DÖNEM: 23              YASAMA YILI: 3

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 46

98’inci Birleşim

3 Haziran 2009 Çarşamba

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

       II.  - GELEN KAĞITLAR

III. - YOKLAMALAR

IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin, patates üreticilerinin ve Afyonkarahisar merkez Kızıldağ köyünün su sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın, Suriye sınırındaki mayından temizlenecek alanın kullanılmasında kiraya verme yönteminin yaratacağı sıkıntıya ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, Şair Nazım Hikmet’in ölümünün 46’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

V. - OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın, Şair Nazım Hikmet’in ölüm yıl dönümüne ve edebiyat ve sanattaki zenginliklerimizi geliştirme konusunda Parlamento olarak bir proje hazırlanmasına ilişkin konuşması

VI. - ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

 

1.- (10/166) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi

2.- (10/106) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- (10/133, 10/169 ile 10/381)  esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 9, 16, 23 ve 30 Haziran 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 10, 17 ve 24 Haziran 2009 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

B) Başkanlık Önerileri

1.- Hükûmetin, 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin ihale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesine ilişkin talebinin, Danışma Kurulunda görüş birliğine varılamadığından, Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin Başkanlık önerisi

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Grup Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VIII. - AÇIKLAMALAR

1.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, sözlerinin genel bir değerlendirme olduğuna, Genel Kurulu kastetmediğine ilişkin açıklaması

2.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın sözlerine ilişkin açıklaması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın sözlerini geri alması gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bazı erkek milletvekillerinin konuşma ve davranışlarına ilişkin açıklaması

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Başkanın daveti üzerine, sözlerinin Genel Kurula ve şahıslara dönük gibi yanlış algılandığına ilişkin açıklaması

6.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Başkanın daveti üzerine, sözlerinin Genel Kurula ve şahıslara dönük gibi yanlış algılandığına ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubunun konuşmacılarının konuşmalarında hakaret kastı olmadığına  ve bir bayan milletvekilinin üzerine yürünmesini kınadığına ilişkin açıklaması

8.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Meclis çalışmalarında milletvekillerinin belirli bir üslup ve usulle konuşmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın sözlerinin doğru olmadığı ve düzeltilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Hükûmetin, görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin önerisini işleme alması nedeniyle Başkanın tutumu hakkında

X. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263)

 

 

B) Yeniden Görüşmeleri Yapılan Tasarılar / Teklifler (Tekriri Müzakere)

1.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263) (2’nci Madde)

XI. - OYLAMALAR

1.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesinin oylaması

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin oylaması

3.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın (Tekriri Müzakere Edilen) 2’nci maddesinin oylaması

4.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı’nın tümünün oylaması

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köyün imam ihtiyacına ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı  (7/7679)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, İmam-hatip atamalarına ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı Faruk Çelik’in cevabı  (7/7744)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

Birinci, İkinci, Üçüncü Oturum

TBMM Genel Kurulu saat 15.03’te açılarak dört oturum yaptı.

 

Artvin Milletvekili Ertekin Çolak’ın, arıcılık ve Kafkas ırkı arıların korunması ve geliştirilmesine,

Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, fındık üreticilerinin sorunları, Ordu çevre yolu ve Or-Gi Havaalanı Projesi’ne,

Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, ayçiçeği üreticilerinin sorunları ve bu sorunların çözüm yollarına,

İlişkin gündem dışı konuşmalarına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verdi.

 

Edirne Milletvekili Cemalettin Uslu, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in konuşmasına,

Adana Milletvekili Hulusi Güvel, Adana’da 8 kişinin öldürülmesi olayına,

Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, Toprak Mahsulleri Ofisinin buğday hasadı başladığı hâlde buğday alım açıklaması yapmamasına ve buğday almamasına,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

 

Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in (6/1313) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

 

İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 20 milletvekilinin, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin metrobüs uygulamasındaki sorunların (10/380),

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 26 milletvekilinin, muhtarların sorunlarının (10/381),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Rusya Federasyonu Federal Meclisi Federasyon Konseyi Başkanı Sergey Mıronov’un vaki davetine icabet etmek üzere, beraberinde bir Parlamento heyetiyle birlikte 21-24 Haziran 2009 tarihlerinde Rusya Federasyonu’na resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi kabul edildi.

 

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 91’inci sırasında yer alan (10/144) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmesinin Genel Kurulun 02/06/2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi,

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 58’inci sırasında yer alan (10/106) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi,

Gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/178, 10/190 ile 10/237) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 02/06/2009 Salı günkü birleşiminde birlikte yapılması ve Genel Kurulun bugün saat 19.00’a kadar çalışmasına ilişkin CHP Grubu önerisi,

Yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

AK PARTİ Grubunun, 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin yeniden görüşülmesine dair Hükûmet talebine ilişkin önerisini işleme alması nedeniyle Oturum Başkanının tutumu hakkında açılan usul tartışması sonucunda, Oturum Başkanı tutumunda bir değişiklik olmadığını açıkladı.

 

                                                                       

 

 

Eyyüp Cenap GÜLPINAR

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

Yusuf COŞKUN

 

Murat ÖZKAN

 

Bingöl

 

Giresun

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

Dördüncü Oturum

Başkanlıkça, AK PARTİ Grubunun önerisini geri çektiği açıklandı.

 

İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/406) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

 

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96) görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

 

2’nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporlarının (1/543) (S. Sayısı: 263) görüşmelerine devam edilerek, 4’üncü maddeden sonra gelmek üzere yeni geçici madde eklenmesine dair önerge üzerinde bir süre görüşüldü, talep edilen yoklama sonucunda çoğunluk olmadığı anlaşıldığından; 3 Haziran 2009 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere, birleşime 20.55’te son verildi.

 

                                                                       

 

 

Nevzat PAKDİL

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

Yusuf COŞKUN

 

Murat ÖZKAN

 

Bingöl

 

Giresun

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

No.: 112

II.- GELEN KÂĞITLAR

3 Haziran 2009 Çarşamba

Tasarı

1.- İmar Kanunu ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/713) (Adalet ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.5.2009)

Raporlar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guyana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/344) (S. Sayısı: 388) (Dağıtma tarihi: 3.6.2009) (GÜNDEME)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Burkina Faso Hükümeti Arasında Ticaretin Geliştirilmesi ve Ekonomik ve Teknik İşbirliği Anlaşma Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/417) (S. Sayısı: 389) (Dağıtma tarihi: 3.6.2009) (GÜNDEME)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Laos Demokratik Halk Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/616) (S. Sayısı: 390) (Dağıtma tarihi: 3.6.2009) (GÜNDEME)

4.- Türkiye Cumhuriyeti ile MERCOSUR Arasında Bir Serbest Ticaret Alanı Kurulmasına Yönelik Çerçeve Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/648) (S. Sayısı: 391) (Dağıtma tarihi: 3.6.2009) (GÜNDEME)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Guatemala Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/650) (S. Sayısı: 392) (Dağıtma tarihi: 3.6.2009) (GÜNDEME)

 

 

 

 

 

3 Haziran 2009

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise, yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Konuşma süreleri beşer dakikadır.

Gündem dışı ilk söz, Afyonkarahisar merkez Kızıldağ köyünün su sorunları hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe’ye aittir.

Sayın Ünlütepe, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin, patates üreticilerinin ve Afyonkarahisar merkez Kızıldağ köyünün su sorununa ilişkin gündem dışı konuşması

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İlimizin iki önemli sorununu sizlerle paylaşmak üzere söz almış bulunuyorum. Bunlardan bir tanesi, bu hafta cumartesi günü Sandıklı ilçemize gittiğimizde karşılaştığım bir sorun. Üreticilerin, patates üreticilerinin ciddi bir sorunuyla karşılaştık. Sandıklı ilçemizde yılda 30 bin dekara yakın bir patates üretimi yapılmaktadır. Bu dönem patates üretiminde, Tarım Bakanlığının onayıyla Türkiye’ye getirilen bir ilacın ekim esnasında kullanılması sonucu 4 bin dekar arazide patatesler çimlenmemiştir.

Son yapılan yasal düzenlemeler doğrultusunda tarım alanında zirai ilaçlar kullanılırken ilçe tarım müdürlüğü teknisyenlerinin verdiği reçete ile ilaç alınmaktadır. İlçe tarım müdürlüğündeki teknisyenler reçete vererek patates üreticilerine bu ilacı ekim esnasında kullanması gerektiğini belirtmiş, o doğrultuda çiftçi ilacını almış ama ekim yapmasına rağmen 4 bin dekar arazide patates çimlenmesi olmamıştır. Ziraat Odası bu bölgede tespitler yapmış ve onlar da zararları tespit etmiştir. 1 dekar patates sahasının ekim gideri 1 milyon 250 bin TL’dir. 1 dekar araziden 3 ton patates alındığında, 42 bin ton civarında bir patatesin kayıp olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu bölgedeki insanların bir kısmı tarla kiralayarak patates ekimini yapmıştır, yeniden bir ekim yapabilme olanağı yoktur. Çiftçi, bu ekim alanından dolayı ciddi bir mağduriyet içindedir. Tarlaları, bizzat kendim gittim, gördüm. Bu bölgeler patates ekimi için çiftçiye her türlü toprağını hazırlamış, her türlü altyapısını oluşturmasına rağmen üretimde kullanılan ilaçtan kaynaklanan bir nedenle artık, üretimi alamayacak bir duruma gelmiştir, yeni bir ürünü ekmesi de mümkün değildir. Bu çiftçiler zaten elektrik borcu altında inim inim inlemektedir.

Afyon ilinin tarımsal sulamadan kaynaklanan borcu 11 trilyon liradır. Nevşehir ilinin tarımsal sulamadan kaynaklanan borcu 350 trilyon liradır. Yani, bunlar bu borç altındayken bu dönem Tarım Bakanlığının ithal izniyle gelen bir ilacı ilçe tarım müdürlüğü teknisyenlerinin yazdığı reçete sonucu kullanan çiftçiler mağdur bir duruma düşmüştür. Bu insanlar, ekim döneminde, tarım kredi kooperatiflerinden, esnaf kefalet kooperatifinden borç almışlardır. Açıkçası, Hükûmetin bu çiftçilere kucağını açması, onların belirli birtakım ivedi borçlarının belirli bir süreyle ertelenmesi gerektiği kanaatindeyim.

Elbette, dilekçemde de belirttiğim gibi, merkez ilçeye bağlı Kızıldağ köyümüzün de bir içme suyu sorunu var. Altı yıldır o köyde içme suyu bulunmamaktadır. İçme suyu trafosunda kullanılan elektrik parasını, muhtar, köylüden toplamış ama parayı yatırmamış. Borcu vatandaş ödemiştir ama muhtarın ödememesi nedeniyle oradaki 2 bine yakın yurttaşı cezalandırmak sosyal bir devletin ilkesiyle bağdaşmaz. Orada susuzluktan ölümler olmuştur, orada susuzluktan tuvaletler çalışmamaktadır, orada susuzluktan okulda çocuklar tuvalet ihtiyacını giderememektedir. Batıda bir köyde altı yıla yakın bir dönemdir insanların susuzluk içinde kalmasını anlamak mümkün değildir.

Ben bu konuyu 2005 yılında da gündeme getirdim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, bitirin lütfen.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkanım.

2005 yılında Sayın Bakan Beşir Atalay’ın verdiği yanıt şudur: “Haziran 2005’e kadar köyün enerjisiz içme suyuna kavuşacaktır.”

Sayın Bakanın verdiği sözü yerine getirmesini istiyorum. Sene 2005... 2009’a gelmişiz. Ben Bakanın sözünü inanmayıp kimin sözüne inanacağım? Artık bakanların verdiği yanıtlar ciddiye alınmıyor. Bu yanıtı ben o bölgeye gönderdim, köylülerle paylaştım. Bakanın verdiği söz yerine gelmiyor. O anlık bir şeyden, o sorudan kurtulma amacına yönelik yaptığı işlemler maalesef güven duygusunu zedelemektedir.

Bu bölgedeki içme suyu sorununun ivedilikle çözümlenmesini talep ediyorum. Sağlık açısından tehlikelidir, yaz sezonuna giriyoruz. Sandıklı bölgesindeki çiftçilerimizin -demin de söyledim- 4 bin dekar arazide ekilen patates ekiminde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Sayın Başkanım, bağladım.

…Tarım Bakanlığının gerekli denetimde özeni göstermemesi sonucu buradaki çiftçilerin mağduriyetinin giderilmesi, ayrıca sulu tarım için gerekli olan elektrik borçlarının dönemsel olarak yapılandırılması gerektiği kanaatiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, size de çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünlütepe.

Değerli milletvekili arkadaşlarımdan bir hususu rica ediyorum. Kürsüde hatip arkadaşımız konuşurken, özellikle ayakta arkadaşlarımız kendi aralarında konuşurken hem bir uğultu meydana geliyor ve hatip arkadaşımızı dinlemekte zorluk çekiyoruz hem de kürsüde konuşan arkadaşımızın insicamını kaybetmesine neden oluyor. Onun için bütün arkadaşlarımdan, lütfen, kürsüdeki arkadaşı dinlemelerini ve de ayakta hiç sohbet etmemelerini rica ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, tarımda işsizlik sorunu ve verimlilik hakkında İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Tan’a aittir.

Buyurun Sayın Tan.

2.- İstanbul Milletvekili Ahmet Tan’ın, Suriye sınırındaki mayından temizlenecek alanın kullanılmasında kiraya verme yönteminin yaratacağı sıkıntıya ilişkin gündem dışı konuşması

AHMET TAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aydınlık bir gün dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Günlerdir mayın yasasını konuşuyoruz, yine konuşacağız. Tabii, mayın yasasının ucu işsizliğe ve tarıma dayandığı için konuşmamda kaçınılmaz olarak -bu üç yüz saniye içinde tabii- tarıma da değineceğim.

Dün Sayın Mesut Yılmaz’la birlikte otururken kendisine mayın yasasıyla ilgili ne düşündüğünü sordum. Dedi ki: “Yap-işlet-devret sistemini biz getirdik ama sınırlardaki topraklarımızın yarım yüzyıllığına devredileceği o zaman hiç aklımıza gelmemişti.“

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayın Başbakan dün temizlenecek ve kiralanacak topraklardan söz ederken Kıbrıs’tan da bahsetti. Bunu tabii “Allah söyletti.” gibi bir polemik için söylemiyorum. “İzak çalışmayacak, Ahmet, Mehmet çalışacak.” Zaten konu da o: Kendi ülkesinin topraklarında bir başka ülkenin ırgatı gibi çalıştırılması. Buna, bu yönteme burada karşı çıkılıyor.

Tabii, Kıbrıs’tan söz ettiğini söyledim Sayın Başbakanın. “Kıbrıs” deyince şairin dediği akla geliyor: “Tarihi ibret diye tarif ediyorlar, ibret alınsa tekerrür mü ederdi?” Ne yazık ki ibret alınmadığı için tekerrür ediyor gibi olacak. “İnşallah, olmayacak” diyeceğiz ama belli ki işi çok sıkı tutuyorsunuz, büyük bir çoğunlukla geldiniz.

Şimdi, tarih tekerrür ediyor. Niye ediyor? Yarın 4 Haziran. Bundan yıllar önce bir başka 4 Haziranda Kıbrıs adasını İngilizlere kiralamıştık. Devlet kontratıyla kiralamıştık ve Kıbrıs adasından yılda 92.799 sterlin kira aldık. Fakat otuz altı yıl alabildik, otuz yedinci yılda “savaş başlıyor” bahanesiyle İngilizler kira kontratını feshettiler ve Kıbrıs’ı da ilhak ettiklerini bildirdiler. Yıllar sonra, yavru vatanımızın bir ucunu kurtarabilmek için tankla, tüfekle, topla girdik ancak kenarına dokunabildik, hâlâ kurtarabilip kurtaramadığımız da belli değil.

Değerli arkadaşlar, kiralamak gözden çıkarmaktır, kiralamak satıştan önceki son adımdır. Kiralarsanız karşı tarafa “Satsan kaça satarsın?” diye sorma hakkını da dolaylı olarak vermiş olursunuz. Bu sorunun sorulması ise eskilerin deyimiyle, şüyuu vukuundan beter bir hâldir. Kira, özel hukukta da kamu hukukunda da çok riskli bir işlemdir. Hele kira süresi uzadıkça risk daha da artar. İngiltere’de toprak mülkiyeti devlete aittir, doksan dokuz yıllık kiralarla devredilir binalar, topraklar. Sayın Maliye Bakanı çok iyi bilir eş durumundan dolayı. Bu uzun dönemli kira işinin sakatlığı çıkmıştır ortaya çünkü kiranın sonunda yani doksan dokuz yılın sonunda kiralayana yeniden vermek zorunluluğu diye mahkemeler karar almaktadır. Benzer uygulamanın burada olmasından korkarım.

Sayın arkadaşlar, Sayın Başbakan, dün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliğimizden söz etti. Tabii ki çok sevindirici bir şey ama yirmi dört aylık bir geçici süre bu.

Birleşmiş Milletlerden hazır söz etmişken Birleşmiş Milletlerin başka bir örgütü de var. O örgüt, Gıda ve Tarım Örgütü. Gıda ve Tarım Örgütü Başkanı geçen hafta “The Economist” dergisine verdiği demeçte, ülkelerin toprak kiralama dolayısıyla yeni sömürgecilik -evet, yeni sömürgecilik- başlattığını ifade etti. Ne yazık ki bu, talihsiz bir rastlantı gene. Birleşmiş Milletlerin hem Güvenlik Konseyi üyesi olmak hem de Gıda ve Tarım Örgütü Başkanının dikkat çektiği tehlikeye düşmek… Çünkü bu, küme düşürtecektir Türkiye’ye. Türkiye toprak kiralayarak Mali’yle, Etiyopya’yla, Sudan’la aynı lige düşecektir. Toprak kiralayan ülke olmak hiç de yüz ağartıcı bir şey değildir.

Bir başka nokta da -fazla uzatmayayım- fiziki ve fiilî imkânsızlıktır. Buradan İzmir’e kadar olan bir sahada, kilometrelerce uzun, 510 kilometre sahada, bu salonun çapraz genişliği kadar bir arazide kırk dokuz yıllığına tarım yapılması, arazinin temizlenmesi mümkün değildir. İlave topraklara ihtiyacı olacaktır alacak yabancı ülkenin. Hangisi olursa olsun, İsrail diye bir takıntı yok, yöntem burada yanlış. O yüzden, ilave topraklar derken de ekipmanı için, teçhizatı için, yatıp kalkmaları için 510 kilometrelik uzunluğa ilave toprak talep edeceklerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakikada toplayacağım.

O yüzden, yatıp kalkmaları ve yerleşmeleri kaçınılmaz olacaktır. Nasıl ki 1 Mart tezkeresi burada reddedildiyse bu mayın meselesinin de yasanın da kendini imha etmesi gerekiyor.

Son sözüm, geçen hafta tasarının geri çekilir gibi yapılıp da çekilmediği sırada, oturduğum yerden belirttiğim bir konu: Sayın Cumhurbaşkanı, bugüne kadar hiçbir cumhurbaşkanının göstermediği bir ilgiyi gösterdi, bir müdahalede bulundu, görüşülmekte olan bir kanunla ilgili görüş açıkladı, dedi ki: “Kutuplaşma olursa buradan bir şey çıkmaz.” Bu, Sayın Cumhurbaşkanının diplomatik nezaket içinde “Bu yasadan hayır çıkmaz, geri çekin.” imasıydı çünkü “Veto ederim.” imasıydı. “Veto” lafını da kullandı. Sayın Cumhurbaşkanının çok dikkatli halkla ilişkiler, basın bürosu var, vetoyla ilgili bir açıklama yapmadılar. Bu, veto imasıdır. Gerçekten çok tehlikeli bir gidiş bu.

Ben, yasanın geri çekileceğini hâlâ ummak istiyorum. Sizlere beni dinlediğiniz için saygılar sunuyorum, Sayın Başkanı da selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tan.

Değerli arkadaşlarım, gündem dışı üçüncü söz, ölümünün 46’ncı yıl dönümü nedeniyle Şair Nazım Hikmet hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Sayın Akın Birdal’a aittir.

Sayın Birdal, buyurunuz. (DTP sıralarından alkışlar)

3.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, Şair Nazım Hikmet’in ölümünün 46’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ünlü şairimiz Nazım Hikmet’in 46’ncı ölüm yıl dönümüdür. Bu nedenle gündem dışı söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Nazım Hikmet’in bir şiirini okumamış olanımız var mı aramızda? Kavga, aşk, ülke, özgürlük, barış, emek ve sevgi üzerine yazılanları okumamış olanımız var mı aramızda? Kimimizin yüreği kabararak, hüzünlü, kimimiz acısız, duygusuz ama mutlaka okumuşuzdur. On yılı aşkın cezaevlerinde yatan ve sonra da sürgünde yaşamını yitiren Nazım Hikmet için ağız birliği yaparak şimdi sahip çıkıyoruz. Elbette bu önemli. Açık ve kapalı salon toplantılarında onun şiirlerini okuyoruz. Bu, geçmişteki hataların, yanılgıların daha sonra gün gelip düzeltildiğinin en güzel dersini ve örneğini veriyor bize; farklı olanların, muhalif olanların da yaşam hakkı ve özgürlüklerinin olduğunun unutulmaması gerektiğini anımsatıyor bize.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Jose Saramago… Bu gökyüzünün altında söylenmedik söz, yazılmadık yazı kalmadı. Önemli olan, söylenenlerin ve yazılanların anlatım gücüdür. İşte o gücün üstünlüğünü eşsiz şairimiz Nazım Hikmet’in kaleminde gördük. Aynen bugün barış ve demokrasi için söylenmedik söz, artık, bu gökyüzü altında kalmadı, her şey söylendi ve şimdi barış ve demokrasi içinde birlikte yaşama zamanı ki Nazım’ın da hasreti buydu. 1951’de vatandaşlık hakkı elinden alınan Nazım Hikmet’in, geçtiğimiz yıl düzeltilmiş olması, kuşkusuz ileri ve olumlu bir adımdır ama bu, onun hayal ettiği bir dünya ve ülke anlayışı yolunda bir düşünce değişikliği anlamına gelmiyor. Ne yazık ki Nazım’dan sonra, Yılmaz Güney’in, Ahmet Kaya’nın ve birçok ünlü yazar ve şairimizin akıbeti de kaçınılmaz olmuştur Nazım gibi.

Nazım Hikmet’in, Anadolu’da bir köy mezarlığına gömülmesini isteyen vasiyetini henüz yerine getiremedik. Nazım’ı hâlâ bir köy mezarlığına taşıyamadık. Belki bugün böylesi daha iyi. Gerçek bir demokrasi, barış ve kardeşliğe ulaşıncaya değin böylesi belki daha iyi. Nazım Hikmet zaten aramızda. 1 Mayıs alanlarında, 1 Eylül alanlarında, direniş günlerinde, barış günlerinde, sevda günlerinde, hasret günlerinde ve cezaevi günlerinde aramızda her zaman Nazım Hikmet.

 Ancak, çağdaşlığın, demokratlığın, gelişmişliğin ve tarihine her alanda sahip çıkmanın bir ölçütü de bu topraklarda doğmuş olanların, yaşamında iz bırakmış olanların anılarını yaşanılır kılmaktır. Ne yazık ki biz, iz bırakmış olanlarımızı, izlerini ışıldatmak yerine silme çabası içine girmişizdir.

Şimdi, Bursa Yazın Sanat Derneğinin önderliğinde otuz kuruluşun katıldığı bir kampanya yürütülüyor. Kampanya “Nazım’a Bursa’da yer açın” sloganıyla sürdürülüyor. On bir yılını geçirdiği Bursa Cezaevinde “Memleketimden İnsan Manzaraları”nı ve Piraye’ye yazdıklarını bize buradan armağan etmiştir. Ama ne Bursa’da kaldığı Çekirge ve benzeri yerlerdeki otellerden ne de Çankırı ne de Ankara Ulucanlar ne de Malatya ne de Sinop, İstanbul cezaevlerinden bir iz kalmamıştır ve bırakılmamıştır. Hatta Sinop Cezaevinin kapısında bir tabela var; Sabahattin Ali’den, ünlü yazarlarımıza ve şairlerimize baştan aşağı sıralamışlar yirmi beş-otuz ad ve bunlar bu cezaevinde yattı diyor.

Nasıl böyle bir şeyle, cezaevlerinde, zindanlarında çürüttüğü aydınlarıyla, yazarlarıyla bir ülke övünebilir? O nedenle, o tabela eğer kalacaksa sayın Kültür Bakanlığından rica ediyorum, altına da “özür dileriz”i eklesinler.

Şimdi, Sultanahmet Cezaevini otele çevirme lüksü yanlışlığına düşüldü biliyorsunuz. Örneğin, kapatılan Ulucanlar Cezaevini de neden bir barış, özgürlük, kültür merkezi hâline getirmeyelim? Neden Nazım Hikmet’in, Yılmaz Güney’in, İsmail Beşikçi’nin ve Parlamentodan Ulucanlar Cezaevine gönderilen milletvekillerinin ve bilim insanlarımızın -Fikret Başkaya, Haluk Gerger gibi- koğuşlarını düzenleyip -insanlarımıza sinevizyon gösterileriyle- ürünlerini sergileyerek genç kuşaklarla buluşturmayalım?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Birdal, bitirin lütfen.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. Teşekkürler.

Neden ünlü yazarlarımızın, şairlerimizin, bilim insanlarımızın, sanatçılarımızın doğduğu evleri ve onların yaşadığı sokakları, onların anıtlarıyla, onların anılarıyla taçlandırmayalım?

Bakın, Nazım’ın Moda’da kaldığı evler, yazdığı şiirler… Şimdi, o Moda’da iki evi var, biri ablasının, biri annesinin ve oradan zaten yurt dışına çıkmıştır. Hiç Nazım oradan geldi mi, geçti mi, haberimiz yok.

Yine, biz, Nazım’ın bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşamak hasretini hasretimiz olarak belleğimizde yaşatalım ve yaşatacağız. Nazım’ı görmek isteyenler bahçeye çıkınca güneşe bakabilirler ya da onun memleket için çarpan yüreğini, Kadıköy’den Karaköy’e giderken vapurla, dalgaların arasında görebilirler. Nerede görürlerse Nazım’ın mavi gözleriyle kendilerine gülümsediğini göreceklerdir. Çok yaşa Nazım Hikmet! Çok şükür, aynı coğrafyada, aynı çağda yaşamanın onurunu, mutluluğunu bize yaşattığın için çok yaşa!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkürler. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Birdal.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın, Şair Nazım Hikmet’in ölüm yıl dönümüne ve edebiyat ve sanattaki zenginliklerimizi geliştirme konusunda Parlamento olarak bir proje hazırlanmasına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Büyük şairimiz Nazım Hikmet’e ben de Allah’tan rahmet diliyorum.

Edebiyatçı ve edebiyat dostları milletvekili arkadaşlarımdan da rica ediyorum, bir proje hazırlayalım biz de Parlamento olarak, bu konuda bir özel oturum mu yapalım yahut başka çok büyük bir etkinlik mi yapalım, lütfen düşünsünler çünkü Sayın Birdal’ı  dinlerken o büyük zenginliğimizi bir kere daha insan hatırlıyor. Her alanda büyük zenginliğimiz var, edebiyatta, sanatta. Onlara, Kültür Bakanlığımızın da koordinatörlüğünde mutlaka Parlamento olarak bir şeyler yapıp katkı sağlayalım diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Birdal tekrar. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Demokratik Toplum Partisi Grubunun İç Tüzüğün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- (10/166) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun 03.06.2009 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                 Fatma Kurtulan

                                                                                                                          Van

                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler Kısmında yer alan 10/166 esas numaralı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşayan göçebelerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen Meclis Araştırma Önergesini, 03.06.2009 Çarşamba günlü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyle ilgili lehte ve aleyhte iki arkadaşıma söz vereceğim.

Lehte Mehmet Nezir Karabaş, Bitlis, buyurun.

Süreler onar dakikadır arkadaşlar.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisinin koçerlerin yani Kürt göçebelerin sorunlarıyla ilgili verdiği araştırma önergesinin, araştırma komisyonu oluşturulmasıyla ilgili önergenin bugün Genel Kurul gündemine alınmasıyla ilgili söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, biliyorsunuz biz geçen yıl, özellikle ilkbaharın başlamasıyla birlikte bir araştırma önergesi verdik. Çünkü koçerler kışın Batman, Diyarbakır, Urfa, Mardin, Siirt gibi sıcak bölgelerde, kışlaklarda, yazın da Bitlis, Muş, Van, Elâzığ, Erzurum ve diğer serhat illerinde yaylalara çıkmaktadırlar.

Sayın milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, 1980’li yıllara kadar Türkiye’deki küçükbaş hayvan üretiminin önemli bir kısmı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde beslenmekte ve yetiştirilmekteydi ve bu küçükbaş hayvanların bölgedeki -Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki- üretiminin de ve besiciliğinin de yüzde 80’ini koçerler yani Kürt göçebeler yapmaktaydı. Ancak, zaten 1980’li yıllara kadar bir taraftan yaylaların ve meraların yapılaşma, kentleşme, diğer taraftan da köy tüzel birliklerine aktarılması nedeniyle koçerler sıkıntı yaşamaktaydılar. Ancak, 1980 sonrası ve özellikle 1984’ten itibaren bölgede başlayan savaş, çatışma ortamıyla birlikte koçerler için yaşam çekilmez bir hâl aldı. Özellikle 90’lı yıllardan  itibaren  bölgede  güvenlik nedeniyle köylerin boşaltıldığı dönemde, hepimiz hatırlarız, sık sık da dile getirilir, işte bölgede 4 bin civarında köy boşaltıldığı, milyonlarca köylünün göç ettirildiği aktarılır, ancak ne hikmetse bugüne kadar köylülerin yaşadığı sorunlardan katbekat daha fazla sorun yaşamış ve hiçbir şekilde de zararları karşılanmamış olan bu Kürt göçebe aşiretleriyle, koçerlerle ilgili hiç kimse ne bir çalışma yapmış ne bu Türkiye’nin veya Meclisin gündemine girmiş.

Sayın milletvekilleri, bu saydığımız geniş coğrafyada sayıları yüz binleri aşan koçer yaşamaktadır. Bunların birçoğu özellikle bu çatışma, şiddet ortamıyla birlikte hayvanlarını yok pahasına satıp kentlere yerleştiler veya metropollere gelip kaldılar. Diğer kısmı ise çok zor koşullarda yaşamlarını sürdürmektedir ve hepinizin bildiği gibi köy boşaltmalar ve bölgedeki savaş, çatışma ortamından zarar görenlerin zararlarının karşılanması için 5233 sayılı bir Yasa çıkartıldı. Ancak bu Yasa’da zarar görenlerin bir tapu, yani ev tapusu veya toprakla ilgili bir tapu ve yerleştikleri yerle ilgili telefon, elektrik, su ve benzeri bir fatura gibi belli bir belge istedi. Ancak hepiniz biliyorsunuz ki koçerlerin ne yerleşik bir toprakları ne de oturdukları bir konutları var. Onun için, en çok zarar gören, bölgede süren çatışma ortamı, yayla yasaklarından en çok zarar gören ve en çok bedel ödeyen, yaşamları zindana dönen koçerlerle ilgili hiçbir işlem yapılmadı ve o dönemdeki zararlarının hiçbir kısmı da ödenmedi ve yine tüm zorluklara rağmen o yaşamı sürdüren, koçerliği sürdüren insanlar da özellikle sonbaharda kışlaklara gittiğinde, yazın da ağırlıklı yaylalara geldiklerinde çok kötü manzaralarla hepimiz karşılaşıyoruz. Bölge illerinin milletvekilleri, ilgilenenler, kimisi çok umursamıyor, ama ilinin, bölgesinin sorunlarıyla ilgilenenler bilirler. İlkbahar geldiğinde Muş’tan tutun, Bitlis’e, Van’a, Ağrı’ya kadar, Hakkâri’ye kadar, orada koçerlerin yollarda engellenmesi, yaylaya çıkmasının engellenmesi, 35-40 derece sıcak altında binlerce hayvanın, sahipleriyle, kadınlarla, çocuklarla bekletilmesi manzaralarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Geçen yıl önergeyi verdik, şimdi de koçerlerin özellikle yaylaya gittikleri dönemlerdir. Daha geçen gün Bitlis’e gittik. Bitlis’in hemen hemen tüm yaylalarında koçerler ve arıcıların yaylalara çıkmasıyla ilgili yasaklar var.

Sayın milletvekilleri, bu yasaklar ne İçişleri Bakanlığı ne ilin mülki amiri olan vali ne ilçenin mülki amiri olan kaymakam tarafından konuluyor. Hatta ilde valiye, ilçelerde kaymakamlara gittiğiniz zaman, il tarım veya ilçe tarım müdürlüklerine gittiğiniz zaman, belki bazı illerde operasyon olan bölgeler hariç, hiçbir yerde herhangi bir yasağın olmadığı söyleniyor ancak koçerler veya arıcılar yaylaya çıktığı zaman bu yasaklarla somut bir şekilde karşılaşıyorlar. Birçok zaman bu yasakları oradaki askerî jandarma karakolunun bir komutanı veya emniyet yetkilisi veya bazı yerlerde korucular koyuyor.

Şimdi, İçişleri Bakanı, bölgenin milletvekilleri, Bitlis’in, Hakkâri’nin, Van’ın, Muş’un, Ağrı’nın, o yaylalara sahip illerin milletvekilleri eğer çıkıp bu iddialarımızın doğru olmadığını söylüyorlarsa gelip bu kürsüden izah etsinler, açıklasınlar. Eğer değilse, bunlar bölgenin bir gerçeğiyse, binlerce, on binlerce insan, yüz binlerce küçükbaş hayvan çok zor koşullarda, engellerle, sefalet içinde ve birçok zaman kent merkezlerinde, ilçe merkezlerinde bekletiliyorken, bu sorunu ne zamana erteleyeceğiz ve yine hepimiz biliyoruz ki, bu vatandaşlara karşı, koçerlere karşı, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kadar borçluyuz. Devlet olarak borçluyuz, siyasiler olarak borçluyuz, bu ülkede yaşayanlar olarak borçluyuz çünkü koçerler bugüne kadar Türkiye’de hiçbir kamusal destekten, hiçbir kamusal faydadan yararlanmamışlar. Eğitimden yararlanmamışlar çünkü dağlarda yaşıyorlar, devlet bununla ilgili hiçbir önlem almamış. Sağlıktan yararlanmıyorlar çünkü birçok zaman yaşadıkları bölge, hastaneye… Yaylalarda yaşadıkları için hastanelere veya belli bu tür olanaklara sahip değiller. Sigortalı değiller, yeşil kartlı değiller, hiçbir güvenceleri veya hiçbir statüleri yoktur.

Sayın milletvekilleri, koçerler oy kullanma hakkına sahip değildir. Bu konuda bir düzenleme yapılmamış. Şimdi soruyorum: Bir ülkede, siz, demokrasi var diyeceksiniz, demokratik bir ülke olduğunuzu iddia edeceksiniz, sizin vatandaşlarınız, yüz binlerle ifade edilen, belki bugün sayıları azalmış, birçoğu yarı göçebelik yapıyor ama yine on binlerce koçer koçerlik yapıyor, bunları eğitimden, sağlıktan, oy kullanma hakkından mahrum bırakacaksınız, buna yönelik hiçbir düzenlemeniz olmayacak ve siz demokratik bir ülke olacaksınız ve sizin ülkenizde demokrasi olacak ve sosyal devlet olacak. Şimdi, bunlar nasıl izah edilebilir ve iddia ediyorum: Dünyanın her tarafında, gelişmiş Avrupa ülkelerinde -ki Avrupa Birliğine gireceğiz, onun hazırlıkları yapılıyor, Avrupa Birliği üyesi olacağız-

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karabaş, bitirin lütfen.

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

…şimdi Avrupa’nın tüm ülkelerinde, orada bulunan her türlü büyük ve küçükbaş hayvanlar bile kayıt altına alınmışken, koçerlerin bırakın hayvanlarının kayıt altına alınması, iddia ediyorum, koçerlerin sayısıyla ilgili, ne kadar koçer olduğu, nasıl yaşadıklarıyla ilgili ve sayılarıyla ilgili devletin bölgedeki birimlerinde düzenli kayıtlar yoktur, birçok koçer kayıt dışıdır. Onun için biz bugün gündeme bu araştırma önergemizin alınmasını ve bir araştırma komisyonunun oluşturulmasını, bu sorunun ciddi bir şekilde ele alınmasını istiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Karabaş.

Aleyhte, Sayın Veysi Kaynak, Kahramanmaraş.

Sayın Kaynak, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamadığından bütün siyasi parti grupları Meclisimizin çalışmasıyla ilgili grup önerilerini bugün Parlamentoya getirmişlerdir. Bizim grubumuzun da Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun da bir grup önerisi olduğundan, Demokratik Toplum Partisi Grubunun önerisine katılmadığımı belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaynak.

Lehte, Ramazan Kerim Özkan, Burdur.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki göçerlerin sorunlarının Meclis araştırması yapılarak çözümü yönünde söz almış bulunuyorum. Tekrar tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten göçerlerin büyük sorunları vardır. Bu, sadece Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da değil, Toroslar’da, İç Anadolu’da, bütün ülke genelinde göçerlerimizin sorunları yaşanmaktadır. Göçerlik açlıktır -bir, onu bileceğiz- susuzluktur, yaya yürümektir, yalın ayak yürümektir, susuz kalmaktır, ilaç bulamamaktır, katranla haşır neşir olmaktır. Katran, onun kara doktorudur. Doktor diye kullandığı ilaç, karın ağrısına, baş ağrısına, yaraya kullandığı ilaç –göçerin- katrandır. Bunlar, yaya yürürler hayvanlarıyla beraber. Hastalıklarla hem kendileri hem hayvanları karşı karşıyadır. Koruyucu hekimlik bunlar için çok zordur çünkü göçtükleri yerlerde ulaşım sorunu vardır, gittikleri yerlerde ulaşım sorunları vardır.

BAŞKAN – Sayın Özkan, bir dakika…

Sevgili arkadaşlarım, lütfen kürsüdeki hatibi dinleyelim.

Buyurunuz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Kendileri doktorla buluşamaz, hayvanları veteriner hekimle buluşamaz. Bu sorunların gerçekten bu Meclis tarafından araştırılıp çözüm bulunması gerekir.

Barınmaları yoktur. O dediğimiz gibi, biraz önce söylediğim gibi, yaya giderler. Ulaşacakları yaylalara yaya olarak… Ama önlerine bir sürü engeller çıkar, trafik çıkar, jandarma çıkar, köy halkı çıkar, korucu çıkar, çıkar, çıkar, çıkar… Sorun saymakla bitmez. Ortakçısı çoktur, ortakçısı. O, yaylaya gider muhtarla karşılaşır, o yaylanın sahipleriyle karşılaşır. Hâlbuki orası onun yurdudur. Yurt, onun atadan gelen bir özgürlüğüdür, onun evidir, ülke topraklarıdır ama onun evidir. O yurt olarak değerlendirilen yer onun en kutsal varlığıdır. O yurtlar için kavgalar olur, dövüşler olur, canlar yakılır. Bunları bilmemiz gerekiyor.

Bakın, toprak için konuşuyoruz. Mayınlı arazilerle ilgili konuşuyoruz. Sanki “Şu işkembeyi al, temizle, ye.” der gibi. Hâlbuki orası vatan toprağı. Orası öyle verilip de, bir kelle değil, ütülenecek kelle değil. Orası vatan toprağı. O topraklar için biz, hepinizin atalarında var, şehitlerimiz var, gazilerimiz var. O Çanakkale’de, Galiçya’da, Domaniç’te, hepimiz o topraklarda niye savaştık?

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Dumlupınar…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Dumlupınar’da, aynı şekilde, niçin savaştık?

Bakın, iki köy. Aynı coğrafyanın iki köyü. Hepimiz kırsaldan geldik veyahut da şehir. Yanınızdaki köye, kendi köyünüzün harman yerini kullanma iznini verir misiniz, bir düşünün. Sadece harman yeriniz. O köy muhtaç. Sizin köyün arazisi veyahut da sizin beldenin arazisi, sizin ilçenin arazisi. O araziyi, arazisi olmayan yanınızdaki komşu köye emanet, kırk dört yıllığına verir misiniz? Vermezsiniz değerli arkadaşlar. Ama burada günlerdir o yasayla mayınlı arazinin temizlenip tekrar tarıma kazandırılmasıyla ilgili, Ottawa Sözleşmesi gereği günlerdir burada konuşuyoruz. Havanda su dövüyoruz. Hâlbuki bu sorunu mayınların temizlenmesi anlayışı içerisinde getirseniz, mayınlarımız temizlense, bu göçerlerin yaşadığı o arazileri terk edip gittikleri oranın vatandaşına, bu arazileri tarım yapma anlayışı içerisinde, “Gelin, bakın, burası sizin yurdunuz; Sayın Beritanlı Aşireti’nin yetkilileri, bakın, siz göçüyorsunuz ama oralarda sorunlar yaşanıyor, yollarda sorunlar yaşıyorsunuz, gelin bu arazinin bir kısmını siz kullanın; gelin buranın halkı, buranın arazisini siz değerlendirin, biz sizin önünüzde devlet olarak ışık tutmaya, aydınlatmaya, teknolojiyle sizi buluşturmaya hazırız.” desek, bu sorunu çözsek olmaz mı? Aynı sorunlar, bu sorunlar yumağı büyüyor, büyüyor, büyüyor, ülkede sanki başka sorun kalmadı, işsizlik bitti, yoksulluk bitti, yolsuzluk bitti; üç haftadır havanda su dövüyoruz.

Sayın Başkan, dün yaşananlarla ilgili olarak sizlerden bu Meclis adına üzüntülerimizi belirtiyoruz. Bir sorun çözülsün anlayışı içerisinde biz olaya yaklaşıyoruz. İşte sorunlar bunlar. O seksen binlerle, yüz binlerle toplanan aşiretlerin sorunlarını, o göçerlerin sorunlarını burada tartışıp onların sofrasında bir dilim ekmek, onların sofrasında bir çanak yemek, çocukların ayağında bir ayakkabı olabilirsek bu bizim mutluluğumuz olur. Niçin buraya geldik? Bu Türkiye Büyük Millet Meclisi niçin var? Bu toplumun sorunlarını çözmek için. Siyaset niçin var? Sorun çözme sanatı, siyaset sorun çözme sanatı. Bu sorunları çözemediğimiz sürece, değerli arkadaşlarım, gerçekten hâlimiz harap. Bugün şu Ankara’dan çıkın, Kızılay’ından Dışkapı’ya veya İstanbul’un Sirkeci’sinden Beşiktaş’a kadar bir yürüyün, yaya yürüyün, elbiselerinizi çıkarın, rozetinizi çıkarın, bir mont giyin, bir kot giyin, çıkın, yola çıkın, nelerle karşılaşacaksınız? Hemen Meclisin kapısından çıktığınız zaman yedi yaşında bir çocukla karşılaşıyorsunuz, elinde mendil, 1 liraya ihtiyacı var, 1 lira. Hemen geçiyorsunuz, yaşlı bir teyze, yetmiş yaşında, köşeye çekilip oturup ibadetini yapması gereken bir teyze “Yavrum, Allah seni Allah’a bağışlasın, karnım aç, bana 1 lira.” diyor; geçiyorsunuz, yetmişlik bir dede, elinde bir mendil, aynı şekilde; geçiyorsunuz, bir küçük yavru, bir kantar koymuş  “Lütfen, bir tartıya çıkar mısınız? Benim 1 liraya ihtiyacım var, kardeşlerimi okutuyoruz…” Bu, Türkiye'nin her yerinde. Arabayla gidiyorsanız onda da farklı sorun var. Hemen arabanın önünde bir çocuk bitiyor, elinde bir kirli bez, cam siliyor. Onun da 1 liraya ihtiyacı var. Cebinizde bozuk paraya…

TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Bizim de var.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – E, sizin de ihtiyacınız var paraya ama dün kredi kartlarıyla ilgili önergede karşı oy kullandınız. Herkesin ihtiyacı var, bu göçerlerin de ihtiyacı var. Yaşamaya, yaşatmaya hepimizin ihtiyacı var.

Onun için, bu sorunların bu Mecliste tartışılması gerekiyor değerli arkadaşlarım. Ama tartışacağımız konular, hassas konular geldiğinde ne yazık ki Mecliste iktidardan milletvekili bulamıyoruz. Ne yaparlar, ne işlerler, o sokakta o 1 lirayı dağıtmaya mı gittiler, ne yaptılar bilemiyoruz. Bu saatte, yoklama saatlerinde değerli arkadaşlarımız Meclis içerisine giriyorlar ama önemli konuların görüşüldüğü, bu on binleri, yüz binleri ilgilendiren konuların görüşüldüğü saatlerde, anlatılan saatlerde burada olmuyorlar, ancak oylama saatinde gelip burada ellerini kaldırıyorlar. Şimdi yine gelecekler. Ne konuştuk, ne anlattık? Göçerlerin sorunlarını tartıştık, ekmeği konuştuk, emeği konuştuk, onları konuştuk.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Onlar da göçer, içeriden dışarıya göçüyorlar!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Ama geldikleri zaman, ne konuşulduğunu bilmeden, hangi sorunun konuşulduğunu bilmeden yine elleri havada girecekler.

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Ramazan Bey, onlar da Meclis göçeri!

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, üzülüyoruz, gerçekten, bir parlamenter olarak üzülüyoruz. Bu sorunların çözüm yeri bu Türkiye Büyük Millet Meclisi. Onun için, “Gelin.” diyoruz, bu göçer olarak yaşayan vatandaşlarımızın ekonomik sorunlarına, sosyal sorunlarına, sağlık sorunlarına, barınma sorunlarına, hep beraber bir Meclis araştırması önergesine oy vererek çözüm bulalım istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, herkes buradan çıktığı zaman sıcak yuvalarına gider. Bunlar duşu bilmezler, suyu bilmezler. Bir teneke su temizlenmeleri için geçerlidir, yeterlidir. Onların da yaşamaya ihtiyaçları var, bu dünyaya geldiler. Onların da bu güzelliklerle buluşmaya ihtiyaçları var. Onun için, nisanda evlerinden çıkıp ta ekimde tekrar o sabit yuvalarına dönen bu göçer kardeşlerimizin sorunlarını gerçekten Meclisin araştırması gerekiyor. Bu konuda desteklerinizi bekliyoruz. Bunlar yollarda, araçların üzerlerinde, hayvanlarıyla sıkış tepiş aynı yerde, aynı mekânda, biraz önce de söylediğim gibi, mekân değiştiriyorlar. Bunların bu seyahatlerinde de kolaylıklar sağlanması gerekiyor. Bunları burada söylüyoruz ama bir Meclis araştırması önergesiyle bir komisyon oluşturup derli toplu bir taslak hazırlarsak bunun sorunlarının çözümü yönünde çok güzel bir iş yapmış oluruz.

Bu anlamda söz aldım, tekrar yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. Ancak biraz önce de söylediğimiz gibi, bu mayınlı arazilerle ilgili olarak ben dün Mecliste çıkarak Sayın Başkanımıza şunu ifade ettim, dedim ki: Ben Burdur’un Düğer köyünden lakabı “Kara Mustuk” olan Gazi Mustafa Çelik’in torunuyum. Onun dört kardeşi Çanakkale’de kalmış, şehit olmuş. Bu şehitleri olan Gazi Mecliste bu yasayı Sayın Başkanım oylatmayın. Hem İç Tüzük’ü çiğniyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Ne alakası var!

BAŞKAN – Bitirin Sayın Özkan, lütfen.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Bu anlamda bir talebimiz oldu ve gerçekleşti. İnşallah ilgili yasayı çekersiniz, toplumun sorunlarına hep beraber çözüm buluruz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

Aleyhte, Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.

Sayın Akçay, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisinin araştırma önergesi aleyhine söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal sorunları bütüncül bir yaklaşım içinde ele almak gerekmektedir. Ülkemiz “Bir fiske vur, bin ah işit kâse-i fagfurdan.” misali feryat etmektedir. Ülkemizin her yerinde ve her konuda çok çeşitli sorunlar vardır. Sorun ister tarım ve hayvancılıkla ilgili olsun ister sanayi ile ilgili olsun özellikle Hükûmet ve Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde sorunların ve konuların birbiriyle ilgileri de dikkate alınarak, bütüncül ve bütün boyutlarıyla kavranarak ele alınması ihtiyacı vardır.

Bir düşünürümüzün ifadesiyle “Haliç’in neresinden bir bardak su alsak tahlili aynı çıkar.” anlayışı içerisinde tarım ve hayvancılıkla ilgili sorunlara da, ülke ihtiyaçları ve sorunları çerçevesinde lokal sorunlara da teşhis ve tedavi getirilmelidir.

Son iki yıldır ekonomideki kötü rakamlarla geleceğinin sinyallerini veren ekonomik kriz 2008 yılının Eylül ayından itibaren daha da artarak etkisini göstermiş ve ülkemiz ekonomisi üzerinde çok ciddi hasarlar meydana getirmiştir. İç ve dış talepteki düşme sonucu olarak imalat sanayisinde kapasite kullanım oranı düşmüş, buna bağlı olarak da ihracat rakamları düşmüş, bu düşüşün paralelinde işsizlikte patlama olmuş ve 2009 yılı Şubat ayında işsizlik oranı yüzde 16’ya çıkmıştır.

Ekonomik krizi yok sayan AKP Hükûmeti ekonomik kriz sonrası 2009 için yüzde 4 büyüme hedefini yüzde 3,6 daralma olarak revize etmiş, 10 milyar 398 milyon Türk lirası olarak hedeflenen bütçe açığının 48,3 milyar TL’ye ulaşacağını, faiz dışı fazla yerine faiz dışı açık vereceğini itiraf etmek zorunda kalmıştır.

2008 yılına göre yüzde 8,4 artarak 149 milyar dolar olarak gerçekleşmesi hedeflenen 2009 yılı ihracat hedefi de 104 milyar dolara indirilmiştir.

2009 yılı Ocak-Nisan dönemi merkezî yönetim bütçesi incelendiğinde, 2008 yılı Ocak-Nisan döneminde bütçe gelirleri yüzde 4 oranında artarken aynı dönemde bütçe giderleri yüzde 24,6 oranında artmıştır.

2008 yılı Ocak-Nisan döneminde 12 milyar 467 milyon Türk lirası olarak gerçekleşen faiz dışı fazla, 2009 yılının aynı döneminde 1 milyar 55 milyon Türk lirası olmuştur. Yine 2008 yılı Ocak-Nisan döneminde 5 milyar 449 milyon Türk lirası olan bütçe açığının, 2009 yılında tüm yılın bütçe açığı 10 milyar 398 milyon Türk lirası olarak öngörülürken 2009 yılının ilk dört aylık döneminde 2008’e göre yüzde 268,4 oranında artış göstererek 20 milyar 73 milyon Türk lirasına çıktığı görülmektedir. Vergi gelirleri 2009 yılı Ocak-Nisan döneminde 2008 yılının aynı dönemine göre yüzde 4,1 oranında azalmıştır.

Krizin ülkemizin ekonomisini ne ölçüde etkilediği, merkezî yönetimin 2009 yılı ilk dört aylık rakamlarında açıkça ortaya çıkmaktadır. AKP Hükûmeti ekonomik krizi mahallî idareler seçimi öncesi seçim kaygısıyla yok saymış, krize karşı hiçbir önlem almamıştır. Krize karşı gerekli önlemler eğer sekiz ay önce alınsaydı, kriz ülkemizi bu kadar derinden etkilemeyecekti. Ekonomik kriz konusunda gerekli tedbirleri almayıp, ülkemizin, vatandaşlarımızın sekiz ayının boşa harcanmasının ve krizin sorumluluğu AKP İktidarına aittir.

Krize karşı reel sektöre yönelik gerçek anlamda tedbir almakta ve bunları bir bütün olarak ve koordineli bir şekilde uygulamakta zafiyete düşen Hükûmetin aldığı tedbirler de esas itibarıyla etkileri kalıcı olmayan geçici tedbirlerdir. Hükûmet, reel sektörün, tarım ve hayvancılığın sorunlarına etkili biçimde eğilmemektedir. Krizin derinleşmeye başladığı 2008 yılı Ekim ayından bu yana reel sektörün sorunlarını hafifletecek, piyasa beklentilerine olumlu katkı yapacak herhangi bir ciddi önlem alınmamıştır.

Krizi “Bizi teğet geçer.” sözüyle karşılayan AKP Hükûmeti, aradan geçen yaklaşık sekiz aylık süre içinde ardı ardına paketler açıklamak zorunda kalmıştır. Stokları eritmek için çıkarılan vergi indirimi içeren bu paketler, krizi biraz ötelemenin dışında bir işe yaramamaktadır. Kısa dönem için stokları eritmeye yönelik bu indirimle stoklar eridikten sonra ne olacaktır? Krizin asıl etkilediği işsizler ve yoksullar için bu paketler hiçbir anlam taşımamaktadır. Hükûmetin, sadece, tedbir alıyormuş gibi günü kurtarmak adına hazırladığı bu paketler, kamuya yük bindirmenin haricinde bir işe yaramamaktadır. Bu paketler, istihdamı, iç talebi ve sanayi üretimini artıracak tedbirle birlikte bir bütün hâlinde tasarlanmamıştır. Bu paketler, krize karşı kapsamlı bir bütünsellikten uzaktır. İç talebi canlandırmanın en önemli unsuru, toplumun satın alma gücünü artıracak ciddi düzenlemeler yapılmasından geçmektedir ama bunu tamamlamak üzere, sanayi sektöründe girdi maliyetlerini düşürmek, sigorta primlerini indirmek ama kayıt dışı ekonomiyi küçülterek sigorta tabanını genişletici önlemler almak da gerekmektedir ama şu an uygulamaya konulan paketlerle bu mümkün değildir. Bu nedenle, uygulamaya konulan paketlerin bu krizi çözmesi imkânsızdır.

2009 yılının ilk çeyreğinde, bütçe açığındaki büyümeye ve Türk lirasının değer kaybına bağlı olarak borç stoku yeniden artmaya başlamıştır. Ortalama yüzde 80 düzeyinde seyreden borç çevirme oranı son dönemde yüzde 100’ü aşmıştır.

Kamunun borçlanma ihtiyacındaki değişme, finansal sektör üzerindeki baskıyı da önemli ölçüde etkilemektedir. Ekonomik kriz nedeniyle iç ve dış talep ile finansman imkânları olumsuz etkilenmiş, ekonomideki hızlı küçülme kredi stokunda yavaşlamaya neden olmuştur. Ekonomik göstergelerdeki olumsuzluklar her geçen gün artmaktadır.

Ekonomik krizin ortaya çıkardığı olumsuzluklar nedeniyle, başta küçük ve orta büyüklükteki işletmeler olmak üzere, reel sektör firmalarının finansman kaynaklarına erişimlerinde ve mevcut kredi sisteminin işleyişinde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

Çalışanlara, emeklilere, tarım ve hayvancılıkla uğraşanlara verilecek destekle piyasalara nefes aldırılmalı ve bu yolla iç talep canlandırılmalıdır.

Çiftçiler ve KOBİ’ler için kolay kredi uygulaması yaygınlaştırılmalıdır.

İstihdam artışının sağlanması için kamuda boş kadrolar doldurularak kamu görevlisi açığı kapatılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, bütçe harcamalarına tarım ve hayvancılık çerçevesinde baktığımızda, 2008 yılında yüzde 9,6; 2009 yılında yüzde 17 olarak bütçe harcamaları artarken 2008 yılında bütçeden tarıma verilen desteğin oranı yüzde 1,8; 2009 yılında yüzde 1,9 civarındadır. Bu bütçe artışları karşısında Hükûmetin tarıma yeterli parasal desteği bütçeden ayırmadığını görüyoruz.

Ülkemizde yaşanan ekonomik büyümeden en fazla olumsuz etkilenen sektör tarım sektörüdür. Tarım sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 9,7’den yüzde 8,6’ya düşmüştür. 2007 yılında tarımda yüzde 7,3 küçülme olmuştur. 2008 yılının ikinci çeyreğinde de yüzde 3,5 küçülme yaşanmıştır.

Yine AKP İktidarı döneminde mazotta yüzde 100’leri, gübrede yüzde 150’leri, yüzde 200’leri, ilaçta yüzde 100’leri aşan fiyat artışları meydana gelmiştir. Çiftçi, gübre, mazot, ilaç kullanamaz hâle gelmiştir ve girdiler artmış, ürün fiyatları ya sabit kalmış, zaman zaman da düşmüştür.

AKP Hükûmetinin tarım ve hayvancılık konusunda izlediği politika tarımsal nüfusta işsiz nüfusun artmasına ve göçe zorlanmasına, bunun sonucu olarak da kent varoşlarında işsizler ordusuna yeni orduların eklenmesine yol açmaktadır.

Sözlerime burada son veriyor, değerli milletvekilleri, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay.

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyorum.

III.- YOKLAMA

 (CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, yoklama talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, Demokratik Toplum Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş olan önerisi üzerinde lehte ve aleyhte konuşmalar sona ermiştir.

Önergenin oylamasından önce yoklama talebi vardır.

Şimdi bu talebi yerine getireceğim ancak yoklama talebini işleme koyabilmem için, ayakta olup yoklama talep eden milletvekillerinin sayısının 20 olup olmadığını tespit edip tutanağa geçireceğim:

Sayın Okay, Sayın Aslanoğlu, Sayın Korkmaz, Sayın Süner, Sayın Köse, Sayın Kaptan, Sayın Özkan, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Ağyüz, Sayın Oksal, Sayın Küçük, Sayın Topuz, Sayın Hacaloğlu, Sayın Güvel, Sayın Oyan, Sayın Kart, Sayın Koçal, Sayın Aydoğan, Sayın Tütüncü, Sayın Ekici.

Değerli arkadaşlarım, 20 sayın üyemiz var. Yoklama için üç dakikalık süre veriyorum. Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayımız vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- (10/166) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutuyorum:

2.- (10/106) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

                Tarih: 03.06.2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 03.06.2009 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun “TBMM Genel Kurul Gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmının 58. sırasında yer alan 10/106, esas nolu, “Esnaf ve Sanatkârların Sorunlarının Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98. ve İçtüzüğün 104 ve 105. Maddeleri Gereğince” Meclis Araştırması önergesi görüşmelerinin bugünkü birleşimde yapılması önerisinin İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                  Mehmet Şandır

                                                                                                                        Mersin

                                                                                                          MHP Grup Başkanvekili

BAŞKAN – Önerinin lehinde ve aleyhinde 2’şer arkadaşıma söz vereceğim.

Süreler onar dakikadır.

Lehte, Sayın Emin Haluk Ayhan, Denizli.

Sayın Ayhan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin esnaf ve sanatkârların yaşadığı sorunların tespitiyle çözüm yollarının bulunması için, Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereği, araştırma önergesinin görüşülmesinin lehinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, AKP’nin uyguladığı ekonomik politikaların halkın satın alma gücünü azalttığı, ucuz ithal mallar karşısında rekabet gücünü kaybetmesi, gelir politikalarının çiftçi, memur, emekli gibi sabit ve dar gelirli kesimin satın alma gücünü azaltması, yüksek istihdam maliyeti, dolaylı vergilerin yüksekliği, kayıt dışı ekonominin yaygınlığı, perakende ticaret piyasasında yabancı sermayeli büyük kuruluşların artan ağırlığı nedeniyle küçük esnaf ve sanatkâr kesiminin ekonomi içinde etkinliğini süratle kaybettirmiş ve giderek yoksullaştırmıştır.

Bugün, esnaf ve sanatkârlarımız sosyal ve ekonomik ve kültürel bakımdan ülkemizin çok önemli bir kesimini teşkil etmektedir. Esnaf ve sanatkârlarımız, girişimci özelliğine kıt imkânları katarak kendi işini kuran, müşteri, pazar ve iş yönetimini bizzat kendisi gören, istihdam yaratan, ailesinin geçimini sağlamak için gayret gösteren cefakâr bir üretim ve hizmet erbabıdır. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonuna kayıtlı aktif olarak çalışan esnaflar aileleriyle birlikte dikkate alındığında yaklaşık 8 milyonluk bir camiayı temsil etmektedir.

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonunun verilerine göre 2005 yılında 196 bin yeni iş yeri açılırken 287 bin esnaf iş yerini kapatmıştır. Mesleki bilgi ve becerilerini evrensel bilgi, beceri ve disiplinlerle destekleyen, yeni değerler kazanmalarını sağlayan politika, plan ve uygulamalara hâlâ kavuşmamışlardır. Esnaf ve sanatkârların iyiye doğru değişim ve dönüşümünü sağlayacak, yeni esnaf ve sanatkâr modelini oluşturacak millî politikanın belirlenerek, plan, program ve projelerinin yürürlüğe konulması gerekmektedir. Bugün esnaf çok zor durumdadır ancak ciddi bir esnaf politikası da yoktur. Bilgi birikimleriyle sahip oldukları imkânlar, içinde bulunduğumuz şartlarda varlıklarını huzur içinde sürdürmelerine izin vermemektedir. Esnaf ve sanatkârlarımız, gelişmiş pazarlara hitap edecek donanımlardan mahrumdur; bilgi ve teknolojideki yeniliklerin getirdiği değişimlerin, küresel ekonominin, marketlerin ve Uzak Doğu mallarının yarattığı rekabetin, AB uyum yasalarının öngördüğü yeni standartların, halkın alım gücünün düşmesi ve tüketim alışkanlıklarının değişmesinin, yaşanan iç göçler ile işsizliğin oluşturduğu kayıt dışı esnaf ve sanatkârlığın oluşturduğu haksız rekabetin yarattığı tehditler altında maalesef var olma mücadelesi vermektedir.

Esnaf ve sanatkârların sorunlarına çözüm bulunamadığı takdirde, esnaf ve sanatkârlık müessesesi çökecektir. Çöken bu müesseseyle birlikte, ülke genelinde, işsizlik artacak, gelir dağılımda uçurumlar oluşacak, yardıma muhtaç insanlar çığ gibi büyüyecek, milyonlar, elde kredi kartı ve kasiyer kuyruğunda alışveriş yaparak, bakkal, kasap, manav, terzi, berber ve fırıncıda kurulan dostluklarla güçlenen sosyal doku her geçen gün zayıflayarak millî birlik ve beraberliğimizi olumsuz şekilde etkileyecektir.

Hâlbuki, Anayasa’mızın 173’üncü maddesinde belirtilen “Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu tedbirler alır.” hükmünün hayata geçirilmesi, bunun için gerekli yasal düzenlemelerin de yapılması gerekmektedir. Bugün, ekonominin kriz sinyallerini vermeye başladığı yaklaşık iki yıldan bu yana geçen süre içinde krizin iyi yönetilememesi ekonominin her alanında güven kaybını hızlandırmış, geleceğe yönelik risk beklentilerini yükseltmiş, hemen her sektörde ağır tahribatlar yaşanmıştır. Sorunların gittikçe ağırlaşması karşısında Hükûmet, hâlâ, toplu, kapsamlı ve köklü tedbir almakta ısrar etmemekte, uyarı ve eleştirileri maalesef dikkate almamaktadır. Hükûmetin bu tutumu nedeniyle kısa ve orta vadede krizden çıkışın kolay olmayacağı, sorunların artarak devam edeceği konusunda endişelerimiz devam etmektedir.

Ekonomik krizin ortaya çıkardığı olumsuzluklar nedeniyle, başta küçük ve orta büyüklükteki işletmeler olmak üzere reel sektör firmalarının finansman kaynaklarına erişimlerinde ve mevcut kredi sisteminin işleyişinde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Başta reel sektör olmak üzere firmaların finansman imkânlarının geliştirilmesi ve kredi sisteminin etkin hâle getirilmesi ekonominin acil ihtiyaçlarından biridir. Reel sektörün üretim potansiyelinin ve istihdam devamlılığı ile mali sektörün sağlıklı bir yapıda bulunması istikrar ve güven ortamının oluşmasına olumlu katkı yapacaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi, krizin hissedilmeye başladığı ilk günlerden itibaren krize yönelik uyarı, eleştiri ve önerilerini gerek parti gerekse Meclis grubu olarak sürekli gündeme getirmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi seçim beyannamesinde, KOBİ’lerin bankalardan daha fazla kredi almasını temin etmek üzere Kredi Garanti Fonu sisteminin kaynaklarının artırılacağını ifade etmiştir. Maalesef, Hükûmet, bu hadisenin daha yeni farkına varmıştır.

Burada ifade etmek istediğim bir husus daha var. Elimdeki doküman, 2008 Yılı Katılım Öncesi Ekonomik Program. Nisan 2009’da hazırlanmış. Burada, krize karşı alınan tedbirlerin, önlemlerin maliyet listesi var. 2008 yılında, baktığımız zaman, bütçeden esnaf ve sanatkâra, maalesef, zırnık yok. Siz, TOBB’la Halk Bankasının anlaşması nedeniyle verilecek krediyi,  Hükûmetin esnafa, sanatkâra bahşettiği bir iyilik olarak mı görüyorsunuz? Böyle bir şey söylenilebilir mi? Hani satacaktınız Halk Bankasını? Hani satacaktınız Ziraat Bankasını? Lazım olacağı bir gün yok muymuş? Maalesef, AKP Hükûmeti ekonomide ne yaptığını bilmez bir durumdadır. Bunu niçin söylüyorum? Elimde tablo var. Daha 2009 yılı programı, 2009 bütçesi burada görüşülürken “Büyüme yüzde 4 olacak.” diyorsunuz, Katılım Öncesi Ekonomik Program’a bakıyorsunuz; negatif 3,6. “Millî gelir kişi başına 10 bin doların üzerine çıkıyor.” diyorsunuz, üç ay sonra revize yapıyorsunuz, kişi başına 8 bin dolarlara iniyor, hem de yüzde 30 artırılmış şekliyle. Şimdi, buradaki ithalat-ihracat hedeflerinin reel olarak dolar bazında yüzde 8,6 civarında artacağını öngörüyorsunuz, daha program burada görüşülürken, bütçe burada görüşülürken bunlar -her zaman söylediğimiz gibi- ne hâle geliyor? Yüzde 25 ithalatın düşeceğini söylüyorsunuz, yüzde 17 ihracatın düşeceğini söylüyorsunuz. “Yüzde 17 ihracat düşecek.” dediniz, Mayıs ayı ihracatı -daha iki gün önce açıkladık- yüzde 39,90; yüzde 40 düştü. Peki, ne olacak bu ihracat yapan ihracatçı kesimler? TİM yasası orada bekliyordu. TİM ortadan kalkacak. Yeni hareketlenmeye başladı. Bütün bunların dikkate alınması lazım.

Burada benim özellikle ifade etmek istediğim şey, hiçbir şeyin plan, program dâhilinde gitmediğidir, Hükûmetin ciddi bir önlem almadığıdır, ciddi bir önlem almamanın ötesinde böyle bir düşünce tarzını geliştirmemesidir.

IMF’e küsüyorsunuz; IMF gelip sizden para mı istedi? Anlaşmayı yapmayacaksanız açıklarsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, bitirin lütfen.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, ifade etmek istediğim şey şu: Gerçekten esnaf ve sanatkârların durumu büyük sıkıntı içindedir. Benim kendi bölgemde 35 bin esnafın ancak -Denizli’de- bin civarında esnaf kredi kullanma imkânına kavuşmuştur. Burada sıkıntılar büyüktür, bunların giderilmesi lazımdır. Dolayısıyla, ben bu önergenin lehinde bu nedenle söz almış bulunuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayhan.

Önerinin aleyhinde, Sayın Azize Sibel Gönül, Kocaeli.

Sayın Gönül, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Adalet ve Kalkınma Partimizin grup önerisi olduğu için aleyhte olduğumu bildirir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından alkışlar(!)]

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bravo, tarihî bir konuşma!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Gönül.

Önerinin lehinde, Sayın Mehmet Ali Susam, İzmir.

Sayın Susam, buyurun. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin, esnaf ve sanatkârların sorunlarının görüşülmesi konusunda vermiş olduğu önergenin lehinde konuşmak için söz aldım. Huzurlarınızı saygıyla selamlıyorum.

Gerçekten, belki bugün bu Meclisin en çok konuşması gereken konularından bir tanesi ve bu sorunların ülkenin sorunlarıyla özdeşleştiğini hep beraber kabul edip, bu sorunların çözümü konusunda çok ciddi şekilde somut öneriler getirmeye ihtiyacımız var. Az önce konuşan Milliyetçi Hareket Partisinden arkadaşımızın da belirttiği gibi, esnaf ve sanatkârlar, bu ülke nüfusunun çok önemli bir kesimini teşkil ediyorlar. Sizler de bunun çok bilincinde olan insanlarsınız. Hepiniz sabah kalktığınızda, sokağınızdaki bir bakkalla, çevrenizdeki bir berberle, bir tamirciyle, bir tuhafiyeciyle ve benzeri iş kollarından insanlarla karşılaşıyorsunuz. Sokağa çıkıp bu insanlarla selamlaştığınızda, “Merhaba” dediğinizde aldığınız cevapları bir parlamenter olarak vicdanınızda değerlendirdiğinizde, onların çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu herhâlde siz de vicdanlarınızda değerlendiriyorsunuz.

Türkiye, bugün, dünyadaki küresel krizin sadece finansman ayağını değil, çok ciddi şekilde reel piyasalarda, yani esnafta, sanatkârda, tarımda, sanayide yaşanan sorunların çok ciddi boyutta olduğunun farkında. Yani biz bir ekonomik problemi yaşıyoruz. Bu problem sosyal olarak da işsizlik olarak karşımıza çıkıyor.

Bugün, Türkiye’de işsizliği önlemenin en birincil yolu piyasadaki talebi canlandırmaktan geçiyor. Bu krizden çıkışın birinci yolu, artık dünyadaki küresel krizin getirdiği ihracata yönelik tedbirler almaktan daha çok iç talebi canlandırmaya yönelik, yani esnafı, sanatkârı ayakta tutacak çözüm yolları bulmaktan geçiyor. Ama maalesef, AKP İktidarının kafasında küçük işletmeler yok, esnaf-sanatkâr yok. Olmadığını, bugüne kadar almış olduğu ekonomik tedbirlerin tümünü bir gözden geçirdiğinizde görebilirsiniz.

54 milyar Türk lirasını bulan bu krizde tedbir aldığını söylüyor Hükûmetimiz ama bu 54 milyar lira alınan tedbirlerden esnaf-sanatkâra yansıyan bir şey yok. Az önce de bahsedildiği gibi, bankaların vermiş olduğu bazı krediler veya bazı sivil toplum örgütlerinin finansman olarak kullandırdığı kredilerde, faizi üstlenme dışında Hükûmetin piyasaların canlanması için aldığı önemli bir tedbir yok.

Bugün burada biz bunları bir kez daha dillendireceğiz. Açıkça söylüyorum: Eğer bizi dinlerseniz, esnafın, sanatkârın sorunlarının çözümünde ciddi mesafe alırsınız. Ama bu kafayla gider, hâlâ büyükleri düşünen, büyüklerle ilgili birkaç tane lobinin size yaptığı baskılar sonucunda tedbirler alırsanız, bu ülkedeki ekonomiyi canlandırma şansınız yoktur.

Bir kere hemen şunu söyleyeyim: Az önce, gelmeden Meclise fakslanan bir yazı vardı. İzmir Ticaret Borsası Başkanı bütün milletvekillerine demiş ki: “Parlamentoda bekleyen büyük alışveriş merkezleri ve hipermarket yasasını çıkartın ey milletvekilleri.” Işınsu Kestelli. Evet, artık borsa başkanları ve bütün ticaret odası başkanları da hipermarket yasasının çıkartılmasının zorunlu olduğunu anlamış durumdalar. Ama AKP bu yasayı altı buçuk-yedi yıldır çıkartmıyor. Çünkü bu yasa, perakende sektöründeki alışverişi, bütünüyle kaynağını büyüklerin eline topladığının bir sonucu. Üretim yapan insanların üretim yaptıkları işlerde ciddi bir şekilde ithalat baskısıyla karşı karşıya kaldıklarının bir sonucu. Bugün, Türkiye, uyguladığı ekonomik politikayla ithalatın baskısı altında ve uyguladığı ekonomik politikada ucuz döviz politikasıyla ithalatı müthiş bir şekilde teşvik eder noktada. Ama aynı zamanda bu büyük alışveriş merkezleri, binlerce alışverişin merkezinin, küçük işletmenin de yok edilmesinin en önemli nedenleri.

Bugün piyasalarda günlük dönen para anında yurt dışına transfer oluyor. Bugün o para küçük işletmelerde, Türk esnaf-sanatkârında, Türk tarımında dönse, birbirini tetikleyen bir şekilde piyasada canlanmayı getirecek ama öyle olmuyor. Bu yasayı çıkarmanın önünde ne engel var? Bakanlık getirdi Bakanlar Kuruluna koydu ama Bakanlar Kurulundan imzadan çıkmıyor. Neden çıkmaz? Çünkü yabancı güçlerin lobilerinin baskısı neticesiyle büyük alışveriş merkezleri yasasının çıkması engelleniyor.

Her konuda diyorsunuz ki: “Avrupa Birliği normlarına uymak için yasal düzenlemeler yapalım, Anayasa’yı değiştirelim, şunu yapalım, bunu yapalım.” Ottawa Sözleşmesi’nin gereği mayın yasasını çıkarmaya çalışıyoruz. Peki, Avrupa Birliği KOBİ’lerle ilgili yıl ilan etti 2009’u, KOBİ yılı ilan etti. KOBİ yılı ne demek? KOBİ’lerle ilgili yasal düzenlemeleri de bu Parlamentodan çıkarmak demek. Niye çıkarmıyorsunuz? Neden getirmiyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, ben bu konuda çok açıkça söylüyorum. Parlamentoda bulunan bütün milletvekilleri arkadaşlarımız eğer sokakta alışveriş yaptığı, selam verdiği insanları dinlerse bu yasanın buraya acilen getirilip çıkarılmasını sağlaması lazım.

İkincisi: Türkiye'nin sosyal problemi işsizlik. İşsizliği neyle önlersiniz? Esnaf-sanatkârlarla önlersiniz, onların yanında çalıştırdığı insanlarla önlersiniz. 3 milyonu aşmış esnaf-sanatkâr var, yanında 1 kişi çalıştırdığı zaman 3 milyon ediyor ve bu insanlar bugün bu kesimlerle bütünleşmiş durumda. Ama büyük işletmelere işçi çıkarmama için vermiş olduğunuz teşvikler hiçbir şekilde yerini bulmuyor. Onlara verdiğiniz teşvikler yerine esnaf-sanatkârın yanında çalıştırdığı insanların yükünü hafifletin. Esnaf- sanatkârdan vergi almayın, en azından vergilerini bir yıl için erteleyin. Bakın görün ki onlar yanına 1 kez daha 1 kişi daha alacak ve bu toplumdaki en önemli sosyal dayanışmayı sağlayacaklar. 

Bir tane aç kalmış insanın hipermarketten veresiye ekmek aldığını gördünüz mü? Ama bugün işsiz kalmış binlerce insana bizim esnaflarımız bakıyor. O insanlar birbirleriyle bütünleşmiş durumdalar. Şimdi artık kredi kartı kullanamayan insanlar tekrar veresiye defterleriyle, toplumda esnaf- sanatkârlarla alışveriş yapıyorlar. Onun için, küçük işletmeler bu ülkenin hem sosyal anlamda çok önemli kurumlarıdır hem ekonomik anlamda. Çünkü dünya bu krizde şunu gördü: Global, küresel ekonomide büyük işletmelerin birden çöktüğünü gördü. Ama küçük işletme verimlidir. Değişen şartlara hızla ayak uydurur. O işletmeler ekonomik değişikliklerde kendini hemen ekonomik değişikliğe ayak uydurmaya çalışır. Yeter ki siz onlara  destek verin, siz onların önünü açın, siz onlara destek olup Hükûmet olarak arkasında durun. Maalesef bugün ekonomik politikamızda hep büyüklere sağlanan destekler, teşvikler küçüklere sağlanmıyor. ARGE desteği yaptınız, küçüklere vermediniz. KOSGEB destekleri sağladınız, alan hep büyükler oldu. Bakın, KOSGEB desteğini alıp bankada faize yatıran insanları banka müdürlerine sorun. Çünkü politikanızda zorda olanlara değil, kaynağı güçlü olanlara para verme politikanız var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Susam, bitirin lütfen.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Can suyu kredileri gerçekten ihtiyacı olan insanlara gidemedi. Siz bankaya “Bunun faizini ben ödüyorum, ama teminatı sende.” derseniz olmaz. Ne gerekiyordu? Bu kriz dönemini aşacak kredi garanti fonunun hızla hayata geçmesi gerekiyordu. Ama aylardır söylemiş olmamıza rağmen kredi garanti fonunu faaliyete geçiremediniz ve bugün kredi almada insanlar bankaların kapılarında zorluklar çekiyorlar ve bugün bankacılık sektörü ciddi bir şekilde kredileri geriye çağırıyor. Sayın Başbakan bankacılara kızıyor ama ben Sayın Başbakana buradan sormak istiyorum: Siz değil miydiniz bankacılık sektörünü, başta yabancılar olmak üzere, özelleştirmeyi savunan, hatta “Halk Bankasını ve Ziraat Bankasını özelleştirelim” diyenler? Şimdi gördünüz mü kamunun bankacılık sektöründeki önemini?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Susam, lütfen bitirin.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Bu krizde en önemli olay, kamunun bu krizde çıkışta önemli bir yönlendirici işlevidir. Esnaf ve sanatkârlar da ekonomide böyle bir işleve sahiptirler, hem ekonominin gelişmesine hem sosyal hayatın daha sağlıklı işlemesine katkı koyarlar. Onun için bu önerge çok önemlidir. Bizim esnaf ve sanatkârın lehinde olan her şeye sonuna kadar destek olmamız görevimizdir.

Huzurlarınızı saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Susam.

Aleyhte Sayın İhsan Koca, Malatya.

Sayın Koca, buyurun.

İHSAN KOCA (Malatya) – Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri, saygıyla selamlıyorum sizleri.

Partimizin Grubunun da Meclisin çalışma takvimine ilişkin önerileri bulunduğundan, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Koca.

Cumhuriyet Halk Partisi…

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

III.- Y O K L A M A

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, oylamaya geçmeden önce toplantı yeter sayısının aranmasını talep ediyoruz.

BAŞKAN – Oylamadan önce yoklama talebi vardır. Bu talebi yerine getireceğim.

20 arkadaşımızın ayağa kalktığını tespit edeceğiz.

Sayın Şandır, Sayın Bal, Sayın Homriş, Sayın Günal, Sayın Büyükataman, Sayın Akkuş, Sayın Çelik, Sayın Taner, Sayın Paksoy, Sayın Bulut, Sayın Özensoy, Sayın Uslu, Sayın İnan, Sayın Tankut, Sayın Bölükbaşı, Sayın Nalcı, Sayın Yıldırım, Sayın Akçay, Sayın Melen, Sayın Ural.

20 arkadaşımız yoklama istedi.

Şimdi yoklama için üç dakikalık süre veriyorum. Adını okuduğum sayın arkadaşlarımızın elektronik cihaza girmemelerini rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- (10/106) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin ön görüşmelerinin Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım.

3.- (10/133, 10/169 ile 10/381)  esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

                                                03.06.2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu’nun, 03.06.2009 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                Hakkı Suha Okay

                                                                                                                        Ankara

                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/133, 10/169 ile 02.06.2009 tarihli ve 97 nci Birleşimde okunan 10/381 esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin görüşmelerinin, Genel Kurul’un 03.06.2009 Çarşamba günlü birleşiminde birlikte yapılması ve Genel Kurulun bugün saat 19:00’a kadar çalışması önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneriyle ilgili lehte ve aleyhte söz talepleri vardır, bunları yerine getireceğim.

İlk söz lehte, Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Malatya.

Sayın Aslanoğlu, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreler onar dakikadır arkadaşlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, demokrasinin, seçme ve seçilmenin ilk basamağıdır muhtarlarımız. Eğer demokratik bir ülkede bir kişiye seçilme hakkı veriyorsanız o kişiye yetki ve sorumluluklarını tarif etmeniz lazım. Geçen dönem, burada, Meclis iradesi, muhtarlarla ilgili verdiğimiz kanun tekliflerinde ve diğer konularda muhtarların sorununun öncelikle ele alınması için, geçen dönem Genel Kurulda olan milletvekilleri “Genel Kurula direkt indirilsin” demesine rağmen, Hükûmet, her nedense bir türlü bu yasayı sıraya almadı arkadaşlar. Bunu açık, net söylüyorum. Yani Hükûmet, Meclis iradesinin üstünde değildir arkadaşlar. Meclis iradesi “Bu yasayı getir, burada görüşelim” demesine rağmen, maalesef, geçen dönem milletvekillerinin iradesine aykırı olarak Hükûmet bu yasayı bir türlü sıralamaya almamış ve Mecliste görüşmeye getirilmemiştir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de 53 bin muhtar var, bunun 37 bin tanesi köy muhtarı, 16 bin tanesi mahalle muhtarı. Şimdi, size birkaç rakam vermek istiyorum ve vicdanlarınıza sesleneceğim: Bir muhtara 305 lira maaş veriyoruz ve muhtar seçildiği zaman otomatikman bu insanı BAĞ-KUR’lu yapmak mecburi. Otomatikman o ilin ilgili sosyal güvenlik kurumu muhtara yazı yazıyor “On beş gün içinde geleceksin, sosyal güvenlik şemsiyesine gireceksin.” diyor. Tabii, insanları sosyal güvenlik şemsiyesine almak güzel bir olay ama ne veriyorsun da ne istiyorsun? Verdiğiniz maaş kadar da sosyal güvenlik primi alıyorsunuz. Hatta, eğer bazı muhtarlar kıdemli olarak -böyle on beş, yirmi yıl yapan- basamak yükseltmişse o priminin 1,5 katı kadar da prim ödemek zorunda kalıyor arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bir kere yetki ve sorumlulukları belli olmayan bu insanların en azından yetki ve sorumluluklarını belirtmemiz lazım. Hangi yetkilerle donatılmış, sorumlulukları nedir? Yetki vermiyoruz ama tüm muhtarlar,sorumluluklarında, ilk yakaladığımız kişi oluyor. Yani jandarma gider muhtarı yakalar, adliye gider muhtarı yakalar. Her şeyde sorumluluk duygusunu veriyorsunuz ama muhtarın yetkisini ve özlük haklarını vermiyorsunuz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Yetkisini belirleyin ki bu insanların sorumluluk duygusu olsun arkadaşlar.

Şimdi, ben size bazı rakamlar vereceğim yine: Muhtarların yüzde 60’ının -eski muhtarlarsa BAĞ-KUR’a- Sosyal Güvenlik Kurumuna 30 bin lira, 40 bin lira borcu var arkadaşlar. Bu insanlar borçlu olduğu için hiçbir sağlık güvencesinden yararlanamıyor, yani hastaneye gidemiyor, tedavi olamıyor. “Borçlusun sen.” deniliyor. Bırak kendisini, borçlu muhtarların eşi ve çocukları da hiçbir sosyal güvenlik şemsiyesinden yararlanamıyor arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, yani kendisinin suçu ne, çocuklarının suçu ne?  Muhtar o bölgede, o mahallede ihtiyacı olanlara yeşil kart verilsin diye imza koyuyor, öneri yapıyor ama kendi çocuklarına, sağlık konusunda bakmakla yükümlü olduğu insanlara yeşil kart dahi verilmiyor arkadaşlar. “Sen sosyal güvenlik şemsiyesi altındasın, senin çocukların oradan yararlanır.” diyorlar ama Türkiye’de bir gerçek var arkadaşlar, muhtarların yüzde 50’si -sorun bölgelerinize- BAĞ-KUR’a borçlu mu? Hele eski muhtarsa artık ödenemez hâle geliyor. Nitekim bir borç yapılandırması yapıldı geçen dönem ama -verdiğimiz para 300 lira olduğu için- 30 bin lira, 40 bin lira borçlu olan bu insanlar gidip 300 lira maaşla bu borcu ödeyebilir mi arkadaşlar?

Değerli milletvekilleri, öncelikle, bu yüce Meclisin, muhtarların yetki ve sorumluluklarını belirtmesi lazım. Yetkisiz insana sorumluluk yükleyemezsiniz. Yazıktır bu insanlara. Ama her konuda biz çözümü muhtarda arıyoruz, her milletvekili gittiğinde “Muhtarım, merhaba, sen bizim canımızsın.” diyor ama buraya geliyor, burada muhtarlarla ilgili hiçbir şey yapmıyor. Bunu açık ve net söyleyeyim. Ben buradan bu Meclisteki tüm milletvekillerini -ben dâhil- muhtarlara şikâyet ediyorum: Ey muhtarlarım, mahallenize geliyor, kapınıza geliyor, hüsnükabul gösteriyorsunuz terbiyeniz gereği ama burada sizinle ilgili hiçbir olumlu, çözüme yönelik harekette hiç kimse görev almıyor. Bunu açıkça söylüyorum.

Ayrıca, muhtarların olduğu belediyelerde, yani mahallesinin ait olduğu belediyelerde mutlaka muhtarların temsil edilmesi lazım arkadaşlar. En azından bir muhtarın veya birkaç muhtarın -ilin büyüklüğüne göre- belediyede en azından tabii üye olması lazım. Çünkü mahalleler adına, oradaki yerleşim birimleri adına onların görüşlerine bizim başvurmamız çok önemlidir.

Ayrıca, yine mahalle muhtarları ile köy muhtarları arasında, köy muhtarlarının bir tüzel kişiliği olmasına rağmen, mahalle muhtarlarının bir tüzel kişiliği yok arkadaşlar. Tüzel kişiliği olmayan bir kurumdan hesap soramazsınız arkadaşlar. Onların, muhtarların mutlaka bir yasal boyuta oturtulması lazım. Ben illa…

Bazı arkadaşlarımız şunu diyor: “Efendim, mahalle muhtarları İstanbul, Ankara, İzmir’de büyük para kazanıyorlar.”

Hayır arkadaşlar, bir şey kazanmıyorlar artık, bunu da bilin çünkü artık eskisi gibi nüfus cüzdanı örneği, eskisi gibi ikamet senedi filan alınmıyor, her şey elektronik ortamda olduğu için muhtarların hiçbiri bir kuruş para da almıyor. Ama her nedense muhtarların yetki ve sorumluluklarını çizecek bir yasa teklifini bu Meclis, hep birlikte, tüm gruplar alıp bir çözüm önerisi getirmiyor arkadaşlar.

Ben şahsım adına özür diliyorum muhtarlardan, bilakis özür diliyorum. Arkadaşlar, hep konuştunuz, hep buraya geldi muhtarlar, hep arkasını sıvadınız, gittiğinizde hepiniz “Bakacağız, edeceğiz.” dediniz ama ciddi olarak yedi yıldır… Yüce Meclisin milletvekilleri, tüm grupların milletvekilleri olarak geçen dönem “Bir an evvel bu kanunu getirin.” demenize rağmen Hükûmet bir türlü getirmiyor. Hükûmet iradesi Meclis iradesinin üstünde değildir arkadaşlar. Eğer Meclis bir yasayı “Komisyonlarda görüşmeden direkt buraya getirin.” dediyse, o, Hükûmete bir talimattır ama, arkadaşlar, getirmiyorlar. Ben bir kez daha bilgilerinize sunuyorum.

Gelin bu önergeyi kabul edin, gelin bu önergede tüm gruplardan birer temsilciyle, Muhtarlar Federasyonuyla, muhtarlar dernekleriyle çözüme yönelik olarak tüm boyutlarıyla tartışalım, ortak çözüm neyse, muhtarların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını belirleyecek bir paketi hep beraber burada… Bunun şerefi size ait olsun, siz çıkarmış olan ama sadece, bu insanlar için hep birlikte bu sorunun altına parmağımızı basmak zorunda olduğumuzu söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, ayrıca il genel meclisinde muhtarların temsilcisi olmuyor, mutlaka il genel meclislerinde de muhtarlar adına bir arkadaşımız olsun. O ilin bir muhtarı veya birkaç muhtarı mutlaka il genel meclislerinde temsil edilmelidir. Eğer il genel meclislerinde özellikle köy muhtarlarımız ve mahalle muhtarlarımız birer üye verseler, en azından mahallelerle ve köylerle iletişimde bu muhtarlarımız il genel meclisinde yardımcı olurlar. Ama seçiyorsunuz, muhtar yani tabii üye olmadığı için, il genel meclisinin ne yaptığını, objektif çalışıp çalışmadığını bir şekilde denetlemek görevidir muhtarların da, yani vicdanen görevleridir. Yani il genel meclisi ne yapıyor, neler yapıyor, köyüne ve mahallelere objektif kriterlerle hizmet veriyor mu? Bunları da il genel meclisinin çalışmalarını da muhtarların bilmesi lazım. Çünkü bire bir köylere yöneliktir il genel meclisi. Bu açıdan il genel meclisinde mutlaka muhtarlardan bir veya iki kişinin tabii üye olarak bulunması lazım.

Değerli arkadaşlarım, hepinizden rica ediyorum, bu sorun hepimizin sorunu. Bizler seçildik, ortak nokta, onlar da seçildiler. Seçilen insanların sorunlarına çözüm bulmak seçilmişlerin görevidir. Yani, bu sorunun çözümü yüce Meclisin görevidir. Yüce Meclis bu soruna duyarsız kalamaz. Gelin hep birlikte, tüm gruplar ortak noktayı bulalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, bitirin lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Muhtarlarımızın sosyal ve ekonomik tüm sorunlarına nasıl çözüm bula-caksak, biz gönülden buna hazırız.

Hepinize saygılar sunarım. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Aleyhte Sayın Kamer Genç, Tunceli.

Sayın Genç, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine bir grup önerisiyle karşı karşıyayız ve bu grup önerisinin aleyhinde söz almış bu-lunuyorum ve hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi çok saygıde-ğer, ülkenin gözbebeği bir kurumudur. Bu kurumun çok sağlıklı işlemesi lazım. Ülkenin menfaatlerini en iyi sezmesi, görmesi, tespit etmesi ve problemleri çözmesi gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen insanların hepsi, buraya geldikleri zaman Anayasa’da belirlenen ilkeler üzerine, namusu ve şerefi üzerine yemin ederler. Şimdi, böyle olunca da, burada, artık, benliklerini kaybetmemeleri lazım, köle olmamaları lazım; tek hedefleri, ülkenin birlik ve bütünlüğü, laik cumhuriyetin temel ilkelerini korumaları lazım. Bana göre, bunun dışına çıkan her kim olursa olsun, o zaman o yeminine ihanet etmiş oluyor.

Şimdi, maalesef, yedi senedir Türkiye'de AKP iktidarda ama bu iktidar o kadar büyük bir zulüm yaptı ki, o kadar büyük haksızlıklar yaptı ki bu memlekette. Bakın, geçen gün Tayyip Erdoğan Brüksel’e gidiyor. Orada “Büyük Buluşma” diye bir toplantı yapıyor, diyor ki, orada şu sözü veriyor: “Yeşil sermayeye para kaptıranlar, bu parayı verdiklerine dair belgesi olanlara, ben talimat veririm, bu parayı ödetirim.” Ben, bir Denizlili ailenin size bir… Denizlili bir aileyi anlattılar. Üç tane, Almanya’da okuyan, tıpta, bilgisayarda ve hukukta okuyan, bir ailenin 600 bin markını almışlar. Tabii bu parayı tahsil etme imkânı yok olunca, çocukların hepsi de okullarını bırakmış; şimdi birisi zihinsel özürlü hâle gelmiş, 200 kilo ağırlığında, çıkamıyor, ötekisi hukuku bırakmış, öteki tıbbı bırakmış diyorlar. Şimdi, bu kadar zulüm yapan bu yeşil sermayenin koruyucusu kim? İşte AKP Hükûmeti. Çünkü o Yimpaş’la, öteki yeşil sermayenin yanında, camilerde beraber, omuz omuza namaz kılan kimlerdi? Aranıyordu bu adamlar.

Şimdi, Tayyip Bey dün diyor ki… Biz, buradaki mayınlı arazilere karşı olmadığımızı, mayının temizlenmesi gerektiğini her vesileyle söyledik yani bunu artık herhâlde sağır sultan da duydu. Efendim “Bunların zihinleri mayınlı.” diyor, “Sığ dünyalarında şey ediyor…” Ya Tayyip Bey, bizim mi zihnimiz mayınlı, senin mi zihnin mayınlı? Biz gidip de devletin iki bankasından 750 milyon doları alıp da kendi damadımızın şirketine verdik mi? Bunun mu zihni mayınlı, yoksa bu memleketin menfaatini koruyanların zihni mi mayınlı?

Bizim burada yüzlerce soru önergemiz var Tayyip Bey. Senin, oğlunun bacanağının babası Ziya Karaman, İstanbul Belediyesinde 260 trilyon liralık ihaleler almış mı, almamış mı? Daha bu bir tanesi. Eğer sen hakikaten dürüstsen, ülkenin menfaatini düşünüyorsun, gel bakalım, bunları çıkaralım ortaya. Niye kaçıyorsun, niye? Niye kaçıyorsun Tayyip Bey? Bir de çıkıp da “Efendim, bu devletin, milletin bir akçesine dil uzatanlara ben gönül bağlarım.” diyor. Yahu, sen milyonlarca akçesini yandaşlarının zimmetine geçirdin. Şimdi, politikacıların, sözüne güvenilir insan olması lazım.

İşte, dün size burada bir gazete gösterdim. Size dört sene Başbakan Yardımcılığı yapan en yakın arkadaşınız diyor ki: “AKP dönemi en karanlık ve en kirli dönem.” Şimdi, bunu eğer birisi söylüyorsa, Başbakan Yardımcılığını yapan birisi söylüyorsa o zaman sizin ya ona hesap sormanız lazım ya da bu lafın altında ezilmeniz lazım ve iktidardan çekilmeniz lazım.

Şimdi, ne diyor arkadaşımız: “Efendim, Özelleştirme İdaresinde en önemli ihalelere Tayyip Bey gidiyor da başta… Özelleştirme Yüksek Kurulu kurallarına göre en son Başbakanın imza atması lazımken gidiyor, daha bazı ballı, kaymaklı ihalelerin, özelleştirmelerin altına imzayı atıyor ki ondan sonraki bakanlar artık buna itiraz etmesinler. Ben şimdi soruyorum size Tayyip Bey: Acaba o ballı, kaymaklı ihaleler hangileridir? Senin Başbakan Yardımcın söylüyor. Çık, bunu kamuoyu karşısında konuş kardeşim. Şimdi, böyle çıkıp da kuru gürültüyle, laflarla, “Ben dürüstüm.” demekle insanlar dürüst olmuyor. Sen İstanbul Belediye Başkanıyken hakkındaki soruşturma önergelerine hesap verdin mi? Belediyeden aldığın ihalelerin hesabını verdin mi?

Bakın, devri iktidarınızda, özellikle bu son dönemde İstanbul Belediyesinde 5 bin tane yeşil alana, kamu arazilerine tahsisi olan imar planlarında değişiklik yaparak özel rantlara teşekkül etmiş ve 250 milyon dolar para almışsınız. Bu paralar nereye gitti? Gel, bunun hesabını ver. Çıkıp da “Bunların zihinleri mayınlıdır.” demek bir şey ifade etmez. Bizim zihinlerimiz mayınlıysa senin vicdanın mayınlı. Sen…

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – İnsanlar vicdanlarını mayınlamasınlar.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Vicdanı mayınlı olan insanların toplumla acılarını paylaşamazlar.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, böyle bir üslup olur mu?

BAŞKAN – Sayın Genç, bir dakika…

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, efendim, bize gelsin Tayyip Bey, burada konuşsun, gidip grupta konuşmasın.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Biz bu kanuna karşı çıkıyoruz. Zihinlerimiz mayınlı değil, kendisinin vicdanı da mayınlı değilse gelsin burada konuşsun.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, müsaade edeceğim de…

BAŞKAN – Bir dakika lütfen…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Elbiseyi kuru temizlemeden yeni aldık, çamur sıçratma.

BAŞKAN – Bir: Önce, Sayın Başbakana hitaben değil Sayın Başkanlığa hitaben sözlerinizi sürdürmeniz lazım.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ben saygı duymadığım insanlara pek “sayın” demem.

BAŞKAN – İki: Lütfen, bu Meclisin mehabetine yakışır bir dil kullanın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Konunun dışına çıkmıyorum Sayın Başkan. Grup önerisinin amacı -bakın, siz Meclis Başkanısınız- Türkiye Büyük Millet Meclisinde grup önerisinin amacı Meclisin çalışmalarını sağlamaktır. Bizim de istediğimiz, Meclisin hangi konularla uğraşmasıdır. Şimdi, bundan sonra gelen AKP önergesini ben sizin yerinize Meclis Başkanı olsaydım bunu işleme koymazdım. Çünkü İç Tüzük değişikliğidir. Bir ay Türkiye Büyük Millet Meclisi denetim yapmayacaktır. Peki, bu İç Tüzük’ü nereye koyuyorsunuz o zaman? İç Tüzük’ün 98’inci maddesinde diyor ki: “Haftada iki saat Türkiye Büyük Millet Meclisi soruya ayırır.” Hani, niye kaldırıyorsunuz?

BAŞKAN – O zaman tartışacağız bunu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu AKP’nin önergesini niye işleme koyuyorsunuz?

Bence, Sayın Başkan, devri Başkanlığınız zamanında Türkiye Büyük Millet Meclisi maalesef AKP’nin bir nevi artık bir militanı, bir kurumu hâline geldi. Hiç İç Tüzük uygulanmıyor, Anayasa uygulanmıyor, keyfilikler almış yürümüş kendi başına.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yani birtakım genel başkanların çıkıp da grupta böyle yiğitlik yapmasına gerek yoktur. Varsa, Tayyip Erdoğan gelsin, hangi televizyona çıkmak istiyorsa televizyonlara da çıkarım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, “Sen kimsin?” sesi)

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben bir milletvekiliyim. Beni millet seçmiş, millet!

BAŞKAN – Lütfen…

Bir dakika arkadaşlar…

KAMER GENÇ (Devamla) – Beni millet seçmiş. Ben ona hesabını sorarım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Senin yüreğin yetmez onunla konuşmaya.

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Senin boyun yetmez bunlara.

KAMER GENÇ (Devamla) – Kendi yandaşlarına devletin kaynaklarını bu kadar aktaran bir Başbakan görülmemiştir yahu! Hiç görülmemiştir yahu!

AYHAN YILMAZ (Ordu) – Kararı halk verir.

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, halk zaten size bir defa kandı.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Konuştukların hiç doğru değil.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, sizin… Acaba, Tayyip Erdoğan’a soruyorum: Bu İstiklal Savaşı’nda canını kaybeden bir akrabası var mı?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne demek o?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sen mi hesap soracaksın?

KAMER GENÇ (Devamla) – Kıbrıs Harekâtı’nda canını kaybeden bir akrabası var mı? (AK PARTİ sıralarından “Sen nereden biliyorsun?” sesleri)

BAŞKAN – Lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama bizim soyumuz laik Türkiye Cumhuriyeti devletini düşmanlardan kurtarmak için can verdiler. Kıbrıs’ta insanlarımız öldü. Kore’de…

AYHAN YILMAZ (Ordu) - Hepimizin akrabası öldü Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, işte, akrabasını, toprak kazanma…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen nereden biliyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – …Türkiye Cumhuriyeti uğruna feda edenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin 206 bin dönümünü getirip de yabancılara peşkeş çektiremezler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – O senin görüşün.

BAŞKAN – Arkadaşlar, müdahale etmeyin lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, canı yanan feryat eder, gerçekleri gören feryat eder. Bugün insanlar sokakta aç, her gün bize ne telefonlar geliyor. İnsanlar o kadar büyük bir zulümle karşı karşıya ki sen bunları görme, yedi senedir iktidardasın, bütün devletin en büyük kaynaklarını kendi yandaşlarına kanalize et. Senin Başbakan Yardımcın söylüyor: “Getiriyorduk en kıymetli özelleştirmeleri, Tayyip Bey başa imzayı atıyordu, 6 kişilik bakanlardan kimse itiraz etmiyordu.” diyor. Ayrıca da taksit… Ben soru sordum kendisine: Hangi özelleştirmede kaç taksitle, kimlere verdiniz? Bedellerini tahsil ettiniz mi?

Şimdi, kendisi iktidara geldiği zaman, Aydın Doğan’dan, 371 trilyon devletin alacağı vardı, niye tahsil etmedi? Çünkü, Aydın Doğan o zaman kendisine destek veriyordu. Şimdi getirmiş, eften püften nedenlerle 920 trilyon liralık bir vergi cezası kesti ki, bana göre haksızlık, sırf kendisini seçimde susturmak için bunu yaptı. Böyle bir şey olur mu? Yani bu devletin iktidar gücünü insan kendisinin bu kadar lehine kullanır mı?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Doğruyu söyle, doğruyu!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, yiğitlikleriniz varsa, Başbakanınız dâhil, buyursunlar, hangi televizyondaysa… Ben milletin temsilcisiyim ve milletvekiliyim. Sizin yaşınız kadar benim siyasi hayatım var. Gelsin, televizyonlarda konuşalım. Geçen gün, bir milletvekili…

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Sen kimsin!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben milletvekiliyim yahu, ben halkın temsilcisiyim.

Geçen gün, bir milletvekilinize dedim: “Kütahya Şeker Fabrikasını alan, bak bir sene sonra 113 dönüm araziyi tapuda talimat yaparak üzerine geçirir.” dedim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, süreniz bitti, lütfen bitirin.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Sen müneccimsin, müneccim! İşini yapıyorsun ya müneccimlerle, müneccimsin sen!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, bunları bir susturursanız…

BAŞKAN – Onlar susuyorlar, siz de lütfen bitirin.

Arkadaşlar, lütfen dinleyin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın “İşte, 113 dönümü silmişsin.” dedim. Ama tabii, basın şey etse, başkaları olsa, haydi buyurun, hodri meydan, çıkalım. Bana dedi ki: “Şeker Fabrikasını sana bağışlarım.” Ben de “Eğer bahsi kaybedersem milletvekilliğinden istifa ederim.” dedim. İşte, Beyefendi burada. O tapuyu getir, burada, getireyim ben, tapuyu gösterelim. Ben öyle bırakmam kolay kolay. Ya Kütahya Şeker Fabrikasını alacağım ya da milletvekilliğinden istifa edeceğim. Bu iş bu kadar. Yani benim karşımda, Kamer Genç’le bahse girmek öyle kolay değil.

Onun için, değerli milletvekilleri, devri iktidarınızda maalesef…

Sayın Başkan, siz de bu Meclis Başkanıyken, lütfen İç Tüzük’ü doğru dürüst uygulasınlar.

SONER AKSOY (Kütahya) – Zamanımızı aldın, zamanımızı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dün buraya Hükûmetin tekriri müzakere teklifini AKP Grubu getiriyor.

SONER AKSOY (Kütahya) –  Zamanımızı harcama.

KAMER GENÇ (Devamla) – AKP Grubu burada taraf değil ki. Burada, getirecek, esas komisyon ve Hükûmettir, Danışma Kurulu kararıdır. Ama her şey maalesef orada incelenmeden buraya geliyor. O bakımdan, Sayın Başkan, lütfen şu Meclisi yönetirken İç Tüzük’e, Anayasa’ya riayet edelim.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Önerinin lehinde Sayın…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, Grup Başkanımızla ilgili, ahlaka uygun olmayan ifadelerle sataştılar. Onun için ben söz talep ediyorum 67’ye göre efendim.

BAŞKAN – Çok kısa olmak üzere, Sayın Bozdağ, buyurun.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan, Sayın Genç ismimi vererek sataşmada bulundu. Ben de…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sırayla, sırayla.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in Grup Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz her defasında bu kürsüye geliyoruz, bazı hatiplerin konuşmasından sonra maalesef İç Tüzük’ün 67’nci maddesini okumak zorunda kalıyoruz. Şimdi, burada: “Genel Kurulda kaba ve yaralayıcı sözler söyleyen kimseyi Başkan derhal, temiz bir dille konuşmaya, buna rağmen temiz bir dil kullanmamakta ısrar ederse kürsüden ayrılmaya davet eder. Başkan, gerekli görürse, o kimseyi o birleşimde salondan çıkartabilir.

Başkanlığa gelen yazı ve önergelerde kaba ve yaralayıcı sözler varsa, Başkan, gereken düzeltmelerin yapılması için, o yazı veya önergeyi sahibine geri verir.”

VAHAP SEÇER (Mersin) – Neticeye gel, neticeye!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, burada bu tür üslupta konuşma maalesef bir gelenek hâline geldi ancak Başkanlık Divanı bu üsluba karşı bugüne kadar bir tavır koymadı. Bu sözlerin yaralayıcı, kaba sözler olup olmadığını bütün Türk milleti takdir ediyor. Acaba Başkanlık Divanı, sizin de şahit olduğunuz bu olaydan sonra bu konuda İç Tüzük’ün 67’nci maddesini uygulamayı düşünür mü? Ben umarım uygular. Uygulamadığı takdirde bu kürsüden sorular sorarak insanları itham etmek, töhmet altında bırakmak, onların haysiyetiyle, şerefiyle uğraşmak hiçbir kimseye yakışmaz, doğru da bir şey değil.

Bizim her söze verilecek cevabımız var ama biz  iftirada yarışamayız, biz ahlaksızlıkta yarışamayız, biz edepsizlikte yarışamayız. Burası, bu Meclisin çatısı, İç Tüzük’e uygun hükümlerin gereğini icra etmekle hepimiz görevliyiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sayın Başkan ayıp oluyor ama! Ayıp oluyor Sayın Başkan!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) –  Ben onun için Sayın Başkanımı İç Tüzük’e uygun, İç Tüzük’e uygun Meclisin çalıştırılmasını talep ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kendisi uymuyor aynı maddeye!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Meclisten özür dilemelisin!

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –  Özür dilemelisin! İçtüzük 67’ye uymaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen arkadaşlarım…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kimdir ahlaksız? 67’ye uymaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sevgili arkadaşlarım…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – “Ahlaksız” diyor, duydunuz bunları da!

BAŞKAN – Bir dakika… Sevgili arkadaşlarım, tabii duyuyorum ve çok üzülüyorum, duyuyorum ve çok üzülüyorum ama sayın…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –  Ama düzeltilmesi lazım!

BAŞKAN – Nasıl düzelteceğiz? Yani Sayın Genç’in de dikkatli konuşması lazım…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Yarım saat Başbakan bize hakaret ediyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – …Sayın Bozdağ’ın da konuşması lazım. Herkes, burada, bu kürsüde konuş…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Yakışıyor mu Başbakana! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN –  Bir dakika… Sevgili arkadaşlarım, yani böyle birbirimizi itham etmeyelim.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Yarım saat hakaret ediyor grupta Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birbirimizi itham etmeyelim. Yani şimdi Sayın Genç’in konuşması böyle bir tonda olunca buna cevap da öyle tonda oluyor ama bunların ikisi de yakışık olmuyor. (MHP  ve CHP sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Hepimize söylüyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben bütün arkadaşlarımdan rica ediyorum, lütfen… (MHP sıralarından gürültüler) Bütün arkadaşlarımdan rica ediyorum, lütfen  dikkatli konuşalım. Birbirimizi yaralayıcı sözler sarf etmeyelim, rica ediyorum.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Oraya söyleyin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ben herkesi ikaz ederim, herkesi ikaz ederim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan tutanakları inceleyin, hakaret var burada. Özür dilemesi lazım.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Bir dakikanızı… Sayın Okay, bir dakikanızı rica edeyim.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sen kimsin, hakaret ediyorsun?

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar…

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kiler, buyurun efendim.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sen niye  alınıyorsun üstüne ya!

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar…. Bir dakika arkadaşlar…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sen niye alınıyorsun!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –   Sen de alın, Meclise söylüyor!

BAŞKAN – Sevgili arkadaşlarım lütfen, bir dakikanızı…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) –   Sen de alın, Meclise söylüyor!

BAŞKAN – Bir dakikanızı rica edeyim… Bir dakikanızı rica edeyim…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana hakaret var. “Ahlaksızlıkla biz yarışamayız…” Benim söylediklerimde bir ahlaksızlık yok.

BAŞKAN – Bir dakikanızı rica edeyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ancak kendilerinin biz…

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Birileri ahlaksızlık yapıyorsa…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Doğruyu söylemek gerekiyor.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun, rica ediyorum. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani biz bu memlekette soygun, talan varsa onları söyleyeceğiz. Birileri…

BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen… Lütfen yerinize oturun. (Gürültüler)

KAMER GENÇ (Tunceli) - Bunlar dürüstçe bu memleketi yönetsinler, biz de dürüst diyelim kendilerine.

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum… (Gürültüler) Lütfen… Rica ediyorum, lütfen…

Sayın Kiler, buyurun, siz niye söz istiyorsunuz?

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Konuşmacı konuşmasında beni kastederek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Sizin isminizden bahsetmedi ama.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Gösterdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kütahya Şeker Fabrikasını alan arkadaşımızdan, kendisinden bahsettim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kendisinden bahsettiniz, peki.

Sayın Kiler, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Lütfen arkadaşlar, rica ediyorum.

2.- Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VAHİT KİLER (Bitlis) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az evvelki Konuşmacı şahsımı kastederek direkt sataşmada bulundu ve açık iftirada ve yalan beyanda bulundu. Bugüne kadar bütün konuşmalarında, sürekli iftira, yalan üzerinde oluşturduğu konuşmasını bugün de devam ettiriyor, az evvelki konuşmasında olduğu gibi.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Ne dedi? Ne söyledi?

VAHİT KİLER (Devamla) – Ne söyledi? Daha önce Kütahya Şeker Fabrikasıyla ilgili yapılan satıştaki birinci yalanı: “Kütahya Şeker Fabrikasını –daha önceki konuşmasında- siz milletvekiline verdiniz.” dedi. Asla, Kütahya Şeker Fabrikasını milletvekili almamış, ben almamışım ve benim şirketim almamış. Birinci yalanı bu, bu her türlü ispata açıktır.

Daha sonrasında Kütahya Şeker Fabrikası satıldıktan sonra, sözde, arsası, 100 dönüm, 100 küsur dönüm arsa tapuda Kütahya Şeker Fabrikasının üzerine geçirilmiş. Ya bu… Allah aşkına, burası Türkiye Cumhuriyeti, burası muz cumhuriyeti değil. Bir satış olduktan sonra, satış yapılırken şartnamede nelerin satılacağı, o gayrimenkulle ilgili, o fabrikayla ilgili nelerin verileceği şartnamede yazılır.

Ben uçakta karşılaştığımda şunu söyledim: “Sayın Genç, sürekli çıkıyorsunuz, kürsüde iftira ediyorsunuz. Bakın, beni de tanımıyorsunuz. Kütahya Şeker Fabrikasıyla ilgili bırakın 100 dönüm arsayı, satıştan sonra Özelleştirme İdaresinin hazırlamış olduğu şartnamede yazılan miktarların haricinde, bırak 100 dönümü, 1 metre dahi eğer fazladan bir arsa verilmişse bütün fabrikayı sana bağışlarız.” (CHP sıralarından gürültüler)

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Senin mi bağışlıyorsun?

VAHİT KİLER (Devamla) – Dedi: “Ben iddia ediyorum.” (Gürültüler)

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Hani senin değildi?

VAHİT KİLER (Devamla) - Eğer iddia ediyorsan dosyamız hazır. Daha sonrasında…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Senin değildi…

VAHİT KİLER (Devamla) – Sus! Dinle! Bir saniye! Sizinle konuşmuyorum ben, lütfen!

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Nasıl bağışlıyorsun?

VAHİT KİLER (Devamla) – Daha sonrasında…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Almışsın ki bağışlıyorsun.

BAŞKAN – Sayın Soysal, rica ediyorum…

VAHİT KİLER (Devamla) – Lütfen bir dinlemeyi öğrenin. Lütfen ya…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Hayır, ben dinliyorum seni. Niçin öyle söylüyorsun?

VAHİT KİLER (Devamla) – Bakın, ben burada hiç kale almadığım için bugüne kadar cevap vermedim. Ben o şahısla aynı çuvala girmem. O şahsın ne olduğunu bildiğim için hiçbir zaman aynı yerde bir araya gelmem ama orada, daha sonrasında, Meclise geldim dedim ki: “Sizinle bir konuşma yaptık Ulaştırma Bakanlığımızın şahitliğinde. Dosya hazır. Hadi gidelim.” “Yahu! İşte daha dosya gelmedi, haber vereceğim, ben seni arayacağım.” demesine rağmen, bunu hâlen buradan utanmadan dile getiriyor.

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Ne biçim laflar bunlar!

VAHİT KİLER (Devamla) – Daha sonrasında başka bir yalanı: “Sizin milletvekiliniz işte şurada, şu kadar, elli katlı bina yapıyor.” Yalan söylüyorsun, altmış beş katlı yapıyor, elli katlı yapmıyor. Yalan söylüyorsun. “İşte, şu kadar mağazası var.” Yine yalan söylüyorsun, dediğin miktarın 2 misli var ama bunların hiçbirini ne kamudan ne kamu ihalesine bugüne kadar girerek… Ben ve ailem bugüne kadar tırnaklarımızla kazıyarak ticaret yapmışız, senin buna dil uzatmaya hakkın yok, dil uzatamazsın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kiler.

VAHİT KİLER (Devamla) – İnsanların emeğine lütfen saygılı ol. Kendin bugüne kadar…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Arsa var mı, yok mu onu anlamadık?

VAHİT KİLER (Devamla) – 1 metre varsa… 1 metre, bırakın 100 dönümü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – “İhaleyi almadık.” diyorsunuz…

BAŞKAN – Sayın Kiler, lütfen bitirin.

VAHİT KİLER (Devamla) – Sayın Başkanım, bir cümle…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Özelleştirmenin izin verdiği kadarını aldınız mı?

VAHİT KİLER (Devamla) – Özelleştirme İdaresinden Kiler Grubu ihale almamıştır, bir. Yalan söylüyor.

İhaleyi alan firmayla daha sonra, Kiler Grubu, birkaç ay sonra aynı firmayla ticari birliktelikten dolayı ortaklık yapmıştır. (CHP ve MHP sıralarından “İşte” sesleri, gürültüler) İhale…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tamam işte!

SÜLEYMAN LATİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Mesele halloldu o zaman!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kütahya Şeker Fabrikası…

VAHİT KİLER (Devamla) – Kütahya Şeker Fabrikası…(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

VAHİT KİLER (Devamla) – Kütahya Şeker Fabrikası şu anda bizim işletmemizde ama Kütahya Şeker Fabrikası şartnamesinde yazan, Özelleştirme İdaresi şartnamesinde yazan arsanın haricinde 1 metre arsa, herhangi bir uygulama yapılmamıştır.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İstanbul’a bir bina diktiniz, İstanbul’u mahvettiniz.

BAŞKAN – Sayın Soysal…

VAHİT KİLER (Devamla) – Bunu, her an -dosya hazırdır- burada ispata hazırız.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İstanbul’a o binayı nasıl diktin oraya?

VAHİT KİLER (Devamla) –  Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerinin lehinde Sayın Behiç Çelik, Mersin.

Sayın Çelik, buyurun.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İstanbul’un göbeğine bir bina dikiyorsun, İstanbul’a ihanet ediyorsun.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Var mı diyeceğin? Sana ne? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Soysal… Sayın Soysal…

Sayın Çelik, buyurun efendim.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İstanbul’un göbeğine dikiyorsun, orada ihanet var. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Soysal, rica ediyorum…

Lütfen… Lütfen arkadaşlar… Rica ediyorum…

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İstanbul’un göbeğine…

VAHİT KİLER (Devamla) – Sana ne!

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Boş versene sen ya, boş versene!

BAŞKAN – Sayın Kiler, rica ediyorum...

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Bu ihanettir ihanet. Oraya baktığım zaman utanıyorum. O binaya baktığım zaman utanıyorum. (Gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika… Bir dakika…

Ben Sayın Çelik’e söz verdim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

Sayın Çelik, yerinize buyurun siz.

ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – O binaya baktığımda utanıyorum! (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Soysal, bak grup başkan vekili arkadaşları duyamıyorum, lütfen...

Sayın Şandır, buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, madde 67’e göre konuşma üslubuna müdahale sizin yetkinizde ve sorumluluğunuzda.

Sayın Bekir Bozdağ’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna hitaben yaptığı konuşmada kullandığı kelimeler kabul edilmez kelimeler. Buna itiraz edilmesi, bu konuşmanın geri alınmasını isteyen arkadaşlarımıza sizin cevabınız maalesef talihsizlik olmuştur. Başbakanla ilgili söylenen sözlere karşılık bu söze hak verir, bunu ihsas eder bir şekilde ifadede bulundunuz.

BAŞKAN – Hayır, tam tersine, ikisini de onaylamadığımı söyledim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Bekir Bozdağ’ın konuşmasının geri alınması gerekiyor. Bu Genel Kurula “ahlaksızlık” kelimesini yakıştırmak hiç kimsenin haddi değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Genel Kurula hitaben…

Bir dakika, bir dakika…

KADİR URAL (Mersin) – Aynen iade ediyoruz.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Biz de size aynen iade ediyoruz. Ne hırsızlığımız kaldı ne vatan hainliğimiz kaldı.

BAŞKAN – Şimdi, oldu mu yani sevgili arkadaşlar? Şimdi düzeltmeye çalışıyoruz. Arkadaşlar…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ne yapacağız Sayın Başkan?

KADİR URAL (Mersin) – Özür dilemezse aynen iade ediyoruz kendisine.

BAŞKAN – Ne yapacağız şimdi? Böyle yapamayız sevgili arkadaşlarım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, sizin müdahale etmeniz gerekir, onu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam ben gerekli müdahaleyi yaparım.

Sayın Çelik, buyurun. (Gürültüler)

Rica ediyorum arkadaşlar.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Çelik, siz yerinize buyurun.

Sayın Başkanım, bunun tutanaktan çıkarılması, Sayın Bozdağ’ın bu kelimeyi geri alması gerekir çünkü burada “ahlaksızlık” kelimesini kullanmak için bir sebep yok.

SONER AKSOY (Kütahya) – Yok öyle bir şey yok!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bu sebebi kabul edersek o zaman bu Genel Kurulun bir anlamı kalmaz, Meclisin bir anlamı kalmaz. Buna sizin müdahale etmeniz lazım.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Elbette. Benim anladığım Sayın Bozdağ’ın konuşmasında genel olarak böyle bir ifadede bulunduğu, böyle algılanıldı ise…

Sayın Bozdağ, bir kısa açıklama yapar mısınız lütfen?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Tutanakta var efendim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Bozdağ, bir açıklama yapıyor. Bir dakikanızı rica edeyim arkadaşlar. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Sevgili arkadaşlarım bir dakikanızı rica edeyim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, benim Genel Kurula hakaret kastım yoktur. Bu Genel Kurul saygındır. Benim kesinlikle Genel Kurulla ilgili bir sözüm olmamıştır. Ben sadece bir genel ifade kullandım. Bu ifadeyle ilgili kimsenin üzerine alınmasına gerek yok. Benim söylediğim orada açık.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye söylediniz o zaman?

KADİR URAL (Mersin) – Kim alacak?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Böyle bir kastım yoktu.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Burası Meclisin kürsüsü, boşluğa konuşulmaz.

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Başkanım, zaptı getirin. İnanmazsanız, zabtı getirin.

BAŞKAN – Bakarım.

Sayın Okay…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, Sayın Kiler’e söz verdiniz ve… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum, lütfen…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – …“Sizleri de dinleyeceğim.” dediniz.

Açıkçası, Sayın Bozdağ, Sayın Genç’in konuşması sonrasında “Biz böylesine iftiralarla, ahlaksızlıkla, edepsizlikle yarışamayız.” dedi. (AK PARTİ sıralarından “Doğru!” sesleri)

ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Bir dakika dinleyin! Dinle… Allah Allah!

BAŞKAN – Bir dakika… Lütfen arkadaşlar, rica ediyorum… Rica ediyorum arkadaşlar, lütfen…

Sayın Okay, buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Konuşan Sayın Genç, sataşma nedeniyle söz alan Sayın Bozdağ. Şimdi, bunu tevil yoluyla, kaçamaklı ifadelerle “Ben Sayın Genç’e söylemedim, Sayın Genel Kurula söylemedim, ortalığa söyledim.” Birisine söyledi ve bir muhatap var.

Ama önemli olan şu: Bu Genel Kurulda bir sayın milletvekili ve hatta grup başkan vekili, bir parlamentere karşı “edepsizlik” ithamında bulunuyor, “ahlaksızlık” ithamında bulunuyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Avukatı mısınız? (CHP sıralarından gürültüler)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Bu, geçiştirilecek bir üslup değil. Onun için…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Müdahaleniz gerekiyor.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara)- Değerli hatibe söz vermeden önce bu sorunun bu Genel Kurulda çözülmesi lazım.

Sayın Bozdağ bunu deyince, Sayın Kiler kalkıyor “utanmadan” diyor. Bu üslupta bu Genel Kurul devam ederse, bundan sonraki hatipler de her türlü hakaretamiz kelimeyi söylemekte kendilerini serbest addeder.

AHMET YENİ (Samsun) – Öyle demedi. (CHP sıralarından “Özür dilesin.” sesleri)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) - Lütfen, buna müsaade etmeyin.

Sayın Bozdağ, sözünü geri alsın ve bundan sonra… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Kamer Genç önce sözünü geri alsın.

BAŞKAN – Bir dakika…

Sayın Bozdağ’a amacını açıklaması için kısa bir söz vereceğim.

FATMA KURTULAN (Van) – Ben bir söz söyleyebilir miyim Başkanım?

BAŞKAN – Sayın Kurtulan, bir dakikanızı rica ediyorum.

Sayın Bozdağ, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, bizim arkadaşlarımızı yerinden konuşturuyorsunuz, AKP’li olunca “Buyurun, kürsüye…”

BAŞKAN – Hayır, söz isteyip de vermediğim kim var?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Niçin peki, iki grup başkan vekiline “Buyurun, buradan konuşun.” demiyorsunuz da…

BAŞKAN – Hayır, söz isteyip de  söz vermediğim kim var?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – … AKP’li olunca hemen kürsüye davet ediyorsunuz?

BAŞKAN - Hayır, sayın grup başkan vekilleri isterse, istedi de ben esirgedim mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Siz önem vermişsiniz burayı yönetiyorsunuz ama adil yönetmiyorsunuz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Taraflı davranıyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır efendim, ben sizin talebinizi yerine getirmeye çalışıyorum burada.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hayır, hiç tarafsız davranmıyorsunuz.

BAŞKAN – Bütün Genel Kurul Bekir Bey’in söylediklerini duysun diye kürsüye davet ettim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – AKP’nin Grup Başkanı gibi yönetiyorsunuz.

BAŞKAN – Rica ederim… Ama bakınız, şimdi, siz çok kötü bir şey söylediniz; Sayın Özyürek, siz çok kötü bir şey söylediniz şimdi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Taraf tutuyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, taraf tutmuyorum canım.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Niçin peki arkadaşlarımıza söz vermiyorsunuz, “Buyurun, konuşun” diye?

BAŞKAN – Efendim, değerli grup başkan vekili arkadaşlarım kürsüden konuşmak istedi de ben “Hayır, söz vermiyorum.” dedim mi?

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – İstiyor, söz vermiyorsunuz ki.

BAŞKAN – Hayır, hangisi söz istedi de vermedim. Rica ediyorum… Rica ediyorum…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bozdağ da yerinden konuşmak istiyordu, hemen “Buyurun.” dediniz efendim.

BAŞKAN – Özellikle, düzeltme yapmasını rica ettiğim için kürsüye davet ettim. Tam tersine, değerli grup başkan vekili arkadaşlarımızın talebinin karşılanması için kürsüye davet ettim. Rica ediyorum…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Bir Meclis Başkanı adaleti kaybettiği zaman burayı yönetemez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Aman efendim, rica ediyorum.

Sayın Bozdağ, buyurun.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, sözlerinin genel bir değerlendirme olduğuna, Genel Kurulu kastetmediğine ilişkin açıklaması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, ben konuşmamda tabii İç Tüzük’ün 67’nci maddesini okudum ve genel bir değerlendirme yaptım ve Genel Kurulu kastederek bir değerlendirme yapmadım. Bunun bir kez daha altını çizmek istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ahlaksız kim, onu açıkla. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

Bir dakika arkadaşlar, sözünü bitirsin. Rica ediyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir şey daha söylüyorum: Burada Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ile ilgili çok ağır laflar söylendi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne ağır laflar söyledim ya!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben, gönlüm isterdi ki, aynı tavır oraya da konulsun.

Tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ne dedi şimdi?

Sayın Başkanım, ne dedi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu kürsü Meclisin kürsüsü. Burada söylenen söz Meclise söylenmiştir ve dolayısıyla Sayın Bozdağ’ın “Ben Meclise  karşı söylemedim.” sözü geçerli değildir. Bu sözü geri almalıdır, bu kelimeleri geri alması gerekir.

BAŞKAN – Sayın Okay…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, Sayın Bozdağ’a söz verdiniz. (CHP sıralarından “Kürsüye gelsin” sözleri)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sayın Başbakana söylenecek söz mü?

BAŞKAN – Sevgili arkadaşlarım, lütfen, rica ediyorum…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) –  Sayın Baykal’a saygımız sonsuz ama siz de bizim  Başbakanımıza saygı duyun.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

 2.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın sözlerine ilişkin açıklaması

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, Sayın Genç, kendisini savunabilir ama ben Parlamentoyu savunuyorum. Ben bu Meclisi savunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu Mecliste grup başkan vekilleri gelip İç Tüzük 67’den bahsedecek, “Kaba, yaralayıcı sözler sarf edilemez.” diyecek, Sayın Başkanı ikaz edecek, ondan sonra da açıkça burada hakaret edecek ve bu alkışlanacak…

SONER AKSOY (Kütahya) – Hakaret yok!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – …ve AKP Grubu tarafından da “Doğru” denilecek. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SAFFET KAYA (Ardahan) – Sayın Başkan, bir dakika. Sayın Başbakana söyledikleri sözler…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Başbakana hakaret ederken…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Bir tek hakareti yoktu. Sayın Genç, ne “ahlaksız” dedi ne “edepsiz” dedi ama Sayın Genç’e burada “ahlaksız” da dendi, “edepsiz” de dendi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Bunların bu tutanaklardan çıkarılması lazım.

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Bir kişiye söyledi diye üzerinize…

MUSTAFA ÖZYÜRK (İstanbul) – İdare amiri yerine otursun!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Burada, “Ben bunları düzelteceğim.” diye söz alıp da geleceksiniz, aynı sözleri tekrar edeceksiniz. (Gürültüler)

SAFFET KAYA (Ardahan) – Hakaret yok ki ya!

BAŞKAN – Lütfen…

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Zımnen devam edeceksiniz, ondan sonra da bu kürsüyü işgal edeceksiniz!

Bu Parlamentonun saygınlığını hep beraber koruyacağız. Burada hakaret ettirmeyeceğiz ama eleştiriye de tahammül edeceğiz. Hakaret var mı yok mu, açarsınız Sayın Genç’in tutanaklarını okursunuz. Eleştiriyle hakareti karıştırmayın.

SAFFET KAYA (Ardahan) – Bir ülkenin Başbakanına bu denir mi?

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sevgili arkadaşlarım, ben tutanakları…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır, bir saniyenizi rica ediyorum.

Ben tutanakları inceleyeceğim. Şayet değerli grup başkan vekili arkadaşlarımızın üzerinde durdukları gibi bir özel anlam ifade eden beyan varsa onunla ilgili gereğini de yapacağım.

Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ben de kürsüden konuşmayı, arkadaşlarımın da talebiyle…

BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, her şeyi konuşuruz…

FATMA KURTULAN (Van) – Ben de istiyorum Başkanım.

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın sözlerini geri alması gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada hiç kimsenin bir başkasını savunmak gibi bir yükümlülüğü yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum… Lütfen… Oturduğunuz yerden laf atmayın.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, ben Sayın Kamer Genç’i savunmak arzusuyla buraya çıkmadım, böyle bir gereği de yok.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Teşekkür ederiz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ayrıca, şunu da söyleyeyim: Yani, buraya çıkan sayın milletvekilleri tenkitlerini yapabilirler.

SAFFET KAYA (Ardahan) – Adap içinde yaparlar!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Bu tenkitlerini, İç Tüzük’ün…

SAFFET KAYA (Ardahan) - Hakaret etmeden…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Hakaret etme hakkı hiç kimsede yok. Devletin büyüklerine, hiç kimseye, buradan hakaret etme hakkı hiç kimsede yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunu söylüyoruz. Ama, unutmayınız, burası milletin kürsüsü, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu ve buradan Genel Kurula hitap edilir. Buradan hitap ederken bir sayın grup başkan vekilinin, sayın milletvekilinin kullandığı kelimeler buraya yakışmamıştır. Burası kahve kürsüsü değil. (MHP sıralarından alkışlar) Arzu ettiğimiz şey, Sayın Bekir Bozdağ’ın bu iki kelimeyi geri almasıdır.

AHMET YENİ (Samsun) – Kamer Genç…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, biz… Kamer Genç’in meselesi değil bu. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun meselesi ve -ben ilk konuşmamda arz ettim- Sayın Meclis Başkanımızın meselesi.

İç Tüzük 67’ye göre Sayın Meclis Başkanı, eğer Kamer Genç’in de konuşmasında hakaret varsa konuşmasını kesmek durumundadır, Sayın Bekir Bozdağ’ın konuşmasında kullandığı o kelimeler karşısında, suskun kalmadan, konuşmayı kesmesi gerekiyordu -bunu ifade ediyoruz- ama kesilmedi. Sayın Bekir Bozdağ’ın buradaki açıklayıcı konuşması da meseleyi düzeltmedi. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Sayın Bekir Bozdağ’ın bu iki kelimeyi geri alıp tutanaktan çıkartılmasını talep ediyoruz. Meselenin özü budur.

Teşekkür ederim. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ediyorum.

FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Grup başkan vekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi, bakın…

BAŞKAN – Sevgili arkadaşlarım, şimdi, hem Sayın Genç’in hem Sayın Bozdağ’ın tutanaklardaki ifadelerini okuyacağım, öğleden sonraki oturumda da onun gereğini yapacağım. Onun sonucuna göre, gerekiyorsa Sayın Genç size söz vereceğim, gerekiyorsa her ikinizden yahut birinizden…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre, sataşmadan söz o oturum içinde verilir.

FATMA KURTULAN (Van) – Ben kısa bir söz istiyorum Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Siz oturuma ara verdikten sonra zaten bize söz veremezsiniz.

BAŞKAN – Oturum içinde, tamam…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama şimdi oturumu bitiriyoruz.

BAŞKAN – Hayır, bitirmiyoruz daha, bitirmiyoruz.

FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, kısa bir şey…

BAŞKAN – Bitirmiyoruz, bitirmiyoruz, daha çalışıyoruz arkadaşlar.

FATMA KURTULAN (Van) – Başkanım, ben kısa bir…

BAŞKAN - Sayın Kurtulan, siz…

SAFFET KAYA (Ardahan) – Yeter ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne yeteri ya!

SAFFET KAYA (Ardahan) – Otur yerine!

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum… Sayın Kaya, rica ediyorum, çok rica ediyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bütün burada her türlü hakaret… Şimdi, efendim, Sayın Kiler, benim aleyhime dedi ki: “Yalan söylüyor. Ben onunla aynı çuvala girmem.” Bir olay anlattı. Kütahya Şeker Fabrikasıyla ilgili ben iddia ortaya attım. O dedi: “Böyle bir şey yok.” Şimdi, burada…

BAŞKAN – O da “yalan” dedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, var. Benim elimde tapuda tahrifat yapıldığına dair belge var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Mahkemeye git konuş varsa!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, millet de bizi dinliyor. İki dakika verin, ben konuşayım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu ülkede mahkemeler var. Burası mahkeme salonu mu?

BAŞKAN – Şimdi, ben inceleyim, size söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim, inkâr etti o olayı.

BAŞKAN – Bir dakikanızı rica edeyim.

Sayın Kurtulan bir söz istedi.

Buyurun, çok kısa lütfen.

4.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bazı erkek milletvekillerinin konuşma ve davranışlarına ilişkin açıklaması

FATMA KURTULAN (Van) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, ben kimseyi savunmayacağım. Bugün Danışma Kurulunda da belirttim. Şu düşüncemi sizlerle de paylaşmak istiyorum: Birbirinin üzerine yürüyen, bağıran, küfreden her türlü yaklaşımı eleştirdiğimi paylaşmak istiyorum.

Eril sistemin erkeklere kazandırdığı bir özelliktir. Eril siyasetin şekillenmesine burada tanıklık ediyoruz. Kusura bakmayın ama yer yer bu kutsal mekânı bir erkek kahvesine dönüştürdüğünüzü, kimi arkadaşlarca dönüştürdüğünüzü sizinle paylaşmak istiyorum. Doğru görmediğimi -grubuma mensup arkadaşlar da dâhil buna- doğru görmediğimizi… Burada kadın arkadaşlar da var, farklı farklı düşüncede olan birçok kadın arkadaşımız da var ama hiç böyle yapmıyoruz. Sizin şekillenmenizdir. Lütfen, bundan vazgeçin diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun! Oldu mu şimdi?

Şimdi, Sayın Genç, siz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir dakika verin.

BAŞKAN - Bir dakikanızı rica edeyim.

Siz Sayın Kiler’le ilgili mi bir söz istiyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Sayın Kiler’e cevap vereceğim.

BAŞKAN – Hayır, cevap verecek yer burası değil. Yani size sataşma olduğuna…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, sataşma olduğu için istiyorum.

BAŞKAN – Ne dedi de size sataşmış oldu? (Gürültüler) Bir dakika, lütfen… Lütfen arkadaşlar…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada sabahtan beri bütün grup başkan vekillerinin söz ettikleri yapılan hakaretin bana ait olduğu. “Bana ahlaksızlık yapılıyor, aynı çuvala girilmez, yalan söylüyor, edepsizlik yapıyor.” bu sözlerin hedefi benim. Şimdi, bu kadar açık bir hedefteyken daha bunlarla sataşmadan söz vermiyorsanız, siz acaba hangisini sataşma kabul ediyorsunuz?

BAŞKAN – Peki, iki dakika…

Buyurun, ama lütfen yeni bir sataşmaya meydan vermeyin.

FEHMİ HÜSREV KUTLU (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Sayın Genç’in Kiler konusuna girmesi zaten gündemin dışına çıkmasıdır.

BAŞKAN – Sayın Kutlu, lütfen… Lütfen, rica ediyorum…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sayın Başbakana hakaret edersen…

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Bitlis Milletvekili Vahit Kiler ve Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ben kimseye hakaret etmedim.

BAŞKAN – Lütfen Genel Kurula konuşun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben burada eleştiri yapıyorum. Siz eleştiriyle hakaretin ne olduğunu bilmiyorsunuz.

Şimdi, biraz önce… Zaten benim her konuşmamdan sonra Bekir Bozdağ çıkar buraya…

Biraz evvela, doğru dürüst o İç Tüzük’ü oku, bir 67’nci maddeyi değil başka maddeleri de oku da buraya ne gaflar yapıp getiriyorsun, şu Meclisi çalışmaz hâle getiriyorsun. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan bu hakaret değil mi?

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

KAMER GENÇ (Devamla) – İkincisi: Bakın sayın milletvekilleri, bir gün İstanbul’dan gelirken ben uçağın önünde oturuyordum, Sayın Ulaştırma Bakanıyla beraber oturuyordum. Kütahya Şeker Fabrikası 2004’te -tarihleri tam aklımda değil- özelleştirildikten bir sene sonra 113 dönümlük arazi Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığına ait ve orada da o sırada tapu kadastro mahkemesi de devam ediyor. O mahkeme sonuçlandıktan sonra yine Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığı adına kayıtlı. Bir sene veya sekiz ay sonra gidiyorlar, orada hiçbir mahkeme kararı yok, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığının bir isteği yok; o “Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Ortaklığı” siliniyor bir çizgiyle üzerinde, altına “Kütahya Şeker Fabrikası” yazılıyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, bir dakika arkadaşlar…

Tapudaki kayıtlar bende var.

AHMET YENİ (Samsun) – Böyle bir şey olabilir mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi beyefendi “Biz bir tek tahrifat yapmadık, değişiklik yapmadık. Eğer sen ispat edersen fabrikayı sana bağışlarım.” dedi. Hatta dedi ki: “Fabrika 200 milyon dolarlık. Eğer sen doğru söylüyorsan fabrikayı sana bağışlarım, yalan söylüyorsan milletvekilliğinden istifa et.” Kabul ettim. Bu, bir bahistir. Getirelim… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi çıkıyor burada diyor ki: “Ben onunla aynı çuvala girmem.” Ben kimseyle çuvala girmiyorum, ben burada doğruları söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç, şimdi bunu nasıl ispat edeceğiz burada?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, tapu kayıtları var.

BAŞKAN – Anladım ama yeri burası değil ki Sayın Genç. Yani şimdi…

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, burası Meclis; özelleştirme yeri. Siz hâlâ bir şeyin farkında değilsiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Götürün mahkemeye verin, savcıya verin.

BAŞKAN – Sayın Genç, yani biz buraya tapu getiremeyiz, tapu kaydı getiremeyiz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim anlamıyorum dediğinizi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika arkadaşlarım, lütfen… Rica ediyorum hepinizden...

Sizin iddianızda hanginizin haklı olduğunu biz burada nasıl tespit ederiz?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, tapu kayıtlarını getireceğim.

BAŞKAN – Lütfen, siz söyleyeceğinizi söyleyin, Sayın Kiler’in söylediklerine  karşı

KAMER GENÇ (Devamla) – Söyledim ama, yani bir anlamda da ben çıkıp  iftira atmıyorum.

Hayatımda… Bakın, 80’den beri bu Parlamentodayım. Eğer hakikaten, sizin zannettiğiniz gibi, ben, yalan söyleseydim, insanlara iftira etseydim şimdi bu Parlamentoda olmazdım arkadaşlar. Bakın, ben, Tunceli halkı gibi asil ve soylu bir halkın karşısında altı dönem milletvekili seçilmişim. (AK PARTİ  sıralarından “Hepsi asil.” sesleri) Herhâlde bende bir keramet var ki bu millet beni seçiyor. (Gülüşmeler) Yani, herhâlde…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, bu memlekette hep soyguncularla mücadele ettim, hırsızlarla mücadele ettim, talancılarla mücadele ettim, ülkenin birlik ve bütünlüğünü savundum, işkencecilerle mücadele ettim. 1987 senesinde bu kürsüde milletvekilliği yemini yaparken dedim ki, işkence ve işkencecilere savaşacağıma namusum üzerine söz verdim. Şimdi de şurada bir yemin yapıyorum: Soyguncular ve talancılarla, karanlıklarla mücadele edeceğime şerefim üzerine yemin ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- (10/133, 10/169 ile 10/381)  esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerindeki görüşmelerimizi sürdürüyoruz.

Söz sırası, lehte, Mersin Milletvekili Sayın Behiç Çelik’te.

Sayın Çelik, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin köy ve mahalle muhtarlarının sorunları üzerine vermiş olduğu Meclis araştırması lehinde konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, Türkiye'de gerek yönetim sistemi gerekse ilişkiler anlamında, son yıllarda, Genel Kurulumuzda da görüldüğü gibi, bir seviye sorunu ile karşı karşıyayız. Burada gerek Sayın Bozdağ’ın konuşmaları gerekse sarf edilen sözler Meclisin, Genel Kurulun mehabetine yakışmamakta, bu sözlere esas teşkil eden Sayın Başbakanın ve Hükûmet üyelerinin konuşmaları da Türkiye Cumhuriyeti’nin iradesinin mehabetine yakışmamaktadır. Burada bir kimsenin, hangi vekil hangi gruptan olursa olsun “İftirayla, edepsizlikle, ahlaksızlıkla yarışamayız” şeklinde bir ifade kullanması gerçekten içler acısıdır. Ben şöyle düşünüyorum, diyorum ki: Acaba Türk milletinin, kendi millî devletini kurma aşamasına gelinceye kadar son üç yüz yılda çekmiş olduğu sıkıntılardan sonra bu ülkede yaşayan ve dışarıyla iş birliği hâlinde olan, beşinci kol faaliyetini yürüten bazı grupların, hatta anlaşmayla, mübadele anlaşmalarıyla Türkiye’den gitmiş olmasını faşizanlık olarak suçlayan iftira etmiş olmuyor mu? Bunlar kim?

Acaba “Başkent Ankara’daki siyasetçilerle biz uğraşamayız” diyenler kim? Ankara niye kötü gözüküyor bunların gözüne?

Ankara’daki devlet kurumlarını bir bir İstanbul’a çekme niyetinde olanlar, en son Merkez Bankasını da İstanbul’a taşıma faaliyetine hız verenler, acaba Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmanın temel taşlarını mı döşüyorlar? Bunu da sormak lazım.

“Ahlaksızlık” dedikleri şey şu: Etik meselede, insanlar, politikacılar, siyasal partiler bir araya gelir konuşurlar, temel etik değerleri uygularlar. Bunların diğer bir adı da teamüldür, teamüllere uygun hareket ederler.

Altı buçuk yıllık AKP iktidarında, acaba, muhalefet partileriyle televizyonlarda ya da değişik platformlarda Sayın Başbakan ya da bakanlar kaç kez bir araya gelmiştir? Bu sorunun cevabı da yok. Bu sorunun cevabı aslında şunu gösteriyor: AKP iktidarları her zaman Türkiye’de monoloğu tercih etmiştir. Hiçbir zaman diğer siyasal partilerle demokratik ortamda tartışma cesaretine dahi girememişlerdir. İlçe kongrelerinde, il kongrelerinde, kadın kollarının toplantılarında çıkıp orada esip gürlemek, savurmak, Türkiye'nin sorunlarına değinmek anlamı taşımaz. Onun için, altı buçuk yılda hiç olmazsa Sayın Başbakan tarih bilgisini biraz geliştirmiştir, coğrafya bilgisini biraz geliştirmiştir, biraz ekonomi öğrenmiştir de ne yapması gerektiğini artık hiç olmazsa bundan sonra anlasın ve Türkiye'nin gerçek meselelerine değinsin, faşizanlıkla, şununla bununla uğraşmasın, bu milletin inanç değerleri üzerinden de siyaset yapmasın, bu millete saygılı olsun, büyük Türk milletinin karşısında saygıyla eğilmesini bilsin. (MHP sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Şüphen mi var?

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, muhtarlarımızın sorunları katbekat fazladır. Aslında, Türk yönetim yapısı 1800’lü yıllara kadar giden bir tarihî süreci kapsamaktadır. Asıl mevzuat anlamında ilk muhtarlık uygulaması 1864 Teşkilatı Vilayet Nizamnamesi’nin çıkmasıyla başlamış ve daha sonra geliştirilmiştir.

Mahalle muhtarlığı, Osmanlı Dönemi’nde önemli bir birimdir ve 1864 Nizamnamesi’nde mahalle muhtarlığı ilk kez ifade edilirken orada “Laakal 50 haneyi iştigal eden bir yerleşim birimine mahalle denir.” tanımıyla ortalama 500 nüfuslu bir mahalle olarak öngörmüş ve bunu devam ettirmiştir. Daha sonraki dönemde, özellikle cumhuriyet döneminde mahalle yönetiminin kaldırıldığını -on yıl kadar- ve en son 1944 yılında 4541 sayılı Kanun’la yeniden mahalle kurulması sağlandığını ve zaten 1924 yılında çıkarılan 442 sayılı Köy Kanunu’yla da köy yönetimlerinin oluşturulduğunu bilmekteyiz.

Köy muhtarlıkları Türkiye’de mahalle muhtarlıklarına nazaran daha oturmuş ve önemli bir mahallî idare birimi olarak karşımıza çıkmakla birlikte, aslında köy muhtarları, merkezî yönetimin köydeki aynı zamanda en önemli ajanı konumundadır. Köyde devleti temsil etmesi açısından da önemlidir.

Bugün, yani 2009 yılına geldiğimizde, pratikte, muhtarlarımızın en önemli sorununun, benden önceki konuşmacının da ifade ettiği gibi, özlük sorunu olduğunu, bunun süratle çözülmesi gerektiğini özellikle ben de vurgulamak istiyorum.

Bunun yanında, köy muhtarlarımızın, yeni çıkan yasalarla birlikte, Belediye Yasası ve diğer yasalarda yapılan değişiklikler ve Birlik Yasası’nın çıkarılmasıyla birlikte ve KÖYDES uygulamalarıyla birlikte muhtarların encümen üyeliklerine seçilmesi ve sadece KÖYDES projeleri değil, bunun yanında süt birliği, arı üreticileri birliği, sulama birlikleri gibi muhtelif birliklerde de muhtarlarımızın görev almış olması, muhtarlık müessesesini çok daha önemli kılmaktadır.

Bunun yanında, muhtarın kendi köyünün, âdeta bir mülki amiri sıfatıyla köyde olan her türlü işi, faaliyeti, yatırımı görüp gözetmesi şeklinde de köy muhtarlığının önemi 2009 itibarıyla daha bir önem arz etmektedir.

Mahalle muhtarlıkları, benden önce konuşmacının yine değindiği gibi, sadece bazı kayıtların, evrakların tasdik merci olmanın ötesinde, bir mahallelilik kültürünün geliştirilmesi anlamında önem arz etmekte ve bunu sağlayıcı önlemlerin de yine öncelikle bahsetmiş olduğum 4541 sayılı Yasa’da değişiklik yaparak sağlamak mümkün olabilecektir. Bütün bunlara kafa yormamız gerekiyor bizim. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin 2023 yılına giden vizyonunda, sürecinde hepimize çok büyük görevler düştüğünün idrakindeyiz, farkındayız ancak tartışmaların, kavgaların Türkiye Cumhuriyeti’nin sükût etmesine yol açacak mahiyette olmaması hepimiz için önem arz etmektedir. Burada birleştirici olmamız gerekiyor; bütünleştirici olmamız gerekiyor; yıkıcı her türlü fikre, akıma kapalı olmamız gerekiyor; Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarına saygıyı ilke edinmemiz gerekiyor. Bu konuda eksikleri olanlar varsa bunları süratle düzeltmeli ve Türkiye’yi bir yağma,  talan ve bozgunculuk alanı hâline getiren kesimlerle mücadeleyi yüce Meclis yapabilmelidir. Bunun dışında, Türkiye, kendisini koruyacak birtakım güç merkezlerini bir bir kapattığı için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, bitirin lütfen.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – …özellikle Türkiye dış büyük devletlerin âdeta operasyon ülkesi hâline getirilmiştir. Bu, AKP hükûmetlerinin eseridir. Operasyon ülkesi hâlinden Türkiye bir an önce çıkarılmalı, Başbakan, AB’nin ve Atlantik ötesinin emirlerini yerine getirmek yerine biraz da büyük Türk milletinin emirlerini yerine getirsin diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik.

Söz sırası aleyhte, Sayın Ahmet Aydın’da, Adıyaman.

Sayın Aydın, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ahmet, muhtarlara sahip çık! Muhtarların umudu sensin!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu… Sayın Aslanoğlu…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, merak etmeyin, zaten bugüne kadar muhtarlara en iyi şekilde gene AK PARTİ baktı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ya ya!

AHMET AYDIN (Devamla) - Ücretleri ne durumdaydı, ne kadar yükseltti, onu bütün muhtarlarımız çok iyi biliyor, takdir ediyor. Ancak, bizim üzüldüğümüz durum, bir sıkışık duruma getirip bir şekilde zaman kazanma adına bu tür önemli meselelerin böyle dar, sıkışık ortamda konuşulmaması, daha rahat, daha geniş ortamda muhtarlarımız için en güzel gelişmelerin yapılması gerekiyor. Bunun farkındayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kabul edin!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Kabul edin, geniş ortamda getirelim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kabul edin, geniş ortamda getirelim. Kabul edin… Kabul edin…

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, muhtarlarımızın her zaman yanında olduk, yanında da olmaya devam edeceğiz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Lafla lafla Ahmet!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bizlerin, tabii ki aziz milletimizin bizlere yüklemiş olduğu emanetin bilincinde hareket ederek, onların gündeminde olan acil ve giderilmesi gereken birtakım ihtiyaçlarını öngören kanun teklif ve tasarılarının görüşülmesine dair grup önerimiz var.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Mesela mayınlar!

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu grup önerimiz de görüşülüp oylanacağından Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Ara vereceğim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Olur efendim. Yoklama talebimiz zapta geçer…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani oylamadan önce mi ara vereceksiniz efendim?

BAŞKAN – Hayır, oylamayı yapıp ara vereceğim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yoklamayı yapalım efendim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Oylamayı yapalım Sayın Başkan.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Oylamayı yapın Sayın Başkan.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Yoklamayı yapalım, çoğunluk var mı yok mu, ona bir bakalım.

BAŞKAN – Hayır, bir faydası yok, onu anlatmaya çalışıyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Yapın efendim yapın Sayın Başkan.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Kimler geliyor kimler gelmiyor, ona bakalım!

BAŞKAN – Peki, tamam.

Bir yoklama istemi vardır, tespit yapıp gereğini yerine getireceğiz.

Sayın Özyürek, Sayın Okay, Sayın Koçal, Sayın Aslanoğlu, Sayın Süner, Sayın Emek, Sayın Bingöl, Sayın Çöllü, Sayın Özkan, Sayın Ünsal, Sayın Çakır, Sayın Soysal, Sayın Ağyüz, Sayın Arifağaoğlu, Sayın Diren, Sayın Özdemir, Sayın Köse, Sayın Ekici, Sayın Arat, Sayın Baytok.

Yoklama için üç dakikalık süre vereceğim.

Yoklama için oy pusulası gönderen arkadaşlar lütfen salondan ayrılmasınlar, sonra arayacağım o isimleri.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, elektronik yoklamada yeterli çoğunluğumuzun olduğu anlaşılıyor…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, oylayalım efendim.

BAŞKAN - …ama buna rağmen oy pusulası gönderen arkadaşlarımı arayacağım.

Sayın Mevlüt Akgün? Burada.

Sayın Fuat Ölmeztoprak? Burada.

Sayın Nedim Öztürk? Burada.

Sayın Ülkü Gökalp Güney? Burada.

Sayın Akif Gülle? Burada.

Yoklama sonucu, ifade ettiğim gibi, gerekli, yeterli çoğunluk vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- (10/133, 10/169 ile 10/381)  esas numaralı Meclis araştırma önergelerinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 3/6/2009 Çarşamba günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime ara vereceğim ancak -bir dakikanızı rica edeyim- Sayın Bozdağ ve Sayın Genç’in konuşmaları Genel Kurula yahut kişilere dönük olarak algılandı. Bu sözlerini…

Sayın Genç…Sayın Genç, beni duyabiliyor musunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, evet…

BAŞKAN – Sayın Genç’in ve Sayın Bozdağ’ın konuşması Genel Kurula dönük gibi yahut şahıslara dönük gibi algılandı. Ben her 2 arkadaşımdan da bu sözlerini geri almalarını rica ediyorum, bu algılamaya karşılık olarak; yerlerinden de olabilir.

Sayın Bozdağ…

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Başkan’ın daveti üzerine, sözlerinin Genel Kurula ve şahıslara dönük gibi yanlış algılandığına ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, yani ben kimseye ne hakaret ettim, ben doğrudan doğruya…

BAŞKAN – “Öyle algılanılması hâlinde sözümü geri alıyorum.” diyeceksiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, öyle algılanmışsa yanlış algılamış arkadaşlar, yanlış algılamışlar.

BAŞKAN – Tamam, yanlış algılandı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim amacım o değil. Ben zaten Türkiye Büyük Millet Meclisine en büyük saygıyı besleyen insanım, buraya ve size büyük saygım var.

BAŞKAN - Sayın Bozdağ…

6.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Başkan’ın daveti üzerine, sözlerinin Genel Kurula ve şahıslara dönük gibi yanlış algılandığına ilişkin açıklaması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Benim sözlerim de yanlış algılanmış. 

BAŞKAN – Peki, çok teşekkür ediyorum, 2 arkadaşıma da teşekkür ediyorum.

Saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

                       

Kapanma Saati: 13.48
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Görüşmelerimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Öneriyi okutup, işleme alacağım:

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 9, 16, 23 ve 30 Haziran 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 10, 17 ve 24 Haziran 2009 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi

                                                03/06/2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 03.06.2009 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, TBMM İçtüzüğünün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                   Bekir Bozdağ

                                                                                                                        Yozgat

                                                                                                    AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmında yer alan 386 ve 387 Sıra Sayılı Kanun Tasarılarının, bu kısmın sırasıyla 5 inci ve 17 nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun; 09, 16, 23 ve 30 Haziran 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, 10, 17 ve 24 Haziran 2009 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi,

Genel Kurulun; 03 Haziran 2009 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 263 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 09, 16, 23 ve 30 Haziran 2009 Salı günkü birleşimlerinde 15:00-24:00; 10, 11, 17, 18, 24 ve 25 Haziran 2009 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde ise 13:00-24:00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi,

Genel Kurulun; 12, 19 ve 26 Haziran 2009 Cuma günleri de saat 14:00’te toplanarak gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve bu birleşimlerde saat 24:00’e kadar çalışmalarını sürdürmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin leh ve aleyhinde iki sayın üyeye…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Cümlemi bitireyim, müsaade eder misiniz.

 …söz vereceğim. Lehte…

Sayın İçli, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince bu önergenin gündeme alınmaması için söz talebinde bulunuyorum. Gerekçelerim dilekçemde de yazılı.

BAŞKAN – Gündeme alınmaması için, nasıl…

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Gündeme alınmaması Başkanım.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gündeme alındı efendim.

BAŞKAN – Böyle bir şey olabilir mi yani? Böyle bir talep olur mu?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, gündeme alındı ve gündem başladı.

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın İçli, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin gündeme alınamayacağını savunuyor. Gerekçe olarak da, daha evvel Danışma Kurulu uzlaşmazlığı sonucu bir önerinin Genel Kurul tarafından kabul edilip çalışma gün ve saatlerinin tespit edilmiş olduğunu, şayet bu yeni öneri kabul edilirse bunun İç Tüzük’ün yasama denetimiyle ilgili fonksiyonlarının ortadan kaldırılacağını söylüyor gerekçe olarak.

Şimdi, sabahleyin yeni bir Danışma Kurulu toplandı. O Danışma Kurulunda grupların önerileri kabul görmedi ve onun sonucu olarak üç tane grubumuzun önerisi sabah oturumunda, biraz evvel bitirdiğimiz oturumda görüşüldü ve kabul edilmedi. Şimdi, yine aynı Danışma Kurulunda uzlaşmaya varılamayan Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini görüşeceğiz. Burada İç Tüzük’e, yasalara aykırı bir durum yok. Ama size, AK PARTİ Grubu önerisi hakkında, lehte söz vereceğim.

Buyurun Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Aleyhte söz talebinde bulunmuştum, lehte mi veriyorsunuz?

BAŞKAN – Lehte. Bizim kayıtta lehte gözüküyorsunuz.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Peki.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Lehte, lehte.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Maksat meramımı anlatmak Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tabii bir garip uygulamamız var. Sizin için söylemiyorum ama İç Tüzük’te bir fırsat bulup…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz devrettik.

BAŞKAN – …konuşma nasıl olursa olsun veriliyor ama bunu yanlış uyguluyoruz.

Buyurun Sayın İçli.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Biraz evvel, aslında tabii konunun esasına ilişkin konuşmak isterdim ama bakın, 3 Ekim 2007 tarihli Danışma Kurulu önerisi -biliyorsunuz Danışma Kurulu önerisi olması için tüm grupların mutabakatı, oy birliği olması lazım- oy birliğiyle gelmiştir, Genel Kurulun onayına sunulmuştur ve salı gününün denetim konularına ayrılması, çarşamba gününün denetim konularına ayrılması konusunda bu Genel Kurulun kararı vardır. Bugün yaptığınız Danışma Kurulu toplantısı değildir, yapılmıştır, oy birliği olmadığı için grup önerisi gelmiştir. Grup önerisi hiçbir şekilde Danışma Kurulunun oy birliği şeklinde aldığı -İç Tüzük’e göre- yetkiyi ortadan kaldırmayacağı gibi, Genel Kurulun 3/10/2007 tarihli kararını ortadan kaldırmaz. Bu bir.

İkincisi, İç Tüzük’ümüzün çok amir hükmü vardır. Bakın, 98’inci maddesi. Haftanın en az iki gününde -yani bu da salı ve çarşamba günleri- birleşimin başında birer saat süreyle sözlü soruların görüşülmesi amir hükümdür. Yine Anayasa’mızın yine 96’ncı ve müteakip maddeleri gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mutlaka denetim konularına zaman ayırması amir hükümdür.

Sizin Başkanlığınızın bu şekilde uygulaması, böyle bir grup önerisinin gelmesi İç Tüzük ve Anayasa hükümlerine aykırıdır. Bunu bir kere öncelikle ifade edeyim.

Aslında, ben, bunu İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz talep ederek konuşmak isterdim. Çünkü, biraz evvel arkadaşlarım nezaket gösterdiler, söz hakkını bana devrettiler, ben devralırken de sözümü beş dakikayı aşmamak kaydıyla -yani on dakika konuşmayacağım- beş dakikayla sınırlayacağımı kendilerine ifade etmiştim, söz vermiştim. O süreye de uygun davranmaya özen göstereceğim.

Değerli Başkanım, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sözlerime başlamadan evvel sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Bugün tarihî bir gün. Dün belirli konularda görüşlerimi ifade ettim. Ülkenin çok çok önemli konuları var; ekonomik kriz, işsizlik, açlık; bir sürü sıkıntısı var. Ama bu iki üç gündür, hatta iki haftadır Türkiye Büyük Millet Meclisi çok gergin bir çalışma takvimini icra ediyor. Adı “Mayınların temizlenmesi meselesi.” Hepiniz çok iyi biliyorsunuz, bu kanun tasarısı mayınların temizlenmesi kanun tasarısı değil. Bu kanun tasarısı, 510 kilometre uzunluğunda olan Türkiye-Suriye sınırındaki mümbit tarım arazilerinin yarım asırlığına küresel sermayeye peşkeş çekilmesi tasarısı, adını ne koyarsanız koyun.

Dün demiştim ki: “Bu yasa tasarısıyla Hükûmetin maliye politikası iflas etmiştir, çünkü mayınları temizleyecek parayı bulamadığını iddia etmektedir. Bir de tarım politikası iflas etmiştir. Bu mümbit arazileri Türk çiftçisinin, Türk köylüsünün, Türk ziraatçısının, Türk  veterinerinin ve devletin idare edemeyip küresel güçlere tarım yapması amacıyla verilmesi anlamında da Türk tarımı iflas etmiştir.”

Ama ben size çok daha önemli bir şey söyleyeceğim bu dar zamanda. Geçen aylarda Amerika Birleşik Devletleri’nde yayımlanan Küresel Eğilimler 2025 Raporu’nda, Amerika, dünyanın en büyük tehdidi olarak küresel iklim nedeniyle su ve gıda krizinin çıkacağına ve bölgede bölge savaşlarının olabileceğine, rejimlerin değişebileceğine dair çok ciddi uyarılarda bulunmuştur, ekonomik krizin dışında.

Şimdi, bu yasa tasarısının güvenlik boyutunu bir tarafa bıraktım, ekonomik boyutunu bir tarafa bıraktım, petrol, su kaynakları hepsini bir tarafa bıraktım, jeopolitik nedenleri bir tarafa bıraktım, küresel iklim krizi nedeniyle dünyanın kaosa sürüklenebileceği ABD raporlarında  belirtildiği gibi, sadece orada değil Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği raporlarında da belirtiliyor. Siz GAP bölgesindeki mümbit araziyi, kendi çiftçinize emanet edemediğiniz araziyi başkalarının kendi halklarını beslemesi için, hatta burada ürettikleri ürünleri başka ülkelere ihraç etmesi için elli yıllığına veriyorsunuz. Bugün çocuğumuz olsa, elli yaşında… Bakın, torunlarımıza bile… Onun için bugün çok tarihî bir gün. Öncelikle bunu ifade edeyim.

Bir de, elhamdülillah herkes Müslüman, Müslümanız. Müslümanlık geldiği zaman hiç kimseye lafı bırakmayız ama tarihten üç tane önemli olayı sizlere burada hatırlatmak isterim:

1800’lü yıllarda o koskoca Kıbrıs’ı çok kısa süreliğine İngilizlere veren Osmanlı İmparatorluğu… Kıbrıs’ın bugün nerede olduğunu herkes biliyor. Bu bir.

İki: 1880’lerde yine, Filistin topraklarında tarım amaçlı koloniler kuruluyor, on yedi tarım kolonisi. Yani Osmanlıdan kiralamak, satın almak istendiği için alınamayan topraklar 1948’de uzun süreli kiralama nedeniyle bir devlete neden olmuş.

Ama tarihte başka bir örnek daha var: Alaska, Amerika’nın 49’uncu eyaleti. 1800’lerde Amerikan şirketleriyle Rus şirketleri 60 yıl, 70 yıllığına burayı ticari işletme olarak işletiyor. Sonra 7,2 milyon dolara borçlarının silinmesi karşılığında Amerika Birleşik Devletleri’ne satıyorlar. 7,2 milyon dolar… Bugünün parasıyla -çarpın- para değil. Bugün Alaska eyaleti Amerika’nın 49’uncu eyaleti.

Elinizi vicdanınıza koyun. Hiç hamasi nutuklar, başka gerekçeler aramayın. Bugün burada, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türkiye'nin egemenlik haklarıyla ilgili… “Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.” Sınırlarımızı, orada tarımsal faaliyet yapacak iddiasıyla bulunacak kişilere egemenlik hakkınızı devrediyorsunuz. Çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğiyle ilgili karar veriyorsunuz. Evet, grup disiplini nedir ben de bilirim. Ben de bir siyasi partinin en üst kademelerinde genel sekreterlik, genel başkan yardımcılığı gibi görevlerde bulundum ama bu görev eğer vatansa, vatanla ilgiliyse, torunlarımızın geleceğiyle ilgili ise o zaman elinizi vicdanınıza koyacaksınız, ona göre karar vereceksiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İçli.

Aleyhte Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Şandır, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkanım, AKP Grubunun, Danışma Kurulu, grup önerisi üzerine aleyhte bana söz verdiniz ama ben bu sözün öncesinde tavrınızla ilgili İç Tüzük’ümüzün 63’üncü maddesine göre bir usul tartışması açmak istiyorum müsaade ederseniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Olmaz ki, şu anda Danışma Kurulu…

BAŞKAN – Yani…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Gerekçesini de arz edeyim efendim.

BAŞKAN - Buyurun, konuşmanızın bütünlüğü içerisinde onu da söyleyin.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Olmaz efendim.

BAŞKAN – Ama biz şimdi müzakereye başladık!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama biz bu müzakere içerisinde… Sayın Başkanım, gerekçemiz şu…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Mikrofondan Sayın Başkanım, mikrofondan.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – İç Tüzük 89’a göre, AKP grup önerisinde bir ay süreyle salı ve çarşamba günlerinin denetim yapılmayacağına amir bir hüküm var, bir talep var. Bu, İç Tüzük’e aykırıdır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Duymuyoruz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Aykırı olan bir konuyu ifade eden bir talebi değerlendirmeye almanız İç Tüzük’e aykırı bir davranış olur. Dolayısıyla bu tavrınızı ya değiştirin ya da usul tartışması açın.

BAŞKAN – Sayın Şandır, şimdi biz AK PARTİ Grubu önerisinin görüşmelerine başladık. Bir değerli arkadaşımız sizin söylediklerinize benzer birtakım şeyler de söyledi, onları da dinledim; arkasından, kanaatine katılmadığımı söyledim ve maddeyle ilgili görüşlerini bildirdi. Size de o amaçla söz verdim. İç Tüzük’e aykırı bir durumumuz yok çünkü Danışma Kurulu toplandı -zatıalinizin de katıldığı Danışma Kurulu- ve o Danışma Kurulunun mutabakata varamadığı kararlar sonucu üç grubumuzun önerisi bugün görüşüldü, tartışıldı, karara bağlandı, şimdi dördüncü grubumuzun önerisini görüşüyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, İç Tüzük 63’e göre usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN - Ama yani Sayın Şandır, şimdi, size olan sevgimiz, sempati-miz, siz kürsüye geldiniz, bir usul tartışmasını açma kararını vermemize imkân vermez ki. Şimdi bir hususu görüşüyoruz…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama bu usulle ilgili tavrınızın İç Tüzük’e aykırı olduğunu, onun tartışılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Onu sonra tartışalım ama…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sonra tartışamayız, çünkü tartışıldıktan sonra görüşmeye açıyorsunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Görüşüldükten sonra tartışılır mı Başkanım? Görüşmeye başlıyorsunuz hâlâ…

BAŞKAN – Yahu arkadaşlar, şimdi… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Müsaade eder misiniz… Müsaade eder misiniz…

Arkadaşlar, şimdi bir konunun tartışmasına, görüşmesine başladık, şimdi burada esasa geçtik…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın…

BAŞKAN - Bir dakikanızı rica edeyim.

Şimdi, diyelim ki biz bu gün her şeyi bir tarafa koyduk ve aksine bir uygulama yaptık, bu bu günle kayıtlı, kısıtlı kalmaz. Burada yapılan her işlem gelecekte emsal teşkil eder. Böyle bir yanlış emsali başlatma hakkını ben kendimde göremem, biz kendimizde göremeyiz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz de onu söylüyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - O nedenle, Sayın Şandır’dan görüşmeye başladığımız konu hakkında aleyhte düşüncelerini serdetmelerini rica ediyorum.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, kısa bir açıklama yapabilir miyim, izin verir misiniz?

BAŞKAN – Sayın Şandır, konuşmasını bitirsin, hayhay.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ben yerime geçebilirim efendim.

BAŞKAN – Hayır, yok efendim, buyurunuz.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Kısaca…

BAŞKAN –Lütfen, lütfen… Sayın Okay, rica ediyorum... Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Sayın Başkanım…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Kısaca şunu ifade edeyim efendim: Bu konuda usul tartışmasını hem Sayın İçli hem Sayın Şandır kürsüye geldiğinde ifade etti, görüşmesine başlanmadı.

BAŞKAN – Ama Başkanlık onu uygun görmedi ve görüşmelere başladık.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ama bu görüşme başlanır devam ederse, o zaman bunun tartışılmasının pratik yararı kalmaz.

BAŞKAN – Sayın Okay, yani onu Başkanlık uygun görmedi ve konumuzun görüşmesine başladık.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Ama 63’e göre söz talebinde bulundu, onun önceliği var.

BAŞKAN – Hayır, hayır…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım onun için gelmiş bugün, ne varsa o… Ben yaptım oldu düşüncesi…

BAŞKAN - Rica ederim... Rica ederim arkadaşlar…

Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, görüşmeye açtığınız konuda tavrınızın, Başkanlık Divanının tavrının İç Tüzük’e aykırı olduğu iddiasıyla İç Tüzük 63’e göre bir usul tartışması açma talebim var. Bunu yerimden yapabilirdim, ama başlamış bir süreçte, benden önce konuşan arkadaşımızın da bu talebi oldu, başlamış süreçte siz söz verdiğiniz için buraya geldim. Yoksa, ben buraya AKP Grubunun grup önerisinin aleyhinde konuşmak niyetiyle gelmedim.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Niye geldin?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Gerekçem de şudur.

BAŞKAN – Ben size o amaçla söz verdim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sabrınıza çok teşekkür ediyorum ama lütfen müsaade ediniz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkanım; İç Tüzük 98’e göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu haftanın iki gününü denetime ayırmak mecburiyetindedir, bu bir mecburiyet, çok açık bir hüküm. Eğer bir grup…(Gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen dinleyelim.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Eğer bir grup, Danışma Kurulu önerisinde “Biz denetim yapmayalım, bu hafta yapmayalım…” Bu makul karşılanıyor çünkü bir teamül oluşmuş ama “Bir ay süresince salı ve çarşamba günü denetim yapmayalım.” diye bir teklifle buraya gelirse, bu teklifin İç Tüzük’e aykırı olduğunun takdiri ve tespiti sizin sorumluluğunuzdadır. Bunun gereğini yerine getirerek bu teklifin kabul edilmemesi gerekir, görüşmeye açılmaması gerekir. Bu noktada tavrınızın yanlış olduğunu ifade ediyor ve bir usul tartışması açılmasını istiyorum. Gerekçem budur efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bu mümkün değil. Tavrımızda bir tüzük ihlali yok, geleneklere aykırılık yok. O nedenle, zatıalinize önerinin aleyhinde söz verdim, süreniz var, onu kullanabilirsiniz Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Yoksa, görülmüş şey değil görüşülmekte olan bir konunun tam ortasında bir usul tartışması.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Başlangıcındayız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tam ortası değildi Sayın Başkan. Sayın İçli de aynısını söyledi, tam ortası değil. Sayın Başkan, bu dosyayı böyle kapatıp açacaksak…

BAŞKAN – Rica ederim arkadaşlar…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Başlangıcındayız.

BAŞKAN – Rica ederim…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bu dosyayı ne zaman açacağız peki?

BAŞKAN – Bu madde biter, gerekiyorsa açarız.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Denetim yapmadan Meclis nasıl çalışacak? İç Tüzük’ün amir hükmü var.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, usul tartışması açılması konusunda esas olan milletvekilinin talebidir, Sayın Başkanın ve Başkanlığın takdir yetkisi bulunmamaktadır, İç Tüzük’ün lafzı budur. Bu bir hakkın suistimali değil, ben haklı bir gerekçeyle tavrınızı tartışmaya açıyorum. Dolayısıyla, usul tartışması açılması zorunluluktur, açılmadığı takdirde görüşmelerin devamı İç Tüzük’e aykırı olacaktır ve meşru olmayacaktır, hukuki sakınca doğacak. Dolayısıyla, sizin bu noktada takdir yetkiniz bulunmamaktadır. Ben, bir milletvekili olarak ve Grup Başkan Vekili olarak usul tartışması açılmasını talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Şandır, bir konunun görüşmesine başladık. Bu konuyu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başlarken söylendi Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Başlarken de açılırdı. Böyle bir hüküm yok yani konunun başında açılır, ortasında açılır diye bir şey yok. Milletvekili gerekli gördüğü takdirde Başkanlık Divanının tavrıyla ilgili bir tartışmayı açabilir. İç Tüzük 63’ü hep beraber okuyalım istiyorsanız efendim.

BAŞKAN – Okuyalım. Ben de okuyayım müsaade ederseniz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Buyurun efendim.

BAŞKAN – “…usule ait konular, diğer işlerden önce görüşülür.“

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tamam. Önce görüşün işte efendim.

BAŞKAN – İşin ortasındayız Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hayır. Önce görüşün yani biz bunun başında da söyledik, daha başlangıcındayız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İşin ortası değildi Sayın Başkanım. Siz emrivaki yaptınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, bakın, başlangıcı eğer esassa sizin takdirinize göre, Sayın Milletvekilinin başlangıçta da bir talebi bulunmaktadır. Siz bunları yok sayarak görüşmeye devam ederseniz İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini ihlal etmiş olursunuz, buna da gerek yok. Yani bu İç Tüzük usul tartışmaları olmaz bir şey değil. Dönüp tartışıp tekrar oylarsınız, tavrınızın doğru olduğuna Genel Kurul karar verirse görüşmeye açarsınız ve o görüşme doğrultusunda biz de görevlerimizi yaparız efendim.

BAŞKAN – On dakika ara veriyorum.

Grup başkan vekili arkadaşları rica ediyorum.

                               

Kapanma Saati: 15.24
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.40

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın Şandır’a Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi aleyhinde söz verdim, kürsüye geldi, konuşmasında bir usul tartışması açmak istediğini söyledi. Yaptığımız istişarelerde bir uzlaşmaya vardığımızı söyleyemeyiz ancak İç Tüzük, bir işten önce usul tartışmasının yapılabileceğini -bize göre- öngörüyor. O nedenle, bir iş görüşülürken yani işin ortasında böyle bir tartışmayı, usul tartışmasını açmayı biz Başkanlık olarak uygun görmüyoruz.

Şimdi Sayın Şandır’a AK PARTİ grup önerisinin aleyhinde konuşmak üzere söz vereceğim.

Sayın Şandır, buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, tekrar ifade ediyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinin iki temel fonksiyonu var. Biri kanun yapmak, biri denetim yapmak. Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yetkisini bir ay süreyle ortadan kaldırırsanız bu Meclis İç Tüzüğü’ne aykırı hareket etmiş olursunuz çünkü 98’de çok açık, haftada iki gün denetim yapma zorunluluğu var. Bir teamül gelişmiştir, gruplar kendi aralarında anlaştıkları takdirde -anlaşmadıkları takdirde olmaz- denetim yetkisini bir hafta erteleyebilirler. Bazen iki hafta erteleniyor ama gruplar anlaştıkları takdirde, anlaşmadılarsa olmaz bu iş. Dolayısıyla, biz, 98’e göre Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun bir ay süreyle denetim yapmamasını öneren bir grup teklifinin gündeme alınmasını, görüşmelere açılmasını, İç Tüzük’ün 98’ine aykırı bir uygulama olarak görüyoruz. Bu konuda ısrar eden, Sayın Tayfun İçli’nin talebini de yok sayarak ısrar eden Başkanlık Divanının, Sayın Başkanımızın İç Tüzük ihlali yaptığı kanaatiyle usul tartışması açtık. Usul tartışmasının açılması takdiri Sayın Başkana verilmemiştir. Usul tartışmasında esas olan milletvekilinin talebidir. “Her işten önce başlar.” sözü muğlak bir hadisedir. İç Tüzük’te şöyle bir şey yok: Yani, görüşmenin ortasında Başkanlık Divanının tavrını sorgulayamazsınız diye İç Tüzük’te bir hüküm yok. Dolayısıyla, İç Tüzük veya kanunlar lafzıyla da uygulanacakları için İç Tüzük 63’e göre bu usul tartışmasını açmayışınız doğru olmamıştır. Öncelikle bunu ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak her defasında bu kürsüde ifade ediyoruz: Gizli bir niyetimiz yok, ulaştığımız bir mutabakatın ihlali de yok. Biz bu mayın temizleme yasasına muhalefet yapacağımızı, bundan dolayı endişelerimizin olduğunu, bu yasa Genel Kurula geldiği ilk günden bu yana ifade ediyoruz ve bu muhalefeti de İç Tüzük’ün verdiği imkânlarla yapmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, iktidar partisi grubunun değerli milletvekilleri, sabrınıza teşekkür ediyorum ama bu muhalefetimizi şahıslarınıza veya Meclis Genel Kuruluna veya Meclis çalışmalarına karşı bir sabote olarak algılamamanızı, anlamamanızı da istirham ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisi saat 11.00’den bu yana bu konuları tartışıyor. Şimdi ben arkadaşlarıma da söylüyorum, milletim de bizi dinliyor. Milletin sorunlarını konuşmayacağız da bu kürsüde, neyi konuşacağız? Her gün, mesela biz, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, esnafların içinde bulunduğu durumun araştırılıp tedbirlerinin geliştirilmesi yönünde bir araştırma önergemiz var, gündeme alınmasını istiyoruz, kabul etmiyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partisinin yine bir toplumsal sorun olan mevsimlik işçilerle ilgili önergesini kabul etmiyorsunuz. Demokratik Toplum Partisinin her defasında getirdiği kredi kartı sorunlarıyla ilgili önerisini kabul etmiyorsunuz. Göçerlerle ilgili bugün getirdikleri araştırma önergesi gerçekten çok önemliydi, kabul etmiyorsunuz. Yani bu kürsüde bir inat uğruna bu milletin sorunlarını konuşmanın engellenmesi iktidara puan getirmez. Böyle bir hak da yok. Siz bu milletin sorunlarını konuşmak mecburiyetindesiniz.

Diyorsunuz ki “Denetimi bir ay yasaklıyoruz.” AKP Grubunun grup önerisinin temel özelliği bu. Yoksa hangi kanunu görüşeceğiniz, hangi saatlerde çalışacağınız önemli değil. Sabaha kadar çalışalım, haftanın yedi günü çalışalım. İktidar partisinin bu yönde bir ihtiyacı varsa muhalefet partisi olarak kendilerine destek veriyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak çalışmadan asla kaçmıyoruz. Bunu bilesiniz. Ama burada bir hukuk ihlali var. Diyorsunuz ki “Bir ay süreyle denetim yapmayalım, sözlü sorulara cevap verilmesin.”

Şimdi, ben arkadaşlarıma tekrar söylüyorum: Her gün, muhalefet partileri olarak biz, bir araştırma önergesinin gündeme alınmasını buraya getireceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ve saat dört, tam beş saattir tartışıyoruz. Günde bir saat denetime müsaade etmiyorsunuz ama her gün bu Meclisin, bu Genel Kurulun en az dört saatini bu şekilde heba edeceksiniz. Bunu yapmayın. Bu inatlaşma hiçbirimize, hiç kimseye fayda getirmez. Dolayısıyla, geliniz, bu grup önerinizi çekiniz. Birer saat denetim yapalım, Meclis kendi olağan çalışmasına dönsün. Dolayısıyla, bu grup önerisinin görüşülmesi hem İç Tüzük 98’e göre de aykırı, Meclis Başkanlığının bu noktadaki tavrı da yanlış hem de bu yaptığınız size faydalı değil çünkü denetimi engelleyemezsiniz, biz denetimin yollarını her hâlükârda bulur, bu Meclisin her gün en az dört saatini alırız arkadaşlar. Onun için yanlıştan dönün, gelin birbirimizle akıl yarışı yapmayalım. Gelin, günde bir saat denetim koyun. Bu size bir şey kaybettirmez. Saat 24.00’e kadar çalışmayı koydular sayın milletvekilleri. Saat 24.00’e kadar çalışalım, siz de gelin biz de gelelim, çalışalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım bitiriyorum.

Saat 13.00’te başlıyorsunuz, 14.00’te başlıyorsunuz, 15.00’te başlıyorsunuz. Birer saat erkene alın, itirazımız yok. Bizim teklifimiz -arkadaşlarımın huzurunda, sayın milletvekillerinin huzurunda söylüyorum- bizim grup başkan vekillerinize teklifimiz saat 11.00’de başlayalımdır. Gelin, her gün 11.00’de başlayalım. Bakanlıkları gezeceğinize, bakan beyler buraya gelsinler, burada anlatın sorunlarınızı. Gelin, saat 11.00’de başlayalım çalışmaya eğer çalışmaksa mesele. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar -tekrar ediyorum- Meclisin denetim fonksiyonunu ortadan kaldırırsanız, bunun ortadan kaldırılmasına Meclis Başkanlığının tavrı dolayısıyla da eğer yol açarsanız yanlış yaparsınız, millete haksızlık yaparsınız ama muhalefet partileri olarak biz denetim imkânını her fırsatta buluruz, bu da Meclis çalışmalarına pahalıya mal olur. Nedir? İşte dört saattir tartışıyoruz. Her gün dört saat tartışırız.

Değerli arkadaşlar, yanlıştan dönülmesi erdemdir. Biz AKP Grubunun Meclisin denetim yetkisini ortadan kaldıran bu teklifini düzeltmesini talep ediyoruz. Bu şekliyle karşı olduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

Lehte, Sayın Bekir Bozdağ, Yozgat.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Grubumuzun Danışma Kurulu talebi oldu, Meclisimizin çalışma gündem ve saatleriyle ilgili Meclis Başkanımızın başkanlığında müzakereler yapıldı ancak gruplar arası bir uzlaşma temin edilemediğinden diğer siyasi parti grupları kendi grup önerilerini sundukları gibi biz de AK PARTİ Grubu olarak grup önerimizi sunduk. Ben burada tartışmalara uzun uzun girmek istemiyorum. Çünkü AK PARTİ’nin grup önerisi hem İç Tüzük’ün 98’inci maddesine hem 19’uncu maddesine hem de Meclisimizin bugüne kadar yaptığı uygulamalara uygun olduğunu ifade ediyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bozdağ.

Aleyhte, Sayın Hakkı Suha Okay, Ankara.

Sayın Okay, buyurun.(CHP sıralarından alkışlar)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP grup önerisi aleyhine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, biraz sonra muhtemelen oylayacağımız grup önerisinin içeriğinden hiçbirinizin haberi yok şu aşamada anladığım kadarıyla. Okundu, dikkatli arkadaşlarım belki dinledi.

Bu grup önerisi diyor ki: Bu hafta yani perşembe ve cuma günü saat 11.00 ile 21.00 arasındaki çalışmaya bir şey demiyoruz ama takip eden hafta yani önümüzdeki hafta salı gününden itibaren 1 Temmuza kadar salı günleri saat 15.00 ile 24.00, çarşamba, perşembe günleri 13.00 ile 24.00, cuma günleri de 14.00 ile 24.00 arasında bu Parlamento çalışacak diyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Çok çalışmamız lazım, çok!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Evet, Sayın Yeni’nin de ifade ettiği gibi çok çalışmanız lazım, çok. Ama dört haftadır da bir mayın yasasıyla bu Parlamento kitlendi. Şimdi, neden bu dört haftadır bu mayın yasası kitlendi ve yapılmak istenen ne, söylem ne, üslup ne, onlardan bahsedeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, eğer bu ülkenin Başbakanı, AKP Grubunun Genel Başkanı, ben zannetmiyorum ki AKP Grubuna bir başka yasa için 2 kez özel grup toplantısı yapsın. 2 kez özel grup toplantısı yapıldı. Niçin? Niçin AKP Grubuna 2 kez özel grup toplantısı yapıldı ve dün Genel Kurul kapandıktan sonra gine AKP Grubu yapıldı? Ben de biliyorum ki kimi milletvekili arkadaşlarımız bunlardan huzursuz. Ben de biliyorum ki, basına da yansıyor ki kimi arkadaşlarımızın bu konudaki değerlendirmelerine karşı Sayın Başbakanın kendine yakışan üslubuyla en sert şekilde cevap veriyor ama Sayın Başbakanın başka üslubu da var. Dün AKP Grup toplantısında muhalefet partilerine “Provokatif tavır içerisindeler.” diyor, “tahrikçi” diyor, “Paranoya içindeler.” diyor, “Hayal dünyasındalar.” diyor ve onlardan bahsederken “bu adamlar” diyor, “bu adamlar…”

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Husumet besliyor, husumet, kin!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Ve bugün, dünkü İç Tüzük ihlalini önleme çabamıza diyor ki: “Bu Mecliste ilk defa bir işgal oluştu. İşgalci bunlar. Kavgacı ruha sahip, işgalci ruha sahip.”

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Milletin seçtiklerine söylüyor!

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu sözler Sayın Başbakanın. Tabii biz şunu merak ediyoruz: Bu Parlamento kürsüsü ilk kez işgal edilmedi, eğer işgalse o ama eğer bir İç Tüzük ihlali olacaksa, olmak üzereyse ve Parlamentonun hukukunun korunması gerekiyorsa ve demokrasiyi sadece şekilsel değil, demokrasiyi kurum ve kurallarıyla işletmek istiyorsak ve bunu anlatmak zorunda kalıyorsak ve birileri “İç Tüzük’ü inadına ihlal edeceğim.” diyorsa, e o zaman direnişi göstermek durumundasınız. Peki, bu hiddet, bu celallenme, bu şiddet, bu öfke, 2 kez grubu özel olarak toplantıya çağırmak, dört haftadır Parlamentoyu böylesine çalışmaz hâle getirmenin ne anlamı var? Niye bir yap-işlet-devret için bu çaba gösteriliyor? Bunu sorgulamayacak mıyız? Nedir bu, illa yap-işlet-devret olsun?

Peki, dün size grup toplantısında bir başka şey daha söyledi Sayın Başbakan, “Nereden çıkarttınız İsrail’i?” dedi. Kanun hükmündeki kararnameden sonra teklif veren firmaların ne kadarının İsrail firması olduğunu Sayın Millî Savunma Bakanı açıkladı. Mardin Valiliğinin yapmış olduğu ihalede üç tane teklif veren vardı, teke indi. İhaleye katılan firmalar da –isimleri bizde mevcut- İsrailli firmalarla ortaktı.

Şimdi, arkadaşlarım, burada bir yasayı geçirmek istiyorsunuz. Aslında yap-işlet-devreti bu yasanın içinden çekin alın, bu yasanın hiçbir anlamı yok. Hiçbir anlamı yok ama yap-işlet-devret olduğu için bu yasa, burada tartışılıyor. Yoksa Millî Savunma yapacak, hükûmet verir; Maliye yapacak, hükûmet verir. Kamu İhale Kanunu açık ama sırf yap-işlet-devret olduğu için biz bu yasayı görüşmek zorunda kalıyoruz.

Peki, görüştüğümüz yasa ne? Görüşeceğimiz, görüştürmek istediğiniz yasa ne? Bu yasa bir tek defalık yasa, yasa tekniğine aykırı bir yasa. Bir kanun geçireceksiniz, bir defa olacak, bir kişi kullanacak. Kanunun genelliğine aykırı bu. Bir kanun geçireceksiniz, sanki bir geçici madde, bir defa kullanılacak, ihale yapıldı kanunun işi bitti. Oysa kanunlar sürekliliği olan düzenlemelerdir. Bir kişi için, bir iş için bir kanun çıkmaz bu Parlamentodan.

Peki, çıkartmak istediğiniz kanunda zannediyor musunuz ki yap-işlet-devret olduğunda o arsaları, o araziyi dilediğiniz kişiye verebileceksiniz kullanım karşılığı. O zaman açacaksınız 2942 sayılı Kamulaştırma Yasası’nın 22’nci maddesini. O toprakların sahipleri, kamuya tahsis amacı dışında kullanıldığı andan itibaren o topraklarını geri alacak. Kamulaştırma Kanunu’nun 22’nci maddesinin birinci fıkrası buna açık. Şimdi, böylesine bir yasal düzenlemede, bu ülkenin Sayın Başbakanı kimi kelimeleri heceleyerek “Bu yasa geçecek.” diyor, “ge çe cek” diyor ve grubunuz da bunu talimat olarak kabul ediyor, dört haftadır biz bu yasayla uğraşıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa, bu hâliyle geçerse iptale mahkûm bir yasa. Bu yasa toplumsal uzlaşmayı sağlayan bir yasa olduğu hâlde bir inat hâline geldi ve Sayın Başbakanın sırf bu yasa için kullandığı bu üslup Türkiye’de yeni gerginlikleri yaratıyor. Eğer muhalefet partileri dört haftadır bu yasaya ilişkin görüşlerini ifade ediyor ve bu Parlamento çalışmasında bu yasanın önlenmesi çabasını gösteriyorsa buna bir kulak verin.

Şimdi, sizler, yeniden AKP grup önerisiyle, geçen hafta Perşembe günü kabul ettiğimiz ve dört siyasi parti grubunun uzlaştığı Danışma Kurulu önerisini bu grup önerisiyle değiştirmeye çalışacaksınız AKP Grubunun oy çokluğuyla ama yapılmak istenen şu oluyor: Meclis İç Tüzüğü’nü eylemli olarak tadil ediyorsunuz, Meclisin denetim yollarını tamamen kapatıyorsunuz ve 1 Temmuza kadar Parlamentonun gündemini belirliyorsunuz. Oysa şu rivayet de var: “AKP Grubu dört haftadır bu yasayı çıkaramadığı için Meclis Başkanlığı seçimi olacak 4 Ağustosa kadar da siz  çalışacaksınız.” diyorlar. Kimse çalışmaktan kaçınmıyor ama…

AHMET YENİ (Samsun) – Siz de çalışacaksınız, beraber.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Sayın Yeni, biz çalışacağız ama siz burada en az 184 kişi olacaksınız, en az 184 kişi olacaksınız. Olanı olmayanı da biz saydıracağız bugün saydırdığımız gibi, bundan sonraki oylamalarda saydırdığımız gibi. Ondan sonra da listeleriniz, çeteleleriniz Başbakanın eline gidecek, haberiniz olsun, gelen gelmeyen belli olacak. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Belli olacak.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Parlamento şu “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” ibaresi altında çalışıyor. Parlamentonun özgür iradesi bir tek kişinin ipoteği altında değildir. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Ama sorun şu: Eğer bu Parlamentoda hiç milletvekili olmadan doğrudan doğruya gelir Başbakan olursan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bitirin Sayın Okay.

HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – …ve Meclis İç Tüzüğü’nü bilmezsen, Meclis İç Tüzüğü’nü okumadıysan, burayı İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi yönetmeyi düşünürsen; yönetemezsin, yönettirmezler.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okay.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunacağım: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının, Hükûmetin görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin talebi hakkındaki İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre bir görüşü vardır.

Görüşü okutuyorum…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, bir dakika.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – İç Tüzük 89’a göre tekriri müzakerenin açılması öncesinde, Hükûmetin talebinin gerekçeli olması gerekir. Bize gönderdiğiniz metinde Hükûmetin talebinin gerekçesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu tekriri müzakere talebini işleme koyamazsınız. Gerekçeli olmayan Komisyon veya Hükûmet yeniden görüşme önergelerinin işleme alınmaması gerekir.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkanım, gerekçesini sözlü olarak aktarabilir miyim?

ŞENOL BAL (İzmir) – Sözlü olmaz, yazılı olması lazım.

BAŞKAN – Sayın Okay…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, Sayın Şandır da ifade ettiler, bu tekriri müzakere için gerekçe olması şart.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, ses duyulmuyor, mikrofondan konuşsun.

BAŞKAN – Ben duyuyorum.

İsterseniz böyle buyurun.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine bir usul tartışması yapacağız. İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi, Genel Kurulda yeniden görüşmede, eğer Hükûmet tarafından bir tekriri müzakere söz konusu ise bu tekriri müzakerenin gerekçeli olarak Meclis Başkanlığına sunulmasını amirdir. Oysa sunulan Hükûmet önergesinde gerekçe bulunmamaktadır. Bu konuda Meclisin geçmiş uygulamalarına baktığımızda, genelde, gruplar arasında mutabakat olmuş ve Danışma Kurulundan oy birliğiyle gelmiş fakat bir tane komisyonca geri alma var, o da 6/3/2003 tarihli, Sayın Altan Karapaşaoğlu’nun geri çekmesi var; onun altında da gerekçesi var, gerekçe yazılı.

Şimdi, açıkçası, burada bir İç Tüzük ihlali var. Sayın Başkanın Hükûmetin tekriri müzakere önergesini okutması bir usul tartışmasını gerektirmektedir ve İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi uyarınca bu yönde usul tartışmasının açılmasını talep ediyoruz ve bu konuda, Sayın Başkan, bir öncekinde olduğu gibi değil, görüşmeye başlamadan önce itirazlarımızı ifade ettik, usul tartışmasını ifade ettik, usul tartışması için karar vereceğinize inanıyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, Hükûmetin, yeniden görüşülme önerisinde “ihale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla” diye bir gerekçe konulmuş, bu var ama buna rağmen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hayır, efendim, önerge…

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, gerekçesi ayrı olur.

BAŞKAN - Hükûmetin gönderdiği şeyde var.

Buna rağmen, bu, arkadaşlarımı tatmin etmiyorsa –ben o kanaatteyim- 63’e göre bir müzakere açıp bir lehte, bir aleyhte söz vereceğim.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – İki, Sayın Başkanım, iki!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İki tane efendim, iki!

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, aleyhte Atila Emek.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, lehte…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte istiyoruz Sayın Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, aleyhte konuşacağım.

BAŞKAN – Sayın Şandır aleyhte.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, Atila Emek, efendim, aleyhte.

BAŞKAN - Atila Emek aleyhte.

Birer kişiye söz vereceğim; bir lehte, bir aleyhte.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, İç Tüzük açık, “iki lehte, iki aleyhte” diyor.

BAŞKAN - Şimdi, sevgili arkadaşlarım, hep İç Tüzük’e başvuruyoruz. İç Tüzük, başkana böyle bir hakkı veriyor. Bakınız “Bu yolda bir istemde bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla -yani on dakika olması şart değil- lehte ve aleyhte en çok ikişer kişiye söz verilir.” deniyor. Ben bir lehte…

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, iki lehte, iki aleyhte.

BAŞKAN - Peki, şöyle yapacağız. Ben ikişer kişiye, tamam, 4 kişiye söz vereyim, 2 lehte, 2 aleyhte, beşer dakika.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bravo Başkanım, iyi pazarlık yapıyorsunuz.

BAŞKAN - Aleyhte Sayın Şandır, aleyhte Sayın Emek; lehte Sayın Bozdağ, lehte Canikli.

Sayın Şandır, buyurun efendim.

Süreniz beş dakikadır.

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Hükûmetin, görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin yeniden görüşülmesine ilişkin önerisini işleme alması nedeniyle Başkanın tutumu hakkında

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, tekrar ediyorum. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuk kurmakla görevli Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu ve komisyonları da kendi iç hukukuna uymak mecburiyetindedir. Yeniden görüşme önergesi… Sayın Başkanım, ifade ettiğiniz husus… Önergenin içinde amaç belirtilmesi yetmez, bu bir önergedir. Önergelerde gerekçe koymak İç Tüzük’ün gereğidir ve ayrı bir başlık altında olması gerekir.

Şimdi gerek grup yöneticilerine gerek değerli milletvekillerine ifade ediyorum: Önergelerinizde gerekçeyi ayrı yazmıyor musunuz? Öyleyse Hükûmetin bize dağıttığınız yeniden görüşme önergesinde… Bu, bir yazı; bu, bir önerge değil. Bunun örneği de var; Plan-Bütçe Komisyonunun geri çekme önergelerinin, inceleyiniz, tamamında gerekçe vardır. Dolayısıyla, bu, bir yazı. Bu yazının burada işleme alınması İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine aykırıdır, gerekçeli olmak mecburiyetindedir. Önergede, şekil olarak, getirilen teklif, talep, imza sahibi ve altında da gerekçesi olmak mecburiyetindedir. Bu sebeple, bu önergenin, Hükûmetin “263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesini arz ederim.” talebi, bir önerge olmaktan öte bir yazıdır ve bir önerge olarak burada işleme alınması burada okuduğum İç Tüzük 89’a göre “Görüşülmesini gerekçeli bir önergeyle esas komisyon ve Hükûmet isteyebilir.” tezini doğrulamamaktadır.

Dolayısıyla, Meclis Başkanlığımızın, Hükûmetin bu yazısını bir önerge olarak kabul edip işleme alması İç Tüzük 89’a göre yanlıştır, yanlış olacaktır. Israr ederseniz görüşmeler ve bu tekriri müzakereyle kabul edilecek kanun metni, hukuki meşruiyetini ve dayanağını kaybedecektir. Hukuk yollarının açık olacağını ifade eden partilerimiz var ki biz de katılıyoruz. Bu sebepten dolayı bu kanunun Anayasa Mahkemesinde iptal edilmesi bir hukuki zorunluluk hâline gelecektir.

Dolayısıyla, tekrar ifade ediyoruz: Deminki tavrınızda da yanlışlık vardı çünkü Meclisin denetim yetkisini ortadan kaldıran bir talebi kabul etmeniz İç Tüzük’e göre yanlıştı. Şimdi de İç Tüzük’ün usullerine göre verilmemiş bir yazıyı önerge olarak kabul edip burada görüşmeye açmanız İç Tüzük’e göre yanlış olur ve bunda ısrar ettiğiniz takdirde, bizim, sizin İç Tüzük’ü uygulama sorumluluğunuza güvensizliğimiz oluşacaktır.

Bunu arz ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

Lehte Sayın Bozdağ, buyurun. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Saygıdeğer milletvekilleri, Değerli Başkanım, Başkanlık Divanının tutumunun lehinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Hükûmet adına İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine uygun olarak yeniden görüşme talebinde bulunuldu. Meclis Başkanlığı bu talebi Danışma Kurulunun gündemine getirdi. Danışma Kurulunda bu konuda bir uzlaşma temin edilemediği için Meclis Başkanlığı bu konuyu yeniden Meclisin onayına sunmak üzere gündeme getirdi.

Burada, İç Tüzük’e aykırı herhangi bir husus söz konusu değildir. Zira, Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül’ün Meclis Başkanlığına verdiği önergeyi aynen okuyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin ihale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesini arz ederim.

                                                                                                                    Vecdi Gönül

                                                                                                            Millî Savunma Bakanı”

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – O arzınız, gerekçeniz nerede, gerekçeniz?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Şimdi, İç Tüzük’ün 87’nci maddesine bakıyoruz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – O arzınız Sayın Bozdağ, arz etmişsiniz.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) -  İç Tüzük’ün 87’nci maddesi de önergelerin gerekçeli olması gerektiğini ifade ediyor ama gerekçenin nerede olması gerektiğine dair İç Tüzük’te herhangi bir hüküm yok. Burada gerekçe ifade edilmiş, İç Tüzük’ün öngördüğü amir hüküm yerine getirilmiştir.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Gerekçeyi yazsan ölür müydün?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Dolayısıyla, talebin İç Tüzük’e uygun olduğunu…

GÜROL ERGİN (Muğla) – O amaç, amaç. Nerede gerekçe?

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - … ve bu noktada Meclis Başkanlığının tavrının da İç Tüzük’e uygun olduğunu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Bir önerge getiremedin Bekir, yaz bir gerekçe getir.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Arkadaşlar…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Önerge yazmayı bilmiyor Bekir, gerekçe getir!

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Durmuş… Hocam, lütfen…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Önerge yazmayı bilmiyor Bekir, haydi bize gerekçe getir!

BAŞKAN - Sayın Emek, buyurun.

Sayın Bakanım, lütfen… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Bu kadar da yüzsüzlük olmaz ya!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Gerekçesiz önerge, önergesiz gerekçe, gereksiz Bekir!

BAŞKAN – Şimdi arkadaşlar… Milletvekili arkadaşlar… Hocam lütfen, rica ediyorum… Lütfen sakin… Arkadaşlar…

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlığın tutumu hakkında aleyhte söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere İç Tüzük, yüce Meclisimizin işleyişini, çalışma düzenini, usulünü belirleyen uyulması zorunlu kurallardan oluşmaktadır. Bu kurallara uymamak hukuksal anlamda büyük sorunlar doğurur ve sorumluluklar getirir.

Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi “Tasarı ve teklifin tümünün oylanmasından önce, belli bir maddesinin yeniden görüşülmesini gerekçeli bir önerge ile esas komisyon veya Hükümet bir defaya mahsus olmak üzere isteyebilir.” hükmünü getirmiştir.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet adına yapılan talebe baktığımız zaman, işte burada, gerekçe yok, burada…

ERTEKİN ÇOLAK (Artvin) – Sizce var.

ATİLA EMEK (Devamla) – Sizce olan her şey doğru değil, işte o yanlışları konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi önergeler, kanun teklifleri, bu Mecliste yıllardan beri uygulanagelen İç Tüzük’e uygun, usullere uygun veriliyor. AKP istedi diye her şeyi altüst etmek durumunda değil bu yüce Meclis. Nerede gerekçe arkadaşlar, nerede?

KADİR URAL (Mersin) – Dilekçe Komisyonuna gönderdiler herhâlde, Dilekçe Komisyonunda şu an.

ATİLA EMEK (Devamla) – Sayın Başkan, şimdi İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi bu açıklık içindeyken, Hükûmet adına verilmiş bu metin hiçbir gerekçeyi ifade etmezken ve ihtiva etmezken bunu işleme koymanız hâlinde açıkça İç Tüzük ihlaliyle karşı karşıya kalacağız ve görüşülmekte olan yasa, açıkça İç Tüzük ihlalini, hukuka aykırı, Anayasa’ya aykırı bir durumu ortaya koyacaktır ve buna da yüce Meclisimizin Başkanı olarak siz izin verirseniz, bu hukuka aykırı durumu yaratmış olmanın sorumluluğu içinde olacaksınız.

Değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’e uygun esas komisyon ve Hükûmetçe verilmiş tekriri müzakere talebi bulunmadığına göre, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu müzakere önerisinde bulunması -bu koşulların- İç Tüzük’e uygun olmadığı için Genel Kurulda görüşülmesi ve oylanması hukuken olanaksızdır. Sayın Başkanın da böyle bir uygulamayı başlatmayacağı umudu içinde bu değerlendirmeyi yapıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’e uygun olmayan AKP önerisinin görüşülmesi eylemli bir İç Tüzük değişikliği sayılır. Bu da hukuken mümkün değildir çünkü İç Tüzük’ün hangi esas ve kurallara göre değişeceği bellidir. Açıkça bir İç Tüzük ihlaliyle karşı karşıya bulunduğumuzu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar niye? Şimdi, bu vesileyle, milletin bir vekili olarak tüm Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine soruyorum: Şu görüştüğümüz mayın yasası adı altındaki bu yasada yap-işlet-devretle mayın temizleme karşılığı ülke topraklarının bir başka ülkeye, yarım asırlık, o ülkenin şirketlerine teslim edildiğinin bir örneğini gösterebilir misiniz? Vicdanlarınız rahat mı?

NURİ USLU (Uşak) – Yalan söylüyorsun, yalan, yalan!

ATİLA EMEK (Devamla) – Vicdanlarınız rahat mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Rahat, rahat.

NURİ USLU (Uşak) – Yalan söylüyorsun!

ATİLA EMEK (Devamla) - Onu aynen size iade ediyorum. Bir tane örnek göster örnek. Milletin vekilisin, vicdanın rahat değil, vicdanın rahat değil.

NURİ USLU (Uşak) – Kanunu oku öyle gel.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar… Lütfen laf atmayın.

ATİLA EMEK (Devamla) - Onun için, değerli arkadaşlarım, burada birileri ileride Yüce Divan sorumluluğundan kurtulmak için böylesine bir yasal düzenlemeyi getirebilir. Bu yanlışlığa alet olmayınız. Vicdanınızın sesini duyun. Yarın bölgelerinize, milletin huzuruna gittiğinizde ne söyleyeceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, İç Tüzük ihlalinin önemli hukuki sonuçlarının olduğuna ve Sayın Başkan, buna imkân vermeyeceğinize inanıyor, yüce Meclise en içten sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Emek.

Lehte Sayın Canikli, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Başkanlık Divanının tutumunun lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

89’uncu madde çerçevesinde tekriri müzakere talebi söz konusu. Gerçekten 89’uncu maddeye baktığımızda bu tür önerilerin gerekçeli olması gerektiği çok net şekilde ifade edilmiştir, bunu bütün arkadaşlarımız da konuşmacı tüm arkadaşlarımız da ortaya koydular.

Burada sanıyorum tam olarak anlaşılamayan ya da tartışma konusu olan husus şu: Gerekçenin şeklinin olup olmadığı tartışması. Gerekçe herhangi bir şekil şartına bağlı mıdır?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ben sizden ilk defa duydum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani, alışılageldiğimiz, önce madde metni yazılır, arkasında “Gerekçe:” yazılır, bu şekilde.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Hatta gerekçeyi biz başlık altında yazarız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bununla ilgili olarak İç Tüzük’te ya da başka bağlayıcı herhangi bir mevzuatta bir hüküm bulunmamaktadır, bu çok nettir. Bu sorun tamamen Türkçe ya da anlatım kuralları çerçevesinde çözülmesi gereken bir durumdur.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Madde lafzında yoksa nereye bakarız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, bakın, arkadaşlarımız, aleyhte konuşan arkadaşlarımız gerekçe olmadığını ısrar ettiler, iddia ettiler. Hep beraber okuyalım. Sayın Bakanın tekriri müzakere talebini hep beraber okuyalım: “Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin ihale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesini arz ederim.”

GÜROL ERGİN (Muğla) – Gerekçe değil o, amaç, amaç. Hiç mi beynin yok!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Amaç başka, gerekçe başka.

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, eğer ifade şöyle olsaydı, talep şöyle olsaydı ve sadece talep ifade edilmiş olsaydı, şöyle olsaydı metin: “Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesini arz ederim.” demiş olsaydı ve sadece bu ifade metinde yer almış olsaydı, gerçekten bu itiraz haklı olurdu.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Gerekçe ayrı, amaç ayrı, Türkçeyi bilmiyor musun?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Çünkü o zaman gerekçe bu talepte yer almamış olurdu. Arkadaşlar, şunun gerekçe olmadığı konusunda herhangi bir arkadaşımız bir şey söyleyebilir mi?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Söyler, söyler, ben söylerim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şu ifade konusunda. İhale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla biz bu öneriyi veriyoruz. Gerekçemiz nedir?

KADİR URAL (Mersin) – “Amaç” diyor zaten ya! “Amaç” diyor, “amaç.”

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İhale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla bir talep vardır, o talebin de gerekçesi vardır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, bu bir gerekçeli önergedir.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Bana bak, “gerekçe” diyor “gerekçe”, orada amaç var, amaç!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Amaç, niyet ayrı, karıştırma!

BAŞKAN – Sayın Ergin… Sayın Ergin…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Başkanlık Divanının tutumu doğrudur, lehindedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, Türkçe dersi verelim…

KADİR URAL (Mersin) – “Amaç” diyor orada, amaç, amaç!

GÜROL ERGİN (Muğla) – İlle şu toprakları gâvura vereceksiniz!

BAŞKAN – Sayın Ergin… Sayın Ergin…

Bir dakika arkadaşlar, lütfen.

Şimdi, sevgili arkadaşlarım, milletvekili arkadaşlarım, grup başkan vekili arkadaşlarımız ve onların görevlendirdiği milletvekili arkadaşlarımız kendi gruplarının düşüncelerini burada en güzel şekilde dile getiriyorlar. Şimdi, bunun dışında, arkadaşlarımızın tansiyonu yükseltecek söz ve davranışlardan kaçınmasını rica ediyorum. Lütfen… (Gürültüler)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Çarpıtıyor! Maksat, murat, niyet, amaç gerekçede niçin olsun!  Türkçeyi bilmiyorsan yapma!

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen arkadaşlar…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, İç Tüzük 87’de önergelerin nasıl tanzim edileceği gayet açık. Eğer geri alınan tekriri müzakere önergeyse bunun şekli de bugüne kadar kanun tekliflerinde, tasarılarında maddelerde verdiğimiz değişiklik önergesine uygun olmak gerekir. Bu bir yazı Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi, düşüncemi arz edeyim değerli arkadaşlarım: Takdir edersiniz ki bu tür önergelerde önergenin hazırlanma şekli önergeyi verenin takdirine bağlıdır. Hükûmetin istemine dair önergeye baktığımız zaman “İhale işlemlerinin yeniden değerlendirilmesi amacıyla” ifadesi…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Niye yeniden değerlendiriliyor Sayın Başkan, gerekçe odur.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz…

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) - Niye yeniden değerlendiriliyor, gerekçe odur, o yok.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz… Müsaade eder misiniz… Lütfen… Herkes düşüncesini söyledi, müsaade ederseniz ben de söyleyeyim. Müsaade eder misiniz…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Esasa ilişkin söyleyemezsiniz Başkanım. İç Tüzük 64’te yazıyor bakın, esasa ilişkin söyleyemezsiniz.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Esasa ilişkin söyleyemezsiniz, 64’e bakın.

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım, şimdi, böyle bir…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, Hükûmet…

BAŞKAN - Sayın Şandır, lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, Hükûmet…

BAŞKAN – Dinledim ben sizi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Sayın Şandır, ben sizi dinledim, düşüncelerinizi aldım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama bir arzım var. Bakın, 263’ün 2’nci maddesini değiştirmeyi amaçlayan bir önerge veriliyor. Bu önerge mi Allah aşkına! Lütfen…

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz. Ben düşüncelerinizi aldım, ben kendi düşüncelerimi söylüyorum.

Şimdi…

KADİR URAL (Mersin) – Bu bir dilekçedir Sayın Başkanım, Dilekçe Komisyonuna gitmesi lazım!

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir konuyu ilk defa görüşüyor değiliz. Baktığımız zaman… Şimdi elimde bir örnek var, müsaade ederseniz okumak istiyorum.

Sayın Şandır, istirahat buyurunuz lütfen.

3 Temmuz 2005 tarihli oturum. Yani geçen dönem. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, görüşülmekte olan Belediyeler Kanunu nedeniyle bir tekriri müzakere yani yeniden görüşme önergesi vermiş. Önergeyi okuyorum: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına…” Lütfen beni dinleyin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Efendim, müzakere yapmıyoruz ki yani.

BAŞKAN -  “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Belediyeler Kanunu Tasarısı’nın ikinci bölümünde kabul edilen önergeler nedeniyle bu bölümde (17-46’ncı madde) yeniden düzenleme ihtiyacı doğduğundan İç Tüzük’ün 89’uncu maddesi gereğince bu bölümün yeniden görüşülmesi için gereğini arz ederim.”

ŞENOL BAL (İzmir) – Olabilir, bir kere hata yapılmış.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir yanlışı örnek göstererek ikinci bir yanlış yapılır mı! Dikkatinizden kaçmışsa biz ne yapalım!

BAŞKAN – İşte içinde gerekçesi. İşte burada da gerekçesi içinde.

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, onunla ilgili bir tartışma açılmış mı?

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, daha evvelki uygulamalara da baktığımız zaman benim düşündüğüm ve uygulamamız doğrultusunda uygulamalar olduğunu görmekteyiz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Suimisal misal olmaz Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır, bir dakika…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) - Ama yani bu tavrınızda ısrar ederseniz doğru olmaz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben doğru yaptığımı zannediyorum.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, saygın Meclisin Başkanısınız, tutumunuzu eleştiriye açmayın.

BAŞKAN – Açılabilir de.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Sayın Başkanım, maksat, murat, amaç ayrı şeydir, gerekçe ayrı şeydir. Bunu yazın lütfen. (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri)

AHMET YENİ (Samsun) – Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Bakan, Sayın Durmuş, geçmiş örnekler verdim size, geçmiş örnek okudum ben size.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) - Türkçede maksat, murat, amaç, gerekçede olmaz. Yapmayın! Başkanlık makamını tartışılır hâle getirmeyin.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu önerge usulüne uygun değil Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Değerli arkadaşlarım, benim tutumum İç Tüzük’e uygundur.

KAMER GENÇ (Tunceli) -  Burada Danışma Kurulu raporu yok Sayın Başkan. 89’a göre Danışma Kurulunun raporu olması lazım.

BAŞKAN - 89’uncu maddesine göre…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, 91’de Danışma Kurulu karar vermediği zaman Genel Kurula gelebiliyor ama 89’da yok.

BAŞKAN - Hükûmetin İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre bir görüşü var, o görüşü okutuyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, burada Danışma Kurulu kararı olması lazım. Danışma Kurulu kararı olmadan getiremezsiniz.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanın görevi belli oldu, onun için gelmiş Sayın Başkan.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

B) Başkanlık Önerileri

1.- Hükûmetin, 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin ihale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla İç Tüzük’ün 89’uncu maddesine göre yeniden görüşülmesine ilişkin talebinin, Danışma Kurulunda görüş birliğine varılamadığından, Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin Başkanlık önerisi

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin, İçtüzüğün 89 uncu maddesi uyarınca, Genel Kurulda yeniden görüşülmesine dair Hükümetin talebi Danışma Kurulunda görüşülmüş, ancak görüş birliğine varılamamıştır. Bu nedenle Hükümetin talebinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ve teklif ederim.

                                                                                                                  Köksal Toptan

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe! Gerekçe!

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının görüşü bilgilerinize sunulur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçeyi okuyun.

BAŞKAN – Gerekçe içinde var arkadaşlar.

Şimdi de Hükûmetin bu konudaki istemini okutup oylarınıza sunacağım. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler, MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

Lütfen… Lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle olmaz Başkanım! Emrivaki yapıyorsunuz, emrivaki yapamazsınız.

BAŞKAN – Hayır emrivaki yapmıyorum. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle bir şey yok!

BAŞKAN - Lütfen…

Sevgili arkadaşlarım, uygulamada size örnek verdim, bir yanlışlık yok benim tutumumda.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçesi olmayan önergeyi oylayamazsınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Doğru değil. Sayın Başkanım, eğer kanun tekliflerinde de tasarılarında da böyle önerge kabul eder misiniz?

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen…

                                                28/5/2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2 nci maddesinin; ihale işlemlerinin değerlendirilmesi amacıyla, İçtüzüğün 89 uncu maddesine göre yeniden görüşülmesini arz ederim.

                                                                                                                    Vecdi Gönül

                                                                                                            Millî Savunma Bakanı

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, lütfen, 64’e aykırı davranıyorsunuz. Esasa ilişkin görüş belirtiyorsunuz. Siz esasa ilişkin görüş belirtemezsiniz. Siz yönetmediğiniz için unutmuşsunuz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmetin istemini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (CHP ve MHP  sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Böyle bir oylama olur mu? Başkanı demokrasiye uymaya davet ediyorum.

BAŞKAN - Bu istem, sırası gelince yerine getirilecektir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                               

Kapanma Saati: 16.27
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.46

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Oylama yapılmamıştı Başkan daha.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şu anda İç Tüzük’ü çiğniyorsunuz.

BAŞKAN - 1’inci sırada yer alan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde tasarıya yeni geçici madde eklenmesine ilişkin Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç ve arkadaşları tarafından iki önerge verilmişti, bunlardan ilkinin oylamasında kalınmıştı. Şimdi Komisyon ve Hükûmetin katılmadığı gerekçesinin açıklandığı önergeyi hatırlamak için…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir dakikanızı rica ediyorum lütfen.

…tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

 Yoklama yapacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı yasa tasarısına aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ederiz.

                                                                                                 Kamer Genç (Tunceli) ve arkadaşları

Geçici Madde 1- Bu kanunun 3. maddesinde belirtilen taşınmazların yükleniciye tesliminden itibaren 5 yıl içinde temizlenmediği takdirde idare sözleşmeyi feshetmeye yetkilidir.

III.- YOKLAMA

(MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Önergenin oylamasından önce bir yoklama talebi var. Şimdi bu talebi yerine getireceğim.

Arkadaşları tespit ediyoruz: Sayın Şandır, Sayın Günal, Sayın Çakmakoğlu, Sayın Korkmaz, Sayın İnan, Sayın Ertuğrul, Sayın Özensoy, Sayın Orhan, Sayın Akkuş, Sayın Asil, Sayın Serdaroğlu, Sayın Bulut, Sayın Akçay, Sayın Yunusoğlu, Sayın Sipahi, Sayın Uslu, Sayın Durmuş, Sayın Tankut, Sayın Varlı, Sayın Nalcı.

Yoklama için üç dakikalık süre veriyorum. Yoklama pusulası gönderecek arkadaşlarımın salondan ayrılmamalarını rica ediyorum. Yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın Gülle burada mı? Burada.

Sayın Ergezen? Burada.

Değerli arkadaşlarım, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Genç ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Bu önergeden sonra altı önerge daha var geçici madde ihdasına dair. Onların işlemine başlayacağız.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Bozdağ.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, işleme başlamadan önce bir itirazımız var. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, bir dakikanızı rica ediyorum, lütfen… Duyamıyorum.

Buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, 4’üncü maddenin görüşmesi tamamlandı, geçici madde ihdasına ilişkin dün iki tane önerge verildi. Meclis Başkanlığı da, okuyorum: “…92’nci Birleşiminde, tasarının 4’üncü maddesi kabul edilmişti. Şimdi tasarıya yeni geçici madde eklenmesine ilişkin iki adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.” diyor ve önergenin birini okutuyor işleme alıyor ve burada görüşmeleri yapılıyor. Şu anda da oyladığımız önerge bu önerge. Siz de, oturumu açarken “İki adet önerge vardır.” diye başladınız ve dün işlemi yarım kalan önergeyi oylattınız. Dolayısıyla, önergelerin görüşülmeye başlamasından sonra, Meclisin bugüne kadar yaptığı bütün uygulamalarda, yeni önerge verilmesi mümkün değildir Sayın Başkanım. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bize söylüyor.

BAŞKAN – Bana söylüyor Sayın Mengü. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Özel görüşme mi yapıyoruz!

BAŞKAN - Bir dakika efendim.

Buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, onun için, iki önerge dışında kalan önergeleri Başkanlık Divanı işleme koyamaz efendim.

BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Anlamıyoruz ki.

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Duymadık.

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlarım…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Özür dileriz, artık aracılığınızı da şüpheyle karşılamaya başladık. Bizzat kendisinden duymak istiyoruz.

BAŞKAN - Ee, herkesi kürsüye getirirsek bunun altından kalkamayız arkadaşlar.

Sayın Bozdağ özetle diyor ki… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Bir dakika…

Sayın Bozdağ diyor ki: “Geçen oturumda iki önerge olduğunu söylediniz, siz de bu oturumun başında bunu teyit ettiniz. Şimdi, ‘altı önerge daha var’ diyorsunuz.” “Bu beş tane önergeyi işleme alamazsınız.” diyor şimdiye kadarki uygulamaya göre.

Benim kanaatime göre şöyle bir farklılık var: Normal…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bozdağ ne diyor Sayın Başkanım?

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz arkadaşlar.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Kapalı görüşme mi yapıyoruz Sayın Başkan?

BAŞKAN - Şimdi, sorun kaldı mı? Ben izah ettim.

Sayın Durmuş bakanım, olmuyor.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, bizim önergelerle ilgili konuşurken “oylamayın” derken biz duymuyorsak, siz ikiniz aranızda hallederseniz, bizi halletmiş olmuyor musunuz? (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Efendim, bu Parlamentonun… Rica ediyorum…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ben de rica ediyorum.

BAŞKAN – Siz çok tecrübeli bir arkadaşımızsınız. Şimdiye kadar Genel Kuruldaki bu kabil talepler böyle görüşülür, böyle konuşulur. Grup başkan vekili arkadaşlarımın hepsi –diğer- Grup Başkan Vekili arkadaşımızın söylediğini duyuyor. Rica ediyorum… Çok rica ediyorum…

Şimdi, burada maddelerle ilgili bir önerge olsa, gelen önergeler, bildiğiniz gibi yediyle tahditli olarak önce okutuluyor, tümü okutuluyor, sonra aykırılık sırasına göre işleme alınıyor. Şimdi, burada böyle bir durum söz konusu değil. O nedenle tek tek işleme almak, görüşmek, kabul etmek yahut reddetmek durumundayız. O nedenle uygulamamızda bir yanlışlık yoktur.

Şimdi ikinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı yasa tasarısına aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ederiz.

                                     

 

Kamer Genç

Tayfun İçli

Orhan Ziya Diren

 

Tunceli

Eskişehir

Tokat

 

Recai Birgün

Gürol Ergin

 

 

İzmir

Muğla

 

Geçici madde 1- Bu kanunun 3. maddesi uyarınca 44 yıllığına kendisine bırakılan arazileri sürenin sonunda arazileri kullanmaya elverişli ve içinde taşınmaz için tehlike teşkil edebilecek hiçbir yapı bırakmadan koşulsuz ve bedelsiz olarak teslim etmek zorundadır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, konuşacak mısınız?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz.

Süreniz beş dakikadır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benim önergem, hani araziyi veriyorlar ya kırk dört yıllığına bir yabancı veya yerli şirkete, diyoruz ki hiç olmazsa bu kırk dört yıl içinde bu araziyi veriyoruz bunlara, kırk dört yıl içinde öyle tabii işlemler yapacak ki artık Türkiye sınırını kapatacak, büyük tesisler yapacak. Orada ne yaptığı belli değil. Diyecek ya  “Ben burada mayın temizliyorum.” Hiç olmazsa kırk dört yıllığına…Aslında hayalî bir şey düşünüyoruz, kırk dört yıl sonra teslim edilir mi, edilmez mi? Kırk dört yıl sonra da teslim ettiği zaman araziyi aldığı gibi, yani tarıma elverişli bir şekilde, üzerinde arazinin kullanılmasını engelleyecek hiçbir tesis bırakmadan devlete teslim etmek zorundadır, hiçbir bedel de talep etmeden. Yani bir nevi bir şey teslim ediyorsunuz birisine ve bu teslimin süresinin sonunda da “Efendim, ben şunu yaptım bedel talep edeceğim, şunu yaptım talep edeceğim.” dememesi lazım, yani bunun enine boyuna düşünülmesi lazım. Böyle bir geçici madde eklenmesi için verdim. Ama tabii, kanun hakikaten çok rahatsız edici bir kanun.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye'nin birçok bölgesinde mayın vardır; benim Tunceli’de var, Bingöl’de var, Elâzığ’da var, yani silahlı eylemlerin olduğu her yerde mayın var. Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devletine düşen: Evvela bir mayın temizleme şirketi kurmak zorunda. Yani şimdi burayı veriyorsunuz da, farz edelim İsrail şirketi…Deniliyor da verilir mi verilmez mi bilmiyorum. Şimdi ne yapacağız, yani yarın her ildeki silahlı eylemler bittiği zaman “Gelin, şunu bir yabancı bir ülke… Bilmem Tunceli’deki, bilmem Ağrı’daki, bilmem Van’daki mayını temizleyelim.” mi diyelim? Türkiye Cumhuriyeti devleti büyük bir devlet. Evvela, yani şimdi bu işi bence Silahlı Kuvvetlere vermek lazım veya Silahlı Kuvvetlere yan bir kuruluş kurmak lazım. Bu mayın temizleme işi Türkiye'nin ciddi bir meselesi. Bunu hiç olmazsa…

Yani burada Tayyip Bey diyor ki: “Bunların beyinleri mayınlı.” Böyle bir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir devletse bu devletin evvela kendi görevini bilmesi lazım. Eğer iktidar etme gücünü bulmuyorsanız siz, birileri, iktidardakiler kendilerinde, bırakın şu iktidarı, bu iktidarı devam ettirecek insanlar var. O bakımdan, burada bence çok önemli bir karar vermek zorundayız. Hiçbir surette… Yani sınırdaki mayın dışında Türkiye'nin her yerinde mayın var, bunu her yerde temizleyecek yeterli, aslında, teknoloji gelişmiş Türkiye’de. Geçen gün ARGE’de çalışan bir vatandaş “Biz mayın temizleme makinesini yapıyoruz.” diyor. Şimdi, bir tane emekli albay “İşte, bana şu kadar asker verin ben temizleyeyim.” diyor, Tayyip Bey küplere biniyor. Yani başbakan makamında oturan bir kişi, bir vatandaş böyle dedi diye bu kadar da konuşmaz. Yani bence Tayyip Bey’in ciddi bir dinlenmeye ihtiyacı var. Her şeye kızıyor, ondan sonra, köpürüyor. Ya, şimdi, arkadaşlar, belli bir makamda olan insanların çok sabırlı olması lazım, çok dayanıklı olması lazım, çok hoşgörülü olması lazım. Böyle bir şey olur mu yani? Efendim, onu geliyor, suçluyor; bunu geliyor… Hele grupta bu kanuna karşı çıktığımız için bize söylenmeyen laf kalmadı. E, şimdi biz söylediğimiz zaman, siz niye o zaman kızıyorsunuz? Bizim beyinlerimiz öyle mayınlı falan değil. Biz Türkiye Cumhuriyeti devletinin menfaatini düşünüyoruz. O bakımdan, bu kanunun öncelikle bu yönüyle yönlendirilmesi lazım ve her hâlükârda Türkiye Cumhuriyeti devletinde mayın temizlemek için bir birim oluşturulmalıdır. Bunun için gerekli olan ödenek -ne kadarsa- verilmelidir ve buna Türkiye'nin neresinde başlanacaksa başlamak lazımdır. Yoksa böyle bir kanun çıkararak bunu halledemeyiz.

Bizim anladığımız kadarıyla, Tayyip Bey bu kadar hiddetli olduğuna göre, bu, perde arkasında bir yabancı şirketle anlaşmıştır. İşte, İsrail de olabilir, hatta o “one minute” midir, nedir, o olaydan sonra bu işlerin organize edildiği meselesi ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, bunları birileri, yöneticiler, birtakım insanlara söz verebilir ama sizler parlamentersiniz, benliğinize sahip insanlarsınız, kişisel iradeniz var. Dolayısıyla ülkenin menfaatini düşünmek zorundasınız. Bugün Tayyip gider, başkası gelir; Ahmet gider, Mehmet gelir; onlar önemli değil ki. Yani, biraz vicdanlarımızın sesini dinleyerek bazı meseleleri halletmemiz lazım. O bakımdan, yani birileri böyle istiyor diye bu kanunu böyle çıkarmamamız lazım.

Şimdi, Sayın Başkanın biraz önceki uygulaması da hatalı. Bakın, sayın milletvekilleri…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Genç, bitirin lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, dün 89’uncu maddeye ilişkin olarak öneriyi AKP Grubu getirdi. Biz karşı çıktık, dedik ki: “Kardeşim, bu tekriri müzakereyi isteme, İç Tüzük’e göre ya komisyondadır ya Hükûmettedir. AKP Grubu olarak sen ne hakla bunu burada talep ediyorsun?” Neyse, ondan döndüler, bugün Meclis Başkanı getiriyor.

Şimdi, arkadaşlar, 89’uncu maddeye göre tekriri müzakere kararı alınabilmesi için Danışma Kurulu kararı şart. Bazı hâllerde Danışma Kurulu… Mesela, İç Tüzük’ün 91’inci maddesinin birinci fıkrasında -temel kanunlarda- bir kanunun temel kanun olabilmesi için “Danışma Kurulu kararı alınması lazım.” diyor ama son fıkrasında da “Eğer Danışma Kurulu bu konuda karar vermezse Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda karar verir.” diyor. Bakın, burada açık, istisnayı getiriyor ama Sayın Başkan, 89’uncu maddede böyle bir istisna yok. Yani, tekriri müzakere çok ciddi bir meseledir, bence uygulamanız yanlıştır; her hâlükârda Danışma Kurulunda karar alınmadıkça tekriri müzakereyi getirip Parlamentoda oylayamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bir şey yapılıyorsa doğru yapılması lazım.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Hükûmetin ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini Sayın Genç’in izah ettiği önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.                   Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                     

 

Mehmet Günal

H. Hamit Homriş

Nevzat Korkmaz

 

Antalya

Bursa

Isparta

 

M. Akif Paksoy

Şenol Bal

Yılmaz Tankut

 

Kahramanmaraş

İzmir

Adana

 

Mustafa Enöz

Abdülkadir Akcan

 

 

Manisa

Afyonkarahisar

 

Geçici Madde: İhale sonucu mayın temizleme işini üstlenen firma 5 yıllık süre içerisinde mayınları temizleyemediği takdirde, zaman aşımında mücbir sebepler olup olmadığına Bakanlar kurulu karar verir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Günal konuşacak efendim.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, gerçekten, bu tavır karşısında ben fazla söyleyecek söz bulamıyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Söyleme o zaman!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Söz söyleme konusunda mahir olduğumu siz de biliyorsunuz, onun için şaşırdınız ama maalesef ben bile şaşırıyorum bu tavırdan dolayı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, dinleyin..

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Başta, değerli arkadaşlarım, sizlerin de bu konuda hassas olduğunuzu biliyorum, ki Sayın Başbakanın sizi defalarca uyardığını da biliyorum, ki o uyarının üzerine bugün Sayın Başkanımızın bizi şereflendirdiğini de görüyorum, hissediyorum; kendisine teşekkür ediyorum, hoş geldiniz diyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Kime söylüyorsunuz Mehmet Bey?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Başkanımıza.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ama duymuyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu işin önemini gerçekten hep beraber gösteriyorsunuz ama Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir; kurumları, kuralları vardır; yasaması, yürütmesi, yargısı vardır. Sadece bir iktidar tahakkümü altında, çoğunluğun azınlığa tahakkümü diye bir şey olamaz. Bize mektepte öğretilen kuvvetler ayrılığı diye bir şey vardır. Bugün maalesef zaten yürütme, yasamayla iç içe girmiş durumda ve yargıyı da işimize gelmediği zaman maalesef tahakküm altına alma girişimlerimiz devam ediyor.

Arkadaşlarımız soruyor: Neden böyle gerilimli oturumlar yaşanıyor? Neden?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Çarptırmalardan!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Kimin çarptırmasından?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sizin!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Başbakanın dünkü konuşmasından ben size satır başları okuyayım o zaman, kim nereyi çarptırıyormuş beraber karar verelim. Bakın, birer tane cümle okuyayım, size söyleyeyim: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak tehlikelidir.” Yorumunu size bırakıyorum.

MUSTAFA CUMUR (Trabzon) – Tam sizi tarif ediyor!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - “Kamu İhale Kanunu nedir bilmiyor. Bizim iktidarımız her ihalesini şeffaf yaptı.” Sayın Başbakan, bu kanun tasarısı Kamu İhale Kanunu’nun dışına çıkmak için getirildi. (MHP sıralarından alkışlar)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Haberi yok!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O kadar biliyor!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – “Bu sınırsız muhalefeti alkışlıyorum.” demiş. “Bu sınırsız hayal gücünü, memleketin hayrına değil de komplo teorilerine…” Bizim hayalimiz büyük Türkiye hayalidir, topraklarımızın başkasına verilmesi değildir. Sizin hayallerinizi biliyoruz, kuş gribinden sonra suni yumurtaları çıkaracak bizim hayalimiz yok maalesef! (MHP sıralarından alkışlar) Şimdi, diyor ki Sayın Başbakan: “Tasarıya bir seçenek daha koyuyoruz, Millî Savunma Bakanlığının da yaptırması imkânını getiriyoruz.” Neden o seçeneğe “sadece” koymuyorsunuz o zaman? Baştan beri söylüyoruz. Önerge verdik, “Gelin, bunu sadece mayın temizleme ihalesi yapalım.” dedik. Sayın Başbakan diyor ki: “Meselenin üzüm yemek olmadığı açık, bunların derdi bağcıyla.” Evet, derdimiz bağcıyla. Eğer bağcı üzümün sahibine ihanet edip o üzümü başkasına peşkeş çekiyorsa bağcıyla da derdimiz olur! (MHP sıralarından alkışlar)

Diyor ki Sayın Genelkurmay Başkanlığıyla ilgili olarak: “Söz konusu bölgede mayın temizleme faaliyetleri yürütülüyordu, bizimle hemfikir oldular.” Nasıl hemfikir oldular? Sayın Genelkurmay Başkanıyla görüştükleri zaman ne denmiş, merak ediyorum. Sonraki konuşmamda, eğer bu arada cevap gelmezse, ben size o zamanki Genelkurmay İkinci Başkanının, şimdiki Genelkurmay Başkanının ne söylediğini söyleyeceğim birazdan.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Şimdi söyle.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Mayınları temizleyemem mi demiş, yoksa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Söyle, söyle, şimdi söyle.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben sizden bekleyeceğim, şimdi size de söz düşecek.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Hayır, söyle.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, mayın meselesi üzerinden…

BAŞKAN – Lütfen, laf atmayın arkadaşlar.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, diyor ki Sayın Başbakan: “CHP ve MHP’nin…”

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Para vermediniz. Niye para vermediniz?

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sizin dikkatinize sunuyorum, bakın vicdanlarınıza sunuyorum: “CHP ve MHP’nin monşer eskilerinin İsrail karşısında haklı duruşumuzdan nasıl rahatsızlık duyduklarını bu millet açıkça gördü.” diyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle oldu.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hadi bir tane daha duruş göster, buna da “one minute” de -ben kaç defa söyledim- görelim bakalım o haklı duruş nasıl devam ediyor.

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Gene göreceksin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hem “one minute”un bedelini ödeyeceksiniz hem de konuşmada gelip diyeceksiniz ki: “İsrail karşısındaki haklı duruşumuz…”

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Gene göreceksin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Nasıl duruyorsunuz? Kime karşı duruyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Devredilmedik ne kaldı? Nasıl göreceğiz?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, ve en son Sayın Başbakan diyor ki: “Mayın meselesi üzerinden şahsıma, partime ve de Hükûmetime yönelik bir kampanya başlatıldığını herkes görmek zorundadır ancak tarih bu kampanyaya alet olanları, su taşıyanları unutmayacak.” Medyaya da tehdit var, arkasını okumuyorum tam, bunları da yazıyorlar, haklı getiriyorlar. Sayın Başbakan sizleri tehdit edebilir, kapalı toplantılarda baskı altına alabilir, medyayı tehdit edebilir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen kendi grubunu söylüyorsun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Onların birtakım ekonomik işleri vardır. Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu hiçbir şekilde tehdit edemez. “Otur oturduğun yerde.” demiş. Biz oturmuyoruz. (MHP sıralarından alkışlar) Eski bir komutana da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Bitirin Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Biz o tehditlere aldırmıyoruz. Biz ettiğimiz yemine sadık kalarak, bu teslimiyetçi anlayışa “dur” demek üzere bildiklerimizi söylemeye devam edeceğiz çünkü biz başka yerlerden talimat almıyoruz. “İsrail’i nereden çıkarıyorsunuz?” diyor. Ne işi var İsrail Büyükelçisinin tam da bunun tartışıldığı dönemde Urfa’da…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Buraya sor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - …ve bugün de Mecliste.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu tarafa sor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bundan da mı şüphelenmiyorsunuz? Meclis bahçesinde bir İsrail Büyükelçisi!

BAŞKAN – Lütfen…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, biz teslimiyetçi değil…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bu tarafa sor.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Biz teslimiyetçi değil, milliyetçiyiz. Biz Soros’un çocukları değil, Toros’un çocuklarıyız.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Hükûmetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                     

 

H. Hamit Homriş

Şenol Bal

Nevzat Korkmaz

 

Bursa

İzmir

Isparta

 

M. Akif Paksoy

Mustafa Enöz

Mehmet Günal

 

Kahramanmaraş

Manisa

Antalya

 

Abdülkadir Akcan

Yılmaz Tankut

Ali Uzunırmak

 

Afyonkarahisar

Adana

Aydın

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkanım…

“Geçici Madde:

Bu kanunun 4. maddesi gereği…”

BAŞKAN – Sayın Mengü duyamıyorum. Şuraya gelebilir misiniz?

“…Maliye Bakanlığı’nca 4734 sayılı kanun hükümlerine tabi olunmaksızın…”

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Hatip, İsrail Büyükelçisinin tam bu mayın tasarısı görüşülürken buraya geldiğini söyledi.

BAŞKAN – Nereye?

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Meclise.

BAŞKAN – Hayır, yok canım.

 “…danışmanlık hizmeti alınmasına karar verilmesi durumunda şartname hazırlanmasında Kamu İhale Kurumu’nun görüşü alınır.”

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, hangisini dinleyeceğiz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başkanım, affedersiniz… Bir saniye… Önergeyle ilgili hiçbir şey duyamadık.

KADİR URAL (Mersin) – Bir daha okur musun?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, bir şey anlamadık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O okumayla bir şey anlaşılmıyor. Lütfen daha yavaş okusun.

BAŞKAN – Önergeyi bir daha okutayım, bir dakika...

Önergeyi tekrar okutuyorum arkadaşlar:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                     

 

H. Hamit Homriş

Şenol Bal

Nevzat Korkmaz

 

Bursa

İzmir

Isparta

 

M. Akif Paksoy

Mustafa Enöz

Mehmet Günal

 

Kahramanmaraş

Manisa

Antalya

 

Abdülkadir Akcan

Yılmaz Tankut

Ali Uzunırmak

 

Afyonkarahisar

Adana

Aydın

Geçici Madde:

Bu kanunun 4. maddesi gereği Maliye Bakanlığı’nca 4734 sayılı kanun hükümlerine tabi olunmaksızın danışmanlık hizmeti alınmasına karar verilmesi durumunda şartname hazırlanmasında Kamu İhale Kurumu’nun görüşü alınır.

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutayım?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Şenol Bal konuşacak.

BAŞKAN – Sayın bal, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, sesimize kulak vermenizi, bizi dinlemenizin çok önemli olduğunu buradan ifade etmek istiyorum. Bizi neden dinlemelisiniz? Bizi, bastırılmış, örtülmüş ve karartılmış vicdanlarınızın sesini duymak için dinlemelisiniz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Sayın Başkan, geri alsın lütfen.

BAŞKAN – Sayın Bal… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Bal, bir dakika…

ŞENOL BAL (Devamla) – Sayın milletvekilleri… (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri)

BAŞKAN – Lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Lütfen arkadaşlar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Geri alın lütfen! (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Müsaade eder misiniz…

ŞENOL BAL (Devamla) – Sayın milletvekilleri…

NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Oturun yerinize lütfen!

(AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, MHP sıralarından gürültüler)

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ayıp oluyor!

BAŞKAN – Lütfen…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) - Sayın Başkanım, sözünü geri alsın!

(AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Ama müsaade eder misiniz…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ayıp oluyor!

BAŞKAN - Bir dakika…

ŞENOL BAL (Devamla) – Size oy verenlerin sesini duymak için… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Kes sesini!

BAŞKAN – Sayın Bal...

ŞENOL BAL (Devamla) – …fikirlerini ve düşüncelerini duymak için…

BAŞKAN – Sayın Bal...

ŞENOL BAL (Devamla) – …bizi dinlemelisiniz. (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum.

                               

Kapanma saati: 17.13
BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.32

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, yerimden bir söz alabilir miyim?

BAŞKAN – Bir dakikanızı rica edeyim.

…Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Hükûmet ve Komisyon yerinde.

İzmir Milletvekili Sayın Şenol Bal ve arkadaşlarının önergesi üzerinde konuşma yapıyorduk. Sayın Bal’ı konuşmasını tamamlamak üzere kürsüye davet etmeden önce, Sayın Şandır yerinden bir beyanda bulunmak istiyor.

Buyurun Sayın Şandır.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Sayın Başkan, öncelikle Şenol Bal’ı bir özür dilemeye davet eder misiniz lütfen.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O, vicdanları kararmış olanları kastetmişti.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım… Ses gelmiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kürsüye buyurun Sayın Şandır.

 

 

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, MHP Grubunun konuşmacılarının konuşmalarında hakaret kastı olmadığına  ve bir bayan milletvekilinin üzerine yürünmesini kınadığına ilişkin açıklaması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, tabii ki tansiyonu yüksek bir görüşme yapıyoruz. Biz bu kanuna muhalefet edeceğimizi her defasında ifade ediyoruz ve muhalefet etmenin imkânlarını kullanıyoruz. Şuna inanmanızı istiyoruz, şunu bilmenizi istiyoruz: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak hiçbir milletvekilimin Genel Kurula veya burada bulunan hiç kimseye hakaret kastı yoktur. Bunu lütfen kabul ediniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET DENİZ BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Bırak, nasıl anlarlarsa anlasınlar!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Kastı aşan beyanlar olabilir, bunu geriye almak mümkün ama bir bayan konuşmacının üzerine grubunuzun yürümüş olmasını da kınıyorum doğrusu! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Böyle bir şey olmaz! Yani bu Meclisin çalışmasından hepimiz sorumluyuz.

MEHMET TUNÇAK (Bursa) – Yürümedik Sayın Başkanım, yürüme yok ama.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın milletvekilleri, tekrar ifade ediyorum: Milliyetçi Hareket Partisinin hiç kimseye hakaret kastı yoktur, bunu ciddiye alın, bunu önemseyin ama kastı aşan bazı şeyler olursa buna karşı da bu tür tepkileri, karşı tepkilerin de geleceğini varsayarak ortaya koyun.

Sayın milletvekilimizin söylediği hadise, bu konuda AKP Grubu milletvekillerinin bu ısrarını baskı altına alınmış bir vicdan yansıması olarak görüyor ve size bunu ifade ediyor. Bunun neresinde hakaret var? Lütfen, lütfen söyleyiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Şandır… Bir dakika arkadaşlar…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, Genel Kurul  çalışma düzenini temin etmek sizin göreviniz. Sayın milletvekilimizin sözünün kesilmesine ve bu türde bir muameleye muhatap olmasını üzüntülerimle karşılıyorum, bunun engellenmesini de talep ediyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

AHMET YENİ (Samsun) – Hakaret ne oldu?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hakaret yok ki.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bozdağ, buyurun.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz birkaç cümle söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Neye göre söz verdiniz Sayın Başkan? Neye göre söz istedi?

BAŞKAN – Müsaade ederseniz onu  ben takdir edeyim. Sayın Şandır’a niye verdiysem, onu da o nedenle veriyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gerekçesini belirtecek, o yüzden. Öğrenmek istiyorum.

8.- Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Meclis çalışmalarında milletvekillerinin belirli bir üslup ve usulle konuşmaları gerektiğine ilişkin açıklaması

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri, tabii önemli bir konuyu müzakere ediyoruz. Önemli bir konuyu müzakere ediyoruz. Burada dört haftadır tartışıyoruz. Katılanlar kendi lehine olan görüşleri ifade ediyorlar, katılmayanlar ona göre görüşlerini ifade ediyorlar, bizi dinleyen milletimiz ve kamuoyu da burada kendi adına bir değerlendirme yapıyor kim doğru kim eğri, buna göre bir değerlendirme yapacaktır; bu bir. (MHP ve CHP sıralarından gürültüler)

Biz, Meclis çalışmalarını birbirimize karşı iyi niyetle, belirli bir üslup ve usulle sürdürdüğümüz takdirde burada olumlu ve verimli sonuçlar alma imkânımız olabilir. Ama eğer biz burada eleştiri sınırlarını aşan birtakım üslupları buraya getirip koyduğumuzda insanların da bir sabrı vardır, bir noktaya kadardır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Aynı şeyi sen söylüyorsun Başkan!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) –  Eğer siz o sabrı taşırdığınızda burada bir sağlıklı bir çalışma ortamını bulamayız. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın milletvekillerine “edepsiz” diyorsun!

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) –  Ben bütün milletvekili arkadaşlarımıza, bütün milletvekili arkadaşlarıma…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sabrı taşıran sizsiniz. Sabrı taşıran sizsiniz.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …bütün, bütün milletvekili arkadaşlarıma ben şunu söylüyorum… (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Oturur musunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Milletvekillerini tehdit ediyor…

BAŞKAN – Lütfen oturun.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Biz her türlü eleştiriyi yapalım. Her türlü eleştiriyi yapalım… (MHP sıralarından gürültüler)

KADİR URAL (Mersin) – Bekir Bozdağ, AKP Grubunda konuşmuyorsun, Genel Kurulda konuşuyorsun.

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …her türlü konuşmayı yapalım ama birbirimizi saygıyla dinleyelim, eleştirilerimizi de saygıyla yapalım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söylediklerine sen uy…

BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bu Meclis buna fazlasıyla layıktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Lütfen arkadaşlar… Sayın Akcan… Sayın Akcan… Rica ediyorum.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, aleni tehdit ediyor varlığınızda, buna nasıl müsaade ediyorsunuz? (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Kimse kimseyi tehdit edemez burada, hiç kimse hiç kimseyi edemez. (MHP sıralarından “Tutanaklara bakın.” sesleri) Bakarım… Bakarım… Sayın Akcan, bakarım. Lütfen… Lütfen…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkanım, ben sakinim, cevap vereyim tehdide.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Bal, sizi konuşmanızı tamamlamak için kürsüye davet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Ancak, Sayın Bal, konuşmanızda şöyle demişsiniz: “Sesimize kulak vermenizi, bizi dinlemenizin çok önemli olduğunu burada ifade etmek istiyorum.” (Gürültüler) Sevgili arkadaşlarım, müsaade edin, lütfen.

“Bizi neden dinlemelisiniz? Bizi, bastırılmış, örtülmüş ve karartılmış vicdanlarınızın sesini duymak için dinlemelisiniz.” (MHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, bu söz, Sayın Bal… (Gürültüler)

Lütfen sevgili arkadaşlarım, lütfen…

….bu söz İç Tüzük’ümüzün “Konuşma üslûbu” başlığını taşıyan 67’nci maddedeki temiz bir dille konuşma, yaralayıcı ve kaba beyanda bulunmama temel ilkesine aykırı düşüyor. O nedenle sizden…

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Hayır Başkanım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Lütfen Başkanım…

BAŞKAN – Ya, bir dakika…

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Başkanım…

BAŞKAN – Behiç Bey, bir dakika rica ediyorum. Ben Sayın Bal’la konuşuyorum, bir dakika efendim.

O nedenle, ben, kastınızı aşan bir ifadede bulunduğunuza inanıyorum, bunu düzeltmenizi sizden rica ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Ahlaksız, edepsiz” lafını peki niye düzelttirmediniz Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar, bakacağım… Ona bakacağımı söyledim.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ağzından ballar dökülsün, konuş!

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Karartılmış görüyor, ne var bunda?

BAŞKAN – Sayın Bal, buyurunuz.

ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce İç Tüzük’e göre ifade ettiğiniz bir kabalık yok. benim -sayın milletvekili arkadaşlarıma da ifade etmek istiyorum- Genel Kurula kesinlikle hakaret etme gibi bir niyetim yoktur, kesinlikle. Ama, söylediğim sözün de arkasında olduğumu buradan ifade etmek istiyorum. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri ve alkışlar, AK PARTİ sıralarında gürültüler)

Sebebini söylemek istiyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…

ŞENOL BAL (Devamla) – Sebebini söylemek istiyorum sayın milletvekilleri.

BAŞKAN – Sayın Bal…

ŞENOL BAL (Devamla) – Bakın, burada “Baskılanmış, örtülmüş veya karartılmış vicdanlarınızın sesini duymanız” derken…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yok öyle bir şey.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, bu üslup doğru mu?

ŞENOL BAL (Devamla) – Dur, lütfen… Dinler misiniz.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Kimin vicdanı karartılmış?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

ŞENOL BAL (Devamla) – …eğer gerçekten bu şekilde olan arkadaşımız varsa… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakikanızı rica edeyim.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu?

ŞENOL BAL (Devamla) – ...vicdanının sesine kulak versin demek istedim. Bunda ne var, ne kabalık var? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın milletvekilleri…

BAŞKAN – Tam öyle demediniz Sayın Bal.

ŞENOL BAL (Devamla) – Ben sadece tekrar ediyorum Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar, lütfen…

ŞENOL BAL (Devamla) – Genel Kurula kesinlikle hakaret kastım yoktur, çok samimi duygularımı sayın milletvekillerine ifade etmek istedim. Onun için de konuşmama devam etmek istiyorum kaldığımız yerden. Lütfen…

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

ŞENOL BAL (Devamla) – Evet sayın milletvekilleri, Sayın Başbakanın Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu tasarının çıkmasının uzaması dolayısıyla kullandığı ifadeler kontrolünü kaybetmiş bir ruh hâlini işaret ediyor. (MHP sıralarından “Aynen öyle” sesleri, AK PARTİ sıralarında “Hayda!” sesleri) Başbakan muhalefetin zihinlerinin mayınlardan temizlenmesi gerektiğinden bahsediyor.

Sayın milletvekilleri, zihinlerimizde olduğu iddia edilen mayınlar, emin olun çok zararsız mayınlar. Olsa olsa bu devleti, bu milleti, bu memleketi koruma hassasiyeti ve refleksi üzerine oluşmuş mayınlardır (MHP sıralarından alkışlar) ve emin olun milletimizin büyük çoğunluğunda bu koruma mayınları mevcuttur ama biz Sayın Başbakan ve şürekâsının kafasının içindeki mayınlardan ziyadesiyle endişeliyiz.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Şürekâ ne demek?

ŞENOL BAL (Devamla) - Bu ülkenin etrafındaki insanlar manasında… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, lütfen dinleyin. Bir  dakika… Lütfen…

ŞENOL BAL (Devamla) – Bu ülkenin, bu milletin, bu devletin tahribatına neden olmasından endişeliyiz sayın milletvekilleri. Zira, bu zihniyetin temel imgelerini çok iyi biliyoruz, örneklerini de çok gördük.

Geçen hafta mayın konusuyla ilgili Sayın Başbakan, bağlantılı olarak kullandığı ifadede bakın neler diyor: “Geçmişte faşizan uygulamalar oldu. Farklı etnik kimlikte olanlar ülkelerden kaçırıldı. İyi mi oldu?” diyor. Bu tarih bilmezliğin, bu sığ düşüncenin, bu istekleri olmadığında celallenmenin, bu bir şuuraltının veya hazırlanmış metin olmadığında, metin dışına çıktığında yapmış olduğu sayısız gaflardan biri midir diye sormak istiyorum.

Evet, sayın milletvekilleri, şuuraltı gerçekten çok önemli. Bir Başbakan tarafından mensubu olduğu milletin geçmişini her fırsatta aşağılama alışkanlığının, her ortamda özür dilemeye yönelik zayıflığın psikolojik nedenleri üzerinde durmak gerekir. Geçmişle yüzleşmeyi çok seviyor Sayın Başbakan. Çok ileriye gitmeye gerek yok, lütfen ilk önce kendi siyasi hayatı ile yüzleşmeyi öneriyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Bu bir zihniyetin devamıdır değerli milletvekilleri. 

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Siz kendi iktidarınızla yüzleşin!

ŞENOL BAL (Devamla) - Tarihimizi lanetleyen, Lozan’ı sorgulayan, Kurtuluş Savaşı verilmesinden rahatsızlık duyan bu zihniyetin günümüzdeki uzantılarından elbette endişeliyiz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen dinleyin arkadaşlar.

ŞENOL BAL (Devamla) -  Yine tekrar ediyorum sayın milletvekilleri:  Böyle olduğu için, zihniyetin, kafasının içindeki mayınların sınırdaki mayınlardan çok daha büyük tehlike arz ettiğini bildiğimiz için endişeliyiz. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Biz de biliyoruz sizin içinizdekileri. 

ŞENOL BAL (Devamla) - Evet, Sayın Başbakan kapalı grup toplantıları yaptı size …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Sizin endişeli olmanız bizim de endişeli olmamız anlamına gelmez.

ŞENOL BAL (Devamla) – Aynı zamanda, bir grup toplantısında…

BAŞKAN – Sayın Bal, bir dakika ek süre veriyorum.

Umarım, önergeyle ilgili bir dakika içinde de bir şeyler söylersiniz!

ŞENOL BAL (Devamla) – Sayın Başbakan diyor ki: “Bunun ihale neresinde yazıyor?” Sayın Başbakan, başlığı ihale, ihaleyle ilgili. “Bunun neresinde kırk dört, kırk dokuz yıl var?” Milleti mi şaşırtıyorsunuz Sayın Başbakan? 3’üncü maddesi… “Nerede İsrail  yazıyor?” diyor Sayın Başbakan. Bir de onu yazsaydı Sayın Başbakan, çok memnun olurduk!

Bakın, ne diyor Sayın Başbakan: “Burada İzak mı çalışacak? Hasan, Mehmet, Ahmet çalışacak.” Doğru Sayın Başbakan.  Birileri patron olacak, Hasan, Mehmet, Ayşe, Fatma ırgat olacak. Onu mu isteyelim? (MHP sıralarından alkışlar)

Yine, diyor ki: “Paranın dini, milleti, ırkı olmaz.” Sayın Başbakan tüccar, tüccarlıktan geliyor. Başbakanın tüccarlık anlayışına acaba vatan toprakları ve sınırları dâhil mi?

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Onu hiç kimse sorgulayamaz!

ŞENOL BAL (Devamla) - Bizim bildiğimiz ve kültürel genlerimize işlemiş vatan topraklarının bir santimetrekaresinin bile fiyatı yoktur sayın milletvekilleri. (MHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Yazıklar olsun size!               

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Bir şiir okumadığınız kaldı. Bir de şiir okusaydınız! 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                     

 

Mehmet Günal

Mehmet Şandır

H. Hamit Homriş

 

Antalya

Mersin

Bursa

 

Şenol Bal

Nevzat Korkmaz

M. Akif Paksoy

 

İzmir

Isparta

Kahramanmaraş

 

Yılmaz Tankut

Mustafa Enöz

Abdülkadir Akcan

 

Adana

Manisa

Afyonkarahisar

 

Cemaleddin Uslu

 

 

 

Edirne

 

 

 

Geçici Madde: 1

Mayın temizleme bedeli karşılığı firmaya tahsis edilecek taşınmazların tarımsal faaliyetlerde kullandırılmasına karar verilmesi durumunda, yap-işlet-devret süresinin sonunda toprakların şartnameye uygun olup olmadığının kontrolü Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından yapılır.

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Ali Uzunırmak…

BAŞKAN – Sayın Ali Uzunırmak, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 263 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti devleti arasındaki kara sınırı boyunca yapılacak mayın döşeme faaliyetleri ile ihale işlemlerine ilişkilendirilen yasa tasarısıyla ilgili geçici madde teklifiyle ilgili önerge verdik, önergemiz üzerinde konuşuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, bu yasa, devlet olma bilinci ve şuuru, vatandaşlık bilinci ve şuuru ile hiç mi hiç örtüştürülemeyecek ve hiçbir yerine sığdırılamayacak bir yasa teklifidir. Bunu, Anayasa üzerine yemin etmiş bir milletvekili olarak ve aynı zamanda bir devlet adamı ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak söylüyorum ve burada siz milletvekili değerli arkadaşlarıma sesleniyorum: Değerli arkadaşlar, bir ülke, bir devlet bilinci ve şuuru söyleyin ki bana, sınırlarını 550 kilometre boyunca bir tekele devretmiş olsun; bu, ister tarım yapmak amacıyla olsun ister fabrika kurmak amacıyla olsun ister başka bir amaçla olsun, 550 kilometrelik sınırı bir tekele versin. Değerli arkadaşlar, isterse, bu, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Türkiye Cumhuriyeti yerleşik menşeli bir firma olsun.

Acaba, siz kıymetli milletvekilleri şunu öngörebiliyor mu: Neyin tedbirini alabildiniz? Yarın, bunu alan firmanın -Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından olsa bile- devir hakkını bir garanti altına alabildiniz mi? Özelleştirme İdaresi, kullanım hakkını devralmış olanlara satın alma hakkı tanıyor; dolayısıyla yarınlarda, belli bir gün ve yıldan sonra, burayı alan firma, hele hele yabancı ise, burayı satın almak istediğinde, acaba siz değerli milletvekilleri buna tedbir alabildiniz mi?

Siz Değerli Meclis Başkanımız, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Başkanı çok önemli kanun görüşmelerinde veya önemli günlerde Meclisin oturumuna Başkanlık yapmıştır ve o günler çok önemli günlerdir ve ne yazık ki, ülke toprakları, neticesi itibarıyla bir kanunla, sizin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesinden çıkıp gittiği, sadece yürütmenin elinde kaldığı, oradakilerin günbegün ne yapacağı, sizin de iradenizde olmayan bir anlayış içerisinde yarın satılması, devredilmesi, başka alanlarda çıkacak bir kanuna, bugün, belki toprakların başka niyetlere hizmet edebileceği bir kanuna, istisna olarak Başkanlık yapmanızı bir şanssızlık olarak nitelendiriyorum ve ifade ediyorum buradan. (MHP sıralarından alkışlar)

Ve ayrıca, bugün, AKP’nin Başbakanının ve AKP zihniyetinin kurduğu bir denklem var. Bu kurduğu denklem ne kıymetli arkadaşlar? Yanlış işler, doğru kurumlara ve doğru insanlara yaptırılıyor ve ne yazık ki doğru işler, doğru kurumlar ve yanlış insanlar tarafından temsil ediliyor. Bu, Türk devlet geleneğini, Türk devlet yapısını bozan ve günbegün aşındıran çok kötü bir olgu hâline geldi. Devletimizin kurumları çok yanlış insanlar tarafından temsil ediliyor, güvenilir kurumların güvenilirliği bitiriliyor ve bu güvenilir kurumlar, yanlış insanlar vasıtasıyla yanlış işlerin içerisine sokuluyor. İşte, ondan sonra da feryatlar başlıyor. Deniliyor ki: “Falanca makam yıpratılmasın.” E, kıymetli arkadaşlar, o makama çıkarken, senin o makamın yıpratılmaması için arkandaki pisliklerle oraya çıkmanın ne âlemi var? (MHP sıralarından alkışlar) Önce makam sahipleri düşünecek, önce…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – O ne biçim laf!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Sen iyi biliyorsun onun ne laf olduğunu.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – O ne biçim laf!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Onun ne laf olduğunu sen iyi biliyorsun.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Yakışıyor mu size! Yakışıyor mu!

BAŞKAN – Sayın Baştopçu…Sayın Baştopçu, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dolayısıyla, makamların yıpratılmasını istemeyenler, makamları temsil edenler, Başbakan da dâhil olmak üzere, öncelikle ağzından çıkanları, lügatini, söylemini, eylemini ve davranışını iyi tarif edecek, makamı korumanın öncelikle onun görevi olduğunu bilecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen bitirin.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dolayısıyla, kıymetli arkadaşlar, burada organik tarım, başka başka şeyler için sizler oy vermeye yönelirken organik tarımın şartlarını bilen hangi arkadaşlarımız var? Acaba yarınlarda özelleştirmeyle ilgili devredilemeyeceğini kim garanti altına aldı?

Aydın milletvekillerimiz başta olmak üzere bir şeyi dile getiriyorum buradan. Sultanhisar’da Tarım Müdürlüğünün fidanlığı vardı. 265 dönüm yeri, Sultanhisar Defterdarlığına, Mal Müdürlüğüne üç defa yazı yazdılar. Belediye, dönümünü 5,5 milyar liradan vergilendirdiği için acaba nasıl kaydırabiliriz de onu, o 5,5 YTL’yi 0,55 YTL yapabiliriz diye üç defa gitmiş yazı var Sultanhisar Defterdarlığına. 5,5 milyar lira olan dönümü 550 milyon liraya kapatmak için kullanım hakkı almış firma üç defa ve Sayın Başbakanın yakını olan firmadır bu firma. Meclis zabıtlarına geçmesi için tekrarlıyorum ve bizzat halkımın ve milletvekillerinin vicdanlarına emanet ediyorum.

Bu tasarı Türkiye Cumhuriyeti devletine, şuuruna, vatandaşlık bilincine mayın döşeyen bir tasarıdır. Lütfen oy vermeyin. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ali Uzunırmak.

Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                     

 

Tayfur Süner

H.Hamit Homriş

Şenol Bal

 

Antalya

Bursa

İzmir

 

Yılmaz Tankut

Mustafa Enöz

Nevzat Korkmaz

 

Adana

Manisa

Isparta

 

M.Akif Paksoy

Abdülkadir Akcan

Cemaleddin Uslu

 

Kahramanmaraş

Afyonkarahisar

Edirne

Geçici Madde 1:

Mayın temizleme bedeli karşılığı firmaya tahsis edilecek taşınmazların tarımsal faaliyetlerde kullandırılmasına karar verilmesi durumunda firmanın 1 yıl içerisinde bütün işlemleri tamamlayıp organik tarıma başlaması gerekir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Süner. (CHP sıralarından alkışlar)

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz, görüşmekte olduğumuz 4’üncü maddeden sonra gelmek üzere geçici maddenin eklenmesi hakkında. Mayın temizleme bedeli karşılığı firmaya tahsis edilecek taşınmazların tarımsal faaliyette bulunmasına beş yıl müsaade ediyorsunuz. Oysa bu reddettiğiniz önerge bir yıl… “Bir yıl içinde temizle teslim et.” diyor. Bu kadar teslimiyetçilik olur mu?

Değerli milletvekilleri, mayın temizleme işi 57’nci Hükûmet döneminden önce Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından etüt edilmiş ve 35 milyon dolarlık bir maliyetle iki yıl içinde yapılabileceği sonucuna varılmıştı. Ancak bu kaynak dönemin hükûmeti tarafından verilmemiştir.

Niteliği itibarıyla Millî Savunma Bakanlığının ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilgi ve uzmanlık alanına giren mayın temizleme işi 13/6/2005 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Maliye Bakanlığına verilmiştir. Bu kararın gerekçesi olarak da temizlik işinin çok pahalı olduğu, Millî Savunma bütçesiyle bu işin yapılamayacağına dayandırılmıştır. Hatta, Maliye Bakanlığınca “astronomik” diye nitelenen maliyet yüzünden yap-işlet-devret modeli dışında bir yol bulamadığı da iddia edilmişti.

Maliye Bakanlığı yap-işlet-devret modeliyle Suriye sınırındaki bu verimli toprakları kırk dokuz yıllığına ihaleyi alacak olan şirkete veya şirketlere tahsis etmek istemektedir.

Mayın tarlaları organik tarım arazilerine dönüşecek ve güçlü yabancı şirketler Türk ortaklarıyla bu araziyi devralacaklardı. Açılan, ancak sonra iptal edilen ihalelere ilgi gösteren şirketler arasında İsrail, İngiltere, İsveç şirketleri ve bazı yerli ortakları da bulunmaktaydı. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Danıştayda açılan dava sonucunda mayın temizleme ve temizlenen arazinin tarımsal amaçlı kullandırılması işinin aynı ihalede birleştirilmesi sonucunda söz konusu ihtiyaçların en uygun şartlarda karşılanacağından söz edilemeyeceğinden dolayı 16/4/2007 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verilmişti.

Bugün görüştüğümüz tasarı hazırlanırken Danıştayın yürütmeyi durdurma kararındaki gerekçeleri göz önüne alınmış mıdır, çekinceleri giderilmiş midir? Buna baktığımızda, şu andaki tasarının dört sene önceki Bakanlar Kurulu kararıyla hiçbir farkının olmadığını görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mayın temizleme işine neden yap-işlet-devret modeli dışında bir çözüm bulunamadığı soru işareti olarak karşımızda durmaktadır. Rakamla ifade edilemeyen ancak “astronomik” denilen maliyetlerin kimler tarafından nasıl hesaplandığı da başka bir soru işaretidir. Bir NATO organizasyonu, çeşitli ülkelerde bu işi maliyetine ve güvenli bir biçimde yapmaktadır. “NAMSA” adındaki bu şirket yıllardır mayın temizleme işi yapmaktadır. Türk askerinin de görev yaptığı Afganistan’da Kâbil ve Kandahar havaalanlarında mayın temizleme işini yapmışlardır.

NAMSA’nın giderleri NATO bütçesinden karşılanmaktadır, bu da ilgili ülke açısından maliyeti çok düşürmektedir. 1995 yılındaki Bakanlar Kurulu kararından sonra, NAMSA’nın, mayın temizleme işiyle ilgili olarak Türkiye’ye başvuru yaptığı ancak doyurucu bir yanıt alınamadığı bilinmektedir.

Ülkemiz bu şirketten neden faydalanmamaktadır? Aklımıza, yandaş şirketleri kayırma ve çeşitli ülkelere bu bölgeleri peşkeş çekme gelmektedir. AKP İktidarında çok sık görmeye alıştığımız bu sistemin bir örneği de karşımızda durmaktadır. Halkımız kimin ne yapmak istediğini çok iyi bilmektedir. İhaleleri birbirine karıştırarak, devletimizin lehine olmayan, daha ihale değeri bile tam olarak bilinmeyen bir işlemin yapılmasına Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına “Evet.” deme gibi bir lüksümüz yoktur. Biz, öncelikle ülkemizin ve halkımızın menfaatlerini düşünmek zorundayız. Öyle, birilerinin cebi doldurulacak diye böylesine hukuka aykırı ve yanlış tasarıların kanunlaşmasına da karşıyız.

Değerli milletvekilleri, mayınların temizlenmesini istediğimiz bölgede kimler yaşamaktadır? Kim var bu topraklarda? Kürt kökenli vatandaşlarımız. Bu insanlar bizim vatandaşlarımız, toplumumuzun önemli bir parçası. Bu insanları azınlık gibi görmek çok büyük bir talihsizliktir. AKP Hükûmetinin bu konudaki düşüncelerine bakıyorum, buradaki terör sorununu bitirmek için Kürt vatandaşlarımıza pozitif ayrımcılıklar düşünülüyor. Neden pozitif ayrımcılık? Siz bu insanları azınlık olarak mı görüyorsunuz? Bu insanlar bizim insanlarımız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

TAYFUR SÜNER (Devamla) – Birinci Dünya Savaşı sırasında, bu sınırları korumak ve Türkiye’nin Misakımillî sınırlarını çizmek için canlarını hiçe sayarak savaşan insanlardır onlar. Pozitif ayrımcılık istenmemektedir. Onlar, devletlerinden bu bölgeye yatırım beklemektedir, iş beklemektedir, aş beklemektedir. Devletlerinin onları öz evlat gibi görmelerini istemektedirler.

Kürt vatandaşımız bu ülkenin gerçeğidir.

Sizleri buradan uyarıyorum: PKK’yı bitirmek için çeşitli imtiyazlar vermeyi aklınıza bile getirmeyin yoksa yıllardır burada çarpışan, canlarını veren ve gazi olan kahraman askerlerimizin vebalini üzerinize almış olursunuz. Eğer bu örgütü gerçekten bitirmek istiyorsanız bu bölgedeki ekonomiyi canlandırın, PKK’ya destek veren ülkelerle ilişkilerinizi gözden geçirin; buradaki insanlarımızı sahiplenin, onları politikaya alet etmeyin; burada yaşayan insanlarımızı devlet güvencesine alın, herkesin cebine sosyal güvenlik kartını koyun, onlara güvenli, rahatça yaşayabilecekleri bir ortam hazırlayın; bakın o zaman terör nasıl biter.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Süner.

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, yoklama talebimiz var.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

20 arkadaşımızın tespitini yapacağız: Sayın Okay, Sayın Koçal, Sayın Aslanoğlu, Sayın Kaptan, Sayın Baytok, Sayın Gürsoy, Sayın Süner, Sayın Güvel, Sayın Barış, Sayın Ağyüz, Sayın Arat, Sayın Kart, Sayın Seçer, Sayın Hacaloğlu, Sayın Öztrak, Sayın Ekici, Sayın Özkan, Sayın Oksal, Sayın Altay, Sayın Diren.

Değerli arkadaşlarım, 5’inci maddeyle ilgili soru sormak isteyen arkadaşlarımız sisteme erken girdiler. O nedenle, maddeyi okuttuktan sonra yeniden arkadaşlarımız kayıt yapacaklar. Şimdiye kadar sisteme girenleri sistemden çıkaracağız. Onu bilmenizi rica ediyorum. Biraz sonra 5’inci maddeyi okuttuktan sonra arkadaşlarımız kayıt yaptırabilirler.

Yoklama için üç dakikalık süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263) (Devam)

BAŞKAN - Hükûmet ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler…  Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum arkadaşlar:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 4. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                  Mehmet Günal (Antalya) ve arkadaşları

Geçici Madde:

Bakanlar Kurulu hizmet alımı yoluyla ihalenin yapılamaması durumunda mayın temizleme işini Genelkurmay Başkanlığına vermeye yetkilidir.

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Mehmet Akif Paksoy konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Paksoy’un  önergede imzası yok.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – O zaman ben konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, gerçekten tansiyonu yüksek bir Meclis müzakeresi yapıyoruz. Ben, herkesin birbirine sabır göstermesini, asgaride nezakete, saygıya riayet etmesini herkesten diliyorum. Bu kürsü hepimize lazım, bu Meclis hepimize lazım. Birbirimizle kişisel dostluklarımız var. Dolayısıyla, burada konuşulanları şahıslarınıza hakaret olarak almanızı asla kabul edemeyiz, böyle bir kastımız ve niyetimiz yok. Önce bunu bilmenizi istiyoruz.

Tabii, geçici madde ve maddelerde önerge vermenin kastı, kanunun daha uygulanabilir, kullanımını kolaylaştıracak, eksiğini tamamlamak niyetiyle önergeler verilir. Ancak, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz geçici madde talebiyle verdiğimiz önergeyle bu kanuna olan muhalefetimizi bir daha tekrarlama fırsatı anlamında meseleyi değerlendiriyoruz. Bu anlamda tekrar arz ediyorum: Değerli milletvekilleri, değerli Genel Kurul; Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu kanuna Genel Kurula geldiği ilk günden bu yana muhalefet ediyoruz, muhalefetimizin gerekçelerini de basın toplantısıyla, buradaki her konuşmada arz ettik. Sorular sorduk, dedik ki: Bu yap-işlet-devret modeline mecburiyetimiz nedir? Başka yollar denendi mi? İhale yapıldı mı? Hatta ihale kanunlarından ayrı tutularak bir yol denendi mi? Engeliniz yok buna. Yap-İşlet Kanunu da var, İhale Kanunu da var, istisna hükümleri de var. Bu yap-işlet-devret modelindeki ısrarın sebebi nedir diye sorduk. Sizlere soruyoruz, vicdanlarınıza hitap ediyoruz: Nedir bunun sebebi? Diğer yollar denendi, bitti, mümkün olmuyor…

Bakınız sayın milletvekilleri, kendi konumumuzu ifade ederek söylüyorum: Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu mayınların temizlenmesini, hemen temizlenmesini, neye bedel olacaksa, ne ile karşılayacaksak onun da bulunmasını ve bu mayınların temizlenmesini istiyoruz. Bu toprakların tarıma, ekonomiye kazandırılmasını, orada yaşayan insanlarımıza iade edilmesini her defasında talep ediyoruz. Ama bir şeyi anlamıyoruz: Bu yap-işlet-devret modelinin sebebi ne, sebebi? Yani para mı bulamadınız? Hani, “Ülkemiz kalkınıyor, zenginleşiyoruz…” Mayını temizlemek için para mı bulamadınız?

Değerli milletvekilleri, bir soru soruyoruz. Bu mayını Türk Silahlı Kuvvetleri döşemiştir. Bu mayınların sökülmesini Türk Silahlı Kuvvetleri yapamaz mı diyorsunuz? Böyle bir şey var mı? İstihkâm taburları niye ihdas edildi?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Onlar “Yapamayız.” diyor Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Efendim, bu söz ortada kalıyor. “Biz yapacağız.” dedikleri yönünde, hatta, Millî Savunma Bakanlığının, Türk Silahlı Kuvvetlerinin talepleri doğrultusunda bu ihalenin yap-işlet-devret modeliyle yapılmaması gerektiğini mahzurlarıyla ifade ettiği yazıyı biliyoruz, elimizde. E, siz de böyle iddia ediyorsunuz ve her defasında bir şey söylüyoruz değerli milletvekilleri: Sayın Başbakan, sayın bakanlar, Sayın Hükûmet, sayın grup başkan vekilleri; bu kanunu, gelin millete anlatın; gelin anlatın, gerekçelerinizi anlatın. Bizim itirazlarımızı minare doğrultmak anlamında, sarhoşun veya çocuğun talebi niteliğinde algılayarak, anlatarak bizi aşağılayıcı bir tavır içerisinde olmak, bu tepkiyi ortaya koymamız sonucunu getiriyor. Gelin anlatın bu kanunu, niye yap-işlet-devret modeli?

Değerli milletvekilleri, demin arkadaşımız vicdanlarınıza seslendi, kızdınız. Ben de söylüyorum: Niye yap-işlet-devret modeli? Bunun gerekçesini anlatın. Her yolu denediniz, milletten para istediniz, borç aradınız, bulamadınız. Dünyada toprak karşılığında mayın temizleyen firma var mı yok mu değerli milletvekilleri? Lütfen ya! Lütfen arkadaşlar… Nefesimizin sonuna kadar bunu hatırlatacağız ve sizi, gerçekten, düşünmeye davet ediyoruz: Niye, ne mecburiyetiniz var? (MHP sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, bu önergemiz, bu kanunla ilgili endişelerimizin, sorularımızın yeniden duyulmasını ve düşünülmesini amaçlayan önergelerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şandır, lütfen toparlayınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunlar sabaha kadar devam edecek. Milletimize hitap ettiğimizi biliyoruz. Bu sorular bizim sorumuz değil, bu sorular milletin soruları. Güneydoğu’da yaşayan, Şırnak’ta, Mardin’de yaşayan, Şanlıurfa’da yaşayan, Gaziantep, Kilis, Hatay’da yaşayan vatandaşlarımıza ne anlatacaksınız değerli arkadaşlar?

1955 yılında ellerinden malları, arazileri zorla alınmış, istimlak edilmiş mayın döşemek için, şimdi mayını söküyoruz. Uluslararası hukuka göre istimlak amacı ortadan kalkınca araziyi sahibine vermek mecburiyetinde değil misiniz, değerli hukukçular? Dolayısıyla bu yap-işlet-devret modeli niye? Bu soruyu lütfen siz de sorunuz.

Gelsin Sayın Başbakanımız -Bu Genel Kurula bilgi vermek şereftir-gelsin şerefle bu bilgiyi versin, aydınlanalım. Bir aydır muhalefet yapıyoruz, ama lütfen bunu dikkate alın. Bunu “minare doğrultma” şeklinde görürseniz olmaz.  Birlikte çalışmak, uzlaşarak çalışmak, sonuç hasıl etmek mümkün olmaz değerli milletvekilleri.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Tekrar sizin düşünmenize, bilginize sunmak için bu önergeleri verdik ve önerge üzerinde konuşuyoruz. Sizi, sizin vicdanlarınızla baş başa bırakıyoruz.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- YOKLAMA

 (MHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET GÜNAL (Antalya)  – Yoklama talep ediyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Geç kaldınız arkadaşlar.(MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Efendim, ben ayağa kalktım…

BAŞKAN – Kızmayın tamam canım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz “Kabul edenler…” demeden ben nasıl kabul edeyim yani?

BAŞKAN - Yahu hoca, ayıp oluyor şimdi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, asıl size ayıp oluyor ayağa kalktım ve “Yoklama istiyoruz.” dedim siz “Kabul edenler…” dediniz.

BAŞKAN – Tamam peki, telaş etme. Tamam peki, peki.

Sayın Kılıç, Sayın Bal, Sayın Şandır, Sayın Günal, Sayın Korkmaz, Sayın Çelik, Sayın İnan, Sayın Gül, Sayın Akkuş, Sayın Paksoy, Sayın Enöz, Sayın Akçay, Sayın Özdemir, Sayın Sipahi, Sayın Yunusoğlu, Sayın Tankut, Sayın Doğru, Sayın Çalış, Sayın Orhan, Sayın Çakmakoğlu, Sayın Ekici.

Yoklama için 20 arkadaşımızı kaydettik.

Yoklama için üç dakikalık süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayımız vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263) (Devam)

BAŞKAN – Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının 5’inci maddesini okutuyorum arkadaşlar:

Yürürlük

MADDE 5- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Gruplar adına söz talepleri vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Onur Öymen, Bursa.

Sayın Öymen, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır Sayın Öymen.

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Meclisin gündeminde olan bu mayınları temizleme konusunun çok ciddi bir tartışmaya yol açtığını, Parlamentonun iktidar ile muhalefet arasında kesinlikle bölündüğünü, basının büyük bir bölümünün bu kanuna karşı çıktığını,kamuoyunun karşı çıktığını biliyoruz. Buna rağmen, bir şeyin bizi birleştirmesi lazım. Bu konuyu tartışırken bir konuda iktidarla muhalefet bir olacak. Meclis çalışmalarının gereği budur, Anayasa’nın gereği budur.

Değerli arkadaşlarım, bizi birleştirmesi gereken husus hukuktur. Şimdi, şu soruyu soruyoruz: Meclisin huzurundaki bu kanun hukuka uygun mudur, değil midir? Anayasa’mızın değişmez maddelerinden biri hukuk devleti olmaktır. Aranızda pek çok hukukçu var. Bana söyler misiniz, sadece bir konuyu düzenlemek için ve sadece o konunun bir bölümünü düzenlemek için kanun çıkarılır mı? Kanunların genelliği esastır, kanunların kapsayıcı olması esastır, kanunların sürekli olması esastır. Sizin yaptığınız, Meclisten bir konunun bir bölümünü çözmek için, halletmek için kanun çıkartmaktır. Hukuk devletinin ve Anayasa’mızın temel ilkesine aykırı bir iş yapıyorsunuz.

İkincisi: Kanunun kendi içinde büyük çelişki var. Bakınız, bu kanun neymiş, bu kanunun genel gerekçesine bakalım. Son cümlesini okuyorum değerli arkadaşlarım, diyor ki: “Ottawa Sözleşmesi gereğince yürütülmesi gereken mayın temizleme faaliyetlerinin esas ve usullerinin belirlenmesi için yasal düzenleme yapılması ihtiyacı duyulmuş, bu amaçla bu tasarı hazırlanmıştır.” Doğru mu? Doğru mu? Yani aranızdan bir arkadaş çıkıp da, “Bu tasarı genel gerekçede belirtilen bu amaçla hazırlanmıştır.” diyor mu? Diyemiyor. Niçin? Çünkü bu kanun, bu genel gerekçede sözü edilen Ottawa Anlaşması’nın tamamını kapsamıyor, Ottawa Anlaşması’nda yerine getirilmesi gereken görevin tamamını kapsamıyor, bir bölümünü kapsıyor. Böyle kanun olur mu? Düpedüz, hukukun temel ilkelerine aykırı bir iş yapıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda çok tartışma oldu. Bu tartışmalar sırasında öyle görüşler ifade edildi ki, sanki ”Muhalefet bunu fırsat bildi, efendim, sırf iktidarı yıpratmak için bu konuyu dile getirdi. Yoksa, böyle bir konu muhalefetin gündeminde değildi.” Doğru değil. 1974 yılında 1’inci Ecevit Hükûmeti Programı’nda çok açık bir şekilde güneydoğudaki mayınlı arazilerin temizlenmesi ve bu arazilerin tarım için kullanılması hedefi yazılıdır. Daha 1974’te Cumhuriyet Halk  Partisi bunu söylüyor.

Sonra, 1975 yılı bütçesi görüşülürken, Değerli Arkadaşımız, bugünkü Grup Başkan Vekilimiz Kemal Anadol bir konuşma yapıyor ve çok açık bir şekilde diyor ki: “Toprak reformu topraksız köylüyü mayın tarlalarında kaçakçılık yapmaktan kurtarmak için çıkarılmalıdır. Anlaşılıyor ki –diyor o tarihte- topraksız Türk köylüsünden birkaç dönüm toprak esirgeniyor. Bir tarafta on binlerce dönüm toprağı, onlarca köyü olan toprak ağaları kalsın, bir yanda yoksulluk ve sefaletten başka hiçbir şeyi olmayan milyonlarca köylü topraksız dursun. Asıl bölücülük budur.” diyor. “Asıl bölücülük, savaşta şehit olmaya gönüllü giden Mehmetçik’e barışta bir karış toprağın esirgenmesidir.” İşte, biz bu görüşleri daha 1975 yılında söylemişiz.

Değerli arkadaşlarım, Danıştayın bu konuda aldığı kararı size defalarca anlattık. Kararın özünde diyor ki: “Bir toprağı mayından işleme işiyle o toprağı tarımsal amaçla kullandırma işinin aynı firmaya verilmesi hukuka aykırıdır.” Siz ne yapıyorsunuz? Meclise getirdiğiniz kanunun seçeneklerinden biri, işte, Danıştayın kanuna, hukuka aykırı bulduğu husustur. Bunu nasıl yaparsınız? Yani Danıştayın kararını siz kanun çıkararak geçersiz hâle getiriyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, hukuku ihlal ediyorsunuz. Sizi uyarıyoruz. Her şeyi yapabilirsiniz, bu Mecliste çoğunluğu olan parti birçok şey yapabilir; bir şey yapamazsınız: Hukuku çiğneyemezsiniz. Sizin yaptığınız hukuku çiğnemektir.

Değerli arkadaşlarım “İsrail’i nereden çıkarıyorsunuz?” Bu konuda açtığınız iki ihale var sonradan iptal ettiğiniz. Açın, bakalım, kimler katılmış bu ihaleye? En son teklif verme tarihî 24 Ocak 2006. Üç teklif gelmiş, ikisi İsrail firmasından. Şimdi “İsrail’i nereden çıkarıyorsunuz?” Buradan çıkarıyoruz. Ne diyeceksiniz buna? Biz icat mı ettik İsrail’i, kafadan mı atıyoruz? İşte gerçekler bunlardır.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bugün basını açın görün, bu konuda uzman firmalar diyorlar ki: “Biz bu toprağı 100 milyon doların altında bir fiyatla temizleyebiliriz.” Siz buraya çıkıyorsunuz Maliye Bakanlığı olarak 1,4 milyardan bahsediyorsunuz. Bu kadar gayriciddi bir devlet yönetimi olabilir mi? Devlet yönetiminde bu kadar gayriciddilik olabilir mi? Firma size diyor ki: “Biz toprak filan istemiyoruz, 100 milyon dolara bütün bu araziyi temizleyeceğiz.” Siz ne diyorsunuz? “Hayır; 1,4 milyar dolar tutar, bunu da ödeyecek paramız yok. Onun için en iyisi biz gidelim uluslararası firmalara ve onlar bunu temizlesin, kırk dört yıl da kullansın.”

Değerli arkadaşlarım, siz biliyor musunuz, dünyada bu yıl otuz üç ülkede mayın temizlemek için Birleşmiş Milletlerin fonunda tam 459 milyon dolar var. Otuz üç ülke için 459 milyon dolar. Siz diyorsunuz ki: “Bir tek Türkiye için -Sayın Bakan dinlese o da istifade edecek- 1,4 milyar lazım.” Bunda bir ciddiyet var mı? İki: Birleşmiş Milletler fonuna müracaat ettiniz mi? Madem paranız yok, madem diyorsunuz ki: “Biz Kamboçya gibi fakir bir ülkeyiz, kendi paramızla yapamayacağız bu işi.” Gidin Birleşmiş Milletlere. Eğer çekinmiyorsanız, utanmıyorsanız, en fakir ülkeler durumuna düşmekten çekinmiyorsanız, gidin Birleşmiş Milletler fonundan istifade edin. Gittiniz mi? Hayır, gitmiyorsunuz.

Anlattık size. İşte HALO diye örgütler var. 5 milyon mayın temizlemiş. Kârsız çalışıyor. Konuştunuz mu onlarla? Hayır, konuşmadınız. Amaç ne? Amaç, ticaret.

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Efendim, bunlar ihale yapmasını bilmezler.” Doğrusunu isterseniz, Sayın Başbakan doğru söylüyor. Biz, mesela, Hükûmetin yaptığı gibi SEKA ihalesini yapmayı beceremeyiz; onların 52,2 milyon dolar fiyat biçilen bir tesisi 1 milyon dolara ihale etmesini biz beceremeyiz, Cumhuriyet Halk Partisi bunu yapamaz. Sonra mahkeme iptal etmiş bu ihaleyi. (CHP sıralarından alkışlar)

Başka ne yapamayız? Mesela Tekelin içki bölümünün özelleştirmesini Hükûmetin yaptığı gibi yapamayız, değeri 900 milyon olarak tespit edilen bir tesisi 292 milyon dolara ihale edemeyiz. Onu da mahkeme iptal etmiş. Başka ne yapamayız? TÜPRAŞ’ı, sizin yaptığınız gibi ihale edemeyiz. Başka ne yapamayız? Sizin gibi, sizin ihale ettiğiniz pek çok ihaleyi yapamayız. Onun için, hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisinden, Adalet ve Kalkınma Partisi gibi ihale yapmayı beklemesin.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, sizin Başbakan Yardımcınız, sizin Hükûmetinizin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener diyor ki: “Bu, adrese teslim ihaledir.” Dikkatinizi çekerim. Bunu zabıtlara geçiriyoruz. Sizin Hükûmetinizde Başbakan yardımcılığı yapan arkadaş bunu söylüyor. Şimdi, biz Allah’a şükrediyoruz “İyi ki denizlerde, kara sularımızda böyle mayın yok.” diyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, eğer olsaydı, siz, kara sularımızdaki mayınları da bir yabancı şirkete temizletip kırk dört yıllığına Türkiye’nin karasularını teslim ederdiniz. Yani bu zihniyet o zihniyettir. Ha kara topraklarımızı teslim etmişsiniz ha karasularınızı teslim etmişsiniz. Yapılan iş bu kadar ciddidir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bütün bunların ötesinde bir başka konu daha var. Eğer siyaset yapıyorsak, eğer millet adına burada görev yapıyorsak birbirimize saygı göstermesini öğreneceğiz, birbirimize tahammül göstermesini öğreneceğiz; hakaret etmeyeceğiz. Eğer Sayın Başbakan kalkar da bu ülkeye şerefle hizmet etmiş bir emekli albaya “Otur oturduğun yerde, sus, sen konuşma” gibi laflar söylerse ve bu zihniyet bu Hükûmetin zihniyetiyse, bu zihniyette olan bir Hükûmet Türkiye’yi Avrupa Birliğine sokamaz. Avrupa Birliğiyle ilgili sorumluluk taşıyan Bakan biraz önce oradaydı, ona soracaktım. Vatandaşlarını konuşturmayan “Emekli olanlar kenara çekilsin, ağzını açmasın.” diyen bir Başbakanın Hükûmeti Avrupa Birliğine girebilir mi?

ZEYNEP DAĞI (Ankara) – Avrupa Birliğinde hangi emekli asker konuşuyor?

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sizin özgürlük anlayışınız bu mu? Kalkıp diyor… Adam konuşuyor, konuşacak gayet tabii. Yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEYNEP DAĞI (Ankara) – Neye konuşacak?

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Size  de “monşer” diyorlar ya!

BAŞKAN – Sayın Öymen, bitirin lütfen.

ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sayın Başbakandan izin mi alacak? Bir emekli albay demokratik bir ülkede, üstelik uzmanlık alanına giren bir konuda konuşmak için sizden izin mi alacak? Ne hakla susturuyorsunuz? Bir daha hakaret etmeyeceksiniz. Bakın, burada hepimiz belli mesleklerden geliyoruz. Ne mesleğimize hakaret etmeye hakkınız var ne şahsımıza hakaret etmeye hakkınız var. Ne demek “monşer eskisi”, ne demek?

Değerli arkadaşlarım, biz şerefli insanlarız, şerefli bir meslekten gelen insanlarız. Biz kalkıp da hiç kimseye şimdiye kadar “Belediye başkanı eskisi.” dedik mi burada? Nasıl söylersiniz böyle lafları? Ne hakkınız var? (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, eğer bu kanunu geçirirseniz Anayasa Mahkemesine götüreceğiz, Anayasa Mahkemesinden dönecektir. Ama değerli arkadaşlar, eğer bu yolda giderseniz, bu yolda devam ederseniz sizi uyarıyoruz, Sayın Abdüllatif Şener’in söylediği gibi, sizin gideceğiniz yer Yüce Divandır, bundan haberiniz olsun.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Münir Kutluata, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Kutluata, süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 263 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 5’inci maddesi vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı tartışıldıkça vahameti ortaya çıkan bir tasarı hâline geldi, tartışıldıkça söylenecek çok yeni konular ortaya çıktı. Çok basit bir konuydu. Tartışılana bakıp, iktidarın, endişelerle ilgili “Bu dediğiniz hususlar bu tasarıda yok.” deyip o hâle getirmesi gerekiyordu. Yabancılara verilip verilmemesi, yabancılara veriliyor konusunun bu Mecliste bu şekilde tartışılıyor olması Meclisin itibarı konusunda da çok düşündürücü bir ortam oluşturmuştur. Gerçekten söylenecek olan “Evet, yabancılara verilemiyor, verilmeyecek.” demekti veya verilecekse gerekçelerinin ortaya koyulmasıydı. Bunları birtakım maddelerin arkasına saklayarak Türkiye’yi bu kadar germenin, Meclisi de bu hâle getirmenin hiçbir anlamı yoktu.

Şimdi, bakın, değerli milletvekilleri, bu tasarı ne yapıyor? Bu tasarı, mayınlı alanların ancak yabancılara kullanım karşılığı temizletilmesi suretiyle temizlenmesine izin veriyor. Bunun dışında, hiç şakası yok, bütün yolları kapıyor. Bir tek şartla Suriye hududundaki mayınları temizleyebilirsiniz: Kullanım karşılığı birilerine verecekseniz. Şimdi, böyle bir tasarıyı bu Meclise tartıştırmak, günlerce, haftalarca bu Meclisi meşgul etmek ne anlama geliyor? Milletimizin ümitlerinin kırıldığını, milletimizin büyük bir ümitsizlik içine düştüğünü size söylemeliyim. Bu yüce Meclisin kuruluş gayeleri arasında, bu yüce Meclisin varlık sebepleri içinde -en önemlisi- bu toprakların yabancılardan temizlenmesi vardı. Bize neyi tartıştırıyorsunuz değerli milletvekilleri? Değerli iktidar mensupları, bize neyi tartıştırıyorsunuz? Verilir mi, verilmez mi? O zaman, verilebileceğini çıkın iddia edin, zaruretlerini söyleyin lütfen.

Şimdi, Sayın Bakanım, size soruyorum: Bunun adına yap-işlet-devret denilir mi? Bunun bir adı olması lazım. Bu sistemin adı nedir? Yap-işlet-devret’i çok net şekilde ifade etmiyorsunuz gerçi bildiğim kadarıyla ama “Bu bir sistemdir, buna uygun sistemdir.” deniliyor. Şimdi Sayın Bakana soruyorum: Neyi yapıyoruz? Yapacak olan kuruluş ne yapacak? Mayın çıkaracak. Ne kadar mayın çıkaracak? Verilecek arazilere bakarsanız 1 dönümden 1 mayın ya çıkaracak ya çıkarmayacak. “1 dekar alandan 1 mayını çıkar, kırk dokuz yıl senin olsun burası.” diyecek bir sistem yap-işlet-devret sistemi midir? Her şeyi sulandırmak zorunda mıyız? Buna adı neyse kendi adı bulunsun, o ad koyulsun lütfen.

Bakın, değerli arkadaşlarım, denilsin ki o zaman, sınır getirilsin: “Mayınlı alanlar temizlenecek, bu alanlar verilecek.” Hayır, bakın 3’üncü maddeye, “Kullanım karşılığı temizlettirilecek.” deniliyor.

Bakın 2’nci maddeye, ne diyor: “Mayınlı araziler ve bütünlük arz eden diğer araziler…”

Boyunu biliyoruz, 510 kilometre. Buranın derinliğinin ne kadar olduğunu bize kim söyleyecek Sayın Bakan?

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Ceylanpınar’ı verecekler, Ceylanpınar’ı!

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Devlet kuracaklar, devlet!

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Efendim, buranın derinliğinin… Sorduğumuz zaman bize mayınlı arazinin genişliği söyleniyor. Burada “Mayınlı arazi verilecek.” demiyor, bakın lütfen, “Mayınlı arazi ve…” diye devam ediyor.

Eğer diyecekseniz ki “O başka bir ihalede verilecek.” Hayır, “Kırk dokuz yıl üzerinden veya süre olarak kim en fazla kısarsa.” diyor Sayın Grup Başkan Vekili, böyle diyor.

Şimdi, demek ki verilecek arazi mayınlı arazi değildir, 216 bin dekardan ibaret değildir. Ne kadar arazi veriliyor belli değil.

Şimdi, bunu düğümleyip sadece yabancılara temizleme şartıyla verilecek hâle getirme konusunun netlik kazanmadan buradan bunun geçmemesi gerekiyor.

Sayın Başkan, siz bu gün Meclise başkanlık ettiğinize göre, lütfen, yüce Meclisi bu toprakların Meclis tarafından korunamaz duruma düşürülmesinin önüne, Meclisin bu duruma düşürülmesinin önüne geçin. Sizden beklediğimiz odur efendim. (MHP sıralarından alkışlar) Beklediğimiz odur. Gerçekten, Köksal Toptan adı bu Meclise Başkan olarak seçilmeden de vardı, en azından bunların korunması gerektiğini büyük bir samimiyetle söylüyorum.

Şimdi, bu böyle yapılacaksa -bakın son maddelerine geldik- bu kanun çıkarılacaksa değerli milletvekilleri, iktidarın üç soruya bu kanun yasalaşmadan, buradan geçmeden net şekilde cevap vermesi lazım. Bunları milletimizin bilmeye hakkı var. Milletimiz adına, Türk milleti adına bunların cevabını istiyorum, Milliyetçi Hareket Partisi olarak istiyoruz:

1) Verilecek arazi ne kadardır? Hiçbir cevap yok. Mayınlı arazinin 216 bin dönüm denilmesi dillere pelesenk edilmiş. Verilecek arazi ne kadardır?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Cevap verecek kimse kalmadı.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Verilecek arazinin bununla sınırlı olmadığı, derinliğinin belli olmadığı belli. Lütfen, bunun derinliğinin nerelerde yazdığını bana söyletmeyin. Evet, ne kadardır, bunu söylemeden, bu millete bu bilgi verilmeden bu kanunun buradan geçmesi yanlıştır. Değerli iktidar milletvekili arkadaşlarım, akşam gittikleri zaman bunun hesabını, bu rakamları kendi çoluk çocuklarına bile açıklayamazlar.

İkincisi: Bu araziler ne karşılığı verilmektedir? Efendim, “Mayın temizleme karşılığı.” demesin kimse, bu, milletin izanıyla alay etmek olur. Ne karşılığı verilmektedir? Eğer bir dekar alandan bir tek mayını çıkarın veya patlatın kırk dokuz yıllığına sizin olsun diyorsanız, oradaki vatandaşlarımızın hepsi mayın uzmanı kesilir. Bu nedir? Bu neyin karşılığı verilmektedir değerli arkadaşlarım? Bu açıklanmadan, bu ortaya konulmadan, buradan bu kanun nasıl geçer? Geçtikten sonra bu Meclis hangi ciddi konunun üzerinde görüşecek ve milletin karşısına nasıl çıkacak? Kendi Meclisinin varlık sebebine uygun davranmasını sağlayamamış Meclis üyeleri olarak kim, nereye çıkabilecek? Bu nasıl iştir?

Üçüncü soru, en önemlisi: Bu arazi, verilen toprakların, yabancılara verileceği beli olan arazinin ne karşılığı verildiği belli olmadığına göre üçüncü şık olarak şeyi söyleyebiliyor musunuz: Kime veriliyor? Efendim “Kime veriliyor?” bir şüphecilik, hayır onu söylemiyorum, başka şey söyleyeceğim size. “Bir işletmeye…” Hayır, bir işletmeye verilmez. Siz 510 kilometre sınırı olan bir tarım işletmesi tahayyül edebiliyor musunuz? Böyle bir işletmenin iktisadi faaliyeti, sınırlarını korumaya yetmez. 510 kilometrelik bir işletme! Böyle bir tarım işletmesi olmaz. Bunun adını koyun. Kime veriliyor? Bakın, biz bu arazinin genişliğini sorduk, Sayın Millî Savunma Bakanı bize “Efendim, 300 metrelik dar bir şerit.” dedi. “350 metrelik ortalama” her yerde geçiyor, mayınlı arazi böyle. 350 metre genişliğinde bir arazide, Avrupa Birliği ortalama tarım işletmesi büyüklüğünü alırsanız, 270 metre de boyu olur yani kare şeklinde bir çiftliktir bu. Hiç de dar değil ama bunun 4.600 tanesini, 5 bin tanesini yan yana koyar da verirseniz o zaman dar bir şerit hâline gelir. Kaldı ki bunun 350 metreden, 800 metreden ibaret olmayacağı da bellidir. O hâlde, burası bir tarım işletmesi olamayacağına göre daha geniş bir organizasyona… Bu organizasyonun adı nedir? Bu bir oluşum mudur? Bu bir devlet midir? Nedir? Nereye veriliyor? Nasıl oluyor? Bunun ortaya çıkması lazım.

Biz -hukukta bir kavram var- “kanun karşısında hile” diye bir şey biliyorduk, cezası var, işleyenlere ne yapılacağı belli ama “kanun içinde hile” diye bir şeyi, bir kavramı burada kazandırdı arkadaşlarımız hukuk literatürümüze çünkü buraya, bizim itirazlarımız karşılığında göstermelik birtakım “Önce şu ihale yapılır, hizmet satın alma ihalesi yapılır.” denildi. Efendim, samimi olmak lazım. Önce dediğiniz ihaleyi yapın, zor olan odur, dünyada öyle firma yok. “Çıkarsa bir tane vereceğiz.” deyin. “Çıkmazsa o zaman on beş, yirmi, otuz, kırk firmanın gireceği ihaleyi yapacağız.” derseniz, bu daha samimi olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kutluata, bitirin lütfen.

MÜNİR KUTLUATA (Devamla) – Şimdi, Sayın Başkan, bu kanun vesilesiyle çok ümit kırıcı şeylere şahit olduk, milletimizin morali bozuldu, benim de çok moralim bozuldu. Ne oluyordan ziyade, bu kanunu savunan arkadaşlarımızın ortaya koymak için uğraştıkları ve inanmadıkları gerekçeler etrafında ortaya çıkan tablolar beni fevkalade üzmüştür. Bu üzücü tablolardan bir tanesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırlarını korumakla görevli olan Millî Savunma Bakanlığının başında bulunan Bakanımızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu toprakların yabancılara verilmesini savunmak zorunda bırakılmasıdır. Burada bize, Sayın Millî Savunma Bakanı, bu toprakların verilmesinin savunması anlamında birtakım gerekçeler söyledi. Şimdi, Millî Savunma Bakanı, Bakanlığının emri istikametinde bir açıklama yapamıyor. Değerli Maliye Bakanı -bu işin hiçbir mali boyutu olmadığı, Türkiye’ye kazandırıcı bir tarafı olmadığı ortadadır- bu konuda bir açıklama yapmıyor.

Bu kanun çıkma noktasına gelmiştir. Yüce Meclisin bütün üyeleri, elinizdeki son fırsattır, son dakikalardır, son saatlerdir. Eğer bu noktada bir basiret gösterir, bir feraset gösterirse bu Meclis, bundan sonra milletin arasında bu üyeler başı dik dolaşacaktır. Aksi takdirde, bunun Türkiye’ye nasıl sıkıntılara mal olacağını bilemiyorum.

Hepinizi milletin, yüce Meclisimizin itibarını korumada hassasiyete davet ederek saygılarla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kutluata.

Sayın milletvekilleri, gruplar adına başkaca söz talebi yoktur.

Kişisel sözlere geçiyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, AK PARTİ Grubu adına ben.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yoktur dediniz ama.

BAŞKAN – Yoktur dedim, artık ilan ettim Sayın Bozdağ.

Şahısları adına iki arkadaşımıza söz vereceğim.

Sayın Mehmet Erdoğan, Gaziantep.

Sayın Erdoğan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.

Dünyada soğuk savaş döneminin sona ermesi ve gelişen modern hayat süreci güvenlik anlayışının algılanmasında birtakım değişikliklere sebebiyet vermiştir. Bu süreç, çoğunlukla masum ve savunmasız sivillerin, özellikle yaşlı ve çocukların ölmelerine ve sakat kalmalarına neden olan antipersonel kara mayınlarının yasaklanmasını gündeme getirmiştir.

Ottawa süreci olarak bilinen, başta Kanada, Avusturya, Almanya gibi birçok ülkenin sivil toplum girişimcileri antipersonel kara mayınlarının neden olduğu acılara ve kayıplara son vermek için uluslararası bir çalışma başlatmışlardır.

Değerli milletvekilleri, günümüzde güvenlik anlayışının değişmesi sonucunda sivil insanların zarar gördüğü antipersonel mayınlarının kullanımının, depolanmasının, üretiminin ve devredilmesinin yasaklanmasını ve bunların imhasıyla ilgili sözleşmeye katılmamızın uygun bulunduğuna dair 4824 sayılı Kanun 12 Mart 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde Kabul edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 4824 sayılı Kanun gereği antipersonel kara mayınlarının kullanılması, stoklanması, üretilmesi ve transferi yasaklanmakta olup depolardaki mayınların dört yılı geçmeyecek şekilde -kısa süre içerisinde- bekletilmesi, ayrıca döşeli bulunan bütün antipersonel kara mayınlarının on yılı geçmeyecek şekilde imha edilmesi öngörülmüş ve ülkemiz açısından bu zaman dilimi işlemeye başlamıştır.

Ülkemiz ile Suriye arasında yer alan Hatay, Kilis, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak ve Gaziantep il sınırlarını kapsayan yaklaşık 216 bin dekar mayınlı alan bulunmaktadır. 12 Mart 2003 tarihinde kabul edilen 4824 sayılı Kanun çerçevesinde 2014 yılına kadar sınırdaki kara mayınlarının temizlenmesi gerekmektedir. Kara mayınlarının temizlenmesi sonucunda ülkemiz ile Suriye arasındaki 877 kilometrelik sınırımızın temizleme işi yaptırılarak 185 milyon metrekarelik alan ülkemiz ekonomisine kazandırılacaktır. 877 kilometrelik Suriye sınırı boyunca mayınların temizlenmesi ile yaklaşık elli yıldır gübre görmemiş verimli topraklar organik tarıma açılacaktır.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – 350 metrelik yerde organik tarım olur mu yahu!

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yine bu bölgedeki terörün bitmesine, ekonominin canlanmasına, sosyal ve işsizlik gibi sorunların çözümüne katkı sağlayacağı da bir gerçektir. Bu bölgelerde dünyanın en verimli topraklarından biri ortaya çıkacak, bu verimli topraklar buğday, mısır, soya ve ayçiçeği yetiştirilmesi için çok elverişli hâle gelecektir.

İşsiz nüfusun umudu olacak mayınlı arazilerin temizlenmesi projesi bölgenin de kaderini değiştirecek olup seçim bölgem olan Gaziantep ilimiz sınırları içerisinde yer alan 15.929 dekarlık bakir alan da ekonomiye kazandırılarak ekonominin gelirinin artması sağlanacaktır. Mayınlı arazilerin temizlenmesiyle, saklı kalan, Gaziantep ilimizdeki Karkamış antik kenti gün yüzüne çıkarılacak, Gaziantep’le Suriye sınırındaki mayınlı saha içinde bulunan tarihî kent mayınlardan temizlenip turizme kazandırılacaktır.

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Mehmet Bey, siz inanıyor musunuz bunlara?

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Yakın Doğu arkeolojisinin en önemli yerleşimlerinden birisi olan Karkamış antik kentinin, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin askerî sahada bulunmasından dolayı ziyarete kapalı olan harabelerin ekonomiye kazandırılması yönünde, Genelkurmay Başkanlığınca bu bölgelerin turizme kazandırılması için izin çıkmış olup çalışmalar başlatılmıştır.

Altmış yıl kadar sürmesi planlanan bilimsel çalışmalar bölge ekonomisine büyük bir katkı sağlayacaktır. Öyle ki özel güvenlik şirketlerinden otellere, su şirketlerinden gıda şirketlerine, kuru temizlemeden hastanelere, birçok alanda iş imkânı ortaya çıkmış olacaktır. Dolayısıyla, bu sözleşmenin uygulanması, ekonomik, sosyal, kültürel alanda katkılar sağlayacağı gibi, ülkemizin uluslararası alandaki menfaatleri ve temsili bakımından vazgeçilmez olduğu görülmüştür.

Bu kanun tasarısının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECAİ YILDIRIM (Adana) – Helal olsun sana, helal!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şunu hiçbir zaman unutmayın, hiç kimse, bir başkasından daha milliyetçi değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

MEHMET ERDOĞAN (Devamla) – Hiç kimse, bir başkasından daha milliyetçi değildir. (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, niye müdahale ediyorsunuz? Rica ediyorum…

Sayın Erdoğan, buyurun efendim.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Milletvekili, 350 metrelik yerde organik tarım olur mu?

BAŞKAN – Arkadaşlar, oturduğunuz yerden laf atmayın, rica ediyorum.

Şahısları adına ikinci söz, Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Abdülkadir Akcan’da.

Sayın Akcan, buyurun.

Süreniz beş dakikadır.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 5’inci maddesinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, önce, biraz önce yapılan tartışmalar sırasında vicdanlara hitap eden Sayın Milletvekilimize, ilk önce sırasından ayağa kalkarak yürüyen bir akademisyen Sayın Milletvekilinin önce kendisini aklayarak bu Mecliste gelip tavır takınmasını dilerim, bunu öncelikle yapmasını isterim. (MHP sıralarından alkışlar)

İkincisi: Sayın Başkan, Sayın AKP Grup Başkan Vekilinin “Sabırlar taşarsa ne olur?” anlamında kullandığı ifadeye ısrarla tutanaklardan bakmanızı istirham ettim, “Bakayım.” dediniz ama bakmadınız. Bu tehdidi bu Mecliste asla ama asla kabul etmiyorum Sayın Başkan.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ne olurmuş, onu bir sor Sayın Bakanım.

ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – Gereğini yapmamış olduğunuz için de -ben sizi tanırım, siz beni tanırsınız- yüzde yüz tarafsız olduğunuza inanmak isterken, sanki parti hüviyetine tekrar bürünmek isteyen bir davranışınız olduğunu ifade etmek zorundayım. Bu tehdidi kabul etmiyorum, gereğini de yapmanızı beklerdim Sayın Başkanım.

Şimdi, değerli milletvekilleri, kanun tasarısı, bir yap-işlet-devret kanun tasarısı. Bu Kanun hâlihazırda mevcut. Mevcut olmasına rağmen ısrarla bu kanun tasarısının ele alınmak istenmesi karşısında, “Hükûmetin, icra makamının acaba kafasının gerisinde başka şeyler mi var?” diye bu toplumu düşünceye sevk ediyor. “Niye böyle düşünüyorsunuz?” deme hakkına iktidar sahip değildir. Önce herkesi tatmin edici açıklama yapmak zorundadır.

Biraz önce konuşmacı AKP Milletvekili arkadaşımız “Bu araziler temizlenecek, organik tarım yapılacak.” dedi. Tarım Bakanlığımızın hâlihazırda yürütmekte olduğu Organik Tarım Yönetmeliği’ne göre, ne şimdi ne sonra, 1 kilometre içeride, 1 kilometre eninde bir alanda Suriye’de organik tarım yaptırmadığınız, 1 kilometre kendi topraklarınızda -koruyucu bir bant olarak- organik tarımı korumak için bir bant yaratmadığınız sürece, ortalaması 350 metre olduğu ifade edilen bu bantta organik tarım yapamazsınız. “Organik tarım” süslü bir ifade, bu süslü ifadenin arkasına kutsal bir şey gizliyormuş gibi, kutsal bir şey yapıyormuş gibi meseleyi gizleyerek toplumdan kaçırmak doğru değildir değerli milletvekilleri.

Bitişik arazilerin bu kanun tasarısına göre ihale edilebilmesi imkânı getiriliyor. Değerli milletvekilleri, bitişik arazi,  30 metre eninde Ceylanpınar Tarım İşletmesine ait bir arazi var, mayınlı arazi, 30 metre eninde, 70 kilometre de uzunluğunda. Burada ne mantıklı bir işletmecilik anlayışıyla tarım yapabilirsiniz ne de başka bir şey yapabilirsiniz, organik tarım hiç yapamazsınız. Bu ihaleyi alacak olan ister yerli ister yabancı olsun sizden bunun gereğini yapmanızı isteyecek ve Ceylanpınar Tarım İşletmesi arazisini isteyecek, 1 milyon 751 bin dönüm arazi.

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Nereden çıkarıyorsunuz İsrail’i?” Ee Sayın Başbakanım, üç hafta önce Marmara Bölgesi’ndeki bir ilinizde il kongresinde “Bundan ne gocunuyorsunuz? Yeteri kadar işsizimiz var diye şikâyet ediyorsunuz, İzaklar gelip yatırım yapacak, Aliler çalışacak.“ demedi mi Sayın Başbakan? “Nereden çıkarıyorsunuz İsrail’i?” diye tenkit ediyorsunuz. Ee İsrail’in olduğunu Sayın Başbakan bizzat kendisi işaret ediyor. Yani bunun üzerine gidince de arkadaşlarımız heyecanlanıyor, bize kızıyorlar. Bu noktada vicdanlarınıza hitap etmek, suç mu, kusur mu? Değil, asla değil.

Dolayısıyla, değerli milletvekilleri, Yap-İşlet-Devret Kanunu bu ülkede var. Karayolları Genel Müdürlüğü 2002 yılında siz iktidarda değilken Göcek tünelini ihale etti. Değerli milletvekilleri, önümüzdeki hafta Bursa-Balıkesir-Manisa-İzmir otoyolu ihalesi başlamış, süreci devam etmekte, önümüzdeki hafta yap-işlet-devret ihalesinin zarfları açılacak. Ortada işleyen, çalışan, kullanılan bir Yap-İşlet-Devret Kanunu varken niye ısrarla bu kanun tasarısı üzerinde duruyorsunuz? İşte bu, insanların aklını kurcalıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLKADİR AKCAN (Devamla) – İnsanların aklına farklı şeyler getiriyor. Bunu getiren biz suçlu değiliz, getirten sizler, birazcık kendinizi bu noktada sorguya çekip acaba ne yapıyoruz diye düşünmeniz lazım. Bu itibarla bu kanun tasarısının, eğer bir yap-işlet-devret kanun tasarısı ise sadece bir olaya münhasıran ele alınmış bir kanun tasarısı olduğunu düşünün. İhale yapılacak, bittikten sonra bu kanun kadük olacak.

Peki, şimdi soruyorum, bu ülkenin vatandaşı ve insanı olarak: Mayınlı öteki sınırlarımız ne olacak? Onlar için de mi özel birer kanun tasarısı getirip burada kanunlaştıracaksınız? Hayır. Peki, onlar Ottawa Sözleşmesi kapsamı dışında mı kalıyor? 2014’e kadar bunlarla ilgili önlem alma ihtiyacımız yok mu? Var. Bütün bunları derleyip toparlayınca aklımıza bu kanun tasarısının farklı şeyler düşünülerek hazırlanmış bir kanun tasarısı olduğunu haklı olarak bu kürsü aracılığıyla, bu mikrofonlar aracılığıyla, ekranlar aracılığıyla milletimizle paylaşma ihtiyacı hissediyorum ve paylaşıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akcan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Sayın Bozdağ burada yaptığı konuşmada, Sayın Akcan’ın dile getirdiği konuşmasında şöyle demiş: “Biz burada eleştiri sınırlarını aşan birtakım üslupları buraya getirip koyduğumuzda –hani kendini de katıyor- insanların da bir sabrı vardır, bir noktaya kadardır. Eğer siz o sabrı taşırdığınızda burada bir sağlıklı çalışma ortamı bulamayız.” Ben bunda yüce Meclise dönük bir tehdit algılamadım, o nedenle de üzerinde durmadım.

Şunu da ifade etmek istiyorum ki, elbette bütün milletvekili arkadaşlarımın, özellikle Sayın Akcan’ın -yani eski dostum, arkadaşım- sözleri benim için önemlidir, eleştirileri benim için önemlidir ama şunu vurgulamak isterim: Bu Meclisi kimse tehdit edemez, bu hiç kimsenin hakkı değildir, haddi de değildir. O nedenle hepimizin bu Meclisin kutsiyetini, bu Meclisin gücünü hiçbir gün aklımızdan çıkarmadığımızı, hiçbir arkadaşımın çıkarmadığını biliyorum. Bizim de öyle bilinmemizi bütün arkadaşlarımdan rica ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi 5’inci madde üzerinde on dakika süreyle soru-cevap işlemine başlayacağız. Beş dakika süreyle soru, beş dakika süreyle cevap.

İlk soru Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Benim sorum Sayın Maliye Bakanına olacak.

Maliye Bakanı olduktan sonra çalışanlar arasında ağabeylik-kardeşlik ilişkisini anlatan, onlarca yıldır teamül hâline gelmiş “üstat” kelimesinin kullanılmasını yasakladınız. Bu kadar yoksulluk, işsizlik ve açlığın kol gezdiği ülkenin Maliye Bakanı olarak bu ilk önemli icraatınızdan sonra mayın temizleme hususu ikinci önemli icraatınız mıdır?

Bundan sonraki üçüncü önemli icraatınız işçiye, emekliye, çiftçiye, esnafa, memura bu kriz karşısındaki dirayetli duruşlarından dolayı övünç madalyası dağıtmak mı ya da yeni bir Düyun-u Umumiye kanunu çıkarmak mı olacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın İnan…

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, bu çok uzun mesafeli sınır boyunca ihaleye çıkarılacak bu alanın daha sonra burayı alan firma tarafından, özel güvenlikler tarafından korunacağı söz konusu mudur? Bunu, Türk Silahlı Kuvvetleri mi yapacaktır sınır güvenliğini?

İkincisi: Yabancı şirketlerin Türkiye'nin verimli arazilerinde bu şekliyle tarıma yatırım yaparlarken… Anadolu çiftçisinin özellikle şu anda elektrik borçlarından dolayı icralık olmasına ve buğday tarlalarının yanmasına sebep olmaktadır, bu konudaki fikirlerinizi de almak istiyorum.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnan.

Sayın Ünal… Yok.

Sayın Paksoy…

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, söz konusu araziden elde edilecek kırk dört yıllık gelirin 880 milyon dolar civarında olacağı tahmin edilmektedir. Böylesine stratejik bir bölgede büyük bir yabancı şirket kırk dört yılda 880 milyon dolar kazanmak için, yani yalnızca tarım yapmak için mi gelecektir, yoksa bu Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir parçası mıdır?

İkinci sorum: Sayın Başbakan “Bu arazilerde İzak değil Hasan çalışacak.” diyor ama patron kim olacak, İzak mı olacak, Hasan mı olacak?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Bakana soruyorum: Mayın temizleme konusuna itirazımız yoktur ancak itiraz ettiğimiz konu mayınlı araziyi temizleyecek firmaya temizleyeceği 216 bin dekar alanın kırk dört yıllığına tarımsal amaçlı olarak verilmesidir. Neden mayın temizlemeyi böyle bir şarta bağladınız? Ülke ve sınır güvenliği açısından önem arz eden bir bölge neden bir başka ülkenin kullanımına verilme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmıştır? Tarım yapacağım diye alınan bu bölge hangi amaçla kullanılacaktır, bunu kontrol etmeniz mümkün müdür?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tankut…

YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Ottawa Sözleşmesi gereği mayın temizlenen ülkelerden acaba hangisinde sizin ısrarla dayattığınız bu metot benimsenmiştir?

Diğer sorum: Dünyanın 17’nci büyük ekonomisine sahip olduğumuzu övünerek söylüyorsunuz, mayın temizlemek için para bulamadığınızdan da bahsediyorsunuz. Peki, bu kanun çerçevesinde 17’nci büyük ekonomiye sahip olmamız ile bu mayın temizlemeye para bulamayışımız bir çelişki değil midir?

Son olarak, 2’nci maddede, müstakil kullanımı mümkün olmayan ve bu taşınmazlarla bütünlük teşkil eden hazineye ait diğer taşınmazların da ihale kapsamına alınabileceğinden bahsediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Maliyede “üstat” kelimesinin yasaklanıp yasaklanmadığıyla alakalı soru soruldu. Aldığım bilgiye göre böyle bir yasaklama şu ana kadar söz konusu değil ve “üstat” kelimesi hiyerarşik düzen içerisinde, kendi düzeni içerisinde  kullanılabiliyor, meslektaşları itibarıyla.

Tabii, “Mayınlı alanlar hangi öncelikle ihale edilecektir?” diye de bir şey soruldu. Öncelik sırası -bunu çok sık tekrar ediyoruz ama- Genelkurmay Başkanlığınca sınır fiziki güvenlik sistemi inşaatı tamamlanan yerlerden başlanılarak ve Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığının mutabakatıyla beraber yapılacak.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nerede yazıyor Sayın Bakanım?  Başlarken değil kontrol edilirken… Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Kanunda yazıyor.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayın Sayın Günal.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Kanunu tekrar bir okuyun, o soruyu sormayacaksınız.

Mayından… Özellikle elektrik borçlarıyla alakalı…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz ne çabuk okudunuz!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Değerli arkadaşım, soruyu sorarken dikkatli dinledim. Lütfen, siz de cevabı dikkatli dinleyin.

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz cevap vermeyin, Genel Kurula hitap edin, Başkanlığa hitap edin. Rica ediyorum…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ben de ilave bir şey dedim “Nerede okudunuz?” diye. 

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Eğer ekleyeceğiniz bir şey varsa biraz daha duralım. Lütfen ama…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Daha yeni oturdunuz Sayın Bakanım.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Lütfen…

BAŞKAN – Sayın Bakan… Sayın Bakan…

Siz Başkanlığa ve Genel Kurula hitap edin lütfen.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Bakan, Genel Kurula cevap verin efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan uyarabilir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Milletvekilinin nasıl soru sorduğu sizin takdiriniz değil. Cevap verirsiniz veya yazılı cevap verirsiniz.

BAŞKAN – Sevgili arkadaşlarım, rica ediyorum, lütfen…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Elektrik borçlarıyla alakalı konudan soruldu, tarımsal sulama ve çiftçilerimizin elektrik borçlarıyla alakalı.

Bildiğiniz gibi, AK PARTİ İktidarı döneminde iki kez bu borç yapılandırması yapıldı. Borç yapılandırması sırasında özellikle otuz altı ay içerisinde çiftçilerimizin bu borçlarını rahat ödeyebilmelerini teminen bir borç yapılandırması yapıldı. Kredi faizleriyle alakalı, tarımsal sulama kooperatifleri kredi faizi oranında bu oranlar düşürüldü ve ciddi bir tahsilat da yapıldı. Buna rağmen ihtiyaç var mıdır? Buna rağmen çiftçilerimizin böyle bir yapılandırmaya tekrar ihtiyaçları vardır ve TEDAŞ kurumlarına müracaat etmeleri hâlinde, ilgili bölge müdürlüklerine müracaat etmeleri hâlinde, önceden borç yapılandırmasını yapıp da buna sadık kalabilenlerin haricinde, yani o sözleşmeye sadık kalabilenlerin haricinde, bu borç yapılandırmasıyla alakalı mevzuat son derece açık, yani, tekrar o borcuna sadık kalamayan çiftçilerimizin başına dönecekleriyle alakalı karşılıklı bir imzaları da var. Bizim şu anda özellikle…

BAŞKAN – Sayın Bakanım, başka sorular da var.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Evet, Sayın Başkanım, döneceğim.

MEHMET EKİCİ (Yozgat) – Bildiği konuyu anlatıyor!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Başka, bu konuyla alakalı, sorduğunuz için söylüyorum: Cazibeyle sulamadan oluşacak rakamın cebrî elektrikle oluşacak rakamlara terfi ettirilmesiyle alakalı da bir çalışmamız var.

Türkiye’nin 17’nci büyük ekonomi olmasıyla alakalı övündüğümüzü söylediniz. Ben bununla alakalı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan bütün milletvekillerinin övünmesi gerektiğine inanıyorum. Eğer bu konuda Türkiye'nin ulaşacağı büyüklükle alakalı kendinde bunu hissetmeyenler varsa mutlaka bu konuyla alakalı çalışacaklardır diye düşünüyorum. (MHP sıralarından gürültüler)

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Mayınları temizleyemiyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Mayınla alakalı ise, takdir edersiniz ki, tabii ki -Maliye Bakanımız bir toplantı için ayrıldılar- yazılı cevap da vereceğiz bu konuyla alakalı.

ATİLA EMEK (Antalya) – Başkanım, süre var daha. Soru sorabilir miyiz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Ama Sayın Maliye Bakanının bundan daha önemli…

ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, süremiz var.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz Sayın Emek, soru bitti.

ATİLA EMEK (Antalya) – Bitti mi efendim? Süre vardı.

BAŞKAN – Sayın Maliye Bakanının bu toplantıdan daha önemli bir toplantısı olmaması lazım. Burada olması doğru olurdu Sayın Bakanım. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, madde üzerinde yedi adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

263 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     

 

Harun Öztürk

Hüseyin Pazarcı

Ayşe Jale Ağırbaş

 

İzmir

Balıkesir

İstanbul

 

Süleyman Yağız

Mustafa Vural

 

 

İstanbul

Adana

 

“(1) Bu kanun yayımını izleyen aybaşında yürürlüğe girer.”

TBMM Başkanlığına

5. Maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

Madde 5- (1) Bu kanun yayımı tarihinden 3 ay sonra yürürlüğe girer.

                                     

 

Kemal Anadol

Gökhan Durgun

Mevlüt Coşkuner

 

İzmir

Hatay

Isparta

 

Orhan Ziya Diren

Osman Kaptan

Onur Öymen

 

Tokat

Antalya

Bursa

                                     

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı tasarının 5. maddesinin “Bu kanun 01.01.2010 tarihinde yürürlüğe girer” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     

 

Mehmet Günal

Abdülkadir Akcan

Kürşat Atılgan

 

Antalya

Afyonkarahisar

Adana

 

Mustafa Enöz

Recep Taner

Mehmet Serdaroğlu

 

Manisa

Aydın

Kastamonu

 

Behiç Çelik

 

 

                                                                      Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

263 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayımından altı ay sonra” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     

 

Gülşen Orhan

Ramazan Başak

Suat Kılıç

 

Van

Şanlıurfa

Samsun

 

Azize Sibel Gönül

Ayhan Sefer Üstün

 

 

Kocaeli

Sakarya

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     

 

Atilla Kart

Şahin Mengü

Zekeriya Akıncı

 

Konya

Manisa

Ankara

 

Mevlüt Coşkuner

Vahap Seçer

Bayram Meral

 

Isparta

Mersin

İstanbul

Madde 5- (1) Bu Kanun yayımı tarihinden bir yıl sonra yürürlüğe girer.

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

                    

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

   Şevket Köse

Hüsnü Çöllü

 

Malatya

  Adıyaman

Antalya

 

Yaşar Ağyüz

 Hüseyin Ünsal

 

 

 Gaziantep

Amasya

 

 

Madde 5 : Bu kanun 1 yıl 6 ay sonra yürürlüğe girer.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     

 

Mehmet Günal

Nevzat Korkmaz

Behiç Çelik

 

Antalya

Isparta

Mersin

 

Necati Özensoy

Mümin İnan

 

 

Bursa

Niğde

 

 

Madde 5 - Bu kanun 1.1.2011 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı kanun tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Nevzat Korkmaz (Isparta) ve arkadaşları

Madde 5- Bu kanun 1.1.2011 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda kimsenin kafası netleşmedi. Ben size tekrar sorularımı kısa kısa soracağım. Bu alan ne kadar? Az önce Sayın Kutluata sordu. 178,5 mu? 205 mi? 216 mı? Artı 290, yanındakilerle 506 mı? Yoksa 1.750, Ceylanpınar Çiftliği dâhil mi? Bunu niye söylemiyorsunuz? Sayın Bakan yoksa Sayın Müsteşar söylesin, ihaleyi o yapacak. Ne kadarlık bir yeri ihaleyle vereceğiz? 2’nci maddenin devamındaki alan nerelerdir? Bunu bir söyleyin. Bize kızacağınıza bir cevap verin, biz de öğrenelim.

İhale komisyonunda -az önce sorduğum oydu, Sayın Bakan sadece öncelik sırasını söyledi- neden Millî Savunma Bakanlığından kimse yok? “Var” demeyin, açın siz okuyun o zaman 4’üncü fıkrayı. Muayene ve kontrol kısmında Millî Savunma Bakanlığı, Dışişleri, diğer yetkililer var, net. 3’üncü fıkra Sayın Bakanın söylediği. O, öncelik sıralaması belirliyor. 4’üncü fıkrada diyor ki: “Bütün esas ve usulleri Maliye Bakanlığı belirler, her türlü ihaleyi Maliye Bakanlığı yapar.” Açın okuyun, “Okumadı.” diyenlere söylüyorum. Ben binlerce defa okudum. Alt komisyondan beri okuyorum, aynen böyle yazıyor. Kontrol ve muayene işlemlerinde o teknik birimler var.

Niye YİD’de ısrar ediyorsunuz, yap-işlet-devrette? Bu bir mayın temizleme kanunuysa, önerge verdik, kabul edin o zaman, temizlensin. Sayın Başbakanın dediği gibi antisemitizm falan yapmıyoruz. İhaleyi açın. İster İzak alsın, ister John alsın, ister Hans alsın bizi ilgilendirmiyor. Ama şeffaf, açık, daha önceki Galataport’ta, TÜPRAŞ’ta, Türk Telekom'da olduğu gibi istemiyoruz. İster yerli ister yabancı alsın. Siz yandaşlarınıza verecekseniz, hiç fark etmiyor. Ama şeffaf bir ihale olacaksa tutun mayın temizleme ihalesi yapalım.

921.080 mayının geri kalan 300 küsur binini kim temizleyecek? “Genelkurmay temizleyemem dedi.” Hayır, efendim, Genelkurmay dedi ki: ”Ben temizlersem zaman alır, siz kısmen yapın.” Demin söylediğim şeyin devamını söylüyorum, “buna paralel olarak” diyor Sayın İlker Başbuğ imzalı, İkinci Başkan olarak yazdığı yazıda,  “Eğer siz bunu kısmen yaparsanız biz de geri kalan kısımları -yani benim söylediğim 300 bin civarında kalan diğer mayınları- temizleyebiliriz, böylece süresinde yetişmiş olur.” diyor Genelkurmay. İsterseniz okuyabilirim yazısını sonra. “Ben yapamam.” demiyor.

Değerli arkadaşlarım, bunları sorduk diye bize kızmayın. Ben, sizin vicdanlarınıza hitap ediyorum. Bunlara “kara” demiyorum, siz “ak” diyorsunuz, adınız da “AK”, ona uygun davranmanızı bekliyorum sadece. Ben, burada net şeyler soruyorum. Söylediklerimiz nettir.

Ee, “Sınır fiziki güvenlik sistemi yok.” diyoruz. Bitince neresini kim koruyacak? Onlar yetişmedi, yarısı daha yapılmadı. Ne kadar para gerektiğinin tespiti yapıldı mı? Onları yetiştirmeden temizleyemeyiz. “Askerî yasak bölgelere ben kimseyi sokmam.” diyor Genelkurmay Başkanı, açıklaması var. Onları da gösterebilirim, basın açıklamaları var. Onları ne zaman değiştireceğiz, nereden girecek?

Şimdi bu soruları sorduğumuz zaman bize niye kızıyorsunuz? “Efendim, sen yerinde otur, sen eski askersin.” diyor Sayın Başbakan, “Otur oturduğun yerde!” diyor. Şimdi, bakın, bir eski asker ne diyor? 1983-87 yılları arasında bu konuyla ilgili taburun sınırdaki komutanı olan emekli olmuş bir asker diyor ki: “Kim demiş askeriye mayın temizleyemez diye? Yeter ki görevi verin, teknik, mali imkânları verin.” O zaman neyle temizlemişler biliyor musunuz? “Makine Kimya Endüstrisinin hazırladığı aparatları tanklara takarak, 83-87 arasında, 50 metre derinliğinde bütün sınırı biz temizledik zaten bir şeridi. Önemli olan yanındaki şeritleri de temizlemektir. Biz bunu yaptık.” diyor. Biz bunu sorduğumuz zaman bize niye kızıyorsunuz?

Bakın değerli arkadaşlarım, “Efendim, Petrol Kanunu’nun hakları, Maden Kanunu’nun hakları saklı…” Ee, değiştirdiniz zaten, değiştireceksiniz yine. Bakın, yukarıda alt komisyonda arkadaşlarımız bize bilgi verdiler. Sorduk, 25 kuyudan 21’inde petrol çıkmış şu anda o Çamurlu alanında. Daha önce askeriyenin temizlediği yerlerde kuyular açılmış. Günde 2.400 varil petrol çıkıyor. Arkadaşlarımızla görüştük -biz takip ediyoruz konuyu- 50 tane kuyu açmayı düşünüyorlar 30 kilometrelik bir alanda. Sadece 30 kilometreden bahsediyorum. Çamurlu, Batı Kozluca kısmının olduğu yerde 50 kuyuda -çok basit hesapla söyleyeceğim, isteyene ayrıntılı hesabını verebilirim- sadece 30 kilometrelik yerde, yılda, bugünkü petrol varil fiyatıyla 45 milyon dolar gelir elde ediliyor; bugünkü fiyatla, sadece 30 kilometrelik kısmında.

Değerli arkadaşlarım, bunları sorduğumuz zaman bize kızmayın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen bitirin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkan.

Biz bunlara cevap istiyoruz. Bizim görevimiz, Türk milleti adına içimize sinmeyen şeyleri size sormaktır. Bunda kavga edecek bir şey yok. Bakın, bizi ilgilendirmiyor. İzak’ı biz demedik, Sayın Başbakan dedi. Hans da alsa beni ilgilendirmiyor, John da, Jack de beni ilgilendirmiyor. Ahmet, Mehmet alıyorsa evet, ama o da açık, şeffaf bir ihaleyle.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Mehmet Bey, beni ilgilendiriyor.

KADİR URAL (Mersin) – Ali Dibo da alsa ilgilendirmiyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Açacaksınız, mayın temizleme… (AK PARTİ  sıralarından gürültüler) Sahayı vermeyeceksiniz. Hemen oraya, işinize geldiğine nasıl atlıyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Mehmet Bey, beni ilgilendiriyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Biz, mayın temizleme ihalesinden bahsediyoruz. Samimiyseniz gelirsiniz, bunu temizlersiniz. Ondan sonra tarıma açma işini Türkiye Cumhuriyeti devleti yapar; büyük devlettir. Tarım Bakanlığının neleri yaptığını siz bilmiyorsunuz. Sayın Başbakan diyor ki: “Bunu yaparız. Gelin OSTİM’e bir görün.” Biz de onu diyoruz: Gelin, OSTİM’deki arkadaşlarımız bile bu aparatı size üretirler.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – İsrailliler alırsa ne diyorsun?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Neden o zaman bunu İsrailliye vermede ısrar ediyorsunuz? Toprakları veriyorsunuz, toprakları.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – İsrailli alırsa…

BAŞKAN – Sayın Aydın…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Kutsal olan, sınırdaki toprakları…

Değerli arkadaşlarım, sizi, tekrar, bağırmaya değil vicdanlarınızla muhasebe yapmaya davet ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Devamla) – İnşallah, sorularımız cevaplanır. Baştan beri cevaplanmıyor ama, nafile, yeniden  soracağım. Bir dahaki soruda yine soracağım, eğer cevap gelmezse öbür maddede  yine soracağım.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Günal.

Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

İkinci önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı yasa tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ederiz.

        Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) ve arkadaşları

Madde 5 : Bu kanun 1 yıl 6 ay sonra yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşuyor?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Ağyüz konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ağyüz. (CHP sıralarından alkışlar)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Mayıs ayının başından beri görüştüğümüz 263 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 5’inci maddesinde verilen önerge üzerine CHP Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu 263 sayılı yasa bugün biraz daha istisnai yasa oldu. Bugüne dek 4 Meclis Başkan Vekili geçirdi bu yasa, bugün de Sayın Başkanımızın Başkanlığıyla istisnai yasa hüviyetine kavuştu ve bu yasayı çıkaran Meclisin Başkanı olarak da Sayın Başkanım bir paye daha kazandı. Hayırlı, uğurlu olsun! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, 263 sayılı yasa neden bu kadar tartışılıyor? Bu 263 sayılı yasa görüşülürken, geçen hafta perşembe günü 28 maddelik         -geçici maddeleri hariç- Afet Yasası neden kolay geçti de bu geçmiyor? Niye hiç düşünmüyorsunuz iktidar partisi üyeleri olarak? Niye muhalefet bu kadar, neler söylüyor diye bakmıyorsunuz? Yandaş gazetelerinizi niye okumuyorsunuz? Yeni Şafak’ı niye okumuyorsunuz, Vakit’i niye okumuyorsunuz? Hadi diğer gazeteleri boş verin, bunlar ısmarlama mı yazıyorlar? Bu yasanın fizibilitesi yok, kâr-zarar mantığı yok, ne kadar alanı kapsadığı belli değil. Nereyi vereceğini ihale komisyonu da bilmiyor, Maliye Bakanı da bilmiyor, Millî Savunma Bakanı da bilmiyor. Böyle bir yasanın mayın temizleme adına çıkarıldığı ve mayın temizlemenin gerçekleştiği bir ülke var mı? Çok konuşan Sayın Bekir Bozdağ, size soruyorum. Çık, buradan de ki: “Bir yasa bir ülkede bu şekilde çıktı.” Siz ilk mi olacaksınız? Yani denenmişi denememek… Bir tabir vardır, onu söylemek istemiyorum. Denenmemişi niye denemek istiyorsunuz siz? “Kendi olanaklarımız yok.” diyorsunuz. Bu, açıkça gerçekleri gizlemektir. İran’dan almadığınız doğal gaza 700 milyon dolar ödeyeceksiniz, beceriksiz Enerji Bakanının yüzünden ödemeye mahkûm olacaksınız ve ne kadar rakama mal olacağını bilmediğiniz bir mayın temizleme sorunuyla ülkeyi, toplumu ve Türkiye Büyük Millet Meclisini karşı karşıya bırakacaksınız. Bu zaman israfıdır, bu görevinizi yapmamaktır.

Maaşınızı bu ay hak etmediniz. Maaşınızı emeklilere vereceksiniz, iktidar partisi üyelerine söylüyorum. Emeklilere bağış yapacaksınız, çünkü mesainizi vermediniz, boş laflarla geçirdiniz, İç Tüzük tartışmalarıyla geçirdiniz ve bugüne geldik.

Niye bu sorulara cevap vermiyorsunuz siz? Karkamış’tan, Çobanbeyli’den ta Şırnak’a kadar uzanan bu arazinin ürün deseni nedir? Burada ne ekilecek? Doğal zenginliğimiz nedir? Bu arazide petrol mü var, maden mi var, ne menem bir şey bu arazi, biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Bilmediğiniz hâlde de zaten bundan dolayı sorununuz burada ya, 184’ü hiçbir zaman bulamıyorsunuz, 180’de kalıyorsunuz. Nerede diğer arkadaşlarınız? (AK PARTİ sıralarından “Sana ne!” sesleri) Bana çok şey, bana çok şey! Bu Mecliste görevinizi yapacaksınız. Bu Meclisi iktidar çalıştırır, muhalefet çalıştırmaz.

AHMET YENİ (Samsun) – Muhalefet yatar!

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Ve bugün bu Meclisi geren iktidarın kendisidir, grup başkan vekillerinizdir. İç Tüzük tartışmalarıyla germişlerdir, yanlış cevaplarla germişlerdir ve bugüne gelmişizdir.

Bir yasayı anlatamamanın acizliği içerisindesiniz. Bu yasayı anlatamamanın acizliği içerisinde de mayına kendiniz bastınız. Temizlemek istediğiniz mayına bastınız, ayağınızı kaldırsanız zaten iktidarınız gidecek Allah’a şükür. (CHP sıralarından alkışlar) Onun, için mayının üzerindesiniz, ayağınız mayının üzerinde.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tartışılırken biz şunu söyledik: Mayını temizlemeye karşı değiliz. Yalnız, mayın temizlendikten sonraki aşamaya karşıyız, yani şuna: “Mayınları temizle, para verme ama araziyi kırk dört yıl kullan.” Bu nerede görülmüş arkadaşlar, bu nerede görülmüş?

Maliye Bakanlığına soruyorum: Elinizde fizibilite var mı? İhaleye açtın diyelim uluslararası boyutta. Geldi birileri, birkaç kişi. Senin elinde bu arazi işletme değeri olarak mayın temizleme karşılığı kırk yıl mı verilir, otuz beş yıl mı verilir diye bir done var mı? Yok. Böyle cehalet olur mu? Gelen şirket “otuz dokuz” dese otuz dokuza vereceksin, “kırk üç” dese kırk üçe vereceksin. Sonra, değerli arkadaşlarım, aynı işi yapan şirket Türkiye’de yok, dünyada adres nereyi gösteriyor? İsrail’i, Suudi Arabistan’ı, Amerikan iş birliğini gösteriyor. Başbakan bundan niye alınıyor? Biz alınmakta haklıyız çünkü sizin çok suçunuz var bu konularda. Özelleştirmede suçunuz var, ihalede suçunuz var. Mesela bir hanımefendi çok feryat ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağyüz, bitirin lütfen.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bakü-Ceyhan petrol boru hattını, damadın genel müdür olduğu şirket 1,5 milyar dolara ihalesiz almadı mı? Bu sabıka sizin sabıkanız değil mi?

Başbakanın oğlunun ortak olduğu pırlanta şirketi -ismini söylemek istemiyorum- on altı tane enerji santrali lisansı aldı mı, almadı mı? Damadın genel müdür olduğu şirket kaç tane enerji lisansı aldı?

Karşıda yapılan bir otel var, o otelin altını bir eşeleyin bakalım neler var? Sabıkanız var, bundan dolayı güvenmiyor kamuoyu, bundan dolayı biz güvenmiyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet güveniyor.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Açık değilsiniz, net değilsiniz, şeffaf değilsiniz. Onun için milleti kan ağlatıyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet kararını verdi.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - Şimdi, size oralarda oy veren insanlar “Elimiz kırılsaydı da oy vermeseydik.” diyorlar.

ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Millet kararını verdi.

YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) - O nedenle, Karkamış’tan Şırnak’a kadar, orada yaşayan ve tarımdan geçinecek insanların günahını aldınız, vebalini aldınız. O nedenle, belki aklınız başınıza gelir diye bu yasanın bir buçuk yıl yürürlüğünün uzatılmasını öneriyoruz. Bari buna destek olun, bu vebalden kurtulun. Bir aylık maaşı hak etmediniz, buna oy verin de kamuoyuna bir yüzünüz olsun. İktidarınız Abbas yolcu, Allah şimdiden hayırlı uğurlu etsin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ağyüz.

III.- YOKLAMA

 (CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN - Önergenin oylanmasından önce yoklama talebi var.

İsim tespiti yapıyorum: Sayın Okay, Sayın Aslanoğlu, Sayın Özyürek, Sayın Özdemir, Sayın Köse, Sayın Emek, Sayın Coşkunoğlu, Sayın Süner, Sayın Korkmaz, Sayın Yalçınkaya, Sayın Küçük, Sayın Bingöl, Sayın Ağyüz, Sayın Serter, Sayın Özkan, Sayın Hacaloğlu, Sayın Oksal, Sayın Tütüncü, Sayın Öztrak, Sayın Çakır.

20 arkadaşımız tamam, yoklamaya başlıyoruz.

Üç dakikalık süre veriyorum.

Yoklama işlemi başlamıştır.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayımız vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/543) (S. Sayısı: 263) (Devam)

BAŞKAN - Gerekçesini biraz evvel dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının 5. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                        Atilla Kart (Konya) ve arkadaşları

Madde 5- (1) Bu Kanun yayımı tarihinden bir yıl sonra yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge sahiplerinden bir arkadaşımız… Sayın Kart, buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, gelinen bu aşamada hamaset yapmadan, polemik yapmadan, önemli gördüğüm bazı temel konuları ana başlıklarıyla bir kez daha bilgilerinize sunmak istiyorum, bir kez daha vicdanlarınıza seslenmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu tasarı, en başta 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’nun 9’uncu maddesine açık bir şekilde aykırı. Bu tasarı, 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret olarak bilinen Kanun’un 2’nci maddesine açıkça aykırı. Bu tasarı, bu konuyla ilgili Danıştay kararına aykırı. Bu tasarı, 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun ilgili maddelerine aykırı değerli milletvekilleri. Yani hukuki sakatlıkla, birçok bakımdan, birçok madde yönünden, birçok kanun yönünden malul olan, sakat olan bir tasarı söz konusu. Tasarı bu hâliyle kanunlaştığı takdirde, grup yetkililerimiz hep ifade ettiler, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ana muhalefet partisi olarak, burada iki aylık süreyi beklemeden ilk hafta içinde Anayasa Mahkemesine başvurmamız çok açıktır, bu bilinen bir husustur.

İşte, değerli milletvekilleri, bu Anayasa Mahkemesine yapılacak başvuru süreci, anlattığım sebeplerle hukuki bakımdan bir belirsizliğin olması ancak bu arada kanunun yürürlüğe girmesi ve ilgili firmanın temizleme faaliyetlerine başlaması hâlinde bir belirsizlik durumu söz konusu olacak yani bir askı durumu söz konusu olacak.

Söz gelişi, bir yıl sonra Anayasa Mahkemesinin iptal kararı verdiğini varsayalım. İşte, değerli arkadaşlarım, bu arada ilgili firma temizleme faaliyetini başlattığı takdirde ve devamında da Anayasa Mahkemesi -anlattığımız gerekçelerle- iptal kararı verdiği takdirde, Türkiye Cumhuriyeti çok ağır bir hukuki sorumlulukla, tazminat sorumluluğuyla karşı karşıya kalacaktır değerli arkadaşlarım. Ben, o sebeple şunu önemle vurguluyorum. Gerçekten, hamaset yapmadan, bu noktada vicdanlarınıza, muhakemenize, sorgulamanıza bir fırsat vermek adına bunu söylüyorum. Bakın, yapılan hesaplamalara göre değerli arkadaşlarım, 30-40 milyar dolar seviyesinde bir petrol geliri, 10 milyar dolar seviyesinde de modern ve organik tarımdan bir gelirin elde edilmesi söz konusu. İlgili firma kullanmaya başladı. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Uluslararası mahkemeler nezdinde ilgili firmanın Türkiye Cumhuriyeti aleyhine -bu rakamlar boyutunda olmasa da- son derece ciddi bir tazminatı elde etmesi söz konusu olabilecek. İşte, onun için diyoruz ki -önergemizde ifade edildiği gibi- gelin, hiç olmazsa bir yıllık bir süre imkânı tanıyın değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri. Bu bir yıllık süre içinde Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermediği takdirde o yasa zaten yürürlük kazanmış olacak. O yasanın uygulaması zaten başlamış olacak. İnanıyorum ki vicdanlarınızda değerlendirme yaptığınız zaman, bu önerimize sağduyulu yaklaştığınız zaman, duygularınızdan uzaklaşarak bir değerlendirme yaptığınız zaman bu noktada bize hak vereceğinize inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, şuna hakkımız yok: O bölgede yaşayan Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Süryani’siyle o vatandaşlarımızın toprak edinme hakkını engellemeye hakkımız yok. Sermaye yapısı belirsiz yabancı şirketlere toprağımızı kaptırmaya hakkımız yok değerli milletvekilleri. Emperyalizmin oyununa gelmeyelim değerli arkadaşlarım. Bakın, yaptığınız bu uygulamayla, mayınları temizlerken bu alana, bu alanlara yeni mayınları, yeni mayın tohumlarını ektiğimizi unutmayalım değerli milletvekilleri. Bakın, biz bunları Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak bugün söylemiyoruz değerli arkadaşlarım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen bitirin.

ATİLLA KART (Devamla) - Bu yasayla ilgili olarak daha evvelinde Maliye Bakanlığının ihale işlemlerine yönelik olarak Danıştaya 4 Mayıs 2006 tarihinde dava açarken şu basın duyurusunu yayınlamışız, demişiz ki orada değerli arkadaşlarım: “Türkiye'miz stratejik açıdan en önemli bölgelerinden olan bu bölgenin kontrolümüz dışına çıkması söz konusu olacaktır. Bu alanın Genişletilmiş Orta Doğu Projesi kapsamında ve Türkiye'nin çıkarlarına aykırı bir şekilde kullanılması durumu ve devletin fiilî denetim alanı dışına çıkması söz konusu olacaktır. Temizlenen arazi tarımsal faaliyete açılarak bölge halkının kullanımına açılmalıdır.”

Bütün bunları izah ettikten sonra 4 mayıs 2006 tarihinde şunu demişiz değerli arkadaşlarım: “Hâl böyle olmasına rağmen, siyasi iktidarın bu yasal durumu ve stratejik gerçekleri göz ardı ederek bölge güvenliğini ihlal edecek bir sürecin başlamasına yol açması hiçbir gerekçeyle izah edilemez, kabul edilemez.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – Bir cümle Sayın Başkanım, bitiriyorum hemen.

BAŞKAN – Sayın Kart, lütfen bitirin.

ATİLLA KART (Devamla) – Siyasi iktidarın hangi amaca ve kimlere hizmet ettiği anlaşılamamaktadır.

Burada sadece endişelerimizi, sadece kaygılarımızı dile getiriyoruz, hiç kimseyi mahkûm etmiyoruz değerli arkadaşlarım. O kaygılarımızın, o endişelerimizin giderilmesi noktasında sizlere bir vicdan muhasebesi yapma, bir sorgulama yapma imkânını tanıyoruz, bir yıllık bir süre istiyoruz. İnanıyorum ki bu imkânı verdiğiniz takdirde sizler de vermiş olduğunuz karardan daha çok emin olacaksınız, vermiş olduğunuz karar daha çok içinize sinecek değerli milletvekilleri.

Bu düşüncelerle, bu değerlendirmelerle Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kart.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

263 sıra sayılı kanun tasarısının 5 inci maddesinde geçen “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayımından altı ay sonra” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Gülşen Orhan (Van) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) –  Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Konuşacak arkadaşımız var mı?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yürürlük tarihinin ileri alınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 263 sıra sayılı tasarının 5. maddesinin “Bu kanun 01.01.2010 tarihinde yürürlüğe girer” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Kürşat Atılgan (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Atılgan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Behiç Çelik konuşacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 263 sıra sayılı Tasarı’nın 5’inci maddesi üzerine verilen bir önerge hakkında söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında mayın konusunda, değerli milletvekilleri, şu ana kadar söylenecek olan her şey söylendi hemen hemen ama bütün bunlara rağmen, biz, kendi iç bünyemizde, Türkiye’mizde bunun yankılarının nasıl olduğunu sorgularken diğer taraftan da dışarıda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Genel Kurulda tartışılan bu hususun yankısının nasıl olduğunu da irdelememiz gerektiği ortadadır. En son, Financial Times’da, bir İngiliz gazetesinde çıkan haberde, bizim yani Türk milletinin temsilcileri olarak bizlerin iki bölüme ayrıldığını, bir grubun Türkiye'nin millî çıkarlarını savunduğunu ve bu millî çıkarları savunan insanların bu ülkenin kuruluş felsefesine bağlı olarak iş birliği yapmadan, daha bağımsızlıkçı ve egemenliğine düşkün bir grup Yani milliyetçi düşünceyle hareket edenler, diğer taraftan da iş birliği içerisinde olanlar -yani bu yasayı iktidar partisi grubuna dayatan iradeyi kastediyorum- arasında ciddi bir mücadele olduğunu Financial Times yazıyor. Yani burada, aslında Türkiye'nin kendi millî çıkarları konusunda yüzde yüz bir mutabakat olması gerekirken dış basında konunun bu şekilde ele alınması, irdelenmesi gerçekten yürek parçalayıcı, içler acısı bir durumdur. Burada, Hükûmetin başı olan Sayın Başbakana özellikle bir görev düşmektedir.

Peki, bu mayın temizleme işi gündeme gelirken -bunun yanında başka bir soru sorayım- Suriye devleti niçin sessiz? Suriye basınında hiç haber çıkıyor mu, hiç konuşma oluyor mu? Niye acaba? Nasıl susturuldu Suriye? Niçin Beşşar Esad konuşmuyor? Golan’la ilgili, acaba, Türk Hükûmetinin de bilgisi dâhilinde birtakım taahhütler söz konusu mu? Bu soruların hepsinin cevabının verilmesi gerekiyor.

Türkiye öyle ucuz bir devlet değildir. Türkiye, AKP İktidarını aşacak boyutta devasa bir devlettir. Onun için, bu devlete layık, gerekli bilgi birikimine, yönetim birikimine, tarihî birikime sahip olan iyi bir kadronun halkımız tarafından seçilerek yönetmesi gerekir ki o zaman Türkiye bir cihan devleti olabilecektir.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Yaptığımız o.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Ancak şu anda zelil, sefil, perişan duruma düşürülmektedir. Mayın işi sadece budur. Sadece mayından dolayı dahi AKP İktidarının Türkiye’yi dışarıda ve içeride içine düşürdüğü durum içler acısıdır.

1 Mart tezkeresini hatırlıyorsunuz. Teşekkür ediyoruz o zaman “hayır” diyenlere. Ama o zaman ne istenmişti, hatırlayalım: İskenderun istenmişti, Mersin Limanı istenmişti, Mardin’e kadar giden hat istenmişti. Emperyalizmin böyle bir talebi var bu bölgede ve Davos’ta efelenenler, 1 milyon Iraklı katledildi bugüne kadar, hiçbir zaman bahsetmediler ama  Amerika’ya giderken dediler ki: “Demokrasi getirmek için orada ölen Amerikan askerleri için çok üzülüyoruz.” diyebildiler. Bunları da vicdanlarınıza sunuyorum. Onun için, Sayın Başbakan sürekli olarak faşizmden bahsediyor, aynı mayınla ilgili. Faşizm  nedir? Jivkov’un yaptığıdır, Batı Trakya’da yapılanlardır, Telafer’deki katliamlardır. Irak’ta Telafer diye bir kent var, 400 bini aşkın Türkmen nüfusun yaşadığı. Buraya Peşmergelerle Amerikan ordusu girmiştir. Acaba AKP hükûmetlerinin kılı kıpırdamış mıdır? Buradakiler Müslüman değil mi? Gazze’yle ilgili kafayı takıyorlar ve Gazze’yi savunmak da bizim görevimiz, elbette orada tepki koyacağız, ona bir sözümüz yok ancak Telafer’de daha fazla koyacağız; Kerkük’te, Musul’da tapu daireleri, nüfus daireleri yakılırken de koyacağız. Askerin başına çuval geçirilirken de tavır koyacağız. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. Sözümü toparlıyorum.

Gerçekten tarihî bir sürecin içerisindeyiz. Bu itibarla Sayın Başbakanın kafası karışık ya da karışık değil, çok bilinçli yapıyor ve Türklere karşı, Türk milletine karşı ya soğuk ya da hasmane bir tutum içerisinde. Bu durumunu düzeltmesi lazım.

Sayın Başbakanı iktidara geçiren Yozgatlı, Konyalı, Erzurumlu, Vanlı, Mersinli, bunlar bir kez daha Başbakanın mayınla ilgili tutumunu gözden geçirmelerini ve Türk ulusuna yaptığı bu yanlış tutum ve hakareti tekrar değerlendirmelerini özellikle milletimden istiyorum.

Hepinize bu duygularla saygılar sunuyor ve bu yasanın geçmemesini, geri çekilmesini diliyorum. Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

5. Maddenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

Madde 5- (1) Bu kanun yayımı tarihinden 3 ay sonra yürürlüğe girer.

                                 Mevlüt Coşkuner (Isparta) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: 

Gerekçe:

Hazırlıklar için zaman kazanmak gerekiyor.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Son önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

263 sıra sayılı tasarının 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Harun Öztürk (İzmir) ve arkadaşları

“(1) Bu kanun yayımını izleyen aybaşında yürürlüğe girer.”

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge sahiplerinden söz isteyen?

Sayın Öztürk, buyurun. 

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün hem toplumda hem de Parlamentoda “Hayır, mayınlar temizlenmesin.” diyen yoktur. Peki, o zaman, günlerdir süren bu tartışma niye? Tartışma iki noktada düğümlenmiştir. Toplum ve muhalefet, mayınları temizletme işi ile temizlenen alanların temizleyene kırk dört yıllığına bedelsiz verilmesi işinin birlikte ihale edilmesine karşı çıkmaktadır. İkili görüşmelerde iktidar partisine mensup milletvekillerinin de bu karşı çıkışa katıldıklarını görmekteyiz. İkinci itiraz noktası, ihaleyi Millî Savunma Bakanlığının değil de Maliye Bakanlığının yapacak olmasıdır.

Demokratik Sol Parti olarak tasarıya itirazlarımızı tekrar dikkatlerinize sunmak istiyorum. Ayrı uzmanlık alanına giren iki işin tek bir ihalede birleştirilmesi kamu yararına değildir. Bu durum yargı kararıyla ortaya konulmuştur. Özel yasa çıkarılarak bu hukuksuzluğun meşrulaştırılmaya çalışılması Anayasa’mızın 138’inci maddesine aykırılık teşkil etmektedir.

Askerî bir iş olan mayın temizleme işi Millî Savunma Bakanlığı veya Genelkurmay Başkanlığı tarafından hizmet satın almak suretiyle yapılmalıdır. İhale için gerekli ödeneği Hükûmet bütçeye koymalıdır. Hükûmetin bütçeden kaynak ayrılamayacağı iddiasını gerçekçi bulmak mümkün değildir çünkü 2009 yılında devletin bütçeden faiz ödemeleri için 57 milyar TL ayırabildiği dikkate alındığında, mayın temizleme işi için gerekli 300 milyon doları bulamayacağını kabul etmek mümkün değildir.

Temizlenen alanların, temizleyen her kim olacaksa ona bedelsiz, kırk dört yıllığına terk edilmesi, ülkemizin iç ve dış güvenliği açısından ciddi riskler taşımaktadır. Her iki ihalenin birlikte yapılmasının kamuya getireceği fayda ve maliyet analizi yapılmamıştır. İhaleyi alacaklara temizletme işi karşılığında sadece temizlenen alanlar bedelsiz olarak bırakılmamakta, bunun yanı sıra temizlenen alanla bütünlük arz eden kamu ya da özel kişilere ait araziler de bırakılmaktadır. Bunun sonucunda, Hükûmet bu iş için kamulaştırma masrafı yapmak zorunda dahi kalabilecektir.

Değerli milletvekilleri, işin doğrusu, temizlenen alanların, mayın döşeme aşamasında yerleri kamulaştırılanlara ve yöre halkına bırakılmasıdır. Kooperatifçilik özendirilerek yöre halkıyla birlikte büyük ölçekli tarım işletmelerinin hayata geçirilmesi pekâlâ mümkündür.

Hükûmet bütün bu eleştirilere kulaklarını tıkamakta ve söz konusu arazilerin kullanımını kırk dört yıllığına birilerine bırakma konusunda âdeta hedefe kilitlenmiş durumdadır. Şimdi tekriri müzakere ile ilk ihaleyi yapacak kurumlar arasına başka kurumların ilave edilmesini sağlayarak muhalefetin ve vatandaşların tepki ve dirençleri değil, AKP milletvekillerinin dirençleri kırılmaya çalışılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tekrar ediyorum: Bugüne kadar mayın temizleme işi Kamu İhale Yasası ve Devlet İhale Yasası’na uygun bir şekilde ihale edilerek, bu yasalardaki bütün yöntemler sonuna kadar kullanılarak gerçekleştirilmemiştir. Onun içindir ki yeni bir ihale yasasına ihtiyaç yoktur. Mevcut yasal düzenlemelerdeki yetkiler sonuna kullanıldığında bu ihalenin hizmet satın almak suretiyle sonuçlandırılabileceğine inanmaktayız. Bu durumda Türkiye Cumhuriyeti’ni -ve “Bütçeden de kaynak ayıramıyoruz.” diyorsunuz- ne denli acz içine düşürdüğünüzü lütfen anlayınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Bu yol denendikten sonra, diyelim ki başarıya ulaşamadı, o zaman sınırdaki arazi tahsisi yerine hazinenin elindeki başka alandaki arazilerin tahsisi karşılığında temizleme işinin yaptırılmasını Türkiye Büyük Millet Meclisine getirin, o zaman tartışalım. Ancak, sınırdan arazi verilmesinin bu iş için iç ve dış güvenliğimiz açısından uygun olmadığını söylüyor, tekrar sizi vicdanlarınızla baş başa bırakıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.

Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

5’inci maddenin oylamasının açık oylama şeklinde yapılmasına dair iki önerge vardır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Biz birini çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – Siz çekiyorsunuz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Biz çekiyoruz, CHP çekmiyor.

BAŞKAN - MHP’li arkadaşlarımız önergeyi geri çekiyorlar.

Bir önerge vardır. Önergeyi okutup imza sahiplerini arayacağım:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

5’inci maddenin oylamasının İç Tüzük 143’üncü maddesi uyarınca açık olarak yapılmasını talep ediyoruz.

Saygılarımızla.

1)    Hakkı Suha Okay?   Burada.

2)    Tayfur Süner?          Burada.

3)    Hüseyin Ünsal?       Burada.

4)    Şevket Köse?           Burada.

5)    Hüsnü Çöllü?           Burada.

6)    Osman Kaptan?       Burada.

7)    Tansel Barış?           Burada.

8)    Abdullah Özer?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Emek takabbül ediyor.

BAŞKAN – Sayın Emek takabbül ediyor.

9)    Turgut Dibek?          Burada.

10)  Ali İhsan Köktürk? Burada.

11)  Ali Rıza Öztürk?      Burada.

12)  Tekin Bingöl?          Burada.

13)  Vahap Seçer?           Burada.

14)  Necla Arat?

Sayın Güvel takabbül ediyor.

15)  Algan Hacaloğlu?    Burada.

16)  Atilla Kart?              Burada.

17)  Ergün Aydoğan?      Burada.

18)  Yaşar Ağyüz?          Burada.

19)  Gökhan Durgun?     Burada.

20)  Nesrin Baytok?        Burada.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararını alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, açık oylama elektronik cihazla yapılacaktır. Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen oy kullanamayanların oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde oy pusulalarını Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Üç dakikalık süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN - Oy pusulası gönderen arkadaşlar lütfen ayrılmasınlar, onları arayacağım.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın Eyüp Ayar? Burada.

Sayın Ergezen? Burada.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Taner Yıldız Sağlık Bakanı Sayın Akdağ’a vekâleten.

Sayın Hüsnü Tuna? Burada.

Sayın Sabahattin Cevheri? Burada.

Sayın Çiçek? Burada.

Sayın İzzettin Yılmaz? Burada.

Sayın Ayhan? Burada.

Sayın Ekici? Burada.

Sayın Serter? Burada.

Sayın Durgun? Burada.

Sayın Tamaylıgil? Burada.

Sayın Murat Sönmez? Burada.

Sayın İlhan Kesici? Burada.

Sayın Mengü? Burada.

Sayın Hacaloğlu? Burada.

Sayın Açba? Burada.

Sayın Özdemir? Burada.

Sayın Özyürek? Burada.

 Değerli arkadaşlarım, 5’inci maddenin açık oylama sonucunu açıklıyorum:

Kullanılan Oy Sayısı       : 319

Kabul                               : 235

Ret                                   : 84 (x)

Böylece tasarının 5’inci maddesi Genel Kurulumuz tarafından kabul edilmiştir. [MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)]

Saat 21.00’de toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

                                               

Kapanma Saati: 19.59
ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.02

BAŞKAN: Köksal TOPTAN

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Tasarının 6’ncı maddesini okutuyorum:

Yürütme

MADDE 6- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde hakkında, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Vahap Seçer, Mersin.

Sayın Seçer, buyurun (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Seçer, süreniz on dakikadır.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi hakkında grubum Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, görüştüğümüz yasa tasarısı hem Türkiye Büyük Millet Meclisini hem Türkiye gündemini bir aydır meşgul ediyor. Türkiye'nin bu kadar öncelikli sorunu varken, ekonomik sorunlar varken, sosyal sorunlar varken, siyasal sorunlar varken, tarım sektöründe sorunlar varken, sağlık sektöründe sorunlar varken, maalesef 12 ayın, toplam 1 yıldaki 12 ayın 1 ayını biz burada mayınlar konusuna ayırdık ve bir türlü uzlaşmaya, anlaşmaya varamadık. Aslında baktığınız zaman, bizim gibi bir ülkeye, 216 bin dekar alanda 600 bin mayını temizlemek için 550 kişilik Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bu tartışma yakışmıyor.

Olay açık ve sarih. Burada, bu alan içerisinde bu mayınların temizlenmemesi için herhangi bir görüş bildiren arkadaşımız yok. Zaten 2003 yılında Ottawa Sözleşmesi’ne taraf olmuşuz ve demişiz ki: “2014 yılına kadar biz bu mayınları temizleyeceğiz.” Burada bir sıkıntı yok. Sıkıntı nerede? Şimdi, burada bu yasa tasarısını hazırlayan bürokrat arkadaşlarımı kutluyorum. Yani bu kadar sakatlık ancak tahsille mümkün olur, böyle bir yasa tasarısı. Böyle bir şey olamaz. Bunun ucu belli değil, bucağı belli değil. Ne kadar alan? Kaç paraya? Belli değil, hiçbir şey belli değil. Ne yapıyoruz? Diyoruz ki: Hükûmetin, iktidar partisinin, AKP’nin… Hoş bugün Sayın Başbakan da “Bize ‘AKP’ diyenler edepsizdir.” dedi. Ben burada edepsizlik yapmış oluyorum bu vesileyle. Diyor ki: “Bizim, bütçede buna ayıracak paramız, kaynağımız yok.” Ne kadar bu paranın bedeli? Sayın Millî Savunma Bakanının ifadesiyle söylüyorum; biz on dört firmadan teklif aldık, taban 530 milyon dolar, üst sınır 2,285 milyar dolar. Ucu açık bir bedel, hizmet bedeli veya ihale bedeli. Ne yapacağız? Bütçede paramız yok. Ne yapmamız lazım? Bunun kullanım karşılığını bu alanı temizleyen firmaya vermemiz lazım.

Şimdi, arkadaşım, İstanbul’un göbeğinde bir arazi tahsis etmiyorsun orada bir yabancı firmaya alışveriş merkezi yapsın veya bir lunapark yapsın diye. Biz, Türkiye'nin kara sınırı olan 3 bin kilometrenin altıda 1 oranını, 510 kilometre alanı konuşuyoruz. Ve bu bölge, sadece Türkiye'nin değil, Orta Doğu’nun en sıcak bölgesi. Bu bölge, terör bölgesi. Bu bölge, savaşın hâkim olduğu bir bölge. Bu bölge, uluslararası çevrelerin, uluslararası emperyalist güçlerin çıkarı uğruna günde binlerce insanın kanının aktığı bir bölge. Bu bölge, enerji bölgesi. Bu bölgede Fırat ve Dicle ırmakları, sınır aşan sularımız var. Bakın, gelecek on yıllarda dünya su savaşlarıyla karşı karşıya kalacağız diyoruz. Bu bölge öyle bir bölge.

Siz bu bölgeyi yarım asır gibi bir süre için bir yabancı firmaya vereceksiniz, diğer tarafta komşunuz Suriye buna ne diyecek? Onunla sıkıntı yaşayacaksınız, kendinizle sıkıntı yaşayacaksınız. Türkiye-Suriye ilişkilerinde sıkıntı yaşanacak, Suriye-İsrail ilişkilerinde sıkıntı yaşanacak, eğer iddia edildiği gibi burayı temizleme yükümlülüğünü alan firma ve kullanım hakkını alan firma İsrail firması olursa. Kanun tasarısında burayı İsrail alamaz, ABD alamaz, Rusya alamaz, vesair ülkeler alamaz diye madde yok. Herkes girebilir, teklif verebilir, tabiyeti belli olmayan herhangi bir ülkede bu ihale pekâlâ kalabilir. Biz bunları anlatmaya çalışıyoruz.

Aslında, bugün, bu kanun tasarısının bu Mecliste bir ay tartışılmasına, kamuoyunda, medyada, televizyonda, gazetelerde tartışılmasına sebep Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bugün bu konuyu bu noktalara taşıyan Sayın Başbakandır. (CHP sıralarından alkışlar) Ben iddia ediyorum, burada 338 tane Adalet ve Kalkınma Partili milletvekili arkadaşlarım var; bunun yüzde 50’den fazlası bu işin bu şekilde geçmesini içine sindiremiyor, bunu kabullenemiyor. Onların da kafalarında soru işaretleri var, onların da kafalarında endişe var.

Hep söylüyoruz, burada çatışabiliriz, aykırı düşüncelerde olabiliriz, birbirimize saygı göstermemiz lazım. Biz bu yasa tasarısına muhalefet ediyoruz diye biz art niyetli oluyoruz, biz demagog oluyoruz, biz kara siyaset yapıyoruz, her şeyden önemlisi de biz faşizan anlayışlı insanlar oluyoruz. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün mü? Şimdi size soruyorum: Parlamenter demokrasilerde, eğer bir başbakan, parlamentonun, muhalefetin aykırı görüşlerine bu şekilde bir üslupla karşılık veriyorsa, bana sorarsanız, bu davranış faşizan davranışın daniskasıdır! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu konuda Sayın Başbakan niçin ısrarlı, bir anlam vermiş değilim. Bakınız, kendisinin deyimiyle Türkiye cüce bir ülke değil. Elbette, Türkiye, bu ekonomik yapısıyla, bu dinamikleriyle, bu coğrafya değeriyle, bu arsa değeriyle cüce bir ülke değil ama benim endişem, bu ülkeyi yönetenlerin cüce düşünceli olmaları. Beni endişeye gark eden mesele budur.

Bakınız, 750 milyar dolar gayrisafi millî hasılamız var, 260 milyar TL bütçemiz var. Varsın 261 milyar TL bütçe yapalım, varsın bütçe açığımız 12 milyar TL değil de 12,5 milyar TL, 13 milyar TL olsun, bundan ne çıkar. Hiç araştırdınız mı, bu konuda uluslararası fonlar var, uluslararası krediler var. Yani bu ülke, bu kadar önemli bir konu için 500 milyon dolar, 1 milyar dolar para çıkartamayacak kadar aciz bir ülke mi, fakir bir ülke mi, yoksul bir ülke mi? Niçin bunda inat ediliyor?

Bakınız, biz diyoruz ki “Endişelerimiz var.” Sayın Başbakan diyor “Paranoya üretiyorsunuz, vehim içerisindeyiz.” E, siz empati yapın, kendinizi bizim yerimize koyun.

Şimdi bu saydığım nedenlerden dolayı siz sayın milletvekilleri bizi anlayışla karşılamıyorsanız ve Sayın Başbakan size bu konuda sürekli baskı yapıyorsa… İki yıllık milletvekiliyim, hiçbir yasa tasarısında Sayın Başbakanın AKP Grubunu olağanüstü toplantıya çağırdığını duymadım ve görmedim ama sadece bu yasa tasarısı için 2 kez toplantıya çağrıldınız ve kesin talimat aldınız, bunu basından da okuyoruz.

ABDULLAH ÖZER (Bursa) – “Geçecek.”

VAHAP SEÇER (Devamla) – “Bu geçecek. Olmazsa olmaz.”

Böyle bir tavır karşısında ben şunu düşünürüm: Sayın Başbakan çıkmalı, bu işin altında üstünde, önünde arkasında, ortasında ne var, kamuoyuna açıklamalı. Bu inat, bu tutum gizli bir mutabakatın ürünü mü, bunu açıklamalı. O bölgede yüz yıldır, 1900’lü yıllardan beri ne zaman fosil kaynaklı yakıtlar önemsenmeye başlandı dünyada, petrol anlamında üçte 2 rezerve sahip o bölge bütün emperyalist güçlerin ilgi odağı olmuştur ve o bölge her zaman, yüz yıllık projeksiyonların baş aktör coğrafyası olmuştur. Acaba orada gelecek yirmi yılın, otuz yılın, elli yılın projeksiyonu yapılırken bu alan, 216 bin dönüm alan bir üs olarak mı kullanılacak? Bu bende bir soru işareti, bir endişe. Acaba o alan, birilerinin marifetiyle bir tampon bölge hâline mi getirilmek isteniyor? Bunları Sayın Başbakan açıklamalı. Aksi takdirde, hiçbir gerekçe bu konudaki iktidarın ve Sayın Başbakanın kararlı tutumunu bana izah edemez. Bu,