DÖNEM: 23 CİLT: 53 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
19’uncu
Birleşim
17 Kasım 2009 Salı
(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler
tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade
edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak
yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.- GELEN KÂĞITLAR
III.-YOKLAMALAR
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Ağız ve Diş Sağlığı Haftası’na ilişkin gündem
dışı konuşması
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, şeker fabrikalarının
özelleştirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
Dünya Çocuk Hakları Güne’ne ilişkin gündem dışı
konuşması
V.-
AÇIKLAMALAR
1.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, şeker fabrikalarının, özellikle Atatürk’ün
talimatıyla kurulan ve özelleştirme kapsamında bulunan Tokat Turhal Şeker
Fabrikasının kapatılmaması, satılmaması gerektiğine ilişkin açıklaması
2.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklaması
3.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklaması
4.- Adana
Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, yasa dışı dinlemelere
ilişkin açıklaması
5.- Artvin
Milletvekili Ertekin Çolak’ın, İç Tüzük’ün 60’ıncı
maddesine göre yerinden söz isteyenlerin uzun süreli konuştuklarına ilişkin
açıklaması
6.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklaması
7.- Hatay
Milletvekili Abdülhadi Kahya’nın,
yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklaması
8.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, yasa dışı dinlemelere
ilişkin açıklaması
9.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, İstanbul Milletvekili Ünal Kacır’ın
kullandığı bir kelime nedeniyle üzüntü duyduğuna ilişkin açıklaması
VI.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A)
TEZKERELER
1.- Suriye Arap
Cumhuriyeti Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al-Abrash ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin
uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/1014)
B)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan ve 21 milletvekilinin, kamuda ihale sistemindeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/462)
2.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, Tokat’taki işyerlerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/463)
3.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin, taşımalı eğitim sistemindeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/464)
C)
ÖNERGELER
1.- Konya
Milletvekili Muharrem Candan’ın, Çevre Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi
(4/156)
2.- Aksaray
Milletvekili Ali Rıza Alaboyun’un, Millî Savunma
Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/157)
3.- Muğla
Milletvekili Gürol Ergin’in, Tarımsal Sulamada Kullanılan Elektrik Enerjisi
Tarifelerine İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/292), doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi (4/155)
VII.-
ÖNERİLER
A)
SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- (10/443) esas
numaralı, demokratik hukuk devletini tehdit eden gelişmelerin araştırılması amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun
17/11/2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi
2.- (10/204) esas
numaralı, yasa dışı dinleme ve takip iddialarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 17/11/2009
Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
3.- (10/351,
10/454) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin ön görüşmelerinin Genel
Kurulun 17/11/2009 Salı günkü birleşiminde birlikte
yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
VIII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Konya Milletvekili Faruk
Bal’ın, MHP Grubu önerisi
üzerinde konuşan Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü’nün,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
2.- Adana
Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, MHP Grubu önerisi
üzerinde konuşan
Sakarya Milletvekili Ayhan
Sefer Üstün’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
3.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, CHP Grubu önerisi üzerinde konuşan İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, grubuna
sataşması nedeniyle konuşması
4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, CHP Grubu
önerisi üzerinde konuşan İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın,
grubuna sataşması nedeniyle konuşması
5.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay’ın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
6.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, şahsına
sataşması nedeniyle konuşması
7.- Eskişehir
Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, Yozgat Milletvekili
Bekir Bozdağ’ın, görüşlerini farklı yorumlaması
nedeniyle konuşması
IX.-
SEÇİMLER
A)
KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.- Millî Savunma
ve Çevre Komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim
X.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Karadağ Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/706) (S.
Sayısı: 407)
2.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
3.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
4.- Bilecik
Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın; Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/512) (S. Sayısı: 427)
XI.-
USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Eskişehir
Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, Anayasa’nın 138’inci
maddesinin “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı
yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya
herhangi bir beyanda bulunulamaz.” hükmü gereğince 427 sıra sayılı Kanun
Teklifi’nin görüşülmemesi gerektiğine ilişkin talebi hakkında
XII.-
OYLAMALAR
1.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Karadağ Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması
XIII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Marmara
Bölgesindeki sel felaketine ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/9667)
2.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, bazı illerdeki sel afetlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı (7/9683)
3.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Balıkesir’deki
çevre kirliliğine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
(7/9730)
4.- Bursa Milletvekili
Onur Öymen’in, TMSF denetimindeki bir basın
kuruluşunun yayınlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcı Ali
Babacan’ın cevabı (7/9748)
5.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
kadın yönetici sayısına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali
Babacan’ın cevabı (7/9751)
6.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, Türk-Ermeni Yakınlaştırma
Komisyonunun Raporuna ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı
(7/9777)
7.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, öğretmen istihdamına ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/9873)
8.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Giresun’daki sel felaketlerine ilişkin sorusu ve Bayındırlık
ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
(7/10020)
9.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, denetim ve yönetim
kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10053)
10.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Hamzadere ve Çakmak
barajlarına ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/10054)
11.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’ın, bir gölet ve havzanın sürdürülebilir korunmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10055)
12.- Bursa Milletvekili
Kemal Demirel’in, bir gölet yapımına ilişkin sorusu ve sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10056)
13.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Gördes Barajı isale
hattına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/10057)
14.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Gediz, Bakırçay ve Küçük Menderes havzalarının ıslahına ilişkin
sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/10059)
15.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, bir orman alanındaki
kışlık traş kesimine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10060)
16.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, denetim ve yönetim
kurullarında görevli personele ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın
cevabı (7/10136)
17.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Balıkesir’deki sel
felaketine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/10161)
18.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Sarıkamış’ta orman içi
yol yapımına ve orman hastalıklarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı
Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10162)
19.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
Meke Gölü’nün korunmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/10163)
20.- İzmir Milletvekili
Bülent Baratalı’nın, İzmir Körfeziyle ilgili
projelere ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/10164)
21.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sosyo-ekonomik
olarak geri kalmış illerin desteklenmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın
cevabı (7/10169)
22.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerin yurt içi
hasıladaki paylarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı
(7/10171)
23.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerin millî
hasılaya katkılarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı
(7/10172)
24.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, domuz gribine yönelik önlemlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı
(7/10508)
25.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, iade
edilen sorulara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan
Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/10644)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 13.02’de açılarak iki oturum yaptı.
Hükûmet adına Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın, demokratik açılım konusunda
bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi üzerine Genel Kurulun 10/11/2009 tarihli 15’inci Birleşiminde yapılan ön görüşmeden
sonra açılması kabul edilen genel görüşme (8/11) üzerindeki görüşmeler
tamamlandı.
(8/11) esas numaralı Genel Görüşme üzerinde AK PARTİ Grubu adına
Adana Milletvekili Ömer Çelik’in konuşması sırasında dinleyici localarından iki
dinleyici, slogan atması; bir dinleyici de Türk Bayrağı açma girişiminde
bulunması nedeniyle dinleyici localarından dışarı çıkarıldılar.
17 Kasım 2009 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime
19.10’da son verildi.
|
Mehmet Ali
ŞAHİN |
|
|
|
|
|
|
Başkan |
|
|
|
Murat ÖZKAN |
|
Harun TÜFEKCİ |
|
|
Giresun |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 26
II.-
GELEN KÂĞITLAR
16
Kasım 2009 Pazartesi
Tasarılar
1.- Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/774) (Plan ve Bütçe ile Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.06.2009)
2.- Terörle
Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/775) (İçişleri ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
10.11.2009)
3.- İslam
Ülkeleri Standardlar ve Metroloji Enstitüsü (SMIIC)
Tüzüğünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/776) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa
geliş tarihi: 10.11.2009)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki küçük ve büyükbaş hayvan varlığına
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1589) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
2.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, trafik kazalarına ilişkin İçişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1590) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
3.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, bazı çiftçilerin TEDAŞ’a
olan borçlarına ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1591)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
4.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, çiftçilerin kullandıkları kredilere ve gübre
fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1592) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
5.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki imalat sanayi işletmelerine ilişkin
Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1593) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21/10/2009)
6.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış’ın, turizm yatırımlarındaki
gelişmelere ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından sözlü soru önergesi (6/1594)
(Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
7.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış’ın, işsizliğe yönelik
önlemlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) sözlü
soru önergesi (6/1595) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
8.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, sigara yasağı düzenlemelerinde işletmelerin
gözetilmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/1596)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
9.- Adana
Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, Sabancı Üniversitesindeki bir konferansa
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/1597) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22/10/2009)
10.- Aksaray
Milletvekili Osman Ertuğrul’un, özel eğitim okullarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/1598) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
11.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, hastanelerdeki uzman
doktor yetersizliğine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1599)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
12.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, elektrik sayaçlarının değiştirilmesine ilişkin
Maliye Bakanından sözlü soru önergesi (6/1600) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
13.- Adana
Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, bir konferansa ilişkin Dışişleri Bakanından
sözlü soru önergesi (6/1601) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
14.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, KEY
ödemelerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
sözlü soru önergesi (6/1602) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’da borcundan dolayı elektriği kesilecek
köylerin su sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10510)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/10/2009)
2.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, ABD’de Musevi kuruluşların temsilcileriyle
görüşmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10511) (Başkanlığa
geliş tarihi: 19/10/2009)
3.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta belediyeye devredilen kapalı spor
salonuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10512) (Başkanlığa geliş
tarihi: 21/10/2009)
4.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Türkiye-Ermenistan
milli maçına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10513) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
5.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, varlık barışı uygulamasının sonuçlarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10514) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
6.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, et fiyatlarının yükselmesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/10515) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
7.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın,
emeklilerin durumlarının iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/10516) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
8.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, TOKİ’nin
site yönetimlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10517)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
9.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, bir toplantıda dağıtılan kitapçıktaki haritaya
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10518) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
10.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, AB ilerleme raporunda
yolsuzluklar konusundaki değerlendirmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/10519) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
11.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bazı derneklerin
araçlarının resmi plaka kullanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10520) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
12.- İstanbul
Milletvekili Atila Kaya’nın, bölücü terör örgütü
mensuplarının Türkiye’ye gelişine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10521) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
13.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, aftan yararlanan Polis
Meslek Yüksekokulları öğrencilerinin sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/10522) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
14.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, TRT’deki bazı haberlere ve yayın politikasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10523) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
15.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, bir vakfa vergi
muafiyeti tanınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10524)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
16.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, TRT’nin bandrol gelirlerinin kapsamının genişletilmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10525) (Başkanlığa geliş tarihi:
26/10/2009)
17.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, muayene katılım paylarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/10526) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
18.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, soruşturma ve
kovuşturmalarla ilgili şikayetlere ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10527) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
19.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’a yeni cezaevi
yapımına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10528) (Başkanlığa
geliş tarihi: 21/10/2009)
20.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, bir belediye hakkında
ihbarda bulunan kişinin durumuna ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10529) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
21.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, bir hükümlünün sağlık durumuna ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10530) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
22.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Türkiye’ye giriş
yapan bölücü terör örgütü mensupları hakkındaki adli işlemlere ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10531) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
23.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, cezaevlerine bazı
kitapların alınmadığı iddialarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10532) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
24.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, yakalama ve gözaltı
ile tutuklama işlemlerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10533) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
25.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, hakimlerin
yetki kararnamesine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10534)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
26.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, eşdeğer ilaçlarla ilgili genelgeye ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/10535)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
27.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, eşdeğer ilaç
uygulamasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10536) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
28.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bir genelgeye
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/10537)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
29.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, emekli aylıklarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/10538)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
30.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, SGK’nın açığına ve
katılım payı uygulamasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10539) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
31.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, sosyal güvencesi olmayan çalışanlara ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/10540)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
32.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, bir şirketin çalışanlarını mağdur etmesine
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/10541)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
33.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, yurt dışı teşkilatına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/10542)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
34.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, Kemerburgaz kömür havzalarının kiralanmasına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10543) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
35.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan’ın, ÇED görüşlerine ilişkin Çevre ve Orman
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10544) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
36.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Simav-Örenli Sulama
Barajına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10545)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
37.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Kemalpaşa’da kurulması planlanan geri kazanım
tesisine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/10546)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
38.- Mersin
Milletvekili Kadir Ural’ın, TRT’de yayınlanan bir diziye ilişkin Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru
önergesi (7/10547) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
39.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’nin bandrol
gelirleriyle ilgili değişikliğe ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi
(7/10548) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
40.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, faiz oranlarına ve
İMKB’ye ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı
soru önergesi (7/10549) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
41.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TMSF tarafından el
konulan şirketlere ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali
Babacan) yazılı soru önergesi (7/10550) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
42.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ekonomik krizin
etkilerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/10551) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
43.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ekonomik krizin bazı
etkilerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/10552) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
44.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, TMSF’nin bir taşınmaz satışı
ihalesine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı
soru önergesi (7/10553) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
45.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, KKTC’nin tanınması konusunda Rus temsilcilerle
görüşme iddialarına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10554)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
46.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Ermenistan’la ilişkiler kapsamında kurulacak
komisyona ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10555)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
47.- Mersin
Milletvekili Kadir Ural’ın, Sincan Uygur Özerk Bölgesindeki olaylara ilişkin
Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10556) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
48.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta kok kömürü
satışına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10557) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
49.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, madencilikteki belediye payına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/10558) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
50.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, dağıtılan kömürlerin
alımıyla ilgili iddialara ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10559) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
51.- Hatay
Milletvekili Fuat Çay’ın, Hatay’da yapılacak termik santrallerin çevreye
etkilerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10560) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
52.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bazı kömür
işletmelerinin yöneticilerinin hediye aldıkları iddialarına ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/10561) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22/10/2009)
53.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da İran sınırında
meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10562) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/10/2009)
54.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Çaldıran’da
yaşandığı iddia edilen bir olaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10563) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/10/2009)
55.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, belediyelerin toplu taşım
aracı alımlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10564)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
56.- Trabzon
Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu’nun, bölücü
terör örgütü üyelerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10565) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
57.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bazı derneklerin
taşınmaz tasarruflarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10566) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
58.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, belediyelere yapılan
devlet yardımlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10567)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
59.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, bir belediye
yönetimiyle ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10568) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
60.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, bir belediyedeki
soruşturmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10569)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
61.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köydeki yol sorununa ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10570) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
62.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köyün bazı ihtiyaçlarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10571) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
63.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köyün içinden geçen yolun köy dışına
alınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10572)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
64.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Karaman’da yapılmayan
yatırım harcamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10573) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
65.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köyde kanalizasyon yapımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10574) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
66.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Nilüfer Deresindeki kirliliğe ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10575) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
67.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı illerdeki doğalgaz
çalışmaları ile odun ve kömür fiyatlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10576) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
68.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, bazı ölüm
olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10577)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
69.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki uyuşturucu
bağımlısı çocuklara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10578)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
70.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Deniz Feneri Davasında
adı geçen bir kişinin ortağı olduğu şirketlere verilen ihalelere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10579) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
71.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, eğlence vergisi
oranlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10580)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
72.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köydeki bazı evlere
su verilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10581)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
73.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir fabrikanın
çalıştırılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10582)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
74.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, iki okul polisiyle ilgili bir iddiaya ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10583) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
75.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
bir köyün kanalizasyonuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10584) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
76.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, illerdeki protokol listesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10585) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
77.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, İstanbul-Kağıthane’deki
arşiv binası inşasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10586) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
78.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
Tekirdağ’daki tarihi yapıların korunmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10587) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
79.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, Frigya Vadisi ve Yazılıkaya Anıtının korunmasına ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/10588) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22/10/2009)
80.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, yurt dışı teşkilatına
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/10589) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
81.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir kanyonun
tanıtılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10590) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
82.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, müze ve ören yeri gelirlerinden il özel
idarelerine pay aktarılmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10591) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
83.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, vergi yüküne ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10592) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
84.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
idari ceza gelirlerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/10593)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
85.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
varlık barışı uygulamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10594) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
86.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, vergi politikasına
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/10595) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/10/2009)
87.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, ders kitaplarına ve kırtasiye giderlerine ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10596) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20/10/2009)
88.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, bazı derslerin seçmeli hale getirilmesine ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10597) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20/10/2009)
89.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’taki lise ihtiyacına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10598) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20/10/2009)
90.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da eğitimle
ilgili bazı sorunlara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10599) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
91.- Osmaniye
Milletvekili Hakan Coşkun’un, okulların bakım, onarım ve tadilatına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10600) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22/10/2009)
92.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Roma Hukukunun anabilim statüsünden kaldırılmasına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10601) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
93.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, üniversite harçlarındaki artışlara ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10602) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22/10/2009)
94.- Edirne
Milletvekili Rasim Çakır’ın, okullarda sıcak yemek verilmesine ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10603) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
95.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, toplum yararına çalışma
programları kapsamındaki istihdama ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10604) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
96.- Sinop
Milletvekili Engin Altay’ın, üniversitelerdeki boş kontenjanlara ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10605) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
97.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, yurt dışı teşkilatına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10606) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
98.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı kent merkezindeki
yeni lise ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10607) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
99.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı-Doğubeyazıt’ın
köylerinde yapımına başlanan okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10608) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
100.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Karabük’e yurt yapımına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10609) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
101.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki bazı eğitim
kurumları yöneticileri hakkındaki iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10610) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
102.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Üniversitesine
ayrılan ödeneğe ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10611)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
103.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, bazı derslerin
seçmeli yapılması ve ders saatlerinin azaltılmasına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10612) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
104.- Antalya
Milletvekili Atila Emek’in, bir okulda yapılan
soruşturmaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10613)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
105.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Muş’taki öğrenci yurdu ve
öğretmenevi ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10614) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
106.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, insansız hava aracı projesiyle ilgili
basında çıkan iddialara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10615) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
107.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, uzman erbaşların yaş haddi sorununa
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10616) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
108.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, İstanbul Cumhuriyet
Savcısının askerlik görevini yapıp yapmadığına ilişkin Milli Savunma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10617) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
109.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, insansız uçak
alımına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10618)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
110.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, domuz gribine yönelik
önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10619) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20/10/2009)
111.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, domuz gribi aşısına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10620) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20/10/2009)
112.- İstanbul
Milletvekili Ahmet Tan’ın, bir okuldaki domuz gribi vakalarına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10621) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
113.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, afet planı eğitimine ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10622) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
114.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, H1N1 virüsü aşısına ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10623) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
115.- Mersin
Milletvekili Vahap Seçer’in,
H1N1 virüsü aşısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10624)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
116.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Muş’taki yeni sağlık
kuruluşları ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10625)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
117.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, küçük esnafın korunmasına ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/10626) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
118.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, bazı pancar üreticilerinin mağdur edilmesine
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/10627) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22/10/2009)
119.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bazı fabrikaların
satılmasına veya kapatılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10628) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/10/2009)
120.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna yapılan proje başvurularına
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10629) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
121.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, TMO
yönetimi ile ilgili iddialara ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10630) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
122.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, et fiyatlarındaki artışa ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10631) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
123.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, armut ürünündeki ilaç kalıntısına ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10632) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
124.- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, Eğirdir’deki elma yetiştiricilerinin zararlarının
giderilmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10633) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
125.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars-Gümrü-Nahcivan demiryolu hattına ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10634) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
126.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Muğla’daki bir yol
çalışmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10635)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
127.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, internetteki bir klibe ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10636) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
128.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, İzmir-İstanbul
otoyolu projesinde Bursa’nın yerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10637) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
129.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, Eskişehir Gar
Geçişi Projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10638)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
130.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Diyanet İşleri
Başkanlığının yurt dışı teşkilatına ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Çelik)
yazılı soru önergesi (7/10639) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
131.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Çukurova Kalkınma
Ajansının projelerine ilişkin Devlet Bakanından (Cevdet Yılmaz) yazılı soru
önergesi (7/10640) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
132.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ruhsatsız kümeslere
ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/10641)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
133.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, sınır ticareti
kapsamındaki ithalata ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Zafer Çağlayan) yazılı
soru önergesi (7/10642) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
134.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
Çorlu’daki bir spor sahasının iyileştirilmesine ilişkin Devlet Bakanından
(Faruk Nafiz Özak) yazılı soru önergesi (7/10643)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri
1.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, demokratik açılım kapsamındaki görüşmelerine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9637)
2.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, ödenmeyen KEY
alacaklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9638)
3.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, İsviçre’den Türkiye
kaynaklı hesaplar hakkında bilgi istenmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/9640)
4.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir arazinin Ayvalık-Küçükköy
Belediyesine iadesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9642)
5.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Ayvalık’taki adaların turizm amaçlı iskana açılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/9643)
6.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, elektrik kaynaklı yangınlara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/9645)
7.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Emniyet Genel Müdürlüğündeki bir personele ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9646)
8.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, TSK ve Polis
Akademisine bağlı yükseköğretim kurumlarından ilişiği kesilen öğrencilerin
üniversitelere yerleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/9648)
9.- Bursa
Milletvekili Hamza Hamit Homriş’in, bir Devlet
Bakanına Çin gezisinde yapılan davranışlara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/9650)
10.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, Ermenistan’la imzalanan protokolün
Azerbaycan’la ilişkilere etkisine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/9651)
11.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, bir raporda geçen terör örgütü yöneticileriyle
ilgili ifadelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9654)
12.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara’daki taksici ve dolmuşçu esnafının bazı
sorunlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9656)
13.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, ekonomik krizin dar
gelirlilere etkisine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9659)
14.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, su sorunu yaşayan
köylere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9660)
15.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, iletişim bilgilerinin
saklanma süresine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9662)
16.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Cumhurbaşkanının oğlunun milli maça Başbakanlık
uçağıyla götürülmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9663)
17.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, TSK ve Polis Akademisine bağlı yükseköğretim
kurumlarından ilişiği kesilen öğrencilerin üniversitelere yerleştirilmesine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9664)
18.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın yönetici
sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9666)
19.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, ekonomik krizde
yapılacak yardımlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9668)
20.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, kamu görevlilerinin
ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden yararlanmalarındaki sorunlara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9671)
21.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Havran’daki köy
yollarının genişletilip asfaltlanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/9673)
22.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, üniversite
hastanelerinde döner sermaye gelirlerinin kullanımına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/9674)
23.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Bandırma ve Gönen’de yağışların yol açtığı
hasara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9676)
24.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Karabağ işgalinin
doğurduğu mağduriyete ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9677)
25.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, İstanbul’daki sel
felaketine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9679)
26.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, basında “Kürt açılımı”
olarak da anılan girişimin kapsamına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/9680)
27.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Çanakkale’deki teşvik
uygulamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9681)
28.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, İstanbul’daki sel
felaketine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9682)
29.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, İstanbul’daki sel felaketine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/9684)
30.- İstanbul
Milletvekili Hüseyin Mert’in, Sel Risk Haritası ve Sel Eylem Planı
oluşturulmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9685)
31.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, bir kitaptaki bazı iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/9687)
32.- Bursa
Milletvekili Hamza Hamit Homriş’in, İstanbul’da sel
baskınına uğrayan tır parkına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9688)
33.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
toplu taşıma araçlarının kullanımının teşvik edilmesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/9689)
34.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, KEY
ödemelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9690)
35.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Trakya’daki sel felaketine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/9693)
36.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Çubuk 1 Barajındaki rekreasyon
çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/9695)
37.- İstanbul
Milletvekili Lokman Ayva’nın, işlem hataları sonucu oluşan hak kayıplarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/9722)
38.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, toplumsal
cinsiyete dayalı bütçelemeye ve kadın istihdamındaki sorunlara ilişkin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/9723)
39.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın yönetici
sayısına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9724)
40.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, maden
işletmelerindeki işçi güvenliğine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9725)
41.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, kayıt dışı ve denetimsiz işyerlerine ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/9726)
42.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TEKEL’in bir arazisinin
mülkiyet durumuna ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali
Babacan) yazılı soru önergesi (7/9745)
43.- Kayseri
Milletvekili Sabahattin Çakmakoğlu’nun, konut
edindirme yardımı ödemelerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/9746)
44.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, krize yönelik ekonomi
politikasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan)
yazılı soru önergesi (7/9749)
45.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, bütçe
hazırlanmasında toplumsal cinsiyetin gözetilmesine ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/9750)
46.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, gençlik ve
spor tesislerine ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Nafiz Özak)
yazılı soru önergesi (7/9758)
47.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu Anadolu’da çocuklara
yönelik spor yatırımlarına ilişkin Devlet Bakanından (Faruk Nafiz Özak) yazılı soru önergesi (7/9763)
48.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, ABD merkezli bir kuruluşun hazırladığı bir rapora
ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9779)
49.- Trabzon
Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu’nun,
Gürcistan’ın iki Türk gemisine el koymasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/9780)
50.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, İsrail-Suriye arasında
arabuluculuk yapılmasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9784)
51.- Hatay
Milletvekili Fuat Çay’ın, bir firmaya verilen enerji üretim lisansına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/9789)
52.- Hatay
Milletvekili Fuat Çay’ın, Samandağ’da verilen rüzgar
enerjisi üretim lisanslarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9790)
53.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Karabük’ün içme suyu
şebekesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9799)
54.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kilis’te bir çocuk parkı
yapılmasına ve başıboş köpeklerin toplanmasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9800)
55.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köye içme suyu
şebekesi yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9801)
56.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köye içme suyu
teminine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9802)
57.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’daki bazı
ölüm olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9804)
58.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Kayseri
tramvay hattının trafik güvenliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9805)
59.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köy yoluna ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9806)
60.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köyün yol sorununa
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9807)
61.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Başbakan’ın bir yemekte polislere yaptığı
konuşmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9808)
62.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bir karayolunun
Cumhurbaşkanının geçişi sırasında trafiğe kapatıldığı iddiasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9810)
63.- Sivas
Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, firari bir
sanığa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9813)
64.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köy yoluna ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9814)
65.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum Kazım Karabekir
Beldesindeki belediye hizmetlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9815)
66.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul’daki sel felaketine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9816)
67.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, mevzuata aykırı
yapılan bir otelin yıkımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9817)
68.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın yönetici
sayısına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9818)
69.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, bütçe
hazırlanmasında toplumsal cinsiyetin gözetilmesine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9819)
70.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Van’da güvenlik
güçlerince yapıldığı iddia edilen bazı olaylara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9820)
71.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’da dere
yataklarındaki yapılaşmaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9821)
72.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Hünkar Köşkü sosyal
tesislerinin işletmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9822)
73.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa Büyükşehir Belediyesinin bir proje
koordinatörü hakkındaki iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9823)
74.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Nilüfer İlçesindeki bir kavşak düzenlemesine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9824)
75.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman OSB’nin yol sorununa ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9825)
76.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, ÇYDD’den
burs alan öğrencilerin soruşturulmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9826)
77.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul’daki sel
felaketine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9827)
78.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul’daki çarpık yapılaşmaya ve sel
felaketine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9828)
79.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, İstanbul’daki sel
felaketine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9829)
80.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı Doğubeyazıt’taki
sel felaketi zararına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9830)
81.- İstanbul
Milletvekili Ümit Şafak’ın, Marmara Bölgesindeki sel felaketine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9831)
82.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Ankara’da bir caddeyle ilgili referanduma ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9832)
83.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul’da
yıkımı yapılmayan bazı kaçak yapılara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9833)
84.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, İstanbul’daki sel felaketine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9834)
85.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, deprem
vergilerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/9846)
86.- İstanbul
Milletvekili Ümit Şafak’ın, İstanbul’da Gelir İdaresinin kiraladığı bir binaya
ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/9848)
87.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, mali krize yönelik
önlemlere ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/9853)
88.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, İstanbul-Fatih’teki bir
binanın tahsisine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/9858)
89.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Fırat Üniversitesinin
araştırma görevlisi sayısının artırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9859)
90.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Açık Öğretim
Fakültesi öğrencilerine ek sınav hakkı verilmesine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9865)
91.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, okullara temin edilen yazarlık yazılımlarına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/9866)
92.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, TSK ve Polis Akademisine bağlı yükseköğretim
kurumlarından ilişiği kesilen öğrencilerin üniversitelere yerleştirilmesine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/9867)
93.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, TSK ve Polis
Akademisine bağlı yükseköğretim kurumlarından ilişiği kesilen öğrencilerin
üniversitelere yerleştirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9868)
94.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın,
Fen-Edebiyat Fakültesi mezunlarının pedagojik formasyon
almalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/9872)
95.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir ilköğretim okulu müdürü hakkındaki bazı
iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/9874)
96.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Çanakkale’deki okullarda
doğalgaz kullanılmasına ve okulların bazı ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9875)
97.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
okullarda etüt uygulamasının kaldırılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9878)
98.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
anaokullarındaki öğretmen açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9879)
99.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Mardin
Kızıltepe’deki bir patlama olayına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9884)
100.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van Çaldıran Devlet
Hastanesinin personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9885)
101.- Hatay
Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Eskişehir’de yapılan
yapay plaj tesisine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9886)
102.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, toplumsal
cinsiyete dayalı bütçelemeye ve kadın sağlığına yönelik çalışmalara ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9887)
103.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın yönetici
sayısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9888)
104.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Turgutlu Devlet Hastanesinin ihtiyaçlarına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/9889)
105.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, tutuklu ve hükümlülerin
tedavisinde şikayet edilen doktorlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9890)
106.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, incir üreticiliğine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9894)
107.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, kızartma yağlarının denetimine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9895)
108.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun,
Kayseri’deki destek ödemelerine ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9896)
109.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, Tarım ve
Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna yapılan proje ve faaliyet başvurularına
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9897)
110.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, mısır fiyatlarının
açıklanmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9898)
111.- Mersin
Milletvekili Akif Akkuş’un, mısır fiyatlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9899)
112.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın yönetici
sayısına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/9900)
113.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, bütçe
hazırlanmasında toplumsal cinsiyetin gözetilmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9901)
114.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, ayçiçeği destekleme primine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/9902)
115.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, İstanbul Metropolitan Planlama Merkezinin ulaşım planlamasına
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9903)
116.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Gördes-Çiçekli Beldesinin yol sorununa ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9904)
117.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya’ya sivil havaalanı yapımına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9905)
118.- İstanbul
Milletvekili Lokman Ayva’nın, havayolu ulaşımında engelli yolculara yönelik
düzenlemelere ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9906)
119.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın yönetici
sayısına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9907)
120.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, bütçe
hazırlanmasında toplumsal cinsiyetin gözetilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/9908)
121.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars-Susuz karayoluna
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9909)
122.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan-Kars karayoluna
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9910)
123.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Türk Telekom’un özelleştirmesine ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9911)
124.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Artova-Zile yolunun asfaltlanmasına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/9912)
125.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, işine
son verilen bir kaptan pilota ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/9913)
126.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, bir yoldaki trafik güvenliğine ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/9914)
127.- Trabzon
Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu’nun, sabit
hatsız ADSL kullanımının sağlanmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/9915)
No.: 27
17 Kasım 2009 Salı
Teklif
1.- Van
Milletvekili Kerem Altun ve 2 Milletvekilinin; Milli
Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna Geçici Madde
Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi (2/532) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.11.2009)
Tezkereler
1.- Batman
Milletvekili Bengi Yıldız’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık
Tezkeresi (3/1009) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.2009)
2.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık ile Diyarbakır Milletvekili
Akın Birdal’ın Yasama Dokunulmazlıklarının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1010) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:13.11.2009)
3.- Mardin
Milletvekili Ahmet Türk, Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk ile Batman
Milletvekilleri Bengi Yıldız ve Ayla Akat Ata’nın
Yasama Dokunulmazlıklarının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi
(3/1011) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi:13.11.2009)
4.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1012) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi:13.11.2009)
5.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/1013) (Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi:13.11.2009)
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, hastanelerle ilgili
bir kanun tasarısına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/1603)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, iade edilen sorulara ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/10644) (Başkanlığa geliş
tarihi: 09/11/2009)
2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TOKİ’nin
Muş’ta konut yapımına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10645)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/10/2009)
3.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, akaryakıtın
vergilendirilmesine ve vergi politikasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/10646) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
4.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, CEDAW 6. Rapor
sorularının cevaplandırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10647) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
5.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, vergi muafiyeti
tanınan sivil toplum kuruluşlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10648) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
6.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Datça’daki bir Hazine arazisi üzerindeki bazı
tasarruflara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10649) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/10/2009)
7.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, TRT’nin gelir ve giderlerine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/10650) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
8.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, TOKİ Gölbaşı Örencik
konutlarındaki eksikliklere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10651)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
9.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, IMF’den alınan kredilere ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/10652) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
10.- Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, Alevi çalıştaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/10653) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
11.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, Adli Tıp Kurumunun bir incelemesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10654) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
12.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, Çin mallarının ekonomiye etkisine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10655) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
13.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Adli Tıp Kurumunun
bir incelemesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/10656) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/10/2009)
14.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, KEY ödemelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/10657) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
15.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, kamuoyunda tartışılan bir ihbar mektubuna ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10658) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
16.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, çek mağdurlarıyla ilgili yasa değişikliğine
ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/10659) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/10/2009)
17.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sağlık harcamalarına ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/10660)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
18.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, SGK’ya
borcu olan yerel yönetimlere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10661) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
19.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, bir projeden
yararlanan çocuk işçilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10662) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
20.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’de yapılan ve yapılacak olan barajlar ve HES’lere ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10663) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
21.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Orman İşletme
şefliğinin köylere yakacak yardımına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10664) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/10/2009)
22.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, RTÜK üyelerine
yapılan kira yardımına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent
Arınç) yazılı soru önergesi (7/10665) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/10/2009)
23.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, TRT verici ve
aktarıcılarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/10666) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/10/2009)
24.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, TRT Genel Müdürünün bazı
yurt dışı seyahatlerine ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/10667)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
25.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TRT programlarına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (10668) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/10/2009)
26.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, RTÜK üyelerine yapılan kira yardımına ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç)
yazılı soru önergesi (7/10669) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
27.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, zorunlu göçe ve köye
dönüşe ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10670) (Başkanlığa
geliş tarihi: 20/10/2009)
28.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Van’daki bir sınır
ihlali olayına güvenlik güçlerinin müdahalesine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10671) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
29.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, Emniyet Teşkilatına
yönelik bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10672) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
30.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, bir köyün su sorununa
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10673) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/10/2009)
31.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kağızman’da meslek yüksek
okulu öğrencilerinin taciz edildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10674) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
32.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’daki projelere
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10675) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/10/2009)
33.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Deniz Feneri Davasında
adı geçen bir şahsın ortağı olduğu şirketlere verilen ihalelere ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10676) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
34.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, Tuzla’daki bir araziye
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/10677) (Başkanlığa geliş
tarihi: 30/10/2009)
35.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, seracılıkta kullanılan
elektriğin fiyatlandırılmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10678) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/10/2009)
36.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yerel yönetimlerin vergi
borçlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/10679) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/10/2009)
37.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, yapılmayan KEY ödemelerine ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/10680)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
38.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, varlık barışı
uygulamasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/10681)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
39.- Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, eğitim uzmanlarının
özlük haklarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10682)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
40.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Iğdır’daki bir
okulun ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10683) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
41.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’deki okuma
yazma bilmeyenlere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10684) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
42.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kafkas Üniversitesindeki
yeni değerlendirme sisteminden mağdur olan öğrencilere ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10685) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
43.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kağızman’daki yurt
ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/10686)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
44.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, şehit bir öğretmenin
adının bir okula verilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10687) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
45.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, domuz gribine karşı okullarda alınan önlemlere
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10688) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/10/2009)
46.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Ankara’da H1N1
virüsünden dolayı hayatını kaybeden bir kişiye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/10689) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
47.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, bir hastanedeki
uzman doktor açığına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/10690)
(Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
48.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bal üreticilerinin
desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10691) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
49.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, tarım ürünleri ithalatına
ve fındık tarımına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10692) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
50.- Mersin
Milletvekili Vahap Seçer’in,
transgenik ürünlerle ilgili düzenleme ve uygulamalara
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/10693) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
51.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, kanola
bitkisi ve yağına yönelik bazı iddialara ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10694) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
52.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, çiftçilerin ve hayvan yetiştiricilerinin
desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/10695) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
53.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, transgenik
tarım ürünleriyle ilgili düzenlemelere ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10696) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
54.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, Artvin’deki bazı
yol yapım çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10697) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
55.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, Artvin’deki yol
çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10698)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
56.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu’nun, Borçka-Hopa
yolunun onarım ihalesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10699) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
57.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan-Ardanuç yoluna
ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10700) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/10/2009)
58.- Antalya
Milletvekili Hüseyin Yıldız’ın, erişme kontrollü karayolu ve bölünmüş yol
çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/10701)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
59.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Ahmetli-Gölmarmara yoluna ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/10702) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/10/2009)
60.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, MKE’deki bir görevde
yükselme sınavına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/10703) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/10/2009)
61.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, deri ve ayakkabıcılık sektörünün sorunlarına
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/10704) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/10/2009)
62.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, koleksiyonerlere
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/10705) (Başkanlığa
geliş tarihi: 30/10/2009)
63.- Amasya
Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, bir yakınının şirketine ihalesiz iş verildiği
iddiasına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Cemil Çiçek) yazılı
soru önergesi (7/10706) (Başkanlığa geliş tarihi: 30/10/2009)
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan ve 21 Milletvekilinin, kamu ihale sistemindeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/462) (Başkanlığa geliş tarihi:
7.10.2009 )
2.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 20 Milletvekilinin, Tokat’taki işyerlerinin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/463) (Başkanlığa geliş tarihi:
9.10.2009)
3.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 20 Milletvekilinin, taşımalı eğitim sistemindeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/464) (Başkanlığa geliş tarihi:
9.10.2009)
17 Kasım 2009 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.05
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ
(Konya)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz ağız ve diş sağlığı konusunda söz isteyen Adıyaman Milletvekili Şevket
Köse’ye aittir.
Buyurunuz Sayın
Köse. (CHP sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Ağız ve
Diş Sağlığı Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması
ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ağız ve Diş Sağlığı
Haftası’yla ilgili olarak gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle
yüce heyetinize saygılarımı sunarım.
Değerli
arkadaşlar, her yıl 22 Kasımı içine alan hafta Ağız ve Diş Sağlığı Haftası
olarak kutlanmaktadır. Bilimsel diş hekimliği eğitiminin 22 Kasım 1908
tarihinde başlaması nedeniyle bu tarih ülkemizde Diş Hekimliği Günü olarak
kabul edilmiştir. Bilimsel olarak iyi bir konumda olan diş hekimliğimiz ve diş
hekimlerimiz adına sürem yettiğince bir şeyler söylemek istiyorum.
Sayın
milletvekillerim, insan sağlığı insanın en temel hakkıdır. Hepimizin bildiği
gibi ülkemiz sosyal bir devlettir; sosyal devletin de bu temel hakkı yerine
getirme sorumluluğu vardır. Bugünkü konuşmamda sizlere hizmet alımı üzerine
kimi bilgileri vermek istiyorum.
Değerli
milletvekillerim, kamuda çalışan diş hekimi sayısı 5.500 civarındadır. Bu sayı
halkın ağız ve diş sağlığını sağlamada oldukça yetersizdir. Bu yetersizliği
gidermek için devletin muayenehanelerden ve serbest diş hekimlerinden hizmet
alması gerekmektedir.
Bakınız, nasıl ki
bir kalp hastası ya da diğer hastalar özel hastanelerden hizmet alabiliyorsa
aynı yöntemlerle ağız ve diş hastaları da gidip serbest diş hekimlerinden
hizmet alabilmeliler. Başka bir deyişle işçi, memur, BAĞ-KUR’lu
ve bunların emeklileri ile bakmakla yükümlü oldukları kişiler istedikleri
takdirde kalp hastaları örneğindeki gibi rahatlıkla gidip serbest diş
hekimlerinden hizmet alabilmeliler.
Sayın
milletvekilleri, işte hizmet alımı denilen şey budur. Hizmet alımı halkın ağız
ve diş sağlığını sağlayabilmek için sosyal devletin de bir gereğidir. Bu, bir
an önce sağlanmalıdır.
Değerli
arkadaşlar, hizmet alımı konusunda Türk Diş Hekimleri Birliğinin çeşitli
girişimleri oldu. Üstelik bu girişimlerin en önemli yanı ise sorunun çözümüne
ilişkin alternatif proje sunmuş olmalarıdır. Türk Diş Hekimleri Birliği
yöneticileri geçtiğimiz yıl 15 Ekimde Sayın Başbakanla bu konuda bir görüşme
yaptılar. Sayın Başbakan ise oldukça önemli bir yanıt verdi. Değerli
arkadaşlar, Sayın Başbakanın verdiği yanıt aynen şöyle: “Muayenehaneler de
ülkemizin kaynaklarıdır, yararlanılması gerekir. Vatandaşın ayağına hizmet
götürülmesi bizim hizmet anlayışımızla örtüşmektedir.” Kim diyor bunu? Sayın
Başbakan diyor. Ancak Hükûmet yaklaşık dört yüz gün
geçmesine rağmen hizmet alımı konusunda hâlâ bir çözüm getirmemiştir. Halkımız
ve diş hekimleri bu çözümü Hükûmetten bir an önce
beklemektedir. Bu konuda da bir açılım bekliyor sizlerden.
Değerli
arkadaşlar, Sayın Sağlık Bakanımıza da seslenmek istiyorum: Sayın Bakanım, siz
de bu konuyla yakından ilgilisiniz ve konuyu da biliyorsunuz. Zira Diş
Hekimleri Birliğinin yöneticileri geçtiğimiz yıl Sayın Başbakanla görüştükten
tam dört gün sonra sizinle de bir görüşmede bulundular. Bu anlamda Sayın
Bakanım, diş hekimleri hizmet alımı konusunda sizden çözüm bekliyor ve hizmet
alımı konusunda Maliye Bakanının da Sağlık Bakanına yardımcı olmasını
diliyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; işsizlik her an çığ gibi büyümektedir. Bakınız, en son
Ağustos ayının verilerine baktığımız zaman yüzde 13,4’lük oranla işsizlik
yaklaşık 3,5 milyona ulaşmıştır. Hizmet alımı olmadığı için diş hekimleri de
maalesef bu işsizlik ordusuna katılmıştır.
Size bir örnek
vermek istiyorum: Geçtiğimiz haftalarda Adana ilimizde meslektaşlarım
işsizlikten dolayı koltuklarını yaktılar. Bu olay beni rahatsız ettiği kadar
eminim ki sizleri de rahatsız etmiştir. Bu çok üzücü bir durumdur. Yani diş
hekimlerimizin bu duruma düşmesini acaba nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sayın
milletvekillerim, ülkemizin bu seçkin meslek sahiplerine sahip çıkalım lütfen.
Değerli
arkadaşlarım, kamuda eksik olan diş hekimi sayısını artırmak için yeni kadrolar
açılmalıdır. Bu yolla kamuda çalışan diş hekimi sayısı artırılmalıdır. Ayrıca
diş hekimi eğitiminde daha da planlı çalışılmalıdır. Yani Yüksek Öğretim
Kurulu, Sağlık Bakanlığı ve Diş Hekimleri Birliğinin görüşlerini almadan yeni
fakülteler açmamalıdır.
Değerli
arkadaşlar, son günlerde diş hekimleri arasında konuşulan bir başka konu ise
Türk Diş Hekimleri Birliğinin seçim sistemine ilişkindir. Edindiğim bilgilere
göre, yeni bir yasa değişikliği ile Türk Diş Hekimleri Birliğinin delege
sisteminde ve seçim sisteminde kimi değişiklikler yapılacakmış. Ancak bu konuda
Türk Diş Hekimleri Birliğinden herhangi bir görüş alınmamıştır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
ŞEVKET KÖSE
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Demokratik bir
toplumun gereği olarak yasal bir değişiklik söz konusu olduğunda, değişiklikten
etkilenecek kesimlerle görüş alışverişinde bulunmak gerekir. Eğer bundan dolayı
böyle bir değişiklik yapılacaksa mutlaka Türk Diş Hekimleri Birliğinin
görüşleri de alınmalıdır.
Değerli
arkadaşlar, diğer bir konu ise diş hekimlerinin en önemli yardımcıları olan diş
teknisyenlerinin de çalışma şartlarının ve özlük haklarının iyileştirilmesi
gerekir. Bu konuyu da göz ardı etmememiz gerekir.
Sayın
milletvekilleri, unutmayalım ki iki şeyden fedakârlık yapılmaz: Birisi
özgürlük, diğeri ise sağlıktır. İnsan sağlığı her şeyden önemlidir. İnsan
sağlığı kriz ya da başka bir nedenden dolayı ertelenemez.
Sözlerime son
verirken hepinizin ağız ve diş sağlığının yerinde olmasını diler, tüm
meslektaşlarımın Diş Hekimleri Günü’nü en içten duygularımla kutlarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Köse.
Gündem dışı
ikinci söz, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi hakkında söz isteyen Kütahya
Milletvekili Alim Işık’a aittir.
Buyurunuz Sayın
Işık. (MHP sıralarından alkışlar)
2.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin gündem dışı konuşması
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; son dönemde kamuoyunun gündemine
tekrar gelerek 72 milyon Türk insanını yakından ilgilendiren şeker
fabrikalarımızın özelleştirilmesi konusunda almış olduğum gündem dışı konuşmaya
başlamadan önce hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Ülkemizde hâlen
özelleştirilmemiş toplam 25 adet şeker fabrikasının 2008-2009 kampanya
döneminde 10 milyon 200 bin ton olarak belirlenen şeker pancarı kotasından
yaklaşık 1,4 milyon ton şeker üretimi yapılmış; ayrıca 321 bin tonun üzerinde
melas ve 6,4 milyon litre de alkol üretimi gerçekleştirilmiştir.
Bu fabrikalarda
memur ve işçi olmak üzere toplam 18 bini aşkın personel çalışmakta ve
ailelerinin geçimlerini sağlamaktadırlar. Ayrıca, bu fabrikalarımız yaklaşık 50
bin dönümlük çok kıymetli araziye de sahiptirler.
Ülkemizin şeker
ihtiyacının karşılanmasında çok önemli yer tutan bu fabrikaların
özelleştirilmesi konusu, çalışanların aileleri başta olmak üzere ülkede yaşayan
herkesi yakından ilgilendirmektedir. Yedi yılı aşkın süredir tek başına
ülkemizi yöneten AKP hükûmetlerinin şimdiye kadar
yaptıkları özelleştirmelerde yaşanan olumsuzluklar, yapılacak yeni
özelleştirmelerde de kayırmacılık yapılacağı endişelerini ne yazık ki tekrar
gündeme getirmiştir.
Eski Maliye
Bakanımız Sayın Unakıtan’ın, Tekel özelleştirme
sürecinde siyasi literatürümüze soktuğu “Babalar gibi
satarız” beyanatı henüz unutulmamıştır. Bu anlayışla, cumhuriyet tarihi boyunca
görev yapan elli yedi hükûmet döneminde yapılmış
birçok yatırım, son yedi yılda görev almış üç AKP Hükûmeti
döneminde ne yazık ki babalarının malı gibi satılmıştır.
Başbakanlık
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı web sitesinde yer alan son güncel bilgilere
göre, 1986-2009 döneminde yapılan ve devri tamamlanan özelleştirmelerden
sağlanan yaklaşık 40 milyar dolarlık gelirin yüzde 80’i bu iktidarlar döneminde
gerçekleşmiştir. Yine bu süreçte Türk Telekom başta olmak üzere PETKİM, TÜPRAŞ,
ERDEMİR, Tekel, havalimanı terminalleri ve benzeri gibi birçok değerli yatırım
elimizden çıkarılmıştır. Bu süreçte kamuoyunda oluşan haklı tepkilere âdeta
kulak tıkanmış, ülke -Sayın Başbakanın da ifadesiyle- âdeta pazarlanmıştır.
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı siyasi kadrolarla doldurulmuş ve âdeta peşkeşin
noteri hâline getirilmiştir. Hükûmet 2009 bütçesinde
verilecek bütçe açığının da kapatılmasını bahane ederek Türkiye'nin elinde
kalan son KİT’leri de özelleştirmeye kararlı görülmektedir. Bu kapsamda,
ülkemiz şeker üretiminde çok önemli yeri olan TÜRKŞEKER AŞ’ye ait yirmi beş
adet şeker fabrikası altı gruba ayrılarak kademeli olarak özelleştirme
kapsamında tutulmaktadır. Özellikle son dönemde Portföy C’de
yer alan Kastamonu, Kırşehir, Turhal, Yozgat, Çorum, Çarşamba Şeker Fabrikaları
ve Portföy B’de yer alan Elâzığ, Malatya, Erzincan,
Elbistan şeker fabrikaları yılbaşına kadar teklife açılmış ve son teklif
tarihleri syine Özelleştirme İdaresi kapsamında
belirlenmiştir.
Bu konuda Tokat
Milletvekilimiz Sayın Reşat Doğru ve arkadaşları geçen hafta yapmış oldukları
basın toplantısında “Şeker fabrikaları vatandır, satılamaz.” şeklindeki
görüşlerini açıkça kamuoyuyla paylaşmışlardır.
Şeker
fabrikalarının özelleştirilmesinin yol açacağı bazı önemli sakıncaları da
sizlerle bu vesileyle paylaşmak isterim.
Her şeyden önce
bu fabrikaların özelleştirilmeleri hâlinde birçok fabrikanın sektörde kapanması
beklenmektedir. Sadece kârlı fabrikaların yer aldığı portföyler
içinde yer alan düşük kârlı fabrikalar nedeniyle neredeyse yok pahasına
satılacak, ardından TÜRKŞEKER’in özelleştirilmesine
yönelik ek strateji raporunda yer aldığı şekilde, fabrikalar arası kota
transferi yoluyla, kotaları kârlı bir ya da iki fabrikada toplanarak kalanları
kapatılma sürecine ne yazık ki sokulacaklardır.
Doğu
bölgelerimizde bölgesel kalkınma ve istihdam gibi sosyal gayelerle kurulan,
düşük kâr oranlarıyla çalışan küçük ölçekli fabrikalar ise özel sektör
tarafından işletilmeleri mümkün olmadığından satılamayacak ya da düşük fiyatla
satılmak zorunda kalacaktır. Nitekim, 2008 yılında
ihaleye çıkartılan Portföy A fabrikalarına hiç talep gelmemesi bunun önemli
göstergesidir.
Kapanan
fabrikalar nedeniyle belli bölgelerde pancar ekimi azalacak ya da bitecek,
çiftçiler bugün olduğu gibi daha da kötü duruma düşmekten kendilerini
alamayacaklardır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Lütfen efendim…
BAŞKAN -
Buyurunuz.
ALİM IŞIK (Devamla) –
Şeker üretimi düşecek, ülkemizde yapay tatlandırıcı firmaları şeker pazarını
ele geçireceklerdir. Yapay şeker üretimi için yapılacak ithalat ülke
kaynaklarının dışa akmasına neden olacak, Türkiye şekerde dışa bağımlı bir hâle
gelecektir.
ABD ve AB
ülkelerinde hiçbir şeker fabrikasının özelleştirilmediği ancak şeker pancarı
üreticilerine devredildiği, Cargill ve benzeri gibi
bazı uluslararası şirketlerin mısır şurubundan elde ettikleri tatlandırıcıları
her geçen gün artırarak ülkemizde pazarladıkları dikkate alındığında yapılacak
özelleştirmelerin kimlere hizmet edeceği açıktır. Bu nedenle söz konusu şeker
fabrikalarının özelleştirilmesinde pancar üreticilerinin üyesi olduğu Pankobirlik’in teklifleri mutlaka öncelikle
değerlendirilmeli, ayrıca ülkemiz genelinde giderek azaltılan pancar
kotalarının artırılarak şeker pancarı üreticilerinin mutlaka özel bir destek
kapsamında teşvik edilmesi sağlanmalıdır.
Bu süre
içerisinde dile getirmeye çalıştığım bu konuyu takdirlerinize sunuyor,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu süreci yakından izleyeceğimizi belirtiyor,
hepinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Işık.
Buyurunuz Sayın
Doğru, bu konuda söz istemiştiniz.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, şeker
fabrikalarının, özellikle Atatürk’ün talimatıyla kurulan ve özelleştirme
kapsamında bulunan Tokat Turhal Şeker Fabrikasının kapatılmaması, satılmaması
gerektiğine ilişkin açıklaması
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Özelleştirme
kapsamı içerisinde Tokat Turhal Şeker Fabrikası da bulunmaktadır ancak Turhal
Şeker Fabrikası Atatürk’ün talimatıyla cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuş
olan bir fabrikadır.
Geçen hafta içerisinde
Turhallılar, Şeker-İş Sendikası önderliğinde, çiftçisiyle, esnafıyla, işçisiyle
fabrikalarına sahip çıkarak çok büyük bir miting yaptılar. Fabrikalarının
satılmamasını ve fabrikanın kapatılmamasını, üretime devam etmesini istiyorlar.
Onların adına buradan Hükûmete sesleniyorum:
Turhallının, esnafın, çiftçinin, işçinin sesini duyalım, fabrikaları
satmayalım, sattırmayalım, kapatmayalım.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Doğru.
Gündem dışı
üçüncü söz Dünya Çocuk Hakları Günü münasebetiyle söz isteyen Adana
milletvekili Nevingaye Erbatur’a
aittir. (CHP sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, üçü de CHP’li olsaydı daha iyi olurdu. Ahmet Kaya için söz
istemiştik, vermediniz.
BAŞKAN -
Buyurunuz Sayın Erbatur.
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI (Devam)
3.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, Dünya Çocuk Hakları Güne’ne
ilişkin gündem dışı konuşması
NEVİNGAYE ERBATUR
(Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları
Günü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla
selamlarım.
Türkiye
Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni 14 Eylül 1990
tarihinde imzalamış ve 2 Ekim 1995’te uygulamaya başlamıştır. Eğitim temel bir
insan hakkı olarak evrensel ölçekte kabul görmektedir. İnsan kişiliğinin tüm
yönleriyle gelişmesinde çok önemli bir faktör ve insanların kendilerini
gerçekleştirmeleri ve özgürleştirmeleriyle doğrudan ilişkili bir süreçtir.
Eğitim hakkı, pek
çok uluslararası belgede diğer insan haklarının ön koşulu olarak yer
almaktadır. İnsanların diğer haklarını kullanabilmesi ve hak ihlallerine karşı
mücadele edebilmesi, hangi haklara sahip olduklarını ve bunları nasıl
kullanabileceklerini bilmelerine ve anlamalarına bağlıdır. Bu ise öncelikle
eğitimle gerçekleşir. Kısacası, bilinçli nesillerin varlığı sağlıklı ve
kaliteli bir eğitimle mümkündür.
Birleşmiş
Milletler Çocuk Hakları Komitesi, eğitimin çocuğun onuruna saygılı bir şekilde
ve okullarda şiddet içermeyen bir ortamda sunulması gerektiğini ifade etmiştir.
Bugün üzerinde durmak istediğim konu da budur. Birleşmiş Milletler Çocuk
Hakları Sözleşmesi 28’inci maddesiyle eğitim hakkı kapsamında okul disiplininin
çocuğun insanlık onuruyla bağdaşır biçimde ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun
olarak yürütülmesini sağlamak için taraf devletlerin gerekli tüm önlemleri
alacağını belirtmektedir. Çocuk Hakları Komitesi, bu paragrafın taraf
devletlere eğitim bağlamında bedensel ceza ve diğer her türlü aşağılayıcı veya
zararlı disiplin önlemlerini yasaklama yükümlülüğünü getirdiğini belirtmiştir.
Ayrıca, Komite
okullarda uygulanan öğretim yöntemlerinin Sözleşme’nin ruhuna uygun olmasını,
çocukların okul ortamında kararlara katılımının artırılmasını ve hak ihlali
durumunda -hangi sınıfta olursa olsun- bütün öğrenciler tarafından ulaşılabilir
bir şikâyet kanalının bulunmasını, okullarda kötü muamele ve fiziksel cezanın
önlenmesinin gerekleri olarak kabul etmektedir. Okullarda şiddet, ihmal veya
istismar, sadece medyaya yansıyan öldürme veya rehin alma olaylarıyla sınırlı
değildir. Bu tür olayların yanında, diğer biçimlerdeki dayak, kabadayılık,
akran zorbalığı, tehdit, alay, etnik taciz, cinsel taciz, ciddi fiziksel
saldırı gibi şiddet olayları fazla göze çarpmamakta ama görmezlikten
gelinmektedir.
Anayasal güvence altına alınmış, temel çocuk haklarından olan
eğitim hakkının sağlıklı kullanılabilmesi için okullarda şiddet, ihmal ve
istismarı önlemek kamu için temel bir hedef olmalı, şiddetin önlenmesi için
tanımlar ve görevler ayrıntılı ve açık bir biçimde düzenlenmeli; okullarda
çocuğa yönelik şiddet ve istismar sorununun gerçek boyutlarını ortaya
koyabilmek ve bu doğrultuda çözümler geliştirebilmek için şiddet ve istismarın
her türüyle ilgili bildirim yapma ve kayıt tutma zorunlu hâle getirilmeli;
okullarda çocuklara karşı şiddet uygulayan, çocukları ihmal veya istismar eden
görevlilere yönelik yaptırımlar daha etkili kılınmalıdır.
Çocuklarımızın ve
gençlerimizin, ailelerinin mali gücüne bağlı olmadan en iyi eğitimi almaları,
gençliğin bilgi çağıyla buluşturulması gerçekleştirilmelidir. Kimse maddi
olanaksızlıklar nedeniyle öğretimin hiçbir aşamasında eğitim hakkından mahrum
bırakılmamalıdır. Bireye öz güven kazandıran, onu öğrenmeye, araştırmaya ve
sorgulamaya teşvik eden modern eğitim sistemlerine geçiş yapılmalıdır. Inovasyon ve girişim kültürünü, bilgi teknolojileri ve
bilişimi özümsemiş, bilgi toplumunun gerektirdiği niteliklere sahip gençleri
yetiştirecek, ekonomik ve sosyal politikalarda gençliğin ihtiyaçlarına öncelik
verecek, ulusal ve evrensel olanaklardan ve teknolojik yeniliklerden en geniş
çerçevede yararlanmalarını sağlayacak bir eğitim reformu acilen
gerçekleştirilmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çerçevede, Çocuk Koruma
Kanunu ve Türk Ceza Kanunu’na, şiddet, ihmal ve istismarı tanımlayan bir madde,
Millî Eğitim Temel Kanunu’na her türlü bedensel, duygusal ve psikolojik ceza
veya muameleyi yasaklayan bir madde, aynı Kanun’da eğitimin amacına ilişkin
maddeye ek yapılarak “Çocukların şiddete başvurmadan iletişim kurma ve
başkalarının haklarına saygılı davranma becerilerinin geliştirilmesi.” fıkrası
eklenmelidir.
Türk Ceza
Kanunu’nda yer alan, okul personelini de kapsayan kötü muameleyle ilgili
232’nci maddede terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin sınırları
tanımlanırken, şiddetin her türü de açıkça yasaklanmalıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
NEVİNGAYE ERBATUR
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
Millî Eğitim
Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’a, Bakanlığın görevlerine,
okullarda ihmal, istismar ve şiddeti önlemeye yönelik gerekli tüm yasal, idari,
eğitsel ve diğer önlemleri alması eklenmelidir. Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’da, çocuklara karşı işlenen suçların
soruşturulması izne tabi olmayacak şekilde düzenlenmeli ve izne gerek
kalmaksızın cumhuriyet savcılıklarınca soruşturma yürütülebilmelidir. Türk Ceza
Kanunu’nun 103, 105, 110, 279 ve 280’inci maddeleri öğretmenler, yöneticiler ve
okul personeline yönelik cezai yaptırımları daha etkin kılacak biçimde
değiştirilmelidir. Çocuklarımıza iyi bir gelecek sunmak, bu çatı altında
bulunan bizlerin en önemli vazifesidir.
Bu vesile ile tüm
dünya çocuklarının Çocuk Hakları Günü’nü kutluyorum. Teşekkür ederim. (CHP ve
AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Erbatur.
Şimdi gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula Sunuşları vardır.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize
sunacağım.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER
1.- Suriye Arap Cumhuriyeti Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al-Abrash ve
beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesinin uygun bulunduğuna ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/1014)
13 Kasım 2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna
Suriye Arap
Cumhuriyeti Halk Meclisi Başkanı Sayın Dr. Mahmoud
Al-Abrash ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret
etmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı'nın 3 Kasım 2009 tarih ve
55 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.
Söz konusu
heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul'un
bilgilerine sunulur.
Mehmet
Ali Şahin
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
B) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ
1.- Giresun Milletvekili Murat Özkan ve 21 milletvekilinin,
kamuda ihale sistemindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/462)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
04.01.2002
tarihinde çıkartılan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu; ülkemizdeki tüm kamu
alımlarını kapsayacak şekilde düzenlenmiş, bu kanunla kamu ihalelerinin şeffaf
ve hukuka uygun bir şekilde yapılması amaçlanmıştır.
AKP hükümetleri
döneminde Kamu İhale Kanunu 17 kez değiştirilmiş; birçok mal ve hizmet alımı,
yapımı kamu ihale mevzuatının dışına çıkartılmıştır. Bu durum, şeffaflıktan
uzak, ranta, yolsuzluğa uygun, denetimsiz kamu
harcamalarının yapılmasına zemin hazırlamıştır.
Topluma ait kamu
kaynaklarının kullanılmasında, yolsuzluk ve usulsüzlüklere yol açan ihale
sisteminin araştırılmasının ve tedbir alınmasının siyaset etiği açısından
gerekli olduğu kanaatindeyiz.
Bu nedenle Kamu
İhale Kurumunun denetim ve çalışmalarında evrensel standartların belirlenmesi
ve Kanunda yapılan değişikliklerin yolsuzluğa etkilerini incelemek amacıyla
Anayasanın 98'inci, İç Tüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ederiz.
|
1) Murat Özkan |
|
(Giresun) |
|
|
2) Ahmet Bukan |
|
(Çankırı) |
|
|
3) Oktay Vural |
|
(İzmir) |
|
|
4) Kadir Ural |
|
(Mersin) |
|
|
5) Yıldırım
Tuğrul Türkeş |
|
(Ankara) |
|
|
6) Mustafa Enöz |
|
(Manisa) |
|
|
7) Mehmet Akif Paksoy |
|
(Kahramanmaraş) |
|
|
8) Osman Durmuş |
|
(Kırıkkale) |
|
|
9) Ahmet Orhan |
|
(Manisa) |
|
|
10) Süleyman
Nevzat Korkmaz |
(İsparta) |
|
|
|
11) Meral Akşener |
|
(İstanbul) |
|
|
12) Ahmet Kenan
Tanrıkulu |
(İzmir) |
|
|
|
13) Mehmet Serdaroğlu |
|
(Kastamonu) |
|
|
14) Behiç Çelik |
|
(Mersin) |
|
|
15) Yılmaz Tankut |
|
(Adana) |
|
|
16) Ahmet Duran
Bulut |
|
(Balıkesir) |
|
|
17) Şenol Bal |
|
(İzmir) |
|
|
18) Hasan Çalış |
|
(Karaman) |
|
|
19) Kamil Erdal
Sipahi |
|
(İzmir) |
|
|
20) Ahmet Deniz
Bölükbaşı |
(Ankara) |
|
|
|
21) Reşat Doğru |
|
(Tokat) |
|
|
22) Ertuğrul Kumcuoğlu |
|
(Aydın) |
|
Gerekçe:
Yolsuzluk
toplumları içten içe kemiren, ahlaki yapıyı yozlaştıran, rekabeti, dolayısıyla
ekonomik gelişmeyi engelleyen bir suç ve patolojik bir durumdur.
Demokratik kurum
ve kuralların işlediği, hukukun hakim olduğu bir
ülkede yaşamak için en temel koşullardan biri yolsuzlukla mücadele etmektir.
Yolsuzluk
sayılabilecek birçok eylem ve işlem bulunmaktadır. Ancak en temel yolsuzluk
alanı kamu ihalelerinde söz konusu olmaktadır.
OECD tahminlerine
göre kamu alımlarına konu olan piyasa hacmi, ülkelerin GSYH'sının
ortalama %15'ine tekabül etmektedir. Ülkemizde 2009 yılında Kamu İhale Kanununa
tabi alımlar, Milli Gelirin %8'ine tekabül ettiği tahmin edilmektedir. OECD
ülke tahmini esas alınırsa Türkiye'de kamu alımlarının %7’lik kısmının, Kamu
İhale Kanunu dışında yapıldığı anlaşılmaktadır.
04.01.2002
tarihinde çıkartılan 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu; ülkemizdeki tüm kamu
alımlarını kapsayacak şekilde düzenlenmiş, kamu ihalelerinin şeffaf ve hukuka
uygun bir şekilde yapılması amaçlanmıştır. Ancak AKP iktidarıyla birlikte Kamu
ihale Kanunu 17 kez değiştirilerek neredeyse kamu alımlarının yarısına yakın
kısmı ihale kanunu dışına çıkartılmış, bu alandaki yolsuzluk ve usulsüzlüklerle
giderek daha fazla muhatap olma riskine sebebiyet verilmiştir.
AKP iktidarları
döneminde 17 kez değiştirilen Kamu İhale Kanunu ve bunun sonucunda kuruluş
amaçları dışına çıkan Kamu İhale Kurumunun bugün fiilen kamu ihaleleri üzerinde
hiçbir etkisi kalmamıştır. Bu durumun kamu ihalelerinde istismarları
arttıracağı, yolsuzlukla mücadeleyi sekteye uğratacağı açık bir gerçektir.
Yerel
Yönetimlerde BİT'ler aracılığı ile merkezde TOKİ ve
illerde Köylere Hizmet Götürme Birlikleri gibi hizmet alanları geniş olan
yerlerin kamu ihale mevzuatlarının dışında tutulması; kamu alımlarında
ayrımcılık, yolsuzluk ve usulsüzlükleri arttıracağı ve neredeyse teşvike
sebebiyet vereceği yönünde görüşlerin oluşmasına neden olmuştur.
Topluma ait kamu
kaynaklarının amacına uygun kullanılmadığı, kamu ihalelerinde görülen yolsuzluk
ve usulsüzlüklerin arttığı yönündeki görüşlerin devamlı gündeme gelmesi, Devlet
saygınlığını zedelemektedir.
Bu nedenle,
yolsuzluklarla mücadelenin en önemli aracı olan Kamu İhale Kurumunun denetim ve
çalışmalarında evrensel standartların belirlenmesi ve Kanunda yapılan
değişikliklerin yolsuzluğa etkilerini incelemek amacıyla Meclis araştırması
gerekmektedir.
2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin,
Tokat’taki işyerlerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/463)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Gerekçesi ekte
belirtildiği üzere Tokat ili ve İlçelerindeki İş yerlerinin sorunlarının
araştırılarak, alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98. ve
İç Tüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırması yapılmasını
arz ederiz.
|
1) Reşat
Doğru |
|
(Tokat) |
|
|
2) Mehmet
Şandır |
|
(Mersin) |
|
|
3) Kamil Erdal
Sipahi |
|
(İzmir) |
|
|
4) Ahmet Bukan |
|
(Çankırı) |
|
|
5) Osman
Durmuş |
|
(Kırıkkale) |
|
|
6) Ali Uzunırmak |
|
(Aydın) |
|
|
7) Cemaleddin Uslu |
|
(Edirne) |
|
|
8) Metin
Çobanoğlu |
|
(Kırşehir) |
|
|
9) Münir Kutluata |
|
(Sakarya) |
|
|
10) Yılmaz Tankut |
|
(Adana) |
|
|
11) Alim Işık |
|
|
(Kütahya) |
|
12) Kemalettin Nalcı |
|
(Tekirdağ) |
|
|
13) Ahmet Kenan
Tanrıkulu |
(İzmir) |
|
|
|
14) Durmuş Ali
Torlak |
|
(İstanbul) |
|
|
15) Necati Özensoy |
|
(Bursa) |
|
|
16) İsmet Büyükataman |
|
(Bursa) |
|
|
17) Beytullah Asil |
|
(Eskişehir) |
|
|
18) Recep
Taner |
|
(Aydın) |
|
|
19) Ahmet Duran
Bulut |
|
(Balıkesir) |
|
|
20) Mustafa
Kalaycı |
|
(Konya) |
|
|
21) Sabahattin Çakmakoğlu |
(Kayseri) |
|
|
Gerekçe:
Ülkemizdeki ağır
ekonomik kriz tüm ülkede olduğu üzere Tokat ilinde ve ilçelerinde ağır bir
şekilde hissedilmektedir.
Bunu Organize
Sanayisi Bölgesindeki esnafımız ve işadamlarımız çok ağır bir şekilde
hissetmektedir. Hızla iş yerleri kapanmakta, işçilerin işlerine son verilmekte,
buna bağlı olarak işsizlik oranı Tokat ilinde ve ilçelerinde hızlı bir şekilde
artmaktadır.
Hükümet afişlerle
halkı pazara davet etse de, sürekli alışveriş yapın diye reklâmlarla telkinde
bulunsa bile, halk işsizlikten parasızlıktan evinden bile çıkamamaktadır. Bu
durum yetkililerce göz ardı edilmektedir.
Tokat ili ve
ilçelerinde hemen hemen tüm sektörlerde üretim
durmuş, sürekli artan girdi maliyetleri, işvereni iş yapamaz hale getirmiştir.
Yeni yatırımlar yapılmamaktadır. Teşvik Bölgeleri Kanunundan Tokat hiç
faydalanamamıştır. Organize Sanayi Bölgelerinde, yatırım yapılacak olan yerler
boş kalmış, her yerde ot bitmiştir. İşsizlik çığ gibi büyümektedir. İnsanlar
Tokat'ı terk edip büyük şehirlere taşınmaktadır. Bu da nüfusu büyük oranda
düşürmektedir.
Üretim ve yatırım
olmadığından, doğal olarak üretim maliyetleri de arttırmıştır. İşveren çok zor
durumdadır. Bu sorunların tespit edilip giderilmesi ve İşverenlerin üretir ve
yatırım yapar hale gelmesi için Meclis araştırması yapılması uygun olacaktır.
3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 20 milletvekilinin,
taşımalı eğitim sistemindeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/464)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Millî Eğitimde
taşıma yöntemi ile okullarda eğitim ve öğretim yapılan öğrencilerin ve
okudukları okulların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98., İçtüzüğün 104 ve
105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve
talep ederiz.
|
1) |
Reşat Doğru |
|
(Tokat) |
|
|
2) |
Mehmet Şandır |
|
(Mersin) |
|
|
3) |
Kamil Erdal
Sipahi |
|
(İzmir) |
|
|
4) |
Ahmet Bukan |
|
(Çankırı) |
|
|
5) |
Osman Durmuş |
|
(Kırıkkale) |
|
|
6) |
Ali Uzunırmak |
|
(Aydın) |
|
|
7) |
Münir Kutluata |
|
(Sakarya) |
|
|
8) |
Metin Çobanoğlu |
|
(Kırşehir) |
|
|
9) |
Alim Işık |
|
|
(Kütahya) |
|
10) |
Kemalettin Nalcı |
|
(Tekirdağ) |
|
|
11) |
Cemaleddin Uslu |
|
(Edirne) |
|
|
12) |
Yılmaz Tankut |
|
(Adana) |
|
|
13) |
Durmuş Ali
Torlak |
|
(İstanbul) |
|
|
14) |
Ahmet Kenan Tanrıkulu |
(İzmir) |
|
|
|
15) |
Necati Özensoy |
|
(Bursa) |
|
|
16) |
İsmet Büyükataman |
(Bursa) |
|
|
|
17) |
Beytullah Asil |
|
(Eskişehir) |
|
|
18) |
Recep Taner |
|
(Aydın) |
|
|
19) |
Ahmet Duran
Bulut |
|
(Balıkesir) |
|
|
20) |
Mustafa Kalaycı |
|
(Konya) |
|
|
21) |
Sabahattin Çakmakoğlu |
(Kayseri) |
|
|
Gerekçe:
Millî Eğitim
Bakanlığı olarak uzak köylerde ve mezralarda okul çağına gelen çocuklar, gerek
güvenlik, gerekse okulların yetersizliği nedeniyle taşımalı eğitim sistemi ile
eğitim görmektedirler.
Ancak
taşımacılığın yapıldığı araçların çok eski olduğu ve bakımsız olması nedeniyle
ağır kış şartlarının olduğu bölgelerimizde ciddi kazalara, yolda kalmalara
neden olmaktadır. Yapılan ihalelerde aynı güzergâhta iki servis aracının
bulunması gerekirken, firmalar bir müddet sonra iki araçlık öğrenciyi tek
araçla ulaşımlarını sağlamaktadır. Bazı bölgelerde öğrenci servislerinde
akrabam yolumun üzerindeydi diye sivil yolcular taşınmaktadır.
Araçları kullanan
sürücüler alkollü araç kullanmakta, çocukların hayatlarını tehlikeye
atmaktadırlar. Bundan dolayı araçlar sık sık İlçe
Milli Eğitim Müdürlükleri ve Jandarma işbirliği ile denetlemeleri yapılmalıdır.
Taşımalı eğitimde
çocuklarımız gün boyu okulda olduklarından sıcak yemek ya da kumanya verilmesi
gerekmektedir. Bu hizmette aksaklıklar olmakta, çocuklar düzenli olarak beslenememektedir.
Okulların birçoğunda yemeklerini yiyebilecekleri bir yemekhaneleri, öğle
arasında dinlenebilecekleri bir ortak kullanım alanları bulunmamaktadır.
Düzenli beden eğitimi yapacakları bir salonları yoktur. Okullar çok kalabalık
olduğundan tuvaletleri, sınıfları temizlik konusunda yeteri derecede steril değildir. Sınıflar pis ve sıcak değildir. Sağlıklı
bir eğitim ortamı sağlanamamaktadır.
Bundan dolayı
Taşımalı Eğitim sistemindeki çok ciddi sorunların araştırılması için Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nde araştırılarak gereken tedbirlerin belirlenmesi yerinde
olacaktır.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Komisyon
üyeliğinden istifaya ilişkin iki adet önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
C) ÖNERGELER
1.- Konya Milletvekili Muharrem Candan’ın, Çevre Komisyonu
üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/156)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Üyesi bulunduğum
Çevre Komisyonu Üyeliğinden gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum. Gereğini
bilgilerinize saygılarımla arz ederim. 13.11.2009
Muharrem
Candan
Konya
2.- Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun’un,
Millî Savunma Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/157)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Halen üyesi
bulunduğum Millî Savunma Komisyonu Üyeliğinden gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum.
Gereğini bilgilerinize saygılarımla arz ederim. 13.11.2009
Ali
Rıza Alaboyun
Aksaray
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Şimdi, Demokratik
Toplum Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım:
VII.- ÖNERİLER
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- (10/443) esas numaralı, demokratik hukuk devletini
tehdit eden gelişmelerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 17/11/2009 Salı günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi
17.11.2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun 17.11.2009 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına
sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Selahattin
Demirtaş
Diyarbakır
Grup
Başkan Vekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis
Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmının 360 ıncı
sırasında yer alan 10/443 esas numaralı Demokratik Hukuk Devletini tehdit eden
gelişmelerin araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesinin görüşmesini, Genel Kurulun 17.11.2009 Salı günlü birleşiminde
birlikte yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Grup
önerisinin lehinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal.
(DTP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Birdal.
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; günlerdir Türkiye’de demokratikleşme, açılım adı
altında sivil bir toplum yaratma projeleri konuşuluyor ya da kişi güvenliğini
ve özgürlüğünü yok eden telekulak tartışılıyor. Bütün
bunlara neden olan, Türkiye’nin gerçekten layık görüldüğü, reva görüldüğü
anayasal ve yasal sistemdir ve bu anayasal sistemi bize dayatan militarist bir
anlayıştır, darbeci bir anlayıştır ve İttihat Terakkiden günümüze gelen suikastçı,
darbeci, vesayetçi bir rejimden kurtulamayışımızdır. O nedenle, Demokratik
Toplum Partisi olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinde demokratik, sivil bir
toplum yaratılmasının ve vesayetten, militarist, askerî bir vesayetten kurtulan
demokratik bir toplum yaratılmasının iradesinin ancak Türkiye Büyük Millet
Meclisi çatısı altında olacağını umut ederek böyle bir önerge sunduk ve Meclis
araştırma komisyonunun oluşturulmasını önerdik. Bu nedenle söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında bu
vesayetçi rejim İttihat Terakkiden geliyor. Şimdi, İttihat Terakkinin… Örneğin,
bu çatı altında birkaç gün önce Atatürk’e sığınarak birtakım, demokrasi adına,
rejim adına, barış adına katliamlar, darbeler savunuldu. Aslında bir yanılsama
var, bu Atatürk adına yapıldı.
Bakın, 1908
yılında İttihat Terakkinin Selanik’teki toplantısında, Mustafa Kemal Atatürk
İttihat Terakkinin paşalarına şunu öngördü: Ya darbe ya askeriye mücadele ya
üniformasız bir siyaset. Tabii paşalar, İttihat Terakkinin malum paşaları,
ırkçı, tekilci paşalar bunu reddettiler ve Atatürk de İttihat Terakkiden
ayrıldı ve o kongrede bu, oylamaya sunuldu, Atatürk’ün oylamada Kâzım Karabekir’den başka destekçisi olmadı ve Atatürk de
çekildi gitti ama ne yazık ki Atatürk çekildi gitti ama o anlayış, darbeci
anlayış ve rejim üzerindeki vesayet anlayışı günümüze kadar geldi. Örneğin “31
Mart ayaklanması” diye adlandırılan, o “gerici” diye adlandırılan ayaklanmada
yine Hareket Ordusunun duruma egemen olmasından sonra ordunun bir bölümü tasfiye
edilmiş ve ordunun siyasi iktidar üzerindeki nüfuzu artırılmıştır.
Birinci Dünya
Savaşı sonrası da Almanya’yla iş birliği yapan ekibe karşı bir darbe girişimi
söz konusu olmuş ve hâlâ günümüze değin bu açığa kavuşturulamamış, ancak
Teşkilatı Mahsusadan olan Yakup Cemil kurşuna
dizilmiş ve durum kapatılmıştır.
Şimdi, cumhuriyet
döneminde Mustafa Kemal’in Kâzım Karabekir’le, Rauf
Orbay’la çatışmaları, İzmir suikastı, aslında bu darbeci geleneği İttihat
Terakki kadroları aracılığıyla cumhuriyet döneminde de sürdürdüğünün bir kanıtı
olarak sayılabilir.
27 Mayıs 1960
darbesiyle beraber darbeler, darbe girişimleri olabildiğince olağanlaşmış ve
hatta anayasal bir çerçeveye oturtulmuştur. Kimilerine göre 1960 darbesi darbe
değil devrim ya da onların deyimiyle inkılap,
diğerleri de darbe. İşte “Bu darbe, benim darbem iyidir, onların darbesi
kötüdür.” anlayışı bu darbelerin günümüze kadar meşruiyetini de ne yazık ki
taşımıştır ve günümüzde de ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu
çatısı altında bile İttihat Terakkinin bu suikastçı, katliamcı, darbeci
anlayışı burada demokrasi adına savunulur olmuştur.
Şimdi, Değerli
Başkan, değerli milletvekilleri; 12 Eylülle beraber,
ki 22 Şubat, 21 Mayıs darbe girişimleri, 9 Mart cuntası, Faruk Gürler olayı, 12
Mart muhtırası ve 12 Eylül 1980 askerî faşist darbesi ve daha bilmediğimiz ve
günümüzde yeni yeni ortaya çıkan birçok girişimler ve
örgütlenmeler olmuştur. Ancak 12 Eylülle beraber oluşan hukuk sistemi, siyasal
sistem, yürürlüğe konulan Anayasa, ordunun siyasetteki ağırlığını olabildiğince
artırmıştır. Millî Güvenlik Kurulu, anayasal bir kurum olarak ülke siyasasını
belirleyecek bir çerçeveye oturtulmuştur.
Ancak bu darbe,
28 Şubat 1997’de de postmodern darbeyle siyasi literatürümüze yeni bir sözcük katılmıştır “andıç” diye. Şimdi, bu “andıç”
Türkçe sözlükte “uyarı ya da anımsatmak” olarak geçiyor. Aslında “andıç”ın gerçek karşılığı şudur: İftira, yalan, karalama ve
dezenformasyondur. Yani muhalif olan
kurum ve kuruluşları ya da kişileri özgürlükçü, eşitlikçi, sivil bir toplum
isteyen gazetecileri, vicdan sahibi aydınları ve egemen güçlerin bu neoliberal sistemine, onun getirdiği açlığa, yoksulluğa,
baskıya ya da Selanik’te İttihat Terakkinin aldığı tekilci, “Tek dil, tek
bayrak, tek ırk, tek devlet.” anlayışına itiraz edenlerin tasfiyesini öngören
bir hazırlık. Nerede yapılıyor? Genelkurmayda yapılıyor ve kimin
marifetiyle? Generaller marifetiyle. Ve bu andıçlarla
-biliyorsunuz- 1988 yılında Türkiye kamuoyu karşılaştı bu andıçla
ve iki büyük gazetenin manşetleriyle. Sonra özür dilediler ama ne yazık ki hâlâ
kimi gazeteciler, yüzünü, kıblesini Genelkurmaya çevirmiş, onlar ne derlerse
esas duruş hâlinde Türkiye kamuoyunu yanlış bilgilendirmekteler ve bilgi edinme
ve haber alma hakkından da yoksun bırakmaktadırlar.
Şimdi, biz de
karşılaştık tabii bu andıçla İnsan Hakları Derneği…
En son dün, yine, kamuoyuna yansıyan mektuplarda hâlâ İnsan Hakları Derneği,
TESEV, işte, güvenilirliğini, inanılırlığını yitirtmek ve onlar üzerinde
psikolojik bir baskı yaratmak için hâlâ adları geçen kurumlar. Yani, şimdi
dünyanın neresinde görülmüştür, yüzyılımızda insan hakları savunucularının
böyle andıçla hedef gösterilerek suikasta uğradığı ya
da kurşunlandığı? Neyse ki ölmeyince şeyi umut ediyorum, demek ki barışı
görecekmişim bu ülkede diye. Hâlâ umudumu koruyorum ben. (DTP sıralarından
alkışlar)
Şimdi, tabii,
yine gazeteci arkadaşlarımız, bu andıçta adı
geçenlerin nasıl işlerinden uzaklaştırıldığını, Cengiz Çandar,
Mehmet Ali Birand ve hepsini biliyoruz, HADEP’in nasıl kapatıldığını falan. Ve
sonra suç duyurusunda bulunduk, Genelkurmay 2’nci Başkanı olarak bu andıçta imzası olan kişi hakkında Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığına başvurduk, ama bir süre sonra olumlu ya da olumsuz bir yanıt
gelmedi ve adı geçen, yine o günlerde Fazilet Partisi milletvekillerinden Nazlı
Ilıcak, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar,
arkadaşlar geldiler Ankara’ya, ikinci kez suç duyurusunda bulunalım dediler
başsavcılığa. Ben bulunmuştum ama katmerli olsun, belki gerçek açığa çıkar diye
ikinci kez başvurduk, fakat çok ilginçtir, şu, Türkiye Büyük Millet Meclisinden
askerlerin sivil mahkemelerde yargılanacağına dair yasanın çıkışına değin bu
suç duyurusundan, başvurumuzdan bir sonuç alamadık ve askerlerin sivil
mahkemelerde yargılanacağına dair yüce Meclisin kararıyla çıkan yasa üzerine
yeniden başvuru yaptık ve o zaman öğrendik ki, Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığında görevsizlik kararı verilmiş. Şimdiki başvurumuzun da
neticesini bekliyoruz.
Eğer, değerli
milletvekilleri, 1998’de karşılaştığımız, andıcı
yazanlar, hazırlayanlardan hesap sorulmuş olsaydı, daha sonraki darbe
hazırlıklarıyla karşılaşmayacaktı bu toplum ve de bu cesarete ne yazık ki
karşılaşamayacaklardı.
Bakın, şimdi hâlâ
günümüzde, demokrasiye, gerçek demokrasiye, demokratik bir topluma, hukuk
devletine ulaşmış toplumlar, kendi, cuntacılarla, darbecilerle hesaplaşmış
toplumlardır, ülkelerdir. İşte İspanya, Franco
faşizminden kurtulan ve şimdi gerçekten kendi halkıyla barışmış demokratik bir
İspanya.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
AKIN BİRDAL
(Devamla) – İşte Katalanlar meselesi. Bizde de var dediler. Kürtler gibi. Onlar
da korkutmak istedi ama derhâl Kara Kuvvetleri Komutanı görevden el çektirildi.
İsveç Genelkurmay Başkanı “Bütçemiz yetmiyor.” dedi, derhâl emekliye ayırdılar.
Yunanistan’da daha geçtiğimiz günlerde, seçimlerden önce Karamanlis
Hükûmeti döneminde askerliğin kısaltılmasını istedi
Genelkurmay Başkanı, derhâl görevden el çektirdiler.
Peki, biz şimdi
ıslak mendil ya da bilmem ıslak imza… Şimdi, ne yapıyoruz? Hem demokratikleşme
istiyoruz hem barış istiyoruz hem yüz yıldır reddedilen bir halkın dilinin,
kimliğinin, artık, kültürünün meşru bir hak olduğunu savunuyoruz hem de
gerçekten o ıslak imzacıları savunanların yakasından tutup Genelkurmaydan,
kışlasından evine gönderemiyoruz. Böyle bir demokrasi olur mu? O nedenle niyet
yetmez. Eğer barışacaksak niyetle birlikte kararlılık ve cesaret gerekli.
Biz, o kararlılık
gösterilirse, cesaret gösterilirse Demokratik Toplum Partisi olarak ve Kürt
halkı olarak ve emekçi Türk halkı olarak bunun yanında olacağız ve
destekleyeceğiz. O nedenle korkmasınlar. O korkuyu ve yoksulluğu üreten zaten
bu darbeci, bir vesayetçi sistemdir. İşte bunu yenmenin zamanıdır artık.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; bugün dinlenmekten falan yakınılıyor. Biz her zaman şunu
söylerdik: İnsan hakları herkese lazım olur diye, hukuk herkese lazım olur
diye. Bakın nasıl oldu, şimdi en üst düzeyde yargıçlar, yargı üzerindeki
insanlar dinlendiğinden yakınıyor. Sayın Başbakan dinlendiğinden yakınıyor.
Sayın Cumhurbaşkanı da yakınabilir. Gelin o zaman bu dinlenmeye… Kişi
güvenliğini, özgürlüğünü yok eden, özel hayatımıza giren telekulağı
ortadan kaldıralım. Nedir onun kaynağı? 1982 darbe anayasasıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözünüzü tamamlayınız.
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
O nedenle, bu
1982 darbe anayasası ve onun ruhu ve onun vesayeti ve onun gölgesi… Bakın
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bile çevresinde fiziki gölgesi var. Genelkurmay
Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı,
çevrilmişiz. Gelin bunları… Kamuoyunda hatta referanduma gidelim, bu fiziki
gölgeyi bile kaldıralım Parlamento üzerinden ve bu binaları kentin dışına
çıkaralım. (DTP sıralarından alkışlar)
Biz 13 Kasımı çok
önemsiyoruz. 13 Kasımı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türkiye'nin geleceği
açısından bir milat olarak kabul ediyoruz. Parti Genel Başkanımızca önerilen
komisyonu, grubu bulunan ya da bulunmayan siyasi partilerimizin temsilcileriyle
ve akil, vicdan sahibi, aydın, gazeteci, yazar, insan hakları savunucusu,
hukukun üstünlüğünü savunanlarla bir komisyon oluşturalım ve bunu sadece
AKP’nin üzerinden -yük olarak da kabul edebilirler- bu sorumluluğu paylaşalım…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Birdal…
AKIN BİRDAL
(Devamla) – Bitiriyorum efendim.
…ve bu başarı,
kardeşliğimizin, barış içinde bir arada yaşamamızın, sivil bir toplum
yaratmanın başarısı da hepimize olsun ve bu başarıyı da hepimiz birlikte
paylaşalım ve bunu ertelememek umuduyla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Birdal.
Önerinin aleyhinde Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli.
Buyurunuz Sayın
İçli.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Demokratik Toplum
Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Demokratik Toplum Partisinin grup
önerisi demokratik hukuk devletini tehdit eden gelişmelerin araştırılması
amacıyla bir meclis araştırması açılmasını istemektedir. Özü
itibarıyla haklı bir talep. Bunu öncelikle ifade etmek isterim. Ancak,
biraz evvel, benden önceki hatibin konuşmalarını dinledim, belki de o konuda
farklı düşüncelerimi de ifade etmek isterim. Neden farklı düşünüyorum, neden
grup önerisinin aleyhinde söz aldım?
Değerli arkadaşlarım,
Sayın Birdal haklı olarak geçmişten söz etti ve
bugünkü sorunların kaynağının darbe anayasası, 1980 Anayasası olduğunu söyledi.
Bu, 1980’den bugüne kadar bu çatı altında da 12 Eylül darbe anayasasının
antidemokratik hükümlerinin kaldırılması konusunda birçok değerli milletvekili
kendi görüşlerini ifade etti. 80’den bugüne kadar da Anayasa’daki birçok
antidemokratik hükümler bu yüce Meclis tarafından gerçekleştirildi. Bu yeterli
mi? Hayır, bu yeterli değil, şüphesiz Anayasa’mızda temel hak ve özgürlüklerin
gelişmesi konusunda mutlaka değişiklikler yapılması gerekir. Ama değerli
arkadaşlarım, Allah için kendi kendimizi şöyle bir sorgulayalım, bugün
Türkiye’de yaşanan sorunlar tarihte, geçmişte kalan birtakım, Anayasa’nın
yansımaları mı, yoksa şu elimde tuttuğum Anayasa’da yazılı olan kuralların
uygulanmaması, Anayasa’nın rafa kaldırılması ve bu ülkede yaşayan
vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerden men edilmesi sorunu mu?
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – İkisi de var.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – İkisi de var.
Onun için,
sanıyorum bundan sonra Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi gelecek, o da
son günlerde gündemde olan bu telefon dinlemeleri, kişilerin izlenmeleri, takibe
alınmaları konusu. İşte, bunların ikisinin birlikte, birleştirilerek
görüşülmesi sanıyorum çok faydalı olur, bu iki Meclis araştırma önergesini.
Değerli
arkadaşlarım, biraz evvel ifade ettim, sorun tarihte değil, sorun günümüzde. Bugün Anayasa’mızda yazılı olan birçok temel hak ve özgürlükler
ihlal ediliyor: Kişi hürriyeti ve güvenliği, Anayasa’nın 19’uncu maddesi; özel
hayatın gizliliği ve korunması, Anayasa’nın 20’nci maddesi; haberleşme
hürriyeti, Anayasa’nın 22’nci maddesi; düşünce ve kanaati açıklama hürriyeti,
Anayasa’nın 25 ve 26’ncı maddeleri; basın özgürlüğü, yine Anayasa’mızda yazılı
olan bir temel hak ve özgürlük. Bugün, değerli arkadaşlarım, bu temel
hak ve özgürlükler ciddi biçimde ihlal edilmektedir; Anayasa ihlal
edilmektedir, Anayasa’nın kimi hükümleri rafa kaldırılmak suretiyle
yönetmeliklerle, uygulamalarla bu temel hak ve özgürlükler hiçe sayılmaktadır.
Değerli
arkadaşlarım, “Bu sizin kendi şahsi düşüncenizdir.” diyebilirsiniz. Ama daha
dün Yargıtay Başkanının açıklamalarını kamuoyu çok net olarak gördü. Sayın
Cumhurbaşkanıyla görüştü Sayın Yargıtay Başkanı. Ondan bir gün önce Danıştay
Başkanının bu konuda ciddi eleştirilerini hep birlikte izledik, gözlemledik.
Değerli
arkadaşlarım, baroların üst çatısı, üst birlik olan Türkiye Barolar Birliğinin
de sanıyorum dün birçok gazetede bu konuları eleştiren, bireyin özgürlüğüne
tecavüzün linçe dönüştüğünü özet olarak belirten açıklamalarına hep birlikte
tanıklık ettik. Bugün yine birçok gazetemizde kırk yedi baromuzun bir ilanı
var: “Yargıya ve ülkene sahip çık.” şeklinde bir ilan. Çok güzel aslında
damıtarak birtakım şeyleri anlatmış kırk yedi baromuz başkanı ve yönetim kurulu
üyeleri. Diyor ki değerli arkadaşlarım: “Uzun süreden beri siyasi iktidarın
yargı üzerindeki saldırı ve kuşatması artık dayanılmaz bir boyuta ulaşmıştır.
Yüksek yargının, başsavcıların, onlarca hâkim ve savcı ile avukatların keyfî
olarak dinlenebildiği bu ülkede hiç kimsenin hukuk güvenliği kalmamıştır. Bu
bir rejim ve Anayasa sorunudur. Yargı savunmadadır, ülke savunmadadır. Dünya
görüşü ne olursa olsun hiçbir hukukçu buna sessiz kalamaz, kalmamalıdır. Sistem
çökmektedir. Başta siyasi iktidar olmak üzere herkes bunun altında kalacaktır.
İnsan haklarının, hukukunun, özgürlüğünün güvencesi olan yargı savunulmadığı
takdirde savunulacak hiçbir şey kalmayacaktır.” diyor kırk yedi baromuzun
başkanı ve yönetim kurulu üyeleri. Bugün de Ankara Barosu Yönetim Kurulu saat
13.00’te bir basın toplantısı yaptı.
Değerli
arkadaşlarım, Ankara Barosunun yönetimi ve Değerli Başkanı -ki mensubu olmaktan
her zaman onur duymuşumdur- olayı çok kapsamlı olarak irdelemişler ve işte çok
geniş bir basın açıklamasını
kamuoyuna duyurmuşlar.
Değerli
arkadaşlarım, burada hepsini okuyacak değilim ama bakın, ilk paragrafı şu:
“Özel yaşamın gizliliğine ve iletişim özgürlüğüne saygı gerek bireysel yaşamın
gerekse toplumsal düzenin vazgeçilmez unsurlarındandır. Öyle
olduğu içindir ki iletişim özgürlüğü gerek ulusal gerekse uluslararası
düzenlemelerle koruma altına alınmış, diğer özgürlükler gibi sınırsız olmamakla
kimi nedenlere bağlı olarak sınırlamaya tabi tutulmuştur.” dedikten sonra
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 8’inci maddesine gönderme yapmış,
Anayasa’mızın 90’ıncı maddesine gönderme yapmış ve iç hukukumuza dönerek Ceza
Muhakemeleri Kanunu’nun 135, 130, 134’üncü maddelerini değerlendirmiştir. Değerli
arkadaşlarım, bu telefon dinleme, takip, izleme, evini, iş yerini izleme
olayları, bilgisayarlar ve adı “Ergenekon” diye geçen davaya da gönderme
yapılarak burada ağır hukuk ihlalleri ve Anayasa ihlalleri yapıldığını çok net
bir biçimde ifade etmiştir.
Değerli
arkadaşlarım, ben hukukçuyum. Ankara Hukuk Fakültesini
bitirip Ankara Barosunda yemin ederken Anayasa’ya ve kanuna sadakatle bağlı
olacağıma yemin ettim ve bir hukukçu olarak da Türkiye Büyük Millet Meclisi
çatısı altında bu değerli baro yönetim kurulu üyelerinin düşüncelerini de bir
şekilde ifade etmek isterim ama onun ötesinde ben bu yüce Mecliste de yemin
ettim, milletvekili olarak yemin ettim ve yemin ederken de Anayasa’ya sadakatle
bağlı olacağımı, hukukun üstünlüğü için mücadele edeceğimi çok net bir biçimde
ifade ettim.
Değerli
arkadaşlarım, bir ülkede yargı bağımsızsa demokrasi vardır eğer bir ülkede
yargı bağımlıysa o ülkede demokrasiden söz etmek mümkün değildir. O ülkede
demokrasi yoksa değerli arkadaşlarım, kan ve gözyaşı vardır. Onun için, bu
Anayasa’mızda yazılı olan, aslında çok şeyi kapsayan temel hak ve özgürlüklere
sahip çıkmak bu yüce Meclis çatısı altında görev yapan her milletvekilinin
görevidir ve biraz evvel okuduğum ilanda olduğu gibi, zaman susup kalmak,
sessiz kalmak zamanı değildir. Zaman…
Tabii ki tarihten ders alacağız, tabii ki tarihteki acı olayları
burada eleştireceğiz, tabii ki birtakım eksiklikler konusunda, çaba sarf etmek
konusunda düşüncelerimizi ifade edeceğiz ama onun ötesinde, şu elimizdeki sahip
olduğumuz hakları en azından korumak konusunda da ortaya irade koymak ve bu
konuda mücadele etmek bizlerin görevi olması gerekir diyorum.
Değerli
arkadaşlarım, tabii, gündem sıklıkla değişiyor. Şeye döndük… Yani serseri mayın
gibi bir sağa, bir sola savruluyoruz. Türkiye’deki gündem, gerçek gündem de
sıklıkla değişiyor. Buraya gelmeden evvel sizler gibi ben de gazeteleri takip
ettim. Bugün bir gazetemizde ocak-ekim döneminde bütçe açığının yüzde 784
arttığını yazıyor. Bunlar benim rakamlarım değil, devletin rakamları. Neymiş?
Yüzde 784 bütçe açığı, dokuz aylık dönemde.
Yine bir
gazetemizde işsizlik oranları açıklanıyor. Bütün gazetelerimizde var,
televizyonlarda haber olarak var. İşsizlik oranı birkaç ay düşme eğilimindeyken
tekrar artmak suretiyle 13,4 oranına ulaşmış durumda.
Değerli
arkadaşlarım, günübirlik işte çalışanlar ve iş bulma umudunu yitirdiği için iş
aramayan vatandaşlarımızı dâhil ettiğimizde bu oran -TÜİK’in
rakamlarına göre- 19,3.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözünüzü tamamlayınız.
Buyurunuz.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Bölgelere
ayıralım değerli arkadaşlarım. Bu, Türkiye ortalaması. Güneydoğu
Anadolu ve Doğu Anadolu ve Anadolu’ya baktığımız zaman, bu içler acısı
rakamların bu bölgelerde çok daha üst düzeyde olduğunu görüyorsunuz. Yani
gelişmemiş yörelerdeki vatandaşlarımız bu rakamlardan çok daha fazla
etkilenmektedir.
Ekonomik yönden
etkilenen bireyler, aileler, artık kendi içlerinde de sevgisizlik, işte,
şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmalar… Bu sadece, Ekonomik verileri böyle
okumamak lazım, toplumda, ailede, bireyde yarattığı travmaları
da dikkate almak lazım. Türkiye toplumu çok ciddi bir travma
altındadır, ekonomik krizin verdiği acılarla boğuşmaktadır ama Hükûmet başka şeylerle uğraşmaktadır. Hükûmet
tarihle uğraşmaktadır, Hükûmet, işte, Kürt açılımıyla
uğraşmaktadır, Ermeni açılımıyla uğraşmaktadır ve toplumun dikkatinin yöneldiği
bu konulardan olabildiğince toplumu uzaklaştırmak konusunda çaba sarf
etmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, bu AKP için doğru bir yol değildir, bu ülkemiz için doğru bir yol
değildir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Ben bir milletvekili olarak buradan siyasi iktidarı uyarıyorum ve
beni dinlediğiniz için, sabrınız için hepinize teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın İçli.
Demokratik Toplum
Partisi grup önerisinin lehinde Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş. (DTP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Demirtaş.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Meclis gündeminin
belirlenmesine dair vermiş olduğumuz grup önerimizin lehinde söz aldım.
Değerli arkadaşlar, bugünkü önerimizde, aslında, gündeme taşımak
istediğimiz araştırma önergesinin özeti, Sayın Akın Birdal’ın
da ifade ettiği gibi, Bugüne kadar andıçlarla, darbe
girişimleriyle ya da gerçekleştirerek bizzat darbelerle demokrasiye, sivil
siyasete yönelik müdahalelerin Meclis çatısı altında oluşturulacak bir
komisyonca araştırılması Meclisin vesayetçi anlayışa karşı bir tepki ve bir
tavır ortaya koyması ve “Türkiye Büyük Millet Meclisi milletin tek iradesidir.”
noktasından hareketle bu konudaki kararlılığının vurgulanması meselesidir
aslında. Yoksa Meclis araştırmasıyla birlikte,
cumhuriyet tarihi boyunca darbe yapmış, darbe girişiminde bulunmuş kişileri,
kurumları cezalandırma veya onlar üzerinden, kişisel olarak bir hırs üzerinden
sonuç alma gibi bir niyetinin olmadığı son derece açık. Bu zihniyetin mahkûm
edilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinin egemen kılınması açısından
verilmiş bir önerge. Ne demişiz bu önergede? 27 Nisan
e-muhtırası, 98 Andıcı, Sarıkız, Yakamoz, Ay Işığı,
Eldiven gibi 2004 yılındaki darbe girişimleri; yine Türk Silahlı Kuvvetleri
bünyesinde bazı yasa dışı yapılanmaların olduğuna dair dışarı sızan bilgiler,
belgeler meselesi; son olarak “AK PARTİ Hükûmeti ve
Gülen’i bitirme planı” adı altında, aslında daha çok da Demokratik Toplum
Partisini hedefe koyan ve bizzat uygulayan bir plan meselesi; sivil toplum
örgütlerini, iş çevrelerini, aydınları, gazetecileri, siyasetçileri,
sanatçıları fişleme üzerine kurulmuş bir anlayış… Bütün bunlar bu Meclis
tarafından araştırılabilir. Bir araştırma komisyonuyla birlikte tarih ve güncel
gelişmeler masaya yatırılabilir, bir rapor hazırlanabilir ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bu rapor milletvekilleriyle, kamuoyuyla paylaşılabilir.
Şimdi, bu her
şeyden önce şuna hizmet eder: Yani, evet, Türkiye Cumhuriyeti genç bir
cumhuriyet ama artık giderek de büyümesi gereken, demokrasisini olgunlaştırması
gereken bir cumhuriyet. Demokraside olgunlaşma meselesi de ancak geçmişle
yüzleşmeyle mümkündür. Yani toplum, milletvekilleri, siyasi partiler, aydınlar
herkes şunu bilmeli, şundan emin olmalı ki bu ülkede demokrasi rayından ve
rotasından çıkmayacaktır. Bu ülkede eleştiriler siyasetçilerce, basın
tarafından, aydınlarca yapılacak. Eğer iktidar cumhuriyetin temel ilkeleri
noktasında, demokrasi, hukukun üstünlüğü, laik, sosyal devlet olma ilkeleri
konusunda bir sapmaya gidiyorsa bunun hesabını Parlamento soracak, muhalefet
soracak, basın soracak; bunun hesabını kamuoyu, halk soracak, sandıkta soracak.
Bunun dışında başka bir yöntemin Türkiye toplumu tarafından benimsenmeyeceğinin
iradesinin Meclise yansıması önemlidir. Yani buradan herhâlde hiçbir
milletvekili açık yüreklilikle gelip darbeyi savunamaz. Belki zihninde bunu
tasarlayan, planlayan, inanan olabilir ama bu kürsüden herhâlde hiç kimse
açıkça darbeyi çıkıp savunamaz. O zaman burada bunun Meclis tarafından bir
kolektif irade olarak ortaya konulması Türkiye toplumunun, Türkiye demokrasisinin
geleceği açısından önemlidir. İlle de darbecilerden bu Meclisin kişisel olarak
hesap sorması da gerekmiyor. 60 darbecilerinden de hesap sormak mümkün değil,
herhalde 80 darbecilerinden de hesap sorulamayacak ama bu zihniyetten hesap
sormak mümkündür, Meclisin buna yetkisi de vardır. Bu inançtaysa Türkiye Büyük
Millet Meclisi, bu kararlılığı da gösterebilmelidir. Aksi takdirde, senin
darben, benim darbem, iyi darbe, ilerici darbe, gerici darbe tartışmalarına
girilirse darbeler bitmez Türkiye’de, bitmemesi de gerekir yani darbeleri iyi
darbe kötü darbe olarak ayırırsak. Bana yarayan darbe, sana yarayan darbe,
benim muhalifimi ezen darbe, beni güçlendiren darbe ayrımları herhalde darbeyi
meşrulaştıran, bugüne kadar da darbe geleneğini sürdüren en önemli sakıncalı
bakış açısıdır. Bu nedenle, araştırma önergemizde özellikle Meclisin bu iradeyi
gösterebilmesi, bu kararlılığı gösterebilmesi açısından, bu meselelerde bir
araştırma komisyonu kurma kararı bile çok önemlidir. Yani bu kararı verebilmesi
bile askerî vesayet-sivil siyaset ilişkisi açısından son derece önemlidir.
Biliyorsunuz, yine 12 Mayıs 1998’de dönemin İnsan Hakları Derneği
Genel Başkanı ve şimdi Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Akın Birdal Ankara’da Tunalı Hilmi gibi merkezî bir yerde,
derneğin genel merkezinde silahlı saldırıya uğradı ve sonradan ortaya çıktı ki
o saldırı da, gazetecileri, aydınları hedef alan benzer saldırılar da aslında
bir andıcın, bir iftiranın planlı bir aşamasıydı. Sonradan bu ortaya çıktı. Peki, hani, tetiği çeken birkaç kişi
yargılandı, tutuklandı, serbest kaldı sonra. Çektirenler, o zihniyeti temsil
edenler, o andıcı yazanlar, o kişileri
görevlendirenler, onlar sorgulanmadı. Bırakın yargılanmayı, sorgulanmadı bile.
Meclis tutanaklarını şöyle bir inceledim o dönem, bakın ne olmuş: Sayın Birdal’ın saldırıya uğradığı gün, 12 Mayısta bu kürsüden
Sayın Ertuğrul Yalçınbayır bu saldırıya değinmiş ve
kınamış. 12 Mayıs 1998, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı silahlı saldırıya
uğruyor genel merkezde, Ankara’da, dokuz kurşunla yaralı. Bir tek cümle geçiyor
gün boyunca yapılan konuşmalarda, Sayın Ertuğrul Yalçınbayır
kınıyor ve olaya değiniyor. Bir gün sonra yine Cumhuriyet Halk Partisi adına
Sayın Hilmi Develi, aynı şekilde Sayın Önder Sav ve Ersönmez
Yarbay, milletvekili olarak bu kürsüde konuşurken konuya değiniyorlar,
eleştiriyorlar, kınıyorlar. Kapanıyor mesele, ama Meclis açısından mesele
kapanıyor. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisi bunun üzerine gitme, bu konuyu
araştırma, andıç ve bunun arkasındaki zihniyeti
sorgulama konusunda kararlı bir irade gösteremiyor. Kişisel olarak veya
gruplar, temennilerini, kınama mesajlarını buradan iletiyor ve mesele bitmiş
oluyor.
Şimdi, o günden
bugüne kadar çok sayıda andıç yayınlandı, e-darbe
girişimleri oldu veya gerçekleşti 28 Şubat gibi postmodern
darbeler. Dolayısıyla hangi darbe iyi sorgulandı ve soruşturuldu ki bugün
darbeleri hâlen bitirebildik, darbe zihniyetini bitirebildik diyelim. Bunun
bitmeyeceği… Sorgulanmadan, Meclisin bu kararlı iradeyi gösterme durumu
gerçekleşmeden bunun bitmesini beklemek bir hayal olur diye düşünüyoruz.
Şimdi, değerli arkadaşlar,
bir başka mesele bu dinleme meselesi. Son derece vahim bir
durum. Her türlü siyasi kaygıdan bağımsız ifade ediyorum ki tam
anlamıyla bir faciadır. Adalet duygusu açısından, hukuka, yasalara, kanuna,
yargı mekanizmalarına olacak, doğacak inançsızlık açısından bir faciadır.
Şimdi, düşünün, bir ülkede Yargıtay binasının dinlediği, mahkemelerin
dinlendiği, yargıçların dinlendiği ve bu konuda idarenin usulsüzlüklerinin
tartışıldığı bir noktada vatandaş ne kadar kendini güvende hissedecek, vatandaş
ne kadar adalete bağlı olacak, ne kadar saygı duyacak, ne kadar adil olduğuna
inanacak, yürütmenin icraatlarına ne kadar güvenecek, inanacak. Dolayısıyla,
iktidarın bu konuda “Efendim bizi de geçmişte usulsüz dinlediler. Bizim
dinlememiz yasaya uygundur.” savunmasına sığınmasının hiçbir anlamı yok. Ortada
bir yanlış var. Bu yanlışın hem fiilen düzeltilmesi lazım hem de bizim 2009’un
birinci ayında verdiğimiz on iki maddelik bir yasa tasarısı var cezaların
artırılmasına ve dinlemenin kısıtlanmasına yönelik, o teklifin de hızla dikkate
alınması, gündeme getirilmesi lazım. Hükûmet bu
konuda galiba bir çalışma da yürütüyor. Bir an önce Meclise gelmesi lazım. Yani
özgürlükler benim özgürlüğüm, senin özgürlüğün şeklinde olmaz. Darbenin “senin-benim”i yoksa özgürlüğün de “senin-benim”i
yoktur. Hepimizin özgürlüğü vardır ya da hiçbirimizin özgürlüğü yoktur.
Bir başka mesele
fişleme meselesi, andıçlarla çok doğrudan bağlantılı.
Şimdi, Türkiye’de bir fişleyenler vardır, bir de fişlenenler vardır. Sanıyorum
fişleyenlerin sayısı birkaç yüzdür, fişlenenlerin sayısı 70 milyon
civarındadır, öyle tahmin ediyorum çünkü bu ülkede fişlenmeyen belki hiç kimse
kalmamıştır. Pratikte bunu yaşaya yaşaya gördük. Neredeyse herkes birileri tarafından, kimden alındığı belli olmayan
bir yetkiye dayanarak hiçbir yasal dayanağı olmaksızın kişileri etnik kimliğine
göre, dini inancına göre, mezhebine göre, kiminle yemek yiyip yemediğine göre,
nerede oturup kalktığına göre, eşinin başörtülü olup olmamasına göre, ekonomik
durumuna göre vesaire vesaire kişisel özelliklerini
dikkate alarak fişliyor ve bu fiş kayıtlarının nerede tutulduğu, hangi yasaya
dayanarak saklandığı, nerede karşımıza çıktığı da belli değil. Bu fiş
kayıtlarına itiraz etme şansınız yok çünkü gizli. Bu fiş kayıtlarını düzeltme
şansınız yok çünkü yasal olarak yapılmıyor. Öyle yerlerde karşınıza çıkarılıyor
ki ancak karşınıza çıktığı zaman anlayabiliyorsunuz fakat yasal başvuru
yaptığınızda yasal olarak kabul edilmiyor. Basına sızdırılabiliyor.
Hatırlıyorum, Diyarbakır Valisi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Devamla) - …birkaç gün önce Diyarbakır jandarması tarafından
fişlenmişti, fiş belgeleri ortaya çıktı. Şimdi, jandarma valiyi fişleyecek,
vali jandarmayı fişleyecek, efendim, MİT vatandaşı fişleyecek, Hükûmet orduyu fişleyecek… Yani herkesin birbirini
fişlediği, herkesin birbiriyle ilgili fiş tuttuğu ve gerektiğinde de bir
muhalefet aracı olarak, sindirme, bastırma aracı olarak kullandığı bir
Türkiye’de kim kişisel özgürlüklerden, kim temel hak ve özgürlüklerden söz
edebilir?
Biz, Demokratik
Toplum Partisi olarak dinlenmeyen bir tek telefonumuzun olduğuna inanmıyoruz,
dinlenmeyen bir tek parti toplantımızın olduğuna inanmıyoruz. Tamamı…
Bilgisayar kayıtlarımız, telefonlarımız, ev, iş yerleri, hepsi dinleniyor.
Tamam, bir korkumuz, kaygımız yok da yani sonuçta biz de insanız, özel görüşme
de yapıyoruz, ailemizle de, eşimizle, dostumuzla da görüşüyoruz. Dolayısıyla
değerli arkadaşlar, yani hani deniyor ya, kendisinden korkusu olan niye itiraz
ediyor falan.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurun.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Devamla) - Herkes günü geldiğinde insan haklarına ve hukuka sığınmak
zorundadır.
Bizim yaşamımız
hep şu sloganla geçti: İnsan hakları herkes için, “Susma, sustukça sıra sana
gelecek.” O zamanlar -o zamanlar dediğim çok uzak değil, 1990’lı yıllarda- bu
sloganlar devlet güvenlik mahkemeleri tarafından suç unsuru olarak kabul edilip
yargılanma vesilesi yapılıyordu “Susma, sustukça sıra sana gelecek.” dediğimiz
için. Yani bir imada bulunmak istemiyorum ama bugün susarsak hepimize sıra gelecek.
Hepimizin fişlendiği, herkesin cebinde başkasının fişinin olduğu unutulmamalı.
Dolayısıyla karşı çıkılacaksa darbelere de andıçlara
da hukuksuz usulsüz dinlemelere de fişlemelere de hep birlikte karşı çıkalım,
ortak paydamız hukuk olsun, ortak paydamız insan hakları olsun. Bunun dışında
da herhâlde başka bir ortak paydada buluşma zorunluluğumuz da yok, gerekliliği
de yok diye düşünüyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (DTP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Demirtaş.
Grup önerisinin
aleyhinde Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın
Kaynak.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Demokratik Toplum
Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Genel Kurulumuz
her gün maalesef grup önerileriyle başlıyor, tabii ki İç Tüzük’ün verdiği bir
hak ancak bu durum gerçekten de her gün Genel Kurulun çalışma günlerinde üç
dört saat zamanımızı işgal ediyor. Bunun bir defa yasama ekonomisine uygun
olmadığını düşünüyorum. Ayrıca, sık sık Genel Kurul
gündeminin değiştirilmesi, yasama faaliyetlerine katkıda bulunacak olan
milletvekili arkadaşlarımızın bu katkılarını tam verememeleri neticesi de
doğuruyor. Geçen hafta bir grup önerisi, her gün olduğu gibi, partimizin grup
önerisi kabul edildi Genel Kurulca. Sayıştay yasasını görüşeceğiz, uluslararası
sözleşmeler yarım kalmıştı, Borçlar Kanunu’nu bir ayı aşkın bir süreden beri görüşüyoruz.
Bu sebeple,
Meclisimizin muhalefet partisi gruplarının grup önerilerinde yer alan denetim
faaliyetleri dışında bihakkın yasama faaliyetleri de yapması gerektiği, yasama
faaliyetlerinin de denetim faaliyetleri kadar, en az onlar kadar önemli olduğu
düşüncesiyle Demokratik Toplum Partisinin grup önerisinin aleyhinde olduğumu
söylüyor ve yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Kaynak.
III.- YOKLAMA
(MHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Yoklama
talebi var.
Tespitlerimizi
yapıyoruz: Sayın Vural, Sayın Bal, Sayın Özdemir, Sayın Akçay,
Sayın Korkmaz, Sayın Sipahi, Sayın Taner, Sayın Cengiz, Sayın Tanrıkulu, Sayın Yalçın, Sayın Torlak, Sayın Çakır, Sayın
Çelik, Sayın Kalaycı, Sayın Şandır, Sayın Kumcuoğlu,
Sayın Coşkun, Sayın Ekici, Sayın Çakmakoğlu, Sayın
İçli.
Sayımız yeterli.
Yoklama için üç
dakika süre veriyorum.
Yoklamayı
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.
Birleşime on
dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.25
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.34
BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
III.- YOKLAMA
İstem üzerine
yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi, yoklama
işlemini tekrarlayacağım.
Üç dakika süre
veriyorum.
Başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ (Devam)
1.- (10/443) esas numaralı, demokratik hukuk devletini
tehdit eden gelişmelerin araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 17/11/2009 Salı günkü birleşiminde
yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Demokratik Toplum Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir
önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve sonra oylarınıza sunacağım.
2.- (10/204) esas numaralı, yasa dışı dinleme ve takip
iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 17/11/2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP
Grubu önerisi
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu'nun 17.11.2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, Siyasi Parti
Grupları arasında oybirliği sağlanamadığından Grubumuzun aşağıdaki önerisini
İçtüzüğün 19 uncu Maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz
ederim.
Saygılarımla.
Mehmet
Şandır
Mersin
MHP
Grup Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Gündeminin, Genel Görüşme ve
Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler
Kısmında yer alan 10/204, esas nolu, "Yasa dışı
dinleme ve takip iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla" Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri
Gereğince Meclis Araştırması önergesi görüşmelerinin Genel Kurulun 17.11.2009
Salı günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Kura
çekiyoruz efendim, bekliyoruz…
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde Konya
Milletvekili Faruk Bal. (MHP sıralarından
alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, isimlerin hepsini okursanız daha iyi olur.
BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Bal.
FARUK BAL (Konya)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi adına hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Türkiye gündemine
bomba gibi düşen, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetini tahdit ve tehdit eden, aynı zamanda parlamenter demokrasinin
“insan haklarına dayalı hukuk devleti” ilkesini zedeleyen, yargı üzerindeki
etkileri itibarıyla da yine parlamenter demokrasinin “kuvvetler ayrılığı”
ilkesini zedeleyen konu hakkında söz almış bulunuyorum.
Değerli
arkadaşlarım, haberleşme hürriyetinin zedelenmesi ya da ortadan kaldırılması,
özel hayatın gizliliği ilkesinin zedelenmesi ya da ortadan kaldırılması üç
doğal sonucu gündeme getirmektedir. Bu üç doğal sonuçtan bir tanesi, muhatabı
açısından…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Uğultu var Sayın Başkan.
FARUK BAL (Devamla) – Sayın Başkan, milletvekili arkadaşlarımızı
uyarır mısınız. Dinlemeyeceklerse
lütfen dışarı buyursunlar. Zaten oylamadan oylamaya geliyorlar içeriye.
BAŞKAN – Siz
devam ediniz Sayın Bal.
Sayın
milletvekilleri, lütfen... Kürsüdeki arkadaşımızı dinleyelim.
FARUK BAL
(Devamla) – Öbekler hâlinde konuşuyor arkadaşlar efendim. Bakın öbür tarafa, şu
tarafa…
BAŞKAN – Siz
devam ediniz lütfen, Genel Kurulla da konuşmayınız lütfen.
FARUK BAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bahsettiğim iki konu, yani haberleşme
hürriyetinin zedelenmesi veya ortadan kaldırılması ile özel hayatın gizliliği
dediğimiz hakkın ortadan kaldırılması veya zedelenmesi üç doğal sonucu ortaya
koyar. Bunlardan bir tanesi muhatap olduğu kişi açısındandır. Özel hayatının
gizliliği ortadan kalkan kişi ya da haberleşme hakkı, hürriyeti ortadan
kaldırılan kişi aynen üzerindeki elbiseleri çıkarılmış, çıplak bir insan hâline
gelir. O çıplak insanın hâletiruhiyesi içerisinde
kendisini hisseder ve korkar. Demek ki birinci etkisi: Hedef aldığı kişinin
anayasal teminat altında bulundurulan haberleşme ve özel hayatın gizliliği
ilkesi ortadan kalktığında, onun muhatabı olan, çıplak bir insanın hâletiruhiyesine dönüşür ve korkar.
Değerli
arkadaşlarım, ikincisi ise devletin parlamenter demokrasi içerisindeki
kuvvetler ayrılığı ilkesinde yaratacağı tahribat ile ilgilidir. Ağırlıklı
olarak yargı camiası üzerinde hissedilen bu tahribat, yargının yasamayı ve
yürütmeyi denetleme gücünü elinden alma amacına yönelik olarak
değerlendirilebilir ki bu parlamenter demokratik sistemin temeline dinamit
koymakla eş değerdir.
Üçüncüsü ise
Anayasa teminatı altında bulunan, insan haklarına dayalı hukuk devleti
ilkesinde “hukukun üstünlüğü” kavramı yerine “üstünlerin hukuku”nun geçerli
olduğu bir düzen arayışını aklımıza getiriyor.
İşte bu üçünü
birlikte değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan sonuç vahimdir. Bu vahim sonucu
engelleyebilmek için, uluslararası belgeler, inançlar, dinler ve anayasalar, ceza
kanunları bunların önüne geçebilmek için gerekli tedbirleri almıştır. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8’inci maddesi özel hayatın gizliliğine ve aile
hayatının korunmasına ilişkin hükümler sevk etmiştir ve bunu bir evrensel değer
olarak ortaya koymuştur. Buna aykırı eylem ve işlemleri de denetleyen Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi yüzlerce içtihadı ile tespit etmiştir.
İç hukukumuz
açısından Anayasa’mızın 20’nci maddesi özel hayatın gizliliğini teminat altına
almıştır, 22’nci maddesi ise haberleşme hürriyetini anayasal teminat altına
almıştır. Bu hürriyetleri -Ceza Kanunu’muz çerçevesi
içerisinde de- ihlal eden kişiye müeyyide uygulanabilecek suçları tespit etmiş
ve tarif etmiştir. Ceza Kanunu’nun 132’nci maddesi haberleşme gizliliğini ihlal
eylemine müeyyide getirmiştir, 133’üncü maddesi haberleşmesinin dinlenmesinin
ve kayda alınmasının kanun dışı bir şekilde gerçekleştirilmesi hâlini suç
olarak tespit etmiş ve müeyyide getirmiştir, 134’üncü maddesi ise özel hayatın
gizliliğine vaki fiilleri suç olarak tespit etmiş ve bunlara müeyyide
getirmiştir.
Değerli
arkadaşlarım, özel hayatın ve haberleşme hürriyetinin önündeki en büyük engel
olarak değerlendirdiğimiz yasa dışı dinlemelerle ilgili olarak da Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 135’inci maddesi altıncı fıkrasında hangi suçlarla ilgili
böyle bir takibat yapılabileceğini tek tek saymış ve
bu dinlemenin usulünü, esasını teker teker gündeme
getirmiştir.
Şimdi, bu kapsam
içerisinde böyle evrensel belgeler, anayasalar, ceza kanunları, Ceza Muhakemesi
Kanunu ile tespit ve tahdit edilen işlem, dinleme
işlemi, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan Teftiş Kurulu Yönetmeliği’nin
98’inci maddesinin (ç) fıkrasında bir değişiklik yapılmak suretiyle tamamen
ihlale açık hâle getirilmiştir. Yapılan değişiklik, adalet müfettişlerinin
delil toplama ile ilgili yetkilerini düzenleyen 98’inci maddenin (ç)
fıkrasında, diğer disiplin ve suçla ilgili delilleri toplar iken teknik dinleme
yapılabileceğine dair bir yetkiyi de adalet müfettişlerine vermiştir. İşte
lambadan cinin çıktığı nokta buradadır değerli arkadaşlarım. Adalet müfettişi
bir hâkimi ya da savcıyı soruştururken, yargı yetkisini kullanan bu kişiler
üzerindeki teftişe başlayabilmek için önce Adalet Bakanlığından soruşturma izni
alır yani yargıcın -bağımsız hâkim olarak, teminat altında hâkim olarak-
hakkındaki incelemeyi Adalet Bakanının izniyle verir. Adalet Bakanının izni ile
siyasi bir renge dönüşen bu soruşturma adalet müfettişinin tehdidi ve
baskısıyla hâkim üzerinde olumsuz bir etki yaratır. O kadar olumsuz etki
yaratır ki -adalet müfettişinin- telefonların listesini dahi görmeden hâkimler
bunun kararını vermek durumunda kalır hatta failinin kim olduğunu bilmedikleri
telefonları dinleme kararını bile verme gibi bir baskı altında kalırlar. Bu
baskı ve korku nasıl yaratılmıştır?
Değerli
arkadaşlarım, iki gün önce bu Mecliste yaptığım bir konuşmada Jurassic Park örneğini vermiştim. Jurassic
Park bir bilim adamının kendisine tabi olabilecek, eski devirlerden kalma
yaratıkları tekrar yaratabilme hayalinin ürünüdür ve o yaratıkları yaratmıştır,
yarattığı yaratıklar da önce kendisine saldırmıştır.
Şimdi, AKP
İktidarının siyasallaştırdığı yargının bu siyasallaştırma baskısını adalet
müfettişleri eliyle yapar iken telefon dinlemeyle ilgili verilmiş bir kararı
sizin bilginize sunmak istiyorum: Dinlenilecek kişi faili meçhul ama
dinlenilecek telefon numaraları mevcut. Böyle bir kararın bir hukuk devletinde,
bağımsız ve etki altında kalmayan bir hâkim tarafından verilebileceğini kim
söyleyebilir? Böyle bir karar eğer verilmiş ise, dinlenilen bu telefonların
sahiplerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki evrensel hakkının,
Anayasa’nın 20’nci ve 22’nci maddesindeki Anayasa teminatı altında bulunan
haklarının, Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki hak ve hukukunun nasıl
teminat altında olduğunu söyleyebiliriz?
Değerli arkadaşlarım,
işte, böyle bir ortamda Başbakan dahi dinlendiğini söylemekte ve Genelkurmay
Başkanının da dinlenildiğine dair bilgiler ortaya çıkmaktadır. Başbakanın
dinlenildiğini söylemek, işin hafifletici nedeni değildir. Başbakan kendisinin
dinlenildiğini söylüyorsa vahametin ne boyuta geldiğinin işaretidir.
Değerli
arkadaşlarımız, geldiğimiz noktada, Adalet ve Kalkınma Partisinin yaratmış
olduğu Jurassic Park canavarları, evrensel hukukun
teminat altına alınmış olduğu özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetini
olduğu gibi baskı ve tehdit altına almıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
FARUK BAL
(Devamla) – Bundan Yargıtay Başkanımız şikâyetçidir, bundan Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Başkanı şikâyetçidir, bundan Danıştay Başkanı
şikâyetçidir. Hep birlikte “Endişe içindeyiz, kaygı içerisindeyiz, yargı olarak
savunmaya düştük.” diyorlar. Savunma noktasına düşmüş olan bir yargının, karar
mercisinde nasıl bir teminat altında olabileceğini elbette ki düşünemiyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, bu noktaya gelmeyebilirdi Türkiye. Başbakanın da dinlenmediği bir
Türkiye’de yaşayabilirdik bugün. Eğer 2 Haziran 2008 tarihinde bu konuyla
ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin önergesine olumlu oy vermiş olsaydınız bu
sözlere muhatap olmayabilirdiniz.
Şimdi sizi,
yarattığınız Jurassic Park canavarlarına karşı
kendinizi korumaya davet ediyoruz. Gelin, kim kimi dinliyor, kim kimi niçin
dinliyor, kim kimi nasıl dinliyor ve bu…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
FARUK BAL
(Devamla) – …dinlemelerle ortaya çıkan hukuk ihlallerini birlikte inceleyelim,
araştıralım, bir komisyon kuralım. Bu komisyon ile “hukukun üstünlüğü”
kavramını “üstünlerin hukuku” hâline getirmek isteyen zihniyetin kendisine
dönmesine imkân ve fırsat verelim diyor, önergemizi yüksek Kurulun takdirine
saygıyla arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Bal.
Aleyhte, Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü.
Buyurunuz Sayın
Köylü. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI KÖYLÜ
(Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu öneri aleyhinde
söz almış bulunuyorum, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Konumuz, yasa
dışı dinlemeler, bunların verdiği zararlar ve önlenmesi ve şeklinin, dinleme
şeklinin nasıl olması, olması gerekir mi gerekmez mi; kısaca bunlar.
Özel hayatın
gizliliği, kişiler arasındaki haberleşmenin önlenmesi hem Avrupa Sözleşmesi’nde
hem Anayasa’mızda hem de buna bağlı olarak Ceza Kanunu’muzda
müeyyide altına alınmıştır. 1/6/2005 tarihinden önce
dinlemeler 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suçla Mücadele ile ilgili olarak
yapılabiliyordu. Daha sonra 1/6/2005 tarihinde
yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununda, Ceza Kanunu’nun 132, 133, 134, 135,
136’ncı maddelerinde sayılı suçları işlememek için, bu suçlara insanların maruz
kalmaması için ve ülke güvenliği, organize suçlarla ve terörle mücadele için
alınması gereken tedbirler arasında iletişimin dinlenmesi, denetlenmesi,
izleme, gizli soruşturmacı gibi hükümlerin uygulanabilmesi için birtakım
düzenlemeler yapılmıştır.
Değerli
arkadaşlar, gizliliğin ihlali, haberleşmenin ihlali, kişilerin özel hayatının
ihlali korunmaya elbette ki değerdir, bu konuda hiçbir ihtilafımız yoktur.
Ancak yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
135’inci maddesinde sayılı suçlarla ilgili olarak gerek soruşturma aşamasında
gerekse istihbarat aşamasında birtakım dinlemelere kanunumuz cevaz vermiştir.
Bu dinlemeler yasa dinlemesidir.
Peki, nasıl yapılıyor?
Öncelikle bahsettiğimiz suçlar, örgütlü suçlar, kaçakçılık, ihaleye fesat
karıştırma, insan öldürme, insan kaçakçılığı, göçmen kaçakçılığı vesair suçlar. Bunlarla ilgili ciddi bir şüphe bulunduğu
takdirde ve kanunda öngörüldüğü şekilde başka türlü de delil elde edilmesi
imkânı yoksa, bu takdirde iletişimin dinlenmesi yoluna
gidilmektedir. İletişimin dinlenmesini kolluk, Cumhuriyet Başsavcısından
isteyecektir. Cumhuriyet Başsavcısı, kolluğun getirdiği delilleri
değerlendirecek, bunları bu suçlara bakmakla görevli, yani Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun 250’nci maddesinde yazılı mahkemenin görevli hâkiminden
isteyecektir. Şu andaki uygulama budur.
FARUK BAL (Konya)
– İstanbul Başsavcısı nasıl bir suç işlemiştir?
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Çete mi bu adam, çete mi?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Devletin içinde devlet var.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Ben size izah edeceğim, bir saniye dinlerseniz lütfen.
Buna dayanılarak
Cumhuriyet Savcısı hâkimden bu kararı istemektedir. Hâkim de bu kararı isterse
verir, isterse vermez. Hâkim bu kararı verirken nelere dikkat edecek? Gerçekten
böyle bir şüphe var mı, getirilen belgeler, bilgiler yeterli mi, bir. Bundan
sonra, kimin hakkında dinleme kararı verecekse o kişinin kimliği, telefon
numarası, telefon kodu, suçun türü, dinlemenin şekli, süresi, bunlar tek tek kararda belirtilecektir ve bundan sonra bu karar
İletişim Başkanlığına gider. İletişim Başkanlığında dinleyen gene İletişim
Başkanlığı değil, kararı getiren, daha doğrusu soruşturmayı sürdüren kolluğun
bu konudaki görevlileridir yani polistir veya jandarmadır. Dinleme bunlar
tarafından yapılır ve bu dinleme bilgileri, kayıtların içeriği İletişim Başkanlığı tarafından
da bilinmez. Onlar sadece orada bir geçiş sağlarlar, bir süzgeç görevini
yaparlar.
İstihbarat
dinlemesi için bir fark vardır: Emniyet Genel Müdürü veya İstihbarat Daire
Başkanı bu kararı hâkimden isteyebilir. Soruşturmada cumhuriyet savcısı
hâkimden isteyebilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde cumhuriyet savcısı,
istihbarat dinlemesindeyse İstihbarat Daire Başkanı veya Emniyet Genel Müdürü
bu kararı verir, yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar. Yirmi dört saat
içinde hâkim bunu onaylamadığı takdirde otomatik olarak hükümsüz kalır. O saate
kadar yapılan dinlemeler de imha edilir.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – İşlem yanlış.
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Olması gerekeni anlatıyorsunuz herhâlde.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Biz olmayanları araştıralım diyoruz.
FARUK BAL (Konya)
– Kanun da bunları söylüyor da AKP’nin yaptığı farklı Hakkı Bey.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Böyle olmuyor. Biz de onu tenkit ediyoruz.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Adalet ve Kalkınma Partisinin içinde bir hâkim var da yani şu
Mecliste veya parti teşkilatının içinde, bizim genel merkezimizde bir hâkim var
da o hâkim mi veriyor bu dinleme kararlarını? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
FARUK BAL (Konya)
– Yoksa araştıralım.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Devletin hâkimi veriyor, veren hâkimleri de söylüyoruz size:
250’nci maddeye göre kurulmuş olan özel yetkili mahkemenin ilgili görevli
hâkimi veriyor bu kararı.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Başbakanı kim dinledi? Hâkim mi dinledi?
FARUK BAL (Konya)
– Bu müfettişi kim tayin ediyor?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Bakın, adalet müfettişlerinin soruşturmasını…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Müfettişler ve hâkimler üzerinde baskı kuruyorsunuz.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Sayın Bal, siz yıllarca Bakanlıkta çalışan birisisiniz. Bu işi en
az benim kadar siz de biliyorsunuz.
FARUK BAL (Konya)
– Doğrudur. Ben böyle bir olaya şahit değilim. Suç yok, fail yok, dinleme
kararı…
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Suç yoksa, fail yoksa bu karar usule uygun
değildir, ilgili hâkimin bu kararı işleme koymaması gerekir, buna göre karar
vermemesi gerekir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Müfettiş niye koyuyor? Yürütmenin baskısı var.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Vermemesi gerekir. O bizim sorunumuz değil.
BAŞKAN – Lütfen
karşılıklı konuşmayalım.
Buyurunuz Sayın
Köylü.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Hâkimin sorunu, benim sorunum değil.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Hayır, hepimizin sorunu. Gelin araştıralım.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Hayır canım, öyle şey mi olur? Bu kararı vermemesi gerekir.
Bakın, başka şey
söyleyeyim. Lütfen…
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım lütfen.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yargı dinleniyor, baskı var!
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Şimdi, eğer bir hâkim dinleniyorsa, bir hâkim veya savcı… Hâkim
veya savcı dinlenmez diye de bir şey yok. Hâkim, savcı da suç işleyebilir,
onlar da dinlenebilir elbette ki, ama o kararı da yine başka bir meslektaşı
veriyor. Yani, burada kanunda yazıyor mu, bu suçlardan dolayı hâkim ve
savcıların telefonları dinlenemez, bunun haricinde kalanlar dinlenir diye bir
hüküm mü var? Yok. Elbette ki onlar da dinlenebilir.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ya, dinlemeden bahset, dinlemeden! Neden dinlendiği yazmıyor kararda.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, ben size mevzuattan bahsediyorum.
OKTAY VURAL (İzmir) – Mevzuat yazılı zaten.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Bugün, bir hâkim yanlış karar veriyor, bir hâkim, suçsuz olan kişi
hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası da verebiliyor; bu, Yargıtaydan
geri dönüyor. Yani, bir hâkim yanlış karar veremez mi?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yargıtay Birinci Başkanlığı için ne diyorsunuz?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Verirse, yargı kendi içinde bunu elbette ki kendisi düzeltecektir.
Yani, hâkimin verdiği kararı biz niye sorgulayacağız şimdi?
OKTAY VURAL
(İzmir) – Yargıtay Birinci Başkanlığını, adalet müfettişleri dinlemek için
hâkime başvuruyor, baskı uyguluyor.
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Hafife alıyorsunuz, bu araştırılsın o zaman.
BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Köylü, devam ediniz.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Adalet müfettişlerinin cumhuriyet savcısına verilmiş olan yetkileri
kullanma hakları vardır. Adalet müfettişleri bu yetkisini kullanabilir, onlar
da bu yetkiye dayanarak ilgili hâkimden dinleme kararı isteyebilir. Hâkim bu
kararı ister verir, ister vermez.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Vay anasına ya!
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Eğer usulsüzse bu kararı vermemesi gerekir. Eksikse, isim yoksa, suçun türü belli değilse ve diğer şartlar yoksa bu
kararı vermemesi gerekir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Peki, İletişim Başkanlığı bilirkişileri niye engelledi?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Buna rağmen bu kararı vermişse, İletişim Başkanlığı da bu kararı
geri göndermesi gerekir; usul böyledir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – İletişim Başkanlığı hâkimlerin tespit ettiği bilirkişileri niye
engelledi?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – İletişim Başkanlığının yaptığı işlemler tamamen gizlidir…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Ne demek gizli?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – …oradaki bilirkişiler suç işlemişlerdir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hâkim gidiyor, inceleyecek; gizli!
HAKKI KÖYLÜ (Devamla)
– Bunun, bir kişi hakkında dinleme var mı yok mu, dinleme nasıl diye hiç
kimsenin inceleme, araştırma yetkisi yoktur…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Allah Allah!
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – …bu tamamen gizlidir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Doğru olup olmadığını nereden tespit edecek?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Doğru olup olmadığı, soruşturma başlar, soruşturma başladıktan
sonra her şey meydana çıkar…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Devletin içerisinde devlet!
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – …o zaman itiraz ederler, bunların uygun olmadığı anlaşılır ve
mahkeme ona göre karar verir.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Yarın siz de dinlenirseniz, ağlamak yok!
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sayın Köylü, dinlenen isim farklı, aşağıdaki numaralar başka kişiye
ait, başka kişiye ait.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, karşılıklı konuşmayınız.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, olabilir. Ben, size… Bir kişinin vermiş olduğu
yanlışlığı ben burada düzeltecek değilim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hâkim mi tespit edecek o yanlışlığı?
BAŞKAN – Sayın
Köylü…
FARUK BAL (Konya)
– Başbakan da dinleniyor, Başbakan da.
BAŞKAN - Sayın
Köylü, lütfen karşılıklı konuşmayınız.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bunun dışında, bakın, bu dinlemeler,
hukuka uygun olarak yapılacak dinlemeler bunlardır. Bunun içinde bir yanlışlık
varsa -Ceza Kanunu- 132 ve 136’ncı maddeler buradaki suçları düzenlemiştir.
Kişisel verilerin kaydı ve açıklanması, haberleşmenin gizliliğinin açıklanması,
şahıslar arasında aleni olmayan konuşmaların açıklanması, bunlar suç teşkil
etmektedir. Bugün bu saydığımız maddelerden dolayı sayısız davalar açılmıştır
ve şu anda davalar yürümektedir.
Ve bir şey daha
söyleyeyim: Herkesin telefonlarının öyle ulu orta dinlenmesi, herkes tarafından
telefonların rastgele dinlenmesi söz konusu değildir.
Böyle sokaktan geçerken birisi birinin telefonunu dinleyemez. Mahkeme kararı
haricindeki bazı dinlemeler vardır, sizler de biliyorsunuz, araştırma
komisyonunda biz bunları değerlendirdik.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Başbakanı nasıl dinlemiş o zaman? Doğru mu değil mi? Yalan mı?
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Başbakan “Dinlendim.” diyor.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Ağırlıklı olarak ortam dinlemesidir. Bunlar da bu Yasa’nın tamamen
dışında olan şeylerdir. Onların da nasıl önlenmesi gerektiği, bu konuda hangi
tedbirlerin alınması gerektiği de Komisyonumuzun raporunun sonuç kısmında
belirtilmiştir.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Her gruptan belli… Listede yazmıyor. Sayın Cemal Kaya dinlendi mi
dinlenmedi mi?
BAŞKAN – Sayın
Seyhan…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sayın Serter dinlendi mi dinlenmedi mi?
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Ben burada şahıslardan bahsetmiyorum arkadaşlar. Dinlemenin usulü
böyledir.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sayın Bölükbaşı, Selahattin Bey dinlendi mi dinlenmedi mi? Cevap
versenize? Sayın Ayna dinlendi mi dinlenmedi mi?
BAŞKAN – Sayın
Seyhan, karşılıklı konuşmayınız lütfen.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Bir şey söyleyeceğim size: Yüksek Hâkimler Kurulu Başkan Vekili
“Telefon dinlemesiyle işlem yapamayız.” dedi, “Usule uygun da olsa.” Ama yıllar
önce, Sayın Bal sizin zamanınız da dâhil olmak üzere yıllarca usulsüz, kayıtsız
ve tamamen kim olduğu belirsiz kişilerle yapılan telefon dinlemelerine göre,
hâkim, savcılar hakkında işlem yapılmıştır. Ama bugün buraya gelmesi bence
sevindirici bir durumdur. Ondan dolayı da mutluluk duymamız gerekir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Hadi oy verin.
HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Köylü.
FARUK BAL (Konya)
– Sayın Başkan, Sayın Hatip benim ismimi de vererek bir suçlamada bulundu, izin
verirseniz kısa bir açıklama yapayım.
BAŞKAN – Pardon…
Anlayamadım.
FARUK BAL (Konya)
– Sayın Hatip, benim de zamanımda, hangi zaman olduğunu da kastetmedi ama, zamanımda usulsüz telefon dinlemeleri olduğunu ifade
ederek…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Adını söyledi ya!
FARUK BAL (Konya)
– …ismimi de zikrederek suçlamada bulundu, izin verirseniz kısa bir açıklama
yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Evet,
buyurun.
İki dakika…
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, MHP Grubu önerisi
üzerinde konuşan Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü’nün,
şahsına sataşması nedeniyle konuşması
FARUK BAL (Konya)
– Sayın Hatibe tekrar Genel Kurula hitap etme imkânı verdiği için teşekkür
ediyorum.
Değerli
arkadaşlarım, ben gerek hâkim gerek genel müdür gerekse devlet bakanı ve
milletvekili olarak görev yaptığım hiçbir dönemde ama hiçbir dönemde ne
kurallara ne kanunlara ne de bu gibi eylemlerin içinde veya dışında olabilecek
bir fiilin içerisinde olmadım, şahıs olarak.
Diğer taraftan,
bizim görev yaptığımız dönemde Jurassic Park
canavarları yoktu. Bu Jurassic Park canavarları şimdi
nevzuhurdur, yedi yıllık AKP İktidarının mahsulüdür.
Bu mahsulün ortaya koyduğu sonuç da, maalesef, yaratıcısı olan sizlere kadar
gelmiştir, Sayın Başbakanı dinleyecek kadar bu yaratık haddini aşmış, hedefini
belirlemiştir. Dolayısıyla, sizinle bizi birbirinize karıştırmayın diyor,
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Bal.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ (Devam)
2.- (10/204) esas numaralı, yasa dışı dinleme ve takip
iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 17/11/2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP
Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkan, Dinleme Komisyonunun bir üyesi olarak yerimden iki
dakika söz istiyorum.
BAŞKAN – Gördüm
burada efendim, değerlendireceğim, sıraya alıyorum, Sayın Özyürek’in
konuşmasından sonra.
İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürek. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın Özyürek.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket
Partisinin önergesi lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, son zamanların en önemli konusu hiç kuşkusuz bu telefon
dinlemeleridir. Çünkü, haberleşme özgürlüğü bir temel hak ve özgürlüktür ama bu
özgürlük bütünüyle ortadan kalkmıştır, neredeyse vatandaşların tamamı
dinlenmektedir ve bu dinlemeler basına yansımakta ve o kişilerin hakkı, hukuku
ihlal edilmektedir ve Ergenekon dosyalarında, o davada zanlı olmayan, o davada
sanık olmayan hatta o davada tanık olmayan kişilerle ilgili konuşmalar dosyaya
girmekte, bir mahkeme dosyasına girdiği için de basın o bilgileri alıp
kolaylıkla yayınlamaktadır.
Şimdi, işin özü,
işin esası nedir? İşin esası bu Telekomünikasyon İletişim Dairesi kurulmuştur,
AKP döneminde kurulmuştur ve buraya atanacak başkanı sadece Başbakan tek
başına, imzasıyla atamaktadır. Buradaki dinlemelerle ilgili denetlemeyi yapacak
görevliler de gene sadece Başbakanın imzasıyla atanmaktadır ve doğal olarak
orada biriken bilgileri de Başbakan dilediği gibi alıp dinleyebilmektedir.
Öncelikle bu mekanizmayı ortadan kaldırmak gerekir. Bu mekanizma var olduğu
sürece bizim burada konuştuğumuz pek çok şey anlam ifade etmemektedir. O
nedenle, biz istiyoruz ki Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesi
kabul edilsin ve umuyorum ki bütün milletvekillerinin, AKP’li milletvekilleri
dâhil hepimizin şikâyet ettiği bu olaya bir çözüm bulalım.
Değerli
arkadaşlarım, biraz önce AKP sözcüsü ifade etti: “Nasıl dinlenir?” Tabii,
mekanizmanın nasıl çalışması gerektiğini biz biliyoruz ama nasıl çalıştığını
gene hepimiz biliyoruz. Şimdi, burada bir karar var, bu kararda “Şüphelinin
kimliği: Faili meçhul!” Oysa Sayın Köylü’nün biraz
önce ifade ettiği maddede diyor ki: “Suç nedir, suçlu kimdir, hangi amaçla
dinlenecektir; bunların hepsinin kararda yazılması lazım.” Burada yazılan bir
şey yok. Telefon numaraları sıralanmış. Kimin talebi üzerine bu sıralama
yapılıyor, bu talepte bulunuyor? Adalet Bakanlığı
müfettişlerinin talebi üzerine. Şimdi burada “Adalet ve Kalkınma Partisi
Genel Merkezinde hâkimler mi var, bu kararı onlar mı veriyor?” diye işin
içinden sıyrılmak mümkün değil. Bu talepte bulunanlar Adalet Bakanlığının
müfettişleridir ve doğrudan bir bakana bağlı olarak çalışan, bakanın
talimatları doğrultusunda çalışan kişilerin talebi üzerine bu dinlemeler
verilmektedir. Bu dinlemeler bir hâkim kararına bağlı olmasına rağmen, yasada
öngörülen şartlar yerine getirilmeden dinlendikleri için bu dinlemeler hukuki
değildir.
Gene yasaya göre
herhangi bir kişi dinlendiği zaman, dinleme dönemi bitince on beş gün içinde
bunun kendisine bildirilmesi lazım, şu şu şu nedenle sizi dinledik denilmesi lazım. Ama İstanbul
Cumhuriyet Başsavcısının açıklamalarından görüyoruz ve anlıyoruz ki, Sayın
Başsavcıya hiç kimse dinlendiğini ifade etmemiştir. Çünkü kendisi “Ben de
Bakanlığa soracağım. Eğer dinlenmişsem hakkımı arayacağım.” diyor. Yani bu
yasanın gerekleri yerine getirilmeden keyfî bir şekilde insanlar dinlenmektedir
ve insanların haberleşme özgürlüğü elinden alınmakta ve bazı medyaya yapılan
servis sonucu da o kişilerin onuru, gururu, kimliği, kişiliği zedelenmektedir.
Son zamanlarda bu
dinlenen kişiler sıradan vatandaşlar olmaktan çıkmış ve hâkimler, savcılar,
Yargıtay üyeleri dinlenir hâle gelmiştir.
Şimdi, Yargıtayın, Yargıtay üyelerinin dinlenebilmesi ancak ve
ancak Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun kararıyla olabilir. Bu yönde bir
karar olmadığı Yargıtay Başkanının açıklamalarından anlaşılmaktadır. Buna
rağmen böyle bir karar nasıl alınabilmiştir? Böyle bir kararın gereği TİB
Başkanlığı tarafından nasıl yerine getirilmiştir? Sayın Başkan Şimşek diyor ki:
“Biz Yargıtay santralini dinleyemedik.” Yani, tam teşebbüs hâli var, teşebbüste
bulunulmuş, güya dinlenememiş. Ama bu işin tekniğini bilen arkadaşların
ifadelerine göre, illa telefon ahizesini dinlemek şart değil, illa santralı dinlemek şart değil, Telekom’daki aletleri dinlemek
suretiyle de sonuca ulaşabilirsiniz. Yani, Yargıtayın
dinlenmemesi diye bir olay ne yazık ki söz konusu değil. Hadi diğer yerlerde
“Hâkimin yetkisi var, ne yapalım? Hâkim bu kararı almış.” diyorsunuz ama
Yargıtay üyelerinin dinlenmesinde mutlaka Birinci Başkanlar Kurulunun karar
vermesi gerekirken, gene bir hâkim kararını bahane ederek bu dinlemeler
yapılmıştır. Yani, Türkiye’de ne yazık ki, bir korku imparatorluğu
yaratılmıştır değerli arkadaşlarım. Herkese “Dinleniyorum” kuşkusu egemen
olmaktadır ve insanlar telefonla konuşmaktan korkar, çekinir hâle gelmiştir.
Telefon, çağımızın en önemli buluşu, en önemli icadı ama şimdi geldiğimiz
noktada bir korku aleti hâline gelmiştir. Teknoloji insanların mutluluğu için
yeni yeni olanaklar yaratıyor fakat ne yazık ki AKP
döneminde bu teknoloji insanları mutsuz eden, insanları korkutan bir noktaya
gelmiştir. Biraz önce AKP sözcüsü dedi ki: “Bizim haberimiz yok.”
Değerli
arkadaşlarım, “iktidar olmak” demek, “olup biten her şeyden bilgi sahibi olmak
ve sorumlu olmak” demektir. Sayın Başbakan diyor ki: “Beni de dinlemişler.” Özrü kabahatinden büyük. Bir Başbakan o ülkede kimin kimi,
nasıl dinlediğini, ne zaman dinlendiğini bilemiyorsa orada bir vahamet vardır.
Türkiye’de yaşayan 72 milyon insanın güvenliği Hükûmete
emanettir, güvenlik güçlerine emanettir ve onun başında da Başbakan
bulunmaktadır ama Sayın Başbakan “Beni de dinlemişler, ne olacak.” diyor ve
İletişim Dairesi Başkanının bir açıklaması var, diyor ki: “Başbakanı da
dinliyorlar, hiç kimse bir şey söylemiyor ama bazı hâkim ve savcılar dinlenince
kıyamet kopuyor.” Böyle bir şey
olabilir mi? Bir noktada hukuksuzluk varsa, bir noktada kanunsuzluk varsa,
bundan şikâyet etmek bizim görevimizdir, muhalefetin görevidir, namuslu, dürüst
insanların görevidir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.
Ama “Ne yapalım,
hâkimler yetkisiz bir şekilde dinleniyor, usulsüz bir şekilde dinleniyor. Bu
dinleme sonuçları o hâkimlerin, savcıların kişilik haklarını ihlal edecek
şekilde kullanılıyor.” şikâyetine karşı “Başbakan da altı yıldır dinleniyor,
hiç biriniz sesinizi çıkarmıyorsunuz.” deniliyor. Başbakan da dinlenmemelidir, hâkim
de dinlenmemelidir, sıradan vatandaş da dinlenmemelidir, yasada öngörülen şekil
dışında.
Bir suç
işliyorsa, bu, suç işlediği için takibi açısından gerekliyse elbette dinlenir.
Ama resmî açıklamalara göre 70 bin kişi dinlenmektedir. Türkiye’de 70 bin potansiyel
suçlu mu var? Tacidar Seyhan arkadaşımızın tespitine
ve açıklamalarına göre 300’den fazla milletvekili dinlenmektedir. 300
milletvekili potansiyel suçlu mudur?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi bağlayınız.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün değildir. Telefon dinlemeleri
artık toplumda bir paranoyaya neden olmuştur, bir korku imparatorluğu yaratılmıştır.
Bunun önüne geçmek lazım. Onun için de Milliyetçi Hareket Partisinin bu
önergesinin kabulünü istiyoruz. Oturalım, hep beraber bu soruna bir çözüm
bulalım diyorum.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özyürek.
Sayın Durmuş,
sisteme girmiştiniz, ne içindi?
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Ben, Dinleme Komisyonu üyesi olarak yerimden kısa bir açıklama
yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Kısa bir
açıklama yapacaksınız.
Buyurunuz.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
2.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, yasa dışı
dinlemelere ilişkin açıklaması
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım, dün Başbakan yaptığı açıklamada “Yürütmenin
isteği doğrultusunda hâkim kararı verilen bir şeye yargı nasıl itiraz eder?”
diyor. Hâkim dinleme şartlarını yerine getirmemiş ve Yargıtay gibi bir üst
kurula, santral dinlemesi, kitle dinlemesi tarzında uygulamıştır. TİB Başkanı
da savunma yaparken “Başbakanı bile altı yıldır dinliyorlar.” dedi. TİB Başkanı
kendisinin hukuksuz dinlemeyi uyguladığını itiraf ediyor, “Başbakanı
dinlerseniz ben de dinlerim.” iddiasında bulunuyor. Dolayısıyla, TİB Başkanı
derhâl istifa etmeli ya da görevden alınmalıdır, Başbakan da istifayı
düşünmelidir. Dünyanın neresinde olursa olsun bu büyük bir skandaldır ve
üzülerek ifade ediyorum, Yargıtay üyelerinin tamamı dinleniyor. Ben iki buçuk
ay evvel kendilerini bilgilendirdiğimde inanmamışlardı, şimdi inanabilirler.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Durmuş.
Sayın Özdemir,
siz ne için söz istediniz?
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Ben de Komisyon üyesiyim…
BAŞKAN – Nasıl?
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Ben de bundan önceki Dinleme Komisyonundaydım. Yerimden kısa bir
açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Peki,
buyurunuz.
3.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, yasa dışı
dinlemelere ilişkin açıklaması
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi adına Telefon Dinleme
Komisyonunda bulunuyordum ve bununla ilgili son derece önemli tespitler
yapmıştık. Yaptığımız tespitlerle ilgili eksiklikler giderilmedi. İletişim
Daire Başkanının Başbakan tarafından atanması Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen
hâlâ görevinde devam ediyor. Ben otuz beş-kırk seneye yakın emniyet
teşkilatında görev yaptım. Böyle bir korku imparatorluğu hiçbir zaman sıkıyönetimlerde
dahi görülmedi. Bunun acilen Meclis tarafından giderilmesi ve yeni yasalar
çıkarılmasında yarar var. Dışarıda insanlar özelleriyle dahi konuşamaz hâle
gelmiştir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özdemir. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Seyhan, sizin…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Efendim, ben de Yasa Dışı Dinleme Komisyonu üyesiyim. Kısa bir
açıklama rica ediyorum.
BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Seyhan.
4.- Adana Milletvekili Tacidar
Seyhan’ın, yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklaması
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – İletişim Daire Başkanlığının, Sayın Başkan, bir açıklaması olmuştu,
“Bizim teknolojik olarak Yargıtayın telefonlarını
dinleme şansımız yok.” diye.
Değerli
arkadaşlarım, telefon dinlemeleri, TİB’e giden uç
direkt Telekom’un merkez santralinden gidiyor. Diğer, aranan veya aranılan
kişinin makinesiyle alakası yoktur. Merkeze gelen her sesi İletişim Daire
Başkanlığının kayda alması mümkündür. Bu, teknolojiyle alakalı bir şey
değildir. Kaldı ki İletişim Daire Başkanlığının elindeki bilgisayarlar her tür
şifreli yayını çözebilecek niteliktedir. Bu konuda yazılımlar var. Böyle bir
gerekçe söz konusu olamaz.
İkincisi,
arkadaşlarım dile getirdiler, dinlemedeki en büyük skandal şudur: Bir kişinin
üzerinden başka kişinin telefonlarına izin alınmış olması, bir yargı kararı
olarak kabul edilemez tek başına. Yani hukuk içerisinde hukuksuzluk söz
konusudur, diğerlerine ek olarak. Çünkü suç isnat edilemeyecek kişi bir
suçlunun arkasına gizlenmiştir. Bunun hukukta bir açıklaması yoktur. Kişinin suçu
neyse, onun telefonunu dinleyecekseniz ismini ve yoğun şüphe varsa o şüpheyi
yazacaksınız.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Zaten öyle.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Hayır efendim, elimizdeki belgelerde…
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Kanunu aç, oku. Bak, şunu aç, oku.
BAŞKAN – Sayın
Seyhan, siz açıklamanızı yapınız, bitiriniz lütfen.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Tamam.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Kanun öyle. Kanunu çarpıtmayın.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(Mersin) – Karar da böyle.
BAŞKAN – Sayın
Seyhan…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Kararlar üzerinden konuşuyorum.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Kararlar kanuna uygun olmalı.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Kanuna uygunluk yoktur.
BAŞKAN – Sayın
Seyhan, açıklamanızı bitiriniz lütfen. Süreniz doluyor.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Son olarak da arkadaşlar, yani dinleme yapılıyor mu yapılmıyor mu?
Ben soruyorum, kimse yetkili, her gruptan bir kişi söyleyeyim. Sizin
grubunuzdan Cemal Kaya’yı dinlediler mi, dinlemediler mi? Bizim gruptan Kılıçdaroğlu’nu, bu gruptan Sayın Bölükbaşı’yı,
diğer gruptan Sayın Ayna’yı dinlediler mi, dinlemediler mi? (DTP sıralarından
“Hepimizi, hepimizi.” sesleri.) Bir cevap versinler. İlgililere soruyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Seyhan.
Şimdi, sayın
milletvekilleri…
Sayın Çolak,
sisteme girmişsiniz... Yok.
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Ben buradayım.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan… Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Bunu
sonsuza kadar götüremeyiz sayın milletvekilleri. Size de… Ne için istiyorsunuz?
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Oradan
değil. Lütfen bana söylerseniz, söz verip…
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Sayın Başkanım, böyle bir usul bilmiyoruz biz yani. Herkes… Yarım
saat burada açıklama yapılıyor. Neye göre yapılıyor? Ben de bir söz istiyorum o
zaman.
BAŞKAN – Sayın
Çolak, eğer İç Tüzük’ü biliyorsanız, bir milletvekili 60’ıncı maddeye göre kısa
bir açıklama yapmak istiyorsa biz ona söz veririz.
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Ben de istiyorum o zaman Başkanım, ben de istiyorum o zaman.
BAŞKAN – O zaman
baştan, 60’a göre söz istediğinizi söylemelisiniz.
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Bunlar da şimdi istiyor.
BAŞKAN – Onlar
söylediler efendim. Buyurunuz, siz 60’a göre söz mü istiyorsunuz?
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Tamam, ben de 60’a göre söz istiyorum.
BAŞKAN – İstiyor
musunuz?
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – İstiyorum, evet.
BAŞKAN –
Buyurunuz.
5.- Artvin Milletvekili Ertekin
Çolak’ın, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre yerinden söz isteyenlerin uzun
süreli konuştuklarına ilişkin açıklaması
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Sayın Başkanım, şimdi, buradaki konuşmalar… Benim bildiğim kadarıyla
60’a göre kısa bir söz istenir ve kısa bir konuşma yapılır ama burada beş
dakika, on dakika konuşmalar yapılıyor.
BAŞKAN – Beş
dakika konuşma yok efendim, herkes birer dakika…
ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Meclisin çalışmalarını aksatıyor diye düşünüyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Çolak.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Gerçekler ortaya çıkmasın mı?
BAŞKAN - Sayın
Özkan, buyurunuz.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, İç Tüzük 60/3 gayet açık; Divan verebilir ama şimdi
milletvekillerimiz girdiği zaman hepsine söz verdiğinizde, her konuşmadan sonra
bu kadar açıklamayla Meclisi nasıl çalıştıracağız?
BAŞKAN – Sayın Bozdağ, burada bir grup önerisi üzerinde konuşuluyor; ufak
bir açıklama yapıyorsa bir dakikadan hiç kimseye zarar gelmez.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Ama efendim, bakın kaç kişi oldu. Bütün milletvekilleri isimlerini
girse ne olacak?
BAŞKAN – Hepsi
beş dakika oldu.
Buyurunuz Sayın
Özkan.
6.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, yasa dışı
dinlemelere ilişkin açıklaması
MURAT ÖZKAN
(Giresun) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Tabii, burası Parlamento. Arkadaşlarıma hatırlatayım, parlamento “parle”den
gelir, Latince “konuşulan yer” anlamını taşır. Milletvekilinin sözünün
kısılması ancak belki danışma meclislerinde olur. Burasının bir parlamento
olduğunu, bir millet Meclisi olduğunu hatırlatayım arkadaşlarıma.
Milletvekillerini susturmak için yapmış oldukları girişimlerinin de demokrasiyi
dejenere ettiğini, demokrasi anlayışının kıt olduğunun
da bir kanıtı olduğunu gösteriyor. Seçilmiş insanlara yakışmıyor… (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
Özkan, niçin söz aldıysanız onu söyleyiniz.
MURAT ÖZKAN
(Giresun) – Efendim, tabii, ben arkadaşlar konuşunca söylediler, onun için…
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Ağzını kapatın ağzını!
MURAT ÖZKAN
(Giresun) – Efendim, şimdi, bu dinleme hadiseleri, malum, belli aletlerle,
araçlarla yapılıyor. Devletin bütçesinden alınan paralarla bu dinlemeler
yapılıyor. Kimlerin elinde gerek ortam dinlemesi gerekse cihaz dinlemesi olduğu
da belli. Dinlemeler bugünün konusu değil sadece. Türkiye’de öteden beri eline
bu imkânı geçiren herkes bunu yapmaya çalışıyor. Bilginin güç olduğu doğrudur
ama insanların özel hayatıyla ilgili, insanların iletişim özgürlüğüyle ilgili
alanlarda bilgi almak, dedikoduculuk ya da biri hakkında, işte, çok ayıp bir
şey, birinin konuşmasını dinlemek gibi. Devletimizi bu
zandan, devletimizin devlet ciddiyetine yakışmayan bu tavırdan bu milleti bu
Meclisin kurtarması lazım. Hepimize yoğun, büyük bir görev düşüyor.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özkan.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ (Devam)
2.- (10/204) esas numaralı, yasa dışı dinleme ve takip
iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 17/11/2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP
Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Şimdi,
grup önerisinin aleyhinde Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün, buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar.)
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sayın Başkanım, bir söz talebinde de ben
bulunmuştum ama söz alamadım. Bu konuyla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Daha
sonra, efendim, değerlendireceğim.
Buyurunuz.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket
Partisi grup önerisi aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi, yasa dışı dinleme ve
takip iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla vermiş olduğu bir araştırma önergesidir. Ben, burada, benden önce
çıkan konuşmacıların yasa dışı dinlemelerle ilgili söz sarf edeceklerini tahmin
etmiştim, yasaya aykırı dinlemeleri burada konuşacağımızı düşünmüştüm ama her
çıkan konuşmacı burada, mahkeme kararlarınca verilmiş olan dinleme kararlarını
eleştirdi. Araştırma önergesi yasa dışı dinlemelerden bahsediyor ama
konuşmacılar maalesef hâkim kararıyla alınmış dinlemeleri de burada söylüyor.
FARUK BAL (Konya)
– Yasaya aykırı mahkeme kararı yasa dışı değil mi?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Şimdi, burada derdimiz ne? Yasa dışı dinlemeleri mi araştıracağız…
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – İkisini de…
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – …yoksa kanunlar çerçevesinde mahkemelerce verilmiş olan bu
kararları mı eleştireceğiz?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Hepsine karşıyız.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hepsini, hepsini…
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Bir defa bunu ayırt etmemiz lazım.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Niye dinliyorsunuz?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, zaman zaman konjonktürel olarak bu tür
tartışmalar hep çıkmıştır. Daha önceki dönemlerde de gene yasa dışı dinlemeler
olduğu noktasında birtakım iddialarda bulunulmuştur. Bugünlerde de maalesef
medyaya çok sık çıkan bazı yargı mensuplarının dinlendiği noktasında birtakım
duyumlar üzerine bu alevlenmiştir.
Bakın, bazen, söz
söylerken çok dikkatli olmamız lazım. Söz, söyleyene kadar insanın esiridir. Bu
söz ağızdan çıktıktan sonra artık insan o sözün esiridir.
Bundan yaklaşık
bir yıl önce bir değerli parlamenterimiz, yine muhalefet partilerimizde çok
önemli görevlerde bulunan değerli arkadaşımız kendisinin iktidarca dinlendiği
noktasında bir basın toplantısı yaptı, âdeta kıyamet koparıldı. “İktidar CHP’yi
dinliyor, CHP’den telekulak iddiası, dinleme depremi”
gibi vesaire, işte, “AKP derin devleti dinledi”, işte “odamı dinlediler” gibi
birtakım beyanlarla bir hezeyan koparıldı ve bu hezeyanı biz gerçekten bir
iktidar partisinin grubu olarak bunu dikkate aldık, dedik ki: ”Kesinlikle bir
parlamenter yasa dışı olarak dinlenemez.” Bununla ilgili hemen bir araştırma
önergesi verdik. Diğer gruplar da verdi tahmin ediyorum ve akabinde…
EŞREF KARAİBRAHİM
(Giresun) – Başbakan açıklama yaptı “dinleniyorum” diye.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) - …bir araştırma komisyonu kuruldu ve bu komisyon çalışmalarına
başladı. Bu Değerli Parlamenterimizin, yani Sayın Önder Sav’ın dinlenip
dinlenmediği konusunda komisyon çalışmalarına başladı. Ne hikmetse, ısrarla
dinlendiği iddia edilen bu kişiyi, bu Parlamenterimizi komisyonumuza davet
ettik, dedik ki: “Gel de nasıl dinlendiğini bize bir anlat bakalım.” ama
maalesef buraya, bu komisyona gelip nasıl dinlendiğini anlatma cesaretini
gösteremedi. Neden? Çünkü büyük bir mahcubiyete düçar
oldu, uğradı. Kendisinin dinlendiği noktasında kamuoyunu yanıltan bu
arkadaşımız daha sonra teknik bir hatadan, kendisinin hatasından dolayı,
maalesef telefonu açık bırakmasından dolayı böyle bir talihsiz durumla karşı karşıya
kaldığı ortaya çıktı. Hatta ben önerge verdim, dedim ki: “Bakın sonradan
tartışılmasın, sonradan başka türlü yerlere çekilmesin.” Komisyon başkanlığına
şöyle bir önerge verdim…
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Komisyonda böyle bir tespit yapılmadı efendim.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – “İnceleme ve keşif talebi.” dedim.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Komisyonda böyle bir tespit yapılmadı, düzeltin lafınızı.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – “Komisyonun ilk toplantısında alınan karar gereğince Ankara
Milletvekili ve CHP Genel Sekreteri Sayın Önder Sav komisyona davet edilmiş
ancak Sayın Önder Sav komisyona gelmemiştir. İşbu komisyon Sayın Sav’ın
dinlendiği iddiaları üzerine kurulmuştur. Dinlendiği iddia edilen mekân Sayın
Sav’ın CHP genel merkezindeki odasıdır. Sayın Sav böyle bir iddia ediyorsa,
iddianın havada kalmaması ve sonradan ortaya çıkabilecek spekülasyonları
önlemek için Sayın Sav’ın odasında bir keşif yapılmalı.” dedim ama maalesef
komisyonumuzun da ortak kararıyla bu talep reddedildi.
Şimdi, değerli arkadaşlar, konjonktürel
olarak evet, bunlar zaman zaman dile getirilmiştir
ama ondan sonra bakın, Sayın Başbakanımızın dinlendiği ortaya çıkmış veyahut da
şu anda bir davada sanık olarak yargılanan bir kişinin direkt bir operatöre
bağlanarak 2.500 kişiyi dinlediği hususunda basında beyanatlar çıkmış ama
muhalefetten bu konuda tek bir eleştiri, bir önerge gelmemiştir. O bakımdan, değerli arkadaşlar, şimdi burada yasal dinlemeleri mi
araştıracağız, yoksa yasa dışı dinlemeleri mi araştıracağız?
Değerli
arkadaşlar, yasal dinlemelerin şartı belli, burada sayılmış, bakın: “Dinleme
ancak yargı kararıyla olur. Kuvvetli şüphe olmalı, başka türlü elde etme imkânı
olmamalı, katalog suçlar olmalı.” Bu suçlar hangileri? Bunları tek tek sayayım arkadaşlar, burada var: Yani terör suçları,
kaçakçılık vesaire… Belki uzun olacak. Bunlarla ilgili bir ciddi şüphe varsa,
ancak hâkim kararıyla bu dinlemeler yapılabilir.
Şimdi, evet, üç
yılda yetmiş bin dinleme yapılmış hâkim kararıyla. Aldık, bu dinlemelerin yüzde
90’ı. Daha sonra bir iddianameye konu olmuş ve yargılamaya konu olmuş. Demek ki
dinleme kararlarının yüzde 90’ı isabetliymiş. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)
ALİ ARSLAN
(Muğla) – Hayalî, hayalî! Hayalî o!
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Nereden biliyorsun?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Yani şunu mu savunuyoruz? Bu dinleme kararlarını almayalım,
teröristler, çeteciler, uyuşturucu kaçakçıları, insan tacirleri memlekette fink
atsın. Bunu mu istiyoruz yani? Bunu mu istiyoruz arkadaşlar? (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – İstanbul Başsavcısı çete mi, çete mi? Kırk senelik Başsavcı çete
mi? Böyle rezillik mi olur ya?
AHMET YENİ
(Samsun) – Sayın Valim, dinleyelim.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu son zamanlarda nereden çıktı yine konjonktürel olarak bu dinleme iddiaları? Dinleme iddiaları
nereden çıktı?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Başbakan niye dinlendi?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) - Her meslek mensubunun içerisinde çürük elmalar olabilir. Bu,
bizlerin içerisinde de olabilir, başka meslek mensupları içerisinde de
olabilir, 10 bin tane üyesi olan yargı içerisinde de olabilir. Kimse anasından
masum olarak doğmaz, yani sonradan birtakım suçlara…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Herkes anasından masum doğar.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Anasından masum olarak doğar ama sonradan bazı suçlara düçar olabilir. (CHP sıralarından “Doğar, doğar” sesleri)
Düzeltiyorum: Anasından masum doğar ama sonradan bazı suçlara düçar olabilir.
MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Siz herkesi suçlu gibi görüyorsunuz!
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, burada bir muhalefet partimizin
yine değerli grup başkan vekili…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Bugün için muhalefet; ilk seçimde iktidar!
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) - …geçen hafta bu yargıdaki dinleme kararlarıyla ilgili Adalet
Bakanlığının “Gizli” ibareli belgelerini şu kürsüden gösterdi. Biz de daha
sonra ondan fotokopilerini aldık.
Şimdi, ya
birileri gidiyor Adalet Bakanlığının “Gizli” ibareli evraklarını dolaplarından
aşırıyor…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Yahu sen bırak onu, nasıl olduğunu bırak!
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) - …veyahut da gerçekten onların iddia ettikleri gibi yargıda
siyasallaşma almış başını gitmiş…
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Aynen öyle!
FATMA NUR SERTER
(İstanbul) – Tayyipleşme, siyasallaşma değil!
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) - …ve bazı gizli evraklar birilerine ulaştırılıyor; bunun başka bir
cevabı yok.
FARUK BAL (Konya)
– Özel hayatın gizliliğini yok etmişsin, Adalet Bakanlığına gizli gitse ne
olur?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu koparılan kıyamet ne, onu da kısaca izah
edeyim. Bakın, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 138’inci maddesi
ve ilgili 135’inci maddesi: “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin
denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili
olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan
birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde ederse, bu delil
muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhal bildirilir.”
İşte bir başka
suçun tahkikatı yapılırken 10 tane değerli yargı mensubunun -bakın 10 binin
içerisinde 10 tane- bazı suçlara…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – …karıştığı noktasında birtakım deliller bulunmuş; bunlar Adalet
Bakanlığı müfettişlerine sunulmuş, Adalet Bakanlığı müfettişleri de “Soruşturma
yapabilir miyiz?” diye ilgili bakandan sadece onay almış. Bundan sonrakiler,
delil toplama, telefon dinleme hepsi yargı kararıyla olmuştur. Bakın, onayla,
telefon dinlemede verilen yargı kararını karıştırmayın, bunu saptırmayın.
Yine “Yargıtayın telefonları dinleniyor.” diyor. Adalet Bakanlığı
on defa açıklama yaptı, bir kez daha söylüyorum: Yargıtayın
telefonları dinlenmemiştir, Yargıtayda çalışan
cumhuriyet savcısının telefonlarını dinleme kararı almıştır.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Nereden biliyorsun? Makinenin başında mıydın?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Nereden mi biliyoruz? Geçen hafta sizin grup başkan vekilinizin bu
kürsüde açıklamış olduğu Adalet Bakanlığının gizli evraklarından biliyoruz.
Nereden biliyoruz arkadaşlar?
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Adalet Bakanlığı kimin dinlediğini biliyorsa Başbakanı dinleyeni niye
bulamadı?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – O bakımdan, değerli arkadaşlar, Yargıtayın
telefonlarının dinlendiği iddiası külliyen yanlıştır. Yargıtayda
çalışan bir savcının sadece telefonlarını dinleme kararı almıştır, bu da yargı
kararıyla olmuştur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi bağlayınız.
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Amacımız burada
yasa dışı dinlemeleri önlemekse elbette buna varız.
Nitekim, Bakanlar
Kurulumuzun hazırlamış olduğu yeni yasa tasarısında bunlarla ilgili birtakım
daha caydırıcı tedbirler getirilmektedir, cezalar artırılmaktadır. Bunlara hep
birlikte varız.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Nerede varsınız ya?
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Devamla) – Yine, İnternet suçlarıyla ilgili birtakım düzenlemeler yapılacağı
konusunda çalışmalar vardır, bunlara hep birlikte varız ama kimse yasa dışı
dinlemeleri eleştiriyorum derken mahkemelerin vermiş olduğu mahkeme kararlarını
eleştirmeye kalkmasın.
Bu vesileyle,
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Üstün.
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Efendim…
BAŞKAN – Evet,
demin söz istemiştiniz benden 69’a göre.
Buyurunuz
efendim.
AHMET YENİ
(Samsun) – Ne diyeceğini söylemedi?
BAŞKAN – Konuyu
şimdi söyler.
Buyurunuz.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Adana Milletvekili Tacidar
Seyhan’ın, MHP Grubu önerisi üzerinde konuşan Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer
Üstün’ün, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Efendim, Sayın Hatip konuşmasında, Yasa Dışı Dinleme Komisyonunun,
Önder Sav’ın telefonlarının dinlenmediği, açık kalması sonrasında bu kayıtların
gazeteci tarafından alındığı yönünde bir kararı olduğunu söyledi.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Yargı kararı var, yargı.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Son derece yanlış bir tanımlama. Önder Sav’ın komisyona gelmediğini
söyledi. Sayın Genel Sekreterimiz Önder Sav, komisyona bir yazı göndererek
ifadesini mahkemeye verdiğini, şikâyetinin arkasında olduğunu, buraya vermiş
olduğu ifadelerin geçerli olduğunu komisyona bildirmiştir.
AHMET YENİ
(Samsun) – Komisyona geldi mi?
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Komisyona gelmemiş. Yani bir milletvekili olaraktan komisyona
gelmemesi…
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Komisyon da yeniden bir davet yazılmasına gerek duymamıştır. O ifadeleri
yeterli görmeseydi, komisyonumuz ifadesine başvurmak için ikinci bir davet
yapardı ama onun bir beyanını yeterli bulmuştur.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Yani gelmedi.
TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Kaldı ki, konu mahkeme kararı olsa bile, komisyonumuza gelen
uzmanlar, Türk Telekom’da kayıtlarının olmasının o kişinin telefonunun açık
kaldığı anlamına gelmediğini, mesaj yüklemek suretiyle iki cep telefonunun
birbirini dinleyebileceğini, bunun da Türk Telekom kayıtlarında arama yapılmış
gibi görüneceğini defalarca ifade etmişlerdir. GSM operatörleri de bu yöntemle
dinleme yapıldığını komisyonumuzda kabul etmiştir. Hatta bir üniversiteden
gelen öğretim üyesi de bu yöntemin sık kullanıldığını, bu yöntemde kullanılan
yazılımların bilgisayarda adreslerini de vererek satıldığını beyan etmiştir. Bu
iki açıklamadan anlıyoruz ki orada kayıt olması demek bu kişinin telefonu açık
kaldığı için dinlendiği anlamına gelmez. Bunun bir mesajla dinlenmesi hâlinde
faturaya girmesi de mümkündür. Bu nedenle bilgi kirliliği yaratılmasın diye söz
aldım.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Seyhan.
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Kahya, buyurunuz.
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Teşekkürler efendim.
BAŞKAN – Ne için
söz istemiştiniz?
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Ben de az önceki konuyla ilgili 60’ıncı
maddeye göre tekrar bir açıklama yapmak üzere…
BAŞKAN – Evet,
buyurunuz efendim.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
7.- Hatay Milletvekili Abdülhadi Kahya’nın, yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklaması
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili
arkadaşlarım; burada, dinleme mevzusunda gayrikanuni dinlemeler varsa bunların
araştırılması ve bu konuyla ilgili yasal olmayan durumlar hakkında bir komisyon
kurulması önerisi var. Bu konu, elbette çok önemli. Ben
de şahsım olarak, gerçekten önemli görüyorum ama şöyle bir inancım var ki
Türkiye Cumhuriyeti’nde dinlemenin de içinde bulunduğu hukuksuzluk sadece bu
dinlemeyle ilgili değil ve bu konu, iktidar-muhalefet anlayışı içerisinde
sadece işte TİB Başkanının istifası veya Sayın Başbakanın istifasıyla ifade
edilebilecek bir konu da değil. Bunlar konuyu siyasallaştırmaktır ama burada,
Türkiye’de hukuksuzluk, dinlemenin de içinde bulunduğu cuntacılıktan
bahsetmektir, darbecilikten bahsetmektir, hukuk dışı her türlü uygulamanın ele
alınmasından bahsetmektir. Eğer muhalefet partisi mensubu arkadaşlarımız samimi
ise bu konuyu sadece dinlemeye mahsus olarak değil, bugün, gündemde iddia
olunan fişlemeler de dâhil, cuntacılık dâhil, hukuk dışı olan yargıya sızmalar
dâhil her türlü araştırmanın, hukuksuzluğun araştırılması gerekiyor ve…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – İyi de siz reddediyorsunuz!
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Daha biraz evvel reddettiniz!
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Hepsini reddediyorsunuz!
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Biraz evvel oylandı, reddettiniz!
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – …sözün burasında hemen şunu da ifade etmek
istiyorum.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ne demek istiyorsun?
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sözümü bitireceğim.
Burada, bir sayın
genel başkan…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Biraz evvel reddettiniz!
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sayın Anadol,
lütfen, dinleyin. Tecrübeli milletvekilisiniz siz, yaşça da benden çok büyüksünüz.
Burada, sayın
genel başkan, büyük bir partimizin sayın genel başkanı darbeciliğin
yargılanmasından bahsederken, şu anda yüz yaşına yaklaşmış ve…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Yarım saat önce reddettiniz!
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – …artık hasta, belki dünyayla alakası bizim
gibi olmayan bir şahsın geçmiş dönemdeki yargılanmasından bahsetti.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Niye reddettiniz!
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Kahya.
İki dakika
süreniz sona erdi.
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Gerçek, samimi olan insanlar bütün
cuntacıların yargılanmasından bahsederken, 27 Mayısı da dâhil, hepsi dâhil… (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.
BAŞKAN – Bir
dakika efendim. Daha şey bitmedi.
Sayın Sakık sisteme girmiş, ondan sonra yoklama talebinizi
dikkate alacağım.
Buyurun Sayın Sakık, siz ne için söz istediniz?
SIRRI SAKIK (Muş)
– Başkanım, teşekkür ediyorum.
Ben de 60’ıncı
maddeye göre istiyorum.
BAŞKAN – Lütfen,
biraz çabuk bir şekilde söylerseniz…
8.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, yasa dışı dinlemelere ilişkin açıklaması
SIRRI SAKIK (Muş)
– Teşekkür ediyorum.
Aslında, bu
telefon dinlemeler çok eski tarihe dayanır. Yıl 1993, yine Parlamentodayız.
Dönemin Başbakanı, Çankaya’da Millî Güvenlik Kurulunda, milletvekillerinin,
bizzat benim, telefon konuşmalarımı dinleyerek Millî Güvenlik Kurulunda bunları
tartıştılar o dönem. Aslında, bu sorun bizimle başlayıp ve 1994 yılında DEP’lilerin burada dokunulmazlığı kaldırılırken de bir
bütün olarak telefon dinlemelerine dayalı bir fezleke oluştu ama o gün
Parlamentonun bir bütünü olarak herkes, sorun Kürtler olduğu için seyirci kaldı
medyasıyla, Parlamentosuyla.
Şimdi, gelinen bu
noktada adım adım bütün Türkiye’yi saran bir telefon
dinleme furyası yaşanıyor ve yine bizim partililerimiz, 56 tane parti
yöneticimiz, dokuz aydır, telefon dinlenmesi ve alan dinlenmesinden dolayı
içeride. KESK’in yöneticileri İzmir’de uzun süredir
içeride ve telefon dinlenmesinde… Şimdi, sorun bizler olunca herkes seyirci
kaldı, şimdi Türkiye’yi sardı. Eminim ki bu, Türkiye'nin ayıbıdır, hepimiz
ortaklaşmamız gerekir. Yani hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz, ülkemiz hak etmiyor.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sakık.
Bu, son görüşmemizdi,
diğer arkadaşımıza söz veremiyorum.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
BAŞKAN - Şimdi,
yoklama talebini…
Sayın Okay, Sayın Arslan, Sayın Özyürek, Sayın Seyhan, Sayın Süner,
Sayın Köse, Sayın Güvel, Sayın Bingöl, Sayın Korkmaz,
Sayın Koçal, Sayın Özkan, Sayın Kart, Sayın Seçer,
Sayın Öztürk, Sayın Ergin, Sayın Serter,
Sayın Baytok, Sayın Erbatur,
Sayın Anadol, Sayın Tamaylıgil.
Üç dakika süreniz
var.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ (Devam)
2.- (10/204) esas numaralı, yasa dışı dinleme ve takip
iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmesinin Genel Kurulun 17/11/2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP
Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.
3.- (10/351, 10/454) esas numaralı Meclis araştırması
önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 17/11/2009
Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu'nun, 17.11.2009 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul'un onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Hakkı
Suha Okay
Ankara
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler Kısmında yer alan (10/351) ile (10/454)
esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin görüşmelerinin, Genel Kurul'un,
17.11.2009 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehinde Muğla Milletvekili Ali Arslan.
Buyurunuz Sayın Arslan. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ ARSLAN
(Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Cumhuriyet Halk
Partisinin grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Grup
önerisi, Türkiye’deki emekli yurttaşlarımızın sorunlarının araştırılması,
tespiti, sorunların çözülmesiyle ilgili bir öneri.
Gerçi Adalet ve
Kalkınma Partisi sözcüleri muhalefet partilerinin bu hakkı kötüye kullandığını,
Meclisin gündeminde başka konular olduğunu, o nedenle boşu boşuna Meclisin
oyalandığını iddia ediyorlar. Hatta, bakın, te-lefon dinlemeleri gibi
toplumun tümünü neredeyse bir paranoya hâline sok-muş çok önemli bir konunun
tartışılması sırasında bile sabırsızlık gösteri-yorlar.
Türkiye’de belki de en büyük sıkıntıyı, ekonomik krizde en büyük sı-kıntıyı çeken toplum kesimi olan emeklilerin sorunlarının
tartışılması, sanı-yorum, daha önemli bir konunun olmadığı konusunda hepimizin
hemfikir ol-ması gerektiği bir konu.
Değerli
arkadaşlarım, bakın, Meclisin gündeminde neler var? Cumhuriyet Halk Partisi ya
da diğer muhalefet partileri güncel sorunları burada gündeme getirmeye
çalışırken bize sunulan gündemde neler var, kısaca onlardan bahsetmek
istiyorum.
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ile Hırvatistan Cumhuriyeti
arasında, İslam Konferansı Örgütü ile İslam Konferansı Diyalog ve İşbirliği
Gençlik Forumu arasında, Türkiye
Cumhuriyeti ile İtalya Cumhuriyeti arasında -zaman geçmesin diye hangi
anlaşmalar olduğunu söylemiyorum- Türkiye Cumhuriyeti ile Singapur Cumhuriyeti
arasında, Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Cumhuriyeti arasında, Kuveyt
Devleti arasında, Yemen Cumhuriyeti’yle, Oman
Sultanlığı’yla birçok ikili anlaşmalar var gündemde.
Şimdi,
Türkiye’deki emeklilerin sorunu, Türkiye’deki telefon dinleme sorunu bu
konulardan daha mı az önemli, gerçekten sizi anlamakta insan zorluk çekiyor.
Değerli
arkadaşlarım, emekli yurttaşlarımız büyük sıkıntı çekiyor. Siz de sanıyorum
seçim gezilerinizde ya da seçim bölgelerinize gittiğinizde emekli
yurttaşlarımızın sıkıntılarının ne kadar büyük olduğunu yerinde de tespit
ediyorsunuzdur. Muhalefet partisi olarak bizleri gördüğünde yurttaşlar “Aman
işte en büyük sıkıntıyı biz çekiyoruz, bir an önce bu sıkıntının çözülmesi için
Mecliste çalışmalar yapın.” diye neredeyse yalvarıyorlar, yakarıyorlar. Sadece
bize yalvarıp yakarmıyorlar, sanıyorum size de aynı şeyleri yapıyorlardır.
Bakın, kimlere
yapıyorlar? Seçim çalışmaları süresinde Sayın Mehmet Ali Şahin Antalya’da
sokakları gezerken televizyonlar gösterdi. Yetmiş yaşında bir teyze, ayağındaki
yırtık pabuçları göstererek “360 bin lira maaş alıyorum, 300 bin lira da kira
veriyorum. Ne olur benim sorunumu çözün.” diye yalvardı, boynuna yapıştı, öptü,
ağladı. Dedi ki “Git, sorunumu Başbakana ilet.” Ama demek ki Sayın Mehmet Ali
Şahin unuttu, iletemedi ya da iletti; Başbakan duymazlıktan, görmezlikten
geliyor emeklilerin sorunlarını.
Yine ben
televizyon programında izlemiştim. O zaman Enerji Bakanıydı Sayın Hilmi Güler.
Kendi ilçesinde, kendi köyünde emekli yurttaşlarımız tarafından “Ya, bizim
sorunlarımızı çözmüyorsunuz.” diye neredeyse protesto edildi, tokalaşmak
istemedi yurttaşlarımız.
Büyük sıkıntı
çekiyorlar sevgili arkadaşlarım. Siz de sanıyorum bunun mutlaka farkındasınız
ama nedense gereğini yapamıyoruz, nedense gereğini yapmıyorsunuz. Emekli
yurttaşlarımızın yüzde 80’i, 85’i açlık sınırının altında ücret aldıkları
hâlde, bu Meclis bu insanların sorunlarının çözümü konusunda gerekli gayreti
göstermiyor. Bizim amacımız o değil midir? Sıkıntı çeken yurttaşlarımızın,
açlık sınırı altında bir zamanlar bu ülke için büyük değerler yaratmış bu
emekli yurttaşlarımızın sorunlarını çözmek bu Meclisin en büyük sorunlarından
birisi, en büyük hedeflerinden birisi olmamalı mıdır?
Anlamakta zorluk
çekiyorum. Niye efendim gündem için vakit geçiriyorsunuz, işte ikili anlaşmalar
var gündemde. İkili anlaşmalardan daha mı az önemli emekli yurttaşlarımızın
sorunları?
Sevgili
arkadaşlarım, bakın, Türkiye İşçi Emeklileri Derneği “2009 Emekli Profili
Araştırması” yapmış, bir anket çalışması bu. O anket çalışmasından birtakım
rakamlar vermek istiyorum; durumun ne kadar vahim olduğunu, durumun ne kadar
önemli olduğunu anlayın diye. Birçok sorular var ama önemlilerini burada
zamanım yettiğince sizlere söylemeye çalışacağım.
“Bakmakla yükümlü
olduğu kaç çocuk var?” sorusuna yüzde 72,5’i “Bakmakla yükümlü olduğum çocuğum
var.” diye cevap vermiş. “İşsiz çocuğunuz var mı?” diye sormuşlar. Yüzde
60,5’inin, emekli yurttaşlarımızın yüzde 60,5’inin işsiz çocuğu var. Bakın,
nerelerde, ne durumdalar. “Emekli aylığından başka geliriniz var mı?” diye
sormuşlar, yüzde 86’sı “Hayır, yok.” demiş. “Bir işte çalışıyor musunuz?”
demiş, yüzde 10,7’si “Evet” diyor. Yani emekli maaşı yetmiyor, yüzde 10,7’si bu
işsizlik ortamında iş bulup yetmeyen emekli maaşını yetirmeye, ayakta kalmaya
çalışıyor. “Emekli aylığınızı yeterli buluyor musunuz?” sorusuna verilen cevap
çok enteresan, yüzde 95,7’si, neredeyse tamamı, emekli aylıklarının yetmediğini
söylüyor. Yüzde 75’i açlık sınırının altında ücretler alıyor emeklilerin. Biz
ne yaptık? Altı aylık verdiğiniz zam 1,83.
Değerli
arkadaşlarım, gerçekten trajikomik bir durum bu. Dediğim gibi bir zamanlar bu
ülke için değerler yaratmış, sata sata
bitiremediğiniz değerleri yaratmış bu yurttaşlarımıza bu zam, zam değil, zulüm.
Bir başka şey, bakın, belki de Adalet ve Kalkınma Partisinin
önemli avantajlarından birisi de bu: O az maaşa rağmen bir mucize yaratıyor
emeklilerimiz “Emekli aylığınızla sizden başka kaç kişi geçiniyor?” sorusuna “1
kişi” diyen yüzde 13, “2 kişi” diyen yüzde 32, “2’den fazla” diyen yüzde 48,5;
“Sadece ben” diyen yüzde 5,1. Yani verdiğimiz bu kıt, açlık sınırının altındaki
ücretle, emekli, sadece kendisini değil, bütün ailesini geçindirmek zorunda, 3
kişiyi, 4 kişiyi geçindirmek zorunda kalıyor. Yüzde 86,2’si “Hayır, sadece ben değil, başkaları da bu ücretten
geçiniyoruz. Hep beraber geçiniyoruz.” diyor. Krizde biliyorsunuz aileler bir
araya gelmeye çalıştı, çalışıyor.
Şimdi, bakın çok
enteresan bir şey, hepimizin yüreğini sızlatmalı bu. Bu konuda ne olursunuz
kendimize gelelim. Yani bu insanların sorununu çözmek için şu rakam hepimizi
bir sorumluluk duygusuna yöneltmeli. Efendim “Ret…” “Kabul…” Reddedelim… Bakın,
verdiğim rakam şu: “Evinize ayda kaç kilogram et veya et ürünleri giriyor?”
Kaçtır biliyor musunuz arkadaşlar çoğunluğu? Yüzde 48,1’i “1 kilogramdan az et
giriyor.” diyor. Arkadaşlar, günde
“Dengeli ve
sağlıklı beslenebildiğinizi düşünüyor musunuz?” Yüzde 81’i “Hayır.” diyor. Biliyorsunuz
bu yurttaşlarımız -zaman zaman basına yansıyor, yürekler acısı- ucuz ekmek
kuyruğunda can veriyorlar. Sabahın soğuğunda, köründe ucuz ekmek kuyruğuna
giriyor ve can veriyor bu yurttaşlarımız. Hepimiz bir gün yaşlanacağız, hepimiz
bir gün emekli olacağız. Ne olursunuz bu insanların sorunlarını -bırakın A
partisi, B partisi, iktidar partisi, muhalefet partisi- hep birlikte çözmeye
çalışalım. Hiç olmazsa vicdanımız rahatlasın.
“Borcunuz var
mı?” sorusuna verdikleri cevap enteresan. Yüzde 25,7’si “Yok.” diyor; yüzde
74,3’ü “Borcum var.” diyor. Bakın, emekli maaşıyla bu insanlar, bu borçları
nasıl ödeyecek? Yine, basında görüyorsunuz, bu insanlar, bu borçlarını
ödeyemedikleri için Başbakanlık önünde şakağına tabanca dayıyor, intihar
edenler var, çıldırıp Konak caddelerinde çırılçıplak dolaşanlar var. Trakya’da
bir emeklimiz kendisini meydanlarda yaktı. Ödeyemiyor borçlarını, yok. Değerli
arkadaşlarım, yüzde 23’ü icra takibinde.
“Sürekli bir
hastalığı var mı?” “Evet” cevabı neredeyse yarı yarıya, yüzde 47,7. Bakın, bu
emeklilerimizin bazen bir, bazen iki, bazen üç -çoğu yaşlı insanlar- kronik
hastalıkları var.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
ALİ ARSLAN
(Devamla) – Siz ne yaptınız? Emeklilerden bile artık, sağlık ocaklarında bile
katkı payı alıyorsunuz. Ayda birkaç defa doktora gittiğini düşünürseniz o
verdiğiniz 1,83’lük zam onu bile karşılamıyor. Hakikaten yürekler acısı bir
durum değerli arkadaşlarım.
Sağlık Bakanını
üzecek bir şey var: “Hastanelerde aldığınız sağlık hizmeti sizce yeterli mi?”
Yüzde 82,7’si “Hayır.” diyor.
Zamanım
yetmeyecek, o açıdan birçoğunu okumadan geçeceğim. Mesela diyorlar ki: “Sizce
ülkenizde en güvenilir kurum ve kuruluş hangisi?” Hükûmet,
yüzde 6,8; Meclis, 5,3. Ee, yani siz emeklilerin
sorunlarına sırt dönerseniz elbette bu rakam 5,3 çıkar. Fazla bile çıkmış.
FEVZİ ŞANVERDİ
(Hatay) – Kim yaptı bunları ya? Merak ettim.
ALİ ARSLAN
(Devamla) – Veririm size kimin yaptığını.
Değerli
arkadaşlarım, “Emeklilerin ve yaşlıların toplumda hak ettikleri saygınlığı
gördüklerine inanıyor musunuz?” Sizin verdiğiniz cevap, yüzde 94,8’i “Hayır”
diyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
ALİ ARSLAN
(Devamla) – Şimdi, sevgili arkadaşlarım, bakın, bu araştırmaya, bu ankete
katılan kişi sayısı 4.362 ve 47 ilde yapılmış. İşçi Emeklileri Derneği
yaptırmış.
Şimdi, bunu benim
yaptırmama gerek yok, İşçi Emeklileri Derneğinin yaptırmasına gerek yok, bu
emekliler Mehmet Ali Şahin’in yakasına yapıştı mı, yapışmadı mı? Enerji
Bakanının yakasına yapıştı mı, yapışmadı mı, sorunlarımızı çöz diye? Gerek mi
var ankete, zaten belli.
Ben sizi bir kez
daha uyarmaya çalışıyorum, bir kez daha silkelemeye çalışıyorum. Hakikaten
emeklilerimizin sorunları var; ankete de gerek yok, siz de yaşıyorsunuz ve bunu
çözmek için ne olursunuz hep birlikte el ele verelim, bu sorunları birlikte
çözelim. Muhalefet verdi, “Hayır.”, kaldır parmak, ret. Yapmayın Allah aşkına.
Sorun var ve bu sorunu tespit edelim, nasıl çözüleceğine hep beraber, el
birliğiyle karar verelim sevgili arkadaşlarım. Gerçekten sıkıntı çekiyorlar,
anket sahtedir-doğrudur, hiç anlamı bile yok.
Neler
yapılabilir? Yılda iki maaş ikramiye verilebilir.
İntibak
yasalarıyla ilgili sorunları var. Bakın, emeklilerin aynı süre çalışmış, aynı
gün prim yatırmış…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Arslan.
ALİ ARSLAN
(Devamla) – Sayın Başkan, bağlayacağım.
BAŞKAN – Evet,
buyurun.
ALİ ARSLAN
(Devamla) – Sevgili arkadaşlarım, gerçekten size yalvarıyorum, emekliler adına
yalvarıyorum. Bu insanların sorunlarının çözümü için gelin hep beraber, el
birliğiyle bir Meclis araştırması yapalım, sorunlar nasıl çözülecek, tespit
edelim. Ne olursunuz “Bu, siyasi parti, muhalefet vermiş.” falan anlayışından
uzak olun. Büyük sıkıntı var, gerçekten var, siz de yaşıyorsunuz. Eğer böyle
bir karar verirseniz ben de şükran duyacağım, emeklilerimiz de şükran duyacak.
Hepinizi yeniden
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Ali Arslan.
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde İstanbul
Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı.
Buyurunuz Sayın
Bahçekapılı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
sevgili milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinize iyi, üretimli, dayanışma
içinde, paylaşarak yasama ve denetleme faaliyetlerinde bulunduğumuz bir hafta
çalışması diliyorum.
Şimdiye kadar
bugünkü çalışmamızda grup önerileri görüşüldü; Demokratik Toplum Partisinin,
Milliyetçi Hareket Partisinin ve şu anda da Cumhuriyet Halk Partisinin grup
önerisi görüşüldü. Bundan önceki iki grup önerisini oyladık. Şimdi, tabii ki
çok önemli, hassas bir konu olmasına rağmen kabul edilmedi grup önerileri,
reddedildi. Bu neden böyle oldu? Bu konuda biraz konuşmak istiyorum, izninizle.
Elbette ki burası
siyaset yapma yeri. Partiler kendilerini gruplarıyla ve milletvekilleriyle
burada temsil etmektedirler. Siyaset yapma tarzımızda, belki de geçmiş
yıllardan gelen veya da başka nedenlerden, dinamiklerden oluşan bir çatışma
kültürü hâkim olmakta. Burada çatışıyoruz, özellikle kavga ediyoruz,
birbirimize güvenmiyoruz, birbirimizi dinlemiyoruz, birbirimize bir ön kabulle
yaklaşıyoruz. Bu tarz, Meclis çalışmaları dışında da birbirimizle olan
ilişkilerimizde kendini gösteriyor. Meclis çalışmasında bir araya geldiğimizde
de yaptığımız şu: “Birbirimizle nasıl laflarla mücadele ederiz veya galip
geliriz? Birbirimizi laflarla nasıl incitiriz?” Böyle bir ön kabulümüz var, bu
hepimizin sorunu belki. Bu da giderek belki farkında olmadığımız bir
yanılsamaya, bir yabancılaşmaya sokuyor bizi. Bu durum da, sonuç itibarıyla
burada siyaset yapma tarzının çatışma kültürü üzerinde zemin bulmasına ve
yükselmesine neden oluyor. Ayrıca şunu belirtmek isterim ki: Bu çatışma
kültürünün getirdiği bir yöntem sayesinde burada biz üretimde bulunamıyoruz, yasama
görevimizi yerine getiremiyoruz, yasama görevimize işlerlik sağlayamıyoruz.
Mesela ne oluyor? Bakın arkadaşlar, Mayıs 2009 tarihinde bütün grup başkan
vekillerinin imzasıyla bir Danışma Kurulu önerisi burada kabul edildi, denildi
ki: “Altı yüz kırk dokuz maddelik bir borçlar kanunu var. Bu borçlar kanununu,
birlikte, yasama faaliyeti olarak Meclisten çıkartacağız ve yasalaşmasına neden
olacağız.” Gerekçelerini hepimiz biliyorduk, bütün gruplar biliyordu ve bu
Danışma Kurulu önerisini imzaladı. Şu anda neredeyiz biliyor musunuz
arkadaşlar? Bu temel kanunun -ki temel kanun olmasında da bütün grup başkan
vekillerinin imzası var, bütün grup başkan vekillerinin borçlar kanununun öne
alınmasında imzası var- şu anda 60’ıncı maddesine gelmiş durumdayız.
Bu yasaya ticaret
hayatımızın ve ekonomik hayatımızın çok ihtiyacı var. Bütün grupların görüşü de
bu yasanın bir an evvel, ittifak hâlinde -Danışma Kurulu önerisiyle- Meclisten
çıkıp yasalaşması yönünde ama biz 60’ıncı maddedeyiz.
Biz ve ben
milletvekili olarak daha doğrusu, bir an evvel borçlar yasasının hayata geçmesi
ve yasalaşmasından yanayım çünkü buna bir ihtiyaç var ve senelerden beri de bir
beklenti var. Elbette ki yasama faaliyetinin böyle mekanik zeminler üzerinde
kurulu ve yasamanın gündemi üzerinden gitmesi şeklinde kuru bir önerimiz olamaz
çünkü dışarıda da bir hayat var. Biz halkın, milletin temsilcisi olarak
buradayız, sorunlarına gözümüz kapalı olamaz. Dışarıdaki
siyasetin dinamiğini de buraya taşımamız gerekiyor ve İç Tüzük’ten doğan
haklarımız var ama burada önemli olan, galiba, bence İç Tüzük’ten doğan
haklarımızı, yerinde, samimi bir şekilde kullanmamız; bu haklarımızı,
dışarıdaki gündeme ilişkin olarak, dışarıdaki gündemi siyaset yapma tarzımıza
araç edinerek ve araç hâline getirerek İç Tüzük’ün maddelerini samimiyetten
uzak bir şekilde kullanabilmek. Buna şiddetle karşı gelmek istiyorum ve
bütün milletvekili arkadaşlarımın da bu karşı duruşu sergilemesini bekliyorum. Toplumsal gündemin elbette ki yanında olacağız, toplumsal
gündemdeki dışarıdaki gündemdeki yani bu Meclis çatısı altındaki dışarıdaki
gündemdeki bütün sorunlar bizim sorunlarımızdır, sorumluluğumuz altındadır ama
yeni siyaset yapma tarzıyla, dediğim gibi, İç Tüzük’ün bize tanıdığı hakları
araç hâline getirerek, burada bu toplumsal sorunları konuşmamızın nelere mal
olduğunu, ne kadar zamana mal olduğunu hepimiz takdir ediyoruz çünkü borçlar
kanunu, dediğim gibi, 61’inci maddesinde duruyor.
Geçtiğimiz hafta,
AK PARTİ Grubunun Meclisimize sunmuş olduğu Danışma Kurulu önerisinde, yine toplumsal
bir ihtiyaca cevap verecek olan bir teklifin, Bilecik Milletvekilimiz Fahrettin
Poyraz’ın bir teklifi, Sayıştay Kanunu’nda yapılacak olan değişikliklere
ilişkin kanun teklifinin görüşülmesi önerilmişti ve Genel Kurulun oylamasıyla
bu teklifimiz kabul edilmişti. Aynı zamanda bu kanunun yanında, uluslararası
sözleşmelerin de görüşülmesi, bizim AK PARTİ’nin
Danışma Kurulu önerisinde bulunmaktaydı ve Genel Kurulun oylarıyla da kabul
edilmişti. Bizim için bu hafta Meclisin gündemi budur. Bu nedenden dolayı, biz,
bu hafta Danışma Kuruluna katıldık ama Danışma Kuruluna bir öneride bulunmadık
çünkü bizim için Meclisimizin gündemi geçen hafta belirlenmişti ve biz de bu
hafta, milletvekili olmamızın sorumluluğundan kaynaklanan bir bilinçle, geçen
hafta belirlenen gündemimizin takipçisi olmak yolunda idik.
Elbette ki bundan
önceki grup önerilerinin önemi yadsınacak bir durum değildir. Elbette ki bizler
de parti olarak bu grup önerisindeki bahsedilen konulara karşı duyarlı olmak
gibi bir sorumluluk içindeyiz. Bireysel olarak da bu sorumluluğu taşımaktayız.
Ama şunu belirtmekte yarar var ki arkadaşlar: Dinlemeyle ilgili şu anda
muhteşem bir bilgi kirliliği içindeyiz. Öncelikle yapılması gereken belki de bu
bilgi kirliliğinin netleşmesi, sağlıklı bilgiler edinmemiz yolunda bir çalışma
olmalıdır. Bu araştırma önergesinin gündemine giren bir şey değil. Bunu bizler
bireysel olarak, bu çatı altında bulunan, bu rozetleri taşıyan milletvekilleri
olarak bilgi anlamında bir netleşmeyi, sağlıklı bir bilgiye sahip olma sorumluluğunu
yerine getirmek zorundayız. Elimize bir belge alarak, o belgenin başının
sonunun ne olduğunu anlatmadan o belge üzerine önerge oluşturmanın doğru bir
şey olmadığını görüyorum. Uygun görüyorum ve bu konuyu da size, takdirlerinize
sunuyorum.
Evet, şimdi,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun Danışma Kurulu önerisinde de aynı hassasiyetle
üzerinde durduğumuz bir konu var, o da emeklilerin sorunları. Ben de emekliyim.
Elbette benim de sorunum var, olacak da. Emekliler de bizler için sorunları her
şeyden, her sorundan daha önce gelen bir kesimdir. Elbette ki bizler iktidar
partisi olarak da milletvekilleri olarak da emekli vatandaşlarımızın
sorunlarına sağlıklı ve kalıcı çözümler getirmekten yanayız ama burada, dediğim
gibi, gelenekselleşmiş bir siyaset tarzı güdülerek hassas konuları bir araç
hâline getirip bir Danışma Kurulu önerisi olarak, grup önerisi olarak buraya
sunmanın sağlıklı olmadığını düşünüyorum.
Bakın, bugün bana
Gemlik ilçesinden bir ziyaret gerçekleşti. Bunu burada anlatmak isterim. Bu
ziyaretin kişileri: Gemlik ilçesinin AK PARTİ İlçe Başkanı, Milliyetçi Hareket
Partisi İlçe Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisinin İlçe Başkanı, Gemlik ilçemizin
Belediye Başkanı, Gemlik ilçemizin Kaymakamı, orada kurulmuş olan sivil toplum
kuruluşları. Böyle 20-25 kişilik bir grup geldi. Şunu istediler, şunu talep
ettiler ve gerekçelerini de söyleyerek dediler ki: “Gemlik ilçesinde biz bir
üniversite istiyoruz. Bu konuda sizin görüşlerinizi almak istedik,
yardımlarınızı rica ettik.” Ama bu konudaki görüşlerin alınmasının ötesinde,
çok önemsediğim bir tablo olduğu için size aktarmak istedim.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bazı konularda, örneğin, Gemlik ilçemizin talep ettiği
gibi üniversitenin yapılması konusunda siyaset üstü bir tavır sergilendi ve çok
da saygı duyulan bir görüntü arz edildi. Bundan çok memnun oldum ve bunu şunun
için örneklemek istiyorum: Gerek yasa dışı dinlemeler ve gerekse de
emeklilerimizin sorunlarını, Gemlik ilçemizdeki arkadaşlarımızın yaptığı gibi,
birbirimizi dinleyerek, birbirimize güvenerek, birbirimizi kırmayarak,
birbirimize yabancılaşmayarak çözebiliriz. Bunları bekliyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür ederim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Bahçekapılı.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Şandır.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekili bizim grubumuzun da
imzasının olduğu bir Danışma Kurulu kararından bahsederek grubumuzu da ilzam
edecek bazı temennilerde bulundu. Müsaade ederseniz, 69’a göre, kürsüden kısa
bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN –
Buyurunuz.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
3.- Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır’ın,
CHP Grubu önerisi üzerinde konuşan İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Çok teşekkür ediyorum efendim.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; temennilere katılmamak mümkün değil. Burası milletin
sorunlarına çözüm üretecek hukuku geliştirmek, kurmakla görevli. Ancak, burada hukuk birlikte kurulmak mecburiyetinde iktidar ve muhalefet
partileri olarak.
Söz konusu
borçlar kanunu olunca, Milliyetçi Hareket Partisine bu noktada bir suç atfetmek
mümkün değil, hak değil, doğru değil. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz,
borçlar kanununun temel kanun olarak görüşülmesine imza verdik, evet.
Ticaret
hayatımızın, özel hayatın çok önemli bir temel kanunu, buradan hızla
çıkartılmalıdır. Ama bu konuda itirazlarımız da var. Öncelikle diline
itirazımız var ve onun bozulan sistematiğinin yeniden kurulması beklentimiz
var. Bunu da yargının hafızası adına talep ediyoruz, çok haklı gerekçelerle;
Sayın Sözcümüz bunları çok açık, net ifade etti. Bu yönde, grup olarak da biz
gayret gösterdik. Bizim bu konuda görevlendirdiğimiz hukukçu arkadaşımızla
Komisyon Başkanımızı, hatta grubun zannediyorum danışmanlarını bir araya
getirdik, bir arada görüşsünler ve bir sonuç oluştursunlar, bu iş sürüncemede
kalmasın diye. Ama bir uzlaşma olmadı. Yani, halkımızla da konuşuyoruz.
Bu kanunun
çıkması noktasında Milliyetçi Hareket Partisi elliden fazla önerge verdi. Şimdi
bu önergelerimizden hepsi haksız değil, bir tanesini bile kabul etmediniz.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Kabul ettiklerimiz var.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Bir tane kabul ettiniz, onu da suçlamak için kullandınız.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Nerede? Yanlış önerge mi verdiniz, ne yaptınız?
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Görme engellilerle ilgili sizin desteğinizle burada bir önerge
kabul edildi, onu da aleyhimizde kullandınız.
Dolayısıyla bu
sorgulamayı, Sayın Hanımefendi, Sayın Grup Başkan Vekilim kendinize yapın.
Gerçekten, Milliyetçi Hareket Partisi, bu Genel Kurulun toplumun sorunlarına
çözüm üretmek noktasında bir mutabakatın peşinde, bir uzlaşmanın peşinde ama bu
talep sizden gelmeli ve buna da samimiyetle uyulmalı. Biz, borçlar…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Şandır, teşekkür ediyorum.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Ben teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -
Teşekkürler, anlaşıldı konu.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan…
BAŞKAN -
Buyurunuz.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Aynı konuda benim de bir söz talebim var, 69 uyarınca.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Grup Başkan Vekili neyle ilgili konuşacak Sayın Başkan? 69
da… Cumhuriyet Halk Partisi Grubuyla ilgili bir şey söylenmedi, temenniydi.
BAŞKAN - Sayın Okay, buyurunuz.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Size bir şey söylemedim ben. Ne oldu? 69’a göre söz mü
istiyorsunuz?
4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay’ın, CHP
Grubu önerisi üzerinde konuşan İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, grubuna sataşması nedeniyle konuşması
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Biraz evvel AKP Grup Başkan Vekili, Parlamentoda grubu bulunan
siyasi partilerin grup başkan vekillerinin birlikte imza altına aldığı mayıs
ayındaki bir Danışma Kurulu kararında borçlar yasasının temel yasa olarak
görüşülmesi ve de bu yasanın bir an evvel çıkması gerektiği yönünde genel bir
mutabakat olduğunu ancak hâlen 61’inci maddede takılı olunduğunu ifade ettiler.
Değerli
arkadaşlarım, bakın, Danışma Kurulu mayıs ayında karar almış, biz 30 Hazirana
kadar çalıştık ve o çalışma döneminde de bu Parlamentodan birçok yasa geçti. Ekim ayı başında “Borçlar kanununu görüşelim.” kararlılığı
içerisinde gelindi ama bugünkü gündeme baktığımızda ve geçen haftaki gündeme
baktığımızda, AKP grup önerisiyle değiştirilen o Danışma Kurulu kararına
baktığımızda bir taraftan Seçim Kanunu, bugün, bundan sonra görüşülecek olan
Sayıştay Kanunu, ondan sonra uluslararası anlaşmalar, Karadağ’la olan anlaşma,
İslam Konferansı Örgütüyle olan anlaşma, İtalya’yla anlaşma, Singapur’la
anlaşma… Şimdi, burada gelip söz alan arkadaşlarım, bu sözleri, bu
açıklamaları ifade ederken kendi grup önerileriyle borçlar yasasının
çalışmasına ve borçlar yasasına ilişkin çalışmalara nasıl engel olduklarını da
açıkça itiraf etseler daha doğru, daha hakkaniyetli davranmış olurlar.
Bu hususu
açıklamak zorunda hissettim kendimi.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Okay.
HAKKI SUHA OKAY
(Devamla) – Teşekkür ederim.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, 69’a göre kısa bir açıklama yapacağım, bir
dakika bile yeter.
BAŞKAN – Siz
açıklamıştınız efendim, onlar sizin bu açıklamanıza yapmışlardı açıklamalarını.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Efendim, haklı bir bilgiyi sunacağım.
BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Bahçekapılı, siz de açıklayınız. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
5.- İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın,
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, grubuna sataşması
nedeniyle konuşması
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sevgili
arkadaşlar, size tek bir şey okuyacağım, ondan sonra da yerime oturacağım. 28
Mayıs 2009 tarihli bir toplantı bu. Bu toplantıda -Danışma Kurulu toplantısı bu-
grup başkan vekillerimiz toplanıyorlar ve borçlar yasasının temel bir yasa
olarak öne çekilmesine karar veriyorlar. “İmzamız yok.” dediler ama hemen
söyleyeyim, imzaları okuyorum: “Köksal Toptan, Hakkı Suha
Okay, Selahattin Demirtaş,
Oktay Vural ve Mustafa Elitaş.”
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ona itiraz eden yok ki Hanımefendi.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Ona itiraz etmedik ki Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – “İmzamız yok.” demedik.
BAŞKAN – Sayın
Bahçekapılı “İmzamız yok.” duymadım ben.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Yani “İmzamız yok.” da demedim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – “İmzamız yok.” demedik.
BAŞKAN –
Demediler.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (Devamla) – Şimdi ikinci bir şey, kısa bir soru. Borçlar yasasının
engellenmesi konusunda AK PARTİ’ye yönlendirilebilecek
en küçük bir eleştiri dahi yoktur.
Sevgili
milletvekili arkadaşlarıma şu TBMM gündemi olan belgeyi geriye dönük bir
araştırmalarını ve yan yana getirmelerini rica ediyorum. Çünkü hepsinde borçlar
yasasının görüşülmesine ilişkin önerimiz mevcuttur.
Çok teşekkür
ederim, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bahçekapılı.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkanım, ismimden bahsetti.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Evet, bu kadar kısa sürede…
BAŞKAN – Sayın
grup başkan vekillerinin “İmzamız yok.” dediklerini ben duymadım ve demediler.
Onun için bunu düzeltiyorum ve bu konuyu kapatıyorum. “İmzamız yok.” demediniz
siz.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Niye söz aldılar o zaman?
BAŞKAN – İşte,
bilemiyoruz.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – İmzalar inkâr ediliyormuş gibi bir duruma düştük burada.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ (Devam)
3.- (10/351, 10/454) esas numaralı Meclis araştırması
önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 17/11/2009
Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN - Şimdi
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin lehine Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu.
Buyurunuz Sayın Kumcuoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, AKP Grup Başkan Vekili dâhil sayın
milletvekilleri; hepinizi Milliyetçi Hareket Partisi adına saygıyla
selamlıyorum.
Cumhuriyet Halk
Partisinin, emekli sorunlarının incelenmesine dair gündem teklifi üzerinde
grubumun görüş ve değerlendirmelerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım.
Sayın
Bahçekapılı, tahmin ediyorum, cumhuriyet tarihinde ilk hanım grup başkan
vekili, hafızam beni yanıltmıyorsa. Onun için kendisini bugün…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Bizde 2 tane var Sayın Vekilim, 2 tanesi bizdeydi
zaten.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Öyle mi?
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Daha önce CHP’nin vardı, 2 tane de bizim arkadaşımız…
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) - Var mıydı? Peki, üçüncü olsun.
BAŞKAN – Oya
Araslı da vardı efendim Cumhuriyet Halk Partisinden, kadın olarak.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Evet.
Onun için,
kendisini… Yanılmış olabilirim. Yanılmak insana mahsustur, yanılgısını kabul
etmek de insanın. Ancak fazilet verir. Onun için yanılmışsam özür diliyorum.
Şimdi, Değerli
Hanımefendi konuşurken kendisini dikkatle dinledim. On iki dakika bu kürsüyü
işgal etti.
AHMET YENİ
(Samsun) – İşgal olmaz kürsüde.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Fakat ikinci konuşmasında yerinden buraya kadar gelirken
koşarak geldiği için bize üç saniye kazandırdı, onun için de teşekkür ediyorum.
Neden şikâyet
etti kendisi? “Meclisi sağlıklı çalıştırmıyorsunuz.” diye. Peki, siz burada on
iki dakika ne dediniz?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - Çok şeyler söyledi, anlamamışsınız.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Anlayabilene Sayın Konuşmacı, anlayabilene…
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Bakın, şimdi, bu Meclisi sağlıklı çalıştırmak
istiyorsunuz, ondan sonra “Anlamamışsınız.” diyor bana.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) - Meclisin en anlamlı konuşmalarından biriydi.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Yani ben anlayışsızım, zekâm düşük; Beyefendi öyle…
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Estağfurullah!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Alınganlık göstermeyin. Dikkatinizi vermemişsiniz.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Olur mu, ne demek yani! Ben diyorum ki: İtina şekilde…
AHMET YENİ
(Samsun) – Dikkat etmemiş olabilirsiniz.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – O başka şey.
Bakın
beyefendiler, devamlı surette ülkede siyasi ilişkileri geriyorsunuz. Bugün de
aynı hatayı yapıyorsunuz, Cuma günü de Sayın Başbakan aynı hatayı yaptı. Eğer
bilerek yapmıyorsa, bu, Türkiye’yi iyiye götürmez, selamete götürmez. İktidarın
görevi memleketi mümkün olduğu kadar huzurlu, mümkün olduğu kadar istikrarlı
bir şekilde daha iyi bir geleceğe götürmektir. Sürekli surette buraya
çağırdığınız ve partiniz adına konuşma görevi verdiğiniz kişilere “Tahrik edici
konuşacaksın.” talimatını vererek bu memleketin sorunlarını çözemezsiniz, değil
mi beyefendi? Önüne bakıyor. Evet, çünkü o talimatı alarak çıkıyor buraya o arkadaşımız ve ondan sonra
sokak sokak, kürsü kürsü,
il il muhalefeti şikâyet ediyorsunuz. Beyefendiler,
bu çıkış yolu değildir, bu doğru bir yol değildir, bununla bir yere
varamazsınız.
Şimdi gelelim
esasına: Bugün burada ne konuşuyoruz? Cumhuriyet Halk Partisinin önerisi
üzerinde konuşuyoruz. Konu ne? Emekliler. Peki AKP
Grup Başkan Vekili ne yaptı? Dikkat ettim, ilk “emekli” kelimesini telaffuz
edebilmek için konuşmasının sekiz dakika kırk sekizinci saniyesine kadar
beklemek durumunda kaldı.
AYŞE NUR
BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Doğrudur.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Şu anda siz de aynı şeyi yapıyorsunuz.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Evet, “Aynı şeyi
yapıyorum…” O zaman şey yapıyorum.
Beyefendiler,
Sayın Başkan; bundan bir süre önce televizyonda bir görüntü vardı. Kalabalığın
içinden bir vatandaş Sayın Başbakana “Sayın Başbakanım, emekli maaşlarımız
yetmiyor, geçinemiyoruz.” dedi. Sayın Başbakan, şöyle, küçümser bir ifadeyle
baktı “O maaşlar iyidir, iyidir.” dedi. O maaşlar iyi midir, değil midir,
rakamlar ortada. Ne diyor rakamlar? İşçi emeklilerinin taban aylığı 575 lira,
BAĞ-KUR emeklilerinin, esnaf ise 437 lira, tarım kesiminden geliyorsa 290 lira.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Döneminizde kaç paraydı?
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) - Bunlar iyi ise Sayın Başbakan değerlendirmesinde haklıdır
ama değil ise Türkiye’de ciddi bir problem vardır.
Emekli kimdir?
Emekli, yıllarını bir şeyler üretmek için, bu topluma, bu ülkeye faydalı olmak
için çalışmış ve sonra da “Sen hizmetinin artık sonuna geldin.” diye emekliye
ayrılmış kimsedir ama son zamanlarda herkes kendi iradesiyle emekli olmuyor.
Gerek devlette, bazı işinize gelmeyen, hoşunuza gitmeyen insanları zorla
emekliye zorluyorsunuz, emekli olmaya itiyorsunuz. Dolayısıyla, insanlar
iradeleri dışında asli maaşlarının çok altında emekli maaşına mahkûm oluyorlar.
Onun dışında, ekonomik kriz dolayısıyla da on binlerce kimse özel teşebbüs
tarafından emekliye zorlanıyor ve dolayısıyla da bunlar da çalışırken aldıkları
maaşının çok altında bir emekli maaşıyla geçinmek durumunda kalıyorlar. Bunları
da hiç kale almıyorsunuz, almak durumundayız.
Bir başka konu:
“Efendim, enflasyon şu kadar, emekliye bu kadar zam yaptık.” diyemezsiniz çünkü
Türkiye’de emeklinin tüketim sepetiyle sizin enflasyon sepetiniz aynı değil.
Dolayısıyla, daha çok ilaç masrafı yapmak durumunda olan kimselere ilaç
fiyatlarının başını alıp gittiği, efendim, yaşlılığı dolayısıyla soğuğa daha
tahammülsüz olan kimselere, daha çok ısınmak ihtiyacını hisseden kimselere
böyle fahiş fiyatlardan gaz ve efendim, hava gazı sattığınız bir yerde bu
emeklilere enflasyon kadar zam yaparak “Bunları mutlu ettik.” diyemeyiz.
Dolayısıyla, burada ciddi bir sorun vardır.
Bunun dışında,
emeklilerle ilgili başka bir sorun var Türkiye’de, yıllardır çözülmüyor,
çözülmek istenmiyor, zaman zaman gündeme getiriliyor
fakat nedense daha önce Borçlar Kanunu’nda yaptığınız gibi birdenbire keyfî bir
kararla gündemden düşürülüyor, o da emeklilerin intibak sorunudur. Bugün
Türkiye’de işçi emeklilerinin ve BAĞ-KUR emeklilerinin emekli maaşlarının
hesaplanmasında ciddi bir sorun vardır. Onlar, bütün çalıştıkları müddet
boyunca ödedikleri primlerin üzerinden değil emekliye ayrılmadan önceki son üç
beş sene üzerinde ödedikleri primler üzerinden, efendim, emekli maaşına tabi
tutulmaktalar, emekli maaşı bağlanmakta. Ama bunun neticesinde çok ciddi
haksızlıklar ortaya çıkmakta çünkü bir dönemden öbür döneme, bir yıldan öbür
yıla enflasyon nispetleri farklı oldukça bu insanlara ödenen maaşlar da farklı
olmakta. Artık bilgisayarın günlük hayatımıza girdiği ve bu konudaki
teknolojinin son derece ilerlediği bir dönemde insanların çalıştıkları müddetçe
ödedikleri primler üzerinden emekli maaşı almalarını gerektirecek bir düzelme
yapmanın zamanı geldi. “Efendim, bunu yapamıyoruz, edemiyoruz, imkânları
müsait.” diyemeyiz. Artık bu konuda elimizde yeterince teknolojik imkân var. Bu
intibak sorununun da bir an önce gündeme getirilip Türkiye’de emekliler arası,
özellikle işçi ve BAĞ-KUR emeklileri arasındaki farklı tarihlerde emekli
olmaktan doğan adaletsizliklerin süratle giderilmesi lazım.
Bakın, bugün
Türkiye’de yüzlerce, binlerce, on binlerce emekli son kriz dolayısıyla işinden
olmuş çocuklarını evlerine almak ve onlara kendi az miktardaki emekli
maaşlarıyla bakmak durumunda kaldılar. Bu, ciddi bir sorundur, yakında
Türkiye’de ciddi patlamalara sebep olabilir. Onun için, süratle bu emeklilerin
meselelerinin gündeme getirilmesi, ele alınması, bu konuda ayrıntılı bir
inceleme yapıp bunun sonucuna göre bu insanların dertlerine çare bulunmasının
günü gelmiştir ve geçmektedir. O bakımdan, bu öneriye “Hayır” demek bugün için
işinize gelmiyorsa bile yarın bunu bir şekilde gündeme getirme çarelerini
aramak durumundayız.
Değerli
arkadaşlarım, sorun sadece emeklilerin sorunu değil Türkiye’de. Herkes sıkıntıda, işveren sıkıntıda, işçi sıkıntıda, emekli
sıkıntıda. Mesela, hemen aklıma geliverdi, daha doğrusu Sayın Bahçekapılı’nın dediği gibi bugün bir heyet bana geldi, bu
sorunu getirdi. Türkiye’de bir de ödenmeyen çekler sorunu var. Bir şekilde,
ekonomik kriz dolayısıyla adam çek vermiş, çekini ödeyememiş. Çekini
ödeyemediği için adam hapiste ama öbür taraftan çeki almış, bankaya götürüp tahsilata vermiş kişi de parasını alamamak ve dolayısıyla o
çeke dayanarak hesapladığı borcunu ödeyememek durumunda. Bütün
tarafları, bu işin, müşkül durumda.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.
Hükûmet olarak buna
“Bize ne!” diyemezsiniz. Biz parlamenterler olarak “Bu, bizim sorunumuz
değildir.” diyemeyiz. Onun için -bakın, bayrama bir hafta kaldı- gelin, burada,
biraz önce Sayın AKP Grup Başkan Vekilinin dediği gibi, boşuna vakit sarf
edeceğimize süratle bu insanların sorunlarına çare arayalım. Süratle bu
insanların bizim insanlarımız olduğu, bu insanlarımızın problemli olduğu, bu
insanlarımızın sıkıntılı olduğu noktainazarından hareketle bunlara yardımcı
olmaya çalışalım. Bu, madem buraya seçimle geldik, gelmemiş olsak bile toplumun
belli bir aydın kesimini, efendim,
teşkil eden insanlar olarak bizim vebalimizdir. Bu topluma karşı, bu
millete karşı bu vebalimizi yerine getirmek için elimizden gelen gayreti sarf
edelim. Bu nedenle biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Cumhuriyet Halk
Partisinin bu araştırma önergesine evet diyeceğiz.
Bu duygu ve
düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Kumcuoğlu.
Sayın Özkan…
MURAT ÖZKAN
(Giresun) – İç Tüzük 60’a göre kısa bir söz almak istiyorum.
BAŞKAN – Şimdi,
Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Ünal Kacır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın Kacır.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup
önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Evet, bu bir
klasik hâline geldi; her gün toplantıya, gündeme geçmeden önce bütün siyasi
parti grupları grup önerileri veriyorlar ve gündeme geçmek, işte bu saatlere
kadar mümkün olamıyor. Bir grup önerisi kırk dakikamızı alıyor. Bakıyoruz grup
önerisi vermiş olan gruba, oylama sırasında içeride 2 üyesi var. Grup önerisi
verilmiş, bu öneri üzerinde kırk dakika konuşma yapılmış ve bir de yoklama
istenilmiş, içeride 2 üyesi var. Diğerleri 2 değil ama 15-20 üyeyle beraber.
Şimdi, samimiyet nerede?
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sizin kaç üyeniz vardı? İki defa ara verdi Meclis.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Samimiyet nerede? Mademki grup önerisi veriyorsunuz…
Ben ne isterim?
Ben grup önerisi vermişsem, grup önerimin kabul edilmesini isterim. Onun için
de azami sayıda üyemin orada bulunmasını isterim ve iktidarı da gafil avlamak
isterim. Yoklama talep edip bütün iktidar milletvekillerini buraya toplayıp
reddettirmenin yöntemini aramam. Onlar burada sayısı azken ben sayımı çok
tutarım ve onun kabul edilmesi için gayret sarf ederim.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sayın Kacır, Komisyonda yaptığın şeyi
Mecliste de yapıyorsun.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Yok, yok. Niye? Öyle bir niyetleri yok çünkü,
o grup önerisinin kabul edilmesi diye bir arzuları da yok. Bir bakıyorum
Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi var farklı bir konuda ama Milliyetçi
Hareket Partisinin grup önerisine kabul oyu kaldırıyor.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Size mi soracağız.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Ee, sizin grup öneriniz ne olacak? Kabul
ederseniz, ona kabul oyu kaldırdığınız zaman sizin grup önerinize kim kabul oyu
kaldıracak?
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sayın Kacır, yarın 12 kişiyi bulmadan
Komisyonu açamayacaksınız.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Efendim, bu, Meclis çalışmalarını engellemekten başka hiçbir maksat
taşımayan…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Engelleyeceğiz.
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – O senin anlayışın.
ÜNAL KACIR (Devamla)
– …İç Tüzük’ün vermiş olduğu imkânları kötüye kullanmaktan başka bir mana
taşımayan hususlardır bunlar. Aynı konuda geçtiğimiz hafta, hatırlıyorum, ben
yine burada söz aldım ve konuştum, Milliyetçi Hareket Partisinden
arkadaşlarımız yine bu konuda grup önerisini getirmişlerdi ve burada
görüşmüştük.
Değerli
arkadaşlar, şimdi buradaki söyleyeceğim sözleri kimsenin yanlış anlamasını
istemem. Önce şunu söylemek isterim ki: Elbette ki Türkiye’de emeklilerimizin
sorunları vardır ve emeklilerimizin sorunlarını bu Hükûmet
büyük ölçüde çözmüş olsa da hâlâ çözülmesi gereken hususlar vardır ve
emeklilerimizin eline geçen maaşlarının yettiğini kimse iddia edemez, öyle bir
iddiamız da yok. Ama bir şey söylüyoruz: Bugün dünden, yani sizin döneminizden
Sayın Kumcuoğlu, çok daha iyi durumdayız, emekliler
olarak söylüyorum, çok daha iyi durumdayız.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Siz iyi durumdasınız bu doğru Sayın Kacır,
siz iyi durumdasınız, yandaşlarınız ve siz iyi durumdasınız ama bu vatandaş
değil.
ÜNAL KACIR (Devamla)
– Emekliler olarak söylüyorum, emekliler olarak.
O zaman daha
güzel anlayacağınız şekilde cümleyi düzeltiyorum: Emeklilerimiz sizin
döneminizden çok daha iyi durumdalar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sizin durumunuz iyi, bundan şüphemiz yok.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Evet, neye dayanarak söylüyorum…
KADİR URAL
(Mersin) – Simit hesabı yap, kaç tane simit alabiliyorlar?
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Bakın, emeklilerin durumu… Emekli Sandığına bakıyoruz…
YAŞAR TÜZÜN
(Bilecik) – 1.83 ne olacak?
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Emekli Sandığı mensubunun eline geçen en düşük maaş sizin döneminizde,
2002’nin Aralığında 376 lira…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – 2002 Aralığı bizim dönem değildi Ünal Kacır.
İşte, siyasi tarihi bile bilmiyorsun!
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Ekmek kaç liraydı?
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Efendim, 3 Kasımda seçildik, geldik. Aralıkta verilen maaşlar
kasımdan önce verilen maaşlarla aynı olduğu için değişmedi. Aralıktaki…
Aralıkları hep baz aldığım için söylüyorum.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Beyefendi, simit kaç paraydı, onu söyle.
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Yani ekim ayında, işte o zaman verdiğiniz maaş 376 liraydı…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – İnsanlar geçiniyordu o parayla.
ÜNAL KACIR
(Devamla) - …ve yüzde 92 enflasyon olmuş, yüzde 92,2… Kümülatif
enflasyon, toplam ve değerli arkadaşlar, biz yüzde 115 artırmışız ve eğer
enflasyon kadar olsaydı 723 lira alacaktı, biz 843 lira… Bakın, bu, memurların
durumu.
Şimdi geçiyorum
işçilerin durumu, işçi emeklilerinin durumuna geçiyorum.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa)
– Büyümeleri hesap etmiyorsun Sayın Başkan.
BEHİÇ ÇELİK
(Mersin) – İşçi kalmadı!
ÜNAL KACIR
(Devamla) – 252 lira alıyordu, 252 lira…
RECEP TANER
(Aydın) – Şimdi işsizlik maaşı alıyorlar.
ÜNAL KACIR
(Devamla) - …sizin döneminizde.
Enflasyon yüzde 92,2.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Ne zaman?
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Artış oranımız yüzde 141…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Ne zaman? Enflasyonu bile bilmiyorsun Sayın Kacır.
BAŞKAN –
Karşılıklı konuşmayın lütfen.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – O tarihten bu tarihe kümülatif, toplam…
KADİR URAL
(Mersin) – Millet işsizlik parası alıyor.
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Evet, yani 252 lirayı enflasyon kadar artırsaydık 485 lira olurdu
ama 608 lira olmuş, enflasyonun üzerinde. Enflasyona göre -yüzde 92 enflasyon-
yüzde 141 artırmışız.
NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Ev kirası kaç paraydı o zaman, şimdi kaç para?
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Bak şimdi, daha büyüğüne geliyorum, dikkat et, dikkat et.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Gel, gel!
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Sizin döneminizde esnaf emeklisine verdiğiniz kaç paraydı? 143
lira, 142 lira 81 kuruş, 143 lira. Peki, enflasyon yüzde 92,2 kümülatif olduğuna göre enflasyon kadar artırsaydık 274 lira
48 kuruş olurdu ama 274 değil, 470 lira şimdi en düşüğü.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Bizim dönemde hiç olmazsa esnaf vardı, siz esnaf da bırakmadınız;
hepsi cezaevine gidiyor, cezaevine.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – 270 değil, 470…
Bak şimdi, dinle,
daha büyüğü şimdi geldi bak.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Emekliler memnunlar mı demek istiyorsun?
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Ben ne demek istediğimi baştan bir söyledim, sonunda yine
söyleyeceğim. Söz, yine söyleyeceğim.
Bak şimdi, siz
tarım BAĞ-KUR’lusuna bir aylık emekli maaşı ne
veriyordunuz, hatırlıyor musunuz?
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Kaç lira zam yaptınız?
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Hatırlıyor musunuz? Ben biliyorum da sen biliyor musun? 66 lira,
66…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Senin bildiğin benim unuttuğuma yetmez.
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Kızılay’da yürüyorlar.
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Bak dinle, 66 lira veriyordunuz. Şimdi kaç para? 333 lira.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Mazot fiyatlarını söyle, sağlık giderlerini de söyle.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Bozdur bozdur harca!
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Yani 5 kat, 5 kat…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Çiftçi bırakmadınız, çiftçi mi kaldı ki?
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, Sayın Kumcuoğlu,
“Sepet farklı.” diyorsunuz, ama sepet 5 kat farklı olmaz. Sepet 5 kat farklı
değil. Siz tarım BAĞ-KUR’lusunu 66 liraya mahkûm
etmiştiniz. Ha, 333 lira yeter mi? Yetmez. Ama bunu düzeltecek olan yine biziz,
biz düzelteceğiz. Halkımız bunu biliyor ve şimdi bu çalışmalar yapılırken, bir
yandan bu çalışmalar…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Siz kimsiniz?
NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Ne zaman düzelteceksiniz?
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Yani, bakanımız bu konuda bir açıklama yaptı, “Emeklilerle ilgili
çalışma yapıyoruz, bütçemizin elverdiği, ülke ekonomisinin elverdiği ölçüde
durumu düzelteceğiz.” dediği ortamda, siz, bir önce Milliyetçi Hareket Partisi,
şimdi bu hafta Cumhuriyet Halk Partisi emeklilerin durumuyla ilgili konuları gündeme
getiriyorsunuz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Niye, rahatsız mı oldunuz?
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Ne yapmak istiyorsunuz? Yani AK PARTİ durumu düzeltirse “Biz dedik
de düzeltiler…” Yemezler bunu, bunu kimse yemez. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Hiç boşuna kendinizi yormayın.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Ne konuşacağız bu Mecliste? Binlerce emekli var. Mecliste ne
konuşacağız?
ÜNAL KACIR
(Devamla) - Ülkemizde tüm halkımızın sorunlarını birer birer
çözüyoruz, çözmeye devam edeceğiz. Halkımızı biz takip ediyoruz, biz halkımızla
beraberiz.
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – 5 milyon işsiz olmuş, sen neler söylüyorsun!
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Halkımızın bize her an ulaştığını onlar da biliyorlar ve çözümü de
AK PARTİ’de buluyorlar ve bu konuda herkes müsterih
olsun ama lütfen emeklilerimizi ve diğer dezavantajlı gruplarımızı…
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Sen de kabul ediyorsun dezavantajlı olduklarını.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Evet.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Teşekkür ederiz.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – …burada istismar edip de Meclis çalışmalarını engellemeyin. Gelin…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Sizden izin mi alacağız? Ne şekilde eylem yapacağız, ne hakkında
konuşacağımızı, her şeyi siz biliyorsunuz.
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – İstismarı en iyi siz becerirsiniz.
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Gelin, Meclis çalışmalarını hep beraber daha verimli bir şekilde
yapalım ve bu sorunları birer birer çözelim diyorum
ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Kacır.
Sayın Özkan,
sisteme girmişsiniz, buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR (Devam)
9.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, İstanbul
Milletvekili Ünal Kacır’ın kullandığı bir kelime
nedeniyle üzüntü duyduğuna ilişkin açıklaması
MURAT ÖZKAN
(Giresun) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
İktidar sözcüsü
konuşurken, muhalefetin getirmiş olduğu önerileri “istismar” olarak
nitelendirmesi gerçekten hayret verici bir husustur. Türkiye’de milyonlarca
emeklinin sorunlarının Meclise taşınmasının “istismar” olarak
nitelendirilmesinden üzüntü duyduğumu belirteyim. Bir toplumun emeklisine
vermiş olduğu değerle sosyalitesini ölçmek mümkündür
ve bizim insanlarımız, bize bugünleri hazırlayan yaşlılarımız, büyüklerimiz
maalesef şu anda sıkıntı içerisinde yaşıyorlar. Onların sorunları bu Mecliste
görüşülmeyecek de nerede görüşülecek? Bu insanlar miting meydanlarında kendi
sorunlarını dile getirdiği zaman acaba iktidar coplamayı mı düşünüyor?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özkan.
YAŞAR TÜZÜN
(Bilecik) – Söz talebi var Başkanım.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Vazgeçtim Sayın Başkan.
BAŞKAN – Tamam
efendim.
III. YOKLAMA
(MHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.
BAŞKAN – Yoklama
talebi var.
Sayın Şandır,
Sayın Yalçın, Sayın Özkan, Sayın Korkmaz, Sayın Yıldız, Sayın Doğru, Sayın Özensoy, Sayın Ural, Sayın Işık, Sayın Taner, Sayın Akkuş,
Sayın Sipahi, Sayın Çelik, Sayın Kalaycı, Sayın Kumcuoğlu,
Sayın Cengiz, Sayın Çalış, Sayın Enöz, Sayın Serdaroğlu, Sayın Çirkin.
Yoklama için 3
dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklamaya başlandı)
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Sayın Başkan, 63’e göre usul hakkında söz istiyorum.
BAŞKAN – 20 kişi
burada, not ettik efendim, ayağa kalktılar.
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – 20 kişi tek tek kalktı ayağa. Sayın Mehmet
Şandır tek başına kalktı, sonra 17 oldu, sonra 18 oldu, sonra yetmedi
Cumhuriyet Halk Partisinden 1 kişi kalktı.
YAŞAR TÜZÜN
(Bilecik) – Divan’ın işine nasıl karışıyorsun sen ya!
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Kalkın, siz yönetin isterseniz!
BAŞKAN – Tespit
tamam efendim.
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Bu toplantı yeter sayısı usule aykırıdır efendim.
YAŞAR TÜZÜN
(Bilecik) – Orada Divan’ın görevi, senin görevin mi o ya!
BAŞKAN – Tespit
tamamdır.
KADİR URAL
(Mersin) – Sen Divan kâtibi misin?
(Elektronik
cihazla yoklamaya devam edildi)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
VII.- ÖNERİLER (Devam)
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ (Devam)
3.- (10/351, 10/454) esas numaralı Meclis araştırması
önergelerinin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 17/11/2009
Salı günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi, İç
Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi
vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
C) ÖNERGELER (Devam)
3.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, Tarımsal Sulamada
Kullanılan Elektrik Enerjisi Tarifelerine İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/292),
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/155)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
(2/292) Esas
Numaralı Kanun Teklifimin İçtüzüğün 37. Maddesine göre görüşülmesini
saygılarımla arz ederim.
Gürol
Ergin
Muğla
BAŞKAN - Teklif sahibi Muğla Milletvekili Gürol Ergin. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Tarımsal Sulamada Kullanılan Elektrik Enerjisi
Tarifelerine İlişkin Kanun Teklifi’min İç Tüzük’ün
37’nci mad-desine göre doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergem üzerinde konuşa-cağım. Sözlerime başlarken sizleri ve yüce Türk
ulusunu saygıyla selamlıyorum.
Ancak, bu konuda
sözlerime geçmeden önce, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisinin emeklilerle
ilgili olarak yaptığı grup önerisine yanıt veren 2 AKP sözcüsünün sözleri
üzerinde de düşüncelerimi söylemek istiyorum. Bu sözcülerden biri kalktı dedi
ki: “Ben de emekliyim.” Bunu diyen sözcü, emekli maaşıyla beraber 10 bin
liranın üzerinde aylık maaş alan bir sözcüydü. Bunu söylemekle emeklilerle alay
mı etmek istedi acaba diye düşündüm. İkinci söz-cü
çıktı, “Tarım BAĞ-KUR’lusunun maaşlarını artırdım.”
dedi. Sen tarım bırak-madın, çiftçiyi sefil hâle
getirdin ama açlıktan ölmesin diye de hiç olmazsa emeklilerin maaşını bir
miktar artırdın; şimdi bununla övünç duyuyorsun! Ben bunu özellikle söylüyorum.
Sayın
milletvekilleri, tarımsal sulama ülkemizin ekonomik kalkınması açısından son
derece önemlidir. Türkiye’de 8,5 milyon hektarlık sulanabilir arazinin bugün
ancak 5,26 milyon hektarlık bölümü sulanabilmekte, 3,24 mil-yon hektarlık arazi
ise hâlâ sulanamamaktadır. Sulama hizmetinin yaygınlaştırılamamasından tüm
Türkiye ve özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgemiz etkilenmektedir.
GAP bölgesinde
GAP Eylem Planı’nın başladığı tarihe kadar 272 bin hektar sulamaya açılmış alan
vardı. GAP Eylem Planı çerçevesinde iki yıllık sürede toplam 30 bin hektar
alana su gitmiştir. Oysa, bu beş yıllık eylem planında
su gitmesi gereken alan bu plana göre 750 bin hektardır. Siz, iki yılda, bu
plan çerçevesinde 30 bin hektar alana su götüreceksiniz, kalan üç yılda
yaklaşık 750 bin hektara nasıl su götüreceksiniz? Bunu, bu millete anlatmanız
gerekir.
Değerli
arkadaşlarım, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından, sulama hizmeti
götürülen çiftçilerimizden dekar başına 9 ila 12 lira kadar sulama bedeli
tahsil edilmektedir. Buna karşılık, kendi olanaklarıyla kuyu açan, enerji hattı
çeken, trafo kuran, trafo panosu yaptıran, motopomp alan, elektrik motoru alan,
ayrıca boru hattı çeken, tüm bu masraflar için 100 ila 300 bin lira harcayan
çiftçi, açtığı kuyudan 1 dekar toprağını sulayabilmek için 139 lira elektrik
parası ödemektedir. Yirmi iki ilimizin çiftçilerini ilgilendiren bu uygulama
açık bir haksızlıktır. Bu haksızlığın giderilmesi Hükûmetin
görevi olmalıdır. Bu durum, aynı zamanda, aynı alanda sulama yapan
çiftçilerimiz arasında ciddi bir eşitsizlik ve haksızlık yaratmaktadır. Bu
haksız uygulama sonunda, birçok çiftçi, ödeyemediği borçları nedeniyle icralık
duruma gelmektedir. Tarımsal sulamalarda kullanılan elektrik borçlarının
yeniden yapılandırılmasına ilişkin çeşitli zamanlarda yasa çıkarılmasına
karşın, bu düzenlemeler çiftçileri rahatlatmada yeterli olamamakta,
çiftçilerimizin bu borçlarını ödeyemedikleri görülmektedir. Yeni aflar çıkarmak
çiftçiyi bir an olsun rahatlatır gibi olmakta ancak ana sorunu çözmemekte;
sorunun çözümü için, tarımsal sulamada çok yüksek olan enerji bedellerinin
düşürülmesi gerekmektedir. 25 Haziran 2009 tarih ve 5917 sayılı Kanun’un geçici
2’nci maddesiyle getirdiğiniz düzenleme de çiftçinin bu sıkıntısını gidermekten
uzaktır. Siz, önce, AKP olarak iktidara geldiğinizde -hemen ilk iş olarak- 17
Ocak 2003 tarihinde, çiftçinin sulamada kullandığı elektriğe verilen yüzde 34
indirimi niçin kaldırdığınızı bu millete açıklamak zorundasınız ve yapacağınız
ilk iş, bu indirimi yeniden getirmek olmalıdır.
Sulamada
uygulanan ücret tarifelerinin yüksekliği kaçak enerji kullanımının da artmasına
neden olmaktadır. Örneğin, Şanlıurfa ilimizde elektrik kayıp kaçak oranı yüzde
70’ler düzeyine çıkmıştır. Kamunun kendilerine sulama hizmeti sunamaması
nedeniyle Şanlıurfa’da yurttaşlarımız kendi olanakları ile 10 binin üzerinde
kuyu açmış olup, bu kuyulardan 7.413’ü kayıtlıdır, diğerleri kaçak olarak
çalışmaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
GÜROL ERGİN
(Devamla) – Tarımsal sulamada adil olmayan bugünkü uygulamanın çaresiz kalan
yurttaşlarımızı yolsuzluğa sevk ettiği açıktır. Bu arada bir yanlış ve ayıp
varsa, o, vatandaşın değil onları bu duruma düşüren AKP İktidarının yanlışıdır.
Değerli arkadaşlarım,
yasa teklifimde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından sulama hizmeti
karşılığında talep edilen ücretin tarımsal sulama elektriği kullanan aboneler
için de geçerli olmasını öngörüyorum. Bu düzenleme ile
devletin
Ben bu duygu ve
düşüncelerle sizlerin bu teklifime “evet” demenizi bekliyor, tekrar sizleri ve
yüce Türk ulusunu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Ergin.
Mersin
Milletvekili Vahap Seçer.
Buyurunuz Sayın
Seçer. (CHP sıralarından alkışlar)
VAHAP SEÇER
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Muğla
Milletvekilimiz Sayın Gürol Ergin’in, Tarımsal Sulamada Kullanılan Elektrik
Enerjisi Tarifelerine İlişkin Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına
ilişkin önergesi hakkında şahsım adına söz aldım.
Değerli
arkadaşlarım, tarımsal üretimde önemli girdi kalemlerinden bir tanesi elektrik.
Tabii tarımsal üretimde sulamalarda kullanılan yöntemler farklı farklı.
Bu kanun
teklifine konu olan sulama sisteminde, genelde devletin yatırım götüremediği,
sulama kanaletleri yapamadığı, belli sulama hizmeti götüremediği alanlarda
üreticilerimiz kendi imkânlarıyla oraya, sulama yapabilmek için, birtakım
yatırımlar yapıyor, kuyu açıyor veya belli bir su kaynağından su almak için
boru hattı döşüyor. Tabii ki buradan, bu kuyulardan, bu kaynaklardan suyu almak
için burada motopomp kullanması gerekiyor, onlar için elektrik hattı çekmesi
gerekir. Onun hattını çekiyor, trafosunu koyuyor, panosunu koyuyor. Hasılı, devletin yapacağı yatırımları kendi imkânlarıyla
sağlamış oluyor. Tabii, burada sadece bu yaptığı sabit yatırımla da masraflar
bitmiyor. Oraya, o alana bir ürün ekiyor ve daha sonra, bu ürünü sulamak için
elektrik kullanması gerekiyor. Burada, normal şartlarda devlet eliyle, devlet
marifetiyle götürülmüş alanlarda Devlet Su İşlerinin yaptığı kanaletlerden
herhangi bir elektrik enerjisi kullanmadan, cazibeyle sulama yapılan
bölgelerdeki dekara maliyet ile bu yöntemle yapılan üretimdeki maliyetler
arasında farklar var. Bir tarafta üretici Devlet Su İşlerinin kaynaklarından su
kullanırken, ortalama olarak dekar başına 20 lira gibi bir sulama bedeli
öderken, diğer, kendi imkânlarıyla yatırım getirdiği arazisine hem bir sabit
yatırım ödüyor, bunun yanında da yaklaşık olarak dekara 50 lira, 60 lira gibi
bir elektrik enerjisi bedeli ödemek durumunda kalıyor. Siz de takdir edersiniz
ki bu durum üreticiler arasında da bir haksız rekabete, hatta adaletsizliğe
sebebiyet veriyor.
Değerli
arkadaşlarım, son yıllarda, şahsen benim de önemsediğim, Tarım Bakanlığının
basınçlı sulama sistemlerine yönelik teşvik girişimleri elektrik tüketimini
tarımsal alanda artıracağı yönünde birtakım işaretler ortaya çıkartıyor.
Dolayısıyla, bu kanun teklifinde öngördüğümüz, elektrik enerjisi kullanılarak
yapılan sulamaların tarifelerini diğer şekilde yani Devlet Su İşleri
kanaletlerinden, kanallarından sulayarak üretim yapan üreticilerimizle aynı
tarife veya bu giderleri eşitleme talebimiz doğru olduğu ortaya çıkıyor.
Nihayetinde, biliyorsunuz küresel ısınma kaynaklı bir kuraklık söz konusu ve
dolayısıyla, her geçen gün hem dünyada hem ülkemizde hem tarımsal üretimde hem
normal yaşantımızda suyun önemi bir kat daha artıyor. Dolayısıyla, tarımsal
üretimde üretimi artırmak istiyorsak da modern tarım teknolojilerine
ihtiyacımız var, modern tarım teknolojilerinde de modern sulama sistemlerine
ihtiyaç var. İşte bu basınçlı sulama sisteminde eğer devlet olarak, Hükûmet olarak -ki bunu da destekliyorsak- burada
kullanacağımız elektrik fiyatlarının, elektrik bedellerinin de mantıklı veya
rasyonel bir noktaya çekilmesinde yarar gördüğümü belirtmek istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Milletvekilimiz Gürol Ergin’in bu kanun teklifinde Devlet
Su İşlerinin dekar başına ücret tarifesinin kuyular vasıtasıyla ya da değişik
su kaynaklarıyla sulama yapan üreticilerimizin aynı tarifeden
ücretlendirilmesi, bu konuda da doğan farkların her yıl Enerji Bakanlığının
bütçesine konulan ödenekten karşılanması yoluna gidilmesinin doğru olacağını
düşünüyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, dünyada her geçen gün tarımsal üretimin önemi bir kat daha
artıyor. Geçtiğimiz günlerde başlayan Birleşmiş Milletler Dünya Gıda ve Tarım
Örgütü (FAO) Zirvesi’nde dünyada 1 milyar aç insanın olduğu, dünyadaki tarımsal
üretimin artık dünyanın nüfus artışından kaynaklanan artı gıda talebini
karşılayamayacağı, bunun için de mutlaka bütün ülkelerde…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözünüzü tamamlayın.
Buyurunuz.
VAHAP SEÇER
(Devamla) – …mutlaka dünyanın bütün ülkelerinde hükûmetlerin
tarımsal üretimi desteklemesi gerektiğini, tarımsal üretimin artırılması
gerektiğini, hatta az önce de işaret ettiğim gibi, bu toplantıların, iklim
değişikliğiyle ilgili önümüzdeki ayda Kopenhag’da yapılacak İklim Değişikliği
Zirvesi’yle bir eş güdüm hâlinde çalışması gerektiğini… Çünkü dünyada iklim
değişikliği kaynaklı, küresel ısınmanın neticesinde ortaya çıkan kuraklık ve
onun neticesinde tarımsal üretimde ortaya çıkan kayıplar, bugün dünyada aç
insan sayısını, yani her gün aç şekilde yatağa giren insan sayısını bir kat
daha artırmaktadır.
Değerli
arkadaşlarım, hep söylüyoruz, son yıllarda Türk tarımı iyi yönetilmiyor. Türk
tarımı maalesef yanlış politikalardan dolayı üretim kayıplarıyla karşı karşıya
kaldı. Tarıma dayalı dış ticarette dış ticaret açığı veriyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözünüzü bitiriniz.
VAHAP SEÇER
(Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
VAHAP SEÇER (Devamla)
– Hep söylüyorduk, Türkiye özellikle tarımsal ham madde konusunda sürekli dış
ticaret açığı veriyor. Gıda sektörü, yem sektörü, ham maddesini dünyanın
değişik ülkelerinden karşılıyor. Yaklaşık olarak hâlâ, bugün 2 milyar dolar
civarında yağlı tohumlara ithalatta yurt dışına para ödüyoruz. Bunların ortadan
kaldırılması gerekiyor.
Türkiye tarımsal anlamda her türlü dinamiklere sahip. 27 milyon hektar tarım yapacağımız alan var. 8,5 milyon hektar
sulanabilir alanımız var ki 3,5 milyon hektar, hâlâ “sulayacağız.” diyoruz ama
gerekli yatırımları, altyapı çalışmalarını bir türlü bitirmiş durumda değiliz.
İşte 2008-2012
GAP Eylem Planı hazırlandı, 2009 bitiyor, bir arpa boyu yol kat edilemedi. Az
önce Sayın Hocam da işaret etti, “Beş yıl içerisinde 750 bin hektar alanı
sulayacağız.” dediniz ama geçen bir buçuk-iki yıllık süreç içerisinde henüz,
bitirilen, sulamaya açılan alan sayısı 30 bin hektarı geçmiş değil.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Seçer.
VAHAP SEÇER
(Devamla) – Türkiye tarımı yanlış yönetiliyor.
Umut ediyorum ki
önümüzdeki günlerde politikalarımızda değişiklik olur. Türkiye'nin tarımsal
üretime ihtiyacı var. Tarımsal üretimin ekonomiye katkısını hepimiz biliyoruz.
BAŞKAN – Sayın
Seçer…
VAHAP SEÇER (Devamla)
– Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz.
Sayın Özkan,
sisteme girmişsiniz, niçin?
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – 60’a göre iki dakika söz istiyorum.
BAŞKAN –
Buyurunuz.
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Sayın Gürol
Ergin’e teşekkürlerimi sunuyorum. Tarımsal sulamada kullanılan enerji fiyatları
gerçekten oldukça yüksektir. Bu yetmiyormuş gibi bir de -benim bölgemden de
örnek vereceğim- Burdur’un İnsuyu bölgesinde, Çatağıl, Çine, Gıravgaz, Yaka
köylerimizde devlet tarafından elektrik direkleri verilmiş, telleri çekilmiş,
elektrik aboneliği verilmiş üreticilerimize kaçak elektrik kullanma yönünde
cezalar gelmiştir. Bunlar yaklaşık 7 milyar, 8 milyar, 10 milyar gibidir. Bu
sorun gündeme alınırsa bu konular da Meclis tarafından tartışılacaktır ve
oradaki üreticilerin sorunlarına bir çare olacaktır.
Bu konuyu
belirtmek istedim.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özkan.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkan, 60’a göre aynı teklifle ilgili iki dakika söz
istiyorum.
BAŞKAN –
Buyurunuz.
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Başka illerde olduğu
gibi Tokat ilinde de -bazı ilçelerinde- tarımsal sulamada kullanılan elektrik
paraları ödenememektedir. Özellikle 2009 yılında ürünlerin para etmemesinden
dolayı Erbaa ilçesinde, Kazova Vadisi’nde, Zile
Ovası’nda, Artova Ovası’nda tarımsal sulamadan kaynaklanan elektrik borçları
ödenemediği için kanalların bazılarında sular akmamıştır. Özellikle 2009 yılı
için söylüyorum, Yeşilırmak’ta su olmasına rağmen, çiftçi borcunu ödeyememiş ve
de bu yaz mevsiminin o sıcaklığı içerisinde sular kanallara gelmemiştir ve
ürünler yanmıştır.
Ben de bu
teklifin önemli olduğunu düşünüyor ve teklifi destekleyeceğimi söylemek
istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Son
olarak size söz vermiştim Sayın Doğru. Bu konuyu yeterince tartıştığımızı
düşünüyorum, diğer arkadaşlarımıza söz vermeyeceğim.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
Şimdi, gündemin
“Seçim” kısmına geçiyoruz.
IX.- SEÇİMLER
A) KOMİSYONLARDA AÇIK BULUNAN ÜYELİKLERE SEÇİM
1.- Millî Savunma ve Çevre Komisyonlarında açık bulunan
üyeliklere seçim
BAŞKAN – Millî
Savunma Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1
üyelik için Konya Milletvekili Muharrem Candan aday gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Çevre
Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik
için Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun aday
gösterilmiştir.
Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Şimdi, gündemin
“Oylaması Yapılacak İşler” kısmına geçiyoruz.
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
1.- Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasında Serbest
Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/706) (S. Sayısı: 407) (x)
BAŞKAN - Bu
kısımda yer alan Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasında Serbest Ticaret
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık
oylamasına başlıyoruz.
Daha önce yapılan
oylamada açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.
Oylama için üç
dakika süre veriyorum ve oylama işlemini de başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yapılan oylamada yeterli sayı yoktur, pusulaları arayacağım
efendim.
Şimdi okuyorum:
Sayın Sait Dilek?
Burada.
Sayın Nimet Çubukçu’ya vekâleten Zafer Çağlayan? Burada.
Sayın Halil Mazıcıoğlu? Burada.
Sayın Fatma
Şahin? Yok.
Sayın Ali
Babacan’a vekâleten Cevdet Yılmaz? Burada.
Sayın Akif Gülle?
Burada.
Sayın Mehmet
Aydın’a vekâleten Cemil Çiçek? Burada.
Sayın Fatma
Salman Kotan? Burada.
Sayın Şaban
Dişli? Yok.
Sayın Metin
Yılmaz? Burada.
Sayın Mehmet Alp?
Burada.
Sayın Fahrettin
Poyraz? Yok.
Sayın Mustafa
Ataş? Burada.
Sayın Kastal?
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Şaban Dişli geldi Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Şaban Dişli? Burada.
Sayın Ahmet Aydoğmuş? Burada.
Sayın Fırat? Yok.
Sayın Kacır? Burada.
Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı bulunamamıştır.
Beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 19.19
(x)
407 S. Sayılı Basmayazı 12/11/2009
tarihli 17’nci Birleşim tutanağına eklidir.
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 19.25
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
407 sıra sayılı
Tasarı’nın açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.
Tasarıyı tekrar
açık oya sunuyorum.
Oylama için üç
dakika süre veriyorum.
(Elektronik
cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
Çiçek? Burada.
Sayın Abdulkerim Aydemir? Burada.
Sayın Cemil
Çiçek, Mehmet Aydın’a vekâleten? Burada.
Sayın Akif Gülle?
Burada.
Sayın Halil Mazıcıoğlu? Burada.
Sayın Ali Babacan
yerine Cevdet Yılmaz? Burada.
Sayın Sait Dilek?
Burada.
Sayın Atalay
yerine Sayın Ertuğrul Günay? Burada.
Sayın Nimet
Çubukçu yerine Zafer Çağlayan? Burada.
Sayın Lokman
Ayva? Burada.
Sayın
milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti ile Karadağ Arasında Serbest Ticaret
Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık
oylama sonucu:
Kullanılan oy
sayısı : 186
Kabul : 185
Ret : 1
(x)
Böylece, tasarı
kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Saat 20.15’e
kadar ara veriyorum.
Kapanma
Saati: 19.32
(x)
Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.
DÖRDÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 20.22
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Gülşen ORHAN (Van)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19’uncu Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum.
Alınan karar
gereğince sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı : 96)
BAŞKAN – Komisyon
yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
devam edeceğiz.
3.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/499) (S. Sayısı: 321)
BAŞKAN – Onun da
komisyonu yok.
Ertelenmiştir.
Şimdi, 3’üncü
sırada yer alan Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın Sayıştay Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
4.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın; Sayıştay
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/512) (S. Sayısı: 427) (x)
BAŞKAN - Komisyon
ve Hükûmet yerinde.
Komisyon raporu
427 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Teklifin tümü
üzerinde ilk söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bilecik Milletvekili
Fahrettin Poyraz’a ait.
Buyurunuz Sayın
Poyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Saygıdeğer Başkanım, değerli
milletvekilleri; Sayıştay Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifim
üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce yüce heyetinizi
saygıyla selamlarım.
Değerli
arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi Sayıştay 1862 yılında kurulmuş ve Osmanlıdan
günümüze kadar varlığını devam ettiren, 1876 Anayasası’yla anayasaya girmiş ve
bugüne kadar da her anayasada yer almış, anayasal nitelikte bir kurumdur.
(x)
427 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
82 Anayasası’nın
160’ıncı maddesinde de Sayıştaya, merkezî yönetim
bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ve sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir
ve giderleriyle mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarda verilen
inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla ilgili görevler
verilmiştir.
Değerli
arkadaşlar, yaklaşık bir buçuk asra yakındır bir geleneği olan bu kurumumuz,
tıpkı diğer kurumlarımız gibi bir taraftan kendisini oluşturan Anayasa’daki
hükümler ve diğer kanunlarda oluşturulan hükümlerle birlikte mevcut
gelenekleriyle de bugüne kadar bir değer olarak taşınmış gelmiştir.
Şimdi, bugün
kanun teklifi olarak sizlerin karşısına getirdiğimiz kanun teklifimiz, tabii
bir mecburiyete binaen ortaya çıkmış bir tekliftir. Bildiğiniz gibi kamu
kurumları, millete hizmet etmek, devlet hizmetlerini yerine getirmek için
personel çalıştırmakta, personel istihdam etmekte ve bunları mesleğe
kazandırmak ve sonrasında da, eğitim süreçlerini geçirdikten sonra da hizmete
koşmaktadır. Şimdi, geçtiğimiz 2008 yılı içinde Sayıştay meslek mensupları
alımında yapılan iki sınavdan sonraki sözlü sınav ilan edilmiş, yaklaşık 60
denetçi yardımcısı arkadaş kurumlarında çalışmaya başlamışlar ve fakat mülakata
katılıp, sözlü sınava katılıp sınavı kazanamayan bir kısım arkadaşların Danıştaya dava açması sonucu da Danıştay açılan davayı
görmeye başlamış, 16/2/2009 tarihinde açılan bu
davayla ilgili olarak, yaklaşık beş ay sonra, 7/7/2009 tarihinde yürütmeyi
durdurma kararı vermiştir.
Şimdi, konunun
bir boyutunu da şöyle tartışmak istiyorum değerli arkadaşlar sizlerle:
Parlamenter sistemin uygulandığı ülkemizde, biliyorsunuz, Anayasa gereği
yasama, yürütme, yargı organları, güçleri, güçler ayrılığı ilkesi çerçevesinde
faaliyet göstermekte ve sistemi işletmekteler. Burada vekâlet müessesesi gereği
Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri kanun yapma, kanun koyma, millet
adına kanun koyma görevini yerine getirmekte, yürütme Parlamentonun çıkarttığı
bu kanunları uygulama, yargı da yine Parlamentonun çıkarttığı bu kanunlara
uygun olarak yürütmenin işlem ve eylemlerini denetlemektedir.
Burada pek tabii
ki en başta Anayasa olmak üzere tüm bu kurumlarımızın Anayasa’ya, kanunlara ve
diğer mevzuata da uymaları beklenir. Elbette yargı
kararlarına neticede hepimiz uymakla mükellefiz ama herhâlde, Parlamento olarak
da, bu sistemde işlemeyen birtakım hususlar varsa da bunu gündemimize alıp
Parlamento olarak, milletvekilleri olarak tartışıp, gerek yürütmede gerekse de
yargıda aksayan yönler varsa, bu aksayan yönlerle ilgili olarak gerekiyorsa
tekrar düzenleme yapma yetkimiz ve sorumluluğumuz da olduğu kanaatindeyim. Bu
bağlamda Danıştayın verdiği yürütme kararını sizlerle
biraz tartışmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2’nci maddesinde şöyle
bir hüküm var: “İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka
uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi
yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun
olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya
idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.” hükmü
vardır.
Yine, aynı
Kanun’un 27’nci maddesinde ise yürütmenin durdurulmasının hangi esaslarda
olması yönünde birtakım hükümler getirilmiş. Orada da kanun şunu emrediyor:
“Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç
veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması
şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe göstererek yürütmenin
durdurulmasına karar verebilirler.”
Yürütmeyi
durdurma kararına karşı -sizler- taraflar olarak yedi gün içinde bir defaya
mahsus olmak üzere itiraz edebilir ve itiraz edilen merciler de dosyanın
kendilerine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek durumundalar.
Yine aynı
Kanun’un son fıkrasında ise ”Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava
dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.” hükmü yer almaktadır.
Şimdi, bunları
niye söylüyorum değerli arkadaşlar? Birazdan vereceğim tarihleri dikkatinize
sunmak istiyorum ve bu tarihlere bağlı olarak da ortaya çıkan mağduriyeti dikkatinize
sunmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, yapılan sınav 2 ila 6 Şubat 2009 tarihlerinde yapılıyor ve atamalar
23/2/2009 tarihinde yapılıyor. Bu atamalar yapılmadan Danıştaya 16/2/2009 tarihinde dava
açılıyor ve fakat yaklaşık beş ay sonra 7/7/2009 tarihinde de yürütmeyi
durdurma kararı veriliyor.
Şimdi, hakikaten
ortada telafisi güç bir zarar ortaya çıkacak olsaydı, varsa bu zarar o zaman
haklı olarak biz bu beş ay niye bekledik diye sormamız gerekmiyor mu?
Bir diğer…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Danıştayda çok büyük iş var, çok iş var,
binlerce iş var.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Tahmin ediyorum…Tabii, tabii…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sıkışmışlar bir kere, karar çıkaramıyor.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Sayın Genç, onların hepsini biliyoruz. Müsaade edersen biz bu
konuyu tartışalım…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben Danıştayda çalıştım. Binlerce dosya
var.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Konuyu tartışalım. Siz de görüşlerinizi gelir burada ifade
edersiniz.
BAŞKAN – Sayın
Poyraz, buyurunuz efendim, devam ediniz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Binlerce dosyayla uğraşıyorlar.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu beş aylık süre sonrasında verilen
yürütmeyi durdurma kararından sonra, verilen karar gereği sınavın sonuçlarıyla
birlikte yürütmeyi durdurma verildiği için, bu az önce bahsettiğim 23/2/2009 tarihinde ataması yapılan arkadaşlarımızın elbette
ki göreve başladıklarından yedi ay sonra da bu mahkeme hükmünün uygulanmasından
dolayı da Sayıştaydaki işlerine son verilmiştir.
Değerli
arkadaşlar, burada şöyle sıkıntılarımız var. Sistem olarak sıkıntılarımız var,
yani kişi olarak kastetmiyorum. Şimdi, yürütmeyi durdurma veriyorsunuz ama
davanın esasına ilişkin olarak hükmün ne zaman verileceği belli değil. Az önce
Kamer Bey söylüyor, “İş yükü çok ağır” diyor, “Çok fazla” diyor. İki yıl da
sürebilir, dört yıl da sürebilir -bilemiyoruz- kanundaki açık hükme rağmen
“öncelikle dosya görüşülür” demesine rağmen.
Tabii burada, bu
60 kişiden 48 arkadaşımız diğer kamu kurumlarından naklen gelmişler. Ortada
kesin bir mahkeme kararı olmadığı için, bu arkadaşlarımız, naklen geldikleri
kurumlara şu anda geri dönmüyorlar, dönemiyorlar; Sayıştayla
da ilişkileri kalmadı. Peki, ne olacak bunlar? (AK PARTİ sıralarından “Ortada
kaldılar” sesi) Ortada kaldılar, doğru söylüyorsunuz.
Bu
arkadaşlarımızdan 2 tanesi de diğer kamu kurumlarından, birisi Ziraat
Bankasından, birisi Tarım Kredi Kooperatiflerinde çalışırken sözleşmelerini de
tek taraflı feshederek Sayıştayda göreve başlamışlar.
Şimdi, somut bir
örnek söyleyeceğim, sorumluluğumuzu hatırlatmak anlamında değerli arkadaşlar.
Bunların her birisinin kendimizin evladı olduğunu kabul ederek söylüyorum.
Tabii ben, yaş itibarıyla kardeşim olarak görüyorum. Mesela bir isim, İsmail Köylüoğlu. Kim bu arkadaşımız? Bu
arkadaşımız, Tarım Kredi Kooperatiflerinde müfettiş olarak çalışan bir
arkadaşımız ve Sayıştaydaki sınavları kazanıp atama
yazısı geldiği zaman da Tarım Kredi Kooperatiflerine 30.750 lira, eski rakamla
yaklaşık 31 milyar lira tazminatı cebinden ödeyerek Tarım Kredi Kooperatifleriyle
iş akdini tek taraflı feshediyor, geliyor Sayıştayda
işe başlıyor, yedi ay biz devlet olarak, millet olarak bu arkadaşlarımızın
maaşlarını ödüyoruz, yedi ay biz bu arkadaşlarımıza hizmet içi eğitim
veriyoruz, ondan sonra da diyoruz ki: “Kusura bakma kardeşim, yürütmeyi
durdurma var, biz seni kapının önüne koyuyoruz.”
Peki, yeri
gelmişken şunu tartışalım mı? Peki, bu mahkeme sürdü, diyelim ki bir sene daha
sürdü. Teorik olarak hukuken şu mümkün müdür: Dava açan, sınavın iptalini talep
eden kişilerin Danıştay tarafından haksız bulunmaları, idarenin eyleminin,
işleminin haklı bulunması mümkün müdür? Mümkündür. Bir yıl sonra Danıştay “Ben
idareyi haklı buluyorum. Dolayısıyla, her ne kadar yürütmeyi durdurma talebini
kabul etmiş olsam da sizin talebinizi, dava açanların talebini reddediyorum.”
dedi. Ne olacak peki bu arkadaşlar? Peki, bu arkadaşlarımız kesin hüküm
verilmediği için, 48 tanesi, diğer kamu kurumlarından gelmiş olan
arkadaşlarımız o kurumlarına dönebilecekler mi? Hayır. Ne yapacaklar? Tekrar
biz onlara hukukun yolunu gösteriyoruz, mahkemenin yolunu gösteriyoruz, diyoruz
ki: “Kardeşim, mağdur olduğuna inanıyorsan git bir dava da sen aç.”
S. NEVZAT KORKMAZ
(Isparta) – Temyize de gidilebilir ayrıca.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Gidilmiş zaten yürütmeyi durdurmaya yönelik olarak.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Değişik anlatıyorsunuz.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Kamer Bey, çok biliyorsan gelirsin, burada anlatırsın. Her şeyi
zaten zatıaliniz biliyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Söz verirlerse anlatırım.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, başka bir sıkıntı da şu: Bu
arkadaşlarımız, sınava girdikleri zaman hepsi, kanunda tanınmış olan…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Danıştayın kararını uygulamıyorsunuz.
AHMET YENİ
(Samsun) – Ya, dinle be!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yanlış bilgi veriyor.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – …sınava girme yaş haddini aşmamış olan kişilerdi. Ama şu anda
bunların yaklaşık yüzde 80’i, tekrar sınav açılsa bile sınava girme haklarını
kaybetmiş olan kişilerimiz.
ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Aydın) – Niye bu karar gecikmiştir?
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Mahkeme gecikmiş, bilemem.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sen yürütmenin durdurmayı…
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ben tartışmaya açıyorum ve
dikkatlerinize sunuyorum, siz nasıl değerlendirirseniz değerlendirin. Ben kanun
teklifimdeki gerekçemi ortaya koymaya çalışıyorum, mağduriyeti ortaya koymaya
çalışıyorum. Eğer senin gibi, senin aklına uyup da usul tartışmasıyla vakit
harcayacak olursak bu arkadaşlarımızın mağduriyeti devam edecek. Eğer
“Bırakalım devam etsin.” diyorsan, bırakalım o zaman.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – İdarenin yürütmenin durdurulmasını kaldırmaya yönelik itiraz hakkı
var.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Hayır, öyle bir şey...
Sonuçta idare bu
arkadaşlarımızın işine son vermiştir. “İdare şöyle yapsaydı böyle yapsaydı…”
Bunların hepsi geçti şu anda. Ve sonuçta, değerli arkadaşlar, burada belki pek
çok şey daha söylenebilir ama ortada bir mağduriyet olduğu kesin. Fakat biz şu
anda bu kanun teklifiyle şunu da yapmıyoruz… Yani 60 tane arkadaşımız var, bu
60 tane arkadaşımızın mağduriyetini giderelim. Ee,
kişiye özel bir kanun mu çıkartıyoruz? Hayır.
Bu somut olayla
şu ortaya çıkmıştır: Burada sistemde bir eksiklik var, aksayan bir yön var.
Danıştay kendince haklı gerekçelerle bu aksayan yönü tespit etmiştir, tabiri
caizse yaraya parmak basmıştır; dolayısıyla yasama olarak da bizim buradaki
boşluğu doldurmamız gerekiyor ve 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 9’uncu
maddesinde yapacağımız değişiklikle bundan sonra bu ve buna benzer olayların,
mağduriyetlerin yaşanmaması için biz bu kanun teklifini getiriyoruz.
Peki, bu kanun
teklifinde ne yapıyoruz? Değerli arkadaşlar, tabii, geçmişte yaşananlardan ders
çıkartarak birtakım eksikliklerimizi de gidermeye çalışıyoruz. İtiraz konusu
olan, “Ya, bu niye böyle yapılıyor? Onun yerine şöyle olması gerekir.” denilen
hususları da burada bir nebze düzeltiyoruz.
Nedir? Tahmin
ediyorum ki birazdan diğer milletvekili arkadaşlarımız da tartışacaklar. İtiraz
edilecek hususlardan bir tanesi de, değerli arkadaşlar, biz, önceki sınav
sisteminde alan bilgisi, genel yetenek ve yabancı dil ağırlığıyla sınavı
başlatıyorduk. Burada alan bilgisini yüzde 50, genel yeteneği yüzde 30, yabancı
dili de yüzde 20 ağırlık olarak sınava giren arkadaşlarımızı değerlendirmelerde
esas alıyorduk. Şimdi bu teklifte bunu değiştiriyoruz, değiştiriyoruz çünkü
buradaki yabancı dili kaldırıyoruz. Gerekçe şudur değerli arkadaşlar: Sayıştay
gibi bir kurumda elbette yabancı dil bilmek gerekir fakat Sayıştaya
giriş noktasında, giriş sınavında, siz, eğer sadece yabancı dili yüzde 20 gibi
ağırlık ortalaması yüksek bir oranda girenlerden talep ederseniz, o zaman haklı
olarak sistemin diğer yerlerini de değiştirmemiz lazım. Sayıştay bizatihi
denetim yapıyor, hukukun merkezinde olan bir yer ama şu andaki yüksek öğrenim
ortalamasını esas aldığımız zaman… Aramızda mutlaka hukukçu olan arkadaşlarımız
var; bugün Türkiye’nin en iyi hukuk fakülteleri diyebileceğimiz hukuk
fakülteleri başta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi gibi hukuk fakültelerinde, değerli arkadaşlar, hanginiz yabancı
dil okudunuz? Ben hukuk fakültesi mezunu değilim ama Sayıştay burada bu
sıkıntıyı gördü ve kendisine şöyle bir yol çizdi, dedi ki: “Ben bu arkadaşları
alacağım, iki yıllık, üç yıllık denetçi yardımcılığı döneminde de onlardan,
işte o KPDS’de belirlediğimiz 60’tır, 70’tir, o
seviyeye gelmelerini istiyorum.” Nitekim, geçtiğimiz
yıllarda bunu da kendisi hizmet içi eğitimlerde tamamlamış ve Sayıştaya geldiği zaman kamu personeli dil sınavında
yeterlik düzeyi çok düşük olan kendi denetçi, başdenetçilerini
de bu anlamda şu anda 80-90’ın üzerinde not alacak seviyeye kadar da
çalıştırmış, zorlamış ve bunu da kendi personeline başartmış
bir kurum olarak bence örnek gösterilecek bir kurum.
Biz, bunu sadece Sayıştayda yapmıyoruz. Aramızda mülki idare amirliğinde
görev yapmış, kaymakamlık yapmış arkadaşlarımız var, hâkimlik yapmış
arkadaşlarımız var. Kaymakamlıkta ne yapıyoruz? Alıyoruz kaymakam adayı
arkadaşlarımızı mesleğe kabul ediyoruz, ama dil noktasındaki yeterliklerini
artırmak için de, işte eğitimdeki o fırsat eşitsizliklerini bir nevi meslekte
kapatmak için de bunları kursa gönderiyoruz, yurt dışına gönderiyoruz, bir
taraftan dillerini, bir taraftan da diğer görgü ve eğitimlerini artırma
noktasında çaba sarf ediyoruz. Dolayısıyla, burada eğer bir tercihte
bulunulacaksa, evet belki mülakat aşamasında dil noktası, yabancı dil bilme
noktası diğer kriterlerle birlikte
değerlendirilebilir, ama mesleki yeterlik anlamında alan bilgisinin ölçüldüğü
ÖSYM’nin yaptığı sınavda dili önemli bir engel olarak koyduğunuz zaman, bu
sefer, Sayıştaya, mesleki yeterlilik anlamında bir
iyilik değil, şahsi kanaatim, çok daha fazla kötülük yapmış olacağız.
Değerli
arkadaşlar, sürem kısaldığı için bir konuya daha girmek istiyorum, o da
-komisyonda da çok tartışıldı bu konu- yani sözlü sınav mı olacak, mülakat mı
olacak? Mülakatın şekli ne olacak? Ben burada birkaç konuya kısaca şöyle
değinmek istiyorum: Bir kere, sistemin güven üzerine yürümesi lazım. Millet
bizi seçiyor, güveniyor, getiriyor iktidarıyla muhalefetiyle. Biz de buradan
Sayıştay Başkanını seçiyoruz, üyelerini seçiyoruz, gönderiyoruz. Ee, şimdi, sınav komisyonu oluşturuyorsunuz, Sayıştay
Başkanı veya daire başkanı, içinde Sayıştay üyelerinin olduğu, meslekte
yıllarca hizmet etmiş uzman denetçilerin, başdenetçilerin
olduğu bir komisyon oluşturuyorsunuz…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen,
sözlerini tamamlayınız.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – …ve sonra diyorsunuz ki: “Ben bu komisyona güvenmiyorum.” Ee “Ne istiyorum? Şunu istiyorum, yok bunu istiyorum.”
Değerli
arkadaşlar, bu sadece Sayıştaya özgü bir şey değil.
Aramızda maliye kökenli arkadaşlarımız var. Biz maliye müfettişliğinde, hesap
uzmanlığında -yakın arkadaşlarımdan biliyorum- bu kariyer meslekler sistemin
omurgası olduğu için, sadece alan bilgisi değil, alan bilgisiyle birlikte o
mesleği temsil edip edemeyeceği, yapıp yapamayacağı noktasında sosyal çevresine
kadar araştırıyorduk, hâlâ da araştırıyoruz. Ben biliyorum ki, maliye
müfettişleri Maliye Teftiş Kuruluna eleman almadan önce, bir başmüfettişi
mülakata girecek olan arkadaşın evine kadar gönderiyor, sosyal çevresine
bakıyor bu arkadaşımız maliye müfettişliğini yapar mı yapamaz mı diye.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – İktidarınız zamanında, tarikat mensubu olup olmadığını
araştırıyorsunuz.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Tabii, tabii, siz öyle zannedin.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sizin yaptığınız bu.
FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, kim ne derse desin, biz Kamer Genç üzerine
sistemimizi… Kamer Genç bilmiyorum öyle midir ama sistemimizi güvensizlik
üzerine değil, güven üzerine inşa ediyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen,
sözünüzü tamamlayınız Sayın Poyraz.
Buyurunuz.
FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Peki.
Değerli
arkadaşlar, işin özü, burada, bir taraftan bundan sonra mağduriyetlere yol
açmamak için bir düzenleme yapıyoruz ama bir taraftan da o mülakatı kazanmış
olan arkadaşlarımızın kazanılmış haklarını tekrar iade ediyoruz. Mülakata girip
kazanamamış olan arkadaşlarımıza da tekrar mülakat için bir hak daha tanıyoruz.
Ben kanun
teklifimizin öncelikle Sayıştayımıza, ülkemize
hayırlara vesile olmasını temenni ederek sözlerimi tamamlıyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Poyraz.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, konuşmacı dedi ki “Biz Kamer Genç metodunu
uygulamıyoruz.” Burada bana sataşma var.
BAŞKAN – Efendim?
Kamer Genç’in nesini uygulamıyoruz dedi?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, dedi ki “Kamer Genç metodunu uygulamıyoruz.” Bir sataşma
var. İzin verirseniz, 69’uncu maddeye göre…
BAŞKAN – Buyurun.
Lütfen, yeni
sataşmalara mahal vermeden konuşursanız memnun oluruz.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
6.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Bilecik
Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, ben Danıştayda on dört sene
hâkimlik, savcılık yaptım. İdari yargının ne olduğunu bilirim. Şimdi, idari
yargıda… Burada diyor ki: “İdari eylem ve işlemleri yetki, sebep, konu, maksat
itibarıyla hukuka aykırı olup olmadığı yönüyle Danıştayın,
idari mahkemenin inceleme hakkı vardır.” Şimdi burada, gerek kaymakamların
gerek hâkimlerin ve buna benzer üst düzey kamu görevlilerinin mesleğe
alınmasında Danıştay bir karar veriyor, diyor ki: “Arkadaş, sen gelen vatandaşa
sözlüde ne soru sordun? Bu sözlü soruda bu ilgili kişi ne cevap verdi? Bunu
yargı denetimine tabi tutabilmem için sen bunu bir filme al.” Yani sen hangi
soruyu sormuşsun bu kişiye… Düşünebiliyor musunuz, yazılıda en yüksek puanı
almış; hâkim, savcı adayı, Sayıştay adayı en yüksek puanı almış, ama gidiyor,
sözlüde “Ananın adı ne, babanın adı ne, memleketinin adı ne? Sen kazanmadın,
git” diyor. Bakın, inanınız böyle oluyor bu. Onun için, idari yargıda sözlü
işlemi de bir idari işlem olduğu için -çünkü ötekisi yazıya dökülüyor, yani
adam tek tek yazılı şeyini inceliyor- sözlüde de
idari yargı “Arkadaş, idarenin bütün eylem ve işlemleri yargı denetiminde
olmadığına göre, sen sözlüde bu kişiye ne soru sordun? Bu sana ne cevap verdi?
Ondan sonra benim onu denetleyebilmem için, sen bunu, sözlüyü banda alacaksın,
ben de o bandı inceleyeceğim. Dolayısıyla, sen idare olarak taraflı mı hareket
ettin, tarafsız mı hareket ettin, ben de bunu inceleyeceğim.” diyor. Orada da
Danıştay, idare mahkemesi sözlüde sorulan soruları ve adayın verdiği cevabı
değerlendirmesi için ortada bir delil olması lazım.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Genç, sözünüzü tamamlayınız.
KAMER GENÇ
(Devamla) - Yani yoksa ki bir delil olmadan neyi inceleyecek? İşte, burada niye
kaçıyorsunuz değerli arkadaşlarımız? Sayıştay Başkanı da olabilir, Danıştay
Başkanı da olur, Yargıtay Başkanı da olur. İnsanlarda menfaat duygusu var; yani
kendi çocuğu ile zeki bir çocuğu aynı paralelde değerlendiremez. Onun için,
gelin, objektif kuralları koyalım. Yani objektiflikten kaçmak, dürüstlükten
kaçmak kime, ne kazandırır? Dürüstlüğü bir tarafa iterek neyin peşinde
koşuyoruz?
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Dürüstlükten kaçan yok.
KAMER GENÇ
(Devamla) – İşte, idari yargı diyor ki: “Kardeşim sen Anayasa’ya koymuşsun
‘İdarenin hiçbir eylem ve işlemi yargı denetimi dışında tutulamaz.’ Benim de
sözlüyü denetim altında tutabilmem için, ben senin sözlüde ne sorduğunu, bu
adayın ne cevap verdiğini kontrol etmek istiyorum.” Siz niye bundan rahatsız
oluyorsunuz?
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Rahatsız olmuyoruz.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Yani, şimdi, bu memlekette cumhurbaşkanlarının ne kadar taraflı
olduğunu, başbakanların ne kadar taraflı olduğunu, yargının ne kadar taraflı
olduğunu hepimiz bildiğimize göre, idari yargıdaki kişilerin, oradaki 6 kişilik
bir heyetin vicdanlarının sesiyle bir karar vermeleri için, bu insanlara
objektif kurallar koymak lazım. Bizim dediğimiz bu.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç.
X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)
4.- Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz’ın; Sayıştay
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/512) (S. Sayısı: 427) (Devam)
BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili
Mustafa Kalaycı. (MHP sıralarından
alkışlar)
Buyurunuz Sayın
Kalaycı.
MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 427 sıra sayılı Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun tümü üzerinde Milliyetçi Hareket
Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu
vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayıştay denetçi
yardımcılığına giriş için gerekli olan üç aşamalı sınav ile ilgili hususlar,
832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 9’uncu maddesi gereğince hazırlanan ve 29/1/1980 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan yönetmelikle
düzenlenmiştir. Sayıştay Başkanlığı tarafından 2/2/2009-
6/2/2009 tarihleri arasında yapılan Sayıştay denetçi yardımcılığı sözlü
sınavının ve sınav sonucu yapılan atama işlemleri ile söz konusu yönetmeliğin
sözlü sınavla ilgili bazı maddelerinin iptalinin ve yürürlüğünün durdurulması
talebi ile açılan davalar neticesinde Danıştay 12. Dairesi, 2009/1045 ve
2009/1069 esas sayılı kararlarıyla yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Danıştayın söz konusu yürütmenin durdurulması kararı sonucu
bu kanun teklifinin verildiği anlaşılmaktadır.
Teklifin
komisyonda değişen şekliyle 1’inci maddesinde 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun
9’uncu maddesi başlığıyla birlikte değiştirilerek, yönetmelik ile düzenlenen
denetçi yardımcısı adaylığına giriş sınavı ve diğer hususlarla ilgili hükümlere
kanunda yer verilmesi öngörülmektedir ancak kanun maddesi âdeta yönetmelik gibi
ayrıntılar içermektedir. Adayların 2 defa atanması gibi, uygulamada sorunlara
neden olabilecek hükümler bulunmaktadır.
Ayrıca, yıllardır
uygulanmakta olan ve mevcut yönetmelik hükümleri ile düzenlenmiş olan sınav
sisteminde bazı değişikliklere gidilmektedir. Yapılan değişikliklerden en
önemlisi, sözlü sınav kaldırılarak yerine mülakat getirilmektedir. Ayrıca,
eleme sınavında yer alan yabancı dil bilgisi soruları çıkarılmakta, eleme
sınavını kazanmış sayılanların sayısı artırılmakta, yazılı sınavı kazananlara
sınır getirilmektedir.
Görüldüğü üzere,
yıllardır uygulanan sınav sisteminde köklü değişikliklere gidilmektedir.
Teklifin komisyonda değişen şekliyle 2’nci maddesinde ise 2/2/2009-6/2/2009
tarihleri arasında yapılan sınav sonucuna göre atananların sınav sonucuna
ilişkin hakları saklı tutulmakta ve sözlü sınavda başarısız sayılanların 1’inci
maddedeki düzenlemeye göre mülakata alınması ve mülakatta aranacak 75 puanın bu
mülakatta 50 olarak uygulanması öngörülmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, aynı eleme ve yazılı sınavına giren kişilerin üçüncü aşamada bazılarının
sözlü sınava, bazılarının mülakata tabi tutularak denetçi yardımcılığına
atanacak olmasının hukuki ihtilafa yol açabileceği düşünülmektedir. Bizim
özellikle endişemiz, itirazımız buradadır.
Dolayısıyla
Danıştay 12. Dairesi kararı ile oluşan hukuki boşluğa yönelik bir düzenleme
yapılması ve ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiği görüşünü
taşıyoruz. Ancak teklifteki maddelerin içeriği itibarıyla endişelerimiz ve
itirazımız bulunmaktadır.
Bu teklifin Plan
ve Bütçe Komisyonunda gündeme gelmesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisine
teklifte bulunulduğunda, ki Plan ve Bütçe Komisyonu
çok yoğun bir gündemle bütçe görüşmelerini yapıyor, buna rağmen biz “Derhâl
görüşelim.” dedik, “Bu mağduriyeti, gençlerimizin bu mağduriyetini giderelim.”
dedik.
İnanır mısınız,
bu iki maddelik konu iki günümüzü aldı. Birinci gün tartışmalardan netice
alamadık. Israrla sorduğumuz: Neden mülakat getirilmektedir, sözlü sınav neden
kaldırılmaktadır? Hani dereyi geçerken at değiştirmek gibi oluyor. Yarım kalmış
bir sınavı tamamlamak için niye mülakat hükmüne yer veriyoruz? Bununla ilgili
tatmin edici bir cevap alamadık. Bizim endişemiz: Tekrar iptali söz konusu
olabilecek bir içerikte olduğundan, tekrar mağduriyetlere yol açabileceği
nedeniyle itiraz ettik.
Bir diğer konu:
Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2010 Yılı Merkezî
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Kesinhesap
Kanunu Tasarısı’yla ilgili olarak Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek tarafından
26 Ekim 2009 günü Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan sunumda, önümüzdeki
dönemde Hükûmet tarafından
gerçekleştirilecek bazı önemli yapısal reformlar arasında 5018 sayılı Kanun’la
uyumlu yeni Sayıştay Kanunu’nun çıkarılacağı da sayılmıştır. Yine 4 Kasım 2009
tarihinde Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu bütçesinin görüşmeleri sırasında
da -kendileri buradalar- Sayın Başbakan Yardımcımız ve Devlet Bakanımız Cemil
Çiçek Bey’in de yeni Sayıştay Kanunu’nun çıkarılacağı yönünde açıklamaları
olmuştur. Dolayısıyla, yeni Sayıştay Kanunu düzenlemesinin Hükûmetin
öncelikli hedefi olduğunun Hükûmet üyelerince ifade
edildiği bir dönemde sınav sisteminde köklü değişiklik öngören söz konusu
hükümlerin, bu teklif yerine, anılan düzenlemenin müzakeresi esnasında dikkate
alınmasının daha uygun olacağını düşünmekteyiz. Sözlü sınavın mülakata
dönüştürülmesini orada tartışırız, uygun görülür konur ama şimdi bu teklifte bu
değişikliği yapmamızın uygun olmadığını düşünüyoruz. Sadece mağduriyetlerin
giderilmesi, ortaya çıkan hukuki boşluğun doldurulmasına ilişkin bir düzenlemeyle
yetinmemiz gerektiğini savunuyoruz.
Bu teklifin
mevcut hâliyle kabul edilmesi, gerek Başbakan Yardımcımız Sayın Cemil Çiçek
gerekse Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sözlerine, dolayısıyla Hükûmetin hedeflerine güvenilmemesi, hâliyle de Hükûmetin yeni Sayıştay Kanunu’nu çıkarmayacağı gibi bir anlama
gelmektedir.
Değerli
milletvekilleri, 5018 sayılı Kanun’la uyumlu yeni Sayıştay Kanunu’nun
çıkarılması kamu mali yönetimi ve kontrolü açısından büyük önem arz etmektedir.
Kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda
kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve
kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere kamu mali
yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını,
uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve
mali kontrolü düzenlenmek amacıyla çıkarılan 10/12/2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu
Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, kamu mali yönetiminde yapısal bir reform
olarak nitelendirilmektedir.
5018 sayılı
Kanun’un bazı maddeleri yayın tarihinde, bazı maddeleri de 2004 yılında
yürürlüğe konulmuş olmakla birlikte, Kanun tümüyle 2005 yılında yürürlüğe
girmiştir.
5018 sayılı Kanun’un “Dış denetim” başlıklı 68’inci maddesinde,
Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacının, genel
yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde
yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin kanunlara, kurumsal amaç, hedef
ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet
Meclisine raporlanması olduğu belirtilmekte ve dış denetimin genel kabul görmüş
uluslararası denetim standartları dikkate alınarak, nasıl yapılacağı
düzenlenerek, Sayıştayın denetim raporları ve bunlara
verilen cevapları dikkate alarak düzenleyeceği dış denetim genel değerlendirme
raporlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine sunması öngörülmektedir.
5018 sayılı Kanun
hükümlerinin tümüyle yürürlüğe girdiği 2005 yılından itibaren beş yıl geçmiş
olmasına rağmen bu maddede düzenlenen hükümler doğrultusunda bir işlem yapılmamış,
maddede öngörülen dış denetim genel değerlendirme raporları Türkiye Büyük
Millet Meclisine sunulmamıştır.
Sayıştay tarafından hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulması öngörülen yine 5018 sayılı Kanun’un 42 ve 43’üncü maddelerine göre idari
faaliyet raporları, mahallî idareler değerlendirme raporu ve genel faaliyet
raporu hakkında dış denetim sonuçlarını dikkate alarak görüşlerini içeren dış
denetim genel değerlendirme raporu, 54’üncü maddesine göre de mali
istatistiklerin hazırlanma, yayımlanma, doğruluk, güvenirlik ve önceden
belirlenmiş standartlara uygunluk bakımından düzenlenen değerlendirme raporu,
aradan beş yıl geçtiği hâlde bugüne kadar hiç hazırlanmamış ve Türkiye Büyük
Millet Meclisine sunulmamıştır.
Türkiye Büyük
Millet Meclisinin görev ve yetkilerini belirleyen Anayasa’nın 87’nci
maddesinde, yasama ve diğer görevlerinin yanı sıra Bakanlar Kurulunu ve
bakanları denetlemek, bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul
etmek de görevleri arasında sayılmaktadır. Bu durumda, kamu idarelerinin
denetiminde yararlanılmak üzere Sayıştay tarafından hazırlanması gereken dış
denetim raporlarının sunulmaması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin
denetim görevini gerektiği şekilde yapamadığı görülmektedir.
Sayıştay, 832
sayılı Sayıştay Kanunu’nun 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile
uyumlu olmadığı, 5018 sayılı Kanun’a uyumlu yeni Sayıştay kanununun
çıkarılmamış olması nedeniyle, dış denetimi 5018 sayılı Kanun hükümleri
doğrultusunda yapamadığı ve öngörülen raporları hazırlayamadığı görüşünü
savunmaktadır.
5018 sayılı
Kanun’un da bir kanun olduğu, kanunla verilen görevlerin yapılması gerektiği
düşüncesiyle, Sayıştayın görüşüne tam katılmamakla
birlikte, beş yıldır yeni Sayıştay kanununun çıkarılmadığı da bir gerçektir.
AKP hükûmetlerinin bugüne kadar bu konuya eğilmemesinin, bu
düzenlemeyi yapmamasının, malum, hükûmet hangi
kanunların çıkarılmasını isterse o kanunlar Türkiye Büyük Millet Meclisinde
çıkarılmakta olup, beş yıldır yeni Sayıştay kanununun çıkarılmasını
sağlamamasının nedenini, AKP’nin denetim ve teftiş konusuna yaklaşımında ve
yolsuzlukla mücadele anlayışında aramak gerekmektedir.
AKP’nin denetim
ve teftişe alerjisi bulunmaktadır. Denetimi, teftişi, denetlemeyi
sevmemektedir. Nitekim, AKP iktidara geldiğinde ilk
yapmak istediği işlerin başında teftiş kurullarının kapatılması gelmiştir. Kamu
Yönetimi Temel Kanunu kapsamında teftiş kurullarının kapatılması yönündeki
girişimi, o dönemdeki Cumhurbaşkanının yasayı veto etmesi ve kamuoyunda oluşan
tepki sonucu engellenmiştir, ancak AKP bu düşüncesinden vazgeçmemiş, toptan
yapamadığı bu düzenlemeyi bu defa bakanlık ve kurumların teşkilat yasalarında
gündeme getirmektedir. Henüz AKP’nin hışmına uğramayıp faaliyet gösteren
bakanlık ve kurum teftiş kurullarının geleceği belirsiz bir duruma sokulmuştur.
Müfettişler yıldırılmakta, iktidarın yanlışlarıyla ilgili düzenlenen raporlarda
yer alan önerilerin yerine getirilmesi yerine bu raporları düzenleyen denetim
elemanlarıyla uğraşılmaktadır. Böylelikle denetim ve teftiş faaliyetlerini
etkisiz bir hâle getirmeyi ne yazık ki AKP başarmıştır.
AKP’nin iktidar
dönemi, hem merkezî idarede hem de mahallî idarelerde yolsuzluk iddialarının
arttığı, bu iddiaların partinin yönetim kademesine kadar uzandığı bir dönem
olmuştur. Yetimin hakkının korunması edebiyatı yapanlar hak, hukuk tanımaz bir
anlayışla hareket etmektedir. AKP İktidarı döneminde Başbakan, bazı bakanlar,
bazı milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri ve bürokratlar,
yandaş partili iş adamları ile birlikte her geçen gün yeni bir yolsuzluk
iddiasının içinde yer almışlardır. Özelleştirme adına atılan adımların
gerisinde daha önce özel ilişkilerle oluşturulmuş bir altyapı olduğu
görülmüştür. Gerçekten AKP dönemine yolsuzluk iddiaları damgasını vurmuştur.
Hâlen bir siyasi
partinin genel başkanı olan, 58 ve 59’uncu AKP hükûmetlerinde
bakan olarak hatta başbakan yardımcısı olarak görev yapmış olan eski
arkadaşınızın daha geçtiğimiz günlerde, 8 Kasım 2009 tarihinde yaptığı
açıklamada yer alan iddiaları sanırım hepiniz okumuşsunuzdur. Ne diyor? “Galataport aslında bir liman projesinden öte bir rant projesiydi. Başbakan, bildiğiniz gibi, İstanbul’da
Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştır, rant işini
de çok iyi bilir. Galataport hadisesi cumhuriyet
tarihinin en büyük imar rantını ifade eden bir
hadiseydi ve Galataport’u ben engelledim.” diyor ve
devamında soruyor: “O dönemde basın mensupları Başbakana Sami Ofer’i görüp görmediğini sordu, önce hiç görmediğini
söyledi, sonra da görüştüğü anlaşılınca açmaza çıkacağını anladı ve Davos’ta bir kez görüştüğünü söyledi. Ankara’da hiç
görüşmediğini belirtmişti. “Şunu soruyorum.” diyor: “Galataport
ihalesi verdiğiniz Ofer’le kaç kez görüştünüz? Beş
kez mi, altı kez mi? Bunun cevabını versin, başka diğer görüşmeleri kendisine
bırakıyorum. Ankara Bilkent Oteli’nde partisinin kuruluş yıldönümü kutlanırken
otelin erzak kapısından yukarı Ofer’i aldınız mı,
almadınız mı? Otelde iki saat görüştünüz mü, görüşmediniz mi? Görüştüyseniz ne
görüştünüz? Bunları kamuoyuna açıklayın. Başka hangi ihaleleri verdiniz? Bunu
da açıklayın. TÜPRAŞ’ın hisse satışı nedeniyle
meydana gelen görüşmelerden, gizliliklerden, dönen çarklardan şimdilik
bahsetmiyorum.” Bu sözler daha önce AKP’nin önde gelen isimlerden birinin,
bakanlık, başbakan yardımcılığı yapan bir arkadaşınızın iddiaları. AKP
milletvekili olmuş başka arkadaşlar da birçok yolsuzluk iddiasında
bulunmuşlardı. Ancak, akıbetlerini kamuoyu bilmektedir.
Değerli
milletvekilleri, burada bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. Son günlerde
yapılan elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sürecinde yaşanan
gelişmeler birçok soruyu gündeme getirmiştir. Ben bunlardan birini burada
anlatacağım: Meram Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin özelleştirilmesi.
15 Eylül 2008
tarihinde teklifler toplanmıştır. 25 Eylül 2008 tarihinde ihale komisyonunun
yaptığı pazarlık görüşmeleri sonucunda en yüksek teklifi 440 milyon dolarla Alsim-Alarko vermiş, ikinci sırada 439 milyon dolarla Kiler
Alışveriş Hizmetleri, üçüncü sırada da 438 milyon dolar bedelle Cengiz İnşaat
gelmiştir. Rekabet Kurulu 4 Aralık 2008 tarihinde devir iznini vermiştir.
Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından 30 Nisan 2009 tarihinde Alsim-Alarkoya devrin
yapılmasına, eğer bu şirket yükümlülükleri yerine getirmezse Kilere, o da
yükümlülüklerini yerine getirmezse Cengiz İnşaata satış yapılmasına karar
verilmiştir. Özelleştirme süreci yürüdü ve geçtiğimiz ekim ayı sonu itibarıyla
tamamlandı. Süreç tamamlanırken bir de görüldü ki, Alsim
yanına bir ortak almış, ismi olmuş Alcen! Nasıl mı?
Cengiz Holdingle eklemlenmiş de ondan. Yani “Alcen”
ismi Alarko’nun “Al”ından ve Cengiz Holdingin “Cen”inden
gelmektedir. Ticaret Sicil Gazetesi’nde 2 Eylül 2009 tarihinde yayımlanan
ilanla Alcen Enerji Dağıtım ve Perakende Satış
Hizmetleri Anonim Şirketi kurulmuş. Alsim-Alarko,
Alarko Holding, Alarko Fenni Malzeme toplamda şirketin yüzde 51’ine sahip
olurken, Cengiz Holding AŞ yine Cengiz grubuna ait olan Eti Alüminyum ve Cengiz
Madencilik de şirkette yüzde 48,99’luk pay sahibi olmuş. Böylece ihalede rakip
olan iki firma aynı işi ortak olarak devralmıştır.
Hangi işlemler
ihaleye fesat karıştırma anlamına gelir, ben sizlere soruyorum değerli
arkadaşlarım. İhalede rakip olan iki firmanın kurduğu şirkete devrin
yapılmasını doğru buluyor musunuz? Bu uygulama firmaların ihalelere danışıklı
olarak girmelerini sağlamaz mı? Başka özelleştirmelerde de bu örnekler mevcut.
Hatta bu uygulamaya “yandaş ortaklık” yakıştırması yapılmaktadır. İhaleyi
kazanan firmanın yanına bir yandaş firmanın ortak edildiği iddia edilmektedir.
Yine, doğru mu
-gündeme getirdim, Sayın Enerji Bakanımıza sordum, henüz cevap alamadım-
bilmiyorum ama, Konya yerel medyasında yer alan
haberlere göre Cengiz Holding Medaş’ın yüzde 49’luk
hissesini 300 milyon dolara almış. Toplam ihale bedeli kaç dolardı? 440 milyon
dolar. 300 milyon dolar doğruysa, bu özelleştirme çok tartışılır değerli
arkadaşlarım.
Buradan AKP
yönetimine seslenmek istiyorum: Ofer’ler, Oger’ler, Ali Dibo’lar, Deniz
Feneri, Başbakan ve bakanların çocuklarının gemileri, yaptıkları işler, ATV ve
Sabahın satışı ve kamu bankalarından sağlanan krediler, sahte faturadan ve
hayali ihracattan aklanmalar unutuldu sanmayın. Türk Telekom’un satışı, Aycell-Aria birleşmesi, TÜPRAŞ
hisselerinin satışı, ilaç alımlarındaki yolsuzluk, doğal gaz alımında formül
değişikliği, akaryakıt kaçakçılığı, enerji ihalelerinin özel bürolarda
pazarlanması, POAŞ’a vergi indirimi, imar değişikleri
yoluyla rantlar sağlandığı, kapalı kapılar ardında
yapılan özelleştirme pazarlıklarıyla ilgili yolsuzluk iddialarından kurtulduk
sanmayın. Eninde sonunda hakkınızdaki tüm yolsuzluk iddialarıyla ilgili hesap
vereceksiniz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
MUSTAFA KALAYCI
(Devamla) – Bunların hepsinin hesabı ilgililerden sorulacaktır. Bundan
kurtulmanız mümkün değildir.
Milliyetçi
Hareket Partisi, toplum hayatını, demokratik rejimi ve ahlaki değerleri tahrip
eden yolsuzluklarla mücadeleyi millî siyaset anlayışının temel unsurlarından
biri olarak kabul etmekte, örtbas edilen her türlü yolsuzluğun ortaya
çıkarılarak ilgililerin Türk adaleti önünde hesap vermesini sağlamayı açık bir
ifadeyle taahhüt etmektedir.
Teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Kalaycı.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Akif Hamzaçebi.
(CHP sıralarından alkışlar)
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre bir önerge
vermiştim.
BAŞKAN –
Dilekçeniz…
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) - Akif Bey’in konuşmasından sonra mı değerlendireceksiniz yoksa
önce mi değerlendireceksiniz?
BAŞKAN – Bunu
değerlendirmeye… Bakıyoruz efendim, inceliyoruz. Bundan sonra, gerekiyorsa
bütün bu konuşmalardan sonra gündeme alırız, eğer uygun değilse önergeler
bölümünde belki bakarız.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Peki efendim.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz.
Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.
CHP GRUBU ADINA
MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sayıştay Kanunu’nda değişiklik öngören teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz aldım. Konuşmama başlamadan
önce sizi saygıyla selamlıyorum.
Teklifin toplam
dört maddeden oluştuğunu ifade etmeliyim. “Yürürlük” ve “yürütme” maddelerini
hariç tutarsak geriye iki madde kalmaktadır. Teklifin düzenlediği konu,
Sayıştay meslek mensuplarının yani Sayıştay denetçilerinin Sayıştaya
girişine ilişkin sınav düzenlenmektedir. Konuya ilişkin olarak Sayıştayın yürürlükte olan bir sınav yönetmeliği vardır
ancak bu sınav yönetmeliğine dayalı olarak yapılan -2009 yılının Şubat ayında
yapılan- bir sınavın sözlü kısmının, sözlü bölümünün, sınavı kaybedenler
tarafından idari yargıya götürülmesi sonucunda Danıştayın
vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararı nedeniyle o sınavın yenilenmesini
düzenleyen bir madde vardır. Ama bu madde düzenlenirken, buna yönelik olarak
ayrıca Sayıştaya giriş sınavını daimî olarak düzenleyen bir başka madde
daha vardır.
Burada iktidar
partisi grubu adına konuşan Sayın Konuşmacı konuşmasında Danıştayın
vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararını esas alarak birtakım
değerlendirmelerde bulundu. Değerlendirmenin özü, Danıştayın
vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararının eleştirisidir. “Neden dolayı bu
karar verilmiştir, niye verilmiştir? Verilen bu karar Sayıştayın
işlerini aksatmıştır.”
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; her şeyden önce ifade etmeliyim ki, Sayın Konuşmacının
bu değerlendirmesi çok açık bir şekilde Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü
fıkrasına aykırıdır. Dava hâlen Danıştayda
görülmektedir, esastan henüz Danıştay karar vermiş değildir. Anayasa’nın biraz
önce sözünü ettiğim ilgili maddesine göre görülmekte olan bir dava hakkında
yasama Meclisinde herhangi bir soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi
bir beyanda bulunulamaz. Bu beyan dahi, bu değerlendirme dahi, bu teklifin
Anayasa karşısında ne kadar tartışmalı olduğunu göstermektedir. Yine bu beyan
göstermektedir ki, hazırlanan teklif esas itibarıyla idarenin, yani Sayıştayın bundan sonra yapacağı sınav nedeniyle idari
yargıya gitme yollarının kapanmasıdır, teklif bunu amaçlamaktadır. Yönetmelikle
düzenlenmesi mümkün olan konular yasaya taşınmak suretiyle idarenin eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu kapatılmaktadır. Teklifin esas olarak düzenlediği
konu budur değerli milletvekilleri.
Şimdi, Sayıştay
anayasal bir kurumdur. O nedenle, yapılan düzenlemeyi herhangi bir sınav olarak
değerlendirmek mümkün değildir. Anayasal bir kurum olan Sayıştaya
giriş kurumu, Sayıştaya giriş sınavı, idarenin
istediği gibi hareket edebileceği şekilde düzenlenmektedir, yani subjektif yargılara açık, subjektif değerlendirmelere açık, yapılan işlem
konusunda kendilerinden hesap sorulamayacak şekilde bir düzenleme
yapılmaktadır, o nedenle önemlidir.
Demokratik
ülkelerde, demokrasiyle idare edilen bütün ülkelerde sayıştaylar
anayasal bir kurum olarak düzenlenir çünkü bu, bütçe hakkının uzantısı olan bir
kurumdur. Bütçe hakkı bütün parlamenter demokrasilerde vardır, Türkiye’de de
vardır. Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde
2006 yılında bütün hükümleriyle yürürlüğe giren Kamu Mali Yönetim ve Kontrol
Kanunu, bütçe hakkına olabildiğince saygı göstermeye çalışmış olan bir
kanundur.
Bütçe hakkı şudur
değerli arkadaşlar: Bütçe hakkı, devletin yapacağı harcamalara ve onun finansmanını
oluşturan vergilere milletin karar vermesidir. Millet bu kararı temsilcileri
vasıtasıyla yasama organında yani parlamentoda alır. Bütçe hakkı budur. Bütçe
hakkı olan bütün
demokratik rejimlerde bütçe hakkının gereği olarak bu hakkın
nasıl kullanıldığı yine millet adına denetlenmek zorundadır. Devletin yaptığı
harcamaların yasalara uygunluğu, bütçe hakkına uygunluğu, bu harcamaların
finansmanını oluşturan vergilerin yine milletin anayasada koymuş olduğu
çerçeveye, sınırlara uygunluğu millet adına milletin temsilcilerinden oluşan
parlamento tarafından denetlenir. Parlamento adına bu denetimi Sayıştay yapar.
Sayıştay bu nedenle son derece önemli bir kurumdur. Yapılan bir düzenlemeyi
herhangi bir kamu kurumuna giriş sınavının düzenlenmesi olarak almamak gerekir.
Demokrasileri demokratik yapan unsur sadece kuvvetler ayrılığı değildir,
hukukun üstünlüğü değildir, sadece temel hak ve özgürlüklerin anayasada güvence
altına alınması değildir, sadece özgür ve adil seçimler değildir, sadece
siyasal eşitlik değildir. Bütün bunlar anayasalarda yer alabilir ama devletin
harcamalarını parlamento adına bir kurum denetleyemiyorsa, bu kurum bağımsız
değilse, özerkliğe sahip değilse, başkan ve üyeleri teminata sahip değilse, o
ülkede demokrasiden bahsetmek mümkün değildir, demokrasi eksik kalır.
Sayıştaylar sistemi demokratik yapan kurumlardır, sistemin istikrar unsurudur,
sistemin denge unsurudur.
Şimdi, teklif bu
ilkeleri bir kenara atmaktadır. Giriş sınavındaki felsefe, giriş sınavında esas
alınan düşünce tamamen, biraz önce sözünü ettiğim, Sayıştayın
anayasal kurum olma özelliklerinin temelindeki ilkeleri bir kenara atmaktadır.
Nedir bunlar, sırasıyla sizlere açıklamak istiyorum.
Birincisi, Sayıştayın yürürlükteki yönetmeliğinde eleme sınavı vardır,
ondan sonra yapılan yazılı sınav vardır, ondan sonra da yapılan bir sözlü sınav
vardır. Burada İktidar Partisi Grubu adına konuşan Sayın Konuşmacı “Bunda bir
şey yok, biz sözlü sınavı kaldırıyoruz, yerine mülakat getiriyoruz.” diyor.
Efendim, “Birçok kurumda da bu mülakat vardır, örneğin maliyede vardır.” dedi,
“maliye müfettişliğinde vardır.” dedi. Ben de maliye müfettişliğinden gelen bir
arkadaşım. Evet, vardır, doğru ama Değerli Konuşmacının çok uzaklara, başka
kurumlara gitmesine gerek yok. Sayın Konuşmacı eski bir Sayıştay mensubudur
benim bildiğim kadarıyla. Sayıştayın şu anda
yürürlükte olan yönetmeliğinde de vardır bu. Sayıştayın
yürürlükte olan yönetmeliğinde eleme sınavı vardır, yazılı sınav vardır, ondan
sonra sözlü sınav vardır ancak “Sözlü sınav, bilgi yanında adayın zekâsını,
kavrayış ve ifade kabiliyetini, intikal kabiliyetini de ölçen sınavdır.” olarak
tanımlanmıştır. Yani sözlü sınav prensip olarak kişinin bilgisini ölçecek ama
bunun yanında, saydığım diğer, adayın o özelliklerine de bakacak. Yani sözlü sınav
yazılı sınavı tamamlayan bir sınavdır. Kişilerin, adayların bilgileri objektif
olarak yazılı sınavda ölçülür. Yazılı sınavın sonuçlarını sözlü sınavın bir
kalemde yok edecek özelliklere sahip olmaması gerekir. O nedenle, mevcut
yönetmelik der ki: Yazılı sınavların her birinden en az 70 almak gerekir, önce
eleme sınavı sonra yazılı sınav. Bunlardan en az 70 puan almak gerekir. Ancak
sözlü sınavda yönetmelik 50 puan arıyor. Sözlü sınavın toplamdaki ağırlığını
yazılı sınav kadar gözetmemiş yönetmelik. Yazılıya daha öncelik vermiş, ağırlık
oradadır. Danıştay da muhtelif kararlarında bunu gözetmiştir. Sözlü sınav daima
yazılı sınavı tamamlayacak bir özellik taşımalıdır.
Şimdi, sözlü
sınavı kaldırıyor kanun, onun yerine mülakat getiriyor. Kişinin, işte, dış görünüşüne,
ifade kabiliyetine, efendim, işte, temsil kabiliyetine, liyakatine diyor…
Liyakat hâlbuki üç yıllık adaylık süresinin sonunda yeterlik sınavında
ölçülebilecek olan bir kavramdır. Daha girişte liyakatini nasıl ölçeceksiniz?
Siz onu üç yıl eğiteceksiniz, yetiştireceksiniz, üç yıldan sonra veya iki
yıllık adaylık süresinin sonunda, belki üç yıla kalmadan onu
değerlendireceksiniz. Mülakatta da en az 70 puan almak gerekiyor. Görünüşte
kaliteyi yükselten bir unsur gibi gözüküyor. Hayır, tam tersine, tamamen subjektif değerlendirmelere açık bir değerlendirme olduğu
için mülakat, gerçekte subjektif değerlendirmelerin
toplam sınav notundaki payını yükseltiyor, yazılının önemini azaltıyor. Bu,
Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine açık bir şekilde aykırıdır.
Değerli
milletvekilleri, Sayın Başkan; bu maddeyi, bu tasarıyı, bu teklifi bu şekilde
yasalaştırmak suretiyle Sayıştay gibi bir anayasal kurumun sınav konularını
düzenleyen bir yasa maddesini Anayasa karşısında tartışmalı hâle getirmeyelim.
Böyle yasalaştığı takdirde, aynen kaymakamlık sınavında yapıldığı gibi, biz bu
düzenlemeyi Anayasa Mahkemesine götüreceğiz. Biz, hukuk devleti ilkesine,
hukukun üstünlüğü ilkesine, eşitlik ilkesine aykırı buluyoruz bu düzenlemeyi.
Tabii ki karar Anayasa Mahkemesinin olacaktır. O ne karar verecektir, o konuyu
değerlendirmem söz konusu değil.
Yine, teklifin
geçici maddesini değerlendireyim. Geçici madde, şubat ayında yapılan yazılı ve
sözlü sınavı kazanan ve ataması yapılan 60 adayın haklarının zayi olmaması
düşüncesiyle hazırlanmıştır. Bunun yanında, doğal olarak bu yapılan sözlü
sınavı yargıya götürmek suretiyle, yargının vermiş olduğu yürütmeyi durdurma
kararı sonucunda sözlü sınavın yeniden yapılması zorunluluğu nedeniyle ona
ilişkin bir düzenlemeyi ihtiva etmektedir.
Şimdi, bu 60
adaydan -ki 3 tanesi başka kurumlara gitmek suretiyle Sayıştay denetçi
yardımcılığından ayrılmış- geriye 57 aday kalıyor. 57 adayın haklarının
korunması gerekiyor. Tabii ki hukuk varsa eğer bu adayların eğitimlerine
kaldığı yerden devam etmeleri gerekir, onda herhangi bir tereddüt yok. Ancak bu
sözlü sınavda kaybetmiş olan adaylarımız yeniden Danıştayın
kararı gereğince sınava alınmak zorundadırlar. Peki, teklif neyi getiriyor bu
konuda? Evet “Bunlar da yeniden alınacaklar.” diyor
ama neye? Sınava değil mülakata.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; o arkadaşlarımızın, yargıya giden arkadaşlarımızın
iddia ettiği konu, yani sözlü sınava ilişkin olarak iddia ettikleri konunun
sonucunda Danıştayın vermiş olduğu karar, sözlü
sınavın dayanağını oluşturan oradaki bir ibarenin yürütmesinin durdurulmasına
ilişkindir. Yani sözlü sınavı tekrar edeceksiniz. Sözlü sınavı tekrar
edeceksiniz diyorsa Danıştay, siz onun yerine, ben sözlü sınav yapmayacağım, bu
kanunla getirdiğim mülakatı yapacağım diyebilir misiniz? Hukuk devletinde bu
düzenlemenin yeri olabilir mi?
Ben bu
düzenlemeden üzüntü duyuyorum. İki nedenle: Birincisi, bu düzenleme çok açık
bir şekilde hukuk devleti ilkesine aykırı. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir
hukuk devletidir, buna aykırı; bu bir. İkinci olarak üzüntü duyduğum konu, bunu
Plan ve Bütçe Komisyonunda birkaç kere ifade ettim ben, “Arkadaşlar, bu
yanlış.” O gün ara verildi, evet yanlışlığına kani oldu arkadaşlar, çünkü
teklifin ilk şeklinde “sözlü sınava alınır” diyordu geçici maddede, sonra
devamında da “mülakata alınır” diyordu. Bir çelişki var bir kere burada. Evet,
ertesi gün arkadaşlarımız önergeyi yazıp getirdiler, “Çok haklısınız Sayın Akif
Hamzaçebi, bunu düzeltiyoruz.” dediler, “Biz bu
arkadaşları mülakata alıyoruz.” dediler. Evet, ikinci üzüntüm de bundandır.
Onun üzerine herhangi bir değerlendirme yapmadım çünkü bir gün önce aşağı
yukarı belki bir saat kadar bu konuyu ben anlattım. Bu
anlatımım eğer herhangi bir şey ifade etmemişse, bunda ben iki şey ararım: Ya
anlattığım konuya arkadaşlar, yani bu önergeyi hazırlayan arkadaşlar nüfuz edemedi,
bunu yine bir üzüntü vesilesi sayarım; ikincisi, buna nüfuz edildi ama “Biz
kararlıyız, mülakat yapacağız, buna da yargı yolunu kapatıyoruz bu teklifle,
istediğimizi alacağız istediğimizi almayacağız.” Sonuçta o maddenin
onaylanabilir bir tarafı yoktur, hoş görülebilir bir tarafı yoktur.
İktidar partisi
grubu adına konuşan Sayın Konuşmacı Danıştay kararıyla ilgili bir değerlendirme
yaparken yanlış bilgiler de verdi. Bunları düzeltmek isterim. Örneğin yürütmeyi
durdurma kararını eleştirirken Danıştayın, efendim,
bir süre sonra Danıştay esastan karar verip de sınavı uygun görürse, yani
idarenin işlemini iptal etmez ise ne olacak? Önce bunu iddia eden arkadaşımıza
ben ilgili Danıştay kararlarına bakmasını öneririm. İki tane karar vardır o
konuda. Birincisi, sınavın yürütmesinin durdurulmasına ilişkin karar; ikinci
karar da “Komisyon üyeleri tek bir not verir” şeklindeki yönetmelik maddesinin
yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin. Ancak bu yürütmeyi durdurma kararları
gerekçeli olarak yazılmıştır. Âdeta Danıştay bunu esastan inceler gibi
incelemiştir, bütün gerekçelerini orada ortaya koymuştur. Dolayısıyla, esastan
verilecek kararın da muhtemelen yürütmeyi durdurma kararındaki gerekçeler
doğrultusunda aynı sonuca ulaşacak şekilde çıkması mümkündür. Yani bu kadar
kuvvetli bir ihtimal varken, teorik olarak olmayacak sıfır bir ihtimali getirip Parlamentonun önüne
koyup Danıştayı eleştiri konusu yapmayı, yargıya ben
biraz haksızlık olarak alıyorum. Bunlar doğru gerekçeler değildir.
Değerli
arkadaşlar, şimdi, bu teklif bir yönüyle de Sayıştayda
kaliteyi ikinci plana atan bir tekliftir. 1960’larda çıkan 832 sayılı Sayıştay
Kanunu’ndan aşağı yukarı elli yıl sonra, bugün, Parlamentomuz, elli yıl önceki
anlayıştan daha geriye giden bir anlayışı kabul edecektir eğer bu teklif bu
şekliyle yasalaşırsa, gerekli düzeltmeler yapılmazsa.
Çok modern bir
kurumdur Sayıştay. Çok modern bir kurumdur. İhtiyaçları vardır, tabii ki
onların karşılanması gerekir. Bunlar ayrı bir değerlendirme konusu. Böyle
modern bir kurumda elli yıl önce bile yabancı dil sınavı yapılırken, elli yıl
sonra yabancı dil sınavını kaldırmanın ben anlamlı bir gerekçesini bulamıyorum.
Bir yandan küreselleşme var diyoruz, bir yandan denetimin uluslararasılaşması
var, INTOSAI var, uluslararası denetim standartları var. Sayıştay bunları
yakından takip eder, uluslararası kurumlara gider. Şimdi, zaten yabancı dil
sınavı toplam içinde önemli bir ağırlığa sahip değil. Yüzde 20 ağırlığı çok
büyük bir ağırlık olarak söylüyor konuşmacı arkadaşımız. Bugüne kadar yabancı
dil sınavı nedeniyle Sayıştay eleman bulmakta zorlanmış mı acaba? Teklif diyor
ki: “Yabancı dil aramayalım. Bize dil bilmeyen eleman da gelsin.” Hiç kimsenin
dil bilmesi önemli değil daha doğrusu! Mevcut yönetmelik diyor ki: “Asgari bir
dil olsun yani biraz aşinalığı olsun da sonradan meslekte geliştirir.”, “Hayır,
ben hiçbir şey aramayacağım, meslek sırasında, eğitim sırasında onları kursa
göndereceğim…” vesaire vesaire. Bunlar Sayıştaya yakışmayan, Sayıştayın
modern ufkuna, 21’inci yüzyıldaki ufkuna yakışmayan, ondan geriye giden,
60’ların öncesine giden bir anlayıştır. 60’ların öncesinde bile bu anlayışın
olduğunu sanmıyorum ama olsa olsa ondan daha öncedir
diyorum. Bu kadar özensiz, dikkatsiz, Sayıştayı
mevcut konumundan geriye götürmeye çalışan, Sayıştayın
anayasal kurum özelliğini dikkate almayan, subjektif
değerlendirmelere açık bir tekliftir.
Son olarak
şunları söylemek istiyorum: Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bütün
demokrasilerde sayıştay vardır dedim…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayıştay Parlamento adına denetim yapar yani milletin
adına denetim yapar. Bu kadar önemli bir kurumu düzenliyoruz. Bu kadar önemli
kuruma giriş sınavının objektif olması gerekir. Bunu kanuna taşımaya da gerek
yoktur. Danıştay böyle bir şey söylemiyor. Danıştayın
söylediği, sınav veren üyeler hangi nedenle o notu verdiğini oraya yazsın, hani
“Şu soruyu sordum şunu bilemedi, şunu az bildi.” vesaire gibi.
Bakın “bütçe
hakkı” dediğimiz, “her şeye milletin karar vermesi” yani “harcamalara ve onun
kaynağını oluşturan vergilere milletin karar vermesi” dediğimiz kavram gerçekte
1789’dan beri bütün dünyada var. Sayıştayların tarihi temel hak ve
özgürlüklerin tarihi kadar eskidir. 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş
Hakları Bildirgesi’nin 14’üncü maddesi bütçe hakkını açık bir şekilde düzenler.
Ta 1789’dan gelen, insanların, bireylerin temel hak ve özgürlükleri kadar…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Devamla) – Toparlıyorum…
BAŞKAN – Lütfen
bağlayınız.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Devamla) – …kutsal bir hak olan bütçe hakkının, demokrasileri
demokrasi yapan bütçe hakkının nasıl kullanıldığını denetleyecek olan bir
anayasal kurumun böyle bir sınav sistemine, böyle bir düzenlemeye tabi olmasını
ben içime sindiremiyorum, ben kabullenemiyorum, Sayıştayın
birikimine saygısızlık olarak görüyorum. Gerekli düzeltmelerin yapılacağını
ummak istiyorum. Sözlerimi burada bitiriyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Hamzaçebi.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi hükûmet sırasında Hükûmetin bulundurulmasının bir anlamı yok, çünkü bugün
Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
adına denetim yapıyor. Burada Hükûmetin temsil
edilmesine gerek yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) orada bir önerge
veriyorlar, şimdi Meclis Başkanlığını temsil eden başkan vekili var.
BAŞKAN – O da
var. Genel…
Bütün yasa
teklifleri görüşülürken Sayın Genç…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, o öyle değil ama. İç Tüzük değişikliğinde Meclisi
ilgilendirdiği zaman yalnız Meclis olarak temsil ediliyor, orada Hükûmetin temsil edilmesine gerek yok.
BAŞKAN – Sayın
Genç, bu konuda açık hüküm var, onun için bu görüşünüzü değerlendiremeyeceğim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yok, o çok kapalı bir hüküm.
BAŞKAN – Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan.
Buyurunuz Sayın
Kaplan. (DTP sıralarından alkışlar)
DTP GRUBU ADINA
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi’yle ilgili olarak Demokratik Toplum Partisi Grubunun görüşlerini
açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım.
Tabii, demokrasi
ve demokrat olmanın ölçüsü birbiriyle çok bağlı ve atılan adımların
Parlamentonun işleyişindeki felsefi yaklaşım çok önemli. Burada tartıştığımız
konu, sadece Sayıştay Denetçi Yardımcısı Adaylığı Giriş Sınavı ve Denetçi
Yardımcıları Adayları İle Denetçi Yardımcılarının Yetiştirilme ve Meslek Sınavı
Yönetmeliği düzenlemesiyle ilgili bir Danıştay kararı nedeniyle yapılan yeni
bir teklif ile dar kalınacak bir konu değil.
Burada şunu çok açık teslim etmek lazım. Bir hukukçuyum,
bakıyorum, Danıştay, sınava katılan 60 adaydan bazılarının başvurusu nedeniyle
şöyle bir karar vermiş: “Sözlü sınavın niteliği gereği birtakım hususların
tutanakla saptanması ve adayların başarısızlığına ya da yetersizliğine ilişkin
tespitlerin açıkça ortaya konulması, adaylar için komisyon üyelerince takdir
edilen puanların ayrı ayrı ve gerekçeleriyle
belirtilmesi gerektiği” gibi gerekçelerle bu kararı vermiş. Şimdi, daha Danıştayda dava devam
ederken, biz yasama organı olarak kalkıyoruz, bunun önüne nasıl geçebiliriz
başka bir teklifle? Yargıyı baypas edebiliriz. Tamam, bu, gelir sayısal
çoğunlukla da çıkar. Olay bitti mi, çözüldü mü? Yani, Anayasa’ya göre yüksek
yargı organı olarak Sayıştay, Meclis adına denetim görevini yapıyor. Şimdi,
denetim görevini yapan Sayıştayın bu en önemli
görevlerine denetçi olarak seçilecek bir hususta yasama organı Meclisin son
derece dikkatli olması gerekiyor, çok özenli davranması gerekiyor, çok dikkat
etmesi gerekiyor. Neden diyeceksiniz: Biz bu konuda ayrışık oy verirken
komisyonda tartıştık, bunu anlatmaya çalıştık. Yani, buradan alıp sözlü
sınavdan mülakata getirirsiniz, boyuna posuna
bakarsınız insanların ve kendinizce doğru yaptığınız bir işlemde, belli bir
dereceye yükselmiş insanların mağduriyet duygusu yaşadığı zamanda başvuracağı
bir hukuk yolu var mı, yok mu noktasında baş başa bırakacağınız bir sıkıntıdan
öte büyük bir anlayışla bakmak gerekiyor.
Şimdi, bunu
anlamak için birkaç doneye başvurmak gerekiyor. Avrupa
Birliği ilerleme raporlarına baktığımız zaman çok ilginç tespitler var. Güvenlik güçlerinin sivil denetimi. Peki, güvenlik
güçlerinin sivil denetimini kim yapacak? Bütçe hakkını, Meclis adına, vatandaş
adına kim denetleyecek? Tabii ki birkaç siyasi konu var. Örneğin, Ceza
Kanunu’nun 250’nci maddesi, ceza muhakemeleri hususunda sivil yargı alanının…
Askerî olmayan suçlarda askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması… Atıldı bu
adım. Yine, jandarma teşkilat ve görevlerine ilişkin yönetmelik konusu ve en
önemlisi, hâlâ 1997 EMASYA gizli protokolü. Meclisin iradesinin dışında gizli
protokol uygulanan bir ülkede yaşıyoruz, Mecliste konuşuyoruz şu an. Şimdi,
EMASYA gizli protokolünü Hükûmetin çıkarıp bir kere
netleştirmesi lazım. Bunun bütçeyle bağlantısı, bu sınavla bağlantısı nedir
diyeceksiniz, getiriyorum: “Askerî bütçe ve harcamalar üzerinde Parlamento
denetiminin güçlendirilmesi hususunda bir ilerleme olmamıştır.” diyor rapor,
çok net.
Birçok tedarik
projesi için kaynak sağlayan Savunma Sanayi Destekleme Fonu hâlâ bütçe ve
Parlamento dışında bir fon olmayı sürdürmektedir. Peki, soruyorum: Meclis,
Savunma Sanayi Fonunu denetleyebiliyor mu? Meclis adına Sayıştay gidip
denetleyebiliyor mu? Ee hayır. Anayasa’ya göre,
Sayıştay, askerî harcamaların harcama sonrası denetimini yapabilmektedir.
Buyurun!.. Harcama sonrası denetimini, üstelik de
denetçiler mahallinde görev yapamıyor, masa başında yapabiliyor. Böyle olunca
da Sayıştay kanunu kabul edilene kadar bu böyle sürecek. Yani şu an Sayıştayımız denetleme görevi olarak askerî bütçe konusunda
sadece patates, soğan, pırasa denetimini yapabiliyor arkadaşlar! Maalesef gerçek bu. Şimdi, biz bunu sağlayamadığımız zaman,
pırasanın, patatesin, soğanın denetiminden öteye gidemeyen bir Meclisin, bir Sayıştayın üyelerini seçerken, görevlerini belirlerken,
Sayıştay kanununu her sene öteleye öteleye Meclise
getirmezken, bu tarihî sorumluluğumuzu yerine getirmezken kalkıyoruz bir de
Sayıştay denetçilerini -sınav konusunda sözlü sınavını mahkeme iptal etmiş,
durdurma kararı vermiş- mülakata alıyoruz. “Mülakat” deyince bir kere insanın
kafasında kuşku doğuyor. Çünkü mülakatta kendi düşüncesinden değildir, kendi
anlayışına uygun değildir, referansı uygun değildir… Oysaki bu tür sınavlarda
Meclis adına denetim yapacak üyeler seçildiğinde objektiflik, yerindelik, hesap
verilebilirlik, liyakat… Liyakat o kadar basit bir konu değil ki. Şimdi bunları
biz hep görmezden gelip… Tamam, bu yasayı çıkardık. 3 tanesi adayların gitmiş,
57 tane var. Diyelim, mülakat sınavında da 50 puan -70’den 50’ye düşürülüyor-
bunu çözdük. Bu kadar basit değil. Bu, bu kadar basit bir olay değil. Niye
değil?
Şuna kısaca bir
göz atalım. Bütçenin… Meclisin en önemli denetim alanı olarak Sayıştayın görevleri konusuna değinmekte yarar var.
Sayıştay kanunu şu an bekliyor, Meclise sevk edilmeyi bekliyor ve Sayıştay
kanununun hazırlanmasında şu kriterler öne çıkmış:
Hazırlanan Sayıştay kanunu tasarısında Anayasa, Lima Bildirgesi, INTOSAI
Denetim Standartları, yine INTOSAI Denetim Standartları Avrupa Uygulama
Rehberleri, Avrupa Birliğinin aday ülke sayıştaylarına
tavsiyeleri, 2003 yılı Türkiye Ulusal Programı, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu.
Şimdi, Sayıştay
kanunu hazırlanmış, her sene, ilerleme raporunda “Bu Sayıştay kanunu çıksın”
deniliyor, çıkmıyor. Neden çıkmıyor? Bunun gerçekten makul bir cevabını Hükûmetin vermesi gerekiyor.
Şimdi yaşıyoruz
sıkıntıları. Askerî vesayet kaldırılmadan, her alanda, siyasette, EMASYA
Protokolü’nde ve bütçe denetiminde askerî vesayeti kaldırmadığınız zaman,
Parlamentonun otoritesini, iradesini, milletin egemenliğini teslim etme
şansınız olmaz ki! Burada temel sorun bu. Bu anlayışlarla olaya baktığımız
zaman, basit bir şey olmadığı ortaya çıkar.
Şimdi, bakıyoruz
ki yeni kamu mali yönetim sisteminde Parlamentonun gözetim fonksiyonu ve yüksek
denetimin sağlanması için, öncelikle ne lazım? Parlamenter rejimin
çalışması lazım. Peki, bütün kurum ve kurallarıyla işliyor mu? Yok.
Durmadan, bize, cep telefonuna mesaj geliyor: “Üçüncü belgeyle ilgili ihbar
geldi. İrtica belgesi destek eylem planı. Bilmem ne
belgesi…” Bir taraftan bununla uğraşıyoruz. Yani “Ne oluyor?” diyor vatandaş,
vatandaşın kafası dönmeye başladı. Hemen arkasından -sabah oturumunda
önergelerde de vardı, tartışıldı- gizli dinleme, telekulak
olayı. Peki, rahatsız değil miyiz arkadaşlar bu telekulak,
dinleme olayından? Herkes dinlendiğinden şüpheli, kuşkulu…
ENSAR ÖĞÜT
(Ardahan) – Herkes rahatsız.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – ...Yargıtayı da Anayasa Mahkemesi de
yargıcı da askeri de Hükûmeti de milletvekili de
herkes. Peki, bunun bir tek yolu yok mu? Eğer gizli dinleme varsa, kanunsuz
dinleme varsa, yasa dışı dinleme varsa, usulsüz dinleme varsa ne yaparsınız?
Bunun önlemini alırsınız, cezaları artırırsınız, caydırıcı hâle getirirsiniz.
Biz, 19 Ocak 2009 yılında Demokratik Toplum Partisi olarak bizzat kendim
132’nci maddeden 140’ıncı maddeye kadar on tane maddeyle ilgili değişiklik
önergesi verdim, cezaların artırılmasını, caydırıcı olmasını söyledim. Peki, on
bir aydır niye bu teklif bekler? Orada açıyoruz, diyoruz ki: “Gizli dinleme
şikâyete bağlı suç tipidir.” Herkes sizi dinler, şikâyete bağlı. Korkudan,
tehdit altındaki insanların çoğu şikâyet edemiyor, farkına varamıyor.
Diğer bir nokta:
Yasamanın bu eksiği, kusuru var, hatası var. Yasama bunu hemen çözmekle
sorumlu, bunu çözmek zorundadır. Vatandaşın kafasının karışıklığının
giderilmesi lazım ama bir şey daha var: Sanki bütün suç yasamanınmış gibi
davranmak da etik değil. Hiç mi yargının bunda günahı yok? Yargının verdiği
isimsiz, sınırsız, süresiz dinleme kararları var. “Üç ay boyunca bütün
Diyarbakır’ı arayabilirsiniz, dinleyebilirsiniz, istediğiniz gibi
soruşturabilirsiniz.” diye toptan verilen dinleme kararları var. Eğer terörle
mücadele veya bilmem ne bahanesine girip böyle matbu arama kararlarını, dinleme
kararlarını yargı istediği gibi dağıttığı zaman o matbu kararların altında imza
mühür olunca oradaki görevli de istediği gibi dolduruyor. Yani yargı, savcı,
hâkim, hangi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine, kişilik haklarına, 8’inci
maddeye, Anayasa’daki haberleşme hürriyetine, gizlilik hürriyetine, kişilik
haklarına, aileye saygı kuralına, hangisine riayet ediyor ki hukuken bunun
önlemi için bir adım atmış olsun? İşte bunlar hepsi birbirini besleyen konular.
Eğer bu konuda bir irade gösterilecekse, bütün partilerin ortaklaşa iradesiyle,
cezaların caydırıcılığını artırırsınız.
Jammer aletleri 10 bin
dolara satılıyor. 10 bin dolara satılan bu aletlerle ilgili gizli dinleme
yapan, yasa dışı dinleme yapan özellikle suç örgütleri, organize suç
şebekeleri, çeteler. Bunun caydırıcılığını artırırsanız yasal açıdan, yapanlar
konusunda daha çok üstüne gitmek mümkün. Bunun da kolayı var. Bu yasal
düzenlemeleri, en azından Meclisteki dört grup bir araya gelir -Sayın Adalet
Komisyonu Başkanımız da karşımda duruyor- bunu bir anda çözer Meclis. Yani
tıpkı bu yasayı nasıl üç günde getirdik, pişirdik, komisyondan geçirdik, buraya
getirdik ve hemen de şimdi yasalaşsın isteniyorsa… E bu hayati konuda da gelin
bir araya gelelim.
İşte sorun
burada, yani en önemli konularda bir araya gelemiyoruz. Gizli dinlemenin, yasak
dinlemenin… Yani bu dinleme olayını çözemiyoruz. Burada dört tane partinin grup
başkan vekilleri bir araya gelse -yasa teklifi hazır- bunu toparlayıp Meclise
üç gün içinde getiririz, salı, çarşamba günü de çıkar ve bu işi çözeriz. Bu
işin artık taşınacak, kaldırılacak yeri kalmadı arkadaşlar. Bu, bize güveni,
Meclise güveni de sarsıyor, her tarafa güveni sarsıyor.
Burada yine bir
şeye değinmek istiyorum son olarak. Biz bu tartışmaları yaparken bütçe
görüşmelerinde sık sık söylediğimiz bir şey var:
“Bütçe hakkı, vatandaşın vergi hukukundan, nerelere ne kadar harcama
yapıldığına kadar her aşamanın denetlendiği, millet adına Parlamentonun söz
sahibi olduğu bir sürecin tamamını kapsar.” diyoruz. Neresini kapsar? Askerî
harcamalarda soğan, patates, pırasaya kadar kapsar. Bu kadar. Bunu bu noktada
teslim edeceğiz, bu doğrunun altını çizeceğiz. Sayıştay kanunu ne zamanki
Meclise gelir, Sayıştay kanunu çıkar, bu denetim sağlanır Meclis adına, o zaman
Mecliste grubu bulunan bütün partilerin talepte bulunması lazım, rapor istemesi
lazım. “Git, filanca bakanlığı, filanca harcamayı, filanca bütçe kalemini
denetle ve o raporu Meclise sun.” talebini makul bir şekilde iletmesi
gerekiyor.
Şimdi, bakıyoruz ki Sayıştay kuruluşlarının INTOSAI standartları
genişletilirken, bağımsız kuruluşlarca ayrıca denetlenirken -bakın, yani bir
denetim kurumu yalnız başına da değil, denetim kurumlarını denetleyen kurumlar
da var- yani ekstra denetim sağlanarak performans denetimi üzerinden şeffaflık
sağlanırken, biz ülkemizde kamu fonlarının kullanımında kamu gözetimi, hesap
verilebilirlik, şeffaflık, paranın karşılığı gibi demokratik yönetimin en
gerekli unsurları konusunda maalesef denetim yapamıyoruz. Bu yönleriyle baktığımız zaman, Sayıştayın
bağımsızlığını sağlamadan Sayıştayın üyesinin
seçimini de doğru bir raya oturtamayız, bunu sağlayamayız diye düşünüyoruz.
Burada -aslında
çok zor değil- demokrat olmanın birinci şartı vesayete karşı çıkmaktır.
İkincisi: Bu Anayasa’ya karşı çıkmadan demokrat olunmuyor. Yani darbe
Anayasası’nı sindirmek demokratlıkla bağdaşmaz; sivil, demokratik bir Anayasa.
Bu seçim sistemi demokratik değil, bu darbenin ürünüdür. Bu sistem, yüzde 10
barajıyla, Siyasi Partiler Yasası, seçime götürülmez bu ülke. Yine bu ülkenin,
ülkemizin Meclisinde yeri geldiği zaman hep beraber bu kürsüde halkın, milletin
kürsüsünde soykırım savunmasının yapılamayacağını, hep birlikte onurluca
karşısında durabilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu kürsüden “soykırım”, “yok
et” politikaları konuşulamaz çünkü bu Mecliste Meclisin içinde bulunan
milletvekilleri ve partiler, kendi vatandaşlarına karşı “katil”, “katliam”,
“soykırım”, “insanlık suçu”, “21’inci yüzyılın yüz karası” gibi şeyleri bu
kürsüde konuşamamalıdır. Bu fikir değil, bu özgürlük değil. Soykırımın
özgürlüğü olmaz, katliamın özgürlüğü olmaz, ırkçı jenositlerin özgürlüğü olmaz.
Bu açıdan,
Parlamento bu konuda da yeterince sınav vermemiştir. Bu konuda doğru sınavı
verebilmek… O zaman El Beşir’e karşı söz söyleme hakkını verdirir insana. Bu
Parlamentoda saygı kuralları işlerse, Cumhurbaşkanına saygı, Sarkozy’nin yapacağı davranışların saygısızlığını
sorgulatma hakkını verir. Buna benzer birçok iç sorunumuz var.
Bu yönüyle
baktığımız zaman, evet, çetelere karşı hukuku, savaşa karşı barışı, sosyal
adaleti, eşitliği ve ayrımcılığa karşı olmayı temel ilke ve kural olarak kabul
etmemiz gerekiyor.
Bunları sağlayan
bir anlayışa sahip olanlar ancak demokrat olabilir diyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Kaplan.
Şahısları adına
Adana Milletvekili Ali Küçükaydın. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Küçükaydın.
ALİ KÜÇÜKAYDIN
(Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Sayıştay Kanunu’nda
yapılan değişiklik teklifi üzerinde görüşümü belirtmek üzere söz aldım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, biz kamu personel alımında genelde iki türlü sınav yapıyoruz. Bu sınavlardan bir tanesi kamu personel sınavı ki, Türkiye’de en
çok uygulanan sınav türü bu. Bu, doğrudan, kişilerin kamu personel
sınavında aldığı puan esasına göre yerleştirmeleri yapılıyor.
İkincisi, bir
belli aşamalardan geçen sınav türü ki, bu, işte eleme sınavı, sonra yazılı
sınav, sonra da mülakat ya da sözlü sınav dediğimiz sınav türüyle personel
alıyoruz. Özellikle geleneksel devlet yapımızda yıllardan beri bu sınavın
yapıldığı kurumlarımız var. Mesela bunlardan bir tanesi, benim de içinden
geldiğim mülki idarede yapılan sınavdır. Bunun, belki İl İdaresi Kanunu’yla
yaşıt bir sınav geçmişi var ki, bu sınavlar özellikle bizim dönemlerimizde
yazılı sınavı da mensubu olduğumuz bakanlık, yani İçişleri Bakanlığı yapıyordu,
“mülakat” ya da “sözlü” sınav dediğimiz sınavı da aynı kurum yapıyordu.
Dolayısıyla, bunun, yıllara uzanan bir geçmişi var. Bu, bütün teftiş
kurullarında, müfettişliklerde, uzmanlıklarda, yani uzman çalıştıran kurumlarda
da hep bu şekilde yapıldı, yapıla geldi. Bugün de yapılan bu. Yani, bizim, Sayıştayda denetmen yardımcılarının sınavı da aynen böyle
bir geleneksel geçmişi var. Aynen Sayıştayın geçmişi
kadar tarihî bir geçmişi var. Bugünkü anlamda bugünkü yapıldığı şekliyle 1980
yılında bu sınavın bir yönetmelikle, 832 sayılı Sayıştay Kanunu’na göre
çıkarılan bir yönetmelikle yapılmaya başladığını görüyoruz. Dolayısıyla,
1980’den bugüne tam yirmi dokuz yıl geçmiş, yirmi dokuz yıldan beri bu sınav
aynen tekrarlanmış ve aynı şekilde yapılmış yani üç aşamalı bir yapılışı var.
Bugün de sınav aynı metotla yapılmış ama Danıştay 12. Daire bu konuda bir karar
vermiş ama şimdi Sayıştayda denetmenlik
yapan yani asil denetmenlik yapan hatta bu alanda bir
ömür çürüten arkadaşlarımız var. Aynı metotla seçilmişler, aynı usulle
seçilmişler, aynı yöntemle görevlerine devam etmişler. Belki başka başka görev alan arkadaşlarımız da vardır bunlardan
Sayıştay bünyesinde, belki emekli olanlar da vardır. Şimdi, burada, bu işin
ben, doğrusunu söylemek gerekirse, bir mantığını bulabildiğimi söyleyemiyorum.
Değerli arkadaşlar,
Anayasa’mızın 128’inci maddesinin son kısmında diyor ki: “Memurların ve diğer
kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.”
Şimdi, arkadaşımızın teklifinin bu esas üzerine oturtulduğunu görüyoruz yani
Anayasa diyor ki, bunu siz kanunla temin edeceksiniz, tesis edeceksiniz, yani
bir kanun üzerinden bunu yapacaksınız. Dolayısıyla, bu anlamda, bu açıdan
baktığımızda ben burada yapılan hususta doğrusu bir hata olduğu kanaatinde
değilim. Yani buradan bakarsak, siz yönetmelikle değil de, kamu personelinin
bütün bu özlük haklarını, kanunla yapın diyor, kanunla tesis edin, kanunla
kurun. Dolayısıyla, şimdi de yapılan bence bu.
Şimdi, Danıştayın 12. Dairesinin verdiği bu karar, şimdiki, bugün
yani son sınavla alınan arkadaşlarımıza şamil oluyor yani onları bağlıyor,
onları kapının dışına atabiliyor. Biraz önce teklif sahibi arkadaşımız da
bundan bahsetti, bu arkadaşlarımızın birçoğu birçok kurumda çalışıyorlardı o
gün ve bugün o işlerinden oldular ama Danıştayın bu
kararından sonra, bırakın o işlerinden olmayı, sokak ortasında kaldılar, yani
bütün her şeylerini kaybettiler, bu görevlerini de kaybettiler.
Şimdi, burada
daha önce benim baştan beri dinlediğim arkadaşlarda şöyle bir husus üzerinde
duruluyor, deniliyor ki: “Mülakat, sözlü sınav.” Şimdi, mülakat ile sözlü sınav
arasında elbette ufak tefek bir fark var. Ama şunu gözden kaçırıyoruz değerli
arkadaşlar: Biz şimdi bir eleme sınavından geçirmişiz arkadaşları. Burada
arkadaşımızın teklifinin çok iyi dikkat edilmesi gereken bir yönü var. Eleme
sınavından geçirmişiz, bir puan almış, bir puanı var arkadaşımızın, eleme
sınavı puanı. Ondan sonra bir de yazılı sınavdan geçmiş, bir puan da oradan
almış. Yani bu puanları var. Bir üçüncüsü de, mülakata tabi tutulmuş ya da
sözlü sınava tabi tutulmuş, bir puan da oradan alıyor. Şimdi arkadaşımızın
teklifi “Sonuç bildirgesi ilan edilmeden önce bunun üçü toplanır.” diyor. Yani
eleme sınavı artı sözlü sınav artı mülakat, bunun üçü toplanıyor. Biz
diyebiliriz ki, mülakat her zaman bilgiyi ölçmez ama sözlü sınav salt biraz da
bilgi ölçer. Mülakat başka başka şeyleri de ölçer.
Yani kişinin o görevi yapmaya ehliyeti nedir, onun temsil gücü nedir, temsil
kabiliyeti nedir, teknoloji kullanma kabiliyeti nedir, şu nedir, bu nedir? Yani
burada başka başka şeyleri mülakatla ölçebiliriz ama
zaten biz kişinin baştan beri, yani bütün bu yapılan “meratib”
dediğimiz bu mertebelerde bilgisini ölçmüşüz. Yani yazılı sınav yapmışız bilgisini
ölçmüşüz, eleme sınavı yapmışız bilgisini ölçmüşüz. Burada kişiyi biz
görmüyoruz. Konuşma kabiliyeti nedir, muhakeme kabiliyeti nedir, temsil gücü,
temsil yeteneği nedir? Birçok görevler temsil yeteneğini ilgilendirir bizatihi.
Birçok şeyde insanın durumu nedir yani muhakeme edebiliyor mu, konuşma
kabiliyeti nedir, bu kişi nasıl konuşuyor, nasıl konuşmuyor yani bütün bunları
biz değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, ancak mülakatla onları
karşımıza alıyoruz, bire bir konuşturuyoruz ve bir yere gidiyoruz.
Şimdi, daha önce, dediğim gibi, her üç sınavın da ortalaması
alındığı için, değerlendirmeye esas alındığı için de ben burada hiçbir
haksızlık yapıldığı kanaatinde değilim yani şu anda siz yazılıda çok yüksek
puan almışsanız, efendim eleme sınavında çok yüksek puan almışsanız, diyelim ki
söz gelimi mülakatta da biraz düşük puan aldınız ama bunun aksi de doğru,
birisi de yazılı puanda düşük puan almıştır, mülakatta çok yüksek puan almıştır
ama ben bunu hiçbir zaman için bir haksızlık olarak nitelemiyorum. Esas haksızlık bence, yirmi dokuz yıldan beri bu sınav
tekrarlanırken, hatta o arkadaşlarımızın birçoğu birçok göreve gelirken bunu
geriye dönük olarak oraya doğru işletmeyip, son alınan kişilere işletmek ve
sanırım “48 tanesi başka başka kurumlardan geldi.”
dedi bu arkadaşımız. Tam bugünlerde kaymakamlık adayları sınavı yapılıyor; bir
zamanlar biz “maiyet memurluğu” diyorduk, tam şu anda yapılıyor. Ben meslekten
olduğum için bu arkadaşlarımızın birçoğunun, kaymakamlık sınavına giren
insanların birçoğunun çok ciddi kurumlarda çalıştıklarını ben biliyorum. Şimdi,
yarın onların başına böyle bir şey gelse, bu çocuklar ortada kalsa, ya bu bizi
ne kadar memnun edebilir, ne kadar sevindirebilir?
Onun için değerli
dostlarım, sayın milletvekillerim; bu konu buradaki mağdur olan insanların da
kurtarılması yönünde çok güzel bir teklif. Ayrıca 70 puan uygulamamak suretiyle
mevcut bugün sınavı yani sınava girip kazanamayan arkadaşlarımıza da o
kardeşlerimize de 50 puan uygulaması yapılmak suretiyle, aynı haklardan
yararlanmak suretiyle yeni bir sınava girecekler ve dolayısıyla bütün bu
mağduriyetler de giderilmiş olacak diye düşünüyorum ben.
Bu anlamda
teklifin gerçekten yerinde bir teklif olduğunu ama bunu etraflı olarak düşünüp
ve böyle bakmamız gerektiği kanaatindeyim ben.
Bu duygularla
yüce Meclisimizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Teşekkür ederim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Küçükaydın.
Şahsı adına Mersin Milletvekili Behiç Çelik.
Buyurunuz Sayın
Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)
BEHİÇ ÇELİK
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 427 sıra
sayılı Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin tümü
üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinize saygılar
sunuyorum.
Şimdi,
arkadaşlar, eski Muhasebe-i Umumiye Kanunu yürürlükten kaldırılıp yerine 5018
sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu çıkarılırken, devamında yeni
Sayıştay kanunu çıkarılmasını ve 832 sayılı Kanun’un kaldırılmasını boşuna bekledik.
Mali mevzuatın uyumlulaştırılması beklenirken bu yapılmamış, hukuki alan yamalı
bohça gibi bir görüntü arz etmiştir. Dolayısıyla, denetimsizlik alıp başını
gitmekte, yolsuzluk, hırsızlık, soygun ve talana kimse hesap soramamaktadır.
Değerli
milletvekilleri, diyebiliriz ki AKP bu durumdan asla rahatsız değildir. Yamalı
bohça mali mevzuat, AKP’nin etkin unsurlarının lehine nalıncı keseri rolünü
icra etmektedir. Tahminim, AKP gitmeden düzgün ve tutarlı, güncel bir mali
mevzuat sistemi Türkiye’de ne yazık ki kurulamayacaktır. Dolayısıyla, yakında
Genel Kurulda kanunlaşacak olan 2010 mali yılı bütçesiyle dağıtılacak kamu
kaynak ve imkânları üzerinde de yeterince denetim ve yargılama yapılamayacaktır
ve hesap sorulamayacaktır.
Avrupa Birliğinin
her talebini yerine getirmeye kendini memur addeden iktidar partisi, AB
İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi hükümlerine uygun olarak 5018
sayılı Kanunu yürürlüğe sokmuş, ancak 832 sayılı Kanun yerine geçecek yeni bir
Sayıştay Kanunu -biraz önce ifade etmiştim- çıkarmamıştır. Böylece, devasa
harcamalar denetimsiz bırakılmıştır.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; KÖYDES, BELDES köylere hizmet götürme birliklerinin
harcamalarının Sayıştay denetimi dışında bırakılması da ayrı bir husustur.
Sayıştay, zaten mevcut yapısıyla belediyeleri dahi büyük ölçekte
denetleyememektedir, belediyelerin şirketleri denetlenememektedir. Burada art
niyet aramamız için oldukça fazla gerekçe vardır.
Değerli
milletvekilleri, Anayasamızın 160’ıncı maddesi uyarınca Sayıştay anayasal bir
kurumdur. Görevi, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile
sosyal güvenlik, bütün gelir ve giderleriyle mallarını Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına denetlemektir. Yerel yönetimlerin denetimleri de Sayıştayın görevlerindendir. Böylece devletin mali yapısı
sağlıklı, düzenli, hukuki ve verimli işletilmiş olmaktadır. Ancak, iktidar
partisi önceden ihtiyaç tespiti yapıp yasal düzenlemelere gitme yerine,
maalesef, şimdilik palyatif bir düzenlemeyi önümüze
getirmiş bulunmaktadır. Bu düzenleme Şubat 2009 tarihinde yapılan Sayıştay
denetçi yardımcılığı sınavına ilişkindir ve sınavın hukuki sonuçlarını
aşabilmek için 832 sayılı Kanunda değişiklik yapma ihtiyacı olarak kendini
göstermiştir. Ne yazık ki AKP, sistemsizliğini, Türkiye gündeminden uzaklığını
ve suiniyetini bir kez daha göstermiştir. AKP İktidarı döneminde kurumlardaki
kadrolaşma arzusu üzerine daha önce de bu yüce Mecliste birtakım uygulamalar ve
yasal düzenlemeler yapılmıştır. Mesela Sayıştay Genel Kurulunun seçtiği üye adayları
iki yılı aşkın bir süre Türkiye Büyük Millet Meclisinde alıkonulmuştur. Böylece
sadece Sayıştayda değil, tüm kamu kurum ve
kuruluşlarında partizanlaşma ve kadrolaşmaya hız verilmiştir.
AKP’nin kapatılmasına ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14
Mart 2008 tarihli iddianamesinin 143’üncü sayfasına bir göz atarsak şöyle
diyor: “Davalı parti, iktidar olmanın getirdiği güç ve olanaklarla devleti şu
yapıya dönüştürmeye çalışırken bürokrasi kadrolarının da siyasal İslamcılardan
oluşturulmasına özel bir önem vermiş, İslami kimlikleriyle öne çıkanları
atamada özel bir gayret göstermiştir.” Dikkat ediniz: “Bu kadrolaşma gayretlerinden Sayıştay gibi bir
yüksek kurum bile nasibini almış, boş bulunan üyeliklere, adayları partiye
yeterince yakın bulmadıklarından iki yılı aşkın bir süre seçim yapmama
iradesini ortaya koymuşlardır.” diyor, bunu söylüyor Başsavcı. Bu sözler, AKP
aleyhine hazırlanan iddianamede geçen sözlerdir yani Yargıtay Başsavcısının
iddianamesindeki sözleri.
Bu durumu diğer
birkaç kamu kurumuna örneklerle teşmil edersek hâkim ve savcı adayları,
kaymakam adaylığı sınavları da belirgin örneklerdir.
Değerli
milletvekilleri, önce hâkim ve savcı adaylarının, daha sonra da kaymakam
adaylarının seçimlerinde tarafgir ve partizanlık kokan tutumlar üzerine idari
yargı tarafından iptal edilen ve yürütmesi durdurulan sınavların kanunlarla
aşıldığını hep birlikte bu dönemde müşahede ettik. 2006 yılında yapılan idari
yargı hâkimliği sınavı hakkında ve 2008 yılında yapılan kaymakam adaylığı
sınavı hakkında Danıştay yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Danıştay
kararları sonucunda oluşan hukuki durumun giderilmesi ve mağduriyetlerin
önlenmesi için AKP kanun çıkararak yargı kararını etkisiz kılma girişimini
yeğlemiştir. Bunun yanında, şimdi görüşmekte olduğumuz kanun teklifi de yapılan
Sayıştay denetçi yardımcılığı adaylığı sınavı sonucunda Danıştayca
verilen kararın oluşturduğu hukuki duruma bir çözüm bulma amaçlı palyatif bir yöntemdir.
Sayıştay denetçi
yardımcılığı adaylığı sınavında, benden önceki hatiplerin ifade ettiği yabancı
dille ilgili hususlar kaldırılabilir ancak kaymakamların yetiştirilmesine
ilişkin usul ve esaslar benimsenebilir.
Değerli
arkadaşlar, 2 Şubattan 6 Şubat 2009’a kadar yapılan sözlü sınavlarda başarısız
veya yetersiz olan kişilerin durumlarının tutanakla kayıt altına alınmamaları
komisyonun önemli bir eksiğidir. Sayıştay Denetçi Yardımcısı Yönetmeliği
-kısaca söylüyorum- 16’ncı maddesinin yürütmesinin durdurulmasına dair Danıştay
12. Dairesinin vermiş olduğu karar uyarınca 57 adet Sayıştay denetçi
yardımcısının görevine son verilmiştir, 57 adet nitelikli genç mağdur edilmiş
ve kaderlerine terk edilmiştir. Görevle ilişiği kesilen bu denetçi
yardımcılarının bir kısmı kamunun başka birimlerinde çalışırken, oradaki
görevlerinden ayrılarak Sayıştaydaki görevlerine
başlamışlar ve tebligata kadar kendi görevlerini de yürütmüşlerdir.
Tekrar ifade
etmemiz gerekirse bu adaylar ciddi mahrumiyetler içerisindedir. Görevlerine son
verilen Sayıştay denetçi yardımcısı adaylarının durumlarının çözüme kavuşturulması
ahlaki, insani, hukuki ve vicdanidir. Bu durumu yaratan AKP için ise ayıptır,
günahtır, sorumsuzluktur.
Değerli
arkadaşlar, 57 denetçi yardımcısı adayının bahse konu durumunun düzeltilmesi
yetmiyor çünkü adayların bir onay işlemiyle göreve yeniden kabulü yanında,
ayrıldığı tarihten itibaren göreve tekrar başlama tarihine kadarki yaklaşık
altı aylık sürenin malî ve hukuki haklarının verilmesi ancak yüreklere su
serpecektir. Yani teklifteki geçici 11’inci madde düzenlemesi
yetmeyebilecektir. Başarısız olanların tekrar sözlü sınava kabul edilmesi ve
puanın 50’ye indirilmesi meseleyi çözmemekte, boş kadro adedi belirsizliğini
korumaktadır. Bunun da düzeltilmesi gerekmektedir yani boş kadro sayısı kadar
adayın başarılı sayılması uygun olacaktır.
Arkadaşlar, ifade
ettiğimiz üzere, mağdur olan 57 Sayıştay denetçi yardımcısı adayının tekrar
göreve başlatılması yanında özlük haklarının iadesinde kusursuz sorumluluk
müessesesi dikkate alınarak düzenleme yapılması hukukun amir hükmüdür. Ne var
ki iktidar yönetmeliklerle yapması gereken işleri yüzüne gözüne bulaştırmıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
BEHİÇ ÇELİK
(Devamla) – Sayın Başkan teşekkür ediyorum.
3’üncü kez
kanunla düzenlemeye gitmektedir. Devlete yazık olmaktadır, Türkiye Büyük Millet
Meclisine yazık olmaktadır, Danıştaya yazık
olmaktadır. Bu durumun 4’üncü kez önümüze gelmeyeceğini ümit ve temenni
ediyorum.
Saygılarımla.
(MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çelik.
Sayın
Milletvekilleri, Eskişehir Milletvekili Tayfun İçli’nin
bir istemi vardır, okuyorum:
“Anayasamızın
138’inci maddesinin üçüncü paragrafına göre ‘Görülmekte olan bir dava hakkında
Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz,
görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.’ Yasa teklifini sunan
Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz Danıştay 12. Dairesinin önünde bulunan ve
karara bağlanmamış bir uyuşmazlık ile ilgili görüşmektedir.”
İç Tüzük’ün
63’üncü maddesi gereğince söz istemiştir. İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini sizlere
tekrar anımsatıyorum: “Görüşmeye yer olup olmaması, Başkanı gündeme veya
Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet, bir konuyu öne
alma veya geriye bırakma gibi usule ait konular, diğer işlerden önce konuşulur.
Bu yolda bir
istemde bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte
en çok ikişer kişiye söz verilir.
Bu görüşme
sonucunda oya başvurmak gerekirse, oylama işaretle yapılır.”
Buyurunuz Sayın
İçli…
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Aleyhte söz istiyorum Sayın Başkan.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, ben lehte talep ediyorum.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Lehte talep ediyorum Sayın Başkan.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben de aleyhte söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Evet.
Buyurunuz Sayın
İçli.
XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin,
Anayasa’nın 138’inci maddesinin “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama
Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme
yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” hükmü gereğince 427 sıra
sayılı Kanun Teklifi’nin görüşülmemesi gerektiğine dair
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Çok değerli
milletvekili arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Aslında, 427 sıra
sayılı Kanun Teklifi geldiğinde 1’inci maddesinin Anayasa’ya aykırı bulunduğuna
ilişkin önerge vermiştim ama kanun teklifini sunan çok saygıdeğer milletvekili
arkadaşım Fahrettin Poyraz’ın tutanaklara geçen ifadesinden sonra İç Tüzük’ün
63’üncü maddesi gereğince söz talep ettim.
Değerli
arkadaşlarım, hukukçu olan arkadaşlarım beni çok daha iyi anlayacaktır.
Anayasa’mızın 138’inci maddesi çok net, açık bir şekilde, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde nelerin görüşülebileceğini çok açık bir şekilde ifade etmiştir.
138’inci maddenin üçüncü fıkrası “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama
Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması -altını çiziyorum, yargı yetkisinin
kullanılması- ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir
beyanda bulunulamaz.” şeklinde çok açık, amir bir hüküm getirmiştir.
Değerli
arkadaşlarım…
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Ergenekonla ilgili…
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Açıklayacağım… Açıklayacağım…
Biraz evvel,
bakın, Adalet Bakanı -şimdi Başbakan Yardımcısı- Sayın Cemil Çiçek’in
ifadelerine de burada yer vereceğim. Çok değerli Türkiye Büyük Millet Meclisi
uzmanının yazdığı bir makale dergide yayımlanmıştır. Bakın, orada Anayasa
Mahkemesinin 1970/25 esas numaralı iptal kararı konumuza çok açıklık
getirecektir. Nitekim, Sayın Cemil Çiçek, Fikret Bila’nın… 29/3/2006 tarihli
Şemdinli olayları üzerine kurulan Meclis araştırma komisyonunun çalışmalarını
şüpheyle karşılamış olacak ki Adalet Bakanı Cemil Çiçek’e şu soruları sorar.”
diyor Fikret Bila için: “Komisyonun devam eden bir
davada sanıklarla görüşmesi, ifade alması, yasama denetimi niteliğinde midir
yoksa yargısal bir faaliyet midir? Diğer bir deyişle,
yasamanın yargıya müdahalesi midir, Meclis araştırma komisyonları yargıya
intikal etmiş bir konuda görevini sürdürmeli midir yoksa konu yargıya intikal
edince görevleri sona mı ermelidir?” şeklindeki soruya, Adalet Bakanı “Konunun
tartışmalı olduğunu, Meclisin bu tarz araştırma faaliyetlerini Anayasa’ya
aykırı görenler olduğu gibi olmayanlar da gördüğünü, ancak Anayasa Mahkemesinin
-birazdan okuyacağım- 70/25 esas sayılı Kararı’nın bu konuya açıklık
getireceğini.” ifade etmiştir.
Değerli arkadaşlarım,
kanun teklifindeki sayın milletvekili -bakın, elimde kanun teklifi vardır-
açıkça der ki: Danıştay 12. Dairesi yürütmeyi durdurma kararı vermiştir. Yani
dava derdesttir. Yani Türkçe ifadeyle, vatandaşlarımızın anlayacağı ve
Anayasa’nın tabiriyle, görülmekte olan bir dava hakkında bir yürütmeyi durdurma
kararı vermiştir.
Teklif sahibi
arkadaşımız yine üçüncü paragrafında, kendi ifadesiyle okuyorum: “Teklif ile, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 128. maddesinin hükmü
gereğince; Sayıştay denetçi yardımcısı adaylığına girişle ilgili genel
hususların kanunla düzenlenmesi suretiyle objektiflik, yerindelik, hesap
verilebilirlik ve liyakat ilkelerine uygun seçimin yasal güvenceye
kavuşturulması ve yukarıda bahsi geçen sözlü sınav neticesinde ortaya çıkan
mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla...” Tekrar, yukarıda bahsi geçen sözlü
sınav neticesinde ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla kanun
teklifinin verildiğini söylemektedir.
Değerli
arkadaşlarım, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde AKP’nin sıklıkla yaptığı olay
şuydu: Danıştayı baypas etme. Danıştay ne yapar?
İdarenin yani yürütmenin işlemlerini denetler. Ne yapar Danıştay? İptal eder.
AKP Hükûmeti ne yapmıştır? Danıştayın
iptal ettiği bu yönetmeliklerle ilgili kanun getirmiştir. Bu
ayrı bir olay.
Değerli
arkadaşlarım, bu dava derdesttir, görülmektedir; yürütmeyi durdurma kararı
verilmiştir ve kanun teklifini veren arkadaşımız, Danıştay 12. Dairenin
yürütmeyi durdurma kararını baypas etme amacına yönelik kanun teklifini
vermiştir. Bu benim iddiam değildir çünkü ben, Sayın Poyraz’ın tutanaklara
geçen beyanı ve AKP’li milletvekilinin tutanaklara geçen beyanı üzerine bu İç
Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince bunun görüşülemeyeceğini söylüyorum.
Bakın, Değerli
Poyraz’ın tutanaklara -yani bunu aldım- geçen çok vahim ifadeleri vardır.
Bakın, ama bir son cümlesini söyleyeyim: “Kusura bakma kardeşim, yürütmeyi
durdurma var, biz seni kapının önüne koyuyoruz.” Sayın Poyraz’ın ifadesi.
“Peki, yeri gelmişken şunu tartışalım mı? Peki, bu mahkeme sürdü, diyelim ki
bir sene daha sürdü. Teorik olarak, hukuken şu mümkün müdür? Dava açan, sınavın
iptalini talep eden kişilerin Danıştay tarafından haksız bulunmaları, idarenin
eyleminin, işleminin haklı bulunması mümkün müdür? Mümkündür. Bir yıl sonra
Danıştay ‘Ben idareyi haklı buluyorum. Dolayısıyla, her ne kadar yürütmeyi
durdurma talebini kabul etmiş olsam da sizin talebinizi, dava açanların
talebini reddediyorum.’ dedi. Ne olacak peki arkadaşlar?” Bu kanun teklifi ile
Anayasa’nın 138’inci maddesinde belirtilen yargı yetkisinin kullanılmasıyla
ilgili olan yürütmeyi durdurma kararını veren Danıştay 12. Dairenin kararı
burada tartışılmaktadır.
Değerli
arkadaşlarım, bu çok vahimdir. Bugünlerde hep hukuk devleti ilkesinden
bahsediyoruz. Evet, o zaman Danıştayı ortadan kaldıralım.
Yani idarenin her türlü işlemlerinin denetlenmesini istemiyorsak Danıştaya ne gerek var? O zaman bir kanun teklifi getirin
veyahut Anayasa değişiklik teklifi getirin, Danıştayı
ortadan kaldıralım; rahat rahat, o zaman istediğiniz
gibi idarenin, yürütmenin bütün işlemlerini yürütebilirsiniz. Derdest,
görülmekte olan bir dava ve bir yürütmeyi durdurma kararı verilmiş, gerekçeli.
Peki, siz
Parlamentoya saygı duymadınız? Şimdi, biraz evvel AKP’li arkadaş dedi ki: “Ya
Sayıştay Kanunu, işte yönetmelikle değil de kanunla yapıyoruz.” Değerli
Arkadaşım, en hafif tabiriyle, arkadaşımız biraz evvel hata etti. Aslında 832
sayılı Sayıştay Kanunu var. Bu Sayıştay Kanunu 1967 tarihli. O tarihli Kanun’a
göre, 67 tarihli Kanun’a göre bir yönetmelik var, meri, yürürlükte. O
yönetmelikle ilgili şikâyetçilerin istemi üzerine Danıştay inceleme yapmış ve
demiş ki… Kime? İdareye, Sayıştaya demiş ki: “Sayıştay,
Sayıştay Genel Kurulu, bakın, benim bu ileri sürdüklerimi dikkate alın.” Peki,
ne olması lazımdı Danıştayın bu yürütmeyi durdurma
kararından sonra? Hükûmetin burada toplanıp AKP’li
milletvekiline pas ederek kanun teklifini vermemesi gerekirdi. Sayıştay Genel
Kurulu Danıştayın aldığı karar gereğince bir
yönetmelik değişikliği yapmak suretiyle derhâl bunu yerine getirirdi.
Arkadaşlar, o zaman Danıştayı baypas edin.
Anayasa’nın 2’nci maddesi, Anayasa’nın 68’inci maddesinin dördüncü
fıkrası. Siyasi partiler, hukuk devletini ortadan
kaldıracak… Şimdi, ben bunu söylediğim zaman bazı arkadaşlar alınıyor, sanki
Tayfun İçli siyasi partilerin kapatılmasını teşvik ediyor. Hayır. Ben sizi
hukuka uymaya davet ediyorum. Yani siz bir yönetmeliği, yürütmeyi durdurmayı
veren, önünde dava gören, kesin karar vermemiş, karar verse dahi Danıştay dava
idari kurullarında temyiz aşamasına gideceğim bir uyuşmazlığı siz burada bir
kanun teklifiyle görüşüyorsunuz. Eğer bu Plan Bütçeye gitmeyip de -çok değerli
Anayasa Komisyonu Başkanımız oradaydı- Anayasa Komisyonuna, Adalet Komisyonuna
-faraza, Adalet Komisyonuna gitmez de- gitseydi diyeceklerdi ki: “Kardeşim, sen
yürütmeyi durdurma. Ne yapıyorsun kardeşim?” Bunu demesi
lazım.
Şimdi tutanaklara
geçti. Bakın, bu tutanaklarda… Zamanım dar olduğu için, on dakika olduğu için
böyle konuşuyorum. Burada çok vahim ifadeler var. Direkt yargının yetkisini…
Anayasa 138’deki, görülmekte olan bir dava hakkında yargı yetkisinin
kullanılması… Yargı neyi kullanmış? Yürütmeyi durdurma yetkisini kullanmış.
Yürütmeyi durdurma yetkisini ortadan kaldıracak bir eylem yapıyoruz. Bu çok
vahim bir hatadır. Bunların mutlaka tutanağa geçmesi, Komisyonun eğer geri
alabiliyorsa -acelesi yok, acelesi yok- alır, Sayıştay Genel Kuruluna hemen
götürür Sayıştay, bu ifade ettiğimiz yönetmelik değişikliğini, yasada
koyduğunuzu Sayıştay Genel Kurulu oturur, iki günde yönetmelik değişikliğini
yapar, mağdur olan, Sayıştaya alınacak genç
arkadaşlarımızı alırız. Kardeşim, her şeyi hükûmet
yapmaz, her şeyi Parlamento yapmaz. Eğer her şeyi Parlamento yapacak olsaydı,
yönetmelikleri tanımlamaz “Her şey kanun.” derdi. “Her şey kanun.” demediğine
göre, meri olan bir kanun olduğuna göre ve o kanun Sayıştaya
yönetmelik yapma yetkisi verdiğine göre Sayıştayı
adam yerine koymuyor muyuz? Çok ayıptır, Sayıştay Genel Kurulundaki çok değerli
üyelere ayıptır, devletin organlarına ayıptır.
“Her şeye biz
muktediriz…” Yok canım! Her şeyi siz yaparsınız! Yapamazsınız! Yaparsanız
Anayasa’ya aykırı olur. Bu nedenle -Sayın Başkanım İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi
gereği söz talep ettim- görüşmeye yer yoktur.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Bitiriyorum.
Özellikle teklif
sahibinin tutanaklara geçen ifadesinden sonra görüşmeye yer yoktur. Bu konunun
geriye bırakılması gerekir, bu kanun teklifinin geriye bırakılması gerekir ve
özellikle Sayıştaya saygı gösterilmesi lazım.
Ben Sayıştay
Sayın Başkanını tanımıyorum, bizatihi tanımıyorum, herhâlde burada. Özellikle
Sayın Başkana, Sayıştay Genel Kurulundaki çok değerli yüksek yargıçlara saygı
duymak lazım, onlar âciz insanlar değildir.
O nedenle
-sözlerimi tamamlıyorum- derhâl bu kanun teklifinin geri çekilmesini teklif
ediyorum ve Genel Kurulun bilgilerine sunuyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın İçli.
Aleyhte, Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ.
Buyurunuz Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Verilen önergenin
aleyhinde söz aldım. Zira, bugün burada müzakeresini
yaptığımız kanun teklifinin görüşülmesi Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygundur.
Meclisimizin şu anda yaptığı iş yasama yetkisini kullanmaktır, yargının yaptığı
iş de yargı yetkisini kullanmaktır.
Maddeleri doğru okumak, doğru değerlendirmek lazım. Ben bir kez daha şimdi size Anayasa’nın 138’inci maddesinin üçüncü
fıkrasını aynen okuyorum, diyor ki: “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama
Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz…” Niçin?
“Yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulamaz.” Daha ne yapılamaz:
“Görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.” Peki, bu hüküm bu
kadar açıkken, bu konu Mecliste tartışılmış mı? Zaman zaman
tartışılmış. Peki, bu konu yargıya taşınmış mı? Taşınmış, hatta Anayasa
Mahkemesine konu götürülmüş, Anayasa Mahkemesi değişik zamanlarda hem 61
Anayasası döneminde -o zamanki 132’nci madde, şu andaki 138’inci maddenin
aynısıdır- aynı maddeyle ilgili hem 61 Anayasası döneminde Anayasa Mahkememizin
verdiği karar var hem de 82 Anayasası döneminde verdiği karar var. Şimdi ben bu
kararı, Anayasa Mahkemesinin kararını okuyorum: “Anayasa'nın yasakladığı;
yasama meclislerinde, görülmekte olan bir dava hakkında veya yargı yetkisinin
kullanılması ile ilgili soru sorulması, görüşme yapılması veya beyanda
bulunulması değildir. Üçüncü fıkra hükmü yalnızca görülmekte olan bir dava
hakkında yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulmasını, görüşme
yapılmasını ve beyanda bulunulmasını yasaklamaktadır. Bir başka deyimle yasama
meclislerindeki görüşmelere üçüncü fıkra ile konulan kısıtlama, sadece ‘Belirli
bir davada kullanılan yargı yetkisi’ ile sınırlıdır.” Hepsini okumuyorum,
atlıyorum: “Öte yandan, hükmün getirilmesiyle güdülen erek de ortadadır.” Zira, daha önce, bu hüküm getirilmeden önce Mecliste başka
birtakım yerlerde sıkıntılar yaşanmış, bu sıkıntıları çözmek amacıyla bu hüküm
diyor buraya konulmuştur. Şimdi, o kısmı okuyorum, gene aynı şekilde: “Kurucu
Meclis, geçmişin olaylarını göz önünde bulundurarak yargı yetkisinin
kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere müdahale edilememesi ve mahkemelerin
bağımsızlığının korunması üzerinde titizlikle durmuş ve üçüncü fıkranın birinci
cümlesi hükmüyle yasama meclislerindeki görüşmelerin, soruların ve beyanların
bir davada kullanılan yargı yetkisini etkilemesini önlemiştir. Güdülen ereğin
sınırı budur ve böyle bir hükümde -dikkat buyurun bundan sonraki kısma
özellikle- yasama meclislerinin anayasal görev ve yetkilerinin aksamasına ve
engellenmesine yol açılması düşünülmemiş, düşünülebileceği tasavvur
edilmemiştir.” diyor. Biz bunu koyarken, bu düzenleme, yasama meclisinin
çalışmasına engel olsun diye koymadık, böyle bir düşüncemiz olmadı ama Mecliste
olanların böyle bir düşünceyi tasavvur etmesi de düşünülmemiştir diyor ve
devamında “Anayasa ilkelerinin tek tek ve bir bütün
olarak ele alınması hâlinde varılacak sonuç bu gerçeği derhâl ortaya koyar.”
Yine devam
ediyor: “Anayasa uyumlu bir bütündür. Bir bölümün hükümlerinin öteki
hükümlerini işlemez duruma getirmesi veya işlemelerini aksatması düşünülemez. Mahkemelerin bağımsızlığını korumak üzere konulmuş bir hükmün
Türkiye Büyük Millet Meclisinin anayasal denetim yetkisini ve adli görevini
engelleyebileceği hukukça savunulabilir bir görüş değildir.” ve devamında bu
konuyu inceliyor ve diyor ki: “Görülmekte olan bir dava ile yasama meclisinin
sınırı sadece yargı yetkisiyle ilgili konularda görüşme yapılıp soru
sorulamayacağıyla alakalıdır ama diğer konularda yasama yetkisi yapılabilir,
aksi takdirde, bu, Meclisin çalışmasını engeller.” “Nasıl engeller?”
derseniz, bakın: Şimdi, biz günlerdir burada neyi tartışıyoruz? Borçlar
Kanunu’nu tartışıyoruz. Borçlar Kanunu görüşülürken, şu anda, ilk derece mahkemelerinde
veya Yargıtayın önünde görülmekte olan dava sayısı ne
kadardır biliyor muyuz? Binlerce, on binlerce, belki yüz binlerce dava var şu
anda görülüyor. O zaman, görülen davalar var, biz Meclisi çalıştırmayalım.
Doğru mu? Veyahut da Çek Kanunu tartışılıyor, önümüzdeki günlerde Meclise
gelecek, tartışacağız. Çeklerle ilgili, şu anda, Yargıtayda
olan, infazı devam eden veyahut da ilk derece mahkemelerinde süren yüz binlerce
belki dava var, sayısını bilemiyoruz. Biz, hatırlarsanız, Türk Ceza Kanunu’nu
bu Mecliste değiştirdik.
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Anayasa Mahkemesinin 1970/25 esas numaralı iptal kararı.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Onu iyi oku, iyi anla.
Ceza davalarının
sayısı ne kadardı? Görülen davalarla ilgiliydi. O zaman bizim bu Meclisi çalıştırmamamız
lazım.
Yine, bakın, biz
Mecliste komisyonlar kurduk. Neyle ilgili komisyon kurduk? Geçen dönemde
birtakım soruşturma, araştırma komisyonları kurduk, değil mi? Bu komisyonların
görüştüğü konulardan kimisi ağır ceza mahkemelerinde kimisi de başkaca
mahkemelerde yargılanan konuları içeriyordu. Ben hatırlatayım: Mesela, bir
tanesi Şemdinli olaylarıyla ilgili Mecliste bir araştırma komisyonu kuruldu ve
o komisyon devam ederken yargıda dava var mıydı? Vardı. Peki, geriye gidiyorum,
Susurluk Araştırma Komisyonu kuruldu, yargıda dava var mıydı? Vardı. Faili
Meçhulleri Araştırma Komisyonu kuruldu, yargıda dava var mıydı? Vardı. Daha
yakınlarda, bu dönemde telekulakla ilgili bir denetim
konusu yapıldı Mecliste, soruşturma yapılıyor muydu Ankara Cumhuriyet Savcılığı
tarafından? Soruşturma yapılıyordu. Peki, madem Meclis, soruşturması,
kovuşturması devam eden konuyla ilgili herhangi bir iş veya işlem yapamazdı da
bu yüce Meclis niye kurdu bu komisyonları? Önerge verdiler, başka partilerin de
verdiği önergeler var “Devam eden birtakım davalarla ilgili komisyon kuralım…”
O zaman biz komisyon kurmayacağız demektir. Biz bu Meclisi nasıl
çalıştıracağız? Onun için Anayasa Mahkemesi bu konuyu inceliyor, kararını
veriyor ve diyor ki: Anayasa bir bütündür. Siz bu hükmü, bu bütünlüğü bu
sistemi işlemez hâle getirecek bir biçimde yorumlayamazsınız. Meclisin
çalışmalarını, yasama yetkisini kullanmasını engelleyecek bir biçimde
kullanamazsınız. Meclisin takdir hakkını sınırlayacak bir biçimde de anlayıp
yorumlayamazsınız. O ayrı şey, bu ayrı şey. Elmayla armudu -Anayasa Mahkemesi-
birbirine karıştırmayın, diyor ama gene karıştırmışız. 2000’de konu gitmiş
gene, 2000/21 esas, 2000/16 karar… Gene aynı kararı vermiş. Daha sonra, ben
burada bütün, hepsine tek tek devam etmeyeyim, burada
bir sürü mahkeme kararları var. Görülen davalarla ilgili, hem de Anayasa
Mahkemesinde görülen davalarla ilgili yüce Mecliste birtakım değişiklikler
yapılmış, Anayasa Mahkemesi de bunu bizzat uygulamıştır.
Bu nedenle, Sayın
Başkanım, görüşülmekte olan teklifin Türkiye Büyük Millet Meclisinde müzakeresi
ve karara bağlanması Anayasa’nın ne 138’inci maddesine ne de başkaca bir madde
ve hükmüne aykırı değildir. Bu, yargı kararlarının etkisizleştirilmesi anlamını
da taşımaz, devam eden bir davaya müdahale anlamını da taşımaz çünkü Meclis
yargıya müdahale etmiyor, bir norm oluşturuyor. Bu normu da mahkemeler, devam
eden bir davayla, farz edin ki ilgili bir norm… Örneğin, Ceza Kanunu yaptınız,
lehe bir düzenleme yaptınız, dün ceza alan kişi üç yıl ceza alıyorsa, şimdi bir
yıl ceza alıyor. O zaman, mahkeme, lehe olan kanunu, hem de Anayasa hükmü çok
açık ve Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri çok açık, lehe olan hükmü ne yapıyor?
Meclis değiştirse bile, yargılama devam ederken lehe olan hükmü uyguluyor. Hiç
kimse, bu düzenlemeyi ve mahkemenin bu uygulamasını yargıya müdahale olarak
algılamamıştır bugüne kadar, algılanması da mümkün değildir çünkü yasaları
değerlendirme, değiştirme, kaldırma veya yeni bir yasa vazetme yetkisi Türkiye
Büyük Millet Meclisine aittir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen,
sözünüzü tamamlayınız.
BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bitiriyorum efendim.
Anayasa dışında
da bunu kayıtlayan herhangi bir şey söz konusu değildir. Takdir hakkını da
Meclis kullanma yetkisini haizdir. Bu nedenle, bu teklifin müzakeresi
Anayasa’ya uygundur. Bu nedenle, bu usul tartışmasının yanlış olduğunu, Meclis
Başkanlık Divanının bu kanunun görüşülmesine başlamasının ve görüşmelere
devamının Anayasa ve İç Tüzük gereği olduğunu ifade ediyor, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Bozdağ.
Lehte, Mersin
Milletvekili Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın
Şandır.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten çok
net, müşahhas bir olayla ilgili bir kanun teklifini görüşüyoruz. Kanun
teklifinin görüşülmesinde Komisyonda da bu tartışmalar olmuş. Muhalefet
şerhleri incelendiğinde şimdi dile getirilen bu hususlar orada da dile
getirilmiş. Bu konunun yeterince tartışılmadığı gibi bir kanaate sahip oldum.
Yani bu teklifin Anayasa’ya uygunluk tartışmasının yeterince yapılabildiği
kanaatinde değilim. Ancak tabii, İç Tüzük 63’e göre usul tartışması açıp bu konunun
da bu usul tartışması kapsamında tartışılması da ne kadar İç Tüzük’e uygundur
onu da Divanın takdirine bırakıyorum. Yani Divan Başkanının tutumuyla ilgili
bir usul tartışması açarak bir Anayasa’ya aykırılık iddiasının görüşülmesi de
ne kadar hukuka uygun olmuştur, onu da takdirlerinize sunuyorum.
Önemli bir kanun,
daha doğrusu, devletin, idarenin bir haksız uygulamasının ortaya çıkarttığı
mağduriyeti ortadan kaldırmak üzere çok kişisel… Şimdi, bu kanunu çok yakından
takip eden kaç kişi? Zannediyorum 57 tane içeride, dışarıda da bir o kadar
vardır. Yani şahıs şahıs söylebileceğimiz,
çok net, müşahhas bir olayın mağduriyetini ortadan kaldırmak için bir kanun
gerçekleştiriyoruz. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa’ya aykırılık iddialarının
ciddiye alınması gerekirdi hem Komisyonda hem de Genel Kurulda.
Burada hukukçular
var, Anayasa Komisyonu Başkanımız da karşımda oturuyor. Ben, düşünmenize,
takdirinize sunmak üzere bir durumu huzurunuza getirmek istiyorum. Birinci
husus: Türkiye Cumhuriyeti devleti hukuk devletidir, Anayasa 2’nci madde.
Hukuka aykırılık iddiasıyla hukuk kurmak bu Anayasa’nın özüne aykırıdır, hukuk mantalitesine aykırıdır. Biri bu.
İki: Kanunlar
genel olmak mecburiyetinde. Özele dönük kanun çıkarmak hukuk mantığına,
Anayasa’mıza, Anayasa’nın ruhuna uygun mudur, bunun da üzerinde durulması
gerekiyor.
Danıştay 12.
Dairesinde görülmekte olan bir dava, bu davanın mağduriyetinin giderilmesi
amacıyla bir kanun teklifi; bu kadar özel, bu kadar çok şahsi bir kanun
çıkarmak… Hukuk devleti olmak, kanunların “genel olma” ilkesine uygun düşmesi,
hukuk kurmak, hukuka uygun hukuk kurmak, hukuk devleti olmak ilkesine bağlı
kalmak sorumlusu olan bu Genel Kurulun ve ilgili komisyonların bana göre uyması
gereken önemli konu. Bu noktada bir usul tartışmasıyla bunun tartışılması ne
kadar doğru oluyor, bunu da takdirinize sunuyorum.
Değerli Grup
Başkan Vekilinin 1970/25, 2000/16 sayılı -ve diğerleri de vardı elinde
zannediyorum- ifade ettiği Anayasa Mahkemesi kararları bu olaya tıpatıp
uymamaktadır. Ana muhalefet partisi bu konuyu Anayasa Mahkemesine götüreceğini
ifade ediyor. Anayasa Mahkemesinin daha önceki bazı olaylarla ilgili vermiş
olduğu karar bu olaya uymuyor çünkü bu olayda çok net, müşahhas, özel,
belirlenen, tanımlanan bir olayın mağduriyetini ortadan kaldırmak üzere kanun
çıkarıyoruz. Bunu hem kanun teklifi sahibi gerekçesinde yazdı, yazıyor hem de
burada kanun teklifini ifade ederken konuşmasında ortaya koydu. Yani, bu kanun özel bir kanun, bu kanun mahkemede devam etmekte
olan bir davayla ilgili bir kanun. Gerekçesinde bunu çok açık, net söylüyor,
mahkemeyi ifade ediyor, “Danıştay 12. Dava Dairesinin şu, şu, şu esas sayılı
kararıyla ortaya çıkan, yürütmeyi durdurma kararıyla ortaya çıkan mağduriyeti
ortadan kaldırmak için böyle bir kanun teklifi getirdik.” deniliyor ve bu kanun
teklifi, bu anlamda, bana göre, Anayasa 138’in üçüncü fıkrasındaki değil,
dördüncü fıkrasındaki bir hükmü ihlal ediyor.
Değerli
milletvekilleri, Anayasa’mızın 138, daha önceki Anayasa’mızın 132’nci
maddesinde tanımlanan husus şu: “Yasama ve yürütme organları ile idare -yani,
işte Meclis- mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar -yasama ve
yürütme organları- ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve
bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”
Siz çıkardığınız
bu kanun teklifiyle Danıştayın 12. Dairesinin verdiği
bir kararı değiştirmiş olmuyor musunuz? Dördüncü hükmü, Anayasa 138…
FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Değiştiremeyiz.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Dikkatinize sunuyorum. Yani bu konu ilgili yerlerde tartışılacak,
yarın Anayasa Mahkemesinde tartışılacak, yargıda tartışılacak. Dikkatinize
sunuyorum. Yani bir hukuk kuruyoruz burada, kurduğumuz hukuk da çok özel bir
hukuk. Yani birilerinin, idarenin bir hatasını düzeltmeye çalışıyoruz, bir
mağduriyeti ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – O konu farklı.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bilemiyorum, dikkatinize sunuyorum.
Şimdi, Sayın Grup
Başkan Vekilinin okuduğu Anayasa Mahkemesi kararını ben de okudum. Bakın,
burada bir başka husus daha söylüyor, diyor ki: “132’nci maddenin üçüncü
fıkrasıyla konulan kısıtlama sadece belirli bir davada kullanılan yargı
yetkisiyle sınırlıdır.” Şimdi, “belirli dava” dediğimiz tanıma en iyi şekilde
bu kanun teklifiyle getirilen husus uymaktadır. O kadar çok belirli dava
tanımlaması var ki. Danıştay 12. Dairesinin vermiş olduğu yürütmeyi durdurma
kararının ortaya çıkarttığı mağduriyeti telafi etmek için bir kanun teklifi
veriyoruz. Anayasa 132 veya Anayasa 138’in dördüncü fıkrası, Anayasa 132’nin
üçüncü fıkrasındaki kısıtlama çok açık, net, Anayasa Mahkemesi kararıyla
belirli bir davada kullanılan yargı yetkisi. İşte belirli dava bu, Danıştay 12. Dairesinin vermiş olduğu
kararın, yürütmeyi durdurma kararının ortadan kaldırılması.
Değerli
arkadaşlar, iyi olsun diye, faydalı olsun diye, topluma, ülkeye hizmet etsin
diye hukuk kuruyoruz. Ama hukuk kurarken, kanun çıkartırken hukuka da uymak
mecburiyetinde olduğumuzu da unutmayalım. Kendimiz hukuka uymazsak, bu hukukun
lafzına ve ruhuna uymazsak, “ben yaptım oldu, böyle olsa ne olur, bir defayla
anayasa delinse ne olur” mantığı, mantalitesi bu
ülkeye fayda getirmemiştir. Meclisin saygınlığı açısından, hukuka uymak
açısından… Yani hukuk, adaleti temin etmek, toplumsal
mutabakatı, en büyük ortak zemini, güveni tesis etmek açısından hepimize lazım,
herkese lazım. Bu hassasiyetle bu kanunun -zaten saat de zaman da doldu, yarın
devam ederiz etmeyiz bilmiyorum ama- sonuç olarak, bu Anayasa’ya aykırılık
iddialarının ciddiye alınarak bir daha incelenmesini, bir daha
değerlendirilmesini, mağduriyeti ortadan kaldıralım derken umutları boşa
çıkartacak bir yanlışa düşülmemesini dikkatinize sunmak üzere verilen usul
tartışması önergesinin lehinde söz aldım. Aslında bu konuda usul
tartışması açılması da İç Tüzük 63’e çok da uyumlu olmadı, ama bu konuların
tartışmasına imkân ve fırsat verdiği için Sayın İçli’ye
de teşekkür ederek önergesinin lehinde bu sebeple söz aldığımı ifade ediyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Şandır.
Sayın İçli
buyurunuz, 69’a göre iki dakika en fazla, lütfen…
AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Sakarya) – Sataşma yok Sayın Başkan.
BAŞKAN – O izah
etti, şimdi kendisi söyleyecektir herhâlde.
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
7.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin,
Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, görüşlerini
farklı yorumlaması nedeniyle konuşması
H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sataşma değil, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre hatibin,
milletvekilinin ifadesi başka bir şekilde anlaşıldıysa söz talep eder, ona göre
söz aldım.
Çok Değerli Grup
Başkan Vekilimiz Anayasa Mahkemesinin kararını alırken bir bölümünü okudu,
özellikle okumak istiyorum. Yargı yetkisinin kullanılması konusunda mutabıkız,
Anayasa’nın metni konusunda mutabıkız. Bakın, Anayasa Mahkemesi der ki istikrar
kazanan kararlarında: “Üçüncü fıkra hükmü yalnızca görülmekte olan bir dava
hakkında yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili soru sorulmasını, görüşme
yapılmasını ve beyanda bulunulmasını yasaklamaktadır.” Açıklıyor. Bir başka
deyimle, yasama Meclisindeki görüşmelere üçüncü fıkrayla konulan kısıtlama
sadece belirli bir davada kullanılan yargı yetkisiyle sınırlıdır diyor. Değerli
Grup Başkan Vekili dedi ki, çekle ilgili -birtakım- Borçlar Kanunu ve Ticaret
Kanunu’yla ilgili yapıyoruz. O, belirli bir dava değil. Bu dava, 12’nci Dairede
görülmekte olan ve yargı yetkisinin yürütmeyi durdurma kararı vermekle kullanan
Danıştay 12’nci Dairesinin yargı yetkisini ortadan kaldıran ve tutanaklara da
teklif sahibinin ifadesi olarak geçen olay olduğu için itiraz ettim. Böyle
olmasaydı, teklifin 1’inci maddesinde Anayasa’ya aykırılık iddiasında bulunurdum,
siz çok değerli milletvekilleri kabul eder veya reddederdiniz, bu kanun teklifi
de Anayasa Mahkemesine gittiği zaman maddenin görüşmeleri üzerinde Anayasa
Mahkemesi değerlendirirdi, ama benim bizzat, biraz evvel Grup Başkan Vekilinin
aslında okuduğu, yargı yetkisinin kullanılması… Ama bakın ne diyor: “Belirli
bir davada…” Sınırlıyor. Belirli davada, 12. Dairede görülmekte olan ve
teklifte de bizzat teklif sahibinin… Şunda yazıyor işte arkadaşlarım, hepsini
yazmış. Yargı yetkisini baypas etmeye çalışan, yani yürütmeyi durdurma kararını
ortadan kaldırmaya yönelik bir girişim olduğu için, derdest olduğu için,
görülmekte olduğu için itiraz ettim.
Sabrınız için
teşekkür ederim.
Sağ olun Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın İçli.
XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
1.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin<