DÖNEM: 23 CİLT:
45 YASAMA
YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
94’üncü
Birleşim
27 Mayıs 2009 Çarşamba
(Bu
Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür
belge aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ
II. - GELEN
KÂĞITLAR
III. - YOKLAMALAR
IV. - GEÇEN TUTANAK
HAKKINDA KONUŞMALAR
1.- Trabzon
Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin geçen tutanak
hakkında konuşması
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, son ekonomik gelişmelere ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Bayburt
Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’in, kalkınmada öncelikli yörelerde teşvik
uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması
3.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 27 Mayıs 1960 askerî
darbesinin 49’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa Şevket Yılmaz Devlet Hastanesinde meydana
gelen yangında ölen vatandaşlara ve hastanenin eksikliklerine ilişkin
açıklaması
2.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve kenelerden
insanlara bulaşan viral hastalıkla mücadeleye ilişkin
açıklaması
3.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, son günlerde meydana
gelen hastane yangınları ve hastanelerin sorunlarına ilişkin açıklaması
4.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, Bursa’daki hastane
yangınında hayatını kaybeden sekiz vatandaşımızla ilgili Sağlık Bakanının
açıklamasına ilişkin açıklaması
5.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, dünkü gündemde yer alan, İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, (2/406) esas
numaralı Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin
görüşülmemesine ve bugünkü gündemde yer almamasına ilişkin açıklaması
6.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Bursa’da yaşanan
yangın olayına ve devletin sosyal hizmet sunduğu bütün mekânların standartlara
uygun inşa edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
7.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, Başkanlık Divanının tutumu hakkında açıklaması
VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Dünkü
gündemde yer alan, İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, (2/406) esas numaralı Kanun Teklifi’nin, İç
Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin
bugünkü gündemde de yer alması gerektiği iddiasıyla Başkanın tutumu hakkında
2.- AK PARTİ
Grubu önerisinin geçen birleşimde oylama aşamasına gelindiği ve bu birleşimde
oylanması gerekirken oylanmadığı nedeniyle Başkanın tutumu hakkında
VIII.- ÖNERİLER
A.- Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/140) esas
numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön görüşmesinin, Genel Kurulun, 27/5/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
DTP Grubu önerisi
2.- (10/96) esas
numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun, 27/5/2009 Çarşamba günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin
MHP Grubu önerisi
3.- (10/178,
10/190 ile 10/237) esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin
görüşmelerinin, Genel Kurulun 27/05/2009 Çarşamba günkü
birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Mersin Milletvekili
İsa Gök’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Adana Milletvekili
Hulusi Güvel’in, Başbakanlığa yeni uçak alımına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek’in cevabı (7/7685)
2.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, Başbakanlığa yeni uçak
alımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek’in cevabı (7/7753)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak dört oturum yaptı.
İstanbul
Milletvekili Bayram Ali Meral, Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası’na,
Yozgat Milletvekili
Mehmet Ekici, Sosyal Güvenlik Kurumunun uygulamalarına,
Samsun
Milletvekili Fatih Öztürk, Necip Fazıl Kısakürek’in
vefatının 26’ncı yıl dönümüne,
İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar.
Bursa
Milletvekili Necati Özensoy, Bursa Şevket Yılmaz Devlet
Hastanesinde meydana gelen yangın nedeniyle bir açıklamada bulundu.
Manisa
Milletvekili Şahin Mengü ve 22 milletvekilinin,
Turgutlu-Çal Dağı’nda yapılacak nikel madenciliği faaliyetlerinin çevreye
etkilerinin (10/377),
Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 20 milletvekilinin, tütün sektöründeki sorunların
(10/378),
Mardin
Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin, mevsimlik tarım işçilerinin
sorunlarının (10/379),
Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı.
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmının 143’üncü sırasında yer alan (10/198) esas no.lu Meclis araştırması
önergesinin görüşmelerinin 26 Mayıs 2009 tarihinde yapılmasının İç Tüzük’ün
19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasına ilişkin MHP Grubu
önerisi;
Gündemin “Genel
Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmında yer alan (10/139, 10/155, 10/171, 10/172, 10/173, 10/181, 10/183,
10/197 ile 10/369) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin
görüşmelerinin, Genel Kurulun 26/5/2009 Salı günkü
birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi;
Yapılan
görüşmelerden sonra kabul edilmedi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmında yer alan 324, 351, 357, 228, 353, 361, 316, 99, 121, 126,
131, 250, 260, 279, 294, 321, 375, 382 ve 265 sıra sayılı kanun tasarı ve
tekliflerinin, bu kısmın 5, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21,
22, 23, 24, 25 ve 26’ncı sıralarına, “Gelen Kâğıtlar” listesinde yayınlanan ve
bastırılarak dağıtılan 385, 383 ve 384 sıra sayılı kanun tasarılarının ise 48
saat geçmeden bu kısmın 6, 7 ve 8’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel Kurulun, 26 Mayıs ve 2
Haziran 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim
konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine, 27
Mayıs ve 3 Haziran 2009 Çarşamba günlerindeki birleşimlerinde ise sözlü
soruların görüşülmemesine; 27 ve 28 Mayıs ile 3 ve 4 Haziran 2009 Çarşamba ve
Perşembe günleri saat 14.00’te toplanmasına, 26 Mayıs 2009 Salı günkü
birleşiminde 263 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına
kadar, 27 Mayıs 2009 Çarşamba günkü birleşiminde 293 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar; 28 Mayıs 2009 Perşembe günkü
birleşiminde ise 324 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin
tamamlanmasına kadar, 2, 3 ve 4 Haziran Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü
birleşimlerinde ise saat 23.00'e kadar çalışmalarını sürdürmesine, 293, 239,
126, 131, 321, 324, 383 ve 385 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün
91’inci maddesine göre Temel Kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki
cetvellerdeki şekliyle olmasına, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda boşalacak üç
üyelik için seçimlerin 26 Mayıs 2009 Salı günkü birleşimde yapılmasına ilişkin
AK PARTİ Grubu önerisi, yapılan görüşmeler sırasında Genel Kurulun çalışma
süresi dolduğundan oylanamadı.
Sakarya
Milletvekili Münir Kutluata,
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan,
Antalya
Milletvekili Mehmet Günal,
Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu,
İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi,
Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, şahıslarına;
İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol da partisine;
Sataşması
nedeniyle birer açıklamada bulundular.
27 Mayıs 2009
Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.00’da son verildi.
|
|
|
Meral
AKŞENER |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Fatoş GÜRKAN |
|
Yaşar
TÜZÜN |
|
|
Adana |
|
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
|
|
|
Harun
TÜFEKCİ |
|
|
|
|
Konya |
|
|
|
|
Kâtip Üye |
|
No.: 107
II.-
GELEN KÂĞITLAR
27
Mayıs 2009 Çarşamba
Tezkereler
1.- Mardin
Milletvekili Emine Ayna’nın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/807) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2009)
2.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/808) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 18.5.2009)
3.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın Yasama
Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/809) (Anayasa
ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18.5.2009)
4.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/810) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.5.2009)
5.- Bitlis
Milletvekili Mehmet Nezir Karabaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/811) (Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.5.2009)
6.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/812) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.5.2009)
27 Mayıs 2009 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN
(Adana), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Yoklama için üç
dakika süre vereceğim. Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda
bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını
görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 58’inci maddesi uyarınca söz
istiyorum. Sebebi şu:
Dün yapılan Genel
Kurul görüşmeleri sırasında benim Plan ve Bütçe Komisyonunda ilgili tasarının
görüşülmesi sırasında sarf ettiğim bazı cümleler olduğundan başka anlama
gelecek şekilde kullanılmıştır.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Hamzaçebi.
Size üç dakika
süre veriyorum.
IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR
1.- Trabzon Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin
geçen tutanak hakkında konuşması
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Sayın
Başkana bana söz hakkı verdiği için teşekkür ediyorum.
Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye devleti arasındaki kara sınırında
bulunan arazinin mayınlardan arındırılmasına ilişkin olarak ihale usullerini
düzenleyen tasarının dünkü görüşmeleri sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkan Vekili Sayın Mustafa Elitaş, benim Plan
ve Bütçe Komisyonunda yine bu tasarının görüşmeleri sırasında kullanmış olduğum
bazı cümleleri olduğundan daha başka anlamlara gelecek şekilde kullanmıştır. Bu durumu açıklığa kavuşturmak üzere söz aldım.
Bu tasarının Hükûmetten gelen ilk şeklinde mayın temizleme işi bu
sınırdaki arazinin kırk dört yıl süre ile mayın temizleme işini
gerçekleştirecek olan firmaya ihale edilmesi suretiyle yapılması planlanıyordu.
Bu model, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim içimize sinen bir model olmadı,
hiçbir zaman olmadı. Bizim bu endişemizi Plan ve Bütçe Komisyonunda görev alan
diğer muhalefet partileri ve iktidar partisine mensup arkadaşlarımız da
paylaştılar. Daha sonra, görüşmelere ara verildi ve Hükûmet
bir ara modelle bizim karşımıza geldi. Bu ara modelde birinci tercih olarak
mayın temizleme işinin bedeli karşılığı yapılması şeklinde bir yol benimsendi.
Eğer bu yol ile ihale gerçekleşmez ise mayın temizleme işinin, bu arazinin kırk
dört yıl süreyle mayın temizleme işini gerçekleştiren firmaya kullanım hakkının
verilmesi suretiyle yapılması benimsendi.
Ben, bu ikili
yolun birinci yönteme göre, birinci modele göre daha ileri bir adım olduğunu
ifade ettim ancak hiçbir zaman bunun bir ideal model olduğunu ifade etmedim.
Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak düşüncemiz, bu arazinin bedeli karşılığı
mayınlardan temizlenmesidir. Herhangi bir şekilde arazinin kullanım karşılığı
gibi bir fikrin kafalarda olmaması gerekir.
Esasen, tasarıyla
ilgili olarak bizim Plan ve Bütçe Komisyonundaki Cumhuriyet Halk Partili üyeler
olarak imzaladığımız karşı oy yazısı dikkatli okunursa orada bu görüşümüzü çok
açık ve net bir şekilde ortaya koyduk. Kaldı ki Hükûmet,
bu ikili model çerçevesinde bile hâlâ kafasındaki modelin ikinci yol olduğunu
ifade etmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Üç
dakika doldu, bitirin lütfen.
MEHMET AKİF
HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başbakan, yetkililer, aslında ikincil yol olarak
benimsenen yöntemin asıl yöntem olduğunu ifade etmektedirler. Bunun doğru
olmadığını gerek Plan Bütçe Komisyonundaki görüşmelerde gerekse Genel Kuruldaki
görüşmelerde parti sözcülerimiz ifade etti. Bunu bir kez daha bilgilerinize
sunuyorum. Arazinin kullanımı karşılığı bu işin ihale edilmesinin yanlış
olduğunu dikkatlerinize sunuyorum.
Teşekkür
ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Gündeme
geçmeden, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, son ekonomik gelişmeler hakkında söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın
Mehmet Ali Susam’a aittir.
Buyurun Sayın
Susam. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz beş
dakika.
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, son ekonomik
gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması
MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, gündem dışı
beş dakika söz alarak, son ekonomik gelişmelerle ilgili olarak en azından bu
Meclis gündemine ekonominin içinde bulunduğu durumu ve bu gelişmeler hakkında
genel bir görüşme açılması için beş dakikalık bir zamanı kullanmak istiyorum.
Meclisimiz, iki
buçuk haftadır mayınlı bölgenin temizlenmesiyle ilgili kanuna ayırmış olduğu
süreyi, maalesef, Türkiye’nin çok ciddi şekilde yaşadığı ekonomik problemlerin
görüşülmesine ayıramamaktadır.
Yerel seçimlerden sonra oluşan yeni Kabinede de çeşitli bakanlar
değişmiş olmasına rağmen ve bu bakanların değişikliğiyle birlikte Hükûmet, kendi ekonomik politikasının da çok ciddi şekilde
gözden geçirilmesini halktan aldığı oylarla bir kez daha hissetmişken aslında
bu Parlamentonun gündemi, büyük oranda Türkiye’deki ekonomik gelişmeler ve bu
ekonomik gelişmelerin yarattığı işsizlik ve firmalar bazında yaratılan çok
ciddi ekonomik sorunlar olması gerekiyor.
Ancak, maalesef
şu anda da görüyorum ki milletvekili arkadaşlarım da sükûneti sağlayıp
ekonomiyle ilgili konularda bu konuyu dinleme konusunda çok istekli değiller.
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Dinliyoruz biz.
MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şu an Hükûmet,
artık “teğet geçti”den vazgeçip bu ekonomik
sıkıntıların ülke gündemini çok ciddi şekilde etkilediğini, Başbakanın ağzından
olmasa da ekonomiden sorumlu bakanlardan dillendirme noktasına gelmiştir. Evet,
Türkiye’yi bu ekonomik kriz çok ciddi şekilde etkilemiştir. Alındığı söylenen
tedbirler ve tutarı 54 milyar YTL’yi tuttuğu söylenen tedbirler ise Türkiye’de
piyasaları canlandırmaya ve ekonominin çok önemli güçleri olan küçük-orta boy
işletmeler, esnaf-sanatkâr ve tarım kesimini yeniden ekonomide bu krizden en az
etkilenir noktaya getirmeye yetmemiştir. 54 milyar YTL harcanan paradan büyük
oranda sınırlı sayıdaki işletme yararlanmıştır. Otomotive uygulanan ÖTV
indirimleri, mobilya ve dayanıklı tüketim mallarında uygulanan ÖTV indirimleri
piyasada yeterli hareketi sağlayamamış, özellikle sadece büyük firmaların kendi
ekonomik çıkarlarını ve stoklarını eritmesine neden olmuştur ama Türkiye’de
asıl yapılması gereken iş, çarşıda, pazarda, sanayi sitelerinde, tarım
alanındaki küçük işletmelerin çekmiş oldukları sıkıntılara destek sağlamaktır. Hükûmet buradan
çıkıp söyleyebilir, “Ben, KOBİ’lere can suyu kredisi verdim, kredilerde şu
boyutta artırma yaptım.” diyebilir ama sorun bu ekonomik politikada sadece
kredi vermek değildir, sorun krediyi ödeyebilecek ekonomik canlandırmayı
sağlamaktır; Ekonomik canlandırmayı sağlamak için de Hükûmetin,
ekonomi politikasının, küçük-orta boy işletmelerin nasıl bu ekonomide
geliştirilebileceğine yönelik kafa yormasıdır. Maalesef, bu kafa yorma
yoktur.
Yıllardır
söylediğimiz büyük işletmelerin haksız rekabeti konusunda hipermarket yasasını
bir türlü şu Parlamentoya getiremedik; ÖTV, KDV indiriminde, otomotivde
uygulanan uygulamaların esnafın, sanatkârın, KOBİ’lerin üzerindeki yükleri
indirmeyi sağlayamadık, yanında çalıştırdıkları işçilerin yükünü azaltmayı
sağlayamadık; elektriğin üzerindeki yükleri ve faizle birlikte oluşan giderleri
bir türlü indiremedik.
Bu işsizliği
önleyebilecek tek kurum ve kuruluş vardır: Küçük işletmeler, KOBİ’ler, esnaf ve
sanatkârlar. Ekonominin yüzde 99,9’unu oluşturan bu işletmeler bugün ülkedeki
işsizliği önleyen baş unsurlardır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın efendim.
MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) – Bakınız, ülkemizde bir yıl içerisinde işsizlik rakamları resmî
olarak 3,4 milyona, gayriresmî olarak 6 milyonun
üzerine çıktı. Büyük işletmelere sağladığınız katkılarla onların işçi
çıkarmasını önleyemediniz ama küçük işletmeler hâlâ direniyorlar, yanlarında
birlikte çalıştıkları işçileri sokağa bırakmıyorlar. Eğer Türkiye’de sosyal
problemi, işsizliği önlemek istiyorsanız bugün yapılması gereken iş, yeni
ekonomik politikanızı ayarlarken de KOBİ’lere yönelik teşvikleri arttırmaktan
geçecektir, esnafı, sanatkârı düşünmekten geçecektir.
Bu kısa sürede,
en azından, bu konuyu tekrar Hükûmetin gündemine
getirmeye çalıştım. Esnaf, sanatkâr ve KOBİ’ler tamamen bir yangın yerindedir.
Bu yangını söndürmek herkesin görevidir, işsizliği önlemek bu Parlamentonun
görevidir.
Hepinize en içten
saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Susam.
Gündem dışı
ikinci söz, kalkınmada öncelikli yörelerde teşvik uygulamaları hakkında söz
isteyen Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü Gökalp Güney’e aittir.
Buyurun Sayın
Güney.
2.- Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’in, kalkınmada
öncelikli yörelerde teşvik uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Bayburt) –Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, kalkınmada öncelikli yörelerle ilgili teşvik ve uygulamalar
hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bundan takriben
on iki yıl önce, 1998’de 4325 sayılı Teşvik ve Uygulama Kanunu çıkarılmıştı. Bu
Kanun’da amaç, kalkınmada öncelikli yörelerle gelişmiş diğer bölgeler
arasındaki farkı gidermek, onların seviyesine yükseltmek, bu yörelerde
istihdamı artırmak ve yatırımları bu yörelere teşvik etmek idi, taşımak idi. Bu
Kanun’la kalkınmada öncelikli yörelerde yatırım yapacaklara teşvik amacıyla
bazı avantajlar tanınıyordu. Şöyle ki: Bu yörelerde yatırım yapacaklara, hazine
arazilerini tahsis etmek.
İki: İşverenin sigorta primlerinin devlet tarafından ödenmesi.
Beş yıllık vergi muafiyeti.
Elektrik
bedellerinin de yüzde 50’ye kadar indirimli olarak alınması idi.
Bu Kanun’u on iki
yıldan beri uyguluyoruz. Bu on iki yıl süre içerisinde bu Kanun 2 defa revize
edildi. İşte, asgari işçi sayısı 10’dan 30’a çıkarıldı ve yine bu süre
içerisinde çok önemli bir değişiklik yapıldı. Kanun çıktığı zaman bu teşvikten
istifade eden il sayısı 11 idi, sonradan bu sayı 36’ya çıkarıldı.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sonra 49 oldu.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) - Bu yetmemiş gibi en son 49’a çıkarıldı.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Hiçbir işe yaramadı.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) - 81 ilimizin üçte 2’si hatta üçte 2’sinden fazlası teşvikten
yararlanır hâle geldi. Böyle olunca ne oldu? Bir canlı misal vereyim: Seçim
bölgem Bayburt’ta organize sanayimizde yüz yirmi yedi parsel var altyapısı
hazırlanmış ve burada 5 müteşebbis işe başladı. Bunlar 30-40 kişi
çalıştırıyorlar idi fakat diğer bölgeler yani Bayburt’la bu diğer sayacağım,
şimdi bazı isimlerini vereceğim yerler daha cazip geldiği için yatırımcılar
bize gelmez oldular.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Düzce dururken Bayburt’a
gelirler mi!
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) - Hatta şöyle bir şey oldu: Bu mevcut beş işletme de kaçmak için şimdi
fırsat kolluyor. Bayburtlu bir işadamımız -tekstilci- Bayburt’ta bir tekstil
atölyesi veya küçük fabrika kurmak istedi, hesap kitap yaptı. Bir de baktı ki
Bartın’da da var. Bartın ile Bayburt arasındaki maliyeti -Ee
orası kış memleketi- mesafeyi vesaireyi hesap etti,
geldi bize dedi ki: “Benim burada bu teşviki yapmam mümkün değildir.” Ve şu
anda Bartın’da bu tekstil fabrikasını kurdu, 540 işçi çalışıyor.
Şimdi, bu
misalleri çoğaltabiliriz. Burada bu mesele sadece benim meselem değil
arkadaşlar, güneydoğu, gelişmekte olan bütün illerin meselesi. Ben bu konuyu
birkaç defa daha dile getirdim fakat bugüne kadar uygulanmadı, uygulanamadı,
istenilen şekilde olmadı. O zaman bize düşen, acaba ne öneriyorsunuz, ne
yapılmalıdır? Şimdi yeni bir kanunun mutlaka ve süratle hazırlanması lazım ama
bu kanun için işte böyle uzun vadeli gerekçe, işte gelecek projeler filan
değil.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) – Sayın Başkan, son cümlem...
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) – Kısa olarak şunu söyleyeyim: Bir, illere bakılacak. İşte Tunceli,
efendim Şırnak, işte Ardahan, Gümüşhane, Bayburt vesaire vesaire.
Bunların hesabı kitabı yapılacak. Durumları ortada. Kademeli olarak -altını
çizerek söylüyorum- bu yapılacak. Bartın’da verdiğiniz teşvikle Şırnak’ta
verdiğiniz teşvik bir olamaz, olmamalı; olduğu zaman Şırnak’ta kimse yatırım
yapmaz. Demek ki birincisi, kademeli olarak yapılacak iller arasında.
Tabii, hükûmetlerimizin daha çok istediği: Sektörel
bazda, proje bazında yatırımlar yapalım, teşvik
edelim. Buna katılıyorum, bu olsun. Ona bir diyeceğim yok.
Bir de önemli bir
nokta, bunun süresi. Öyle iki yıl, beş yıl olmaz; en az otuz sene, en az otuz
sene bu müddetin uzatılması lazım.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, Hükûmetimizin ve sizin bu konuya
hassasiyetle yaklaşacağınızı biliyorum, umuyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) – Bu, sadece Bayburt’un değil, ülkemizin önemli bir sorunu. Bugün
eğer bizim yörelerde göç bu noktaya gelmişse, bir vilayet 1 milletvekiline
düşmüşse bunun suçlusu sadece o şehrin insanları değil. Karınları doymuyor, iş
yok, imkân yok. Onun için geliyorlar.
Bunun için,
istirham ediyorum yetkililerden -Sayın Bakanımız burada yok, olmasını dilerdim-
bu konuda yeni bir kanun çıkarılarak… Ama özet, kısa, uygulanabilirliği olan
bir kanun. On iki yıldan beri bu, bu kadar revize edildi, uygulanamadı.
Ülkemize hayırlı
bir iş yapmış olacağınızı umuyorum, diliyorum. Böyle bir kanun gelirse katkıda
bulunacağınıza da inanıyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Güney.
Gündem dışı
üçüncü söz, 27 Mayıs günü hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Sayın Mehmet
Şandır’a aittir.
Buyurun Sayın
Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)
3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
27 Mayıs 1960 askerî darbesinin 49’uncu yıl dönümüne ilişkin gündem dışı
konuşması
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum, hayırlı çalışmalar diliyorum.
Değerli
milletvekilleri, öncelikle, bu mikrofonların açık olmasına, bu kürsünün
kullanılmasına, bu çatının açık olmasına bugün teşekkür etmek lazım, şükretmek
lazım, kıymetini bilmek lazım. Bugün 27 Mayıs. 27 Mayıs, milletimizin
hayatında, devletimizin hayatında, bu Meclisin tarihinde çok önemli bir gün. 27
Mayıs 1960’ta sebepleri tartışılır bir kararla demokrasiye “dur” diyenler
öncelikle bu Meclisi kapattılar, bu mikrofonları kapattılar. Onun için, bugün,
her birimiz, her milletvekili, tüm kurumlarımızla bu kürsünün kullanılır
olmasına, bu mikrofonların açık olmasına şükretmemiz lazım, bunun kıymetini ve
değerini herkesten daha çok bilmemiz lazım.
27 Mayıs 1960
askerî darbesinden sonra -maalesef milletimiz açısından, ülkemiz açısından asla
savunulamayacak bir sonuç- 3 tane büyük devlet adamı idam edilmiştir. Sebepleri
tartışılır, verilen mahkeme kararının meşruiyeti tartışılır bir sonuçta,
Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü
Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan maalesef idam
edilmiştir. Demokrasimiz açısından bir üzüntü kaynağı. Başka kelime kullanmak
istemiyorum ama sonuç itibarıyla bizi burada var eden, bizim burada
bulunuşumuzu temin eden demokrasiyi durduran ve sonucunu kanla kapatan bir ihtilalin bugün 49’uncu yıl dönümü. Bunu bugün konuşmak,
yaraları eşelemek, tazelemek veya bunun üzerinden siyaset yapmak değil amacım
ama bu kürsünün kıymetini yeniden hatırlamak, bu mikrofonların kıymetini
yeniden hatırlamak açısından bir fırsat bildim ve 27 Mayısın 49’uncu yılında
hayatını kaybedenlere rahmetler dilemek ve demokrasinin gerekliliğini yeniden
vurgulamak için söz aldım.
Değerli
milletvekilleri, gerçekten, 27 Mayıs İhtilali’nin
hazırlanma sürecini de iyi irdelememiz lazım. Eğer bugünü anlamakta, geleceği
öngörmekte isabet kaydetmek istiyorsak geçmişi iyi bilmemiz gerekiyor, bugünün
geçmişteki izdüşümünü iyi sorgulamamız gerekiyor. 27 Mayıs öncesinde yaşanan
hadiseleri ben hatırlarım. Biliyorum, içinizde bir çok
insan da hatırlıyor. Başlangıç noktası yine bu Meclis ve bu kürsüydü. İktidar
partisinin ve ana muhalefet partisinin uzlaşmaz tavırları, kırıcı üslupları,
kavgaları netice itibarıyla başka mihrakları sokağa döktü ve sonuçta şartlar
olgunlaştı ve demokrasiye “Dur.” denildi. Dolayısıyla bugün, benzemesini
istemem, ama iktidar ile muhalefet partileri arasında yaşanan bu gerginliğin
hiçbir faydasının olmadığını da ifade etmek istiyorum. Biz millete karşı
sorumluyuz, iktidarıyla muhalefetiyle. Bu milletin beklentilerini, bu ülkenin
sorunlarını çözmek için ortak sorumluluklarımızın gereği birbirimizle diyalog
içerisinde ve uzlaşma içinde olmak mecburiyetindeyiz. Mayınlı arazilerin
temizlenmesiyle ilgili hazırlanan kanun tasarısının iktidar partisi tarafından
bu Meclise, sebepleri doğru anlatılmadan, yeterince anlatılmadan dayatılmasını
maalesef bir üzüntü kaynağı olarak görüyorum ve bu yanlıştan dönülmesini
istiyorum.
27 Mayıs,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bizim için de çok önemli. Çünkü biz 27 Mayıs
1980 tarihinde, bundan yirmi dokuz yıl önce çok değerli bir devlet adamını, bir
büyüğümüzü yine demokrasiye sıkılan bir kurşun sonucunda kaybettik, rahmetli
Gün Sazak’ı. Onu rahmetle anıyorum, saygıyla anıyorum onu.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayınız.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – O, gerçekten milletini seven, ülkesini seven; dürüst, namuslu bir
devlet adamıydı. O, bir ağabeydi, o bir siyasetti, o güzel bir insandı ama bir
27 Mayıs sabahı menfur eller, komünist militanlar Gün Sazak’ı katlettiler.
Ülkemiz kaybetti, milletimiz kaybetti. Gün Sazak’a sıkılan kurşun demokrasiye
sıkılan kurşundu, bu Meclise sıkılan kurşundu çünkü 27 Mayıs 1980’i takip eden
günler şartlar olgunlaştırıldı, yeni bir askerî darbeyle yeniden karşılaştık.
Dolayısıyla, her devlet adamına sıkılan kurşun, her siyaset adamına sıkılan
kurşun, bu Meclise dönük bu türlü hareketler, demokrasiyi ortadan kaldırmaya
zemin hazırlamak için yapılan hareketlerdir. Dolayısıyla, ben bugün hem 1960 27
Mayısında kaybettiğimiz devlet adamları için hem 27 Mayıs 1980’de kaybettiğimiz
Gün Sazak için…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Sayın Başkan…
…Meclisimiz
adına, kendi adıma, demokrasi adına saygılar sunuyor, onlara rahmetler
diliyorum ve demokrasinin değerini, bu kürsünün ve bu mikrofonların değerini
yeniden hatırlatarak uzlaşmayı ve diyaloğu iktidar
partisine hatırlatıyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır.
Sayın Özer,
sisteme girmişsiniz…
ABDULLAH ÖZER
(Bursa) – Girdim.
Sayın Başkanım,
60’ıncı maddeye…
BAŞKAN – Peki,
bir dakikalık söz hakkı veriyorum.
Buyurun.
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa Şevket
Yılmaz Devlet Hastanesinde meydana gelen yangında ölen vatandaşlara ve
hastanenin eksikliklerine ilişkin açıklaması
ABDULLAH ÖZER
(Bursa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Değerli
milletvekili arkadaşlarım, biliyorsunuz dün Bursa’da önemli bir olay yaşandı.
Bütün Türkiye bunun üzüntüsüyle yaşamakta. Ben, ölen vatandaşlarımıza Allah’tan
rahmet diliyorum, ailelerine başsağlığı diliyorum.
Ancak burada bir
iki konudan bahsetmeden geçemeyeceğim. Değerli arkadaşlarım, bu hastane
yapıldığında, açıldığında burası akıllı bir hastane diye lanse edilmişti. ISO
9001 ve 2000 belgelerini havi bir hastane olduğu açıklanmıştı ama ne yazık ki
yapılan tespitlerde İnşaat Mühendisleri Odasının, Makine Mühendisleri Odasının,
Elektrik Mühendisleri Odasının ve Kimya Mühendisleri Odasının birlikte bir ekip
oluşturarak yaptığı incelemenin neticesinde bu hastanenin önemli
eksikliklerinin olduğu…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Özkan, buyurun, bir dakika…
2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Kırım Kongo
Kanamalı Ateşi ve kenelerden insanlara bulaşan viral
hastalıkla mücadeleye ilişkin açıklaması
RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.
Ben de kırım kongo kanamalı ateşi hakkında, kenelerden insanlara bulaşan
hastalık hakkında, viral hastalık hakkında görüşmek
istiyorum.
Bu konuda her gün
acı haberleri duyduğumuz zaman üzülüyorum. Ancak Sağlık Bakanlığını ve Tarım
Bakanlığını duyarlılığa davet ediyorum. Bu konuda, viral
bir hastalık olduğu için Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, bakanlıkların çalışma
yaptığını duyuyoruz ama bu çalışmaya hız vermeleri, en kısa zamanda immün bir serum veyahut da hiperimmün
hastaları için hiperimmün bir serum elde etmelerini,
yeterli ödeneğin ayrılmasını talep ediyorum. Bu konuda üniversitelerimiz, bilim
adamlarımız hazırdır. Ancak her gün bu hastalıktan ölen insanları duydukça
üzüntümüz bir kat daha artıyor.
Ölenlere rahmet
diliyoruz. Bu yazın kenelerle mücadelede ilaçla mücadele yapılıyor,
dezenfektanlarla çevre kirletiliyor. Bu konuda çevreyi kirletme yerine aşının
bir an önce ülkede üretilip halk sağlığına sunulmasını talep ediyor,
saygılarımı sunuyorum.
BAŞKAN – Sayın
Kaplan…
Sayın Kaplan,
konu nedir?
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, 60’la ilgili ben de…
BAŞKAN – Bir
dakika süre veriyorum.
Buyurun.
3.- Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, son günlerde meydana gelen hastane yangınları ve hastanelerin
sorunlarına ilişkin açıklaması
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, ben de Bursa Devlet Hastanesindeki yangınla ilgili -8
kişi yaşamını yitirdi- başsağlığı dilemek için aramıştım çünkü bugün İstanbul
Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde de benzer bir acı olay yaşandı. Şırnak Devlet
Hastanesi gibi yeni yapılan binalarda yer kayması nedeniyle binalarda
sıkıntılar var. Yoğun bakım ve acil servisler gibi önemli konuların olduğu
yerlerde özellikle elektrik tesisatındaki durumlardan, yapı malzemelerinden
kaynaklı sorunlar var. Bu konularda önlem alınmasını da diliyoruz ve sağlığa
daha çok önem gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Sayın
Durmuş…
4.- Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un,
Bursa’daki hastane yangınında hayatını kaybeden sekiz vatandaşımızla ilgili
Sağlık Bakanının açıklamasına ilişkin açıklaması
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Bursa’da hayatını kaybeden 8 vatandaşımız sağlık
nedeniyle hayatını kaybetmedi. Orada ihmaller, yanlışlıklar, cehaletler sonucu
hayatını kaybetti. En üzücü olanı da Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanının, 2
kişinin zaten beyin ölümünün beklendiği, bebeğin altı aylık olduğu, orada
ihmal, kasıt, yeteneksizlik olmadığı şeklindeki açıklamasıdır. Çünkü teftiş
kurulu görev yapacak, Bakan uçağıyla giden müfettiş önceden Bakan tarafından
uyarılıyor, “Burada ihmal yok, kaza yok, yanlış yok.” diyor. Savcı görev
yapacak, baskı altına alınıyor. Bu bir faşizmdir. Bu dönem… Hitler döneminde
böyle bir şey olmadı, Mussolini döneminde böyle bir
şey olmadı. Hastanede ölenler için ölüm sebebini araştıracak müfettişi baskı
altına almak, savcıyı baskı altına almak bu döneme has bir özelliktir. Bunu
kınıyorum, ayıplıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Sayın
Vural…
5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, dünkü gündemde yer
alan, İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, (2/406) esas numaralı Kanun Teklifi’nin
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesinin görüşülmemesine ve bugünkü
gündemde yer almamasına ilişkin açıklaması
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, ben, Başkanlığın uygulama usulüyle ilgili bir
tartışma açmak istiyorum.
Sayın Başkanım,
bu, dünkü bize dağıtılan gündem ve Başkanlığın Genel Kurula sunuşlarında Sayın Esfender Korkmaz’ın İç Tüzük
37’nci maddeye göre doğrudan gündeme alınma önergesi vardı. Bu önerge
görüşülmedi. Dolayısıyla bu önerge görüşülmeden Danışma Kurulu kararlarına
gidildi. Bu bakımdan, bu uygulamanın geriye bırakılması, gerçekten hem doğrudan
gündeme alma önergesini hazırlayan Sayın Milletvekilimizin doğrudan gündeme
alınma imkânını ortadan kaldırmıştır. Bugünkü gündemde de yer almıyor.
Şimdi, dün
gündeme özel olarak Başkanlık aldığına göre, aynı gündemle devam etmesi
gerekiyor. Bugün de bunun görüşülmesi gerekiyor. Bunun açıklığa kavuşturulması
gerekiyor. Bize dağıtılan gündem bu.
BAŞKAN – Sayın Demirtaş…
6.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın,
Bursa’da yaşanan yangın olayına ve devletin sosyal hizmet sunduğu bütün
mekânların standartlara uygun inşa edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
Bursa’da yaşanan olaya bir kez daha dikkat çekmek için söz aldım. Öncelikle,
orada yaşamını yitiren vatandaşlarımıza bir kez daha rahmet diliyoruz,
yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Ancak bu olay vesilesiyle
şunun altını bir kez daha çizmek gerekir ki Türkiye’de bu tür acı olaylar,
vahim olaylar yaşandıktan sonra, maalesef ki birkaç gün sonra toplum olarak bu
olayları unutuyoruz, bu tür olaylar gündeme geldiği saatlerde, günlerde
gündemimizde tutuyoruz ancak bu tür acı olaylar bir daha yaşanmasın diye tedbir
almakta ya gecikiyoruz ya da ihmal ediyoruz.
Bundan sonra bu
tür olayların yaşanmaması için, aslında, Meclis olarak, Türkiye’deki sadece
hastanelerle ilgili değil, devletin sosyal hizmet sunduğu bütün mekânların
standartlara uygun bir şekilde inşası, oradan hizmet alan yurttaşların can
güvenliği açısından, insanca hizmet alabilmeleri açısından daha fazla neler
yapılabilir, Meclis olarak bunlara sahip çıkmamız gerekir.
BAŞKAN –
Birleşime on dakika ara veriyorum, bütün grup başkan vekillerini kürsü arkasına
bekliyorum.
Kapanma Saati: 15.41
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 16.06
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN
(Adana), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Sayın
milletvekilleri…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkanım, Sayın Esfender Korkmaz’ın 37’nci madde uyarınca gündeme alınmasına ilişkin
talebi dünkü Başkanlık Sunuşlarında olduğu hâlde bugünkü Başkanlık Sunuşları
arasında yer almıyor. Demin…
BAŞKAN – Ona
cevap vereceğim.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Ama onunla ilgili usul hakkında bir tartışma açmak istiyoruz ve bu
konuda Cumhuriyet Halk Partisinin görüşünü ifade etmek istiyoruz. Ondan sonra
siz de tabii değerlendirmede bulunursunuz ama Cumhuriyet Halk Partisinin
görüşünü almanız lazım. 63’e göre söz talebinde bulunuyoruz.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Meclisin böyle çalıştığını biz hiç görmedik ya Sayın Başkanım!
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Niye canım, 63’e göre söz isteme hakkı yok mu?
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Ben böyle bir Meclis çalışması görmedim ya, Allah Allah!
BAŞKAN – Şimdi,
önce ben bir tutumumu söyleyeyim size, ondan sonra bakarız.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, Başkanlığın görüşü açıklandıktan sonra bu tartışmanın
pratik yararı olmaz ki.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Görüşünüzün oluşmasına katkı sağlamak için…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Belki bizler açıklamalarımızda Başkanlığın değerlendirmesini farklı
noktaya taşıyacağız. İzin verin önce tartışalım, sonra kararınızı açıklayın.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanlık kararına devam etsin efendim.
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Meclisin zamanını harcamak için çalışıyor muhalefet.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Efendim, 63’üncü madde uyarınca söz talebimiz var.
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Muhalefet iş yapmamak için çalışıyor Sayın Başkanım.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkanım, 63 açık, Başkanlığın takdirinin ötesinde 63’üncü
madde çok açık.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş doğrudan gündeme
alınma önergeleri gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” bölümünde salı
günleri yer almaktadır. Bu usul, bugüne kadar yerleşmiş bir teamüldür.
Milletvekillerimiz de kendi konumlarını bu teamül doğrultusunda
ayarlamaktadırlar. Dün görüşülmeyen, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilen
önerge haftaya salı günü görüşülecektir.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Görüşülme niyetinizi ifade ettiniz efendim ama izin verin, usul
tartışmasını açın. Çünkü bu, İç Tüzük uyarınca Başkanlığın takdirinde değil.
Biz düşüncelerimizi ifade etmek istiyoruz.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Tutumunuzun yanlış olduğunu söylüyor.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Şu anda bu karar da yeni bir 63 tartışmasını getiriyor efendim.
BAŞKAN – Efendim?
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Bu kararınız da bir 63’üncü madde tartışmasını getiriyor. Bu
kararınız nedeniyle de 63’üncü madde uyarınca söz talebimiz var efendim, Başkanlığın
tutumuyla ilgili, bu açıklamanızdan dolayı.
BAŞKAN – Peki…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – İzin verir misiniz?
BAŞKAN – Evet…
Siz, tutumum
hakkında lehte mi, aleyhte mi?
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Aleyhte tabii.
BAŞKAN – Buyurun.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın İsa Gök konuşacak.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkanım, bu arada müsaade ederseniz ben de… Burada gündemde
bir hata var.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım, her istediğini buradaki herkes konuşabilir mi?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bir dakika Beyefendi, ben bir milletvekiliyim. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler) Yahu, lehinize konuşacağım. Sayın Başkan Vekili, senin
lehine konuşacağım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Burada herkes istediği gibi konuşabilir mi?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, lehine konuşacağım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Gök…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yahu, lehine konuşacağım senin. Senin lehine konuşacağım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Tamam…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Şimdi, efendim, burada bakın…
BAŞKAN – Sayın
Gök konuşsun da sonra sizi dinleyeyim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bir dakika… Ama benimki de usulle ilgili bir şey.
Dün AKP Grubunun
önerisinin müzakeresi tamamlandı, “Oylaması Yapılacak İşler” bölümünde yer
alması lazım.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Doğru söylüyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Onun için bana göre…
OSMAN ERTUĞRUL
(Aksaray) – Süre geçiyor Sayın Başkan, süre geçiyor.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ondan sonra oylaması yapılacak… Yani müzakere edilmiş…
VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Dünkü gündemde yer alan, İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, (2/406) esas
numaralı Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesinin bugünkü gündemde de yer alması gerektiği
iddiasıyla Başkanın tutumu hakkında
İSA GÖK (Mersin)
– Efendim, süre…
BAŞKAN – Sayın
Gök, süreniz gidiyor, lütfen başlayın.
İSA GÖK (Devamla)
– Efendim, süremi sıfırlar mısınız Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hayır
sıfırlayamam, lütfen devam edin.
İSA GÖK (Devamla)
– Ne demek sıfırlayamam!
BAŞKAN – Tamam…
İSA GÖK (Devamla)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Meclis Başkanımızın tutumu
hakkında İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereği usul hakkında CHP Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Arkadaşlar, Meclisin
yönetimi İç Tüzük ile belirlenir. İç Tüzük’ün Genel Kurul çalışmaları kısmı
madde 49’dan başlar. Gündem 49’dur. Gündemin nasıl oluşacağı, nelerin
bulunacağı 49/ birinci fıkra, birinci bentte vardır, “Başkanlığın Genel Kurula
Sunuşları” baştadır.
Dün “Başkanlığın
Genel Kurula Sunuşları”nda başlanılan yerde bizim için, CHP Grubu için ve
Türkiye için son derece önemli olan bir konu vardı, İstanbul Milletvekilimiz
Sayın Esfender Korkmaz’ın
5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’na geçici bir madde
eklenmesine ilişkin bir kanun teklifi vardı, (2/406). İç Tüzük’ün 37’nci
maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önerge “Başkanlığın Genel
Kurula Sunuşları”nda var idi. Bugün aldığımız “Gündem”e baktığımızda; 94’üncü
Birleşim, “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” kısmında Sayın Esfender Korkmaz’ın bu kanun
teklifinin yer almadığını görüyoruz.
Sorun aslında şu:
Sorun, Meclisin hiç de demokratik olmayan, Türkiye gündeminden uzaklaşıp ve ne
yazık ki AKP Grubunun Meclisi bir dernekvari yönetmeye
çalışmasının geldiği son noktadır. Doğrudan Danışma Kurulunu toplamayıp,
Danışma Kurulunun karar almasını engelleyip, grup önerisiyle Genel Kurula
gelip, milletvekillerini yalnızca el kaldırma-indirme makinesi olarak görüp,
hiçbirisiyle kanunu tartışmadan buradan kanun geçirme, Başbakanın deyimiyle
aslında, faşizan mantığının uygulaması işte budur. Budur asıl uygulama. Bu, son
derece İç Tüzük’e aykırı, demokrasiye aykırı, Meclisin Türk milletine olan
sorumluluklarını yerine getirmesi noktasında son derece menfi sonuçları olacak
bir uygulamadır. Bu yanlıştır. Ve özellikle Başkanlık, İç Tüzük’ten bağımsız
olarak AKP Grubunun beyanları, İç Tüzük yorumları üzerine kararlar almamalı.
Başkanlık İç Tüzük’ü hukukçu gözüyle yorumlamalıdır ve adil bir şekilde bu Genel
Kurulun yürümesini sağlamak zorundadır.
Dünkü
tartışmaların özü neydi arkadaşlar? Türkiye ile Suriye sınırı
arasındaki mayınlı arazilerin temizlenmesi ama aslında bu değil, mayınlı
arazilerin temizlenmesi değil, ondan sonraki safha, yani oluşacak, elli yılı
aşkın süredir ekilmeyen, sürülmeyen, asla kullanılmayan, ziraatçıların
deyimiyle, altın değerindeki o toprakların kim tarafından nasıl
kullandırılacağının çalışması vardı ve ne hikmetse, Sayın Başbakanın verdiği
talimatla, bu Meclise verilen talimatla dün o kanun tasarısı geçirilmek için
AKP Grubu tarafından Danışma Kurulu oluşturulmayarak, ortak karar
çıkartılmayarak, Meclisin grup önerilerine dönüp, grup önerisi üzerinden
çalıştırılarak, bir şekilde kanunun bu yanlış hâliyle geçmesini temin için AKP
Grubunun Meclise tam bir dayatması, despot bir yaklaşımıyla karşı karşıya
kaldık ama bu Meclis, grubumuz ve muhalefetteki arkadaşlar dirençlerini
gösterdiler. Sizleri demokratik şekilde Mecliste çalışmaya, demokrasiye,
İç Tüzük’e, Anayasa’ya ve genel anlamda vatana bağlılığa, vatan topraklarına
bağlılığa sevk için bir mücadele sergilendi. Bu mücadele…
MEHMET ERDOĞAN
(Gaziantep) – Ondan şüphen olmasın.
İSA GÖK (Devamla)
– Ondan şüphemiz var. Öyle bir var ki arkadaşlar, Allah aşkına… Peki, bana şunu
söyleyin arkadaşlar: O kanunu…
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Vatana ihanet ne demek?
İSA GÖK (Devamla)
– Öyle mi? Hemen konuşalım.
Arkadaşlar, o
kanunu, toprakların kullanımı konusunda neden peki bir türlü ayırmaya
ilişmiyorsunuz?
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – İsa Bey, ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
İSA GÖK (Devamla)
– Mayınlı arazilerin temizlenmesine “evet”, oy birliğiyle “evet”,
rahmetlilerimizi çıkartalım, 547 oyla “evet”. Mayınlı arazi temizlensin, buna
kimse hayır demiyor. Hayır diyenler niçin diyorlar? Bu toprakları,
Türkiye-Suriye sınırı arasını bir uluslararası ihaleye, uluslararası
şirketlerin kullanımına yani dış sermayeye alet etmeyin ve özellikle bu
toprakları -Sayın Genel Başkanımızın dün dediği gibi- ora köylüsünün
kullanımına sunun çünkü o topraklar ora köylüsünden istimlakle
alındı. Ora köylüsünden alındı, mayın döşendi. Döşeyen kim?
Türkiye Cumhuriyeti devleti. Nereye döşediğini en iyi biz biliyoruz.
Haritalar devlette var. Mayınlar biliyorsunuz haritayla döşenir, koordinatları
var. Bunu en iyi temizleyecek olan biziz, bizim ordumuz.
Bakın arkadaşlar,
bugün Genel Başkan Yardımcımız sizlere, tüm Türkiye’ye bir şey açıkladı, dedi
ki: Gürcistan’ın mayınlı arazileri temizlenirken NAMSA tarafından, malum,
NATO’ya ikmal desteği verir. NAMSA, Gürcistan’daki mayınlı arazilerin
temizlenmesinde ortak güç oluşturur. Bir tane üstyapı, bir kurum, bir kuvvet
yönetir. Bu mayınlı arazilerin temizlenmesi konsorsiyumunun
başına mayınlı arazilerin temizlenmesinde uzman bir ülkenin heyeti konur ve o
işi o heyet üstlenir, o heyet yönetir.
Arkadaşlar,
Gürcistan’daki…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım, bunun sizin davranışınızla ne alakası var?
İSA GÖK (Devamla)
– Kendi milletvekilleriniz laf attı Sayın Grup Başkan Vekili!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, sizin davranışınızla ne alakası var bunun?
İSA GÖK (Devamla)
– O zaman, sahip olunuz laf atmasınlar. O zaman, susturunuz laf atmasınlar.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın konuşmacının, Sayın Milletvekilinin beyan ettiği konu
hakkında konuşması gerekir.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sataştılar…
İSA GÖK (Devamla)
– Biz laf atana cevap vermesini gayet iyi biliriz.
Arkadaşlar…
BAŞKAN – Sayın
Gök…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekilinin İç Tüzük hakkında konuşması
gerekir. Ve sizin tutumunuzu eleştirmiyor. Ne alakası var bunun?
BAŞKAN – Sayın
Gök, benim tutumumun aleyhinde konuşacaktınız.
İSA GÖK (Devamla)
– Efendim, geliyorum. Hemen söyleyeyim Sayın Başkan. Tutumunuz aleyhine
söyleyeyim.
Burada hatip
konuşurken AKP Grubunun kadrolu, muvazzaf görevlileri sol tarafa oturup
mütemadiyen laf atıyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Konunun dışına çıkmamanız gerekir.
İSA GÖK (Devamla)
- O zaman engelleyin bunları; madde 63.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – İç Tüzük elinizde, İç Tüzük’e uygun konuşun.
İSA GÖK (Devamla)
– O zaman engelleyin. Söz atma var. O zaman engelleyin bunları, atılmasın laf.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Muhalefeti susturamazlar.
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Taciz ediyorlar.
İSA GÖK (Devamla)
- Arkadaşlar, Gürcistan’daki mayın temizleme işinin tepesinde Türkiye
Cumhuriyeti vardı, Türk Silahlı Kuvvetleri vardı. Yani NATO, bünyesi içerisinde
dünyadaki en etkili güç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerini gördü, Gürcistan’daki
mayın temizleme birliğinin başına Türkiye’yi koydu.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Azerbaycan…
İSA GÖK (Devamla) – Pardon, Azerbaycan.
Türkiye’yi koydu
ama siz orada NATO adına temizlik yapan Silahlı Kuvvetlerimizi Güneydoğu’daki
mayının temizlenmesinden uzak tutuyorsunuz.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Yalan söylüyorsun. Öyle bir şey yok.
İSA GÖK (Devamla)
– Bu nasıl bir mantık! Ve sonra diyorsunuz ki “Ha tutarız.” Ee
tutarsınız tabii ki! Siz öyle bir siyasi iradesiniz ki istediğinizi yaparsınız,
istediğinizi.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Olur mu öyle şey? Doğru değil.
İSA GÖK (Devamla)
– Arkadaşlar, uzak tuttuğunuz gibi, oradaki toprakları da enteresan bir şekilde
uluslararası ihaleye çıkartacağınızı söylüyorsunuz. Uluslararası ihaleden sonra
Türk yargısı oraya müdahil olamaz, oraya giremez. Uluslararası ihaleyle giren
şirket orada… Diyorsunuz ki “Petrol Kanunu var, Maden Kanunu var, madenlerimize
ellemeyecekler.”
Arkadaşlar, üstü
kullanma hakkını verdiğiniz uluslararası şirket varken orada petrol de bulsanız
oraya giremezsiniz. Altta maden de bulsanız oraya giremezsiniz, su da bulsanız
giremezsiniz çünkü oranın zilyetliğini, uluslararası anlaşmalar öncülüğünde,
kırk dört yıllığına terk ediyorsunuz. Devletler arasındaki
anlaşmalarda toprak terki yoktur. Var, Çin’le Japonya arasında Singapur vardı.
Hatırlayın bir, oradaki adaların değişimi konusunda kırk dokuz-elli yıla yakın
her iki ülke birbirini âdeta boğazlamaya kalktı. Üç yıl önce o uluslararası
anlaşmayla devredilen ülke topraklarını geri kazandılar, bayram ettiler. Yani
biz bu bayramı elli yıl sonra yapacağız diye sevinecek miyiz? Bunun artık
bilincine varın. Bu mayınlı araziler konusunda Türkiye'nin muhalefetinin
farkına varın, Mecliste bugün bu kanunu…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İSA GÖK (Devamla)
– Efendim, ek süre istiyorum.
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
İSA GÖK (Devamla)
– Sağ olun Sayın Başkanım.
Bu hataların
farkına varın, Meclisi zorla, cebren, baskıyla, grup kararlarıyla yönetmeye
kalkmayın. İlla, bu kanunu geçireceğiz, bu topraklarımızı –amiyane tabirle-
peşkeş çekeceğiz diye Meclisi zorlamayınız, Meclisi germeyiniz, Türkiye’yi
germeyiniz. Bu herkesin hayrınadır, bu bizim size yine bir ihtarımızdır.
Efendim, saygılar
sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gök.
Başkanlığın
tutumunun lehinde, Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başkanlığın tutumunun doğru
olduğunu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bozdağ.
Başkanlığın
tutumunun aleyhinde konuşmak üzere Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ben de aleyhinde istiyorum.
BAŞKAN – Sayın
Genç, doldu.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
İç Tüzük 37’nci
madde açık ve İç Tüzük’ümüzde maalesef bazı açık olmayan hükümlerden dolayı ve
özellikle de Genel Kurulu oyalama stratejisi izlendiği taktirde
maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasının engellenmesi hoş olmayan
tablolar ortaya çıkarıyor. Şu da gösteriyor ki bu Meclisin, özellikle bu İç
Tüzük’le ilgili uzlaşmanın, anlaşmanın olmadığı süreç içerisinde İç Tüzük
maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmasına büyük bir engel ortaya
çıkarıyor.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – AKP kendine engel oluyor, kendine.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Devamla) – Geçenlerde bir arkadaşımızın söylediği gibi, acil bir şekilde İç
Tüzük’ün değiştirilmesi gerekiyor. İç Tüzük’ün olmadığı konumlarda teamül
geçerli ama Sayın Başkan, bu teamülün olmasına rağmen, yıllardır bu İç Tüzük
uygulanırken teamül olmasına rağmen, İç Tüzük 63’e göre bunun açılmasının,
açılmasına imkân verilmesinin uygun olmadığını düşünüyorum.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Elitaş.
Başkanlığın
tutumunun lehinde konuşmak üzere Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi Kaynak.
Buyurun Sayın
Kaynak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bu hususta Meclis
Başkanımızın tutumu, İç Tüzük’ümüzün 49’uncu maddesine uygundur. Oylaması
yapılacak işler belli bir günde yapılabilir ve bu hususta Mecliste bir teamül
oluşmuştur. O yüzden Başkanın tutumu lehine söz aldım, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaynak.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
Vural…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, İç Tüzük 61’e göre, üzerinde söz almak için talepte
bulundum. Lütfen, bu konuda İç Tüzük hükümleri gereğince bu talebimin yerine
getirilmesini arz ediyorum.
BAŞKAN – 63’e
göre…
OKTAY VURAL
(İzmir) – 61’inci maddeye göre efendim.
BAŞKAN – Hayır,
usul tartışması açtık, lehte, aleyhte ikişer kişiye verdik.
OKTAY VURAL
(İzmir) – 61’e göre, lehte, aleyhte ya da üzerinde konuşmayla ilgili Genel
Kurulun karar vermesi gerekiyor.
BAŞKAN – Orada
ama “Genel Kurul gerekli görürse…” diyor.
OKTAY VURAL (İzmir)
– “Gerekli görür”ü, Genel Kurulun onayına sunun
efendim.
BAŞKAN – Peki.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Neyi onaya sunacağız Sayın Başkan?
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sen mi yönetiyorsun, Başkan mı?
III.- Y O K L A M A
(MHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.
BAŞKAN – Sayın
Vural’ın talebinin üzerinde oylama yapmadan evvel bir yoklama talebi vardır.
Şimdi, bu talebi
yerine getireceğim.
Önce, yoklama
talebinde bulunan sayın üyelerin isimlerini okutup salonda bulunup
bulunmadıklarını tespit edeceğim. Yeterli sayıda sayın üye salonda hazırsa
elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Üyelerin
isimlerini okuyorum: Sayın Şandır, Sayın Vural, Sayın Günal,
Sayın Toskay, Sayın Korkmaz, Sayın Atılgan, Sayın
Akkuş, Sayın Nalcı, Sayın Uslu, Sayın Homriş, Sayın
Durmuş, Sayın Torlak, Sayın Asil, Sayın Bal, Sayın Kutluata,
Sayın Çelik, Sayın Enöz, Sayın Taner, Sayın Çakmakoğlu, Sayın Paksoy.
Yoklama için üç
dakika süre veriyorum.
Adlarını
okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica
ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
1.- Dünkü gündemde yer alan, İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, (2/406) esas
numaralı Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesinin bugünkü gündemde de yer alması gerektiği
iddiasıyla Başkanın tutumu hakkında (Devam)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
konu üzerinde söz verilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Tutumumda bir değişiklik yoktur.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Demokratik Toplum
Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup oylarınıza sunacağım:
VIII.- ÖNERİLER
A.- Siyasi Parti Grubu Önerileri
1.- (10/140) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin
ön görüşmesinin, Genel Kurulun, 27/5/2009 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi
27/05/2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun 27.05.2009 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti
grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Selahattin
Demirtaş
Diyarbakır
Milletvekili
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Ön Görüşmeler Kısmının 87 nci sırasında yer alan
10/140 esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin görüşmesinin, Genel
Kurul’un;
27.05.2009
Çarşamba günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.
BAŞKAN – Sayın Demirtaş, önerinizin lehinde olmak üzere, buyurun.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli
arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, bugün yapılan Danışma Kurulu toplantısında gruplar arasında bir
uzlaşma gerçekleşmediği için, bizler de Demokratik Toplum Partisi olarak kendi
grup önerimizi Genel Kurulun takdirine sunmak istedik. Bu çerçevede
hazırladığımız grup önerisinde gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan
87’nci sıradaki (10/4) esas sayılı bir araştırma önergemizin görüşülmesinin öne
çekilmesi talebidir.
Bu araştırma önergesi, değerli arkadaşlar, özellikle kredi kartı
borçları ve bankalardaki bireysel kredi borçlarının toplumda yaratmış olduğu
sorunlar, sıkıntılar, ekonomik krizle birlikte gerçekten de toplumun büyük bir
kısmını olumsuz etkileyen bir husus olması nedeniyle, Meclisin bu konularda
önlem alabilmesi, gerekli yasal düzenlemeleri yapabilmesi için bir Meclis
araştırma komisyonunun kurulması ihtiyacından hareketle bu araştırma önergesi
verilmişti. Ancak ne yazık ki uzun bir süredir
Meclis gündeminde bulunmasına rağmen bu araştırma önergemiz bir türlü
Meclisteki gündemin ön sıralarına alınamamış. Şu anda 87’nci
sırada bekliyor olan, aslında çok önemli, toplumun acil bir sorununu ihtiva
eden bu önergenin bir an önce görüşülmesi ve Meclisin bu konuda bir takdir
yetkisi kullanarak kredi kartı borçları ve bireysel kredi borçlarıyla ilgili
olarak ne tür yasal önlemler alabiliriz, Maliye Bakanlığı bu konuda ne tür
önlemler alabilir, bütün bunların belirlenebilmesi bizce acil bir gündemdir. Ama
maalesef Danışma Kurulunda bu önerilerimiz dikkate alınmamış, dün olduğu gibi
AKP Grubu sadece kendi grup önerisinin kabulü konusunda Danışma Kuruluna bir
öneri getirmiştir.
Sizlerin de
yakından takip ettiği gibi, değerli arkadaşlar, bu AKP Grubunun sunmuş olduğu
önerinin kabul edilmesi hâlinde gerçekten de Meclisin çalışma saatleri
konusunda hem ciddi bir zorlanma yaşanacak hem de Türkiye'nin aslında çok acil
gündemi olmayan yasa tasarıları ve teklifleri gündeme girmiş olacak. Bu nedenle
biz Danışma Kurulunda konsensüs sağlama gibi bir
durumu yaratamadık. Her dört grup da bugün kendi grup önerisiyle Meclis Genel
Kurulunun huzurunda oldular. En nihayetinde, Danışma Kurullarının özelliği, o
kurulda kolektif bir akılla, ortak bir gündem etrafında Meclisin bütün
gruplarının buluşabilmesi ve oy birliğiyle Danışma Kurulu kararı alabilmesi ve
Meclis gündemini bu şekilde belirlemesi esası hâkimdir. Ama
maalesef -ki birçok konudaki istatistikler de bunu gösteriyor- Danışma Kurulu
kararı alınmış ve Meclis gündemi ortak belirlenmiş olmasına rağmen bu haftaki
Danışma Kurulu gündemi önümüzdeki haziran ayının tamamını da kapsayacak şekilde
AKP Grubu tarafından belirlenmiş ve diğer gruplara bunun kabulü konusunda,
Danışma Kurulunda sadece bunun kabulü konusunda bir ısrar yaşanmıştır. Bu
da Danışma Kurulu kararlarında ortaklaşmayı maalesef ki zorlamıştır. Yani keşke
AKP Grubu, bu, grup önerisi de olsa, bunları hazırlamadan önce diğer grupların
da önerilerini alabilse, çalışma saatleriyle ilgili, gündemin oluşturulmasıyla
ilgili diğer grupların da önerilerini alabilse ve bu şekilde Danışma Kuruluna
gidebilseydik. Ama maalesef her Danışma Kurulu öncesinde, bu şekilde grup
önerisi dayatmasıyla bunun bir Danışma Kurulu kararı hâline gelmesi konusundaki
bir ısrar nedeniyle Danışma Kurulu kararı alınamamış.
Ancak bizim
önerimizde belirttiğimiz hususun da en azından AKP Grubu tarafından dikkate
alınması gerekir arkadaşlar. Yani kredi borçlarıyla ilgili
meseleye hâlen çözüm bulunabilmiş değil, kredi kartları konusuna hâlen çözüm
bulunabilmiş değil ve eğer bu konular gündemin 87’nci sırasında, 100’üncü
sırasında bekleyecek ve hiçbir şekilde görüşülmeyecekse, Meclisin denetim yapma
hakkı ve denetim yapma sorumluluğu, yetkisi, AKP Grubunun çoğunlunun bu ısrarı
nedeniyle, kendi tarzındaki grup kararı ısrarı nedeniyle hiçbir zaman
görüşülemeyecek, yani muhalefetin hiçbir önerisi hiçbir zaman gündeme alınma
şansını, fırsatını bulamayacak demektir.
Bu vesileyle
aslında -Sayın Elitaş da ifade ettiler- İç Tüzük’te
gerçekten ciddi düzenlemelere ihtiyaç var. Yani bu konuda bir uzlaşma komisyonu
da kuruldu. Alternatif bir İç Tüzük önerisi taslağı hazırlandı ve bütün
gruplara da bu iletildi. Gönül isterdi ki bu İç Tüzük
tartışmaları bütün gruplar tarafından hızlı bir şekilde değerlendirilsin ve
gerçekten de muhalefetin de hakkının korunduğu, yeni, çağdaş, demokratik bir İç
Tüzük anlayışıyla, katılımcılığı esas alan, hem Genel Kurulda hem komisyonlarda
hem Meclis dışında özellikle sivil toplum örgütlerinin katılımını esas alan,
dikkate alan bir İç Tüzük tartışması kendi gündemimizde acil bir şekilde
oluşabilseydi. Ama bu İç Tüzük’le, mevcut İç Tüzük’le Genel Kurul
çalışmalarının sağlıklı bir şekilde işleyebilmesinin tek şartı iktidar ve
muhalefetin ortaklaşabilmesidir, yani karşılıklı diyalogla gündemi
oluşturabilmesi, birbirinin hassasiyetlerini dikkate alan bir yaklaşımla
Danışma Kurulu kararlarını alabilmesi. Bunun dışında gerçekten hiçbir yol yok.
Özellikle 4 grubun Mecliste bulunduğu ve 3 grubun da muhalefet ettiği bir Genel
Kurul çalışma sisteminde iktidarın muhalefetle -asgari düzeyde en azından-
diyalog sağlaması ve uzlaşma arayışları içerisinde olması dışında gerçekten bu
İç Tüzük’ü işletmenin veya Genel Kurulu işletmenin çok da mümkün olmadığını
arkadaşlarımız takdir ediyordur.
Bu nedenle, bu
gündem eğer belirlenemiyorsa buradaki sorunun, sıkıntının veya bunun
sorumlusunun muhalefet olarak algılanması son derece yanlış olur. Burada
uzlaşmaya gelmeyen, uzlaşma konusunda herhangi bir adım atmayan AKP Grubunun
sorumluluğunun altını çizmek gerekir, bunu bir defa teslim etmek gerekir
arkadaşlar.
DTP Grubu olarak
bugün oluşacak gündem içerisinde “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının 87’nci
sırasındaki araştırma önergesinin ön görüşmelerinin en azından öne alınması,
bizim açımızdan ve şüphesiz ki toplumun tamamı, Türkiye’nin tamamı açısından da
son derece hassas, önemli bir konudur.
Dışarıda başka
şeyler tartışılırken, toplumun, halkın gündeminde başka şeyler varken Meclisin
başka konuları tartışıyor olması veya tartışacak olması, gündemi bu şekilde
belirlemesi elbette ki muhalefetin tepkisine yol açar.
Bu nedenle,
değerli arkadaşlar, biz, önergemiz oylamaya sunulmadan önce değerli iktidar
milletvekillerinin, iktidar grubuna mensup milletvekillerinin bu hususları en
azından bir kez daha düşünmelerini, tartışmalarını arzu ediyoruz. Eğer
gerçekten Genel Kurul işletilmek isteniyorsa; ki,
bütün milletvekilleri eminim ki iktidarıyla muhalefetiyle Genel Kurulun
sağlıklı bir şekilde çalışması, üretmesi ve burada harcanan emeğin, zamanın,
toplumun yararına bir sonuç çıkarması için herkes iyi niyetle burada bulunuyor
ve gayret sarf ediyor; bunun için de asgari bir ortaklaşma ve diyalogda biz ısrarcıyız.
Eğer Danışma Kurulları bu şekilde es geçilir ve sadece grup önerileriyle
önümüzdeki bir ayın bütün gündemi, bütün çalışma saatleri bu şekilde
belirlenirse, burada muhalefetin bulunmasının hiçbir anlamı olmaz, iktidar tek
başına gündemi belirler, çalışma saatlerini belirler, “Muhalefeti tanımıyorum,
muhalefeti saymıyorum, muhalefet yokmuş gibi davranıyorum.” sonucu çıkar.
Niyeti bu olmasa bile, böyle bir niyetten hareket ederek sayın grup başkan
vekillerimiz bunu yapmamış olsa bile sonuçta ortaya çıkan durum böyle bir şeye
tekabül eder ki… Gönül isterdi ki, bugüne kadar onlarca defa yaptığımız gibi
Danışma Kurulunda oy birliğiyle önerileri Danışma Kurulu önerisi olarak
getirebilmiş olsaydık ama bu sağlanamadığı için… Aslında dün bunun sağlanmasını
beklerdik, gerçekleşmedi. Bugün her grubun kendi farklı, ayrı önerisi vardı.
Bizim önerimiz de dikkate alınmayınca biz de ayrı bir grup önerisiyle bu hususu
sizlerin gündemine, Genel Kurulun takdirlerine sunmak istedik. Eğer, değerli
arkadaşlar, bu grup önerileri konusunda bir hassasiyet gösterir, muhalefetin
önerilerini de dikkate alan bir yaklaşım sergileyecek olurlarsa, elbette ki AKP
Grubunun da önerileri gündeme alınır, tartışılır. Şüphesiz onlar arasında çok
önemli kanunlar, yasa tasarıları var; bir an önce Türkiye’de ve özellikle
Avrupa Birliği süreciyle ilgili olarak çıkarılması gereken tasarılar var,
bunların öne alınması önerileri var. Bunları destekliyor olmakla birlikte, en
nihayetinde Danışma Kurulunda bu konsensüsün
sağlanmamış olması ayrı bir grup önerisiyle sizlerin huzurlarına çıkma,
sizlerin desteğini isteme gibi bir zorunluluğu getirmiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) – Bu vesileyle, değerli arkadaşlar,
umut ediyorum ki, özellikle iktidar grubu bu gündem belirleme hususu konusunda
biraz daha diyaloğa açık, ortaklaşmayı esas alan,
dayatma dışında, gerçekten “Hep birlikte Genel Kurulu nasıl sağlıklı
işletebiliriz?” noktasında bir duruşla gözden geçirir, gündemi bu şekilde
belirler diye temenni ediyor, sizlerin desteğini esirgemeyeceği dileğiyle
hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirtaş.
Demokratik Toplum
Partisi grup önerisinin aleyhinde konuşmak üzere, Şanlıurfa Milletvekili Sayın
Yahya Akman.
Buyurun Sayın
Akman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YAHYA AKMAN
(Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulunun bir an önce normal çalışma düzenine geçmesi gerektiği
kanaatindeyim. Elbette ki muhalefetin de önerileri çok saygıdeğerdir ama bir
uzlaşma temin edilememiş, muhalefet de Meclisi çalıştırmama yönünde bir
girişimde bulunmuştur. Bu nedenle önerinin aleyhindeyim.
Saygıyla arz ederim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akman.
Demokratik Toplum
Partisi grup önerisinin lehinde konuşmak üzere Denizli Milletvekili Sayın Emin
Haluk Ayhan.
Buyurun Sayın
Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)
EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Anayasa’mızın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İç
Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince araştırma komisyonu kurulmasına
ilişkin, Meclis araştırması yapılmasının gündeme alınmasına dair konu hakkında
görüşlerimi arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Kredi kartı ve
kredi problemleri, giderek ülke gündeminde, olduğundan çok daha fazla, çok
yoğun bir şekilde yer almaya başlamıştır. Bugün ülkede yaşamakta olduğumuz
ekonomik kriz, toplumun bütün katmanlarını, çok büyük bir şekilde etkilemeye
devam etmektedir. Kredi kartında, özellikle dar gelirli vatandaşlar borçlarını
ödeyemez hâle gelmişlerdir. Çiftçiler bile gübreyi, ilacı, mazotu kredi
kartıyla almaya başlamışlardır. Vatandaşların evlerine kredi kartı yüzenden
hacizler gelmeye başlamıştır. Kredilerde ise, zaten ulaşılamayan finansman,
ülkenin içinde bulunduğu ekonomik yapı nedeniyle iyice ulaşılamaz hâle
gelmiştir. Esnaf kredi alamamaktadır. Sanayici, ihracatçı finansman
sağlayamamaktadır. Çiftçiler zaten batmış vaziyettedir. Bütün sektörlerde
yaşanmakta olan finansman problemi çözülemediği için ekonomik problemler tüm
kesimleri kavurmaya, yakmaya başlamıştır. Üretim azalmaktadır. Tüketim
azalmaktadır. İhracat azalmaktadır. Büyüme çift dijitli küçülmeye doğru büyük
bir hızla devam etmektedir. Kapanan iş yerleri, işsiz kalan insanlar istihdam
problemini de ülkemizin gündemine çok yoğun bir şekilde oturtmuş bulunmaktadır.
Fabrikası kapanan kredisini, borcunu nasıl ödeyecek? Dükkânını kapatan, iş
yerini kapatan borcunu nasıl ödeyecek? İşsiz kalan insanlar nasıl borcunu
ödeyecek? Son bir yılda 1 milyondan fazla insan işsiz kalmıştır. Bunlar borcunu
nasıl ödeyecek?
Şimdi, Denizli
ilimizde, sanayinin iyi olduğu bir ilde bile 2008 yılı Nisan ayından bu yıl
Nisan ayına kadar 30 binden fazla insan işini kaybetmiştir. Her birinin 4
kişilik aile olduğunu varsaydığınızda 120 bin insan ekonomik krizden, AKP’nin
yönettiği ekonomiden huzursuz hâle gelmiştir.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Büyükşehir belediyesi olacaksınız, büyükşehir belediyesi!
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Bakın, 500 bin nüfusu olan bir merkezde 120 bin kişinin işsizlikten
etkilenmesi, gelirinin azalması ne anlama geliyor? Zaten problemli olan bir
alanda o şehrin dörtte 1’inin bu işten doğrudan etkilenmesine neden oluyor. Bu,
sadece işçiler için böyledir. İhracat maalesef yüzde 30 azalıyor, elektrik
tüketimi azalıyor, şimdi enerji kullanımı azalıyor. Dolayısıyla, ekonomik
aktivite azalıyor, iş yerleri kapanıyor, sıkıntılar giderek artmaya başlıyor.
Maalesef AKP’nin uyguladığı ekonomi politikası, sadece Denizli’de değil bütün
Türkiye’de milletin başına bela olmuştur. Konuştuğum bir işveren şunu
söylemektedir: “Sayın Milletvekilim, benim iş yerime bankadan gelen telefonlar
nedeniyle ben işçilerime çalışmaya vakit ayırtamıyorum. Onlar harap bir hâlde.
Netice olarak bankadan gelen telefonların tamamının işçilere ulaşmasını
engelleme gibi bir duruma gitmek zorunda kalacağım.” Gerçekten vatandaşın hâli
perişandır; krediden perişandır, kredi kartından perişandır.
Şimdi, AKP Hükûmeti geldiğinden beri kredi kartıyla ilgili çeşitli
düzenlemeler yapılmasına rağmen, bu problem maalesef bitmiyor. O zaman ya
getirdiğimiz hukuki düzenlemeler bu problemin çözümüne yardımcı olmuyor veya
bitirdik zannettiğimiz kredi kartı problemi tekrar artmaya devam ediyor. Bu
neyi gösteriyor? AKP’nin uyguladığı ekonomik politikanın
vatandaşları, finans sektörünü ne hâle getirdiğini, sanayiyi ne hâle getirdiğini.
Şimdi, problemin
özünde ne var? Sanayici perişan, işçi perişan, çiftçi perişan, işsiz perişan,
işi olan perişan, herkes perişan ama problemin özünde şu var: Biz, 2009
bütçesi, tasarı burada görüşülürken, 2009 ekonomik hedeflerinin ve bütçe hedeflerinin
gerçekçi olmadığını, bunların ülkeyi sıkıntıya sokacağını, bu problemlerin
giderek artmaya devam edeceğini söyledik. Dolayısıyla, neyi söyledik? Hükûmetin sensörleri bozuk,
problemleri algılamada sıkıntısı var dedik. Şimdi 10 milyar YTL dediğimiz bütçe
açığı, Hükûmetin getirdiği, yasalaştırdığı bütçe
açığı, resmî ağızlarda 48 milyar TL olarak ortaya çıktı. Yeni düzenlemelerle
bunun 70 milyar TL’ye kadar çıkacağını görüyoruz. Peki, bu yanılma bu kadar
olur mu? 10 milyar dediğiniz bütçe açığı -daha birkaç ay önce- 70 milyara nasıl
çıkar? Daha burada dış ticaret rakamları görüşülürken ihracat ve ithalatın
dolar bazında yüzde 8, yüzde 6 civarlarında artacağı söylenirken, makroekonomik
hedeflerde Hükûmet tarafından buna yer verilirken,
burada ilgili Sayın Bakan, o zaman, 2009 yılında programda artacağı
söylenmesine rağmen, ne söyledi? Yüzde 25 ithalatın azalacağını, yüzde 17
civarında ihracatın azalacağını söyledi. Bu sadece dış ticarete mi yansıdı? Bu
sadece dış ticarete yansımadı. Bunun dışında yansıdığı neler var? Bakın, biz
dedik ki: Bu ithalat madem bu kadar düşecek, ortaya koyduğunuz ithalattan
alınan vergilerde de problemler var. İthalattan alınan KDV’nin yüzde ne kadar
artacağını söyledi AKP Hükûmeti? 22-23’ler civarında.
Peki, bugün eksiye giden rakamlar var. Buradan neyi söylemek istiyorum, neyi
ifade etmek istiyorum? Gerçekten, ekonomik kriz… Bugün her ne kadar topluma
birtakım göstergelerle iyileşmeye doğru gidiliyor denmek isteniyorsa da
vatandaşın hâlinin hiç iyi olmadığını söylemek istiyorum.
Geçenlerde Odalar
Borsalar Birliğinin Genel Kurulunda bütün işverenlere sordum, kürsüden şunu
söyledim, dedim ki: Hanginizin işletmesinin hedefleri Hükûmetin
yüzde 4 büyümesi ve dolar kuru hedefleriyle çakışıyordu? Hiç kimse bunu
yapmadı, düşünmedi ama ne yaptı? Vatandaş şunu söyleyemiyor… Benim oraya ertesi
gün vergi kontrolü gelir diyor, benim oraya sigortacı gelir diyor, sesini
çıkaramıyor, pişman oluyorum diyor, tehdit alıyorum diyor. Şimdi, zaten
ekonomik problemler nedeniyle daralan, zor duruma düşen sanayici, esnaf ne hâle
geliyor? İyice sıkıştırılmış hâle geliyor, panikliyor.
Bakın, Denizli’de
sanayici de perişan oldu; olanı kapandı…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) - …olmayanı da başka illere taşıyalım diye olmadık teşviki vermeye
başladınız. Gerçekten harap hâle geldi.
Şimdi, burada
özellikle ifade etmek istediğim bir şey var: Gerçekten vatandaşlar perişan,
yüzlerce, binlerce ev bir ilde kiracısız duruyor. İnsanlar işsiz kaldığı gün,
bırakın kira ödemeyi, evine ekmek götürecek, yavrusuna süt götürecek, yavrusuna
kalem alacak parası yok. Aldığı zaten asgari ücret, resmî kayıtlara göre
çalışıyorsa; çalışmıyorsa, zaten aldığı ücretin sadece ekmekle karnını
doyurması mümkün değil.
Şimdi, şunu ifade
etmek istiyorum: Bölük pörçük, “torba yasa” dediğimiz birtakım yasalar geliyor,
Hükûmet de bize bunları, ekonomi…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ayhan.
EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – Saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN -
Demokratik Toplum Partisi grup önerisi hakkında aleyhte konuşmak üzere
Kastamonu Milletvekili Sayın Musa Sıvacıoğlu.
Buyurun Sayın Sıvacıoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ ADINA
MUSA SIVACIOĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Demokratik Toplum Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce
heyeti saygıyla selamlıyorum.
Dün dört saate
yakın boş yere zaman harcadık, emek harcadık, para harcandı. Meclisin bir
dakikalık çalışma süresi milyarlarca lirayla ifade ediliyor. (CHP ve MHP
sıralarından gürültüler)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Meclis boş yere çalışmaz.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Angarya yasaktır.
OKTAY VURAL (İzmir)
– Memleketin aleyhine kanun getiriyorsunuz.
MUSA SIVACIOĞLU
(Devamla) – Bugün de aynı usul takip ediliyor. Ben değerli grup başkan
vekillerini bu konu üzerinde hassasiyetle düşünmeye davet ediyorum.
Grup önerisinin
aleyhinde olduğumu belirtiyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sıvacıoğlu.
III.- YOKLAMA
(CHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Yoklama istiyoruz efendim.
BAŞKAN – Tamam.
Demokratik Toplum
Partisi grup önerisinin oylamasından önce bir yoklama talebi vardır.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, ad okunmak suretiyle yapalım.
BAŞKAN - Şimdi bu
talebi yerine getireceğim ancak yoklama talebini işleme koyabilmem için ayakta
olup yoklama talep eden milletvekillerinin sayısının 20 olup olmadığını tespit
edeceğim. İsimler tutanağa geçeceğinden ayaktaki her sayın milletvekilinin de
sırasıyla isimlerini söylemesini rica ediyorum.
Sayın Bozdağ, Sayın Anadol, Sayın Okay, Sayın Korkmaz, Sayın Elitaş,
Sayın Akıncı, Sayın Aslanoğlu, Sayın Süner, Sayın Çöllü, Sayın Gök, Sayın Kaptan, Sayın Özkan…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Canikli…
BAŞKAN - Sayın Koçal, Sayın Ersin, Sayın Güner,
Sayın Köktürk, Sayın Paçarız, Sayın Arifağaoğlu…
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Kaynak…
BAŞKAN - Sayın
Kaynak, Sayın Tütüncü.
Yoklama için üç
dakika süre veriyorum.
Adlarını
okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza girmemelerini rica
ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
VIII.- ÖNERİLER (Devam)
A.- Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
1.- (10/140) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin
ön görüşmesinin, Genel Kurulun, 27/5/2009 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin DTP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN –
Demokratik Toplum Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, daha girecekler vardı belki toplantıya. Yoklama sayıldığı
için değerli milletvekillerinin bu süre içerisinde girmesiyle süreci
tamamlamanız lazımdı.
BAŞKAN – Sayın
Vural, bakın, bitti, bitti.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bitmedi efendim, bir dakika yirmi beş saniye var.
BAŞKAN – Bitti,
benim önümde bitti.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, bakın, orada bir dakika yirmi beş saniye var.
BAŞKAN – Çok özür
dilerim ama benim ekranımda doldu.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Efendim, o zaman ekran düzeltilsin.
BAŞKAN – O zaman
düzeltiriz.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sayın Başkan, bu grup önerisi için oy vermek isteyen
milletvekillerinin oy verme hakkını kısıtlamayın.
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş
bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
2.- (10/96) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön
görüşmelerinin, Genel Kurulun, 27/5/2009 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu’nun, 27.05.2009 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı
toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından,
Grubumuzun “TBMM Genel Kurul Gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması
Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler kısmının 52. sırasında yer alan 10/96, esas nolu, “Hayvancılık Sektöründeki Sorunların Araştırılarak
Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98. ve İçtüzüğün
104 ve 105. Maddeleri Gereğince” Meclis Araştırması önergesi görüşmelerinin
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına sunulmasını
saygılarımla arz ederim.
Oktay
Vural
İzmir
MHP
Grup Başkan Vekili
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde konuşmak üzere Afyon
Milletvekili Sayın Abdülkadir Akcan. (MHP
sıralarından alkışlar)
Sayın Akcan,
buyurun.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bir evrak
beklediğim için kapıya kadar gitmiştim, bu gecikme nedeniyle huzurlarınızda
hepinizden özür diliyorum.
Değerli
milletvekilleri, 16 Ocak 2008 tarihinde vermiş olduğumuz Türkiye hayvancılık
sektörünün içinde bulunduğu durumu değerlendirmek ve yaşanan sorunlara,
sorunları tespit etmek suretiyle çözüm yolları bulmak amacıyla bir araştırma
önergesi vermiştik. Bu önerge, bugün, Meclis araştırma komisyonunun kurulup
kurulmaması hakkında görüşülüyor. Grubumuz adına lehinde görüşlerimi ifade
etmek üzere huzurlarınızdayım.
Değerli
milletvekilleri, tarım sektörünün iki önemli kolu var. Bunlardan
bir tanesi bitkisel üretim, birisi hayvansal üretim. Bitkisel üretim, doğrudan
insanlarımıza ham madde temin ederken, diğer taraftan da hayvansal üretime ham
madde temin eden bir üretim kolu, ancak hayvansal üretimin doğrudan doğruya
insanlarımıza, insanlarımızın beslenmesi doğrultusunda ham madde üreten bir
faaliyet kolu olması nedeniyle üretimin devamlılığı açısından sorunlarının
tespit edilerek aşılması gereken bir sektör. Diğer taraftan da
insanlarımızın sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenebilmesi için ihtiyaç duyulan
hayvansal kökenli proteinlerin sağlanması açısından sorunlarının halledilerek
sürdürülebilir bir üretim kolu hâlinde ayakta durması gerekiyor.
Değerli
milletvekilleri, üretim ciddi anlamda düşmüştür Türk tarım sektöründe
hayvancılık kolunda. Bu üretimin düşüşlerinin elbette ki iki temel nedeni var. Bunlardan bir tanesi arz-talep dengesinin bozulması. Yani
insanlarımızın hayvansal kökenli maddelere olan ihtiyaçlarını karşılama arzusu
her zaman var ama bunu karşılayabilecek alım gücünün sağlanamamış olması,
insanlarımızın her geçen gün cebindeki paranın bir önceki güne göre daha az
hayvansal ürün alabilir duruma geliyor olması, diğer taraftan, üretimin
yapılmasında ana faktör olan kârlılığın kaybedilmiş olmasıdır.
Değerli
milletvekilleri, şu anda bir önceki yıla göre Türkiye hayvancılık sektöründe
inanılmaz bir vazgeçiş vardır. Bu vazgeçişin ana nedeni, Hükûmetin
tarım politikasıdır. İçinde yaşanan sıkıntıların ana nedeni budur. Ve Hükûmet serbest piyasa ekonomisi anlayışı içinde bütün
sektörleri değerlendirirken dünya ülkeleri kendi tarımını en inanılmaz
boyutlarda desteklemektedir. Dünyanın hiçbir yerinde tarım sektörü,
desteklenmediği sürece ayakta kalabilme şansına sahip değildir. Bu bakımdan,
sık sık Sayın Bakan buraya çıkar, gündem dışı
konuşmalar yapılırken ilgili milletvekili beş dakika konuşur ama Sayın
Bakanımız her vesile çıkar, yirmi dakika, tarıma verilen destekleri anlatır.
Tarım kesimine 5,8 katrilyon destek verdiğini bütçe görüşmelerinde Sayın Tarım
Bakanımız ifade etmiştir. Oysa aynı tarım kesimine yüklediğimiz mazottaki ÖTV
yükü… Türk tarımında, Türkiye’de kullanılan mazotun toplam
ÖTV, KDV, vergi gelirleri toplamı 15-16 katrilyon veya yeni Türk lirasıyla
milyar TL iken, bunun üçte 1’i tarım sektöründe kullanıldığı için yaklaşık 5,2
milyar TL, ÖTV ve KDV olarak geri tahsil edilmekte, geriye 0,6 milyar TL teşvik
olarak çiftçinin cebine destek girmektedir. Bütün bunları
değerlendirdiğimiz zaman, çiftçinin cebine inen doğrudan destekleme girdisi her
geçen gün azalmakta. Bunun en tipik örneğini 2009 yılı bütçe görüşmelerinde
yaşadık. AKP’li milletvekili arkadaşlarımız süt sığırı yetiştiriciliğinin
kaybedilme noktasında olduğunu gördüler, bizim ikazlarımıza kulak verdiler ve
tuttular, bir önergeyle “200 milyon TL mertebesinde ilave destek verelim.”
dediler. Tarım Bakanlığı bütçe görüşmelerinde biz bunu yaşadık ve bu önergeyi
veren milletvekillerine teşekkür ettik. Ama gelin görün ki iki gün sonra
yapılan Maliye Bakanlığı bütçe görüşmelerinde tarıma verilen desteklerin yüzde
10 mertebesinde kısılması için -daha bütçe yılı girmeden, 2009 yılı girmeden-
bütçe görüşmelerinde peşin peşin kesinti gündeme geldi.
Dolayısıyla, Hükûmetin destekleme konusunda kafası karışık, ne yaptığını
veya ne yapmak istediğini bilmemekte. Bu yüzden, Türkiye hayvancılığı her geçen
gün batağa sürükleniyor. Keşke batağa sürüklense, “yok oluyor” demek
durumundayız. Niçin?
Değerli
milletvekilleri, hayvancılığın temelinde damızlık yetiştiriciliği yatar.
Sığırcılıkta süt sığırcılığı esastır. Eğer biz süt sığırı yetiştiriciliğini
desteklemek istiyorsak sütün para etmesini sağlamak zorundayız. Sütün para
etmesini sağlayamadığınız sürece o iş kârlı bir üretim kolu olmaktan çıkar.
Dünyada bunun bir göstergesi vardır: Satılacak
Şimdi,
Türkiye’deki durum: Bir sene önce, 2008 yılının baharında sütün 1 kilogramı 800
bin lira, yani 80 kuruş, şimdi 50 kuruşun altında değerli milletvekilleri. Her
türlü girdiniz artacak, yem fiyatlarınız düşmeyecek artacak, mazot girdiniz
artacak, personel şu veya bu şekilde zam alacak yetersiz de olsa -ki, onu da
eleştiriyoruz- işçi açısından yetersiz de olsa fiyatlar artacak, girdilerin her
kalemi artacak ama sizin ürününüz süt yarı yarıya fiyat kaybedecek, değer
kaybedecek. Ve şimdi 400 bin lira sütün kilosu.
Ben milletvekili
arkadaşlarımdan şunu istiyorum: Hayvancılığın en önemli şehirlerinden bir
tanesi Afyon. AKP’li Afyon milletvekili arkadaşlarımla diledikleri köylere,
diledikleri “Ben memnunum hayatımdan.” diyen köylere gidelim; oraya beraber
gidelim…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Gidemezler, gidemezler.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) – …Erzurum’a gidelim, Kars’a gidelim.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye’de çok ciddi bir değer kaybı var hayvansal ürünlerde.
Düşünebiliyor musunuz, Türkiye’de koyun sayısı yüzde 25 azalıyor. Arz darlığı
nedeniyle, fiyatın artmasını beklerken 8 liradan, 9 liradan karkas kuzu, koyun
eti satılıyor bu ülkede. Reklamlarda, televizyon reklamlarında şu veya bu
firmanın 8 liradan karkas et sattığını hep beraber izliyoruz. Belki tüketici
için doğru ama bunu üretenler buradan para kazanamadığı sürece bu işi yapmaktan
vazgeçecekler ve bu işi terk edecekler. İşte bizi bekleyen esas tehlike o.
Bakın, 1960’lı
yıllardan beri bu ülkeye dışarıdan damızlık hayvan ithal ediyoruz. Niçin? Kendi
damızlıklarımızı üretemediğimiz için, yoksa, hayvansal
üretimi yapmak isteyen insanların sayısının arttığından değil. 1980, Türkiye’de
sığır varlığı 16 milyon; 1989, Türkiye’de sığır varlığı 11,5 milyon! Şimdi
sayım yapıyoruz, 10-11milyon civarında. Bu rakam, artan nüfus artışına rağmen,
gittikçe azalıyorsa hayvan yetiştiricilerimiz bu faaliyeti terk ediyor
demektir. Bizi çok ciddi anlamda… Karamsar tablo çizmek istemiyorum…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
…durumun
ciddiyetini ortaya koymak için söylüyorum. Bu nedenle, hayvancılığın
ister girdi kalemleri açısından ister üretilen ürünlerin pazarda değer
bulamaması açısından, ister hayvansal ürünlerin bir kısmının -altını çizerek,
üstüne basarak söylüyorum- süt tozu gibi ürünlerin ithalatının yanlışlığını
ortaya koymak bakımından ve sağlıklı bir hayvan yetiştiriciliğinin altyapısının
nasıl olması gerektiğini ortaya koymak bakımından bir Meclis araştırması
yapılmasını şart olarak, elzem olarak görüyoruz Milliyetçi Hareket Partisi
Meclis Grubu olarak. Eğer bunu yaparsak elbette ki kurulacak olan
komisyonda yarıdan fazlası AK PARTİ’li milletvekili
arkadaşlarımızdan oluşacak. Ama aslolan, kimlerden
oluştuğu değil; bu sorunun temelinde yatan faktörlerin ne olduğunu ortaya
koymak, bu faktörlerin üzerine giderek, düzelterek ülkemiz hayvancılığının
kurtarılması, sağlıklı bir zemine oturtulması şarttır düşüncesiyle bu araştırma
önergemizin desteklenmesini istiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akcan.
Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde konuşmak üzere Mersin Milletvekili
Sayın İsa Gök. (CHP sıralarından alkışlar)
İSA GÖK (Mersin)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin
hayvancılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri
gereğince istemiş olduğu Meclis araştırması önergesinin aleyhinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Arkadaşlar,
öncelikle sorgulanması gereken şey her sorunun temeline inmek. Hayvancılık
sektöründe ciddi bir sorun var. Türkiye şu anda et ithal ediyor, et ithal
ediyor, kabul ediyorum. Tümüyle sektör bitirildi. Ama asıl sorun, AKP’nin kamu
hizmeti anlayışı. Asıl sorun, AKP’nin Türkiye kaynaklı sektörlere bakış açısı.
Asıl sorun, AKP’nin devlet kaynaklarını hayvancılık sektöründe olduğu gibi
diğer sektörlerde aleyhe kullanması. Asıl sorun bu. Bunu asıl MHP’nin gündeme
getirerek bunu sorgulaması lazım. Sayın Mehmet Şandır, asıl bunu konuşmanız lazım.
Sayın Mehmet Şandır, bunlar değil, buraya gelip yiğitçe, mertçe, AKP’nin kamu
hizmeti anlayışını, devlet sektörünü ne hâle getirdiğini, devleti ne hâle
getirdiğini konuşun. Bundan önce bu gelmek gerekir, önce bu. Yanlış yoldasınız,
yanlış şeyleri söylüyorsunuz.
Arkadaşlar,
Bursa’daki yangın, aynı kamu hizmeti anlayışının bitirilmesinden
kaynaklanmakta. Bursa’daki yangın… Ne? Sağlıktaki taşeronlaşmanın, sağlıktaki
ticarileşmenin, hastaneleri para kazanma mekanizmaları olarak görmenizin
sonucu. Akıllı hastaneymiş! Gördük, insanlar öldü. Sağlık sektörünü… Recep Bey
Bakanlıkta bulunduğu müddetçe, anlaşılan, olumlu tek bir işlemin yapılmayacağı
ortaya çıktı; hâlâ istifayı düşünmüyor, hâlâ Bakanlığı bırakmayı düşünmüyor ama
bu ülkede Kongo Kanamalı hastalığından dolayı insanlar ölüyor. Arkadaşlar,
tekrar verem hortladı, verem bu ülkede. Mersin Üniversitesi Hastanesi, altı yüz
yataklı, buraya hâlâ bütçeden para aktarılmıyor, üniversite hastanesi
açılmıyor, özel kuruluşların önü açılıyor. Haa ama
tabii Cüneyt Zapsu var değerli arkadaşınız, daha
sonra sağlık sektörünü aynen oraya zaten teslim edeceksiniz. Amerikan
şirketleriyle paylaşarak, Türkiye’nin sağlık sektörünü de zaten bitiriyorsunuz,
tam bitme noktasına getireceksiniz. Devreye uluslararası sigorta firmalarını
sokacaksınız, işte, hayvancılık sektörü, sağlık sektörü, aklınıza ne gelirse;
ulaşım, deniz yolları, hava, ne gelirse hepsini bitiriyorsunuz. Eğitimi de
bitiriyorsunuz. Devlet okulları bitti. İçinizde kendi çocuklarınızı dahi
-bakın, bu Meclisin vekillerisiniz- hangi okula gönderiyorsunuz? Devlet okuluna
değil, kolejlere gönderiyorsunuz. Siz hükûmetsiniz.
Eğitim sektörü, millî eğitim bu devletin olmazsa olmazı değil midir? Ama orayla
uğraşmıyorsunuz, kolejlerin önünü açıyorsunuz, özel sektörün önünü açıyorsunuz,
özel sektörün.
İşte, sizin kamu
hizmeti anlayışınızda çok ciddi bir vatan menfaatleri aleyhine bir yapılanma
var. Öncelikle Türkiye’nin, öncelikle Meclisin bunu konuşması
lazım. MHP’nin de Meclis araştırmasını bu noktada istemesi lazım. Ulusal
çıkarlar nedir, şirket çıkarları nedir, Türkiye’nin çıkarları nedir,
uluslararası tekellerin çıkarları nedir? Siz önce kendinizi, parti yapınızı
Türkiye’nin çıkarları minvaline bir oturtun.
Aynı düşünceden
hareketle, bakın, hayvancılık sektöründeki sorundan çok daha önemlisi
gündemimizde arkadaşlar, güneydoğuda Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı
arazilerin kullanılması. Bu arazileri kullandırmamak için her şeyi
yapıyorsunuz. Kamu hizmeti anlayışınız sizin yanlış. Sizde bir defa “kamu”
kelimesi tanımını bulamıyor. Sermaye… Anlıyorsunuz. Uluslararası şirketler…
Anlıyorsunuz. Küreselleşme… Anlıyorsunuz. Ama demokrasiyi bilmiyorsunuz. İnsan
hakları sizin cenaha uğramıyor. O kadar işkence gördü 1 Mayısta insanlar geçen
yıl, hiçbir şey yapmadınız. Emniyet müdürünüz baki, valiniz baki, hiçbir şeyi
sormuyorsunuz! İnsan Hakları Komisyonumuz ne yaptı Allah aşkına, ne yaptı
bugüne kadar? Bu kadar işkence iddiası var, ne yaptı? Hayvancılık konusu
konuşulacak değil mi arkadaşlar, Güneydoğu’da hayvancılık mı kaldı sayenizde?
Yedi yıllık politikalarınızla, göç ettirmelerinizle, yok ettirmelerinizle,
mezraları boşaltmalarınızla hayvancılık kaldı mı? Hayvancılık kalmadı ama et
ithaline bayılıyorsunuz. Niye? Orada da bir ihale var, orada da para var.
Yapmayın, yapmayın.
Bakın,
Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı arazi, bu arazinin tarıma açılması, bu
arazinin oradaki insanlarca kullanılması, oradaki insanların tarım sektörüne
yönlendirilmesi, hayvancılık sektörüne yönlendirilmesi… Bunlarda kamu hizmeti
anlayışı yok mu arkadaşlar, yok mu? Bu arazilerin orada kolunu bacağını
kaptırmış insanlara terki ve hatta ve hatta bu insanlara terkini yaparken de
toprak reformu gibi o arazinin dağıtımı, oradaki topraksız, az topraklı köylüye
dağıtılmasını niye düşünmezsiniz? Niye bunu yapmazsınız? Oradaki bu
toprakların…
Bakın arkadaşlar,
o mayınlı arazilerin ora insanınca kullandırılmasının faydalarını izah… Artık
ne denecek, bilemiyorum. Feodalitenin çözülmesi Türkiye’de en büyük sorunlardan
bir tanesidir arkadaşlar. Feodaliteden beslenen görüşler var. Başta da kendi
partiniz AKP. Bu feodaliteyi yok etmek için Güneydoğu’daki ağalık sistemini,
şeyh sistemini yok etmek için bu toprağı belli oranlar dâhilinde oradaki
topraksız, “maraba” denilen, çalıştırılan, köle olarak kullanılan, üç kuruş paraya
kullanılan bu insanlara dağıtmayı niye düşünmezsiniz?
Bu toprakların bu
insanlarca kullanılması, oradaki feodal yapının bozulmasında, ağa buyruğunun
yok edilmesinde, ağa egemenliğinin yok edilmesinde kullanılmasını niye
düşünmezsiniz?
Bu topraklar ki
altın değerinde, bu topraklar ki organik tarım için ideal topraklar, niye
düşünmezsiniz?
Türkiye
Petrolleri Anonim Ortaklığı, arkadaşlar, bundan dört beş yıl kadar önce otopraklarda petrol olduğunu açıkladı.
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Var zaten…
İSA GÖK (Devamla)
– “Var zaten.” diyorsunuz, ne kadar güzel, tebrik ediyorum sizi, hakikaten
tebrik ediyorum sizi. Var zaten…
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Çalışıyor, çalışıyor.
İSA GÖK (Devamla)
– Çalışıyor…
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Faal, çalışıyor.
İSA GÖK (Devamla)
– O zaman sizden benim bir istirhamım var: Demek o topraklarda petrol var,
biliyorsunuz bunu.
Arkadaşlar,
getirdiğiniz kanun tasarısında “petrol çıkan yerlerin ayrıştırılması, buraların
kullandırılmaması” diye bir şey yok.
ÜNAL KACIR (İstanbul)
– Var… Var…
İSA GÖK (Devamla)
– Orada yalnızca…
Maddeyi iyi
okuyun üstat, maddeyi iyi okuyun.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Oku…
İSA GÖK (Devamla)
– Bakın, o gözlük -bir işlevi olacak gözlüğün- bu yazıyı iyi okutacak bize.
Gözlüğe iyi bakın. (CHP sıralarından alkışlar) Gözlüğünüz var, sıra sayı da
var. Sıra sayınıza bakın, ne diyor orada? “Petrol Kanunu, Maden Kanunu ve diğer
bu yer altı zenginliği için kanuni hakları saklıdır.”
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Tamam. Ne diyecek?
BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Yeter…
İSA GÖK (Devamla)
– Bu cümleyi iyi oku. Ha, yeter…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Ne istiyorsun?
İSA GÖK (Devamla)
– Ya, ciddi burada bir sorun var arkadaşlar, ben izah edemiyorum. Türkçe
konuşuyorum ama izah edemiyorum.
Arkadaşlar,
bakın, bu maddedeki “bu kanundaki haklar saklıdır”dan
kasıt, oranın organik tarım yapacak olan -ama İsrailli ama Amerikan- bir
firmanın orada yalnızca organik tarım yapması. Madeni çıkaramayacak, tamam;
petrolü çıkaramayacak, tamam; ama, sen oraya kalkıp da
mühendisini alıp giremezsiniz. Sen o toprağın, bana eğer “girerim” diyorsan, bu
gözlüğü bulan mucit çok şey kaçırmış.
Ağabey, iyi oku
şu kanunu, aç şu kanunu bir oku; giremezsin. Uluslararası ihaleler tahkimle
sorununu çözer. Senin bidayet mahkemelerin, senin yerel yargın buraya işlemez.
Senin buraya kolluğun dahi giremeyecek yarın. Uluslararası ihaleyle sen
toprağın kullanımını terk ediyorsun. Altta petrol olduğu sabitlense dahi süre
sonuna kadar giremezsin. Sen bu adamın
Kıbrıs’ta,
arkadaşlar… Bakın, Kıbrıs gibi bir yerin savaşı oldu, kan döktük. Maraş’ta
İngilizlerin kullanımındaki, tapusundaki hangi otele girebildik? Giremedik,
giremezsiniz. Askerle gitmenize rağmen giremedik. Tel örgü çektik. O İngiliz
malları duruyor orada. Yıllardır duruyor.
Giremezsiniz. Bu
uluslararası bir ihaledir. Altındaki madene de kavuşamayacaksınız. Maden
hakları saklıdır demek, orada petrolü siz de çıkaramayacaksınız, gelen de
çıkaramayacak demek. Kırk dört yıl sonra enerji savaşlarında petrolün etkisinin
kalacağını nereden biliyorsunuz?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
İSA GÖK (Devamla)
– Sağ olun Sayın Başkan.
Otomotiv sektörü LPG’ye döndü. Petrolün dünyadaki rezervinin kalacak süresi
kırk yıl, elli yıl deniyor. Uranyum… Uranyum bitiyor. Şimdi başka bir madene
dönülüyor. Reaktörler… Nereden kestiriyorsunuz?
Bakın,
arkadaşlar, açığa konuşalım. Türkiye’de bir hükûmet
grubu eğer ki “bu kanun çıkacak” diye kendini paralıyorsa, Meclisle karşı
karşıya geliyorsa, ülkeyle karşı karşıya geliyorsa, sanıyorum bu kanunun
arkasında kesinlikle baş patron var. Size doğrudan talimat veren, size doğrudan
etki eden, “şunu yapın” diyen baş patron. Tayyip Erdoğan değil, Amerika,
Amerika…
Amerika bir kanun
konusunda bu kadar net tavır koymasa AKP Grubuna, Başbakan ölümüne, AKP Grubu
ölümüne bu kanunu geçirtmek için mücadele etmez. İsrail kim? Amerika’nın yan
çocuğu. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Yapmayın arkadaşlar. Artık uyanalım,
şu ülke çıkarlarının ne olduğunun bilincine varalım. Sayın Şandır, önce, gelin
bunları konuşun, önce bunları gündeme getirin. Oldu mu Sayın Şandır?
Efendim, teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gök.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Hatip Mersin Milletvekili…
BAŞKAN – Evet.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Ben de Mersin Milletvekiliyim. İsmimi anarak verdiğimiz önergenin
doğru olmadığını… Aleyhinde konuşmalar yaptı.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sayın Başkan, bunlar danışıklı dövüş, bunları geçelim lütfen. Siz
de aynı oyuna gelmeyin Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hem şahsıma hem grubuma sataşma var. Söz istiyorum.
BAŞKAN – Yok,
sataşma yok. Sataşma yok.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sataşma yok Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sataşma
yok. Ben dikkatle izledim.
AHMET DENİZ
BÖLÜKBAŞI (Ankara) – Sayın Başkan, ara verelim.
KADİR URAL
(Mersin) – Efendim, bütün gruba sataşma var.
MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) – Paslaşma, paslaşma! (Gürültüler)
BAŞKAN –
Emrederseniz.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Estağfurullah.
BAŞKAN – Hayır,
hayır, size demiyorum Sayın Şandır. Herkes bir fikir beyanında bulunuyor.
Bakın, ben her şeyi anlıyorum. Gayet güzel, tamam, itirazı…(AK PARTİ
sıralarından “Bravo!” sesi, alkışlar) Size de… Lütfen… Ama usule uygun gidelim.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, ama… (Gürültüler)
BAŞKAN – Ben
şimdi Sayın Şandır’la konuşuyorum. (Gürültüler)
Sayın Şandır’la konuşuyorum.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan…
BAŞKAN –
Duymuyorum, bağırıyor insanlar.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, arkadaşımız Mersin Milletvekili, ben de Mersin
Milletvekiliyim. Kürsüden beni ilzam edecek, suçlayacak beyanlarda bulundu.
BAŞKAN –
Suçlayacak beyanlarda bulunmadı ama ben size iki dakika veriyorum.
Buyurun.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Sataşma için iki dakika olmaz.
BAŞKAN – Buyurun.
(MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Siz de şimdi bir başkasına sataşın, siz de muhalefete sataşın.
Danışıklı dövüş.
IX.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, şahsına sataşması nedeniyle konuşması
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Yapmayız onu. Yapmayız onu. Onu yapmayız. Yani süre kazanmak adına
İç Tüzük’ün imkânlarını kullanmak niyetiyle öyle bir yola gidilmesini ben de
tasvip etmem.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Ama öyle yapılıyor. Dün de gördük, maalesef öyle.
MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Ama Sayın Mersin Milletvekili, Milliyetçi Hareket Partisinin
verdiği bu önergenin, AKP iktidarını suçlamayan, gerçekçi bir önerge olmadığı
iddiasıyla konuştu ve benim ismimi andı. Ben Mersin Milletvekiliyim. Böyle
olunca, burada bunun doğru olmadığını, Milliyetçi Hareket Partisinin de,
AKP’nin özellikle tarımdaki uygulamalarıyla ilgili önergeler verdiğini, soru
önergeleri verdiğini, araştırma komisyonu kurulması için önergeler verdiğini
başta Sayın Milletvekili olmak üzere tüm Genel Kurul üyeleri bilmektedir. Bu
konuda Milliyetçi Hareket Partisi samimidir, ciddidir ve gerçekten
hayvancılığın içinde bulunduğu durumun araştırılarak tedbirlerin bu Genel Kurul
tarafından geliştirilmesi teklifleri için önerge vermiştir, bunun gündeme
alınmasını istemektedir. Maksadı budur. Sayın İsa Gök’e bu anlamda sitem
ediyorum doğrusu. Beni seçmenlerime şikâyet etmeye hakkı yoktur.
Hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır.
Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisinin lehinde konuşmak üzere Adıyaman Milletvekili
Sayın Ahmet Aydın, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
VIII.- ÖNERİLER (Devam)
A.- Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- (10/96) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön
görüşmelerinin, Genel Kurulun, 27/5/2009 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi
grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Öncelikle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, tabii uzun zamandır burada tartışıyoruz, iki gündür maalesef tüm
Türkiye bizi izliyor. Çok ciddi konular konuşuyoruz ve burada süreyi oynamak
adına, süreyi uzatmak adına çok güzel paslaşmalar, sataşmalar yapılıyor. (MHP
sıralarından gürültüler)
RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Sınırı korumak için.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Namusu koruyoruz, namusu!
AHMET AYDIN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, öncelikle şu bilinmelidir ki, ne AK PARTİ ne de
AK PARTİ’li vekiller bugüne kadar hiçbir yerden emir
almadılar, bundan sonraki süreçte de hiç kimseden emir almazlar. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Alıyorsunuz, alıyorsunuz.
AHMET AYDIN
(Devamla) – Bizi bu millet buraya getirdi, biz ancak bu milletin talepleri
doğrultusunda bugün burada çalışma yapmaya çalışıyoruz ve sizler burayı
engellemeye çalışıyorsunuz.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Ahmet, hayvancılığı konuş, hayvancılığı!
AHMET AYDIN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye -Tarım Bakanımız az önce ifade
etti- hiçbir zaman…
KADİR URAL
(Mersin) – Millet bu toprakları İsrail’e ver diye mi seçti seni?
AHMET AYDIN
(Devamla) – Şu an için et ithal eden bir ülke değiliz. Lütfen doğruları
konuşalım.
Bu arada da,
görüşülecek olan tasarıda da Petrol Kanunu ve Maden Kanunu hükümleri saklıdır.
En az sizler
kadar vatansever olduğumuzu söylüyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Sayın Başkanım, konuşmacı önergenin lehinde söz aldı ama oyunun
rengini belirtmedi. Konuşmacının oyunun rengini belirtmesini ve oylamada…
BAŞKAN – Buyurun,
gelin, söyleyin.
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Lehinde oy kullanacağım.
BAŞKAN – Şimdi
belirtti.
ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Bunu oylamada görmemiz lazım!
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Neyini göreceksin? Sana gösterecek değil ya!
AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Oylama yapın efendim.
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde konuşmak üzere Şırnak
Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.
Buyurun Sayın
Kaplan. (DTP sıralarından alkışlar)
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gündür gerçekten Meclisin
hiç alışık olmadığı, iki yıldır alışık olmadığı bir görüntü tablosu var ve
Meclis grupları arasında Danışma Kurulunda bir ortaklık da sağlanamadığı için
her grup ayrı önerilerle geldi. Tabii ki İç Tüzük haklarını kullanıyorlar ama
şu anlaşılmıştır ki eğer Mecliste gruplar arasında bir uzlaşı ve diyalog
olmazsa Meclis yasama görevini yapamaz. Çok açık bir durum
bu.
Yüzde 87’ler
oranında temsil bulmuş bir Meclis 23’üncü Dönem Meclisi. Dört grup var. Bu dört
grup, dört parti ve DSP’yle beş parti ikinci bir seçim geçirdi geldi. Şimdi,
yüzde 47’lerde oy alarak Mecliste temsiliyeti bulunan
AK PARTİ, bugün, 22 Temmuz seçimlerinden sonra yüzde 38 oy oranı ile sandıktan
çıktı. Şimdi, bu yüzde 38 oy oranı, karşısındaki yüzde 62 oy oranına yani kendi
dışındaki büyük çoğunluğa, çoğunluğuna, milletvekili çoğunluğuna dayanarak eğer
dikte ettireceğini düşünüyorsa, bu iki gün göstermiştir ki Meclis kilitlenir;
bu İç Tüzük’le Meclis kilitlenir, Meclis çalışamaz ve bu kaybedilen değerli
zaman… Yüzlerce milletvekili burada, bakanlarımız burada, halkın bizden
beklentisi sanıyorum bu değil.
Ben sunulan
önergenin aleyhinde söz aldım çünkü bizim hayvancılık sorunlarını konuşmadan
önce sanıyorum insanlık sorunlarını konuşmamız gerekiyor.
Türkiye’nin çok
ciddi sorunları var ve bu çok ciddi sorunlar içinde elbette ki tarım ve
hayvancılıkla anılan bir ülke olarak bu alanda da sorunlarımız var ama İç Tüzük
gereği bunu sıralamaya koyarsak hangisi doğru? Peki, soruyorum: Gerçekten,
bugün Türkiye’nin birinci gündeminde ne olması gerekiyor? Çatışmalar yaşanıyor,
gençlerimiz ölüyor, askerlerimiz ölüyor, hâlâ, uçaklar, operasyonlar ve her gün
televizyon ekranına çıktığımız zaman yirmi beş senedir süren alışık olduğumuz
tablolar var. Bu Meclisin birinci derecede görevi bu konuyu ele alıp tartışmak
olması gerekmiyor muydu? Bu konuda önergeler verdik, hepsi sırasında bekliyor.
Küresel bir kriz
kasıp kavuruyor ortalığı. Bu konuda muhalefetin, hatta iktidar partisinin de
önergeleri var. Bu konuyu konuşmamız gerekmiyor mu?
Yine, diğer
konularla ilgili, baktığımız zaman enerji politikalarını… Ve bütün bunların
hepsinin ötesinde sormak istiyorum iktidar partisine ve bütün muhalefet
gruplarına…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Bize sorma, oraya sor.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – 12 Eylül askerî darbesinin yaptığı, bu Meclisi kapatan, partileri
kapatan ve liderlerini Zincirbozan’a getiren
Anayasa’yı nasıl vicdanınıza sindirebiliyorsunuz, tahammül edebiliyorsunuz?
Bütün bunları konuşmamız gerekmiyor mu arkadaşlar? Biz bunu uzlaşı ve diyalogla
konuşamazsak bunları nasıl çözeceğiz? Şunu gördük iki sene içinde: Gerçekten
çok temel yasalarda, çok ağır konularda el ele verdiğimiz zaman Meclis büyük
bir performansla yasaları çıkarabilmiştir.
Şimdi, bugüne
kadar bir haftalık önerilerle gelen iktidar partisi, ilginç bir şekilde ilk kez
bir aylık öneri paketiyle geldi. Biz bunu başından beri savunuyorduk, bir aylık
programlar olsun, Meclis önünü görsün, hangi yasa ne zaman gelecek, herkes ona
göre konuşmalarını hazırlar, araştırmalarını yapar, doğru olan budur, Meclisin
bu konuda faydası, katkısı daha çok olur diyorduk zaten. Ama diğer üç grup,
muhalefet göz ardı edilerek sırf iktidarın gündemine göre gündem belirlenmez.
İktidarlar eğer gündemlerine göre gündem belirlemeye kalkarlarsa demokrasilerin
bir çoğunluk diktası olmadığını, bunun da hukuken sınırlarının çizildiğini,
çıkan yasaların da Anayasa Mahkemesine gittiğini, zaten burada son iki senede
görüşülen birçok yasanın Anayasa Mahkemesinden döndüğünü biliyoruz.
Şimdi, bu çerçeve
içinde, mayınları konuşurken bulunmadığım bir oturumda 3’üncü madde
görüşülmüştü ve o maddeyle ilgili bir önergem vardı. Şöyle bir açtım baktım,
evet mayınlar temizlensin, hepimiz bu konuda hemfikiriz. Hatta,
Suriye sınırı değil, eğer Ottawa Sözleşmesi ise
sözleşme yükümlülüğü ise bütün sınırlar, Irak, İran, Ermenistan, Gürcistan
bütün sınırlar neden temizlenmesin? Ki Irak-İran savaşından sonra mayın
faciasını bilmek için Bahman Ghobadi’nin
“Kaplumbağalar da Uçar” filmini seyretmek yeterlidir. Hatta mayını, mayının
acılarını bilmek için… Mayın mağdurları, kopan kolları, bacaklarıyla buraya
geldiler, Meclis gruplarına da katıldılar. Bırakın onu, hepinizin gençlik
yıllarına bir dönerseniz, Yılmaz Güney’in “Hudutların Kanunu”nu mutlak surette
seyretmişsinizdir birçoğunuz. Hudutların Kanunu’nda mayının acımasızlığı
anlatılırken biz… Evet, mayınlar temizlensin ama niye mayınları temizledikten
sonra orada yaşayan halka, toprağına el konulmuş insanlara, tapusu belli olan
insanlara vermiyoruz? Sonra da kalanı tarım ve hayvancılık kooperatifleri
kurarak, tarımı destekleme teşvikinden GAP’a bağlayarak, GAP’ın bünyesindeki
sulamayla birleştirerek hem tarımı hem hayvancılığı kooperatif sisteminde sınır
bölgesinde yaşayan insanların, köylerin yararlanacağı bir şekilde dizayn etmeyelim.
Bakın arkadaşlar,
1 milyar dolar mayın temizleme maliyeti. Bugün, o mayınları döşeyen bir
istihkâm taburu komutanının açıklaması vardı basında: “Bana üç dört tane tabur
verin. Bu yaşımla -7. Kolordu İstihkâm Taburunda mayının bütün haritası vardır-
gider, bir sezonda sökeriz mayınları.” diyor. Türkiye Cumhuriyeti ordusu eğer
mayınlarını sökemeyecek durumda aciz ise NATO’nun 1’inci ordusu değildir.
Dünyanın 10’uncu büyük ordusu içinde yer alamaz. Bir istihkâm olayını
halledemeyen bir ordunun onuruyla Meclisin oynama hakkı yoktur. Yabancı
şirketlere bu nedenle peşkeş etme hakkı yoktur. Kırk dört yıllığına -beş yıl da
süre tanıyarak, Ottawa Sözleşmesi dikkate alınarak-
bunu, mülkü, toprağı yabancılara kendine set çeker gibi -600 kilometreyi aşkın,
Gelin, iktidar
partisi bu mayın tasarısını tekrardan bir geri çeksin, tekrardan bütün gruplar
konuşalım, ilgili kurumları tekrar dinleyelim. Ben, Plan ve Bütçe Komisyonunda,
ısrarla, üye olarak muhalefet şerhimi koyduğum zaman, lütfen, Türk Silahlı
Kuvvetlerini çağırın, dinlemek istiyorum ve öğrenmek istiyorum, niye bu kadar
operasyon gücü olan bir ordu istihkâmı bu eski mayınları sökemiyor, atamıyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
HASİP KAPLAN
(Devamla) – Bu iyi bir görüntü değil. Hem sökememek iyi görüntü değil hem
yabancıya yaptırmak kötü görüntüdür hem de kırk dört yıllığına bu vatan
toprağını yabancılara orada toprağın gerçek sahipleri varken vermek hiç de
doğru bir yaklaşım değil.
Gelin, bu teklifi
geri alın. Kapalı oturum yapalım. Kendi içimizde konuşalım, tartışalım, ortak
çözümü bulalım. Demeyin “1 milyar dolar masraf lazım.” Sadece işverenlerin
primini indirdik, 2009 bütçesinde 4,8 milyar dolar paramız gitti. Bakın, kaç
kalem daha sayabilirim. Batan bankalarda 100 milyar doları gitti vatandaşın, bu
hazineden vergileriyle ödendi. Bunun hesabını bu şekilde yapmayalım.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HASİP KAPLAN
(Devamla) – İnanın, AK PARTİ’yi de rahatlatacaktır
bu, hepimizi rahatlatacaktır. Gelin, bugün bunu çekelim ve tekrar birlikte çalışma
ortamını sağlayalım. Bu görüntü bize yakışmıyor.
Teşekkür ederim.
(DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaplan.
Milliyetçi
Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…
III.- Y O K L A M A
(MHP sıralarından
bir grup milletvekili ayağa kalktı)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, aynı anda hepsi ayağa kalkmadı, kalkmaları lazım.
BAŞKAN - Sayın
Vural, Sayın Günal, Sayın Şandır, Sayın Akçay, Sayın
Korkmaz, Sayın Yalçın, Sayın Torlak, Sayın Kutluata,
Sayın Uslu, Sayın Nalcı, Sayın Asil, Sayın Özensoy,
Sayın Taner, Sayın Paksoy, Sayın Çelik, Sayın Enöz, Sayın Özdemir, Sayın Ayhan, Sayın Kaya, Sayın Ural,
Sayın Akcan, Sayın Serdaroğlu.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce bir oylama yaptınız. Burada üç dakika süre
vermenize rağmen, bir dakika otuz yedi saniye kala “vardır” dediniz.
Milletvekillerinin bir yoklama sırasında bulunma hakkını süreli bir konuda
kullandırmadınız. Dolayısıyla, bu uygulama doğru olmamıştır. Yani şimdi üç
dakika süre verdiniz.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, şimdi uyun efendim.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Toplantı yeter sayısı olabilir, bir diyeceğim yok ama bir
milletvekilinin…
BAŞKAN – Tamam,
özür diledim ben Genel Kuruldan.
OKTAY VURAL (İzmir)
– …toplantıda bulunma hakkı uygulama ile ilgili yok edilemez.
BAŞKAN -
Dolayısıyla, şimdi ona göre davranacağım.
HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Hatta bir dakika da ek süre verin efendim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ad okumak suretiyle yoklama yapın. Bugüne kadar hiç
ad okunmak suretiyle yoklama yapılmadı.
BAŞKAN –
Okuyacağım Sayın Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – İç Tüzük’te açık hüküm var. Burada millet hiç olmazsa
milletvekillerini tanır.
BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisinin… Demin milletvekillerini saydık,
tespit ettik.
BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Tamam efendim. (Gürültüler)
BAŞKAN – Yani
şimdi bir dakika vereceğim yoklama için yani yapmayın!
Yoklama için üç
dakika süre veriyorum. Adlarını okuttuğum sayın üyelerin yoklama için elektronik
cihaza girmemelerini rica ediyorum.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Kimler girmeyecek Sayın Başkan?
BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, bir muhalefet hakkını kullanırken burada oturan
kişilerin de insan olduğunu, hisleri olduğunu unutmazsak –herkese söylüyorum-
iyi olur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Ben
kendimle ilgili konuştum Sayın Ağyüz. Siz de sürekli
emir kipiyle hitap ediyorsunuz bana, lütfen onu kesin. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır.
VIII.- ÖNERİLER (Devam)
A.- Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)
2.- (10/96) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesinin ön
görüşmelerinin, Genel Kurulun, 27/5/2009 Çarşamba
günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi (Devam)
BAŞKAN -
Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi
vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
3.- (10/178, 10/190 ile 10/237) esas numaralı Meclis
Araştırması Önergelerinin görüşmelerinin, Genel Kurulun 27/05/2009
Çarşamba günkü birleşiminde birlikte yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma
Kurulu’nun, 27.05.2009 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında, siyasi
parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki
önerisinin, İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurul’un onayına
sunulmasını saygılarımla arz ederim.
Hakkı
Suha Okay
Ankara
Grup
Başkanvekili
Öneri:
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Gündeminin, Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair
Öngörüşmeler Kısmında yer alan 10/178, 10/190 ile
10/237 esas numaralı Meclis Araştırma Önergelerinin görüşmelerinin, Genel
Kurul’un; 27.05.2009 Çarşamba günkü birleşiminde birlikte yapılması
önerilmiştir.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkanım, ben usulle ilgili bir şey söylemek istiyorum
efendim.
Bakın, İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesi diyor ki: “Uzlaşma olmaması hâlinde -Danışma
Kurulunda- Meclis Başkanı veya siyasî parti grupları ayrı ayrı,
istemlerini doğrudan doğruya Genel Kurula sunabilirler.
Bu durumda
istemin oylanması ilk birleşimin gündemindeki Başkanlık sunuşlarında yer alır
ve Genel Kurulun oylamasına sunulur.”
Şimdi, dün
AKP’nin sunduğu grup önerisini biz burada kırk dakika müzakere ettik efendim ve
oylamaya geldi, oylama yapılmadı.
Şimdi, bu
tutumunuz hakkında 63’üncü maddeye göre söz istiyorum efendim, çünkü yanlış
yapıyorsunuz.
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Doğru söylüyorsun, doğru!
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Bırak canım, ne doğru ya! O da bir taktik! O da bir taktik, uzatma
taktiği!
Bir taktik de
buradan efendim, buyurun. Güya sureti haktan görünüp…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Kardeşim, doğrusunu size… İç Tüzük burada…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Bırak şimdi!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Niye bırakayım? Sen evvela öğren de gel de sondan sonra…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Yeni bir taktik şimdi yani!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ne taktiği ya?
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Taktik tabii canım!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ben bir şey söyledim.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, Ali Rıza Öztürk
adına verdiğimizi almadınız, kabul etmediniz.
SÜREYYA SADİ
BİLGİÇ (Isparta) – Kürsüye niye vuruyorsun?
Sayın Başkan,
Meclis kürsüsüne vuruyor.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Ne olur?
SÜREYYA SADİ
BİLGİÇ (Isparta) – Vurulmaz!
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Şuraya vuruyorsun ya.
SÜREYYA SADİ
BİLGİÇ (Isparta) – Vuramazsın! O vurduğun Meclis Başkanının kürsüsü.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Hatırladın, sağ ol. Sonunda hatırladın yani.
BAŞKAN –
Birleşime beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.52
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.04
BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER
KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN
(Adana), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94’üncü Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun önerisi üzerinde, lehinde konuşmak üzere Ankara Milletvekili
Sayın Tekin Bingöl.
OKTAY VURAL
(İzmir) - Sayın Başkanım, daha önce arz etmiştim, lehte ve aleyhte konuşan
arkadaşları lütfen okursanız…
BAŞKAN – Hemen
okuyayım, özür dilerim… Özür dilerim Sayın Vural.
Lehinde Sayın
Tekin Bingöl, Sayın Ali Koçal; aleyhinde Sayın Nevzat
Korkmaz, Sayın Mustafa Elitaş.
ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Ben devrediyorum konuşmamı.
VI.- AÇIKLAMALAR
(Devam)
7.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Başkanlık Divanının
tutumu hakkında açıklaması
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, AKP Grubunun, yani milletvekilinin getirdiği söz
talepleri aynı anda olmadı. Bu konuda sizin tutumunuzla ilgili biliyorsunuz
Cumhuriyet Halk Partisi bir usul tartışması açmıştı. Ben de bu usul
tartışmasında sizin uygulamanızın doğru olduğuna ilişkin talepte bulunmuştum.
Benim bu talebim, maalesef, kâtip üyeler tarafından, aynı anda olmadığı
gerekçesiyle reddedildi.
Şimdi, bir
taraftan ben sizin uygulamanızın doğru olduğuna ilişkin bir talepte
bulunuyorum. Bu talebi sözlü ve yazılı olarak iletmeme rağmen “Aynı anda
olmamıştır.” şeklinde reddediliyor. Diğer taraftan, daha sonra, diğer grupların
müracaatından sonra yapılan bir talebi aynı anda yapılmış gibi işlem görüyor.
Şimdi size soruyorum: Sayın Başkan Vekilim, Sayın Başkanım, ben sizin tutumunuz
lehinde söz istedim, neden bana söz verilmedi? Takdir edersiniz ki Milliyetçi
Hareket Partili bir milletvekili olarak, siz bu oturumu yönetirken, bu tutumun
doğru olduğuna ilişkin ifadenin burada belirtilmesi engellendi. Neden
engellendi bilmiyorum, neden “Aynı anda değil.” diye söylendi. Yani iki tane
selam çakmakla, burada “Doğru buluyoruz.” demekle bu tutumun doğru ya da yanlış
olduğu ifade edilmiyor. O bakımdan yani neden bu farklı uygulama yapıldı? Neden
şimdi böyle yapılmıyor? Bunu kâtip üyelerimizin izah etmelerinde fayda var. Bu konuda
Grup Başkan Vekili olarak tutumunuzun lehinde söz istedim. Bu söz istemim
yürürlüğe konmadı, hangi amaçla konmadı? (AK PARTİ sıralarından “İyi niyetle.”
sesleri)
BAŞKAN – Sayın
Vural, kâtip üyeler aldığı için söz taleplerini bu konuda bir bilgim yok ama
bundan sonra son derece daha farklı bir dikkat içinde olacağım.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Aynı işlem yapıldı Sayın Başkan. Kâtip üyeler neden alıyorlar? Kâtip
üyemiz aynı anda olmayan bir işlemi neden aynı anda yapılmış gibi
değerlendiriyor? Bu ayırımcılık niye? Ben kendi partimin mensubu Sayın
Milletvekilinin yönettiği oturumda tutumunun doğru olduğunu ifade edemeyecek
miyim? AKP’liler mi yapacak bunu? Yapsalar gam yemem. Selam çakmakla, doğru
buluyoruz demekle, sadece bir vakit oynamak için, mayın şeyini geçirmek için
söz hakkının engellenmesi doğru olmamıştır.
Lehte aldıkları
konunun da maalesef lehinde mi aleyhinde mi olduğu dahi belli olmamıştır.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grup…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkanım, bakın benim grubum yok diye benim konuşmalarımı
kale almıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)
BAŞKAN – Yok,
alıyorum Sayın Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bir dakika efendim.
Bakın, ben baştan
beri tutumunuzun hatalı olduğunu, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre…
Geçen birleşimde
AKP’nin verdiği grup önerisi var. Bu grup önerisi burada kırk dakika
tartışıldı, lehte, atehte ikişer kişiye söz verdiniz. Bu grup önerisi
müzakeresi bitti oylamaya geldi. Oylamaya gelince saat yediyi geçtiği için
oylama yapmadınız. Şimdi buraya kadar doğru.
MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Meclisin vaktini çalıyorlar, bu konuşmaların hepsi amaçlı, sanal
konuşmalar Başkanım!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Şimdi, normalde böyle bir müzakeresi tamamlanan bir konunun,
gündemin oylanacak işler bölümüne girmesi ve ondan sonra da ilk onun oylanması
lazım ama bakın 19’uncu madde de diyor ki: “Grupların önerileri ilk birleşimde
oylanır.” Bakın çok açık, burada, açın okuyun.
Şimdi, siz bunu
kale almadınız, öteki grup önerilerini işleme koydunuz. Bu, sizin İç Tüzük’e
aykırı hareketinizden dolayı İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre hakkınızda usul
tartışması açılmasını istiyorum. Tutumunuz İç Tüzük’e aykırı çünkü 19’uncu
madde çok açık.
Peki, o kırk
dakikayı biz niye boşuna geçirdik Sayın Başkan? Dün efendim, dün kırk dakikayı
niye boşu boşuna…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Yeni bir taktikle bugünü de geçirelim!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Kırk dakika konuştuk, dün tartışıldı, son aşamaya geldi, ondan
sonra AKP’nin grup önerisinin bugün oylanması gerekirdi. O grup oylaması yapıldıktan
sonra gündem ona göre belirlenecekti, ona göre de dün zaten yapılması gereken
işler fiilen yapılmamış olacağından gündem bugün de devam edecekti ama sizin
yaptığınız İç Tüzük’e aykırı. Uygun görürseniz 60’ıncı maddeye göre tutumunuz
hakkında söz istiyorum efendim.
BAŞKAN – Şimdi,
dünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisinin tamamına baktığınız zaman,
salı gününü, çarşamba gününü, perşembe gününü ve cuma gününü tanzim eden bir
grup önerisiydi.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, bu önemli değil. Önemli olan, dünkü grup önerisinin
müzakeresi tamamlanmıştı, oylama safhasına gelmişti. Bakın, bir kanun maddesini
müzakere ediyorsunuz, kanun maddesinin müzakeresi bittikten sonra oylama
safhası eğer tahakkuk etmiyorsa ondan sonra gelecek ilk birleşimin “Oylaması
Yapılacak İşler” bölümünde yer alacak. E şimdi, biz dün kırk dakika çalıştık
onun üzerinde. Peki, ne yapacağız onu? Yani evvela müzakeresini tamamlaması…
BAŞKAN – Büyük
oranda kadük kaldı.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, kadük kalmadı, hayır, oylama
yapılmadı. Kadük kalmadı. İsterseniz…
Tutumunuz
hakkında söz istiyorum efendim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Oylayalım Sayın Başkan, Sayın Genç doğru söylüyor, oylayalım
bitsin.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, sizin tutumunuz hakkında aleyhte söz istiyorum 63’üncü
maddeye göre, İç Tüzük’ün.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, buyurun.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre,
milletvekillerinin Divanın yönetme üslubuyla ilgili usul hakkında tartışma
isteme hakkı vardır İç Tüzük 63’e göre ve bu talep tüm görüşmelerin önüne
alınarak yerine getirilmelidir. Sayın Milletvekilinin usul hakkındaki talebinin
Başkanlığınızca karşılanmasını talep ediyorum. 63’ü okursak bu çok açık bir
hükümdür.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ya, takdir hakkı yok, ne söylüyorsunuz orada Başkana?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Takdir hakkı yok.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ne söylüyorsunuz orada Başkana ya? Hep yanlış! Öyle şey olur mu ya!
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Bunlar talimatlı!
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Yani milletvekillerinin görüşü daha mı önemsiz?
KAMER GENÇ
(Tunceli) – O zaman ara verin de ondan sonra tartışın, burada olmaz.
CUMALİ DURMUŞ
(Kocaeli) – Başkanım, ara verin.
BAŞKAN – Sayın
Şandır, bir şey mi diyecektiniz?
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, 63’e göre zatıalinizin
takdir hakkı yok.
BAŞKAN – Evet,
takdir hakkım olduğunu biliyorum.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Olduğunu değil, olmadığını. Takdir hakkınız yok.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Sayın
Şandır takdir hakkım olduğunu söyledi.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hayır, olmadığını söyledim.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Yanlış anlaşıldı, yanlış!
BAŞKAN – O zaman
yanlış anlamışım. Sıraları dövmeye devam edin!
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, takdir hakkınız var ama,
takdir hakkınızı… Yani siz de inanıyorsunuz ki yaptığınız işlem hatalı. İç
Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre Danışma Kurulunun ne işleme, grup önerilerinin
ne işleme tabi olacağı orada açık açık
belirtilmiştir. Uygun görürseniz 63’üncü maddeye göre konuşayım efendim. Fazla
bir şey yok, arkadaşlar da belki öğrenmek istiyorlar.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkanım…
BAŞKAN – Sayın Anadol…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkanım, şunu arz ediyorum efendim: 63’üncü madde açık, son
fıkrasını okuyorum: “Bu yolda bir istemde
bulunulursa, onar dakikadan fazla sürmemek şartıyla, lehte ve aleyhte en çok
ikişer kişiye söz verilir.”
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – İşin sonuna gelmeden önce talepte bulunmak lazım.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Efendim, bulunuyoruz. (Gürültüler)
BAŞKAN – Sayın Anadol, sizi dinledim.
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Elitaş…
MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre “on dakikayı
geçmemek üzere” diyorsa, Sayın Genç’e iki dakika verin, meramını anlatsın. (CHP
ve MHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
Genç, buyurun.
OKTAY VURAL
(İzmir)- Efendim, lehte söz istiyorum.
BAŞKAN – Tamam.
Sayın Genç,
tutumum aleyhinde söz aldı.
Buyurun Sayın
Genç.
VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)
2.- AK PARTİ Grubu önerisinin geçen birleşimde oylama
aşamasına gelindiği ve bu birleşimde oylanması gerekirken oylanmadığı nedeniyle
Başkanın tutumu hakkında
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yıllarca bu Meclisi yöneten bir arkadaşınız olarak,
burada İç Tüzük hükümleri eksiksiz olarak uygulandığı takdirde bu Meclisin çok
rahat çalışacağına inanıyorum.
Şimdi, dün ne
yapıldı? Bakın, dün, burada, AKP Grubunun bir önerisi geldi. İşte, bu haftalık
ve önümüzdeki haziran ayının bazı günlerinin gündemi düzenlendi.
Arkadaşlar,
burası Meclis. Bu gündemi düzenleyen AKP Grubunun önerisi kırk dakika
tartışıldı; iş oylamaya geldi. Oylamanın gecikmesinde sizin Grup Başkan Vekili
Mustafa Bey’in çok büyük hatası oldu. Nasıl hatası oldu? Mustafa
Bey, çıktı kürsüde muhalefet partisinden Bütçe Plana katılan üyelerin aslında
düşüncelerinin farklı olduğunu, gerçek düşüncelerinin raporda olan şekilde
olmadığını, hatta Akif Bey’in, CHP Milletvekili arkadaşımızın bu kanun müzakere
edilirken daha başka bir görüş öne sürdüğünü, ama sizin grup olarak bu Bütçe ve
Plan Komisyonundaki üyeleri baskı altında tuttuğunuzu ve onların oradaki
görüşlerini sizin dikte ettirdiğinizi söyledi.
Bu, Bütçe Plan
Komisyonunda görev yapan muhalefet partisi milletvekillerinin şahıslarına
açıkça bir sataşma idi. Eğer Mustafa Bey bu sataşmayı yapmasaydı dünkü o grup
öneriniz zamanında oylanacaktı, bugün de bu kadar boşa gitmeyecekti.
Şimdi, önemli
olan, burada yapılması gereken, İç Tüzük’ün iyi uygulanması lazım.
Şimdi, evvela,
grup başkan vekilleriniz bu işi yapamıyorlar. Bak, samimi söylüyorum size,
dostça söylüyorum. Çünkü grup başkan vekilleri, iktidar partisinin grup başkan
vekilleri sataşma yapmaz. İktidar partisinin grup başkan vekilleri Meclisin
çalışmasını sabote etmez, mümkün olduğu kadar Meclisin süratli çalışması için
hatta konuşmaması lazım.
Bakın, biz
burada… Ben yedi sene Meclis Başkan Vekilliği yaptım burada, orada da yedi tane
grup vardı arkadaşlar, yedi tane grup vardı. Her grubun ayrı ayrı söz hakları vardı. O zaman önergelerin sınırları çok
genişti. Her fıkra hakkında dört önerge veriliyordu. Ama biz buna rağmen çok
ciddi kanunlar çıkarıyorduk. Niye çıkarıyorduk? Aklıselimimizle, dirayetli
yönetimimizle bunu çıkarıyorduk. Ama bakıyorum şimdi, karşınızda iki tane, üç
tane grup var, o grup karşısında bile çıkaramıyorsunuz. Demek ki, bir hata var
burada. Bu hata İç Tüzük’ten kaynaklanmıyor. İç Tüzük’ü zaten kendi lehinize en
iyi şekilde yapmışsınız.
Şimdi, vergi
kanunlarını getirmişsiniz “Temel kanun” diyorsunuz. Vergi kanununun temel
kanunla ilgisi var mı arkadaşlar? Vergi kanununun üç beş maddesini… Hem de
vatandaşın canına, malına dokunuyorsunuz. Yani vergi getiriyorsunuz, muafiyet
getiriyorsunuz, istisna getiriyorsunuz; bu getirilen muafiyet, istisna, yeni
vergiler, vergi nispetlerinin artırılması ve eksiltilmesi. Bunlar vatandaşın
ekonomik kaynağına, ekonomisine dokunan ciddi meselelerdir. Bunların temel
kanun olarak hiç müzakeresiz geçmesi mümkün müdür?
Yine Türk
vatandaşlığı kanunu getiriyorsunuz; peki, Türk vatandaşlığı kanununda
vatandaşlar için birtakım mükellefiyetler getiriyorsunuz -bunlar, niye maddeler
burada okunup da en azından Türkiye Büyük Millet Meclisini dinleyen
vatandaşlarımız, çok bunu takip ediyorlar- burada bu maddeler, yahu acaba bu
Türk vatandaşlığı kanunu
millete, ne getiriyor, vatandaşlara? Bunların teker teker burada okunup tartışılması gerekmiyor mu? Yok,
efendim, temel kanun. Yahu, arkadaşlar, temel kanun aslında o anlamda değil.
Anayasa Mahkemesi daha önce bunu iptal etti ama sonradan siz geçen dönemde
getirdiniz bunu, temel kanunu getirdiniz. Tabii, Anayasa Mahkemesi Başkanı da
biraz sizinle çok yakın dostluk ilişkileri içinde. Evvela dediniz ki: Nasıl
olduysa öyle bir kanun çıktı. Yani temel kanun. Siz
kırk maddelik, elli maddelik bir kanunu iki maddede geçirirseniz böyle bir
temel kanun olur mu? Yani İç Tüzük’ü bundan daha kısaltarak Meclis
çalışmalarını daha süratlendirmeniz mümkün değil.
Şimdi, yeni iç
Tüzük’ten bahsediliyor. Yeni İç Tüzük’le neyi yapıyorsunuz? Bağımsız,
konuşmasın. Yahu, değerli milletvekilleri, niye bağımsız, konuşmasın? Yani eğer
bağımsız… Bir tek, işte şimdi, bu dönem biraz ben konuşuyorum, öteki
arkadaşlarımız da konuşuyor DSP’li milletvekili arkadaşlarımız. Yani bu konuşmanın sizi rahatsız etmemesi lazım. Gerekirse
Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma saatlerini uzatalım. Biz buraya niye
geldik? Kanun çıkarmak için geldik. E, nasıl kanun çıkaracağız? Bu memleketin
ve milletin lehine kanun çıkaracağız. E, siz nasıl kanun getiriyorsunuz? İşte
geçen gün getirdiniz, lüks yatlara gümrük vergisiz ithalat hakkını getirdiniz.
Lüks yatların ÖTV’sini 9,5 milyar liradan 3,2 milyar
liraya düşürdünüz. Yani getirdiğiniz yasalarda vergi muafiyet… Ondan sonra
bunlara ÖTV muafiyetini getirdiniz, KDV muafiyetini getirdiniz. Yani sanki bu
memleketin hiçbir acil işi yokmuş da bu memlekette işsizlik yokmuş da lüks
yatları olan, lüks kotraları olan vatandaşlara “Yahu, bunlar da getirsinler bu
yatlarını, kotralarını, denizlerde rahat yaşasınlar.” diye vergi muafiyetini
getirdiniz ve yıllık vergilerini indirdiniz. Bu bir defa
vicdanın kabul etmeyeceği şey.
Siz burada
ülkenin zaruri ihtiyaçları için, işsizliğe çare bulacak, devleti ekonomik yönde
güçlendirecek kanunları getirirseniz biz onları destekleriz. Bu
memleket hepimizin. Bu memlekette bu kürsülerden o kadar çok insanlar
geldi geçti ki… Hafızalarda, bu kürsüden gelip geçenlerin, kimlerin hoş
sedaları kaldı? Bu millete, bu memlekete faydalı hizmetler yapanların sedaları
kaldı. Yoksa, işte, çeşitli güç odaklarının, işte
ekonomik güçleri güçlendirmek için, onlara yaranan kanunları buraya getiren
arkadaşlarımız, maalesef, hem tarih huzurunda hem de vatandaş huzurunda pek
itibar sahibi olmadılar.
Şimdi, Başkanın
tutumu şuradan yanlış: İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi diyor ki: “Danışma Kurulu,
Başkanın, grupların daveti üzerine toplanır. Eğer uzlaşma olmazsa, her grup
kendi önerisini Genel Kurula getirir. Genel Kurul da -‘ilk birleşimde’ diyor
ama- Genel Kurulun ilk birleşimi…” Dün ne idi? İlk birleşim oydu ama dünkü olay
o ilk birleşimde bitmediğinden bugünkü ilk birleşime geldi. Yani açıkça “İlk
birleşimin ilk sırasında olur.” diyor.
Şimdi, Sayın
Başkan, bugün ben Başkanlık makamında olsaydım, orada evvela, geçen birleşimde
tartışılmış, konuşulmuş, ondan sonra oylama safhasına gelmiş bir konuyu,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmış, son, bütün müzakeresi bitmiş bir
konuyu siz görmemezlikten gelemezsiniz çünkü burası Meclis. Burada
-Meclis olduğu için- o kırk dakikada tartışılmış, tartışması bitmiş olayı, İç
Tüzük’ün 72’nci maddesine göre, efendim, daha, iyi bir sonuca varılmamıştır;
ikinci bir önerge vererek, yeniden müzakerenin -birer daha, aynı usulle-
uzatılması konusunda bir önerge verilip de Genel Kurul tarafından kabul
edilmediği takdirde, o konu gündemin “Oylanacak İşler” bölümüne girecekti. Başkan,
bugün de birleşimi açtığı anda, oraya geçecekti. Öteki grup önerilerini de
işleme koymaması lazımdı çünkü evvela dün AKP’nin oylanmamış ama müzakeresi
tamamlanmış önergesinde bugünkü gündemi de hallediyordu ama o oylama sırasına
gelmişti, onu oylayacaktı; o oylandıktan sonra ancak bugünkü gündem ona göre
belirlenecekti. Ha, yarına gruplar başka bir öneri getirebilirlerdi. Aslında uygulaması da böyle.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – AKP yeni önerge verince geri çekmiş sayılır.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Çünkü ortada fiilî bir durum var. Bu fiilî durum nedir? Gündemi
belirleyen bir grubun müzakeresi bitmiş…
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Genç, AKP öneri getirince diğer gruplar da getirdi ve mesele
düştü.
KAMER GENÇ (Devamla)
– Efendim, bakın, ben düşüncemi söylüyorum.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Yeni öneri verilince eskisi geri çekilmiş sayılır.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ben bu işin olması gereken şeklini burada söylüyorum. Ama o öyle
yapılmadı, ondan sonra yeniden grup önerileri geldi.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Kamer Bey, bugün yeniden getirdi AKP, yeniden getirdi.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, getiremez. Getiremez, bir grupta bir ciddiyet olur.
FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Ama onlar öyle istedi.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Dün getirdi, müzakere yapıldı, ondan sonra o müzakere sonuçta… Yani
bir tek oylaması kaldı. Oylaması kaldığına göre onun bugün oylamasını yapmamız
lazım, onu biz bir tarafa itemeyiz. Bu Parlamento çalışmalarının temel
unsurlarıdır. Yani “Biz onu beğenmiyoruz.” diyemezsiniz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum. Tamamlayın lütfen.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Dikkat ederseniz, İç Tüzük’te bir kanun tasarı ve teklifi Türkiye
Büyük Millet Meclisinde müzakereye başlandıktan sonra o kanun tasarı ve
teklifini, onu, tasarıyı Hükûmet de geri çekemez, o
teklifi veren kişi de çekemez. Ancak onun geri çekilmesi Genel Kurulun iznine
bağlı. Ama AKP grup başkan vekilleri bugün pekâlâ diyebilirlerdi ki: “Efendim,
biz, dün müzakeresi tamamlanmış ama oylaması yapılmamış o teklifimizi geri
alırız.” O bakımdan yani biz diyoruz ki: “Her şey usulüne göre yapılsın.”
Tabii, bu Parlamentoda bazı hatalar yapıla yapıla
bazı yöneticilerimiz bu Parlamento çalışmasını herhâlde iyi kavrarlar. Mümkün
olduğu kadar burada hatasız iş yapalım diyorum sayın milletvekilleri. Yani ben
bu Meclisin çalışmasını istiyorum. Bu Meclis Türk milletinin göz bebeğidir, bu
göz bebeğimizi iyi korumamız lazım, itibarını iyi korumamız lazım.
Saygılar
sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç.
Lehte konuşmak
üzere Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç. (CHP sıralarından alkışlar)
HALUK KOÇ
(Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; açılan usul tartışması
çerçevesinde Sayın Başkanın tutumunun lehinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, iki gündür, geçen haftaki süreci saymıyorum ama son iki gündür
bir siyasi inatlaşmanın ortasında gözüküyor Parlamento. Ben, geçen dönemde beş
yıl grup başkan vekilliği görevi yaptım. Zaman zaman
muhalefet partisinin -o zaman ilk başta tek partiydik, daha sonra bir başka
grup oluşmuştu- ya da partilerinin bir uzlaşma zemini olmadığında İç Tüzük’ün
kendilerine verdiği hakları kullanması kadar doğal bir girişim olamaz.
Öncelikle, AKP’deki arkadaşlarımın bu tutumu saygıyla karşılamalarını
istiyorum. Böyle de gerekiyor, dünyanın bütün parlamentolarında da böyledir.
Muhalefet partileri, mevcut İç Tüzük’ü gerek konuşma süreleri gerek diğer argümanları kullanarak, uzlaşma sağlayamadıkları noktada
haklılıklarını ifade etmek için bu zemini kullanırlar. Burada bir terslik yok.
Değerli
arkadaşlarım, benim üzerinde durmak istediğim temel bir konu var. Size dönük
eleştirilerim olacak, belki de zaman zaman benim
kendi içimde de yaptığım öz eleştirileri sizlerin de yapması için size bir
davet çıkarmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Türkiye’de demokrasiyi biz henüz kurumlarıyla, kurallarıyla tam
oturtamadık. Bu, genel bir özeleştiri. Ama baktığınız zaman en temel
sıkıntımız, iktidar penceresinden olaylara baktığımızda “çoğulculuk” ile
“çoğunluk” kavramlarını birbirine karıştırmamız. “Ben çoğunluğum, her dediğim
doğrudur.” ya da “Yürütme olarak yasama organının üzerinde her söylediğim
yasama organı tarafından yerine getirilir.” mantığıdır; hiçbir şekilde
toplumsal çoğulculuğun ne sesler çıkarttığını, ne taleplerde bulunduğunu, hangi
yanlışların altını çizdiğini veya “Şunlar da buna eklense daha doğru olur.”
seslerini dikkate almamaktır. Bu, geçen dönemde iktidar partisi grubunun çok sık
yaptığı bir uygulamaydı. O zaman görev yapan arkadaşlarım, 22’nci Dönemde
görevde olanlar çok iyi anımsayacaklardır, burada çok çeşitli yasalarda
“dayatma” demeyeceğim -o kelimeyle ifade etmek istemiyorum- ama bu uzlaşmazlık
durumunu çok kere yaşadık. Bu Danışma Kurulu… Siyasi parti grup önerilerini
geçen dönem hemen hemen her gün getirmek zorunda
kaldı muhalefet, hatırlayacaksınız ve Parlamento normal gündemine saat
18.00’den sonra başlayabildi çoğu kez.
Değerli
arkadaşlarım, konu çok açık. Muhalefetin gerekçeleri, inanın -bugüne kadar bu
tartışmaya katılmadım ama izledim- son derece gerçekçi ve hepinizin bire bir
kendi vicdanıyla baş başa kaldığında “Evet, bu kavramlar doğru, altını
çizdikleri noktalar doğru, bu beni rahatsız ediyor.” diye içinizden geçireceğiniz
kavramlar.
Değerli
arkadaşlarım, gerek Cumhuriyet Halk Partisi gerek Milliyetçi Hareket Partisi
gerekse Demokratik Toplum Partisi sözcüleri bu konudaki görüşlerini dile
getirdiler. Bunları tekrar etmiyorum ama bakın, geçen dönem benzer arayışlar
olduğunda -grup yönetim sorumlusu olarak arkadaşlarımızla birlikte- Bakanlar
Kurulunun çıkarttığı bazı kararlar hakkında idari yargıya başvurdu Cumhuriyet
Halk Partisi. Lütfen bunu göz önüne alın. Ben size tarihlerini vereyim, merak
eden hukukçu arkadaşlarım olur veya bu konuda kendi içindeki bu dayatmalara
karşı bir vicdan hesabı yapan arkadaşlarım varsa ne olur bu yargı kararlarına
baksınlar. Bakın, Danıştay 13. Dairesi, Cumhuriyet Halk Partisinin müracaatı
üzerine 11 Mart 2009 gün ve 2843 sayılı Kararı ile o zaman çıkartılan
kararnamedeki ihale şartnamesinin yürütülmesinin durdurulmasına karar
vermiştir, “İki işlemi bir arada yapamazsınız.” demiştir. Şimdi getirdiğiniz
kanun tasarısı, bu yönde Danıştayın vermiş olduğu
kararı hiç göz önüne almayan… Hani yargıya saygı vardı? Hani yargı kararlarına
uyacaktık? Uyması gereken kim en başta? Kanun tasarısını buraya sunan Hükûmet kanadı.
Değerli
arkadaşlarım, bunun gerekçelerini okumuyorum ama tarih ve sayısını verdim,
bundan lütfen faydalanın.
Şimdi, bakın, geçen
dönem bir –Sayın Genç de belirtti, diğer arkadaşlarımız da belirtti- temel
kanun karabastısı yaşadı bu Meclis. Bunun çıkma
nedenini de ben size söyleyeyim: TESK Yasası görüşülüyordu, TESK Yasası’nda
esnaf ve sanatkâr odalarında yönetici olanların tekrar seçilmesine ilişkin bir
hak gaspı vardı. Bu konuda biz direndik, “Tamam, anlaştık” dendi. Kanun
tasarısına, biz sözcülerimizi geri çektik, geçici maddelere gelindi, geçici
madde 2’de bir iktidar önergesiyle aynı şey tekrar getirildi. Yani bir siyaseten
uzlaşma zemininde bir siyasi aldatılmışlık yaşadık ve bundan sonra bunun geri
çekilmemesi üzerine -sayın grup başkan vekili arkadaşım orada gülümsüyor,
hatırlayacaklar konuyu- Cumhuriyet Halk Partisinin direnişi başladı. Her kanun
tasarısında, her kanun teklifinde, her maddede, yürürlük, yürütme dâhil, önerge
hakları dâhil, her türlü İç Tüzük’ün verdiği hakkı kullanmaya başladık ve
Parlamento üç ay, bir Hâkimler Savcılar Kanununu, bir Sivil Havacılık Kanununu
çıkartabildi.
Değerli
arkadaşlarım, sonra “Bunu nasıl aşarız?” O zaman İç Tüzük’te belirtilen temel
yasa tanımlamasının tamamen dışında, istediği her şeyi temel yasa tarifine
oturtturacak bir anlayışla bir İç Tüzük değişikliği yapıldı. Torba yasaların
yanında bir de İç Tüzük sonucu bir başka garabetle karşı karşıya kaldı
Parlamento. Maddeler okunmadan, tartışılmadan, ne olduğu anlaşılmadan, bir
bölüm hakkında on dakika muhalefet partisi söz alacak, iktidar partisi iki
dakikada bunun doğru olduğunu söyleyecek; iki önerge, onların da çoğu iktidar
partisi tarafından doldurulmuş oluyordu. Ee, “İkinci
bölümde yer alan 11’inci maddeyi kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.
12’nci maddeyi kabul edenler… Etmeyenler… Edilmiştir. Ne kabul ediyoruz, hiç
kimse bilmiyor.
Değerli
arkadaşlarım, Parlamentonun saygınlığına karşı görevlerimiz var. Şimdi, bakın,
doğru siyaset bazen yanlışta ısrar etmemektir, bu önemli bir nokta. Bazen belki
de en önemlisi, yanlışlıkları, eksiklikleri söyleyebilecek cesareti taşımaktır
siyaset.
Ben, AKP
Grubundaki bu duyarlılığı gösterecek arkadaşlarımı bir kere daha, bu yasayı
geri çekerek muhalefetin dile getirdiği noktalarda bir düzenleme yapılmasını
sizin kendi Hükûmetinize ve grup başkan vekillerinize
talep etmeniz gerektiğini düşünüyorum. Bu son derece önemli
bir nokta.
RECEP KORAL
(İstanbul) – Siz yapıyor musunuz bunu? Muhalefetin yanlışlarını söylüyor
musunuz?
HALUK KOÇ
(Devamla) – Biz iktidar olursak o süreci yaşarız Sayın Recep Bey.
Dün burada oturuyordu bugün yok ama mutlaka bu konuşmanın
tutanağını izleyecektir, hani basında “Ebu Zerr”
olarak tanımlamada bulunuluyor, Sayın Bülent Arınç,
Başbakan Yardımcısından, bu konuda, “her türlü sıkıntıya karşı ses yükselten
kişi” olarak kamuoyunda, basında yer aldı, bu konuda bu ortak duyarlılıkları,
muhalefetin yüksek sesle dile getirdiği, sizin aynı duyarlılıkları taşıdığınız
ama bir siyasi parti görevi içerisinde ses çıkartamadığınız bu duyarlılıkları
belki Sayın Arınç’ın dile getirmesi bu yakıştırılan
sıfatı hak etmekte ona biraz daha paye kazandıracaktır.
Değerli
arkadaşlarım, kamuoyuna karşı son derece sıkıntılı bir görüntüye giriyor
Parlamento. Bakın, burada grup önerileri üzerine koşuşturan milletvekilleri,
çekilen kuralar, bazen konunun dışında konuşmalar… Muhalefet hakkını
kullanıyor, tamam ama dışarıdan bakan insan ne İç Tüzük bilir ne iktidarın
tutumunu değerlendirebilir ne muhalefetin görüntüsünü değerlendirebilir.
Topyekûn bu Parlamentonun saygınlığı insanlarımızın, yurttaşlarımızın gözünde
yara alır.
Değerli
arkadaşlarım, aklın yolu birdir. Evet, bu mayınlı arazi temizlenmelidir,
uluslararası anlaşmaya tarafız ama temizlenmesi… İhale de neyle yapılacaksa
yapılır, kim yapacaksa yapar ama bunun karşılığında muhalefetin itirazı olan
noktalarda bir kere daha duyarlılık göstermenizi sizlerden özellikle rica
ediyorum. Sağduyulu bir arkadaşınızın konuşması olarak bunu belleklerinizde,
vicdanlarınızda değerlendirin.
Saygılarımı
sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Koç.
Usul
tartışmasında aleyhte söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi Kaynak. Buyurun Sayın Kaynak.
Buyurun Sayın
Kaynak.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Tunceli Milletvekili
Sayın Kamer Genç’in açtığı usul tartışmasında aleyhte söz aldım.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Usul tartışmasını ben açmadım, Başkan açtı.
VEYSİ KAYNAK
(Devamla) – Dünden oylaması yetişmediği için bugün grubumuz yeni bir öneri
getirmiştir. Bu sebeple tutumunuzun aleyhindeyim.
Saygılar sunarım.
(CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar[!])
BAŞKAN – Usul
tartışmasının lehinde söz isteyen İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.
Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)
OKTAY VURAL
(İzmir) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkanım,
tabii, burada, biz, usul tartışmasının lehinde, aleyhinde değil, sizin
tutumunuzun lehinde ve aleyhinde olup olmadığını tezekkür ediyoruz. Biraz önce
AKP’ye mensup Sayın Milletvekili “Kamer Genç’in usul tartışmasının
aleyhindeyiz.” dedi.
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sürçülisan oldu.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Biz, burada, Başkanın uygulamasının lehinde mi, aleyhinde mi… Bu
durumda, herhâlde, AKP Grubu, Başkanlığın uygulamasının aleyhinde söz almış
oldu. Ben doğru bulmuyorum. O zaman Kamer Genç’le aynı şeyi düşünüyorsunuz. Bu
durumda AKP Grubunun bu kendi önerilerinin bugün oylanmaması konusunda itiraz
etmesini anlamış değilim. Siz “Oylanmalıydı, yapılmalıydı, bitmeliydi.”
diyorsunuz, Kamer Genç’in iddiası bu, siz de bu iddianın doğru olmadığını ifade
ediyorsunuz. Dolayısıyla bu konuda ciddi bir çelişki var. AKP Grubu, gerçekten,
bu konuda nasıl bir usul oluşması gerektiğini ifade etmesi gerekir.
Sayın Başkanım,
bence tutum doğru. Neden? Şimdi, AKP Grubunun yaptığı öneri, salı gününü de
içine alan, bir RTÜK seçimini de dikkate alan bir öneri. Şimdi salı günkü
çalışmayla ilgili bu öneri kabul edilse ne anlam ifade edecek, RTÜK seçimini ne
zaman yapacağız, salı yapmamış olduğumuza göre çarşamba günü mü yapacağız?
Dolayısıyla bu konunun açıkçası tamamlanmasının, bu birleşimde yapılmasının
mümkün olmadığını düşünüyoruz, dolayısıyla öneri düşmüş olacaktır. Yani bugün bu
öneriler doğrultusunda bakıldığı zaman yeni grup önerileriyle değerlendirme
yapılacak.
Aslında burada
daha önce benim söz talebim olmuştu, sizin tutumunuzun, 37’nci maddeyle ilgili,
tutumunuzun lehinde söz istememe rağmen bu söz isteğimin Kâtip Üye tarafından
dikkate alınmayıp, CHP grup önerisi üzerinde söz almaları daha sonra olmasına
rağmen aynı anda getirildiğini ifade etmiştim, bunun doğru olmadığını
belirtmiştim. Daha sonra Kâtip Üyeyle yaptığım görüşmede bir farklı anlayış
geliştiğini düşünüyorum. Sayın Elitaş önce vermiş,
Sayın Aydın’ın verdikleri de daha sonra gelmişti. Öncelikle aldıkları Sayın Elitaş’ın talebiydi. Dolayısıyla bu talebi biz öncelikle
gündeme getirdik, diğerlerini dikkate almadık demişti. Eğer durum böyle ise o
zaman benim itirazımın pek geçerli bir tarafı yok. Ben sadece eğer grup
önerileri toptan değerlendirilmiş ve Sayın Elitaş’a
söz istenmişse bunun doğru olmadığını söylemiştim, Sayın Kâtip Üye Sayın Elitaş’ın talebinin daha önceden geldiğini ifade etmişti.
Bu durumda bu söz taleplerinin aynı anda geldiğine ilişkin iddia açıkçası
tartışılır hâle geldi.
Bir diğer konu
açıkçası Danışma Kurulunun önerisi. Şimdi, Değerli Milletvekili Sayın Kamer
Genç’in ifadesiyle oylamayı bugün yapacağız. Şimdi, oylamayı bugün yaptığımız
zaman, bu durumda, bu oylamayla ilgili olarak Meclis Genel Kurulu salı günkü
toplantısını yapamamış olacak. Bir Danışma Kurulu önerisi topyekûn
değerlendirilir, parçalı öneri olmaz ve bu öneri, açıkçası AKP Grubunun önerisi
topyekûn değerlendirileceği için, Başkanlığın da bu öneriyi parçalama imkânı
olmadığı için oylamasını bugün yapmaması bence doğru olmuştur.
Şimdi, aslında,
biz neden bu duruma geldik? İlk defa oluyor. Gerçekten ilk defa oluyor.
Aslında, neden ilk defa oluyor? Değerli arkadaşlarım, bu mayınlı arazilerin
kiralanmasıyla ilgili tüm kamuoyunda endişe var.
Bakın, Yeni
Şafak’ta ne diyor, “Kanun geçerse faşistin önde gideni olur.” diyor. “İşin
gübresini çıkarmayın.” söylüyor. Vakit “One minute yani.” diyor. Bugün “Başbakan altından kalkabilir
mi?” diyor. Bütün bunlarla ilgili herkeste bir endişe var ise, değerli
arkadaşlarım, demek ki bir bilgilendirme noksanı var. Neden bu dayatmayı ileri
safhalara götürüyoruz?
Bakın, Sayın
Cumhurbaşkanı diyor ki: “Kuşkusu olanlar, şüphesi olanlar -ki olabilir, gayet
tabiidir- o zaman onları da en iyi şekilde yetkililer, başta Hükûmet olmak üzere uzmanlarını göndererek açıklayacaklar.”
Değerli
arkadaşlarım, Plan Bütçe Komisyonundaki değerli arkadaşlarım, sorduğunuz
sorulara bir cevap geldi mi?
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Burada alamadık ki!
OKTAY VURAL
(Devamla) – Gelmedi. Burada alamadık. Yani Cumhurbaşkanı “Bilgilendirilsin”
diye söylüyor, bütün basın yayın kuruluşları -hangi yelpazede olursa olsun- bu
konuda endişelerini belirtiyor. Ben inanıyorum ki siz de soruların bir kısmının
cevabını bulabilmiş değilsiniz ya da size verilebilmiş değil. Bu durumda,
gelin, bu konuda grupların endişelerini giderecek, bütün medyanın, kamuoyunun
endişelerini giderecek yöntemi belirleyelim; bilgilendirme olsun, bu endişeler
kaldırılsın, hep beraber, birlikte, değerli arkadaşlarım, bu konuyu çözüme
kavuşturalım.
Ha, bu konuda ben
şöyle iddia ediyorum değerli arkadaşlarım: Gelin, buyurun, AKP’nin içerisinden,
değerli arkadaşlarım, 3 kişi, 5 kişi, hiç bu konuda grup yönetimiyle ilişkili
olmayan arkadaşlar milletvekilleri olarak gelsinler, bu tasarı doğru mu değil
mi, hangi bilgilere ihtiyaç var, bu kararı vermek için.
Bakın değerli
arkadaşlarım, Başbakanlığın hazırladığı bir mevzuat hazırlama yönetmeliğine
göre düzenleyici etki analizi yapılmadan tasarıların gönderilmeyeceğini ifade
ediyor. Bu tasarıda düzenleyici etki analizi yok. Nereyi vereceksiniz, nereyi
kiraya verecekseniz o bile belli değil, çevreyi nasıl etkileyecek belli değil. Ottawa Sözleşmesi’ne göre, bu çevreyle ilgili, o toprağı etkilemeyle
ilgili bütün bilgilerin onaydan sonra yüz seksen gün içinde verilmesi lazım. Bu
bilgiler paylaşılmış değil. Sizden sadece ne isteniyor? Şu kıymetli
parmaklarınızı! Değerli arkadaşlarım, milletvekillerinin sadece parmağı
kıymetli değil, beyni de kuvvetlidir. Yani sadece ona ihtiyaç yok. (MHP ve CHP
sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, gelin inandırın, kamuoyunun hepsini
inandırın, değerli milletvekillerimiz yüreğiyle, parmağıyla, başıyla buna
“Evet” der. Ama sadece parmakla olmuyor bu işler.
Bu konuda elbette
bu süreç içerisinde çeşitli yöntemleri kullandığımız açık. Sayın Başkanım, biz
İç Tüzük’teki imkânları kullanıyoruz, İç Tüzük’ün imkân verdiği hâlleri
kullanıyoruz. Siz de onu yapıyorsunuz. Bir torba yasayı ya da çorba yasayı
temel kanun olarak getiriyorsunuz. Bu İç Tüzük ihlali değil mi, hakkın suistimali değil mi? Niye yapıyorsunuz böyle, ne alakası
var? Yeni bir gümrük kanunu yapmıyorsunuz, niye bununla ilgili tasarıyı temel
kanun olarak getiriyorsunuz? Gelir Vergisi Kanunu ve çeşitli kanunlarda
değişiklik yapacaksınız. Bunun neresi temel yasa? Siz İç Tüzük’ü çoğunluk
iradesiyle kendi isteğiniz doğrultusunda kullanmak istiyorsunuz, biz de İç
Tüzük’ün verdiği imkânları değerlendirmek istiyoruz.
Yapılması gereken
ne? Değerli arkadaşlarım, evet, bu konuda kamuoyunun ciddi bir şekilde
hassasiyeti oluşmuştur. “Hâkimiyet (egemenlik) kayıtsız şartsız milletindir.”
diyor değerli arkadaşlarım. Şimdi, eğer böyle ise, bu kadar
hassasiyetin oluştuğu, bu kadar direncin oluştuğu, Sayın Cumhurbaşkanının da “Bilgilendirme
yapılması gerekir.” dediği bir konuda neden ısrar ediliyor, neden bunlar
yapılmadan bu tasarı dayatılıyor, bunun sebebini öğrenmeden burada milletvekili
olarak bu tasarının yürütme ve yürürlülüğünü konuşturmanın Türkiye'nin lehine
olduğunu düşünmüyoruz, çünkü Sayın Cumhurbaşkanı da öyle söylüyor, “Endişeler
giderilmeli, giderilsin.” diyor. Sorular cevaplandırılsın. Bu sorular
cevaplandırılmadı. Ey sayın milletvekilleri, şimdi siz, Maliye Bakanlığının
acaba ne kadarlık kilometrekarelik bir araziyi kiraya
vereceğini biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz… Bilmiyorsunuz… “Ceylanpınar’ı da
ekledim.” diyebilir.
MEHMET GÜNAL
(Antalya) –
VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Hayır, denilmez efendim, tasarı açık.
RECEP KORAL
(İstanbul) – Bilemezsiniz ki, İhale Kanunu…
OKTAY VURAL
(Devamla) - Yanındaki taşınmazları, hepsini isteyebilir.
Maliyetinin ne
olduğunu biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Yani, nasıl yaptığınız işin maliyetini
bilmiyorsanız, o zaman kiralamayı nasıl yapacaksınız, doğrusu anlaşılır değildir.
E, bu durumda The Economist’in
23 Mayıs tarihli şeyinin… Ne o? Sömürgecilik dönemidir…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
OKTAY VURAL
(Devamla) – Başka ülkelerin tarım alanlarını kendi gıda güvenliği için rezerv
olarak kullanma ve kapma savaşında özellikle Orta Doğu ülkelerinin yeni
sömürgecilik anlayışı çerçevesinde geliştirdikleri bir yöntemdir. E, bunlara
dikkat çekiyoruz.
“Efendim, şu
alacakmış, İsrail alacakmış, bu alacakmış…” Belki de Katar’dır, belki de Suudi
Arabistan. Değil mi?
MEHMET GÜNAL
(Antalya) – Onlar da istiyor.
OKTAY VURAL
(Devamla) - Yani, bunun için, kendi topraklarımızın, kendi insanlarımızın
ihtiyacı için kullanılmasını ve bizim işlememiz gerektiğini ifade ediyorum.
Sayın Başkanın,
bu bakımdan, bu tutumunun doğru olduğunu düşünüyorum. Eğer bir gündem talebi
varsa, o gündemin düzenlenmesiyle ilgili hususlar eğer görüşüldüğü günü de
kapsıyorsa ve bu konuda süre de tamamlanmışsa artık müzakeresi tamamlanmıştır,
müzakeresi mümkün değildir. O bakımdan, Sayın Genç’in usul tartışması
doğrultusunda, Başkanın tutumunun yanlış olduğuna ilişkin usul tartışmasının
doğru olmadığını düşünüyorum, Başkanın tutumunun doğru olduğunu düşünüyorum.
Saygılarımı arz
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
AHMET TAN
(İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın
Tan…
KAMER GENÇ
(Tunceli) - Sayın Başkan, çalışma süresi bitti.
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Tamam, hedefine ulaştın zaten.
AHMET TAN
(İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim verdiğiniz söz için.
Ben de,
müsaadenizle, üzerinde bir iki cümle söylemek istiyorum. Bağımsızların adı
geçti, belki o bakımdan da söz hakkı doğduğunu söyleyebilirim. Ama tabii bu şaka.
Şimdi, efendim,
ben üç dönemdir milletvekiliyim, yirmi beş yıl da yukarıda basın locasında
oturdum. Fakat bugüne kadar ilk defa -söylüyorum- görüşülmekte olan bir tasarı
üzerinde bir cumhurbaşkanının açıklama yapma ihtiyacı hissettiğini gördüm.
Biraz evvel Sayın Cumhurbaşkanından bir açıklama geldi, Anadolu Ajansına resmen
iletildi. Orada Sayın Cumhurbaşkanı diyor ki: “Mayınların temizlenmesi
konusunda bilgilenilmesi gerekir. -Tırnak içinde ifade ediyor- Kutuplaşma
çıkarsa orada bir şey yapılamaz.” Şimdi, öyle anlaşılıyor ki burada kutuplaşma
çıktı. Kutuplaşma çıktığına göre de burada yapılacak olan şey bu tasarının geri
çekilmesidir. Çünkü bir anlamda da Sayın Cumhurbaşkanının bu açıklaması,
görüşülmekte olan bir kanuna bu tür bir müdahalesi, bir hatırlatması yahut da
muhtırası kesinlikle bunun sonunun vetoya gideceği biçiminde de düşünülebilir.
O yüzden, yol yakınken, kutuplaşma daha keskinleşmeden bu tasarının çekilmesi
yerinde olacaktır.
Bir başka karine
de: Sayın Başbakan, eğer bu tasarıya çok önem verseydi, biliyoruz ki gelip
oturacaktı Hükûmet sıralarında. Oysaki iki dakika
öncesine kadar Hükûmet sıraları da sabahtan beri
bomboştu.
Teşekkür ederim,
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre dünkü birleşimde işlem gören önerisi sonuçlandırılamadan Genel
Kurul kapanmıştır. Önerinin bir kısmı dünkü çalışmaları düzenlemekte olduğundan
bugün için bu bölümler hükümsüz kalmıştır. Bugün aynı parti grubu yeni bir
öneri getirmiş olup bu öneri dünkü öneriyi de kapsamaktadır. Şu anda da siyasi
parti gruplarının önerilerini gündemin “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları”
kısmında görüşüyoruz. Sayın Genç’in önerisini kabul etmiş olsak bile
görüşmeleri biten işler gündemin “oylaması yapılacak işler” kısmında yer alır.
Biz şu anda gündemin ilk bölümü olan “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları”nda
yer alan işleri görüşmekteyiz. Sayın Genç, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
önerisinin “Sunuşlar” kısmında oya sunulması gerektiğini iddia etmektedir
ki bu doğru değildir. Öneri ancak “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında oya
sunulabilinir. O bölüm de sunuşlardan ve seçimden sonra gündemin dördüncü
bölümünde yer almaktadır. Yani henüz bu konuya ilişkin yapılmış bir uygulama
yoktur. Yapılmamış bir uygulamanın doğru veya yanlış olduğunu tartışmanın
yerinde olmadığını düşünüyorum. Tutumumda bir değişiklik olmamıştır.
Kanun tasarı ve
tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 28 Mayıs 2009 Perşembe günü saat 15.00’te
toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 18.53