DÖNEM: 23                                                    CİLT: 43                                              YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

79’uncu Birleşim

21 Nisan 2009 Salı

 

 

(Bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge aslına uygun olarak yazılmıştır.)

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, özel tüketim harcamaları ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, FİSKOBİRLİK’in içinde bulunduğu son duruma ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, işsizlik ve işsizliğin önlenmesine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Kosova Türkleri Millî Bayramı törenlerine iştirak edecek olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in başkanlığındaki Parlamento heyetinin üye sayısının altıya çıkması nedeniyle, grubu bulunan siyasi partilerin yüzde oranları gereğince, Adalet ve Kalkınma Partisine düşen bir üyeliğe Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın bildirildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/754)

2.- Norveç Parlamentosu Başkanı Thorbjørn Jagland’ın davetine icabet etmek üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, beraberinde bir Parlamento heyetiyle Norveç’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/755)

3.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in, 20-23 Ocak 2009 tarihlerinde Mısır’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/756)

4.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 28-30 Ocak tarihlerinde İsviçre’ye yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/757)

5.- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 12-15 Şubat 2009 tarihlerinde Rusya Federasyonu’na yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/758)

6.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in 17-21 Şubat 2009 tarihlerinde Kırgızistan’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/759)

7.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in, 16-18 Şubat 2009 tarihlerinde Suriye’ye yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/760)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’de meydana gelen olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/345)

2.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 19 milletvekilinin, yerel seçimlerden sonra Ağrı’da yaşanan bazı olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/346)

 

C) Gensoru Önergeleri

1.- Demokratik Toplum Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)

 

D) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Suleiman ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

E) Önergeler

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/200) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/129)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri ile o gün başka bir konunun görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına sataştığı iddiasıyla konuşması

 

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Demokratik Toplum Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, dinlemeye konu telefon kayıtlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5852) (Ek cevap)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’daki termik santraller ve linyit işletmelerinde yapılan ihalelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/6844)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Afşin-Elbistan Termik Santrali ve kömür madenlerinde yöre insanının istihdamına ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/6846)

4.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, doğalgazda yapılan indirime ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/6849)

5.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, kapatılmasına karar verilen belediyelerin bütçelerine ilişkin  sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/6855)

6.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, bir genelgenin cezaevlerinde uygulanmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/6894)

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki mahkûmlara ve cezaevi inşaatına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/6895)

8.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Sarıkamış’taki bir köyün su sorununa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/6901)

9.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, bor madeninin tehlikeli maddeler sınıfına alınmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/6961)

10.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, yargı çalışanlarına bazı ödemelerin yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/6988)

11.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, CMK’ya göre barolara yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/6994)

12.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, tutuklu ve hükümlülerin Türkçe dışındaki dillerdeki iletişimlerine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/7001)

13.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van F Tipi Cezaevinde yapıldığı iddia edilen uygulamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/7003)

14.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, tutuklu ve hükümlülere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/7004)

15.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, gıda bankacılığı yürüten dernek ve vakıflara ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/7042)

16.- İzmir Milletvekili Recai Birgün’ün, Erzurum ve Doğu Karadeniz’deki HES projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7050)

17.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, bir şirketin Antalya’da petrol arama başvurusunun reddedilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7068)

18.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Aksaray-Gülağaç’daki köy yollarının asfaltlanmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7072)

19.- Mersin Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, bazı yasama dokunulmazlığı dosyalarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/7102)

20.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Eti Maden İşletmelerinin özelleştirileceği haberlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7107)

21.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi’nin, gıda bankacılığı yapan vakıf ve derneklere ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/7222)

22.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, Çiğli’deki çöp atık alanına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7231)

23.- Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, bazı ormanlık alanların korunmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7232)

24.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana ilindeki sulama ve taşkın koruma tesislerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/7236)

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, AB’nin bor madeniyle ilgili kararına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7249)

26.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer ve Garp Linyitleri İşletmelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7251)

27.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Eti Bor İşletmelerinin nakliye ihalesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı (7/7252)

28.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, bir okulun yoluna ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7255)

29.- Manisa Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Selendi ilçesine kaymakam atanmasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/7270)

30.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, vergi uzlaşmalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/7289)

31.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, sanayi sektörünün desteklenmesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/7305)

32.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, yeni bir teşvik sistemine yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/7306)

33.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/7307)

34.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, bazı hakemlerin ortaya attığı iddialara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/7389)

35.- Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, Antalya mitingindeki rektör seçimi ile ilgili konuşmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/7400)

36.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, bir rektör atamasıyla ilgili ifadesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/7430)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak üç oturum yaptı.

Ankara Milletvekili Zeynep Dağı’nın, 8’inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 16’ncı ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşmasına, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay,

Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, balıkçıların yaşadıkları sorunlara ilişkin gündem dışı konuşmasına, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım,

Cevap verdiler.

Mersin Milletvekili Behiç Çelik, 29 Mart 2009 mahallî idare seçimleri ve seçim güvenliğine ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, denizlerdeki ve su balıkçılığındaki denetim eksikliğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün (6/1280) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96) görüşmeleri komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında bulunan, Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (1/675) (S. Sayısı: 330) görüşmelerine devam edilerek, 8’inci maddesine kadar kabul edildi, 8’inci madde üzerinde bir süre görüşüldü.

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Antalya Milletvekili Sadık Badak’ın şahsına sataştığı iddiasıyla bir konuşma yaptı.

21 Nisan 2009 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.03’te son verildi.

 

 

 

Meral AKŞENER

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

Yusuf COŞKUN

 

Harun TÜFEKCİ

 

Bingöl

 

Konya

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

No.: 83

II.- GELEN KÂĞITLAR

17 Nisan 2009 Cuma

Teklifler

1.- Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül’ün; 5686 Sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/431) (Plan ve Bütçe; İçişleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.4.2009)

2.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/432) (Adalet ile Milli Savunma Komisyonlarına) (Başkanlığa gelişi tarihi: 8.4.2009)

3.- Ankara Milletvekili Salih Kapusuz’un; Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/433) (Anayasa; Avrupa Birliği Uyum ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.4.2009)

4.- Kayseri Milletvekili Mehmet Şevki Kulkuloğlu’nun; Sayıştay ve Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/434) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 9.4.2009)

5.- İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar ve 14 Milletvekilinin; 03.07.2005 Tarih ve 5393 Sayılı Belediyeler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/435) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.4.2009)

Tezkereler

1.- Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/752) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.4.2009)

2.- Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/753) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.4.2009)

Raporlar

1.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avrupa Birliği Uyum ve Adalet Komisyonları Raporları (1/670) (S. Sayısı: 353) (Dağıtma tarihi: 17.4.2009) (GÜNDEME) 

2.- Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın; Çorum Milletvekili Agah Kafkas’ın; İstanbul Milletvekili Ufuk Uras’ın; Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal ve 14 Milletvekilinin; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 16 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in; İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın; Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/690, 2/176, 2/212, 2/213, 2/215, 2/225, 2/420, 2/421, 2/430) (S. Sayısı: 354) (Dağıtma tarihi: 17.4.2009) (GÜNDEME)

Gensoru Önergesi

1.- Demokratik Toplum Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında Anayasanın 99 uncu, İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/04/2009) (Dağıtma tarihi: 17/04/2009)

 

No.: 84

21 Nisan 2009 Salı

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 20 Milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’de meydana gelen olayların araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/345) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.04.2009)

2.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 19 Milletvekilinin, yerel seçimlerden sonra Ağrı’da yaşanan bazı olayların araştırılması amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/346) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.04.2009)

21 Nisan 2009 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, özel tüketim harcamaları ve gelir dağılımındaki adaletsizlik hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’ye aittir.

Buyurunuz Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’nün, özel tüketim harcamaları ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe ilişkin gündem dışı konuşması

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki özel tüketim harcamaları ve gelir dağılımındaki adaletsizlik konusunda gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik kriz her geçen gün çok daha ağır bir şekilde vatandaşın bütçesine darbe üzerine darbe vuruyor. Bunu nereden anlıyoruz diye sorarsanız, vatandaşın tüketim harcamaları bıçak gibi kesildi, buradan anlıyoruz. Vatandaş ne gıda masraflarını artırabiliyor ne de zorunlu eğitim masraflarını artırabiliyor. 2008’in son çeyreğinde -TÜİK rakamlarını kullanıyorum- tüketim harcamalarındaki daralma yüzde 4,6 yani yaklaşık yüzde 5’tir.

Krizin vatandaşı nasıl vurduğuna ilişkin çok sayıda örnek var. Geçen hafta bu kürsüde vatandaşın perişanlığını dile getiren iki çarpıcı örnek size sunmuştum. Şimdi sadece iki örnek daha vermek istiyorum.

İşsiz kalan ve iki aydır iş bulamayan bir vatandaşın yürekler acısı perişanlığı geçen hafta basına yansıdı. Diyor ki vatandaş: “Başıma gelenlerin sorumlusu AKP’dir.” Lüleburgaz’da AKP ilçe binasına giriyor, üzerine tiner döküyor ve kibriti çakıyor.

Değerli milletvekilleri, işsizlik insanoğluna yapılacak en ağır işkence, bir zulümdür, toplumsal bir zulümdür.

İkinci örneği veriyorum: Bir gazete kupürü var elimde.  Türkiye'nin üç yerinden kesitler almış gazete. Birinci sayfada diyor ki: -İstanbul’da bir yurttaşımız, genç bir vatandaşımız- “Bıçağı bebeğinin boğazına dayadı.” Sorunu şu: Gecekondusu yıkılacak. “Yıkmayın gecekondumu, yoksa çocuğumu doğrarım.” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Buna tepki gösterileceğine, lütfen, Türkiye’yi nasıl bu duruma getirdiğimizin muhasebesini yapalım.

İkinci manzara: Listede, işsizlik listesinde ismini gören bir genç hıçkıra hıçkıra ağlıyor.

Ve üçüncü manzara: Adapazarı Belediyesinin taşeron firmasında çalışan 4 temizlik işçisi, akşam çöp bidonundaki atılmış muzları, kararmış muzları görüyor, buluyor, birazını orada yiyorlar ve birazını da torbalara doldurup evlerine götürüyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geniş halk kitlelerine kriz öylesine ağır bir şekilde vurdu ki… Ama toplumun bazı kesimlerine de kriz neredeyse yardımcı oldu. Geniş halk kitleleri kriz vurgunu, perişan bir hâlde ama toplumun bazı kesimleri şirket üstüne şirketler kurabiliyorlar, gemi işletmeciliğine, kuyumculuğa soyunabiliyorlar, ekonomik mucizeler yaratabiliyorlar. E, ne diyelim? Bunları Allah nazardan saklasın!

Burada dile getirdiklerim neyi gösteriyor Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Gelir dağılımındaki adaletsizliğin dayanılması çok güç boyutlarda arttığını gösteriyor. Fakirle zengin arasındaki uçurumun hızla açıldığını gösteriyor. Nitekim işsizlikte dünya 2’ncisiyiz ama OECD ülkeleri açısından yapılan adaletsiz gelir dağılımı sıralamasında da OECD 2’ncisiyiz.

Bu acı manzaralar, değerli milletvekilleri, Hükûmetin ekonomik ve sosyal politikalarının nasıl iflas ettiğini göstermiyor mu? Sosyal devlet anlayışının nasıl ayaklar altına alındığını göstermiyor mu? Sadaka dağıtarak sosyal devlet olunamayacağını göstermiyor mu? Sosyal devletin, devlet olmanın ve sosyal adaleti gerçekleştirmenin en temel yolunun ne olması gerektiği konusunda ufak da olsa bir ipucu vermiyor mu? İstihdam yaratmak, üretmek, sanayileşmek… Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mız bunu emrediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Tütüncü, buyurunuz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sosyal devlet anlayışının bizdeki anlamı tüm çalışanlarına önce iş, sonra beşikten mezara sosyal güvenlik şemsiyesi altında tüm ekonomik ve sosyal risklere karşı koruma.

Ne yapmak lazım? Ekonomik krizle mücadeleye sadece ekonomik açıdan değil, sosyal açıdan da yaklaşmak lazım. Öncelikle emekli aylıkları ile memur ve işçi ücretlerinde enflasyonun üzerinde ciddi iyileştirmeler yapılmalıdır. Çiftçiye mutlaka ve mutlaka, tarım ve hayvancılığa mutlaka ve mutlaka can suyu kaynağı verilmelidir. 2009 bütçesinden çiftçi desteklemeleri yüzde 10 kesildi. Bir an önce bunu iade etmeniz gerekmektedir. Ayrıca, en az yüzde 25 artırılmalıdır çiftçiye verilen desteklemeler. İşsizlik ödeneği yükseltilmelidir. Kısa süreli çalışma ödeneğinin kapsamı genişletilmelidir. Merkez Bankası da mutlaka ve mutlaka kendini toparlamalıdır. Sadece enflasyonla, para kredi politikalarıyla değil, reel ekonomiye açılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız, sözünüzü Meclisi selamlayarak bitiriniz, buyurunuz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Toparlıyorum.

Merkez Bankası mutlaka ve mutlaka devreye girmelidir. Enflasyon hedefine odaklanmanın, para ve kredi politikalarıyla meşgul olmanın ötesinde, reel ekonomiyi gözetecek bir politika değişikliğine Merkez Bankasının mutlaka ve mutlaka götürülmesi gerekiyor. Son olarak, Hükûmet yeni bir kalkınma yol haritası hazırlamalıdır. Merkez Bankasının politika değişikliği ışığında üretimde ve kamu sabit sermaye yatırımlarında bir yatırım seferberliğine Türkiye’nin acilen götürülmesi gerekiyor.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Meclisi tekrar sevgi, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tütüncü.

Gündem dışı ikinci söz, FİSKOBİRLİK’in son durumuyla ilgili söz isteyen Giresun Milletvekili Murat Özkan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Özkan. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, FİSKOBİRLİK’in içinde bulunduğu son duruma ilişkin gündem dışı konuşması

MURAT ÖZKAN (Giresun) – Sayın milletvekilleri, bugün, FİSKOBİRLİK’in içinde bulunduğu son durum hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum; sözlerime başlamadan önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, FİSKOBİRLİK, malumunuz, 280 bin üreticinin ortak olduğu çok önemli bir tarım kredi kooperatifidir. Bu kooperatifin şu anda 50 tane alt birimi vardır ve 580 civarında da çalışanıyla fındık üreticisinin sorunlarını çözme noktasında uğraş veriyor idi.

Şimdi, iktidar iş başına geldiği günden beri FİSKOBİRLİK’le ilgili politikalar geliştirdi ve öncelikle FİSKOBİRLİK yönetiminin kendine yakın bir ekip tarafından alınmasını arzu etti. FİSKOBİRLİK’in bir genel kurul toplantısında 28 Ocak 2003 günü AKP’li bir sayın eski bakan, Giresun’da yerel televizyonlarda “FİSKOBİRLİK yönetimini bize verirseniz, bizim gösterdiğimiz adaylara kazandırırsanız, FİSKOBİRLİK’e yardım ederiz, fındık üreticisinin sorunlarıyla ilgileniriz.” şeklinde beyanatlarda bulundu. 2003’ten 2009 yılına altı yıl geçti ve netice itibarıyla, FİSKOBİRLİK bugün, sayın milletvekilleri, bir AKP’li ilçe başkanının yönetim kurulunda olduğu bir ekip tarafından yönetilmektedir. Fındık üreticisi, nihayetinde dedi ki: “Buyurun, madem fındığı kurtaracaksınız, fındık üreticisinin sorunlarına çare olacaksınız, batmakta olan FİSKOBİRLİK’e tekrar hayat vereceksiniz, yönetimi size veriyoruz.” Fakat oynanan oyun çok farklıydı: FİSKOBİRLİK yönetimi değil, fındıkla ilgili spekülasyon yapan üç beş ihracatçının kurmuş olduğu lobi faaliyetlerinin bir eseriydi. Tabii, ben burada şunu ifade etmek istiyorum: Zannediyorum Hükûmeti yanlış bilgilendiriyorlar fındık hususunda, yeterli derecede, bölge milletvekilleri de Hükûmetle bu konuda diyaloğa giremiyorlar.

Şimdi, FİSKOBİRLİK’in gelmiş olduğu durum itibarıyla sayın milletvekilleri, tüm mal varlığına haciz konulmak üzeredir. FİSKOBİRLİK kapanma noktasına gelmiştir. Peki, bu kimin yararına olacaktır FİSKOBİRLİK’in kapatılması? FİSKOBİRLİK’in kapatılması, yıllarca Türk fındığını ucuza alıp pahalıya pazarlayan, üç beş tane alivre satış yapan fındık spekülatörüne yarayacaktır ve bunların lobi faaliyetleri başarılı olmuş olacaktır.

Fındık, diğer ürünlerde olduğu gibi, mutlaka ve mutlaka bir regülasyona, bir düzenlemeye ve desteğe ihtiyacı olan bir üründür. Değerli arkadaşlarım, dünyadaki diğer tarım ürünleri gibi fındığa da sübvansiyon uygulama mecburiyeti vardır ama bu sübvansiyonu ne üzerinden yapacağız? Mevcut iktidar, bunu, Toprak Mahsulleri üzerinden, zaman zaman, süreklilik arz etmeyen bir şekilde yapıyor, 2006 yılından bu yana üç yıldır FİSKOBİRLİK’in yerine Toprak Mahsulleri Ofisini görevlendiriyor ve bugüne kadar fındık için yaklaşık 2,5 milyar Türk liralık bir alım gerçekleştirdi Toprak Mahsulleri Ofisi, fakat Toprak Mahsulleri Ofisinin piyasaya girip girmeyeceği konusunda da ciddi belirsizlikler oluyor her yıl, bu belirsizlik fındık fiyatının düşmesine sebebiyet oluyor. Fındık fiyatının yükseltilmesi için yapılması gereken tek husus, Hükûmetin, fındık üreticisinin arkasında olduğunu belirtmesinden geçiyor ama gerek Sayın Başbakan gerekse de Tarım Bakanı, bu konuda, fındık üreticisini âdeta milletin üzerinde bir yükmüş gibi ifade ederek fındık üreticisini spekülatörlerin eline bırakmış durumda. Şu anda, fındık 2,5-3 liradan satılmakta piyasada ve FİSKOBİRLİK’e 200 milyon Türk lirasını vermeyen Hükûmet 2,5 milyar TL’yi Toprak Mahsulleri üzerinden harcamış durumdadır. Bu, son derece kaynağı israf etmenin bir göstergesidir.

Sayın milletvekilleri, tabii, benim anlayamadığım bir başka husus daha var: Buğday almayan Toprak Mahsulleri Ofisi neden fındık alır? O da çözülmesi gereken bir husus.

Bugün, FİSKOBİRLİK yönetimi tescilli olarak AKP’lilerin elinde, niye yardım etmiyorsunuz? Ben, tabii, geçmişte de önemli bürokratik görevlerde bulunan bu eski bakanın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MURAT ÖZKAN (Devamla) - … vermiş olduğu söze niye sadık kalınmadı, bu eski bakan niye böyle konuştu, bunu da anlamış değilim. Buradan vasıtanızla seslenmek istiyorum: Fındık üreticinize ve FİSKOBİRLİK’e verdiğiniz sözleri tutun.

2008 yılı Nisan ayında ben bölge milletvekillerine bir çağrıda bulundum: Gelin, bir ortak platform oluşturalım, çözüm üretelim. Sayın milletvekilleri, çözümler farklı seslerden, farklı görüşlerden çıkar. “İktidarız biz, her şeyi biliriz.” zihniyetiyle hareket ederseniz… Bakın, FİSKOBİRLİK’i batırıyorsunuz, fındık üreticisini batırıyorsunuz. Sizlere bir kez daha demek gereği duyuyorum: Siz üreticinin elini tutmazsanız üretici de yarın sizin elinizi tutmayacaktır. Fındık üreticisine verdiğiniz sözleri lütfen yerine getirin.

Sözlerime burada son verirken hepinize milletimiz için hayırlı teşriki mesailer diler, sevgi ve saygılarımı sunarım. İyi günler dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özkan.

Gündem dışı üçüncü söz, işsizlik ve işsizliğin önlenmesi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’a aittir.

Buyurunuz Sayın Korkmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Esfender Korkmaz’ın, işsizlik ve işsizliğin önlenmesine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; saygılar sunuyorum. İşsizlik ve işsizliğin çözülmesiyle ilgili birkaç öneride bulunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bir durum tespiti yapacak olursak, kısaca, bugün, toplam, ocak ayı itibarıyla işsiz sayısı, fiilî ve gerçek işsiz sayısı 6 milyon 44 bin kişiye ulaşmıştır. Bu sayı maalesef daha da artacak şubat, mart aylarında. Bunun göstergeleri şunlardır: Bir defa, son çeyrekte eksi 6,2 büyümesi ekonominin, yani bu kadar daralması, küçülmesi işsizliğin artacağının bir göstergesidir. Sanayi ocak ayında yüzde 21,3, şubat ayında 23,7 küçüldü. Bugüne kadar, cumhuriyet döneminin sanayi üretimindeki en büyük düşmesi yaşanmıştır. Bu da işsizliğin artacağını göstermektedir ve nihayet özel yatırımlar 2008’in son çeyreğinde eksi 23,7 olmuştur. Yatırım olmayınca istihdam da olmaz. Bu da ocaktan sonra, şubat ve mart aylarında işsizliğin daha fazla artacağını göstermektedir.

Ben, muhalefet milletvekili olarak uyarıyorum, bizim görevimiz. Eğer işsizlikle ilgili acil önlem alınmazsa işsizlik bir sosyal risk hâline gelmiştir, bir sosyal patlama riski hâline gelmiştir. Daha önce ne söyledik de gerçekleşmedi? İnşallah bu gerçekleşmez ama bu uyarıyı bu Meclis kürsüsünde yapmak gereğini duyuyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim, Cumhuriyet Halk Partisinin daima işsizlikle ilgili önerileri olmuştur. Örneğin, İstanbul Milletvekili Algan Hacaloğlu ve 19 milletvekilinin, işsizlik sorunu ve İşsizlik Sigortası Fonu’nun daha etkin kullanılmasının araştırılarak gündeme alınması konusunda bir önergesi olmuştur.

Değerli arkadaşlar, bu önerge bugüne kadar görüşülmemiştir. Ayrıca, krizle mücadele için, işsizlikle mücadele için önce krizle mücadele etmek lazım. Bugüne kadar krizle mücadele için bir program yapılmamıştır. Avrupa Birliği Katılım Öncesi Ekonomik Programı bir durum tespitidir, bir politika değildir, bir politika aracı olarak kullanılmamıştır ama bugüne kadar, dikkat ederseniz 1980’de 24 Ocak kararları alınmıştır, 1994 krizinde 5 Nisan kararları alınmıştır, 2001 krizinde Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı yapılmıştır.

Değerli arkadaşlar, Hükûmete soruyorum, bu kriz varken, bu kadar fabrikalar kapanırken, bu kadar işsiz sayısı riskli hâle gelmişken neden bir ekonomik program Hükûmet yapmıyor? Godot’yu bekler gibi neden İMF’yi bekliyor? Arkadaşlar, İMF’yle zaten ikili anlaşma yaparak 10,6 milyar dolar alabiliriz, ille politikaları İMF’ye mi yaptırmamız lazım?

Değerli arkadaşlar, ikincisi; böyle bir program yapılırsa ancak güven gelir topluma, reel sektöre ve ancak krizle mücadeleyi bu takdirde yapabilirsiniz.

Öte yandan, yıllardır söylüyoruz istihdam yükü çok yüksek. Arkadaşlar, eğer istihdam yükünü yüzde 25 düzeyine, Avrupa Birliği, OECD ortalaması düzeyine indirirseniz, bakın: 9 milyon kayıt dışı istihdam 4 milyona iner, 5 milyon kayıt altına alınır ve devletin geliri artar, neden indirmiyorsunuz? Neden bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlarına rağmen, istihdam yükünü indirmiyorsunuz? Bu, gelir azalması değil, devlete gelir artışı yaratacaktır, lütfen bunu yapın.

Arkadaşlar, üçüncüsü; yatırımların önünü açmamız lazım. Bir ekonomide yatırımların önü açılmazsa işsizlik azalmaz. Neden teşvik politikasını bugün tam anlamıyla uygulamıyorsunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız, buyurunuz.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) - Bugün eğer yatırımların önünü açmak istiyorsanız, bütün yatırımlara konjonktürel etki yapması için, ekonomide canlanma yaratması için, bütün yatırımları teşvik etmeniz lazım, teşviklerin önünün açılması lazım.

Değerli arkadaşlar, faiz oranlarını Merkez Bankası yüzde 12,5’e indirdi, bankaların kullandığı kredilerin faiz oranı, mevduat faizi yüzde 11-12’ye düştü ama yatırım faizleri hâlen yüzde 25.

Arkadaşlar, hükûmet ne demektir? Devlet ne demektir? Piyasaya düzen getiren, istikrar getiren unsurlardır bunlar. Neden siz yüzde 11,5-yüzde 12’yle vatandaştan faiz alan bankaların, yatırımlara yüzde 25-30’la kredi vermesini engellemiyorsunuz? Bunu siz engellemeyeceksiniz de bu devlet, bu Hükûmet engellemeyecek de kim engelleyecek? Onun için, yatırımların önünün açılması için, yatırım kredilerine bankaların ödedikleri, vatandaştan aldığı faizlerin mutlaka indirilmesi ve bu yönde katı kuralların getirilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen sözlerinizi bitiriniz.

ESFENDER KORKMAZ (Devamla) – Bitiriyorum efendim.

Değerli arkadaşlar, yatırımların önünün açılmasından öte İşsizlik Fonu’nu mutlaka işsizler için kullanın. Bizim bu konuda yasa tasarımız var, bunları gündeme getirin ve eğer bunları yapmazsak, söylediğim gibi, biz muhalefet olarak bu uyarıları yapmazsak biz de sorumluluk altında kalacağız ama biz devamlı uyarıyoruz, size yapmak kalıyor.

Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Korkmaz.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik, Hükûmet adına konuşacaktır.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; İstanbul Milletvekili Sayın Esfender Korkmaz’ın işsizlik ve işsizliğin önlenmesi hakkındaki gündem dışı konuşması üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2006 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde “Mortgage krizi” diye başlayan ekonomik daralma, bildiğiniz gibi, 2008’in ikinci yarısında tüm dünyayı kapladı, tüm dünyayı sardı. Amerika Birleşik Devletleri’nde son yirmi beş yılın en yüksek işsizlik oranı ortaya çıktı: Yüzde 8,5. Üç ayda 2 milyon kişi işsiz kaldı. 2008’in başından bu yana ise Amerika Birleşik Devletleri’nde 5 milyon 100 bin kişi işini kaybetti. Kriz, Amerika Birleşik Devletleri’nde kalmadı, az önce ifade ettiğim gibi tüm dünyaya yayıldı ve dünyayı sardı.

Dünya Bankasının tahminlerine göre dünyanın gayrisafi hasılası 2009 yılında yüzde 1,7 daralacak. Uluslararası Çalışma Örgütü de 2009 yılında dünyada 51 milyon kişinin işsiz kalacağını öngörmekte. Böylesine geniş çaplı, tüm dünyayı saran kriz ortamında global ekonomiye entegre olmuş ülkemizin ve ülkelerin etkilenmemesi tabii ki söz konusu değildir.

Eylül 2008’de 12,8 milyar dolara kadar yükselen ihracatımız -ki cumhuriyet tarihi boyunca en yüksek düzeydeki ihracatımızdır- hızla düşerek Şubat 2009 tarihinde 8,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bir önceki yıl ile aynı ay ile mukayese ettiğimiz zaman yüzde 24,9 azaldığını görüyoruz. İhracattaki talep daralması, ülkemizde sanayi üretim endeksinin 2009 Şubat ayı itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 23,7 azalmasına sebep oldu.

Kriz istihdama da dolayısıyla yansıdı, yani talep daralması üretimdeki daralmaya, üretimdeki daralma da istihdama yansıdı ve işsizlik oranı ülkemizde yüzde 11,6 iken ocak ayı itibarıyla bu yüzde 15,5’e yükselmiş bulunuyor.

Tabii bu yükselişin arkasında çeşitli nedenler var. Bunları da görmemiz açısından bunları ifade etmem gerekiyor. Öncelikle TÜİK’in açıkladığı bu rakamlar şimdiye kadar açıklananlardan farklı nüfus projeksiyonlarına dayandığı için bir miktar daha yüksek görülmektedir. TÜİK şu anda 2008’le ilgili de, 2008 Ocak ayını da revize ediyor. 11,3 olan oranı 11,6’ya çıkarmış bulunuyor, 2008 Ocak. Dolayısıyla bir miktar bu yeni hesaplama yönteminde veya nüfus projeksiyonlarına dayandığını kabul etmemiz gerekiyor.

Bir diğeri: Tabii, işsizlik oranının ocak ve şubat aylarında yüksek olmasının mevsimsel etkileri de vardır. Bunu da şu şekilde görmek mümkün: 2005 Ocak ayında yüzde 11,5 olan işsizlik oranı 2005’in yıllık oranına baktığımız zaman 10,3. Yani ocak ayı 1 veya 1,5 puan her  zaman yıllık ortalamanın veya diğer aylara göre bir farklılık arz ediyor. Yine 2006 Ocak ayında işsizlik oranı yüzde 11,9 iken 2006’nın yıllık ortalaması yüzde 9,9 düzeyindedir. Yani mevsimsel etkileri de bu 15,5’in içerisinde görmek mümkün.

Bir diğer önemli husus ise: İş gücü genç nüfus nedeniyle her yıl ortalama 600-700 bin artarken son bir yılda, yani 2008 yılında 1 milyon 135 bin artış gösterdi. İş gücüne katılma oranı da yüzde 44,4’ten yüzde 45,8’e yükselmiş bulunuyor. Nitekim şimdiye kadar iş bulma girişimi içinde olmayan birçok kişi ailenin gelirinin düşmesi endişesiyle iş aramaya başladı ve böylece de işsiz tanımına dâhil olmuş bulunmaktadır.

YILMAZ TANKUT (Adana) – Buna siz inanıyor musunuz Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Efendim?

YILMAZ TANKUT (Adana) – Buna siz inanıyor musunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Söylediğim şeyler hep resmî bilgilerdir, ezbere bir şey konuşmuyorum. Aslında işsizlikle ilgili benim bu üçüncü konuşmamdır. Kasım ayındaki konuşmama bakarsanız, aralık projeksiyonlarını, ocak ayına dönük ifadelerimi de orada görürsünüz ve bu kürsü son derece önemli bir kürsüdür. İnanmadığımız şeyin burada konuşulmaması gerekiyor ama söz sahibini yani muhatabı eğer farklı değerlendiriyorsa kürsüyü, onu takdirlerinize bırakıyorum.

Şimdi, bir diğer konu, TÜİK verilerinde istihdam edilenlerin sayısı bir önceki yılın aynı dönemiyle karşılaştırıldığında azalma değil, 75 bin artış var istihdamda. 2008 Ocak ile 2009 Ocağını mukayese ettiğiniz zaman 75 bin istihdamda artış olduğunu görüyoruz ama buna karşılık ortaya çıkan yeni işlerin çalışma çağına gelen genç nüfusu istihdam edecek ölçüde olmadığı da görülmektedir. Bu durumun yanı sıra, kriz var düşüncesiyle gelirlerinin düşmesi endişesine kapılan birçok kişi daha önce çalışmayı düşünmedikleri hâlde iş aramaya başlamakta ve işsizlik oranı da bundan dolayı yükselmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii burada Değerli Hocam bazı ifadeler kullandılar, dediler işte “gerçek işsiz sayısı…” Ki bunu birçok kişi de kullanıyor yani sahte işsiz sayısı mı anlamı çıkıyor bilemiyorum.

ESFENDER KORKMAZ (İstanbul) – Fiilî… Fiilî…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yani TÜİK devletimizin bir kurumu. İşsizlik oranının nasıl tespit edildiği, bu istatistiklerin nasıl yapıldığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, burada gerçeğinden, şusundan busundan ziyade işsizlik oranı belirlenmiş. İş arayanları kastediyor bu oran, iş talebinde bulunanlar. Yani bir vatandaş iş talebinde bulunmuyorsa, bir şekilde bir geliri varsa, bir şekilde geçimini sürdürüyor ise onu bizim işsiz diye algılamamız veya buraya yansıtmamız, bu istatistiki verilere, bu çalışmalara da çok uygun düşmüyor. Dolayısıyla, bizim 3 milyon 650 bini esas almamız gerekiyor, doğrusu da budur. Bunu bir ayrıntı olarak da ifade etmeyi uygun buldum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, piyasalarda canlılığın sürdürülmesi adına, Hükûmetimizce, ÖTV indirimleri, KOBİ destek kredileri, yaklaşık kırk tedbir uygulamaya konulmuş, krize karşı toplam 54,4 milyar TL büyüklüğünde önlemler alınmıştır. Bunlardan birçoğu, krizin ülkemizde istihdama etkilerini azaltmayı amaçlayan tedbirlerdir. Şimdi, az önce burada ifade edildiği gibi yani “İstihdamın üzerindeki yükleri hafifletelim...” Hep birlikte yüzde 25 işveren prim payını burada yasal düzenlemeyle gerçekleştirdik yani işveren prim payında yüzde 25’lik indirim yaptık. Bakınız, hâlen, ticaret odalarında, sanayi odalarında yapmış olduğumuz ziyaretlerde ve konuşmalarda birçok işverenimiz bunun farkında değil.

Yine geçtiğimiz aylarda genç ve kadın istihdamının teşvikiyle ilgili müracaat süresini bir yıl daha uzattık. Yani bugün ilave bir istihdamın işveren primini biz karşılıyoruz, fon tarafından karşılanıyor veya yeni bir şirketin, yeni bir iş yerinin oluşturulması hâlinde tüm istihdam edilecek olan personelin, işçilerin işveren primi yine kamu tarafından karşılanıyor. Bundan daha güzel bir istihdam yükünü almaya dönük teşvik olabilir mi? Ama bugüne kadar, bu yasal düzenlemeyi yaptıktan bugüne kadar 35.291 kişinin bu kapsamda istihdam edildiğini de görüyoruz. Tabii ki bu küresel krizin bu teşviki, daha doğrusu yatırımları etkilemesinden kaynaklanan bir süreçle karşı karşıya olduğumuz için, bu teşvikten istediğimiz neticeyi alma konusunda istediğimiz orana gelemediğimizi burada ifade etmemiz gerekiyor.

Yine, istihdamın üzerindeki yükleri azaltmaya dönük: Bildiğiniz gibi, 50 işçiden fazla işçi çalıştırmak âdeta yasalar tarafından engelleniyor idi. Gelip gelip şirketler 49 işçide duruyorlar idi, çünkü zorunlu istihdam yüklerinden dolayı 50 değil, 49 işçiyi işverenlerimiz tercih ediyorlar idi. Bu konuda istihdamın üzerinden çok ciddi şekilde yükleri kaldırdığımızı hepiniz biliyorsunuz. Yani eski hükümlü, terör mağduru, özürlü istihdamı, kreş, sağlık, güvenlik birimi, spor tesisi, anaokulu gibi birçok zorunlu istihdam yüklerini işverenlerin üzerinden kaldırdığımızı, amacımızın da istihdamı artırmak olduğunu hepiniz takdir edersiniz.

Bir diğer önemli gerçekleştirdiğimiz husus ise, çalışma hayatının en önemli sorunlarından biri olan nitelikli eleman sorununu çözmek için mesleki eğitim seferberliğini başlattık. 2009 yılında 250 milyon TL, yani eski rakamla 250 trilyon liralık bir kaynağı mesleki eğitime tahsis ettik. Bakınız, 2008 yılında 32 bin vatandaşımız meslek sahibi oldu. Bizim hedefimiz, yıllık meslek eğitimi sahibi olan vatandaşımızın sayısını 100 bine taşımak idi. Nisan ayı itibarıyla 33.302 kişi şu anda meslek eğitimi gördü veya görmeye devam ediyor, meslek eğitimi verilmeye devam ediyor. Dolayısıyla yıl sonu itibarıyla bu kaynak ilk olarak İŞKUR’a tahsis edildi ve yıl sonu itibarıyla da 100 bin hedefimizi yakalayacağımızı umuyorum.

KOBİ’ler için öngörülen can suyu kredilerinin kullanılmasında prim borçları engel olmasın diye prim borçlarının kredilerden mahsup edilmesine imkân sağladık. Bir işverenin prim borcu varsa bu işveren hak edişini alamıyor idi. Prim borçlarının hak edişlerden mahsup edilmesi suretiyle işverenin hak edişlerini alabilmelerine imkân sağladık.

Bunların yanında, bildiğiniz gibi yine burada yasal düzenlemeyi gerçekleştirdik ve “kısa çalışma ödeneği” diye bildiğimiz düzenlemeyi, oranını ve süresini artırarak yasalaştırdık. Çalışanların işlerini, işverenlerin de nitelikli elemanlarını kaybetmemelerine dönük bir düzenlemeydi.

Kısa çalışma ödeneğine kasım ayından bugüne kadar –bildiğiniz gibi kısa çalışma ödeneği 28 Şubatta yürürlüğe girdi- 214.676 işçi için 3.232 firma başvurdu, 3.232 firma başvuruda bulundu,  toplam kapsadığı işçi ise 214.676.

130.216 işçinin çalıştığı 1.398 firmanın talebi sonuçlandırıldı ve neticede, incelemeler neticesinde 853 firmada çalışan 92.573 işçiye kısa çalışma ödeneği verilmeye başlandı.

196 firmanın başvurusu reddedildi, 349 firma ise talebini geri çekti. Bu son derece önemli bir rakamdır. Yani kısa çalışma ödeneği yeni düzenlemeyle yürürlüğe girince 349 firma “Ben kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak istiyorum.” diyen firma talebini geri çekmiştir. Diğer teşviklerle birlikte sistemin yani küresel krizin etkisindeki ekonomimizin olumlu bir seyir izlediğini 349 firmanın bu talebini geri çekmesinden çok rahat bir şekilde, bir yönüyle görebiliriz.

Diğer yandan işini kaybedenler için işsizlik ödeneği de devam etmektedir. Ocak ayında, Ocak 2009’da 78.576 kişiye çıkan işsizlik ödeneği başvuruları, aylık başvuruları son üç ayda azalma trendine girmiş, mart ayında 62.105 kişi olarak gerçekleşmiştir. Yani ocak ayında kısa çalışma için 78 bin kişi müracaat ederken mart ayında 62 bine nisan ayında ise 50-55 bin arasında bir rakama ineceğini görüyoruz ki bu kısa çalışma ödeneğinin yani çalışırken desteğin, çalışırken iş akdini feshetmeden işçiye sahip çıkma düzenlemesinin yararlarını burada görmeye başlamış bulunuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet olarak başından beri global finansal krizin ekonomimize ve dolayısıyla istihdama etkilerini yakından takip ediyoruz, alınması gereken tedbirleri zamanında alıyoruz ve etkin bir şekilde de uygulama çabası içerisindeyiz. Önümüzdeki aylarda turizm, inşaat, tarım gibi sektörlerdeki canlanmalarla birlikte istihdamda artış, işsizlikte ise azalış olacağını öngörüyoruz.

Bu çerçevede şu anda ifade edebileceğim bir iki husus var işsizlikle ilgili attığımız adımlarla ilgili: Biri, Daimî Özel İstihdam Komitesi, bildiğiniz gibi, oluşturuldu ve çalışmaya başladı; ikincisi, toplum yararına çalışma programları, yani geçici iş yaratma programları konusunda çalışmalarımızı şu anda sürdürüyoruz. Bu şu anlamda önemli: Krizi biz geçici olarak görüyoruz. Bundan dolayı Türkiye'nin genelinde geçici iş yaratma konusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Umuyorum ki bu krizin etkilediği süreç içerisinde bu programlarla çok ciddi sayıda bir istihdamı gerçekleştirme imkânımız olacak. Ayrıca, aktif iş gücü programları çerçevesinde de mesleki eğitim yıllık 100 bin değil, bunu daha da yukarılara taşıma konusunda kaynak tahsisi çalışmamız devam ediyor. Bir taraftan yaygın bir şekilde meslek eğitimini gerçekleştireceğiz -2009 yılı için söylüyorum- diğer taraftan bu geçici iş yaratma programlarıyla mevcut, tırmanmakta olan, kriz dolayısıyla, küresel kriz dolayısıyla tırmanmakta olan bu işsizlik oranını aşağıya çekeceğimizi çok rahat bir şekilde ifade edebiliyorum.

Kayıt dışılıkla mücadele konusuna değinildi. Çok ciddi bir mücadele şu anda gerçekleşiyor. Bakınız, 311 bin kişi, son dört ay içerisinde 311 bin kayıt dışı çalışan kayıt altına alınmıştır, 11 bin kayıt dışı iş yeri kayıt altına alınmıştır. Nereden kayıt altına alındı? Denetimlerden ziyade, yani fiilî müfettiş denetimlerinden ziyade, aylıkların bankadan yatırılmasının yanında kurumlar arası koordinasyon neticesinde çok ciddi kayıt dışı bulgularına ulaşılmıştır. Mevcut düzenlemelerimiz çok önemli ölçüde kayıt dışını önlemeye dönük önlemler ve tedbirler içermektedir.

“Yatırımların önünü açınız.” diye burada ifade edildi. Uyguladığımız teşviklere baktığınız zaman, kırk dokuz ilde şu anda teşvikler uygulanıyor. Ayrıca, sektörel, bölgesel ve proje bazlı teşviklere geçeceğimizi şimdi ifade ediyoruz.

Türkiye'de iki şeyi birbirine karıştırmayalım: Bir problem var, bu problemi hepimiz kabul ediyoruz. Bu problem küresel bir problem, bu kriz küresel bir kriz. Bunun öyle veya böyle çeşitli alanlarda yansımaları var.

“Teğet” konusu sürekli istismar ediliyor. Doğrudur, gerek kamu maliyemiz açısından gerekse finans sektörümüz açısından çok ciddi sıkıntılarla biz karşı karşıya olan ülkelerden değiliz. Yani bizim aldığımız önlemler ağırlıklı reel sektör ve istihdama dönük önlemler olmalıdır. Bizim çabalarımız da, bizim açtığımız paketler de, bizim yaptığımız düzenlemeler de -dikkat ederseniz- burada tahribatın büyümemesine dönük önlemlerdir. Ama “Diğer ülkelerde finans sektöründeki tahribat ve diğer alanlarda meydana gelen tahribata dönük alınan önlemler neden Türkiye'de uygulanmıyor?” gibi bir yaklaşım tarzının doğru olmayacağına sizin de hak vereceğinize inanıyorum.

Bir son konu: Fon varlığı da çok konuşuluyor. Yalnız bir aylık bir rakam vermek istiyorum: Fon varlığı, 2009 Mart ayı itibarıyla toplam geliri 821 milyon 273 bin lira. Yani 821 trilyon mart ayı geliri.

Gider ise…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Gider konusunda gerekli ölçüde cömert olmadığımızı, yani fon varlığının sürekli kabardığı, fon varlığının yükseldiği, fon varlığının arttığı şeklindeki ithamları da doğru bulmuyorum. Bu fon, son derece önemli bir fondur. Bu fonu yerinde kullanmak gerekiyor. Kriz ortamı yokken, sorun yokken tabii ki fon varlığı artacak ama kriz dönemine baktığımız zaman, 821 trilyon aylık geliri olan fonun 400 trilyon lira da aylık gideri vardır şu anda ve bunlar işçimize gitmektedir, emekçimize gitmektedir. Bunun da bir ayrıntı olarak bilinmesini yararlı buldum.

Bu fırsatı verdiği için, Değerli Esfender Korkmaz Hocama teşekkür ediyorum. 

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çelik.

Sayın milletvekilleri, şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Kosova Türkleri Millî Bayramı törenlerine iştirak edecek olan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in başkanlığındaki Parlamento heyetinin üye sayısının altıya çıkması nedeniyle, grubu bulunan siyasi partilerin yüzde oranları gereğince, Adalet ve Kalkınma Partisine düşen bir üyeliğe Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın bildirildiğine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/754)

                                                                                                        15 Nisan 2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kosova Türkleri Millî Bayramı törenlerine iştirak etmek üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanvekili Sayın Nevzat Pakdil başkanlığında Kosova’yı ziyaret edecek olan ve Siyasi Parti Grup Başkanlıklarınca isimleri bildirilen Parlamento heyeti, ilgi yazı ile Genel Kurul’un 15 Nisan 2009 tarih ve 77 sayılı birleşiminde bilgisine sunulmuştu.

Ancak; Türkiye Büyük Millet Meclisi heyetinin altı üyeye çıkması nedeniyle, grubu bulunan siyasi partilerin yüzde oranları gereğince, Adalet ve Kalkınma Partisi grubuna bir üyelik daha düşmektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisi grubu tarafından ismi bildirilen Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 2. Maddesi uyarınca Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                                                            Köksal Toptan

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısının aranmasını istiyorum.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, konuyu anlamadık bunun oylanması lazım; bir üye daha ekleniyor!

BAŞKAN – Bu bilgiye sunma Sayın Genç, oylama yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir üye daha gönderiyorlar.

BAŞKAN – Bilgiye sunuyorlar.

MUZZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Karıştırıyor efendim.

BAŞKAN – Heyetin gitmesi için zaten oylanmıştı daha önceden. Kabul edilmiş bir önerge üstüne bilgiye sunulma.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 20 milletvekilinin, 1977 yılında 1 Mayıs kutlamalarında Taksim’de meydana gelen olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/345)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1977 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından Taksim’de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına kimin tarafından yapıldığı ortaya çıkmamış bir saldırı sonucu 36 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. Toplumsal ve siyasal bellekte derin izler bırakan bu katliamı gerçekleştirenler ve arkasındaki karanlık güçler bugüne değin açığa çıkarılamamıştır. Ve bu nedenle ülkemizin ve toplumumuzun tarihinde kara sayfa olarak durmaktadır. Bu katliamın ortaya çıkarılması, gerçekleştirenlerin ve sorumluların bulunup yargı sürecinin başlatılması amacıyla Anayasanın 98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 16 Nisan 2009

 

1) Ahmet Türk                                 (Mardin)

2) Selahattin Demirtaş                     (Diyarbakır)

3) Fatma Kurtulan                           (Van)

4) Emine Ayna                                (Mardin)

5) Ayla Akat Ata                             (Batman)

6) Sebahat Tuncel                            (İstanbul)

7) M.Nezir Karabaş                         (Bitlis)

8) Bengi Yıldız                                (Batman)

9) Sırrı Sakık                                   (Muş)

10) M. Nuri Yaman                         (Muş)

11) Özdal Üçer                                (Van)

12) Aysel Tuğluk                            (Diyarbakır)

13) Pervin Buldan                           (Iğdır)

14) Gültan Kışanak                         (Diyarbakır)

15) Akın Birdal                               (Diyarbakır)

16) İbrahim Binici                           (Şanlıurfa)

17) Hasip Kaplan                            (Şırnak)

18) Sevahir Bayındır                       (Şırnak)

19) Şerafettin Halis                          (Tunceli)

20) Osman Özçelik                          (Siirt)

21) Hamit Geylani                           (Hakkâri)

Gerekçe:

1977 yılında Devrimci işçi Sendikaları Konfederasyonu tarafından Taksim'de düzenlenen 1 Mayıs kutlamalarına kimin tarafından yapıldığı bugün bile ortaya çıkmamış bir saldırı sonucu 36 yurttaşımız hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır.

İlerleyen yıllarda 1977 1 Mayısını toplumsal belleğe "kanlı" sıfatıyla kazıyacak olan olayların, saat 19.00 sularında, DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler'in konuşmasının sonuna yaklaşıldığı sırada başladığı bilinmektedir. Daha sonra açılan davanın dosyasında da belirtildiği ve görgü tanıklarının anlatımlarına göre duyulan bir el silah sesinin ardından, alana hâkim noktalar olan Taksim Sular İdaresi binasının çatısından, bugünkü adı The Marmara olan Inter Continental Oteli'nin beşinci ve altıncı katlarından ve Kazancı Yokuşu'nun girişinde bulunan Pamuk Eczanesi'nin ikinci katından kitlenin üzerine ateş açıldığı bilinmektedir. Bu ateşin asıl amacının arbede yaratmak ve halkın birbirini ezmesini sağlamak olduğu anlaşılmıştır. Nitekim aynı anda Tarlabaşı ve Elmadağ yönünden alana giren polis panzerleri de halkı sıkıştırarak ve ses bombası atarak insanları Kazancı Yokuşu'na doğru sürmüş bu esnada bir tanesi Meral Özkol isimli yurttaşımızı ezmiştir.

Olaylar başlamadan birkaç dakika önce Kazancı Yokuşu'nun başına mavi renkli bir Fiat kamyonet park edilmiştir. Kitle bu kamyonetin iki yanından sıkışarak akarken, yokuşun aşağısında bulunan bej renkli, Renault marka bir sivil polis arabasından kitlenin üzerine makineli tüfekler ile ateş açılmıştır. Bu ateş kaçmakta olan kitlenin ön safının durmasına ve arkasından yokuş aşağı gelen insanlar tarafından ezilmesine neden olmuş, araçta bulunan polis memuru Necati Tınaz, daha sonra bu durumu "üstümüze geldiler havaya ateş ettik" şeklinde açıklamıştır. Bunun sonucu ölenlerden yalnız beşi silahla vurulmuş, biri panzerle ezilmiş, geri kalanlar Kazancı Yokuşu'nun girişinde birbirini ezmiştir.

İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan'ın olayların gerçekleştiği sırada Sular idaresi yönünden gelen ateşe dair polis amirine sorduğu "Bu duvarın üzerinden ateş edildi bize. Bunlar polis midir, görevli midir?" sorusu yanıtsız kalmış ve İsvan coplanmıştır. Daha sonraki soruşturmalarda ise bu kişiler tamamen reddedilmiştir.

Bütün bu bilgi ve tanıklıklardan anlaşılacağı gibi, 1 Mayıs 1977 yılında Taksim de yaşananlar katliam tanımına denk düşmektedir. Böylesine karanlık bir olayın yıllardır aydınlatılmaması/aydınlatılamaması yakın tarihimizin en önemli bölümünün de karanlıkta kalmasına neden olmaktadır.

Bu nedenle bu olayın aydınlatılması, sadece faillerin ortaya çıkarılmasını sağlamanın ötesinde, bir dönemin de aydınlatılmasına yol açacaktır. Böylelikle demokratik bir ülke hedefimize biraz daha yaklaşabileceğiz.

2.- Mardin Milletvekili Ahmet Türk ve 19 milletvekilinin, yerel seçimlerden sonra Ağrı’da yaşanan bazı olayların araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/346)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

29 Mart 2009 yerel yönetim seçimleri sonrasında Ağrı ilimizde seçim sonuçlarının şaibeli görülmesi ve seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla bölge halkının demokratik tepkileri ile başlayan gösterilerin güvenlik güçleri tarafından, kontrolsüz güç kullanılması sonucu yaratılan şiddet ortamının nedenlerinin araştırılması ve olayların şiddetlenmesi ile bölge halkının zarar görmesine neden olan kamu görevlilerinin olaylardaki sorumluluklarının tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca “Meclis Araştırması" açılmasını saygılarımızIa arz ederiz.

1)  Ahmet Türk                                (Mardin)

2)  Emine Ayna                               (Mardin)

3)  Fatma Kurtulan                          (Van)

4)  Selahattin Demirtaş                    (Diyarbakır) 

5)  Sırrı Sakık                                  (Muş)

6)  Ayla Akat Ata                            (Batman)

7)  Bengi Yıldız                               (Batman)

8)  M. Nezir Karabaş                       (Bitlis)

9)  Akın Birdal                                (Diyarbakır)

10)  Aysel Tuğluk                           (Diyarbakır)

11)  Gültan Kışanak                        (Diyarbakır)

12)  Hamit Geylani                          (Hakkâri)

13)  Pervin Buldan                          (Iğdır)

14)  Sebahat Tuncel                         (İstanbul)

15)  Nuri Yaman                             (Muş) 

16)  Osman Özçelik                         (Siirt)

17)  İbrahim Binici                          (Şanlıurfa)

18)  Sevahir Bayındır                      (Şırnak)

19)  Hasip Kaplan                           (Şırnak)

20)  Şerafettin Halis                         (Tunceli)

Gerekçe :

29 Mart 2009 tarihinde yapılan yerel seçimler neticesinde Ağrı ilinde açıklanan seçim sonuçları doğrultusunda seçimlere hile karıştırıldığı, oyların çalındığı ve Ağrı Milletvekili Cemal Kaya'nın bölge halkını, oylarını AKP'ye vermeleri yönünde tehdit ettiği bilgileri doğrultusunda seçim sonuçlarının meşru olmadığı kanaatine varılmış ve DTP parti yöneticilerinin seçim sonuçlarına itirazı olmuştur. Bu nedenle 30 Mart tarihinde bir grup DTP milletvekili Ağrı'ya giderek İlçe Seçim Kurulu'na itiraz dilekçesi vermişlerdir. Dilekçenin ret edilmesi üzerine bir üst kurum olan İl Seçim Kurulu'na itiraz dilekçesi verilmiştir. Bu dilekçenin sonucu ise, çevre illerden de toplanmış bulunan bölge halkı tarafından kitlesel bir şekilde beklenmiştir. Bu süreçte halk sadece halaylar çekerek itiraz dilekçesinin sonucunu beklemiştir. DTP milletvekillerinin il valisine, il emniyet müdürüne ve il seçim kurulu hâkimine kararın bir an önce taraflarına tebliğ edilmesi talebi iletilmesine rağmen sonuç alınamamıştır. Bunun sonucunda hiçbir şiddet eylemi gerçekleştirmemiş olan topluluğa güvenlik güçlerinin saldırısı gerçeklemiştir. Saldırı sonucu kadın, yaşlı, çocuk ayrımı yapılmaksızın insanlar şiddetli bir saldırıya maruz bırakılmıştır. Bunun sonucunda onlarca kişi güvenlik güçleri tarafından darp edilerek yaralanmıştır. DTP milletvekillerinin kaldığı otelin önüne bilinçli bir şekilde panzer yerleştirilerek otele gaz bombası atılmıştır ve milletvekillerinin otelden çıkması engellenmiştir. Bu sırada bir DTP milletvekili de polis tarafından copla darp edilmiştir.

Olaylar süresince bütün sokaklar abluka altına alınarak, güvenlik güçleri "her şey vatan için" sloganlarıyla yürüyüş yapmış, ilde adeta bir işgal görüntüsü yaratmışlardır. Bu süre zarfında Ağrı'da neredeyse evinden dışarı çıkan herkes gözaltına alınmıştır. Yaralıların durumu hakkında dahi yetkili kişiler tarafından milletvekillerine bilgi verilmemiştir. Yaşanan olaylar sonucunda 100 kişi tutuklanmış, 100 kişi gözaltına alınmış ve 80 kişi de yaralanmıştır. Bugün itibariyle ise gözaltılar kamera kayıtlarına bakılarak hâlâ sürdürülmektedir.

Bölge halkının, şiddete dayanmayan ve hiçbir fiziksel müdahaleyi gerektirmeyen demokratik tepkilerine güvenlik güçlerince âdeta linçe varan düzeyde müdahale ile cevap verilmesi bölge halkına ve ülkenin demokratik yapısına büyük zararlar vermiştir. Bölge halkına yapılan uygulamalar insanlık dışı ve ülkemiz açısından da utanç vericidir. Ülkemizde zaman zaman yaşanmakta olan demokratik gösterilerin büyük çoğunluğunun bu şekilde kontrolsüz güç kullanılarak bastırılmaya çalışılması, birçok yurttaşımızın yaşamını yitirmesine neden olmuştur. Ağrı'da yerel seçimler sırasında yapılmış olan demokratik gösterilerin şiddetle bastırılması hususunda hükümet ve kamu görevlilerinin sorumlu davranmayışı, hemen akabinde Urfa'nın Halfeti ilçesinde yine demokratik gösteriler sonucunda iki gencimizin öldürülmesine sebebiyet vermiştir. Demokratik hukuk devleti olmanın, olmazsa olmaz gereği olarak, taleplerin demokratik gösterilerle ifade edilebilmesi ve bundan dolayı sivil yurttaşlarımızın zarar görmemesi açısından Ağrı'da yaşanmış olan olayların araştırılması gerekmektedir. Bu araştırma ülkemizin demokratik toplum düzeni açısından fayda sağlayacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır, önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

C) Gensoru Önergeleri

1.- Demokratik Toplum Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Merkezi otoriteden aldığı yetkiye dayanarak, toplumsal olaylar sırasında hedef gözetip bizzat öldürme amacıyla ateş açan güvenlik güçlerinin çok sayıda yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan silahlı müdahalesinin giderek yaygınlaşması karşısında gerekli yasal-idari tedbirleri almayarak, ölümlerin artmasına yol açan ve yaşam hakkı ihlalinin önüne geçmeyerek ülkemizdeki toplumsal barışı tehlikeye sokan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında Anayasanın 99'uncu, TBMM içtüzüğünün 106'ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz.

 

Fatma Kurtulan

Selahattin Demirtaş

 

Van

Diyarbakır

 

DTP Grup Başkan Vekili

DTP Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Demokratik bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri Anayasa'nın 34'üncü maddesiyle güvence altına alınmıştır. Buna göre; önceden izin almaksızın herkes toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkına sahiptir. Bu hakkın özgürce kullanılmasını sağlamak demokratik, hukuk devletinin temel gereklerinden biridir.

Ancak son yıllarda düzenlenen toplumsal gösteriler, kolluk güçlerinin ölümlerle sonuçlanan orantısız aşırı güç kullanımına sahne olmaktadır. En kaygı verici olanı ise müdahaleler sırasında ateşli silah kullanılıyor olmasıdır.

Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 28 Mart 2006'da 11 yurttaşımızın ölümüyle sonuçlanan Diyarbakır olayları sırasında yaptığı "Güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa, kim olursa olsun gerekli müdahale ne ise bunu yapacaktır" açıklaması ve 2007'de polisin yetkisini arttıran yasa değişikliğine gidilmesiyle birlikte protesto gösterilerindeki ölümlerde yaşanan artış dikkat çekici boyuttadır.

Ayrıca gerek İçişleri Bakanlığı'nın gerekli tedbirleri almaması gerekse de güvenlik görevlileri hakkında etkin bir soruşturmanın yürütülmemesi, bu uygulamaları teşvik edici bir nitelik taşımaktadır. Özellikle son bir yılda gösteriler sırasında ateşli silah da dâhil orantısız güç kullanılması sonucu 9 yurttaşımız yaşamını yitirirken, onlarcası da yaralanmıştır.

15 Şubat 2008'de Şırnak-Cizre'deki gösteriler sırasında Yahya Menekşe (15) isimli çocuk panzerle ezilerek öldürüldü.

5 Mart 2008'de Van-Erciş'te yapılan "8 Mart Kutlamasına" müdahale sırasında polislerin başından darp ettiği Mehmet Deniz yaşamını yitirdi.

22 Mart 2008'de Van'daki Nevruz kutlamasına müdahale eden polisin hedef gözeterek açtığı ateş sonucu Zeki Erinç ve Ramazan Dal yaşamlarını yitirdi.

23 Mart 2008'de Hakkâri Yüksekova'daki Nevruz kutlamasına müdahale eden güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu İkbal Yaşar ve Fahrettin Şedal adlı kişiler yaşamını yitirdi.

20 Ekim 2008'de Ağrı Doğubeyazıt'taki basın açıklamasına müdahale eden polisin hedef gözeterek açtığı ateş sonucu Ahmet Özkan adlı genç kalbinden vurularak öldürüldü.

Son olarak 4 Nisan 2009 tarihinde Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinin Ömerli köyü kırsalında kutlama ve şenlik yapmak isteyen kitleye gaz bombası ve plastik mermiyle yapılan müdahale sonucu Mahsum Karaoğlan (21) ve Mustafa Dağ (27) yaşamlarını yitirdi.

İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay'ın sorumluluğunda yaşanan toplumsal olaylardaki bu ölümlere bir de dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle öldürülenler eklendiğinde tablo çok daha ürkütücü boyutlara ulaşmaktadır. Kolluk güçlerinin 2007-2008 arası toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında ateşli silah kullanması sonucu 62 kişi yaşamını yitirirken, 68 kişi de yaralanmıştır. Son iki yılda toplumsal olaylara gaz bombası ve diğer araçlarla yapılan müdahalelerde yaralanan kişi sayısı ise 271'dir.

En temel insan hakkı olan yaşam hakkına kasteden bütün bu olaylar "işkenceye sıfır tolerans" sözü veren Hükümetin, İçişleri Bakanlığı'nın sorumluluğu altında yaşanmaktadır. İçişleri Bakanı'nın gerek emrindeki polis gücünü kontrol edememesi gerekse de ölümleri durdurmak için gerekli caydırıcı tedbirleri almaması, kamuoyundaki kaygıları daha da arttırmaktadır.

Yasal-demokratik çerçevedeki gösterilere ateşli silah kullanılarak yapılan müdahaleyle toplumsal muhalefet bastırılmak ve "terörize" edilmek istenmektedir. OHAL dönemini andıran bu uygulamalarla devletin şiddetli önlemlere başvurmasının yolunun açılması ve güvenlik aygıtının idari yönetim üzerinde hâkimiyetinin sağlanması hedeflenmektedir. Ülkemizi çatışmalı ortama sürükleyen bu politika, toplumsal barışı ve demokratik istikrarı da açıkça tehdit etmektedir.

Toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin sivilleri vurması karşısında etkin önlemler almayarak ölümlerin ve yaşam hakkı ihlalinin artmasına yol açan ve bu tutumuyla da çatışmalı ortama zemin hazırlayarak ülkemizin toplumsal barışını tehlikeye sokan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında Anayasa'nın 99'uncu, TBMM İçtüzüğünün 106'ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızIa arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü de kapsayan Danışma Kurulu önerisi biraz sonra oylarınıza sunulacaktır.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

A) Tezkereler (Devam)

2.- Norveç Parlamentosu Başkanı Thorbjørn Jagland’ın davetine icabet etmek üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, beraberinde bir Parlamento heyetiyle Norveç’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/755)

                                                                                                        17 Nisan 2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Norveç Parlamentosu Başkanı ThorbjØrn Jagland’ın davetine icabet etmek üzere, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, 5-7 Mayıs 2009 tarihlerinde Norveç’e resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                                                           Köksal Toptan

                                                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Başbakanlığın, Anayasa’nın 82’nci maddesine göre verilmiş beş tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

3.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in, 20-23 Ocak 2009 tarihlerinde Mısır’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/756)

                                                                                                        7/4/2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 20-23 Ocak 2009 tarihlerinde Mısır’a yaptığı resmi ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                                                    Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                               Başbakan

 

Liste

 

Zekeriya Aslan

 

Afyonkarahisar Milletvekili

Mehmet Yüksel

 

Denizli Milletvekili

Yaşar Ağyüz

 

Gaziantep Milletvekili

Hakan Coşkun

 

Osmaniye Milletvekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İkinci tezkereyi okutuyorum:

4.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 28-30 Ocak tarihlerinde İsviçre’ye yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/757)

                                                                                                        7/4/2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu yıllık toplantısına katılmak üzere, 28-30 Ocak 2009 tarihlerinde bir heyetle birlikte İsviçre’ye yaptığım resmi ziyarete, Erzurum Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık’ın da iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                                                    Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                               Başbakan

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Üçüncü tezkereyi okutuyorum:

5.- Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 12-15 Şubat 2009 tarihlerinde Rusya Federasyonu’na yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/758)

                                                                                                                        7/4/2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12-15 Şubat 2009 tarihlerinde Rusya Federasyonu’na resmi bir ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e refakat eden heyete, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz’un da iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                                                    Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                               Başbakan

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arayacağım efendim.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok.

Beş dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 16.09

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati:16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başbakanlık tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

6.- Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in 17-21 Şubat 2009 tarihlerinde Kırgızistan’a yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/759)

                                                                                                        8/4/2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı M. Hilmi Güler’in, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 17-21 Şubat 2009 tarihleri arasında Kırgızistan’a yaptığı resmi ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                                                    Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                               Başbakan

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Beşinci tezkereyi okutuyorum:

7.- Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in, 16-18 Şubat 2009 tarihlerinde Suriye’ye yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/760)

                                                                                                        8.4.2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in, görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 16-18 Şubat 2009 tarihlerinde Suriye’ye yaptığı resmî ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                                                    Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                                               Başbakan

 

Liste

 

 

Şevket Köse

 

 

Adıyaman Milletvekili

Ahmet İnal

 

 

Batman Milletvekili

Cumali Durmuş

 

 

Kocaeli Milletvekili

Medeni Yılmaz

 

 

Muş Milletvekili

Mustafa Hamarat

 

 

Ordu Milletvekili

Abdullah Veli Seyda

 

 

Şırnak Milletvekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, önceki tezkerede liste okunmadı.

BAŞKAN – Orada liste yokmuş efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsim söylenmedi Sayın Başkan.

BAŞKAN – Okudu, ismi söyledi, liste yok, bir kişi vardı herhâlde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Abdullah Gül Rusya’ya gidiyorsa Salih Kapusuz’un parasını cebinden versin. Devletin parasıyla Salih Kapusuz’u Rusya’ya götürmek olur mu?

BAŞKAN –Sayın Genç, lütfen, söz size geldiği zaman söyleyiniz.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri ile o gün başka bir konunun görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

No: 58                                                                                             Tarihi: 21.4.2009

Danışma Kurulu Önerisi

Danışma Kurulunun 21 Nisan 2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması önerilmiştir.

 

 

Köksal Toptan

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

Başkanı

 

 

 

 

 

Nurettin Canikli

Hakkı Süha Okay

 

Adalet ve Kalkınma Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi

 

Grubu Başkanvekili

Grubu Başkanvekili

 

Oktay Vural

Selahattin Demirtaş

 

Milliyetçi Hareket Partisi

Demokratik Toplum Partisi

 

Grubu Başkanvekili

Grubu Başkanvekili

Öneriler:

17 Nisan 2009 tarihinde dağıtılan ve biraz önce okunan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkındaki (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında yer alması, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 21 Nisan 2009 Salı günkü (bugün) Birleşiminde yapılması, bu Birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesi,

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan 354 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına alınması ve diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü Birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi,

Genel Kurulun; 21 Nisan 2009 Salı günkü Birleşiminde (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü Birleşiminin saat 14.00’te açılması ve çalışmalarını 354 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar sürdürmesi,

Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89 uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanması, bu toplantıda yapılacak görüşmelerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, siyasî parti grupları başkanlarına ve grubu bulunmayıp da Mecliste üyesi bulunan siyasî partilerin genel başkanlarının görevlendireceği bir milletvekiline onar dakika süreyle söz verilmesi ve bu Birleşimde başka konuların görüşülmemesi,

önerilmiştir.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi üzerine aleyhte Tunceli Milletvekili Sayın Genç konuşmak istiyor.

Buyurunuz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu kararı üzerinde aleyhte söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılarımı sunuyorum.

Tabii, her hafta olduğu gibi yine denetim konuları ortada yok. E, diyeceksiniz ki AKP İktidarı bu kadar soyguna, bu kadar talana bulaşmış bir iktidar olduğuna göre bunun neresini denetleyeceksiniz. Bu, çok açık.

Bakın, o kadar soru önergelerimiz var. En basiti, bugün gazetenin birinde -iki gündür yayınlanıyor- Avcılar-Söğütlüçeşme metrobüs hattında tanesi 2 trilyon 400 milyar liraya alınan 50 adet otobüsün 35 tanesi çalışmıyor, garaja çekilmiş. Yine, bir beslenmeyle ilgili, İstanbul Belediyesi, yine Zekeriya Karaman… Zekeriya Karaman kim? Biliyorsunuz, Tayyip Beyin oğluyla Zekeriya Karaman’ın oğlu bacanak. İstanbul Belediyesinde önce 34 trilyon liraya bir ihale alıyorlar, sonra bir katakulli oluyor, arkasından bunu şey ediyorlar, bu defa bilmem 22 trilyon liraya alınıyor. Tabii, Tayyip Bey İstanbul Belediye Başkanlığını bırakmak istemedi. Niye bırakmak istemedi? Çünkü büyük rant var orada. Orada o kadar büyük rantlar var ki, tabii o rantlar gidince cepler boşalacak, seçim meydanlarında harcanacak paralar kalmayacak veya başka sahalardan sağlanması yoluna gidilecek.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, devletin her sahasında maalesef talan var, soygun var. Bunun en çıkar yolu, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanun çıkarmasına ihtiyaç yok, zaten mevcut kanunlar çok, yeter ki bu kanunları adaletli uygulayan bir yönetim lazım, bir yürütme lazım. Bunlar uygulanmıyor. Bugün devlet dairelerinde, belediyelerde yapılan harcamaların hepsi denetim dışı. İşte, AKP iktidara gelir gelmez denetimlerden korktuğu için bütün, her tarafta denetimi kaldırdı. Bir ne kaldı? Sayıştay denetimi kaldı. Sayıştay nasıl denetim yapıyor? Ortada yok bir şey. Geçen gün Sayıştay Genel Sekreterine gittim, dedim ki: Arkadaş, siz bu 2008 yılında ne kadar bir denetim yaptınız, kimleri denetlediniz? Şu Ankara, İstanbul belediyelerini denetlediniz mi? “Evet, denetledik.” Ne kadar suistimal buldunuz? “E işte, 1 katrilyon 800 trilyon civarında bir yolsuzluk bulduk.” Ver bakalım bu raporu bana, “Yok, vermem sana.” dedi. Niye? E peki, sen denetimi Meclis adına yapmıyor musun? Meclis adına yapıyorsun. E peki, o zaman bunların, yani kim ezip de suyunu içecek? O zaman bu raporları verin, biz bunları inceleyelim.

Şimdi, sayın milletvekilleri, bu devlet böyle yürümez. İşsizlik almış gidiyor. Bir Ergenekon davası atılmış ortaya. Efendim, Anayasa’nın 138’inci maddesine göre yürütülen bir mahkemede yargı yetkisinin yerine getirilmesiyle ilgili konuşulamaz! Yahu bu artık bir yargı meselesini aşmış, Türkiye’de rejim sorunu hâline gelmiş. AKP, kendisine rakip olan, kendisi aleyhine konuşan, telefonda “Yahu biz bu iktidarı beğenmiyoruz.” diyen her kişiyi yani Türkiye’de 72 milyon insanı dinliyor, ondan sonra bunları getiriyorlar, mahkemelere dava açıyorlar. Bırakın bunu, üniversite öğrencileri… Ben birkaç tane üniversite öğrencisini biliyorum, çocuklar kendi aralarında telefon ediyorlar, “Falanca grup bizim grubumuzu bastı.” diyorlar, bu çocukları alıyorlar, üniversitelerin üçüncü, dördüncü sınıfında… İki sene de içeride, daha mahkemeye çıkarılmıyor. Adalet sistemi bir memlekette bu kadar zulüm organı hâline getirilebilir mi? Bugün bu kadar siyasi bir iktidarın, siyasi bir aleti olabilir mi yargı sistemi?

Şimdi, Yargıçlar ve Savcılar Başkanı (YARSAV Başkanı) aklı başında, hukuku en iyi bilen bir arkadaşımız, hukukun memlekette uygulanmasını isteyen birisi. AKP İktidarı hakkında kapatma davası açıldığı zaman kendisi de -o tabii ki Başsavcı olması dolayısıyla Yargıtayda Başsavcılığın görevleri arasında- o da tabii “Cumhuriyet Başsavcısına yardım etmiş.” diye, “Vay, sen misin, bu AKP’nin kapatma davasında yardım ediyorsun…” diye hemen hakkında soruşturma açılmış.

Yani, değerli milletvekilleri, Yargıtay başsavcıları hakkında Adalet Bakanı Teftiş Kurulunu harekete geçiriyor: “Efendim, hakkında soruşturma aç…” Peki, hâkimleri bu kadar baskı altında tutarsanız… Tayyip Bey hakkında bir hâkim üç kuruşluk tazminat davasına karar verdi, “Vay efendim, sen karar yazmıyorsun zamanında.” diye müfettiş gönderdiler başına.

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Gerekçeli kararı yazmak zorunda değil mi?

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, değerli milletvekilleri, ben Danıştayda on altı sene hâkimlik yaptım. Öyle zamanlar oluyor ki altı ay karar yazmıyorsunuz çünkü çok iş var, yoğun iş var. Hele sizin iktidarınız zamanında yargı işlemez hâle geldi. Bir kamu personelinin 20 defa yerini değiştiriyorsunuz, 20 defa! Adam gidiyor idari yargıda yürütmeyi alıyor, uygulamıyorsunuz… İki gün uyguluyorsunuz arkasında tekrar görevden alıyorsunuz. Öyle müdürler var ki 20 defa yargıya başvurmuş ve karar almış, kararı uygulamıyorsunuz. Dolayısıyla, bu kadar iş hacmini artırmak suretiyle yargıyı işlemez bir duruma koyuyorsunuz. Tabii ki bu kadar yargı işlemez hâle girince de elbette ki tabii davalar, geç kararları yazılıyor ama hesabınıza geldiği zaman öyle diyorsunuz. Kapatma davası çıktığı zaman Mehmet Ali Şahin ne dedi hâkimlere: “Oturun oturduğunuz yerde ya.” dedi, “Maaşınıza yüzde 40 zam yaptık. Daha ne istiyorsunuz? Oturun, doğru dürüst çalışın.” dedi. Şimdi, bakın, hesabınıza geldiği gibi böyle diyorsunuz ama hesabınıza gelmediği zaman da “Efendim, burası yargı, yargının işine karışamayız.”

Bakın, beyler, Türkiye çok ciddi bir kaosun içine sürükleniyor ve benim samimi inancım şu: AKP İktidarı, özellikle liderleri istiyorlar ki memlekette bir eylem çıksın, sokak hareketleri olsun. Yani yapılan hareketlerin anlamı bu.

Ben Sayın Türkan Saylan’ı ziyarete gittim. Yani çok kötü, rahatsız bir durumda kadıncağız, bayağı zor durumda. Yani 36 bin tane öğrenciye, özellikle bunun 29 bin öğrencisi kız olmak üzere burs veriyor. Yani, bu, eli öpülecek bir insanken bu hareketlerinden dolayı, siz gidin, bunu araştırın, “Vay efendim, siz bu öğrencilere niye burs veriyorsunuz?” Bu öğrencilere niye burs veriliyor? İşte, sizin yarattığınız bazı şeyler var. İşte, o doğu, güneydoğuda birçok köylerde kızlar on dört yaşında, on beş yaşında kocaya gitmesin de okusun, bilim yapsın, ilim yapsın. Onun ulvi görevini yapıyor. Gerçi siz diyebilirsiniz ki: “Bizde on beş yaşında evlenen kızın, biz, kocasını Çankaya’ya göndeririz.” diyorsunuz ama, bu çok nadir bir şey. Yani bu herkese nasip olacak bir şey değil.

Onun için, beyler, yani o kadar büyük sıkıntılar, o kadar büyük şeyler veriyorsunuz ki. Bugün bir Mehmet Haberal Türkiye’de bilim konusunda, sağlık konusunda bir otorite bir kişi. Yani bu insanı getirip de, bu kadar, sağlığıyla oynayıp da onun… En azından 10 bin tane öğrencisi var bu arkadaşımızın, 10 bin tane, üniversitesinde okuyan öğrencileri var. Hastanede hayatını Mehmet Haberal’ın ameliyatına borçlu insanlar var. Şimdi, böyle yargı… Efendim, Mehmet Haberal’ın, efendim, otellerinde toplantı yapılmış. Her yerde toplantı yapılıyor. Siz partiyi kurarken toplantı yapmadınız mı? Yani toplantı yapmadan mı şey edilir? Sonra niye korkuyorsunuz? Yani alnı açık olan insanların korkacak bir tarafları yok.

Şimdi, değerli milletvekilleri, yani iki üç kişi bir araya geldi diye ihtilal mi olur? Sonra, bu dava ne zamana kadar yürüyecek?

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Ya, “hâkimlik yaptım” diyorsun, hâlâ…

KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, her siyasi iktidar, uyguladığı fiillerin, eylemlerin aynısıyla karşı karşıya gelecektir, bunu bilesiniz. Bakın, siz göreceksiniz, önümüzdeki seçimde, Kıbrıs’taki iktidar partisi nasıl ki yere yuvarlandı, siz de aynı yuvarlanmanın içine gireceksiniz ve burada yapılan bu konuşmalar, yaptığınız bu uygulamalar karşınıza bir bir çıkacak ve sesinizi çıkarmayacaksınız. Onun için, değerli milletvekilleri, gerçekten, devri iktidarınız zamanında Türkiye çok sıkıntıya düşüyor.

Şimdi, maalesef, bürokrasiyi tamamen siyasi bir partinin il başkanları hâline getirdiniz. Valiler… İşte gördünüz, gazeteler yazıyor, valiler geliyor, sizin genel merkezleri ziyaret ediyor; hele, efendim, şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım. Valiler gidiyor, CHP’li belediye başkanlarına gidiyor, “Yahu, sen oradan girme de, gel AKP’den aday ol.” diyor. Peki, bu insanları, bu kadar militarist, bu kadar partizanca düşünceye sahip olan bu valileri görevde tutmak size yakışıyorsa tebrik ederim. Size zaten bundan fazla da yakışacak, daha fazla yakışacak bir şey olamaz.

Onun için, Türkiye devri iktidarınız zamanında çok kötü yönetiliyor. İşsizlik almış gidiyor, insanlar aç, insanlar sokakta gerçekten büyük umutsuzluk içinde. Artık insanlar birbirleriyle telefonla konuşmak durumunda değil.

Şimdi, burada tabii, getirilen kanunlardan birisi de 1 Mayısın bayram sayılması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) - Tabii ki tebrik ederiz. Aslında, işçi hareketinin, 1 Mayısın bayram sayılmasını hepimiz gönülden arzularız da ama devri iktidarınızda işçilik yok edildi, sendikacılık yok edildi. Bakın, tuttunuz, devlet dairelerine “temizlik işçisi” adı altında, “güvenlik görevlisi” adı altında insanlar alıyorsunuz, çok düşük bir ücret veriyorsunuz. Bunları alan kişiler de valileriniz, kaymakamlarınız ve bürokratlarınız. Oralarda da bir adalet ölçüleri içinde bu insanlar göreve alınmıyor ancak gidip de AKP’nin teşkilatlarına kayıtlı olanlar varsa, gelip bunlar atanıyorlar. Böyle bir kamu düzeni olmaz, bu kadar militanca partizanlık olmaz. Sizin yaptığınız, 1958’lerde Demokrat Partinin yaptığı, kurduğu Tahkikat Komisyonunun bir benzeridir. O Tahkikat Komisyonu nasıl ki Demokrat Partiyi götürdü, işte sizin bu Ergenekon da sizi götürecek, onu bilesiniz. Ben size doğrusunu söylüyorum, deneyimli bir politikacı olarak bunları size söylüyorum. Onun için, aklınızı başınıza toplayın, bu ülkeyi bu kadar kaosa sürüklemeyin.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Danışma Kurulu önerisi üzerinde lehte, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli.

Buyurunuz Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulunun lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce burada bir milletvekili tarafından gerçekten çok talihsiz, yine her zaman olduğu gibi, alışılageldiği üzere, içi boş, anlamsız, hiçbir bilgiye dayanmayan, hakaret içeren konuşmalar yapıldı. Önce bunu kınıyorum ve bu yüce Meclisin kürsüsünde bu tür konuşmaların olmamasını aslında hepimiz temenni ediyoruz. İstiyoruz, diliyoruz ki, sayın milletvekilleri çıksınlar, devamlı yapılıyor bu konuşmalar, bilgilerini, birikimlerini aktarsınlar, katkı sağlasınlar, destek versinler, eleştirsinler ve gayet seviyeli, içi bilgi dolu bir ortamda bu görüşmeler gerçekleştirilsin.

Esasında bu yapılıyor ama biraz önceki gibi konuşmalar bunun istisnasıdır ve birkaç tane gazete haberiyle bütün konuşmasını yapan ve bütün konuşmasının içeriğini, özünü de birkaç gazete -doğruluğu henüz tespit edilmemiş, teyit edilmemiş- haberi üzerine oturtmak ne hukukla bağdaşır, ne milletin verdiği bu yetkinin anlamıyla bağdaşır, hiçbir şeyle bağdaşmaz, insanlıkla da bağdaşmaz. Çünkü konuşmanın içeriğinde hukuken tespit edilmemiş o kadar çok gerçek dışı iddialar söz konusu ki, hakaretler söz konusu ki. Yani çıkacaksınız burada, milletin bu verdiği temsil yetkisini kötüye kullanarak, bu ülkeyi yönetenlere, birçok insana hakaret edeceksiniz ve bunu hak olarak göreceksiniz ve içinde en ufak bir mantık olmayan, ahlaktan eser olmayan bir davranışla bunu yapacaksınız. Elbette eleştirebilirsiniz. Her zaman söylüyoruz, en katı şekilde eleştirebilirsiniz. Buna hiç kimsenin bir itirazı olamaz. Elbette muhalefetin, milletvekillerinin görevidir aydınlatmak, bir yanlışlık varsa ortaya koymak ama bunu henüz daha doğruluğu ne olduğu belli olmayan bir gazete haberinden yola çıkarak Sayın Başbakanımızı, belediye başkanını, başkalarını karalamak, bütün bürokrasiyi töhmet altında bırakmak… Bunu hangi anlayışa sığdırabilirsiniz değerli arkadaşlar? Gerçekten, üzülüyorum yani bu Meclisin altında bu tür konuşmaların yapılmasını çok ibretle, hepimiz teessüfle izliyoruz, seyrediyoruz. Olmamasını… Ve böyle bir konuşma nedeniyle de çıkıp buna cevap vermek durumunda kaldığımız için buna da üzülüyoruz ve milletimizi bu tür anlamsız, boş şeylerle meşgul ettiğimiz için de üzülüyoruz ama mecburuz, yapmak zorundayız.

Bakın, o kadar çok yanlış var ki -neresinden başlayalım değerli arkadaşlar- biraz önceki konuşmada? Yapılan işlemlerin denetim dışı kaldığı gibi, gerçekten tam bir bilgisizlik örneği olan bir açıklama yapılıyor. Kamunun tüm kurumları denetim altındadır, bunu herkes bilir. Kamuda az çok görev yapan, bu işle ilgilenen herkes bunu bilir. Merkezî kuruluşlar, merkezî yönetim Sayıştayın denetimi altındadır. Anayasa’da vardır, belirtilmiştir. İlgili kanunlar vardır. Kamu Yönetimi Kanunu’nda belirtilmiştir çok net olarak, ayrıntılı bir şekilde. Kamunun sahip olduğu iktisadi kuruluşlar da Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetlenir. Dışarıda kalan hiçbir kurum yoktur belediyesiyle, mahallî yönetimiyle, merkezî yönetimiyle, KİT’leriyle. Bu basit gerçek ortadayken çıkıp burada “Bütün harcamalar, bütün işlemler denetim dışı kaldı.” demek… Nasıl izah edersiniz arkadaşlar? Neyle izah edersiniz? Hangi mantığa sığdırabilirsiniz bunu? Anlamak mümkün değil gerçekten. Biz, bu aydınlatmayı ya da bu bilgilendirmeyi yapmazsak o zaman dinleyen vatandaşlarımız, biraz önceki o talihsiz konuşmadan, sanki gerçekten devletin harcamalarının, kamunun harcamalarının denetim dışında yapıldığı, kuralsız bir şekilde gelişigüzel gerçekleştirildiği gibi bir algılamaya, bir kanaate sahip olabilir çünkü sonuçta burada konuşan bir milletvekili ve insanlarımız da inanabilir, birçok insanı ikna edebilir, yanlış bir şekilde yönlendirebilir. Bunların düzeltilmesi gerekir. Bunlar son derece yanlıştır.  Bunları kınıyoruz. Meclisin çatısı altında bunların olmaması gerekir değerli arkadaşlar.

Şimdi ifadeye bakın: “Her yerde talan var, soygun var.” Bu ne biçim bir iddiadır. Eğer, somut –her zaman söylüyoruz- bir olay varsa belgelendirebileceğiniz, delillendirebileceğiniz, hukuki olarak ortaya koyabileceğiniz bir şey varsa söyleyin. Zaten söyleniyor zaman zaman bunlar. Ama bunlar yokken, bunlarla ilgili en ufak bir bilgi söz konusu değilken, çıkıp, burada, genel ifadelerle “talan var, soygun var” demek, gerçekten çok basit bir düşünce tarzıdır, çok hafif bir düşünce tarzıdır. Eğer bir soygun, bir talan varsa, o kişinin kafasında vardır. Önce o kafayı düzeltmesi gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Önce o kafadan kurtulması gerekir, önce o mantıktan kurtulması gerekir.

BAŞKAN – Sayın Canikli, bir dakikanızı rica edeceğim.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Çeşitli İşler

1.- Genel Kurulu ziyaret eden Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Suleiman ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Lübnan Cumhurbaşkanı Sayın Michel Suleiman ve beraberindeki heyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Köksal Toptan ile birlikte şu anda Meclisimizi teşrif etmiş bulunuyorlar. (Alkışlar)

Kendilerine, yüce Meclisimiz adına “hoş geldiniz” diyorum.

Buyurunuz Sayın Canikli.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

1.- (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri ile o gün başka bir konunun görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi (Devam)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, personel mevzuatı uzun yıllardan beri hiç değiştirilmemiştir. Bizim dönemde de değiştirilmedi. Kırk yıldan beri, otuz yıldan beri kamu personel yönetimi nasıl gerçekleştiriliyor ise bugün de aynı, son altı buçuk yılda, AK PARTİ İktidarı döneminde de aynı kurallara tabi olarak aynı şekilde gerçekleştirildi, hatta daha artısı da var.

Biliyorsunuz, 2001 yılından önce en çok tartışma konusu olan hususlardan bir tanesi kamuya personel alımında sınav sistemi. 2001’den önceki dönemde ilgili kurumlar bu sınavları kendileri gerçekleştiriyordu. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama 2001 yılında değişen düzenlemeden sonra, ilk uygulaması AK PARTİ İktidarıyla başladı ve 2002 yılından itibaren tüm kamu personeli merkezî bir sınav sistemiyle alınıyor ve ona göre dağıtılıyor, sistem ona göre yürütülüyor. Daha önce ilgili kurumların ve idarenin inisiyatifinde, yetkisinde, tekelinde yürütülen, tamamen idarenin, personeli alacak olan kamu otoritesinin yetkisi çerçevesinde yürütülen bir sınav sisteminden, tamamen bunun dışında ve merkezî bir otoritenin objektif olarak yaptığı bir sınav sistemine kaydırılmıştır. Yani sadece değişiklik budur ve bu da, aslında, bu alandaki tartışmaları, sıkıntıları, ihtilafları büyük oranda ortadan kaldırdığı anlamına geliyor.

Bakın, öğretmen atamalarını hepimiz biliyoruz, hatırlıyoruz daha önce. Ama şimdi nasıl yapılıyor? Tamamen bilgisayar ortamında, dijital ortamda gerçekleştiriliyor ve en ufak bir müdahale söz konusu değil. Bütün bunlar ortadayken “Bürokrasinin AK PARTİ’lileştirildiği” ya da buna benzer ifadelerin gerçekten hiçbir anlamı yoktur, bomboş ifadelerdir değerli arkadaşlarım. Bilginiz varsa konuşun, burada söyleyin, herkes ibret alsın ama bilmiyorsanız da susun, sizi adam sansınlar. Bu kadar basit bir kural. Atalarımız yıllar önce söylemiş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu hafta…

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – “Sus, adam sansınlar” diyerek kimi kastediyorsunuz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biraz önceki konuşmamda da çok net olarak ifade ettim, benden önce konuşan konuşmacıya yöneliktir konuşmalarım ve onu da çok net olarak da ifade ettim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Başkalarını eleştirirken Meclisin tamamına hakaret ediyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Söyledim Sayın…

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Bir milletvekiline böyle hitap edilir mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bu mantık biraz önceki konuşan milletvekili için esas itibarıyla orada ortaya konulması gerekirdi. Orada konulması gerekirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Evet, evet.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz bu tür konuşmaları yapmaktan memnun olmadığımızı ifade ettim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Aynı şeyi siz yapınca…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bırakın, yani… Ve bu konuşmanın hedefinin de kim olduğunu çok net olarak da ifade ettim, herkes de biliyor değerli arkadaşlar.

Grupları bulunan partilerdeki arkadaşların mutabakatıyla bu hafta Meclis Genel Kurul çalışmaları dizayn edilmiş durumda, bu Danışma Kurulu kararı bunu öngörüyor ve bugün -biraz önce de okundu- İçişleri Bakanımız hakkında verilen gensorunun görüşmelerini gerçekleştireceğiz eğer bu önerge kabul edilirse. Yarın, görüşmeleri yarım kalan KOSGEB’le ilgili kanun tasarısının kalan üç maddesinin görüşmelerini gerçekleştireceğiz, akabinde 1 Mayısla ilgili kanun tasarısını görüşeceğiz ve perşembe günü 23 Nisan biliyorsunuz ve 23 Nisanla ilgili özel bir oturum gerçekleştirilecek. Bu Danışma Kurulu kararıyla bu hususlar düzenlenmiştir.

Danışma Kurulunun lehinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canikli.

Danışma Kurulu önerisi üzerine lehte İzmir Milletvekili Oktay Vural konuşacaktır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, konuşmacı bana sataştı; hem hakaret etti hem sataştı.

BAŞKAN – Bir dakika…

Sayın Vural’a söz veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sataşma var.

BAŞKAN – Tutanaklara bakacağım Sayın Genç.

Buyurunuz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, aslında bu Danışma Kurulu dört siyasi partinin mutabakatıyla gündeme getirildi. Dolayısıyla, dört siyasi partinin mutabık olduğu bir konu üzerinde aslında konuşmaya ihtiyaç olmadığı kanaatindeyim. Söz almak istememin sebebi, dört siyasi partinin imzasının bulunduğu bir önerge üzerinde Sayın Canikli’nin söz istemesi ve bu sözü de kendisinden önce söz hakkını kullanan kişiye bir cevap niteliğinde kullanmasına ilişkindir.

Aslında, eğer bizim imzamız varsa -daha önce de bunlar oldu- bu, imzamız olan bir Danışma Kurulu önerisinde eğer bir başkası bir sataşma yapmışsa bununla ilgili sataşmadan dolayı söz istemek daha uygun olur. Çünkü, takdir edersiniz ki burada bizlerin de imzası var ve o irade hepimizin iradesidir. Bu durumda, Danışma Kurulu önerisi üzerinde söz alırken doğrudan doğruya bir başkasının ifadelerine cevap vermek için bu süreyi kullanmak bence doğru değildi. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

O bakımdan, tekrarlıyorum, bundan sonraki dönemlerde, eğer Danışma Kurulunun mutabakatı var ise, gerçekten partiler arasında bir mutabakat var ise, eğer bir sataşma ya da bilgilendirme ihtiyacı varsa bilgilendirmeyi yine mutabakatla yapalım, cevap hakkını da İç Tüzük hükümleri çerçevesinde kullanalım.

O bakımdan, aslında bu gündem üzerinde, aleyhinde söz istemeyi de çok yanlış bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir gensoru, Anayasa’mızın 99’uncu maddesine göre verilmiş bir gensoru önergesi ve süresi belirli; üç gün içinde dağıtılacak, on gün içinde konuşulacak. Yani böyle bir konuyu bugün görüşelim demek ve bunun aleyhinde söz istemek… Doğrusu, yani hakkın suistimali olarak görüyorum.

Diğer taraftan da 23 Nisan, hepimizin millî bir bayramını kutlamak üzere özel gündemle toplanacağız. Bunun neresine itiraz ediyoruz? Niye itiraz ediyoruz? Yani bu gibi konularda mutabakat sağlamayacağız da hangi konularda mutabakat sağlayacağız? Şu Danışma Kurulu önerisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışması açısından… 23 Nisanda gelin, 14.00’te özel gündemle toplanalım, siyasi parti gruplarına ve grubu bulunmayan partilere de söz hakkı verelim, konuşalım demişiz. Bunun neresine itiraz ediliyor, neden itiraz ediliyor anlaşılır değil.

Yine, 1 Mayısın tatil olmasıyla ilgili, Parlamentoda mutabakat var. Böyle bir mutabakatın olduğu bir kanunu “Bugün görüşelim.” demek, yani sırf konuşmak için de böyle gerçekten… Hem Anayasa gereği bizim bugün gensoru önergesini gündeme almamız gereken bir süre kısıtlaması var, 1 Mayısla ilgili bir mutabakat var, 23 Nisan gibi beraber, birlikte kutlayacağımız ve millî hâkimiyetin anlamını burada paylaşacağımız bir özel gündem belirlemişiz, buna neden itiraz edilir anlaşılır değil.

Biz de grup olarak bu gündem olduğu için bunda birlikte mutabakata vardık. Daha önce gelecek haftayla ilgili de önerileri vardı, kendilerine de söyledim, teşekkür ederim, diğer partilerle de mutabakat sayıldı, böyle bir gündemi getirdik. Bu gündeme itiraz edilmesini anlaşılır görmüyorum ve böyle bir gündem vesilesiyle konuşma yaparken de bu zeminin farklı yönde kullanılmasını da gerçekten kabul etmemiz mümkün değil. O bakımdan söz alma ihtiyacı içerisinde bulundum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu gündeme imza atmamızın sebebi, bir: Adalet ve Kalkınma Partisinin iki haftalık bir gündem getirmesine karşılık, gelin bu haftayı belirleyelim, bu hafta gensoru önergesi var, gündeme alınması zaten zorunlu, 1 Mayısta mutabakatımız var, 23 Nisan da millî bayramımız, bu konuda özel bir gündem oluşturulması konusunda bizim hiçbir zaman itirazımız olamaz. Teşekkür ederim, bir haftaya sığdırıldı, bu konuda yeniden bir Danışma Kurulu önerisi hazırlandı ve bu kararlaştırıldı. Ama bunun ötesinde gerçekten böyle bir gündeme itiraz etmenin anlamını kavrayabilmiş değilim.

Böyle bir gündemle Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu haftaki çalışmalarını tamamlamış olması, Milliyetçi Hareket Partisi olarak da desteklediğimiz ve imza altına aldığımız bir husustur. Dolayısıyla bir Danışma Kurulu önerisi münasebetiyle, en önemli bir denetim mekanizması olan gensoru önergesinin görüşüleceği bir günde, yani denetim hakkının, işte, bu Danışma Kurulu önerisiyle sınırlandırıldığına ilişkin bir iddiayı da ciddiye almamız mümkün değildir. Soru önergeleriyle ilgili zaten gelecek hafta iki saat süreyle sözlü soruların gündeme alınması konusu gündeme gelecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu Danışma Kurulu önerisinin doğru olduğunu ve hepimizin beraber ve mutabık kaldığı bir gündemin altına da imza atmaktan çekinmememiz gerektiğini ve böyle bir mutabakatın oluştuğu bir Danışma Kurulu önerisine de sırf söz almak için açıkçası bunu fırsat bilmeyi de uygun görmediğimizi sizlerle paylaşmak istedim.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Vural.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ayrıca Sayın Vural da bana sataştı. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler) Ve “Bu Danışma Kurulu kararı aleyhine konuşmak doğru değildir.” dedi. Hem orası sataştı hem burası sataştı. Ben neden aleyhe konuştum, müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Sayın Genç buyurun, iki dakika içinde sözünüzü söyleyiniz, bitsin.

İki dakikayı aşmamanızı rica edeceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama Sayın Başkan, iki dakika da çok az.

BAŞKAN – Ama İç Tüzük gereği de böyle. Lütfen…

Buyurunuz.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın şahsına sataştığı iddiasıyla konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bize deniliyor ki: “Müşahhas olay getirin.”

Ben size bin tane soygun dosyasını getireyim.

ORHAN KARASAYAR (Hatay) – Getir, getir!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir olay anlatayım size: Bir gün uçakla gelirken Kiler geldi benim yanıma oturdu. Yanımda Ulaştırma Bakanı vardı. “Yahu, sen Kütahya Şeker Fabrikasıyla ilgili bir suistimalden bahsettin. Ben belgeleri getireyim Ulaştırma Bakanının yanına. O belgelere bakalım, bir suistimal yapılmışsa ben 200 milyon dolarlık fabrikayı sana bağışlarım.” dedi. “Ama bir suistimal yoksa sen de milletvekilliğinden istifa edip de ondan sonra gelip de kürsüden bunu tekzip eder misin?” dedi. “Evet” dedim. Seçimden önceydi. Bekliyorum Kiler… Bakın, getirsin…

VAHİT KİLER (Bitlis) – “Gel, Bakanlığa gel.” dedim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Kendisi daha burada. Bakın, kendisi de burada. Bakın, fabrikayı özelleştirdikten bir sene sonra nasıl orada tapuda tahrifat yapıldığını ben kanıtlayacağım. Ben bekliyorum kendisini. Bu bir.

VAHİT KİLER (Bitlis) – Seni çağırdım, niye gelmedin?

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Yahu, sen Sayın Kiler’e cevap vermeyeceksin.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, Sayın Oktay Vural diyor ki: “Biz dört tane partiyiz. Dört parti burada karar aldık…” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Sen sataşmadan cevap hakkı kullanmıyor musun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bir dakika yahu!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen size sataşılan konuda cevap verin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, sataşmadan şey ediyorum. Sayın Vural dedi ki: “Niye konuşuluyor?”

Beyler, burada dört parti yok yalnız, Kamer Genç de tek başına bir partidir. Tamam mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Haydi canım sen de!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu halk beni seçmiştir. Ben, herhangi bir grubun isteklerine katılmak da zorunda değilim, ben de burada milletvekiliyim.

BAŞKAN – Sayın Genç, sizi tebrik ediyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ayrıca, burada soruyu kaldırıyorsunuz, soruyu, soruyu! Arkadaşlar, soru, çok önemli bir denetim konusudur. Burada iki gün yine soru sormayacaksınız. Ben buna itiraz ettim, yoksa ki, ne 1 Mayısa itiraz ettim, ne gensorunun gelmesine itiraz ettim…

OKTAY VURAL (İzmir) – 23 Nisana niye itiraz ediyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) - …ne 23 Nisan Bayramı’na itiraz ettim. Lütfen, konuşulanları şey edin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bayrama itiraz ediyorsun! Niye bayrama itiraz ediyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, AKP Grup Başkan Vekili, benim konuşmalarımı iyi kavra, biraz daha sen talim yap, beni iyi anla, çünkü sen beni anlayamazsın! Benim burada söylediğim sözlerin hepsinin içi doludur. Gerçekleri ifade ediyorum, dosyalara, gidelim, şey edelim. Diyorsun ki: “Denetim kalktı…” Sayıştayın hangi raporu geldi burada incelendi? Hangi raporu? Söyle bakalım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç, süreniz bitmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, benim “konuşulmasına gerek yoktur” hususuyla ilgili söylediğim, aslında Nurettin Bey’di, “gerek yoktur” dediğimiz Nurettin Bey’di, dolayısıyla, yani bunun “sataşma” olarak adlandırılması da doğru değil.

BAŞKAN – Evet.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Danışma Kurulu Önerileri (Devam)

1.- (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 21 Nisan 2009 Salı günkü birleşiminde yapılmasına, bu birleşimde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmemesine; gündemdeki sıralama ile çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun, 22 Nisan 2009 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine; Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 89’uncu yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının kutlanması, günün önem ve anlamının belirtilmesi amacıyla Genel Kurulda özel bir görüşme yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23 Nisan 2009 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmasına, bu toplantıda yapılacak görüşmelerdeki konuşmacılar ve konuşma süreleri ile o gün başka bir konunun görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

E) Önergeler

1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/200) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/129)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Anayasa Komisyonunda bulunan (2/200) esas numaralı, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimiz, üzerinden 45 günden fazla zaman geçmesine rağmen görüşülmemiştir. Teklifimizin İçtüzüğün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğini arz ederiz.

Saygılarımızla

 

Ali Rıza Ertemür

Halil Ünlütepe

 

Denizli

Afyonkarahisar

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe… (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Ünlütepe.

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer üyeler, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’mizin, Meclis İç Tüzüğü’nün 37’nci maddesi gereği ilgili Anayasa Komisyonunda süresi içinde görüşülmemesi nedeniyle doğrudan gündeme alınması dileğiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 298 sayılı Yasa’nın ilgili maddesi gereği, ilçe seçim kurulları, il, ilçe merkezinde seçmen olarak kayıtlı bulunan kamu görevlilerinin bazılarını ilçe dışındaki kasaba ve köylerde sandıklara sandık başkanı olarak görevlendirmektedirler. İlçe merkezinde herhangi bir mahallede seçmen olan kamu görevlisi, ilçeye bağlı fakat ilçe merkezi dışında köy veya kasabada sandık görevlisi olarak atandığında, görevlendirildiğinde, ilçe merkezinde yapılan belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve muhtar seçimlerinde oy verememektedir. Bir kamu görevlisi, seçmen olarak kayıtlı bulunduğu seçim bölgesinden başka bir köy veya kasabadaki sandık seçim bölgesinde görevlendirildiğinde göreve giderse seçme hakkından mahrum oluyor, göreve gitmezse seçim suçunu işlemiş oluyor.

Değerli arkadaşlar, sadece il genel meclisi için oy kullanabilmekte kamu görevlisi sandık başkanı fakat oturduğu kentin belediye başkanı ve belediye meclisi için oy kullanamamaktadır. Kanun teklifimizin yerel seçimlerin yeni yapılmış olması nedeniyle daha da önem kazandığı kanısındayım. Pek çok ilçe, kasaba hatta ilde çok az oy farkıyla belediye başkanlıkları kazanılmıştır. Seçimlerin Temel Hükümleri Yasası’ndan kaynaklanan eksiklik bazı yurttaşlarımızın oy verme hakkını elinden almaktadır.

Son seçimlerde, Yüksek Seçim Kuruluna göre sandık sayısı 177 bindir yani 177 bin kamu görevlisi sandıklarda sandık kurul başkanı olarak görevlendirilmişlerdir. Sandık sayısının çokluğu dikkate alındığı, birçok yerleşim biriminde belediye başkanlık seçimlerinin küçük oy farklarıyla sonuçlandığı -örnek, beş oy, on oy gibi- dikkate alındığında yasa teklifimizin önemi daha da artmaktadır. Örnek: Bir ilçe merkezinde seçmen olan 100 kamu görevlisi köy veya kasabalarda görevlendirildiklerinde seçim sonuçları kuşkulu hâle gelmektedir. Hangi kamu görevlisinin köy veya kasabada görevlendirilmesi veya görevlendirilmemesi takdiri, ilçe seçim kurulu başkan ve yetkililerini de ciddi sıkıntıya sokmaktadır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bir kamu görevlisine görev veriyoruz. Seçimler gibi çok önemli bir konuda yurttaşın iradesini tespit etme yetkisini veriyoruz ama kendisini de en temel haklardan olan oy hakkından mahrum ediyoruz, anayasal haktan mahrum ediyoruz, daha doğrusu cezalandırıyoruz. İşte, bunun önüne geçebilmek amacıyla bir kanun teklifi, değerli arkadaşımla birlikte, vermiştik. Kanun teklifimizle, anayasal bir hak olan ve kişiye bağlı seçme hakkının ayrımsız, herkese uygulanması sağlanacaktır. Seçimlerin temel hedefi, seçmen iradesinin sandığa yansımasıdır. Bu düzenleme ile aksaklıklar ortadan kalkacaktır. Saygıdeğer parlamenterlerimizin kanun teklifimize ilgi göstererek, İç Tüzük’ün ilgili maddesi gereği gündeme alınması doğrultusunda oy vermelerini saygılarımla dilerim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünlütepe.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum. Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Bir milletvekili olarak Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Ertemür. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ERTEMÜR (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre Genel Kurul gündemine doğrudan alınması istenilen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve ekranları başında bizleri izlemekte olan vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oy kullanmak, bir vatandaşlık görevi olduğu kadar, ülkenin geleceğini belirleme açısından da önemli bir sorumluluktur. Oy kullanma Anayasa’mız tarafından güvence altına alınmış temel haklardan biridir. Yurttaşların sağlıklı bir şekilde ve yüksek bir katılımla oy kullanması demokrasimiz açısından da önemlidir. Her bir yurttaşın hiçbir sorunla karşılaşmadan özgürce oyunu kullanabilmesi için tedbirlerin alınması, millî iradenin azami düzeyde yönetime yansıması için gereklidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 29 Mart yerel seçimleri öncesi Yüksek Seçim Kurulunca seçimlerde oy kullanmak için TC kimlik numarasının zorunlu kılınması nedeniyle ortaya çıkan tablo ve yaşananlar, vatandaşlarımızın bütün bu zorluklara rağmen oy kullanma isteği ve demokrasi bilincini gösteren örnek bir olaydır.

Değerli arkadaşlarım, mevcut yasa ile ilçe seçim kurulunun seçmen kaydının bulunduğu merkezin dışında görevlendirdiği sandık kurulu başkanları, görevli olarak başka bir sandığın başında bulunmaları nedeniyle kendi seçmen kayıtlarının bulunduğu yerin belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği, muhtar ve ihtiyar heyeti seçimlerinde oy kullanamamaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yerel seçimlerde kullanılan sandık sayısının 177 bin olduğu düşünülürse sandık başında görev alan binlerce yurttaşımızın anayasal hakkını kullanmadığı anlaşılmaktadır. Oy kullanmak anayasal bir haktır. Görülüyor ki şu an geçerli olan düzenleme nedeniyle sandık başkan ve üyeleri pek çok sandıkta görevleri nedeniyle oy hakkından mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, Anayasa’nın siyasi hak ve ödevler ile ilgili 67’nci maddesi ve bu hakkın kullanılmasını düzenleyen diğer yasalar ile de çelişmektedir. Yerel seçimleri çok kısa bir süre önce geride bıraktık. Aynı nedenlerle bu sandık başkanlarımız oylarını yine kullanamamışlardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle yerel seçimlerde çoğu zaman birkaç oyun dahi seçim sonucunu değiştirdiğine ilişkin örnekler dikkate alındığında yapılan düzenlemenin ne kadar önemli olduğu görülecektir. Yapılan teklifle, sandık kurulu başkanlarının kayıtlı bulundukları seçim bölgeleri içinden seçilmelerini öngören bu düzenleme ile sandık başında görev alan yurttaşlarımızın kendi kayıtlı bulundukları seçim bölgesinde oy kullanabilmeleri sağlanmış olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca, seçim bölgesinde sandık kurulu başkanı olma şartını taşıyan kimse bulunmaması hâlinde ilçe seçim kuruluna sandık kurulu başkanını dışarıdan seçme yetkisi verilmektedir. Bu durumda da kendi kayıtlı bulundukları seçim bölgesi dışında sandık başında görevlendirilen yurttaşlarımızın seçmen kayıtlarının bulunduğu bölgede oy kullanabilmeleri hüküm altına alınmaktadır.

Değerli milletvekilleri, verdiğimiz bu teklif hem oy kullanma hakkı hem de demokrasimiz açısından oldukça önemli ve belirleyici bir konuyu düzenlemektedir. Dolayısıyla, bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması dileğiyle teklifin doğrudan gündeme alınması konusunda desteklerinizi bekler, yüce heyeti saygıyla selamlarız. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ertemür.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.

 

 

Kapanma Saati: 17.04

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:17.25

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 79’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında Anayasa’nın 99’uncu ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

VIII.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- Demokratik Toplum Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş ve Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, toplumsal olaylarda ve dur ihtarlarında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımına göz yumarak yaralanma ve ölüm olaylarına yol açtığı ve bu suretle toplumsal barışı tehlikeye attığı iddiasıyla İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/7)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun bugünkü birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede, önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Önerge sahibi, Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş; gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Van Milletvekili Fatma Kurtulan.

Şimdi, önerge sahibi olarak Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ı konuşmaya, kürsüye çağırıyorum.

Buyurunuz Sayın Demirtaş. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Demokratik Toplum Partisinin İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında vermiş olduğu gensoruya dair imza sahibi olarak söz aldım. Ancak gensoruya ilişkin görüş ve düşüncelerimizi paylaşmadan önce, partimiz ve parti yöneticilerimiz üzerinde şu anda devam eden -14 Nisan sabahı başlayan ve hâlen devam eden- gözaltı ve tutuklama furyasına, siyasi baskılara ilişkin de görüşlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 29 Mart yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan sonuçlar üzerinden değerlendirme yapan Türkiye kamuoyu, Türkiye demokratik çevreleri, insan hakları ve özgürlüklerden yana olan herkes Türkiye'nin önünde ciddi bir şans, ciddi bir fırsat oluştuğu… Bu fırsatın da halkın iradesinin tecelli ettiği şekilde dikkate alınarak artık Türkiye'nin temel sorunlarının -Kürt sorunu başta olmak üzere- demokrasi sorunlarının tartışılıp diyalog zemini içerisinde çözülebileceğine dair ciddi bir umut ortaya çıkmış, yaratılmıştı. Ancak, ne yazık ki demokratik parlamenter sistemlerde seçim sonuçları bu şekilde okunurken, maalesef, Hükûmet kanadı yaptığı ilk açıklamalarda seçim sonuçlarını doğru okumama konusunda inat edeceğini, ısrarcı olacağını daha ilk açıklamalardan itibaren, ilk dakikalardan itibaren belirlemekten imtina etmedi.

İlk açıklama Sayın Cemil Çiçek’ten gelmişti. Hatırlandığı üzere, işte, “Bunlar Iğdır’a, Ermenistan sınırına kadar dayandılar. Dolayısıyla, bunu stratejik olarak partiler üstü bir şekilde ele alıp değerlendirmeye ihtiyaç var.” açıklaması Türkiye siyasi tarihine bir kara leke olarak geçmiş bir açıklama olarak yerini aldı. O tarihte zaten Hükûmetin, seçim sonuçlarını, özellikle DTP’nin elde etmiş olduğu seçim zaferini nasıl okuduğu ve nasıl okuyacağı aşağı yukarı belli olmuştu. Akabinde Sayın Başbakanın “Bunlar tehditle oy aldılar.” açıklaması DTP üzerinde başlatılan siyasi operasyonun aslında düğmesine basıldığının ilk ipuçlarıydı.

Sayın Başbakanın veya Sayın Cemil Çiçek’in bu değerlendirmelerine dair uzun uzun cevap verme, değerlendirme yapma süresine sahip değiliz. Ancak şunu açık yüreklilikle ifade ediyoruz ki her iki açıklama da gerçekten büyük talihsizlik, demokrasiye olan büyük bir inançsızlık ve saygısızlıktır, halkın iradesine yönelik büyük bir saygısızlıktır. Her şeyden önce partilere oy vermiş, bizim partimize veya herhangi bir partiye oy vermiş halka yönelik bir saygısızlıktır. Eğer seçimler halkın iradesinin ortaya çıkarılması için yapılıyorsa sonuçlarına da herkesin saygı duyması beklenir. Bizim beklentimiz ilk dakikadan itibaren buydu. Bu beklentimizi koruyoruz ancak Hükûmet, bu yaklaşımdan son derece uzak, gayriciddi bir yaklaşımla konuyu ele almaya devam ettiğini ve DTP’nin elde etmiş olduğu AKP’ye karşı bu seçim zaferini hazmetmediğini, hazmetmeyeceğini de bu operasyonla göstermeye başladı. 14 Nisan sabahı aralarında 3 Eş Genel Başkan Yardımcımızın bulunduğu, 6 MYK üyemiz, 8 parti meclis üyemiz, çok sayıda gençlik ve kadın meclis üyemiz gözaltına alındı, bunlardan 51’i tutuklandı. Hâlen her saat DTP’nin bu örgütlenmelerine, bu il, ilçe teşkilatlarına baskınlar devam ediyor.

Hükûmet her ne kadar “Bu iş siyasi değil, seçim sonuçlarıyla bağlantılı değil, bağımsız yargı tarafından yürütülüyor.” dese de bu işin başlangıcı Sayın Cemil Çiçek’in ve Başbakanın açıklamalarıyla tetiklenmiştir. Bunu artık Türkiye kamuoyu çok net bir şekilde görüyor, algılıyor, anlıyor. DTP’nin ortaya çıkardığı bu iradeye ve diğer partilerle birlikte oluşmuş bu kolektif iradeye büyük bir saygısızlıktır. Parlamentonun da bu konudaki sessizliği bizler açısından son derece manidardır. Basının manipülasyonu, yönlendirmesi, özellikle Fethullahçı medyanın kendi çarpıtması ve kendisine servis edilen bilgilerle büyük bir manipülasyon hareketiyle kamuoyunu sözde bilgilendirmesi üzerine operasyon her dakika başka bir mecraya kaydırılmaya çalışılıyor. Soruşturmada gizlilik olmasına rağmen, hiçbir avukatımız, hiçbir parti yetkilimiz dosyanın kapağını dahi görmemişken ne hikmetse Fethullahçı medya dosyanın bütün detaylarını, ayrıntılarını kendince medyaya servis etmeye devam ediyor. Dolayısıyla bu operasyonun nereden, nasıl başlatıldığı konusunda da çok açık ipuçlarını bizlere sunuyor.

Ancak şunun çok net bir şekilde bilinmesi gerekir ki halkın iradesi bu şekilde engellenemez, bu şekilde DTP’ye diz çöktürülemez. Bizim demokratik mücadelemiz, bizim barış, özgürlük ve insan hakları konusundaki ısrarımız AKP’nin bu baskısına rağmen, bu otoriter yaklaşımına, baskıcı yaklaşımına rağmen devam edecektir.  Kazanan sonuçta halk iradesi olacaktır, bundan hiçbir kuşkumuz yoktur.

Değerli arkadaşlar, DTP olarak İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında verdiğimiz gensoru önergesiyle ilgili olarak birazdan grubumuz adına Grup Başkan Vekilimiz Sayın Kurtulan detaylı açıklamalarda bulunacak ancak bu gensoruya Hükûmetin nasıl yaklaştığını az önce grupta konuşma yapan Sayın Başbakanın ifadeleriyle zaten anladık: “İşte bir gensoru verilmiş, önüne gelen artık gensoru veriyor, gensorunun da bir ciddiyeti kalmadı dolayısıyla hani biz bu meseleye sıradan yaklaşıyoruz.” gibi son derece ciddiyetsiz, Parlamento ciddiyetine yakışmayan bir üslupla gensoruya nasıl yaklaştıklarını zaten ifade ettiler Sayın Başbakan.

Neyle ilgili bu gensoru? 9’u toplantı ve gösterilerde olmak üzere toplam 62 yurttaşın, kendi hükûmeti döneminde orantısız güç kullanılması sonucu öldürülmesiyle ilgili. O kadar ciddiyetsiz bir gensoru!  Ve DTP Grubu yaklaşık iki yıldır Mecliste, ilk defa bir gensoru veriyor, denetim yöntemi olarak gensoruyu kullanıyor. Diğer partiler de yeri geldiğinde ve gerektiği hâllerde gensoru mekanizmasını bugüne kadar kullandılar. Buna rağmen, Sayın Başbakan bundan rahatsız, 62 yurttaşımızın ölümünü gayriciddi bir üslupla, gayriciddi bir yaklaşımla “Önüne gelen gensoru önergesi veriyor.” diyecek kadar saygısız bir yaklaşım sergiliyor. Biz bunu asla kabul etmiyoruz.

Demokratik Toplum Partisi bu Meclisin bir bileşenidir, bir gruptur, grup olmanın kendisine verdiği bütün denetim haklarını yasamada kullandığı gibi denetimde de kullanır. Bu yetkiyi kullanıp kullanmama Sayın Başbakanın iznine, icazetine de tabi değildir, onun onayına da tabi değildir. Kendileri bu konuda ne düşünürler, kendi gruplarında açıklarlar ama kamuoyuna karşı bu kadar gayriciddi bir yaklaşım her şeyden önce halkı incitir, o 62 yurttaşın yakınlarını incitir, tüm Türkiye toplumunu incitir.

Burada biz son derece ciddi bir konuyu tartışmaya açmak istiyoruz. Sizin döneminizde değiştirilen Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’yla polise tanınan yetkilerin aşırı güç kullanımına, ölümlere sebebiyet verdiğini ve bu konuda düzenleme yapılması gerektiğini. İçişleri Bakanlığının bu konuda sorumluluk alması gerektiğini, tartışmaya açmak istiyoruz. Elbette ki biliyoruz, sizlerin oylarıyla bugün bu gensorunun gündeme alınması engellenecek ama istiyoruz ki sizin medyadan takip ettiğiniz o “şiddet görüntü olayları” diye verilen şeylerin gerçekte neler olduğunu burada bir kez daha bizlerden duyun istiyoruz. Bizler, onu tanık olarak yaşıyoruz, medyadan izlemiyoruz. Orada güvenlik güçlerinin nasıl şiddet kullandığını, ölümlere varacak derecede sokakta nasıl meseleyi işkenceye çevirdiğini yaşayarak görüyoruz.

Mesele toplantı-gösteriyi dağıtmaksa kanunda yetkileri belirlenmiştir, sınırları belirlenmiştir ama bu mesele artık toplantı-gösteriyi dağıtmanın ötesinde sokakta infaz, sokakta işkence ve cezalandırmaya kadar varmıştır. Bundan hiçbir kuşku duymuyoruz çünkü toplantı-gösteri dağıtıldıktan sonra, insanlar dağılmaya başlandıktan sonra evlerine girerek, camilere girerek, kim nereye kaçmışsa canını kurtarmaya çalışan herkesi bulunduğu yerde yakalayarak, dakikalarca coplayıp döverek, saçlarından sürükleyerek cezalandırmaya dönüşmüştür ve müdahalelerde, örneğin Siirt’te yapılan müdahalede Meclis İnsan Hakları Komisyonuna Siirt Emniyeti bilgi veriyor, diyor ki: “Savunma 303 adlı yeni bir silah kullanıyoruz. Adı plastik mermi ancak bunun ucunda demir tozundan oluşan hilal şeklinde bir demir parçası vardır ve dolayısıyla 40-50 metre mesafeden bile etkili olabilecek, ölüme sebebiyet verebilecek bir silahtır.” Neden bu kullanılıyor? Çünkü burada bu plastik mermi denilen yeni savunma 303 adlı mermide balistik incelemesi yapılamıyor, kimin tarafından ateş edildiği belirlenemiyor. Ne kullanılıyor ayrıca? Gaz bombası. Nasıl kullanılması gerekir? Havaya ateş açarak kitleyi gaz etkisiyle dağıtmaya yönelik bir silah ama gaz bombası doğrudan kişinin kafasına, göğsüne isabet edecek şekilde ateşleniyor. Neden gaz bombası? Balistik incelemede kimin ateş ettiği belirlenemiyor. Bunlar yaşanıyor bu ülkede değerli arkadaşlar.

Eğer bu gensoru bu kadar ciddiyetsiz bir yaklaşımla ele alınacaksa Sayın Bakan hiç konuşma yapmasın, savunma da yapmasın. Verilecek oylar zaten belli. Ancak biz istiyoruz ki çıkıp öz eleştirel bir yaklaşımla, bundan sonra bu ülkede vatandaşların can güvenliğini korumakla yükümlü bir hükûmetin varlığının olduğu ve bu tür zor kullanma, aşırı şiddet kullanmayla görevini kötüye kullanacak güvenlik güçleri kim olursa olsun gereğinin yapılacağının teminatının verilmesini istiyoruz. Bugüne kadar yapılmadı, bugüne kadar bir tek güvenlik görevlisi bundan dolayı açığa alınmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) – Uydurma soruşturmalar devam ediyor; idari soruşturma, adli soruşturma adı altında yıllarca zaman aşımına yayılacak soruşturmalar devam ediyor. Ama 62 yurttaş bu dönemde dur ihtarına uymadığı için ya da toplantı-gösterilerde yapılan müdahaleler sonucu yaşamını yitirmiştir. Sivil yurttaş, 62; ne anlam ifade ediyor, bilmiyorum sizler açısından. 271 vatandaşımız ağır şekilde yaralanmıştır bu gösterilerde, silah kullanmak suretiyle, ateşli silahla veya yüksek derecede darp etmek suretiyle. Bunlar, elbette ki bu Meclis açısından da bir şeyler ifade edebilmeli. Sayın İçişleri Bakanı çıkıp hem burada öz eleştirel yaklaşmalı, özür dilemeli hem de bundan sonra idam cezasının olmadığı bir ülke olan Türkiye’de sokakta infazların gerçekleşmeyeceğinin teminatını vermeli, güvenlik güçlerinden idari mekanizma olarak hızlı bir şekilde hesabının sorulacağını, bundan sonra bunlara müsamaha gösterilmeyeceğinin teminatını vermelidir, beklentimiz budur. Yoksa AKP Grubunun Sayın Bakanı koruyup kollayacağını ve gensorunun nasıl sonuçlandırılacağını aşağı yukarı tahmin ediyoruz. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bağlayınız.

Buyurunuz.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) – Ben yine de bütün milletvekillerinden, gensoru önergemizin gündeme alınması için destek vermelerini bekliyor, saygılarımı, teşekkürlerimi sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Demirtaş.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Bülent Baratalı.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumsal barışı tehlikeye sokan uygulamalarla ilgili olarak gerekli tedbirleri almadığı gerekçesiyle, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay aleyhine verilen gensoru önergesi konusunda CHP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel olarak devletin, özel olarak da İçişleri Bakanlığının en temel görevi, ülke sınırları içinde temel hak ve özgürlükler çerçevesinde asayişi sağlamak, bütün vatandaşların can ve mal emniyetini korumaktır; yaşama hakkını korumak, yaşama hakkının devamını sağlamak ve güvence altına almaktır. Bütün haklar yaşama hakkı üzerine inşa edilmiştir. Bu çerçevede 3152 sayılı, İçişleri Bakanlığının temel kanunu sayılabilecek olan Yasa’ya göre Bakanlık önemli görev, sorumluluk ve yetkilerle donatılmıştır ama sayılan görevlerin yanında İçişleri Bakanlığının en başat görevi iç güvenliğin, asayişin ve emniyetin sağlanmasıdır.

Daha kısa ve teknik tanımıyla iç güvenlik, ülke genelinde emniyet ve asayişin sağlanmasıdır. Burada asayiş, insanların Anayasa’yla güvence altına alınmış hak ve özgürlüklerini kullanabileceklerine olan inançlarını, emniyet ise bu inancın yaygın bir kanıya dönüştürülmesi için güvenlik güçlerince alınmış olan fiziki tedbirleri ifade eder. Yani vatandaşlar haklarını kullanırken, emniyet, güvenlik bu hakları koruyacaklardır.

İç güvenlik birey ve toplum yaşamının vazgeçilmez bir parçasıdır. İç güvenlik olmadan insanların demokratik hak ve özgürlükleri kullanabilmeleri mümkün değildir. Bu çerçevede demokratik açılımlar ve reformlar konusunda kendine toz kondurmayan AKP’nin öncelikle iç güvenlik sorununu çözüp çözmediği, bugüne kadar hangi önlemeleri aldığı konusunda önemli bir tartışma vardır, çünkü bizzat Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan seçimlerden sonra yaptığı, 4 Nisanda yaptığı bir konuşmada -kendi sözcükleriyle- ülkenin güneydoğusunda seçim güvenliğinin olmadığını itiraf ederek bu bölgede tehditlerle bir seçim yarışı yaşandığını, vatandaşların evlerinin altından tehdit mektuplarının atıldığını dile getirmiştir. Yani sonuç olarak kendi kabinesindeki bir bakanı, İçişleri Bakanını “Görevini yapmadın” diye itham etmiştir. Aslında Bakanlığın, devletin görevi dolayısıyla, buralarda çek dağıtmak, buralarda kömür, beyaz eşya  dağıtmak değil, oralarda güvenliği sağlamaktır. Zaten devletin asıl görevi -başta söylediğim gibi- güvenliği sağlamaktır.

Yine Sayın Bakan, Plan ve Bütçe Komisyonunda, Türkiye'nin, Avrupa’nın en güvenli bölgesi olduğunu ifade etmiştir. Şimdi, Sayın Başbakanın bu tespiti ve sözü karşısında Sayın Bakan, Türkiye dünyanın, Avrupa’nın en güvenli ülkesi mi, değil mi? Bunu sizin takdirlerinize bırakıyorum. Acaba ülkenin her tarafı mı güvenli yoksa belirli bir yeri mi güvenli? Bunu sizlerin takdirlerinize bırakıyorum çünkü Hakkâri, Van, Ağrı ve Diyarbakır’da olan olayları dikkate aldığımızda Türkiye'nin tümünün güvenli olduğunu söylememiz mümkün değildir. Bu konularda Sayın Başbakan mı acaba doğruları söylüyor yoksa siz mi doğruları söylüyorsunuz  diye insanlar, bizler derin bir endişe içindeyiz.

Sayın Başbakan, seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanını bir yere davet etti, Fırat’ın öbür tarafına davet etti. Yani Başbakan olarak Türkiye’yi “Fırat’ın beri ve öte tarafı” diye ayırdı. Ben şimdi onun deyimiyle söylüyorum: Sayın Bakan, Sayın Başbakanın ifadesine göre Fırat’ın öbür tarafında can güvenliği var mı? Bunu öğrenmek istiyorum.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ülkenin bütününde politika yapıyoruz, her bölgeye girip çıkıyoruz. Sayın Genel Başkanımızın 1993 yılının gecesini eksi 20 ve 25 derecede Şemdinli’de geçirdiğini burada ifade etmek istiyorum. Ancak bunu yaparken bölgede ikiye ayrılmış olan bir siyasetin bir politika yapma biçimine de burada katılmıyoruz. Yani bölgede yapılan kimlik politikasını, yine bölgede yapılan tarikat-cemaat politikasını da onaylamıyoruz. Biz buralarda politikaya insan odaklı olarak ve bütüncül olarak bakıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, CHP, bütün bunları gördü ve yeni açılımlara gereksinim duyduğunu bildiği için bu kısır döngünün içine hiçbir zaman girmeyecektir; bölgedeki yaranın kangrene dönüşmesine alet olmak istememektedir. Doğusuyla, batısıyla, kuzeyiyle, güneyiyle Türkiye’yi bir bütün olarak görüyor ve bütün Türkiye siyaseti ve politikası yapıyoruz.

Şimdi gensoruya döndüğümüzde, Demokratik Toplum Partisinin verdiği gensoruda bazı ölümlerden bahsediliyor. Ölümler elbette her zaman insanın canını yakar ama yalnız ülkemizin güneydoğusunda mı ölümler olmuştur? Peki, İzmir’de, Antalya’da, Çorum’da, Yozgat’ta olaylar olmadı mı? Yani Festus Okey, Engin Çeper, Baran Tursun, Çağdaş Gemlik, Murat Kasap gibi gençler yine polis kurşunuyla ölmedi mi değerli arkadaşlar? Bu konulara bütüncül bakmamızda yarar vardır. Bütün bu ölümleri incelemeli ve bir bütüncül olarak karar vermeliyiz. Bu nedenle, bizim, Kızıltepe’de öldürülen on iki yaşındaki Uğur Kaymaz için nasıl ciğerimiz yanıyorsa, hain bir pusuya kurban giden Gaffar Okkan için de öyle ciğerimiz yanıyor; Diyarbakır’da geleceğini ararken dershane çıkışında bombalanan öğrencilere nasıl üzülüyorsak, her gün bir yenisini ciğerimiz yanarak uğurladığımız şehitler için de öyle üzülüyoruz ve az önce dediğim gibi, konulara bölgesel değil, bütünsel ve insan odaklı olarak bakıyoruz.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine Sayın Bakan bütçe ve Plan Komisyonunda yaptığı konuşmada “işkenceye sıfır tolerans” politikasının işlediğini söylemişti. Şimdi ben bir rakam veriyorum ve üzülerek ifade ediyorum ki bu vereceğim rakamlar Sayın Bakanı nakzetmektedir: “İşkenceye sıfır tolerans” aldatmacasının sonucu olarak, yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma olayları sonucu yaşamını kaybeden kişilerin sayısı 2007’de 24, 2008’de ise 31 kişidir -son olaylar içinde yok- faili meçhul cinayete kurban gidenlerin sayısı 2007’de 2, 2008’de ise 35’dir; cezaevinde ve gözaltında şüpheli ölümlerin sayısı ise 2007’de 10 iken 2008’de 29’dur.

Bütün bunları alt alta topladığımızda sorunun kişisel ya da bölgesel olmadığı ortaya çıkmaktadır. Sorun toplumsaldır ve bütün Türkiye'yi ilgilendirmektedir.

Değerli arkadaşlarım, burada Sayın Bakana siyasi olarak tabii bir soru soruluyor, o cevap verecektir, ama ben de bir polis teşkilatına değinmek istiyorum, çünkü polis teşkilatı da bu konuda sorgulanmaktadır.

Bu noktada, 164’üncü kuruluş yıl dönümünü kutlamakta olduğumuz Türk polis teşkilatı 19’uncu yüzyılın modernleşme çabalarının önemli bir unsuru olarak kurulmuş, geleneği olan, kökü ve saygınlığı olan bir devlet kuruluşudur. Aradan geçen zaman içinde polis teşkilatına olan ihtiyaç hiçbir zaman azalmadığı gibi, teknolojik gelişmelere paralel olarak güvenlik ihtiyacı sürekli olarak artmakta ve değişkenlik kazanmaktadır. Ama ne yazık ki insanoğlunun yaşadığı her yerde, her türlü toplumda, suç, kanunsuzluk, hukukun üstüne çıkma, hukukun ötesine geçme özlemleri daima kendisini göstermektedir. Bu eğilimler karşısında devletin güvenlik teşkilatı, hukuku, yasayı, adaleti, kamu huzurunu tesis etmekle yükümlü bir devlet kuruluşudur ve bu doğrultuda epeyce deneyim kazanmış olan bir polis teşkilatımız var. Bu kurumun hiçbir zaman ortadan kalkmayacağını düşünerek bu konuya böyle yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum.

Böylece devlet kuruluşlarının başarısının temel çıkış noktası, siyasetin ötesinde, siyasetin dışında, hukuka, kanuna saygılı ve yasaları herkes için eşit bir anlayışla uygulayacak bir eğitim düzeyine, bir bilinç düzeyine devletin güvenlik örgütünün gelmesine ihtiyaç vardır.

Öte yandan, son zamanlarda yaşanan gelişmeler, güvenlik ile özgürlük arasında yaşanan hassas terazi dengesinin insan hakları aleyhine bozulduğunu göstermektedir. Elbette bunun çok çeşitli nedenleri vardır. Polislerin çalışma koşulları, mesleki deneyim eksiklikleri, psikolojik eğitim eksikliği, özlük hakları, saygınlıkları, ücretleri gibi etkenler önemli nedenlerdir.

Polis teşkilatımız yedi gün yirmi dört saat görev yapmaktadır. Bu önemli bir olaydır, çünkü biyolojik saate göre insanların gece uyuması gerekiyor.

Avrupa’da polise “Güvenlik mühendisi” diyorlar değerli arkadaşlarım. Ama polislerimiz diğer memurlarımız gibi açlık sınırının biraz üstünde yaşamaya çalışıyorlar. Bu nedenle bizim çok çeşitli adımları atmamız lazım, ama muhakkak polisi de güvenlik güçlerimizi de siyasetin dışına, siyaset dışı çeşitli örgütlenme biçimlerinin dışına güvenlik örgütünü çıkarmamız gerekiyor.

Dinin, inançların, değerler sisteminin, tarikat anlayışının devlet güvenlik güçleri içinde sistematik bir biçimde örgütlenerek yer tutmasını doğal karşılamamız burada mümkün değildir. Elbette herkesin insan olarak tercihleri olacaktır, anlayışı olacaktır, inancı olacaktır, dinî tercihi olacaktır. Bunlar ayrı bir konudur. Ama devletin güvenlik güçlerinin mutlaka tarafsız, sadece devletin yasalarını temel alan bir anlayış içinde çalışır noktaya getirilmesine ihtiyaç vardır.

Bütün bu tespitler çerçevesinde, buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: Sayın Bakan, Plan ve Bütçede bizden ne istediyseniz size verdik kadro, para konusunda. On binlerce polis kadrosu verdik. Şu anda sanıyorum, Avrupa normlarına göre 10 bin polisimiz eksik. İsteyin, bunu Komisyonda da verelim, burada da verelim. Ama bütün bu verdiklerimize karşın, acaba görevinizi layıkıyla yerine getiriyor musunuz? Vicdanınız rahat mı? Bunu öğrenmek istiyorum. Ölen her yurttaşımızın arkasından “Acaba, nerede yanlıştık da bunlar öldü.” Ya da “Bundan sonra bu olayların yaşanmaması için neler yapmalıyız.” diye kendinizle bir yüzleşme içinde misiniz? Gerçekten merak ediyorum ve öğrenmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, içinde bulunduğumuz 21’inci yüzyılda saygın bir devlet olmanın en başta gelen ölçütü, kişi temel hak ve özgürlüklerine ve hukukun üstünlüğüne inanmaktır. Ama ne yazık ki AKP hükûmetleri altı yıl boyunca Türkiye’de hem hukuku hem vicdanı hem de saygınlığını kaybetmiştir. Bunun sorumlusu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, ağırlıklı olarak Adalet, içişleri, Millî Eğitim bakanlıklarıyla beraber bütün AKP zihniyetidir. Bu zihniyet yüzünden Türkiye’nin hukuk devleti mi, polis devleti mi olduğu içeride ve dışarıda tartışılır hâle gelmiştir.

Ben bir hukukçuyum. Şu an görülen bir dava var. Bu konuda bir şey demiyorum, görüş ifade etmiyorum, tavsiyede ve telkinde bulunmuyorum; Anayasa’dan elde ettiğim, 138’inci maddeden elde ettiğim eleştiri hakkımı burada kullanıyorum. Elbette bu dava nedeniyle, suçu olanlar cezalarını çekeceklerdir, bunu biz de istiyoruz ama daha ne ile suçlandıklarını dahi bilmeden insanları apar topar gözaltına almanın, aylarca cezaevinde yatırmanın insan haklarıyla, temel hak ve özgürlükleriyle bağdaşır bir yanı var mıdır değerli arkadaşlar?

Farkında mısınız bilmiyorum ama Türkiye bu konularda çok tehlikeli bir noktaya doğru gitmektedir, sistemli ve programlı bir şekilde yürütülen operasyonlarla gözaltına alınanlar toplumda var olan endişe ve kaygıları daha da artırmakta ve büyük bir infiale yol açmaktadır. Türkiye hızla kutuplaşmaya doğru gitmektedir. Ayrıca rejimin teminatı olan Parlamento da hedef gösterilmektedir çünkü Ergenekon davasının bir ayağının da Parlamentoda olduğu iddiaları vardır. Böylece Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, basın, üniversite ve sivil toplum örgütlerinden sonra Parlamento da bu zannın altındadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yıllar önce bir kitap okumuştum, George Orwell’ın “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört”ü. George Orwell’ın o kitabında totaliter bir merkezî parti yönetiminde korku ve propaganda ile beyin yıkama, toplumsal yaşamı altüst etme konu edilmektedir. Orada meşhur bir “büyük birader” vardır, herkesi dinleyen, herkesi gözleyen, herkesi böyle diskura çeken. Şimdi, ülkemizde de bir “büyük birader” var. Ülkemizdeki “büyük birader” Adalet ve Kalkınma Partisidir ve onun başındaki Sayın Başbakandır. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan “benim valim, benim kaymakamım, benim genel müdürüm, benim şuyum, buyum” deyip herkesi korkutmakta ve bakanlarını kulaklarından tutarak kapının önüne koymakla tehdit etmektedir.

Şimdi, ayrıca, başka bir olay vardır. Bakınız, 2005 yılında ortaya çıkan bir Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı vardır. Başında Başbakan vardır. İki tane, yakın cemaatten başına bir müdür ve teknik izleme başkanı atanmıştır. Bütün telefonlarınız dinlenmektedir, bütün SMS’leriniz kontrol edilmektedir, bütün İnternet kayıtları, herkesin gözüne baka baka kullanılmaktadır ama Sayın Ulaştırma Bakanı “Telefonların dinlenmesinden korkuyorsanız telefonla konuşmayın.” demektedir. Şimdi, bu konuda da herkes ve bütün insanlar büyük bir endişe içindedir.

Yine, sayın grup başkan vekilleri, bakanlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili yapılan uygulamalardan şikâyet etmektedir; “Savcılar da galiba biraz yorum aştı.” demektedir. Bakanlar birbirini “Sus, ne diyorsun, yanlış da olsa konuşma!” diye ikaz etmektedir. AKP’nin grup başkan vekilleri bakanları ikaz etmektedir. “Ne yapıyorsunuz, niye konuşuyorsunuz, konuşmayın, susun, yanlış da olsa ses çıkarmayın!” demektedir değerli arkadaşlar.

Ergenekon savcıları teftiş edilmemektedir ama Eminağaoğlu (YARSAV Başkanı) teftiş edilmektedir ve belki Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa bir teftiş Yargıtaya artık dayanmaktadır.

Ülkenin bir kaos içinde olduğunu düşünüyorum. Sayın Başbakana bu konularda “Sultan” diye açılan pankarttaki sıfatın çok az geldiğini düşünüyorum; Sayın Başbakan, artık, bir imparatordur. Ama neyin imparatorudur? Yarattığı korku imparatorluğunun imparatorudur. Değerli arkadaşlar, bu böyledir. (CHP sıralarından alkışlar) Yani, varsa bir iddia burada tartışırız.

Şimdi, Ergenekon örgütü olunca gülmüştüm; “2-3 emekli komutan falan, bunlar nasıl örgüt kuracak da ülkeyi devirecek?” diye, yanılmışım. Evet, “Ergenekon” adında bir darbe vardır Türkiye’de. Teşebbüs değil, darbenin kendisi vardır. Sindirile sindirile, alıştırıla alıştırıla, bu darbe, sistematik bir şekilde üç seneden beri yapılmaktadır. Önce darbelerin önüne set çekilerek toplum oluşturulmuş, sonra da muhalif sesler “darbeci” diye gözaltına alınmıştır.

ASIM AYKAN (Trabzon) – “Ordu göreve!” diyenlerin yanında mısınız?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Evet, bir darbe vardır ama bu darbeyi yapanlar öğretmen değildir, hoca değildir, canını malını ülke için feda eden insanlar değildir; gazeteciler, Atatürkçüler değildir; bu darbeyi yapanlar, sayın milletvekili, seksen yıllık cumhuriyetin kazanımlarını altı yılda ayak altına alanlardır. (CHP sıralarından alkışlar)

ASIM AYKAN (Trabzon) – “Ordu göreve!” diyenlerin yanında mısınız?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bu darbeyi yapanlar, ülkenin bütün kaynaklarını yok pahasına kendi yandaşlarına peşkeş çekenlerdir. Bu darbeyi yapanlar, devletin olanaklarıyla kendi akrabalarına kredi sağlayarak yandaş medya oluşturanlardır. Bu darbeyi yapanlar, halkımızın kutsal duygularını suistimal ederek YİMPAŞ, KOMBASSAN, Deniz Feneri gibi asrın en büyük dolandırıcılıklarına göz yumarak ortak olanlardır. Bu darbeyi yapanlar, din ve inanç sömürüsü altında yüce dinimizi “inananlar” ve “inanmayanlar” diye ikiye bölenlerdir değerli milletvekilleri.

AHMET YENİ (Samsun) – Çarşaftan bir çıkın bakalım.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Şimdi, Anayasa’yı da değiştirmek istiyorsunuz. Bütün bu darbenin, bütün bu soruşturmanın altyapısını ayarlamak için Anayasa’yı değiştirmek istiyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Çarşafa dolandınız, çarşafa!

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Şimdi söyleyeceğimi herkes buradan duysun. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz buna asla izin vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar) Dolandırıcılar ortada, bazıları da Mecliste.

Şimdi, güvenli bir ülkeden bahsediliyor. O zaman şunu sormak istiyorum: Ülke güvenli de Sayın Başbakan neden hep ülkenin batısında tatil yapıyor, yedi yıldızlı otellerde, korumalarla, çifter çifter arabalarla, zırhlı arabalarla? Ben Sayın Başbakana buradan bir çağrıda bulunmak istiyorum. Ülkenin her tarafı güvenliyse neden Munzur’un kenarında piknik yapmıyorsunuz Sayın Başbakan? (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Seçimlerde Hakkâri’ye falan gittiniz mi?

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Baratalı.

Buyurunuz.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Neden Zap Suyu’nun kenarında, Hakkâri’de piknik yapmıyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – 29 Marttaki seçimden haberiniz var mı?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Neden Yüksekova’nın o güzelim yaylalarında, örneğin Berçalan Yaylası’nda neden piknik yapmıyorsunuz?

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Gördün mü? Gördün mü?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Oralarda büyüdüm ben, Bitlis’te büyüdüm. Bitlis’te şehit bir subayın, buradan iftiharla ifade ediyorum, orada onun çocuğu olarak büyüdüm. Siz nerede büyüdünüz ben bilmiyorum, ben sizi tanımıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Bitlis’e ne zaman gittin?

BÜLENT BARATALI (Devamla) –  Her zaman gittim, her zaman gittim.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Bu seçimde nerede çalıştın?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, sadece Doğu ve Güneydoğu Bölgemizde değil ülkemizin her yerinde büyük bir güvenlik sorunu vardır değerli arkadaşlar.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Korku dağları sarmış.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Şimdi, bu güvenlik sorununu, güvensizlik sorununu hazırlayanlar, insanları inanan-inanmayan diye, Kürt-Türk diye bölen, laik ve demokratik cumhuriyet ve üniter yapımız üzerinde tartışma başlatarak darbe yapanlardır. Diyarbakır’da görüş ifade ederek sonra şaşırıp bu görüşünü Ankara’da geri alanlardır darbe yapanlar değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Süre bitti Sayın Başkan, süre bitti.

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Kuyuya attılar adamları, kuyuya. Biz mi attık adamları kuyuya?

BAŞKAN – Sayın Baratalı, lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bütün bu söylediklerime ses çıkarmayanlardan, alkış tutanlardan elbette bir gün Türk milleti hesap soracaktır

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Hayırlı işler!

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Ama nerede hesap soracaktır? Sandıkta hesap soracaktır.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Millet bizi gönderdi, bizi!

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Çünkü Türk milleti o kadar büyük bir millettir ki ya denize döker ya da sandığa gömer değerli arkadaşlarım. Bu nedenlerle…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizi gömdüğü gibi.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Kimin gömüldüğü belli. Cumhuriyet Halk Partisi 2 puan oy kazandı, siz 8 puan oy kaybettiniz. (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah” sesleri)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bizim yarımız kadar oy aldınız!

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamı bitirirken Hazreti Ömer’in söylediği bir şeyi söyleyeceğim ve Bakanı bu konuda görüş bildirmeye davet edeceğim.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Sizi tebrik ediyorum.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Yalnız, Fırat’ın kenarındaki 2 koyun kaybolmamıştır Türkiye’de değerli arkadaşlar. Bırakınız Fırat’ın kenarındaki 2 koyunu Türkiye'nin tümündeki bütün koyunlar kaybolduğu gibi insanlar kaybolmaktadır.

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Süre bitti, süre. Sayın Başkan, ne kadar süre verdiniz?

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bu nedenle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baratalı, lütfen sözlerinizi bitirip, Genel Kurulu selamlayınız.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak önergeyi destekleyeceğimizi ifade ediyor, yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baratalı.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Van Milletvekili Fatma Kurtulan. (DTP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kurtulan.

DTP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumsal olaylarda toplantı ve gösteri özgürlüğünü ihlal ederek görevini kötüye kullanan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında verdiğimiz gensoru üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de gündeme geçmeden önce partimize dönük yapılan bu siyasi operasyonla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum. Arkadaşımızın da belirttiği gibi, seçimin hemen sonrasında, hem Sayın Cemil Çiçek’in hem de Başbakanımızın ifadeleri sonrasında partimize yönelik çok kapsamlı bir operasyon yaşandı, hâlâ da devam ediyor. Şu an 4 eş başkanımız yardımcısının içinde yer aldığı, kadın ve gençlik meclislerimizin sözcülerinin de içinde yer aldığı bir tutuklanma durumuyla karşı karşıyayız.

Şunu özellikle ifade etmek istiyorum: 2000 yılında Siyasi Partiler Yasası’nda yapılan değişiklikle birlikte “kol” tarzı örgütlenmeye partimizin hızla geçtiği biliniyor. Gençlik ve kadın örgütlerimizin bu çerçevede örgütlenmesi gerçekleşti. Ancak süreç ve zamanla bu tartışmalarımız bizi şöyle bir modele evirdi: Daha çok dikey bir modeldi, merkezî bir modeldi. Dolayısıyla, biz de gençlik ve kadın örgütlerimizde özellikle yatay örgütlenme modelini esas alan, katılımcılığı esas alan bir modeli benimseyip kaç yıldır da çalışmalarımızı bu durumda yürütüyoruz. Lider sultasına dayalı siyasi erk aslında bunu çok anlamakta zorlanıyor, bunu görüyoruz. Dolayısıyla, şu an partimizi illegalize eden, gençlik ve kadın örgütlerimizi illegalize eden yaklaşımı kınadığımı özellikle ifade etmek istiyorum.

AKP Hükûmeti daha önce bu halkın neden kendilerine oy verdiğini anlayamadı, bu seçimde de aslında niye oy vermediğini anlayamadı. Bizim önerimiz şu: Bazı milletvekilleri, özellikle, şunu belirtmek istiyorum, bölge milletvekilleri şunu söyleyemediler: Biraz koltuklarını güvence altına almak için, bunu sağlama almak için “Tehdit edildik” safsatasını yaydılar. Şunu söyleyemediler: Biz biraz TRT Şeş’e güvendik; valiler, kaymakamlar bizim parti yöneticilerimiz gibi çalıştı; sosyal yardımlara güvendik; Başbakanımızın da biraz karizması var, ona da güvendik, dolayısıyla bu sonucu elde ettik, bu kadar oldu diyemediler. Ben, bu yaklaşımın da Türkiye kamuoyunu yanıltan bir yanıltmaca olduğunu belirtmek istiyorum, kınıyorum tekrar.

Gündeme ilişkin sözlerime başlarken, aynı zamanda “Her önüne gelen önerge veriyor” sözünü de burada doğru bulmadığımı ben de ifade etmek istiyorum. DTP her önüne gelen değildir, hele hele AKP bunu söyleyemez, hele hele seçimlerden sonra AKP bunu söylememeli diye düşünüyorum.

Aynı zamanda, CHP’li konuşmacı arkadaşımıza da, biz sadece bir bölgede yaşanan vakaları değil, tüm Türkiye’de bu süreçte yaşanan vakaları ele almaya çalıştık. En azından şöyle bir durum var: Engin Ceber olayı yargıdadır ve Sayın Bakan da bununla ilgili özür dilemiştir. Ama, bizim altını çizmek istediğimiz vakalar, henüz yargıya bile intikal etmemiş, soruşturma dahi açılmamış vakalardır, özellikle altını çizerek bunlara vurgu yapmak istedik.

Demokratik toplumlarda toplanma özgürlüğü, siyasal ve toplumsal yaşamın en temel unsurunu oluşturmaktadır. Toplantı ve gösteriler, düşünceyi ifade etmenin kolektif bir biçimi ve düşünce özgürlüğünün tamamlayıcısı niteliğindedir. Düşünce ve ifade özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı olan toplanma ve gösteri yapma hakkı, demokratik ülkelerde kişilerin ortak ve kamusal çıkarlara ilişkin konularda kamuoyu oluşturma ve siyasal organları etkileme amacı taşımaktadır. Bu nedenle demokratik bir fonksiyona sahip olma özelliği taşımaktadır. Bunlarla beraber, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, gerek uluslararası belgelerle gerekse de yasalarımızla tanınmış bir haktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üzerinde durduğumuz en demokratik hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşleri Anayasa’nın 34’üncü maddesiyle güvence altına alınmıştır. Buna göre önceden izin almaksızın herkes toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkına sahiptir. Aynı zamanda bu hakkın özgürce kullanılmasını sağlamak demokratik hukuk devletinin temel gereklerinden biridir. Hukuk devletinin temel gerekliliği olan bu hak, Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi’nin 20’nci maddesinde, Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 21’inci maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11’inci maddesinde de güvence altına alınmıştır.

Türkiye'nin taraf olduğu bu bildirge ve sözleşmeler Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesinde, milletlerarası anlaşmalar kanun niteliğinde olmakla birlikte Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez ve hükümleri esas alınır, ibaresiyle anayasal özelliğe kavuşturulmuştur.

Bu nedenledir ki toplanma ve gösteri özgürlüğü hakkının kullanılması, Anayasa’da, izin alınmaksızın yalnızca bildirime tabi bir hak olarak düzenlenmiştir. Bildirimin taşıdığı amaç ise bu hakkı kullanan topluluğun toplantı esnasındaki güvenliğini sağlamasıdır. Toplanma özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik müdahale etmeme yükümlülüğü ise açık bir yükümlülüktür.

İşte teoride ve kâğıtlar üzerinde böyle iken uygulamalara bakıldığında ülkemizdeki tablo son derece acıdır. Ne yazık ki ülkemizde toplumsal gösteriler kolluk güçlerinin ölümlerle sonuçlanan orantısız aşırı güç kullanımına sahne olmakta ve birçok müdahale sırasında ateşli silah kullanılmaktadır. Müdahaleler kamu düzenini koruma, güvenliği sağlama amacının dışında cereyan etmekte, aşırı güç kullanımı çok sayıda insanın yaralanmasına ve hatta yaşam hakkının ortadan kalkmasına, yani ölümlere sebebiyet vermektedir.

Yukarıda da değindiğim gibi, gerek Anayasa’mız gerek ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşme ve anlaşmalar, toplantı ve gösteri özgürlüğünün yalnızca kamu güvenliği ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması durumunda yasalarla sınırlandırılabileceğini ifade etmektedir. Durum böyleyken Avrupa Birliği sürecini hızlandırdığını ve önemli ivmeler kazandırdığını iddia eden AKP Hükûmeti zamanında orantısız güç kullanımının sebep olduğu ölümlerin ciddi boyutlara varması Avrupa Birliği üyeliğine olan samimiyetsiz yaklaşımın da bir açıdan teşhiri olarak görülebilinir.

Yine, aynı şekilde, Avrupa Birliği sürecinde sloganlaştırılan “İşkenceye sıfır tolerans.” sözüyle, Hükûmet, âdeta ironi yapmış, yurttaşlarını sokak ortasında, evlerinde, iş yerlerinde, araçlarında işkenceye ve kötü muameleye maruz bırakmıştır.

“İşkenceye sıfır tolerans.” diyen AKP Hükûmeti, 1 Mayısta gösteri ve yürüyüş hakkını kullanan kitleye Taksim Meydanı’nı dar ederken, polisin yalnızca “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle Baran Tursun ve daha birçok kişiyi ensesinden vurarak hayatına son vermesi karşısında hiçbir rahatsızlık duymamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensorunun gerekçesinde de saydığımız gibi, 9 kişi yalnızca 2008 Şubat ayından bu yana toplu gösteri ve yürüyüşlerde kolluk kuvvetlerinin müdahaleleri sırasında hayatını kaybetmiştir. 9 kişinin hayatını kaybettiği bu gösteri ve yürüyüşlerin Kürt sorunuyla ilişkili olması tesadüf değildir. Bu durum Hükûmetin Kürt sorununun çözümüne dair önerilere, gösteri ve yürüyüşlere bile tahammül göstermediğini ortaya koyarken İçişleri Bakanının bu ölümlere ilişkin bugüne kadar bir açıklama yapma gereği bile duymaması bir içişleri bakanı misyonunu yeterince üstlenmediğinin anlaşılması için yeterli neden değil midir?

Yaşanan olaylar karşısında İçişleri Bakanının gerekli tedbirleri almaması ve güvenlik görevlileri hakkında etkin bir soruşturma başlatmaması müdahalelerin tarafınca onaylandığı anlamını taşırken bu yaklaşım yaşam hakkının açıkça tehdit edildiği bir güvensizlik ortamı yaratmıştır. Oluşan bu güvensizlik ortamı bireysel silahlanmayı artırırken, bir çatışma tehlikesini de beraberinde getirmiştir. Bu çatışma ortamını derinleştirme çabası içinde olan Sayın Başbakan, bir gösteri sırasında pompalı tüfekle Kürt vatandaşlarımızın üzerine kurşun yağdıran şahsa “Elinde tedbiri olan kendini savunacaktır.” diyerek arka çıkmıştır. Sayın Başbakan bir başbakan sorumluluğunda davranmayıp yangına körükle giderken, partisinin Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül, “Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle birçok vatandaşımızın polis tarafından öldürülmüş olmalarını “Devletime, milletime karşı gelenleri vurmaktan hoşlanırım.” diyerek savunurken “Millet için kurşun sıkan da kahramandır.” sözünün iktidarları zamanında içeriğinin zenginleştirilerek ne kadar canlı tutulduğunu bize hatırlatmıştır.

Toplumsal huzuru ve güveni sağlamakla yükümlü olan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay, toplumu âdeta bir iç çatışma ortamına iten, kin ve düşmanlığa tahrik eden bu sözlere en ufak bir tepki göstermemiş ve onların bu duygularına ortak olduğunu yorumsuz kalarak bize göstermiştir.

Aynı şekilde, DTP Sakarya il örgütünün 2008 Nisan ayında düzenlemiş olduğu kültür sanat şöleninin yapıldığı düğün salonuna ülkücü bir grubun saldırısı karşısında güvenlik güçlerinin müdahalesiz kalarak, içeride mahsur kalanlar arasında altmış beş yaşındaki Ebubekir Kalkan’ın kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmesi, yine İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’ın sorumluluğunda yaşanmıştır.

En temel insan hakkı olan yaşam hakkına kasteden bu olaylar, başta da belirttiğim gibi, işkenceye sıfır tolerans sözü veren Hükûmetin İçişleri Bakanının sorumluluğu altında yaşanmaktadır.

Yasal demokratik çerçevedeki gösterilere ateşli silah kullanılarak yapılan müdahaleyle toplumsal muhalefet bastırılmak ve terörize edilmek istenmektedir. OHAL dönemini aratmayan bu uygulamalarla devletin şiddet yöntemlerine başvurmasının yolunun açılması ve güvenlik aygıtının idari yönetim üzerinde hâkimiyetinin sağlanması hedeflenmektedir. Ülkemizi çatışmalı ortama sürükleyen bu politika, oluşturulmaya çalışılan toplumsal barış ve demokratik istikrarı da açıkça tehdit etmektedir. Demokrasinin güvencesi olan muhalefeti demokrasinin en temel unsuru olarak görme olgunluğuna sahip olmayan İçişleri Bakanlığının eleştiriyi engelleyen diktatöryal yaklaşımı kendisini gün geçtikçe daha çok hissettirmektedir. Toplumsal olaylarda kamu düzeni  ve kamu güvenliğini korumakla görevli bulunan güvenlik güçlerinin idaresinden sorumlu İçişleri Bakanlığı, basın açıklamaları ve yürüyüşlerle demokratik tepkilerini ifade eden yurttaşları yasa dışı ve provokatör olarak tanımlama anlayışını sürdürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği uyum sürecinde “demokratikleşme paketi” adı ile yasal düzenlemelere gidilirken bu düzenlemelerin yaşamsal bir karşılığının olmaması idari bir sorumluluktur. İnsan hakları ihlalleri son iki yılda kaygı verici bir artış göstermiştir. Bu durum demokratik eylem ve etkinliklere güvenlik güçlerinin göstermiş olduğu orantısız güç kullanımında da kendini göstermektedir. Güvenlik güçleri tarafından 2007 yılında 34, 2008 yılında 127 toplantı ve gösteriye müdahale edilmiştir.

Bildiğiniz gibi, Yunanistan’da hükûmet politikalarına karşı düzenlenen eylemlerde bir gencin güvenlik güçlerince öldürülmesi sonrasında asayişten sorumlu bakan yardımcısı istifa etmiş… Hükûmet ve İçişleri Bakanlığınca demokratik eylemler hukuk dışı gösterilerek ölümler kamuoyuna sıradan bir olay gibi yansıtılmıştır, ülkemizde tabii bu. Hükûmetin ve İçişleri Bakanlığının demokratik taleplerin ifade edildiği eylemlerde aşırı ve orantısız güç kullanımı sonucu 9 yurttaşımızın öldürülmüş olmasını kanıksayan bir yaklaşım içinde olduğu görülmektedir. Ölümlere sebebiyet veren bu aşırı güç kullanımı bütünüyle İçişleri Bakanlığının yetkisi ve sorumluluğu altındadır. Toplumsal muhalefetin zor kullanarak engellenmesi önü alınamaz antidemokratik uygulamaları beraberinde getirecektir. Siyasal etiğin yıpratılması demokratik toplumun oluşturulmasını sağlayacak demokratik teamüllerin geliştirilmesini engellemektedir. Toplumsal değerlerde yaşanacak bu erozyonun asıl etkileri orta ve uzun vadede görülür. 2008’de Eş Başkanımız ve Mardin Milletvekili Emine Ayna’ya, Van’daki Nevruz kutlamalarında şahsıma yönelik güvenlik güçlerinin göstermiş olduğu fiziksel şiddet, ilerleyen zamanlarda Batman Milletvekilimiz Bengi Yıldız’a, Urfa’da yine Batman Milletvekilimiz Ayla Akat Ata’ya ve Ağrı’da Van Milletvekilimiz Özdal Üçer’e karşı da kendini göstermiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayanışma Dernekleri Federasyonu cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler üzerindeki tecrit ve izolasyona dikkat çekmek amacıyla 3-4 Nisan tarihlerinde Urfa’da bir demokratik etkinlik düzenlemiştir. Etkinliğin ikinci günü, programda belirtildiği üzere, katılımcılar yürüyüşe geçmişken, kamu güvenliğini ve başka birilerinin özgürlüğünü kısıtlayacak bir durum yok iken keyfî olarak yürüyüş durdurulmuş ve kitle provoke edilmiştir. Güvenlik güçlerinin çeşitli araçlarla yakın mesafeden halka saldırması sonucu 2 çocuk babası 27 yaşındaki Mustafa Dağ başından aldığı gaz bombası kapsülü yarasıyla, üniversite üçüncü sınıf öğrencisi 21 yaşındaki Mahsun Karaoğlan sol göğsüne aldığı darbe sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir. Yine müdahale esnasında bazıları ağır olmak üzere çok sayıda insanımız da yaralanmıştır.

Başta Kürt sorunu olmak üzere ülkemizin temel sorunlarını gözardı eden, demokratik ve barışçıl taleplerin baskı ve şiddetle bastırılmasına, toplumsal gösterilerde kamu düzenini koruma, güvenliği sağlama amacının çok ötesinde aşırı güç kullanılmasına izin veren, anayasal bir hak olan ve mutlak şekilde korunması gereken yaşam hakkını yok sayarak çok sayıda kişinin yaralanmasına ve ölümüne neden olan “Dur” ihtarlarında güvenlik güçlerinin sivilleri vurması karşısında etkin önlemler almayarak ölümlerin ve yaşam hakkı ihlalinin artmasına yol açan ve bu tutumuyla da gergin ortama zemin hazırlayarak ülkemizin toplumsal barışını tehlikeye sokan İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında gensoru açılmasının, içinde olduğumuz bu tehlikeli süreci doğru analiz edip çatışmalı ortamın huzur ve barış ortamına dönüşmesine katkı sunacağına inanıyoruz.

Vereceğimiz gensoruya destek vereceğinizi bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kurtulan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Mustafa Enöz.

Buyurunuz Sayın Enöz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu tarafından İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay hakkında açılması istenen gensoru hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, emniyet güçlerimiz ve güvenlik kuvvetlerimiz, başta Anayasa olmak üzere kendilerine kanunla verilen yetkiler çerçevesinde görev yapmaktadırlar. Kolluk güçlerimiz görevini yerine getirirken demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti sınırları ve kendisine verilen görev bölgesi içinde asayiş ve emniyeti, halkımızın huzur ve esenliğini sağlama adına kendisine verilen görevleri ırk, din, cinsiyet ayrımı yapmadan yasalardan aldığı gücü hukuk ve adalet çerçevesinde insanımıza sunmasını beklemek vatandaşlarımızın en tabi haklarıdır.

Sayın milletvekilleri, günlük hayatta kullandığımız bir ifadeyle “En zor meslek insanlarla uğraşılan meslektir.” diyoruz. Emniyet teşkilatımızı oluşturan personel bizlerin arasından çıkan insanlardır. Kendimizi teslim ettiğimiz emniyet güçlerinin de bu önemli görevleri yerine getirirken ağır şart ve görev yoğunluğundan etkilenmesi bazı durumlarda kaçınılmaz olabilmektedir. Bu sebeple, emniyet teşkilatımıza ilk önce bizlerin sahip çıkması, değer vermesi, olaylara karşı duyarlı olunarak bilgi verilmesi gerekliliği bulunmaktadır. Aynı şekilde emniyetimizin de insana değer veren uygulamaları ile düzensizlikleri ortadan kaldıran çalışmaları eksiksiz yerine getirmesi gerekmektedir. Bu karşılıklı anlayış, kolluk güçleri ile vatandaşımızın birlikte ve huzur içerisinde olmasını sağlayacaktır. Emniyet teşkilatımız, suç oranlarının azaltılmasında teknolojinin son imkânlarından büyük ölçüde yararlanarak görevlerini yerine getirmektedir. Aynı zamanda personeline yönelik yoğun eğitim programları uygulamaktadır. Emniyet çalışanlarının başarısı vatandaşa asayiş ve huzur olarak dönmektedir.

Sayın milletvekilleri, emniyet teşkilatı, ağır, yorucu ve uzun çalışma temposu içerisinde görev yapan bir disiplin mesleğidir. Yansız, etkin görev ve kuruluş yasaları, çağın, toplumun ve mesleğin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş; fonksiyonel açıdan hizmete, hizmetin gereklerine göre örgütlenmiş; modern araç gereçlerle donatılmış, hizmete uygun yerleşim yerlerine ve hizmet binalarına sahip, hareket ve iletişim yeteneği üstün, personeli nitelik ve nicelik açılarından yeterli, eğitim düzeyi yüksek, sosyal ve ekonomik güvencelere kavuşturulmuş, hakça hareket eden ve halkça desteklenen, sürekli kendisini yenileyebilen, dinamik, modern ve çağdaş yönetim ilkelerine göre işleyen bir emniyet teşkilatına kavuşmak hepimizin ortak beklentisidir.

Eksikliklerine rağmen, emniyet teşkilatımızın, bireyin temel hak ve özgürlüklerini korumada, emniyet ve asayişi sağlayıp kamu düzenini tesis ve devam ettirmede -suç işlenmesini önleyici tedbirler almak- suç ve suçluyla mücadele, suçları aydınlatma ve şüphelileri adli makamlara teslim etmede, yardıma muhtaç olanlar ile tehlike içerisinde bulunanlara yardım etmede gösterdiği üstün hizmet anlayışı ile Türk milletinin gönlünde çok müstesna bir yeri vardır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin yer aldığı bölgenin önemine binaen, ülkemiz üzerinde çok değişik oyunlar oynanmaktadır. Tabii ki bunların başında terör faaliyetleri gelmektedir. Hedefe ulaşmakta her yolu meşru sayan terörizm insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Terörün amaç ve stratejisi zamanla teknolojik gelişim ve sosyoekonomik yapıya paralel olarak gelişmiş, tahrip ettiği toplumların dinî, ırki, ekonomik ve sosyal yapısını ideolojileri doğrultusunda araç olarak kullanmış ve bu suretle kendisine finans kaynağı yaratmıştır. Sağladığı bu büyük miktardaki finans kaynaklarıyla dar bölge sınırlarını aşarak sınırlar ve kıtalar arası boyut kazanmıştır.

Dünyamız, ekonomik, siyasal, askerî ve soysal faaliyetler etrafında birleşen ülkelerin oluşturduğu bloklar ve paktlara bölünmüştür. Bu oluşumlar ekonomik ve siyasal çıkar kavgalarını hızlandırmış, “böl-parçala-yönet veya kendi çıkarlarına zarar veremeyecek azami limitler arasında tut” ilkesinden hareket eden bazı blok ve ülkeler farklı dinî, ırki, etnik unsurları malzeme olarak sağlamış ve terör örgütlerine bu şekilde katkıda bulunarak amaçları doğrultusunda taşeronluk görevi yüklemişlerdir. Bu bağlamda ülkemiz, içinde bulunduğu jeopolitik konum itibarıyla dış ve iç kaynaklı bölücü terörün ortaya koyduğu bir saldırıya sahne olmaktadır. Bu saldırının içeride ve dışarıda ortak çıkarlar doğrultusunda hamileri bulunmaktadır. Terörün bazı ülkeler tarafından muhtelif ülkeye yönelik olarak desteklenmesi konusunda, hedef ülkenin başta sosyal zaafları, sonra ekonomik zaafları ve vatandaşların devletine karşı hoşnutsuzlukları etüt edilerek planlanmakta, dolayısıyla maşa olarak kullanılabilecek örgütler oluşturulabilmektedir. Buna karşın toplumun bilinçlendirilmesi ve terörizme karşı topyekûn mücadele verilmesi huzur ve güven ortamının sağlanması açısından zorunludur.

Sayın milletvekilleri, emniyet teşkilatı mensuplarımız olayların üzerine gittiklerinde farklı mukavemetlerle karşı karşıya gelebilmektedirler. Bu durum çoğu zaman emniyet mensuplarımız ve halkımızı karşı karşıya getirmektedir. Bu durumda, olayları önlemeye giden emniyet personelinin çok iyi eğitilmiş olması ve olaylara profesyonelce müdahale etmesi gerekmektedir. Günümüzde gerçek anlamda kolluk görevi, suçluları yakalamada gösterilen başarı ile değil halkla geliştirilen ilişkilerin niteliği ve suçu önlemede halktan alınan yardım ve desteğin oranı ile ölçülmelidir.

Emniyet teşkilatı, hizmetinin niteliğinden dolayı sürekli olarak halkla temas hâlindedir. Bir sorumluluk ve güven mesleği olan polisliğin toplumda saygınlık kazanması için polisin halka güven verebilmesi gerekir. Öyleyse polisliğin bir korku kurumu olmaktan çok sevgi kurumu olması için insanımızın düşünce altyapısında oluşan yanlış imajın silinmesi gerekmektedir. Günümüzde polis-halk ilişkileri ve polisin imajı, sürekli gündemde kalan ve iyileştirilmesi için devamlı çaba gerektiren bir olgudur. Halkla sürekli etkileşim ve iletişim içerisinde olan polis için bu olgular artık en önemli sorunlardan birisi hâline gelmiştir. Çağdaş yönetim ve çağdaş polislik, yakalanan suçlu ile değil suç ve suçluların azaltılması ile suçu önlemede halkın katılımının sağlanmasından geçmektedir.

Sayın milletvekilleri, bazı miting, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde toplumsal kargaşa çıkarmak isteyen art niyetliler emniyet güçlerini tahrik etmekte, taş ve sopalarla saldırılmakta, bu işler için de çoğu kere çocukları kullanmaktadırlar. İşte bu zor şartlarda canını tehlikeye atarak mesai gözetmeksizin çalışan, ülkemizin birliği ve bütünlüğü uğrunda binlerce şehit veren güvenlik güçlerimizin içinden maalesef gayriyasal yollara bulaşan, işkence ve insan hakları ihlallerine karışanlar, aşırı güç kullananlar olmaktadır. Bu uygulamalara katılan ve karışanlar tespit edilip yargıya teslim edilmekte, hak ettikleri cezaları çekmektedirler. Ancak bu münferit olaylar bahane edilerek emniyet güçlerimizin tamamının töhmet altında bırakılması, suçlu ilan edilmesi, dolayısıyla yıpratılması büyük bir yanlışlıktır ve haksızlıktır.

Sayın milletvekilleri, gensorunun gerekçesinde ifade edilen, hedef gözetilerek, çeşitli silahlar kullanılarak adam öldürüldüğü ve bunun da emniyet güçlerince yapıldığını kabul etmek mümkün değildir. Ancak yargının bu tür iddiaların üzerine gitmesi ve soruşturması gerekmektedir. Bağımsız yargı, hukuka aykırı her türlü fiil ve eylemleri araştırmalı ve sonuca bağlamalıdır. Yargı sürecinde gensoru iddialarıyla ilgili hususların siyasallaşmaması gerektiği görüşüyle, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Bakanın bazı uygulamalarına itirazımız saklı kalmak kaydıyla, İçişleri Bakanımız hakkında gensoru açılması şartlarının oluşmadığı kanaatini taşımaktayız.

Bu duygu ve düşüncelerle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak, hepinizi ve yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Enöz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sadullah Ergin.

Buyurunuz Sayın Ergin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SADULLAH ERGİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına, İçişleri Bakanımız Sayın Beşir Atalay hakkında verilmiş bulunan (11/7) esas sayılı gensoru önergesi üzerine AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Demokratik Toplum Partisi Grubunca verilen gensoru önergesini incelediğimizde, bu önergenin dayandırıldığı hususları birlikte, sizlerle şöyle bir değerlendirmek istiyorum.

Gensoru önergesi ilk olarak, Anayasa’mızın 34’üncü maddesinde ifadesini bulan toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme hakkına dair bir esasa dayandırılıyor. Burada, 34’üncü maddenin birinci fıkrasında “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” vurgusu yapıldıktan sonra, bu gösteri yürüyüşleri esnasında yapılan müdahaleler ve orantısız güç kullanımından dolayı ölüm vakaları meydana geldiği iddiasıyla, İçişleri Bakanımız hakkında gensoru talep edilmiş bulunmakta. Önce dayanaklara değineceğim, daha sonra bunlara ilişkin görüşlerimizi paylaşacağım.

İkinci olarak önergenin dayandığı husus, kolluk güçlerinin ölümlerle sonuçlanan orantısız aşırı güç kullanımı ve bu esnada ateşli silah kullanılmasına dair iddiadır.

Bir diğer dayanak, İçişleri Bakanlığının gerekli tedbirleri almadığı gerekse de güvenlik görevlileri hakkında etkin bir soruşturmanın yürütülmediği iddiasıdır. Bakanlığın bu uygulamaları teşvik ettiği tespiti yapılarak ölümle biten toplumsal gösteriler kronolojik olarak sıralanmıştır.

Bir diğer yaklaşım tarzı, yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğu tespiti yapılmış, işkenceye sıfır tolerans sözü veren Hükûmetin bu sözünü tutmadığından bahsedilerek, bu olayların İçişleri Bakanlığının sorumluluğu altında yaşandığı ileri sürülmüştür.

Kısaca gensorunun dayanakları, temas ettiği konular çerçeve itibarıyla bunlar.

Şimdi, bu dayanaklara birer birer bakmaya çalışacağım, ancak burada “özgürlük” kavramını birlikte bir konuşmamız gerektiğine inanıyorum.

Günümüzde milletlerin ve fertlerin üzerinde mutabık kaldığı “özgürlük” tanımı, 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin 4’üncü maddesinde yer almaktadır. Bu tanıma göre, özgürlük, başkasına zarar vermeyecek her şeyi yapabilmektir. Tabii haklardan olan özgürlüğün herkes için sınırı, başkalarının özgürlüğünün sınırıdır. Bu sınırı ancak kanun çizebilir. İnsanın özgürleşmesi çağımızın en temel amaçlarından biridir. Bu, aynı zamanda uygarlığımızın temel niteliklerinden biri olarak da varsayılır.

İnsanın özgürleşmesi ise, ekonomik, siyasal, kültürel tüm haklarını kullanabildiği şartların oluşturulması hâlinde mümkün olur. Bu bakımdan, devletler de yurttaşlara haklarını kullanabilecekleri şartları sağlamak, korumak ve geliştirmekle yükümlüdür.

Modern kamu hizmeti yaklaşımında devletin görev ve sorumluluğu, insan haklarının hukuksal ve kurumsal yollarla güvence altına alınmasıdır. Bu sorumluluk Anayasa’mızda düzenlenmiştir. Olağanüstü şartlarda özellikle devlet ve kamu güvenliğini tehdit eden silahlı çatışmalar veya saldırılar göz önüne alındığında “Sivil haklar ve özgürlükler mi, yoksa güvenlik mi?” sorusu gündeme gelmektedir. Bu husus felsefi açıdan birçok tartışmayı beraberinde getirmesine rağmen, yaygın görüş, devletlerin tehdit unsuru algıladıklarında güvenlikten yana taraf olduğu bilinen bir husustur.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesi bir’inci paragrafında, herkesin özgürlük hakkından istifade etmesi gerektiği ve dolayısıyla kişinin bu hakkından yalnızca istisnai durumlarda mahrum edilebileceği karinesi yer almaktadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve diğer uluslararası insan hakları standartlarında yer alan haklar, evrensel, vazgeçilmez ve devredilemez niteliklerdedir. Yönetimlerin, bu hakları geliştirmeleri ve korumaları için uluslararası düzeyde zorunlulukları vardır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3’üncü maddesi aynen şöyle der: “Herkesin yaşama, özgürlük ve kişisel güvenlik hakkı vardır.” Benzer şekilde, uluslararası insani yasalar olarak da bilinen uluslararası insan hakları hukuku kişilerin can ve mal güvenliğini garanti altına alan yasalardır.

Özgürlük demokrasilerin vazgeçilmez unsurudur ancak sınırsız değildir. Hiçbir birey özgürlüğünü kullanırken başka bir bireyin özgürlüğüne müdahale edemez. Hak, bireyin, diğer insanların kendi hayatlarını yaşama şekline müdahale etmeden kendi yaşamına yön verme özgürlüğüdür. Hukuk ise, toplumun genel menfaatini veya fertlerin veya toplumun ortak iyiliğini sağlamak maksadıyla konulan ve kamu gücüyle desteklenen kaide, hak ve kanunların bütünüdür. Daha yaygın bir tanımıyla hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.

Değerli arkadaşlar, demokratik toplumlarda kişi hak ve özgürlükleri ile kamu güvenliği arasındaki dengenin sağlanması önemlidir. Güvenliğin olmadığı bir yerde özgürlük, demokrasi ve insan haklarından söz etmek mümkün değildir. Vatandaşların güvenliğinin sağlanması devlet için temel bir kamu hizmetidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru önergesinde dayanılan hususları bahsederken Anayasa’mızın 34’üncü maddesine önerge sahiplerinin yaptığı atıftan söz etmiştim. Önergede 34’üncü maddesinin birinci fıkrasındaki husus yer almış ama ikinci ve üçüncü fıkralara değinilmemiştir. Birinci fıkra, herkesin, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını teslim eder iken, ikinci ve üçüncü fıkra da bu hakkın hangi hâllerde kısıtlanabileceğine, kamu yararı açısından, millî güvenlik ve kamu düzeni açısından, suç işlenmesinin önlenmesi açısından, genel sağlığın ve genel ahlakın korunması açısından sınırlanabileceğine işaret etmiş…

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Ölümler var ortada! İnsanların suç işlemesini öldürerek mi önlüyorsunuz?

SADULLAH ERGİN (Devamla) – … bu arada toplantı ve gösteri yürüyüş hakkının nasıl kullanılacağını da kanunlara bırakmıştır.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Gensorumuz ona dair değil ama Sadullah Bey.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Anayasa’nın 34’üncü maddesinin birinci fıkrasında belirtilen hak, diğer fıkralarda hangi şartlarla kullanılabilecek, hangi şartlarda, hangi kanunlarla belirlenecek, bunlara işaret etmektedir. Bu hakkın kullanım şeklini gösteren… (DTP sıralarından gürültüler)

Siz benim konuşma hakkıma saygı duymazsanız, insan hakları, demokrasi, özgürlük, bunlara nasıl saygı duyacaksınız? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Siz yaşam hakkına saygı duymuyorsunuz!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Deminden beri burada, benden önce üç tane siyasi parti grup sözcüsü konuştu, ayrıca önerge sahipleri adına siz bir konuşma daha yaptınız, grubunuz adına iki konuşma yapıldı. Lütfen, sabırla dinleyin.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Yaşam hakkına saygı duyun önce!

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Önergeye cevap vermiyorsunuz Sadullah Bey, mesele o!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Yine Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 6, 9, 10, 22, 24 ve 25’inci maddeleri, bu hakkın, ne şekilde, nerede, nasıl kullanılabileceğini ve yasalar çiğnendiğinde hangi önlemlere başvurulabileceğini düzenlemektedir.

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Öldürme önlemi var, değil mi!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa’mız toplantı ve gösteri yürüyüşünün bir hak olduğunu belirtmiş ama bunun sınırlarını da beraberinde koymuştur.

AYLA AKAT ATA (Batman) – 8 Mart nasıl kutlanır, “Nevroz” nasıl kutlanır? Cevabı: Öldürme!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu hakkın kullanımı esnasında yasaların çiğnenmesi hâlinde kolluk güçlerine Yasa’nın hükümlerini uygulama görevi ve talimatı da verilmiştir. Konuyu değerlendirirken her iki boyutu birlikte göz önünde bulundurmak zorundayız. Bu bir haktır ancak bu hakkın kullanımının kullanıcıya, eylemin yapıldığı bölgeye ve diğer insanlara zarar vermemesi için, çerçevesi yine kanunla belirlenmiş sınırlamalara uyulma zorunluluğu vardır.

BAŞKAN – Sayın Ergin, bir dakika…

Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sessiz olursanız… Bir uğultu yükseliyor Genel Kuruldan, rahat dinleyemiyoruz konuşmacıyı, lütfen…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – AKP Grubundan yükseliyor Sayın Başkan, AKP Grubuna seslenirseniz…

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, önergenin ikinci dayanağı, kolluk güçlerinin orantısız güç kullandığı ve ölümlü olaylara sebebiyet verdiği ve gene önergede ileri sürülen bir diğer dayanak, İçişleri Bakanlığının gerekli tedbirleri almaması, gerekse de güvenlik görevlileri hakkında etkin bir soruşturmanın yürütülmemesine dair ve ayrıca, Hükûmetin, Bakanlığın bu uygulamaları teşvik ettiği yönünde tespitlere yer verilmiştir.

Şimdi, elbette bu ülkede yıllar itibarıyla, yıllar içerisinde insan haklarının ihlal edildiği, işkence ve yasa dışı yetkilerin zorlandığı olaylar, uygulamalar olmuştur. Bunlar mahkeme kararlarıyla tespit edilmiş, bu ülkenin gerçekleri içerisinde, zaman içerisindeki var olan uygulamalardır. Ancak AK PARTİ Hükûmetinin göreve başladığı 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonraki sürece baktığımızda Türkiye’de demokratikleşme, insan haklarına saygı, toplumun haklarının genişletilmesi, özgürlük alanlarının genişletilmesi yolunda muhalefetle birlikte yaptığımız birçok değişiklik var ve bu ülkede Kopenhag siyasi kriterleri temin edilerek Avrupa Birliğiyle müzakerelerin başladığı bir zemin var. Bütün bunları görmezden gelemeyiz.

Bakınız, bu önerge içerisindeki İçişleri Bakanlığının ya da Hükûmetin kötü muamele ve işkenceye karşı herhangi bir tedbir almadığı yönündeki bütün iddialara, şöyle bir, Adalet Bakanlığımızın ve İçişleri Bakanlığımızın verileriyle bir bakmak istiyorum.

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Sokaklardaki işkenceleri söyle!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, işkence, kötü muamele konusunda 2003-2008 yılları arasında 705 kişi -yani, bunları kamu görevlisi, güvenlik görevlisi anlamında söylüyorum- hakkında işlem yapılmış. Ancak bunların yıllara göre dağılımı çok önemli, çok anlamlı. 2003 yılında 288 kamu görevlisi hakkında kötü muamele ve işkenceden dolayı işlem yapılmış.

FATMA KURTULAN (Van) - Fırat’ın doğusunda ne oldu?

SADULLAH ERGİN (Devamla) - 2003’te 288, 2004’te 234, 2006’da 57, 2007’de 35, 2008’de 21.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Gitgide üstünü örtmüşsünüz demek ki!

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Giderek göz yummuşsunuz!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – İşkenceyle mücadele noktasında, kötü muameleyle mücadele noktasında çok önemli gelişmeler var ama bunlarla övünecek değiliz.

Bu rakamların küçülmesi, sayının azalması, işkence ya da kötü muamelenin minimum düzeylere gelmesi bizim son noktadaki hedefimiz değildir. AK PARTİ Grubu olarak, Hükûmetimizin hedef olarak koyduğu işkenceye sıfır tolerans ve kötü muamele ve işkence noktasında bizim hedefimiz sıfır noktasıdır. Dolayısıyla, bu rakamlar, Hükûmetin yapmış olduğu mücadeleyi göstermesi açısından anlamlıdır ama bizim için yeterli bir nokta değildir.

Gene polisin zor kullanma yetkisinde sınırın aşılması dolayısıyla yapılan soruşturmalardan bir örnek vermek istiyorum. Gene 2003-2008 yılları arasında yapılan bu soruşturmalar 4.642 kamu görevlisiyle ilgilidir değerli arkadaşlar. Bunların yıllara göre dağılımını sizlerle paylaşmak istiyorum: 2003 yılında 1.791 kişi hakkında bu soruşturma yapılmış, 2004 yılında 1.340’a düşmüş, 2005 yılında 592’ye gerilemiş, 2006’da 518’e gelmiş, 2007’de 289’a düşmüş ve 2008 yılında 112’ye gelmiş rakam. 1.791’den başlayan soruşturma sayısı 2008 yılında 112’ye gelmiş.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Vaka sayısı artmış, soruşturma sayısı düşmüş!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bu bile çoktur, bunun sıfır olması gerekir; bizim hedefimiz, çalışmamız, gayretimiz bunun içindir ama “Bu Hükûmet hiçbir şey yapmıyor; İçişleri Bakanlığımız, Hükûmet, işkenceye, kötü muameleye toleranslı davranıyor.” iddialarına karşın bunları ifade ediyorum.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Teşvik ediyor, işkenceyi teşvik ediyor!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Gene cumhuriyet başsavcılıklarımıza yapılan şikâyetler: Cumhuriyet başsavcılıklarımıza 2.612 müracaat yapılmış 2003’te, şimdi bu, 1.421’e gelmiş 2007 itibarıyla.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Gaz bombalarının burada hesabını verin!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Şu anda daha da düşük.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Yakında “Hiç yok.” diyeceksiniz!

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bütün bu rakamlar Türkiye’de 2002 yılından sonraki süreçte işkence ve kötü muameleyle çok ciddi bir mücadelenin yapıldığını ve bu noktada önemli mesafeler katedildiğini göstermesi açısından anlamlıdır.

Bununla beraber, işkence ve kötü muameleyle ilgili olarak yasalarımızda bulunan düzenlemelere öyle maddeler ilave edildi ki, bu dönemde bu hususun kökünün kurutulması, gerçekten, gelişmiş demokrasilerde olmaması gereken bu görüntünün ortadan kalkması için çok önemli adımlar… Gene, bu Mecliste -kimini muhalefetle beraber, kimini AK PARTİ Grubuyla- yaptığımız değişikliklerden bazı örnekler vermek istiyorum.

Bir kere, uluslararası alanda, insan haklarına ilişkin olarak, hemen hemen tüm uluslararası sözleşmelere Türkiye imza koydu, bu anlaşmalara taraf oldu. Anayasa’mızın 90’ıncı maddesinde yapılan değişikliklerle bu düzenlemelerin, bu anlaşmaların iç hukukun üstünde bir muamele görmesi de sağlanmış oldu.

Bununla beraber, tüm bakanlık ve kamu kurumlarında çok sayıda insan hakları eğitim faaliyetleri gerçekleştirildi. Başbakanlık genelgeleriyle, Adalet ve İçişleri Bakanlarının müteaddit genelgeleri, her tür insanlık dışı muameleye sıfır tolerans gösterileceğini açıkça ifade etti. Bunlar takip edildi. Bunlara uymayanlar hakkında adli soruşturmalar başlatıldı ve cezalar verildi.

Bununla beraber, işkence ve kötü muamele suçlarına verilen hapis cezalarının ertelenemeyeceğine dair hüküm getirildi.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Uygulama yok Sadullah Bey. Kaç kişiye ceza verildi?

SADULLAH ERGİN (Devamla) – 2003 yılında yapıldı bu değişiklik.

Bununla beraber…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Ceza alan kişi sayısı kaç?

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Onu da söyleyeyim: 2003’te 862 kişi mahkûm olmuş, 2004’te 462 kişi mahkûm olmuş; 2005’te 459 kişi, 2006’da 427 kişi, 2007 ise -son üç aylık dönem yok- 24 kişi.

FATMA KURTULAN (Van) – Bölgede ödül verdiniz.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, biz bu konuda son derece samimiyiz. AK PARTİ kurulduğu günden bu yana, yönünü çağdaş demokrasiye, insan haklarına, özgürlüklere ve insanının mutluluğuna yönelten bir politika izlemeye devam etti bugüne kadar, bugünden sonra da buna devam edeceğiz.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Vekile işkence yapıldı, vekile! İzlerini göstersin size.

SIRRI SAKIK (Muş) – Meslektaşım bayan saldırıya maruz kaldı, vücudunda darp izleri var.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Gene, bu işkence ve kötü muamele suçlarının acele işlerden sayılacağı, otuz günden fazla duruşma günü verilemeyeceği ve adli tatil içerisinde de bu duruşmaların devam edeceği hüküm altına alındı.

Bunun gibi birçok düzenlemeyle, işkenceyle mücadele noktasında Hükûmetimiz, AK PARTİ çok ciddi önlemlere müracaat etmiştir ve neticelerini almaya başlamıştır. Ancak tekrar ifade ediyorum: Geldiğimiz nokta bizim için ulaşılması gereken hedef değil, bir ara istasyondur ama bizim hedefimiz sıfır kötü muamele, sıfır işkence.

Değerli arkadaşlar, işkence ve kötü muamele vakaları azalmaktadır dedim. Kuşkusuz ki tek bir işkence olayı bile bizi derinden yaralamaktadır.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Ölümlerle ilgili bir şey yok mu?

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu nedenle, daha fazla tedbir alma zorunluluğu vardır. İşkence ve kötü muamele suçları, 2003 senesinden bu yana şu beş önemli veriye göre tedricî bir azalma hâlindedir.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Ergin, önerge, işkence önergesi değil ölümlerle ilgilidir.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılan başvuru sayılarına göre, Türk mahkeme kararlarına göre, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı ile il ve ilçelerde kurulu insan hakları kurullarına yapılan ihlal iddialarına göre, AİHM’e yapılan başvuru sayısına göre ve yine AİHM’in verdiği mahkûmiyet kararlarına göre. Bütün bu kriterlere bakıldığında, 2002’den bugüne kadar, kötü muamele ve işkence ve kamu görevlilerinin güç kullanarak, kendilerine tanınan hakları kötüye kullanarak sebebiyet verdiği olaylarda çok ciddi azalmalar söz konusudur.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – 62 kişi nasıl ölmüş o zaman?

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu gelişmeleri devam ettireceğiz ve inşallah sıfır kötü muamele, sıfır işkence noktasına ulaşıp, Türkiye’mizi, diğer alanlarda olduğu gibi bu konuda da hak ettiği noktaya taşıyacağız.

Değerli arkadaşlar, gensoru önergesinde dayanılan husus, yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğu ve işkenceye sıfır tolerans sözünü veren Hükûmetin bu sözünde durmadığı iddiası. İddialardan bir tanesi de bu.

Yaşam hakkı, en temel insan hakkıdır, aynen katılıyoruz. AK PARTİ olarak kurulduğumuz günden beri, bu ülkede doğuştan sahip olduğumuz vazgeçilemez, devredilemez en temel insan haklarının tesis edilmesi, demokrasimizin kökleşmesi, faili meçhullerin, illegal oluşumların sona ermesi için büyük bir çaba sarf ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kutsal olan yaşama hakkını koruyabilmek için güvenlik güçleri çetin bir mücadele vermektedir. Bu mücadelede masum hak arayışları ve demokratik hakların kullanılmasıyla terörist eylemleri birbirinden çok iyi bir şekilde ayırt etmemiz gerekmektedir. (DTP sıralarından gürültüler)

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Hangi terörist eylemler! Bu kadar seviyesiz bir konuşma olur mu!

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hangi terörist eylemler!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Yürütülen mücadele, acımasız, profesyonel bir terör örgütüyle yapılmaktadır. Güvenlik güçlerine… (DTP sıralarından gürültüler)

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Ergin, önergedeki ölümleri onaylamış oluyorsunuz böylece. Yakışmıyor size!

MEHMET NEZİR KARABAŞ (Bitlis) – Hangi terörist eylem!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Müsaade ederseniz… Müsaade ederseniz, bunları ifade ediyorum. (DTP sıralarından gürültüler)

Hak arayışlarına, demokratik hakkın kullanılmasına ilişkin özen gösterilmesi gerektiğini ifade ettim.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Toplumsal gösterilerde ölen insanlardan söz ediyoruz. Hangi terörist eylem!

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Ancak bu ülkede pusu kuranları, mayın döşeyenleri, alışveriş merkezini bombalayanları, sivil insanları katledenleri, masum insanları öldürenleri bir tarafa koyamazsınız.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Siz bu önergedeki ölümleri onaylamış oluyorsunuz, meşru görmüş oluyorsunuz Sayın Ergin.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bu ülkenin gerçekleri, bu ülkedeki realiteleri görmezden gelemezsiniz.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – İyi mi olmuş ölmüşler! Onu mu demek istiyorsunuz?

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu mücadeleler yapılırken hukuk içerisinde kalınarak yapılması için büyük özen gösterilmekte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Hukukta müdahaleye yer yoktur. Ailelerden özür dileyin.

BAŞKAN – Sayın Ergin, lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

…keyfî hareket eden, hukuk dışına çıkan olursa da bu görevliler yargı önünde hesap vermektedir.

Bütün bu değerlendirmelerden sonra şunları ifade etmek istiyorum: İşkence ve kötü muamele insanlık suçudur. Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ve işlemlere tabi tutulamaz. Yaşam hakkı en temel insan hakkıdır.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Siz o suçu işliyorsunuz işte.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Söylemekle olmuyor.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Eğer insan hakkını ihlal eden, bir insanı öldüren, kamu gücünü kullanarak bunu yapan kimse varsa bunun karşısında ilk dikilecek olan, buna karşı ilk mücadeleyi verecek olan AK PARTİ’dir, AK PARTİ Grubudur, AK PARTİ Hükûmetidir arkadaşlar; ki, buna yönelik mücadeleler verilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Gereğini de yapın işte.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, AK PARTİ olarak,  3 Kasım 2002’den bu yana, ülkemizde özgürlüklerin genişlemesi, hukuk devletinin tam anlamıyla tesisi, demokrasimizin kökleşmesi ve gelişmiş modern demokrasisiyle 70 milyon ülke insanı arasında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ergin, sürenizi aştınız.

Lütfen, tamamlayınız. Son cümlenizi alayım.

SADULLAH ERGİN (Devamla) – Son cümlemi söylüyorum Sayın Başkan.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Bir de halka sormak lazım!

SADULLAH ERGİN (Devamla) –… hiçbir ayrım yapmadan, tamamını kucaklayan, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti hedefine ulaşabilmek için yoğun bir tempoyla çalıştık.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Kutlama yapanları gaz bombasıyla öldürdünüz.

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Bu çalışmaların bir kısmını muhalefetimizle birlikte bir kısmını da AK PARTİ Grubumuzla yaptık. Bundan böyle, bu hedefe ulaşmak için hukuktan taviz vermeden yolumuza edeceğiz.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Hukuksuzluğu hukuk içerisinde ifade etmeyin.

SADULLAH ERGİN (Devamla) - Yukarıda izah edilen nedenlerle, Anayasa ve İç Tüzük’te düzenlenen gensoru kurumunun amaçlarına uygun düşmeyen, DTP Grubunun vermiş olduğu bu önergenin aleyhinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ergin.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ölümleri alkışlayadurun!

AYLA AKAT ATA (Batman) – Biz de ölümleri alkışlayanları kınıyoruz!

BAŞKAN - İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Gensoru önergesiyle ilgili olarak görüşlerini dile getiren önerge sahipleri ve siyasi parti gruplarımızın temsilcilerine yapıcı eleştiri ve önerileri için teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, çok önemli, yaşam hakkıyla ilgili bir konuyu görüşüyoruz. Onun için burada pek de inanmadığımız şeyleri söyleyerek bir siyaset yapmanın gerekli olduğuna inanmıyorum ve konuşulanlar üzerinde bir tartışma açmak niyetinde de değilim bugün çünkü gerçekten ciddi bir konu bu. Yani başta Sayın Baratalı olmak üzere gerçekten kendilerinin de inanmadıkları, işte, “Orwell”dir, bilmem “Big Brother”dır, “Türkiye, hukuk devleti mi, polis devleti mi?” gibi falan tanımlamalara ve bu tür nitelemelere, tabii, katılmıyoruz ve böyle bir konunun içinde teknik hiçbir cümle söylemeden, böyle kaba, genel siyaset yapılmasını da tasvip etmiyorum. Çok özel bir konuyu görüşüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Biz sorumluluk sahibi bir Hükûmet ve bu işlerle uğraşan, buna kafa yoran İçişleri Bakanlığı olarak bu gensoru vesilesiyle, güvenlik hizmetlerinin sunumu, son yıllarda sağlanan gelişmeler, insan hakları, aşırı güç kullanımı iddialarıyla ilgili görüşlerimi, zamanın elverdiği ölçüde burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önergede, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullandığı iddiası temelinde Şırnak, Van, Hakkâri, Ağrı ve Şanlıurfa’dan bazı örnekler de verilerek yorum ve değerlendirmeler yapılıyor. Önergede bahsedilen konuların hepsiyle ilgili ayrıntılı bilgiler elimizde var, tek tek, tekil olaylarla ilgili ve bu konuların hepsi takibimiz altındadır. Ancak, şu hususu belirtmek isterim ki önergede bahsedilen tüm konular, gerçekten hem adli hem de idari açıdan ayrıntılı olarak incelenmekte ve soruşturulmaktadır. Buradaki özellikle sayılan dokuz olay, hepsi şu anda yargıdadır. Zaten hepsi ölüm olayıdır ve de yargıda olmak durumundadır ve bunlar yargı sürecinde devam etmektedir. Biz de bunun hepsiyle ilgili, eğer kamu personeli karışıyorsa mutlaka idari işlem yaparız.

Bakınız, değerli arkadaşlarım, Hükûmetim adına ve şahsım adına şunu bütün içtenliğimle söylüyorum: Hangi gerekçeyle, kim tarafından işlenirse işlensin, tek bir insanın ölümü bile asla tasvip edilemez. Yani, yaşama hakkı kutsaldır ve her şeyin üstündedir. Önce bunu paylaşalım çünkü önergenin konusu bu.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Doğru doğru! Katılıyoruz, doğru!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ölümle sonuçlanan bu olaylar çok vahimdir, üzücüdür. Bu nedenle, ölümle bağlantılı konulara hiçbirimiz bigâne ve kayıtsız kalamayız, kalmamalıyız. İşte bu nedenle, içinde insanın ölümü, yaralanması, sakatlanması gibi sonuçlar doğuran hadiseleri tüm boyutlarıyla ele almak, hukukun da insanlığın da bir gereğidir. Bu konulara bizim yaklaşım felsefemiz budur. Bu yaklaşım açımızı kısaca ifade ettikten sonra bir konuya daha değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz siyaset yapan insanlarız. Siyaseti toplumumuza hizmet etmenin bir aracı olarak gördüğümüz için hepimiz buradayız. Bizden önce başkaları buralardaydı, yarın da bizim yerimizde başkaları olacak. Bu Genel Kurul çatısı altında yaptığımız, konuştuğumuz her şey kayıtlara geçiyor ve gelecek nesillere de aktarılacak. Bilinen bu hususları tekrar etmemin nedeni şudur: Siyaset yapıyoruz diye acımasızca birbirimizi hırpalamaya, inanmadığımız şeyleri söyleyerek birbirimizi incitmeye hakkımız olmadığına olan inancımı da burada belirtmek istiyorum.

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Biz inanarak söyledik.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – DTP’li arkadaşlarımız gensoru önergesinin gerekçesinde beni toplumsal barışı tehlikeye sokmakla itham ediyor. Bu ifadeyi kabul etmem asla mümkün değildir. Bu iddiayı net ve açık bir şekilde reddediyorum. Bu tepkim bir cümleye takılıp kalmak anlamında yorumlanmamalıdır. Bunu yüksek sesle reddetmemin nedeni, sizin kayıtlara geçirdiğiniz bu cümleyi tekzip etmek amaçlıdır ve toplumumuz buna karar verir.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Zaten verildi, 29 Martta verildi.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ülkemizin toplumsal barışını tehlikeye sokan kimler, toplumsal barışı tesis etmek için her türlü çabayı gösterenler kimler, bu gerçekler ortadadır.

AK PARTİ bir toplumsal barış projesi olarak yola çıkmıştır ve biz toplumumuzun kardeşliğinin bir projesi olarak AK PARTİ’yi hâlen görüyoruz. Bu nedenle de ülkemizin ve toplumumuzun birlik ve bütünlüğünün teminatıdır AK PARTİ. Tekrar ediyorum: Ülkemizin ve toplumumuzun birlik ve bütünlüğünün teminatıdır. Biz buna çalışıyoruz. Biz yaklaşık…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hepimiz teminatıyız. Sadece AK PARTİ değil, hepimiz teminatıyız.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben Hükûmetimizin bakışını ifade ediyorum.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – AK PARTİ yokken de bu ülke birlik bütünlük içindeydi, AK PARTİ olmadan da olacak.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Kimseyi bu olmamakla suçlamıyorum, Hükûmetimizin bakışını ifade ediyorum. Biz yaklaşık yedi yıldır bu anlayışla tüm ülke genelinde çalışıyoruz. Bu nedenle ülkenin tamamında, en ücra köşesinde bile biz varız. İşte bunun için 81 ilin 80 tanesinden milletvekili çıkarıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, ben size şu aşamada şunları tekrar ifade ediyorum: Hükûmet olarak ülkede toplumsal barışı tesis etmek için gösterdiğimiz çabalar, yürüttüğümüz çalışmalar, aldığımız olağanüstü sonuçlar halkımız nezdinde bilinmekte ve takdirle karşılanmaktadır.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Erken seçim yapın da görün bakalım.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Önergenin gerekçesinde geçmişte yaşanmış bazı olaylardan örnekler veriliyor. Verilen 6 örnekten 5 tanesi 2008 yılına ait ve 4 tanesinin üzerinden bir yıldan daha fazla süre geçmiş. Ancak bu olaylarla ilgili olarak gensoru önergesi verilmesi için neden 15 Nisan 2009 tarihinin beklendiğini de anlamış değilim.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Ne zaman vereceğimizi siz mi belirleyeceksiniz?

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Daha fazla olmasın diye Sayın Bakan. Bunun için olabilir mi acaba? Sayı 10 olmasın diye olabilir mi acaba?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakınız arkadaşlarım, tekrar etmek istiyorum: Önergede bahsedilen veya edilmeyen benzer nitelikteki, sonucu ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan üzücü olaylarla ilgili adli süreç işletilmektedir. Bakanlığımızı ilgilendiren boyutlarıyla idari soruşturma işlemleri ivedi olarak başlatılmakta ve sonuçlandırılmaktadır.

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Olayların boyutlarını söyler misiniz Sayın Bakan?  Kaç tutuklu var, onu söyler misiniz?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Son olarak Şanlıurfa Halfeti’de bizi çok üzen olaylar oldu. (DTP sıralarından gürültüler)

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hepimiz üzüldük.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bizi çok üzen olaylar oldu.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Çok üzüldüğünüz için mi milletvekillerini arayıp…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Beni çok üzen olaylar oldu.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hepimizi üzdü.

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Çünkü gaz bombası kafalara nişan alındı, saplandı insanların kafasına!

AYLA AKAT ATA (Batman) – Kafasından gaz bombası çıktı!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Böyle bir olay olmamalıydı. Bana verilen bilgi, olayda silah kullanılmadığı yönündedir.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Otopsi raporu var Sayın Bakan, otopsi raporu var! Lütfen!

HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Bakan, uzun namlulu silahlar kullanıldı.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Taşlarla saldırılıyor, taşlarla. Binlerce kişi güvenlik güçlerine taşlarla saldırıyor.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Panzerle, tankla saldırıyorlar çocukların üstüne.

GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Gaz bombası…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Konunun adli soruşturma boyutu devam ediyor. Savcılık el koydu. Ben de bu üzücü olayın akabinde konunun idari boyutunu incelemek üzere derhâl mülkiye müfettişlerini görevlendirdim. Aynı gün 2 mülkiye müfettişini görevlendirdim.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ortada 62 tane katil var, bunlardan kaç tanesi yargılandı?

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sordunuz mu ne yaşandı orada?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben burada bir buçuk saat dinledim. Eğer birazcık insan hakkından falan söz ediyorsanız dinleyeceksiniz. Biraz dinleyin. Dinleyin… (AK PARTİ sıralarından alkışlar, DTP sıralarından gürültüler)

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Biz dinliyoruz.

AYLA AKAT ATA (Batman) – O zaman gerçekleri konuşacaksınız.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bir cümle bile söylemedim.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Bakan, olaylarla ilgili üzüntü duyun, ailelerden özür dileyin en azından.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz AK PARTİ olarak… (DTP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Bakan, özür dileyin en azından.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yalanlarınızı dinlemek istemiyoruz!

BAŞKAN – Lütfen dinleyiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Biz AK PARTİ olarak yola çıktığımızda huzur ve asayişin sağlanması için vatandaşlarımıza bazı taahhütlerde bulunduk ve bütün icraatımız bu yönde olmuştur. Bunlar nelerdir? Bunlar açık ve anlaşılabilir şeylerdir, şöyle özetleyeyim: İnsanımızın korkusuz yaşadığı, canından ve malından emin olduğu, malını dilediği gibi tasarruf edebildiği, hak ve özgürlüklerini hiçbir endişeye kapılmadan kullanabildiği, kendisini geliştireceği bir ortamı oluşturacağız.     Bunlar yazılı dokümanlarımızda vardır, ta partimizin kuruluş döneminde.  Milletimizin demokrasi ve güvenlik taleplerini eşzamanlı olarak ve birbirini tamamlar bir şekilde karşılayacağız. Polis ve jandarmanın suç soruşturmasına ilişkin teknik ve idari kapasitesini geliştirecek, suç aydınlatma oranını yükselteceğiz ve yükselttik. Avrupa ülkelerinde en yükseğiz aydınlatmada. Suçun önlenmesi faaliyetlerine, kurumların, sivil toplum örgütlerinin ve vatandaşlarımızın aktif olarak katılmasını sağlayacağız. İşkence ve kötü muameleyi ortadan kaldırmak, bu yöndeki iddiaları ciddiyetle soruşturmak için tüm tedbirleri alacağız.

OSMAN ÖZÇELİK (Siirt) – Ne zaman?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Polis ve jandarmayı gerek insan kaynakları gerekse teknoloji, teçhizat ve malzeme bakımından güçlendireceğiz. Bölücü terörle mücadeleye hukuk devleti ilkeleri içerisinde teröristle vatandaşı birbirine karıştırmadan kararlılıkla devam edeceğiz.

Ve işte değerli arkadaşlarım, biz bu ilkelerle yola çıktık  AK PARTİ  olarak ve yedi yıla yaklaşan iktidarımızda hep bu ilkeleri uygulamaya çalıştık ve her gün biraz daha mesafe aldık ve hukuk devleti, insan hakları, vatandaş odaklı yönetim, özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi, güvenlik-özgürlük dengesi bizim olmazsa olmazlarımızdır. Biz, iktidarımız döneminde belirlediğimiz bu ilkeler doğrultusunda ülkemiz gerçeklerine uygun yasal, idari, teknik her türlü düzenlemeyi belli bir plan dahilinde yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Ve biz, Türkiye'nin her alanda değişim ihtiyacını tespit etmiş ve süreci başlatmış bir İktidarız. Güvenlik alanında da bu değişim ve dönüşümü İçişleri Bakanlığı olarak başlattık. Dünyada değişen iç güvenlik konseptine uygun olarak iç güvenlik politikamızı gözden geçirmek, eksiklerimizi tamamlamak ve yeni politikalar çerçevesinde projeler üretmek, bu geçen süreçte Bakanlık olarak önceliğimiz olmuştur.

Bir taraftan iç güvenlik hizmetlerinde anlayışları değiştirmeye çalışırken diğer taraftan güvenlik birimlerinin modernizasyonunu geniş anlamda yorumlayıp gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Güvenlik birimlerimizin bina, tesis, araç gereç ve teknolojik ihtiyaçlarını karşılarken, esas olarak da güvenlik birimlerimizde zihinsel dönüşümü sağlamaya çalışıyoruz. Bu zihinsel dönüşümün özü, daha fazla demokratik tutumdur, daha fazla insan haklarına saygılı olmaktır ve bu yönde de büyük mesafe aldığımıza inanıyorum. Bunun için özellikle hem emniyet teşkilatımızda hem jandarmada eğitimi çok önemli görüyoruz. Bugün polis teşkilatımızda üniversite mezunu polis oranı yüzde 75’e çıkmıştır arkadaşlar ve İktidarımızın uyguladığı yeni projelerle, üniversite mezunlarını alıp altı aylık eğitimle polis mesleğine geçirme uygulamasıyla bu oran giderek yükselmektedir.

Aynı şekilde jandarmamızda da hem sayı hem de nitelik açısından sürekli eğitim takviyesi yapılmaktadır ve İktidarımız döneminde başta Anayasa ve temel ceza yasaları olmak üzere çok sayıda kanun düzenlemesi ve ikincil mevzuat düzenlemesi yapılmıştır. İnsan hakları alanındaki uluslararası anlaşma ve sözleşmelerin hepsi onaylanmıştır, hemen hemen hepsi. Başta Başbakanlık olmak üzere İçişleri Bakanlığında ve bağlı güvenlik birimlerinde insan hakları alanında çalışmalar yapacak müstakil birimler oluşturulmuştur.

Avrupa Birliği standartlarına uygun olarak Kolluk Etik İlkeleri’ni imzaladık ve uygulamaya geçirdik ve biz İçişleri Bakanlığı olarak, hem emniyet güçlerimizin, jandarmamızın fizik ve teknolojik şartlarını iyileştirmeye çalışıyoruz, bunlar için gerçekten bütçemizin elverdiği her imkânı kullanıyoruz, sağ olsun Sayın Başbakanımız bu konuda hiçbir desteğini esirgemiyor. Aynı zamanda da zihniyet dönüşümünü de sağlamak için gerçekten projeli çok ileri çalışmalar yapıyoruz ve her gün biraz daha…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Sayın Bakanım, çok özür dilerim, sözünüzü kesmek istemiyorum. Sayın Bakan, bu gösterilerde taş attı diye on beş yaşındaki 36 çocuğu tutukladınız.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …emniyet güçlerimize toplumumuzun güveni artıyor.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Yirmi beş yıl hapisle yargılanıyorlar.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – 9 ölümle ilgili bir tek açığa alma var mı?

BAŞKAN – Sayın Demirtaş, beni duyuyor musunuz?

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) - Otur yerine!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben size rakamlar vereceğim.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Bir tek kamu görevlisi açığa alınmış mı?

BAŞKAN – Sayın Demirtaş

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Rakamlar vereceğim.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Uygulamadan söz edin.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, kolluk güçlerinin aşırı güç kullanımı iddiaları sıklıkla gündeme getirilirken…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Elinizi vicdanınıza koyun…

BAŞKAN – Sayın Demirtaş, lütfen oturur musunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …bir hususun da gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Özellikle toplumsal gösteriler sırasında aşırı güç kullanımı olduğu söylenmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak Anayasal bir haktır, bu hakkın kamu düzeni ve başkalarına zarar vermeden gerçekleştirilmesi de genel bir ilkedir. Ülkemizde toplantı ve gösteri hakkını sınırsız kabul eden kişi ve organizasyonlar hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın bu hakkı kullanmak istemektedirler, zaman zaman bu olmaktadır ve…

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Kullananlar da öldürülür.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - … hatta, topluluğu provoke eden, kasıtlı olarak emniyet güçlerine karşı saldırılara geçirten kötü niyetli kişiler bile bunların arasında olabilmektedir.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Şu kadar mı eksiğiniz yok, şu kadar mı hatanız yok? Ölenlerin hepsi suçlu mu? Kendini mi öldürttü, şu kadar mı eksiğiniz yok?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bakın, bunların içinde çok sayıda yaralanan, şehit düşen emniyet görevlileri de vardır, biraz da onlardan söz edelim. Biraz da onlardan söz edelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Bu, ölümleri haklı mı gösterir? O ölenlerin hepsi bizim canımız, ciğerimiz. Bu, ölümleri haklı mı gösterir?

BAŞKAN – Sayın Demirtaş… Sayın Demirtaş, lütfen konuşmacıyı dinleyiniz.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Siz bunu meşrulaştırıyorsunuz. Siz buradan böyle konuştukça, işte güvenlik güçleri aşırı güç kullanmaktan kaçınmazlar.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ben ölümlerle ilgili ilk konuşmamın başında, girerken ne düşündüğümü söyledim.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Niye başka yöne çekiyorsunuz o zaman?

BAŞKAN – Sayın Demirtaş lütfen konuşmacıyı dinleyiniz, söylesin Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Burada bağırmakla önergenin ne kadar, gensorunun ne kadar gereksiz olduğunu siz zaten şu anda anlıyorsunuz.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Asıl gereksiz olan Başbakanın yaptığı gruptaki konuşma!

AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Otur yerine be!

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Bu kadar saygısızlık olmaz, özür dilersiniz böyle durumlarda.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş, söyleyeceğiniz bir şey varsa daha sonra söylersiniz, lütfen dinleyiniz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik mensuplarımızın kahir ekseriyetinin görevlerini yerine getirirken hukuk kurallarına bağlı, insan haklarına saygılı tutum ve davranış içinde olduğunda zerre kadar şüphem yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Senin anladığın dilden cevap vereceğiz bundan sonra!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ancak her grupta toplumda olabileceği gibi, güvenlik mensupları içinde de maalesef bu düzeni, ahengi bozan, hukuk kuralları dışında hareket eden, vatandaşlarımızı üzen, inciten kişiler de az da olsa bulunabilmektedir. Bu kişiler sadece vatandaşları incitmemekte, hukuku çiğnemekle kalmamakta, görevini hakkıyla yerine getiren kurumlarını, arkadaşlarını da âdeta sabote etmektedirler. Yanlış hareketler yapan sınırlı sayıda kişi aslında kendi camialarını toplumda zor durumda bırakmaktadırlar. Her vesileyle ifade ettiğim gibi bir hususu bu çatının altında tekrar ifade etmek istiyorum: Hiç kimsenin keyfî tutumuyla toplum nezdinde her geçen gün itibarı artan güvenlik birimlerimizi töhmet altında bırakmasına asla izin vermedim, bundan sonra da vermeyeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Hamaset bunlar, başka bir şey değil.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bizim yaklaşımımıza göre suç işleyen asla cezasız kalmaz. Suç işlediği sabit olan hiç kimse bizim güvenlik teşkilatlarımız içinde barınamaz. Haksız yere adam öldüren, abartılı güç kullanan, yanlış yapan, hukuk kurallarının dışına çıkan kim ise cezalandırılır, kim olursa olsun.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Milletvekili dövene teşekkür ettiniz!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – İyi çalışanı ödüllendirmek, yanlış yapanı da cezalandırmak asla vazgeçemeyeceğimiz prensibimizdir. Bu konuda taviz verilmesi asla söz konusu olamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, bu kararlılığımızın sözde kaldığı da zannedilmesin, size rakamlar vereyim ben: Kamu görevlisi, millete efendilik için değil hizmet için vardır, yanlış yapıyorsa cezasını görür. Bakın, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suçu kapsamında 2003-2008 döneminde 4.642 emniyet personeli hakkında adli işlem yapılmıştır; 4.642. Bunlardan yargılanması biten 65 kişi hapis cezası, 42 kişi memuriyetten men cezası, 31 kişi para cezası almıştır. Aynı suçtan 2005-2008 döneminde 1.970 emniyet personeli hakkında disiplin cezası verilmiştir. İşkence ve kötü muamele suçları nedeniyle jandarma teşkilatında 2003-2008 döneminde yargılanan subay, astsubay ve uzman jandarma sayısı 276’dır. Bunlardan 4 kişi yargılanma sırasında açığa alınmış, 12 kişi yargılanma sonucu ceza almış, 2 kişi meslekten çıkarılmış, 171 kişinin yargılanması da devam etmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu istatistiki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, kesinlikle suç işleyene müsamaha gösterilmemiştir, bundan sonra da gösterilmeyecektir.

Ben -vaktim bittiği için, Sayın Başkanının da müsamahasını yanlış kullanmayayım, vereceğim daha rakamlar var ama- şunu ifade edeyim: Hükûmet ve Bakanlık olarak demokratik hukuk devletinde kabul edilemez olan insan hakları ihlallerinin üzerine şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir kararlılıkla gideceğiz, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Aldığımız mesafe geçmişle kıyaslanamayacak kadar büyüktür ancak daha alacağımız mesafe olduğunda da kuşku yoktur. İşte, biz bunun için çalışıyoruz. Azimliyiz ve kararlıyız. İstikametimiz doğrudur, mesafe alıyoruz, yanlış yapanı cezalandırıyoruz…

SIRRI SAKIK (Muş) – Allah da sizi cezalandırsın!

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …doğru yapanı ödüllendiriyoruz ve şunu ifade edeyim: Burada, konuşmalarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, sadece kısa bir süre verirseniz almak istiyorum bir dakika.

BAŞKAN – Tabii, buyurunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Buradaki konuşmalarda ifade edildi, gerçekten Türkiye güvenli bir ülkedir, herkes güvenle yaşıyor. Ankara Avrupa’nın en güvenli Başkentidir

BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Bakanım, Sayın Başbakan orada, Batman’ın ortasında milletvekili dövdüler.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …asayiş konusunda Türkiye en iyi ülkelerden birisidir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Milletvekili dövenlere ne yaptınız?

BAŞKAN – Sayın milletvekili… Sayın milletvekilleri, lütfen yerinize oturunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Kendi kendimizi kötülemeyelim.

BENGİ YILDIZ (Batman) - Batman’ın ortasında beni dövenler hakkında soruşturma açmadınız.

BAŞKAN – Sayın Yıldız…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bir konu daha var, burada…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Otuz kez yolumu kestiler, ne yaptınız?

BAŞKAN – Sayın Yıldız… Sayın Kaplan… Lütfen yerinize oturunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …Sayın DTP sözcüleri gündeme getirdiği için… Bakın, yargının… (DTP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sakin olun lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …son günlerdeki operasyonu vardır, göz altılar, tutuklamalar vardır Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığının. Bunları getirip Hükûmete, siyasete dayamak yanlıştır. Bugün Başbakanımız grup konuşmasında da bunu ifade etti. Biz adli kolluk görevi görürüz İçişleri Bakanlığı ve Emniyet ve Jandarma böyle durumlarda.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, benim yolumu kestiler ne yaptınız?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bunları tutup da Hükûmetle, seçim sonucuyla irtibatlamak

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Osman Güneş benim yolumu otuz kez kesti, ne yaptınız?

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Onun cevabını ver?

BAŞKAN - Sayın Kaplan Genel Kurulda olduğunuzu unutmayın lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …yanlıştır. Katiyen böyle bir şeyi kabul etmiyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Osman Güneş orada oturuyor, ne yaptınız?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben tekrar…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, Başbakan burada, cevap verin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen yerinize oturunuz. İdare amirleri, lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, tekrar, burada bize yol gösteren, bu konuların tekrar gündeme gelmesine vesile olan ve hem yüce Meclisi hem vatandaşlarımızı aydınlatmamıza vesile olan önerge için de teşekkür ediyorum. Burada söz alan herkese teşekkür ediyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atalay.

Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanı Beşir Atalay hakkında (11/7) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım.

Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… (AK PARTİ sıralarından “Oo, aferin CHP’ye” sesleri, alkışlar [!]) Kabul etmeyenler… Gensorunun gündeme alınması kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 22 Nisan 2009 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

 

Kapanma Saati: 19.20