DÖNEM: 23 CİLT:
43 YASAMA
YILI: 3
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
79’uncu
Birleşim
21 Nisan 2009 Salı
(Bu Tutanak
Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge
aslına uygun olarak yazılmıştır.)
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III.
- YOKLAMA
IV.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü’nün, özel tüketim
harcamaları ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, FİSKOBİRLİK’in içinde bulunduğu son duruma ilişkin
gündem dışı konuşması
3.- İstanbul
Milletvekili Esfender Korkmaz’ın,
işsizlik ve işsizliğin önlenmesine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- Kosova
Türkleri Millî Bayramı törenlerine iştirak edecek olan, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in başkanlığındaki
Parlamento heyetinin üye sayısının altıya çıkması nedeniyle, grubu bulunan
siyasi partilerin yüzde oranları gereğince, Adalet ve Kalkınma Partisine düşen
bir üyeliğe Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın
bildirildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/754)
2.- Norveç
Parlamentosu Başkanı Thorbjørn Jagland’ın
davetine icabet etmek üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal
Toptan’ın, beraberinde bir Parlamento heyetiyle Norveç’e resmî ziyarette
bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/755)
3.- Devlet Bakanı
Kürşad Tüzmen’in, 20-23 Ocak 2009 tarihlerinde
Mısır’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/756)
4.- Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın, 28-30 Ocak tarihlerinde İsviçre’ye yaptığı resmî
ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/757)
5.- Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül’ün, 12-15 Şubat 2009 tarihlerinde Rusya Federasyonu’na yaptığı
resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/758)
6.- Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in 17-21
Şubat 2009 tarihlerinde Kırgızistan’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi
uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/759)
7.- Devlet Bakanı
Kürşad Tüzmen’in, 16-18 Şubat 2009 tarihlerinde
Suriye’ye yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/760)
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mardin
Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs
kutlamalarında Taksim’de meydana gelen olayların araştırılması amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/345)
2.- Mardin
Milletvekili Ahmet Türk ve 19 milletvekilinin, yerel seçimlerden sonra Ağrı’da yaşanan
bazı olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/346)
C) Gensoru Önergeleri
1.- Demokratik
Toplum Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili
Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında
güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm
olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı
iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/7)
D) Çeşitli İşler
1.- Genel Kurulu
ziyaret eden Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Suleiman ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz”
denilmesi
E) Önergeler
1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe
ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 298
Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/200) doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/129)
VI.-
ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- (11/7) esas
numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelerin Genel Kurulun 21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına,
bu birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine;
gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine;
Genel Kurulun, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların
görüşülmemesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl
dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve
anlamının belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te
toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri
ile o gün başka bir konunun görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli
ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına sataştığı iddiasıyla konuşması
VIII.-
GENSORU
A) Ön Görüşmeler
1.- Demokratik
Toplum Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili
Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında
güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm
olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı
iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin
önergesi (11/7)
IX.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, dinlemeye konu telefon kayıtlarına ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5852) (Ek cevap)
2.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki termik
santraller ve linyit işletmelerinde yapılan ihalelere ilişkin Başbakandan
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in
cevabı (7/6844)
3.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Afşin-Elbistan Termik
Santrali ve kömür madenlerinde yöre insanının istihdamına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in
cevabı (7/6846)
4.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, doğalgazda
yapılan indirime ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/6849)
5.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, kapatılmasına karar verilen belediyelerin
bütçelerine ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/6855)
6.- Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal’ın, bir genelgenin
cezaevlerinde uygulanmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/6894)
7.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki mahkûmlara ve cezaevi inşaatına
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/6895)
8.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Sarıkamış’taki bir
köyün su sorununa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
(7/6901)
9.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, bor madeninin tehlikeli maddeler sınıfına
alınmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/6961)
10.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, yargı
çalışanlarına bazı ödemelerin yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Adalet
Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/6988)
11.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, CMK’ya göre barolara
yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı
(7/6994)
12.- Batman
Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, tutuklu ve
hükümlülerin Türkçe dışındaki dillerdeki iletişimlerine ilişkin sorusu ve
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/7001)
13.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van F Tipi Cezaevinde
yapıldığı iddia edilen uygulamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/7003)
14.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, tutuklu ve hükümlülere
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/7004)
15.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, gıda bankacılığı
yürüten dernek ve vakıflara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/7042)
16.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, Erzurum ve Doğu
Karadeniz’deki HES projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7050)
17.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir şirketin Antalya’da petrol arama
başvurusunun reddedilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7068)
18.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Aksaray-Gülağaç’daki köy yollarının asfaltlanmasına ilişkin sorusu
ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7072)
19.- Mersin
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, bazı yasama dokunulmazlığı dosyalarına
ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/7102)
20.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Eti Maden
İşletmelerinin özelleştirileceği haberlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in
cevabı (7/7107)
21.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, gıda bankacılığı yapan
vakıf ve derneklere ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/7222)
22.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Çiğli’deki çöp
atık alanına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/7231)
23.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, bazı ormanlık alanların korunmasına ilişkin sorusu
ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
(7/7232)
24.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana ilindeki sulama
ve taşkın koruma tesislerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7236)
25.- Kütahya Milletvekili
Alim Işık’ın, AB’nin bor madeniyle ilgili kararına
ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7249)
26.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer
ve Garp Linyitleri İşletmelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7251)
27.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Eti Bor İşletmelerinin
nakliye ihalesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet
Hilmi Güler’in cevabı (7/7252)
28.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
bir okulun yoluna ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
(7/7255)
29.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Selendi ilçesine kaymakam atanmasına ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7270)
30.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, vergi uzlaşmalarına ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/7289)
31.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, sanayi sektörünün
desteklenmesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer
Çağlayan’ın cevabı (7/7305)
32.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, yeni bir teşvik
sistemine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet
Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/7306)
33.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet
Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/7307)
34.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, bazı
hakemlerin ortaya attığı iddialara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/7389)
35.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, Antalya mitingindeki
rektör seçimi ile ilgili konuşmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/7400)
36.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, bir rektör atamasıyla
ilgili ifadesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/7430)
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.
Ankara
Milletvekili Zeynep Dağı’nın, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 16’ncı ölüm
yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşmasına, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay,
Muğla
Milletvekili Gürol Ergin’in, balıkçıların yaşadıkları sorunlara ilişkin gündem
dışı konuşmasına, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,
Cevap verdiler.
Mersin
Milletvekili Behiç Çelik, 29 Mart 2009 mahallî idare seçimleri ve seçim
güvenliğine ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.
Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut, denizlerdeki ve su balıkçılığındaki denetim
eksikliğine ilişkin bir açıklamada bulundu.
Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün (6/1280) esas numaralı
sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri
verildiği bildirildi.
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:
1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96) görüşmeleri komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.
2’nci sırasında bulunan, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme
ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun
(1/675) (S. Sayısı: 330) görüşmelerine devam edilerek, 8’inci maddesine kadar
kabul edildi, 8’inci madde üzerinde bir süre görüşüldü.
Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu,
Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın şahsına sataştığı
iddiasıyla bir konuşma yaptı.
21 Nisan 2009
Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.03’te son verildi.
|
|
|
Meral
AKŞENER |
|
|
|
|
Başkan Vekili |
|
|
|
|
|
|
|
|
Yusuf
COŞKUN |
|
Harun
TÜFEKCİ |
|
|
Bingöl |
|
Konya |
|
|
Kâtip Üye |
|
Kâtip Üye |
No.: 83
II.-
GELEN KÂĞITLAR
17
Nisan 2009 Cuma
Teklifler
1.- Kocaeli Milletvekili
Azize Sibel Gönül’ün; 5686 Sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/431) (Plan ve Bütçe;
İçişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.4.2009)
2.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel’in; Askerlik Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/432) (Adalet ile Milli Savunma
Komisyonlarına) (Başkanlığa gelişi tarihi: 8.4.2009)
3.- Ankara Milletvekili Salih
Kapusuz’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/433) (Anayasa; Avrupa Birliği Uyum ile Adalet
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.4.2009)
4.- Kayseri Milletvekili
Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun; Sayıştay ve Belediye
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/434) (İçişleri ile Plan
ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.4.2009)
5.- İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 14 Milletvekilinin; 03.07.2005 Tarih ve
5393 Sayılı Belediyeler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
(2/435) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile İçişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16.4.2009)
Tezkereler
1.- Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/752) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
13.4.2009)
2.- Bitlis Milletvekili Cemal
Taşar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması
Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/753) (Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.4.2009)
Raporlar
1.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum
ve Adalet Komisyonları Raporları (1/670) (S. Sayısı: 353) (Dağıtma tarihi:
17.4.2009) (GÜNDEME)
2.- Ulusal Bayram ve Genel
Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Çorum Milletvekili Agah
Kafkas’ın; İstanbul Milletvekili Ufuk Uras’ın; Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 14 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Bülent
Baratalı ve 16 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/176,
2/212, 2/213, 2/215, 2/225, 2/420, 2/421, 2/430) (S. Sayısı: 354) (Dağıtma
tarihi: 17.4.2009) (GÜNDEME)
Gensoru
Önergesi
1.- Demokratik Toplum Partisi
Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın,
toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç
kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle
toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay
hakkında Anayasanın 99 uncu, İçtüzüğün 106 ncı
maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7) (Başkanlığa
geliş tarihi: 15/04/2009) (Dağıtma tarihi: 17/04/2009)
No.: 84
21 Nisan
2009 Salı
Meclis
Araştırması Önergeleri
1.- Mardin Milletvekili Ahmet
Türk ve 20 Milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’de
meydana gelen olayların araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/345) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.04.2009)
2.- Mardin Milletvekili Ahmet
Türk ve 19 Milletvekilinin, yerel seçimlerden sonra Ağrı’da yaşanan bazı
olayların araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/346)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17.04.2009)
21 Nisan 2009 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:15.03
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşimini açıyorum.
III.- Y O K L A M A
BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağız.
Üç dakika süre
veriyorum.
(Elektronik
cihazla yoklama yapıldı)
BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk
söz, özel tüketim harcamaları ve gelir dağılımındaki adaletsizlik hakkında söz
isteyen Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’ye aittir.
Buyurunuz Sayın
Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları
1.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün,
özel tüketim harcamaları ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin gündem
dışı konuşması
ENİS TÜTÜNCÜ
(Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli
milletvekilleri, Türkiye’deki özel tüketim harcamaları ve gelir dağılımındaki
adaletsizlik konusunda gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle,
saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ekonomik kriz her geçen gün çok daha ağır bir şekilde
vatandaşın bütçesine darbe üzerine darbe vuruyor. Bunu nereden anlıyoruz diye
sorarsanız, vatandaşın tüketim harcamaları bıçak gibi kesildi, buradan
anlıyoruz. Vatandaş ne gıda masraflarını artırabiliyor ne de zorunlu eğitim
masraflarını artırabiliyor. 2008’in son çeyreğinde -TÜİK rakamlarını
kullanıyorum- tüketim harcamalarındaki daralma yüzde 4,6 yani yaklaşık yüzde
5’tir.
Krizin vatandaşı
nasıl vurduğuna ilişkin çok sayıda örnek var. Geçen hafta bu kürsüde vatandaşın
perişanlığını dile getiren iki çarpıcı örnek size sunmuştum. Şimdi sadece iki
örnek daha vermek istiyorum.
İşsiz kalan ve
iki aydır iş bulamayan bir vatandaşın yürekler acısı perişanlığı geçen hafta
basına yansıdı. Diyor ki vatandaş: “Başıma gelenlerin sorumlusu AKP’dir.”
Lüleburgaz’da AKP ilçe binasına giriyor, üzerine tiner döküyor ve kibriti
çakıyor.
Değerli
milletvekilleri, işsizlik insanoğluna yapılacak en ağır işkence, bir zulümdür,
toplumsal bir zulümdür.
İkinci örneği
veriyorum: Bir gazete kupürü var elimde. Türkiye'nin üç yerinden kesitler almış
gazete. Birinci sayfada diyor ki: -İstanbul’da bir yurttaşımız, genç bir
vatandaşımız- “Bıçağı bebeğinin boğazına dayadı.” Sorunu şu: Gecekondusu
yıkılacak. “Yıkmayın gecekondumu, yoksa çocuğumu doğrarım.” diyor. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler)
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Buna tepki gösterileceğine, lütfen, Türkiye’yi nasıl bu duruma
getirdiğimizin muhasebesini yapalım.
İkinci manzara:
Listede, işsizlik listesinde ismini gören bir genç hıçkıra hıçkıra
ağlıyor.
Ve üçüncü
manzara: Adapazarı Belediyesinin taşeron firmasında çalışan 4 temizlik işçisi,
akşam çöp bidonundaki atılmış muzları, kararmış muzları görüyor, buluyor,
birazını orada yiyorlar ve birazını da torbalara doldurup evlerine
götürüyorlar.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; geniş halk kitlelerine kriz öylesine ağır bir şekilde
vurdu ki… Ama toplumun bazı kesimlerine de kriz neredeyse yardımcı oldu. Geniş
halk kitleleri kriz vurgunu, perişan bir hâlde ama toplumun bazı kesimleri
şirket üstüne şirketler kurabiliyorlar, gemi işletmeciliğine, kuyumculuğa
soyunabiliyorlar, ekonomik mucizeler yaratabiliyorlar. E, ne diyelim? Bunları
Allah nazardan saklasın!
Burada dile
getirdiklerim neyi gösteriyor Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Gelir
dağılımındaki adaletsizliğin dayanılması çok güç boyutlarda arttığını
gösteriyor. Fakirle zengin arasındaki uçurumun hızla açıldığını gösteriyor.
Nitekim işsizlikte dünya 2’ncisiyiz ama OECD ülkeleri açısından yapılan
adaletsiz gelir dağılımı sıralamasında da OECD 2’ncisiyiz.
Bu acı manzaralar,
değerli milletvekilleri, Hükûmetin ekonomik ve sosyal
politikalarının nasıl iflas ettiğini göstermiyor mu? Sosyal devlet anlayışının
nasıl ayaklar altına alındığını göstermiyor mu? Sadaka dağıtarak sosyal devlet
olunamayacağını göstermiyor mu? Sosyal devletin, devlet olmanın ve sosyal
adaleti gerçekleştirmenin en temel yolunun ne olması gerektiği konusunda ufak
da olsa bir ipucu vermiyor mu? İstihdam yaratmak, üretmek, sanayileşmek… Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mız bunu emrediyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Tütüncü, buyurunuz.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sosyal devlet
anlayışının bizdeki anlamı tüm çalışanlarına önce iş, sonra beşikten mezara sosyal
güvenlik şemsiyesi altında tüm ekonomik ve sosyal risklere karşı koruma.
Ne yapmak lazım?
Ekonomik krizle mücadeleye sadece ekonomik açıdan değil, sosyal açıdan da
yaklaşmak lazım. Öncelikle emekli aylıkları ile memur ve işçi ücretlerinde
enflasyonun üzerinde ciddi iyileştirmeler yapılmalıdır. Çiftçiye mutlaka ve
mutlaka, tarım ve hayvancılığa mutlaka ve mutlaka can suyu kaynağı
verilmelidir. 2009 bütçesinden çiftçi desteklemeleri yüzde 10 kesildi. Bir an
önce bunu iade etmeniz gerekmektedir. Ayrıca, en az yüzde 25 artırılmalıdır
çiftçiye verilen desteklemeler. İşsizlik ödeneği yükseltilmelidir. Kısa süreli
çalışma ödeneğinin kapsamı genişletilmelidir. Merkez Bankası da mutlaka ve
mutlaka kendini toparlamalıdır. Sadece enflasyonla, para kredi politikalarıyla
değil, reel ekonomiye açılmalıdır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
tamamlayınız, sözünüzü Meclisi selamlayarak bitiriniz, buyurunuz.
ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Toparlıyorum.
Merkez Bankası
mutlaka ve mutlaka devreye girmelidir. Enflasyon hedefine odaklanmanın, para ve
kredi politikalarıyla meşgul olmanın ötesinde, reel ekonomiyi gözetecek bir
politika değişikliğine Merkez Bankasının mutlaka ve mutlaka götürülmesi
gerekiyor. Son olarak, Hükûmet yeni bir kalkınma yol
haritası hazırlamalıdır. Merkez Bankasının politika değişikliği ışığında
üretimde ve kamu sabit sermaye yatırımlarında bir yatırım seferberliğine
Türkiye’nin acilen götürülmesi gerekiyor.
Teşekkür ederim
Sayın Başkan.
Yüce Meclisi
tekrar sevgi, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Tütüncü.
Gündem dışı
ikinci söz, FİSKOBİRLİK’in son durumuyla ilgili söz isteyen Giresun
Milletvekili Murat Özkan’a aittir.
Buyurunuz Sayın
Özkan. (MHP sıralarından alkışlar)
2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, FİSKOBİRLİK’in
içinde bulunduğu son duruma ilişkin gündem dışı konuşması
MURAT ÖZKAN
(Giresun) – Sayın milletvekilleri, bugün, FİSKOBİRLİK’in içinde bulunduğu son
durum hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce
hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, FİSKOBİRLİK, malumunuz, 280 bin üreticinin ortak olduğu çok
önemli bir tarım kredi kooperatifidir. Bu kooperatifin şu anda 50 tane alt
birimi vardır ve 580 civarında da çalışanıyla fındık üreticisinin sorunlarını
çözme noktasında uğraş veriyor idi.
Şimdi, iktidar iş
başına geldiği günden beri FİSKOBİRLİK’le ilgili politikalar geliştirdi ve
öncelikle FİSKOBİRLİK yönetiminin kendine yakın bir ekip tarafından alınmasını
arzu etti. FİSKOBİRLİK’in bir genel kurul toplantısında 28 Ocak 2003 günü
AKP’li bir sayın eski bakan, Giresun’da yerel televizyonlarda “FİSKOBİRLİK
yönetimini bize verirseniz, bizim gösterdiğimiz adaylara kazandırırsanız,
FİSKOBİRLİK’e yardım ederiz, fındık üreticisinin sorunlarıyla ilgileniriz.”
şeklinde beyanatlarda bulundu. 2003’ten 2009 yılına altı yıl geçti ve netice
itibarıyla, FİSKOBİRLİK bugün, sayın milletvekilleri, bir AKP’li ilçe
başkanının yönetim kurulunda olduğu bir ekip tarafından yönetilmektedir. Fındık
üreticisi, nihayetinde dedi ki: “Buyurun, madem fındığı kurtaracaksınız, fındık
üreticisinin sorunlarına çare olacaksınız, batmakta olan FİSKOBİRLİK’e tekrar
hayat vereceksiniz, yönetimi size veriyoruz.” Fakat oynanan oyun çok farklıydı:
FİSKOBİRLİK yönetimi değil, fındıkla ilgili spekülasyon
yapan üç beş ihracatçının kurmuş olduğu lobi faaliyetlerinin bir eseriydi.
Tabii, ben burada şunu ifade etmek istiyorum: Zannediyorum Hükûmeti
yanlış bilgilendiriyorlar fındık hususunda, yeterli derecede, bölge
milletvekilleri de Hükûmetle bu konuda diyaloğa giremiyorlar.
Şimdi,
FİSKOBİRLİK’in gelmiş olduğu durum itibarıyla sayın milletvekilleri, tüm mal
varlığına haciz konulmak üzeredir. FİSKOBİRLİK kapanma noktasına gelmiştir.
Peki, bu kimin yararına olacaktır FİSKOBİRLİK’in kapatılması? FİSKOBİRLİK’in
kapatılması, yıllarca Türk fındığını ucuza alıp pahalıya pazarlayan, üç beş
tane alivre satış yapan fındık spekülatörüne
yarayacaktır ve bunların lobi faaliyetleri başarılı olmuş olacaktır.
Fındık, diğer
ürünlerde olduğu gibi, mutlaka ve mutlaka bir regülasyona,
bir düzenlemeye ve desteğe ihtiyacı olan bir üründür. Değerli arkadaşlarım,
dünyadaki diğer tarım ürünleri gibi fındığa da sübvansiyon uygulama mecburiyeti
vardır ama bu sübvansiyonu ne üzerinden yapacağız? Mevcut
iktidar, bunu, Toprak Mahsulleri üzerinden, zaman zaman,
süreklilik arz etmeyen bir şekilde yapıyor, 2006 yılından bu yana üç yıldır
FİSKOBİRLİK’in yerine Toprak Mahsulleri Ofisini görevlendiriyor ve bugüne kadar
fındık için yaklaşık 2,5 milyar Türk liralık bir alım gerçekleştirdi Toprak
Mahsulleri Ofisi, fakat Toprak Mahsulleri Ofisinin piyasaya girip girmeyeceği
konusunda da ciddi belirsizlikler oluyor her yıl, bu belirsizlik fındık
fiyatının düşmesine sebebiyet oluyor. Fındık fiyatının yükseltilmesi
için yapılması gereken tek husus, Hükûmetin, fındık
üreticisinin arkasında olduğunu belirtmesinden geçiyor ama gerek Sayın Başbakan
gerekse de Tarım Bakanı, bu konuda, fındık üreticisini âdeta milletin üzerinde
bir yükmüş gibi ifade ederek fındık üreticisini spekülatörlerin
eline bırakmış durumda. Şu anda, fındık 2,5-3 liradan satılmakta piyasada ve
FİSKOBİRLİK’e 200 milyon Türk lirasını vermeyen Hükûmet
2,5 milyar TL’yi Toprak Mahsulleri üzerinden harcamış durumdadır. Bu, son derece
kaynağı israf etmenin bir göstergesidir.
Sayın
milletvekilleri, tabii, benim anlayamadığım bir başka husus daha var: Buğday
almayan Toprak Mahsulleri Ofisi neden fındık alır? O da çözülmesi gereken bir
husus.
Bugün,
FİSKOBİRLİK yönetimi tescilli olarak AKP’lilerin elinde, niye yardım
etmiyorsunuz? Ben, tabii, geçmişte de önemli bürokratik görevlerde bulunan bu
eski bakanın…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
MURAT ÖZKAN
(Devamla) - … vermiş olduğu söze niye sadık kalınmadı,
bu eski bakan niye böyle konuştu, bunu da anlamış değilim. Buradan vasıtanızla
seslenmek istiyorum: Fındık üreticinize ve FİSKOBİRLİK’e verdiğiniz sözleri
tutun.
2008 yılı Nisan
ayında ben bölge milletvekillerine bir çağrıda bulundum: Gelin, bir ortak
platform oluşturalım, çözüm üretelim. Sayın milletvekilleri, çözümler farklı
seslerden, farklı görüşlerden çıkar. “İktidarız biz, her şeyi biliriz.”
zihniyetiyle hareket ederseniz… Bakın, FİSKOBİRLİK’i batırıyorsunuz, fındık
üreticisini batırıyorsunuz. Sizlere bir kez daha demek gereği duyuyorum: Siz
üreticinin elini tutmazsanız üretici de yarın sizin elinizi tutmayacaktır.
Fındık üreticisine verdiğiniz sözleri lütfen yerine getirin.
Sözlerime burada
son verirken hepinize milletimiz için hayırlı teşriki mesailer diler, sevgi ve
saygılarımı sunarım. İyi günler dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özkan.
Gündem dışı
üçüncü söz, işsizlik ve işsizliğin önlenmesi hakkında söz isteyen İstanbul
Milletvekili Esfender Korkmaz’a
aittir.
Buyurunuz Sayın
Korkmaz. (CHP sıralarından alkışlar)
3.- İstanbul Milletvekili Esfender
Korkmaz’ın, işsizlik ve işsizliğin önlenmesine
ilişkin gündem dışı konuşması ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in
cevabı
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; saygılar sunuyorum.
İşsizlik ve işsizliğin çözülmesiyle ilgili birkaç öneride bulunmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, bir durum tespiti yapacak olursak, kısaca, bugün, toplam, ocak ayı
itibarıyla işsiz sayısı, fiilî ve gerçek işsiz sayısı 6 milyon 44 bin kişiye
ulaşmıştır. Bu sayı maalesef daha da artacak şubat, mart aylarında. Bunun
göstergeleri şunlardır: Bir defa, son çeyrekte eksi 6,2 büyümesi ekonominin,
yani bu kadar daralması, küçülmesi işsizliğin artacağının bir göstergesidir.
Sanayi ocak ayında yüzde 21,3, şubat ayında 23,7
küçüldü. Bugüne kadar, cumhuriyet döneminin sanayi üretimindeki en büyük
düşmesi yaşanmıştır. Bu da işsizliğin artacağını göstermektedir ve nihayet özel
yatırımlar 2008’in son çeyreğinde eksi 23,7 olmuştur. Yatırım olmayınca
istihdam da olmaz. Bu da ocaktan sonra, şubat ve mart aylarında işsizliğin daha
fazla artacağını göstermektedir.
Ben, muhalefet
milletvekili olarak uyarıyorum, bizim görevimiz. Eğer işsizlikle ilgili acil
önlem alınmazsa işsizlik bir sosyal risk hâline gelmiştir, bir sosyal patlama
riski hâline gelmiştir. Daha önce ne söyledik de gerçekleşmedi? İnşallah bu
gerçekleşmez ama bu uyarıyı bu Meclis kürsüsünde yapmak gereğini duyuyorum.
Değerli
arkadaşlar, bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin daima işsizlikle ilgili önerileri
olmuştur. Örneğin, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu ve 19 milletvekilinin, işsizlik sorunu ve
İşsizlik Sigortası Fonu’nun daha etkin kullanılmasının araştırılarak gündeme
alınması konusunda bir önergesi olmuştur.
Değerli
arkadaşlar, bu önerge bugüne kadar görüşülmemiştir. Ayrıca, krizle mücadele
için, işsizlikle mücadele için önce krizle mücadele etmek lazım. Bugüne kadar
krizle mücadele için bir program yapılmamıştır. Avrupa Birliği Katılım Öncesi
Ekonomik Programı bir durum tespitidir, bir politika değildir, bir politika
aracı olarak kullanılmamıştır ama bugüne kadar, dikkat ederseniz 1980’de 24
Ocak kararları alınmıştır, 1994 krizinde 5 Nisan kararları alınmıştır, 2001
krizinde Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı yapılmıştır.
Değerli
arkadaşlar, Hükûmete soruyorum, bu kriz varken, bu
kadar fabrikalar kapanırken, bu kadar işsiz sayısı riskli hâle gelmişken neden
bir ekonomik program Hükûmet yapmıyor? Godot’yu bekler gibi neden İMF’yi
bekliyor? Arkadaşlar, İMF’yle zaten ikili anlaşma
yaparak 10,6 milyar dolar alabiliriz, ille politikaları İMF’ye
mi yaptırmamız lazım?
Değerli
arkadaşlar, ikincisi; böyle bir program yapılırsa ancak güven gelir topluma,
reel sektöre ve ancak krizle mücadeleyi bu takdirde yapabilirsiniz.
Öte yandan,
yıllardır söylüyoruz istihdam yükü çok yüksek. Arkadaşlar, eğer istihdam yükünü
yüzde 25 düzeyine, Avrupa Birliği, OECD ortalaması düzeyine indirirseniz,
bakın: 9 milyon kayıt dışı istihdam 4 milyona iner, 5 milyon kayıt altına
alınır ve devletin geliri artar, neden indirmiyorsunuz? Neden bugüne kadar
Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlarına rağmen, istihdam yükünü indirmiyorsunuz?
Bu, gelir azalması değil, devlete gelir artışı yaratacaktır, lütfen bunu yapın.
Arkadaşlar,
üçüncüsü; yatırımların önünü açmamız lazım. Bir ekonomide yatırımların önü
açılmazsa işsizlik azalmaz. Neden teşvik politikasını bugün tam anlamıyla
uygulamıyorsunuz?
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız, buyurunuz.
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) - Bugün eğer yatırımların önünü açmak istiyorsanız, bütün yatırımlara
konjonktürel etki yapması için, ekonomide canlanma
yaratması için, bütün yatırımları teşvik etmeniz lazım, teşviklerin önünün
açılması lazım.
Değerli
arkadaşlar, faiz oranlarını Merkez Bankası yüzde 12,5’e indirdi, bankaların
kullandığı kredilerin faiz oranı, mevduat faizi yüzde 11-12’ye düştü ama
yatırım faizleri hâlen yüzde 25.
Arkadaşlar, hükûmet ne demektir? Devlet ne demektir? Piyasaya düzen
getiren, istikrar getiren unsurlardır bunlar. Neden siz yüzde 11,5-yüzde 12’yle
vatandaştan faiz alan bankaların, yatırımlara yüzde 25-30’la kredi vermesini
engellemiyorsunuz? Bunu siz engellemeyeceksiniz de bu devlet, bu Hükûmet engellemeyecek de kim engelleyecek? Onun için,
yatırımların önünün açılması için, yatırım kredilerine bankaların ödedikleri,
vatandaştan aldığı faizlerin mutlaka indirilmesi ve bu yönde katı kuralların
getirilmesi gerekiyor.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, lütfen sözlerinizi bitiriniz.
ESFENDER KORKMAZ
(Devamla) – Bitiriyorum efendim.
Değerli
arkadaşlar, yatırımların önünün açılmasından öte İşsizlik Fonu’nu mutlaka
işsizler için kullanın. Bizim bu konuda yasa tasarımız var, bunları gündeme
getirin ve eğer bunları yapmazsak, söylediğim gibi, biz muhalefet olarak bu
uyarıları yapmazsak biz de sorumluluk altında kalacağız ama biz devamlı
uyarıyoruz, size yapmak kalıyor.
Saygılar
sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Korkmaz.
Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik, Hükûmet adına
konuşacaktır.
Buyurunuz
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Sayın Esfender Korkmaz’ın işsizlik ve işsizliğin önlenmesi hakkındaki
gündem dışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli
milletvekilleri, 2006 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde “Mortgage krizi” diye başlayan ekonomik daralma, bildiğiniz
gibi, 2008’in ikinci yarısında tüm dünyayı kapladı, tüm dünyayı sardı. Amerika
Birleşik Devletleri’nde son yirmi beş yılın en yüksek işsizlik oranı ortaya çıktı:
Yüzde 8,5. Üç ayda 2 milyon kişi işsiz kaldı. 2008’in başından bu yana ise
Amerika Birleşik Devletleri’nde 5 milyon 100 bin kişi işini kaybetti. Kriz,
Amerika Birleşik Devletleri’nde kalmadı, az önce ifade ettiğim gibi tüm dünyaya
yayıldı ve dünyayı sardı.
Dünya Bankasının
tahminlerine göre dünyanın gayrisafi hasılası 2009
yılında yüzde 1,7 daralacak. Uluslararası Çalışma Örgütü de 2009 yılında
dünyada 51 milyon kişinin işsiz kalacağını öngörmekte. Böylesine geniş çaplı,
tüm dünyayı saran kriz ortamında global ekonomiye
entegre olmuş ülkemizin ve ülkelerin etkilenmemesi tabii ki söz konusu
değildir.
Eylül 2008’de
12,8 milyar dolara kadar yükselen ihracatımız -ki cumhuriyet tarihi boyunca en
yüksek düzeydeki ihracatımızdır- hızla düşerek Şubat 2009 tarihinde 8,3 milyar
dolar olarak gerçekleşti. Bir önceki yıl ile aynı ay ile mukayese ettiğimiz
zaman yüzde 24,9 azaldığını görüyoruz. İhracattaki talep daralması, ülkemizde
sanayi üretim endeksinin 2009 Şubat ayı itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde
23,7 azalmasına sebep oldu.
Kriz istihdama da
dolayısıyla yansıdı, yani talep daralması üretimdeki daralmaya, üretimdeki
daralma da istihdama yansıdı ve işsizlik oranı ülkemizde yüzde 11,6 iken ocak
ayı itibarıyla bu yüzde 15,5’e yükselmiş bulunuyor.
Tabii bu yükselişin
arkasında çeşitli nedenler var. Bunları da görmemiz açısından bunları ifade
etmem gerekiyor. Öncelikle TÜİK’in açıkladığı bu
rakamlar şimdiye kadar açıklananlardan farklı nüfus projeksiyonlarına
dayandığı için bir miktar daha yüksek görülmektedir. TÜİK şu anda 2008’le
ilgili de, 2008 Ocak ayını da revize ediyor. 11,3 olan oranı 11,6’ya çıkarmış
bulunuyor, 2008 Ocak. Dolayısıyla bir miktar bu yeni hesaplama yönteminde veya
nüfus projeksiyonlarına dayandığını kabul etmemiz
gerekiyor.
Bir diğeri: Tabii,
işsizlik oranının ocak ve şubat aylarında yüksek olmasının mevsimsel etkileri
de vardır. Bunu da şu şekilde görmek mümkün: 2005 Ocak ayında yüzde 11,5 olan
işsizlik oranı 2005’in yıllık oranına baktığımız zaman 10,3. Yani ocak ayı 1
veya 1,5 puan her zaman
yıllık ortalamanın veya diğer aylara göre bir farklılık arz ediyor. Yine 2006
Ocak ayında işsizlik oranı yüzde 11,9 iken 2006’nın yıllık ortalaması yüzde 9,9
düzeyindedir. Yani mevsimsel etkileri de bu 15,5’in içerisinde görmek mümkün.
Bir diğer önemli
husus ise: İş gücü genç nüfus nedeniyle her yıl ortalama 600-700 bin artarken
son bir yılda, yani 2008 yılında 1 milyon 135 bin artış gösterdi. İş gücüne
katılma oranı da yüzde 44,4’ten yüzde 45,8’e yükselmiş bulunuyor. Nitekim
şimdiye kadar iş bulma girişimi içinde olmayan birçok kişi ailenin gelirinin
düşmesi endişesiyle iş aramaya başladı ve böylece de işsiz tanımına dâhil olmuş
bulunmaktadır.
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Buna siz inanıyor musunuz Sayın Bakan?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim?
YILMAZ TANKUT
(Adana) – Buna siz inanıyor musunuz?
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Söylediğim şeyler hep resmî
bilgilerdir, ezbere bir şey konuşmuyorum. Aslında işsizlikle ilgili benim bu
üçüncü konuşmamdır. Kasım ayındaki konuşmama bakarsanız, aralık projeksiyonlarını, ocak ayına dönük ifadelerimi de orada
görürsünüz ve bu kürsü son derece önemli bir kürsüdür. İnanmadığımız şeyin
burada konuşulmaması gerekiyor ama söz sahibini yani muhatabı eğer farklı değerlendiriyorsa
kürsüyü, onu takdirlerinize bırakıyorum.
Şimdi, bir diğer
konu, TÜİK verilerinde istihdam edilenlerin sayısı bir önceki yılın aynı
dönemiyle karşılaştırıldığında azalma değil, 75 bin artış var istihdamda. 2008
Ocak ile 2009 Ocağını mukayese ettiğiniz zaman 75 bin istihdamda artış olduğunu
görüyoruz ama buna karşılık ortaya çıkan yeni işlerin çalışma çağına gelen genç
nüfusu istihdam edecek ölçüde olmadığı da görülmektedir. Bu durumun yanı sıra,
kriz var düşüncesiyle gelirlerinin düşmesi endişesine kapılan birçok kişi daha
önce çalışmayı düşünmedikleri hâlde iş aramaya başlamakta ve işsizlik oranı da
bundan dolayı yükselmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tabii burada Değerli Hocam bazı ifadeler kullandılar,
dediler işte “gerçek işsiz sayısı…” Ki bunu birçok kişi de kullanıyor yani
sahte işsiz sayısı mı anlamı çıkıyor bilemiyorum.
ESFENDER KORKMAZ
(İstanbul) – Fiilî… Fiilî…
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yani TÜİK devletimizin bir kurumu.
İşsizlik oranının nasıl tespit edildiği, bu istatistiklerin nasıl yapıldığını
hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, burada gerçeğinden, şusundan
busundan ziyade işsizlik oranı belirlenmiş. İş arayanları kastediyor bu oran,
iş talebinde bulunanlar. Yani bir vatandaş iş talebinde bulunmuyorsa, bir
şekilde bir geliri varsa, bir şekilde geçimini sürdürüyor ise onu bizim işsiz
diye algılamamız veya buraya yansıtmamız, bu istatistiki
verilere, bu çalışmalara da çok uygun düşmüyor. Dolayısıyla, bizim 3 milyon 650
bini esas almamız gerekiyor, doğrusu da budur. Bunu bir ayrıntı olarak da ifade
etmeyi uygun buldum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şimdi, piyasalarda canlılığın sürdürülmesi adına, Hükûmetimizce, ÖTV indirimleri, KOBİ destek kredileri,
yaklaşık kırk tedbir uygulamaya konulmuş, krize karşı toplam 54,4 milyar TL
büyüklüğünde önlemler alınmıştır. Bunlardan birçoğu, krizin ülkemizde istihdama
etkilerini azaltmayı amaçlayan tedbirlerdir. Şimdi, az önce burada ifade
edildiği gibi yani “İstihdamın üzerindeki yükleri hafifletelim...” Hep birlikte
yüzde 25 işveren prim payını burada yasal düzenlemeyle gerçekleştirdik yani
işveren prim payında yüzde 25’lik indirim yaptık. Bakınız, hâlen, ticaret
odalarında, sanayi odalarında yapmış olduğumuz ziyaretlerde ve konuşmalarda
birçok işverenimiz bunun farkında değil.
Yine geçtiğimiz
aylarda genç ve kadın istihdamının teşvikiyle ilgili müracaat süresini bir yıl
daha uzattık. Yani bugün ilave bir istihdamın işveren primini biz karşılıyoruz,
fon tarafından karşılanıyor veya yeni bir şirketin, yeni bir iş yerinin
oluşturulması hâlinde tüm istihdam edilecek olan personelin, işçilerin işveren
primi yine kamu tarafından karşılanıyor. Bundan daha güzel bir istihdam yükünü
almaya dönük teşvik olabilir mi? Ama bugüne kadar, bu yasal düzenlemeyi yaptıktan
bugüne kadar 35.291 kişinin bu kapsamda istihdam edildiğini de görüyoruz. Tabii
ki bu küresel krizin bu teşviki, daha doğrusu yatırımları etkilemesinden
kaynaklanan bir süreçle karşı karşıya olduğumuz için, bu teşvikten istediğimiz
neticeyi alma konusunda istediğimiz orana gelemediğimizi burada ifade etmemiz
gerekiyor.
Yine, istihdamın
üzerindeki yükleri azaltmaya dönük: Bildiğiniz gibi, 50 işçiden fazla işçi
çalıştırmak âdeta yasalar tarafından engelleniyor idi. Gelip gelip şirketler 49 işçide duruyorlar idi, çünkü zorunlu
istihdam yüklerinden dolayı 50 değil, 49 işçiyi işverenlerimiz tercih ediyorlar
idi. Bu konuda istihdamın üzerinden çok ciddi şekilde yükleri kaldırdığımızı
hepiniz biliyorsunuz. Yani eski hükümlü, terör mağduru, özürlü istihdamı, kreş,
sağlık, güvenlik birimi, spor tesisi, anaokulu gibi birçok zorunlu istihdam
yüklerini işverenlerin üzerinden kaldırdığımızı, amacımızın da istihdamı
artırmak olduğunu hepiniz takdir edersiniz.
Bir diğer önemli
gerçekleştirdiğimiz husus ise, çalışma hayatının en önemli sorunlarından biri
olan nitelikli eleman sorununu çözmek için mesleki eğitim seferberliğini
başlattık. 2009 yılında 250 milyon TL, yani eski rakamla 250 trilyon liralık
bir kaynağı mesleki eğitime tahsis ettik. Bakınız, 2008 yılında 32 bin
vatandaşımız meslek sahibi oldu. Bizim hedefimiz, yıllık meslek eğitimi sahibi
olan vatandaşımızın sayısını 100 bine taşımak idi. Nisan ayı itibarıyla 33.302
kişi şu anda meslek eğitimi gördü veya görmeye devam ediyor, meslek eğitimi
verilmeye devam ediyor. Dolayısıyla yıl sonu
itibarıyla bu kaynak ilk olarak İŞKUR’a tahsis edildi
ve yıl sonu itibarıyla da 100 bin hedefimizi yakalayacağımızı umuyorum.
KOBİ’ler için
öngörülen can suyu kredilerinin kullanılmasında prim borçları engel olmasın
diye prim borçlarının kredilerden mahsup edilmesine imkân sağladık. Bir
işverenin prim borcu varsa bu işveren hak edişini alamıyor idi. Prim
borçlarının hak edişlerden mahsup edilmesi suretiyle işverenin hak edişlerini
alabilmelerine imkân sağladık.
Bunların yanında,
bildiğiniz gibi yine burada yasal düzenlemeyi gerçekleştirdik ve “kısa çalışma
ödeneği” diye bildiğimiz düzenlemeyi, oranını ve süresini artırarak
yasalaştırdık. Çalışanların işlerini, işverenlerin de nitelikli elemanlarını
kaybetmemelerine dönük bir düzenlemeydi.
Kısa çalışma
ödeneğine kasım ayından bugüne kadar –bildiğiniz gibi kısa çalışma ödeneği 28
Şubatta yürürlüğe girdi- 214.676 işçi için 3.232 firma başvurdu, 3.232 firma
başvuruda bulundu, toplam kapsadığı işçi
ise 214.676.
130.216 işçinin
çalıştığı 1.398 firmanın talebi sonuçlandırıldı ve neticede, incelemeler
neticesinde 853 firmada çalışan 92.573 işçiye kısa çalışma ödeneği verilmeye
başlandı.
196 firmanın
başvurusu reddedildi, 349 firma ise talebini geri çekti. Bu son derece önemli
bir rakamdır. Yani kısa çalışma ödeneği yeni düzenlemeyle yürürlüğe girince 349
firma “Ben kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak istiyorum.” diyen firma
talebini geri çekmiştir. Diğer teşviklerle birlikte sistemin yani küresel
krizin etkisindeki ekonomimizin olumlu bir seyir izlediğini 349 firmanın bu
talebini geri çekmesinden çok rahat bir şekilde, bir yönüyle görebiliriz.
Diğer yandan
işini kaybedenler için işsizlik ödeneği de devam etmektedir. Ocak ayında, Ocak
2009’da 78.576 kişiye çıkan işsizlik ödeneği başvuruları, aylık başvuruları son
üç ayda azalma trendine girmiş, mart ayında 62.105
kişi olarak gerçekleşmiştir. Yani ocak ayında kısa çalışma için 78 bin kişi
müracaat ederken mart ayında 62 bine nisan ayında ise 50-55 bin arasında bir
rakama ineceğini görüyoruz ki bu kısa çalışma ödeneğinin yani çalışırken
desteğin, çalışırken iş akdini feshetmeden işçiye sahip çıkma düzenlemesinin
yararlarını burada görmeye başlamış bulunuyoruz.
Değerli
milletvekilleri, Hükûmet olarak başından beri global finansal krizin ekonomimize ve dolayısıyla istihdama
etkilerini yakından takip ediyoruz, alınması gereken tedbirleri zamanında
alıyoruz ve etkin bir şekilde de uygulama çabası içerisindeyiz. Önümüzdeki
aylarda turizm, inşaat, tarım gibi sektörlerdeki canlanmalarla birlikte istihdamda
artış, işsizlikte ise azalış olacağını öngörüyoruz.
Bu çerçevede şu
anda ifade edebileceğim bir iki husus var işsizlikle ilgili attığımız adımlarla
ilgili: Biri, Daimî Özel İstihdam Komitesi, bildiğiniz gibi, oluşturuldu ve
çalışmaya başladı; ikincisi, toplum yararına çalışma programları, yani geçici
iş yaratma programları konusunda çalışmalarımızı şu anda sürdürüyoruz. Bu şu
anlamda önemli: Krizi biz geçici olarak görüyoruz. Bundan dolayı Türkiye'nin
genelinde geçici iş yaratma konusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Umuyorum ki
bu krizin etkilediği süreç içerisinde bu programlarla çok ciddi sayıda bir
istihdamı gerçekleştirme imkânımız olacak. Ayrıca, aktif iş gücü programları
çerçevesinde de mesleki eğitim yıllık 100 bin değil, bunu daha da yukarılara
taşıma konusunda kaynak tahsisi çalışmamız devam ediyor. Bir taraftan yaygın
bir şekilde meslek eğitimini gerçekleştireceğiz -2009 yılı için söylüyorum-
diğer taraftan bu geçici iş yaratma programlarıyla mevcut, tırmanmakta olan,
kriz dolayısıyla, küresel kriz dolayısıyla tırmanmakta olan bu işsizlik oranını
aşağıya çekeceğimizi çok rahat bir şekilde ifade edebiliyorum.
Kayıt dışılıkla
mücadele konusuna değinildi. Çok ciddi bir mücadele şu anda gerçekleşiyor.
Bakınız, 311 bin kişi, son dört ay içerisinde 311 bin kayıt dışı çalışan kayıt
altına alınmıştır, 11 bin kayıt dışı iş yeri kayıt altına alınmıştır. Nereden
kayıt altına alındı? Denetimlerden ziyade, yani fiilî müfettiş denetimlerinden
ziyade, aylıkların bankadan yatırılmasının yanında kurumlar arası koordinasyon
neticesinde çok ciddi kayıt dışı bulgularına ulaşılmıştır. Mevcut
düzenlemelerimiz çok önemli ölçüde kayıt dışını önlemeye dönük önlemler ve
tedbirler içermektedir.
“Yatırımların
önünü açınız.” diye burada ifade edildi. Uyguladığımız teşviklere baktığınız
zaman, kırk dokuz ilde şu anda teşvikler uygulanıyor. Ayrıca, sektörel, bölgesel ve proje bazlı
teşviklere geçeceğimizi şimdi ifade ediyoruz.
Türkiye'de iki
şeyi birbirine karıştırmayalım: Bir problem var, bu problemi hepimiz kabul
ediyoruz. Bu problem küresel bir problem, bu kriz küresel bir
kriz. Bunun öyle veya böyle çeşitli alanlarda yansımaları var.
“Teğet” konusu
sürekli istismar ediliyor. Doğrudur, gerek kamu maliyemiz açısından gerekse
finans sektörümüz açısından çok ciddi sıkıntılarla biz karşı karşıya olan
ülkelerden değiliz. Yani bizim aldığımız önlemler ağırlıklı reel sektör ve
istihdama dönük önlemler olmalıdır. Bizim çabalarımız da, bizim açtığımız
paketler de, bizim yaptığımız düzenlemeler de -dikkat ederseniz- burada tahribatın
büyümemesine dönük önlemlerdir. Ama “Diğer ülkelerde finans sektöründeki
tahribat ve diğer alanlarda meydana gelen tahribata dönük alınan önlemler neden
Türkiye'de uygulanmıyor?” gibi bir yaklaşım tarzının doğru olmayacağına sizin
de hak vereceğinize inanıyorum.
Bir son konu: Fon
varlığı da çok konuşuluyor. Yalnız bir aylık bir rakam vermek istiyorum: Fon
varlığı, 2009 Mart ayı itibarıyla toplam geliri 821 milyon 273 bin lira. Yani
821 trilyon mart ayı geliri.
Gider ise…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Gider konusunda gerekli ölçüde cömert
olmadığımızı, yani fon varlığının sürekli kabardığı, fon varlığının yükseldiği,
fon varlığının arttığı şeklindeki ithamları da doğru bulmuyorum. Bu fon, son
derece önemli bir fondur. Bu fonu yerinde kullanmak gerekiyor. Kriz ortamı
yokken, sorun yokken tabii ki fon varlığı artacak ama kriz dönemine baktığımız
zaman, 821 trilyon aylık geliri olan fonun 400 trilyon lira da aylık gideri
vardır şu anda ve bunlar işçimize gitmektedir, emekçimize gitmektedir. Bunun da
bir ayrıntı olarak bilinmesini yararlı buldum.
Bu fırsatı
verdiği için, Değerli Esfender Korkmaz Hocama
teşekkür ediyorum.
Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çelik.
Sayın
milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize
sunacağım.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Tezkereler
1.- Kosova Türkleri Millî Bayramı törenlerine iştirak
edecek olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in başkanlığındaki Parlamento heyetinin üye
sayısının altıya çıkması nedeniyle, grubu bulunan siyasi partilerin yüzde
oranları gereğince, Adalet ve Kalkınma Partisine düşen bir üyeliğe Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın bildirildiğine ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/754)
15
Nisan 2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna
Kosova Türkleri
Millî Bayramı törenlerine iştirak etmek üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanvekili Sayın Nevzat Pakdil başkanlığında
Kosova’yı ziyaret edecek olan ve Siyasi Parti Grup Başkanlıklarınca isimleri
bildirilen Parlamento heyeti, ilgi yazı ile Genel Kurul’un 15 Nisan 2009 tarih
ve 77 sayılı birleşiminde bilgisine sunulmuştu.
Ancak; Türkiye
Büyük Millet Meclisi heyetinin altı üyeye çıkması nedeniyle, grubu bulunan
siyasi partilerin yüzde oranları gereğince, Adalet ve Kalkınma Partisi grubuna
bir üyelik daha düşmektedir.
Adalet ve
Kalkınma Partisi grubu tarafından ismi bildirilen Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 2. Maddesi uyarınca Genel Kurulun
bilgisine sunulur.
Köksal
Toptan
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısının aranmasını istiyorum.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, konuyu anlamadık bunun oylanması lazım; bir üye daha
ekleniyor!
BAŞKAN – Bu
bilgiye sunma Sayın Genç, oylama yok.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Bir üye daha gönderiyorlar.
BAŞKAN – Bilgiye
sunuyorlar.
MUZZAFFER
BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Karıştırıyor efendim.
BAŞKAN – Heyetin
gitmesi için zaten oylanmıştı daha önceden. Kabul edilmiş bir önerge üstüne
bilgiye sunulma.
Meclis
araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı
okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin,
1977 yılında 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’de meydana gelen olayların
araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/345)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
1977 yılında
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından Taksim’de düzenlenen 1
Mayıs kutlamalarına kimin tarafından yapıldığı ortaya çıkmamış bir saldırı
sonucu 36 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Toplumsal
ve siyasal bellekte derin izler bırakan bu katliamı gerçekleştirenler ve
arkasındaki karanlık güçler bugüne değin açığa çıkarılamamıştır. Ve bu nedenle
ülkemizin ve toplumumuzun tarihinde kara sayfa olarak durmaktadır. Bu katliamın
ortaya çıkarılması, gerçekleştirenlerin ve sorumluların bulunup yargı sürecinin
başlatılması amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün
104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 16
Nisan 2009
1) Ahmet Türk (Mardin)
2) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
3) Fatma Kurtulan (Van)
4) Emine Ayna (Mardin)
5) Ayla Akat Ata (Batman)
6) Sebahat Tuncel (İstanbul)
7) M.Nezir Karabaş (Bitlis)
8) Bengi Yıldız (Batman)
9) Sırrı Sakık (Muş)
10) M. Nuri Yaman (Muş)
11) Özdal Üçer (Van)
12) Aysel Tuğluk (Diyarbakır)
13) Pervin Buldan (Iğdır)
14) Gültan Kışanak (Diyarbakır)
15) Akın Birdal (Diyarbakır)
16) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
17) Hasip Kaplan (Şırnak)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19) Şerafettin Halis (Tunceli)
20) Osman Özçelik (Siirt)
21) Hamit Geylani (Hakkâri)
Gerekçe:
1977 yılında
Devrimci işçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından Taksim'de düzenlenen 1
Mayıs kutlamalarına kimin tarafından yapıldığı bugün bile ortaya çıkmamış bir
saldırı sonucu 36 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır.
İlerleyen
yıllarda 1977 1 Mayısını toplumsal belleğe "kanlı" sıfatıyla
kazıyacak olan olayların, saat 19.00 sularında, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in konuşmasının sonuna yaklaşıldığı sırada
başladığı bilinmektedir. Daha sonra açılan davanın dosyasında
da belirtildiği ve görgü tanıklarının anlatımlarına göre duyulan bir el silah
sesinin ardından, alana hâkim noktalar olan Taksim Sular İdaresi binasının
çatısından, bugünkü adı The Marmara olan Inter Continental Oteli'nin beşinci ve altıncı katlarından ve
Kazancı Yokuşu'nun girişinde bulunan Pamuk Eczanesi'nin ikinci katından
kitlenin üzerine ateş açıldığı bilinmektedir. Bu ateşin asıl amacının
arbede yaratmak ve halkın birbirini ezmesini sağlamak olduğu anlaşılmıştır.
Nitekim aynı anda Tarlabaşı ve Elmadağ yönünden alana
giren polis panzerleri de halkı sıkıştırarak ve ses bombası atarak insanları
Kazancı Yokuşu'na doğru sürmüş bu esnada bir tanesi Meral Özkol
isimli yurttaşımızı ezmiştir.
Olaylar
başlamadan birkaç dakika önce Kazancı Yokuşu'nun başına mavi renkli bir Fiat kamyonet park edilmiştir. Kitle bu kamyonetin iki
yanından sıkışarak akarken, yokuşun aşağısında bulunan bej renkli, Renault
marka bir sivil polis arabasından kitlenin üzerine makineli tüfekler ile ateş
açılmıştır. Bu ateş kaçmakta olan kitlenin ön safının durmasına ve arkasından
yokuş aşağı gelen insanlar tarafından ezilmesine neden olmuş, araçta bulunan
polis memuru Necati Tınaz, daha sonra bu durumu "üstümüze geldiler havaya
ateş ettik" şeklinde açıklamıştır. Bunun sonucu ölenlerden yalnız beşi
silahla vurulmuş, biri panzerle ezilmiş, geri kalanlar Kazancı Yokuşu'nun
girişinde birbirini ezmiştir.
İstanbul Belediye
Başkanı Ahmet İsvan'ın olayların gerçekleştiği sırada
Sular idaresi yönünden gelen ateşe dair polis amirine sorduğu "Bu duvarın
üzerinden ateş edildi bize. Bunlar polis midir, görevli midir?" sorusu
yanıtsız kalmış ve İsvan coplanmıştır. Daha sonraki
soruşturmalarda ise bu kişiler tamamen reddedilmiştir.
Bütün bu bilgi ve
tanıklıklardan anlaşılacağı gibi, 1 Mayıs 1977 yılında Taksim de yaşananlar
katliam tanımına denk düşmektedir. Böylesine karanlık bir olayın yıllardır
aydınlatılmaması/aydınlatılamaması yakın tarihimizin en önemli bölümünün de
karanlıkta kalmasına neden olmaktadır.
Bu nedenle bu
olayın aydınlatılması, sadece faillerin ortaya çıkarılmasını sağlamanın
ötesinde, bir dönemin de aydınlatılmasına yol açacaktır. Böylelikle demokratik
bir ülke hedefimize biraz daha yaklaşabileceğiz.
2.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 19 milletvekilinin,
yerel seçimlerden sonra Ağrı’da yaşanan bazı olayların araştırılması amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/346)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı’na
29 Mart 2009 yerel yönetim seçimleri sonrasında Ağrı ilimizde
seçim sonuçlarının şaibeli görülmesi ve seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla
bölge halkının demokratik tepkileri ile başlayan gösterilerin güvenlik güçleri
tarafından, kontrolsüz güç kullanılması sonucu yaratılan şiddet ortamının
nedenlerinin araştırılması ve olayların şiddetlenmesi ile bölge halkının zarar
görmesine neden olan kamu görevlilerinin olaylardaki sorumluluklarının tespit
edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca
“Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımızIa
arz ederiz.
1) Ahmet Türk (Mardin)
2) Emine Ayna (Mardin)
3) Fatma Kurtulan (Van)
4) Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
5) Sırrı Sakık (Muş)
6) Ayla Akat
Ata (Batman)
7) Bengi Yıldız (Batman)
8) M. Nezir Karabaş (Bitlis)
9) Akın Birdal (Diyarbakır)
10) Aysel Tuğluk (Diyarbakır)
11) Gültan
Kışanak (Diyarbakır)
12) Hamit Geylani (Hakkâri)
13) Pervin Buldan (Iğdır)
14) Sebahat Tuncel (İstanbul)
15) Nuri Yaman (Muş)
16) Osman Özçelik (Siirt)
17) İbrahim Binici (Şanlıurfa)
18) Sevahir
Bayındır (Şırnak)
19) Hasip
Kaplan (Şırnak)
20) Şerafettin Halis (Tunceli)
Gerekçe :
29 Mart 2009
tarihinde yapılan yerel seçimler neticesinde Ağrı ilinde açıklanan seçim sonuçları
doğrultusunda seçimlere hile karıştırıldığı, oyların çalındığı ve Ağrı
Milletvekili Cemal Kaya'nın bölge halkını, oylarını AKP'ye vermeleri yönünde
tehdit ettiği bilgileri doğrultusunda seçim sonuçlarının meşru olmadığı
kanaatine varılmış ve DTP parti yöneticilerinin seçim sonuçlarına itirazı
olmuştur. Bu nedenle 30 Mart tarihinde bir grup DTP milletvekili Ağrı'ya
giderek İlçe Seçim Kurulu'na itiraz dilekçesi vermişlerdir. Dilekçenin ret
edilmesi üzerine bir üst kurum olan İl Seçim Kurulu'na itiraz dilekçesi
verilmiştir. Bu dilekçenin sonucu ise, çevre illerden de toplanmış bulunan
bölge halkı tarafından kitlesel bir şekilde beklenmiştir. Bu süreçte halk
sadece halaylar çekerek itiraz dilekçesinin sonucunu beklemiştir. DTP
milletvekillerinin il valisine, il emniyet müdürüne ve il seçim kurulu hâkimine
kararın bir an önce taraflarına tebliğ edilmesi talebi iletilmesine rağmen
sonuç alınamamıştır. Bunun sonucunda hiçbir şiddet eylemi gerçekleştirmemiş
olan topluluğa güvenlik güçlerinin saldırısı gerçeklemiştir. Saldırı sonucu
kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapılmaksızın insanlar şiddetli bir saldırıya maruz
bırakılmıştır. Bunun sonucunda onlarca kişi güvenlik güçleri tarafından darp
edilerek yaralanmıştır. DTP milletvekillerinin kaldığı otelin önüne bilinçli bir
şekilde panzer yerleştirilerek otele gaz bombası atılmıştır ve
milletvekillerinin otelden çıkması engellenmiştir. Bu sırada bir DTP
milletvekili de polis tarafından copla darp edilmiştir.
Olaylar süresince
bütün sokaklar abluka altına alınarak, güvenlik güçleri "her şey vatan
için" sloganlarıyla yürüyüş yapmış, ilde adeta bir işgal görüntüsü
yaratmışlardır. Bu süre zarfında Ağrı'da neredeyse evinden dışarı çıkan herkes
gözaltına alınmıştır. Yaralıların durumu hakkında dahi yetkili kişiler tarafından
milletvekillerine bilgi verilmemiştir. Yaşanan olaylar sonucunda 100 kişi
tutuklanmış, 100 kişi gözaltına alınmış ve 80 kişi de yaralanmıştır. Bugün
itibariyle ise gözaltılar kamera kayıtlarına bakılarak hâlâ sürdürülmektedir.
Bölge halkının,
şiddete dayanmayan ve hiçbir fiziksel müdahaleyi gerektirmeyen demokratik
tepkilerine güvenlik güçlerince âdeta linçe varan düzeyde müdahale ile cevap
verilmesi bölge halkına ve ülkenin demokratik yapısına büyük zararlar
vermiştir. Bölge halkına yapılan uygulamalar insanlık dışı ve ülkemiz açısından
da utanç vericidir. Ülkemizde zaman zaman yaşanmakta
olan demokratik gösterilerin büyük çoğunluğunun bu şekilde kontrolsüz güç
kullanılarak bastırılmaya çalışılması, birçok yurttaşımızın yaşamını
yitirmesine neden olmuştur. Ağrı'da yerel seçimler sırasında yapılmış olan
demokratik gösterilerin şiddetle bastırılması hususunda hükümet ve kamu
görevlilerinin sorumlu davranmayışı, hemen akabinde Urfa'nın Halfeti ilçesinde
yine demokratik gösteriler sonucunda iki gencimizin öldürülmesine sebebiyet
vermiştir. Demokratik hukuk devleti olmanın, olmazsa olmaz gereği olarak,
taleplerin demokratik gösterilerle ifade edilebilmesi ve bundan dolayı sivil
yurttaşlarımızın zarar görmemesi açısından Ağrı'da yaşanmış olan olayların
araştırılması gerekmektedir. Bu araştırma ülkemizin demokratik toplum düzeni
açısından fayda sağlayacaktır.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Önergeler
gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.
Bir gensoru
önergesi vardır, önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.
Şimdi önergeyi
okutuyorum:
C) Gensoru Önergeleri
1.- Demokratik Toplum Partisi
Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın,
toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç
kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle
toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay
hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Merkezi otoriteden aldığı yetkiye dayanarak, toplumsal olaylar
sırasında hedef gözetip bizzat öldürme amacıyla ateş açan güvenlik güçlerinin
çok sayıda yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan silahlı müdahalesinin giderek
yaygınlaşması karşısında gerekli yasal-idari tedbirleri almayarak, ölümlerin
artmasına yol açan ve yaşam hakkı ihlalinin önüne geçmeyerek ülkemizdeki
toplumsal barışı tehlikeye sokan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında
Anayasanın 99'uncu, TBMM içtüzüğünün 106'ncı maddeleri gereğince gensoru
açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.
|
|
Fatma Kurtulan |
Selahattin Demirtaş |
|
|
Van |
Diyarbakır |
|
|
DTP Grup Başkan
Vekili |
DTP Grup Başkan
Vekili |
Gerekçe:
Demokratik bir
hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri Anayasa'nın 34'üncü maddesiyle güvence
altına alınmıştır. Buna göre; önceden izin almaksızın herkes toplantı ve
gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkına sahiptir. Bu hakkın özgürce
kullanılmasını sağlamak demokratik, hukuk devletinin temel gereklerinden
biridir.
Ancak son
yıllarda düzenlenen toplumsal gösteriler, kolluk güçlerinin ölümlerle
sonuçlanan orantısız aşırı güç kullanımına sahne olmaktadır. En kaygı verici
olanı ise müdahaleler sırasında ateşli silah kullanılıyor olmasıdır.
Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 28 Mart 2006'da 11
yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan Diyarbakır olayları sırasında yaptığı
"Güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa, kim olursa olsun
gerekli müdahale ne ise bunu yapacaktır" açıklaması ve 2007'de polisin
yetkisini arttıran yasa değişikliğine gidilmesiyle birlikte protesto
gösterilerindeki ölümlerde yaşanan artış dikkat çekici boyuttadır.
Ayrıca gerek
İçişleri Bakanlığı'nın gerekli tedbirleri almaması gerekse de güvenlik
görevlileri hakkında etkin bir soruşturmanın yürütülmemesi, bu uygulamaları
teşvik edici bir nitelik taşımaktadır. Özellikle son bir yılda gösteriler
sırasında ateşli silah da dâhil orantısız güç kullanılması sonucu 9 yurttaşımız
yaşamını yitirirken, onlarcası da yaralanmıştır.
15 Şubat 2008'de
Şırnak-Cizre'deki gösteriler sırasında Yahya Menekşe (15) isimli çocuk panzerle
ezilerek öldürüldü.
5 Mart 2008'de
Van-Erciş'te yapılan "8 Mart Kutlamasına" müdahale sırasında
polislerin başından darp ettiği Mehmet Deniz yaşamını yitirdi.
22 Mart 2008'de
Van'daki Nevruz kutlamasına müdahale eden polisin hedef gözeterek açtığı ateş
sonucu Zeki Erinç ve Ramazan Dal yaşamlarını yitirdi.
23 Mart 2008'de
Hakkâri Yüksekova'daki Nevruz kutlamasına müdahale eden güvenlik güçlerinin
açtığı ateş sonucu İkbal Yaşar ve Fahrettin Şedal
adlı kişiler yaşamını yitirdi.
20 Ekim 2008'de
Ağrı Doğubeyazıt'taki basın açıklamasına müdahale
eden polisin hedef gözeterek açtığı ateş sonucu Ahmet Özkan adlı genç kalbinden
vurularak öldürüldü.
Son olarak 4
Nisan 2009 tarihinde Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinin Ömerli köyü kırsalında
kutlama ve şenlik yapmak isteyen kitleye gaz bombası ve plastik mermiyle
yapılan müdahale sonucu Mahsum Karaoğlan (21) ve
Mustafa Dağ (27) yaşamlarını yitirdi.
İçişleri Bakanı
Sayın Beşir Atalay'ın sorumluluğunda yaşanan toplumsal olaylardaki bu ölümlere
bir de dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülenler eklendiğinde tablo çok
daha ürkütücü boyutlara ulaşmaktadır. Kolluk güçlerinin 2007-2008 arası
toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında ateşli silah kullanması sonucu 62 kişi
yaşamını yitirirken, 68 kişi de yaralanmıştır. Son iki yılda toplumsal olaylara
gaz bombası ve diğer araçlarla yapılan müdahalelerde yaralanan kişi sayısı ise
271'dir.
En temel insan
hakkı olan yaşam hakkına kasteden bütün bu olaylar "işkenceye sıfır
tolerans" sözü veren Hükümetin, İçişleri Bakanlığı'nın sorumluluğu altında
yaşanmaktadır. İçişleri Bakanı'nın gerek emrindeki polis gücünü kontrol
edememesi gerekse de ölümleri durdurmak için gerekli caydırıcı tedbirleri
almaması, kamuoyundaki kaygıları daha da arttırmaktadır.
Yasal-demokratik
çerçevedeki gösterilere ateşli silah kullanılarak yapılan müdahaleyle toplumsal
muhalefet bastırılmak ve "terörize" edilmek
istenmektedir. OHAL dönemini andıran bu uygulamalarla devletin şiddetli
önlemlere başvurmasının yolunun açılması ve güvenlik aygıtının idari yönetim
üzerinde hâkimiyetinin sağlanması hedeflenmektedir. Ülkemizi çatışmalı ortama
sürükleyen bu politika, toplumsal barışı ve demokratik istikrarı da açıkça
tehdit etmektedir.
Toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin
sivilleri vurması karşısında etkin önlemler almayarak ölümlerin ve yaşam hakkı
ihlalinin artmasına yol açan ve bu tutumuyla da çatışmalı ortama zemin
hazırlayarak ülkemizin toplumsal barışını tehlikeye sokan İçişleri Bakanı Sayın
Beşir Atalay hakkında Anayasa'nın 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106'ncı maddeleri
gereğince gensoru açılmasını saygılarımızIa arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur.
Gensorunun
gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü de kapsayan Danışma
Kurulu önerisi biraz sonra oylarınıza sunulacaktır.
Şimdi, Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır, okutup oylarınıza
sunacağım:
A) Tezkereler (Devam)
2.- Norveç Parlamentosu Başkanı Thorbjørn
Jagland’ın davetine icabet etmek üzere, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, beraberinde bir Parlamento heyetiyle
Norveç’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/755)
17
Nisan 2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Norveç Parlamentosu Başkanı ThorbjØrn Jagland’ın davetine
icabet etmek üzere, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, 5-7 Mayıs 2009
tarihlerinde Norveç’e resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6.
Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.
Köksal
Toptan
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Başbakanlığın,
Anayasa’nın 82’nci maddesine göre verilmiş beş tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:
3.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in,
20-23 Ocak 2009 tarihlerinde Mısır’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi
uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/756)
7/4/2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Devlet Bakanı
Kürşad Tüzmen’in, görüşmelerde bulunmak üzere bir
heyetle birlikte 20-23 Ocak 2009 tarihlerinde Mısır’a yaptığı resmi ziyarete,
ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş
ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
|
|
Liste |
|
|
Zekeriya Aslan |
|
Afyonkarahisar Milletvekili |
|
Mehmet Yüksel |
|
Denizli
Milletvekili |
|
Yaşar Ağyüz |
|
Gaziantep
Milletvekili |
|
Hakan Coşkun |
|
Osmaniye
Milletvekili |
BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
İkinci tezkereyi
okutuyorum:
4.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 28-30 Ocak
tarihlerinde İsviçre’ye yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/757)
7/4/2009
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
Davos’ta düzenlenen Dünya
Ekonomik Forumu yıllık toplantısına katılmak üzere, 28-30 Ocak 2009
tarihlerinde bir heyetle birlikte İsviçre’ye yaptığım resmi ziyarete, Erzurum
Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık’ın da iştirak
etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Üçüncü tezkereyi
okutuyorum:
5.- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 12-15 Şubat 2009
tarihlerinde Rusya Federasyonu’na yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun
görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/758)
7/4/2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
12-15 Şubat 2009
tarihlerinde Rusya Federasyonu’na resmi bir ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı
Sayın Abdullah Gül’e refakat eden heyete, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz’un da iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki
Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN –
Arayacağım efendim.
Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok.
Beş dakika ara
veriyorum.
Kapanma Saati: 16.09
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati:16.19
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum.
Başbakanlık
tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.
Şimdi tezkereyi
tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.
Diğer tezkereyi
okutuyorum:
6.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in 17-21 Şubat 2009 tarihlerinde Kırgızistan’a
yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/759)
8/4/2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı M. Hilmi Güler’in, görüşmelerde
bulunmak üzere bir heyetle birlikte 17-21 Şubat 2009 tarihleri arasında
Kırgızistan’a yaptığı resmi ziyarete, ekli listede adları yazılı
milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar
Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Beşinci tezkereyi
okutuyorum:
7.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in,
16-18 Şubat 2009 tarihlerinde Suriye’ye yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi
uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/760)
8.4.2009
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Devlet Bakanı
Kürşad Tüzmen’in, görüşmelerde bulunmak üzere bir
heyetle birlikte 16-18 Şubat 2009 tarihlerinde Suriye’ye yaptığı resmî
ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun
görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
|
|
Liste |
|
|
|
Şevket Köse |
|
|
Adıyaman
Milletvekili |
|
Ahmet İnal |
|
|
Batman
Milletvekili |
|
Cumali Durmuş |
|
|
Kocaeli
Milletvekili |
|
Medeni Yılmaz |
|
|
Muş
Milletvekili |
|
Mustafa Hamarat |
|
|
Ordu
Milletvekili |
|
Abdullah Veli
Seyda |
|
|
Şırnak
Milletvekili |
BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, önceki tezkerede liste okunmadı.
BAŞKAN – Orada
liste yokmuş efendim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – İsim söylenmedi Sayın Başkan.
BAŞKAN – Okudu,
ismi söyledi, liste yok, bir kişi vardı herhâlde.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, Abdullah Gül Rusya’ya gidiyorsa Salih Kapusuz’un parasını cebinden versin. Devletin parasıyla
Salih Kapusuz’u Rusya’ya götürmek olur mu?
BAŞKAN –Sayın
Genç, lütfen, söz size geldiği zaman söyleyiniz.
Danışma Kurulunun
bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.
VI.- ÖNERİLER
A) Danışma Kurulu Önerileri
1.- (11/7) esas numaralı gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun
21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü sorular
ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemdeki sıralama ile çalışma
gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun, 22 Nisan 2009
Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel
Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23
Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak
görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri ile o gün başka bir konunun
görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi
No: 58 Tarihi:
21.4.2009
Danışma Kurulu
Önerisi
Danışma Kurulunun
21 Nisan 2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel
Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.
|
|
Köksal Toptan |
|
|
|
Türkiye Büyük
Millet Meclisi |
|
|
|
Başkanı |
|
|
|
|
|
|
|
Nurettin Canikli |
Hakkı Süha Okay |
|
|
Adalet ve
Kalkınma Partisi |
Cumhuriyet Halk
Partisi |
|
|
Grubu
Başkanvekili |
Grubu
Başkanvekili |
|
|
Oktay Vural |
Selahattin Demirtaş |
|
|
Milliyetçi
Hareket Partisi |
Demokratik
Toplum Partisi |
|
|
Grubu
Başkanvekili |
Grubu
Başkanvekili |
Öneriler:
17 Nisan 2009 tarihinde dağıtılan ve biraz önce okunan İçişleri
Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkındaki (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin
gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması, Anayasanın 99
uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin
Genel Kurulun 21 Nisan 2009 Salı günkü (bugün) Birleşiminde yapılması, bu
Birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesi,
Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan
354 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına alınması ve diğer
kanun tasarı ve tekliflerinin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,
Genel Kurulun, 22
Nisan 2009 Çarşamba günkü Birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi,
Genel Kurulun; 21
Nisan 2009 Salı günkü Birleşiminde (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü Birleşiminin
saat 14.00’te açılması ve çalışmalarını 354 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar sürdürmesi,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89 uncu yıl dönümünün
ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının
belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanması,
bu toplantıda yapılacak görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına,
siyasî parti grupları başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi
bulunan siyasî partilerin genel başkanlarının görevlendireceği bir
milletvekiline onar dakika süreyle söz verilmesi ve bu Birleşimde başka
konuların görüşülmemesi,
önerilmiştir.
BAŞKAN – Danışma
Kurulu önerisi üzerine aleyhte Tunceli Milletvekili Sayın Genç konuşmak
istiyor.
Buyurunuz Sayın
Genç.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu kararı üzerinde aleyhte söz almış
bulunuyorum. Hepinize saygılarımı sunuyorum.
Tabii, her hafta
olduğu gibi yine denetim konuları ortada yok. E, diyeceksiniz ki AKP İktidarı
bu kadar soyguna, bu kadar talana bulaşmış bir iktidar olduğuna göre bunun
neresini denetleyeceksiniz. Bu, çok açık.
Bakın, o kadar
soru önergelerimiz var. En basiti, bugün gazetenin birinde -iki gündür
yayınlanıyor- Avcılar-Söğütlüçeşme metrobüs hattında tanesi 2 trilyon 400 milyar liraya alınan
50 adet otobüsün 35 tanesi çalışmıyor, garaja çekilmiş. Yine, bir beslenmeyle
ilgili, İstanbul Belediyesi, yine Zekeriya Karaman… Zekeriya Karaman kim?
Biliyorsunuz, Tayyip Beyin oğluyla Zekeriya Karaman’ın oğlu bacanak. İstanbul
Belediyesinde önce 34 trilyon liraya bir ihale alıyorlar, sonra bir katakulli oluyor, arkasından bunu şey ediyorlar, bu defa
bilmem 22 trilyon liraya alınıyor. Tabii, Tayyip Bey İstanbul Belediye
Başkanlığını bırakmak istemedi. Niye bırakmak istemedi? Çünkü büyük rant var orada. Orada o kadar büyük rantlar
var ki, tabii o rantlar gidince cepler boşalacak, seçim meydanlarında
harcanacak paralar kalmayacak veya başka sahalardan sağlanması yoluna
gidilecek.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, bakın, devletin her sahasında maalesef talan var, soygun var.
Bunun en çıkar yolu, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun çıkarmasına
ihtiyaç yok, zaten mevcut kanunlar çok, yeter ki bu kanunları adaletli
uygulayan bir yönetim lazım, bir yürütme lazım. Bunlar uygulanmıyor. Bugün
devlet dairelerinde, belediyelerde yapılan harcamaların hepsi denetim dışı.
İşte, AKP iktidara gelir gelmez denetimlerden korktuğu için bütün, her tarafta
denetimi kaldırdı. Bir ne kaldı? Sayıştay denetimi kaldı. Sayıştay nasıl
denetim yapıyor? Ortada yok bir şey. Geçen gün Sayıştay Genel Sekreterine
gittim, dedim ki: Arkadaş, siz bu 2008 yılında ne kadar bir denetim yaptınız,
kimleri denetlediniz? Şu Ankara, İstanbul belediyelerini denetlediniz mi?
“Evet, denetledik.” Ne kadar suistimal buldunuz? “E
işte, 1 katrilyon 800 trilyon civarında bir yolsuzluk bulduk.” Ver bakalım bu
raporu bana, “Yok, vermem sana.” dedi. Niye? E peki, sen denetimi Meclis adına
yapmıyor musun? Meclis adına yapıyorsun. E peki, o zaman bunların, yani kim
ezip de suyunu içecek? O zaman bu raporları verin, biz bunları inceleyelim.
Şimdi, sayın
milletvekilleri, bu devlet böyle yürümez. İşsizlik almış gidiyor. Bir Ergenekon
davası atılmış ortaya. Efendim, Anayasa’nın 138’inci maddesine göre yürütülen
bir mahkemede yargı yetkisinin yerine getirilmesiyle ilgili konuşulamaz! Yahu
bu artık bir yargı meselesini aşmış, Türkiye’de rejim sorunu hâline gelmiş.
AKP, kendisine rakip olan, kendisi aleyhine konuşan, telefonda “Yahu biz bu
iktidarı beğenmiyoruz.” diyen her kişiyi yani Türkiye’de 72 milyon insanı
dinliyor, ondan sonra bunları getiriyorlar, mahkemelere dava açıyorlar. Bırakın
bunu, üniversite öğrencileri… Ben birkaç tane üniversite öğrencisini biliyorum,
çocuklar kendi aralarında telefon ediyorlar, “Falanca grup bizim grubumuzu
bastı.” diyorlar, bu çocukları alıyorlar, üniversitelerin üçüncü, dördüncü
sınıfında… İki sene de içeride, daha mahkemeye çıkarılmıyor. Adalet sistemi bir
memlekette bu kadar zulüm organı hâline getirilebilir mi? Bugün bu kadar siyasi
bir iktidarın, siyasi bir aleti olabilir mi yargı sistemi?
Şimdi, Yargıçlar
ve Savcılar Başkanı (YARSAV Başkanı) aklı başında, hukuku en iyi bilen bir
arkadaşımız, hukukun memlekette uygulanmasını isteyen birisi. AKP İktidarı
hakkında kapatma davası açıldığı zaman kendisi de -o tabii ki Başsavcı olması
dolayısıyla Yargıtayda Başsavcılığın görevleri
arasında- o da tabii “Cumhuriyet Başsavcısına yardım etmiş.” diye, “Vay, sen
misin, bu AKP’nin kapatma davasında yardım ediyorsun…” diye hemen hakkında
soruşturma açılmış.
Yani, değerli
milletvekilleri, Yargıtay başsavcıları hakkında Adalet Bakanı Teftiş Kurulunu harekete
geçiriyor: “Efendim, hakkında soruşturma aç…” Peki, hâkimleri bu kadar baskı
altında tutarsanız… Tayyip Bey hakkında bir hâkim üç kuruşluk tazminat davasına
karar verdi, “Vay efendim, sen karar yazmıyorsun zamanında.” diye müfettiş
gönderdiler başına.
İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Gerekçeli kararı yazmak zorunda değil mi?
KAMER GENÇ
(Devamla) - Şimdi, değerli milletvekilleri, ben Danıştayda
on altı sene hâkimlik yaptım. Öyle zamanlar oluyor ki altı ay karar
yazmıyorsunuz çünkü çok iş var, yoğun iş var. Hele sizin iktidarınız zamanında
yargı işlemez hâle geldi. Bir kamu personelinin 20 defa yerini
değiştiriyorsunuz, 20 defa! Adam gidiyor idari yargıda yürütmeyi alıyor,
uygulamıyorsunuz… İki gün uyguluyorsunuz arkasında tekrar görevden alıyorsunuz.
Öyle müdürler var ki 20 defa yargıya başvurmuş ve karar almış, kararı
uygulamıyorsunuz. Dolayısıyla, bu kadar iş hacmini artırmak suretiyle yargıyı
işlemez bir duruma koyuyorsunuz. Tabii ki bu kadar yargı işlemez hâle girince
de elbette ki tabii davalar, geç kararları yazılıyor ama hesabınıza geldiği
zaman öyle diyorsunuz. Kapatma davası çıktığı zaman Mehmet Ali Şahin ne dedi
hâkimlere: “Oturun oturduğunuz yerde ya.” dedi, “Maaşınıza yüzde 40 zam yaptık.
Daha ne istiyorsunuz? Oturun, doğru dürüst çalışın.” dedi. Şimdi, bakın,
hesabınıza geldiği gibi böyle diyorsunuz ama hesabınıza gelmediği zaman da
“Efendim, burası yargı, yargının işine karışamayız.”
Bakın, beyler,
Türkiye çok ciddi bir kaosun içine sürükleniyor ve
benim samimi inancım şu: AKP İktidarı, özellikle liderleri istiyorlar ki
memlekette bir eylem çıksın, sokak hareketleri olsun. Yani yapılan hareketlerin
anlamı bu.
Ben Sayın Türkan Saylan’ı ziyarete gittim. Yani çok kötü,
rahatsız bir durumda kadıncağız, bayağı zor durumda. Yani 36 bin tane
öğrenciye, özellikle bunun 29 bin öğrencisi kız olmak üzere burs veriyor. Yani,
bu, eli öpülecek bir insanken bu hareketlerinden dolayı, siz gidin, bunu
araştırın, “Vay efendim, siz bu öğrencilere niye burs veriyorsunuz?” Bu
öğrencilere niye burs veriliyor? İşte, sizin yarattığınız bazı şeyler var.
İşte, o doğu, güneydoğuda birçok köylerde kızlar on dört yaşında, on beş
yaşında kocaya gitmesin de okusun, bilim yapsın, ilim yapsın. Onun ulvi
görevini yapıyor. Gerçi siz diyebilirsiniz ki: “Bizde on beş yaşında evlenen kızın,
biz, kocasını Çankaya’ya göndeririz.” diyorsunuz ama,
bu çok nadir bir şey. Yani bu herkese nasip olacak bir şey değil.
Onun için,
beyler, yani o kadar büyük sıkıntılar, o kadar büyük şeyler veriyorsunuz ki.
Bugün bir Mehmet Haberal Türkiye’de bilim konusunda,
sağlık konusunda bir otorite bir kişi. Yani bu insanı getirip de, bu kadar,
sağlığıyla oynayıp da onun… En azından 10 bin tane öğrencisi var bu
arkadaşımızın, 10 bin tane, üniversitesinde okuyan öğrencileri var. Hastanede
hayatını Mehmet Haberal’ın ameliyatına borçlu
insanlar var. Şimdi, böyle yargı… Efendim, Mehmet Haberal’ın,
efendim, otellerinde toplantı yapılmış. Her yerde toplantı yapılıyor. Siz
partiyi kurarken toplantı yapmadınız mı? Yani toplantı yapmadan mı şey edilir?
Sonra niye korkuyorsunuz? Yani alnı açık olan insanların korkacak bir tarafları
yok.
Şimdi, değerli
milletvekilleri, yani iki üç kişi bir araya geldi diye ihtilal
mi olur? Sonra, bu dava ne zamana kadar yürüyecek?
İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Ya, “hâkimlik yaptım” diyorsun, hâlâ…
KAMER GENÇ
(Devamla) - Bakın, her siyasi iktidar, uyguladığı fiillerin, eylemlerin
aynısıyla karşı karşıya gelecektir, bunu bilesiniz. Bakın, siz göreceksiniz,
önümüzdeki seçimde, Kıbrıs’taki iktidar partisi nasıl ki yere yuvarlandı, siz
de aynı yuvarlanmanın içine gireceksiniz ve burada yapılan bu konuşmalar,
yaptığınız bu uygulamalar karşınıza bir bir çıkacak
ve sesinizi çıkarmayacaksınız. Onun için, değerli milletvekilleri, gerçekten,
devri iktidarınız zamanında Türkiye çok sıkıntıya düşüyor.
Şimdi, maalesef,
bürokrasiyi tamamen siyasi bir partinin il başkanları hâline getirdiniz.
Valiler… İşte gördünüz, gazeteler yazıyor, valiler geliyor, sizin genel
merkezleri ziyaret ediyor; hele, efendim, şunu şöyle yapalım, bunu böyle
yapalım. Valiler gidiyor, CHP’li belediye başkanlarına gidiyor, “Yahu, sen
oradan girme de, gel AKP’den aday ol.” diyor. Peki, bu insanları, bu kadar
militarist, bu kadar partizanca düşünceye sahip olan bu valileri görevde tutmak
size yakışıyorsa tebrik ederim. Size zaten bundan fazla da yakışacak, daha
fazla yakışacak bir şey olamaz.
Onun için,
Türkiye devri iktidarınız zamanında çok kötü yönetiliyor. İşsizlik almış
gidiyor, insanlar aç, insanlar sokakta gerçekten büyük umutsuzluk içinde. Artık
insanlar birbirleriyle telefonla konuşmak durumunda değil.
Şimdi, burada
tabii, getirilen kanunlardan birisi de 1 Mayısın bayram sayılması.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Genç.
KAMER GENÇ
(Devamla) - Tabii ki tebrik ederiz. Aslında, işçi hareketinin, 1 Mayısın bayram
sayılmasını hepimiz gönülden arzularız da ama devri iktidarınızda işçilik yok
edildi, sendikacılık yok edildi. Bakın, tuttunuz, devlet dairelerine “temizlik
işçisi” adı altında, “güvenlik görevlisi” adı altında insanlar alıyorsunuz, çok
düşük bir ücret veriyorsunuz. Bunları alan kişiler de valileriniz,
kaymakamlarınız ve bürokratlarınız. Oralarda da bir adalet ölçüleri içinde bu
insanlar göreve alınmıyor ancak gidip de AKP’nin teşkilatlarına kayıtlı olanlar
varsa, gelip bunlar atanıyorlar. Böyle bir kamu düzeni olmaz, bu kadar
militanca partizanlık olmaz. Sizin yaptığınız, 1958’lerde Demokrat Partinin
yaptığı, kurduğu Tahkikat Komisyonunun bir benzeridir. O Tahkikat Komisyonu
nasıl ki Demokrat Partiyi götürdü, işte sizin bu Ergenekon da sizi götürecek,
onu bilesiniz. Ben size doğrusunu söylüyorum, deneyimli bir politikacı olarak
bunları size söylüyorum. Onun için, aklınızı başınıza toplayın, bu ülkeyi bu
kadar kaosa sürüklemeyin.
Saygılar
sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç.
Danışma Kurulu
önerisi üzerinde lehte, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli.
Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulunun
lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce burada
bir milletvekili tarafından gerçekten çok talihsiz, yine her zaman olduğu gibi,
alışılageldiği üzere, içi boş, anlamsız, hiçbir bilgiye dayanmayan, hakaret
içeren konuşmalar yapıldı. Önce bunu kınıyorum ve bu yüce Meclisin kürsüsünde
bu tür konuşmaların olmamasını aslında hepimiz temenni ediyoruz. İstiyoruz,
diliyoruz ki, sayın milletvekilleri çıksınlar, devamlı yapılıyor bu konuşmalar,
bilgilerini, birikimlerini aktarsınlar, katkı sağlasınlar, destek versinler,
eleştirsinler ve gayet seviyeli, içi bilgi dolu bir ortamda bu görüşmeler
gerçekleştirilsin.
Esasında bu yapılıyor ama biraz önceki gibi konuşmalar bunun
istisnasıdır ve birkaç tane gazete haberiyle bütün konuşmasını yapan ve bütün
konuşmasının içeriğini, özünü de birkaç gazete -doğruluğu henüz tespit
edilmemiş, teyit edilmemiş- haberi üzerine oturtmak ne hukukla bağdaşır, ne
milletin verdiği bu yetkinin anlamıyla bağdaşır, hiçbir şeyle bağdaşmaz,
insanlıkla da bağdaşmaz. Çünkü konuşmanın
içeriğinde hukuken tespit edilmemiş o kadar çok gerçek dışı iddialar söz konusu
ki, hakaretler söz konusu ki. Yani çıkacaksınız burada, milletin bu verdiği
temsil yetkisini kötüye kullanarak, bu ülkeyi yönetenlere, birçok insana
hakaret edeceksiniz ve bunu hak olarak göreceksiniz ve içinde en ufak bir
mantık olmayan, ahlaktan eser olmayan bir davranışla bunu yapacaksınız. Elbette
eleştirebilirsiniz. Her zaman söylüyoruz, en katı şekilde eleştirebilirsiniz.
Buna hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Elbette muhalefetin, milletvekillerinin
görevidir aydınlatmak, bir yanlışlık varsa ortaya koymak ama bunu henüz daha
doğruluğu ne olduğu belli olmayan bir gazete haberinden yola çıkarak Sayın
Başbakanımızı, belediye başkanını, başkalarını karalamak, bütün bürokrasiyi töhmet
altında bırakmak… Bunu hangi anlayışa sığdırabilirsiniz değerli arkadaşlar?
Gerçekten, üzülüyorum yani bu Meclisin altında bu tür konuşmaların yapılmasını
çok ibretle, hepimiz teessüfle izliyoruz, seyrediyoruz. Olmamasını… Ve böyle
bir konuşma nedeniyle de çıkıp buna cevap vermek durumunda kaldığımız için buna
da üzülüyoruz ve milletimizi bu tür anlamsız, boş şeylerle meşgul ettiğimiz
için de üzülüyoruz ama mecburuz, yapmak zorundayız.
Bakın, o kadar
çok yanlış var ki -neresinden başlayalım değerli arkadaşlar- biraz önceki
konuşmada? Yapılan işlemlerin denetim dışı kaldığı gibi, gerçekten tam bir
bilgisizlik örneği olan bir açıklama yapılıyor. Kamunun tüm kurumları denetim
altındadır, bunu herkes bilir. Kamuda az çok görev yapan, bu işle ilgilenen herkes
bunu bilir. Merkezî kuruluşlar, merkezî yönetim Sayıştayın
denetimi altındadır. Anayasa’da vardır, belirtilmiştir. İlgili kanunlar vardır.
Kamu Yönetimi Kanunu’nda belirtilmiştir çok net olarak, ayrıntılı bir şekilde.
Kamunun sahip olduğu iktisadi kuruluşlar da Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu
tarafından denetlenir. Dışarıda kalan hiçbir kurum yoktur belediyesiyle,
mahallî yönetimiyle, merkezî yönetimiyle, KİT’leriyle. Bu basit gerçek
ortadayken çıkıp burada “Bütün harcamalar, bütün işlemler denetim dışı kaldı.”
demek… Nasıl izah edersiniz arkadaşlar? Neyle izah edersiniz? Hangi mantığa
sığdırabilirsiniz bunu? Anlamak mümkün değil gerçekten. Biz,
bu aydınlatmayı ya da bu bilgilendirmeyi yapmazsak o zaman dinleyen
vatandaşlarımız, biraz önceki o talihsiz konuşmadan, sanki gerçekten devletin
harcamalarının, kamunun harcamalarının denetim dışında yapıldığı, kuralsız bir
şekilde gelişigüzel gerçekleştirildiği gibi bir algılamaya, bir kanaate sahip
olabilir çünkü sonuçta burada konuşan bir milletvekili ve insanlarımız da
inanabilir, birçok insanı ikna edebilir, yanlış bir şekilde yönlendirebilir. Bunların
düzeltilmesi gerekir. Bunlar son derece yanlıştır. Bunları kınıyoruz. Meclisin çatısı altında
bunların olmaması gerekir değerli arkadaşlar.
Şimdi ifadeye
bakın: “Her yerde talan var, soygun var.” Bu ne biçim bir iddiadır. Eğer, somut
–her zaman söylüyoruz- bir olay varsa belgelendirebileceğiniz, delillendirebileceğiniz, hukuki olarak ortaya
koyabileceğiniz bir şey varsa söyleyin. Zaten söyleniyor zaman zaman bunlar. Ama bunlar yokken, bunlarla ilgili en ufak
bir bilgi söz konusu değilken, çıkıp, burada, genel ifadelerle “talan var,
soygun var” demek, gerçekten çok basit bir düşünce tarzıdır, çok hafif bir
düşünce tarzıdır. Eğer bir soygun, bir talan varsa, o kişinin kafasında vardır.
Önce o kafayı düzeltmesi gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Önce o
kafadan kurtulması gerekir, önce o mantıktan kurtulması gerekir.
BAŞKAN – Sayın Canikli, bir dakikanızı rica edeceğim.
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
D) Çeşitli İşler
1.- Genel Kurulu ziyaret eden Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Suleiman ve beraberindeki
heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi
BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi
olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Lübnan Cumhurbaşkanı Sayın Michel Suleiman ve beraberindeki
heyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Köksal Toptan ile birlikte
şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar. (Alkışlar)
Kendilerine, yüce
Meclisimiz adına “hoş geldiniz” diyorum.
Buyurunuz Sayın Canikli.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)
1.- (11/7) esas numaralı gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun
21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü sorular
ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemdeki sıralama ile çalışma
gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun, 22 Nisan 2009
Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve
Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla
Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin
23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak
görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri ile o gün başka bir konunun
görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi (Devam)
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, personel mevzuatı uzun yıllardan beri hiç
değiştirilmemiştir. Bizim dönemde de değiştirilmedi. Kırk yıldan beri, otuz
yıldan beri kamu personel yönetimi nasıl gerçekleştiriliyor ise bugün de aynı,
son altı buçuk yılda, AK PARTİ İktidarı döneminde de aynı kurallara tabi olarak
aynı şekilde gerçekleştirildi, hatta daha artısı da var.
Biliyorsunuz,
2001 yılından önce en çok tartışma konusu olan hususlardan bir tanesi kamuya
personel alımında sınav sistemi. 2001’den önceki dönemde ilgili kurumlar bu
sınavları kendileri gerçekleştiriyordu. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama 2001
yılında değişen düzenlemeden sonra, ilk uygulaması AK PARTİ İktidarıyla başladı
ve 2002 yılından itibaren tüm kamu personeli merkezî bir sınav sistemiyle
alınıyor ve ona göre dağıtılıyor, sistem ona göre yürütülüyor. Daha önce ilgili
kurumların ve idarenin inisiyatifinde, yetkisinde,
tekelinde yürütülen, tamamen idarenin, personeli alacak olan kamu otoritesinin
yetkisi çerçevesinde yürütülen bir sınav sisteminden, tamamen bunun dışında ve
merkezî bir otoritenin objektif olarak yaptığı bir sınav sistemine
kaydırılmıştır. Yani sadece değişiklik budur ve bu da, aslında, bu alandaki
tartışmaları, sıkıntıları, ihtilafları büyük oranda ortadan kaldırdığı anlamına
geliyor.
Bakın, öğretmen
atamalarını hepimiz biliyoruz, hatırlıyoruz daha önce. Ama şimdi nasıl
yapılıyor? Tamamen bilgisayar ortamında, dijital ortamda gerçekleştiriliyor ve
en ufak bir müdahale söz konusu değil. Bütün bunlar ortadayken “Bürokrasinin AK
PARTİ’lileştirildiği” ya da buna benzer ifadelerin
gerçekten hiçbir anlamı yoktur, bomboş ifadelerdir değerli arkadaşlarım.
Bilginiz varsa konuşun, burada söyleyin, herkes ibret alsın ama bilmiyorsanız
da susun, sizi adam sansınlar. Bu kadar basit bir kural. Atalarımız
yıllar önce söylemiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
Değerli
arkadaşlar, bu hafta…
HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – “Sus, adam sansınlar” diyerek kimi kastediyorsunuz?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Biraz önceki konuşmamda da çok net olarak ifade ettim, benden önce
konuşan konuşmacıya yöneliktir konuşmalarım ve onu da çok net olarak da ifade
ettim.
MEHMET ŞEVKİ
KULKULOĞLU (Kayseri) – Başkalarını eleştirirken Meclisin tamamına hakaret
ediyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Söyledim Sayın…
MEHMET ŞEVKİ
KULKULOĞLU (Kayseri) – Bir milletvekiline böyle hitap edilir mi?
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bu mantık biraz önceki konuşan
milletvekili için esas itibarıyla orada ortaya konulması gerekirdi. Orada
konulması gerekirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Evet, evet.
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Biz bu tür konuşmaları yapmaktan memnun olmadığımızı ifade ettim.
MEHMET ŞEVKİ
KULKULOĞLU (Kayseri) – Aynı şeyi siz yapınca…
NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bırakın, yani… Ve bu konuşmanın hedefinin de kim olduğunu çok net
olarak da ifade ettim, herkes de biliyor değerli arkadaşlar.
Grupları bulunan
partilerdeki arkadaşların mutabakatıyla bu hafta Meclis Genel Kurul çalışmaları
dizayn edilmiş durumda, bu Danışma Kurulu kararı bunu
öngörüyor ve bugün -biraz önce de okundu- İçişleri Bakanımız hakkında verilen
gensorunun görüşmelerini gerçekleştireceğiz eğer bu önerge kabul edilirse.
Yarın, görüşmeleri yarım kalan KOSGEB’le ilgili kanun tasarısının kalan üç
maddesinin görüşmelerini gerçekleştireceğiz, akabinde 1 Mayısla ilgili kanun
tasarısını görüşeceğiz ve perşembe günü 23 Nisan biliyorsunuz ve 23 Nisanla
ilgili özel bir oturum gerçekleştirilecek. Bu Danışma Kurulu kararıyla bu
hususlar düzenlenmiştir.
Danışma Kurulunun
lehinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Canikli.
Danışma Kurulu
önerisi üzerine lehte İzmir Milletvekili Oktay Vural konuşacaktır.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, konuşmacı bana sataştı; hem hakaret etti hem sataştı.
BAŞKAN – Bir
dakika…
Sayın Vural’a söz
veriyorum.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sataşma var.
BAŞKAN –
Tutanaklara bakacağım Sayın Genç.
Buyurunuz Sayın
Vural.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Çok değerli
milletvekili arkadaşlarım, aslında bu Danışma Kurulu dört siyasi partinin
mutabakatıyla gündeme getirildi. Dolayısıyla, dört siyasi partinin mutabık
olduğu bir konu üzerinde aslında konuşmaya ihtiyaç olmadığı kanaatindeyim. Söz
almak istememin sebebi, dört siyasi partinin imzasının bulunduğu bir önerge
üzerinde Sayın Canikli’nin söz istemesi ve bu sözü de
kendisinden önce söz hakkını kullanan kişiye bir cevap niteliğinde kullanmasına
ilişkindir.
Aslında, eğer
bizim imzamız varsa -daha önce de bunlar oldu- bu, imzamız olan bir Danışma Kurulu
önerisinde eğer bir başkası bir sataşma yapmışsa bununla ilgili sataşmadan
dolayı söz istemek daha uygun olur. Çünkü, takdir
edersiniz ki burada bizlerin de imzası var ve o irade hepimizin iradesidir. Bu
durumda, Danışma Kurulu önerisi üzerinde söz alırken doğrudan doğruya bir
başkasının ifadelerine cevap vermek için bu süreyi kullanmak bence doğru
değildi. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)
O bakımdan,
tekrarlıyorum, bundan sonraki dönemlerde, eğer Danışma Kurulunun mutabakatı var
ise, gerçekten partiler arasında bir mutabakat var ise, eğer bir sataşma ya da
bilgilendirme ihtiyacı varsa bilgilendirmeyi yine mutabakatla yapalım, cevap
hakkını da İç Tüzük hükümleri çerçevesinde kullanalım.
O bakımdan,
aslında bu gündem üzerinde, aleyhinde söz istemeyi de çok yanlış bulduğumu
ifade etmek istiyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bir gensoru, Anayasa’mızın 99’uncu maddesine göre verilmiş bir
gensoru önergesi ve süresi belirli; üç gün içinde dağıtılacak, on gün içinde
konuşulacak. Yani böyle bir konuyu bugün görüşelim demek ve bunun aleyhinde söz
istemek… Doğrusu, yani hakkın suistimali olarak
görüyorum.
Diğer taraftan da
23 Nisan, hepimizin millî bir bayramını kutlamak üzere özel gündemle
toplanacağız. Bunun neresine itiraz ediyoruz? Niye itiraz ediyoruz? Yani bu gibi
konularda mutabakat sağlamayacağız da hangi konularda mutabakat sağlayacağız?
Şu Danışma Kurulu önerisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışması
açısından… 23 Nisanda gelin, 14.00’te özel gündemle toplanalım, siyasi parti
gruplarına ve grubu bulunmayan partilere de söz hakkı verelim, konuşalım
demişiz. Bunun neresine itiraz ediliyor, neden itiraz ediliyor anlaşılır değil.
Yine, 1 Mayısın
tatil olmasıyla ilgili, Parlamentoda mutabakat var. Böyle bir mutabakatın
olduğu bir kanunu “Bugün görüşelim.” demek, yani sırf konuşmak için de böyle
gerçekten… Hem Anayasa gereği bizim bugün gensoru önergesini gündeme almamız
gereken bir süre kısıtlaması var, 1 Mayısla ilgili bir mutabakat var, 23 Nisan
gibi beraber, birlikte kutlayacağımız ve millî hâkimiyetin anlamını burada
paylaşacağımız bir özel gündem belirlemişiz, buna neden itiraz edilir anlaşılır
değil.
Biz de grup
olarak bu gündem olduğu için bunda birlikte mutabakata vardık. Daha önce
gelecek haftayla ilgili de önerileri vardı, kendilerine de söyledim, teşekkür
ederim, diğer partilerle de mutabakat sayıldı, böyle bir gündemi getirdik. Bu
gündeme itiraz edilmesini anlaşılır görmüyorum ve böyle bir gündem vesilesiyle
konuşma yaparken de bu zeminin farklı yönde kullanılmasını da gerçekten kabul
etmemiz mümkün değil. O bakımdan söz alma ihtiyacı içerisinde bulundum.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu gündeme imza atmamızın
sebebi, bir: Adalet ve Kalkınma Partisinin iki haftalık bir gündem getirmesine
karşılık, gelin bu haftayı belirleyelim, bu hafta gensoru önergesi var, gündeme
alınması zaten zorunlu, 1 Mayısta mutabakatımız var, 23 Nisan da millî
bayramımız, bu konuda özel bir gündem oluşturulması konusunda bizim hiçbir
zaman itirazımız olamaz. Teşekkür ederim,
bir haftaya sığdırıldı, bu konuda yeniden bir Danışma Kurulu önerisi hazırlandı
ve bu kararlaştırıldı. Ama bunun ötesinde gerçekten böyle bir gündeme itiraz
etmenin anlamını kavrayabilmiş değilim.
Böyle bir
gündemle Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu haftaki çalışmalarını tamamlamış
olması, Milliyetçi Hareket Partisi olarak da desteklediğimiz ve imza altına
aldığımız bir husustur. Dolayısıyla bir Danışma Kurulu önerisi münasebetiyle,
en önemli bir denetim mekanizması olan gensoru önergesinin görüşüleceği bir
günde, yani denetim hakkının, işte, bu Danışma Kurulu önerisiyle
sınırlandırıldığına ilişkin bir iddiayı da ciddiye almamız mümkün değildir.
Soru önergeleriyle ilgili zaten gelecek hafta iki saat süreyle sözlü soruların
gündeme alınması konusu gündeme gelecektir.
Milliyetçi
Hareket Partisi olarak bu Danışma Kurulu önerisinin doğru olduğunu ve hepimizin
beraber ve mutabık kaldığı bir gündemin altına da imza atmaktan çekinmememiz
gerektiğini ve böyle bir mutabakatın oluştuğu bir Danışma Kurulu önerisine de
sırf söz almak için açıkçası bunu fırsat bilmeyi de uygun görmediğimizi
sizlerle paylaşmak istedim.
Hepinize
saygılarımı arz ediyorum. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Vural.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum…
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ayrıca Sayın Vural da bana sataştı. (AK PARTİ
sıralarından gülüşmeler) Ve “Bu Danışma Kurulu kararı aleyhine konuşmak doğru
değildir.” dedi. Hem orası sataştı hem burası sataştı. Ben neden aleyhe
konuştum, müsaade ederseniz…
BAŞKAN – Sayın
Genç buyurun, iki dakika içinde sözünüzü söyleyiniz, bitsin.
İki dakikayı
aşmamanızı rica edeceğim.
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ama Sayın Başkan, iki dakika da çok az.
BAŞKAN – Ama İç
Tüzük gereği de böyle. Lütfen…
Buyurunuz.
VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli ve İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın şahsına sataştığı iddiasıyla konuşması
KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bize deniliyor ki:
“Müşahhas olay getirin.”
Ben size bin tane
soygun dosyasını getireyim.
ORHAN KARASAYAR
(Hatay) – Getir, getir!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bir olay anlatayım size: Bir gün uçakla gelirken Kiler geldi benim
yanıma oturdu. Yanımda Ulaştırma Bakanı vardı. “Yahu, sen Kütahya Şeker
Fabrikasıyla ilgili bir suistimalden bahsettin. Ben
belgeleri getireyim Ulaştırma Bakanının yanına. O belgelere bakalım, bir suistimal yapılmışsa ben 200 milyon dolarlık fabrikayı sana
bağışlarım.” dedi. “Ama bir suistimal yoksa sen de
milletvekilliğinden istifa edip de ondan sonra gelip de kürsüden bunu tekzip
eder misin?” dedi. “Evet” dedim. Seçimden önceydi. Bekliyorum Kiler… Bakın,
getirsin…
VAHİT KİLER
(Bitlis) – “Gel, Bakanlığa gel.” dedim.
KAMER GENÇ (Devamla) – Kendisi daha burada. Bakın, kendisi de burada. Bakın, fabrikayı özelleştirdikten bir
sene sonra nasıl orada tapuda tahrifat yapıldığını ben kanıtlayacağım. Ben
bekliyorum kendisini. Bu bir.
VAHİT KİLER
(Bitlis) – Seni çağırdım, niye gelmedin?
İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Yahu, sen Sayın Kiler’e cevap vermeyeceksin.
KAMER GENÇ
(Devamla) - Şimdi, Sayın Oktay Vural diyor ki: “Biz dört tane partiyiz. Dört
parti burada karar aldık…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)
İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Sen sataşmadan cevap hakkı kullanmıyor musun?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, bir dakika yahu!
BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen size sataşılan konuda cevap verin.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, sataşmadan şey ediyorum. Sayın Vural dedi ki: “Niye
konuşuluyor?”
Beyler, burada
dört parti yok yalnız, Kamer Genç de tek başına bir partidir. Tamam mı? (AK
PARTİ sıralarından gürültüler)
İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Haydi canım sen de!
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bu halk beni seçmiştir. Ben, herhangi bir grubun isteklerine
katılmak da zorunda değilim, ben de burada milletvekiliyim.
BAŞKAN – Sayın
Genç, sizi tebrik ediyoruz.
KAMER GENÇ
(Devamla) – Ayrıca, burada soruyu kaldırıyorsunuz, soruyu, soruyu! Arkadaşlar,
soru, çok önemli bir denetim konusudur. Burada iki gün yine soru
sormayacaksınız. Ben buna itiraz ettim, yoksa ki, ne 1 Mayısa itiraz ettim, ne
gensorunun gelmesine itiraz ettim…
OKTAY VURAL
(İzmir) – 23 Nisana niye itiraz ediyorsun?
KAMER GENÇ
(Devamla) - …ne 23 Nisan Bayramı’na itiraz ettim. Lütfen, konuşulanları şey
edin…
OKTAY VURAL
(İzmir) – Bayrama itiraz ediyorsun! Niye bayrama itiraz ediyorsun?
KAMER GENÇ
(Devamla) – Bakın, AKP Grup Başkan Vekili, benim konuşmalarımı iyi kavra, biraz
daha sen talim yap, beni iyi anla, çünkü sen beni anlayamazsın! Benim burada
söylediğim sözlerin hepsinin içi doludur. Gerçekleri ifade ediyorum, dosyalara,
gidelim, şey edelim. Diyorsun ki: “Denetim kalktı…” Sayıştayın
hangi raporu geldi burada incelendi? Hangi raporu? Söyle bakalım…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Genç, süreniz bitmiştir.
OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, benim “konuşulmasına gerek yoktur” hususuyla ilgili
söylediğim, aslında Nurettin Bey’di, “gerek yoktur” dediğimiz Nurettin Bey’di,
dolayısıyla, yani bunun “sataşma” olarak adlandırılması da doğru değil.
BAŞKAN – Evet.
VI.- ÖNERİLER (Devam)
A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)
1.- (11/7) esas numaralı gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun
21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü sorular
ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemdeki sıralama ile çalışma
gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun, 22 Nisan 2009
Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; Türkiye Büyük
Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk
Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel
Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23
Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak
görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri ile o gün başka bir konunun
görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi (Devam)
BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır.
Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.
Okutuyorum:
V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)
E) Önergeler
1.- Afyonkarahisar Milletvekili
Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen
Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin
(2/200) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/129)
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına
Anayasa
Komisyonunda bulunan (2/200) esas numaralı, 298 sayılı Seçimlerin Temel
Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifimiz, üzerinden 45 günden fazla zaman geçmesine rağmen
görüşülmemiştir. Teklifimizin İçtüzüğün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel
Kurul gündemine alınması hususunda gereğini arz ederiz.
Saygılarımızla
|
|
Ali Rıza Ertemür |
Halil Ünlütepe |
|
|
Denizli |
Afyonkarahisar |
BAŞKAN – Teklif
sahibi olarak Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe… (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Ünlütepe.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Saygıdeğer
üyeler, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’mizin,
Meclis İç Tüzüğü’nün 37’nci maddesi gereği ilgili Anayasa Komisyonunda süresi
içinde görüşülmemesi nedeniyle doğrudan gündeme alınması dileğiyle söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, 298 sayılı Yasa’nın ilgili maddesi gereği, ilçe seçim kurulları,
il, ilçe merkezinde seçmen olarak kayıtlı bulunan kamu görevlilerinin
bazılarını ilçe dışındaki kasaba ve köylerde sandıklara sandık başkanı olarak
görevlendirmektedirler. İlçe merkezinde herhangi bir mahallede seçmen olan kamu
görevlisi, ilçeye bağlı fakat ilçe merkezi dışında köy veya kasabada sandık
görevlisi olarak atandığında, görevlendirildiğinde, ilçe merkezinde yapılan
belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve muhtar seçimlerinde oy
verememektedir. Bir kamu görevlisi, seçmen olarak kayıtlı bulunduğu seçim
bölgesinden başka bir köy veya kasabadaki sandık seçim bölgesinde
görevlendirildiğinde göreve giderse seçme hakkından mahrum oluyor, göreve
gitmezse seçim suçunu işlemiş oluyor.
Değerli
arkadaşlar, sadece il genel meclisi için oy kullanabilmekte kamu görevlisi
sandık başkanı fakat oturduğu kentin belediye başkanı ve belediye meclisi için
oy kullanamamaktadır. Kanun teklifimizin yerel seçimlerin yeni yapılmış olması
nedeniyle daha da önem kazandığı kanısındayım. Pek çok ilçe, kasaba hatta ilde
çok az oy farkıyla belediye başkanlıkları kazanılmıştır. Seçimlerin Temel
Hükümleri Yasası’ndan kaynaklanan eksiklik bazı yurttaşlarımızın oy verme
hakkını elinden almaktadır.
Son seçimlerde,
Yüksek Seçim Kuruluna göre sandık sayısı 177 bindir yani 177 bin kamu görevlisi
sandıklarda sandık kurul başkanı olarak görevlendirilmişlerdir. Sandık
sayısının çokluğu dikkate alındığı, birçok yerleşim biriminde belediye
başkanlık seçimlerinin küçük oy farklarıyla sonuçlandığı -örnek, beş oy, on oy
gibi- dikkate alındığında yasa teklifimizin önemi daha da artmaktadır. Örnek:
Bir ilçe merkezinde seçmen olan 100 kamu görevlisi köy veya kasabalarda
görevlendirildiklerinde seçim sonuçları kuşkulu hâle gelmektedir. Hangi kamu
görevlisinin köy veya kasabada görevlendirilmesi veya görevlendirilmemesi
takdiri, ilçe seçim kurulu başkan ve yetkililerini de ciddi sıkıntıya
sokmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; bir kamu görevlisine görev veriyoruz. Seçimler gibi çok
önemli bir konuda yurttaşın iradesini tespit etme yetkisini veriyoruz ama
kendisini de en temel haklardan olan oy hakkından mahrum ediyoruz, anayasal
haktan mahrum ediyoruz, daha doğrusu cezalandırıyoruz. İşte, bunun önüne
geçebilmek amacıyla bir kanun teklifi, değerli arkadaşımla birlikte, vermiştik.
Kanun teklifimizle, anayasal bir hak olan ve kişiye bağlı seçme hakkının
ayrımsız, herkese uygulanması sağlanacaktır. Seçimlerin temel hedefi, seçmen
iradesinin sandığa yansımasıdır. Bu düzenleme ile aksaklıklar ortadan
kalkacaktır. Saygıdeğer parlamenterlerimizin kanun teklifimize ilgi göstererek,
İç Tüzük’ün ilgili maddesi gereği gündeme alınması doğrultusunda oy vermelerini
saygılarımla dilerim.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Ünlütepe.
HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Bir
milletvekili olarak Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür
konuşacaktır.
Buyurunuz Sayın Ertemür. (CHP sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA ERTEMÜR
(Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre Genel Kurul
gündemine doğrudan alınması istenilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve
Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi
üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında
bizleri izlemekte olan vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; oy kullanmak, bir vatandaşlık görevi olduğu kadar,
ülkenin geleceğini belirleme açısından da önemli bir sorumluluktur. Oy kullanma
Anayasa’mız tarafından güvence altına alınmış temel haklardan biridir.
Yurttaşların sağlıklı bir şekilde ve yüksek bir katılımla oy kullanması
demokrasimiz açısından da önemlidir. Her bir yurttaşın hiçbir sorunla
karşılaşmadan özgürce oyunu kullanabilmesi için tedbirlerin alınması, millî
iradenin azami düzeyde yönetime yansıması için gereklidir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 29 Mart yerel seçimleri öncesi Yüksek Seçim Kurulunca
seçimlerde oy kullanmak için TC kimlik numarasının zorunlu kılınması nedeniyle
ortaya çıkan tablo ve yaşananlar, vatandaşlarımızın bütün bu zorluklara rağmen
oy kullanma isteği ve demokrasi bilincini gösteren örnek bir olaydır.
Değerli
arkadaşlarım, mevcut yasa ile ilçe seçim kurulunun seçmen kaydının bulunduğu
merkezin dışında görevlendirdiği sandık kurulu başkanları, görevli olarak başka
bir sandığın başında bulunmaları nedeniyle kendi seçmen kayıtlarının bulunduğu
yerin belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği, muhtar ve ihtiyar heyeti
seçimlerinde oy kullanamamaktadırlar.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; son yerel seçimlerde kullanılan sandık sayısının 177
bin olduğu düşünülürse sandık başında görev alan binlerce yurttaşımızın
anayasal hakkını kullanmadığı anlaşılmaktadır. Oy kullanmak anayasal bir
haktır. Görülüyor ki şu an geçerli olan düzenleme nedeniyle sandık başkan ve
üyeleri pek çok sandıkta görevleri nedeniyle oy hakkından mahrum
bırakılmaktadır. Bu durum, Anayasa’nın siyasi hak ve ödevler ile ilgili 67’nci
maddesi ve bu hakkın kullanılmasını düzenleyen diğer yasalar ile de
çelişmektedir. Yerel seçimleri çok kısa bir süre önce geride bıraktık. Aynı
nedenlerle bu sandık başkanlarımız oylarını yine kullanamamışlardır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; özellikle yerel seçimlerde çoğu zaman birkaç oyun dahi
seçim sonucunu değiştirdiğine ilişkin örnekler dikkate alındığında yapılan
düzenlemenin ne kadar önemli olduğu görülecektir. Yapılan teklifle, sandık
kurulu başkanlarının kayıtlı bulundukları seçim bölgeleri içinden seçilmelerini
öngören bu düzenleme ile sandık başında görev alan yurttaşlarımızın kendi
kayıtlı bulundukları seçim bölgesinde oy kullanabilmeleri sağlanmış olmaktadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ayrıca, seçim bölgesinde sandık kurulu başkanı olma
şartını taşıyan kimse bulunmaması hâlinde ilçe seçim kuruluna sandık kurulu
başkanını dışarıdan seçme yetkisi verilmektedir. Bu durumda da kendi kayıtlı
bulundukları seçim bölgesi dışında sandık başında görevlendirilen
yurttaşlarımızın seçmen kayıtlarının bulunduğu bölgede oy kullanabilmeleri
hüküm altına alınmaktadır.
Değerli
milletvekilleri, verdiğimiz bu teklif hem oy kullanma hakkı hem de demokrasimiz
açısından oldukça önemli ve belirleyici bir konuyu düzenlemektedir.
Dolayısıyla, bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması dileğiyle teklifin doğrudan
gündeme alınması konusunda desteklerinizi bekler, yüce heyeti saygıyla
selamlarız. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Ertemür.
Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir.
Sayın
milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 17.04
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati:17.25
BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU
KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl),
Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum.
Alınan karar
gereğince gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.
Bu kısımda yer alan, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Grup
Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş
ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal
olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz
yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı
tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında Anayasa’nın
99’uncu ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına
ilişkin (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı
hususundaki görüşmelere başlıyoruz.
VIII.- GENSORU
A) Ön Görüşmeler
1.- Demokratik Toplum Partisi
Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın,
toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç
kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle
toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay
hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)
BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.
Önerge daha önce
bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun bugünkü birleşiminde okunduğu için
tekrar okutmuyorum.
Sayın
milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede, önerge
sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve
Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.
Konuşma süreleri,
önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için
yirmişer dakikadır.
Şimdi, söz alan
sayın üyelerin isimlerini okuyorum:
Önerge sahibi,
Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş; gruplar
adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Bülent Baratalı,
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Van Milletvekili Fatma Kurtulan.
Şimdi, önerge
sahibi olarak Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ı
konuşmaya, kürsüye çağırıyorum.
Buyurunuz Sayın Demirtaş. (DTP sıralarından alkışlar)
Süreniz on
dakika.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın
milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.
Demokratik Toplum
Partisinin İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında vermiş olduğu gensoruya
dair imza sahibi olarak söz aldım. Ancak gensoruya ilişkin görüş ve
düşüncelerimizi paylaşmadan önce, partimiz ve parti yöneticilerimiz üzerinde şu
anda devam eden -14 Nisan sabahı başlayan ve hâlen devam eden- gözaltı ve
tutuklama furyasına, siyasi baskılara ilişkin de görüşlerimizi sizlerle
paylaşmak istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, 29 Mart yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan sonuçlar üzerinden
değerlendirme yapan Türkiye kamuoyu, Türkiye demokratik çevreleri, insan
hakları ve özgürlüklerden yana olan herkes Türkiye'nin önünde ciddi bir şans,
ciddi bir fırsat oluştuğu… Bu fırsatın da halkın iradesinin tecelli ettiği
şekilde dikkate alınarak artık Türkiye'nin temel sorunlarının -Kürt sorunu
başta olmak üzere- demokrasi sorunlarının tartışılıp diyalog zemini içerisinde
çözülebileceğine dair ciddi bir umut ortaya çıkmış, yaratılmıştı. Ancak, ne
yazık ki demokratik parlamenter sistemlerde seçim sonuçları bu şekilde
okunurken, maalesef, Hükûmet kanadı yaptığı ilk
açıklamalarda seçim sonuçlarını doğru okumama konusunda inat edeceğini, ısrarcı
olacağını daha ilk açıklamalardan itibaren, ilk dakikalardan itibaren
belirlemekten imtina etmedi.
İlk açıklama
Sayın Cemil Çiçek’ten gelmişti. Hatırlandığı üzere, işte, “Bunlar Iğdır’a,
Ermenistan sınırına kadar dayandılar. Dolayısıyla, bunu stratejik olarak
partiler üstü bir şekilde ele alıp değerlendirmeye ihtiyaç var.” açıklaması
Türkiye siyasi tarihine bir kara leke olarak geçmiş bir açıklama olarak yerini
aldı. O tarihte zaten Hükûmetin, seçim sonuçlarını,
özellikle DTP’nin elde etmiş olduğu seçim zaferini
nasıl okuduğu ve nasıl okuyacağı aşağı yukarı belli olmuştu. Akabinde Sayın
Başbakanın “Bunlar tehditle oy aldılar.” açıklaması DTP üzerinde başlatılan
siyasi operasyonun aslında düğmesine basıldığının ilk ipuçlarıydı.
Sayın Başbakanın
veya Sayın Cemil Çiçek’in bu değerlendirmelerine dair uzun uzun
cevap verme, değerlendirme yapma süresine sahip değiliz. Ancak şunu açık
yüreklilikle ifade ediyoruz ki her iki açıklama da gerçekten büyük talihsizlik,
demokrasiye olan büyük bir inançsızlık ve saygısızlıktır, halkın iradesine
yönelik büyük bir saygısızlıktır. Her şeyden önce partilere oy vermiş, bizim partimize
veya herhangi bir partiye oy vermiş halka yönelik bir saygısızlıktır. Eğer
seçimler halkın iradesinin ortaya çıkarılması için yapılıyorsa sonuçlarına da
herkesin saygı duyması beklenir. Bizim beklentimiz ilk dakikadan itibaren
buydu. Bu beklentimizi koruyoruz ancak Hükûmet, bu
yaklaşımdan son derece uzak, gayriciddi bir yaklaşımla
konuyu ele almaya devam ettiğini ve DTP’nin elde
etmiş olduğu AKP’ye karşı bu seçim zaferini hazmetmediğini, hazmetmeyeceğini de
bu operasyonla göstermeye başladı. 14 Nisan sabahı aralarında 3 Eş Genel Başkan
Yardımcımızın bulunduğu, 6 MYK üyemiz, 8 parti meclis üyemiz, çok sayıda
gençlik ve kadın meclis üyemiz gözaltına alındı, bunlardan 51’i tutuklandı.
Hâlen her saat DTP’nin bu örgütlenmelerine, bu il,
ilçe teşkilatlarına baskınlar devam ediyor.
Hükûmet her ne kadar “Bu
iş siyasi değil, seçim sonuçlarıyla bağlantılı değil, bağımsız yargı tarafından
yürütülüyor.” dese de bu işin başlangıcı Sayın Cemil Çiçek’in ve Başbakanın
açıklamalarıyla tetiklenmiştir. Bunu artık Türkiye kamuoyu çok net bir şekilde
görüyor, algılıyor, anlıyor. DTP’nin ortaya çıkardığı
bu iradeye ve diğer partilerle birlikte oluşmuş bu kolektif iradeye büyük bir
saygısızlıktır. Parlamentonun da bu konudaki sessizliği bizler açısından son
derece manidardır. Basının manipülasyonu, yönlendirmesi, özellikle Fethullahçı medyanın kendi çarpıtması ve kendisine servis
edilen bilgilerle büyük bir manipülasyon hareketiyle
kamuoyunu sözde bilgilendirmesi üzerine operasyon her dakika başka bir mecraya
kaydırılmaya çalışılıyor. Soruşturmada gizlilik olmasına rağmen, hiçbir
avukatımız, hiçbir parti yetkilimiz dosyanın kapağını dahi görmemişken ne
hikmetse Fethullahçı medya dosyanın bütün
detaylarını, ayrıntılarını kendince medyaya servis etmeye devam ediyor.
Dolayısıyla bu operasyonun nereden, nasıl başlatıldığı konusunda da çok açık
ipuçlarını bizlere sunuyor.
Ancak şunun çok
net bir şekilde bilinmesi gerekir ki halkın iradesi bu şekilde engellenemez, bu
şekilde DTP’ye diz çöktürülemez. Bizim demokratik
mücadelemiz, bizim barış, özgürlük ve insan hakları konusundaki ısrarımız
AKP’nin bu baskısına rağmen, bu otoriter yaklaşımına, baskıcı yaklaşımına
rağmen devam edecektir. Kazanan sonuçta
halk iradesi olacaktır, bundan hiçbir kuşkumuz yoktur.
Değerli arkadaşlar, DTP olarak İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay
hakkında verdiğimiz gensoru önergesiyle ilgili olarak birazdan grubumuz adına
Grup Başkan Vekilimiz Sayın Kurtulan detaylı açıklamalarda bulunacak ancak bu
gensoruya Hükûmetin nasıl yaklaştığını az önce grupta
konuşma yapan Sayın Başbakanın ifadeleriyle zaten anladık: “İşte bir gensoru
verilmiş, önüne gelen artık gensoru veriyor, gensorunun da bir ciddiyeti
kalmadı dolayısıyla hani biz bu meseleye sıradan yaklaşıyoruz.” gibi son derece
ciddiyetsiz, Parlamento ciddiyetine yakışmayan bir üslupla gensoruya nasıl
yaklaştıklarını zaten ifade ettiler Sayın Başbakan.
Neyle ilgili bu
gensoru? 9’u toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 62 yurttaşın, kendi hükûmeti döneminde orantısız güç kullanılması sonucu
öldürülmesiyle ilgili. O kadar ciddiyetsiz bir gensoru! Ve DTP Grubu yaklaşık iki yıldır Mecliste,
ilk defa bir gensoru veriyor, denetim yöntemi olarak gensoruyu kullanıyor.
Diğer partiler de yeri geldiğinde ve gerektiği hâllerde gensoru mekanizmasını
bugüne kadar kullandılar. Buna rağmen, Sayın Başbakan bundan rahatsız, 62
yurttaşımızın ölümünü gayriciddi bir üslupla,
gayriciddi bir yaklaşımla “Önüne gelen gensoru önergesi veriyor.” diyecek kadar
saygısız bir yaklaşım sergiliyor. Biz bunu asla kabul etmiyoruz.
Demokratik Toplum
Partisi bu Meclisin bir bileşenidir, bir gruptur, grup olmanın kendisine
verdiği bütün denetim haklarını yasamada kullandığı gibi denetimde de kullanır.
Bu yetkiyi kullanıp kullanmama Sayın Başbakanın iznine, icazetine de tabi
değildir, onun onayına da tabi değildir. Kendileri bu konuda ne düşünürler,
kendi gruplarında açıklarlar ama kamuoyuna karşı bu kadar gayriciddi
bir yaklaşım her şeyden önce halkı incitir, o 62 yurttaşın yakınlarını incitir,
tüm Türkiye toplumunu incitir.
Burada biz son
derece ciddi bir konuyu tartışmaya açmak istiyoruz. Sizin döneminizde
değiştirilen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’yla
polise tanınan yetkilerin aşırı güç kullanımına, ölümlere sebebiyet verdiğini
ve bu konuda düzenleme yapılması gerektiğini. İçişleri Bakanlığının bu konuda
sorumluluk alması gerektiğini, tartışmaya açmak istiyoruz. Elbette ki
biliyoruz, sizlerin oylarıyla bugün bu gensorunun gündeme alınması engellenecek
ama istiyoruz ki sizin medyadan takip ettiğiniz o “şiddet görüntü olayları”
diye verilen şeylerin gerçekte neler olduğunu burada bir kez daha bizlerden
duyun istiyoruz. Bizler, onu tanık olarak yaşıyoruz, medyadan izlemiyoruz.
Orada güvenlik güçlerinin nasıl şiddet kullandığını, ölümlere varacak derecede
sokakta nasıl meseleyi işkenceye çevirdiğini yaşayarak görüyoruz.
Mesele
toplantı-gösteriyi dağıtmaksa kanunda yetkileri belirlenmiştir, sınırları
belirlenmiştir ama bu mesele artık toplantı-gösteriyi dağıtmanın ötesinde
sokakta infaz, sokakta işkence ve cezalandırmaya kadar varmıştır. Bundan hiçbir kuşku duymuyoruz çünkü toplantı-gösteri dağıtıldıktan
sonra, insanlar dağılmaya başlandıktan sonra evlerine girerek, camilere
girerek, kim nereye kaçmışsa canını kurtarmaya çalışan herkesi bulunduğu yerde
yakalayarak, dakikalarca coplayıp döverek, saçlarından sürükleyerek
cezalandırmaya dönüşmüştür ve müdahalelerde, örneğin Siirt’te yapılan
müdahalede Meclis İnsan Hakları Komisyonuna Siirt Emniyeti bilgi veriyor, diyor
ki: “Savunma 303 adlı yeni bir silah kullanıyoruz. Adı plastik mermi
ancak bunun ucunda demir tozundan oluşan hilal şeklinde bir demir parçası
vardır ve dolayısıyla 40-
Eğer bu gensoru
bu kadar ciddiyetsiz bir yaklaşımla ele alınacaksa Sayın Bakan hiç konuşma
yapmasın, savunma da yapmasın. Verilecek oylar zaten belli. Ancak biz istiyoruz
ki çıkıp öz eleştirel bir yaklaşımla, bundan sonra bu ülkede vatandaşların can
güvenliğini korumakla yükümlü bir hükûmetin
varlığının olduğu ve bu tür zor kullanma, aşırı şiddet kullanmayla görevini
kötüye kullanacak güvenlik güçleri kim olursa olsun gereğinin yapılacağının
teminatının verilmesini istiyoruz. Bugüne kadar yapılmadı, bugüne kadar bir tek
güvenlik görevlisi bundan dolayı açığa alınmadı.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Devamla) – Uydurma soruşturmalar devam ediyor; idari soruşturma, adli
soruşturma adı altında yıllarca zaman aşımına yayılacak soruşturmalar devam
ediyor. Ama 62 yurttaş bu dönemde dur ihtarına uymadığı için ya da
toplantı-gösterilerde yapılan müdahaleler sonucu yaşamını yitirmiştir. Sivil
yurttaş, 62; ne anlam ifade ediyor, bilmiyorum sizler açısından. 271
vatandaşımız ağır şekilde yaralanmıştır bu gösterilerde, silah kullanmak
suretiyle, ateşli silahla veya yüksek derecede darp etmek suretiyle. Bunlar,
elbette ki bu Meclis açısından da bir şeyler ifade edebilmeli. Sayın İçişleri
Bakanı çıkıp hem burada öz eleştirel yaklaşmalı, özür dilemeli hem de bundan
sonra idam cezasının olmadığı bir ülke olan Türkiye’de sokakta infazların
gerçekleşmeyeceğinin teminatını vermeli, güvenlik güçlerinden idari mekanizma
olarak hızlı bir şekilde hesabının sorulacağını, bundan sonra bunlara müsamaha
gösterilmeyeceğinin teminatını vermelidir, beklentimiz budur. Yoksa AKP
Grubunun Sayın Bakanı koruyup kollayacağını ve gensorunun nasıl
sonuçlandırılacağını aşağı yukarı tahmin ediyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi bağlayınız.
Buyurunuz.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Devamla) – Ben yine de bütün milletvekillerinden, gensoru önergemizin
gündeme alınması için destek vermelerini bekliyor, saygılarımı, teşekkürlerimi
sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Demirtaş.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Bülent
Baratalı.
Buyurunuz. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA
BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; toplumsal barışı tehlikeye sokan uygulamalarla ilgili
olarak gerekli tedbirleri almadığı gerekçesiyle, Demokratik Toplum Partisi
Grubu adına İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay aleyhine verilen gensoru
önergesi konusunda CHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; genel olarak devletin, özel olarak da İçişleri
Bakanlığının en temel görevi, ülke sınırları içinde temel hak ve özgürlükler
çerçevesinde asayişi sağlamak, bütün vatandaşların can ve mal emniyetini
korumaktır; yaşama hakkını korumak, yaşama hakkının devamını sağlamak ve
güvence altına almaktır. Bütün haklar yaşama hakkı üzerine inşa edilmiştir. Bu
çerçevede 3152 sayılı, İçişleri Bakanlığının temel kanunu sayılabilecek olan
Yasa’ya göre Bakanlık önemli görev, sorumluluk ve yetkilerle donatılmıştır ama
sayılan görevlerin yanında İçişleri Bakanlığının en başat görevi iç güvenliğin,
asayişin ve emniyetin sağlanmasıdır.
Daha kısa ve
teknik tanımıyla iç güvenlik, ülke genelinde emniyet ve asayişin sağlanmasıdır.
Burada asayiş, insanların Anayasa’yla güvence altına alınmış hak ve
özgürlüklerini kullanabileceklerine olan inançlarını, emniyet ise bu inancın
yaygın bir kanıya dönüştürülmesi için güvenlik güçlerince alınmış olan fiziki
tedbirleri ifade eder. Yani vatandaşlar haklarını kullanırken, emniyet,
güvenlik bu hakları koruyacaklardır.
İç güvenlik birey
ve toplum yaşamının vazgeçilmez bir parçasıdır. İç güvenlik olmadan insanların
demokratik hak ve özgürlükleri kullanabilmeleri mümkün değildir. Bu çerçevede demokratik açılımlar ve reformlar konusunda kendine
toz kondurmayan AKP’nin öncelikle iç güvenlik sorununu çözüp çözmediği, bugüne
kadar hangi önlemeleri aldığı konusunda önemli bir tartışma vardır, çünkü
bizzat Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan seçimlerden sonra yaptığı, 4 Nisanda
yaptığı bir konuşmada -kendi sözcükleriyle- ülkenin güneydoğusunda seçim
güvenliğinin olmadığını itiraf ederek bu bölgede tehditlerle bir seçim yarışı
yaşandığını, vatandaşların evlerinin altından tehdit mektuplarının atıldığını
dile getirmiştir. Yani sonuç olarak kendi kabinesindeki bir bakanı,
İçişleri Bakanını “Görevini yapmadın” diye itham etmiştir. Aslında Bakanlığın,
devletin görevi dolayısıyla, buralarda çek dağıtmak, buralarda kömür, beyaz eşya dağıtmak değil,
oralarda güvenliği sağlamaktır. Zaten devletin asıl görevi -başta söylediğim
gibi- güvenliği sağlamaktır.
Yine Sayın Bakan,
Plan ve Bütçe Komisyonunda, Türkiye'nin, Avrupa’nın en güvenli bölgesi olduğunu
ifade etmiştir. Şimdi, Sayın Başbakanın bu tespiti ve sözü karşısında Sayın
Bakan, Türkiye dünyanın, Avrupa’nın en güvenli ülkesi mi, değil mi? Bunu sizin
takdirlerinize bırakıyorum. Acaba ülkenin her tarafı mı güvenli yoksa belirli
bir yeri mi güvenli? Bunu sizlerin takdirlerinize bırakıyorum çünkü Hakkâri,
Van, Ağrı ve Diyarbakır’da olan olayları dikkate aldığımızda Türkiye'nin
tümünün güvenli olduğunu söylememiz mümkün değildir. Bu konularda Sayın
Başbakan mı acaba doğruları söylüyor yoksa siz mi doğruları söylüyorsunuz diye insanlar, bizler derin bir endişe
içindeyiz.
Sayın Başbakan,
seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanını bir yere davet etti,
Fırat’ın öbür tarafına davet etti. Yani Başbakan olarak Türkiye’yi “Fırat’ın
beri ve öte tarafı” diye ayırdı. Ben şimdi onun deyimiyle söylüyorum: Sayın
Bakan, Sayın Başbakanın ifadesine göre Fırat’ın öbür tarafında can güvenliği
var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.
Biz Cumhuriyet
Halk Partisi olarak ülkenin bütününde politika yapıyoruz, her bölgeye girip
çıkıyoruz. Sayın Genel Başkanımızın 1993 yılının gecesini eksi 20 ve 25
derecede Şemdinli’de geçirdiğini burada ifade etmek istiyorum. Ancak bunu
yaparken bölgede ikiye ayrılmış olan bir siyasetin bir politika yapma biçimine
de burada katılmıyoruz. Yani bölgede yapılan kimlik politikasını, yine bölgede
yapılan tarikat-cemaat politikasını da onaylamıyoruz. Biz buralarda politikaya
insan odaklı olarak ve bütüncül olarak bakıyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, CHP, bütün bunları gördü ve yeni açılımlara gereksinim duyduğunu
bildiği için bu kısır döngünün içine hiçbir zaman girmeyecektir; bölgedeki
yaranın kangrene dönüşmesine alet olmak istememektedir. Doğusuyla, batısıyla,
kuzeyiyle, güneyiyle Türkiye’yi bir bütün olarak görüyor ve bütün Türkiye
siyaseti ve politikası yapıyoruz.
Şimdi gensoruya
döndüğümüzde, Demokratik Toplum Partisinin verdiği gensoruda bazı ölümlerden
bahsediliyor. Ölümler elbette her zaman insanın canını yakar ama yalnız
ülkemizin güneydoğusunda mı ölümler olmuştur? Peki, İzmir’de, Antalya’da,
Çorum’da, Yozgat’ta olaylar olmadı mı? Yani Festus
Okey, Engin Çeper, Baran Tursun, Çağdaş Gemlik, Murat Kasap gibi gençler yine
polis kurşunuyla ölmedi mi değerli arkadaşlar? Bu konulara bütüncül bakmamızda
yarar vardır. Bütün bu ölümleri incelemeli ve bir bütüncül olarak karar
vermeliyiz. Bu nedenle, bizim, Kızıltepe’de öldürülen on iki
yaşındaki Uğur Kaymaz için nasıl ciğerimiz yanıyorsa, hain bir pusuya kurban
giden Gaffar Okkan için de öyle ciğerimiz yanıyor; Diyarbakır’da geleceğini
ararken dershane çıkışında bombalanan öğrencilere nasıl üzülüyorsak, her gün
bir yenisini ciğerimiz yanarak uğurladığımız şehitler için de öyle üzülüyoruz
ve az önce dediğim gibi, konulara bölgesel değil, bütünsel ve insan odaklı
olarak bakıyoruz.
Şimdi, Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; yine Sayın Bakan bütçe ve Plan Komisyonunda
yaptığı konuşmada “işkenceye sıfır tolerans” politikasının işlediğini
söylemişti. Şimdi ben bir rakam veriyorum ve üzülerek ifade
ediyorum ki bu vereceğim rakamlar Sayın Bakanı nakzetmektedir: “İşkenceye sıfır
tolerans” aldatmacasının sonucu olarak, yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele
ateş açma olayları sonucu yaşamını kaybeden kişilerin sayısı 2007’de 24,
2008’de ise 31 kişidir -son olaylar içinde yok- faili meçhul cinayete kurban
gidenlerin sayısı 2007’de 2, 2008’de ise 35’dir; cezaevinde ve gözaltında
şüpheli ölümlerin sayısı ise 2007’de 10 iken 2008’de 29’dur.
Bütün bunları alt
alta topladığımızda sorunun kişisel ya da bölgesel olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Sorun toplumsaldır ve bütün Türkiye'yi ilgilendirmektedir.
Değerli
arkadaşlarım, burada Sayın Bakana siyasi olarak tabii bir soru soruluyor, o
cevap verecektir, ama ben de bir polis teşkilatına değinmek istiyorum, çünkü
polis teşkilatı da bu konuda sorgulanmaktadır.
Bu noktada,
164’üncü kuruluş yıl dönümünü kutlamakta olduğumuz Türk polis teşkilatı 19’uncu
yüzyılın modernleşme çabalarının önemli bir unsuru olarak kurulmuş, geleneği
olan, kökü ve saygınlığı olan bir devlet kuruluşudur. Aradan geçen zaman içinde
polis teşkilatına olan ihtiyaç hiçbir zaman azalmadığı gibi, teknolojik
gelişmelere paralel olarak güvenlik ihtiyacı sürekli olarak artmakta ve
değişkenlik kazanmaktadır. Ama ne yazık ki insanoğlunun yaşadığı her yerde, her
türlü toplumda, suç, kanunsuzluk, hukukun üstüne çıkma, hukukun ötesine geçme
özlemleri daima kendisini göstermektedir. Bu eğilimler karşısında devletin
güvenlik teşkilatı, hukuku, yasayı, adaleti, kamu huzurunu tesis etmekle
yükümlü bir devlet kuruluşudur ve bu doğrultuda epeyce deneyim kazanmış olan
bir polis teşkilatımız var. Bu kurumun hiçbir zaman ortadan kalkmayacağını
düşünerek bu konuya böyle yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Böylece devlet
kuruluşlarının başarısının temel çıkış noktası, siyasetin ötesinde, siyasetin
dışında, hukuka, kanuna saygılı ve yasaları herkes için eşit bir anlayışla
uygulayacak bir eğitim düzeyine, bir bilinç düzeyine devletin güvenlik
örgütünün gelmesine ihtiyaç vardır.
Öte yandan, son
zamanlarda yaşanan gelişmeler, güvenlik ile özgürlük arasında yaşanan hassas
terazi dengesinin insan hakları aleyhine bozulduğunu göstermektedir. Elbette
bunun çok çeşitli nedenleri vardır. Polislerin çalışma koşulları, mesleki
deneyim eksiklikleri, psikolojik eğitim eksikliği, özlük hakları,
saygınlıkları, ücretleri gibi etkenler önemli nedenlerdir.
Polis
teşkilatımız yedi gün yirmi dört saat görev yapmaktadır. Bu önemli bir olaydır,
çünkü biyolojik saate göre insanların gece uyuması gerekiyor.
Avrupa’da polise
“Güvenlik mühendisi” diyorlar değerli arkadaşlarım. Ama polislerimiz diğer
memurlarımız gibi açlık sınırının biraz üstünde yaşamaya çalışıyorlar. Bu
nedenle bizim çok çeşitli adımları atmamız lazım, ama muhakkak polisi de
güvenlik güçlerimizi de siyasetin dışına, siyaset dışı çeşitli örgütlenme
biçimlerinin dışına güvenlik örgütünü çıkarmamız gerekiyor.
Dinin,
inançların, değerler sisteminin, tarikat anlayışının devlet güvenlik güçleri
içinde sistematik bir biçimde örgütlenerek yer tutmasını doğal karşılamamız
burada mümkün değildir. Elbette herkesin insan olarak tercihleri olacaktır,
anlayışı olacaktır, inancı olacaktır, dinî tercihi olacaktır. Bunlar ayrı bir
konudur. Ama devletin güvenlik güçlerinin mutlaka tarafsız, sadece devletin
yasalarını temel alan bir anlayış içinde çalışır noktaya getirilmesine ihtiyaç
vardır.
Bütün bu
tespitler çerçevesinde, buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan,
Plan ve Bütçede bizden ne istediyseniz size verdik kadro, para konusunda. On
binlerce polis kadrosu verdik. Şu anda sanıyorum, Avrupa normlarına göre 10 bin
polisimiz eksik. İsteyin, bunu Komisyonda da verelim, burada da verelim. Ama
bütün bu verdiklerimize karşın, acaba görevinizi layıkıyla yerine getiriyor
musunuz? Vicdanınız rahat mı? Bunu öğrenmek istiyorum. Ölen her yurttaşımızın
arkasından “Acaba, nerede yanlıştık da bunlar öldü.” Ya da “Bundan sonra bu
olayların yaşanmaması için neler yapmalıyız.” diye kendinizle bir yüzleşme
içinde misiniz? Gerçekten merak ediyorum ve öğrenmek istiyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz 21’inci yüzyılda saygın bir devlet
olmanın en başta gelen ölçütü, kişi temel hak ve özgürlüklerine ve hukukun
üstünlüğüne inanmaktır. Ama ne yazık ki AKP hükûmetleri
altı yıl boyunca Türkiye’de hem hukuku hem vicdanı hem de saygınlığını
kaybetmiştir. Bunun sorumlusu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere,
ağırlıklı olarak Adalet, içişleri, Millî Eğitim bakanlıklarıyla beraber bütün
AKP zihniyetidir. Bu zihniyet yüzünden Türkiye’nin hukuk devleti mi, polis
devleti mi olduğu içeride ve dışarıda tartışılır hâle gelmiştir.
Ben bir
hukukçuyum. Şu an görülen bir dava var. Bu konuda bir şey demiyorum, görüş
ifade etmiyorum, tavsiyede ve telkinde bulunmuyorum; Anayasa’dan elde ettiğim,
138’inci maddeden elde ettiğim eleştiri hakkımı burada kullanıyorum. Elbette bu
dava nedeniyle, suçu olanlar cezalarını çekeceklerdir, bunu biz de istiyoruz
ama daha ne ile suçlandıklarını dahi bilmeden insanları apar topar gözaltına
almanın, aylarca cezaevinde yatırmanın insan haklarıyla, temel hak ve
özgürlükleriyle bağdaşır bir yanı var mıdır değerli arkadaşlar?
Farkında mısınız
bilmiyorum ama Türkiye bu konularda çok tehlikeli bir noktaya doğru
gitmektedir, sistemli ve programlı bir şekilde yürütülen operasyonlarla
gözaltına alınanlar toplumda var olan endişe ve kaygıları daha da artırmakta ve
büyük bir infiale yol açmaktadır. Türkiye hızla kutuplaşmaya doğru gitmektedir.
Ayrıca rejimin teminatı olan Parlamento da hedef gösterilmektedir çünkü
Ergenekon davasının bir ayağının da Parlamentoda olduğu iddiaları vardır.
Böylece Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, basın, üniversite ve sivil toplum
örgütlerinden sonra Parlamento da bu zannın altındadır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yıllar önce bir kitap okumuştum, George Orwell’ın “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”ü. George Orwell’ın o kitabında totaliter bir merkezî parti
yönetiminde korku ve propaganda ile beyin yıkama, toplumsal yaşamı altüst etme
konu edilmektedir. Orada meşhur bir “büyük birader” vardır, herkesi dinleyen,
herkesi gözleyen, herkesi böyle diskura çeken. Şimdi, ülkemizde de bir “büyük
birader” var. Ülkemizdeki “büyük birader” Adalet ve Kalkınma Partisidir ve onun
başındaki Sayın Başbakandır. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan “benim
valim, benim kaymakamım, benim genel müdürüm, benim şuyum, buyum” deyip herkesi
korkutmakta ve bakanlarını kulaklarından tutarak kapının önüne koymakla tehdit
etmektedir.
Şimdi, ayrıca,
başka bir olay vardır. Bakınız, 2005 yılında ortaya çıkan bir Telekomünikasyon
İletişim Başkanlığı vardır. Başında Başbakan vardır. İki tane, yakın cemaatten
başına bir müdür ve teknik izleme başkanı atanmıştır. Bütün telefonlarınız
dinlenmektedir, bütün SMS’leriniz kontrol
edilmektedir, bütün İnternet kayıtları, herkesin gözüne baka baka kullanılmaktadır ama Sayın Ulaştırma Bakanı
“Telefonların dinlenmesinden korkuyorsanız telefonla konuşmayın.” demektedir.
Şimdi, bu konuda da herkes ve bütün insanlar büyük bir endişe içindedir.
Yine, sayın grup
başkan vekilleri, bakanlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili
yapılan uygulamalardan şikâyet etmektedir; “Savcılar da galiba biraz yorum
aştı.” demektedir. Bakanlar birbirini “Sus, ne diyorsun, yanlış da olsa
konuşma!” diye ikaz etmektedir. AKP’nin grup başkan vekilleri bakanları ikaz
etmektedir. “Ne yapıyorsunuz, niye konuşuyorsunuz, konuşmayın, susun, yanlış da
olsa ses çıkarmayın!” demektedir değerli arkadaşlar.
Ergenekon
savcıları teftiş edilmemektedir ama Eminağaoğlu
(YARSAV Başkanı) teftiş edilmektedir ve belki Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa
bir teftiş Yargıtaya artık dayanmaktadır.
Ülkenin bir kaos içinde olduğunu düşünüyorum. Sayın Başbakana bu
konularda “Sultan” diye açılan pankarttaki sıfatın çok az geldiğini
düşünüyorum; Sayın Başbakan, artık, bir imparatordur. Ama neyin imparatorudur?
Yarattığı korku imparatorluğunun imparatorudur. Değerli arkadaşlar, bu
böyledir. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, varsa bir iddia burada tartışırız.
Şimdi, Ergenekon
örgütü olunca gülmüştüm; “2-3 emekli komutan falan, bunlar nasıl örgüt kuracak
da ülkeyi devirecek?” diye, yanılmışım. Evet, “Ergenekon” adında bir darbe
vardır Türkiye’de. Teşebbüs değil, darbenin kendisi vardır. Sindirile sindirile, alıştırıla alıştırıla,
bu darbe, sistematik bir şekilde üç seneden beri yapılmaktadır. Önce darbelerin
önüne set çekilerek toplum oluşturulmuş, sonra da muhalif sesler “darbeci” diye
gözaltına alınmıştır.
ASIM AYKAN
(Trabzon) – “Ordu göreve!” diyenlerin yanında mısınız?
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Evet, bir darbe vardır ama bu darbeyi yapanlar öğretmen değildir,
hoca değildir, canını malını ülke için feda eden insanlar değildir;
gazeteciler, Atatürkçüler değildir; bu darbeyi yapanlar, sayın milletvekili,
seksen yıllık cumhuriyetin kazanımlarını altı yılda ayak
altına alanlardır. (CHP sıralarından alkışlar)
ASIM AYKAN
(Trabzon) – “Ordu göreve!” diyenlerin yanında mısınız?
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Bu darbeyi yapanlar, ülkenin bütün kaynaklarını yok pahasına kendi
yandaşlarına peşkeş çekenlerdir. Bu darbeyi yapanlar, devletin olanaklarıyla
kendi akrabalarına kredi sağlayarak yandaş medya oluşturanlardır. Bu darbeyi
yapanlar, halkımızın kutsal duygularını suistimal
ederek YİMPAŞ, KOMBASSAN, Deniz Feneri gibi asrın en büyük dolandırıcılıklarına
göz yumarak ortak olanlardır. Bu darbeyi yapanlar, din ve inanç sömürüsü
altında yüce dinimizi “inananlar” ve “inanmayanlar” diye ikiye bölenlerdir
değerli milletvekilleri.
AHMET YENİ
(Samsun) – Çarşaftan bir çıkın bakalım.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Şimdi, Anayasa’yı da değiştirmek istiyorsunuz. Bütün bu darbenin,
bütün bu soruşturmanın altyapısını ayarlamak için Anayasa’yı değiştirmek
istiyorsunuz.
AHMET YENİ
(Samsun) – Çarşafa dolandınız, çarşafa!
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Şimdi söyleyeceğimi herkes buradan duysun. Cumhuriyet Halk Partisi
olarak biz buna asla izin vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)
Dolandırıcılar ortada, bazıları da Mecliste.
Şimdi, güvenli
bir ülkeden bahsediliyor. O zaman şunu sormak istiyorum: Ülke güvenli de Sayın
Başbakan neden hep ülkenin batısında tatil yapıyor, yedi yıldızlı otellerde,
korumalarla, çifter çifter arabalarla, zırhlı
arabalarla? Ben Sayın Başbakana buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Ülkenin
her tarafı güvenliyse neden Munzur’un kenarında piknik yapmıyorsunuz Sayın
Başbakan? (CHP sıralarından alkışlar)
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Seçimlerde Hakkâri’ye falan gittiniz mi?
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Baratalı.
Buyurunuz.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Neden Zap Suyu’nun kenarında, Hakkâri’de
piknik yapmıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – 29 Marttaki seçimden haberiniz var mı?
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Neden Yüksekova’nın o güzelim yaylalarında, örneğin Berçalan Yaylası’nda neden piknik yapmıyorsunuz?
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Gördün mü? Gördün mü?
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Oralarda büyüdüm ben, Bitlis’te büyüdüm. Bitlis’te şehit bir
subayın, buradan iftiharla ifade ediyorum, orada onun çocuğu olarak büyüdüm. Siz
nerede büyüdünüz ben bilmiyorum, ben sizi tanımıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Bitlis’e ne zaman gittin?
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Her zaman gittim, her zaman
gittim.
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Bu seçimde nerede çalıştın?
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, sadece Doğu ve Güneydoğu Bölgemizde
değil ülkemizin her yerinde büyük bir güvenlik sorunu vardır değerli
arkadaşlar.
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Korku dağları sarmış.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Şimdi, bu güvenlik sorununu, güvensizlik sorununu hazırlayanlar,
insanları inanan-inanmayan diye, Kürt-Türk diye bölen, laik ve demokratik
cumhuriyet ve üniter yapımız üzerinde tartışma
başlatarak darbe yapanlardır. Diyarbakır’da görüş ifade ederek sonra şaşırıp bu
görüşünü Ankara’da geri alanlardır darbe yapanlar değerli arkadaşlarım. (CHP
sıralarından alkışlar)
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
KEMALETTİN AYDIN
(Gümüşhane) – Süre bitti Sayın Başkan, süre bitti.
ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Kuyuya attılar adamları, kuyuya. Biz mi attık adamları kuyuya?
BAŞKAN – Sayın
Baratalı, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütün bu söylediklerime ses çıkarmayanlardan,
alkış tutanlardan elbette bir gün Türk milleti hesap soracaktır
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Hayırlı işler!
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Ama nerede hesap soracaktır? Sandıkta hesap soracaktır.
HAYDAR KEMAL KURT
(Isparta) – Millet bizi gönderdi, bizi!
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Çünkü Türk milleti o kadar büyük bir millettir ki ya denize döker
ya da sandığa gömer değerli arkadaşlarım. Bu nedenlerle…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sizi gömdüğü gibi.
BÜLENT BARATALI (Devamla) – Kimin gömüldüğü belli. Cumhuriyet Halk Partisi 2 puan oy kazandı, siz 8 puan oy
kaybettiniz. (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah”
sesleri)
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Bizim yarımız kadar oy aldınız!
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamı bitirirken Hazreti
Ömer’in söylediği bir şeyi söyleyeceğim ve Bakanı bu konuda görüş bildirmeye
davet edeceğim.
ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Sizi tebrik ediyorum.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Yalnız, Fırat’ın kenarındaki 2 koyun kaybolmamıştır Türkiye’de
değerli arkadaşlar. Bırakınız Fırat’ın kenarındaki 2 koyunu Türkiye'nin
tümündeki bütün koyunlar kaybolduğu gibi insanlar kaybolmaktadır.
KEMALETTİN AYDIN
(Gümüşhane) – Süre bitti, süre. Sayın Başkan, ne kadar süre verdiniz?
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Bu nedenle…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Baratalı, lütfen sözlerinizi bitirip, Genel Kurulu selamlayınız.
BÜLENT BARATALI
(Devamla) – Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak önergeyi
destekleyeceğimizi ifade ediyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Baratalı.
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Van Milletvekili Fatma
Kurtulan. (DTP sıralarından alkışlar)
Buyurunuz Sayın
Kurtulan.
DTP GRUBU ADINA
FATMA KURTULAN (Van) – Teşekkürler.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; toplumsal olaylarda toplantı ve gösteri özgürlüğünü
ihlal ederek görevini kötüye kullanan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay
hakkında verdiğimiz gensoru üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ben de gündeme
geçmeden önce partimize dönük yapılan bu siyasi operasyonla ilgili bir iki şey
söylemek istiyorum. Arkadaşımızın da belirttiği gibi, seçimin hemen sonrasında,
hem Sayın Cemil Çiçek’in hem de Başbakanımızın ifadeleri sonrasında partimize
yönelik çok kapsamlı bir operasyon yaşandı, hâlâ da devam ediyor. Şu an 4 eş
başkanımız yardımcısının içinde yer aldığı, kadın ve gençlik meclislerimizin
sözcülerinin de içinde yer aldığı bir tutuklanma durumuyla karşı karşıyayız.
Şunu özellikle
ifade etmek istiyorum: 2000 yılında Siyasi Partiler Yasası’nda yapılan
değişiklikle birlikte “kol” tarzı örgütlenmeye partimizin hızla geçtiği
biliniyor. Gençlik ve kadın örgütlerimizin bu çerçevede örgütlenmesi
gerçekleşti. Ancak süreç ve zamanla bu tartışmalarımız bizi şöyle bir modele
evirdi: Daha çok dikey bir modeldi, merkezî bir modeldi. Dolayısıyla, biz de
gençlik ve kadın örgütlerimizde özellikle yatay örgütlenme modelini esas alan,
katılımcılığı esas alan bir modeli benimseyip kaç yıldır da çalışmalarımızı bu
durumda yürütüyoruz. Lider sultasına dayalı siyasi erk aslında bunu çok
anlamakta zorlanıyor, bunu görüyoruz. Dolayısıyla, şu an partimizi illegalize eden, gençlik ve kadın örgütlerimizi illegalize eden yaklaşımı kınadığımı özellikle ifade etmek
istiyorum.
AKP Hükûmeti daha önce bu halkın neden kendilerine oy verdiğini
anlayamadı, bu seçimde de aslında niye oy vermediğini anlayamadı. Bizim
önerimiz şu: Bazı milletvekilleri, özellikle, şunu belirtmek istiyorum, bölge
milletvekilleri şunu söyleyemediler: Biraz koltuklarını güvence altına almak
için, bunu sağlama almak için “Tehdit edildik” safsatasını yaydılar. Şunu
söyleyemediler: Biz biraz TRT Şeş’e güvendik; valiler, kaymakamlar bizim parti
yöneticilerimiz gibi çalıştı; sosyal yardımlara güvendik; Başbakanımızın da
biraz karizması var, ona da güvendik, dolayısıyla bu
sonucu elde ettik, bu kadar oldu diyemediler. Ben, bu yaklaşımın da Türkiye
kamuoyunu yanıltan bir yanıltmaca olduğunu belirtmek istiyorum, kınıyorum
tekrar.
Gündeme ilişkin
sözlerime başlarken, aynı zamanda “Her önüne gelen önerge veriyor” sözünü de
burada doğru bulmadığımı ben de ifade etmek istiyorum. DTP her önüne gelen
değildir, hele hele AKP bunu söyleyemez, hele hele seçimlerden sonra AKP bunu söylememeli diye
düşünüyorum.
Aynı zamanda,
CHP’li konuşmacı arkadaşımıza da, biz sadece bir bölgede yaşanan vakaları
değil, tüm Türkiye’de bu süreçte yaşanan vakaları ele almaya çalıştık. En
azından şöyle bir durum var: Engin Ceber olayı
yargıdadır ve Sayın Bakan da bununla ilgili özür dilemiştir. Ama,
bizim altını çizmek istediğimiz vakalar, henüz yargıya bile intikal etmemiş,
soruşturma dahi açılmamış vakalardır, özellikle altını çizerek bunlara vurgu
yapmak istedik.
Demokratik
toplumlarda toplanma özgürlüğü, siyasal ve toplumsal yaşamın en temel unsurunu
oluşturmaktadır. Toplantı ve gösteriler, düşünceyi ifade etmenin kolektif bir
biçimi ve düşünce özgürlüğünün tamamlayıcısı niteliğindedir. Düşünce ve ifade
özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı olan toplanma ve gösteri yapma hakkı,
demokratik ülkelerde kişilerin ortak ve kamusal çıkarlara ilişkin konularda
kamuoyu oluşturma ve siyasal organları etkileme amacı taşımaktadır. Bu nedenle
demokratik bir fonksiyona sahip olma özelliği taşımaktadır. Bunlarla beraber,
toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, gerek uluslararası belgelerle
gerekse de yasalarımızla tanınmış bir haktır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; üzerinde durduğumuz en demokratik hak olan toplantı ve
gösteri yürüyüşleri Anayasa’nın 34’üncü maddesiyle güvence altına alınmıştır.
Buna göre önceden izin almaksızın herkes toplantı ve gösteri yürüyüşleri
düzenleme hakkına sahiptir. Aynı zamanda bu hakkın özgürce kullanılmasını
sağlamak demokratik hukuk devletinin temel gereklerinden biridir. Hukuk
devletinin temel gerekliliği olan bu hak, Birleşmiş Milletler Evrensel
Bildirgesi’nin 20’nci maddesinde, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklar
Uluslararası Sözleşmesi’nin 21’inci maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 11’inci maddesinde de güvence altına alınmıştır.
Türkiye'nin taraf
olduğu bu bildirge ve sözleşmeler Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı
maddesinde, milletlerarası anlaşmalar kanun niteliğinde olmakla birlikte
Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez ve hükümleri esas alınır, ibaresiyle
anayasal özelliğe kavuşturulmuştur.
Bu nedenledir ki
toplanma ve gösteri özgürlüğü hakkının kullanılması, Anayasa’da, izin
alınmaksızın yalnızca bildirime tabi bir hak olarak düzenlenmiştir. Bildirimin
taşıdığı amaç ise bu hakkı kullanan topluluğun toplantı esnasındaki güvenliğini
sağlamasıdır. Toplanma özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik müdahale
etmeme yükümlülüğü ise açık bir yükümlülüktür.
İşte teoride ve
kâğıtlar üzerinde böyle iken uygulamalara bakıldığında ülkemizdeki tablo son
derece acıdır. Ne yazık ki ülkemizde toplumsal gösteriler kolluk güçlerinin
ölümlerle sonuçlanan orantısız aşırı güç kullanımına sahne olmakta ve birçok
müdahale sırasında ateşli silah kullanılmaktadır. Müdahaleler kamu düzenini
koruma, güvenliği sağlama amacının dışında cereyan etmekte, aşırı güç kullanımı
çok sayıda insanın yaralanmasına ve hatta yaşam hakkının ortadan kalkmasına,
yani ölümlere sebebiyet vermektedir.
Yukarıda da
değindiğim gibi, gerek Anayasa’mız gerek ülkemizin taraf olduğu uluslararası
sözleşme ve anlaşmalar, toplantı ve gösteri özgürlüğünün yalnızca kamu
güvenliği ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması durumunda
yasalarla sınırlandırılabileceğini ifade etmektedir. Durum böyleyken Avrupa
Birliği sürecini hızlandırdığını ve önemli ivmeler kazandırdığını iddia eden
AKP Hükûmeti zamanında orantısız güç kullanımının
sebep olduğu ölümlerin ciddi boyutlara varması Avrupa Birliği üyeliğine olan
samimiyetsiz yaklaşımın da bir açıdan teşhiri olarak görülebilinir.
Yine, aynı
şekilde, Avrupa Birliği sürecinde sloganlaştırılan “İşkenceye sıfır tolerans.”
sözüyle, Hükûmet, âdeta ironi yapmış, yurttaşlarını
sokak ortasında, evlerinde, iş yerlerinde, araçlarında işkenceye ve kötü
muameleye maruz bırakmıştır.
“İşkenceye sıfır
tolerans.” diyen AKP Hükûmeti, 1 Mayısta gösteri ve
yürüyüş hakkını kullanan kitleye Taksim Meydanı’nı dar ederken, polisin
yalnızca “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle Baran Tursun ve daha birçok
kişiyi ensesinden vurarak hayatına son vermesi karşısında hiçbir rahatsızlık
duymamıştır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gensorunun gerekçesinde de saydığımız gibi, 9 kişi
yalnızca 2008 Şubat ayından bu yana toplu gösteri ve yürüyüşlerde kolluk
kuvvetlerinin müdahaleleri sırasında hayatını kaybetmiştir. 9 kişinin hayatını
kaybettiği bu gösteri ve yürüyüşlerin Kürt sorunuyla ilişkili olması tesadüf değildir.
Bu durum Hükûmetin Kürt sorununun çözümüne dair
önerilere, gösteri ve yürüyüşlere bile tahammül göstermediğini ortaya koyarken
İçişleri Bakanının bu ölümlere ilişkin bugüne kadar bir açıklama yapma gereği
bile duymaması bir içişleri bakanı misyonunu yeterince
üstlenmediğinin anlaşılması için yeterli neden değil midir?
Yaşanan olaylar
karşısında İçişleri Bakanının gerekli tedbirleri almaması ve güvenlik
görevlileri hakkında etkin bir soruşturma başlatmaması müdahalelerin tarafınca
onaylandığı anlamını taşırken bu yaklaşım yaşam hakkının açıkça tehdit edildiği
bir güvensizlik ortamı yaratmıştır. Oluşan bu güvensizlik ortamı bireysel
silahlanmayı artırırken, bir çatışma tehlikesini de beraberinde getirmiştir. Bu
çatışma ortamını derinleştirme çabası içinde olan Sayın Başbakan, bir gösteri
sırasında pompalı tüfekle Kürt vatandaşlarımızın üzerine kurşun yağdıran şahsa
“Elinde tedbiri olan kendini savunacaktır.” diyerek arka çıkmıştır. Sayın
Başbakan bir başbakan sorumluluğunda davranmayıp yangına körükle giderken,
partisinin Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül, “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle birçok
vatandaşımızın polis tarafından öldürülmüş olmalarını “Devletime, milletime
karşı gelenleri vurmaktan hoşlanırım.” diyerek savunurken “Millet için kurşun sıkan
da kahramandır.” sözünün iktidarları zamanında içeriğinin zenginleştirilerek ne
kadar canlı tutulduğunu bize hatırlatmıştır.
Toplumsal huzuru
ve güveni sağlamakla yükümlü olan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay, toplumu
âdeta bir iç çatışma ortamına iten, kin ve düşmanlığa tahrik eden bu sözlere en
ufak bir tepki göstermemiş ve onların bu duygularına ortak olduğunu yorumsuz
kalarak bize göstermiştir.
Aynı şekilde, DTP
Sakarya il örgütünün 2008 Nisan ayında düzenlemiş olduğu kültür sanat şöleninin
yapıldığı düğün salonuna ülkücü bir grubun saldırısı karşısında güvenlik
güçlerinin müdahalesiz kalarak, içeride mahsur kalanlar arasında altmış beş
yaşındaki Ebubekir Kalkan’ın kalp krizi geçirerek
yaşamını yitirmesi, yine İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’ın sorumluluğunda
yaşanmıştır.
En temel insan
hakkı olan yaşam hakkına kasteden bu olaylar, başta da belirttiğim gibi,
işkenceye sıfır tolerans sözü veren Hükûmetin
İçişleri Bakanının sorumluluğu altında yaşanmaktadır.
Yasal demokratik
çerçevedeki gösterilere ateşli silah kullanılarak yapılan müdahaleyle toplumsal
muhalefet bastırılmak ve terörize edilmek
istenmektedir. OHAL dönemini aratmayan bu uygulamalarla devletin şiddet
yöntemlerine başvurmasının yolunun açılması ve güvenlik aygıtının idari yönetim
üzerinde hâkimiyetinin sağlanması hedeflenmektedir. Ülkemizi çatışmalı ortama
sürükleyen bu politika, oluşturulmaya çalışılan toplumsal barış ve demokratik
istikrarı da açıkça tehdit etmektedir. Demokrasinin güvencesi olan muhalefeti
demokrasinin en temel unsuru olarak görme olgunluğuna sahip olmayan İçişleri
Bakanlığının eleştiriyi engelleyen diktatöryal
yaklaşımı kendisini gün geçtikçe daha çok hissettirmektedir. Toplumsal
olaylarda kamu düzeni
ve kamu güvenliğini korumakla görevli bulunan güvenlik güçlerinin
idaresinden sorumlu İçişleri Bakanlığı, basın açıklamaları ve yürüyüşlerle
demokratik tepkilerini ifade eden yurttaşları yasa dışı ve provokatör olarak
tanımlama anlayışını sürdürmektedir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği uyum sürecinde “demokratikleşme paketi”
adı ile yasal düzenlemelere gidilirken bu düzenlemelerin yaşamsal bir
karşılığının olmaması idari bir sorumluluktur. İnsan hakları ihlalleri son iki
yılda kaygı verici bir artış göstermiştir. Bu durum demokratik eylem ve etkinliklere
güvenlik güçlerinin göstermiş olduğu orantısız güç kullanımında da kendini
göstermektedir. Güvenlik güçleri tarafından 2007 yılında 34, 2008 yılında 127
toplantı ve gösteriye müdahale edilmiştir.
Bildiğiniz gibi,
Yunanistan’da hükûmet politikalarına karşı düzenlenen
eylemlerde bir gencin güvenlik güçlerince öldürülmesi sonrasında asayişten
sorumlu bakan yardımcısı istifa etmiş… Hükûmet ve
İçişleri Bakanlığınca demokratik eylemler hukuk dışı gösterilerek ölümler
kamuoyuna sıradan bir olay gibi yansıtılmıştır, ülkemizde tabii bu. Hükûmetin ve İçişleri Bakanlığının demokratik taleplerin
ifade edildiği eylemlerde aşırı ve orantısız güç kullanımı sonucu 9
yurttaşımızın öldürülmüş olmasını kanıksayan bir yaklaşım içinde olduğu
görülmektedir. Ölümlere sebebiyet veren bu aşırı güç kullanımı bütünüyle
İçişleri Bakanlığının yetkisi ve sorumluluğu altındadır. Toplumsal muhalefetin
zor kullanarak engellenmesi önü alınamaz antidemokratik uygulamaları
beraberinde getirecektir. Siyasal etiğin yıpratılması demokratik toplumun
oluşturulmasını sağlayacak demokratik teamüllerin geliştirilmesini
engellemektedir. Toplumsal değerlerde yaşanacak bu erozyonun asıl etkileri orta
ve uzun vadede görülür. 2008’de Eş Başkanımız ve Mardin Milletvekili Emine
Ayna’ya, Van’daki Nevruz kutlamalarında şahsıma yönelik güvenlik güçlerinin
göstermiş olduğu fiziksel şiddet, ilerleyen zamanlarda Batman Milletvekilimiz
Bengi Yıldız’a, Urfa’da yine Batman Milletvekilimiz Ayla Akat
Ata’ya ve Ağrı’da Van Milletvekilimiz Özdal Üçer’e
karşı da kendini göstermiştir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; son olarak, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayanışma
Dernekleri Federasyonu cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler üzerindeki
tecrit ve izolasyona dikkat çekmek amacıyla 3-4 Nisan
tarihlerinde Urfa’da bir demokratik etkinlik düzenlemiştir. Etkinliğin ikinci
günü, programda belirtildiği üzere, katılımcılar yürüyüşe geçmişken, kamu
güvenliğini ve başka birilerinin özgürlüğünü kısıtlayacak bir durum yok iken
keyfî olarak yürüyüş durdurulmuş ve kitle provoke edilmiştir. Güvenlik
güçlerinin çeşitli araçlarla yakın mesafeden halka saldırması sonucu 2 çocuk
babası 27 yaşındaki Mustafa Dağ başından aldığı gaz bombası kapsülü yarasıyla,
üniversite üçüncü sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Mahsun
Karaoğlan sol göğsüne aldığı darbe sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. Yine
müdahale esnasında bazıları ağır olmak üzere çok sayıda insanımız da
yaralanmıştır.
Başta Kürt sorunu olmak üzere ülkemizin temel sorunlarını gözardı eden, demokratik ve barışçıl taleplerin baskı ve
şiddetle bastırılmasına, toplumsal gösterilerde kamu düzenini koruma, güvenliği
sağlama amacının çok ötesinde aşırı güç kullanılmasına izin veren, anayasal bir
hak olan ve mutlak şekilde korunması gereken yaşam hakkını yok sayarak çok
sayıda kişinin yaralanmasına ve ölümüne neden olan “Dur” ihtarlarında güvenlik
güçlerinin sivilleri vurması karşısında etkin önlemler almayarak ölümlerin ve
yaşam hakkı ihlalinin artmasına yol açan ve bu tutumuyla da gergin ortama zemin
hazırlayarak ülkemizin toplumsal barışını tehlikeye sokan İçişleri Bakanı Sayın
Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasının, içinde olduğumuz bu tehlikeli süreci
doğru analiz edip çatışmalı ortamın huzur ve barış ortamına dönüşmesine katkı
sunacağına inanıyoruz.
Vereceğimiz
gensoruya destek vereceğinizi bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Kurtulan.
Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Mustafa Enöz.
Buyurunuz Sayın Enöz. (MHP sıralarından alkışlar)
MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim.
Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu tarafından İçişleri
Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında açılması istenen gensoru hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın
milletvekilleri, emniyet güçlerimiz ve güvenlik kuvvetlerimiz, başta Anayasa
olmak üzere kendilerine kanunla verilen yetkiler çerçevesinde görev
yapmaktadırlar. Kolluk güçlerimiz görevini yerine getirirken
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti sınırları
ve kendisine verilen görev bölgesi içinde asayiş ve emniyeti, halkımızın huzur
ve esenliğini sağlama adına kendisine verilen görevleri ırk, din, cinsiyet
ayrımı yapmadan yasalardan aldığı gücü hukuk ve adalet çerçevesinde insanımıza
sunmasını beklemek vatandaşlarımızın en tabi haklarıdır.
Sayın
milletvekilleri, günlük hayatta kullandığımız bir ifadeyle “En zor meslek
insanlarla uğraşılan meslektir.” diyoruz. Emniyet teşkilatımızı oluşturan
personel bizlerin arasından çıkan insanlardır. Kendimizi teslim ettiğimiz
emniyet güçlerinin de bu önemli görevleri yerine getirirken ağır şart ve görev
yoğunluğundan etkilenmesi bazı durumlarda kaçınılmaz olabilmektedir. Bu
sebeple, emniyet teşkilatımıza ilk önce bizlerin sahip çıkması, değer vermesi,
olaylara karşı duyarlı olunarak bilgi verilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Aynı
şekilde emniyetimizin de insana değer veren uygulamaları ile düzensizlikleri
ortadan kaldıran çalışmaları eksiksiz yerine getirmesi gerekmektedir. Bu
karşılıklı anlayış, kolluk güçleri ile vatandaşımızın birlikte ve huzur
içerisinde olmasını sağlayacaktır. Emniyet teşkilatımız, suç oranlarının
azaltılmasında teknolojinin son imkânlarından büyük ölçüde yararlanarak
görevlerini yerine getirmektedir. Aynı zamanda personeline yönelik yoğun eğitim
programları uygulamaktadır. Emniyet çalışanlarının başarısı vatandaşa asayiş ve
huzur olarak dönmektedir.
Sayın
milletvekilleri, emniyet teşkilatı, ağır, yorucu ve uzun çalışma temposu
içerisinde görev yapan bir disiplin mesleğidir. Yansız, etkin
görev ve kuruluş yasaları, çağın, toplumun ve mesleğin ihtiyaçlarına göre
düzenlenmiş; fonksiyonel açıdan hizmete, hizmetin gereklerine göre örgütlenmiş;
modern araç gereçlerle donatılmış, hizmete uygun yerleşim yerlerine ve hizmet
binalarına sahip, hareket ve iletişim yeteneği üstün, personeli nitelik ve
nicelik açılarından yeterli, eğitim düzeyi yüksek, sosyal ve ekonomik
güvencelere kavuşturulmuş, hakça hareket eden ve halkça desteklenen, sürekli
kendisini yenileyebilen, dinamik, modern ve çağdaş yönetim ilkelerine göre
işleyen bir emniyet teşkilatına kavuşmak hepimizin ortak beklentisidir.
Eksikliklerine rağmen, emniyet teşkilatımızın, bireyin temel hak
ve özgürlüklerini korumada, emniyet ve asayişi sağlayıp kamu düzenini tesis ve
devam ettirmede -suç işlenmesini önleyici tedbirler almak- suç ve suçluyla
mücadele, suçları aydınlatma ve şüphelileri adli makamlara teslim etmede,
yardıma muhtaç olanlar ile tehlike içerisinde bulunanlara yardım etmede
gösterdiği üstün hizmet anlayışı ile Türk milletinin gönlünde çok müstesna bir
yeri vardır.
Sayın
milletvekilleri, ülkemizin yer aldığı bölgenin önemine binaen, ülkemiz üzerinde
çok değişik oyunlar oynanmaktadır. Tabii ki bunların başında terör faaliyetleri
gelmektedir. Hedefe ulaşmakta her yolu meşru sayan terörizm insanlık tarihi
kadar eski bir olgudur. Terörün amaç ve stratejisi zamanla teknolojik gelişim
ve sosyoekonomik yapıya paralel olarak gelişmiş, tahrip ettiği toplumların
dinî, ırki, ekonomik ve sosyal yapısını ideolojileri doğrultusunda araç olarak
kullanmış ve bu suretle kendisine finans kaynağı yaratmıştır. Sağladığı bu
büyük miktardaki finans kaynaklarıyla dar bölge sınırlarını aşarak sınırlar ve
kıtalar arası boyut kazanmıştır.
Dünyamız,
ekonomik, siyasal, askerî ve soysal faaliyetler etrafında birleşen ülkelerin
oluşturduğu bloklar ve paktlara bölünmüştür. Bu oluşumlar ekonomik ve siyasal
çıkar kavgalarını hızlandırmış, “böl-parçala-yönet veya kendi çıkarlarına zarar
veremeyecek azami limitler arasında tut” ilkesinden hareket eden bazı blok ve
ülkeler farklı dinî, ırki, etnik unsurları malzeme olarak sağlamış ve terör
örgütlerine bu şekilde katkıda bulunarak amaçları doğrultusunda taşeronluk
görevi yüklemişlerdir. Bu bağlamda ülkemiz, içinde bulunduğu jeopolitik konum
itibarıyla dış ve iç kaynaklı bölücü terörün ortaya koyduğu bir saldırıya sahne
olmaktadır. Bu saldırının içeride ve dışarıda ortak çıkarlar doğrultusunda
hamileri bulunmaktadır. Terörün bazı ülkeler tarafından muhtelif ülkeye yönelik
olarak desteklenmesi konusunda, hedef ülkenin başta sosyal zaafları, sonra
ekonomik zaafları ve vatandaşların devletine karşı hoşnutsuzlukları etüt
edilerek planlanmakta, dolayısıyla maşa olarak kullanılabilecek örgütler
oluşturulabilmektedir. Buna karşın toplumun bilinçlendirilmesi ve terörizme
karşı topyekûn mücadele verilmesi huzur ve güven ortamının sağlanması açısından
zorunludur.
Sayın
milletvekilleri, emniyet teşkilatı mensuplarımız olayların üzerine gittiklerinde
farklı mukavemetlerle karşı karşıya gelebilmektedirler. Bu durum çoğu zaman
emniyet mensuplarımız ve halkımızı karşı karşıya getirmektedir. Bu durumda,
olayları önlemeye giden emniyet personelinin çok iyi eğitilmiş olması ve
olaylara profesyonelce müdahale etmesi gerekmektedir. Günümüzde gerçek anlamda
kolluk görevi, suçluları yakalamada gösterilen başarı ile değil halkla
geliştirilen ilişkilerin niteliği ve suçu önlemede halktan alınan yardım ve
desteğin oranı ile ölçülmelidir.
Emniyet
teşkilatı, hizmetinin niteliğinden dolayı sürekli olarak halkla temas
hâlindedir. Bir sorumluluk ve güven mesleği olan polisliğin toplumda saygınlık
kazanması için polisin halka güven verebilmesi gerekir. Öyleyse polisliğin bir
korku kurumu olmaktan çok sevgi kurumu olması için insanımızın düşünce
altyapısında oluşan yanlış imajın silinmesi gerekmektedir. Günümüzde polis-halk
ilişkileri ve polisin imajı, sürekli gündemde kalan ve iyileştirilmesi için
devamlı çaba gerektiren bir olgudur. Halkla sürekli etkileşim ve iletişim
içerisinde olan polis için bu olgular artık en önemli sorunlardan birisi hâline
gelmiştir. Çağdaş yönetim ve çağdaş polislik, yakalanan suçlu ile değil suç ve
suçluların azaltılması ile suçu önlemede halkın katılımının sağlanmasından
geçmektedir.
Sayın
milletvekilleri, bazı miting, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde toplumsal
kargaşa çıkarmak isteyen art niyetliler emniyet güçlerini tahrik etmekte, taş
ve sopalarla saldırılmakta, bu işler için de çoğu kere çocukları
kullanmaktadırlar. İşte bu zor şartlarda canını tehlikeye atarak mesai
gözetmeksizin çalışan, ülkemizin birliği ve bütünlüğü uğrunda binlerce şehit
veren güvenlik güçlerimizin içinden maalesef gayriyasal
yollara bulaşan, işkence ve insan hakları ihlallerine karışanlar, aşırı güç
kullananlar olmaktadır. Bu uygulamalara katılan ve karışanlar tespit edilip
yargıya teslim edilmekte, hak ettikleri cezaları çekmektedirler. Ancak bu
münferit olaylar bahane edilerek emniyet güçlerimizin tamamının töhmet altında
bırakılması, suçlu ilan edilmesi, dolayısıyla yıpratılması büyük bir
yanlışlıktır ve haksızlıktır.
Sayın
milletvekilleri, gensorunun gerekçesinde ifade edilen, hedef gözetilerek,
çeşitli silahlar kullanılarak adam öldürüldüğü ve bunun da emniyet güçlerince
yapıldığını kabul etmek mümkün değildir. Ancak yargının bu tür iddiaların
üzerine gitmesi ve soruşturması gerekmektedir. Bağımsız yargı, hukuka aykırı
her türlü fiil ve eylemleri araştırmalı ve sonuca bağlamalıdır. Yargı sürecinde
gensoru iddialarıyla ilgili hususların siyasallaşmaması gerektiği görüşüyle,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Bakanın bazı uygulamalarına itirazımız saklı
kalmak kaydıyla, İçişleri Bakanımız hakkında gensoru açılması şartlarının
oluşmadığı kanaatini taşımaktayız.
Bu duygu ve
düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, hepinizi ve yüce
heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Enöz.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sadullah
Ergin.
Buyurunuz Sayın
Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU
ADINA SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına,
İçişleri Bakanımız Sayın Beşir Atalay hakkında verilmiş bulunan (11/7) esas
sayılı gensoru önergesi üzerine AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere
söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlar, Demokratik Toplum Partisi Grubunca verilen gensoru önergesini
incelediğimizde, bu önergenin dayandırıldığı hususları birlikte, sizlerle şöyle
bir değerlendirmek istiyorum.
Gensoru önergesi
ilk olarak, Anayasa’mızın 34’üncü maddesinde ifadesini bulan toplantı ve
gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkına dair bir esasa dayandırılıyor. Burada,
34’üncü maddenin birinci fıkrasında “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve
saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” vurgusu
yapıldıktan sonra, bu gösteri yürüyüşleri esnasında yapılan müdahaleler ve
orantısız güç kullanımından dolayı ölüm vakaları meydana geldiği iddiasıyla,
İçişleri Bakanımız hakkında gensoru talep edilmiş bulunmakta. Önce dayanaklara
değineceğim, daha sonra bunlara ilişkin görüşlerimizi paylaşacağım.
İkinci olarak
önergenin dayandığı husus, kolluk güçlerinin ölümlerle sonuçlanan orantısız
aşırı güç kullanımı ve bu esnada ateşli silah kullanılmasına dair iddiadır.
Bir diğer
dayanak, İçişleri Bakanlığının gerekli tedbirleri almadığı gerekse de güvenlik
görevlileri hakkında etkin bir soruşturmanın yürütülmediği iddiasıdır.
Bakanlığın bu uygulamaları teşvik ettiği tespiti yapılarak ölümle biten
toplumsal gösteriler kronolojik olarak sıralanmıştır.
Bir diğer
yaklaşım tarzı, yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğu tespiti yapılmış,
işkenceye sıfır tolerans sözü veren Hükûmetin bu
sözünü tutmadığından bahsedilerek, bu olayların İçişleri Bakanlığının
sorumluluğu altında yaşandığı ileri sürülmüştür.
Kısaca gensorunun
dayanakları, temas ettiği konular çerçeve itibarıyla bunlar.
Şimdi, bu
dayanaklara birer birer bakmaya çalışacağım, ancak
burada “özgürlük” kavramını birlikte bir konuşmamız gerektiğine inanıyorum.
Günümüzde
milletlerin ve fertlerin üzerinde mutabık kaldığı “özgürlük” tanımı, 1789
Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin 4’üncü maddesinde yer almaktadır.
Bu tanıma göre, özgürlük, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir.
Tabii haklardan olan özgürlüğün herkes için sınırı, başkalarının özgürlüğünün
sınırıdır. Bu sınırı ancak kanun çizebilir. İnsanın özgürleşmesi çağımızın en
temel amaçlarından biridir. Bu, aynı zamanda uygarlığımızın temel
niteliklerinden biri olarak da varsayılır.
İnsanın
özgürleşmesi ise, ekonomik, siyasal, kültürel tüm haklarını kullanabildiği
şartların oluşturulması hâlinde mümkün olur. Bu bakımdan, devletler de
yurttaşlara haklarını kullanabilecekleri şartları sağlamak, korumak ve
geliştirmekle yükümlüdür.
Modern kamu
hizmeti yaklaşımında devletin görev ve sorumluluğu, insan haklarının hukuksal
ve kurumsal yollarla güvence altına alınmasıdır. Bu sorumluluk Anayasa’mızda düzenlenmiştir.
Olağanüstü şartlarda özellikle devlet ve kamu güvenliğini tehdit eden silahlı
çatışmalar veya saldırılar göz önüne alındığında “Sivil haklar ve özgürlükler
mi, yoksa güvenlik mi?” sorusu gündeme gelmektedir. Bu husus felsefi açıdan
birçok tartışmayı beraberinde getirmesine rağmen, yaygın görüş, devletlerin
tehdit unsuru algıladıklarında güvenlikten yana taraf olduğu bilinen bir
husustur.
Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesi bir’inci
paragrafında, herkesin özgürlük hakkından istifade etmesi gerektiği ve
dolayısıyla kişinin bu hakkından yalnızca istisnai durumlarda mahrum
edilebileceği karinesi yer almaktadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve
diğer uluslararası insan hakları standartlarında yer alan haklar, evrensel, vazgeçilmez
ve devredilemez niteliklerdedir. Yönetimlerin, bu hakları geliştirmeleri ve
korumaları için uluslararası düzeyde zorunlulukları vardır. İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi’nin 3’üncü maddesi aynen şöyle der: “Herkesin yaşama,
özgürlük ve kişisel güvenlik hakkı vardır.” Benzer şekilde, uluslararası insani
yasalar olarak da bilinen uluslararası insan hakları hukuku kişilerin can ve
mal güvenliğini garanti altına alan yasalardır.
Özgürlük
demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur ancak sınırsız değildir. Hiçbir birey
özgürlüğünü kullanırken başka bir bireyin özgürlüğüne müdahale edemez. Hak,
bireyin, diğer insanların kendi hayatlarını yaşama şekline müdahale etmeden
kendi yaşamına yön verme özgürlüğüdür. Hukuk ise, toplumun genel menfaatini
veya fertlerin veya toplumun ortak iyiliğini sağlamak maksadıyla konulan ve
kamu gücüyle desteklenen kaide, hak ve kanunların bütünüdür. Daha yaygın bir
tanımıyla hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.
Değerli
arkadaşlar, demokratik toplumlarda kişi hak ve özgürlükleri ile kamu güvenliği
arasındaki dengenin sağlanması önemlidir. Güvenliğin olmadığı bir yerde
özgürlük, demokrasi ve insan haklarından söz etmek mümkün değildir.
Vatandaşların güvenliğinin sağlanması devlet için temel bir kamu hizmetidir.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gensoru önergesinde dayanılan hususları bahsederken
Anayasa’mızın 34’üncü maddesine önerge sahiplerinin yaptığı atıftan söz
etmiştim. Önergede 34’üncü maddesinin birinci fıkrasındaki husus yer almış ama
ikinci ve üçüncü fıkralara değinilmemiştir. Birinci fıkra,
herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri
yürüyüşü düzenleme hakkını teslim eder iken, ikinci ve üçüncü fıkra da bu
hakkın hangi hâllerde kısıtlanabileceğine, kamu yararı açısından, millî güvenlik
ve kamu düzeni açısından, suç işlenmesinin önlenmesi açısından, genel sağlığın
ve genel ahlakın korunması açısından sınırlanabileceğine işaret etmiş…
GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Ölümler var ortada! İnsanların suç işlemesini öldürerek mi
önlüyorsunuz?
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – … bu arada toplantı ve gösteri yürüyüş
hakkının nasıl kullanılacağını da kanunlara bırakmıştır.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Gensorumuz ona dair değil ama Sadullah
Bey.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Anayasa’nın 34’üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hak,
diğer fıkralarda hangi şartlarla kullanılabilecek, hangi şartlarda, hangi
kanunlarla belirlenecek, bunlara işaret etmektedir. Bu hakkın kullanım şeklini
gösteren… (DTP sıralarından gürültüler)
Siz benim konuşma
hakkıma saygı duymazsanız, insan hakları, demokrasi, özgürlük, bunlara nasıl
saygı duyacaksınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Siz yaşam hakkına saygı duymuyorsunuz!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Deminden beri burada, benden önce üç tane siyasi parti grup sözcüsü
konuştu, ayrıca önerge sahipleri adına siz bir konuşma daha yaptınız, grubunuz
adına iki konuşma yapıldı. Lütfen, sabırla dinleyin.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Yaşam hakkına saygı duyun önce!
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Önergeye cevap vermiyorsunuz Sadullah
Bey, mesele o!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Yine Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 6, 9, 10, 22, 24 ve
25’inci maddeleri, bu hakkın, ne şekilde, nerede, nasıl kullanılabileceğini ve
yasalar çiğnendiğinde hangi önlemlere başvurulabileceğini düzenlemektedir.
HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Öldürme önlemi var, değil mi!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa’mız toplantı ve gösteri yürüyüşünün bir
hak olduğunu belirtmiş ama bunun sınırlarını da beraberinde koymuştur.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – 8 Mart nasıl kutlanır, “Nevroz” nasıl kutlanır? Cevabı: Öldürme!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Bu hakkın kullanımı esnasında yasaların çiğnenmesi hâlinde kolluk
güçlerine Yasa’nın hükümlerini uygulama görevi ve talimatı da verilmiştir.
Konuyu değerlendirirken her iki boyutu birlikte göz önünde bulundurmak
zorundayız. Bu bir haktır ancak bu hakkın kullanımının kullanıcıya, eylemin
yapıldığı bölgeye ve diğer insanlara zarar vermemesi için, çerçevesi yine
kanunla belirlenmiş sınırlamalara uyulma zorunluluğu vardır.
BAŞKAN – Sayın
Ergin, bir dakika…
Sayın
milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olursanız… Bir uğultu yükseliyor Genel
Kuruldan, rahat dinleyemiyoruz konuşmacıyı, lütfen…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – AKP Grubundan yükseliyor Sayın Başkan, AKP Grubuna
seslenirseniz…
SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, önergenin ikinci
dayanağı, kolluk güçlerinin orantısız güç kullandığı ve ölümlü olaylara
sebebiyet verdiği ve gene önergede ileri sürülen bir diğer dayanak, İçişleri
Bakanlığının gerekli tedbirleri almaması, gerekse de güvenlik görevlileri
hakkında etkin bir soruşturmanın yürütülmemesine dair ve ayrıca, Hükûmetin, Bakanlığın bu uygulamaları teşvik ettiği yönünde
tespitlere yer verilmiştir.
Şimdi, elbette bu
ülkede yıllar itibarıyla, yıllar içerisinde insan haklarının ihlal edildiği,
işkence ve yasa dışı yetkilerin zorlandığı olaylar, uygulamalar olmuştur.
Bunlar mahkeme kararlarıyla tespit edilmiş, bu ülkenin gerçekleri içerisinde,
zaman içerisindeki var olan uygulamalardır. Ancak AK PARTİ Hükûmetinin
göreve başladığı 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonraki sürece baktığımızda
Türkiye’de demokratikleşme, insan haklarına saygı, toplumun haklarının
genişletilmesi, özgürlük alanlarının genişletilmesi yolunda muhalefetle
birlikte yaptığımız birçok değişiklik var ve bu ülkede Kopenhag siyasi kriterleri temin edilerek Avrupa Birliğiyle müzakerelerin
başladığı bir zemin var. Bütün bunları görmezden gelemeyiz.
Bakınız, bu
önerge içerisindeki İçişleri Bakanlığının ya da Hükûmetin
kötü muamele ve işkenceye karşı herhangi bir tedbir almadığı yönündeki bütün
iddialara, şöyle bir, Adalet Bakanlığımızın ve İçişleri Bakanlığımızın
verileriyle bir bakmak istiyorum.
GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Sokaklardaki işkenceleri söyle!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, işkence, kötü muamele konusunda 2003-2008
yılları arasında 705 kişi -yani, bunları kamu görevlisi, güvenlik görevlisi
anlamında söylüyorum- hakkında işlem yapılmış. Ancak bunların yıllara göre
dağılımı çok önemli, çok anlamlı. 2003 yılında 288 kamu görevlisi hakkında kötü
muamele ve işkenceden dolayı işlem yapılmış.
FATMA KURTULAN
(Van) - Fırat’ın doğusunda ne oldu?
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - 2003’te 288, 2004’te 234, 2006’da 57, 2007’de 35, 2008’de 21.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Gitgide üstünü örtmüşsünüz demek ki!
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Giderek göz yummuşsunuz!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – İşkenceyle mücadele noktasında, kötü muameleyle mücadele noktasında
çok önemli gelişmeler var ama bunlarla övünecek değiliz.
Bu rakamların
küçülmesi, sayının azalması, işkence ya da kötü muamelenin minimum düzeylere
gelmesi bizim son noktadaki hedefimiz değildir. AK PARTİ Grubu olarak, Hükûmetimizin hedef olarak koyduğu işkenceye sıfır tolerans
ve kötü muamele ve işkence noktasında bizim hedefimiz sıfır noktasıdır.
Dolayısıyla, bu rakamlar, Hükûmetin yapmış olduğu
mücadeleyi göstermesi açısından anlamlıdır ama bizim için yeterli bir nokta
değildir.
Gene polisin zor
kullanma yetkisinde sınırın aşılması dolayısıyla yapılan soruşturmalardan bir
örnek vermek istiyorum. Gene 2003-2008 yılları arasında yapılan bu
soruşturmalar 4.642 kamu görevlisiyle ilgilidir değerli arkadaşlar. Bunların
yıllara göre dağılımını sizlerle paylaşmak istiyorum: 2003 yılında 1.791 kişi
hakkında bu soruşturma yapılmış, 2004 yılında 1.340’a düşmüş, 2005 yılında
592’ye gerilemiş, 2006’da 518’e gelmiş, 2007’de 289’a düşmüş ve 2008 yılında
112’ye gelmiş rakam. 1.791’den başlayan soruşturma sayısı 2008 yılında 112’ye
gelmiş.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Vaka sayısı artmış, soruşturma sayısı düşmüş!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Bu bile çoktur, bunun sıfır olması gerekir; bizim hedefimiz,
çalışmamız, gayretimiz bunun içindir ama “Bu Hükûmet
hiçbir şey yapmıyor; İçişleri Bakanlığımız, Hükûmet,
işkenceye, kötü muameleye toleranslı davranıyor.” iddialarına karşın bunları
ifade ediyorum.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Teşvik ediyor, işkenceyi teşvik ediyor!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Gene cumhuriyet başsavcılıklarımıza yapılan şikâyetler: Cumhuriyet
başsavcılıklarımıza 2.612 müracaat yapılmış 2003’te, şimdi bu, 1.421’e gelmiş
2007 itibarıyla.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Gaz bombalarının burada hesabını verin!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Şu anda daha da düşük.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Yakında “Hiç yok.” diyeceksiniz!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, bütün bu rakamlar Türkiye’de 2002 yılından
sonraki süreçte işkence ve kötü muameleyle çok ciddi bir mücadelenin
yapıldığını ve bu noktada önemli mesafeler katedildiğini
göstermesi açısından anlamlıdır.
Bununla beraber,
işkence ve kötü muameleyle ilgili olarak yasalarımızda bulunan düzenlemelere
öyle maddeler ilave edildi ki, bu dönemde bu hususun kökünün kurutulması,
gerçekten, gelişmiş demokrasilerde olmaması gereken bu görüntünün ortadan
kalkması için çok önemli adımlar… Gene, bu Mecliste -kimini muhalefetle
beraber, kimini AK PARTİ Grubuyla- yaptığımız değişikliklerden bazı örnekler
vermek istiyorum.
Bir kere,
uluslararası alanda, insan haklarına ilişkin olarak, hemen hemen
tüm uluslararası sözleşmelere Türkiye imza koydu, bu anlaşmalara taraf oldu.
Anayasa’mızın 90’ıncı maddesinde yapılan değişikliklerle bu düzenlemelerin, bu
anlaşmaların iç hukukun üstünde bir muamele görmesi de sağlanmış oldu.
Bununla beraber,
tüm bakanlık ve kamu kurumlarında çok sayıda insan hakları eğitim faaliyetleri
gerçekleştirildi. Başbakanlık genelgeleriyle, Adalet ve İçişleri Bakanlarının
müteaddit genelgeleri, her tür insanlık dışı muameleye sıfır tolerans
gösterileceğini açıkça ifade etti. Bunlar takip edildi. Bunlara uymayanlar
hakkında adli soruşturmalar başlatıldı ve cezalar verildi.
Bununla beraber,
işkence ve kötü muamele suçlarına verilen hapis cezalarının ertelenemeyeceğine
dair hüküm getirildi.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Uygulama yok Sadullah Bey.
Kaç kişiye ceza verildi?
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – 2003 yılında yapıldı bu değişiklik.
Bununla beraber…
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Ceza alan kişi sayısı kaç?
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Onu da söyleyeyim: 2003’te 862 kişi mahkûm olmuş, 2004’te 462 kişi
mahkûm olmuş; 2005’te 459 kişi, 2006’da 427 kişi, 2007 ise -son üç aylık dönem
yok- 24 kişi.
FATMA KURTULAN
(Van) – Bölgede ödül verdiniz.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, biz bu konuda son derece
samimiyiz. AK PARTİ kurulduğu günden bu yana, yönünü çağdaş demokrasiye, insan
haklarına, özgürlüklere ve insanının mutluluğuna yönelten bir politika izlemeye
devam etti bugüne kadar, bugünden sonra da buna devam edeceğiz.
SEBAHAT TUNCEL
(İstanbul) – Vekile işkence yapıldı, vekile! İzlerini göstersin size.
SIRRI SAKIK (Muş)
– Meslektaşım bayan saldırıya maruz kaldı, vücudunda darp izleri var.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Gene, bu işkence ve kötü muamele suçlarının acele işlerden
sayılacağı, otuz günden fazla duruşma günü verilemeyeceği ve adli tatil içerisinde
de bu duruşmaların devam edeceği hüküm altına alındı.
Bunun gibi birçok
düzenlemeyle, işkenceyle mücadele noktasında Hükûmetimiz,
AK PARTİ çok ciddi önlemlere müracaat etmiştir ve neticelerini almaya
başlamıştır. Ancak tekrar ifade ediyorum: Geldiğimiz nokta bizim için
ulaşılması gereken hedef değil, bir ara istasyondur ama bizim hedefimiz sıfır
kötü muamele, sıfır işkence.
Değerli
arkadaşlar, işkence ve kötü muamele vakaları azalmaktadır dedim. Kuşkusuz ki
tek bir işkence olayı bile bizi derinden yaralamaktadır.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Ölümlerle ilgili bir şey yok mu?
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Bu nedenle, daha fazla tedbir alma zorunluluğu vardır. İşkence ve
kötü muamele suçları, 2003 senesinden bu yana şu beş önemli veriye göre tedricî
bir azalma hâlindedir.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Ergin, önerge, işkence önergesi değil ölümlerle
ilgilidir.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılan başvuru sayılarına göre, Türk
mahkeme kararlarına göre, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ile il ve
ilçelerde kurulu insan hakları kurullarına yapılan ihlal iddialarına göre, AİHM’e yapılan başvuru sayısına göre ve yine AİHM’in verdiği mahkûmiyet kararlarına göre. Bütün bu kriterlere bakıldığında, 2002’den bugüne kadar, kötü muamele
ve işkence ve kamu görevlilerinin güç kullanarak, kendilerine tanınan hakları
kötüye kullanarak sebebiyet verdiği olaylarda çok ciddi azalmalar söz
konusudur.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – 62 kişi nasıl ölmüş o zaman?
SADULLAH ERGİN (Devamla)
– Bu gelişmeleri devam ettireceğiz ve inşallah sıfır kötü muamele, sıfır
işkence noktasına ulaşıp, Türkiye’mizi, diğer alanlarda olduğu gibi bu konuda
da hak ettiği noktaya taşıyacağız.
Değerli
arkadaşlar, gensoru önergesinde dayanılan husus, yaşam hakkının en temel insan
hakkı olduğu ve işkenceye sıfır tolerans sözünü veren Hükûmetin
bu sözünde durmadığı iddiası. İddialardan bir tanesi de bu.
Yaşam hakkı, en
temel insan hakkıdır, aynen katılıyoruz. AK PARTİ olarak kurulduğumuz günden
beri, bu ülkede doğuştan sahip olduğumuz vazgeçilemez, devredilemez en temel
insan haklarının tesis edilmesi, demokrasimizin kökleşmesi, faili meçhullerin,
illegal oluşumların sona ermesi için büyük bir çaba sarf ediyoruz.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Kutsal olan
yaşama hakkını koruyabilmek için güvenlik güçleri çetin bir mücadele
vermektedir. Bu mücadelede masum hak arayışları ve demokratik hakların
kullanılmasıyla terörist eylemleri birbirinden çok iyi bir şekilde ayırt
etmemiz gerekmektedir. (DTP sıralarından gürültüler)
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Bitlis) – Hangi terörist eylemler! Bu kadar
seviyesiz bir konuşma olur mu!
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hangi terörist eylemler!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Yürütülen mücadele, acımasız, profesyonel bir terör örgütüyle
yapılmaktadır. Güvenlik güçlerine… (DTP sıralarından gürültüler)
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Ergin, önergedeki ölümleri onaylamış oluyorsunuz
böylece. Yakışmıyor size!
MEHMET NEZİR
KARABAŞ (Bitlis) – Hangi terörist eylem!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Müsaade ederseniz… Müsaade ederseniz, bunları ifade ediyorum. (DTP
sıralarından gürültüler)
Hak arayışlarına,
demokratik hakkın kullanılmasına ilişkin özen gösterilmesi gerektiğini ifade
ettim.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Toplumsal gösterilerde ölen insanlardan söz ediyoruz.
Hangi terörist eylem!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Ancak bu ülkede pusu kuranları, mayın döşeyenleri, alışveriş
merkezini bombalayanları, sivil insanları katledenleri, masum insanları
öldürenleri bir tarafa koyamazsınız.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Siz bu önergedeki ölümleri onaylamış oluyorsunuz, meşru
görmüş oluyorsunuz Sayın Ergin.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Bu ülkenin gerçekleri, bu ülkedeki realiteleri görmezden
gelemezsiniz.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – İyi mi olmuş ölmüşler! Onu mu demek istiyorsunuz?
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu mücadeleler yapılırken hukuk içerisinde
kalınarak yapılması için büyük özen gösterilmekte…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Hukukta müdahaleye yer yoktur. Ailelerden özür dileyin.
BAŞKAN – Sayın
Ergin, lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.
…keyfî hareket
eden, hukuk dışına çıkan olursa da bu görevliler yargı önünde hesap
vermektedir.
Bütün bu
değerlendirmelerden sonra şunları ifade etmek istiyorum: İşkence ve kötü
muamele insanlık suçudur. Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı
ceza ve işlemlere tabi tutulamaz. Yaşam hakkı en temel insan hakkıdır.
İBRAHİM BİNİCİ
(Şanlıurfa) – Siz o suçu işliyorsunuz işte.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Söylemekle olmuyor.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Eğer insan hakkını ihlal eden, bir insanı öldüren, kamu gücünü
kullanarak bunu yapan kimse varsa bunun karşısında ilk dikilecek olan, buna
karşı ilk mücadeleyi verecek olan AK PARTİ’dir, AK
PARTİ Grubudur, AK PARTİ Hükûmetidir arkadaşlar; ki, buna yönelik mücadeleler verilmiştir. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Gereğini de yapın işte.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, AK PARTİ olarak, 3 Kasım 2002’den bu yana, ülkemizde
özgürlüklerin genişlemesi, hukuk devletinin tam anlamıyla tesisi,
demokrasimizin kökleşmesi ve gelişmiş modern demokrasisiyle 70 milyon ülke
insanı arasında…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Ergin, sürenizi aştınız.
Lütfen,
tamamlayınız. Son cümlenizi alayım.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkan.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Bir de halka sormak lazım!
SADULLAH ERGİN
(Devamla) –… hiçbir ayrım yapmadan, tamamını
kucaklayan, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti hedefine ulaşabilmek için yoğun bir
tempoyla çalıştık.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Kutlama yapanları gaz bombasıyla öldürdünüz.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Bu çalışmaların bir kısmını muhalefetimizle birlikte bir kısmını da
AK PARTİ Grubumuzla yaptık. Bundan böyle, bu hedefe ulaşmak için hukuktan taviz
vermeden yolumuza edeceğiz.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Hukuksuzluğu hukuk içerisinde ifade etmeyin.
SADULLAH ERGİN
(Devamla) - Yukarıda izah edilen nedenlerle, Anayasa ve İç Tüzük’te düzenlenen
gensoru kurumunun amaçlarına uygun düşmeyen, DTP Grubunun vermiş olduğu bu
önergenin aleyhinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Ergin.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Ölümleri alkışlayadurun!
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Biz de ölümleri alkışlayanları kınıyoruz!
BAŞKAN - İçişleri
Bakanı Sayın Beşir Atalay, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Gensoru
önergesiyle ilgili olarak görüşlerini dile getiren önerge sahipleri ve siyasi
parti gruplarımızın temsilcilerine yapıcı eleştiri ve önerileri için teşekkür
ediyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tabii, çok önemli, yaşam hakkıyla ilgili bir konuyu
görüşüyoruz. Onun için burada pek de inanmadığımız şeyleri söyleyerek bir
siyaset yapmanın gerekli olduğuna inanmıyorum ve konuşulanlar üzerinde bir
tartışma açmak niyetinde de değilim bugün çünkü gerçekten ciddi bir konu bu.
Yani başta Sayın Baratalı olmak üzere gerçekten kendilerinin de inanmadıkları,
işte, “Orwell”dir, bilmem “Big
Brother”dır, “Türkiye, hukuk devleti mi, polis
devleti mi?” gibi falan tanımlamalara ve bu tür nitelemelere, tabii,
katılmıyoruz ve böyle bir konunun içinde teknik hiçbir cümle söylemeden, böyle
kaba, genel siyaset yapılmasını da tasvip etmiyorum. Çok özel bir konuyu
görüşüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz sorumluluk sahibi bir Hükûmet ve bu işlerle uğraşan, buna kafa yoran İçişleri
Bakanlığı olarak bu gensoru vesilesiyle, güvenlik hizmetlerinin sunumu, son
yıllarda sağlanan gelişmeler, insan hakları, aşırı güç kullanımı iddialarıyla
ilgili görüşlerimi, zamanın elverdiği ölçüde burada sizlerle paylaşmak
istiyorum.
Önergede,
güvenlik güçlerinin orantısız güç kullandığı iddiası temelinde Şırnak, Van,
Hakkâri, Ağrı ve Şanlıurfa’dan bazı örnekler de verilerek yorum ve
değerlendirmeler yapılıyor. Önergede bahsedilen konuların hepsiyle ilgili
ayrıntılı bilgiler elimizde var, tek tek, tekil
olaylarla ilgili ve bu konuların hepsi takibimiz altındadır. Ancak, şu hususu
belirtmek isterim ki önergede bahsedilen tüm konular, gerçekten hem adli hem de
idari açıdan ayrıntılı olarak incelenmekte ve soruşturulmaktadır. Buradaki
özellikle sayılan dokuz olay, hepsi şu anda yargıdadır. Zaten hepsi ölüm
olayıdır ve de yargıda olmak durumundadır ve bunlar yargı sürecinde devam
etmektedir. Biz de bunun hepsiyle ilgili, eğer kamu personeli karışıyorsa
mutlaka idari işlem yaparız.
Bakınız, değerli
arkadaşlarım, Hükûmetim adına ve şahsım adına şunu
bütün içtenliğimle söylüyorum: Hangi gerekçeyle, kim tarafından işlenirse
işlensin, tek bir insanın ölümü bile asla tasvip edilemez. Yani, yaşama hakkı
kutsaldır ve her şeyin üstündedir. Önce bunu paylaşalım çünkü önergenin konusu
bu.
SELAHATTİN DEMİRTAŞ
(Diyarbakır) – Doğru doğru! Katılıyoruz, doğru!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ölümle sonuçlanan bu olaylar çok vahimdir, üzücüdür.
Bu nedenle, ölümle bağlantılı konulara hiçbirimiz bigâne ve kayıtsız kalamayız,
kalmamalıyız. İşte bu nedenle, içinde insanın ölümü, yaralanması, sakatlanması
gibi sonuçlar doğuran hadiseleri tüm boyutlarıyla ele almak, hukukun da
insanlığın da bir gereğidir. Bu konulara bizim yaklaşım felsefemiz budur. Bu
yaklaşım açımızı kısaca ifade ettikten sonra bir konuya daha değinmek
istiyorum.
Değerli
arkadaşlar, biz siyaset yapan insanlarız. Siyaseti toplumumuza hizmet etmenin
bir aracı olarak gördüğümüz için hepimiz buradayız. Bizden önce başkaları
buralardaydı, yarın da bizim yerimizde başkaları olacak. Bu Genel Kurul çatısı
altında yaptığımız, konuştuğumuz her şey kayıtlara geçiyor ve gelecek nesillere
de aktarılacak. Bilinen bu hususları tekrar etmemin nedeni şudur: Siyaset
yapıyoruz diye acımasızca birbirimizi hırpalamaya, inanmadığımız şeyleri
söyleyerek birbirimizi incitmeye hakkımız olmadığına olan inancımı da burada
belirtmek istiyorum.
GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Biz inanarak söyledik.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – DTP’li arkadaşlarımız
gensoru önergesinin gerekçesinde beni toplumsal barışı tehlikeye sokmakla itham
ediyor. Bu ifadeyi kabul etmem asla mümkün değildir. Bu iddiayı net ve açık bir
şekilde reddediyorum. Bu tepkim bir cümleye takılıp kalmak anlamında
yorumlanmamalıdır. Bunu yüksek sesle reddetmemin nedeni, sizin kayıtlara
geçirdiğiniz bu cümleyi tekzip etmek amaçlıdır ve toplumumuz buna karar verir.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Zaten verildi, 29 Martta verildi.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ülkemizin toplumsal barışını tehlikeye sokan kimler,
toplumsal barışı tesis etmek için her türlü çabayı gösterenler kimler, bu
gerçekler ortadadır.
AK PARTİ bir
toplumsal barış projesi olarak yola çıkmıştır ve biz toplumumuzun kardeşliğinin
bir projesi olarak AK PARTİ’yi hâlen görüyoruz. Bu
nedenle de ülkemizin ve toplumumuzun birlik ve bütünlüğünün teminatıdır AK
PARTİ. Tekrar ediyorum: Ülkemizin ve toplumumuzun birlik ve bütünlüğünün
teminatıdır. Biz buna çalışıyoruz. Biz yaklaşık…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hepimiz teminatıyız. Sadece AK PARTİ değil, hepimiz
teminatıyız.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben Hükûmetimizin bakışını
ifade ediyorum.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – AK PARTİ yokken de bu ülke birlik bütünlük içindeydi,
AK PARTİ olmadan da olacak.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Kimseyi bu olmamakla suçlamıyorum, Hükûmetimizin
bakışını ifade ediyorum. Biz yaklaşık yedi yıldır bu anlayışla tüm ülke
genelinde çalışıyoruz. Bu nedenle ülkenin tamamında, en ücra köşesinde bile biz
varız. İşte bunun için 81 ilin 80 tanesinden milletvekili çıkarıyoruz.
Değerli
arkadaşlarım, ben size şu aşamada şunları tekrar ifade ediyorum: Hükûmet olarak ülkede toplumsal barışı tesis etmek için
gösterdiğimiz çabalar, yürüttüğümüz çalışmalar, aldığımız olağanüstü sonuçlar
halkımız nezdinde bilinmekte ve takdirle karşılanmaktadır.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Erken seçim yapın da görün bakalım.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Önergenin gerekçesinde geçmişte yaşanmış bazı
olaylardan örnekler veriliyor. Verilen 6 örnekten 5 tanesi 2008 yılına ait ve 4
tanesinin üzerinden bir yıldan daha fazla süre geçmiş. Ancak bu olaylarla
ilgili olarak gensoru önergesi verilmesi için neden 15 Nisan 2009 tarihinin
beklendiğini de anlamış değilim.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Ne zaman vereceğimizi siz mi belirleyeceksiniz?
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Daha fazla olmasın diye Sayın Bakan. Bunun için
olabilir mi acaba? Sayı 10 olmasın diye olabilir mi acaba?
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakınız arkadaşlarım, tekrar etmek istiyorum: Önergede
bahsedilen veya edilmeyen benzer nitelikteki, sonucu ölüm ve yaralanmalarla
sonuçlanan üzücü olaylarla ilgili adli süreç işletilmektedir. Bakanlığımızı
ilgilendiren boyutlarıyla idari soruşturma işlemleri ivedi olarak başlatılmakta
ve sonuçlandırılmaktadır.
HAMİT GEYLANİ
(Hakkâri) – Olayların boyutlarını söyler misiniz Sayın Bakan? Kaç tutuklu var, onu söyler misiniz?
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Son olarak Şanlıurfa Halfeti’de bizi çok üzen olaylar
oldu. (DTP sıralarından gürültüler)
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hepimiz üzüldük.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bizi çok üzen olaylar oldu.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Çok üzüldüğünüz için mi milletvekillerini arayıp…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Beni çok üzen olaylar oldu.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hepimizi üzdü.
GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Çünkü gaz bombası kafalara nişan alındı, saplandı insanların
kafasına!
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Kafasından gaz bombası çıktı!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Böyle bir olay olmamalıydı. Bana verilen bilgi, olayda
silah kullanılmadığı yönündedir.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Otopsi raporu var Sayın Bakan, otopsi raporu var!
Lütfen!
HAMİT GEYLANİ
(Hakkâri) – Sayın Bakan, uzun namlulu silahlar kullanıldı.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Taşlarla saldırılıyor, taşlarla. Binlerce kişi
güvenlik güçlerine taşlarla saldırıyor.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Panzerle, tankla saldırıyorlar çocukların üstüne.
GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Gaz bombası…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Konunun adli soruşturma boyutu devam ediyor. Savcılık
el koydu. Ben de bu üzücü olayın akabinde konunun idari boyutunu incelemek
üzere derhâl mülkiye müfettişlerini görevlendirdim. Aynı gün 2 mülkiye
müfettişini görevlendirdim.
ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Ortada 62 tane katil var, bunlardan kaç tanesi yargılandı?
AYLA AKAT ATA
(Batman) – Sordunuz mu ne yaşandı orada?
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben burada bir buçuk saat
dinledim. Eğer birazcık insan hakkından falan söz ediyorsanız dinleyeceksiniz.
Biraz dinleyin. Dinleyin… (AK PARTİ sıralarından alkışlar, DTP sıralarından
gürültüler)
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Biz dinliyoruz.
AYLA AKAT ATA
(Batman) – O zaman gerçekleri konuşacaksınız.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bir cümle bile söylemedim.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Bakan, olaylarla ilgili üzüntü duyun, ailelerden
özür dileyin en azından.
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz AK
PARTİ olarak… (DTP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Bakan, özür dileyin en azından.
PERVİN BULDAN
(Iğdır) – Yalanlarınızı dinlemek istemiyoruz!
BAŞKAN – Lütfen
dinleyiniz.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz AK PARTİ olarak yola çıktığımızda huzur ve
asayişin sağlanması için vatandaşlarımıza bazı taahhütlerde bulunduk ve bütün
icraatımız bu yönde olmuştur. Bunlar nelerdir? Bunlar açık ve anlaşılabilir
şeylerdir, şöyle özetleyeyim: İnsanımızın korkusuz yaşadığı, canından ve
malından emin olduğu, malını dilediği gibi tasarruf edebildiği, hak ve
özgürlüklerini hiçbir endişeye kapılmadan kullanabildiği, kendisini
geliştireceği bir ortamı oluşturacağız.
Bunlar yazılı dokümanlarımızda vardır, ta partimizin kuruluş
döneminde. Milletimizin demokrasi ve
güvenlik taleplerini eşzamanlı olarak ve birbirini tamamlar bir şekilde
karşılayacağız. Polis ve jandarmanın suç soruşturmasına ilişkin teknik ve idari
kapasitesini geliştirecek, suç aydınlatma oranını yükselteceğiz ve yükselttik.
Avrupa ülkelerinde en yükseğiz aydınlatmada. Suçun önlenmesi faaliyetlerine,
kurumların, sivil toplum örgütlerinin ve vatandaşlarımızın aktif olarak
katılmasını sağlayacağız. İşkence ve kötü muameleyi ortadan kaldırmak, bu
yöndeki iddiaları ciddiyetle soruşturmak için tüm tedbirleri alacağız.
OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Ne zaman?
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Polis ve jandarmayı gerek insan kaynakları gerekse
teknoloji, teçhizat ve malzeme bakımından güçlendireceğiz. Bölücü terörle
mücadeleye hukuk devleti ilkeleri içerisinde teröristle vatandaşı birbirine
karıştırmadan kararlılıkla devam edeceğiz.
Ve işte değerli
arkadaşlarım, biz bu ilkelerle yola çıktık AK PARTİ olarak ve yedi yıla yaklaşan iktidarımızda
hep bu ilkeleri uygulamaya çalıştık ve her gün biraz daha mesafe aldık ve hukuk
devleti, insan hakları, vatandaş odaklı yönetim, özgürlüklerin korunması ve
geliştirilmesi, güvenlik-özgürlük dengesi bizim olmazsa olmazlarımızdır. Biz,
iktidarımız döneminde belirlediğimiz bu ilkeler doğrultusunda ülkemiz
gerçeklerine uygun yasal, idari, teknik her türlü düzenlemeyi belli bir plan dahilinde yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Ve biz,
Türkiye'nin her alanda değişim ihtiyacını tespit etmiş ve süreci başlatmış bir
İktidarız. Güvenlik alanında da bu değişim ve dönüşümü İçişleri Bakanlığı
olarak başlattık. Dünyada değişen iç güvenlik konseptine
uygun olarak iç güvenlik politikamızı gözden geçirmek, eksiklerimizi tamamlamak
ve yeni politikalar çerçevesinde projeler üretmek, bu geçen süreçte Bakanlık
olarak önceliğimiz olmuştur.
Bir taraftan iç
güvenlik hizmetlerinde anlayışları değiştirmeye çalışırken diğer taraftan
güvenlik birimlerinin modernizasyonunu geniş anlamda yorumlayıp
gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Güvenlik birimlerimizin bina, tesis, araç gereç
ve teknolojik ihtiyaçlarını karşılarken, esas olarak da güvenlik birimlerimizde
zihinsel dönüşümü sağlamaya çalışıyoruz. Bu zihinsel dönüşümün özü, daha fazla
demokratik tutumdur, daha fazla insan haklarına saygılı olmaktır ve bu yönde de
büyük mesafe aldığımıza inanıyorum. Bunun için özellikle hem emniyet
teşkilatımızda hem jandarmada eğitimi çok önemli görüyoruz. Bugün polis
teşkilatımızda üniversite mezunu polis oranı yüzde 75’e çıkmıştır arkadaşlar ve
İktidarımızın uyguladığı yeni projelerle, üniversite mezunlarını alıp altı
aylık eğitimle polis mesleğine geçirme uygulamasıyla bu oran giderek
yükselmektedir.
Aynı şekilde
jandarmamızda da hem sayı hem de nitelik açısından sürekli eğitim takviyesi
yapılmaktadır ve İktidarımız döneminde başta Anayasa ve temel ceza yasaları
olmak üzere çok sayıda kanun düzenlemesi ve ikincil mevzuat düzenlemesi
yapılmıştır. İnsan hakları alanındaki uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin
hepsi onaylanmıştır, hemen hemen hepsi. Başta Başbakanlık
olmak üzere İçişleri Bakanlığında ve bağlı güvenlik birimlerinde insan hakları
alanında çalışmalar yapacak müstakil birimler oluşturulmuştur.
Avrupa Birliği
standartlarına uygun olarak Kolluk Etik İlkeleri’ni imzaladık ve uygulamaya
geçirdik ve biz İçişleri Bakanlığı olarak, hem emniyet güçlerimizin,
jandarmamızın fizik ve teknolojik şartlarını iyileştirmeye çalışıyoruz, bunlar
için gerçekten bütçemizin elverdiği her imkânı kullanıyoruz, sağ olsun Sayın
Başbakanımız bu konuda hiçbir desteğini esirgemiyor. Aynı zamanda da zihniyet
dönüşümünü de sağlamak için gerçekten projeli çok ileri çalışmalar yapıyoruz ve
her gün biraz daha…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Bakanım, çok özür dilerim, sözünüzü kesmek
istemiyorum. Sayın Bakan, bu gösterilerde taş attı diye on beş yaşındaki 36
çocuğu tutukladınız.
BAŞKAN – Sayın Demirtaş…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - …emniyet güçlerimize toplumumuzun güveni artıyor.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Yirmi beş yıl hapisle yargılanıyorlar.
BAŞKAN – Sayın Demirtaş…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – 9 ölümle ilgili bir tek açığa alma var mı?
BAŞKAN – Sayın Demirtaş, beni duyuyor musunuz?
AHMET KOCA (Afyonkarahisar) - Otur yerine!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben size rakamlar vereceğim.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Bir tek kamu görevlisi açığa alınmış mı?
BAŞKAN – Sayın Demirtaş…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Rakamlar vereceğim.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Uygulamadan söz edin.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, kolluk güçlerinin aşırı güç
kullanımı iddiaları sıklıkla gündeme getirilirken…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Elinizi vicdanınıza koyun…
BAŞKAN – Sayın Demirtaş, lütfen oturur
musunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – …bir hususun da gözden kaçırılmaması gerekmektedir.
Özellikle toplumsal gösteriler sırasında aşırı güç kullanımı olduğu
söylenmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak Anayasal bir haktır, bu
hakkın kamu düzeni ve başkalarına zarar vermeden gerçekleştirilmesi de genel
bir ilkedir. Ülkemizde toplantı ve gösteri hakkını sınırsız kabul eden kişi ve
organizasyonlar hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın bu hakkı kullanmak
istemektedirler, zaman zaman bu olmaktadır ve…
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Kullananlar da öldürülür.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - … hatta, topluluğu provoke
eden, kasıtlı olarak emniyet güçlerine karşı saldırılara geçirten kötü niyetli
kişiler bile bunların arasında olabilmektedir.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Şu kadar mı eksiğiniz yok, şu kadar mı hatanız yok?
Ölenlerin hepsi suçlu mu? Kendini mi öldürttü, şu kadar mı eksiğiniz yok?
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, bunların içinde çok sayıda yaralanan, şehit
düşen emniyet görevlileri de vardır, biraz da onlardan söz edelim. Biraz da
onlardan söz edelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Bu, ölümleri haklı mı gösterir? O ölenlerin hepsi bizim
canımız, ciğerimiz. Bu, ölümleri haklı mı gösterir?
BAŞKAN – Sayın Demirtaş… Sayın Demirtaş, lütfen
konuşmacıyı dinleyiniz.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Siz bunu meşrulaştırıyorsunuz. Siz buradan böyle
konuştukça, işte güvenlik güçleri aşırı güç kullanmaktan kaçınmazlar.
BAŞKAN – Lütfen
yerinize oturunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR
ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben ölümlerle ilgili ilk konuşmamın
başında, girerken ne düşündüğümü söyledim.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Niye başka yöne çekiyorsunuz o zaman?
BAŞKAN – Sayın Demirtaş lütfen konuşmacıyı dinleyiniz, söylesin Sayın
Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada bağırmakla önergenin ne kadar, gensorunun ne
kadar gereksiz olduğunu siz zaten şu anda anlıyorsunuz.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Asıl gereksiz olan Başbakanın yaptığı gruptaki konuşma!
AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Otur yerine be!
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Bu kadar saygısızlık olmaz, özür dilersiniz böyle
durumlarda.
BAŞKAN – Sayın Demirtaş, söyleyeceğiniz bir şey varsa daha sonra
söylersiniz, lütfen dinleyiniz.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik
mensuplarımızın kahir ekseriyetinin görevlerini yerine getirirken hukuk
kurallarına bağlı, insan haklarına saygılı tutum ve davranış içinde olduğunda
zerre kadar şüphem yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SIRRI SAKIK (Muş)
– Senin anladığın dilden cevap vereceğiz bundan sonra!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ancak her grupta toplumda olabileceği gibi, güvenlik
mensupları içinde de maalesef bu düzeni, ahengi bozan, hukuk kuralları dışında
hareket eden, vatandaşlarımızı üzen, inciten kişiler de az da olsa
bulunabilmektedir. Bu kişiler sadece vatandaşları incitmemekte, hukuku
çiğnemekle kalmamakta, görevini hakkıyla yerine getiren kurumlarını,
arkadaşlarını da âdeta sabote etmektedirler. Yanlış hareketler yapan sınırlı
sayıda kişi aslında kendi camialarını toplumda zor durumda bırakmaktadırlar.
Her vesileyle ifade ettiğim gibi bir hususu bu çatının altında tekrar ifade
etmek istiyorum: Hiç kimsenin keyfî tutumuyla toplum nezdinde her geçen gün
itibarı artan güvenlik birimlerimizi töhmet altında bırakmasına asla izin
vermedim, bundan sonra da vermeyeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hamaset bunlar, başka bir şey değil.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bizim yaklaşımımıza göre suç işleyen asla cezasız
kalmaz. Suç işlediği sabit olan hiç kimse bizim güvenlik teşkilatlarımız içinde
barınamaz. Haksız yere adam öldüren, abartılı güç kullanan, yanlış yapan, hukuk
kurallarının dışına çıkan kim ise cezalandırılır, kim olursa olsun.
SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Milletvekili dövene teşekkür ettiniz!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – İyi çalışanı ödüllendirmek, yanlış yapanı da
cezalandırmak asla vazgeçemeyeceğimiz prensibimizdir. Bu konuda taviz verilmesi
asla söz konusu olamaz.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bakın, bu kararlılığımızın sözde kaldığı da
zannedilmesin, size rakamlar vereyim ben: Kamu görevlisi, millete efendilik
için değil hizmet için vardır, yanlış yapıyorsa cezasını görür. Bakın, zor
kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçu kapsamında 2003-2008 döneminde
4.642 emniyet personeli hakkında adli işlem yapılmıştır; 4.642. Bunlardan
yargılanması biten 65 kişi hapis cezası, 42 kişi memuriyetten men cezası, 31
kişi para cezası almıştır. Aynı suçtan 2005-2008 döneminde 1.970 emniyet
personeli hakkında disiplin cezası verilmiştir. İşkence ve kötü muamele suçları
nedeniyle jandarma teşkilatında 2003-2008 döneminde yargılanan subay, astsubay
ve uzman jandarma sayısı 276’dır. Bunlardan 4 kişi yargılanma sırasında açığa
alınmış, 12 kişi yargılanma sonucu ceza almış, 2 kişi meslekten çıkarılmış, 171
kişinin yargılanması da devam etmektedir.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen,
sözlerinizi tamamlayınız.
Buyurunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu istatistiki bilgilerden de
anlaşılacağı üzere, kesinlikle suç işleyene müsamaha gösterilmemiştir, bundan
sonra da gösterilmeyecektir.
Ben -vaktim
bittiği için, Sayın Başkanının da müsamahasını yanlış kullanmayayım, vereceğim
daha rakamlar var ama- şunu ifade edeyim: Hükûmet ve
Bakanlık olarak demokratik hukuk devletinde kabul edilemez olan insan hakları
ihlallerinin üzerine şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir
kararlılıkla gideceğiz, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Aldığımız mesafe
geçmişle kıyaslanamayacak kadar büyüktür ancak daha alacağımız mesafe olduğunda
da kuşku yoktur. İşte, biz bunun için çalışıyoruz. Azimliyiz ve kararlıyız.
İstikametimiz doğrudur, mesafe alıyoruz, yanlış yapanı cezalandırıyoruz…
SIRRI SAKIK (Muş)
– Allah da sizi cezalandırsın!
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - …doğru yapanı ödüllendiriyoruz ve şunu ifade edeyim:
Burada, konuşmalarda…
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, sadece kısa bir süre verirseniz almak
istiyorum bir dakika.
BAŞKAN – Tabii,
buyurunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Buradaki konuşmalarda ifade edildi, gerçekten Türkiye
güvenli bir ülkedir, herkes güvenle yaşıyor. Ankara Avrupa’nın en güvenli Başkentidir…
BENGİ YILDIZ
(Batman) – Sayın Bakanım, Sayın Başbakan orada, Batman’ın ortasında
milletvekili dövdüler.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – …asayiş konusunda Türkiye en iyi ülkelerden birisidir.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Milletvekili dövenlere ne yaptınız?
BAŞKAN – Sayın
milletvekili… Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Kendi kendimizi kötülemeyelim.
BENGİ YILDIZ
(Batman) - Batman’ın ortasında beni dövenler hakkında soruşturma açmadınız.
BAŞKAN – Sayın
Yıldız…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bir konu daha var, burada…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Otuz kez yolumu kestiler, ne yaptınız?
BAŞKAN – Sayın
Yıldız… Sayın Kaplan… Lütfen yerinize oturunuz.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – …Sayın DTP sözcüleri gündeme getirdiği için… Bakın,
yargının… (DTP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN – Sakin
olun lütfen.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – …son günlerdeki operasyonu vardır, göz
altılar, tutuklamalar vardır Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığının. Bunları
getirip Hükûmete, siyasete dayamak yanlıştır. Bugün
Başbakanımız grup konuşmasında da bunu ifade etti. Biz adli kolluk görevi
görürüz İçişleri Bakanlığı ve Emniyet ve Jandarma böyle durumlarda.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Bakan, benim yolumu kestiler ne yaptınız?
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bunları tutup da Hükûmetle,
seçim sonucuyla irtibatlamak…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Osman Güneş benim yolumu otuz kez kesti, ne yaptınız?
BAŞKAN – Sayın
Kaplan…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Onun cevabını ver?
BAŞKAN - Sayın
Kaplan Genel Kurulda olduğunuzu unutmayın lütfen.
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – …yanlıştır. Katiyen böyle bir şeyi kabul etmiyoruz.
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Osman Güneş orada oturuyor, ne yaptınız?
BAŞKAN – Sayın
Kaplan, lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben tekrar…
HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Bakan, Başbakan burada, cevap verin. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler)
BAŞKAN – Sayın
Kaplan, lütfen yerinize oturunuz. İdare amirleri, lütfen…
İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, tekrar,
burada bize yol gösteren, bu konuların tekrar gündeme gelmesine vesile olan ve
hem yüce Meclisi hem vatandaşlarımızı aydınlatmamıza vesile olan önerge için de
teşekkür ediyorum. Burada söz alan herkese teşekkür ediyorum.
Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Atalay.
Sayın
milletvekilleri, İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında (11/7) esas numaralı
gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler
tamamlanmıştır.
Şimdi gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım.
Gensoru
önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… (AK PARTİ sıralarından “Oo, aferin CHP’ye” sesleri, alkışlar [!]) Kabul etmeyenler…
Gensorunun gündeme alınması kabul edilmemiştir.
Alınan karar
gereğince kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 22 Nisan 2009
Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.
Kapanma Saati: 19.20