|
DÖNEM: 23 CİLT: 39 YASAMA YILI: 3 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 58’inci
Birleşim 17 Şubat 2009 Salı İ Ç İ N D E K İ L
E R I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.- GELEN KÂĞITLAR III.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Gümüşhane
Milletvekili Yahya Doğan’ın, Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluşunun
91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması 2.- İstanbul
Milletvekili Birgen Keleş’in, Türk Medeni Kanunu’nun kabulünün 83’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem
dışı konuşması ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı 3.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış’ın, Karaman ilindeki elma
üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
TEZKERELER 1.- Suriye Halk
Meclisi Başkanı Mahmoud Al-Abrash’ın
davetine icabet edecek olan TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın beraberindeki
Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen
isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/688) 2.- TBMM Başkanı
Köksal Toptan’ın, Katar Şûra Meclisi ve Yemen Temsilciler Meclisinin
davetlerine Parlamento heyetiyle birlikte icabetine ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/689) 3.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Hasan Murat Mercan’ın, Çek Cumhuriyeti
Dışişleri Komisyonu Başkanı tarafından, Prag’da düzenlenecek olan AB Üye ve
Aday Ülkeler Dışişleri Komisyonu Başkanları Toplantısına ismen davet edildiğine
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/690) 4.- Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın, Suriye ve Ürdün’e, Mısır’a
ve Suudi Arabistan’a
yaptığı resmî ziyaretlere iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/691) B)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 28
milletvekilinin, pamuk üreticiliğindeki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/323) C)
ÖNERGELER 1.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün; Üreticilerin T.C. Ziraat
Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve Yeniden Yapılandırılan
Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/2) doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/118) V.-
ÖNERİLER A)
DANIŞMA KURULU ÖNERİSİ 1.- Gündemdeki
sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 329 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler
halinde görüşülmesine, Genel Kurulun 17/2/2009 Salı ve
18/2/2009 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim
konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ilişkin
Danışma Kurulu önerisi VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96) 2.- Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarıları ile Millî
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/618, 1/653) (S. Sayısı:
307) 3- İstanbul
Milletvekili Nimet Çubukçu ve 25 Milletvekilinin; Fırsat Eşitliği Komisyonu
Kanunu Teklifi; Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur
ve 8 Milletvekilinin; Kadın Erkek Eşitliğini İzleme Kurulu Kanun Teklifi ve
İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş ve 5
Milletvekilinin; Kadın-Erkek Eşitlik Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Teklifi
ile Anayasa Komisyonu Raporu (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu
Teklifi) (2/211, 2/112, 2/311) (S. Sayısı: 328) 4.- İşsizlik
Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 15 Milletvekilinin; 4447 Sayılı
İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi,
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun;
5084 ve 5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi,
İzmir Milletvekili Harun Öztürk ve 11
Milletvekilinin; 25.8.1999 Tarihli ve 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve
21 Milletvekilinin; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; 5084
Sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5510 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Mustafa Cihan Paçacı ve 23 Milletvekilinin;
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ ve Giresun Milletvekili
Nurettin Canikli ile Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak'ın; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/676, 2/72, 2/102, 2/106,
2/334, 2/368, 2,375, 2/381, 2/383, 2/387) (S. Sayısı: 329) VII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Diyarbakır
Milletvekili Aysel Tuğluk’un, işkence ve hak ihlali
iddialarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4815)
Ek cevap 2.- Diyarbakır
Milletvekili Aysel Tuğluk’un, Abdullah Öcalan’ın
cezaevindeki durumuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/5906) 3.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, İmralı Cezaevine başka hükümlülerin nakline
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/6032) 4.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, zaman aşımına uğrayan
bir yargılamaya ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı
(7/6035) 5.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, İskenderun
Belediyesinin afişlerindeki bir ifadeye ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet
Ali Şahin’in cevabı (7/6038) 6.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, AİHM’de
Türkiye aleyhine açılan davalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/6039) 7.- İstanbul
Milletvekili Atila Kaya’nın, etkin pişmanlık
düzenlemesinden yararlananlara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/6040) 8.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, hava kirliliğindeki
artışa ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6198) 9.- Iğdır
Milletvekili Pervin Buldan’ın, Erzurum Cezaevinde yapıldığı iddia edilen
uygulamalara ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/6208) 10.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Muş E Tipi Cezaevinde
yapıldığı iddia edilen uygulamalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/6209) 11.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, ihbar ve şikayette bulunulan personele ilişkin sorusu ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/6311) 12.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
Yeniçiftlik’te yapılan NATO Limanına ilişkin sorusu ve Millî
Savunma Bakanı Mehmet Vecdi Gönül’ün cevabı (7/6324) 13.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’de iki program yapan bir
kişiye ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/6326) 14.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, usulsüz alınan özürlü aylıklarının geri
ödemesine ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/6372) 15.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, İznik kalelerinin restorasyonuna
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/6373) 16.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, kömür yardımıyla ilgili bir açıklamasına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın
cevabı (7/6375) 17.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, sevk zinciri
uygulamasının kaldırılmasına
ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in
cevabı (7/6425) 18.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, termik santrallerin çevreye etkilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6427) 19.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Kastamonu’daki yatırımlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı
(7/6429) 20.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Kırşehir’deki yatırımlara ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/6439) 21.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Karabük’teki yatırımlara ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/6440) 22.- Hatay Milletvekili Süleyman
Turan Çirkin’in, TRT 6’ya ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet
Aydın’ın cevabı (7/6474) 23.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un,
Muğla TOKİ konutlarının kalitesine
ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6475) 24.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, Adana’daki TOKİ
konutlarında yaşanan bazı sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6485) 25.- Adana
Milletvekili Kürşat Atılgan’ın, orman yangınlarında kullanılacak hava araçları
kiralama ihalesine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6495) 26.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT’den emekli olanlara ve TRT’ye alınan
personele, TRT’deki bazı
kadrolarda çalışan kişilere, TRT’ye personel
alımına, TRT’ye mütercim
spiker alımına, TRT Genel
Müdürüne, İlişkin soruları
ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/6496), (7/6497), (7/6498), (7/6499),
(7/6500) 27.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir sivil toplum
kuruluşunun basın açıklamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı (7/6504) 28.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bayburt’taki yatırımlara ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/6516) 29.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, TOKİ’den ihale alan firma
ve taşeronlardan
kaynaklanan bazı sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6538) 30.- İstanbul
Milletvekili Hüseyin Mert’in, bir hac organizasyonunda hacıların bağışa yönlendirilmesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/6540) 31.- Diyarbakır Milletvekili Gültan Kışanak’ın, TOKİ’nin kentsel dönüşüm projelerine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6545) 32.- İstanbul Milletvekili
Ufuk Uras’ın, TRT’de yayınlanan Maraş olaylarıyla ilgili programa ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/6549) 33.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, TRT 2’de yayınlanan bir programa, - Mersin Milletvekili Ali
Rıza Öztürk’ün, TRT 2’de
yayınlanan bir programa, İlişkin soruları
ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/6553), (7/6554) 34.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, kalıcı organik
kirleticilere yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı
Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6579) 35.- Bursa Milletvekili Onur Öymen’in,
Akçakale Sınır Kapısının sürekli hizmete açılmasına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın
cevabı (7/6582) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.00’te açılarak iki oturum yaptı. Yapılan
yoklamalar sonucunda Genel Kurulda toplantı yetersayısı bulunmadığı
anlaşıldığından; 17 Şubat 2009
Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 14.19’da son verildi.
No.: 63 II.- GELEN KÂĞITLAR 17 Şubat 2009 Salı Rapor 1.-
İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı, İzmir Milletvekili Oğuz Oyan ve 15 Milletvekilinin; 4447 Sayılı
İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi,
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun;
5084 ve 5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi,
İzmir Milletvekili Harun Öztürk ve 11
Milletvekilinin; 25.8.1999 Tarihli ve 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve
21 Millet-vekilinin; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; 5084
Sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in; 5510 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Mustafa Cihan Paçacı ve 23 Milletvekilinin;
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ ve
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ile
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak’ın;
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/676, 2/72, 2/102, 2/106, 2/334, 2/368, 2/375, 2/381, 2/383,
2/387) (S. Sayısı: 329) (Dağıtma tarihi: 17.2.2009) Meclis Araştırması Önergesi 1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 28
Milletvekilinin, pamuk üreticiliğindeki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/323) (Başkanlığa geliş tarihi: 11.02.2009) 17 Şubat 2009 Salı BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati:15.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri
beşer dakikadır. Hükûmet konuşmalara
cevap verebilir. Hükûmetin konuşma süresi yirmi
dakikadır. Gündem dışı ilk
söz Gümüşhane’nin kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Gümüşhane
Milletvekili Yahya Doğan’a aittir. Sayın Doğan,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Gümüşhane Milletvekili Yahya Doğan’ın, Gümüşhane’nin
düşman işgalinden kurtuluşunun 91’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı
konuşması YAHYA DOĞAN
(Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gümüşhane’mizin düşman
işgalinden kurtuluşunun 91’inci yılı münasebetiyle gündem dışı söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle çok değerli
Gümüşhaneli hemşehrilerimin de kurtuluş bayramlarını
kutluyor, esenlikler diliyorum. Doksan bir yıl
önce ilimizi düşman işgalinden kurtaran atalarımız, düşmanı kovduktan sonra
İstiklal Savaşı’na verdikleri destekle büyük zaferin kazanılmasında da diğer
vilayetlerimiz gibi önemli ve onurlu bir görevi yerine getirmişlerdir. Hepsini
şükran ve rahmetle anıyoruz. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bir milletin hiçbir ferdine işgal altında yaşamak
yakışmazdı. Milletvekili olma onurunu taşıdığım Gümüşhane’miz de diğer bütün
illerimiz gibi milletimizin millî ve manevi değerlerinin en yaygın olarak
yaşandığı illerimizdendir. Bu sebeple, işgali kabul etmek, ona boyun eğmek söz
konusu olamazdı, olmadı da. Asla bağımsızlığından taviz vermeyen bir ecdadın
torunlarıyız ve dünya durdukça da bağımsız bir millet olarak kalacağımıza
şüphem yoktur. Gerek Gümüşhane’mizin
gerekse diğer illerimizin kurtuluş günlerini sadece o zamanlarda yaşananların
tekrar hatırlandığı bir gün olarak geçiştirirsek bugünleri bize bırakanlara ve
gelecek kuşaklara karşı görevimizi yapmamış oluruz. Yörelerimizde ve
ülkemizde ekonomik ve sosyal kalkınmayı gerçekleştirmek temel hedefimiz
olmalıdır. Günlük, kısır, faydasız, bölen tartışmalar yerine millî birlik ve
beraberlik içinde çalışmak zorundayız. Türkiye Cumhuriyeti bugün Atatürk’ün
gösterdiği muasır medeniyetler seviyesini aşma hedefine her zaman olduğundan
çok daha yakındır. Ülkemizin gücünü, milletimizin başarabildiklerinin ölçüsünü
çok iyi görebiliyoruz. İstiklal Savaşı ile dünyadaki mazlum milletlere önderlik
eden Türkiye, ataları gibi dik durmayı bilenlerin ama asla diklenmeyenlerin
yönettiği bir ülke olarak hâlâ mazlum milletler için bir iftihar kaynağı
olmaktadır. Bugün
vatandaşlarımız ağır bedellerle ve çok zor şartlarda kazanılan İstiklal
Savaşı’nın ve akabinde kurulan hür ve bağımsız cumhuriyetin değerini çok daha
iyi bilmektedirler. Cumhuriyetimizin kuruluş ideallerini hayata geçirmek için
atılan her adımın, gösterilen her çabanın arkasında milletimizin iradesi
bulunmaktadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; birçok eksikliklerimiz olmakla be-raber
çok şükür düne nazaran gerek ülke gerekse Gümüşhane’miz olarak daha iyi
durumdayız. Cumhuriyet hükûmetlerinin hepsi ülkeye
olumlu bir şeyler yap-manın çabası içinde
olmuşlardır. Hepsine müteşekkiriz ancak en büyük hizmet-ler
son yıllarda Hükûmetimiz tarafından yapılmış, şehirlerimizin
çevresi değiş-miş, medeniyetin nimetlerinden en ücra
köşelere kadar ulaştırılmıştır. Doğu Karadeniz’imizin ve Gümüşhane’mizin en
büyük sorunu olan göçün önlenmesi için de bazı çalışmalar başlatılmıştır.
Detaylarına zamanın kısıtlı olması sebe-biyle giremeyeceğim ancak çok kısa bir iki hususa
değinmekle yetineceğim. Gümüşhane’mizde
üniversitemiz kurulmuş, hızla yapılanmasını tamam-layarak
ilçelerimizde de yörenin ihtiyacı ve kaynakları dikkate alınarak yükse-kokullar açılmıştır. Öğretim elemanı açığının karşılanması
için tüm öğretim elemanlarımızı Gümüşhane Üniversitesinde görev almaya
çağırıyorum. Keza bölgede tarım ve hayvancılığın gelişmesine, organik tarım ve
hayvancılığa da-yalı sanayinin kurulmasına yol açacak ve Kelkit’in yıllardır
özlemini çektiği Sa-dak
Barajı Hükûmetimizce 2009 yılı yatırım programına
alınmıştır. Uzağı gören
yatırımcıları bölgemize bekliyoruz. Bu konuda en büyük emeği geçen ve sözünü
tutan Sayın Başbakanımıza Gümüşhane halkının şükranlarını sunuyorum… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun
konuşmanızı tamamlayınız. YAHYA DOĞAN
(Devamla) - Yine, sessiz sedasız, çok büyük işler başaran Çevre ve Orman
Bakanımıza, Türkiye’de bir ekol oluşturan ve çok değerli hizmetlerde
bulunduğuna inandığım Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüzün mensuplarına
teşekkür ediyor, kendilerini kutluyorum. Daha güzel ve gelişmiş, kalkınmasını
tamamlamış ve Gümüşhane’deki gibi birbirini seven insanların oluşturduğu
müreffeh bir Türkiye olma umuduyla, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür
ediyorum Sayın Doğan. Gündem dışı ikinci söz Türk
Medeni Kanunu’nun kabulünün yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen İstanbul
Milletvekili Sayın Birgen Keleş’e aittir. Sayın Keleş,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) 2.- İstanbul Milletvekili Birgen Keleş’in, Türk Medeni
Kanunu’nun kabulünün 83’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması ve
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı BİRGEN KELEŞ (İstanbul)
– Sayın Başkan, söz verdiğiniz için teşekkür ediyor ve yüce Meclise saygılar
sunuyorum. Sayın
milletvekilleri, bugün 17 Şubat; 1926 tarih ve 743 sayılı Türk Medeni
Kanunu’nun kabul edilişinin yıl dönümü. Cumhuriyet, birbirinden ayrı gibi
gözüken ama aslında bir bütünün parçaları olan devrimlerden oluşan bir
çağdaşlaşma atılımıdır, bir çağdaşlaşma projesidir. Türk Medeni Kanunu da
cumhuriyet kurulduktan kısa bir süre sonra gerçekleştirilen hukuk reformunun en
önemli parçalarından bir tanesidir. Türk Medeni
Kanunu, 2001 yılında yapılan değişiklikten sonra 4721 sayıyla yayımlanmıştır.
Kanun’da yer alan değişik bölümlerden bir tanesi de aile hukukudur, 2001
yılındaki değişiklik bu konuyu da kapsamaktadır. O tarihe kadar mal ayrılığı
geçerliyken, o tarihten sonra, yapılan değişiklikle, evlilik birliği sırasında
elde edilen mallara katılma rejimi benimsenmiştir. Ben, mal rejiminin değişmesi
için 1989 yılından itibaren ilgilenen bir arkadaşınızım. 2001 yılında yapılan
değişiklik, Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimiyle ilgili yeni hükümlerinin 1
Ocak 2002’den önce evlenmiş olan eşlere uygulanmasını, onların bir yıl
içerisinde noterde sözleşme yaparak yeni mal rejimini kabul etmelerine
bağlamıştır. Sayın milletvekilleri, 2002 yılı seçimlerinden sonra, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına söz konusu sözleşme için yasada verilen sürenin,
yani bir yılın uzatılmasını öngören bir teklif verdim; dikkate alınmayınca,
2003 yılı başında, 2002 yılından sonra evlenenlerle önce evlenenler arasında
eşitsizliğe yol açan ve bu yönüyle de Anayasa’nın eşitlik ilkesine karşı olan
durumu değiştirmek için, eşlerin, Kanun’un yürürlüğe giriş tarihinden itibaren
bir yıl içerisinde başka bir mal rejimini seçmemeleri durumunda, evlenme
tarihlerinden itibaren geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş
sayılmalarını öngören yeni bir teklif verdim. 2007 seçimlerinden hemen sonra da bu teklifi yineledim çünkü
takdir edersiniz ki, belli bir yıldan sonra evlenenlerle daha önce evlenenlere
farklı rejimlerin uygulanması büyük bir haksızlığa yol açmaktaydı ve eşitsizlik
getiriyordu. Geçen yasama
döneminin başından itibaren yaptığım tekliflerin ısrarla gündeme alınmamış
olmasını kınıyorum. Gene, Kadın Erkek Eşitlik Komisyonu kurulması için 2003
yılında yaptığım ve 2007 yılında yinelediğim Tüzük değişiklik teklifimin
dikkate alınmamasını da izninizle kınıyorum. Kadın Erkek
Eşitlik Komisyonunun, aynen, diğer, Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonları
gibi kurulması ve işlemesi gerekir. Bunun için de tek maddelik bir Tüzük
değişikliği yapılarak Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarının altına
“Kadın Erkek Eşitlik Komisyonu” ifadesinin eklenmesi yeterliydi. Bu nedenle de
Sayın Komisyon Başkanının tutanaklarda yer alan sözlerini hayretle karşıladım. Sayın
milletvekilleri, çoğulcu ve katılımcı demokrasi, bir toplumdaki çeşitli
kesimlerin örgütlenmesi, siyasal oluşum ve kararlara ağırlık koymasıdır.
Nüfusun yarısı eğer siyasette çok az sayıda yer alıyorsa o takdirde böyle bir
ülkede çoğulcu ve katılımcı demokrasinin varlığından söz edilemez. Anayasa’mız ve
Türk Medeni Kanunu kadın-erkek eşitliğini öngörmektedir. Kadın Erkek Eşitlik
Komisyonu ve uygulanan mal rejimi de bu açıdan büyük önem taşımaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisinin Kadın Erkek Eşitlik Komisyonunu
“fırsat eşitliği” adı altında yozlaştırmaktan vazgeçmesi ve mal rejimiyle
ilgili yasal değişiklik tekliflerini de büyük bir haksızlığı ve kadınlar
arasında yaratılan eşitsizliği gidermek için bir an önce gündeme alması gerekir
diye düşünüyorum ve bu konuda Adalet ve Kalkınma Partili milletvekillerinin
konuyu sadece kendi eşlerini değil ama kendi annelerini, çocuklarını, kız
kardeşlerini düşünerek değerlendirmelerini rica ediyorum… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
efendim. BİRGEN KELEŞ (Devamla) - ...çünkü gerçekten yıllarca eğitimi,
birikimi olmasa da evde yaptığı işlerle aile bütçesine büyük katkıda bulunan
kadınların, bir süre sonra erkekler farklı bir ufka yelken açtığında ayağındaki
yırtık lastik pabuçla veyahut da basma elbiseyle ortada kalması çağdaş bir
ülkede hiç kimsenin kabul etmemesi gereken bir durumdur ve bunun için de
yapılacak tek şey mal rejimini evlilik birliği sırasında elde edilen mallara
katılım rejimine dönüştürmek ve sadece bununla yetinmeyip bunu 2002 yılından
önce evlenenlere de uygulamaktır. Teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Gündem dışı
konuşmaya Adalet Bakanımız cevap vereceklerdir. Buyurun Sayın
Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Türk Kanunu
Medenisi’nin kabulünün yıl dönümü münasebetiyle biraz önce gündem dışı söz alan
İstanbul Milletvekili arkadaşımız Birgen Keleş’in düşüncelerine ben de kendi
düşüncelerimle katkı sağlamak için huzurunuzdayım. Gerçekten, bugün,
yani 17 Şubat tarihi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bundan seksen üç yıl önce
Türk Kanunu Medenisi’nin kabul edildiği bir tarihtir. Bilindiği gibi,
cumhuriyet rejimi millet egemenliğine dayalı bir rejimdir ama aynı zamanda bir
reform hareketidir. Bu reform hareketi daha çok hukuk alanında kendisini
göstermiştir cumhuriyet kurulur kurulmaz. İlk çıkan temel kanunlarımızdan bir
tanesi de Türk Kanunu Medenisi’dir, her ne kadar 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye
Büyük Millet Meclisince kabul edilmişse de hemen yürürlüğe girmemiş, Türk
Medeni Kanunu’nun bir mütemmim cüzü, bir ayrılmaz parçası durumundaki Borçlar
Kanunu’yla birlikte 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türk Kanunu
Medenisi, dönemin en ileri kanunu kabul edilen İsviçre Medeni Kanunu esas
alınarak hazırlanmıştır. Bu dönemde çıkan tüm kanunlarda olduğu gibi Türk
Kanunu Medenisi’nde de iki özelliğin ön plana çıktığını görüyoruz. Bunlardan
bir tanesi, hukuk kurallarının laik bir temele dayanması, ikincisi de
kadın-erkek eşitliğinin ilke olarak kabul edilmiş olmasıydı. Değerli
milletvekili arkadaşlarım, nasıl ki canlı organizmalar doğarlar, büyürler, bir
işlev yerine getirirler ve sonra yaşlanır ve ömrünü tamamlarsa toplumu
yönlendiren kanunlar ve kurallar da zamanın değişimine ve gelişimine paralel
olarak zorunlu şekilde kendisini revize etmek ve değiştirmek durumunda
kalırlar. Tabii, Cumhuriyetle birlikte yürürlüğe giren kanunlarımız da zaman
içerisinde günün ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle gelmiştir. Bunlardan bir
tanesi de Türk Kanunu Medenisi idi. Sanıyorum, daha 1990’lı yıllarda Türk
Kanunu Medenisi’nin değiştirilmesi, yeni bir medeni kanuna ihtiyaç olduğu hep
hukuk çevrelerinde dile getirilirdi. Bu konuda bir bilim heyeti kurularak
üzerinde uzun süre çalışılan yeni Türk Medeni Kanunu -biraz önce Sayın Keleş’in
de ifade ettiği gibi- 2001 yılında 4721 sayılı Kanun’ Birkaç cümleyle
yeni Türk Medeni Kanunu’nun hangi özellikleri taşıdığını sizlere özet hâlinde
ifade etmek istiyorum. Yeni Türk Medeni Kanunu, insan hakları kavramı hususunda
yeni birtakım düzenlemeler getirmiş ve insan hakları kavramını ön plana
çıkarmaya özen göstermiş olan bir kanundur. Ayrıca, tüzel kişilere ilişkin
genel hükümler Türk Kanunu Medenisi’ne göre daha ayrıntılı şekilde düzenlenmiş
ve özellikle dernekler ve vakıflar yönünden ayrıntılı hükümlere yer
verilmiştir. Belki de Türk Medeni Kanunu’nun en önemli, göze çarpan
özelliklerinden bir tanesi de kadın-erkek eşitliğinin bu Kanun’la çokça
yansıması olmuştur. Örneğin, evlenme yaşı Türk Kanunu Medenisi’nde erkekler
için farklı, kadınlar için farklıydı ancak yeni Medeni Kanun, Türk Medeni
Kanunu, bu konudaki farkı ortadan kaldırmıştır. Ayrıca, ikametgâhla ilgili,
evin iaşesiyle ilgili, evin reisliğiyle ilgili de kadın-erkek eşitliğine aykırı
olan hükümler Kanun’dan çıkmış, bu konuda kadın-erkek eşitliğine paralel
düzenlemeler getirilmiştir. Ayrıca, kimsesiz çocukların evlat edinilmesini
kolaylaştırıcı hükümler getirilmiştir ve biraz önce Sayın Keleş’in üzerinde
ısrarla durduğu ve bu konuda kanun teklifleri verdiğini ifade ettiği mal
rejiminde de önemli değişiklik yapmıştır Türk Medeni Kanunu. Bilindiği gibi
-şimdi eski hâline geldi- Türk Kanunu Medenisi, mal rejimi olarak mal ayrılığı
rejimini benimsemişti ancak yeni Türk Medeni Kanunu, edinilmiş mallara katılma
rejimini benimsemiştir. Sayın Keleş biraz önce -hatta,
bu Kanun çıkmadan önceden beri üzerinde benim kişisel olarak uzunca bir süre
çalıştığım- “Edinilmiş mallara katılım rejiminin evlilik birliğinin kurulduğu
andan itibaren geçerli olması konusundaki çabalarım hâlâ devam ediyor, bu
konuda Meclise defalarca teklif de verdim.” dediler. Doğrusu, Türk Medeni
Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, yanılmıyorsam 21’nci Dönemde,
Komisyonda ve Parlamentoda görüşülürken ben de Adalet Komisyonu üyesiydim,
dönemin Adalet Bakanı da Sayın Hikmet Sami Türk’tü ve Adalet Komisyonunda uzun
bir çalışma maratonundan sonra Türk Medeni Kanunu Komisyondan geçerek Genel
Kurula inmiş ve Genel Kurulca benimsenerek kanunlaştırılmıştı. Benim kişisel olarak o dönemde Parlamentoda mensubu bulunduğum
siyasi parti üyesi Komisyon üyesi arkadaşlarımdan farklı bir düşüncem vardı,
Sayın Keleş’le aynı düşüncedeydim; o da edinilmiş mallara katılma rejiminin
yürürlük tarihinin Medeni Kanun’un yürürlük tarihi olan 1 Ocak 2002 tarihinden
itibaren değil, evlilik birliğinin kurulduğu andan itibaren geçerli olması
şeklinde bir düşüncem vardı. Bunu Komisyonda da ifade etmiştim. Nitekim, yanılmıyorsam, benim bu konuyla ilgili, Komisyon
raporuna muhalefet şerhim de vardır. Ama, tabii, benim
bu tavrım kişisel bir tavırdı. Hâlâ aynı düşünceyi muhafaza ettiğimi ifade
etmek istiyorum. Ancak şunu hemen
ifade edeyim: Demek ki 2002’nin Ocak ayında yeni mal rejimi yürürlüğe girdi. O tarihten itibaren evlenenler için, artık, ileride -Allah göstermesin- bir boşanma olduğunda,
“Efendim, şu mal senin üstüneydi, bu mal benim üstümeydi.” diye herhangi bir
tartışmaya gerek yok, çünkü o tarihten itibaren -evlilikler için söylüyorum-
artık, kocanın da üstüne kayıtlı olsa, kadının da üstüne kayıtlı olsa bu
malların -ileride boşanma hâlinde- ortak bir paylaşımının sonucunu
getirmektedir bu yeni mal rejimi. En azından, yürürlük tarihinden
itibaren, bu konuda, özellikle, daha çok, ev işlerinde çalışan kadınlarımızın
mağduriyetini önemli ölçüde önleyici bir rejim olduğu kanaatimi huzurunuzda
ifade etmek istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, tabii, kanunlaşma çalışmaları, mevzuatımızı yenileme çalışmaları
sadece Medeni Kanun’la kalmadı. Bilindiği gibi bizim hükûmetlerimiz
döneminde bu konuda temel kanunlarımızı günün koşullarına ve ihtiyaçlarına göre
yenileme çalışmaları hâlâ devam ediyor. Türk Medeni Kanunu’ndan sonra
Parlamentonun çıkarmış olduğu en önemli temel kanunlarımızdan bir tanesi de
Türk Ceza Kanunu’dur, Ceza Muhakemeleri Kanunu’dur, Kabahatler Kanunu’dur. Şimdi
Parlamentonun gündeminde bulunan en çok maddeli temel kanunlarımızdan bir
tanesi de Türk Ticaret Kanunu’dur. Sanıyorum yetmiş altı maddesini görüştük.
İnşallah onu da burada iktidar-muhalefet el birliğiyle yasalaştırırız. Çünkü o
da bir bilim heyeti tarafından, üniversitelerimizin, Yargıtayımızın,
barolarımızın, yani bu konuda söz söyleme hakkına sahip olan tüm kurumlarımızın
temsilcilerinin de iştirakiyle hazırlanmış olan çok önemli bir kanundur. Borçlar Kanunu’muz Komisyonda görüşüldü. O da Genel Kurulun
gündemine indi ve şu anda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’muz
Adalet Komisyonunda görüşülmeye devam ediyor. O da yakın bir zamanda Meclisin
önüne gelecektir. Demek ki
cumhuriyet kurulurken, reform niteliğindeki temel kanunlarımızı, zaman
içerisinde, günün ihtiyaçlarını karşılamadığı için değiştirme ihtiyacı doğdu.
Bu değişikliği de bu dönemde çokça yapıyor olmanın kıvancı içerisindeyim. Bunu
sizlerle paylaşma ihtiyacını duydum. Değerli
arkadaşlar, milletimiz çağdaş uygarlığı kayıtsız ve şartsız benimsemiştir ve
özellikle mevzuatımızın çağdaş uygarlığı yakalayacak metinler olmasını
milletimiz arzu etmektedir. Bize düşen, milletimizin temsilcileri olarak
milletvekillerine düşen ve bizlere düşen de bu taleplere uygun hareket etmek,
bu ihtiyaçları karşılamak ve bir an önce yasalaşmasını temin etmektir. Bu
konuda Parlamentonun gündeminde bulunan diğer kanunlarımızın da tıpkı Türk
Medeni Kanunu gibi kısa sürede yasalaşmasını diliyorum ve milletvekili
arkadaşlarımızın bu sürece katkı vereceklerine inanıyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım. Gündem dışı
üçüncü söz Karaman ilindeki elma üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen
Karaman Milletvekili Hasan Çalış’a aittir. Sayın Çalış,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) 3.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın,
Karaman ilindeki elma üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Sayın Başkan, muhterem milletvekilleri; elma tarımıyla uğraşan
çiftçilerimizin ve elma fidanının yetiştirilmesinden bahçe yapılmasına,
tüketiciye ulaştırılmasına kadar sektörün mevcut problemlerinden bir kısmını
burada dile getirmek üzere söz aldım. Bu vesileyle siz değerli vekillerimi ve
bizleri izlemekte olan çiftçi kardeşlerimizi, işletmecilerimizi ve
izleyicilerimizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, elma gerçekten sofralarımızın sağlıklı, besin değeri yüksek,
vazgeçilmez ürünlerinden birisidir. İçeriğinde bulundurduğu A ve C vitaminleri,
yüksek protein, meyve şekeri ve mineralleriyle gerçekten insan sağlığı için çok
faydalı bir üründür ve bu ürün dünyanın her tarafında sofralarda kendine yer
bulabilen bir üründür. Ülkemizde Karaman’dan Ayrancı, Ereğli, Ulukışla, Niğde,
Yeşilhisar, Yahyalı ve yine Karaman’dan Ermenek, Başyayla, Sarıveliler, Hadim,
Taşkent, Bozkır, Ahırlı, Beyşehir hattından, Isparta merkezli Eğirdir,
Gelendost, Burdur, Bucak, Çivril, Korkuteli, Elmalı hattında ekonomik anlamda
bol miktarda yetiştirilmektedir. Yine, Amasya, Tokat, Yalova ve Çanakkale
bölgelerimizde de yoğun olarak yetiştirilmektedir. Karaman ilimiz bu
elma yetiştirilen bölgeler arasında yıllardır rekolte
itibarıyla Isparta ile rekoltede yarışır. Ancak değerli arkadaşlarım, bugün
itibarıyla soğuk hava depolarımız ağzına kadar elma doludur. Şu anda soğuk
havada elmanın maliyeti ortalama 900 kuruştur, tüccarın verdiği fiyat 600
kuruştur. Şu anda maliyetin 300 kuruş altında satılmaktadır. Hâlbuki gübre,
ilaç, elektrik, mazot gibi girdilerin her sene birkaç kat pahalanması nedeniyle
çiftçimizin maliyeti her geçen gün artarken maalesef altı yıldır çiftçimiz ve
bu işle iştigal eden işletmecilerimiz, soğuk hava depocularımız, tüccarlarımız
zarar etmektedir. Sayın Hükûmetimizden çiftçimizin sesini duymasını bekliyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu gidişle bir süre sonra Türkiye’de İran elmasını, Şili
elmasını bugünkünün 5 katı fiyata sofralarımızda tüketmek durumunda kalacağız. Değerli
arkadaşlar, dünyada elma üretiminde üçüncü sırada olan bir ülkeyi bu duruma
düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Değerli
arkadaşlarım, bugün -bir diğer konu da- soğuk hava depolarında fiyatı bu olan
elmanın marketlerde kaç lira olduğunu görüyorsunuz, pazarlarda kaç lira
olduğunu görüyorsunuz. Bu aradaki büyük farkı ortadan kaldırmamız lazım,
üretici birliklerini daha etkin hâle getirmemiz lazım, üreticiyle tüketiciyi
buluşturarak üreticinin alın terinin karşılığını aldığı, tüketicinin de ucuz
yiyebildiği bir hâle getirmemiz lazım. Bizim elma
üreticilerimizin şu anda sayın Hükûmetten
acil beklentisi, narenciye üreticisine verilen yetmiş beş dolar teşvikin elma
üreticisinden esirgenmemesidir, kendilerine üvey evlat muamelesi
yapılmamasıdır. Bu acil sıkıntı giderilmezse bugün soğuk hava depolarında
ağzına kadar elma doludur ve mayıs ayı içerisinde bunlar çürüyecek ve
dökülecektir. Bu büyük, bu önemli bir millî servettir. Bunu heba etmeye
hiçbirimizin vicdanı elvermez değerli arkadaşlar. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HASAN ÇALIŞ
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu acil sıkıntının çözümü yanında elma
üretimiyle uğraşan çiftçilerimizin önemli beklentisi, desteklerin programlı
hâle gelmesi, düzenli hâle gelmesi, zamanında yapılması ve ürüne destek
verilmesidir. Bir diğer
beklenti ise bu piyasalar oluşturulurken çiftçiye kulak verilmesidir. Karamanlı
üreticiler olarak en önemli beklentimiz, elmacılığın önemli bir merkezi olan
Karaman’da meyvecilik araştırma enstitüsü kurulmasıdır. Bu enstitünün hem yerli
türlerimizi geliştirecek hem de kolay pazar bulacak, kolay ihraç edilebilecek
yeni türde elma bahçelerinin kurulabilmesinin teşvik edildiği, araştırıldığı,
bu konuda çiftçilerin, işletmecilerin eğitildiği birimler hâline getirilmesi
bizlerin ve bizimle beraber aynı duyguları paylaşan çiftçilerimizin
beklentisidir. Değerli
arkadaşlar, sözlerimi bitirirken bütün çiftçilerimiz adına, Türkiye’deki elma
üretimiyle uğraşan çiftçilerimiz adına sayın Hükûmete sesleniyorum: Değerli arkadaşlar, bu
çiftçilerimize sahip olalım. Bugün kriz ortamında bütün sektörleri nasıl ayağa
kaldıracağız diye düşünürken, çabalarken, paketler getirirken, bu
çiftçilerimizin, tüccarlarımızın, esnafımızın batmasına göz yumamayız. Bu duygu ve
düşüncelerle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize
sunacağım: IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) TEZKERELER 1.- Suriye Halk Meclisi Başkanı Mahmoud
Al-Abrash’ın davetine icabet edecek olan TBMM Başkanı
Köksal Toptan’ın beraberindeki Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi
parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/688) 11
Şubat 2009 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan’ın, Suriye Halk Meclisi Başkanı Mahmoud Al-Abrash’ın davetine
icabetle, beraberinde bir Parlamento heyetiyle Suriye’ye resmî ziyarette
bulunması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi
Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca, Genel Kurul’un 27 Ocak 2009
tarihindeki 49. birleşiminde kabul edilmiştir. Anılan Kanun’un
2. Maddesi uyarınca, Heyetimizi oluşturmak üzere Siyasi Parti Gruplarınca
bildirilen isimler Genel Kurul’un bilgisine sunulur.
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Meclis
araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum: B) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 28 milletvekilinin, pamuk üreticili-ğindeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/323) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Ülkemizde, pamuk
tarımı ve pamuk üreticilerinin sorunlarının araştırılarak pamuk üretiminin
arttırılması, üreticilerinin mağduriyetinin önlenmesi amacıyla Anayasanın 98 ve
İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırılması açılmasını arz
ve teklif ederiz.
05.02.2009
Gerekçe: Pamuk, tekstilden
barut ve film malzemesi yapımına kadar 50 çeşit sanayi kolunun hammaddesini
oluşturan en önemli tarımsal ürünlerden birisidir. Bunun yanında ülkemiz
sanayisinin öncü sektörü tekstilin stratejik hammaddesi pamuktur. Bilindiği
gibi, pamuğun hammadde olarak kullanıldığı tekstil sanayi; sağladığı katma
değer, ihracat yoluyla ülke ekonomisine kazandırılan döviz ve emek yoğun işgücü
olmasından dolayı oluşturduğu istihdam hacmi ile vazgeçilmez bir sektördür.
Pamuk tekstil sanayimizde olduğu kadar harp sanayinin de önemli bir
hammaddesidir. Pamuk ayrıca bir yağ bitkisi olup tohumu, gıda sanayinde
bitkisel yağ üretiminde kullanılmaktadır. Arta kalan küspesi ise, proteini
yüksek bir hayvan yemi olarak büyük önem taşımaktadır. Pamuk sahip olduğu özellikleri
nedeni ile stratejik bir ürün olup uluslararası ticarette yeri büyüktür.
Sentetik elyaf üretimi karşısında dahi öneminden bir şey kaybetmemiştir. Pamuk
tüm bu özellikleriyle de ülkemizde altı milyon kişinin geçimini sağlamaktadır. Tekstil sektörümüzün
gelişmesine rağmen dünyaca ünlü kalitesiyle Türk pamuğunun üretiminin her yıl
düşmesi düşündürücüdür. Tüketimdeki artışa rağmen üretimdeki azalış pamukta
dışa bağımlılığımızı her geçen gün artırmaktadır. Özellikle Akdeniz Bölgesinde
pamuk üretimi artık yok denecek kadar azdır. Son yıllarda Ege Bölgesinde pamuk
ekim alanlarında belirgin düşüşler gözlenmektedir. Ege Bölgesinde pamuk ekim
alanları yerini hububata (mısır) ve meyve bahçelerine bırakmaktadır. Pamukta
ulusal bir politika oluşturulmazsa üretim her yıl daha da azalacak ve pamuk
ihtiyacının tamamı ithalatla karşılanmak zorunda kalınacaktır. İç talebimizi
karşılamak için üretimin artırılması gerekmektedir. Buda üretim alanlarımızın
artırılması ile mümkündür. Ancak pazarlamadaki en büyük engelimiz olan fiyatlar
üreticimizi tatmin etmemesidir. Ülkemizde hızla gelişen tekstil ve konfeksiyon sektörüne paralel olarak tüketimin hızla
artması, üretimin artırılmasının zorunluluk olmasını ortaya koymuş ancak pamuk
için belirlenen prim miktarı yıldan yıla azalmıştır. Pamuğun üretimindeki girdi
kalemlerinde maliyetlerin çok yüksek oluşu üretimin her yıl daha da azalmasına
sebep olmaktadır. Mesela işçilik maliyeti pamukta önemli bir unsurdur. Ancak
kendi yürür pamuk hasat makinesinin çok pahalı olması ve ithalatta alınan % 18
KDV oranı en büyük engeller üreticiyi zorlamaktadır. Genel tarımın
sorunları pamuk için de geçerlidir. Pamuk pazarlamasında ve piyasa oluşumunda
en önemli kurumlardan olan Tarım Satış Kooperatiflerinin, maddi destek
kaynakları kesilmiştir. Birlikler ürün fiyatlarını kendi imkanları
ile açıklamaktadırlar. Üretici ürününü %9-10 gibi fiyat artışı ile satarken,
%30 faizle zirai kredi kullanılmaktadır. En azından ürün artışı oranında kredi
kullanma imkanı sağlanmalıdır. Verim artışı için
bölgelere uygun çeşitlerin seçimi ve bu çeşitlerin sertifikalı tohumluğunun
sağlanması gerekmektedir. Pamuğun gübrelenmesi ve sulanması konusunda bilinçsiz
ve yanlış uygulamalar sonucunda genellikle toprağın fiziksel ve kimyasal
dengesi bozulmaktadır. Bilinçsiz sulama
özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgemizde tuzlanmaya ve toprak kaybına sebep
olmaktadır. Hastalık ve zararlılar için kullanılan zirai mücadele ilaçlarının
kullanımı sertifikaya bağlı değildir. Pamuğun en büyük pazarlama kanalı olan
Tarım Satış Kooperatifleri 4572 sayılı yasa ile yeniden yapılandırma sürecine
girmiş ve bu yasaya göre de bu kooperatiflerin finans desteği kesilmiştir.
Pamuk üretimini desteklemenin bir yolu da kurulmuş olan bu Tarım Satış
Kooperatiflerini yaşatmaktır. BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Önerge gündemdeki
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı
okutup oylarınıza sunacağım. Buyurun. A) TEZKERELER (Devam) 2.- TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın, Katar Şûra Meclisi ve
Yemen Temsilciler Meclisinin davetlerine Parlamento heyetiyle birlikte
icabetine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/689) 09.02.2009 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna TBMM Başkanı
Sayın Köksal Toptan’ın, Katar Şura Meclisi ve Yemen Temsilciler Meclisi’nin
vaki davetine icabet etmek üzere beraberinde Parlamento heyetiyle, anılan
ülkelere resmî ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış
İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca
Genel Kurul’un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Buyurun. 3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu
Başkanı Hasan Murat Mercan’ın, Çek Cumhuriyeti Dışişleri Komisyonu Başkanı
tarafından, Prag’da düzenlenecek olan AB Üye ve Aday Ülkeler Dışişleri
Komisyonu Başkanları Toplantısına ismen davet edildiğine ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/690) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna TBMM Dışişleri
Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan, Çek Cumhuriyeti Dışişleri Komisyonu
Başkanı tarafından 9-10 Mart 2009 tarihleri arasında Prag'da düzenlenecek olan
AB Üye ve Aday Ülkeler Dışişleri Komisyonu Başkanları toplantısına ismen davet
edilmiştir. Söz konusu davete
icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun'un 9 uncu Maddesi uyarınca Genel
Kurul'un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Başbakanlığın
Anayasa’nın 82’nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır, okutup
oylarınıza sunacağım. Buyurun. 4.- Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın, Suriye ve Ürdün’e, Mısır’a ve Suudi Arabistan’a yaptığı resmî
ziyaretlere iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/691) 12/2/2009 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşmelerde
bulunmak üzere, 31 Aralık 2008 tarihinde Suriye ve Ürdün'e, 1 Ocak 2009
tarihinde Mısır’a ve 3 Ocak
2009 tarihinde de Suudi Arabistan'a yaptığım resmi ziyarete, ekli
listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu
konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir. Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim. Recep
Tayyip Erdoğan Başbakan
Liste Ömer Çelik Adana Milletvekili Egemen Bağış İstanbul Milletvekili KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN –
Arayacağım. Başbakanlık
tezkeresini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur. Birleşime on
dakika ara veriyorum. Kapanma Saati : 15.42 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati:15.51 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Murat ÖZKAN (Giresun) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. Başbakanlığın
Anayasa’nın 82’nci maddesine göre verilmiş tezkeresinin oylamasında karar yeter
sayısı bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi
tekrar oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı yok! BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Danışma Kurulunun bir önerisi vardır. Öneriyi
okutuyorum: V.- ÖNERİLER A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ 1.- Gündemdeki sıralama ile çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine; 329 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci
maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler halinde görüşülmesine, Genel
Kurulun 17/2/2009 Salı ve 18/2/2009 Çarşamba günkü
birleşimlerinde sözlü sorular ile diğer denetim konularının görüşülmeyerek,
kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi Tarihi:
17.2.2009 Danışma Kurulu
Önerisi Danışma Kurulunun
17.2.2009 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun
onayına sunulması uygun görülmüştür.
Öneriler: Gelen Kâğıtlar
listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 329 sıra sayılı Kanun
Tasarısının, 48 saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 4 üncü sırasına alınması ve diğer
kanun tasarı ve tekliflerinin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi, 329 sıra sayılı
Kanun Tasarısının İçtüzüğün 91 inci maddesine göre temel kanun olarak
görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması, Genel Kurulun
17.2.2009 Salı ve 18.2.2009 Çarşamba günkü Birleşimlerinde sözlü sorular ile
diğer denetim konularının görüşülmeyerek Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, Genel Kurulun
17.2.2009 Salı günkü Birleşiminde 15.00-21.00; 18.2.2009 Çarşamba günkü
Birleşiminde 14.00-21.00; 19.2.2009 Perşembe günkü Birleşiminde 14.00-20.00
saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi önerilmiştir. 329 Sıra sayılı
İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı (1/676, 2/72, 2/102, 2/106, 2/334, 2/368, 2/375, 2/381, 2/383,
2/387) Bölümler Bölüm Maddeleri Bölümdeki Madde Sayısı 1. Bölüm 1-30
30 2. Bölüm
31-35 (33.maddenin
19 fıkrası ayrı madde olarak
ve Geçici 1,2, 3, 4. maddeler dâhil) 27 Toplam Madde Sayısı 57 KAMER GENÇ
(Tunceli) – Aleyhte söz istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Danışma
Kurulu önerisinin aleyhinde Sayın Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. Buyurun Sayın
Genç. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine mutat, Salı günü
Danışma Kurulu kararı geldi, mutat, ben de yine aleyhte söz aldım. Konuşmamın
arkasından yine AKP’li bir grup başkan vekili çıkacak, bize saldıracak ama bize
de sataşmadan söz verilmeyecek. Sayın Başkan, bu
Meclis Başkanlığı bana göre çok kutsal bir görevdir. Orada
oturunca çok doğru ve dürüst görev yapılması lazım. Bakın, burada 100
kişi dahi yok, biraz önce “Karar yeter sayısı var.” dediniz. Bunlar hoş şeyler
değildir. Dürüstlük insanın özünde olacak, temelinde olacak, icraatında olacak. SONER AKSOY
(Kütahya) – Kâtip üyeler var orada. KAMER GENÇ
(Devamla) - Ama siz karar alıyorsunuz,
saat 21.00’e kadar alıyorsunuz ama bakın, geçen hafta karar aldınız, yine
toplantı yeter sayısını bulmadınız. 340 tane milletvekiliniz var. Alın,
gelsinler arkadaşlarımız buraya, çalışalım. Bakın, biz Meclis
açıldığı andan kapanıncaya kadar buradayız. Tek bağımsızım. Siz de 340
milletvekilinin 184’ünü, 139’unu bulundurun beyler. Bu sizin göreviniz. (AK
PARTİ sıralarından “İşine bak sen.” sesi) Ben işime
bakıyorum, siz işinize bakmıyorsunuz, işinizi benimsememişsiniz. Tayyip Bey çıkıyor
“Yetmiş dokuz senede ne yaptılar?” diyor. Yetmiş dokuz sene, yedi de kendini
eklerseniz, 1923’ten beri yani cumhuriyetin kurulduğu günden bugüne yapılan
şeyleri yok sayıyor. Tayyip Bey, senin o giydiğin
elbiseyi o yetmiş dokuz sene bu memleketi yönetenler yaptı. İçinde faaliyette
bulunulan bu Meclisi, yine o yetmiş dokuz sene iktidarda bulunan cumhuriyet
yaptı. Şimdi, nereye getiriyor? Cumhuriyeti yok sayıyor ve Osmanlı Devleti’ne
getiriyor. Beyler, gelin,
sizinle o zaman bu milletvekili yeminini tekrar yapalım. Yani milletvekili
yemini yapılmış. Milletvekili yemininin gereğini evvela bu çatı altında kaç
kişi yerine getiriyor, kaç kişi getirmiyor? Yani namus üzerine yemin etmek bana
göre çok ciddi bir olaydır, bu namusun gereğini yerine getirmek çok ciddi bir
olaydır ama o yemini ettikten sonra onu yok saymak çok, yine çok ciddi bir
olaydır. Şimdi, değerli
milletvekilleri, yine sözlü sorular cevaplandırılmıyor. Zaten, dediğim gibi,
geçen hafta, sorulan sorular cevaplandırılmıyor, doğru dürüst
cevaplandırılmıyor. İşte, Kütahya Şeker Fabrikasını sizin milletvekiliniz
almış. Bakın, orada 57 tane lojman ve 162 dönümlük arazi Türkiye Şeker
Fabrikaları Anonim Ortaklığı adına kayıtlı iken arkasından, o özelleştirmeden
sonra, bir sene sonra getiriyorlar, tapuda tahrifat yapıyorlar, Kütahya Çimento
Fabrikasına yapıyorlar, bedava mallarına konuyor. Ben zaten o konuda
kendisiyle, Kiler ile beraber uçakta gelirken iddiaya girdim. Tapuyu
getireceğim, orayı her hâlde bana bağışlayacak; ben de yarısını şehit
ailelerine, yarısını Tunceli’deki kurumlara bağışlayacağım. Şimdi, değerli
milletvekilleri, bakın, bir parlamentoda denetim önemli bir görevdir. Yani, bilmiyorum, denetimsiz bir parlamento bir şey yapabilir mi. Şimdi, bir Deniz
Feneri olayı… Deniz Fenerinde ne kadar bir para toplandığı
ortada. Alman mahkemesi karar vermiş, diyor ki: “Şu kadar para
toplandı.” Bu paranın esas başmüsebbipleri… Yani
vatandaşın o kutsal din duygularını istismar ederek bu paralar toplanmış ve bir
kısmı Türkiye'ye aktarılmış. Türkiye'ye aktarılmış ama bunun bir kısmı Tayyip Bey’in ailesine dokunuyor. Yani orada, bakın, bir
gemi alması var. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Gemicik, gemicik! KAMER GENÇ
(Devamla) – Yani, Hasan Doğan rahmetli oldu gitti. Bu kişi Tayyip
Bey’in oğluna gemi satmış. Bu gemi 4,5 milyon dolar. Şimdi, bu kişiyle beraber
Cihan Kamer diye bir kişi kuyumcu, ortak. İstanbul’da, Eyüp’te bir kamu hizmet
alanı olan yeşil alanı alıyorlar Hasan Doğan’ Değerli
milletvekilleri, Almanya’da Deniz Fenerinden gelen paranın bir kısmı Tayyip Bey’in oğlunun bacanağının eline geçiyor. Şimdi,
bunlar nasıl ispatlanacak? E, buyurun işte, araştırma yapalım, bir araştırma
önergesini verelim. Hakikaten bu Deniz Fenerinden ne kadar para geldi? Bu,
İstanbul’da, arkadaşlar, o Eyüp’teki arsa niye getirildi yeşil alandan konut
alanına çevrildi? Hasan Doğan’ın Futbol Federasyonu Başkanı seçilmesi için,
getirdiniz, burada son anda kulüplerin 55 trilyon vergisini affettiniz. Bakın,
ne kadar güzel değil mi? Hasan Doğan’ın Futbol Federasyonu Başkanı olması için
getiriyorsunuz, ondan sonra 55 trilyon liralık kulüplerin vergi borcunu şey
ediyorsunuz. Hasan Doğan, gemisini Tayyip Erdoğan’ın
oğluna satıyor; ondan sonra Hasan Doğan’a getiriyorsunuz Eyüp’te 5,5 dönümlük
bir arazi veriyorsunuz, devletin kamu arazisini; ondan sonra 10 dönüm de gecekondu
araştırma alanı yapıyorsunuz, onu da oraya veriyorsunuz. Şimdi, değerli
arkadaşlar, geçmişte bir Banko Bilo vardı, bir film
vardı, bilmem izlediniz mi? “Banko Bilo” diye bir
film… NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Banker Bilo… KAMER GENÇ
(Devamla) – Banko Bilo… FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Banker Bilo… KAMER GENÇ
(Devamla) – Banker Bilo… Şimdi gemici Bilo çıktı karşımıza. Bu gemici Bilo’yu
da bir araştıralım arkadaşlar; tam, güzel bir filmlik olay. Yani şimdi,
Almanya’da gidiyorlar, vatandaşın en kutsal düşünceleri, inancı olan din
duygularını sömürüyorlar ve orada paralar toplanıyor. Getiriyor, kime
vereceğiz? Fakir fukaraya vereceğiz. Ee, fakir
fukaraya verilmiyor da birtakım iktidar gücünde olanların mal mülk sahibi
olmasında kullanılıyor. Bunları öğrenmek bizim görevimiz. Çıkıp da
meydanlarda… Devletin uçağını kullanarak, bakın, devletin uçağını kullanarak…
Bir defa, değerli milletvekilleri, eğer bir siyaset adamı, siyaset yapıyorsa,
kongresine gidiyorsa devletin uçağını kullanamaz. Bu, dürüstlüğün bir
gereğidir. Efendim, öğrencileri sen topla, getir, soğukta orada beklet, ondan
sonra gösteriş olsun diye “Yahu, bu öğrencileri niye getirdiniz?” Eğer sen
hakikaten dürüst bir davranış içindeysen o öğrencileri oraya getiren valiyi
hemen anında görevden al. Yani böyle şey olur mu? Siz öğrencileri toplayın,
getirin, saatlerce beklesin, o soğukta tiril tiril
titresin, ondan sonra da çıkıp yiğitlik yapın. Devletin uçağını kullanın, gidin
siyaset yapın. E, ben bağımsız milletvekiliyim, hadi ben de şimdi çıkayım
meydana. Ben kendi arabamı kullanacağım. Beni gidip de valiler karşılamıyor,
devletin arabasını da kullanmıyorum. Bakın, değerli
milletvekilleri, dürüstlük çok önemli bir kavramdır. Dürüstlüğü… Bakın, ben geçen
cuma günü Karşıyaka Mezarlığı’na gittim. Orada hocanın bir lafı çok hoşuma
gitti, dedi ki: “Yalancı adamın yeri cehennemdir.” Bakın, “Yalan söyleyenin
yeri cehennemdir. Kim yalan söylüyorsa onda insanlık vasfı yoktur.” dedi. ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Yeni mi duydun? İlk defa mı duydun? KAMER GENÇ (Devamla)
– Ya, ben bunları biliyordum da siz camiye gidiyorsunuz, bunları diyorsunuz,
buna rağmen tersini yapıyorsunuz. Yalan söylemek kadar… Şimdi, deniliyor
ki: “Ben falanca adamları tanımıyorum.” E, bir bakıyorsunuz kendi çocuklarının
vekili çıkıyor. E, nasıl tanımıyorsunuz? “E, ben falancayı tanımıyorum.” YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Yalan söylüyorsun hep. KAMER GENÇ
(Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, insanların, özellikle
politikacıların sözüne güvenilir insan olması lazım. Eğer politikacılar sözüne güvenilir
insanlar değillerse o memleket zaten bitmiş demektir. Çağınızda ekonomi sıfıra
inmiş. Allah’ınızı severseniz, o çocuklarını, işini kaybettiği için, iflas
ettiği için öldüren bu insanlar, cinnet geçiren insanlar hiç mi sizi rahatsız
etmiyor ya? O kendisini diri diri yakan insanlar,
ekonomik sıkıntıdan dolayı, hiç mi sizi rahatsız etmiyor? Ama gidip de Vakko’nun bayiliğini alabilirsiniz, bakan olabilirsiniz.
Hem bakanlık yapacaksınız hem Vakko’nun bayiliğini
alabilirsiniz. Efendim, hem bakanlık yapacaksınız hem kuyumculuk yapacaksınız.
Kuyumculuğu nerede yapacaksınız? Kaçakçılığın en yoğun olabileceği bir free shop mağazasında. ÖTV’yi kaldıracaksınız, daha önce tarh edilmiş ÖTV’leri de sileceksiniz. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) RECEP KORAL
(İstanbul) – Mezarlığa gidince yerinizi öğrendiniz mi? BAŞKAN – Buyurun
konuşmanızı tamamlayınız. KAMER GENÇ
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, peki, bu Türkiye Cumhuriyeti’ni kim
koruyacak ya? SONER AKSOY
(Kütahya) - Sen varsın ya. KAMER GENÇ (Devamla)
- Vergiyi almayacaksınız, devletin bütün kaynaklarını yandaşlarınıza
vereceksiniz. Bakın, geçen pazar, evvelsi pazar İstanbul’daki bir panele
katıldım. Orada eski İstanbul Belediye Başkanı dedi ki: “Benden sonra beş bin
tane, İstanbul’da, imar değişikliği yapıldı. Yeşil alanların, okul alanlarının,
resmî daire yerlerinin, cami yerlerinin imar planı değiştirildi ve bunlar konut
alanına çevrildi. Her bir imar değişikliğinden 50 milyon para sağlandı, rant sağlandı.” 250 milyar dolar… Beyler, bu paralar
İstanbul’da birilerinin cebine girdi. Bunu söyleyen eski İstanbul Ana Kent
Belediye Başkanı. Yahu, gelin bunu araştıralım, araştıralım! Kimin cebine haram
para girmişse onun burnundan getirelim. Ama başınızı sallayacağınıza önerge
verelim, bunları yapalım. Kim yalan söylüyorsa Allah belasını versin! (AK PARTİ
sıralarından “Amin, amin” sesleri) Onun için… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ
(Devamla) – Allah bilir kimin cezasını vereceğini. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Genç. Lehinde Sayın
Bekir Bozdağ, Yozgat Milletvekili. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu önerisinin
lehinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, her hafta
Meclisimizin Danışma Kurulu önerisi görüşmeleri sırasında mutat olan
görüşmelerinden bir tanesini yapıyoruz. Şimdi, bir milletvekili arkadaşımız da
her hafta mutat olarak buraya geliyor, aynı üslupla konuşuyor, ondan sonra inip
gidiyor. Biz hep şunu söylüyoruz: Bu kürsü, masum bir kürsüdür. Bu kürsüyü
kirletmemek lazım; sözle de kirletmemek lazım, beyanla da kirletmemek lazım,
eylemle de kirletmemek lazım. Bizim buranın masumiyetini korumamız lazım.
Birtakım dedikoduları, birtakım iftiraları, birtakım yalanları hakikat gibi
takdim etmek, onlara gerçek vasfını kazandırmaz ancak takdim edenleri
küçültebilir. Bizim burada söylenecek her söze verilecek cevabımız var, biz
onların her birine cevaplar verebiliriz ama o zaman bu Meclisin sağlıklı,
verimli bir biçimde çalışmasına da imkân tanımamış oluruz. Birtakım
dedikoduların, iftiraların konuşulduğu ve cevaplandırıldığı yer olarak kalmaya
devam eder. Onun için, biz, pek çok konuda, dikkat ederseniz, susuyoruz, cevap
vermemiz gereken bir kısım şeylere cevap vermiyoruz. Bunları milletimizin
basiretine, vicdan terazilerinin doğruluğuna emanet ediyoruz. Benim, Sayın
Genç’in söyleyeceklerine söyleyecek çok şeylerim var ama hiçbirini
söylemiyorum, söylemeye de gerek duymuyorum. Artık, cevap
vermemek lazım. Doğrusu bu. Hani geçenlerde basında çıktı ya, kamu
görevi yapmış bir devlet büyüğümüz öyle bir ifade kullanmıştı: “Suskunluğumuz
asaletimizdendir. Her şeye verilecek bir cevabımız var. Bir lafa bakarım laf mı
diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye.” Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Efendim… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sataşma var. BAŞKAN – Hayır
efendim, genel ifadeler var, isim falan geçmedi. BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Sataşma var efendim, doğru söylüyor. BAŞKAN – Başka
söz talebi yok. KAMER GENÇ
(Tunceli) – “Konuşana bakarım, adam değilse.” dedi. BAŞKAN – Danışma
Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, o kürsüyü çok taraflı yönetiyorsunuz. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan
gündeme alınma önergesi vardır. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Burada, o kürsüde söylenen o pislikleri sen hep örtmeye
çalışıyorsun. Böyle bir şey olmaz ya! BAŞKAN – Okutup
işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım: IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) C) ÖNERGELER 1.- Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt’ün; Üreticilerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerine
Olan ve Yeniden Yapılandırılan Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun
Teklifi’nin (2/2) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/118) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 2/2 Esas Numaralı
“Üreticilerin T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatiflerine Olan ve
Yeniden Yapılandırılan Borçlarının Faizsiz Ödenmesine İlişkin Kanun Teklifim”
İçtüzüğün 37. Maddesine göre doğrudan gündeme alınması için 15.01.2008 ve
22.04.2008 tarihlerinde görüşülmüş ancak doğrudan gündeme alınması
reddedilmiştir. 2/2 Esas Numaralı
Kanun Teklifimin İç Tüzüğün 37. Maddesi gereğince yeniden doğrudan gündeme
alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. Ensar Öğüt Ardahan BAŞKAN – Sayın
Öğüt, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) ENSAR ÖĞÜT
(Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; çiftçilerin Ziraat Bankası ve
tarım kredi kooperatifine olan borçlarının faizlerinin silinip anaparasının beş
yıla yayılmasıyla ilgili vermiş olduğum kanun teklifi üzerine söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, 12 Haziran 2003 yılında, çiftçilerin ve besicilerin borçlarını
iyileştirmek için bir kanun çıkardık ama o kanun yeterli olmadı. Hâlen, çiftçilerimiz,
besicilerimiz, Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatifine olan borçlarından
dolayı hacizli durumda ve insanların evine haciz geliyor hatta bazı yerlerde
jandarmayla birlikte haciz memuru giderek köylünün hayvanını haczediyor. Böyle
bir konumda mutlak surette Büyük Millet Meclisinin bu kanun teklifini kabul
etmesi lazım. Bu kanun teklifi kabul edildiği zaman çiftçilerin Ziraat
Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarının faizlerinin
silinerek anaparasının beş yıla taksiti yapılacaktır. Bu nedenle,
çiftçilerimizin bu sıkıntılı günlerinden kurtulması, krize yakalanmış,
özellikle hayvancılık yapan, hayvan alım satımı olmayan, Doğu ve Güneydoğu’da
ağır kış koşullarında olan çiftçilerimiz, inanın samimi söylüyorum, çok büyük
sıkıntı içerisinde yaşıyor. 14 Şubat
Sevgililer Günü biliyorsunuz. 14 Şubat Sevgililer Günü’nde ben Ardahan’daydım.
Ardahan’da, Ardahan Belediye Başkan adayımız Sayın Yalçın Taştan’la
beraber sabah 7.00’de sabahçı kahvelerini dolaştık. Sabah 7.00’de sabahçı
kahvelerini dolaşırken bir söyledim bin ah işittim. Çiftçilerimiz perişan
durumda. Bakın, isimlerini vereceğim: Hamit Gökçe, Cemil Başdemir,
Ayvaz Lale, Gıyasettin Akdemir, Sebahattin
Hanoğlu, Tuncer Aktürk, Ali Rıza Başdemir. Bu
vatandaşlarımızın bir kısmıyla konuştum -isim konuşuyorum, belgedir bunlar-
vatandaşlarımız şunu söyledi: “Biz sınırda bekçilik yapıyoruz, yedi sekiz ay
kar altında bu ülkenin bekçiliğini yapıyoruz, bu ülkeye vatandaşlık yapıyoruz.
Bizim suçumuz ne? Ziraat Bankasına gidiyoruz, Ziraat Bankası kredi vermiyor.” İstediği kredi 3
milyar, 5 milyar, 10 milyar… 5 milyar kredi için Ziraat Bankası şunu istiyor:
Memur kefil getir, esnaf kefil getir. Değerli
arkadaşlar, Adana’dan, İstanbul’dan, İzmir’den tayin olmuş, Ardahan’a, Kars’a
gitmiş memur nasıl oradaki çiftçiye, köylüye kefil olabilir? Lütfen… Bunu
kaldırmamız lazım. Yani Başbakana ve Ziraat Bankası Genel Müdürüne
sesleniyorum, rica ediyorum Hükûmete: Yani bu Ziraat
Bankasından kredi alan insanlara imkân sağlayın. Bakın, ben bir
örnek söyleyeceğim, bir formül de söyleyeceğim. Çare diyorlar ya… Nedir
öneriniz? Önerimiz var. Eskiden hayvanların küpesi yoktu, küpesi olmadığı için
hayvanın cüzdanı da yoktu; şimdi her hayvanın küpesi var, cüzdanı var, kaydı
var. Bu hayvanlar rehin alınarak kredi verilebilir ve çiftçiler rahatlar. Bugün
şimdi aynı derecede o kahvede oturan bir sürü esnaf perişan. Diyorlar ki: “KOBİ’lere yardım ettiler, KOBİ’lere
kredi veriyorlar, niye bize vermiyorlar? Biz burada ağır kış koşullarında
yaşıyorsak, eksi 25 derecede, eksi 30 derecede yaşıyorsak bizim günahımız ne?” Ardahan’da,
hakikaten Doğu ve Güneydoğu’da insanlar, esnaf siftah yapmadan dükkânını açıp
kapatıyor, kirasını ödeyemiyor, çekini ödeyemiyor, senedini ödeyemiyor,
vergisini ödeyemiyor, herkes hacizli. Arkadaşlar, yani
Büyük Millet Meclisinden çare istiyorsak işte bu kanun teklifimizin kabul
edilmesi lazım. Bu kanun teklifi kabul edilirse, ben inanıyorum, çiftçilerin
Ziraat Bankasına ve tarım kredi kooperatiflerine olan borçları ertelenecektir,
faizler silinecektir. Şimdi, örneğin,
bir belge sunuyorum, belge. Diyorlar ya… Belge işte: Ziraat
Bankası Posof Şubesinin belgesi. 3 milyar kredi almış Sabri Yalçın, 13
milyar 600 milyon olmuş. Değerli
arkadaşlar, bu 13 milyar 600’ü bu adamın ödeyebilmesi için 15 tane ineğini satması
lazım. Zaten bu adamın 15 tane ineği yok, 5 ineği var, onu da satsa çocukları
aç kalacak. Onun için, lütfen rica ediyorum, 3 milyar 13 milyar olmuşsa, o
zaman, bu 13 milyarın faizinin silinip anaparası alındığı takdirde, ben
inanıyorum, köylüye, çiftçiye, esnafa büyük bir rahatlatma getirecektir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ENSAR ÖĞÜT
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir de yem bitkileri parası hâlen ödenmedi.
Bazı illerde ödenmiş, ne yazık ki Doğu Anadolu’da çoğu ilde ödenmemiş. Yani
kış, kar, kıyamet… İnsanlar hayvanıyla beraber aynı odada kalıyor. Hayvanını
besleyecek yemi için para alacak, parası yok. Hayvanı mal pazarına götürüyor,
satamıyor. Bakın, kasım
ayında yem bitkileri parasının ödenmesi lazımdı. Yem bitkisi parası nedir, yem
bitkisi? Bu yem bitkisini önceden verecek ki adam, hayvanını beslesin, bahara
çıkarsın. Zaten bir ay sonra yeşillik çıkıyor. Şimdi daha hâlen ödenmemiş. Bu
nedenle, ben rica ediyorum Hükûmetten: Yem bitkileri
parasının ödenmesi lazım, acilen ödenmesi lazım. Eğer bu ödenmeyecekse
hakikaten çiftçimiz çok perişan duruma düşecektir, zaten perişan durumda. Şimdi, yem
bitkileriyle ilgili ödeme yapılmadı, yapılmadığı gibi bir de yem bitkilerinde
düşme olmadı. Hükûmet diyor ya… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Öğüt, teşekkür ediyorum. ENSAR ÖĞÜT
(Devamla) – Bir dakika uzatma süresini veriyor musunuz Başkanım. BAŞKAN – Bir
dakika sürenizi verdim de siz yem bitkilerine geçince süre tamamlanamadı. ENSAR ÖĞÜT
(Devamla) – Farkında değilim. O zaman selamlayıp ineyim. BAŞKAN –
Arkadaşlar, lütfen, istirham edeyim, zorlamayalım şeyi. ENSAR ÖĞÜT
(Devamla) – Selamlayıp ineyim Başkanım. BAŞKAN – Şimdi
Sayın Öğüt, bakınız, buradaki olay şu şimdi: Bir konu hakkında konuşuyorsunuz,
oradan başka bir konuya geçiyorsunuz. Şimdi o konuların hepsini derleme imkânı vesairesi yok, böyle bir imkân da yok. Onun için, çıkan
hatip ne kadar zamanda ne kadar söz söyleyeceğini bilecek. ENSAR ÖĞÜT
(Devamla) – Peki, teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın
Özkan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Ensar Öğüt’ün selamlarını iletiyorum arkadaşım adına. Şu anda
verdiğimiz kanun teklifiyle Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine üreticilerimizin,
köylü kardeşlerimizin borçlanmalarının faizsiz, anapara sabit kalarak beş yıl
ertelenmesiyle ilgili bir teklifimiz var. Bu teklifin yüce Meclis tarafından
kabul edileceğini umuyorum ve diliyorum. Değerli
arkadaşlarım, gerçekten, geçenlerde ben burada o çiftçimizin değerlerini
kürsüye çıkarmıştım, bazı arkadaşlarımız “Şov yapıyor.” demişti. Şov
yapmadığımızın örnekleri, bugün köylere gittiğiniz zaman… Ben yaklaşık her
hafta Burdur ve çevre köyleri, Afyon’u, Isparta’yı, Antalya’yı dolaşıyorum. Bu
köylerde gerçekten üreticimiz çok açmazda. Ürettiği buğday para etmedi, süt şu
anda para etmiyor, et para etmiyor, haşhaşı para etmedi, ürettiği pancar para
etmedi, satacağı bir şey kalmadı; tarım krediye borcu var hayvanları için yem
aldı, Ziraat Bankasına borcu var traktör aldı, hayvan kredilendirmesi yaptı,
damızlık düve aldı, bu borçların ödenmesi gerekiyor. Ama kriz öyle bir geldi ki
beşli dirgen gibi böğründen girdi, sırtından çıktı, teğet geçmedi kriz.
Böğründen girdi, o üreticinin kullandığı beşli dirgen gibi. O perişanlık diz
boyu. Onun için… Geçen yıl söylüyordu vatandaşımız “Ben Ziraat Bankasına olan
borcumu, bu yıl özel bir bankadan aldım.” Özel bankanın ismini vermiyorum, bunu
Trakya’dan tanıyorsunuz, Burdur’dan tanıyorsunuz, Denizli’den tanıyorsunuz,
Adana’dan, Balıkesir’den tanıyorsunuz. O özel banka bütün Türkiye’ye kol sardı.
Arazilerini ipotek etti, kredi kartı verdi, şu anda araziye alıcı yok. Onun
için yasalar düzenlemeye çalıştık. Arazisini alan yok, ineğini alan yok. 10,5
milyon liraya dana kestiriyordu, şu anda 8,5 lira. 8,5 Liraya; düve
kestiriyordu, şu anda 6-6,5. Bağ bozumu gibi şu anda hayvan pazarları; düvesi
pazarda, danası pazarda, ineği pazarda. O üç aylık, beş aylık buzağılar
sucukluk, pastırmalık olarak kesime gönderiliyor. Bunlar bacasız fabrika.
Bunlar kesilmesin diyoruz. Onun için bu kanun teklifimizde, vatandaşımıza,
köylümüze, çiftçimize bir can suyu istiyoruz. Bu can suyu ki o buzdolabına
benzemiyor, çamaşır makinesine benzemiyor. O bacasız fabrika. Gelin, sosyal devlet
diyoruz, dağıtım diyoruz; bu sosyal devlet köylünün elinden tutsun, çiftçinin
elinden tutsun. Bu köylümüze bir kez daha bu güzelliği kazandıralım istiyoruz
kanun teklifimizle. Geçen gün
Kırklareli’nden aradı bir kardeşimiz, ismini sizlere verebilirim. Hocam diyor
“İntihar edecek…” Bizim on beş ineğimiz vardı, şu anda üç çuval yemimiz kaldı.
Kırklareli Vize’den aradı, “İntihar edecek.” diyor. Bu intiharlar çoğaldı
arkadaşlarım, borçlarından dolayı. Burdur’da -biz, yediemin deposu diye bir şey
bilmezdik Burdur’da- şu anda dört tane yediemin deposu var. Eskiden buzdolabı,
çamaşır makinesi konurdu yediemin depolarına. Bu yediemin depolarında şu anda
sıfır marka araçlar, traktörler, Ducato’lar, Scudo’lar doldu taştı, sanki bir oto pazarı gibi, galeri
gibi bu yediemin depoları doldu. İlçeler yediemin depolarıyla dolu, traktörü
orada, 50 NC’si orada, pikabı orada, arabası orada,
Şahin’i orada, Kartal’ı orada. Bunları kurtarmamız gerekiyor. Onun için bu
kanun teklifimizde bir iyileştirme yapacağız. Bu iyileştirme ki o çiftçimizin
alın teri gibi baktığı, yemeyip yedirdiği ineğini kesimden kurtaracak, düvesini
kesimden kurtaracak. Bu feryat Türkiye'nin her yerinden, Anadolu’nun her
yerinden -Diyarbakır’ından, Elâzığ’ından, Samsun’undan, Antalya’sından,
Burdur’undan, Edirne’sinden- devamlı sizlere de geliyor, duyuyorsunuz.
Gerçekten bu iyileştirmeyi yapmamız gerekiyor bu kanun teklifiyle. O tarım
kredinin önünden geçecek hâle gelmedi. O tarım kredide çalışanların özlük
haklarının neler olduğunu sizler de biliyorsunuz. O insanlar eli nasırlı
insanlar o insanların maaşlarını çıkarmak için cansiparane
çalışıyorlar ama ürünleri para etmediği için bu borçlarını ödeyemediler. Onun
için bu feryatları sizlerle paylaşmak istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, biliyorsunuz, yani gerçekten bazen konuşuyoruz -bakanlarımız yok
şu anda- bakanların Türkiye’si tozpembe, rakamların Türkiye’si de tozpembe,
bankaların Türkiye’si de tozpembe; orada güzellikler var, bakanın olduğu yerde,
gittiği yerde güzellik var. Rakamlarda güzellik var, enflasyon düştü, borsa
yükseldi, gayet güzel bunlar ama gelin bir de esnafı dolaşın, emekliye gidin,
emekli maaşıyla 2 üniversite öğrencisi okutan o annenin haykırışını, o annenin
feryadını gelin hep beraber dinleyelim. Üretim olsa, üretimi kamçılamış olsak,
o üretilenler para etmiş olsa vatandaş hiçbir şey istemiyor ki… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Özkan, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli
arkadaşlarım, yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ne diyordu: “Çalışmadan,
yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar önce hasletlerini, daha
sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar.” Benim üreticim,
benim köylüm, benim çiftçim, benim esnafım gerçekten çalışıyor, gerçekten
üretiyor, gerçekten yoruluyor ama emeğinin karşılığını alamıyor; eli hamur,
karnı aç. Onun için bu kanun teklifimizin yüce Meclisin oylarıyla geçeceğine
inanıyoruz. Yaptığımız bu kanun teklifi üreticiye bir can suyu olacaktır. Bu
can suyunda AKP’li kardeşlerimin, MHP’li kardeşlerimin, Cumhuriyet Halk Partili
kardeşlerimin hep beraber destek vereceğine inanıyor, saygı ve sevgilerimi
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Özkan. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN –
Arayacağım. Sayın
milletvekilleri, İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş önergenin doğrudan
gündeme alınmasını oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer
denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada yer
alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96) BAŞKAN –
Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 2’nci sırada yer
alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarıları ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarıları ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonu Raporu (1/618, 1/653) (S. Sayısı: 307) BAŞKAN –
Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 3’üncü sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Nimet Çubukçu ve 25
Milletvekilinin; Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu Teklifi; Adana Milletvekili
Nevin Gaye Erbatur ve 8 Milletvekilinin; Kadın Erkek
Eşitliğini İzleme Kurulu Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş ve 5 Milletvekilinin; Kadın-Erkek Eşitlik Komisyonu
Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz. 3.- İstanbul Milletvekili Nimet
Çubukçu ve 25 Milletvekilinin; Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu Teklifi; Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 8 Milletvekilinin;
Kadın Erkek Eşitliğini İzleme Kurulu Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili
Ayşe Jale Ağırbaş ve 5 Milletvekilinin; Kadın-Erkek
Eşitlik Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu
(Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanunu Teklifi) (2/211, 2/112, 2/311)
(S. Sayısı: 328) BAŞKAN –
Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. Sayın milletvekilleri, 4’üncü sıraya alınan, İşsizlik Sigortası
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan ve 15 Milletvekilinin; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun;
5084 ve 5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi,
İzmir Milletvekili Harun Öztürk ve 11
Milletvekilinin; 25.8.1999 Tarihli ve 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve
21 Milletvekilinin; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; 5084 Sayılı
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5510 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Mustafa Cihan Paçacı ve 23 Milletvekilinin;
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri
Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ ve Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli ile Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak'ın; Yatırımların ve
İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlıyoruz. 4.- İşsizlik Sigortası Kanunu ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı, İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan ve 15 Milletvekilinin; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu'nun; 5084 ve
5350 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İzmir
Milletvekili Harun Öztürk ve 11 Milletvekilinin;
25.8.1999 Tarihli ve 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 21
Milletvekilinin; 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkındaki Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Reşat Doğru'nun; 5084 Sayılı
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel'in; 5510 Sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe'nin; Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi, Ankara Milletvekili Mustafa Cihan Paçacı ve 23 Milletvekilinin;
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkanvekilleri Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ ve
Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ile
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak'ın;
Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/676, 2/72, 2/102, 2/106, 2/334, 2/368, 2,375, 2/381, 2/383,
2/387) (S. Sayısı: 329) (x) BAŞKAN –
Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. Komisyon raporu
329 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Saygıdeğer
milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi
kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde
görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı
oylanacaktır. (x)
329 S.Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir. Tasarının tümü
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın; şahısları adına Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu’nun ve Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun söz talepleri vardır. İlk söz
Cumhuriyet Halk Partisi Gurubu adına İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’a aittir. Sayın Oyan
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce adını okurken beş dakika
geçirdiğimiz bir torba kanunu, başka deyişle çorba kanunu konuşmak üzere
buradayız, huzurlarınızdayız. Efendim, bu
kanunun adı da değişti zaten, Hükûmetin teklifinde
İşsizlik Sigortası Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Tasarısı idi ve buna on tane kanun teklifi -biri de benim- eklenmiş idi.
Bu, Komisyonda -haklı olarak aslında- değiştirildi ve şu dendi: Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı. Niye öyle? Çünkü otuz üç madde
artı geçici maddelerden oluşan bu torba kanun tasarısının sadece bir maddesi
esas itibarıyla işsizlik sigortasıyla -bir tane daha var ama çok önemli değil-
ilgili. Dolayısıyla, yani adını tam torba kanun olarak koymakta yarar vardı,
yanıltıcı olurdu. Ama şimdi şunu sormak lazım: Yirmi dokuz tane yasada
değişiklik yapan bir torba kanunun bir temel yasa olarak getirilmesi gibi bir
garabeti niye yaşıyoruz? Yani iki madde hâlinde görüşeceğiz, içinde birbiriyle
benzemez otuz altı tane madde var. Böyle bir şey olabilir mi? Yani bunun
üzerine herhâlde bu Meclisin düşünmesi gerekir. Değerli
arkadaşlarım, şimdi Türkiye'nin temel meselesi bugün -dünyanın da aslında çok önemli temel
meselesi işsizliktir- işsizliktir, işsizliğe çözüm bulmaktır, istihdamdır.
Dolayısıyla, bizim burada bakmamız gereken şey, acaba bu konuda ne getiriyor?
Gelen sadece kısa çalışma ödeneği de olarak… O da bir yenilik değil, var olan
bir düzenlemenin geliştirilmesi. Peki, işsizlik sigortasıyla ilgili burada
birçok kanun teklifi var bu Parlamentonun değerli milletvekillerinin. Onunla
ilgili bir iyileştirme -sisteme girişlerin kolaylaştırılması, sistemde kalışın
uzaması, işsizlik ödeneğinin yükselmesi- buna ilişkin bir düzenleme var mı? Ne
yazık ki yok. Geçen sene şubat ayında benim kanun teklifim reddedilmişti. Şimdi
Komisyonda geçen gün görüştük. Sayın Bakan da “Bunun bazı şeyleri dikkate
alınabilir.“ dedi. Bekliyoruz. Yani, herhâlde başka bir düzenleme gelecek.
Burada en azından bizim önerdiğimiz, teklif ettiğimiz düzenlemeler ortada
gözükmüyor. Değerli
arkadaşlarım, bakınız, İşsizlik Sigortası Kanunu 2000 Haziranında kabul
edilmiştir. 2002 Mart ayında da işsizlik sigortası ödemeleri başlamıştır. Yani
önce bir biriktirim dönemi, arkasından ödeme dönemi. Peki, marttan itibaren
bugüne, yani ocak sonuna kadar geçen toplam yedi yılda, bir ay eksiğiyle toplam
yedi yıldır, bu toplam yedi yılda ne kadarlık bir
ödeme yapılmış acaba işsizlere diye bakıyorsunuz. Esas amacı işsizler değil mi?
42 katrilyon toplanmış bir fon, ocak itibarıyla. 1,9 katrilyon sadece işsizlere
ödenmiş. Yani, fonun sadece yüzde 4,4’ü işsizlere dönük olarak uygulanmış. Bu,
çok ilginç bir karşılaştırma. Yani aslında bu fonun işsizler için çalışmadığını…
Gerçi ben bunu taa 2000 yılında yazmıştım. Bu fon
devletin borçlanmasının, hazinenin uzun vadeli ve kolay yoldan borçlanmasının
bir aracı olarak oluşturuluyor diye taa 2000’de ben
bunları yazdım. Şimdi bunu siz altı yıllık iktidarınızda bir kez daha, bir kez
daha kanıtlayarak geliyorsunuz. Yani hiç olmazsa bir
iyileştirme yapmaya, yani bu fonun gerçek amacına uygun çalışmasına dönük bir
çaba içinde olmaya niye bu kadar eliniz titriyor, IMF karıştığı için mi? IMF
size daha geçen yılın bütçesinde ve bu yılın bütçe görüşmelerinde, aralık
ayının son günlerinde IMF’nin görünmez eli geldi, bütçenin yatırımlarını
azalttı, tarım desteklerini azalttı. Şimdi de görüyoruz ki her
düzenlemede bunu görüyoruz: “İşsizlik sigortasıyla ilgili sakın ha düzenleme
yapmayın, o fona dokunmayın, fon devlet borçlanmasına gidecek.” Bakın, size çok
tipik bir başka örnek vereyim: Bu fonun son birkaç yıl itibarıyla sigorta
giderleri, yani işsizlik sigortası ödemeleri, işte, 2007’de 324, 2008’de 450
milyon lira -eski deyişle trilyon- işsizlere ödeniyor. 2009 için ne
öngörülüyor? 2009 için 569 öngörülüyor. Yani sanki Türkiye krizde değil. Bu
nerede bu? Bu, DPT genel ekonomik hedefler ve yatırımlardan söylüyorum. Yani
sanki Türkiye krizde değil. 2009 yılında da öyle bir büyük artış, işsizlik
ödeneğinde büyük bir artış öngörülmüyor. Yani o işsizler bizim işsizimiz değil,
onlar yabanların işsizi, onların bir hakkı yok, yasal hakkı yok. Biz kömür,
erzak dağıtalım, işsizlere bir şey vermeyelim. Kanuni haklara
hayır, keyfî şeylere evet. Böyle bir şey olur mu? Böyle bir sosyal
devlet olur mu? Böyle bir devlet olur mu, bırakın sosyalini. Peki, ne artıyor?
Diğer giderler artıyor. Diğer giderler, mesela 2006-2007’de 80 milyon lira
civarında olan diğer giderler birdenbire 2008’den itibaren arttı. 2008’de 1.516
yani 1 milyar 516 milyon Yeni Türk Lirası. Niye 2008’de böyle? Çünkü 2008’de
fonun faiz gelirinin yüzde 10’unu GAP’a aktarmaya başladık. Tamam, GAP’a
aktarılsın da kardeşim, GAP’a aktarılan kadar işsiz ödeneği niye yok? Yani
niçin işsiz ödeneği 2008’de 450 milyon lira da, GAP’a aktarmalar dolayısıyla o
şişen diğer giderler 1,5 katrilyon ya da 1 milyar 516 milyon lira? Yani niye 3
katı? 2009’a bakıyorsunuz, 5 katına çıkması öngörülüyor. Yani 2009’da daha da
kötü olacak. Bizim gözümüz
onda da değil. Diyoruz ki… Veya bunun yüzde 95’ini devlet borçlanma için
kullanıyor. Bırakın, açın şu yolu. Hani, şeyler çok şeye bağlıysa, yani bu
fonun elindeki devlet hazine kâğıtları, devlet iç borçlanma senetlerini
devletin ödeyip fonu rahat bırakması mümkün değilse -çünkü piyasadan
borçlanacak, daha yüksek faiz- o zaman fona yeni girişleri bari serbest
bırakın. Fona yeni girişler var, her ay yeni girişler var. Şimdi, öncekine bari
bir set çekin, ondan sonrasını gerçek amacına uygun olarak kullanmaya gayret
edin. Ne yazık ki bunlar yok. Değerli
arkadaşlarım, şimdi, yani, biz… Sayın Bakan da burada. Yani krize, işsizliğe
karşı ciddi bir önlem olamadığını görüyoruz. Bunun bir başka rakamını daha
vereyim: En son kasım itibarıyla -üç aylık ortalamalar- işsizlik rakamları
açıklandı, 2 milyon 995 bin işsize çıktı işsiz sayısı. Hızlı bir şekilde
yükseliyor ki bu resmî işsiz. Aslında buna çalışmaya hazır 1 milyon 968 bin
kişiyi katarsanız İstatistik Enstitüsü rakamlarıyla -yani işbaşı yapmaya hazır,
iş bulursa hazır olanları. İşsizim demiyor ama işbaşı yapmaya hazır- tam 4
milyon 963 bin işsiziniz kasım itibarıyla var. Peki, kasım ayında işsizlik
sigortasından kaç kişiye ödeme yapmışız? 165 bin kişiye. Nerede 165, nerede 2
milyon 995, nerede 4 milyon 963? Kıyas kabul etmiyor. Yani, resmî işsizlik
rakamına kıyasla yüzde 5,5; işsizlerin sadece yüzde 5,5’u faydalanıyor.
Diyeceksiniz ki: ”Bunların bir bölümü kayıt dışı da ondan.” Ee,
gelin kayıtlı işçiye başvurun, kayıtlı işçiye oranlayın. Kayıtlı işçiye
oranlayın, 1 milyonu aştı ocak ayında, 1 milyon 79 bin kayıtlı işsiz, ona
oranlayın. Gene çok düşük bir noktadasınız. Sayın Bakan,
değerli Hükûmet temsilcileri; bu konu artık ihmal
edilebilir bir durum değildir. Bu konu bir kırmızı çizgidir.
Yani bu krizi ciddiye alıyor musunuz? Siz halkı ciddiye alıyor musunuz, siz
vatandaşlarınızı ciddiye alıyor musunuz, siz işsizi ciddiye alıyor musunuz?
İnsanları insan yerine koyuyor musunuz? Bu onun çizgisidir. Değerli
arkadaşlarım, tabii, bu arada şunu da… Bu 2000 krizinden farklı. 2000 krizinde
hem kısa süren bir “V” tipi kriz söz konusuydu hem de o zaman henüz kamu
iktisadi teşebbüsleri sistemde hâlâ önemli, hâkim pozisyonları vardı birçok
bakımdan. Şimdi kamu iktisadi teşebbüslerini bütün bu dönem boyunca elden
çıkardınız büyük ölçüde. Dolayısıyla elinizde supap yok, elinizde supap yok.
Onlar bu tür dönemlerde, kamu iktisadi teşebbüsleri, işçi çıkarmayarak
işsizliğin yükselmesine karşı bir fren görevi görüyorlardı. Şimdi elinizde bu
fren de yok, bunu dikkate alın ve uzun süreli bir işsizlik ve kriz dönemine
giriyoruz. Dolayısıyla, elinizde hangi araçlar var, doğrusu merak ediyorum. Ha,
şimdi bir araç getiriyorsunuz. O araç nedir? Kısa çalışma ödeneği. Kısa çalışma
ödeneği nedir? Yani burada, tabii, vaktim yok ama kısacası, bu, var olan bir
şeydi. Bu, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun zaten içinde olan bir
madde değil ama uygulanamaz bir madde değil. Niye uygulanamazdı? Çünkü şöyle
bir şeyi vardı, özel bir durum: Yani iş yerinin geçici olarak bir şey olması,
faaliyetlerini azaltması, çalışma sürelerini azaltması veya iş yerini kısmen
veya tamamen belli bir süre durdurması. En az dört hafta olursa geçerli ve üç
aya kadar da bu durumdaki işletmelere oradaki zor duruma düşen işçiler için bir
telafi mekanizması çalışıyor. Üç ayı aşamayan bir şey… Şimdi, burada bir
iyileştirme yapıyorsunuz. Ee, güzel… Yani iyileştirme
yani üç ayı altı aya çıkarıyorsunuz. Güzel, tamam... En azından… Ama niye bir
sene değil? Yani bu işsizlik döneminde niye bir sene değil? Peki, niye
çalışmıyordu sistem? Bakın, size rakam
vereyim: Sayın Bakan, 2008 yılında müteaddit defa, defalarca işverenleri şeye
çağırdınız: “Ey işverenler, işçinizi çıkarmayın, kısa çalışma ödeneğinden
yararlanın.” dediniz. Kaç kişi başvurmuş? Bakın, ben size
bu kısa çalışma ödeneğinden yararlananların sayısını vereyim: 2005 yılında 21
kişi, 2006’da 217 kişi, 2007’de 40 kişi, 2008’de sıfır kişi. Yani Sayın Bakanın
en çok çağrı yaptığı 2008 yılında 1 kişi bile yararlanmamış kısa çalışma
ödeneğinden. Tabii, belki şunu diyebilirsiniz: 2008’in son aylarındaki
başvurular 2009’a kalmış oluyor. Nitekim 2009’da 651 kişi, ocak ayında sadece
görüyoruz. Ama neyi açıklar? 651’le neyi kurtarırsınız? Biz, burada yüz
binlerden bahsediyoruz, milyonlardan bahsediyoruz Sayın Bakan. Dolayısıyla,
burada, şimdi sizin getireceğiniz şey gerçekten derde deva olacak bir şey mi
yani üç ayı altı aya çıkarmak? Ha, bir de bunu sadece 2009 yılı için
getiriyorsunuz yani lütfediyorsunuz. Ondan sonra sanki 2009’da kriz bitecek ve sanki
kriz bitse dahi bu kısa çalışma ödeneği denilen uygulanamaz mekanizma çok
iyiymiş gibi tekrar geriye döneceğiz. Ee,
uygulanamıyor… Yani 10 kişi, 20 kişinin yararlandığı bir şeye “Var.”
denilebilir mi? O hâlde niye sadece 2009 için, bunu anlamak mümkün değil. Kaldı ki bakın,
mevcut, daha henüz değişmemiş uygulamada şu vardır: Kısa çalışma ödeneği olarak
yapılan ödemeler başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden düşülür.
Yani düşünün, birisi, kısa çalışma ödeneğinden yararlandı bir işçi, döndü
tekrar iş yerinde çalıştı ama üç ay sonra iş yeri tamamen kapandı; işsizlik
sigortasına başvuruyor; diyorlar ki: “Sen üç ay yararlandın, altı aylık
işsizlik sigortan var, o altı aydan üç ayı düşerim.” Ya bu kadar… Yani ilave
bir hak değil, var olan hakkın üzerinden çalışan bir sistem. Böyle bir şey
olabilir mi? Bunu şimdi
değiştiriyorsunuz, güzel. Diyorsunuz ki yeni düzenlemede: “Kısa çalışma ödeneği
olarak yapılan ödemeler başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden
düşülmez.” Güzel. Ee, niye sadece 2009’da? Niye
sadece 2009’da? Niye devamlı değil? Yani bu kısa çalışma ödeneği bir sistem
olarak olacak mı, olmayacak mı; karar verin. Eğer olmayacak diyorsanız, eski
sistemi devam ettirin, ona dönün gene. Dolayısıyla bu
ciddi bir düzenleme değil. Yani, burada, bir kere zaten paralellik sağlamak
açısından, işsizlik sigortası ödemeleri altı aydan başlıyor, altı ay, sekiz ay,
on ay. Dolayısıyla onunla paralellik sağlamanız lazım. Kaldı ki, işsizlik
sigortasında bu ödeme sürelerini… Benim önerim de odur. Şurada da var, bu
elinizdeki sıra sayısında. Bu sıra sayısı elinize ne yazık ki yirmi dört saat
önce bile geçmedi ancak bugün basıldı. Benim elime bile on ikide geçti. Bunu
okuma fırsatı bulamamıştır sayın milletvekilleri. Ama burada benim teklifim de
var. Ben neyi öneriyorum? Altı, sekiz, on ay için değil, sekiz, on, on iki ay
için ödensin işsizlik sigortası. Sisteme girişlerde en az altı yüz gün son üç
yılda çalışmış olmak koşulu, son iki yılda üç yüz güne, son yüz yirmi gün yani
dört aydır kesintisiz çalışmada gelin bunu altmış gün yapalım. Bu şartları
getirin ki sisteme giriş kolaylaşsın yani gerçekten sistem çalışsın. İkincisi, “asgari
ücretin yarısıyla tamamı arasında” diyorsunuz işsizlik sigortasında. Gelin bunu
asgari ücretin dörtte 3’üyle 3 katı deyin çünkü asgari ücretin 5 katı üzerinden
matrahtan alıyorsunuz siz bu işsizlik sigortası ödentisini. Ha, şimdi, bir
de, bu kısa çalışma ödeneğini de yüzde 50 artırıyorsunuz çünkü bu da aynen
işsizlik sigortasının uygulamasına tabiydi. Yani ancak sistem içinde işsizlik
sigortası koşullarından yararlanabilir olanlar kısa çalışma ödeneğinden
yararlanıyor. Yüzde 50 artırıyorsunuz işsizlik sigortasındaki yani “yüzde 50
zamlı uygulanır.” Niye işsizlik sigortasını yüzde 50 zamlı uygulamıyorsunuz?
Neden korkuyorsunuz? Yani fondaki kaynaklar gerçek sahibine gidecek diye mi
korkuyorsunuz? Korkmayın. Gerçek sahibi, onlar hak sahibi. Aslında hak
sahiplerinin de bu haklarını, biraz daha, tabii, özellikle sendikal dünyanın
daha ciddi bir şekilde takip etmesi lazım. Değerli
arkadaşlarım, ben bu işsizlik sigortası ya da kısa çalışma ödeneğinin, bütün
bunların istihdam konusuna ve işsizliğe bir çözüm olamayacağını düşünüyorum.
Burada gerek işsizlik sigortası fonunun düzenlenmesi gerek kamu yatırımları
artışı üzerinden istihdam yaratılması gerekse tarım destekleri üzerinden
tarımda yeni işsizlik dalgalarının ortaya çıkmamasının sağlanması gerektiğini
düşünüyorum ve IMF talepleriyle bu tür güdük birtakım tasarıları “büyük
önlemler, büyük araçlar getiriyoruz sisteme” diye, lütfen, bunu bize hiç
olmazsa bu şekilde pazarlamayın. Milletvekillerinin aklıyla alay etmeyin. Değerli
arkadaşlarım, şimdi elbette bu kanunun başka düzenlemeleri de var. Değerli
arkadaşlarım bu konularda görüşecekler. Madde 2’de hukuka aykırı düzenleme
yapıyorsunuz. Bu tasarının 2’nci maddesinde sağlık hizmetleri sunucularına kırk
beş, doksan günlük sürelerde yapılan ödemeler süresini uzatıyorsunuz. Bunu,
kırk beş günü, altmış güne çıkarıyorsunuz. Altmış güne çıkarmakla kalmıyorsunuz
“ödemeyi izleyen ayın yarısına kadar, on beşinci gününe kadar” diyorsunuz. Yani
eğer hizmet sunan, bu hizmeti bu ayın, diyelim şubatın
1’inde sunduysa, o, kasımın 15’ine kadar gidiyor. Yani kırkbeş
gün daha; altmış gün, o süre çalışmaya başladığı andan itibaren altmış gün, bir
de bu kırk beş günü ekleyin, yüz beş güne çıkan… Yani sizin derdiniz eczacıları
mı batırmak, sizin derdiniz birtakım hastaneleri mi batırmak, onun yerine özel
zincirler kurulmasını mı istemek? Eğer o ise çok güzel, çok doğru bir
yoldasınız! Eğer derdiniz buysa, Türkiye’de bu mevcut iflas eden esnafın
arasına bir de eczacıları katmak istiyorsanız, bir de hastaneleri katmak
istiyorsanız vallahi bundan iyisi düşünülemezdi! Sizi tebrik ederim! Diğer maddelere
tek tek giremeyeceğim, çünkü sürem sınırlı. Ama
birkaç şeyi söyleyeyim. Şimdi, bazı düzenlemeler var ki belki normal zamanda
olağan karşılanabilir. Madde 8’de gelir vergisi tevkifatıyla
ilgili… 10 kişiden az işçi ya da eleman çalıştıran veya hiç çalıştırmayanların
aslında üç ayda bir beyan vermeleri, muhtasar vermeleri mümkündü. Siz şimdi
bunu Bakanlar Kuruluna verilen yetkiyle aslında bir aya çekiyorsunuz. Burada
yazmıyorsunuz ama onu herkes biliyor. Şimdi, bunu çekmek normal zamanlarda
olabilirdi, kamu gelirlerini artırmak, girişleri hızlandırmak. Peki, kriz
döneminde böyle bir fikir nasıl aklınıza geliyor? IMF mi söylüyor bunu size?
Nereden aklınıza geliyor bu? Yani millet, esnaf perişan. “Normal dönemde üç
ayda verebildiğini kriz döneminde bir ayda ver.” diyorsun. Yani ümüğü sıkmak bu
değilse nedir Sayın Bakan? Bu ümük sıkma değilse nedir? Bu IMF parmağı değilse
nedir? Bana anlatın. Yani bu arada
krizle ilgili başka bir iki önleminiz var gibi gözüküyor, işte bu kısa çalışma
ödeneği gibi güdük şeyler. Bunların bazıları da çıkmış, ilk gelen Hükûmet tasarısında var olan bazı şeyler burada yok. Ama yani
bu arada mesela biz burada o kadar söyledik “Bu yatırım indirimlerini
kaldırmayın.” diye. Şimdi bu defa “yatırımlara katkı oranı” diye 9’uncu maddede
yeni düzenlemeler getiriyorsunuz. Peki, ama yani burada hangi yatırımlar, hangi
kriterlere göre ekonomik gelişmişlik kat sayıları…
Şimdi, burada ekonomik gelişmişlik düzeyi, illeri gruplandırmaya ve gruplar
itibarıyla teşvik edilecek sektörleri ve yatırım ve istihdam büyüklüğünü
belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Yani biz burada gayrimamul
bir tasarı yapıyoruz, mamul hâline getirmek Bakanlar Kurulu… Ne olacağını, ne
çıkacağını, hangi ilin hangi gruba gireceğini buradaki milletvekilinin bilmeye
hakkı yok değerli arkadaşlarım, sizin hakkınız yok. Çünkü siz aslında yasama
organısınız ama yetkileriniz yürütmeye devredilmiş. Bunu bilmiyorsanız bugüne
kadar, bu tasarıyla bir kez daha görün. Hangi il… Burada birçok ilden
arkadaşlar var. Biraz önce bana soruyor bir arkadaşım “Benim ilim giriyor mu,
girmiyor mu?” diye. Ne bileyim, onu Bakanlar Kurulu bilecek. Böyle bir şey
olabilir mi? Yani burada da tabii keyfî bir şey var. Yatırımın yüzde 25 ila
45’i arasında kalmak üzere yatırıma katkı oranını belirlemeye Bakanlar Kurulu
yetkili. Yani biz burada verilen teşvikin miktarını, oranını falan Bakanlar
Kuruluna bırakıyoruz. Bu ne biçim şeydir? Bu, keyfî uygulamaya açıktır. Kaldı
ki tabii, kurumlar vergisi oranını da yüzde 90’a kadar indirimli uygulatmaya
Bakanlar Kurulu yetkili. Kurumlar vergisi yüzde 90’a kadar yani kimine yüzde
45, kimine yüzde 50, kimine yüzde 90 mı olacak, nasıl olacak? Yani ben bunun
arka planını tam göremiyorum. Değerli
arkadaşlarım, bir de, tabii çok ilginç, kurumlar vergisinde düzenleme yaparken
“gelir vergisi mükellefleri hakkında da uygulanır” diye bunun altında bir şey
var. Bu da doğrusu oldukça ilginç bir düzenleme maliye literatürü
açısından. Şimdi bir başka
düzenleme bu şeyde, dar mükelleflere kurumlar vergisi avantajı. Yani Türkiye’de
mukim olmayan birtakım kurumlar vergisi mükelleflerine yani aslında portföy yönetim şirketlerine önemli bir kurumlar vergisi
avantajı getiriliyor. Herhâlde burada da sermaye çıkışlarının önlenmesi… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) OĞUZ OYAN
(Devamla) – Sayın Başkan, biraz uzun süre verirseniz… BAŞKAN – Buyurun
Sayın Oyan. OĞUZ OYAN
(Devamla) – Yani böyle bir niyet var herhâlde ama bunlardan daha önemli
birtakım düzenlemeler olduğunu da söyleyebiliriz. Örneğin KDV’de, katma değer
vergisinde iadeler izleyen yıla bırakılıyor yeni düzenlemede yani bu da gelir
artırıcı bir düzenleme ve talep edilme koşuluna bağlanılıyor. Eğer öyleyse,
demek ki siz kriz ortamında vergi indirimleriyle falan işleri kolaylaştırmak
değil, tam tersine, IMF’nin de tam istediği gibi “Vergileri artırın,
harcamaları azaltın.” politikasını bir şekilde uyguluyor gözüküyorsunuz. Yani bu arada
tabii madde 13, millî piyango ve diğer şans oyunlarının özelleştirme
işlemlerinin KDV’den müstesna kılınması falan, bunları geçiyorum. Keza, madde 14 ve
15’te çok ilginç bir şey var yani kablosuz ve mobil İnternet hizmetlerinde,
diğer telekomünikasyon şeyinde vergiler, ÖTV’ler
düşüyor. İyi ama 2006 yılında Yüksek Planlama Kurulunun kararı var, on sekiz
ayda bu verginin kaldırılacağı taahhüt edilmiş bizzat Yüksek Planlama Kurulu
tarafından. Ee, nerede? Dolayısıyla buna da uygun bir
düzenleme değil. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) OĞUZ OYAN
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. Efendim, bir de
tabii çok ilginç şeyler var, madde 23, organize sanayi bölgeleri, bunlarla
ilgili, bunların üzerinde bulunduğu gayrimenkuller, taşınmazlar… “Hazinece dava
açılmaz, açılırsa davalardan vazgeçilir. Davalar sonucunda bu taşınmazların
mera olarak sınırlandırılmasına ve özel sicile yazılmasına dair verilen ve
kesinleşen mahkeme kararları uygulanmaz veya bu uygulanmışsa şerhler terkin
edilir.” Yani, güzel, burada teşvik verilebilir ama yani burada bir şeyde, dava
süreci içinde yargının karara bağladığı şeylere müdahale edip bu şerhleri
terkin etmeye kadar giden ilginç bir yasama-yargı kargaşası görülüyor. Bir başka, 28’inci madde: Ekonomi Koordinasyon Kurulu
kuruluyor. Ekonomi Koordinasyon Kurulunu niye kuruyorsunuz? Zaten, bir Yüksek
Planlama Kurulunuz var, bir Ekonomik Sosyal Konsey var, çalıştırmıyorsunuz;
bilmem, Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu… Ya Para-Kredi ve Koordinasyon
Kurulunu kaldırın, kuracaksanız illa bunu DPT’ye bağlayın, DPT bu işi götürsün
ya da çok yeni kurullarla ortalığı karıştırmayın… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) OĞUZ OYAN
(Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum. Çok önemli, hemen şu iki şeyi
söyleyeyim… BAŞKAN -
Sayın Oyan, iki dakikalık sürenizi uzattım ama bundan sonraki arkadaşlar
için de böyle bir şey doğacak… Gelecek arkadaşlara… OĞUZ OYAN
(Devamla) – Kritik bir mesele olduğu için Sayın Başkan… BAŞKAN - İstirham
ediyorum, lütfen, yani konuşma şeyleri fazla… OĞUZ OYAN
(Devamla) - Anladım. Hayır, önemli
olduğu için bütünü üzerinde bunu bir söyleyeyim. BAŞKAN - Buyurun efendim. OĞUZ OYAN
(Devamla) - Teşekkür ederim. Efendim, af
getiriliyor. Bu düzenlemelerde özellikle geçici madde 1’de, geçici madde 2’de,
geçici madde 3’te af getiriliyor. Af geldiği zaman, bunu kabul eden 330 kişi
olması gerekiyor. Yani, bu, kritik olduğu için süre istedim. Yani, af getiren
düzenlemeler beşte 3 çoğunlukla Meclisten geçerse, Anayasa Mahkemesinden
dönmez, çünkü Anayasa’ya aykırılık teşkil etmez. Ama bugün burada beşte 3’lük
bir çoğunluğu göremiyorum. Dolayısıyla burada daha sonra, Meclisten sonra yeni
bir yargı sürecine, anayasal sürece gidecek, düzenlemeler yapılacaktır. Bu
konuda en azından, ben, iktidar partisini daha titiz, özenli olmaya davet etmek
isterim. Sabrınız ve
dikkatiniz için çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyorum. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı. Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 329 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı’nın geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Türkiye bir
taraftan yoğunlaşan ve karmaşıklaşan problemlerin altında ezilirken, öbür
tarafta sanal ve kurgulanmış gündemler ve siyasetteki kör dövüş nedeniyle asıl
meselelere odaklanamamanın sıkıntısını yaşamaktadır. 29 Mart seçimlerine
kilitlenen siyasi sistemin baskın unsurları, yine değerler üzerinden mevzilere
çekilerek milletimizin asıl meselelerinin üstünü örtmenin basit hesabını
yapmaya koyulmuşlardır. Bu itibarla, iktidarın gündemi başka, aziz milletimizin
beklentileri ve talepleri bambaşkadır. Bugün ülkemizin birinci meselesi,
ekonominin sürüklendiği kriz bataklığının kurutulması, bozulan denge ve kaçan
ayarların yeniden eski hâle getirilmesi, vatandaşlarımızın içine savruldukları
geçim zorluklarının çözüme kavuşturulması olmalıdır. Başta Sayın Başbakan olmak
üzere Hükûmet sözcüleri, ülkemizde yaşanmakta olan ve
artarak devam eden ekonomik krizi küresel finans krizi ile izah ederek
sorumluluktan özenle kaçmaya çalışmaktadır. Ekonomik bozgunun faturasını
saklayacak kılıf arayışlarına bugünlerde hız verildiği görülmektedir. Türkiye
ekonomisinin sorunlu yapısı birkaç yıldır sürekli kriz işaretleri vermiştir. Bu
hastalıklı ekonomik yapı, dış kaynaklı etkilere maruz kalmadan önce ekonomik
kriz ortamının şartlarını kendi bünyesi içerisinde üretmiştir. Ekonominin
gelişmesi için ihtiyaç duyulan tasarruf eğilimi ve bundan doğacak olan yatırım
kararları, geçtiğimiz yıllar boyunca uygulanan politikaların etkisiyle
frenlenmiş, ekonomik beklentilerde bozulma ortaya çıkmıştır. Yüksek faiz, düşük
kur, sıcak para tezgâhıyla sürdürülen ithalata dayalı ekonomik düzen ve faiz
sarmalının devamında beklenen zorluk ve güçlükler çok önceden baş göstermeye
başlamıştır. AKP Hükûmeti tarafından, bu döneme kadar, gelen sermayeye
verilen yüksek faiz, sürekli bastırılan döviz kuru, dışarıya kaynak ve varlık
transferini deyim yerindeyse azdırmıştır. Yüksek faizle gelen para tüccarları
getirdiğinden daha fazlasını götürerek, Türk milletinin sofrasındaki ekmeğin
dilim dilim azalmasına neden olmuşlardır. Bugün gelinen
durum itibarıyla, ekonomik durgunluğun ve darboğazların bahaneleri, büyümenin
yavaşladığı, cari açığın büyüdüğü, yatırımın olmadığı, borcun arttığı, sanayici
ve KOBİ’lerin rekabet gücünün tükendiği, tarımın ve
esnafın çöktüğü AKP’nin ekonomik yol haritasında aranmalıdır. Şimdi de
ekonomimizde esasen öteden beri kendini etkili şekilde hissettiren
olumsuzluklara dünyada yaşanan mali krizin olumsuz etkileri de eklenmiş
durumdadır. Makroekonomik göstergelerdeki bozulma eğilimlerinin küresel kriz
öncesi dönemde başlaması bunun açık bir delilidir. İthalatla, yüksek maliyetli
sıcak para ve yoğun borçlanmayla sağlanan ekonomik büyüme oranları, 2004
yılından itibaren sürekli gerilemiş olup yüzde 9’lardan -yıldan yıla azalarak-
2007 yılında yüzde 4’lere düşmüş, 2008 yılı üçüncü çeyrekte binde 5’e inmiş ve
dördüncü çeyrekte küçülme olacağı görülmektedir. Bu düşüş, yapılan revizyonlarla rakamların yükseltilmesine ve millî gelirin
bir gecede yüzde 31 artırılmasına rağmen yaşanmıştır. Sanayi büyüme
hızında da 2004 yılından beri her geçen yıl görülen gerileme, 2008 yılında
durgunluğa ve daralmaya dönüşmüş bulunmaktadır. 2004 yılında sanayi büyüme hızı
yüzde 11,3 iken, her geçen yıl yaşanan düşme sonucu 2007 yılında yüzde 5,8’e
gerilemiş, bu gerileme 2008 yılında da sürmüş ve ağustos ayından itibaren
yaşanan ve her geçen ay artan daralmanın etkisiyle de yıllık binde 9 oranında
küçülme yaşanmıştır. Böylece sanayi üretimi 2001’den bu yana ilk kez yıllık bazda gerilemiştir. Aylık sanayi
üretim endeksinde görülen, ekim ayında yüzde 7,2, kasım
ayında yüzde 13,9, aralık ayında yüzde 17,6 azalma Türk sanayisinin çökme
noktasına geldiğini açık bir şekilde göstermektedir. Yine bu durum, 2008
yılının dördüncü çeyreğinde gerek sanayide gerekse Türk ekonomisinde iki haneli
rakamlara ulaşan yüksek oranlı bir küçülmenin yaşandığını da göstermektedir. 2009 yılının Ocak ayında geçen yılın aynı ayına göre imalat sanayi
kapasite kullanım oranının 16,5 puan azalarak yüzde 63,8 oranında
gerçekleşmesi, yine aynı dönemde otomotiv sanayisindeki üretimin yüzde 66
oranında düşmesi ve kapasite kullanım oranının yüzde 31’e inmesi Türk
sanayisinin sorunlarının 2009 yılında da artarak sürdüğünü, tehlikeli bir
sürece girildiğini ifade etmektedir. Fabrikalarda, KOBİ’lerde
kapasite kullanım oranları yirmi yılın en kötü seviyelerine inmiştir. Üretimde
son alt aydır görülen ve her geçen ay artan daralmanın en önemli nedeni iç
pazarda öteden beri yaşanan talep yetersizliğinin yanı sıra son aylarda dış pazarda
da daralma yaşanmasıdır. İhracat Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ekim
ayında yüzde 3,1, kasım ayında yüzde 17,5, aralık
ayında yüzde 21 azalmış olup Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerine göre de
2009 yılı Ocak ayında ihracattaki azalma yüzde 27,9 düzeyine yükselmiştir. Değerli
milletvekilleri, bu gelişmelerin bir başka anlamı da iş yerlerinin kapanması,
işçilerin çıkarılması, işsizlik ve yoksulluğun patlamasıdır. Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği ticaret sicili verilerine göre, 2008 yılı boyunca kapanan veya
tasfiyeye tabi tutulan şirket, kooperatif ve ticari işletmelerin toplam sayısı
önceki yıla göre yüzde 25,6 artmış, kapanan gerçek kişi ticari işletmelerinin
sayısı ise yüzde 51,2 artmıştır. 2008 yılı toplamında kurulan şirket sayısı
yüzde 11,3, ticari işletme sayısı yüzde 4,3 azalmıştır. Kurulan şirket
sayısındaki azalma 2008 Aralık ayında yüzde 30; 2009 Ocak ayında ise yüzde 35
düzeyindedir. Sanayi bölgelerinde ve sitelerinde kullanılan elektrik miktarında
önemli boyutta düşüşler görülmektedir. Esnaf, tüccar, sanayici ve iş
adamlarımız bazı işletmelerini veya iş yerlerinin bazılarını kapatmakla
birlikte, kredi ve aidat borçlarının bulunması, odaların kredi ve benzeri
imkânlarından yararlanabilmesi veya başkaca nedenlerle oda sicilinden kaydını
sildirmediğinden kapanan şirket, fabrika, işletme ve iş yeri istatistiklere tam
olarak yansımamaktadır. Gerçek durumu görmek için bugün organize sanayi
bölgelerine, sitelere, alışveriş merkezlerine, kentlerimizin ana caddelerine
bakmak yeterlidir. Piyasalarda yaprak kıpırdamamaktadır. Dükkânını siftah
yapmadan kapatan esnafımızın, perişan bir hâlde olan ve var olmaya çalışan
sanayicimizin artan feryatları Hükûmet tarafından
hâlen işitilmemektedir. Bir taraftan kurulan şirket ve ticari işletme sayısı
azalırken diğer taraftan kapanan fabrika, işletme ve iş yeri sayısı
artmaktadır. Ayakta kalmaya çalışan işletmeler ise talep yetersizliğinden
dolayı üretimini düşürürken işçi sayısını azaltarak işçi çıkarma yolunu seçmek
durumunda kalmaktadır. Böylelikle zaten var olan işsizler ordusuna yeni
işsizler eklenmektedir. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından dün itibarıyla
açıklanan hane halkı iş gücü araştırması 2008 Kasım dönemi sonuçlarına göre
işsizlik oranı -resmî rakamla bile- yüzde 12,3 seviyesine çıkmıştır. Bir önceki
yılın aynı dönemine göre 2008 yılı Kasım döneminde Türkiye geneli itibarıyla
işsiz sayısı 645 bin kişi artarak 2 milyon 995 bin kişiye, iş aramadığı için
işsiz sayılmayan ve çalışmaya hazır olanların sayısı da 298 bin kişi artarak 1
milyon 968 bin kişiye yükselmiştir. Yani AKP İktidarı, işsizler ordusuna
kasımdan kasıma, bir yıl içerisinde 943 bin kişi ilave etmiştir. İşsizler, iş
aramayanlar, mevsimlik çalışanlar toplandığında işsizlik rakamı 6,4 milyona,
işsizlik oranı da yüzde 26’ya ulaşmaktadır. 2008 Aralık ve 2009 Ocak aylarında
tüketimde, üretimde ve pazardaki daralmanın daha büyük oranlara yükseldiği
dikkate alınacak olursa bu aylarda işsizlik rakamlarının hangi boyutlara
ulaşacağını tahmin etmek zor değildir. AKP, vurdumduymaz
tavırlarıyla ülkemizi bir sosyal facianın eşiğine getirmiştir. Bugüne kadarki
aymazlığıyla ekonominin kontrolünü kaybeden ve geldiği konusunda herkesin
hemfikir olduğu kriz fırtınasına tedbir alacağı yerde bunu fırsat olarak
değerlendirebilecek kadar yönetim aczine düşen AKP Hükûmeti,
ülkemizi sonu meçhul bir karanlık tünelin için sokmuştur. Yaşanmakta
olan krize nasıl bir çözüm bulacağından ziyade krizin nasıl meydana geldiğini
izah etmeye ve “Kriz dışarıdan geldi.” diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışan
Sayın Başbakan ve AKP yetkililerine işsizlikle ilgili şu istatistikleri de
vermek istiyorum: TÜİK verilerine göre ve kasım dönemleri itibarıyla işsizlik
oranı, 2006 yılında yüzde 9,6; 2007 yılında yüzde 10,1, son açıklanan rakamlara
göre de 2008 yılında yüzde 12,3’tür yani işsizlik oranları yıldan yıla
artmaktadır, küresel krizden çok önce bu olumsuz tablo yaşanmaya başlanmıştır. Şimdi de yine
kriz yılı olan 2001 ile takip eden 2002 yıllarına ilişkin rakamları söylemek
istiyorum. O yıllarda aylık değil çeyrek dönemler itibarıyla istatistikler
açıklandığı için son çeyrek dönemlerine ilişkin rakamları vereceğim: 2001 yılı
dördüncü çeyrekte iş gücüne katılma oranı yüzde 48,7, işsizlik oranı yüzde
10,4; 2002 yılı dördüncü çeyrekte iş gücüne katılma oranı yüzde 50,3, işsizlik
oranı yüzde 11 düzeyindedir. 2008 yılı Kasım ayında ise iş gücüne katılma oranı
yüzde 48,4, işsizlik oranı yüzde 12,3 düzeyindedir. Bu durum, hem iş gücüne
katılma oranının düştüğünü hem de bu düşüşe rağmen işsizlik oranında artış
olduğunu, çok daha vahim bir tabloyla karşı karşıya bulunduğumuzu ortaya
koymaktadır. Burada bir başka
dikkat çeken konu, iş bulma ümidini kaybedenlerin sayısının 87 bin kişi artarak
717 bin kişiye ulaşmasıdır. Yine, hepimizin endişeyle bakması gereken bir başka
olumsuzluk ise 2008 Kasım döneminde, geleceğimizin teminatı olarak gördüğümüz
gençlerdeki işsizlik oranının yaklaşık yüzde 24’e ulaşmasıdır. Sayın Başbakan, 4
Şubat 2009 tarihinde, belediye başkan adayları tanıtım töreninde, işsizliği
düşüremediklerini, çırpınmalarına rağmen hâlâ belirli seviyelerde seyrettiğini
ve ancak bu kadar yapabildiklerini söyleyebilmiştir. Bu ifadeler, bir iktidarın
aczinin, iş bilmezliğinin ve beceriksizliğinin birinci elden ilanı ve ilamıdır.
Bu beyan, aynı zamanda şu anlama gelmektedir: AKP olduğu sürece işsizler işsiz
kalmaya devam edecek, mağdurlar kitlesine her gün yenileri eklenecek ve genç
nüfus ilelebet işsizliğe mahkûm olacaktır. Yine, Sayın
Başbakan, her gittiği yerde, IMF’ye olan borcun azaldığından bahsetmekte, iç ve
dış borçların nerelere ulaştığından hiç söz etmemektedir. AKP’nin iddia
ettiğinin aksine Türkiye iç ve dış borcun ağırlığı altında ezilmektedir. Yüksek
faiz dışı fazla hedeflerine ve bu çerçevede vatandaşın katlandığı fedakârlığa
rağmen borç stoku azalmamakta, aksine artmaktadır. AKP döneminde iç borçlar
125,8 milyar lira, dış borçlar 168,8 milyar dolar artmıştır. Türkiye'nin toplam
borç stoku 220 milyar dolardan 480 milyar dolarlara ulaşmıştır. Kamu
işletmelerinin özelleştirilmesinden ve yabancılara toprak satışından sağlanan
yaklaşık 60 milyar dolar gelire rağmen iç ve dış borçlanmanın bu kadar artması,
bu kaynakların nereye harcandığı sorusunu akla getirmektedir. Vatandaşlarımızın
refahına da yansımayan bu paraların hesabı AKP Hükûmetinden
sorulmalıdır ve de sorulacaktır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; fakirlik çığ gibi büyümektedir. Görülen o ki AKP yine
sosyal yardımlara bel bağlamış durumdadır. Sormak lazım: Fakir fukaranın, garip
gurebanın sayısını artırmakla mı övünüyorsunuz? Sosyal devletin
temel amacı, herkese insan onuruna yaraşan asgari bir yaşam düzeyini
sağlamaktır. Sosyal devlet, vatandaşlarına çalışma, adil ücret, sosyal
güvenlik, konut, eğitim ve sağlık haklarını da sağlayan ve bunların
gerçekleşmesi için gerekli faaliyetlerde bulunan devlettir. Ülkemizde,
açlıkla boğuşan milyonlara karşılık, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan
Japonya’dan daha fazla dolar milyarderi üreten çarpık ve adaletsiz bir gelir
dağılımı hâkim olmuş, üretmeden tüketen ve ürettiğinden fazlasını harcama
döngüsüne saplanmış bir ekonomik düzen meydana gelmiştir. Türkiye
İstatistik Kurumu verilerine göre açlık sınırı olarak belirtilen simit ve çaya
bile yetmeyecek gelire göre dahi açlık sınırı altında geliri bulunanların
sayısı 600 binin üzerindedir. Kaldı ki Türk-İş, Kamu-Sen gibi sivil toplum
kuruluşlarının yaptıkları hesaplamalara göre ise başta asgari ücretle
çalışanlar ve emekliler olmak üzere vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun açlık
sınırı altında geliri bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Devlet öncelikle
vatandaşlarının beden ve ruh sağlığı içinde insanca yaşamasını sağlamakla
yükümlüdür. Herkesin çalışma hakkı vardır. Sosyal devlette, çalışma hakkı,
yardım alma hakkının uzantısı olmaktan çıkmış ve insanların sahip olduğu
haklardan biri olmuştur. Kişinin bir işte çalışma hakkı onun güvenliğini sağlar
ve onu gelecek endişelerinden kurtarır. İnsanın onurunu korur ve onu
yaşayabilmek için başkalarının yardım ve sadakasını beklemekten kurtarır. Devlet, kişinin
bugününü, yarınını güven altına alacak, mesleki, fizyolojik ve sosyoekonomik
riskten ötürü kazancı sürekli ya da geçici olarak kesilen kimselerin geçimini
sağlayacak sistemleri oluşturmalıdır. İnsan devlet için değil, devlet insan
için var olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, muhtaç durumdaki
işsiz aile reislerine iş sağlanmasını, iş sağlanana kadar asgari ücretin yarısı
kadar işsizlik yardımı ödeme programı başlatılarak ailelere sosyal koruma
uygulamasının yapılmasını istemekteyiz. Değerli
milletvekilleri, esnafımız, işçimiz, iş adamımız şimdi de tefecilerin eline
düşmüştür. Çok yüksek faizlerle borç almakta, senedini, çekini kırdırmaktadır.
Ailelerin borçluluk oranının artması ve gelir dağılımının bozulması toplumun
sosyal ve psikolojik dengesini bozmakta, her geçen gün gazetelerde borç
yüzünden intihar edenlerin veya cinayet işleyenlerin haberleri yer almaktadır.
Vatandaşın sadece kredi kartları ve tüketici kredisi borçları ocak ayı
itibarıyla 114 milyar lira düzeyindedir. BDDK Başkanı Türk
bankacılık sistemi 2008 sonuçları ve 2009 beklentilerine ilişkin 10 Şubat 2009
tarihli konuşma metninde diyor ki: “2008 yılı boyunca krediler yüzde 29
oranında artmıştır ve 368 milyar liraya ulaşmıştır. Eylül 2008 sonrası artış
oranı sadece yüzde 1,8’dir. Bankalarımız aslında 2007’nin sonlarına doğru
hızlarını yavaşlatmışlardır, ancak yavaşlama 2008 yılının dördüncü çeyreğinde
çok keskinleşmiştir. Bireysel kredilerde 2007 yılı sonundaki takipteki müşteri
sayısı 1 milyon 338 bin iken 2008 sonunda 2 milyon 170 bin kişi olmuştur.
Takibe düşen kişi sayısı yüzde 62 artmıştır. Takibe düşen kişi sayısındaki
yüzde 62’lik artışın temel sebebi özellikle kredi kartlarına 2008 yılında
eklenen yeni kart borçlularıdır. 2008 bazında kredi kartı takipteki müşteri
sayısı 1 milyon 86 bin
iken 2008 sonunda bu sayı 1 milyon 564 bin kişiye ulaşmıştır. Ekonomideki
daralma, işsizlikteki artış gibi nedenlerle genel olarak tüm kredilerde ama
özelde bireysel kredilerde takip oranlarının artması muhtemeldir.” Bunu, Sayın
BDDK Başkanımız söylemektedir. Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik durgunluk, karşılıksız çek, protestolu
senet sayısını da patlatmıştır. Bir yandan talebin gerilemesiyle satış
sıkıntısı yaşayan tüccar ve esnaf şimdi de sattığı malın parasını tahsil
edebilme sıkıntısını yaşamaktadır. Değerli
milletvekilleri, ekonomik krizin temel ekonomik göstergelerde yarattığı
bozulmalar bütçede de kendini göstermiştir. AKP Hükûmeti,
ekonominin kapısını uzunca bir süredir çalan krize karşı gerekli, yeterli ve etkili
tedbirleri alamamış, gelişmeleri acemice seyretmiş, hâlâ seyretmektedir.
Türkiye, aslında krizin ötesinde ekonomi politikası üretememe sorunuyla karşı
karşıya bulunmaktadır. Türkiye’de özel sektörü hızla daralmaya iten nedenlerin
biri de belirsizlikten ve yönsüzlükten kaynaklanan ciddi güven kaybıdır. Hükûmetin küresel krizin olası etkilerini doğru okuyamayan
tavrı ve “kriz bizi etkilemez.” söylemi bu güven kaybını daha da artırmış ve
ekonomi durma noktasına gelmiştir. Görüşmekte
olduğumuz tasarı, kamuoyuna kriz önleme paketi, kriz paketi gibi adlarla takdim
edilmesine karşılık birkaç madde dışında maddelerin çoğunluğunun krizle hatta
ekonomiyle bile ilgisi bulunmamaktadır. Ülkemizde üretim daralmakta iken,
işsizlik sosyal barışımızı tehdit ederken, fakirlik çığ gibi büyürken,
vatandaşımız borç batağına düşmüşken başka konuların ön plana alınmasını
anlamak ve doğru bulmak mümkün değildir. AKP, konunun ciddiyetini hâlâ
kavrayamamış olup gerekli önlemleri almakta gecikmektedir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kalaycı. MUSTAFA KALAYCI
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, sonuç olarak, bu tasarı bir krizi önleme
paketi değildir. Çerçicinin sandığı gibi içinde her şey var. Ekonomik krizden
bunalan çalışanlarımız, tüccarımız, emeklimiz, işsizimiz, esnafımız, çiftçimiz,
hayvancılıkla geçimini sağlayan vatandaşlarımız, sanayicimiz, iş adamlarımız,
velhasıl tüm vatandaşlarımız, ekonomik krizin etkilerinden kurtarılması için
bir önlemler paketinin acilen çıkarılmasını istemektedir. Bu tasarının
çerçeve madde sayısı 35, toplam 56 maddedir. İçeriğinde krizli ilgisi
kurulabilecek birkaç madde vardır. Diğer maddeler, belki çıkması gereken
konular ama bu kriz ortamında önceliği olmayan konulardır. Biz Milliyetçi
Hareket Partisi olarak, tasarının geneline muhalefet etmiyoruz, destekliyoruz
ancak bu tasarının kriz paketi olmadığını, hâlbuki acilen alınması gereken
önlemler olduğunu belirtiyoruz. Tasarının
ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesi dileğiyle saygılarımı sunuyorum.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kalaycı. Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.
Sayın Kaplan,
buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar ) DTP GRUBU ADINA
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, seçim
beyannamesinde gençlere iş, yoksullara aş, öğrencilere burs, memur ve işçiye de
enflasyona ezdirmeme sözü verdi. AKP’nin seçim beyannamesinde vergi yükünün
hafifletilmesi ve bazılarının da kademeli kaldırılması, millî gelirin
artırılması, küçük işletmelere destek verilmesi, sosyal yardım tutarlarının
artırılması, sağlık güvencesinin genişletilmesi, özürlülerin sigorta bedelinin
hazine tarafından ödenmesi, İşsizlik Fonu’nun kapsamının genişletilmesi
öncelikli vaatler arasında yer aldı. Demokratikleşmenin sağlanması için başta
Anayasa reformu olmak üzere Siyasi Partiler Yasası, seçim yasalarını
değiştireceğini, Avrupa Birliği müzakere sürecinin ilerletileceğini, işkenceye
sıfır tolerans tanınacağını, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü geliştireceğini,
çoğulculuktan yana olduğunu, toplumsal barışı sağlayacağını vaat etti. Bugün itibarıyla
geldiğimiz nokta yönetememe krizine dönüşmüş. Devletin zirvesi kavgalı duruma
gelmiş; yargı, yürütme, yasama arasındaki ahenk bozulmuş, Anayasa gereği güçler
ayrılığı güçler birliğine dönüşmüş, yürütme ve yasama tek elde toplanmış,
demokratik anlayış bir yana atılmış, Meclis çoğunluğu hegemonyası “saltanat”
anlayışıyla bir kenara bırakılmış, muhalefet, Meclis âdeta dışlanmıştır. Sandıkla gelen,
halkın özgür iradesiyle seçilen Mecliste grubu bulunan partilere karşı Başbakan
kendince gerekçeler öne sürerek “Görüşmem.” derken, protokollerde dahi nezaket
kurallarını ve devlet adamlığını hiçe sayarak, genel başkanlarla dahi bir araya
gelemeyecek derecede agresif tavırlar
sergileyebilmektedir. Bir yandan ana muhalefet partisi ve lideriyle köprüler
atılmış, kavgalı olmuş, Mecliste bulunan diğer partiler ile diyalog ve
görüşmeleri kesmiştir. Yasama Meclisi çalışamaz duruma getirilmiştir. 60’ıncı Hükûmet kurulduktan sonra seçim beyannamesinde yer alan ve Hükûmet Programı’na yansıyan görüşlerini de uygulamayan
Başbakan toplumu iki yıl meşgul ettikten sonra Anayasa reformunu rafa
kaldırmış, baş örtüsü konusunda geri adım atmış, asker
ve polisin sivil otoritenin emri altında olması anlayışını terk ederek militerleşmeye başlamış, toplumsal barışı sağlama çabaları
yerine tezkere ve operasyonlarla barışçıl ve demokratik çözüm yerine askerî,
baskıcı politikalara yönelmiştir. Türkiye'nin
gerçek gündemi olan Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, küresel ekonomik kriz,
çetelerle mücadele, faili meçhul cinayetleri aydınlatma gibi önemli konuların
Meclis gündemine gelmesini engellemiştir. Ülkenin gerçek
sorunlarını Mecliste, Ankara’da tartışma ve çözüm arama yerine Washington’da,
Brüksel’de, Bağdat’ta aramaya başlamış; dış politikada dış güçlerin etki
alanına girmiş, onurlu bir dış politika yerine bağımlı bir politika izleyerek
IMF’ye, NATO’ya, ABD’ye ve İsrail’e bağımlı bir ülke hâline getirmiştir
Türkiye’yi. “Sıfır tolerans”
anlayışı iflas etmiş, faili meçhul cinayetler, işkenceler artmış; 1 Mayıs ve
“Nevroz” gösterilerine, ardından en temel demokratik hak olan basın
açıklamalarına ve siyasi parti faaliyetlerine, Batman, Diyarbakır, Şırnak,
İstanbul, Van, Hakkâri ve Siirt’te emek ve meslek örgütlerine karşı güvenlik
güçlerinin acımasızca orantısız güç kullandığı bugünlerde de görülmüştür. Ne yazık ki,
bugün sabah 06.00’da bir baba beni aradı ve dedi ki: “Gösteriye katıldığı
iddiasıyla güvenlik güçleri çocuğumu gözünden gaz fişeğiyle vurdular ve dün
gece Diyarbakır Hastanesinde çocuğumun bir gözünü yitirdim. Bunun sorumlusu yok
mu Sayın Vekilim?” diye beni aradı sabah namazında. Çocukların, tabii
ki on beş yaşın altındaki çocukların da aynı şekilde cezaevlerindeki durumu
ayrı bir dram konusu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde en çok yargılanan ve
mahkûm olan Türkiye bu seneki toplantıya bir temsilcisi dahi gönderememiştir. Sayın Adalet
Bakanımızın soru önergemize verdiği cevap, Türk Ceza Kanunu’nun 215, 216 ve 220’nci
maddeleri -301’i saymıyorum- 26 bin soruşturma açıldığını gösteriyor. Bu,
Türkiye’de ifade hürriyetinin olmadığının en belirgin kanıtı ve açılan 26 bin
davanın yüzde 90’ı da partimiz üyesi ve yöneticilerine açılmış davalardır. Evet, işsizlik
katlanarak artmış, krizle birlikte toplu işten çıkarmalar başlamıştır,
enflasyon çift haneli rakamlara yükselmiş, dış borç, cari açık artarken büyüme
durmuş, tarım sektörü gerilemiş, ihracat azalmıştır, ithal enerji dışa bağımlı
politikalar sonucu bütçeye 50 milyarın üzerinde açık yüklemiş, kara para
aklanma yasaları
çıkarılmış, özelleştirmeye hız verilmiş, Yap İşlet Devret
Yasası’yla ülkenin tüm zenginlikleri satışa çıkarılmış ve yakında kara yolları
yasa tasarısı da Meclis gündemindedir, boğaz köprüsünü –iki tane boğaz köprümüz
var İstanbul’da- AKP İktidarı o iki boğaz köprüsünü de satmayı hedefe almıştır,
Galataport ve Harem limanlarından sonra. Mecliste
denetlenemeyen Millî Savunma Bakanlığı bütçesi, askerî harcamalar gizlenirken,
silahlanma harcamaları artmış. Özellikle de İsrail’le ilgili silahlanma
harcamaları ve sözleşmelerin gizli olması, bu ayrıca düşündürücü bir noktadır.
On tane Heron siparişinde verilen paralar ve neden
bütün ülkelerle yapılan sözleşmeler aleni, açık ve Meclis denetimindeyken,
Meclisin onayına sunulurken İsrail’le yapılan sözleşmeler neden gizli ve
denetim dışı? Hükûmetin bu konuda kürsüde açıklama
getirmesi gerekiyor. Bu açıklamayı Hükûmetten
bekliyoruz. İsrail’le kaç gizli sözleşme yaptınız? Bunların hangisi askerî
konulardadır, hangisi Orta Doğu’yla ilgili stratejiktir? Öyle, Davos’ta efelenmenin çok bir anlamı yok. Getirirsiniz
sözleşmelerinizi, içeriğinde ne kadar efelendiğinizi görürüz, deriz biz de. Diğer yandan,
askerî harcamalar artarken polis ve jandarmaya, güvenlik güçlerine bütçe
artırılıyor, sağlık, eğitim, adalet ve sosyal güvenlik alanlarında da
kısıtlamaya gidiliyor. Devletin olanakları yaklaşan 29 Mart yerel seçimleri
nedeniyle seferber edilmiş. Seçmen kütükleriyle yapılan tartışmaların ardından,
şimdi de sosyal devletten uzaklaşılarak “sadaka devlet” görüntüsüyle seçim
bütçesi uygulamasının maliyesinin 25 milyar dolar olacağını ekonomistler ifade
ediyor. Valiler ve kaymakamların parti temsilcisi gibi çalışmaya başlaması adil
ve eşit bir seçim ortamını şu an itibarıyla imkânsız kılmaktadır. Dış
politikada itibarsız, etkisiz hâle getirilen ülkemizde “Ekonomide küresel kriz
teğet geçti.” diyenlere, iki gün önce İstanbul-Kadıköy Meydanı’nda emek ve
meslek örgütlerinin, DİSK’in, KESK’in, Türk-İş’in,
100 binlerce işçinin meydanlara dökülerek işsizliğe ve işten çıkarmalara karşı
sosyal patlama eşiğine gelmiş Türkiye’de koyduğu tavrı doğru algılamak
gerektiğini düşünüyorum. Evet, bir yandan ekonomik kriz bu süreçte emek ve
meslek örgütlerini ayağa kaldırırken öbür yandan demokratik hak ve özgürlük
taleplerini dile getiren ve demokratik ülkelerde kendini ifade hürriyetinin en
asgari biçimi olan ülkemiz de bu süreci yaşıyor, Avrupa Birliği üyesi… Ayrımcı
politikalar, tepeden gelen ayrımcı politikaların, maalesef, valilere ve güvenlik
yansıması sonuçları ağır olmuştur. “Ya seveceksin ya gideceksin”in
arkasından pompalı tüfek, çocuklar, kadınlar da hedeftir söylemiyle, en son
saldırının ucu Meclise yönelmiştir, Meclis milletvekiline, üyelerine
yönelmiştir. Aysel Tuğluk, bir kadın milletvekili, Diyarbakır’da, bir emniyet
müdürü ve valinin bilgisi dâhilinde tartaklanabiliyor. Bir kadın milletvekiline
kalkan el Meclise kalkmıştır, Meclis Başkanlık Divanını, bu konuda, kendi
üyelerine fiilî saldırı düzenleyen bu güvenlik görevlileri ve valiler hakkında
derhâl görev yapmaya davet ediyorum. Aynı şey Ayla Akat
Ata için, Bengi Yıldız için Batman’da uygulanmıştır. Bu nedenlerle, Hükûmetin bir yandan krizi görmezlikten gelip, diğer yandan
hoşnutsuzluğunu dile getiren kitleleri susturma anlayışının yeni bir anlayış
olmadığını, bunun tarihte örneklerinin bulunduğunu ifade etmek istiyoruz. Evet, küresel
kriz teğet geçip gitmedi. Burada ifade ettik, 2009 bütçe görüşmelerinde de
dedik ki: “Küresel kriz vatandaşın ciğerini delip geçiyor.” Eğer ciğerini delip
geçmediğini düşünüyorsanız, Tekirdağ’da işini, dükkânını, arabasını yitirip
kendini yakan vatandaşın görüntülerine bir göz atmak yetiyor. Batıda birçok
ilde insanlar intihar etmeye başladı. Bunlar basit olaylar değildir, sosyal
patlamalar eşiğine gelmiş bir ülkede. Şimdi, G-20
zirvesine giden bir Başbakan, onun iktidarı ve arkasından dönüyor G-20
zirvesine katılan bütün hükûmetler tedbir alıyor.
Biliyorsunuz, en son, Obama, Senatoda, bir süperman
senatörün uçarak gelip kullandığı oyla 800 milyar dolarlık bir tedbir paketi
geçiriyor Senatodan. Şimdi, ABD bunu
yaparken, Avrupa Birliği ülkeleri bunu yaparken, bir bakıyoruz, Türkiye’de ne
oluyor? Türkiye’de, alın size krizin tasarısı bu. Bunu “İşsizlik sigortasını çözüyorum.” diye,
“Küresel krizi hafifletiyorum.” diye, “Küresel krize karşı tedbir alıyorum.”
derseniz, “Halkı aldatacağım.” derseniz yanılırsınız, çünkü hayat, yaşam devam
ediyor. Mecliste bu
getirdiğiniz tasarıyla ilgili, işsizlikle ilgili bizim de teklifimiz var, diğer partilerin de var ve hepsi bir araya
geldi, ama şuna baktığınız zaman bunun bir tek yanı var: Hükûmet,
şu ana kadar küresel krizi reddediyordu, ama bu tasarının gerekçesinde “Küresel
kriz vardır.” saptamasında bulunuyor. “Küresel kriz vardır.” saptaması
yetmiyor, çünkü bir gerçeklik var ki, bunu görmek gerekiyor: Ocak 2008
rakamları ile Ocak
2009 rakamlarını karşılaştırdığımız zaman karşımıza çıkan rakam, yani artış,
açık, dehşet verici boyutlardadır. Baktığımız zaman karşımıza nasıl bir rakam
çıkıyor? Çok basit bir örnekle, Ocak ayında 524 milyon TL olan bütçe açığı 2009
Ocak ayında yüzde 460 katı artıyorsa ve 3 milyar TL olarak gerçekleşiyorsa,
bundan çok önemli dersler çıkarmak lazım.
Eğer 2009 bütçesini görüşüyorsak, IMF’nin dayatmasıyla, bütçe
görüşülürken 20-25 milyar civarında revizyon görüyorsa
ve IMF’nin henüz öne koyduğu dayatmaları duruyorken ve getireceği 25 veya 30
milyar liralık vereceği parayı, on sekiz aylık sözleşmeyi, 2009 bütçesine
getireceği 30 veya 40 milyar liralık revizyon karşısında Meclisin 2009
bütçesini yeni baştan görüşmesi gerekiyor. Öyle, meydanlarda, seçim
meydanlarında değil; seçim meydanlarında bağırırsınız, çağırırsınız, oy
toplamak için atarsınız. Atılır da yani, atılıyor da zaten. Rakamlar
dağıtılıyor, vaatler de uçuşuyor. Neler görmedi ki Türkiye. Bir araba anahtarı
dağıtanlar, bir ev anahtarı dağıtanlar, makarna dağıtanlar, kömür dağıtanlar,
buzdolabı dağıtanlar. Yarın Allah bilir daha neler neler
dağıtırlar. Ama bu İşsizlik Fonu’nda işçiye üç ayı altı aya çıkarmakla,
teşvikleri bir yıl artırmakla bu yasanın adı “Krizi önleme yasası” olamaz. Bunu
kimseye yutturamayız. Buradaki bazı önemli gördüğümüz, bir zerrei
miskal dahi olsa halkın yararına olan bir düzenleme geldiğinde biz “Evet”
demesini biliriz, destek de veririz. Yanlış, eksik gördüğümüzü de önergeyle de
düzeltiriz. Ama sizler buraya 40 maddelik bir tasarı getirdiğinizde, bu 40
maddelik tasarının içine sağlık sigortası ile ilgili hastane harcamalarındaki
ödeme süresi ile eczacılarla yaşadığınız problemi bir maddeye sıkıştırırsanız…
Ki, burada yine eczacılara tahsilat yöntemi uygulatıyordunuz
daha önce, şimdi de onların paralarını ödemek için süreyi uzatıyorsunuz. Yine burada,
kurumlar vergisinde, katma değer vergisinde yapılan ufak tefek değişiklikler
var. Bakıyorum Avukatlık Yasası var, Ahıska
Türklerinin durumu var, şans oyunları var, trafik araçlarının vergi afları var.
Yani bunların her birisi ayrı bir konu “Ne alaka.” deyip… Her
birisi ayrı, bir Bütçe Komisyonu dışında, Sağlık Komisyonunun, Millî Eğitim
Komisyonunun, farklı komisyonların görevi olan tasarıları getirip hepsini bir
çuval yasa olarak getirirseniz ve bu çuval yasanın da gelir vergisi reformunu
yapmamış bir ülke olarak, yedinci yılını doldurmuş bir iktidar olarak her
seferinde gelir vergisiyle ilgili bir düzenleme getirirseniz bu bir Makedon
salatasına döner. Bu bir Makedon salatası, çuval yasa tasarısıdır. Bu
çuval yasa tasarısıyla eğer Türk Ticaret Kanunu’nda değişiklik yapmaya
kalkarsanız sorarlar size, zaten Türk Ticaret Kanunu burada görüşülüyor. Bunun
benzeri birçok yasa burada görüşülürken farklılık getiriyorsunuz. Bu doğru
değil. Şunu çok
açıklıkla ifade edeyim: Bugün yetmiş milyon cep telefonu hemen hemen bütün ailelerde çocukların cebinde de var. Vergi
oranlarını indirmeye kalkıyoruz. Neden yüzde 15’e indiriliyor bu vergi
oranları? Niye bu kadar? Daha önce yüksek, yüzde 55 oranlarına varıyordu özel
iletişim vergileri. Bugün bir ihtiyaç mıdır, değil midir? Şimdi, pırlanta mı
ihtiyaç, cep telefonu mu ihtiyaç? Pırlanta ihtiyaç değil, orada KDV’yi sıfıra
indiriyorsunuz. E, kardeşim, cep telefonunda da indirin. Milletin çocukları da
bundan istifade etsin çünkü artık toplumda güvenlik kalmamış. Anne çocuğunu
arıyor “Okulda mısın?” diye, sesini duymak istiyor, oradan eve gelecek mi
gelmeyecek mi kaygısını taşıyor. Buna vergi koymak acımasızlıktır. Bu dolaysız
vergilerle krizi atlatmaya kalkmak acımasızlıktır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız. HASİP KAPLAN
(Devamla) – Eğer işsizlikle ilgili bir şeyler yapmak istiyorsak köklü çözümler
bulmalıyız. Nasıl oluyor, bir defada, bir kalemde işverenlerin primini yüzde 5
indirip bütçeye 5 milyar lira yük getirebiliyoruz? O zaman 5 milyar lira… Bir
de işçilerin lehine kullanılacak bir düzenleme getiremez miyiz? Şimdi bilgi,
iletişim çağındayız. İnternet’te KDV, vergi yüzde 50 almak günahtır, yazıktır;
yapmayın bunu. Bu insanların bilgisinin, İnternet’e erişimini, YouTube’a erişimini, Facebook’taki
erişimini, dünya ile iletişimini dünyaya açılmasını, bütün bunları da görün.
Bunların önüne vergiler koyup, insanlarımızı İnternet kafelere
yönlendirip İnternet kafelerde de farklı farklı yasa dışı örgütlenmelerin kucağına bırakmanın bir
gereği yoktur. İnsanlara, kendi evinde erişim, kendi ailesinde, kendi
ebeveynlerinin yanında iletişim kurma, bilgiye erişme hakkını da tanıyın. Burada
konuşulacak o kadar çok yasa hükmü, yasa maddesi birbirine karıştırılmış ki
hangisi konusunda neyi söyleyelim, gerçekten şaşmış kalıyoruz. Ama bir tek şey
söyleyebiliriz: Biz Demokratik Toplum Partisi olarak Meclise, küresel krizin
araştırılması için, bir Meclis araştırma komisyonu kurulması için önerge
verdik, başka benzer önergelerimiz de var. Gelin, birlikte tartışalım, birlikte
bu soruna çözüm bulalım, köklü çözümler bulalım, Türkiye'nin bu kriz karşısında
geleceğinin karartılmasını engelleyelim; önümüzdeki temel sorun budur. Bu duygularla, bu
yasaya karşı, doğru bulduğumuz maddelerde elbette ki destek ama doğru
bulmadıklarımız karşısında önerge ama bu anlayışı da tamamen reddettiğimizi
ifade etmek istiyorum. Teşekkür
ediyorum. Saygılarımla. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. AK PARTİ Grubu
adına İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya. Sayın Büyükkaya, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
için AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce
şahsım ve grubum adına yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; buraya çıkan bütün milletvekili arkadaşlarımız, hep,
bir krizden bahsediyor. Doğru, dünyada bir kriz var. Dünyadaki bu kriz, 1929
buhranından daha büyük bir kriz. Şu anda, dünyanın 12 trilyon doları yok olmuş
durumda. Var... Ve bu sebeple de dünyanın en büyük ekonomisi olarak düşünülen, hatta
böyle bir şeye asla muhatap olmayacağı düşünülen Amerika’da sıkıntı vardır.
Amerika’da iş yerleri kapanıyor. Koca koca
mağazaların kapandığını, oralarda işsizliğin arttığını görüyoruz. Hatta çok
uluslu şirketlerin teker teker devlet desteği
sebebiyle devletin kontrolüne girdiğini görüyoruz. Bu sadece Amerika’da mı
böyle? Hayır. İngiltere’de de aynı şeyler var, Almanya’da da aynı şey var,
Fransa’da da aynı şey var, İtalya’da da var yani bütün Avrupa’da var. Ayrıca,
sadece Avrupa’da mı? Hayır, Japonya’da da var, İngiltere’de de var, dünyanın
her tarafında var. Peki, Türkiye’de hiç etki yok mu? Var. Eğer bir ekonomi
dünyaya açıksa orada da tabii ki etkilenme olacaktır. Ama burada hepimizin
dikkat etmesi gereken nokta şu: Bu bizim krizimiz mi, yoksa dünyadaki krizden
etkilenen bir durumda mıyız? Evet, etkilenen durumdayız ama bu bizim krizimiz
değil. Bu, 2001 krizi değil. Arkadaşlarımız karıştırmasınlar, yanlış
düşünmesinler bu 2001 krizi değil. Kendimizi dağıtmaya da hiç ihtiyacımız yok.
Bir arkadaşım “Bir gecede millî gelir yüzde 31 arttı.” dedi. Onun, biliyorsunuz
Avrupa Topluluğu normlarına uyulmak noktasında geriye doğru da millî gelirin
düzenlendiğini biliyoruz. Ama bir gecede faizlerin 2 bine çıktığını hepimiz
biliyoruz. Bunları bu ülke yaşadı. Dolayısıyla bu kriz var. Bu krizi, dünyadaki
olup bitenleri biz büyük bir dikkatle takip ediyoruz. Öyle takip ediyoruz ki,
bakın, biz daha dünyada bu kriz tam olarak konuşulmaya başlamadan önce birçok
tedbiri aldık ve uygulamaya koyduk. Şimdi, bugün
biraz istihdam konuştuğumuz için kısa süreli ödemeyle ilgili değerlendirme,
değişiklikler de yaptığımız için sadece Mayıs 2008’de yapılan düzenlemeyi
söyleyeyim. Mayıs 2008’de dünyada bu krizle ilgili yeni yeni
değerlendirmeler yapılıyordu, yeni yeni bazı
şirketlerin batması, yardım talepleri başlamıştı. O tarihte biz ne yaptık? Bir
istihdam paketi getirdik Meclise. İstihdam
paketiyle, bir kere Sosyal Sigorta ve BAĞ-KUR ödemelerindeki prim borçlarını
yirmi dört ay taksite bağladık ve yüzde 25’e varan faiz indirimlerinde,
borçlarındaki faizleri de sildik. Böylece işverenlerimizin rahatlamasını
sağladık. İşverenler
üzerindeki idari ve mali yükleri azalttık. Yaptığımız en önemli düzenlemelerden
biri, işveren sigorta primini yüzde 25 oranında indirdik. Bunun ne manaya geldiğini
işçi çalıştıran herkes bilir ve bunun bütçemize maliyeti 4,7 milyar TL’dir. Kadınlar, gençler
ve özürlülerin istihdamını teşvik ettik, onlarla ilgili kolaylıklar getirdik.
İşte, biraz önce Hasip Kaplan Bey söylüyordu:
“Bunlarla ilgili sizin seçim beyannamesinde…” Ama bunları yaptık biz;
söylemedik, yaptık. İş gücünün
mesleki eğitimine dönük düzenlemeler yaptık. İstihdama
yönelik, özellikle bölgesel istihdama yönelik önemli bir adım attık. GAP için
yeni yatırım kaynakları ve o bölgedeki işsizliği önlemek için sadece 2008’de
yaptığımız harcama miktarı 1,3 milyar Türk lirasıdır. Bunun 2009’daki ödeneği
de 3,8 milyar Türk lirasıdır. Yine istihdam
paketi içerisinde, özellikle işsizlik ödeneğine başvuruların İnternet üzerinden
yapılmasını sağlayarak işsiz kalan insanlara hemen bundan yararlanma imkânını
getirdik. Ve en önemlisi de
-bugün tartışılan- kısa çalışma ödeneğini ilk defa biz 2003 yılında çıkardık.
Hiç kimsenin aklına gelmemişti. 2001 krizinde
-şimdi Mevlüt Bey karşımda oturduğu için söylüyorum,
bankacı olduğu için, dostum- sadece bankacılık sektöründe 100 bin kişi işini
kaybetmişti, 2 milyondan fazla insan işini kaybetmişti. Hiç kimsenin aklına
gelmemişti o zaman, hiç kimsenin aklına gelmemişti. 2003 yılında biz bunu
getirdik ve daha sonra da istihdam paketiyle işsizlik ödeneği kapsamına aldık.
Şimdi de bu ödenekleri daha da artırarak, daha da iyileştirme yapıyoruz. Biz
söz söylemiyoruz, söz üretmiyoruz, iş yapıyoruz ve biz bu düzenlemelerle,
şimdi… HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – İşsizlik Sigortası ne zaman kuruldu? Doğru söyle lütfen! ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) – Bu sadece krize dönük bir paket değil. Zaten böyle bir
“paket” sözüne de çok alışıldı, “paket” diye bir şey olmaz, “tedbirler” olur.
Bu tedbirler de ihtiyaç duyuldukça adım, adım, adım yapılır. Anlattıklarım da
daha bu kriz gelmeden bunu hissedip, gerekli tedbirleri almak yönünde oldu. Sadece ekim
ayında yapılan araştırmada, dünyada bu krizden en az etkilenen ülkeler
arasında, avantajlı ülkeler arasında 15 ülkeden 1’i sayılıyor Türkiye. Şimdi
bazı dostlarımız “Ya niye bize bu kriz bu kadar vurmadı?” Tam, bütün, şeyden
gelecek, tam vuracak, her yer kapanacak, o zaman belki çok mutlu olacağız!
Vurmadı. Hayır. Çok şükür, alınan tedbirlerle daha hafif atlatmaya çalışıyoruz.
Tabii ki var bu etki, tabii ki. Düşünün, ihracatımızın yüzde 46’sı Avrupa
topluluğuna. Bu oranlar bizden önce 58’di, unutmayalım, 46’ya düşürdük. Şimdi,
burada alımda bir düşme olmuşsa gayet tabii ki benim ihracatımda da bir miktar
düşme olacak. Ama ben bütün ihracatımı dağıttım ve ülkeler bazında
çeşitlendirdim, ürün bazında çeşitlendirdim ve dolayısıyla beklediğim etki daha
az olacak ve oluyor da zaten. Bakın, dediler
ki: “Bütçe görüşmeleri sırasında yüzde 16-17 indirim yaptınız.” Bütçe tekniğini
bilen herkes bilir ki bütçeler ekim ayından çok önce, daha temmuz, ağustosta
bunların hazırlıkları yapılır, bağlanır, ekim ayında da Plan ve Bütçe
Komisyonuna gelir, ondan sonra da değerlendirilir. Şimdi, ekim ayında bu bütçe
görüşülmeye başladığında dünyadaki krizin Türkiye’ye etkileri bu noktada mıydı?
Hayır. Ama, biz bütçeyi çıkarmadan, gelirde değil,
harcama cephesinde gerekli kesintileri yaptık, çünkü gelirde de bir miktar
düşme olacağını biliyoruz, hesabımız da o yönde. Dolayısıyla, biz, daima bütçe
disiplinine ve bu noktadaki gelir ve gider dengesine özen gösterdik. Şimdi, müsaade
ederseniz, bu düzenlemelerle ilgili, yeni bu kanun tasarısıyla yapmak istediğimiz
düzenlemeler hakkında da sizlere bilgi vermek istiyorum. Şimdi, ilk
yaptığımız düzenleme ne? Bir kere, kısa çalışma ödeneğinin, biraz önce de
söylediğim gibi, 2003 yılında ilk defa AK PARTİ iktidarında kabul edilen bu
ödeneğin miktarını artırıyoruz. Bu, asgari brüt ücretin daha önce yüzde 40’ı
yüzde 80 aralığında ödeniyordu, şimdi bunu, yüzde 50
oranında artırarak yüzde 60 ve yüzde 120 aralığında ödeyecek hâle getiriyoruz.
Yani, şu anda üç ay içerisinde bir ay çalışmama durumunda olan bir iş yeri, 400
lirayla 800 lira arasında bir ödenek alabilecek. Kime bu para verilecek?
Doğrudan doğruya işçiye verilecek, işverene verilmiyor. İşveren neden
kurtuluyor? Bir kere, vergi, SSK, hiçbir mükellefiyeti yok, artı işine devam
ediyor, üretimine devam ediyor. Çalışacak, iş yerinde sıkıntı olmadan hem
üretimini yapacak hem de ödeme mükellefiyetinden kurtarılıyor. Hem işçiyi
koruyoruz hem işvereni koruyoruz ve bu ödeneği -eskiden üç ay süreyle
ödeniyordu- artırıyoruz yüzde 100, altı aya çıkarıyoruz. Daha başka ne yapıyoruz?
İşsizlik ödeneği… Diyelim ki daha sonra kapandı, işsizlik ödeneğinden para
alırken buradakini kesiyorduk -eski kanundaki düzenleme böyleydi, o günkü
şartlar böyle bir düzenlemeyi…- ama şimdi bir kesinti olmadan, eğer tekrar
işini kaybederse işsizlik ödeneğinden de yararlanma hakkını getiriyoruz.
Böylece, biraz önce de söylediğim gibi, hem işvereni hem işçiyi koruyan bir
düzenleme yapmış oluyoruz. Ayrıca bu
eczanelerle, sağlık hizmeti sunan kuruluşlarla yaşanan birçok sorunlar vardı.
Unutmayın, sağlıkta AK PARTİ’nin yaptığı, sadece
cumhuriyet tarihinin demiyorum, geriye doğru bakınız, Osmanlı dönemi de dâhil,
en büyük devrimdir. Burada bir düzen oturtuluyor kuruldukça, sistem işledikçe. Şimdi kanuni bir düzenleme yapıyoruz, diyoruz ki: Belgelerini takip
eden ayın 15’ine kadar getir ver, ondan sonra da ben hemen altmış gün
içerisinde sana avans niteliğinde paranı ödeyeceğim -ha bir avans olacak çünkü
faturalarda bir yanlışlık çıkma ihtimali olabilir- üç ay, doksan gün içerisinde
de bu işi bitireceğim ve hesabını kapatacağım. Şimdi bundan
memnun olmayacak bir kimse var mı? Hayır. İstedikleri de buydu. Dolayısıyla bu
düzenlemeyi yapıyoruz. Sonra, muhtasar
beyanname ile aylık bildirgeleri birleştiriyoruz. Değerli dostum
Oğuz Oyan Bey dedi ki: “Efendim, bu, krizde olur mu?” Biz ödemeyi, üç aylık
ödemesini kısaltmıyoruz ki, sadece beyannamelerini… İki işi tek iş hâline
getiriyoruz. Yaptığımız bu. Onun ödemesini bir aya indirsek haklısınız.
Dersiniz ki: Krizde siz bunu yapmamalıydınız. Ama onu yapmıyoruz. Sadece
yaptığımız, buradaki bir beyannameyi birleştirerek hem kaçağı önlüyoruz hem de
mükellefiyetini azaltmış oluyoruz. Evet, bu kanunla
sadece bunları mı yapıyoruz? Hayır. Tabii ki detay olarak vakit kısa ama birkaç
önemli noktayı daha söylemek isterim. Özellikle 9’uncu maddede özel bir teşvik
sistemi getiriyoruz büyük projeler için. Bölgesel, sektörel
ve proje bazlı bir teşvik getiriyoruz. Bakanlar
Kuruluna bu konuda yetki veriyoruz. Yüzde 90’a kadar kurumlar vergisinden
indirim yapma şartını getiriyoruz. Ayrıca daha sonraki bazı maddelerde
arazilerle ilgili düzenleme, arazi tahsisleri ve böylece, büyük projelerin
hayata geçmesine dönük özel bir teşvik sistemi getiriyoruz. Ayrıca yurt
dışındaki yerleşik portföy yönetim şirketlerinin
Türkiye’de ofis açmalarını teşvik eden vergi düzenlemeleri ile bu portföylerin
Türkiye’de idare edilmesi ve Türkiye’ye gelmesi yönünde düzenleme yapıyoruz. Evet, Hasip Bey diyor ki: “Yani bu telefon kullananlara yüzde
15…” Yok, hayır. Hasip Bey, yüzde 5’e indiriyoruz
vergiyi, yüzde 25, yüzde 15 olan vergiyi yüzde 5’e indiriyoruz. HASİP KAPLAN
(Şırnak) – O zaman yüzde 5’e el kaldırıyoruz, önerge hazırladım yüzde 5 için. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) – Yüzde 5’i… İnşallah… HASİP KAPLAN
(Şırnak) – “Evet” diyorsanız, arkadaşlar itiraz etmiyorlar. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) - Yani vermeden almak Allah’a mahsustur. Yani o kaynağı
bulabiliyorsak tabii. Bizim hesabımıza göre yüzde 5’e indirdiğimiz zaman… HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Cep telefonlarından, sabit telefondan yüzde 15 devam ediyor. Onu da
yüzde 5’e indiriyoruz önergeyle. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (Devamla) – Evet, onun için de Bakanlar Kuruluna yetki tanıyoruz ve
bunları da yüzde 5’e kadar indirmek üzere Bakanlar Kurulu yetkili olacak. Ev
telefonları için de bunu yapıyoruz. Evet, sonra, neler
yapıyoruz? Çok önemli bir düzenleme daha getiriyoruz. Bunların en
önemlilerinden biri de şu: Çekle ödemeler. Bakın, bugün iş hayatının içinde
olan herkes bilir, doğru, çekte vade yoktur ama bizim kendi iş hayatımızdan
kaynaklanan bir sistem doğdu. Bu bugün mü doğdu? Hayır, yıllardır var. Herkes
çeki vadeli olarak veriyor, hatta senet kalktı, çek verilir, vadeli çek
yazılır, verilir. Bu kriz zamanlarında ne problem çıkıyordu? İş hayatında kötü
niyetli insanlar var. Gidiyordu, bazen vadesinden önce bankaya götürüyordu o
çeki tahsil etmeye kalkıyordu. Hâlbuki diğer iş adamı ona göre çekini yazmış,
oradaki imkânına göre yazmış. Şimdi “Ancak vadesinde ibraz edilebileceği” hükmü
getiriyoruz. Bu, bugüne kadarki oluşan en önemli hastalığı çözebilecek bir düzenlemedir.
Böylece, iş hayatındaki kavgalara, iş hayatındaki sorunlara en önemli çözüm
getirecek maddelerden biri budur. Ha, Ahıska Türkleriyle ilgili düzenleme… Bakın, binlerce insan…
Bunlar bizim soydaşlarımız. Bu insanlar yıllardır problem yaşıyorlar. Ne
yapıyoruz? Çifte vatandaşlık. Bunların Türkiye’de oturmalarını, çifte
vatandaşlık hakkını getirerek… Ahıska Türklerini -ki
bunların önemli bir kısmı Stalin zamanında sürgüne gönderilmiş insanlardır,
tarihin en büyük soykırımlarından biri o dönemde yapılmıştır- şimdi koruyoruz,
kendi soydaşlarımıza sahip çıkıyoruz; bu kötü bir şey mi? Bunun dışında,
tabii, vergi kanunlarımızda, özellikle idareyle ilgili, sosyal güvenlik
kurumlarımızla ilgili, biraz önceki söylediğim düzenlemelerle ilgili birtakım
düzenleyici hükümler de var, getiriyoruz. Özellikle sit
alanlarıyla ilgili problemler vardı, hazineye ait taşınmazların alınmalarında
buradaki belgeler para gibi kullanılıyordu, bunlara bir sınır getiriyoruz,
2011’den sonra artık bunların yapılamayacağını söylüyoruz. Trafik cezaları…
Eski araçlar için özellikle, belli, artık yaşını doldurmuş araçların -ki,
bunlar biliyorsunuz sıkıntıydı, hep söylenirdi “Bu eski araçlarla ilgili niye
düzenleme yapmıyorsunuz?” diye. Onlarla ilgili düzenleme yapıyoruz- hem
trafikten çekilmesi hem bunların, eskiyen araçların, artık teslim edilen
araçların vergi problemlerini çözüyoruz. Böylece, daha iyi bir şekle gelmesini…
O insanların hem araçlarının yenilenmesine, özellikle dayanıklı tüketim
mallarında bir hareketin daha da sağlanmasına dönük bir tedbirdir bu. Böylece,
özellikle otomotiv satışlarını destekleyecek bir düzenlemedir. Sonra ne
yapıyoruz? Diyoruz ki: “Ekonomi Koordinasyon Kurulunu yasal hâle getiriyoruz.”
Kötü bir şey mi? Ekonomi Koordinasyon Kurulunu yasal hâle getirerek hem iş
hayatıyla hem de sivil toplum kuruluşlarıyla olan irtibatı bir yasal düzene ve
sürekliliğe kavuşturuyoruz. Bu, bundan sonraki dönemlere dönük de açıkçası,
sadece kriz olarak düşünmeyelim olayı ama ekonominin gidişatı için çok önemli
bir düzenlemedir. Onun dışında
bazı, açıkçası taşınmazlarla, Tapulama Kanunu’ndaki harçlarla ilgili bazı
düzenlemeler var. Bazı uygulamaya dönük tereddütleri giderici önemli gördüğümüz
düzenlemeler de burada yer almaktadır. Kısaca söylemek gerekirse, bu
düzenlemelerle biz hiçbir şekilde…
Efendim, bu, kriz için özel düzenlenmiş bir önlem paketi değil ama
buradaki, dünyadaki krizin belirli sektörlerdeki ve şekliyle ilgili birtakım
tedbirlerin alındığı düzenlemelerdir. Hayırlı uğurlu
olmasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Büyükkaya. Şahsı adına
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu. Buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar) FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, yüce Meclisin çok değerli milletvekilleri;
hepinize saygılar sunuyorum. Değerli
milletvekilleri, bir torba yasa, tabii her ne kadar belirtilmiyorsa da
dünyadaki bu küresel krizin içinde olduğu bir Türkiye’de bir tamirat, tadilat
yapılmak istenen bir yasa. Ama yani neyi tamir edeceksiniz bu gelen yasayla?
Hangi torba? Sayın Bakan,
tabii, burada işsizlikle ilgili birkaç madde var, onu getirdiniz ama ben önce
şunu söyleyeyim: Tarım sigortalılığından emekli olmuş insanların, 300 milyon
maaş alan insanların hepsinin evine ihtarname gidiyor. Hasbelkader köyünde,
hasbelkader ilçesinde bir şekilde bir iş yapmaya çalışıyor, tekrar BAĞ-KUR’lu olmuş, aldığı 270 lira, 300 lira maaşı iade almak
için hepsinin evine haciz gitmiş, bir de cezalı. Sayın Bakan, bir
tarafta işsizlik had safhaya gelmiş. Görünen işsizliğin rakamını artık hepiniz
biliyorsunuz, görünmeyen işsizlik dağlar kadar. Ama ayda 300 lira maaş alan bir
tarım sigortası emeklisinin eğer bu ülkede biz maaşına göz dikiyorsak hepimiz
bundan sorumluyuz, hepimiz vicdanen rahatsız olmalıyız. Ben hassaten rica
ediyorum: Bu insanlar çok rahatsızlar. Bir şekilde yeni bir iş yeri açmış,
tekrar BAĞ-KUR’lu olmuş. “Ben ölmemi mi
bekleyeceğim?” diyor, “300 lira maaş veriyorsunuz.” diyor. Bu konuda hassaten
bu yasanın içinde bu arkadaşlarımızın sorunlarına çözüm bulmak hepimizin
görevi. Bir kez daha bu konuyu tüm gruplar, zannediyorum ki, hepimiz… Demin MHP
Ordu Milletvekili Rıdvan Kardeşim, o da bu konuyla ilgili önerge verdi, bizim
grubumuz verdi ve hassaten bu soruna çözüm bulmak zorundayız Sayın Bakan. Değerli
arkadaşlarım, tabii, dünyada yaşanan bu krizin özü bir likidite krizidir.
Yaşanan bu kriz bir likidite ve “Küresel kriz” dediğimiz, ağırlıklı, bir
likidite problemiyle kaynaklanmış ve dünyadaki finansman şirketlerinden
kaynaklanan bir kriz başı çekmiştir. Ama her türlü önlemleri getiriyoruz,
getirmeye çalışıyorsunuz ama ilk bütçe başladığı zaman ekim ayında biz bunları,
Sayın Hamzaçebi hepsini iletmişti, daha ekim ayında!
Ekim ayında, şu gün getirdiğiniz bazı önlemleri o gün söylemiştik. Şimdi, hangilerini?
Tabii, bu finansman krizini etkileyecek yani çözecek en büyük olgu… Bu mevcut
Bankalar Kanunu olduğu sürece, arkadaşlar, bankaları rahatlatamazsınız.
Bankalar Kanunu’nun 102’nci ve 163’üncü maddeleri, zimmet maddesini… Piyasaya
yönelik kredilerde herhangi bir şekilde geciken kredileri hiçbir bankacının
yetkisi yoktur ertelemeye, taksitlendirmeye, piyasayı rahatlatmaya. Eğer ilgili
kurumun, ilgili bankanın yetkilisi bu konuda inisiyatif
kullandığı zaman karşısına “zimmet” maddesi çıkıyor arkadaşlar. Kendi grupları
hariç, esnafa, üretime, üretene yönelik, mutlaka ve mutlaka, Bankalar
Kanunu’nun o maddesini değiştirmek lazım. Ayrıca, İstanbul
Yaklaşımı mart ayında bitiyor. “İstanbul Yaklaşımı mart ayında bitiyor.” diye
mali yapısı bozulan hiçbir firmaya yeni bir yaklaşım modeli getirilmiyor. Bu
İstanbul Yaklaşımı’nın mutlaka süresini uzatmamız lazım. Belli miktarda
istihdam yaratan firmaları, en azından İstanbul Yaklaşımı’yla bir yıl uzatarak
mali sorunlarına çözüm bulmak hepimizin görevi arkadaşlar. Bir an önce,
Bankalar Kanunu’ndaki iki maddenin ve İstanbul Yaklaşımı’yla ilgili yasanın
uzatılmasının öncelikle getirilmesi lazım. Değerli
arkadaşlar, tabii, bu yasada bazı… Satır başlarıyla bahsedeceğim çünkü sürem
çok az. Yine ekim ayında söyledik, çeklerle ilgili iki maddeyi Komisyonda
defalarca -ekim ayından beri Genel Kurulda da Komisyonda da- söyledim. Nitekim, Türk Ticaret Kanunu 711’inci madde uyarınca
“Elimden rızam dışı çıktı.” diye samimi olmayan, dürüst olmayan, borçluyu
koruyan madde değişiyor; çeki alan dürüst, namuslu insan artık kendi kendini
koruyabilecek. Çeki elinden çıkan insan gidip çekinin elinden çıktığını ispat
etmek zorundadır. Yani burada dürüst alacaklıyı koruyan bir madde getiriliyor.
Bunun için doğru bir maddedir, hepimiz katkı verdik. Altı aydır söylüyoruz ama
altı ay sonra geldi arkadaşlar. Yine, çeklerle
ilgili bu yasada vade… Arkadaşlar, artık “Çekte vade olmaz.” tabiri bir piyasa
gerçeği olmuştur. Ama bu piyasanın bir şekli var. Piyasada ticaret hacmi -hemen
hemen artık “senet” diye bir şey kalmadı- tamamen çekle dönüyor. Artık, çeki
alan kişiler, kurumlar, çek alışverişi yapan insanlar, o çekin üstündeki vadeyi
bilerek, görerek kabul ettiğine göre bu vadeden önce gidip insanların onuruyla
oynamak kimsenin hakkı değildir. Ama geçtiğimiz süreçte -yine ben size burada
söyledim- bankalar dahi, kredi borcunu aldığı çeklerin vadesiyle tasfiye
edeceğini bilen bazı bankalar bile gününden önce -on gün kala, on beş gün kala,
bir ay kala, iki ay kala vadesine yani üzerindeki yazılı tarihe- gittiler,
hepsini takasa sürdüler, arkasını yazdırdılar. Bırakın kendisini, arkada 6 tane
cirantaya, 7 tane cirantaya takip yaptılar arkadaşlar. Bu nedenle, bu
yasada getirilen, herkes, artık, çeki aldığı takdirde… Tabii, burada bir süre
getirildi, 2009 sonuna kadar. Yani bu küresel krizin etkisini azaltmak amacıyla
bir önlemdi ama en azından 2009 sonuna kadar, çeki alan, üzerindeki tarih neyse
o tarihte bankaya ibraz edebilecek. Fakat burada bir sakınca var: Burada kötü
niyetli çek borçluları… Bu yasada yok ama herhâlde Çek Kanunu ile sürekli
çekleri karşılıksız çıkan insanların da çeklerini üç ay sonra, altı ay sonraya
beklememek lazım. Orada yine iyi niyetli alacaklıyı korumak gerekiyor. Değerli
arkadaşlar, yine burada Bakanlar Kuruluna yetki veriliyor teşvikle ilgili. Kişi
başına düşen millî geliri saptamak ve sosyoekonomik gelişmelere göre illeri
gruplara ayırma yetkisi veriliyor. Değerli arkadaşlar, bu yüce Meclis geçen
dönem gerek 5084 gerekse 5350 sayılı Teşvik Yasası çıkarılırken ülkenin bir bütünü
için bu yasanın yetersiz olacağını, bu yasanın işlevini yerine
getiremeyeceğini, bu yasanın ülke ekonomisine çok yararı olmayacağını defalarca
söyledik. Yine ülkenin bir üretim bacağı olan, ülke üretiminin her şeyi olan
Teşvik Yasası’yla ilgili sadece Bakanlar Kuruluna verilen bir yetki var ve bir
de bir yıl uzatılıyor. Değerli arkadaşlarım, işveren ve yatırımcı önünü görmek
ister. Yasanın bu şekliyle, bir yıl uzatılan bir Teşvik Yasası’yla yatırımcı
önünü göremez. Mutlaka Bakanlar Kuruluna verilen yetki çerçevesindeki bir
teşvik yasasının çok açık ve net bir şekilde bir an önce açıklanması gerekiyor.
Tüm yatırımcılar önünü görsün. Tabii, bir başka
konu, bu ülkede kişi başına millî gelirin tespitinde bazı illere haksızlık
yapılıyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
efendim. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) – Firma merkezleri orada olmadığı için tüm o ilde üretilen
millî gelir bir başka ile yazılıyor. Örneğin Keban Barajı elektrik üretiyor,
TEDAŞ ve TEİAŞ Ankara’da olduğu için Elazığ millî gelirinde gözüküyor, Elazığ’a
bir kuruş faydası yok. Değerli
milletvekilleri, bu bir çözüm değil. Bu yasa merhem olmaz, bu yasa istihdama
çözüm bulmaz, bu yasa üretime çözüm bulmaz. Bu yasa piyasadaki bazı
uygulamalara kısa da olsa bir rahatlık getirir ama Türk ekonomisinin bir
bütününü, içinde olduğu koşulları kesinlikle düzeltmez. Sayın Bakan,
tarım işçileri konusunda herhâlde bize söz vereceksiniz çünkü o hepimizin
sorunu, tüm grupların sorunu. Bu konuda hassaten yardımınızı bekliyoruz ve
hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Şahsı adına
ikinci konuşmacı, Aydın Milletvekili Sayın Ertuğrul Kumcuoğlu. Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar) ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 329 sıra
sayılı Kanun Tasarısı hakkında şahsım adına görüş ve değerlendirmelerimi ifade
etmek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan,
Türk anayasal düzenine göre temel ilke: Hâkimiyet, kayıtsız şartsız milletindir
ve millet bu hâkimiyet erkini Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerinden kullanır.
Bir başka tamamlayıcı ilke de Türk Anayasası’na göre kuvvetler ayırımı
ilkesidir ve kuvvetler ayırımı ilkesine göre kanun yapma hak, ödev, sorumluluğu
Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Fakat, son
zamanlarda bu ilkenin sürekli olarak ihlal edilme eğiliminin süreklilik ve
ağırlık kazanmakta olduğunu müşahede ediyoruz. Şimdi, Sayın
Başkan, elimizdeki İç Tüzük’e ve Anayasa’ya göre, bir kanunun Türkiye Büyük
Millet Meclisinde sağlıklı, doğru ve kanunlara ve nizamlara uygun şekilde
müzakere edilebilmesi için tasarı ve tekliflerin uygun komisyonlarda, uygun
biçimde müzakere edilip huzurumuza getirilmesi gerekiyor. Şimdi,
bu kanuna baktığımızda ve dikkatle incelediğimizde kanun tasarısının ismi
“İşsizlik Sigortası Kanunuyla Bazı Kanunlarda…” diye başlıyor ve tasarının ilk
yedi maddesinde çok açık ve seçik surette 4447 sayılı İşsizlik Sigortası
Kanunu’na, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na,
efendim, 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’na atıfta
bulunuluyor ve bu kanunların belli maddelerinde değişiklik yapılıyor ama bu
tasarı huzurumuza esas komisyon olarak Bütçe ve Plan Komisyonu tarafından
gönderiliyor. Bunun yanlışlığı son derece açıktır. Burada oturan
bakanımız Çalışma Bakanı, bu kanunun ilk yedi maddesi doğrudan doğruya Türk
çalışma hayatıyla ilgili ve böyle bir kanun tasarısının esas komisyon olarak
Bütçe-Plan Komisyonundan geçmesi doğru da değildir, mümkün de değildir.
Başkanlık makamı bu konuda tercihlerini kullanır iken Hükûmetin
etkisi altında kalıyor, Hükûmetin arzusu ve dileği
istikametinde tercihte bulunuyor. Dolayısıyla, icra organı yasamanın önüne
geçiyor, üstüne çıkıyor. Bu hayra alamet bir tavır değildir Sayın Başkan. Ayrıca, yine
Anayasa’mıza ve İç Tüzük’ümüze göre, kanun tasarılarının ve tekliflerinin bu
salonda, Genel Kurulda görüşülebilmesi için uygun biçimde alt komisyonlarda ve
ana komisyonda konuşulması lazım. Biz bu tasarının ne gün Meclis Başkanlığına
geldiğini biliyoruz, geçen hafta salı günü geldi. Peki
bu tasarı Bütçe-Plan Komisyonundan ne gün çıktı? Perşembe günü. Aramızda “Bu
kanunlar aynı zamanda şu kanunun altında atıfta bulunulan alt komisyonlarda
konuşulmuştur ve bu alt komisyonlar, usulüne uygun şekilde görüş ve
değerlendirmelerini esas komisyon olarak Bütçe-Plan Komisyonuna
gönderilmiştir.” diyebilecek bir arkadaşımız var mı? Sayın Başkan,
kuralsızlık sıkıntı getirir, sıkıntı huzursuzluk getirir, huzursuzluk felaket
getirir. Türkiye’de demokrasiyi riske atıyoruz ve bu Hükûmet
ve bu Hükûmetle eş zamanlı ve paralel hareket edilen
Meclis Başkanlık Divanı sürekli olarak Türkiye’de artık kuralları ihlal etmeye
başlamıştır. Kuralsızlık tehlikedir. Lütfen, bu gibi yanlış davranışlardan ve
tabiri caizse, Anadolu tabiriyle paldır küldür, alelusul kanun yapmaktan
vazgeçelim. Kanun yapacaksak doğru dürüst, usulüne uygun ve müsaade ederseniz,
adam gibi kanun yapalım. Bu kürsüden biraz önce kimin adam, kimin adam
olmadığına dair birtakım tartışmalar yaşandı. Bu tür tabirleri de yakışıksız
buluyorum. Bu milletin reyiyle gelmiş 550 kişinin 550’si de adamdır. Bunun
böyle bilinmesinde fayda vardır. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Onlar adam olmadığı için başkalarını adam kabul etmiyorlar. Onlar
adam değil. Onu söyleyenler adam değil. ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Kamer Bey, ben konuşuyorum. Sayın Başkan,
şimdi, benden önce buraya çıkan Sayın AKP Grup Sözcüsü arkadaşımız birtakım
değerlendirmeler yaptı. Keşke biraz daha imsaklı,
biraz daha tedbirli, biraz daha dikkatli olsaydı da benim burada kendisini ve
partinizi müşkül duruma sokacağım bazı beyanlarda bulunmamış olsaydı. Değerli
arkadaşlarım, Sayın Başkan; bu kriz yani bu tasarının dünyada hüküm sürmekte
olan ekonomik krizi göğüslemek için getirildiği iddia edilmesine rağmen, söz
konusu krizi göğüslemek veya menfi etkilerini bertaraf etmek için uzaktan
yakından herhangi bir iyileştirme getirmediğini bilerek ama iddiayı da
göğüslemek amacıyla bazı hususlara açıklık getirmek istiyorum. “Bu kriz, bizim
krizimiz değildir.” Hayır, beyefendiler, bu sizin krizinizdir. Evet, başlarken
Amerika Birleşik Devletleri’nde başlamıştır ama krizin size ait olmadığını
iddia etmek yerinde bir tavır değildir. Nitekim,
bakın, sanayi üretiminde değişim, Aralık 2008: Krizin çıktığı Amerika Birleşik
Devletleri’nde sanayi üretimindeki düşüş yüzde 7,8, hemen yanımızdaki
Yunanistan’da yüzde 8,7 ama Türkiye’de yüzde 17,6. Amerika Birleşik Devletleri
ile en yakın komşumuzdan 2 misli daha fazla krizden etkileniyorsunuz. Demek ki,
onların yapmadığı bazı yanlışları yapmaktasınız veyahut da onların yapmış
olduğu veya yapmakta olduğu bazı doğruları yapamıyorsunuz. Bakın, sizde 17,6
olan oran Şili’de yüzde 3,7, Güney Afrika’da yüzde 7, yani sanayi üretiminde
düşüşler. Başka bir hususu şey yapmak isterim, büyüme hızıyla ilgili
göstergeler, büyüme hızıyla: 2008 yılının üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisi
yüzde 2,8 küçülmüş, Macaristan’da bu oran binde 2, İsrail’de binde 3 –bilerek
farklı ülkeler veriyorum- Endonezya’da binde 4, Yunanistan’da binde 5, Şili’de
binde 7, Tayland’da binde 9. Sizde bunun 3, 4, 5 misli, yüzde 2,8. Dolayısıyla
krizi göğüslemekte zorlanıyorsunuz. Doğruları
yapmakta maalesef isabetli tedbirler alamıyorsunuz. Kaldı ki yine dünya çapında
Brezilya, İsviçre, Belçika, Hindistan, Rusya, Güney Kore’nin büyüme hızındaki
gerileme 2008’in üçüncü çeyreğinde yüzde 1,4’ün altında. Yani
sizin yarınızın da altında. Dolayısıyla, bütün bu rakamlar bütün
açıklığıyla ortaya koyuyor ki Adalet ve Kalkınma Partisi, 2007 senesinde Amerika
Birleşik Devletleri’nden kaynaklanan ve bütün dünyaya sirayet eden krizin
önlenmesinde ve göğüslenmesinde doğru politikaları bulup, uygulayıp sağlıklı
sonuçlar alamamıştır, alamamaktadır. Ya onların yaptığı doğruları
yapamıyorsunuz veyahut da onların yapmadıkları yanlışları yapıyorsunuz ki sizde
gerek sanayide gerek ekonominin bütününde performans ötekilere nazaran çok daha
belirgin şekilde kötü. Onun için, birisinin kalkıp bu yükün üstesinden kalkmak
durumunda olan kişiye yani Sayın Başbakana yardımcı olması gerekiyor. Kriz
önemlidir, kriz derindir, kriz ciddidir, kriz büyüktür ve bunu aşabilmek için
de elinden gelen, herkesin, bu konuda, bu yükü kaldırmak durumunda olan kimseye
yardımcı olması gerekir. Ama siz bunu yapmıyorsunuz. Sayın Başbakanın her söylediğini
nas kabul ediyorsunuz. Nitekim,
Aydın’da üst ama çok üst düzeyden bir AKP yetkilisinin iddia ve ifade ettiğinin
aksine… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
efendim. ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Aydın’da bir AKP yetkilisinin iddia ve ifade ettiğinin
aksine, Sayın Erdoğan peygamber değildir ve onun söyledikleri de nas değildir. Bunun altını çizerek söylüyorum.
Taraftarlarınız ipin ucunu kaçırmıştır. BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Sen onu kendi partililerine anlat. ERTUĞRUL KUMCUOĞLU
(Devamla) – Yok, ne anlatayım canım, böyle diyor adamınız. BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Kendi partinin ne yapacağını anlat sen. MUHARREM VARLI
(Adana) – Sana mı soracak ne konuşacağını? Bundan sonra yazılı metin ver de
öyle konuşalım. ERTUĞRUL KUMCUOĞLU
(Devamla) – Şimdi, bakın, onun için… onun için,
lütfen… BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Ne yapacağını anlat. ERTUĞRUL
KUMCUOĞLU (Devamla) – Lütfen, Türkiye’de kuvvetler ayrımı ilkesini koyun ve
mensuplarınızı ikaz edin; ipsiz sapsız, yalan yanlış, efendim, bu şekilde
ifadelerde bulunmasınlar. Sözlerimi şununla tamamlıyorum: Sayın Başbakan, bir gazetenin iddia
ettiğine göre, sizin iktidar olmanızdan önceki yetmiş dokuz yıllık cumhuriyet
rejimi için Sinop’ta “Bizden öncekiler yetmiş dokuz yılda ne yapmışlar ki?”
demiştir. Eğer böyle dediyse, lütfen, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan
Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Bülent Ecevit ve Alparslan Türkeş ve
bunun gibi devlete ve millete hizmet etmiş, Türkiye’yi yokluktan bugünlere
getirmiş muhterem zevatlardan halkın önünde özür dilesin. Kendisine yakışan
budur. (MHP sıralarından alkışlar) Bu duygu ve
düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Saygıdeğer
arkadaşlarım, yani en umulmadık konularda neyi tartışıyoruz? Bu dinî naslar belli, kimin son peygamber olduğu belli, diğer
şeyler belli, yani bunun için niye bir bardak suda fırtına kopartıyoruz,
doğrusu ben anlamıyorum. Lütfen… Soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz. Sayın Doğru,
buyurun efendim. REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Ahıska Türklerinden,
Gürcistan’ın Ahıska bölgesine geri dönüş ile ilgili,
2008 sonu itibarıyla kaç kişi müracaat etmiştir? Geçmişte devlet olarak Kırım
Türklerine geriye dönüşü teşvik için ev alma, Kırım Türklerine teslim etme
projesi uygulandı. Aynı şekilde ev ve toprak alma ve Ahıska
Türklerine verme şeklinde bir teşvik projesi yapmayı düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Doğru. Sayın Enöz… MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Bilindiği gibi
İşsizlik Sigortası Kanunu DSP, MHP ve ANAP’ın kurduğu 57’nci Hükûmet döneminde yasalaşmıştı. Bugün itibarıyla bu fonda
biriken para miktarı nedir ve bu Kanun sayesinde bugün evine ekmek götürebilen
işsiz sayısı kaçtır? İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yararlanma şartlarını
iyileştirmeyi düşünür müsünüz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Enöz. Sayın Kaplan… HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan,
gerçekten küresel krizin etkileri çok yönlü olarak hissedilmeye başlandı ve
bunun sonuçlarının da çok ağır olacağı görülüyor. Bu nedenle Meclis araştırması
komisyonu kurulması konusunda önerge verdik ve diğer partilerin de önergeleri
var. Mecliste küresel krizle ilgili bir araştırma komisyonu kurulması
konusundaki Bakanlık düşüncesi nedir? Onu öğrenmek istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kaplan. Sayın Genç,
buyurun efendim. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
maalesef o makamı hakkıyla temsil etmiyorsunuz. Biraz önce AKP Grubu adına,
bana “Adam değilsin.” diyor ve siz, Mecliste milletvekilinin hakkını koruması
gereken bir kişi olarak müdahale etmeniz gerekirken AKP’nin bir militanı gibi
hareket ediyorsunuz. Bu taraflılığınızı bırakın. O Meclisi… Bakın, karar yeter
sayısı yok, “Var.” diyorsunuz, AKP’ye destek veriyorsunuz. O kürsüyü ne olur
bir dürüst yönetin canım! Yani size ne kaybettirir bu? Bilakis bu taraflı
davranışlarınız size çok şey kaybettirir. Bugün 340 milletvekili var arkanızda
ama yarına bunu bulamazsınız. Lütfen o kürsüyü dürüst, tarafsız yönetin; bir. İkincisi: Bu
kanunun 25’inci maddesinde sit alanları içinde gayrimenkulü bulunanlara,
biliyorsunuz, hazine bunlara bir tahvil ve senet veriyordu, bunlar getirip
bunları kullanıyorlardı. Şimdiye kadar bu sit alanı içinde gayrimenkulü olan
kişilere ne kadar para verilmiştir? Yani… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Tankut, buyurun efendim. YILMAZ TANKUT
(Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan, TÜİK
açıklamalarına göre 3 milyona yaklaşan resmî işsiz sayısının dağılımıyla ilgili
olarak bölgesel ölçekte herhangi bir araştırma mevcut mudur? Bugün itibarıyla
işini kaybetmiş olan insanlarımızın sayısının en yüksek olduğu illerimiz
hangileridir? Teşvik Yasası’ndan faydalanan illerimizin faydalanma süresinin
bir yıl uzatılacağı bu yasa tasarısından Teşvik Yasası dışında kalan ancak
işsiz sayımızın yüksek olduğu illerimizin faydalanamayacak olması haksızlık
değil midir? Örneğin, bahane edilen küresel krizden önce yüzde 17’lere ulaşan
işsizlik oranı ile ülkemizin en yüksek işsizliğine sahip olan seçim bölgem
Adana ilimiz teşvik kapsamı dışında olduğu için bu tasarıdan istifade
edemeyecektir. Hükûmet olarak bu ve benzeri
haksızlıkları nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Tankut. Sayın Aslanoğlu… FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Çok kısa ve öz, Sayın Bakanım, Tarım sigortalı
emeklilerinin sorununa çözüm bulacak mıyız? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu. Sayın Bakanım,
buyurun. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Ahıska Türkleriyle
ilgili bir soru soruldu. Ahıska Türklerinin
Gürcistan’a, Ahıska bölgesine yerleşmeleriyle ilgili
sorunun o boyutuna müsaade ederseniz yazılı cevap vermek istiyorum ama geneli
itibarıyla, Türkiye’de yaşayan Ahıskalı sayısı 52.525
ve bunların 15.513’ünün vatandaşlık işlemleri tamamlanmış, 540 bininin de
vatandaşlık işlemleri devam ediyor. Bunun dışındaki vatandaşlarımızın ise bugün
Meclise taşıdığımız bu yasal düzenlemeyle vatandaşlık işlemleri sorunları
giderilmiş olacak. Yalnız, ifade ettiğim gibi, Gürcistan’a müracaatla ilgili
elimde kesin rakam olmadığı için onu daha sonra yazılı cevaplandırmayı… Şimdi, diğer bir
soru, eski tabiriyle, SSK tarım emeklileriyle ilgili. SSK tarım emeklisi olup
çalıştıkları tespit edildiği için aylığı kesilen 243 vatandaşımız var.
Aylıkların kesilmesi 1983 yılında çıkan 2925 sayılı Kanun’un 23’üncü maddesine
dayanmaktadır. Aylıkların kesilmesi yerine destek primi uygulaması için bu
tasarıya bir önergeyle bir madde koyuyoruz, bir düzenleme yapıyoruz, bir fıkra
koyuyoruz ve buradaki mağduriyeti gidermiş oluyoruz. Ben de teşekkür
ediyorum, hayırlı olmasını diliyorum. Diğer bir soru,
TÜİK… Tabii ki bölgesel işsizlikle ilgili araştırmalar var ama onlara takdir
edersiniz ki yazılı cevap vermem daha uygundur. 5084 sayılı Yasa’nın süresi bir
yıl uzatılıyor, yani kırk dokuz ildeki teşvikler bir yıl daha uzatılıyor. Biliyorsunuz
yeni bir teşvik sistemine geçiyoruz bölgesel ve sektörel
anlamda. Bu arada, bu sisteme geçmeden, bir mağduriyetin oluşmaması açısından
kırk dokuz ile dönük süreyi bir yıl uzatıyoruz. Sektörel
ve bölgesel teşvik babında, gerek sizin seçim bölgeniz gerekse bizim seçim
bölgemiz de bir rahat nefes alma imkânını bulacaktır diyorum. Küresel krizle
ilgili bir araştırma önergesine bizim Bakanlık olarak uygun ve sıcak
baktığımızı ifade ediyorum. Bu sorun Türkiye'den neşet etmiş olan bir sorun
değil, küresel, ekonomik kriz diyoruz. Bunun dünyadaki tahribatları açıktır;
çok ciddi oranda, özellikle istihdama dönük, üretime dönük çok ciddi
tahribatları söz konusudur. Bu ülkeler içerisinde en az etkilenen ülkelerin
başında da Türkiye’ye gelmektedir. Türkiye, gerek istihdam gerek üretim
açısından mutlaka etkilenmektedir ama beş altı yıllık, istikrarlı programların
uygulanması neticesinde bu süreçten biz en az zararla çıkma çabasını
gösteriyoruz. Bugün burada bulunuşumuzun da bu çalışmamızın da bir amacı bu
sürece bu şekilde katkı sağlamaktır. İşsizlik
sigortasında toplam 39 milyar 358 milyon liralık bir fon varlığı söz konusudur.
Buradan 1 milyon 359 bin kişi istifade etmiştir, işsiz kalan işçimiz istifade
etmiştir. Yapılan toplam ödeme ise 1 milyar 915 milyon liradır. İşsizlik
fonundan işsizlik ödeneği alanların sayısı ise 244 bin kişidir ocak ayı sonu
itibarıyla. İşsizlik
sigortasının en çok ödendiği iller: İstanbul 119 bin, Bursa 32 bin, İzmir 28
bin, Ankara 21 bin, Adana 9 bin şeklinde sıralanıyor. Evet, genelde
sorulan bunlar. Diğer sorulara -kalan varsa- yazılı cevap vereceğimizi ifade
ediyorum. Teşekkür
ediyorum. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, daha süre var efendim. BAŞKAN – Sayın
Bakanım, süremiz var. Sisteme giren
arkadaşlara söz vereceğim. Buyurun Sayın
Genç. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, bu 26’ncı maddeye göre Toprak Mahsulleri Ofisine ödemek
üzere 1 katrilyon liralık bir tahvil çıkarıyorsunuz. Zaten bütçede tahvil
çıkarma yetkisini aldınız. Ayrıca bu yetki ne oluyor? Yine, bu tarım
desteklemeden dolayı alacağı olan vatandaşlara yüzde 50’den yüzde 10’a kadar
bir kesinti yaptınız. Bu nereden kaynaklanıyor? Hani tarımı destekliyordunuz,
çiftçiyi destekliyordunuz? Yani tek tek maddeleri şu
anda sıralamama da gerek yok. Neden bu tarımı…
Aslında şu sırada desteklemesi gerekirken bütçeyle öngörülen yardımın yüzde
10’unu da kestiniz. Burada 1 katrilyon liralık Toprak Mahsulleri Ofisi için
çıkaracağınız devlet tahvilinden sağlanan paraları tarımdaki vatandaşlara
verecek misiniz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Doğru… REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakanım, Ahıska Türkleriyle ilgili vermiş olduğunuz cevaplar için
teşekkür ediyorum. Benim esas
söylemek istediğim şurasıdır ki… Biliyorsunuz, bu kanun içerisinde Ahıska Türkleriyle ilgili bir madde olduğu için bunları
soruyorum, esasında sizin konunuz değil ama lütfen kabul buyurun. Şimdi efendim,
biliyorsunuz Kırım Türklerine Kırım Türklerinin Kırım’a dönüşleriyle ilgili
olarak ev ve arazi alınarak onlara teslim edilmiş ve Kırım Tatarlarının Kırım’a
dönmeleri teşvik edilmişti. Benim buradaki düşüncem de odur ki aynı tabloyu,
aynı o güzelliği Ahıska Türklerine de yapalım çünkü Ahıska Türkleri fakir insanlar ve garip insanlar, dünyanın
çok çeşitli yerlerinde de bulunuyorlar şu anda, bilhassa Rusya Federasyonu’nda
olmak üzere. Ondan dolayı da, oraya onların dönüşlerinde de Kırım Türklerine
yapılan aynı şekilde ev ve arazi alınarak onların oraya dönüşünün sağlanması
noktasında bir çalışmanın Hükûmet tarafından
yapılmasını arzu ediyoruz. Ben bu konunun dile getirilmesi noktasında bunları
söyledim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Sayın Yaman… M. NURİ YAMAN
(Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Görüşülen bu
torba kanunu ile… Buna “Çorba kanunu.” diyen arkadaşlar da oldu, “Paldır küldür
kanunu.” sanal toplantılarda görüşülüp Meclise sunulan “Ben yaptım oldu
kanunu.” olarak değerlendirmeler de mümkün. Bu sanal kanunun tali olarak
çeşitli komisyonlarda havale edilerek görüşülmüş gibi gösterildiği de ilgili
notta görülüyor. Ben Sayın Bakana
şunu sormak istiyorum: Aslında, ben İçişleri Komisyonunda görev yapan, bir
devamlı parlamenter olarak böyle bir çorba kanunun görüşülmediğini biliyorum.
AKP olarak “Biz yaptık oldu.” anlayışıyla bu tür kanunları içinize sindiriyor
musunuz acaba? BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bakanım. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Efendim, şimdi, kanun yapma tekniği belli
fakat şunu da kabul edelim: Birçok iktidar buradan geldi geçti. Hiçbir iktidar
çeşitli kanunlarda değişiklik yapmayla ilgili bir düzenlemeyi Meclise getirmek
istemez. Bunu bütün samimiyetimle ifade ediyorum fakat hiçbir iktidar da bundan
kurtulamaz çünkü mevzuatımızı biliyorsunuz. Bu mevzuat içerisinde noktasal
önemine binaen bazı değişiklikler olabilir ve bunları da buraya derli toplu bir
şekilde getirip çıkarmak da ülkenin yararına, insanımızın yararına. Aslolan şudur, bakınız:
Bu düzenlemeleri getirirken grupları, milletvekillerini –yani tüm
milletvekillerini kastediyorum- bilgilendirmeden yapacağınız çalışmanın hele hele “çeşitli kanunlarda değişiklik” şeklinde takdim
edilmesine ben de sıcak ve doğru bakmadığımı açık bir şekilde ifade ediyorum.
Yalnız, eğer bir uzlaşı imkânı varsa, ülkemizin yararına bir düzenleme ise
çeşitli kanunlardaki düzenlemenin burada gelip geçirilmesi, öyle tahmin
ediyorum ki, ülke insanının sorunlarını çözmekle görevli olan hepimizin de
sıcak bakacağı bir konu olmalıdır; biz de bu yolu takip ettik. Ben, bütün
muhalefet gruplarına çok teşekkür ediyorum, tabii ki başta AK PARTİ Grubuna,
bütün yaptığımız düzenlemeleri bu uzlaşı içerisinde yaptık ve her bir maddenin
gerek yaşadığımız süreçle ilgili, küresel krizle ilgili gerekse diğer lokal bazı sorunları çözmeye dönük düzenleme olduğunu ve
ittifak ettiğimiz maddeleri de buraya taşıdığımızı bilmenizi istiyorum ama
geneli itibarıyla karşı olduğumuz, özelde de ihtiyaç duyduğumuz bir düzenleme
olduğunu da açıklıkla ifade etmiş olayım. Toprak Mahsulleri
Ofisine tahsis edilmek üzere 1 milyar liralık bir ödenek tahsis ediliyor.
Hazine bunu özel tertip tahvil vererek sağlıyor. Bu, bir ihtiyacın neticesi
şeklinde gerçekleşiyor, çok yadırganacak bir şey değil. Yasal düzenleme
gerektiği için yapıldı Sayın Genç. Bu düzenleme ihtiyaca binaen yapılıyor. Evet, çok
teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım. Süre dolmadı… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Bir
dakika Sayın Genç… Sayın Paksoy, buyurun efendim. MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Bakanım, kırk dokuz ilde uygulanan yatırım
teşvik uygulamalarının bu tasarı ile bir yıl daha uzatılması sizce az değil
midir? Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak üç yıl daha uzatılmasını teklif
etmiştik çünkü “Sanayici önünü daha rahat görür, planlamasını daha rahat
yapardı.” diyorum. Yapılan bir senelik uzatma önümüzdeki seçimleri kurtarma
düşüncesi midir? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Özkan… RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakanım,
biraz önce Burdur Büğdüz köyünden bir telefon aldım.
İsmail Akgün isminde bir vatandaşımız “Bu kriz ortamında, Sayın Başbakan,
‘Halka hizmet Hakk’a hizmettir.’ dedi. Ben de bu söz üzerine tankerimle beraber
köyde traktörlere yakıt verirken jandarma geldi, tutanak yaptı, Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu adına 57 milyar ceza kesildi. Bu ceza hakkaniyet ölçülerine
uyuyor mu?” diye soruyor, bu konuda bizden bir cevap bekliyor. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Özkan. Sayın Bakanım,
buyurun efendim. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – 5084’le ilgili yani kırk dokuz ille ilgili
teşviki bir yıl uzatıyoruz. Bu arada, yakın zamanda yeni teşvik düzenlemeleri
Parlamentonun önüne gelecek, sektörel, bölgesel
teşvikler diye. Dolayısıyla, bunu daha uzun süreli uzatmayı uygun bulmadık,
yeni teşvik sistemine geçiliyor. Burada bunu, seçime dönük değerlendirmeyi,
öyle tahmin ediyorum ki kırk dokuz ildeki vatandaşlarımız bu şekilde bir bakış
açısını doğru bulmazlar. Yürüyen bir mekanizmada bir aksaklığın olmaması, yeni
sisteme geçerken bir mağduriyetin oluşmaması, oradaki istihdamın, yatırımların
devamı açısından böyle bir ek süre ihtiyacından kaynaklanmıştır. Diğer soruyu
tabii tam da anlayamadım. Bir haksızlık söz konusu ise idari merciler gereğini
yaparlar. Ama, soruyu da Sayın Milletvekilimden veya
tutanaklardan net alıp yazılı cevap verebiliriz. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım. Sayın
milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır. Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler böylece nihayetlenmiştir. Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir. Birleşime yarım
saat ara veriyorum. Kapanma Saati : 18.39 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati:19.18 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER : Murat ÖZKAN
(Giresun), Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı) BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci
Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 329 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. Birinci bölümün
görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1
ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır. Birinci bölüm
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Erkan Akçay, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul
Milletvekili Bayram Meral, AK PARTİ Grubu adına Çorum Milletvekili Cahit Bağcı’nın söz talepleri vardır. Sayın Akçay, buyurun. MHP GRUBU ADINA
ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli
milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarının birinci bölümü hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Milliyetçi
Hareket Partisi olarak ekonominin durumunun iyi olmadığını, ekonomik krizin
yaklaşmakta olduğunu, gerekli tedbirlerin bir an önce alınması gerektiğini
neredeyse bir yıl önceden beri söyleyerek Hükûmeti
sürekli uyardık ancak uyarılarımız maalesef yankı bulmadı. Yine, partimiz,
22 Ekim 2008’de ekonomik krize karşı bir an önce tedbirlerin alınması için Hükûmeti uyarmak amacıyla Mecliste düzenlenen bir basın
toplantısı ile görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. Bütçe görüşmeleri sırasında da
gerçekçi bir bütçe yapılmasını istedik, gerekli önlemlerin alınması hâlinde
destek vereceğimizi ifade ettik. 29 Ocak 2009 tarihinde yine Türkiye Büyük
Millet Meclisinde düzenlemiş olduğumuz basın toplantısında da ekonomik krizin
ağırlaştığı 2008 yılının son yetmiş beş gününde bütçe harcamaları yüzde 23’lük
bir artış gösterirken vergi gelirlerinde yüzde 2’lik bir düşüş olduğunu, krizin
yetmiş beş günlük vergi maliyetinin 6 milyar 650 milyon Türk lirası olduğunu,
ekonomik krizi ciddiye almayan Hükûmet bu tutumunda
ısrar ederse 2009 yılında 202 milyar Türk lirası olarak beklenen vergi
gelirleri tahsilatının da bütçe hedefinin yaklaşık 25
milyar Türk lirası altında gerçekleşeceğini biz öngörü olarak dile getirdik. Eğer dört ay önce
gerekli önlemler alınsaydı kriz ülkemizi bu kadar derinden etkilemeyecekti.
Ekonomik kriz konusunda gerekli tedbirleri almayıp ülkemizin, vatandaşlarımızın
dört ayının boşa harcanmasının ve bu krizin sorumluluğu AKP İktidarına aittir. Değerli
milletvekilleri, kamuoyuna “teşvik kanunu” olarak yansıyan bu yasanın aslında
teşvikle bir alakası yoktur. Hükûmetin, bu kanunla,
ağırlaşan ve derinleşen ekonomik krize karşı geniş önlemler paketi
hazırlamaktan kaçındığını, plansız ve programsız bir şekilde tali önlemler
almaya çalıştığını görmekteyiz. Yabancı fonları Türkiye’ye getirmeyi özendirmek
isteyen düzenleme, yabancı şirketlerin bu fonların iş merkezi olarak değil
daimî temsilcileri sayılmasını sağlamakta, yabancı şirketlerin Türkiye’de tam
mükellefiyetini kaldırarak yabancılara vergi avantajı sağlamaktadır. Yine Hükûmet, bu tasarıyla, mükelleflerin katma değer vergisi
iadesi alma hakkını sınırlamaya, hatta tamamen kaldırmaya çalışmaktadır. Millî
Piyangonun özelleştirilmesinin altyapısı da yine vergi istisnaları yapılarak
hazırlanmaktadır. Yine bu
tasarıdaki düzenlemeyle menkul kıymet yatırım fonu işlemleri nedeniyle
bankalara af getirilmektedir. Ekonomik sıkıntı ve borç içinde yaşayan
milyonlarca çiftçi, esnaf, memur ve işçinin durumunu ve borçlarını
yapılandırmayı düşünmeyen AKP Hükûmetinin, bankaların
vergi borçlarını affetmeye kalkışmasını hiçbir gerekçeyle izah etmek mümkün
değildir. 2008 yılının ikinci çeyreğinde büyüme oranlarında başlayan yavaşlama,
ihracatta son dört aydır yaşanan gerileme, istihdam deposu olan tekstil
sektöründe yaşanan iflaslar, otomotiv sektöründe yaşanan çöküş ve ekonomideki
küçülmenin bir sonucu olarak artan işsizlik fazla söze gerek bırakmadan
ekonominin gerçek fotoğrafını gözler önüne sermektedir. Krizin ülkemizi
nasıl etkilediğini ekonomik göstergeler gayet açık bir şekilde göstermektedir. TÜİK’in verilerine göre imalat sanayisinde kapasite
kullanım oranı 2008 yılı Ocak ayında yüzde 80 iken 2009 Ocağında 16,5 puan
gerileyerek yüzde 63 seviyesinde gerçekleşmiştir. Sanayi üretim endeksindeki
2008 yılı Kasım ayındaki yüzde 13’lük düşüşten sonra 2008 yılı Aralık ayında
2007 yılı Aralık ayına göre yüzde 17,6 düşüş yaşanmıştır. İmalat sanayisi
üretim endeksi alt grupları incelendiğinde radyo, televizyon, haberleşme
teçhizatı ve cihazları imalatında yüzde 57; motorlu kara taşıtları imalatında
yüzde 52; kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri imalatında yüzde 38
oranında düşüş yaşanmıştır. Bu da sanayimizin içinde bulunduğu içler acısı durumu ortaya
koymaktadır. İşsizlik oranı
2007 yılında yüzde 9,7 iken 2008 yılı Kasım ayı rakamlarına göre yüzde 12,3’e
yükselmiş, işsiz sayısı 645 bin kişi artarak 2 milyon 995 bine ulaşmış, genç
nüfustaki işsizlik oranı ise yüzde 24’e yükselmiştir. Sosyal Güvenlik
Kurumundan yapılan açıklamalara göre Ekim 2008’den 15 Ocak 2009’a kadar 251 bin
kişi işini kaybetmiştir, kayıt dışı çalışırken işini kaybedenler bu rakamlara
dâhil değildir. Yine aylık
ihracat rakamı krizin olmadığı aylarda ortalama 12 milyar dolarken 2009 Aralık
ayında yüzde 41 azalarak 7 milyar dolara düşmüştür. Merkez Bankası
verilerine göre 2008 yılının son on bir ayında ferdî kredi borcunu ödeyemeyen
kişi sayısı 45 binden 204 bin kişiye, kredi kartları borcunu ödeyemeyen kişi
sayısı 172 binden 431 bin kişiye, ferdî kredi ve kredi kartları borcunu
ödeyemeyen kişilerin toplamı 217 binden 635 bin kişiye çıkmıştır. 2008 yılı
boyunca kapanan şirket, kooperatif ve ticari işletmelerin toplam sayısı bir
önceki yıla göre yüzde 25, kapanan gerçek kişi ticari işletmelerin sayısı ise
yüzde 51 oranında artmıştır. Türkiye Esnaf ve
Sanatkârları Konfederasyonu verilerine göre 2008 yılında 128 bin esnaf
dükkânını kapatmıştır. Otomotiv sektörü kan ağlamakta, birçok fabrika ya işçi
çıkarmış ya da üretime ara vermiştir.
Aralık 2008’de otomotiv satışları yüzde 53 oranında azalmıştır. Hükûmet krizi iyi yönetemediği gibi bütçeyi de kontrol
edememiş, mali disiplin ve istikrar söylemi sözde kalmıştır. Maliye Bakanlığı
tarafından 2009 yılı Ocak ayı bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Bu rakamları
incelediğimizde ekonomik krizin etkilerini ve Hükûmetin
seçim harcamalarını görmek mümkündür. Ocak ayında bütçe açığı 2008 yılının Ocak
ayına göre yüzde 466 artarak 2 milyar 967 milyon liraya yükselmiştir. 2008 yılı
Ocak ayında bütçeden 5 milyon Türk lirası cari transfer yapılmışken 2009 yılı
Ocak ayında yüzde 39 artarak 7 milyon Türk lirası cari transfer yapılmıştır.
Cari transferlerdeki bu artış, seçime gidilirken mali disiplinden
uzaklaşıldığını göstermektedir. 2008 yılı Ocak ayında ise 3 milyar 759 milyon
Türk lirası faiz dışı fazla verilmişken 2009 Ocak ayında 816 milyon Türk lirası
faiz dışı fazla gerçekleşmiştir. Vergi gelirleri ocak ayında yüzde 2,4 oranında
düşmüştür. 2009 yıl sonu hedefinin tutmayacağını şimdiden
söyleyebiliriz. Motorlu taşıtlar
vergisi, dâhilde alınan mal ve hizmet vergileri, özel tüketim vergileri,
petrol, doğal gaz, motorlu taşıt ve alkollü içecekler ve dayanıklı tüketim
mallarından alınan vergiler olmak üzere yüzde 34’e varan azalışlar olmuştur ve
bu da tüketimdeki daralmayı göstermektedir. Bu ekonomik
krizde tütün mamulleri vergisi yüzde 24 artmıştır, yani sigara tüketimi
artmıştır. Yol, köprü ve
tünel ücret gelirleri yüzde 11,5 oranında azalmıştır, yani vatandaşlarımız
artık paralı köprülerden ve yollardan bile geçmemeye başlamışlardır. Uluslararası
ticaret ve muamelelerden alınan vergiler yüzde 29 oranında azalmıştır.
İthalattaki bu düşüş nedeniyle vergi hedefiyle vergi tahsilatı
arasında çok farklı sonuçlar ortaya çıkacaktır. Özellikle ithalde alınan katma
değer vergisi başta olmak üzere dolaylı vergilerdeki tahsilatın
aşırı derecede düşük olması, ekonomide meydana gelen daralmayı ve yaşanan
ekonomik durgunluğu açıkça ortaya koymaktadır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun efendim. ERKAN AKÇAY
(Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan. Bu arada, banka
ve sigorta muameleleri vergisi yüzde 30 oranında artmıştır. Yani
vatandaşlarımızın kredi faizleri altında ezilmesi nedeniyle faizden alınan vergiler
artmıştır. Yukarıda
belirttiğimiz hususlar, ekonominin ve bütçenin temel göstergeleri, AKP Hükûmetinin çizdiği pembe tabloları tekzip etmektedir.
Ekonomik krize karşı maalesef AKP Hükûmeti ciddi bir
tedbir almamıştır. Bu kriz karşısında ekonomimiz hâlâ ayakta durabiliyorsa,
bunun en önemli sebeplerinden birisi de 57’nci Hükûmet
zamanında alınan, bankalara ve mali yapımıza ilişkin tedbirlerdir. Bu düşüncelerle,
değerli milletvekilleri, sözlerime son veriyor ve hepinize saygılarımı
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Akçay, teşekkür ediyorum. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Bayram Meral. Buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 4447
sayılı Yasa’da değişiklik yapan 329 sıra sayılı yasanın bazı maddeleri üzerinde
söz almış bulunmaktayım. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, elbette ki ülkemiz çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Çalışanın,
çalıştıranın, esnafın, çiftçinin, köylünün, kısacası ülkemizin sorunlarının aza
inmesinde veya sorunların ortadan kalkmasında Hükûmetin
getirdiği bugüne kadar her türlü yasalara Cumhuriyet Halk Partisi olarak katkı
sağladık ama bugünkü yasa biraz daha farklılık arz etmektedir. Daha pazar günü
Türk-İş’in, DİSK’in, KESK’in birlikte İstanbul’da
yaptığı çok önemli bir miting oldu. Orada, çalışanlar şunu söylüyordu: “Krizi
biz yaratmadık, faturasını biz ödemek istemiyoruz.” Değerli
arkadaşlarım, kriz hangi dönemlerde olmuş ise, sıkıntı hangi dönemlerde olmuş
ise faturası genelde çalışanlara çıkarılmıştır. Maalesef bugün de yapılan budur
değerli arkadaşlarım. Bugün 57’nci Hükûmet döneminde
kurduğumuz bir işsizlik fonu, bugün kullanılmak istenmektedir. Neydi ki de o dönemki
Hükûmet böyle bir fonu ortaya getirmiş? Değerli
arkadaşlarım, elbette ki cidden krize giren işverenlerin elinden tutulmasında
fayda vardır ama burada, fonda 39 katrilyona yakın bir para birikmiş. Bunun
kullanılması için her türlü dolambaçlı yollardan bu fonun üzerine gidilmesinin
son derece yanlış olduğunu söylüyoruz değerli arkadaşlarım. Bakınız, fonun
genelde… Bazı önergeler
verdik. Umuyorum ki Hükûmetimiz, AK PARTİ Grubumuz
buna ilgi duyar. Yani sistem kurulduğundan bugüne kadar bana verilen kayıtlar
doğruysa 1 milyon 455 bin 238 işten atılan insan fona müracaat etmiş. Bunlardan
şartları uyan 1 milyon 286 bin 400 kişi fondan yararlanmış. Yararlanmış da ne
yararlanmış değerli arkadaşlarım? Asgari ücretin bilmem kaç katı. Taban, tavan,
neredeyse yok denecek kadar bir ücret! Değerli
arkadaşlarım, bunların mutlaka düzeltilmesinde, iyileştirilmesinde fayda
vardır. Bu fon yani getirilen bu yasa Sayın Bakana elbette ki
bir rahatlanma sağlayacaktır ama bu yasa kapsamına giren işçilerin elinden
sendikal hakları alınmaktadır, ücretleri düşürülmektedir, ikramiyeleri
kaldırılmaktadır, fazla çalışma hakları ellerinden alınmaktadır, yıllık izin
denen bir şey yoktur, kıdem tazminatı yoktur, ihbar öneli yoktur, süre üç aydan
altı aya çıkarıldı ama altı aydan sonra ne yapılacağı belirsizdir. Değerli
arkadaşlarım, bu, bir şey daha yapacaktır, kayıt dışını daha da artıracaktır. Ve ne acıdır ki
değerli arkadaşlarım, 12 Eylül döneminde 274-275 sayılı yasalar rafa
kaldırıldı. Birçok hakkımız elimizden alındı ama bu Hükûmet
döneminde yasalar tahrip edildi, 657 sayılı yasaya 4/C maddesi, 4/B maddesi
eklendi, bu insanların da sendikal hakları ellerinden alındı. Esnek çalışma
getirildi, kısa süreli çalışma getirildi, çağrı üzerine çalışma getirildi.
Bunların hepsi toplu sözleşme düzenini tahrip eden maddelerdir değerli
arkadaşlarım. Burada bir konuyu
da özellikle bilgilerinize sunmak istiyorum: Eğer Sayın Başbakanımızın
buyurduğu doğruysa, “Bugüne kadarki hükümetler ne yaptı?” diye böyle bir ifade
kullanmışsa, cidden, değerli arkadaşlarım, hakikaten üzücüdür. Muhterem
arkadaşlarım, seksen dört yıllık hükûmet döneminde,
yani 2002 yılına kadar hükûmetlerin yaptığı iç ve dış
borç, resmî kayıtlara göre, 220 milyar 921 milyon Amerikan dolarıdır. Şimdi o
dönemlerde ne yapılmıştı değerli arkadaşlarım? Otuz iki adet
şeker fabrikası (3,5 milyon tonluk), kırk dört tane çimento fabrikası, on dört
tane demir çelik fabrikası, TÜPRAŞ, PETKİM, 15 bin kilometrelik şeyinde kablo
döşemesi, 5,5 milyon ton kapasiteli gübre fabrikaları, 1,5 milyon ton kâğıt
fabrikaları, bin civarında irili ufaklı hidroelektrik santralleri, bunları
üreten 45 milyon kilovat saatlik elektrik enerjileri, Sümerbank, Tekel
fabrikaları, Et-Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, hava yolları, demir
yolları, kara yolları, köy yolları… Saymayla bitmez değerli
arkadaşlarım. Bu kadar borca, yani 220 milyar dolar borca bir cumhuriyetin
temel yapıları oluşturulmuş. Peki, 2002 yılından bu tarafa ne olmuş değerli
arkadaşlarım? AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Satılmış. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Muhterem arkadaşlarım, iç borç 216 milyar 555 milyon dolar, dış
borç 262 milyar 934 milyon dolar, toplam 479 milyar 489 milyon dolar, aradaki
fark 258 milyar 568 milyon dolar. Şimdi soruyorum
değerli arkadaşlarım size: Bu parayla ne yaptınız, hangi fabrikayı kurdunuz?
İşte, geçen dönem hükûmetlerde saydığım bu fabrikalar
çalışıyordu. İstihdam söz konusuydu, insanlarda huzur söz konusuydu. Müdürü
vardı, genel müdürü vardı, amiri vardı, üretiyordu. Bunları sattınız. Hani, bir
zamanlar, iktidardan önce, “Gelirsek IMF’yle yapılan bütün anlaşmaları söküp
atacağız.” diyen siz değil miydiniz? Gelir gelmez… Şimdi IMF’ye yaklaşırsam
acaba ümüğümü sıkar mı sıkmaz mı, onun ayarlamasını yapıyorsunuz. Değerli
arkadaşlarım, işte, bu kadar… Özelleştirmeyi sattınız. Bakın, fonda biriken
paranın yüzde 98’ini kullanıyorsunuz. Yani onları da katacak olursak sizin şu
anda etmiş olduğunuz borç neredeyse 300 milyar dolara yaklaşıyor değerli
arkadaşlarım. Ne yaptınız peki
bu parayla, hangi fabrikayı kurdunuz, hangi fabrikada hangi işçiyi aldınız?
Şimdi 70 bin işçi alacağınızı söylüyorsunuz. 70 bin işçiyi hangi fabrikada
çalıştıracaksınız? Ne üreteceksiniz? Var mı böyle projeniz? Yani seçimden önce
vatandaşı bir kez daha mı kandırmaya çalışıyorsunuz? Gelin, çıkın deyin ki 70 bin
işçiyi şu fabrikada, şu fabrikada, şu fabrikada çalıştıracağız, biz de buna
inanalım. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Kömür dağıttırabilirler! BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız, vatandaş sizden buzdolabı, çamaşır
makinesi filan istemiyor, kömür istemiyor, yiyecek paketi istemiyor, “Çocuğuma
iş ver iş.” diyor, “İş ver, onurluca çalışsın, akşam da filesini doldursun,
annesinin kapısını açsın, gelsin.” Köylü, vatandaş, işsiz bunu istiyor. Siz
işsizliği had safhaya çıkardınız. Her gün üç beş tane fabrika kapanıyor,
binlerce işçi kapının dışına konuluyor. Bununla mı siz işsizliği ortadan
kaldıracaksınız değerli arkadaşlarım? Bu, ülkenin ciddi sorunu değerli
arkadaşlarım. Bunu böyle oldubittiye getirmeyin. Ben isterdim ki Sayın Bakanım
bu yasayı biraz daha geniş değerlendirseydiniz. Ve burada büyük miktarda bir
para birikmiş. Bunun adı “İşsizlik Fonu”dur. Siz o fonu başka yerlerde
kullanıyorsunuz bugün Sayın Bakanım, bunun yüzde 98’ini başka fonlarda
kullanıyorsunuz. Bu birikimin adı… İşsizlere bu para belli ölçülerde dağıtılacaktır.
Bugün 260, 300 bin lira para veriyorsunuz, o da üç ay değerli arkadaşlarım.
Şimdi bunu altı aya çıkardık. Ne oldu? Bir ortalaması yüzde 50 daha arttı.
Peki, altı aydan sonra ne olacak işler düzelmediyse? Bu yok. İşte, bizim sorun
ettiğimiz, rahatsızlık duyduğumuz bu değerli arkadaşlarım. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) RECEP KORAL
(İstanbul) – Teşekkür et altı aya çıktı diye. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Rahatsız mı oldun? RECEP KORAL (İstanbul) – Yok. Teşekkür de et altı aya çıktı diye. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Onu Sayın Başkan bilir. Müsaade edersen o takdiri Sayın Başkan
kullansın. Kusura bakmayın, siz hukukçusunuz, bunu bilmeniz lazım ama demek ki
bazen oluyor. Değerli
arkadaşlarım, geçmiş görevimde de bugün de şunu söylüyorum: IMF’nin ortaya
koyduğu programlar… “Yatırımı durdur.” IMF dedi, yatırım durdu. Yatırım durduğu
zaman ne olacak? İşsizlik artacak. Ne istiyor ondan sonra? “Tarıma,
hayvancılığa destek verme.” Onu da uyguladınız, tarım da hayvancılık da gitti.
Ne oluyor? “Emekliliği zorlaştır.” Onu
da yaptınız, emeklilik, bir bölümü ortadan kalktı değerli arkadaşlarım.
“Özelleştir.” Başkan diyor ki: “Şeker fabrikalarını satacağım.” Şeker fabrikalarında
işçiye ne yaptınız biliyor musunuz? Bir bölüm işçiyi seçtiniz, kadroya
geçirdiniz, oradaki yirmi senelik, otuz senelik işçiyi kapının dışına koydunuz.
Yaptığınız adalet bu değerli arkadaşlarım. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Sayın Meral, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın
Başkanım, toparlıyorum. Muhterem
arkadaşlarım, bazı arkadaşlarımla önerge verildi. Bu fonda büyük bir para
birikiyor. Belirli kesimler bu fona göz dikti.
Bu da biter. Bu işçinin hakkıdır. İşveren buraya pay ödüyor, devlet
buraya pay ödüyor ama toplu sözleşme görüşmelerinde onu işçiye vermiş gibi
ücret kabul ediyor
işverenler değerli arkadaşım, sözleşmede bu böyledir. Bunu biraz
daha iyileştirelim. Oradaki insanların, işten atılan insanların belli ölçüde
ücretlerini iyileştirelim, süreyi uzatalım. Gerekli teklifleri verdik, sizden
yardım ve katkı bekliyoruz. Bu hepimizin sorunu değerli arkadaşlarım. İşsizlik,
yoksulluk… Bunlar dünyanın önemli sorunları ama Türkiye’nin daha çok önemli
sorunları. Bunu kulak ardı etmeye hiç birimizin hakkı yok. Hükûmet
otursun, siyasi partilerle bunun gereğini derinlemesine tartışsın ve çözüm
bulsun. Hani dörtte 1 genç işsiz… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Meral, son cümlenizi alayım, teşekkür cümlenizi. Buyurun. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. …4 tanesinin 3
tanesi işsiz. Bunu siz de görüyorsunuz, biz de görüyoruz değerli arkadaşlarım. İşsizliğin
altında birçok sorun yatıyor. Bu sorunların ortadan kaldırılmasının önemli
çözümü buna çare bulmaktır. Buna çare bulmak da yatırım yapmaktır. Hani bir
zamanlar özelleştirmeye çanak tutan işverenlerimiz bugün Hükûmete
el açıyor, devletten medet bekliyor. Hani yapıyordunuz? Yapamıyorsunuz değerli
arkadaşlarım. Doğuda, güneydoğuda özel sektör yatırım yapmaz, devlet yapacak
burada. Bunu söylemek istiyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Kışanak, Sayın Bağcı’nın hem
şahsı hem grup adına sözü var. Önceki sözü size vereyim. Sizinkini birleştireceğim
Sayın Bağcı. BAYRAM ALİ MERAL
(İstanbul) – Bana laf atarsan… MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) – Sayın Başkan, ben laf atmadım, bana sataşmasın. RECEP KORAL
(İstanbul) – Altı ay meselesini ben söyledim. Yanlış yere gitmeyin yani. BAYRAM ALİ MERAL
(İstanbul) – Sen başını kaldırmadın. Hem okuyor hem konuşuyor musun? RECEP KORAL
(İstanbul) – O kadar olur canım. Sen de yaparsın. Bir kabiliyet değil yani. BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, arkadaşlar, lütfen… Birbirinize fazla uzak
değilsiniz, aynı sıralarda sohbet edebilirsiniz. Sayın
milletvekilleri, lütfen... Buyurun Sayın Kışanak. DTP GRUBU ADINA
GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra
sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini dile getirmek
üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ancak, bu yasayla
ilgili bu görüşlerimizi açıklamadan önce, geçen hafta burada görüşmeye
başladığımız ve yarım kalan “Kadın Erkek Eşitliği” ya da “Kadın Erkek Fırsat
Eşitliği Komisyonu” ile ilgili tasarının unutturulmaması gerektiğini, Meclis
tatile girmeden bunun da mutlaka buradan yasalaşması ve tüm kadınların
beklentisine cevap verilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Eksik de olsa,
hatalı da olsa böyle bir çalışmanın, kadınların özgürlük, eşitlik ve adalet
arayışında önemli katkıları olacağına inancımızı ifade etmek istiyoruz ve
AKP’nin ve Hükûmetin bu konuda duyarlı olacağını ve
en kısa zamanda bu teklifi yeniden gündemimize alacağımızı umuyorum. Sayın
milletvekilleri, yeni bir torba kanunuyla karşı karşıyayız. Görüşmekte
olduğumuz otuz beş maddelik tasarıda yirmi dokuz ayrı kanunda düzenleme
yapılmak isteniyor. Yani neredeyse her maddeye başka bir yasa düşüyor. Bu
anlamda buna “torba” tanımının eksik geldiğini, olsa olsa
“çuval yasası” demenin daha doğru bir tanımlama olacağını düşünüyoruz.
Birbiriyle ilgisi olmayan değişik ihtisas komisyonlarında üzerinde çalışma
gerektiren, bu kadar çok sayıda kanunda değişiklik öngören bir tasarının
alelacele, komisyonlarda bile yeterince görüşülmeden Genel Kurulun gündemine
getirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Bunun sonuçlarını
şu anda görüyoruz. Daha görüşme başlar başlamaz arka arkaya önergeler geldi.
Öncesinde tamamlanması gereken, komisyon çalışmaları sürecinde yapılması
gereken, giderilmesi gereken eksiklikler burada verilen önergelerle
tamamlanmaya çalışılıyor. Ancak geçmişte de aynı yöntemlerle çıkarılan yasalar
nedeniyledir ki bugün uygulamada ciddi sıkıntılarla karşılaşıldığını ve bunları
gidermek üzere bu yasanın önümüze geldiğini görüyoruz. Umuyorum ki alelaceleyle, burada el yordamıyla çıkarılan bu yeni
düzenlemelerin yeni eksikliklere ve sorunlara yol açması bu önergelerle
önlenir. Bu yasa
tasarısının aslında muhatabı yalnızca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
değildir. Vergilendirmeyi, teşvikleri, Bakanlar Kurulunun yetkilerinin
genişletilmesini, Harçlar Kanunu’nu, Kurumlar Vergisi Kanunu’nu, Katma Değer
Vergisi Kanunu gibi birçok konuda değişiklik öngören bu tasarının aslında
sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından değil, özellikle
maliyeyle ilgili bakanlıkların da temsilinin olduğu bir ortamda görüşülmesi
gerekirdi. Değerli
milletvekilleri, bu kanun tasarısı, Hükûmet
tarafından ekonomik krizin etkilerini gidermek için hazırlanmış gibi sunulmuş
olmasına rağmen, idari ihtiyaçlardan doğan, uygulamadaki sorunları gidermeyi
amaçlayan ve krizle ilgisi olmayan maddelerle doludur. Tasarıda krizle ilişkili
bir tek madde bulunmaktadır, o da daha önce normal dönemlerde uygulanmak üzere
çıkartılan kısa çalışma ödeneği yasasının kapsamını kısmen genişletmeyi öngören
maddedir. Bu konu kamuoyunda ve Mecliste yeterince tartışılmamış, işçi ve
emekçilerin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin önerileri dikkate
alınmadan Genel Kurulun gündemine getirilmiştir. Emek örgütlerinin
bu konudaki talepleri çok açık ve netti. Birincisi: Kriz
bahanesiyle yasanın istismarının önlenmesi amacıyla ödenekten yararlanacak
işletmelerin tespitinde sendikaların aktif olarak denetim sürecine katılmaları. 2) Sosyal adalet
ilkeleri gereğince, bu düzenleme yasalaşmadan önce kriz nedeniyle işten
çıkartılanların işe iadesi. 3) Yasadan
beklenen istihdam korunması işlevi nedeniyle, yasanın uygulandığı süre boyunca
işçi çıkartmanın engellenmesi. 4) Ödeneğin cari
ücretle bağının kurulması amacıyla nakit ele geçen ücretin yüzde 80 olması. Sosyal koruma
ilkeleri gereğince, ücretsiz izne çıkmış işçilerin ücretsiz izin sürelerinin
işçinin prim gün sayılarına dâhil edilmesi. Bu taleplerin
dikkate alınması ve gerçekten, yaşanan soruna derman olabilecek bir düzenleme
yapılması gerekirdi. Bu düzenleme, krizin ağır sosyal tahribatlarına karşı
önemli bir destek sunmakla birlikte, uzun süreli ve genel tedbirlerin alınması
ihtiyacını ortadan kaldırmamaktadır. AKP Hükûmeti, şimdiye kadar, kötü ekonomi yönetimi nedeniyle
birçok soruna neden oldu ve bugün içinde bulunduğumuz tablonun da
sorumlularından birisidir. Bunun faturasını tek başına küresel ekonomik krize
de yükleyemez. Bu konuda iki yıldan beri gerek komisyonlarda gerekse de
buradaki Genel Kurulda muhalefet partileri, sokaklarda da emekçiler uyarılarda
bulundu. Ne yazık ki bu uyarıların hiçbiri dikkate alınmadı. Dün akşam haber
bültenlerinde izlediğimiz rakamlar, bizim, işsizlik, ekonomik kriz ve
yaratacağı sosyal sorunlar nedeniyle ne kadar büyük bir sorunla karşı karşıya
olduğumuzun göstergesiydi. Haberlere konu olan da TÜİK’in
resmî verileriydi. Ben burada bir kez daha bunları tekrarlamayacağım. Ancak
yine Hükûmeti, karşı karşıya olduğumuz sorunun ne
kadar büyük olduğu ve palyatif çözümlerle
giderilemeyeceği konusunda uyarmak istiyorum. Ekonomik krizin yol açmakta
olduğu çok ağır sosyal sonuçları ortadan kaldırmak için kamu eliyle genel, uzun
süreli ve etkili tedbirler paketi vakit geçirilmeksizin gündeme alınmalı ve
uygulamaya konulmalıdır. Değerli
milletvekilleri, konuşmamın az bir süresi kaldı. Bu nedenle bölgede yaşanan ve
Bakanlığımızı ilgilendiren başka bir sosyal yaraya dikkat çekmek istiyorum.
Yer, Diyarbakır’ın Lice ilçesi. Basına da yansıyan bilgileri sizlerle paylaşmak
istiyorum. İşsizliğin ve yoksulluğun had safhaya ulaştığı bölgede insanlar ucuz
iş gücü olarak çalıştırılıyorlar. Diyarbakır’ın Lice ilçesinde yoksul ve işsiz
oldukları için kaymakamlığın yardım başvurusunda bulunan vatandaşlar, Sosyal
Yardımlaşma Vakfının Fakir Fukara Fonu’ndan 150 YTL maaş karşılığında ya da
yoksulluk yardımı karşılığında, sosyal güvenceden yoksun, sigortasız olarak
kamu kurumlarında çalıştırılıyorlar. Yıllardır süren bu uygulama kapsamında
Vakfa başvuran yoksul ve işsiz 103 kişiden 44’ü fakir fukara fonundan, başta
emniyet müdürlüğü, müftülük, okullar, öğretmenevi,
kütüphane, sağlık ocağı gibi resmî kurumlarda kimisi 100 YTL’ye,
kimisi de 150 YTL’ye çalıştırılıyorlar. Bunların çoğu
ise birkaç yıldan bu yana bu kurumlarda sürekli çalıştırılıyor. Yasal hiçbir
dayanağı olmayan ve âdeta kölelik gibi çalıştırılma koşullarına sahip olan bu
yurttaşlar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları. Bu konuda somut bilgiler var,
isimler var. Bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Basına da yansıdı bunlar.
Bakanlığımız da aslında bu bilgilere bence sahip. Örneğin, Yunus Gündoğdu adlı genç taa 2003
yılından bu yana bir okulda hizmetli olarak çalışıyor. Kaymakamlığa başvurmuş,
200 YTL karşılığında okuldaki kalorifer ve temizlik işlerini yapmakla
görevlendirilmiş. Ücreti de Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından
ödeniyor. Gündoğdu, Vakıftan nasıl para aldıklarını
çok açık ve ayrıntılı bir şekilde anlatıyor: “Vakfa gidiyoruz, bize çek
veriyorlar, o çeki bankaya götürüyoruz, oradan parayı alıyoruz. Sabah saat 06:00’dan akşam 17.00’ye kadar çalışıyoruz.” diyor ve
“Devlet bana fakirliğimin karşılığında bu parayı vererek günde on bir saat, on
iki saat hiçbir sosyal güvence olmadan beni çalıştırıyor.” diyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kışanak. GÜLTAN KIŞANAK
(Devamla) – Sağ olun Başkan. Gündoğdu, çok açık ve net
bir şekilde, kaymakamlığa gittiğini ve durumu anlattığını söylüyor, “Yarın
kalorifer kazanı patlar ya da herhangi bir kaza olursa benim başıma ne
gelecek?” diye soruyor ve “Seni o zaman tanımayız, ‘Tesadüfen oradadır.’
deriz.” cevabını da alıyor. Ben, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanımız buradayken bu konuyu gündemine getirmek, dikkatine
sunmak istiyorum ve bu kölelik koşullarında çalıştırmaya bir an önce son
verilmesi gerektiğini, bu konuda sorumlu olan kişiler hakkında soruşturma
açılmasını ve bu Meclise de soruşturma sonucu hakkında bilgi verilmesini
istiyorum. Çünkü basına da yansıdığı kadarıyla Sosyal Güvenlik Vakfı
yetkilileri de bu durumu inkâr etmiyorlar ancak durumu kapatmak için “Okul aile
birliği bunları görevlendirmiş, parasını ödeyemiyor, karşılığında da biz ödeme
yapıyoruz.” diyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
efendim, tamamlayın. GÜLTAN KIŞANAK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım. Bu insanlar yoksulsa
bu Vakıftan herkes gibi yararlanmaları, karşılığında da sigortasız, sosyal
güvencesiz çalıştırılmamaları gerekir. Bu uygulamanın
sadece Lice’yle sınırlı olmadığını da biliyoruz. Bölgenin birçok ilinde ve
ilçesinde, özellikle kamu kurumlarındaki “hademelik” dediğimiz statüdeki
işlerin bu yöntemle yapıldığı çok yaygın ve açık ortadadır. İşte, yardımdan
anladığı, yoksula destekten anladığı budur AKP Hükûmetinin.
Bu uygulamaya bir
an önce son verilmesini, onların da yurttaş olduklarının, diğer insanlar gibi
sosyal güvenlik hakkı olduğunun hatırlanmasını istiyorum. Saygılar
sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. AK PARTİ Grubu ve şahsı
adına Çorum Milletvekili Sayın Cahit Bağcı. Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından
alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA CAHİT BAĞCI (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra
sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi
ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. Değerli
milletvekilleri, küresel mali kriz nedeniyle tüm dünyada üretim ve istihdam
azalmakta, işsizlik artmakta, ülkelerin millî gelirlerinde düşüşler görülmekte,
dış ticaret önemli ölçüde daralmaktadır. Ekonomik daralma
yönünde gelişen bu süreçte hükûmetlerin ekonomiye
müdahale ederek ekonomiyi genişletici maliye politikalarının uygulamaya
konulması bir gereksinim hâline gelmiştir. Ekonomik
durgunluğun beraberinde getirdiği sosyal sorunların çözümünde de hükûmetlere önemli görevler düşmektedir. Ekonomiyi yeniden
canlandırarak tam istihdam ile fiyat istikrarının sağlandığı denge durumuna
kavuşturmak için vergi ve harcama politikalarının önemi büyüktür. Tüketimi
canlı tutarak üretimdeki azalışların önlenmesi istikrarlı büyüme açısından
kuşkusuz büyük öneme sahiptir. Bu düzenleme ile küresel krizle mücadele
amacıyla istihdam ve üretim üzerindeki yüklerin azaltılması, yerli üretim ve
dış ticaretin teşviki, talep düzeyinin canlı tutulması, işsizlikle etkin
mücadele, işsizliğin olumsuz sonuçlarının telafi edilmesine yönelik yeni
önlemlerin alınması ve düzenlemeler yapılması amaçlanmaktadır. Ayrıca sosyal
sigortalar ve genel sağlık sigortası sisteminin etkin çalışması ve
uygulanmasında karşılaşılan bazı sorunların da giderilmesi amaçlanmaktadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tasarı ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nda
değişiklik yapılarak kısa çalışma ödeneğinin yüzde 50 oranında artırılarak
ödenmesi, bu şekilde yapılan ödemelerin işsizlik ödeneği sürecinden düşülmemesi
amaçlanmaktadır. Yapılan düzenleme ile işsizlik sigortası sisteminin iş
güvencesi ile birlikte uygulanması çalışma hayatının düzenli bir şekilde
işlemesine yardımcı olacağı gibi, işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanmanın
şartları da güncel duruma göre yumuşatılmaktadır. Bir diğer
düzenleme ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanunu’nda değişiklik yapılarak sağlık hizmeti sunucularının sunmuş oldukları
hizmetlere ilişkin düzenledikleri fatura bedellerinin altmış gün içinde avans
ödenmesi şeklinde yapılmasına yönelik bir düzenlemedir. Bu düzenleme ile sağlık
hizmeti sunucularının fatura bedellerinin geç tahsilatı
da bu şekilde önlenmiş bulunmaktadır. Tasarıda
getirilen bir diğer düzenleme ise sigortalılığı sona erenlere ilişkin bildirim
ile sandık iştirakçiliğinin başlama ve bitişine ilişkin bildirimlerde bir
düzenlemeye gidilmesidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2822 sayılı Grev ve Lokavt Kanunu’nda bir düzenlemeyle
yetkili sendikanın belirlenmesinde ve istatistiklerin düzenlenmesinde Bakanlık
kendisine gönderilen üyelik ve istifa bildirimleri ile Sosyal Güvenlik Kurumuna
yapılan işçi bildirimlerinin, esas alınması getirilmektedir. Tasarıdaki bir
diğer önemli düzenleme, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nda yapılan değişiklikle
derneklerin iş gücü yetiştirme faaliyetlerinde bulunmalarına imkân
verilmektedir. Bu düzenlemeyle özellikle özürlülerin ve eski hükümlülerin
mesleki eğitim ve mesleki rehabilitasyonu, kendi
işlerini kurmaları, özürlülerin iş bulmasını sağlayacak destek teknolojilerine
kamu kurum ve kuruluşlarının katılmalarının da özendirildiği görülmektedir.
Böylece özürlü ve eski hükümlülerin yani dezavantajlı grupların iş gücü
piyasasına ve ekonomik ve sosyal yaşama katılmalarının imkânının da artırılması
hedeflenmektedir. Değerli
milletvekilleri, tasarıda yer alan önemli düzenlemelerden biri de 5520 sayılı
Kurumlar Vergisi Kanunu’na yapılan ekleme ile indirimli kurumlar vergisi
uygulamalarının getirilmesidir. Bu çerçevede istatistiki
bölge birimleri sınıflandırması ile kişi başına düşen millî gelir ve
sosyoekonomik gelişmişlik düzeyleri dikkate almak suretiyle illerin
gruplandırılmasına, teşvik edilecek sektörleri ve yatırım ve istihdam
büyüklüklerini belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır. Bu uygulama ile, hatırlayacağınız üzere, daha önceki yapılan
düzenlemelerde cazibe merkezleri ve önümüzdeki dönemde yapılacak bölgesel
teşvike geçişin de zemininin hazırlandığını görmekteyiz. Değerli
milletvekilleri, tasarıda yer alan bir başka düzenleme 4760 sayılı ÖTV
Kanunu’nda yapılan değişikliktir. Düzenlemeyle kablolu-kablosuz mobil İnternet
servis sağlayıcılığı hizmeti ÖTV oranı yüzde 5, diğer telekomünikasyon
hizmetlerinin yüzde 15’le vergilendirilmesi getirilmektedir. Düzenlemeyle bu
oranların kanuni oranlara kadar artırılmasında ise gene Bakanlar Kurulu yetkili
kılınmaktadır. Sözlerime son
verirken, görüşülen tasarının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler,
sizleri saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bağcı. Şahsı adına
İstanbul Milletvekili Sayın Mithat Melen. Buyurun efendim.
(MHP sıralarından alkışlar) MİTHAT MELEN
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 329 sıra sayılı kanun
hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım. Bu söz almaktaki
esas amaç, anladığım kadarıyla yerel seçimlere kadar bir daha ekonomiyi kolay kolay konuşamayacak olmamızla ilgilidir. Yani, son defa
ekonomi iyi de kötü de olsa bu yasayla bir daha Meclise geldi. Çünkü bunu hep
geçici bir biçimde, fazla da ciddiye almadan idare etmeye çalıştık ama artık
Meclis tatil olacağa benziyor, onun için idare edecek zaman da yok. Ama iş o
kadar önem kazanıyor ki gerçekten… Hakikaten piyasalarda ciddi bir yangın var,
ciddi bir ateş var. Biz de onu küçümsemeye devam ediyoruz ve bakın, tek kanunla
birdenbire yirmi dokuz yasada değişiklik yapıyoruz, yirmi dokuz tane yasayı
değiştiriyoruz. Yirmi dokuz tane yasadaki esas sistemi, ana sistemi de
bozuyoruz. Çok ciddi bir mesele. Bu Mecliste aslında
oturup bir daha bu torba yasalarının adını madını
eleştireceğimize, ona başka adlar takacağımıza, bu torba yasaları yeni baştan bir düşünmemizde
yarar var. Çünkü sistem öyle bir hâle geliyor ki hiç kimse anlamaz hâle
geliyor. Hatta, bu yasaları yapanların ve bu maddeleri
buraya ekleyenlerin dışında da çok insanın anladığını da zannetmiyorum zaten.
Ama bu Türkiye Büyük Millet Meclisi madem önündeki çok ciddi meseleleri olan
toplumun meselelerini çözmek için var, bunları toplumun anlaması lazım. Bakın,
mesela, çok basit, hazine arazisi ile ilgili kırk dokuz yıl meselesini
birdenbire burada -kiralamakla ilgili- çözüveriyoruz. Türkiye TMO’nun (Toprak
Mahsulleri Ofisi) zararına çare buluyoruz. Çekin üzerinde yazılı tarihte
ödenmesini sağlamaya çalışıyoruz, bu da ekonominin yapısına aykırı. Dünyanın
hiçbir yerinde yazılı tarihte çek olmaz, çek prezante edildiği, verildiği
tarihte geçerlidir. Korkunç bir ekonomik hata bu. Bunu çok
iyi bilmek lazım. Yatırım indirimi,
teşvikli yatırımlar, kurumlar vergisi, bunlar doğru olabilir. Hele Doğu
Anadolu’ya yatırım ve bunları istihdama çevirenler için yapılanlar çok doğru
olabilir ve yararlıdır fakat öyle bir karışıklık, karmaşa içerisinde ki bu,
bunu anlamak için zaten bir sene geçecek. Bir sene sonra, nasıl
uygulayacağımızı bilmeden, tekrar yeni baştan yasa getireceğiz Türkiye Büyük
Millet Meclisine. Benim hep
dikkatimi çekiyor, dünyanın belki en fazla yasa çıkaran meclislerinden bir
tanesi Türkiye Büyük Millet Meclisi. Farkında değiliz, aslında biz haddinden
fazla çalışıyoruz çünkü okumadan, çalışmadan, araştırma yapmadan yasa
çıkarıyoruz. Ciddiye almıyoruz bu işi. Sadece Amerikan Kongresinin emrinde 750
araştırmacı var biliyorsunuz. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisinde, hele
yasalar konusunda ciddi araştırmacı olduğunu sanmıyorum, olsa… Bu kadar çabuk
yasa, bu kadar birdenbire, kendimizin bile anlayamayıp okuyamadığı yasayı
çıkarmak çok enteresan. Orada galiba altmış yetmiş sayfa var. İçinizde, belki
birçoğumuz okuduk o yasayı. Hakikaten, dürüstçe, kaçımız anladık bu yasanın
tamamını ve içindekileri? Ben merak ediyorum ve bunu samimiyetle soruyorum. Ben
anlamadım doğru dürüst. İşim de yıllardan beri ekonomi. Onun için, kendimizi de
kandırmamamızda yarar var. Bürokrasi belki
bu yasayla kendini rahatlatıyor, elindeki birtakım son atımları, kozları
kullanıp kendi kendinin önünü açıyor ama bakın, Türkiye’nin önünü açamıyor,
Türk ekonomisinin sıkıntılarını çözmek değil… Belki Sayın Bakana, aziz dostum
Bakana da bu iş yüklenmiş durumda çünkü en yumuşak, en rahatlıkla o çıkarabilir
çünkü burada belki 7 bakanı ilgilendiren yasa var, değişik yasada değişiklik
var. Bunları bir kere daha oturup burada hep birlikte konuşmamızda yarar var. Türkiye ve dünya, tarihinin önündeki en büyük ekonomik meselelerle
meşgul. Biz hem Türkiye’de hem dünyada tarihin
en önemli ekonomik meselelerine geçici çözümlerle, akşam vakti saat 9.00’a
doğru, kimsenin olmadığı, ciddiye almadığı, hele basının hiç izlemediği bir
yapıda kendi kendimize çözüm bulmaya çalışıyoruz, bunlar çözüm olmayacak. Ama
ne yazık ki bir sene sonra yine aynı şeyleri çıkaracağız. Belki seçimden üç gün
önce ani ekonomik tedbirlerle karşımıza çıkacak Hükûmet.
Bu sefer yine feryat edeceğiz. Onun için, seçim meselesi yapmadan, seçimde
bunları kullanmadan ekonomiye daha ciddi bakmak gerektiğini defalarca arz
etmeye çalıştım. Burada bir kere daha bunun altını vurguluyorum. Bu yasa çıkar,
bunun gibi başka yasalar da çıkar ama çok dikkat etmemiz lazım. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Melen. MİTHAT MELEN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sistemi o kadar
ciddi bir biçimde zedeliyoruz ki kimse de sistemi anlamıyor, izleyemiyor, takip
edemiyor, hatta ne yaptığımızın bile farkında olamayan binlerce insan var
Türkiye’de. Onun için, sizden istirham ediyorum, bu işlere biraz daha dikkat ve
itina etmemizde yarar var. Saygılar
sunuyorum. Teşekkür ederim
Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Melen. Madde üzerinde
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sayın Kaplan…
Yok. Sayın Coşkunoğlu… OSMAN COŞKUNOĞLU
(Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Plan ve Bütçe
Komisyonunda da bu tasarının işsizliğe, işsizlik düzeyini korumaya -yani
indirmeye değil, korumaya- yardımcı olup olmayacağını sormuştum çünkü siz
oradaki yanıtınızda yapısal sorunlardan söz ettiniz. Şimdi, 2002-2009
arasındaki yapısal sorunlar 2002’den önce de 2009’dan sonra da vardı ve olacak,
fakat müthiş bir likidite bolluğunda bile işsizliği, korunamadı son yedi
yıldır. Şimdi, bu tasarıyla bunu koruyabileceğinize nasıl güveniyorsunuz? Bunu
tekrar sormak isterim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Coşkunoğlu. Sayın Paksoy… MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan,
Toprak Mahsulleri Ofisinin 2002 yılı sonundaki borcu neydi, 2008 yılı sonundaki
borcu ne kadardır? 2008 yılı sonunda borçlarına karşılık ne kadar faiz ödemesi
yapılmıştır? İkinci sorum:
İşsizlik Sigortası Fonu’ndan bir işçiye verilen aylık ücret ne kadardır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Sayın Özensoy… NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım,
kasım ayında, “Bursa’da işten çıkarmalar ve yansımaları” adı altında bir gündem
dışı konuşma yapmıştım. Oradaki İŞKUR’un
rakamlarından bahisle, işsizliğin giderek arttığını ifade ettim ama siz,
verdiğiniz cevapta bunun böyle olmadığını, sigortalı rakamlarının yükseldiğini
ifade etmiştiniz o gün. Şimdi, kasım ayı işsizlik rakamları açıklandı: Bir yıl
öncesine göre yüzde 25 arttı, yani yüzde 10,1’den 12,5’e çıktı. Şimdi, o konuşmanızı acaba tekzip edebilir misiniz. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Sayın Genç… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Tabii, gerek
Komisyon ve gerek Hükûmet sırasında oturan kişilerin
bu kanunun kaç maddesini bildiğini ben merak ediyorum. Geçenlerde, orman
arazilerinin satılmasına ilişkin 2/B’yi hazinenin
üzerine geçirdik, o orman sahasındaki arazileri. Getirilen bu kanunla, yani
işte krizden, kim iktidarın taraftarı, ne kadar rant
sağlarsa büyük bir fırsattır, ganimettir, bunu da oraya öyle bir hüküm
getirmişler ki bunun 2/B maddesinde hazine adına kaydedilen arazileri yine
yandaşlara satacaklar; o bir. İkincisi: Tabii,
şimdi inkâr edecek Hükûmet ama ben çıkınca
konuşacağım burada. Trafik cezalarını genel bütçe içinden çıkarıyorlar, nereye
aktarıyorlar? Bu trafik cezalarını hangi fona aktaracaklar? O fonu nasıl
kullanacak? Onu merak ediyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Kışanak, buyurun efendim. GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) - Sayın Başkan, Bakanımıza biraz önce kürsüden de ilettim, soruya
yanıt almak istiyorum: Lice’de adı, sanı, çalıştığı yerler belli olan bu
kişileri sosyal güvenceden yoksun olarak çalıştıran yetkililer hakkında
soruşturma başlatmayı düşünüyorlar mı, düşünmüyorlar mı? Bu konudaki
görüşlerini almak istiyorum. Ya da böyle bir uygulamayı nasıl değerlendiriyorlar,
çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı açısından bu konuya nasıl bakıyorlar,
öğrenmek istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Sayın Kaplan… HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan, özel
tüketim vergisi gerçekten çok yüksek Türkiye’de. Zaten bu düzenlemeyle de
İnternet bağlantıları ve diğer telekomünikasyon, cep telefonları konusunda bir
vergi indirimi düşünülüyor ki bizim önergemiz var daha da fazla indirilmesini
istiyoruz. Bu lüks bir tüketim mi, bir ihtiyaç mı? İhtiyaç olan bu cep
telefonlarının sayısı yetmiş milyonu buldu Türkiye’de ve çok ciddi boyutlarda
bir icra konusu durum da söz konusu. Bu, toplumsal olarak da
çok ciddi bir sıkıntı konusu. Diğer ülkelerle kıyasladığımızda telefon
görüşmeleri bir ihtiyaç mı, bir lüks mü? Yani buna hangi gözlükten bakılıyor?
Bunun daha fazla indirimi mümkün değil mi? Onu öğrenmek istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Uslu… CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakana
sormak istiyorum: Bu ekonomik krizle ilgili olarak özellikle işveren kesiminin
bir talebi var. İşsizlik Sigortası Fonu’na aktarılan işveren hissesinin
nemasının, özellikle istihdam üzerindeki yükün azaltılması için kullanılması
talep ediliyor, bu konuda bir çalışmanız var mı? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Yaman… M. NURİ YAMAN
(Muş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Ben vasıtanızla
Sayın Bakana sormak istiyorum: Kabahatler Kanunu’nun 17’nci maddesi kapsamında
belediyelerce kesilen cezaların belediye bütçelerine aktarılmasını durdurmanız
hâlinde bu kapsamda belediyelerin bu tür cezalardan bir gelir bekliyor musunuz?
Acaba, bu gelirin azalması konusunda sizce etkisi olur mu? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Bakanım,
buyurun. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Coşkunoğlu, evet, Plan-Bütçede de konuşmuştuk, 2002-2009
yılları arasında, takriben 2 milyon 995 bin istihdam gerçekleşmiştir, 2 milyon
995 bin kişi istihdam edilmiştir. Tabii, bu istihdamı birçok yapısal sorunla ve
diğer gelişmelerle bağlantılı bir şekilde izah etmiş idik. Türkiye'nin yapısal
sorunları var demiştim, 2002 yılında tarımdaki istihdamın yüzde 36 olduğunu
söylemiştim. Bunun şu anda yüzde 26’lar düzeyine çekildiğini, geçmişle yani
2002 öncesiyle bunu götürdüğünüz zaman, bu yapısal düzelmenin geçmiş dönemlere
oranla çok daha seri bir şekilde gerçekleştiğini ifade etmek açısından
söylemiştim. Yani, 2002 yılından önce, 1990’lardan önce de keşke bu düzeyde,
serilikte kırsaldaki bu yoğun istihdamın, tarımdaki bu yoğun istihdamın olması
gerektiği düzeye 2002’den önce de gelmiş olsaydı. Ama,
bu dönemde diyorum, bu son altı yıl içerisinde, tarımdan yoğun bir çıkış
sağlanmıştır ve olması gereken olmuştur, yüzde 26’lar düzeyine inmiştir, daha
bunun da inmesi gerekiyor. Tabii, Türkiye şartlarında yüzde 26’dan aşağı çekmek
tarımdaki istihdamı kolay bir hadise değildir ama bu mücadeleyi sürdürmemizin
gerekliliği açısından bunu ifade ettim. Ayrıca, her yıl,
on beş artı nüfus olarak Türkiye’de asgari 700 bin kişi çalışabilir yaşa gelmiş
bulunuyor. Bunların önemli sayıdaki bölümüne de iş verme durumundasınız. Bir
diğer açıdan, teknolojik olarak artık, emek yoğun değil, teknoloji yoğun bir
endüstriyel ilişkilerde gelişmeleri hepimiz görüyoruz, biliyoruz. Bu anlamda da
istihdamın etkilendiğini ama buna rağmen 10,3’ler düzeyindeki işsizlik oranının
9,9 düzeylerine indiğini -2007 sonu itibarıyla- ve bu konuda yapısal
sorunlardan dolayı işsizlik oranındaki istediğimiz inişi gerçekleştiremediğimizi
açıkça ifade ettim. Bugün de aynı şeyleri söylüyorum ve bunları söylerken de
politik bir amaç, bir hedef söz konusu değil. Doğru olduğuna inanıyorum.
İşsizlik dünyanın bütün ülkelerinin olduğu gibi Türkiye'nin de sorunudur. Hele hele yapısal sorunların ülkeler için daha bir anlam
kazandığını ifade etmek istiyorum. Bu tasarıyla
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının özellikle İŞKUR bünyesinde iki önemli
görevi vardır: Biri, işsizliği önlemek, istihdamı artırmaktır; diğer önemli
görevi ise bu şekilde kriz dönemlerinde istihdamı korumaktır. Şimdi bizim
bulunduğumuz süreç itibarıyla, dünyanın bulunduğu süreç itibarıyla istihdamı
artırma değil –bu tabii ki arzumuzdur- ama bu küresel krizin karşısında
istihdamı koruma hedefi tedbirleri alma zorunluluğumuz vardır. Şartlar normale
dönünce o zaman da istihdamı artırma çabalarımızı tabii ki sürdüreceğiz ama şu
anda bu yasayla amaçladığımız: Burada sizlerin bu sorularınız vesilesiyle
söylüyorum, patronlara, işverenlere diyoruz ki: “İşçiyi çıkarma, işsizlik fonundan
biz işçinin ücretini ödeyeceğiz. İşçinin iş akdini feshetme. Asgari ücretle
çalıştırıyorsanız ve işletmenizde üretime bir ay ara vermek zorunda iseniz 400
milyon lira, eğer daha yukarısında bir ücret alıyor ise 800 milyon liraya kadar
işçinin ücretini biz ödeyeceğiz.” Amaç nedir? “Kriz geçicidir.” diyoruz, bu
geçici süreçte işçinin iş akdinin feshedilmemesidir, edilmemesiyle ilgili bir
düzenlemedir. Ben inanıyorum ki istihdamı korumaya dönük önemli işlev
görecektir. Onun için bu düzenlemeyi getirmiş bulunuyoruz. OSMAN COŞKUNOĞLU
(Uşak) – Peki somut bir hedef veya öngörü var mı Sayın Bakanım? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Somut bir hedef… Şu anda kayıtlarımızdaki
özellikle işsizlik ödeneği almaya hak kazanmış olan çalışanlarımız açısından
işletmelerin açık kalmasını ve işçilerimizin iş akitlerinin feshedilmemesini
hedefleyen bir düzenlemedir. Bu düzenlemeleri
bir başka soru çerçevesinde de birlikte cevaplandırmak istiyorum. Yani kendimiz
oturarak bu kararları alıyor filan değiliz. Sosyal taraflarla Ekonomik ve
Sosyal Konseyde bunları görüştük, Üçlü Danışma Kurulunda bunları görüştük.
Tabii ki bu fon imkânı, işçinin, işverenin ve kamunun ortak imkânıdır. Bunların
rasyonel kullanılması konusunda atmamız gereken bir adımdır ve sosyal
taraflarla da paylaştığımız bir konudur. İşsizlik
sigortasından verilen ücret asgari 266, bunu 400’e çıkarıyoruz; azami 532,8;
533, bunu da 800 milyon liraya çıkarıyoruz. Yani bu miktarları kısa çalışma
ödeneği çerçevesinde yüzde 50 artırıyoruz. Ama işsizlik ödeneklerinin de
266-532 olduğunu ifade etmiş olayım. Sosyal
Yardımlaşma Vakfı… Tabii, Kabahatler Kanunu’nda yapılan bir düzenlemede trafik
cezalarından alınan yüzde 50’lik pay Sosyal Yardımlaşma Vakfına giderken, bu
buradan alınmış. Bu düzenlemeyle tekrar bunu Sosyal Yardımlaşma Vakfına iade
ediyoruz. Ayrıca Bursa’yla
ilgili Sayın Özensoy’un sorduğu bir soru var. Ben
“Sigortalı sayısı yükseldi.” demedim. Yanlış bilginiz var. NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Tutanaklarda var Sayın Bakan. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Tutanaklardan bakarsınız. NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Bakarız. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – “Bursa’da sigortalı sayısı 466 bin, 459
bine inmiştir.” dedim. Yani “Olayları olduğundan abartmayalım.” dedim, “Küresel
kriz karşısında genelde konuşmalar afaki ve
gazetelerdeki bilgilere dayalı olmasın.” dedim. Her ay burada düzenli bir
şekilde resmî verileri bir siyasetçiye yaraşır şekilde ifade edeceğimi
söyledim. Şimdi de bakınız size… NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Sayın Bakan, 10,1’den 12,5’e çıkmadı mı? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Bakın size… Bakınız o tutanağı
bulursanız, Bursa’da sigortalı sayısı yükseldi derseniz ben Genel Kurulun
huzurunda sizden özür dileyeceğim. Yok böyle bir şey
ya… Lütfen yani… OKTAY VURAL
(İzmir) – Bunlar iyi mi şimdi Sayın Bakan, iyi mi? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Bakınız ben size rakamları veriyorum. OKTAY VURAL
(İzmir) – İşsiz sayısı… Görmediniz, görmediniz yani, bugünleri görmediniz. NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Cevap verirken, bizim anlattıklarımızın çok abartılı olduğunu
söylediniz. Yani o rakamlar abartılı mı? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Tabii efendim, şimdi… OKTAY VURAL
(İzmir) – Milletin içinde yaşadığı sıkıntıyı hiç görmediniz. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Bakın, ben şimdi rakam veriyorum: Eylülde
yine aynı rakam 466 bin idi… OKTAY VURAL
(İzmir) – Görmediniz Sayın Bakan,
görmediniz. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) –
…şu anda aralık ayındaki sigortalı sayısı 437 bin Bursa’da. Yani
takriben 29 bin veya 30 bin bir azalış var Bursa’daki sigortalı sayısında. Yani
geçen de kürsüden söylediğim rakam resmî veriydi, bugün de buradan söylediğim
resmî veri. Bunun dışında bir şey söylememizi herhâlde Türkiye Cumhuriyeti
Bakanına yakıştıramazsınız, yakışmaz zaten. Kayıt dışı
çalışanlarla ilgili Lice’den bir örnek verdiler. Şimdi bu çalışan kişinin
çalışmasının hizmet akdi kapsamında olup olmadığı Sosyal Güvenlik kontrol
memurlarımız tarafından tabii incelenecek, sonuca göre de bir işlem
yapılacağını ifade edeyim. Biz kayıt dışılıkla mücadele konusunda önemli
düzenlemeler yaptık ama yasal düzenlemeler tabii ki yeterli değil. “Alo GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Kamu kurumları yapıyor. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Efendim? GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Kaymakamlık yapıyor. Sosyal yardımlaşma ve dayanışma… ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Yani kaymakamlık… Herhâlde şirketi yoktur
kaymakamlığın. Özel bir şirket tarafından bu hizmet görülüyordur, özel şirket
sahibi de kayıt dışı çalıştırıyor ve bize ihbar geliyor veya bizim
denetimlerimize veya banka işlemlerinden tespit ediyor isek bunların hepsine
gidiyoruz, buralarda bir sıkıntı yaşamadığımızı söyleyebilirim. Ama teşekkür
ederiz yani bu konuda gerekli duyarlılığı gösterdiğiniz için. GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Verilen sosyal yardımın karşılığında çalışma zorunluluğu
konuyor. BAŞKAN –
Tamamlandı mı Sayın Bakanım? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Yani başka bir soru… Sayın Genç, tam
sorunuzu anlayamadık. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Trafik cezalarını nereye aktarıyorsunuz? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) –
Sosyal Yardımlaşma Vakfına. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Maddede yok. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Efendim? KAMER GENÇ (Tunceli)
– Yazın oraya… ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Öyle zaten efendim, yasada öyle… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Orman arazilerini satıyorsunuz. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Trafik cezalarının yüzde 50’si daha önce
Sosyal Yardımlaşma Vakfına giderken Kabahatler Kanunu’nda yapılan düzenleme de
oradan alınmış, şimdi tekrar biz Sosyal Yardımlaşma Vakfına yönlendiriyoruz.
Düzenleme bu, açık, maddeye bakarsanız. Teşekkür ederim
Sayın Başkan. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım. Sayın
milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır. Yeni madde
ihdasına dair üç adet önerge vardır. Malumlarınız
olduğu üzere, görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon
metninde bulunmayan ancak tasarı veya teklifle çok yakın ilgisi bulunan bir
maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı
önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük’ün 87’nci
maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle önergeyi okutup Komisyona
soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 21 üyesiyle katılırsa önerge
üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla
katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım. Şimdi ilk
önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
329 Sıra Sayılı Tasarıya aşağıdaki çerçeve maddenin eklenmesini ve diğer
maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde – 4447
sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 50 nci
Maddesinin birinci ve ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Günlük
işsizlik ödeneği, sigortalının son iki aylık prime esas kazançları dikkate
alınarak hesaplanan günlük ortalama net kazancının % 75'idir. Bu suretle
hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, onaltı yaşını
doldurmuş işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin net tutarının üç katını
geçemez." "Hizmet
akdinin sona ermesinden önceki son 60 gün prim ödeyerek sürekli çalışmış
olanlardan, son iki yıl içinde; a) 300 gün
sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı
işsizlere 240 gün, b) 450 gün
sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı
işsizlere 300 gün, c) 720 gün
sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş olan sigortalı
işsizlere 360 gün, Süre ile işsizlik
ödeneği verilir. BAŞKAN – Sayın
Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) –
Komisyonumuzun salt çoğunluğu bulunmamaktadır, bu nedenle katılmıyoruz. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, davet etsin Komisyonu… Davet etsin! OKTAY VURAL
(İzmir) – Arkana bakıp saydın mı? FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Davet etsin Komisyonu Sayın Başkan! BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu… Arkadaşlar lütfen… Sayın Aslanoğlu, önergeyi huzurunuzda, Genel Kurulun huzurunda
okudum ve ifade ettim. Önerge sahiplerinden katılacak olanlar gelir katılır
efendim. Komisyon önergeye
salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Davet etmedi… HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Nezaketen Komisyon davet edilir. Komisyonun 40 tane üyesi var. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Davet etmedi Komisyonu. BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, milletvekiliyiz ve milleti temsil ediyoruz. Açıktan
önergeyi okutuyorum, “salt çoğunlukla Komisyon katılırsa” diyorum. O zaman
katılacak olan üyeler lütfen Komisyon sırasında yerini alsınlar. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, davet etmedi Komisyon Başkanı, davet
etmedi! BAŞKAN - İkinci önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
329 Sıra Sayılı Tasarıya aşağıdaki Çerçeve maddenin eklenmesini ve diğer
maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde - 4447
sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 51’inci maddesinin birinci fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "Bu Kanun uyarınca sigortalı sayılanlardan hizmet akitleri
aşağıda belirtilen hallerden birisine dayalı olarak sona erenler, Kuruma süresi
içinde şahsen başvurarak yeni bir iş almaya hazır olduklarını kaydettirmeleri,
hizmet akitlerinin sona ermesinden önceki son iki yıl içinde en az 300 gün
sigortalı olarak çalışıp işsizlik sigortası primi ödemiş ve işten ayrılmadan
önceki son 60 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olmaları kaydıyla
işsizlik ödeneği almaya hak kazanırlar." BAŞKAN – Sayın
Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz efendim? FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Saysın efendim. BAŞKAN – Hayır
efendim. Ben salt çoğunluğunuzu görmüyorum da, yani yok şu anda. PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) –
Komisyonumuzun salt çoğunluğu bulunmamaktadır, onun için katılmıyoruz. BAŞKAN – Salt
çoğunluk bulunmadığından bu önergeyi de işlemden kaldırıyorum. Üçüncü önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
329 Sıra Sayılı Tasarıya aşağıdaki Çerçeve maddenin eklenmesini ve diğer
maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde- 4447
sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’nun 53 üncü Maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra
eklenmiştir. "Bir önceki
yıl gelirlerinden giderlerin düşülmesi sonucu bulunacak Fon varlığının en az
%10'u her yıl Meslek Geliştirme, Edindirme ve Yetiştirme Eğitimi Giderleri ile
iş bulma danışmanlığı ve işe yerleştirme hizmetleri giderlerine ayrılır." BAŞKAN – Sayın
Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) –
Komisyonumuzun salt çoğunluğu bulunmamaktadır, bu nedenle katılmıyoruz. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Komisyon önergeye
salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum. Sayın
milletvekilleri, şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde
üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı
oylarınıza arz edeceğim. 1’inci madde
üzerinde iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
1/676 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının çerçeve 1 inci maddesi ile 25/8/1999
tarihli ve 4447 sayılı Kanuna eklenen Geçici 8 inci maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz. Bekir Bozdağ Hasip Kaplan Mustafa
Kalaycı Yozgat Şırnak Konya Süreyya Sadi
Bilgiç Özkan
Öksüz Isparta Konya “Bu maddede
öngörülen ödenek miktarı aynı kalmak kaydıyla, kısa çalışma süresini 6 ay daha
uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ancak, bu dönemde kısa çalışma ödeneği
olarak yapılan ödemeler, başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden
düşürülür.” BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutup işleme alacağım. Buyurun. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
329 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 1 inci Maddesi ile 28/8/1999
tarihli ve 4447 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen Geçici 8 inci maddede yer
alan “altı ay” ibaresinin “bir yıl” olarak değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz. M.
Akif Hamzaçebi Ferit
Mevlüt Aslanoğlu Trabzon
Malatya BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN - (Afyonkarahisar) –
Hangisine? Son önergeye mi? BAŞKAN – Evet,
son okuttuğum önerge, Sayın Hamzaçebi’nin. PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum. Buyurun. Gerekçe: 4447 sayılı
Kanunun 2 nci Ek Maddesine göre “genel ekonomik kriz”
veya “zorlayıcı nedenlerle” işyerinde geçici olarak en az dört hafta işin
durması veya kısa çalışma hallerinde işçilere çalıştırılmadıkları süre için
işsizlik sigortasından kısa çalışma ödeneği ödenir. Kısa çalışma süresi
zorlayıcı sebebin devamı süresini ve herhalde üç ayı aşamaz. Tasarı söz konusu
üç aylık süreyi altı aya çıkarmaktadır. Ancak genel ekonomik kriz şartlarında
altı aylık süre de yetersizdir. Bu nedenle sürenin bir yıla çıkarılması
önerilmektedir. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum. Buyurun. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
1/676 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının çerçeve 1 inci maddesi ile 25/8/1999
tarihli ve 4447 sayılı Kanuna eklenen Geçici 8 inci maddesine aşağıdaki fıkranın
eklenmesini arz ve teklif ederiz. Bekir
Bozdağ(Yozgat) ve arkadaşları “Bu maddede
öngörülen ödenek miktarı aynı kalmak kaydıyla, kısa çalışma süresini 6 ay daha
uzatmaya Bakanlar Kurulu yetkilidir. Ancak, bu dönemde kısa çalışma ödeneği
olarak yapılan ödemeler, başlangıçta belirlenen işsizlik ödeneği süresinden
düşülür.” BAŞKAN – Sayın
Komisyon, önergeye katılıyor musunuz? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)-
Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılıyoruz efendim. BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: 2008 ve
2009 yıllarında kısa çalışma için yapılan başvurulara münhasır olmak üzere bu
madde ile getirilen ödenek miktarı aynı kalmak kaydıyla kısa çalışma süresini 6
ay daha uzatmaya Bakanlar Kuruluna yetki verilmekte ve uzatılan dönemde kısa
çalışma ödeneği olarak yapılan ödemelerin, başlangıçta belirlenen işsizlik
ödeneği süresinden düşüleceği öngörülmektedir. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Sayın
milletvekilleri, çerçeve 1’inci maddeyi oylamadan önce bir geçici madde
eklenmesine ilişkin bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
329 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 1’inci Maddesine aşağıdaki geçici madde
eklenmesini arz ve teklif ederiz. M.Akif Hamzaçebi Ferit Mevlüt
Aslanoğlu Harun
Öztürk Trabzon
Malatya İzmir “Geçici Madde 9- 01.10.2008-31.12.2010 tarihleri arasında bu Kanunun
51 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan 600 gün sigortalı olarak çalışıp
işsizlik sigortası primi ödemiş olması şartı 400 gün, işten ayrılmadan önceki
son 120 gün içinde prim ödeyerek sürekli çalışmış olma şartı da 60 gün olarak
uygulanır.” BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar)-
Takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Harun Öztürk… BAŞKAN – Buyurun
Sayın Öztürk. HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Demokratik Sol Parti
adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Muhalefet
şerhinde de belirttiğimiz gibi, tasarının kırk başlığından sadece üçü doğrudan
krizle mücadeleyle ilgilidir. Tasarıda, farklı komisyonlarda görüşülmesi
gereken değişiklik tekliflerinin tek bir tasarıda toplanması ve Plan ve Bütçe
Komisyonunda görüşülmesi, İç Tüzük ve kanun yapma tekniklerine uygun değildir.
Tasarının maddeler itibarıyla yükünün ve vazgeçilen gelirin miktarının Komisyon
ve Genel Kurula sunulmaması da 5018 sayılı Kanun’a aykırılık teşkil etmektedir.
Krize karşı
Ekonomik Koordinasyon Kurulu kurulmaktadır. Bu düzenleme, Hükûmetin
kriz yönetimi kuramadığı ve krizi yönetemediği yönündeki eleştirilerimizi haklı
göstermektedir. Hâlâ yasa maddelerine “Krizle mücadele için gerekli tedbirleri
ve kararları almak” şeklindeki hükümler koymakla meşgul olduğumuzu görüyoruz.
Bugüne kadar, Varlık Barışı Yasası çıkardık, sonuç alamadık; Sicil Affı Yasası
çıkardık, sonuç alamayacağız. Değerli
milletvekilleri, düzenlemeyle kısa süreli çalışma ödeneğinin miktarını yüzde 50
oranında artırıyoruz, ödeme süresini de üç aydan altı aya çıkarıyoruz. Verilen
bir önergeyle, Hükûmet, altı ayı da bir yıla kadar
uzatma yetkisi almış durumda, daha sonra işsiz kaldığında alabileceği işsizlik
ödeneğinden mahsup edilmek koşuluyla. Değerli
milletvekilleri, Hükûmetin mevcut kısa çalışma
ödeneği hükümlerine dayanarak yaptığı uygulamaya bakalım. Ocak 2009’da sadece
651 kişiye bu maddeden dolayı ödeme yapılabilmiştir. Yani burada krize karşı
tedbir olarak getirdiğimiz düzenleme şu anda hâlen mevcut yasada var ve ocak
ayında, biz, yüz binlerce işçi işini kaybederken, firmalar kapanırken bu konuda
tedbir almamış görünüyoruz. Değerli
milletvekilleri, bu sınırlı uygulamanın nedenine baktığımızda, ödeme için
İşsizlik Sigortası Fonu’ndan yapılan ödemelerde aranan koşulları aynen kısa
çalışma ödeneği ödenirken de aramakta olduğumuzdan kaynaklanmaktadır, yani
yapılan bu düzenleme, süre uzatımı, otomatik olarak yararlanacakların sayısının
artırılması anlamına gelmemektedir. Genel Kurulumuzun ve milletimizin bunu
böyle bilmesi gerekiyor. Değerli
milletvekilleri, bilindiği gibi, elli yılı aşkın süredir yasalaştırılamayan
İşsizlik Sigortası Kanunu, 57’nci Ecevit Hükûmeti
döneminde yasalaştırılmıştır. Bu Kanun sayesindedir ki, krizi yaşadığımız
bugünlerde ocak ayı itibarıyla 244.359 işsiz evine ekmek parası
götürebilmektedir. Geçmişte bazı
büyük fonların kötü yönetim ve siyasi müdahaleler sonucu açık vermesi
nedeniyle, başlangıçta İşsizlik Sigortası Fonu primleri ve fondan yararlanma
koşulları biraz ihtiyatlı tespit edilmiştir.
İşlerini kaybeden vatandaşlarımızın işsizlik ödeneğine hak
kazanabilmeleri için gerekli olan koşulların iyileştirilerek daha çok işsizin
fondan yararlandırılması, krizin daha az sancılı atlatılmasını sağlayacaktır.
Üstelik 31 Ocak 2009 tarihi itibarıyla net varlığı 39,1 milyar TL olan fonun
önergelerin kabulüyle bir sıkıntı içine düşmesi de söz konusu olmayacaktır. İşsiz kalan
vatandaşlarımızdan işsizlik ödeneği alabilmek umuduyla İŞKUR’a
başvuranların yaklaşık yüzde 20’si yasada öngörülen koşullar ağır olduğu için
bu yardımdan yararlanamamaktadırlar. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Öztürk. HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan. Kriz ortamında bu
işsizlerimizin içine düştükleri umutsuzlukları lütfen bu Genel Kurulda
hissetmeye çalışalım. Bu nedenle
önergemize destek vereceğinizi ümit eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
(DSP, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Öztürk. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 1’inci maddeyi
kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 2’nci madde
üzerinde bir önerge vardır; okutup işleme alacağım. Buyurun. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
329 Sıra Sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” nın ikinci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 97
inci maddesinin yedinci fıkrasına ilişkin değişiklik metninde “Kuruma teslim
ederler.” İbaresinden sonra gelmek üzere “Fatura teslim tarihi; süresi içinde
teslim edilen faturalar için teslim edildiği ayın onbeşinci
günü, süresi içinde teslim edilmeyen faturalar için ise teslim edildiği ayı
takip eden ayın onbeşinci günü olarak kabul edilir.”
ibaresi eklenmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) –
Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum: Gerekçe: Ülke
düzeyinde faaliyet gösteren 22.500 Eczane, 2.800 Sağlık Kurum/Kuruluşu ve 4.500
Optikçinin vermiş oldukları sağlık hizmetine ilişkin faturaların 60 gün
içerisinde düzenli ödenebilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna faturaların
teslim tarihi ile bu faturalara ilişkin ödeme tarihlerinin düzenlenmesi
amaçlanmıştır. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Kabul edilen
önerge istikametinde 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. 3’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 4’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 5’inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 6’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 7’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 8’inci madde
üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alacağım. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
“Madde 8- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;
119 uncu maddesine aşağıdaki fıkra, geçici 74 üncü maddesinden sonra gelmek
üzere aşağıdaki geçici madde eklenmiştir. “Maliye
Bakanlığı, 94 üncü maddeye göre tevkifat
yapacaklardan 10 ve daha az hizmet erbabı çalıştıranlar ile hizmet erbabı
çalıştırmayanlara ilişkin olarak beyanname verme süresinden itibaren üç ayı
geçmeyecek şekilde, ödeme zamanı belirlemeye yetkilidir.” “Geçici Madde 75-
31/12/2013 tarihine kadar, 28/2/2008 tarihli ve 5746
sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3
üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen Ar-Ge ve
destek personelinin, bu çalışmaları karşılığında elde ettikleri ücretleri
üzerinden asgari geçim indirimi uygulandıktan sonra hesaplanan gelir
vergisinin; doktoralı olanlar için yüzde doksanı, diğerleri için yüzde sekseni
verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden indirilmek
suretiyle terkin edilir. Bu süre içerisinde, anılan maddenin bu maddeye aykırı
olan hükmü uygulanmaz.” BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) –
Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılıyoruz efendim. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hem madde hem geçici madde aynı önergeyle nasıl oluyor? BAŞKAN – Geçici
madde ilavesine dair bir önergedir. Gerekçeyi
okutuyorum: Gerekçe: 5746 sayılı
Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunla Ar-Ge faaliyetlerinde bulunan işyerlerinde çalışan personel
ücretlerinin belli bir kısmı gelir vergisinden istisna edilmiştir. Eklenmesi
öngörülen geçici maddeyle Ar-Ge personelinin istihdam
maliyetinin düşürülmesi amacıyla söz konusu uygulamadan 31/12/2013
tarihine kadar Ar-Ge harcaması yapan işletmelerin
yararlanmasının sağlanması amaçlanmaktadır. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Çerçeve 8’inci
maddeyi kabul edilen önergeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Madde 9 üzerinde
bir adet önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
329 Sıra Sayılı Tasarının 9’ncu maddesi ile düzenlenen 32/A maddesinin 2’nci
fıkrasının (b) bendinde yer alan “25’i” ibaresinin “35’i”, “
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) –
Katılamıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Akçay, konuşacak mısınız? Buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce 8’inci maddeye geçici madde eklendi. Bunun
üzerine ancak müzakere açmanız lazım. Hem madde hem geçici madde alırken, oraya
Danışma Kurulu kararına... Kanun değil
efendim, geçici madde ilave ediliyor. Geçici madde ilave edildiğinde onun
üzerine müzakere açmanız lazım. BAŞKAN – Geçici
maddelerde bu bahsettiğiniz konu söz konusu değildir. Sayın Akçay, buyurun efendim KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yani bir defa doğrusunu yapın da… İç Tüzük hükmü açık efendim. BAŞKAN – Yaptık,
yaptık Sayın Genç. Sayın Akçay, buyurun efendim. KAMER GENÇ
(Tunceli) - Efendim, geçici madde ilave
ediliyor bir maddeye. Geçici maddenin ayrıca müzakere
edilmesi lazım. BAŞKAN – Hayır…
Önergeyi okuttuk. Sayın Akçay, buyurun efendim, siz buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) - Yani İç Tüzük’ü rafa kaldırıyorsunuz. BAŞKAN – Sayın
Genç, biraz daha çalışmanız lazım, okumanız lazım efendim. Buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, geçici madde… İç Tüzük… ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomik krizin etkileri
ülkemizi hızla sarsmaya devam etmektedir. Kapanan iş yerleri sayısı ve işsizlik
artmakta, esnaf kepenk indirmekte ve vatandaş evine ekmek parası
götürememektedir. Krizin etkileri 2009 yılında daha çok hissedilecektir.
Ekonomik veriler kötüdür, işsizlik gittikçe artmaktadır, getirilen düzenlemeler
ise yetersiz ve cılızdır. Şimdi, getirilen indirimli kurumlar vergisi uygulaması
yine aynı Hükûmet tarafından kaldırılan yatırım
indirimi müessesinin yeni bir versiyonudur. Hükûmet ekonomik krize karşı canlanmayı sağlamak için geniş
ve çok yönlü önlemler paketiyle gelmelidir. Bu paket içinde yatırımı
özendirecek tedbirler, sadece vergisel değil diğer faktörlerle birlikte ele
alınmalıdır. AKP Hükûmeti krize nasıl bir çözüm
bulacağından ziyade, krizin nasıl meydana geldiğini izah etmeye çalışarak vakit
kaybetmektedir. Alınması gereken
tedbirleri üç ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunları kurumsal, mali
piyasalar ve reel sektöre yönelik tedbirler olarak ifade edebiliriz. Kurumsal
tedbirler arasında dünyanın belli başlı ekonomileri krize karşı önlemler
geliştirirken o ülkelerin parlamentoları da yoğun biçimde krizle ilgilenmekte
ve katkı sağlamaktadırlar. AKP Hükûmeti önce krizi
yok saymış, sonra teğet geçtiğini söylemiştir ama ekonominin rakamlarından
krizin ne boyutta olduğu ortadadır. Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde temsil edilen tüm siyasi partilerin katıldığı bir kriz komisyonu
kurulmalı, küresel kriz ve Türkiye ekonomisi üzerinde genel görüşme yapılmalı,
ekonomik birimler tarafından Türkiye ekonomisi ve kriz ile ilgili güncel
bilgiler Türkiye Büyük Millet Meclisinde bulunan siyasi partilere verilmelidir. Mali piyasalara
yönelik olarak, Hükûmetin mali disipline kesinlikle
uyması gerekmektedir. 29 Martta yapılacak yerel yönetim seçimleri sebebiyle
bütçe disiplininin 2007’de olduğu gibi gevşetilmesi olumsuz etkiler
doğuracaktır. Kısa ve orta vadede kamuya ek kaynak yaratılması için etkin
önlemler alınmalıdır. Kamu finansman yapısının sağlamlığı, krize dayanıklılığı
mutlaka artıracaktır. Reel sektöre
yönelik olarak krizin reel sektörü çok olumsuz etkilememesi için bankacılık
sektörünün fonlanmasında kesinlikle daralma ve aksama
olmamasının sağlanması, Hükûmet ve ilgili kurumların
en çok dikkat etmeleri gereken hususlardan birisidir. Çünkü Türkiye’deki reel
sektörün, özellikle KOBİ’lerin mevcut şartlarda böyle
bir baskıya dayanması imkânsızdır. Hükûmetin acilen çözüm
önerilerine kulak vermesi gerekmektedir. Yerli üretim ve
yerli malların tüketimi teşvik edilmeli, ithalata dayalı büyüme politikalarına
son verilmelidir. İhracat yapan firmalar desteklenmeli, ihracat yapılan ülkeler
ve ihraç malları çeşitlendirilerek ihracat artırılmaya çalışılmalıdır. Kısa vadede vergi
indirimleri yapılmalı veya teşvikler konularak istihdam artırılmalıdır. Kamu yatırımları
artırılarak ve kamu çalışanları vasıtasıyla piyasaya sıcak para sürülmelidir. Kriz öncesi
dönemde primlerini düzenli ödeyen işverenlere prim indirimi ve ertelemesi gibi
yeni imkânlar getirilmelidir. Kriz sürecinde,
devlet, hiçbir kesimi dışarıda bırakmayan bütüncül politikalar izlemelidir.
Reel sektörü desteklerken istihdamı genişletecek projelere öncelik verilmelidir.
Kamu kurum ve
kuruluşlarının personel ihtiyaçları bekletmeden giderilmeli, emekli olanların
yerine derhâl yeni personel istihdam edilmelidir. Sanayide üretimi
ve özellikle ara malı üretimini teşvik edecek bir politika geliştirilerek nihai
ürün içinde yerli katma değer oranını artıracak teşvik politikaları
geliştirilmeli, dışa bağımlılık ve ithalata dayalı büyümenin yarattığı
sorunlara karşı yeni bir politika benimsenmelidir. İşsizlik
Sigortası Fonu’nda biriken yaklaşık 37 milyar Türk lirası para fonun
oluşturulma amaçları doğrultusunda kullanılmalı, fon kaynaklarının istismarına
imkân verilmemelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Akçay. ERKAN AKÇAY
(Devamla) – İşsizlik Sigortası kapsamında olan işçilerin fondan yararlanma
koşulları geliştirilmelidir. Bu çerçevede,
işçinin fona ulaşımı kolaylaştırılmalı, fondan yararlandırılma süresi ve
miktarı artırılmalıdır. Kamu bankaları
reel sektörün likidite ihtiyacını karşılayacak şekilde yönlendirilmelidir. Muhterem
milletvekilleri, bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Sayın Akçay, teşekkür ediyorum. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Maddede karar yeter sayısı istiyorum efendim. BAŞKAN – Madde
9’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir,
karar yeter sayısı vardır. Sayın
milletvekilleri, çalışma süremizin dolmasına çok az bir vakit kalmıştır. O
bakımdan diğer maddelere geçmiyorum. Alınan karar
gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 18 Şubat 2009
Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati : 20.56 |
|