TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                           TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                         44’üncü Birleşim

                                                                                   14 Ocak 2009 Çarşamba

                                                                                              İçindekiler

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Siirt ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, son yıllarda yaşanan Anayasa ve hukuk ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Ankara Büyükşehir Belediyesinin su faturalarındaki uygulamalarından kaynaklanan vatandaşların mağduriyetine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Siirt Milletvekili Afif Demirkıran’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Siirt ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasında değindiği konularla ilgili açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın (6/1080) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/109)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 34 milletvekilinin, kadın girişimciliği ve kadın istihdamındaki sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/303)

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 37 milletvekilinin, madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/304)

VII- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218)

3.- Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/663) (S. Sayısı: 319)

4.- Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/664, 2/59, 2/261, 2/357, 2/370) (S. Sayısı: 320)

5.- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/608) (S. Sayısı: 266)

6.- Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/597) (S. Sayısı: 268)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263)

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili Sadık Badak ve 5 Milletvekilinin; Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 4 Milletvekilinin; Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/283, 2/270, 2/277) (S.Sayısı: 272)

9.- Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut’un; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 Milletvekilinin; 23.11.2004 Tarihli ve 5253 Sayılı Dernekler Kanununun 27. Maddesinde Kızılay ile İlgili Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu Raporu (2/290, 2/286) (S.Sayısı: 283)

VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil’in, Bilkent Üniversitesi çalışanlarından kesilen gelir vergisine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/5985)

2.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, TOKİ’ye geçen bir arazideki plaja ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6204)

14 Ocak 2009 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşimini açıyorum.

 

III.- YOKLAMA

 

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

İlk söz, Siirt ilinin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’e aittir.

Buyurunuz Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, biraz daha sessiz olursak daha rahat dinleyebileceğiz.

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Siirt ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Siirt ilinin sorunlarıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Siirt ilinde yaşanan yoksulluk, işsizlik ve yolsuzluk sorunlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında seslendirilmesinin ve bu konuda Hükûmetin göreve davet edilmesinin bir zorunluluk olduğu inancıyla söz almış bulunuyorum.

Nüfusu 300 bine yakın olan Siirt ilimizde yoksulluk ve işsizlik en üst düzeyde yaşanmaktadır. Siirt ili sadece yoksulluk ve işsizlik sorunuyla değil, ama aynı zamanda yolsuzluk sorunuyla da Türkiye’nin gündemini işgal eden bir il konumuna sürüklenmiştir. AKP’nin, Başbakan seçtiren bir il olması nedeniyle Siirt halkına olan vicdan borcunu yerine getirmiş olduğu umuduyla Siirt’e gidenler çok büyük bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. AKP, Siirt halkının oylarını almış ve sonra vefa borcu ödeme gereğini duymaksızın Siirt halkını ne yazık ki unutmuştur, ama Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın milletvekili seçilmesi için görevinden istifa eden, milletvekilliğinden istifa eden ve Belediye Başkanlığı görevine getirilen Sayın Mervan Gül’e olan vefa borcunu, onun yolsuzluklarını görmezden gelerek ödemeyi ne yazık ki hâlen sürdürmektedir.

Siirt’te hem kamu hizmeti hem de belediye hizmetleri açısından büyük bir yoksunluk yaşanmaktadır. Siirt iline gittiğinizde ilk karşınıza çıkan, yolları çukurlarla ve çamurla dolu ve çöp yığınlarıyla kaplanmış bir kenttir. Siirt’teki çöp yığınlarının sebebinin Belediye Başkanlığının yaptığı ve adı yolsuzluklara bulaşan ihale olduğunu kısa bir süre içerisinde öğrenmeniz mümkündür. Belediye Başkanı, kendi akraba yandaşlarıyla oluşturduğu koloniye hizmet etmeyi, Siirt halkına hizmet etmekten ne yazık ki önde tutmaktadır.

Siirt, yaz boyu ciddi bir susuzluk sorunu yaşamıştır. Günde bir saat bile su verilmeyen ama halka mazot tankerleriyle su dağıtılan bir il olarak halkın feryatlarını özellikle yaz aylarında işitmeniz son derece kolaydır.

Nüfusunun 125 binini gençlerin, sıfır-on dört yaş grubunun oluşturduğu bu ilimizde tek bir çocuk parkı bulunmamaktadır. Sanatsal ve kültürel etkinlikler, bir tek sineması ve tiyatrosu bulunmayan bu ilimizin ne yazık ki kapısından içeri bile girememektedir.

Sağlık hizmeti konusundaki yetersizlikleri, uzman hekim sayısındaki yetersizliklerle açıklamak olasıdır. Örneğin, Eruh’a gittiğiniz zaman, Eruh Devlet Hastanesinde tek bir uzman hekimin bulunduğu, onun da aile hekimi olduğu ve başhekimlik görevini üstlendiği ama cuma günleri çalışmadığı gerçeğiyle karşı karşıya bulursunuz kendinizi. Çocuk nüfusun çok yüksek olduğu Eruh ilçesinde bir tek çocuk hekimi yoktur, bir tek cerrah bulunmamaktadır, bir tek diş hekimi yoktur.

Eğitim konusunda da aynı yetersizlikleri birçok ilçede ve Siirt merkezde görmeniz mümkündür.

Daha bugün sağlıkla ilgili bir skandal Kurtalan ilçesinde yaşanmıştır ve Kurtalan ilçesinde, ne yazık ki, Kurtalan Devlet Hastanesinde yeşil kart yolsuzluğu nedeniyle 50 kişi gözaltına alınmıştır. Bu konuya da Hükûmetin dikkatini çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu ilimizde, Siirt’te bir üniversite kuruldu. Bu üniversitelerin tabela üniversitesi olmaması için gerekli her türlü uyarıyı bu kürsüden yaptık. Ancak “Siirt Üniversitesi” diye adlandırılan mekâna gittiğinizde karşınıza çıkan sadece bir tabeladan ibarettir. Ticaret meslek lisesi binası boşaltılmış, 600 öğrenci Siirt’te ilköğretim okullarına sevk edilmiş. Bu okullarda sınıf yetersizliği nedeniyle atölyeler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…bulunmamakta ve gerçek anlamda meslek lisesi eğitimi yapılmamaktadır. Buna karşılık, meslek lisesinin boşaltılan binasının üzerine bir eğitim fakültesi tabelası asılarak Siirt Üniversitesinin kurulduğu iddia edilmektedir.

Siirt’te üniversite tabelasını göreceğiniz ikinci yer boş bir tarladır ve bu tarlanın üzerinde “Üniversite Kampüsü” yazmakta. Bunun dışında üniversiteyle ilgili hiçbir ciddi girişim hâlen başlatılmamıştır.

125 YTL maaş almak için kaymakamlık önünde kuyruğa girenler, AKP’den bir yandaş bulma kaygısı içinde, açlıkla mücadelelerini ne yazık ki sürdürmektedirler.

Değerli milletvekilleri, korucular da ayrıca çok ciddi olarak üzerine eğilinmesi gereken bir başka grubu oluşturmaktadır. 250 YTL emekli maaşı ve bir yeşil kartla, sakat olarak, yaralı olarak mücadele vermektedirler.

Ben, yüce Meclisin Siirt ilinin sorunlarına daha fazla eğileceği inancını taşıyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz  Sayın Serter.

Gündem dışı ikinci söz hukuk devleti hakkında söz isteyen Eskişehir Milletvekili Hüseyin Tayfun İçli’ye aittir.

Buyurun Sayın İçli. (DSP sıralarından alkışlar)

2.- Eskişehir Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, son yıllarda yaşanan Anayasa ve hukuk ihlallerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün Danışma Kurulunun önerisinin aleyhinde konuşurken Anayasa’ya aykırılık iddialarıyla ilgili görüşlerimi ifade etmiştim. Bugün hukuk devleti konusunda görüşlerimi ifade etmek istiyorum. Keşke Sayın Adalet Bakanı burada olsaydı da bu görüşlerimi paylaşabilseydik ve benim görüşlerimin doğruluğu veyahut eksikliği konusunda en azından görüşlerini alabilseydim Sayın Adalet Bakanının ama ne yazık ki Sayın Adalet Bakanı burada değil.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti olduğuna dair amir hüküm, açık hüküm bulunmaktadır ve Anayasa’mızın 4’üncü maddesinde bu hükümlerin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif edilemeyeceği ifade edilmektedir.

Birçoğumuz tabii ki şu ayrımı bilmekteyiz: Hukuk devleti ayrıdır, kanun devleti ayrıdır. Hukuk devleti, evrensel hukuk kurallarına, anayasaya ve bunlara uygun yasalara uygun hareket eden devlettir. Ama ne yazık ki son yıllarda Anayasa’nın birazdan ifade edeceğim çok önemli hükümleri göz göre göre ihlal edilmektedir.

Hepimiz biliyoruz, 22 Temmuz seçimlerinden sonra Anayasa’nın değiştirilmesi, Türkiye'nin daha demokratik bir ülke olması konusunda çabaların sarf edilmesi Türkiye'nin gündemine oturmuştu.

Değerli arkadaşlarım, bırakın Anayasa’yı değiştirmeyi, elimizde eksik olarak kabul ettiğimiz Anayasa hükümlerinin taammüden, tasarlayarak, planlayarak ihlal edilmesine mutlaka tepkimizi koymalıyız.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde sıkıyönetim mi vardır, ülkemizde olağanüstü hâl rejimi mi vardır ya da ülkemiz bir savaş içinde midir? Bu sorulara verilecek yanıt: Elbette ki bunların üçü de ülkemizde yaşanmamaktadır.

Peki, değerli arkadaşlarım, son yıllarda yaşanan Anayasa ihlalleri hangi mantıkla, hangi anlayışla yapılmaktadır? 2001 yılında yapılan Anayasa değişikliğinde Anayasa’nın 13’üncü maddesinde temel hak ve hürriyetlerin hangi hâllerde sınırlanabileceği hükmü daha demokratik bir hâl almak kaydıyla değiştirilmişti. Bunu yaparken Sayın Adalet Bakanı ile ben o zaman partiler arası uzlaşma komisyonu üyesiyken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki ilkeleri de dikkate almak suretiyle bu düzenlemeyi biz getirmiştik. Anayasa’nın 13’üncü maddesi der ki, çok uzun uzadıya okumayayım, Anayasa’nın hiçbir şekilde sınırlanamaz… Bakın “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükmünü getirdik 13’üncü maddede. Bakın, Anayasa’nın 17’nci maddesinde “…kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” hükmünü getirdik yine bu değişiklikle.

Şimdi, insanlar, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya tabi tutuluyor, yargılanmadan cezaevinde cezalarını çekiyorlar. Bir muameleye tabi tutuluyorlar, işkence muamelesine tabi tutuluyorlar, sağlık haklarından, yaşam haklarından mahrum ediliyorlar. Yine Anayasa’nın 19’uncu maddesinde açıkça ortaya konulan bu tutuklama ve gözaltı hükümlerine ve makul süre içerisinde mahkeme önüne çıkarılma ilkelerinden mahrum ediliyorlar. Yine Anayasa’nın 36’ncı maddesinde açıkça yine 2001 değişikliğiyle yapılan adil yargılanma hakkından mahrum ediliyorlar. Yine Anayasa’nın 38’inci maddesine 2001 yılında getirdiğimiz değişiklik, onu da yine Anayasa’mızdan aktarayım: “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” şeklindeki amir hüküm göz göre göre ihlal ediliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN -  Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) -  Tamamlayacağım Sayın Başkanım.

Bunu Tayfun İçli olarak ben mi söylüyorum? Hayır iki üç gün önce TÜSİAD çok ağır bir eleştiride bulundu. Ondan önceki dalga operasyonlarda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı söyledi. Barolar Birliği açıklama yaptı. Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, birçok baromuz zehir zemberek açıklamalarda bulundu. O yetmedi, YARSAV Başkanı açıklamada bulundu.

Değerli arkadaşlarım, burada kıskançlık, Demokratik Sol Partili, AKP’li, Cumhuriyet Halk Partili ayırımı yapılmaksızın bu olaya sağduyulu yaklaşmak lazım. Bakın, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kuruluna çok büyük görev düşüyor. Sayın Adalet Bakanı bu Kurulun Başkanı. Böylesi önemli bir soruşturmada birkaç savcıya böyle davalar emanet edilir mi? Derhâl ve derhâl, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun, eğer suç varsa suçlunun üzerine gitmek için mutlaka deneyimli, birikimli hâkim ve savcıları görevlendirmesi lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Burada, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı ve değerli üyelerine sesleniyorum: Komisyonların, görev yaparken Türkiye’deki bu önemli hassasiyet konularına mutlaka eğilmeleri gerekir.

Oduncuyla bir balta meselesi vardır. Oduncu gelir, meşe ağacına baltayı vurur. Ağaç ağlar. Oduncu der ki: “Canın mı yandı?” “Hayır.” der. “Benim canım yandığından değil, o baltanın sapı benden de ondan; çünkü o bende küçücük bir filizken onu ben büyüttüm, yetiştirdim, şimdi baltaya sap oldu.” der. Sayın Adalet Bakanı hukukçudur. Sayın Başbakan Yardımcısı hukukçudur. Bu işleri soruşturan kişiler hukukçudur, baltanın sapıdır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kıssadan hisse. Sanıyorum bu hikâyeden de Hükûmet gerekli dersi çıkartmıştır diyorum. Hepinize sonsuz saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İçli.

Gündem dışı üçüncü söz, Ankara Büyükşehir Belediyesinin su faturalarındaki uygulamalarından kaynaklanan vatandaş mağduriyetleri hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’a aittir.

Buyurun Sayın Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Ankara Büyükşehir Belediyesinin su faturalarındaki uygulamalarından kaynaklanan vatandaşların mağduriyetine ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, belki miktarca çok küçük gibi bizlere görünen ama aslında çok büyük rakamlara ulaşan çok büyük mağduriyetlerden bahsetmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, belki ücretler, maaşlarımız bankadan otomatik ödemede, dikkatimizi çekmeyebilir ama Ankara halkı, Ankara Büyükşehir Belediyesinin uygulamalarından çok büyük mağduriyetler yaşamaktadır.

Değerli arkadaşlar, su, doğanın, tabiat ananın kucağında yaşayan canlı hayatının olmazsa olmazıdır, en önemli metasıdır ve su, kullandırılması açısından devlet tekeli durumundadır dolayısıyla burada kamu yöneticilerine, yasa koyuculara ve denetleyicilere çok büyük görev düştüğü kanaatiyle sizlerin yüksek huzurlarına bu gündemi taşımaya ihtiyaç duydum.

Değerli arkadaşlar, Ankara Belediyesinde her ay düzenli bir şekilde su ücretlerine zam yapılmaktadır. Bu, faturalarda dikkatle bakıldığında görülmemektedir. Belediyenin Tarifeler Yönetmeliği’ne göre esas aldığı 26’ncı maddesinde “Su satış ve atık su tarifesinin belirlenmesinde rol oynayan iki ana faktörden birincisi, yönetim ve işletme giderleri ve amortismanlar, aktifleştirilemeyen yenileme, iyileştirme ve genişletme giderleri; ikincisi ise, yüzde 10’dan aşağı olmayacak nispette kâr oranıdır.” demektedir su tarifeleri belirlenirken.

Kıymetli arkadaşlar, bu konuda elimizde bizlere ulaşan bir mahkeme kararı vardır. Bu mahkeme kararı teftiş kuruluna atıf yaparak, İçişleri Bakanlığının mülki müfettişlerinin teftiş kurulu olarak ASKİ Genel Müdürlüğünde yaptığı 2002, 2003, 2004 yıllarına ilişkin teftiş raporunda, maliyet ve asgari kâr payından oluşan ücret belirleme kriteri kullanılmaksızın su ücretinin belirlendiği yönünde değerlendirme yapmışlardır. Kıymetli arkadaşlar, bunun yanında, Ankara Büyükşehir Belediyesi kendi çıkarttığı tarifeye uymamakta, mahkemenin aynı zamanda 3/10/1996 günkü bir kararı gereği olarak TEFE oranında zam yapılmasına da uymamaktadır. Bunları nereden anlamaktayız kıymetli arkadaşlar? Bizzat kendi evime gelen bir senelik su faturalarıyla sizlerin karşısına geldim. İşte, burada, daha dokuzuncu ayın 5’indeki son okumayla, üçüncü ayın 21’indeki son okuma arasında aynı su kademelendirmesine metreküp olarak tesadüf etmesine rağmen, iki fatura arasında yapılan zam yüzde 5’tir kıymetli arkadaşlar. Peki, Hükûmetiniz Türkiye’deki enflasyonda ÜFE, TEFE rakamlarında her gün iyileşmelerden söz etmekte, Ankara Belediyesinin bu zammı neye göre yapılmaktadır? Tarifeler Yönetmeliği’ne göre yapılmamaktadır, TEFE oranındaki, ÜFE oranındaki artışa göre yapılmamaktadır. İşte, bu gözler önündedir.

Olayı yıllık baz olarak ele aldığımda, kendi faturamda, 2/2/2008 tarihinde 22 metreküp olarak kullanılan su bedel olarak metreküp başına 2,378 kuruşa gelmektedir ama bizim son okuma tarihimiz olan on bir ay sonraki, 12/01/2009 tarihinde yapılan okumada gene 30 metreküp kullanılan suyun bedeli 3,50 kuruşa çıkmıştır. Yani ikisinin arasındaki on bir aydaki fark 1,21 kuruştur. Dolayısıyla, bu fiyatlandırmada yüzde 50 oranında bir zam yapılmıştır suya.

Kıymetli arkadaşlar, böyle bir vurdumduymazlık içerisinde, böyle, devlet tekeli oluşmuş bir konuda suyun çok vahşice kullanıldığı ve acımasızca vatandaşın üzerine faturaların yüklendiği bir gerçektir. Peki, bu faturalar başka ne gibi istismarlarla yükseltilmektedir? Kıymetli arkadaşlar, İçişleri Bakanlığının 6/1/1993 tarihinde aylık faturalandırılması gerektiği yönünde bir genelgesi olmasına rağmen, Ankara Belediyesi aynı zamanda faturalandırmaları kendi kararlarıyla önce kırk beş gün yapmış, daha sonra da bugün elli güne, elli yedi-elli dokuz güne yükseltmiştir. Dolayısıyla elli yedi-elli dokuz güne yükseltilmesinin neticesinde de metreküp olarak kullanım kademelendirilmesinden dolayı gene vatandaşa bir zam bindirmektedir. Peki bu zamlar neden dolayı ve nerelerde kullanılmaktadır?

Kıymetli arkadaşlar, bütün bunlarda mahkeme kararları olmasına rağmen, İçişleri Bakanlığının genelgesi olmasına rağmen bu belediye yönetimi acaba nereden cesaret almaktadır? Bakın kıymetli arkadaşlar, aynı zamanda bu belediye… Elimdeki birtakım belgelerde, teftiş kurulundaki raporlarda sabit olmasına rağmen, 2005-2007 yılları arasında yapılan teftişlerde ASKİ, kârlı olmasına rağmen bu kârlılık oranlarını hemen çok kısa uygulamalarla 29/7/2008 tarihinde kendisi Büyükşehir Belediyesine bir borç verilmek üzere bir protokol imzalıyor, bir karar alıyor. Aynı zamanda ING Bank’tan da ASKİ kredilendiriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sayın Başkanım, biraz uzatabilirseniz…

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

Buyurunuz.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bunu çok önemsiyorum. Burada hukuksuz, vahşi bir yönetim vardır ve bu yönetim masum vatandaşa çektirmektedir cezayı. Protokol ile ING Bank’tan ASKİ 100 milyon dolar lira, LİBOR artı yüzde 4,60’la kredilendiriliyor. Kredilendirilme tarihi 25/7/2008, ama aynı ASKİ 29/7/2008 tarihinde Büyükşehir Belediyesine hemen, alelacele 50 milyar tutarında bir parayı faizsiz borç olarak veriyor. Peki bu hangi vicdanla bağdaşıyor? İşte elimde. Teftiş kurulunun raporlarında Büyükşehir Belediyesinin bazı kurumlarından alacakları olmasına rağmen bu borçları ve kârlılığını kredisiz olarak Büyükşehir Belediyesine kullandırıp Büyükşehir Belediyesinin ASKİ’nin görev alanlarında olmadığı alanlarda vatandaşa bu su faturalarıyla bunu ödettirdiğini görüyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, lütfen sözünüzü tamamlayınız.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıymetli arkadaşlar, eğer bu ülkede biz İçişleri Bakanlığının genelgesine, mahkemelerin birtakım kararlarına uymuyorsak, sizleri bir an olsun vekil sıfatından öteye bir vatandaş olarak acaba biz buradaki yapımız gereği olarak Meclis çoğunluğunun içerisinde çoğunluğa dayalı yaptığımız yasama, çoğunluğa dayalı yaptığımız denetim faaliyetleri ve çoğunluğa dayalı içimizden çıkan yürütme kurumuyla birlikte bu hukuksuzluğu, bu uygulamaları bu vahşiliği nasıl önleyebileceğimizi sizlerle paylaşmak istedim. Yani buradaki çoğunluk eğer belediye başkanını benim partimden, benim partimden değil diye ayırt ediyorsa, İçişleri Bakanına ve mahkeme kararlarına uymuyorsa ben bu belgeler doğrultusunda mahkemelere gitmeye devam edeceğim ve bu konuda kamuoyunu bilgilendiren Tüketici Dernekleri Federasyonuna da teşekkür ediyorum, düzenledikleri toplantılarda gündeme getirdikleri konu haklı konulardır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzunırmak.

Sayın Demirkıran ve Sayın Helvacıoğlu ne için söz talebinde  bulundunuz acaba?

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, kısa bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Efendim?

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Nur Serter’in, Sayın Milletvekilimizin Siirt’le ilgili beyanları üzerine kısa bir açıklama yapacağım.

BAŞKAN – İç Tüzük’ümüzde böyle bir söz şeyi yok. (AK PARTİ sıralarından “var var” sesleri) Yanlış bir anlaşmaya yol açan bir sorun mu oldu? Ne için?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 60’a göre istiyor Sayın Başkan. Bölge milletvekili olduğu için.

BAŞKAN – Peki, buyurunuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Hayır, yerinden kısa beyanda bulunacak, öyle söylenirse…

BAŞKAN – Yerinizden, buyurunuz Sayın Demirkıran.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Siirt Milletvekili Afif Demirkıran’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Siirt ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasında değindiği konularla ilgili açıklaması

 

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, Sayın Milletvekilimizin Siirt ile ilgilenmesi bize memnuniyet verdi. Ancak takdir edersiniz ki bir iki saatlik bir Siirt seyahatiyle Siirt’in sorunlarını tespit edebilmek mümkün değildir. İfadeler kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır. “Çukur” dediği şey, Siirt’te 25-30 milyon euroluk bir altyapı yatırımı devam ederken Sayın Milletvekilimiz oraya gitmiştir, takdir edersiniz ki böyle bir yatırımda haliyle sokaklar kazılıyor. Orada gerek kanalizasyon gerek içme suyu gerek yağmur sularıyla ilgili çok güzel bir proje yapıldı, tamamlandı.

Bunun dışında, geçtiğimiz yaz bölgenin tamamı kuraklık geçirdi; Siirt’te de bir susuzluk vardı ve elli adet tankerle evlere su taşıdık. Bunların tamamı temizdi, hiçbir şekilde mazot tankeri söz konusu değil. Ancak Siirt’te su problemi kökten çözülmüş bulunuyor ve şu anda, önümüzdeki elli sene Siirt’i besleyecek kadar bir su ikmali yapılmış bulunuyor Siirt’e üç değişik kaynaktan. Ayrıca, Türkiye'nin en modern arıtma tesisi, içme suyu arıtma tesisinin Siirt’te şu anda inşaatı devam ediyor. Türkiye'nin en modern pis su arıtma tesislerinden bir tanesi tamamlandı, devreye girdi.

Sağlık sektörüne gelince, 2002’de… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Demirkıran.

Sayın Helvacıoğlu, sizin talebiniz nedir?

M. YILMAZ HELVACIOĞLU (Siirt) – Aynı konuda benim de söz talebim var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynı mahiyette… 60’ıncı maddeye göre kısa bir açıklama yapacak bölge milletvekili olarak Sayın Başkan. 

BAŞKAN – Bence yeterli bu konuda. Hükûmetin yerine geçmiş gibi oluyorsunuz.

Teşekkür ederiz.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın (6/1080) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/109)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin sözlü sorular kısmının 469. sırasında yer alan (6/1080) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Mümin İnan

                                                                                                                  Niğde

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 34 milletvekilinin, kadın girişimciliği ve kadın istihdamındaki sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/303)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada yaşanan küresel krizin etkilerinin ülkemizde de hissedilmeye başlanması ile birlikte düşüşe geçen kadın girişimciliği ve kadın istihdamının karşı karşıya kaldığı sorunların araştırılıp çözüm önerilerinin ortaya konulabilmesi için TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri ve Anayasanın 98. maddesi gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Nevingaye Erbatur                              (Adana)

2) İsa Gök                                             (Mersin)

3) Akif Ekici                                           (Gaziantep)

4) Rasim Çakır                                       (Edirne)

5) Ali İhsan Köktürk                                (Zonguldak)

6) Ahmet Ersin                                       (İzmir)

7) Mevlüt Coşkuner                                 (Isparta)

8) Tekin Bingöl                                       (Ankara)

9) Erol Tınastepe                                   (Erzincan)

10) Halil Ünlütepe                                   (Afyonkarahisar)

11) Ali Rıza Öztürk                                 (Mersin)

12) Ali Rıza Ertemür                               (Denizli)

13) Mehmet Ali Özpolat                           (İstanbul)

14) Ahmet Küçük                                    (Çanakkale)

15) Şevket Köse                                     (Adıyaman)

16) Hulusi Güvel                                                (Adana)

17) Tacidar Seyhan                                            (Adana)

18) Selçuk Ayhan                                               (İzmir)

19) Çetin Soysal                                                (İstanbul)

20) Ramazan Kerim Özkan                                 (Burdur)

21) Zekeriya Akıncı                                            (Ankara)

22) Gürol Ergin                                                  (Muğla)

23) Kemal Demirel                                             (Bursa)

24) Hüseyin Ünsal                                              (Amasya)

25) Malik Ecder Özdemir                                    (Sivas)

26) Nesrin Baytok                                              (Ankara)

27) Engin Altay                                                  (Sinop)

28) Fevzi Topuz                                                (Muğla)

29) Rahmi Güner                                               (Ordu)

30) Bayram Ali Meral                                          (İstanbul)

31) Osman Kaptan                                             (Antalya)

32) Tayfur Süner                                               (Antalya)

33) Metin Arifağaoğlu                                         (Artvin)

34) Muharrem İnce                                             (Yalova)

35) Atilla Kart                                                    (Konya)

Gerekçe:

5 Kasım 2008 tarihinde açıklanan AB Türkiye 2008 ilerleme raporunun, "ekonomik ve sosyal haklar" başlığı altında, bir önceki yıl 24.9 olan işgücüne katılan kadın oranının 2007'de %24.8'e gerilediği ve bu oranın AB ve OECD üyesi ülkeler arasında en düşük değer olduğu vurgulanmaktadır. Oysa üyesi olmak istediğimiz AB'nin 2010 yılı hedefi kadın istihdamını %60 seviyelerine çıkarmaktır. 2000’li yıllar BM istatistiklerine göz attığımızda da görüyoruz ki, Türkiye Kadın İKO 130 ülke sıralamasında sondan 10. sırada yer almaktadır. Rakamların da açıkça ortaya koyduğu gibi, bir an evvel kadın istihdamını artıran önlemler alınmazsa, AB hedeflerini yakalamak bir yana, içerisinde bulunduğumuz krizin de tetikleyicisi olacağı bir gerilemeden söz etmek hiç de yanlış olmayacaktır.

TÜİK tarafından 2006 yılında gerçekleştirilen zaman kullanım anketine göre de kadınlar boğaz tokluğuna evde, erkekler para karşılığı işte çalışmaktadır. Kadınların toplam çalışma saatleri erkeklerden daha fazla olmasına rağmen, ücretsiz emek sarf edildiği için, kadınlar milli gelir hesaplamalarında da yer alamamaktadır.

Cinsiyete dayalı iş bölümü ve gelenekselleşmiş kadın erkek rolleri sebebiyle de kadınlar istihdam edilebilmek ve girişimci olabilmek için gerekli mesleki eğitimi alamadıkları gibi, finans sektöründen de gerekli desteği alamamaktadır. Oysa kadın istihdamını artırıp kadınların emek sürecine ücretli katılımının sağlanması sonucunda, bilinçlenen ve sürece dair bilgi sahibi olan kadın, girişimcilik konusunda da olumlu bir adım olacaktır. Maddi birikim ve deneyime sahip olan kadın, başarılı bir girişimci olabilmek için gerekli niteliklere de sahip olabilecektir.

Kadınların istihdama katılımını engelleyen ve sosyal dışlanmaya neden olan önemli unsurlardan biri yetersiz eğitim düzeyi ve mesleksizliktir. Her 5 kadından 1'i okuma yazma bilmemektedir. Kadınların, mesleki ilerlemeyi sağlayan ileri seviyede öğretime katılımı düşüktür. Kadınlarda işsizlik sorunu daha büyüktür. Kentsel kadın işgücünde her 5 kadından 1'i, eğitimli genç işgücünde her 3 kadından 1'i iş bulamamaktadır. Ancak özellikle de son günlerde yoğun bir biçimde hissedilen küresel ekonomik krizin ülkemizde etkilerini ilk yaşayan kesim, tam da bu nedenlerle kadınlar olmuştur. Krizin zararlarını en aza indirmek isteyen işveren kesimi ve finans sektörünün krize karşı almış olduğu önlemler kadın istihdamı ve kadın girişimciliğinde yaşanan düşüşü daha da artırmıştır. Zaten düşük ücretle ve kimi zaman da kayıt dışı bir biçimde çalışmaya zorlanan kadınlar, sektörün kriz döneminde ilk gözden çıkardığı kesim olmuştur. Yaşanan kriz ortamının oluşturduğu belirsizlik sonucunda da kadınlar kazandıkları deneyimlerini girişimci olarak aktarıma konusunda da tereddüde düşmüştür. Devletin bir an evvel, kadın istihdamını hedeflenen değerlere yaklaştırabilmek ve krizden olumsuz etkilenen kadın iş gücünün yaşadığı sıkıntıları en aza indirebilmek için gerekli acil önlemleri alması şarttır.

Çünkü istihdam sürecine işveren ya da emek gücü olarak katılabilen kadın, ekonomik anlamda bağımsızlığını kazandığı gibi, siyasi ve sosyal anlamda da karar alma mekanizmalarında daha çok söz sahibi olabilmektedir. Ayrıca, kadınların ev içinde ya da ev dışında kayıt dışı bir biçimde ürettiği değerlerin kayıt altına alınması, milli gelir hesaplamalarında kadının hak ettiği konumu kazanmasını sağlayacağı gibi, üretimin artışı da ülkemizin kalkınması adına olumlu bir süreç olacaktır. Ancak tüm bu bahsedilenlerin gerçekleşebilmesi için, kadın emeğinin işveren ve işgücü olarak görünür kılınabilmesi için, kadın istihdamının enine boyuna tartışılması ve kriz döneminde kadın işgücünün en az etkilenmesi için neler yapılabileceğinin ortaya konması şarttır.

Yukarıda özetlenen sebeplerle, küresel krizin ülkemize etkileri sonucunda kadın istihdamı ve girişimciliğinde yaşanan düşüşün sebeplerinin araştırılabilmesi ve bu oranları artırabilecek tedbirlerin alınabilmesi için kadın çalışanların, işverenlerin, sendikaların, uzmanların ve krizden etkilenen kişi ve kuruluşların da fikir ve görüşlerinin alınması amacıyla bu araştırmanın açılmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

2.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 37 milletvekilinin, madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/304)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerçek sahibi halkımız olan, yenilenemez ve tükenme özelliğinden dolayı gelecek nesillerin de hak sahibi olduğu madenlerimiz, kamu yararı gözetilerek planlanmalı ve üretilmelidir. Madencilik sektörü; diğer tüm sektörlerin temel hammaddesini karşılar. Sanayileşmenin lokomotifidir. Madenciliğin ülke kalkınmasındaki önemi, madenlerimizin fazla miktarlarda üretilip, ham cevher şeklinde yurt dışına satılmasında değil, yerli sanayiye düşük maliyette ve kaliteli girdi sağlamasındadır. Kendi kaynaklarını yok sayan, kaynaklarını kullanmayan bir ülkenin kalkınması mümkün değildir. Madenler, kalkınmanın temel unsurlarından en önemlisidir. Ülkelerin gelişmişliklerinin belirleyicisi olarak kabul edilen sanayi, enerji ve tarım sektörlerinin temellerini de madencilik oluşturmaktadır.

Ülkemizin zengin ve çeşitli maden yataklarına sahiptir. Türkiye, dünya madenciliğinde; 132 ülke arasında toplam üretim değeri itibarıyla 28. sırada; üretilen madenlerin sayısı itibarıyla 10. sırada yer almıştır. Ülkemizin dünya maden rezervleri içindeki payı yaklaşık % O,5'dir. Ancak ülke ekonomisinde madenciliğin önemli bir yeri olduğu söylenemez. Madenciliğin yarattığı katma değer niceliği 4-5 milyar dolar olup, bunun GSMH içindeki payı ise % 1,5 dolayındadır. Gelişmiş ülkelerde ve diğer gelişmekte olan ülkelerde madencilik sektörünün GSMH içindeki payı bizden çok fazladır. ABD'de % 4,2, Almanya'da % 4, Kanada'da % 7,5 ve Avustralya'da % 8,7 düzeyindedir. Miktar olarak bakıldığında bu oranların ifade ettiği rakamlar Almanya'da 30 milyar $, ABD'de ise 150 milyar $'dır. Yani bu ülkelerde madencilik önemini korumaktadır ve bu miktarlarla aramalarını, işletmelerini ve teknolojilerini geliştirmeleri mümkün olmaktadır. Gelişmekte olan diğer ülkelere baktığımızda ise madencilik sektörünün GSMH içindeki payının % 20'Ierde olduğu görülmektedir. Gelişmekte olan bir ülke durumundaki Türkiye, bir yandan nüfus artışını besleyebilecek yatırım ve üretimi sağlamak, diğer yandan fert başına düşen milli geliri artırarak halkın refah düzeyini yükseltmek zorundadır.

Madencilik, doğası gereği içerdiği riskler nedeniyle dünyanın en ağır iş kolu olup, bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetimi gerektirmektedir. Son 35 yıldır devletin küçültülmesi, kamunun faaliyet alanının daraltılması ile iktisadi etkinlik ve verimliliğin sağlanacağı savı ile uygulanılmaya çalışılan girişimler sonucu, ülkemiz madencilik sektörü yarı yarıya küçültüldüğü gibi, nesillerin bilgi ve deneyim birikimi de darmadağın edilmiştir. Bir yandan ülkemiz madencilik kuruluşlarındaki mevcut birikimin reddedilerek, madencilik üretimlerinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi ve kuruluşlara bırakılması, diğer yandan kamusal denetimin iyice gevşetilmesi kazaların artmasına neden olmaktadır. Sektörde yaşanan iş kazaları artarak devam etmektedir. 2007 yılında 100'e yakın kişi ölmüştür. Pek çok işçi de sakat kalmış ya da uzuv kaybına uğramıştır.

Madencilik sektörü emek yoğun bir sektördür. Bir maden çalışanı, 12 kişiyi de dolaylı olarak istihdam etmektedir. Ayrıca madencilik faaliyetleri kırsal kesimlerde yapılmaktadır. Bu nedenle sektörün, hem işsizliği önlemede hem de iç göçü dengelemede çok ciddi bir rolü bulunmaktadır. Maden mühendisleri arasında işsizlik ciddi boyutlardadır Maden Mühendisleri Odası kayıtlarına göre üyelerinin % 35'i işsiz gözükmektedir. Ücretleri erozyona uğramış ve çalışma koşulları daha da bozulmuştur. Kamu kesiminde çalışanların ekonomik ve sosyal durumları, eğitim düzeyleri ve üstlendikleri sorumluluklar ile bağdaşmayacak şekilde gerilemiştir. Mühendislerin ücretleri, yoksulluk sınırının altına düşmüştür. Özel sektörde çalışan mühendislerin durumları daha da vahimdir. İş güvencesinden yoksun, ilkel çalışma koşulları içinde çalışmaktadırlar. Planlama ve ihtiyaç durumu gözetilmeden açılan Maden Mühendisliği Bölümleri çok fazla mezun vermektedir. En verimli yıllarını ve ailelerinin kısıtlı kaynaklarını maden mühendisi olmak için harcayan insanların mezuniyet sonrası karşılaştıkları tablo, gerçekten son derece acıdır. Uzun vadeli kalıcı politikalar tespit edilirken maden potansiyelimiz sağlıklı bir şekilde belirlenmeli ve doğal kaynaklarımızın tükenebilirliği göz önüne alınmalıdır. Madencilik sektörümüzün GSMH içindeki payının artırılması, maden sektöründe üretim, işletme, pazarlama ve satış aşamaları dahil sektörünün içinde bulunduğu A'dan Z'ye tüm sorunların tespiti, bu sorunların çözümü için yapılması gerekenlerin tespiti, sektördeki belirsizliklerin en aza indirilmesi, etkin, kalıcı, uzun vadeli politikaların belirlenmesi, Dünyayı saran ekonomik krizin sonuçlarının ülkemizde de tam anlamıyla hissedilmeye başlandığı bugünlerde madencilik sektörünün yolunun açılması ve bu konu ile ilgili neler yapılabileceğinin tespiti için Anayasanın 98. İçtüzüğün 104. madde hükümleri uyarınca Meclis araştırması yapılmasını saygıyla dileriz. 17.12.2008

1) Ali Rıza Öztürk                                          (Mersin)

2) Nesrin Baytok                                            (Ankara)

3) Ali Koçal                                                   (Zonguldak)

4) Fevzi Topuz                                              (Muğla)

5) Sacid Yıldız                                               (İstanbul)

6) Halil Ünlütepe                                            (Afyonkarahisar)

7) Muharrem İnce                                           (Yalova)

8) Ahmet Ersin                                              (İzmir)

9) Mevlüt Coşkuner                                        (Isparta)

10) Atilla Kart                                                (Konya)

11) Mehmet Ali Özpolat                                   (İstanbul)

12) Metin Arifağaoğlu                                      (Artvin)

13) Ramazan Kerim Özkan                              (Burdur)

14) Tekin Bingöl                                            (Ankara)

15) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               (Malatya)

16) Eşref Karaibrahim                                    (Giresun)

17) Canan Arıtman                                         (İzmir)

18) Nevingaye Erbatur                                    (Adana)

19) Rasim Çakır                                            (Edirne)

20) İsa Gök                                                   (Mersin)

21) Akif Ekici                                                 (Gaziantep)

22) Ali İhsan Köktürk                                      (Zonguldak)

23) Erol Tınastepe                                         (Erzincan)

24) Ali Rıza Ertemür                                       (Denizli)

25) Ahmet Küçük                                           (Çanakkale)

26) Hulusi Güvel                                            (Adana)

27) Şevket Köse                                            (Adıyaman)

28) Tacidar Seyhan                                        (Adana)

29) Selçuk Ayhan                                           (İzmir)

30) Çetin Soysal                                            (İstanbul)

31) Zekeriya Akıncı                                         (Ankara)

32) Gürol Ergin                                              (Muğla)

33) Kemal Demirel                                         (Bursa)

34) Malik Ecder Özdemir                                 (Sivas)

35) Hüseyin Ünsal                                          (Amasya)

36) Rahmi Güner                                           (Ordu)

37) Tayfur Süner                                            (Antalya)

38) Osman Kaptan                                         (Antalya)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.44

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan,  Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VII- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

 2’inci sırada yer alan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218) (x)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

4’üncü maddede kalmıştık.

Şimdi, 4’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 4- 6831 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Amme müesseselerine ait ormanların kadastrosu da bu Kanunun 7 nci maddesi hükümlerine göre yapılır."

BAŞKAN – 4’üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Ağyüz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı üzerinde, 4’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinize saygılar sunarım.

Değerli arkadaşlarım tapu-kadastro ülkemiz için çok önemli. Bununla iştigal eden, bunu takip eden kurumlarımız da bu işi özenle yapmak zorunda. Daha önce de belirtmiştim, tapu-kadastro ile bizim Orman Kanunu arasındaki bazı uyumsuzlukları ve yetki uyuşmazlıklarını ortadan kaldırmak için düzenlenen bu yasada bazı maddeler bu amaca hizmet ediyor. Dolayısıyla bu “Amme müesseselerine ait ormanların kadastrosu da bu Kanunun 7 nci maddesi hükümlerine göre yapılır.” hükmü de orman kadastrosunun ülkemizde çabuklaştırılmasını amaçlamaktadır. Elbette ki, yıllardır sürüncemede kalan bu sorunu çözmek ve çabuklaştırmak, acil olarak ülkemizin gündeminde bulunan bir sorunu çözmek için gereklidir. Yalnız biz bu aceleciliği, 2/B yasası dediğimiz, Anayasa’ya dayanan, Anayasa değişikliği gerektiren bir konuda altlık yapmak çabası olarak görüyoruz. Yani Maliye Bakanlığının satmak durumunda kaldığı bu arsaların, orman arazilerinin -işgalli, işgalsiz- belirlenerek satışını çabuklaştırmak ve özellikle bütçe açığını kapatmak amacıyla kullanılacak bir kaynağa altlık yapmak amacını taşıdığı inancındayız. Ben, Tapu Kanunu değişikliği getiren kurumun bu anlayışta olduğunu sanmıyorum, bu anlayışta olduğunu düşünmek istemiyorum. Ama çok çelişkili bilgiler, kamuoyuna yansıyan çok çelişkili demeçler bunun bize somut olarak yaşandığını, yaşanacağını göstermektedir. Elbette ki, 2/B arazilerinin belirlenmesi orman kadastrosuyla mümkün olan bir olay olduğu kadar, ne ormanımız var, ne kadar ormanımız var, ne kadarı bunun 2/B kapsamında bunun da somut olarak belirlenmesi, envanter olarak ortaya çıkması büyük ölçüde gereklidir. Ama gördüğümüz kadarıyla, alelacele 2/B arsalarının, orman arazilerinin değerlendirilerek bütçeye açık kapatma amacıyla bir gelir elde etme amacını taşıyan bir acelecilik göz önündedir. Bu aceleciliği biz Çevre ve Orman Bakanının demeçlerinde görüyoruz. Bu aceleciliği biz Maliye Bakanının demeçlerinde görüyoruz. Elbette ki, işgal altında bulunan orman arazilerimizin bazıları, örneğin Kepez gibi, örneğin Sultanbeyli gibi, çok haklı gerekçelere dayanan yerler vardır ama 5 dönüm, 10 dönüm arazi içerisinde ormanı işgal etmiş, 300-500 metrekarelik işgal alanı içerisinde villasını yapmış olan yerleri de bu kapsam içerisinde değerlendirirsek bu, karşıdaki kişilere rant vermektir, rant elde etmektir. Biz bu rantın devlete kalmasını, maliyeye kalmasını, hazineye kalmasını istiyorsak çok ince incelemek zorundayız değerli arkadaşlarım. Ayrıca bu tür çalışmalarda, özellikle kent bütününün parçası olan yerlerde, kentleşmenin bütünü olan bu tür şeyleri, ilgili belediyeleriyle uyum içerisinde yapmakta da büyük yarar vardır. Eğer biz planlamayı göz ardı ederek “sadece satalım, ne olursa olsun gelir gelsin.” anlayışı içerisinde bakarsak biz, büyük ölçüde, ikinci, üçüncü bir sorunla karşılaşmış olacağız değerli arkadaşlarım.

Ayrıca, bu tür yasalar gelirken -ülkemizde Bayındırlık Bakanlığını ilgilendirdiği için söylemek istiyorum- acilen, İmar Kanunu’nun yenilenerek Meclise gelmesine de gerek vardır. Aylardır veya yıllardır bu tür konular konuşuluyor, deniliyor ki: “İşte, yeni imar kanunu yapılacak.” İmar Kanunu’nun bazı maddeleri artık, gelişen, kentleşen, kentleşmenin boyutunun büyük noktalara vardığı ülkemizde geri kalmıştır, bunların yenileşmesine acil ihtiyaç vardır ama görüyoruz ki bunun yerine parçacı çözümlemelerle gidiliyor. Mesela, “kentsel dönüşüm” diye bir kavram çıkarıldı Türkiye’de son yıllarda. Özellikle 5393 sayılı Yasa’nın 73’üncü maddesine dayanılarak deniyor ki: “İşte kentsel yenileme, tarihî, sit alanı olan yerlerde yapılır.” Buna bir oran da konmuş, 10 bin metrekareden başlamış, 50 bin metrekareye çıkmış. Şimdi ilgili belediyelerde, sit, tarihî koruma alanı falan düşünmeden, her alanı kentsel yenileme parçası yaparak özellikle gariban, mağdur vatandaşları kolundan tutup atmak ve o alanları, gelişen veya gelişmekte olan alanları, değer, rant elde edecek hâle getirip, maalesef rantı orada oturan insanlara değil, rantı müteahhide, rantı TOKİ’ye, rantı belediyelere verme anlayışı yerleşmiştir; bu çok yanlış bir olaydır. Yönetmeliği olmayan ve sadece tarihî ve kültürel yapıların yenileşmesini amaçlayan bir Kanun’la, 5393 sayılı Yasa’nın 73’üncü maddesine dayanarak yapılan bir kentsel yenileşme yapıldığı bölgelerde halkı mağdur etmektedir; örneğin İstanbul’da bunu yaşıyoruz, örneğin en son Çankırı’da bunu yaşıyoruz. Çankırı’da 2.500 aileye bu şekilde “sit alanı yenileşmesi” adı altında yerlerinden edilerek on katlı, on iki katlı binalar yapılmakta ve o ranttan orada arsa sahibi olanlar, evini yapmış olan insanlar maalesef yararlanamamaktadırlar. Yani biz olaya bütüncül bakmak zorundayız. Orman kadastrosunu nasıl çözmek istiyorsak “kent yenilenmesi” dediğimiz olayı da çerçeveli olarak çözmek zorundayız. Orada yaşayan insanları mağdur etmeden, orada yaşayan insanları “al eline 10 kuruş, 20 kuruş, 20 lira” deyip sokağa atmadan çözmek zorundayız; ki sizin her zaman söylediğiniz sosyal devlet politikasına uygun olanı da budur. Ama her alanda gördüğümüz sosyal devlet anlayışınızdaki yanlışlığı, maalesef bu kentsel yenileşmede de somut olarak görmekteyiz. Garip gureba diyorsunuz, garip gurebayı sokağa atan bir anlayış, bir yasal uygulamanın içerisindesiniz. Hükûmet bu anlayışta, belediyeler bu anlayışta. O nedenle bu anlayışın yasal dayanağa kavuşturulup gerçek çerçevesinin kent yararına, o bölgede yaşayan insanların yararına çözümlenmesinde yarar vardır. O nedenle kentsel yenileşmede olduğu gibi acil bir imar kanununun yapılmasına da büyük gereksinim vardır değerli arkadaşlarım. Tabii, bu tür çabaları gösteren kurumların yöneticilerinin, alt kademede bulunan insanların da özlük haklarını düşünmek zorundayız. Bugün tapu kadastro elemanlarının arasında çok büyük ücret dengesizlikleri vardır, yan ödeme dengesizlikleri vardır. Dolayısıyla bunu gidermek için bu yasayı bir araç olarak kullanarak gruplar arasında bir dayanışma sağlanıp bu özlük haklarının da iyileştirilmesinde büyük yarar vardır değerli arkadaşlarım.

Ayrıca, lisanslı harita büroları diye bir kanun çıkarıldı. Lisanslı harita bürolarıyla, harita kadastro büroları arasında yetki ve görev uyuşmazlığı vardır, yetki gasbı vardır. O alana giren bir uygulama harita, kadastro mühendisleri olarak büro açmış olan arkadaşlarımızı, meslektaşlarımızı da büyük ölçüde mağdur etmektedir değerli arkadaşlarım. Eğer yasalar kentte ve ülkede yaşayan insanların yararına çıkmak zorundaysa biz bütüncül bir anlayışla buna bakıp çözüm yollarını aramak zorundayız. Tabii, orman kadastrosundaki bu çözüm anlayışını getiren yasada, elbette ki amme müesseselerine ait ormanların da bu kapsam içerisine girmesi kadar doğal bir şey yoktur. Ama denetimi iyi yapılmak zorundadır, teknik uygulaması iyi yapılmak zorundadır. Özellikle ihale yöntemiyle verilen bu tür alanlarda denetiminin Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünce ve orman kadastrosu yapma yetkisi veya denetim yetkisi olan insanlarca iyi yapılması zorunludur. Eğer buna bir leke, bir şaibe bulaştırdığımız takdirde, biz ülke yararına değil, kent yararına değil, devlet yararına değil orada yaşayan bir avuç insanın yararına bu yasayı yapmış oluruz ki bu da büyük çelişkidir değerli arkadaşlarım.

Ben bu yasanın ülkemize ve orman kadastrosunda çalışan arkadaşlarımıza, Tapu Kadastro elemanlarına hayırlı olmasını diliyorum, başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ağyüz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu.

Buyurunuz Sayın Serdaroğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile ilgili tasarının 4’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Görüştüğümüz tasarı, orman kadastrolarının bir an önce bitirilmesi için bazı yeni düzenlemeler getirmektedir. Dolayısıyla, orman içi ve sınırında yer alan yaklaşık on dokuz bin köyü, yaklaşık 7-8 milyonluk bir orman köylüsü kitlesini çok yakından ilgilendirmektedir. Orman içi ve orman sınırlarındaki köylerde yaşayan vatandaşlarımız, ülkemizin en yoksul, en sahipsiz ve en sessiz insanlarıdır. Ormanların korunmasında ve işlenmesinde önemli görevler üstlenmelerine rağmen, geçimlerini temin edebilecek gelir hiçbir zaman ellerine geçmemiştir. Gözden uzak oldukları için onları kimse görmez, seslerini kimse duymaz. İşte, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bu yoksul vatandaşlarımızın sesi olmak, onların sesini sizlere duyurmak istemekteyiz. Hazırladığınız tasarıda orman köylüsü yok, onların karşılaştıkları kadastro sorunları hiç yok.

Değerli milletvekilleri, seçim bölgem Kastamonu’nun yüzde 64’ü ormanlıktır. 1.072 köyün 1.030’u yani tamamına yakını orman köyüdür. Orman köylerinde geçim ormana bağlıdır, ormanda çalışmaya bağlıdır. Orman idaresi, yaptığı planlama dâhilinde orman köylüsünü çalıştırmaktadır. Orman köylüsünün hiçbir sosyal güvencesi yoktur, çalıştıkları iş mevsimsel ve düzensizdir. Her sene de ormanda iş olmaz. Orman idaresi iş vermediği zaman bu insanlarımızın yapacağı başka bir iş yoktur, tek çareleri vardır: Tarıma uygun olan köylerde işçilik yapmak veya göç etmek.

Bu göç olgusu o kadar açıktır ki, bakınız, Kastamonu’nun 1935 yılı nüfusu 361 bin kişidir. 2007 yılında, yani yetmiş iki yıl sonra bu nüfus 360 bine düşmüştür. Oysa aynı dönemde ülkemizin nüfusu 5,5 kat artmıştır. Dolayısıyla Kastamonu’nun nüfusu 1 milyon 985 bin kişi olması gerekirken bugün bu nüfusun 1 milyon 625 bini başta İstanbul olmak üzere ülkenin değişik şehirlerinde yerleşmektedir.

Değerli milletvekilleri, aynı, Kastamonu örneğinde olduğu gibi ormandan geçimini temin edemeyen vatandaşlarımızın büyük şehirlere göç etmesi sonucu Artvin’den başlayarak Karadeniz Bölgesi’nin tamamında ve orman köylümüzün yaşadığı diğer bölgelerdeki önemli bir sorunu gündeminize taşımak istiyorum. Ormanların kenarında yer alan babadan dededen kalma ay yıldızlı tapulu yerleri ekilip biçilemeyince zamanla ormana dönüşmüştür. Böylece, orman idaresi buraları orman olarak kabul etmiştir. Vatandaşlarımız, ellerinde ay yıldızlı tapular olmasına rağmen buralarda hak iddia edememektedirler. Zaten uzun mahkeme işlerine girecek ne paraları ne de teknik bilgileri vardır. Mahkemeye gidenlerin de karşısına yine bilirkişi olarak orman idaresi görevlileri çıkmakta, mahkemeler yanıltılmakta, açılan davalar da aleyhte sonuçlanmaktadır.

Bakınız, Kastamonu Bozkurt ilçesinde elli iki yıldır vergisini ödeyen bir ailenin bahçesi, kadastro çalışmaları sırasında orman idaresine yazılmıştır. Aile dava açarak 1 milyar 800 milyon lira masraf etmiş, şimdi bu aile, parama mı, yerime mi, elli iki yıldır ödediğim vergiye mi yanayım diye bağırıyor. İşte, orman köylülerimizin bu ve buna benzer dertlerine bir çare bulmak da bizim, dolayısıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir.

Değerli milletvekilleri, orman alanlarıyla ilgili bir başka sorun daha vardır: Geçmişte orman arazileri yapılaşmaya açılmış, orman arazileri üzerinde şehirler kurulmuştur. Orman alanlarına yapılan binaların, hatta şehirlerin yıkılarak yeniden ağaçlandırılması kabil olmamış, bugün 2/B olarak adlandırılan sorun ortaya çıkmıştır. Bir tarafta tapulu yerlerin orman alanı hâline gelmesi, diğer tarafta orman arazilerinin tabiri caizse yağmalanarak şehirleştirilmesi.

Değerli milletvekilleri, 2/B arazilerinin satılarak kaynak yaratma ihtiyacı, hem orman idaresinin hem de Hükûmetin iştahını kabartmaktadır. Orman idaresi ve Hükûmet, 2/B arazilerinden beklediği sıcak para için orman köylüsünü hiçe saymakta, orman köylüsünün tapu ve kadastro sorunundan habersiz görünmektedir. Hatta, orman köylümüzün tapulu yerlerini de, orman sınırlarını da keyfince belirleyerek 2/B statüsüne sokmakta, vatandaşın tapulu yerlerini yine vatandaşa satmanın hesaplarını yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, İnebolu, İstiklal Savaşı’nda önemli bir yere sahip istiklal madalyalı önemli bir ilçemizdir. Bakın, İnebolu ilçesi Gemiciler köyündeki kadastro çalışmaları sonunda arazilerinin yüzde 80’inin ormana geçtiğini belirten muhtar şöyle söylüyor: “Vatandaşın ekecek alanı kalmadı. Köylü hak aramak için mahkemeye başvuracak. Bizler cephede mücadeleler verdik, ülkemizin kurtuluşuna katkı sağlamaya çalıştık. O gün ülke için hangi mücadeleyi verdiysek, bugün de haksız olarak elimizden alınan arazilerimizi geri alabilmek için haklı hukuk mücadelemizi ortaya koyacağız.” Bu ses mağdurlardan sadece birkaçının sesi.

Görünen ve yaşananlar odur ki bu şartlar altında özellikle orman köylerinde yaşayan vatandaşlarımızın kendi haklarını korumaları mümkün değildir. Onların kazanılmış haklarını korumak bizlere düşmektedir.

AKP’nin altı yıllık icraatı boyunca gördük ki hep holdinglerin, hep zenginlerin, şeyhlerin ve para babalarının yanında oldular; işçinin, memurun, emeklinin, köylünün, esnafın yanında olmak yerine, hep büyük iş adamının, bankacının yanında yer almayı tercih ettiler. Daha birkaç gün önce bu Mecliste kredi kartlarıyla ilgili kanun teklifimin doğrudan gündeme alınma görüşmelerinde “Bankaların mı, yoksa milletin mi yanında olacaksınız?” uyarıma rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak siz bankaların yanında oldunuz. Biz ise Milliyetçi Hareket Partisi olarak milletin yanında yer aldık. Böylece, siz kullandığınız oylarınızla bankalara milleti yendirdiniz. Dolayısıyla seçim beyannamemizde belirttiğimiz gibi orman köylüsünün yanında olmak ve onları kalkındırmak yine bize, yani Milliyetçi Hareket Partisine düşüyor. Onların içinde bulunduğu çaresizliği, geçim sıkıntısını, günbegün yaşadıkları göç gerçeğini dile getirmek bize, iktidarda siz olduğunuza göre onların dertlerine ve beklentilerine çare bulmak da size düşüyor.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mız ormanların korunması ve işletilmesi görevini devlete vermiştir. Ormanlarımızın ve orman köylümüzün içinde bulunduğu durumu görünce altı yıldır hükûmet ettiğiniz devletteki bu görevinizi hakkıyla yerine getiremediğiniz bütün açıklığıyla ortadadır. Orman köylümüzün köyünde geçimini temin edecek adımlar bir an önce atılmalıdır. Orman köylümüz göçe mecbur bırakılmamalıdır. Elinizde kaynak var, elinizde asırlık Orman Genel Müdürlüğü teşkilatı var, elinizde sizden iş bekleyen çok değerli orman köylüsü var. Siyasi kararlılık ve iyi bir planlamayla, bütün bu imkânları kullanarak, orman varlığımızı katbekat artırmak mümkündür. Böylece, orman köylümüzün derdine çare olabilir, açlık sınırının altında yaşayan bu insanlarımızın geçimlerini temin etmelerine yardımcı olabilirsiniz. Bunları yapabilmek için yönünüzü, yüzünüzü orman köylüsüne çevirip onların varlığından haberdar olmanız, onların dertlerinden haberdar olmanız gerekir. İşte, ben buradan size hatırlatıyorum: Ülkemizde, birçoğu açlık sınırının, tamamı ise yokluk sınırının altında yaşayan 7-8 milyonluk bir orman köylüsü kitlesi var. İktidar olarak şu zengin yakınlığınızı biraz frenleyip yüzünüzü biraz lütfen onlara çevirin. Aldığınız yüzde 47 oyun rehavetinden kurtulup milletin sesine lütfen kulak verin. Göreceksiniz ki dertlere çare bulmak o kadar zor değil, ama biliyoruz ki yapmayacaksınız, yapamayacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MEHMET SERDAROĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, orman köylümüzün, emeklimizin, esnafımızın, işçimizin, memurumuzun, kısaca, topyekûn bütün vatandaşlarımızın beklenti ve problemlerine çözüm bulmak, çare üretmek Milliyetçi Hareket Partisinin iktidarında mümkün olacağını ifade ediyor, hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Serdaroğlu.

4’üncü madde üzerinde şahsı adına Van Milletvekili İkram Dinçer.

Buyurunuz Sayın Dinçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İKRAM DİNÇER (Van) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tapu kanununun 4’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Sözlerimin başında yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde, devletin kapısını çalan vatandaşlarımızın gönül rahatlığıyla ve kolaylıkla işlerini yürütmeleri için

Hükûmetimiz yoğun çabalar içindedir. Sağlıkta, ticarette, eğitimde ve diğer sahalarda yapılan düzenlemelerle bürokratik işlemler azaltılmış ve vatandaşlarımızın hayatı kolaylaştırılmıştır. “Bugün git, yarın gel.” diyerek devlet kapılarını insanımıza kapatan zihniyeti Hükûmetimiz mahkûm etmiştir. Bugün, vatandaşlarımız sağlık karnesiyle özel hastaneler dâhil istediği hastaneye giderek tedavisini yaptırmaktadır. İlaçlarını almak için SSK hastanelerindeki uzun kuyruklar Hükûmetimiz döneminde tarihe karışmıştır.

         Türkiye’de bir dönem siyaset kurumu yıpranmış ve Meclis âdeta çalışamaz hâle gelmişti, vatandaşlarımızın cebindeki paralar belli grup ve kişilerin cebine hortumlanıyordu.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sizinki gibi! Sizinki gibi!

İKRAM DİNÇER (Devamla) - Bunun neticesinde 1997-2002 sonuna kadar 21 banka fona devredildi, o günleri ne yazık ki hep birlikte yaşadık. Başbakanlık binasına giden yolların vatandaşlara kapandığını hepimiz iyi hatırlıyoruz. Milletvekillerinin sokaklara çıkamadığı zamanları milletimiz unutmadı. AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle devlet-millet kaynaşması sağlanmıştır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sizi de kovaladıklarını biliyoruz, karpuz attıklarını biliyoruz!

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 2004 yılında kendisinin ve bakanlarının cep telefonunu canlı yayında vatandaşlarımıza verdiği günkü manzara hâlâ hafızalardan silinmedi. Hükûmetimizin icraatlarıyla milletimiz derin nefes almış, halkımız AK PARTİ’yle yeniden öz güvenini kazanmış ve geleceğe umutla bakmaktadır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Kömür dumanından derin nefes de alamıyorlar gayrı, nefes de yasak!

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Diğer alanlarda olduğu gibi ülke demokrasisinde de sessiz devrimlere imza attık. Sanatçılarımızın “Kürtçe klip yapmak istiyorum.” dediği için ülkeyi terk etmek zorunda kaldığı günlerden devlet televizyonlarında Kürtçe kanalın açıldığı günlere geldik.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Maşallah!

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Artık devletimiz, işkence iddialarıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmakta…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Biraz da Van’daki “nevruz” katliamından bahsetsene!

İKRAM DİNÇER (Devamla) – İzin verirseniz onlara da geleceğim. Van’daki “nevruz”  olaylarının müsebbiplerini de zaman olsa burada çok rahatlıkla ifade edebileceğim.

BAŞKAN – Sayın Dinçer, lütfen, siz konuşmanıza devam ediniz.

İKRAM DİNÇER (Devamla) – …Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere değişik platformlarda gündeme gelmiyor ülkemiz.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Tapuyla ilgili konuş tapuyla!

İKRAM DİNÇER (Devamla) - Burada saymakla bitiremeyeceğim birçok başarılı çalışmamız bir tarafa bırakılıp da, âdeta hiç yapılmamış gibi davranılmasını hayretle karşılıyorum.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Vatandaşta tapu da kalmadı!

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Tarım Bakanlığının yaptığı arazi toplulaştırma çalışmalarıyla hem çiftçilerimiz hem de devlet yatırımları açısından önemli kazanımlar sağlanmaktadır. Toplulaştırma uygulanan alanlarda çiftçilerimiz yüzde 25 daha az yakıt tüketmekte, diğer masraflarda da önemli tasarruflar sağlanmaktadır. Kısaca, toplulaştırmayla yüzde 25 oranında çiftçi gelirlerinde artış sağlandığı, çalışmalarla ortaya konulmuştur.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Çiftçiler duyuyor ama bunları!

İKRAM DİNÇER (Devamla) - Şu anda üzerinde konuştuğumuz tapu kanunu da yine önemli çalışmalarımız arasında yer almaktadır. Kanunun genel gerekçesinde belirtildiği gibi, Başbakanlık bünyesinde kamu yönetiminde bürokrasinin ve kırtasiyeciliğin azaltılması çalışmaları kapsamında tapu ve kadastro hizmetlerinde de bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştur. Bu kapsamda yapılan düzenlemeyle Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü hizmet süreçlerinin gözden geçirilmesi, hizmet kalitesinin ölçülmesi ve geliştirilmesi amaçlanmıştır.

Bürokrasiyi ve kırtasiyeciliği artıran gereksiz süreç ve işlemlerin ayıklanması, hizmetlerin etkili, verimli, süratli, vatandaşların ihtiyaç ve taleplerine uygun şekilde sunulması sağlanacaktır.

Yine bu çalışmayla, köyden kente büyük bir göçün yaşandığı ülkemizde kentsel alanların genişlemesi sonucu ortaya çıkan zorunlu imar hizmetlerinin verilmesine de önemli bir katkı sağlanacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

İKRAM DİNÇER (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Kısaca, bu yasanın hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Yasanın ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dinçer.

4’üncü madde üzerinde şahsı adına Osmaniye Milletvekili Durdu Mehmet Kastal.

Buyurunuz Sayın Kastal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, 3 Mart 2005 tarihinde çıkarılan 3402 sayılı eski Kadastro Kanunu günümüz koşullarına uyarlanması amacıyla değiştirilmişti. Yeni çıkarılan 5304 sayılı Kadastro Kanunu’yla çalışmalar sürat kazanmış, bürokrasiyi ve kırtasiyeciliği artıran gereksiz süreç ve işlemler aza indirilmişti. Ancak daha sonra kadastro çalışmaları sırasında, özellikle çalışma alanında bulunan ormanların kadastrosuna ilişkin bazı yeni sorunlarla karşılaşılmıştır. Nedir bu sorunlar? Şöylece: Orman vasfını yitirmiş arazileri orman sınırları dışına çıkarma işlemi için iki ayrı kurum aynı çalışmayı yürütmek zorunda kalmaktadır. Tapu Kadastroya bağlı ekipler ilgili köye gidip çalışmasını yapıyor, aradan bir yıl bile geçmeden bu defa Orman Bakanlığı ekipleri aynı kadastro çalışmasını yapmak üzere köye gidiyor. Bu, hem zaman kaybı hem de kaynak israfıdır.

Ormanların kadastrosunda karşılaşılan bir diğer sorun da 1950’li yıllardan kalma grafik çalışmalarıdır. 1950’nin teknolojisiyle yapılmış tapu çalışmaları var. Aletler mevzi çalışıyor, ulusal nirengi ağına bağlı değil, dolayısıyla ormanlık alanlara isabet eden bu yerlerde Tapu Kadastro ekiplerinin modern tekniklere göre yeniden bir çalışma yapmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Kadirli’de, Karaisalı’da 1950’li yılların tapuları var. Orman Bakanlığı yetkilileri bu orman köylerine girdiğinde hiçbir tescil yetkileri yok. Eski ölçümlere göre hareket ettiklerinde ortaya yanlış sonuçlar çıkıyor. Tapu-Kadastro yetkilileri “Bu konudaki tek yetki bizdedir.” dediklerinde yine bir ikilik meydana gelmektedir. Orman sınırları dışına çıkarılan orman arazilerinin hazine adına tescil edilmesi yasal zorunluluk olmakla beraber teknik ve mali zorluklar nedeniyle kısmen tescil sağlanmıştır. Bu ve buna benzer sebepler yüzünden tapu ve kadastro hizmetlerinde etkinliğin sağlanması, ülkemiz kadastrosunun en kısa sürede modern tekniklere göre bitirilmesi ve orman kadastrosuna ilişkin karşılaşılan aksaklıkların giderilerek uyumun sağlanması amacıyla tapu ve kadastro mevzuatında bazı değişiklikler yapılması zorunluluğundan bu kanun tasarısı hazırlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çıkarılacak bu kanunla iki önemli problemin de ortadan kaldırılması amaçlanmıştır. Birincisi, bir kadastro müdürlüğünün yetki alanı dışındaki müdürlüklere, geçici görevle gönderilen personele yapılan ödemelerde çeşitli aksaklıklarla karşılaşılmaktadır. Bu aksaklıklar çalışan personeli huzursuz etmekle kalmayıp onları kurum değiştirme fikrine kadar götürmektedir. Kanunla getirilen yeni düzenlemeyle geçici görevle görevlendirilen kadastro çalışanları ödemelerini Harcırah Kanunu’nun 14’üncü maddesi hükümleri gereğince alacaklardır. Mevcut hükümlere göre gündelik ve yol masrafı alamayan bu personel bundan böyle gündelik ve yol masraflarını alabileceklerdir. Bu da onların çok önemli bir problemini ortadan kaldırmış olacaktır.

Yeni düzenlemeyle, orman sınırları dışına çıkarma işlemi bitirilen köy ve beldelere ait kadastro dosyaları Orman Genel Müdürlüğüne gönderilecek, daha sonra ilgili köy ve beldelerin uygun yerlerine asılmak suretiyle ilan edilecek, bu durum, büyük emek, para ve zaman harcanarak oluşturulan çalışmanın yasal gereği bulunmasına rağmen, ilan edilmeyerek sürüncemede kalması sıkıntısı da ortadan kaldırılmış olacaktır.

4’üncü maddeyle, orman kadastro çalışmalarının ilan edilmesi aşamasında köy muhtarları ve belediye başkanlarının orman kadastro dosyalarını almaktan bazen imtina etmeleri sebebiyle ortaya çıkan aksaklıkların da önüne geçilmiş olunacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmelerini yaptığımız 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda, yıllardır çözüm bekleyen önemli değişiklikler gerçekleştirilmektedir. Mesela, orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, bundan sonra sadece orman kadastrosu komisyonu değil, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ekipleri de yetkili hâle getirilmektedir. Biliyoruz ki, devlet ormanlarının sınırları her yerde belli değil, bazı yerler tescillenmiş, bazı yerler tescillenmemiş. İşte, kadastro çalışması yapılmamış ormanlık yerlerde Tapu Kadastronun yetkili hâle gelmesiyle bu çalışmalar daha da hızlanacak, devletin arazileri belirsizlikten ve her türlü muallak durumdan kurtarılacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

DURDU MEHMET KASTAL (Devamla) - Yine bu kanunla devlet, kendi ormanlık arazilerini hazineye kazandıracaktır.

1970’ten bu yana devlet arazisini işleyen vatandaşlar var. Elinde tapusu yok ama “Yirmi yıldır bu arazi benimdir.” diyor. Mahkemeye gidip biri itiraz etmemişse vatandaş tapuyu alıyor. Şimdi getirilen düzenlemeyle tapusu bulunmayan orman arazileri doğrudan tescillenecek ve devletin kontrolü altına alınacaktır; devlet, tapusu bulunmayan arazilere sahip çıkacaktır. Uzun yıllardır ihmal edilen, ihmal sonucu önemli problemlere yol açan bu durum da böylelikle düzeltilmiş olacaktır. Bu da hazine açısından büyük bir adım ve önemli bir gelişmedir. Devletin kontrol mekanizması daha hızlı ve daha başarılı işleyecektir.

Bu vesileyle, çıkarılacak olan kanunun hayırlı olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kastal.

Şimdi madde üzerinde soru-cevap işlemine geçiyoruz, on dakika süreyle.

Sayın Doğru ve Sayın Çalış sisteme girmiş görünüyorlar.

Sayın Doğru, buyurunuz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Tapu dairelerinde tapu belgesi başına 5 lira ile 8,5 lira arasında para alınmaktadır. Bu parayı hangi yönetmeliğe göre alıyorsunuz? Toplanan paraları nerelerde kullanıyorsunuz? Şu anda ne kadar paranız vardır? Toplanan paranın bir bölümünü ve ayrıca diğer kaynaklarla beraber personelinize döner sermaye adı altında bir ödeme yapmayı düşünüyor musunuz? Çünkü birçok kurum bunu yapıyor.

Ayrıca, 5 lirayı ödemedikleri için, bilhassa yeni kadastro geçen yerlerde birden fazla tapusu olan vatandaşlarımız belgelerini alamamaktadırlar. Parası olmayanlara bunu ücretsiz olarak vermeyi düşünür müsünüz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, kadastro çalışmalarının yapıldığı alanlarda ferman tapularıyla ilgili zaman zaman problemler çıkmaktadır. Özellikle tapu sahiplerinden, görevliler tarafından tapuların tercümesinin yaptırılması istenmektedir. Daha başka, ferman tapularıyla ilgili sıkıntılar olmaktadır. Bunları, bu sıkıntıları gidermeye ve başka kriterler getirmeye yönelik ne gibi çalışmalarınız var?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çalış.

Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, Hükûmet olarak her ne kadar kabul etmek istemeseniz de ekonomik kriz ve sıkıntılar her geçen gün artmakta ve bu artış da tabii ki tapu çalışanlarının iş ağırlığını arttırmakta. Çünkü özellikle son aylarda haciz ve tedbir işlemlerinin çok arttığı iddia edilmekte. Elinizdeki verilere göre 2008 yılında kaç adet alım satım işlemi yapılmıştır, kaç adet haciz ve tedbir işlemi yapılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Taner.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, müsaadenizle evvela Gaziantep Milletvekilimiz Yaşar Ağyüz Bey’in… Bu lisanslı mühendislik büroları yasası çıktıktan sonra buna dayanarak biz bir yönetmelik yayınladık. Kanun’da lisans sahibinin serbest harita mühendisi olarak da mesleğini ifa etmesiyle ilgili bir sınırlama olmadığı için haksız rekabete neden olduğu yönündeki harita kadastro sektöründen gelen tepkiler üzerine hazırlanan bir önerge var. Bu önergeyle bu sorunu çözmeye çalışacağız. Bunu bilgilendirmek istedim.

Diğer konu, Sayın Doğru’nun sorduğu soru… Bu paralar döner sermaye mevzuatı çerçevesinde alınıyor. 2009’dan itibaren bu paralar alınmayacak Sayın Doğru.

Fermanlarla ilgili… Genel Müdürlükte Osmanlıca bilen uzmanlar tarafından tercüme edilmekte ve ilgililerine yardımcı olunmakta. Onu ifade etmek istiyorum.

Tabii ki ekonomik kriz, doğrudur, dünyada bir global kriz var. Bundan ülkemizin en az şekilde etkilenmesi için gerekli önlemleri almaya çalışıyoruz. 2002-2008 yılları arasında makroekonomik dengelerde Türkiye’de önemli gelişmeler oldu. Bütün bunlara rağmen Türkiye dünyaya açık, ihracat yapan, ithalat yapan bir ülke ve Avrupa’nın 6’ncı büyük ekonomisi, dünyanın 17’nci büyük ekonomisi. Dünyanın en büyük ekonomilerinin bundan etkilendiği bir dönemde Türkiye’nin az da olsa etkilendiği doğrudur.

Bu, hacizle ilgili ve “Ne kadar alım satım yaptık, ne kadar haciz var, ne kadar…” diğer işlemlerle ilgili müsaade ederseniz yazılı cevap verelim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

4’üncü madde üzerinde önerge yok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                    Kapanma Saati: 15.39

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatoş GÜRKAN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

4’üncü maddenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yok Sayın Başkanım, elektronik oylama yapın.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – 103 kişi var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Oylamayı elektronik olarak yapacağız.

Hemen sisteme giriniz sayın milletvekilleri.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, kâtip üyeler ne işe yarıyor? Onlar sayıyor. Siz onların söylediklerini uygulamak durumundasınız.

BAŞKAN – Öyle mi efendim? Lütfen tartışma çıkartmayın.

Buyurunuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yok canım! Başkanın takdir hakkı var. Nereden çıktı bu?

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – O zaman kalksın kâtip üyeler, hepsini siz yapın Başkanım.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Altı ay divan kâtipliği yaptı, âlim oldu!

BAŞKAN – Tartışma olduğu zaman İç Tüzük’e bakınız efendim.

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Ne tartışması? Kâtip üyeler arasında var mı?

BAŞKAN – Benimle olması lazım efendim.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, elektronik oylama sonucu olarak 125, kâğıtlarla beraber 150 kişi... Karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5- 6831 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 9- Bu Kanunun; 20/6/1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesi ile 23/9/1983 tarihli ve 2896 sayılı Kanun ve 5/6/1986 tarihli ve 3302 sayılı Kanunla değişik 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerler, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez."

BAŞKAN – 5’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Birgen Keleş konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Keleş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, salonu terk etmek üzere ayakta olan arkadaşların, lütfen, ya oturmalarını ya da salonu terk etmelerini sağlar mısınız?

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Keleş.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum ve yüce Meclise saygılar sunuyorum.

5’inci maddeyi değerlendirirken sadece bu maddedeki ifadeyle yetinmek mümkün değildir. Doğru ve gerçekçi bir değerlendirme için 2, 3 ve 9’uncu maddeler ile daha önceki girişimler de dikkate alınmalıdır.

Kanunun 2’nci maddesiyle, orman kadastrosunun bu alanda uzman olan orman kadastro komisyonları tarafından değil, diğer arazilerde kadastro çalışması yapan ekipler ve görevlendirilecek kişiler tarafından da yapılabileceği belirtilmektedir. Oysa, orman bir uzmanlık alanıdır ve herkesin doğru olanı saptaması mümkün değildir, bilgi ve deneyimi eğer yoksa ve yapılacak olan baskılara karşı koyma gücünde değilse.

1937 yılında beş yıl içinde bitirilmesi öngörülen orman kadastrosunun henüz tamamlanmamış olması aslında büyük bir talihsizliktir ve utanç verici bir durumdur ama tabii bunun yolu orman kadastrosunu bu işi bilmeyen kişilere yaptırarak aşmak olmamalıdır.

Kuralları gevşetmek ve orman alanlarını yağmaya açık hâle getirmek için bir 3’üncü madde de vardır. Bu 3’üncü maddede 3402 sayılı Yasa’nın 4’üncü maddesine göre oluşan -yani bu alanda uzmanlığı olmayan- kadastro ekiplerinin orman kadastro komisyonları tarafından yapılmış, haritalara dökülmüş olan kadastro işlemlerinin yüz ölçümü hatalarını aramaları ve bunu bulduktan sonra da bu hataları düzeltmeleri öngörülmektedir. Ayrıca vasıf ve mülkiyet dışında kalan aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan hataların bulunması ve de düzeltilmesi yerel orman kuruluşlarına yapılacak bir talep üzerine kurulacak orman kadastro komisyonları tarafından gerçekleştirilecektir.

Asıl önemlisi, tasarının 9’uncu maddesiyle 3402 sayılı Kanun’un geçici 7’nci maddesi değiştirilmekte ve orman kadastro ekipleri tarafından başlanılan fakat tamamlanmamış olan kadastro çalışmalarının 3402 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesine göre kurulan, uzmanlığı olmayan kadastro ekipleri tarafından tamamlanabileceği hükme bağlanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, çok garip değil mi? Vasıf ve mülkiyet gibi uzmanlık isteyen alanlarda mevcut hataları bulma ve düzeltme bu konularda uzmanlığı olmayan kadastro ekiplerine bırakılırken, aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan hataların düzeltilmesi uzmanlık sahibi olan orman kadastro komisyonlarına bırakılmaktadır. Böylece iktidar, sadece yeni kadastro çalışmalarında değil -bunları etkilemekle yetinmiyor- başlanmış ancak tamamlanmamış orman kadastrosunu tamamlayarak ve kesinleşmiş orman haritalarını değiştirme olanağına kavuşarak orman kadastrosunun tümüne istediği gibi şekil verme olanağına sahip olacaktır.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın ormanların korunması ve geliştirilmesiyle ilgili 169’uncu maddesi, devletin ormanların korunması ve genişletilmesi için gerekli kanunları çıkarmasını ve yanan ormanların yerine de yeni ormanlar ekilmesini öngörmektedir. Ayrıca devlet mülkiyetinin devredilmeyeceği, devlet ormanlarının kanuna göre devletçe yönetilip işletileceği, ormanların zaman aşımı yoluyla mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında da irtifak hakkına konu olamayacağı belirtilmektedir. 82 sonrasında ilave edilen son paragrafta ise, 169’uncu maddede belirtilen çok özel koşullar dışında daralma yapılamayacağı vurgulanmaktadır. Anayasa’nın 170’inci maddesi ise orman niteliğini kaybetmiş yerlerin ve hatta orman olarak muhafazasında yarar olmayan yerlerin orman sınırı dışına çıkarılmasını ve orman içindeki köylerdeki halkın, kısmen veyahut da tamamen, buralara yerleştirilmesini öngörmektedir. Yalnız, bunun için orman sınırı dışına çıkarılan arazinin ihya edilmesini ve ondan sonra halka tahsis edilmesini vurgulamaktadır. Ayrıca bu durumda devletin halkın işletme araç ve gereçlerini ve diğer giderlerini sağlamasına yardımcı olacağı ve orman içinden nakledilen köy halkına ait arazilerin devlet ormanı olarak derhal ağaçlandırılacağı da belirtilmektedir.

İncelemekte olduğumuz 5’inci maddeyle iktidar, bu konuda tam ters yönde bir adım atmakta ve boşaltılan köylerin ağaçlandırılması söz konusu olmadığı gibi, orman içi köylülerinin zilyetlik nedeniyle hak iddia edemeyeceği belirtilmekte ve Anayasa’nın 170’inci maddesinin devlete yüklediği sorumluluk dikkate alınmamaktadır.

Aslında, Anayasa’nın orman ve orman köylülerinin korunmasıyla ilgili hükümleri, Anayasa ve Orman Kanunu’nda yapılan değişikliklerde değil sadece, Tapu Kanunu ve Turizmi Teşvik Kanunu gibi kanunlarda yapılan değişikliklerle de geçersiz hâle getirilmiştir. Mesela, 2008 yılında çıkarılan 5761 sayılı bir kanun vardır ve bu Kanun’a göre hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmadığı durumlarda, -hazine mülkiyetinde yeterli alanın bulunmaması bugünlerde çok yerde geçerli olabilir çünkü iktidarınız sayesinde bütün hazine arazileri satılığa çıkarılmıştır- böyle durumlarda 6831 sayılı Orman Kanunu’na göre orman sayılan yerlerden sağlık, termal, kış, yayla turizmi ile golf turizmine imkân sağlayan alanlar, kıyılarda doğal  manzaradan çevresel zenginlikten ve biyolojik çeşitlilikten yararlanma olanağı sağlayan yerler ve yat turizmine ve uluslararası yarışmalara uygun turizm amaçlı spor tesisleri yapmak için talep edilen yerler sınır dışına çıkarılabilecektir ve Çevre ve Orman Bakanlığınca turizm alanlarına tahsis edilecektir. Bir diğer deyişle, söz konusu olanakları sağlayan orman alanlarının tahsisi âdeta otomatik hâle getirilmiştir. Turizm Bakanlığının tasarrufuna geçen taşınmazların da yatırımcılara tahsis edilmesi, kiralanması ve bunlar üzerinde irtifak hakkı tesis edilmesi, Turizm Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Çevre ve Orman Bakanlığının İhale Kanunu’nu dikkate almadan ve Orman Kanunu’nun ilgili maddelerini de dikkate almadan alacağı kararlara bırakılmıştır. Değerli arkadaşlarım, işlemleri kolaylaştırma adı altında koşulları gevşetmenin ve Anayasa’yı ve mevcut yasaları çiğnemenin yolları açılmış olmaktadır.

Tasarının incelemekte olduğumuz 5’inci maddesini lütfen bu maddeler ışığında değerlendirin. 5’inci madde çünkü görünürde bir şey demiyor, 5‘inci madde ek madde 9’u getiriyor ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesine göre orman sınırları dışına çıkartılan yerlerin, çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren kazandırıcı zaman aşımı yoluyla iktisap edilemeyeceğini belirtiyor. Ancak değerli arkadaşlarım, sayıları 7-8 milyonu bulan, orman içinden gelirini sağlayan ve bu geliri çok büyük güçlüklerle ve en alt düzeyde sağlayan orman köylülerinin yerleştirilmesi söz konusu edilmemektedir. Anayasa’nın 169 ve 170’inci maddeleri, ormanın ve orman içi köylülerinin korunmasını esas almaktadır. Burada, orman içi köylüleri gündemde yoktur bu yasada. Anayasa madde 170’e uygun bir düzenleme yaptığı takdirde, orman dışına çıkarılan alanlarda orman içi köylülerinin yerleştirilmesi mümkün olacaktır. Burada ise kadastro çalışmalarını geciktirmemek gerekçesiyle, uzmanlık isteyen kadastro çalışmalarının yapılması, tamamlanması ve kesinleşmiş orman haritalarında yapılan değişiklikler, bu konularda uzmanlığı olmayan ekiplere ve geçici görevlendirilecek kişilere bırakılmaktadır. Bu durumda, söz konusu kadastro ekipleri üzerinde değerli arkadaşlarım baskılar artabilir, orman kadastrosunun yani uzman olan kadastro komisyonlarının çalışması maksatlı olarak ertelenebilir ve de orman alanları rant sağlamak amacıyla çok daha hızlı bir şekilde daraltılabilir.

Sayın milletvekilleri, son altı yılda ormanlarla ilgili olarak yasama faaliyetlerine baktığımız zaman, Anayasa’nın 169 ve 170’inci maddelerinin dikkate alınmadığını görüyoruz. Pek çok nedenle orman arazilerinin orman alanı dışına çıkartıldığına şahit oluyoruz. Orman dışına çıkartılan arazilerin satılamayacağı, oralarda gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra sadece orman içindeki köy halkının yerleştirilebileceği bir Anayasa hükmü olduğu hâlde ormanların çok çeşitli yerlere tahsis edildiğini görüyoruz. Bu tasarı ile ormanlarla ilgili keyfî uygulamalar ve orman alanlarının daraltılması daha da artacaktır. Ormanların her geçen gün biraz daha daralmaması ve daha iyi bakılması için orman içi köylerde yaşayan ve geçimini oradan sağlayan kişilerle devletin iş birliği yapması fevkalade önem taşımaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - Sayın milletvekilleri, iki gündür burada sözü edilen ormanlarla ilgili sorunların bir gerçek olduğu yadsınamaz ama bazı sorunların çözümü başka, ormanlarla ilgili olan sorunların çözümü başka, ormanların talan edilmesinin, istismar edilmesinin, orman alanlarının daraltılmasının yollarının açılması başkadır. Burada yapılan, bu yasayla yapılan bu ikincisidir.

Aslında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinden beri ormanların iyi korunması ve ormanların geliştirilmesiyle fazla ilgilenmemiştir, asıl ilgilendiği konu ormanların satışı olmuştur. Ormanların satışıyla ilgilenmiş ve bununla ilgili çeşitli girişimlerde bulunmuştur. Bir süre sonra buraya getireceğiniz, basında yer alan 2/B’yle ilgili tasarınız da bu çabalardan biri olacaktır.

Kuşkusuz orman içinde köylülerin sorunları buradaki önerilerle yani 170’inci maddede yer alan öneriyle çözülebilir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz.

Buyurunuz.

BİRGEN KELEŞ (Devamla) - …diğerlerinin sorunları için de birtakım öneriler geliştirilebilir ama sizin bu satıştan vazgeçeceğinizi ve ikna olacağınızı düşünmüyorum. O nedenle de, sizleri ikna etmek için değil, tamamıyla tutanaklara kayıt düşmek için konuşma yapmış bulunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Keleş.

5’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Beytullah Asil. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Asil.

MHP GRUBU ADINA BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uluslararası toplumun kayıtsızlığından cesaret alan İsrail, güvenli buldukları için okullara sığınan öğrenci ve velilerini bombalıyor, yaralandıkları için şifa aramak maksadıyla hastanelere sığınan yaralıları ve bu yaralılara şifa dağıtmak için çırpınan sağlık görevlilerinin içinde bulunduğu hastaneleri bombalıyor, uluslararası hukukun yasakladığı silahları kullanıyor. Bine yakın çocuk ve sivil Filistin’de can veriyor. İnsanlık adına utanarak ifade ediyorum ki dünya bu vahşete seyirci kalıyor. İsrail’in bu vahşetine ortak olmanın ruhlarında yarattığı suçluluğun telaşı ve panik psikolojisi içerisinde çırpınanların da yaptıkları, hamasi nutukları ve timsah gözyaşlarını geçmemektedir. Konuya duyarsız kalan ülkelerin kamuoylarını hükûmetlerinin harekete geçmesi için çaba sarf etmeye davet ediyorum. Saldırıda çocuk, kadın ve sivillerin katledilmesi hiçbir gerekçeyle meşru kabul edilemez. Ölenlere Tanrı’dan rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini ifade etmeden önce, bu insanlık dramını nefretle kınadığımızı ifade etmek istedim. Bu vesileyle heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, ormanlarımız millî zenginliğimizdir. Ormanlarımızın çeşitli yönlerden ülkemiz için taşıdığı büyük önem hepimizin malumudur. Bu önemine binaen ormanları korumak, yetiştirmek ve genişletmek, ihmali mümkün olmayan devlet görevidir. Toplumsal hayatta taşıdığı ekonomik ve sosyal fayda göz önünde bulundurulduğunda millî zenginlik olan ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu malı olduğu sonucuna varmak mümkündür. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulundurduğu kamu malları üzerindeki yetkisinin muhtevası ve sınırları önem taşımaktadır. Bilim dünyasındaki egemen görüş, devletin kamu malları üzerindeki hakkının gerçek anlamda bir mülkiyet hakkı olmayıp egemenlik hakkından kaynaklanan bir denetim ve gözetim hakkı, nesnel hukuk kurallarından doğan bir tür koruma hakkı olduğu yolundadır. Devletin kamu malları ve bu bağlamda ormanlar üzerinde sahip olduğu yetki, ülke üzerindeki egemenlik hakkının doğal sonucu olan gözetim ve denetim yetkisidir. Bu yetkiye dayanarak ormanların millî çıkarlara en uygun biçimde kullanılması için gerekli önlemleri almak aynı zamanda devletin görevidir. Bütün bunlar ortadayken 2/B arazilerinin satışına ve TOKİ’ye devrine imkân tanıyan yasa tasarısının hazırlandığına dair haberler yayınlanmaktadır. Tam bu aşamada, görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısının 5’inci maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu’na ek madde eklenmek suretiyle Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerine dayanarak 2/B uygulamaları ile orman sınırları dışına çıkarılan yerler hakkında çıkarma işleminin kesinleştiği tarihten itibaren hak arama yolu kapatılmaktadır. Orman vasfını yitirmiş, kadastro marifetiyle orman alanları dışına çıkarılmış, bir daha geri kazanılamayan ve ıslah edilemeyen araziler 2/B olarak tanımlanmaktadır. Bu alanların satılmasıyla ilgili yapılacak düzenlemeler sonrasında zilyet nedeniyle açılmış ve açılacak davalar nedeniyle bu alanların satışının engellenmesini veya geciktirilmesini önlemek için mi bu maddeye ihtiyaç duyulmaktadır? Bu soru mutlaka cevaplandırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 1961 Anayasası ile ormanların korunması ve sürekliliğinin sağlanması için mülkiyetinin, idaresinin ve işletmeciliğinin devlet elinde bulunması ilkesi anayasal kurala dönüştürülerek orman hukukunun temel ilkeleri hâline getirilmiştir. 1982 Anayasası’nda da bu ilkeler korunmuştur. İnsanlığın geleceği yönünden çağdaş ülkelerde ve ülkemizde süreklilik ilkesi ormancılık alanında benimsenen ve ormanların hukuksal düzenini oluşturan genel ilke olarak benimsenmiştir. Ormanlarda süreklilik ilkesi, insanlığın ve millî ekonominin yararı için ormanların kuşaktan kuşağa kutsal bir değer olarak devredilmesini gerektirmektedir.

Değerli milletvekilleri, 31/12/1981 tarihli sınırlama geçerli olmak üzere bugüne değin 2/B arazisi olarak artık orman sayılmayan 473 bin hektar arazinin yalnızca yüzde 10’una yakın bölümünün kullanım kadastrosu yapılabilmiştir. Tüm ülkemizde orman sayılan alanların daha yüzde 80’inin üzerinde bir bölümünün kadastrosu ancak yapılabilmiştir. Bunların da büyük bir çoğunluğu sorunludur ve yargıdadır. Bu gerçekler ortadayken, Anayasa’nın 169’uncu ve 170’inci maddeleri yürürlükteyken, Cumhurbaşkanının geri gönderme tezkerelerini, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini göz önüne almadan böyle bir tasarıyı, orman alanı dışına çıkarılan alanların satışını Meclise getirmenin bu ülkeye zaman kaybettirmekten, insanlarımızı beklentiye sokmaktan ve ormanlarımıza zarar vermekten başka hiçbir işe yaramayacağının bilinmesini istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle biraz da Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün çalışanlarının sorunları ile çalışma şartlarının uygunsuzluğundan bahsetmek ve bilgilerinize sunmak istiyorum.

Tapularda vekâletnameyle herkes başkaları adına iş takibi yapabiliyor. Başkaları adına iş takibiyle ilgili herhangi bir yasal düzenleme olmadığından tüm sıkıntılar çalışanların üzerine kalıyor. Büyük sorumluluk alıyorlar. Türk Medeni Kanunu’nun “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.” maddesi gereği sorumlulukları ölse de devam ediyor, torunlarına kadar gidiyor. Eleman yetersizliği had safhadadır. Durum böyle olunca memurlar öğle yemeğine dahi gidemiyor, mesaiden sonra vatandaşın işini yapmak için geceleri de çalışıyor. Bunun karşılığı kuruşla sınırlandırılmış mesai ücreti alıyorlar. Yemek ücreti gibi bir destek yok, evlerine gidecekleri servisleri yok.

Bütün Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde yaşanan diğer en büyük sorun diğer kamu kurum ve kuruluşlarına oranla almış oldukları ücretin düşük olmasıdır. Kurumun birçok bakanlığın bütçesine yakın döner sermaye geliri vardır. Bu döner sermaye gelirinden personele yapılan bir kuruş ödeme yoktur. Bu konuyla ilgili tapu çalışanlarının gönderdiği faksın son bölümünü aynı geldiği şekliyle okumak ve bilgilerinize sunmak istiyorum: “Eşit işe eşit ücret uygulamasıyla tüm devlet memurlarına olduğu gibi tapu kadastro memurlarına bir meblağ aktarımı yapıldı. Fakat bu yetersiz ve personeli memnun etmekten uzaktır. Kurum hem döner sermaye geliriyle ve hem de yapmış oldukları işlemler nedeniyle hazineye harç geliri sağlamakta fakat kurumda müdür unvanı ile görev yapan bir personel maliye teşkilatında hizmetli olarak görev yapan bir görevli kadar ancak ücret alabilmektedir.”

Çalışma barışının olmadığı bir kurumda işlerin çok sağlıklı yürümeyeceğini ifade ediyor, bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Asil.

5’inci madde üzerinde şahsı adına Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün.

Buyurunuz Sayın Üstün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu kanun tasarısının 5’inci maddesi "Amme müesseselerine ait ormanların kadastrosu da bu Kanunun 7’nci maddesi hükümlerine göre yapılır." demektedir.

Kanun’un 7’nci maddesi devlet ormanlarına ait orman kadastrosunun nasıl yapılacağını uzun uzadıya anlatmış. Ancak şu anda görüşmekte olduğumuz kanunun 2’nci maddesiyle bu 7’nci maddeye bir fıkra daha ekledik. O da şudur: “Ancak, henüz orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre belirlenen orman sınırı, orman kadastro komisyonunca belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır.” hükmünü de ilave etmiştik.

Şimdi aslında buna benzer hüküm -paralel bir hüküm böyle- Kadastro Kanunu’nda da var. Bu hükmü 2005 yılında yapmış olduğumuz bir değişiklikle Kadastro Kanunu’na dercetmiştik. Peki, neden ihtiyaç duyuldu böyle bir değişikliği 2005 yılında yapmaya?

Değerli arkadaşlar, hukukçu arkadaşlarımız bilirler, hatırlarlar veya başına gelmişse milletvekillerimiz de, vatandaşlarımız da anımsayacaklardır. Şu anda devlet kâğıtları içerisinde en kıymetli evrak, en güvenilir evrak nedir diye sorsanız, herkes öncelikle tapu senedinin devletin en güvenilir evrakı olduğunu söyler. Ancak son yirmi yılda kadastro çalışmalarının hızlanmasıyla birlikte bir sorun ortaya çıktı. Biliyorsunuz, bizim sistemimizde bir arazi kadastrosu var, bir de orman kadastrosu var. Diyelim ki yirmi yıl önce arazi kadastrosu bir yerde çalışma yapmış ve devletin en güvenilir o tapu senedini vatandaşlara dağıtmış. Ancak yirmi yıl sonra oradan bir orman kadastrosu geçmiş, demiş ki “Şimdi bu tapuları lağvediyorum, burası orman.” Tabii insanlar telaş içerisinde, komisyonlara itirazlarda bulunmuşlar, efendim, mahkemelere gitmişler ama sonuçta bu yirmi yıl önce -devletin kendilerine- o güvenilerek aldıkları tapunun iptal olduğunu görünce büyük bir şaşkınlığa uğramışlar. Bir hukukçu olarak bana geldiklerinde bunu ne kadar izah etmeye çalıştım ise de bu konuda hakikaten vatandaşlarımız anlamakta güçlük çektiler. O bakımdan, işte 2005 yılında yapmış olduğumuz değişiklikle, arazi kadastrolarının, bir yerde arazi kadastro çalışması başlamışsa bunun içerisine, bu komisyonun içerisine Orman Genel Müdürlüğünden de uzman arkadaşlarımızın yer alacağını, birlikte bu çalışmaların yapılacağını ve bu şekilde orman sınırının belirleneceğini hükme bağlamıştık.

İşte 2005 yılında Kadastro Kanunu’nda yapmış olduğumuz o hükümlerin neredeyse benzerini şu anda Orman Kanunu’nda yapıyoruz. O bakımdan, bu önemli bir düzenlemeydi, devlete güvenin tesisi açısından önemli bir düzenlemeydi, yıllarca insanların mahkeme kapılarından gidip gelmesini önleyecek bir düzenlemeydi, yine bir sürü paranın lüzumsuzca bu arada harcanmasını engelleyecek bir düzenlemeydi. Şimdi bunu Orman Kanunu’na derc etmiş bulunmaktayız. O bakımdan bu kanun faydalı bir kanundur.

Kanunun memleketimize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Üstün.

5’inci madde üzerinde şahsı adına Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül

Buyurunuz Sayın Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, ekonomik ve sosyal hayatın en önemli aktörü olan toprak ve bunun üzerindeki haklar tarih boyunca değerli bir servet kaynağı olarak önümüze çıkmıştır. Bu kaynağa yönelik verileri sağlayan tapu-kadastro çalışmaları da dinamik bir hizmet olarak ülkelerin yatırım hayatında yerini önemli bir şekilde almıştır.

Bilindiği gibi devletin sorumluluğu altında yapılmakta olan tapu ve kadastro hizmetleri başta bayındırlık ve iskân, kamulaştırma, ulaşım, tarım reformu, belediye hizmetleri gibi taşınmazlara dair bütün yatırımların temel unsurunu oluşturmaktadır. Hükûmet programlarımızda ve Acil Eylem Planı’nda ülke genelinde tesis kadastrosunun süratle bitirilmesi hedeflenmiş ve idarelere bu yönde görevler verilmiştir. Bu kapsamda da büyük bir özveriyle çalışılmış, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana tamamlanamayan tesis kadastrosu beş yıl içinde sonuçlanma aşamasına getirilmiştir. Böylece sorunlu olan birkaç birimin dışında kadastrosu yapılmamış birim kalmamıştır. Yine bu yöntemle üretimde parsel maliyeti düşürülmüş, tasarruf sağlanmış, ayrıca üretim artışından dolayı da harç ve vergi gelirlerinde de yine artış sağlanmıştır.

Bu başarının arkasındaki en önemli etkenlerden biri de 22/2/2005 tarihinde 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nda ve 5304 sayılı Yasa’yla gerçekleştirilen değişikliklerdir. Bu değişikliklerle öncelikle kadastro hizmetlerinin tek elden yapılması sağlanmıştır. Artık devletimiz bu işleri tek elden ve özel sektör imkânlarıyla yürütmektedir.

Bu yasa yürürlüğe girdikten sonra orman idaresiyle özellikle orman kadastrosu çalışmalarında çok başarılı, verimli bir çalışma örneği sergilenmiştir. Bu müşterek çalışmada ortaya çıkan bazı aksaklıkların giderilmesinin yanı sıra diğer tapu ve kadastro hizmetlerinin daha etkili, verimli ve süratli bir şekilde yürütülerek, iş sahiplerine daha uygun hizmet verilmesi amaçlanmıştır. 5’inci maddeyle de 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 5304 sayılı Kanun’la değişik 4’üncü maddesinin üçüncü fıkrasıyla çalışma alanında orman bulunması ve 6831 sayılı Orman Kanunu’na göre orman kadastrosuna başlanılmamış olması hâlinde, orman kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde her çeşit taşınmaz malların ormanlarla müşterek sınırlarının tayini ve tespitinin bu maddede belirtilen kadastro ekibi tarafından yapılacağı hüküm altına alındığından amme müesseselerine ait ormanların da Kadastro Kanunu’nda yapılan değişiklik kapsamında kadastrolarının yapılabilmesi için bu değişiklik yapılmıştır.

Bu tasarıda, bunun haricinde, tapu hizmetlerinin işleyişinde karşılaşılan yoğunluğun ve yığılmaların önlenmesi amacıyla personeller arasında bir görev unvanları değiştirilerek yetki devri ve verimliliğin sağlanması amaçlanmış, ayrıca kısa sürede tapuya tescil edilemeyen ormanların tapuya tescil edilmesinin sağlanması amacıyla Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile Orman Genel Müdürlüğü arasında yürütülen çalışmalarda ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi amaçlanmıştır. Gene 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi kapsamında orman dışına çıkarılan alanların işgalcilerce zilyetlik gerekçesiyle tesciline yönelik dava açarak Hazinenin zararına sebebiyet verilmesi önlenmiş; taşınmazların mirasçılara intikalinde tapu harcı alınmamak suretiyle bu işlemlerin yapılması teşvik edilerek hâlen ölü maliklerin adına kayıtlı olan taşınmazların hâlihazırdaki maliklerini yansıtmayan tapu sicillerinin güncel olarak tutulması sağlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, genel hatlarıyla özetleyecek olursak da yapılan düzenleme ve değişiklikler ile kanunun uygulama işlerliğinin kuvvetlendirilmesi amaçlanmıştır.

Ben bu tasarıda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Kanunun milletimize hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gönül.

Sayın milletvekilleri 5’inci madde üzerinde soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Sayın Çalış, buyurunuz.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, biraz önce bu ferman tapularıyla ilgili sorduğumuz sorumuza “Genel müdürlüğümüzde Osmanlıca bilen elemanlarımız var, ihtiyacı olanlara yardımcı olurlar.” diye bir cevap verdiniz. Fakat vatandaşlarımızın beklentisi bu elemanlarınızı görevlendirerek, Türkiye genelindeki bütün ferman tapularının tercümelerini yaparak ilgili sicil müdürlüklerine göndermenizdir. Bu yönde bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çalış.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu ek maddeyle orman dışına çıkartılan yerler üzerinde zilyetlik ibraz edilemeyeceğini hüküm hâline getiriyoruz. Böylelikle orman dışına, orman rejimi dışına çıkartılan arazilerin değerlendirilmesinin önündeki bir engel kaldırılmış oluyor. Maliye açısından, idare açısından yapılması gereken doğru bir hukuk.

Ormancıları da ilgilendiren bir sorum var Sayın Bakan. Şimdi, kanunlar genel olmak durumunda, Türkiye'nin bütününe uygulanmak durumunda ancak bu hükmün muhatabı olan insanlar aynı durumda değil. Birinin büyük şehrin kenarında zilyetlikle büyük rakamlarda bir gelir elde etme durumu var, bir haksızlık olabilir ama biri de yaşam alanı olarak Toros Dağlarının tepesinde, kırsal kesimde, yani ata öte kullandığı arazinin orman rejimi dışına çıkartılmasından sonra zilyetliğinin de kabul edilmemesiyle bir haksızlığa, bir mağduriyete muhatap olacak. Bu kanunun uygulanmasında hatta 2/B kanununun, 2/B’yle ilgili gelecek kanunun uygulanmasında bir farklılık yaratmak düşünülebilir mi? Çünkü burada ormancılık açısından, maliye açısından doğru bir düzenleme olabilir ama orman köylüsü açısından, ormanın kenarında yaşayan insanlarımız, dar gelirli insanlarımız açısından üç ağaç zeytinliğinin de elinden alınması gibi bir sonuç getireceği için veya işte, yaşam alanının elinden alınması gibi bir sonuç getireceği için çok ciddi bir mağduriyet, adaletsizlik getirecek. Kanunlar genel olmak durumunda ama genele uygulanması hâlinde de böyle bir mağduriyet var, bunun düzeltilmesi yönünde bir gayret gerekiyor. Bu gayreti düşünüyor musunuz, bunu sormak istiyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: Ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi, Tokat ili Niksar, Zile, Erbaa, Artova gibi ilçelerde mücavir alanlar orman vasfını kaybetmiş ancak orman alanı sayılan yerlere dayanmıştır, şehirlerin de başka yerlere büyüme şansı yoktur. Orman vasfı olmayan veya orman vasfı kalmamış bu arazileri belediyelere devretmeyi düşünüyor musunuz?

İkinci soru olarak: Tapu ve Kadastro personeli çok yoğun bir şekilde çalışma içerisindedir. Bazı kurumlarda, Sağlık Bakanlığı gibi çeşitli kurumlarda “döner sermaye adı altında ek göstergelerle para ödenmektedir. Bu personele de çalışmalarından dolayı bir ek gösterge veyahut da döner sermaye vermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Akcan…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Biraz önce, oturmadan önce, tasarıya geçmeden önce Sayın Bakanıma Afyon ili Sinanpaşa ilçesi Boyalı ve yakınındaki Garipçe köyünde cereyan etmiş bir olayı, hukuki süreçte vatandaşımızın mağdur edildiği bir olaya ait dosyayı vermiştim. Acaba o konuda, bu kanun tasarısı kapsamında veya bir başka hususta değerlendirme yaparak vatandaşın mağduriyetini ortadan kaldırmaya yönelik bir öneriniz olur mu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akcan.

Sayın Arslan…

ALİ ARSLAN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

 Ben de aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: Bildiğiniz gibi, Muğla, orman alanı olarak en zengin illerimizden, yüzde 68’i orman. Muğlalı ormanı seviyor, koruyor, yıllardan beri korumuş ve Muğla’da çok sayıda da 2/B arazisi var. Fakat son günlerde, özellikle tarım alanı olarak kullanılan 2/B arazilerine, on yıl geriye dönük, vatandaşın ödeme gücünün çok çok üstünde, o kullandığı 2/B arazilerinden elde ettiği ürünle ödemesi mümkün olmayan fiyatlarla bu vatandaşlara ecri misil çıkartıldı. Neredeyse o bölgedeki arsa fiyatından daha fazla paralar isteniyor yurttaşlarımızdan ve köylülerimizin gerçekten bunu ödemesi mümkün de değil. Bu konuda vatandaşlarımızın sıkıntısını gidermek için bir çalışma yapacak mısınız? Yoksa amacınız, bu yüksek fiyatlarla bu alanları tarım amaçlı kullanan yurttaşlarımızın elinden alıp başka amaçlarla yandaşlarınıza konut amacıyla kullandırmayı mı hedefliyorsunuz? Nedir bu vahşet, Onu sormak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arslan.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFİZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, Sayın Abdülkadir Akcan Beyin bize vermiş olduğu bu incelemeyi yaptık, onda şöyle bir şey çıktı Sayın Bakanım: Metinden anladığımız kadarıyla bu Valilik ile Millî Emlak arasında çözülebilecek bir olay olarak görüyoruz, bunun için yasal düzenlemeye gerek yok, daha detaylı bilgiyi daha sonra size takdim ederiz.

Biraz evvel bu fermanların tercümesiyle ilgili vermiş olduğum cevaba ilaveten şunu ilave edeyim: Merkezdeki elemanlarımızı taşra birimlerinde görevlendirerek fermanların tercümesiyle ilgili çalışmalar yapılmaktadır, onu da söylemek istiyorum.

Şimdi, zilyetlikle ilgili, Sayın Mehmet Şandır Beyin düşüncelerine ben de katılıyorum. Burada muhtelif uygulamalarda muhtelif sorunlar çıkabilir, dediği doğrudur. Onunla ilgili evvela şunu paylaşmak istiyorum, zilyetlikle ilgili bir bilgi vereyim: “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”

Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkra gereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birine dayanması lazımdır.” diye devam eder.

Şimdi, bizim tüm partilerimizin programına baktığımız zaman, 2/B’yle ilgili programımızda düşüncelerimizi belirttik. Burada, biz hep şunu istiyoruz: Orman köylümüz veya yoksul vatandaşımız burada mağdur olmasın. Bu uygulamadan nasıl mağdur olabilir, nasıl olmaz; bunu söylemek istiyorum: Evvela, 2/B sahaları hazinenin tasarrufunda olan sahalar olup bu sahalar için -bir başka konuya geçtim galiba- ecri misil tahakkuku, Hazinenin ilgili yönetmeliğine göre yapılmakta; onu söyleyeyim. 

Diğer konuda şunu söyleyeyim: Şimdi,  bu Torosların bir köyündeki uygulama ile bir başka yerdeki, İstanbul’un bir yerindeki uygulama eğer bu 2/B alanları içerisindeyse, yani 1981 yılından sonra tespit edilen alanların içerisindeyse bizim de düşüncemiz şudur: Bu köylü vatandaşımız mağdur olmasın. Buna önümüzdeki dönem, eğer bu yasayı geçirirsek daha sonra 2/B’yle ilgili getireceğimiz yasada bir formül bulalım, hep beraber, bunu birlikte çözelim.  Başka bir formül olmuyor çünkü buradaki uygulama herkese meri olacağı için… Ama ikinci yasada bunu belki çözebilir diye düşünüyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) -  Sayın Bakanım, hukuk adaleti temin etmeli. Bu, adaletsizliği getirir.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Ama, bunu yapmasak da bir başka adaletsizlik oluyor ülke adına.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir şey söylemiyorum ama köylüyü koruyucu bir tedbir geliştirmek lazım.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Bir tedbiri ikinci yasada getirebiliriz, birlikte çalışıp getirebiliriz.

En son konuşmacı değerli milletvekillerimizin, Muğla’daki ormanlarla ilgili on yıl geriye dönük ecri misil çıkarıldı. Bu, tabii, Maliye Bakanlığımızın bir çalışmasıdır. Müsaade ederlerse, bu konuda, biz onlarla konuşup nedir; niye olmuştur ve nasıl bu iyileştirilebilir… Aksi takdirde, biz kimsenin arazisini elinden alıp, özellikle çiftçimizin, köylümüzün… Öyle bir düşünce bu alanda oturan hiç kimsede yoktur, bunun bilinmesini istiyorum.

Yine, daha evvelki konuşmacılarımızla ilgili, müsaadenizle şunu söylemek istiyorum:  Bir kere, burada biraz evvel ifade edildi değerli konuşmacılar, kesinleşmiş ve tescil edilmiş alanlarda bir düzeltme, hatanın giderilmesi söz konusu değildir. Hatasından dolayı tescil edilememiş yerlerde hataların düzeltilip tescili söz konusudur. Bunu defalarca ifade ettim, yine bir daha ifade etmeye çalışayım.

Ayrıca, orman kadastrosu ilanla kesinleşiyor; ilan edilmemiş, yarım kalmış yerlerde bu konuları tamamlamaya çalışıyoruz.

Yine, orman kadastro komisyonları ile kadastro ekibimiz arasında uyum sağlanmıştır 2005’ten sonra. Bizim kadastro ekibimizde orman mühendisimiz vardır, ziraat mühendisimiz vardır. Bunu da daha evvel Nuri Bey ifade etti, ben de ifade edeyim. Bu, 2005’te çıkan Yasa’da da görülmektedir.

Yine, bizim ormanla ilgilenmediğimiz söyleniyor. İlgilendiğimiz, işgal olmasın, işgali kim yaptı, ne kadar yapıldı? Bugün buraya bu yasayı getirmemizin sebebi budur. Aksi takdirde, bu işgal edenler burada cezalandırılmamış olacak, devletin tasarrufunda olan araziler tescil edilmemiş olacak. Aslında bunu getirmesek bu ortam devam edecektir. O bakımdan, bunu yaptığımız için biz kendimizi görevimizi yapmış olarak addediyoruz. 1937’den beri bu yapılamamışsa bu şikâyeti biz de yapıyoruz ve eğer komisyonlar birlikte çalışmasaydı… Ve dünyanın hiçbir yerinde -şunu söyleyeyim- ayrı ayrı kadastro yapılmıyor. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ile Orman Genel Müdürlüğü birlikte yapıyorlar. Tek Türkiye’de bu yapılıyordu, bu yanlışı da düzeltmiş oluyoruz.

Ayrıca, 2003 yılından bu yana değiştirilen orman kanunlarında orman sınırlarının daraltılmasıyla ilgili bir hüküm bulunmamaktadır. Orman sınırları dışına çıkarmanın Anayasa’daki tarihi olan 31/12/1981 tarihi değiştirilmemiştir.

Ben böylelikle sorulara cevap vermiş oluyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Komisyonun bir düzeltme talebi vardır.

Buyurunuz.

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, 218 sıra sayılı Tasarı’nın 5’inci maddesiyle eklenen “ek madde 9”un -teknik bir hata sonucu- “ek madde 10” olarak düzeltilmesi gerekmektedir.

Bu konuyu Başkanlığa arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Peki, bu düzeltme yapılacaktır.

Şimdi, bu düzeltmeyle birlikte 5’inci maddeyi…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Karar yeter sayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.45

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatoş GÜRKAN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

5’inci maddenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, maddeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 6- 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin I/3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"3 a) Terekeye dahil taşınmaz malların kanuni ve atanmış mirasçılar arasında aynen veya ifrazen yapılacak taksiminde kayıtlı değer üzerinden (Binde 18)

b) Taşınmaz malların ve sınırlı ayni hakların, intikalinde alınmamak kaydıyla, bağışlanmasından rücularda ve vasiyetlerin infazında veya piyango ve ikramiye suretiyle iktisabında kayıtlı değer üzerinden (Binde 9)”

BAŞKAN - 6’ncı madde üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Ahmet Orhan.

Buyurunuz Sayın Orhan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA AHMET ORHAN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tapu teşkilatının ülkemizdeki geçmişi yüz altmış iki yıl öncesine dayanmaktadır. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün ana görevleri: Yasalarla belirlenmiş olan taşınmaz mallarla ilgili akitler ve her türlü tescil işlemini yapmak, tapu sicillerinin düzenlenmesi için temel prensipleri tespit etmek, tesis kadastrosu yaparak taşınmazların hukuki ve teknik durumlarını belirlemek ve bunları güncel tutmaktır.

Dünyada son yıllarda toprağa ve kadastroya bakışın önemli ölçüde değiştiğini görmekteyiz. Önce zenginlik aracı olarak görülen toprak, ardından ticari bir mal ve daha sonra ise çoğalmayan kıt bir toplumsal kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Kadastro, basit mülkiyet kayıtlarından mali araçlara dönüşmüş, taşınmaz piyasaları ile planlamanın temel unsuru hâline gelmiştir. Günümüzde ise kadastro, dünya ülkelerince yeniden tasarlanmaktadır. Ayrıca kadastronun, arazi ve arsalara ilişkin bilgileri hukukun, kamu yönetiminin, toplumsal, kültürel, genel ekonominin ve bilimsel araştırmaların gereksinim duyduğu ölçüde tespit eden ve gösteren bir kamu hizmeti olduğu belirlenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyet öncesinde olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulduğu andan itibaren de çok önemli hizmetler veren ve günümüzde merkezde Genel Müdürlük ile taşralara dağılmış bölge müdürlükleri, tapu sicil müdürlükleri ve kadastro müdürlükleri yapılanması içerisinde faaliyet gösteren tapu ve kadastro teşkilatının kendisinden beklenen hizmetleri güncel gereksinimler içerisinde ve kesintisiz olarak yerine getirmesinin beklenmesi tabiidir.

Diğer taraftan, dünyadaki bilimsel ve teknik alanlardaki hızlı ve zorlayıcı ilerlemelere kayıtsız kalması düşünülemez. Bu bağlamda teşkilat, yeni teknolojiler kullanarak arazi kullanımı ve mülkiyet bazlı çalışmalara önemli bir veri tabanı oluşturacak sistemleri üretmelidir.

Tapu ve kadastro teşkilatı, ülke genelinde yaşanan gelişmelere paralel olarak hizmet sunabilmesi için kurumsal düzeyde yeniden yapılanmaya gitmek zorundadır.

Tapu sicil müdürlüklerinin yıllardır halkla ilişkiler konusundaki herkesçe bilinen, şikâyet edilen konular ve aksaklıklar yakından takip edilerek görülmüş olan olumsuzluklar hakkında ne gibi çözümler önerilmiş, bunlarla ilgili ne tür çözümler üretilmiş ya da uygulamaya konulmuş mudur? Bunların gözden geçirilerek böylesi problemlerin çözümü için gereken yasal eksiklikler sebebiyle engeller varsa yeni düzenlemeler yapılarak aşılması sağlanmalıdır. Halka güvenle yaklaşıp işinin çabuk görülmesi için hızlı işlem sağlanmalı, başvuru ve iş bitim zamanı takip edilmeli, ortalama iş sonuçlandırma süresi belirlenmelidir. İhtiyacı olan yerlere yeterli eleman takviyesi yapılmalı, işin aynı günde bitirilip taleplerin belirlenen sürede karşılanması sağlanmalıdır.

Mirasa konu taşınmaz mallarda intikal işlemlerini kolaylaştıran ve hızlandıran, bunun için çözüm üreten bir birim mutlaka oluşturulmalıdır. Zira, mirasa konu bütün taşınmazlarda intikalin sağlanamamış olması devletin vergi kaçağı ve kaybına da sebep olmaktadır.

Tapu kayıtlarında resen güncelleştirme imkânı olmadığından vefat eden malik adına kayıtlara rastlanmaktadır. Yeni maliklerin belirlenmemiş olması haksızlıklara, adaletsizliklere ve vergi kayıplarına yol açmaktadır.

Tasarının 6’ncı maddesi, veraset yoluyla intikal eden taşınmazlar, ikramiye ve diğer yollardan gerçekleşen intikallerden ayrılarak bu taşınmazların mirasçıları arasında taksiminde ödenmesi gereken harçların binde 9’dan binde 18’e çıkarılmakta olduğunu ve 1 misli artışı ifade etmektedir.

Aziz Türk milletine, mevcut tasarıyla veraset ve intikal vergisinin kaldırıldığını, düzenlemeler yaptığınızı söyleyeceksiniz; mevcut kanunu daha yürürlükten kaldırmadan, aynı kanun kapsamındaki intikallerde ödenmesi gereken tapu harçlarının 1 kat artışını yapacaksınız. Buradaki gerçek dışı yapılmak isteneni yüce Türk milletinin takdirine bırakıyorum.

Harçların nispi oranlarını artırmakla vergi hasılatını artıramazsınız. Harçlar, beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanmaktadır. Beyan edilen bedel kayıtlı değerden, yani emlak vergisi değerinden az olamayacağı için, siz nispeti artırdığınızda, vatandaşlar da devir ve iktisap bedeli yerine emlak vergisi değerini beyan edeceklerdir. Bu şekilde yapılan 2 kata yakın artış vergi gelirlerini artırmayacak, düşürecektir. Bu ve benzeri uygulamalar mükellefleri kayıt dışılığa itecektir.

Tasarıdaki oranların artırılması, veraset yoluyla intikal eden taşınmazların mirasçıları tarafından tapuya intikal ettirilmemesi sonucunu doğuracak ve taşınmazların vefat eden şahısların üzerinde görünmesine neden olacaktır. Türkiye’de taşınmazlara dünyanın diğer ülkelerinden daha fazla önem verilmektedir, bu sebeple de hukuki problemlerin öncelikli olarak çözümü gerekir. Burada doğacak bir anlaşmazlık çok sayıda sosyal problemlere sebep olacaktır. Ülkemizde hâlen var olan anlaşmazlıkların çoğu sosyal problemlerle ilgilidir. Mahkemeler taşınmazlara ait davalarla meşgul edilmektedir.

Öncelikle kadastronun bitirilmesi gerekir. Bugün kadastro çalışmalarında üretim durma noktasındadır. Orman köylerinde kadastro çalışmalarının yapılmaması yönünde bir anlayış devam etmektedir. Oysaki devlet bütün taşınmazlarını kayıt altına almalıdır.

Personel planlamasında yetersizlikler mevcuttur. İşi az olan müdürlüklerde çok sayıda çalışanın gereksiz tutulması, işi olan müdürlüklerde eleman bulunmaması gibi uygulamaların örnekleri görülmektedir. Arazide görev yapan personelin maddi durumu yetersizdir. Önemi tartışılmayacak kadar büyük olan bu hizmeti yürütenlerin maddi imkânlarının iyileştirilmesi, diğer teşkilatlar gibi arazi çalışmalarının motorize hâle getirilmesi önemlidir. Hazırlanacak iş programı dâhilinde hizmet akışını sağlamanın faydalı olacağı, daha etkin bir şekilde hizmetlerin yürütüleceği dinamik düşünce ve eylem yapısına kavuşmuş insan gücünün üretkenliği dikkate alınmalıdır.

Bütün bu sebeplerle kadastro çalışmalarında gerileme söz konusu olmuş, hizmetler âdeta durma noktasına gelmiştir. Yapılan çalışmalar varsa da bunlar mecburiyetten olmaktadır. Oysaki kadastro çalışmalarının sağlıklı yapılabilmesi için personelin istekli olması ve şevkle çalışması esastır. Çünkü yapılan bir hatayı çoğu zaman taşınmaz sahibi anlayamamakta, hatalı şekilde kesinleşmektedir ya da haberi geç olmaktadır ki o zaman da çözüm zorlaşmaktadır. Yıllarca hak sahipleri ve mahkemeler meşgul edilmektedir.

Tapu ve kadastro teşkilatı, sorumluluk alanlarında sağlıklı hizmet üretecek bir yapılanmaya gitmelidir. Üretimin söz konusu olduğu yerde personelin maddi ve moral yönden güçlendirilmesi gerekir. Araç-gereç ve personel yönünden dengeli bir dağılımla, hızlı bir çalışma temposuyla kısa sürede tesis kadastrosu tamamlanabilir. İkinci kadastro ve yenileme çalışmalarıyla mevcut sağlıksız hâldeki veriler de sağlıklı hâle getirilebilir. Ancak böyle bir veriye sahip olduğumuzda ulusal bilgi sistemleri oluşumunda elektronik devlet yapılanmasını tamamlayabiliriz.

Tapu ve kadastro teşkilatında değişim ihtiyacı şeffaf ve ileri teknolojiler ile net bilgi ve kayıtları kullanıcısına ulaştırabiliriz. Tapu ve kadastro teşkilatı yıllardır önemli hizmetleri kesintisiz olarak vermekte, bir taraftan personelin özverili çalışmalarıyla sağlıklı bir mülkiyet yapısının oluşmasına gayret gösterilirken, diğer taraftan da günlük iş akışının sürekliliğini sağlamaya çalışmaktadır. Dengesiz personel dağılımına rağmen, vatandaşların yapmış olduğu günlük talepleri de aksatmadan yerine getirmeye zor şartlarda çalışmaktadır.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü teşkilatının personel bakımından da desteklenmesi gerekmektedir. Yıllardan beri süregelen mali ve özlük hakları sorunlarının ivedi olarak çözülmesi gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Orhan.

6’ncı madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Tayfur Süner.

Buyurunuz Sayın Süner. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TAYFUR SÜNER (Antalya) – Teşekkür ederim Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 6’ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (4) sayılı tarifenin 1/3’üncü maddesi gereğince, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayriayni hakların, kanuni ve mansup mirasçılara intikalinde, bağışlamadan rücularda ve vasiyetlerin infazında veya piyango ve ikramiye suretiyle iktisabında kayıtlı değer üzerinden binde 9 oranında harç alınmaktadır.

İntikal harcının tamamı istemde bulunan mirasçıdan tahsil edildiğinden, tapu sicil kayıtları ölü malikler adına bulunmakta olup siciller taşınmazın gerçek maliklerini yansıtmamaktadır. Gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayriayni hakların kanuni ve mansup mirasçılara intikalinde harç alınmaması, buna karşın terekeye dâhil gayrimenkullerin kanuni ve mansup mirasçılar arasında aynen veya ifrazen yapılacak taksiminde kayıtlı değer üzerinden binde 18 oranında harç alınması, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayriayni hakların bağışlanmasından rücularda ve vasiyetlerin infazında veya piyango ve ikramiye suretiyle iktisabında ise mevcut haliyle olduğu gibi kayıtlı değer üzerinden binde 9 oranında harç alınması amaçlanmaktadır.

Değerli milletvekilleri, görülüyor ki bu tasarının hazırlanma nedenlerinden biri de 2/B denilen orman arazilerinin satışı öncesinde yasal bir zemin hazırlamaktır.

Bilinmelidir ki 2/B konusunu parti programına ilk alan ve Türkiye çapında çözümünü ortaya koyan ilk parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Medya organlarında 2/B sorununun çözümünü partimiz istemiyor şeklinde yapılan yorumlar da tamamen asılsızdır. Orman vasfını kaybeden arazilerin tarıma kazandırılmasını sağlamak için üzerimize düşen mutlaka yapılacaktır. Ancak AKP Hükûmetinin bu konuyu çözmek istediği şekil tamamen sakattır. İnşallah, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında “Bu konu nasıl bir istismar konusu olmaktan çıkar”ı herkese göstereceğiz.

Antalya Kepez’de Kaş, Demre ve Üçağız’daki 2/B arazileri çok kıymetlidir. Bu araziler sadece Türkiye'nin değil dünyanın da dikkatini çekmektedir. Bu “2/B” lafı çıkınca hemen buralara yabancılar gelmeye başlamıştır. Bu arazileri heba etmememiz gerekir. Hak sahiplerine intikal ettirmeye yönelik düzenlemenin yapılması lazımdır. 2/B arazileri orada yaşayan kişilere aittir. Bu yerlerin devlet tarafından istediği kişiye satılması kabul edilemez. AKP İktidarı, bugün mülkiyet konusu olmayan o yerleri herkes için mülkiyet konusu olur hâle getirip sonra satmak istemektedir. Orayı kullanmakta olan, evini kurmuş, tarlasını, serasını yapmış bir aileye intikal ettirmek değil de orayı mülkiyet konusu hâline getirip alınır satılır bir mal hâlinde, sonra da mal sahibine değil de uygun gördüğüne satmak istemektedir. Eğer mülkiyet konusu olacaksa niye devletin mülkiyeti olsun. Oradaki insanın mülkiyeti olması için ödenmesi gereken bir para varsa onlar ödensin. Bu konuda gereken kolaylıklar gösterilir, gerekirse taksite bağlanabilir. Ancak, AKP İktidarının bu konudaki düşüncesi farklıdır. Aldığımız duyumlara göre ülke çapında yaklaşık 763.400 hektarlık alan 2/B kapsamına alınmaktadır. Bunun yine yaklaşık 473.400 hektarlık bölümü TOKİ’ye devredilecektir. Bu yolla belediyelerin imar yetkileri tamamen Sayın Başbakana devredilecektir. Bu uygulama son derece tehlikeli ve yanlıştır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında 2/B konusunda en dürüst, en halka yararlı çözümün kararlılıkla uygulanacağını herkes görecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Antalya Çıplaklı ve Gazi Mahallesi’de yapılan TOKİ konutları inşası iki buçuk sene önce başlamasına rağmen hâlâ bitirilememiştir. TOKİ Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünden alınan bilgilere göre konutların yapımı çok ağır bir şekilde devam etmektedir. Ancak, tarafımıza ulaşan duyumlar Çıplaklı’da sürmekte olan inşaatın müteahhidinin iflas ettiği yönündedir.

Aynı zamanda Gazi Mahallesi’nde inşa edilen konutların plan ve programında büyük yanlışlıklar vardır. Bu konutların sığınakları inşaatın hemen yanındaki belediye parkının altına yapılmıştır. Bu park atıl hâle gelmiştir. Bu inşaatlar ne zaman bitecek ve ev sahiplerine teslim edilecek midir, ev sahiplerinin mağduriyeti nasıl karşılanacaktır? Bu sorularımın yanıtlarını öğrenmek istiyorum Sayın Bakanım.

Antalya Büyükşehir Belediyesinin 15/12/2008 tarihli Meclis toplantısında Karayolları Bölge Müdürlüğünün karşısında yer alan 20 bin metrekare yüz ölçümlü ve 1.173 parsel bir araziye iş, alışveriş ve eğlence merkezi yapılması için bir imar planı değişikliği yapılmıştır. Bu değişiklikle birlikte, parsele komşu olan pazar yeri, ilköğretim okulu ve yeşil alan da düzenleme görmüştür. Pazar yeri aynı emsalde eş değer bir yer gösterilmeden ortadan kaldırılmış, yeşil alan ve okul tabiri caizse kuşa çevrilmiştir. İmar planı değişikliği yapılan arazinin mimarı kimdir? Yoksa bu uygulama da AKP İktidarının kişiye göre düzenleme anlayışından birisi midir? Bunun yanında, bu düzenleme Antalya’daki küçük esnaf ve pazarcı esnafını bitirmeye yöneliktir.

Antalya’daki küçük esnafları bitirmeye yönelik uygulamalardan bir tanesi de, şehir içinden geçecek olan tramvay projesidir. Bu proje sonucunda şehir içindeki küçük esnaf tamamen bitecektir. Tramvay, Antalya’nın kalbine sokulmuş hançer gibidir. Yakın zamanda da atom bombası tesiriyle sadece geçtiği hatları değil bütün Antalya’nın esnafını derinden sarsacaktır. Ayrıca, bu anlamsız proje için Antalya’nın otuz beş-kırk yıllık geleceğini ipotek altına almak yapılan yanlışların en büyüğüdür.

Esnaflara yapılan bu haksızlıklar sonucunda Muratpaşa ve Konyaaltı belediye başkanlarımız feveran ediyorlar. Büyükşehir Belediye Meclisinde yapılan az önce bahsettiğim imar değişikliği için yürütmeyi durdurma kararı verilmesi üzerine dava açıyorlar. Esnafın haklarını koruması için Antalya Esnaf Odaları Başkanına çağrı yapıyorlar. Fakat, Esnaf Odaları Başkanı Sayın Orhan Tolunay ne yapıyor? Antalya’nın Muratpaşa ilçesinden AKP’nin belediye başkanı adayı oluyor. Esnaf Odası Başkanını aday yaparak esnafın sıkıntısını dindiremezsiniz. Esnafımız bunun hesabını sizlere sandıkta soracaktır.

Değerli milletvekilleri, dün, Akseki’nin su ihtiyacıyla ilgili, Sayın İçişleri Bakanına bir önerge vermiştim. Sayın İçişleri Bakanı gelip kürsüden Akseki’nin su ihtiyacıyla ilgili bilgileri verirken dedi ki: “On bir tane köy ve askerî tesislere bu su verilecektir, Akseki’yle alakası yoktur.”

Sayın Bakanı makamında ziyaret ettim, Akseki’nin su ihtiyacını anlattım. Bu, geçen yazdı. Kendisine, abdest alacak bir suyun bile Akseki merkezde bulunmadığını ifade ettim. Bu suyun on bir köy ve askerî tesise tahsis edildiğini anlatarak Akseki’ye bu suyun gelmesinin imkânsız olduğunu söyledi. Ben de dedim ki: “Köylere bu su 5 trilyon liraya gelecek. Eğer siz Akseki’nin içindeki maslağa bu suyu getirirseniz masraf yarıya düşer, hem Akseki’nin 25 saniye/litre su ihtiyacını karşılar hem de köyün ve askerî tesislerin ihtiyacını giderir.” Bunun üzerine Vali Alaaddin Yüksel’i arayarak durumu anlattı. Vali bu öneriyi kabul ederek, o tarihten iki üç gün sonra Akseki Belediye Başkanını makamına çağırarak 25 saniye su talebini kendisinden yazılı olarak istedi. Dün söylüyor ki Sayın Bakan: “Efendim, bu suyla ilgili mahkeme kararı var, köylere de gelmesi şu anda imkânsız.” Mahkeme kararı verileli sekiz ay oldu. Bu suların köylere geleceğini mahkeme de teyit etti, Akseki’nin lehine bu durum karar altına alındı. Buna rağmen Sayın İçişleri Bakanımız ayak sürümektedir, maalesef, ne Değirmenlik’ten gelen suyu köylere tahsis etmekte ne de içine gelecek suyu tahsis yoluna gitmektedir. Üstelik de Bakan çıkıp bu kürsüden “Benimle alakası yok.” dedi. Valinin alakası olan bir şeyde İçişleri Bakanının nasıl alakası olmaz? Her konuyu arapsaçına çeviriyor Sayın İçişleri Bakanı Ergenekon’da olduğu gibi, Mahallenin çakallarıyla mahallenin efendilerini birbirine karıştıran Bakan, maalesef, İçişleri Bakanlığını da gerektiği şekilde yapamamaktadır.

Sayın Başbakan “Tüm kaza ve vilayetlere, köylere su gelecek.” diye söz verirken, İçişleri Bakanı ayak sürümektedir her konuda olduğu gibi. Ya istifa etsin, Sayın Başbakan başka bir İçişleri Bakanını göreve getirsin, gereğini yapsın veyahut da emri versin Sayın Başbakan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

TAYFUR SÜNER (Devamla) – Teşekkür ederim.

…veyahut da İçişleri Bakanına talimatı verip söz verdiği, vatandaşlarına söz verdiği uygulamayı yerine getirsin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Süner.

6’ncı madde üzerinde, şahsı adına Gaziantep Milletvekili Özlem Müftüoğlu.

Buyurunuz Sayın Müftüoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZLEM MÜFTÜOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz nüfusunun artışı ve kırsaldan kente göç nedeniyle kentsel alanların genişlemesi sonucunda ortaya çıkan zorunlu imar hizmetleri ile tarımsal alanlardaki arazi düzenleme, sulama, yol, turizm ve diğer bayındırlık hizmetleri için zorunlu altyapı durumundaki kadastro ve harita hizmetleri ile tapu işlemlerine yönelik talep ve ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. Yapılacak bu düzenleme ile hizmet süreçlerinin gözden geçirilmesi ve kalitesinin ölçülerek geliştirilmesi, bürokrasiyi artıran gereksiz süreç ve işlemlerin ayıklanması, hizmetlerin etkili, verimli ve hızla vatandaşlarımızın ihtiyaç ve taleplerine uygun şekilde sunulması sağlanacaktır.

Diğer taraftan, Hükûmetimizin programı ve Acil Eylem Planı’nda ülkemiz genelinde tesis kadastrosunun hızla bitirilmesi hedeflenmektedir. Bu hedef doğrultusunda tapu ve kadastro hizmetlerinde etkinliğin sağlanması, ülkemiz kadastrosunun en kısa sürede bitirilmesi ve orman kadastrosuna ilişkin karşılaşılan sorunların çözümü ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerinin Kadastro Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile uyumlu hâle getirilmesi zorunluluğu doğmuştur.

Sayın milletvekilleri, 6831 sayılı Kanun’un 2’nci maddesince orman sınırları dışına çıkarılan yerler hazine adına çıkarılıp hazine adına tescil edilmektedir. Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 713’üncü maddesi uyarınca kazandırıcı zaman aşımı ile mülk edinilmesi mümkün iken ancak Anayasa’nın 170’inci maddesi orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesinin kanunla düzenleneceği hükmü ile bu taşınmazları devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan ayırt etmiştir. Yani, bu taşınmazların, kazandırıcı zaman aşımı ile mülkiyetinin elde edilmesi mümkün olmayacağı hâlde, uygulamada Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümlerine dayanılarak tescil talebiyle ilgili davalar açıldığı bilinmektedir.

Orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin hazine adına tescil edilmesi yasal zorunluluk olmakla beraber teknik ve mali sıkıntılar nedeniyle kısmen tescil sağlanmıştır. Ayrıca, bu alanlarda orman kadastrosundan önce oluşmuş tapular da bulunduğundan, bu tapuların iptali üzerine ancak sağlanabileceğinden,0 tescil işlemleri tamamen ikmal edilememiştir. Bu nedenle, 1974 yılından bu yana orman dışına çıkarılan bu alanlarda çıkarma tarihinden itibaren Türk Medeni Kanunu’ndaki kazandırıcı zaman aşımı süreleri dolan yerler için mahkemelerce zilyedi adına tescile dair kararlar verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu alanların Anayasa ve 6831 sayılı Kanun’a uygun değerlendirilebilmesini sağlamak, ayrıca ormanların işgalinin özendirilmesinin önlenmesi amacıyla bu değişiklik yapılmaktadır. Hazine adına orman sınırları dışına çıkartılmış olan yerlere ait haritalardaki teknik hatalar nedeniyle çözümsüz şekilde uzun yıllar bekleyen tescil işlemlerinin hızlı bir şekilde bir an önce yapılması, daha önce tescili yapılan ancak güncelliğini yitiren alanların güncellenmesi, söz konusu alanlardaki kullanıcılar ile bu kullanıcıların ne kadar yer kullandıklarının belirlenmesi, ayrıca bu alanlar içinde özel kanunların kapsamındaki yerlerin tespit edilmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşüncelerle, bu kanunun hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür eder, kanunun ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Müftüoğlu.

Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan, buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasını Öngören Tasarı hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu 6’ncı madde bize ne getirmekte, bununla ilgili ifade etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, vergilerde olduğu gibi, harçlarda da kişisel yükümlülük esastır. Harç yükümlüsü birden fazla ise her birisi harçtan hissesine düşeni ödemekle yükümlü ancak birden fazla mirasçıya intikal eden taşınmaz veya taşınmazların paylaşımı noktasında, hepsinden ayrı ayrı harç istenildiği için, harç parasını isteyen, daha doğrusu isteyen kişi, talepte bulunan ödeyeceği için, bu da intikal işlemlerinin tapu sicilde yapılmasına büyük bir engel teşkil etmekte. Kim almışsa mahkeme kararını, bütün harçları kendisi ödemekte. Bizim getirdiğimiz bu değişiklikte, intikal harcının tamamı istemde bulunan mirasçıdan tahsil edildiğinden, tapu sicil kayıtları ölü malikler adına bulunmakta olup, siciller taşınmazın gerçek maliklerini yansıtmadığından, gayrimenkullerin mirasçılara intikalinde harç alınmaması, kanuni ve mansup mirasçılar arasında aynen veya ifrazen yapılacak taksiminde kayıtlı değer üzerinden yüzde 18 oranında harç alınmasını getirmekte. Yalnız, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayriayni hakların bağışlanmasından rücularda, vasiyetlerin infazında, piyango ve ikramiye suretiyle iktisapta ise mevcut hâliyle kayıtlı değer üzerinden binde 9 oranında harç alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yaptığımız bu çalışmaları aziz milletimiz heyecanla, ilgiyle izlemekte. Tabii, niye bu kadar ilgiyle takip ediyor? Bugüne dek siyaset erozyona uğratılmış, siyasetçiye olan güven kaybolmuş, itibar yok olmuş. Yapılan bütün bu değişiklikler milletimizin rahatlaması, milletimizin refah seviyesinin yükseltilmesi, sıkıntılarının giderilmesi anlamındadır.

Fırsat buldukça seçim bölgem olan Adıyaman’a sık sık giderim. “Yapılan çalışmalar nasıl gözüküyor?” diye seçim çevremde seçmenlerimle buluşurum. Gölbaşı ilçemizin Gedikli köyündeyiz, köy meydanında toplandık. Dört buçuk yaşındaki Fatma kızımız geldi yanıma, “Mehmet Ağabey, Tayyip Bey niye gelmedi?” dedi. Dedim ki: “Tayyip Bey beni gönderdi, bir şey söyler misin?” “Selamımı ilet.” deyince gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Tut ilçemizin Pamuklu mezrasındaki Yusuf dede “Tayyip Bey’in selamını getirdim.” deyince oturduğu yerden doğruldu, göz yaşlarıyla sarıldı. Besni ilçemizin Bereketli köyündeki muhtar -onun söylediği manidardır değerli arkadaşlar- şunu söylüyordu: “Sayın Vekilim, köyümüzün yolunu yaptırdınız. İçme suyunu, şu karşıdaki tepe var ya, işte o tepeye bu depo sizin döneminizde getirildi. Teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız AK PARTİ, elinize sağlık KÖYDES.” Ama bir şey söyledi: “600 metrelik bir mezramızın -Bereketli köyünün Dipevler mezrası var- bu yolun da yapılmasını arzu ederim.” Dedim ki: “Muhtar, yapacağız inşallah.” Dedi ki: “Olmaz.” “Niye?” dedim. “Söz vereceksiniz. Bize siz şunu öğrettiniz: ‘Yapacağız, bitireceğiniz.’ dediğinizde, söz verdiğinizde bunu yaptığınıza şahit olduk. Siz bizi hiç aldatmadınız.” dedi. “Çünkü biz ne aldanan olacağız ne aldatan olacağız.” demiştik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kâhta ile Besni darılır, onları söylemedin.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Her tarafa geleceğim. Sabredersen, her tarafa geleceğim.

Değerli dostlar, işte bunlar milletimizin bu çalışmaları ne kadar yakından takip ettiğinin bir göstergesidir. Evet, biz milletin avukatı değiliz, biz milletin  hizmetkârıyız…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Savcısısınız… Savcı, savcı...

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Biz milletin hizmetkârıyız ama siz başkalarının avukatı olacağınıza hiç değilse milletin yanında olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – BOP Eş Başkanısınız, BOP…

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Ne yazık ki bazıları ezbere konuşmaya devam ediyor. Hele hele son günlerde gündemde olan o çok büyük meseleleri sanki küçük bir mesele gibi göstermenin gayreti içerisindeler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlar mısınız.

Buyurunuz.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

…laf ebeliği yapmaktan başka bir şey göstermiyorlar ama nafile.

Değerli arkadaşlar, Danıştay saldırılarından hemen sonra hukukçu kimliğini kenara atanlar siyasi kadroları suçlamamış mıydı?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Mehmet, tapuyu konuş, tapuyu...

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) - Ana muhalefetin lideri, onca siyasi tecrübesini bir kenara atarak hemen “Bu Danıştay saldırısından sonra siyasete kan bulaştı.” dememiş miydi?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sataşma var Sayın Başkan, dikkatinizi çekerim.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – “Türkiye’nin 11 Eylülü.” diyenler neredeydi?

OKTAY VURAL (İzmir) – BOP Eş Başkanına selam söyle! Filistinliler ağlıyor, ölüyor.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Onun için, acele etmeyeceğiz. Yapılan bütün çalışmalar aziz milletimizin huzuru, mutluluğu, refahı adınadır. Bütün çalışmalardaki temel maksadımız, düşüncemiz de budur.

Bu tasarının hazırlanmasında emeği geçen, katkıda bulunan herkesi tebrik ediyor, bu maddenin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erdoğan.

Sayın milletvekilleri, 6’ncı madde üzerinde soru-cevap işlemine geçiyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sen tapuyu konuş Mehmet, muhalefet liderini ağzına alma! Ağzına alma, yakışmıyor sana.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, biraz sakin olursanız…

Soru-cevap işlemi on dakika.

Sayın İnan ve Sayın Doğru sisteme girmişler.

Buyurunuz Sayın İnan.

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, direkt sizinle ilgili değil ama eskiden Karayolları sizlere bağlıydı. Bugün Türkiye’nin en yoğun trafiğini taşıyan E-90 kara yolunda yapılan çalışmalar maalesef altı yıldır bir türlü tamamlanamamaktadır. Üzerinden bir kış geçmeden işler yenilenmekte, şu anda bile, E-90 Türkiye’nin bir ucundan bir ucuna bağlayan noktada, Pozantı’dan Ankara’ya olan bölüm patates tarlasına dönmüş durumda. Bu trafiği kullanan milletvekili arkadaşlarımız da var, vatandaşlarımız da var. Dolayısıyla, burada yapboz işlemleri sıklıkla devam etmektedir. Bu konunun bir takibini yaparsanız… Yeni atılan sıcak asfaltın bile bir hafta sonra kaldırıldığına gözlerimle şahit oldum. Neden böyle yapılıyor? Altyapı sağlam hazırlanmadan asfalt düzeni maalesef aceleye getiriliyor ve altı yıldır da tamamlanamadı. Bundan birçok arkadaşımız şikâyetçi. Dolayısıyla bu konuyu takip etmenizi istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnan.

Sayın Doğru…

 

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana sormak istiyorum: TOKİ konutlarının bazıları, örneğin Adana ilinde olduğu gibi orman arazisi olarak gösterilen yerlere yapılmıştır. Orman arazisi görünmesinden dolayı da müteahhitler işin bitimini tamamlayamamakta, vatandaş da tapusunu alamamaktadır. Vatandaşın ve müteahhidin bu konudaki mağduriyetini önlemek için nasıl bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?

İkinci sorum: Türkiye’nin kadastrosu ne zaman bitecektir? Bitmiş oranı ne kadardır? Onu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Sayın Nalcı…

KEMALETTİN NALCI (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanımıza sormak istiyorum: Sayın Bakanım, Türkiye’de tapulardaki en büyük problem buradaki çalışanların yetersizliği. Kendi bölgem olan Tekirdağ’da hem Çorlu hem Çerkezköy ve Tekirdağ genelinde çalışanlarda bir sıkıntı var yani yetersizlik var ve talepler karşılanamıyor. Bu tapudaki çalışma yoğunluğunu ve vatandaşın daha iyi hizmet almasını sağlamak amacıyla buralara yeni kadro tahsisi düşünülüyor mu? Düşünülüyorsa, bu dönem içinde yapılacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Nalcı.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, Karayolları Genel Müdürlüğümüzün, yılbaşı ödenekleri dışında geçen yıl toplam harcaması 7 milyar YTL, bugünkü fiyatla 7 milyar TL’ye ulaştı. Bu bir rekordur. Özellikle Pozantı-Ankara yoluyla ilgili çalışmalar son derece önemli bizim için. Burası son derece önemli bir güzergâh ve bir bölümünü yakında açacağız biliyorsunuz.

MÜMİN İNAN (Niğde) – Niğde-Ankara duble yolu…

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUZ NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Tamam, açacağız. Özellikle burada çalışan müteahhitlerimiz ve kontrollük sistemimize baktığımız zaman dünya standardında biz yol yapabilen bir ülkeyiz. Karayolları Genel Müdürlüğümüz yaklaşık altmış yıla yakın, ülkemizin her tarafında, buradan yetişen müteahhitlerimiz dünyanın her tarafında çok başarılı çalışmalara imza atıyorlar. Yani kara yollarında özellikle bir üniversite, bir ekol Karayolları ve dünyaya örnek çalışmalar yapabilen bir kuruluşumuz. O bakımdan burada standarda uygun olmayan ve biraz evvel belirttiğim standartta olmayan yolu yapması mümkün değil. Belki sizin söylediğiniz bir kısım için olabilir ama mutlaka oraya Karayollarımız müdahale edebilir. Ben, bunu, Sayın Binali Yıldırım’la görüşeceğim, Karayolları Genel Müdürümüze de bu konuyu ben aktaracağım.

O konuda tabii ki onların cevap vermesi gerekiyor ama ben daha evvelki, bu konudan sorumlu bir kişi olarak buraya mutlaka müdahale etmem gerekiyordu.

TOKİ’yle ilgili, orman arazisinde yapılmakta… Orman arazisinde ancak afetle ilgili bir konut yapılacaksa ve bunu Toplu Konut Ortaklığı İdaresi yapacaksa orman arazisinde buna müsaade edilebiliyor. Aksi takdirde, kati surette orman arazisinde TOKİ böyle bir inşaat yapamıyor. Bunu da ben TOKİ’den takip eder, incelerim.

Kadastro ne zaman bitecek, bitme oranı? 600 tane sorumlu birimimiz haricinde yüzde 99,5 oranında bitti.

Sayın Nalcı’nın, evet, söylediklerinin bir bölümüne katılıyoruz. Özellikle 4/B statüsünde ve kadrolu eleman tahsisi yapıldı Trakya’da eleman sıkıntısının giderilebilmesi için. Bu yıl eleman sıkıntısı olmayacağını biz düşünüyoruz. Daha dün Başbakanlıktan kadro tahsisini talep ettik. Özellikle bu konuda hizmet alımıyla işler yaptığımızı biliyorsunuz. Ama, kadrolu eleman tahsisinin yapılmasıyla ilgili taleplerimizi Başbakanlığa ve Personel Genel Müdürlüğüne iletiyoruz. 4/B statüsünde bunun giderilmesi için taleplerimiz oldu.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 218 Sıra Sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 6. maddesi ile değiştirilen 492 Sayılı Harçlar Kanununa bağlı (4) sayılı tarifenin I/3. maddesinin (a) bendinin madde metninden çıkarılmasını ve bent harflendirmesinin bu değişikliğe göre teselsül ettirilmesini,

(b) bendinde yer alan “intikalinde alınmamak kaydıyla” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını saygı ile arz ederiz.

 

                 Faruk Bal                                Hasan Çalış                        Prof. Dr. Alim Işık              Konya                                     Karaman                                    Kütahya

             Yılmaz Tankut                            Ahmet Orhan                           Reşat Doğru

                   Adana                                      Manisa                                         Tokat

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, işlem yapıyorum.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ  KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, benim bu maddede önergem vardı. Bakın, onu izah edeyim isterseniz.

BAŞKAN – Sayın Genç, sizin bu maddede önergeniz yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var.

BAŞKAN – 7’nci maddeye önerge olarak girmiş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bize gönderilen raporda bu 4’üncü madde görünüyor efendim.

BAŞKAN – Sayın Genç, Divana gelen istemlerde 6’ncı maddede tek önerge var, sizin önergeniz 7’nci maddede.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, işte buradaki madde yanlış. Bize gönderilen raporda…

BAŞKAN – Yapabileceğim bir şey yok, önergeniz 7’nci maddede.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, bir defa Kanunlar Müdürlüğü doğru dürüst çalışmamış. Şimdi, burada bize gönderilen şeyde 4’üncü madde Komisyonda çıkarılmış görünüyor, buradaki raporda bu var görünüyor. Böyle şey olur mu ya!

BAŞKAN – Ben bilemem.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sonra, bize doğru dürüst rapor gönderilsin efendim. Yani, efendim, bu 4’üncü madde bize gönderilen raporda var.

BAŞKAN – Sayın Genç, o konudaki itirazınızı lütfen Divana, buyurunuz, izah ediniz.

Biz önerge işlemimizi yapalım.

Komisyon ve Hükûmet önergeye katılmıyor.

Önergenin gerekçesini mi okutayım Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN –  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18 nci maddesi uyarınca yapılan imar şüyuulandırmaları, malik ya da maliklerin istemi dışında, belediyeler ve valilikler tarafından resen yapılan bir uygulama olup, malikin istemi dışında yapılan bu uygulama nedeniyle zaten malikin taşınmazının % 40'ına kadar olan kısmı, düzenleme sahasında yer alan yol, yeşil alan, ibadet yeri, ilköğretim okul alanı, cami, karakol yeri gibi genel hizmetlere ayrılan yerlerde kullanılmak üzere alınmaktadır. Bu kesintiden kalan miktar, müstakil bir imar parseli oluşturamayacak büyüklükte ise hisselendirilmektedir. Yani harçlar kanunu açısından ise şüyuulandırılmaktadır.

Bu şekilde şüyuulandırılan, malikin herhangi bir iradesi ve katkısı olmadığı halde, salt imar zorunluluğu ve düzenli kentleşme adına taşınmazının % 40’ı elinden alınan, mülkiyet hakkı kamu düzenine feda edilen malikin, bu sebeple oluşmuş ortaklığı gidermesine ilişkin taksim işleminin ayrıca bir harç alınmak suretiyle devlet tarafından yapılması doğrudan kamu gücünün kötüye kullanımıdır.

Devlet kurumları tarafından malikin bilgisi ve iradesi dışında, aleyhine işlem yapılıp, mülkiyeti hisseli hale getirilen malikin bunu kısmen de olsa taksim suretiyle düzeltilmesi sırasında harç alınması dünyanın hiçbir yerinde söz konusu değildir. Bu uygulamayı amiyane tabir ile Deli Dumrul misali köprüden geçenden 5 geçmeyenden ise 10 akçe almak uygulamasına benzetmek yanlış olmasa gerektir. Bu sebeple bu harç yükümlülüğünün tasarıdan çıkartılması, hukuk devletinin tabii ve zorunlu bir sonucudur. Bu sebeplerle madde metninde yer alan (a) bendinin tasarı metninden çıkarılması gereği hasıl olmuştur.

(b) bendi ile ilgili olarak da vergi ve harç gibi mali yükümlülük getiren kanuni düzenlemelerde, vergi ve harç yükümlülüğü doğuran olaylar ve işlemlerin tadat edilmesi asıl, bu tadat dışında kalanların ise vergi ve harç mükellefiyetinin olması söz konusu değildir. Bu sebeple kanun yapma tekniği açısından harç alınmayacak işlemin, harç alınacak işlemler arasından çıkartılması yeterli ve amacı hasıl edecek bir düzenleme olmasına rağmen, alınmayacağının belirtilmesi şeklinde madde metninde düzenleme yapılması kanun yapma tekniği açısından karışıklık ve anlaşılmazlık sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

Bunun yanında, 6 ncı pozisyon ile düzenlenen ifraz, taksim ve birleştirme işlemleri harçlarının, terekeye dahil taşınmazlar açısından 3 üncü pozisyona getirilmesinin sebebi de anlaşılamamıştır. Çünkü 3 numaralı pozisyonun ifraz, taksim veya birleştirme ile ilgisi olmayıp, veraset ve intikal vergisini doğuran olayların sonucunda yapılan tapu sicil işlemlerinden doğan harç yükümlülüğünü belirleyen pozisyon olması nedeniyle, 6 ncı pozisyon olaylarının 3 numaralı pozisyona dahil edilmesinin hiçbir pratik yararı olmadığı gibi kanunun sistematiğini de karıştırmaktadır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı istiyorsunuz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Genç’in madde üzerindeki önergesinde teknik olarak numaralandırmada bir yanlışlık olmuş. O yüzden 7’nciyi değil 6’ncı maddeyi kastettiği için 6’ncı madde üzerindeki önergesini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 218 sıra sayılı yasa tasarısının 6’ncı maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                Kamer Genç

                                                                                    Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında tabii raporun basılmasında da hata var, bizim okumamızda da hata var. Buradaki raporun basılmasında 7’nci madde geçiyor. Raporda, burada 4’üncü maddenin karşısında “Bu madde tasarı metninden çıkarılmıştır.” denilmesi lazımdı. Tabii biz de böyle, alelacele kanunlara bakıp da önerge verince maddede… Yani benim de hatam yok ama şey etti…

Değerli milletvekilleri, aslında, bu Hükûmet işte “Veraset intikal vergisini kaldıracağız.” diyor. Veraset intikal vergisini kaldırdığına göre veyahut da gelir vergisini sistemli alacağını zikrettiğine göre burada bu veraset yoluyla intikallerde harçların artırılması bence isabetli bir davranış değil. Ayrıca buraya, biliyorsunuz, bu miras yoluyla intikal eden taşınmazlara ağır harçlar getirdiğiniz zaman, millet bunları tapuda tescil etmiyor, dolayısıyla kalıyor orada, kalınca da uzun zaman işte o ölüm, ikinci ölümler, üçüncü ölümler, dördüncü ölümler gelince böyle bir karışıklık oluyor. Bence burada harçlardan muaf tutmak lazım. Yani veraset yoluyla intikal eden taşınmazlardan harç almamak lazım. (b) fıkrasında taşınmaz malların ve sınırlı ayni hakların, intikalinde alınmamak kaydıyla bağışlanmasından, rücularda ve vasiyetlerin infazında veya piyango ve ikramiye suretiyle iktisap hâllerinde de yine harç alınıyor. Bunların zaten tapuya kayıtlarında harç alınıyor, ayrıca bunun için bu ivazsız intikallerde, miras yoluyla intikallerde neden harç alınıyor; ben bunu anlamadım. Yani burada ağırlaştırıcı bir harç alma yoluna gidilmesini ben anlamadım. Yani bunlar çok ufak tefek şeyler ama ileride işte bu ufak tefek harçların alınması dolayısıyla vatandaşlar bu harçları ödememek için maalesef intikalleri yaptırmıyorlar ve bir kaos doğuyor.

Ama öte taraftan, işte AKP İktidarı zamanında çok büyük vergi aflarının getirildiğini biliyoruz. İşte geçen gün burada son anda bir önerge verildi, serbest bölgelerde ÖTV alınmasına istisna getirildi. Hatta, bir yabancı şirketin 3 trilyon dolarlık ÖTV’si affedildi.

Şimdi biraz önce burada bir AKP’li arkadaş böyle o kadar çok Türkiye’deki karanlıkları aydınlık göstermeye çalıştı ki… Şimdi değerli arkadaşlarım, bundan bir süre önce İstanbul’da camiler ateşe veriliyordu. Kim yaptı bunu? Niye ortaya çıkarmadınız? Arkasından birileri çıktı, “Efendim, işte, Alevi derneklerindeki, işte, liderleri öldüreceğiz.” Tabii, o 12 tane kimler öldürülecekti? Bu öldürülmesi öngörülenlerden birisi de benim amcamın oğlu. Ondan sonra da, Cenazelerde ötekileri öldüreceğiz.” gibi laflar ortaya atıldı. Şimdi, Türkiye’yi bu kadar karanlık ve korku imparatorluğu biçiminde yöneten bir AKP Hükûmeti var. Bir İçişleri Bakanınız var, evlere şenlik, hiçbir sorumluluğu yok ki! Yani, bu memlekette bu kadar faili meçhul cinayetler var, insanlar içeriye alınıyor… Bugün sabahleyin, vatandaşın birisi bana telefon ediyor “İstanbul’da falanca yakınımız içeri alınmış” diye. Beş defa İstanbul Emniyet Müdürünü arıyorum, Terörle Mücadele Dairesini arıyorum. Ya kardeşim, hukuka göre, yasalarımıza göre, birisini içeriye aldığınız zaman yakınına bunu içeriye aldırdık diye bildirmek zorunlu değil midir? Hangi suçtan dolayı alındığının bildirilmesi zorunlu değil midir? Bildirilmiyor kimseye. Biz telefon açıyoruz. Maalesef efendim toplantı, toplantı, toplantıda… Böyle bir rejim olur mu? Hele bir sizi alsınlar bakalım içeriye, bir alsınlar bakalım içeriye birkaç taneninizin çocuğunu, birkaç gün onlardan haber almayın, bakalım siz dayanabiliyor musunuz! Yani size yapılan… Başkalarına yapıldığı zaman bunu böyle gülerek, zevkle seyretmektense… Bu insan haklarına çok hassas bir şekilde riayet etmek lazım. Yoksa, işte, insanlar huzur içinde…

Şimdi, biraz önce Danıştay cinayetinden bahsedildi. Yahu zaten Tayyip Erdoğan da diyor ki: “Efendim, bakın, bekleyeceksiniz. Bu olayların sonu gelir.” Nasıl, Başbakanlık makamında oturan bir kişi “Ya, bekleyin daha dalgalar geliyor…” Bunu neye istinaden söylüyor? Bir devletin en üst makamında bulunan bir kişi bunları söyleyemez. Soruluyorsa, siyasi sorumluluğu vardır, ne biliyorsa çıkıp açıklaması lazım. Bu karanlık olayların içinde olduğunuz zaman meşru zeminlerden kaymış oluyorsunuz, meşru yollarla devleti yönetmemiş oluyorsunuz. Onun için, bir kişi, bazıları, ağızlarından çıkan lafları iyice anlamaları lazım. Bugün, YARSAV Başkanı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

KAMER GENÇ (Devamla) – …çok aklı başında hukukçu bir arkadaşımız, hukuku en güzel şekliyle bilen, inceleyen, herkesin, bilgisine, görgüsüne büyük saygı duyduğu bir kişi ama Mehmet Ali Şahin, daha işte imam-hatip okulunu bitirmiş, gitmiş hukuk fakültesini ondan sonra okumuş…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – …bir iki yerde de avukatlık yapmış, gelmiş, başımıza hukukçu kesildi. Ya, sen hukukun nesini biliyorsun kardeşim!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen nesini biliyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, sen bu kafayla çıkıp da bu hukuk sahasında otorite olan kişilerin karşısında hukuk bilginliği taslayamazsın, bilgiçliğini taslayamazsın! Yani, bu makamlara getirdiğiniz insanlara biraz insanların saygı duyması lazım.

MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – Tapu…

KAMER GENÇ (Devamla) - Geçen gün Egemen Bağış’tı, ben, ya, bu kimdir dedim, getirdiniz bakan yaptınız. Bu arkadaşımızın Amerikan vatandaşı olup olmadığını öğrenmek istiyorum çünkü 1985’le 2002 yılları arasında Amerika’da kalmış. Şimdi, bir başka bakanınız İngiliz vatandaşı, bir bakanınız eğer Amerikan vatandaşı olursa bu Türkiye'nin haklarını kim koruyacak arkadaşlar, bunları da öğrenmek istiyorum, bu benim de hakkım değil midir!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Küresel siyaset!

KAMER GENÇ (Devamla) – Türkiye Cumhuriyeti devletinin de bir milletvekili olarak bunları sormak hakkımız değil midir!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) - Onun için efendim, varsayım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Söyle, hangisi?

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, şimdi Amerika’da…

BAŞKAN – Sayın Genç…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Söyle ismini!

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ediyoruz.

Önergeyi oylarınıza…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısı efendim.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                                   Kapanma Saati: 17.51

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatoş GÜRKAN (Adana)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

6’ncı madde üzerinde verilen Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir,

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 7- 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin I/6-b bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) İmar parselasyon planları uygulama sonucu şuyulanan parsellerin pay sahipleri arasında rızaen veya hükmen taksiminde kayıtlı değer üzerinden (Binde 9)”

BAŞKAN – 7’nci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Mümin İnan.

Buyurunuz Sayın İnan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, lütfen biraz sesiz olursanız…

MÜMİN İNAN (Devamla) - Her ne kadar son günlerde gelişen bazı olaylar nedeniyle ülke gündeminde geri plana düşse de yıllardan beri İsrail tarafından insanlık dışı muamelelere tabi tutulan, son günlerde ise katliam boyutuna vardırılarak Filistinli kardeşlerimize uygulanan bu vahşeti kınıyor ve lanetliyorum. Kendini insan olarak algılayan herkesin vicdanını acıtan ancak İsrail’in yaptıklarını destekleyen başta ABD ve Avrupa’daki yönetimlerin ön yargılı tutumlarını kınıyorum. Filistin’de insanların hayat hakları ellerinden alınıp çiğnenirken bu duruma seyirci kalanların bundan sonra atacakları adımın da inandırıcılığı olmayacaktır. Dünya, barışı kalıcı ve sürekli hâle getirmek istiyorsa Filistinlilerin bağımsız bir devlet kurmasına yardımcı olmalı, oradaki insanlar İsrail’in insafına bırakılmamalıdır.

Bütün Müslüman kardeşlerimizin aşure ayını tebrik ediyorum bu arada. Yüce Peygamberimizin torununu katlederek Müslümanların yüreğine yüzyıllardır acı veren Yezid’i ve onların bugünkü temsilcilerini de lanetliyorum.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; öncelikle şunu belirtmek isterim ki tapu ve kadastro işlemleriyle ilgili hem vatandaşlarımız hem de bu hizmeti ifa eden kamu personeli iş yoğunluğu, çalışma şartlarının ağırlığı ile maddi ve fiziki şartların çok kötü olmasından dolayı sıkıntı çekmekte ve mağdur olmaktadırlar. Bu şekilde değil de sorunların tümüyle kavranıp buraların çağdaş imkânlar ölçüsünde hizmet veren kurumlar yapısına kavuşturulması için köklü düzenleme yapılması konusunda geç kalınmıştır. Hiç olmazsa bu tasarıyla kurumun teknolojik altyapısını güçlendirecek, çalışanların maddi durumlarını rahatlatacak ve çalışılan dairelerin fiziki koşullarını vatandaşlar ve çalışanlar açısından daha çağdaş hâle getirecek tedbirlerin de alınacağı düzenlemelerin getirilmesi gerekirdi. Ayrıca, kanunun geneline baktığımızda bu düzenlemelerin hem vatandaşlarımızın hem de tapu ve kadastro personelinin işlemlerde yaşadığı sıkıntılarını, iş yoğunluğunu çözebilecek hükümler içermediği, özellikle 1’inci madde hükmüyle öngörülen geçici tedbirlerin vatandaşlar ve çalışanlar açısından yeni sorunlar getireceği açıkça görülmektedir. İş yoğunluğu olan yerlerde personel ihtiyacının acil olarak diğer tapu dairelerinden yetki aktarımı veya zorunlu personel nakilleri yoluyla değil de açıktan atama yoluyla giderilmesine imkân verilmelidir. İş yoğunluğu ve eleman yetersizliğinden dolayı yapılan kadastro çalışmalarında sıkıntılar yaşanmaktadır.

Seçim bölgemiz Niğde’de yıllar önce yapılan kadastro çalışmalarından, özellikle Dündarlı beldesinde yapılan kadastro çalışmalarından sonra vatandaşlarımız tarafından bir hayli düzeltme talebi gelmiş, bu sebeple hem vatandaşlarımız hem de tapu dairesi sıkıntılar yaşamıştır. Sıkıntılar yaşanmaya hâlâ devam etmektedir.

Tapu dairelerinde çalışan personel, özellikle benzer büro ve arazi işlemleri yapan diğer kamu kurumlarındaki personelden daha düşük ücret aldığını ifade etmekte ve bu konuda adaletli uygulama beklemektedir.

Kadastro çalışanlarında seçilen bilirkişiler konusunda da daha net ve sağlıklı uygulamalar yapılmalıdır.

Bu kanun tasarısının 7’nci maddesine baktığımızda, 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (4) sayılı tarifenin 1/6-b maddesindeki “Terekeye dâhil gayrimenkullerin kanuni ve mansup mirasçıları arasında aynen veya ifrazen yapılacak taksimi ile imar parselasyon planları uygulama sonucu şuyulanan parsellerin pay sahipleri arasında rızaen veya hükmen taksiminde kayıtlı değer üzerinden binde 9 oranında harç alınacağı hükmünün ikiye ayrılarak şu şekilde düzenlendiği görülmektedir: Terekeye dâhil taşınmaz malların kanuni ve atanmış mirasçıları arasında aynen veya ifrazen yapılacak taksiminde kayıtlı değer üzerinden binde 18 oranında harç alınması 6’ncı maddeyle yüzde 100 artırılarak hükme bağlanmış,. kalan kısmına ise bu maddeyle parselasyon planları uygulama sonucu şuyulanan parsellerin pay sahipleri arasında rızaen veya hükmen taksiminde kayıtlı değer üzerinden binde 9 oranında harç alınacağı konusunda hüküm getirilmektedir.

Kayıtların ve işlemlerin gerçek değerinden yapılmasını teşvik için bu harç oranlarının daha da aşağı çekilmesi veya imkânlar ölçüsünde harç alınmamasının ekonominin kayıt altına alınmasına da katkısı olacaktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Hükûmet gerekli ekonomik tedbirleri almakta gecikmeye devam ederse, haciz ve ipoteklerden dolayı vatandaşlarımızın mirasçılarına bırakabilecekleri pek bir şeyleri de kalmayacaktır. Esnaf siftah yapmadan kepenk kapatmakta, yanında çalıştırdığı işçisini çıkartmakta, çeklerini, senetlerini ve kredilerini ödeyememektedir. Çok büyük paralarla kurulan sanayi tesisleri üretimlerini durdurmuş, kimisi işçilerini çıkarmakta kimisi çalışanlarını zorunlu ücretsiz izne göndermektedir.

Niğde’de teşvik uygulamasından faydalanan ve 2008 yılı sonu itibarıyla süreleri dolan üreticiler gözünü, kulağını Hükûmetten gelecek olumlu habere dikmişlerdir. Ancak bugün gazetelere yansıyan teşvik uygulanacak iller arasında maalesef Niğde yoktur. Niğde tarım sektörü bakımından da sanayi ve tekstilde teşviki hak etmektedir. Hükûmetin bunu göz önünde bulundurması gerekmektedir. Niğde tekstil ve iplikte birçok ilden öndedir. Tarımda tek başına Türkiye'nin yüzde 25 patatesini üretmektedir. Niğde sanayi ve tarım teşvikinden mahrum edilmemelidir diye ifade etmek istiyorum.

İşsizlik ve ekonomik sıkıntılar sosyal patlamalara sebep olabilecek düzeye gelmiştir. Bu da yetmezmiş gibi devletin kamu hizmetlerinden elektrik ve doğal gaz gibi bu mevsimde zorunlu kullanılan kaynaklara yüksek düzeyde zam yapması vatandaşları iyice mağdur etmiştir.

Devlet, enflasyonu tarım sektörünün sırtından düşürme yolunu seçmiştir. Son günlerde basında bazı kesimlere yönelik ekonomik açılımların hazırlandığı yönünde haberler çıkmasına rağmen, Hükûmetin çiftçiyi tamamen gözden çıkardığını düşündüğümüz tarım ve hayvancılık sektörüne yönelik hiçbir hareket ve çalışma yapmadığını görmekteyiz.

Niğde’de ve Türkiye'nin birçok yerinde tarımla uğraşan insanların önemli bir çoğunluğu tarlalarını ipotek vererek bankalardan, kooperatiflerden kredi kullanmışlardır. Ancak, girdi maliyetlerinin çok yükselmesi, kuraklık gibi sebeplerle işlerin kötü gitmesi ve ürünlerin maliyetlerin çok altında dahi satılamaması sonucu tarlalar haciz yoluyla el değiştirmeye ve toprak, köylümüzün elinden çıkmaya başlamıştır. Son zamanlarda tapu ve icra dairelerinin en büyük iş yükü bu işlemlerden oluşmaktadır. Bankalara borcunu ödeyip hacizden kurtulanların yakasına bu sefer de tarımsal sulama elektrik borçlarından dolayı TEDAŞ’ın avukatları yapışmakta ve hacizleri devam etmektedir. Çiftçilerimizin tarımsal sulama elektrik borçları konusu tarafımdan ve birçok milletvekili arkadaşımızca burada defalarca dile getirilmesine rağmen, maalesef, sorumlu kişiler ve bakanlarımız tarafından bu konuya en küçük bir duyarlılık dahi gösterilmemiştir. Bugün Niğde Tapu Dairesindeki yoğunluk TEDAŞ’ın hacizleri neticesinde en büyük işlem hacmini oluşturmaktadır.

Bütçe görüşmeleri sırasında tarımsal destek için ayrılan 5,5 milyar liranın çok az olduğu bütün muhalefet milletvekilleri tarafından dile getirilmesine rağmen, miktarı Hükûmet çok bulmuş olmalı ki son günlerde bu miktarı yüzde 10 tırpanlayıp ayrılan kaynağı 5 milyar liraya düşürmüştür. Bu tarımsal politikalara devam edilirse özellikle köylülerimiz, mirasçılarına 1 metrekare toprağı miras bırakamayacak hâle gelecek ve Hükûmet herhâlde tapu dairelerindeki iş yükünü bu şekilde hafifletmiş olacaktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; Hükûmet acil olarak istihdam, tarım ve ithalat politikasını yeniden gözden geçirmek zorundadır. Bugün 1’e 13 oranında aleyhimize dış ticarette bulunduğumuz ülkeler mevcuttur. Böyle bir dış ticaret anlayışıyla ülkenin kalkınması mümkün değildir. Böyle politikalarla, ülkemizde çalışan, üreten insanlarımızın mağdur olduğunu ve sefalete sürüklendiğini hep beraber görmekteyiz. Tarım sektörüne ihtiyacı olan destekler sağlanmazsa, enerji sektöründe tek bir ülkenin vicdanına bağlı olduğumuz gibi, gıda ve beslenme gibi hayati konularda da gelecekte birilerine mahkûm olmak mecburiyetinde kalabiliriz.

Ben yapmış olduğumuz konuşmaların ilgililer tarafından dikkate alınacağını umuyorum. Kanunun hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnan.

7’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu.

Buyurunuz Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, geçen haftadan beri Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüyle ilgili bir yasa görüşüyoruz. Ama burada çalışan insanlar Türkiye’de görev, yetki ve sorumluluklarında sorumluluk alan ve attığı her imzanın çok önemli bir değerde olduğu bir genel müdürlüktür, sorumlulukları ve yetkileri çok ağır olmasına rağmen. Ama Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü taşra ve Genel Müdürlük çalışanları bu yetki ve sorumluluklarında devletten en az hak alan ve bugün için değil, yıllardır hakları ve özlük hakları en az olan bir kurumdur, bunu açıkça bilelim arkadaşlar. Yetki var, sorumluluk çok ağır ama özlük haklarında devletin en alt kademesinden özlük hakkını alan bir genel müdürlüktür burası. Bu, bugün değil, dün de böyleydi evvelsi gün de böyle.

Değerli arkadaşlarım, eğer bir kişiye yetki ve sorumluluk veriyorsan, attığı imzanın çok büyük sorumluluk getirdiğini biliyorsan bu insanlara özlük haklarını da vereceksiniz. Eğer bunu vermezseniz bu insanlar… Hep böyle gelmiş böyle gitmez. Bir kez daha, bu yasa görüşülürken, başta Sayın Bakanın ve tüm arkadaşların, Tapu ve Kadastro çalışanlarının hakları, özlük hakları konusuna bir kez daha bu yüce Meclisin dikkat etmesi gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, geçen yıl ek gösterge ile tüm bakanlıklardaki bazı mühendislere bir ilave yapıldı ama örneğin, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlük ana biriminde ve taşra teşkilatında çalışan bölge müdürü dâhil, müdürler dâhil, eğer mühendis değilse, ki bunların yüzde 90’ı da bölge müdürü ve diğer tapu müdürleri, kadastro müdürleri -bölge müdürleri dâhil- mühendis olmadığı için, yanında çalışan, emrinde çalışan insanların daha altında maaş almaktadır, bunun altını çiziyorum.

Arkadaşlar, bu, bir haksızlıktır. Siz emrinizde birisini çalıştıracaksınız, onun tüm sorumluluğunu üstleneceksiniz, onun tüm görev ve yetkilerinin tüm sorumluluğu sizde olacak ama sizin emrinizde çalışan insan sizden daha yüksek maaş alacak. Böyle bir şey ne hak ne adalet, hiçbir şey değildir arkadaşlar. Böyle bir şey olmaz ve şu anda birçok yere mühendis kökenli olmayan müdür gitmiyor, maaşları daha düşük ve birçok yerde müdür bulmakta bu kurum çok zorlanıyor. Bir kere bunların burada konuşulması lazım. Gerek Genel Müdürlük çalışanları gerek taşra çalışanları… Tabii ben, bu konuyu bir kere dikkatlerinize getiriyorum.

Tabii bir başka konu, devletin tüm kurumlarında özellikle il müdürleri ve bölge müdürleri daha yüksek olmasına rağmen, 3600 gösterge üzerinden maaş almasına rağmen, tapu kadastro müdürleri 3000 göstergeden maaş alıyor, bölge müdürü dâhil. Onun için özlük hakları konusunda tüm bakanlıkların içinde hakkını en az alan bir kurumdur Tapu Kadastro. Bu konuda Tapu Kadastro çalışanları çok sorumluluk duygusu olan ve her gün attığı imza çok önemli olmasına rağmen hakkını alamayan bir kurumdur. Bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum, on dört-on beş il bölge müdürüne bağlı olacak ama bir şekilde hakkını alamayan bir bölge müdürü olacak.

Bir başka konu… Değerli arkadaşlar, geçici görev ne demek, geçici görev? Geçici görev, bir ay, iki ayla bir başka yerde eksik olan kadro tamamlanır ama bu kurumun geçici görevi bir yıl, iki yıl, üç yıl sürüyor. Niye? İş bitmedi diye ve maalesef geçici görevle verilen insanlara da diğer kurumlardaki gibi yüksek ücretten geçici görev tazminatı verilmiyor. Devletin en düşük geçici görev tazminatı alan kurumudur burası arkadaşlar. Artık o geçici görevlikten çıkıyor. Eğer bir kişi üç yıl kendi tayin olduğu yerden bir başka yere gidiyorsa, oraya geçici görevle gidiyorsa, bunun adı “geçici görev” değildir arkadaşlar. Ama maalesef o insanlar, çok düşük geçici görev tazminatı alıyor devletin diğer kurumlarına göre ve ben bunu bir kez daha Değerli Bakanın ve arkadaşlarının dikkatine sunuyorum. Yine söylüyorum, bu mesele bugünün meselesi değil. Yıllardır her nedense, nasılsa bu insanlar çok çalışıyor, yirmi saat çalışıyor -mecburlar- vatandaşla iç içe. Ama maalesef bu kurumun hiçbir özlük hakkı dikkate alınmamış.

Tabii, değerli arkadaşlarım, bir başka konu, maalesef Tapu ve Kadastro özellikle ilçelerde kaymakam ve valinin gösterdiği yerde çalışıyor. Tapu ve Kadastro da halka en çok ilişkisi olan bir kurumdur, fiziki mekânları çok önemli. Ama maalesef iki göz odada 20 kişi, 30 kişi çalışan yerlerimiz var. Bu konuda Sayın Genel Müdür son yıllarda önemli bir açılım yaptı. Ama tabii yıllardan beri gelen ve özellikle bunu, bir kere her bakanlık kendi ofisini, kendi çalışanının kendi binasını kendi yapmasına rağmen Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bir yerde kaymakam ve valilerin gösterdiği yerlerde çalışmak zorunluluğunu hissediyor. Özellikle fiziki mekânlarda bu arkadaşlarımız çok zor koşullarda... Vatandaş geliyor, zaten bir sürü vatandaş geliyor. -randevulu bir sistemle de çalışmıyor- ve bu insanlar oturacak yer bulamıyorlar. Ben, bir kez daha… Özellikle vatandaşa hizmet açısından daha geniş fiziki mekânlar seçilmesi ve bunun inisiyatifinin Genel Müdürlüğün elinde olması lazım. Tamam, kaymakamlarımız ve valilerimizle koordineli yapılsın ama benim, vatandaşın ihtiyacına en iyi cevap verecek kurum Genel Müdürlük. Kaç metrekare yer lazım, kaç ünite, birim lazım, bunu en iyi bilen kurum Genel Müdürlük birimi ve müessesenin kendisidir, bölge müdürü bilir ve il müdürü bilir.

Değerli arkadaşlarım, tabii bir başka konu ise yine yollukları; devlette en düşük yolluk alan insanlar. Devlet bir bütündür. Hangi kurumda çalışıyorsa çalışsın, bir şekilde hepsi bizim memurumuzdur, hepsi kamu görevlisidir. Ben hepinizin dikkatine sunuyorum, özellikle en kısa sürede ben şunu beklerim Sayın Bakandan: Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün özlük haklarıyla ilgili yasa teklifini hep birlikte verelim. Şu anda ben ve arkadaşlarım vermeye hazırız, bize bir ön… Hep beraber, tüm gruplar versin ama yıllarca büyük sorumluluk alan bu insanların özlük haklarını teslim etmek hepimize nasip olsun.

Tabii tüm kurumlarda döner sermaye var. Herkes bir şekilde oradan, döner sermayeden pay almasına rağmen, ama maalesef Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bir döner sermayesi olmadığı için bundan faydalanamıyorlar. Devlet aldığı harcı biraz daha az alsın, burada oluşturulacak bir döner sermaye kurumuna… En azından çalışanlarının huzur ve mutluluğu için, daha verimli olması için ben hepinize bir kez daha öneriyorum.

Mesai mefhumu yok arkadaşlar. Tapu ve Kadastroda mesai mefhumu yoktur “Vatandaşın işi hangi saatte biterse.” diyor. Ben teşekkür ediyorum tüm taşra teşkilatında, Genel Müdürlük birimlerinde çalışan arkadaşlarımıza, çok büyük özveride bulunuyorlar ama bu özverinin bedelini alamayan bir kurumdur Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü.

Hepinizin bilgilerine sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak.

Buyurunuz Sayın Kışanak. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüşülmekte olan yasa maddesi üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum, öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz yasa bir tapu kadastro yasası olmakla birlikte, ülkemizin ve dünyanın en önemli sorunlarından biri olan çevreyi, çevre sorunlarını oldukça yakından ilgilendiren bir yasadır. Ben bu nedenle, konuşmamı daha çok, ülkemizdeki ormanlık alanların korunması ve orman köylülerinin ihtiyaçları üzerine kurmak istiyorum.

Günümüzde ormanlık alanların hızla azaldığı, su kaynaklarının artık gerçekten yok olma sinyalleri verdiği bir dönemde yaşıyoruz. Küresel ısınma dünyayı tehdit eder boyutlara gelmiştir ve çare olarak birçok şey konuşulmakla birlikte en öncelikli ve en kolaylıkla yapılabilecek çarenin de ormanlık alanların artırılması olduğu herkesin üzerinde ortaklaştığı bir konudur.

Ne yazık ki ülkemizde hızlı bir şekilde bunun tam tersi uygulanmakta ve ormanlık alanlarımız her geçen gün çeşitli rant çevreleri tarafından yapılaşmaya açılmakta, şaibeli orman yangınlarıyla karşılaşılmakta hatta çeşitli gerekçelerle kasti orman yangınları yaşanmakta ve hükûmetler de çıkarttıkları yasal düzenlemelerle bu hukuksuzluğu işleyenlerin hak sahibi olmalarının önünü açan bir çalışma ve çaba içerisinde olmaktadır.

AKP Hükûmetinin icraatları içerisinde ormanlarla ilgili yapılan iki önemli çalışma gerçekten bir bütün olarak ormanları tehdit eder, orman köylülerinin de haklarını gasbeder niteliktedir. Bunlardan biri 2/A yönetmeliği olarak kamuoyunda bilinen yönetmeliktir ki bu Yönetmelik 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (A) bendine göre “Orman Sınırları Dışına Çıkarılacak Yerler Hakkında Yönetmelik” ismini taşımaktadır. “Devlet eliyle ihya edilerek kısmen veya tamamen orman içi köyler halkının yerleştirilmesi için, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu anlaşılan yerlerin tespit edilmesi ve orman sınırları dışına çıkarılmasını” öngören bir yönetmeliktir. Bu yönetmelik ilk bakışta çok olumlu bir yönetmelik gibi görülüyor ve orman köylülerinin, sanki, sorunlarını çözmeyi, dertlerine deva olmayı hedefleyen bir yönetmelikmiş gibi gözüküyor. Oysa buradaki tanımların çok genel tutulması öyle bir sonuç doğuracaktır ki şu anda orman vasfını yitirmemiş yerler dahi, bu Yönetmelik kapsamında, tarıma açılabilir hâle gelecektir. Bu nedenle, bu Yönetmelik’in iptali için Türkiye Mimar Mühendisler Odaları Birliği Danıştaya dava açmıştır, yürütmenin durdurulmasını talep etmiştir, bu yargılama süreci devam etmektedir.

İkincisi, kamuoyunda çok daha ayrıntılı bir şekilde tartışılan ve kamuoyunun tüm dikkatlerinin üzerinde olduğu 2/B arazileridir. Bu arazilerin satışı AKP hükûmetlerinin öncelikli gündem maddeleri hâline gelmiştir, 2 kez teşebbüs etmişler ancak Anayasa Mahkemesinden geri dönmüştür.

Bu yasayla ilgili de yine kamuoyunda çeşitli yanılsamalara yol açacak bir yaklaşım içerisindedir Hükûmet. Sanki orman köylülerinin de bu 2/B arazilerinden yararlanabilecekleri gibi bir imaj yaratılmaktadır. Oysa çok açık ve net bilinmektedir ki orman köylülerinin aslında kendilerine ait olmayan ormanlık alanın tapusunu talep etmek gibi bir istekleri yoktur, tam tersine, onlar kullanım hakkıyla ilgilidirler.

Bu yasayla ilgili önümüzdeki günlerde Hükûmetin yeni bir çalışma içerisine gireceğine dair kamuoyunda haberler duyuyoruz, yeniden 2/B arazilerinin satılmasına ilişkin, bunların yeniden rant çevrelerinin eline geçmesinin olanaklarının yaratılacağına dair bir hazırlık içerisinde olduğunu duyuyoruz. Umuyoruz ve diliyoruz ki böyle bir çaba içerisinde olunmaz.

Orman köylüleri ve çevrecilerin ortaklaştığı birçok talep vardır ve bunu AKP Hükûmeti de, diğer hükümetler de çok yakından bilmektedirler. Öncelikle hiç kimse orman arazisi üzerinde tapu almamalıdır. Eğer tapu verme uygulaması başlarsa vatandaşın baskısıyla bu uygulama sürgit devam edecektir.

İkincisi, orman bir ekosistemdir, bunun mutlaka korunması gerekir. Eğer orman tahribine neden olan eylemleri önleyemezsek ekosistem çökecektir, bu çöküşte de su kaynaklarından tutun, iklim, temiz hava ve benzeri birçok yaşamsal faktör yok olacaktır.

Toplu orman alanlarında toplu yerleşim alanları oluşmuştur. 2/B’nin satışıyla ilgili yasal düzenleme yapılır ve bu uygulama gündeme gelirse bu toplu işgal alanları da meskûn mahallere dönüşecektir. Oysa buralara ilişkin de gerçekten çok ciddi derecede altyapı sorunları, sağlıksız yapılaşma, yeşil alanlardan yoksunluk gibi birçok problem vardır. Bu alanların mülkiyetinin satışı şeklinde devri yapıldığı takdirde, bunu mevcut yapılaşmaların imar affı takip edecektir, bunu önlemek mümkün olmayacaktır; bu da mevcut kaçak yapılaşmaların ve orman arazisi işgallerinin devamı anlamına gelecektir.

Bu nedenle, eğer 2/B’ye ilişkin bir yasal düzenleme yapılacaksa öncelikle bu kapsamdaki ormanlık arazinin, yani orman vasfını yitirmiş alanların bir planlaması yapılmalıdır. Bazı alanların boşaltılması, bazı alanların iyileştirilmesi, bazı alanların dönüştürülmesi gerekmektedir. İşgal edilmiş alanlardaki taşınmazların satılması hâlinde bu olanak, yani plan yapılması ortadan kalkar. Özetle, bu alanların mülkiyet satışı yerine hak sahiplerine kullanım hakkı verilmelidir.

Orman kadastro çalışmalarında da çok ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır, bir an önce Orman Kanunu’nun 2/B maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılmış arazilerin değerlendirilmesiyle ilgili  herhangi bir düzenleme girişiminde bulunmadan, önce bu arazilerin kimler tarafından ve hangi amaçla kullanıldığına ilişkin  ayrıntılı bir çalışma yapılmalıdır. Orman kadastro çalışmaları en kısa sürede ve hak sahiplerinin haklarını kaybetmeyecek şekilde sonuçlandırılmalıdır.

Bu nedenle, bu genel taleplerin yanı sıra, orman köylülerinin de çok ciddi sorunları bulunmaktadır. Bu kadastro çalışmaları sırasında bu sorunların giderilmesi gerekirken, tam tersine, son yıllarda yapılan uygulamalarla yeni sorunlar eklendiğini görmekteyiz. Çünkü, önceden orman sınırları içinde olan alanlar orman niteliğini yitirmişse hazine arazisi olarak hazineye kaydedilmiş ve yeni hazırlıklarla da satışı öngörülmektedir. Bu nedenle, orman köylüleri mağdur olacaktır ve yeni bir göç dalgası başlayacaktır. Yaklaşık on altı bin orman köyü bulunmaktadır. Bu köylüler nesillerden beri bu köylerde yaşamakta, ormanın en büyük koruyucusu ve güvencesi kişilerdir. Bunların göç etmesi ormanların yeniden rant çevreleri tarafından tahrip edilmesinin de önünü açacaktır. Bu nedenle, kadastro çalışmalarında hak sahiplerine kullanım hakkını mutlaka öngören çalışmalar yapılmalıdır. Ama tam tersini görüyoruz. Tapu verilme geleneği üzerinden bir uygulama yürütüldüğü için, köylüler ormanlardan artık yararlanamayacak hâle geldiklerinden göç yollarına düşeceklerdir.

Bu konuyla ilgili olarak yaşanan bir başka önemli sıkıntı ise 2004…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

…2004 yılında çıkarılan 5233 sayılı Tazminat Yasası’yla ilgilidir. Yakılan, yıkılan, boşaltılan köylerle ilgili tazminat ödenebilmesi için yapılacak olan tespit çalışmalarında orman köylüleri çok büyük bir mağduriyet yaşamaktadır. Çünkü, tapu kaydı istenmektedir. Oysa orman köylüleri ormanın sahibi değil, ormanın dostudur. O köyde yaşarlar, kullanım hakları vardır ama köyleri yakılıp yıkıldığı için senelerce o köyü terk etmek zorunda kalmışlardır. Bugün de ellerinde tapuları olmadığı için yakılan, yıkılan köylerinin tazminatlarını alamaz duruma gelmişlerdir.

Bu konuda çok çarpıcı bir örnek vardır: Lice’nin bağlık kesimi ormanlık alan olarak gözükmektedir kayıtlarda. Bu nedenle de bu köylülerin tazminat hakları verilmek istenmemiştir. Köylüler mahkemeye dava açmış, buranın orman değil, bağ olduğunu mahkeme kararıyla teyit etmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

Buyurunuz.

GÜLTAN KIŞANAK (Devamla) – Ancak, tespit komisyonları bu teyidi de dikkate almamıştır.

Bugün bölgede, kentim Diyarbakır’da, Lice’nin, Dicle’nin, Hani’nin, Hazro’nun yüzlerce orman köylüsü yakılıp yıkılan köylerinin tazminat bedellerini bu yasal düzenleme nedeniyle alamamaktadır.

Önümüzdeki günlerin ve yılların orman dostu ve orman köylüsü bir süreç olmasını diliyor, bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kışanak.

Şahıslar adına, 7’nci madde üzerinde, Bolu Milletvekili Fatih Metin.

Buyurunuz Sayın Metin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATİH METİN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesiyle ilgili olarak şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tasarı ile tapu ve kadastro hizmetlerinde etkinliğin sağlanması, ülkemiz kadastrosunun en kısa sürede bitirilebilmesi ve orman kadastrosuna ilişkin karşılaşılan aksaklıkların giderilerek uyumun sağlanması amacıyla tapu ve kadastro mevzuatında bazı değişikliklerin yapılması öngörülmektedir.

Anayasa’nın teminatı altındaki mülkiyet hakkının tespiti ve kullanılmasına ilişkin devletin sorumluluğu altında yapılmakta olan tapu ve kadastro işlemleri, başta bayındırlık ve iskân, kamulaştırma, ulaşım, tarım reformu, belediye hizmetleri gibi taşınmazlara dair bütün yatırımların temel unsurunu oluşturmaktadır. Diğer taraftan ülke nüfusunun artışı ve kırsal kesimden kentlere göç sebebiyle kentsel alanların genişlemesi sonucu ortaya çıkan zorunlu imar hizmetleri ile tarımsal alanlardaki arazi düzenleme, sulama, yol, turizm ve diğer bayındırlık hizmetleri için zorunlu altyapı durumundaki kadastro ve harita hizmetleri ile tapu işlemlerine yönelik talep ve gereksinim gün geçtikçe yoğunlaşmaktadır.

Bu nedenle Başbakanlık bünyesinde kamu yönetiminde bürokrasinin ve kırtasiyeciliğin azaltılması çalışmaları kapsamında Tapu ve Kadastro Hizmetlerinde Etkinlik Raporu düzenlenmiştir. Bu çalışma ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü hizmet süreçlerinin gözden geçirilmesi, hizmet kalitesinin ölçülmesi ve geliştirilmesi, bürokrasi ve kırtasiyeciliği artıran gereksiz süreç ve işlemlerin ayıklanması, hizmetlerin etkili, verimli, süratli, vatandaşların ihtiyaç ve taleplerine uygun şekilde sunulmasını sağlayacak çalışmaların yapılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amaçlarının gerçekleşmesi hedeflenmiştir.

Ülkemiz son yıllarda tapu-kadastro hizmetlerinde önemli atılımlar gerçekleştirmiş, bu hizmetin daha iyi yürütülebilmesi için ilgili Genel Müdürlüğün ödeneği 13 kat artırılarak gerekli kaynak tahsis edilmiştir. Gelinen durum itibarıyla kadastro işlemleri bitmek üzeredir. 19/07/2005 tarihli 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’yla yapılan değişiklikle kadastro hizmetleri tek elde toplanmış, orman kadastrosuyla müşterek ve yerinde çalışmalar yürütülmüştür. Tasarıyla orman kadastrosuyla yapılan müşterek çalışmalarda ortaya çıkan aksaklıklar giderilmeye çalışılmakta ve tapu-kadastro hizmetlerinin daha iyi işlemesi amaçlanmaktadır. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 10’uncu maddesinde, kadastro komisyonunun hazırladığı tutanağın valilerce onanması söz konusudur. Bu süreç, uygulamada hizmete bir katkı sağlamadığı gibi hizmetin gecikmesine de sebep olmaktadır. Bu onama yetkisi kaldırılarak gereksiz bir kırtasiyecilikten kurtulunmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 7’nci maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanunu’na bağlı (4) sayılı tarifenin 1’inci maddesinin 3’üncü fıkrası gereğince, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayriayni hakların, kanuni ve mansup mirasçılara intikalinde, bağışlamadan rücularda ve vasiyetlerin infazında veya piyango ve ikramiye suretiyle iktisabında kayıtlı değerler üzerinden binde 9 oranında harç alınmaktadır.

Vergilerde olduğu gibi harçlarda da kişisel yükümlülük asıl olup, harç yükümlüsü birden fazla ise her birisi harçtan hissesine düşeni ödemekle yükümlüdür. Ancak, birden fazla mirasçıya intikal eden taşınmaz veya taşınmazların el birliği mülkiyeti olarak intikalinin yalnız mirasçılardan biri veya birkaçı tarafından istenilmesi ve el birliği mülkiyetinden paylı mülkiyete dönüştürülmesini içeren mahkeme kararlarının mirasçılardan biri veya birkaçı tarafından ibraz edilmesi hâlinde intikal harcının tamamı istemde bulunandan tahsil edilmekte olup, bu durum tapu sicilinde intikal işlemlerinin yapılamamasına sebep olmaktadır.

Buna göre, intikal harcının tamamı istemde bulunan mirasçıdan tahsil edildiğinden, tapu sicil kayıtları ölü malikler adına bulunmakta olup, siciller taşınmazın gerçek maliklerini yansıtmadığından, gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayri ayni hakların kanuni ve mansup mirasçılara intikalinde harç alınmaması, buna karşın terekeye dâhil gayrimenkullerin kanuni ve mansup mirasçılar arasında aynen veya ifrazen yapılacak taksiminde kayıtlı değerler üzerinden binde 18 oranında harç alınması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

FATİH METİN (Devamla) - …gayrimenkullerin ve mülkiyetten gayri ayni hakların bağışlanmasından rücularda ve vasiyetlerin infazında veya piyango ve ikramiye suretiyle iktisabında ise mevcut hlliyle olduğu gibi kayıtlı değer üzerinden binde 9 oranında harç alınması amaçlanmaktadır. Bu ve buna benzer diğer maddelerdeki tapu işlemlerinin kolaylaştırılması ve hızlandırılması amacını güden 218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Metin.

7’nci madde üzerine şahsı adına Artvin Milletvekili Ertekin Çolak.

Buyurunuz Sayın Çolak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde kadastro çalışmaları, 1925 yılında başlamış olup ne yazık ki geçen seksen yılı aşkın bir zaman içerisinde bu çalışmalar bir türlü tamamlanamamıştı. AK PARTİ iktidarlarından önce yapılan hesaplamalara göre eğer eski sisteme devam edilseydi ülkemizde bu kadastro çalışmalarının bir elli yıl daha devam etmesi gerekiyordu. AK PARTİ’den önceki dönemlerde yılda ortalama 350 köy ve mahallede kadastro çalışmaları yapılabilirken, son beş yıl içerisinde yılda yaklaşık 3.500 köy ve mahallede kadastro çalışmaları yapılarak işin sonuna gelinmiş durumdadır.

Bir ülkenin kalkınmışlık düzeyinin de göstergesi olan tapu-kadastro işlemlerinin tamamlanmasıyla birlikte ülkemiz oldukça büyük fayda sağlamış olacaktır. Söz konusu 7’nci maddede miras yoluyla gelen taşınmazların taksiminde kayıtlı değer üzerinden binde 18; bağış, vasiyet, piyango, ikramiye hâllerinde ise kayıtlı değerler üzerinden binde 9 harç payı getirilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Tapu Kadastro kanununa kısaca değindikten sonra, şimdi de son günlerde hepimizi üzen Filistin ve Gazze olaylarıyla ilgili hissiyatımı da dile getirmek istiyorum. Bütün dünyanın canlı yayınlarda izlediği gibi Gazze’de bir katliam, bir vahşet yaşanmaktadır. Aklı olan, vicdanı olan, merhameti olan hiçbir insanın bu vahşet karşısında susması ve görmezlikten gelmesi mümkün değildir. Okullar, camiler, hastaneler, ambulanslar, kadınlar, çocuklar, masum bebekler vurulurken buna sessiz kalmak olsa olsa dilsiz şeytanın işi olabilir.

Bu kürsüden bütün dünyadaki anne ve babalara seslenmek istiyorum: Filistin ve Gazze’de masum ve günahsız yavrular İsrail’in vahşi tank ve top mermilerinin ucunda parçalanırken nasıl uyuyorsunuz? Bu durum karşısında kendi çocuklarınızın, yavrularınızın, torunlarınızın yüzüne nasıl bakıyorsunuz? Neredesin yeryüzünün bekçileri? Neredesin ey uygarlık? Neredesin ey insanlık? Neredesin ey Müslüman? Tükürsen boğulur bir avuç İsrail. Sayın Başbakanımız ülke ülke koşarken diplomatik bir dilin de ötesine geçerek İsrail’e haddini bildirirken siz neredesiniz ey dünya liderleri? Bu vahşeti görmeyen gözler, bu çığlığı duymayan kulaklar, bu acıyı hissetmeyen kalpler, bu katliamı yazmayan kalemler, siz de mi öldünüz? İsrail tankları sizi de mi vurdu? Siz neredesiniz? Gazze’deki çığlığı duymayanlar, Filistin’deki kızın feryadını duymayanlar, bomba sesleri kulaklarınızı sağır mı etti, niçin duymuyorsunuz?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Büyükelçini geri mi çektin, büyükelçini?

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – Gözü dönmüş İsrail liderleri duyamaz…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Geri mi çektin büyükelçini? Hayret bir şey! Bırak şiir okumayı!

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – …ancak İsrail halkına da seslenmek istiyorum: Sizin dedeleriniz İspanya’da zulüm görürken…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önce büyükelçini geri çek, ondan sonra konuş!

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – …katledilirken onları o zulümden Anadolu’ya gemilerle getiren Osmanlının torunları olarak, sizi o zulümden kurtaran Kaptanıderya Kılıç Ali Paşa’nın torunları olarak diyoruz ki: “Yanlış yoldasınız. Sizin liderlerinizin gözünü kan bürümüş, bari sizler bu günaha ortak olmayın. Almayın mazlumun ahını, çıkar aheste aheste.”

AHMET ERSİN (İzmir) – Kime söylüyorsun, kime?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kime bunlar?

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – Bu duygularla bütün Filistin ve Gazze’deki kardeşlerimizi selamlarken…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İsrail pilotları nerede eğitim görüyor?

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) - …İsrail’i, yapmış olduğu bu vahşet nedeniyle nefret ve şiddetle kınıyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Var mısın yarın gidelim?

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – Hayır zorunuz ne sizin?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çolak.

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – Sizin derdiniz ne ya? Size mi söylüyorum bunları?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – İsrail pilotları nerede yetişiyor? Bırak müsamereyi!

ERTEKİN ÇOLAK (Devamla) – Hayret bir şey ya!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Büyükelçin orada duruyor, geri çek! Öyle şiir okumakla olmuyor bu işler!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

7’nci madde üzerine soru-cevap işleminde bir tek Sayın Çelik’in soru talebi görünüyor.

Buyurunuz Sayın Çelik.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakana ilimin kadastrosuyla ilgili bir soru yöneltmek istiyorum.

Özellikle orman kadastrosunda şanssız illerden biri olan Mersin’de Tarsus, Erdemli, Silifke, Anamur dâhil olmak üzere Gülnar’ın Kayrak köyünün çok yoğun bir şekilde büyük sıkıntı içerisinde olduğunu muhtelif gezilerimde tespit ettim. Yine aynı şekilde, Aydıncık ilçesinin mahallelerinde vatandaşlarımız grup grup tutuklanarak cezaevine giriyorlar. Bu orman kadastro çalışmalarında, buralarda vatandaşlarımızın temel taleplerini dikkate alarak yeniden düzenleme yapabilirler mi? Bilmiyorum not aldılar mı? Özellikle Gülnar Kayrak köyü ve Aydıncık merkez…

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Başka soru yok.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, durumu tam tespit edemediğimiz için, müsaade ederseniz yazılı cevap verelim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki efendim.

Madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 218 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 7. 492 sayılı Kanuna bağlı (4) sayılı tarifenin 1/6-b bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

                 Faruk Bal                                 Hasan Çalış                     Prof. Dr. Alim Işık

                   Konya                                     Karaman                                    Kütahya

              Kürşat Atılgan                            K. Erdal Sipahi                              Ali Torlak

                   Adana                                        İzmir                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

3194 sayılı İmar Kanunu’nun 18 nci maddesi uyarınca yapılan imar şuyuulandırmaları, malik ya da maliklerin istemi dışında, belediyeler ve valilikler tarafından resen yapılan bir uygulama olup, malikin istemi dışında yapılan bu uygulama nedeniyle zaten malikin taşınmazının %40’ına kadar olan kısmı, düzenleme sahasında yer alan yol, yeşil alan, ibaret yeri, ilköğretim okul alanı, cami, karakol yeri gibi genel hizmetlere ayrılan yerlerde kullanılmak üzere alınmaktadır. Bu kesintiden kalan miktar, müstakil bir imar parseli oluşturamayacak büyüklükte ise hisselendirilmektedir. Yani Harçlar Kanunu açısından ise şuyuulandırılmaktadır.

Bu şekilde şuyuulandırılan, malikin herhangi bir iradesi ve katkısı olmadığı halde, salt imar zorunluluğu ve düzenli kentleşme adına taşınmazının %40 elinden alınan, mülkiyet hakkı kamu düzenine feda edilen malikin, bu sebeple oluşmuş ortaklığı gidermesine ilişkin taksim işleminin ayrıca bir harç alınmak suretiyle devlet tarafından yapılması doğrudan kamu gücünün kötüye kullanımıdır.

Bu sebeplerle bu harç yükümlülüğünün tasarıdan çıkartılması, hukuk devletinin tabii ve zorunlu bir sonucudur.

BAŞKAN- Önergeyi…

    

                                    III.- YOKLAMA

 

(CHP ve MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

Yoklama isteyenleri tespit ediyoruz:

Sayın Şandır, Sayın Uzunırmak, Sayın Çelik, Sayın Çalış, Sayın Asil, Sayın Ertuğrul, Sayın Doğru, Sayın Özdemir, Sayın Uslu, Sayın Homriş, Sayın Tankut, Sayın Sipahi, Sayın Çelik, Sayın Ural, Sayın Ergun, Sayın Köse, Sayın Nalcı, Sayın Anadol, Sayın Ersin, Sayın Susam.

Sayın milletvekilleri, adlarını okuduğum sayın üyelerin yoklama için sisteme girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218) (Devam)

 

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 8- 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanununa aşağıdaki madde eklenmiştir.

"Harcırah

EK MADDE 2- Büyükşehir belediye sınırları içinde yapılan görevlendirmeler hariç olmak üzere memuriyet mahalli dışında kalması koşuluyla asıl görevli olduğu müdürlüğün yetki alanı dışında geçici görevle görevlendirilen personele arazi tazminatı yerine 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanununun 14 üncü maddesi hükümleri gereğince ödeme yapılır."

 

BAŞKAN – 8’inci madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul.

Buyurunuz Sayın Ertuğrul. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA OSMAN ERTUĞRUL (Aksaray) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Konuşmama başlamadan önce Gazze’de işlenen insanlık suçunu nefretle kınıyorum. Saldırıların bir an önce bitmesi için herkesin üstüne düşeni yapmasını bekliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maddeyle, bölge merkezi dahilinde olup kadastro müdürlüğünün yetki alanı dışındaki müdürlüklere geçici görevle görevlendirilen personele ödeme yapılmasına ilişkin uygulamada görülen aksaklıkları gidermek üzere, büyükşehir belediyesi sınırları içinde yapılan görevlendirmeler hariç olmak üzere, memuriyet mahalli dışında kalması koşuluyla, asli görevli olduğu müdürlüğün yetki alanı dışında geçici görevle görevlendirilen personele arazi tazminatı yerine 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 14’üncü maddesi hükümleri gereğince ödeme yapılması amaçlanmaktadır.

Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nda yer alan ve kamudaki ücret dengesizliğinden olumsuz yönde en çok etkilenen kamu kurum ve kuruluşlarına ek ödeme verilerek çalışanların mağduriyetleri giderilebilecek ve ücrette adalet sağlanabilecektir. Bu kurumlarda bilgili ve tecrübeli olarak çalışanlar adil ücret alamadıkları inancı ile başka kamu kurum ve kuruluşlarına yatay geçiş yapmak için ciddi bir arayış içindedirler. Hâlbuki getirilip önerge ile geri çekilen ek ödeme, döner sermaye bütçesinden karşılanacağından, genel bütçeye herhangi bir ek yük getirmeyecektir. Kamu personel rejiminde “Eşit işe eşit ücret” konusunda genel bir düzenleme yapılana kadar bu kurumlara da ek ödemeler verilmelidir. Dolayısıyla, bu kuruluşlara verilecek ek ödemeyle çalışanların iş veriminin, moral ve motivasyonlarının artırılması hedeflendiğinden tasarıdan çıkarılması doğru olmayıp, bu haksızlığın devamı niteliğindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye genelinde TAKBİS’in kadastral çalışmaları devam ediyor, buna bir ücret ödeniyor. Ayrıca bazı illerde şehir merkezlerinde kadastral çalışmalar da başladı, Türkiye genelinde de devam edecek. Buna da bir ödeme yapılıyor.

 Tapu ve kadastro teşkilatlarının çok yerde bazı ihtiyaçları zorla belediyelere karşılattırılıyor. Telefon faturası ve kırtasiye masrafları da vatandaşlara ödettiriliyor. Genel Müdürlük, tapu müdürlüklerine “Kendi imkânlarınızla ödeyin.” diye resmî bir yazdı mı? Bu “kendi imkânları” ne anlama geliyor? Tapu ve kadastro teşkilatları harçlarla devlete yüklü miktarda gelir sağlarken, bu kurumlar üzerindeki kötü imajı önleyin ve bu kötü imajlara sebebiyet vermeyin.

Hâlen köy kadastrosu yapılan yerlerin özel sektör marifetiyle ölçümü işe hız katar gibi gözükmekteyse de birçok vatandaşın itirazlarına yol açacak işlemler olmakta, bazı bölgelerde özel sektör ile kimi kadastro teknisyenlerinin işi istismar ettiği, bir günde bir köyün tüm kadastro işlemlerinin tamamlanabildiği duyulmaktadır. Askı sürecinde yeterince değerlendirme yapılmamakta, vatandaşın bütün itiraz işlemleri için mahkeme yolu gösterilmektedir.

Şu anki hâlde kadastro, kendi teknisyen ve mühendislerine resmî yoldan vererek yaptırabileceği işleri memurunu özel sektöre tahsis ederek, gayriresmî yollar ile özel sektör marifetiyle, sektöre ve kendi personelinin bazılarına rant sağlamaktadır. Bu iş müdürlüklerin kendi imkânlarıyla, yasal teşvikler de verilerek yapılabilir. Neden araya özel sektörün konulduğu anlaşılmamaktadır? Çünkü, yukarıda da belirttiğim üzere, iş zaten hukuki bir süreci gerektirdiğinden sadece ölçmek yeterli gelmemektedir. Ölçüm işinin hızlı yapılıyor olması, işin tescil ve hukuki tarafı devreye girdiğinde bir anlam ifade etmemektedir.

Tapu ve kadastro teşkilatları devlete harç düzeyinde yüklü miktarda katkı sağlamaktayken Türkiye’de kadastro problemleri nedeniyle birçok yatırım, devlete ait işgalli arazilerin tespiti ve bunun gibi her türlü faaliyette sıkıntılar olmaktadır. Tapu ve kadastronun devlete sağladığı gelir, bu teşkilata işlerinin yürütülmesi için bu gelirlerden, personele de yaptığı işe göre ayrıca para verilirse, problemlerin birçoğunun düzeleceği, belki de özel sektöre gerek kalmaksızın yapılması gerekli her türlü kadastronun, müdürlüklerin kendi imkânlarıyla yapılabileceğini, orta vadede sorunların çözümüyle birlikte dolaylı olarak devletin gelirlerinin artacağını da düşünmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadastro teşkilatları bölge müdürlükleri olduğu için, burada çalışanların harcırahları, 6245 sayılı Yasa’nın 50’nci maddesine göre, kendi görev yeriymiş gibi düşünülerek harcırah gündeliği yerine kadro, derece ve görevlerinin özelliklerine göre bütçe kanunlarında belirlenecek miktarlardan gündelik tazminat olarak ödenmektedir. Bu husustaki il bazında ilçelere yapılan görevlendirmelere dahi genel hükümlere göre gündelik ödenmesi gerekmektedir. Şöyle ki: Aksaray ilinin tesis kadastrosu bitmiştir. Talebe bağlı işlerde hizmetler yürütülmektedir. Talebe bağlı hizmetlerde 470 sayılı Harçlar Kanunu’nun 70’inci maddesine göre, ulaşım giderleri ve memurun harcırahının talep sahiplerince karşılanması gerektiğinden, örneğin Aksaray’a 100 kilometre mesafedeki Sarıyahşi ilçesi veya ilçenin herhangi bir köyünden talep sahibinin, ulaşım giderlerini karşılaması gerekmekte, bu da talep sahibine ağır bir külfet olmaktadır veya Aksaray’dan Sarıyahşi’ye görevlendirilen memur kendi cebinden ulaşım giderlerini karşılamakta, talebe bağlı bir iş olursa, o günkü yevmiyeleri, 23/02/1993 ve 1993/2 sayılı Genelge hükümlerine göre Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Döner Sermaye İşletmesince belirlenen ücret harcırah olarak ödenmektedir. Talebe bağlı herhangi bir iş olmadığı zaman, görevli memur, yol giderleri ve masraflarını kendi cebinden karşılamak zorunda kalmaktadır. Zaten geçim sıkıntısı çeken memur devlet adına verdiği hizmetin ulaşım masrafını kendi cebinden karşılarsa onun hâli ne olur ve bu çalışanın verdiği hizmet ne derece sağlıklı olur? Hizmet alanın da aldığı hizmetten memnun olması söz konusu olamaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

OSMAN ERTUĞRUL (Devamla) – Açlık sınırının 1.072 TL olarak açıklandığı bir zamanda, her geçen gün ekonomik sıkıntısı artan kamu çalışanlarının dertlerine bir an önce çare bulunması dileğiyle kanunun hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ertuğrul.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam.

Buyurunuz Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tapu kanununun 8’inci maddesiyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tapu kanunuyla ilgili çok ayrıntılı şeyler söylemeyeceğim ama burada bir acımı paylaşmak istiyorum. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar teşkilatında uzun dönem Genel Başkan Vekilliği yapmış, aynı zamanda Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu Genel Başkanlığını yürütmüş ve hâlen İstanbul Birlik Başkanlığı görevini yürüten Sayın Suat Yalkın’ı bugün kaybetmenin üzüntüsünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Suat Yalkın, esnaf teşkilatı içerisinde gerçekten hizmetleriyle hem teşkilat kanununun çıkmasında, 507 sayılı Kanun’un çıkmasında, ondan sonraki süreçlerde Kanun’un düzenlenmesinde ve teşkilatın güçlü bir şekilde 4 milyon esnaf ve sanatkâr camiasının temsilinde bilgi birikimiyle İstanbul gibi büyük bir ilin başkanlığı noktasında çok önemli hizmetler vermiş, çok değerli bir büyüğümüzdür. Uzun yıllar demokrasi hareketine de destek vermiş, siyaseten de Meclis üyelikleri ve siyasi parti yöneticilikleri yapmış değerli büyüğümüzün yarın cenazesi İstanbul’da Fatih Camii’nden kaldırılacak. Bu duygularımı, onunla birlikte esnaf teşkilatında uzun dönem görev yapmış bir dostu, bir arkadaşı olarak sizlerle paylaşmak istedim. Yakınlarına ve esnaf camiasına başsağlığı diliyorum ve bu duygularla yasanın da hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Susam.

Şahsı adına Hatay Milletvekili Orhan Karasayar… Yok.

Şahsı adına Rize Milletvekili Bayram Ali Bayramoğlu… Yok.

Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemini başlatıyorum.

Buyurunuz Sayın Ural.

KADİR URAL (Mersin) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Bakanım, bu 9’uncu maddemizde, zannedersem, sadece müdürlüğün yetki alanı dışında kalanlarla alakalı olarak bir geçici görevle görevlendirilen personel dedik, fakat, mesela Silifke’de oturan bir kadastro teknisyeni ölçüme 90 kilometre ilerideki bir köye gidiyor. Oraya gittiği zaman sadece arazi tazminatı alabiliyor veya oradaki çalışan sadece arazi tazminatı alabiliyor. Bu arkadaşlarımıza neden sadece arazi tazminatı verildi? Yani bir Tarım Bakanlığında çalışan veya bir başka yerde çalışan bir arkadaşımız, bir teknisyenimiz herhangi bir köye gittiği zaman da yolluk alabiliyor, harcırah alabiliyor, 6245’e göre alabiliyor. Bu teknisyen arkadaşlarımız için de veya bu konuda görevli olan,çalışan arkadaşlarımız için de 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 14’üncü maddesi hükümlerine göre işlem yapılamaz mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ural.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Kadastro çalışanı ve arazi tazminatı ile kadastro tazminatı alanlar ek fazla mesai alamayacaklar. Sadece tapu sicil müdürlüklerinde çalışanların, en fazla günlük 110 kuruşluk bu rakam 330’a çıkacak ve bununla ilgili ellerine geçen rakam biraz daha artacak. Sizin söylediğiniz Harcırah Kanunu’na tabi, bütün kamu kuruluşlarında aynı rakam ödeniyor Değerli Milletvekilim. Yani özellikle Tapu Kadastroda çalışanlar değil, bu Harcırah Kanunu nedeniyle tüm kamuda çalışanlar aynı uygulamaya tabidir. Silifke’deki uygulama da bunun bir göstergesidir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Ek madde 2’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Ek madde 2 kabul edilmiştir.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.17

 

 

 

   ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 44’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

3. Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/663) (S. Sayısı: 319)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/664, 2/59, 2/261, 2/357, 2/370) (S. Sayısı: 320)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/608) (S. Sayısı: 266)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri Komisyonları Raporları’nın görüşmesine başlayacağız.

6.- Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri Komisyonları Raporları (1/597) (S. Sayısı: 268)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

7’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları’nın görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

8’inci sırada yer alan, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili Sadık Badak ve 5 Milletvekilinin; Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 4 Milletvekilinin; Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili Sadık Badak ve 5 Milletvekilinin; Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili Osman Kaptan ve 4 Milletvekilinin; Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/283, 2/270, 2/277) (S.Sayısı: 272)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

9.- Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut’un; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 Milletvekilinin; 23.11.2004 Tarihli ve 5253 Sayılı Dernekler Kanununun 27. Maddesinde Kızılay ile İlgili Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu Raporu (2/290, 2/286) (S.Sayısı: 283) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 283 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – CHP Grubu adına Ankara Milletvekili Tekin Bingöl konuşacak.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Tekin Bingöl konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Tekin Bingöl. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 283 sıra sayılı tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

İsrailoğulları, kavmini korumak için Masada Kalesi’ne sığınmıştı. Onlar için o kale son kaleydi. Sırf kendi kavimlerini idame ettirmek adına uzun yıllar o kalede esir kaldılar. Musa, kavmini korumak, kendi tebaasını zulümden kurtarmak için asasıyla nehri yardı. Hitler’in Nazizmi yeryüzünde Yahudileri yok etmek için müthiş bir katliam uyguladı. Bütün bunları yaşayan bir topluluğun bunlardan hiç ders almamışçasına Gazze’de insanlık suçu işleyerek yüzlerce çocuğu, kadını acımasızca katletmeleri esnasında orada uluslararası insani yardım kuruluşumuz, kızıl hilalli bayrağıyla Türk Kızılayı vardı. Kızılay Endonezya’da yüzyılın en büyük felaketi yaşanırken yine o felaketin acılarını, yaralarını bir nebze sarmak için Endonezya’daydı, Aceh’deydi. Kızılay bir başka insanlık suçu işlenen Darfur’da vardı. Kısacası, dünyanın neresinde bir felaket, bir afet varsa Kızılayımız orada ve ülkemiz sınırları içerisinde tüm afetlerde, tüm doğal felaketlerde yurttaşlarımızın yardımına ilk etapta koşan hep yine bu insani yardım kuruluşumuz Kızılay olmuştur.

Değerli milletvekilleri, “Hilali Ahmer” adıyla yüz kırk yıl önce kurulan Kızılay Mustafa Kemal’in talimatıyla “Kızılay” adını almıştır ve günümüzde yaklaşık yedi yüz şubesiyle bu insani yardım amaçlı faaliyetlerinin yanı sıra sağlık alanında da yurttaşlarımıza çok önemli hizmetler sunmaktadır. Bildiğiniz gibi Kızılay ülkemizde vatandaşlarımızın en önemli kan tedarikçisidir. En çaresizlik içerisinde olan hasta ve hasta yakınlarımızın hemen aklına gelen ve başvurulan kuruluş Kızılay olmuştur.

Kızılay bu yüz kırk yıllık süre içerisinde devletten önemli yardımlar hemen hemen hiç almamıştır. Sadece yurttaşlarımızın ayni ve nakdî yardımlarıyla bugüne kadar güçlenerek, büyüyerek gelmeyi başarmıştır. Vatandaşlarımız Kızılay gibi meşru bir yardım kuruluşuna, bu tür yardım kuruluşlarına her anlamda önemli katkılar sunmuşlardır.

Kızılayın çok temel ilkeleri vardır. Bu ilkelerin başında bağımsızlık ve evrensellik gelmekte, yardımı amaçlayan temel bir felsefe gütmekte ve hepsinden önemlisi ise kâr amacı gütmemesi gibi çok önemli, çok insani ilkelerle hayatiyetini sürdürmektedir. Ancak hatırlarsınız, 17 Ağustos depremi Kızılay için bir kırılma noktası olmuştur. Maalesef hafızalarımızda, o günün acılarını yaşarken yeniden görüntüler hâlâ kötü bir iz olarak kalmıştır. Miadını doldurmuş ilaçlar, bayatlamış gıda maddeleri, lime lime olmuş battaniyeler ve çadırlar dağıtılmıştı ve maalesef hiç de sağlıklı olmayan bir dağıtım söz konusu idi. Bu, yıllardır büyük bir saygınlığı olan Kızılay için maalesef vatandaşlarımız arasında bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Ve yine üzülerek belirtmek istiyorum ki o tarihten sonra Kızılay çok ciddi bir şekilde kongreler sürecine girmiş, mahkeme kararlarıyla kongreler yapılmış, yıllarca omuz omuza Kızılayda yöneticilik yapan yöneticiler maalesef kamuoyunda birbirini suçlayan, acımasızca eleştiren bir anlayışla kamuoyunun karşısına çıkmışlardır. Son dönemlerde bu olumsuz tablo Kızılaya yapılan yardımların ve özellikle kan bağışlarının da azalmasına yol açmıştır. Ama bütün bunlara rağmen, Kızılay bizim en önemli insani yardım kuruluşumuzdur, koruyup kollamamız gereken en önemli kuruluştur. Zira, meşru anlamda, herhangi bir siyasi amaç ve şaibeye mahal bırakmadan ulusal ve uluslararası insani yardım yapan kuruluş olması  nedeniyle son derece önemli bir kuruluştur.

Değerli milletvekilleri, bu süreden sonra bir durgunluk dönemine girmiş Kızılayımız ve bir toparlanma süreci yaşanmıştır. Yalnız son dönemlerde yine Kızılayda bazı ilgi çekici uygulamalarla karşılaşmaktayız, bunların birkaçını dikkatinize sunmak istiyorum: Kızılayın Halide Edip Adıvar’ın bağışıyla kurulmuş olan ve onun adıyla yaşatılan bir hemşirelik okulu var idi, bu okul Kızılay yönetimi tarafından “Maddi olarak finanse edemiyoruz.” gerekçesiyle maalesef kapatılmıştır. Takdir edersiniz ki ülkemizin yardımcı sağlık personeline son derece ihtiyacı vardır, bu konuda ciddi açık vardır. Hele hele sağlık konusunda ciddi çalışmalar yapan, kan bağışları alan Kızılayın hemşire ihtiyacını da karşılayacak böyle bir kuruluşun dar bir anlayışla kapatılması son derece manidardır.

Değerli milletvekilleri, yine bir başka uygulama, Kızılayda yıllardır çalışan ama son dönemde yaşam koşullarının ağırlaşması nedeniyle, özlük haklarındaki birtakım kötü gidiş nedeniyle en doğal hakları olan, anayasal hak olan sendika üyesi olma hakkını kullanan Kızılay personeline yapılan uygulamayı da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Yaklaşık 15 personel, birlik içerisinde, dayanışma içerisinde sorunlarını daha derli toplu kamuoyuna ve Kızılay yönetimine duyurmak adına gidip sendikaya üye olmuşlar. Sendikaya üye olduktan sonra Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından doğal olarak bildirilmesi zorunlu olan üyelik formlarının kuruma bildirilmesinin akabinde, bu 15 personel, geçici görevle kan merkezi dahi olmayan Şırnak ve Ardahan illerinde görevlendirilmişlerdir. Bu görevliler, beş ila yirmi bir yıl arasında Kızılay’a hizmet veren görevlilerdir ve bu görevliler, hac döneminde hacı adaylarımıza orada sağlık hizmetleri sunup hac farizasını da yerine getiren görevlilerdir. Bu görevliler, yaz aylarında gençlik kamplarında gençlerimize hizmet sunan, geçici görevlendirmeden kaçmayan personeldir. Bu görevliler, dünyanın neresinde olursa olsun bir tabii afet karşısında Kızılayın yapacağı yardım kampanyasında görev alan personeldir ama itiraz ettikleri için maalesef on beş gün sonra bu 15 personelin Kızılayla ilişkileri kesilerek görevlerine son verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu sendikalar, Kızılayın kampanyalarında en önde görev alan, kendi personeline yardım ve kan bağışında birinci derecede sorumluluk üstlenen sendikalardır ve bu sendikalar, ne hikmetse Kızılay tarafından çeşitli plaketlerle, sertifikalarla ödüllendirilen sendikalardır. Ama gelin görün ki, insani yardım kuruluşu temel felsefesinde kesinlikle siyaset olmayan, bağımsızlık ve evrensellik olan bir kurum tarafından işlerine son verilmiştir. Bu anlayış, bu uygulama Kızılayın felsefesiyle taban tabana zıttır değerli milletvekilleri.

Ben, umut ediyorum ki, Değerli Kızılay Başkanı ve yöneticileri benim dile getirdiğim bu ve benzeri sorunların süratle üzerine giderek bu sorunların bertaraf edilmesi ve Kızılay gibi çok güzide bir kurumda bir daha yaşanmaması doğrultusunda gerekli tedbirleri alırlar.

Kızılay bizim için çok önemlidir. Özellikle son dönemlerde bazı yardım kuruluşlarının ortaya koyduğu tablolar sonucunda, herkesin koruyup kollaması gereken çok önemli bir kurumdur Kızılay kurumumuz. O bizim göz bebeğimiz gibi korumamız gereken bir kurumdur. Kızılay o nedenle çok önemli bir kurumdur ve o nedenle biz bu yasayı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak destekliyoruz. Kızılayın büyümesi, bu insani yardım anlayışının çok daha büyük anlamda dal budak sararak büyümesi adına Cumhuriyet Halk Partisi olarak elimizden ne geliyorsa yapmak konusunda duyarlılığımızı bir kez daha ifade ediyorum.

Beni dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bingöl.

Gruplar adına başka söz yok.

Maddenin tümü üzerinde şahsı adına Tunceli Milletvekili Sayın Genç.

Buyurunuz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 283 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Türkiye Cumhuriyeti devleti ciddi bir devlet. Bu ciddi devletin her faaliyetinin de her organ tarafından ciddi bir statü içinde nazara alınması, yürütülmesi gerekir. Yani şimd,i daha önce burada bir kanun müzakere ediyoruz, onu kesiyoruz bilmem 9’uncu sıradaki Kızılayla ilgili bir kanuna geçiyoruz. Bizim haberimiz yok. Yahu, niye birdenbire bu kanunları bu kadar atlıyorsunuz, buna geliyorsunuz? Bunun ihtiyacı ne? Bir parlamenter olarak bunları bilmemiz lazım. Olabilir, grubu olan partilere bunlar izah edilebilir. Efendim, siz bir şey demediniz, “Kızılay kanununa geçiyoruz.” dendi. Niye geçtiniz ama? Sebebi neydi? Yani en azından burada Hükûmet ve komisyon sırasında oturan arkadaşlarımız “Yahu, işte şu zaruretten dolayı bu teklife geçiyoruz.” diyebilirlerdi, yani bunlar bize açıklanmadan…

Yani, şimdi tabii, siyasi iktidar grupları da hep “Bizim 340 milletvekilimiz var. Biz istediğimizi yaparız.” hesabıyla burada faaliyette bulunmaya çalışıyorlar. Beyler, bu kürsü… Türkiye Cumhuriyeti devletinin her kademesindeki insanların görev yaptığı bir salondur burası. Bu salonun her köşesinde oturan herkesin burada düşünceleri vardır, bu düşüncelerin de herkes tarafından nazara alınması lazım. Ha, bu düşüncelerin vicdan süzgecinden geçirilmesi lazım, Anayasa’ya uygun olması lazım, işte milletvekili yeminindeki ilkelere uygun olması lazım, bunları hepimizin kabul etmesi lazım. Ama “Benim 340 milletvekilim var, ben istediğimi geçiririm.” ama sıkıştığın zaman da “Yahu hele sen şimdi konuşma.” denilirse… O olabilir, yani ben bundan şikâyetçi değilim ama burada dile getirilen konu bu kanunu niye çıkarıyoruz?

Yani evvela işte “Türkiye Kızılay Derneği uluslararası anlaşmalara göre tayin edilen nitelik ve duruma göre; Merkezinde genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu, şubelerinde genel kurul ve yönetim kurulu oluşturulması şartıyla tüzüğünde belirlenen şekilde teşkilatlanır ve yönetilir.” Zaten bir yerde bir tüzük varsa, bir yönetim varsa ona göre teşkilatlanır, yönetilir. Burada eksik olan ne, yani bizim anlamak istediğimiz bu.

Şimdi, bakın değerli milletvekilleri, şimdi, İsrail bugün Gazze’de vahşet işliyor. İşte vahşet işlendi, tabii hakikaten insan olan bu vahşetin karşısında bütün gücüyle durur. Bu vahşetin durması için mücadele etmesi lazım. Ama burada, mesela bir yılbaşında 7 tane genç zehirlendi, öldü, doğal gazdan zehirlendi. Ama sizin iktidarınızdaki hiçbir yöneticiniz “Yahu bunlar Türk gençleridir, Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarıdır, bunlar işte bizim devletin hatası nedeniyle gittiler, öldüler…” Bir şey demediler, üstelik de iftira attılar bu çocuklara. Böyle bir devlet anlayışı olur mu? Hele hele iktidarda bulunan bir zihniyet…

Tamam, Tayyip Erdoğan dün… Gazze’den gelen o gençlerin, o çocukların acılarını hepimiz görüyoruz, gözyaşı dökülebilir. Yani güzel bir şey ama bunlar hep siyasi yatırım. Arkadaşlar…

MURAT YILDIRIM (Çorum) - Allahtan kork!

KAMER GENÇ (Devamla) – Allahtan siz korkun.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Biz korkuyoruz, sen de kork!

KAMER GENÇ (Devamla) - İşte sizin Allah korkusu yok içinizde. Sizin içinizde Allah korkusu olsa var ya, bu memleketi böyle hunharca yönetemezsiniz.

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Onu Allah bilir.

KAMER GENÇ (Devamla) - Yani işte bu memleketin kaynaklarını kendi yandaşlarınıza bu kadar hunharca kanalize edemezsiniz. Bu memleketin belediyedeki kaynaklarını bu kadar yandaşlarına kanalize edemezsiniz.

Bugün siz Melih Gökçek’in Ankara’da doğal gazda, suda, çeşitli alanlarda bu halka attıkları kazıklara rağmen halkla alay edercesine Melih Gökçek’i getirip de Ankara’da belediye başkan adayı gösteremezsiniz. Diyorsunuz ki: “Yani benim iktidar gücüm var, ondan sonra da sen istersen buna oy ver istersen verme.”

Şimdi, Allah’tan korkmak Allah’ı tanıyan insanlara mahsus. Allah’ı tanımayan insanlar Allah’tan korkmaz.

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Doğru söylüyorsun, aynen öyle.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben Allah’ın varlığına inanan insanım ve Allah’a karşı büyük bir… Onun beni yarattığına inanan bir insanım çünkü ben o güç, o korku ve o vicdan ölçüsü içinde kendi siyasi faaliyetlerinde bulunan bir insanım. Ama siyaset icabı için ikiyüzlü değilim.

Efendime söyleyeyim, insan insandır. İnsanın dini de değişik… Benim için mezhebi de, ırkı da neyi olursa olsun benim özümde insan temel ögedir. İnsanı insan olarak kabul ederim, insan benim için her yerde değerli bir varlıktır. Ama yani bir siyasi iktidar koltuğunda oturmak için istismarcı olmam. Ben giderim, vatandaşın, devletin malına el uzatmam. Şimdi, bunu görüyoruz yani. Yıllarca buralarda faaliyette, görüyoruz.

Şimdi, değerli milletvekilleri, elbette ki, fantezi için, bakın, gidip de… Tamam… Evvela Türkiye Cumhuriyeti devleti hududu içinde o kadar muhtaç insan var ki, o kadar açlık sınırı içinde yaşayan insanlar var ki… Evvela özümüzü görelim, evvela insanlarımızı görelim. İşte, ben bu hafta sonu Tunceli’deydim. O kadar çok sefalet içinde ki insanlar… Okula giden öğrenciler, işte, vasıta bulamıyorlar, devletin imkânları bunlara yardım etmiyor, oradaki -yeterli araç-gereç olmaması nedeniyle- yollar usulüne uygun, zamanında açılmıyor, icabında, bölge yatılı okullarında, YİBO’larda yeteri kadar ısınma araçları yok. Bunları evvela… Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan, biz, Türk milletinin bir ferdi olarak, Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşları olarak evvela bu insanların refahını artıracağız, ondan sonra gösteriş için gideceğiz birilerine yardım edeceğiz. Gitmişsiniz, Afganistan’a 400 milyon dolar yardım etmişsiniz. Kimin için yapıyorsunuz? Amerika’nın gözüne girmek için yapıyorsunuz. Bana ne Amerika’dan kardeşim! Bana ne Amerika’dan! Evvela ben Türkiye Cumhuriyeti devleti hududu içinde yaşayan vatandaşıma yardım etmek zorundayım, evvela burada sefalet içinde olan şeyleri…

Şimdi, dernekleri o kadar horca kullanıyorsunuz ki. Derneklerin özünde… İnsanlık duygusunun bir gereği olarak herkes zor içinde olan insanlara yardım etmek zorundadır. Bakın, gittiniz Almanya’da Deniz Feneri... O, Almanya’da çalışan insanlar yıllarca yemediler, içmediler, ondan sonra, çocuklarını okutmadılar, para biriktirdiler. Gittiler camilerde vaaz verdiler... O insanların Allah’a inancı çok yüksek. Ama Allah’a inancı olan o insanların o inançlarını o kadar kötü istismar ettiniz ki. O paraları Türkiye’ye getirdiniz. Türkiye’ye getirilen o paralar nereye gitti? Ben soruyorum şimdi, diyorum ki: 14 milyon euro gelen kişi Zekeriya Karaman’ın oğlu ile Tayyip Erdoğan’ın oğlu bacanak. E, buraya gelen o paralar nereye gitti kardeşim? Çıkın burada hesap verin yahu!

Efendim, burada, Türkiye’de birtakım derneklere, insanların yine en kutsal duyguları olan Müslümanlık duyguları, din duyguları istismar ediliyor, para toplanıyor. Bu paralar niçin siyasi amaçlar için kullanılıyor? Bu siyasi amaç. Yani bu da dine, Allah’a karşı, bana gösterilen, insanların inançlarına karşı gösterilen en büyük saygısızlık, çünkü insanlar eğer muhtaçsa o insanları teşhir etmeye gerek yok. İnsanlar kendi varlıklarında birtakım insanlara eğer yardım ediyorsa, bunları gösterişe de gerek yok.

Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletiyse, Türkiye'nin kaynaklarını vergi yoluyla toplayalım, böyle dernekler mernekler yoluyla değil. Vergi yoluyla toplayalım. Sosyal amaçlı bir devlet Türkiye Cumhuriyeti devleti. Anayasa’nın 2’nci maddesinde sosyal devletin ne olduğu belirtilmiştir, bunu okuma yazması olan herkes de biliyor ve bu okuma yazması olan insanlar işte buraya gelmiştir, Parlamentoya gelmiştir; bu Anayasa’nın çizdiği hudutlar içinde sosyal amaçlı kanunlar yapalım, bunları seçim malzemesi yapmayalım, ondan sonra, insanlara, muhtaç olan insanlara, öğrenciye, köylüye, şehirliye, şehirde olup da işsiz olan insanlara sosyal amaçlı, kanunlar çerçevesinde, genel, hukuka uygun çerçeve içinde yardım yapalım. E, şimdi, siz öyle yapmıyorsunuz ki.

Belediyeler kömür dağıtıyor. Bu kömürden o kadar büyük kazançlar sağlanıyor ki. Bir defa kömür ocakları, evvela, sizin yandaşlarınız tarafından işletiliyor. Orada maliyet 10 lira ise 50 lira gösteriyorsunuz, bir defa 4 misli oradan kâr ediyor. Sonra, normal olarak, böyle ihale yoluyla araçlara taşıtmıyorsunuz, kendi yandaşlarınızın nakliye vasıtalarıyla taşıtıyorsunuz. AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Kanunla ne alakası var bunun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ayrıca da yine size yandaş olanların kanalıyla orada çalışarak dağıtıyorsunuz, yani bir taşla 10 tane kuş vuruyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Türk halkının tamamı bizim yanımızda!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu, insanlık ölçüsüyle bağdaşmayan bir davranıştır, davranış biçimleri

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, biz diyoruz ki… Bakın, burada istediğimiz… Beyler, Türkiye Cumhuriyeti devleti bizim devletimizdir. Bu devleti öyle güzel yönetelim ki bu devletin geleceğini dünyaya lider yapabilecek bir yönetim gösterelim. Ama, sizde öyle bir şey yok ki. Bölücülük var, ırkçılık var, mezhepçilik var. Ya, ben sizden rica ediyorum. Bir tane…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Nerede bölücülük var? Sen yapıyorsun bölücülüğü, ırkçılığı!

KAMER GENÇ (Devamla) -  Bir dakika… Bakın, ben bir şey söylüyorum.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Bölücü sensin! Sensin bölücü!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bir kaymakamlık imtihanını kazanan insanlar var, hâkimlik imtihanını kazanan insanlar var. Bakın, beşinci sırada, onuncu sırada, on beşinci sırada kazanan insanlar var.  Sonucunu göstereceğim bakalım.  Sırf Alevi inancını taşıdığı için kazanır mı kazanmaz mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bak, hâlâ bölücülük yapıyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) -  Göreceğiz ya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türkiye’de senden büyük bölücü yok.

KAMER GENÇ (Devamla) -  Göreceğiz, göreceğiz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir tek bölücü sensin!

KAMER GENÇ (Devamla) -  Bakın, hâkimlik imtihanında bu var, idari yargıda var, adli yargıda var. Bakın…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bölücüsün, bölücü!

KAMER GENÇ (Devamla) -  Ya niye?.. Arkadaş, “ayinesi iştir” ben size diyorum. Ben…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bölücülük yapıyorsun, bölücülükle itham ediyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) -  Şimdi, burada bağırmanıza gerek yok.

Ben, bunları getirip kürsüde konuşacağım size.

AHMET YENİ (Samsun) – Tam bölücülük yapıyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) -  Getirip… Göreceksiniz.

Evet, bu kanun Kızılaya faydalı olacaksa ben de destekliyorum.

Saygılar sunuyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sen bölücüsün. Hiç doğruları söylemiyorsun. Her şey var sende.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Çalışma süremizin sonuna geldiğimiz için, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 15 Ocak 2009 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                                   Kapanma Saati: 19.56

 

 



(x) 218 S. Sayılı Basmayazı 08/01/2009 tarihli 42’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x)  283 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.