DÖNEM: 23 CİLT: 50 YASAMA YILI: 4
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
3’üncü
Birleşim
7 Ekim 2009 Çarşamba
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - YOKLAMA
IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI
1.- Ardahan
Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan ilindeki son yağışların tarım alanlarına
verdiği zararlara ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu Anadolu Bölgesi’nde son zamanlarda yaşanan sel
felaketi ve kötü hava şartları nedeniyle meydana gelen zararlara ilişkin gündem
dışı konuşması
3.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, İlköğretim Haftası ve yeni eğitim-öğretim
döneminin başlamasına ilişkin gündem dışı konuşması
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik ve 24 milletvekilinin, sınır ve kıyı güvenliği
yönetimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/423)
2.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik ve 22 milletvekilinin, kapatılması söz konusu olan
belediyelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/424)
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin, enerji politikaları ile enerji
üretim, dağıtım, iletim ve kullanımındaki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/425)
VI.-
SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Diyarbakır
Milletvekili Gültan Kışanak’ın, kendisinden haber alınamayan bir üsteğmene
ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/493) ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
2.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, dövizli askerlik hizmeti uygulamasına
ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/520) ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
3.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış’ın, inşaat sektöründeki durgunluğa ilişkin sözlü soru
önergesi (6/634) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
4.- Van Milletvekili
Özdal Üçer’in, Van Belediyesine İller Bankasından kredi verilmesine ilişkin
sözlü soru önergesi (6/771) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in
cevabı
5.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’te Kültür Parkı alanındaki uygulamalara
ilişkin sözlü soru önergesi (6/782) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa
Demir’in cevabı
6.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın, Oyak Sigortanın yabancı bir sigorta şirketine
satışına ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/828) ve Bayındırlık
ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
7.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, belediyelerin imar değişikliklerine ilişkin sözlü
soru önergesi (6/961) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
8.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, imar planı değişikliklerine ilişkin sözlü soru
önergesi (6/1048) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
9.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın, yabancılara satılan ve ipotek edilen tarım
arazilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1083) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Mustafa Demir’in cevabı
10.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, imar planında cem evlerine yer verilmesine ilişkin
sözlü soru önergesi (6/1121) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in
cevabı
11.- Aksaray Milletvekili
Osman Ertuğrul’un, inşaat sektörünün canlandırılmasına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/1126) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
12.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2008 yılında tahsil edilen tapu suret harçlarına
ilişkin sözlü soru önergesi (6/1177) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa
Demir’in cevabı
13.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, görev şehitlerinin yakınlarına kamu görevi
verilmesine ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1192) ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
14.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, terör ve görev şehidi ayırımına ilişkin Millî
Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1193) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Mustafa Demir’in cevabı
15.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, yabancılara satılan gayrimenkullere ilişkin
sözlü soru önergesi (6/1200) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in
cevabı
16.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, İller Bankasınca Gaziantep Büyükşehir ve Şahinbey
Belediyelerine verilen kredilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/1295) ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
17.- Adana
Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, Atak helikopter ihalesindeki ödemelere ilişkin
Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1398) ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
18.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, İl müdürlükleri personeline ilişkin sözlü soru
önergesi (6/1422) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
19.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, kıyı şeritlerindeki belediyelerin imar
yetkilerinin alınmasına yönelik kanun teklifine ilişkin sözlü soru önergesi
(6/1465) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
20.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, depreme yönelik çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/1529) (Cevaplanmadı)
VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- İmar Kanunu
ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/713) (S. Sayısı:
397)
3.- Kütahya
Milletvekili Soner Aksoy’un; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik
Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu (2/340) (S. Sayısı: 395)
4.- Kamu Düzeni
ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve
İçişleri Komisyonu Raporu (1/704) (S. Sayısı: 383)
5. Bolu
Milletvekili Fatih Metin’in; 491 Sayılı Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (2/137) (S.
Sayısı: 228)
6.- Türk Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321)
VIII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Manisa
Milletvekili Mustafa Enöz’ün, bazı tıbbi ürünlerin bedelinin karşılanmasına
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı
(7/8488)
2.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, emeklilerin ekonomik sorunlarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in
cevabı (7/8899)
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, emekli aylıklarının iyileştirilmesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı
(7/8902)
4.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, emekli aylıklarına yapılan zamma ilişkin
Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı
(7/8912)
5.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, huzurevi aidatlarına yapılan zamma
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı
(7/8950)
6.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, emekli maaşları arasındaki farklılıklara
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı
(7/8953)
7.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, huzurevi aidatlarına yapılan zamma ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı (7/8954)
8.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, iş kazası raporu alan bir kişinin durumuna
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı
(7/8957)
9.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman’daki mayınların temizlenmesine ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/9030)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.
Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil, yeni yasama yılının hayırlı olmasını ve
23’üncü Dönemde vefat eden milletvekillerine Allah’tan rahmet, ailelerine,
milletimize tekrar başsağlığı dileyen bir konuşma yaptı.
Antalya
Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Başkanlığı
seçimlerine,
Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır, yeni yasama yılının başlamasına,
Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk, Parlamentonun bazı önemli konular karşısındaki
refleksine,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Aydın
Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu, Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun
gündem dışı konuşmasına,
İçişleri Bakanı
Beşir Atalay, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’ye yapılan saldırı ve
IMF-Dünya Bankasının İstanbul’daki yıllık toplantısı nedeniyle yapılan gösteri
ve alınan tedbirlere,
Van Milletvekili
Özdal Üçer, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın bilgilendirme amaçlı konuşmasının
yüzeysel olduğuna,
İlişkin birer
açıklamada bulundular.
Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın (6/888, 6/1474, 6/1475),
Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in (6/1370, 6/1371),
Aksaray
Milletvekili Osman Ertuğrul’un (6/1384, 6/1416),
Esas numaralı sözlü
sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; sözlü soruların geri
verildiği bildirildi.
DTP Grubu Adına
Grup Başkan Vekili ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, kadınlara yönelik
cinayet olaylarının (10/420),
Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş ve 25 milletvekilinin, organ temini ve organ
naklindeki sorunların (10/421),
Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin ve 21 milletvekilinin, Amik Ovası’ndaki
sulama sorununun (10/422),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
İrtibat
Subaylarına İlişkin Olarak Birleşik Devletler Kara Kuvvetleri ve Türk Kara
Kuvvetleri Arasında İmzalanan Anlaşma Muhtırasında Yapılan Değişikliğin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair,
Türkiye
Cumhuriyeti ile İsviçre Konfederasyonu Arasında Gelir Üzerinden Alınan
Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının ve Eki Protokolün
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair,
Türkiye
Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Yeni Zelanda Tarım ve Ormancılık
Bakanlığı Yeni Zelanda Gıda Güvenliği Otoritesi Arasında Sağlık Hususlarında
İşbirliği Konusunda Düzenlemenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair,
Kanun
tasarılarının, İç Tüzük’ün 75’inci maddesine göre Hükûmete geri gönderilmesine
ilişkin Başbakanlık tezkereleri okundu, Dışişleri Komisyonunda bulunan
tasarıların geri verildiği açıklandı.
TBMM Çevre Komisyonu
Üyesi Ali Rıza Alaboyun’un ismen davet edildiği ve 6 Ekim 2009 tarihinde
Washington’da gerçekleştirilecek Habitat Küresel Parlamenterler Toplantısı’na
icabet edilmesine,
Romanya
Senatosunun ev sahipliğinde 27-28 Ekim 2009 tarihlerinde Bükreş’te gerçek-leştirilecek
olan Orta Avrupa İnisiyatifi (CEI) Parlamenter Meclisi Toplantısı’na TBMM
Başkanını temsilen TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un katılmasına,
İlişkin
Başkanlık;
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Cenevre’de
gerçekleştirilecek 98’inci Genel Kuruluna katılmak üzere bir heyetle birlikte
3-19 Haziran 2009 tarihlerinde İsviçre’ye yaptığı resmî ziyarete, ekli listede
adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesinin uygun görüldüğüne ilişkin
Başbakanlık;
Tezkereleri kabul
edildi.
Türk Silahlı
Kuvvetlerinin, Irak’ın Kuzeyinden Ülkemize Yönelik Terör Tehdidinin ve
Saldırılarının Bertaraf Edilmesi Amacıyla, Sınır Ötesi Harekât ve Müdahalede
Bulunmak Üzere, Irak’ın PKK Teröristlerinin Yuvalandıkları Kuzey Bölgesi ile
Mücavir Alanlara Gönderilmesi ve Görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 17/10/2007 Tarih ve 903 Sayılı Kararıyla Hükûmete verilen ve
8/10/2008 Tarih ve 929 Sayılı Kararı ile Bir Yıl Uzatılan İzin Süresinin
Anayasa’nın 92’nci Maddesi Uyarınca 17/10/2009 Tarihinden İtibaren Bir Yıl Daha
Uzatılmasına Dair Başbakanlık Tezkeresi (3/950), görüşmeleri tamamlanarak,
istem üzerine yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.
Gündemin “Sözlü
Sorular” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan (6/493) esas numaralı soru, ilgili bakan Genel Kurulda hazır
bulunmadığından, ertelendi.
2’nci sırasında
bulunan (6/512),
7’nci “
“ (6/571),
8’inci “
“ (6/573),
10’uncu “
“ (6/609),
31’inci “
“ (6/719),
32’nci “
“ (6/722),
33’üncü “
“ (6/723),
54’üncü “
“ (6/813),
95’inci “
“ (6/890),
133’üncü “
“ (6/947),
Esas numaralı
sözlü sorulara, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım cevap verdi; (6/512), (6/571),
(6/719), (6/722), (6/723) esas numaralı soruların sahipleri de cevaplara karşı
görüşlerini açıkladı.
7 Ekim 2009
Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.13’te son verildi.
|
|
|
Nevzat PAKDİL |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Yusuf COŞKUN |
|
Yaşar TÜZÜN |
|
|
Bingöl |
|
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 4
II.-
GELEN KÂĞITLAR
7
Ekim 2009 Çarşamba
Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik ve 24 Milletvekilinin, sınır ve kıyı güvenliği
yönetimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/423) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12/06/2009)
2.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik ve 22 Milletvekilinin, kapatılması söz konusu olan
belediyelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/424)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/06/2009)
3.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık ve 23 Milletvekilinin, enerji politikaları ile enerji
üretim, dağıtım, iletim ve kullanımındaki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/425) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/06/2009)
7 Ekim 2009 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü
Birleşimini açıyorum.
III.-YOKLAMA
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Yoklama için üç
dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.
(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır; görüşmelere başlıyoruz.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem
dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, Ardahan ilinde yağışların tarım alanlarına vermiş olduğu zararlar hakkında
söz isteyen Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’ya aittir.
Sayın Kaya,
buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan ilindeki
son yağışların tarım alanlarına verdiği zararlara ilişkin gündem dışı konuşması
SAFFET KAYA
(Ardahan) – Çok Değerli Başkan, Parlamentomuzun çok değerli üyeleri; konuşmama
başlamadan önce yüce heyetinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Değerli Başkan,
çok değerli üyeler; serhat ilimiz Ardahan’ımızın son zamanlarda özellikle
müşteki olduğu ve doğal bir felaketle karşı karşıya geldiğini yüce Parlamentoda
hem İktidarımızın hem de değerli Parlamentonun dikkatini özellikle celbetmek
için söz almış oldum. Değerli Başkan Vekilime teşekkür ediyorum.
Ardahan ilimizde
yaklaşık nüfusumuzun yüzde 70’inin hayvancılıkla ve tarımla uğraşı verdiği ve
yüzde 30’unun da kentlerde yaşadığını ve bölgemizin hayvancılık ağırlıkta bir
geçim kaynağı imkânlarına sahip olduğunu ifade etmek istiyorum. Bölge
hayvancılıkta ve tarımda gelişmezse bölgenin kalkınması söz konusu değil çünkü
Ardahan ili bu anlamda hayvancılığa dayalı, ekonomisiyle de özdeş bir yapıyı
haiz. Dolayısıyla son zamanlarda mevsim normalleri üstü yağışların yağması,
bölgemizde çiftçimizi ve tarımla uğraşan köylümüzü -hani Ulu Önder Atatürk’ün
ifade ettiği gibi, “Milletin efendisi köylüdür.” veciziyle de ifade edecek
olursak- onların sorunlarını burada, Parlamentoda gündeme getirmek bizim
elbette ki boynumuzun borcu.
Ekili olan
alanlar… Ekili alanlarda fiğ, buğday, arpa gibi ürünlerin tamamıyla, hem hasat
süresi içinde hem de hasat elde edildikten sonra yağan kar nedeniyle maalesef
bu hasat verimli hâle gelmez noktadadır. Dolayısıyla çiftçimiz bu anlamda çok
ciddi manada beklenti içindedir. Bu beklentileri ben Değerli Bakanımızla birkaç
kez görüştüğümü buradan ifade etmek istiyorum. Değerli Tarım Bakanımız, bu
anlamda, bu zararların kısa bir zamanda ödeneceğini ve onunla birlikte de
Ziraat Bankasına olan borçlarının ertelenmesi anlamında Bakanlar Kuruluna bu
kararın getirileceğini, özellikle kendisinin bu konuda öncülük yapacağını,
tarım kredi kooperatiflerine olan borçların yine ertelenmesi anlamında da, bu
anlamda, konuyu Bakanlar Kuruluna taşıyacağını bizlere ifade ettiler.
Bu çok ciddi
manada bir zorunluluk içeriyor. Özellikle hayvancılığın dışında arıcılık da
Ardahan’ımızın son derece önemli iktisadi potansiyelidir. Bölgemizde bir
anlamda Kafkas ırkı olmazsa olmaz bir dengedir. Kafkas ırkının olması da
arıcılığın gelişmesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Bakanlar Kurulundan
geçirerek hem Arıcılık Enstitüsünün bölgemizde kurulmasına hem de Arıcılık Gen
Merkezinin Ardahan’da kurulmasına katkıları nedeniyle Tarım Bakanımıza
özellikle teşekkür ediyorum.
Tarım Bakanımız
Ardahan’ı çok iyi bilenlerdendir çünkü iki yıllık süre içinde özellikle kendi
hassasiyetlerinden dolayı 2 kez Ardahan’ı ziyarete geldiler ve burada özellikle
teşekkürümü ifade etmem gereken bir konu da var. Kırsal kalkınma projesinde
IFAD’la birlikte yaklaşık olarak 25 milyon doları hemen olmakla birlikte on
yıla sâri bir noktada 100 milyon dolarlık bir kırsal kalkınma projesini
Ardahan’ın gündemine taşıması da ayrıca hem Hükûmetimizin hem de Sayın
Bakanımızın bu konudaki bölgeye olan bakışının çok samimi olarak ifadesidir.
Dolayısıyla Sayın Bakanımıza ve Hükûmetimize bölgemize gösterdiği bu ilgiden
halkımız çok çok memnun olmakla birlikte, bu son yaşanan olay hiç şüphesiz ki
Hükûmetimizin bu yaralara merhem olacağı konusunda tereddüdümüz olmamakla
birlikte Sayın Bakanımız bu yaralara merhem olması anlamında Bakanlar Kuruluna
taşıyacağı borçların ertelenmesi konusundaki teklifi kendisiyle görüştüğümde
gerçekleştireceğini ifade etmiştir. Elbette ki oradaki çiftçimizin yalnız tarım
ve hayvancılıkla geçinen ve oradaki ekonomik altyapıyı besleyen,
hayvancılığımızı desteklemek Hükûmetimizin bugüne kadar önemli görevlerinden
biri oldu. Bölgemizde son beş altı yıldan beri İktidarımızın sunduğu imkânlar,
cumhuriyet tarihinde bugüne kadar yapılan en büyük imkânlar olmuştur.
Dolayısıyla ben bu anlamda Hükûmetime de Sayın Başbakanıma da minnet borcumu
bölge adına ifade etmek istiyorum. Bu konu yalnızca Ardahan’ın meselesi değil.
Doğuda yaşanan bu olağanüstü şartlarda maalesef hava şartlarına istinaden çok
ciddi sıkıntılar çeken çiftçimizin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kaya, konuşmanızı tamamlayınız.
SAFFET KAYA
(Devamla) - …bu anlamda yaralarına merhem olacağını düşündüğüm için yüce heyetinizle
bu konuyu paylaşmak adına söz almış bulunmaktayım.
Umuyorum ki çok
kısa bir zamanda bu yaralar mutlaka ve mutlaka sarılacak. Ardahan’ımız,
çiftçimizin hak ettiği noktada taleplerini Hükûmetimiz, her zaman olduğu gibi,
bugünden de sonra gereğini yerine getirecektir.
Ben yüce
heyetinize selam ve saygılarımı sunuyorum. Çok teşekkür ediyorum. Umuyorum ki
çok yakın bir zamanda bölgemizin tüm sorunları çözülmüş olur.
Saygıyla herkesi
selamlıyorum. Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaya.
Gündem dışı
ikinci konuşma, Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan sel felaketi ve kötü hava
şartlarıyla ilgili zararlar meydana gelmesi konusunda söz isteyen Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’e aittir.
Sayın Öğüt,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Doğu Anadolu
Bölgesi’nde son zamanlarda yaşanan sel felaketi ve kötü hava şartları nedeniyle
meydana gelen zararlara ilişkin gündem dışı konuşması
ENSAR ÖĞÜT
(Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Doğu Anadolu’da yaşanan sel
felaketi, kötü hava koşulları nedeniyle söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, 2 tane Ardahan Milletvekili üst üste konuşuyor. Niçin? Demek ki çok
büyük bir felaket var Ardahan’da, hakikaten öyle. Çiftçimiz perişan bir
durumda. Yaz boyu devamlı şiddetli yağmurlar yağdı. Kış da erken geldi. 26
Eylülde şiddetli bir kar yağdı yani Antalya’da millet denize girerken bizim
orada 15 santim kar… Dağ köylerinde biçilmemiş tarla ve çayırı olduğu gibi
yatırdı kar. Ova köylerinde biçilmiş tarla ve çayırın -olduğu gibi- otların
üzerine kar yağdı -15 santim- ve çiftçi otlarını taşıyamaz duruma geldi.
Şimdi, Sayın Kaya
da söyledi, bizim bölgemiz yüzde 70’inin üzerinde insanlar hayvancılıkla
geçiniyor. Samanı, otu, arpası, fiği, yem bitkisi olmadığı zaman hayvanını
besleyemediğinde çocuğunu okutması mümkün değil, sağlık tedavisini görmesi
mümkün değil, geçinmesi mümkün değil. Zaten bölgede göç var, bölge boşalmış,
bir de bu insanların tarımla ilgili hasatlarına doğal felaketin zarar vermesi
inanın çok perişan etti.
Şimdi, somut
olarak konuşmamız lazım değerli arkadaşlar. Bu şiddetli yağmurlardan sonra
yayla yolları bozuldu. Hâlen bazı yaylalardan inmemiş insanlar perişan durumda
ama bizim önerimiz şu: Sayın Bakan, Tarım Bakanı Ardahan’a bal festivaline
geldi. Ben şimdi Ardahan’a şu anda gönderiyorum. Sayın Kaya’dan da rica
ediyorum. Tarım Bakanımızın şimdi Ardahan’a gelmesi lazım. Şimdi gelip
manzarayı görmesi lazım çünkü insanlarımız -tarım sigortası yeni çıkmış- tarım
sigortası yaptıramamış, perişan bir durumda. Onun için, hasar tespitleri zaten
yapıldı. Bunu en kısa zamanda Hükûmetin değerlendirerek –ki arkadaşım da
söyledi- buradaki bütün çiftçilerimizin zararlarının karşılanması lazım. Bu karşılanmadığı
takdirde inanın insanlar artık orada yaşayamaz hâle gelirler.
Bakın, ben size
bir şey söyledim, her giden politikacı şunu söylüyor: Burada hakikaten yaşamak
çok zor çünkü sekiz ay kış var, çok ağır kış koşulları var. Yani eksi 30
derece, 40 derece soğuk var. Şu anda sıfır derece, sıfırın altında 1 ve 2.
Oradaki vatandaşa para verilmesi lazım üstelik. Yani oradaki vatandaşa aylık
verilmesi lazım ki oradaki vatandaş Ermenistan sınırında Türkiye’yi beklesin.
Bu kadar açık ve net konuşuyorum. Kaldı ki bu tip doğal felaketlerde
hükûmetlerin acil tedbir alması lazım ve hemen, derhâl oradaki vatandaşın
zararının ödenmesi lazım.
Şimdi, benim
Tarım Bakanından istediğim şu, rica ettiğim: Yem bitkiler parasını bekletmeden
ödeyin Sayın Bakan, mazot parasını bekletmeden ödeyin, gübre ve diğer primler,
ne varsa onları da bekletmeden ödeyin ki insanların eline üç beş kuruş para
geçsin. Aksi takdirde çok zor.
Onun dışında,
değerli arkadaşlar, besicilikle ilgili kredi almış vatandaşımız, kredinin faizi
gelmiş, temerrüde düşmüş, perişan, Ziraat Bankası icra götürüyor. Ziraat
Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçların derhâl durdurulması
lazım, bir yıl ertelenmesi lazım. Bunu da istirham ediyorum. Yem bitkisi,
traktör için alınan kredilerin de mutlak surette ertelenmesini istirham
ediyorum. Aksi takdirde çiftçimiz perişan durumda.
Değerli
arkadaşlar, politika yapmanın bir anlamı yok, birbirimizi karalamanın da bir
anlamı yok. Bugün Doğu Anadolu, sadece Ardahan değil, Kars’ta, Erzurum’da,
Van’da, Ağrı’da, Bayburt’ta, Hakkâri’de, Şırnak’ta, her yerde bu zulüm var.
Şimdi, bizim Doğu Anadolu’da insanları özveriyle bu ülkenin vatandaşı oluyor,
özveriyle bu ülkeye bağlı, vatanına, milletine, devletine bağlıysa, bu
insanlara da bu Meclisin, bu Hükûmetin yardım etmesi gerektiğine inanıyorum.
Aksi takdirde, inanın, insanlarımız perişan durumda ve ben şunu söylüyorum:
Eğer insanların hayvanları telef olmuşsa, samanları, otları, bitki örtüleri
olduğu gibi gitmişse bu insanlar ne yapacaklar? Ben daha önce memleketten saman
ve ot getirerek burada basın toplantısı yaptım. Niçin? Dikkati çekmek için.
Yani oraya artık üvey evlat gözüyle kimse bakmasın. Hep Doğu Anadolu’ya şunu
yapacağız, bunu yapacağız diyorlar…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Öğüt, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
ENSAR ÖĞÜT
(Devamla) – Cumhuriyet kurulduğundan bu yana kimse bir şey yapmamıştır. Yapan
varsa iki adım bu tarafa gelsin, konuşsun. Kürsü işte burada. Ha yapmıştır,
tabii ki teşekkür ederim yapılanlara ama batıdakiler gibi değil. Şimdi IMF
geldi, genç çocuklarımız dün olaylar çıkarttılar, Taksim’de -hepimiz üzüldük-
bugün Şişli’de çıkarttılar. O insanlar isyan ediyorlar. Doğu Anadolu’da gençler
işsiz ve perişan kaldıkları zaman ya silahını alıyor PKK’nın yanına gidiyor ya
da göç ediyor, geliyor, oradaki Taksim’deki o olayları yapan çocukların içine
karışıyor. Onun için, devletin görevi, sosyal devletin görevi vatandaşını orada
yaşatmaktır. Vatandaşını orada yaşatmak istiyorsa, o zaman vatandaşına yapacağı
yardımları da ön planda tutması lazım gelir diye düşünüyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralardan alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Öğüt,
cumhuriyet tarihi boyunca da her tarafa her türlü hizmet yapılmıştır. Eksiği
gediği olabilir ama bunlar biraz kastı aşan cümleler oldu herhâlde, sürçülisan
oldu.
ENSAR ÖĞÜT
(Ardahan) – Efendim, ben arz edeyim: “Tabii ki yapılmıştır ama az yapılmıştır.”
dedim.
BAŞKAN – Peki.
Gündem dışı
üçüncü söz, İlköğretim Haftası münasebetiyle söz isteyen Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’a aittir.
Sayın Bulut,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, İlköğretim
Haftası ve yeni eğitim-öğretim döneminin başlamasına ilişkin gündem dışı
konuşması
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009-2010 eğitim-öğretim
döneminin başlaması dolayısıyla görüşlerimi sunmak üzere gündem dışı söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve asil Türk milletini saygıyla selamlıyorum.
Yeni
eğitim-öğretim dönemi, fiziki yetersizlikler, öğretmen eksikliği, donanım
eksikliğiyle maalesef başlamıştır. Her yıl artan nüfusa ayak uyduramayan,
plansız, kıt imkânlarla yürüttüğümüz eğitim çalışmaları maalesef ihtiyaca cevap
verememektedir.
Bunun sebebi,
eğitim harcamalarının bütçedeki payının az oluşudur. 1992 yılında genel
bütçeden ayrılan pay yüzde 19 iken, sonraki yıllarda bu pay yüzde 10’lara kadar
düşmüştür. Bu payın içerisindeki yatırımlara ayrılan pay da yüzde 6’ları
maalesef geçmemektedir. Tüm yük, öğretmenlerin, idarecilerin sırtına
binmektedir. Bu nedenle her eğitim-öğretim yılında kayıt parası tartışması
yaşanmaktadır. Durum böyle olunca da okullar eksikliklerle yeni eğitim-öğretim
dönemine maalesef başlamışlardır.
Bugün
okullarımızda ciddi bir öğretmen eksikliği mevcuttur. Ülkemizde öğretmen açığı
150 bindir. Üniversitelerimizden her yıl 40 bin öğretmen adayı mezun
olmaktadır. 2009 yılı başından beri Millî Eğitim Bakanlığı 30 bin öğretmen
alarak istihdam etmiş, ancak bu eksikliği maalesef karşılayamamıştır. Öğretmen
adayı olarak mezun olmuş ve bugüne kadar atama bekleyen öğretmen sayısı 250
bindir. Bu mezunların istihdamı için Millî Eğitim Bakanlığının öğretmen alımı
konusundaki politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir.
Değerli
milletvekilleri, eğitim kalkınmanın temelidir. Kalkınmada sermayenin yanı sıra
yetişmiş insan gücüne de ihtiyaç vardır. Ülkemizde ne ihtiyaçların tespiti ne
de yatırımların ve eğitimin planlaması yapılmaktadır. Eğitimli gençler arasında
işsizlik yüzde 25’lerin üzerindedir.
Temel eğitim
ilköğretimde giderilmelidir. Adabımuaşeret kuralları diye niçin bir ders olmaz
ve öğretilmez? Türk töresi çocuklara neden belletilmez? Türk aile yapısı neden
yaşanabilir hayat tarzı hâline getirilmez?
İlköğretim
okullarını bitirirken seviye tespit sınavları yapılır. Geçen yıldan itibaren bu
seviye tespit sınavlarında İngilizce sorular da sorulmaya başlandı. Bu ne
demektir? Bu, özel okullara, kolej öğrencilerine yapılan bir ayrıcalık ama
diğer ülke çocuklarına yapılan bir haksızlıktır. Bunun da bu eğitim-öğretim
döneminde mutlaka değerlendirilip gözden geçirilmesi gerekir.
İlköğretimi
bitiren gençler kendi yetenekleri doğrultusunda meslek liselerine
yönlendirilmelidirler. Yönlenmiyorlar. Neden? Çünkü üniversiteye girişin,
meslek liselerine devam ettiği takdirde zor olduğuna, normal liselere devam
edenlerin daha kolay olduğuna inanıyorlar. Halbuki gerçek böyle değildir. Lise
mezunu yüz binlerce genç üniversiteye girememiş, ellerinde de herhangi bir
meslek sahibi olmadıklarından bir problem hâlinde ailelerine ve toplumlarına
yük olmak durumunda kalmıştır. Meslek liselerinin önünün mutlaka açılması,
meslek liselerinde okuyan öğrencilerin kendi branşlarında bir yükseköğretim
okuluna, bölümüne girmelerinin yolunun açılması ve kolaylaştırılması mutlaka gerekmektedir.
YÖK’ün yanlış
uygulamaları, eğitimin ders destekli olmaktan çıkıp dershane merkezli hâle
gelmesine sebep olmuştur. Burada oluşan rekabet ortamında aileler, ekonomik
durumları her ne olursa olsun, dişlerinden, tırnaklarından ayırdıkları paralarla
çocuklarını dershaneye göndermek zorunda kalmışlardır. Bunun bir öğrenci için
yaklaşık 2 bin TL olduğu düşünülürse, ailelerin katlanmak zorunda kaldıkları
durumu takdirlerinize sunuyorum.
Devletin
okulları, dershanelere öğrenci hazırlayan ve sunan merkezlere dönüşmüştür.
Öğrenciler, dershaneler tarafından müşteri gibi görülmektedir. Sektörde çalışan
40 binin üzerinde öğretmen zor şartlar altında hayatlarını sürdürmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)
BAŞKAN – Buyurun
efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
AHMET DURAN BULUT
(Devamla) – Millî Eğitim Bakanlığı, bilginin, yeteneğin değerlendirilerek, bu
doğrultuda, ülkenin, ekonominin, sanayinin, velhasıl toplumun ihtiyacı olan
insan gücünü yetiştirmek için ciddi tedbirler almalıdır.
Öğretmenler
yoksulluk sınırının altında maaş almaya devam ederken, hâlâ, Sayın Bakanın
“Sözleşmeli öğretmenler de kadrolu olacak.” şeklinde verdiği sözün
gerçekleşmesini beklemektedirler.
Öğretmenlerin,
vekil öğretmen, kadrolu öğretmen, asil öğretmen, yedek öğretmen şeklinde
sınıflandırılmasıyla öğretmenliğin onurunun zedelendiğini tekrar takdirlerinize
sunuyorum.
Yeni
eğitim-öğretim döneminin tüm öğrencilerimize, eğitim çalışanlarına, ailelerine
hayırlı olması dileklerimle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bulut.
Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Saygıdeğer
milletvekilleri, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Mustafa Demir, gündemin
“Sözlü Sorular” kısmında yer alan sorulardan 1, 2, 10 ,36, 40, 53, 129, 188,
215, 247, 252, 289, 301, 302, 306, 390, 481, 502, 544 ve 606’ncı sıralarındaki
soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini
sırası geldiğinde yerine getireceğim.
“Başkanlığın
Genel Kurula Sunuşları” vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik ve 24 milletvekilinin,
sınır ve kıyı güvenliği yönetimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/423)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Ülkemizin sınır
ve kıyı güvenliği ile ilgili sorunları görüşmek üzere Anayasa’nın 98. İçtüzük’ün
104. ve 105. maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif
ederiz. 05.06.2009
1) Behiç Çelik (Mersin)
2) Mehmet Şandır (Mersin)
3) Oktay Vural (İzmir)
4) Mehmet Günal (Antalya)
5) Hüseyin Yıldız (Antalya)
6) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
7) Ali Uzunırmak (Aydın)
8) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
9) Erkan Akçay (Manisa)
10) Mustafa Kalaycı (Konya)
11) Beytullah Asil (Eskişehir)
12) Cemaleddin Uslu (Edirne)
13) Gürcan Dağdaş (Kars)
14) Bekir Aksoy (Ankara)
15) Necati Özensoy (Bursa)
16) Akif Akkuş (Mersin)
17) Murat Özkan (Giresun)
18) Mümin İnan (Niğde)
19) Osman Çakır (Samsun)
20) Kürşat Atılgan (Adana)
21) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
22) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
23) Hasan Özdemir (Gaziantep)
24) D. Ali Torlak (İstanbul)
25) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
Gerekçe:
Özellikle 263
sıra sayılı Suriye Sınırında Mevcut Kara Mayınlarının Temizlenmesi ve Söz
Konusu Alanların Tarıma Açılmasına ilişkin Tasarı TBMM Genel Kurulundan
5.6.2009 günü ilk saatlerde geçmiştir.
Bu husus Türkiye
Cumhuriyeti için başka bir meseleyi gündeme getirmiştir. “Sınır ve Kıyı
Güvenliği”nin Cumhuriyet tarihinde ilk defa bu kadar hassasiyet kazandığı
açıktır.
AB İlerleme
Raporu’nda özellikle vurgulanan şey, Türkiye’nin sınırlarının özel güvenlik
birimleriyle korunmasına ilişkin politikalar önerilmektedir.
3152 sayılı
İçişleri Bakanlığının Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun hükmüne göre sınır,
kıyı ve karasularının güvenliği İçişleri Bakanlığı’nın uhdesindedir. Buna
rağmen gerek Genel Kurmay ve gerekse Hükümetin teslimiyetçi yaklaşımı görevi ya
karmaşıklaştırmakta ya da etkisizleştirmektedir.
Devletin güvenlik
politikalarını belirleyen merciler çalıştırılamamaktadır. Milli Güvenlik Kurulu
pasifize edilmiştir.
5442 sayılı İl
İdaresi Kanunu’nda Vali ve Kaymakamlara verilen görev ve yetkiler zamanla
budanmıştır. Bu sebeple sınır ve kıyı ile karasularının güvenliğinde vali veya
kaymakam adına istihdam edilen Jandarma, Emniyet, Sahil Güvenlik ve Silahlı
Kuvvetler İç Güvenlik birimleri kanunen değil nezaketen mahalli mülki amirlerle
ilişkilerini sürdürmektedirler. Bahse konu Suriye sınırındaki mayınların
temizlenmesine ilişkin Kanun tasarısı tartışılırken görüldü ki Türkiye’nin
sınır ve kıyı güvenliği ile gelecekte sınır aşan suların yönetimine heveslenen
bazı odakların, K.Irak’ta tehditkâr bir Kürt yönetiminin emellerine imkan ve
fırsat verecek bir açılımlar demeti hayata geçirilmeye çalışılmaktadır.
AB ile AKP
Hükümetinin ilan ettiği “Türkiye’nin Entegre Sınır Yönetimi Stratejisinin
Uygulanmasına Yönelik Ulusal Eylem Planı” sınırlarımızın askerden
arındırılması, emniyete de verilmemesi ama özel bir güvenlik örgütü ile
korunması yönünde bir AB uyum süreci başlatılmıştır. Daha doğrusu Türkiye’nin
kara sınırları AB’ne emanet edilecek hazırlıklar hızla sürdürülmektedir. Suriye
sınırındaki mayınların temizlenmesi ve bu alanların tarıma açılması hususu
entegre sınır yönetimi ile birlikte ele alındığında Türkiye’ye yönelik ne
korkunç bir tezgah kurulduğu daha iyi anlaşılabilecektir.
Gelişmeler
Türkiye’nin aleyhinedir. PKK terörü Batı tarafından desteklenmektedir. Milli
birliğimiz ve bütünlüğümüz korumamız gereken en önemli değerdir. Bu sebeple
sınır ve kıyı ve karasularımızın güvenliğinin TBMM nezdinde tartışmaya açılması
oldukça önemlidir.
Konunun ayrıntılı
bir şekilde müzakere edilerek bir Meclis Araştırmasına konu edilmesini arz ve
teklif ederiz.
2.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik ve 22 milletvekilinin,
kapatılması söz konusu olan belediyelerin sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/424)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
5747 Sayılı
Kanunla ve Anayasa Mahkemesi ile Danıştay kararları doğrultusunda 29 Mart 2009
Mahalli İdare Seçimlerine katılmaya hak kazanan 862 belediyenin yaşamakta
oldukları sorunları tartışmak üzere Anayasa’nın 98. İçtüzük’ün 104. ve 105.
maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Behiç Çelik (Mersin)
2) Mehmet Şandır (Mersin)
3) Hüseyin Yıldız (Antalya)
4) Oktay Vural (İzmir)
5) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
6) Ali Uzunırmak (Aydın)
7) Murat Özkan (Giresun)
8) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir)
9) Erkan Akçay (Manisa)
10) Cemaleddin Uslu (Edirne)
11) Beytullah Asil (Eskişehir)
12) Bekir Aksoy (Ankara)
13) Gürcan Dağdaş (Kars)
14) Mustafa Kalaycı (Konya)
15) Necati Özensoy (Bursa)
16) Akif Akkuş (Mersin)
17) Osman Çakır (Samsun)
18) Mümin İnan (Niğde)
19) Kürşat Atılgan (Adana)
20) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
21) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
22) D. Ali Torlak (İstanbul)
23) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
Gerekçe:
Bilindiği üzere
5747 Sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra 3225 olan belediye sayısı 2105’lere
kadar düşmüştür. Belediye tüzel kişiliği söz konusu Kanunla kaldırılan 1120
belediyeden özellikle kırsalda bulunan 862 belediyenin hukuki durumu hakkında
Anayasa Mahkemesi’nde ve Danıştay’da davalar yürütülmüştür. Şu anda tüzel
kişiliği devam eden 2948 belediye mevcuttur.
Anayasa
Mahkemesi’nin 31.10.2008 tarih ve 2008/153 sayılı kararı ve Danıştay’ın 19.12.2008
tarih ve 2008/8384 sayılı kararı karşısında 862 belediyenin tüzel
kişiliklerinin devamı sağlanmıştır. 29 Mart 2009 Mahalli İdare Seçimlerine hak
kazanan ve bir 5 yıl daha devamı uygun görülen 862 belediyenin akıbeti hakkında
belirsizlik bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi
anılan kararında “6.3.2008 günlü, 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları
İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun’un: Geçici 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının; Yasa’ya ekli 44 sayılı
listede gösterilen belediyelerden,
1- Türkiye
İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı
sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar,
2- Yasa’nın
yürürlüğe girdiği 22.3.2008 tarihinden önce 5393 sayılı Yasa’nın 8. maddesi
uyarınca yapılan katılma işlemi ile nüfusu 2000’in üzerine çıkanlar,
3- “Kültür ve
Turizm Bakanlığı’nın önerisi ve Bakanlar Kurulu kararı ile ilan edilmiş turizm
bölge, alan ve merkezleri ve kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri”
kapsamında kalanlar ile “Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’nca saptanan 2008 yılı
turizm öncelikli yöreler” listesinde yer alanlar, yönünden, 31.10.2008 günlü,
E. 2008/34, K. 2008/153 sayılı kararla iptaline karar verildiğinden,
uygulanmasından doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve
zararların önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî
Gazete’de yayımlanacağı güne kadar yürürlüğünün durdurulmasına, 44 sayılı
listede kalan bölüme ilişkin iptal istemi 31.10.2008 günlü, E. 2008/34, K.
2008/153 sayılı kararla reddedildiğinden, yürürlüğün durdurulması isteminin
reddine” kararını vererek söz konusu belediyelerin tüzel kişiliklerinin
kaldırılmasına ilişkin en son dava açılabilecek tarihte tereddütler oluşmuş ve
bunu ortadan kaldırmak amacıyla Danıştay’ın 2008/8384 Sayılı kararı
açıklanmıştır. Bu Karar belediyelere daha geniş bir hak tanıyarak,
“Anayasa’nın 125.
ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesine göre, menfaatleri
ihlal edilenler, idari işlemler hakkında, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri istemiyle
idari dava açabilme hakkına sahiptirler.
Bu itibarla,
Türkiye İstatistik Kurumunca gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus sayımı
sonuçları, Resmi Gazete’de yayımlanmadığı ve ilgili belediyelere tebliğ
edilerek sonuçlara itiraz veya iptal davası açma imkânı tanınmadığına ve
yasanın iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine doğrudan başvuru hakkı da
olmadığına göre, davacı belediye tarafından nüfus sayımı sonuçlarının gerçeği
yansıtmadığından bahisle, 5747 sayılı Yasa’nın uygulanmasına ilişkin genelgenin
iptali istemiyle açılan bu davanın da Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen
adrese dayalı nüfus sayımı sonucuna karşı açılan davalar kapsamında olduğunun
kabulü zorunludur.
Bu durumda,
“Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gerçekleştirilen adrese dayalı nüfus
sayımı sonuçlarına yasal süresi içinde iptal davası açanlar yönünden iptaline
karar verildiğinden, dava açan belediyelerin tüzel kişiliklerinin devam ettiği tartışmasızdır”
yönünde görüş beyan etmiştir.
Bugün itibarıyla
bu belediyelerin geleceği tartışma konusudur. Ne Hükûmet nezdinde ne de yüksek
yargı mercilerinde sonucun ne olacağı hakkında bir netlik oluşmamıştır. Ama bu
konu 2014 yılına yaklaştıkça ağırlığını daha da hissettirecek, büyük
tartışmalara sebebiyet verecektir. Hep dışarıdaki bazı odakların talebi
doğrultusunda çalıştırılan TBMM kendi millî meselelerine dönerek belediyelerini
tartışmış olacaktır.
Ayrıca bu
belediyelerin ciddi mali ve idari sıkıntıları gözlemlenmektedir. Bu sorunların
çözümü yönünde bir Meclis araştırmasının açılmasının uygun olacağı mütalaa
edilmektedir.
3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 23 milletvekilinin,
enerji politikaları ile enerji üretim, dağıtım, iletim ve kullanımındaki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/425)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
“Türkiye’de
uygulanan enerji politikaları ile enerji üretimi, iletimi, dağıtımı ve
kullanımında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi” amacıyla, aşağıda belirtilen gerekçelerle Anayasa’mızın 98’inci,
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri
gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Alim Işık (Kütahya)
2) D. Ali Torlak (İstanbul)
3) Necati Özensoy (Bursa)
4) Mithat Melen (İstanbul)
5) Mehmet Şandır (Mersin)
6) Kemalettin Nalcı (Tekirdağ)
7) Beytullah Asil (Eskişehir)
8) Zeki Ertugay (Erzurum)
9) Ahmet Deniz Bölükbaşı (Ankara)
10) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
11) Yılmaz Tankut (Adana)
12) Muharrem Varlı (Adana)
13) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir)
14) Cemaleddin Uslu (Edirne)
15) Mustafa Enöz (Manisa)
16) Cumali Durmuş (Kocaeli)
17) Ali Uzunırmak (Aydın)
18) Osman Durmuş (Kırıkkale)
19) Mustafa Kalaycı (Konya)
20) Hüseyin Yıldız (Antalya)
21) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)
22) Akif Akkuş (Mersin)
23) Yıldırım Tuğrul Türkeş (Ankara)
24) Emin Haluk Ayhan (Denizli)
Gerekçe:
Dünyada söz
sahibi bir ülke olmanın öncelikli şartlarından birisi hiç şüphesiz ki yeterli
enerji kaynaklarına sahip olmak ve bu kaynakları doğru kullanmaktır. Enerji
politikalarını doğru belirleyerek uygulayan ülkeler uluslararası rekabette öne
çıkarken, enerjide dışa bağımlı ülkeler gerek ekonomik gerekse siyasi
politikalarında da dışa bağımlı olmak zorunda kalmaktadırlar. Türkiye’nin de
küresel güç haline gelebilmesi, bir yandan kendi enerji kaynaklarını üretimde
kullanması diğer yandan da bölgesindeki enerji koridoru olma konumunu ve
fırsatını iyi kullanmasına bağlıdır. Bu ise uygulanan enerji politikalarıyla
yakından ilgilidir.
Ülkemizde son
yıllarda, özellikle de AKP iktidarları döneminde ne yazık ki enerjide dışa
bağımlılık giderek artmış, üretimin tüketimi karşılama oranı düşmüş, yüksek
kaçak ve kayıp oranları bir türlü kabul edilebilir sınırlara çekilememiştir.
Nükleer enerji santrali ihalesi bir türlü sonuçlandırılamamış, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı üst düzey bürokratlarının birçoğu yolsuzluk veya usulsüzlük
yaptıkları gerekçeleriyle görevden alınmışlar ve yargılanmak zorunda
kalmışlardır.
Diğer yandan,
enerji arz güvenliğinin sağlanabilmesi için, enerji üretiminde rüzgâr, güneş,
jeotermal, hidrojen ve biokütle gibi yeni, yerli ve yenilenebilir kaynaklardan
azami ölçüde yararlanılması gerekmektedir. Bu amaçla ülke kaynaklarının bir an
evvel harekete geçirilmesi için gerekli tedbirler alınamamış, alternatif enerji
kaynakları alanında Ar-Ge çalışmaları ve yatırımlar özendirilememiş, termik
kaynaklı enerji üretim santralleri yenilenememiş, doğal gaza bağımlılık artmış
ve hidroelektrik üretiminde su kaynaklarımız yeterince kullanılamamıştır.
Ayrıca, ülkemizde
enerji verimliliği de beklenen düzeyde artırılamamıştır. Elektrik enerjisi
dağıtım ve kullanımında kayıp ve kaçakların önlenmesi, kullanılan teknolojinin
geliştirilmesi ve enerji tasarrufu konusunda tüketici bilinci
oluşturulamamıştır.
Gelecekte enerji
ihtiyacı daha da artacak olan ülkemizde enerji üretiminin ve verimliliğinin
artırılması, enerji arz güvenliğinin sağlanması ve yenilenebilir enerji
kaynaklarına yönelik yatırımların teşvik edilerek hızlandırılması kaçınılmaz
olacaktır. Diğer yandan, Kyoto protokolüne imza koyan ve bu sözleşme
hükümlerini kabul eden yasayı çıkaran ülkemiz 2012 yılından itibaren özellikle
termik enerji kaynaklarını kullanmada daha dikkatli davranmak zorunda
kalacaktır.
Yukarıda
belirtilen gerekçelerle ülkemizde uygulanan enerji politikalarının, enerji
üretiminde, iletiminde, dağıtımında ve kullanımında karşılaşılan sorunların
belirlenerek gerekli tedbirlerin zamanında alınabilmesi amacıyla bir Meclis
araştırması yapılıp konunun tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Gündemin “Sözlü
Sorular” kısmına geçiyoruz.
VI.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak’ın, kendisinden
haber alınamayan bir üsteğmene ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru
önergesi (6/493) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
2.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
dövizli askerlik hizmeti uygulamasına ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü
soru önergesi (6/520) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
3.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, inşaat
sektöründeki durgunluğa ilişkin sözlü soru önergesi (6/634) ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
4.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van Belediyesine İller
Bankasından kredi verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/771) ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
5.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’te
Kültür Parkı alanındaki uygulamalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/782) ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
6.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, Oyak Sigortanın
yabancı bir sigorta şirketine satışına ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü
soru önergesi (6/828) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
7.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, belediyelerin
imar değişikliklerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/961) ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
8.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, imar planı
değişikliklerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1048) ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
9.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, yabancılara satılan
ve ipotek edilen tarım arazilerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1083) ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
10.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, imar planında
cem evlerine yer verilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1121) ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
11.- Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul’un, inşaat
sektörünün canlandırılmasına ilişkin söz-lü soru önergesi (6/1126) ve
Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
12.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2008 yılında
tahsil edilen tapu suret harçlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1177) ve Bayındırlık
ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
13.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, görev şehitlerinin
yakınlarına kamu görevi verilme-sine ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü
soru önergesi (6/1192) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
14.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, terör ve görev
şehidi ayırımına ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi (6/1193)
ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
15.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, yabancılara
satılan gayrimenkullere ilişkin sözlü soru önergesi (6/1200) ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
16.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, İller
Bankasınca Gaziantep Büyükşehir ve Şahinbey Belediyelerine verilen kredilere
ilişkin sözlü soru önergesi (6/1295) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa
Demir’in cevabı
17.- Adana Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, Atak helikopter
ihalesindeki ödemelere ilişkin Millî Savunma Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1398) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Mustafa Demir’in cevabı
18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, İl müdürlükleri
personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/1422) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Mustafa Demir’in cevabı
19.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, kıyı
şeritlerindeki belediyelerin imar yetkilerinin alınmasına yönelik kanun
teklifine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1465) ve Bayındırlık ve İskân Bakanı
Mustafa Demir’in cevabı
20.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, depreme yönelik
çalışmalara ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi
(6/1529) (Cevaplanmadı)
BAŞKAN – Soruları
okutuyorum:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül tarafından sözlü olarak
yanıtlanması için gereğini arz ederim. 21.02.2008
Gültan
Kışanak
Diyarbakır
Cumhurbaşkanı
Sayın Abdullah Gül’ün Köşk’e çıktıktan hemen sonra yaptığı Şırnak ziyareti
sırasında kucağına aldığı 22 aylık Pelinsu bebeğin babası, doktor Üsteğmen
Fatih Uluğ’dan 2 Aralık 2007’den beri haber alınamıyor.
Basında Fatih
Uluğ’un operasyon bölgesinde unutulduğuna dair iddialar yer aldı. Firar etmiş
olabileceğine dair iddialar ise resmiyet kazanmadı. Üsteğmenin eşi Feray Uluğ,
“Aradan yaklaşık 2,5 ay geçti, eşim firar etmiş olsaydı mutlaka bizi arardı”
diyerek yetkililere sesleniyor.
Sorular
1- Üsteğmen Fatih
Uluğ’un akıbetini öğrenmek için 2 Aralık 2007’den bu yana ne gibi çalışmalar
yapıldı?
2- Eğer Uluğ’un
akıbeti ile ilgilendiyseniz, hangi bilgilere ulaştınız ve bu bilgileri kamuoyu
ile paylaşmayı düşünüyor musunuz?
3- Üsteğmen Fatih
Uluğ’un kaybolmasıyla ilgili bir soruşturma açıldı mı? Açıldıysa hangi aşamada?
4- Fatih Uluğ
operasyon bölgesinde unutulduysa, ihmali bulunanlar hakkında dava açılacak mı?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Milli Savunma Bakanı Sayın M. Vecdi Gönül tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Ferit
Mevlüt Aslanoğlu
Malatya
23.02.2008
tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Dövizli Askerlik Hizmeti Uygulama esasları
hakkındaki yönetmelikte;
1- Türkiye’de ve
dünyada birçok gemi yabancı bayraklı olarak yük ve tanker taşımacılığını
uluslararası karasularda yapmaktadır. Türk Şirketine ait olmasına rağmen
yabancı bayraklı gemilerde çalışanlar bu yasadan yararlanmaktadır. Bu gemilerle
ülkemize nakliye yapmaktadır. Ancak, Türk Bayraklı olup uluslararası
karasularında çalışan gemi adamları bu olanaktan yararlanamıyorlar. Bu uygulama
eşitlik ilkesine uygun mudur ?
2- Yabancı ülkede
iş yapan iş adamı orada üretim yapıp, insanına istihdam yaratacak yine ihracat
dövizini oraya getirecek vergisini oraya verecek, ülkemizde iş yapan, işveren,
istihdamı ülkemiz insanına istihdam yaratacak, ihracat dövizini ülkemize
getirecek, vergisini verecek kişilere farklı uygulama yapılacak mıdır?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını
arz ederim.
Saygılarımla.
Hasan
Çalış
Karaman
İnşaat sektörünün
sorunları her geçen gün artmaktadır. Yüksek maliyetlerle birlikte konut kredisi
faizlerinin de artması 2007 yılının durgun geçmesine sebep olmuştur. Halen
devam eden durgunluk nedeniyle yapılan tüm daireler elde kalmıştır.
Bu bilgiler
ışığında;
1- Durgunluk
nedeniyle müteahhitler bankalara olan borçlarını, daire satamadıkları için
ödeyemez hale gelmişlerdir. Bu konuda bir çalışmanız var mıdır? Çalışma yapmayı
düşünüyor musunuz?
2- İnşaat
sektöründen sadece müteahhitler değil, inşaat malzemesi satıcıları,
elektrikçiler, su tesisatçıları, hazır beton tesisleri, mobilyacı vb. geniş bir
kesim ekmek yemektedir. İnşaat sektörünü yeniden canlandırma konusunda nasıl
bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından Anayasanın 98. ve İçtüzüğün
99. maddeleri gereğince sözlü olarak cevaplandırılmasını aracılığınızı arz
ederim.
Özdal
Üçer
Van
5393 sayılı
kanunun 68. Maddesinin B bendinde “İller Bankasından yatırım kredisi ve nakit
kredi kullanan belediye, ödeme planını bu bankaya sunmak zorundadır. İller
Bankası hazırlanan geri ödeme planını yeterli görmediği belediyenin kredi
isteklerini reddeder.” denilmektedir.
Van Belediye
meclisinin 06-01-2005 tarih ve 009 nolu kararı ile İller Bankasından borçlanma
sureti ile 7.013.760 YTL ancak bu meblağın yetmemesi üzerine ek olarak
08.03.2005 tarih ve 094 sayılı Meclis Kararı ile 990.239 YTL ek borçlanmaya
gidilmiştir. Ancak bu borçlanmalarla ilgili İller Bankasına ödeme planı
sunulmamıştır.
Verilen krediyle
ilgili olarak;
1- Ödeme planı sunulmamasına
rağmen usulsüzlük harcamaları olan Van Belediyesine ödeme planı sunulmadığı
halde hangi amaçla ve hangi yasal dayanakla kredi verilmiştir?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Yaşar
Ağyüz
Gaziantep
Belediyelerin
imar planları, revizyon ilave ve tadilatların yapımında aldıkları Belediye
Meclis kararları teknik yeterliliğe ve yasalara uygunluğu zorunluluk iken;
1. Seçim bölgem
Gaziantep’te 100.yıl Kültür Parkı olarak planlanmış olan 1,5 milyon m2’lik
alan hiçbir tadilat yapılmadan cafe, lokanta ve eğlence merkezi olarak yapılıp
gelişigüzel dağıtılmaktadır.
Yapılan plan
tadilatı bir kez iptal edilen ve eski imar planının yürürlükte olması gereken
bu alanda Büyükşehir Belediyesince yapılan keyfî uygulama yasal mıdır?
2. Yine aynı
bölgede Batalhöyük denilen sit alanı içinde mevcut Recep Koç parkını da içine
alan (Fidanlık Mah. Pafta : 36 ) imar tadilatı yapılmadan hatta ihaleyle
verildiği söylenen bu alanda yeşil alan yok edilerek ne yapılmaktadır?
3. Bakanlığınızca
görevlendirilecek yetkililerce incelenilerek bu yasa dışı uygulamanın
durdurulması gerekmiyor mu?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki yazılı
sorularımın Millî Savunma Bakanı Sn. Vecdi Gönül tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını arz ederim.
Mümin
İnan
Niğde
Soru:1- Son
dönemlerde basında çıkan haberlere göre, OYAK Sigortanın yabancı menşeli bir
sigorta şirketi olan INC şirketine satışının söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.
Bilindiği kadarıyla OYAK Sigorta, çoğunluğu Türk Silahlı Kuvvetleri
Mensuplarının üye olduğu bir sigorta şirketidir. Üyelik form bilgileri bu
personelimize ait sağlık, eğitim, yaş, medeni hal vb gibi birçok şahsi
bilgileri içermektedir. Bu bilgilerin yabancıların eline geçmesi Türk Silahlı
Kuvvetlerinin personel yapısının detaylı bir fotoğrafının yabancılara teslim
edilmesi anlamına gelmez mi? Bu bilgilerin yabancıların eline geçmesinin, stratejik
açıdan ülke güvenliğini olumsuz etkileyeceğini düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Yaşar
Ağyüz
Gaziantep
Belediye
Meclisleri görevlerini yaparken ve imar planları yapımıyla değişikliklerine
ilişkin alacağı kararlarda Belediye Yasasına ve İmar Yasasına uymak
zorundadırlar.
1. Son yıllarda,
özellikle Büyükşehir Belediye Meclisi gündemlerinin % 90’ının imar değişiklikleri
ile dolu olduğu ve yasal eksiklik içinde, rant yaratmaya yönelik yapıldığı
kamuoyunca bilinen imar plan değişiklikleri için Bakanlığınızca soruşturma
açılan ve sonuçlandırılan belediye veya belediyeler var mıdır?
2. En son bir
siyasetçinin aracı olduğu ve çıkar sağladığı, kamuoyunu günlerdir meşgul eden
İstanbul Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonu Meclisince kabul edilen
Silivri’deki arazi için yapılan imar plan değişikliği hakkında,
3194 sayılı İmar
Yasasının plan değişikliği, yapım koşullarına aykırı, imar plan bütünlüğünü
bozan yoğunluk artırıcı, sosyal donatı alanlarını azaltan ve rant yaratan bir
plan değişikliği olduğu için Bakanlığınızca teknik soruşturma açmayı düşünüyor
musunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorularımın
Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını
saygılarımla arz ederim.
Yaşar
Ağyüz
Gaziantep
Bakanlığınız
gündeminde bulunan İmar Yasası değişikliği son aylarda İstanbul ile
Gaziantep’te yaşanan ve kamuoyuna yansıyan yasaya aykırı, rant yaratan imar
tadilatlarının çoğalması nedeniyle daha bir önem kazanmıştır. O nedenle
çabuklaştırılması kentler ve ülke yararınadır.
1. Rant yaratan,
İmar Yasasının “Plan değişiklikleri yapma esaslarına” aykırı kent yararına ve
kamu yararına olmayan imar değişikliklerini engellemek için almayı düşündüğünüz
yasal tedbirler var mıdır?
2. Seçim bölgem
Gaziantep’te Büyükşehir Belediyesinde yaşanan;
Protokollere
dayanarak Meclis kararı olmadan taahhüt edilen 700 milyarlık şartlı bağışlarla
yapılan,
Belediye
Başkanının yatırımcıyla bizzat görüşerek, “Siz bu arsayı hissedarlardan
toplayın, ben imar tadilatı yaparım.” Gaziantep’i ticari alana çeviren 72,5
trilyonluk haksız ve şaibeli rantın yaratıldığı imar değişiklikleri için,
Kamuoyuna
yansıyan iddiaları suç duyurusu kabul ederek, teknik ve yasal soruşturma açmayı
düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını arz ederim.
Mümin
İnan
Niğde
Soru:1- 01 Ocak
2003 tarihinden sonra devlet, gerçek ve tüzel kişiler tarafından, coğrafi
bölgeler itibarıyla kaçar hektar tarım arazisi yabancılara satılmıştır?
Soru:2- 01 Ocak
2003 tarihinden sonra devlet, gerçek ve tüzel kişiler tarafından, coğrafi
bölgeler itibarıyla kaçar hektar tarım arazisi kredi kullanımı nedeniyle
bankalara ipotek edilmiştir?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını
saygılarımla arz ederim.
Yaşar
Ağyüz
Gaziantep
İmar planları
yapılırken yasa ve dinî inançlarımız gereği ibadet tesislerine yer
ayrılmaktadır.
Ülkemizde değişik
bölgelerde yaşayan Alevi vatandaşlarımızın da isteği Cem Evlerine imar planında
yer ayrılması ve yasal statü kazandırılmasıdır.
1. Yeniden
düzenlenmesi Bakanlığınız gündeminde olan İmar Yasası çalışmaları kapsamında,
imar planı yapımı esaslarında sosyal teknik altyapı olarak tanımının yer
almasını düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim. 27.11.2008
Osman
Ertuğrul
Aksaray
İnşaat sektörünün
sorunları her geçen gün artmaktadır. Yüksek maliyetlerle birlikte konut kredisi
faizlerinin de artması 2007 ve 2008 yılının durgun geçmesine sebep olmuştur.
Hâlen devam eden durgunluk nedeniyle yapılan tüm konutlar elde kalmıştır.
Bu bilgiler
ışığında;
1- Durgunluk
nedeniyle müteahhitler bankalara olan borçlarını, konut satamadıkları ve hak
ediş alamadıkları için ödeyemez olmuşlardır. Bu konuda bir çalışmanız var
mıdır?
2- İnşaat
sektöründen sadece müteahhitler değil, inşaat malzemesi satıcıları,
elektrikçiler, su tesisatçıları, hazır beton tesisleri, mobilyacı vb. geniş bir
kesim ekmek yemektedir. İnşaat sektörünü yeniden canlandırma konusunda nasıl
bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim.
Saygılarımla.
Dr.
Reşat Doğru
Tokat
Soru: Tapu
İdarelerinde tapu başına 5 TL alınıyor. 2008 yılında toplanan paranın miktarı
ne kadardır. Bu paranın ne kadarı nerelerde kullanılmıştır. Bu paranın bir
kısmını döner sermaye olarak personele dağıtımını düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun
Milli Savunma Bakanı M. Vecdi Gönül tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını
arz ederim.
Saygılarımla.
Dr.
Reşat Doğru
Tokat
Soru: Terör
Şehitleri gibi Görev Şehitlerinin yakınlarının da devlet hizmetlerinde görev
alabilmeleri için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun
Milli Savunma Bakanı M. Vecdi Gönül tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını
arz ederim.
Saygılarımla.
Dr.
Reşat Doğru
Tokat
Soru: Ülkemizde
TSK da fedakâr bir şekilde canını vererek ülke savunması için çalışıyor.
Görevleri esnasında yüreğimizi yakan şehitler veriliyor. Bu görevlerde şehit
olan insanların bir kısmı Terör, bir kısmı da Görev Şehidi olarak kanunlarımıza
göre ayrılıyor. Bu ayrım şehitlerimizin ailelerini çok rahatsız ve huzursuz
ediyor. Bu ayrımın kalkması için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun
Bayındırlık ve İskân Bakanı tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını saygılarımla
arz ederim.
Hasan
Özdemir
Gaziantep
Türkiye’de toprak
satışları kamuoyunda sürekli yer almış bir konudur. Bugün de yabancılara toprak
satışı ciddi bir boyuta doğru ilerlemektedir.
Buna göre;
1) Türkiye
genelinde yabancılar üzerine kayıtlı toplam kaç konut vardır? Yabancıların
sahip oldukları toprak alanı ile birlikte değerlendirildiğinde bu alan ne
kadardır? Bu alanın ne kadarı tarım arazisidir?
2) Başta
Gaziantep ili olmak üzere diğer Doğu ve Güneydoğu illerindeki İsrail
uyruklularının mülkiyetlerindeki toprak alanı ne kadardır?
3) Yabancılara
toprak satışı konusunda il bazındaki binde 5’lik sınırlama ilkesi
uygulanabilmekte midir? Bu düzenlemenin “idari birim” boyutunda
değerlendirilmesi söz konusu mudur?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskan Bakanı tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 23.03.2009
Yaşar
Ağyüz
Gaziantep
Belediyelerimize
proje karşılığı borçlandırarak kredi veren Bakanlığınıza bağlı İller Bankası
Genel Müdürlüğü’nce;
1. Seçim bölgem
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile Metropol İlçe Şahinbey Belediye
Başkanlığına 2004-2009 dönemi içerisinde borçlanma yoluyla ne kadar kredi
verilmiştir?
2. Verilmiş ise
bu krediler projelere bağlı yatırım karşılığı ve öncelikli midir?
3. Borçlanma
yoluyla verilen krediler kilit taşı ihalelerinde kullanılmak amacıyla verilmiş
ise, ihaleler hangi kurum tarafından yapılmıştır? Kilit taşı döşeme
ihalelerinin kapsamında kilit taşı alımı dahil midir?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki sorumun
Milli Savunma Bakanı Sn. Vecdi Gönül tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 96. maddeleri uyarınca
saygılarımla arz ederim.
Kürşat
Atılgan
Adana
Soru: Atak
Helikopter Tedarik İhalesi Şartnamesine göre üretimde herhangi bir aksaklık
olmazsa kontratın imzalanmasından 60 ay sonra ilk helikopterin teslim edileceği
ve ilk helikopter teslim edilmeden önce de ihale bedelinin % 50’sinin firmaya
ödeneceği söyleniyor. Bu ihale yapılalı aşağı yukarı bir yıl geçti. Şu ana
kadar hangi firmalara ne kadar ödeme yapılmıştır?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıda
belirtilen sorularımın, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Mustafa Demir
tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz
ederim.
Prof.
Dr. Alim Işık
Kütahya
Bakanlığınıza
bağlı il müdürlüklerinde birçok ilimizde olduğu gibi Kütahya ilinde de iş
yükünün yoğunluğuna karşılık gerek idari ve teknik personel yetersizliği,
gerekse personelin ücret ve özlük haklarının iyileştirilememesi nedeniyle,
kurum personeli ve bu kurumdan hizmet alanlar zaman zaman değişik sıkıntılarla
karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu konuyla ilgili olarak;
1. İl müdürlüklerinde
çalışan personelin ücret ve özlük haklarının iyileştirilmesine yönelik bir
çalışmanız var mıdır? Personelin döner sermaye gelirlerinden yararlandırılması
sağlanabilir mi?
2. Bakanlığınız
2009 yılı programında Kütahya Bayındırlık ve İskân İl Müdürlüğünde ihtiyaç
duyulan mimar, mühendis, inşaat teknikeri ve idari personel açığının
kapatılmasına yönelik hangi tedbirler alınmıştır?
3. İl
müdürlüklerinde bazı işlerin gerektiğinde hizmet alımı yoluyla yaptırılması
sağlanabilir mi?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Mustafa Demir tarafından sözlü
olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Yaşar
Ağyüz
Gaziantep
Yürürlükteki
belediye yasaları ve İmar Yasası,
Ayırımsız tüm
Belediyelere imar planı yapma- uygulama ve İnşaat ruhsatı verme yetkisi tanımış
iken,
1. T.B.M.M
Başkanlığına 6 AKP’li Milletvekilinin önerisi olarak sunulan, turizm
merkezlerinde, kıyıda ve sahil şeridinde kalan belediyelerden, imar
uygulamaları ve ruhsatlandırma yetkilerinin alınarak,
Kültür ve Turizm
Bakanlığının yetkilendirilmesini öneren yasa tasarısına sorumlu Bakanlık olarak
katılıyor musunuz? Destekliyor musunuz?
2. İmar uygulama
ve ruhsatlandırma yetkileri elinden alınmak istenen kıyı ve sahillerdeki
belediyeler,
Bugüne dek
yeterliydi de, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinden sonra mı aniden yetersiz
oldular?
3. Yerelleşme adı
altında belediyelerimizin yetkileri artırılmaya çalışılırken, bu yasa tasarısı
ile turizm merkezlerimiz, kıyı ve sahillerdeki belediyelerimiz iktidar yanlısı
yönetimler olmadıkları için mi cezalandırılmak isteniyor?
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Aşağıdaki
sorularımın Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Mustafa Demir tarafından sözlü
olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.
Yaşar
Ağyüz
Gaziantep
Ulusumuza büyük
acılar yaşatan 17 Ağustos Marmara Deprem felaketinin üzerinden on yıl geçti.
Bu sürede manevi
acılar kapanmadı ama;
1) Büyük acı
veren deprem sonrası yaraların sarılması için alelacele konulan “Geçici Deprem
Vergileri” deprem yaralarının sarılması ve alınması gereken köklü tedbirler
için mi kullanıldı? Yoksa kalıcı hâle getirilip, bütçeye yama mı oldu?
2) Deprem
güçlendirme çalışmaları kapsamında bugüne dek ne kadar dış kaynaklı kredi
kullanıldı, kaç adet kamu binası güçlendirildi?
3) Yapılması
gereken deprem ve afet risk haritaları yaptırıldı mı? Yaptırıldı ise sonuçları
neden açıklanmadı?
4) Deprem ve
diğer doğal afetler konusunda Bakanlığınızca yapılan teknik ve yasal çalışmalar
var mıdır?
Yoksa arzu etmediğimiz
ve yaşanmaması için dua etmekten başka çare bulamadığımız ikinci bir deprem
felaketini mi beklemektesiniz?
Olası bir deprem
felaketine karşı merkezi Hükûmetin, valiliklerimizin ve mahalli idarelerimizin
yeterli bir planlaması ve hazırlığının olduğunu düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tüzün.
Sayın Bakanım,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Millî Savunma Bakanlığına yöneltilmiş olan
sözlü soru önergelerine cevap vermek üzere söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle Tokat
Milletvekili Sayın Doktor Reşat Doğru tarafından verilen (6/1192) ve (6/1193)
esas numaralı sözlü soru önergelerine cevaben:
1) 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nun ek 1’inci maddesi kapsamında, şehit kamu
görevlileri, erbaş ve erler ile geçici ya da gönüllü köy korucularının
yakınlarından birine (eş, çocuk veya kardeş) iş istihdamı sağlanmıştır. Şehit
yakınları ile çalışabilir durumda olan malullerin işverence istihdamında takip
edilecek usul ve esaslar, Terör Eylemleri Nedeniyle Şehit ve Malul Olanların
Yakınlarının ve Çalışabilecek Durumdaki Malullerin Kamu Kurum ve Kuruluşlarında
İstihdamı Hakkında Yönetmelikte belirlenmiştir. Anılan yönetmeliğin hükümleri
İçişleri Bakanlığınca yürütülmektedir.
2) Türk Silahlı
Kuvvetlerinde muvazzaf olarak görevli iken veya askerlik hizmeti sırasında
hayatını kaybeden personelin şehit olarak tanımlanması MSY 439-1A sayılı Millî
Savunma Bakanlığı Şehitlik Yönergesiyle yapılmakta olup, terör ya da görev diye
bir ayırım bulunmamaktadır. Şehitlik kavramı, tamamen onursal ve manevi bir
mertebedir. Hayatını kaybeden personelin özlük işlemleri olayın vuku buluşu
dikkate alınarak, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu, 2330 sayılı Nakdi
Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, 2629 sayılı Uçuş, Paraşüt,
Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanunu, 2453 sayılı
Yurtdışında Görevli Personele Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması
Hakkında Kanun, 2566 sayılı Bazı Kamu Görevlilerine Nakdî Tazminat Verilmesi ve
Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu kapsamında
düzenlenmektedir.
Niğde
Milletvekili Sayın Mümin İnan tarafından verilen (6/828) esas numaralı sözlü
soru önergesine cevaben:
Ordu Yardımlaşma
Kurumu, 2005 Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanunu’yla kurulmuş, özel hukuk
hükümlerine tabi, mali ve idari bakımdan özerk bir teşekküldür. OYAK’ın karar
organları; temsilciler kurulu, genel kurul, yönetim kurulu, denetleme kurulu ve
genel müdürlükten oluşmaktadır. OYAK’ın icraatları ve aldığı kararlar kendi
organları tarafından yürütülmektedir.
Ordu Yardımlaşma
Kurumu -OYAK- Sigorta adlı bir şirket bulunmamaktadır. 1968 yılında sigorta
hizmetleri vermek üzere kurulan aynı adlı şirketin hisselerinin bir kısmı OYAK
tarafından 1994 yılında AXA Grubuna satılmış ve şirketin adı AXA OYAK Sigorta
Şirketi olarak değiştirilmiştir. 1999 yılında her iki grubun hisseleri yüzde
50-50 olarak AXA OYAK Holding bünyesinde eşitlenmiştir. OYAK Sigortanın, soruda
belirtilen ING şirketine -burada Hollanda şirketi ING şirketinin kastedildiği
kabul edilmiştir- satıldığı hususu doğru değildir.
AXA OYAK Sigorta
Şirketi Türk kanunlarına göre kurulmuş bir Türk şirketidir. AXA ve OYAK
arasında yürütülen görüşmeler neticesinde 3 Şubat 2008 tarihinde AXA OYAK
Holding bünyesinde bulunan yüzde 50 OYAK hissesinin AXA grubuna satışına
yönelik hisse devir anlaşması imzalanmış ve 12 Ağustos 2008 tarihinde hisselerin
devri gerçekleşmiştir.
Türkiye’de
sigortacılık alanında faaliyet gösteren şirketler elementer branşlar ile hayat
ve sağlık alanında isteyen herkese sigortacılık hizmeti sunmaktadır. Türk
Silahlı Kuvvetleri mensupları da tamamen kişisel tercihleri doğrultusunda
Türkiye’de faaliyet gösteren tüm sigorta şirketlerinden bu hizmeti
alabilmektedirler.
Adana
Milletvekili Sayın Kürşat Atılgan tarafından verilen (6/1398) esas numaralı
sözlü soru önergesine cevap:
ATAK Projesi
kapsamında 29 Haziran 2009 tarihine kadar yapılan ödemeler şu şekildedir:
Agusta Westland
firmasına yapılan ödeme miktarı 326 milyon 17 bin 687 Avro, TUSAŞ firmasına
yapılan ödeme miktarı 50 milyon ABD doları, ASELSAN firmasına yapılan ödeme
miktarı 75 milyon 159 bin 517 ABD dolarıdır.
Yine, Diyarbakır
Milletvekili Sayın Gültan Kışanak tarafından verilen (6/493) esas numaralı
sözlü soru önergesine cevap:
Bilindiği üzere,
operasyon sonrasında kendisinden haber alınamayan Doktor Üsteğmen Fatih Uluğ
ile ilgili konu yargıya intikal etmiş olup, süreç devam etmektedir. Bu itibarla
konu ile ilgili olarak herhangi bir değerlendirme yapılmasının uygun olmayacağı
değerlendirilmektedir.
Malatya
Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu tarafından verilen (6/520) esas
numaralı sözlü soru önergesine cevap:
1) 1111 sayılı
Askerlik Kanunu ve 2008/13171 sayılı Dövizle Askerlik Hizmeti Uygulama Esasları
Hakkında Yönetmelik kapsamında yürütülen dövizle askerlik hizmeti
uygulamasından faydalanacak vatandaşlarımızda;
a) Yurt dışında
bulundukları ülkelerde yabancılara tanınan oturma ve çalışma iznine sahip
olmak,
b) Almış
oldukları oturma ve çalışma izinleri ile işçi, işveren veya bir meslek ya da
sanat mensubu sıfatını kazanmış olmak,
c) Kendilerine
verilen çalışma izinleri kapsamında 1.095 günlük fiilî çalışma süresini
tamamlamış olmak şartları aranmaktadır.
2) Yabancı
bandıralı gemilerde gemi adamı olarak çalışanlar ise,
a) Donatan veya
vekil tarafından düzenlenmiş, yabancı bandıralı gemide fiilen gemi adamı olarak
çalıştığını gösterir hizmet akit belgesini,
b) Geminin
bandırasında bulunduğu ülke kayıtlarına göre düzenlenmiş denizci kütüğü kayıt
suretini,
c) Gemi adamı
yeterlilik belgesi ve gemi adamları cüzdanı suretlerini, dövizle askerlik
hizmeti için yapacakları müracaatlarında ibraz etmek zorundadırlar.
3) Ayrıca, temel
eğitim ve ödeme yükümlülükleri sona erinceye kadar vatandaşlarımızın yukarıda
belirtilen şartları muhafaza etmeleri gerekmektedir.
4) Dövizle
askerlik hizmeti uygulamasını düzenleyen 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun ek
1’inci maddesinin amacı, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları
ülkelerde elde ettikleri hak ve kazanımlarını, yurt içindeki uzun süreli
askerlik hizmeti nedeniyle kaybetmelerini önlemektir.
5) Bu nedenle,
yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın bir anayasal hak ve yükümlülük olan
askerlik hizmetini yerine getirmelerini sağlamak maksadıyla 1980 yılından
itibaren dövizle askerlik hizmeti uygulamasına geçilmiş ve buna ilişkin
düzenlemeler ise Dövizle Askerlik Hizmeti Uygulama Esasları Hakkında
Yönetmelik’le hükme bağlanmıştır.
6) Görüldüğü
üzere, merkezi yurt içinde bulunan ve uluslararası ticaret yapan firma veya
nakliyat şirketlerinin ülke ekonomisinde yaratacakları istihdam ya da ihracat
yoluyla elde edecekleri döviz getirisi, Askerlik Kanunu’nun ve Dövizle Askerlik
Hizmeti Uygulama Esasları Hakkında Yönetmelik’in amaçları dışındadır. Ayrıca,
hak ve yükümlülükler açısından eşitlik ilkesi ise ancak eşitler arasında temel
alınan anayasal bir kriterdir.
7) Sonuç olarak,
uluslararası ticaret yapan şirketlerin Türk bandırasındaki gemilerinde görevli
gemi adamlarının dövizle askerlik hizmetlerinden faydalandırılmaları, Askerlik
Kanunu’nun ve Dövizle Askerlik Hizmeti Uygulama Esasları Hakkında Yönetmelik’in
amaçlarıyla uyuşmamaktadır.
Karaman
Milletvekili Sayın Hasan Çalış’ın (6/634) esas numaralı soru önergesine cevap:
Kamu yapılarıyla
ilgili diğer yapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre şartları ve
standartlarına uygun olarak gerçekleştirilmesi, yapım sürecine katılan
tarafların yükümlülük ve sorumluluklarının netleştirilmesi, kontrolsüz,
kalitesiz yapılaşmanın engellenmesi, gelişmiş ülkelerde uygulanan mevzuatın da
araştırılarak sektörlerin belirli kriterlere göre düzenlenmesiyle disiplin ve
kayıt altına alınması, sektörün yetkisiz ve yetersiz kişilerden arındırılması
gibi hususlar Bakanlığımızın görevleri arasında yer almaktadır. Bu kapsamda,
Bakanlığımızca yeni bir düzenleme yapılarak müteahhitlik hizmetlerinin
disipline edilmesi amacıyla hizmet paydaşlarının da katılımının sağlandığı
değerlendirme çalışmaları yapılmaktadır.
Esasen inşaat
sektörünün gelişmesi ve canlanması, ülkemizin ekonomik göstergeleriyle doğrudan
etkileşim sonucu serbest piyasa koşullarında oluşan bir husustur. İnşaat
sektöründe ülkemizin konut arzı, görevi Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, mahallî
idarelerin ve bu alandaki kuruluşların ve özel sektör marifetiyle
yapılmaktadır. Konut sektöründeki imalatların hızlı, kaliteli ve ekonomik
yapılmasını temin maksadıyla kamu desteği sağlanmaktadır. Buna rağmen konut
sektöründe serbest piyasa şartlarında zaman zaman durgunluklar
yaşanabilmektedir. Ancak oluşacak bu kriz durumunun serbest ekonomi mantığı
içerisinde geliştirilecek etkin çözümlerle giderilmesi esastır. Bu bilgiler
ışığında, Bakanlığımız, özel sektöre iş yapan müteahhitleri de kapsayacak şekilde
müteahhitlik hizmetlerini yürütenleri disipline etmeye yönelik bir düzenleme
yapılabilmesi için hizmet paydaşlarının da katılımının sağlandığı bir çalışma
başlatmıştır. İnşaat sektörü, inşaatı yapanlar, kullananlar, inşaat girdilerini
üretenler ve pazarlayanlar da dikkate alındığında çok geniş bir toplum kesimini
içine almaktadır. Bu geniş yelpaze içerisinde üretilen, pazarlanan ve
kullanılan inşaat malzemelerinin kaliteli yapılması ve ucuza temini yönündeki
denetim çalışmaları Bakanlığımızca piyasa denetimi ve gözetimi kapsamında
yapılmaktadır.
Van Milletvekili
Sayın Özdal Üçer’in (6/771) esas numaralı sözlü soru önergesine cevap:
Bilindiği üzere
belediyelerin kredi talepleri 4759 sayılı İller Bankası Kanunu ve bu Kanun’a
dayalı olarak çıkartılan İller Bankası Uygulama Yönetmeliği, İller Bankası
Genel Kredi Sözleşmesi, 5302 sayılı İl Özel İdareleri Kanunu ile 5393 sayılı
Belediye Kanunu hükümleri çerçevesinde değerlendirilerek sonuçlandırılmaktadır.
Van Merkez Belediyesi Belediye Meclisinin 6/1/2005 tarih ve 009 sayılı ve
8/3/2005 tarih ve 94 sayılı Kararları ile Bankamızdan hizmet aracı alımında
kullanılmak üzere kredi talebinde bulunulmuştur. Bankamız yönetim kuruluna
sunulan değerlendirme raporu ekinde bulunan itfa tablosunda, belediyenin
krediyi aylık taksitlerle geri ödeme planı -faiz ve anapara- detaylı olarak yer
almıştır. Bankamızca belediyelere ve il özel idarelerine açılan kredilerde
herhangi bir yasal prosedür eksikliği bulunmamaktadır.
Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün (6/782) esas numaralı soru önergesine cevap:
Gaziantep ili
100. Yıl Kültür Parkı’nın imar planları ve uygulamalarıyla ilgili olarak
Bakanlığımızda herhangi bir kayda rastlanılmamaktadır. Ancak, ilgili idarelerce
hazırlanarak onaylanan imar planları ile bu planlarda yapılacak değişikliklerin
şehircilik ilkelerine, kanunlara ve 3194 sayılı İmar Kanunu’na ve Plan Yapımına
Ait Esaslara Dair Yönetmelik’te öngörülen planlama esaslarına uygun olması
yasal zorunluluktur. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8/b maddesinde,
“İmar Planları;
Nazım İmar Planı ve Uygulama İmar Planından meydana gelir. Mevcut ise bölge
planı ve çevre düzeni plan kararlarına uygunluğu sağlanarak, belediye sınırları
içinde kalan yerlerin nazım ve uygulama imar planları ilgili belediyelerce
yapılır veya yaptırılır. Belediye meclisince onaylanarak yürürlüğe girer. Bu
planlar onay tarihinden itibaren belediye başkanlığınca tespit edilen ilan
yerlerinde bir ay süre ile ilan edilir. Bir aylık ilan süresi içinde planlara
itiraz edilebilir. Belediye başkanlığınca belediye meclisine gönderilen
itirazlar ve planları belediye meclisi onbeş gün içinde inceleyerek kesin
karara bağlar.”
“Onaylanmış
planlarda yapılacak değişiklikler de yukarıdaki usullere tabidir.
Kesinleşen imar
planlarının bir kopyası, Bakanlığa gönderilir.”
Hükümleri yer
almaktadır.
3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 8’inci maddesinde yer alan yasal prosedüre uygun olarak kesinleşen
imar planı değişikliklerinin iptal edilmesi, değişiklikten önceki imar planının
kendiliğinden, yeni bir meclis kararı alınmaksızın tekrar yürürlüğe gireceği
anlamına gelmemektedir. Bir bölgede bir plan iptal edildiğinde, idarece
mevzuatta öngörüldüğü şekilde yeni bir imar planı yapılıp onaylanmadıkça o alan
plansız hâle gelmektedir. İdarece bu alanda yeni bir imar planı yapılması hâlinde
ise yeni planın iptal edilen değişiklikten önceki plan kararlarını aynen
içermesi mümkün olabileceği gibi, yine mevzuata uygun olmak kaydıyla farklı
kararlar içermesi de mümkündür.
Diğer taraftan,
“Batalhöyük” denilen sit alanıyla ilgili olarak da Bakanlığımız kayıtlarında
herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmadığından, bu konuya ilişkin bir görüş
verilememektedir. Ancak, plan değişikliklerinin, 3194 sayılı İmar Kanunu’na,
Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik’e, şehircilik ilkelerine, planlama
esaslarına, kamu yararına ve yürürlükteki mevzuata uygun olarak
gerçekleştirilmesi, planlama alanının da plan kararlarına uygun olarak
kullanılması gerekmektedir.
Bakanlığımızca,
3194 sayılı İmar Kanunu ve yönetmeliklerin uygulanması konusunda idarelerce
tereddüde düşülen konularda açıklık getirmek üzere görüş belirtilmektedir.
Yine, Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün (6/961) sayılı sözlü soru önergesine cevap:
İstanbul
Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonunca kabul edilen İstanbul Silivri’deki
arazi için yapıldığı iddia edilen imar planı değişikliği hakkında, 3194 sayılı
İmar Kanunu’nun plan değişikliği koşullarına aykırı, imar planı bütünlüğünü
bozan, yoğunluk artırıcı, sosyal donatı alanlarını azaltan ve rant yaratan ve
plan değişikliğine yönelik olarak Bakanlığımızın doğrudan teknik soruşturma
açma veya inceleme yaptırma imkânı bulunmamaktadır. Çünkü, 14/12/1983 tarihli
ve 180 sayılı Bayındırlık ve İskân Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname ve 9/5/1985 tarihli ve 18749 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren Bakanlığımızın imar mevzuatına ilişkin konulardaki belediyelere ait iş
ve işlemleriyle, belediyelerin kendilerine yaptıkları imarla ilgili çalışmaları
da dâhil olmak üzere tüm bunları denetleme yetkisi, 23/1/1985 tarihli ve 18775
sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393
sayılı Belediyeler Kanunu uyarınca İçişleri Bakanlığı yetkisinde bulunmaktadır.
Ayrıca, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi İmar Komisyonunca kabul edildiği ifade edilen İstanbul
Silivri’deki araziye ilişkin imar planı değişikliği hakkında bugüne kadar
Bakanlığımıza yapılmış herhangi bir başvuru da bulunmamaktadır.
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, arkadaşlarımızın da tekrar belki ek soru sorma düşünceleri olabilir.
Sisteme girenlerden anlıyorum. Biraz daha özetleyerek daha seri bir şekilde
olursa bu imkânı iyi kullanmış oluruz. Çünkü şu anki akış, sizin cevap verme
sürecinde zamanın tamamlanacağını gösteriyor.
Buyurun.
BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Devamla) – Sayın Başkanım, tabii, konular teknik
olduğu için biraz kısaltmak belli bir yerden sonra pek mümkün olmuyor ama diğer
cevaplar daha kısa. Sayın Başkanım, sürede tamamlamaya çalışacağım.
Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün (6/1048) sayılı sözlü soru önergesine cevap:
1) 3194 sayılı
İmar Kanunu’na ilişkin Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik insan, toplum
ve çevre münasebetlerinde kişi ve aile mutluluğu ile toplum hayatını yakından
etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmayı, yatırımların yer
seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmeyi ve toprağın korunma, kullanma
dengesini en rasyonel biçimde belirlemek üzere hazırlanacak olan her türlü
ölçekteki plan ve bu planlar üzerinde yapılacak değişikliklerin hangi esaslar
dâhilinde yapılacağını belirlemeyi amaçlamaktadır. Anılan yönetmelik
hükümlerinde imar planı değişikliklerinde uyulması gereken esaslar açık bir
şekilde ifade edilmiştir. Belediyeler tarafından İmar Kanunu ve yönetmelik
hükümleri kapsamında yapılan plan değişikliklerine ilişkin olarak tereddüde
düşülen hususlarda Bakanlığımıza görüş sorulmakta, konular incelenerek
yapılması gereken işlemler hakkında ilgili birimler bilgilendirilmektedir.
Ancak bütün bunların yanında öncelikle temel sorun olan imar konusundaki yetki
karmaşasının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bakanlığımızca bu konudaki
çalışmaların önümüzdeki Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşınmasına
yönelik hazırlıklar tamamlanma aşamasındadır.
Bakanlığımız plan
ve mevzuat hükümlerine uygun kentleşmeyi gerçekleştirmek amacıyla gerekli
düzenlemeleri yapmak ve bunun uygulanmasını sağlamakla yetkili kılınmıştır.
Daha önce de ifade edildiği gibi belediyeler tarafından yapılan imar
değişiklikleriyle birlikte imara ilişkin diğer tereddüde düşülen konuların
Bakanlığımıza iletilmesi hâlinde konular Bakanlığımız tarafından incelenmekte,
ilgili kanun ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda görüş verilmekte, mevzuata
uygun işlem yapılması için belediyeler ile valilikler sürekli olarak
uyarılmakta, doğru uygulamalar konusunda yönlendirilmektedir. Plan veya plan
değişikliği yapılmasına ilişkin usul ve esaslar gerek 3194 sayılı İmar
Kanunu’nda gerekse Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik’te ayrıntılarıyla
açıklanmaktadır.
5216 sayılı
Büyükşehir Belediyesi Kanunu uyarınca büyükşehir belediyeleri, 5393 sayılı
Belediye Kanunu uyarınca belediyeler, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu
uyarınca il özel idareleri, yetkili oldukları sınırlar içinde her türlü
uygulamanın yürürlükteki plan ve mevzuat hükümlerine uygun olmasını, olmadığı
tespit edilenlerin ise uygun hâle getirilmesini sağlamakla yükümlüdürler. 5442
sayılı İl İdaresi Kanunu uyarınca da valilikler de bu sınırlara bakılmaksızın
il sınırı içerisindeki mevzuata aykırı yapılaşmaların kontrol altında
tutulmasında yasalar çerçevesinde ayrıca sorumludur.
Niğde
Milletvekili Sayın Mümin İnan’ın (6/1083) numaralı önergesine cevap:
2644 sayılı Tapu
Kanunu’nun 35’inci maddesine göre Türk asıllı olmayan yabancı gerçek kişiler
ülkemizde tarım arazisi edinememektedirler. Bu sebeple önergenizde sözü edilen
1/1/2003 tarihi itibarıyla yabancı uyruklu tüzel kişiler tarafından taşınmaz
mal edinimi gerçekleşmemiştir. Yabancı sermayeli şirketlerden 4875 sayılı
Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’na tabi şirketler Türk Ticaret Kanunu
kapsamında değerlendirilmekte olduklarından yabancılar envanteri içerisinde yer
alamamaktadır. Bu husustaki yetkili kurum Hazine Müsteşarlığıdır. Ayrıca,
yabancı gerçek ve tüzel kişiler tarafından edinilen taşınmaz malların kredi
kullanımı nedeniyle bankalara ipotek edildiğine dair verilere ilişkin olarak
Bakanlığımızda herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.
Gaziantep Milletvekili
Sayın Yaşar Ağyüz’ün (6/1121) numaralı sözlü soru önergesine cevap:
3194 sayılı İmar
Kanunu’nun revizyonu çalışmaları sürdürülmekte olup cemevlerinin kentsel,
sosyal ve teknik altyapı tanımı içerisinde yer almasına ilişkin husus,
çalışmalar kapsamında ayrıca değerlendirilecektir.
Aksaray
Milletvekili Sayın Osman Ertuğrul’un (6/1126) numaralı sözlü soru önergesine
cevap:
1) Bakanlığımız
ve bağlı ve ilgili kuruluşlarıyla yapım sözleşmesi bulunan müteahhitlerin hak
edişleri iş programına uygun olarak ödenmektedir. Ayrıca, 4734 sayılı Kamu
İhale Kanunu kapsamında yapım sözleşmeleri devam eden müteahhitleri de
etkileyen özellikle demir ve demir mamullerinde 2008 yılının ilk yarısında
meydana gelen beklenmeyen fiyat artışlarının karşılanmasına yönelik olarak ilk
etapta 4735 sayılı Kanun’da değişiklik yapılmış ve hazırlanan ilave fiyat farkı
esasları 26/12/2008 tarihinde Bakanlar Kurulunca yürürlüğe konulmuştu.
Ülkemizin
lokomotif sektörlerinden biri olan inşaat sektöründeki daralmayı aşmak için
akılcı projeler üreterek özel yapılara vergi indirimleri getirilmesi, mortgage
kredilerine destek verilmesi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının can suyu
projesinin bir benzerini inşaat sektörü için harekete geçirmesi, yurt dışında
yapılacak müteahhitlik hizmetleriyle ilgili olarak özendirici birtakım
tedbirlerin alınması ve kolaylıkların sağlanması, yurt dışındaki yatırımcıların
ülkemizde inşaat ve müteahhitlik sektörüne yatırım yapmaları için özendirici
tedbirlerin alınması gibi teşvik edici birtakım önlemlerin, daralmanın
aşılmasına katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Bakanlığımız
görev alanı dışındaki enerji, ulaştırma gibi altyapı çalışmalarının
hızlandırılması, ülkemizde ihtiyaç duyulan kamu hizmet yapılarının tespit
edilerek yeni yapım ihalelerinin açılması da inşaat sektöründeki daralmanın
aşılmasına katkı sağlayabilecektir.
2) Öncelikle
üretim ve ürün kalitesiyle uluslararası piyasalarda aynı konularda faaliyet
gösteren firmalarla rekabet edebilecek düzeydeki yerli sanayicilerin
desteklenmesi için yerli ürünlerin kamuda kullanımını avantajlı hâle getirmek
üzere gerekli olan mevzuat düzenlemeleri yapılmış olup, 2008/20 sayılı Bakanlık
genelgesiyle de, bu yeni durum, kamu kurum ve kuruluşlarınca dikkate alınması
hususunda kamu yöneticilerinin gereken duyarlılığı göstermeleri istenilmiştir.
Tokat
Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/1177) sayılı sözlü soru önergesine cevap:
2008 yılı
itibarıyla kadastro müdürlüklerince tapu belgeleri için alınan 5 TL ücret,
8/1/2009 tarih ve 1 no.lu yönetim kurulu kararıyla kaldırılmıştır. Döner
sermaye işletme hesabında biriken paraların tamamı tapu ve kadastro
hizmetlerinde kullanılmaktadır. Ayrıca, personele fazla mesai ücreti olarak
yansıtılması konusunda da gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, 1 Şubat 2009
tarihinden itibaren uygulamaya geçilmiştir.
Gaziantep
Milletvekili Sayın Hasan Özdemir’in (6/1200) sayılı sözlü soru önergesine
cevap:
1) Türkiye
genelinde bugüne kadar yabancı gerçek kişiler adına kayıtlı toplam 49.338 adet
kat mülkiyeti taşınmaz vardır. Yabancıların sahip oldukları toprak alanı ile
birlikte değerlendirildiğinde toplam 50 milyon 300 bin 95 metrekaredir. Bu
alanın 43 milyon 852 bin 596 metrekaresi ana taşınmaz alandır.
2) Doğu ve
güneydoğu illerinde İsrail uyruklu yabancı gerçek kişilere ait herhangi bir gayrimenkul
kaydı bulunmamaktadır.
3) 5782 sayılı
Kanun’a göre yabancı uyruklu gerçek kişilerin, merkez ilçe ve ilçeler bazında
uygulama imar planı ve mevzi imar planı sınırları içerisinde kalan toplam
alanların yüz ölçümünün yüzde 10’una kadar olan kısımda taşınmaz ile bağımsız
ve sürekli nitelikte sınırlı ayni hak edinebilmeleri mümkün bulunmaktadır.
Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün (6/1295) sayılı sözlü soru önergesine cevap:
1) İller Bankası
Genel Müdürlüğünce Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile metropol ilçe
Şahinbey Belediye Başkanlığına 2004-2009 dönemi içerisinde borçlanma yoluyla
açılan krediler 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73’üncü maddesi gereğince
ticari sır niteliğinde bulunduğundan açıklanamamaktadır.
2) İller Bankası Genel
Müdürlüğünce yerel yönetimlere sağlanan yapım kredileri mutlaka bir projeye
dayalı olarak verilmektedir.
3) İller Bankası
Genel Müdürlüğünün kredileriyle mahallî idarelerce gerçekleştirilen projelere
ilişkin ihaleler ilgili idarelerin istemleri üzerine kendileri tarafından
yapılmaktadır.
Kütahya
Milletvekili Sayın Alim Işık Bey’in (6/1422) sayılı sözlü soru önergesine
cevap:
1) Bakanlığımızın
merkez ve taşra teşkilatlarında tüm personelin ücret ve özlük haklarının
iyileştirilmesine yönelik çalışmalarımız devam etmekte olup şimdilik döner
sermaye gelirlerinden personelin yararlandırılması yöntemleri
araştırılmaktadır.
2) Bakanlığımızın
tüm taşra teşkilatlarında sözü edilen personel açığının bir an önce kapatılması
amacıyla çalışmalar başlatılmış olup iller düzeyinde ihtiyaç duyulan ve bazı
yerlerde fazla olan çeşitli branşlardaki teknik ve idari personel tespit
edilerek personelin dengeli olarak merkez ve taşradaki tüm birimlerimize
dağıtılması için gereken düzenlemelerin hazırlıkları devam etmektedir.
3) İl
müdürlüklerinde bazı işlerin hizmet alımı yoluyla gerçekleştirilmesi hususu
tamamen bütçe imkânlarına bağlı olup yeterli kaynağın temin edilmesi ve ilgili
mevzuatın elverdiği imkânlar ölçüsünde bazı hizmetlerin dışarıdan satın
alınması yoluna gidilebilmektedir.
Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün (6/1465) esas numaralı sözlü soru önergesine
cevap:
3621 sayılı Kıyı
Kanunu’na göre kıyıda ve sahil şeridinde yapılacak olan planlamalar ile yapı ve
tesislere ilişkin ruhsat işlemleri belediye ve mücavir alan sınırları
içerisinde belediyeler, dışında ise valiliklerce yürütülmektedir. Ayrıca, Kıyı
Kanunu’nun 7’nci maddesi hükmünde de belirtildiği üzere 2634 sayılı Turizmi
Teşvik Kanunu’nun 7’nci maddesi uyarınca kıyı ve sahil şeridinde düzenlenen planlarla
imar mevzuatı veya yerin özelliği dolayısıyla anılan kanun kapsamına girenler
Kültür ve Turizm Bakanlığınca tasdik edilmektedir. Ancak, bu alanlardaki
yapılara ilişkin ruhsat işlemleri 3194 sayılı İmar Kanunu ve 5302 sayılı İl
Özel İdaresi Kanunu uyarınca belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde
belediyesince, dışında ise il özel idaresince yürütülmektedir. Hâlen yürürlükte
bulunan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu’nun 7’nci maddesinin birinci
paragrafında “Bakanlık; kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm
merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, resen onaylamaya
ve tadil etmeye yetkilidir.” hükmü yer almakta olup, ilgili madde hükmünden de
anlaşılacağı üzere, kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm
merkezi olarak ilan edilen yerlerdeki kıyı ve sahil şeridiyle birlikte diğer
tüm alanlar içerisinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, resen
onaylamaya ve tadil etmeye Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilidir.
Bakanlığımız,
plan ve mevzuat hükümlerine uygun kentleşmeyi gerçekleştirmek amacıyla gerekli
düzenlemeleri yapmak ve bunun uygulanmasını sağlamakla yetkili kılınmıştır.
İlgili kanun ve yönetmelik hükümlerine uygun işlem yapılması için belediyeler
ile valilikler sürekli uyarılmakta, doğru uygulamalar konusunda
bilgilendirilmekte ve rehberlik edilmektedir.
Bakanlığımızca
3194 sayılı İmar Kanunu ile 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun revizyon çalışmaları
sürdürülmekte olup, imar konularında bütüncül bir yaklaşım getirilmesi
hedeflenmektedir.
Sayın Başkanım,
okunan sözlü soru önergelerine cevaplar bu şekildedir. Tekrar sayın
milletvekillerimizin anlaşılmayan konular üzerinde ilave açıklama talepleri ve
soruları varsa cevaplandırmaya hazırım.
Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım.
Kısa kısa,
arkadaşlarımızın katkılarını tekrar almak istiyorum.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum. Sayın Bakana da teşekkür
ediyorum vermiş olduğu cevaplardan dolayı.
Tapuyla ilgili
vermiş olduğum soruda, esasında o alınan 5 lira harcın daha sonra kaldırıldığı
ifade edildi. Tabii benim soru önergemden sonra kaldırıldı. Ondan dolayı
teşekkür ediyorum kendilerine.
Diğer bir konu
terör şehitleriyle ilgili bir soruydu. Biliyorsunuz, ülkemizde, Türk Silahlı
Kuvvetleri ve emniyet güçlerimiz fedakâr bir şekilde, canını vererek ülke
savunmasında çalışıyor. Görevleri esnasında yüreğimizi yakan şehitler
veriliyor. Bu şehitlerin bir kısmına “terör şehidi” diyoruz bir kısmına da
“görev şehidi” diyoruz. Terör şehitleri ve ailelerine iş imkânı sağlanıyor ama
görev şehitlerine ise iş imkânları sağlanmıyor. Bundan dolayı da çok büyük
sıkıntı olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle Tokat için diyorum, Tokat’ta Tokat
nüfusuna kayıtlı yaklaşık olarak 356 tane şehit var. Bunların bir kısmı terör
şehidi bir kısmı görev şehidi. Dolayısıyla, bu ayrımın ortadan kalkmasını, daha
doğrusu terör şehidi ile görev şehidinin tanımının yapılmasını istiyor halk,
halk bunu istiyor, aileler bunları istiyor. Bu noktada Sayın Bakandan cevap
beklemiştim, soruma tam cevap alamamış durumdayım.
Bir diğer husus:
Sayın Bakan, yani, yirmi soruya cevap vereceği yerde on soruya cevap verse tam
olarak hem anlaşılmış olur hem de daha geniş bir şekilde bu cevap verilmiş olur
diye düşünüyorum.
Teşekkür ederim
kendisine.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Doğru.
Sayın Aslanoğlu…
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, öncelikle Arguvan Belediyesiyle ilgili
duyarlılığınıza teşekkür ediyorum, yardım ettiğiniz için. Arguvan Belediyesiyle
ilgili bir konumuz vardı, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
tabii, bu, Millî Savunma Bakanlığıyla ilgili bir sorundu. Aynı şirketin yabancı
bandıralı bir gemisi ile Türk Bayrağı çekmiş bir gemisi aynı işi yapıyorlar,
aynı yükü taşıyorlar, aynı yere gidiyorlar, ama yabancı bandıralıda çalışanlar
dövizle askerlikten yararlanıyorlar, aynı işi yapan Türk Bayrağı çekmiş
gemideki, uluslararası taşımacılıktaki insanlar yararlanamıyor. Ben bunu
sordum. Spesifik örnek veririm; aynı şirketin iki gemisi, biri yabancı
bandıralı, biri Türk Bayrağı çekmiş; aynı işi yapıyorlar, aynı büyüklükte;
örnek verebilirim. Bu bir eşitsizlik Sayın Bakanım. Yani, biri yabancı bayraklı
gemide çalışan insanlar dövizli askerlikten yararlanıyor, aynı şirketin Türk
Bayrağı çekmiş uluslararası çalışanı ise yararlanamıyor. Ya hepten kaldırın… Bu
kişiler arasında bir aykırılık yaratıyor, her şeye aykırı. Ben bunu spesifik
örneklerle dile getiririm. Bu bir ayrıcalık. Ya hepten kalksın yahut da
dışarıda çalışan bir şirketin Türk Bayrağı taşıyan gemilerindeki çalışanlar da
dövizli askerlikten yararlansın.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Üçer,
buyurun.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Aslında, Sayın Bakanımın konuyla ilgili açıklamasını yetersiz bulmakla
beraber, Sayın Bakanımın o dönemde bakan olmadığını da belirtmek isterim.
Çünkü, belirttiğim konu, sormuş olduğum soru yolsuzlukla ilgili bir soru
aslında. Belediye bütçesine girmiş 10 trilyonun nereye gittiği konusunda bir
belirsizlik var ve bu belirsizliği sözlü bir iddia olarak ifade etmiyoruz.
İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilmiş resmî müfettişler tarafından da,
alınan banka kredileri için ödeme planı sunulmadığını ve günümüz gerçekliği
itibarıyla da Van Belediyesinin beş yıllık AKP yönetimi döneminde, Burhan
Yenigün yönetimi döneminde 200 trilyona yakın borçlandırıldığı bir gerçeklik.
Şimdi bu gerçeklikle beraber Sayın Bakanımın “Bütün prosedürler uygulanmıştır,
herhangi bir sorun yoktur.” cevabını eksik bir cevap, yanlış bir cevap olarak
algılamaktayım.
Ülkemizin en
temel sorunlarından biri de kamu kaynaklarının doğru ve güvenilir bir şekilde
kullanılması. Kamu kaynaklarının doğru ve güvenilir bir şekilde kullanılmayışı,
birilerinin özel maksatları doğrultusunda çarçur edilmesinin tek bir ismi
vardır: Yolsuzluk. Bence bu soruma böyle bir cevap verilmek yerine derhâl o
dönemdeki yöneticiler hakkında bir soruşturma başlatılması ve adli merciler
önüne çıkarılması gerekiyordu.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK
(Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Ben de Sayın
Bakana vermiş olduğu cevaplardan dolayı teşekkür ediyorum. Hepimizin de
yakından bildiğine inandığım, Sayın Bakanımın da bu konuda ciddi bir eksikliğin
olduğunu zaman zaman dile getirdiği, hakikaten bayındırlık il müdürlüklerindeki
personel eksikliği, özlük haklarının sıkıntılı olduğu ve birçok hizmeti
personel yetersizliği nedeniyle zamanında gerçekleştiremediği yakınmaları
kamuoyu tarafından ve bizler tarafından yakından bilinmekte. Örneğin, Kütahya
ili Simav ilçesinde 17 Şubat 2009 tarihinde yaşanan deprem felaketinin ardından
hasar tespit çalışmaları sınırlı sayıda, çok özverili çalışmalarla, mevcut
personel tarafından gerçekleştirilebilmiştir. Ancak birçok hasar gören binanın
sonradan, bu çalışmaların ardından yeniden müracaatta bulunmak zorunda olduğu
ve mağduriyetleri giderilemediği gerçeği de bilinmektedir. O nedenle, özellikle
afetlerde vatandaşın mağduriyetinin en kısa sürede giderilmesi açısından,
bayındırlık il müdürlükleri, yine Bakanlığınıza bağlı tapu sicil ve kadastro müdürlüklerindeki
özellikle teknik personel ihtiyacının mutlaka, acilen giderilmesi kaçınılmaz
görünmekte. Kütahya gerek Tapu gerek Kadastro gerekse Bayındırlık İl Müdürlüğü
teknik eleman eksikliğinin mümkün olduğunca, en azından 2010 yılı içerisinde
tamamlanması hâlinde kamuoyu adına teşekkürü tekrar size ileteceğimi de
belirtmek istiyorum.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Son olarak, Sayın
Özdemir, buyurun efendim.
HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Bakana teşekkür ediyorum.
Ancak, bir kere,
Sayın Bakanın konuşmalarını çok anlayamadım ben, çok yavaş bir tonlaydı. Ancak
görebildiğimiz kadarıyla, duyabildiğim kadarıyla, Doğu ve Güneydoğu’da İsrail
uyruklulara satılan hiç bir toprak olmadığını… O şekilde anladım ben. Ancak hem
basında çıkan haberlerde hem de konuşmacıların medyada konuşmalarını
incelediğimiz zaman, bilhassa Urfa Ceylanpınar bölgesinde ve diğer,
Güneydoğu’da toprak satışlarının olduğu söyleniyor. Bu konuda tam yeterli cevap
alamadım. Bu bölge bildiğiniz gibi son derece önemli bir bölge. Bazı devletler
tarafından bizim sınırlarımız içerisindeki bazı toprakların kendileri
tarafından kutsal topraklar olarak değerlendirildiğini biliyoruz. Bilhassa bu
konu mayınlı arazilerin mayından temizlenmesi ve daha sonra onların aynı şirkete,
yabancı firmalara verilmesi konusunda da büyük bir hassasiyet gösteriyordu. Bu
konuda, dediğim gibi ben ya tam anlayamadım veya satılmalar varsa bunların
miktarları ne kadardır? Bunları Sayın Bakan yeniden bildirebilirse memnun
olurum.
Teşekkür ediyorum
efendim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Bakanım
ilave edeceğiniz herhangi bir husus var mı?
BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Açıklık getirmemizde yarar var Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bakanım.
BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI MUSTAFA DEMİR (Samsun) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.
Öncelikle Millî
Savunma Bakanlığımıza ait konularla alakalı hem Sayın Aslanoğlu’nun ve diğer
milletvekili arkadaşlarımızın, açıklığa kavuşmayan, tutanaklardan da alıp ben
kendilerine aldığım notlarla birlikte Savunma Bakanımıza ileteceğim, ilgili
bilgilendirmeyi kendisinin yapmasında yarar vardır diye düşünüyorum.
Sayın Alim Işık
milletvekilimizin ifade ettiği bu eleman yetersizliği konusunda Bayındırlık ve
İskân Bakanlığımızla ilgili şu anda bir teşkilat yasası çalışmamız var. Burada
tamamen işin doğası gereği bir kariyer bakanlığı kuruluşu hâline hem tapu
kadastro bağlı genel müdürlüklerimizi, İller Bankası da dâhil, hem bayındırlık
il müdürlerimiz de dâhil olmak üzere bir çalışma neticelendirdi. Sizlerin de
desteğiyle yasalaşması durumunda bugün eksikliği duyulan birçok noktanın
hallolacağını düşünüyoruz.
Sayın Hasan
Özdemir milletvekilimizin ifade ettiği konuyu net bir şekilde ifade ediyorum.
“Tarım arazisi” adı altında, tarım niteliği taşıyan herhangi bir gayrimenkulün,
hiçbir, bırakın İsrail vatandaşı, herhangi bir yabancı uyruklu kişiye satılmış
olması Türkiye’de söz konusu değildir, böyle bir şey yasal olarak da mümkün
değildir. Bu, net bir şekilde daha önceki sorularda da ifade edildi ama ben bir
kere daha ifade etmekte fayda görüyorum.
Sayın Özdal Üçer,
Van Milletvekilimizin ifade ettiği konu da şöyle: Tabii sizin sorunuzda
belediyenin işlemleriyle ilgili ifade ettiğiniz noktalar var. Saygı duyuyorum
ama bunların araştırılması -bu, bir iddiadır- İçişleri Bakanlığımızın yetkisi
ve sorumluluğu dâhilindedir ama Bayındırlık ve İskân Bakanlığımıza bağlı olarak
çalışan İller Bankasından herhangi bir şekilde, Yönetim Kurulunun ve ilgili
düzenlenen mevzuatların, teşkilat kanunundaki yetkilerin ve sunulan projelerin
kapsamı dışında herhangi bir yolsuzluğa ve usulsüzlüğe meydan verebilecek
şekilde kredi alması mümkün değildir, kullanması mümkün değildir. İller
Bankasının uygulamasını kastediyorum. İller Bankası açtığı kredilere de,
özellikle bizim de sıkı sıkı takip ettiğimiz kendi görev ve sorumluluğu
içerisinde verilen kredilerin de nasıl kullanıldığını takip etme noktasında
işin verimli, kaliteli ve projelerine uygun şekilde yapılmasını takip etmektir.
Diğer konu bir iddiadır. Bu, adli bir konudur. Belki İçişleri Bakanlığımızın da
bakanlık olarak takip ettiği bir konudur. Böyle bir şey söz konusuysa yani
herhangi bir şekilde bir kamu kurum ve kuruluşunun buna göz yumması asla söz
konusu değildir.
Buna açıklık
getirmek için söz almış bulundum.
Sayın Başkanım,
teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sorular
cevaplandırılmıştır.
Sayın Bakanımıza
ve sayın milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Sayın Başkanım, sataşma var.
BAŞKAN – Sayın
Üçer, Sayın Bakan burada, kendisiyle görüşebilirsiniz. Burada karşılıklı bir
konuşma imkânımız İç Tüzük gereği yok.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Hayır, karşılıklı değil. Lütfen… Şunu söyleyeyim.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.37
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.49
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik),Yusuf COŞKUN (Bingöl)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan, İmar Kanunu ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
başlayacağız.
2.- İmar Kanunu ile Bayındırlık ve İskân Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonu Raporu (1/713) (S. Sayısı: 397)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer
alan, Kütahya Milletvekili Soner Aksoy'un; Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının
Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
3.- Kütahya Milletvekili Soner Aksoy'un; Yenilenebilir
Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (2/340) (S. Sayısı: 395)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü sırada yer
alan, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
4.- Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığının Teşkilat ve
Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/704) (S.
Sayısı: 383)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
5’inci sırada yer
alan, Bolu Milletvekili Fatih Metin’in; 491 Sayılı Denizcilik Müsteşarlığının
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
5.- Bolu Milletvekili Fatih Metin’in; 491 Sayılı Denizcilik
Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm Komisyonu Raporu (2/137) (S. Sayısı: 228)
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
6’ncı sırada yer
alan, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
başlayacağız.
6.- Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/499) (S. Sayısı: 321) (x)
Komisyon?
Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
Komisyon raporu
321 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Saygıdeğer
milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi
kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde
görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.
Tasarının tümü
üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Hamit Geylani, Hakkâri;
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Rahmi Güner, Ordu; Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Faruk Bal, Konya; AK PARTİ Grubu adına Veysi Kaynak,
Kahramanmaraş milletvekillerinin söz talebi vardır.
Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Hamit Geylani…
Sayın Geylani şu
anda yok galiba.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Rahmi Güner, Ordu Milletvekili.
Sayın Güner,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 321 sıra sayılı Türk
Borçlar Kanunu Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı yüce Meclis tarafından kabul
edildikten sonra -hâlen yürürlükte bulunan- 8 Mayıs 1926 tarihinde yürürlüğe
giren ve seksen üç yıldır yürürlükte olan Borçlar Kanunu tamamen yürürlükten
kaldırılacaktır.
Sayın
milletvekilleri, Türk Borçlar Kanunu Türk Ticaret Kanunu’ndan önce çıkarılması
gerekliyken, her nedense Türk Ticaret Kanunu Meclis gündemine getirilmişti
fakat Türk Borçlar Kanunu Tasarısı’nın Genel Kurul gündemine getirilip
öncelikle görüşmeye başlanılması da bu düzensizliği önleyecektir.
(x)
321 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Değerli
arkadaşlarım, biz bu konuda hem komisyonda hem Mecliste ısrarla Borçlar
Kanunu’nun temel kanun olduğunu ve Ticaret Kanunu’ndan daha önce görüşülmesi
gerektiğini belirtmiştik. Bu durum Meclis tarafından düzeltilmiştir.
818 sayılı
Borçlar Kanunu’nun kabulünden bu yana geçen zaman, ilke ve dünya koşullarındaki
değişim ve özel hukuk alanında kaydedilen ilerleme değerlendirildiğinde
Türkiye’nin yeni bir Borçlar Kanunu gereksinimi olduğu açıktır. Cumhuriyet Halk
Partisi olarak bu gereksinimin farkında olduğumuzdan tasarının komisyondaki
görüşmelerinde düzeltici, katılımcı, pozitif anlamda katkı sağlayıcı olarak tüm
üye arkadaşlarım görev yapmışlardır.
Değerli
arkadaşlar, Türk Borçlar Kanunu borç ilişkilerini düzenleyen temel bir
kanundur. Bu Kanun Tasarısı mümkün olduğu kadar yürürlükte olan kanunun bazı
maddelerini kabul etmiş, o maddelerin dilinde sadeleştirmeler yapmıştır fakat
dilin arılaştırılması konusundaki yaklaşım sadece yabancı kelimelerin
Türkçeleştirilmesi olarak algılanmıştır. Ancak, uygulamada yerleşmiş bazı
hukuki terimlerin Türkçeleştirilmesi, hukuki problemlerin doğmasına neden
olacaktır. Bu sebepledir ki, terimler üzerinde yapılacak düzenlemelerde azami
dikkat edilmeliydi.
Temel kanunların
kolaylıkla anlaşılabilmesi gerekmektedir. Bu kanun tasarısının hazırlanmasında
Türk Borçlar Kanunu konusuna giren uygulamalarda mahkeme kararları, Yargıtay
kararları ve doktrinden istifade edilmiştir. Bu tasarıda çağdaş hukukun ve
küreselleşen ekonominin ortaya koymuş olduğu sorunların çözümünde Yargıtay ve
doktrin görüşünün yanında İsviçre Borçlar Kanunu, daha doğrusu İsviçre Borçlar
Kanunu Tasarısı ve Alman Borçlar Kanunu ile Fransa Borçlar Kanunu’ndan da
istifade edilmeye çalışılmıştır. Esasında Türk Yargıtayının kararları ve bu
konuda ihtisas sahibi akademisyenlerin görüşleri esas alınmıştır.
Sayın
milletvekilleri, tasarının “hükümler” kısmında yeni getirilen genel işlem
koşulları müessesesiyle sözleşme taraflarından birinin önceden hazırlayıp diğer
tarafa sunduğu, müzakere edilmeden kabul edilen sözleşme metinlerinin doğurduğu
olumsuzlukları önlemek amacı taşınmaktadır. Ancak bu hükümde tüketici işlemi ve
ticari işlem ayrımı yapılmadığı için bu hüküm ticari işler açısından bazı
olumsuzlukları da gündeme getirecektir. Eğer bu hüküm düzeltilmez ise ticaretin
hızlı ve güvenli yapısı bozulacak, tacirin basiret yükümlülüğü, genel işlem
şartları içeren ticari sözleşmeler de daralacaktır.
Sayın
milletvekilleri, yine kanunlaştırma tekniğindeki büyük hatalardan birisi, Türk
Borçlar Kanunu Tasarısı’nın hâlen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun
madde numaralarını değiştirmiş olmasıdır. Hukuk uygulamasını büyük oranda
zorlaştıracaktır. Bu sebeplerle, yürürlükte olan kanun madde numaraları ile bu
tasarının madde numaraları arasında uyum sağlanması gerekmekteyken tasarı bunu
dikkate almamıştır. Bu temel kanunlaştırma hatalarının derhâl dikkate alınması,
böyle bir temel konu yasalaştırılırken zarurettir.
Sayın
milletvekilleri, tasarının gerekçesinde her ne kadar Avrupa sözleşmeler hukuku
genel ilkeleri, milletler arası ticari sözleşmelerin genel ilkeleri gibi
milletler arası kuruluşların hazırladığı model kanunlardan yararlanıldığı ifade
edilse de tasarı incelendiğinde, maalesef, bu milletler arası metinlerin ve
birçok AB yönergesinin dikkate alınmadığı, bunun aksine, sadece İsviçre
hukukunda odaklanıldığı anlaşılmaktadır ancak -yapılması gereken- milletler
arası düzenlemelerin tamamının dikkate alınması gerekirdi.
Sayın
milletvekilleri, tasarının “Aşırı faydalanma” başlıklı hükmünde, aşırı
faydalanma nedeniyle oransızlığın giderilmesi talebi, aşırı faydalanmanın
öğrenildiği tarihten; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı
tarihten başlayarak iki yılda ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten
itibaren beş yıl içinde kullanılabileceği hükmü getirilmiştir ancak bu hükmün,
biz, daha uzun süreli bir şekilde düzenlenmesi gerektiğine inanmaktayız. Bu
hâliyle, kanunda bulunan zaman aşımı süreleri yumuşatılacak ve aşırı
faydalanmadan zarar gören korunacaktır.
Sayın
milletvekilleri, tasarının “genel hükümler” kısmında yer alan “haksız fiil
sorumluluğu” hükmü eksik olarak kaleme alınmıştır. Tasarının “haksız fiil
hükmü” düzenlenirken, haksız fiil sorumluluğunun sonucu olarak sadece tazminat
öngörülmüş, fiilin durdurulması, önlenmesi ve eski hâle iadeye ilişkin hükümler
düzenlenmemiştir. Ayrıca, yine bu hükümde, manevi tazminat talebinin sebebi tam
olarak belirtilmemiş, hüküm muğlak ifadelerle kaleme alınmıştır.
Ayrıca, tasarıda
düzenlenen “tehlike sorumluluğu” hükmü ağır bir şekilde düzenlenmiştir.
Almanya, Fransa, İtalya sanayileri tehlike altına girer sebebiyle tehlike
sorumluluğundan vazgeçmekteyken bu hüküm ile sanayimiz Avrupa Birliği
ülkelerinin sanayisi karşısında zor duruma düşecektir.
Sayın
milletvekilleri, tasarıda yine düzenlenen “kısmen ödemede mahsup” hükmüne göre,
borçlu ancak faiz ve gider borcunu kapatmışsa alacaklının oluru ile
gerçekleştirdiği kısmen ödemesini anaparadan düşebilir. Hükmün devamında bu
kurala aykırı sözleşme yapılamayacağından bahsedilmektedir. Bu gereksiz olarak
eklenmiş bir hüküm olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tasarının “Faiz”
başlıklı hükmünde, faiz oranının özel mevzuata bırakılması kanaatimizce uygun
olmamıştır. Avrupa Birliğinde eğilim, yasal faiz oranlarını Merkez Bankasının
uyguladığı faiz oranına tabi tutmak şeklindedir. Ayrıca, bu madde hükmünde
düzenlenen akdi faiz oranı çok fahiş olmakla beraber, kanaatimizce faiz oranı
hiçbir şekilde yasal faiz oranının yüzde 40’ını geçmemelidir. Bu hükümde,
hâkime cezai şartta olduğu gibi hakkaniyet uyarınca faiz oranını indirme
yetkisi de tanınmalıdır. Bunun yanı sıra, sözleşmede öngörülmese bile erken ifa
hâlinde faiz indirimi zorunlu kılınmalıdır.
Sayın
milletvekilleri, tasarıda akdi temerrüt faizi sınırının yasal faiz oranının 2
misli olarak belirlenmesi, fahiş bir akdi temerrüt faizi uygulamasını
doğuracaktır. Kanaatimizce bu yasal faiz oranı da yasal faizin yüzde 50’si
oranında sınırlanmalıdır. Ayrıca, haksız fiillerden doğan borçlarda temerrüt
faiz oranı düzenlenmeli ve bu faiz oranı asgari yasal faizin 2 katı olmalıdır.
Tasarının genel “zamanaşımı” hükmü de eksik olarak düzenlenmiştir. Kanaatimizce
iki tarafa borç yükleyen ilişkilerde farklı zaman aşımı süreleri
düzenlenmelidir. Ayrıca, alacağın bir kısmı için zaman aşımı kesilmiş ise
tamamı için de kesilmiş sayılmalıdır.
Sayın
milletvekilleri, tasarının “Mal varlığı veya işletmenin devralınması” başlıklı
hükmünde, bir işletmeyi devralanın sınırsız bir şekilde sorumlu tutulması
maddeyi uygulanmaz hâle getirmekte. Bu sebeple, yüzlerce kişinin çalıştığı
işletmeler devir yoluyla değil, hurda olarak satılmakta ve kapatılmaktadır ve
sonuç olarak burada çalışanlar da işsiz kalmaktadır. İşletmeyi devredenin, asıl
borçlunun sorumluluğu iki yılla sınırlıyken devralan, geriye doğru zaman
ihbarıyla sınırsız sorumluluk altına girmektedir. Her şeyden önce, devralanın
sorumluluğu da son iki yıllık borçlarla sınırlandırılmalıdır.
Sayın
milletvekilleri, yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nda yer aldığı gibi, aynen
tasarıda düzenlenen “aşkın zarar” uygulamada ispatı konusunda tereddütlere
neden olan bir düzenlemedir. Aşkın zarar konusunda uygulamada yer alan
tereddütlerin giderilmesi için bu maddeye aşkın zararın ispatı hususunda bir
hüküm eklenmemiş, madde eksik düzenlenmiştir.
Sayın
milletvekilleri, Borçlar Kanunu’nun özel borç ilişkilerini düzenleyen “Özel
Hükümler” bölümünde yeni sözleşme türleri düzenlenmesine rağmen, uygulamada
sıklıkla kullanılan arsa karşılığı inşaat sözleşmesi gibi özel hükümlere
ihtiyaç duyan bu konu, tasarı kapsamında düzenlenmemiştir. Özellikle, tasarının
konut kiralarını düzenleyen hükümleri, yürürlükte olan 6570 sayılı Gayrimenkul
Kiraları Hakkında Kanun’dan alınarak düzenlenmiştir. Kira sözleşmeleri gibi
sosyal ve ekonomik yaşamdaki hızlı ve önemli değişikliklerin görüldüğü bu
alanın özel kanunda düzenlenmesi daha uygundur çünkü böyle bir konuyu özel
kanunda düzenlemek, zaman içinde değişen şartlara göre yasa değişikliği
yapılması gerektiğinde bunun daha çabuk ve kolay bir şekilde yapılabilmesine
imkân sağlar. Ancak buna rağmen, konut
kiraları gibi özel bir konu tasarının içerisinde düzenlenmiştir. Ayrıca,
tasarıda yapılan düzenlemeler kiracı ile kiralayan arasında dengeyi
bozmaktadır.
Sayın
milletvekilleri, evde hizmet sözleşmesi bu tasarı ile Türk hukuk sistemine ilk
kez girecektir. Tasarıda düzenlenen hizmet sözleşmesi hükümleri ile 4857 sayılı
İş Kanunu hükümleri arasında düzenleme ve terim uyumu sağlanamamıştır. Ayrıca,
bu bölümde düzenlenen “evde hizmet sözleşmesi” kapsamında iş sağlığı ve iş
güvenliği bakımından iş yeri olan evlerin nasıl denetleneceği tasarıda
düzenlenmemiştir.
Borçlar
Kanunu’nun temel kanun olması sebebiyle özellikle tüm çalışanların grevli
sözleşmeli koşullarda iş akdi yapmasını güvence altına alan bir genel hükmü
içermesi yerinde olurdu diye düşünüyoruz.
Tasarının, eser
sözleşmesinin düzenlendiği bölümde ise “iş sahibinin hakları” başlıklı hükümde
yer alan “Eser, iş sahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup da sökülüp
kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa iş sahibi sözleşmeden dönme hakkını
kullanamaz.” hükmü özellikle kaçak ve projeye aykırı inşaatta, aykırılık, proje
tadilatı süresi ile dahi giderilemiyorsa arsa sahibi bu inşaattan
yararlanamayacağı ve sadece yıkım istenebileceğinden bu hâl için sözleşmeden
dönme hakkı tanınmalıdır.
Ayrıca, tasarıda
düzenlenen bugün genellikle küçük işletmelerde, genellikle esnaf arasında bir
şirket uygulaması yer almaktadır. Bu eski kanunumuzda da var, yeni kanun
tasarımızda da var.
Değerli
arkadaşlarım, bu uygulama adi ortaklık sözleşmesi olarak kanun tasarısına
girmiştir. Bu uygulama ile bugün mahkemelerde büyük sıkıntı yaşanmaktadır çünkü
bu tasarı ile adi ortaklık sözleşmesinin ispat edilmesi konusunda zorluklar
yaşanması bunun bir şekil şartının olmamasından ileri gelmektedir. Mahkemelerde
bir adi ortaklığın ispat edilmesi sıkıntı yaratmakta. Eğer bir şekil şartı
ortaya konulmuş olsa, yazılı bir şekilde hazırlanmış olsa adi ortaklık, bunun
ispat durumu çok daha kolay olacaktır.
Değerli
arkadaşlarım, önümüzde Borçlar Kanunu Tasarısı var. Gerçekten, Türk
ekonomisinin unsurlarından olan, bugün tarım sektörünün, ticari sektörün en
büyük kaynağı olan bu tasarının tatbik sahası olması için gerçekten üzerinde
durulması gerekli hususlar da vardır. Türkiye, tarihinin en büyük sıkıntılı,
Türkiye bugün işletmeler konusunda en sıkıntılı bir dönemi yaşamaktadır. Yine,
bu kanun tasarısında, incelendiğinde, ürün kirası şeklinde bir durum var.
Değerli
arkadaşlarım, Anadolu’da birçok yerlerde, tamamen tarım sektörü zaafa uğramış,
devlet, Hükûmetten hiçbir destek görememiş; Anadolu’daki işletmeler, kamu
iktisadi teşebbüslerinin işletmeleri, bugün özelleştirme adı altında
başkalarına devredilmiş, özelleştirilmiş; maalesef, Anadolu’da binlerce işçinin
istihdam edildiği, binlerce kişinin evine ekmek götürdüğü bu işletmeler ortadan
kaldırılmıştır. Şu anda Anadolu’da, özel teşebbüsün giremediği yerlerde
kurulan, geçmiş hükûmetler tarafından kurulan bütün işletmeler ortadan
kaldırılmıştır değerli arkadaşlarım.
Bu kanun elbette
uygulanacak, Anadolu esnafına uygulanacak, Anadolu üreticisine uygulanacak.
İstanbul’daki, büyük şehirlerimizdeki işletmelere, esnaflara uygulanacak olan,
ticari işletmelere uygulanacak olan kanunların anasını, ana kanunu teşkil
etmektedir, temel kanun olarak teşkil etmektedir. İşte bu bakımdan, bu kanun
bizim için çok önemli ama önemli olan da Türkiye'nin ekonomisi, Türkiye'nin
kalkınmasıdır. Önemli olan budur.
Değerli arkadaşlarım,
bir konuya daha değinmek istiyorum. Türkiye’de bugün en büyük sorunlardan
birisi de demokrasi ve demokrasinin en büyük unsurlarından birisi de hukukun
üstünlüğüdür.
Değerli
arkadaşlarım, bugün, bilen de konuşuyor, bilmeyen de konuşuyor. Türkiye’de
çıkıyor bazı yetkililer “Biz en iyi şekilde hukuku uyguluyoruz.” diyorlar;
Türkiye’de en iyi şekilde hukuk uygulaması, tarafsız yargı sisteminin olduğunu
söylüyorlar.
Şunu açıkça
söyleyeyim değerli arkadaşlarım: Türkiye’de eğer hukukun üstünlüğü yoksa, Türkiye’de
yargı teminatı yoksa, bugün hâkim teminatı yoksa, yargıcın bağımsızlığı yoksa,
bağımsız olarak atanacak olan hâkimlerin bugün atamaları yürütme organının bir
bakanı tarafından yapılıyorsa, müsteşarı tarafından yapılıyorsa, hangi bağımsız
yargıdan bahsediliyor değerli arkadaşlarım?
Biz geçmişte
hâkimliğe başvuranların nasıl alındığını biliyoruz. Ne imtihan vardı ne mülakat
vardı değerli arkadaşlarım. Üniversiteyi başarıyla bitiren kişiler, şartlarını
yerine getirmek suretiyle, sıradan, hâkimlik statüsüne alınıyordu değerli
arkadaşlar. Şimdi nasıl oluyor? İmtihana giriliyor ve yüksek derecede puan alan
çok değerli öğrencilerin hepsi mülakatta eleniyor. Bazı sıfatlar aranıyor
değerli arkadaşlarım. Türk hukuk sisteminde, böyle sıfatlar aranarak geçmişte
hâkim statüsüne alınmış değildi hâkimler. İşte, değerli arkadaşlarım, bu
gerçekten büyük bir noksanlık olarak görülüyor.
Bugün, tartışılan
bir Yüksek Hâkimler Kurulu varsa, bunun değiştirilmesi varsa, yürütme organının
ve yasama organının…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
efendim, konuşmanızı tamamlayınız.
RAHMİ GÜNER
(Devamla) – …atadığı, atayacak olduğu bir sistem varsa, nasıl tarafsız bir
hukuk sisteminden bahsedilir değerli arkadaşlarım?
İşte, biz, bu
kanun tasarısını uygulayacak olan yargıçların, hâkimlerin çok daha tarafsız ve
gerçekten, bir yürütme organının denetiminde olmadan, onun terfi işlemlerinde
olmadan, onların atamasıyla olmadan, onların teftişiyle olmadan, daha bağımsız,
daha özgür ve kendi kanaatlerine göre, kendi yetiştiği kurallara göre, vicdani
kanaatlerine göre karar vermesini istiyoruz. Yüzlerce kanun çıkarın, yüzlerce
kararname çıksın, eğer ki Türkiye’de hukukun üstünlüğü yoksa, bağımsız yargı
yoksa, hâkimlik teminatı yoksa, eğer hâkim verecek olduğu kararda etki
altındaysa, etki altında kalacak durumdaysa, o memlekette, o yerde tutup da
“Biz hukukun üstünlüğünü sağlıyoruz.” diye kimse söylemesin değerli
arkadaşlarım. Ben hâkimlerin atamalarının çok daha bağımsız, çok daha özgür
yapıldığı devirleri biliyorum. Ama şimdi de dikkat ederseniz, bir Adalet
Bakanının katılmadığı, bir Müsteşarın katılmadığı bir Yüksek Hâkimler Savcılar
Kurulunun görev yapamadığını biliyoruz değerli arkadaşlarım.
İşte, Türkiye’de
kimse çıkıp da, hangi mevkide olursa olsun, hukukun üstünlüğünü savunmasın,
geriye baksın. Türkiye’de uygulamaları görüyoruz, Türkiye’de yargılanmaları
görüyoruz. Onu kimse savunmasın. Bugün gazetelerde resmi var, cellat gibi resim
çektirmişler, bilmem şunu, şunu şeklinde eğlence yerlerinde.
Değerli arkadaşlar,
hukuk bu değildir. Parlamentonun, gerçekten, kanunlar çıkarmak suretiyle, hâkim
teminatının, hukukun üstünlüğünün ne olduğunu göstermesi lazım değerli
arkadaşlarım. Biz çağdaş bir ülkeyiz, Atatürk ülkesindeyiz, biz Türkiye'nin
kuruluş felsefesini çizen Mustafa Kemal’in Meclisindeyiz.
Hepinizi saygıyla
selamlıyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Güner’e teşekkür ediyorum.
Şimdi, Demokratik
Toplum Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Hamit Geylani, buyurun
efendim. (DTP sıralarından alkışlar)
DTP GRUBU ADINA
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan Borçlar Yasa Tasarısı’nın tümü üzerinde Demokratik Toplum Partisi Grubu
adına söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
1926 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilen ve hâlen
yürürlükte olan Borçlar Yasası’nın aradan geçen uzun süre nedeniyle günümüz
ihtiyaçlarına yanıt olmaktan uzak olduğu bir gerçekliktir. Özellikle dilinin
oldukça eskimesiyle birlikte içerik bakımından ve gelişen teknolojiye ve ticari
yaşama yanıt olmaması yeni bir borçlar yasasını kaçınılmaz duruma getirmiştir.
Akademik çevrelerin ve yargının bu yöndeki yorumlarıyla eskiyen metinlerin
günümüz olaylarına uygulanması ve ihtiyaçların giderilmesi noktasında değişen
dünya koşulları ve ekonomik dengeler karşısında eskiyen mevzuatın bir bütün
olarak değiştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Borçlar
Yasası’nın değiştirilerek hem dil açısından hem de içerik bakımından güncelleştirilmesi
olumlu bir yaklaşımdır. Ayrıca bu alanda yapılan değişim Avrupa Birliğine uyum
programı çerçevesinde atılacak önemli adımlardan bir tanesidir. Ne var ki
Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olması için ekonomik kriterlerin siyasi
kriterlerin önüne çıkması, hadiseyi ne yazık ki kökten çözmüyor. Onun için
Borçlar Yasası ve Ticaret Yasası gibi yasalardan önce 23’üncü Dönem
Parlamentosunda öncelikle ele alınması gereken yeni demokratik bir Anayasa,
Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası gibi öncelikler bulunmaktadır. Ancak AKP
hükûmet olduğu günden bu yana sürekli yeni bir Anayasa değişikliği paketinden
ve zaman zaman da kısmi acil değişimlerden söz etmektedir ama ne yazık ki
yurttaşın özgür geleceği adına değişim iradesini, inandırıcılığını ve basiretini
gösterememiştir. Oysaki hâlen Türkiye'nin temel sorunu yeni bir anayasayla
birlikte demokratikleşme ve baş sorunu da Kürt sorununun demokratik ve barışçıl
çözümüdür.
Bugün Türkiye'nin
gündeminde pompalanan, içeriğinden boşaltılmış “açılım” söylemleri havada
kalıyor ve sorunu daha da karmaşıklaştırıyor. Salt birkaç simge şahsiyeti
rahmetle anmak ve bazı çevrelerin tehdit boyundaki eleştirilere göre olayı
makaslama ile de açılım olmuyor. En önemlisi de içi boşaltılmış bir açılımı
bile içine sindiremeyen siyasi muhalefetin karşıtlığını da oldukça manidar
görüyoruz ve demokratik açılımla savaş tezkerelerinin hiç de bağdaşmadığını
söylemeye gerek bile yoktur çünkü aynı iklimde yaşamayan olgulardır.
Değerli
arkadaşlar, bize göre, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çerçevesinde ele
alınması gereken temel konular siyasi kriterlerdir. Bu kriterleri yerine
getirmenin tek yolu da demokratik, yeni sivil bir anayasadır. Bunu da
Türkiye'nin çağcıl bir hukukla buluşması için önemsiyoruz. Türkiye'nin ekonomik
alanlarda gelişebilmesinin en önemli koşullarından bir tanesi de istikrarlı bir
siyasetin yanında, demokratik, barışçıl ve huzurlu bir ortamın bulunmasıdır.
İstikrarlı siyasetin de temel anahtar sözcüğü istikrarlı yönetimlerdir ama
temsilde adaletin olmadığı hiçbir bir ülkede ne siyasette ne sosyal yaşamda ve
ne de ekonomik alanda istikrardan söz edilemez. İşte, ülkemizin ve toplumumuzun
temel sancısının bu olduğunu düşünüyoruz. Bu sancının çözüm ilacı da –altını
çizerek söylüyorum- dünyanın hiçbir antidemokratik ülkesinde bile görülmeyen
yüzde 10’luk seçim barajını halkın özgür iradesi sınırına çekmektir. Bu
bağlamda, Türkiye ekonomisinin söz sahiplerinden olan Sayın Rahmi Koç da “Yüzde
10 seçim barajının olduğu bir yerde demokratik açılımdan söz etmek hiç de inandırıcı
değildir.” diyor.
Ayrıca yabancı
yatırımcıların, büyük şirketlerin aradığı en önemli koşul, herkesin kendini
güvende hissettiği, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmadığı, refah düzeyi
yüksek olan ülkelerdir. Dolayısıyla, Türkiye’de barış ve huzur ortamı
yaratılmadan, ekonomik ve hukuk alanında yapılacak hiçbir düzenleme istenilen
sonucu veremeyecektir.
Sonuç olarak,
temel hak ve özgürlükleri tam güvence altına alan, farklı kimlik ve kültürleri
tanıyan ve koruyan, ülkeyi demokratikleştirecek, baştan sona yenilenmiş bir
anayasa ve aynı argümanları içeren bir siyasi partiler ve seçim yasası toplumun
dileği ve özlemidir.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; ulusal program çerçevesinde değiştirilecek ve yeni
çıkarılacak çokça yeni yasa ve düzenlemelerden söz ediliyor. Biz bu çerçevede
yapılacak düzenlemeleri kuşkusuz önemsiyoruz. Biliyorsunuz, ticaret yasası
Meclis gündemine daha önce gelmişti. O zaman da altını çizerek belirttiğimiz
gibi, borçlar yasası görüşülmeden ticaret yasasının görüşülemeyeceğini ifade
etmiştik. Aksi takdirde uyum sağlanması konusunda sorun çıkacağı endişesini
taşıdığımızı da vurgulamıştık. Çünkü borçlar yasasına atıfları içeren birçok
madde Ticaret Yasa Tasarısı’nda da yer almaktadır.
Her ülkede
Borçlar Yasası ticaret hukukunun temeli kabul edilir ve değişimler Borçlar
Yasası’ndan başlar. Borçlarla ilgili yasal hükümler netleştirilmeden çıkarılan
bir ticaret yasası yeni sorunlara ve kuralsızlıklara neden olacaktır. Bu
nedenle Borçlar Yasa Tasarısı yasalaştıktan sonra ticaret yasası da kaldığı
yerden ve de yeniden güncelleştirilerek görüşmeye devam edilmelidir.
Değerli
arkadaşlar, Borçlar Yasa Tasarısı’nı hazırlayanların Avrupa ülkelerinde son
yıllarda yapılmış olan değişiklikleri yeterli ve gereği gibi incelediği
konusunda ciddi endişelerimiz vardır. Tasarının gerekçesinde her ne kadar
Avrupa sözleşmeler hukuku genel ilkeleri ile uluslararası ticari sözleşmelerin
genel ilkeleri gibi uluslararası kuruluşların hazırladığı model yasalardan
yararlanıldığı ifade edilse de tasarı bir bütün olarak incelendiğinde bunun çok
eksik olduğunu görmekteyiz.
Tasarı daha çok
İsviçre Borçlar Yasası ön tasarısından yararlanılarak hazırlanmıştır. Anılan
İsviçre yasa tasarısı henüz İsviçre’de de kabul görmemiş çünkü parlamentoya
dahi sevk edileceği şüpheli olan bu ön tasarı İsviçreli büyük hukukçular
tarafından da yoğun bir şekilde eleştirilmektedir; bu da tasarının Avrupa
Birliği mevzuatından uzak olduğu anlamına gelmektedir.
Ayrıca madde
gerekçelerinde yapılan değişiklikler ve getirilen yeniliklerle ilgili hiçbir
istatistiki veriye de yer verilmemiştir. Örneğin kira sözleşmelerinde kiracıdan
güvence parasının en fazla üç aylık kira bedeliyle sınırlandırılmasının hukuki
ve mantıksal nedenleri tasarıda görülmemektedir. Bu konuda açılan dava sayısı
ve verilen mahkeme kararlarına ilişkin hiçbir bilimsel veriye de yer
verilmemiştir.
Aynı şekilde,
tasarıda haksız fiillerde, satımda ayıba karşı garanti sorumluluğunda zaman
aşımı süreleri artırılırken bunun nedenleri ve hangi verilerden, hangi hukuki
kriterlere dayandığı da belirtilmemiştir.
Tasarının en
büyük handikaplarından bir tanesi de -bir önceki konuşmacı arkadaşımız da
sanırım belirtti- madde numaralarının değiştirilmiş olmasıdır. Bu sorun 4721
sayılı Medeni Yasa’da da yaşandı ve hâlen içinden çıkılmamaktadır çünkü pratik
yaşamda, özellikle de yargı alanında çalışan kimseler açısından ciddi
sıkıntılara neden olmaktadır.
Tasarının dili
her ne kadar sadeleştirilmişse de literatürde yerleşmiş bazı hukuki terimlerin
yerini komik karşılıklar almıştır. Sadece bir örnek verirsek: “İcap” gibi köklü
bir terime karşılık “öneri” gibi basit bir ifade kullanılmıştır ki karşılığını
bulmadığını düşünüyoruz. Bunun gibi birçok örneğe de rastlanmaktadır.
Tasarının en
önemli yeniliklerinden bir tanesi de genel işlem koşullarıyla ilgili 20 ile 25
maddelerinde yer verilen düzenlemeler olmuştur.
Her ülkede olduğu
gibi ülkemizde de başta bankalar ve sigorta kuruluşları, idari kurumlar ve
neredeyse topluma yönelik tüm ticari ilişkilerde giderek yoğunlaşan biçimde
uygulanmakta olan tip sözleşmeleri ve bunların içerdikleri genel işlem
koşulları yasal bir düzenlemeye kavuşturulmuştur. Öğretide gerekli ve öngörülen
böyle bir düzenleme uygulamada da son derece de yoğun bir biçimde pratik
kolaylıklar sağlayacaktır. Ancak genel işlem şartlarının yürürlük, yorum ve
içerik denetiminin Alman Medeni Yasası’ndaki denetimle karşılaştırıldığında
yetersiz olduğu ortaya çıkmaktadır.
Yine, tasarıda
461 - 469 maddeleri arasında düzenlenen, hizmet sözleşmesinin bir türü olan,
evde yapılan işleri konu alan evde hizmet sözleşmesinin yer alması, bir ilk
olması açısından oldukça önemli olduğuna da bakıyoruz. Ne var ki, düzenlemenin
eksik olduğu kanısındayız, bu öneme binaen. Bu alandaki önemli bir eksiklik,
işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından evlerin aynı zamanda iş yeri oldukları
için nasıl denetleneceklerinin hükme bağlanmamış olmasıdır. Bu konuda genel bir
hüküm getirilmiş olsaydı daha iyi olurdu düşüncesindeyiz.
Değerli
arkadaşlar, tasarının konut kiralarını düzenleyen hükümlerinin sosyal ve ekonomik
yaşantıdaki hızlı ve önemli değişikliklerin görüldüğü bir alan olması nedeniyle
özel yasayla düzenlenmesinin daha uygun olacağı yaygın bir görüştür çünkü
değişen koşullara göre yasa değişikliği yapılması da daha pratiktir.
Burada bir
gerçeği vurgulamakta yarar görüyoruz: Hazırlanan yasa tasarılarında, sadece
Borçlar Yasası değil daha önceki yasa tasarılarında, yeteri düzeyde konunun
uzmanlarından yararlanılmamaktadır. Ayrıca ciddi bir karşılaştırmalı hukuk
araştırması da yapılmamakta, çoğulculuğa ve saydamlığa uygun bir yöntem de
izlenmemektedir ve de kuralların kaleme alınmasında özenli davranılmadığı da
görülmektedir. Bu nedenle, Türk Ceza Yasası ve Medeni Yasası’nda yaşanan
olumsuzluklar hâlen bu gerekçelerle devam etmektedir.
Ayrıca yasaların
hazırlanmasındaki özensizliğin faturası sadece hukukçulara ve ilgili kişilere
çıkmamakta, bu tutum aynı zamanda yasama organına da pahalıya mal olmaktadır,
çünkü bu tür önemli yasaların eksikliklerini kapatmak için yeni düzenlemeler
yapmak üzere Meclis yoğun bir mesai harcamak zorunda kalmaktadır, bu da
Meclisin hantallaşmasına neden olmakta ve daha önemli çalışmalarının önünü de
tıkamaktadır. Bize göre, hukuk uzmanlarına ve ilgili kuruluşlara tasarıyı
yeteri kadar inceleyebilme fırsatı verilmelidir. Ayrıca Avrupa’da son yıllarda
yapılmış olan borçlar hukukunu uyumlaştırma çalışmalarının da dikkate alınması
gerekir diye düşünüyoruz.
Borçlar Kanunu
gibi önemli ve köklü bir yasada tüm eleştirilerimize rağmen tümden retçi bir
yaklaşımımız yoktur, olumlu her yanını bundan önce desteklediğimiz yasalarda
olduğu gibi burada da desteklemeye devam edeceğiz. Ancak tasarının hiçbir
eleştiriye meydan vermeyecek şekilde yeniden bir kez daha incelenip eksiklik ve
aksaklıklarını gidermesini öneriyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DTP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Geylani, teşekkür ediyorum.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal.
Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Borçlar Kanunu
Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek
üzere huzurunuzdayım. Partim ve şahsım adına yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Borçlar Kanunu özel hukukun en temel yasasıdır. Özel hukuk,
günlük hayatımızın, uyandığımızda, faaliyetlerimize başladığımızda karşımıza
çıkan, belirli maddeleri günlük hayatımızın süreci boyunca da bizi ilgilendiren
ve bir gün boyunca defalarca uymaya tabi olduğumuz bir kanunlar silsilesidir.
Borçlar Kanunu,
gündelik hayatı doğrudan ilgilendirdiği kadar özel hukuk alanındaki diğer
düzenlemelerin, diğer kanunların da temelini teşkil etmekte, anayasasını teşkil
etmektedir.
Elbette ki
toplumlar ilerlemektedir, toplumsal gelişme, ekonomik ihtiyaçlar artmaktadır.
Gelişen ihtiyaçlara ve toplumsal zaruretlere uygun bir biçimde yasalarda da
değişiklik yapılması gerekmektedir. Ancak kanunlarda yapılacak bu
değişikliklerin sınırı toplumsal ve ekonomik ihtiyaç ile belirlenmelidir.
İhtiyacın hasıl olduğu yerde, zaruretin hasıl olduğu yerde o toplumsal
gelişmeye ve ekonomik gelişmeye uygun yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Yasal
düzenlemeler yapılmalıdır, gerekiyorsa kanun ihdas edilmelidir, gerekiyorsa
kanun ilga edilmelidir.
Önümüzdeki yasa
tasarısı ile bizim seksen altı yıldır uyguladığımız Borçlar Kanunu’muz külliyen
ortadan kaldırılmaktadır. Külliyen ortadan kaldırılan bu Kanun ile birlikte
toplum hayatımızda ve ekonomik alanda belirli dönemlerde, belirli katmanlarda
uygulanagelen kuralların silsilesi bozulmakta, kanun maddeleri bozulmakta,
terimler, deyimler bozulmakta, kavramlar değişmektedir. Buna niçin ihtiyaç
duyulmuştur? Buna niçin ihtiyaç duyulduğunu kanunun gerekçesine bakarak
bulmamız gerekmektedir. Önümüzdeki kanunun gerekçesinden anlaşıldığına göre, bu
tasarı aslında Borçlar Kanunu’nun önemli bir kısmının tekrarı anlamındadır. O
hâlde niçin Kanun’un tümü ortadan kaldırılmaktadır? O hâlde niçin seksen altı
yıllık bilgi, tecrübe, seksen altı yıllık içtihat, özel hukuk kültürü bir
çırpıda yok edilmek istenmektedir? Bunu Milliyetçi Hareket Partisi olarak
anlayabilmiş değiliz. Ancak, daha önce Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetinin
yürüdüğü bir yanlış yoldan duvara çarptığımızı hatırlatmak istiyorum.
Borçlar Kanunu
gibi Türk Ceza Kanunu da külliyen değiştirilmişti, Ceza Muhakemesi Kanunu da
külliyen değiştirilmişti. Bu değişikliğin ortasında yok edilmiş ceza hukuku
kültürü, hafızası boşaltılmış ceza hukukçuları; uygulanmayan, raflar, arşivler
arasına kaldırılan seksen altı yıllık ceza hukuku birikimi, o yıkıntının, o
tahribin altında kalmıştır.
Altında
kalınmakla kalınmamıştır değerli arkadaşlarım, Ceza Kanunu ile meşgul olan
Yargıtayın çok değerli Başkan ve üyeleri, baroların, barolarımıza kayıtlı çok
kıymetli ceza hukukçuları, ceza mahkemelerimizdeki hâkimler, bu kanunların
uygulandığı müştekiler, müdahiller, sanıklar, mahkûmlar ve onların yakınları da
bu yıkıntının arasında kalmıştır.
O derecede
kalınmıştır ki, bir tek örnekle size ifade etmeye çalışayım: Hükmen tutuklu
olan bir kişi dilekçe veriyor Yargıtaya “Ben ceza aldım. Bu suçu işlemedim,
suçsuzum ama benim cezamı tasdik edin ki, bir an önce ben bu tutukluluktan
kurtulayım.”
Niçin bunu
istiyor? Şunun için istiyor: Tutuklu olduğu için meşruten tahliye hakkından
yararlanamıyor. Yararlanamadığı için -tutuklu kaldığı süre meşruten tahliye
hakkından yararlandığı takdirde tahliye olmasını gerektirmektedir- onun için,
işlemediğini savunduğu suçtan mahkûmiyeti dahi göze almaktadır.
Yargıtay niye
buna cevap veremiyor? Çünkü Yargıtayın önündeki işler şişti. O kadar şişti ki,
kesinleşmiş ceza kararları bile bu Ceza Kanunu değişikliği ile birlikte, lehe
olan hükmün uygulanması ilkesi, kuralı gereği tekrar hâkimin önüne gelmiştir.
Şimdi şu
silsileyi birlikte takip edelim: Altyapısı hazırlanmadan bu Kanun çıkarıldığı
için hâkim, evrak üzerinde karar vermiştir, dosyayı Yargıtaya göndermiştir.
Yargıtay birinci bozması: Bu, evrak üzerinde görülecek iş değildir, duruşma
açın. Dosya tekrar mahkemeye gitmiştir. Mahkeme duruşmasını yapmıştır, tekrar
karar vermiştir. Bu arada, Ceza Kanunu’nda -ki belki dünyanın tek kanunudur
yürürlüğe girmeden değiştirilen maddeleri olması itibarıyla- bazı değişiklikler
daha olmuştur. O değişiklikler gereği tekrar bozulmuştur. Örneğin, hükmün
açıklanmasının ertelenmesi maddesi. Dolayısıyla, bir tek ceza kararı 4 defa
mahkemeye, 4 defa da Yargıtaya gitmiştir. Bir kalemde görülmüş, bitirilmiş iş,
4 defa daha yargının önüne getirilmiştir. Bundan dolayıdır ki Yargıtayın
önündeki dosyalar şişmiştir, iş yükü artmıştır, mahkemelerin önündeki iş yükü
şişmiştir ve mahkemeler bununla cebelleşmenin sonunda hâkimleri bıkkın ve
bezgin bir hâle gelmiştir. Hâkimin bıkkın ve bezgin bir hâle geldiği bir
ortamda, her celseyi takip eden müştekisi, müdahili, sanığı, avukatı bıkkın
hâle gelmeyecek midir? Onlar da gelmiştir ve bu alanda, yürüdüğünüz yolda,
Adalet ve Kalkınma Partisi olarak duvara tosladınız. Şimdi ikinci defa duvara
çarpmayın diye ben sizi uyarmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bu kanunun eleştirilecek çok yönleri bulunmaktadır ama ben bu
kısa zaman dilimi içerisinde, olabildiğince özetleyerek ve madde başlıkları
içerisinde sizlere sunmaya çalışacağım. Kanunun dili çok önemlidir. Değerli
milletvekilleri, Konfüçyüs’e sormuşlar: “Bir ülkeyi daha iyi hâle getirebilmek
için, bir ülkedeki sorunları giderebilmek için işe nereden başlarsınız?”
Konfüçyüs’ün verdiği cevap: “Dilinden başlarım.” diyor. Niçin dilinden
başlıyor? Çünkü dil düşünceyi ifade ediyor. Düşünce hareketi ifade ediyor.
Hareket toplumsal davranış biçimini ifade ediyor ve toplumsal davranış
biçimindeki bozukluklar eğer uygun şekilde giderilemez ise bu, ahlaksızlığı,
yozlaşmayı ve suç oranının artışını ortaya koyuyor. Adalet de buna çare
bulamazsa tuzun kuruduğu noktaya geliyoruz. Şimdi, Konfüçyüs’ün binlerce yıl
önce söylediği olayı biz Türkiye’de sıkça yaşamaktayız ama bu kanun vesilesiyle
bunları da yaşamaktayız.
Bir başka
hukukçu, İtalyan meşhur ceza hukukçusu Beccaria “Suç ve Ceza” isimli kitabında
iki tane üzüntüsünü dile getiriyor. Bunlardan bir tanesi “Halkıma üzülüyorum.”
Sebep, halkım yargılandığı dili anlayamıyor. İkinci üzüntüsü ise “Hâkimlerimize
üzülüyorum.” Sebep, hâkimlerimiz halkın anlamadığı bir dilden yargılama
yapıyorlar ve verdikleri kararın doğruluğunun halk tarafından iyi
değerlendirilemediğini ifade ediyor. Şimdi, Konfüçyüs’ün ve Beccaria’nin bu
sözlerinin bize ışık tutması gerekmektedir. Bize ışık tutarken de önümüzdeki
yasa tasarısının diline gerekli özeni ve önemi göstermemiz gerekmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, dinde zorlama olmaz, dilde de zorlama olmaz. Dinde olmayan
zorlamayı dile sıkıştırmak, toplumun düşünce kapasitesini zayıflatmak, daha dar
kelimelerle düşünme sonucunu ortaya çıkarır. Şimdi bu yasadaki zorlamalardan
sizlere birkaç tane örnek vererek düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
bu kanunda “arılaştırılmış Türkçe” diye bir tabirden bahsedilmektedir. Tabii,
Agop Dilaçar zamanından beri bu iddiayı değişik kelimelerle ortaya koyanlar
olmuştur ama bir kanun tasarısında, bir kanun tasarısının gerekçesinde
arılaştırılmış Türkçeyle ben ilk defa karşılaşıyorum. Türkçenin
arılaştırılmamışı nedir? Bu sorunun cevabını bekliyoruz. Ancak, kastedilmesi
gereken, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak baktığımızda hadiseye, yaşayan
Türkçeyi kanuna koymak lazım. Yaşayan Türkçe halkın anladığı Türkçedir. Yaşayan
Türkçe Beccaria’nın 1664 yılında -iki sebepten dolayı- üzüldüğü sebebi ortadan
kaldıran Türkçedir. Yaşayan Türkçe binlerce yıl önce Konfüçyüs’ün verdiği öğüdü
bugün akla getiren Türkçedir.
Şimdi soruyorum
size: “Hata” kelimesi yaşayan Türkçede var mıdır? Vardır, herkes bilir
“hata”yı; köylü, kentli, işçi, işveren, müteahhit, yüklenici, hâkimi, savcısı,
herkes bilir bunu. “Hata” kelimesini bilmeyen insan olabilir mi? Bu “hata”
kelimesi eski Kanun’da var. “Hata” kelimesinin ne hatasını gördünüz ki bunu
Kanun’dan çıkarıyorsunuz, yerine aynı anlamı kapsama ihtimali zayıf olan
“yanılma” kelimesini koyuyorsunuz? Bu, yaşayan Türkçeyi tahriptir.
“Hile” kelimesini
yaşayan Türkçede herkes bilir, değil mi? Türkçe konuşup da “hile” kelimesini
bilmeyen bir arkadaşımız, bir kardeşimiz, bir vatandaşımız olabilir mi? Olamaz.
Ne akla hizmettir ki “hile”yi Kanun’dan çıkarıyorsunuz, onun yerine “aldatma”
kelimesini koyuyorsunuz. ”Hile” ve “aldatma” kelimesinin ne anlama geldiği
seksen altı yıl boyunca hem Ceza Kanunu’nda hem Borçlar Kanunu'nda uygulana
uygulana, tecrübe edile edile, mahkeme kararlarına içtihat olarak geçe geçe bir
olgunluk kazanmıştır. Bu olgunluğu terk etmenin anlamı nedir? Bu kadar, Türk
dilini zayıflatırken, cömertliğin cesaretini nereden buluyoruz?
Değerli
arkadaşlarım, “muayene” kelimesi de aynıdır. Kanun’daki “muayene” kelimesinin
bir anlamı vardır, bu anlamın içi içtihatlarla doldurulmuştur. Şimdi, bu
“muayene” kelimesi herkes tarafından bilinen bir kelimedir, onu çıkarıyorsunuz,
yerine, ne anlama geldiği, içi nasıl doldurulacağı belli olmayan “gözden
geçirme” kelimesini getiriyorsunuz.
Bunun gibi
onlarca yaşayan Türkçenin kelimesini kanun ile kanun metninden çıkararak
Türkçeyi kısırlaştırmaya kimsenin hakkı yoktur, kimsenin haddi de yoktur.
Değerli
arkadaşlarım, bunun yanı sıra, kavram farklılığı olduğu hâlde doğru olarak
yazılmış olan kelimelerin, karşılığı aynı anlama gelmeyecek başka kelimelerle
ifade edildiğine de şahit oluyoruz.
Şimdi, “borç
ödemekten aciz” ifadesi vardır Kanun’da. Borcu ödemenin anlamı zaten Arapçadır,
adı “ifa”dır. “Borç ödeme” kelimesi “ifa” kelimesine göre yaşayan Türkçe
içerisinde daha çok anlam bulmuştur ve daha çok kullanılmaktadır, ama yaşayan
Türkçeyi, yani “borç ödemeden” ifadesini çıkarıyorsunuz, onun yerine “ifa”
kelimesini koyuyorsunuz. Bu ne lahana, bu ne perhiz, bu ne turşu? “Aciz”
kelimesi “borç ödemeden aciz” kelimesi hukuki bir mana ifade eder, “ifa
güçsüzlüğü” aynı anlamı kapsamaz. Çünkü, “borç ödemeden aciz” gerek icra
hukukunda gerek borçlar hukukunda yüzlerce içtihatla etrafı çerçevelenmiş, içi
doldurulmuştur, ama “ifa güçsüzlüğü” yeni bir tabirdir. Şimdi, bunu uygulayacak
hâkim diyecek ki, bu Meclis emek vermiş, bu ibareyi değiştirmiş, herhâlde bir
maksadı var. Nedir maksadınız? Neyse açıklayın biz de öğrenelim.
“Alacağın
temliki…” “Alacağın temliki” kelimesinin de bir anlamı vardır özel hukukta,
“alacağın devri.” Devir” de Arapça, “temlik” de Arapça. Niye değiştiriyorsun
kardeşim? Niye kafa karıştırıyorsun?
“Borcun nakli…”
Bu daha vahim bir şey. “Borcun nakli”nin karşılığını “borcun üstlenilmesi”
diyorsun. Hâlbuki “üstlenme” kelimesini borçlar hukukunda nevzuhur dilciler
“müteahhitlik” anlamında kullanıyor. “Taahhüt sözleşmesi”ni “üstlenme
sözleşmesi” olarak değerlendiriyorlar veya o kelimeyi Türkçeye sokmaya
çalışıyorlar yanlış olmakla birlikte. Benim bilebildiğim kadarıyla borçlar
hukukunda “üstlenilme” ifadesi taahhütle ilişkilidir. Borcun nakliyle üstlenme
arasında herhangi bir ilinti ve ilişki yoktur. Borcun nakli ayrı bir anlama
gelir, borcun üstlenilmesi ise bu anlamı taşımaz ve muhtemelen uygulamada yeni
anlamlar yüklenmeye çalışılacaktır ki, bu yüklenecek anlamların da ne derecede
adalete hizmet edeceğini bilemiyoruz.
“İlliyetlik”
kelimesi… “İlliyetlik” kelimesini hepimiz biliriz. Hukukta “illiyetlik”
kelimesi “sebep ve sonuç ilişkisi” anlamına gelmektedir. “Sebep ve sonuç
ilişkisi…” Karşılığında “nedensellik.” “Nedensellik”, “illiyet”i karşılıyor mu?
Karşılamıyor.
Değerli
arkadaşlarım, bunları sıralamak mümkündür ancak zaman da dolmakta. Bir an önce
ben dilden diğer konulara geçmek istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bu kanun yapılırken elbette ki Adalet Bakanlığı bir hazırlık
çalışması yapacaktır. Diğer hususlara zaman yetmeyeceği için özetleyerek
geçiyorum. Elbette ki Adalet Bakanlığı bir kanun tasarı tasarısı
hazırlayacaktır, hazırlamıştır. 1998 yılında başlamıştır bu çalışmalar ve devam
etmiştir ancak çıkan bu tasarı tasarısının Meclise getirileceği sürece kadar
temel bir kanun olan, özel borç ilişkilerinin anayasası niteliğindeki Borçlar
Kanunu’nun çok özen gösterilerek, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri
alınarak, uygulayıcıların görüşleri alınarak, bu kanunun uygulanacağı toplum
kesimlerinin ve onların sivil örgütlerinin görüşleri alınarak, bu görüşlerin
bir beyin fırtınası hâlinde tartışılarak, alternatifleri hazırlanarak bir hâle,
bir olgunluğa ulaştırılması gerekirdi ve o olgun seviyeden sonra 4-5 kişiyi
geçmeyecek bir komisyon marifetiyle bunun kaleme alınması ve redakte edilmesi
gerekirdi. Maalesef, bu kanun acelece ve acemice, bu süreçler atlatılmadan
huzurumuza getirilmiştir. Huzurumuza getirilen bu şekliyle bu kanun Türkiye’ye
ceza hukukunda yaşatılan yıkıntının bir benzerini özel hukuk alanında
yaşatacaktır.
Değerli
arkadaşlarım, yöntemle ilgili bu eksiklikle birlikte, kavram kargaşasıyla da
eksikliği pekiştiren bu durum, kamuoyunda kanun tasarısının yeterince
tartışılmaması şeklinde, en nihai, olumsuz yönünü karşımıza çıkarmaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Bal, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim.
FARUK BAL
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
arkadaşlarım, “kamuoyu” dediğimiz halkın kendisidir. Halk, bu kanunun günde en
az 8-10 defa hükümlerine tabi olan kitledir. Halkın bu kanunla ilgisinin hangi
seviyede araştırıldığını, hangi seviyede görüşünün alındığını, hangi seviyede
katkısının sağlandığını doğrusu biz bilmiyoruz, bilenin de olduğunu sanmıyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, ilerleyen zaman içerisinde ben tekrar huzurunuzda olacağım. Ancak
bu bir temel kanundur, bu kanunla ilgili önerilerimiz vardır, bu kanunun
maddelerinin tümüyle ortadan kaldırılması, dili, kavram kargaşası itibarıyla
ortaya çıkan bozuklukların giderilmesi için teklifimiz olacaktır. Sayın
Komisyonun ve Sayın Adalet Bakanlığının bu tekliflerimize karşı alacakları
tavrı… Ticaret Kanunu’nda, Milletlerarası Özel Hukuk Kanunu’nda ve diğer
kanunlardaki gibi oy çoğunluğuyla reddetmesi hâlinde, topyekûn bir şekilde, bu
kanunun kanunlaşmasını engellemek için, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak
İç Tüzük’ün verdiği tüm hükümlerden yararlanacağımızı huzurunuzda saygıyla
ifade ediyor, kanun çalışmalarının milletimize hayırlı olmasını diliyorum.
Teşekkür
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bal.
Gruplar adına son
konuşmacı, AK PARTİ Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi Kaynak.
Buyurun Sayın
Kaynak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
sözlerime başlamadan önce, yeni yasama yılının ülkemize, milletimize ve
Parlamentomuza hayırlar getirmesini temenni ediyor ve hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, bugün Türk hukuk tarihi adına önemli bir gün. On iki yıla
yakın bir zamandan beri, yani Nisan 1998’den beri üzerinde büyük emekler
verilen, bir büyük, temel yasa tasarısının kanunlaşması için Genel Kuruldaki
görüşmelerine başladık.
Özel hukukun
anayasası olarak tabir edilen böylesine önemli bir tasarının kanunlaşması
sürecinde en önemli safhalardan birini bugün başlatmış bulunuyoruz. Bu önemli
temel yasa tasarısının, değerli milletvekillerimizin de katkılarıyla, kısa
sürede yasalaşması temennisiyle sözlerime başlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadar geçen seksen yıllık
süreçte Borçlar Kanunu’nun içeriğinde bazı değişiklikler yapılmış olmakla
birlikte bunlar köklü ve önemli değişiklikler olmamıştır. Kanunların bir sosyal
varlık olarak aynen canlı varlıklar gibi zamanla yaşlanmaları, kendilerinden
beklenen işlevleri tam anlamıyla yerine getirmekte güçsüz kalmaları, bu sebeple
de günün şartlarına ve ihtiyaçlarına gereği gibi cevap vermemeleri herkesçe
kabul edilebilecek bir gerçektir. Bu gerçek, kanunların ve özellikle hukuk
hayatında büyük önemi olan temel kanunların baştan sona gözden geçirilerek o
günün şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle getirilmesini zorunlu
kılar.
Nitekim, aynı
ihtiyaç ve zorunluluk daha önce Türk Kanunu Medenisi için de söz konusu olmuş,
bu ihtiyaç uzun çalışmalar sonucu hazırlanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince
kabul edilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe
konulmasıyla karşılanmıştır. Aynı ihtiyaç ve zorunluluk temel kanunlardan
birisi olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’muz için de söz konusudur. Bu nedenle
Adalet Bakanlığınca yürürlükteki Kanun’u baştan sona gözden geçirmek,
tamamlayıcısı ve ayrılmaz bir parçası niteliğiyle beşinci kitabını oluşturduğu
Türk Medeni Kanunu ile uyumu sağlamak ve özellikle günümüzün ihtiyaçlarına
cevap verecek yeni bir tasarı hazırlamak üzere 2/4/1998 tarihinde
akademisyenlerden ve uygulayıcılardan oluşan bir Borçlar Kanunu Komisyonu
kurulmuştur. Bu Komisyon çalışmalarını tamamlamış, raporunu 23/9/2005 tarihinde
Başbakanlığa sevk etmiş, Başbakanlığın 11/7/2006 tarihli yazısıyla Mevzuat Hazırlama
Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’te yer alan yeni şekil şartlarına
uydurulması amacıyla Adalet Bakanlığına tekrar iade edilmiş, son şekli verilen
Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ile gerekçeleri, görüşe gönderilen taslak metin,
taslağa ilişkin gelen görüşler, görüşlerin değerlendirildiği form ve taslağın
yürürlükteki Kanun’la karşılaştırılmasına ilişkin cetvel 2/10/2006 tarihinde
Başbakanlığa tekrar sevk edilmiş, 59’uncu Hükûmet döneminde
sonuçlandırılamadığı gerekçesiyle Başbakanlığın 14/9/2007 tarihli yazılarıyla
Adalet Bakanlığına tekrar iade edilmiş, 3/10/2007 tarihinde yenilenmiş ve bu
arada Mart 2007’de Antalya’da yapılan ve Komisyon üyelerinin konuşmacı,
Yargıtayın ilgili daireleri ile hukuk hâkimlerinin dinleyici olarak katıldığı
seminerde ileri sürülen görüş ve önerilerin değerlendirilmesi de yapılarak
30/11/2007 tarihinde Başbakanlığa sevk edilmiştir. Yani şunu demek istiyorum
ki, bu tasarı hem çok uzun bir süre hem çok geniş bir kadro ve hem de çok geniş
katılımla önce taslak bir metin hâline, sonra tasarı hâline getirilmiştir.
Tasarının
oluşması sırasında Türkiye'nin de üyesi bulunduğu Birleşmiş Milletler
bünyesinde kurulmuş UNCITRAL gibi kuruluşlardan, bütün Avrupa Birliği
ülkelerinin bilim adamlarının Avrupa borçlar hukukunun ortak mirasını tespit
etmek için çalışmakta ve yayımlamakta oldukları eserlerden, Avrupa Birliği
Komisyonunun da “Daha Uyumlu Bir Avrupa Sözleşme Hukuku İçin Faaliyet Planı”,
“Avrupa Sözleşme Hukuku ve Topluluk Mevzuatının Gözden Geçirilmesi - İleriye
Dönük Adımlar” başlıklı bildirileri gibi uluslararası metinlerden de istifade
edilmiştir.
Bu tasarı 25 Ocak
2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca Adalet Komisyonuna
sevk edilmiş, Komisyon tarafından bir alt komisyona havale edilmiştir. Alt
komisyonda görevli bulunan Bursa Milletvekilimiz Mehmet Tunçak, Düzce
Milletvekilimiz Celal Erbay, Ordu Milletvekili Rahmi Güner, Kırşehir
Milletvekili Metin Çobanoğlu ve bendenizden oluşan 5 kişilik komisyon,
çalışmaları sırasında, bilim komisyonunun da başkanı olan Profesör Nevzat Koç,
Profesör Cevdet Yavuz, Adalet Bakanlığının tetkik hâkimleri ve Yargıtaydan
görevli hâkimler nezaretinde on toplantı yapmış ve toplantı sonucunda raporunu
ana komisyona intikal ettirmiştir. Adalet Komisyonu ise tasarı üzerinde uzun görüşmeler
yapmış, alt komisyonun metnini esas alarak yaptığı çalışmaları 25/12/2008
tarihinde tamamlamıştır.
Tasarı, gerek alt
komisyonda gerek Adalet Komisyonunda bir temel kanunun zorunlu kıldığı bilinç
ve dikkat düzeyinde müzakere edilmiştir. Komisyon, tasarıyı, borçlar hukukunun
üzerinde oturduğu temel felsefeyle birlikte ele almış, özellikle hukuktaki
gelişim ve somut adalet ihtiyacını karşılamadığı sonucuna ulaştığı hâllerde
tasarıdaki hükümlere müdahale etmiş, oluşan ortak kanıya denk düşen yeni hüküm
inşasında bulunmuştur. Komisyon, bu çalışmalarını yaparken tamamen hukuk
ekseninde yürümüş ve çoğulcu bir yasamanın örneğini vermiştir.
Gerek
yürürlükteki Borçlar Kanunu’nun ve gerekse tasarının üzerinde oturduğu temel
felsefeyi birkaç madde hâlinde özetlemek gerekirse: Borçlar Kanunu irade
özerkliğinin egemen olduğu bir hukuk normudur. Birey, diğer birey veya
öznelerle kuracağı hukuki ilişkinin yapısını, karşılıklı hak ve borçları ve
ilişkiye uygulanacak hukuku serbestçe takdir etme yetkisiyle donatılmıştır.
Tasarının Anayasa’mıza da uygun olarak bu noktada bir sorunu olduğu söylenemez.
Yine, tasarı,
tarafların özel konumunu dikkate alan ve modern devletlerin ayrılmaz
karakterini oluşturan sosyal devlet ilkesinin zorunlu olarak yansıdığı bir
dayanışma ve barış kanunudur. Sözleşmenin tipine ve sözleşenlerin konumlarına
göre eşitlik terazisinin aleyhte olduğu durumlarda yasa koyucu, zayıf olanı
koruma normuyla adalet ve barışa hizmet etmek istemiştir. Tasarının bu
karakteri, yürürlükteki kanunumuza göre daha belirgin, daha somut ve daha
baskındır. Zarar görenin, işçinin, kefilin ve kiracının korunmasına ilişkin
özel normlar ve genel işlem şartları bu perspektiften okunmalıdır.
Borçlar Kanunu,
sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler için borç üretilmesini yasaklayan ve
fakat bu kişiler için hak üretilmesini mümkün kılan bir sözleşme temeline
oturur. Yine Borçlar Kanunu, sözleşmelerde ivaz ilkesini benimsemiştir. Çok
istisnai hâller dışında, karşılık içermeyen bir sözleşme tipine rastlanmaz.
Borçlar Kanunu’muzun ana parametrelerinden biri de sorumluluğun kusura
dayandırılmış olması, kusur ilkesidir. Kanunun hakkaniyetin gerekli kıldığı
kusursuz sorumluluk hâllerini ancak bir yasayla üretilebileceği ve genel bir
kusursuz yahut hakkaniyet sorumluluğunun tipinin öngörülemeyeceğini esas olarak
benimsemiştir. Borçlar Kanunu, niteliği itibarıyla Türk Medeni Kanunu’nun
ayrılmaz bir parçasıdır. Tasarının dili için yapılan eleştirilere bir de bu
gözle bakmak gerektiği üzerinde duruyorum. Medeni Kanun’un âdeta beşinci kitabı
gibi olan Borçlar Kanunu’nun Medeni Kanun’un sahip olduğu dilden farklı bir
dille hazırlanması düşünülemezdi.
Yürürlükteki
Borçlar Kanunu’muz böylece seksen üç yıl sonra yeni bir tasarı olarak karşımıza
gelmiş, dili sadeleştirilmiş, yenilenmiş, mevcut Borçlar Kanunu’nda olmayan
birçok hüküm ilave edilmiş, olanların sadeleştirilmesi yapılmıştır.
Saygıdeğer
milletvekilleri, isterseniz vaktim elverdiğince Borçlar Kanunu Tasarısı’nın
getirdiği yeniliklerden genel hükümlerle ilgili olanları birkaç madde başlığı
altında arz etmek istiyorum.
Getirilen
yeniliklerden birincisi, sözleşmenin kurulması sırasında bilgisayar gibi
iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişimi yapılan önerinin de hazır
olanlar arasında yapılmış sayılması olmuştur.
Yine bir yenilik
olarak ısmarlanmayan bir şeyin gönderilmesine ilişkin yeni hükümler
getirilmiştir. Yani ısmarlanmamış bir şeyin gönderilmesinin öneri sayılmadığı
ve bu şeyi alan kişinin, onu göndermek veya saklamakla yükümlü olmadığı
belirtilmektedir. Böylece, bu tür taşınırları posta kutusunda veya kapısının
önünde bulan ya da başka bir yolla alan kişilerin bundan dolayı herhangi bir
borç altına girmesi engellenmek istenmiştir.
Önerinin hangi
durumlarda önereni bağlamayacağı, öneri niteliğinde olan ve olmayan davranışlar
düzenlenmiştir. Ticari kuruluşların reklam ve pazarlama faaliyetleri sırasında
sattıkları ürünlere veya sundukları hizmetlere ilişkin tarife, fiyat listesi ya
da benzerlerini ulaştırdıkları, bu tür belgelerde yer alan ürünlerden veya
hizmetlerden yararlanma amacıyla söz konusu ticari kuruluşlara başvurulduğunda
belirlenen fiyatların veya niteliklerinin değiştirildiği ya da belgede basım
hatası olduğu gibi açıklamalarla karşılaşıldığından, tasarıda aksi açıkça ve
kolaylıkla anlaşılmadıkça bu tür belgelerdeki açıklamaların öneri sayılacağı
kabul edilmiştir.
İlan yoluyla ödül
sözü verenin yükümlülüğü ve tazminat sorumluluğuna ilişkin yeni hükümler
getirilmiştir. Sözleşmelerin şekle bağlı olmaması ilkesiyle kural olarak
geçerlilik niteliğinde olmak üzere kanunda öngörülen şekle uyulmaksızın yapılan
sözleşmelerin geçersizliği hükme bağlanmıştır.
Sözleşmeye ters
düşmeyen, özellikle ifa yeri ve zamanında değişiklik yapılmasında olduğu gibi,
üstlenilen edimlerin kapsamını genişletmeyen tamamlayıcı yan hükümler için
yazılı şekle uyulması zorunluluğunun bulunmadığı kabul edilmiştir. Sözleşmenin
kurulmasında imzaya ilişkin hükümler yeniden düzenlenmiştir. Mevcut Borçlar
Kanunu’nda olduğu gibi imzanın borç altına girenin el yazısıyla atılmasının
zorunlu olduğu belirtilmiş ancak 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 4’üncü
maddesinde güvenli elektronik imzanın tanımlandığı göz önünde tutularak güvenli
elektronik imzanın da el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını
doğurduğunu belirten yeni bir hüküm eklenmiştir.
Yazılı şekilde
yapılması öngörülen sözleşmelerde borç altına girenlerin imzalarının bulunması
zorunluluğu ve yazılı şekil yerine geçen belgeler bu tasarıda düzenlenmiştir.
İletişim teknolojisinde ortaya çıkan yeni gelişmeler göz önünde tutularak bunlara
teyit edilmiş olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ile
güvenli elektronik imzayla gönderilip saklanabilen metinler de eklenmiş ve
hükmün kapsamı genişletilmiştir.
Ve Borçlar
Kanunu’muzun, tasarımızın yeniliklerinden biri, borcun sebebini içermeyen borç
tanımlamasına ilişkin yeni hükümlerin kabul edilmesi olmuştur. İradi şekle
uyulmamasının hukuki sonucu ve herhangi bir belirleme olmaksızın
kararlaştırılan yazılı şekle uygulanacak hükümler düzenlenmiştir.
Değerli
arkadaşlar, bu tasarının belki en önemli reformlarından biri borçlar hukukunun
temelini oluşturan bireysel sözleşme modelinin tasarıya yansımasının bir sonucu
olarak uygulamada “kitle sözleşme” “katılmalı sözleşme” ya da “formüler
sözleşme” şeklinde adlandırılan sözleşmelerle yeni bir hüküm olarak tasarıda
genel işlem koşullarına ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verilmesi olmuştur.
Çağımızın sosyal ve ekonomik gelişmeleri, kitlelere yönelik hizmet
gereksinimini yaratmış ve bunlar için de üretim zorunluluğu doğmuştur. Buna
bağlı olarak bireysel sözleşme modeli yanında yeni bir sözleşme modeli ortaya
çıkmıştır. Bankalar, sigorta şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri,
dayanıklı tüketim malları üretimi ve pazarlaması yapan girişimciler bireysel
sözleşmenin kurulmasından önce soyut ve tek yanlı olarak kaleme alınmış
sözleşme koşullarını hazırlamakta, bunlarla gelecekte kurulacak belirsiz sayıda
ancak aynı şekil ve tipteki hukuki işlemleri düzenlemektedirler.
Bir başka
ifadeyle, bireyin önüne konulan metin karşısında sadece “evet” ya da “hayır”
demesi mümkün olmakta, buna karşılık “evet ama” seçeneğinden yoksun olmaktadır.
Hizmet, ya edimden hiç yararlanmamanın söz konusu olmaması ve “evet ama” deme
olanağı bulunmaması karşısında bireyin bu tür sözleşmelerin uygulanmasında
kanunla korunmasının zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır.
Tasarıda
öncelikle genel işlem koşulları tanımlanmıştır. Buna göre genel işlem koşulları
bir sözleşme yapılırken ileride çok sayıdaki sözleşmelerde kullanma amacıyla
taraflardan birinin tek başına önceden hazırlayıp diğer tarafa sunduğu sözleşme
hükümleridir. Maddenin ikinci fıkrasında da genel işlem koşulu olma bakımından
diğer tarafa sunuluş biçiminin önemli olmadığı, bu koşulların sözleşme metninde
veya ekinde yer alabileceği, kapsamının, yazı türünün ve şeklinin önem
taşımadığı açıklanmıştır.
Yapılan
düzenlemeyle sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından
verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kurumların hazırladıkları sözleşmeler
her durumda tip sözleşme olarak kabul edilmekte ve böylece mutlak surette genel
işlem koşullarının emredici düzenlemesine bağlı tutulmuş olmaktadır. Genel
işlem koşullarının tabi olduğu emredici düzenleme açısından sözleşme ve
koşullarını hazırlayan tarafın kamu tüzel kişisi olması uygulama farklılığını doğurmamaktadır.
Değerli
milletvekilleri, bu genel işlem koşulları üzerinde ilgili bölümde daha çok
durmamız gerektiğini, milletimizin, vatandaşlarımızın getirilen bu düzenlemeden
önemli oranda istifade edeceklerinin şimdiden bilinmesi gerektiğini ifade ediyorum.
Tasarımızın daha
birçok vaktim elvermediği için değinemediğim yenilikleri var. İlgili bölümlerde
diğer konuşmacı arkadaşlarım bunlardan bahsedecekler.
Bu tasarının on
iki yıla yakın bir süreden beri hazırlanmasında emeği geçen bütün herkese
teşekkür etmekle beraber, Adalet Komisyonunda ve adalet alt komisyonunda
bizlerle birlikte, iktidar muhalefet ayrımı yapmadan sadece hukuk ekseninde
kalarak bu tasarının oluşmasına katkı veren milletvekili arkadaşlarıma da
teşekkür ediyorum. Ancak bir hususu da, az önce Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun sözcüsü Ordu Milletvekilimizin eleştirilerine kısaca cevap vererek
huzurlarınızdan ayrılacağım.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu sözcüsü milletvekilimiz, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün
olmadığını, hâkimlerin bağımsız olmadığını, etki altında karar verdiklerini ve
hâkim atamalarında gerekli niteliklerin…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Kaynak, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Teşekkür ederim.
…aranmadan
atamaların yapıldığını, kabaca böyle özetleyebileceğimiz eleştiriler yöneltti.
Biz AK PARTİ
olarak, AK PARTİ Grubu olarak hukukun üstünlüğüne tarafız ancak üstünlerin
hukukuna taraf değiliz. Biz hukukun siyasallaştırılmasına karşıyız, siyasetin
de hukuksuzlaştırılmasına karşıyız. Türkiye’de görev yapan çok değerli
hâkimler, savcılar, yargıçlar var. Bu hâkimler, savcılar kararlarını verirken
tamamen hukuk çerçevesinde, tamamen kanun çerçevesinde ve bir etki altında
kalmadan vicdanlarıyla hareket eden hâkimler, savcılardır. Tamamını itham
etmek, tamamına “etki altında karar veriyorlar” demek, bu hâkimlere, savcılara
en büyük saygısızlıktır. Ancak şunu da ifade etmemiz lazım: Partimiz ve
Hükûmetimiz, Avrupa Birliği kriterleri çerçevesinde yargı reformuna taraftardır
ve yargı reformu yüce Meclisimizin gündemine gelecektir.
Şunu da ilave
etmem gerekir ki Türkiye’de artık 1 tane, 2 tane, 3 tane değil, 54 tane hukuk
fakültesi var ve bu 54 hukuk fakültesi her yıl binlerce mezun vermektedir. Bu
mezunlardan hâkim, savcı olmak isteyenlerin girdikleri sınavda en başarılıları
ancak atanabilmekte ve Türkiye’de gerçekten hukuk kalitesi bakımından,
kararların isabet kalitesi bakımından önemli mesafeler alınmaktadır.
Ben bu duygularla
tasarının hayırlı olmasını ve yüce Meclisimizde kısa sürede görüşülerek
kanunlaşmasını temenni ediyor, hepinize bir kez daha saygılar sunuyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Kaynak, teşekkür ediyorum.
Komisyon adına,
Komisyon Başkanı, Ankara Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya.
Buyurun Sayın
Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Çok değerli Başkanım, yüksek Parlamentonun
değerli üyeleri; yasamamızın bu döneminin de verimli ve hayırlı olmasını
dileyerek sözlerime başlıyorum.
Yüce Meclis,
bugün bir arkadaşımızın ifade ettiği gibi, aslında tarihî bir gün yaşıyor.
Düzenlemenin konusu, kapsamı ve sınırları itibarıyla özel hukukun anayasasını
yeniden gözden geçiriyoruz. Bütün sistemlerin odağında yer alan insanın
iradesinin kurallarını yeniden belirliyoruz. Şu anda yaptığımız girişim
özgürlüğü ve diğer özgürlüklerin anayasal pratiğidir, sınırlarıdır,
yasaklamalarıdır. Aslında ne öğretide ne de yargıda borçlar hukukuna bu
bağlamda, anayasal temel hakların sınırlanması bağlamında yaklaşılmamış ve Türk
borçlar hukuku Avrupa’daki derinliğine, genişliğine bu sebeple kavuşamamıştır.
Ne yapıyoruz
değerli arkadaşlar? Türk uygarlığının son asrında borçlar hukukunda iki kuşak
önemli değişiklikler yaptık. Birinci kuşak Mecelle’dir, modernleşmenin büyük
adımıdır. Konyalı Ebu Said Hadimi’yi, İbni Nüceymi’yi, Ahmed Cevdet Paşa’yı, bu
vesileyle onların torunlarını Meclislerinde anmak herhâlde onların ruhlarını
şad eder.
İkinci kuşak Türk
Borçlar Kanunu veya Borçlar Kanunu bir devrim dönemi kanunudur. Anadolu işgal
edilmiş, Lozan barışı yapılmış, kapitülasyonlardan kurtulmak için Borçlar
Kanunu’nun, Medeni Kanun’un, yargılama hukuku kanunlarının kodifikasyonunun
yapılması Lozan barışı şartı olarak öngörülmüş, devrimin o dönemindeki verimi
içerisinde Borçlar Kanunu ikinci evrede başarılı çeviri yoluyla önümüze
gelmiştir.
Partilerimizin
sözcülerini dinledim, çok faydalandım, teşekkür ediyorum. Gerçekten “Büyük
Meclis, yasama organı, siyasal iktidar veya siyaset kurumu böyle bir
değişiklikle karşı karşıya mıdır?” sorusuna doğru cevap oluşturmak gerekir,
doğru cevap oluşturmamız gerekir.
Değerli
arkadaşlar, Avrupa’da borçlar hukukunun köklü oluşumunun başlangıcı 20’nci
asrın başıdır, 1911’lerdir. Eugene Hubert’in tanzimi o dönemdir. 1926’da bu
kanunu kodifiye ettik, Büyük Meclis kabul etti. Kök kanuna göre iki yüz yıla,
ulusal kanunumuza göre aşağı yukarı -Faruk Bey ifade ettiler- seksen, işte yüz
yıla yakın bir dönem geçti.
Arkadaşlar,
dönüşümlerin, değişimlerin bilimsel olsun, teknolojik olsun, hukuk akademyasında
olsun başka çağlarda olduğunun en az 10 katı, 20 katı büyük değişiklikler
yaşanıyor. Avrupa birinci kuşak borçlar kanunlarını büyük ölçüde değiştirdi,
kısmen değiştirdi, tamamen değiştirdi, genellikle kısmen değiştirdi. Biz 1900,
işte şu ana kadar sanıyorum 8’e yakın doğrudan ve en azından 10-15 tane de
borçlar hukukunda dolaylı değişim etkisi doğuran düzenlemeler yaptık. Doğrudan
etkiler: 1957 Nakliye Sözleşmesi, Temerrüt Faizi Kanunu, Medenî Kanun’un
değişimi 1, 4, 5’inci kitap, bunun parçası ve 8’e yakın değişiklik. Dolaylı
etki doğuran normlar: Koruyucu hukuk, tüketicinin hukuku, gayrimenkul kiraları
hakkında kiracının himayesine veya kira hukukunun tanzimine ilişkin kanun.
Değerli
arkadaşlar, teknolojik değişim, e-hukuk, Borçlar Kanunu’na müdahaleyi
vazgeçilmez bir zaruret hâline getirmiştir. Borçlar hukukundaki küreselleşme
veya uluslararasılaşma eğilimleri, Avrupa’da bu konuda yeknesak kuralların
oluşturulması hem bilim adamları tarafından hem komisyonlar ve çeşitli NGO’lar
tarafından vurgulanarak ortaya konmaktadır. Bugün sosyoekonomik gelişmenin ve
mağduru korumanın borçlar hukukundaki, şu andaki yürürlükte olan düzende
yeterlik sınırlarının gerisinde kalmıştır.
Bir hususa işaret
edeyim: Tabii resepsiyon, iktibas yoluyla başka uygarlıklardan aktarma yoluyla
oluşturduğunuz hukuk, ister istemez millî koşullarınızla somut, konjonktürel
çatışmalar içerisinde olabilir. Yargıtayımızın İsviçre-Türkiye uygulaması
çatışmaları sebebiyle oluşturulan tevhidi içtihatları veya bazı içtihatlar
bağlamında, yasama organının bu çelişkileri gidermek bakımından müdahalesi de
zaruriydi.
Değerli arkadaşım
Komisyonun veya tasarının dil konusundaki -kendi iddialarına göre- zaaflarına
işaret ettiler. Arkadaşlar, bir milletvekili, dilsever bir insan olarak,
Türkçeyi en güzel kullanmaya özen gösterdikten başka, aşağı yukarı şu anda Türk
kültürünün elinde olmayan bir Türkçe sözlüğünü kendi kitabında saklayan ve
ileride uygarlığa sunmak durumunda olan bir arkadaşınızım. Bu kanunda, dil
konusunda, değerli arkadaşlar, gerçekten büyük hassasiyet gösterilmiştir. Tabii
orta dili bulmak mümkün değil. Ben yarın da devam edeceğim. Bir anımı
hatırlatayım: 1996 yılında parlamenterim. Anayasa Komisyonu Başkanıyım. Şu
sıralarınızda oylama çeşitleri yazarken “çekinser” yazıyordu. Rahmetli Ecevit
1973 iç tüzük kodifikasyonunda “çekinser”i ısrarla savunmuştu. Bense, dilsel
araştırmalarımla ortaya çıkardım ki Türçede “insa” takısı yok “imsa” takısı
var, “gülümser”, “sevimser” gibi “çekimser”dir. Türk Dil Kurumundan da rapor
aldım ve İç Tüzük’teki o madde ortadan kalktı. Yani dil önemli. Ha bizim burada
işaret edilen dil zaafları var mı? Bakın arkadaşlar, avukatlığımda bir davayı
yürütüyordum. Hâkim dedi ki: “Zaman aşımından davanızı reddettim.” Zaman aşımı
yoktu ama madde metninde “zıman” vardı “zımanı tazminat”tır. Bugün -369’uncu
maddede sanıyorum- “baliğan mabelağ” var. Ben Arapçayı çok iyi biliyorum,
Osmanlıcayı da çok iyi biliyorum ama Türkçeliği gitmiş.
Değerli
arkadaşımın örnekseme yoluyla birkaç yollaması var, onlara işaret ediyorum. “Hata
olur mu arkadaşlar?” dendi, yani “Yanılma olur mu, hatanın nesi var?” dendi.
2001 yılında aynı iktidar içerisinde, aynı kanun tasarısı içerisinde biz
“hata”ya “yanılma” dedik, madde 149.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Medeni Kanun.
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Medeni Kanun tabii.
Yine aynı yılda
“hile”ye “aldatma” dedik, madde 150. Yine aynı kanunda “ikrâh”a “korkutma”
dedik. Tabii ortayı bulmak mümkün değil ama güzel Türkçeyi kullanmaya mahkûmuz
ve güzel Türkçeye özen göstermemiz lazım. Ben şahsen zamanımın yettiği ölçüde
normların, kuralların Türk dilinin anlamını en iyi yansıtacak üslubu seçme
gayreti içerisindeyim. O konuda bir sözüm var: Cümleler manaların vefalı
hamallarıdır, neyi yüklerseniz onu taşırlar. Gerçekten de burada eğer dil
yanlışlıkları varsa zevkle o konuda önergeleri müzakere ederek kabul
edebiliriz. Bir dil cimriliği veya dil yanlışı direnci içerisinde hiçbir zaman
olamayız.
Değerli
arkadaşlar, bu proje önümüze nasıl geldi? Bir defa bu proje 2000’lerin, 2004’lerin,
2005’lerin projesi değil, ta 1974’lerin projesidir. Rahmetli Hıfzı Veldet
Velidedeoğlu, Oğuzman o dönemlerde büyük emek gösterdiler. Uludağ’a gittiler,
yayınlar yaptılar -İsmet Sungur Bey- büyük emek gösterdiler. Gerçekten o dönem
müktesebatı elinde olmayan bir hukukçunun tam bir Türk hukukçusu olabileceğini,
medeni hukukçusu olabileceğini varsayamıyorum.
2001 yılında
gerçekleştirilen Medeni Kanun projesinin bir devamıdır.1998 yılında çalışmalara
başlanmıştır. Bilim, hukuk bürokrasisi, yargı, Barolar Birliği, Noterler
Birliği, değerli, huzurunuzda yer alan bilim adamları ve diğer bilim adamları…
Ha bu arada, gerçekten, bu projeye büyük emek veren ve o projede, Medeni Kanun
bölümünde, ben milletvekili değilken -sanıyorum 94 veya 95 yılında Barolar Birliğini
temsilen çalışmıştım- Rahmetli Turgut Akıntürk’ü bu dönemde kaybettik,
aramızdan ayrıldı ama eserleriyle, hatıralarıyla ve derinleştirici yorumlarıyla
gönlümüzde yaşıyor. Tasarılaştı, komisyona geldi, 147 birime -bilim adamları
olsun, özel otoriteler olsun, Barolar Birliği olsun- gönderildi. Komisyon
üyelerimize huzurunuzda özellikle teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten, zaman
konusunda büyük fedakârlık göstererek, bütçe çalışmalarından vazgeçerek,
Borçlar Kanunu Komisyonu, bu kanunu o şekilde, komisyon raporu şeklinde, Genel
Kurula indirmiştir.
Şimdi, değerli
arkadaşlar, yöntemde kusur var mı? Milliyetçi Hareket Partisi değerli sözcüsü
arkadaşımızın önemli bir işareti var bu konuda. Veysi Bey de herhâlde şey
yapıyor… Yöntemde bir kusur var mı?
Değerli
arkadaşlar, bu kanunda, bu kanunun yönteminde bir kusur var. Nedir o? 1926
yılında, işte 2’nci Parlamentonun döneminde başarılan, sonuçlandırılan verim
burada sağlanamamıştır. 1926, Borçlar Kanunu’nu ve Medeni Kanunu görüşmüş ve
aynı anda yürürlüğe koymuştur. Hâlbuki cumhuriyetin devrim sonrası
ulusallaştırmak, toplumsallaştırmak, dönüştürmek yükümlülüğü altında bulunan
bizlerin bu dönüşümü 2001 yılında gerçekleştirmemiz lazımdı. İşte burada Türk
siyaset kurumundaki uzlaşmazlık zaafı veya gerilim sorunu ister istemez engel
olarak önümüzde görülüyor.
Değerli
arkadaşlar, peki, bu kanunu kısmen değiştirerek, değiştirilmesi gereken
bölümlerini gözden geçirerek olduğu gibi bırakabilir miyiz?
FARUK BAL (Konya)
– Evet.
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) - Bir defa, değerli arkadaşlar, arz ediyorum.
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Doğrusu odur ama. Code Napoleon’da biliyorsun ha bire ekler vardır.
Böyle değişiklik az.
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada gerçekten en iyi
bir hukuk reformu, nihayet, bir bütünün, kodun yüzde 20’sini değiştirebilir,
yüzde 60 tekrardır; doğru, fakat bizim geleneğimizde bunu deldik. Biz o zaman
çağırdık 2000’lerde, 2001’lerde, o dönemde, dönüşüm dönemlerinde “Medeni
Kanun’u böyle yapmayalım.” Bizzat 939’uncu maddesine kadar ben bulundum o
komisyonlarda. Madde hafızası gidiyor. 939’uncu madde olağanüstü iktisap, zaman
aşımı ama 713’ü ezberlemek zorundayım. Tapu siciline güven ilkesini, şu anda
-zayıf olmayan bir hukukçu olarak- maddesini bilmiyorum. Bir madde hafızası,
bir madde kültürü yok oluyor ama Medeni Kanun’da bu oldu. Atıflar sebebiyle
burada -benim de kısmen gözden geçirmeyi kabul edebilecek- hafif yoğunluklu bir
zaruretle karşı karşıyayız ama -o da olabilirdi tabii, öyle çalışmalar
olabilirdi- 2001 yılında olmadı, olsaydı keşke.
Bir başka yöntem,
değerli arkadaşlar, bakın, işaret ediyorum, önemli konuşmalarda işaret
ediyorum, bazen televizyon programlarında işaret ediyorum: İçinde yaşadığımız
gerilimden soyut ve kopmuş olarak bir yasama krizini yaşıyoruz. Bunu kabul
etmeye mecburuz. Çeşitli arkadaşlarımız dünya parlamentolarında çalışma
usullerini inceliyorlar. Dünya parlamentolarındaki görüşme yöntemleri zaten iki
temel kod, örnekleme olarak da elimizde var.
Şimdi, benim
burada bir modelim var. Bütün partilerimin grup başkan vekillerine tek tek
gönderdim; DTP’ye gönderdim, MHP’ye gönderdim, CHP’ye gönderdim, AK PARTİ’ye
gönderdim ve bu konuda ilgisi olan arkadaşlara gönderdim. Yapılacak şey şudur:
Geçici bir iç tüzük. Atatürk’ün yoludur, kül hâlinde müzakeredir. Oluşum
aşamasında maddeler görüşülmüştür, kül hâlinde müzakeredir. Geçici bir iç
tüzük. Tüzüğün maddelerinde, bir defa tüm partiler maddelerinde ittifak
edecekler. Diğer maddesinde oylama olacak, en son maddesinde de bu kanunlar
-uygulama kanunu dâhil- yürürlüğe girdiği zaman bu geçici iç tüzük ortadan
kalkmış olacak. Bu, hukuken mümkün mü, anayasal olarak mümkün mü?
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Bence mümkün değil.
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Ben, kavas arkadaşa veriyorum, grup başkan
vekili arkadaşlarıma bu metni göndermesini istiyorum.
Mümkün olabilir.
Ben…
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Olmaz.
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Dikkat ederseniz, olabilir…
ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Aynı anda iki tane iç tüzük olur mu İyimaya?
ADALET KOMİSYONU
BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) –Efendim bakın, konu incelenmiştir. Ben size
arz ediyorum, arkadaşlar getirecekler.
Burada tabii, bu
temel kanunlar, Borçlar Kanunu, Yargılama Usulü Kanunu ve Ticaret Kanunu, gerilimlerin
kanunu değil, geleceğin hukuku, nesillerimizin hukuku, torunlarımızın hukuku.
Bunu, israfçı, didişmeci bir yasama yöntemi yerine, Parlamentoda yasama krizine
karşı anlamlı bir örnek vermek için rahat rahat gerçekleştirebiliriz. Ben,
olabilirliğini düşünüyorum, olamaz görüşte olanlarla da her platformda
tartışmaya hazırım.
Ben, diğer
maddelerde, bu kanun neyi getiriyor, komisyon ne yaptı, bunları anlatacağım ama
bu kanuna emeği geçen bilim adamlarımızı, bakanlarımızı -farklı bakanlar var-
komisyon üyelerimizi, komisyon uzman ve çalışanlarını, Yargıtay üyelerini,
Barolar Birliğimizi, hasılı bir gram emeği olanları saygıyla selamlıyor,
Komisyon adına şükran duygularımı sizlerle paylaşmayı bir görev biliyorum.
Hürmetler. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İyimaya.
Tümü üzerinde
şahsı adına Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç, buyurun efendim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
Sayın Tunç,
süreniz on dakika.
YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Borçlar Kanunu
Tasarısı’nın geneli üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.
Kanunlar birer
sosyal varlık olarak, aynen canlı varlıklar gibi zamanla yaşlanmaktadır,
kendilerinden beklenen işlevleri tam anlamıyla yerine getirmekte güçsüz
kalmaktadırlar. Bu sebeple de günün şartlarına ve ihtiyaçlarına gereği gibi
cevap verememektedirler. Bu gerçek, kanunların ve özellikle hukuk hayatında
büyük önemi olan temel kanunların baştan sona gözden geçirilerek o günün
şartlarına ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle getirilmesini zorunlu
kılmaktadır.
İşte bu
ihtiyaçları gören AK PARTİ hükûmetleri, geçen yasama döneminde temel ceza
kanunlarını elden geçirerek Meclise sevk etmiş ve yenilenmesini sağlamıştır, bu
yasama döneminde de hukuk alanındaki temel kanunları Türkiye Büyük Millet
Meclisinin gündemine taşımıştır. Şu anda görüşmekte olduğumuz Borçlar Kanunu
Tasarısı da aynı ihtiyaç ve zorunluluk nedeniyle hazırlanmış. Tasarı,
yasalaştığında, seksen üç yıldan bu yana uygulamakta olduğumuz Borçlar
Kanunu’nun yerine geçecek, günümüz ihtiyaçlarını karşılayacak reform
diyebileceğimiz önemli yenilikler içermektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; altı yüz kırk dokuz maddeden oluşan bu tasarının
getirdiği yeniliklerin tamamına bu kısa süre içerisinde değinmek elbette ki
mümkün olamayacaktır. Bölümler üzerinde yapılacak görüşmelerde getirilen
yenilikleri hep birlikte göreceğiz. Ancak ben, önemli gördüğüm ve hukuk
sistemimize yeni giren, günümüzde ortaya çıkan birtakım yeni ihtiyaçlara cevap
vermek amacıyla yer verilen yeni hükümlerin bir kısmına değinmek istiyorum.
Öncelikle şunu
belirtmek gerekir: Yeni Borçlar Kanunu’muzu her okuyan anlayabilecektir. Dili
sadeleştirilmiş, yerleşmiş bazı hukuki terimler korunmuş, Anayasa’mız ve Türk
Medeni Kanunu’muza paralel bir şekilde, halkımızın da kolayca anlayabileceği
bir kanun hazırlanmıştır.
Teknolojik
gelişmeler nedeniyle ihtiyaç duyulan önemli değişiklikler yapılmıştır.
Yeni Borçlar
Kanunu’muzun en önemli özelliği, genellikle sözleşmenin zayıf tarafı olan
tüketiciyi, kefili, kiracıyı ve işçiyi koruyucu hükümler içermesidir.
Tasarının en
önemli yeniliklerinden biri genel işlem koşullarıyla ilgili düzenlemelerdir.
Bankalar başta olmak üzere, sigorta şirketleri, seyahat ve taşıma işletmeleri,
dayanıklı tüketim malları üretimi ve pazarlaması yapan müteşebbislerin bireysel
sözleşmenin kurulmasından önce tek taraflı olarak hazırladıkları, bireylerin
hizmet ya da edimden yararlanabilmek için imzalamaktan başka çarelerinin olmadığı
tip sözleşmelerin uygulamada yol açtığı mağduriyetler giderilecektir. Tip
sözleşmelerin içerdikleri genel işlem koşullarının tabi olduğu geçerlilik
kurallarıyla bunlara aykırılığın yaptırımı ve genel işlem koşullarının
yorumlanması gibi konular Borçlar Kanunu’muza tüketiciyi koruyan yeni bir
müessese olarak girmiştir.
Sorumluluk
hukukuyla ilgili olarak da çağdaş gelişmeler göz önünde tutularak önemli
değişiklikler yapılmıştır. Müteselsil sorumluluk, kusursuz sorumluluk ve
tehlike sorumluluğuyla ilgili yeni düzenlemeler getirilmiştir. Sorumluluk
hukukunda hak kayıplarının önüne geçmek için haksız fiillerde ve sebepsiz
zenginleşmeden doğan davalarda kısa zaman aşımı süresi bir yıldan iki yıla
çıkarılmıştır.
Hâkimin, sadece
ölüm hâlinde değil, ağır bedensel zararlarda da zarar görenin yakınlarına
manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği
yönündeki hüküm hukukumuza ilk kez giren önemli bir düzenlemedir.
Yine borçlar
hukukumuza ilk kez giren müesseselerden bir tanesi de dava sırasında geçici
ödemeye karar verilebilmesidir. Bu düzenlemeyle de zarar gören, haklılığını
gösteren inandırıcı deliller sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği
takdirde, mesela hiçbir sosyal güvenceden yararlanamayacak durumda bulunmakla
birlikte, somut olayda uğradığı zararın giderilmesi için acilen parasal bir
desteğe ihtiyaç duyması gibi durumlarda, hâkime, davalının zarar görene geçici
ödeme yapmasına karar verebilmesi imkânı getirilmiştir.
Sözleşmenin
yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen
olağanüstü bir durum ortaya çıkmış olması ve bu durumun şartları borçlu
aleyhine önemli şekilde değiştirmiş olması hâlinde gerekli koşullar
gerçekleşmişse, borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını
isteyebilecektir. Bunun mümkün olmaması hâlinde, borçlu, sözleşmeden
dönebilecek, sürekli edimli sözleşmelerde ise kural olarak, fesih hakkını
kullanabilecektir.
Satış
sözleşmesiyle ilgili olarak uygulamada tüketicilerin mağduriyetlerine neden
olan birçok hususun önüne geçilmesini amaçlayan tüketiciyi korumaya yönelik
değişiklikler toplumun bizden beklediği olumlu değişikliklerdir.
Tasarı, kira
hukukumuzda yeni bir dönemin kapılarını açmaktadır. 6570 sayılı Gayrimenkul
Kiraları Hakkında Kanun, kiracı ve kiralayan arasındaki dengeyi bozan birtakım
hükümler içermekteydi. Tasarıyla 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında
Kanun yürürlükten kaldırılmakta, gayrimenkul kiralarıyla ilgili hükümler
Borçlar Kanunu’muzun içerisine alınmaktadır.
Tasarıdaki yeni
düzenlemelerle gayrimenkullere ilişkin kira sözleşmeleri, ev sahiplerini de
koruyan ancak kiracı haklarından da ödün vermeyen bir sisteme
dönüştürülmektedir. Uygulamada, özellikle kiracıların mağduriyetine neden olan
hususların ortadan kaldırılmasına yönelik yeni düzenlemeler yapılmıştır.
Tasarının
yürürlüğe girmesiyle kira sözleşmelerinde kiracılar için önemli bir sorun olan
depozito üç aylık kira bedelini aşamayacaktır.
Kira
sözleşmesinin uzaması durumunda yeni kira bedeli bir önceki kira yılının
üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçemeyecektir.
Kiracıya, kira
bedeli ve yan giderler dışında başka bir ödeme yükümlülüğü getirilemeyecektir.
Kira bedelinin
zamanında ödenmemesi hâlinde cezai şart uygulaması veya sonraki kira
bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar artık geçersiz olacaktır.
Bu hükümler,
uygulamada kiracıların mağduriyetine yol açan hususları ortadan kaldırmaya
yönelik olumlu düzenlemelerdir.
Tasarıda aile
konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan taşınmazlarda kiracının eşinin açık
rızası olmadıkça kira sözleşmesini feshedemeyeceği gibi önemli bir düzenleme
getirilerek uygulamada özellikle kadınlarımızın mağduriyetlerinin önlenmesi
amaçlanmıştır.
Kefalet
sözleşmesinin geçerlilik koşulları yeniden düzenlenerek getirilen sıkı şekil
şartlarıyla kefili koruyan önemli hükümler getirilmiştir.
Tasarı, hizmet
sözleşmesine dayanan işçi ve işveren ilişkisi konusunda da önemli yenilikler
getirmektedir. İş Kanunu’muza paralel düzenlemelerin yanı sıra yürürlükteki
Borçlar Kanunu’nda yer almayan yeni hükümlere yer verilen tasarıya göre,
işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermekle
yükümlü olacak, işçinin sağlığını da gözetecek, işçiyi hastalandığında
çalışmaya zorlayamayacak, tedavi olması için izin verecek, iş yerinde de acil
tedavi imkânlarını sağlayacaktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmelerine başladığımız bu tasarının yasalaşmasıyla
günlük hayatımızda önemli yer tutan birçok alanda mevzuatımız günümüz
ihtiyaçlarına uygun hâle gelmiş olacaktır.
Tasarının
hazırlanmasında emeği geçen değerli hocalarımıza, Bilim Kurulu üyelerimize,
Adalet Bakanlığımıza, tasarının Komisyonda görüşmeleri sırasında maddelerin tek
tek inşa edilmesini sağlayan Adalet Komisyonumuzun Değerli Başkanı ve değerli
iktidarıyla muhalefetiyle tüm Komisyon üyelerimize teşekkür ediyor, tasarının
milletimize, ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Tunç, teşekkür ediyorum.
Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, sayın grup başkan vekili arkadaşlarım; şimdi konuşma
sırası Hükûmete gelmiştir ama süre için yirmi dakika gerekiyor. Sizin
görüşünüzü alacağım. İsterseniz yarına bırakıp yarın Hükûmetin görüşmesini
temin edeyim.
Sizce de uygun
mudur efendim?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Yarın devam edelim efendim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Yarın devam edelim.
BAŞKAN – Tamam.
Soru sormak için
ekranda ismini gördüğüm, sisteme giren arkadaşlarımızın isimlerini
arkadaşlarımız kaydettiler. Yarın soru sorma hakkı öncelikli olarak o
arkadaşlarımıza verilecektir.
Sizlere teşekkür
ediyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 8 Ekim
2009 Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Sizlere ve bizleri
izleyen vatandaşlarımıza hayırlı akşamlar diliyorum.