DÖNEM: 23 CİLT: 54 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
27’nci
Birleşim
8 Aralık 2009 Salı
(Bu Tutanak
Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge
ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı
sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Konya Milletvekili
Hüsnü Tuna’nın, Hazreti Mevlânâ’nın 736’ncı Vuslat
Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenlerine ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
kadın haklarına ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, eczacı ve eczanelerin
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Duyurular
1.- 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap
Kanunu Tasarısı’nın Genel Kurulda görüşme programının bastırılıp dağıtıldığına
ve bütçeler üzerinde şahısları adına söz almak isteyen milletvekillerinin söz
kayıt işlemlerine ilişkin Başkanlık duyurusu
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi ve 21 milletvekilinin,
domuz gribi ve diğer salgın hastalıklar konusunun araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/483)
2.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 20 milletvekilinin, elma üreticilerinin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlen-mesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/484)
3.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve 23 milletvekilinin,
ÖSYM’nin sorunlarının araştırılarak daha sağlıklı çalışabilmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/485)
C) Tezkereler
1.- TBMM Başkanı
Mehmet Ali Şahin’in, İsveç Parlamento Başkanı Per Westerberg’in
davetine icabetle, İsveç’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/1025)
D) Önergeler
1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, (2/389) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/166)
VI.-
ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/128, 10/272,
10/378) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel
Kurulun 08/12/2009 Salı günkü birle-şiminde birlikte yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
2.- (10/44,
10/147) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel
Kurulun 08/12/2009 Salı günkü birleşiminde birlikte
yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
3.- Gündemdeki
sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine
ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili ve KİT Komisyonu Başkanı Ünal Kacır’ın,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında Başkanı olduğu KİT Komisyonuna
sataşması nedeniyle konuşması
2.- Konya
Milletvekili Faruk Bal’ın, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, grubuna ve görev
yaptığı Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Esfender Korkmaz’ın,
sözlerinin farklı yorumlanarak AK PARTİ’li bazı
milletvekillerinin uygunsuz sözlerle sataşması nedeniyle konuşması
4.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kocaeli
Milletvekili Fikri Işık’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
VIII.-
AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul
Milletvekili Ünal Kacır’ın belirttiği gibi TOKİ’yi KİT Komisyonunun değil Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulunun denetlediğine ilişkin açıklaması
IX.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
3.- Konut
Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın; 5664 Sayılı Konut
Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/779,
2/523) (S. Sayısı: 444)
X.-
OYLAMALAR
1.- 5664 Sayılı
Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin oylaması
XI.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, gözaltındaki cinsel
taciz ve tecavüz iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/9275)
2.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, kanser hastası bir hükümlüye ilişkin sorusu ve
Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/9277)
3.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van-Saray Cumhuriyet
Başsavcılığına memur atanmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/9278)
4.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, yargılanan
çocuklara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/9281)
5.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, bir tutuklunun sağlık
durumuna ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/9282)
6.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Mardin-Midyat
Cezaevindeki koşullara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/9285)
7.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, ÇYDD’den burs alan
öğrencilerin soruşturulmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/9287)
8.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, Ergenekon soruşturması kapsamındaki bazı
uygulamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/9288)
9.- İstanbul
Milletvekili Ahmet Tan’ın, Ergenekon davası iddianamesinde yer alan bazı
bilgilere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/9289)
10.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’a yeni adliye sarayı inşasına ilişkin
sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı
(7/9423)
11.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, tutuklu bir turistin
serbest bırakılmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/9701)
12.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya eski adliye
binasının öğrenci yurduna dönüştürülmesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/9705)
13.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, bir cezaevindeki
yemekten zehirlenme iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/9709)
14.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın,
Anayasa’nın geçici 15’inci maddesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/9711)
15.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’taki cezaevi yapımına
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in
cevabı (7/9714)
16.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Tekirdağ’daki bir
cezaeviyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah
Ergin’in cevabı (7/9715)
17.- Bursa
Milletvekili H. Hamit Homriş’in, üniversite
mezunlarının iş bulabilmesi konusundaki konuşmasına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in
cevabı (7/10032)
18.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, TMSF’ye devredilen bir
medya grubundaki personel hareketlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/10042)
19.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, denetim ve yönetim
kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Bülent Arınç’ın cevabı (7/10061)
20.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, denetim ve yönetim
kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in
cevabı (7/10097)
21.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, tedavi katılım paylarının artırılmasına ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10098)
22.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Edirne’deki öğretmen açığına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı
(7/10103)
23.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Çelikhan’daki bazı okullardaki taşımalı eğitime
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/10104)
24.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, bir okul müdürü hakkındaki iddialara ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/10112)
25.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, denetim ve yönetim
kurullarında görevli personele,
- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, damızlık hayvanların kasaplık et olarak
kesimine,
- Manisa Milletvekili
Mustafa Enöz’ün, üzüm üreticilerinin desteklen-mesine,
- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
gübre fiyatlarındaki artışın çiftçiye etkisine,
İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/10118), (7/10119), (7/10120), (7/10121)
26.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, denetim ve yönetim
kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat
Ergün’ün cevabı (7/10140)
27.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
kamu kurumlarının basılı yayınlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık
ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/10142)
28.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Eskişehir Yazılım
Üssü Projesi’ne ilişkin Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün
cevabı (7/10155)
29.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Ege Medeniyetler
Müzesi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10187)
30.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’in tanıtımına
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/10188)
31.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’in kongre
merkezi ihtiyacına ve bir tatil köyüne ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10189)
32.- Manisa Milletvekili
Mustafa Enöz’ün, tedavi katılım payı uygulamasına
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10193)
33.- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, sigara
yasağı nedeniyle işletmelerin yaşadığı sıkıntılara ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10194)
34.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, çiftçilerin elektrik borçlarının yeniden
yapılandırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı
(7/10195)
35.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, Muş’taki öğretmen istihdamına ve okulların
durumuna ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/10197)
36.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
zorunlu eğitime katılamayan çocuklara ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10204)
37.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, eğitimle ilgili bazı verilere ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı
(7/10208)
38.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Okul Servis Araçları Hizmet
Yönetmeliği’ndeki değişikliğe ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10209)
39.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerdeki işsizliğin
önlenmesine yönelik projelere,
Bazı illerde
tarım ve hayvancılık sektörünün güçlendirilmesine,
Hayvancılıktaki
kayıt sistemine,
- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin,
bir fabrikaya personel alımına,
- İzmir
Milletvekili Şenol Bal’ın, bir ihaleye,
Bazı yabancı
şirketlerle ilgili iddialara,
- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, tarım politikasına,
İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/10222), (7/10223), (7/10224), (7/10225),
(7/10226), (7/10227), (7/10228)
40.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, marka tescillerine
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı (7/10229)
41.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, bir lise müdürünün
görevden alınmasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10272)
42.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, tarım ve hayvancılıktaki desteklemelere,
- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’ın, GDO’lu ürünlerin dış ticaretine,
- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bazı kişilerle
bağlantısı olup olmadığına,
İlişkin, soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/10279), (7/10280), (7/10281)
43.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, ekonomik krizin turizm
sektörüne etkilerine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10318)
44.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, bazı elektrik dağıtım
şirketlerinin özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı
Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10322)
45.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, özelleştirme
uygulamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in
cevabı (7/10323)
46.- İstanbul
Milletvekili Fatma Nur Serter’in, özelleştirme
sonrası liman işletmelerinin durumuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye
Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10332)
47.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, TRT’nin tarım kanalı açmasına ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/10348)
48.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Soma Vergi Dairesi hizmet binası projesine ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10367)
49.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Saruhanlı Vergi Dairesinin yeni hizmet binası
projesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10368)
50.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, elektrik sayaçlarının bakım, onarım ve yenilenmesine
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10369)
51.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, mahrumiyet bölgelerindeki öğretmenlerin
özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/10372)
52.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, şirketler hukuku
işlemlerine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı
(7/10398)
53.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta erken yağan
karın oluşturduğu mağduriyete ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/10405)
54.- İstanbul
Milletvekili Ufuk Uras’ın, TMSF yönetimindeki bir medya grubundaki personel
yönetimine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali
Babacan’ın cevabı (7/10406)
55.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, özelleşen kurumlardan
nakli yapılan teknik elemanların özlük haklarına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/10412)
56.- Çankırı
Milletvekili Ahmet Bukan’ın, yabancıların aldıkları
taşınmazlara ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in
cevabı (7/10425)
57.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bürokrat olarak atanan bakan ve milletvekili
yakınları ile milletvekili adaylarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/10433)
58.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’ın, bazı ülkelere koyun ve sığır ihracatına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/10440)
59.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bürokrat olarak atanan bakan ve milletvekili
yakınları ile milletvekili adaylarına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10453)
60.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, bürokrat olarak atanan bakan ve milletvekili
yakınları ile milletvekili adaylarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet
Aydın’ın cevabı (7/10505)
61.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, TOKİ’nin
site yönetimlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/10517)
62.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, SGK’nın açığına ve
katılım payı uygulamasına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Ömer Dinçer’in cevabı (7/10539)
63.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
Tekirdağ’daki tarihî yapıların korunmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10587)
64.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir kanyonun
tanıtılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10590)
65.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, müze ve ören yeri gelirlerinden il özel
idarelerine pay aktarılmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/10591)
66.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Karabük’e yurt yapımına
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/10609)
67.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, TOKİ Gölbaşı Örencik
konutlarındaki eksikliklere ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/10651)
68.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, TRT verici ve
aktarıcılarına,
TRT Genel
Müdürünün bazı yurt dışı seyahatlerine,
İlişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın
cevabı (7/10666), (7/10667)
69.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kağızman’daki yurt
ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/10686)
70.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, koleksiyonerlere
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/10705)
71.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, satın alma gücüne ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/10817)
72.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, TOKİ Ankara Sevgi Evleri Sitesi yapımı işine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek’in cevabı (7/10830)
73.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, kamu çalışanlarına yönelik bir yasa tasarısı
hazırlığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek’in cevabı (7/10839)
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 13.00’te açılarak dört oturum yaptı.
Devlet Bakanı
Selma Aliye Kavaf, 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü vesilesiyle gündem dışı bir
açıklamada bulundu; Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Ankara Milletvekili Tekin
Bingöl, Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş,
İzmir Milletvekili Nükhet Hotar grupları adına,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç şahsı adına, aynı konuda görüşlerini
belirttiler.
Konya
Milletvekili Orhan Erdem,
Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş,
Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut,
Dünya Özürlüler
Günü’ne ilişkin birer açıklamada bulundular.
Mardin
Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin, hasta tutuklu ve hükümlülerin
sağlık sorunlarının (10/480),
Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman ve 39 milletvekilinin,
Bursa’da oynanan Türkiye - Ermenistan millî maçıyla ilgili bazı konuların
(10/481),
Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 21 milletvekilinin, Adıyaman Besni’de Antep fıstığı
yetiştiriciliğindeki sorunların (10/482),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Birleştirilerek görüşülmesi kabul edilen ve daha önce görüşmeleri
yarım kalan, madencilik sektörünün sorunları ve yer altı kaynaklarımızla ilgili
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin (10/67) (10/75) (10/82)
(10/122) (10/141) (10/180) (10/193) (10/208) (10/216) (10/229) (10/304)
(10/309) (10/320) (10/324) (10/336) (10/337) (10/342) (10/374) (10/377)
(10/388) (10/404), yapılan ön görüşmelerden sonra kabul edildiği açıklandı.
Kurulacak komisyonun :
16 üyeden
teşekkül etmesi,
Çalışma
süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üyenin seçimi tarihinden
itibaren 3 ay olması,
Gerektiğinde
Ankara dışında da çalışması,
Kabul edildi.
Kütahya
Milletvekili Hasan Fehmi Kinay, Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bir kişi tarafından yanıltılması nedeniyle
yanlış iddialarda bulunduğuna,
Kütahya
Milletvekili Alim Işık, sözlerinin Hasan Fehmi Kinay’ın şahsıyla ilgili olmadığına, basında çıkan
beyanatlara ve bir vatandaşın gönderdiği yazıya dayandığına,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Danışma
Kurulunun, 2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısının görüşülme yöntemine ilişkin;
1.- 2010 Yılı
Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısının, Türkiye Büyük Millet Meclisi
gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1’inci ve 2’nci
sıralarında yer alması; bütçe görüşmelerine 14/12/2009
Pazartesi günü saat 13.00'te başlanması ve bitimine kadar, resmî tatil günleri
dâhil, her gün saat 11.00'den 13.00'e ve 14.00'ten günlük programın
tamamlanmasına kadar çalışmalara devam olunması ve görüşmelerin on üç günde
tamamlanması,
2.- Başlangıçta
bütçenin tümü üzerinde gruplar ve Hükûmet adına
yapılacak konuşmaların (Hükûmetin sunuş konuşması
hariç) 1'er saat (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir),
kişisel konuşmaların ise 10'ar dakika ile sınırlandırılması,
3.- Kamu
idarelerinin bütçeleri üzerindeki görüşmelerin on üç turda tamamlanması,
turların bitiminden sonra Bütçe ve Kesinhesap Kanunu
Tasarılarının maddelerinin oylanması,
4.- İç Tüzük’ün 72’nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde,
her turda gruplar ve Hükûmet adına yapılacak
konuşmaların 40'ar dakika (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından
kullanılabilir), kişisel konuşmaların 5'er dakika olması, kişisel konuşmalarda
her turda İç Tüzük’ün 61’inci maddesine göre biri lehte, biri aleyhte olmak
üzere iki üyeye söz verilmesi ve bir üyenin sadece bütçenin tümü üzerinde veya
sonundaki görüşmelerde ya da bir turda söz kaydı yaptırması,
5.- Bütçe görüşmelerinde
soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap
işleminin 20 dakika ile sınırlandırılması,
6.- Bütçe
görüşmelerinin sonunda gruplara ve Hükûmete 1'er saat
süre ile söz verilmesi (Bu süre birden fazla konuşmacı tarafından
kullanılabilir), İç Tüzük’ün 86 ncı maddesine göre
yapılacak kişisel konuşmaların 10'ar dakika olması,
Önerisi kabul
edildi.
8 Aralık 2009
Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 18.20’de son verildi.
|
|
|
Nevzat
PAKDİL |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
|
|
|
|
Harun
TÜFEKCİ |
|
Murat
ÖZKAN |
|
|
Konya |
|
Giresun |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
|
|
|
|
|
Fatih
METİN |
|
|
|
|
Bolu |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 36
II.- GELEN KÂĞITLAR
4
Aralık 2009 Cuma
Tasarılar
1.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Kanada Arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde
Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki
Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/784) (Plan
ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2009)
2.- Kullanılmış
Yakıt İdaresinin ve Radyoaktif Atık İdaresinin Güvenliği Üzerine Birleşik
Sözleşmeye Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/785) (Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Çevre ile Dışişleri
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2009)
Teklifler
1.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; 5510 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/540) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2009)
2.- Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve Ankara Milletvekili Reha Denemeç’in;
Serbest Bölgeler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/541)
(Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.12.2009)
No.: 37
7
Aralık 2009 Pazartesi
Rapor
1.- İmar Kanunu
ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/713)
(S. Sayısı: 397’ye 1 inci Ek) (Dağıtma tarihi: 7.12.2009) (GÜNDEME)
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- Sivas
Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Adli Tıp Kurumu
Başkanının bir cinayetle ilgili açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/9189)
2.- İstanbul
Milletvekili Ufuk Uras’ın, tutuklu ve hükümlü çocukların eğitimlerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9217)
3.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, tartışmalı bir belge fotokopisine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9245)
No.: 38
8
Aralık 2009 Salı
Raporlar
1.- Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair
Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili
Esfender Korkmaz’ın; 5664
Sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/779, 2/523) (S. Sayısı: 444) (Dağıtma tarihi: 8.12.2009) (GÜNDEME)
2.- Çek Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/710) (S. Sayısı: 445) (Dağıtma tarihi:
8.12.2009) (GÜNDEME)
No.: 38’e Ek
8
Aralık 2009 Salı
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi ve 21 Milletvekilinin,
domuz gribi ve diğer salgın hastalıklar konusunun araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/483) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.10.2009)
2.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 20 Milletvekilinin, elma üreticilerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/484) (Başkanlığa geliş tarihi:
5.11.2009)
3.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve 23 Milletvekilinin,
ÖSYM’nin sorunlarının araştırılarak daha sağlıklı çalışabilmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/485) (Başkanlığa geliş tarihi: 5.11.2009)
8 Aralık 2009 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van),
Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşimini
açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için beş dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Gündem dışı ilk söz Hazreti Mevlânâ’nın
736’ncı Vuslat Yıl Dönümü Uluslararası Anma Törenleri münasebetiyle söz isteyen
Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’ya aittir.
Buyurun Sayın Tuna. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Konya Milletvekili Hüsnü
Tuna’nın, Hazreti Mevlânâ’nın 736’ncı Vuslat Yıl
Dönümü Uluslararası Anma Törenlerine ilişkin gündem dışı konuşması
HÜSNÜ TUNA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mevlânâ Haftası nedeniyle gündem dışı şahsım adına söz
almış bulunuyorum.
Öncelikle, Tokat Reşadiye ilçesinde barışa ve huzura kurşun
sıkanlarca şehit edilen askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine ve
Türk milletine başsağlığı, yaralı kardeşlerimize de acil şifalar dilerim.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazreti Mevlânâ,
tüm insanlığın önem verdiği bir şahsiyettir. Bir sevgi insanı olan Mevlânâ, başta Anadolu olmak üzere Rumeli, Orta Doğu, Mısır
gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun sahip olduğu geniş topraklar içerisinde yaşayan,
dili, rengi, coğrafyası ve tarihi farklı insanlara kendine has bir dünya ve ahiret yorumu kazandırmıştır. Temelinde insan sevgisi ve
saygısı, ahlak, fazilet, hoşgörü ve ümit prensipleri bulunan Mevlevilik, Türk
mütefekkiri ve mutasavvıfı Mevlânâ’nın birliğe,
dirliğe, barışa, dostluğa, kardeşliğe ve beraberliğe çağıran mesajının gönülden
gönüle ulaşmasını sağlamıştır. Mevlânâ,
asırlar boyunca sesiyle, soluğuyla, aşkıyla, heyecanıyla çağlar geçse de hep
taze ve canlı kalmıştır. Zaman onun mesajlarını eskitememiş, olaylar ve esen
rüzgârlar tesir etmemiştir. Mevlânâ’nın mesajları,
yüzlerce yıl önce söylenmiş olsalar da her zaman eskimez yeniler olarak
kalacaktır. Ortaya koyduğu çağlar üstü ölümsüzlük mesajları, fazilet ve meziyet
yüklü öğretileri uyuyan gönülleri uyandırmıştır. Ortaya koyduğu ruhi ve ahlaki
kaideler o kadar yenidir ki sanki bugün söylenmiş, az önce yazılmış gibidirler.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mevlânâ
düşüncesinin temelinde aşk vardır. Mevlânâ’ya göre
Allah’a ulaşmak için gerekli olan en önemli şey aşktır. Hazreti Mevlânâ, bütün gücünü Kur'an ve
sünnetten almıştır. Mevlânâ, Kur'an-ı
Kerim’in kölesi, Hazreti Muhammed Aleyhisselâm’ın
yolunun tozu olduğunu söylemekten her zaman onur duymuştur. Yedi yüz yıl kadar
önce Anadolu’da, Konya’da mutasavvıf bir şahsiyet olarak yaşayan Celâleddin Rûmî, insanlara ilahî
aşkı, hoşgörüyü ve umudu öğretmiştir. Günümüze kadar bu değerler geçerliliğini
yitirmemiştir. Özellikle gerçek değerlerin yitirildiği, ortalıkta kan ve
gözyaşının yayıldığı, kardeş kavgalarının zirveye çıktığı zamanlarda Mevlânâ öğretilerinin değeri daha da artmıştır.
Mevlânâ, ayrımcılık
yapanları da şiddetle reddetmiştir. Ayrılık için harekete geçenlerin, insanları
kavim kavim yaratan ve ona can veren Hakk’ın
ayetlerini dahi ayrılık aracı yapabileceklerini belirtir. Ayrımcıların,
varlıklarını kendi dışındakilerin, moda tabirle ötekilerin yokluğuna endekslemiş
olduklarını düşünür. Hâlbuki, dünya hepimize yetecek
genişliktedir.
Mevlânâ, akılların
buluşmasını, kardeşliğin gelişmesini öğütlerken nefsî
davranışlardan kaçınmayı fazilet olarak değerlendirmektedir; her türlü sevgiyi
yüceltir çünkü bir başkasını seven insanın kendisini, tüm insanlığı, evreni ve
Allah’ı sevebileceğini düşünür. O, tüm insanlığa derin bir sevgi beslemiştir ve
insan sevgisini bir aşka, tutkuya dönüştürmüştür. Mevlânâ’nın
sevgisi evrenseldir; ırk, din, dil ayrımı yapmadan tüm insanları kapsamaktadır.
Ona göre tüm insanlar Allah’ın bir görüntüsüdür, insanlar arasında ayrım yapmak
Allah’a saygısızlıktan başka bir şey değildir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğütlerinde, gerçek
insanlardan oluşan mutlu toplumun nasıl oluşacağını anlatan Hazreti Mevlânâ, gerçek insanın vasfını tanımlarken de hırs ve öfke
zamanında kendisine hâkim olabilen gerçek bir insandan bahseder.
Mevlânâ, insan ve
toplumun zaman içerisinde değişim ve gelişime ihtiyacı olduğunu vurgular.
Aslında, yalnız onun yaşadığı asra has bir hâl değildir bu ihtiyaç. Hayat,
asırlar, yıllar, mevsimler için olduğu kadar haftalar, günler, saatler, hatta
anlar içinde bile yenilenen tabii bir akıştır. “Dün dünle gitti cancağızım /
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” diyerek insanın kendisini yenilemesini
öğütleyen Mevlânâ…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tuna, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – …bütün canlıların gayriihtiyari
yaşadığı bu yenilenme hâlini sadece insanlar görüp, bilerek takip etme imkânına
sahip olduğundan, görmekle kalmamaları, hakiki manasıyla yaşayarak tekamül
etmeleri gerektiğini belirtir.
Mevlana’nın engin hoşgörü ve sevgisi, bugün insanlığın ihtiyaç
duyduğu barış, kardeşlik ve iç huzurun anahtarıdır. Mevlana kültürü yedi yüz
otuz altı yıl önce nasılsa, günümüzde de o kadar diridir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüm dünya, her şeyden daha
çok barış ve hoşgörü kültürüne ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçmektedir.
İnsanlığın ortak aklını, ruhunu, vicdanını besleyen kaynak sulardan birisi hiç
kuşkusuz Mevlana’dır. Farklılıklarımızı hoş görerek “Kim olursan ol yine gel.”
diyen bu kutlu sese bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Daha iyi
bir dünya için mutlaka hepimiz Mevlana gibi şefkat ve hoşgörüyle kollarımızı
açmak zorundayız. Türkiye, medeniyetler arası çatışmaları, gerilimleri,
kutuplaşmaları…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HÜSNÜ TUNA (Devamla) – …kin ve nefreti ortadan kaldırma misyonunu üstlenebilecek ülkelerden birisidir.
Evet, bu vesileyle, Hazreti Mevlana’nın 736’ncı Vuslat Yıl Dönümü
Uluslararası Anma Törenlerinin verimli geçmesini, millî birlik, barış ve
kardeşlik çabalarına katkıda bulunmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuna.
Gündem dışı ikinci söz kadın hakları konusunda söz isteyen Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’a
aittir.
Buyurun Sayın Erbatur.
2.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, kadın
haklarına ilişkin gündem dışı konuşması
NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlamadan evvel, Reşadiye’de şehit olan 7 kardeşimize Tanrı’dan
rahmet diliyor, kederli ailelerine başsağlığı gönderiyorum.
Türkiye’de kadınların hak ve özgürlüklerini kullanabilmeleri ve
nihai eşitlik için yapılması gerekenler konusuna dikkat çekmek amacıyla gündem
dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.
Ülkemizde kadınların hak ve özgürlüklerini kullanabilmeleri
amacıyla önemli hukuki düzenlemeler yapılmış olmasına rağmen, gerçekleştirilen
bu düzenlemelerin günlük yaşamda fiilî eşitliğin sağlanmasına gereği kadar
yansıtılamadığı açıktır.
Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği açısından öncelikli sorun
alanları eğitim, çalışma yaşamı, şiddet ve siyasal katılım olarak
belirlenmektedir. Bu sorunların çözümü için de cinsiyet eşitliğinin her alanda
kararlara, politikalara ve uygulamalara en başından itibaren dâhil edilmesi
sağlanmalıdır. Bu sadece kadınlar için gerekli olan bir tedbir değildir,
toplumun yarısını oluşturan kadınların erkeklerle nihai eşitliğe ulaşması
toplumsal kalkınmanın da yolunu açacak ve Türkiye’yi gelişmiş ülkeler
sıralamasına sokacaktır.
Nihai eşitlik için gerçekleştirilmesi gereken ilk hedef, toplumsal
cinsiyet eşitliğini yaşamın her alanına dâhil etmektir. Toplumsal cinsiyet
eşitliğinin okul öncesi eğitimden başlanacak şekilde tüm bireylerce
içselleştirilmesi için gerekli müfredat değişikliği gerçekleştirilmeli ve
ilköğretim, lise ve yükseköğretimde toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına karşı
şiddetle mücadele konularında derslere de yer verilmelidir.
Gerçekleştirilen hukuki düzenleme ve ilerlemelerin gündelik yaşama
yansıtılabilmesi için emniyet mensupları, sağlık çalışanları, eğitimciler,
mülki idare amirleri, bütçenin düzenlenmesi ve uygulaması sırasında görev alan
personele toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilmelidir.
Alınan kararlar ve uygulanan politikalarda kadın bakış açısının
sağlanabilmesi için özel sektöre de örnek olacak bir biçimde kamu sektöründe
kota uygulamasına geçilmeli ve karar alıcı pozisyonlarda kadınların sayısının
artırılması için tedbir alınmalıdır.
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen Kadın Erkek Fırsat
Eşitliği Komisyonu toplantısında katılımcıların ve konuşmacıların dile
getirdiği önemli bir konu Komisyona dair yüksek beklentilerdi. Sivil toplum
örgütleri, akademisyenler ve toplum geneli Komisyonu ve Türkiye Büyük Millet
Meclisini nihai eşitliği sağlama konusunda Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün
ve ilgili bakanlığın da üzerinde bir konuma koymaktadır. Bu nedenle Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanından talebim, tüm tasarı ve teklifleri görüşülmek
üzere Komisyonumuza göndermesidir çünkü kadın erkek eşitliği yaşamın tüm
alanını ve konularını ilgilendiren bir hak eşitliğidir. Yasalaşacak tüm tasarı
ve tekliflerin Komisyon incelemesinden geçirilmesi, toplumsal cinsiyet
eşitliğinin sağlanması için şarttır.
Bununla beraber, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında
akademisyenlerin, kadın sivil toplum örgütlerinin de görüşlerine
başvurulabilecek bir biçimde Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca kabul edilmiş
tüm yasaların toplumsal cinsiyet eşitliği algısıyla yeniden incelenmesi ve
eşitliğe aykırı hükümlerin ayıklanması da sağlanmalıdır.
Ayrıca, bütçelerin hazırlanması ve uygulanması sürecinde toplumsal
cinsiyete duyarlı bütçeleme ilkesi artık uygulanmalıdır. Toplumsal cinsiyete
duyarlı bütçeleme Anayasa’ya ve 5018 sayılı Kanun’a aykırı olmamasına rağmen,
bütçeleme sürecinde yer alan personelin konuya ilişkin eğitimi alamamasından
ötürü merkezî ve yerel bütçeler hâlen toplumsal cinsiyete duyarsız bir biçimde
hazırlanmakta ve uygulanmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşları ve yerel
yönetimlerde bütçeleme sürecinde görev alan personeli toplumsal cinsiyete
duyarlı bütçeleme konusunda eğitmekle görevli birim olan Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğünün bu konudaki çalışmalarını hızlandırması gerekmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 10’uncu maddesi
gereğince nihai eşitliği sağlamak artık bir kamu görevidir. Bu kamu görevini
yerine getirmek bu çatı altında yer alan herkesin ödevidir. Ülkemizin 20 Aralık
1985’te imzaladığı Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın
Önlenmesine Dair Sözleşme de bize bu ödevi vermektedir.
Sözleşme’nin 3’üncü maddesine göre, taraf devletler, özellikle
politik, sosyal, ekonomik ve kültürel sahalarda olmak üzere bütün olanaklar
kadınların erkeklerle eşit olarak insan haklarından, özgürlüklerinden
yararlanmalarını ve bu haklarını kullanmalarını garanti etmek amacıyla kadının
tam olarak gelişmesini sağlamak için yasal düzenlemeler dâhil bütün önlemleri
alacaklardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Erbatur, lütfen
tamamlayınız.
NEVİNGAYE ERBATUR (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
Yine, Sözleşme’nin 4’üncü maddesi de “Kadın ve erkek eşitliğini
fiilen sağlamak için taraf devletlerce alınan geçici özel önlemler işbu
Sözleşme’de belirtilen cinsten bir ayrım olarak değerlendirilmeyecek ve hiçbir
şekilde eşitsizlik veya farklı standartların muhafazası sonucunu
doğurmayacaktır. Fırsat ve uygulama eşitliği hedeflerine ulaşıldığı zaman bu
uygulamalara son verilecektir.” diyerek nihai eşitliğe ulaşmak için geçici ve
özel önlemler alma konusunda bizi görevlendirmektedir. Ayrıca, Anayasa’mızın
90’ıncı maddesi de bize bu görevleri vermektedir.
Gerçekleştirilen tüm yasal değişikliklerin gündelik yaşamda nihai
eşitliği sağlaması dileğiyle, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür
ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erbatur.
Gündem dışı üçüncü söz eczacı ve eczanelerin sorunları hakkında
söz isteyen Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’a
aittir.
Buyurun Sayın Durmuş. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, eczacı ve eczanelerin sorunlarına ilişkin gündem
dışı konuşması
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; eczane ve ilaç sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Dün Tokat ilimizde 7 askerimizin şehit edilmesi ve 3’ünün yaralanmasıyla
sonuçlanan saldırıyı nefret ve üzüntüyle kınıyorum.
Değerli milletvekilleri, ilaç, dünyadaki beş büyük sektörden
birinin temsil edildiği bir üründür. Türkiye 2002 yılında 5,2 milyar dolarlık
ilaç tüketirken, dünya ilaç kartellerinin AKP’ye verdiği sağlıkta dönüşüm ya da
hastalık programı sayesinde Türkiye 2008 yılında 15,4 milyar dolar küresel ilaç
kartellerine para aktarmaktadır.
İlacın piyasaya sunumunu sağlayan eczacılık mesleğinin sahipleri
yüzde 25 kârla sattıkları ilaçtan dolayı ciddi sıkıntı yaşamaktadır. Türkiye’de
var olan 27 bin eczacının, üzülerek ifade edeyim, 24 bini eczane eczacısı
konumundadır. Batı Almanya’da veya Almanya’da 8 bin eczane varken Türkiye’de 24
bin eczane var. Niçin? Eczacılık eğitimindeki eksiklikler, istihdam politikasındaki
yanlışlardan dolayı. Biz, Türkiye olarak eczacıyı dört ana dalda istihdam etmek
zorundayız. Eczane eczacısı olarak, ilaç firmalarının distribütörlüğünü
yapacak eczacılar yanında, araştırmacı eczacı biyolojik araştırmalarda istihdam
edilmelidir. Mesleki sorumluluk kanununu çıkardığımız takdirde, hasta haklarını
korumak bakımından, hasta sağlığını korumak bakımından klinik eczacılığı
istihdam etmek zorundayız; tüm tedavi kurumlarında, yataklı tedavi kurumlarında
ilacı eczacının bizzat takdim etmesi lazım.
15 milyar dolarlık bir payda Eczacılar Birliği 7 bin civarında
eczanenin kapanacağını ifade ediyorsa bu ülkenin ekonomisini yönetenler bu işi
iyi yönetemiyorlar; tüm kârlar uluslararası ilaç kartellerine gidiyor.
Bakın, günümüzde 15,4 milyarlık ilaç pazarı varken Türk ilaç
sanayisi batıyorsa Sağlık Bakanlığının uyguladığı hastalık programı ya da
sağlıkta dönüşüm diye uluslararası küresel güçlerin rantına
hizmet eden bir politika uygulamasından dolayıdır.
Aile hekimliği uygulamasıyla reçete sayısı 2,5 kat artmıştır. Bu
uygulamalar özel tıp merkezleri, özel hastaneler, üniversite hastaneleri ve
özellikle ifade edeyim, tıp fakültelerinde reçete yazma, ilacın hastaya
ulaştırılmasıyla ilgili bilgi ve eğitim maalesef ilaç reprezantları
tarafından yapılmaktadır. Böyle bir eğitimin verilme zorunluluğu vardır.
Günümüzde her şeyin reklamını en üst düzeyde yapan… Bugün Türkiye için en az
elzem olan grip aşısının durumunu görüyorsunuz, her gün ölü reklamı yapıyor
Sağlık Bakanı. Niçin? Arkasında ilaç kartelleri var, adamı bağırtırlar,
söylettirirler.
Bakın, Sosyal Güvenlik Bakanı ilaç harcamalarını kısmak istiyor, 3
milyar dolarlık tasarruf yapmak istiyor, hastaların sağlığından tasarruf yapmak
istiyor.
Daha evvelki Sosyal Güvenlik Bakanı dert yandı, Sayın Başesgioğlu uluslararası karteller tarafından görevden
uzaklaştırıldı, bürokratları da uzaklaştırıldı. Daha sonra Sayın Çelik Sosyal
Güvenlik Bakanı oldu; tasarruf yapmak istedi, o da gitti, bürokratları da
gitti.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan Sayın Recep Akdağ’ı
görevden alamaz. Niçin? İlaç kartellerinin rantı
bozulur. Bu politikalar ilaç kartellerinin Türkiye’ye dayattığı dönüşüm
programıdır. Türkiye zincir hastaneler kuracak, para uluslararası sermaye
gruplarına gidecek. Türkiye zincir eczaneler kuracak, para uluslararası
kartellere gidecek. Türkiye, bir sömürge olarak, bu hizmeti Recep Akdağ marifetiyle yapacak. Eyalet valisi odur. Recep Tayyip
Erdoğan’ın ona gücü yetmez! Almaya kalksın görün, Hükûmetin
düşeceği durumu hep beraber seyredeceğiz.
Eczacılar ağlamakta haklı ama Türkiye'nin ilaç potansiyelinin
yüzde 60’ı ithal ilaç. Yerli ilaç sanayisi onun için batıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Durmuş, lütfen tamamlayınız.
OSMAN DURMUŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Bakın, biz ilaç üretiminde fiyat verirken yerli ilaca, jenerik ilaca, yüzde 80 fiyat veriyoruz, ithal ilaca yüzde
100 veriyoruz. Kurumsal indirim yapıldı; kurumsal indirimin her iki grupta da
yapılması lazım. Ama gelin görün ki ithal ilaçta yüzde 4 ama yerli ilaçta yüzde
10 indirim yapıldı. Bu büyük bir haksızlıktır. O yüzde 6’lık pay yerli ilaç
sektörünü batırmıştır. Şimdi eczanelerin stokları eriyor, o stok paralarını da
yerli işverenler ödeyemiyor. Böylesine özenli, iyi eğitilmiş bir meslek grubunu
göz göre göre aç ve işsiz bırakacağız. Bunun yolu
istihdam politikaları üretmektir, bunun yolu uluslararası ilaç kartellerinin
payından eczacıya da, yerli ilaç sektörüne de vermekten geçer. Onun için yerli
ilaç sektörü daha fazla iskonto yapmamalı, o yüzde
6’lık pay kendisine verilerek yaşayabilme şansı verilmelidir. Türkiye bir savaş
hâlinde ilaçsız kalacaktır AKP politikaları yüzünden.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Durmuş.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI
A) Duyurular
1.- 2010 Yılı Merkezî Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı’nın Genel Kurulda görüşme programının bastırılıp dağıtıldığına ve
bütçeler üzerinde şahısları adına söz almak isteyen milletvekillerinin söz
kayıt işlemlerine ilişkin Başkanlık duyurusu
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe
Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın
Genel Kurulda görüşme programı bastırılıp dağıtılmıştır.
Bütçeler üzerinde şahısları adına söz almak isteyen sayın üyelerin
söz kayıt işlemleri, 9/12/2009 Çarşamba günü (yarın)
09.30 ile 10.30 saatleri arasında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu toplantı
salonunda Başkanlık Divanı kâtip üyelerince yapılacaktır. Söz kaydını her sayın
üyenin bizzat yaptırması gerekmektedir. Başkası adına söz kaydı
yapılmayacaktır.
9/12/2009 Çarşamba günü
saat 09.30 ile 10.30 saatleri dışındaki söz kayıtları Kanunlar ve Kararlar
Müdürlüğünce yapılacaktır.
Genel Kurulun aldığı karara uygun olarak, bütçenin tümü üzerinde,
her tur için ve bütçe görüşmelerinin sonunda lehte ve aleyhte olmak üzere ve
bunlardan sadece biri için kişisel söz kaydı yapılacaktır.
Sayın üyelerimizin bilgilerine sunulur.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi ve 21 milletvekilinin, domuz gribi ve diğer salgın
hastalıklar konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/483)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
2009 yılı başında ilk olarak Meksika'da ortaya çıktığı ve Dünya'ya
hızla yayıldığı iddia edilen, halk arasında domuz gribi olarak bilinen H1N1,
virüsünün ölümcül olduğu ve bu nedenle aşılama yapılması gerektiği konusunda
Amerika başta olmak üzere birçok ülkede ve ülkemizde yoğun tartışmalar
yaşanmaktadır.
Neredeyse her yıl ortaya bir yenisi çıkmaya başlayan, ölümcül ve
salgın olduğu iddia edilen yeni mikropların neden olduğu yeni hastalıklar,
Dünya'da ve ülkemizde halk arasında korku, telaş ve panik yaratmakla birlikte
yeni tartışmalara da kaynaklık etmektedir.
Bu konuda toplumlar neredeyse ikiye bölünmüşlerdir. Bir bölümü
resmi otoritelerce de kabul edilen tehdit ve tehlikeyi kabul etmekte ve aşı dahil gerekli önlemlerin alınması konusunda istekli
davranırken diğer bir bölümü ise aslında bu konuda bir tehdit ve tehlikenin
olmadığını konunun bilinçli ve sistemli olarak abartıldığını, tekel konumundaki
bazı uluslar arası ilaç firmalarının kâr amacıyla bunu yaptıklarını, hatta bazı
devletlerin ekonomilerini durgunluktan çıkarmak, ya da rakip devletlerin
ekonomilerini baltalamak amacıyla bu yola başvurduklarını düşünmekte ve bu nedenle
aşı dahil alınması gereken tedbirlerde isteksiz davranmaktadırlar.
Ancak salgın riski olan hastalıklarla mücadelede, mücadelenin
başarılı olabilmesi toplumun bütününün tehlikenin varlığı ve alınacak tedbir
konusunda bilinçlendirilmesine ve ciddi olarak ikna edilmesine bağlıdır.
Bu nedenle, gerek domuz gribi tehlikesi için gerek ise bundan
sonra ortaya çıkması muhtemel yeni salgın hastalık tehlikelerinin toplum
üzerinde yarattığı-yaratacağı tereddütlerin ciddi-inandırıcı bir biçimde
giderilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.
Sık sık bir yenisi ortaya çıkmaya
başlayan bu yeni salgın hastalıkların, varlığı, gerçekliği ve alınması gereken
tedbirler konusunda toplumda var olan tereddütlerin giderilmesi ve ileride
benzeri durumun yaşanmaması için gerçek durumun ortaya konularak alınacak
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104
ve 105 inci maddelerine göre Meclis araştırması açılmasını dileriz.
1) M. Cevdet Selvi (Kocaeli)
2) Ali Arslan (Muğla)
3) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
4) Mehmet Akif Hamzaçebi (Trabzon)
5) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
6) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
7) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
8) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
9) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
10) Ensar Öğüt (Ardahan)
11) Gürol Ergin (Muğla)
12) Osman Kaptan (Antalya)
13) Bülent Baratalı (İzmir)
14) Ergün Aydoğan (Balıkesir)
15) Osman Coşkunoğlu (Uşak)
16) Rasim Çakır (Edirne)
17) Fatma Nur Serter (İstanbul)
18) Atila Kart (Konya)
19) Şahin Mengü (Manisa)
20) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
21) Ahmet Küçük (Çanakkale)
22) Atila Emek (Antalya)
2.- Karaman Milletvekili Hasan
Çalış ve 20 milletvekilinin, elma üreticilerinin sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/484)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Elma üreticilerinin sorunlarının araştırılarak, alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa’nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve
105. maddesi uyarınca bir Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.
1) Hasan Çalış (Karaman)
2) Oktay Vural (İzmir)
3) Behiç Çelik (Mersin)
4) Reşat Doğru (Tokat)
5) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
6) Süleyman Lâtif Yunusoğlu (Trabzon)
7) Alim Işık (Kütahya)
8) Mümin İnan (Niğde)
9) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)
10) Ali Uzunırmak (Aydın)
11) Mehmet Ekici (Yozgat)
12) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
13) İsmet Büyükataman (Bursa)
14) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
15) Cemaleddin Uslu (Edirne)
16) Gürcan Dağdaş (Kars)
17) Durmuşali Torlak (İstanbul)
18) Atila Kaya (İstanbul)
19) Recep Taner (Aydın)
20) Erkan Akçay (Manisa)
21) Mustafa Enöz (Manisa)
Gerekçe:
Sofralarımızı süsleyen, severek yediğimiz besin değeri yüksek bir
meyve olan elma A ve C vitaminleri yönünden çok zengin özelliklere sahiptir.
Muhtevasında su, protein, meyve şekeri, lif ve bakır, flor, magnezyum,
kalsiyum, potasyum gibi mineraller bulundurur. 100 gramında 59 kalori
mevcuttur.
Solunum yolları, beyin, prostat ve cilt hücrelerinin sağlam
kalmasında, hastalıklara karşı korunmasında faydalı etkileri vardır.
Bulundurduğu antioksidanlarla bazı kanserlere karşı koruyucu özelliği olduğu ve
bağırsak faaliyetlerini düzenleyerek kabızlığı önlediği bilinmektedir.
Dünya’da yıllık ortalama 50-60 milyon ton elma üretilmektedir.
Dünyada geniş bir üretim potansiyeline sahip olan elma, ülkemizde de en fazla
yetiştiriciliği yapılan meyve türleri arasında yer almaktadır. Türkiye, yıllık
yaklaşık 3 milyon ton civarında üretimle Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin
arkasından 3. sırada yer almaktadır.
Ülkemizde rakımı 600-
Artan üretim miktarı, kurulan modern elma bahçeleri,
gençleştirilen elma ağaçlarımıza rağmen bugün ne yazık ki ürünlerimiz, hak
ettikleri emeğin karşılığını alamamaktadır. Bu yıl da geçen yıl olduğu gibi elmada
hasat mevsimi sıkıntılı başlamıştır. İç ve dış pazarlarda satışa sunulmak üzere
bin bir emekle yetiştirilen elma, kimi yerlerde dalında, kimi yerlerde de soğuk
hava depolarında alıcısını beklemektedir. Bu durum, ülke ekonomisi açısından
önemli bir ekonomik kayba neden olmaktadır.
Hâlbuki elma, bol çeşitli olması, soğuk iklimlere dayanıklılığı ve
sanayide çok farklı şekillerde değerlendirilmesi bakımından önemli bir
meyvedir. Elmada iç piyasanın yanında dış piyasa koşullarının da devlet
desteğiyle iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye genelinde her yıl
gerçekleştirilen verimli üretimi kârlı bir tüketime dönüştürmek için elmayı;
elma kurusu, elma püresi, elma suyu ve elma nektarı gibi ürünlere dönüştürecek
ve pazarlayacak yatırımlara yönelmek gerekmektedir.
Üreticilerimizin, yan sanayi yetersizliğinin yanı sıra ihracat
konusunda da sıkıntıları vardır. Bugün, elma ihracatının önündeki en büyük
engel, disiplinsiz ve kontrolsüz yapılan ithalat uygulamalarıdır. Hükûmet, üretim ve pazarlama konusunda yetersiz kalmakta ve
iyi bir planlama yapılmamaktadır. Teşvikler konusunda da üreticilerimiz,
sıkıntı yaşamaktadır. Bahar aylarında verilen teşvikler, üreticilere çok az
yansımaktadır. Elma teşvikleri, zamanında ve üreticinin işine yarayacak şekilde
verilmelidir. İhracat teşvikleri, hep bir plan dahilinde
verilmelidir. Üretici ile tüketici arasında yüksek oranda fiyat farkı
yaşanmaktadır. Bugün, bahçede üreticiden zararına alınan elmalar, iç piyasada
tüketiciye çok yüksek fiyatlarla satılabilmektedir.
Dünya pazarlarında rekabet sorunu yaşayan elma üreticilerimizin,
yüksek girdiler konusunda da sorunları bulunmaktadır. Kredi, iç ve dış pazar
açısından da sorun yaşayan elma üreticileri, taşıma ve depolama ile ilgili de
sorun yaşamaktadır. Bu nedenle; elma üreticilerimizin sorunlarının Anayasa’nın
98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma
Komisyonu kurularak araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması yerinde
olacaktır.
3.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut ve 23 milletvekilinin, ÖSYM’nin sorunlarının
araştırılarak daha sağlıklı çalışabilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/485)
05/11/2009
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) başta olmak üzere, diğer
merkezi sınavları hazırlayan ve gerçekleştiren Öğrenci Seçme ve Yerleştirme
Merkezinin (ÖSYM) çalışma kuralları ve işleyişinin yeniden gözden geçirilerek,
daha sağlıklı, adaletli ve şaibesiz sınavlar yapması konusunda gerekli
düzenlemelerin yapılabilmesi ve son yapılan sınavlardaki şaibe iddialarının
tespiti, araştırılması ve çözümü amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması
açılmasını arz ederiz.
1) Yılmaz Tankut (Adana)
2) Mehmet Şandır (Mersin)
3) Oktay Vural (İzmir)
4) Recai Yıldırım (Adana)
5) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
6) Alim Işık (Kütahya)
7) Akif Akkuş (Mersin)
8) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)
9) Mehmet Ekici (Yozgat)
10) Hüseyin Yıldız (Antalya)
11) İsmet Büyükataman (Bursa)
12) Hakan Coşkun (Osmaniye)
13) Rıdvan Yalçın (Ordu)
14) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
15) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
16) Recep Taner (Aydın)
17) Ahmet Orhan (Manisa)
18) Hasan Özdemir (Gaziantep)
19) Beytullah Asil (Eskişehir)
20) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
21) Mümin İnan (Niğde)
22) Mithat Melen (İstanbul)
23) Mustafa Enöz (Manisa)
24) İzzettin Yılmaz (Hatay)
Gerekçe:
Bilindiği üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarındaki tüm personel
alımları Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) Öğrenci Seçme ve Yerleştirme
Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılmaktadır.
ÖSYM tarafından geçtiğimiz Eylül ayında 60 binin üzerinde gencin
katılımıyla yapılan Polis Meslek Yüksekokulları (PMYO) sınavında, soruların
büyük bir kısmının önceden çalındığı öne sürülmüştür. Sınavdan günler önce
seçilmiş bazı adaylara "deneme testi" şeklinde verildiği iddia edilen
100 sorunun 85'i sınavda küçük değişikliklerle adayların karşısına çıktığı ve
sınavdan 2 saat sonra da deneme testinin bir kopyasının ÖSYM'nin eline geçtiği
belirlenmiştir.
Soruların aynı merkezden çıktığı düşüncesine yol açan örnekler,
kitapçıkların tarih coğrafya ve genel kültür sorularının yer aldığı bölümünde
yoğunlaşmaktadır. Deneme kitapçığındaki 32 sorunun tümünün ÖSYM kitapçığında da
yer alıyor olması ve burada da soru kökleri ve cevap şıklarının aynı olması
düşündürücüdür.
Bu bilgiler ışığında, ÖSYM'nin üzerine düşeni yaparak, sınavın
iptal edilmesi anlamlı görülmekle beraber, yeterli olmadığı ortadadır. Sınav
sorularının kimler tarafından, nasıl ve kimlere sızdırıldığı üzerinde çok ciddi
durulması gereken bir sorundur. Ayrıca benzer durumların geçtiğimiz yıllarda
yapılan merkezi sınavlarda olmadığından nasıl emin olunacağı konusunda da
kafalarda soru işareti oluşturmuştur. Aynı endişe sonraki yıllarda yapılacak
olan sınavlarda da korku ve kuşkuya haklı olarak sebep olmaktadır.
Ayrıca benzer şekilde emniyet teşkilatında polis olarak
görevlendirilecek personeli belirlemek amacıyla yine geçtiğimiz yıllarda yurt
genelinde 22 merkezde sınav yapılırken, Adana Kemal Serhadlı
Polis Meslek Yüksek Okulu'nda görevli bir yardımcı hizmetlinin, sınav
sorularını sattığı iddiasıyla tutuklanması ve soruları sattığı belirlenen
adayların sınavlarının iptal edilmesi hafızalarda tazeliğini korumaktadır.
Önceki yıllarda yine KPSS ile ilgili bazı sahtekarlık
iddiaları üzerine verdiğimiz bir yazılı soru önergesindeki, “Bu sınava ait
sınav soruları nasıl, nerede ve kimler tarafından hazırlanmaktadır?"
şeklindeki sorumuza Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından
verilen cevapta "Bu testler, Merkezimizdeki ilgili alanların uzman
personeli ve üniversite öğretim üyeleri tarafından gizlilik ve güvenlik
önlemleri altında Merkezimizde hazırlanmaktadır" ifadesiyle, bu konudaki
şaibe ve suistimal endişelerini gidermekten uzak bir
yaklaşım sergilenmiştir.
Bundan dolayı tüm merkezi sınavların şaibesiz, tarafsız, adaletli
bir şekilde yapılmasını sağlayacak, sınav sorularının her ne şartta olursa
olsun sınav öncesi dışarıya sızmasını, çalınmasını veya tahmin edilmesini
önleyecek gerekli tüm önlemlerin yeni baştan alınması zorunluluk haline
gelmiştir. Ayrıca bu sayede vatandaşların ÖSYM'ye yani dolayısıyla devlete olan
güvenlerinin azalmasının ve insanların midesinin bulanmasının önüne geçileceği
kanaatindeyiz.
Netice olarak;
Yukarıda anlatılmaya çalışılan gerçekler çerçevesinde;
"KPSS" başta olmak üzere, diğer merkezi sınavları hazırlayan ve
gerçekleştiren Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin (ÖSYM) çalışma kuralları
ve işleyişinin yeniden gözden geçirilerek, daha sağlıklı ve adaletli, şaibesiz
sınavlar yapması konusunda gerekli düzenlemelerin yapılabilmesi amacıyla Meclis
Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ederiz.
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır,
okutup oylarınıza sunacağım.
C) Tezkereler
1.- TBMM Başkanı Mehmet Ali
Şahin’in, İsveç Parlamento Başkanı Per Westerberg’in
davetine icabetle, İsveç’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/1025)
2
Aralık 2009
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin’in,
İsveç Parlamento Başkanı Per Westerberg’in davetine
icabetle, 12 Aralık 2009 tarihinde Stokholm’de
düzenlenecek Avrupa Birliği Parlamento Başkanları Olağanüstü Konferansı’na
katılmak üzere İsveç’e gitmesi hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9. Maddesi uyarınca
Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.
Mehmet
Ali Şahin
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum ancak karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 15.43
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.56
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van),
Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
27’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının tezkeresinin
oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı
arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla
yapacağım.
Üç dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır ve kabul
edilmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza
sunacağım.
VI.- ÖNERİLER
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/128, 10/272, 10/378) esas
numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 08/12/2009 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına
ilişkin MHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulunun 08.12.2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda
oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini, İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme
ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler
Kısmında yer alan 10/128, 272 ve 378 esas numaralı “Tütün sektöründeki
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla”
Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması
önergelerinin görüşmelerinin Genel Kurulun 08.12.2009 Salı günlü birleşiminde
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz
isteyen Mustafa Enöz, Manisa Milletvekili.
Buyurun Sayın Enöz. (MHP sıralarından
alkışlar)
MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlamadan önce Tokat Reşadiye’de şehit edilen askerlerimize Cenabıallah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileklerimi
iletiyor, bütün Türk milletinin başı sağ olsun diyorum.
Tütün sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergemiz üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına lehte söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın milletvekilleri, cumhuriyetimizin ilk yıllarında âdeta
bağımsızlığımızın sembolü olarak kurulan İnhisar İdaresi, sonradan Tekel, son
olarak da TTA (Tütün, Tuz ve Alkol İşletmeleri AŞ Genel Müdürlüğü) adını alan
millî bir kuruluş olup ülkemizde yüz kırk yedi yıldır tütün ve alkol sektöründe
faaliyet gösteren, önemli sorumluluklar üstlenen bir kurumdur.
Bu tarihî süreçte Tekeli kimi gün bağımsızlığımızın sembolü, kimi
gün çiftçimizin en yakın dostu, kimi gün ise hazinemizin en büyük kaynak
sağlayanı olarak görmek mümkündür. Tekelin alkol birimi, 2004 yılında, iki yılı
ödemesiz yedi yıl vadeli 230 milyon dolarlık kredi kullanılarak 292 milyon
dolara Nurol-Özaltın-Limak-TÜTSAB konsorsiyumu
tarafından satın alınmıştır. Sadece iki yıl sonra, bu ortak girişim grubu
tarafından kurulan MEY İçkinin yüzde 90’ı 810 milyon dolara özel yatırım
şirketi Pacific Group’a
peşin olarak satılmıştır.
Tekelin alkol bölümünü alan konsorsiyum
hiçbir yatırım yapmadığı gibi, devraldığı stok, mamul, yedek parça ve
hammaddelerin büyük meblağlarda olması nedeniyle, o günün alkolden sorumlu
Tekel bürokratları hakkında Yüksek Denetleme Kurulu raporları kamuoyuna
açıklanmış, alkol müessesesi müdürünün daha sonra Mey İçkiye transfer olması da
bu raporlarda dikkat çeken diğer bir husus olmuştur.
Ülkemiz sigara ve tütün pazarına göz diken uluslararası
tekellerin, 1986 yılında zamanın Hükûmeti tarafından
gerçekleştirilen Türkiye pazarına girme emelleriyle daha da kabaran iştahları,
elde ettikleri pazar payı ile tatmin olmadığından uluslararası para
organizasyonları IMF ve Dünya Bankası kullanılarak yeni boyutlara ulaştırılmaya
çalışılmıştır.
Bütün bu gelişmelerden ders almak bir yana, ülkemiz sigara
pazarında yaklaşık yüzde 30 pazar payına sahip olan Tekelin sigara birimi 2008
yılında 1,72 milyar dolar gibi düşük bir fiyatla BAT şirketine satılmıştır.
Türkiye halihazırda dünyanın en büyük
şark tipi tütün üreticisi konumunda iken son yıllarda uygulanan yanlış
politikalar, tüketici eğilimlerinin ve tercihlerinin değişmesi, rekabetin
yoğunlaşması, sağlık endişelerinin artmaya başlaması ve ekonomilerin
globalleşmesi gibi birçok sebebe dayalı olarak Türkiye’nin şark tipi tütünde
rekabet şansı azalmaya başlamıştır.
Aynen fındıkta olduğu gibi, ülkemiz tütünde de en büyük üretici
olma konumunu, izlediği yanlış üretim ve pazarlama politikaları nedeniyle iyi
kullanamamış, bu da tütünü hem üreticiler hem de ülke için ekonomik bir ürün
olmaktan çıkarmıştır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığının
uygulamaya çalıştığı Tütüne Alternatif Ürün Projesi de kâğıt üstünde kalan tam
bir fiyasko olmuştur. Bu arada, Tekelin stoklarında bulunan tütünler ise son
yıllarda komik rakamlarla dünya piyasalarına satılarak ülke tütüncülüğünün
pazar ve pazarlık gücü zayıflatılmıştır.
Değerli milletvekilleri, ülkemizde yaşanan tüm olumsuzluklara
rağmen tütüncülük, tarım ve sanayi sektöründe önemli bir istihdam alanı olmaya
devam etmektedir. Hâlen Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Ege, Trakya, Marmara ve
Karadeniz Bölgelerinde tütün tarımından geçimini sağlayan 750 bin kişiye ek
olarak tütün ve tütün mamulleri sektöründe toplam 25 bin kişi istihdam
edilmektedir. Tütün piyasasında 51 firma faaliyette olup tütün ihracatımız 2008
yılında 152 milyon kilogram olarak gerçekleşmiştir. Bunun ekonomiye katkısı 428
milyon dolardır. Ülkemiz belki artık bir daha hiçbir zaman bu tütün ihracat
rakamlarını göremeyecektir.
Değerli milletvekilleri, yurt genelinde, Tekel bünyesindeki
yaprak tütün işletme müdürlüklerinde çalışmakta olan 12 bin işçinin -ki
bunların en yenisi on üç yıllık çalışma sürecine sahiptir- kamuoyunda 4/C
uygulaması adıyla bilinen özelleştirme uygulamaları sonucunda işsiz kalan ve
bilahare işsiz kalacak olan işçilerin diğer kamu kurum ve kuruluşlarında geçici
personel statüsünde istihdam edilmelerine dair Bakanlar Kurulu kararı
doğrultusunda değişik kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilmeleri söz konusudur.
Bunun gerçekleştirilmesi hâlinde, 4/C
kapsamına alınan çalışanlarda önemli ölçüde gelir eksikliğinin yanı sıra,
sosyal haklar açısından da ciddi kayıplar yaşanacaktır. Ne işçi ne de memur
statüsünde kabul edilmeyen 4/C’liler, işçi
sendikalarına mı yoksa memur sendikalarına mı üye olabilecekleri belirlenmediği
için de sendikal haklarını kullanama-yacaklardır.
Ayrıca, bir yıldan az süreyle çalışmaları öngörüldüğü için ücret ve sosyal
haklarını en fazla on ay süreyle alabilmekte, geriye kalan iki aylık sürede ne
sosyal güvenceleri ne de ücret hakları bulunmaktadır. Dört ayda iki günden
fazla sağlık raporu alamayan ve mazeret izni kullanamayan 4/C’lilerin
hasta olmaya dahi hakları yoktur.
Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 05
Aralık 2009 tarihinde bir açılışta yaptığı konuşmada, özlük haklarını arayan
bir grup Tekel işçisine yatarak maaş kazanma devrinin bittiğini söylemiştir.
Sayın Başbakana, yüz kırk yedi yıldır ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan
Tekeli, çalışanların değil, komik bir ücret karşılığında özelleştirilmesi ve
mevcut değerlerinin eşe dosta yok pahasına pazarlayanların bugüne getirdiğini
birilerinin hatırlatmasına gerek olduğu anlaşılmaktadır. Tüm bunlara seyirci
kalanların bugün gelinen noktada hiç payları yokmuş gibi ekmeğinin peşindeki
insanları azarlayarak yönetememe sorumluluğundan kurtulmaları mümkün değildir.
Tekelin hiçbir çalışanı yatarak ücret almaya gönüllü olmamıştır. Kurumlarının
bu duruma düşürülmesine engel olamayan bu insanlar, gelinen bu noktada, başka
kurumlarda insan onuruna yakışır biçimde çalışabilmeyi istemiş, konuyla ilgili Hükûmetten çözüm beklemişlerdir. Oysaki, çözüm üretme
sorumluluğunu üstlenmekten uzak olanlar, yeni bir popülizm
örneği ile işçileri, işleyecekleri tütünleri sanki onlar eşlerine dostlarına
pazarlamışçasına yavuz hırsızlık yapmaktadırlar. Sayın Başbakan, bu
davranışıyla o meydanda olan 40-50 kişiyi azarlayarak o meydanda kendilerini
izleyenler karşısında hedef göstermemiş, Muş’tan Çanakkale’ye, Bitlis’ten
Tokat’a, Denizli’ye, Samsun’dan Manisa’ya, yurdun dört bir yanında iş yerleri
kapanan binlerce Tekel çalışanını da azarlayarak zan altında bırakmıştır.
Sayın milletvekilleri, gelin, bu çalışanları, eline 3-5 kuruş
verip hazırı tüketmek ya da senede azami on ay çalışıp mevcut hayat
standartlarından uzak, asgari ücret ile yaşamaya mahkûm olma ikileminden
kurtaralım. Bu insanları istihdam açığı bulunan ve eleman ihtiyacı olan
bakanlıkların yörelerindeki kamu kurum ve kuruluşlarına özlük hakları ile
beraber nakledelim. Gelin, TTA AŞ’de, 4857 sayılı İş Kanunu
kapsamındaki işçilerden mevcut üretim yapısı itibarıyla istihdam fazlası olarak
nitelendirilen işçilerin, Tekel Genel Müdürlüğüne yazılı olarak başvurmaları
hâlinde, çalışmakta oldukları iş yerlerine en yakın kamu kuruluşları veya kamu
iktisadi teşebbüslerinin sürekli işçi kadrolarına -mevcut ücret ve özlük
haklarını muhafaza etmek suretiyle- belirli bir süre içinde sürekli işçi
kadrosuna nakline ya da 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi
statüsünde ve meri hükmün bir istisnası olarak mevcut ücret ve özlük haklarını
muhafaza etmek suretiyle geçirilmelerine imkân verecek, gerekmesi hâlinde
Devlet Personel Başkanlığınca kadro tahsisi yapılmasını sağlayacak yasal
düzenlemeleri yapalım.
Sayın milletvekilleri, ülkemizdeki toplam sigara pazarının
küçülmesinde en önemli etkenin kaçak ve sahte sigara olduğu düşünülmektedir.
Kayıt dışı bir sektör olmasından ötürü tam olarak boyutları bilinmemekle
beraber, toplam pazarın yüzde 10-15’inin kaçak ve özellikle sahte ürünlerden
oluştuğu tahmin edilmektedir. Bu durum, ülke açısından çok ciddi vergi kaybı
oluşturmakla beraber, yasal sigara üreticilerinin ve tütün yetiştiricilerinin
pazar kaybetmelerine neden olmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Enöz, lütfen, sözlerinizi
tamamlayınız.
MUSTAFA ENÖZ (Devamla) – Bununla mücadele için, ilgili kamu kurum
ve kuruluşlarının yıllardır bu işlerde fiilen çalışan TTA AŞ’nin elemanları ile
desteklenmesi mücadele gücünü hiç şüphe yok ki artıracaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, önerimizin gündeme alınmasını bekliyor,
yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Enöz.
Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Alaattin
Büyükkaya, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Büyükkaya. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; MHP grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Konuşmama
başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlarım.
Evet, sanıyorum -bu öneri ile ilgili konuşmaya başlamadan önce-
bugün, maalesef, hepimiz için çok üzücü, acı bir gün. Bugün İstanbul’dan
geldim. Geçen gün belediye otobüsünde diri diri
yakılmak istenen insanlar içerisindeki Serap kızımızın cenazesi vardı ve ayrıca
Reşadiye’de hain bir saldırıyla 7 tane erimiz şehit edildi. Önce bu hain
saldırıları kınıyorum. Bunun hak istemekle, insanlıkla asla ve asla alakası
olamaz. Bu ülkeyi seven, bu ülkenin ekmeğini yiyen hiçbir kimse böyle bir
düşmanlık yapamaz, yapmamalıdır. Dolayısıyla, nefret ve şiddetle kınadığımı
belirterek sözlerime başlamak istiyorum.
Çok değerli milletvekilleri, evet, bugün Milliyetçi Hareket
Partisinin bir grup önerisini tartışıyoruz. Diyor ki Tekel işçileriyle ilgili:
“Tekelin kapatılmasından sonra uğranılan bu işçilerin kayıpları ortadan
kaldırılsın, bunlarla ilgili gerekli tedbirler alınsın.” Bir
kere şuradan başlamak istiyorum: Biz, parti olarak 2002 Kasımında iktidara
geldiğimizde bu millete bir taahhüdümüz vardı, dedik ki: “Biz,
özelleştireceğiz, devletin elindeki bütün tesislerin özelleştirmesini
yapacağız.” çünkü biliyorduk ki ve inanıyorduk ki bu işletmeler devletin elinde
olduğu sürece birtakım siyasi çıkarlar, yolsuzluklar ve birçok kanun dışı
işlemlerin de maalesef sebeplerinden biri oluyordu, istediğini zengin
istediğini fakir yapıyorlardı. Ayrıca, bizim paralarımızla, bizim
vergilerimizle bunlar zarar ediyor ve bu zararı da kapatıyorduk ve bunun yanında,
ayrıca, bunların verimli çalıştığı da söylenebilecek durumda değildi. Çünkü, bunlar belki bir dönemde ihtiyaçtı, doğru da
yapılmıştı ama daha sonra bunların artık miadı bir anlamda dolmuştu.
Dolayısıyla, biz bunların özelleştirileceğini taahhüt ettik. Özelleştirdik mi?
Evet, özelleştirdik. Bakın rakamlara. 1984’te özelleştirme programı başlamış,
84’te karar alınmış, demişiz ki: “Biz bunları özelleştireceğiz.” Ondan sonra
gelen bütün hükûmetler, partiler de herkes
“Özelleştireceğiz.” demişler. On dokuz senede, özelleştirme gelirlerinin
toplamı 8 milyar dolar. Özelleştirme İdaresinin giderleri neredeyse bunun
üstünde olmuş. Bazı yıllarda, gerçekten, Özelleştirme İdaresine ödenen paralar
bunun üstünde olmuş. Peki, biz gerçekten bunu yapabilmiş miyiz? Yapmışız. 2003
ile 2009 arasında özelleştirmeden elde ettiği bu ülkenin geliri, bütçesine
giren para 32 milyar dolardır.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Nereye gitti?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Dolayısıyla, biz bunu bihakkın
yaptık, yapıyoruz da, daha da yapacağız; daha bitmedi bazı şeyler, onları da
yapmamız lazım.
Bu dönemde, 117 tane iştirak ve işletme özelleştirilmiş ve
bunların 6 bin civarında gayrimenkulü, makine ve teçhizatının da satışı
gerçekleştirilmiş ve özelleştirilen bu kurumların birçoğu da özelleştirildikten
sonra görüyoruz ki gerçekten verimli olmuş, markalaşmış ve dünya ile rekabet
edebilir işletmeler hâline gelmişler.
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Hangisi?
KAMİL ERDAL SİPAHİ (İzmir) – Hangisi? Örnek ver.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Evet, o örnekleri hepimiz
biliyoruz. (MHP sıralarından “Örnek ver.” sesleri)
Evet, şimdi, biz bunları yapmışız, bunları hakkıyla
gerçekleştirmişiz. Peki, biz bunları yapmasaydık ne olurdu? Her yıl gene
zararlar bütçeden karşılanacaktı, bu işletmelerle birtakım insanlar siyasi
çıkarlar sağlayacaktı…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Şimdi nasıl çıkarlar sağlanıyor?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – …ve birçok sıkıntılar gene
yaşanacaktı.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Gene Telekom’un zararı ödenecek.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Yani, bildiğimiz hikâyeler aynen
devam edecekti.
Bundan dolayı bu ülke zarara mı uğramış? Hayır, uğramamış. Peki,
özelleştirildiği zaman, bunlar yapılınca ne ortaya çıkmış? Üç tane problem var:
1) İşletme ve tesislerin durumu. Bunlar ne olmuş?
2) Çalışanların durumu.
3) Bu faaliyetlerin durumu ne olmuş?
Baktığımız zaman, zaten bu işletmelerin çoğunda kullanılan makine
ve tesisler yeni yatırımlar yapılmadığı için eskimiş, çok kullanım içinde olan
makineler değil, demode makineler. Çok, o kadar büyük bir kayıp yok ama
çalışanların durumu var.
Tabii, çalışanlar haklı olarak… Burada yıllarca çalışmışlar.
Bunların gelir ve durumları… İşini kaybedecek, doğru. Bu yok mu? Var. Ve daha
önce o özelleştirme kararı veren hükûmetler, 1984’ten
itibaren o 8 milyarlık özelleştirme yapanlar, çalışanların durumuyla ilgili bir
düzenleme yapmış mı? Yapmamış ve biz iktidara geldikten sonra 2004 yılında 7898
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ve Özelleştirme Sosyal Destek Projesi ile bu
insanlara güvence sağlamışız. Nereden başlatarak güvence sağlamışız? Taa 1992’den itibaren, özelleştirilip de açıkta kalan her
türlü çalışan için güvence sağlamışız.
Bir kere, çalışanların durumuyla ilgili kararları alan bu Hükûmet, bu insanları sokağa bırakmayan bu Hükûmet. Dolayısıyla eğer burada bir problem varsa
çalışanlarla ilgili, bunlarla ilgili bundan önce hiç kimse karar almamış, bu
iktidar karar almış. Ve ne kararı almış? Alınan karar şu: Demiş ki: “Kardeşim
senin sosyal haklarını aynen koruyorum.” İki: Belli bir süre -ki bir yıldan
aşağı olmamak üzere- aynı ücreti, parayı vermiş. “Eğer işini bulabilir, başka
bir yerde çalışmak istersen ol. Erken emeklilik mi istiyorsun? Erken emeklilik
istersen bunu da yapmaya hazırım.” demiş…
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Peki, yaş sınırı ne olacak?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – …ve eğer buna muvaffak olamamışsa
da 4/C kapsamında bunları diğer kamu kuruluşlarında uygun işlere yerleştirmeye
çalışmış.
MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – 17 tane 4/C’li
intihar etti, intihar… 17 tane 4/C’li intihar etti
Sayın Milletvekili.
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Gayet tabii ki… Hiç problem olmamış
mı? Olmuş.
AKİF AKKUŞ (Mersin) – Çok problem oldu, çok…
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Problem şurada: Burada çalışanların
bazıları tabii ki belirli kademelerde -genel müdür, daire başkanı, müdür- belli
seviyelerde, yüksek ücretler alıyorlardı, belli şeyler alıyorlardı. Gayet tabii
ki bunların o düzeni bozulmuş. Onlar olmamış, olması mümkün de değil. Dünyanın
her yerinde de bu böyledir. Özel sektörde de bir işletme satıldığı zaman birçok
kalemler değişir, oradaki pozisyonlarda değişiklikler olur. Tabii bu tip
sıkıntılar olmuş, olmadığını söylemiyorum ve bundan sonra da olacak ama şunu
yapmış: Devlet olarak biz belirli asgarileri sağlamışız. Bu güvenceyi vermişiz,
bu güvenceyle yürümüş. Dolayısıyla kimseyi kapının önüne koymamışız, böyle bir
durum yaşanmamış.
Bakın, Tekel işçileriyle ilgili tabloyu, müsaade ederseniz sadece
bir iki noktayı söyleyeyim, diğerlerine gerek yok. Sadece şu anda Tekelle
ilgili Özelleştirme Yüksek Kurulunun 2/11/2009’da
aldığı karardan sonraki tabloyu söylüyorum: Bu yeniden yapılanma, işçi
kadrosunda 8.635 kişi ve memur kadrosunda da 644 kişi, toplam 9.279 kişinin
mevcut, şu andaki görevlerinden ayrılması sonucunu doğuracak.
Peki, bunlara ödediğimiz para ne kadar şu anda? Biz bütçe
disiplinini sağlamak zorundayız. Eğer bütçe açık verirse ya fazla vergi
toplayacağız veyahut da borçlanacağız, başka çare yok.
RECEP TANER (Aydın) – Ne kadar açık verdi bütçe?
ALAATTİN BÜYÜKKAYA (Devamla) – Biz bunlara aylık 30 milyon 620 bin
lira para ödüyoruz -şu anda ödenen para- ve bunun için, iş akdi feshedilenler
için ise 345 milyon 400 bin lira da…
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Büyükkaya, lütfen
toparlayınız.
Buyurun.
ALAATTİN BÜYÜKAYA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
…tazminat, ihbar ve kıdem tazminatı ödenecek. Böylece bu
insanların yeniden hayata bağlanmaları, düzenlerinin devamı için de gerekli
şeyler yapılacak. Tabii ki bazılarının ücretinde azalmalar olacak. Bu
sıkıntıları da biliyoruz ama yani “Eski düzen devam etsin.” diyorsanız bunları
yapmamak lazım. Peki, hangisi daha kârlı? Milletin takdirine bırakıyorum ve
milletin -sanıyorum ki- bu konudaki düşünceleri, kararı belli. Biz Hükûmet olarak, devlet olarak bu insanları kapının önüne
koymayarak, onlara gerekli asgari güvencelerini sağlayarak sanıyorum ki
vazifemizi yaptık.
Hepinize sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Büyükkaya.
Grup önerisi lehinde söz isteyen Ali Arslan,
Muğla Milletvekili.
Buyurun Sayın Arslan. (CHP sıralarından
alkışlar)
ALİ ARSLAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Milliyetçi Hareket Partisinin önerisinin lehinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öneri,
Türkiye’deki Tekelin ve tütüncülüğün sorunlarıyla ilgili. Gerçekten çok
önemli bir konu ancak ben sözlerime başlamadan önce dün Tokat’ta şehit olan,
Türkiye'nin doğusundan batısından 7 şehit kardeşimize Tanrı’dan rahmet
diliyorum, ailelerine ve Türk ulusuna sabırlar diliyorum. Ayrıca, yine bir ay
kadar önce molotofkokteylli hain bir saldırıda yanan
ve dün kaybettiğimiz on yedi yaşındaki Serap kardeşimize Tanrı’dan rahmet
diliyorum, sabırlar diliyorum ailesine ve Türk ulusuna. Yine Diyarbakır’da bir
gencimiz, biliyorsunuz, vuruldu. O gencimize de Tanrı’dan rahmet diliyorum.
Türkiye'nin çok önemli, gerçek gündemleri varken maalesef
dışarıdan, kökü dışarıda, içeride de iş birlikçilerini bulan melun PKK
terörüyle yıllardan beri boğuşuyoruz. Dün de sisli bir havada, kalleşçe 7
askerimiz şehit edildi. Bunun acısıyla tütün konusundaki görüşlerimi de sunmaya
çalışacağım.
Değerli arkadaşlarım, ben tütüncü bir ailenin çocuğuyum. Yine,
yaprak tütün işletmesinde çalışan bir işçi emeklisinin de oğluyum. Tütün konusunda
söyleyecek çok şeyim var. O ailenin çocuğu olarak tıp fakültesini bitirdim ve
bugün milletvekiliyim. Ama bugün şöyle bir düşünüyorum, tütüncü bir ailenin
artık yüksekokulda bir çocuğunu okutması mümkün değil çünkü gelirleri gerçekten
çok düşük.
Yıllardan beri, biliyorsunuz, önce kota uygulamasıyla bu çiftçi
kardeşlerimiz, tütüncüler tütün üretiminden vazgeçirilmeye çalışıldı. Sonra da
düşük verilen fiyatlarla yurttaşlarımız yavaş yavaş
tütün ekim alanından çekilmeye çalıştılar. Ancak başlangıçta hedef şuydu: Tütün
ekiminden vazgeçirelim çiftçilerimizi -çünkü fazla üretiliyor, işte, yakılıyor,
Türkiye'nin paraları heba oluyor- onun yerine alternatif ürün yetiştirsin bu
çiftçiler diye mantıklı, insana ikna edici gelebilecek gerekçeler gösterildi
ancak o dönemden bu döneme alternatif ürün yetiştirme konusunda hiçbir doğru
dürüst işlem yapılmadı, vatandaş yönlendirilmedi. Çiftçimiz tütüncülük
alanından çekilirken bırakın başka bir ürün elde etmeyi, açlıkla karşı karşıya,
burun buruna geldi. Şimdi de en son artık Tekel son alımını bu yıl yaptı. Tekel
tütün çiftçisinin, tütün üreticisinin ürünlerini almayacak.
Değerli arkadaşlarım, Tekel, bildiğiniz gibi 1925’te Reji
İdaresinin… Reji İdaresi, biliyorsunuz, Osmanlının Düyunu Umumiyeden
borçlarının ödenmesi için yabancı ülkeler tarafından, emperyalist ülkeler
tarafından kurulmuş bir kurumdur. O kurumun yerine bir bağımsızlık
mücadelesinin sembolü olarak kurulmuş tarihî, köklü geçmişi olan, bu ülkenin
bağımsızlık sembolü olan kurumlarımızdan bir tanesi ve maalesef bugün biz, siz,
böylesine önemli, böylesine anlamlı bir kurumu yok ederek hem çok büyük bir
değer yaratan, vergi şampiyonu olmuş gerek sanayisinde gerek tarımında önemli
bir istihdamda, hatta önemli derken birinci gelen bir kurumu ortadan kaldırarak
hem Türk çiftçisini perişan hâle getirdiniz -Türk köylüsünü, Türk
tütüncüsünü-hem de onun sonucu olarak -bugün tabii tütüncülük olmayınca yaprak
tütün işletmeciliğine de gerek yok- 12 bin yaprak
tütün işçisi arkadaşımızı da büyük bir sıkıntıya sokuyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, tablo çok hazin tütüne bakınca. Bakın,
2000’de 578 bin aile 234 bin hektar toprağı işliyormuş, 208 bin ton tütün elde
ediyormuş; 2008’de yarıdan çok daha aşağısına düşmüş, 194 bin aile 146 bin
hektar toprak işliyor, 118 bin ton tütün elde ediyor. 2009’da bu rakamlar daha
da aşağıya düşüyor. 2000’de 100 bin ton tütün ihraç ediyoruz, 372 milyon dolar
gelir sağlıyoruz. Biraz önce konuşmacı arkadaşımız, “Zarar ediyorduk ve
özelleştirdik.” gibi yıllardan beri alıştığımız, halkı yanlış yönlendirmeye
çalışacak sözler etti. 2008’de ihracat 42 bin tona, ihracat geliri 173 milyon
dolara geriliyor.
Türkiye, dünyanın en önemli şark tütünü üreticilerinden bir
ülkeyken -ki şark tütünü aromasıyla birçok sigaranın
içinde bulunması zorunlu olan bir tütün- maalesef bu alandan yok oldu gitti.
Şimdi, bazı bölgelerimizdeki çiftçiler bu soruna başka alanlarda iş bularak
çözüm bulmaya çalıştılar. Şimdi, bakın, 2002’den 2008’e gelene kadar ekici
sayısında yüzde 62 azalma var.
Sevgili arkadaşlarım, Türkiye işsizlikte dünya rekorları kırıyor.
Al işte, dünya rekorunu neden kırdığımız ortada! Siz tarım istihdamını… Pamukta
da benzer sorunları yaşıyoruz, şekerde de benzer sorunları yaşıyoruz, zamanım
olursa biraz sonra değineceğim.
Üretim miktarı yüzde 47 azalmış, ekici sayısı yüzde 62. Nerede bu
insanlar, ne yapıyor, ne yiyip içiyor, nasıl geçiniyor, düşünüyor musunuz? Ege
Bölgesi’nde 2004 yılında 66 milyon 289 bin
Şimdi, ben, bu tütün konusu bana verilince bir araştırma yaptım
Doğu ve Güneydoğu’da çıkan yerel gazetelerde, insanlar perişan. Diyor ki bir
üretici: “İznin çıkmamasıyla göç yapmak zorunda kalacağız.” diyor.
Sevgili arkadaşlarım, bu göç, biliyorsunuz, büyük şehirlerde başka
sorun oluyor; göç bir de dağa doğru da olabiliyor. Siz, “Terörün sosyal boyutu
var, ekonomik boyutu var.” diyorsunuz. Alın size sosyal boyutu, ekonomik
boyutu. Tütün, biliyorsunuz, ekilmediği zaman o toprak boş kalıyor, başka bir
ürün yetişmiyor, erozyon oluyor. Toprağı da korumuş oluyorsunuz siz tütün
ekimini desteklerseniz. O nedenle, Avrupa Birliği ve Amerika tütün ekicisini
desteklerken eğer siz tütüncüden desteğinizi çekerseniz, alın işte size sosyal
sorun, ekonomik sorun. “Terörün hem kökünü kazıyacağız, işte, artık terör
olmayacak, demokratik çözümler bulacağız, ekonomik çözümler bulacağız.”
diyorsunuz ama bir yandan da insanları âdeta dağa mahkûm hâle getiriyorsunuz.
Kendi toprağında tütününden başka hiçbir şey yapamayacak olan yurttaşlarımızı o
tütünü yapmaya zorluyorsunuz ama insanlar aç. Şimdi, bu sene, artık, tütün
alımını da bıraktınız, o insanlar kaderiyle baş başa.
Şimdi, Doğu’daki, Güneydoğu’daki milletvekillerimize soruyorum: Apo’nun cezaevindeki 1.700 santimetrekare… Değerli
arkadaşlarım, metrekarenin beşte 1’inden daha az azalmayı bahane edip bütün
Türkiye’yi yangın alanına çevireceksin, tütün çiftçisi perişan olacak, tütün
ekicisi perişan olacak…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Arslan, lütfen
tamamlayınız.
Buyurun.
ALİ ARSLAN (Devamla) – …tütün ekicisi açlıkla karşı karşıya
olacak, 4 çocuğunu, 5 çocuğunu okutamadığı için intiharla burun buruna gelecek,
bu konuda hiç sesinizi çıkarmayacaksınız!
Değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın 3’üncü maddesi: “Türkiye
Devleti, ülkesiyle ve milletiyle bölünmez bir bütündür.” diyor. “Ülkesiyle”
derken toprak bütünlüğünü kastediyor. “Milletiyle” de derken “Laz’ı, Kürt’ü,
Çerkez’i, Boşnak’ı, Arap’ı hepimiz Türk milletiyiz, tek milletiz.” diyor. Ne
olursunuz, bu, Türkiye'nin çok önemli sorunları varken, açlık sorunu, yoksulluk
sorunu varken Türkiye’yi başka belalarla uğraştırmak zorunda kalmayın.
Özellikle bu kürsüye çıkıp Anayasa’ya bağlılık yemini yapmış milletvekili
arkadaşlarımızın bu konuda son derece duyarlı olması gerekiyor.
Ben bu duygularla hepinizi yeniden saygıyla selamlıyorum. Tütün
çiftçisi üreticilerimize de Tekel işçilerimize de sabırdan başka burada diyecek
bir şey bulamıyorum. İnşallah önümüzdeki seçimlerde bu sorunu hep birlikte
çözeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Arslan.
Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Nezir Karabaş,
Bitlis Milletvekili.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; ben de MHP’nin tütün ve tütün üreticilerinin sorunlarıyla
ilgili verdiği önergenin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Tabii, klasik anlamda “aleyhinde söz almak” denildiği zaman bu
verilen önergenin doğru olmadığı anlamında anılır ama biz, sonuçta kendi
grubumuzun düşüncesini burada dile getirmek için aleyhte söz almış olduk.
Şimdi, biraz önce AKP adına konuşan Sayın Hatibi
dinlediğiniz zaman gerçekten insan bu kadar iddiadan, bu kadar söylemden sonra
bir milletvekili, iktidar partisinin milletvekili bu kürsüye çıkıp milyonların
karşısında şu anda çok ciddi sıkıntılar yaşayan ve gözü Mecliste olan tütün
üreticisi ve geçmişte Tekel işçisi, şimdi Yaprak Tütün İşletmelerinde çalışan
ve yarın öbür gün kapının önüne bırakılmayla karşı karşıya olan işçilerin
karşısında nasıl bu kadar rahat konuşabiliyor; anlamış değilim, anlam
verebilmiş değilim.
Tabii, sanırım, Sayın Hatip, Sayın Başbakanından güç alıyordur.
Diğer hatipler de dile getirdi: Geçenlerde İstanbul’da Yaprak Tütün İşletmesi
işçilerinin taleplerine ve haykırışına “Yan gelip yatana para vermeyiz.” diyor.
Şimdi, tüm arkadaşlar belirtti, bu ülkede yüz binlerce çiftçi
tütün üretiminden geçimini sağlıyordu. Yine, Tekel sigara fabrikaları ve Yaprak
Tütün İşletmeleri bu ülkenin en fazla işçi çalıştıran işletmelerinden biri ve
ilgili sendika Tekgıda-İş de bu ülkenin en büyük ve
güçlü sendikalarından biriydi.
Şimdi, son kararlarla tütün üretimi yapılıyor ama artık, Yaprak
Tütün İşletmeleri tütün almıyor yani yüz binlerce tütün üreticisini işsiz,
aşsız ve aç bıraktık. Ha, şimdi, bazı alınan kararlar var. İşte, tütün
üreticisine üç yıla kadar, dekar başına, hektar başına bu kadar para. Bunların
ne kadar propagandaya yönelik, aç ve perişan bırakılmış üreticinin o andaki
psikolojisini ve o andaki öfkesini dindirmeye yönelik olduğunu hepimiz
biliyoruz.
Şimdi, Tekel sigara fabrikaları özelleştirildiği dönemde hepimiz
şunu iyi biliyoruz: Bu kürsüde de değerli hatipler çıkıp işçinin sorununu dile
getirmişti. Ankara’nın göbeğinde eksi 10 derece soğukta işçinin üzerine
tazyikli su sıkılmasını da burada gündeme getirmiştik; günlerce, haftalarca bu
konu Türkiye'nin gündeminde kalmıştı.
Nitekim, işçinin o
direnişinden sonra Hükûmet aldığı bir kararla, o
dönem Tekel sigara fabrikalarında çalışan işçileri Yaprak Tütün İşletmelerine
devretti ve o sorun, nispeten işçiler büyük zarara uğramadan, işçiler büyük
oranda mağdur edilmeden giderilmiş oldu. Yine, bu Hükûmetin
övündüğü, “Ben tüm mevsimlik işçileri kadroya aldım.” dediği işçiler şu anda
Yaprak Tütün İşletmelerinde çalışan ve o dönemde mevsimlik olan, o kararla,
“Mevsimlik işçi artık kalmayacak.” kararıyla kadroya alınan işçiler ve şimdi,
siz, bırakın mevsimlik çalışmayı, o işçileri kapının önüne koyuyorsunuz. Şu anda yirmi iki-yirmi üç yıl olmak üzere, en azı on yılın
üzerinde çalışan 11 bin işçinin, sendikal hakları, bugüne kadarki yaşamları,
bugüne kadar yaptıkları üretimler, hiçbir şey dikkate alınmadan, göz önüne
alınmadan ve o işçilerin çalıştıkları bölgelerdeki ekonomik sorunlar, işsizlik
ve onların bu aldıkları maaşlarla bulundukları ilde esnaftan tutun diğer
kesimlere kadar sağladıkları katkı düşünülmüyor.
Şimdi, Yaprak Tütün İşletmelerinde çalışan işçilerin büyük
çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu Anadolulu. Şu anda, bu işçiler kapının önüne
bırakıldıktan sonra hiçbiri Bitlis’te yaşamayacak. Bir taraftan göçten, bir
taraftan büyük kentlerin yoğunluğundan, bir taraftan İstanbul’un böyle
gitmeyeceğinden, her kalkanın İstanbul’a geldiğinden bahsedeceğiz; diğer
taraftan, insanları üretimden koparıp pamuk üreticisini, tütün üreticisini ve
bu ürünlerin üretiminden kaynaklı fabrikaları, işletmeleri kapatacağız, ondan sonra
da insanlara, “Niye İstanbul’a, niye Ankara’ya, İzmir’e, büyük kentlere
geliyorsunuz?” diyeceksiniz. Hem bunları Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan,
Karadeniz’den İstanbul’a, İzmir’e göndereceğiz hem de onları, yeri geldiği
zaman, o günkü siyasi ihtiyaçlarımız ve bazı kesimlere mesaj vermek için
ötekileştireceğiz; taşlatacağız evlerini, iş yerlerini.
İşin vahim olan yanı, bu kadar işçiye zulüm yapılıyor iken üzerine
de hakaret yapılmasıdır. Başbakanın işçiye İstanbul’da söylediği hakarettir.
Yine, AKP sözcülerinin bayram öncesi işçi sendikalarına, sendika
yöneticilerine “İşte, siz muhalefet partileri eğer kanun teklifi…” Ki o konuda
kanun teklifimiz var. Bize sendikacılar “Teklifi geri çekin…” AKP yetkilileri
“Eğer muhalefet bu konuda yasa teklifi veya öneri verirse Başbakan kızar. Onun
için, bu talepleri geçirmeyebilir. Siz bunu sağlayın. Biz Başbakanı ikna edip,
Kızılcahamam’daki toplantıda, işçinin mağduriyetini çözeceğiz.”
Ve yine, daha önce bin tane işçinin çalıştığı, Bitlis’in tüm
ekonomik yükünün yarısının üzerinde olduğu sigara fabrikası kapatıldı. Şu anda
da 300 civarında Yaprak Tütün işçisi kapının önüne bırakılıyor. Bitlis
Milletvekili, AKP’li Milletvekili işçiyi gidip iş yerinde tehdit ediyor, diyor
ki: “Siz AKP İl Binası önünde veya sokakta eylem yaparsanız… Biz sizler için
bir şeyler yapmaya çalışıyoruz, aman bundan vazgeçin!”
Peki arkadaşlar,
değerli iktidar mensupları, değerli Hükûmet
mensupları; bir taraftan, sen, sıradan gerekçelerle işçiyi, üreticiyi mağdur
edip kapının önüne bırakıyor iken, diğer taraftan da bu şekilde tehditler… Yani
böyle bir mantık olabilir mi? Sen Hükûmetsin,
iktidarsın, istediğini düzenleyebilirsin. Eğer bu konuda bir
düşüncen varsa, eğer işçinin mağduriyetini giderme konusunda, gerçekten,
bölgene gittiğin zaman oradaki üreticinin, işçinin, esnafın senin üzerinde bir
baskısı varsa, getir, bunu ciddi bir şekilde Başbakanınla, Bakanınla,
yetkilinle geçir ve muhalefetin vereceği her yasa teklifi, vereceği her
araştırma önergesi gerçekten oradaki işletmelerin kapatılmasını istemeyen o
ilin milletvekillerine güç verir, destek verir ama bakıyoruz, AKP’nin buradaki
mantığı farklı.
Şimdi, bu konuda bir yasa teklifi de verdik. Bu konuda, yasa
teklifinin bir an önce Meclise indirilmesi ve tütün üreticisinin mağduriyetiyle
ilgili -yarın da öbür gün de konuşuruz, konuşmamız gerekir ciddi bir şekilde-
bu araştırma önergelerinin kabul edilip bir komisyonun oluşturması,
araştırılması gerekiyor. Ama şu anda acil olan, iş yerlerine, Yaprak Tütün
İşletmelerine yazıların gönderildiği ve yarın öbür gün kapının önüne
bırakılacak işçilerle ilgili bir an önce tedbir almak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Karabaş, lütfen tamamlayınız.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Şimdi, daha önce örnekleri var.
Birçok kamu kurumunda çalışan işçiler, iş yerinin bir diğerine bağlanması,
özelleştirilmesi veya kapatılması nedeniyle -örnekleri var- bu işçiler, başka
bir kamu kurumuna, özlük haklarıyla, diğer haklarıyla, tüm haklarıyla
aktarıldı. Yine, sürekli kamu kurumlarına personel alınıyor ki bazı Hükûmet veya bakanlık yetkilileri… Önümüzdeki yıl 30 bin
civarında kamu kurumlarına personel alınacağıyla ilgili söylentiler var.
Biz, şu anda “Sırtüstü yatıyorsunuz.” dediğimiz, hakaret ettiğimiz
işçiyi, ki bu doğru değil… Bu işçiler, yıllarca,
kimisi sigara fabrikalarında, kimisi Yaprak Tütünde, bu kurumların bugüne
gelmesine, ülke ekonomisine katkı sunmuşlardır. Biz, bunların diğer kurumlara
aktarılmasını sağlayalım, bunların mağduriyetlerini giderelim ve o yasa
teklifini de bir an önce Meclise indirip tüm parti grupları olarak destek
verelim diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karabaş.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum. Karar yeter sayısı…
III.- Y O K L A M A
(CHP ve DSP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Köse,
Sayın Korkmaz, Sayın Tütüncü, Sayın Serter, Sayın Süner, Sayın Keleş, Sayın Emek, Sayın Aydoğan,
Sayın Özkan, Sayın Özer, Sayın Yıldız, Sayın Öztürk,
Sayın Baytok, Sayın Anadol,
Sayın Altay, Sayın Okay, Sayın İçli, Sayın Macit,
Sayın Koç.
Evet, yoklama için beş dakika süre veriyorum.
Yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- (10/128, 10/272, 10/378) esas
numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 08/12/2009 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına
ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.56
ÜÇÜNCÜ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.11
BAŞKAN:
Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
27’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup oylarınıza sunacağım.
2.- (10/44, 10/147) esas numaralı
Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 08/12/2009 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına
ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun, 08.12.2009 Salı günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel
Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Kemal
Kılıçdaroğlu
İstanbul
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında
yer alan (10/44) ile (10/147) esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin
görüşmelerinin, Genel Kurul’un, 08.12.2009 Salı günlü birleşiminde birlikte
yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen
Mehmet Sevigen, İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Sevigen. (CHP sıralarından
alkışlar)
MEHMET SEVİGEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce, bugün cenazesi kalkan, İstanbul’daki
terör saldırısıyla hayatını kaybeden Serap Eser’in ailesine buradan başsağlığı
diliyorum, kendisine rahmet diliyorum. Yine, Diyarbakır’da üniversite öğrencisi
Aydın Erdem’in ailesine de başsağlığı diliyorum ve dün akşam hepimizi yasa
boğan, Tokat Reşadiye’de acımasızca, kalleşçe kurşunlara hedef olan
askerlerimizin ailesine ve bütün milletimize, burada bulunan milletvekillerine
de başsağlığı diliyorum, hepsine Allah da rahmet eylesin. Ümit ediyorum, bir
daha böyle acı günleri yaşamayız diye düşünüyorum.
Böyle bir günde -ateş düştüğü yeri yakıyor- biz buralarda
yıllardır kanayan bir yara olan Tekeli konuşmaya başlamadan önce, milletvekili
arkadaşım Alaattin Büyükkaya
biraz önce konuşma yaparken konuşmasında Tekelle, tütün üreticileriyle, Yaprak
Tütünle ilgili bilgi verirken yanlış bilgiler verdi diye düşünüyorum. Millete
buradan ben doğrularını söylemeye çalışıyorum.
Sevgili arkadaşlarım, Tekel, biliyorsunuz 2002 yılında yani Adalet
ve Kalkınma Partisi Hükûmeti iş başına gelinceye
kadar dünyanın en büyük 10 kuruluşundan bir tanesiydi. 2002 yılında dünya
araştırmalarında Tekel 10 büyük kuruluş arasına giriyordu. Türkiye devletinin
sağlık ocağı bulunmadığı yerlerde Tekelin tütün depoları vardı. Bakın, sağlık
ocağının bulunmadığı yerlerde, bankaların bulunmadığı yerlerde, PTT’nin
bulunmadığı yerlerde, Türkiye devletinin var olmasını sağlayan o yerlerde tütün
depoları, tütün alım depoları var. O dönemden bu döneme kadar en çok kâr eden
kuruluş, en çok istihdam yapan kuruluş, en çok vergi ödeyen kuruluş nasıl
oluyor da biraz önce Alaattin arkadaşımızın söylediği
gibi, AKP Sözcüsünün söylediği gibi zarar ediyor? En büyük vergiyi
vereceksiniz, kâr etmeden nasıl vergi ödeyebilirsiniz! En büyük vergiyi
vereceksiniz, en çok insan sizde çalışacak ve hiç yatırım yapmadan bunları yok
pahasına birilerine peşkeş çekeceksiniz, satacaksınız yetim hakkını, tüyü
bitmemiş çocuğun hakkını ve diyeceksiniz ki bunun adına: “Biz, devlet zarar
ediyordu, özelleştiriyoruz.” Arkadaşlar, kim inanır buna! Siz hepiniz, çoğunuz
işçi çocuklarısınız, köyden geliyorsunuz, köylü çocuklarısınız. Siz bunları
bilmiyor musunuz?
Şimdi o Tekelin işçileri, 10 bin-15 bin tane işçi dışarıdan
buradaki konuşmaları bekliyor, buradaki tam görüşmeleri bekliyor. Bu görüşmeler
arasında Özelleştirme Daire Başkanlığından İzmir’deki Balatçık Yaprak Tütüne
bir yazı gidiyor: “31/12’de bütün iş haklarınız feshedildi.” Şimdi biraz önce
telefonla bildirdiler bana, yani şuradan, beş dakika evvel. Biz burada bunları
konuşmaya başladık, Tekel Büyük Millet Meclisinde görüşülmeye başlandı,
“Milletvekili belki de bu konuda geri adım atar.” düşüncesiyle hemen, alelacele
Özelleştirme Daire Başkanı, kimden talimat alıyorsa, oradaki işçilere bu
tebligatı yapıyor saat dört itibarıyla sevgili arkadaşlarım. Acımasızca
bir durum.
Şimdi şunu anlayamıyorum: İçki bölümü satıldı, içki bölümünde
çalışan 3.500 tane insanımıza “özelleştirme” dediler, “zoraki işten çıkarma”
dediler, “Ya gideceksin 4/C’ye tabi kalacaksın ya
buraları terk edeceksin…” İstanbul’da çalışan Diyarbakır’a, Diyarbakır’da
çalışan Mardin’e, Mardin’de çalışan Adana’ya… “Ya gidersin ya işini bırakırsın
ya da emekli olursun…”
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Onların hepsi kapandı.
MEHMET SEVİGEN (Devamla) – Başka bir şey yok, bunların hepsi
kapandı gitti.
İki: Sigara bölümü yine aynı şekilde oldu. Dağıtım-pazarlama
bölümü zaten mahvoldu gitti. Ortada hiçbir şey yok. Orada da kaldı 2.500 tane
işçi, yine bu dediğim olaylar karşısında zorunlu emekliliğe ya da göçe
zorlanarak yok edildi gitti. Şimdi kaldı bir Yaprak Tütün elinizde.
Yaprak Tütünde çalışan 10 bin-15 bin tane işçi sokakta bekliyor
şimdi sevgili arkadaşlarım. Bütün bu Tekeli aldığınız zaman yaklaşık 1,5 milyon
insan bundan ekmek yiyordu. Şimdi bizden gelecek bir merhameti bekliyor, bir el
uzatmayı bekliyor sizlerden. Diyor ki: “Lütfen bizi 4/C gibi veyahut da daha
önce yapılan uygulamalar gibi sokağa atmayın.” Bakın biraz önce söyledim, yine
aynı şekilde bir telefon geldi. Daha önce İstanbul Tekelde çalışan, İstanbul
Sigara Fabrikasında çalışan İmam ismindeki bir işçiye 4/C uygulanıyor, başka
bir bölüme gönderiliyor, gece kendini asıyor, gece kendini asıyor. Bir Tekel
işçisi… Bundan acaba Özelleştirme Daire Başkanlığının, Hükûmetin
bundan haberi var mı acaba? Bunalıma giriyor, asıyor, işsiz kalıyor, çocuk yok,
et yok, para yok.
Sevgili arkadaşlarım, tabii bunların yanında bu insanlar da feryat
edecek, bu insanlar da demokratik ülkede haklarını arayacaklar. Nasıl
girecekler? Ya milletvekillerine gelecekler ya sokağa dökülecekler. “Sokağa da
dökülemezsin.” diyor. Sokağa döküldüğü zaman ne oluyor biliyor musunuz? Sokağa
döküldüğü zaman eksi 10 derecede -geçen sene buraya geldi bu insanlar,
hatırlarsınız- üzerlerine sanki Nazi ülkelerinde bile rastlanmayacak bir
şekilde soğuk su dökerek… İşkenceye bakın, şunlar işçilere uyguladıkları
şeyler. Geçen sene hakkını aramaya gelen Tekel işçilerinin başından geçen
olaylar bunlar sevgili arkadaşlarım. Eksi 10 derece, geçen sene Ankara’da hava
soğuk ama soğuk suyla vurduğun zaman eksi 30 derece. Kim vuruyor bunu? Başbakan
işçi dostu ya, Başbakan
diyor ya: “Ben sonuna kadar, benim inancım gereği…” Daha önce
katıldığı bir toplantıda grev önlükleriyle il başkanlığını beraber yapmıştık, o
il başkanlığı döneminde bir toplantıya katılıyor, grev sözcüleri için, matbaa
işçilerinin toplantısına; o toplantıda diyor ki: “Benim inancım gereğidir sizin
haklarınızı sonuna kadar savunmak.” “Benim inancım gereği.” diyor! Başbakan
muhalefette inançlı da iktidarda inançsız mı oluyor sevgili arkadaşlarım, bu
kadar ucuz mu inanç! Ve bu bakımdan Sayın Başbakan -işte burada var resmi-
greve katıldığı zaman “Bu işçilerin haklarını sonuna kadar savunacağım.” diyor.
Ve yine bu işçiye, su sıkılan çocuklar var ya, biliyorsunuz Samsunlu bir işçi
kardeşimiz… Bir yazı var, onu da okuyayım size de bir dinleyin. Samsun’da Tekel
işçisi Yılmaz Gümüş diyor ki: “Mehmet Bey, oğluma Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın adını verdim…” Yani o dövülen çocuk, gazetede resmini gösterdim
biraz önce, Samsunlu Yılmaz Gümüş isminde birisi. “…Gönül verdim, oy verdim,
oğluma ismini verdim, ancak beni işsiz ve oğlumu aşsız bıraktılar. Tayyip olan
oğlumun adını mahkeme kararıyla değiştireceğim.” Ankara’daki eylemde de polisin
panzerle su sıkmasıyla yere düşüp elinde Türk Bayrağı olan… İnanın, Türk
Bayrağı’nı da getirmişti bana -siz bilirsiniz, çok unuttuğumuz bir şey ama o da
benim yanımda bulunuyor- onu da getirip bana vermişti. Samimi olarak
söylüyorum, açın, kendisine de sorun.
Yani demek istiyorum, bayrağı yaşıyor, sadece hakkını arıyor ve o
eksi derecede insanlar dövülmeye, sövülmeye layık görülüyor ve şimdi, bu
insanlar bizden bir umut bekliyorlar, bir haber bekliyorlar, diyorlar ki: “Bizi
4/C’ye göndermeyin.” 4/C nedir? 4/C’yi
biliyorsunuz; 4/C’de yol parası yok, 4/C’de yemek parası yok, 4/C’de
mesai yok, 4/C’de kıdem tazminatı yok. On ay
çalıştıracaksınız, on ay sonra diyeceksiniz ki: “Sen zorunlu izne çıkacaksın.”
Maaş da vermeden izne göndereceksin. Ya bunları kabul edeceksin -çünkü
bunlardan sonra bir daha tazminat filan talep etmeyesin diye- ya bunu
yapacaksın ya bunu uygulamayacaksın. Ya bu deveyi güdeceksin ya bu diyardan
gideceksin! Ama yok, perişan insanlar, aç susuz…
İlkokul mezununa kaç para veriyorlar biliyor musunuz? 600 bin
lira. Lise mezununa kaç para veriyorlar biliyor musunuz? 680 bin lira.
Yüksekokul mezununa da 720 bin lira para verecekler başka yerlerde
çalıştırdıkları zaman. Yani bunlar bizim ve Allah aşkına, samimi olarak
söylüyorum, biz istesek bir kalemde bunları düzeltiriz şu dakika. Arkadaşlarım,
daha önce bunun örnekleri var, 1995 yılında bunun örneklerini yaşamış insanlar.
Yani daha önce bu Köy Hizmetlerinde özelleştirme yapıldığı zaman, bunlar,
sevgili arkadaşlarım, değişik kurumlarda görev almışlar, değişik yerlerde
istihdam edilmişler ama özlük haklarını koruyarak gitmişler ve oralarda mağdur
olmamışlar. Eğer biz böyle -çeşitli kurumlarda, iş arayan, işçi arayan bütün
bakanlıklarımızın, kurumlarımızın sitelerine girdiğiniz zaman orada görürsünüz
insanlar iş arıyor- bunların özlük haklarını koruyarak, biz bunların
geleceklerini koruyarak, mağdur etmeden bunları, eğer gerçekten biz bu 4/C’den kurtararak değişik… Kendi illerinde
ama. İstanbul’da çalışıyorsa İstanbul. Çünkü gidip kira ödeyemiyor, yol
parasını ödeyemiyor, ailesini götüremiyor, okulunu götüremiyor, mecburi,
zorunlu olarak işinden ayrılmak zorunda kalıyor.
Bu bakımdan, yani Sayın Tayyip Erdoğan’ın “Yan gelip yatma yeri
değildir. Bizim dönemimizde benden öyle müjdeli haber beklemesin.” dediği gibi,
bunların zaten yan gelip yatmaları filan yok. Bunlar işten atılıyor. Bunlar
Adana’da, Mersin’de, Diyarbakır’da, hepsi bunların sizin döneminizde işten
atıldı, yani sizin döneminizde. Bu Adalet ve Kalkınma Partisi… 2003’ten sonra
işten atıldı. Hiç olmazsa yarısını kurtardık, geri kalan yarısını kurtarırız
diye düşünüyorum.
Bu konuda ben, biraz önce bizim verdiğimiz Meclis araştırma
önergesinin, arkadaşlarımın verdiği önergenin kabulünü rica ediyorum. Eğer
böyle bir düşünürseniz, el ele verirsek, inanıyorum ki biz, en azından, olmazsa
bu işçilerin bir kısmını, yarısını kurtarırız diye düşünüyorum.
Beni dinlediğiniz için hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
Sağ olun, eksik olmayın. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sevigen.
Önerinin aleyhinde söz isteyen Ünal Kacır,
İstanbul Milletvekili.
Buyurun Sayın Kacır. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Kacır,
komisyonlardaki gibi yapma ha!
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Az önce değerli bir arkadaşımızın konuşmasını burada birlikte
dinledik: “Belli bir yıla kadar -işte 2002 yılına kadar- kâr eden bir kuruluş,
ondan sonra sizin döneminizde zarar etmeye başladı ve siz burayı
özelleştirdiniz.” diyor.
Değerli arkadaşlar, evet, raporlarda, yazılı evraklarda öyle
görünüyor. Ama bir de bunun, madalyonun arka yüzü var. Tekelin işlediği
tütünler hazine tarafından satın alınır, depolanır, bakılır, Tekel kullandığı
kısmını değerlendirir, ona göre hesap yapılırdı. Ama 2002’den sonra o öyle
olmadı, artık Tekel kendi aldı, kendi aldığını, efendim, kullanmaya başladı ve
sistem değişti. Ondan önce bütün bunlar hazineye yazılırdı, Tekele yazılmazdı
bu zararlar, bu giderler. Tekelin sigara fabrikaları vardı, sigara
fabrikalarında tütünü kullanırdı ama depolardaki tütün hazinenin tütünüydü.
Hazine destekleme olarak alırdı ve hazineden bunun parası ödenirdi ve değerli
arkadaşlar, biliyor musunuz, Tekelin sigara fabrikalarının olduğu, en çok
üretim yaptığı o dönemde depolarda biriken tütün miktarı ne kadardı? 470 bin
ton. Evet, 470 bin ton tütün depolarda yığılı, bizim geldiğimizde depolarda
yığılı bu tütün ve bu tütüne bakacaksınız, bu tütünün bakımını yapacaksınız.
Bakım maliyeti ne kadar biliyor musunuz arkadaşlar? Kilogram başı 50 sent yani
235 milyon dolar yıllık bakım masrafı. Sizin biriktirdiğiniz, sizlerin
döneminde biriken tütünün bakım masrafı 235 milyon dolar ama bu, Tekelin
masrafına yazılmadığı için zarar görünmüyor orada.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Siz de vardınız, sizin parti de iktidar
oldu.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Tekelin masrafına yazılmadığı için zarar
görünmüyor. Ne görülüyor? 61 milyon, efendim, Tekel buradan kâr elde etmiş; bu,
kârmış! Nerede 235 milyon dolar masraf?
Değerli arkadaşlar, bakın, az önce de yani bu Cumhuriyet Halk
Partisi grup önerisinden önce de Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi
aynı mahiyetteydi ama Tekelin özelleştirilmesi gerektiğine siz karar verdiniz
2001 yılında, dediniz ki: “Tekel özelleştirilmeli.” Şimdi ne diyorsunuz? “Tütün
sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin tespiti…” Kim
istiyor? Milliyetçi Hareket Partisi. Siz karar
vermişsiniz burayı özelleştirmek lazım diye ve bir de yasa çıkarmışsınız.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Özelleştirmeyle bunun ne alakası var
Sayın Kacır? Bir sefer de doğruyu söyleyin.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yani doğru yapılıp yapılmadığını
mı...
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, doğru yapmışsınız.
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Biz de sizin doğru yapıp yapmadığınızı
araştıralım.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Biz de sizin yaptığınız doğrunun üzerine
devam ettik ve sizin döneminizde özelleştirilmesine karar verildi. Bizim
dönemimizde de özelleştirildi.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Kaç kişiyi işsiz bıraktı, kaç kişi işsiz
kaldı?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bak şimdi, kaç
kişi işsiz kaldı? (Gürültüler) 4/C denilen bir şey…
Dinleyin, bakın arkadaşlar…
RECEP TANER (Aydın) – 4/C işçilik değil.
BAŞKAN – Sayın Kacır, lütfen Genel
Kurula hitap edin.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Genel Kurula hitap ediyorum efendim.
4/C denilen bir şey sizin döneminizde yoktu.
RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Kacır…
BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Siz özelleştirdiğiniz yerdeki
işçileri kapının önüne koyuyordunuz, “Git ne yaparsan yap.” diyordunuz ve biz geldik,
hem bizim dönemimizde özelleştirilenleri, oradaki mağdur olan işçileri ve hem
de bizden önce, yıllarca önce, sizlerin dönemlerindeki özelleştirme
mağdurlarının hepsini aldık, 4/C diye bir şey çıkardık ve hepsini, yeniden
devlete gel kardeşim…
ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Çok hayırlı bir iş yaptınız, çok!
ÜNAL KACIR (Devamla) – …sen kırk yaşına gelmişsin, kırk iki, kırk
beş yaşına gelmişsin, emekliliğine bir iki yıl var, mağdur olma, devlette çalış
ama biz sana ancak şu şekilde karşılayabiliriz diye, devlet bir destek olmak
adına bu 4/C’yi bizim dönemimizde çıkardık.
KADİR URAL (Mersin) – 4/C’lilere bir
sorarsanız söylerler size niye olduğunu. 4/C’lilere
bir sorun, nasıl oluyor.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 4/C’lilerin
hepsi çok iyi biliyorlar. Mesela, Petrol Ofisi bizim dönemimizde
özelleştirilmedi ama Petrol Ofisinin özelleştirilmesinden dolayı özelleştirme
mağduru olanları da, yıllar sonra biz onları da 4/C kapsamına aldık, aman bu
vatandaşlarımız mağdur olmasın diye.
MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sizlere hayır duaları ediyorlar,
AKP’ye hayır duası ediyorlar! Her seferinde AKP’ye hayır duası
ediyorlar!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Şimdi, sizin döneminizde “özelleştirin”
diye karar verdiğiniz yerler özelleştirilmiş, şimdi, “Bunları çalıştırmaya
devam edin…”
Değerli arkadaşlar, Tekelin artık sigara fabrikaları falan yok.
Sadece mevcut depolarda az bir miktar tütünü kaldı ve bundan sonra da bu,
sürmeyecek. Artık özel sektör kendi tütününü kendisi yine üreticilerden
sözleşmeler yaparak alıyor ve dolayısıyla bu tütün depoları da sürmeyeceğine
göre, burada “bu işçilerimizi aynı şekilde devam ettirin” demek popülizmden başka hiçbir şey değildir. Popülist
yaklaşıyorsunuz…
KADİR URAL (Mersin) – Et ve Balık Kurumunu da özelleştirin o zaman
Sayın Kacır!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Popülist yaklaşıyorsunuz ama…
KADİR URAL (Mersin) – Et ve Balık Kurumunda da var aynı şeyler.
BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, popülist
yaklaşmanın bu ülkeye nelere mal olduğunu hepimiz gördük, görüyoruz.
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Ne kâr etti bu ülke? Ne kâr etti? Dış
borcu yükseldi, iç borcu yükseldi. Ne faydası oldu?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Şimdi, yine bu işçi kardeşlerimiz…
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Kamu yararı ne oldu?
ÜNAL KACIR (Devamla) – …burası özelleştirilirken -bir bilgi olsun
diye de vermek istiyorum değerli arkadaşlar- sigara fabrikaları
özelleştirilirken, sigara fabrikalarını da yeni alan firmada çalışmak
isteyenler orada çalışmaya devam ettiler. Buradan 2.700 arkadaşımız “Ben orada
çalışmak istemiyorum, ben Yaprak Tütünde kalacağım.” dedi. Bu neticenin de bu
tarafa gideceği bilindiği hâlde bu arkadaşlarımız bunu tercih ettiler. O tabii
kendi tercihleridir, saygı duymak gerekir. AK PARTİ, iktidarı döneminde kimseyi
mağdur etmemiştir ama popülist yaklaşımlardan da uzak
durmuştur.
Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyor ve CHP önerisinin
aleyhinde olduğumu ifade etmek istiyorum.
Arz ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.
Önerinin lehinde söz isteyen Ali Uzunırmak,
Aydın milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önergenin lehinde söz aldım,
hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, her şeyden önce, biz, mantık ve bilginin
konuşmasını yapmamız gerekir. AKP Grubundaki konuşma yapan arkadaşlarımızı
dikkatle dinliyorum. Değerli arkadaşlar, muhalefetin karşı çıktığı veya
öngördüğü birtakım konular sizlerle mantıken âdeta bilgi kirliliği yaratılmak
için bir tartışma konusu şekline getiriliyor.
Değerli arkadaşlar, geçmişte elbette ki özelleştirme bu ülkenin
politikasıydı, dünyadaki gelişmeler elbette ki özelleştirmeyi gerekli
kılıyordu. Dün özelleştirmenin dünyadaki ve ülkemizdeki konjonktür
olarak sahip olduğu imkân ve kabiliyetlerle AKP İktidarının Türkiye’de
yönetimde olduğu gündeki dünyadaki konjonktür, imkân ve kabiliyetler aynı
değildir. Öyleyse geçmişe dönük imkân ve kabiliyetlerin eşit olmadığı şartlarda
uygulayıcıları suçlamak mantıki değildir. İkincisi, muhalefetin karşı çıktığı
konuları sağlıklı değerlendirmeyi sayın milletvekillerinden ben rica ediyorum.
Değerli arkadaşlar, karşı çıkılan özelleştirme değildir. AKP’nin
mantığı özelleştirme değildir. İktidarın mantığı, Hükûmetin
mantığı satmaktır, iktidarın mantığı yabancılaştırmaktır. İktidara muhalefetin
karşı çıktığı nokta, yabancılaştırmaya karşı çıkmaktadır, haraç mezat satmaya
karşı çıkmaktadır. Yoksa, özelleştirme politikalarının
doğru yapıldığı anda ben inanıyorum ki bu ülkenin kuruşuna kadar halel getirmek
istemeyen bütün milletvekilleri bu politikaların desteğinde olacaktır.
Değerli arkadaşlar, sadece işçilerin problemi olarak meseleyi
görmemek lazım. AKP İktidarının bakışında acaba üretime nasıl bir bakış açısı
vardır?
Bakın, kıymetli arkadaşlar, Tarım Bakanlığının, Tütün Eksperleri
Derneğinin düzenlediği basın toplantısı var.
Tarım Bakanlığının tarımsal destekleme modelinde Türkiye’de 30 havza
öngörülüyor. Bu 30 havzadan 23’ünde tütün üretiliyor ve bu 23’ündeki tütün
üretimi, 145 bin hektar alanda 180 bin aile ekici olarak geçiniyor ama işte bu
Tarım Bakanlığının destekleme modelinde tütün bir ürün olarak hiçbir yerinde,
programın hiçbir yerinde deklare edilmiyor. Tütün tarımsal üretim ürünü
olmaktan, Tarım Bakanlığından çıkartılmış. Tütün hiçbir yerinde deklare
edilmiyor. Acaba sayın milletvekillerimizin, iktidar milletvekillerimizin
bundan haberi var mı?
Değerli arkadaşlar, biz elbette ki ülke siyasetçileri, ülke
yöneticileri olarak küresel gelişmelere kayıtsız kalamayız ama küresel
düşünceyi okurken, küresel imkân ve kabiliyetleri okurken biz kendi bölgesel
imkân ve kabiliyetlerimizi, potansiyelimizi ve fırsatları inisiyatif
kullanır şekilde değerlendirmezsek o zaman küresel rüzgârların teslimiyetinde
oluruz. İşte, bizim karşı çıktığımız bu teslimiyetçiliktir.
Değerli arkadaşlar, tabii ki ülkemizdeki içinde bulunduğumuz
şartlarda “12 bin Tekel işçisi bedava ekmek aramıyor.” diye Tekgıda-İş
Sendikasının basın toplantısı var. Sayın Başbakanla bir tartışma yaşandı. 5/12/2009 tarihinde Sayın Başbakan İstanbul’daki bir törende
“Tekel sizden müjde bekliyor.” diyen Yaprak Tütün işçilerine çok sert bir
şekilde bir uyarıda bulundu. Sayın Başbakanın bu alışık olduğumuz bir
davranışıydı. Elbette ki Sayın Başbakan bugüne kadar Yargıtaya
kızıyor, Danıştaya kızıyor, Anayasa Mahkemesine
kızıyor, askere kızıyor, medyaya kızıyor, memura kızıyor, çiftçiye kızıyor,
işçiye kızıyor, muhalefete kızıyor, kızıyor da kızıyor Sayın Başbakan.
Başbakanın kızmadığı bir taraf yok ama siz değerli milletvekili
arkadaşlarımızdan, devlet adamına ve Sayın Başbakana bir uyarıda bulunmak
lazım.
Değerli arkadaşlar, bu ülkede Başbakanın kızgınlığından nasibini
almayan kalmadı ama siz ikna edebilir misiniz? Zannetmiyorum. Eğer milletin
iradesinin tecelligâhı olan Meclis Başkanına da biz,
Sayın Başbakan için o hâletiruhiyeyi yaşattıysak, Sayın Başbakanı bu konuda
herhâlde ikna edecek ancak millet iradesi olacaktır, işçinin iradesi olacaktır,
emeğin iradesi olacaktır. Onun dışında artık Başbakanı bu huyundan vazgeçirmek
mümkün değildir.
Yaprak Tütün İşletmeleri AKP İktidarında, siyasi iktidar
iradesiyle kapatılmaktadır değerli arkadaşlarım. İşte Yaprak Tütün
İşletmelerinde 12 bine yakın işçinin çalıştığı illeri okuyorum sizlere: Adana,
Adıyaman, Ankara, Amasya, Aydın, Batman, Bursa, Bitlis, Denizli, Diyarbakır,
Hatay, İstanbul, İzmir, Malatya, Manisa, Muğla, Muş, Siirt, Samsun, Tokat ve
Trabzon. Yirmi bir il ve kırkı aşkın ilçedeki işletme iktidar tarafından
kapatılmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu insanlar neyi istemektedirler? Bu insanlar,
elbette ki bu ülkede yatarak para kazanmak, öyle Sayın Başbakanın dediği gibi
“Devlet deniz, yemeyen domuz.” falan benzetmelerine asla ve asla muhatap
olmamalıdırlar.
Değerli arkadaşlar, bu işçiler mevzuatın… Mevcut özlük haklarıyla
ilgili üç öneri sunmuşlardır: Başka kamu kuruluşlarına geçmek istemektedirler,
eğer olmuyorsa kamuda sözleşmeli personel olmak istemektedirler, eğer olmuyorsa
4/C’nin statüsünün iyileştirilmesini istemektedirler.
Bu, sendikanın basın toplantısındaki Hükûmetten olan
talepleridir.
Dolayısıyla 4/C statüsündeki iyileştirme isteklerini de şu şekilde
izah etmişlerdir: Aylık ücretin en az 1.200 lira olması, çalışma süresinin on
iki aya çıkartılmasını istemektedirler ve hâlen 4/C statüsünde 12 bin Tekel
işçisinin yanında, toplamı 26 bini bulan bu ülke insanı vardır, bu ülke evladı
vardır.
Tekel işçisi alın teriyle çalışarak para kazanmak istemektedir.
AKP’nin sosyal yardımlarına muhtaç olup AKP’nin oy deposu olmak istememektedir.
Şahsiyetiyle, gururuyla, onurlu vatandaşlık bilinciyle demokrasideki siyasi
tercihini özgürce kullanmak istemektedir. Ama AKP, onları ve vatandaşları
sosyal yardımlarla bir oy deposu ve bir kul noktasına taşımak istemektedir.
Değerli arkadaşlarım, okuduğum vilayetler Türkiye’nin dört bir
yanıdır. Bu dört bir vilayette, dört bir yanda iktidar milletvekili
arkadaşlarımız da vardır. İşte Türkiye’nin dört bir yanı yangın yerine
dönmüştür. Tokat’ta yaşadığımız olay, sayının, şehidin 1 veya 7 olması önemli değil
kıymetli arkadaşlar, önemli olan o ülke insanının, ülkenin askerine, ülkenin
devletine karşı kurşun sıkabilecek duruma getirilmiş olmasıdır.
Sayın Başbakan, gene bir kurtuluş yolu aramaktadır. Sanki Türk
askerini şehit eden terörist değil, sanki Türk askerini şehit edenler provokasyon eylemlerdir. Sayın Başbakan, eğer silahı eline
alanın maksadından sen vazgeçirmiyorsan o zaman bu provokasyonlar
çok meydana gelecek demektir.
Ve kısaca şunu ifade etmek istiyorum kıymetli arkadaşlar: Millî
güvenliği oluşturan en önemli unsurlar ülke insanının birbiri arasındaki
adaletli paylaşımdır. Dolayısıyla, eğer bir ülkede 4/C
statüsünden başka statülere varıncaya kadar personel rejiminde onlarca çeşitli
kademe ve eğer maaş farklılıkları meydana gelmişse, bu ülkede etnik bölücülükle
ilgili konularda millî birlik projesi sunmak yerine, en kolay şekilde bu
personel rejimindeki düzenlemeleri yaparak, insanımız arasında eşit emeğe, eşit
bilgiye, eşit işe eşit ücret ve hakkaniyetli ücret vererek millî birliği
sağlamanın yolu siz kıymetli milletvekillerinin iradesinden geçmelidir.
Bu araştırma önergesi Hükûmet iradesinin
üstüne Meclis iradesini koyma önergesidir kıymetli arkadaşlarım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen tamamlayınız.
ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dolayısıyla, Hükûmete
bir yol gösterme önergesidir bu, iktidar karşıtlığı falan değildir, Meclis
iradesini Hükûmet iradesinin üstüne koyma, ona bir
yol gösterme önergesidir. Dolayısıyla, siz kıymetli milletvekili arkadaşlarımızın
mutlaka daha sağlıklı, iktidar-muhalefet çekişmesi ve bağnazlığı dışında
görerek önergeye oy vereceğinize inanıyorum.
Bakın, 13/11/2009 tarihinde daha,
Aydın’dan Kenan Telefoncu, Orhan Özyörük, Menderes
Çomak, Tuncay Maden isimli işçiler bizzat Büyük Millet Meclisine gelerek
bizlerle görüştüler, iktidar ve muhalefet milletvekilleriyle görüştüler
kıymetli arkadaşlar. Bu insanları Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar getiren
sıkıntı var ki bu insanlar buralara geliyor. Bunların sesine kulak vermek gerektiğine
inanıyorum.
Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzunırmak.
Öneri aleyhinde söz isteyen Mehmet Nil Hıdır, Muğla Milletvekili.
Buyurun Sayın Hıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sayın Başkanım, çok değerli
milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergenin
aleyhinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Çok değerli arkadaşlar, tütünün mazisine baktığımızda, ilk defa
1986 yılında, Dünya Sağlık Örgütünün tütün ve tütün mamullerine, ekim
alanlarına daraltma getirme tavsiyesinde bulunduğunu görüyoruz. 1986 yılında
henüz göreve yeni başlamış olan ANAVATAN Partisi İktidarı Dünya Sağlık
Örgütünün bu uyarısına çok küçük adımlarla… Çünkü bütün dünyada tütün ve tütün
mamullerinin zararları sebebiyle, kalp rahatsızlıkları, beyin damarındaki
tıkanıklıklar, ayaklarda, ekstremitelerde “reyno fenomeni” dediğimiz damar
tıkanıklıkları sebebiyle ölümlerin sayısı yaklaşık 7 milyon kadardır.
1986’da ilk defa hükûmet gündemine
gelmiş, ekim alanları daraltılmış ya da vatandaşımız bu noktada
bilinçlendirilmeye çalışılmış, ülkemizin bazı tütün ekim alanlarında bu
uyarılar nazarıitibara alınmış. Örneğin Manisa bu uyarılara dikkat kesilmiş,
tütün ekim alanlarını daraltmak suretiyle çekirdeksiz üzüm ve salçalık domates
ekimlerine ağırlık vermiş, susuz alanları, kurak alanları sulama faaliyetlerine
girişmiş ve o günkü hükûmetten yeterli yatırımı almak
suretiyle kurak alanları sulu alanlara tahvil etmiş. Bugün Türkiye’de salçalık
domates deyince aklımıza Manisa geliyor, ihracata yönelik çekirdeksiz kuru üzüm
deyince aklımıza yine Manisa geliyor.
İkinci hamle olarak, 1996 yılında, Refahyol
döneminde, yine Dünya Sağlık Örgütünün bütün ülkelere yaptığı tavsiye neticesinde
-Tütün Yasası’yla ilgili- alanların daraltılması ve sigaranın kapalı alanlarda,
özellikle yolcu otobüslerinde yasaklanmasına dair yasa çıkarılmış. Türkiye
ikinci bir merhaleye daha girmiş. Bazı illerimizde, yine bunların başında Aydın
ilimizi görüyoruz, Kütahya ilimizi görüyoruz, Gediz Ovası’nda, Menderes
Ovası’nda, Söke Ovası’nda tütün ekim alanlarını daraltmak suretiyle ihracata
yönelik pamuk, incir ve narenciye ekim alanlarının genişletildiğini görüyoruz.
Ne zaman Dünya Sağlık Örgütünün ülkelere tavsiye ettiği kararlar hükûmetler tarafından ciddiye alınmak suretiyle vatandaşın
sağlığı, vatandaşın emeklerinin heba olmayacak ürünlere yönlendirilmesi gündeme
geldiyse, bu paralelde icraat gösteren illerimiz kazançlı çıkmış. Tütün
ekiminde Türkiye’de sayılı iller arasında olan Muğla ili, benim de seçim bölgem
olan Muğla ilinde maalesef bu iki dönemde de hiçbir şekilde tütün alanlarının
daraltılması çalışmaları yapılmamış, ta ki 2005 yılına gelinceye kadar.
AK PARTİ hükûmetleri tütüncünün derdini
çok yakinen takip ediyor. Ben tütüncü bir ailenin çocuğu değilim ama tütüncü
ailelerin altı kez kırmak, çizmek, depolamak, ekspertize
bunun birinci kalite tütün olduğunu anlatabilmek için dil dökmek suretiyle
kurak alanlarda kızıyla kızanıyla, çoluğuyla çocuğuyla
yapmış olduğu ekimler neticesinde 10 liraya, 12 liraya mal ettiği tütünü 4,5
liraya ekspertize yalvara yakara satmak suretiyle nasıl kazanç elde ettiğini
çok yakinen bilen kardeşlerinizden birisiyim. Eğer popülist
politikalara devam edeceksek bu milletin çilesini, bu milletin ektiği, diktiği
bitkilerden kazanç elde edemeden nasıl fakirleştiğini görerek politikamızı
devam ettirelim ama 2005 yılında Muğla’da da gerek Tekel Tütün İşletmelerinin
bölgeye intikal ettirilmesiyle gerek ekim alanlarının daraltılması suretiyle,
evet, Muğla’da da radikal kararlar aldık. Çoğu arkadaşımız bunun siyasi olarak rantını elde etmeye de çalıştı ancak gururla söyleyebilirim
ki vatandaşımız kendisine uzatılan yardım elinin hayırlı mı, hayırsız mı
olduğunun farkında. AK PARTİ Hükûmeti hiçbir zaman,
tütün alanlarının daraltılması karşısında vatandaşımızın ekmeğiyle oynamadı. Ya
ne yaptı? Kıraç alanların sulanması için barajların temelini attı. Önceki
dönemde atılmış olan, 2020’de bitirilmesi düşünülen Dalaman Akköprü
gibi, Akgedik gibi, Geyikli barajları gibi barajların
ödeneğini artırmak suretiyle beş yıl, altı yıl, on yıl daha erken
bitirilmesini, çiftçinin alanlarının, arazilerinin sulanmasını temin etti.
Yine, DSİ Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı, yaptığı master planlarla, bölgede bir gram suyun, yer altı suyunun
ya da yer üstüne çıkmış olan suyun değerlendirilmesi amacıyla yeni projeleri de
Yüksek Planlama Kuruluna, Devlet Planlama Kuruluna intikal ettirdi. Bunların en
bariz örneği, 60 bin dönüm arazinin sulanması babında, yirmi sene önce projesi
yapılmış olan, Yaşyer Ovası’nı, Bafa Ovası’nı ve 60
bin dönüm araziyi sulayacak olan Derince Barajı’nın Çevre ve Orman Bakanlığımız
tarafından 2009 yılında ihale çalışmalarının başlatılmasıdır.
Gelin, tütün ekimi yapan Milas Ovası’ndaki milletimize sorun:
Tütüne mi devam etseniz daha iyi, yoksa Derince Barajı’nın 60 bin dönüm araziyi
sulaması suretiyle mısır, nar, narenciye, hayvancılık yem ürünleri gibi yem
bitkilerinin ekilmesi mi daha avantajlı? Milletimiz, kimin popülist
politika yaptığını, kimin toprakları değerlendirerek milletin önünü açtığını,
milletin makûs talihini yenme noktasında atılım yaptığını gayet güzel görüyor
ve biliyor. Burada, elbette, özelleştirme neticesinde işini kaybeden ama bu
arada kendisini özelleştirme mağduru olarak takdim eden 10-12 bin civarında
vatandaşımız, arkadaşımız, Tekel çalışanımız var. Eğer olayı vatandaşımızın
sağlığı bakımından, ülkemizin kalkınması açısından ele alırsak, bu 12 bin
kişilik komplikasyonu çok rahatlıkla bu milletimiz tolere eder, edebilir, etmiştir de. Ama biz eğer bunlara
kıdem tazminatlarını ödememişsek o zaman devlet olarak zulmetmişiz demektir;
tam tersine, 4/C’ye geçenlere kıdem tazminatları
bihakkın ödendi.
Yine, bu arkadaşlarımız, asla kapının önüne bırakılmadı. Bu
arkadaşlarımızın arzu edenleri kıdem tazminatıyla emekliye ayrıldı, arzu
edenleri 4/C kadrosunda havuzda toplanmak suretiyle yeni iş alanlarına
gönderildi. Eğer biz korkak siyaset yaparsak, eğer biz
ülkemizin hayvancılıkta, yem bitkilerinde, meyvede, sebzede bu milletin önünü
açmazsak, daha on yıllar boyunca seher vaktinde tütün kırmakla, maliyetinin
yarı fiyatına satmak suretiyle bu milletimizin makûs talihini devam ettirmeye
gayret etmiş oluruz ki bu da Türkiye Büyük Millet Meclisine ve onun onurlu, haysiyetli
milletvekillerine yakışmaz.
Ben bu duygularla, ümit ediyorum ki milletimize, tütün ekincimize,
tütün çiftçimize yeni açmış olduğumuz ufukları bu milletimiz anlar, anlamaya da
devam edecektir ve tütünün sağlığımıza verdiği zararları yakinen bilen
milletimiz sigarayı da, tütünü de tamamen…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Hıdır, lütfen tamamlar mısınız.
MEHMET NİL HIDIR (Devamla) – …bırakmak suretiyle, sağlığını en üst
düzeyde korumaya devam edecektir.
Bu sebeple, önergenin aleyhinde olduğumu bir kez defa daha ifade
ediyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, toplantı yeter
sayısı istiyoruz.
BAŞKAN – Arayacağım Sayın Kılıçdaroğlu.
…Kabul etmeyenler…
Sayın Kılıçdaroğlu, ben karar yeter
sayısı anladım, doğrusu…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul ) – O da olur.
BAŞKAN – Sayar mısınız…
AHMET YENİ (Samsun) – Hangisi? Karar versinler.
BAŞKAN – Karar verildi, oylama yaptık arkadaşlar.
Lütfen, sayın milletvekilleri… Başkanlık Divanı biliyor ne
yaptığını.
Karar yeter sayısı vardır. Kabul edilmemiştir.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır Sayın Başkan!
OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul edilmiştir efendim.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – “Kabul edenler” dediniz ve kabul
edildi.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Hayır, hayır…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim..
Tutanakları getirtin efendim. “Kabul edenler” diye sordunuz.
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, “Kabul edenler” diye sordunuz.
SUAT KILIÇ (Samsun) – “Kabul edenler… Kabul etmeyenler…”
OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul edenler” diye sordunuz.
SUAT KILIÇ (Samsun) – “Kabul etmeyenler” diye soruldu.
OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul edenler” diye sordu.Kabul
etmeyenleri sormadı. Karar yeter sayısı…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen,
“Kabul edenler” diye sordum, siz el kaldırdınız.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tutanaklara bakın efendim, siz
“Kabul edenler” dediniz, arkadaşlar el kaldırdı.
BAŞKAN – Hayır efendim… Lütfen… Biz burada ne yaptığımızı…
OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, tutanakta var canım!
SUAT KILIÇ (Samsun) – “Kabul edenler” dedi…
OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul edilmiştir.” Nereden kabul
edilmiştir? “Kabul edenler” dedi, kaldırdınız…
SUAT KILIÇ (Samsun) – “Kabul etmeyenler” diye de…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, hayır… Tutanaklara bakın…
OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul edenler” dendi…
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, buradaki
tartışılan nedir; anlamadım. Çünkü “Kabul edenler” diye sordum, siz el
kaldırdınız.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – “Kabul etmeyenler“ diye soruldu.
OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, hayır, biz kaldırmadık.
BAŞKAN – Bir saniye Sayın Vural, bir saniye…Sayın
Kılıçdaroğlu’na soruyoruz, bir cevap versin. Lütfen,
sordum, cevap versin.
OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan “Kabul edenler” dediniz,
arkadaşlar el kaldırdılar. “Kabul etmeyenler” diye sormadınız.
BAŞKAN – Hayır. Şimdiye kadar, bu uygulamanın haricinde bir şey mi
yapıldı? “Kabul edenler” denildiğinde siz el kaldırdınız. “Kabul etmeyenler”
denildiğinde…
OKTAY VURAL (İzmir) – “Kabul edilmiştir” diyoruz…
SUAT KILIÇ (Samsun) – “Kabul edenler” dedi, sonra “Kabul
etmeyenler” dedi. Olur mu öyle şey!
OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul ettiler, onu diyorum.
SUAT KILIÇ (Samsun) – Hayır, hayır.
OKTAY VURAL (İzmir) – Öneri kabul edilmiştir..
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Tutanaklara bakalım.
BAŞKAN – Tutanakları incelemek için beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.56
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.06
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van),
Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
27’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.
Biraz önce oylamaya ilişkin olarak yapılan itiraz nedeniyle
tutanakları getirttim. Tutanaklarda:
“Başkan – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler…
Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul) – Sayın
Başkan, toplantı yeter sayısı istiyoruz.
Başkan – Arayacağım Sayın Kılıçdaroğlu.
…Kabul etmeyenler…
Sayın Kılıçdaroğlu, ben karar yeter
sayısı anladım, doğrusu…
Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul) – O da
olur.
Başkan – Sayar mısınız…
Ahmet Yeni (Samsun) – Hangisi?
Başkan – Karar verildi, oylama yaptık arkadaşlar.
Lütfen, sayın milletvekilleri… Başkanlık Divanı biliyor ne
yaptığını.
Karar yeter sayısı vardır. Kabul edilmemiştir.”
Tutanaklar bu şekilde.
Böylelikle Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi kabul
edilmemiştir.
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine
göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
3.- Gündemdeki sıralama ile Genel
Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ
Grubu önerisi
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na
Danışma Kurulu 08.12.2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda
siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, İçtüzüğün 19 uncu
maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına
sunulmasını arz ederim.
Suat
Kılıç
Samsun
AK
PARTİ Grubu Başkan Vekili
Öneri:
08.12.2009 tarihinde (bugün) dağıtılan ve Gelen Kağıtlar
Listesinde yayımlanan 444 ve 445 sıra sayılı kanun tasarılarının 48 saat
geçmeden Gündemin sekizinci kısmının 3 ve 5 inci sıralarına alınması,
07.12.2009 tarihinde dağıtılan ve Gelen Kâğıtlar Listesinde yayımlanan 397 ve
397’ye 1 inci Ek sıra sayılı kanun tasarısının da 48 saat geçmeden Gündemin
sekizinci kısmının 4 üncü sırasına alınması, diğer işlerin sırasının da buna
göre teselsül ettirilmesi.
Genel Kurulun; 08.12.2009 Salı günkü birleşimde 444 sıra
sayılı kanun tasarısının, 10.12.2009 Perşembe günkü birleşimde ise 445 sıra
sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmaların devam
edilmesi, 445 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin Perşembe günkü
birleşimde tamamlanamaması hâlinde Genel Kurulun 11.12.2009 Cuma günü saat
14.00’te toplanması, bu birleşimde kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi ve
445 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışmalara devam edilmesi.
Önerilmiştir.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisi lehinde söz
isteyen Suat Kılıç, Samsun Milletvekili.
Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SUAT KILIÇ (Samsun) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer
milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi grup
önerileri görüşüldü, oylandı. Haftalık çalışma programımızı belirlemek üzere AK
PARTİ grup önerisi görüşülecek ve nihayet, bu öneri doğrultusunda, kabul
edilmesi hâlinde, Genel Kurulun iradesine bağlı olarak haftalık çalışma
programımızı şekillendirmiş olacağız.
Bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda üç önemli
kanun tasarısını görüşmek ve yasalaştırmak istiyoruz. Bunlardan bir tanesi
konut edindirme yardımlarına ilişkin aksaklıkları ortadan kaldırmayı amaçlayan
konut edindirme yardımına ilişkin kanun tasarısıdır.
Bilindiği gibi, AK PARTİ Hükûmeti,
yılların kangren sorunu olan Konut Edindirme Fonu’nda toplanan paraları hak
sahiplerine devretmek üzere, bu önemli problemi ortadan kaldırmak üzere çok
tarihî bir adım attı. Yıllarca bu paraların nerede olduğu, hangi hesaplarda
toplandığı, kimler tarafından ne şekilde kullanıldığı maalesef bilinemedi.
Hesapların toplandığı, yardımların biriktirildiği banka hesaplarındaki
gerçeklere ulaşmak bile, maalesef, birkaç yıllık bir zaman diliminde gayretli,
kuvvetli çalışmalar yapmayı gerektirdi. Yani, geriye dönük olarak bakıldığında,
devlet tarafından toplanan, biriktirilen ama nerede, ne şekilde fonlandığı belli olmayan bir kaynağın hak sahiplerine devri
nihayet çözüm aşamasına kadar gelebildi.
Bugüne kadar yaklaşık 2 milyar liralık bir kaynak hak sahiplerine
aktarıldı ancak uygulamadan kaynaklanan birtakım eksikliklerin giderilmesi,
yasal düzenleme ihtiyaçlarıyla birlikte, geri kalan hak sahiplerinin geri kalan
haklarına kavuşmaları noktasında aciliyet arz eden
bir düzenlemedir ve 2010 yılı mali bütçe kanunundan önce çıkmasında gereklilik
görülmüştür. Dolayısıyla, bu çerçevede, bugünkü çalışmalarımızı KEY Kanun
Tasarısı’nı görüşmek şeklinde başlayıp neticelendirmek istiyoruz.
Diğer iki kanun tasarısı, bu haftanın gündemine almak istediğimiz:
Biri İmar Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören kanun tasarısı. Burada yine
müteahhitlerin yapı işlerindeki kusurlarına ilişkin
sorumluluğu şantiye şefleriyle fennî mesullerle paylaşmasına yönelik
düzenlemeleri içeren bir kanun tasarısı var. Mahkemelere intikal eden değişik
konularda, hukuki ihtilaflarda, muhatabı bulunamayan işlerde çok önemli hukuk
sorunlarını çözüme kavuşturmayı amaçlayan bir kanun tasarısı olarak
şekillenmiştir İmar Kanunu Tasarısı’ndaki değişiklikler.
Diğer bir aynı kalem altında konu: Kat karşılığı inşaat
sözleşmelerinde inşaatın yüklenicisi olan müteahhidin borçlarından kaynaklanan
mağduriyetler arsa sahiplerinin hak kullanımı noktasında çok ciddi yasal
engeller çıkmasına maalesef zemin hazırlar durumdaydı. Yine bu kapsam içerisinde
bütün bu sorunların, tespit edilen, belirlenen hukuki ihtilaflara ilişkin
boyutu da olan sorunların yapılacak düzenleme ile çözüme kavuşturulması
hedeflenmektedir.
Yine, bu haftanın gündeminde görüşüp yasalaştırmayı düşündüğümüz
bir diğer tasarı Çek Kanunu’na ilişkin düzenlemeler içeren tasarıdır. Bilindiği
üzere ödenmeyen çeklerle ilgili olarak hapis cezası yaptırımı mevzubahis
olmuştur. Çek evrakının Türkiye’deki kullanımından kaynaklanan birtakım
problemler “çek” kavramını kuvvetlendirmek şeklinde geçmiş dönemde ortaya
çıkmıştır, tezahür etmiştir. Ancak hapis cezaları farklı birtakım sıkıntıları
beraberinde getirdiği için bütün bu süreçler yeni baştan yapılandırılma
cihetine gidilmektedir. Buradaki temel gaye şudur: Borçlu olan borcunu
ödeyebilecek imkânlara kavuşsun, hapis cezası son noktada gündeme gelen bir
faktör olarak değerlendirilsin. Diğer taraftan bu düzenleme yapılırken
alacaklının hukuku da göz ardı edilmesin. Yani kantarın iki tarafını da
gözeten, terazinin iki kefesini de dengelemeyi amaçlayan bir yaklaşım burada
söz konusudur. Doğrusunu isterseniz Çek Kanunu’nda ideal bir düzenlemeye bu
anlamda mağduriyet olarak nitelendirilen sorunları ortadan kaldırmak üzere
ideal bir düzenlemeye ulaşabilmek ne yazık ki tam manasıyla mümkün değildir çünkü
yaşanan sorunlar bağlamında hadisenin iki tarafı vardır. Bir tarafta çek
evrakını düzenleyen ama değişik nedenlerle borcunu ödeyemeyen vatandaşlarımız, sektörel kesimler, imza sahipleri vardır. Diğer tarafta çek
evrakına ve bu evrakın hapis cezasıyla kuvvetlendirilmiş garantilerine
güvenerek kabul ettiği evraktan dolayı alacağını tahsil edemeyen, tahsil
edemediği alacaktan dolayı da piyasa koşulları içerisinde zor durumda kalan
vatandaşlarımızın içinde bulundukları koşullar vardır.
Dolayısıyla yapılan düzenleme sorunları önemli ölçüde çözüme
kavuştursa da elbette ki muhalefet sözcülerinin her şart altında bu konu
üzerinde söyleyecek sözleri mutlaka vardır ama belirttiğim gibi, bu konu
üzerinde konuşurken terazinin iki kefesinin varlığı göz ardı edilmemelidir. Ne
alacaklı lehine borçlunun hukukundan ne borçlu lehine alacaklının hukukundan
taviz verilebilmesi mümkün değildir. Adalet Komisyonunda görüşülen tasarı,
büyük ölçüde bu dengeyi sağlama kaygılarına göre şekillenmiştir.
Temennimiz, değerli milletvekilleri, salı, çarşamba ve perşembe
günü yapılacak çalışmalarla, bugün KEY’le başlamak,
yarın İmar Kanunu’yla devam etmek, hemen akabinde Çek Kanunu Tasarısı’nı
getirmek ve perşembe günü bitimine kadar bu görüşmeleri sürdürebilmektir. Eğer
perşembe günü değişik nedenlerle Çek Kanunu Tasarısı’nı tamamlayamayacak
olursak, milletvekillerimizin cuma günü de Ankara’da bir gün daha fazla yasa
mesaisi yapmalarını sağlamak suretiyle cuma günü Çek Kanunu Tasarısı’nın
bitmesini sağlayabilmektir. Burada “Cuma olmaz da pazartesi, salıya kalmaz mı?”
gibi bir soru akla gelebilir.
Değerli arkadaşlar, 2010 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı Türkiye Büyük
Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi. 14 Aralık-26 Aralık
tarihleri, bütçe kanunu tasarısının Genel Kurulda görüşüleceği takvimi işaret
ediyor. Dolayısıyla bu üç tasarıyı bu hafta en geç cuma günü çalışmaların
bitimine kadar tamamlamak cihetinde bir kararlılık ortaya koymak durumundayız.
Malumunuz olduğu üzere, bayram öncesi Çek Kanunu’yla ilgili
düzenlemenin yetişmesi arzu edildi ancak birden fazla bakanlığı alakadar etmesi
dolayısıyla bu arada bu düzenleme maalesef Hükûmet
tasarısı olarak şekillendirilip Komisyona intikal ettirilemedi. Nihayet bu
tasarı ancak Komisyona geldi, Genel Kurulumuzun gündemine indirilebildi ve arzu
ediyoruz ki araya iki haftalık bütçe maratonu ve yılbaşı tatili girmeden önce
Çek Kanunu’yla ilgili düzenlemeyi yetiştirebilelim.
Tekrar toparlıyorum: Üç kanun tasarısı gündemimizde var. Cuma
gününe kalmamak bizim de arzumuzdur. Eğer olabilirse, belli noktalarda zaman
efektif kullanılabilirse, perşembe günü kanun tasarısının görüşmeleri bitinceye
kadar devam edip, görüşmeleri tamamlayıp tasarıyı yasalaştırmak bizim de temel
hedefimizdir. Gayemiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin verimli çalışabilmesini
bu noktada temin edebilmektir; milletimiz tarafından aciliyeti
olan ve hızla, sabırsızlıkla beklenen tasarıları burada yasalaştırabilmektir.
Bütçe maratonu öncesinde uzun mesailer harcamayı gerektiren grup önerileri
elbette ki bir miktar bizleri tedirgin edebilir. Ancak, andığım nedenlerle
bütçe kanunu görüşmelerine başlamadan önce bu üç tasarıyı kanunlaştırmanın
gereği vardır. Bu noktada, 23.00’ten sonraki saatlerde de mesai yapmak
durumunda kalacak olan milletvekili arkadaşlarımızın anlayışına sığınıyoruz.
Grup önerimizin kabulüyle birlikte Meclis çalışmalarının bu hafta
üç tasarının yasalaşmasıyla milletimiz için hayırlı, güzel, verimli yasalar
ortaya çıkarmasını temenni ediyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.
Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli
Milletvekili.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP
Grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.
Tabii bu grup önerisinden önce, Cumhuriyet Halk Partisiyle MHP
Grubunun önerileri vardı. Bu önerilerde, Tekel tütün depolarında çalışan
işçiler mağdur ediliyor, bu insanların mağdur edilmemeleri, yıllarca emek
vererek, üreterek, bu ülkenin ekonomisine verdikleri bu emeklerle büyüyen bu
ekonomiyi bir yandan buraları özelleştirerek bu insanları sokağa atmamak
gerektiği vurgulanıyor. Ama, AKP adına konuşan
arkadaşlarımız sanki kendi memleketlerinde bunlar işçi tanımıyorlar diye “Ne
olacak yahu! 12 bin tane işçi… At dışarıya, gitsin. At kapıya, gitsin. Ne
olacak 12 bin işçi olmasa!” diyor. Yahu! Haksız yere 1 işçinin görevine son
vermek en büyük zulümdür, en büyük insafsızlıktır, en büyük gaddarlıktır; değil
11 bin kişi, 12 bin kişi!
Şimdi, yıllarca bunlar bu memleketin ekonomisine katkıda
bulunmuşlar, üretiyorlar. Ondan sonra sen gelmişsin birtakım holdinglere,
patronlara, kendi yandaşlarına devletin malını peşkeş çektirmek için bunların
görevine son veriyorsun. Devlet tabii ki buna para ödeyecek. Tayyip Erdoğan’a diyorlar
ki: “Bizim işimizi hallet.” “Yahu bedavadan para alıyorsunuz.” diyorsunuz.
Peki, Tayyip Bey, nereden bunlar bedavadan para alıyorlar? Sen iş verdin mi
bunlara da bu insanlar yapmadılar, bedavadan para aldı!
Yani, Türkiye Cumhuriyeti devletinde değil, hiçbir ülkede bir
devleti yöneten bir kişi bu kadar mantıksız, akılsız, bir emekçiye hitap
edemez: “Efendim, çalışmıyorsunuz.” diyor. Sen çalıştır işte! Çalıştır da adam
emeğinin karşılığını alsın. At dışarıya, kolundan tut… At dışarıya, ondan sonra
da adamın, emeğin hakkını verme!
Arkadaşlar, bu özelleştirmeyi yıllarca… Cumhuriyet kurulduğu zaman
devletin bir iğne yapacak fabrikası yoktu, bir bez yapacak şeyi yoktu. İşte, bu
KİT’ler kanalıyla bunlar yapıldı, Telekomlar, o büyük
kurumlar ama siz geldiniz ne ettiniz? Sanki özelleştirmek büyük bir güzellikmiş
de, sanki Türkiye için büyük bir hayır işiymiş de bu özelleştirmeyi bu kadar
övüyorsunuz. Özelleştirince ne oluyor? İşte, neoconcularla
birleşiyorsunuz Türkiye'nin ekonomisini öldürüyorsunuz. Bunda övünecek bir şey
yok ki! Onun için tabii sizin felsefenizde, sizin inancınızda işçiye, emeğe,
alın terine pek değer olmadığı için, siz nasılsa bedava para kazanan zihniyetle
iş birliği yapan bir kitlesiniz. Dolayısıyla, sizin düşüneceğiniz o emekçi
insan değil, o tabii, emekçinin birikimiyle kazanılan değerlerin bedava sizin
yandaşlarınıza kanalize edilmesidir. Sizin üzerinde
durduğunuz konu bu.
Şimdi, AKP grup önerisinde getirilen KEY ödemeleri, konut edinme
yardımları… Evet biz de bunu istiyoruz ama siz daha
geçenlerde bunu getirdiniz, altından çıkamıyorsunuz. Yani doğru dürüst bir
kanun düzenlemesini getirmiyorsunuz, böyle enine boyuna tartışılmadan
getiriyorsunuz -uygulamada o kadar büyük haksızlıklar oluyor ki- arkasından
hemen bu kanun tasarısını yeni bir kanun tasarısıyla takviye etmek
istiyorsunuz. İşte, bunlar burada enine boyuna müzakere edilseydi bu duruma
gelmezdi.
Tabii, en önemlisi, bu arada çok büyük bir soygun aracı olan İmar
Kanunu var. Yani KEY, çek önemli de ama bunların arasına sıkıştırdığınız o İmar
Kanunu var. O İmar Kanunu’nu daha dağıtmamışsızın bize, milletvekilleri olarak
bilmiyoruz. En büyük yolsuzluk ve soygun nerede var? İmarda var. Bu imarın
bugün en büyük etkisini verdiğiniz TOKİ’dir. TOKİ’de şimdi, vurulan vurgunlar dünya tarihinde
görülmemiştir; değil Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, dünya tarihinde
görülmemiştir. Daha geçen hafta işte, Cemil Çiçek’in damadına 1 trilyon 800
milyar liralık iş veriliyor TOKİ tarafından, o da getiriyor bunu 300 milyar
liraya bir başkasına veriyor ve bir anda 1 trilyon 500 milyar lirayı alıp
cebine koyuyor! Böyle bir şey olur mu? Daha bunu incelesek var ya… Bu daha bir
diş kovuğunu doldurmayacak küçük bir iş; bunun binlerce, on binlerce katı kadar
suistimaller var.
Şimdi, Türkiye'nin en güzel arazilerini, en güzel yeşil
alanlarını, devletin en büyük ihalelerini getirip TOKİ’ye
veriyorsunuz. TOKİ’de denetim yok, eskiden Sayıştay
denetimi vardı, onu kaldırdınız. Peki, burada yapılan işler usule uygun mudur,
değil midir; burada soygun var mıdır, yok mudur nasıl tespit edeceksiniz?
AHMET YENİ (Samsun) – KİT Komisyonu denetliyor.
KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, KİT Komisyonu kendisini
denetlemiyor.
AHMET YENİ (Samsun) – Biz denetliyoruz.
KAMER GENÇ (Devamla) – KİT Komisyonundakiler, evvela… Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulunun gelen sağlıklı raporları var mı? Abdullah Gül’e
bağlı olan Devlet Denetleme Kurulu memlekette bu kadar suistimaller
var da doğru dürüst denetliyor mu? Yalnız sivil toplum örgütleri eğer sizin
iktidarınıza karşıysa hemen onların başına salıyor, “Git onları denetle.”
AHMET YENİ (Samsun) – Bütün partilerden üye var orada.
KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bakın, değerli milletvekilleri, bu TOKİ’de dönen oyunları bir bilmemiz lazım. Şimdi,
getirdiğiniz bu İmar Kanunu’yla kime ne avantajlar sağladığınız burada enine
boyuna tartışılmadan, burada devletin en kıymetli arazilerinin yok pahasına
birtakım yandaşlara verildiği burada araştırılmadan… Bunlar, denetim de
olmadığı için, işte, devletin bütün kaynakları yandaşlara gidiyor.
İşte, diyorum, bakın, şu Eskişehir Yolu’nda eskiden kaç tane
gökdelen vardı? Şimdi, o gökdelenleri yapanlar… İşte, size, İktidarınız
döneminde dönen fırıldaklarla, elde edilen yolsuzluklarla, haksız olarak
kazanılan paralarla dikilen o gökdelenlerdir. Bunları araştıralım.
Niye bunları vergi incelemesine tabi tutmuyorsunuz? Niye Tayyip
Erdoğan vergi idaresinin özerkleşmesini istemiyor? Çünkü eğer bir memlekette
vergi idaresi özerkleşirse, o zaman siyasi iktidara rant
sağlayanların boğazına yapışacak, onlardan vergi alacak. Ama şimdi ne
yapıyorsunuz? Doğru dürüst bir vergi incelemesini yapmıyorsunuz. Niye? Ee, çünkü Bakanlığın emrinde!
Siz, gidiyorsunuz, Citibank’ın 3,5
milyar dolarlık vergisini bir anda Merkezî Uzlaşma Komisyonunda siliyorsunuz,
ondan sonra da size karşı siyasi bir mücadele veren insanların başına da vergi
elemanlarını salıyorsunuz, onların canını alıyorsunuz. Onun için, yani Türkiye
sizin İktidarınızda bir korku ülkesi hâline geldi.
İşte, daha -ben konuşmamın başında tabii söylemeyi unuttum- dün 7
tane canımızı, kardeşimizi şehit ettik. Bu, bizim canımızın, ruhumuzun, can
damarımızın kesilmesi kadar bize acı veriyor. Ülkeyi yönetemez durumdasınız.
Size tavsiyem şu: Bu memleketi yönetemez durumdasınız, sokaklar
yaşanmaz hâle geldi; lütfen şu iktidarı bırakın gidin. Çünkü eğer bir memleketi
yöneten insanlar o memleketi yönetmiyorlarsa, biraz da sorumluluk taşıyorlarsa
bırakıp gitmesi lazım. “Ben beceremiyorum arkadaşlar yahu!” Yani, bu neye
benziyor? Bir uzman doktor, karşısına gelen bir ameliyatı beceremiyor. Buna
düşen şerefli ve haysiyetli şey nedir? “Ben bu ameliyatı beceremiyorum…”
Bir devleti yönetemez duruma geldiniz. Sokaklar gezilmez hâle
geliyor. İnsanların can güvenlikleri kalmamış. Bu neden dolayı geliyor? Sizin
başarısız ve basiretsiz yönetiminiz sayesinde gelmiş. Yani, çıkıp da basını
karşınıza alıyorsunuz…
Akşam Tayyip Erdoğan Amerika’da basın toplantısı yapıyor, bütün
televizyonlar saatlerce onun basın toplantısını veriyor. Bu nerede görülmüş?
Söylediği de bir ceviz kabuğunu dolduran bir şey yok. Ama saatlerce bizim bütün
basın organları, televizyonlar onu veriyor.
AHMET YENİ (Samsun) – Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını
dinliyorlar.
KAMER GENÇ (Devamla) – Hangi ülkede böyle bir şey olur? Hangi
ülkede böyle bir şey olur? Ondan sonra da şimdi, burada, maalesef…
Türkiye’yi ekonomisiyle batırdınız; güvenliğiyle batırdınız, insan
haklarıyla batırdınız, maliyesiyle batırdınız; ülkeyi yönetemez hâle
getirdiniz. Tarikatçılara ve cemaatçilere teslim oldunuz. Yani, bir savcı
çıkıyor Erzincan’da bir soruşturma açıyor. Vay efendim, size dokundu diye
savcının canına okuyorsunuz. Böyle bir şey olur mu yahu? Savcıyı görevinden
alıyorsunuz, hemen soruşturma açıyorsunuz. Herkesin telefonunu dinliyorsunuz.
Niye? Korkunuz ne yani? Neden korkuyorsunuz? Demek ki, arkanızda çok kirli
çamaşırlar var. Demek ki, kirli çamaşırlarınızın meydana çıkmasından
korkuyorsunuz. Alnı açık olan insanların çıkıp da toplum içinde alnı açık
gezmeleri en istenebilir bir davranış. Ama, siz ne
yaptınız? Her yönüyle ülkeyi çökerttiniz.
Bakın, İstanbul Belediyesinde yeşil alan bırakmadınız yahu, yeşil
alan! Sizin zamanınızda yapılan imar yolsuzluklarının hesabını veremiyorsunuz
ki. İşte sizinkiler diyor ki: “Geldikleri zaman 5 bin tane imar değişikliğini
yaptılar ve 250 milyar dolar suiistimal oldu, rant
oldu.” Bunlar bizim söylediğimiz değil sizin, orada belediye başkanlığı yapan
kişilerin söylemleridir. Onun için, gerçekten, hakikaten biraz sorumluluk
duygusunu Türkiye’ye karşı duyuyorsanız bence, şu iktidarı bırakın, kısa bir
zamanda erken seçime gidin, bu millete deyin ki: “Biz bu memleketi yönetecek
durumda değiliz.”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Devamla) – Evet, ekonomiyi aldığınız getirdiğiniz
nokta: 600 milyar dolar iç ve dış borç getirdiniz. Nereye gitti bu paralar? Bu
kadar devletin mallarını sattınız, hazinenin en kıymetli varlıklarını üzerinize
geçirdiniz, yandaşlarınızın üzerine geçirdiniz. Tayyip Bey daha dün, 94’te
Belediye Başkanı olmadan önce bir gecekonduda oturuyordu, bugün dünyanın sayılı
zenginleri arasına geldi. Bu paralar nereden geldi arkadaşlar? Herkes hesabını vermek zorunda. Yani işçinin 100 lirası da
200 lirası da… Emekliye 100 lira verirken efendim övünüyorsunuz da, iyi ama 10
bin tane tütün işçisini sokağa atıyorsunuz da oraya verdiğiniz 30 milyon lirayı
burada şey koyuyorsunuz ama katrilyonlar seviyesindeki servetlerin nereden
karşılandığının hesabını vermiyorsunuz. Böyle bir şey olur mu? Uganda gibi
devletlerde bile bu kadar sorumsuzluk yapılamaz, bu kadar milletin gözünden
kaçılamaz.
Onun için, maalesef, gördüğümüz kadarıyla Türkiye’yi yaşanmaz bir
hâle getirdiniz. Bu İktidarınız devam ettiği zaman daha da bu yaşanamaz hâl
devam edecektir. Benim size tavsiyem, en kısa zamanda şu iktidarı bırakın. Hiç
olmazsa yeni bir seçime gidelim. Doğru dürüst bir hükûmet
gelsin de…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET YENİ (Samsun) – Yine biz geliriz.
KAMER GENÇ (Devamla) – Saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kacır.
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – İç Tüzük 60’a göre
kısa bir açıklama yapmak istiyorum Sayın Konuşmacının sözleriyle ilgili.
BAŞKAN – Ne diye Sayın Kacır?
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – TOKİ’nin
denetlenmediği şeklindeki sözler yanlıştır efendim. Bu durumda KİT Komisyonu
Başkanı olarak halkımızı doğru bilgilendirmek…
BAŞKAN – Sayın Kacır, sesinizi yükseltir
misiniz, anlaşılmıyor.
Ne için istiyorsunuz?
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – KİT Komisyonunun
görevini yapmadığı, TOKİ’nin denetlenmediği şeklinde
Konuşmacının ifadeleri var. Toplumun doğru bilgilendirilmesi amacıyla kısa bir
açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – KİT Komisyonu Başkanı sıfatıyla istiyorsunuz.
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Evet efendim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kacır, iki dakika
söz veriyorum.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, TOKİ’yi
denetleyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Komisyonunun da lağvedildiğini,
dağıtıldığını belirtmek isterim.
Sayın Başkandan sonra ben de söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Buyurun.
OKTAY VURAL (İzmir) – Yerinizden, yerinizden…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – 60’a göre söz isteyip de… Sayın Başkan,
60’a göre söz istedi.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, neye göre söz verdiniz?
BAŞKAN – İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, 60’a göre söz istedi.
OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, neye göre söz verdiniz? (AK
PARTİ sıralarından “69’a göre” sesleri)
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “60’a göre.” dedi. “60’a göre.” dedi
Sayın Başkan.
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Efendim, 69’a göre
olabilir…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “60’a göre, yerimden söz istiyorum.”
dedi.
OKTAY VURAL (İzmir) – 60’a göre söz istedi.
BAŞKAN – Sayın Vural, ne için söz verdiğimi açıklıyorum. Biraz
sabrederseniz öğrenirsiniz. Burada ne için söz verdiğimi açıklıyordum. Lütfen, oturur musunuz.
İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre, Komisyon Başkanı olmanız
sebebiyle sataşma nedeniyle…
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, talep sahibi 60’a göre
söz istiyor. Siz talep sahibi adına irade…
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – 69’a göre istedim.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Başkan.
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili ve KİT
Komisyonu Başkanı Ünal Kacır’ın, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, konuşmasında Başkanı olduğu KİT Komisyonuna sataşması nedeniyle
konuşması
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; çok kısa bir açıklamada bulunacağım, o kadar telaş etmeye
gerek yok.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Telaş eden sizsiniz!
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (Devamla) – Şimdi, az önce burada
konuşma yapan Sayın Konuşmacı, “TOKİ’nin
denetlenmediği, KİT Komisyonunun görevini yapmadığı.” şeklinde algılanabilecek
bir şekilde söylediği için, bir açıklama yapmak lüzumunu hissettim.
Bildiğiniz gibi KİT Komisyonu, 22’si iktidar partisi olan AK PARTİ’den, 13 tanesi de muhalefet partilerinden oluşan bir
komisyondur. Alt komisyonlarda da aynı şekilde, bu oranı yansıtacak şekilde alt
komisyonlarımız da vardır. KİT alt komisyonlarımız da, KİT Komisyonumuz da TOKİ’nin bütün denetimlerini, zamanında, süresi içerisinde
yapmaktadır. KİT Komisyonu bu denetimlerini yaparken Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulunun raporları üzerinden yaptığı gibi, çeşitli duyumlarla önüne
gelen bilgiler çerçevesinde de denetlemelerini yapmaktadır, denetlemeler
sürmektedir. Sanki hiç denetlenmiyormuş gibi, “Denetlense neler çıkar.” gibi sözler,
doğru sözler değildir.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Tarafsız denetlenmiyor…
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (Devamla) – Halkı yanıltmak doğru
bir şey değil.
Halkın doğru bilgilenmesi amacıyla bu açıklamayı yapma lüzumunu
hissettim.
Yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kacır.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, TOKİ’nin
sağlıklı denetlenmediği konusunda bir açıklama yapmak isterim efendim. (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, siz İç
Tüzük’ü bilen bir grup başkan vekilisiniz...
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ama,
Sayın Başkan…
BAŞKAN – …gayet de iyi bildiğiniz kanaatindeyim.
HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – O zaman, usulünüz hakkında söz talebi
doğar.
BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç burada bir konuşma yaptı ve konuşurken
“Komisyonun görevini yapmadığı” şeklinde, Komisyon Başkanının da huzurunda bir
sataşmada bulunduğu iddiasıyla söz istedi Sayın Kacır.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, TOKİ’nin
yeterince, sağlıklı denetlenmediği ifade edildi. TOKİ’nin
denetlemesini yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonu değil,
denetimini yapan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kuruludur; onların da burada temsilcisi
yoktur.
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, böyle bir
usul yok ama buyurun iki dakika da sizi dinleyelim.
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
VIII.- AÇIKLAMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Ünal Kacır’ın belirttiği gibi TOKİ’yi
KİT Komisyonunun değil Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun denetlediğine
ilişkin açıklaması
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
İki dakika konuşmayacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum: Ünal
Bey, siz komisyonda başkansınız, uzun yıllar bürokraside çalıştınız. Ama bana
şunu söyler misiniz: TOKİ’yi bir kuruluş denetliyor,
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu. Raporları da çıkıyor ortaya. Fakat daha
sonra bu raporlar… TOKİ’yi eleştirdiği için raporu
düzenleyen Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun pek çok denetçisi TOKİ’nin denetiminden alınıyor, onlar başka komisyonlarda
görevlendiriliyor. Sizin dikkatinize bunu sunmak isterim. İsterseniz ben size -TOKİ’nin siz o dönem başkanı değildiniz- hem isterseniz o
görevden alınan denetçilerin listesini, arzu ederseniz hangi konularda denetim
yapıldığını ve belli çevrelere nasıl büyük olanakların, çıkarların sağlandığını
da yine o raporlardan, yine Başbakanlık Yüksek Denetlemeden isterseniz size
takdim edebilirler.
Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan,
lütfen…
BAŞKAN – Sayın Kacır…
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, ama yanlış
bilgiler efendim, öyle bir şey yok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yanlış değil efendim, ben size
vereceğim.
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi lehine söz
isteyen İkram Dinçer.
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, yani
yanlış bilgiler...
BAŞKAN – Lütfen Sayın Kacır, tamamlandı.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yanlış değil efendim, yanlış
değil.
KİT KOMİSYONU BAŞKANI ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu bilgiler yanlış
bilgiler. Olur mu öyle şey!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İsterseniz Başbakanlık Teftiş
Kuruluna sorun.
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Başkan, ben de Komisyon üyesiyim.
Ben de bu konuyla ilgili iki dakikalık söz istiyorum.
BAŞKAN – Oturur musunuz Sayın Milletvekilim. Lütfen…
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Ünal Bey, anlam ifade etmeyen bir
açıklama yaptı. Neyin denetlemesini yapıyoruz, hangi şekilde denetleme
yapıyoruz onu sergilemek istiyorum. Sayın Başkan…
BAŞKAN – Oturur musunuz Sayın Milletvekilim, lütfen…
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.- Gündemdeki sıralama ile Genel
Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ
Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Sayın Dinçer, buyurun Genel
Kurula hitap edin lütfen.
İKRAM DİNÇER (Van) – Değerli milletvekilleri, sözlerimin başında
dün Tokat’ta hain bir saldırı neticesinde şehit olan askerlerimizi rahmetle
anıyor, yakınlarına başsağlığı diliyorum; yaralı askerlerimize ise Allah’tan
acil şifalar diliyorum.
Yine İstanbul’da İETT otobüsüne molotofkokteyli atılması yüzünden
hayatını kaybeden Serap Eser kızımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına
başsağlığı diliyorum. Bu hain saldırıları gerçekleştirenleri de lanetle ve
nefretle kınıyorum.
Değerli milletvekilleri, benden önce Grup Başkan Vekilimiz Sayın
Suat Kılıç, Çek Kanunu, konut edindirme yardımı ödemeleri ve İmar Kanunu’nda
bazı değişiklikleri kapsayan kanun tasarılarıyla ilgili grup önerimiz hakkında
gerekli açıklamayı huzurunuzda yaptılar. Ben de şahsım adına AK PARTİ grup
önerisi lehinde söz almış bulunmaktayım.
Değerli arkadaşlarım, gerek Çek Kanunu gerek KEY ödemeleri ve
gerekse İmar Kanunu’ndaki değişiklikler toplumun büyük bir kesimini yakından
ilgilendirmektedir. Toplumun orta direği olarak bilinen esnafımız Çek
Kanunu’nun çıkması için büyük bir beklenti içerisindedir. Yargı ve diğer kamu
kuruluşlarından gelen şikâyetler de bu düzenlemeyi zorunlu kılmaktadır.
Daha önce ödemelerine başlanmış ancak uygulamada karşılaşılan
sıkıntıların giderilmesi için Konut Edindirme Yasası ödemelerinin düzenlenmesi
büyük bir önem teşkil etmektedir. Bu tasarı ile söz konusu sekiz aylık süre
uzatılarak herhangi bir hak kaybının önlenmesi başta olmak üzere diğer
aksaklıkların giderilmesi sağlanacaktır.
Aynı şekilde, İmar Kanunu’ndaki değişiklikler ile yetki
karmaşasının, farklı hukuki yorum ve değerlendirmelerin önüne geçilecektir.
Değerli milletvekilleri, vatandaşlarımız tarafından umutla
beklenen bu yasa tasarılarının bir an önce Türkiye Büyük Millet Meclisimizden
geçerek yasalaşması gerekmektedir. Bu yasanın çıkması durumunda esnafımız,
işçimiz, memurumuz ve diğer vatandaşlarımızın beklentileri gerçekleşecek,
piyasalar da bu hâliyle rahatlayacaktır.
Bu nedenle, belirttiğim kanun tasarılarının bu hafta görüşülmesini
ümit ve talep ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Dinçer.
Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen
Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili.
Buyurun Sayın İçli.
H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.
Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan evvel, molotofkokteyli saldırısı sonucu
yaşamını yitiren Serap kardeşimize ve 7 askerimize Allah’tan rahmet diliyorum,
yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, AKP grup önerisinin aleyhinde söz aldım.
Şüphesiz, AKP grup yöneticileri, gündeme getirmek istedikleri yasaların ne
derece önemli olduğunun bilincindeler, biraz evvel de kendileri bu konuda
görüşlerini ifade ettiler ancak değerli arkadaşlarım, bu kürsüye çıkan her
hatip, biraz evvel benim yaptığım gibi, terör saldırısında şehit olanlarımıza
Allah’tan rahmet diledi. Yani Türkiye’nin, sokağın konuştuğu
olay terör saldırıları. Bir toplumda huzur ve güven kalmadıysa, can
güvenliği yoksa, terör dağdan şehre indiyse, terör
mensupları mazlum, kahraman olarak karşılanıyorsa, öyle kabul ediliyorsa ama
teröre karşı mücadele vermiş kişiler, yeni bir tanımla, tırnak içerisinde,
“terör örgütü mensubu” olarak algılanıyorsa, kentlerimizde otobüslere
molotofkokteyli atılmak suretiyle insanlarımız katlediliyorsa o zaman bu ülkede
bir sorun var demektir.
Değerli arkadaşlarım, bu sorunun adı da aslında bir güvenlik
sorunudur. Peki, bu sorunun sorumlusu kimdir? Hükûmettir,
başta Başbakan olmak üzere bakanlardır ve özellikle İçişleri Bakanıdır. Şimdi,
neden Hükûmet sorumludur, neden İçişleri Bakanı
sorumludur; daha 7 şehidimizin ölüm haberini aldıktan sonra İçişleri Bakanının
yaptığı açıklamada aramak lazım.
Sayın İçişleri Bakanı ilk önce adına “Kürt açılımı” denilen, sonra
“demokratik açılım” denilen, daha sonra da “millî birlik açılımı” denilen
açılımın devam edeceğini ifade etmiş ama kendinde kusur aramadan sorumluluğu ve
kusuru muhalefete yüklemiştir.
Değerli arkadaşlarım -dünyanın hiçbir yerinde- bir ülkede eğer
huzur ve güven kalmadıysa, terörist saldırılar varsa, insanlar evlerine,
işlerine giderken ya da çocuklarını okullara gönderirken kaygı içerisinde
yaşıyorsa hiçbir içişleri bakanı böyle pişkin bir açıklamada bulunamaz çünkü o
ülkede yaşanan bütün olayın sorumlusu, güvenlik sorununun sorumlusu içişleri
bakanıdır.
Şimdi, çok değerli grup başkan vekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi
ve Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekilleri biraz evvel grup önerileri
getirdiler. Bence çok önemli grup önerisiydi. Ama aslında bugün önümüzdeki
gündemde görüşülmesi gereken konu: Anayasa’mızın 99’uncu maddesi, İç
Tüzük’ümüzün 106’ncı maddesi gereğince gensoru görüşülmeliydi. Onun için AKP
grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Çünkü gensoru bir anayasal müessesedir,
Anayasa’mızda tanımlanmıştır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye yanıyor, televizyonlarda,
gazetelerde hep terör konuşuluyor ama biz farklı şeyleri konuşuyoruz ve halkın
farklı şeyleri algılamasını istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, bu sorunlar nereden meydana geldi? Hiç
2002’ye gidip “2002’de sıfır terörle teslim almıştım.” noktasında değilim, ben
çok kısa bir tarihe, dört beş ay öncesine gitmek istiyorum; dört beş ay
öncesinde, işte, adına “Kürt açılımı” denilen, “millî birlik açılımı” denilen o
süreçten bahsetmek istiyorum. Ne zaman Sayın Başbakanın ağzından böyle bir
ifade çıktı, “Çok geç olur, evet; bu yıl sonu çok geç
olur, bunu bir an evvel halletmemiz...” sözü çıktı, Türkiye’de birtakım şeyler
değişmeye başladı. Sanki bir kader mahkûmuymuş gibi bir havaya bürünen bölücübaşı, İmralı’dan Türkiye Cumhuriyeti devletine
-dayatmalarda, projelerde- projeler sundu. Bu projeler halktan saklandı ama PKK
terör örgütünün yayınları bölücübaşının ne gibi
taleplerde bulunduğunu çok net olarak ifade etti, kimi gazetelerimiz de bunu
kamuoyuna net olarak ortaya koydu.
Değerli arkadaşlarım, sadece o mu? Hayır. Kandil’den PKK terör
örgütünün sözcüleri, demokratik açılımın, Kürt açılımının nasıl olması
gerektiğini bizlere söylediler. Sanki bölücübaşı,
bebek katili terör örgütünün başı değilmiş gibi, sanki bir kader mahkûmuymuş
gibi, yattığı İmralı’daki cezaevi koşulları televizyonlarımızda yayınlandı,
gazetelerimizde yazıldı, çizildi ve açık olarak da Türkiye Cumhuriyeti bu
açıklamalardan dolayı bir şekilde tehdit edildi. Bir taraftan “demokratik
özerklik” söylemleriyle federal bir yapının Türkiye’de gerçekleşmesi gerektiği,
kardeş kavgasının ancak o şekilde durabileceği çok sıklıkla ifade edilmeye
başlandı.
Değerli arkadaşlarım, işte, bu süreç, bu dört beş aylık süreç,
Sayın Başbakanın ifade ettiği, Sayın İçişleri Bakanının da birçok ziyaretlerle
aslında hiçbir şey ifade etmediği o millî birlik, kardeşlik projesinin
sonucunda Türkiye’de yaşanmaya başlandı.
Değerli milletvekilleri, demokrasisi gelişmiş ülkelerde
“demokratik açılım”, “millî birlik açılımı” söylemleri şunları ifade eder: Daha
çok demokrasi demektir, daha çok özgürlük demektir, hukukun üstünlüğü demektir,
yargı bağımsızlığı demektir; kardeşliktir. Bir millî birlik projesinden söz
ettiğiniz zaman demokratik ülkelerdeki insanlar bunu algılar. Peki, bizim
ülkemizde Sayın Başbakanın ve Sayın İçişleri Bakanının açılımından sonra nasıl
algılanmıştır? Daha az demokrasi. Yobazlara ve bölücülere karşı mücadele
edenler terörist, özel mahkemelerde özel muameleye tabi tutuluyor ama bölücü
terör örgütü mensupları terör örgütü giysileriyle geldikleri Habur’da özel kahraman muamelesiyle karşılanıyor. İçişleri
Bakanı Müsteşarı, savcılar, yargıçlar seyyar mahkemelerle ayaklarına gidiyor.
Gazetelere gelen bilgilere göre o kişilerin verecekleri ifadeler matbu hâle
getirilmiş, ne şekilde ifade verecekleri, Türk Ceza Kanunu’na göre pişmanlıktan
nasıl yararlanacakları söyleniyor. İşte bizde böyle algılanıyor; medyaya baskı
olarak algılanıyor, medyaya baskı.
Başka? Hukuk ihlalleri. İşte, Silivri’deki sürdürülen davalara baktığınız
zaman, sanık ifadelerine baktığınız zaman bir komedinin sergilendiğini ama Habur’da başka bir komedinin de sergilendiğini
görüyorsunuz.
Başka? Bağımlı yargı olarak algılanıyor Türkiye’de demokratik
açılım. Eğer yargıcınız, savcınız siyasi iktidara tabi değilse o yargı değil,
eğer yüksek yargı siyasi iktidarın düşüncesinin tersine karar verdiyse yargı tu
kaka.
Değerli arkadaşlarım, “alt kimlik, üst kimlik”, şimdi
insanlar “Sen Kürt müsün, Türk müsün…” Daha yeni İzmir’de bir olay, DTP’li 200
kişi açıklama yapmaya kalkmış, bayraklar asılmış, İzmir’de yeni bir gerginlik. Ee, peki, ülkenin güneydoğusunda… Vatandaşlarla
görüşüyorum, ziyaret edenler diyor ki: “Orada Arap kökenli, Türk kökenli,
ikinci sınıf vatandaş, orada bir kimlik verilmeye çalışılıyor.”
Değerli arkadaşlarım, böylesi mi millî birlik projesi? Kardeşler
birbirine düşmüş, kardeşler birbirine yan gözle bakıyor ve bunun arkasında
emperyalist politikalar var. Peki, bu millî birlik projesi sadece ırk temeline,
ırkçılık temeline mi dayalı? Hayır, mezhep temeline dayalı. Alevileri,
Sünnileri, kardeşleri birbirinden ayırdık; şimdi Alevileri de kendi içinde
ayırmaya tabi tuttuk. Emperyalistlerin böl parçala yönet, salam politikası!
Hazmetme! Bu kadar salamı yiyemezsiniz, dilim dilim;
dilim dilim kıyacaksınız, her ay, on beş günde bir
onları yedireceksiniz! İşte, hazmettire hazmettire,
demokratik açılım böyle hazmettiriliyor değerli kardeşlerim, değerli
milletvekili arkadaşlarım.
Onun için, önümüzdeki Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi
gensorudur. Demin Kamer Genç arkadaşım istifa etmesi, çekilmesi gerektiğini
söyledi. Hayır, çekilmezler, çekilmeyecekler çünkü kendilerini kusurlu
görmüyorlar çünkü ellerindeki o millî birlik projesinin kendi projeleri
olmadığını kendileri çok iyi biliyor; bir yerlerden o projeler hazırlanıyor
getiriliyor. O zaman onun adı demokrasilerde Anayasa’mızdır,
Anayasa’nın 99’uncu maddesidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Kendine bak, kendi partine bak!
BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen tamamlayınız.
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Ben milletvekili olarak 20
milletvekilinin imzası olmadığı için veremiyorum ama bu konuda siyasi
partilerin gruplarını…
NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Tahrik ediyorsunuz!
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Anayasa’dan bahsediyorum, tahrik değil.
Biraz vicdan sahibi olan benim ne dediğimi anlar. Bu böyle lafta başsağlığı
dilemekle algılanmaz. Laf atmakla bundan kurtulamazsınız. Ama ben hep onu
söylüyorum, içinizdeki vicdan sahibi arkadaşlarım bu giden sürecin iyi bir
süreç olmadığını çok iyi biliyorlar. Bir milletvekiliyim ben. Hep demokratik
açılımdan bahsediyorsunuz. İşte, bakın demokratik olarak görüşlerimi ifade
ediyorum. Alınmayacaksınız, bundan sonuç çıkaracaksınız.
NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Tahrik ediyorsunuz!
H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Yani insanlar son dönemlerde -zamanım
çok az kaldı- yalnız gıdaların genetiğini değiştirmekle uğraşmıyorlar, artık
insanların genetiğini değiştiriyorlar ve Türkiye’de genetiği değiştirilmiş
insan manzaralarını görmek de çok mümkündür diyorum.
Hepinize, beni dinlediğiniz için sonsuz saygılar ve teşekkürler
sunuyorum.
BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum…
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN – Tamam efendim.
Yoklama talebiniz var Sayın Kılıçdaroğlu,
arayacağız.
Sayın Korkmaz, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın
Tütüncü, Sayın Köse, Sayın Emek, Sayın Ağyüz, Sayın
Keleş, Sayın Köktürk, Sayın Özkan, Sayın Küçük, Sayın Aydoğan,
Sayın Dibek, Sayın Gök, Sayın Öztürk, Sayın Çakır,
Sayın Paçarız, Sayın Okay, Sayın Erbatur,
Sayın Oyan, Sayın Güvel.
Beş dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Kaç…
KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Yedi dakika olsun.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sizin isteğinize biz bağlı
kalırız, eğer on dakika isterseniz veririz tabii ki…
AKİF EKİCİ (Gaziantep) – On dakika da olabilir.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Herkes üç dakika veriyor, siz niye beş
dakika veriyorsunuz.
BAŞKAN – Siz İç Tüzük’teki bir hakkı kullanıyorsunuz, biz de
yetkiyi kullanıyoruz aynı İç Tüzük’teki.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Öyle mi, aynı şey mi?
Yarım saat ver; ad okunmak suretiyle yap, evdekiler de gelsin!
(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
3.- Gündemdeki sıralama ile Genel
Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ
Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Birleşime 19.45’e kadar ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.59
BEŞİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 19.48
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van),
Fatih METİN (Bolu)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
27’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.
İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme
alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI (Devam)
D) Önergeler
1.- Adıyaman Milletvekili Şevket
Köse’nin, (2/389) esas numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/166)
05.05.2009
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
21.01.2009 tarih ve 2/389 esas numarası ile Başkanlığınıza gelen
ve tarafımdan verilen “Nâzım Hikmet Müzesinin Kurulmasına Dair Kanun Teklifi”
ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37. maddesine göre
işlem yapılması için gereğinin yapılmasını bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla.
Şevket
Köse
Adıyaman
BAŞKAN – Önerge üzerinde, teklif sahibi Şevket Köse,
Adıyaman Milletvekili.
Buyurun Sayın Köse.
Süreniz beş dakikadır.
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Sayın Başkan, sözlerime başlamadan önce,
dün Tokat ilimizde yedi ocağa ateş düştü. Şehit olan 7 askerimize rahmet
diliyor, 3 askerimize de geçmiş olsun diyor ve kederli ailesine, ulusumuza
başsağlığı diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Yaşamak, bir ağaç gibi tek
ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” diyen dünyaca ünlü şairimiz Nâzım
Hikmet Ran’ın adına bir müze kurulmasına dair
verdiğim yasa teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi
saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlar, Nâzım Hikmet 15 Ocak 1902’de Selanik’te
dünyaya geldi. Henüz on bir yaşındayken ilk şiirini yazdı ve 1918 yılında ilk
kez bir dergide şiiri yayınlandı. Bu bir aşk şiiriydi ancak büyük usta
İstanbul’un işgaliyle birlikte yurtsever nitelikte şiirler yazmaya başladı. Bu
şiirler çeşitli gazete ve dergilerde yayınlandı. Bununla birlikte çok sayıda
yazısı da yayınlandı, kitapları basıldı. Böylelikle usta Nâzım siyasal yaşamda
aktif bir rol üstlenen ünlü bir şair konumuna geldi. Şiirleri ders kitaplarına
girdi, oyunları devlet tiyatrolarında oynandı ama kovuşturmalardan da bir türlü
kurtulamadı. Sık sık gözaltına alındı, yargı önüne
çıkartıldı. Düzmece davalarla yaşamının on yedi yılını hapishanelerde geçirdi.
Neticede Nâzım, yaşamına yönelik komplolar nedeniyle yeniden yurt dışına çıkmak
zorunda kaldı ve ölene dek yurduna, halkına, sevenlerine hasret şiirleri
yazacağı göçmenlik yılları başladı. Cezaevi yıllarından kalan hastalıklar onu
rahat bırakmadı ve acılı yüreği 3 Haziran 1963 günü sabahı Moskova’daki evinde
durdu.
Sayın milletvekilleri, ülkemizin yetiştirdiği ve dünyanın en büyük
sanatçılarından biri olan Nâzım Hikmet’in eserleri onlarca farklı dile
çevrilmiş ve onlarca farklı ülkede okunmaktadır. Ne yazık ki, ülkemiz bu denli
büyük bir isme yeterince sahip çıkmamıştır. Ünlü şairin ölümünün ardından
iftiralar, aslı astarı olmayan hikâyeler uyduruldu ancak hiçbir karalama,
halkının Nâzım Hikmet’ten soğumasına neden olamadı.
Değerli arkadaşlar, şair vatandaşlıktan çıkarıldıktan elli sekiz
yıl sonra yine bir Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlığa alındı ancak Nâzım
Hikmet gibi büyük bir şaire yalnızca Türk vatandaşlığını geri vermek sanat
tarihindeki yeri için yeterli değildir. Nâzım için ulusal ve uluslararası
düzeyde daha ayrıntılı çalışmalar yapılmalı ve bu bağlamda Nâzım Hikmet müzesi
kurulmalıdır. Biliyorsunuz, ülkemizde önemli şairlerimizin evleri müze hâline
getirilmiştir ve dünyada da bunun çeşitli örnekleri mevcuttur.
Değerli milletvekilleri, merkezi İstanbul’da olan ve Nâzım
dostlarının yürüttüğü çalışmalar sonucunda, şairin kız kardeşi merhum Samiye Yaltırım tarafından 22
Mayıs 1991 tarihinde kurulan bir vakıf bulunmaktadır. Vakfın yönetim kurulunda Rutkay Aziz, Tarık Akan, Deniz Kavukçuoğlu,
Kıymet Çoşkun gibi çok değerli isimler yer almaktadır.
Nâzım Hikmet müzesinin kurulması amacıyla en ciddi girişim bu Vakıf tarafından
gerçekleştirilmiş ve bir anı odası kurulmuştur. Bu anı odasının müze statüsüne
kavuşturulması için çeşitli girişimler de yapılmıştır ancak şairin İstanbul’da
yaşadığı yerlerin varlığını koruyamamış olması, müze açılmasında gereken yasal
ve maddi koşulların zorluğu Nâzım Hikmet müzesinin açılmasına engel olmuştur.
Sayın milletvekilleri, Nâzım Hikmet’in ülkemizde hak ettiği yeri
bulması, anısının sürekli yaşatılması, Türk ve dünya edebiyatına yaptığı
katkıların unutulmaması amacıyla yaşamının önemli bir bölümünün geçtiği
İstanbul’da Kültür ve Turizm Bakanlığının öncülüğünde bir müze yeri tahsis
edilmelidir. Ayrıca, bu müze çalışmaları Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfıyla
birlikte yürütülmelidir. Çünkü Vakıf müze konusunda çok sayıda çalışma
yapmıştır, bu konuda ciddi birikime ve araç-gerece de sahiptir. Bu verilerle
birlikte müzenin kurulması amacıyla bir yasa teklifi sundum.
Değerli arkadaşlar, herkes salonlarda, kongrelerde Nâzım Hikmet’in
şiirlerini okumakta, ona övgüler sıralamaktadır. Yalnız bu iş methiye düzmekle,
şiir okumakla olmaz. Nâzım Hikmet’e sahip çıkılacaksa ismi yaşatılmalı ve
mutlaka müzesi açılmalıdır. Ustanın şiirini okuyan, ona övgüler sıralayan
herkesi bu konuda desteğe davet ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilgili müzenin kurulması
için Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir yasa teklifinde bulunuyoruz. Kültür ve
Turizm Bakanlığı bu konuda girişimde bulunsun, biz de destek olalım ve müzenin
açılış kurdelesini hep birlikte keselim.
Değerli arkadaşlar, sözlerime son verirken Nâzım’ın dizeleriyle
sizlere seslenmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Köse.
ŞEVKET KÖSE (Devamla) –
“Bilekleri kan içinde, dişleri kenetli, ayakları çıplak
Ve ipek bir halıya benziyor toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın
Yok edin insanın
insana kulluğunu
Bu davet bizim...”
Verdiğimiz önergenin kabul olması dileğimle hepinize sevgi ve saygılarımı
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Köse.
Bir milletvekili adına Hulusi Güvel,
Adana Milletvekili.
Buyurun Sayın Güvel.
HULUSİ GÜVEL (Adana) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
Adıyaman Milletvekili Sayın Şevket Köse’nin vermiş olduğu Nâzım Hikmet müzesi
kurulması hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, dün hain bir pusuda şehit verdiğimiz 7
vatan evladına Allah’tan rahmet; Türk Silahlı Kuvvetlerine, yakınlarına ve tüm
ülkemize sabır; çatışmada yaralanan askerlerimize acil şifalar diliyorum.
Değerli arkadaşlar, 1902 yılında Selanik’te doğan Nâzım Hikmet bu
memleketin, bu toprağın dilidir, onurudur. Türkçenin ve Türk kültürünün
insanlığa kazandırdığı ve artık yalnızca bizim kültürümüzün değil insanlığın
tümünün sahip olduğu evrensel bir değerdir. Onun yazdığı Kurtuluş Savaşı
Destanı, tüm halkımızın emperyalizme karşı verdiği onurlu mücadelenin
anlatıldığı en güzel eserlerden bir tanesidir. Böylesine yurtseverce yazılmış
bir destanın şairinin 1951 yılında dönemin Başbakanı tarafından vatan
hainliğiyle itham edilmesi tarihte pek az rastlanabilecek trajik bir durumdur.
Bir ağaç gibi tek ve hür olmanın ve aynı zamanda bir orman gibi
kardeşçe yaşamanın hasretini yaşayan büyük şair, yalnızca Türk Kurtuluş
Savaşı’nın sesi olmakla kalmamış, yaşadığı dönem içerisinde dünya üzerinde
nerede insanı insana kul eden bir düzen varsa orada o düzenin karşısında yer
almıştır. Bu nedenle, Nâzım Hikmet, Türk şairi olduğu kadar insanlık şairidir
de.
Değerli arkadaşlar, Nâzım Hikmet ömrü boyunca sömürüye,
adaletsizliğe, emperyalizme, faşizme ve savaşlara karşı durmuş, yaşamının her
anında rüzgâra karşı yürümüştür; bu toprağın sesi olmuş, halktan ve haklıdan
yana, özgürlük ve eşitlik için savaşım vermiştir. Barış ve kardeşlik onun en
büyük özlemi olmuştur. Böylesi değerlerin sesi olan Nâzım Hikmet ömrünün en
güzel çağlarında hapislerde yatmıştır, çok sevdiği ülkesini bırakıp gitmek
zorunda bırakılmıştır. Yurt dışında bulunduğu yıllarda aleyhinde çok çirkin
kampanyalar yapıldı. Uzunca bir dönem yok sayıldı. Ölümünden sonra bile o kadar
korktular ki, Nâzım Hikmet’in şiirlerini yasakladılar. Nâzım Hikmet’i yok
sayan, ondan ve onun kişiliğinde halktan korkanlar tarihin sayfaları arasında
kalırken büyük şair hâlâ olanca ihtişamı ve pırıltısıyla dimdik ayaktadır.
Değerli arkadaşlarım, küresel sömürünün daha da acımasızlaştığı,
insanların köklerinden koparıldığı, savaşların yüceltildiği bir dönemdeyiz.
Böylesi dönemlerde Nâzım Hikmet gibi sömürünün karşısında dimdik duran, barışı
savunan insanlara özlemimiz daha da artmaktadır. Günümüzde Nâzım Hikmet gibi
insancıl seslerin çıkmaması nedeniyle hepimiz daha yoksullaşıyoruz.
Değerli arkadaşlar, Nâzım Hikmet gibi bir şairi yetiştirmiş olmak her
ulusa nasip olmayacak bir onurdur. Nâzım Hikmet gibi bu toprağın, bu dilin
yetiştirdiği çınarlar halktan kaynaklanan kültürü bir sonraki kuşağa ve daha
ötelere taşıyacak birikimlerimizdir. Bu birikime sahip çıkmak hepimizin
boynunun borcudur. Bu teklif, Nâzım Hikmet’e ve büyük şairin kişiliğinde acı
çeken, sürgün edilen, öldürülen, yasaklanan, yok sayılan insanlarımıza olan
saygımızı göstermek için bir fırsattır; çevremizi kuşatmış olan savaşlara,
acımasız sömürüye karşı insan onurunu yüceltmenin gereğini göstermek için bir
fırsattır.
Değerli arkadaşlar, Nâzım Hikmet gurbette çok sevdiği vatan
toprağına hasret, çok sevdiği halkına hasret, 3 Haziran 1963’te yaşamdan
ayrılmıştır. Bu öylesine büyük bir hasretti ki memleketinde başucunda bir
çınarın dikili olduğu bir mezardan başka bir şey istememiştir. Uzak kıyılardan
vatanına giden gemileri büyük bir özlemle seyretti…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Güvel, lütfen
tamamlayınız.
Buyurun.
HULUSİ GÜVEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Vatanına, toprağına, halkına hasretini bu büyük şairin kendi
dizeleriyle anlatmak daha doğru olacaktır. O, Bulgaristan’da Varna kıyısında
geçen gemilere bakarak şöyle diyordu: “Çok yorgunum, beni bekleme kaptan
Seyir defterini başkası yazsın
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman
Beni o limana çıkaramazsın...”
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN – Arayacağım Sayın Enöz.
Teşekkür ediyorum Sayın Güvel.
Başka söz talebi? Yok.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.
Beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.02
ALTINCI OTURUM
Açılma Saati: 20.09
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van),
Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
27’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.
Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin (2/389) esas numaralı Kanun
Teklifi’nin İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması
önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı
arayacağım.
Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kâtip üyeler arasında uyuşmazlık olduğu için elektronik cihazla
oylama yapacağım.
Üç dakika süre veriyorum:
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 20.13
YEDİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.28
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van), Bayram
ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin
Yedinci Oturumunu açıyorum.
Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin (2/389) esas numaralı Kanun Teklifi’nin İç
Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınması önergesinin ikinci
oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi
önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır ve kabul edilmemiştir.
Alınan
karar gereğince, sözlü soru önergelerini ve diğer denetim konularını görüşmüyor
ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmına geçiyoruz.
1’inci
sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci
sırada yer alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine devam edeceğiz.
2.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü
sırada yer alan, Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair
Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili
Esfender Korkmaz’ın; 5664
Sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
3.- Konut Edindirme Yardımı
Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın; 5664 Sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak
Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/779, 2/523) (S. Sayısı: 444) (x)
(x) 444 S. Sayılı Basmayazı
tutanağa eklidir.
BAŞKAN –
Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Komisyon
raporu 444 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Tasarının
tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Esfender Korkmaz, İstanbul Milletvekili.
Buyurun
Sayın Korkmaz.
CHP GRUBU
ADINA ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
önce, Reşadiye’de şehit olan 7 aziz şehidimiz için Tanrı’dan rahmet diliyorum,
Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Önümüzde
görüşülmekte olan kanun tasarısı, Cumhuriyet Halk Partisi adına benim verdiğim 20/10/2009’da bir kanun teklifi ile Hükûmetin
bir ay sonra 20/11/2009’da verdiği bir kanun tasarısının birleştirilmiş
şeklidir.
Değerli
milletvekilleri, KEY ödemeleri, Türkiye’de 15 milyon nüfusu ilgilendiriyor. 8,6
milyon çalışanın, emekli ve SSK’ya bağlı çalışanın bir kısmı bu ödemeleri aldı,
bir kısmı almadı, bir kısmı itiraz etti. Netice olarak, Türkiye’de 15 milyon
insanı ilgilendiriyor. Çünkü bunların içinde 1,5 milyon insan, 1,5 milyon memur
itiraz etti ve bunların da beklentisi bu yasanın bir an önce çıkması.
Ancak, bu
tasarı, bu Hükûmet tasarısı, Plan ve Bütçe
Komisyonundan geçtiği şekliyle burada yasalaşırsa sorunları çözmekte çok etkili
olmayacaktır çünkü tasarıda çok eksikler var. Bir defa, önemli bir eksik ve
önemli bir hak eden insanı ilgilendiren eksik, hak ettiği hâlde, her ne sebeple
olursa olsun KEY ödemesini hak ettiği hâlde başvurmayı unutmuş, hangi nedenle
unutmuş, hangi sebeple başvurmamış ama başvurmayan önemli ölçüde, önemli sayıda
insan var.
Arkadaşlar,
madem biz bu tasarıyı geçiriyoruz, o zaman bu eksiği de tamamlamamız lazım.
Bunu Plan ve Bütçe Komisyonunda tamamlayamadık ama burada tamamlamamız lazım
çünkü bu tasarı, yalnızca başvuranların ödemesini bir nevi erteleyen bir
tasarı. Hiç başvurmayan insanların, hiç başvurmayan hak edenlerin yeniden
başvurmaları söz konusu değil ve bunların hakları zayi oluyor.
Değerli
arkadaşlar, burada, bizim teklifimizde, başvuru şartı aranmadan bunun yapılması
lazım şeklinde idi çünkü başvuru şartı bir hakkı ortadan kaldırmaz. Ayrıca bu
yasada var ama eğer hakkıysa bu hakkı başvuruya bağlamak da hukuka uygun değil.
Dolayısıyla, burada başvuru şartı yapılmadan bunların ödenmesi gerekiyor.
Bunların SSK, Emekli Sandığı kayıtlarında yer alan şekliyle, ona göre ödenmesi
gerekiyor. Başvurmayanlar için en azından bir aylık bir süre tanınması lazım,
eğer başvurma şartı kaldırılmadan yapılmak isteniyorsa. Hiç olmazsa
başvurmayanlar için, bugüne kadar başvurmuş olmayanların hakkı kaybolmasın
diye, bunlara bir aylık bir süre getirilmesi lazım. Bu konuda Cumhuriyet Halk
Partisinin bir önergesi de var.
Şimdi,
değerli milletvekilleri, KEY ödemelerinin üzerinden çok zaman geçti. Önce
yasada bir altı aylık süre tanındı, olmadı, 2009 Bütçe Kanunu’nda sekiz aylık
süre tanındı, olmadı ve nihayet bugüne kadar geldik. Bu tasarı ile de bir süre
tanınıyor. Şöyle: Son liste belirleme süresi. İlgili kurumların son liste
belirleme süresi 31 Mart 2011’de kesinleşiyor. Bu şimdi ne demektir arkadaşlar?
Çok açıktır. Yani üç yıl on ay sonra hak eden hakkını alacak. Bu neden böyle,
neden bu kadar gecikiyor? Çok açıktır. Birisi bütçe açıkları.
Aslında Hükûmet bunu bilerek erteliyor çünkü
tasfiye hâlindeki Emlak Bankasına bu, Sosyal Güvenlik Kurumundan bir ay
gecikmeyle geldi, ödenmedi. E bir ay gecikmeyle geldi… Yani bu, hakkın ortadan
kaybolmasını mı gerektirir? Sen ödersin, o geciktirenlere de yasal takibat
yaparsın. Dolayısıyla, burada, arkadaşlar, Hükûmet
bütçe açığını kapatmak için hak eden çalışanların hakkını maalesef erteliyor.
Ayrıca,
burada, kamu kurumlarının görevini aksatması var. SSK ve Emekli Sandığının bunu
zamanında göndermemesi önemli bir sorundur. Kamu kurumları birbirini suçluyor.
Yani Emlak Bankası işte “Zamanında gelmedi.” diye, öbürü de “Tam gönderdik.”
diye birtakım karşılıklı suçlamalar içinde. Bu, devleti zayıflatan, devleti
zafiyete sokan bir tartışma.
Nihayet
“gecikme faizinin yüzde 10 fazlası” deniyor. Değerli arkadaşlar, siz devlet
olarak vergisini vermeyenden, örneğin gelir vergisini geç ödeyenden senelik ne
gecikme faizi alıyorsanız kendi verdiğiniz, kendi geciktirdiğiniz ödemeye de
aynı faizi ödemeniz lazım. Onun için, bizim tasarımızda bu ödemenin Amme
Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un 149’uncu maddesine göre faiz ve
gecikme tazminatı ödenmesi var.
Değerli
arkadaşlar, ben şunu merak ediyorum: Neden Hükûmet
hep memura karşı, çalışana karşı bir tutum içerisinde? Bakın, 2010 yılı zammı,
memura 2,5 artı 2,5 verildi, ortalama 3,78. Memur, hiç olmazsa enflasyonu
telafi etmek için 4 artı 4 istedi ve Uzlaşma Kurulu da bu 4 artı 4’e “evet”
dedi. Buna rağmen, Hükûmet kendi 2,5 artı 2,5’unda
direndi ve bütçeye bu konuldu; bir örnek.
İkinci
örnek: Şimdi, bütün Avrupa Birliğinde, Avrupa ülkelerinde ve Avrupa Birliğinde,
memura grev hakkı var. Neden Hükûmet memura grev
hakkı vermekte direniyor? Yani, toplu sözleşmeli grev hakkı bütün Avrupa Birliğinde
var. Avrupa Birliği müktesebatı için, uyum için uğraşıyoruz, peki neden memura
grev hakkı vermiyoruz? Grev hakkını vermeyi bir tarafa bırakın, Sayın Başbakan
“Uyarı grevini yapanlar bunun hesabını verirler.” diye de memuru tehdit ediyor.
Nihayet, bu KEY ödemeleri de memura karşı yapılan bir haksızlıktır.
Değerli
milletvekilleri, bizim önerimiz, çözüm önerisi olarak: Başvuru yapılmadan, SSK
ve Emekli Sandığı kayıtlarına göre bu ödemenin hemen yapılması. Ayrıca, bugüne
kadar KEY ödemeleriyle ilgili gecikmenin, tartışmaların bir Meclis
araştırmasıyla tespit edilmesi. Yani, biz bunu burada bırakamayız, ödemeyi
yaptıktan sonra her şey bitti diyemeyiz çünkü ortada bir gecikme, bir haksız
gecikme var, bir yerde devletin memurun hakkını gasbetmesi
var, bunun hesabını sormamız lazım; kamu kurumları arasında kavga gürültü var,
bunun hesabını sormamız lazım. E bunun için de ancak Meclis araştırması açmak
lazım. İşte Cumhuriyet Halk Partisi bir Meclis araştırma önergesi de bu anlamda
vermiştir.
Arkadaşlar,
bu KEY ödemelerinin bu şekilde gecikmesi devleti de zayıflatmıştır yani halkın
nezdinde, memurun nezdinde devletin zayıflamasına neden olmuştur.
Değerli
arkadaşlar, Türkiye’de eğer devleti zayıflatırsanız, devletin uygulamalarını,
devletin imajını zedelerseniz işte bugünkü ortamı yaratmış olursunuz. Bugünkü
ortam, devletin zayıflaması ve Hükûmetin devamlı
taviz vermesi üstüne oluşmuş bir ortamdır. Taviz nasıl veriyoruz? Verdiğimiz
taviz, terör örgütüyle devletin aynı kefeye konulmasına yol açmıştır.
Bakın, çok
önemli bu. Ne diyor bir belediye başkanı? “Sorun çözülmek isteniyorsa
-dikkatinize sunuyorum- DTP, PKK, Öcalan buna hazırdır, yeter ki devlet hazır
ve samimi olsun.”
Arkadaşlar,
siz devleti böyle PKK’yla aynı kefeye koyan, eşit tutan bir belediye başkanını
bu ülkede nasıl tutarsınız? Nasıl belediye başkanı olarak devam ettirirsiniz
bunu? (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Ee, siz bunu
yaparsanız işte terör bu boyuta gelir, işte siyasette kaos
yaşanır.
Arkadaşlar,
siyasette kaos yaşanırsa…
AHMET
YENİ (Samsun) – Hocam, KEY ödemesiyle ne alakası var bunların?
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – Var, var, her şeyle var.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Bakın, dinleyin, öğrenin lütfen.
Siyasette
kaos yaşanırsa siyasetin iç dinamikleri bu kaosu
çözemez. Ekonomide çözer, ekonomide kriz olur, ekonominin iç dinamikleri bu
krizi yener, uzun zamanda yener -iki senede, üç senede- ama yener ama siyasette
kaos, yeni kaos doğurur. Onun için Türkiye’de can
güvenliği yok. Onun için Türkiye’de -insanın aklına geliyor- acaba bir iç savaş
hazırlığı mı var?
Bakın,
bir örnek vereyim: Bir fabrika sahibi bana “Bugün fabrikamı tatil ettim,
işçilerimi izne çıkardım, çünkü can güvenliğinden korkuyorum, fabrikamın
çalışmasından korkuyorum…”
Arkadaşlar,
bakın, bunları görmezlikten gelmeyelim. Siyaset kendini onaramaz, siyasette kaos olursa siyaset kendini onaramaz. Neden onaramaz? Çünkü
demokrasi yok. Siyaset ancak demokrasi içinde kendini onarır, eğer demokrasi
yoksa kendini onaramaz. O zaman işte birtakım dış müdahaleler, iç müdahaleler
ortaya çıkar.
Neden
Türkiye’de demokrasi yok? Bunu yalnız biz söylemiyoruz. Bakın, Avrupa
Birliğinin 2009 Raporu’nda demokrasiyle ilgili söylediklerini söyleyeyim:
“Türkiye'nin siyasi partilerle ilgili mevzuatını hâlâ Avrupa standartlarına
getirmesi gerekmektedir.” Sayfa 1. “Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı ve bölge
adliye mahkemelerinin kurulması gibi konularda yargının bağımsızlığı,
tarafsızlığı ve etkinliği ile ilgili kaygılar devam etmektedir.” Başka ne diyor
demokrasiyle ilgili…
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Ergenekon’la ilgili ne diyor Avrupa Birliği?
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – “Medya üzerindeki siyasi baskı ve hukuki belirsizlikler
uygulamada basın özgürlüğünü etkilemektedir.”
Arkadaşın
sorusu: “Ergenekon’la ilgili ne diyor?” Ergenekon’la ilgili biz söyleyeceğiz, biz
söyleyeceğiz ve Ergenekon’un hesabını soracağız! Avrupa Birliğine gerek yok,
biz soracağız onun hesabını!
Değerli
arkadaşlar…
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Siyasi kaosu kim istiyor?
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Siyasi kaosu Hükûmet
yaratmıştır. Siyasi kaosu Hükûmet
taviz vererek, “açılım” adı altında aslında çeşitli taviz vererek, devleti
zafiyete uğratarak sağlamıştır.
Arkadaşlar,
şimdi, bu kaos içinde demokrasi de yok. Ne yapacağız?
Halkın tek güvendiği orduya da, orduya karşı da maalesef asimetrik propaganda
yapılmaktadır. Hadi gelin, işin içinden çıkın. Halkın yüzde 85’i -benim
yaptırdığım birçok ankette- orduya güvenmektedir. Asimetrik propaganda
yaparsanız orduya karşı… E peki, Türkiye neye güvenecektir söyler misiniz?
AHMET
YENİ (Samsun) – Halkımız tüm bunların…
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Bu dışarıdaki kaosu kim
çözecektir? Eğer siz çözebilseydiniz bu kaosu
yaratmazdınız. Madem kaos yarattınız, bırakın
Türkiye'nin millî kurumları, Türkiye'nin ordusu ve halkın beklentisi bu kaosu
çözsün.
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Yedi sene değil, on yedi sene daha kalsalar
çözemezler.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; elbette ki
hiçbirimiz Türkiye'nin bu kaosa girmesini istemezdik,
bugün de istemiyoruz ama biz burada kanunlardan önce bu kaosun çözülmesine
uğraşmamız lazım. Aksi takdirde hepimiz tarih önünde bunun hesabını vereceğiz.
Ben
demiyorum ki “Türkiye’de illa müdahale olsun.” ama halk, halk müdahalenin
zaruri hâle geldiğine karar verirse olur. Bunu halka söyletmeyin.
AHMET
YENİ (Samsun) – Siz bir milletvekili olarak nasıl söylersiniz bunu?
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Bunu halka söyletmeyin. Eğer, eğer, eğer halk…
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Ayıp, ayıp!
AHMET
YENİ (Samsun) – Kürsüdeki milletvekilinin sözüne bak!
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – Burası Millet Meclisi! Millet Meclisi burası!
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, lütfen…
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Eğer halk Türkiye’de bir müdahale gereğine inanırsa ki buna
elbette ki hiçbirimizin gönlü razı değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
AHMET
YENİ (Samsun) – Bu kürsüde bunu söylüyorsunuz ya!
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, lütfen…
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Eğer halk Türkiye’de kaosun çözülmediğine kanaat getirir ve
bu siyasi kaos içinde çözüm olmayacağına kanaat
getirirse ve mecbur kalırsa bir müdahale istemeye, bundan hiçbirimiz hoşnut
olmayız.
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – Hiçbir şey olmaz! Hiçbir şey olmaz!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Onun için böyle bir müdahale olmadan biz çözelim.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Demokrasiden korkma, demokrasiden!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Amerika’dan yardım isteyerek…
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Demokrasiden korkma!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Amerika’dan yardım isteyerek Türkiye'nin iç sorunlarını
çözemeyiz. Türkiye’de demokrasi yok. Sen ön seçimle mi geliyorsun?
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Demokrasiden korkma!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Sen ön seçimle mi geliyorsun?
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Sen neyle geldin, sen neyle geldin?
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Nasıl demokrasi var, hangi demokrasi var? Avrupa Birliği
Raporu’nu okudum…
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Eksik okumuşsun, eksik!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Türkiye’de eğer istiyorsanız, Siyasi Partiler ve Seçim
Kanunu’nu değiştirelim demokrasinin gelmesini istiyorsanız. Eğer istiyorsanız
gelin, dokunulmazlıkları kaldıralım; demokrasi mi istiyorsunuz, gelin
kaldıralım; kaldırmıyorsanız, direniyorsanız Türkiye’de demokrasi yoktur.
VEYSİ
KAYNAK (Kahramanmaraş) – Türkiye’de tek parti demokrasisi yoktur!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Demokrasinin olmadığı bir ortamda kaos
vardır. Siyasi kaosu demokrasi olmadan çözemezsiniz.
Gelin o zaman Siyasi Partiler Kanunu’nu, Seçim Kanunu’nu değiştirelim,
dokunulmazlıkları kaldıralım ve Türkiye’de bu kaosu
önleyelim. Aksi takdirde bunun ekonomik sonuçları da var.
Arkadaşlar,
bakın, geçenlerde kasım ayı itibarıyla Türkiye’de enflasyon oranları açıklandı.
Bakın enflasyon oranlarına: Türkiye’de ortalama kasımdan kasıma TÜFE 5,53; buna
mukabil Diyarbakır’da 7,83. E yazık değil mi, Diyarbakır halkı ne diye daha
pahalı ürün alsın, ne diye bunu Diyarbakır halkı çeksin, neden çeksin?
Arkadaşlar…
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – Hocam, sen bilemezsin bunu!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Ben bunu senden de iyi bilirim. Senin yaşın kadar da benim
tecrübem var.
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – Hocam sen hâlâ darbeyi savunuyorsun Mecliste.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Senin yaşın kadar da benim tecrübem var.
BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.
Sayın
milletvekilleri…
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Biz aklımızı başımıza alalım.
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – Bunlar CHP’ye yazıyor, CHP’ye.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Biz aklımızı başımıza alalım.
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – CHP’ye yazık oluyor.
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Benim yazmakla falan ilgim yok.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – CHP’ye yazık ediyorsunuz.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Benim Türkiye'nin geleceğiyle ilgili endişelerim var. Bu
endişeleri çözmemiz lazım.
AHMET
YENİ (Samsun) – Demokrasiye inanmayanlar o kürsüye yakışmıyor.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Bakın, Avrupa Birliği Raporu’nda ne diyor.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Devamını oku, devamını.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Bakın, ne diyor Avrupa Birliği Raporu’nda.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Ergenekon’la ilgili kısmı oku Avrupa Birliği Raporu’nda.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Diyor ki: “Ancak yolsuzluk pek çok alanda yaygın olmaya
devam etmektedir.” Bakın “Ancak yolsuzluk pek çok alanda yaygın olmaya devam
etmektedir. Ulusal yolsuzlukla mücadele stratejisinin kabul edilmesi ve etkili
uygulanması önem taşımaktadır.” Gelin bunu yapalım. Ne diyor bakın…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET
YENİ (Samsun) – Bir kere demokrasiye inanın önce! Demokrasiye inanmıyorsanız
söylediklerinizin hepsi boş!
BAŞKAN –
Sayın Korkmaz, lütfen tamamlayınız.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Bir dakika var değil mi?
Diyor ki:
“Mali şeffaflığı artırmaya yönelik tedbirlerde duraklama, hatta bazı durumlarda
geriye gidiş olmuştur.”
Bakın,
bu, sizin inandığınız, güvendiğiniz ve girmekte ısrar ettiğiniz -ki haklısınız
da, tabii ki edeceksiniz- Avrupa Birliği, raporunda diyor ki…
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – Siz istemiyor musunuz?
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – İstiyoruz.
“Devlet
yardımlarının şeffaf olmayan biçimde verilmesine devam edilmiştir.” Buyurun, Avrupa
Birliği Raporu.
AHMET
YENİ (Samsun) – Siz, demokrasiye inanmıyorsunuz bir kere!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum arkadaşlar. (CHP
sıralarından alkışlar)
AHMET
YENİ (Samsun) – Önce demokrasiye inanın.
ERTEKİN
ÇOLAK (Artvin) – Ergenekon’u savundun burada, ayıp ya!
AHMET
YENİ (Samsun) – Talihsiz bir konuşma yaptınız!
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili.
Buyurun
Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU
ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 444
sıra sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair
Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın geneli hakkında MHP
Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bilindiği
gibi, 29/12/1999 tarih ve 23921 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanan Konut Edindirme Yardımı Hesaplarının Tasfiyesine Dair 588 Sayılı
Kanun Hükmünde Kararname’nin 4’üncü maddesiyle 11/11/1986 tarih ve 3320 sayılı
Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması
Hakkındaki Kanun, konut edindirme yardımı hesaplarının toplam karşılığı Türkiye
Emlak Bankası Anonim Şirketine ait gayrimenkullerin Emlak Konut Gayrimenkul
Yatırım Ortaklığı AŞ'ye ayni sermaye olarak devri suretiyle yürürlükten
kaldırılmış, hisse senetlerinin hak sahiplerine payları oranında verileceğini
hükme bağlamıştır. Ancak hak sahibi tespiti ve bu hak sahiplerine Emlak
Gayrimenkulün hisse senetlerinin verilmesi çalışması tanınan yasal süre olan 17/8/2001 tarihine kadar kurum ve kuruluşların istenilen
belgelerinin gelmemiş olması nedeniyle sonuçlandırılamamıştır.
Bu kez 30/5/2007 tarih ve 26537 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan
5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair
Kanun ile mülga 3320 sayılı Memurlar ve İşçiler ile Bunların Emeklilerine Konut
Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun uyarınca hak sahibi olanlara nakit
veya hisse senedi olarak ödeme yapılmasına ilişkin usul ve esaslar
düzenlenmiştir.
5664
sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi, bankaca hak sahiplerinin anapara ve nemalarının
tespit edilebilmesi için tüm kurum/kuruluşların kesintilere ilişkin bilgileri
Yasa’nın yayım tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde göndermelerini
zorunlu kılmıştır.
Konut
edindirme yardımı hak sahiplerine nakit veya hisse senedi olarak yapılacak
ödemelere ilişkin usul ve esasları düzenleyen 5664 sayılı Konut Edindirme
Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanun 30/5/2007
tarih ve 26537 sayılı Resmî Gazete’de ve 5664 sayılı Kanun’un uygulamasına
ilişkin Yönetmelik de 14/8/2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmiştir.
Bilindiği
üzere, konut edindirme yardımı uygulaması 3320 sayılı Memurlar ve İşçiler ile
Bunların Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun ile 1/1/1987 tarihinde başlatılmış ve bu uygulama 1/1/1996
tarihinden itibaren durdurulmuştur.
Bahse
konu KEY tutarları maaşlardan kesilen tutarlar olmayıp maaşa ilave olarak
işveren tarafından yatırılmış olan tutarlardır.
1999
yılına gelindiğinde, 29/12/1999 tarih ve 588 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ile söz konusu konut edindirme yardımı hesaplarının
tasfiyesine ilişkin yasal süreç başlatılmıştır. 3320 sayılı Kanun, konut
edindirme yardımı hesapları toplamı karşılığı Emlak Bankası Anonim Şirketine
ait gayrimenkullerin Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ'ye ayni
sermaye olarak devri suretiyle yürürlükten kaldırmış, Emlak Gayrimenkulün hisse
senetlerinin hak sahiplerine payları oranında verileceğini hükme bağlamıştır.
Fakat 588 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile ilgili mevzuatla oluşturulan hak
sahiplerine hisse senedi verilmesi suretiyle hak sahiplerinin alacaklarının
itfası sistemi bir türlü sonuçlandırılamamıştır.
KEY hak
sahiplerini belirlemede yaşanan güçlükler nedeniyle yaşanan mağduriyeti bir an
önce gidermek amacıyla KEY hak sahiplerine nakit veya hisse senedi olarak
yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esasları belirleyen 5664 sayılı Konut
Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanun 30/5/2007 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak, daha önce
ifade ettiğimiz gibi, yürürlüğe girmiştir.
5664
sayılı Kanun ile mülga 3320 sayılı Memurlar ve İşçiler ile Bunların
Emeklilerine Konut Edindirme Yardımı Yapılması Hakkında Kanun uyarınca hak
sahibi olanlara nakit veya hisse senedi olarak ödeme yapılmasına ilişkin usul
ve esaslar düzenlenmiştir.
5664
sayılı Kanun’un 3’üncü maddesi, bankaca hak sahiplerinin anapara ve nemalarının
tespit edilebilmesi için tüm kurum ve kuruluşların kesintilere ilişkin
bilgileri Yasa’nın yayım tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde
göndermelerini zorunlu kılmıştır.
KEY hak
sahipliğinin tespiti ve hak sahiplerinin alacağı nema dâhil KEY tutarlarının
belirlenmesi işlemleri 5664 sayılı Kanun’da tanımlanan süreler çerçevesinde
ilgili kurumlar tarafından yürütülmüştür.
57’nci Hükûmet döneminde başlatılan söz konusu kesintilerin hak
sahiplerine ödenmesi sürecinin, o günden bu yana yapılan çalışmalar sonucu
neticelenmesi yine de sevindiricidir. Ancak bunun sonuçlandırılamaması,
maalesef, uygulamada gerekli düzenlemelerin tamamıyla yapılamamasından
kaynaklanmaktadır.
Şimdi,
enflasyonun yüzde 100’ü aştığı dönemlerde bunlar yüzde 30’la
nemalandırılmıştır. Emlak Bankasında o günün parasıyla 420 trilyon ödeme
kabiliyeti olmaması nedeniyle Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı kurulmuş,
sermaye ayni olarak buraya konulmuştur. Ama o gün o değerde olan arsaların,
bugün ödediğiniz paralarla karşılaştırıldığında hangi ölçüde gerçekçi olduğunu
ifade etmek Hükûmete düşmektedir.
Hükûmet, KEY hesaplarıyla ilgili çalışmaların sadece
kendi döneminde yapıldığını ifade etmekle birlikte, daha önceki dönemde yapılan
çalışmalar, maalesef, inkâr edilmektedir. İktidara geldiği 2002 yılından 5664
sayılı Kanun’un çıktığı 2007 tarihine kadar bir şey yapmamıştır.
Şimdi,
kanun teklifinin görüşülmesi esnasında, konut edindirme yardımı kapsamında
1987-1995 yılları arasında çalışanların maaşından kesinti yapıldığı, 2008
yılının Temmuz ayında Resmî Gazete’de yayımlanan listenin 8 milyon 630 bin 604
kişiyi kapsadığı, bunlardan başvuruda bulunan 5 milyon 399 bin 741 kişiye
toplam 2,5 milyar TL civarında ödeme yapıldığı, geriye kalanların alacağının
400 milyon TL civarında olduğu, bunların ağırlıklı olarak küçük meblağlardan
oluştuğu; ek bildirimlerde yer alan kişiler, Sosyal Güvenlik Kurumunun ödemeye
hazır olduğu kişiler, deprem, sel gibi nedenlerle kayıtları zayi olan kişiler
gibi 3 milyon civarında hak sahibine de 1,4 milyar TL civarında ödeme
yapılacağı; kayıtların binin üzerinde ayrı kamu kuruluşunda tutulduğu, bunların
yedi yüzden fazlasının sekiz aylık süre içerisinde bildirimde bulunamadığı,
ancak bunlardan bir kısmının sonradan listeleri tamamlayarak ek süre
istedikleri, bunlara bir aylık ek süre verildiği; bazı kuruluşlarda
çalışmaların hâlen devam ettiği; uzun yıllar boyunca milyonlarca kişinin elle
tutulmuş olan kayıtlarının elektronik ortama aktarılmasında karşılaşılan
güçlükler, işverenlerin eksik ya da hatalı bildirimleri nedeniyle yapılan
itirazlar ve aynı kişilere ait kayıtların farklı kamu kuruluşlarında yer alması
gibi nedenlerle listelerin hazırlanmasında aksaklıkların ve gecikmelerin
yaşandığı; bugüne kadar 3 milyon civarında itirazın değerlendirildiği, pek çok
hak sahibinin yayımlanan listede yer almakla birlikte kesintilerinin eksik
bildirilmesi nedeniyle alacaklı durumda olduğu; Ağustos 2008’den Ekim 2009’a
kadar kümülatif TÜFE’nin
yüzde 8,3 olarak gerçekleştiği, dolayısıyla gecikmelere uygulanacak yüzde
10’luk artışın yeterli olduğu; esasen ödemelerin büyük çoğunluğunun yapılmış
olduğu; 5664 sayılı Kanun’un yirmi iki yıllık bir sorunu ortadan kaldırmak
amacıyla çıkarıldığı ancak uygulama sırasında Kanun’un bazı eksikliklerinin
tespit edildiği, tasarının bu eksikliklerin giderilmesi amacıyla hazırlandığı;
tasarı ile KEY alacaklarının nemalandırılmasının öngörüldüğü; ayrıca
belediyelerin hak sahiplerine kendi kaynaklarından ödeme yapabilmelerine imkân
tanındığı ifade edilmiştir.
5664
sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin Plan ve Bütçe Komisyonunda
görüşülmesi esnasında tasarının 7’nci maddesiyle, 5664 sayılı Kanun’un 5’inci
maddesinin üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılması uygun değildir. Çünkü, alacakları olanların haklarını arayabilmelerine devam
etmeleri gerekir.
Tasarının
2’nci maddesiyle, 5’inci maddesine eklenen dördüncü fıkrayla 30/6/2010
tarihinden sonra yeni hak sahibi bildirimi yapılmaması da hakkaniyete uygun
değildir. Düzeltmeler sonunda 31/3/2011 tarihine kadar
Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına gönderilen listelerin hak sahipliğinin
tespitine esas olmak üzere Resmî Gazete’de ilanının beklenmesi, alacaklılar
açısından haklarının geciktirilmesi anlamını taşımaktadır.
Tasarının
2’nci maddesiyle, 5664 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine eklenen beşinci
fıkrasındaki oranın belirlenecek yasal kriterlere
bağlanması uygun olacaktır.
Tasarının
2’nci maddesiyle, 5664 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine eklenen altıncı
fıkrayla deprem, sel, yangın gibi sebeplerle konut edindirme yardımı hak
sahiplerinin Kanun’dan yararlanması imkânı getirilmesi uygun olmakla birlikte
beşinci fıkra çerçevesinde uygulanan oranlarla belirlenecek meblağın yukarıda
izah ettiğimiz şekilde yasal kriterlere bağlanması
uygun olacaktır.
Tasarının
2’nci maddesiyle, 5664 sayılı Kanun’un 5’inci maddesine eklenen dokuzuncu
fıkrayla belediyelerin bu Kanun’la ilgili hususlarla ilişkilendirilmesi ileride
birtakım problemlerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Diğer
taraftan, kamu çalışanlarının hakkı olan bu ödemenin yapılması, çalışanlar
açısından gerekli ancak yeterli değildir. Bizim Hükûmetten
beklentimiz, kamu çalışanlarının insanca yaşayabileceği bir ücreti
alabilmelerinin sağlanmasıdır. Çalışanların bu gibi ödemeleri kurtuluş saymak
yerine, aldığı aylıkla rahatça geçinebilmelerinin temin edilmesidir. Kamudaki
hantallıktan, personel rejimindeki düzensizlikten, bürokratik oligarşiden
bahseden AKP, Hükûmet olunca bunları unutmuştur. Bu çarpık
düzenden nemalanmayı, eş dost kayırmayı çarpıklığı gidermeye tercih etmiştir.
Personel rejimine ilişkin düzenlemeyi yapmamıştır. Gerçi kamuoyuna yansıyan
taslaklar sorunu çözmek bir yana daha da derinleştirecek niteliktedir. Her
kurum kendi personel rejim taslağını Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altına
getirme gayreti içindedir.
İstihdam
ve ücret rejimi tahrip edilmiştir. Ücret rejimindeki esas problem, ücret
düzeyinin düşüklüğü kadar ücretler arasındaki adaletsizliktir. Kamuda aynı işi
yapmalarına rağmen ondan fazla çeşit ücret alan personel vardır. Kuruma,
statüye veya unvana dayalı farklı ödemelerin önüne geçilmesi gerekmektedir.
Eşit işe eşit ücreti sağlayacağını söyleyen Hükûmet
altı yıldır bu yönde olumlu hiçbir katkı sağlamamıştır. Ücret adaletsizliği
altı yıl öncesine göre daha da artmıştır. Teşkilat kanunlarında yapılan
münferit düzenlemelerle o kurum personeline ilave haklar sağlanarak diğer kurum
çalışanlarına nazaran avantaj sağlanmaktadır. Burada büyük bir haksızlık
vardır, buna sebep olanlar vebal altındadırlar. Yapılacak düzenlemelerin
mutlaka tüm çalışanları kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir. Ortada
dağıtılacak bir pay var ise bu, adil bir şekilde herkese dağıtılmalıdır.
Yukarıda
ifade ettiğim hususlar nedeniyle bu tasarıya muhalefet ediyoruz. Burada, bugüne
kadar aceleyle, her şey, her tasarı bir gün öncesinden getirilmeye
çalışılmaktadır, bir hafta öncesinden getirilmeye çalışılmaktadır. Maalesef,
iktidar partisi bunu alışkanlık hâline getirmiş veya program yapamaz hâle gelmiştir.
Dolayısıyla, çalışanların haklarının geciktirilmeden, adalet prensibi içinde
yerine getirilmesi gereklidir.
Bu
vesileyle, yüce heyetinize saygılar sunuyorum.
Teşekkür
ederim Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.
Tasarı
üzerinde şahsı adına söz isteyen Mehmet Günal,
Antalya Milletvekili…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yok.
BAŞKAN –
Yok.
Fikri
Işık, Kocaeli Milletvekilli…
Buyurun
Sayın Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
FİKRİ
IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 444 sıra sayılı Konut
Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime
başlamadan önce, dün Tokat Reşadiye’de menfur bir saldırı sonucu hayatını
kaybeden 7 tane şehidimizi rahmetle anıyorum, Cenabıallah’tan
rahmet diliyorum; yaralı askerlerimize Allah’tan acil şifalar diliyorum, bütün
ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum.
Değerli
arkadaşlarım, üzerinde görüşme yaptığımız kanunun temel bir mantığı var, o da
şu: 1987’den 95’e kadar “Size konut yapacağız.” diye paralar toplanmış ve 95
yılının sonuna gelindiği zaman ortada ne konut var ne para var. Hem paralar
buharlaşmış veya diğer bir ifadeyle, devletin borç finansmanında kullanılmış
ama ortada da bir tek konut yok. 95 yılının sonunda bu süreç durdurulmuş, ondan
sonra değişik vesilelerle, zamanın hükûmet
yetkilileri, “Bu parayı biz işçiden kesmedik, devletten veya işverenden aldık,
dolayısıyla, işçiler bu paranın üzerine bir bardak soğuk su içsin.” demiş ve
uzun süre bu işin varlığı inkâr edilmiş, ta ki AK PARTİ İktidarına kadar. AK
PARTİ iktidara gelmeden önce…
FARUK BAL
(Konya) – Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının sermayesi nereden geldi?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Ta ki…
Müsaade
ederseniz…
RECEP
TANER (Aydın) – Elindeki kanunu…
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Müsaade ederseniz…
Yok işte, para ortada yok, para ortada yok, konut
ortada yok. 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldiğinde,
öncelikle şu Tasarrufu Teşvik Fonu’nda biriken vatandaşın alacağının ödenmesi
birinci öncelik olarak gündeme alındı ve Allah’a şükürler olsun, bugün,
vatandaşa olan devletin, 14,5 milyar TL yani 14,5 katrilyon lirasının tamamı
ödendi, bu hesap tasfiye edildi ve hemen bir adım daha atıldı, KEY ödemeleriyle
ilgili 2007’de kanun çıkarıldı ve şu ana kadar 2,5 milyar TL’lik yani 2,5
katrilyonluk rakam ödendi. Bunun…
FARUK BAL
(Konya) – Kaynak?..
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bir saniye… Kaynak… Kaynak, bu milletin varlıklarıdır, bu
milletin varlıklarıdır kaynak.
FARUK BAL
(Konya) – Kaynak, Emlak Bankasından aktarılan gayrimenkuller.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bakın, bakın… Bu milletin ödediği vergidir kaynak. (MHP
sıralarından gülüşmeler)
KÜRŞAT
ATILGAN (Adana) – Çok güzel ya!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Şimdi, problem çıktı, eksikler kaldı, şimdi bugünkü
düzenlemelerle bu problemler de çözülecek ve yaklaşık 5 katrilyon civarında bir
para da vatandaşa ödenmiş olacak ve bu hesaplar da tasfiye edilmiş olacak.
Değerli
arkadaşlar, gülüyorsunuz ama ağlanacak hâlinize gülüyorsunuz.
BAŞKAN –
Sayın Işık, lütfen Genel Kurula hitap edin.
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Niye gülüyoruz biliyor musunuz? Bu kaynakları evden
getirmediniz Sayın Vekil, sizden önceki hükûmetler
yarattı bu kaynakları.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bakın, sizin İktidarınız döneminde üç buçuk yılda yirmi iki
banka battı, 40 milyar dolara yakın para kayboldu. Bizim İktidarımız döneminde
biz sizin ödemeniz gereken 20 katrilyon lira parayı vatandaşımıza ödedik. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
OKTAY
VURAL (İzmir) – Biz hepsini yabancılara sattık!
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Özelleştirmelerden aktardınız o paraları.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Sadece bununla kalmadık, sadece bununla kalmadık, başka bir
şey daha yaptık: Bu ülkede TOKİ vasıtasıyla şu anda 400 bine yakın konutun 337
binini bitirdik, anahtarını teslim ettik. 2011’de 500 bin konut hedefine de
ulaşıyoruz. Geldiğimiz gün ortada ne para ne konut vardı, bugün para da ödendi,
memura konut da yapıldı, dar gelirliye konut da yapıldı; AK PARTİ’nin
farkı budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Piyasa ne âlemde?
RECEP
TANER (Aydın) – Bakana sor, sen anlamıyorsun bu işlerden.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Burada, değerli arkadaşlarım, hiç gocunmayın. Bakın, size
düşen, AK PARTİ’nin yaptığı güzel icraatları
alkışlamak olmalı.
Bakın,
burada demin çok talihsiz bir konuşma yapıldı.
RECEP
TANER (Aydın) – Aynı seninki gibi.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Demokrasi adına, bu milletin, bu yüce milletin en kutsal
çatısı altında çok talihsiz bir konuşma yapıldı. Ne denildi? “Efendim, halk
isterse darbe olur.” Haa, demek ki darbe olması için
halkın istemesi lazım, halkın istemesi için de şartların olgunlaşması lazım,
tıpkı 1980 öncesi gibi. Yahu bu Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda oturan değerli
arkadaşlarım ve Milliyetçi Hareket Partisi Grubunda oturan değerli
arkadaşlarım, bu ülkede 12 Eylüle zemin hazırlamak için binlerce genç toprağa
gitmedi mi?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Biz sandıkta ihtilal yapacağız. Çalarak aldınız oyları.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Daha biz bunlardan ders almayacak mıyız? Yani, bakın, bizim
halkımız çok iyi bilir. Bu konuşmayı, size samimi söylüyorum, okuma yazması
olmayan bir insan yapmaz ama talihsizlik şu ki önünde “profesör doktor” titri olan bir kişi, bir zat yapıyor.
Bakın,
değerli arkadaşlar, 12 Eylüle Türkiye’nin nasıl geldiğini, bu konuyla ilgili
hangi provokatif eylemler yapıldığını, Maraş’ta
sıkılan kurşunla, sağcıya sıkılan kurşunun çıktığı silahla solcuya sıkılan
kurşunun çıktığı silahın aynı silah olduğunu bu ülke biliyor. Şimdi hâlâ aynı
dönemleri mi yaşayacağız?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Açılıma gel, açılıma.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bugün Türkiye bir demokratik açılım süreci başlatmıştır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Teröre teslim ettiniz ülkeyi.
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Sen bugüne bak, bugüne. Biz onların hesabını verdik.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Evet, bakın, dinleyin.
OKTAY
VURAL (İzmir) – İmralı’da pazarlık yapıyorsunuz.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Dinleyin. Pazarlığı kimin yaptığını bu millet biliyor. Bakın,
siz “pazarlık” demeyin de terör örgütünün ekmeğine yağ sürecek hareketlerden
lütfen kaçının.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Millette huzur bırakmadınız. İnsan bu tablodan biraz üzüntü
duyar bari.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bakın, dikkat edin, dikkat edin değerli arkadaşlar…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sen dikkat et!
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – İnsan biraz üzüntü duyar.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Dikkat edin, bugün demokratik açılım süreci elbette ülkenin
demokratik standartlarını yükseltecek ama aynı zamanda ülkede terörü de
bitirecek.
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – Hangi demokrasi?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Tabii… Teröre demokrasi vereceksin, değil mi?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Ülkede terörün bitmesinden rahatsız olanlar…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Kim onlar? Sen oluyorsun! Canlandıran sensin!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – ...ülkede âdeta bir karışıklık çıkarmak için, ülkede bir
karışıklık…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Politik açılımla zemin hazırlıyorsunuz!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Dinle… Dinle… Dinle… Önce dinlemesini bil.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yedi yıldır terörle mücadele etmeyerek politik açılımla zemin
hazırlayan sizsiniz.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Keşke, önce dinlemesini bilseniz de…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ne konuştuğunu bilmiyorsun be!
FİKRİ IŞIK
(Devamla) – Bakın, bu ülkede demokrasinin Avrupa standartlarına ulaşması, terör
zemininin bitirilmesi bu ülkenin geleceği için olmazsa olmazdır.
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Yedi senedir bitirseydin! Tatilde miydin?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Ama bundan korkan terör örgütü her türlü provokatif
eylemi adım adım uyguluyor ama burada terör örgütünün
her provokatif eyleminden sonra birileri çıkar da
“Ülkede kaos var.” derse terör örgütünün ekmeğine yağ
sürer, başka bir iş yapmış olmaz, başka bir iş yapmış olmaz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – İktidarda olan sensin, yaptırma!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Muhalefet, kafasına gelen her şeyi konuşmak değildir.
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – Habur’da ne yaptınız, Habur’da? Bu millet unuttu mu?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Muhalefet ülkenin çıkarlarını kendi çıkarları üzerinde tutan
bir anlayışla hareket etmezse, seçimde, sandıkta dersini alır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Alacaksınız, alacaksınız. Anketlerde görüyorsunuz.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Burada, değerli arkadaşlarım, burada, dikkat ediniz… Habur’daki provokasyon milletin
tepesini attırmak için bilinçli şekilde yapılmıştır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Provokasyonu siz yapıyorsunuz, provokatör
sizsiniz! Terörü azdıran, teröristlerle el ele, kol kola merasim yapan sizsiniz!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bugün Türkiye’nin her yerinde, Türkiye’nin belli merkezlerinde
çıkarılmaya çalışılan karışıklık milletin tepesini attırmaya yöneliktir.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Güzel şeyler oluyor değil mi Türkiye’de!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bu oyuna biz gelirsek millet olarak, bu ülke daha yıllarca
terörle mücadele etmek zorunda kalır.
OKTAY
VURAL (İzmir) – 7 tane şehidimiz kalkmadan bunları konuşabiliyorsunuz!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Profesör etiketli değerli arkadaşımız, efendim, diyor, asker…
Elbette asker görevini yapıyor, en güzel şekilde yapıyor.
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Siz niye yapmıyorsunuz görevinizi?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Ama aynı Genelkurmay Başkanı çıkıp demedi mi: “Terörle
mücadele sadece askerî yöntemle olmaz; kültürel, sosyal ve ekonomik tedbirler
alınmadıktan sonra bu başarı elde edilmez.” Biz ne yapıyoruz?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ne yapıyorsunuz?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Ne yapıyoruz? Kültürel, sosyal ve ekonomik tedbirleri
alıyoruz. Daha ben bu sabah GAP’tan geldim.
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Ne yaptığını bilmiyorsun!
RECEP
TANER (Aydın) – Yan gelip yatıyorsunuz.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Daha bu sabah GAP’tan geldim, o bölgede oluşan heyecanı
gördüm. Ben de çok büyük bir ümit besledim. Bakın, Suruç 17 kilometrelik
tünelle su alacak. İnsanlarda müthiş bir heyecan var. Bu heyecanı baltalamaya,
evet, terör örgütü tevessül edebilir çünkü hayat damarları kesilecek onun ama
terör örgütünün ekmeğine yağ sürecek açıklamalar özellikle bu milletin
kürsüsünde yapılmamalıdır. Herkes sorumlu konuşmalıdır, herkesin konuştuğu
ülkenin geleceğine pozitif katkı sunmalıdır. Elbette muhalefet eleştirecek,
elbette eksikleri gösterecek ama muhalefet hiçbir zaman yapılanı bozma
noktasına gelmemelidir.
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Neyi bozduk, neyi?
FİKRİ IŞIK
(Devamla) – Aksine…
Değerli
arkadaşlarım, eğer bu Hükûmet terörle pazarlık
yapsaydı bugün sokaktakiler yaşanmazdı, bu Hükûmet
eğer terörle müzakere yapsaydı bugün sokaktakiler, dağdakiler olmazdı. Olmadığı
için bunlar yapılıyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Habur’a gel, Habur’a
gel!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Ama mal bulmuş mağribî gibi bu
ülkenin bütünlüğüne yönelik her hareketi Hükûmet
aleyhine çevirmeye çalışmayın.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Kim? Sen mi?
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Bu, ülkenin hayrına değildir. Bu, muhalefetin de hayrına
değildir.
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Ne söyleyeceğimize sen mi karar vereceksin!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Biz muhalefetten eksiklerimizi söylemesini isteriz, biz
muhalefetten ola ki hata varsa, yanlış varsa bunları ortaya koymasını bekleriz.
HÜSEYİN
YILDIZ (Antalya) – Doğru yaptığınız bir şey yok ki! Her şey hata!
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Biz muhalefetten terör örgütünün ekmeğine yağ sürecek bir
söylem asla beklemeyiz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN –
Sayın Işık, lütfen toparlayınız.
FİKRİ
IŞIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Değerli
arkadaşlar, bakınız, bu ülke hepimizin. Sayın Hocam, şunu iyi bilesiniz: Halk
iktidarı seçer, beğenmezse bir sonraki seçimde değiştirir. Demokrasi budur.
Darbeler iktidara karşı değil, demokrasiye karşı yapılır ve demokrasinin içinde
de olmazsa olmaz muhalefettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz size bunu
bir daha hatırlatıyoruz. Sözlerinizi tavzih edeceğinizi, düzelteceğinizi ümit
ederek bu konuşmamı bitiriyorum.
Yüce Meclisi
bu vesileyle saygıyla selamlıyorum. Kanun tasarımızın yasalaşmasını ve ülkemize
hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
FARUK BAL
(Konya) – Sayın Başkan, hem mensubu bulunduğum partiye hem de mensubu
bulunduğum…
BAŞKAN –
Bir saniye Sayın Milletvekilleri, lütfen…
FARUK BAL
(Konya) – …Hükûmete yönelik sataşmada bulunmuştur,
kısa bir açıklamayla cevap vereceğim.
BAŞKAN –
Sayın Bal, önce Mehmet Günal’a, Antalya
Milletvekiline söz vereceğim.
FARUK BAL
(Konya) – Ama şeyi bitmesin…
BAŞKAN –
Tutanakları istiyorum, bitmeyecek Sayın Bal.
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, kişisel olarak ben 60’a göre söz istedim
sataşma olduğu için.
FARUK BAL
(Konya) – Efendim, değerli üyelerin şu anda duyduğum laflarının üzerine benim
gerçeği açıklamam lazım. Araya bir konuşma girerse işin sıcaklığı kaybolur.
BAŞKAN –
Sayın Bal, vermeyeceğim demiyorum. Sayın Günal’a söz
vereceğim. Konuşurken tutanakları inceleyeceğim, değerlendireceğim.
FARUK BAL
(Konya) – Benden sonra konuşsun Sayın Günal.
BAŞKAN –
Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.
Buyurun
Sayın Günal.
Lütfen
oturun… Tutanakları istiyorum.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Şahsım adına, sataşma olduğu için yerimden iki dakikalık
söz istiyorum.
BAŞKAN –
Sayın Korkmaz, tutanakları istiyorum, değerlendireceğim.
Buyurun
Sayın Kılıçdaroğlu siz de.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Hatip doğrudan doğruya Cumhuriyet Halk
Partisi Grubuna seslenerek bazı ifadelerde bulunmuştur. Konuyu tavzih etmek
isterim.
BAŞKAN –
Tutanakları istiyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Böylesine
teknik bir konu ve çalışanlarımızın hak kaybını önlemek için getirilmiş bir
teklif ve tasarının birleştirilmesi görüşülürken ben böyle tartışmaları
duymaktan gerçekten üzüldüm.
Değerli
arkadaşlarım, burası Meclis kürsüsü. Evet, zaman zaman
arkadaşlarımız söz alamayıp aleyhte, lehte konuşup birtakım görüşlerini beyan
ediyorlar ama gecenin bu saatinde bunları tartışmanıza ne gerek var Değerli
Hatip? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
Şimdi,
bakın, değerli arkadaşlarım, ben size şimdi söylüyorum. Hiç üslubunuz… Hocamın
söylediklerinin de bir kısmına yetiştim bir kısmına yetişemedim, o anda
izliyordum televizyonda.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Hocanın avukatlığını yapma!
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Ben Hocamın avukatı değilim. Ben size bir şey söylüyorum. Hem
diyorsunuz ki: “Uzlaşma olsun, demokratik kültür içerisinde olsun.” Burada
konut edindirme yardımı ödemelerinde hak alamayan çalışanlarımıza bir ay daha
ek süre vermek üzere bir kanun tasarısı tartışıyoruz.
AHMET
YENİ (Samsun) – Siz o konuda konuşun işte.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Şimdi, yani bir taraftan kalkıp hem o tarafa hem bu tarafa
hem sağa hem sola, Allah aklınıza ne verdiyse konuşuyorsunuz. Eğer oraya
geçerseniz bu Mecliste…
MUHYETTİN
AKSAK (Erzurum) – Yahu, sen…
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bir saniye, bir saniye… Dur… Dur bir dinle de sana da
söyleyeceğim, dur.
BAŞKAN –
Sayın Günal, lütfen…
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bu Mecliste altı maddeyi dört hafta boyunca tartıştığınızı
biliyorsunuz. Bakın, oralara getirmeyin. Amaç bir şey çıkarmaksa, burada bir
kanun tasarısı çıkarmak istiyorsanız, kanun teklifini çıkarmak istiyorsanız hem
bir taraftan muhalefete “yapıcı olmuyor” diyorsunuz… Teknik konuların hangisinde
geldiniz? Az önce biz Plan-Bütçe Komisyonundan geldik.
Bakın,
değerli arkadaşlar, bir dinleyin, ben size anlatayım. Az önce Plan-Bütçe
Komisyonundan geldik. 4 Aralık tarihinde gelmiş. Bakanlar Kurulu tasarısı
üzerine arkadaşlarımız elleriyle “teklif” yazarak getirmişler. Bakın, 4 Aralık
Cuma günü geliş tarihi. Kabul edilmiş, gündeme almış Komisyon Başkanımız, 4
Aralık. Bizlere tebliğ 4 Aralık. Akşamüstü saat altıda cuma günü tam çıkarken
-ki hepiniz memleketlerinizdeydiniz, ben çalışıyordum- “Bir dakika.” dedim
görevli gelen arkadaşa, “Bunun üzerine saatini yazın.” dedim. Az önce
Komisyonda arkadaşların dinledi, gülüyor. Ee, şimdi,
orada, yukarıda tartıştık. İçinde eksiği var, fazlası var. Genel Kurula gelmek
üzere de geliş yöntemini eleştirdik. Kendi aramızda da konuştuk ama geldi.
Neden? Eksiği olmasına rağmen, başka maddeler de içinde olması gerekmesine
rağmen, içindeki eleştirilerimizle beraber esasına bir itirazımız olmadı.
Sadece başka hususların da içinde olması gerektiğini, böyle gelmesinin yanlış olduğunu,
arkadaşlarımıza sorulması gerektiğini söyledik. Eğer bu yaklaşımla siz
gerçekten bir şey yapabileceğinizi zannediyorsanız aldanıyorsunuz. Sadece
yapamadıklarınızı kapatmak için bunu yapıyorsanız onda da aldanıyorsunuz.
Şimdi
bakıyorum Sayın Bakan demiş ki KEY ödemeleriyle ilgili -yine Hocama laf
atıyordunuz, Hocamın sorusu üzerine, teklif sahibi olduğu için- “Hiçbir hükûmetin el atmadığı, âdeta kenara bırakılmış bir konuydu.
Şimdi biz bunları çözüyoruz.” Bu yaklaşımla uzlaşma arayamazsınız. Bunun ne
zaman geldiğini az önce Sayın Ayhan da söyledi, siz de biliyorsunuz. Emlak
Konuta devredilmesini, hisselere dönüştürülmesini… Ki yedi yıl boyunca siz
hiçbir şey yapmadınız. 2002’den 2007’ye kadar bir şey olmadı.
Bakınız,
o anda Emlak Konuta bunlar devredilmiş, hisse senetleri çıkarılmış, belli
şekilde ödenmek üzere hazırlanmıştı. Yani bu anlayışla gidersek… Şu anda ne
diyoruz? Hak zayiatı var. Kimlerin? Listede isimleri eksik
bildirilenlerin. Kurumların tam olarak bildirmediklerine bir ay daha
bildirim süresi veriyoruz. Şimdi, bunun üzerinden ne siyaseti yapabileceksiniz?
ALİ
KOYUNCU (Bursa) – Verelim, geçelim.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Hayır. Ama nedir bu yani? Şimdi bu heyecanınız, telaşınız
niye? İşin demokrasisi, cumhuriyeti, bugün bakınız... Bakınız, değerli
arkadaşlarım…
ERTEKİN
ÇOLAK (Artvin) – Siz, ihtilali savunanların…
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, lütfen…
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi.
Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bütün sorunların burada tartışılmasını,
bütün çözümlerin de burada üretilmesini istiyoruz. Ama şimdi siz kalkar,
dışarıdan aldığınız senaryolarla gelip burada onun sıkıntısını kendi aranızda
konuşamayıp, bir şey diyemeyip sonra gelip bizlere çatarsanız o zaman cevabını
alırsınız. Bir taraftan bu olaylar yaşanırken, bir taraftan “Allah rahmet
eylesin”, “Türk milletinin başı sağ olsun” diye dileklerinizi burada söylerken
öbür taraftan kalkıp bu konularda lütfen ajitasyon
yapmayın. Bunlar, üzerinden siyaset yapılacak konular değil.
AVNİ
ERDEMİR (Amasya) – Aynen öyle.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlarım, çok yapıcı bir şekilde
konuşuyorum. Yapıcı bir şekilde konuşuyorum. Örneklerini veririm mahcup
olursunuz.
VEYSİ
KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bize nasihat etmeye mi çıktın Mehmet?
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Evet, evet, evet.
“Uzlaşma”
dediniz, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak getirdiğiniz her türlü…
VEYSİ
KAYNAK (Kahramanmaraş) – Tasarı hakkında konuşmak için buradayız, nasihat
dinlemek için burada değiliz.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Siz çok tasarı konuştunuz akşamdan beri! Dinliyorum, çok
tasarı konuşuyorsunuz! Az önce indi Hatip, herkese buradan sataştı. Bak, sırada
bekliyor değerli hatipler, hem partiye hem hükûmete
hem şahıslara sataşma var.
ÖZNUR
ÇALIK (Malatya) – KEY ödemelerinin darbeyle ne alakası vardı? AK PARTİ’ye değil, CHP’ye diye…
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bu mu sizin konuşma üslubunuz o zaman? Yani bu mu konuşma
üslubunuz? Lütfen, bakınız, sizin konuşmanıza söyledim. Siz ne yaptınız diye
dönüp… (AK PARTİ sıralarından “Sen ‘darbe, darbe’ diyerek…” sesi) Hayır, hayır
orayı bırak, sizin söylediğinizi söylüyorum. Ne dediniz? “Siz batırdınız.” Biz
size…
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, niye Hatibe müdahale ediyorsunuz? Lütfen…
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Biz, size, KEY hesapları gibi, aynı şekilde, o dönemde oluşan
sıkıntıların çözümü için kurumsal bir yapı bıraktık. Sizin söylediğinizi gayet
net duydum. “Siz bankaları batırdınız, biz ödedik.” dediniz.
ALİ
KOYUNCU (Bursa) – Onu değil, onu değil.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Şimdi, hayır, söylüyorum. Ben Hatibin bizimle ilgili kısmını
söylüyorum. Hoca’m kendi cevabını kendisi verir. Sayın Kılıçdaroğlu
da orada söz aldı. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizi ilgilendiren,
57’nci Hükûmetle ilgili kısmını ben söylüyorum.
Lütfen, çatışma ve gerilimden beslenmeyelim. Ülkeyi ne hâle getirdiğiniz
ortada. Onun için, böyle lüzumsuz şeylerle, başka kanunlarla uğraşacağınıza
temel kanunların üzerine gelin ve hepiniz beraber, burada ortak bir şekilde
karar almaya katkıda bulunun, gerilim ve çatışmadan beslenmeden, düzgün bir
şekilde bu kanun tasarılarını geçirelim. Bizi bu kısır çekişmelerle yormayın
değerli arkadaşlarım. İşsizliği nasıl önleyeceksiniz onu söyleyin, büyümeyi
nasıl artıracaksınız onu söyleyin. “Krizden çıktık.” demekle bu iş olmuyor.
Bunun çıkış formülü nedir onu söyleyin, lafta kalmasın. Gelin, biz size onlarda
önerilerimizi söyleyelim diyoruz. Kaç defa araştırma önergesi verdik, muhalefet
verince hiçbirisini dikkate almıyorsunuz. Gelen kanun tekliflerini de dikkate
almıyorsunuz. Gelin bunları tartışın, lüzumsuz gündemlerle bizi oyalamayın.
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – KEY ödemeleri lüzumsuz mu?
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bakınız, diyorum, buradaki şeyi siz ne zaman getirebildiniz?
KEY ödemelerinin lüzumsuzluğu değil, bu tartışmaları yaptığınız zaman üç saatte
çıkması gereken bir kanun tasarısı üç günde çıkar. Onu anlatmaya çalıştım.
Arkadaşlarımız ne dediğimizi gayet iyi biliyorlar.
Gelin,
burada, işçinin, esnafın, emeklinin sıkıntısını tartışın, onları nasıl çözeceğinizi
tartışın. Gelin, sosyal güvenlik açıklarını nasıl kapatacağınızı tartışın,
bütçe açıklarını nasıl kapatacağınızı tartışın. O getirdiğiniz bütçedeki gelir
hedeflerini tutarlı hâle getirip gerçekten bir yerlerden bir şeyler olur mu, bu
büyümeyi gerçekleştirebilir miyiz, neyle yaparız diye onlara kafa yorun. Bu
gündelik çatışmalarla ortalığı gererek kendi suçunuzu bastırma şansınız yok. O
konular daha sonraki oturumlarda konuşulacak geniş konular.
Ben
sizleri tekrar sağduyuya davet ediyorum. Çıktığınız zaman, konuşmalarda, lütfen
biraz daha yapıcı olun. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak getireceğiniz her
türlü olumlu, devlet yararına olan, millet yararına olan tasarılarda,
tekliflerde arkanızdayız ama yanlışa gidecek her şeyde de her zaman muhalefet etmeye
devam edeceğiz. Onun için, burada lütfen bir an önce bu kanunun yasalaşmasına,
eksikliklerinin tamamlanmasına, eleştirilerin dikkate alınarak bir an önce hak
sahiplerinin mağduriyetinin giderilmesine yoğunlaşın. Diğer konuları önümüzdeki
günlerde zaten sıkça, bütçe tartışmaları var, bütün bakanlıkların konularını
sizlerle beraber tartışacağız.
Türk
milleti önünde sorumluluğunuzu yerine getirmeye ve yapıcı bir şekilde,
demokrasinin muhalefeti de içerdiğini, birtakım eleştirilere tahammül etmek
gerektiğini ben bir defa daha sizlere hatırlatıyorum, siz istediğiniz kadar
söyleyin.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Hoca’nınki eleştiri değil ama!
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bize de sataşırken lütfen dikkatli olun, biz burada ne
yaptığımızı size tek tek söyleriz. 99 yılından
itibaren o kanunları kimlerin çıkardığını, daha önce kaybolan bütün verilere
rağmen yeniden bir düzenleme yaparak konut edindirme yardımını o noktaya
getirdiğimizi ama 2007’ye kadar…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
VEYSİ
KAYNAK (Kahramanmaraş) – Dördüncü ortağınız Kemal Derviş getirmiş.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Sayın Günal, lütfen tamamlayınız.
MEHMET
GÜNAL (Devamla) – …o tarihe kadar sizin bir şey yapamadığınızı çünkü kısır
çekişmelerle uğraştığınızı, dışarıdan aldığınız talimatları yerine
getirdiğinizi söylerim.
Onun için
-tekrar ediyorum- demokratik parlamenter rejim içerisinde bütün çözümler
buradadır, bu Parlamentodadır. Sizler de çözüme odaklandığınız sürece biz
eleştirilerimizi yapar, eksiklerinizi söyleriz ama yapıcı bir şekilde de olumlu
olanlara katkı veririz.
Hepinize
teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Günal.
FARUK BAL
(Konya) – Söz istemim vardı Sayın Başkanım. Sataşma nedeniyle söz talebim
vardı.
BAŞKAN –
Sayın Bal, gelmedi, getirtiyorum; birinci bölüm geldi, ikinci bölümü istedim,
geliyor.
FARUK BAL
(Konya) – Efendim, duymadınız mı siz? Herkes duydu, siz duymadınız mı Sayın
Başkan?
BAŞKAN –
Ben duymadım Sayın Bal! Gürültüden anlaşılmıyor ki hiçbir şey!
Yirmi
dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın
Akcan, Sayın Uslu, Sayın Işık, Sayın Atılgan, Sayın Özdemir, Sayın Taner, Sayın
Cengiz, Sayın Akkuş, Sayın Bulut…
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
…Sayın Korkmaz’ın söz talepleri vardır. Birer
dakikalık soru sorma hakları var, birer dakikayla sınırlandırmış bulunuyoruz.
Buyurun
Sayın Uslu.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Sayın Başkan “cahil konuşma” sözü çok açıktır.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sataşma var…
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Zabıtlara bakmadan, bu bir sataşmadır, lütfen, İç
Tüzük’ün…
BAŞKAN –
Soru-cevap işleminden sonra değerlendireceğim Sayın Korkmaz, lütfen…
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Efendim, oturum kapanırsa nasıl değerlendireceksiniz?
Soru-cevaptan sonra…
BAŞKAN –
Sayın Korkmaz, kapanmayacak oturum, taleplerinizi değerlendireceğim, ondan
sonra kapanacaktır. (MHP sıralarından gürültüler)
OKTAY
VURAL (İzmir) – Şimdi niye değerlendirmiyorsunuz yani?
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Açık, ortada; niye zabıtlara bakıyorsunuz? Öbür tarafa
veriyorsunuz.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Biraz önce hemen söz verdiniz, tutanak aramadınız.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Başkan takdir eder.
BAŞKAN –
Sayın Vural, sesinizi yükseltmekle bu konunun çözüleceğini mi zannediyorsunuz?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sizin sesiniz alçak geliyor da, o bakımdan, duyamıyorum,
bağırma ihtiyacında oluyorum.
BAŞKAN –
Hayır, benim sesimi Genel Kurul ve tüm Türkiye duyuyor. Tutanaklar yeni geldi,
inceleyeceğim, değerlendireceğim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, biraz önce yaptığınız uygulamayla doğrudan doğruya söz
verdiniz!
FARUK BAL
(Konya) – Unutturuyorsunuz Sayın Başkan, sataşmayı unutturuyorsunuz!
BAŞKAN –
Sayın Akcan, buyurun…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, söz talebi konusunda kararınızı verin lütfen!
BAŞKAN –
Tutanaklar geldi, inceleyip değerlendireceğim Sayın...
OKTAY
VURAL (İzmir) – Geldi, bakın o zaman, verin.
FARUK BAL
(Konya) – Okuyun o zaman.
BAŞKAN –
Değerlendireceğim diyorum, niye acele ediyorsunuz ki, onu anlamış değilim ben.
FARUK BAL
(Konya) – Sataşılan biziz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Vermeyeceğim demiyorum ki!
OKTAY
VURAL (İzmir) – Görevinizi zamanında yerine getirin diye söylüyoruz! Allah Allah…
BAŞKAN –
Sayın Bal, Sayın Vural, ben söz vermeyeceğim veya değerlendirmeyeceğim
demiyorum, tutanakları getirttim, inceleyip vereceğim.
OKTAY
VURAL (İzmir) – O zaman, bakın verin kararınızı, niye geciktiriyorsunuz? Biraz
önce başka uygulama yaptınız Ünal Bey’le ilgili! (AK PARTİ sıralarından
“Bağırma!” sesleri, gürültüler)
BAŞKAN –
Öyle bir usul yok, burada bekleyerek… Eğer, Sayın Vural, burada tansiyonu
yükseltmek maksadınızsa o başka bir şey.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, usul tartışması açıyorum. Tutumunuz taraflıdır,
usul tartışması açıyorum.
AHMET
YENİ (Samsun) – Bak bak, harekete bak, harekete!
Meclis Başkanı ya…
BAŞKAN –
Ne için usul tartışması açıyorsunuz Sayın Vural?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Evet, tutumunuz taraflıdır, objektif bir şekilde
yönetmiyorsunuz…
BAŞKAN –
Hangi konudaki usulüm taraflıdır, nedir yani?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Biraz önce Ünal Bey’in söylediği sözle ilgili tutanağı
aramadınız, hemen buradan söz verdiniz, şimdi “Tutanakları getirip bakalım.”
diyorsunuz. Böyle bir tutumunuz taraflıdır.
BAŞKAN –
Yani, tutanağın incelenip buna göre karar verilmesi taraf mıdır Sayın Vural?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Taraflıdır, evet.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – “Bütün millet duyuyor.” dediniz, siz duymuyorsunuz.
BAŞKAN –
Sayın Vural, tutanağın incelenip karar verilmesi taraf mıdır?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, evet, taraftır.
FARUK BAL
(Konya) – O da taraf, şu da taraftır. Sataşma…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani, açık olan bir konuda bir talebin yerine getirilmesinden
neden imtina ediyorsunuz, bunu anlamış değilim.
BAŞKAN –
İmtina eden yok ki Sayın Vural.
OKTAY
VURAL (İzmir) – İmtina ediyorsunuz, geciktiriyorsunuz.
FARUK BAL
(Konya) – Efendim, zaman kaybettiriyorsunuz, sataşmanın…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ne demek canım ya! Ortamı geriyorsunuz…
BAŞKAN –
Ortamı ben germiyorum Sayın Vural.
RECEP
TANER (Aydın) – Türkiye’yi gerdiğiniz gibi burayı da geriyorsunuz!
SACİD
YILDIZ (İstanbul) – Şimdiye kadar biterdi.
OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru.
Sayın
Başkan, bakın biraz önce söyledim: Sataşmadan dolayı söz istediler, bu
sataşmanın açık bir şekilde yapıldığını bilmenize rağmen “Tutanakları
getireyim…” diye söylüyorsunuz.
BAŞKAN –
Evet.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Tutanaklar önünüzde.
BAŞKAN –
Evet.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Tutanaklara bakınız, kararınızı veriniz, geciktirmenin bir
anlamı yoktur. Sataşmayla ilgili arkadaşlara sözünü verin, bitirin gitsin bu
işi.
BAŞKAN –
Tamam, sorular sorulduktan sonra…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Veriyorsanız da verin ya!
BAŞKAN –
Sorular sorulduktan sonra…
FARUK BAL
(Konya) – Ondan önce istiyoruz efendim.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Konuşmadan sonra dediniz.
AHMET
ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – İşlemden sonra devam edersiniz.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım “Bütün Türkiye duyuyor.” diyorsunuz, bir siz
duymuyorsunuz herhâlde bu sataşmaları.
BAŞKAN –
Sayın Uslu, buyurun, sorunuzu sorun lütfen.
CEMALEDDİN
USLU (Edirne) – Sayın Başkan “Birinci sırada Sayın Akcan.” dediniz, sözü bana
verdiniz.
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, benim sorumu…
BAŞKAN –
Sayın Uslu, işlemde bir yanlışlık oldu, Sayın Akcan’a da vereceğim.
Buyurun
Sayın Uslu.
CEMALEDDİN
USLU (Edirne) – Peki, teşekkür ediyorum.
Sayın
Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana soruyorum: Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım
Ortaklığı AŞ’nin nakit durumuna baktığımızda, 1999 yılında 6.912 milyar TL,
2002 yılında 110.756 milyar TL olduğunu görüyoruz. Bu süre içerisinde nakit
yönetimi, etkin bir şekilde, kamu bankalarında döviz, hazine bonosu ve repo
sepeti olarak değerlendirilmiştir. İktidarınız döneminde nakit yönetimi nasıl
değerlendirilmiştir? Hâlihazırdaki nakit miktarı nedir?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.
Sayın
Akcan…
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, aracılığınızla
Sayın Bakana sormak istiyorum: KEY hesabı karşılığı olarak Emlakbank’tan Emlak
Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına ne kadar miktar ve değerde gayrimenkul
devredilmiştir?
İkinci
sorum: Bu gayrimenkullerin akıbeti nedir? KEY hesabı sahiplerine hisseleri
verilecek midir?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Akcan.
Sayın
Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Sayın
Bakan, söz konusu tasarının yasalaşması hâlinde kaç vatandaşımıza bu sağlanan
haktan yararlanma imkânı doğmaktadır? Bu vatandaşlarımız hangi miktarlarda ve
ne zaman bu yardımdan yararlanabileceklerdir? Bu ödemelerin ne kadarı anapara,
ne kadarı nemalardan oluşacaktır?
İkinci
sorum da: Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ’nin konut arzı 1999-2002
arasında yüzde 1.100’ü aşkın miktarda değişmiştir. Tek başına iktidarda bulunan
AKP döneminde bu konut arzı ve satış gelirlerinin değişimi nasıl olmuştur?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
Sayın
Atılgan…
KÜRŞAT
ATILGAN (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın
Bakan, 1999-2002 yılları arasında, yani 57’nci Hükûmet
zamanında Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ -ki sermayesi KEY
hesaplarıdır- yüzde 775 kârlılıkla çalışmıştır, buna karşılık personel sayısı
yüzde 72 azaltılmıştır. 2002-2009 yılları arasında Emlak Gayrimenkul Yatırım
Ortaklığı AŞ’nin personel sayısı devri İktidarınızda ne kadar artmıştır?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Atılgan.
Sayın
Özdemir, buyurun.
HASAN
ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana soruyorum:
Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon ortağı olduğu 1999-2002 yılları
arasında Emlak Konut AŞ, “Emlak Konut”u “Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı”na
dönüştürmüştür. Bu dönemde ticari kârı yüzde 775 oranında rekor bir artış
sağlamıştır. 2002-2009 arasındaki, AKP dönemindeki kârlılık oranı nedir?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Özdemir.
Sayın
Taner…
RECEP
TANER (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
KEY
kesintileri 1996 yılında durdurulmuş, 1999 yılında 57’nci Hükûmet
döneminde KEY’in tasfiyesiyle ilgili karar verilmiş,
başlatılmış ve bunun neticesi olarak da Emlak Konut AŞ, Emlak Gayrimenkul
Yatırım Ortaklığına çevrilmiş ve aktif büyüklüğü de bu üç buçuk yıllık süreçte
yüzde 4.512 oranında artmıştır. 2003-2009 yılları arasındaki, AKP dönemindeki
Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının aktif büyüklüğü nedir? Bu konuda bilgi
verir misiniz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Taner.
Sayın
Cengiz…
MUSTAFA
KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
57’nci Hükûmet döneminde, MHP sorumluluğunda bulunan Emlak Konut AŞ,
Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığına dönüştürülerek, ticari
faaliyetleriyle birlikte ödediği kurumlar vergisi yüzde 672 oranında artmıştır.
Sayın
Bakanım, 2002 ile 2009 yılları arasındaki, Hükûmetinizin,
bu kurumlar vergisi göz önüne alındığında, kurumlar vergisi ödemesindeki artış
oranı nedir? Bu çıkmış mıdır?
Bir de,
memurlardan, çalışanlardan kesilen bu kesintilerin o günkü kesim tarihi ile
bugün ödeme tarihi arasında bir kıyaslama veya mağdur olmaması için
çalışanların, bir kıyaslama yapıldı mı? Ödemeler buna göre düzenlendi mi? Yoksa
belli bir kıstas nasıl oldu?
BAŞKAN –
Teşekkür ederim Sayın Cengiz.
Sayın
Akkuş, buyurun.
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Bakanım; 5664 sayılı Kanun’un 5’inci
maddesine eklenen (4)üncü fıkrada “…30/6/2010
tarihinden sonra yeni hak sahibi bildirimi yapılamaz.” denilmekte. Bu bir hak gasbı anlamına gelmez mi?
Yine,
5’inci maddeye eklenen (10)uncu fıkrada “Bu madde uyarınca yapılan ilan
tarihlerinden itibaren beş yıl içinde talep edilmeyen alacaklar Hazineye irad kaydedilir.” denmektedir. Bunun hak sahibi veya
vârislerine ödenmesi daha uygun olmaz mı?
5664
sayılı Kanun kolayca çıkarıldı ve uygulamaya kondu. Hak edişlerin hak
sahiplerine ödenmesi konusunda niçin birçok zorluk yaşanmakta, ödenmek istenmemesinin
bir sebebi mi var acaba?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ederim Sayın Akkuş.
Sayın
Bulut, buyurun.
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, çalışanların geciken konut edindirme
yardımlarını almaları, bir nebze olsun bunları rahatlatacaktır. Yeni emekli
olanlarla önceden emekli olanlar arasındaki maaş farkları had safhadadır. Hükûmetinizin, bu maaş farklarını normal bir şekle
getirmesi, yeni emekli olanlarla aynı seviyeye dönüştürmesi konusunda bir
çalışmanız olabilir mi?
Sayın
Başkanım size de: Siz, AKP grup başkanı değilsiniz, Meclisin Başkanısınız.
AKP’li sözcülerle muhalefet partilerinin sözcüleri arasında davranışlarınız ve
tavırlarınızla sizi taraflı görüyorum.
BAŞKAN –
Sayın Bulut, Bakana soru sormak durumundasınız.
Teşekkür
ediyorum.
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Sizi tarafsızlığa davet ediyorum.
BAŞKAN –
Sayın Korkmaz, buyurun.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Efendim, sorusuna niye müdahale ediyorsunuz, kesiyorsunuz, daha
konuşması varken oradan konuşuyorsunuz? Allah Allah!
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Sizi tarafsızlığa davet ettiğimi söylüyorum. Bir
dakika bana süre verseniz…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yani kesiyorsunuz.
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Bakın, sözümü kestiniz Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Soru-cevap işlemi yapılıyor Sayın Başkan.
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, benim de kestiniz.
BAŞKAN –
Vereceğiz Sayın Korkmaz, verilecek, bir saniye bekleyin.
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Efendim, ben açıklama yapacağım. Bana farklı görüş
atfedildi. Burada zabıtlara bakmaya gerek yok. Benim konuştuklarım farklı
şekilde bana atfedildi, bunun için 69’a göre söz istiyorum Sayın Başkan. Bunun
zabıtla ne ilgisi var?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Soru süresi geçiyor Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Sayın Korkmaz, bu tasarıyla ilgili soru… Sisteme girin…
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – 69’a göre… Benim açıklamalarım yanlış, farklı atfedildi
bana.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Daha soru süresi bitmedi.
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Bu benim hakkım ve bu sözü istiyorum ve öncelikle
istiyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, daha süre var, niye kestiniz?
RECEP
TANER (Aydın) – Sayın Başkan, soru-cevap bitmemiştir daha niye kestiniz? Sayın
Başkanım, soru-cevap bitmedi daha, devam ediyor.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Üç dakikası gitti.
BAŞKAN –
Sayın Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, biraz önce
değerli milletvekilimiz size bir soru sordu ama sorusunu sormasına vakit
bırakmadan sorusunu kestiniz. Bu taraflı tutumunuzla bu Meclisi yönetmeye ne
kadar devam etmeyi düşünüyorsunuz?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Sayın Işık, soru bana değil Sayın Bakana sorulacak.
Teşekkür
ediyorum.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Size soruyorum.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Başka türlü fırsat gelmiyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sizin aracılığınızla size soruyoruz.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Başka türlü fırsat gelmiyor yani ancak böyle geliyor.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Siz mi tayin edeceksiniz soruyu nasıl soracağını?
MEHMET
TUNÇAK (Bursa) – İç Tüzük tayin ediyor.
BAŞKAN –
Sayın Bakan, buyurun.
SANAYİ VE
TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Değerli arkadaşlar, Emlak Gayrimenkul
Yatırım AŞ’nin aktif büyüklüğüyle ilgili bugünkü değer 8 milyar Türk lirasına
ulaşmıştır 30/11/2009 tarihi itibarıyla. Yine nakit
durumu bugünkü tarih itibarıyla, Sayın Uslu’nun
sorusu, 103 milyon Türk lirasına ulaşmıştır. Aynı zamanda, KEY hak sahipleri
adına, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Anonim Şirketine 395 milyon Türk
lirası değerinde arsa ve konut devrolmuştur 99 yılında. KEY alacaklılarının
alacağı ise bu miktarın 2 katına ulaşmıştır yani alacağın yarısına karşılık
arsa verilmiştir.
Bunun
dışında, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının yıllara göre kâr değişimi şu
şekildedir: 2002’de 52 milyon, 2003’te 98 milyon, 2004’te 142 milyon, 2005’te
168 milyon, 2006’da 175 milyon, 2007’de 946 milyon, 2008’de 562 milyon, 2009
yılının dokuz ayı itibarıyla 291 milyonluk kâr ortaya çıkmıştır. Bunu bu
şekilde ifade etmek isterim.
2003-2009
yılları arasında, Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının konut sayısı 28 bin konuta
ulaşmıştır.
Bunun
dışında, bu yasa ile çeşitli nedenlerle listede yer almayan veya hak edişleri
eksik ya da hatalı olan kişilere imkân verilmektedir. Bu yasadan, yaklaşık
olarak 3 milyon kişi yararlanacaktır. Bu kişilere yapılacak ödemelerin
tutarının da 1 milyar 400 milyon Türk lirası civarında olması beklenmektedir.
Yine,
bunun dışında, Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ’nin, gayrimenkul yatırım
ortaklığı olması nedeniyle kazançları, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5’inci
maddesine göre istisna kapsamındadır.
Arkadaşlarımızın
not alabildiğim kadarıyla sorularına vereceğim cevaplar bunlardır.
KÜRŞAT
ATILGAN (Adana) – Personel artışını söylemediniz.
SANAYİ VE
TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Evet, diğer sorulara da…
Personel
sayısı, 149 adet personeli bulunuyor. Bugün itibarıyla, Gayrimenkul Yatırım
Ortaklığı AŞ’nin personel sayısı 149’dur.
Teşekkür
ederim.
KÜRŞAT
ATILGAN (Adana) – Emlak Gayrimenkulün personel sayısı 108 kişi artmıştır,
41’den 149’a çıkmıştır.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın
Bulut, buyurun.
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, demin sorumu kestiniz.
BAŞKAN –
Sorunuzu kesmedim Sayın Bulut.
Buyurun.
AHMET
DURAN BULUT (Balıkesir) – Ben sizden burada tarafsız olmanızı, buna dikkat
etmenizi istedim efendim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bulut.
Sayın Günal…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Bakan, bir sürü soru soruldu ama siz iki tanesine falan
cevap verdiniz herhâlde. Bir on dakika daha zamanımız vardı.
SANAYİ VE
TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Hayır, sorular hiç öyle değil. En az
sekiz tane soruyu cevapladım.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Gelen paralarla ilgili sorular vardı, tam söylemediniz.
Bilmiyorum, zaman çabuk bitsin diye mi bakıyorsunuz?
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Zaman bitsin diye bakar mı ya?
BAŞKAN –
Sorunuzu sorun Sayın Günal.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Ben şunu soracağım… Yani cevap yine gelmeyecekse boşuna
sormayayım diye, hazır, fırsat geçmişken…
Korkuyorum
Başkanım, öyle bir bakıyorsunuz ki, ne olur ne olmaz diye bir bakıyorum, soru
sorsam mı, sormasam mı, gözünüzün içine bakıyorum.
BAŞKAN –
Sayın Günal, lütfen sorunuzu sorunuz.
Buyurun.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Bakanım, şu anda en son durumda -arkadaşlarımızın
sorduğu soruya… Ben tam duyamadım- bu haktan kaç kişi yararlanacak? Bilgi
eksikliği olarak kalan kaç kişi vardı? Resmî Gazete’de yayımlanan bir liste
vardı. Ya onu vermediniz ya da ben tam duyamadım. Onu sormak için alıyorum.
Yani şu anda çıktığı zaman, bilgi eksikliği olanlar yararlanabilecekler mi?
Yani kurumlarda şimdiye kadar kalmasının nedeni, o kurumların bilgi vermemesiydi.
Bizim bilgilerimizde herhangi bir güncelleme oldu mu, hem Ziraat Bankasının hem
Emlak Bank’ın devredilen? Herhangi bir bilgi var mı? Aynı durumda olacaksa
zaten bildiremeyecekler demektir.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Günal.
Başka
soru yok.
Sayın
Bakan, buyurun cevap verecekseniz.
SANAYİ VE
TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Şöyle bir bilgi arkadaşlara aktarayım:
Bu kanun çıktıktan hemen sonra 1 milyon 360 bin kişi hemen paralarını
alabilecek durumdadır, daha önce alanlara ilaveten. Sosyal Güvenlik Kurumu
tarafından hazır olduğu belirtilen hak sahibi ise 1 milyon 220 bin kişidir.
Yaklaşık 2,5 milyon kişi daha, hemen parasını alabilecek noktadadır. Bunun
dışında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ilave giriş yapılacağı bildirilen hak
sahibi sayısı 15 bin kişidir, bu bir aylık sürede işlemleri devam eden. Diğer
kurumlarca deprem, sel, yangın gibi nedenlerle bildirilememiş ve bildirimleri
yapılacak olan yaklaşık 404.050 kişi söz konusudur. Dolayısıyla yaklaşık olarak
3 milyon kişi bundan yararlanacaktır, yararlanacakların ortalama alacağı 471,35
Türk lirasıdır ve toplam 1 milyar 414 milyon 50 bin Türk lirası bu kişilere
ödeme yapılabilecektir tahminî olarak. Yani önümüzdeki bu kanunun çıkmasıyla
2,5 milyon kişi hemen bu paralarını alabilecek noktadadır.
Evet,
sanırım cevaplanmayan bir soru kalmamış oldu.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın
Ayhan, buyurun…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, bu soru-cevap işlemine girmeden önce
sizin yaptığınız bu usulün, özellikle sataşma münasebetiyle tutanakları
istemenizi ve tutanaklar önünüzde olmasına rağmen soru-cevap işlemine girmeden
önce sataşma nedeniyle söz vermeniz gerekmesine rağmen bunu ötelemenizin
açıkçası bir usul tartışmasıyla gündeme getirilmesini istedim. Siz bunu
geçiştirdiniz. Bunda ısrar etmememin sebebi farkında olmadığımızdan değil ama
eğer bu konuda sizin tutumunuzla ilgili, bu geriye bırakma işleminizle ilgili,
usulünüzle ilgili bir söz talebimiz varsa öncelikle o söz talebimizle ilgili
karar vermeniz gerekiyor. Dolayısıyla, tekraren, yönetiminizde daha tarafsız ve
objektif olmaya davet ediyorum ve Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu İç
Tüzük’ten kaynaklanan haklarımızın hepsini sonuna kadar kullanacağımızı
belirtmek istiyorum.
BAŞKAN –
Sayın Ayhan, buyurun.
EMİN
HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana bir soru
tevdi etmek istiyorum.
Sayın
Bakan, AKP’li bazı sayın milletvekillerini niye yeterince aydınlatmıyorsunuz?
Hatiplerin konuşmalarından, hâlâ bu düzenlemelerin başlangıcının 57’nci Hükûmet döneminde olduğunu bilmiyorlar, bunu anladık.
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Sayın Ayhan, teşekkür ediyorum.
Sayın
Korkmaz…
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Ben 69’a…
Bana mı
söz veriyorsunuz Sayın Başkan?
BAŞKAN –
Sayın Korkmaz, soru için veriyorum. Soru-cevap işlemi…
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Soru için değil Sayın Başkanım, sataşma için söz
istedi.
BAŞKAN –
İki dakikalık süre var, eğer soru soracaksanız…
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Ben açıklama için 69’a…
BAŞKAN –
Vereceğim Sayın Korkmaz, değerlendireceğim, konuşacağız.
Teşekkür
ederim.
Sayın
Bakan, buyurun.
SANAYİ VE
TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Evet, milletvekili arkadaşlarımızın
konuyla alakalı yeterli bilgiye sahip olduklarını şahsen düşünüyorum. Zaten
soru-cevap işlemleri de… Eğer bir bilgi ihtiyacı varsa soru-cevap işlemleriyle
bu bilgi ihtiyaçlarını da buradan karşılamaya çalışıyoruz. Bu nedenle
milletvekili arkadaşların bilgilendirilmesinde bir sorun olduğunu düşünmüyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın
Yıldız, buyurun.
SACİD
YILDIZ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ataköy’de
TOKİ’nin uygulamalarına halk tepki göstermekte. 9
Aralık tarihinde -yarın da- TOKİ gene bir ihaleye çıktı. Orada
yeşil alanların ve kıyı şeridinin yapılaşması söz konusu. Pazar günü
bütün o semtte oturanlar tepkilerini dile getirdiler, bunların hukuksuz
olduğunu ilettiler. Bu, TOKİ’nin uygulamalarına devam
edilecek midir, bu konuda ne düşünmektesiniz?
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Sayın
Bakan, buyurun.
SANAYİ VE
TİCARET BAKANI NİHAT ERGÜN (Kocaeli) – Bu konuya yazılı cevap vermeyi
düşünüyorum efendim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Soru-cevap
işlemi tamamlanmıştır.
Sayın
Vural, öncelikle, taraflı yönettiğime ve talebinizi ertelediğime dair İç
Tüzük’ün 69’uncu maddesini okuyorum: “Şahsına sataşılan veya ileri sürmüş
olduğu görüşten farklı bir görüş kendisine atfolunan
Hükümet, komisyon, siyasî parti grubu veya milletvekilleri, açıklama yapabilir
ve cevap verebilir.”
Başkanlığı
ilgilendiren burası: “Açıklama ve cevaplar için Başkan, aynı oturum içinde
olmak üzere söz verme zamanını takdir eder.”
Talepte
bulundu Sayın Bal, Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın
Korkmaz. Ben, tutanakları getirtip, inceleyip, buna göre söz vereceğim dedim,
takdir edeceğim dedim. Yani 69’un ikinci maddesinde belirtilen esaslar
dâhilinde ne yapacağımı söyledim.
Şimdi
tutanaklar geldi.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Daha önce geldi, on beş dakika önce geldi, şimdi gelmedi ki.
BAŞKAN –
Sayın Vural, on beş dakika filan önce gelmedi ama öyle değerlendiriyorsanız o
çok önemli değil.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Soru-cevaptan önce geldi.
BAŞKAN –
Evet, Sayın Bal, buyurun, şimdi ne için sataştı diyorsunuz?
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, ben bir açıklama yapacağım için tutanakla
ilgisi yok.
BAŞKAN –
Bir saniye Sayın Korkmaz, başladım işte Sayın Bal’dan. Sayın Kılıçdaroğlu, siz…
FARUK BAL
(Konya) – Biraz önce ismini cismini hatırlayamadığım bir AKP milletvekili,
konuşmasında…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Ben de hatırlayamadım…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ama girişi, sataşmaya meydan vermeden…
BAŞKAN –
Bir saniye Sayın…
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – “İsmini cismini hatırlayamadığım…” demesi uygun düşmüyor.
Lütfen Sayın Milletvekili…
FARUK BAL
(Konya) – Böyle yönetime böyle cevap vereceğim.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen Sayın Milletvekilini uyarınız.
BAŞKAN –
Sayın Elitaş, bir saniye…
FARUK BAL
(Konya) – Mensubu bulunduğum partiye ve Hükûmete
sataşmada bulunmuştur, cevap vereceğim.
BAŞKAN –
Ne diye sataşmada bulundu?
FARUK BAL
(Konya) – Siz okudunuz.
BAŞKAN –
Sayın Bal, bunu ben…
FARUK BAL
(Konya) – On beş dakika önce siz getirttiniz tutanağı okudunuz.
BAŞKAN –
Sayın Bal, tutanaklara geçmesi için Tüzük gereği soruyorum.
FARUK BAL
(Konya) – 40 milyar dolarlık bir hortumlama yapıldığından bahsedildi.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Bal.
Üç dakika
süre veriyorum. Yeni bir sataşmaya mahal vermeden…
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Kocaeli
Milletvekili Fikri Işık’ın, grubuna ve görev yaptığı Hükûmete
sataşması nedeniyle konuşması
FARUK BAL
(Konya) – Sayın Başkan, beş saniyemi erkenden aldınız.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Bal, o zaman yeniden veriyorum.
Buyurun.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – KEY hesabı gibi, açıklayamazsanız söz yok, gitti…
FARUK BAL
(Devamla) – İki: Sayın Başkan, sizi tebrik ediyorum(!) partime ve bakan olarak
görev yaptığım Hükûmete hakareti size bile
unutturabilecek bir zamandan sonra sataşmaya cevap vermek üzere söz
veriyorsunuz. Bu hakkı nereden görüyorsunuz? Meclis Başkanı olmak ile takdir
yetkinizi şahsen, kasten kullanma hakkını mı elde ettiğinizi zannediyorsunuz?
Siz İç Tüzük’e bağlısınız ve grupların hukukunu korumak sizin görevinizdir.
Grupların hukukunu korurken, geçmiş cumhuriyet hükûmetlerinin
manevi şahsiyetini korumak da sizin görevinizdir. Dolayısıyla sizi tebrik
ediyorum…
BAŞKAN –
Cevap vereceğim Sayın Bal, devam edin siz.
FARUK BAL
(Devamla) – …bu sataşmayı unutturacak kadar bir zamanı kazandırdığınız için!
Değerli
arkadaşlarım, biraz önce konuşan milletvekili arkadaşımız, AKP iktidara gelmeden
önce herhangi bir işin, işlemin olmadığı dünyası içerisinde ve AKP iktidara
gelince… Bu KEY hesaplarıyla ilgili konuşacağım ayrı, ama,
bankaların hortumlandığını, 40 milyar dolarlık bir hortumlamanın da 57’nci Hükûmet tarafından zamanında yapıldığını ilan etti.
Bu,
sadece bu Sayın Milletvekilinin düşüncesi değil, Sayın Başbakan da bunları
telaffuz ediyor. Bilin, öğrenin: 1997 yılında Bankacılık Kanunu Anayasa
Mahkemesi tarafından iptal edildi. 1999 yılında 57’nci Hükûmet
kurulana kadar bankacılık sektörü kanunsuz bir sektör olarak çalıştı. Bakkal
dükkânı açmak için bir usul vardı, banka açmak için usul yoktu. Önüne gelen
hortumcu banka açtı ve 1999 yılında 57’nci Hükûmet
kurulana kadar vatandaşın parasını hortumladı.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Siz ne yapıyordunuz o zaman?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Bir dinle be!
FARUK BAL
(Devamla) – 57’nci Hükûmetin ilk yaptığı iş, 1999
yılı Haziran ayında Bankacılık Kanunu’nu çıkardı ve o Bankacılık Kanunu’nun
ortaya koyduğu düzenlemeler ile, hortumlanmış olan
sekiz tane banka Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredildi. İşte bu irin,
ekonominin bu irini, 57’nci Hükûmet tarafından
ameliyat edilerek ekonomiden temizlendi. Elbette burada bir yük doğmuştur, bu
yük, 24 milyar dolar civarındadır, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu bunun 18
milyar dolarını geri almıştır. Ancak, sizin Hükûmetiniz
zamanında sadece Uzan’ın bankasına, İmar Bankasına el
koymakla 15 milyar dolar civarında hazineyi zarara uğrattırdınız.
Değerli
arkadaşlarım, söz ağızdan çıkana kadar insan o sözün hâkimidir, söz ağızdan
çıktıktan sonra insan o sözün esiridir. Lütfen sözünüzün esiri olmayın.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Millet o hesabı gördü.
BAŞKAN –
Bitti süre Sayın Bal, buyurun, bir dakika süre veriyorum.
FARUK BAL
(Devamla) – O hesabı siz de milletin mahkemei kübrâsında çok yakında göreceksiniz inşallah.
Değerli
arkadaşlarım, ikinci olarak sizlere ifade etmek istediğim husus, burada bir
sosyal faciayı çözmeye çalışıyoruz. Bu, gerek özel sektörde gerek kamu sektöründe
çalışmış, 1987 yılında devletin yalan yanlış çıkardığı bir kanunla emeğinin
hakkını, alnının terini bir şekilde devlete güvenerek vermiş olan insanların
hakkını iade meselesi.
Dolayısıyla,
burada tansiyonun gerilmesine ihtiyaç yoktur, burada insanları taciz etmenin ve
siyasi polemiğe girmenin bir ihtiyacı yoktur ancak
Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız bir gerilim içerisinde. Biz
anlıyoruz onun neden doğduğunu. Halkın huzuruna çıktığınız zaman ekonomik
sıkıntının, açılımın yarattığı sorunların cevabını verememenin bir
sıkıntısıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
FARUK BAL
(Devamla) – Burada gerilimi yaratmak ve siyasi partilerimize saldırmakla,
şahsımıza saldırmakla o gerilime derman olamazsınız. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bal.
Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Önce Hocam konuşsun, sonra ben konuşurum, izniniz
olursa Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Sayın Korkmaz, ne için söz istediniz? Önce ne için söz…
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Benim konuşmalarım farklı atfedildi bana, onun açıklamasını
yapacağım; saptırıldı. 69’uncu maddeye göre onun açıklamasını yapacağım Sayın
Başkan.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Korkmaz, üç dakika süre veriyorum.
3.- İstanbul Milletvekili Esfender
Korkmaz’ın, sözlerinin farklı yorumlanarak AK PARTİ’li bazı milletvekillerinin uygunsuz sözlerle
sataşması nedeniyle konuşması
ESFENDER
KORKMAZ (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyden önce
“cahil konuşma” sözünü buradaki Değerli Milletvekiline aynen iade ediyorum,
fazlasıyla da iade ediyorum.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Az gelir!
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, siz, ben konuştuğum zaman sesli
konuştunuz, sataştınız; bu hâlde, kim olursa olsun, elbette ki söylediklerimi
çok farklı yorumlayabilir. Onun için, bakın, benim söylediklerim şudur özet
olarak: Demokrasi dışı yaptırımları önlemek için demokratik yasaları çıkaralım
dedim ve örnek verdim, dedim ki: Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda da “Seçim
Yasası, Siyasi Partiler Yasası, bunların çıkarılması gerekir.” diye var.
İlaveten, dokunulmazlıkları kaldıralım dedim. Bunlar, demokrasinin yolunu açmak
için gereklidir ve önemlidir. Eğer demokrasinin yolunu açmazsak bu kaos devam eder dedim. Siyasi kaos,
kendi kendini, demokrasi yoksa, onaramaz, yenileyemez dedim ve “halk isterse”
sözünden kastım da şudur: Halk en büyük güçtür ve en büyük güç olduğunu
söyledim, halkı farklı tercihlere zorlamayalım dedim. Orada zabıtlar var
arkadaşlar.
ERTEKİN
ÇOLAK (Artvin) – Zabıtları bir daha oku.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Biraz daha böyle dinleseydiniz aynı şeyleri söylediğimi
anlardınız.
AHMET
YENİ (Samsun) – Hocam, özür dilerseniz iyi olur.
ESFENDER
KORKMAZ (Devamla) – Onun için, arkadaşlar, kimsenin yarası yok, kimse gocunmaz
ama burada her konuyu tartışmamız lazım ki ileride doğacak sorunları bugünden
çözelim. Burası halkın Meclisidir. Burada her konu,
halkla ilgili her sorun konuşulur, ben de bunları konuştum ve uyardım.
Dolayısıyla, bu uyarılarıma da -teşekkür ediyorum- istemediği hâlde de, orada,
halk istemediği hâlde farklı tercihlere yönelirse de dedim.
Teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Korkmaz.
AHMET
YENİ (Samsun) – Milletten özür dileyin! Özür dilemedikçe olmaz Hocam.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Gruba yönelik sataşma oldu efendim.
BAŞKAN –
Ne dedi gruba yönelik Sayın Kılıçdaroğlu?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna olarak.
BAŞKAN –
Ne söyledi Sayın Kılıçdaroğlu?
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan “Tutanağı okudum.” diyorsunuz, hâlâ
soruyorsunuz. Beş sefer söyledi. Hâlâ tutanağa bakmadınız mı?
BAŞKAN –
Sayın Milletvekili, benim sorduğum sorunun muhatabı siz değilsiniz; bir.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – İmtihan mı ediyorsunuz?
BAŞKAN –
Kimseyi ben imtihan etmiyorum ama İç Tüzük gereği sormak zorundayım. Bu da tutanaklara geçmek zorunda.
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Araya girdiği için böyle oluyor, üç tane konuşma girince
yeniden bir daha soruyorsunuz.
VEYSİ
KAYNAK (Kahramanmaraş) – İç Tüzük’ü bir öğren.
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, lütfen…
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Esfender
Hocaya, doğrudan “Unvanında Profesör Doktor titri
olan…” diye başlayıp, amacı aşan suçlamalarda bulunmuştur. Sayın Milletvekiline
cevap vereceğim.
BAŞKAN –
Sayın Kılıçdaroğlu, kendisi cevap verdi zaten.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ayrıca “CHP Grubu” diye başlayarak suçlamalarda
bulundu, ben de CHP Grubu adına cevap vereceğim.
BAŞKAN –
Peki, Sayın Kılıçdaroğlu, okumamı ister misiniz
tutanakları? CHP Grubuyla, Cumhuriyet Halk Partisi Grubuyla ilgili…
MEHMET
GÜNAL (Antalya) – Okuyun da biz de duyalım.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet efendim “CHP Grubu” diye… Tutanaklar sizde.
BAŞKAN –
Tamam, okumamı ister misiniz?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Okuyun. Ben onlara cevap vermek istiyorum, amacı aşan
suçlamalar yapıldı burada.
BAŞKAN –
Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından
alkışlar)
Üç dakika
süre veriyorum.
4.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın,
grubuna sataşması nedeniyle konuşması
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.
Konuşan
Değerli Hatip aynen şunları söyledi: “Muhalefet, kafasına gelen her şeyi
konuşmak değildir.” Doğru. “Muhalefet, ülkenin çıkarlarını kendi çıkarları
üzerinde tutan bir anlayışla hareket etmeli.” Doğru. Ama muhalefet böyle de
iktidar acaba nasıl?
VEYSİ
KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bunun neresinde sataşma var Sayın Başkan?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sataşma var efendim, geleceğim ona da.
Eğer
iktidar, sınır ötesi gelip, yurt içinde terör estirip, tekrar gittiği zaman
“Oraya gitmeyeceğim.” diye Dubai’ye gidip anlaşma imzalıyorsa, bu iktidar ne
demektir? Parlamentonun iradesine ipotek koyuyor demektir. 1 milyar dolar
karşılığında, kredi olursa 8 milyar dolar karşılığında Parlamentonun iradesine
ipotek koyan bir iktidara siz niçin çağrı yapmıyorsunuz?
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Nerede imza var, çarpıtıyorsun her şeyi!
ERTEKİN
ÇOLAK (Artvin) – İftira atıyorsun. Kaç sefer yalanlandı o.
YILMAZ
TUNÇ (Bartın) – Sataşmayla ne ilgisi var?
BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen
sataşmayla ilgili konuşur musunuz.
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben kanıtlarsam…
TAHİR
ÖZTÜRK (Elâzığ) – Sataşmayla ne ilgisi var bunun?
ÜNAL
KACIR (İstanbul) – Sataşma neresinde?
BAŞKAN –
Sayın milletvekilleri, lütfen…
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Amerikan Hazine Bakanlığının İnternet sitesine
gireceksiniz, bütçe tutanaklarında vardır, Sayın Ali Babacan’a bu soru
sorulmuştur, kimse şu ana kadar yalanlayamamıştır. Ayrıca, Sayın Başbakanınız
da şu anda zaten Atlantik ötesindedir, ona da sorabilirsiniz.
Yine,
“Efendim, açılım yapıldı, Silopi’deki manzaralar bizim irademizin dışında
oluşan bir görüntülerdir, biz onları kabul etmiyoruz, provokatif
görüntülerdir.” 20 Ekim, Sayın Başbakanın AKP Grubunda yaptığı konuşma, hemen
bu olaydan sonra.
ÜNAL
KACIR (İstanbul) – Bu size sataşma mı oluyor yani? Bu sözün sataşma neresinde?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – “Bu tabloya bakıp umutlanmamak mümkün mü? Bu bir
umuttur. Dün Habur Sınır Kapısı’nda yaşanan manzara
karşısında umutlanmamak mümkün değildir.” diye. Buyurun arkadaşlar, kim provokatif eylem yapıyor?
BAŞKAN –
Sayın Kılıçdaroğlu…
ÜNAL
KACIR (İstanbul) – Neresi sataşma bunun?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Eğer, 12 Eylül askerî darbesi… Siz demiyor muydunuz
“Darbeye karşıyız.”
Bakın,
Sayın Elitaş orada…
ALİ
KOYUNCU (Bursa) – Siz karşı değil misiniz?
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Biz beraber gittik 2 grup başkan vekili, Sayın Elitaş’a dedik: Gelin Anayasa’nın 15’inci maddesini
kaldıralım, darbecilerden hesap soralım. Yapmayan namerttir, getirmeyen de
namerttir.
Sağ olun.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili ismimden bahsederek
itham etti. Müsaade ederseniz iki dakika…
BAŞKAN –
Sayın Elitaş, bir saniye…
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri (Devam)
3.- Konut Edindirme Yardımı
Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın; 5664 Sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak
Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/779, 2/523) (S. Sayısı: 444)
(Devam)
BAŞKAN –
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
1’inci
maddeyi okutuyorum:
KONUT EDİNDİRME YARDIMI HAK SAHİPLERİNE ÖDEME
YAPILMASINA DAİR KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI
MADDE 1- 22/5/2007 tarihli ve 5664 sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak
Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunun 4 üncü maddesinin beşinci fıkrasının
sonuna aşağıdaki cümle eklenmiştir.
“Bu fıkra
uyarınca ana para ve fer'ilerinin
ayrımı yapılmaksızın 410 numaralı hesaba aktarılan tutarlar bütçeye gelir
kaydedilir.”
BAŞKAN –
Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.
Buyurun
Sayın Aslanoğlu.
CHP GRUBU
ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.
Değerli
arkadaşlarım, konuşmayacaktım. Öğleden beri de konuşmaları takip ediyorum.
Hakikaten konuşma talebim yoktu. Ama bir üzüntümü sizlerle paylaşmak istiyorum.
Çok üzüldüğümü, halkım adına, insanlar adına, işçiler adına hicap duyduğumu
sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, 1987, çıkıyor ülkeyi yönetenler “Ey işçiler, ben size ev
yapacağım, ben size konut yapacağım. Bu maaşlarınızdan para keseceğim, sizi
ihya edeceğim.” diyor. Herkes mutlu. 87.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Maaşlardan kesilmedi yalnız.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – 87.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Maaşlardan kesilmedi. Sen bu işleri iyi bilen adamsın.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben bilirim. Sene 87.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Maaşlardan kesilmedi, sen de biliyorsun.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – 87’de başladı kesilmeye bu iş.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Maaşlardan kesilmedi, iyi bilirsin!
BAŞKAN –
Sayın Elitaş, lütfen…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – “Maaş veya hak ettiği ödemelerden.” diyeyim, o
zaman öyle söyleyeyim.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – İşverenden kesilip yatırıldı.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – İşçinin hakkından kesinti.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Aslanoğlu, sen bu işi iyi
bilirsin!
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben biliyorum ama işveren bir başka katkıyı işçiye
yapacaktı, oradan işçiye katkı yapmadı, buna katkı yaptı.
Şimdi,
bir kere sene 87. Bu iş 96’da durdurulmuş, doğru mu? 96. Şimdi 87’den 96’ya
bakıyorum, yedi yıl geçmiş. O süreçte hepiniz, buraya kim çıktıysa işçiler
adına büyük haksızlık yapıldığını -doğru mu?- ve bu insanların mağdur
edildiğini, işçilerin yok edildiğini tüm konuşmacılar belirtti. Doğru mu?
AHMET
YENİ (Samsun) – Gideriyoruz onu işte.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bir dakika, dur! Şimdi bir kere siz sütten ak
kaşık gibi çıkmayın! Bir dakika!
BAŞKAN –
Sayın Aslanoğlu, niye karşılıklı konuşuyorsunuz?
Lütfen Genel Kurula hitap edin.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Baksana Sayın Başkan, oradan laf atıyor.
BAŞKAN –
Lütfen arkadaşlar…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, 96 yılında bu iş sona
erdirilmiş. “Biz haksızlık yaptık.” denmiş. Haksızlık yapılırken, bakın,
dikkatlerinizi çekiyorum, o günlerde, 87-96 arasında hazine bonosu faizleri
yüzde kaçtı? Arkadaşlar yüzde 90, yüzde 95, yüzde 100, yüzde 130. Doğru mu
arkadaşlar? İçinizde bu işi çok iyi bilenler vardır. Ama her ne hikmetse,
özellikle “Bu KEY hesapları Emlak Bankasının altı ay vadeli mevduatına
verildiği faiz oranıyla ödenir.” diye bir madde konulmuş, dikkatlerini
çekiyorum. Diğer aylık faizler yüzde 80, yüzde 90. Diyelim ki üç aylık faiz
yüzde 90, ama her ne hikmetse bir aklıevvel ve aklıevveller işçinin hakkını yemek için öyle bir getirmiş
koymuş ki bir madde, demiş ki: “Bu KEY hesapları Emlak Bankasının altı ay
vadeli mevduata uyguladığı faiz oranıyla değerlendirilir.”
Değerli
milletvekilleri, ömrübillah, 87-96 arasında Emlak Bankası hep altı aylık
mevduatını yüzde 30 oranında ilan etmiş, her ne hikmetse, hep yüzde 30. Faizler
yüzde 100, yüzde 120 ama her ne hikmetse, Merkez Bankasına bildirilen… Yani,
diyor ki: “Bankaların Merkez Bankasına bildirdiği faiz geçerlidir.” Yani, Emlak
Bankasının Merkez Bankasına bildirdiği altı aylık faiz geçerlidir, o da yüzde
30. Bir kere, hicap duydum, büyük haksızlık yapmışız bu insanlara, ayıptır,
yapılmış, bu Parlamento yapmış, bizler değil ama,
burada o gün oturan insanlar bunu bilerek yapmışlar.
TAHİR
ÖZTÜRK (Elâzığ) – Şimdi AK PARTİ’liler düzeltiyor.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Dur şimdi… Hayır…
Şimdi,
2002’den 2009’a geçildi. Siz diyorsunuz ki… Ya, yedi yıl geçti ya, yani insaf
edin ya, sizde de yedi yıl geçti. Eğer çok da işçinin haksızlığa uğradığını…
Çok, böyle “aman, haksızlık, hemen bu işi düzeltelim” demediniz. Yedi yıl
sonra… Ha, buna uyguladığınız faiz de “aman, işçiler haksızlığa uğramış. 87’den
96 yılına kadar verdikleri paraları değerlendirelim, şu yüzde 30 faiz değil de
günün faizleri, rayiç faizleri neyse onunla değerlendirelim, işçinin hak
kaybını ödeyelim.” derseniz, o zaman ben size teşekkür ederdim. Yaptığınız hiç
farklı bir şey değil, yine aynı tas aynı hamam. Yedi yıl sonra, şu kalan 500
milyon var arkadaşlar, dikkatinizi çekiyorum; kalan hepsi 500 milyon!
Bir
işçinin alacağı… Kaç kişi alacak biliyor musun bu kalan 500 milyonu? 3 milyon
200 bin kişi. Kalan 500 milyonu 3 milyon kişi alacak. İşçi başına kaç lira
düşeceğinin hesabını siz yapın.
TAHİR
ÖZTÜRK (Elâzığ) – 3,5 katrilyon…
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Şu anda kalan… Bu kanun, çıkardığınız kanun… Kalan
500 milyon. Daha önce 8 milyon 600 bin kişinin -biraz önce Komisyon, yetkili
arkadaşlar bilgi verdiler- hakkı varmış, yaklaşık 4 milyon 800 bin kişi almış;
2,5 katrilyon. Kalan 500 milyonu 3 milyon kişiye böleceğiz.
Değerli
arkadaşlarım, haksızlık yapmayalım. Büyük bir haksızlık olmuştur. Haa, gelin, eğer siz işçiyi çok seviyorsanız, işçinin hakkını
çok seviyorsanız, işçinin 87’den bugüne kadar hak ettiği, enflasyondan dolayı,
alnının terini silerek hak ettiği kaybı verebiliyor musunuz? Yok. O zaman ne?
“İşçiyi çok seviyoruz, hakkını veriyoruz…” Hadi be! Hiçbir şey vermiyorsunuz.
İki:
İşçiyi çok seviyorsunuz… Ben size bir anekdot
anlatacağım. Geçen yıl burada aynı kürsüden “Şu Tekel gidiyor, ayak sesleri
geliyor, kapanacak bu fabrikalar…” dedim. Yine bugün dinledim. Bu lafları ben
ettiğimde o gün burada oturan arkadaşlarımız “Hayır, üretim devam edecek, siz
senaryo yazıyorsunuz, siz kâhin misiniz?” diyorlardı. Biz kâhin değiliz ama biz
halkı biliyoruz, sizin düşüncenizi biliyoruz. Ne oldu? Arkadaşlar, özelleşti,
bir ay sonra Adana, Bitlis, Malatya fabrikaları kapandı. Makineler kamyonlara
bindirildi, yallah… Nereye gitti, bilmiyoruz. Üç ay sonra da Tokat fabrikası
kapandı. Şimdi bir tek kaldı Samsun. O işçilerin çoğunu, Samsun’a, Tokat’a
verdiler. Şimdi, çok şükür, Tokat da kalmadı! Sonra hepsini bunların aldılar
Yaprak Tütüne… Ne kadar işçi varsa dediler ki: “Gelin Yaprak Tütüne.” Şimdi,
bak, bir tarafta “İşçiye haksızlık yaptık, işçinin hakkını verelim.”
diyorsunuz, ama bugün burada öyle bir haksızlık yapıyorsunuz ki…
Şimdi, 12
bin kişi arkadaşlar, 12 bin kişiye diyoruz ki… Fabrikalardan gönderilen herkes,
Yaprak Tütünde çalışan herkes… Bir kere, tütün üretimi yok olacak, artık Yaprak
Tütün kapatıldığı için hiçbir yerde tütün alınmayacak. İkincisi, 12 bin kişiye
diyoruz ki: “Senin çoluk çocuğun, onurun var, senin bir şerefin var, bir
haysiyetin var, bir ekmek yiyorsun.” Bugüne kadar insanların bir onuru var, her
türlü onurunu, şerefini, haysiyetini ayaklar altına alıyoruz. “Ey arkadaş
-bunların emekliliği gelmemiş- ya ayrıı tazminatı al
-tazminatla kaç ay geçinecek, dikkatlerinize sunuyorum- ayrılmazsan 750 lira,
600 lira, 650 lira -eğitim durumuna göre- maksimum üniversite mezunu 750 liraya
sen on ay çalışacaksın, geçici işçi olacaksın, hiçbir sosyal hakkın olmayacak.”
Arkadaşlar,
bunun adı nedir? Yani “Dün işçiye büyük haksızlık yapmış.” diye şu KEY
ödemelerinden dolayı büyük eleştiriyorsunuz dünü ama siz bugün bunları
yapıyorsunuz. Yarın şu kürsüde siz eleştirilmeyecek misiniz? Yani şu yaptığımız
vicdanlara sığar mı? Ekmeğini elinden alıyoruz insanların. Benim vicdanıma
sığmaz. Ben şahsen bir milletvekili olarak 12 bin kişinin ekmeğinin elinden
alınıp, bu insanların aylık 600 lira, 650 lirayla on ay çalışan, sabit işçi
konumundan geçici işçi konumuna düşürülmesine hiçbir vicdan elvermeyeceği gibi
benim vicdanım hiç kabul etmez.
Onun için
burada yeni bir haksızlık yaratıyorsunuz. Diyorsunuz ki: Biz anlıyız, şanlıyız,
bir haksızlık… Hayır, hiçbir haksızlık gidermiyorsunuz. İşçileri siz de dokuz
yıldır oyalıyorsunuz, haklarını vermiyorsunuz. Verin o faizlerini, hak ettiği
enflasyon faizlerini, yüzde 120, yüzde 130; o zaman ben size döneyim, “İşçilere
iyilik yaptınız.” diyeyim. Yine yüzde 30’larla edindiği şeyi vereceksiniz ve
verdiğiniz para da 500 milyon, 3 milyon 250 kişiye. Takdiri sizlere sunuyorum.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.
Madde üzerinde, MHP adına Faruk Bal, Konya Milletvekili.
Buyurun
Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU
ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1987 yılından
beri devam eden bir ıstırabı ortadan kaldıracak, hayırlara vesile olacak bir
kanun tasarısına katkıda bulunmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, 1987 yılında bir fonlar cenneti yaratılmıştı. Onlarca, yüzlerce fon
devlet bütçesinin yanında farklı amaçlara hizmet etmek üzere, devlet
yönetiminin bir şekli olarak o zamanın iktidarı tarafından benimsenmişti. İşte bu fonlar kapsamında devletin nakde olan ihtiyacını
giderebilmek için “konut edindirme yardımı” adı altında bir düzenleme yapılmış ve
bu düzenleme ile de 10 kişiden fazla işçi çalıştıran iş yerleri ile kamu iş
yerlerinde ve devlet memurlarında belirli şartları haiz olan kişilerin
Değerli arkadaşlarım, Emlak Bankası, o dönemde çok yüksek olan faiz
oranlarına ve enflasyon oranlarına rağmen üç aylık vadeli hesaplara yüksek bir
miktar uyguluyor, daha yüksek vadelere yüksek miktarda faiz uyguluyor ancak
altı aylık hesaplara sadece yüzde 30’luk gibi bir faiz uygulamasıyla bu el
emeği, alın teri olarak biriken KEY hesabı sahiplerinin banka nezdinde biriken
parasının enflasyon karşısında erimesine sebep oluyordu. Mesele
1996 yılına kadar böyle gitmiştir, 1996 yılında bu uygulama durdurulmuştur ama
1999 yılına kadar bu uygulamadan uğranılan mağduriyetin giderilmesi için hiç
kimsenin kılı kıpırdamamıştır. Biraz önce konuşan Sayın AKP Milletvekili
meselenin AKP İktidarıyla başladığını ifade etmişti. Şimdi o arkadaşımız
buradaysa beni iyi bir şekilde dinlesin.
Değerli arkadaşlarım, 1999 yılına gelindiğinde, Milliyetçi Hareket
Partisi, haziran ayı itibarıyla güvenoyu almış olan Hükûmette
bu işlerden sorumlu Bakanlığın siyaseten sorumluluğunu üstlenmişti ve 29 Aralık
tarihine kadar yaptığı, o zamanın Bakanı tarafından yapılan çalışmalar
neticesinde, 29 Aralık 1999 tarihine kadar KEY hesaplarında biriken paranın 387
trilyon 94 milyon 712 bin 170 liraya baliğ olduğunu tespit etmiş ve bunun
karşılığında bu bankanın varlıkları içerisinde, nakdi içerisinde karşılığı
bulunmadığından, bankanın gayrimenkullerinin Emlak Konut Anonim Şirketine
aktarılmak suretiyle KEY hesabı sahiplerinin alacakları garanti edilmeye
çalışılmıştır. İşte, 31 Aralık 1999 tarihinde 2.576 konutun
ki, bunların bedeli 362 trilyon 300 milyon lira civarında bulunmaktadır, 362
trilyon diye kabaca söyleyebiliriz… Fakat KEY hesabı miktarı 387 trilyon lira
olduğu için, daha sonra 257 konut daha Emlak Konut Anonim Şirketine aktarılmak
suretiyle 25 trilyon 760 milyar liralık bir gayrimenkul daha ilave edilmiş ve
böylece KEY hesaplarının Emlak Bankasında bulunan parasının karşılığı nakde dönüştürülmek
suretiyle Emlak Konut Anonim Şirketinin hesaplarına kaydırılmıştır.
Değerli
arkadaşlarım, burada da durulmamış, o yıllarda ekonominin önemli bir unsuru
olan gayrimenkul yatırım şirketi, gayrimenkul yatırım ortaklığı şeklindeki
piyasa enstrümanından yararlanılmak istenilmiş, o
zamanın şartları çerçevesi içerisinde Sermaye Piyasası Kurulundan ve diğer,
devletin ilgili kurumlarından izinler alınmış ve Emlak Konut Anonim Şirketi
gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüştürülerek KEY hesabı sahipleri, aktarılmış
olan 2.833 adet gayrimenkulün hissedarı hâline getirilmiştir ve 2.833
gayrimenkulün hissedarı olan bu KEY hesabı sahipleri nakden değil aynen
koydukları parayı alma hakkını elde etmişlerdir. Şimdiki tasarı ve bundan
önceki kanunlar, AKP İktidarı tarafından çıkarılan kanunlar işi ayni alacak
yerine nakdî alacağa dönüştürmüştür. Biz burada KEY hesabı sahiplerinin mağdur
edildiğini düşünmekteyiz.
Diğer
taraftan gayrimenkul yatırım ortaklığına dönüştükten sonra bu Gayrimenkul
Yatırım Ortaklığı Emlak Konut Anonim Şirketi iki depreme, iki krize rağmen
nasıl bir performans izlemiştir, bunu bilginize sunmak istiyorum:
Satışlarının
tutarı 1999 yılında 3 trilyon 830 milyar lira iken yüzde 1.115 artış ile 2002
yılında 64 trilyon liraya ulaştırılmıştır. Bu, KEY hesapları sahiplerinin
lehine bir durumdur.
1999
yılında bu şirketin 3 trilyon 334 milyar lira ticari kârı var iken 2002
yılında, Milliyetçi Hareket Partisinin iktidar olduğu dönemde kârı 50 trilyona
çıkmıştır.
Bu
şirketin 1999 yılında ödediği kurumlar vergisi 1 trilyon 249 milyar lira iken,
Milliyetçi Hareket Partisinin siyasi sorumluluğu döneminde, iki depreme, iki
krize rağmen ödediği kurumlar vergisi, 2001 yılı sonu itibarıyla 8 trilyon 394
milyar liraya ulaşmıştır.
Bu
şirket, aynı zamanda KEY hesabı haklarını koruyan bu şirket, Milliyetçi Hareket
Partisinin siyasi sorumluluğunda bulunduğu 1999 yılında aktif büyüklüğü 15
trilyon 252 milyar lira iken, 2002 yılında 688 trilyon 259 milyar liraya
ulaşmıştır.
Bu şirket
o kadar rantabl bir şekilde yönetilmiştir ki üç yıllık
bir süre içerisinde, ticari performansının artmasına, aktiflerinin büyümesine,
vergisinin artmasına rağmen, 149 olan 1999 yılındaki personel sayısı 2002
yılında 45 kişiye düşürülerek yüzde 72 oranında personel tasarrufu yapılmıştır.
İşte,
devlet böyle yönetilir. Biraz önce Milliyetçi Hareket Partisini suçlayan AKP
milletvekiline söyleyeceğim söz bu. İşte, alın teri böyle korunur. İşte, yetim
hakkı böyle korunur. İşte, emek böyle korunur. İşte, devlet böyle korunur.
İşte, KEY hesaplarının hakkı böyle korunur.
Şimdi,
benim merak ettiğim bir husus var: Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında
iktidarı ele geçirdi, 2009 yılındayız.
AHMET
ÖKSÜZKAYA (Kayseri) – İktidarı ele geçirmedi, halk, halk…
FARUK BAL
(Devamla) – Yedi yıllık devri İktidarınızda niçin KEY hesabı sahiplerinin -ki
milyonlarca insanı buluyor ve onların alnının teridir bunlar- bunların derdine
deva olmadınız da bugün geliyorsunuz? Tabii seçim görülüyor galiba. (AK PARTİ
sıralarından “Sizin öbür borçlarınızı ödüyoruz.” sesi)
Hayhay…
Hayhay… Bu hesapları görecek, herhâlde milletin bir mahkemei
kübrası vardır. Milletin o mahkemei
kübrasında da sizler de tartılacaksınız.
Değerli
arkadaşlarım, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir an önce KEY hesabı
sahiplerinin haklarının kendilerine teslim edilmesinden yanayız ve bunun bir an
önce gerçekleştirilebilmesi için de elimizden gelen katkıyı göstermeye
gayretliyiz. Ancak merak ettiğim husus, Sermaye Piyasasında…
BAŞKAN –
Sayın Bal, lütfen tamamlayınız.
Buyurun.
FARUK BAL
(Devamla) – …tedavül edebilecek şekilde gayrimenkul yatırım ortaklığına
hissedar yapılan KEY hesabı sahiplerinin niçin bu ayni hakları yerine
kendilerine enflasyon karşısında kar gibi, buz gibi erimiş nakde dönük bir para
vermeye çalışıyorsunuz?
İkinci
merak ettiğim husus ise, onların paydaş olarak gayrimenkul yatırım ortaklığına
konulan 2.833 gayrimenkulü ne yapacaksınız? Sayın Bakandan bunun açıklamasını
alabilirsek mutluluk duyarım.
Teşekkür
eder, saygıyla, bu kanunun KEY hesabı sahiplerine hayırlara vesile olmasını
dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
AK PARTİ
Grubu adına ve şahsı adına söz isteyen Ayhan Yılmaz, Ordu Milletvekili.
Sayın
Yılmaz, hem grup ve şahsınız adına istediğiniz için süreniz on beş dakika.
Buyurun.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ
GRUBU ADINA AYHAN YILMAZ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konut
Edindirme Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine grubum ve şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama
başlamadan önce, Tokat Reşadiye ilçesinde 7 tane yiğidimizi yitirmenin
üzüntüsünü yaşadığımı ifade ediyor; şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum,
yaralı olan 3 kardeşimize de acil şifalar diliyorum. Tabii içimiz yanmıştır.
1997 yılında da bu bölgede böyle bir hadise zuhur etmiştir. Aslında bu tür
hadiseler, memleketimizin geleceğine, birliğine, beraberliğine sıkılan
kurşunlardır. Bu hunharca saldırıları şiddetle kınarken, buna her kim çanak
tutuyor ise bu tür tavır ve davranışlardan vazgeçmesini, bir milletin vekili
olarak buradan söylemek istiyorum. Bir tarafta askere kurşun,
bir tarafta çocukların eline molotofkokteyli verilerek insanların bindikleri
araçta yakılması vahşet bir durum. Bunu kabul etmek, bunu telin etmemek
mümkün değil. Ama şunu aziz millet biliyor ki doğusundan batısına, güneyinden
kuzeyine herkes kimin ne yaptığını çok iyi biliyor. Kimlerin bu çocukların
ellerine molotofkokteyli verdiğini, kimlerin bu teröristlerin ekmeğine yağ
çaldığını biliyor.
Başka bir
Türkiye yok değerli dostlar. Biz, bir ve beraber olmak durumundayız. Her şeyden
önce bütün milletvekilleri olarak bizi, bu insanlar, bu aziz millet, bu
Parlamentoya hak ve hukukunu korusun, birliğini ve beraberliğini müdafaa etsin
diye gönderdi. Bu işin bilincinde olmamız lazım. Bilinmelidir ki bu aziz millet
her şeyin en güzeline layıktır.
Öyle
demiş şair: “İbret ile bakmalı daldan düşen yaprağa/ O da bir zamanlar bakardı
yukarılardan toprağa.” Biz milletvekiliyiz… Öyle senaryolar görüyoruz ki, bir
kızımız diri diri yanıyor, televizyon kameraları
karşısına gülerek poz veren siyasileri görüyoruz. Ne kadar üzücü bir durumdur
bu. Bunu kabul etmemiz mümkün değil.
BEYTULLAH
ASİL (Eskişehir) – AKP’li mi o?
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Değil tabii. Siz biliyorsunuz.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – O zaman, biliyorsan söyle.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, evet, DTP’li
bir milletvekili gülerek karşılık veriyor ve bunu ben ayıplıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Kim? Kim?
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Bu bilinçlidir, bilinçli değildir bilmiyorum ama ayıplıyorum
ben bunu.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Hangi siyasi, söyleyin biz de bilelim.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Söyleriz, söyledim; okursunuz gazetelerden, bilirsiniz.
Değerli
arkadaşlar, bugün burada, tabii, hayırlı bir kanunu konuşuyoruz, KEY ödemeleri,
işçiden, memurdan kesilmiş paralar.
Muhalefet
milletvekili arkadaşlarımızdan bazıları geldiler, burada “Yedi yıldır
iktidardasınız, neden bu paraları ödemediniz, bu gecikmeyi yaptınız?” dediler.
Hadi, yedi yıl öncesini tartışmıyorum, konuşmuyorum ama sonuç itibarıyla
iktidar partisi olarak aldığımız Türkiye’yi de konuşmakta fayda var. Yani
geldiğimizde kasalarda, keselerde çok para yoktu arkadaşlar. Yani geldiğimizde
boş kasanın üzerine geldik, çok çalıştık, çok çabaladık, o paralarla 14,5
katrilyon nema ödedik. Evet, 14,5 katrilyon nema ödedik. Bu paraları biz
kesmedik bu işçiden, memurdan. Hangi siyasi hükûmet AK
PARTİ İktidarına kadar bu nemalara el atabilmiştir? Bakın, bizim ne günlerden
geldiğimizi hepimiz biliyoruz, bu aziz millet de biliyor. Onun için AK PARTİ’yi üst üste dört seçim Türkiye'nin en büyük ve
birinci partisi yapıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunlar boşuna yapılan
şeyler değil çünkü en büyük hakem millettir, birbirimize bağırmaya, çağırmaya
gerek yok. Güzel şeyler yaparsanız bu millet takdir eder ama o güzellikleri
şayet AK PARTİ kaybederse bu millet onu da takdir eder, onun da kararını verir.
Onun için çözümü başka yerde aramanın hiçbir manası ve mantığı yoktur. Bu tür
konuşmalar bir milletvekili olarak, bir insan olarak, bir vatandaş olarak beni
derinden yaralamıştır. Aziz millet en büyük hakemdir, kararı o verir, indirir,
kaldırır, güzel yaparsan devam ettirir ama o güzelliği, o düzgünlüğü
kaybedersen seçimlerde de seni sandığa gömer tıpkı geçmişte olduğu gibi. Biz
çok siyasi partilerin yüzde 20-22’lerden yüzde 1’lere düştüğünü yakın tarihte
gördük, hepimiz biliyoruz. Onun için, biz AK PARTİ olarak milletvekilleri, il
teşkilatları, ilçe teşkilatları, Hükûmeti ve
Başbakanıyla gece-gündüz çalışıyoruz. Her şeyi dört dörtlük yaptık demiyoruz
ama azimle, gayretle çalışıyoruz. İnsanımıza sırtımızı dönmedik, dönmeyeceğiz
de. Onun için değerli milletimiz, aziz milletimiz bizim ne yaptığımızı biliyor
arkadaşlar.
KEY
ödemeleri… Tabii ki bunlar parayla oluyor. Hepimiz şuradan, Ankara’dan
çıkıyoruz, Karadeniz’e doğru giderken o duble yolları
görüyoruz. Bunlar neyle yapılıyor arkadaşlar? Karadeniz sahil yolu yıllarca bir
bilmeceydi. Karadenizli bir milletvekili olarak konuşuyorum: O 4 kilometrelik
tüneller, bunlar neyle oldu? Bunlar parayla oldu. Var mıydı bu para? Yoktu.
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – Borçlanmayla oldu onlar. Dış
kaynaklı onlar, hepsi dış krediyle oldu onların.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Bu paralar işte bu hükûmetlerin
büyük gayretiyle olmuştur.
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – Bu Hükûmetin
1 kuruş parası yok.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Bunu da aziz millet biliyor. Onun için sandıkta da gerekli
desteği her zaman sağlamıştır.
FERİT
MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – O otoyollardan…
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – O otoyollar için 57’nci Hükûmete teşekkür etmeniz gerek.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Sayın Bakanım o otoyollardan hep beraber geçiyoruz. Bak, ben
geçen gün Ankara’dan Samsun’a gittim.
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – 57’nci Hükûmetin
aldığı kredilerle oldu bunlar.
BAŞKAN –
Sayın Yılmaz, lütfen Genel Kurula hitap ediniz.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – İnanın bir vatandaş olarak, bırakın AK PARTİ’li
bir milletvekilliğini, bir vatandaş olarak gurur duydum, onur duydum. Onun için
bu Hükûmete teşekkür etmemiz lazım gelmez mi? (AK
PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler) Lütfen arkadaşlar,
bir tane de bir doğru şeyini… Bu Hükûmetin bir tane
bir doğrusu yok mu? Gelip şurada insan bir teşekkür etmez mi?
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – 57’nci Hükûmete
teşekkür ettiniz mi?
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – 14,5 katrilyon nema ödemiş. Bu Hükûmet
teşekkürü hak etmiyor mu? Bakın, bu KEY ödemeleri… Anlatıyorsunuz,
konuşuyorsunuz, “Bizim zamanımızda aldık, yaptık.” diyorsunuz. Ne ödediniz
Allah aşkına?
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – 301’i çıkardınız, ihanet; Vakıflar Kanununu çıkardınız,
ihanet! Hangisi iyi?
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Bak, 2,5 katrilyon para ödedik. Arkasından geri kalan, işte
tutanaklarınız… İşte bu kanunları bunun için yapmaya çalışıyoruz. Değerli
dostlar, değerli arkadaşlar, işte, biz… Bu Hükûmet
ödüyor ve ödemeye de devam ediyor. İşte, onun için bu Hükûmet
işçinin, bu Hükûmet emekçinin, bu Hükûmet
memurun, bu Hükûmet çiftçinin yanındadır.
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – Çiftçi mi kaldı?
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Çünkü, bu Hükûmet
kurtarmıştır çiftçiyi haciz kapılarından. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu Hükûmet kurtarmıştır çiftçiyi esnafı haciz kapısından.
OKTAY
VURAL (İzmir) – Bravo, helal olsun(!)
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Evet, öyledir, sağlık konusunda da öyledir. Hastaneye gitmek
bir bela, çıkmak bin belaydı. [MHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar(!)]
Değerli arkadaşlar, bakın, şimdi bugün yeşil kartlı vatandaş bir genel müdür,
bir milletvekili nereye gidiyorsa, o hastaneye gidebiliyor. Bunun için bir
teşekkür gerekmez mi?
ABDÜLKADİR
AKCAN (Afyonkarahisar) – Başka hastane mi var?
OKTAY
VURAL (İzmir) – Yahu sizden önce Türkiye’de hastane yoktu, okul yoktu zaten!
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Ama hayır arkadaşlar, bunu yapmıyoruz; bak bunlar doğru
değil, bunlar doğru değil. Sayın milletvekili arkadaşlarım, bu yapılanlar doğru
değil. Bu milletin gözü önünde konuşuyoruz. Hep burada konuşuyoruz. Değerli
arkadaşlar, kıymetli arkadaşlarım…
OKTAY
VURAL (İzmir) – Nevzat Bey milletvekili de olmamıştı, Cemil Çiçek bakan da
olmamıştı, Abdülkadir Aksu bakan da olmamıştı, bunlar
hiç Türkiye’yi yönetmediler!
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Müsaade edin, müsaade edin Sayın Grup Başkanvekili, ilk defa
çıkıyorum konuşmaya… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KÜRŞAT
ATILGAN (Adana) – Evet, belli oluyor!
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Bak biz sizi hep dinliyoruz. Hep dinliyoruz, evet. Hep
dinliyoruz sizi… Sizi hep dinliyoruz, onun için azıcık sabrederseniz, biz de
sözlerimizi tamamlayacağız.
Değerli
arkadaşlar, bu Hükûmet hangi konuda başarısız
olmuştur?
KÜRŞAT
ATILGAN (Adana) – Yahu KEY’den bahset.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Bakın, KEY’den bahsediyoruz işte.
KEY ortada; ödeyen de biziz, ödeyecek olan da biziz.
KÜRŞAT
ATILGAN (Adana) – Devam et, güzel.
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Evet, ödeyecek olan da biziz. Millî eğitimden
bahsettiğimizde niye sıkılıyorsunuz, ne var? Her okulda bir online
sistemi, her okulda bir online sınıfı olmasından sıkılacak ne hâlimiz var?
Neden?
AKİF
AKKUŞ (Mersin) – Hortumlardan bahset!
AYHAN
YILMAZ (Devamla) – Hangi hortumlardan, hortumların nerede kesildiğini herkes
biliyor, ne zaman kesildiğini herkes biliyor. Onun için, bu millet, hak edenin
her zaman hakkını vermiştir değerli arkadaşlar, her zaman hakkını vermiştir. Bu
manada da ben inanıyor ve güveniyorum ki inşallah bu tasarı yasalaştıktan sonra
da geriye kalan yaklaşık 2-2,5 milyonluk vatandaşımız da bu haktan, hukuktan
yararlanacak.
Bu yasanın
hayırlı olmasını temenni ediyor, dinlediğiniz için hepinize şükranlarımı
sunuyorum, sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.
Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Ahmet Yeni, Samsun Milletvekili.
MUSTAFA
ELİTAŞ (Kayseri) – Yok.
BAŞKAN –
Madde üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.
Sayın
Işık, Sayın Taner ve Sayın Uslu sisteme girmişlerdir.
Sayın
Işık, buyurun.
Yok.
Sayın
Taner…
RECEP
TANER (Aydın) – Sayın Bakan, görüşmekte olduğumuz KEY yasasının 2’nci
maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan yüzde 10’luk artış nasıl
hesaplanmıştır? Hesaplama kriterleriniz nedir?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Taner.
Sayın
Uslu…
CEMALEDDİN
USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakana
soruyorum: KEY alacaklısı vatandaşlarımız, ilk ödeme tarihinden bu yana geçen
sürenin faizi de dâhil olmak üzere gerçek getirisi üzerinden ödenmesini talep
etmektedirler. KEY ödemeleri en kısa sürede ne zaman ödenecektir ve gerçek
değeri üzerinden ödenecek midir?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Uslu.
Sayın
Asil…
BEYTULLAH
ASİL (Eskişehir) – Sayın Bakan, bu yasa tasarısının 1’inci maddesinin son
fıkrasında “Bu fıkra uyarınca ana para ve fer’ilerinin ayrımı yapılmaksızın 410 numaralı hesaba
aktarılan tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.” diyor. Bu, hangi yıl bütçesine
gelir kaydedilecektir?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Asil.
Sayın
Bakanım, başka soru yok.
Buyurun.
DEVLET
BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın
Taner’in sorduğu soru yüzde 10 artışla ilgili, bunun nasıl hesaplandığı
konusunda. Esas itibarıyla, ilk ödemenin başladığı Ağustos 2008’den Ocak 2010
arasındaki TÜFE baz alınarak böyle bir rakam
belirlenmiştir, işin esası TÜFE’dir.
Sayın Uslu’nun sorusuyla ilgili, hazırlanan listeler üzerinden
ödemelerin yapıldığını ifade edebiliriz.
Yine,
değerli diğer vekilimizin sorusuyla ilgili olarak, ilgili yıl bütçesine
kaydedilmektedir.
OKTAY
VURAL (İzmir) – “Bütçeye kaydedilir.” diyor Sayın Bakanım. Hangi yıl bütçesine?
DEVLET
BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – İlgili yıl bütçesine kaydediliyor. İçinde
bulunulan, işlemin yapıldığı yılın bütçesine kaydediliyor; esas itibarıyla,
tahsil edildiği yıl. Rakam da cüzi bir rakam yani öyle çok yüksek bir rakam
değil, 586.600 lira gibi cüzi bir rakam.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın
Işık, buyurun.
ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkanım, teşekkür
ediyorum.
Benim de
bir sorum vardı, onu sormak istiyorum Sayın Bakana.
Sayın
Bakanım, 1987-1996 yılları arasında KEY hesabında biriken paranın ne kadarı o
dönemde çalışan işçi ve memurlardan kesilen paradan, ne kadarı da çalışanlar
adına SSK, Emekli Sandığı ya da 10’dan fazla işçi çalıştıran işletmeler
tarafından yatırılan paradan oluşmaktadır?
Yedi yılı
aşkın bir süredir tek başına iktidarda bulunan partiniz, KEY hesabında birikmiş
anaparayı ve bu paranın nemasını niçin bir türlü hesaplayıp zamanında hak
sahiplerine dağıtamamıştır? Bu konuda ihmali bulunanlar hakkında Bakanlığınızca
herhangi bir işlem yapılmış mıdır?
Teşekkür
ederim.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum.
Sayın
Bakan, buyurun.
DEVLET
BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Sayın Işık’a teşekkür ediyorum.
Tabii, bu
KEY’le ilgili hadisenin yirmi iki yıllık bir tarih
olduğunu dikkate almamız lazım. Bizden önceki dönemlerde, maalesef bir işlem
yapılmamışken, bizim Hükûmetimiz döneminde bu işlerin
tasfiyesine dönük olarak ciddi adımlar atılmıştır. Bugün yapılan da zaten bunu
sonuçlandırmaya dönüktür.
5 milyon
400 bin insanımıza ödeme yapılmıştır bu süre içinde.
Diğer
sorduğunuz hususla ilgili, uygun görürseniz, arkadaşlarımız size yazılı bir
cevap iletsinler.
Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Birleşime
beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 22.48
SEKİZİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 22.57
BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT
KÂTİP ÜYELER: Gülşen ORHAN (Van),
Bayram ÖZÇELİK (Burdur)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
27’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.
444 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
2’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- 5664 sayılı Kanunun 5 inci maddesine aşağıdaki fıkralar
eklenmiş, maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi ile üçüncü fıkrası
yürürlükten kaldırılmıştır.
“(4) İkinci fıkrada belirlenen sürenin sonuna kadar ilgili kurum
ve kuruluşlarca Bankaya gönderilen listelerde belirlenen hatalı bildirimler,
Banka tarafından azami 3 ay içinde ilgili kurumlara düzeltme işlemleri için
iade edilir. Hatalı bildirimlerin düzeltilmesi ile ilgili süre 31/12/2010 tarihinde sona erer. Ancak kurum ve kuruluşlar
süre sonunu beklemeden düzeltmesi tamamlanan listeleri üçer aylık dönemler
halinde Bankaya gönderir. Bu düzeltme sırasında, 30/6/2010
tarihinden sonra yeni hak sahibi bildirimi yapılamaz. Banka, ikinci fıkrada
belirlenen sürenin sonuna kadar yapılacak bildirimlerden hatasız olanlara göre
hazırlanacak listeleri 31/3/2010 tarihine kadar, kurum
ve kuruluşlarca düzeltme işlemleri yapılarak gönderilen listeleri ise üçer
aylık dönemler halinde EGYO’ya gönderir. Düzeltmeler
neticesinde hazırlanacak son liste 31/3/2011 tarihine
kadar EGYO’ya gönderilir. Bankaca EGYO’ya
bildirilen listeler hak sahipliğinin tespitine esas olmak üzere EGYO tarafından
Resmi Gazetede ilan edilir.
(5) Dördüncü fıkraya göre Resmi Gazetede ilan edilen ilk listede
yer alan hak sahipleri için 4 üncü maddeye göre yapılan nema hesaplaması neticesinde
oluşan yardım tutarına ilk ilanın yapılacağı tarihe kadarki dönem için % 10
artış uygulanır. İlk ilan tarihinden sonraki listelerde isimleri yer alan hak
sahiplerine ise her ilan dönemi için başlangıçtaki % 10 artışa ilave olarak
basit usulde % 1,25 artış uygulanır.
(6) Deprem, sel, yangın gibi sebeplerle konut edindirme yardımı
hak sahiplerinin bildirimlerini bu Kanuna ekli (1) sayılı cetvele uygun şekilde
yapamayan kurum ve kuruluşların, bu bilgilerin yukarıda belirtilen sebeplerle
zayi olduğuna ilişkin mahkeme kararını ekleyerek hak sahiplerinin kurum ve
kuruluşlarında çalıştıkları tarihleri 30/6/2010
tarihine kadar bu Kanuna ekli (2) sayılı cetveldeki formatta ve elektronik
ortamda Bankaya bildirmeleri halinde, hak sahiplerinin bu kurum ve kuruluşlarda
çalıştıkları tarihlere isabet eden kanuni yardım dilimleri dikkate alınmak
suretiyle beşinci fıkra çerçevesinde nema hesaplaması yapılır.
(7) Birinci fıkra uyarınca Resmi Gazetede ilan edilen listelerde
yer aldığı halde hatalı bildirimler nedeniyle yardım tutarını alamayanların
bilgileri de dördüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda işleme
alınarak Resmi Gazetede iptal ve düzeltme listesi olarak ilan edilir. Bu
listelerdeki hak sahiplerinin alacakları da beşinci fıkra çerçevesinde nemalandırılır.
(8) Birinci fıkra uyarınca Resmi Gazetede ilan edilen
listelerde yer aldığı halde, yardım tutarını eksik alan hak sahiplerinin
alacakları ile Resmi Gazetede ilan edilen listelerde yer almayıp hak sahibi
oldukları ilgili kurum ve kuruluşlarca bildirilen kişilerin alacakları ile
ilgili olarak; düzeltme, nemalandırma ve ilan işlemleri dördüncü ve beşinci
fıkrada belirtilen esaslar uyarınca yapılır.
(9) Belediyeler, bu Kanunda belirlenen kriterlere
ve nema hesaplama yöntemine göre nemalandıracakları tutarı kendi kaynaklarından
çalışanlarına ödeyebilir.
(10) Bu madde uyarınca yapılan ilan tarihlerinden itibaren beş yıl
içinde talep edilmeyen alacaklar Hazineye irad
kaydedilir.
(11) Bu maddede yapılan düzenlemeler uyarınca ilan edilen
listelerde yer alan;
a) 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde ve bu maddenin
ikinci ve altıncı fıkralarında tanımlanan gruptaki hak sahiplerine 4 üncü
maddenin üçüncü fıkrası ve 28/3/2002 tarihli ve 4749
sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici
18 inci maddesi uyarınca,
b) 3 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde tanımlanan
gruptaki hak sahiplerine 4 üncü maddenin dördüncü fıkrası uyarınca,
ödenmek üzere Hazine
Müsteşarlığı tarafından EGYO’ya kaynak aktarılır.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına Oktay Vural, İzmir Milletvekili.
Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan.
Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, KEY ödemeleriyle ilgili
görüştüğümüz…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ses yok.
BAŞKAN – Sayın Vural, bir saniye. Sistemde bir arıza var.
Buyurun Sayın Vural.
OKTAY VURAL (Devamla) – Mustafa Bey, duydunuz mu?
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben sizi duyuyorum ama milletimiz duymuyor.
OKTAY VURAL (Devamla) – Siz milleti duymuyorsunuz ki beni
duyasınız.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz milletten hiç ayrılmıyoruz.
OKTAY VURAL (Devamla) – Gözler var ama görmüyor, kulaklar var ama
duymuyor. Dolayısıyla, kendinizi gözden geçirseniz iyi olur gerçekten.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz sizi duyduğumuzu ifade ettik. Hiç
uymadı, bu söylediğiniz hiç uymadı.
OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; konut edindirme yardımının ödenmesine ilişkin günümüze kadar
gelen sorunları ortadan kaldırmak amacıyla bir kanun tasarısı ve teklifini
görüşmekteyiz.
Aslında, bugün görüştüğümüz konut edindirme yardımıyla birlikte,
daha önce çalışanları tasarrufa teşvik hesabıyla birlikte, 1987 ve 88’li
yıllarda ülkemizdeki insanların tasarruf oranını cebrî tedbirlerle çoğaltmak
amacıyla ortaya konmuş ve çalışanların aleyhine tecelli etmiş bir uygulama.
Maalesef bugün Türkiye’de zaten emek-sermaye hasılası
emek aleyhine bozulmuş, insanlarımız zaten bu ekonomi politikası münasebetiyle
tasarruf edemez hâle getirilmiştir. Günümüzde, bu uygulamalarla, maalesef,
emeğin, çalışanın millî gelirden aldığı payı düşürmek suretiyle bunları
tasarruf edemez hâle getiren bir ekonomi politikasıyla karşı karşıya olduğumuzu
belirtmek istiyorum.
İşte, bugünkü ekonomi politikasının sonucunda memurların hepsi bir
günlük işi bırakıyor, eczacılar ayakta, Tekel işçileri ayakta, şeker işçileri
ayakta, memurlar, devlet memurlarının dışında çiftçi ayakta; herkes perişan
edilmiş bir vaziyette, bu ekonomi politikasının bedelini ödüyor. Sadece
emek-sermaye hasılası emek aleyhine bozulmuş değil,
aynı zamanda çalışan sayısı da giderek azalmış durumdadır. Dolayısıyla, bugünkü
ekonomi politikası da açıkçası, daha önce emeğin maaşı ve ücretinden indirim
yapmak suretiyle zorunlu tasarrufa sokan bir Hükûmet
uygulaması vardı, bugün de ekonomi politikasıyla fakirleştirmek suretiyle yine
maaş ve ücretleri geçinemez duruma düşürmüş bir çalışan kesimi vardır.
Şimdi, epey gecikme oldu. Ben burada iki tane teknik konuyu sizlerle
paylaşmak için söz istedim. Bu konut edindirme yardımlarıyla
ilgili bütçede görüşeceğimiz Hazine İşlemleri Raporu’nda Sayıştayın
da bir raporu var, yaklaşık bir 970 milyon YTL, bir de 1,3 milyon YTL’lik iki
tane ödeme yapıldığını ifade ediyor ve Sayıştay burada şunu söylüyor -aynen
buradan okuyorum- diyor ki: “İhraç edilen özel tertip devlet iç borçlanma
senetleri tutarı, bütçede ödeneği olmaması nedeniyle bütçe gideri yapılmamakta
ve bu bakımdan da bütçe açığından daha fazla borçlanma olmaktadır.” Bu
ne demektir? Bütçe gideri yazmayarak, bütçe açığını azaltmak için bir araç
olarak kullanmıştır. Bugün karşınızda bu bütçeyle ilgili getirilen rakamların
çoğunun sanal olduğunu burada ifade etmektedir ve burada da söylüyor:
“Bütçedeki saydamlık ilkesiyle bağdaşmamaktadır.” Bütçenin gideri ne kadardır?
Geliri ne kadardır? Sayıştay diyor ki: “KEY ödemelerini siz gider olarak
bütçeye ödenek koymak suretiyle karşılamadığınız için bütçenin giderlerini az
gösteriyorsunuz.” İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin kandırılması
burada. Biz bütçeyi yapıyoruz ama bu bütçeyi yaparken maalesef bunlar bütçe
gideri olarak yazılmadığı için, açıkçası bütçe gideri açığı az
gösterilmektedir. Bu bakımdan bu KEY ödemeleriyle ilgili açıkçası bu raporda
yer alan husus çerçevesinde Hükûmetin bütçe
uygulamasının ne kadar yanlış olduğunu da ortaya koymuş olduk.
Şimdi, bir diğer konu daha var: Biraz önce AKP sözcüsü söyledi “Bu
çalışanları tasarrufa teşvik hesabı ödedik.” deniyor.
Evet, değerli milletvekili arkadaşlarım, bu da yine Sayıştayın 2007 Hazine İşlemleri Raporu’nda yer alıyor ve
burada, bu raporda şunu söylüyor: “Çalışanları tasarrufa teşvik hesabında
biriken para karşılığında 4,9 katrilyonluk senet itfa edilmiştir ama bunlar
vatandaşa ödenmemiştir.” diyor. Yani vatandaşa ödenen 10,1 katrilyonun dışında
4,9 katrilyonun da ödenmesi gerekiyordu. Burada, Hazine İşlemleri Raporu’nda
aynen bunu söylemektedir.
Dolayısıyla, çalışanların tasarrufu teşvik hesabında birikip de
devlet iç borçlanma senedi çıkardığımız ve itfa ettiğimiz kısım maalesef
çalışanlara dağıtılmamıştır. Bu da dağıtılan miktarın yüzde 48’ini teşkil
etmektedir. Bu Hazine İşlemleri Raporu’nda yer aldı. Dipnot olarak yer almasına
rağmen dipnotla ilgili, diğer konularla ilgili raporun o kısmı çıkartıldı. O
çıkartılan rapor da buradadır ve burada aynen söylüyor, diyor ki: “Öneriler:”
Diyor ki: “Bu yükümlülüklerden doğan bütün bu bilgiler Ziraat Bankasından
devralınmalıdır, bunların dağıtımı sağlanmalıdır.” Ama Sayıştayın
raporunda maalesef bu özel kısım dahi çıkartılmış, dipnot unutulmasına rağmen
çıkartılmış ve burada, aynen bu raporda şunu söylemektedir: Bakın, burada 4.860
senet iadesi vardır. 4.860 senet iadesi olmasına rağmen bu da bütçede gelir
olarak yazılmamıştır. Gelir yazılmamasının amacı da gider olarak yapılmamasıdır
yani gelir olarak yazılırsa gider yapılması gerekmektedir. Çalışanlara ödememek
için gelir konusu dahi yapılmamıştır. Böylelikle çalışanların 4.860 milyon
dolarlık ana parası maalesef gasbedilmiştir.
İşte, hazine işlemleri raporlarında ortaya konan gerçekler
bunlardır. Bu vesileyle, bu kanun vesilesiyle bunların tutanağa girmesini ve Hükûmetin, aslında gerek bu zorunlu tasarruf gerek KEY
ödemeleri münasebetiyle çıkarttığı tahvillerin itfasını, açıkçası nasıl bütçe
giderlerini ve bütçe açığını az göstermek için bir araç olarak kullandığını da
burada gösteriyor. Biz burada çıkarıyoruz, bütçe gideriyle
ilgili, bütçe gelirleriyle ilgili kanunu çıkarıyoruz ama maalesef bu
uygulamalarla, 5018 sayılı Kanun’un gerektirdiği saydamlık ilkesine uygun
olmayacak şekilde bütçe açıkları az gösterilmektedir; bu da Hükûmetin,
toplumda sanal bir şekilde makroekonomik verilerle ilgili masa başında kâğıt
üzerinde yaptığı birtakım düzenlemelerdir ama sonuçta çalışanların 4,8
katrilyonluk ödemesi gerçekleştirilmemiştir, onların senetleri vatandaşlarımıza
ödenmemiştir.
Bu konularla ilgili görüşlerimi belirtmek amacıyla söz talep
ettim. Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oktay.
Başka söz talebi yok.
Soru da yok.
Madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş
sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 444 Sıra Sayılı Tasarının 2 nci maddesinin (5) numaralı fıkrasındaki “%10 artış”
ibaresinin “Kanuni faiz oranından az olmamak üzere, 6183 Sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesi uyarınca uygulanan
faiz oranında artış” olarak değiştirilmesini ve fıkranın son cümlesinin madde
metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
M. Akif Hamzaçebi Bülent
Baratalı Osman
Kaptan
Trabzon İzmir Antalya
Esfender
Korkmaz Şevket Köse Gürol Ergin
İstanbul Adıyaman Muğla
Mehmet
Sevigen
İstanbul
BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 444 Sıra Sayılı Tasarının 2 nci
maddesinin (4) numaralı fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
|
|
M. Akif Hamzaçebi |
|
Bülent Baratalı |
Gürol Ergin |
|
|
Trabzon |
|
İzmir |
Muğla |
|
|
Osman Kaptan |
|
Esfender Korkmaz |
Mehmet Sevigen |
|
|
Antalya |
|
İstanbul |
İstanbul |
|
|
|
|
Şevket Köse |
|
|
|
|
|
Adıyaman |
|
“4- İkinci fıkrada belirlenen sürenin sonuna kadar ilgili kurum ve
kuruluşlarca Bankaya gönderilen listelerde belirlenen hatalı bildirimler, Banka
tarafından azami 3 ay içinde ilgili kurumlara düzeltme işlemleri için iade
edilir. Hatalı bildirimlerin düzeltilmesi ile ilgili süre 31/12/2010
tarihinde sona erer. Ancak kurum ve kuruluşlar süre sonunu beklemeden
düzeltmesi tamamlanan listeleri üçer aylık dönemler halinde Bankaya gönderir.
Banka kendisine gönderilen listeleri en geç intikal ettiği tarihi takip eden
ayın onbeşine kadar EGYO'ya
gönderir. Bankaca EGYO'ya bildirilen listeler de EGYO'ya intikal tarihini takip eden ayın onbeşine kadar hak sahipliğinin tespitine esas olmak üzere
Resmi Gazetede ilan edilir. Hak sahibi olmak için ilgilinin ilgili kuruma
başvurması şartı aranmaz. Kurumlar KEY ödemelerine ilişkin listeleri başvuru
şartı aranmaksızın hazırlarlar."
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılamıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın
Başkanım.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Gerekçe…
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe
KEY ödemelerinin iadesi için başvuru şartı kaldırılmakta, ayrıca
ödemelerin kısa zamanda yapılması sağlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza…
III.- Y O K L A M A
(MHP ve CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)
OKTAY VURAL (İzmir) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır, isimleri okuyorum:
Sayın Vural, Sayın Akcan, Sayın Özdemir, Sayın Korkmaz, Sayın
Özkan, Sayın Asil, Sayın Enöz, Sayın Atılgan, Sayın
Yıldız, Sayın Gök, Sayın Dibek, Sayın Köktürk, Sayın Bulut, Sayın Taner, Sayın
Cengiz, Sayın Işık, Sayın Sönmez, Sayın Kılıçdaroğlu,
Sayın Öğüt, Sayın Uslu.
Pusula gönderecek olan sayın milletvekilleri Genel Kuruldan
ayrılmasınlar lütfen.
Sayın milletvekilleri, yoklama için üç dakikalık süre veriyorum ve
yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Pusula gönderen sayın milletvekillerinin Genel Kurul
salonunda olup olmadıklarını arayacağım.
Sayın Özak? Burada.
Mehmet Nil Hıdır? Burada.
Mehmet Müezzinoğlu…
OKTAY VURAL (İzmir) – Yok.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, burada olanları da
lütfen tutanaklara geçelim.
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Zaten kayıtlara geçiyor.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Geçmiyor efendim “Yok.” demesi
gerekiyor.
BAŞKAN – Sayın Müfit Yetkin…
Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)
3.- Konut Edindirme
Yardımı Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına
İlişkin Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Esfender
Korkmaz’ın; 5664 Sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak
Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/779, 2/523) (S. Sayısı: 444)
(Devam)
BAŞKAN – Akif Hamzaçebi ve
arkadaşlarının verdiği önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge reddedilmiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 444 Sıra Sayılı Tasarının 2 nci maddesinin (5) numaralı fıkrasındaki “%10 artış”
ibaresinin “Kanuni faiz oranından az olmamak üzere, 6183 Sayılı Amme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesi uyarınca uygulanan
faiz oranında artış” olarak değiştirilmesini ve fıkranın son cümlesinin madde
metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Akif Hamzaçebi
(Trabzon) ve arkadaşları
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU KÂTİBİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) –
Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum Sayın Kılıçdaroğlu.
Gerekçe:
KEY ödemelerinin enflasyon karşısında belli bir tarih itibarıyla
reel değerlerinin korunması amaçlanmaktadır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi ekli 2 sayılı cetvelle birlikte oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
3’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- 5664 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.
“GEÇİCİ MADDE 1- Bu Kanunun 5 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki
8 aylık süre içerisinde yapmaları gereken bildirimleri Bankaya yapamamış olan
kurum ve kuruluşlara, bildirimlerini yapabilmeleri için bu maddenin yayımı
tarihinden itibaren 1 aylık süre verilmiştir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
isteyen, Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan.
Buyurun Sayın Akcan.
MHP GRUBU ADINA ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 3’üncü
maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
NURİ USLU (Uşak) – “Hayırlı olsun.” deyin!
ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Sayın Vekilim, “Hayırlı olsun.” demek
üzere burada olmak isterdim ama konuşmak zorundayım. Çünkü biraz önce söz alan
Ordu Milletvekili Arkadaşımızın Karadeniz sahil yoluyla ilgili olarak ve çoğu
zaman da Sayın Başbakan başta olmak üzere pek çok AKP milletvekilinin dile
getirdiği bir hususu bu on dakikalık süre içinde özetlemeye çalışacağım. Burada Hazine Müsteşarı da aramızda iken konunun netliğe kavuşması,
açıklığa kavuşması lazım.
Değerli milletvekilleri…
ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sonra…
ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Yok, şimdi konuşacağız.
Bir eser var…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…
ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Sayın Başkanım, biraz önceki konuşma
sırasında bu dile getirildiği için bunu özellikle orada ikaz etmenizi
bekliyordum, lütfen bu hakkı esirgemeyin muhalefetten.
BAŞKAN – Esirgeyen yok Sayın Akcan. Ben Sayın Milletvekiline size
müdahale etmesin diye…
ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri,
1990’lı yılların başlarında Karadeniz sahil yolu 22’nci Dönemdeki milletvekili
arkadaşlarınızın Yüce Divana göndermek üzere Meclis soruşturması istediği
ilgili bakan Sayın Topçu tarafından o bakanlık döneminde ihale edildi. İhale
ediliş şekli: Karadeniz sahil yolu
Karadeniz sahil yolu, Samsun-Çarşamba arası hariç, tamamı böyle
yapılmıştır değerli milletvekilleri ve bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin borç
hanesine yazılmıştır, Türkiye Cumhuriyeti devletinin borçları böyle
kabarmıştır.
Şimdi, bu borçlar bir taraftan kabarırken, bu borcu bizim milletimiz
hep beraber, sizler, ödemek üzere o eserlere sahip olurken birilerinin kalkıp
“Bu işi biz yaptık.” diyerek övünmesi ve kendilerinden öncekilerin ihalesiz iş
vermek suretiyle suçlanması, hakkında Meclis soruşturma önergesi verilerek Yüce
Divana gönderilmeye çalışılması Türkiye'nin gerçeğiydi. Bunlardan bir tanesi de
bendim ama aranızda bulunan, elini vicdanına koyabilen insanların “Burada
yanlışlık yok.” demesi üzerine o yanlıştan, Yüce Divana gönderilme yanlışından
dönüldü. Bu sefer de Sayın Başbakanı yanlış bilgilendirenler mahcup oldular.
Keşif artışı vermeden Karadeniz sahil yolunun bitirilemeyeceği ayan beyan
ortaya çıktıktan sonra bir taraftan keşif artışı vermeye karşı çıkacaksınız Hükûmetin üyesi olarak, öbür taraftan keşif artışı
vereceksiniz. Nasıl izah edeceksiniz? Veremediler. Cumhuriyet tarihinde bir
ilk: 2004 yılının Aralık ayında, 20 Aralık veya 22 Aralık tarihli Başbakanlık
Genelgesi’yle Sayın Başbakan Karadeniz sahil yoluna keşif artışı verme talimatı
vermiştir. Keşif artışı verme talimatı Başbakanlık
Genelgesi’yle verilmemiş olsaydı ve keşif artışı verilmeseydi o yol bitmezdi ve
2002’de görevi devraldıktan sonra 58’inci Hükûmet
döneminden bu keşif artışı talimatı verilen 59’uncu Hükûmet
dönemine kadar Karadeniz sahil yolunda bu şaibeler yüzünden, bu dedikodular
yüzünden bir küreklik iş yapılamamıştır ve bir buçuk yıl heba edilmiştir.
Onun üzerine, zamanı telafi etmek için Sayın Başbakan Karadeniz
sahil yolunun müteahhitleriyle Başbakanlıkta toplantı
yapmıştır “Bu yolu bitirin, ne pahasına olursa olsun bitirin.” diye ve o
müteahhitler bitirmiş ancak hak edişlerinin düzenlemesi gecikmiş ve mağdur
edilmişlerdir. O mağduriyetin önüne Bozüyük-Bilecik, Bilecik-Mekece arası yolun, dış krediyle yapılan yolun, kredisini
benim getirdiğim yolun yapımı geciktiği için işin içinden çıkılmaz hâle
geldiğinden burada bir kanun tasarısı geçişi sırasında verilen bir önergeyle
tekrar yapılabilir hâle getirildi; bunda muhalefetin katkısı vardır. O
çerçevede, Karadeniz sahil yolu da ele alınmak istendi ve ele alındı. Çıkmaz,
çıkar hâle getirildi, o yolun açılışı yapıldı.
59’uncu Hükûmetin bu yola katkısı,
58’inci Hükûmet dönemiyle beraber bu yolun bir buçuk
yıl gecikmesi şeklinde olmuştur; buna inanın, burada milletin huzurunda
söylüyorum bunu. Hiç öyle değil. Bir küreklik iş yapılmamıştır ve dolayısıyla,
burada, dış krediyle yapılan ve borcunu bu milletin ödeyeceği, yavaş yavaş ödeyeceği bu yolun ihalesini başkası yapmış, yoluna
başkası konulmuş… Bolaman Tüneli bir tarih, şahane
eserdir. Bolaman Tüneli’nin içerisinde ben bizzat
Bakan olarak incelemelerde bulundum. Ondan sonra da “bu şahane tüneller” diye
kalkıp nutuk atmaya başlarsanız, onları gören insanlar gülerler, tıpkı
Ankara-İzmir bölünmüş yolunun açılışında olduğu gibi.
ABDULLAH ÇALIŞKAN (Kırşehir) – Onu da sen yaptın!
ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – İzmir-Manisa arasının açılışını bu
ülkenin 57’nci Hükûmet döneminin Bakanı, Maliye
Bakanı Sümer Oral’la beraber açtım. Turgutlulu bilir,
Salihlili bilir, Manisalı bilir o yolun ne zaman ne şekilde yapıldığını. Benden
önceki Bakan bu yolun üzerinde bulunan İzmir’in içine tekabül eden Karşıyaka
Tüneli’nin içerisinde bitişinin hazırlığını yaparak bize bu görevi
devretmiştir.
Değerli milletvekilleri, hiç öyle değil. Başlayıp bitirdiğiniz
eserleri getirin burada söyleyin, hep beraber teşekkür edip alkışlayalım.
Hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akcan.
Başka söz talebi yok.
Soru da bulunmadığı için, madde üzerinde bir adet önerge vardır,
okutup işleme alıyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 444 sıra sayılı kanun tasarısının 3. maddesiyle
eklenen geçici birinci maddede geçen (bir aylık) ibaresinin (üç aylık) olarak
değiştirilmesini arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU KÂTİBİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
DEVLET BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın Genç… Yok.
Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Bir ay çok azdır, üç ay daha makuldür.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
4’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- Bu Kanunun;
a) 1 inci maddesi ve 2 nci maddesiyle
5664 sayılı Kanunun 5 inci maddesine eklenen dokuzuncu fıkra 30/5/2007
tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,
b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde,
yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul
edilmiştir.
5’inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.
Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul
edilmiştir.
Tasarının tümünün oylamasından önce madde üzerinde aleyhte söz
talebi Kamer Genç, Tunceli Milletvekili… Yok.
Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.
Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme
giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de
sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Ayrıca vekâleten oy
kullanacak Sayın Bakanlar var ise hangi Bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını
yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını
rica ediyorum.
Oylama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Konut Edindirme Yardımı Hak
Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın; 5664 Sayılı Konut Edindirme Yardımı Hak
Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
Teklifi’nin yapılan açık oylama sonucunu açıklıyorum:
Kullanılan oy sayısı :
193
Kabul :
193 (x)
Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleriyle
komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 9 Aralık 2009
Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 23.40
(x) Açık oylama kesin sonuçlarını
gösteren tablo tutanağa eklidir.