DÖNEM: 23 CİLT: 44 YASAMA YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
83’üncü
Birleşim
29 Nisan 2009
Çarşamba
(Bu Tutanak Dergisinde yer
alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge aslına uygun
olarak yazılmıştır)
İ Ç İ N D E K İ L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- YOKLAMA
IV. - OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkan
Vekili Nevzat Pakdil’in, Diyarbakır’da bugün şehit
olan 9 Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm milletimize başsağlığı
dileyen konuşması
V.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- İstanbul
Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın,
Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı
Barack Obama’nın 24 Nisan açıklamalarına
ilişkin gündem dışı konuşması ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı
2.- Muş
Milletvekili Sırrı Sakık’ın, çocukların şiddete ve
haksızlığa maruz kalmaları ile Diyarbakır’ın Lice ilçesi kırsalında mayın
patlaması sonucu yaşamını yitiren 9 askerimize Allah’tan rahmet, ailelerine
başsağlığı dilemesine ilişkin gündem dışı konuşması ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı
3.- Hakkâri
Milletvekili Abdulmuttalip Özbek’in, Hakkâri ilinde
23 Nisan günü cereyan eden olaylara ilişkin gündem dışı konuşması ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
VI.-
AÇIKLAMALAR
1.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın,
konuşmasına ilişkin açıklaması
2.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Azerbaycan-Türkiye-Ermenistan arasındaki
görüşmelerde ara buluculuk rolü üstlenen İsviçre’nin durumuna ilişkin
açıklaması
3.- İstanbul
Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Dışişleri
Bakanı Ali Babacan’ın konuşmasına ilişkin açıklaması
4.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Diyarbakır’ın Lice
ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu 9 askerimizin şehit
edilmesini şiddetle ve nefretle kınayan, şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet,
ailelerine ve milletimize başsağlığı dileyen açıklaması
5.- İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Diyarbakır’ın Lice
ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu 9 askerimizin şehit
edilmesini şiddetle ve nefretle kınayan, şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet,
ailelerine ve milletimize başsağlığı dileyen açıklaması
6.- Kocaeli
Milletvekili Nihat Ergün’ün, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde PKK terör örgütünün
hain saldırısı sonucu 9 askerimizin şehit edilmesini şiddetle ve nefretle
kınayan, şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize
başsağlığı dileyen açıklaması
7.- Dışişleri
Bakanı Ali Babacan’ın, İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın
konuşmasına ilişkin açıklaması
8.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde PKK terör örgütünün
hain saldırısı sonucu 9 askerimizin şehit edilmesini şiddetle ve nefretle kınayan,
şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı
dileyen açıklaması
9.- Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal’ın, emek ve demokrasi
güçlerinin Taksim Alanı’nda 1 Mayıs Bayramı’nı kutlama taleplerine olumlu cevap
verilmesi konusundaki açıklaması
10.- İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın, Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın,
emek ve demokrasi güçlerinin Taksim Alanı’nda 1 Mayıs kutlama talepleri
konusundaki ifadelerine ilişkin açıklaması
VII.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
1.- Genel Kurulu
ziyaret eden Kazakistan Parlamentosundan bir milletvekili heyetine Başkanlıkça
“Hoş geldiniz” denilmesi
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 22 milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs kutlamalarında
Taksim’de meydana gelen olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/354)
2.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 22 milletvekilinin, Gaziantep’te ekonomik kriz ve
göçün işsizliğe etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/355)
3.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu ve 25
milletvekilinin, Kayseri ilinin turizm sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/356)
VIII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)
2.- Posta
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/491) (S. Sayısı: 230)
IX.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, genel seçimlerde adaylık için istifa eden kamu
görevlilerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/6482) (Ek cevap)
2.- Kayseri
Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun, siyasi
parti toplantılarında kamu araçlarının kullanımı ve işçilerin zorla katılımı
iddialarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7071)
3.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, İzmir’de kapanan ve açılan iş yerlerine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı
(7/7192)
4.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
TRAKAB toplantılarına davet edilen basın mensuplarına ilişkin Başbakandan
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7197)
5.- İstanbul
Milletvekili Ufuk Uras’ın, yer bilimleri mühendislerinin istihdamına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun
cevabı (7/7202)
6.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa’nın bazı köylerinin yol sorununa ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7262)
7.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir köyün bazı ihtiyaçlarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7266)
8.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, abone olunan dergilere
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/7284)
9.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Osmangazi’deki Doğanbey
Kentsel Dönüşüm Projesi’ne ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/7429)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.
Ardahan
Milletvekili Saffet Kaya, Ardahan ilinde kurulacak olan arıcılık enstitüsü ve
tarım konusuna ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.
Muğla
Milletvekili Gürol Ergin’in, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının bazı uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşmasına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker,
Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, Kosova Türkleri Millî
Bayramı’nın kutlama törenleri ve Kosova izlenimlerine ilişkin gündem dışı
konuşmasına Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu,
Cevap verdiler.
Norveç
Parlamentosu Başkanı Thorbjorn Jagland’ın
davetine icabet edecek olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal
Toptan’ın, beraberindeki Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti
gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel
Kurulun bilgisine sunuldu.
İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız ve 24 milletvekilinin,
eczacılıktaki sorunların araştırılarak mesleğin gelişmesi için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi (10/350),
Muğla Milletvekili
Ali Arslan ve 26 milletvekilinin, emeklilerin
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/351),
İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 milletvekilinin, Köy Enstitüsü sisteminin
araştırılarak yaşatılması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
(10/352),
İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs
kutlamalarında Taksim’de meydana gelen olayların araştırılması (10/353),
Amacıyla birer
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı.
İngiltere Avam
Kamarası Üyesi ve Parlamento İçişleri Komitesi Başkanı Keith
Vaz’ın, İngiltere Parlamentosu’nda 14 Mayıs 2009
tarihinde düzenlenecek “Avrupa ve Sınırdaş Bölgelerde İnsan Ticareti” konulu
seminere vaki davetine İstanbul Milletvekili TBMM İçişleri Komisyonu Başkan
Vekili Feyzullah Kıyıklık’ın icabet etmesine,
Fransa Senatosu
Dışişleri, Savunma ve Silahlı Kuvvetler Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet
Meclisinden bir Parlamento heyetini 17-20 Mayıs 2009 tarihleri arasında
Fransa’ya davetine icabet edilmesine,
Bazı
milletvekillerine, belirtilen sebep ve sürelerle izin ve Balıkesir Milletvekili
Hüseyin Pazarcı ile Sakarya Milletvekili Şaban Dişli’ye
ödenek ve yolluklarının verilmesine,
İlişkin Başkanlık
tezkereleri kabul edildi.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmında yer alan 230, 343, 263, 353, 257 ve 89 sıra sayılı kanun
tasarı ve tekliflerinin sırasıyla bu kısmın 2, 3, 4, 5, 6 ve 7’nci sıralarına
alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; Genel
Kurulun, 28 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde bir saat süre ile sözlü
soruların görüşülmesinin ardından diğer denetim konularının görüşülmeyerek
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmında yer alan işlerin görüşülmesine, 29 Nisan 2009 Çarşamba günkü
birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine, 29 Nisan 2009 Çarşamba ve 30 Nisan
2009 Perşembe günlerindeki birleşimlerinde 14.00-20.00 saatleri arasında
çalışmalarını sürdürmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi yapılan görüşmelerden
sonra kabul edildi.
Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 08.05.2006 Tarihli ve 3285
Sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/22), İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul
edilmedi.
Gündemin “Sözlü
Sorular” kısmının;
1’inci sırasında bulunan (6/408),
5’inci “ “ (6/483),
10’uncu “ “ (6/524),
11’inci “ “ (6/529),
12’nci “ “ (6/530),
23’üncü “ “ (6/569),
26’ncı “ “ (6/575),
29’uncu “ “ (6/585),
31’inci “ “ (6/596),
33’üncü “ “ (6/602),
35’inci “ “ (6/610),
39’uncu “ “ (6/623),
40’ıncı “ “ (6/625),
42’nci “ “ (6/629),
45’inci “ “ (6/635),
52’nci “ “ (6/662),
56’ncı “ “ (6/673),
60’ıncı “ “ (6/681),
91’inci “ “ (6/748),
95’inci “ “ (6/758),
107’nci “ “ (6/788),
110’uncu “ “ (6/798),
123’üncü “ “ (6/822),
245’inci “ “ (6/1001),
282’nci “ “ (6/1051),
295’inci “ “ (6/1064),
353’üncü “ “ (6/1130),
366’ncı “ “ (6/1145),
369’uncu “ “ (6/1148),
398’inci “ “ (6/1183),
Esas numaralı sözlü sorulara Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Faruk Çelik cevap verdi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç ve Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz de
cevaba karşı görüşlerini açıkladılar.
Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler” kısmının;
1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi
kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi
kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun
(1/324) (S. Sayısı: 96) görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından ertelendi.
2’nci sırasına alınan, Posta Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
Komisyonu Raporu’nun (1/491) (S. Sayısı: 230) görüşmelerine başlanarak tümü
üzerinde bir süre görüşüldü.
29 Nisan 2009 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat
14.00’te toplanmak üzere birleşime 18.51’de son verildi.
|
|
|
Nevzat PAKDİL |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
Harun TÜFEKCİ |
|
Yaşar TÜZÜN |
|
|
Konya |
|
Bilecik |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 90
II.- GELEN KÂĞITLAR
29 Nisan 2009 Çarşamba
Raporlar
1.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Slovakya Cumhuriyeti Arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesinin
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu (1/471) (S. Sayısı: 365) (Dağıtma
tarihi: 29.4.2009) (GÜNDEME)
2.- Türkiye
Cumhuriyeti ile Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Arasında Dostluk ve
İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve
Dışişleri Komisyonu Raporu (1/516) (S. Sayısı: 366) (Dağıtma tarihi: 29.4.2009)
(GÜNDEME)
3.- Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Angola Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ticari, Ekonomik
ve Teknik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/662) (S. Sayısı: 367) (Dağıtma
tarihi: 29.4.2009) (GÜNDEME)
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 22 Milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs
kutlamalarında Taksim’de meydana gelen olayların araştırılması amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/354) (Başkanlığa geliş tarihi:
21.04.2009)
2.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 22 Milletvekilinin, Gaziantep’te ekonomik kriz ve
göçün işsizliğe etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/355)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22.04.2009)
3.- Kayseri Milletvekili
Mehmet Şevki Kulkuloğlu ve 25 Milletvekilinin,
Kayseri ilinin turizm sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22.04.2009)
29
Nisan 2009 Çarşamba
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.00
BAŞKAN:
Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Fatoş GÜRKAN (Adana)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in,
Diyarbakır’da bugün şehit olan 9 Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve
tüm milletimize başsağlığı dileyen konuşması
BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, bugün şehadet şerbetini
içen 7 Mehmetçiğimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve tüm milletimize
başsağlığı diliyorum.
Milletimizin
varlığını, birliğini ve huzurunu hedef alan hainler ve onların arkasındaki
güçler bilmelidir ki Türk milletinin birliğini ve huzurunu bozamayacaklardır.
Bunları yapanları lanetliyorum. Milletimize tekrar başsağlığı dileklerimi
iletiyorum.
Sayın
milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ve Amerika Birleşik Devletleri
Başkanı Barack Obama’nın
açıklamaları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elakdağ’a aittir.
Sayın Elekdağ, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları
1.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın,
Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı
Barack Obama’nın 24 Nisan
açıklamalarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın
cevabı
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Amerika Birleşik
Devletleri Başkanı Obama’nın 24 Nisan açıklaması
hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum.
Değerli
arkadaşlarım, Sayın Obama, açıklamasında “soykırım” kelimesini kullanmış olmasa
da “soykırım”ın Ermenice lisanında tam karşılığı olan ve “büyük felaket”
anlamına gelen “metz yeghern”
kelimelerini kullandı ve bunu 2 kere tekrarladı. Ayrıca açıklamasında “Her yıl,
Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerinde katledilen ya da ölüme yürüyen 1,5
milyon Ermeni’yi anıyoruz.” ifadeleriyle Osmanlı Türk’ünü suçladıktan sonra “O
dönem hakkında düşüncelerim değişmedi. O dönemin gerçeklerinin dürüst ve tam
olarak kabul edilmesini istiyorum.” diyerek seçim kampanyası sırasında 5 kez
kullandığı “soykırım” sözcüğünü çağrıştırdı.
Değerli
arkadaşlarım, bu ifadeler, Ermeni tarafının “soykırım” iddialarını güçlendiren
bir peşin hüküm oluşturuyor ve Türkiye ile Ermenistan arasında yürütülen
müzakereler çerçevesinde kurulması öngörülen “ortak tarih komisyonu”nun
etkin ve işlevini yapacak bir yapıda olmasını engelleyecek bir nitelik taşıyor.
1915 olaylarına
ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması, değerli arkadaşlarım, ancak ortak tarih
komisyonunun kurulması, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin kurulmasında kilit
unsurdur. Çünkü Türkiye ve Ermenistan arasında gerçek barış ve uzlaşı, Türk ve
Ermeni uluslarının yaşadıkları beşerî facianın tüm yönlerinin nesnel bilimsel
araştırmayla gün ışığına çıkarılmasından ve iki tarafın tarihleriyle
yüzleşmelerinin yaratacağı travmadan doğacaktır.
Bu bakımdan,
Türkiye’ye Ermenistan ilişkilerinin normalleştirmesi önerisinde bulunan Başkan Obama’nın, ortak tarih komisyonunun yapacağı göreve ve
çalışmaları sonucunda çıkaracağı bulgulara saygı gösteren bir şekilde konuşması
gerekirdi. Oysa Obama, tam bir yargısız infazla ortak tarih komisyonunun
bulgularını sıfıra indirgemeye çalışmıştır.
Sayın Obama Harward Hukuk Fakültesi mezunu ve saygıdeğer bir hukukçudur
ama ne yazık ki evrensel hukuk prensiplerine riayet etmiyor. Çünkü uluslararası
bir suç olan soykırım, bir uluslararası hukuk enstrümanıyla
kodifiye edilmiştir. Bu enstrüman, 1948 yılında
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından oy birliğiyle kabul edilen
“Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”dir.
Soykırım
Sözleşmesi’nin 2’nci maddesi suçu tanımlamış ve suçun mevcut olması için kanıtlanması
gerekli olan objektif ve subjektif unsurları
belirlemiştir.
Bir zanlının veya
devletin soykırım suçu ile suçlanabilmesi için, yetkili mahkeme tarafından
suçun objektif ve subjektif unsurlarının
belirlenmesi, kanıtlanması ve bilhassa suçun özel kasıtla işlendiğinin
saptanması gerekmektedir.
Sözleşme,
soykırım iddialarını kapsayan davalara bakmakla yetkili mahkemeleri de
belirlemiştir. Sözleşme’nin 6’ncı maddesinde, yetkili mahkemelerin ya olayın
vuku bulduğu ülkenin yetkili mahkemesi yahut da tarafların üzerinde
anlaşacakları yetkili uluslararası ceza mahkemesi olması gerektiği
belirtilmiştir. Ayrıca, Sözleşme’nin 9’uncu maddesinde, devletlerin soykırım
konusunda aralarında çıkabilecek ihtilafları Uluslararası Adalet Divanına
götürebilecekleri öngörülmüştür.
Bu bakımdan,
değerli arkadaşlarım, bir zanlıya yöneltilen soykırım suçunun, eğer yetkili
hukuk mercileri tarafından objektif ve subjektif
unsurlarının mevcudiyetleri kanıtlanmamış ve suçun özel kasıtla işlendiği
saptanmamış ve bu veriler ışığında suçun işlendiği hükme bağlanmamışsa, böyle
bir isnat hiçbir hukuki değeri olmayan bir iftiradan ibaret kalır. Bir hukukçu
olan Obama’nın bunları bilmemesi kabil mi değerli
arkadaşlarım?
Esasen bugüne
kadar yetkili bir uluslararası ceza mahkemesi kararı olmadan hiçbir zanlı,
hiçbir devlet soykırımla veya onun kadar ağır bir suç olan insanlığa karşı
suçla suçlanmamıştır.
Nitekim, Nüremberg Uluslararası Ceza Mahkemesi, insanlığa karşı
suçlarla suçlanan Alman Nazilerinin ileri gelenlerini uzun bir mahkeme sürecinden
sonra suçlu bulmuş ve bunlardan 22 tanesini idama mahkûm etmiştir.
Ruanda ve Yugoslavya
çatışmaları sırasında da ortaya çıkan soykırım zanlıları, Ruanda
Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi
tarafından soykırım suçuyla mahkûm edilmişlerdir.
İnsanlığa karşı
suçlarla suçlanan Saddam Hüseyin için dahi, hukukun icaplarının yerine
getirilmesi amacıyla bir Irak Özel Mahkemesi kurulmuştur.
Bosna-Hersek’in Sırbistan hakkındaki soykırım davasına
Uluslararası Adalet Divanı bakmıştır. Divan, Srebrenica’da
soykırım suçu işlendiğini teyit etmiş, fakat Sırbistan’ı devlet olarak
soykırımdan suçlu bulmamıştır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Başkan Obama’nın, kökleri 1215 tarihli Magna
Carta’ya giden ve hukukun temel ilkesi olan “masumiyet
karinesi”ni bilmemesi mümkün mü? Masumiyet karinesi
1948’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından oy birliğiyle kabul edilen
Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 11’inci maddesinde şöyle ifade
edilmiştir: “Bir suç işlemekten sanık herkes, savunması için kendisine gerekli
bütün tertibatın sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile kanunen suçlu
olduğu tespit edilmedikçe masum sayılır.”
Bu konuda Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2’nci maddesinde şu ifadeler yer alır: “Bir
suçla itham edilen herkes, suçluluğu kanıtlanıncaya kadar masum sayılır.”
Amerika Birleşik
Devletleri Anayasası’nın “5. Değişikliği” (Fifth Amendment) ve “14. Değişikliği” (Fourtenth
Amendment) de bir kişinin adil bir mahkeme sürecinden
geçmeden suçlanamayacağını ve cezalandırılamayacağını öngörür.
Bu bakımdan,
Başkan Obama, 24 Nisan açıklamasıyla hem Amerikan Anayasası’nı hem uluslararası
hukuku hem de hukukun temel prensiplerini çiğnemiştir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Seçim meydanında
yalan yanlış bilgilere dayanarak verilen sözler nedeniyle Obama’nın,
kendi Anayasa’sına ve uluslararası hukuka bu denli ters düşmeyi kabul
edebilmesi, Türkiye’deki kredibilitesine ciddi bir
gölge düşürmüştür.
Kısa süre önce
Türkiye Büyük Millet Meclisinde yaptığı konuşmada, Başkan Obama, Türkiye ile
örnek bir ittifak ilişkisi geliştirmek istediğini belirtmişti. Ancak, ben şimdi
sizlere sormak istiyorum değerli arkadaşlarım: Obama’nın
bu ifadeleri ile son tutumu arasındaki uçurum, Türk kamuoyunun bundan böyle
Amerikan Başkanının açıklamalarına kuşkuyla bakmasına yol açmayacak mıdır?
Teşekkür
ediyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Gündem dışı
konuşmaya Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın
Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Nihayet Dışişleri Bakanını görebildik bugün!
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Şükrü Elekdağ’ın, Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri ve
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama’nın
açıklaması konusunda yapmış olduğu gündem dışı konuşmaya katkı vermek üzere söz
almış bulunmaktayım ve yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın Elekdağ, konuşmasında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama’nın 24 Nisan vesilesiyle yayımladığı bildiriye
değinmiştir ve burada gündeme getirdiği konulara, çoğuna, benim de burada
katıldığımı baştan özellikle ifade etmek istiyorum.
İç siyasetten
kaynaklanan nedenlerle yapıldığı anlaşılan Sayın Obama’nın
bildirisinde yer alan bazı ifadeleri ve 1915 olaylarıyla ilgili tarih yorumunu
bizim kabul etmemiz mümkün değildir. 1915 olayları bağlamında aynı dönemde ve
aynı bölgede 100 binlerce Türk’ün hayatını kaybettiği ve bu gerçeğin unutulmuş
olması da açıklamanın diğer bir ciddi eksiğidir. Ayrıca, eğer
Sayın Obama, bu konuşmasıyla, bu açıklamasıyla Türkiye ile Ermenistan arasında
kurulması öngörülen Ortak Tarih Komisyonu için bir peşin hüküm ifade etmiş ise
bunun tarafımızdan kabul edilemeyeceği hem Bakanlığım tarafından 25 Nisan günü
yayımlanan açıklamada vurgulanmış hem de açıklamanın hemen ertesinde Dışişleri
Bakanlığımıza davet edilen Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisine bu durum
ayrıntılarıyla bildirilmiştir.
27 Nisan günü
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Sayın Hillary
Clinton ile yaptığım görüşmede de Başkan Obama’nın
açıklamasına ilişkin görüşlerimizi ayrıntılarıyla kendisine tekrar vurguladım
ve bundan duyduğumuz üzüntüyü de açıkça ifade ettim.
Aynı şekilde,
konu hakkında Washington Büyükelçiliğimiz aracılığıyla Amerika Birleşik
Devletleri makamları nezdinde girişimlerde bulunarak bu konudaki tutumumuzun
kesin bir dille ifade edilmekte olduğunu burada ben özellikle vurgulamak
istiyorum. Bu görüşlerimizin kayıt altına alındığına dair herhangi bir şüphe
yoktur.
Tarih, ancak
gerçekliği tartışılamayacak kanıt ve belgeler temelinde yazılabilir ve
değerlendirilebilir. Yüce Meclisin 2005 yılında oy birliğiyle desteklenen ve
Ermenistan’a yapılan önerimizde yer alan ortak tarih komisyonunun bu yaklaşımla
biz kurulmasını istiyoruz. Biz öngörülen Türk-Ermeni diyaloğunun
tarihsel boyutunu ancak bu anlayışla destekliyoruz.
Türk ve Ermeni
uluslarının ortak tarihleri ancak objektif, tarafsız ve bilimsel verilerle
incelenebilir, değerlendirmeler tarihçiler tarafından bunun ışığında
yapılabilir. Ancak ve ancak ön yargısız bir şekilde ve objektif bir yaklaşımla
gerekli sonuçlara ulaşılabileceğini düşünüyoruz.
Bazı ülkelerin
liderleri, zaman zaman 1915 olaylarıyla bağlantılı
olarak tarih biliminin temel ve hakkaniyet ölçüsünü gözden kaçıran açıklamalar
yapmaktadır. Hükûmetimizin bu tür gelişmeler
karşısındaki tutumu Sayın Elekdağ’ın kaygılarıyla
paraleldir.
Biz, bugüne kadar
olduğu gibi, bundan sonra da geçmişimizle ilgili iddia kimden gelirse gelsin
tarihsel gerçeğin yanında olacağız, asılsız iddiaları reddedeceğiz. Bu
iddiaları öne sürenlere de anlayışımız neyse o istikamette cevap vereceğiz,
doğruyu göstereceğiz ve gerekli ikna çalışmalarını yapmaya devam edeceğiz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ben bu vesileyle, Türkiye ile Ermenistan, Türkiye ile
Azerbaycan ve Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin şu andaki seyri
hakkında yüce Meclise kısa bir bilgi arz etmek istiyorum.
Öncelikle şunu
ifade etmek istiyorum ki Güney Kafkaslar stratejik önemi çok büyük bir
bölgedir. Ulaşım konusunda, enerji konusunda, güvenlik konusunda, hangi konudan
bakarsanız bakın, bu bölge gerçekten dünyanın ilgi odağı olan, belki dünyada
kapladığı kilometrekare olarak baktığınızda çok büyük olmayan, ancak sorunların
niteliği ve stratejik önemi açısından dikkatle takip edilen bir bölgedir.
Türkiye'nin de hem tarihî açıdan hem kültürel açıdan çok güçlü bağlarının
olduğu bir bölgedir bu. Ekonomik ve siyasi ilişkilerimiz açısından da bizim,
Güney Kafkaslar, çok büyük önem verdiğimiz bir bölgedir.
Güney Kafkaslar
deyince, kuşkusuz bu ilişkilerde Azerbaycan’ın çok özel bir yeri vardır.
Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerini öncelikle kardeşlik ilişkileri temelinde
ele alıyoruz ve genel anlayışımız hep baştan beri “iki devlet bir millet”
yaklaşımı olmuştur ve bu terimleri, bu tanımları biz bir başka ülke için de kullanmıyoruz.
Gerçekten Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, Türkiye'nin herhangi bir
başka ülkeyle olan ilişkileriyle mukayese edilemeyecek kadar özel ilişkiler.
30 Ağustos
1991’de Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettikten sonra ilk tanıyan ülke, ilk
sırada tanıyan ülke Türkiye olmuştur ve sadece 2008 yılında karşılıklı olarak
-devlet başkanları ve hükûmet başkanları
ziyaretlerini ele aldığımızda- on ziyaret gerçekleştirilmiştir; karşılıklı yine
otuz bakan ziyareti olmuştur sadece 2008 yılı içerisinde.
Bu özel
ilişkilerin stratejik boyutu da çok önemlidir. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru
hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum gaz boru hattı, Bakü-Tiflis-Kars inşa hâlinde olan
yeni demir yolu projesi. Bütün bunlar ilişkilerin de stratejik boyutunu belki
en önemli şekilde ortaya koyan projelerdir ve bizim bütün ilişkilerimizde
Azerbaycan’ın sevinci bizim sevincimiz, Azerbaycan’ın üzüntüsü bizim üzüntümüz
ilkesiyle hareket etmişizdir ve bu şekilde dış politikamıza yön vermişizdir.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sözde kalmayın, sözde kalmayın! Sözde değil, özde olsun!
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Güney Kafkasların geneline baktığınızda, Kafkaslarda
dondurulmuş ciddi sorunlar var. Bir Yukarı Karabağ sorunu, bir Güney Osetya sorunu, bir Abhazya
sorunu. Gerçekten bunlar yıllardır bölgeyi meşgul eden ve son derece önemli
riskleri de içinde barındıran sorunlar.
Özellikle
geçtiğimiz Ağustos ayında, 2008 yılının Ağustos ayında Rusya’yla Gürcistan
arasında çıkan çatışma ve bunun artık açık bir savaşa dönmesi, bu dondurulmuş
ihtilaflara çözüm üretilmediği zaman bu ihtilafların nasıl sıcak çatışmalar
olarak bize geri dönebildiğine belki en iyi örneği teşkil etmiştir.
Türkiye, o
dönemde, Ağustos ayında “Kafkasya İstikrar ve İşbirliği Platformu” adlı yeni
bir oluşum fikri ortaya atmıştır ve bu fikir çok hızlı bir şekilde kabul
görmüştür. Rusya, Türkiye başta olmak üzere, Azerbaycan, Ermenistan ve
Gürcistan’ı içine alan bu platform önce hazırlık çalışmalarını yapmıştır ve
bakan yardımcısı, yani müsteşar seviyesinde de 3 kere toplantısını
gerçekleştirmiştir. En son toplantı da bir hafta önce yine 5 bakan yardımcısı
arasında gerçekleştirilmiştir.
Burada önemli
olan, Kafkaslarda ortak bazı prensipler, ortak bazı ilkeler ve ortak amaçlar
etrafında ülkeleri bir araya getirebilmektir ve diyalog için bir forum
oluşturabilmektir. Özellikle Rusya-Gürcistan ilişkilerini düşündüğünüzde,
Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini düşündüğünüzde ve Ermenistan-Türkiye
ilişkilerini düşündüğünüzde, bu platformun ne kadar önemli bir platform olduğunu
herhâlde burada ne kadar vurgulasam az olur diye düşünüyorum. Zaten ülkelerden
böylesine yoğun bir destek alması ve hemen platformun çalışmaya başlaması da
bölgede buna olan ihtiyacın belki en iyi göstergesi.
Bir yandan bu platformla ilgili çalışmalar devam ederken, bir
yandan da biliyorsunuz Rusya’yla Gürcistan arasındaki ilişkilerin nasıl
düzeleceğiyle ilgili bir Cenevre Süreci devam ediyor ve bu Cenevre Süreci her
ne kadar istediğimiz hızla sürmese de Türkiye'nin desteklediği bir süreç ve pek
çok konu, Rusya’yla Gürcistan arasındaki pek çok konu bu süreçte ele alınıyor. Yine, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin ele
alındığı bir Minsk Süreci söz konusu. Öte yandan Türkiye ile Ermenistan
arasında da bir Bern Süreci var.
Bizim bütün bu
konuya bakışımız, bütün bu bölgeye bakışımız, Güney Kafkaslarda ülkelerin
birbirleriyle olan ilişkilerinin tamamen normalleştirilmesini hedefleyen bir
bakış. Güvenlik, istikrar ve refah bölgesi hâline getirmek istiyoruz Güney
Kafkasya’yı. Bütün çabalar, bütün çalışmalar bu yönde.
Burada, Minsk
Süreci büyük önem taşıyor. Minsk Süreci, biliyorsunuz, Azerbaycan ile
Ermenistan arasındaki sorunların çözümüne yönelik başlamış bir süreç ve Minsk
Grubu’nda olan on bir ülke var, AGİT üyesi on bir ülke bu Minsk Grubu’nun içerisinde,
Türkiye de bu ülkelerden bir tanesi. Ancak, bu on bir ülkenin içerisinden 3
tane eş başkan seçilmiş durumda -Rusya, Amerika ve Fransa- ve bu eş başkanların
ara buluculuğunda Ermenistan’
Sorunlar derken,
buradaki sorunları tabii iyi analiz etmek gerekiyor. Ermenistan ile Azerbaycan
arasındaki en önemli sorun, biliyorsunuz, Azerbaycan topraklarının fiilen işgal
altında olmasıdır. Bu, sadece Azerbaycan’ın iddiası değildir, Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla, artık uluslararası toplumun da ortaya
koyduğu ve Ermenistan’dan bir bakıma bu işgali sona erdirmesini talep eden bir
bakış açısıdır. Bu, sadece Türkiye'nin değildir, sadece Azerbaycan’ın değildir,
uluslararası toplumun bir bakış açısıdır.
Burada “İşgal
altındaki topraklar.” deyince neden bahsettiğimizi de iyi analiz etmek
gerekiyor. Bir Yukarı Karabağ var kuşkusuz. Ancak, bu Yukarı Karabağ’ın
etrafını çevreleyen de yedi ayrı reyon var. Bu reyonlar nedir? Laçin, Kelbecer -yani, batıdaki
iki reyon- onun haricinde de Ağdam, Fizuli, Gubadlı, Zengilan, Cebrayil reyonları. Bu reyonlar Azerbaycan toprağı olmasına
rağmen, şu anda fiilen Ermenistan’ın işgali altındadır ve ağırlıklı olarak bu
yedi reyondan göçen ve “kaçkın” dediğimiz, Azerbaycan tarafından sayısı
yaklaşık 1 milyon olarak ifade edilen insanların yaşadığı dram söz konusudur.
Dolayısıyla bir fiilî işgalden söz ediyoruz ve orada yaşayan insanların bir
göçmen, âdeta iç göçmen statüsünde ya da Azeri kardeşlerimizin tabiriyle
“kaçkın” statüsünde çok zor şartlarda yaşaması söz konusudur.
Ancak, bütün bu
konularla ilgili şu anda iki ülke arasında detaylı bir müzakere süreci devam
ediyor. Bütün detaylar konuşuluyor, açık açık
konuşuluyor ve cumhurbaşkanları seviyesinde konuşuluyor. Önemli de mesafe almış
durumdalar. Bazı konular üzerinde şu anda müzakereler devam ediyor. Çetin
konular, sayı olarak az ama çetin konular. Fakat bizim her iki ülkeden de
aldığımız sinyaller, siyasi irade orada yerinde olduktan sonra bu sorunların da
aşılabileceği yönünde. Yani burada bir ümit ışığı var, burada bir çözüm
ihtimali görünüyor ve bu da öyle çok uzun, yıllarca sürecek bir süreç değil.
Eğer iki ülke de gerekli iradeyi ortaya koyarsa ve kuşkusuz eş başkan olarak
Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri de bu konuda ağırlığını koyarlarsa bu
sorunların biz makul bir süre içerisinde çözülebileceğini düşünüyoruz.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sarkisyan “Yok öyle bir şey. Biz o
topraklardan çıkmayız.” diyor.
DIŞİŞLERİ BAKANI ALİ BABACAN (Devamla) – Burada özellikle
Rusya’nın rolü çok önemlidir, Amerika Birleşik Devletleri’nin rolü çok
önemlidir hem eş başkan sıfatıyla hem de bu ülkelerle olan ilişkileri nedeniyle
biz bu iki ülkeyle de her görüşmemizde istisnasız olarak bu konuyu gündeme
getiriyoruz ki ben Rus Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov
ile bu dönemde en az belki sekiz on defa buluştum, görüştüm. Telefonla görüşmelerimiz oluyor. Sayın Cumhurbaşkanımız Rus
Cumhurbaşkanı Sayın Medvedev ile Başbakanımız Sayın Putin ile görüşmeler yapıyor. Sayın Obama ile Türkiye’yi
ziyaretindeki en önemli konumuz belki Kafkaslar konusu idi, Azerbaycan konusu
idi, Ermenistan konusu idi. Yani global konuları da
konuştuk ama bu konu gerçekten çok ağırlıklı bir gündem maddesi idi. Bu konu
üzerinde de biz yoğun bir şekilde katkımızı veriyoruz, çabalarımızı
sürdürüyoruz.
Öte yandan,
Türkiye ile Ermenistan arasında da bir süreç var. Bu süreç Eylül 2007 ile Eylül
2008 arasında, bir yıl sürede diplomatlarımız tarafından yürütülen bir süreç ve
Eylül 2008’den sonra da siyasi düzeye çıkarılan bir süreç. Eylül 2008’de,
biliyorsunuz, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir futbol maçı vesilesiyle yapmış
olduğu Erivan ziyaretinden sonra, artık iki dışişleri bakanı da görüşmeler
yapıyor ve siyasi düzlemde de bu müzakereler devam ediyor.
Türkiye ile Ermenistan arasındaki süreçte kapsamlı bir yaklaşımla
biz süreci başlattık yani tek bir konuyu ele alıp “Bu sorunu kendi içinde nasıl
çözeriz?” diye değil, her iki ülke arasındaki bütün sorunları, aklınıza gelecek
bütün sorunları masaya yatırıp bu sorunlara tek bir kapsamlı çözüm bulabilmek
için masaya oturduk ve kapsamlı bir bakış açısıyla kapsamlı bir çözüm istiyoruz
ve bu süreç hakkında da Azerbaycan sürekli olarak en üst düzeyde
bilgilendirilmiştir.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Aliyev tersini söylüyor Sayın Bakan,
cevap bekliyor!
CANAN ARITMAN
(İzmir) – İkisi de sizi yalanlıyor!
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Ben Aralık 2008’de ve Şubat 2009’da Bakü’ye gittim…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Bugünkü gazeteleri okuyun!
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – …ve Bakü’de Sayın Aliyev’i
bizzat, Sayın Başbakanımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla bizzat
bilgilendirdim ve özellikle son şubat ayında…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Aliyev “Yanıt istiyorum.” diyor.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Hangisine inanacaksın? Sen Türkiye Cumhuriyeti’ne inanacaksın
efendim, Türkiye!
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sarkisyan “Azerbaycan topraklarından
çıkmam.” diyor.
BAŞKAN –
Arkadaşlar… Sayın milletvekilleri…
Arkadaşlar,
lütfen, Dışişleri Bakanımız bilgi veriyor, siz kendi aranızda münakaşa
yapıyorsunuz. Lütfen…
Buyurun Sayın
Bakanım.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Elekdağ konuşmasa Bakan
konuşmayacaktı ki!
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bakanım.
DIŞİŞLERİ BAKANI ALİ BABACAN (Devamla) – Özellikle şubat ayında
yaptığım Bakü ziyaretinin tarihi önemlidir çünkü Münih’te hem Ermenistan
Cumhurbaşkanı hem Ermenistan Dışişleri Bakanıyla yaptığımız görüşmeden sonra
daha Türkiye'ye uğramadan direkt Münih’ten Bakü’ye gittim ve kendi
Cumhurbaşkanımı, kendi Başbakanımı görmeden Sayın Aliyev’e
süreç hakkında, hangi noktadayız, neredeyiz, neler yaptık, bundan sonrasıyla
ilgili neler bekliyoruz bu konuda bilgi verdim ve bu görüşmede Dışişleri
Bakanı, Sayın Aliyev’in yanındaydı…
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Medvedev’den öğrenmiş.
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – …benim de yanımda Dışişleri Bakanlığı Müsteşarım vardı
ve bu ortamda, dörtlü bir ortamda bütün detayları bütün açıklığıyla görüştük,
konuştuk.
Ayrıca, Sayın
Başbakanımız ve Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Aliyev’le
muhtelif ortamlarda yüz yüze görüştüler, telefonla sürekli istişare içinde
oldular ve Dışişleri Bakan Yardımcıları Azimov son
bir ay içerisinde 2 defa Ankara’ya geldi ve teknik seviyede diplomatlarımız
süreç hakkında detaylı görüş alışverişinde bulundular.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – O zaman niye feveran ediyorlar?
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Yine, Savunma Bakanı Sayın Abiyev
hafta sonu buradaydı ve kendisi süreç hakkında detaylı bilgilendirildi.
Biliyorsunuz,
geçtiğimiz günlerde, 22 Nisan 2009 tarihinde biz bir açıklama yaptık, Dışişleri
Bakanlığı olarak yaptık bu açıklamayı ve bu açıklamada şunu söyledik: Türkiye
ve Ermenistan İsviçre’nin ara buluculuğunda ikili ilişkilerini normalleştirmek…
CANAN ARITMAN
(İzmir) – O da yanlış, taraf bir ülkenin ara buluculuğu… Başka ülke bulamadınız
mı?
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – …iyi komşuluk ve karşılıklı saygı çerçevesinde
geliştirmek, bu suretle tüm bölgede barış, güvenlik ve istikrarı ileri götürmek
amacıyla yoğun çaba göstermektedirler. İki taraf bu süreçte somut ilerleme ve
karşılıklı anlayış sağlamış ve ikili ilişkilerinin her iki tarafı da tatmin
edecek şekilde normalizasyonu için kapsamlı bir
çerçeve üzerinde mutabık kalmışlardır. Bu çerçevede bir yol haritası
belirlenmiştir. Üzerinde mutabık kalınan bu zemin, devam eden bu süreç için
olumlu bir perspektif sağlamaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu, çok taraflı diplomasinin sürdüğü bir süreç. Bakın,
işin içinde hangi ülkeler var: Rusya var, Amerika Birleşik Devletleri var,
İsviçre var, Azerbaycan var, Ermenistan var, Türkiye var. Altı ülkenin
birbirleriyle, çok taraflı ya da ikili düzlemde, sürekli çalışma, müzakere ve
istişare içinde oldukları bir diplomasi sürecinden bahsediyoruz; son derece
karmaşık.
CANAN ARITMAN (İzmir)
– Sayın Bakan, Azerbaycan işgalini kaldırmadan sınırı açacak mısınız, siz onu
söyleyin.
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Ancak burada hedeflediğimiz sonuç, burada
hedeflediğimiz sonuç, kazan-kazan-kazan sonucu...
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Başımıza gelen kaybet-kaybet olacak ama…
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (İzmir) – Kim kazandı? Ne kazandı?
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Yani bölgedeki bütün ülkelerin, nihayetinde kazançlı
çıktığı, ülkeler arasındaki ilişkilerin tamamen normalleştiği… Yani biz sadece,
burada, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini hedeflemiyoruz,
Ermenistan-Azerbaycan arasındaki ilişkilerin de tam normalizasyonunu
hedefliyoruz…
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sayın Bakan, sınırı hangi şartla açacaksınız, onu söyleyin.
DIŞİŞLERİ BAKANI ALİ BABACAN (Devamla) – …ve birkaç haftaya kadar,
kapsamlı bir istişare sürecini de, bu konularla ilgili, ayrıca başlatacağız
yani önümüzdeki birkaç hafta içerisinde kapsamlı bir siyasi istişare süreci
başlatacağız ve bu süreçte konu bütün detaylarıyla, bu bahsettiğim bütün
ülkelerde tartışılacak ancak -dediğim gibi- bunun zamanlaması, bu altı ülkeyle
yine yapılan diplomasi trafiğinin sonunda belirlenecek bir zaman.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sayın Bakan, siz Meclise net bir şey söyleyin lütfen. Sınırı kapatma
nedenimiz kalkmadan o sınırı açacak mısınız, onu söyleyin.
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Ancak ben şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki tüm
bu süreç boyunca Azerbaycan ve Ermenistan arasında var olan Yukarı Karabağ
ihtilafının yarattığı sonuçlar hiçbir zaman göz ardı edilmemiştir.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Değil… Hikâye anlatıyorsunuz Sayın Bakan!
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Ermenistan ile müzakere sürecimizde, bugüne kadar
olduğu gibi bundan sonra da dost ve kardeş Azerbaycan halkının çıkarları ve
iyiliği hiçbir şekilde göz ardı edilmeyecektir.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Çok açık ve çok net bilgi istiyoruz.
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Devamla) – Azerbaycan topraklarının işgali sona ermeden bölgede
arzu edilen ortamın tesisinin mümkün olmadığı da bütün bölge ülkelerince
bilinmektedir. Amacımız, bir yandan Türkiye’yle Ermenistan arasındaki
ilişkilerin normalleşmesi yönünde ilerleme kaydederken bir yandan da Yukarı
Karabağ sorununun Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde çözümü için uygun
şartların yaratılmasıdır. Zira, Yukarı Karabağ sorunu
çözülmeden bölgede kalıcı huzur, istikrar ve iyi komşuluk ilişkilerini tesis
etmek de mümkün değildir, mümkün olmayacaktır da. Sayın Başbakanımız ve Hükûmetimizce defalarca vurgulanan bu hususun artık gerek
Türkiye gerek Azerbaycan kamuoyunca doğru biçimde algılanacağını ümit ediyoruz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ben sözlerime son vermeden önce, bugün Diyarbakır
Lice’de bir saldırıda hayatını kaybeden askerlerimize de Allah’tan rahmet
diliyorum. Şehitlerimizin ailelerine sabır diliyorum, hepsinin ruhu şad olsun.
Teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Sayın Bakan, Azeri toprakları azat olmadan bu sınırı açarsanız bu
millet sizi affetmeyecek!
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, yerimden kısa bir açıklama yapmak istiyorum,
müsaade eder misiniz?
BAŞKAN – Deminki
açıklamalarınız yeterli olmadı mı Sayın Elekdağ?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – 60’ıncı maddeye göre kısa bir beyanda bulunacak efendim.
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Bakana iki soru tevcih etmek istiyorum, müsaade
ederseniz.
BAŞKAN – Efendim,
Sayın Bakana soru tevcih edecekseniz Sayın Bakan burada. Sayın Elekdağ, görüşebilirsiniz karşılıklı.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Masal anlattı, masal. Açıklama yok.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Kısa bir beyanda bulunacak Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim?
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Kısa bir beyanda bulunacak 60’a göre, kısa bir beyanda bulunacak.
BAŞKAN – Sayın Anadol, bakınız, kısa bir beyanda bulunmasına söz veririm
ama “Sayın Bakana soru tevcih edeceğim.” diyor. Şimdi, bu, soru-cevap işlemi
değil ki buradaki. Takdir edersiniz ki yani bir açıklamadır ama…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Açıklama, açıklama efendim.
BAŞKAN – Evet.
Hayır,
açıklamasını yaptı ama “Soru tevcih edeceğim.” dedi Sayın Elekdağ.
Yoksa ben söz verilmesinden şey yapmam.
GÜROL ERGİN
(Muğla) – Açıklama yapacak.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Bakanı kurtarmaya çalışmayın Sayın Başkan.
BAŞKAN – Sayın
Arıtman, lütfen efendim… Bakınız, Sayın Bakan konuştuğu zamandan itibaren
sürekli müdahale ettiniz, ben size hiç müdahale etmedim. Lütfen… Herkes
görüşünü burada medenice ifade ediyor. Lütfen…
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Tamam Sayın Başkan, tamam.
BAŞKAN – Evet, efendim,
girsin sisteme Sayın Anadol. Sayın Elekdağ kendisi sisteme girecek herhâlde.
Sayın Sipahi,
size bir dakikalık bir süre veriyorum.
Buyurun efendim.
VI.- AÇIKLAMALAR
1.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Dışişleri
Bakanı Ali Babacan’ın, konuşmasına ilişkin açıklaması
KAMİL ERDAL
SİPAHİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Efendim, ben
konuya katkıda bulunmak için söz almış bulunuyorum.
Efendim, gerek Hükûmetimizin gerekse Sayın Başbakanın, Dışişleri
Bakanımızın yaptığı açıklamalara rağmen, hem iç kamuoyunda hem de Azerbaycan
cephesinde bazı şüpheler şu anda devam ettiğine göre bu konuda yeterli mesaj
verilmemiş anlamı çıkar. O hâlde, yeterli mesaj nedir: “Ermenistan soykırım
iddiasından vazgeçmeden, Türk sınırlarını Ankara Anlaşması’na göre tanımadan,
Ağrı Dağı’nı sembol yapmaktan vazgeçmeden ve Azerbaycan topraklarında işgal
ettiği yerlerden çekilmeden sınır kapısı açılmayacak.”
Böyle kesin bir
beyana hem Türk kamuoyu olarak bizim hem de Azerbaycanlı kardeşlerimizin
ihtiyacı var. Böyle bir beyanı Sayın Bakanımız şu anda söyleyebilecek durumda
mı, değil mi? Ben onu soruyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Özkan…
Efendim, yalnız
bakınız burada geneli itibarıyla gruplara birer tane söz vereyim, ama bütün
milletvekilleri sisteme girdiği zaman benim hiçbirine söz vermeme hakkım…
Tabii, takdir edersiniz ki olmaz. Bunun takdirini…
AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Konu açıklığa kavuşuyor Sayın Başkan.
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Benim talebim farklı Sayın Başkan.
BAŞKAN – En son
Sayın Elekdağ girerse…
Buyurun Sayın
Özkan.
2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın,
Azerbaycan-Türkiye-Ermenistan arasındaki görüşmelerde ara buluculuk rolü
üstlenen İsviçre’nin durumuna ilişkin açıklaması
MURAT ÖZKAN
(Giresun) – Efendim, ben de Azerbaycan, Türkiye ve Ermenistan’ı ilgilendiren bu
konuda Türkiye ile Ermenistan arasındaki görüşmelerde ara buluculuk rolü
üstlenen İsviçre’nin durumunu öğrenmek istiyorum.
Malumunuz,
İsviçre Parlamentosu 2003 yılında Türklerin soykırım yaptığına dair bir tanıma
kararı almıştı. Kendisi de açıkça iki ülke arasındaki temel problemde taraf
olmuştu. Biz ara bulucu ya da moderatör olabilecek
kişinin, kurumun, devletin her iki tarafa asgari seviyede eşit mesafede
olmasını bekleriz, eşit mesafede olması gerekir kanaatindeyim. İsviçre’nin ara
buluculuğunu kabul etmek, olayı baştan 1-0 yenik kabul etmek anlamına gelmiyor
mu? Ben öyle düşünüyorum. İsviçre’nin ara buluculuğunu niye kabul ettik? Bu
konuda daha tarafsız bir ülke olamaz mıydı?
Ayrıca, Türkiye
Ermenistan’la direkt…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Elekdağ, buyurun efendim.
3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın,
Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın konuşmasına ilişkin açıklaması
ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Ben, Sayın
Dışişleri Bakanımıza vermiş olduğu bilgiler nedeniyle teşekkürlerimi sunuyorum.
Bu konuda iki
gelişme var. Bunlardan bir tanesi ortak tarih komisyonuyla ilgilidir. Hâlen bu
komisyonun nasıl oluşturulacağı ve nasıl bir statüye sahip olacağı belirsiz
olmakla birlikte komisyona üçüncü ülkelerin tarihçilerinin katılabileceği kabul
edilmiştir. Bu konuda bilgiler aldık, duyumlar aldık, basında bunu okuduk.
Komisyonun oluşumunun bu şekilde sulandırılması, çalışmasında komplikasyonlara yol açacaktır ve bir sonuca varılmasını
zorlaştıracaktır.
Bir ikinci nokta
da şudur: Komisyonun “Soykırım olmamıştır.” şeklinde bir sonuca varması
hâlinde, bu bulgunun Ermenistan’ın soykırım iddiasından vazgeçtiği anlamına
gelmeyeceği yolunda Ermeni tarafının bir görüş ileri sürdüğünü öğrendik. Ermeni
tarafının ısrarı üzerine bu önerinin Türk tarafınca kabul edildiği söyleniyor.
Türk kamuoyuna böylesine çarpık ve gayriadil bir
yaklaşımı, tabiatıyla, kabul ettirmek mümkün olmayacaktır. Yani siz hem bir
tarih komisyonu kuruyorsunuz, Sayın Başkan, hem de aynı zamanda Ermeni tarafı
“Bu tarih komisyonu Ermenistan’ın suçlu olduğunu bilse bile biz bunu
tanımayız.” diyor ve Türk tarafı böyle bir şeyi kabul ediyor. Bu, tabii, kabul
edilecek bir şey değil, çok çarpık, gayriadil bir
konu.
Efendim, bunları
ben burada açıklamak istedim. Tabiatıyla, mümkün olursa Sayın Bakan bu
konularda açıklama yaparsa son derece mutlu oluruz.
Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim efendim.
Sayın Şandır,
buyurun efendim.
4.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu 9
askerimizin şehit edilmesini şiddetle ve nefretle kınayan, şehitlerimize Yüce
Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı dileyen açıklaması
MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.
Ben bir başka
konu için söz aldım. Bugün Diyarbakır’da PKK bölücü terör örgütünün bir hain,
kalleş saldırısı sonucu -mayın döşeyerek- 9 askerimiz şehit düşmüştür.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu hain saldırıyı, bu menfur saldırıyı
şiddetle ve nefretle kınıyoruz. Şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmetler
diliyoruz. Milletimizin başı sağ olsun.
Bölücü terör
örgütünün bu hain saldırısı karşısında öncelikle Türkiye Büyük Millet
Meclisinin ve tüm sivil toplumun, halkımızın bir tepki ortaya koymasını, bundan
sonra iki tane konuşmacı arkadaşımız var, onlardan da isteyerek bir tepki
ortaya koymasını Milliyetçi Hareket Partisi olarak hem istiyoruz hem de çok
önemsiyoruz. Sizin de başlangıçtaki açıklamanıza çok teşekkür ediyoruz. Bu hain
saldırıyı, bu saldırının arkasında duranları, bu saldırıyı destekleyenleri
şiddetle ve nefretle kınıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Anadol.
5.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un,
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu 9
askerimizin şehit edilmesini şiddetle ve nefretle kınayan, şehitlerimize Yüce
Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı dileyen açıklaması
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak terör örgütünün yaptığı bu hain saldırıyı nefretle
kınıyoruz. Şehit düşen 9 askerimizin ailelerine ve tüm Türk milletine
başsağlığı diliyoruz ve ulusumuzun başı sağ olsun diyoruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Ergin,
Sayın Hıdır, sisteme girmişsiniz ama isterseniz Nihat Bey’e vereyim ben sözü.
Buyurun Sayın
Ergün.
6.- Kocaeli Milletvekili Nihat Ergün’ün, Diyarbakır’ın Lice
ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu 9 askerimizin şehit
edilmesini şiddetle ve nefretle kınayan, şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet,
ailelerine ve milletimize başsağlığı dileyen açıklaması
NİHAT ERGÜN
(Kocaeli) – Sayın Başkan, biz de AK PARTİ Grubu olarak bütün milletvekili
arkadaşlarımız, bu sabah Diyarbakır’da meydana gelen elim olaydan dolayı 9
askerimizin şehit olmasından dolayı büyük bir üzüntü içerisindeyiz. Şehit
olanlara Allah’tan rahmet diliyoruz ve terörle mücadele konusunda kesinlikle bu
olayların terörle mücadele unsurlarımızın kararlılığını etkilemeyeceğine olan
inancımızı bir kere daha vurguluyoruz. Terör olaylarına sebebiyet veren iç ve
dış bütün unsurların bu faaliyetlerini artık durdurmalarını ve Türk milletinin
buna tahammül sınırlarının son derece zorlandığını bir kere daha buradan ifade
etmek istiyorum ve şehit olan kardeşlerimize bir kere daha Allah’tan rahmet,
yakınlarına başsağlığı diliyorum.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, bizim görüşlerimizi, düşüncelerimizi
Sayın Sakık gündem dışı konuşmada ifade edeceklerdir.
Grubumuz bu şekilde kararlaştırdı.
BAŞKAN – Tamam.
Sayın Babacan, ek
bir açıklama yapacak mısınız efendim?
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Ankara) – Evet efendim.
BAŞKAN –
Yerinizden de yapabilirsiniz, buyurun.
7.- Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, İstanbul Milletvekili
Şükrü Mustafa Elekdağ’ın konuşmasına ilişkin
açıklaması
DIŞİŞLERİ BAKANI
ALİ BABACAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben öncelikle
şunu tekrar vurgulamakta fayda görüyorum: Gerçekten bölgemizde çok ciddi
sorunlar var. Türkiye'nin etrafındaki coğrafyaya şöyle bir bakacak olursanız,
Balkanlar, Orta Doğu, Kafkaslar, bütün bu bölgeler çok ciddi problemlerle karşı
karşıya olan bölgeler ve bazen sorunları dondurup rafa kaldırmak kolay
olabiliyor ülkeler için; yani bunun artık hiç üzerinde tartışmayalım,
donduralım, bir kenara koyalım, uğraşmayalım diye. Biz bu yaklaşıma karşı olduk
baştan bu yana ve sorunların üzerine de büyük bir kararlılıkla gitmek istedik
ve bir bakıma taşları yerinden oynatacak, bölgede yeni bir iklim, yeni bir atmosfer
oluşturacak bir diplomasi trafiği izledik. Bu da tabii, kolay değil; cesur
olmak gerekiyor, ilkeli olmak gerekiyor, prensipli olmak gerekiyor. Ancak
bahsettiğim bu altı ülkeyle de, yani Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, İsviçre,
Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, bütün bu altı ülkeyle de istişareyi,
müzakereyi çok dikkatli yürütmemizin gerektiği bir süreç yaşıyoruz şu anda.
Dediğim gibi aynı zamanda bu süreç sabır isteyen bir süreç; ilkeli, dikkatli ve
sabırlı da olmamız gerekiyor.
Bu önümüzdeki
birkaç hafta içerisinde, daha önce de ifade ettiğim gibi, bu konuyla ilgili
daha detaylı bilgileri sizlerle paylaşıp daha detaylı bir siyasi istişare
süreci başlatma imkânımız olacak. Bununla ilgili buradaki sorulan sorular
-bazılarının cevabını- zaten orada karşılığını kuşkusuz bulacak.
Onun için, ben daha fazla sözü uzatmak istemiyorum Sayın Başkanım
fakat şunu ifade etmek istiyorum ki, Türkiye'nin ilkeleri bellidir,
politikaları bellidir, burada tavizler asla söz konusu değildir ve herkesin
kazanacağı, herkesin istifade edeceği güvenlik, istikrar ve barışın sağlanacağı
bir ortamı hedefliyoruz ve şu ana kadar da adım adım
ileri doğru gidiyoruz bu süreçte.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – Laf olsun torba dolsun! Bir şey yok.
BAŞKAN –
Arkadaşlar, niye kendi Bakanımızın yaptığı açıklamalara itimat etmiyoruz?
Lütfen… Açık seçik söylüyor.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Açık seçik değil, yuvarlak laflar!
OKTAY VURAL
(İzmir) – Mutabakatı getirsin o zaman.
BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Doğruyu söylemiyor ki, doğruyu söylesin o zaman.
BAŞKAN – Sayın
Genç, buyurun efendim.
8.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Diyarbakır’ın Lice
ilçesinde PKK terör örgütünün hain saldırısı sonucu 9 askerimizin şehit
edilmesini şiddetle ve nefretle kınayan, şehitlerimize Yüce Allah’tan rahmet,
ailelerine ve milletimize başsağlığı dileyen açıklaması
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben de bugün
Diyarbakır’da şehit olan 9 erimizin ailelerine başsağlığı diliyorum,
kendilerine Tanrı’dan rahmet diliyorum. Diliyorum ki bu olaylar artık son
olsun. Türkiye’de insanlarımızın haksız yere öldürülmesine bir sebep yokken bu
kadar şehit vermemiz birtakım insanların artık vicdanlarını, bu konuda bir
vicdan muhasebesi yapmaya zorlar. Bu memleketin insanlarını öldürmekle bir yere
varamayız. Irak’ı herkesin gözü önünde tutması lazım. Amerika
Irak’tan çekildiği zaman orada nasıl olaylar olduğunu göreceğiz. Yani orada 1,5
milyon insan öldürüldü. Bu 1,5 milyon insan elbette ki o kinlerini
unutmayacaktır. Amerika çıktıktan sonra da orada çok büyük sıkıntılar
yaratacak. Bunları hesaba katarak Türkiye’de herkesin aklını başına toplamasını
istiyorum. Yine askerlerimize Tanrı’dan rahmet diliyorum efendim.
Saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Genç.
Gündem dışı
ikinci söz, çocukların şiddete ve haksızlığa maruz kalmalarıyla ilgili söz
isteyen Muş Milletvekili Sırrı Sakık’a aittir.
Sayın Sakık, buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar)
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın,
çocukların şiddete ve haksızlığa maruz kalmaları ile Diyarbakır’ın Lice ilçesi
kırsalında mayın patlaması sonucu yaşamını yitiren 9 askerimize Allah’tan
rahmet, ailelerine başsağlığı dilemesine ilişkin gündem dışı konuşması ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de çocuklara uygulanan şiddet ve
hukuksuzlukla ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Ne yazık ki bu
sabah uyandığımızda ülkemizde eksik olmayan bu savaş bulutları, bu kavga, bu
şiddet yine 9 kardeşimizin ölümüne… Yine bizim kamuoyuyla paylaştığımız bir
basın açıklamasını sizlerle paylaşmak istiyorum:
“29 Nisan 2009
tarihinde Diyarbakır'ın Lice ilçesi kırsalında meydana gelen mayın patlaması
sonucunda 9 askerimiz yaşamını yitirmiştir. Öncelikle olaydan derin üzüntü
duyuyor, daha hayatlarının baharında iken yaşamlarını yitiren gencecik
kardeşlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyoruz. İnsan
hayatını hedef alan hiçbir şiddet eylemini bu güne kadar tasvip etmedik, tasvip
etmeyeceğiz de. Partimiz, ülkenin sorunlarının diyalog yöntemi ile barışçıl bir
şekilde çözülmesi için elinden gelen bütün gayretleri göstermeye devam
edecektir. Bu ülkenin sorunlarının bedelini gençlerimize ve çocuklarımıza
ödetmemeliyiz. Her zamankinden daha fazla demokratik siyaseti öne çıkarma ve
siyasete fırsat tanıma sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Bu sorumluluk bütün
siyasilerin ortak sorumluluğudur. Artık hiçbir vatandaşımızın çatışmalarda
yaşamını yitirmediği, barış içerisinde bir Türkiye özlemi ile bir kez daha bu
acı olaydan duyduğumuz üzüntüyü ifade ederken bu ölümlerin artık son olmasını
diliyoruz.
DTP Genel Başkanı
Ahmet Türk''
Sayın
milletvekilleri, ne yazık ki, evet, ülkemizde yirmi beş-otuz yıllık bir çatışma
sürecinde kan ve şiddet var. İşte kanı ve şiddeti durdurmanın yolu, yöntemi,
adresi Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Onun içindir ki DTP daha birkaç gün
önce burada sabahladı. Sabahlarken Türkiye Büyük Millet Meclisini adres
gösterdi. Olabileceklerin işaretini o günden verdi. Onun için, siyaset,
sorunları çözme sanatıdır. Bütün partiler ortaklaşarak Türkiye’yi bu kan ve
şiddet ortamından bir an önce arındırmalıdır. Hepimize bu sorumluluklar
düşüyor. Sadece bu sorumluluklar DTP’ye değil, bütün
Parlamentoya ve Türkiye’de sadece Parlamento da değil, kurumlarımıza da…
Ortaklaşarak bu sorunu çözmeliyiz.
Değerli
arkadaşlar, ben, çocuklara uygulanan şiddet ve hukuksuzlukla ilgili gündem dışı
söz almıştım ama ne yazık ki zamanımız çok kısıtlı. Birkaç
gün önce 23 Nisan törenleri burada yapılırken -dünyada tek bir çocuk bayramının
kutlandığı yer Türkiye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi- ne yazık ki o gün
Hakkâri’de bir çocuk özel güvenlik birimlerinin saldırısı sonucu dereye atlayıp
yaşamına son verdi ve diğer çocuğun da nasıl bir özel tim tarafından düşmana
saldırı nasılsa öyle saldırıldığını hep birlikte gördük.
Şimdi, bu
çocuklar, düşünün sizin çocuklarınız da olabilir. Bu çocuklar on dört yaşında.
Dün Adana’da 13 çocuk yüz iki yıl ceza aldı, bugün yine 8 çocuk Adana’da,
yaşları on dört-on altı olan bu çocuklar yine seksen altı yıl ceza aldılar.
Diyarbakır cezaevlerinde yine bir sürü çocuk yargılanıyor ve her yargılanma
yaşlarıyla eş değerde, on beş veya yirmi üç yıl arasında cezalara mahkûm
ediliyorlar.
Şimdi, bu
çocuklar bizim çocuklarımız. Bu çocuklar, işte o savaş ortamından, o çatışma
ortamından gelip eğitimini, sağlığını alamayan, yani savaş enkazları arasında
yakınlarını, özgürlüklerini arayan savaş çocuklarıdır onlar. Onlara el atmamız
lazım. Onları hayata nasıl dâhil edebiliriz? Bu Parlamento 2006 yılında Terörle
Mücadele Yasası’na bu çocukları dâhil etti. Bu çocuklar Terörle Mücadele
Yasası’ndan yargılanıyor. Dünyada hiç böyle bir uygulama yok. Bu, işte AKP
döneminde oldu. Sayın Başbakan, Davos’ta İsrail
Cumhurbaşkanına diyordu ki…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ne alakası var!
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Bir şey söyleyeceğim, bir şey söyleyeceğim.
Filistin’teki çocuklarla ilgili
orada iç kamuoyuna mesaj veren Başbakan, burada çocuklara uygulanan zalimane
politikalara niye sessiz kalıyorsunuz?
MUHYETTİN AKSAK
(Erzurum) – Sessiz kalmıyoruz!
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Yanlış şeyler söylüyorsunuz, gerçekleri söylemiyorsunuz. Çocukları
teşvik eden sizsiniz, çocukları sokağa süren sizsiniz.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Ve İsrail’deki çocuklara, katliamlara şey olunca ne diyordu? Diyordu ki: “Tevrat’ta, çocuklara el kaldırılır mı, çocuk öldürülür
mü…” Dün Şırnak’ta bir çocuğa kurşun sıkıldı ve şu an çocuk komada.
Şimdi, Tevrat’ta çocuklara saldırı yok; Tevrat’ta yok da Kur'an’ı
Kerim’de çocuklara saldırı var mı? Biraz el vicdan, el
vicdan. Yani sorun…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Çocukları hedef hâline getirmek var mı, onu niye eleştirmiyorsunuz?
BAŞKAN – Sayın Sakık, konuşmanızı tamamlayınız.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Çocukları biz hedef hâline getirmiyoruz. Bu konuda haksızlık
ediyorsunuz.
RECEP KORAL
(İstanbul) – En çok siz seviniyorsunuz bu işe!
SIRRI SAKIK
(Devamla) – En çok sizler!
Bakın, biraz önce
burada timsah gözyaşları vardı. En çok nutuklar atılır ama o kanlar,
Anadolu’nun yoksul çocukları bu işin bedelini ödüyor. Türk’üyle, Kürt’üyle,
hiçbirinizin çocukları bu konuda bedel ödemiyor ve gidip o coğrafyada da
yaşamını yitirmiyor. Timsah gözyaşlarına gerek yok.
RECEP KORAL
(İstanbul) – Çocukları niye sürüyorsunuz, onu anlamıyoruz.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Getirin, artık yeter, Anadolu çocuklarının bu ölümlerine karşı
gelin birlikte barikat oluşturalım. Bu çocuklar daha on dört yaşında. Bu
çocuklar türbanın özgürlüğü için sokağa çıkmış olsaydı, sizin çocuklarınız
olsaydı ve o çocuklar ellerinde taş ve tutuklansaydı ne olurdu?
RECEP KORAL
(İstanbul) – Şehit olanlar kimin çocukları?
SIRRI SAKIK
(Devamla) – İşte bu çocuklar da kendi kimlikleri için, kendi aileleri için,
kendi gelecekleri için eğer sokaktaysa, onları sokaktan da çekmek Parlamentonun
görevidir. Biz Parlamentoyu göreve davet ediyoruz. Niye bu konuda rahatsızlık
duyuyorsunuz, onu anla-mıyorum.
RECEP KORAL
(İstanbul) – Sokağa niye sürüyorsunuz, onu anlamıyoruz.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Sizin politikalarınızdır çocukları sokağa sürmek, sizin
politikalarınızdır; sizin ret ve inkâr politikalarınızdır. (DTP sıralarından
alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Çocukları istismar ediyorsunuz.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, kürsüye her çıktığımızda en çok
rahatsız olan AKP grubu…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Yanlış şeyler söylüyorsunuz, gerçeklerle alakası olmayan şeyler
söylüyorsunuz.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Ben size gerçekleri söylüyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Çocukların bu hareketine yargının verdiği kararla bizim ne alakamız
var? Çocukları niye sokağa sürüyorsunuz? Yazık değil mi o çocuklara? Esas bunun
sorgulanması gerekir.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Dün Adana’da…
BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Çocukları sokağa süren sizin politikalarınızdır, ret ve inkâr
politikalarınızdır.
BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Teşvik eden sizsiniz, çocukları sokağa süren sizsiniz, ondan sonra
burada çıkıp gerçek dışı şeyler söylüyorsunuz.
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Sen bunlardan faydalanıp bakan olmayı mı düşünüyorsun?
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Saçmalama! Saçma sapan konuşma!
SIRRI SAKIK
(Devamla) – Hadi işine!
BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ediyorum.
Gündem dışı
üçüncü söz, Hakkâri ilinde 23 Nisan günü cereyan eden olaylar hakkında söz
isteyen Hakkâri Milletvekili Abdulmuttalip Özbek’e
aittir.
Buyurun Sayın
Özbek.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Canikli… Sayın Canikli…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Canikli…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bizim partimizle ne alakası var?
SIRRI SAKIK (Muş)
– Sizin çıkardığınız Terörle Mücadele Yasası’dır.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Hükûmet değil misiniz, icraattan sorumlu
değil misiniz? Başbakan niye çıkıp tepkisini koymuyor?
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Başkan, partimiz suçlandı doğrudan. Müsaade
ederseniz kısa bir açıklama yapmak istiyorum.
BAŞKAN – Bir dakika. Nasıl bir itham
oldu?
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Grup Başkan Vekili “Çocukları teşvik eden sizin
partinizdir.” şeklinde… Haksız bir itham efendim. Partimizi zan altında bırakan
bir itham, kamuoyuna da bu şekilde yansıtılıyor. Sayın Canikli
AKP’nin sözcüsü olarak açıkça partimizi…
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, esas suçlanan partimizdir. Burada bu çocukların
fiilleriyle ilgili olarak yargımızın genel kurallar çerçevesinde yaptığı
süreçle partimiz arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyor.
BAŞKAN – Tamam,
anladım…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Biz mi dipçikle vuruyoruz çocukların başlarına Sayın Canikli?
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sizin döneminizde çıkarıldı çocukları ağır cezada
yargılayan yasa.
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Temel bilgilere sahip olmayan bir anlayışla konuşma yapılıyor.
SIRRI SAKIK (Muş) – 2006’da siz çıkarmadınız mı!
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın grup başkan
vekilleri, lütfen istirahat buyurun efendim.
Sayın Özbek,
buyurun efendim.
3.- Hakkâri Milletvekili Abdulmuttalip
Özbek’in, Hakkâri ilinde 23 Nisan günü cereyan eden olaylara ilişkin gündem
dışı konuşması ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
ABDULMUTTALİP
ÖZBEK (Hakkâri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Hakkâri’de meydana gelen olaylarla ilgili gündem dışı
söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime
başlarken, bugün Diyarbakır’da meydana gelen olayda hayatını kaybeden
şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Artık
bu insan kıyımının bir an önce son bulmasını yüce Rabb’imden
diliyorum.
Saygıdeğer
milletvekilleri, dünyada sadece Türkiye’de kutlanan Atatürk’ün çocuklarımıza
armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda bir güvenlik
görevlisinin on iki-on üç yaşlarındaki “Seyfi Turan” adlı çocuğa uyguladığı
şiddeti hepimiz ibretle izledik. Ülkemiz adına bu hiç hoş olmayan görüntüler hepimizi
derinden yaralamıştır.
BAŞKAN – Sayın
Özbek, bir saniyenizi rica edeyim.
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Çeşitli İşler
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Kazakistan Parlamentosundan
bir milletvekili heyetine Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi
BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Kazakistan Parlamento Meclisinden bir
milletvekili heyeti Meclisimizi teşrif etmişlerdir, kendilerine “Hoş geldiniz.”
diyorum. (Alkışlar)
V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)
A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)
3.- Hakkâri Milletvekili Abdulmuttalip
Özbek’in, Hakkâri ilinde 23 Nisan günü cereyan eden olaylara ilişkin gündem
dışı konuşması ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (Devam)
BAŞKAN – Buyurun
efendim
ABDULMUTTALİP
ÖZBEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.
Ülkemiz adına bu
hiç hoş olmayan görüntüler hepimizi derinden yaralamıştır. Polisin o anda
yaptığı bu müdahaleyi insanlık dışı buluyorum. Tabii ki görevlerini layıkıyla
da yapan güvenlik görevlilerini de takdirle karşılıyorum.
Polis, anayasal
düzeni korumakla görevli ama aynı zamanda anne- baba şefkatine sahip bir insan
da olmalıdır. Hepimiz insanız, hata yapabiliriz, yanlışlar yapabiliriz ama bir
işi yaparken empati kurabilmeli, kendimizi
karşıdakinin yerine koyabilmeliyiz. Bu gibi olaylar hepimizi derinden üzen ve
emniyet teşkilatının imajını zedeleyen olaylardır. Hepimiz büyük bir sorumluluk
bilinciyle hareket etmeli ve asla hukuk dışına çıkmamalıyız. Özellikle bu
konuda ailelere de çok büyük görevler düşmektedir, çocuklarını eğitime ve
kendilerini geliştirecek alanlara yönlendirebilmelidirler. Yaşanan bu oylaylar bölgede gerginliğin artmasına ve çatışma ortamının
oluşmasına sebep olmaktadır. Tabii ki, bölgede meydana gelen huzursuzluğun en
büyük sıkıntısını biz bölge milletvekilleri çekmekteyiz ve bunun en büyük
acısını şu anda da yaşıyoruz. Sürekli Hakkârili hemşehrilerimle
iç içe yaşayan biri olarak, yaşanan bu olayların acısını inanın yüreğimde
hissediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Hakkâri geçmiş dönemlerde çok ihmal edildi.
Hakkârililer hakikaten çok acı çektiler, sorunlar, istekler birbirini
dinleyerek, anlayamaya çalışılarak değil, kavgayla, şiddetle halledilmeye
çalışıldı. Halkın sorunları, istekleri de ciddiyetle ele alınmadı. Yıllarca
bölgede görev yapan bir kısım yetkililer bölge insanını kucaklayamadılar.
Devletin şefkatli elini bölgeye uzatamadılar. Kendi insanlarına yabancı
kaldılar. Ama bugün meydana gelen olaylarda Sayın Valinin sağduyulu yaklaşımını
ve yerinde müdahalesini takdirle karşılıyorum. Vatandaşlarımız da Sayın Valinin
bu tutumunu takdirle karşılamaktadırlar.
Saygıdeğer
milletvekilleri, yirmi beş yıldır bölgede cereyan eden ve olayların yıkımını
bizzat kendi ailesinden maddi, manevi ve can kaybıyla yaşamış biri olarak
konuşuyorum, şimdi sorunlarımızı konuşarak, birbirimizi dinleyerek ve anlayarak
çözüme ulaştırma zamanıdır, artık acılarımızı dindirme zamanıdır. Dinimiz,
dilimiz, rengimiz, görüşlerimiz farklı olabilir,ama
aynı zamanda kardeş de kalabiliriz.
Değerli
milletvekilleri, bu ülkede anneler çok acı çekti, anneler çok gözyaşı döktü,
şehitlerimizin anneleri de dağdaki insanlarımızın anneleri de, çünkü annelerin
yüreği birdir, yürekleri bir atar. Unutmayalım ki, hiç kimse bilmez yüreği
yanan annenin derdini, yüreği yanan anneden başka. Dünyadaki şu an yükselen
değer, dinleme-anlama yöntemidir. Dünya bir değişim yaşamaktadır, artık
sorunlarla yüzleşiliyor. Çözüm için karşılıklı
görüşme, birbirini dinleme, anlama ve sorunu birlikte çözme yöntemleri
uygulanıyor. Ülkemizde de çok şey değişti. Anlayışlar değişti, yaklaşımlar
değişti. Artık acılarımızı ortak yaşıyoruz. Bunları beraber çözeceğiz. Burada
her görüşü, her kesimi temsil eden insanlarız. Bunu burada, bu yüce Mecliste
hep beraber çözebiliriz. Bu kapsamda Sayın Başbakanımızın ve partimizin yaptığı
hizmetlerin ve demokratik açılımların önemsenmesi gerekmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Özbek, konuşmanızı tamamlayınız.
ABDULMUTTALİP
ÖZBEK (Devamla) – Bir zamanlar yıllar boyunca bölgede boşaltılan binlerce
köyün, köylerinden göç eden yüz binlerce insanın trilyonlarca tazminatları bu Hükûmet tarafından ödeniyor. Bir zamanlar işlenen faili
meçhul cinayet ve asit kuyularına atılan insanların kemikleri dönemimizde
ortaya çıkıyorsa bunu sağlayan iradeye ve emeği geçen herkese teşekkür etmemiz
gerekmiyor mu? Biz de değişen dünya şartlarına ayak uydurmalıyız. Ülkemizde
yaşanan acıların yaşanmaması, barış, kardeşlik zemininin hazırlanması ve hiçbir
anne yüreğinin artık yanmaması için bir araya gelip konuşmalıyız,
tartışmalıyız. Barışçı, gerçekçi çözümler bulmalıyız. Hepimiz huzurun tarafı
olmalıyız. Gerginlikler yaratmamalı ve gerginliklerden medet umma-malıyız.
Değerli
milletvekilleri, artık bu değişen dünyada mevcut sınırlar bile ortadan kalkarken,
gelin, yeni sınırlar çizmeyelim. Herkesin birbirini olduğu gibi kabul ettiği,
huzur ve barış içinde bir ülke, insanların mutlu ve kardeşçe yaşadığı bir
Türkiye yaratmak için çaba harcayalım.
Bu duygularla
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Gündem dışı
konuşmalara İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın
Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Hepimizin
yüreğini yakan acı dolu bir gün geçiriyoruz. Hain terör acımasız yüzünü bir kez
daha bugün göstermiş oldu. Pazartesi günü İstanbul’da yaşanan ve biri güvenlik
görevlisi iki vatandaşımızı şehit verdiğimiz olayın acısı dinmeden, Diyarbakır
Lice’den bugünkü üzücü haber geldi. Memleketine hizmet etmekten, vatani
görevini layıkıyla yapmaktan başka bir amacı olmayan Mehmetçiklere kurulan hain
pusuda 9 kahraman vatan evladını bugün kaybettik. Acımız ve üzüntümüz tarif
edilemez. Ben tüm şehitlerimize bu yüce çatı altında Allah’tan rahmet
diliyorum, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum ama bir defa
daha ifade ediyorum, kim ne yaparsa yapsın, hangi karanlık hesabın içinde
olursa olsun, terörle mücadeleye kararlılıkla devam edilmektedir ve devam
edilecektir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık’ın,
çocukların şiddete ve hukuksuzluğa maruz kalması ve AK PARTİ Hakkâri
Milletvekili Sayın Abdulmuttalip Özbek’in, “Hakkâri’de
23 Nisan günü cereyan eden üzücü olaylar” konulu gündem dışı konuşmaları
vesilesiyle ben de duygu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli
milletvekilleri, hepimizi derinden üzen, sarsan bir konuyu, bir güvenlik
görevlisinin bir gence yaptığı kötü muameleyi Meclis gündemine getirdiler.
Öncelikle ifade etmek isterim ki, Hakkâri ilimizde meydana gelen üzücü olayı
başından beri çok yakından takip ettim ve sözlerimin başında, bu konunun
detayıyla ilgili, siz değerli milletvekillerimize bilgi sunmak isterim.
Bilindiği gibi, o
günlerde Hakkâri ve bazı illerimizde gösteriler vardı ve bu gösterilere de
yasal çerçevede güvenlik güçlerince müdahale edilmekteydi. Hakkâri ilimizde de
20-24 Nisan 2009 tarihleri arasında, barikat kurarak yolu trafiğe kapatma,
lastik yakma, molotof atma ve kamu bina ve araçlarına
taşlı saldırıda bulunma gibi yasa dışı eylemlere tevessül edilmiştir. 23 Nisan
günü Hakkâri’de iki üzücü olay yaşanmıştır:
Bunlardan
birincisi, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın tüm yurtta coşkuyla kutlandığı
bir günde ellerine taş ve sopalar verilen çocukların provoke edilerek yasa dışı
eylemlere yönlendirilmiş olmalarıdır. Valilikten alınan bilgiye göre, 23 Nisan
2009 günü Hakkâri merkezde yaklaşık 60-70 kişilik grup tarafından yolun barikat
kurularak araç trafiğine kapatıldığı bilgisi alınmıştır. Bunun üzerine güvenlik
güçleri gerekli müdahaleyi yapmak amacıyla olay mahalline gönderilmiştir. Yola
barikat kurulduğu sırada o bölgede bulunan, özel harekât noktasına giden bir
zırhlı özel harekât unsuruna yoğun bir şekilde taşlı ve molotoflu
saldırı yapılmıştır. Bu yasa dışı gösteri güvenlik güçlerince dağıtılmıştır.
Maalesef son dönemde çocukların ve kadınların ön plana çıkartılarak güvenlik
güçleriyle karşı karşıya bırakılması terör örgütlerinin ve uzantılarının sıkça
başvurduğu bir yoldur.
İkinci üzücü olay
ise birinciye bağlantılı olarak güvenlik güçlerinin yapılan saldırıya karşı
müdahalede bulunduğu sırada Seyfullah Turan isimli
gencin bir güvenlik personeli tarafından şiddetle darp edilmiş olmasıdır.
Değerli
arkadaşlarım, güvenlik görevlisinin bu tutumu kesinlikle tasvip edilemeyecek
üzücü bir olaydır. Gerekçesi ne olursa olsun bir güvenlik mensubunun on yedi
yaşındaki bir gence aşırı güç kullanımının mazur görülecek hiçbir tarafı yoktur.
Güvenlik güçlerinin görevi, yasalara aykırı hareket ettiğini belirlediği kişi
veya kişileri belirlenen kriterlere uygun olarak
dağıtmak, suç işleyenleri yakalamak ve ilgili adli mercinin
önüne çıkarmaktır. Bunun dışındaki fiil ve uygulamalar mevzuatla suç olarak
belirlenmiştir ve müeyyideye bağlanmıştır. Bu üzücü ve kabul edilemez olaya
muttali olunur olunmaz gereken tüm tedbirler alınmıştır. Aynı gün yani 23/4/2009 tarihinde adı geçen şahsı yaralayan personel
tespit edilerek hakkında Hakkâri Valiliğimiz tarafında idari soruşturma
başlatılmış ve söz konusu personel açığa alınmıştır. Bizim, bu, İçişleri
Bakanlığında uygulamamızdır; bu tür olaylarda daha tahkikat başlarken o ilgili
şahıs da açığa alınmaktadır.
İlk mesai günü
yani ertesi gün 24/4/2009 tarihinde Hakkâri Cumhuriyet
Başsavcılığınca adli soruşturma başlatılmıştır. Yine, aynı gün, 24/4/2009 tarihinde Bakanlığımca konuyu soruşturmak üzere 2
polis müfettişi görevlendirilmiştir. Polis başmüfettişleri 25/4/2009
tarihinde Van ilinde yaralanan şahsın da bilgisine başvurmuşlardır. İlk anda,
haber aldığımızda, 23 Nisan akşamı, hemen Valiyi arayarak bizim de ilk
talimatımız “Hemen açığa alın ve işlemleri başlatın.” şeklinde olmuştur. Hâlen
Hakkâri ilinde konuyla ilgili sorumluların tespiti ve gerekli müeyyidenin
uygulanması amacıyla adli ve idari soruşturmaya devam edilmektedir ve bu olay
hâlen tarafımızdan da takip edilmektedir. İl Valisi ve diğer ilgililerle
irtibat içindeyiz. Çocukla ve çocuğun ailesiyle sürekli görüşülmekte, tüm
ihtiyaçları için yakından ilgilenilmektedir. Hastanede de ayrıca özel bir ilgi
gösterilmektedir. Keşke Hakkâri’de bu üzücü olaylar hiç yaşanmasaydı.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; geçen hafta 21 Nisan 2009 Salı günü güvenlik
güçlerinin aşırı güç kullanımına ilişkin iddiaların yer aldığı gensoru
görüşmelerini burada yaptık. Bu görüşmelerimiz sırasında siyasi parti
temsilcilerimiz konuya ilişkin görüş ve önerilerini bizlerle paylaştılar. Ben de İçişleri Bakanı olarak eleştirilere burada cevap verdim ve
ayrıca, iç güvenlik stratejimiz, güvenlik alanında zihniyet değişimi ve
dönüşümüne verdiğimiz önem, güvenlik güçlerinin nitelik ve niceliğinin
geliştirilmesi, insan hakları alanında yapılan düzenlemeler, güvenlik
güçlerinin aşırı güç kullanımı iddiaları, olaya bakış açımız, yaptığımız
çalışmalar, aldığımız tedbirler konularında siz değerli milletvekillerini
ayrıntılı olarak burada bilgilendirmeye çalıştım. Benzeri konuların
ayrıntılarına tekrar girecek değilim ancak bazı hususlara bu vesileyle tekrar
vurgu yapmak istiyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; güvenlik güçlerinin temel görevi, halkın can ve mal
güvenliğini sağlamak, bu amaçla belirlenmiş kurallar çerçevesinde faaliyet
göstermektir. AK PARTİ olarak, her alanda olduğu gibi güvenlik alanında da
ciddi bir değişim ve dönüşümü İçişleri Bakanlığı olarak başlattık ve 2003
yılından beri uyguluyoruz. Biz bir taraftan iç güvenlik hizmetlerinde
anlayışları değiştirmeye çalışırken diğer taraftan güvenlik birimlerinin
modernizasyonunu geniş anlamda yorumlayıp gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Hukukun
üstünlüğü, insan haklarına saygı, sivil katılım, vatandaş memnuniyeti,
şeffaflık, açıklık ve hesap verebilirlik gibi çağdaş değerleri de kapsayan
zihinsel dönüşümü de gerçekleştirmeye çalışıyoruz.
Gerek polis ve
gerekse jandarmanın nitelik ve niceliğinin geliştirilmesi için gerekli
tedbirleri alıyor ve uyguluyoruz. Güvenlik hizmetlerine vatandaşın katılımını,
suçla ve suçluyla mücadelede kolluk ile vatandaşın iş birliği yapmasını baştan
beri önemsiyoruz. Bu amaçla, suçla mücadelede özellikle önleyici tedbirler
bakımından toplumun güvenlik hizmetlerine katılımını ifade eden toplum destekli
polislik uygulamasını 81 ilimizde fiilen hayata geçirdik.
Güvenlik
hizmetlerinde özgürlük-güvenlik dengesini hassasiyetle koruma gayreti
içindeyiz. Güvenlik alanında önleyici tedbirlere geçmişle kıyaslanamayacak
kadar önem verdik. Teknoloji kullanımını, özellikle MOBESE’yi
yaygınlaştırdık. Sokak güvenliği, okul güvenliği gibi konuların üzerinde özel
olarak durduk. Her türlü organize suç örgütleri ve çetelerin üzerine
kararlılıkla gittik. Terörle mücadeleye, hukuk kuralları çerçevesinde,
teröristle vatandaşı birbirine karıştırmadan kararlılıkla devam ediyoruz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; iktidara geldiğimiz günden itibaren “İnsanı yaşat ki
devlet yaşasın.” temel esprisinden hareket ediyoruz. İktidara gelmeden önce
taahhütlerimiz arasında yer alan insan odaklı yönetim anlayışını kamu
yönetimine hâkim kılmak konusunda kararlı adımlar attık. Her alanda insan
hakları ihlallerini ortadan kaldırmak için yasal, idari önemli düzenlemelere
imza attık. Başta Anayasa ve temel ceza yasaları olmak üzere çok sayıda kanun
düzenlemesi ve ikincil mevzuat düzenlemesi yaptık. İnsan hakları alanındaki
uluslararası anlaşma ve sözleşmelere taraf olduk. Başta Başbakanlık olmak üzere
İçişleri Bakanlığında ve bağlı güvenlik birimlerinde insan hakları alanında
çalışmalar yapacak müstakil birimler oluşturduk. Vatandaşların konuyla ilgili
şikâyet ve taleplerinin takip edildiği mekanizmalar geliştirdik. AB
standartlarına uygun olarak kolluk etik ilkelerini imzaladık ve personelimizi
bu çerçevede eğittik. Polis ve jandarmamızın hizmet sunduğu fiziksel mekânları
ve nezarethanelerin standartlarını yükseltecek ciddi çalışmalar yaptık.
Bakanlığımız bünyesinde yapılan tüm denetimlerde, insan haklarına ilişkin iş ve
işlemlerin ayrı bir başlık hâlinde denetlenmesi için gerekli tedbirleri aldık.
Konuyla ilgili ulusal ve uluslararası kuruluş ve organizasyonlarla her düzeyde
ilişki içinde bulunmaya özen gösterdik, bu birimlerin hazırlayıp yayınladıkları
raporları ciddiyetle inceleyerek gerekenin yapılmasını sağladık.
Değerli
arkadaşlarım, tüm bunları, “her şeyi yaptık, daha ne yapalım” anlayışı içinde
de söylemiyorum. Kuşkusuz daha yapılacaklar var, alınacak mesafeler var. Bunun
için de çalışıyoruz. Ancak bir konunun hakkını da teslim etmek gerektiğine
inanıyorum. Vatandaşlarımızın huzur ve güven içinde yaşamalarını sürdürmelerini
sağlamak amacıyla verdiğimiz güvenlik hizmetlerinde aldığımız tüm bu tedbirler
ve düzenlemelerle her geçen gün daha iyiye, daha güzele doğru gidiyoruz.
CANAN ARITMAN
(İzmir) – 1 Mayısta kimseyi dövmeyeceksiniz değil mi Sayın Bakan? Kadınları
tekmeletmeyeceksiniz, saçlarından tutup sürükletmeyeceksiniz, değil mi?
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, her vesileyle
üzerinde ısrarla durduğumuz bir konu var. Bizim güvenlik hizmetlerinin
sunumunda en çok dikkat ettiğimiz konu, vatandaşlarımızla güvenlik güçlerinin
karşı karşıya gelmemesidir. Biz, vatandaşlarımızın ve güvenlik güçlerimizin
karşılıklı olarak kurallara uygun hareket etmesi hâlinde hiçbir sorun
çıkmayacağını biliyoruz ve görüyoruz.
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Bravo, helal olsun Sayın Bakan!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Özellikle organize hareket eden terör örgütleri ve
diğer suç örgütlerinin de bu hassasiyeti bilerek, güvenlik güçleriyle masum
vatandaşları karşı karşıya getirecek her türlü provokatif
girişimlerde ısrar ettiğini görüyoruz. Terör örgütü tarafından devletle halkı
karşı karşıya getirmek için uzun süredir toplumsal olaylar organize edilmekte
ve bu olaylarda başta çocuklar olmak üzere gençlerimiz, kızlarımız,
kadınlarımız ön plana sürülmektedir ve Hakkâri ilimizde de maalesef, son bir
yılda, belirli aralıklarla çocukların kullanıldığı benzer toplumsal olaylar
organize edilmiştir.
Aslında, değerli
milletvekilleri, bu konu önemlidir. Bakın “çocuklarımız ve suç, çocuklarımız ve
terör” konusu bugün burada konuşuluyor. Tabii hepimizin çok kafa yormamız
gereken bir konudur. Yani bu konuda biz de çalışmalar yapıyoruz, valilerimiz,
güvenlik güçlerimizin yöneticileri, sıklıkla, çeşitli sivil toplum örgütleri ve
vatandaşlarımızla bu konuda görüşmeler yapıyorlar. Bu görüşmelerde çocukların
ve gençlerin yaptığı bu tür eylemlerin önüne geçilmesi istenilmekte ve bununla
ilgili birtakım faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Çocukların ve gençlerin bu
tür eylemlerde rol almamaları hususunda, aralarında bazı parti yöneticilerinin
de bulunduğu kanaat önderleriyle görüşmeler yapılmaktadır ve biz bu konulardaki
çabalarımızı tabii sürdüreceğiz. Dileğimiz, gençlerimizin, çocuklarımızın bu
tür eylemlerde değil, defterle, kitapla ve okul sıralarında eğitimlerini
sürdürmeleridir.
Değerli
arkadaşlarım, geçen haftaki gensoru ön görüşmeleri sırasında üzerine basarak
söylediğim bir konuyu bu vesileyle bir kez daha da tekrarlamak istiyorum:
Güvenlik mensuplarımızın kahir ekseriyetinin görevlerini yerine getirirken
hukuk kurallarına bağlı, insan haklarına saygılı tutum ve davranış içinde
olduğunda kuşkumuz yoktur. Ancak her grupta, her toplumda olabileceği gibi
güvenlik mensupları içinde de maalesef bu düzeni, ahengi bozan, hukuk kuralları
dışında hareket eden, vatandaşlarımızı üzen, inciten kişiler az da olsa
bulunabilmektedir. Bu kişiler sadece vatandaşları incitmekle, hukuku çiğnemekle
kalmamakta, görevini hakkıyla yerine getiren kurumlarını, arkadaşlarını da
âdeta sabote etmektedirler. Yanlış hareketler yapan sınırlı sayıda kişi aslında
kendi camialarını toplum nezdinde zor durumda bırakmaktadır. Hiç kimsenin,
keyfî tutumuyla, toplum nezdinde her geçen gün itibarı artan güvenlik
birimlerimizi töhmet altında bırakmasına asla izin vermedik, bundan sonra da
vermeyiz. Bizim yaklaşımımıza göre, suç işleyen asla cezasız kalmaz ve
kalmamalı ve şunu da ben burada izninizle yine ifade etmek istiyorum: Ülke
genelinde, değerli milletvekilleri, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
coşkuyla kutlandı. Hatta dünyanın pek çok ülkesinden çocuklar Türkiye’ye
gelerek bu kutlamalara katıldı. Ülke genelinde danslarla, oyunlarla, çeşitli
eğlencelerle çocuklar bayram kutlarken, bir yerlerde de kışkırtılan, kandırılan
çocukların ellerine taşlar, sopalar verilerek, güvenlik güçlerine, kamu
binalarına, araçlarına saldırma eylemleri yaptırıldı.
Birbirimizi
kandırmaya çalışmanın anlamı yok, her şey medya aracılığıyla kamuoyu önünde
zaten görülüyor. On yedi yaşındaki bir çocuğa acımasızca vuran güvenlik
görevlisi görüntüsü ne kadar üzücü, acı ve çirkin ise, ilköğretim çağındaki
çocuklara yaptırılan bu yasa dışı eylemler de en az o kadar üzücü, acı ve çirkindir.
Kamuoyu bunu böyle görmekte ve böyle algılamaktadır.
Çocuklarımız
bizim her zaman üzerlerine titrediğimiz değerli varlıklarımızdır. Son çeyrek
asırda terör belası nedeniyle, kundaktakiler dâhil olmak üzere, kaç tane
çocuğumuzu kaybettiğimizi bir kez daha düşünelim. Diyarbakır’da bir dershane
önüne bırakılan araçla yapılan bombalı saldırıda kaç tane çocuğumuzu, yavrumuzu
toprağa verdik! Bu acıları analara, babalara tekrar hatırlatmaya gerek var mı?
Değerli
arkadaşlarım, çocukların yeri bellidir. Çocukların eli taş, sopa değil, kalem,
defter, kitap tutmalıdır. Onlar kamu binalarının araçlarını tahrip etmek için
değil, okullarını, çevresini güzelleştirmek için yönlendirilmelidir.
Bu vesileyle, bu
çocukları kullananlara, onların geleceğini karartanlara bir kez daha çağrıda
bulunuyorum: Çocuklarımızı rahat bırakın, çocuklarımızı kötü emellerinize alet
etmeyin. Bu çocuklar bizim geleceğimiz, güvencemiz. Biz onları çağdaş dünyanın
demokrat bireyleri olarak yetiştirmek konusunda azimli ve kararlıyız. Onların bu
çağlarda tek ihtiyaçları, sevgi dolu bir aile ortamında ve eğitim kurumlarında
yetişmeleridir. Bu konuda herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır.
Bu dileklerle,
hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya)
– Fiyasko!
SIRRI SAKIK (Muş)
– Söylediklerine sen inanıyor musun?
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Birdal, neyle ilgili açıklama yapacaksınız?
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Efendim, şimdi, bir hafta önce…
BAŞKAN – Hayır,
gördüm ben. Ben size bir dakikalık süre vereceğim zaten.
Buyurun efendim.
VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)
9.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın,
emek ve demokrasi güçlerinin Taksim Alanı’nda 1 Mayıs Bayramı’nı kutlama
taleplerine olumlu cevap verilmesi konusundaki açıklaması
AKIN BİRDAL
(Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.
Şimdi, bir hafta
önce burada yüce Meclisin kararıyla emekçilerin birlik, dayanışma ve mücadele
gününün 100’üncü yılında “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kabul edildi ve
gerçekten çok değerli bir karardı bu fakat yarından sonra İstanbul’da 1 Mayıs
için… Şimdi, Sayın Bakan gitmeden, acaba… Sayın Bakan, acaba, gitmeden,
yarından sonra, 1 Mayısta emek ve demokrasi güçlerinin Taksim Alanı’nda 1 Mayıs
Bayramı’nı kutlama konusunda ne düşünüyorsunuz? Lütfen, şu andaki polemiklere yol açan bu tartışmaya son verin ve barış içinde
bu bayramın kutlanması yolunda burada bir görüş bildirin, yüce Meclisin Emek ve
Dayanışma Günü’nün anlamını burada ortaya koyun.
Teşekkür ederim
Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Birdal.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, izin verirseniz cevaplayayım.
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bakanım.
10.- İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal’ın, emek ve demokrasi
güçlerinin Taksim Alanı’nda 1 Mayıs kutlama talepleri konusundaki ifadelerine
ilişkin açıklaması
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başka bir
toplantım olduğu için orada konuşmam vardı, acele çıkmam gerekiyordu, onun için
ayrılıyordum.
Bu konuyla
ilgili, İstanbul Valiliği görüşmeler yapıyor sendikalarla, kendileri tam
yetkili. Zaten biliyorsunuz, ildeki bütün etkinliklerde ve bu tür toplantılarda
valilik yetkilidir. Valilik gerekenleri yapıyor, sendika başkanlarıyla da görüşmeler
yapıyor, bugün de yaptılar. Bana da zaman zaman bilgi
veriliyor. Ama konu Valiliğin yetkisindedir.
Bizim dileğimiz,
sizin de ifade ettiğiniz gibi, yüce Meclisimiz… (CHP ve DTP sıralarından
gürültüler)
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Bakan, Vali Hükûmetin emrinde!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) –…bu sene tatil kararı da verdi, tatil yaptı bu günü.
K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Vali Hükûmetin emrinde!
M. NURİ YAMAN
(Muş) – Valiye siz talimat vereceksiniz!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Bizim dileğimiz, ismine uygun, barış ve kardeşlik
içinde, gerçekten bir işçi bayramı olarak kutlanmasıdır, bu manada eğlenceler
ve coşkular içinde geçmesidir ve herkesin de konulan kurallara uymasıdır.
Dileğimiz budur.
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Bitlis) – Peki siz yetkisiz misiniz Sayın Bakan? Vali
sizin üzerinizde mi!
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, söz talebimiz var, Sayın Bakan kaçıyor! Böyle
bir şey olabilir mi Sayın Başkanım ya!
BAŞKAN – Efendim,
Sayın Bakanın…
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Sisteme giriyoruz, söz talebimiz var…
BAŞKAN – …sayın
milletvekillerinin konuşma üslubu bellidir; sayın bakanlar bir yere kaçmaz!
MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, Meclisten daha önemli ne işi olabilir Sayın Bakanın!
Böyle bir şey olabilir mi?
BAŞKAN – Evet,
sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Önergeleri ayrı ayrı okutuyorum:
VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
B) Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 22
milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’de meydana gelen
olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/354)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
1 Mayıs 1886
yılında Amerika'nın Chicago Kentinde işçilerin günde sekiz saat çalışmak için
başlattıkları mücadele ve bu mücadeleye öncülük eden 4 sendikacının asılması
anısına, 1889'da Paris'te toplanan 2'nci Enternasyonalde, 1 Mayıs işçilerin
birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kabul edilmiştir. Bu tarihten sonra
birçok ülkede 1 Mayıs işçi bayramı olarak kutlanmış ve resmî bayram olarak ilan
edilmiştir.
Ülkemizde de 1
Mayıs yıllardır kutlanmaktadır. Bu kutlamalardan 1 Mayıs 1977 tarihinde,
İstanbul Taksim Meydanı'nda gerçekleştirileni tarihe önemli olarak
kaydedilmiştir. 1 Mayıs 1977 tarihinde İstanbul Taksim'de düzenlenen 1 Mayıs
kutlamaları sırasında 37 kişi yaşamını yitirmiştir. Kutlama barış içinde sona ermek
üzereyken sular idaresi binası ve Intercontinental
Oteli (şimdiki adı The Marmara) üzerinden kalabalığın
üzerine açılan ateş sonucunda panik yaşanmış, kimileri vurularak, kimileri
panzerlerin altında kalarak, kimileri de sıkışıp ezilerek yaşamını yitirmiştir.
Bu acı olay
toplumu derinden sarsmış, tarihe kanlı 1 Mayıs olarak geçmiştir. Olay üzerine
çok şey yazılmış ve söylenmiş; ama, bu olay bir türlü
aydınlığa kavuşturulamamıştır. Olayla ilgili yapılan soruşturma ve yargılamada
da gerçek suçlular bulunamamıştır. Kurşunları atanlar kimlerdir? Kim onlara
emir vermiştir? Bir kışkırtma var mıdır? Bu kişilerin amaçları nelerdir? Intercontinental Otelin 5'inci katı 1 Mayıs günü
boşaltılmış mıdır? 510, 511, 512 numaralı odalarda kimler vardır? Bu odalardan
ateş edilmiş midir? 2 Mayıs günü otelin önünde bir bomba patlatılıp kırılan
camların yerine ithal cam takılıp kanıtlar yok edilmiş midir? Bütün bu sorular
yanıtsız kalmıştır. Bu yüzden olayla ilgili çeşitli yorumlar yapılmaktadır.
Aradan yirmi yıl
geçtiği için konu hukuksal olarak zaman aşımına uğramıştır; ama,
olayın büyüklüğü, gerçeğin ortaya çıkarılamaması toplum vicdanını hâlâ
sızlatmaktadır. Demokratik hukuk devletinde toplumun barış içinde yaşayabilmesi
ve ileriye güvenle bakabilmesi için hiçbir şey, hele 37 masum insanın canını
yitirdiği bir acı olay örtülü kalamaz; zaman aşımına uğradı diye kapatılamaz.
Anayasanın 5’inci
maddesinde “cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah,
huzur ve mutluluğunu sağlamak” devletin temel amaç ve görevleri başlığı altında
sayılmıştır. Bu görev her kurumdan önce ulus adına yasama görevi yapan Türkiye
Büyük Millet Meclisine düşer.
Demokratik devlet, açık toplumun sağlanması, demokrasimizin
gelişmesi, 1 Mayısların bundan sonra barış ve güvenlik içerisinde
kutlanabilmesi için 37 yurttaşımızı yitirdiğimiz 1977 Taksim 1 Mayıs olayı
hakkında karanlıkta kalan noktaların aydınlanması amacıyla Anayasa’nın 98. ve
T.B.M.M İç Tüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
1) Şevket Köse (Adıyaman)
2) Rahmi Güner (Ordu)
3) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
4) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
5) Yılmaz Ateş (Ankara)
6) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
7) Ensar Öğüt (Ardahan)
8) Osman Kaptan (Antalya)
9) Fevzi Topuz (Muğla)
10) Tekin Bingöl (Ankara)
11) Ahmet Küçük (Çanakkale)
12) Tansel Barış (Kırklareli)
13) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
14) Mehmet Sevigen (İstanbul)
15) Abdulaziz Yazar (Hatay)
16) Tayfur Süner (Antalya)
17) Erol Tınastepe (Erzincan)
18) Sacid Yıldız (İstanbul)
19) İlhan Kesici (İstanbul)
20) Şahin Mengü (Manisa)
21) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
22) Ali Koçal (Zonguldak)
23) Zekeriya Akıncı (Ankara)
2.- Gaziantep Milletvekili Hasan
Özdemir ve 22 milletvekilinin, Gaziantep’te ekonomik kriz ve göçün işsizliğe
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/355)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Küreselleşen ekonomik krizin etkilerinin en net görüldüğü
kentlerden birisi olarak Gaziantep ilinde işsizlik rakamları ekonomik kriz ve
göç olgularının etkileriyle devamlı bir artış eğilimi içerisindedir. Bu
bağlamda Gaziantep ilinde ekonomik krizin ve göçün işsizlik rakamlarına
etkilerinin araştırılarak alınacak önemleri tespit etmek üzere Anayasanın 98.
ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz
ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
1) Hasan Özdemir (Gaziantep)
2) Mehmet Şandır (Mersin)
3) Rıdvan Yalçın (Ordu)
4) Oktay Vural (İzmir)
5) Cemaleddin Uslu (Edirne)
6) Recep Taner (Aydın)
7) Ahmet Bukan (Çankırı)
8) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş)
9) Hüseyin Yıldız (Antalya)
10) Ümit Şafak (İstanbul)
11) Mustafa Enöz (Manisa)
12) Ahmet Orhan (Manisa)
13) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri)
14) Yılmaz Tankut (Adana)
15) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)
16) Metin Ergun (Muğla)
17) Murat Özkan (Giresun)
18) Recai Yıldırım (Adana)
19) Kürşat Atılgan (Adana)
20) Mümin İnan (Niğde)
21) Hamza Hamit Homriş (Bursa)
22) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar)
23) Zeki Ertugay (Erzurum)
Gerekçe:
Ekonomik kriz Türkiye üzerinde hem ülke çapında hem de tek tek kentler merkezinde derin etkiler bırakmıştır. Ülkemizin
dört bir yanından işyeri kapatma ya da işçi çıkarma haberleri gelmektedir.
Gaziantep ili de ekonomik krizden derinden etkilenen illerin
başında gelmektedir. Gelişmiş sanayisiyle hem Güneydoğu Anadolu Bölgesinin, hem
de Türkiye'nin sınaî mal üretiminde lokomotifi olan Gaziantep küresel ekonomik
krizini Türkiye'ye etkilerinin en önemli örneğidir.
Ekonomik krizin Gaziantep'e etkilerini sadece krizin yapısal
etkileri ile açıklamak yeterli değildir. Bir kere ekonomik krizin etkileriyle
Gaziantep'te fabrikalar kapanmaktadır. İkinci olarak, Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'nde teşvik politikalarından faydalandırılmayan tek şehir olması nedeniyle
komşu illere göre Gaziantep dezavantajlı bir durumdadır. Ancak krizin
etkilerinin en belirgin görüldüğü alan olan Gaziantep'teki işsizlik
rakamlarında yapılacak analiz sürecin bir başka boyutuna daha dikkat
çekmektedir.
Ekonomik krizlerin en belirgin etkisi işsizlik rakamları üzerinde
görülmektedir. Bölgesel ve kentsel gelişmişlik farklılıkları ise bu yerleşim
birimleri arasındaki işsizlik oranı farklılıkları doğrultusunda bir göç
hareketine neden olmaktadır.
Türkiye'de göç olgusunun varlığının önceki yıllarda siyasi ve
sosyal etkenlere dayanması bölgesel göç'ün önemli etkenlerindendi. Bugün ise
göç daha çok ekonomik etkenlerle gerçekleşmektedir. İşçilerin veya çalışmak
isteyen bireylerin beklenen gelirlerinin en yüksek olduğu yerlere doğru göçü bugün
Türkiye'deki göç hareketlerinin bir tanımıdır.
Bu tanım doğrultusunda gelişmiş sanayisi ile Gaziantep ili
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en yüksek göç oranlarının gözlendiği kentidir.
Nitekim ekonomik nedenlerle gerçekleşen iç göç bugün yıllık %6,7 oranına
yükselmiştir.
İşsizlik kavramının literatürdeki
tanımına bakıldığında Gaziantep'teki işsizlik rakamlarının yükselişinde
ekonomik krizin ve göç olgusunun aynı anda etkilerini görmek mümkündür.
Çalışmak isteyen ve fakat iş bulup çalışamayanları ifade eden işsizlik kavramı
ve rakamları ekonomik kriz nedeniyle çıkarılan işçiler ve göçle gelen ve
çalışmak isteyip de iş bulamayan bireylerin etkileriyle ciddi bir artış
eğilimindedir.
Bu tablo şematik olarak şöyle ifade edilebilir: Ekonomik kriz bir
kentteki işsizlik rakamlarını tetikliyor; bu kentten diğer ekonomik
gelişmişliği göreli olarak fazla olan bir kente iç göç gerçekleşiyor; göç alan
bu kentte göç ile birlikte ekonomik krizin etkileriyle istihdam artmayınca
işsizlik rakamları daha hızlı bir artış eğilimine giriyor. Yani ekonomik
kriz-işsizlik-göç üçgeni içerisinde etkiler neden sonuç ilişkileri bağlamında
karşılıklı olarak görülüyor.
Ekonomik kriz ve göçün etkisiyle 2009'un ilk 3 ayında Gaziantep İŞKUR'a başvuru yapan kamu ve özel sektörden işsiz sayısı
8.251'e ulaşmıştır. Bu rakam geçen yılın aynı dönemine ait verilerle
karşılaştırıldığında %50'lik bir artışı ifade etmektedir. 2009 yılının
Ocak-Şubat döneminde 19 işyerinin son toplu çıkardığı işçi sayısı ise 2.690
kişidir. Yine 2009'un Mart ayı sonu itibariyle Gaziantep'te İŞKUR'a
kayıtlı işsiz sayısı 26.126 kişiye ulaşmıştır.
Türkiye'nin acı bir gerçeği haline gelen işsizlik ekonomik kriz
sürecinde giderek artıyor. İşsizlikten en fazla etkilenen toplumsal grup olarak
düşük sosyo-ekonomik pozisyondaki insanlar bu halde
görece gelişmiş kentlere göç etmek zorunda kalıyorlar. Gaziantep ili de
ekonomik kriz-işsizlik-göç ilişkisinin en belirgin gözlendiği yerlerden
birisidir. Kapanan fabrikalarla birlikte gelen göç Gaziantep'te işsizliği
tetikliyor. Bu bağlamda ekonomik krizin ve Gaziantep'in ekonomik durumunu göz
önünde bulundurarak göç ve ekonomik krizin Gaziantep'in işsizlik rakamlarına
etkilerinin ve bu duruma karşı alınacak önlemlerin araştırılmasına gerek
duyulmaktadır.
3.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki
Kulkuloğlu ve 25 milletvekilinin, Kayseri ilinin
turizm sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/356)
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gerekçesini aşağıda arz ettiğimiz, Kayseri ilinin turizm
sorunlarının araştırılması, alınacak önlemlerin ve çözüm önerilerinin tespiti
amacıyla Anayasanın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.
1) Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri)
2) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
3) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
4) Atila Emek (Antalya)
5) Tayfur Süner (Antalya)
6) Mustafa Özyürek (İstanbul)
7) Sacid Yıldız (İstanbul)
8) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
9) Faik Öztrak (Tekirdağ)
10) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
11) Ali Arslan (Muğla)
12) Ergün Aydoğan (Balıkesir)
13) Zekeriya Akıncı (Ankara)
14) Tekin Bingöl (Ankara)
15) Algan Hacaloğlu (İstanbul)
16) Selçuk Ayhan (İzmir)
17) Yaşar Ağyüz (Gaziantep)
18) Derviş Günday (Çorum)
19) Gökhan Durgun (Hatay)
20) Osman Coşkunoğlu (Uşak)
21) Esfender Korkmaz (İstanbul)
22) Canan Arıtman (İzmir)
23) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
24) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
25) Ensar Öğüt (Ardahan)
26) Ahmet Küçük (Çanakkale)
Gerekçe:
Kayseri ili, M.Ö.
4000 ile M.S. 200O yılları olmak üzere, 6000 yıllık bir tarihe sahiptir.
Kayseri ili tarihi bir kent kimliğinin yanında ayrıca birçok doğa güzelliğine
de sahiptir. Tarih ve doğa turizmi için ülkemizin önemli merkezlerinden olan
Kayseri ili bunların yanı sıra Erciyes Dağı nedeniyle kış turizmi için dünyanın
sayılı merkezlerinden birisi olarak tanınmaktadır.
Kayseri ili
tarih, doğa ve kış turizmi konusunda sayılı merkezlerden olmasına rağmen
Kayseri ili yeterince turist çekememektedir. Kış sporları merkezi olan Erciyes
Dağı ise kar yağışının azalması gibi çevresel faktörler nedeniyle gün geçerek
önemini yitirmektedir.
Kayseri ilinin
turizm sorunlarının araştırılması, tespit edilen sorunlar konusunda gerekli
önlemlerin ve çözüm önerilerinin tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve
TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını
saygılarımızla arz ederiz.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.
Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmına geçiyoruz.
1’inci sırada yer
alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri
1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96)
BAŞKAN –
Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
2’nci sırada yer
alan, Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.- Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/491)
(S. Sayısı: 230) (x)
BAŞKAN –
Komisyon? Burada.
Hükûmet? Burada.
Geçen birleşimde,
tasarının tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına konuşma yapılmıştı.
Şimdi konuşma
sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Osman Coşkunoğlu’na aittir.
Sayın Coşkunoğlu, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
(x)
230 S. Sayılı Basmayazı 28/4/2009
tarihli 82’nci Birleşim Tutanağına eklidir.
CHP GRUBU ADINA
OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
tümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini paylaşmak üzere
huzurunuzdayım.
Bu yasa tasarısı
iki düzenleme getiriyor: Birincisi, şimdiye kadar ücretsiz olarak verilen posta
çeki hesabına ilişkin işlemlere belli bir ücret koyuyor. İkincisi, posta ayrım
ve dağıtım sisteminin üçüncü şahıslara ihaleyle verilebileceği yani PTT
bünyesinde, münhasıran PTT bünyesinde yapılmadan üçüncü şahıslara ihaleyle
verilmesi meşrulaştırılıyor. Aslında şimdiye kadar yapılan bir uygulamaydı yani
ayrım ve dağıtım sistemini taşeronlaştırıyor. Bu, ikinci düzenlemedir bu
yasayla. Bu konudaki görüşlerimi paylaşacağım.
Şimdi, posta
çeklerinin… Bu önemli bir hizmet, sunduğu, PTT’nin, posta
çeki hizmeti. Bu kapsamda, posta çeki hesabı açma, açılan hesaba para
yatırma, hesaptan para ödeme, hesaptan hesaba para aktarma gibi işlemler
oluyor, bunlar için bir ücret konuyor.
Şimdi, bir
düşünelim "Kim, bu hizmetleri kullanır?” diye, “Kimler kullanır?” diye.
Bankalar yerine, bankaları kullanmak yerine niye hep PTT’yi kullanır? Daha çok
küçük beldelerde, bankanın olmadığı ortamlarda, emekliler gibi toplumumuzun
mağdur kesiminin daha çok bu hizmetleri kullandığını biliyoruz. Öğrenciler gibi
–yine, meslek yüksekokulunun bulunduğu yörede banka olmaması veya seyyar olması
nedeniyle- memurlar gibi, bu gibi kişilerin bu hizmetleri kullandığını
biliyoruz. Bu bilgi ile bu hizmetlere ücret konulması eğer o ücret makul olduğu
sürece düşünülebilir. Fakat bunu yaparken niye yaptığımızı da bilelim, yanlış
gerekçeyle yapmayalım. Nitekim, bize sunulan gerekçe
yanlıştır. Gerekçede aynen şöyle deniyor: “Bankacılık sektöründe faaliyet
gösteren bankalar ve finans kuruluşları bünyelerinde bulunan farklı hesaplar
arasında yapılan para transferlerinden oldukça yüklü ücretler almaktadırlar.”
Yani “Bankayla bu işi yaparsanız yüksek ücretler alıyorlar.” diye bu gerekçede
böyle bir açıklamanın olmasını ben doğrusu çok ayıplıyorum. Neden? Çünkü interaktif hesap denilen bir kavram vardır. İnternet
kanalıyla bankacılığı kullananlar, İnternet kanalıyla yapacakları para
transferinden yüklü değil, hiç ücret ödemezler. Bunu bilmeyen birisinin, hele hele haberleşmeyle ilgili, hele hele
Sayın Ulaştırma Bakanının sunduğu bir yasanın içinde İnternet’te interaktif hesapla ücretsiz olduğunun bilinmemesi ayıp
kaçıyor veya Sayın Bakana da bu yönde bir mesaj oluyor. Belki, İnternet’i çok
kullanan yok diyecek. İnternet çok kullanan yoksa,
onun muhatabı da buradadır. İnternet’in daha çok kullanılması “sayısal uçurum”
dediğimiz olayı gidermek de yine haberleşme sektörüyle ilgili olarak önemli bir
konudur. Bunu da bu vesileyle söyleyeyim. Eğer aklına “İnternet’in ne ilgisi
var?” diye gelen olursa İnternet’in çok ilgisi var, bu vesileyle söyleyeyim.
Yalnız, eğer,
işte bizim İnternet kullanıcı sayımız şuradan şuraya yükseldi, buradan buraya
geldi diye parlak rakamlar görürseniz, o zaman bu parlak rakamların da çok
düşük düzeyden başlayan bir şeyi 3 kişi kullanıyorsa bu 6’ya çıktığında yüzde
100 artış demektir. Çok küçük bazlardan hareketle bu
kadar parlak gelişmeler olduğunu da unutmayalım. Esas karşılaştırma, diğer
ülkeler ne yapmıştır, biz neredeyiz? Bunu da bu vesileyle burada kısaca
söyleyip geçmek isterim.
Bakın, 2006-2007
yılında 122 ülke arasında Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nca –gayet iyi
biliyoruz şimdi artık hepimiz o forumu- yayınlanan Küresel Bilgi Teknolojisi
Raporu’na göre, 2006-2007 yılında 122 ülke arasında 52’nci sıradaydı Türkiye.
Bu ağ toplumuna hazır olma, yani İnternet’i de kapsayan çeşitli kriterlerden yapılmış bir endekse göre yapılan sıralamada
52’nci sıradaydık. 2007-2008 yılında 127 ülke arasında 55’inci sıraya düştük,
son yayınlanan 2008-2009 yılında da 134 ülke arasından 61’inci sıraya düştük.
Dolayısıyla bunu da bu şekilde vereyim de -İnternet’ten söz ettim- İnternet’te
şöyle geliştik, böyle geliştik gibi yüzdeler verilirse, diğer ülkelerle olan
sıralamayı da bilmiş olursunuz diye.
Şimdi, tabii, bu
haberleşme konusunu İnternet’i söz edince, şu anda Hükûmetin
çok başarılı olduğunu gördüğümüz bir konuyu da bu sektörde bahsetmeden
geçemeyeceğim. O da dinleme, telekulak ile topluma
salınan korkudur. İnsanlar konuşmaktan korkar hâle geldi. Bu konuda Hükûmetin başarısını söylemeden geçemeyeceğim! Oysa, haberleşme, özgürlüğün en önemli haklarından
birisidir. Oysa, insanlar haberleşmekten, İnternet
veya cep telefonunda haberleşmekten korkar hâle geldi. Bir baskı rejiminin ve
uygulanan utanç verici, gülünç sansürlerin İnternet’te uygulandığı bir
sektörden söz eder hâle geldik haberleşmede.
Bu arada,
başarılı hizmet veren PTT’nin bulunduğu haberleşme sektörüne değinmeden de bu
şekilde geçemeyeceğim.
Şimdi bu
görüştüğümüz yasanın ikinci düzenlemesi vardır. Bu ikinci düzenlemenin
yanlışlığını çok iyi anlamamız gerekir ve biz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
olarak bu yasaya, bu yaptığı düzenleme nedeniyle karşı olduğumuzu da bu noktada
belirteyim.
Bu yasa tasarısı
ile posta ayrım ve dağıtım işlemlerinin üçüncü şahıslara ihaleyle verileceği
söyleniyor. Bunun üzerinde durmamız gerekir. Neden bunu devlet yapmıyor? Neden
posta memuru, kadrolu posta memuruyla yapmıyor da taşeronlara bırakıyor, neden?
Bu nedenlerin açıklamasını duymak istiyorum; soyut kavramlarla değil, somut,
somut olarak duymak… İşte etkinlik artar, verimlilik artar, şu bu değil. Eğer
etkinlik ve verimlilik daha az eleman çalıştırmayla artıyorsa, o zaman “elemanı
işten çıkarmayın” diye özel sektöre destek olacak yasaları niye çıkarıyoruz
biz? Bırakın, onlar da o zaman… Madem işçi kadrosunda daha fazla eleman
bulundurmak etkinlik, verimlilik olmuyor, niye işten çıkarmayın diye bu kriz
sırasında yasa çıkartıyoruz biz özel sektöre?
Denebilir ki
“Efendim, bizim devlet kadroları şişkin.” Bu ezberi de bozmanın zamanı
gelmiştir. “Devlet kadroları -kamuda çalışanların-Türkiye’de aşırı.” diyen bir
ezber, yine hiçbir temele, bilgiye, rakama dayanmadan slogan olarak atılan bir
ezberdir.
Önümde OECD rakamları
var. OECD ülkelerinde toplam istihdam içerisinde devletin payı, toplam
istihdamda devlet ne kadar? Finlandiya yüzde 24, Fransa yüzde 22 -toplam
istihdam içerisinde devletin payı bunlar- Kanada yüzde 17, Amerika Birleşik
Devletleri yüzde 15 vesaire vesaire. Türkiye? Yüzde
9! Toplam istihdam içerisinde devletin payı Türkiye’de yüzde 9, Amerika’da
yüzde 15, Finlandiya’da yüzde 24. Hâlâ geliniyor, slogan olarak: “Efendim,
bizim devlet kadroları şişkin, çok devlet memuru çalıştırıyoruz, onun için
ihale edelim.” Bu gerekçe doğru değil. Bu gerekçe sadece yanlış ekonomik
politikasından kaynaklanmış olsa yine bir derece, işte “Yanlış uygulaması bu Hükûmetin.” der geçeriz. Hayır, onun da ötesinde…
Bir: Kamu İhale
Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, üçüncü partide ihaleyle verilen işlerin
kimlere, nasıl ihale edildiğini biliyoruz.
İki: Devlette
memur çalıştıracaksan, PTT’de örneğin memur çalıştıracaksan KPSS’yle
almak zorundasın ama taşeron firma sözleşmeyle istediğini alır. Sözleşmeyle
kimleri alıyor? AKP’nin yolladıklarını.
Şimdi bu kazanç
mı arkadaşlar? Bu kazanç mı? Bununla bir yere varabilecek misiniz? Ben aldığım
telefonu biliyorum her gün “Bizim oğlana iş bul.”, “Bizim kıza iş bul.” diye.
Hepinize de bu telefonlar geliyor. İşsizlik var, dünya üçüncüsüyüz. Şimdi bu
durumda kaç kişiyi bu şekilde sözleşmeli falan diye işe sokacaksınız? Kaç
kişiyi memnun edeceksiniz? İddia ediyorum 5 kişiyi memnun ederseniz, 55 kişiyi
de küstüreceksiniz. Bunu yaşıyoruz.
Bu yollara
başvurarak kendinizi kurtarma çabasından çıkın. Öyle “Sözleşmeyle eleman
alalım, öğretmeni sözleşmeli alıyoruz, PTT dağıtıcısını sözleşmeli ihaleyle
alıyoruz, devlet işlerini dışarı ihale edelim…” Devlet kendi personeline
saygıyla sahip çıkmasını öğrenmeli. Öğretmenine saygıyla sahip çıkmasını öğrenmeli.
O PTT memurları belli bir eğitimden geçtikten sonra dağıtım yapıyor, onlara
saygı göstermesini öğrenmeli. Yoksa biz bunu ihale edelim, işte onlar alıversin
3-5 vatandaş, onlar da bizim vatandaşımız diyerek, asgari ücretle
çalıştırılacak… Öyle eğreti istihdamla bir yere gidemez, saygınlığı olmaz.
Devleti küçültmek değil küçük düşürüyorsunuz. Ayrıca, bundan fırsat yaratırım,
işte adamımı işe sokarım…
Rahmetli
Ecevit’in yaptığı en büyük hizmetlerden biridir -hepiniz bunu kabul
ediyorsunuz- KPSS sınavını koymak. Nasıl baş edecektiniz bu kadar işsizi oraya
buraya yerleştirmekle? 5 kişiyi koyacağız derken 55 kişiyi küstürecektiniz.
Şimdi hâlâ buradan çare umuyorsunuz, hâlâ şuna, buna, yandaşıma Kamu İhale
Kanunu’nun verdiği fırsattan yararlanarak ihale eder, fason dağıtım yaparım
PTT’de diye buraya, bu maddeyi, bu düzenlemeyi, bu yasayla yapmaya
çalışıyorsunuz.
Gelsin, birisi
buraya gelsin, neden devletin kendi memuruyla, kendi eğitilmiş ve sahip çıktığı
memuruyla bu işi yapmadığını anlatsın halkın önünde. Yoksa “3-5 yandaşına iş
bulmak için böyle bir yola çıkıyorlar” iddiam karşılıksız kalmış olacak. Kimse
gelip de devlet kadroları şişkin falan demesin, rakamları verdim.
Öğretmen
ihtiyacımız çok, hele hele şu kriz zamanında. Size
okuyayım: 1 milyonun üstünde, 1 milyon 150 bin çocuk okul çağı geldiği hâlde
okula gidemiyor. Niye? Yeterince derslik yok, yeterince öğretmen yok. İşte
buralardaki harcama, hem ülkemizin yararına harcamadır devletin yapması
gerektiği ama taşeronlara bırakılacak iş değildir hem de çocuklarımızın,
yarının Türkiye’sine yapılan bir yatırımdır. İşte kriz zamanında yapılacak… Biz
eleştirmiyoruz, sadece somut önerilerimizle yapıyoruz.
Bakın, ekonomiyi
doğru anlayalım. Daha geçtiğimiz hafta esnafımızla konuşuyordum. Size ekonomiyi
doğru anlamak için bir şey daha söyleyeyim: Esnafımızın müşterisi kimdir? İşte,
memurdur, işçidir, orada çalışandır. Özellikle küçük illerde -ben Uşak’tan
bahsedeyim, Uşak gibi bütün iller için geçerlidir bu- esnafımızın müşterisi
kimdir? Oradaki memur, işçi, diğer esnaf, emekli, bunlardır. Şimdi, siz
istihdam sağlarsanız devlet kadrolarında; istihdam sağlarsanız, bu, esnafa da
yarayacaktır, ekonomiye bu şekilde de dönecektir.
Bakın, size,
ekonomiyi anlamak için, değerlendirmek için bir rakam daha söyleyeyim: Şimdi,
böyle yine ona buna ihaleyle yapılan TOKİ evleri var. TOKİ evlerine oturan
yurttaşlarımıza hayırlı olsun derim, mutluluklarını paylaşırım ama keşke o TOKİ
ihaleleri de yerel müteahhitler kullanılarak
yapılsaydı -o TOKİ ihalelerinde yerel esnaftan bir çivi bile satın
alınmamıştır- satın almalar yerel olarak yapılsaydı, işte, o zaman -Uşak gibi
küçük illerde özellikle- ekonomi bu kadar kötü olmazdı. Burada size bir rakam
vereyim, bu konu çok geniş bir konu: Sadece bir yılda TOKİ’ye
aylık yapılan ödemelerle -dört etap vardı Uşak’ta, dördüncüsü bitti anahtarları
verilmek üzere, üçüne yerleşildi- Uşak’tan çıkıp giden para nedir -yani bu para
esnafa, ekonomiye girecek olan para- çıkıp giden para ne kadardır biliyor
musunuz? 6 trilyondur; 6 trilyon 560 milyon eski parayla, 6 milyon 560 bin
liradır Türk lirası olarak; 6 milyon 560 bin lira! Peki, Uşak’a gelen toplam
yatırım nedir geçen sene? 40 milyon! 40 milyon toplam kamu yatırımıdır. 6
milyonu TOKİ inşaatlarıyla sadece aylık ödeme olarak, bırakın inşaatların yapılmasını,
müteahhitler ve satın almaları, sadece aylık
ödemelerle 6 milyona çıkıyordur. Şimdi esnafı düşünelim Uşak’ta. Bu böyle.
Onun yanında,
memur… “Devlet memur almıyor efendim.” Neden almıyor? Ee,
işte taşeronlara verecek, onlarla yapacak. Hâlbuki, devlet
kendi işini yapsa, devlet memuru, öyle şişirme değil, hatır için değil,
gerçekten ihtiyaç olan yerde devlet memuru sayısı artsa, işte o zaman, Uşak,
Çorum, Van -hesapları yaparsanız- Bilecik, Yalova, her yerde aynı şeyi
görürsünüz, yerel esnaf da kalkınır. Taşerona vererek 3-5 kişiye belki istihdam
olanağı sağlamış olacaksınız, yandaşınıza, fakat istihdam olanağı
sağlayamayacaklarınızı küstürmenizden kaynaklanacak küsmeleri, kızgınlıkları…
Bunları duyuyoruz biz. Bunları ben hayalimden çıkarmıyorum, her gün bana da
telefonlar geliyor, aradık bilmem ne diye, kızarak Hükûmete.
İş arıyor insanlar, iş! Siz hâlâ devlet şişkin, devlet şu, devlet bu şeklinde…
Tamam, devlet,
işsizliği gidermeyi, sadece devlet bünyesinde memur alarak bütün işsizliği
çözemez, ama her işi de taşeronlara vermek yanlıştır; ekonomik olarak
yanlıştır, insani olarak yanlıştır. PTT memurlarına saygısızlıktır.
Zaman zaman -daha önce söylendi- efendim, bazı dönemlerde bayram
zamanında, yılbaşında sıkışıklık oluyormuş. Evet, oluyor, PTT memurları bunu
göğüsleyecek aşırı mesaiyle çalışıyor. Kendileri son derece saygıdeğer bir emek
verme içerisinde. Hayır, siz yapamazsınız veya daha ucuza başkalarına
yaptıracağım diyerek kendi memurunuza saygısızlık yapıyorsunuz. Ne ülke
ekonomisine önemli bir katkıda bulunulur bu yasayla ne de başka bir yarar
sağlanabilir. Birazcık belki yandaşlarınıza yarar sağlayabilirsiniz, o yarar da
karşılaşacağınız diğer itirazlar yanında inanın, devede kulak kalır. Can suyu
kredisi çıkardınız. Esnaf bana: “Allah aşkına, can suyu kredisini ne yapacağım
ben? -İyi, biz de desteledik ama- Müşteri lazım bana, müşteri.” diyor.
Müşteride para yok ki. O zaman, can suyu kredisiyle fazla bir şey yapılamaz.
Değerli
arkadaşlarım, sözlerimi kapatırken, iki düzenleme yapan bu yasa tasarısı,
birincisi, belli bir ücret getiriyor çek hesabı işlemlerine. Makul olduğu
ölçüde, bu, kabul edilebilir bir şey. İkincisi, bunu taşeronlara tevdi ediyor
“Ben kendi memurumu istemiyorum.” diyor “Memuruma güvenmiyorum.” diyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OSMAN COŞKUNOĞLU
(Devamla) – Bağlıyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Buyurun
efendim.
OSMAN COŞKUNOĞLU
(Devamla) – İşte, birkaç yandaş firmaya eleman sokmak için fason taşeron
firmalara verilmesini öngören bu maddeyi geri çekmenizi diliyorum, hem ekonomik
olarak yanlıştır hem memurunuza karşı, devlet memuruna karşı ayıptır hem de
uzun vadede müşterilere, yani halkımıza iyi hizmet vermiş olmazsınız, sadece
küçük birtakım hesaplarla…
Sözümü bitirirken
-sözümün başında da söylemeyi istediğim fakat konuya girince unuttuğum- bu
sabah şehit olan 9 askerimizin yakınlarına ve bütün milletimize başsağlığı
dilerim.
Değerli
arkadaşlarım, ben, buraya gelmeden önce -saat iki buçuk gibi geldim- Bilkent
Üniversitesindeydim, öğlen, bazı konularda karşılıklı görüş alışverişi yapmak
için. Bir canlı bomba, tam ben oradayken, Hikmet Sami Türk’ü, DSP eski Adalet
Bakanını öldürmeye geldiğini iddia eden… Hâlâ peşindeler. Hayret
bir şey. Yani, Ergenekon, şu, bu. Hâlâ bunları önleyemediler. Hayret bir
şey! Yıllar önce onurlu bir Adalet Bakanlığı yapmış Hikmet Sami Türk için
geldiğini itiraf eden bir canlı bomba bulundu. Derken ikincisi bulundu. Derken
üçüncüsü saptandı, bulunamadı. Bilkent kapatıldı. Çıkamaz, giremez olduk.
Yemekte
konuştuğum öğretim üyeleri evlerine telefon ediyordu. Lojmanları orada.
Evlerine telefon edip, eşlerine, çocuklarına “Aman kapıyı açmayın.” Çünkü, üçüncü canlı bomba geziniyor etrafta, nereye gideceği
belli olmaz. “Aman kapıyı açma.”
Zaten insanlar
telefonla konuşmaktan İnternet ile haberleşmekten korkuyor, bir de bu aciz
yönetim yüzünden, işte güzide bir üniversitemizde bile bu gibi durumlarla
karşılaşıyoruz.
Yanlış
insanların, Türkan Saylanların, Haberalların
peşinde koşmayın. Bu canlı bombaların peşinde koşmanızı önerir, hepinize saygılar,
sevgiler sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
ASIM AYKAN
(Trabzon) – Siz de sahip çıkın onlara!
OSMAN COŞKUNOĞLU
(Uşak) – Deniz Feneri ile hesaplaşın!
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Kenan Tanrıkulu.
Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 230 sıra
sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Ben de sözlerimin
başında, bugünkü menfur olayda şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet
diliyorum, büyük Türk milletine de taziye dileklerimizi grup olarak sunduğumuzu
belirtiyorum.
Gelişen teknoloji ve iletişim ağının yaygınlaşması, PTT Genel
Müdürlüğünün bir posta çeki hesabından diğer bir posta çeki hesabına aktarma
işlemlerinin son yıllarda çok hızlı artması nedeniyle yeni bir yasal
düzenlemeye ihtiyaç duyulması ve bu sebeple de ücret alınabilmesi elbette gerekli
olup, bugünün ekonomik şartlarında hiç de yadırganacak bir durum değildir.
Ancak, bu
tasarının genel gerekçesine baktığımız zaman, gerek personel yetersizliğinin
ifade edilmesi gerekse daha sonra, tasarı hazırlanırken Bakanlar Kuruluna bu
tasarının imzalatılarak getirilmesinde tam tersi uygulamalara da rastlamış
oluyoruz. Nedir bunlar? Geçtiğimiz yıl içerisinde, 2008 yılı içerisinde PTT
Genel Müdürlüğünün Yönetim Kurulunun yaptığı yaklaşık 32 yönetim kurulu
toplantısının 531 kararının hemen hemen birçoğunda
Genel Müdürlükten başka bir kuruma personel naklinin uygun görüldüğüne dair
kararlar da alındığını görüyoruz. O zaman bu durum ya Bakanlar Kurulunun
yanıltıldığını veyahut da yapılan uygulamanın keyfî ve siyasi bir tutum
olduğunu bize gösteriyor.
Yine, tasarının
gerekçesine baktığımız zaman, posta çeki hesabından diğer bir posta çeki
hesabına aktarma işlemlerine talebin özellikle gene son dönemlerde çok arttığı
ve bu talep sebebiyle de otomasyon işlemlerinin ilave ek yük getirdiği
söylenmektedir.
Değerli
milletvekilleri, elektronik bir ortam olan otomasyon sistemleri kurulurken
biliyoruz ki ne kadar bir kullanıcıya hitap edeceği ve kapasitesi
belirlenmektedir. Eğer bir kapasite yetersizliği varsa veyahut da artan iş
hacmi ortaya çıkmışsa bu durumda bahaneye sığınmak yerine bunun çözümünü ilave
yatırımlarla, ek yatırımlarla da gidermek gerekir diye düşünüyorum. Bu
otomasyon sisteminde çalışan operatörün günlük yapacağı işlem adedi de
bellidir. Her çalışanın belirli bir kapasitesi vardır ve o operatörün de ne
yapabileceğini bilebiliriz. “PTT Genel Müdürlüğü bankacılık sistemindeki gibi
yurdumuzun her yerinde havale yapar hâle gelmiştir.” söylemi biliyoruz ki
“başarı” olarak lanse ediliyor. O zaman bu durumda işlem adedi yükseldiğinde
hizmetlerde ne tür aksaklıklar olabileceği hesaplanmış mıdır? Veyahut gene
buradan yola çıkarak, elektronik bir ortamda bir operatör ne kadar hızlı
çalışırsa çalışsın işlem de aynı şekilde ona paralel olarak hızlı sürecektir.
Bu durumda iş yine operatörde yani çalışanda, emekte olacaktır; daha çok,
sistem ikinci planda kalmaktadır bu durumda.
Sayın
milletvekilleri, bu tasarının görüşmeleri sırasında -biraz önce de belirttiğim
gibi- PTT Genel Müdürlüğüne ek katkı sunulması ve verilen hizmetin devamlılığı
açısından belirli bir ücret alınmasını da biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak
Komisyon görüşmelerinin başlangıcında makul bulmuştuk, geneli üzerinde
görüşürken. Ancak, Komisyon çalışmaları devam ederken bir de gördük ki değerli
iktidar partisi milletvekillerince birtakım önergeler hazırlandı ve bu
önergelerin sonucunda -bugün gördüğünüz- tasarının 1’inci maddesi değişti. Bu
madde, bu yasayla PTT Genel Müdürlüğünün iyileştirilmesine hiçbir katkı
sağlamayan, hizmette özelleştirmeyi, taşeronlaştırmayı ortaya getiren, kaynak
israfını doğuran ve hemen hemen bütün diğer
özelleştirmelerde de rastladığımız personel kıyımına da yol açabilecek bir
maddedir.
Onun için,
özellikle bu maddeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Görüşmekte olduğumuz bu
tasarıya eklenen ve bizlerin kabullenmekte güçlük çektiği bu maddede şöyle
diyor: “PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü
şahıslara gördürebilir.” Bu hüküm yer alıyor. Değerli milletvekilleri,
Komisyonda eklenen bu 1’inci maddenin gerçek ve kabul edilebilir nedeni her ne
ise, bunun Genel Kurulda, burada çok açıkça ifade edilmesini de özellikle
bekliyoruz. Bu maddenin bu tasarıya eklenmesini isteyenler, acaba, PTT Genel
Müdürlüğü postalarının ayrım ve dağıtım işlerini yapan ve bunları
gerçekleştiren çalışanlardan memnun değiller midir? Onların kapasitelerini
yetersiz mi bulmaktadırlar? Veyahut da bir başka soru: Kurum dışına fazla
personel nakledildiği için mi bu açılım yapılmaktadır?
Öte yandan, yine
bu madde, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bazı maddeleriyle de bir ölçüde
çelişir gözükmektedir. 7201 sayılı Kanun’a göre, adli tebligatların dağıtım işi
kamu çalışanları eliyle yapılmak zorundadır. Bu maddeyle devletin asli görevi
olan haberleşme hakkını sağlama görevinin de taşeronlaşmaya gittiğini ve bu
şekilde özelleştirilmek istendiğini de görüyoruz. Böylece, aşağı yukarı yüz
altmış yılın üzerinde, yüz altmış sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan PTT’nin,
çok kısa bir süre içerisinde erozyona açık bir kurum hâline geleceğinden endişe
ediyoruz. Taşeron firmalarla sözleşme yapılıp siyasi çözümler aranmak yerine,
yapılan hukuki sözleşmelerin eksiksiz ve yetersiz olmasının önüne geçilmesi,
belki de kurumu işte bu gerekçede arkasına sığınılan tazminat ödemelerinden de
kurtarmış olur diye düşünüyoruz değerli milletvekilleri. Geçtiğimiz yıl
içerisinde, özellikle haziran ayındaki verilere baktığımız zaman taşeron firma
işçileri tarafından PTT aleyhine açılan ve hâlen de devam etmekte olan yaklaşık
140 dava var, 142 dava olduğu söyleniyor ve bu davalar sonucunda da işe iade
istemli açılan davaların sayısı yaklaşık yine 80 civarında.
Değerli
milletvekilleri, eğer personel yetersiz geliyorsa veyahut buna benzer
eksiklikler varsa kuruma tabii ki personel alınabilir ve bu kurum dışına, biraz
önce söylediğim, nakiller de durdurulabilir. Bu şekilde bulunacak bir çözüm hem
daha tatminkâr olacaktır kurum açısından hem de daha ekonomik bir yöntem
olacaktır. İhtiyaç duyulan personelin temininde yaşanacak olan çözümler de çok
açık bir şekilde burada dile getirilip bunun için çözüm yolları araştırılması
gerekir diye düşünüyorum. Çünkü baktığımız zaman mevcut mevkilerin “personel
yetersiz” veyahut da “otomasyona yük biniyor” diye şikâyet edilecek makamlar
olmaması gerekir diye düşünüyorum.
İktidarın, devlet
kurumlarının asli görevlerini taşeronlaştırmasının birçok örneğini daha önce de
gördük, bunu da belirtmiştim. Son olarak, belki yakın bir zamanda yine gelecek
olan otoyol ve köprülerin özelleştirilmesiyle ilgili kanun tasarısındaki
değişikliklerle Karayolları Genel Müdürlüğünün de birçok asli görevi artık
özelleştirilecektir.
Bu kanunlar
çıkarılırken buradaki temel amaç acaba kamu ihale sisteminden ve denetiminden
kaçınmak mıdır? Bu da akla gelebilmektedir ve artık sıra kamu görevlilerimizin
veyahut kamu kurumlarımızın yapması gereken asli görevlerin hemen hemen hepsinin özelleşmesine gelmektedir. İşte, böylesine
çalışanlarını tedirgin edecek bir yasal düzenlemeye, ben, kurumun, yani PTT
Genel Müdürlüğünün karşı çıkmamasını da ve çalışanlarına sahip çıkmamasını da
ilginç buluyorum.
Değerli milletvekilleri,
bugün denilmektedir ki altmış üç ilimiz doğal gaza kavuşturulmuş durumda. Ancak
PTT Genel Müdürlüğü hâlen bu doğal gaz ulaşan illerimizin bazılarında hem
kalorifer yakıtı almakta hem de bu yakıtı yakabilmek, kullanabilmek için
personel almaktadır. Bir yandan bu tasarıda olduğu gibi gelirinizi artırmaya
çalışacaksınız, diğer yandan da bazı hesapsız harcamaları yapmaya devam
edeceksiniz. Bu da ilginç bir çelişki olarak karşımızda duruyor.
Gayrimenkul
yönünden oldukça zengin olan Genel Müdürlük, zaman zaman
diğer kurumlarla arazilerini, arsalarını becayiş yapmaktadır. Ancak bu
becayişte de hangi kurumun kârlı çıktığı tartışmalı bir düzeydedir. Bu arazi ve
bina değişikliklerinin, Genel Müdürlüğün kiraya verdiği veya kiraladığı
gayrimenkullerin, Meclisimizde kurulacak olan bir komisyon marifetiyle de belki
araştırılması ve incelenmesi yerinde olur diye düşünüyorum.
Değerli
milletvekilleri, öte yandan Genel Müdürlüğün bazı hizmetlerinde gene zaman zaman aksaklıklar meydana gelmektedir. Örneğin, APS diye kısalttığımız
“Acele Posta Servisi” uygulamalarında teslimat süreleri olması gerekenden daha
uzun bir sürede oluyor, hatta bazen de yerine ulaşmadığını görüyoruz. Bu da çok
köklü bir tarihi olan bu kurumun ve Genel Müdürlüğün “yönetişim” dediğimiz,
bugünkü hem yönetimi hem de bilişim sektörünü kullanabilecek olan kapasitesini
ortaya çıkarmaktadır. Özellikle PTT’nin dağıtım hizmetlerinin günümüzde çok
aksadığını görüyoruz. Bu yüzden de kendisine rakip olan özel sektör firmaları,
bu alanda çok hızla piyasa payını yükseltmektedir. Ama orada da bir başka
yanlış uygulama vardır: Bu firmaların çalıştığı sektörel
bir yasal düzenleme maalesef henüz mevcut değildir. Bunlar yasaya rağmen veya
yasayla karşılıklı olarak bir anlaşmazlık içerisinde işlerini yürütmektedirler.
Değerli
milletvekilleri, gene bir süredir, geçtiğimiz yıllar içerisinde PTT’mizin
birçok şubesinin soyulduğunu ve mensuplarının gasbedildiğini
görüyoruz. Bu anlamda baktığımız zaman, PTT çalışanlarımızın, maalesef, can
güvenlikleri de yoktur. Oysa hem Genel Müdürlüğün hem de bağlı bulunduğu
Bakanlığın, bu duruma, behemehâl, bir an önce çözüm bularak bir yandan
mensuplarının can ve mal güvenliğini sağlaması, öte yandan devletin parasına da
sahip çıkması gerekir diye düşünüyorum.
Bugüne kadar
gecikmiş olsa da bazı tedbirlerin alınması noktasında en azından şimdi
sayacağımız tedbirlerin bir öneri olarak değerli Hükûmet
üyelerine ve Bakanlığa iletilmesini de bu kürsü vasıtasıyla vesile sayıyorum.
Bunların bazıları, en azından şubelerin belirli merkezlerde birleştirilebileceği
noktasında ve bu şubelerde en az 3 memurun bulunacağı noktasına belki
yapılabilir. Kamera ve güvenlik sisteminin hızla yaygınlaştırılması
gerekmektedir. Güvenlik memuru sayılarının artırılması gerekmektedir. Şubelerde
para taşıyan ring araçlarının kanun ve yönetmelikler çerçevesinde donatılmasına
ihtiyaç vardır ve gene şubelerdeki mesai saatlerinin, özellikle bazı coğrafi
bölgelerimizdeki havanın kararmasından meydana gelen zaman aralığının daha
güvenli bir aralığa çekilmesinde fayda vardır diye düşünüyoruz değerli
milletvekilleri.
Yurdumuzun her
köşesinde posta dağıtım hizmetini sürdürmekte olan 12 binin üzerinde posta
dağıtıcımız var. Bunlar gerçekten çok büyük emek sarf eden ve oldukça güç
şartlar altında hizmet sunan çalışanlarımız. Bunlardan bazıları -bunlara şanslı
da diyebiliriz- daha motorize hizmetler sunabilmekte, altlarına verilen
motosiklet araçlarıyla dağıtımlarını yapmakta, ama bazıları da coğrafi şartlar
nedeniyle, özellikle ülkemizin içinde bulunduğu şartlar nedeniyle hemen hemen her mevsim kilometrelerce yol yürüyerek dağıtım
işlerini yapmak zorunda kalıyorlar. Bu zor şartlara ve içinde bulunulan duruma
hâlen daha çözüm getirilememiş olması da herhâlde bizler için, ülkemiz için,
bence yaşadığımız çağa uygun bir ortam olmamaktadır.
Posta
dağıtıcılarımızı, işte, zaman zaman yapılan
uluslararası posta dağıtıcılarının yarışmalarında hatırlayıp, dereceye
girdiklerinde onları çağırıp sırtlarını sıvazlamanın ötesinde, belki de çalışma
şartlarını azami derecede kolaylaştıracak yeni uygulamaları da getirmemiz
gerekir diye düşünüyorum.
Değerli
milletvekilleri, geçtiğimiz yıllar içerisinde bazı sendikaların yaptığı
araştırmaya göre, Türkiye’de bir posta dağıtıcısına 6.023, Fransa’da 210,
Belçika’da da gene yaklaşık 217 kişi düşüyor. Yani,
Türkiye’deki rakam nüfusla da tabii bağlantılı olarak oldukça yüksek.
Gene bu tip
araştırmalarda, PTT Genel Müdürlüğünün istihdamı artırması için azami gayreti,
daha fazla gayreti göstermesi gerektiği de vurgulanmaktadır.
Aylık ortalama
işlem hacmi, gene 2002’de yaklaşık 2 milyon iken, bugün 2009’a geldiğimizde
veya en azından 2008’in sonunda 19 milyona çıkmaktadır bu işlem hacmi.
Dolayısıyla, bu kadar çok fazla işlem hacminin içerisinde boğulan PTT
çalışanlarının özlük ve sosyal hakları da bir kez daha gözden geçirilmelidir.
Dolayısıyla, en azından onların da yurt dışında çalışan meslektaşları kadar
ücret almaları ve daha insani bir ortam içerisinde geçimlerini götürmeleri
gerekmektedir. Bunlar, yaz-kış demeden, senelik izinlerini belki de kullanamadan,
haftanın hemen hemen her günü, altı günü, sırtlarında
kilolarca yükü gram gram dağıtarak, bizlere, Türk
milletine hizmet etmektedirler değerli milletvekilleri.
15 Ağustos
2008’den itibaren diğer kamu çalışanlarına verilen ek haktan da
faydalanamamaktadırlar. Bunların da bir an önce çözülmesi gerekir diye
düşünüyorum.
Benim özellikle
vurgulamak istediğim bir başka konu da: Meclisimizin 22’nci Döneminde Haziran
2006 tarihinde çıkarılan 5189 sayılı bir Kanun var. Bu kanun “Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” diye geçiyor. Bu Kanun’un geçici
8’inci maddesinde, PTT Personeli Müteselsil Kefalet Sandığının işletilmesine,
tasfiyesine ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmaya PTT Genel Müdürlüğü
Yönetim Kurulu yetkili kılınıyor. Yasa yürürlüğe girdiği tarihte PTT Personeli
Müteselsil Kefalet Sandığında bu kurumumuzun çalışanlarının biriken 250 milyon
TL’si vardı. Bu paranın daha sonra yaklaşık 60-65 milyon TL’si devlete, 160
milyon TL’si PTT Genel Müdürlüğüne aktarıldı. PTT çalışanlarına ise enflasyonla
hiçbir şey dikkate alınmadan sadece ödenen anaparalar alt alta yazılmak
suretiyle tamamına yüzde 16,7 faiz uygulayarak 25 milyon YTL ödendi.
Değerli
milletvekilleri, Genel Müdürlüğün bu tutarı bu Yasa’ya göre, 5189 sayılı
Yasa’ya göre taşıt, otomasyon ve modernizasyon hizmetlerine ilişkin
harcamalarda ve eleman temininde güçlük çekilen yerlerde de çalışan personele
ek ödeme yapılmasında kullanabileceği söyleniyor. Biz de diyoruz ki: PTT Genel
Müdürlüğü kanunla almış olduğu bu yüksek miktar ve tutarı daha çok PTT Bank
uygulamasında kullanmış. Yani bir yerde büyük bir övgüyle bahsedilen o PTT
Banklar aslında kendi çalışanlarının, bir araya getirerek, alın terleriyle
oluşturdukları bu sandıkta biriken paraların katkısıyla gerçekleştirilmiş
durumda. Ancak geldiğimiz noktada PTT çalışanlarımız yıllarca biriktirdikleri
bu parayı bu Kanun’la lağvedilen Sandıklarından kendilerine ödenmesini haklı
olarak talep etmelerine rağmen, bugüne kadar bu konuda da ilave bir ödeme
yapılmamıştır. Şimdi, en azından bu haklı talebi karşılayabilmek için PTT Bank
hisselerinden bir miktar verilmesi gündeme getirilip tartışılabilinir,
incelenebilinir; yasa ile ilgili bir düzenleme yapılacaksa bu konuda yasama
çalışması yapılmalıdır diye düşünüyoruz.
Değerli
milletvekilleri, gene geçtiğimiz yıllar içerisinde PTT çalışanlarının fazla
borçlanmaması, aksi hâlde birtakım müeyyidelerin, disiplin cezalarının
yapılacağına dair Genel Müdürlük tarafından bir genelge yayınlanmıştır. Bu
genelgeye kamuoyunda da hatta “Prestij sarsıyor genelgesi” denmektedir.
Şimdi, baktığımız
zaman, sadece 2002’den bu yana PTT çalışanlarımız aşırı borçlanmıyor değerli
milletvekilleri, hemen hemen her sosyal ve ekonomik
kesim Türkiye’de zaten 2002’den sonra bir borç batağı içerisine girmiş durumda.
Baktığımız zaman, zaten Türkiye'nin dış borçları 275-276 milyar dolar
civarında. Bunun 185 milyar doları özel sektör borcu. Demek ki bütün kesimler
borç içerisinde ve borçlanmaya devam ediyor.
Merkez Bankası
verilerine baktığımız zaman, kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişilerin sayısı da
2003’ten bugüne kadar 41 bin kişiden yaklaşık 600 bin kişiye artmış yani hemen
herkes altı yıl içerisinde hem borçlanmışlar hem de kredi kartının batağı
içerisinde inanılmaz bir mücadelenin içerisine girmişler.
Değerli
arkadaşlarım, çalışanlarımız maddi sıkıntılarından, geçinemediklerinden dolayı
borçlanıyorlar. Yani kurumlar “Borç yaptın, prestijimizi
sarstın.” diyecekleri yerde, bunlarla uğraşacakları yerde, kendi çalışanlarının
hayat standardını yükseltmek için çaba göstermelidir diye düşünüyorum. Onun
dışında, bu borçlanmanın işten çıkarma veyahut birtakım hukuki müeyyideler
uygulamasıyla hiçbir ilgisinin olmaması gerekir diye düşünüyorum.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun
Sayın Tanrıkulu, konuşmanızı tamamlayınız.
AHMET KENAN
TANRIKULU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi, devlet kurumlarımızın asli
görevlendirmelerinin taşeronlaşmasına karşıdır, bunu kesinlikle belli edelim.
Bütün çalışanlarımız, PTT Genel Müdürlüğü çalışanları da başta olmak üzere,
çağdaş yaşam standartlarına mutlaka kavuşturulmalıdır ve özlük haklarında da
gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Özellikle, biraz önce de belirttiğim gibi, yüz
altmış sekiz yıllık bir geçmişi olan PTT Genel Müdürlüğünün tüm çalışanlarıyla
birlikte layık olduğu yere gelebilmesi için gerekli yasal altyapı
düzenlemelerinin ve diğer mevzuat çalışmalarının yapılmasına bizler de katkı
sunmaya hazır olduğumuzu belirtir, tekrar Genel Kurulumuzu saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tanrıkulu.
Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın
Selahattin Demirtaş, buyurun. (DTP sıralarından
alkışlar)
DTP GRUBU ADINA
SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. 230 sıra sayılı Kanun Tasarısı
üzerinde DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Değerli
arkadaşlar, bu tasarı Genel Kurula inmeden önce Komisyon aşamasında tümüyle
farklılaştırılmış, amacının dışına saptırılmış bir yasa tasarısı her şeyden
önce. Dolayısıyla, Hükûmetin, Bakanlar Kurulunun
imzalayıp Meclise gönderdiği yasa tasarısıyla uzaktan yakından hiçbir alakası
olmayan, Komisyonda bir önergeyle farklı bir tasarıya dönüştürülmüş bir metinle
karşı karşıyayız.
İlk metinde,
bildiğiniz gibi, PTT Genel Müdürlüğü tarafından posta çeki hizmetlerinde
yapılan çalışmaların, faaliyetlerin büyük bir masraf gerektirdiği, emek, hizmet
gerektirdiği, dolayısıyla, hani bunların da bir ücrete tabi tutulması
zorunluluğundan kaynaklı olarak bir yasa tasarısı sunulmuş ve işin sosyal
tarafları da açıkçası buna çok karşı çıkmamışlar sendikalar da. Böylesi bir
yasa tasarısının makul olabileceği, PTT’nin de diğer bankalar gibi makul bir
ücret karşılığında para transferlerini vesaireleri
gerçekleştirmesinin doğru olabileceğini düşünmüşler. O
aşamada Komisyonda da bu şekilde tartışmalar yürütülmüş ama Sayın Bakan,
Komisyon aşamasında bu yasa tasarısının gerekçelerini sözlü olarak ifade
ederken, şu anda tartıştığımız kanun tasarısı hâline dönüşmesine neden olan bir
gerekçe de ifade etmiş ve bazı hizmetlerin, işte, satın alınması
gerekliliğinden söz etmiş ve bir önergeyle, maalesef ki, yasa tasarısı başka
bir hâle dönüşmüş ve bir özelleştirme yasa tasarısına dönüşmüş bir kanunu şu
anda tartışıyoruz.
İlk hâliyle
olsaydı grubumuz da bu kanun tasarısına desteğini sunacak ve gerçekten de PTT
Genel Müdürlüğünün yapmış olduğu aracılık hizmetinden kaynaklı makul bir
masrafın alınması konusunda bir destek sunacaktı. Ama peşinen ifade edelim ki,
şu andaki bir özelleştirme kanun tasarısıdır ve grubumuz da, bu mantıkla, bu
düşünceyle yapılan hiçbir özelleştirmeyi desteklemediği gibi bu tasarıya da destek
vermeyecektir birazdan açıklayacağımız nedenlerle değerli arkadaşlar.
Şimdi, bu
özelleştirme çalışması her şeyden önce özelleştirmenin ruhuna ve amacına da
aykırıdır. Özel sektörde bile kendi iş alanlarıyla ilgili ana çalışma alanı
taşeronlara devredilmez, özel sektör bile kendi çalışma alanını taşerona
devretmez. Kamu sektöründe de asıl amaç bu olmalıdır. Yani PTT Genel
Müdürlüğünde temizlik hizmetleri gibi yan hizmetler elbette ki hizmet alımı
şeklinde gerçekleştiriliyor, fiilen de resmen de bu yapılıyor ama PTT’nin asıl
işi olan postayı ayırıp tasnif etme ve dağıtma işi eğer özel sektöre
devredilecekse, taşerona devredilecekse PTT’nin varlık gerekçesi ortadan kalmış
olacak. Yani bir iş kolunu özelleştirmeden öte, tümüyle bugüne kadar, işte
Türkiye’de gerçekten de yani herkesin kapısını yüzlerce defa çalmış tek kurum
olan PTT gibi köklü bir kuruluş asli görevini, var olma nedenini taşeronlara
devretmiş olacak. Dolayısıyla, özelleştirmenin ruhuna aykırı, kurumu tümden
başkasına, özel sektöre devreden, kontrol dışına çıkaran bir yasa tasarısı
olacak. Bu nedenle karşıyız.
İkincisi:
Türkiye’de özelleştirme uygulamalarından yola çıkarak ve şu anda, hâlihazırda
PTT’de yapılmış olan bazı hizmet alımlarıyla ilgili özelleştirmelerden de yola
çıkarak biliyoruz ki taşeronlaştırma aynı zamanda ciddi bir emek sömürüsüdür.
Yani bugün PTT posta dağıtıcıları ortalama 1.500 TL maaşla bu işi yaparken özel
sektörde o kişilerin yemek ve yol ücreti dâhil 600-650 TL’ye aynı iş daha
fazla, daha ağır bir şekilde gördürülmektedir. Yani bu kişilerin hem iş
güvencesi olmayacak, özel sektörün, taşeronun vicdanına havale edilmiş olacak
hem çok daha düşük bir ücretle bunlar sağlıksız koşullarda, iş güvencesi
olmadan bir çalışma yürütecekler. Dolayısıyla, Türkiye’de diğer özelleştirmeler
ve taşeronlaşmalar gibi bu PTT’nin yapacağı özelleştirmede de aynı sonuçlarla
karşılaşılacak. Zaten Türkiye'nin birçok yerinde başka iş için taşeron işçisi
olarak, elemanı olarak işe alınan kişilere fiilen bu iş yaptırılmaktadır. Yani
dağıtım işi, posta ayırma işi bu yasa çıkmadan önce kanun dışı, yasa dışı bir
şekilde zaten özel sektöre yaptırılmaktadır. Bunun uygulamaları aylardır
Türkiye’de zaten gerçekleşiyor. Bu insanlar 600-650 TL ücretle posta ayırma ve
dağıtım işinde hukuk dışı, yasa dışı olmasına rağmen, çalıştırılmaktadırlar.
Yani yasaların arkasından dolaşarak, yasa karşısında, kanun karşısında hile
yapılarak özel sektöre zaten fiilen devredilmiş durumda.
Şimdi, Sayın
Bakan gerekçede PTT Genel Müdürlüğünün personel sayısının 2003’le kıyasladığında
5 bin civarında azaldığını ama iş yükünün arttığını ifade ediyor. Doğrudur,
olabilir, PTT kendini güncelleyerek, revize ederek daha sağlıklı hizmet sunmaya
başlamış ve talep artmıştır. Bu talebe bağlı olarak elbette ki vatandaşların
PTT’yle çalışma isteği de artmıştır; hem özel sektörün hem şahısların isteği
artmıştır. Buna bağlı olarak PTT’nin gelirleri de artmıştır. Dolayısıyla, kamu
alanına işçi, memur istihdamını sağlayarak bunun giderilmesi yoluna gitmek
yerine, “İşte bizim iş yükümüz arttı, dolayısıyla biz hani bu işi özel sektöre
devredelim.” anlayışını biz doğru bulmuyoruz. Eğer iş yükü artmışsa, buna bağlı
olarak elbette ki, rakamlar da gösteriyor ki gelirler de artmıştır. Buna bağlı
olarak kamuda yeni istihdam alanları açılabilir, devlet güvencesinde
vatandaşlarımız çok daha sağlıklı koşullarda iş güvencesi, sosyal güvencesi,
sağlık güvencesi, çalışma saatleri belli bir standarda bağlı bir şekilde
çalıştırılabilmelidirler. Bu yasa tasarısı yerine PTT Genel Müdürlüğünün yeni
kadro açarak istihdam alanı yaratması bizce çok daha makul, sosyal devlet
ilkesiyle çok daha bağdaşır bir yaklaşım olacaktır.
Şimdi, PTT ilk
olarak şehirler arası posta taşımacılığında
taşeronlaştırma ve özel sektör eliyle bu işleri gördürme uygulamasına geçti
değerli arkadaşlar. Temizlik hizmetleri taşeron eliyle
yapılmakta zaten. Güvenlik görevlileri kadroları PTT kadrosu iken iptal
edilmiş ve taşeron şirketler üzerinden hizmetler yürütülmekte ve az önce de
ifade ettiğim gibi, 5 bin civarında taşeron şirket elemanı şu anda PTT’de
bulunmakta ve bunların 3 bini posta ayrım ve dağıtım işlerini yapmaktadır,
fiilen bu uygulamalar sürmektedir. Sayın Bakanın bu konuya da açıklık
getirmesini diliyoruz yapacağı konuşmada. Yani 3 bin civarında taşeron işçisi,
elemanı bu yasa daha çıkmadan, yasa daha şu anda Mecliste Genel Kurul
aşamasındayken bile maalesef ki hukuk dışı bir şekilde posta ayrım ve dağıtım
işlerinde çalıştırılmakta, görevlendirilmektedir.
Şimdi, taşeron
şirket çalışanları aylık, yemek ve yol masrafları dâhil, çok düşük bir ücrete
çalıştırılırken postacılar ortalama 1.500 TL maaş almaktalar. Yani Hükûmetin buradan yapmaya çalıştığı şey, “Ben 1.500 TL’ye
aynı işi yapacağıma, işte, 600-650 TL’ye çok daha ucuz emek, iş gücünü satın
alabilirim.” mantığıyla bu hizmetleri özelleştirmeye çalışıyor.
Kimdir bu ucuz
emeğinden faydalanacağı kişiler? Yurttaşlarımız, bizim insanlarımız. Yani,
dolayısıyla kendi insanımızın emeğinin sömürüsü üzerinden bir özelleştirmeyi
asla ama asla kabul etmemek gerekir. Partimiz bu konudaki duruşunu bu yasa
tasarısında da gösterecek ve elbette ki buna karşı çıkacaktır.
Taşeron işçiler
müteahhidin, taşeron firmanın vicdanı çerçevesinde ancak insan muamelesi
görmekte değerli arkadaşlar. Yani, bunlar, örneğin yıllık izinlerini
kullanamıyorlar. Yine, günlük on-on iki saat çalışmalarına rağmen fazla
mesaileri tespit edilmiyor, fazla mesai ücretleri ödenmiyor.
Sağlık raporu
almak istediklerinde, hasta olduklarını ifade ettiklerinde bile kendilerine
izin verilmiyor, çoğu, hasta hâliyle çalışmak zorunda kalıyorlar.
Resmî tatillerde,
ulusal bayramlarda bile çalışıyorlar. Bunlar kendi kayıtlarına da “fazla mesai
ücreti” olarak veya “tatil ücreti” olarak yansıtılmıyor.
Kendilerine
verilen yol ücreti çok düşük olmasına rağmen kendi ceplerinden ödeme yaparak akşam
geri dönmek zorunda oldukları için yol ücretlerini kendi ceplerinden, değerli
arkadaşlar, karşılıyorlar.
Sendikalara üye
olamıyorlar, sendikaya üye oldukları an… Örneğin, İstanbul ve Gaziantep’te işçi
sendikalarına üye olma girişimi nedeniyle çok sayıda taşeron işçisi işten
çıkarılmış, işine son verilmiştir. Bu konuda PTT aleyhine açılmış 142 dava
vardır ve PTT bu konuda mahkemede yapmış olduğu savunmalarda “Biz bunları
tanımıyoruz, bizim işçimiz, bizim personelimiz değil, dolayısıyla davada
muhatap biz değiliz.” şeklinde bir savunma ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bu
taşeron şirketlerin çoğu da her yıl ismini değiştirdiği için, şirket tüzel
kişiliğini değiştirdiği için işten atılan işçiler hukuken muhatap bulmakta,
mahkemelerde muhatap bulmakta bile zorlanabiliyorlar.
Dolayısıyla, bu
taşeronlaştırma meselesi ilk etapta Hükûmet açısından
bütçeye küçük bir gelir getiriyor gibi görünse de sosyal devlet ilkesinin çok
ciddi şekilde yıpranması, PTT gibi köklü bir kuruluşun taşeronların, müteahhitlerin vicdanına, insafına terk edilmesi anlamına
gelecek değerli arkadaşlar. Birçok taşeron işçisi, taşeron
firma elemanı aylarca maaşını alamamakta. “Maaş alamadı.” diye kendi
şirketine başvurmasına rağmen, şirket ödeme yapmayınca ortada başka bir muhatap
yok, devlet güvencesi yok, PTT “Ben de seni tanımıyorum.” dediğinde bu
insanlar, maalesef ki, ücretlerini dahi alamıyorlar. İşten atılanlar dava açmış
olmalarına rağmen -yani şu ana kadar taşeron işçilerinin bu yönlü kazanılmış
bir hakları veya davaları da maalesef ki söz konusu değil- gerçekten ciddi
hukuki sıkıntılarla da karşılaşıyorlar.
PTT Genel
Müdürlüğü, bu tasarıyla, Türkiye’de yedi veya sekiz bölge oluşturup, posta
ayrım ve dağıtım hizmetlerinin tümünü şirketlere ihale edeceğini ve bu
hizmetlerin tamamını bu şirketlere gördüreceğini belirtiyor. Bu durumda PTT’nin
posta tekeli zaten fiilen ortadan kalkmış olacak, PTT burada sadece düzenleyici
kurum pozisyonunda kalacaktır. Eğer bu yasanın amacı PTT’yi bir düzenleyici
kurul hâline getirmekse, bunu başka bir yasa tasarısıyla -ki zannediyorum
Bakanlığın böyle bir hazırlığı da olacak- başka bir yasa tasarısıyla
düzenleyici, ayrı bir üst kurul oluşturulabilir, bu üst kurul çerçevesinde çok
daha sağlıklı hizmetler sunulabilir. Ama bu yasa tasarısı eğer sonuçta buna götürecekse,
kaygımız odur ki, ne bu yasa tasarısından elde edilmek istenen gayeye ulaşılmış
olacak ne de sonuçta bir üst kurul, düzenleyici kurul hâline gelmesi düşünülen
PTT asıl işlevini, üst kurul olma işlevini görecek. Yani hem bu yasa
tasarısıyla PTT’ye fiilî tekel olma özelliğini kaybettireceğiz hem de üst kurul
olarak düzenleme şansını elinden kaçırmış olacak diye düşünüyoruz.
Yine, PTT’yi üç
ayrı şirkete ayırıp satmayı zannedersem düşünüyor Bakanlık; işte PTT Bank, PTT
Kargo ve Posta şeklinde. Bu konuda da, değerli arkadaşlar, ilk etapta herhâlde
yapılandırılması bitmiş olan PTT Bank satılmaya çalışılacak. PTT Bank’a işte, Hükûmete yakınlığıyla bilinen bazı grupların da şu andan
itibaren talip olduğu tartışılmakta. Dolayısıyla Sayın Bakanın bu konulara da
açıklık getirmesini diliyoruz. Şu anda PTT Bank cirosu ve işlem adediyle Ziraat
Bankasından sonra herhâlde ikinci büyük bankadır. Ancak PTT Bank şu anda tam
olarak bir banka statüsünde olmadığı için mevduat alamamakta, daha çok yaptığı
işlemlerle para kazanmaktadır. 2004 yılında çıkarılan 5189 sayılı Yasa ile
sermayesinin tamamı PTT emekçilerinin alın teri olan PTT Personeli Kefalet
Sandığı içindeki 230 milyon TL’ye de el koyularak yapılandırılmıştır PTT Bank.
Bu konunun da burada bugün mutlaka tartışılması ve PTT çalışanlarının da içine
su serpecek şekilde bizce netleştirilmesi gerekir.
Değerli
arkadaşlar, özellikle şu PTT çalışanlarıyla ilgili diğer ülkelerle kıyaslamayı
bizden önceki konuşmacı arkadaşlarım da ifade ettiler, ama bir kez daha altını
çizmekte fayda görüyoruz. Bakın, Almanya 82 milyonu aşkın nüfusuyla 1 PTT veya
posta çalışanına düşen kişi sayısı 154 iken, Türkiye’de bu rakam 2.541’dir.
Yani Almanya’da 1 posta çalışanı 154 kişiyle muhatap olurken Türkiye’de 2.541
kişiyle muhatap olmakta. Almanya’da ortalama 2,4 kilometrekareye 1 dağıtıcı
düşüyor yani 1 posta dağıtıcısı 2,4 kilometrekareden sorumludur ortalama
Türkiye’de
Değerli
arkadaşlar, biz elbette ki PTT’nin çok önemli bir işlevi ve görevi yerine
getirdiğinin farkındayız, çok ciddi çalışmalar, faaliyetler yürütüyorlar. Son
dönemlerde kendi bünyesinde gerçekleştirmiş olduğu revizyonla,
değişimle de gerçekten vizyonu daha güçlü bir kurum hâline dönüşmüş durumda.
Şimdi çalışanların, şu andaki çalışanların emeğiyle, gücüyle, desteğiyle güçlü
hâle gelmiş böylesi bir kurumu satmaya çalışmak, taşeronlaştırmak,
özelleştirmek her şeyden önce o kurumda çalışanların emeğine çok ciddi
saygısızlıktır, o emeği hiçe saymadır. Eğer bu konuda ihtiyaç varsa mutlaka
devlet güvencesinde kamusal alana istihdam yaratılarak ve devlet güvencesi
altında işçi, memur alınmalıdır. 2 kat, 3 kat daha fazla alınabilir, mevcut
kadro sayısı, personel sayısı 2-3 katına çıkarılabilir. PTT, yürüttüğü
hizmetlerle bütçede en azından bunu dengeleyebilecek, hizmetleri yürütebilecek,
yürüten bir kurumdur. Dolayısıyla satılmaması gereken, özelleştirilmemesi
gereken bir alanda, PTT’nin asli alanını, posta dağıtım ve ayrıştırma
işlemlerini mutlaka ama mutlaka devlet güvencesinde ve devlet personeli
güvencesi altında yürütmek gerektiği düşüncesindeyiz.
Kefalet
sandığıyla ilgili de tartışmalar var, az önce de değindim. Kefalet sandığında
biriken 300 trilyon paranın 2004 yılında çıkarılan bir yasayla geri ödemesi
durdurulmuş durumda. PTT emekçilerinin yıllarca maaşlarının yüzde 2’sini
ödeyerek oluşturdukları bu Kefalet Sandığında birikmiş paraların da mutlaka ama
mutlaka faiziyle birlikte çalışanlara iade edilmesi, geri ödenmesi gerekiyor.
Emekçiden toplanan bu paralarla PTT revize edilmiş, güçlendirilmiş, şimdi bu
çalışanların emeği ve parası, katkısı hiçe sayılarak başkalarına satılmaya
çalışılıyor.
Bu nedenle, Sayın
Bakanın bütün bu kaygıları giderecek bir yaklaşımla yasa tasarısının yeniden
ele alınacağını ifade etmesini bekliyor, hepinize saygılarımı, teşekkürlerimi
sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirtaş.
Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül.
Sayın Gönül,
buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AZİZE SİBEL GÖNÜL
(Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 230 sıra sayılı Posta
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış
bulunmaktayım. Sözlerime başlamadan önce yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, 6145 sayılı Kanun’la kurulan, faaliyet ve hizmetlerini 233
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yürütmekte olan PTT Genel Müdürlüğü bu
görevlerini 5584 sayılı Posta Kanunu hükümleri çerçevesinde ifa etmektedir.
Bildiğiniz gibi,
PTT, kırsal kesimde bankaların kapanmasıyla meydana gelen boşluğun doldurulması
hizmetini üstlenmiştir. Posta çeki hesaplarıyla ilgili işlemlerin çok sayıda
artması nedeniyle posta çeki hesaplarındaki aktarmalardan cüzi de olsa bir
bedel alınmasının uygun olacağı ve bu gelirler ile PTT’nin önünün daha da
açılacağıyla birlikte önceki kuruluşundaki kanunla da çelişkinin ortadan
kaldırılması düşüncesiyle bu değişikliğe ihtiyaç duyulmuştur.
Posta Kanunu’nun
37’nci maddesinde yapılması düşünülen değişiklikle ilgili olarak, Posta
Kanunu’nun 37’nci maddesinin III’üncü fıkrasında yer
alan “Hesaptan hesaba geçirilme işi için ücret alınmaz.” şeklindeki hükmüne
göre posta çeki hesabından diğer bir posta çeki hesabına para aktarma
işleminden ücret alınmamaktadır.
PTT Genel
Müdürlüğünün “PTT Bank” tanıtıcı ifadesiyle vermekte olduğu parasal posta
hizmetlerinin temelini oluşturan posta çeki hizmeti PTT’nin bankacılık alanında
gerçekleştirmekte olduğu para transferlerinin omurgasını oluşturmaktadır.
Düzenlemeye göre, posta çeki hizmetlerinin ücret alınmaksızın yapılması aktarma
işlerine olan talebin son dönemlerde artması nedeniyle personel ve otomasyon
sistemine ilave bir yük getirmektedir. Kısaca, posta çeki hesabından başka bir
posta çeki hesabına aktarma işlemleri için ayrıca emek ve zaman harcanmakta
olup, otomasyon sistemine işlemin getirdiği yük ve hizmetin devamlılığı için
harcanan emek düşünüldüğünde PTT Genel Müdürlüğünü azımsanamayacak mali
külfetin altına soktuğu görülmektedir.
Posta çeki
hizmeti altındaki hesap sayısı 2003 yılında 282.933 iken, bu sayı 2008 yılı
sonunda yüzde 400’ün üzerinde bir artışla 1 milyon 153 bin 77’ye ulaşmıştır.
Örneğin, 2007-2008 yılları arasında hesaba para yatırma, hesaplar arası
aktarma, işlem tutarı, işlem adedi astronomik bir artış göstermiştir.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; 2008 yılında gerçekleştirilmiş olan toplam 1 milyon 629
bin 811 adet aktarma işleminden hesaba para yatırmalar için en düşük alınmakta
olan 1 TL ücret alınmış olsa dahi bu ilave gelirin 1,6 milyon TL’nin üzerinde
olacağı açıktır. PTT, hesaplarına para yatırmak için almakta olduğu hizmet ücretlerini
geçtiğimiz sene hesaplar arası aktarma işlemleri için de almış olsa idi,
PTT’nin posta çeki aktarma hizmeti karşılığı olarak 3,3 milyon TL ilave bir
geliri olacaktı.
Posta Kanunu’nun
37’nci maddesinin III’üncü fıkrasının madde metninden
çıkartılması hâlinde, kârlılık ve verimlilik esasına göre hizmet yürüten PTT
Genel Müdürlüğünün posta çeki hesapları arasında aktarma işlemlerinden ücret
alınabilmesi, dolayısıyla, verilen hizmetin karşılığının alınabilmesi imkânı
doğacaktır.
Posta Kanunu’nun
10’uncu maddesinde yapılması düşünülen değişiklikle ilgili olarak da, evet,
5584 sayılı Posta Kanunu’nun 10’uncu maddesine ikinci fıkrayla eklemek
istediğimiz “PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla
üçüncü şahıslara gördürebilir.” ibaresiyle gönderilen ayrım, sevk ve dağıtım
işlerini hizmet alımı yoluyla da gerçekleştirmesi amaçlanmıştır.
Yasa
değişikliğinin Meclisimizce kabul edilmesi hâlinde, posta işleme, kargo işleme,
posta dağıtım merkezlerinde hizmetlerin aksamaması için gerektiğinde iş gücü
istihdamı için esnek bir yetkiye kavuşmaktadır. PTT iş yerlerinde kabul edilen
tüm posta gönderileri yirmi posta işleme merkezinde, posta işleme merkezi
bulunmayan yerlerde ise PTT genel müdürlüklerinde kayıt, ayrım, dağıtım ve sevk
işlemlerine tabi tutulmaktadır. Mevcut yapılanmaya göre, ayrım, sevk işlemi
yapan PTT iş yerlerinde tekel kapsamında gönderilen ve kapsam dışında kalan
gönderiler ayrı ayrı bölümlerde işlenememektedir. Söz
konusu gönderilerin bir bütün olarak ayrım ve sevk işlerine tabi tutulması
nedeniyle, bu işlerin ayrıştırılarak yapılması da gerek personel istihdamı
gerekse malzeme ve fiziki yapı itibarıyla mümkün bulunmamaktadır.
Sayın
milletvekilleri, PTT Genel Müdürlüğü, 1980’li yıllardan bu yana yaşanan
personel yetersizliği nedeniyle, posta maddelerinin ayrım ve dağıtım
işlemlerinin bir kısmını meri mevzuat çerçevesinde ihale yoluyla üçüncü kişiler
eliyle yürütmektedir. Hizmet alımı yoluyla yüklenici firma
eliyle gördürülen söz konusu işlerde çalıştırılan işçilerin sözleşmelerinin
değişik nedenlerle yüklenici tarafından feshedilmesi üzerine, işçiler
tarafından ikame edilen, işe iade ve tazminat talepli davalar neticesinde
verilen ve Yargıtayca da onaylanan kararlarda -burası
önemli- PTT Genel Müdürlüğünün, bu işlerde çalıştırılan işçilerin asıl iş yeri
olduğu açıkça ifade edilerek işçilerin işe iade talepleri kabul edilmekte ve
tazminat ödenmesi hüküm altına alınmaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; düzenlemenin yasalaşmasıyla,
hizmet alımı ihalesi yoluyla iş gördürmeye yönelik mevcut uygulamaya yasal
zemin sağlanmış olacağı ve Posta Kanunu’nun 37’nci maddesinin III numaralı
fıkrasının kanun metninden çıkartılması ile de 4736 sayılı Kanun ile Posta
Kanunu arasında paralellik sağlanacak olup, PTT Genel Müdürlüğünün posta çeki
hesapları arasında aktarma işlemlerinden ücret alabilmesi imkânı doğacaktır.
Tasarıda emeği
geçen Ulaştırma Bakanımıza, Bakanlık yetkililerine, Komisyonumuzun değerli
üyelerine teşekkür ederken, tasarının PTT Genel Müdürlüğüne ve milletimize
hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hepinizi bu duygularla saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Gönül.
Şahsı adına Bursa
Milletvekili Necati Özensoy.
Sayın Özensoy, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)
NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Posta Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Son günlerde
artan terör olayları, bugün de 9 askerimizin şehit olması dolayısıyla bütün
şehit olan görevlilerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Türk milletinin başı sağ
olsun.
Değerli
milletvekilleri, bu kanunla, 1’inci maddede bu Posta İdaresiyle alakalı dağıtım
işlerinin taşeronlaşması öngörülüyor, 2’nci maddede de yine posta çekleri
arasındaki alınmayan ücretin alınması öngörülüyor. Tabii, ben bütün bunların
dışında, posta idaresinin mevcut çalışanlarıyla ilgili, mevcut durumuyla ilgili
bir göz atılması, problemlerinin ne olduğunun ortaya konması gerektiğini düşünerek,
buradan hareketle konuşmamı sürdürmek istiyorum.
Öncelikle, daha
önceki konuşmacıların da ifade ettiği gibi, Posta İdaresinde çalışanların
Kefalet Sandığından yaklaşık 239 milyon lira -Kefalet Sandığındaki, çalışanlara
ait olan para- bir kanunla bir anlamda gasbedilmiş
durumda.
Bunun dışında,
çalışanların yıpranma hakları da ellerinden alındı, posta dağıtıcılığında
çalışanların da bu anlamda hakları elinden alındı. Herhâlde bu posta
dağıtıcılığı işinin çok yorucu bir iş olmadığı, masa başında çalışanlar kadar
yorulduğu düşünülerek bu hakları elinden alındı. Ama KİT Komisyonunda Sayın
Genel Müdüre yine bu konuyla alakalı, taşeronlaşmayla alakalı soru sorduğumda
posta dağıtıcılarının yaş ortalamasının kırk sekiz-elli civarında olduğu,
bundan dolayı da bu işlerin aksadığı şeklinde bir cevap vermişti. Yarınlarda
altmış beş yaşına kadar çalışacak olan bu posta dağıtıcılarının Allah
yardımcısı olsun. Ne kadar yorulmayacaklar, ne kadar yorucu olacak, bunun da
değerlendirmesini hep birlikte yapacağız.
Tabii, bu 239
milyon lira ile neler yapıldı, bunu da KİT Komisyonunda Sayın Genel Müdüre
sormuştuk. Orada verdiği cevapta, yaklaşık 700 civarında PTT Bank’ın restore edildiği, ki bu PTT Bankların büyük bir çoğunluğu tek odalı
yerler olmakla birlikte, ortalama -yaklaşık- 25 bin liraya mal olduğu ifade
edildi. Bunun da takdirini sizlere bırakıyorum.
Tabii, bütün
bunlar yapılırken bazı ironik gelişmeler de oluyor.
Bütün bunların neticesinde yine buralarda çalışanların problemlerini ortaya
koymak maksadıyla Bursa’da Türk Haber-Sen’in şube temsilcisi olan arkadaşımız
Orhan Avcı bir basın toplantısı yapıyor, bütün bu restorasyonlar
yapıldıktan sonra Bursa’da yaklaşık on altı şubede tuvaletlerinin olmadığıyla,
insanların tuvalet ihtiyacını da pet şişe ile giderdiğiyle alakalı bir
görüntülü basın toplantısı yapıyor. Bunun üzerine Posta İdaresi Genel Müdürlüğü
bir müfettiş gönderiyor. Müfettiş de sonuç itibarıyla Posta İdaresinin
kamuoyunda küçük düşürüldüğünü, itibarının zedelendiğini düşünerek müfettiş
raporuyla bu arkadaşımızın tayini Uşak’a çıkıyor. Ama arkasından yine Bursa PTT
Başmüdürlüğüne bir yazı gönderiyor Genel Müdürlük “…27-28/11/2008
tarihlerinde çeşitli İnternet siteleri ve basında yayınlanmasını sağlamak
suretiyle ‘PTT Şubelerinde Ayıp Görüntüler’, ‘PTT’de Tuvaletler Pet Şişeye’,
‘Tuvalet Yok, Pet Şişe Var’ gibi başlıklarla yer alan haberlerde Bursa merkezde
56 PTT şubesinden 30’unda tuvaletin olmamasının büyük problem oluşturduğu,
camiye veya halka açık tuvalete gidemeyen şube personelinin küçük tuvalet gereksinimini
pet şişelerle giderdikleri ve tuvalet sorunlarının çözülmemesi hâlinde iş
yavaşlatma eylemi yapmayı düşündükleri şeklinde ileri sürülen iddialarla ilgili
olarak Teftiş Kurulu Başkanlığınca yaptırılan soruşturma sonucu 3 sayılı
raporda…”
Sonucu ben
söylüyorum: “…15 adedinde tuvalet olmamasına karşın bu şubelerde genelde iki
personelin görev yaptığı ve yakınında bulunan tuvaletleri kullandığı
belirtilerek şubede çalışan personelin insani ihtiyaçlarını karşılayacak ve
sıkıntı yaşatmayacak özellikte şubeler için yer temin edilmesi, WC’si bulunmayan yerlerin PTT şubesi olarak kiralanmaması,
WC bulunmayan PTT şubelerinin ise imkânlar ölçüsünde WC bulunan binalara
taşınması ve PTT iş yerlerinin genel görünümlerinin İdaremiz prestijine
yakışır konumda olmasına gereken özenin gösterilmesi önerilmektedir…” diye
devam eden bir yazı yazıyor.
Şimdi, buradan
Sayın Genel Müdüre ve Sayın Bakana soruyorum: Bu arkadaşımız eğer bir gerçeği
ortaya koyduysa -ki Genel Müdürlüğün yazdığı Teftiş Kurulunun raporuyla bunun
gerçekleri yansıttığı ortaya konulmuştur- niye bu arkadaş “Bu, Genel Müdürlüğün
prestijini kamuoyunda küçük düşürdü.” diye gerekçe
olarak teftiş raporları gösterilerek tayin edildi?
Kaldı ki, Orhan Avcı orada sıradan çalışan bir memur değil, aynı
zamanda Türk Haber-Sen’in şube başkanı ve sendikacı Dolayısıyla, işçilerin,
orada çalışanların haklarını, hukukunu korumak ve orada birtakım haklar
kazanmak üzere görevli kılınmış, seçilmiş bir insan ama maalesef profesyonel
sendikacı olmadığı için -profesyonel sendikacı olsaydı böyle bir tayin söz
konusu olmazdı- bu arkadaşa tam aksine orada, Bursa’daki o durumu ortaya
çıkardığı için, teşekkür edilmesi gerekirken, maalesef Bursa’daki aile düzeni
bozularak tayini istendi.
Yine Bursa’dan
söz ederek, PTT’den devam etmek istiyorum: Bütün bu uygulamalar, PTT Banklar
tefriş edilirken, bu harcamalar yapılırken yine Bursa’daki Gençosman
PTT Binasıyla alakalı Sayın Genel Müdüre yine KİT Komisyonunda bir soru sordum.
Buranın son depremden dolayı bir hasar gördüğü, dolayısıyla güçlendirilmesiyle
ilgili gereken bir rapor olduğunu söylediğimde, Sayın Genel Müdür de beni
tasdik ederek, kendisinin bizzat oraya gittiğini ve oradaki son durumun
güçlendirilme veya oranın boşaltılarak yeni bir projeyle yıkılıp yapılması
noktasında bir karar veremediklerini ifade ettiler. Şimdi
buradan soruyorum: 1999’dan bugüne kadar on yıl geçti ve bu son özellikle bir
yıl önce tekrar gündeme getirdiğim, basında da yer alan bu konuyla alakalı,
Bursa’nın depremsellik bölgesinde olduğunu herkes biliyor, depremin de ne zaman
olacağını kimse tahmin edemiyor, yarınlarda Allah korusun Bursa’da bir deprem
olsa, bu güçlendirilmemiş binada çalışan yüzlerce memur, oraya gelen binlerce
vatandaştan bir kısmı zarar görse, bunun sorumluluğu kimin olacaktır acaba? Bu
güçlendirmenin veya o binanın hâlâ boşaltılmamasından dolayı PTT Genel
Müdürlüğü ve Sayın Bakan sorumlu mudur, değil midir? Bunu da dikkatlerinize
sunuyorum.
Yine hırsızlık ve
gasp olaylarıyla ilgili bir soru sormuştum. 2002 yılında toplam 58 adet, 2003
yılında 48, 2004’te 68, 2005’te 188, 2006’da 241, 2007’de 134, 2008’in dört
aylık sonucu itibarıyla 39 adet…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Özensoy, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
NECATİ ÖZENSOY
(Devamla) – Teşekkür ediyorum.
…olaydan
bahsetmişti o günkü tarih itibarıyla Sayın Genel Müdür ama görüyoruz ki son
aylarda yine PTT Banklarda soygunlar devam ediyor, bir tek gelişme,
zannediyorum -o gün de sorduğumuz- kameraların PTT Banklara konmaya başlanmış
olması.
Yine, KİT
Komisyon Başkanı “Bu olayların işlem hacmi önemli, ne kadar?” diye sorduğunda
da Sayın Genel Müdür “Çok düşük, toplam beş senelik sürede 2 milyon 491 YTL’lik
bir kayıp var.” şeklinde cevap vermişti. Bu çok düşük rakamı, beş yılda 2
milyon 491 YTL’lik rakamı bu kurumlarla çarparsanız ortaya çıkan ne olur, onu
da takdirlerinize sunuyorum.
PTT’nin daha
verimli hizmetler yapması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın
milletvekilleri, soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Öztürk, buyurun efendim.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Bakanım, daha önce ben size bir soru önergesi sunmuştum. Soru
önergesinde, bu ihalelerin hangi firmalara verildiğini sormuştum ancak siz buna
yanıt vermemişsiniz, firmaların adını söylememişsiniz. Şimdi, bu hangi
firmalara verilmiştir? Bu firmaların AKP çevrelerine yakınlığı var mıdır?
İkincisi: Bir
işçi için taşerona ne kadar ücret ödeniyor?
Bir de, bu
tasarıyla, PTT yasasının 2’nci maddesinde, PTT personeli tarafından yapılması
zorunlu olan posta tekeli kapsamındaki gönderilerin de üçüncü kişilere ihale
edilmesi öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Bu, Anayasa’ya aykırı değil midir?
Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Sayın
Çetin…
MUSTAFA ÇETİN
(Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Ben aslında bir
soru sormayacağım, sadece CHP Grubu adına konuşan Sayın Coşkunoğlu’nun
konuşmasında sarf ettiği -tutanağı henüz getirtemedim ama sözü aynen budur-
“Uşak’ta Toplu Konut inşaatını yapan müteahhit
firmaların yerli halktan bir tek çivi dahi satın almadığı…” beyanına
üzüntülerimi belirtmek için… Çünkü orada Toplu Konut beş aşamalı konut
yapmıştır, yaklaşık 2 bine yaklaşmaktadır ve orada konutları yapan müteahhitler Uşaklı tüccarlardan, sanayicilerden ve esnaftan
beton, kereste, seramik, her türlü ihtiyaç maddesi, inşaat malzemesi, gıda
malzemesi satın almaktadırlar.
Gerçeğin bu kadar
çarpıtılmasını Genel Kurulun bilgisine sunuyor ve üzüntülerimi belirtiyor,
teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Sayın Tankut…
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakan,
posta hizmetlerinin taşeronlaştırılmasının gerçek sebebi personel yetersizliği
veya daha iyi hizmet verebilmek için midir? Bunların dışında başka hangi
amaçlara bu düzenleme ile ulaşılacaktır? Bu hizmetlerin ihale yoluyla özel
şirket ve şahıslara yaptırılmak istenmesi posta işletmelerinin verimlilik ve
ekonomik değerini yükseltecek midir? Şayet böyle bir durum söz konusu ise bu
işletmeleri önce taşeronlaştırıp sonra da Telekom gibi bir özelleştirme planı mı
yapılmaktadır?
Özet olarak,
önümüzdeki dönem ve zamanlar için PTT’nin özelleştirme maskesiyle satılmasını Hükûmet olarak gündeme getirecek misiniz?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Enöz…
MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakana üç
sorum var:
1) PTT güvenlik
hizmetlerinde birtakım zafiyetlerin söz konusu olduğu son olaylarda açık bir
şekilde ortaya çıktı. Bu çok önemli konunun düzeltilmesi için yeni
çalışmalarınız bulunmakta mıdır?
2) PTT
hizmetlerinden koli, kargo hizmetlerinde eleman yetersizliği ve teçhizat
yetersizliğinden dolayı büyük zorluklar yaşanmaktadır. Bu hususta yeni bir
yapılandırma ve düzenleme düşünülüyor mu?
3) Posta
dağıtıcılarının görevi esnasında şehir içi ulaşımlarında ulaşım araçlarından
ücretsiz yararlanabilmesinin bütün şehirlerde gerçekleşebilmesi için kapsamlı
bir yasal düzenleme planlanıyor mu?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan,
Telekom’u özelleştirdiniz çünkü kârlıydı, aldılar. PTT’ye müşteri bulunamadı.
Şimdi, bunun perakende kârlı alanlarını özelleştirmek PTT’yi tamamen işlevsiz
kılmaz mı?
Bir de, son
günlerde PTT soygunları çok yaygın, basına da yansıyor. PTT’deki soygunların
yaygın olmasının nedeni güvenlik zafiyeti midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Taner…
RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Bakan, görüşmekte olduğumuz Posta Kanunu’na ilave edilen 1’inci
maddeyle posta dağıtım hizmetlerinin üçüncü şahıslara yaptırılabilmesi
öngörülmektedir. Bu değişiklikle amacınız bankacılık işlemleri ile dağıtım
işlerini birbirinden ayırarak özelleştirmeye zemin hazırlamak mıdır?
Geçtiğimiz
günlerde kabul ettiğimiz sosyal güvenlik görüşmeleri sırasında müktesep hakları
ellerinden alınan posta dağıtıcılarının bu haklarına bu kanunu düzenlemek
istediğiniz için mi karşı çıkmadınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Bulut…
AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanım,
posta dağıtım işlemi bir güven ve ciddiyet işidir. Türkiye gibi terörün hedefi
hâline gelmiş bir ülkede dağıtımın özel kuruluşlar tarafından yapılmasında daha
önce rahmetli Malatya Belediye Başkanının uğradığı olay gibi meydana gelecek
terör olaylarında uğranılacak zararları da düşündünüz mü?
Diğer taraftan
-demin Değerli Milletvekilimin ifade ettiği- TOKİ Balıkesir’de de hiç
Balıkesir’den mal almamıştır, tamamıyla dışarıdan, İstanbul ve İzmir’den,
ismini de araştırdığım şirketlerden. Acaba bu toplu, hep bir yerden mi alındı,
bende merak konusu oldu. Balıkesir’den de almamıştır.
Bilgilerine arz
ediyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim.
Sayın Sakık…
SIRRI SAKIK (Muş)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şair Niyazi Akıncıoğlu’nun dediği gibi:
“Yeşerdi telgraf
direkleri,
Selamın geçiyor
besbelli.”
Şimdi, PTT de
özelleştirmeye doğru gidiyor. Türkiye'nin her tarafında ciddi bir özelleştirme
başladı ve insanlar mağdur. Sosyal devletten sadaka devlete dönüştük. Benim
seçim bölgemde birkaç gündür Tekelden dolayı, yani Tekelin özelleştirilmesinden
dolayı çiftçiler ayakta, ne yapacaklarını bilmiyorlar. Devlet “Alternatif bir
ürün şey yapacağız.” diyor ama ortada hiçbir şey yok. Acaba Sayın Bakanımız bu
konuda bize bir şeyler söyleyebilir mi veyahut da o çiftçilerimize buradan bir
müjde verebilir mi, bir yıl daha veyahut iki yıl daha üretimi sürdürmek adına?
Teşekkür
ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum.
Sayın Ağyüz…
YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım,
yaşadığımız ekonomik kriz ve işsizlik ortamında PTT hizmetinin özelleştirilmesi
yerine, boş kadrolara alım yapsanız, yeni kadro ihdas etseniz daha doğru ve
kalıcı olmaz mı?
Ayrıca, Deniz
Feneri dosyasının Türkiye içinde gecikmesinde, kurumlar arası intikalinde posta
idaresinin bir günahı, bir suçu, bir eksikliği var mıdır?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Ağyüz.
Sayın Bakanım,
buyurun.
ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, görüştüğümüz kanunla ilgili sayın milletvekillerinin yönelttiği
sorulara cevap vermeye çalışacağım sürem içerisinde.
Mersin
Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk’ün PTT Bank
ihaleleriyle ilgili, hangi firmalara verildiği konusunda bir sorusu var.
Bildiğiniz gibi,
PTT ihaleleri tüm kamu kurumlarında olduğu gibi herkese açık, yeterli şartları
taşıyan firmalara ihale edilmektedir ve bu, tamamen herkese açık ve yarışma
usulü yapılmaktadır. Dolayısıyla, bunların tamamının listesini biz bilahare
yazılı olarak size iletiriz. Takdir edersiniz ki birçok, yüzlerce ihale yapılmaktadır
ve bunlarla ilgili de bağımsız ihale komisyonları Kamu İhale Kanunu’na göre bu
işlemleri ikmal etmektedir.
Tabii, diğer bir
soru burada, taşeron konusu. Taşeron konusu, Posta İşletmelerinde 1980 yılından
beri devam eden bir olgudur. Bütün kamu kuruluşlarında alt işveren gerçeği
mevcuttur. Bu yüzden de geçtiğimiz aylarda, Sosyal Güvenlik Bakanlığımız alt
işverenin yasal altyapısını güçlendirmeye yönelik bir düzenleme yapma ihtiyacı
duymuştur. Çünkü, burada oluşan hukuki sorunları
aşmanın yolu, bir fiilî durumu, bir mevcut durumu yasal altyapıya
kavuşturmaktır, PTT’de yapılan da budur. 80 yılından beri çeşitli iş
alanlarında, güvenlik, temizlik, dağıtım, ayrım… Ama,
tebligatla ilgili –sizin sorunuza da cevap- özel kanun hükümleri saklı. Burada,
PTT’nin asli kadroları bu işi yapmaya devam edecektir, burada kanun gayet
açıktır.
Dolayısıyla,
burada getirilen düzenleme bir özelleştirme olmayıp aksine, fiilî durumun yasal
bir altyapıya kavuşturulması, böylece Yargıtayın
verdiği karar doğrultusunda alt işverenin çalıştırdığı işçilerin haklarının
Posta İdaresi tarafından daha net bir şekilde takibine yönelik bir
düzenlemedir. Esasında çalışanların lehine bir düzenlemedir, onların haklarını,
hukukunu takip etmeye yönelik bir düzenlemedir, yoksa PTT’nin özelleştirilmesiyle
ilgili bir husus söz konusu değildir.
Sayın Tankut’un sorusu da bu kapsamda. Tabii burada, dediğim
gibi, bir özelleştirme meselesi yoktur. PTT esasen son beş altı yıl içerisinde
yaptığı çalışmalarla hizmet alanını fevkalade genişletmiştir. Kısaca örnek
vermek gerekirse: Bir ayda 2 milyon işlem yaparken 25 milyon işlem yapar hâle
gelmiştir ve otomasyona tabi ağı 700’den 4 bine çıkmıştır. PTT’nin âdeta bütün
gelirleri personel giderlerini karşılayamazken, şu anda PTT, bütün bu
işlemleri, hizmetleri yapmakla birlikte, 370 milyon TL de kâra geçmiştir. Yani
kamuya yük olmaktan kurtarmış, vatandaşa daha yaygın hizmet vermektedir. Belki
daha anlamlısı, 2000, 2001 krizinden sonra birçok küçük ölçekli sekiz yüz kırk
dokuz ilçede bankalar kapanmış, 2004’te başlattığımız PTT Bank uygulamasıyla
birlikte bu yerleşim yerlerimizde de PTT finansal işlemleri yapar hâle
gelmiştir. Böylece vatandaşımızın büyük şehirlere taşınması ve büyük mali
külfetlere katlanmasının da önüne geçilmiştir.
Bu yönüyle tabii,
PTT personel almaya aslında devam ediyor. Şöyle ki: Her yıl emeklilik nedeniyle
ayrılanların yüzde 10’u kadar, Hazinenin verdiği izin çerçevesinde kadrolu
personel alınıyor. Ancak PTT’nin iş ve işlemleri, hizmet alanı çok genişlediği
için bunu tamamen kadrolu elemanlarla yapamadığından alt işveren marifetiyle de
personel almaya devam ediyor. Çeşitli branşlarda şu
anda PTT’nin 29.900 asli çalışanı, 5.551 tane de bu şekilde alt işverenler
marifetiyle çalıştırdığı personel mevcuttur.
Diğer bir konu,
Sayın Mustafa Enöz’ün sorusu koli-kargo, PTT’de
güvenlik sorunu. PTT’de, doğrudur, yıllar boyunca PTT şubelerinde bazı
soygunlar meydana gelmektedir. Bu soygunları az önce zaten adetleri yıllar
itibarıyla Sayın Konuşmacı ifade etti. Benim söylemek istediğim, tabii, bu
soygunların önüne geçebilmek için tedbirlerimizi artırıyoruz. Ne yaptık?
Bunlardan: 1083 tane güvenlik görevlisi istihdam ediyoruz. Bu bütün PTT
işyerlerinin tek bir merkezden izlenmesini sağlamak üzere bir alarm sistemi
kurulumu bitti, çalışıyor. Kamera sistemi de şu anda 1.053 PTT iş yerine monte
edilmiş durumda, peyderpey bütün yerlere, 4 bine yakın takdir edersiniz ki yer
var küçük büyük, bunlara da montajı sürmektedir.
Diğer bir konu,
dağıtıcıların ücretsiz şehir içinde… Yine Sayın Milletvekilimizin söylediği bir
husus var, bu konu -tabii biliyorsunuz- 2001 yılında çıkarılan Bakanlar Kurulu
kararıyla hiçbir şekilde hiçbir -istisnalar dışında- kamu personelinin, kamu
vasıtalarından ücretsiz yararlanmaması ilkesi getirildi. Bunun yerine,
kurumlarının bu ücretlere, bu maliyetlere karşılık kendi bütçelerinde bir
kaynak ayırmaları öngörüldü. O bakımdan artık dağıtıcılık, posta hizmetleri
fiilen tekel olmaktan –mektup dışında- çıktığı için bunun da bir hizmet ve bu
hizmetin bir karşılığı -hem hizmeti gören açısından hem hizmet verilen
açısından- olması gayet doğaldır. Esasen posta çeki için yapılan düzenleme de
bu amaca yöneliktir.
Sayın Hasip Kaplan’ın sorusu: PTT özelleştirilmiyor yani “Kârlı
alanlar özelleştiriliyor, kârlı olmayanlar da parçalanıp özelleştiriliyor.” Şu
anda sektöre, kamuoyu görüşüne sunduğumuz kanun… PTT’nin zaten birçok alanda
tekeli delinmiş durumda. Fiilî bir durum var, yasal altyapı yok, kargo
şirketleri, kurye şirketleri faaliyet gösteriyor ve hukuki altyapıdan yoksun.
İşte burada yapmak istediğimiz, posta alanında bir düzenleyici kurul
oluşturmak, PTT’yi de işletmeci olarak yeniden tanımlamak. Böylece, hizmet
görenler ile bu hizmetleri verenlerin düzenlenip denetlenmesi işlemini
birbirinden ayırmaktır. Yapılmak istenen budur. Bugünkü alt işverende eleman
çalıştırılması konusu da tamamen fiilî bir durumun, 1980’den beri devam eden ve
büyük hukuki sorunlar içerisinde bulunan durumun düzeltilmesi ve bu şekilde
çalışanlarımızın haklarının daha iyi takip edilmesine yönelik bir düzenlemedir.
Bunu böyle anlamak gerekir diye düşünüyoruz. Amacımız da budur. Yoksa PTT’yi
özelleştirmek gibi bir düşüncemiz yoktur.
Diğer bir soru
Sayın Ahmet Duran Bulut’un, yine güvenlikle ilgiliydi. Güvenlikle ilgili konuyu
açıkladım.
TOKİ’yle ilgili… Konumuz
dışı olduğu için şu anda bir şey söyleyemiyorum.
Sayın Sakık’ın sorusu: Sayın Sakık,
PTT, dediğim gibi, özelleştirilmeye gitmiyor. Burada yapılmak istenen, az önce
ifade ettiğim gibi, bir hukuki altyapıyı oluşturmaktır.
Sayın Ağyüz’ün sorusu da “Tabii, boş kadrolara alsanız -PTT’ye-
bütün işleri kadrolu personelle yapsanız.” diyor. Bunu yapabilsek iyi ama, yani PTT’nin işlem hacmi demek ki 10 kat, 10-15 kat
arttı son beş yılda. Bu demektir ki mevcut kadrosunu 10-15 kat artırmak
gerekiyor. Bir de tabii Almanya, Fransa’yla karşılaştırma yapıldı. Almanya’da
bir yıllık mektup dağıtımı 20 milyar, Türkiye’de 1 milyar. Yani kaç vatandaşa 1
dağıtıcı düşüyor hesabından ziyade ne kadar dağıtım işi var, birlikte
düşünmemiz lazım. Almanya’nın 82 milyon nüfusu var, çalışanı PTT’nin 10 katı
ama yaptığı dağıtım 20 katı. Bizimkiyle karşılaştırdığımız zaman bizimki onun
yarısı kadar. Dolayısıyla bin dağıtım işine 1 PTT dağıtıcısı bakıyorsa, bizde
434 kişi 434 dağıtım yapabiliyor. Bu iş de verimlilikle ilgili, iş hacminin büyüklüğüyle
ilgili bir konudur. Mukayeseyi, o bakımdan, tek taraflı yapmak bizi doğru
noktaya götürmez.
Amacımız, PTT’de
vatandaşımıza daha fazla hizmet götürmek. 12-13 işlem yaparken bugün 112 işlem
yapar hâle gelmiş. Emekliler evlerinde maaşlarını alabiliyorlar, her türlü
parasal işlemler yapılabiliyor; elektrik, telefon, vesaire, doğal gaz, bütün
bunlar yapılabiliyor. Kargo işlemleri de PTT yapmaya başladı. Hakikaten PTT son
yıllarda çok ciddi bir atılım içine girdi. Hâlbuki 95’te PTT-Telekom
ayrıldığında, bütün para getiren kısımlar Telekom’da kaldı, PTT gittikçe
hantallaşmaya, kamuya yük olmaya başladı. İşte yapılan bu projeyle…
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, konuşmanızı tamamlar mısınız efendim.
ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Evet, tamamlıyorum.
Yapılan bu
yeniden yapılanma, PTT’nin görev alanını geliştirmekle bugün PTT’yi daha çok
insanımıza ulaşır, daha çok insanımızın işini görür hâle getirdik. Buradaki
düzenlememizin amacı da bu doğrultuda olmaktadır.
Sayın
milletvekillerimizin, Genel Kurulun bilgilerine arz ederim.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Başkan, ben sorularıma yanıt alamadım.
BAŞKAN – Sayın Öztürk, efendim, özel görüşün. Soru-cevap işleminde Sayın
Bakan bu kadar verdi, tekrarlamayalım çünkü şimdi bir de yoklama talebi var.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Ben çok açık bir soru sordum: “Taşeronlara işçi başına kaç lira
ödeniyor?” dedim.
BAŞKAN – Efendim,
yani özel görüşürsünüz, Sayın Bakan burada.
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Soru önergesine yanıt verilmiyor, burada sorularıma yanıt verilmiyor.
BAŞKAN – Sayın Öztürk, mutlaka…
ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz…
BAŞKAN – Sayın
Bakanım, müsaade ederseniz efendim… Sonra kendi aranızda konuşun lütfen.
Sayın
milletvekilleri…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Kendi aramızda konuşacak mesele değil Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Arkadaşlar bakınız… Soru sordunuz Sayın Öztürk, cevap
verdi. Yani Sayın Bakan burada, tekrar bir soru soracaksanız verirsiniz,
mutlaka mikrofondan olması mecburiyeti yok. Lütfen efendim…
ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Başkanım, bu bizim özel bir işimiz değil, yani kendi aramızda
konuşulacak bir mesele değil.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, işaretle oylamadan önce bir yoklama talebi vardır. Şimdi bu
talebi yerine getireceğim.
Önce yoklama
isteminde bulunabilecek yeter sayıda sayın üyenin ismen tespitini yaptıktan
sonra elektronik cihazla yoklama yapacağım.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Maddeye geçmeden
önce yoklama yapılmasını arz ve talep ederiz.
Saygılarımızla.
BAŞKAN – Sayın Anadol? Burada.
Sayın Korkmaz?
Burada.
Sayın Öztürk? Burada.
Sayın Çöllü?
Burada.
Sayın Emek?
Burada.
Sayın Süner? Burada.
Sayın Barış?
Burada.
Sayın Paçarız?
Burada.
Sayın Seçer?
Burada.
Sayın Küçük?
Burada.
Sayın Erenkaya? Burada.
Sayın Özer?
Burada.
Sayın Ağyüz? Burada.
Sayın Erten?
Burada.
Sayın Köse?
Burada.
Sayın Ünsal?
Burada.
Sayın Çakır?
Burada.
Sayın Baratalı?
Burada.
Sayın Ersin?
Burada.
Sayın Özpolat? Burada.
Saygıdeğer
milletvekilleri, yeterli sayıda arkadaşımız yoklama talebinde bulunmuşlardır.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN – Yoklama
için üç dakika süre veriyorum.
Yoklama isteminde
bulunan sayın üyelerin yoklama için elektronik oylama cihazına girmemelerini
rica ediyorum.
Yoklama işlemini
başlatıyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, pusula gönderen arkadaşlarımızın isimlerini okuyacağım, lütfen
burada olan arkadaşlarımız işaret etsinler.
Sayın Tuğrul Yemişci? Burada.
Sayın Ünal Kacır? Burada.
Sayın Akif Gülle?
Burada.
Sayın Binali Yıldırım? Burada.
Sayın Zafer
Çağlayan, Sayın Bakanım? Burada.
Sayın İbrahim
Mete Doğruer? Burada.
Sayın Mehmet
Aydın? Burada.
Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.
VIII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
A) Kanun Tasarı ve
Teklifleri (Devam)
2.- Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/491)
(S. Sayısı: 230) (Devam)
BAŞKAN –
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Saat 17.45’te
toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.24
İKİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 17.46
BAŞKAN:
Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
83’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
230 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet burada.
1’inci maddeyi okutuyorum:
POSTA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK
YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
MADDE 1- 2/3/1950 tarihli ve 5584 sayılı
Posta Kanununun 10 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla
üçüncü şahıslara gördürebilir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk. (CHP sıralarından
alkışlar)
Sayın Öztürk, buyurun efendim.
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce Diyarbakır’da öldürülen tüm
yurttaşlarımız için yakınlarına başsağlığı diliyorum, kendilerine de Allah’tan
rahmet diliyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, zor bir
mesleği icra eden, günün büyük bir kesimini dışarıda geçiren, yaz-kış,
sıcak-soğuk demeden kar, yağmur ve çamur altında çalışan postacıları yakından
ilgilendiren, PTT çalışanlarını yakından ilgilendiren bir tasarıyı ve onunla
ilgili bir maddeyi görüşüyoruz.
Postacılar, her gün vatandaşın kapısına giden tek meslek grubudur.
Yani bir vatandaşın kapısına sık sık giden tek meslek
grubu postacılardır. Bundan dolayı, postacılık güven gerektiren bir meslektir.
Postacılık, haberleşme hakkını sürdürdüğü için güven gerektirmektedir.
Bu görüşülmekte olan tasarı komisyona geldiğinde aslında sonradan
ihdas edilen bu 1’inci madde hiç yoktu. Bu, sadece bu çekler arasındaki
işlemlerden para alınmasını öngören bir tasarıydı. Ancak, Komisyonun
görüşmeleri sırasında, Sayın Bakanın sözlü gerekçeleri gerekçe yapılarak yeni
bir madde ihdas edilmiştir.
Şimdi, 1’inci maddeyle “PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım
işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürebilir.” şeklinde bir hüküm
getirilmiştir. Şimdi, bu hükümle artık bundan sonra PTT İdaresi postaların
ayrım ve dağıtım işlerini üçüncü kişilere ihale edebilecek. Madde metninde çok
açıkça görüleceği üzere, burada posta dağıtımında ve ayrım işlerinde bir
sınırlama yoktur, bir belirlilik yoktur.
Her ne kadar bu yasanın gerekçesi aslında “etkin ve kaliteli
hizmet” olarak söylenilmekteyse de, personel azlığı nedeniyle gelişen iş
hacminin karşılanılmadığı belirtilmekteyse de bu gerekçeler doğru değildir.
2002 yılından bugüne kadar Bakanlık bu konuda personel almıştır ama yeterli
sayıda personel almamıştır, daha az personel almıştır. Çok daha yeterli sayıda
bu işleri görecek nitelikte personel alabilirdi Ama onu neden almadı, onu da
anlamış değiliz.
Aslında, yasanın esas gerekçesini AKP adına konuşan arkadaşlarımız
açıkça belirttiler. Hizmet alımı yoluyla yüklenici firma eliyle gönderilen söz
konusu işlerde çalıştırılan işçilerin sözleşmelerinin yüklenici firma
tarafından feshedilmesi hâlinde işçiler tarafından açılan işe iade ve tazminat
talebi davalarında Yargıtayca asıl işveren, sorumlu
olarak PTT Genel Müdürlüğü görülmektedir. Burada, elemanlar taşeron firmaya ait
olmasına rağmen sorumlu olarak PTT Genel Müdürlüğünün tutulması PTT Müdürlüğünü
zor durumda bırakmaktadır.
İşte değerli arkadaşlarım, esas mesele burada. Yani burada devlet
eliyle emeğin sömürülmesinin yolu açılmak için bu yasa tasarısı getirilmiştir.
Şimdi, bir kere şunu açıklıkla belirtmek istiyorum: Bu belirtilen
Yargıtay kararlarında PTT İdaresinin sorumlu tutulmasının yasal dayanağı PTT
Kanunu değildir, PTT Kanunu’na dayanarak Yargıtay böyle bir karar veriyor
değildir. Taşeronun çalıştırdığı işçilerin İş Kanunu’ndan ve hizmet
akitlerinden doğan haklarından taşeron ile birlikte asıl işverenin sorumlu
tutulması ilkesi İş Kanunu’nun temel ilkelerinden birisidir. Yani bu yasal
düzenleme buradan çıksa bile İş Kanunu’nun 2’nci maddesi ve İş Kanunu’ndaki
diğer maddeler var olduğu müddetçe PTT asıl işveren olma sıfatıyla hiçbir zaman
sorumluluktan kurtulamayacaktır. Yani bu kanunu çıkardık diye PTT’nin asıl
işveren olma nedeniyle taşeron işçilerinin haklarından sorumlu olmasından
kurtulmayı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Öncelikle bunu belirtelim.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu tasarı usul yönünden bir
kere yasaya aykırı, usul yönünden doğru değil. Çünkü deminden de söyledim,
gelişindeki madde metniyle Komisyondaki madde metni tamamen farklı, amaç
tamamen farklı hâle gelmiştir.
Yine, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na ve 5584 sayılı Posta
Kanunu’na aykırılıklar vardır çünkü Tebligat Kanunu’nda açıkça, bilcümle
tebligatın bu Kanun hükümleri dairesinde Posta, Telgraf Teşkilatı Genel
Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılacağı öngörülmektedir. Gönderilen
gönderilerin içerisinde mahkemelerin, icraların, noterlerin tebligatları olduğu
gibi diğer resmî evraklar da vardır. Bunların hiçbir zaman özel şahıs eliyle gördürülmesi
mümkün değildir.
Yine bu kanun tasarısı, özellikle bu tasarının bu maddesi
Anayasa’nın 128’inci maddesine açıkça aykırıdır çünkü Anayasa’nın 128’inci
maddesi genel idare esaslarına göre yürütülecek kamu hizmetlerinin kamu
görevlileri eliyle yürütülmesini esas olarak ortaya koymuştur.
Yine bu tasarı haberleşme özgürlüğünü, gizliliğini ve güvenliğini
açıkça ihlal eder niteliktedir. Bu yönüyle de Evrensel İnsan Hakları
Bildirgesi’ne de aykırıdır.
PTT Kanunu’nda ise mevcut PTT Kanunu’nun 2’nci maddesinin (A) ve
(B) bentlerinde tekel içi götürülerin neler olduğu,
tekel dışı, posta tekeli dışında kalanların neler olduğu açıkça sayılmıştır. Bu
Kanuna göre posta tekeli içerisindeki deminden de belirttiğimiz o resmî
tebligatlar, hukuksal sonuç doğurucu tebligatlar var. Bunları hep
düşündüğümüzde bunların özel ellerle gönderilmesi mümkün değildir.
Yine burada bu işin etkin ve kaliteli hizmetinden bahsediliyor, bu
nedenle böyle olduğu söyleniliyor. Şimdi, bunun özel… Uygulamada gördük, birçok
posta giderlerinin bu taşeron işçiler tarafından yakıldığı İstanbul’da
malumdur, bu bilinen bir olaydır ve bundan dolayı da mahkemelerde yargılama
olmuştur. Demek ki burada bir güvenlik de söz konusu değildir değerli
arkadaşlarım.
Bu tasarı, deminden de söylediğim gibi, İş Yasası’na açıkça
aykırıdır çünkü İş Yasası’nda -ister şey de olsun- esas iş bir taşerona
gördürülemez yani işin bütünü taşerona açıkça verilemez. Sadece yardımcı işler
taşerona verilebilinir. Burada, açıkça İş Kanunu’nda söylenildiği gibi,
“İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler
dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.” diyor değerli
arkadaşlarım. Bu, Yasa’nın açık hükmüdür.
Yine -deminden de söyledim- bu tasarı, İnsan Hakları Bildirgesi’ne
aykırıdır. Şimdi, bu tasarıyla ne yapılmak istenilmektedir? Bu tasarının
arkasında ne vardır? Bu tasarının arkasında, bir taşeronlaştırma, etkin bir
taşeronlaştırma politikasıyla emeğin sömürülmesine devletin alet olması
anlayışı vardır. Bugün ben deminden de Sayın Bakana sordum: “Bir taşeron işçisi
için taşerona ne kadar ödeniyor?” dedim. Bunu soru önergesiyle de sormuştum
yazılı, yanıt verilmedi. Şimdi, ancak taşeronun işçilerine ödenen parayı
söylediler, asgari ücret olarak bildirdiler, “Yemek ve yol ücreti dâhil. Ayrıca
o da ödeniyor.” dediler.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, bugün ülkemizde yaşadığımız bir
gerçek var. Taşeron işçileri âdeta köle gibi çalıştırılan işçilerdir. Hele hele sırtında 40-50 kilo yükle şehri dolaşan… PTT işi ağır
bir iştir ve bu nedenle uygulamada, zaten bu tekel, posta tekeli dışındaki
işler için alınan taşeron işçileri, İstanbul, Ankara, İzmir dışında, diğer
illerde bu tekel kapsamındaki işlerde de çalıştırılmaktadır. Bunların da sık sık işi bırakmakta olduklarını sanıyorum Sayın Bakanımız da
biliyor, PTT Genel Müdürlüğü de biliyor ve her iki ayda bir onları eğitmek için
yeniden PTT’den eleman görevlendirdikleri herhâlde bir gerçek. O nedenle, bu
taşeronlaşma esastır.
Yine taşeron işçilerinin de resmî tatil ve ulusal bayram
günlerinde çalıştırıldıkları, bunların ücretlerinin ödenmediği bir gerçektir.
Bu firmaların, her yıl kâğıt üstünde isimlerini değiştirdikleri ve işçilerin
haklarının alınmasına engel oldukları bir gerçektir. Taşeron firma
çalışanlarının maaşlarının zamanında ödenmediğini, sanıyorum en iyi, asıl
işveren sıfatıyla PTT Genel Müdürünün bilmesi gerekiyor. Ayrıca, bu işçilerin
ücretlerinin ödenmemesinden de iş hukuku anlamında PTT Genel Müdürlüğü
sorumludur.
Taşeronlaştırma artık günümüzde bir insanlık ayıbı olmuştur. Bu
taşeronlaşma açıkça emek sömürüsü hâline gelmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk,
konuşmanızı tamamlayınız.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Devletin böyle bir emek sömürüsüne
alet olacak şekilde bir düzenleme yapılmış olması sosyal hukuk devletiyle
bağdaşan bir ilke değildir. Bunun yerine, PTT bu işleri gördürecek kendisine
eleman almak durumundadır. Taşeronlara vereceği parayla pekâlâ bu konuda eleman
alabilir ve nitekim, zaten 2002’den beri eleman
almıştır. Benim elimde resmî belgeler var.
Değerli arkadaşlarım, getirilen gerekçeler inandırıcı değildir ve
ayrıca da doğru değildir. Bir kere, bunun sınırı belirlenmemiştir. Yani tekel
içi maddelerin dağıtımıyla PTT tekeli dışındaki maddelerin dağıtım ve ayrım
işleri mi ihale edilecektir? Bu, bu yasada belirlenmemiş. Ancak Sayın Bakan,
deminden bir soruya verdiği yanıtta PTT tekeli içerisinde olan maddelerin aynen
PTT elemanları tarafından dağıtılacağını söylemiştir ama yasada bu konuda bir
belirlilik yoktur. Bu nedenle, bu tasarının bu maddesinin kanun metninden
çıkarılması bence en doğru bir tavırdır. Bunun çıkarılmasını istiyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman.
Sayın Büyükataman, buyurun. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; 230 sıra sayılı Posta Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.
Konuşmama başlamadan önce, bugün Diyarbakır’da kaybettiğimiz aziz
şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum, ailelerine ve aziz milletimize
başsağlığı dileklerimi sunuyorum. Ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğümüzü,
huzurumuzu ve bin yıllık kardeşliğimizi bozmaya yönelik bu terör örgütünün
eylemelerini de bu vesileyle bir kez daha şiddetle kınadığımı ifade etmek
istiyorum.
Saygıdeğer milletvekilleri, 230 sıra sayılı Posta Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi “PTT İdaresi
postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara
gördürebilir.” hükmünü ihtiva etmektedir. Yasa tasarısına eklenen bu madde ile
PTT’nin esas görevi olan postanın ayrım ve dağıtım hizmetlerinin taşeron
şirketler aracılığıyla yapılması amaçlanmaktadır. Hiçbir sosyal tarafa
danışmadan ve görüşlerini almadan halkın haberleşme hakkını sağlayan tek kamu
kurumu olan PTT’nin hizmetlerinin taşeron şirketler eliyle yapılması ve
özelleştirilmesi amaçlanmaktadır. PTT, sessiz sedasız özelleştirilmektedir. Bu
tasarı, Anayasa’ya ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’na aykırıdır. Bu Yasa’ya göre
adli tebligatların dağıtımı kamu çalışanları eliyle yapılmak zorundadır.
Değerli milletvekilleri, Sayın Ulaştırma Bakanı, bir soru
önergesine verdiği cevapta, Posta Kanunu’nun 2’nci maddesinde yer alan açık ve
kapalı mektupların ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 41’inci maddesine göre
tebliğ evrakının PTT personeli tarafından posta tekeli kapsamında kabul ve
dağıtımının gerçekleştirildiğini, bunun dışındaki tüm posta maddelerinin ayrım
ve dağıtım işlerinin ise taşeron firmalara ihale yoluyla yaptırıldığını
söylemiştir. Sayın Bakan, elli iki PTT başmüdürlüğünün
taşeron firma çalıştırdığını belirtmiştir. Yine Sayın Bakan,
PTT Genel Müdürlüğünde posta ayrım ve dağıtım hizmetlerinde çalıştırılmak üzere
uzun yıllar personel ataması yapılamaması, emeklilik, ölüm ve istifa, nakil
gibi nedenlerle boşalan kadroların yerine yeni alımın yapılmadığını ve PTT’nin
kargo hizmetlerine başlamasından dolayı posta tekeli dışında kalan gönderilerin
ayrım ve dağıtım hizmetlerinin ihale yoluyla firmalara yaptırıldığını
söylemiştir. Yani, taşeron firmalara bu işler zaten yaptırılmaktadır. Bu
yasayla, yapılmakta olan hukuksuz uygulamanın hukuka uygun hâle gelmesi
sağlanmış olacaktır.
Değerli milletvekilleri, ülkemizin en eski kurumlarından olan, yüz
altmış sekiz yıldır insanlarımıza hizmet veren PTT, halkımıza, özel ve resmî
kurumlara hizmet çeşitliliğini artırarak evde emekli maaşı teslimi, kredi
kartı, telefon, elektrik, su ve doğal gaz faturaları tahsilatı,
para transferi, telgraf, koli, kargo, mektup ve diğer tüm gönderilerin ilçe,
köy, mahalle, sokak dağıtımını ve teslimini sağlamaktadır.
PTT bu yoğun hizmetlerini olağanüstü personel sıkıntısına rağmen
sürdürmeye çalışmaktadır. Her gün emeklilik dilekçesi veren, iş yoğunluğundan
dolayı stres, sıkıntı ve bunalım yaşayan dağıtıcılar her türlü fedakârlığa
katlanmaktadırlar. Postacımız görevini yerine getirirken bazı vatandaşlarımız
tarafından adli, icra tebligatları ve benzeri görevleri sırasında darp, silahla
mukavemet, sözlü ve fiilî saldırılara maruz kalmaktadırlar.
Bir an önce PTT’nin personel açığının giderilmesi ve en az 5 bin
yeni personel alınması gerekmektedir. Posta dağıtıcılarının, gişe memurlarının
ve PTT çalışanlarının sorunlarının giderilmesi zaruret hâline gelmiştir.
Saygıdeğer milletvekilleri, 55 milyonluk Fransa’da 300 bin PTT
çalışanı ve 90 bin dağıtıcı bulunmasına karşılık ülkemizde 70 milyon nüfus
varken 29 bin PTT çalışanı içerisinde sadece 12 bin PTT dağıtıcısı
bulunmaktadır. Bu eksik personelle 3 kişinin çalışması gereken alanda 1
dağıtıcı, en az 30-40 kilo yük ile hizmet vermekte, bel ve boyun fıtığı,
romatizma, mafsal ağrısı, omurilik kayması, topuk dikeni gibi çeşitli meslek
hastalıklarıyla karşılaşmaktadırlar. Dinî ve millî bayramlarda, yılbaşında
çalışan PTT çalışanları ağır kış şartlarına rağmen Edirne’den Kars’a, Rize’den
Bursa’ya kadar ülkemizin her yerinde kara kışa rağmen gece gündüz
çalışmaktadırlar.
Değerli milletvekilleri, özelleştirme taraftarları, sürekli olarak
devletin küçülmesini, buna bağlı olarak da kamu harcamalarının kısılması
gerektiğini vurgulamaktadırlar. Ancak, sosyal devlet, genel bir tanımla, dar
gelirlilerin ve emeğiyle geçinenlerin çıkarlarını koruyan, bunun için ekonomiye
doğrudan ya da dolaylı olarak müdahale eden, bireylere fırsat eşitliği
sağlamakla görevli devlettir. Kısacası, bireylere insan onuruna yaraşır bir
hayat seviyesi sağlamak da devletin bir görevidir. Sosyal devlet bu işlevini
yerine getirebilmek için kamu harcamaları yapmak zorundadır. Kamu
harcamalarının kısılmasıyla sosyal devlet, özünü yitirecek, muhtevası boş bir
kavram hâline gelecektir.
Dünyada tüm ülkelerde kamu kesiminde sendikal örgütlenme oranı
özel sektöre göre daha yüksektir. Bunun nedeni, kuşkusuz, kamu kesiminde siyasi
iktidarların sendikal örgütlenmeye daha hoşgörülü bakmasıdır. Özelleştirmeyle
birlikte kamu kesimindeki işyerlerinde sendikalaşma oranı düşmekte, sendikalar
üye kaybetmekte, cılız tabela kuruluşları hâline gelmektedir. Sendikaların bu
duruma gelmesi ise ücret ve sosyal hakların aşağıya çekilmesine neden
olmaktadır.
Saygıdeğer milletvekilleri, özelleştirmeyle ekonomide piyasa kurallarına
işlerlik kazandırmak ve devlet tekellerinin kırılması amaçlanmaktadır. Fakat
özel sektördeki bir işletmenin tekel olma avantajını kötüye kullanma ihtimali
daha fazla bulunmaktadır. Devletin çekildiği iktisadi bir alanda en büyük payı
bulunduran veya tek başına kalan özel firma bu avantajını kötüye
kullanabilmektedir. Özelleştirmede işletme kaynaklarını en etkin biçimde
kullanacak fakat tüketici yararı da mutlaka gözetilecektir. Çünkü özel sektörün
varlık nedeni kârdır. Dolayısıyla, özelleştirilen bir firmanın kâr amacı
taşımayan mal veya hizmet üretmesi düşünülemez. Onun için, özelleştirme
neticesi, kamunun, kamu iktisadi teşebbüsler aracılığıyla gerçekleştirdiği
sosyal amaçlı kamu hizmeti yara almaktadır.
Özelleştirilen işletmelerdeki fazla iş gücünün tazminatlarının
ödenerek işten çıkarılmaları veya başka kamu iş yerlerine gönderilmeleri de bir
problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu tasarının yasalaşması hâlinde kayıtlı ve kayıtsız gönderilerin
dağıtımı taşeron firma elamanları eliyle yapılacaktır. Ülkemizdeki
taşeronlaştırma uygulamalarının sonuçlarını yaşayarak hep birlikte gördük.
PTT’de kısmi olarak uygulanan taşeron firmalara yaptırılan posta dağıtımı
nedeniyle yakılan ve kaybolan mektuplar geçtiğimiz günlerde basında yer
almıştır. Çünkü taşeron firmalar istihdam politikalarını en az ücretle en çok
işi yaptırmak üzerine kurmuşlardır. Taşeron firmaların birinci önceliği,
yapılan işin niteliği, çalışanların hakları, hizmetin kalitesi değil, şirketin
kârıdır.
Sayın milletvekilleri, taşeronlaşma, özünde ekonomik verimlilik ve
işletmecilik anlayışı nedeniyle ortaya çıkan bir çalışma biçimidir. Bir malın
üretilmesi ya da bir hizmetin sunulması için gerekli tüm işlerin aynı iş
yerinde yapılması bazı ek yatırımların yapılmasına, bu da işletme veriminin
düşmesine neden olabilir. Bazı ek işler özel uzmanlık gerektirebilir. Bu gibi
durumlarda işin bir alt işverene, yani taşerona yaptırılması daha ekonomik
olabilir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Büyükataman, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Bu anlamıyla taşeronlaşma, büyük
işletmelerin ortaya çıktığı sanayi devrimine kadar uzanan bir tarihe sahiptir.
Türkiye’de ise ilk kez 1936 yılında yürürlüğe konulan 3008 sayılı İş Yasası’nda
taşeronluğa yer verilmiştir. Taşeronlaşma sonucunda sendikaların üye sayıları
azalmakta ve güç kaybetmektedirler. Sonuçta sendikalar, işçilerin hak ve
hürriyetlerini koruyamayan, demokrasi mücadelesinde hiçbir etkinliği olmayan
göstermelik kuruluşlar hâline gelmektedir.
Bu yasanın uygulanmasında gerek çalışanların gerekse
sendikalarımızın taşıdığı haklı endişeleri giderebilecek hassasiyetlerin ortaya
konulacağı umudu ve temennisiyle bu yasanın hayırlı olmasını diliyor ve yüce
heyetinizi en derin saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Şahsı adına Çanakkale Milletvekili Müjdat Kuşku.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
MÜJDAT KUŞKU (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Posta Kanunu’nda değişiklik yapacak olan tasarının 1’inci maddesi üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime, şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, yakınlarına
ve milletimize başsağlığı dileyerek başlıyorum.
Dünden beri devam eden kanun görüşmelerinde bütün arkadaşlarımızın
hemfikir olduğu bir konu var: PTT son beş yılda işlem hacmini 10 kat artırmış,
buna karşın personel sayısı da düşmüş durumdadır ve dolayısıyla da PTT’de
personele ihtiyaç vardır, dolayısıyla da bunun alınması gerekiyor.
Sayın Bakanımızın da az önce söylediği gibi, memur alımları zaten
devam etmekte ama ihtiyacı karşılayacak oranda da değildir. Dolayısıyla burada
-bu kanunla beraber- PTT İdaresi postanın ayrım ve dağıtım işlemlerinin ihale
yoluyla üçüncü şahıslara gördürülebileceği konusunda bir madde ekleniyor ve
dolayısıyla bu personel ihtiyacı bundan sonra bu şekilde de çözülebilme yolu
açılıyor. Dolayısıyla zaten ihtiyaç olan bu personelin bu şekilde de alımının
önü açılmaktadır.
Elbette ki alt taşeronlarda çalışan kardeşlerimizin, işçi
kardeşlerimizin özlük haklarının veya çalışma şartlarının düzenlenmesi bütün
her yerde aynı şekilde sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu konuda en ufak bir
tereddüt tabii ki yoktur. Dolayısıyla -hem PTT’de çalışacak olan- hem özel
sektörde hem de devlet sektöründe çalışan, hizmet alımı yoluyla çalışan bütün
işçi kardeşlerimizin, alt işverenlerde çalışan işçi kardeşlerimizin bu hakları
zaten en iyi şekilde korunmalı ve kollanmalıdır diye düşünüyoruz. Tabii, zaten
fiilî olarak 1980 yılından beri devam etmekte olan bu alt işveren uygulaması
inşallah bu kanunla beraber bir yasal çerçevede de devam edecektir diyorum.
Bu kanunun hazırlanmasında emeği olan herkese teşekkür ediyor,
kanunun milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Şahsı adına Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sayın Başkanım, çok değerli
milletvekili arkadaşlarım; 230 sıra sayılı Posta Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz
almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlarım.
Öncelikle Diyarbakır şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor,
terör örgütünü bir kez daha telin ediyorum.
1’inci maddeyle getirilen hüküm, dağıtım ve ayrım işlemlerinin
hizmet alımı yoluyla yapılmasını getirmektedir. İletişim insanlık tarihi ile
paralel olarak gelişmekte olan bir sektördür. Ateş ve dumanla başlayıp ayna ile, güvercinle, şahinle, atlı ulaklarla, posta arabaları,
cipler, kargo kamyonları ve kargo uçakları ile ilkel toplumlardan en medeni
toplumlara kadar, medeniyetin zirvede olduğu asrımıza kadar her ülkede mevcut
olan haberleşme, ülkemizde de son yıllarda gelişmiş ülkelere yakışan bir
ilerleme kaydetmiştir.
Personelinin maaşlarını dahi ödeyemeyen hantal ve sorun yüklü bir
kurumdan, yılda 237 milyon, yani eski parayla 237 trilyon kâra geçmiş olan
posta işletmeciliği, bu modern hizmet sunumu ile PTT Bank ismini hak etmiş bir
kurum hâline dönüşmüştür.
Elbette bu gelişimin kaydedilmesinde AK PARTİ’mizin
reformist anlayışının yanı sıra Bakanımızın ve Genel Müdürümüzün kurumsal
anlamdaki gayretleri de göz ardı edilemez.
Devletin, ayakkabı, kumaş, lastik ve daha pek çok sanayi üretimini
millete bıraktığı, üretimi bırakıp denetime geçtiği asrımızda posta
hizmetlerinin de özel sektöre açılması gayet doğal ve yerinde bir anlayıştır.
Elbette birtakım yasal düzenlemeleri de birlikte getirecek zincirleme
kararların alınması gerekebilir, ancak bu alınmış olan karar, özellikle
tüketicimizin posta hizmetlerini daha sağlıklı almasını beraberinde getirecek
önemli bir karardır.
Ben, çıkarılacak bu yasanın turizmimize, sanayicimize, iş
adamımıza, haberleşmede postacının yolunu gözleyen, en kısa zamanda çekin eline
ulaşmasını bekleyen iş adamlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum. Yasanın
çıkarılmasında gayretlerini esirgemeyen Bakanlık mensuplarımıza ve siz değerli
milletvekili arkadaşlarımıza selam ve saygılarımı bir kez daha ifade ediyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz.
Sayın Doğru…
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Aracılığınızla Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum. Posta çeklerine
yatırılan paralardan ve PTT kartlardan para alınmaması münasebetiyle posta çeki
yoğun bir şekilde kullanılıyor. Çıkarmış olduğumuz bu kanunla acaba ne miktar
parayı hangi yöntemlerle alacaklar? Ne kadar para alacaklar? Onu öğrenmek
istiyorum.
Bir ikincisi de: PTT kartı kullanımından ücret alınacak mıdır?
Bir diğer sorum da: Kadro yetersizliği veyahut da işlem sayısı
azlığı münasebetiyle birçok yerde posta merkezleri kapatılmıştır. Bu kanunun
çıkmasıyla beraber tekrar bu posta merkezlerini açmayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Taner…
RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, bu madde ile yüz altmış yıllık
bir geçmişi olan türkülerimizin vazgeçilmez simgesi postacı ve postacı kültürü
yapılacak olan düzenlemeyle ortadan kaldırılıyor. Bu kültürün ortadan
kaldırıldığını düşünüyor musunuz?
Bir de, gerekçeye baktığımızda, şu anda hizmet satın alımı
yapıldığı belirtilmekte. Şu anda hizmet satın alma yoluyla kaç kişi
çalıştırılmakta? Bu düzenlemeden sonra kaç kişi daha almayı düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Aracılığınızla Sayın Bakana soruyorum:
1) PTT bünyesinde özellikle taşra teşkilatlarında çalışan
personelin önemli sıkıntılarla ve yoğun iş yükü altında çalıştıkları hepimizin
malumudur. PTT çalışanlarının ücret, özlük ve sosyal haklarının iyileştirilmesi
ve kişi başına düşen iş yükünün hafifletilmesi amacıyla taşerondan asgari
ücretle hizmet alımı yerine yeni kadrolu personel alımı konusunda bir çalışmanız
var mıdır? Varsa çalışma ne aşamadadır?
2) PTT’nin, PTT AŞ olma yolunda olduğu yönünde basında bugün çıkan
haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu tasarı özelleştirme için bir altyapı
mı oluşturmaktadır?
3) Türk Telekom’un yarısından fazlası özelleştirme yoluyla
satıldığı hâlde hâlen isminde “Türk” teriminin kullanılması yürürlükteki
mevzuata aykırı değil midir?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Enöz…
MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakanıma soruyorum: Manisa PTT çalışanları 16 merkez, 51
şubesi, 12 acentesi ve 1,5 milyona yakın nüfusuyla Türkiye'nin önemli,
sanayileşmiş illerinden birisinde hizmet vermektedirler. Buna rağmen Manisa’dan
çok küçük illerde başmüdürlükler kurulmasına rağmen Manisa’da neden başmüdürlük
kurulmamıştır?
İkinci sorum: Manisa ilinde teknik hizmetler 1 mühendis, 5
teknisyen tarafından yürütülürken şu anda yapılan norm kadro uygulamasıyla 2
teknisyen, isteği dışı illere tayin edilmişlerdir. Bu 2 teknisyen Türk
Haber-Sen yöneticileridir. Hiçbir ilde norm kadro uygulaması yapılmamışken bu
uygulama neden Manisa’da yapılmıştır? Ayrıca, Manisa’da kalan 3 teknisyen ile
teknik hizmetler de yetersiz kalmaktadır. Durumun tekrar incelenmesi mümkün
müdür? Sayın Bakanımızın ve Genel Müdürümüzün dikkatine sunuyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Özensoy…
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Sayın Bakan, bu taşeronlaşma uygulamaları uzunca zamandır devam
ediyor, kanun çıktıktan sonra da bunun devamı olacak diye düşünüyorum. Bu
uygulamalarda taşeron firmaların işe aldıkları işçilere asgari ücret ödendiğini
biliyoruz, bize gelen bilgiler böyle. Ancak, kurum taşeronlara kişi başına ne
kadar ödüyor ortalama?
Bir de bu taşeron firmaların işe alımlarında kimler etkili oluyor?
Taşeron firma kendi inisiyatifini kullanarak işe
alıyor mu? Daha da açık söylersek, bize gelen bilgilere göre, Genel Müdürün
direkt talimatla, özellikle hemşehrilerini birtakım
yerlere gönderdiği söyleniyor, doğru mudur, değil midir? Doğruysa bu uygulamanın
doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bulut, son olarak…
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, işlem hacmi artan
PTT azalan personelle hizmet vermektedir. PTT çalışanları artan hayat
pahalılığı karşısında çok zor duruma düşmüşlerdir. Balıkesir ilinde PTT
çalışanları tasarının görüşüldüğünü takip ederek mesaj çekiyorlar. Diyorlar ki:
“Bu tasarı, çalışanlarının ekonomik durumları da değerlendirilip düşünülerek
bir bütün hâlinde ele alınamaz mı?”
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, buyurun efendim.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Reşat Doğru’nun sorusunu cevaplandırıyorum: Bu
posta çeklerinden alınan ücretlerle ilgili bir liste vardı, bu kanunla birlikte
posta çeklerinden makul ücretler alınacak. Tabii, her hizmetin bir karşılığı
olması gerekiyor. Şöyle: 1 ila 500 liralık işlemlerden 1 lira, 500-750 arasında
2 lira ve 10 binin üzerinde 6 lira, aralarda da “1, 2, 3, 4, 5…” diye gidiyor.
Dolayısıyla, bu ücretler bugün bankaların ücretlerinin çok çok
altında ücretlerdir.
Posta çekiyle 2008 yılında 1 milyon 629 bin 911 adet işlem
gerçekleşmiştir, 1.6 milyon, yani 1 trilyon 600 milyon
da buradan PTT gelir elde etmiştir.
Sayın Taner’in sorusu: PTT hiçbir zaman ortadan kalkmayacak. Yüz
altmış sekiz yıldır bu ülkenin hasretini, sevincini, kederini taşıyan ve
toplumumuzda bir hizmet kuruluşunun da ötesinde bir kültür oluşturan PTT var
olmaya ilanihaye devam edecektir. Ancak, gelişen
teknoloji dolayısıyla PTT işin gerisinde kalmasın, bu gelişmelere yenik
düşmesin diye PTT’nin yeniden yapılandırılması, daha verimli hizmet vermesi
için çalışmalarımız sürmektedir. Esasen “hizmet alımı” şeklinde yapılan ve
kendi kadrosuyla yaptığı işleri topladığımız zaman bütün bu işler 35 bin
kişilik bir kadroyla gerçekleştirilmektedir. Ancak, zaman içerisinde kadrolu
personelin sayısının azalması ve kamuda personel istihdamının da belirli
sınırlarda olması dolayısıyla bu boşluk alt işveren ve o şekilde
karşılanmaktadır. 5.500 civarında çalışan vardır. İhtiyaca göre bu sayı azalır,
eksilir, onları şartlar gösterecektir.
Sayın Işık’ın sorusu: PTT’lilerin ücretlerinin iyileştirilmesi
konusu kamu personeli özlük hakları genel şartları çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Ancak, PTT, zaman zaman kendi imkânlarıyla da
personele belirli sürelerde ilave ödemeler yapmaktadır. Yine söylüyorum,
PTT’nin özelleştirilmesi söz konusu değildir.
Sayın Enöz’ün sorusu: Manisa ile ilgili
konulara tekrar bakacağız, gözden geçireceğiz. Bu konuda eğer bir sıkıntı varsa
gidereceğiz. Bunu ifade etmek isterim.
Sayın Özensoy’un sorusu: Asgari ücret
ödeniyor, hizmet alımı suretiyle çalıştırılan personele. PTT bunlara ne kadar
para ödüyor? Tabii, PTT’nin yaptığı bu hizmet alımlarında her ihalede
değişmekle birlikte ortalama brüt ücret 800 ila 900 TL civarındadır.
AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, şirket vermiyor bu
parayı.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – 1.300 olduğu söyleniyor, Sayın Bakan.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 1.340 denildi bize, Sayın Bakan.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – 1.340… Şimdi eğer bu
konuda farklı bir şey varsa…
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Biz o belgeleri getirelim size o zaman
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Şimdi, güvenlikçi
olursa farklı, kargoda çalışırsa farklı. Ben ortalamasını söylüyorum. Yani
takdir edersiniz ki yapılan işin özelliğine göre ücret verilir. Neticede
firmanın kendi işletme kârını ve yükümlülüklerini de bunun içerisinde
düşünürsek personelin eline geçen ücret daha da azalacaktır. Ama hiçbir şekilde
asgari ücretin altında olması söz konusu değildir. Ama bu kanunla bu hüküm
yasalaştığında daha fazla alt işverendeki çalışanlara ücret verme imkânı da
ortaya çıkacaktır. Bu konuyu da ifade etmek istiyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Komisyon temsil edilmiyor
orada. Efendim, Azize Hanım Komisyon sözcüsüdür, fakat başkan veya başkan
vekili değildir. Komisyon başkan veya başkan vekili tarafından temsil
edilmediği için orada temsil edilmiyor ve bu iş için seçilmiş sözcü de değil,
Sayın Başkan. Daha önce uygulamalarımız var.
BAŞKAN – Daha önceden de Sayın Genç, bu konuyla ilgili olarak
müzakereler, tartışmalar olmuş ve bu konuda mutabakat sağlanmış.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, mutabakat sağlanmadı. O iş için
seçilmiş komisyon…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, madde üzerinde aynı mahiyette iki
önerge vardır. Önergeleri okutacağım ve işlemlerini ve oylamalarını birlikte
yapacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı
söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.
Şimdi önergeleri okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 230 sıra sayılı yasa tasarısının birinci
maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederim.
Kamer
Genç
Tunceli
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Posta Kanununda değişiklik yapılmasına dair 230 sıra sayılı kanun
tasarısının komisyon görüşmeleri sırasında eklenen “PTT İdaresi postaların
ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürebilir” şeklindeki
1. maddenin tasarıdan çıkarılmasını, diğer maddelerin buna göre düzenlenmesini
arz ve teklif ederiz.
|
|
Ali Rıza Öztürk |
Hüsnü Çöllü |
Atila Emek |
|
|
Mersin |
Antalya |
Antalya |
|
|
Rahmi Güner |
Mevlüt Coşkuner |
Bilgin Paçarız |
|
|
Ordu |
Isparta |
Edirne |
|
|
|
Tansel Barış |
|
|
|
|
Kırklareli |
|
BAŞKAN – Sayın Komisyon, aynı mahiyetteki her iki önergeye
katılıyor mu?
BAYINDIRLIK, İMAR, ULAŞTIRMA VE TURİZM KOMİSYONU BAŞKANI MUSTAFA
DEMİR (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan.
BAŞKAN – Sayın Genç…
Sayın Öztürk, siz de mi konuşacaksınız?
Tamam.
İlk önce Sayın Genç’e söz verelim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 230
sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 1’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılması
için verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum.
Bu arada, Diyarbakır’da meydana gelen vahim olayda hayatını
kaybeden 9 askerimizin de ailelerine sabır diliyorum, kendilerine Tanrı’dan
rahmet diliyorum. Büyük bir acı. İnşallah bu acılar son olur.
Sayın milletvekilleri, bir defa bu madde Hükûmet
tasarısında yok, Komisyonda ilave ediliyor. İç Tüzük’ün 35’inci maddesine göre
komisyonlar kanun teklif edemezler. Neden edemezler biliyor musunuz? Bakın,
öteki, Hükûmetin getirdiği tekliflerde madde
gerekçeleri var. Kanun tasarı ve teklifleri Komisyona sunulurken bir gerekçesi
olur ama bakın 1’inci maddenin gerekçesi yok. Burada komisyonda verilen bir
önergeyle kanun maddesi ilave ediyorlar. Açın, bakın, İç Tüzük 35’inci maddede
diyor ki: Komisyonlar kanun teklif edemezler.
Şimdi, biz bu İç Tüzük’ü niye yaptık değerli milletvekilleri? Yahu
niye yaptık bunu? Yani bunu ezip de suyunu içmek için yapmadık ki. Onun için,
yani bunları, bu Başkanlık Divanının, Meclis Başkanının böyle yurt dışında
gezeceğine evvela bu komisyonların İç Tüzük’e uygun olarak çalışıp
çalışmadığını tespit etmesi lazım. İç Tüzük’ün 45’inci maddesi diyor ki:
Efendim, komisyonlar, Genel Kurulda başkan ve başkanvekilleri veya o konu için
seçilmiş sözcüler kanalıyla temsil edilir. Biz bunu daha önce getirdik buraya.
İç Tüzük hükmü çok açık, buna rağmen uygulanmıyor. Yani iktidar partisinin
tahakkümü bu kadar Mecliste hissedilirse orada ne hukuk olur ne… Hiçbir şey
olmaz.
Şimdi, bu maddeyle getirilen nedir? Posta İdaresi bir kamu
hizmetidir. Postanın yaptığı çok önemli hizmetler vardır. Kamu hizmeti
Anayasa’nın 128’inci maddesine göre ancak kamu personeli eliyle yürütülür. Ayrıca da Tebligat Kanunu çok açık. Tebligat Kanunu’na göre
tebligatlar önemlidir ve bunların kamu hizmeti niteliği olduğu için bunları
özel teşebbüse yaptırmak bence kamu hizmeti işinin aksaması bakımından, bu
hizmetlerin hakkıyla yerine getirilmemesi bakımından çok önemlidir. Çünkü özel
kişiye baktığınız zaman, özel kişi devletteki kayıtları değiştirebilir. Yani
bir kişiye tebligat yaparsınız, yarına o tebligatı… zamanında…
Mesela, dava açmadı adam. Ne edersiniz? Getirir orada o tebligatı
değiştirebilirsiniz çünkü maalesef parayla yapılmayan hiçbir şey yok, her türlü
sahtekârlıklar var ama kamu hizmeti niteliği taşıyan bu hizmet eğer devlet
organları tarafından yapılırsa onların belgeleri değiştirilemez, hiçbir zaman
birtakım kişilere göre değiştirilemez. Bu, çok önemli bir unsurdur.
Ayrıca, Posta İdaresi, devletle eş değer bir yaşıtta, hatta
devletten de daha yaşlı, Türkiye Cumhuriyeti devletinden de daha yaşlı bir şey.
Şimdi, bu devlet hizmetlerini, kamu hizmetlerini, özellikle böyle
özel teşebbüse yaptırmanın ne anlamı var, ben anlamıyorum.
Bakın, her kurumda, özellikle KİT’lerde… KİT’leri sattınız,
Telekom’u sattınız. Telekom’un yüzde 55’ini getirdi, bir yandaş firmalara
sattılar.
Arkadaşlar, bunun aşağı yukarı yüzde 45’i devletin elinde ama bu
Telekom o kadar israf içinde çalışıyor ki bir yönetim kurulu toplantısı yapıyor
beş yıldızlı otellerde. Bilmem, özel uçaklar tutuluyor, gidip geliyor... Yahu,
senin yüzde 55 hissen var ama yüzde 45’i de devletin kardeşim. Devletin parası
harcanıyor burada. Ondan sonra, kendi yandaşlarına 100 milyar lira ayda maaş
veriyorlar arkadaşlar, 100 milyar lira! Bu, kimin şeyinden gidiyor? İşte,
bizim, devletin… Yani ayrıca, o paralar, o kadar fazla masraflar verilmese
orada bir vergi doğacak. Zaten, maalesef İktidarınız zamanında Telekom’un
kurumlar vergisini yüzde 30’dan yüzde 20’ye indirdiniz. Senede en azından 600
trilyon lira böylece Telekom bu vergiden kazanıyor yani meşru yollardan
kazanıyor. Yani neresine atarsanız el, o kadar devletin, milletin menfaatleri
yok ediliyor; özel teşebbüsün, büyük tüccarların, büyük iş adamlarının menfaatleri
korunuyor. Niye yani bu hizmetler devlet eliyle yapılmasın?
Değerli arkadaşlarımız, bakın, bu memlekette insanlar
yoksullaştırılıyor ve o kadar acımasız hâle getiriliyor ki… Güvenlik
hizmetlerini özel kişilere yaptırıyorsunuz, temizlik hizmetlerini özel kişilere
yaptırıyorsunuz. İhale veriyorsunuz. İhaleyi alan kişiler -tabii ki siyasi
iktidarın yandaşları- alıyor ihaleyi, 500 milyon liraya ve vergisi de dâhil,
orada asgari ücretin yani çok düşük bir fiyatla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun efendim.
KAMER GENÇ (Devamla) – Evet Sayın Başkan.
…bunların bir kısmını da… İnsanlar o kadar yoksul bir vaziyette
ki, yani ne dese kabul edecek. Dolayısıyla, onların gerçek ücretini de orada
göstermiyor, çok düşük ücretlerle çalıştırıyor. Hâlbuki bunlara ne gerek var?
Yani güvenlik hizmetleri, temizlik hizmetleri, işte bu hizmetler devlet eliyle
yapılsın. Bu kadar memlekette işsizlik var. Ne olacak yani bu insanlar
sendikalı olsun, insan haysiyetine uygun bir ücret alsın ve haklarını savunacak
kişiler olsun.
Şimdi, bana, bugün, Ziraat Bankasından bir şey geldi. Ziraat
Bankasına Ülkerden 2 tane yönetici gelmiş. Bütün
Ziraat Bankasındaki üst tarafındaki memurların hepsini sağa sola göndermişler.
Nedir? Efendim, Ankara’da çalışan adamı Van’a gönderiyor, Şırnak’a gönderiyor
otuz yıllık memuru. Neymiş? Bunlar mecburen emekliye ayrılsınlar, ben kendi
yandaşlarımı getireceğim… Bu, insanlara yapılan büyük bir vahşettir, büyük bir
işkencedir. Bu, Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışmayan bir davranış
biçimidir. Yani bu devleti, bu insanları bu kadar onurlarıyla, haysiyetleriyle,
geçimleriyle oynamayın arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KAMER GENÇ (Devamla) – Yazık, bu insanlar bu memleketin insanları.
Önergemin mahiyeti budur. Kabulünü diliyorum efendim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.
Sayın Öztürk, buyurun efendim.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
“PTT İdaresi postaların ayrım, dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara
gördürebilir.” şeklindeki 1’inci madde metninin kanun tasarısından
çıkarılmasını teklif ediyoruz. Önergemiz buna ilişkindir.
Şu nedenle bunu teklif ediyoruz: Şimdi, Sayın Bakan sorulara
verdiği yanıtta, PTT tekeli içerisinde, kapsamı içerisinde kalan konuların aynen
PTT personeli tarafından yürütüleceğini söyledi, ancak kanunun madde metnine
baktığımızda, “PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla
üçüncü şahıslara gördürebilir.” Bu cümleden de açıkça anlaşılacağı üzere, bu
posta gönderilerinin içerisinde PTT tekeli içerisinde veya dışarısında olan bir
ayrım yoktur. Sınırları bunun çizilmemiştir, belirsizdir. Buna dayanarak, PTT
tekeli içerisindeki PTT gönderilerinin de ihalesinin yapılacağı açıkça
anlaşılmaktadır.
Şimdi, bu yönüyle baktığımızda, deminden Sayın Bakan dedi ki: “PTT
ortadan kalkmayacak, devam edecek.” PTT’nin asli görevi üçüncü şahıslara
verildiği zaman PTT ne iş yapacak, onu da merak ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun maddesinin, Anayasa’nın 128’inci
maddesine açıkça aykırı olduğunu söylemiştim. Anayasa’nın 128’inci maddesi:
“Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle gördürülür.“ Çok açıktır. Bu hükme açıkça aykırılık vardır. Yine
Anayasa’nın 22’nci maddesindeki haberleşme hürriyetinin ihlali anlamıdır. Yine
Anayasa’nın 20’nci maddesindeki özel hayatın gizliliği ve korunması ilkesine
açıkça aykırılık vardır. Bu nedenle, bu madde metninin tasarıdan çıkarılmasını
istiyoruz.
Yine, deminden de söyledim, İş Kanunu’na açıkça aykırılık vardır.
Bakanın ve arkadaşlarımızın, burada açıklamama rağmen, hâlâ aynı yöndeki
ısrarları devam ediyor. Yani iş mahkemeleri, PTT Kanunu’na göre yargılama
yapmaz, maddi hukuk bakımından İş Kanunu’nu uygularlar. İş Kanunu’nda hüküm
yoksa Borçlar Kanunu ve buna ilişkin hükümler esas alınır. Yargılama usulü
yönünden de İş Mahkemeleri Kanunu uygulanır. Burada, mahkemelerin, PTT’yi
taşeron işçilerinin işçilik haklarından sorumlu tutmasının yasal dayanağı İş
Kanunu’dur. O nedenle, PTT Kanunu’nda nasıl değişiklik yapılırsa yapılsın,
hiçbir zaman, taşeron işçilerinin haklarından PTT asıl işveren sıfatıyla
kurtulamayacaktır, kurtulamaz da. Zaten demokratik hukuk devletinde bunun
aksini düşünmek de mümkün değildir. Aksi olsaydı, bütün işverenler, Türkiye’de
taşeronlaşma yolu ile işçi haklarından kurtulmanın yollarını ararlardı. O
nedenle, zaten demokratik hukuk devletlerinde böylesine bir hüküm
getirilmiştir. Zaten İş Kanunu’nda -deminden de söyledik- işin ancak yürüttüğü
mal ve hizmetlerin üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir
bölümünde işletmenin ve işin gereğiyle teknolojik nedenlerle uzmanlık
gerektiren işler alt taşerona verilebilir. Yani bir iş yerinde, ister özel
sektör olsun ister devlet sektörü olsun, o sektörün esas faaliyet alanı, ana
faaliyet alanı hiçbir zaman taşerona verilemez. Bu konuda da zaten yasal hüküm
vardır, demin de onu ben söyledim. O nedenle, bu konudaki gerekçeler doğru
gerekçeler değildir.
Yine, PTT Kanunu’nun 2’nci maddesi çok açık bir şekilde “PTT
İdaresinin tekeli altında olan maddeler şunlardır: Açık ve kapalı mektuplar,
üzerlerinde haberleşme mahiyetinde yazı bulunan kartlar.” diyor. Şimdi, bu
posta gönderilerinin içerisinde, deminden de söyledim, hukuksal sonuç
doğurabilecek gönderiler de vardır, APS de vardır, diğer değerli şeyler de
vardır. Bunların özel kişilere, yani kamu hizmet alanından çıkarılarak özel
kişilere gördürülmesi, deminden de söyledim, Anayasa hükmü gereği gene mümkün
değildir.
Yine, Tebligat Kanunu da Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel
Müdürlüğü veya memur eliyle tebligatı öngörüyor. Yani birtakım kuruluşlar ya
kendi memurları eliyle tebligat yaptıracaklar ya da PTT Genel Müdürlüğünün
elemanları eliyle uygulamada bunu yapacaklar.
Bakın şimdi uygulamada yapılan birtakım şeylere: Şu anda PTT
tekeli kapsamı dışında kalan işler için alınan işçilere PTT tekeli kapsamı
içinde olan işler gördürülüyor. Ancak bunun sorumluluğunu taşeron işçisinde
görmüyor bu yasa.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öztürk, konuşmanızı
tamamlayınız.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu nedenle PTT’yi sorumlu tutuyor.
Hizmetin yine kaliteliliği meselesi getirildi. Elimdeki belge,
İstanbul Ümraniye’de çuvallar içerisinde PTT evraklarının, mahkeme evraklarının
yakılmasına ilişkin bir belge. Bakın, burada diyor ki, başta söylemiş:
“Pendik’te 4 PTT görevlisi mektup dolu çuvalları yakarken yakalandı.” İstanbul
ili İl Jandarma Komutanlığı, Ömerli havzasında yakılıyor. Araçta iki çuval
bulunuyor. Bunlarla ilgili devam etmiş. Tabii, burada okuduğumuz zaman PTT
görevlisi sanıyorsunuz. Devam ediyor: “Kendilerine emanet edilen gönderileri
yaktıkları öne sürülen zanlıların, Ümraniye Atakent PTT Müdürlüğünün posta
dağıtım işini taşeron firma olarak yürüten şirketin çalışanı oldukları ifade
edildi.” Demek ki arkadaşlar, getirilen yasayla hizmetin kalitesi ve
güvenilirliği de sağlanmıyor. Aksine, hizmetin kalitesi düştüğü gibi hizmet
güvensiz ellere emanet ediliyor.
Şimdi, bu yasa böyle çok basitçe geçiştirilecek nedenlere sahip
değil, çok ciddi nedenleri var. Diğer taraftan da bu yasanın taşeronlaşma ile
sosyal hukuk devletine de aykırı olduğunu düşünüyoruz. O nedenle herkesin bu
önergemize destek vermesini, bu madde metninin bu yasa tasarısından
çıkarılmasını diliyoruz.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Evet, görüşmelerini yaptığımız aynı mahiyetteki önergeleri…
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın
Başkanım.
BAŞKAN – Tamam Sayın Yıldız.
Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 18.43
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 18.55
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN
(Bilecik), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
83’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Komisyon ve Hükûmet burada.
230 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde verilen
önergelerde karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi, önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı
vardır, önerge kabul edilmemiştir.
1’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
2’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- 5584 Sayılı Posta Kanununun 37 nci
maddesinin (III) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Mustafa Enöz’e
aittir.
Sayın Enöz, buyurun efendim. (MHP
sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 230 sıra sayılı Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, konuşmama başlamadan önce, bugün menfur
bir saldırı sonucu şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve
milletimize başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, tasarının 2’nci maddesi, 5584 sayılı
Posta Kanunu’nun 37’nci maddesinin (III) numaralı fıkrasıyla ilgili düzenlenmiştir.
37’nci maddenin üçüncü fıkrası “Hesaptan hesaba geçirilme işi için ücret
alınmaz.” ifadesini içermektedir. Yani PTT şubelerinde açılan hesaplarda bir
hesaptan diğer hesaba işlem yapıldığında para alınmamaktadır. Bu düzenlemeyle,
yapılan işlemlerden ücret alınmaya başlanacaktır.
PTT’miz için bu düzenlemenin gelişen ve değişen ekonomik şartlara
paralel olarak gerekli olduğunu kabul ediyoruz ve destekliyoruz. Ancak PTT
hizmetlerinin daha iyi sunulabilmesi için diğer konularda da düzenlemeler
yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Değerli milletvekilleri, PTT, yurt içi kayıtlı posta takibi,
uluslararası gönderi takibi, posta çeki hesap bildirimi, kapıdan kapıya teslim
servisi, havale, telefon, elektrik, su tahsilatı,
bankacılık ve benzeri görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Ancak bu
çeşitli görevleri yerine getirirken personel birtakım zorluklarla
karşılaşmaktadır. Bilhassa eleman yetersizliği nedeniyle hizmette aksamalar
olmaktadır. Bu görevleri yerine getiren PTT personeli büyük sorumluluk ve
fedakârlık örneği sergilemektedir.
Son zamanlarda PTT Bank şubelerinde meydana gelmekte olan soygun
olayları hem can hem de mal güvenliği tehlikesini meydana getirmiştir. Söz
konusu soygun olaylarından ders çıkarılarak gerekli güvenlik tedbirlerinin
acilen alınması gerekmektedir. Böylelikle, halk arasında PTT’nin bu konuyla
ilgili imaj düşüklüğü önlenecek, güvenilir bir kamu biriminin oluşturulması
sağlanmış olacaktır.
Değerli milletvekilleri, rekabet piyasalarının temel amacı,
sınırlı olan üretimi en etkin biçimde kullanmak, ekonomik etkinliği sağlamak,
toplumsal refahın artırılmasını temin etmek olmalıdır. Serbest piyasa
ekonomisinin daha verimli işleyebilmesi, toplumsal refahın artırılması ve eşit
paylaşım için firmaların tam rekabet koşullarını bozan davranışlarının
engellenmesi gerekmektedir. Bu konularda devletin müdahalesi kaçınılmaz
olmaktadır.
Hükûmet son yıllarda
çoğu işlerini taşeron firmalarla yerine getirmeye çalışmaktadır. Burada
çalıştırılan insanlarımız büyük zorluklar içerisinde görevlerini yerine getirmektedirler.
Kamu hizmeti gören bu firmalarda çalışanların hiçbir güvenceleri yoktur. Daha
iyi iş bulanlar hemen buradan ayrılmakta ya da ayrılmanın yollarını
aramaktadırlar. Anayasa’da ve yasalarda belirlenen temel insan haklarının
uygulanmasından, işçilerin maddi ve manevi gelişimini sağlayacak koşulların
yaratılmasından elde edilen kamu yararı, kamu kurumunun gelir-gider açığının
üzerinde bir değer taşımaktadır. Standart yaşam düzeyinin desteklenmesi ve
halkın yoksullaşmasının önüne geçilmesi devletin en öncelikli görevleri
arasında bir yer tutmaktadır.
Kamu kurumlarında personel istihdamı politikasını sadece maliyete
indirgeyen yaklaşım, kayıt dışı ekonominin, vergi kaçaklarının, rüşvet ve
benzeri yasa dışı gelir sağlama yollarının gelişmesine neden olarak, devlete ve
topluma çok daha ağır maddi ve manevi maliyetler getirmektedir. Devletin etkili
bir vergilendirme sistemi oluşturamamasının ve yanlış borçlanma politikalarının
yarattığı tasarruf ihtiyacının vatandaşa verilecek temel hizmetlerde kısıtlamaya
giderek karşılanması tamamen yanlış bir yöntemdir. Kamusal hizmet verilmesinde,
personel istihdamında temel hakların korunmasını sağlamaktan sorumlu olan
devlet, kamu hizmetlerini piyasalaştırma kararıyla işçileri temel haklarından
mahrum bırakan bir istihdam ilişkisini bizzat kendisi yaratmaktadır.
Sayın milletvekilleri, konu ile ilgili olarak şu görüşleri
sizlerle paylaşmak istiyorum:
İşçi çalıştırmak için kullanılan taşeronluk müessesesi bir
komisyonculuk veya aracılık müessesesi olarak açık bir kaynak israfı ve
istismar zemini oluşturmaktadır.
İşçilerin ücret ve sosyal haklarını önceden belirleyen ihale
sözleşmeleri, işçilerin serbest ve toplu pazarlık haklarının ihlalidir.
İşçilerin ücretlerini, sosyal haklarını ve çalışma koşullarını belirleyen hükümler
ihale sözleşmelerinden çıkarılmalı, işçilerle kurum yönetimi arasındaki
görüşmelerde ayrıca belirlenmelidir.
İşçilerin kıdem ve ihbar tazminatı hakları, üst işverenliğin
hizmeti yıllık ihalelerle sağlaması nedeniyle ortadan kalkmaktadır. Gerçekte işçilerin
işe alınmasına da işten çıkarılmasına da kurum yönetimi karar vermektedir. Bu
nedenle kurum yönetimleri işçilerin kıdem tazminatı haklarının muhatabı
olmalıdır.
Eşit işe eşit ücret verilmeli, bütün işçiler aynı yemekhaneleri,
aynı servis araçlarını kullanmalı, iş dağıtımında liyakat esas alınmalıdır.
İzinler ve fazla mesailerde tek bir rejim uygulanmalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle, tasarının hayırlara vesile olması
dileklerimle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Enöz.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın
Tayfur Süner, buyurun efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 2’nci maddesi üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Diyarbakır-Bingöl karayolunda Lice ilçesine bağlı Abalı köyü
yakınlarında sabah saat altı sıralarında Lice Piyade Tugayına bağlı birliğin geçişi
sırasında PKK’lı teröristlerin patlattığı mayın sonucu şehit olan askerlerimize
Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
PTT Genel Müdürlüğü tarafından 15/12/1972
tarihinden itibaren posta çeki hizmeti sunulmaktadır. Posta çeki kapsamında posta
çeki hesabı açma, açılan hesaba para yatırma, hesaptan para ödeme ve hesaptan
hesaba aktarma işlemleri yapılmaktadır. Gelişen teknolojiye paralel olarak yine
PTT Genel Müdürlüğü tarafından posta çeki hizmetine oldukça büyük yatırımlar
yapılmıştır. Ülke genelinde üç binden fazla iş yerinin otomasyon üzerinden
hizmet vermeye başlamasına ilaveten hâlen sekiz yüz bine yaklaşan posta çeki
hesabı sahibi bulunmaktadır.
Posta çeki hesabından diğer bir posta çeki hesabına aktarma
işlemlerine olan talebin son dönemlerde artması personel ve otomasyon sistemine
ilave yük getirmekte ve posta çeki işlemleri yapan personelin bu işlem için
harcadığı süre için Posta Kanunu’nun 37’nci maddesinin (III) numaralı
fıkrasındaki düzenleme nedeniyle herhangi bir ücret alınamamaktadır.
Gelişen teknoloji ve iletişim ağının yaygınlaşması, PTT Genel
Müdürlüğünün posta çeki hesabından diğer bir posta çeki hesabına aktarma
işlemlerinin artması nedeniyle, bu konuda yeni bir yasal düzenleme ile ücret
alınabilmesinin sağlanması gereklidir.
Görüştüğümüz bu maddeyle posta çeki hesabından diğer bir posta
çeki hesabına yapılan aktarma işlemlerinden ücret alınabilmesi imkânının
doğması amaçlanmaktadır. Bu, yerinde bir uygulamadır. Biz de Cumhuriyet Halk
Partisi olarak bu değişikliğin yanındayız.
Değerli milletvekilleri, ancak burada yapılmak istenen bir
değişiklik daha var ki grup olarak bu uygulamanın yanında olmamıza olanak
yoktur. Bu tasarı Komisyona geldiğinde, biz Cumhuriyet Halk Partili Komisyon
üyeleri olarak yaptığımız görüşmelerde, bu değişikliğe destek vereceğimiz
konusunda mutabakata varmıştık.
Komisyon görüşmelerine geçildiğinde AKP Hükûmetinin
Meclis Genel Kurulunda ilgili kanunların görüşmesi esnasında da sık sık başvurduğu bir uygulamayla karşı karşıya kaldık.
Tasarıya konuyla hiç alakası olmayan bir madde eklenmesi için önerge verildi ve
yine AKP’li Komisyon üyeleri tarafından kabul edildi. Nedir bu değişiklik? “PTT
İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara
gördürebilir.” ifadesi ilgili kanuna eklenmek istenmektedir. AKP İktidarı
tarafından yapılmak istenen bu değişiklik, hizmette özelleştirmeyi,
taşeronlaşmayı doğuracak, kaynak israfı yaratacak ve diğer özelleştirmelerde
sıklıkla rastladığımız personel kıyımına yol açacaktır. Biz Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu olarak bu tip uygulamalara her zaman karşı durduk ve durmaya da
devam edeceğiz. Eşe, dosta, yandaş şirketlere verilen ihaleler, yapılan
kayırmalar AKP döneminde son sürat devam etmektedir.
Yetmedi mi? Devleti özelleştire özelleştire
bitiremediniz mi? Verimsiz çalışan kurumları özelleştirmek bir tarafa, önünüze
gelen kurumu özelleştirme çabanızı, uzun, altı yıllık iktidarınız sürecinde
gözlemledik. Kurumları özelleştirerek adam çıkarmalar, yerlerine kendi
adamlarını yerleştirmeler, kapalı kapılar ardında yapılan ihaleler bu İktidar
zamanında almış başını gitmektedir. Ama, artık,
halkımızın gözü açılmıştır. Yapılacak ilk genel seçimlerde bunun sonucunu ve
AKP’nin iktidardan demokratik yollardan indirilişini hep birlikte yaşayacağız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; PTT şubeleri uzun süredir
sadece postane işlevi görmemektedir, banka ve kargo işlemleri de yine
buralardan yapılmaya başlanmıştır. Bunların beraberinde, PTT şubelerinde soygun
olaylarının yaşanması ve burada çalışanların soygunlarda hayatlarını kaybetmesi
hepimizi derinden etkilemektedir. PTT şubelerinde güvenlik koşulları çok kötü
durumdadır. En basit bankada bile kamera ve güvenlik görevlisi varken, her gün
yüz milyarlarca para dönen bu şubelerde kamera bile bulunmamaktadır. PTT
çalışanlarının öncelikli talebi can güvenliklerinin koruma altına alınmasıdır.
Bu soygunlarda ortaya çıkan maddi hasar da PTT Genel Müdürlüğü tarafından şube
çalışanlarından tahsil edilmek istenmektedir. Bunun akla, mantığa uygun bir
açıklaması yoktur. Siz güvenlik kamerası koymuyorsunuz, gerekli korumayı
sağlamıyorsunuz, çalışanlarınız katlediliyor, sonra da kalkıp, oluşan maddi
hasarı yine çalışanlarınızdan almak istiyorsunuz. Bu nasıl bir uygulamadır? Bu
talimatı kimler vermektedir?
Sayın Bakan, bu konulara sizden yanıt bekliyorum. Bu konuda PTT
çalışanları tarafından açılmış ve lehlerine sonuçlanmış birçok dava mevcuttur.
Türkiye, AB ülkeleri arasında nüfusuna göre en az posta dağıtım elemanı çalışan
ülkedir. Bu sıkıntının giderilmesi ve acilen posta dağıtım elemanı açığının
kapatılması gerekmektedir. Bununla birlikte, postacıların sosyal haklarında da
mutlaka iyileştirmeler yapılmalıdır. Yıllık izin hakları ve bayram izinlerinin
düzenli kullandırılması, cumartesi çalışmalarının kaldırılması, kefalet sandığı
ve ek ödemelerin ödenmesi, grevli toplu sözleşme haklarının sağlanması
postacıların işlerini daha sağlıklı, verimli yapmaları açısından yerinde
uygulamalar olacaktır.
Değerli milletvekilleri…
Sayın Başkan, lütfen gürültüyü keser misiniz.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Hatip konuşmasının
engellendiğini düşünüyor efendim, lütfen sükûneti sağlayalım.
Buyurun, siz konuşmanıza devam edin.
TAYFUR SÜNER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, “Memleketin
durumu ve milletin hâli nasıldır?” diye merak ediyorsanız bir postacıya sorun,
o size ne hâlde olduğumuzu söyleyecektir. Mesleğine yeni başlamış genç bir
postacıya değil, bu meslekte yıllarını geçirmiş bir postacıya sorun. Eskiden
mektup taşıyorlardı, telgraf taşıyorlardı, acele, normal veya yıldırım
olanından. Arada bir havale oluyordu gurbetten, hayırlı evlattan anne ve
babalara, kardeşlere, eşlere havale gelirdi, postacının eli bir mutlulukla
varırdı evin ziline veya kapısına. Müjdeler vardı postacıdan çantasında,
yüzünde de eksik olmayan gülümseme, karşılığında mütevazı, sevindirici
armağanlar.
Şimdi ne var biliyor musunuz? İcra dosyaları, ödenmeyen telefon
faturaları, mahkeme celpleri, en çok da boşanmalarla ilgili, okula devam
etmeyen öğrenciyle ilgili okul mektupları, kablolu televizyon faturaları,
bitmez tükenmez kredi kartı veya icra bildirimleri. Müjdeler alınan, armağanlar
verilen postacılar gitmiş, yerine üzgün adrese gelen ve azarlanan postacılarla
azarlayan ahali gelmiştir. Konuşun postacılarla, bakın çantalarına, yakından
izleyin yüzlerini, bir de gazetelere iyice bakın; hep borç, hep borç… Bir de
televizyon reklamlarına bakın; orada başka bir dünya var, biz varız, geliri
belli ama gideri belli olmayan bizler varız.
Postacılar eskiden mektup taşırlardı, şimdi dert taşıyorlar.
Dertler çoğalmamalı ve hele hele de en önemlisi asla
kanıksanmamalı. Her derdin çaresi vardır ve mutlaka çareler bulunmalıdır.
Milletimiz her derdinden, yaşadıkları sıkıntıdan kurtarılmaya çalışılmalıdır,
bu da ancak AKP İktidarının halkın yakasından düşmesiyle olacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
TAYFUR SÜNER (Devamla) – Konuşmanıza devam edin, sohbet edin, ama
milletin dertleriyle uğraşmayın!
MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Siz uğraştığınız için…
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım, lütfen…
Şahsı adına Kırıkkale Milletvekili Turan Kıratlı.
Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
TURAN KIRATLI (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlarken, ben de bu sabah Diyarbakır’da terör
saldırısında şehit düşen 9 askerimize, evvelki gün İstanbul’da şehit olan
emniyet amirimize ve sivil vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına
başsağlığı diliyorum.
Değerli milletvekilleri, PTT Genel Müdürlüğü son yıllarda ortaya
koyduğu farklı hizmet anlayışıyla hem ismini hem de iş hacmini büyütmüştür. Bu
sebeple, hizmetlerini daha hızlı ve çağdaş bir şekilde verebilmesi için Posta
Kanunu’nda bazı değişikliklere ihtiyaç duyulmuştur.
Ülke genelinde üç binden fazla iş yerinin otomasyon üzerinden
hizmet vermeye başlamasına ilaveten, hâlen 800 bine yaklaşan posta çeki hesabı
sahiplerinden işlem hareketleri yoğun olan 450 bin hesap sahibine posta çeki
ödeme işlemlerinde kullanılmak üzere çipli PTT kart
gönderilmiştir. Kurumun yaşadığı bu yoğunluk, personel ve otomasyon sistemine
ilave yük getirmekte olup, bu hizmetine karşılık herhangi bir ücret
almamaktadır. Buna karşılık, bankacılık sektöründe faaliyet gösteren bankalar
ve finans kuruluşları, bünyelerinde bulunan farklı hesaplar arasında yapılan
para transferlerinden ciddi ücretler almaktadırlar.
Tasarının 2’nci maddesiyle Posta Kanunu’nun 37’nci maddesinin
(III) numaralı fıkrasında geçen “Hesaptan hesaba geçirilme işi için ücret
alınmaz.” ibaresinin kaldırılması öngörülmüş olup, PTT Genel Müdürlüğünün posta
çeki hesapları arasında aktarma işlemlerinden ücret alabilmesi imkânı verilmektedir.
Bu arada, PTT’nin ve dolayısıyla Hükûmetimizin
verdiği sosyal bir hizmetini özellikle takdir ve tebrik etmek istiyorum.
Geçmişte maaş kuyruğunda hasta olan yaşlılarımızı hepimiz
hatırlıyoruz. Yaşlılarımız, artık maaş kuyruğunda beklemiyor. Binlerce yaşlımız
evlerinde kapılarını çalan PTT’nin fedakâr ve sevecen elçilerinin elinden
maaşlarını almaktadırlar.
PTT ayrıca, yüzde 70’in üzerinde özrü bulunan vatandaşlarımıza
maaşlarını evlerinde ödemektedir.
Bu güzel ve duygulu hizmetlerinden dolayı Ulaştırma Bakanımız
Sayın Binali Yıldırım’a, PTT Genel Müdürlüğü
yöneticilerine ve tüm çalışanlarına teşekkür ediyorum.
Ulaştırma Bakanlığının PTT dışında da önemli ve reform niteliğinde
hizmetleri devam etmektedir. Kara yolları, hava yolu ve havaalanları, demir
yolu ve haberleşme hizmetlerinde birçok ilkler gerçekleştirilmiştir. Ülkemizin
dört bir yanı Ulaştırma Bakanlığının hizmetleri ile donatılmış, bu arada
Kırıkkale’miz de bu hizmetlerden nasibini almış ve almaya devam etmektedir.
Ankara-Kırıkkale-Yozgat-Sivas Hızlı Tren Projesi’nin temeli
atıldı. Ankara-Elmadağ-Kırıkkale kara yolunun yapımı, keza
Karadeniz-Kırıkkale-Kulu-Akdeniz bağlantı yolu çalışmaları hızla devam
etmektedir.
Ayrıca, bugüne kadar yurt dışından ithal ettiğimiz tren
tekerlerinin Kırıkkale’de, çelik fabrikasında yapılmasıyla ilgili Makine Kimya
Endüstrisi Kurumu ve Devlet Demiryolları arasında çalışmalar hızla devam
etmektedir.
Bu vesileyle, Sayın Ulaştırma Bakanımıza ve Millî Savunma
Bakanımıza bu projeye verdikleri desteklerinden dolayı teşekkür eder, tasarının
milletimiz için hayırlara vesile olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı, Hatay Milletvekili Orhan Karasayar… Yok.
Evet, başka bir talep de yok.
O zaman, soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.
Sayın Özensoy...
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, konuşmamda belirttiğim, Bursa’daki tuvaleti olmayan
PTT Bankların akıbeti ne oldu, bu prestij kaybına
sebep olan? Onu merak ediyorum.
Bir de bu konuyu gündeme getiren şube başkanıyla ilgili, müfettiş
gönderdiniz, soruşturma açtınız ama asıl bu prestij
kaybına neden olan görevlilerle ilgili herhangi bir soruşturma yapmayı
düşünüyor musunuz?
Bir de haksız yere müfettiş raporuyla tayini çıkan bu
arkadaşımızın, bu haksızlığı durdurmak adına tayinini durdurmayı, Bursa’ya geri
dönmesini sağlamayı düşünüyor musunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Kaplan…
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakan, Şırnak PTT ve Cizre PTT’de çalışanlar yedi gün, tam
hafta çalışıyorlar ve bunlara bir fazla mesai ödenmediği söyleniyor. Bunu
sendikadan da söylediler.
Ayrıca 1 Mayıs resmî bayram ilan edildi. PTT’de çalışanların bu
bayramdan istifade etmesi nasıl olacak? Bu konuda bir açıklama getirirseniz
seviniriz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Sayın Işık…
ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Bakan, aylık yaklaşık 19 milyon işlem sayısının dağılımı
incelendiğinde bu işlemlerin ne kadarının dağıtım işlemlerinden oluştuğu
görülmektedir?
Dağıtım işlemlerinin yaklaşık ne kadarlık
bir ücretle ihale edilmesi beklenmektedir?
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık.
Sayın Öztürk…
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakanım, PTT çalışanları memurların
aksine haftada kırk saat, beş gün değil altı gün, cumartesi günleri de dâhil
çalıştırılmaktadır. Hem buna ilişkin fazla çalıştırılma yönetmeliğinde ancak
yüzde 5’ine fazla çalışma yaptırılacağı öngörülmektedir. Bu kişilerin haftada
altı gün çalıştırılması yasaya, Anayasa’ya uygun mudur?
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.
Sayın Bakanım, buyurun efendim.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan,
değerli üyeler; tabii, Bursa’daki profesyonel sendikacının tayiniyle ilgili
konuyu bilahare yazılı cevaplandıracağız.
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Profesyonel değil Sayın Bakan…
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Kaplan’ın
sorduğu, “1 Mayıs tatil oldu…” Tabii burada da nöbetçiler dışında tatilden
herkes yararlanacak, nöbetçi personel görevlerine devam edecek.
Sayın Işık’ın sorusu: Dağıtımda alt işletmeci personeli çalışıyor.
Ancak bu 19 milyon işlem -şu anda, bu 20 milyonun üzerine çıktı; burada,
dağıtımla ilgili işler buna dâhil değil, onlar bu işlerin dışarısında- bu 20
milyon, 22 milyonluk işlem, tamamen finansal hizmetler yani PTT Bank kapsamında
gerçekleştirilen işlemlerdir. Dağıtım miktarı bir yılda 1 milyar 200 milyon
civarında gerçekleştirilmektedir.
Fazla çalışma ücreti ödenerek personele mevcut mevzuat ve kanunlar
çerçevesinde fazla mesai ücreti verilmektedir. Dolayısıyla, bu konuda yasalara
uygun uygulama gerçekleşmektedir.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
3’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Artvin
Milletvekili Sayın Metin Arifağaoğlu, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA METİN ARİFAĞAOĞLU (Artvin) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 230 sıra sayılı Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevi verilen silahlı
kuvvetler mensuplarımızın, bugün Diyarbakır’da 9 ve Şemdinli’de 1 şehit
vermesinden ötürü üzüntülerimiz büyüktür. 10 şehidimize Allah’tan rahmet,
kederli ailelerine, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına ve aziz milletimize
sabır ve başsağlığı diliyorum.
Bilindiği gibi, PTT hizmetleri kapsamında, posta çeki hesabı açma,
açılan hesaba para yatırma, hesaptan para ödeme ve hesaptan hesaba aktarma
işlemleri yapılmaktadır. Ancak personel açığının eleman alımı ile
çözümlenmesini PTT İdaresi bugüne kadar uygun bulmamıştır. Son yılların moda
deyimiyle “hizmet alımı” veya “ihale yoluyla üçüncü şahıslara yaptırma” yöntemi
uygulanmaktadır. Bugüne kadar yapılan hizmet alımı uygulamaları ile işsizlik
azalmamıştır, tersine büyümüştür. Her geçen gün işsizlik artarak büyümektedir.
Hizmet alımı yöntemleri ile kamu maliyetinin azaldığı söylenebilir, ancak
işsizliğin azaldığı söylenemez. Milletvekilleri olarak en çok sıkıntı
çektiğimiz konu işsizlik değil midir?
Sayın Başbakan da işsizlik konusunda bunalmış ve muhalefet
liderlerine seslenerek “İşsizlik konusunda bir öneriniz varsa getirin,
uygulayayım; uygulamazsam siyaseti bırakırım.” demiştir. Bu çağrı üzerine Genel
Başkanımız Sayın Deniz Baykal, işsizliği azaltmaya yönelik yedi adet önerisini
büyük bir samimiyet içerisinde açıklamıştır. Ne yazık ki Sayın Başbakan,
nezaket kurallarının dışına çıkmıştır. Ancak bir müddet sonra bu önerilerden
bir kısmı uygulanmaya konmuştur. Örneğin, ÖTV indirimi bunlardan biridir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ülkemizde en büyük istihdam
sağlayan iki sektörden biri otomotiv, diğeri inşaat sektörüdür. Küçük bir ÖTV
indirimi otomotiv sektörüne canlılık getirmiş ve bu sektörde çalışanlar için
işten çıkarılma riski azaltılmıştır. Aynı durum inşaat sektörü için de
geçerlidir. İnşaat sektörünün ana girdisi demir ve çimentodur. Bu iki kalem
imalatın KDV’sinde azaltma yapılması durumunda bu sektör de hareketlenecektir.
Maliye Bakanlığının bir miktar vergi gelirleri azalabilir, varsın azalsın. Biz,
çarklar dönsün istiyoruz; çalışanlar işinden, aşından uzaklaştırılmasın
istiyoruz.
Getirilen yasa tasarısı ile işsizliğin artacağına yönelik
endişelerimiz vardır. Endişelerimizin haklılık payı her geçen gün
çoğalmaktadır. 4/C kapsamında çalışanların sorunları yıllardır çözümlenmedi.
4/C kapsamında çalışanlar, biliyorsunuz senede on ay çalışıyor, iki ay izinli
sayılıyor. Bu durum ne zaman çözümlenecek? Neden bu konunun çözümlenmesi
yönünde bir adım atılmıyor?
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; posta hizmetlerinde
çalışanların işi her geçen gün artmaktadır. Posta hizmetlerinde ülkemizde
çalışanlar ile diğer komşu ve Avrupa ülkeleri arasında bir kıyaslama yaparsak:
Ülkemizde 1 PTT çalışanı yaklaşık 2.300 kişiye hizmet vermektedir. 70 milyonluk
ülkemizde yaklaşık 28 bin PTT çalışanı vardır. 1 kişi Fransa’da 210 kişiye,
Belçika’da 217 kişiye, Yunanistan’da ise 962 kişiye hizmet etmektedir. Bu
tabloya bakınca PTT çalışanlarının özverili çalışmalarını takdir etmemek mümkün
değildir.
Biraz da posta dağıtıcılarının sorunlarına değinmek istiyorum. İki
yıllık yüksekokul mezunu dağıtıcıları meslekte yükseltmiyorsunuz, önünü
kesiyorsunuz. Hükümlü kadrosundan işe girenler şef veya müdür olabiliyor, neden
meslek yüksekokulu mezunu dağıtıcı müdür olamıyor? Özelleştirmeden dolayı
Telekom’dan gelen lise mezunlarını müdür yapmadınız mı? İki yıllık yüksekokul
mezunu dağıtıcılara dört yıllık şartını koyup önlerini kesmediniz mi? “Lise
mezunu güvenlikçiler memur olamaz.” deyip dağıtıcı pozisyonuna alınmış ancak
sonradan memur yapılmıştır. Başdağıtıcı sınavında
genelde yüksekokul şartı aranırken ortaokul ve lise mezunu dağıtıcılar bu
sınavlara alınmıştır. Ülkemizde var olan çifte standart uygulamalarına ne zaman
son verilecektir? Dağıtıcılık, gerçekten kolay bir iş değildir. Uzun yıllar
dağıtıcı olarak çalışanları bu meslek yıpratıyor. Zaman zaman
buradaki kadroları gençleştirmek gerekmiyor mu?
Yaklaşık 28 bin çalışanıyla PTT Genel Müdürlüğü 70 milyon insana
hizmet vermektedir. Bu tasarıyla, postaların ayrım ve dağıtım işleri ihale
yoluyla üçüncü şahıslara yaptırılacaktır. Diğer resmî kurumlarda benzer
uygulamalar yapılmıştır. Çalışanların sayısı artmamış, azalmıştır. Genelde
çalışanlar sekiz saat değil on iki saat çalıştırılmaktadır. Böylece,
çalışanların sayısında artma söz konusu olmamaktadır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gelişen teknoloji ile
iletişim ağının yaygınlaşması, PTT Genel Müdürlüğünün posta çeki hesabından
diğer posta çeki hesabına aktarma işlemlerinin artması, kısaca bankacılık
faaliyetlerinin çoğalması nedeniyle yeni bir yasal düzenlemeye gidilerek belli
bir ücret alınmasının doğru olduğunu söylüyor ve özellikle desteklediğimizi
belirtmek istiyorum.
Diğer taraftan, bu tasarıyla yapılmak istenenlerle ilişkisi ve
yasanın iyileştirilmesine katkısı olmayan hizmette özelleştirmeyi ve
taşeronlaşmayı doğuracağı, ayrıca kaynak israfını yaratacağı ve diğer
özelleştirmelerde rastladığımız personel kıyımına yol açacağı için yasanın
tamamına karşı olduğumuzu ifade ediyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Şahsı adına Gaziantep Milletvekili Sayın Mehmet Sarı…
SADULLAH ERGİN (Hatay) – Konuşmayacak Sayın Başkan.
BAŞKAN – Peki.
Soru-cevap işlemine geçiyoruz.
Sayın Özensoy…
NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, konuşmaları dinlediniz ama pek konuşmalara cevap
vermediniz. Bursa’daki depremden dolayı zarar gören Gençosman
Postanesinin binasıyla alakalı herhangi bir şey yapmayı düşünüyor musunuz? Çok
geç kalınmış bir şey. Bu geç kalınmadan dolayı herhangi bir sorumlu arayarak bu
konuda bir araştırma yapmayı düşünür müsünüz?
Bir de, 2008’in ilk dört ayına kadarki rakamları aldık ama son bir
yıl içerisinde yine PTT Banklardaki soygunlardaki maddi kaybı ve can kayıplarının
rakamını öğrenmek istiyorum?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Öztürk.
ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın
Bakana sormak istiyorum.
Postacıların ve PTT emekçilerinin yıllarca maaşının yüzde
2’sini ödedikleri PTT Personeli Kefalet Sandığında biriken 300 trilyon liralık
bir paraya 2004 yılından çıkarılan bir yasayla el konulduğu, bu paraların 64
trilyonunun sandıkta kuruş katkısı olmayan Maliye Bakanlığına, 150 trilyonunun
ise PTT’ye aktarıldığı ve o günden bu yana da -2004 yılından bu yana- PTT’ye
iğneden ipliğe kadar alınan her şeyin bu emekçilerin parasıyla alındığı, PTT
binalarındaki tadilatların bu paralarla yapıldığı iddiaları vardır. Bu iddialar doğru mudur? Eğer bu iddialar gerçekten doğruysa…
İnsanların alın terleri, üzerinde kendi emekleri… Devletin hiçbir katkısı
olmayan bu paraların bu şekilde harcanılması günah değil midir?
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Köse…
ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakanım, 1996 yılında Türk Telekom ve PTT diye ikiye
ayrılmış. Türk Telekom 2000 yılında “AŞ” yapılarak üç yıllık kârına
satılmıştır. Şimdi ise PTT “AŞ” yapılarak özelleştirilip PTT üç şirkete “PTT
Bank”, “PTT Kargo” ve “posta” olarak ayrılmak isteniyor.
PTT Bankın Çalık Grubuna verileceği iddia ediliyor. Bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Bakanım, buyurun efendim.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Bursa Milletvekilimiz Sayın Özensoy’un
sorusunda Gençosman Başmüdürlük binası, Bursa PİM
binasıyla birlikte düşünülmektedir. Buralar boşaltılarak bu binalar güçlendirme
yapılacak depreme karşı. Bunun çalışmaları da şu anda başlamış durumdadır.
Sayın Öztürk’ün sorusu Kefalet Sandığı
ile ilgilidir. Kefalet Sandığı 5189 sayılı Kanun’
Sayın Köse’nin sorusu: Tabii, PTT’deki ayrım, “PTT Bank”, “kargo”,
“lojistik” ayrı ayrı şirketler değil, şirket
içerisinde ihtisaslaşmaya yönelik düzenlemelerdir. Daha önce de ifade ettiğim
gibi, PTT’nin işlerinin bir kısmının özel sektör tarafından fiilî olarak
yapılmasıyla birlikte, kargo ve kurye şirketlerinde bir düzenleme ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu düzenlemeye göre, PTT AŞ’ye
dönüştürülecek ve ayrıca, Bakanlık bünyesinde bir düzenleyici, denetleyici üst
kurul oluşturulacaktır, yoksa PTT’nin özelleştirilmesi söz konusu değildir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
4’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde söz talebi? Yok.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir.
Tasarının tümünün oylamasından önce oyunun rengini belirtmek
üzere, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer
Genç.
Buyurun efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 230
sıra sayılı Posta Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
oylamasından önce oyumun rengini belirtmek üzere söz almış bulunuyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, tabii, Türkiye Cumhuriyeti devleti bir
hukuk devletidir. Hukuk devletinin ilk defa AKP İktidarı zamanında en tahrip
edildiği bir dönemdir. Çünkü, burada, ne Anayasa göz
önünde tutuluyor ne İç Tüzük göz önünde tutuluyor ne hukukun genel ilkeleri göz
önünde tutuluyor. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir İç Tüzük’ü var, bu İç
Tüzük evvela Meclis Başkanlık Divanı tarafından göz önünde tutulmuyor. İşte
kanunlar… Öyle bir şey ediyor ki… Komisyonlarda müzakere edilirken, komisyonlar
evvela İç Tüzük hükümlerini rafa kaldırıyor. Sonra Meclis Başkanlığı tarafından
rafa kaldırılıyor. Ondan sonra…
Tabii, Türkiye'nin çok büyük sıkıntıları var. En büyük sıkıntısı,
işte, görüyorsunuz, her gün bu memlekette çok ciddi sıkıntılar var, birçok
insanlar ölüyor, ama Allah rızası için birisi çıkıp da, bu memlekette bu kadar
soygun var, suistimal var, bu kadar yalan söyleyen
bakanlar var, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelip de sorduğumuz sorulara yalan
söyleyen bakanlar var. Hepsi hâlinden çok memnun. Sanki
bu memleket el birliğiyle yok edilmek için bir çaba içinde olan bir vatandaş
grubundan teşekkül eden bir memleket hâline gelmiş. Böyle bir şey olmaz!
Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ekonomik kaynakları
tüketilmiş, çok zengin bir ülke olmasına rağmen, bugün birçok insan fakruzaruret içinde. İnanmanızı istiyorum. Bakın, sayın
milletvekilleri, Türkiye'nin her tarafından insanlar bana telefon ediyor “Ya
açım kardeşim, bana para gönder.” diyor. Diyorlar ki: “AKP’lilere biz telefon
ediyoruz. AKP’li ama ulaşamıyoruz.” diyorlar. “Ne grup başkan vekillerine
ulaşıyoruz, ne milletvekillerine ulaşıyoruz.” (AK PARTİ sıralarından
gülüşmeler.) Bakın, eğer yiğitliğiniz varsa… Bak, sen Elâzığ Milletvekilisin,
size geliyorlar, ulaşamıyorlar, geliyorlar bana ve diyorlar ki… (AK PARTİ
sıralarından gülüşmeler.)
Eğer gülünecek bir şey varsa sizin hâliniz, benim hâlim değim.
Yani bu vatandaşlar da beni dinliyor, yani o vatandaşlar… Ben, Türkiye Cumhuriyeti
devletinin o soylu ve asil vatandaşlarına diyorum ki: “Bundan sonra ey
vatandaşlar, gelin, o milletvekillerinize ulaşmıyorsunuz…” Konya’dan arıyor
beni, diyor ki: “Efendim, ben muhtacım, çocuğumu tedavi edemiyorum, ama ne
valiye ulaşabiliyorum ne milletvekiline ulaşabiliyorum ne şuraya
ulaşabiliyorum.” Bakın…
AHMET BÜYÜKAKKAŞLAR (Konya) – Yalan söyleme!
KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, yalan söyleyenin en başında sensin.
AHMET BÜYÜKAKKAŞLAR (Konya) – Yalan söylüyorsun!
KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra diyor ki: “Efendim, ya, ben
size ulaştım.” Kendi valinize sorabilirsiniz. “Ben Kamer Genç’im.” dedim,
Konya’da insanlar sana da senin milletvekillerine de ulaşmıyor ve buna rağmen
bu kadar… Yani bu kadar halktan kopuk bir parlamenter sistem olmaz.
HASAN ANGI (Konya) – Yalan söylüyorsun!
KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, anlamadım Sayın Başkan, şimdi bu
arkadaşlar… Tiyatro mu oynatıyoruz, yani burada konuşma mı yapıyoruz.
BAŞKAN – Sayın Genç, siz sataşmaya sebebiyet vermeyin. Şimdi,
Konya milletvekillerine tek tek söz hakkı doğar,
hepsine yani.
KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ne sataşmaya sebebiyet vermeyelim,
yani evvela burada bir konuşuyoruz yani.
BAŞKAN – Buyurun.
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devletinde
insanlara bütün imkânları tükettiniz. İşte dün burada Tayyip Erdoğan’ın
bankalarda aldığı 750 milyon dolar vardı. Ben soru sormuşum bir sene önce,
demişim ki: “Ey Tayyip Bey, sen bu 750 milyon doları hangi teminatla aldın,
hangi teminatla? Ver teminatını.” “Hangi faizle aldın? O faizi söyle bana.”
diyorum. Burada ilgili bakan çıkıyor bana diyor ki: “Kardeşim, bu banka
sırrıdır.” Ne banka sırrı yahu! Bunun sırla falan ilgisi yok. Sen devletin 750
milyon dolarını almışsın kendi damadının cebine koymuşsun, hangi faizle
almışsın, hangi teminatla?
Ayrıca, Vakıflar Bankası kaynakları tabii çok geniş, yani, tabii,
işte bu memleketimizdeki insanlar hakikaten vakfiye konularına sıcak
bakıyorlar, birçok insan ölürken “Ya, benim malım hiç olmazsa ortada
sürünmesin, şu buraya gitmesin.” diye vakıflara vakfediyor. O vakıfların sahip
olduğu o büyük bütün zenginlikleri sizin devri iktidarınızda işte Tayyip Bey’in
çocuklarına yüksek derecede kredi verilmek için Halk Bankasına teminat
gösterilmiş. Bana bunlar söyleniyor arkadaşlar. Hakikaten gösterilmiş mi gösterilmemiş
mi? Ben bir milletvekili olarak öğrenmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Ziraat Bankası bu memleketin en
saygıdeğer bir kurumudur. Yıllarca burada alın teriyle emek veren insanlarımız
bugün çok yerlerden bana telefon ediyorlar. Diyorlar ki: Ülkerden
-yani sizin işte yakınlarınız var ya, liderinizin yakını, iş birliği yaptığı,
Tayyip Bey’in alışveriş yaptığı, temsilcisi olduğu Ülker var ya- orada 2 tane
kişi getirilmiş. Birisi personelden sorumlu Personel Genel Müdür Yardımcısı,
ötekisi Personel Genel Müdürlüğüne getirilmiş. Bu bütün emekliliği yaklaşan
memurların hepsini dağıtıyorlar. Nereye? Çünkü onları işte Van’a gönderiyor,
Tunceli’ye gönderiyor, Erzincan’a gönderiyor. Niye? Ama insanlar belli bir
emekten gelmiş, belli bir emek sarf etmiş, buraya gelmiş. Ondan sonra çocukları
var, evi var burada, tahsilde çocukları var. Diyor ki: “İlla ki oraya
gideceksin.” Yarın, öbür gün oradan alacak başka yere verecek.
Beyler, bu memlekette hepimiz yaşıyoruz. Herkesi, en azından
Türkiye Cumhuriyeti devleti hudutları içinde yaşayan herkesi bizim kadar
haysiyetli, bizim kadar Türkiye Cumhuriyeti devletini koruyan namuslu insanlar
olarak kabul etmek zorundayız. Bu insanlara bu kadar işkence etmeyin. Yani siz
kimsiniz yahu!
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Sen kimsin sen?
KAMER GENÇ (Devamla) – Daha dün geldiniz buraya, bu kadar bu
millete işkence etmeye hakkınız var mı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.
Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olmasını diliyorum.
Sayın Bakanın kısa bir teşekkür konuşması olacak.
Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz Posta İşletmeleriyle ilgili kanun
yasalaştı. Hayırlı, uğurlu olsun.
Bu yasanın sonuçlandırılmasında katkısı bulunan siz değerli
milletvekillerimize teşekkür ediyoruz.
Bildiğiniz gibi, PTT, 82 başmüdürlük, 1.002 merkez, 2.214 şube,
684 acente, toplam 3.900 iş yeriyle yurdumuzun her köşesinde vatandaşlarımıza
hizmet vermektedir. 2002 yılından bu tarafa PTT’de otomasyona açılan iş yeri
sayısı 700’den 3.600’e ulaşmıştır. PTT, gelirleriyle giderlerini karşılayamayan
bir kurumken, bugün 370 milyon kâr eder duruma gelmiş, ama bunlardan daha
önemlisi vatandaşımıza her noktada hizmet eder niteliğe kavuşmuştur.
Burada yaptığımız küçük düzenlemelerde, gerek posta çeki
hesaplarıyla ilgili bir makul ücret alınması ve bu şekilde bu hizmetin daha da
kaliteli bir şekilde uygulanması açısından düzenlemeyle getirilmiş
bulunmaktadır. Ayrıca, alt işveren marifetiyle yaptırılan işlerde yaşadığımız
bazı sorunların hukuki sorunları ortadan kaldırmaya yönelik de bir düzenleme de
yine burada yer almıştır.
Buradaki amaç, işi kim yaparsa yapsın, ister alt yüklenici yapsın
ister asıl kamu personeli, PTT personeli yapsın, sorumluluk her zaman PTT Genel
Müdürlüğüne, yani idareye ait olmaya devam etmektedir. Bu işleri devretmekle
sorumluluğu devretmiş olmuyoruz.
Tabii, bütün bunların gerçekleşmesinde 30 bine yakın PTT çalışanı,
genel müdüründen dağıtıcısına kadar ve alt yüklenicilerde çalışan
vatandaşlarımızın, çalışanlarımızın çok büyük katkısı, hizmeti vardır. Onlara
da bu vesileyle teşekkürlerimi sunuyorum.
Sayın konuşmacı, -son konuşmacı- tabii, biraz konunun dışında
farklı konulara girdi ama ben şunu burada söylemek istiyorum: Bu ülkenin Başbakanı,
Sayın Başbakanımız, hiçbir bankadan bir kredi falan almamıştır.
KAMER GENÇ (Tunceli) – 750 milyon dolar kredi değil mi?
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Adresi yanlış yerde
arıyorsunuz. Kredi alanlar nasıl kredi alınacağını, kredinin şartlarının ne
olacağını, teminatların ne olacağını hepiniz, siz de bizim kadar biliyorsunuz.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Cevap vermiyorlar Sayın Bakan.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Ama bunu bildiğiniz
hâlde, sürekli bu konuyu burada gündeme getirmek suretiyle, hedeflerinden
saptırma gayretleri var, bunu milletimiz görüyor, herkes görüyor. Şunu herkes
iyi bilmesi lazım ki, kamu bankaları birçok özel bankalara göre daha fazla
tedbirli, daha fazla teminatlarını yüksek tutan bir uygulama içerisindedir.
Eğer bankalara böyle keyfî krediler biz de vermeye devam etseydik, geçmiş
dönemlerde olduğu gibi, 46,5 milyar doları bu ülkenin vatandaşlarının sırtına
yüklemiş olurduk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte bunu önlemek için bu
dönemde bu konuda daha dikkatli davranılıyor. Bankacılık Düzenleme Denetleme
Kurulunun kuralları çerçevesinde bütün bankalar denetleniyor. Dünyanın en büyük
krizinde Türk finans sistemi dimdik ayaktaysa, hiçbir bankası batma noktasına
gelmemişse, işte bu titiz çalışmaların sonucudur.
HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Bu da sizin konunuz değil Sayın Bakan,
PTT’yi konuşun.
ULAŞTIRMA BAKANI BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Ben, bu duygularla
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Kanunumuz tekrar hayırlı, uğurlu olsun. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.
Kanunun PTT camiasına ve tüm milletimize hayırlar getirmesini
diliyorum.
Çalışma süremizin tamamlanmasına çok az bir zaman kalmıştır.
Bunu da dikkate alarak, kanun tasarı ve teklilerini sırasıyla görüşmek
için 30 Nisan 2009 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te
toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 19.49