|
DÖNEM: 23 CİLT: 38 YASAMA YILI: 3 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 48’inci
Birleşim 22 Ocak 2009 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L
E R I. - GEÇEN TUTANAK
ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin
Gündem Dışı Konuşmaları 1.- Konya
Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, 1990 yılında Azerbay-can’da yaşanan “Kanlı Ocak”ın yıl dönümüne ve tıbbi
cihaz üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması 2.- Mersin
Milletvekili Kadir Ural’ın, narenciye üreticilerinin sorunlarına ve alınması
gereken önlemlere ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı 3.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in, 5233 sayılı Yasa’ya göre, terör mağduru olan
kişilerin maddi zararlarının ödenmesine ilişkin gündem dışı konuşması IV.- AÇIKLAMALAR 1.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in terörden zarar gören kişilerin paralarının
ödenmesine ilişkin açıklaması V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULU SUNUŞLARI A) Gensoru
Önergeleri 1.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, TRT’nin Ergenekon soruşturmasıyla ilgili
yayınlarıyla kamu yayıncılığı kural ve ilkelerine aykırı davranmasına göz
yumduğu iddiasıyla Devlet Bakanı Mehmet Aydın hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/6) B) Tezkereler 1.- TBMM
Dışişleri Komisyonu Başkanı Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın
Almanya’ya yapacağı resmî ziyarete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/667) 2.- TBMM
Dışişleri Komisyonu Başkanı Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın
Japonya’ya yapacağı resmî ziyarete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/668) C) Duyurular 1.- Başkanlıkça,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının himayesinde, Kızılay tarafından, Gazze’deki yaralılar için kan bağışı kampanyasının
başladığına ilişkin duyuru VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLAR-DAN GELEN DİĞER İŞLER 1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96) 2.- Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi
Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun
Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde
Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi,
Ticaret, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/664,
2/59, 2/261, 2/357, 2/370) (S. Sayısı: 320) 3.- Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/608) (S. Sayısı:
266) VII. – YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, süt üretimi ve tüketiminin teşvikine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/6007) 2.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Edirne’nin Lalapaşa ilçesinin kuraklık kararnamesi
kapsamına alınmasına ilişkin sorusu ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/6104) 3.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, belediye iştiraki
şirketlerin denetimine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer
Çağlayan’ın cevabı (7/6127) 4.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, engellilere verilen
akülü tekerlekli sandalyelere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/6180) 5.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, don afeti mağduru fındık
üreticilerine yapılacak ödemelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in
cevabı (7/6201) 6.- Sivas
Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, ziraat mühendisi
ve veteriner hekim alımına, - Manisa
Milletvekili Mustafa Enöz’ün, çiftçilerin kredi
borçlarının yeniden yapılandırılmasına, - İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, çiftçilerin sorunlarına, Süt sektöründeki
sorunlara, İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/6230), (7/6231), (7/6232), (7/6233) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.00’te açılarak beş oturum yaptı. İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal, Uğur Mumcu’nun ölüm yıl dönümüne, Van Milletvekili
Kayhan Türkmenoğlu, kalkınma ajanslarına, İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar. Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, tekstil
sektörünün sorunları ve Teşvik Yasası’nın süresinin uzatılmasına ilişkin gündem
dışı konuşmasına Maliye Bakanı Kemal Unakıtan cevap
verdi. Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/982), Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın (6/1074), Esas numaralı
sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; sözlü soruların
geri verildiği bildirildi. Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş ve 21 milletvekilinin, yerel basın ve yayın
kuruluşlarının yaşadığı sorunların (10/310), İstanbul Milletvekili
Çetin Soysal ve 20 milletvekilinin, kot taşlama atölyelerindeki işçi sağlığı ve
iş güvenliği sorunlarının (10/311), Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 21 milletvekilinin, çocuklara yönelik cinsel
taciz ve istismarın (10/312), Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı. Genel Kurulu
ziyaret eden Umman Sultanlığı Savunma Bakanı Badr Bin
Saud Bin Harib Al Busaidi’ye Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denildi. Devlet Bakanı
Mehmet Şimşek’in İran’a yaptığı resmî ziyarete, iştirak etmesi uygun görülen
milletvekiline ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının; 1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96) görüşmeleri Komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi. 2’nci sırasında
bulunan, Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (1/663) (S. Sayısı: 319) görüşmeleri
tamamlanarak kabul edildi. 3’üncü sırasında bulunan, Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler
ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması
Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin;
Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili
Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili
Ali Temür’ün; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
Raporu’nun (1/664, 2/59, 2/261, 2/357, 2/370) (S. Sayısı: 320) tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi. 22 Ocak 2009
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime
19.58’de son verildi.
No.: 53 II.- GELEN KÂĞITLAR 22 Ocak 2009 Perşembe Gensoru Önergesi 1.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, TRT’nin Ergenekon soruşturmasıyla ilgili
yayınlarıyla kamu yayıncılığı kural ve ilkelerine aykırı davranmasına göz
yumduğu iddiasıyla Devlet Bakanı Mehmet Aydın hakkında Anayasanın 99 uncu, İçtüzüğün 106 ncı maddeleri uyarınca bir gensoru
açılmasına ilişkin önergesi (11/6) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/01/2009)
(Dağıtma tarihi: 22/01/2009) 22 Ocak 2009 Perşembe BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 14.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER :
Murat ÖZKAN (Giresun), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 48’inci Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Sayın milletvekilleri, gündeme geçmeden önce üç sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk söz, tıbbi cihaz üreticilerinin sorunları hakkında
söz isteyen Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’ya
aittir. Sayın Kabakcı, buyurun efendim. III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları 1.- Konya Milletvekili Mustafa Kabakcı’nın, 1990 yılında Azerbaycan’da yaşanan “Kanlı
Ocak”ın yıl dönümüne ve tıbbi cihaz üreticilerinin sorunlarına ilişkin gündem
dışı konuşması MUSTAFA KABAKCI (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; tıbbi cihaz ve malzeme üreticilerinin problemleri hakkında gündem
dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, sözlerime başlarken, 19 Ocağı 20 Ocağa
bağlayan 1990 yılında, gece, Azerbaycan’daki bağımsızlık hareketini bastırmak
üzere tank ve zırhlılarla Bakü’ye giren Sovyetler Birliği ordusu, aralarında
kadın ve çocukların da bulunduğu 143 kişiyi şehit etmiş, 700’den fazla kişiyi
de yaralamıştı. O gün, tarihe, Azerbaycanlıların deyimiyle “Kanlı Yanvar” yani “Kanlı Ocak” olarak geçti. Ancak bu,
Azerbaycan’ın bağımsızlık hareketinde bir dönüm noktası olmuş ve Azerbaycan,
günümüze kadar bağımsız bir ülke olarak dünyadaki siyasi konjonktürde
yerini almıştır. O gün yaşanan acıları Azeri kardeşlerimizle beraber hâlâ
yüreğimizde hissediyor ve bu vesileyle bağımsızlık yolunda şehit düşen tüm
Azeri kardeşlerimizi saygıyla, rahmetle anıyorum. Değerli milletvekilleri, dünyanın en hızlı büyüyen sektörlerinden
olan tıbbi cihaz sektörü, ülkemizde de hızla gelişmektedir. Özellikle son
yıllarda sağlık politikaları ve sağlığa yönelik uygulamalarda yaşanan büyük
değişim ve dönüşüm dâhilinde yapılan yatırımlarda, sektör, önemli bir oyuncu
olarak ülkemizin gelişmesinde yerini almıştır. Tıbbi cihaz sektörü, dünyada
sürekli gelişen sektörlerin başında yer almakta, bu sektörde başarı sağlamış
ülkelerin ticaretten aldıkları büyük pay ile gelişmişlik düzeylerinde ciddi bir
artış gözlenmektedir. Ülkemizde dış bağımlılık oranının yüzde 90’larda olduğu
sektörün gelişme ivmesini artırmak için önündeki engellerin kaldırılması
gerekmektedir. Bu doğrultuda bahsedilecek konulardan biri, Devlet Malzeme Ofisi
uygulamalarında açığa çıkan sorunlardır. Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi Devlet Malzeme Ofisi, kamu
yararını gözetmek ve kamu kaynaklarının etkin bir şekilde kullanılması ve kamu
kurumlarının malzeme ihtiyacının belirli standart ve kalitede satın alınması
fonksiyonuna sahip bir kuruluştur. Bu fonksiyonuyla çok önemli bir görevi
yerine getiren Devlet Malzeme Ofisinin kuruluş amaçlarından en önemlisinin de
serbest piyasa koşulları dâhilinde yerli üreticileri desteklemek olduğu bir
gerçektir. Dünyada gelişen ve gelişmekte olan sektörlerde yerli üreticilerin
desteklenmesi, Devlet Malzeme Ofisi gibi kurumların varlığıyla mümkün kılınmaktadır.
Nitekim, yazılı olarak ifade edilmese de Almanya’da,
İtalya’da buna benzer kuruluşlar vardır ve onlar da yerli üreticilerini
desteklerler. Ülkemizde son dönemde Devlet Malzeme Ofisi, yapmış olduğu
çalışmalarla yerli üreticileri destekleyici bir politika da izlemektedir. Devlet Malzeme Ofisine ilişkin bir başka konu ise kurumun
yayınladığı kataloglarda medikal sektöre ait ürün gamının oldukça dar kapsamlı
tutulmuş olmasıdır. Demirbaş olarak değerlendirilebilecek birçok ürün olduğu
hâlde ürün kapsamında kısıtlanmaya gidilmesi doğru bir uygulama olarak
görülmemektedir. Sektörde yaşanan bir diğer önemli sorun ise KDV oranlarına
yöneliktir. Tıbbi cihazların KDV oranlarının yüzde 8 olarak belirlenmesi
üreticilerin aleyhine bir durum oluşturmuştur. İthalatçı firmalar yüzde 8 KDV
ile malzeme alıp satabilirken üretici firmalar yüzde 18 ile ham madde ve yarım
mamul satın almakta ve yüzde 8 KDV ile malzeme satışı yapmaktadır ve aradaki bu
fark üretici firmaları ciddi manada sıkıntıya sokmaktadır. Bu sorunların giderilmesinin yanında sektörün gelişimine katkıda
bulunabilecek adımlardan bir diğeri de sektör ihracatını artırmaya yönelik
çalışmaların yapılmasıdır. Bu bağlamda Hermes
kredilerine benzer kredilerin Eximbank üzerinden
kullanılarak ihracatın desteklenmesinden bahsedilebilir. Dışarıdaki ülkelerde
ihalelere gittiğiniz zaman üreticiler Hermes gibi bir
güçlü krediyle karşınıza çıkmakta ve Türk üreticileri maalesef zayıf
kalmaktadır. İhracata yönelik olarak eklenebilecek bir başka konu ise
gelişmekte olan pazarlara yapılacak ihracatın desteklenmesidir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kabakcı, konuşmanızı
tamamlayanız. Buyurun. MUSTAFA KABAKCI (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Özellikle Afrika, Orta Doğu ve Pasifik ülkeleri dünya ticaretinde
büyük bir pasta olarak görülmektedir. Diğer tüm sektörler için olduğu gibi
tıbbi malzeme ve cihaz ihracatı için de bu bölgeler önemli ve değerli fırsatlar
içermektedir. Bu doğrultuda, sektörün, bahsettiğim bu pazarlardaki etkinliğinin
artırılması amacıyla devlet destek ve özel teşvikler uygulamalıdır ve bu
sektörün gelişmesi ülkemizin faydasına olacaktır diye düşünüyorum. Bütün bu çalışmaların ülkemizin geleceğinin güzelleşmesinde
katkısı olacağı düşüncesiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Kabakcı, teşekkür
ediyorum. Gündem dışı ikinci söz, narenciye üreticilerinin sorunları
hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili Kadir Ural’a aittir. Sayın Ural, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) 2.- Mersin Milletvekili Kadir
Ural’ın, narenciye üreticilerinin sorunlarına ve alınması gereken önlemlere
ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı KADİR URAL (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Başkanım, Türk milletinin değerli milletvekilleri; bugün,
burada, sizlere ve televizyonları başındaki vatandaşlarımıza, narenciye
üreticilerimizin sıkıntılarını dile getirmek üzere gündem dışı söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Öncelikle, Gazze’de hayatını kaybeden
çoğunluğu çocuk Filistin halkına ve yaralanan binlerce insana yapılan vahşete
seyirci kalan dünya liderlerini kınıyor; ayrıca, insanlık tarihi ve Yüce Allah,
yapılanlara, yaptıranlara, haberi olanlara, haberi olup da bir şeyler
yapmayanlara gereken cezayı verecektir diyorum. Bu arada, Gölcük’te trafik kazasında hayatını kaybeden şehit
askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar, acılı ailelerine de
sabır diliyorum. Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; dünya nüfusu ve ülkemizin
nüfusu arttıkça orantılı olarak narenciye üretimi de artmış, dünya limon
ihracatında İspanya yüzde 44,29, Arjantin yüzde 20,96 ve Türkiye yüzde 18,68 bu
ihracattan pay almakta. Ancak, ülkemizin payı giderek küçülmüş ve yüzde 5’ler
düzeyine düşmüştür. Türkiye’de limon üretimindeki en büyük payı da yüzde 74
oranıyla Mersin alırken, arkasından yüzde 11 Adana, yüzde 8 ile Antalya
gelmektedir. Üretilen bu limonlar, uzun yıllardır Nevşehir ilimizin değişik
ilçeler ve beldelerindeki depolarda saklanmakta, yani Mersin’de üretilen
limonlar kamyonlarla buralardaki doğal soğuk hava depolarına nakledilmekte,
dolayısıyla maliyet de artmaktadır. Sayın milletvekillerim, sizlere bir tabloyu çizmek istiyorum:
Bölge milletvekili olmam sebebiyle, daha önce de belediye başkanlığı yaptığım
için konuyu biliyorum, o dönem içerisinde, biz, Torosların
yaylaları, özellikle Kırobası ve Avgadı
gibi yaylalar bu depolama için, soğuk hava depolaması için en uygun yerlerdir.
Hatta Nevşehir’den bile verimli, yüzde 97 gibi bir verim alınmakta, gelin
buralara teşvik verelim dedik. Yıllardır bu teşviki istedik, 1999, 2000, 2001
yıllarında bu konuda çalışmalar yapıldı ama 2002’den sonraki bu soğuk hava
depoları konusundaki çalışmalar maalesef Hükûmetimiz
tarafından desteklenmedi. Bu soğuk hava depolarına bu manada destek bekliyoruz. Sayın milletvekillerimiz, SONER AKSOY (Kütahya) – Ayıp oluyor, sen yalan söylüyorsun! KADİR URAL (Devamla) – Çiftçilerimizin tepkilerini gidip yerinde
görmek isterseniz, hep beraber oturup beraber gezebiliriz. Şu çiftçilerimizin
iyi olduğu yerleri de hep beraber -sizlerle beraber- bir gün gezmeye gidersek
bizleri de aydınlatacağınızı zannediyorum. Limon ağaçları meyve dolu şu anda ama 350 bin liraya, 400 bin
liraya alan yok. Bunu satmak ve ağaçları da bu limondan kurtarmak gerekiyor.
Ağacı budamak, ilaçlamak, sulamak gibi işlemleri de yapmak gerekiyor ki seneye
tekrar alınabilsin ama çiftçimiz maalesef bu konuda çok sıkıntıda. Bir de
limonda çalışan üreticilerimiz var. Sabah 5’te evinden çıkacaksın, yola
ineceksin, buz gibi havada işçi kamyonunu bekleyeceksin, kamyon gelecek,
bahçeye gidecek; yere tezgâhlar serilecek ve limonda çalışmaya başlanacak.
Akşama kadar. Sonuç: 15 bin lira. Yani 15 YTL bugünkü rakamla. Bu da her gün
çalışılırsa, yani rüzgârı, yağmuru, karı, kışı hesap etmezseniz. 700-800 lira
gibi, bir limon döneminde, bu işçilerimiz para kazanabiliyor ama 700-800
lirayla ne kadar geçinilebilir, bunu da yine sizlerin takdirinize bırakıyorum. Sayın milletvekillerim, peki, narenciye ya da limon niye para
etmiyor, üretici neden zarar ediyor, sebebine gelince: Limon maliyetini
düşüremiyoruz. Neden? İlaç dışarıya bağlı, dolayısıyla
pahalı. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Ural. KADİR URAL (Devamla) – Sulama pahalı çünkü elektrik pahalı.
Narenciye uygulama eğitimi verilemiyor. Depolama problemleri had safhada.
Birlik, örgüt olma çalışmaları yok. Var olan birliğe de destek yok. Türkiye'nin
de üye olduğu Akdeniz Ülkeleri Narenciye İşbirliği Komitesinde de ve dünyadaki
organizasyonlarda da reklam eksikliği var. En önemlisi, pazarlama ve ihracat
eksikliği var. Önemli pazarlarımızdan birisi olan Rusya’yla problemler
yaşıyoruz. Bütün sınır kapıları narenciyeye kapalı ve
dolayısıyla vatandaş sıkıntı çekmekte. Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; umut ediyorum ve
diliyorum ki Hükûmet gerekli önlemleri alacak,
narenciye ihraç ettiğimiz ülkelerle ilişkilerini geliştirecek, sınır kapılarını
narenciyeye açacak, Mersin, Adana, Antalya ve diğer illerdeki narenciye
üreticilerinin umutlarını artırıcı çalışmalar yapacaktır. Eğer olmaz ise
çiftçimize “Ananı da al git.” diyen Başbakana, biz, Başbakanın anasına
saygımızdan dolayı “Ananı da al git.” demiyoruz ama bu iş böyle devam ederse
aziz Türk milleti ve cefakâr Türk çiftçisi, Başbakana “Tarım Bakanını, Maliye
Bakanını, Hükûmetini de al git başımızdan.”
diyecektir diyorum. Sözlerime son verirken yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Gündem dışı konuşmaya Tarım ve Köyişleri
Bakanımız Sayın Mehmet Mehdi Eker cevap vereceklerdir. Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın
Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Türkiye, tabii, narenciye dâhil olmak
üzere, dünyada birçok meyvede ilk beş sırada yer almakta sahip olduğu coğrafi
imkânlar sebebiyle ve yapılan çalışmalarla bu üretim gerçekleşiyor. Türkiye, 2008 yılında TÜİK’in ikinci
tahminlerine göre 43,8 milyon ton meyve-sebze üretimi gerçekleştirdi. Bunun
16,5 milyonu meyve, 27 milyonun biraz üzerindeki kısmı da yaş sebzeden
oluşuyor. Tabii biz, Türkiye'nin bu yaş meyve-sebze üretim miktarını 30 milyon
tonlardan devraldık. 30 milyon tondan bugün 43,8 milyon tona çıktı Türkiye'nin
yaş meyve-sebze üretimi. Bu, tabii, birçok alanda olduğu gibi bu alanda da çok
önemli bir artışı gösteriyor. Değerli milletvekilleri, narenciyede de 2002 tarihinde 2 milyon
490 bin tonluk bir üretim var ve 2008’in yine ikinci tahminine göre 2 milyon
981 bin ton, yaklaşık 3 milyon ton… Yani geçen zaman içerisinde narenciyede de
yüzde 20’lik bir artış söz konusu. Tabii, hem portakal hem mandalina, limon,
greyfurt ve turunç, bunların hepsinde yüzde 7 ila 34 arasında değişen
oranlarda, ortalama yüzde 20 bir artış söz konusu. Hatta Türkiye’de özellikle
Tarım Bakanlığının araştırma enstitülerinde geliştirilen çeşitler… Örneğin çekirdeksiz
limon üretimi gerçekleşti. Bizim Bakanlığımızın -Tarım Bakanlığının- Mersin Alata’daki araştırmalarında çekirdeksiz limon üretimi,
fidanları yapıldı, çeşit geliştirildi ve bugün bütün dünya bizden bu
çekirdeksiz limonun fidanlarını isteme noktasına gelmiştir. Biz o talepleri şu
anda karşılayamayacak duruma geldik. Değerli milletvekilleri, narenciyede Mersin ilinde de tabii önemli
bir artış söz konusu. Toplamda 720 bin tondan bizim devraldığımız noktada 970
bin tona çıkmış. Yüzde 35’lik bir artış sadece Mersin ilinde narenciye
üretiminde kaydedilen bir gelişme. Tabii, ihracatta da önemli gelişmeler var narenciyeyle ilgili
olarak. 2007-2008 dönemini mukayese ettiğimizde yaş meyve ve narenciye ihracat
kayıtları: 2007 yılında 830 bin ton, 515 milyon dolar değerinde. 2008 yılında
da 588 milyon dolar değerinde bir ihracat gerçekleşti. Toplamda 2007 yılında 1
milyar 470 milyon dolar yaş meyve-sebze ihracatımız var iken, 2008 yılında bu 1
milyar 759 milyon dolara çıktı değer olarak. Miktarda da, değerde de önemli
gelişmeler, önemli artışlar söz konusu. Değerli milletvekilleri, Tarım Bakanlığı tarım sektörünün bütün
ürünleriyle ilgili, hayvancılıkla ilgili önemli projeler hayata koydu, önemli
desteklemeler sağladı. Tabii, narenciyede de aynı şekilde birçok alanda
destekler sağlandı. Bunlardan önemli bir tanesi sertifikalı fidan desteğidir.
Bütün meyvelerde olduğu gibi narenciyede de bu sağlanmıştır ve son birkaç yıl
içerisinde 524.118 adet sertifikalı turunçgil
fidanıyla 18.110 dekar alanda bahçe tesis edildi ve üreticilere 1 milyon 857
bin TL ödeme yapıldı. Keza, yine narenciye üreticileri diğer desteklerden de istifade
etmekte; girdi desteklerinden, mazot ve gübreden, DGD’den
ve diğer desteklerden hep istifade etti. Sadece Mersin ilinde Hükûmetimiz döneminde narenciye üreticisine verilen
doğrudan destek ve mazot, gübre desteği miktarı 10 milyon 451 bin liradır. 10
milyon 451 bin lira, sadece Mersin’deki narenciye üreticilerine sağlanan
destektir, nakit olarak kendilerine verilen destektir. Sadece tabii bununla sınırlı değil, tüm meyve-sebzede olduğu gibi
özellikle narenciyeyi de ilgilendiren bir tarımsal sigorta sistemi getirdik ve
2.011 poliçe satıldı, 44 milyon 400 bin liralık bir toplam sigorta bedeli.
Dolayısıyla, sigorta priminin yarısını da biz yine destek olarak ödedik. Değerli milletvekilleri, kırsal kalkınma yatırımlarının
desteklenmesi kapsamında biz, narenciyenin muhafazasıyla ilgili soğuk hava
depolarıyla, narenciyenin paketlenmesi, ambalajlanması, işlenmesiyle ilgili
tesisler olmak üzere Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesi
kapsamında yüzde 50 hibe destek sağladığımız bir projeyi hayata geçirdik.
Türkiye’de 80 proje 13 milyon 294 bin TL, Mersin’de de 5 proje ve 872 bin lira
hibe destek sağladık. Özellikle depolamayla ilgili 17 tane projeye biz destek
sağladık ve bunun için yaklaşık 3 milyon lira hibe destek sağladık. Bu, biraz
önce söylediğim soğuk hava deposu -yani muhafaza- ve diğer işleme, paketleme,
ambalajlama tesisleriyle ilgili. Ayrıca, tabii, bildiğiniz gibi yine narenciye ihracatına da Hükûmetimiz destek vermektedir. Bu sene de, yine, bu,
Para-Kredi Kurulunun kararıyla yürürlüğe girdi. Bu ödeme de devam etmektedir. Yine, narenciye üreticileri ilk kez Mersin’de bilgisayar ortamında
kayıt altına alındı ve ihracatta kayıtlar izlenebilir hâle getirildi. Bu
özellikle ihracatta zaman zaman yaşanan birtakım
sorunların giderilmesi yönünde önemli bir gelişme. Rusya Federasyonu’yla ilgili tabii zaman zaman
ortaya çıkan sorunlar oluyor; bir 2005 yılında bir de 2008 yılında geçici bir
sorun ortaya çıktı. Ancak her iki sorunu da biz kısa süre içerisinde çözdük ve
bizim oraya olan ihracatımız devam ediyor. Tabii zaman zaman
piyasa regülasyonlarından veya ihraç ettiğimiz
ülkelerdeki gelişmeler sebebiyle fiyatlarda birtakım dalgalanmalar olabiliyor.
Rusya’da son bir devalüasyon yaşandı, onun yarattığı
bir de Türkiye’deki üretim artışından kaynaklanan… İkisi bir araya geldiğinde,
fiyat artışı beklentisiyle elinde ürün tutan özellikle bazı üreticilerimiz
bundan olumsuz bir şekilde etkilendiler. Ama bunun bir geçici durum olduğunu,
dolayısıyla önümüzdeki günlerde bu tür sorunların da aşılacağını bekliyoruz,
değerlendirmelerimiz bu yönde. Bakanlık olarak hem daha kaliteli ve dünya
pazarlarının taleplerine uygun, hasat mevsimi de daha geniş bir zamana yayılan
çeşitler üzerinde biz çalışıyoruz. Esas sorunun önemli bir kısmını narenciyede
bu oluşturmakta çünkü ürettiğimiz 3 milyon ton civarındaki narenciyenin biz
ancak bir kısmını ihraç ediyoruz. Çünkü dünyadaki talepler doğrultusunda ancak
bu sağlanabiliyor. Eğer şu anda üzerinde çalıştığımız çeşit geliştirme
faaliyetleri tamamlanırsa -ki çok hızlı bir şekilde gelişiyor, işte biraz önce
bir örnek verdim, mesela çekirdeksiz limon örneğinde olduğu gibi- önümüzdeki
yıllarda biz çok daha iyi bir noktada oluruz, narenciye üreticileri açısından. Değerli milletvekilleri, tabii ne Sayın Başbakanımız ne biz
hiçbirimiz hiçbir zaman Türk milletine de Türk çiftçisine de asla doğrular
dışında bir şey söylemedik. Hep doğruları söyledik. Bundan sonra da doğruları
söylemeye devam edeceğiz. Bunun dışındaki birtakım yakıştırmaları biz kem söz
olarak kabul ediyoruz ve kem sözün de sahibine ait olduğunu ifade ediyoruz. Hepinize de saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Bakanım, teşekkür ediyorum. Gündem dışı üçüncü söz, mağdur olan köylülerimizin zarar ve
ziyanının ödenmesiyle ilgili söz isteyen Tunceli Milletvekili Şerafettin
Halis’e aittir. Sayın Halis, buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar) 3.- Tunceli Milletvekili
Şerafettin Halis’in, 5233 sayılı Yasa’ya göre, terör mağduru olan kişilerin
maddi zararlarının ödenmesine ilişkin gündem dışı konuşması ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bundan yaklaşık dört buçuk yıl önce, yani 17 Temmuz 2004
yılında çıkarılan bir yasa var; 5233 sayılı mağduriyet yasası, daha doğrusu
mağduriyeti giderme yasası. Tabii, bu yasanın çıktığı yıllar Türkiye’nin
doğusunda olağanüstü hâl bölgesinde uygulanan bazı olaylardan dolayı çıktı
deniliyor. O yıllarda ne olmuştu? Eğer bugün Ergenekon’un kanlı ayak izleri
Kürtlerin yoğunluklu olarak yaşadığı Türkiye’nin doğusunda aranırsa o dönem
yakılıp yıkılan binlerce köyün, yine köylerinden göçertilmek zorunda bırakılan
3,5 milyon insanın, yine binlerce faili meçhule giden insanın kimler tarafından
nasıl böyle olduğu açığa çıkacaktır ve özellikle de 1990’lı yılların
ortalarında Tansu Çiller, Doğan Güreş ve Mehmet Ağar troykasının oluşturmuş
olduğu imha konseptinin bu olaylardaki rolü ve önemi
çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkacaktır. Değerli milletvekilleri, bu yasa, olağanüstü hâl bölgesinde mağdur
olan köylülerin mağduriyetinin giderilmesine yönelik olarak çıkarılmış ancak
uygulama ve sonuçlarına bakıldığında, bu yasanın, mağduriyeti gidermekten çok,
Avrupa süreci için göstermelik bir yasa olarak karşımıza yine çıktığını görmüş
oluyoruz. Şöyle ki; Başta bu yasadan yararlanmak isteyen köylülere çeşitli
zorluklar çıkartılmış, başvuru sürecinde çeşitli sıkıntılar yaşatılmış ve elde
edilmesi mümkün olmayan belgeler istenmiş. Örneğin, jandarma olay tutanağı
istenen belgeler arasında ki, zaten yakılıp yıkılan köylerde böyle bir belgenin
oluşturulması da mümkün gözükmüyor. Yine, başvuruların büyük bir çoğunluğu reddediliyor ve mağdurların
başvuru argümanları bir türlü değerlendirilip araştırılıp
incelenmiyor ve reddedildikten sonra da çok ciddi sıkıntılar dâhilinde, ikinci
bir başvuru olanağı da yine elde edilemiyor. Valilerin vesayeti altında kurulmuş olan komisyonlarda, mağdurlar
için ödenmesi gereken miktar ya da zarara ziyana uğramış köylülerin zarar ziyan
bedelleri keyfî bir değerlendirme şeklinde sunuluyor ve mümkün olduğu kadar, en
az limitle verilmeye çalışılıyor. Şöyle ki; Muş’un Varto ilçesinin Hoşgeldi köyünde malları mülkleri yakılmış yıkılmış
köylülere o günün parasıyla 500 YTL ile 900 YTL arası bir değer biçiliyor.
Tabii, bu, insanla, insan haysiyetiyle de, onuruyla da oynamak anlamını
taşıyor. Şimdi, bu paraların ödenmesini talep eden mağdurlara valiler
tarafından bir anlaşma öneriliyor, bir sulhname
imzalatılmaya çalışılıyor. Tabii bu sulhname
imzalatılınca da, ister istemez, var olan mevcut değerin altında bir para
ellerine geçmiş oluyor. Eğer bu sulhnamenin reddi
hâlinde vatandaşın, mağdurun yapması gereken yargı yoluna gitmektir ki, bu
yargı yolu ilk yargı mercisinden son yargı mercisine kadar -bu AİHM’i de kapsar- sekiz yıllık bir zamanı alır. Sekiz
yıllık bir zamanı göze almaktansa az olan bu miktarı almayı vatandaş öncelikle
kabul etmek zorunda bırakılıyor. Yine bu yasanın bir diğer yönü, 1987 yılından başlatılmış olması ki
asıl mağduriyet 12 Eylülle başlıyor. 12 Eylül 1987 arasındaki yedi yıllık
süreçteki mağduriyet hesaba alınmıyor ve AİHM içtihatlarının temellerinden olan
bir başka durum manevi tazminat kesinlikle kabul edilmiyor. Şimdi, tabii bölgede durum bu iken ben ilim olan Tunceli’den bazı
verileri sunmak istiyorum: En son 12’nci ayın 24’ünde Valilik tarafından
yapılmış olan açıklamaya göre yapılan başvuruların ancak yüzde 46,6’sı ele
alınıp sonuçlandırılmış. Bunlardan 4.834’ü kabul 3.600’ü reddedilmiş ama
reddedilirken başvuru argümanları yine ciddi şekilde
incelenmemiş. Tabii, kabul edenlerden 3.967 kişi ile sulhname
imzalanmış, 210 kişi sulhnameyi kabul etmeyerek
uyuşmazlık belgesi imzalatılmış kendilerine. Tabii, yasanın gereği dâhilinde sulhname imzalayanların mağduriyetlerinin giderilmesi… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Halis. ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) - …üç ay içinde yapılması gerekirken
üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen Tunceli’deki köylülerimizin bu
mağduriyeti giderilmemiştir. Sayın Vali her ne kadar “Var olan hızımızla
çalışıp bu mağduriyeti gideriyoruz.” dese de vali yardımcısı topu Ankara’ya
atarak ilgili bakanlığın bütçesinden kaynaklı bir plansızlıktan sorunun
doğduğunu söylüyor ve sorunu bir haliyle kabul ediyor. Şimdi, burada ilgili
bakan bildiğim kadarıyla yok. AKP İktidarının bu çıkarmış olduğu yasa
dâhilinde, kendi yasalarına duyduğu saygı dâhilinde bu mağduriyetin giderilmesi
için gerekeni yapmasını istiyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Halis. Sayın Genç, buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, bir dakika
da ben bu konuda bir açıklamada bulunayım. BAŞKAN – Buyurun. IV.- AÇIKLAMALAR 1.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in terörden zarar gören kişilerin paralarının ödenmesine ilişkin
açıklaması KAMER GENÇ (Tunceli) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. Efendim, bu, Tunceli ilinde, civar illerde bu terörden zarar gören
insanların, gerçekten, her gittiğimizde bize en fazla şikâyet ettikleri bir
konu. Bu, gerçekten, çok küçük paralar. Mesela, orada -Sayın Arkadaşımız Halis
de anlattı- zaten tespit edilen zararlar, önce komisyonlar vasıtasıyla tespit
ediliyor ama geliyor Valilikte, yine, çok düşük bir bedelle uzlaşma sağlanıyor.
İnsanlar çok muhtaç olduğu için, mesela 25 milyar liralık şeyi 5 milyara
tutanak imzalatıyorlar. Bu dahi ödenmiyor. Rica ediyoruz Hükûmetten,
bu terör paraları –bu insanlar çok mağdur durumda- bir an önce buraya bir para
aktarılsın ve bu ödensin. Her zaman bunu da burada dile getirmekten biz de pek
zevk almıyoruz, hoşlanmıyoruz. Rica ediyorum, bu terör paraları, bir an önce
buraya bir ödenek aktarılsın ve bu insanlara ödensin. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz. Bir gensoru önergesi vardır. Önerge daha önce bastırılıp sayın
üyelere dağıtılmıştır. Şimdi önergeyi okutuyorum: V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULU
SUNUŞLARI A) Gensoru Önergeleri 1.- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
Adına Grup Başkanvekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu
ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, TRT’nin
Ergenekon soruşturmasıyla ilgili yayınlarıyla kamu yayıncılığı kural ve
ilkelerine aykırı davranmasına göz yumduğu iddiasıyla Devlet Bakanı Mehmet
Aydın hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/6) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Dolandırıcılık suçu işleyen ve yurtdışına kaçan Tuncay Güney'in
2001 yılında polise verdiği ifadeler Ergenekon soruşturmasının ana eksenini
oluşturmuştur. Bu kişi hakkında yürütülen soruşturmanın içeriğinin, Mahkeme
tarafından talep edilmesine karşın savcılık tarafından soruşturmanın gizliliği
gerekçe gösterilerek Mahkemeye bildirilmediği bilgisi de basına yansımıştır.
Kimi zaman iddia makamı, kimi zaman bilirkişi, kimi zaman da şüpheli konumunda
karşımıza çıkan ve uzmanların ruh sağlığından kuşku duyduklarını açıkladıkları
bu şahıs, 14.1.2009 tarihinde TRT 2'de yayınlanan "Büyüteç" adlı
programa çıkarılmıştır. Bu kişi 4 saat boyunca TRT ekranından, Ana Muhalefet Partisi ve
Sayın Genel Başkanı, eski genelkurmay başkanları, işadamları gibi birçok kişi
ve kurumsal yapı hakkında hakaret, iftira, şantaj ve tehditlerle dolu
açıklamalar yaparak kişilik haklarına saldırıda bulunmuştur. TRT ekranından,
Ergenekon soruşturmasının bir sonraki aşaması için hedefler gösterilmiş,
kamuoyu oluşturulmuştur. Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun özerkliği ve yayınlarının
tarafsızlığı ilkeleri Anayasanın 133. maddesinde tanımlanmış ve TRT'nin
amaçları ile yayın esasları 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu ile
belirlenmiştir. 2954 sayılı Radyo ve Televizyon Kanununun 5. maddesinde; - Kişilerin özel hayatlarına, şeref ve haysiyetlerine saygılı
olmak ve dürüstlük anlayışına bağlı kalmak, - Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu
ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın
yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin inanç veya düşüncenin
menfaatlerine alet olmamak, TRT'nin yayın esasları arasında sayılmıştır. 3984 sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunda da bu ilkelerle birlikte;
- Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu
ilan edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi, - Haberlerin yayınlanmasında tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk
ilkelerine bağlı olunması; özgürce kanaat oluşumunun engellenmemesi; haber
kaynaklarının kamuoyunun yanıltılmasının amaçlandığı haller dışında
gizliliğinin korunması, ilkelerine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kamu hizmeti yayıncılığı yapması gereken TRT'nin
yayın politikalarının çerçevesi Anayasa ve yasalarla çizilmiştir. Yani, Tuncay
Güney'in TRT ekranlarına çıkarılması, habercilik refleksi ya da bu kişinin daha
önce diğer televizyon kanallarına çıkmış olması gibi basit ve hukuki dayanaktan
yoksun açıklamalarla geçiştirilemez. TRT'nin Tuncay Güney'e ekranlarını açması
ve bu kişiyi saygın, güvenilir bir kişi formatı ile izleyicilere sunması,
sadece yayın etiğinin değil, yasaların da açık ihlali niteliğindedir. Firari şüpheli bir kişiye siyasi iktidarın, TRT'nin ekranlarını
açması, kamuoyu oluşturmaya, yargıyı etkilemeye ve siyasi muhalifleri
sindirmeye dönük bir girişimdir. Tuncay Güney'in açıklamalarının zamanlaması da düşündürücüdür. 10.
Dalganın hemen ertesi günü, 8.1.2009 tarihinde 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Tuncay
Güney'in 2001 yılındaki ifadelerinin görüntülerinin sanık ve avukatlara
14.1.2009 tarihinde verilmesine karar verdi. Bu açıdan, 10. Dalganın hemen
ardından, 2001 yılı ifade görüntülerinin dağıtıldığı gün, Tuncay Güney'in TRT
ekranlarına çıkarılması siyasi amaçlara yönelik planlı bir komplo çalışmasıdır.
Tuncay Güney'in iftira, tehdit ve şantajIarına
aracı olmanın yanında, Sabih Kanadoğlu'nun
gözaltına alınacağının sadece TRT tarafından saatler önce açıklanması, kazı
çalışmalarının sadece TRT üzerinden servis edilmesi gibi olaylar, bugüne kadar
yandaş medya üzerinden yürütülen dezenformasyonun,
bundan sonra Devletin resmi televizyonu önderliğinde gerçekleştirileceğini
ortaya koymaktadır. Yaşanan süreçte TRT'den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın TRT'nin
yayın etiği ve yasaları ihlal eden yayın politikası konusunda, suskunluğunu
koruyarak sorumluları himaye etmiş ve bu siyasi komplonun planlayıcısı
konumunda hareket etmiştir. TRT'yi Ergenekon soruşturmasının propaganda aracına
dönüştüren, firari şüphelileri TRT ekranlarına çıkararak siyasi muhalifleri
sindirmeye yönelik açıklamalarına göz yuman, saygın insanların kişilik
haklarına saldırtan, yargıyı etkilemesine zemin oluşturan Devlet Bakanı Sayın
Mehmet Aydın hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu, TBMM İçtüzüğünün 106. maddeleri
gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla arz ve teklif ederiz. Hakkı Suha Okay Kemal Kılıçdaroğlu Kemal Anadol Ankara İstanbul İzmir CHP Grup Başkanvekili CHP Grup Başkanvekili CHP Grup Başkanvekili BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergenin görüşme günü Danışma Kurulunca daha sonra belirlenerek
oylarınıza arz edilecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır,
ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım: B) Tezkereler 1.- TBMM Dışişleri Komisyonu
Başkanı Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın Almanya’ya yapacağı resmî
ziyarete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/667) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan, Almanya
Federal Cumhuriyeti Devlet Bakanı tarafından 26-30 Ocak 2009 tarihleri arasında
Almanya’da gerçekleştirilecek olan “Güney Kafkasya’da İstikrar Süreçleri”
konulu toplantıya ismen davet edilmiştir. Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun’un 9 uncu
maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul edenler…. Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 2.- TBMM Dışişleri Komisyonu
Başkanı Eskişehir Milletvekili Hasan Murat Mercan’ın Japonya’ya yapacağı resmî
ziyarete ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/668) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan, 2-8 Şubat
2009 tarihleri arasında Japonya’ya resmi bir ziyaret gerçekleştirmek üzere
Japonya Dışişleri Bakanlığı tarafından ismen davet edilmiştir. Söz konusu davete icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9 uncu
maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul edenler…. AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Karar yeter sayısının aranmasını istiyorum.
BAŞKAN – Bir dahaki sefere… Oya arz ettim. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. BAŞKAN – Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile
Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz. 1'inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER 1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96) BAŞKAN – Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 2’nci sırada yer alan, Karşılıksız Çek ve Protestolu
Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate
Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2
Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin;
Giresun Milletvekili Ali Temür'ün; Benzer Mahiyetteki
Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2.- Karşılıksız
Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin
Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili
Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6
Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu
ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün;
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/664, 2/59, 2/261, 2/357,
2/370) (S. Sayısı: 320) (x) BAŞKAN – Komisyon? Yerinde. Hükûmet? Yerinde. Sayın milletvekilleri, geçen birleşimde tasarının tümü üzerindeki
görüşmeler tamamlanmış ve maddelerine geçilmesi kabul edilmişti. Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum: KARŞILIKSIZ ÇEK VE PROTESTOLU
SENETLER İLE KREDİ VE KREDİ KARTLARI BORÇLARINA İLİŞKİN KAYITLARIN DİKKATE
ALINMAMASI HAKKINDA KANUN TASARISI Amaç ve Kapsam MADDE 1- (1) Ödeme tarihi bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten önce olup da; kullandığı nakdî ve gayrî
nakdî kredinin ödemelerini aksatan gerçek ve tüzel kişilerin, ticarî faaliyette
bulunan ve bulunmayan gerçek kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız
çıkan çek, protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin
kayıtları, söz konusu borçların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce veya
bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde ödenmesi veya
yeniden yapılandırılması halinde borcun tamamının ödenmesini müteakiben Merkez
Bankasında tutulan kayıtlardan silinir. (2) Merkez Bankasınca kayıtların silinmesinden sonra, bankalar,
finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve
tüketici finansman şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi
ve diğer işlemlerde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz. BAŞKAN – İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya
Milletvekili Sayın Hüsnü Çöllü’ye aittir. Sayın Çöllü, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) (x) 320 S. Sayılı Basmayazı 21/1/2009 tarihli 47’nci
Birleşim Tutanağına eklidir. CHP GRUBU ADINA HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi
Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun
Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri “Kriz teğet geçti.”, “Kriz psikolojik.”
söylemlerinden sonra geldiğimiz noktada, sorun noktalarına ilişkin parça parça çözümler getirilmeye çalışıldığını maalesef hepimiz
görüyoruz. Bu tasarıyla, Merkez Bankasında kara listeye alınanlara sicil affı
öngörülüyor. Borçlarını altı ay içinde ödemiş ya da yeniden yapılandırmış
kişilerin eski kayıtları silinecek. Bu yolla, durgunluğa giden ekonominin
canlandırılması hedefleniyor ama bu tasarı buna ne kadar katkı sağlar
şüphelidir. Bu kriz ortamında bu borçlar nasıl ödenebilecektir, bankalar bu
yeniden yapılandırmaya ne kadar yanaşacaklardır bilmiyoruz. Yalnız, bu sorunu
sadece krize bağlamak doğru bir analiz olmayacaktır. Yani, beş altı yıldır
Türkiye ekonomisi iyiye gidiyordu, bir anda kriz oldu da bu sorun ortaya çıkmış
değildir. Aslında doğru tanımlama, Türkiye kendi krizini yaşıyordu, üzerine de
bu küresel kriz eklenmiştir. Bu tespiti doğru yapmak lazımdır. Yüksek faizle
borç bulmaya dayalı bir ekonominin ülkemizi bir noktaya getirmeyeceği açıktı. Değerli milletvekilleri, bunları söylerken sizlerle rakamları da
paylaşmak isterim. Biz ne yapıyoruz? Kara listeye girenlerin sicillerini
temizleyeceğiz. Bu sadece 2008’de ortaya çıkmış bir olgu mudur? Hayır. Bakalım
ferdî kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısına: Merkez Bankası
verilerinden aktarıyorum: İki kredi türünde ödeyemeyenlerin sayısı, 2004’te
47.864, 2005’te 115.912, 2006’da 145.750, 2007’de 217.500, 2008’de 635.523
olmuştur. Bu rakamlardan da görüleceği üzere kriz 2008’de yakıcı etkisini
göstermiştir. Karşılıksız çekler ve protestolu senetlerde de aynı yükselme
trendi vardır, her yıl artmaktadır sayı. Karşılıksız çek ve protestolu senet
sayısı ile ilgili rakamları da kısaca bir irdeleyelim: 2004’te 893 bin olan
karşılıksız çek ve protestolu senet sayısı, 2005’te –küsurları söylemiyorum- 1
milyon 6 bin, 2006’da 1 milyon 145 bin, 2007’de 1 milyon 325 bin, 2008’de ise 1
milyon 537 bin olmuştur. Protestolu senet sayısında da tablo farklı değildir,
aynı trendde yükselmektedir. Hepimizin de bildiği üzere çek, senet ve krediler, ticaret
hayatının temel unsurlarıdır arkadaşlar. Bizim ticaret hayatımızla ilgili en
sağlıklı bilgiyi bu rakamlardan görebiliriz. Az önce de ifade ettiğim bu
rakamlar, ekonomisi iyiye giden, ekonomisi düzlüğe çıkan başarılı bir yönetimin
rakamları olabilir mi sizce? Yani, siz pembe tablolar çizerken de protesto olan
senet sayısı her yıl artıyordu, çekler karşılıksız çıkıyordu, vatandaşlar
kredilerini ödeyemiyordu. Yani bu, küresel krizle ortaya çıkmış bir sorun
değildir, küresel kriz bunun boyutunu artırmıştır sadece. Değerli milletvekilleri, ekonomide en önemli unsur güvendir. Güven
ortamı bir kez bozulunca bunu geri getirmek çok güçtür. Ne yazık ki Hükûmet, bu süreci kötü yönetmiş ve güven ortamını büyük
ölçüde kendisi bozmuştur. “Sorun vardır ve biz şu şu
önlemleri alarak bu sorunu aşacağız.” demek yerine yok “teğet geçti”, yok
“psikolojiktir” gibi söylemlerle sorun yokmuş gibi davranılmıştır bugüne kadar.
Bu da güven bunalımını daha da artırmıştır. Hâlâ da kapsamlı bir çözüm paketi
açıklanmış değildir. Parça parça bu tür
düzenlemelerle bu güven ortamını oluşturmak mümkün değildir. Bu tasarıyla bir sicil affı sağlayacağız ama nasıl sağlayacağız?
Altı ay içinde borçların ödenmesi durumunda bu sağlanacak. Bu kriz ortamında bu
borçlar nasıl ödenecek, bu nasıl mümkün olacak arkadaşlar? Geçen günlerde Sayın
Başbakan bankalara çatıyordu. Nedense Sayın Başbakan çözüm üretmek yerine
sürekli sağa sola çatıyor. Bu yolla da bir yere varılamaz. Önce, siz ne
yapacaksınız onu ortaya koyun, bu konuda bir güven ortamı yaratın ki bankalar
da sanayici de esnaf da iş yapabilsin. Bankalar kredi vermiyor. Niye vermiyor?
Çünkü güven sorunu var, parasını alamayacağını düşünüyor. Nasıl kredi verecek? Değerli milletvekilleri, 2009 bütçesinde ne var? Bu kriz ortamına
ilişkin bir çözüm önerisi var mı? Maalesef yok. Maliye Bakanımız “İyi kaptan
dalgalı denizde belli olur.” diyordu. Doğru diyor, denizi iyi bilen bir
milletvekili olarak, iyi kaptanın dalgalı denizde belli olacağı fikrine
katılıyorum, katılıyorum da az önce söylediğim rakamlara bakınca, sizin sakin
havada bile bu gemiyi doğru dürüst götüremeyeceğini ve götüremediğini görüyorum
ki dalgalı havada nasıl götüreceksiniz, merak ediyorum. Bu gidişle bu gemiyi
batırırsınız arkadaşlar ama amaç gemiyi batırmaksa, evet, doğru yoldasınız ve
iyi kaptan Sayın Maliye Bakanımız! Değerli milletvekilleri, çek, senet gibi argümanlar,
ticaret hayatımızın önemli unsurlarıdır. Bizim ticaretimiz bunlar üzerinden
yürür. Esnafımız, sanayicimiz, çek ve senetlerle birbirine bağlıdır. Burada bir
sorun çıktığında bütün zinciri etkilemektedir. Bu süreçte esnafımızın durumu
nedir? Esnaf ve sanatkârlar, sermaye ve refahın tabana yayılması, gelir
dağılımının iyileştirilmesi ve bu yolla sosyal dengelerin korunmasında ekonomik
ve sosyal hayatın önemli bir unsurudur. Ama bu önemli unsur bugün kan
ağlamaktadır arkadaşlar. Seçim bölgemden sizlere örnek vermek isterim. Sayın Bakan bir
yanıt göndermiş: “Antalya’da 2002-2008 döneminde açılan iş yeri sayısı 51.813,
kapanan iş yeri sayısı 54.407.” Ama Sayın Bakan diyor ki “Kapananların
32.157’si kayıtlardan dolayı olmuştur.” Peki, gerçekten böyle mi? Esnafımız
gerçekten iyi durumda mı? Her gün yeni iş yerleri mi açılıyor? Böyle olduğunu
söylemek mümkün mü değerli arkadaşlar? Antalya’da bir tramvay projesi yürütülüyor. Belediye “hafif raylı
sistem” dese de, bunun teknik özelliklerine bakıldığında tramvay projesi olduğu
açıktır. Bu proje için yollar kapatıldı. Ali Çetinkaya
Caddesi ve Çallı bölgesinde bine yakın esnaf bu proje yüzünden mağdur oldu. Bu
esnafın mağduriyeti nasıl giderilecek? Ama şimdi bakıyorsunuz, yapılan rayların
da bir kısmı yüksek monte edilmiş ve o bölgenin imar ve inşası yeniden
yapılıyor. Bunu anlamak ve kabul etmek mümkün mü? Proje hazırlanırken hangi
bölgede hangi seviyede inşaat yapılacak, bu tespit edilemez mi? Bu projenin de
Antalya’nın ulaşım problemini çözmeyeceği konusunda uzmanların ciddi kaygıları
var. Yani bir yandan ağır bir kriz yaşayacaksınız bir yandan da proje hataları
nedeniyle bu ülkenin kaynaklarını çarçur edeceksiniz. Belediyenin gelirlerine
ipotek koyduracaksınız. Bu anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Değerli milletvekilleri, geçen yıl Sanayi ve Ticaret
Bakanlığımızın bütçesi üzerine konuşurken tutanaklara da yansımıştır. Ankara
Üniversitesi eski öğretim üyesi Profesör Doktor Tuncer
Bulutay’ın bir değerlendirmesini aktarmıştım. Sayın Bulutay diyordu ki: “İktisat kavramında ‘bedava yemek
vurgusu’ çok yapılır. Ama öyle görünüyor ki, günümüzün konut ve borsa
balonlarında, finansal spekülasyon ve kumarlarda,
özellikle ABD’de üretime dayanmayan bedava yemekler yaratılmaktadır. Sonra
bunalımlar çıkınca da bu yemeklerin parası toplum içindeki ya da uluslararası
alandaki güçsüzlere ödettirilmektedir.” Bunu diyor. Bu alıntıyı 2007’nin Aralık
ayında sizlerle paylaşmıştım. Tam da aynı tabloyu yaşıyoruz şu an. Amerika
Birleşik Devletleri’ndeki konut piyasasında yaşanan kriz bütün dünyayı
yakmaktadır şimdi. Bu örneği niçin veriyorum biliyor musunuz? Siz iyi bir
kaptansanız rotanızı doğru çizer, kılavuzunuzu iyi belirlersiniz. Bu ülkenin
yetişmiş bilim adamları, ekonomistleri var; siz yeter ki doğru kişileri seçin. Ama, kadrolaşma anlayışı içinde “Benim adamım olsun.”
derseniz, sadece size övgüler düzenleri dikkate alır, sadece onların
dediklerini yaparsanız bu geminin batmasını engelleyemezsiniz. Geminin doğru
yolda gitmediği de ve artık su almaya başladığı da açıktır. Değerli milletvekilleri, önümüzdeki tasarının da sorunlara çözüm
getirmesi, kredi musluklarının açılması ve ekonominin yeniden canlandırılmasına
önemli bir katkı sağlamayacağı ortadadır. Bir an önce ekonominin tüm
taraflarıyla bir araya gelinmeli, kapsamlı bir çözüm paketi ortaya
konulmalıdır. Aksi hâlde bu küresel kriz, Sayın Bulutay’ın
dediği gibi, bizi çok daha fazla yakacaktır. Bu duygu ve düşüncelerle sizleri saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Çöllü, teşekkür ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili Sayın
Mümin İnan. Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan 320 sıra sayılı Karşılıksız Çek ve
Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların
Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi hakkında
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım. Hükûmet tasarısının
genel gerekçesine baktığımızda “Ülkemiz ekonomisinin güçlendirilmesi amacıyla
kredilendirme faaliyetlerinin desteklenmesi bir zorunluluk olarak ortaya
çıkmıştır. Ancak yüksek faizler ve öngörülemeyen bazı finansal dalgalanmalar,
bazı kişi ve kuruluşların istememelerine ve bütün iyi niyetlerine rağmen
ekonomik faaliyetleri esnasında çek, senet ve kredi kartları borçlarına ilişkin
taahhütlerini yerine getirememesine sebep olmaktadır.” şeklinde ifadelerin yer
aldığını görmekteyiz. Biz 2008 yılının Mart ayında, yani Hükûmetin
öngörmediği ya da öngörmek istemediği finansal dalgalanmalar vatandaşlarımızı
etkilemeye başladığı sırada, vatandaşlarımızın bu olumsuz etkileri en hafif
şekilde atlatabilmeleri için gerekli finansal tedbirleri almalarına yardımcı
olması amacıyla bir yasal düzenleme yapılması konusunda bir kanun teklifi
vermiştik. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vatandaşlarımızın
sorunlarını çözecek, ekonomik ve sosyal yaşamlarını kolaylaştıracak bütün
çalışmalara destek verdiğimiz gibi bu tasarıyı da destekliyoruz. Fakat buna
benzer, ekonomik daralmanın etkilerinin azaltılmasına yönelik tasarıların
Meclis gündemine alınması konusunda da çok geç kalındığını ifade etmek isterim.
Keşke 2008 Mart ayında, bizim vermiş olduğumuz kanun teklifi o zaman kabul
edilseydi en azından on aylık bir zaman kazanılırdı. Hükûmet, ekonomik krizin
Türkiye’ye olumsuz etkilerini hafifletmek için alınacak tedbirler konusunda,
diğer konularda olduğu gibi şimdiye kadar çok yavaş davranmıştır, ısrarla
ağırdan alarak beklenen çözüm yollarını açıklamamaktadır. 2008 yılı sonu itibarıyla ülkemizin ekonomisini
değerlendirdiğimizde, yıl başındaki Hükûmet hedefleri ile yıl sonunda ortaya çıkan tablo
karşılaştırıldığında hedeflerin saptığı, Hükûmetin
açığa düştüğü görülmektedir. Hükûmetin 2008 yılı
merkezî yönetim bütçesinde temel alınan makroekonomik büyüklük hedeflerine
baktığımızda, yüzde 4 enflasyon ile yüzde 5,5 büyüme hedeflendiği
görülmektedir. Ancak hedeflerin gerçekleştirilmesinde yaklaşık yüzde 150
oranında sapma olmuştur ve yıl sonunda tüketici
enflasyonu yüzde 10’un üzerine çıkarken büyüme rakamları ise yüzde 2’ler
düzeyinde kalmıştır. Aslında bu hedeflerde sapma sadece 2008 yılına özgü bir
durum değildir. Hükûmetin geçmiş yıl hedeflerine de
bakarsanız hepsinde ciddi oranlarda sapma olduğu açıkça görülecektir. Bu
sapmalar bize, Hükûmetin planlamalar yaparken gerçek
şartları yeterince araştırıp incelemeden ortaya sanal hedefler koyduğunu ve bu
hedeflerin gerçeklerle ve bilimsel anlamda planlama teknikleriyle
belirlenmediğini göstermektedir. Çünkü planlama sonucu gerçekleşen hedeflerden
sapma oranı, yapılan planlamanın ne kadar başarılı veya başarısız olduğunu
ortaya koyar. Hedeflerdeki sapma oranlarına baktığımızda Hükûmetin
bu konudaki başarısızlığı ve öngörü eksikliği açıkça görülecektir. 2007 yılından itibaren Türkiye’de ciddi bir krizin başlamakta
olduğu, gerekli tedbirler alınıp, ekonomi politikalarının gözden geçirilmesi
gerektiği ülkemizdeki birçok ekonomist ve siyasetçi tarafından ifade edilmiş ve
uyarılar yapılmıştır ancak Hükûmet bunları
görmemiştir. Daha sonra dünyada baş gösteren ekonomik krizin de Türkiye'ye
etkilerini maalesef Hükûmet önemsememiştir. Bütün
uyarılara rağmen, Hükûmet, önce “Kriz bizi etkilemez,
hatta bizim için yeni fırsatlar yaratır.” gibi hayalî beklentiyle zaman
kaybetmiş, krizin bizi etkileyeceği açıkça ortaya çıkınca, yine tedbir almak
yerine “Kriz psikolojiktir.”, “Kriz bizi hafif etkiler.” söylemleriyle vatandaş
oyalanıp avutulmaya çalışılarak maalesef bu noktaya gelinmiştir. Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; artık
ülkemizde bıçak kemiğe dayanmış ve hatta kemiği de delme noktasına gelmiştir.
İnsanlar hızla işlerini ve aşlarını kaybetmektedir. Esnaf ve sanayici
dükkânını, atölyesini, fabrikasını kapatmak zorunda kalmıştır. Ekonomik daralma
nedeniyle kapasite kullanımı 1991 yılından bu yana en düşük düzeye inmiştir.
Aralık ayında kapasite kullanım oranları, yaklaşık, ana metal sanayisinde yüzde
25, otomotivde yüzde 50 ve imalat sanayisinde yüzde 20’lik düşüşlerle dip
yapmıştır. Üretim iştir, aştır; işin ve aşın artması, büyümenin hızlanması,
üretimin artışına bağlıdır. Sanayinin kapasite kullanım oranlarının düşmesi,
üretimin gerilemesi, işveren açısından da, çalışan açısından da işsizlik ve
fakirlik demektir. Hatta bunun vergi gelirlerine yansımasını düşündüğümüzde de
bu olay bütçe dengelerinin tutturulması açısından da büyük önem arz etmektedir.
Nitekim, açıklanan rakamlardan 2008 yılı son
çeyreğindeki dolaylı vergi gelirlerinde ciddi bir azalma olduğu
anlaşılmaktadır. İşsizlikle mücadele konusunda da Hükûmetin
hedefleri tutmamıştır. TÜİK verilerine göre, 2007 yılında yüzde 9,9 olarak
gerçekleşen işsizlik oranlarının 2008 yılında yüzde 9,6’ya düşürüleceği
açıklanmış, ancak işsizlik 2008 yılında artarak devam etmiştir. TÜİK’in açıkladığı verilere göre, Eylül-Kasım 2008
döneminde işsizlik oranı yüzde 10,9’a, tarım dışı işsizlik oranı yüzde 14’e
çıkmıştır. Genç nüfustaki işsizlik oranı ise yüzde 25’lere yaklaşmıştır. Hem işveren kesiminin temsilcileri hem de çalışan kesimin
temsilcileri olmak üzere ülkemizdeki çalışma hayatına dair bütün sivil toplum
ve meslek örgütleri yayınladıkları raporlarda, yaptıkları açıklamalarda, krizin
etkilerinin azaltılması için Hükûmetin gerekli
adımları ve tedbir paketlerini bir an önce açmasını beklediklerini uzun
zamandır ifade etmektedirler, maalesef bu beklentilerine aylardır cevap
alamamışlardır. Halkımız Hükûmetten tedbir paketleri
beklerken, teşvik uygulamalarından faydalanan bazı illerimiz, geçen hafta
basına yansıyan teşvik paketine ilişkin haberlerden sonra âdeta şok
olmuşlardır. Bunlardan bir tanesi de benim seçim bölgem olan Niğde’dir. 2008
yılı itibarıyla, 5084 ve 5330 sayılı teşvik yasalarından yararlanan il sayımız
49’du. Vatandaşlarımız yaşanan bu olumsuz ekonomik tablonun düzeltilmesi için
teşvik sürelerinin uzatılmasını ve teşvik kapsamının genişletilerek ihtiyaç
olması hâlinde bu kapsama yeni illerin de dâhil edilmesi konusunda düzenlemeler
beklerken, geçen hafta basına sızan sektörel ve
bölgesel yeni teşvik paketi taslağı haberleri, kapsam dışına çıkarılan
illerdeki üreticilerimizi çok tedirgin etmiştir. Bu illerin bir kısmı gelişmeye
olan ihtiyacı açısından teşvik uygulamalarına muhtaçtır. Teşvik kapsamındayken
bile yeterli yatırımı alamayan bu bölgelerimiz teşvik kapsamından
çıkarıldıkları için daha da fakirleşeceklerdir. Ülkemizdeki patates üretiminin yüzde 25’ini tek başına
karşılayan, elma üretiminin Türkiye üçüncüsü, meyve üretiminde, lahanada
birinci, tahılda önemli pay sahibi olan Niğde ilimiz, özellikle 1990’lı
yıllardan itibaren tekstil, iplik, meyve suyu ve mobilya üretimi açısından da
ekonomisine önemli katkılar yapan tesislerinin önemli bir kısmını kaybetmiş ve
tesisler kapanmıştır, bazılarında da vardiya azaltılmasına gidilmiştir. Bu tesislerin daha da çoğaltılıp ülke ve ilimiz ekonomisine
katkısının artırılmasını sağlayacak tedbirler alınması gerekirken, teşvik
kapsamı dışına çıkarılacağımız haberleri tüm hemşehrilerimizi
üzmüştür. Niğde’nin tarım ve sanayi alanında teşvik kapsamına alınması
gerekmektedir ve mutlaka alınmalıdır. Buradan, hemşehrilerimiz adına, Niğde’ye
ilgisini bildiğimiz Sanayi ve Ticaret Bakanımız Sayın Zafer Çağlayan Bey’den,
basında çıkan haberlere göre teşvik kapsamı dışına çıkarılan illerimizin çok
geç olmadan bu kapsam içine alınmasına yönelik çalışmalar yapıp bu illerimizi
tasarıya dâhil ederek, vatandaşlarımızın isteklerine ve beklentilerine cevap
vermesini hassaten istirham ediyorum. Vatandaşlarımız, bu konuda sizlerden
olumlu ve güzel haberler beklemektedir ve müjdeli haberleri, inşallah, bundan
sonraki konuşmada verirsiniz diye düşünüyorum. “Bugün Niğde’de en çok ne vardır?” diye sorduğumuzda, maalesef,
Niğde’nin kahvehanelerinde ve sokaklarında en çok işsizlik, işsizler
bulunmaktadır ve her geçen gün işsizler ordusuna yenileri eklenmektedir. Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, ülkemizin
nüfus yoğunluğu açısından oldukça büyük, fakat yeterli örgütlenme imkânı
olmadığı için sesini duyuramayan ve yıllardır uygulanan tarım politikaları
yüzünden çok büyük sıkıntılarla boğuşan tarım kesimindeki çiftçi
vatandaşlarımız da sorunlarının çözümüne yönelik adımların bir an önce
atılmasını sabırsızlıkla beklemektedirler. Hızla artan elektrik fiyatları,
mazot fiyatları, bir önceki yıla göre 2’ye katlanan gübre fiyatları ve diğer
maliyetler çiftçilerimizi ekim yapamaz hâle getirmiştir. Buna rağmen umudunu
yitirmeyerek, çalışıp ekim yapabilenler ise hasat döneminde karşılaştığı
pazarlama sorunları ve maliyetinin çok altında fiyatlar nedeniyle istemelerine
ve bütün iyi niyetlerine rağmen borçlarını ödeyememişler, kullandıkları zirai
kredileri ve tarımsal sulama elektrik borçlarından dolayı tarlaları,
traktörleri, kısacası bütün varlıkları haczedilmiştir. Köylümüz sokağa çıkamaz,
şehre inemez hâle gelmiştir. Çiftçimizin bu yoksulluğu Anadolu şehirlerindeki
esnaf ve tüccarları da olumsuz etkilemektedir. Acilen tarımsal sulama elektrik
borçlarına, zirai kredilerine yönelik ödeme kolaylıkları getirilmezse… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın İnan, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. MÜMİN İNAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim. … çiftçilerimiz ekim yapamayacak,
tarlaları, traktörleri hacizlerle el değiştirecektir ve nitekim
değiştirmektedir ve işsizler ordusuna yeni insanlar eklenecektir. Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, şu anda
Niğde’nin patates üreticilerinin elinde 500-600 bin ton patates satılmayı
beklemektedir. Maalesef, ambarlarda da çürümeye terk edilmiştir. Çünkü tüccar
sormamaktadır, ihracat yoktur ve iç pazar da bu talebe cevap verememektedir. Bu konuşma vesilesiyle kısaca izah etmeye çalıştığım gibi, bugün
ülkemizdeki üreten kesimin tamamı, esnafı, sanayicisi, çiftçisi, herkes sıkıntı
içerisindedir. Ümit ediyorum ki, bu düzenlemenin arkasında vatandaşlarımızın
ekonomik sorunlarının çözümüne yönelik diğer çalışmalar da devam eder ve
beklenen ekonomik tedbirler en kısa süre içerisinde alınır. Aslında, ekonomik kriz sebebiyle bütün iyi niyetlerine rağmen
aşırı borç yükü altına giren esnaf, sanayici, çiftçi ve kredi kartı borçluları
için yeni borç ödeme yapılandırılmalarına acil ihtiyaç vardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın İnan, konuşmanızı tamamlayınız efendim, lütfen. MÜMİN İNAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim. Keşke bu kanunla beraber bu çalışmalar da buralarda görüşülseydi.
Bu yasanın yaptırım gücünün olmadığı da bir gerçektir. Kişilerin muhatapları
olacak bankaların da buna yardımcı olmaları gerekir. Merkez Bankasından
silinecek olan bilgilerin özel banka ve kredi kuruluşlarının arşivlerinden de
silinmesi gerekmektedir. Can suyu kredisi kullanımında karşılaşılan sıkıntılar
bunda da yaşanmamalıdır. Şu anda Türkiye'nin en önemli sorunu maalesef güven krizidir.
Maalesef çalışanlar ve esnaflar, piyasada paranın olmadığını, kimsenin para
harcamadığını, işin kötüsünün de insanların umudunun yitirildiğini ifade
etmektedirler ve bu krizi nasıl atlatacaklarını kara kara
düşünmektedirler ve çareyi de Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve Hükûmetten beklemektedirler. Bu yasanın hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinizi
saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanımızın himayesinde, Kızılayımız tarafından Gazze’deki yaralılar için kan bağışı alımı yapılmaktadır. Birleşime on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 15.09 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.24 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER :
Murat ÖZKAN (Giresun), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 48’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULU
SUNUŞLARI (Devam) C) Duyurular 1.- Başkanlıkça, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanının himayesinde, Kızılay tarafından, Gazze’deki
yaralılar için kan bağışı kampanyasının başladığına ilişkin duyuru BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisi ile birlikte Kızılayın başlatmış olduğu bu kan bağışı kampanyasına
milletvekili arkadaşlarımızın ve Meclis personelimizin gösterdiği ilgiye
teşekkür ediyor, Gazze’de şehit olanlara Allah’tan
rahmet, yaralılara acil şifa diliyoruz. 320 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) 2.- Karşılıksız
Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin
Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili
Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6
Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu
ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün;
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji ve Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/664, 2/59, 2/261, 2/357,
2/370) (S. Sayısı: 320) (Devam) BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. 1’inci madde üzerinde söz sırası Demokratik Toplum Partisi Grubu
adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’a aittir. Sayın Kaplan, buyurun efendim.
HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına
İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Yasa Tasarısı nedeniyle grubumuz
adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Doğrusu, söz konusu yasa tasarısının gerekçesi kriz ortamında ekonomiyi
güçlendirmek, biraz da finansal piyasaya bir canlılık getirmek amaçlı ama bir
gerçek var ki bu Merkez Bankasının tuttuğu fişler, kayıtlar var, bunların
silinmesine yönelik. Ama sonuçta borçlarını ödese de vatandaşlarımız kayıtların
silinmesi de büyük formaliteler gerektiriyor. Merkez Bankasının kayıtları
silinse bile arşivlerde saklanıyor. En nihayet Kredi Kayıt Bürosundaki kayıtlar
silinmemekte. Böyle baktığımız zaman, bu fişleme 12 Eylül fişlemesine benziyor
biraz, yani ekonomik fişleme bu. Bu ekonomik fişlemeyle, bu tasarıyı
desteklesek, kabul etsek bile yine bir yerlerde kayıtlar var, yani birileri bir
yerlere bakacak. 12 Eylülde de fişlemeyle ilgili yasayı kaldırdık -o da siyasi
fişleme tabii, 12 Eylülde sağcısı-solcusu herkes fişlenmişti, 2 milyon
yurttaşımız- ama özel bir göreve girmek istediği zaman hemen eski kayıtları
çıkarılıyor. Hatta, biraz daha… Seçimler yakın…
“Sabıka kaydı yoktur.” diye belge alıyor vatandaş veya memnu hakların iadesini
alıyor ama yine bakıyorsunuz, arşivde fişleme var. Şimdi, gerçekten bu fişlemeyi, bu tasarıyı kabul ettiğimiz zaman,
amacına uygun olarak bu fişlemenin getirdiği sınırlamaları kaldıracak mı, o
konuda tereddüdümüz var. Ama, bir kriz yaşanıyor ve
ekonomik krizde gerçekten de çok ciddi bir milyonlarca çek, senet protesto
edilmiş, kredi kartları borçları icraya düşmüş, iflasa düşmüş; böyle bir
ortamda, bu yasa, altı ay içinde ödeme şartıyla ve yeniden yapılandırma
şartıyla bir sicil affı niteliği taşıyor. Şimdi, bu konuda parti olarak elbette
ki biz de kerhen “evet” diyeceğiz. Yani, vatandaşın, esnafın, borçluların
lehine olan bir yasal düzenleme karşısında… Doğrusu da budur, yani doğru tavır.
Ancak, bir gerçeği görmek lazım. Yani, şimdi, kredi
kartlarıyla ilgili özellikle -elimde- kanun teklifi vermişim. Yani, bu, sicil
affıyla çözülecek bir olay değil. Faizler yüksek, yüzde 100’leri aşıyor,
faizlerin yüksek olmasının yanında bugünkü basında, Visa
kartlarıyla ilgili bir sorumlunun demeçleri var. Nüfusumuz 70 milyon, 70 milyon
Visa kartı var. Maşallah, borçsa başa baş, 70 milyar,
69 milyar bir hareketlilik. Ama, 2008’de ilginç olan,
nakit çekiminde hareketlilik var kredi kartlarında. Bu,
korkunç bir şey. Niye bu korkunç? Eğer, bir ülkenin ekonomisinin iyi
olup olmadığına bakmak isterseniz, ticari hayatta, alışverişte, günlük yaşamda,
hayatın her alanında karşımızda duran çeklere, senetlere ve kredi kartlarına
bakarak o ülkenin ekonomisinin iyiye gidip gitmediğini belirleyebiliriz. Şimdi, burada yasa tasarısında da var örneğin; 2002 yılında
ödenmeyen ferdî kredi ve kredi borçluları sayısı 7.782. 2002’de, 2001 krizinden
Türkiye gelmiş, o dönemde bile bu rakam var. 2005 yılında 20 kat artmış. Hangi
dönemde? AK PARTİ hükûmetleri döneminde, 150.186;
2006’da daha da artmış, 203.085; 2007 yılının sekizinci ayında ise, yılın
tamamlanmasına dört ay kaldığı hâlde 191.026; 2006 rakamlarına ulaşmıştı, şimdi
2008’in rakamlarını koyduğumuz zaman gerçekten korkunç rakamlar çıkıyor. Karşılıksız çek sayısı bakımından da 2001 yılında 1 milyon 179
bin. Kriz vardı o zaman, en büyük krizini ülke yaşadı. Geliyoruz şimdiye, yüzde
85 artışla 2007 yılında korkunç bir rakam karşımızda yine, 1 milyon 144 bin
olarak. Şimdi kredi kartları rakamlarının diliyle konuşalım. 1 Şubat 2008
itibarıyla -bu yeni rakamlar daha vahim- kredi kartı borç bakiyesi 27 milyar
279 milyon. Ödenmeyen kredi kartı borcu 2 milyara yaklaşıyor. 2007 sonu
itibarıyla kredi kartı borcu nedeniyle kara listeye toplam 585.060 kişi girmiş.
Sanıyorum 2008 itibarıyla 1 milyon. Yani Türkiye’de yetişen, yaşayan 70 kişiden
birisi fişli, kredi kartından fişli; kimi siyasi fişli, kimi ekonomik fişli ama
fişli. Fişli bir ülke olmaya başladık. Şimdi, enflasyon yüzde 10’ları aştı. Zaten Merkez Bankasının…
Hazine borçlanma faizleri yüzde 19’ları buldu. Tüketici kredilerinde oran
düşük, yüzde 1’lerde ama çalışmıyor piyasa şu son krizden dolayı. Bankaların
kredi kartı faizleri ise bu oranlara kıyaslandığında yüksek olup kredi
kartlarına bankalar yıllık birleşik faiz olarak yüzde 78 uyguluyor. Bu,
acımasızca bir yaklaşımdır. Her ailede, her memurun, her işçinin, her köylünün
cebinde artık bir kredi kartı vardır. Bu faiz oranlarıyla ekonomiye
hareketlilik getirmek mümkün değil. Olsa olsa, bu
faiz oranlarında dengeyi sağlamadığımız zaman ülkeyi sosyal patlamaların
eşiğine getiririz. 1 Şubat itibarıyla tüketici kredilerinde yine artış var 1 milyar
130 milyon civarında. Şimdi, 2002 yılı verileri, kriz sonrası olmasına rağmen, bugünün
verilerinden daha iyi çıkıyorsa oturup düşünmek gerekiyor. Kredi kartlarında en yüksek harcama oranı ne, diye baktığımız
zaman -bu önemli- yüzde 33,8’le market ve gıda harcamalarında. Şimdi, kredi
kartını karın doyurmak için kullanıyor vatandaş, gıda ve marketlerde
kullanıyor. Dikkat etmek gerekiyor buna. Vatandaşlar faiz yüksekliği nedeniyle, ödeyemedikleri borçları
nedeniyle bu sefer temerrüde düşüyor, temerrüde düşünce sonra ödeyemiyor,
ödeyemeyince icra geliyor; faiz ve iflaslar, arkasından ailelerde ciddi oranda
boşanmalar, geçimsizlikler, topluma yansımalar… Evet, biz, gerçekten, kredi kartlarıyla, çekle, senetle ilgili bir
düzenleme yapacaksak bunları bir bütün olarak almamız gerekiyor. Çek
mağdurlarına bakıyorsunuz, kim mağdur, kim haklı… Gerçekten, Türk Ticaret
Kanunu, Çek Kanunu’ndaki değişiklik hâlâ görüşülemediği için ve… 2001 ekonomik
krizi sonrası düzenleme 2003 yılında yapıldı. Ondan sonra, herkes bildiriyor,
çekler ödenmiyor, karşılıksız çıkıyor. Rakam olarak 1 milyon karşılıksız çek,
yani 70 milyon nüfusu olan ülkede 1 milyon karşılıksız çek kullanılıyor. Bu
düzenlemeler onun için birbiriyle bağlantılıdır. Eğer faiz oranını
azaltmazsanız, Ticaret Kanunu’nu zamanında çıkarmazsanız bugün çıkardığınız
sicil affını tekrardan düzenlemek zorunda kalırsınız, yeniden çıkarmak zorunda
kalırsınız. Kimi de diyor ki: “Kredi kartı mağdurları iktisadi istikrarın temelidir.”
Acaba diyoruz, yani şimdi bankalar finans sorunu yaşıyor, hareketlilik yaşaması
için can suyu kredileri var özellikle, son dört-beş önemli ekonomik yasa
çıkardık, ARGE Yasası’nı çıkardık, yap-işlet-devret… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, tamamlayın. HASİP KAPLAN (Devamla) – Son çıkarılan yasalarda KOBİ’lere
imkânlar tanınıyor, ARGE Yasası ile işletmelere tanınıyor, yine
yap-işlet-devret modeli gelecek. İnanın bütün bunlara uyum sağlanması için bu
tür düzenlemeler çok etkili olmayacak ve çözüm getirmeyecek ancak bir rahatlama
getirmesi açısından yine destek sunacağız elbette. Ama krizin aşılması için Türkiye'nin üç önemli sorununu çözmesi
lazım: Biri çatışmasızlık ortamıdır. Silaha, operasyona, tezkereye giden
harcamaları kesmemiz lazım Barış ortamını sağlamak zorundayız. Bu bir. İki: Enerji politikamızda ithal enerjiden kesinlikle kaynak
enerjiye yönelmek zorundayız. Bunun çok acil olarak tedbirini almak zorundayız.
Üç: Yine en önemlisi, zamana yayılmış GAP projesindeki 1 milyon
850 bin hektardan 250 bin hektarı sulanmıştır, 1 milyon 600 bin hektar sulamayı
en kısa zaman dilimine aldığımız zaman -bunun özel bir planlamayla yapılması
lazım- en azından 3-4 milyon işsize iş kapısı demektir. 1 milyon 600 bin hektarın
sulanması demek, Gaziantep’ten Habur Sınır Kapısı’na
kadar o alanın sulanması demek ve Orta Doğu’ya, Uzak Doğu’ya ki kriz sonrası
açılmamız gereken ülkelerdir bu Hindistan, Çin, Afrika, Orta Doğu… Bu üç alanda
ciddi önlemler alırsak krizi aşabiliriz, yoksa bu bir darboğazdır. Belki bu çek, senet, kredi kartı mağdurları altı ay içinde de bir
yerden borçlanacak, sicilini sildirecek. Belki bir rahatlama sağlayacak ama
sorun çözülmüyor, kriz çözülmüyor. Krizi bu üç noktada düşünmek gerekiyor. BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız. HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. (DTP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına Bayburt Milletvekili Sayın Ülkü
Gökalp Güney. Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Bayburt) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve
Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun
Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, ülkemizde iş adamlarının, esnafın uzun
zamandan beri beklediği bu kanun teklifini veren değerli milletvekili
arkadaşlarımı, konunun önemini kavrayarak bu duyarlılığı gösteren Sayın Sanayi
ve Ticaret Bakanımızı kutluyorum. Değerli milletvekilleri, bugünkü uygulamaya baktığımızda yüksek
faizler, öngörülemeyen bazı finansal dalgalanmalar, bazı kişi ve kuruluşların
istemelerine, gayretlerine, bütün iyi niyetlerine rağmen ekonomik faaliyetleri
esnasında çek, senet ve kredi kartlarına ilişkin taahhütlerini yerine
getirememesine sebep olmaktadır, bunu biliyoruz. Bu durumdaki kişi ve kurumlar
Merkez Bankasının kara listesine alınmaktadırlar. Bunun sonucu olarak da, daha
sonra ödemiş olsalar dahi, karşılıksız çek, protestolu senet ve kredi kartları
kayıtları kredilendirme ve çek hesabı açma işlemlerine engel olmaktadır.
Çıkaracağımız bu kanunla, bundan böyle borçlarını gecikerek de ödemiş olsalar
bile veya yeniden yapılandırılmış olanların, Merkez Bankasında kara listeye
alınmışların bir manada sicilleri aklanmış olacaktır. Yani buna bir nevi sicil
affı diyebiliriz diğer bir ifadeyle. Yapılan iş son derece olumlu, esnafı ve üreticiyi rahatlatan bir
uygulamadır. Bu müteşebbisler bundan böyle daha bir öz güven ve moralle ticari
faaliyetlerini yürüteceklerdir. Değerli arkadaşlarım, bu kanunla getirilen diğer önemli bir husus
da, şu anda karşılıksız çek, protestolu senet, kredi ve kredi kartları borcu
olanlara da altı aylık bir süre içerisinde borçlarını öderlerse bu kanundan
yararlanmaları hususunun getirilmesidir. Bu, son derece olumlu bir yaklaşımdır.
Bununla, borçları olanlar altı ay süre içerisinde tüm imkânlarını kullanarak
borçlarını ödeme gayreti içine gireceklerdir. Bu, onlara olumlu bir motivasyon sağlayacaktır, ekonomimize yine olumlu bir katkı
getirecektir. Değerli milletvekilleri, küresel ekonomik krizin ülkemize
getirdiği ve ülkemizdeki tesirlerini hep birlikte görüp, bilip yaşıyoruz. Arkadaşlarımız burada zaman zaman bazı
rakamlar verdiler, TÜİK’ten alınan rakamlar. Biz bu
rakamları biliyoruz. Tabii ki her şey güllük gülistanlık değil. Mesela bir
misal verelim: TÜİK kayıtlarına göre 2006 ile 2007 yılı karşılaştırıldığında
ticaret unvanlı iş yeri bazında kurulan iş yeri sayısında 2006 yılına göre
yüzde 8,7 azalma var. Kapanan iş yeri sayısı yüzde 1,7 artmış. Düşük kur ve
yüksek faiz politikasının yansıması olarak üretimden çekilen kaynak faize
yönelmiştir ve faiz oranlarının geçmiş yıllara göre göreceli olarak düşmüş
olduğu görülmekle birlikte -reel faizin yüksek olması- üretici yerine faiz
kazananlar kârlı çıkmışlardır. 2002 yılında ödenmeyen ferdi kredi ve kredi
borçlu sayısı da 7.782 iken 2005 yılında 20 kat artmış, bu 2008’e kadar bu
vaziyette devam etmiştir. Biz bunları biliyoruz. Biz bunları bildiğimiz için
ekonomiyi iyileştirmek için bu tip kanunları getiriyoruz. Bu kanun hakkında iki günden beri burada konuşan değerli muhalefet
milletvekili arkadaşlarımı dinledim. Çok doğru, çok güzel ifadelerde bulundular.
Ama sanki bu kanunun hiçbir faydası yokmuş, yani biz bunu iş olsun diye
getirmişiz gibi bazı beyanlarda bulundular. Türk ekonomisinin son derece kötü
olduğunu, efendim, çiftçinin, hayvancılığın tamamen battığını, bittiğini,
halkın perişan olduğunu açıkça ifade ettiler ki yapılan iş burada bu bunalan
insanlara bir kanunla bir af çıkararak bir can suyu veriyoruz. Ama
arkadaşlarımız bunu burada böyle açıkladılar. Öyle karanlık tablolar çizdiler
ki bunu anlamak mümkün değil ve burada bunu konuşmak bence büyük bir anlam
taşımıyor. Eğer böyle bir karanlık tablo varsa, iki ay sonra yapılacak seçimler
var, onun sonuçlarında herkes değerlendirmesini yapar; eğer bu böyleyse sonuç
öyle çıkar, öyle değilse öyledir. Onun için, burada, hayırlı ve olumlu bir
kanunda arkadaşlarımızın bu şekilde tenkit yapmalarını, eleştiri yapmalarını
uygun bulmadım. OKTAY VURAL (İzmir) – Susalım artık istersen. ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, burada önemli
bir nokta var. Cumhuriyet Halk Partisinden konuşan Tacidar
Bey arkadaşımın bir ifadesi vardı, ona burada aynen katılıyorum. Biz, bu sicil
affını çıkarıyoruz. Doğru, güzel ama başta özel bankalar olmak üzere, her ne
kadar Merkez Bankasında bunların sicilleri silinmiş olsa da, bu özel bankalar
başta olmak üzere, “Bunlar zaten şüpheli, bunların durumları iyi değil, biz
bunlara kredi vermeyelim.” derler ve diyebiliyorlar. Bunları zamanında da
yaşadık. Yani burada önemli olan yaptırım. Biliyorsunuz, Türkiye’de en kârlı sektör bankalardır. Sayın
Başbakanımız bu ekonomik krizle birlikte bankaların da elini taşın altına
sokmasını açıkça beyan etmişti. Şimdi buradan sesleniyorum: Bankalarımızın
mutlaka bu paylaşımda olumlu rolü olmalıdır. Bizde bankalar, ellerine geçen
herhangi bir esnafı veyahut da kendisinden kredi alanı en yüksek ipoteklerle
bağlıyorlar, ondan sonra da eğer bir terslik olduğu zaman her iş tersine
gidiyor, adam da batıyor. Şimdi, biz böyle hayırlı bir kanun çıkarıyoruz. Diyorum ki
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumumuza, ya statüsünde değişiklik yaptıralım
veyahut da onların çok sıkı denetimiyle ama mutlaka sıkı denetimiyle, bu
insanlara herhangi bir şekilde “Yok efendim, senin eskiden bir sicil borcun
varmış. Her ne kadar bir kanun çıktı, sen bundan kurtuldun ama yok, yok, sen
şüphelisin, biz sana kredi veremeyiz…” Bunun önüne geçecek yöntemi mutlaka
bulmalıyız. Sayın Bakandan bunu istirham ediyorum. Arkadaşlar, kanun çıkarmak tabii çok güzel bir şey ama önemli olan
bunu uygulayabilmektir. Bunu uygulayabilecek müeyyideleri koyalım. Bu kanun çok
insan tarafından Türkiye’de bekleniyordu. Ben tekrar bu kanunu hazırlayan arkadaşlarıma ve buradaki bütün
milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Bunu çok bekleyen insanlar var. O
insanlar bugün çok mutlu olacaklar ama bunun bir eksiği olmasın aman! Uygulamada
biz bu çıkarmış olduğumuz kanunun uygulamasını da bu ciddiyet ve bu kalitede,
bu güzellikte yapmalıyız diyorum. Kanunun ülkemize, ilgililere, hayırlara, uğurlara vesile olmasını
içtenlikle diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Sayın Güney, teşekkür ediyorum efendim. Şahsı adına ilk konuşmacı Zonguldak Milletvekili Sayın Fazlı
Erdoğan. Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) FAZLI ERDOĞAN (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına
İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında 320 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, 2001-2000 yıllarındaki kriz tabii ki
ülkemizin gerçeklerinden ortaya çıkan kriz. Bunun boyutları ülke sınırlarıyla
belli. O zamanki yönetimlerin ve uygulamaların, ekonomik gelişmelerin sonucunda
ülkemizdeki sonuç belli. Bugünkü kriz ise dünyayla doğru orantılı, özellikle
Amerika Birleşik Devletleri’nin konumuyla, gelişmiş ülkelerin konumuyla
doğrudan ilgilendiriyor hepimizi. Takdir edersiniz ki Amerika Birleşik Devletleri ve gelişmiş
ülkeler, gerçekten -Avrupa tabii bunun içerisinde olmak üzere- refah seviyesi,
kişi başına millî gelirden aldıkları 20, 25, 30 bin dolarlar, yüksek seviyede
kendi toplumlarını, vatandaşlarını geçim açısından korudukları ve zengin
kıldıkları zaman ülkemiz bundan hiç etkilenmiyor yani Amerika’daki, Avrupa’daki
vatandaşın zenginliği, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının zenginliğine olumlu bir
katkı olarak yansımıyor ama ne zaman ki orada bir kriz oluyor, oradaki eksiler,
oradaki olumsuzluklar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşına direkt yansıtılıyor. Burada derinlemesine bu konuyu iyi irdelemek lazım. Enerjinin merkezinde olmak, dünyayı o noktadan harekete geçirerek
kendi geçmişini, kendi plansızlığını, kendi düzensizliğini tabii ki hesaba
kattığımız zaman, bugünkü krizde de dünkü krizlerde de aradaki o kırmızı çizgiyi çok iyi ayırt etmek lazım. Dünkü
arkadaşlarımız, benden önceki arkadaşlarımız bu konularla ilgili kapsamlı
görüşmeler yaptı. 2003 yılında, 25/10/2003 tarihinde bir
kanun çıktı. Bu kanun üç ayı kapsıyordu. Yine krediyle ilgili, çekle ilgili,
senetle ilgili olumsuzlukların affıyla ilgiliydi, temizlenmesiyle ilgili, yani
sabıka kaydının silinmesiyle ilgiliydi. Fakat bu süreç içerisinde, takdir
edersiniz, geçmiş yıllarda yaklaşık olarak yirmi iki tane banka battı. Bu
bankalar diğer bankalara devredilirken o kendi aralarında bir evrak akışı ve
Merkez Bankasına gelmeleri uzun süre aldı. Bunların toplanması, çıkarılması üç
ay içerisine sığdırılamadı. Her gittiğimiz yerde, özellikle esnaf
başkanlarımızın, toplantılarda “Gerçekten, sicil kanunu çıktı, af kanunu çıktı
ama bunlardan yeteri derecede yararlanamıyoruz…” yeniden düzenleme talepleri
gündeme geldi. Bugünkü kanun beş buçuk yılı kapsıyor. Altı aylık önümüzde bir
süre var. Geçmişe ait dört buçuk-beş yıllık bir süre var. Bunu Sanayi
Komisyonumuzda da iktidarıyla muhalefetiyle gerçekten paylaştık. Burada önemli olan kredi kartını, tüketim toplumu ağırlıklı
olan Türkiye’mizde kullananların çok dikkatli olması lazım. Hepimiz, çocuklarımıza bakarsak en azından dört tane, beş tane
kart kullanıyorlar, hepimizin evinde, her birimizde bir veya iki, üç tane
telefon kullanılıyor. Finlandiya’da Nokia markanın bakıyorsunuz 5 milyonluk
bir… FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Reklam yapıyorsunuz. FAZLI ERDOĞAN (Devamla) – Yani, reklam yapıyoruz ama özür
diliyorum, 75 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti keşke bir marka oluştursaydı da o
telefonu biz dünyaya satabilseydik. Bunun ben özlemini çekiyorum. O, bugün onu
satarken çok büyük katma değerler elde ediyor. Biz markalaşma noktasında olsun,
kanunumuzu çıkardık… İşte, kredi, çekler konusundaki hassasiyetlerimizi gündeme
getirip temizlemek istiyoruz ama ekonominin diri olması, canlı olması,
hayatiyet kazanması açısından, gerek Sanayi Bakanımız gerek Komisyonumuz gerek
bu konuyla ilgili duyarlı arkadaşlar ellerinden geleni yaptılar. Vatandaşı bankalar fişliyor, bankalar sicilini tutuyor. Ama ben
buradan Türkiye Cumhuriyeti’nin bir milletvekili olarak: Bankaların sicilini
kim tutuyor? Bunun da bir hesabını sormak lazım, bunu da değerlendirmek lazım.
Yanlış işleyen bankaların bu ülkeye getirmiş olduğu eksileri, acaba, vatandaş
olarak görüp değerlendirdiği zaman, onları düzene koyma noktasında hangi
adımlar atılabiliyor? Bugünkü Hükûmet döneminde herhangi bir
banka batmadı. Geçmişten gelen aksaklıkların yanında, Kredi Kayıt Bürosu A.Ş,
birtakım bankalar kendi aralarında bir kurum kurarak… Bununla beraber Merkez
Bankası kayıtlarından silinse bile bankalar, kendi kayıtlarında varsa, açıkça,
kafasının estirdiği gibi serbest piyasa ekonomisinde istediğine verir,
istediğine vermez noktasında bir serbestlik, bir bağımsızlık söz konusu. Burada
tabii ki toplumun bütün katmanlarını, bütün bu konuyla olan işlevlerini
bulunduran sanayicilerimizi, iş adamlarımızı, esnafımızı… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Erdoğan, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. FAZLI ERDOĞAN (Devamla) – …düşünürken onları duyarlı olmaya,
dikkatli olmaya, aldığını ödemeye mecbur olmak zorunda tutmak lazım. Yani bir
yerden para alıyorsan onun ödemesi kesinlikle olmaz, nasıl olsa gelecekse bir
af gelir, ben buradan kaydımı sildiririm, gelecekte aynı şeyler tekerrür eder,
noktasında bakmamak lazım. Bankalar da bu konuda samimi, dürüst, çalışan
insanların tasnifini yaparken, açıkça yirmi yıl dürüst olan bir insan bir
dakika yanlışı olunca o yirmi yılın silinip atılmaması lazım. Gerçekten iyi
niyetli, samimi, temiz, bu işin içerisinde, kaydını tutarken unutmuş olabilir,
o listeye o da girmiş olabilir. Bu noktada görünen şu ki: Doğru olan, faydalı
olan bir kanundur, Hükûmetin ve muhalefetin desteğini
almıştır. Katkısı olan herkesi tebrik ediyoruz, desteklerinden dolayı teşekkür
ediyoruz. Vatandaşımızın da daha duyarlı, daha dikkatli… Bu kanunu, beş buçuk
yılı kapsayan süre içerisinde yararlı sonuçlarının alınabilmesi için dikkatli
kullanmak lazım. Tekrar sicil affı ve diğer aflar… Bugün gerek sanayide gerek
yatırımda gerek üretimde insanların daha özgür olması lazım, daha bağımsız
olması lazım ama ekonomi… Mesela metal sektörüne -Zonguldak veya diğer
bölgelerde- bakıldığı zaman, altı ay içerisinde 500 dolardan dünyadaki gelişen
olaylara göre 1.500 dolarlara yassı çeliğin fiyatı fırladı. Bu süre içerisinde
vatandaş kendini bir şeylerde değerlendirdi, buradan bir kaybı yok, ama iki
buçuk ay içerisinde -dünyadaki iniş- 1.500 dolarlarda olan yassı çelik 500
dolarlara indi. Adamın stokundaki malın değeri 100 milyar ama 100 milyarlık
malın değeri… BAŞKAN – Sayın Erdoğan… FAZLI ERDOĞAN (Devamla) – Bitiriyorum. BAŞKAN – Lütfen tamamlayın. FAZLI ERDOĞAN (Devamla) – Tamam Değerli Başkanım. …100 milyarlık malın karşılığında 100 milyar da borcu vardı. Ama
malın değeri düştü 30 milyara, borcu çıktı 120 milyara. Bu,
dünyayla ilgili. İşte bunu Amerika Birleşik Devletleri’nin, gelişmiş
ülkelerin kendi paylarından gerçekten bu krizi yaşattığı ülkelere de ödemeleri
gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin hedefi 10’uncu büyük ekonomiyi
bulmak. Onun da 2023 yılında inşallah
gerçekleşeceğine inanıyorum. Cumhuriyetin yüzüncü yaşı. Dünya
ekonomisinde Türkiye 10’uncu sırada olursa, hepimizin, vatandaşımızın da alın
teri, el emeği, göz nuru hakkını alacaktır diyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN –Teşekkür ederim. Şahsı adına ikinci konuşmacı Gaziantep Milletvekili Sayın Halil Mazıcıoğlu. Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 320 sıra sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile
Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması
Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bilindiği gibi başta ABD olmak üzere
gelişmiş batı ülkelerinde 2007 yılının ikinci yarısından sonra başlayan ve yine
2008 yılının ikinci yarısından itibaren, mali piyasaları ve buna bağlı olarak
ekonominin diğer kesimlerini de etkisi altına alan küresel mali krizle
birlikte, gelişmekte olan ülkelere yönelik fon akımları giderek azalmaya
başlamıştır. Ancak ülkemiz, sağlanan siyasi
istikrar ve oluşturulan güven ortamının yanı sıra Hükûmetimizin
ve ilgili kurumların gerekli önlemleri almış olması ve almaya devam etmesi
sayesinde bu krizden en az düzeyde etkilenmektedir. Buna rağmen, söz konusu konjonktür altında ülkemizde ekonomik faaliyetlerini
sürdürmeye çalışan birçok kişi ve kurum çek, senet ve kredi kartları borçlarına
ilişkin taahhütlerini yerine getirmemeye başlamıştır. Bilindiği gibi, kredi borcunu ödemeyen kişiler ve ödenmeyen çek ve
protestolu senedi olan kişi ve kurumlara ilişkin bilgiler Merkez Bankasınca
toplanarak bankalara ve diğer mali kuruluşlara bildirilmektedir. Bu kayıtlar
kredi ve senet borcunun ödenmesinden sonra da belirli sürelerde tutulmaya devam
edilmektedir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; borcunu yerine getirmeyen
kişi ve kurumların yeni kredi talepleri, bankalarca söz konusu kayıtlar gerekçe
gösterilerek yerine getirilmemektedir. Bu durum kredi kartı kullanımının
yaygınlaştığı ve bireysel kredi taleplerinin arttığı günümüzde vatandaşların
giderek artan ölçüde şikâyetlerine neden olmakta ve söz konusu kayıtların
silinmesine olan talep giderek artmaktadır. Özellikle küçük esnaf ve
sanatkârlardan, daha sonra ifa etseler bile, karşılıksız çek ve protestolu
senet borçlarına ilişkin kayıtları nedeniyle kredibilitelerinin
olumsuz etkilenmesi sonucu kredi ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntı çektiklerine
ilişkin şikâyetler çoğalmakta ve bu kesimden söz konusu borçlarla ilgili
kayıtların silinmesine yönelik yoğun bir talep gelmektedir. Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz maddeyle bazı
önemli amaçlar gözetilmiştir. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce
düzenlenmiş olup da kullandığı nakdî ve gayrinakdî
kredinin ödemelerini aksatan firmaların, ticari faaliyette bulunmayan gerçek
kişilerin ve kredi müşterilerinin karşılıksız çek, protesto edilmiş senet,
kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin kayıtlar bakımından bir düzenleme
getirilmektedir. Bu düzenlemede, söz konusu borçların, bu kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten önce veya bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı
ay içinde ödenmiş veya yeniden yapılandırılmış olması şartı da yer almaktadır.
Buna göre bankalar, finansal kiralama şirketleri, factoring
şirketleri ve tüketici finans şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek
karnesi verilmesi ve diğer işlemlerde dikkate alınmayarak bu durumdaki
firmaların, kişi ve kredi müşterilerinin mağduriyetlerinin giderilmesi ve
ekonomiye katkı sağlanması amaçlanmıştır. Değerli milletvekilleri, bu itibarla, tasarının kabulünün,
vatandaşlardan gelen yoğun isteklerin karşılanması ve söz konusu kayıtlardan
kaynaklanan şikâyetlerin giderilmesinde faydalı olacağı, sicil kayıtları
nedeniyle finans kaynaklarına ulaşımı kısıtlananların önündeki engellerin
kalkacağı, üretim sektörünün desteklenmesiyle de ekonomik krizin etkisini
azaltacağı düşünülmektedir. Ayrıca, küresel krizin ülkemizdeki etkileri
bakımından önemli bir husus olarak borcunu gecikmeli de olsa ödeyen yüz
binlerce sanayici, tüccar, esnaf ve sanatkârın yeniden ekonomik faaliyetlere
katılımına imkân vereceği de öngörülmektedir. Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz bu tasarının
kanunlaşmasıyla, esnaf ve tüccarımızın sorunlarının çözümlenmesine hepimizin
katkıları olacaktır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Mazıcıoğlu. HALİL MAZICIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım. Bundan önce yapılanlarda olduğu gibi bundan sonra da Hükûmetimiz, ülkemiz esnaf ve tüccarının, sanayici ve
sanatkârının yanında yer alacaktır. Ben Sayın Bakanıma da buradan seslenmek istiyorum: Sayın Bakanım,
bunun konuşulduğunu duyan -geçen hafta sonu biz Gaziantep’deydik-
gören esnafımız, sanayicimiz bu konuda Bakanımıza, Komisyonumuza ve Meclisimize
teşekkür etmemizi söylediler. Ben de bu vebali üzerimden almak istiyorum,
Gazianteplilerin teşekkürlerini size iletmek istiyorum. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bütün Türkiye. HALİL MAZICIOĞLU (Devamla) – Ayrıca, benden önce konuşan
Vekilimiz, bankalarımızın da sicillerinin tutulmasını söylemişti. Bunun da çok
önemli bir konu olduğunu tekrar hatırlatmak istiyorum. Sözlerime burada son verirken, tasarının kanunlaşıp milletimiz
için hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Mazıcıoğlu, teşekkür
ediyorum. Madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sayın Öztürk… HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Hükûmet, tasarı öncesi
bankalarla oturup bir mutabakata varmadığı için 1’inci madde borçların yeniden
yapılandırılması konusunda bir hüküm öngörmemektedir. Bu madde, bankalarla
müşteriler arasında borçların yeniden yapılandırılması konusunda kendiliğinden
bir anlaşma sağlanırsa, bu süre sonunda adli sicilin düzeltileceğini hükme
bağlıyor. Vatandaşların kredi kartı borçlarıyla ilgili bir şey yapılacaksa,
öncelikle yapılması gereken, mevduata verilen aylık faizin yüzde 15-16’lar düzeyinde
olduğu bir ortamda bankaların kredi kartı borçlarına yüzde 60 faiz talep
etmesinin önüne geçmenin yollarını aramaktır. Bankaların mevduata yüzde 15-16
faiz öderken kredi kartı borçlularından yüzde 60’lar düzeyinde faiz istemesini
serbest piyasa mekanizmasıyla açıklamak mümkün değildir. Bu değerlendirmeye
katılır mısınız? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Sayın Öztürk, teşekkür
ediyorum. Sayın Çalış… HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sayın Bakanım, siz sektörün içinden gelen ve sektörün
problemlerini bilen bir kişisiniz. Ancak, esnafın,
zanaatkârın, sanayicinin yangını çok büyük. Can suyu ve sicil affı da
dâhil, doğru adımlar olmasına rağmen, devasa bir yangına dökülen bir kova su
olmaktan öteye maalesef geçememiştir. Sektör temsilcileri, Hükûmetinizden
krizin derinliğinin farkındalığınızı onlara da fark
ettirecek kalıcı tedbirler almanızı bekliyor. Önümüzdeki günlerde reel sektörü
düze çıkaracak ne gibi tedbirleriniz, ne gibi projeleriniz olacaktır? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çalış. Sayın Yalçın… RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakanım, konuyla ilgisi olmayan bir üzüntüyü paylaşmak
istiyorum ve dikkatinizi çekmek istiyorum. Efendim, geçen hafta Almanya’nın Papenburg kentinde Ordulu sekiz yaşında bir kız çocuğu
tecavüz edildikten sonra boğularak öldürüldü ve geçen hafta orada cenazesi
vardı. Sayın Bakanım, ailesinin bana ilettiği bir sitemi ben de size
iletiyorum. Ne yazık ki Almanya’da çocuğun kayıp olduğu zaman içerisinde
oradaki Büyükelçiliğimizin konuyu takip etmediği ifade ediliyor, yalnızca
cenazesine katılmışlar, bir çabaları varsa da aile bundan haberdar değil. Sayın Bakanım, bir Alman genci geçen sene bir İngiliz kızına tasaddide bulunmaktan tutuklandığında, Türkiye’de ulusal
medyada günlerce haber oldu ve Almanya’ya gittiğinde kahraman gibi
karşılanmıştı. Şimdi, ne yazık ki böyle acı bir olay ve hâlen faili meçhul Sayın
Bakanım. Türkiye’deki basın organlarının gözünden kaçtı bu önemli haber. Bugüne
kadar da aileye devlet organlarımızdan, devlet yetkililerimizden bırakın ilgi
göstermeyi, devletimizin bu konuda Almanya nezdinde çaba göstermeyi, bir taziye
mesajının bile ulaşmadığı ifade ediliyor. Ben de bu fırsatı bulmuşken zatıalinize bunu ileteyim istedim. Çok teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Sayın Yalçın, teşekkür ediyorum. Sayın Bakanım, buyurun efendim. SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın
Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. Efendim, öncelikle Sayın Yalçın’ın bahsetmiş olduğu konuyla
ilgili, ben, hemen toplantıdan sonra yani gündem bittikten, kanun bittikten
sonra hem Dışişleri Bakanımız hem de Sayın Said Yazıcıoğlu Bakanımıza konuyu ileteceğim. Tabii ki ben de
şimdi sizden duyuyorum. Yani konu üzerinde yapılması gereken neyse, derhâl biz
de tabii sorumluluk duygusu içinde yaparız. Teşekkür ediyorum, en azından bize
böyle bir fırsatı verdiğiniz için. Değerli Başkanım, değerli milletvekilleri; tabii burada çalışmayı
yaparken, geçmişte de yapılan uygulamaların ne getirdiğini, ne götürdüğünü,
fayda-maliyet analizlerini geniş bir şekilde değerlendirerek yaptık. Esnaf ve
sanatkâr konusunda, özellikle KOBİ’ler konusunda –bunu iddia ederek söylüyorum,
işin içinden, mutfağından gelen biri olarak söylüyorum- çok önemli destekler,
yani cumhuriyet tarihinde ilkleri kapsayacak önemli değişiklikler, önemli
uygulamalar yapılıyor. Bunun en önemli uygulaması, geçen hafta çıkartmış
olduğumuz Bakanlar Kurulu kararıyla beraber, Halk Bankasının esnaf ve sanatkâra
uygulamış olduğu faizlerin yüzde 65’ini esnaf ve sanatkâr öderdi, yüzde 35’ini
biz sübvanse ederdik hazine kanalıyla, şimdi bunu yüzde 50’ye düşürdük. Yani bu
çok radikal bir karardır, çok önemli bir karardır ve bu konuda gerçekten esnaf
ve sanatkâr kesimi gerek TESKOMB vasıtasıyla gerek TESK vasıtasıyla
memnuniyetlerini ifade etmişlerdir. Bugün Halk Bankası cari faizleri, Merkez Bankasının faiz
düşürmesiyle beraber, daha da aşağıya çekecektir. Tabii Merkez Bankası Para
Piyasası Kurulunun, faizleri Türkiye’nin gelişen ekonomik sistemine uygun bir
şekilde düşürmesiyle beraber geç kalmadan, erken düşürmesiyle beraber bu faiz
oranları daha düşebilecektir. Şu anda yüzde 12 olan bu faiz, ben umuyorum ki
birkaç gün içinde yüzde 10’ların altına bile düşecektir. Bu çok önemli, altı
çizilecek bir rakamdır. Yani aşağı yukarı 750 bin TESKOMB vasıtasıyla kredi
alacak ve yaklaşık 3 milyar liranın üzerindeki bir kredi hacmine uygulanacak
olan bir faiz, tüm Türkiye’deki esnaf kesimini ilgilendiren bir uygulama. Bunun yanı sıra “Esnaf Sanatkâr Değişim Dönüşüm Destek Eylem
Planı” diye bir plan hazırladık. Bunu yine ilgili kesimle beraber, TESK ve TESKOMB’la beraber hazırladık arama konferansları yaparak.
Dün de sağ olsun, bazı milletvekili arkadaşlarımız, toplantıya katılanlar, Ali Bayramoğlu başta olmak üzere ifade ettiler, Abdulkadir Akgül olsun, diğer
yetkililerimiz olsun. İlk defa esnaf ve sanatkârı, hukuki, idari, mali anlamda
yeniden ele alan, yeniden yapılandıracak bir eylem planı hazırladık. Ekonomi
Koordinasyon Kurulunda 2008 tarihi itibarıyla konuyu görüştük ve bununla
ilgili, ilgili ve sorumlu kuruluşlar belirlendi. Kısa, orta ve uzun vadeli bir
program çerçevesinde bir eylem planı hazırlayarak bir taraftan mevzuattan gelen
sıkıntılar, bir taraftan onların idari ve mali alanda desteklenmesi noktasında
çok önemli bir açılım. Yani, artık esnaf ve sanatkârla ilgili bir eylem planı
var, hangi kurum neler yapacak bu belli ve burada esnaf ve sanatkârımızın
rekabet gücünün artırılması, daha fazla, üzerindeki yüklerin kaldırılması, mali
güçlerinin artırılması, hukuki mevzuat ve Avrupa Birliği kredilerinden
faydalanması noktasında çok önemli açılımlar içeriyor; bu anlamda son derece
önemlidir. Bunun yanı sıra, tabii bankalarla ilgili sicil denetimi,
biliyorsunuz, bağımsız bir kurum olan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
tarafından yapılıyor. Yine dün ifade edildi, evet, bankacılık sisteminin bugün
sağlam ayaklarla ayakta durmasının en önemli göstergesi Türkiye’de düzenleme ve
denetleme görevinin fazlasıyla icra ediliyor olmasıdır, çok önemli bir şekilde
çalışılmasıdır. Geçmiş dönemlerde, hatırlayın çok eskilerde -bunlar tozlu
raflarda kaldığı için- Türkiye bankacılık sisteminde gerçekten önemli
sıkıntılarla karşı karşıya kalmıştı. Efendim, diğer taraftan, bu kredi kartlarıyla ilgili en son çıkarılan
kanun çerçevesinde kredi kartının aylık faizi yüzde 4,39’dur, aktif faizi. Eğer
temerrüde düşerse bu faiz yüzde 5,14 olmaktadır. 5464 sayılı Kanun hatırlayın
2006 yılında yüce Meclisimiz tarafından yine çıkarılmıştır. 5464 sayılı Kanun
çıkarıldığı zaman kredi kartı borcu olanlara yeni bir ödeme imkânı getirecek
olan bir düzenlemeydi, iyi bir düzenlemeydi. Ancak size birkaç rakam vermek
istiyorum bunun sonuçlarıyla ilgili, ne yapıldı diye: O Kanunla on sekiz ay
vade getirildi, on sekiz eşit taksitte ödeme imkânı getirildi ve yüzde 18 faiz
uygulandı. Bu çerçevede 958.948 kişiden 266.840 adet kredi kartı başvurusu,
yani yüzde 27’lik başvuru yapılırken, buna karşılık yüzde 25,3’ü yeniden
yapılandırılmıştır. Yani 958.948 kredi kartı borçlusu var ve bunlar için
çıkarılan kanun var, ancak bu Kanun’dan yararlanmak için yapılan başvuru sayısı
bunun yüzde 25’i mertebesinde. Bir yanlışlığı da düzeltmekte fayda var. Bugün ülkemizde 42 milyon
kredi kartı vardır. Değerli arkadaşlar, 42 milyon kredi kartının, ben diyeyim
yüzde 40, siz deyin yüzde 42, en fazla aktif olan kredi kartı sayısı yüzde
35’ler, 40’lar mertebesinde. Çünkü her birimizin, her bir insanın cebinde
ikişer üçer, dörder kredi kartı bulunmaktadır ve şu anda krediler içindeki portföyde almış olduğu pay da yüzde 8 mertebesindedir. Şu anda kredi kartlarıyla ilgili bir düzenlemeyi, tüketici
kanununu, inşallah önümüzdeki günlerde yüce Meclisimize geldiği zaman orada
göreceksiniz, çok önemli düzenlemeler içeriyor. Bunları da mutlak surette
sizlere aktarmayı bir görev biliyorum. Bu, yeni hazırlamış olduğumuz tüketici kanununda kredi
kartlarından alınan yıllık aidat veya yıllık -ne diyelim bunun adına,
tüketicinin bile bilgisi olmadan alınan- kart ücretine üç yıllık bir süre
getirerek bir sefere mahsus alınacak olan bir düzenleme getirmeyi hedefliyoruz.
Bunun yanı sıra, biliyorsunuz talebi olmadığı hâlde birçoğunun
adresine adres teslimi kart veriliyor. Bu çerçevede de kendisine kredi kartı
gönderilmiş olan biri istediği an “O kredi kartını ben, hayır, istemiyorum,
kullanmıyorum.” diyecek bir serbestliğe kavuşacak. Şu anda çeşitli yokuşa
koşmalar ve zorlamalar var. Bu çerçevede online
ortamda bile istemiyorsa kredi kartını kullanmaktan vazgeçebilecektir. Yine bu kredi kartıyla ilgili yapılan yeni bir düzenlemeyle de
dediğim gibi, kredi kartının limiti şahsın limiti olacak. Yani bir firma, bir
yeni müteşebbis bir bankadan 20 bin lira kredi alamazken kendisine verilen
farklı sayıdaki, farklı adetteki kredi kartlarıyla verilecek olan kredinin çok
üstünde krediler açılıyor. Bu da tabii ki neticede, işte farklı adlandırma da
olsa, kredi kartı kullanımını farklı yerlere götürebiliyor. Ama şimdi
yapacağımız düzenlemede ve Çek Kanunu’nda yapılacak olan düzenlemelerde kredi
kartı şahsın limitine göre, TC vatandaşlık numarasıyla beraber o kişinin
harcama yetkisi olarak yapılacak. Bir şey daha söyleyip konuşmamı bitirmek istiyorum Sayın Başkanım.
Vaktim… BAŞKAN – Sayın Bakan… SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Peki,
tek bir şey söyleyeyim: “2003 yılında çıkarılan sicil affı, hani, ne getirdi,
ne götürdü…” Sanki ben böyle bir hava izliyorum, bir fayda getirmeyecekmiş
gibi. Biraz evvel çok Değerli Milletvekilimiz söyledi. Değerli arkadaşlar, bu kanunun faydasına hepimiz inanıyoruz,
hepimiz zaten bunu istedik ve bütün Meclisimizin talep etmiş olduğu bir
uygulama bu. Mutlaka bunun faydası fazlasıyla alınacak ve şu anda -dün rakam
vermiştim- 12 milyon ödenmiş veya ödenmemiş olan kredi kartı, ferdî kredi, çek
ve protestolu senedi ilgilendiren bir hadisedir. 2003 yılında çıkarılan 5033
kapsamında, bakın, 7 milyon 749 bin 798 adet çek kaydı, 429.730 adet kredi ve
kredi kartı kaydı, 57.100 adet de protestolu senet kaydı Merkez Bankası
kayıtlarından 2003 yılında çıkarılan kanun çerçevesinde silinmiştir. Onun için,
bu kanun da geçen kanunda olduğu gibi, biraz daha kapsama alanı daha fazla
olduğundan dolayı, yeniden sicile girmiş durumda ve burada ciddi manada bir
yeniden düzenleme imkânı getirecek, yani bir temizlik söz konusu olacaktır;
sicillerde bir temizlik getirecek. Bir milletvekilimiz söylemişti: Antalya’da açılan, kapanan esnaf
sayısı… Efendim, tekrar söylüyorum: 2005 yılında çıkarılmış olan 5362 sayılı
Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu, TESK
Kanunu’yla beraber yeniden kaydolanlar, yeni kişiler, üye kayıtları, yani
üyelerin tamamı yeniden gözden geçirildi. Birçok mükerrerlik vardı. Bu
mükerrerlik 2005 yılında yapılan yeni düzenlemeyle düzenlendi ve 2002-2008
yılları arasında -biraz evvel Sayın Vekilim sormuştu- 51.813 esnaf açılmış,
54.519 esnaf kapanmıştır -doğru, benim gönderdiğim bir cevap- ancak bunun
32.157 adedi 2005 yılında yürürlüğe giren düzenlemeden, düzeltmeden dolayı
kayıtları silinmiştir. Yani burada kapanan esnaf sayısı açılan 51 813’e karşı
22 bindir. Bunun düzeltilmesi ve Genel Kurul kayıtlarına geçmesinde fayda var. Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun. Madde üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 320 sıra sayılı yasa tasarısının 1. maddesi
sonuna aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ederiz. Saygılarımızla.
(3) Ayrıca, Bankalar, Katılım Bankaları, Finansal kiralama
şirketleri, Faktoring şirketleri ve Tüketici
finansman şirketleri, verdikleri kredilerin geri ödenmesi amacıyla, kredi
müşterisi tarafından ciro edilen ve kredi kuruluşlarınca kabul edilen çekler,
çek sahiplerinin çeklerinin karşılıksız çıkmaması ve yasal takibe uğramaması
hâlinde, çekteki tanzim tarihinden önce, kredi borçlusu hariç, cirantalara
yasal takip yapılamaz. İlgili çekin
tanzim tarihinde karşılıksız çıkması hâlinde, çek bedeli cirantalardan talep
edilir, tahsil edilememesi hâlinde yasal takip yapılabilir. (4) Kredi kurumlarınca veya üçüncü şahıslar tarafından icra takibi
yapılan ve takip sonucunda borçlarını ödeyen borçlularla ilgili kayıtlar da
silinir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) –
Katılmıyoruz efendim, çünkü başka bir düzenleme gerektiriyor, başka bir kanunda
yapılması gereken bir düzenleme. BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buyurun. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tabii Komisyon niye katılmıyor bilemiyorum. Ne diyoruz biliyor musunuz? Mademki esnafa,
mademki bu insanlara bir sicil affı getiriyoruz; burada olmayan, Merkez Bankası
kayıtlarında olmasa dahi üçüncü kişiler tarafından, krediden dolayı -çek,
senetten dolayı değil, dikkatinizi çekiyorum, çekten, senetten dolayı değil-
sözleşmeden dolayı icra takibine uğrayan veya iki kişi arasında yapılan bir
sözleşmeden dolayı icra takibine uğrayan insanlar da bu insanlar da aynen… Belki
Merkez Bankası kayıtlarında yok, ama tüm bankaların kayıtlarında icra
dairelerinden… Her banka icra dairelerinden her gün liste alır ve bunları
anında kendi sicil listelerine işlerler veya bankalara haciz ihbarnamesi gelir.
Şimdi, haciz ihbarnamesi gelen bir müşterisi artık hacizli diye… Bankalar
Kanunu’nun 108’inci ve 160’ıncı maddelerinde zimmet suçu var. Burada, o
esnekliği… Bu yasa çıkarıldığında protestolu senedi olan veya karşılıksız çeki
olan insanlara artık zimmet suçundan bir yerde, geçmişten geleni kurtarıyoruz
-bankacılara- ama icra takiplerinden dolayı ve borcunu ödeyen insanlara,
-bunlar borcunu ödeyen insanlar- hiçbir şey yapmıyoruz. Yani, burada, hakikaten
bunu yapmazsak icra takibinden dolayı hiçbir müşteriye hiçbir esneklik
yapılamaz. Dikkatlerinize sunuyorum. İkinci konu: Arkadaşlar “Çek bir ödeme aracıdır, vade olmaz.”
diyoruz, ama bir piyasa gerçeği var, bunu hepiniz kabul edin. Artık bir kredi
müessesesi bir müşterisine bir kredi verdiği zaman belli çekleri alıp… Yani,
“Ben, bu krediyi bu vadede ödeyeceğim.” demek zımni kabuldür, bir yerde bir
anlaşmadır. Müşteri çeklerini alıyor, bir anlaşma yapıyor, zımni kabul ediyor.
Her ne kadar “Çekte vade olmaz.” dersek de artık bir piyasa gerçeği var. Ne
yapıyor? Kendi müşterisi, kredi verdiği müşteri bir şekilde sorunlu olduğu
zaman o müşterinin verdiği tüm o çekleri -on gün, üç gün, beş gün, bir hafta,
bir ay, iki aylık tüm çekleri- arkasında sekiz on cirantayı, hiçbir günahı
olmayan insanları o kredi kuruluşu haczediyor, icraya veriyor. Buna kimsenin
hakkı yok arkadaşlar. Sen kredi kuruluşu olarak zımnen bu kredini bu vadede, bu
çek vadelerinde tahsil edeceğini kabul etmişsin. Kendi müşterine icra takibi
yapabilirsin, ama hiçbir günahı olmayan… Diyelim ki ev aldınız, yirmi tane çek
verdiniz, o çek dolaştı, inşaatçınız ciro etti, verdi; demirciye verdi, saccıya
verdi. En son kredi alan kişi sizin yirmi tane çekinizi götürdü, saccı bankaya
verdi. KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Öyle bir şey yok… FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Nasıl bir şey yok? Eğer sizin
en son, en son… KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Ciro yaptı. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ciro yaptın, verdin. Gitti,
sekiz ciro geçti. En son bankadan kredi olan kişi, en son ciranta ve bankadan
kredi alan kişi herhangi bir sorunu olduysa, o banka sizin yirmi tane çekinizi
yazdırıyor. Ya kardeşim, ben bunu ayda bir tane ödeyebileceğim. Ben yirmi tane
çeki bir günde ödeyemem ki. KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Vade yok… FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ya Beyefendi, bir piyasa
gerçeği... Nasıl vade yok? Siz, zımni bir anlaşma yapmışsınız: Ben bu krediyi
yirmi taksitte ödeyeceğim... Ben yirmi tane çekin tahsili için, yarın sabah
icra takibiyle sizin kapınıza gelsem, siz mahvolursunuz. Yani birtakım
gerçekleri de niye kabul etmiyorsunuz? Yani burada dediğimiz bu arkadaşlar.
Tamam, borçlusuna gitsin, borçlusuna gitsin. Borçlusunun sorunu varsa banka
borçlusuna gitsin, ama zımnen kabul ettiği o çeklerin cirantasına çekteki vade
dediğimiz veya “tanzim tarihi gelmeden önce gidemez” diyoruz. Ama icra takibi
yapıyorlar. İnsanların onurunu yok ediyorlar. Yani bir sürü kredi kuruluşu
-isim de veririm gerekirse- bir sürü insanın namusunu ve onurunu zedeledi
arkadaşlar. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Yani bir günde siz ciro
etmişsiniz, mıcır alıyorsunuz. Mıcır aldığınız adama bir sürü çek veriyorsunuz
mıcırcı acze düşmüş diye ve sizin çekiniz değil, sizin müşterilerinizin çeki.
Ciro etmişsiniz, sizinle ilgisi yok, sadece ciro etmişsiniz. Hem sizi zor
durumda bıraktı hem de sizin çeki o aldığınız insan kapınıza dayanıyor: “Ya bu
ne rezalettir; ben sana bu çeki gününden önce bana icra takibi yapın diye mi
verdim.” diyor. Arkadaşlar, takdir sizindir. Yani başka madde yok. Eğer
karşılıksız çeke bu yasada bir çözüm getiriyorsak, mutlaka buna da bir çözüm
getirmemiz lazım arkadaşlar. Bu bir yaradır. Piyasada istikrarı bozan bir
yaradır. Piyasada istikrarı bozuyor. AHMET YENİ (Samsun) – Bankada, işin düşünce mi… FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Aynen, aynen, aynen öyle. Aynen
öyle. Evet efendim, çekte
bir karşılıklı söz vardır: “Ben bu krediyi bu vadede tahsil edeceğim.” demek… AHMET YENİ (Samsun) – Siz öyle mi yapıyorsunuz? FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet, aynen öyle. Onun için, takdir hepinizin. Piyasada istikrarı bozan bir
uygulama. Ben hepinizin dikkatlerinize sunuyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 2’nci maddeyi okutuyorum: Yürürlük MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk… Sayın Köktürk yok. Konuşacak mısınız Sayın Aslanoğlu? FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Aynen devam… BAŞKAN – Buyurun. CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Değerli Başkan,
saygıdeğer arkadaşlarım; bir şey zamanında yapılmalı, zamanında yapmadığın
hiçbir şeyin hiçbir faydası olmaz. Bugün piyasanın istikrara ihtiyacı vardır.
Önergeyi kabul etmediniz ama bunu -tüm piyasanın acısıdır, yarasıdır- ben
takdirlerinize sundum ama maalesef... Değerli arkadaşlar, tabii bu yasayı yaparken bir şeyi de dikkate
almalıyız: Bankalar Kanunu’nun özellikle 108’inci ve 160’ıncı maddelerini
mutlaka ve mutlaka, piyasa borçları için -altını çiziyorum- grup kredileri için
demiyorum piyasa borçları için, tüketici kredileri için, kredi kartları için…
Karşılık Kararnamesi’ni eğer biz orada tutarsak bunun hiçbir faydası yoktur.
108’inci madde ve 160’ıncı madde direkt zimmet suçuyla bankacıyı suçluyor ve
hiçbir bankacı da eğer bir kişinin hasbelkader, yanlışlık da olsa karşılıksız
çeki -demin bahsettiğim- hiçbir günahı olmadan, çekim vadesi gelmeden bir icra
takibine uğramışsa, bu adamın kredisini ihtarname çekip geri istemezse zimmetle
suçlanıyor arkadaşlar. Bu nedenle, biz, Bankalar Kanunu’ndaki Karşılık
Kararnamesi’ni ve özellikle piyasa kredileriyle ilgili -altını çiziyorum, grup
kredileri demiyorum- yeniden yapılandırma olanağı tanımak adına veya taksidi gelmiş “50 lirasını ödeyeceğim, diğer 50 lirayı
bana bir ay uzat.” diyor, bu imkânı… Eğer 50 lirayı ödeyemezse taahhüdünü
yerine getiremeyen bir müşteri oluyor ve uzatılmıyor arkadaşlar. “Hayır arkadaş, ben bunu yapamam, Bankalar Kanunu var zimmet
suçuyla suçlanırım.” diyor. Bunlar eğer piyasada… Piyasayı düşünürsek ve
istikrarı düşünürsek, bunları da eğer yeni bir yasa ile buraya getirmezseniz
bunun da çok bir faydası olmaz arkadaşlar. Özellikle yeniden yapılandırmalarda
Bankalar Kanunu’nun o maddelerine mutlaka o esnekliği vermek zorundayız
arkadaşlar, yani bir şekilde inisiyatif vermeliyiz.
Yine söylüyorum: 100 lira borcu varsa, “50 lirasını vereceğim, 50 lirasını on
gün sonra ödeyeceğim.” dese bile inisiyatifleri
yoktur. Ben, bir kere bunu hepinizin takdirine sunuyorum ve mutlaka buraya
gelmesi lazım arkadaşlar. Tabii, değerli arkadaşlarım, demin yine bahsettim, icra
dairelerinde illa… Tabii, bir icra dairesine nasıl gidilir? Bir kişi icraya
nasıl verilir? Karşılıksız çeki olur veya protestolu senetten dolayı icraya
gidebilirsin. Ama örneğin, vergi dairesi, SSK’ya borcun varsa haciz yapıyor,
her şeyine el koyuyor. Yani takibe uğramış oluyorsun bir yerde karşılıksız çek
ve protestolu senet gibi takipli müşterisin. Mutlaka her banka, icra
dairelerinden her gün liste alır arkadaşlar, mutlaka adamları vardır, icra
dairelerinde o gün kime icra takibi yapılmışsa o listeleri alırlar, kendi
sicillerine girerler. Artık o müşteri, o bankada takipli müşteri, karşılıksız
çeki çıkan bir müşteri gibi veya senedi protesto edilen bir müşteri gibi
addedilir. Deminki önergeyi kabul etmediniz. Eğer bu yasanın bir yerine
“Geçmişte icra takibine uğramış ve borçlarını ödemiş kişilerin de aynen sicili
silinir.” ifadesini koymazsak, icra takiplerinde hâlâ bu müşteri gözükürse bir
şekilde bankalar açısından bir sorun olur arkadaşlar müşteri yönünden diyorum.
Bu nedenle, bunu bir kere daha dikkatlerinize sunuyorum. Değerli arkadaşlarım, tabii 1960’lı yıllarda, yani Çek Kanunu ve
Türk Ticaret Kanunu’nun yazıldığı dönemlerde ticaretin bir tek ödeme aracı
varmış: Çek. Arkadaşlar, artık çek hamiline olmaz, hamiline çek olmaz artık,
çek artık kişiye yazılır. Hiçbir ödeme aracı yoktu, tek bir ödeme aracı vardı:
Eskiden “keşide çeki” derlerdi, ya keşide çekleri vardı ya da çek vardı.
Kayıtlı ekonomiye geçmek için hepimizin çırpındığı bir ülkede artık hamiline
çek olmaz. Bir kere bu çekte “hamiline”yi kaldırmak
lazım. Çek, kime borcun varsa ona yazılır arkadaşlar. Bir kere bunu da
dikkatlerinize sunuyorum. Bir başka konu, vadeli çek arkadaşlar. “Çekte vade olmaz.”
diyoruz. Hayır arkadaşlar, ticaretin gerçeği, ülkenin
gerçeği, ülkede artık yerleşmiş bir ilke varsa bunu… Aksi hâlde, siz çeki
kaldırın piyasa çok daralır, çünkü bugün piyasadaki işlem hacminin, günlük
işlem hacminin en önemli kısmı müşteriler, yani ticarette ciro edilen müşteri
çekleriyle yapılıyor. Artık bunu kabul edin. Yani, eğer Türkiye'de on ay vadeli
mobilya satılıyorsa veya vadelerin on-on iki aya gittiği bir ticari yapı varsa
bu ülkede ve buna uygun çekler de veriliyorsa, artık bu gerçeği kabul etmek
zorundasınız. Tamam, “Çekte vade olmaz.” tabiri yerine “tanzim tarihi” tabiri
getirilip tanzim tarihinden önce çekin arkası yazılamaz. Bir başka konu: Biz, namuslu, şerefli, dürüst müşteriyi
koruyacağız, dürüst insanı koruyacağız diyoruz. Namussuz, sahtekâr insanlar da
yine yasadaki boşluktan yararlanıp bankaya bir talimatla “Bu çek istemim dışı
elimden çıkmıştır.” dediği anda banka o çeki ödemiyor. Ya kardeşim, sen
vermişsin çeki, malı almışsın, malı satmışsın, faturası var… Ama yasalar
namuslu alacaklıyı korumuyor, o sahtekârlık yapan kişiyi koruyor. Bankaya
yazılı bir talimat verdiği anda, arkadaşlar, o banka, müşterinin o talimatına
istinaden çeki ödemekten rücu ediyor. TAHİR ÖZTÜRK (Elâzığ) – Arkasını yazıyor. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır arkadaş, arkasını da
yazmıyor. Mutlaka ve mutlaka, çekten rücuyu,
caymayı bir mahkeme kararına… Ondan sonra, namuslu alacaklı gidip o adamdan
alacağı olduğunu mahkemede ispat etmeye çalışıyor, yıllar sürüyor. Bu nedenle, arkadaşlar, çekten caymak isteyen kişinin, çekin
elinden haksız yere çıktığını ispat etmesi lazım. Mutlaka ve mutlaka, Çek
Kanunu’nda bunu değiştirmezsek yine piyasaya istikrar gelmez. Özellikle son
günlerde bakın bankalara, çekten caymalar yüzde 100 oranında artmış arkadaşlar.
Canı istemiyor, ödemek istemiyor, hemen çekten cayıyor arkadaşlar ve ondan
sonra, o onurlu, şerefli alacaklı iki yılda o parasını alamıyor arkadaşlar.
Mutlaka bunun maddi bir cezası olması lazım. Her önüne gelen kolay kolay çekten cayamaz. O mahkeme kanalıyla ispat etsin
çekinin haksız yere elden çıktığını. Ama, biz, onurlu
alacaklıyı korumuyoruz, onursuz borçluyu koruyoruz arkadaşlar. Ben bunu da
dikkatlerinize sunmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, tabii… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Başkanım… BAŞKAN – Buyurun efendim. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Tamam Başkanım. Bir sonraki maddede, başka bir iki konu var, onlar da oradadır,
hepinizin dikkatlerine sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat Milletvekili Reşat
Doğru, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 320 sıra sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile
Kredi ve Kredi Kartı Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında
Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Kısaca sicil affı denen bu kanunu milletimizin birçok ferdi uzun
zamandır heyecanla bekliyordu. Benim de iki arkadaşımla beraber bir yıl üç ay
önce verdiğim bu kanun teklifinin Sanayi Bakanımız Zafer Çağlayan’ca Türkiye
Büyük Millet Meclisi gündemine getirilmesini memnuniyetle karşıladığımı ifade
etmek istiyorum. Sayın Bakana ve ekibine teşekkürlerimi sunuyorum. 19 Şubat 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine 37’nci
madde gereği, yani komisyonda görüşülmemesinden dolayı 37’nci madde gereği bir
konuşma, gündem maddesi olarak, almıştım. Orada, bu kanunun önemli olduğunu
yüce Meclisimize anlatmıştım ancak çeşitli nedenler dolayısıyla da tahmin
ediyorum Meclisimizdeki oylarla bu reddedilmiştir. Ancak şunu söylemek
istiyorum ki 2007’de milletvekili seçildikten sonra birçok esnafın ortak isteği
olarak ben bu kanun teklifini getirmiştim. Özellikle Tokat’ta -Reşadiye
ilçesinde, Zile ilçesinde- birçok ilçeleri ziyaret etmiş olduğumuz zaman,
seçimlerden sonra, bunun çok önemli olduğunu, bu şekilde bir konunun, yani
sicil affının gündeme getirilmesinin esnafı rahatlatacağını veyahut da esnafta
sıkıntının giderileceği noktasında ortak istekler vardı. O istekler
doğrultusunda yaklaşık olarak bir buçuk yıl önce ben bu kanun teklifini
arkadaşlarımla beraber getirmiştim ancak geç kalınmış olduğu kanaatindeyim ama
yine de bu şekilde gelmiş olmasının da çok büyük faydası olduğunu ifade etmek
istiyorum, onun için teşekkürlerimi sunmak istedim. Sayın milletvekilleri, halkımız büyük bir ekonomik kriz altında
bulunmaktadır. Çiftçinin durumu ortadadır. Bakınız, çiftçinin durumu diyorum.
Doğrudan gelir desteği ödemeleri 2009 yılı içerisinde kaldırılması gerekirken
2007 içerisinde kaldırılmıştır. 2007 içerisinde kaldırılmış olması
çiftçilerimizde çok büyük sıkıntıları da beraberinde getirmiştir. Bakınız, şu
anda gübre alamıyor, ilaç kullanamıyor, mazot almakta da zorlanıyorlar. Yani
biz bu doğrudan gelir desteğini 2009 senesinde kaldırmış olsaydık veyahut da
onlara çeşitli imkânlar vermiş olsaydık ben daha da iyi olacağını düşünüyorum. Şu an itibarıyla, yine Tokat’tan örnek vermek istiyorum, Tokat
ilinde Kazova’ya gidiniz veyahut Artova Ovası’na
gidiniz veya Kelkit Vadisi’ne gitmiş olduğumuz zaman çiftçilerimizin büyük bir
sıkıntı içerisinde olduğunu görürsünüz. Çiftçilerimizin orada -özellikle
önümüzdeki günlerde işte ekim zamanları geliyor veyahut hasat zamanları
gelecek- şu an itibarıyla söylemek istiyorum ki bu manada çok büyük sıkıntıları
vardır. Yani doğrudan gelir desteği şeklinde de olsa böyle ufak miktardaki
paraların kendi dertlerine çare olduğunu ifade etmeye çalışıyorlar. Yani
ürettiklerinin değerlendirilmesini ama üretimde de kendilerinin desteklenmesini
istemekte olduklarını ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, esnafın durumu da bunlara yakındır. Esnaf
geçinmekte zorlanıyor. Kim ne derse desin bazen yine siftah yapamadan kapanan
dükkânlarımız vardır. Dükkânını, ekmek teknesini kapatmamak için büyük mücadele
veriyorlar. Zaman zaman büyük sıkıntılarla
karşılaşmakta olduklarını da söylemek istiyorum. Sayın Bakanımız buradayken özellikle Tokat’ımızın Zile ilçesinden
bir istek geldi, onu kendilerine ifade etmek istiyorum: Zile’de şu anda Zile
pekmeziyle ilgili çok büyük sıkıntı vardır. Zile pekmezinin bu bölgeden işte
başka yere kaydırılma noktasında olsun veyahut da Zile pekmezine patent
alınmamasından dolayı oradaki pekmez üreticileri zor durumda bırakılmışlardır, hatta
bazılarına çok ciddi manada da ceza yazılıyor. Sayın Bakanım, Zile ilçesi Tokat’ın en güzel ilçelerinden bir
tanesidir. Özellikle de Zile pekmezi bu bölgenin markasıdır, yani “Zile”
denildiği zaman Zile pekmezi akla gelir. Dolayısıyla, şu an itibarıyla Zile
pekmezini dünyaya tanıtan, Türkiye'nin her tarafında, bu pekmezi gönderen
insanlar, özel teşebbüs bu marka, yani daha doğrusu… Gerçi Zile Ticaret Odası
patent alınmasıyla ilgili müracaatta bulunmuştur, o izin verilmemesinden dolayı
da sıkıntı yaşanıyor. Yani Zilelilerin ortak düşüncesi, Zile’deki o esnafın
ortak düşüncesi, bir nefes alınması noktasında veyahut da patentin çıkmasına
kadar bu konuda en azından üç beş ay süre bunlara verilmiş olsa, o cezayla
karşılaşmazlar. Bakın, şu anda yine talimat vermiş olduğunuz zaman… Tahmin
ediyorum ki 20 milyar, 30 milyar civarında ceza yazılıyor. Tarım İl Müdürlüğü
bu konuda da ciddi manada, işte Patent Enstitüsü olsa gerek tahmin ediyorum,
onlarla beraber bir problemi ortadan kaldırma mücadelesi verirler, tahmin
ediyorum ki bundan da halkımızın büyük bir menfaati olur diye düşünüyorum. Bu
konu, inşallah, derdimize çare olacaktır. Sayın Bakanım, esnafımız, görüldüğünden, yani hakikaten, kim ne
derse desin, şu an itibarıyla çok zor durumdadır. Bakınız, esnaf kefalet
kooperatiflerinin şu anda işte olağan kongrelerini yapıyoruz. Mesela, geçen
hafta içerisinde ben de Tokat’taki bazı kongrelere katıldım. Oradaki esnaf
kefalet kooperatif başkanlarının ifadesidir, yüzde 85 civarında insan borcunu
ödemekte zorlanıyor, yani esnaf işte kredi almış kooperatiften, o kooperatiften
almış olduğu krediyi ödeyemiyor. Ne yapıyor? Ödenmediği zaman da sıkıntılar
beraberinde başlıyor. Kooperatif de kendi öz kaynaklarından bunu karşılamaya
çalışıyor. Ama bu nereye kadar devam edecek? İnanıyorum ki, inşallah,
kooperatiflerimizin bu sıkıntılarını, yani esnafımızın bu sıkıntılarını
gidermiş oluruz. Değerli arkadaşlarım, tabii, sicil affıyla beraber esnafın
borçlarına da bir noktada yapılandırma gelmesi gerekir diye düşünüyorum.
Devletin elinde bankalarımız var. Biraz önce, Sayın Bakanıma teşekkür etmek
istiyorum, hakikaten çok güzel şeyler söylediler. İşte, Halk Bankası
vasıtasıyla veya çeşitli kurum ve kuruluşlar vasıtasıyla esnafa çeşitli
krediler verilmeye çalışılıyor. Sayın Bakanım, bu namuslu vatandaşlara, düzgün
çalışan insanlara bankalarımızdan ciddi miktarda kredi verelim, yani can suyu
kredisi dediğimiz tabir o zaman daha gerçekçi ve reel olur. Yani bankalardaki o
imkânları iş adamlarımıza açalım, iş işten geçmeden bunları açalım, yoksa hasta
öldükten sonra serum vermeye kalkmışsınız çok fazla bir şey ifade etmiyor. Ben
hekimim, yani hasta şok olarak gelmiş, siz bu şok içerisindeki hastaya vermiş
olduğunuz serum işte bir dereceye kadar onu kurtarmaya doğru yöneliyor ama esas
şok tedavisini yapmış olduğunuz zaman ancak o zaman hastayı kurtarırız diye
düşünüyorum. Bu kanun çıkartıldıktan sonra inşallah önümüzdeki zaman içerisinde
hipermarketler kanununu da bu Meclise getirmemiz gerekir diye düşünüyorum çünkü
işte Tokat gibi orta ölçekli iller var, bu illerdeki esnaflarımız bu noktada da
büyük sıkıntı içerisindedir. Bakınız, şu anda bu hipermarketleri,
süpermarketleri bir noktada bakkal açar gibi mahallelere açıyorlar. Mahallelere
açıldığı zaman da her süpermarketin açılmasıyla beraber yaklaşık olarak
altmışın üzerindeki esnafımız da işini kaybediyor, aşını kaybediyor. Hatta bazı
yerlerde öyle hipermarketler var ki içerisinde işte ayakkabı boyacısından tutun
da kuru temizlemecisine varana kadar onun içerisinde bulunuyor. Dolayısıyla da
mahallelerdeki açılan bu hipermarketler ve süpermarketlerle beraber işte o
zaman kapanma durumuyla karşı karşıya kalınıyor, işsizlik dediğimiz orduya da,
çok süratli bir şekilde insanların da buraya doğru yönlenmekte olduğunu da
görüyoruz. Değerli arkadaşlarım, bunların yanında özellikle emeklilerin
sorunlarına geçmeden de sözlerimi bitirmek istemiyorum. Neden derseniz, şu anda
kredi mağdurları içerisinde en büyük sıkıntıyı da emeklilerimiz yaşıyor. Emekli
insanlarımız 2008 yılında Hükûmetimizden el uzatılmasını
beklemişlerdir. Kim ne derse desin şu anda emeklilerimiz içerisinde evine ekmek
götürmekte, kirasını ödemekte zorlanmakta, hatta kredi kartı borcuyla yaşamak
zorunda kalan, asgari ödemesinde bile çok büyük sıkıntıda olan bir kitleyle
karşı karşıyayız. Emekli insanların sesini duymak mecburiyetindeyiz. Önümüzdeki
zaman içerisinde onlara yani emeklilerimizi rahatlatacak bir imkân
yaratılabilirse ben bunun da Meclisimizin vazifeleri içerisinde olduğunu
söylemek istiyorum. Bakınız, işçilerimiz özellikle intibak kanununun çıkartılmasını
istediler. 2008 senesi içerisinde intibak kanunu çıkmadı, inanıyorum ki
inşallah önümüzdeki dönemde, 2009 senesi içerisinde intibak kanununu çıkartırız
ve beraberinde de o insanlarımızı da -çünkü onlar çok büyük mağduriyet
içerisindedirler, hepsi, işçi emeklilerimizin büyük bir kısmı bunu bekliyorlar-
onları rahatlatma durumuyla da karşı karşıya kalmış bulunuruz, yapılmış olur. Düşük kur-yüksek faizin halkımızı üretemez ve satın alamaz duruma
getirmiş olduğunu hep beraber görüyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemlerde de bu
kanunun çıkmasıyla beraber yeni bir yapılandırmaya girilebilir. Biraz önce de
söylendi, özel bankalar da bu kanuna inşallah uyarlar. Yani Merkez Bankasından
kaydı sileceğiz ama inşallah sizlerin takibiyle beraber, Sayın Bakanlığın
takibiyle beraber tahmin ediyorum ki özel bankalar da bu duruma uyarsa
insanlarımızın beklentileri gerçekleşmiş olur diye de düşünüyorum. Değerli milletvekilleri, ödenemeyen tüketici kredileri, kredi
kartı borçları, karşılıksız çek ve senet borçları altında halkı ezdirmemek
gerekiyor. Halkı tefecinin eline düşürmeyelim. Bu kanunun arkasından mutlaka
diğer kanunları da beraberinde getirelim. Bakın, işsizlik konusunda Türkiye yol ayrımının içerisindedir. Kim
ne derse desin, zaman içerisinde -işsizlikle karşı karşıya bulunuyoruz ama
Türkiye Cumhuriyeti devleti gençlerin büyük sayıda olduğu bir devlettir- Türk
milleti gençliğine sahip çıkar ve o gençliğine önümüzdeki dönemlerde eğer iş
bulması, aş bulması imkânını sağlayabilirse inanıyorum ki o zaman işte lider
ülke Türkiye'nin de temelini atmış oluruz. Türkiye’den çok şey bekleniyor. Yani
Türkiye’den çok şey bekleniyor ama gençliğimize sahip çıkmamız, onlara aş
imkânı vermemiz, iş imkânı vermemizle beraber ancak o zaman bunun faydası
olacaktır diye düşünüyorum. Bakınız şu anda Tokat Organize Sanayi Bölgesi… Tokat Organize
Sanayi Bölgesi’ne Bakanlığınızın yapmış olduğu hizmetlerden dolayı da teşekkürlerimi
sunuyorum. Şu anda yine sizden almış olduğum bilgiler doğrultusunda Yeşilyurt
küçük sanayi sitesine önümüzdeki günler içerisinde temel atılacak. Bu çok güzel
bir gelişmedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Doğru, konuşmanızı tamamlayınız. REŞAT DOĞRU (Devamla) – Erbaa’sında, Zile’sinde, Niksar’ındaki
organize sanayi bölgeleri şu an itibarıyla çalışmalarını yapıyorlar ama oradaki
insanların da işte bu sicil affı gibi kendilerine yardım edilmesi noktasında da
çok büyük beklentileri var. Bakın Tokat Organize Sanayi Bölgesi’nde bir boru fabrikası var.
Onun gibi nice fabrikalar var. O fabrikalara böyle -yani demek istediğim orası-
Halk Bankası vasıtasıyla, diğer bankalar vasıtasıyla şöyle bir can suyu, böyle büyük
bir can suyu vermiş olabilsek o fabrikalar kapanma durumuyla karşı karşıya
bulunmazlar. Çünkü oradaki insanlar -şu anda boru fabrikası için söylemek
istiyorum- üretim durma noktasına gelmiş ve acil olarak da işte bu kanunu
bekliyorlar, bu kanunla beraber kredi imkânı bekliyorlar. Yani bunları
sağlamamız gerekir diye düşünüyorum. İnşallah ülkemiz için bu kanun hayırlı olur ve bundan sonra
bunlara bağlı olarak çıkartacağımız kanunların da hayırlı olmasını temenni
ediyoruz. Çünkü bu ülke hepimizindir, bu ülkeye hepimizin sahip çıkması
gerekir, iş adamına sahip çıkmamız gerekir, esnafımıza sahip çıkmamız gerekir,
emeklimize özellikle sahip çıkmamız gerekir. Sosyal birimlerin, katmanların
hepsinin durumunu şöyle bir bir göz önüne
getirdiğimiz zaman, bu tür kanunların da çok acil olarak çıkması gereken
kanunlar olduğunu ifade ediyor, yüce Meclise beni dinlemiş olduğu için
teşekkürlerimi sunuyorum, bu kanunun da hayırlı olmasını temenni ediyorum. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru. Şahsı adına Samsun Milletvekili Ahmet Yeni, buyurun efendim. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 320
sıra sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları
Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı’nın
2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Görüşülmekte olan kanun tasarısı ülkemiz ekonomisinin
güçlendirilmesi, bu suretle de kredilendirme faaliyetlerinin desteklenmesini
amaçlamaktadır. Bilindiği üzere kredi sisteminde geçmiş yıllarda müteaddit
defalar sicil affı yapılmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün dünyayı saran
ekonomik mali kriz tabii ki ülkemizi de etkilemiştir. Yaşanan bu süreçte iç ve
dış ticarette oluşan olumsuzluklar ve mali sıkıntılar neticesinde çekleri
yazılan, senetleri protesto olan iş sahipleri ile kredi kartlarını ödeyemeyen
ve kredi taahhütlerini yerine getiremeyen bir kısım gerçek ve tüzel kişiler
olmuştur. Bugün sicil affı kanunu tasarısının Meclis gündemine alınması da
zamanlaması da gerçekten doğrudur. Dünyada yaşanan krizle birlikte ekonomimizi
başarıyla yöneten AK PARTİ İktidarımız, piyasalarda oluşan nakit sıkıntısına
rağmen, her yıl miktarlarını artırarak verdiği kredilere de devam etmektedir.
Geçmişte çıkarttığımız Bankacılık Kanunu ile bankalarımızın yönetim sistemleri
tekrar düzenlenmiş, yasalaşacak olan bu tasarı ile de gerçek ve tüzel kişilere,
esnafımıza, küçük ve orta ölçekli işletmelerimize yeniden kredi kullandırma
imkânı bulmuş olacağız. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; esnaf ve sanayicimiz,
işlenmiş olan bu sicil kayıtlarının silinmesini, sicil affıyla sağlanan
imkânlara kavuşmasını bizden talep etmiştir. Burada bizleri bazı sözlerle eleştiren muhalefet sözcülerine
kısaca hatırlatmada bulunmak istiyorum. Geçmişteki iktidarların nasıl yönetim
sergiledikleri halkımız tarafından unutulmamıştır. 57’nci Hükûmet
zamanında, DSP, MHP ve ANAVATAN Partisi koalisyonu döneminde ülkemizde batan
banka sayısı 20’yi aşmış, milyarlarca dolar milletin sırtına yüklenmişti.
Bankacılık sektöründe depremler yaşanmış, kriz üstüne krizler patlamıştı.
Piyasalardaki güven ve istikrar âdeta yok olmuş, esnaf kepenk kapatarak mevcut Hükûmete karşı toplu yürüyüşlere geçmişti. O zaman
iktidarda olanlara milletimiz “Yeter artık” diyerek tepkisini ortaya koymuş,
bir buçuk yıl daha iktidarda kalmaları gerekirken bırakıp gitmişlerdir.
Milletimiz yine AK PARTİ İktidarına “Evet” diyerek devam edecektir. Son olarak
yapılan iki genel seçim ve bir yerel seçimlerdeki başarımız da ortadadır. İktidarımız öncesinde uygulanan yüksek faizler, yaşanan finansal
dalgalanmalar nedeniyle birçok işletme ve şahıs istememesine ve iyi niyetlerine
rağmen çek, senet ve kredi taahhütlerini yerine getirmedikleri için Merkez
Bankasının kara listesine dâhil olmuşlardır. İktidarımız döneminde elinden
tutulan ve ayağa kaldırılan esnaf ve tüccarımız borçlarını ödeyebilecek
kabiliyete getirilmişlerdir. Borç yapılandırmaları ve yüksek oranlarla
uygulanan cezaların silinmesiyle borçlarından kurtarılmışlardır. Bu nedenledir
ki geçmiş dönemlerde yaşanan mali krizler neticesinde yapılan sicil
kayıtlarının silinmesini de halkımız, esnafımız, tüccarımız istemiştir. Bu
tasarıyla, borçlarını ödemelerine rağmen sicil kayıtlarının olması nedeniyle
kredilendirme ve çek hesabı açma işlemlerini yapamayanlar kaybettikleri ticari
itibarlarını tekrar kazanmış olacaklardır. Bu sorunu aşarak ülkemiz
ekonomisinin dinamiklerinden olan KOBİ’lerimize, mali zorluk içine giren esnaf
ve tüccarımıza daha fazla nefes alma imkânı ortaya çıkmıştır. Çıkardığımız bu
yasayla, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kara listesi kayıtları, borçların
ödenmesi veya yeniden yapılandırılması hâlinde göz önünde tutulmayacaktır.
Bankalardan, finansal kiralama şirketlerinden, factoring
şirketleri ve tüketici finansman şirketlerinden alınacak kredilendirme, çek
karnesi ve diğer işlemlerden istifade etme imkânı sağlanacaktır. Hükûmetimiz geçtiğimiz dönemde buna benzer bir çalışmayı da
yapmıştır. Her zaman olduğu gibi, yine adalet ve kalkınma anlayışı içinde
yaptığımız tüm düzenlemelerde hakkaniyet ölçülerine riayet ederek, dengeler
gözetilerek, bu yasada da konu edilen borçluların borçlarını ödedikten sonra
sadece sicil kayıtlarının silinmesi, sicil kayıtlarının silinmesiyle de ticari
hayatta sağlanan kredilerden, banka ve diğer finans kuruluşlarından kredi
imkânlarına kavuşmuş olacaklardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız. AHMET YENİ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
muhalefetin yaptığı tüm haksız eleştirilere karşı tekrar hatırlatmak istiyorum:
İktidara geldiğimizde esnaf ve çiftçiye uygulanan kredi faizleri oranı yüzde 59
iken, bugün bu oran yüzde 14 seviyelerine kadar indirilmiştir. 2002 yılında 153
milyon TL kredi verilmiş iken, bugün bu miktar, 2008 yılı sonu itibarıyla 3,1
milyar TL’ye ulaşmıştır. SSK ve BAĞ-KUR prim borçlarını ödeyemeyen insanımızın
hâli perişan iken, şimdi esnaf ve sanatkârlarımız borcunu ödemiş, sağlık ve
sosyal hizmetleri en iyi şekilde almaktadırlar. Çiftçimiz kredi faizi borç
batağından kurtarılmış. Biz bir taraftan sicil affı getirilirken diğer taraftan da malî
destekleri vermeye devam ediyoruz. Kanunlarımızı ihtiyaçlar doğrultusunda
ülkemiz ve milletimiz menfaatine olacak şekilde hazırlamaktayız. Bu kanunun ülkemiz ekonomisine katkılar sağlaması temennisiyle,
yüce vatandaşlarımıza, iş hayatımıza hayırlı olmasını diliyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Şahsı adına Yozgat Milletvekili Sayın Osman Coşkun, buyurun
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) OSMAN COŞKUN (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 320
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerine şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle bizi izleyen herkesi saygıyla selamlıyorum. Tıpta hastalanmadan önce önemli olan koruyucu hekimlik konusu
vardır. Ticarette, sanayide ve esnafımızın tüm alışverişinde de benzer bir
koruyucu önlemin alınmasının oldukça yararlı olacağı kanaatini taşıyorum. Bu
noktada özellikle birkaç bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Tabii, bugün, çek, senet, kredi kartı dediğimiz zaman ticaretin
asli unsurlarından, kullanılan unsurlarından bahsediyoruz ama başlangıçta
ticaret dediğimiz zaman aslolan bir mal ile değeri
olan bir malın değişimidir yani o zaman nakit yokken, çek yokken, senet yokken
mal karşılığında mal değişimi söz konusu idi ancak büyük nakliyeden dolayı
nakit icat edilmiştir ve daha sonra da çek ve senetler kullanılmaya başlanmıştır.
Şimdi, tüccar dediğimiz kişi en kaliteli malı en ucuza satan
kişidir. Tüccar hileli ve düşük kaliteli malı satamaz ve bulunduramaz. İlimde
de çok önemli bir esas vardır: Bilmediğin bir işin peşine gitme, bir işin önce
bilgisini elde et ve daha sonra o işi yapmak esastır. Özellikle Sayın Grup
Başkan Vekilimiz Mustafa Bey de çok iyi bilir, birçok şehrimizde, sanayicimiz,
esnafımız, tüccarımız, işçimiz çok güzel bir uygulama yaparlar, “oturma gecesi”
dedikleri, haftada bir defa bir araya gelirler ve herkes kendi sektörüyle
ilgili orada o bilgiyi paylaşır. O paylaşım sonucunda yatırım yapacak tüccar,
esnaf, sanayici daha isabetli karar verir. Bunun da en önemli esası -yine
ilimde bildiğimiz gibi- istişare eden yani bilgiyi edindikten sonra o işi yapan
kaybetmez, istihare eden pişmanlık duymaz, iktisat eden yokluk görmez. Yani tasarruf son derece önemli. Ben bu noktada birkaç
cümleyi de paylaşmak istiyorum: Özellikle sanayicimiz ucuz diye Çin’den
birtakım makineler almakta. Fakat incelendiği zaman bu makinelerin elektrik
tüketiminin çok yüksek olduğunu, dolayısıyla aslında kendisine maliyetinin çok
fazla olduğunu çok sonra fark edebilmektedir. Evet, özellikle varlıklı ile fakir arasındaki dengeye çok dikkat
etmek lazım. Bu, çok önemlidir. Bir insanın ne kadar serveti olursa olsun
dilediği gibi sarf etme hakkına sahip değildir. Yani toplumun ekonomik seviyesi
yetersizken “Param var.” diye istediği gibi harcama yetkisi yoktur ki bir
ihtiyacı fazlasıyla giderme alışkanlığına sahip olan kişiye de kötü kişi denir,
yani bu kötü bir davranıştır. Bundan dolayı özellikle her
alanda, başta tabii ki enerji konusu olmak üzere esnaf ve sanayicimizin
tasarrufa önem vermesi son derece önemli ama mesela toplumun seviyesi buna
yeterli değilken her yıl arabasını değiştirmek, aile boyu herkese son model
arabalar ve hesapsız çekler, bir radar gibi geleceği takip etmeden yapılan
alışverişler sonucunda maalesef sanayicimiz sıkıntı yaşamakta. Mutlaka
bu konuda eğitim çalışmaları yapılarak önceden bilgilendirmelerde fayda var. Esnafımız ve sanayicimiz bizim için son derece önemlidir. Onların
çalışmalarını kolaylaştırmak tabii ki bizim görevimizdir. Bu süre içerisinde
onların her aşamada işini kolaylaştırmamız lazım. Burada -Sayın Bakanımızın da
burada olması sebebiyle- sanayi odası başkanlarımız olabilir, oda başkanlarımız
olabilir; belli sayıda ihracat yapan, ülkeye döviz kazandıran, belli sayıda
ciro yapan, belli miktarda ciro yapan, yine belli sayıda işçi çalıştıran
esnafımızın mutlaka yurt dışına gidişinin kolaylaşması lazım. Şu anda
milyonlarca, yeşil pasaportu olan kişi var kamu görevlisi olması sebebiyle.
Bence yeşil pasaport… Yani vize almaksızın tüm Avrupa ülkelerini, dünyayı
rahatlıkla dolaşabilip ihracat imkânını artırma noktasında sanayicimize,
esnafımıza kolaylık sağlamalıyız diye düşünüyorum. Bu konuda yapılacak
çalışmaların oldukça önemli olduğuna inanıyorum çünkü yurt içinde yapacağımız
satış bir cebimizden diğer cebimize parayı koymaktan daha farklı olmayacaktır. Olabildiğince ihracata yönelik yapılacak çalışmanın ülkemiz için,
sanayicimiz için son derece önemli olduğunu düşünüyor, bu vesileyle heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 3’üncü maddeyi okutuyorum: Yürütme MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu. Buyurun efendim. CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan,
çok değerli üyeler; hepinize saygılar sunuyorum. Değerli arkadaşlarım, deminki konuşmamda çekler üzerinde durdum,
burada ise tüketici kredileri ve kredi kartları üzerinde duracağım. Arkadaşlar, tüketici kredileri ve kredi kartına baktığınız zaman,
kredi kartı bir ödeme aracıdır, kredi kartı bir ödeme aracıdır, bir kredi
müessesesi değildir. Asıl işlevi, limitlendirilmiş
bir ödeme aracıdır. Dünyanın her tarafında bu böyle kullanılır. Bir kredi
müessesesi, o ödeme aracında, ileride, kredi kartının günü geldiğinde, ödenene
kadar bir kredilendirme olayıdır ama bu bizde bir kredi kurumu hâline
getirildi. Kredili kredi kartı. Şimdi, önce, size bir tüketici kredisiyle kredi kartının farkı
nedir, onu izah edeyim. Yani bir masa alacaksınız veya bir buzdolabı
alacaksınız. Gidiyorsunuz, tüketici kredisi alıyorsunuz. Bunun faizi, tüketici
kredisi faizi oranı üzerinden faizlendiriliyor. Bankaların ilan ettiği tüketici
kredi faizleridir. Aynı buzdolabını kredi kartıyla alıyorsunuz, kredili kredi
kartı hesabına giriyor. Birinin faizi 1,5; 1,60; 1,70; 1,20 civarında -tüketici
kredilerinin- ama kredili kredi kartı hesabına girdiği zaman minimum 4 ,arkadaşlar, aylık 4’ten bahsediyorum, aylık 1,5’tan. Şimdi, geçen dönem, ben burada Ticaret Bakanlığının Tüketici
Kredileri Genel Müdürlüğüne teşekkür ediyorum. Sayın Bakanım, teşekkür etmesini de biliriz. Görev yapan… SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) –
Eyvallah. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Şimdi, geçen dönem bir yasayla,
hep beraber, yine tüm Meclis, tüketici kredilerinde iki tane basit ama çok
önemli değişiklik yaptık. Bir “tüketici kredilerinde faiz değişmez” maddesi
getirdik, hep beraber, tüm arkadaşlar. Artık orada -ve işini çok iyi takip
etti- tüketici kredilerine baktığınız zaman, piyasada tüketici kredi
müşterilerinde bir itiraz gelmiyor; artık taksiti belli, vadesi belli, ödeme
kabiliyetiyle ödüyor. Eskiden üç ay geçmeden, bu kredinin faizi, diyelim 1,5’la
aldıysa 2 oldu diyordu. Yani önemli bir soruna parmak basıldı ve çözüldü. Yine geçen dönem, özellikle -biraz önce Sayın Bakan bahsetti-
kredi kartlarıyla ilgili, yeniden yapılandırmayla ilgili bir yasa geldi. Burada
bir komisyon kuruldu. O zaman iki partiydik. Bu komisyonda
mutabık kalamadık arkadaşlar ve komisyon kendi arasında mutabık kalamayınca o
gün bu konuya bakan Sayın Bakan hepimizi çağırdı “Ortak bir nokta bulalım.”
dedi -Sayın Angı hatırlar- ve hep beraber piyasayı en
iyi takip eden ve burada tüketiciyi de koruyacak, bankaları da çok mağdur
etmeyecek diye düşündük, Merkez Bankasının adaletine bıraktık. Değerli arkadaşlarım, enflasyon belli, tüketici kredi faiz
oranları belli, hepsi belli ama maalesef kredi faizleri yüzde 13’le reeskont faizi veya günlük repo faizi anons eden Merkez
Bankası hâlâ daha temerrüt faizi olarak 5,13 ilan ediyor. Dikkatinizi
çekiyorum, aylık 5,13 değerli arkadaşlarım, aylık. Bu ne demektir biliyor
musunuz? Yıllık yüzde 67. Kredi kartları ise değerli arkadaşlarım, ortalama 4,30, baktığınız
zaman 4,30. Onun da yıllığı 62 arkadaşlar, 62, faizlerin yüzde 13-15 olduğu ve
aşağıya doğru çekilmeye çalışılan bir Türkiye’de… Tamam, kredi kartlarının bir operasyonel maliyeti vardır, bunu kimse inkâr edemez, operasyonel maliyeti vardır ama gidin bir giyim mağazasına,
on beş tane POS cihazı vardır arkadaşlar. Operasyon maliyetini müşteriye
yüklemek yerine kendileri, bankaların kendileri, bu işi daha rantabl
bir şekilde bir tane POS makinesiyle çözmek ve maliyeti aşağıya çekmek,
faizleri aşağıya çekmek yoluna hiç gitmediler. Arkadaşlar, bu hâlen toplum için bir yaradır. Kredili kredi kartı
faiz sarmalına düşen bir insanın, sabit gelirli bir insanın bu sarmaldan
kurtulmasına imkân yoktur. Arkadaşlar, 1,5’in yıllık kümüle faizi
ise -yani aylık 1,5’in ise- yüzde 21’dir. Bir tarafta yüzde 21, bir tarafta yüzde
67. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de bu sorun önümüzdeki süreçte daha
da büyüyerek devam edecektir. Ben bunun altını çiziyorum. İstediğiniz kadar…
Demin Sayın Bakan söyledi, 1 milyon sorunlu kredili kredi kartı borcu olan
insanın sadece 200 bin kişisi gidip yapılandırmış. Hele bugünün Türkiye’sinde,
yarının Türkiye’sinde yani bu dünyadaki ekonomik gelişmeler ve uygulanan IMF
politikasıyla sabit gelirlinin, memurun, emeklinin -dikkatinizi çekiyorum-
ödeme gücünün nereye gideceğini bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum. Bu
insanların kredili kredi kartı borcunu yarın önünüze… Bugün 1 milyonsa yarın,
arkadaşlar, bu 2 milyon olacaktır. Bunun altını açıkça çiziyorum. Bu nedenle
bir şekilde af getirmek yetmeyecek, aflar getireceksiniz. Eğer oradaki temerrüt
faizi ve aylık kredili kredi kartı faizleri bu oranla devam ederse bu insanlar
bunları ödemekte zorlanacaklar. Gene söylüyorum: Bir ödeme aracıdır, bir kredi müessesi değildir.
Nasıl bir kredi müessesi? Alışverişten ilk ekstrenin
geldiği tarihe kadarki bir sanal kredilendirme yani. Bir nakdî kredi değil, gayrinakdî bir kredilendirmedir. Kredi kartı, faiz oranı
değildir arkadaşlar, gayrinakdî bir kredidir, tıpkı
teminat mektubu gibi. Mağazaya “Bu kredi kartını al, bu adamın borcunun kefili
benim.” diyorsun, bir teminat mektubu veriyorsun. Değerli arkadaşlarım, bir başka konu ise karşılıksız çeklerden
dolayı hapis cezası alan insanlarla ilgili büyük bir boşluk var. Burada büyük
haksızlıklar var. Şimdi, birileri yasal boşluktan faydalanacak, birileri
faydalanamayacak. Burada bir yasal boşluk doğmuştur. Herkes cezasını
çekmelidir, adalet önünde herkes eşit olmalıdır ama bir kaos
doğmuştur. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Buyurun. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Özellikle karşılıksız çeklerden
dolayı hapis cezasıyla ilgili kaosun öncelikle
objektif olması, herkes için eşit olması yönünde mutlaka bir çözüm
getirilmelidir. Burada bir boşluk doğmuştur. Bu boşluktan birileri faydalanacak,
birileri faydalanmayacak; birileri dün yattı, bugüne kadar kaçan, hapse
girmeyen insanlar da hapis yatmayacak. Ben bilginize sunuyorum. Eğer bir
uygulama varsa herkese eşit olsun ama mutlaka bu insanların ne sorunları var…
Özellikle hapis cezası… Bunlar maddi cezayla cezalandırılmalıdır. Hapis çözüm
değil arkadaşlar, çalışıp öder bu insanlar. Özellikle karşılıksız çeklere hapis
cezası yerine maddi ceza getirmek zorundayız. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili ve Grup
Başkan Vekili Sayın Oktay Vural. Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Bugün, günümüzün giderek derinleşen ekonomik krizinin aslında
vatandaşlarımızın gelecek umudunu kararttığı bir dönemde bir muhalefet partisi
olarak, milletvekili olarak ısrarlı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinde
bu konuda alınması gereken tedbirlerin olduğunu vurgulamış ve bu kriz karşısında
Hükûmetin atalet içerisinde kalmasını eleştirmiştik.
Bu çerçevede, değerli milletvekillerimizin, gerek tarım kesimi olsun gerek
esnaf olsun gerek vergisini ödemeyenler olsun gerek SSK primlerini, sosyal
güvenlik primlerini ödemeyenler olsun, elektrik borçlarını ödemeyenler olsun,
bunların sorunlarını çözme konusunda, şu anda, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
hâlen bekleyen kanun teklifleri bulunmaktadır. Önerilerimizi yapmaya devam
edeceğiz. Bu yanlış ekonomik politikaların sıkıntıya soktuğu esnafımızın,
çiftçimizin, emeklimizin sıkıntılarını çözme noktasında tekliflerimizi ısrarla
Türkiye Büyük Millet Meclisinde dile getirmeye devam edeceğiz. Bugün burada,
değerli milletvekillerimizin yaptığı önerilerle, kamuoyunun da baskısıyla,
nihayet, bir nebze olsun, bu ekonomik krizden kurtulma umudu arayanlar için bir
kapı aralanmıştır. Ben, huzurlarınızda, bu kanun teklifini veren milletvekillerimize,
Sayın Mehmet Serdaroğlu’na, Sayın Reşat Doğru’ya,
Sayın Mümin İnan’a, Sayın Hasan Çalış’a, Sayın
Mustafa Enöz’e, Sayın Alim
Işık, Ahmet Bukan, Münir Kutluata,
Atila Kaya, Necati Özensoy,
Yılmaz Tankut, Muharrem Varlı, Kamil Erdal Sipahi ve
Sayın Mehmet Şandır’a teşekkür ediyorum. Bu konuda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, vatandaşlarımızın
içine düşürüldüğü ekonomik sıkıntılardan kurtulması için gerekli her türlü
desteği vermeye kararlı olduğumuzu ifade ettik; bunu da dile getirmeye, çözüm
önerilerimi ortaya koymaya devam edeceğiz. Elbette bu kanun arzu ettiğimiz
kapsamda değildir çünkü Merkez Bankasındaki kayıtlar silinmiş olmakla beraber,
Kredi Kayıt Anonim Şirketindeki kayıtlar hâlen muhafaza edilmektedir. Yine de
bu konuda, özellikle Hükûmetin uygulamalarıyla, bu
konuda sicili bozularak önümüzdeki dönemde borcunu ödemek için borçlanmak
isteyenlere hiç olmazsa sicilden dolayı getirilen engellerin kaldırılması
konusunda tedbirler alınır ama sorun bununla bitmez. Sorunun kaynağı, milletin
geleceğini ipotekli bir şekilde bugünden harcamasına yol açan, borçlandıran
ekonomi politikalarıdır. Bu ekonomi politikaları devam ettiği sürece -ki bunu
daha önce de söylemiştim- bu yeniden yapılandırmayla ilgili attığınız her adım,
ne yaparsanız yapın bu politikanız devam ettiği sürece, burada sıkıntıda olan
vatandaşlar için bu kanunları, bu kanun tekliflerini getirmek durumundayız,
durumundasınız. Onun için, vatandaşı giderek borçlandırırken, tarlada ürünü
bırakılan, 2002 yılındaki ürün fiyatı bile bugün verilmeyen, asgari ücretliye
yüzde 4 zamlarla, emekliye yüzde 3 zamlarla bu borçların ödenmesi de mümkün
değildir. Siz eğer çiftçinin, siz eğer emeklinin, siz eğer işçinin, siz eğer
memurun satın alma gücünü artırmazsanız, talebi oluşturmazsanız bu konuda
krediler de ödenemez, ödenmesi de mümkün değildir. Bugün geldiğimiz bu noktada,
esnaf, kredisini ödemek için iş yerini satmaktadır, çiftçi kredisini ödemek
için tarlasını satmaktadır. Dolayısıyla, bu konuda bu ekonomi politikasının
sonu gözükmüştür. Bu çerçevede krize karşı, 2000’li yıllarda, 1999’da oluşmuş
krize karşı alınmış birtakım tedbirleri, o bankacılık sisteminin güçlendirilmesi
için alınmış tedbirleri bugün iktidardaki bir sözcü eleştirebilmektedir.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu olmasaydı, bankaların öz kaynak rasyolarıyla ilgili kanuni tedbirler getirilmeseydi, şube
açma, banka açmayla ilgili sınırlandırmalar getirilmeseydi bugün Türkiye’de
mali krizden dolayı bankaların hangi duruma düşeceğini takdir edersiniz. Bugün Hükûmet eğer bankacılık sektöründe kriz olmadığını ifade
ediyorsa bu tedbiri kim almıştır diye bir dönüp arkasına bakması gerekmektedir.
Dolayısıyla, bugün dünyadaki ekonomik ve finansal krize
karşılık, Amerika Birleşik Devletleri’nde trilyonlarca dolarla kendi kesimini
desteklerken -İngiltere’de, her yerde- bu bankacılık kesiminin bedellerini
milletimize ödettirmemek için, yüksek faizi ödettirmemek için bankacılık
kesiminin sorunlu kredilerini ele alıp ondan sonra öz kaynaklarını güçlendirmek
için devlet birtakım tedbirler alırken 2001 yılında bu konuda 57’nci Hükûmetin aldığı tedbirleri açıkçası “Bu yükü milletin
sırtına yüklediniz.” demek, bugünkü Hükûmetin neden
yan gelip yattığının gayet izahıdır, çok güzel izah etmektedir. (MHP
sıralarından alkışlar) Evet, bugün başka ülkeler kendi bankalarını, mali kesimini,
insanlarını korumak için tedbir alırken, bugün Hükûmette
bulunan ya da Hükûmetin partisinde bulunan
milletvekili, o gün alınan tedbirleri vatandaşa bir yük olarak ortaya
koyabilmektedir. O gün alınan tedbirleri eleştireceğine, o güne kadar bakkal
dükkânı kurar gibi banka izinlerini kim vermiş, o bankalara verilen kredilerin
altında, bugünkü ya da dünkü hükûmette, 58 ve 59’uncu
hükûmetlerde kimlerin imzası vardır, bir onlara
baksaydı da burada söz söylerken biraz düşünürdü hiç olmazsa! Onun için,
burada, ekonomik krizle ilgili tedbirlerin alınması konusunda muhalefet
partileri olarak Hükûmete verdiğimiz destek,
maalesef, bu Hükûmetin bu tedbirler konusunda
alınacak bir tedbiri olmadığını da bu tablo ortaya koymuştur. Bugün geldiğimiz
bu noktada, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak… Ödenmeyen tüketici kredileri ve kredi kartları 2002 yılına göre
2003 yılında yüzde 94, 2004’te yüzde 300, 2005’te yüzde 595, 2006’da yüzde 958,
2007’de yüzde 1.336, 2008 Ekim itibarıyla yüzde 1.921 artış göstermiştir. Bu
hangi tabloyu ortaya koyuyor? Vatandaşın durumu iyi de çekini keyfinden dolayı
mı ödeyemiyor ya da senedi keyfinden dolayı mı protesto ediliyor? Bu,
insanların sıkıntıda olduğunu ortaya koyuyor. O bakımdan, 2001 yılında Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulunu kurmuş olmamızdan, bankacılar kesimini düzenlemiş olmamızdan bugünkü Hükûmetin sözcülerinin, partinin sözcülerinin şikâyet
etmesini doğrusu yadırgıyorum ve anlıyorum. O gün, 2002 seçiminden önce, banka
hortumcularıyla beraber helikopterle Bozüyük’e neden gittiklerini de şimdi
anlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, krize karşı alınmış
tedbirler karşısında, bu alınan tedbirleri sanki -başka bir ifadeyle-
küçültmek, bugünkü tedbirler karşısındaki ataletinizi de, vurdumduymazlığınızı
da ortaya koyuyor. Üzülüyoruz, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri
olarak üzülüyoruz, kapanan kepenklerden, işini kaybeden insanlarımızdan dolayı
üzülüyoruz ve tedbir alınmasını istiyoruz. Onun için, bugün burada bir sicil
affıyla bu konuyu gündeme getirmiş olmamızı, bu konu vasıtasıyla onların
dertlerini dile getirmiş olmamızı da bir katkı olarak yorumluyorum. Ben inanıyorum ki değerli arkadaşlarım, “Krize karşı ne tedbir
aldınız? Sıkıntıda olan vatandaşların sıkıntılarını çözmek için ne tedbir
aldınız?” diye bundan sonra soru sorduğumuz zaman diyecekler ki: “Bakın, sicil
affını getirdik. Biz tedbir getirdik.” Onun için, bugün geldiğimiz bu noktada Hükûmeti tekrar uyarıyoruz: Vatandaşın satın alma gücünü
artıracak tedbirleri getiriniz, vatandaşın sicilini bozdurmayınız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural, konuşmanızı tamamlayınız. OKTAY VURAL (Devamla) – Teşekkür ederim. Değerli arkadaşlarım, bence burada asıl sorgulanması gereken ve Hükûmetin… Özellikle Sayın Bakana… Vatandaşı borcunu
ödeyebilecek konuma getiriniz, vatandaşı borçlandırmaktan övünmeyiniz,
vatandaşın borcunu zamanında, vergisini zamanında ödeyebildiğini ifade ediniz.
O zaman bu borçlanmayı, bu borcu ödeme kabiliyetinin yüksek olduğundan dolayı
size eleştirilerimiz sınırlı olur ama bugün vatandaşlarımız gerçekten borcunu
ödeyebilecek durumda değildir. Bugün, ne hazindir ki 2009 yılında da IMF’nin
ümük sıktıran talepleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine yatırımlar
kısıtlanmış, yine çiftçilerin doğrudan gelir desteği kesilmiş, yine vatandaş
elde edeceği gelirle borcunu ödeyemeyecek duruma getirilmiştir. Bu ekonomi
politikasının bir sonucu olarak da vatandaşımızın sicili bozulmaktadır. Biz,
Milliyetçi Hareket Partisi olarak sicili ekonomik açıdan bozulan bu
vatandaşların müdebbir bir tüccar olarak, bir küçük işletmeci olarak sorunun
kaynağının kendilerinden olmadığını biliyoruz, müsebbibinin de bu ekonomi
politikalarını oluşturan Hükûmetin uygulamalarının
olduğunu düşünüyoruz. Bundan sonraki dönemde, daha fazla, ekonomiyle ilgili kanunların,
tekliflerin ve tedbirlerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi
dileğiyle, bu kanun teklifinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, katkıda bulunan
bütün siyasi partilere, grup başkan vekillerine ve teklifi veren
arkadaşlarımıza teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Şahsı adına Sakarya Milletvekili Sayın Hasan Ali Çelik. Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına
İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı’nın 3’üncü
maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Ülkemiz ekonomisindeki büyüme ve ticaretimizdeki gelişmeler her
geçen gün artmaktadır, bununla birlikte sorunlar da yaşanmaktadır. Geçmişte,
yüksek faizlerin etkisi ile bazı öngörülemeyen finansal etkileşimler de dikkate
alındığında, piyasalarda ödemelerin aksaması söz konusu olmuştur. Meydana gelen
her aksama, ne kadar iyi niyet olursa olsun, kredi verenler veya borçlunun
muhatabı tarafından bir kalıcı kara leke noktası olarak işaretlenmektedir.
Ancak, çeşitli zorunlu sebeplerle ödemesini zamanı içinde yapamamış olan
borçlular taahhütlerini sonradan yerine getirmiş olsalar bile bu kara listeden
silinememektedirler. Çok sayıda ticaret erbabı, sanayici, esnaf ve şahıs bu sebeple
kredi kullanamıyordu. 2003 yılında yapılmış olan kanun düzenlemesinden sonra
geçen altı yıl içinde ve öncesinde yapılabilecek bir sicil affı bir faydaya
sebep olacaktır. Bu yasa hem borç ödemesini teşvik edecek ve hızlandıracak hem
de ihtiyaç sahiplerine yeni kredi kullanımı hususunda bir yeni kapı
açabilecektir. Burada esas olan, müşterisinin iyi niyetini tanıyan olmaktır,
tabiidir ki burada herkesin taahhüdünü yerine getirmedeki hassasiyetinin de
artmasıdır. Artık, ticaret hem genişlemiş hem de hız kazanmış -sadece
ülkemizin kendi şartları değil- küresel ekonomi dünyanın her tarafında etki
eder hâle gelmiştir. Çıkarılmakta olan kanun, esasında, herhangi bir sebeple
taahhüdünü tam olarak zamanında yerine getiremeyenlere taahhüdünü yerine
getirme imkânı vermektedir. Tarafların birbirlerini daha iyi tanıması ve
geçmişte yaşadığı bir sıkıntının bedeli olan bu kayıtların Merkez Bankasınca
silinmesi, bir yeni dikkat, özen ve önem hatırlatmasıyla beraber, ihtiyaç
duyulduğunda yeniden karşılıklı çalışma ortamı doğmasına da katkı verecektir.
Ekonomik hayatımıza destek olacak, piyasalara güç verecektir. Zincir gibi bir
etkileşimle yeni bir hareket daha doğuracaktır. Bilinmelidir ki Merkez Bankası
nezdinde ferdî kredi, karşılıksız çek ve protestolu senet ödemelerinde tutulan
kayıtlar oldukça yüksek düzeydedir. Kanun “Ödeme tarihi bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten
önce olup da; kullandığı nakdî ve gayri nakdî kredinin ödemelerini aksatan
gerçek ve tüzel kişilerin (…) ve kredi müşterilerinin karşılıksız çıkan çek,
protesto edilmiş senet, kredi kartı ve diğer kredi borçlarına ilişkin
kayıtları, söz konusu borçların bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren
altı ay içinde ödenmesi veya yeniden yapılandırılması halinde borcun tamamının
ödenmesini müteakiben Merkez Bankasında tutulan kayıtları silinir. Merkez Bankasınca kayıtların silinmesinden sonra, bankalar,
finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri ve
tüketici finansman şirketlerince yapılacak kredilendirme, çek karnesi verilmesi
ve diğer işlemlerde silinmiş kayıtlar dikkate alınmaz.” der. Böylece inanıyorum
ki mutlaka yararlı olacak bir yasa çıkarmaktayız. Bu yasanın 3’üncü maddesi “Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu
yürütür.” der. Elbette Bakanlar Kurulu yürütür. En iyi şekilde yürüteceğine,
yöneteceğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Çelik, teşekkür ederim. Şahsı adına Kocaeli Milletvekili Sayın Eyüp Ayar. Buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) EYÜP AYAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 320
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi hakkında şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Aslında tasarı yasama ve yürütme maddeleriyle beraber üç madde.
3’üncü madde üzerinde söz aldım. Söylenecek şeylerin çoğu söylendi ama önemine
binaen bazı konuları tekrar etmekte de fayda olacaktır. Değerli arkadaşlar, karşılıksız çek, protestolu senet, ödenmeyen
kredilerle ilgili Merkez Bankasının kara listesine giren birçok gerçek ve tüzel
kişilerimiz vardır. Bu kişiler çek karnesi alamıyor, kredi alamıyor,
dolayısıyla ticari faaliyetlerini sürdüremiyorlar. Bu yasanın yürürlüğe girdiği
tarihe kadar borçlarını ödeyenler ile yürürlük tarihinden sonraki altı ay
içerisinde borçlarını yapılandırıp ödeyenlerin Merkez Bankasındaki kayıtları
silinecektir. Kamuoyunda sicil affı olarak bilinen bu kanunun çıkmasından sonra
bankalar, finansal kiralama şirketleri, factoring
şirketleri ve tüketici finansman şirketleri yapacakları kredilendirmelerde
silinmiş kayıtları dikkate almayacaklardır. Tasarının özü budur. “Bankalar bu yasayı dikkate almaz.” diyenler de var. Ancak kredi
veren kuruluşlar, bu işlevlerini yerine getirebildikleri sürece yani
topladıkları mevduatları kullandırabildikleri sürece ayakta kalırlar. Bir
şekilde kara listeye giren kişiye bankalar kredi vermek isteseler de
veremiyorlar. Bu yasayla ticari faaliyetlerde bir rahatlama olacaktır. Değerli arkadaşlar, ülkemizde gerçekten, karşılıksız çeklerin,
protestolu senetlerin, ödenmeyen kredilerin sayı ve tutarı oldukça fazladır.
Ekonomik kriz ortamlarında bu sayı daha da artıyor. 2001 yılında Türkiye büyük
bir kriz yaşamıştı. Bu kriz Anayasa kitabının fırlatılmasıyla patlak vermişti
ancak bundan önce de her şey altüst olmuştu; bankalar, fabrikalar ve iş yerleri
kapanmıştı; ekonomik dengeler bozulmuş ve Türkiye küçülmüştü. Krizin sebebi,
yolsuzluklar, hortumlar ve çeteler ile Türkiye'nin iyi idare edilmemesiydi. Nitekim
o günkü koalisyon hükûmeti seçimlere bir buçuk yıl
kala sicilleri bozulmuş olarak gittiler, gidiş o gidiş. 2002 yılında AK PARTİ iktidara geldi, bozulan dengeleri düzeltti,
küçülen değil artık büyüyen bir Türkiye var. 2003 yılında bir sicil affı çıkarmıştık.
2008 yılında dünyada yine büyük bir ekonomik kriz yaşandı, bilhassa gelişmiş
ülkelerde asrın krizi yaşanıyor; Avrupa’da, Amerika’da, Japonya’da büyük
bankalar ve fabrikalar kapanıyor. Küreselleşen dünyamızda Türkiye’nin bu olan
bitenlerden etkilenmemesi tabii ki mümkün değil. 137 milyar dolar ihracat
yapıyoruz ancak Türkiye, bu krizi hafif atlatıyor. MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Teğet değil, değil mi? EYÜP AYAR (Devamla) – Alınan tedbirler vardır, alınmaya da devam
ediliyor. Ancak 2001’deki ağır tablo bugün görülmediğinden dolayı, krizin hâlâ
niye derinleşmediğinden dolayı kriz geçirenlerin olduğunu da biliyoruz! Şimdi yeni bir sicil affı daha çıkarıyoruz. Ekonomik nedenlerden
dolayı zora girmiş ticaret ve sanayi erbabının olduğu da muhakkak. Ancak, değerli arkadaşlar, bizi izlemekte olan vatandaşlarımıza da
sesleniyorum: Hesaplarımızı iyi yapalım, ayağımızı yorganımıza göre uzatalım,
ödeyemeyeceğimiz borcun altına girmeyelim, çek ve senetleri dikkatli
kullanalım, nasıl olsa bir yolunu bulurum diye gereksiz borçlanmalara
gitmeyelim. Hesapsız kitapsız çek ve senet kullanmak maalesef bizde bir
alışkanlık olmuştur. Sadece kriz ortamlarında değil, her zaman bu alışkanlığın
olduğunu da biliyoruz. Bir diğer alışkanlık ise son gün hastalığı. Yirmi yıl serbest muhasebecilik yaptım, biliyorum, adamın parası
olduğu hâlde bütün ödemelerinde son gün öğleden sonrayı bekliyor. Bu
izdihamlardan dolayı çeşitli nedenlerle parasını yatıramayıp çek ve senetlerini
protesto ettiren ve bundan dolayı da yüksek faiz ve gecikme zammı ödeyenler de
var. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Ayar, konuşmanızı tamamlayınız lütfen. EYÜP AYAR (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Parası olmayanlar da ödemeleri için son gün para arayışına
giriyorlar, çoğu kez de bulamıyorlar. Sicil afları her zaman çıkmaz. Ticari
hayatımızı sürdürebilmemiz için dikkatli davranmamız gerekiyor. Değerli arkadaşlar, AK PARTİ Hükûmeti,
AK PARTİ İktidarı, her zaman işçinin, köylünün, esnafın, dar gelirlinin,
sanayicinin yanında olmuştur. Esnafla ilgili yapılanları Bakanımız, Hükûmetimiz defalarca anlattı. Ben, şimdi onlara girecek
değilim ancak bir konuyu da yine buradan hatırlatmak istiyorum. Esnaf kefalet
kooperatiflerine borcu olanlar, ana parayı öderlerse,
faizini de kırk sekiz aya kadar taksit yapabilirler. Borçlarını bu şekilde
yapılandıranların ipotekleri kaldırılacaktır. Bununla ilgili başvuru tarihi, 31/3/2009 tarihine kadardır. Türkiye’de 1 milyon 908 bin 391
kayıtlı esnaf vardır. Son dört yılda açılan firma sayısı 406.774’tür. BAŞKAN – Sayın Ayar, konuşmanızı tamamlayınız lütfen. EYÜP AYAR (Devamla) – Bu yasanın başta esnafımıza ve bütün
ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce Meclisi tekrar saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ayar. Soru-cevap işlemi yapacağız. Sayın Işık… ALİM IŞIK (Kütahya) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakana maddeyle ilgili iki konuda sorum olacak. Yasa yürürlüğe girdiğinde, kamu bankalarından kredi talebinde
bulunacak esnaf ve sanatkârlarımızın, bankalar kredi musluklarını açmadığı
sürece, denize düşen yılana sarılır misali modern ismi “factoring”
olan ancak ne yazık ki bir fırsatçı mantığıyla çalışan kuruluşların ve
piyasadaki tefecilerin eline düşeceği açıktır. Ülkemizde yaygın şekilde
teşkilatlanmış factoring kuruluşları kimlere aittir?
Bunlar özellikle kriz ortamında aşırı para kazandıkları hâlde, ülkeye hangi
kalıcı yatırımları yapmışlardır? Hükûmetinizce,
vatandaşımızın factoring kuruluşlarına ve tefecilere
mecbur bırakılmaması için hangi tedbirler alınmış ya da alınmaktadır? İkinci konu da hapis cezası almış ve hâlen cezaevinde olan
vatandaşlarımızın durumunu rahatlatacak bir düzenleme yapılabilecek midir? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık. Sayın Özensoy… NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım, geçtiğimiz günlerde bir gazetede “sektörel teşvik haritası” yayımlandı. Bu harita doğru
mudur? Eğer bu harita doğruysa Bursa’da otomotiv sektörüne teşvik var, tekstil
sektörüne teşvik yok. Buna göre Bursa’dan “Tekstil sektöründe teşvike ihtiyaç
yok.” diye bir bilgi mi geldi, yoksa tekstil sektörünü gözden mi çıkardınız? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy. Sayın Serdaroğlu… MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkanım, çok teşekkür
ediyorum. Değerli konuşmacılardan bir arkadaşıma buradan cevap vermek
istiyorum. El konan bankaların 20 milyar dolarlık borçlarından dolayı cefayı o
el koyanlar çekti, sefayı ise… 20 milyar doları tahsil eden İktidarınız
olmasına rağmen, tenkidinizi yadırgadım. Bizim söylediğimiz geçmişi övmek veya
bugünü kötülemek değil. Söylediğimiz şu: Sorun sadece sicil affı değil, sorun
borç ödeme gücünün tükenmiş olmasıdır. Vatandaşımız borcunu ödeyemez
durumdadır. Bakınız, bugünkü gazetenin manşetinde diyor ki: “Bu gidişin sonu
kötü. Beyan edilip ödenmeyen vergi alacağı 22 katrilyon liradır.” BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkanım, soru sormuyor, sorusunu
sorsun. MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Bizim söylemek istediğimiz budur.
Bu vatandaşın borç ödeme gücü bitmiştir, vergi ödeme gücü elinden alınmıştır.
Sorum buradadır. Çok teşekkür ediyorum. BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Soru nerede? Soru yok. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın İnan… MÜMİN İNAN (Niğde) – Sayın Başkanım teşekkür ediyorum. Sayın Bakanım, sizlerle dün konuştuğumuzda teşviklerin devam
edeceğini söylediniz. Ben bunu Niğde’de de televizyonda da söyledim. Şu anda
sizden Niğde’de ve diğer illerde teşviklerin devam edip etmeyeceği müjdesini
sanayicilerimiz, iş adamlarımız, esnafımız ve köylümüz bekliyor. Bir ikincisi de, hakikaten köylülerimiz ve çiftçilerimizle de
ilgili, onlara da nefes aldırabilecek yeni borç yapılandırmalarını düşünüyor
musunuz? Son derece önemli bir hadise. Teşekkür ediyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnan. Sayın Yeni, buyurun efendim. Soru soralım lütfen arkadaşlar, birbirimizle cedelleşmeyelim. Buyurun. AHMET YENİ (Samsun) – Yok, biz cedelleşmek
istemiyoruz. Ben şunu sormak istiyorum Sayın Bakanıma: O batan bankalardan
bugüne kadar ne kadar tahsilat yapıldı, bu konuda
bilginiz var mı, bize bilgi verir misiniz? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Bakanım, buyurun. SANAYİ VE TİCARET BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın
Başkanım, değerli milletvekilleri; öncelikle hakikaten önemli bir gelişme sağlayacak
olan bu kanuna gösterilen ilgi ve alakaya teşekkür ediyorum. Muhalefet
partilerine vermiş oldukları destekten dolayı teşekkür ediyorum. Öncelikle, dün de ifade edildi, bir sorunun hemen cevabını
vereyim. Aslında Sayın Özensoy bana değil de haberi
yazan gazeteciye sorsa belki daha doğru cevabı oradan alır. Ben tabii bunu şaka
olarak söylüyorum. Şöyle söyleyeyim: Efendim, o geçen hafta, gün hangi gün
unuttum, bir gazetede yayınlanmış olan teşvik haberi ve teşvik haritası
tamamıyla gerçek dışı olan bir şeydir. Ben onu daha evvel de ifade ettim, bir
basın toplantısında bununla ilgili sorulmuştu. O kendi hayal ürününü, hayal
dünyasını bir şekilde oraya resmetmiş ama ortalığı karıştırmaya yetmiş, yani en
azından onu gördüm. Ben dün ifade etmiştim, tekrar ifade etmek istiyorum, biraz evvel
Sayın İnan da söyledi. Efendim, daha evvel ifade ettiğimiz gibi yeni
yatırımlarda bundan sonra, birincisi sektörel,
ikincisi bölgesel, üçüncüsü proje bazlı sıfır
kilometre bir teşvik sistemi uygulanmaya başlanacak. Bununla ilgili çalışmalar
bitti. Yani onun yasal düzenlemesiyle ilgili düzenleme zannediyorum ki bir iki
gün içerisinde gelir, gelmesi gerekir diye düşünüyorum. Burada, bunu yapmak
için de öncelikle “Girişimci Bilgi Sistemi” dediğimiz sanayi envanterini
yapmamız gerekiyordu. Sanayi envanteri çok önemli
altyapı sağladı bu işe. Hangi sektör nerede kümelenmiş? Hangi sektör nerede,
nasıl rekabet ediyor? Sektörlerin birbiriyle olan girdi çıktıları,
münasebetleri nedir bu çerçevede? Ve “Türkiye hangi sektörlerde bundan sonra
uluslararası alanda başarılı olacak”ların bütün cevaplarını karşılayan sektörel ve bölgesel bir proje yatırım teşviki olacak. Ve
burada bölgeler arası gelişmişlik farklarını minimize edecek, bölgeler arası
gelişmişlik farklarını ortadan kaldıracak olan bir bölgesel çalışma… Sektörel çalışmayı da hangi il, hangi sektörde, bir de
Türkiye olarak hangi sektörlerin desteklenmesi gerekir noktasında çok önemli
çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalarımızı Bakanlığımızın, dediğim gibi, cumhuriyet
tarihinde bir ilk olan Girişimci Bilgi Sistemi temel esas olarak alındı, Hazine
Müsteşarlığımızla beraber gerçekleştiriyoruz. Proje bazlı kısmına gelince “Türkiye için
bundan sonra öncelik arz edecek olan gerek yüksek katma değer gerek yüksek
teknoloji gerek ihracat gerek istihdam konusunda öncelik arz edecek olan hangi
konular bizim için cazip olacaktır, bu ve bunlar hangi oranlarda, hangi
miktarlarda yatırım yapılmalıdır?”a cevap veren, çok önemli -yine söylüyorum-
hakikaten sıfır kilometre bir teşvik sistemi, hayata geçirilmiş olacaktır. Mevcut 5084’e gelince; dün açıkladım, bir kez daha açıklamakta
fayda görüyorum: Hatırlayın, 5084 sayılı Kanun 2004 yılında uygulamaya
girmişti. Beş yıllık bir süreyle uygulanan ve yapılan yatırımı yatırım
bittikten sonra beş yıl boyunca teşvik edecek olan bir sistemdi. Kırk dokuz
ilde, sonra ilave edilen beş kalkınmada öncelikli yörede uygulanan, devam eden
bir sistem. Bu teşvik sisteminin (5084) hâlâ şu anda yürürlüğü devam edenleri
var. Örneğin, bundan bir ay önce, biri yeni bir yatırımı yapıp 5084
kapsamındaki bir ilde bitirmişse onun teşvik süresi 2012 yılına kadar devam
edecektir. Yani şunu ifade etmek istiyorum: 31/12/2008
süresinden önce 5084 kapsamında olan illerde, o kapsam içine giren, yapılan
yatırımlar gelecek beş yıllık teşvik imkânına zaten sahipler, 2012’ye kadar
devam edecekler. Ancak beş yıllık süresi bitenler, yani işletmeye açıldıktan
sonra beş yıllık süresi bitenler, de, 31/12/2008’de
bitenler için de şimdi, Hükûmetimizin, özellikle
Sayın Başbakanımızın bugünkü küresel krizin, Türkiye'nin ithal etmek zorunda
kaldığı, tamamıyla dışarıdan kaynaklı, Türk ekonomisini etkileyen bu krizin
etkilerinin minimalize edilmesi noktasında almış
olduğu birçok tedbirin -tabii, bunları anlatmaya hakikaten zaman yetmez-
yanında bir yıllık bir uzatma. Yani buradan şey ediyorsanız, herhâlde bizi
izleyenler bunalacaklardır. 5084’ü 31/12/2008’de
bitenler için söylüyorum: Bir yıllık uzatma şu anda gündemimizde. Bununla
ilgili Sayın Başbakanımızın bu konudaki talimatlarını aldık, ilgili bakanlığımız
bununla ilgili düzenlemeyi getirecektir; yani en geç önümüzdeki hafta gelmek
durumundadır. Dolayısıyla, teşvikle ilgili sistemin bu olduğunu bir kez daha
ifade edeyim çünkü yanlış anlama, yanlış anlaşmalar var. Tekrar ifade ediyorum: O gazetede konulmuş olan şey, o
arkadaşımızın -bilemiyorum haberin kaynağı neresidir ama- hayal olarak ortaya
çıkmış olan bir uygulamasıdır. Ben, tekrar, bu kanunun çıkartılması noktasında katkı veren, emeği
geçen bütün milletvekillerime teşekkür etmek istiyorum. Dile getirilen birkaç husus olmuştur. Bunlar Türk Ceza Kanunu’nda
veya Çek Kanunu’nda gündeme getirilmesi gereken hususlardır. Bununla ilgili de
Ekonomik Koordinasyon Kurulu olarak çalıştığımızı ifade edeyim. Özellikle bu
çeklerin “Rızam dışında verildi.” diye bir istismara yol açan, aslında iyi
niyetle yapılmış olan bir uygulama için de bunu düzenleyecek kısa bir kanun
düzenlemesi yapılacaktır. Bunun yanı sıra teminat mektupları ve diğer konularla
ilgili düzenlemeler de söz konusudur. Bir şey daha söyleyip öyle bitireyim. Bu bankacılık sistemiyle
ilgili biraz evvel soru soruldu, Sayın Yeni bir soru sordu. Tabii, rakamlara şu
anda hâkim değilim, yani bunu TMSF takip ettiği için TMSF daha iyi verecektir
ancak altını çizmem gereken bir husus var, o da şu: Bugün bankacılık sisteminin
ayakta durmasının en önemli iki sebebi: Bir, siyasi istikrar ve ekonomik
istikrarın sağlanmış olması. O tarihte bankalardaki mevduatın krediye dönüşüm
oranı ile bugünkü dönüşüm oranına baktığınız zaman çok ciddi farklılıklar görürüz.
Bugün bankacılık sisteminin açmış olduğu kredi tutarı 370 milyar liradır
arkadaşlar, 370 milyar. Bundan altı yıl önce bu rakam 60 milyar seviyesindeydi
çünkü borçlanma ihtiyacı içinde olmayan, dış ve iç borçta, kamu borcunda
iyileştirilmiş bir ekonomi politikası ve başarılı bir politika olduğu için
artık bankalar bu kredileri müşterilere satmak zorunda. Sorulduğu için söylüyorum: “Bankalar krediyi verecek mi?”
deniliyor. Ee, banka krediyi vermezse ne yapacak?
Turşusunu kuracak hâli yok ki paranın. Bankanın görevi almış olduğu parayı
satmak. Başka bir görevi, işlevi yok. Eskisi gibi karşısında böyle sürekli
yağlı bir müşteri, borçlanma içinde olan, borç ihtiyacı olan bir devlet de yok
Allah’a şükürler olsun. Maastricht Kriterlerinin bile
yarısına erişmiş olan bir borç yapımız var. Dolayısıyla banka, o paranın
üzerine kuluçkaya yatan tavuk gibi oturamaz, o parayı satmak zorunda, alacak,
satacak ve buradan kazanacak, bankacılık sisteminde bunu yapacaktır. Bankacılık sisteminin ayakta kalmasının ikinci konusu -ben,
tabii, Oda Başkanlığı dönemimde bununla ilgili çok görüş belirttiğim için ifade
ediyorum- geçmişte de banka murakıplarınca denetlemeler yapılırdı ancak bunlar
tozlu raflarda saklanırdı ama bu dönemde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulu ve bu Kuruldaki kararlılıkla bu konuda ciddi düzenleme, denetleme olduğu
için bu konuyla ilgili bankalarda problem yok. Bankacılık sistemimizin rasyosu da
dünyadaki rasyonun neredeyse yüzde 50’si üzerinde,
yüzde 12-13’ler mertebesindedir. Ben, tekrar, kanunumuza çaba veren, destek veren, görüş belirten
tüm milletvekillerimize, tüm siyasi parti gruplarına, Sayın Başkanım, başta siz
olmak üzere Başkanlık Divanı’na teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısının aranmasını istiyorum.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, maddeyi oylarınıza sunacağım ve
karar yeter sayısını arayacağım. 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… (AK PARTİ
sıralarından “Var, var” sesleri) Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar
yeter sayısı vardır. Tasarının tümünün oylanmasından önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine
göre görüşlerini belirtmek üzere, lehte, İzmir Milletvekili Sayın Harun Öztürk. Buyurun Sayın Öztürk. HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Tasarıyla, ekonomik krizin varlığı Hükûmet
tarafından kabul edilmektedir, birinci tespitimiz budur. Hükûmetin
ve hatiplerin sürekli olarak 2001’e sığınması, yaşamakta olduğumuz krizi
unutturamaz, hafifletemez ve krizden çıkışın bir çaresi olamaz. Bunu hepimiz
kabul etmeliyiz ve artık, bugüne Hükûmet lütfen
dönsün. 2000 krizinin nedenleri milletimiz tarafından çok iyi bilinmektedir ve
tarih de bunun nedenlerini yazacaktır. Değerli milletvekilleri, 2007 Ağustosunda patlak veren krizin
ülkemizi etkilemesi, cari açık başta olmak üzere birçok göstergenin bozuk
olması nedeniyle kaçınılmaz iken 2008 Ekim ayına kadar Hükûmet
ne yazık ki kayıtsız kalmıştır. 2009 bütçesinde de krize karşı hiçbir tedbir
getirilmemiştir. Hükûmetin krize tedbir olarak ortaya
koyduğu Varlık Barışı Yasası tam bir oyalama yasası olmuştur. Söz konusu
tasarıyla ilgili olarak göle maya çalmakta olduğumuzu söylemiştik. Göl maya
tutmamıştır. Değerli milletvekilleri, bankalar bugün krize rağmen ayakta ise
bunda AKP Hükûmetinin basiretli hareketi değil,
57’nci Ecevit Hükûmetinin bankalarımızı özerk ve
sağlıklı bir yapıya kavuşturması etkili olmuştur. Değerli milletvekilleri, oylayacağımız tasarının etkisi Varlık
Barışı Yasası kadar olmasa da sınırlı olacaktır. Sınırlı olacaktır çünkü özel
bankalar yönünden getirilen sicil affına uyulup uyulmaması konusu herhangi bir
yaptırıma bağlanmamaktadır ve Kasım 2008 itibarıyla Türkiye’de verilen
krediler, 420 milyarlık kredinin 344 milyar lirasının yani yüzde 82’sinin özel
sektör tarafından verilmiş olması da tasarının etkisinin sınırlı olacağı
konusundaki görüşümüzü desteklemektedir. Tasarının etkisi sınırlı olacaktır çünkü kredi borçlarının
yapılandırılması konusunda bir düzenleme getirmemektedir; etkisi sınırlı
olacaktır, kredi kartlarına uygulanan aylık faizlerinin tefeci faiz niteliğine
ulaşmasına bir engel öngörmemektedir. “Sınırlı olacaktır.” dedik: Sadece kamu
bankaları açısından yöneticilerin elini rahatlatacaktır ve yöneticiler siyasi
telkinler doğrultusunda daha rahat kredi verebileceklerdir. Bu şekilde bir
etkisi olacaktır. Değerli milletvekilleri, Hükûmet hâlâ
mevduat garantisinin seviyesini AB ülkeleri düzeyine almış olduğu yetkiye
rağmen çıkarmamıştır. Hükûmet krizden çıkışı piyasa
mekanizmasının şefkatli kollarına emanet etmiştir. Bu bir tavırdır ancak sonucu
şudur: “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir.” anlamına gelmektedir. Değerli milletvekilleri, tasarının sınırlı etkileri olacağını
belirtmekle birlikte, sınırlı da olsa olumlu etkileri dikkate alarak “kabul”
oyu vereceğimi ifade ediyor, hayırlı olması dileğiyle yüce heyetinizi tekrar
saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben de aleyhte oyumun rengini
belirtmek üzere söz istiyorum. BAŞKAN – Oyunun rengini belirtmek üzere, aleyhte, Tunceli
Milletvekili Sayın Kamer Genç. Buyurun Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 320
sıra sayılı karşılıksız çeklerle ilgili olarak getirilen af kanunuyla ilgili
kanun tasarısının sonunda oyumun rengini belirtmek üzere aleyhte söz aldım. Aslında, bakarsanız, tabii ki Türkiye'de çek konusunda ekonomik
sıkıntının yarattığı çok büyük bir sıkıntı var. Elbette ki Parlamentonun görevi
bu basiretsiz ve beceriksiz siyasi kadronun ekonomide yarattığı tahribat
dolayısıyla ekonomik güçleri yok olan bu insanların sıkıntıya düşmeleri
nedeniyle, bunun, bir af getirilmesi yerindedir. Ben de zaten bu affın getirilmesine
karşı değilim ancak bu vesileyle söz hakkı elde etme durumunda olduğum için,
bazı şeyleri söylemek için söz aldım. Şimdi, değerli milletvekilleri, AKP İktidarı 2002 yılında iktidara
geldiği zaman… Orada, bir gece, bir gün, bir Anayasa kitabının atılmasından
dolayı 5 milyar 200 milyon dolar bankadan para çekildi, Merkez Bankasından. Bu
5 milyar 200 milyon dolar çekilince ve orada birtakım bankalar… Bunların kim olduğu belli. Ondan sonra… AHMET YENİ (Samsun) – İktidarda kim vardı? KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, kim olursa olsun… AHMET YENİ (Samsun) – Olur mu? KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra siz iktidara geldiniz. Bu
parayı kim çekti, belli. Bu, doğrudan doğruya hazine kaynaklarının o
patronların cebine aktarılmasıydı ve bunun aşağı yukarı 900 milyon dolarlık
kısmını da alan Citibank’tır. Yani siz iktidara gelir
gelmez evvela bir araştırma komisyonu kurdunuz. Ne dediniz? O kadar büyük bir
şeyle, gürültüyle geldiniz ki, propagandayla geldiniz ki, “Efendim, biz
hortumcuları işte ortaya çıkaracağız.” dediniz. Bu, o araştırma komisyonu
raporunda var. Peki, niye o paraların üzerine gitmediniz? O 5 milyar 200 milyon
doları o bir gündeki krizde çekip de o miktarda kazanç sağlayan o patronlar
kimler, belli; niye onlara şey etmediniz? Şimdi, iktidara geldiniz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulunun 2 üyesi eksikti -çünkü Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu bütün
üyelerin katılımıyla toplanıyor- siz, o 2 üyeyi bir ay geç atadınız. O bir iki
ay geç atamaktan dolayı o zaman İmar Bankasından tam 8 katrilyon lira para
gitti. Bu konuda, gensoru önergesi verildi. Peki, gensoru… Tabii gensoru
önergesi verildi ama iktidarda bulunan milletvekilleri, Türkiye’de bir kural
var, haksız da olsa en açık suçu, işlemiş liderlere, iktidara karşı maalesef
vicdanının sesini dinleyemiyor, liderinin sesini dinliyor ve dolayısıyla o
reddedildi. Şimdi, o 8 katrilyon liranın suçlusu kim? Sizsiniz. Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurulu üyelerini yirmi beş gün atamamakla orada o banka
hortumlamasına neden olan sizsiniz. Şimdi, değerli milletvekilleri, Türkiye’de iktidara gelen
insanlar… Bakın, bugün memleketimizde çok ciddi bir sıkıntı var. Bugün işte
gidildi, ART televizyonu basıldı. Anayasa’da “Basın hürdür.” Diyorsunuz. Peki nasıl oluyor da bu basın hür? Yani ben sizin hürriyet
anlayışınızı anlamak istiyorum. Ben gittim ART televizyonunun önüne… İşte,
polis çevirmiş, içeriden kimse girip çıkmıyor, televizyonun yayınını
kesmişsiniz. E, şimdi bu basın hürriyetiyle bağdaşan bir şey midir? Eğer bu
televizyonun ekonomik bir suçu varsa gönderirsiniz maliye müfettişini,
defterlerini kontrol eder, gerekli belgeleri de alır. Basın özgürlüğü böyle
ihlal edilemez. İBRAHİM HASGÜR (İzmir) – Bizimle ne alakası var? AHMET YENİ (Samsun) – Adalete güvenmiyor musun? KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, ne yapılıyor? Ne yapılıyor devri
iktidarınızda? Korkuyorsunuz. AHMET YENİ (Samsun) – Adalet nerede? KAMER GENÇ (Devamla) – Adaletle ilgisi yok ya. Adaletle ne ilgisi
var bunun? Adaletle ilgisi olur mu? Şimdi, Tayyip Erdoğan diyor ki: “Bundan sonra daha bu devam
edecek.” yani “Bu işin savcısı benim.” diyor. Efendime söyleyeyim, bütün
bilgiler oradan gidiyor ve vatandaşların artık hak ve özgürlüklerini bırak,
basının hak ve özgürlükleri ortadan kalkıyor. Şimdi, bu memlekette basını
susturduğunuz zaman, siz zannediyor musunuz ki siz bu memlekete hayırlı bir
görev yapıyorsunuz. Basın sustuğu zaman insanlar belli bir zaman için
karanlıktan aydınlığa kavuşmaz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun efendim, konuşmanızı tamamlayınız. KAMER GENÇ (Devamla) – Kavuşmaz ama bunun sonu da çok kötü olur.
Bakın, gördüğümüz kadar Türkiye çok karanlık bir rejime gidiyor. Şimdi, değerli milletvekilleri, biz de bu sıralarda oturduk.
Hakikaten insanların iktidar partisinin milletvekili olunca biraz gözleri
kapalı oluyor, “Biraz daha ya işte şu liderlerin gözüne girelim.” diyor. Bakın,
sizden de rica ediyorum, Türkiye çok kötü duruma gidiyor. Milletvekili olarak
buraya gelirken bir yemin ettik, bu gerçekler neyse gelin birleşelim. Bu
memlekette hep liderlerin dediği olmasın, vicdanımızın da dediği sözler olsun.
Yani şimdi, bu memlekette hep liderlerin dediği olmasın, vicdanımızın da dediği
sözler olsun. Yani şimdi gidip de en büyük sendikayı basıyorsunuz,
televizyonları basıyorsunuz. Niye? Çünkü sizin aleyhinize yayın yapılıyor.
Demek ki siz suç işliyorsunuz ki, yani iktidardakiler suç işliyor ki yapılıyor.
İşte Hükûmet sırasında kimse var mı kardeşim? Yok. AHMET YENİ (Samsun) – Var, var. KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, yani Hükûmetin
dahi bu Meclisin karşısına gelecek yüzü yok. Gelmiyorlar buraya, burada
konuşmalara tahammülleri yok. Bu Hükûmetin, bu
Meclisin karşısına gelip de söylenen bu sözleri dinlemesi lazım, dinlemiyor. O
bakımdan, bence iktidar partisi milletvekillerinin burada yaptıkları yeminin
gereğini yerine getirmeleri lazım. Neyse, ben her ne kadar aleyhte söz aldımsa da bu işten
yararlanacak esnaf ve sanatkâra büyük fayda sağlayacağı için lehinde oy
kullanacağım. Saygılar sunuyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç. Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Ülkemiz, sanayicilerimiz ve
iş adamlarımız için hayırlar getirmesini diliyorum. Birleşime on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.01 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 18.25 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER :
Murat ÖZKAN (Giresun), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
48’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 3’üncü sırada yer alan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu Raporunun görüşmelerine başlayacağız. 3.- Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/608) (S. Sayısı: 266) (x) BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. Komisyon raporu 266 sıra sayısıyla bastırılıp, dağıtılmıştır. Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Isparta Milletvekili Nevzat Korkmaz, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına
Hakkâri Milletvekili Hamit Geylani; şahısları adına,
Mersin Milletvekili Akif Akkuş ve Denizli Milletvekili Selma Aliye Kavaf’ın söz
talepleri vardır. İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili
Hüseyin Ünsal’a aittir. Sayın Ünsal, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; 266 sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Korumu Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Anayasa’mızın 63’üncü maddesi “Devlet, tarih, kültür ve tabiat
varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve
teşvik edici tedbirleri alır” der. Bu Anayasa hükmüyle, tarihî, kültürel ve doğal varlıkların
korunması devlet güvencesi altına alınmıştır. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma Kanunu, değerlerin korunması amacına yönelik temel bir
kanundur. Genel bir kabul olarak söylemek istiyorum, 2863 sayılı Kanun’da
yapılmak istenilen ve yapılacak değişikliklerin, bu temel amaca yönelik, bu
amacı zedelemeyecek nitelikte olması gerekmektedir. Şu anda görüşmekte
olduğumuz kanun tasarısı dört madde üzerinde değişikliği önermektedir. 1’inci madde, 2863 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinde belediyelere
emlak vergilerinden taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına katkı payı olarak
tahakkuk ettirilen ve il özel idarelerinde toplanan katkı payından belirli
miktarda il özel idarelerinin de yararlanması yönündeki düzenleme. Yani,
eskiden belediyelerin aldığı paylardan şimdi il özel idarelerinin de katkı
alması isteniyor. 1’inci maddedeki değişiklik o. (x) 266 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir. İkincisi ise, tasarının, 2863 sayılı Kanun’un 55’inci maddesinde
koruma bölge kurulu üyelerinin görev sürelerinin beş yıldan üç yıla indirilme konusundaki
düzenleme. Üçüncüsü ise 2863 sayılı Kanun’un 57’nci maddesinde yenileme
alanlarında özel amaçla kurulan kurulların görev ve yetki alanlarının
genişletilmesi ve üçten fazla koruma bölge kurulunun bulunduğu illerde kurullar
arasında teknik ve idari koordinasyonu sağlamak üzere yeni bir müdürlüğün
oluşturulması yönündeki öneri. Dördüncü değişiklik ise tasarının geçici
maddesiyle koleksiyonculara belli bir tarihe kadar edindikleri taşınmaz ve
kültür varlıklarını bağlı bulundukları müzelerdeki envanter
defterlerine kaydettirmeleri koşuluyla elinde bulundurma hakkını düzenleme. Şimdi burada çok dikkatle incelediysek ve gördüysek, söz konusu
dört madde koruma adına yönelik bir iyileştirme adlandırılabilecek düzenlemeler
olmayıp bu düzenlemeler ancak günlük sorunların çözümleri niteliğindedir. Bu
değişiklikler sorunları çözmek yerine, yeni sorun alanları ve karmaşalar
yaratacak olup var olan sorunların çok daha köklü çözümlere ihtiyacı olduğu çok
açıktır. İleriki maddelerin görüşülmesinde zaten bu sorunların neler olduğunu
da daha açıklıkla dile getireceğiz ama ben doğabilecek sorunları sizlere ana
başlıklar hâlinde de bir ifade etmek istiyorum. Yapılan değişiklikle il özel idarelerine katkı payı ayrılıyor.
Birinci sorun, il özel idareleri yeterli teknik kadrolara sahip değiller, uzman
eleman sıkıntısı var. Bu bir gerçek. Hepimizin
bölgelerinde, illerinde bu gerçeği yaşıyoruz ve biliyoruz. Büyükşehirler
dışında hiçbir il özel idaresinde yeterli ne arkeoloğu
ne sanat tarihçisini ne şehir plancısını bulmak mümkün değil. Dolayısıyla aynı
sıkıntılar tekrar yaşanacak. Dolayısıyla, bu kanun bu sıkıntılara çözüm
getirmemekte. İkincisi, illerde kaynağın bölüşümünde
haksız uygulamaların söz konusu olacağı çok daha ortada. Çünkü emlak vergisini
veren kesimler kent merkezlerinde yoğunlaşacak, yani belediye hudutları
içerisinde yoğunlaşacak ama bu kaynağın yüzde 30’u da belediye hudutları
dışında insanların yararlanmasına da açıklık getirecektir. Dolayısıyla, bir
adaletsizlik de söz konusudur. Şimdi, bir konu da, küçük illerde zaten yeterli olmayan kaynağın bölüşümüyle kaynağın tamamen kullanım dışı kalması söz
konusu olacaktır. Zaten kanun da hazırlanırken özellikle doğu ve güneydoğudaki
iller söz konusu edilerek bu kaynağın yeteri kadar kullanılmadığı ifade
edilmiştir. Şimdi, zaten orada yeteri kadar para toplanmamakta, toplanan kaynak
da ikiye bölünerek tamamen kullanılmaz hâle getirilmektedir. Dolayısıyla bu da
çok önemli bir sorun olarak bu kaynak dağılımında karşımıza çıkacaktır. Bir sorun da, düzenleme, sadece yeterli kaynaklara sahip
büyükşehirdeki kaynakların kullanımı ve bölüşümünü
hedeflemektedir. Başından da söyledik, büyükşehirler bu işi çözecekler çünkü
onlarda yeterli elemanlar olacak ama küçük şehirlerde bu olmayacaktır. Bu kanunun temel amacı, bir sorun da, belediyelerde koruma
kültürünü yerleştirmek amacında olan kaynak işlemez hâle gelecektir, kaynak
daralacaktır. Yasayla öngörülen kaynağın kullanılması, paylaşmak yerine kaynağın
artırılması -siyasi erkin müdahale edemeyeceği bir mekanizmayla kültürel varlıkların
korunması adına- doğru, öncelikli ve ivedi projelerin denetlenmesi
sağlanmalıdır. Bu çok önemli bir konudur. Bu konu yasaya konulmamıştır. Yani
artık belediyeleri yönlendirecek, yeni projeler üretecek, bu konuyla ilgili
yardımcı olacak bir mekanizma bu yasada getirilmemiştir. Zaten bu konuyla ilgili rahatsızlıkları sizler de Adalet ve
Kalkınma Partisi olarak yaşıyorsunuz. Özellikle BELDES ve KÖYDES projelerinde
çıkan sorunlar ve onlarda yaratılan müteahhitler…
Çantalar taşınmakta. Bunları hepimiz görüyoruz. Şimdi, il özel idarelerine yeni bir koruma müteahhitleri
yaparak yeni bir iş alanı yaratılmakta ve yeni yolsuzlukların da önü
açılmaktadır. Bu -aksine bir durum olarak söylüyorum- belediyelerde yapılmış
olsa, belediyelerde daha kolay çünkü denetimi halk daha ciddi bir şekilde
yapmakta, kontrolü yapmakta, daha sıkı yapmaktadır. Dolayısıyla, belediyelerin
kaynaklarının aktarılması doğru olmamaktadır. Şimdi, 2’nci maddeyle ilgili bir görüşümü de açıklamak istiyorum:
2’nci maddeyle ilgili görev süresinin kısaltılmasının, yani beş yıldan üç yıla
indirilmesinin sebebi nedir, hiç anlayamadık Sayın Bakan. Beş yıldan üç yıla
indirilmesinin sebebi nedir, anlaşılmamıştır. Gerekçede okudum, bakın
gerekçesinde şöyle söylüyor: “Madde 2- “Çalışmalarında verimliliği artırmak
amacıyla koruma bölge kurullarının Bakanlıkça ve Yükseköğretim Kurulu
tarafından seçilen üyelerinin görev süresi beş yıldan üç yıla indirilmiştir.“
Hangi verimlilik? Esasında tam tersine verimlilik düşecektir. Düşeceğinin
gerçeğini de şöyle ana başlıklarla sıralamak isterim: Koruma bölge kurullarının özerk niteliği zedelenecektir çünkü
özerk bir yapısı vardı. Bu beş yıldan üç yıla indiği zaman bu biraz daha muğlak hâle gelecek, zedelenecektir. İkincisi, tasarıyla önerilen düzenlemeyle, özerk nitelikli koruma
bölge kurullarının alanlarında uzmanlaşmış üyelerinin görev sürelerinin
kısaltılması -Koruma Kanunu’nda- uzman eksikliği olan ülkemizde yeni kurul
üyesi bulunmasında sıkıntı yaratacaktır. Ben bunu Amasya’da kendi bölgemde de
yaşadım, daha sonra çalıştığım Muğla bölgesinde de yaşadım. Koruma üyesi
bulmakta sıkıntı çekiliyor, dolayısıyla bu sıkıntılar daha da çoğalacaktır üç
yıla indiğinde. Üç yıla indiğinde, konuya hâkim olmayan deneyimsiz elemanlar
kişilerin etkilerinde kalacaktır. Koruma kurullarında en önemli şey kişilerin
etkilerinde kalarak değil, plan bütününe bakılarak iş yapılmasıdır. Dolayısıyla
deneyimsiz arkadaşlarımızın böyle bir sıkıntısı olacak, yönlendirmelere ve
baskılara açık hâle geleceklerdir. Bir diğer sorun: Koruma alanında uzman olmayan üyelerle koruma
bölge kurullarının saygınlığı ve güvenilirliği zedelenecektir. Ülkemizde en
önemli kurumlardan bir tanesi koruma bölge kurullarıdır, kültür ve tabiat
varlıklarını koruma kurullarıdır. Hakikaten saygın bir anlayışla gitmemektedir,
dolayısıyla bu uzmanlaşmamış, deneyimsiz, süre kısaltılmasıyla gelen
personellerle bu sıkıntı daha da artacaktır. Koruma bölge kurullarında görev alanlarına ve sorumluluklarına
hâkim olmayan üyeler karar üretecektir, kısaltıldığı zaman. Çünkü beş yılda o
bölgeyi tanıyor, kısa zamanda tanıyor ama bir bakmışsınız ki süre bitiyor ama
beş yıl olduğu zaman bölgeye hâkim, sorunlara hâkim bir üye olacaktır. Bu beş
yıldan üç yıla indirilmesinin anlamsızlığı bu konuda da ortaya çıkmaktadır.
Bölgeyi tanıması, konulara hâkim olması, verimli olması zaten bir süre
almaktadır. Bu kısaltmayla problem yaşanacaktır. Bir diğer konuyu da 3’üncü maddeyle ilgili söyleyebiliriz. 2863
sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda değişiklik ile 57’nci
maddede yenileme alanlarında özel amaçlı kurulmuş kurulların görev, yetki
alanları genişlemekte, ayrıca koruma bölge kurullarının özerkliğini zedeleyecek
nitelikte özellikle İstanbul ve büyük şehirlerde yeni bir kadro ve konum
oluşturulması önerilmektedir. Bunu da anlamakta güçlük çekiyoruz. 5366 sayılı
Yıpranan Tarihî ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve
Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun uyarınca kurulan koruma kurullarının
yetkilerinin genişletilmesinin yaratacağı sakıncalar var. Şimdi, bir bölgede
iki tane koruma kurulu -birisi özel amaçlı, birisi değil- kuruluyor. Bu
sakıncaları şöyle sıralayalım: Bir tanesi, özel amaçlı kurulan yenileme koruma
bölge kurullarının yetkisinin genişletilmesi koruma ilke ve esaslarına aykırı
uygulamalarla sonuçlanacaktır. Çünkü bu özel amaçlı koruma kendisine göre karar
alacak ama bölge kurullarının bölge bütünlüğü içerisinde yaptığı bir plan
anlayışı var, o ona göre karar verecektir. Dolayısıyla burada bir yetki
kargaşası doğacaktır. Bütüncül koruma ve planlama anlayışına aykırı uygulamalar
yasallaşacaktır. Bunu biraz sonra açmak istiyorum, burada bir sıkıntı da var
zaten. Bölge kurulları coğrafi ve kültürel bütünlüğün korunması için
değerlendirmesini o bütün içinde yapar. 5366 sayılı Yıpranan Tarihî ve Kültürel
Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında
Kanun gereğince sınırlı bir alan için oluşturulan yenileme kurulları, yetkileri
artırıldığı takdirde üst ölçekli planlama arayışı içine girerek bütüncül
planlamayı delecektir. Bölge kurullarının yaptığı bütüncül bir planlama var.
Şimdi oraya özel bir kurul koyuyoruz, o kurulun da yetkilerini genişletiyoruz.
O, bütüncül planlamaya müdahil olacaktır. Bakın bunun örneklerini hep beraber
yaşadık ve uluslararası boyuta taşındı. Sayın Bakanım, özellikle sizin
döneminizde sanırım Neslişah ve Hatice Sultan
Mahalleleri, yani şu Sulukule, İstanbul Tarlabaşı 1. etap yenileme alanı… Bu koruma amaçlı planlar
yapılmadan bunlar yapıldı. Yapılınca da uluslararası boyutta tartışmaları oldu.
Koruma bölge kurullarının görev alanları muğlaklaşıyor
böylece. Yani koruma bölge kurullarının yani kültür ve tabiat varlıkları ana
kurullarının nerede görev yapacağı konusunda ortada bir boşluk doğmaktadır.
Yani şöyle bir özel örnek verirsek: Eyüp’te kentsel sit alanında evi olan
vatandaş İstanbul’da II No.lu Koruma Bölgesi Kuruluna gidecekken Sulukule yenileme alanı için yenileme kuruluna gidecek.
Burada bir yetki kargaşası vardır. Dördüncü sakınca ise: Yeni koruma bölge kurulları oluşturulmasıyla
kamu kaynaklarının israfı söz konusu olacaktır. Burada hepimiz küresel krizi
tartışıyoruz ve küresel krizin etkilerinden nasıl kurtulacağımızı tartışıyoruz;
sadece biz değil iktidar da zaten bunun mücadelesini veriyor. Şimdi tam biraz
daha sıkı politika yapmamız gerekirken yeni alanlar yaparak yeni bir kaynak
israfına yol açılmasının ben sakıncalı olduğunu görüyorum. Bir diğer konu: Yenileme Kanunu’nun uygulandığı son üç yıl içinde
tarihî kent merkezlerinde geri dönüşü olmayan olumsuzluklar ortaya çıkmıştır,
demin söylediğim Sulukule, Tarlabaşı
örnekleri gibi. Bu örnekler uluslararası boyutlarda sıkıntılar yaratmış, Şehir
Plancıları Odası bu konularla ilgili uygulamaları yargıya taşımış. Örneğin
Ulus’ta Ulus Koruma Amaçlı İmar Planı’nı uygun bulan kurul, Ankara 10. İdare
Mahkemesinin 18/11/2008 gün 2008/2233 sayılı
Kararı’yla iptal etmiştir. Yani hukuk bu kurulun kararını iptal etmiştir.
Kararda -özellikle son paragrafını söylüyorum, kararın bütünü var bende- koruma
amaçlı imar planlarıyla ilgili ilke ve esaslara, kamu yararına aykırı olduğu
gerekçesi öne sürülmüştür. Yani yapılan işlemde kamu yararı görülmediği için
iptal edilmiştir. Ankara Büyükşehir Belediyesinin büyük bir istekle ve iştahla bu
kanunun çıkmasını beklediğini biz de biliyoruz ama İdare Mahkemesinin kararı,
kamu yararı görülmeyen bir Melih Gökçek klasiğini de ortaya maalesef koymuştur.
Bu konuda Melih Gökçek’in istekle beklediği bu kanunun çıkması, neticede o
Danıştay kararlarını da ortadan kaldıracak ve yaratılan kanunsuzluk da böylece,
yaratılan yeni bir kanunla da değiştirilecektir; bu sakıncalıdır. Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sizler gerçekten kültür
ve tabiat varlıklarının korunması için bir iş yapacaksanız, gelin, hep beraber
şunları yapabiliriz: 1) 5366 sayılı Kanun’u yürürlükten kaldıralım. Aksi takdirde,
küçük büyük tüm kentlerimizin tarihî merkezleri, eski kent dokuları “yenileme”
adı altında yok olup gidecek. İşte Ulus, bunlardan bir
tanesinin örneği. Orada Merkez Çarşısı, Anafartalar Çarşısı, oradaki
dokuya göre yapılmış yapılar ortadan kaldırılmakla yeni bir anlayışla yeni rant alanları oluşturulacaktır. 2) Bu Yasa’nın kaldırılması mümkün olmayacaksa, eğer bu
düşünülmüyorsa Sayın Bakanım, 2863 sayılı Kanun’da değil 5366 sayılı Kanun’da
değişiklik yapalım, yenileme alanları için yeni koruma kurulları kurulmasına
ilişkin maddesi iptal edilsin, anılan Kanun gereği belirlenen yenileme
alanlarındaki konuların ilgili koruma kurullarında öncelikli ve ivedilikli
olarak değerlendirilmesine yönelik bir hüküm koyalım ve bu konuyu çözelim. 3) 5366 sayılı Kanun’la oluşturulan koruma bölge kurullarının
devamında ısrar ediliyor ise yönetim kurulları, sadece 5366 sayılı Kanun’da
betimlenen yenileme projelerinin onaylanması için karar almalıdır. Böylece hem
kamu kaynaklarının verimli kullanımı sağlanmış olacak hem de aynı alanda
çalışan iki ayrı kurulun bundan kaynaklanarak yanlış karar alınmasının önüne
geçilecektir. Yenileme kurullarının kanunla belirlenen görevleri yerine
getirildikten sonra lağvedilmesi yönünde düzenleme yapılmalıdır. Bir diğer önemli konu da, 2863 sayılı Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesindeki
üçten fazla koruma bölge kurulu bulunan illerde kurullar arasında teknik ve
idari işlerde koordinasyonu sağlamak üzere koruma bölge kurulları koordinasyon
birimleri kurulması yönündeki düzenlemeden vazgeçilmelidir. Bu, zaten
-koordinasyon müdürlüğü düzenlemesi- 4848 sayılı Yasa’ya aykırıdır. İkincisi de, koordinasyon müdürlüğü düzenlemesi, kendisine
bağlanacak koruma bölge kurulları üzerinde baskıyı artıracağı gibi ülke
genelinde de farklı yorumların doğmasına yol açacaktır. Bir diğer konu da, bir geçici madde ile… Koleksiyoncular için…
Merak ediyorum, yani bu 11/3/2005 tarihinde iyi
niyetli koleksiyoncular… Bunu zaten biraz sonra dile getireceğiz. Bu madde bir
aftır. Belirlenen 11 Mart 2005 tarihinin gerekçesi de açık değildir. Ben
gerekçesini açtım, bir “iyi niyet” lafı geçiyor, tam anlamış değiliz. Koleksiyonerler eserlerini halka açık müzelerde
sergilemelidirler. 2863 sayılı Yasa’nın 26’ncı maddesinde koleksiyonerler
tarafından sergileme, teşhir konusu isteğe bağlı bırakılmıştır. Kültür
varlıkları devlet malı niteliğindedir. Bu koleksiyonların halka açılması,
müzelerde sergilenmesi, kataloglarının basılması, İnternet ortamında bütün
bilgilerle birlikte yayınlanması gerekir. Tüm bunlar gözler önüne alındığında
tarihî eser kaçakçılığı piyasası arasındaki gizli bağlantıların ve birbirini
besleyen ilişkilerin açığa çıkarılması ve izlenmesi öncelik arz etmekte olup
tasarısıyla getirilen öneri kabul edilmemelidir. Burada tarihî eser
kaçakçılığına da af getirilmektedir. Yasanın bu maddesi de aykırıdır. Saygıdeğer Bakanım, ben bir konuyla ilgili de sizlere Plan ve
Bütçe Komisyonunda sorduğum bir konuya, sizler sağ olun cevap vermişsiniz, ama
birtakım şeyleri de atlamışsınız. Bir tanesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Samsun
Kültür ve Tabiat Varlıkları Bölge Koruma Kurulunun Amasya’da yapılan bir
uygulamayla ilgili aldığı bir karar vardı. Yani Yeşilırmak kenarındaki o meşhur
elektrik direkleri. Artık, totaliter ülkelerde yaşıyormuşuz gibi Ankara’sında,
Amasya’sında, Antalya’sında, ülkenin her yerinde nedense aynı aydınlatma
direklerini görüyoruz ve bunlara da bir türlü mana veremiyoruz. Bunların
kaldırılmasıyla ilgili bir koruma kurulu kararı var, ama uygulaması yapılmadı.
29 Mart tarihinden sonrasını bekliyorsanız bu konunun üzerindeyiz, hiçbir zaman
ayrılmayacağız. Bunun uygulamasını lütfen yaptırın. Bu konuyla ilgili
verdiğimiz soru önergesine cevap alamadık. Plan ve Bütçe Komisyonunda
yaptığımız görüşmede de sizden bu konuyla ilgili net cevap alamadım. Diğer
konularla ilgili verdiğiniz cevapların içerisinde maalesef bu konu yok. Bu bir buçuk trilyonluk bir yolsuzluk, işin doğrusu. Yani
koruma kurulu hilafına o elektrik direkleri neden dikildi? Neden bu Amasya’nın
o güzelliğine, o tarihî güzelliğine böyle acayip, hilkat garibesi direkler
neden dikildi, hâlâ anlamış değiliz. Bu elektrik direkleri Ankara’da da konu
oluyor, Amasya’da da konu oluyor, Antalya’da da konu oluyor. Bunun üstüne
gidilmesi gerektiğini, bu konuyla ilgili koruma kurullarının tedbir almasını
bekliyoruz. Alınmadığı takdirde, 29 Mart tarihinden önce alınmadığı takdirde
bunu çok acı ödeteceğimizi de bilmenizi istiyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünsal. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın
Nevzat Korkmaz… (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle şahsım ve grubum adına yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, kültür, bir toplumun tarihsel süreç
içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi
unsurların bütününe denir. Bir kez daha ifade ediyorum: Her türlü maddi ve
manevi değerler. Öncelikle, kanunun adıyla içeriği arasında bir çelişkiye dikkatinizi
çekmek istiyorum: Kanun “kültür ve tabiat varlıkları” üst başlığını taşırken,
kanun gerekçesinde “taşınmaz kültür varlıkları” denmektedir ki, bu kanunun
uygulanması açısından sakıncalı bir tanımlamadır. Biraz sonra etraflıca
açıklayacağım üzere, kültür varlığı sadece taşınmazlardan ibaret değildir.
Türkiye başka uluslararası koruma program ve sözleşmelerine de üyedir, diğer
kültür koruma süreçlerine dahildir. Birleşmiş
Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO tarafından 1972 yılında kabul
edilen ve Türkiye’nin 1983 yılında Meclisinde görüşerek kabul ettiği ve iç
hukukunun bir parçası hâline getirdiği Dünya Kültür ve Tabiat Mirasının
Korunması Sözleşmesi bu kanunun çıkış gerekçesini oluşturmaktadır. Hâlbuki, 2003 yılında UNESCO tarafından hazırlanan ve
Türkiye’nin de 2006 yılında kabul ettiği Somut Olmayan Kültürel Mirasın
Korunması Sözleşmesi’nin içerdiği kültür değerleri bu tasarının kapsamında ele
alınmamaktadır. Bir başka deyişle, kanun tasarısı “kültür varlığı” adını
taşımakta olup, gerekçeye göre, kültürün taşınmaz unsurlarını kastetmektedir. Oysa, kültürel kimliğimizin özünü oluşturan ve “somut
olmayan kültürel miras” olarak adlandırılan kentleşme, kitle iletişim
araçlarının olumsuz etkileri, küreselleşme gibi sebeplerle günden güne yok olan
kültür değerlerini de içine alan bir kavram olduğu göz ardı edilmektedir. Bu
nedenle kanun tasarısının 1972 sözleşmesinin yanı sıra yüce Meclisimizin 2006
yılında kabul ettiği somut olmayan kültürel mirası da kapsayacak şekilde
yeniden düzenlenmesi bir taraftan hayati önem taşırken diğer yandan da
uluslararası yükümlülüklerimize uygun hareket etme imkânını bizlere verecektir.
Somut olmayan miras nedir? Hangi alanları kapsamaktadır? Somut
olmayan miras beş temel alanı koruma altına almaktadır. Sözlü anlatımlar
bunlardan bir tanesi, yani halk edebiyatı, masallar, destanlar, hikâyeler,
fıkra ve atasözleri, dualar, beddualar gibi dil zenginliklerimiz. İkincisi, gösteri sanatları: Karagöz, meddah, âşık sanatı, halay,
türkü söyleme biçimleri, zeybek, horon, bar, köy tiyatrosu, orta oyunu, yâren
sohbetleri, sıra geceleri gibi kültür üretme ve yaşatma biçimleri. Üçüncüsü, toplumsal uygulamalar: Şölenler, ritüeller,
geçiş ritüelleri, doğum, evlenme, askere gitme, bayramlar, Hıdırellez,
Nevruz, Mayıs 7’si, bahar şenlikleri veya diğer başka kültür, festival ve
şölenler. Dördüncüsü, tabiat ve kâinatla ilgili insan bilgi ve
becerileri. Neyi kastediyoruz bunların altında
da: Halk mutfağı, yemek kültürümüz, halk mimari, halk hekimliği ve benzeri
tabiatı kültüre dönüştürdüğümüz alanlar. Son olarak el sanatları geleneği: Bunlar da, halıcılık,
bakırcılık, kalaycılık, yorgancılık gibi son temsilcileri artık yetmişli,
seksenli yaşlara gelmiş, unutulmaya yüz tutan geleneksel sanatlar. Görüldüğü üzere, bu beş alanda oluşan kültürel miras Türk
kimliğini oluşturan en temel özellikleri bünyesinde barındırmaktadır. Ancak, bu
miras gerek belediyeler, gerek eğitim kurumları ve gerekse kültür turizmi ile
ilgili sektörler ve kurumlar tarafından maalesef yeterince tanınmamakta ve korunması
yönünde yeterli tedbirler üretilmemektedir. Buna dikkat çekmek, bu alandaki
mirası korumak için tedbirler almak, hem devlet olmanın hem de imzalanan
uluslararası sözleşme ve anlaşmalara uymanın bir gereğidir. Bu nedenle kültür
ve tabiat varlığını sadece kültürün kını veya kılıfı olarak tanımlayacağımız
tarihsel yapılardan ibaret görmemeliyiz ve sadece onları korumak için
düzenlemeler yapmamalıyız. Bu mirasın asıl içi ve kının içindeki kılıç somut
olmayan kültürel mirastır. Bu mirasa dikkat çekmek, medyanın olumsuz
etkilerinden korumak, genç ve gelecek kuşakları bu konuda eğitmek ve
bilinçlendirmek geleceğe yapılacak en temel yatırımlardan biridir ve ülkenin,
milletin birliğine en büyük katkıyı sağlayacak adımlardır. Bu tasarıyla mevcut kanunda dört temel değişiklik öngörülmektedir.
Nedir bunlar? 1) 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 8’inci ve 18’inci
maddelerine göre mükellef hakkında tahakkuk eden emlak vergisinin yüzde 10'u
nispetinde “Taşınmaz Kültür Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı” tahakkuk ettirilmekte
ve ilgili belediyesince emlak vergisi ile birlikte tahsil edilmektedir. İl özel idarelerinin görev alanında proje teklifinde bulunması,
toplanan emlak katkı payının gereği gibi harcanması, bankada atıl olarak
tutulan paranın projelere tahvil edilmesi, kamulaştırma, sokak
sağlıklaştırılması, eski eserlerin restorasyonu ve
faaliyetlerde kullanılması hedeflenmektedir. 2) Koruma bölge kurullarının üyelerinin seçilme sürelerindeki
değişiklikler. Biraz sonra arkadaşlarımız da bu hususta bizim çekincelerimizi
ve tereddütlerimizi ifade edecekler. 3) Birden fazla koruma kurulunun olduğu bölgelerde koordinasyon
kurulu oluşturulması ve 5366 sayılı Kanun ile oluşturulan kültür ve tabiat
varlıklarını koruma bölge kurullarının 2863 sayılı Kanun’la oluşturulan koruma
kurullarının işlerini yapar hâle gelmesi. 4) 2005 tarihinden önce koleksiyonerlerin
elinde olan ve usulüne uygun olarak defterine kaydı yapılmış taşınmaz kültür
varlıklarının ticari alım satıma konu edilmeksizin koleksiyonerlerde
bırakılması. Biraz önce konuşan arkadaşımız da bu hususa dikkat çekti. Buna,
nereden bakarsanız, nereden yaklaşırsanız yaklaşın, bunun ismi aftır değerli
arkadaşlar. Kanun tasarısında belediyelerin Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu kapsamında biriken paralarını harcayamadıkları belirtilmektedir. Değerli arkadaşlar, böyle bir çıkarıma varırken sanıyorum
Beypazarı örneğini ihmal ettiniz. Uzak değil -hepinize tavsiye ediyorum-
sordum, “Belediyeler proje üretemedi.” diyorsunuz değerli AKP milletvekili
arkadaşlarım ve tasarıyı hazırlayan değerli Hükûmet.
Belediyelerin çoğu AKP’li, herhâlde unuttunuz? Soruyorum arkadaşlar: Bu bir
itiraf mıdır? Yarın seçimde insanlarınızın karşısına, tasarıda böyle bir söz
varken, nasıl çıkacaksınız? Bir tavsiyemiz olacak bu konular nasıl düzeltilir diye, çünkü hep
buraya çıktığımızda önerilerle çıkıyoruz. Lütfen dikkat buyurun. Fonda biriken
kaynakların ve nasıl kullanılacağının belediye ve kent yöneticilerince
bilinmesi ve yine tarihî kentler dışında kurulmuş olan belediyelerin koruma
perspektifine uygun düşen somut olmayan kültürel miraslara yönelmeleri fonda
biriken paraların kullanımına da katkı sağlayacaktır. Örneğin, cumhuriyet
döneminde kurulmuş ve gelişmiş birçok belediyemiz bulunmaktadır. Her yerleşim
yerinin tarihî olmasını beklemek de beyhude bir çabadır. Yeni oluşmuş
belediyelerden nasıl bir kültür koruma perspektifi beklediğimizi açıklamamız
gerekmektedir. Öyle ki, bu belediyelerin çoğu somut olmayan kültürel miras
değerleri bakımından zenginken veya taşınabilir nitelikteki ortak mirasların
korunmasına katkı sağlayabiliyorlar iken, herhangi bir ilin sınırları içinde
ama belediye sınırları dışındaki taşınmaz kültür mirası için bu belediyelerden
katkı bekleyemezsiniz. Oysa taşınmaz kültür mirasına sahip olmayan belediyeler,
yörelerindeki bilinme durumuna göre, örneğin bir Karagöz, bir âşık sanatı, Türk
mutfağının en güzel örnekleri yahut bir geleneksel giyim kuşamı koruma ve
yaşatma yaklaşımı veya bütün bunları içeren daha farklı kültür kompleksleri üretimleri ve ilişkilerine yönelebilir ve bu
alanlarda projeler üretebilir. Bahsettiğimiz gibi, her belediye tarihî kent niteliğini haiz
olmayabilir. Bu tür belediyelerin, somut olmayan kültürel mirası korumaya
yönelik proje üretmeye teşvik edilmesi de sizlerin sorumluluğundadır. Ayrıca
bunlara, merkezî idarece, anlaşılıyor ki bugüne kadar bir proje desteği
vermediniz. İlgili yöneticilerin yine hizmet kapasitelerinin geliştirilmesi, bu
bahsetmiş olduğunuz sıkıntıyı ortadan kaldıracak önerilerimizden biridir. Galiba özellikle tarihî binalar ve mekânların korunmasında da bir
anlayış değişikliğine gitmemiz gerekmektedir. Bu binaların üzerine kocaman bir
asma kilit vurarak ve binalara girişleri yasaklamakla onların korunamayacağını,
bu tarih abidelerinin kullanış şartlarını belirlemek ve yapıda esası bozacak
değişikliklere müsaade etmemek kaydıyla günlük hayatın kullanımına açmanın önemi
yerel yöneticilere anlatılmalı, yönetim olarak da bu tür projelere sıcak
yaklaşılmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, bu meseleye daha bütüncül ve daha
tutarlı yaklaşmaktadır. Diyoruz ki, gelin, mademki kültürümüzü korumak için
böyle bir gayret ve alkışlanacak çaba içerisindeyiz Türkiye Büyük Millet
Meclisi olarak, o zaman işi aceleye getirmeyelim. Kültürümüzü, tarihî-kültürel
miras, somut olmayan kültür mirası gibi gerçekten nerede başlayıp nerede sona
erdiği çok da net olmayan ayrımlara girmek ve bir felsefesi olmayan
düzenlemeler yapmak yerine, kültürümüzü bir bütün hâlinde kucaklayacak ve bu
şekilde yaklaşacak bir düzenleme, bir tasarı hazırlayalım. Bu süreçte, kültürel
miras uzmanlarının yanı sıra, 2003 uluslararası sözleşmesinin korumayı
amaçladığı miras alanlarının uzmanlarını da davet edelim bu çalışmaya; onları
dinleyelim, katkılarını alalım, dört başı mamur bir kültür koruma kanunu
çıkaralım. İstenilen düzeyde bulmasak da Türkiye Cumhuriyeti’nin, kültür ve
tabiat varlıklarıyla ilgili olarak bugüne kadar yapmış olduğu koruma hedef,
plan ve uygulamalarını elbette destekliyoruz. Bin yıllık kültürel mirasımızın
ve Türk-İslam eserlerinin durumlarını eminim sizler de bizler gibi üzülerek
izliyor; yine de kültür varlıklarının korunması bilincinin, hem devlet
kademelerinde hem de halkta yavaş yavaş oluşuyor
olduğunu görmekten de büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bu koruma süreçlerinde
Türkiye belli bir duyarlılık kazanmıştır. Ancak somut olmayan kültürel miras
konusundaki duyarlılık seviyesi en azından topluma mal olmuşluk açısından ne
yazık ki yetersizdir. Yıkılan veya yanan bir tarihî evimiz haber konusu
olabilmekte, bu konularda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları halkı ve
yöneticileri hassasiyet göstermeye davet edebilmekte ve nihayet milletimiz bu
konularda endişe ve üzüntüsünü dile getirebilmektedir. Öte yandan, birçok
kültür varlığının restorasyonu ve koruma projeleri
üretilebilmektedir. Tüm bunlara rağmen yanlışlar devam etmekte, somut olmayan
kültürel mirasımızın en temel unsurları gün geçtikçe yok olmakta ve maalesef
gidenlerin ve yok olanların farkına vardığımızda her şey çok geç olmaktadır.
Örneğin, genç neslin bir bölümü yeni doğmuş bir çocuk için, ailesine “Gözün
aydın, analı babalı büyüsün, Allah uzun ömürler versin.” demeyi veya bir yakını
vefat ettiğinde arkadaşlarına “Başın sağ olsun, Allah rahmet eylesin.” demeyi
veya taziyeye gitmeyi bile maalesef yavaş yavaş
unutmaktadır. Yüzlerce yıldır bu topraklarda dilden dile, kuşaktan kuşağa,
âşıktan âşığa aktarılarak yaşatılan Köroğlu destanı, mazlumun, mağdurun,
çaresizin yanında yer alan koç Köroğlu hikâyeleri anlatılagelirdi.
Bugün televizyonlarımızdaki zenginden alıp fakire vermenin kültür kodu olarak
bize, maalesef, Robin Hood
gösterilmektedir. Dün bizim içinde bulunduğumuz kuşağın çocukluk kahramanları
Kara Murat, Battal Gazi, Tarkan, Keloğlan, Nasrettin Hoca iken bugün maalesef
çocuklarımız Spidermen, Süpermen gibi Batı kültürünün
yarattığı çizgi karakterleri kendilerine örnek almakta ve onlara
özenmektedirler. Dolayısıyla dünyaya onların gözüyle bakmakta, kutsadığı
değerleri kutsamakta ve onların kullanmış olduğu, maalesef, ne idiği belirsiz bir argo lisanı tercih edebilmektedirler.
Çocuklarımız küreselleşme adı altında avucumuzdan kayıp giderken, bu duruma dur
deyip politikalar üretmesi gereken başta Kültür Bakanlığı, TRT gibi kurumlar da
kendi milletine yabancılaşmış bir nesil yetiştirilmesine maalesef seyirci
kalmaktalar. TRT Çocuk kanalını hep birlikte alkışladık. Ancak ortaya âdeta
tercümelerden ve aktarımlardan başka TRT bir şey koyamadı. Siz hiç Kültür Bakanlığının ürettiği ve çocuklarımıza sunduğu,
onların davranışlarına yön veren bizden bir çizgi kahraman yarattığını duydunuz
mu? Galiba onlar böyle birleştirici değil de ülkemize şeşi beş bakan ayrımcı
projelerle daha çok ilgileniyorlar. Ne idüğü belirsiz, bir kimliği,
felsefesi olmayan şehircilik anlayışının yarattığı kentlerimize, Anadolu’da
yaşayan zengin halk mimarisi ve bu mimarinin en temel özellikleri ve yaşama
kültürü taşınamadığı için, mimarlar şehirlerde kültür hayatımızı biçimlendiren
evlerimizi birer mutluluk yuvası olarak inşa edemiyorlar. Her evin mutfak
balkonundan bir PVC çıkıntı gözümüze çarpıyor. Mimarın üretemediği doğru
projelerin eksikliklerini, vatandaş kendisi görüntü kirliliği pahasına bulduğu
çözümlerle gidermeye çalışıyor. Bu çıkıntılar bir estetik kaygı ya da
ergonomiden değil, son derece basit bir mantıkla, mutfağa bir yemek masası
yerleştirmek için gösterilen çabanın sonucudur. Neden böyle yapıyorlar
derseniz, Türk ailesinin önemli özelliklerinden biri de evinde aş pişirip akşam
yemeğini aile fertleriyle birlikte yemektir. Belki başka kültürler için bu
önemli olmayabilir ama Türk kültür hayatı aileye ve aile içi sağlıklı ilişki ve
iletişimlere bildiğiniz üzere son derece değer verir. Bu özelliğimizdir ki,
âdeta her türlü sıkıntıya rağmen toplumsal olarak ayakta kalmamızın bir
sigortasıdır. Bunu görmek, bu tür mirasları gelecek kuşaklara aktarmak, kent
kurgusunu yapanların sorumluluğundadır. Taşınmaz kültür miraslarının taşınabilir parçaları ile Türk el sanatları
geleneğinin ürettiği birçok etnografik eşya ve sanat
eseri bu koruma süreçlerinin bir parçası olmalıdır. Örneğin, yüzlerce yıl önce
üretilmiş birçok bakır, demir, ahşap el sanatları ürünü kolayca alınıp
satılmakta, hatta yurt dışına çıkarılmaktadır. Artık üretilmeyen ve elimizde
sadece atalarımızdan kalmış birer numune değerinde olan bu mirasların insanlar
arasında elden ele dolaşması ve yurt dışına kolaylıkla çıkarılmasını önleyici
tedbirler bu kanunun kapsamında olmalıydı. Dolayısıyla, tekrar ifade edecek
olursak, kültür bir bütündür ve sadece maddi varlıklardan ibaret değildir. 2003 Sözleşmesi’ni ve bu Sözleşme’nin gerekçesini iyi anlamalıyız.
Dünya gittikçe global kültür, küresel kültür, ismine
ne derseniz deyin, tek tip kültüre doğru gitmektedir. Bu tespiti yapan
UNESCO’dur. Türkiye bu Sözleşmeye bilindiği üzere taraf olmuştur ve gereğini
yapacağın taahhüt etmiştir. Şimdi, bizim kanun yapıcılar olarak dünyanın önem
verdiği ve korunmasını kararlaştırdığı ve bizim de taahhütlerde bulunduğumuz bir
alanı dar bir bakış açısı ve yasal süreç kıskacı içinde tanımlamamız
gerekmektedir. Sözün özü, bu tasarı 2003 Sözleşmesi’nin tanımladığı kültür
mirasımızdan söz etmemektedir. Kanun tasarısında söz edilen koruma kurulları hakkında da birkaç
cümle sarf etmek istiyorum. Kültür varlıklarıyla ilgili koruma kurulları 1972
Sözleşmesi’nde zikredilen konulardaki uzmanlıklara göre oluşturulmuştur. Oysa
2003 Sözleşmesi başka uzmanlık alanlarına da atıfta bulunmaktadır. Koruma
kurullarının, inşallah, bu özellikler dikkate alınarak oluşturulması gerekir
diye düşünüyoruz. Millî kültürümüz, hepinizin de takdir edeceği üzere, siyaset üstü
bir konudur. İktidar ve muhalefetiyle bu alanın istiklalimize ve istikbalimize
uygun olarak doğru şekilde yorumlanması gerekmektedir. Bu nedenle, bu kanunla
sağlanacak fonların yüzde 100’ünün somut veya somut olmayan kültürel mirasın
korunması amaçlarına uygun olarak objektif ve adilane kullanımı garanti altına
alınmalıdır. Tasarıda kriterler açık açık belirtilmelidir. Sözlerimin sonunda ifade etmeliyim ki, kültürün “maddi kültür” ve
“manevi kültür” diye ayırt edilmeksizin bir bütün olduğunu bilerek politikalar
üretmek durumundayız. Kimi unsurları ayırarak, onları görmezlikten gelerek
kültür korunamaz ve böyle bir tutumla da hedefe ulaşılamaz. Bu yüzden bu
tasarıyı eksik bulduğumuzu belirtiyor, bu kanunun geri çekilerek 1972 ve 2003
sözleşmelerini içerecek şekilde yeniden düzenlenerek Meclise getirilmesinin
daha uygun olduğunu düşünüyoruz. Şayet böyle yapılır ise Milliyetçi Hareket
Partisi olarak her türlü katkıyı vermeye hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Tüm bu eksikliklerine rağmen tasarının millî kültürümüze hayırlar
getirmesi temennisiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Sayın Korkmaz, teşekkür ediyorum. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın
Hamit Geylani. Buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA HAMİT GEYLANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısı üzerine Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki sistem, içinde barındırdığı
farklı din, dil, etnik yapı, mezhep ve kültürlere olan olumsuz ayrımcı ve tekli
yaklaşımını ne yazık ki kültür ve doğal varlıklarına karşı da sürdürmektedir. Köklü bir tarihsel kültür ve doğal potansiyele sahip olan ülkemiz
bu zenginliği bugüne değin koruyamamıştır. Çünkü her şeyden önce Türkiye’de
kültür ve tabiat varlıklarını koruma kültürü yeterince gelişmemiştir. Doğal
alanlar ve kültürel miraslar yıllarca başa gelen hükûmetlerin
uygulamalarından kaynaklı tahrip edilmiş ve bir kısmı da belli rant çevrelerine peşkeş çekilmiştir. Bakınız, Avrupa ülkelerinde tarih, kültür ve tabiat varlıklarını
koruma projeleri için bütçeden ayrılan pay yüzde 1, hatta bazen aşmaktadır.
Ancak ülkemizde bu pay yok denecek kadar azdır. Bu da kültürel ve doğal
varlıkların korunmasının bir devlet politikası hâline gelmediğini
göstermektedir. Tüm insanlığın ortak mirası olan bu varlıkların ve tarihî
alanların korunması, gelecek kuşaklara aktarılması başta devletin ve tüm
insanlığın ortak sorumluluğudur. Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin çevreye, tarihsel yapılara ve
doğaya önem vermediğinin bir kanıtı da binlerce hektarlık ormanlık alanların
yok edilmesidir. Küresel ısınmanın arttığı, sera gazı salınımının
had safhaya ulaştığı, çevresel sorunların her boyutuyla baş gösterdiği bir
dönemde her yıl binlerce hektarlık ormanlık alanların yakılarak bir bölümünün
de turistik bölgelere tahsis edilmesi kabul edilemez bir uygulamadır. En kabul
edilemezi de başta seçim bölgem olan Hakkâri olmak üzere bu bölgenin diğer
illerinde ormanların büyük bir çoğunluğunun sözüm ona ülkenin güvenliği adına
ve güvenlik güçleri tarafından bilinçli olarak yakılarak yok edilmesidir. Bu
can yangınlarına devlet de seyirci kalmıştır hatta büyük ölçüde -yaşananları
göz önüne aldığımızda- teşvik etmiştir. Evet, ne yazık ki otuz yıla yakındır
yaşanan şiddet ve çatışma kültüründe ormanlar yakıldı, sular kurutuldu, tüm
bitki çeşitleri yok edildi ve yaban hayvanlarının soyu tüketildi. İşte, bu ekolojik dengenin altüst oluşumu içinde insan sağlığının da
ne kadar tahrip olduğunu hepiniz takdir edersiniz. Değerli milletvekilleri, yıllarca korkular üzerinde inşasını sürdüren
bir sistemin demokrasiye kolay kolay evrilemeyeceği bir gerçek, ama millî çıkarlar ve kutsal
değerler arkasına sığınarak da içte ve dışta yapay düşmanlar yaratılarak
demokrasi de askıya alınamaz, bu da ayrı bir gerçek. Ayrıca, bu korkulardan
kaynaklı hak ve özgürlükler de dış düşman fobisine feda edilemez. Her alanda
olduğu gibi kültürel ve doğal varlıkların yok edilmesinde de ortak değerlerin
arkasına sığınma gerçekçi ve inandırıcı değildir. Dünyada kendi coğrafyasını
bombalayarak yurttaşını öldüren, kendi ormanlarını yakan, sularını zehirleyen,
köylerini yıkan, yakan ve yurttaşını da zorunlu köy koruculuğuna ve göçe
zorlayan tek ülke sanırım bizim ülkemizdir. Kültür ve tabiat varlıklarının tahrip edilerek yok edilmesi,
sadece saydığımız bu nedenlerle de sınırlı değildir. Bakınız, birçok turistik
bölgedeki ormanlık alanlar rantçılara peşkeş
çekilmiştir. Sadece bir örnek vermek gerekirse, Antalya’nın en gür ormanlarına
sahip Belek’te yaklaşık beş yüz bin ağaç salt golf sahaları için kesildi, talan
edildi, Hükûmet de sesli veya sessizliğiyle bu
talanın arkasındadır diye düşünüyoruz. Değerli arkadaşlar, kültür ve doğal varlıkların yok edilmesi
denilince Türkiye'de akla ilk gelen yerler Hasankeyf ve Munzur Vadisi’dir.
Anadolu kültürleri ve Yakın Doğu kültürlerinin kaynağı bir bölgede, yani
Mezopotamya’da yer alan Hasankeyf’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu
kesin olarak bilinmemektedir, ancak şehir ve etrafındaki binlerce mağara,
insanların buraya çağlar öncesinden yerleştiğini gösteriyor. “Verimli Hilal”
veya “Yukarı Mezopotamya” olarak da adlandırılan bölge çağlar öncesinden bu
yana medeniyetlere beşiklik etmiş, dolayısıyla İslam öncesinin ve İslam
sonrasının kültürel değerlerini bir arada bugüne kadar taşıyarak getirmiştir.
Bu bölge, tarih boyunca Anadolu ve Mezopotamya toprakları arasında geçiş
sağlayan bir köprü görevi görmüştür. Mezopotamya uygarlığından günümüze kalan
en önemli tanık bize göre Hasankeyf tarihidir. Yapılacak bu Ilısu
Barajı’yla tarih ve kültür açısından değeri biçilmeyen on bin yıllık kültür
mirası bir yapay suda boğdurulmak isteniyor. Her alanda olduğu gibi bir çifte standarda bakın: 2007
yılında, Sayın Başbakan Topkapı Sarayı Kutsal Emanetler Bölümü’nün açılışında
yaptığı konuşmada şöyle diyor: “Tarihî mirasınızı kaybederseniz, Allah korusun
-tabii ki Allah korusun; Allah bizi bütün kazalardan, belalardan korusun-
ülkenizin, yurdunuzun tapusunu kaybedersiniz, bir daha geri kazanamazsınız;
işte esas felaket bu olur.” Peki, acaba, Sayın Başbakan Hasankeyf’i de ülkenin bir parçası olarak
görmek istemiyor mu? Oradaki binlerce yıllık tarihî zenginliği bu ülke için bir
miras olarak kabul etmiyor mu? Ayrıca, objektif bir anlayışta, tarihî, kültürel varlıklar
dünyanın neresinde ve hangi bölgesinde olursa olsun korunmaları gerekmez mi? Dünyanın
tepkilerine rağmen işlenen bu kültür ve tarih cinayetine bizlerin suskun
tanıklığı cinayete ortak anlamına gelmektedir. Onun için, binlerce yıllık
değerlerin toplamı, bir daha kazanılması olanaksız olan Hasankeyf’i, ömrü en
fazla elli yıl olan barajlara kurban vermeyelim Sayın Bakanım. Yine, AKP Hükûmetinin Kültür ve Turizm
Bakanlığının bürokratlarının Hasankeyf kalıntılarını taşımaktan veya aslına
uygun kopyalarını yapmaktan bahsetmeleri ve bunu bir çözüm gibi insanlarımıza
sunmalarını da ayrı bir kabahat olarak algılamak gerekir. Sayın Bakan,
bağışlayın başka sözcük bulamadım. Çünkü halkımız “kabahat” sözcüğüne büyük
anlamlar yüklemektedir. Çünkü sorumlu kişilerin görevleri kopyalarla halkı ve
kamuoyunu kandırmak değil. Bu kültürel ve tarihsel değerler hazinesinin
yerleşim yerine sahip çıkarak, yeni nesillere gurur duyacakları asıllarını
bırakmak gereklidir. Değerli milletvekilleri, Tunceli il sınırları içerisinde yer alan
Munzur Vadisi, millî park korunması birinci derecede önem arz eden bir doğa harikası
olmasına karşın, bugün burası da sulara boğdurulmak isteniyor. 42 bin hektarlık
bir alana sahip, 1975 yılında millî park olan Munzur Vadisi, dünyada bitki
örtüsüyle çok zengin bir alan olduğu kadar, üzerinde barındırdığı diğer
canlıların çeşitliliğiyle de büyük bir zenginliğe sahiptir. Burada bir çelişkiye dikkatinizi çekmek istiyorum: Nil Nehri
üzerinde sadece bir baraj bulunmaktadır. Mısır gibi bir ülke enerji sıkıntısı
yaşamaz iken, küçük bir kent olan Tunceli’nin can damarı Munzur suyu üzerinde
sekiz barajın inşa projesini anlamak bence herkesi zorlamaktadır. Barajların
yapılması hâlinde, her şeyden önce, bölgedeki iklimde de önemli negatif
değişiklikler yaşanacak ve bugüne kadar görülmemiş bakterilerin ve
hastalıkların ortaya çıkmasına da neden olacaktır. Kar sularıyla beslenen bir su kaynağı olan Munzur Nehri, suyunun
azalması, hatta tümden yok olması tehlikesiyle de karşı karşıya gelecektir. Bu
da Tunceli coğrafyasında sosyal, ekonomik, demografik, ekolojik
ve jeolojik dengelerin altüst oluşuna neden olacaktır ve dolayısıyla insan
yaşamının altüst oluşunu da beraberinde taşıyacak ve bağrında gösterecektir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nın doğası gereği
Munzur Vadisi’nin özellikleri itibarıyla sit alanı statüsüne kavuşturulması gereklilik,
hatta bir zorunluluktur diye düşünüyoruz. İşte tüm bu nedenlerden ötürü
Parlamentoyu Ilısu Barajı ve Munzur Vadisi barajının
yapımına “Dur!” demeye çağırıyoruz. Değerli arkadaşlar, bilindiği üzere 2863 sayılı Kültür ve
Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası’nın 12’nci maddesi uyarınca belediyelerin
görev alanlarında kalan kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesi
amacıyla kullanılmak üzere Emlak Vergisi Yasası’na göre mükellef hakkında
tahakkuk eden emlak vergisinin yüzde 10’u oranında taşınmaz kültür
varlıklarının korunmasına katkı payı olarak tahakkuk ettirilmekte ve ilgili
belediyesince emlak vergisiyle birlikte tahsil edilmektedir. Tahsil edilen bu miktar il özel idaresi tarafından açılan hesapta
toplanmakta ve belediyelerce kültür varlıklarının korunması ve
değerlendirilmesi amacıyla hazırlanan projeler kapsamında kullanılmak üzere il
sınırları içindeki belediyelere vali tarafından aktarılarak valinin denetiminde
kullanılmaktadır. Görüşmekte olduğumuz bu yasa tasarısının 1’inci maddesi ile il
özel idarelerinde toplanan bu paraların yüzde 30’una kadar, il özel
idarelerinin, kültür ve tabiat varlıklarının korunması amacıyla
kullanabileceklerini de düzenliyor. Bu, her ne kadar olumlu bir gösterge olarak
önümüzde duruyor ise de beraberinde bizce bazı sorunları da taşıyacaktır çünkü
tasarı ile il özel idaresinin bu hesapta biriken paranın ancak yüzde 30’unu
kullanabilecekleri hükme bağlanıyor. Ne var ki, bu kaynağın kullanımı valinin inisiyatifine ve insafına bırakılmıştır. Bu durumda, valinin
yönetiminde çalışan il özel idaresinin yapacağı harcamaların kimin tarafından
nasıl denetleneceği sorunu ortaya çıkacaktır. Vali, hem denetleyen hem yöneten
hem de proje uygulayan makam konumunda değil midir? Bu nedenle, anılan özel
hesapta toplanan paranın denetimi için farklı bir mekanizmanın kurulması
gereklidir diye düşünüyoruz. Çünkü harcamaların daha şeffaf olması için,
toplanan bütün paraların gelir ve gider cetvellerinin kamuoyuyla paylaşılması
gerekmektedir. Bunun için de İnternet veya başka bir vasıtayla halka
ulaştırılması kaçınılmaz olacaktır. Tasarının, Türkiye'nin her bölgesindeki ve her tür kültür ve
tabiat varlıklarının korunmasına hizmet edeceğini umuyor -daha doğrusu ummak
istiyoruz- ülkemize hayırlı olması dileğiyle destek sunacağımızı belirtiyor, bu
duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (DTP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Geylani. AK PARTİ Grubu adına Uşak Milletvekili Sayın Mustafa Çetin. Sayın Çetin, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÇETİN (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 266
sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Bu münasebetle hepinizi saygılarımla selamlarım. Öncelikle, “kültür varlıkları” ve “tabiat varlıkları”
kavramlarından ne anlamamız gerektiğini kısaca hatırlamakta yarar görüyorum. Kültür varlıkları, tarih öncesi ve tarihî devirlere ait bilim,
kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veya tarih öncesi ya da tarihî
devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel ve kültürel açıdan özgün değer
taşıyan yer üstünde, yer altında ya da su altında bulunan bütün taşınır ve
taşınmaz varlıkları ifade etmektedir. Tabiat varlıkları ise jeolojik
devirlerle, tarih öncesi ve tarihî devirlere ait olup ender bulunmaları veya
özellikleri ve güzellikleri bakımından korunması gerekli, yer üstünde, yer
altında veya su altında bulunan değerlerimizi ifade etmektedir. Evrensel değerleri haiz kültür ve tabiat varlıkları açısından
ülkemiz, son derece zengin bir mirası sinesinde barındırmaktadır. Millet olarak
âdeta bir tabiat ve kültür bahçesinde veya bir açık hava müzesinde yaşamımızı
sürdürmekteyiz. Tarihî, doğal, arkeolojik ve mimari açıdan sahip olduğumuz bu
eşsiz miras, ülkemiz için büyük bir gurur kaynağı olduğu kadar aynı zamanda
bitmez ve tükenmez bir zenginliktir. Anayasa’mız “Tarih, kültür ve tabiat
varlıklarının korunması” başlıklı 63’üncü maddesiyle bu varlıkların korunması
görevini devlete vermektedir. Bu görev kapsamında korumacılık kültürünün yasal
zeminini hazırlamak, korunması gerekli taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat
varlıklarıyla ilgili tanımları belirlemek, yapılacak işlem ve faaliyetleri
düzenlemek, koruma-kullanma dengesini kurmak, gerekli ilke ve uygulama
kararlarını almak başlıca sorumluluklarımız olarak karşımıza çıkmaktadır. Değerli milletvekilleri, yeni düzenlemeyle getirilmek istenen
hususların ayrıntılarına geçmeden önce, AK PARTİ hükûmetlerince
yürütülmekte olan kültür ve tabiat varlıklarımızın korunması konusundaki
hizmetlere kısaca değinmekte yarar görüyorum. Mevcut taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarımızın korunması kadar
henüz gün ışığına çıkarılmamış değerlerimizin de milletimizin ve insanlığın
hizmetine sunulması önem arz etmektedir. Türk bilim adamlarınca yürütülen kazı
çalışmalarına verilen destek son beş yılda 8 kat artırılarak 15 milyon Türk
lirasına çıkarılmıştır. Bu miktar, 2002 yılında 2 milyon liranın altındaydı. Keza 2005-2008 yıllarında 7’si ilk defa olmak üzere 47 müzenin
ziyarete açılması sağlanmıştır. Müzelerimizde güvenliğin eksiksiz olarak
sağlanması için güvenlik sistemleri yenilenmiş, bazı müzelerimizde güvenlik,
temizlik ve bakım için hizmet satın alınmaya başlanmıştır. Kaçak kazı sayısı 2005-2008 yılları ortalaması 800’den 194’e
düşürülmüştür. Diğer taraftan, vaktiyle yurt dışına kaçırılmış eserlerin yurda
getirilmesi için çabalarımız kesintisiz olarak sürdürülmüş, 2007 yılında 349
eserin ülkemize iadesi sağlanmıştır. 2008 yılında bu rakam bini aşmıştır. Restorasyon çalışmalarına büyük önem verilmektedir. 1931 yılında
Büyük Atatürk tarafından da işaret edilen Mevlânâ
Türbesi Müzesi, Karatay Medresesi, İnce Minareli Cami ve Sırçalı Medrese başta
olmak üzere Akşehir Batı Cephesi Karargâh Binası, Birinci ve İkinci Meclis
Binaları, Sarıkamış ve Çanakkale Şehitlik ve Anıtları, Tokat Kalesi’nden
Kütahya Kalesi’nin burçlarına kadar Anadolu’muzun dört bir yanındaki tarihî ve
kültürel değerlerimizin restorasyonuna Hükûmetimiz döneminde başlanmış ve de tamamlanmış veya
devam etmektedir. Koruma bölge müdürlüklerinin sayısı son üç yıl içerisinde yirmiden
otuz dörde çıkarılmıştır. Böylece, yurttaşlarımız bakımından büyük bir şikâyet
konusu olan koruma kurullarındaki bekleme süresi mümkün olan asgari süreye
indirilmiştir. Bununla da yetinilmemiş, bölge kurullarının iş yükünü
hafifletmek, denetim mekanizmasını daha işlevsel hâle getirmek amacıyla il özel
idareleri ve belediyeler bünyesinde kırk adet koruma ve uygulama denetim bürosu
(KUDEB) kurulması sağlanmıştır. 5177, 5226, 5366, 5571, 5663, 5728 sayılı
yasalar çıkarılmıştır. Değerli milletvekilleri, yürürlük ve yürütme maddesi dâhil altı
maddeden ibaret olan tasarı ile 21 Temmuz 1983 gün ve 2863 sayılı Kültür ve
Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu’nun 12 ve 55’inci maddelerinde değişiklik,
57’nci maddesinde ek ve değişiklik yapılması ve Kanun’a ek 8’inci madde
eklenmesi öngörülmektedir. Kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda daha önce
yürürlüğe girmiş olan dört kanunu yürürlükten kaldıran 2863 sayılı Kanun’da
bugüne kadar 1987 ve 2008 yılları arasında yedi defa değişiklik yapılmıştır.
Kanunlar, yürürlükte bulunduğu sürece mutlak surette itaat edilmesi gereken
hukuk metinleri olsa da değiştirilemez değildirler. Görüşmekte olduğumuz
tasarıyı da daha öncekilerde olduğu gibi, ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar
çerçevesinde gündeme gelen gerekli, hatta kaçınılmaz bir değişiklik olarak
görüyor ve destekliyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 1’inci maddesi,
2863 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında
değişiklik öngörmektedir. Değişikliğin özü şudur: Mevcut altıncı ve yedinci
fıkralara göre, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 8 ve 18’inci maddeleri
gereğince tahsil edilen emlak vergisinin yüzde 10’u kadar taşınmaz kültür
varlıklarının korunmasına katkı payı belediyelerce tahsil edilerek il özel
idaresince açtırılan özel bir hesapta toplanmaktadır. Bu hesaptan, hâlen
belediyelerce hazırlanan projeler kapsamında, kamulaştırma, projelendirme,
planlama ve uygulama konularında kullanılmak üzere vali tarafından il sınırları
içindeki belediyelere aktarma yapılmaktadır, kullanımı da valinin denetimine
tabidir. Şimdi, sayın CHP ve DTP sözcülerinin, bu
hesaptan, düzenlemeyle, yüzde 30’u aşmayacak bir miktarın il özel idareleri
sorumluluk bölgesinde harcanabilmesine getirdikleri eleştirileri anlamak mümkün
değildir. Kültür ve tabiat varlıklarının korunması konusunda mahallî
idarelere sorumluluk verilmesi bir gelişmedir. Aynı sorumluluğun özel
idarelerden niçin esirgendiğini anlamak mümkün değildir. Kültür ve tabiat
varlıkları, korunması gerekli eserler, özel idarelerin görev alanlarında da
bulunduğuna göre, efendim, özel idareler harcarsa, buradan birtakım müteahhitlere fırsat kapısı açılır, gibi yakışıksız
beyanları üzüntüyle karşıladığımı belirtmek isterim. Belediyeler ne kadar
mahallî idareyse, il özel idareleri de o kadar mahallî idaredir. Bu hesabın valinin denetiminde harcanacağı, hükmünden hareketle
“Vali hem denetleyecek hem harcayacak, bu nasıl olur?” sorusunun cevabı şudur:
Valiler veya özel idare denetlenmeyen kurumlar değildir. Valiliklerin icraatı
İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerince denetlendiği gibi, özel idarelerin
hesapları da Sayıştay tarafından yargısal denetime tabi tutulmaktadır.
Dolayısıyla, bu yüzde 30’luk özel idarelerin de aynı hesaptan harcama
yapabilmesi hükmüne getirilen eleştirileri gerçekçi bulmuyor ve bu konudaki
düzenlemeyi haklı ve yerinde buluyoruz. Tasarının 2’nci maddesinde getirilen -basit bir değişiklikten
ibarettir- Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunca koruma
kurullarında görevlendirilen üyelerin görev süresine ilişkin olup bu süre beş
yıldan üç yıla indirilmektedir ki bu değişikliğin, bölge koruma kurullarının
daha dinamik ve verimli bir şekilde çalışması düşüncesiyle öngörüldüğü
anlaşılmaktadır. Tasarının 3’üncü maddesinde, Kanun’un 57’nci maddesine bir fıkra
eklenmesi ve bu maddenin mevcut dördüncü fıkrasının değiştirilmesi öngörülüyor.
Burada sayılarının otuz dörde çıktığını belirttiğimiz bölge koruma kurullarına
paralel olarak 5366 sayılı Kanun’un 3’üncü maddesinde teyit edilen bölge koruma
kurullarının da bu Kanun’da belirtilen görevleri yapabilmesi hükme
bağlanmaktadır. Buradaki arkadaşlarımızın ifade ettiği koruma… İki kurul karşımıza
çıkıyor. 5366 sayılı Kanun’la ilgili hususlarda görev yapan kurullara yenileme
kurulları, diğerine de bölge koruma kurulları diyoruz. Burada bu açıklığı dile
getirmekte yarar görüyorum. Değiştirilmesi öngörülen dördüncü fıkrada da üçten fazla koruma
kurulu bulunan yerlerde, illerde veya bölgelerde, bu kurullar arasında bir
koordinasyon sağlamak üzere koordinasyon müdürlüğü kurulması ve koruma kurulu
müdürlüklerinin bu koordinasyon müdürlüklerine bağlı olarak çalışması hükme
bağlanmaktadır. Buradan da anladığımız şudur: Ortada var olan, var olduğu
tespit edilen bölge koruma kurulları arasında ortaya çıkan koordinasyon
ihtiyacının bu şekilde giderilmiş olacağını ve bu amaçla yapılan düzenlemenin
de yerinde bir düzenleme olduğunu düşünüyorum. Tasarının 4’üncü maddesi, 2863 sayılı Kanun’a bir ek 8’inci
maddenin getirilmesini öngörmektedir. Bu maddede iki hususa dikkatinizi çekmek
istiyorum: 11 Mart 2005 tarihi baz alınmaktadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığının 28 Şubat 2005 tarih ve makam onaylı Hukuk
Müşavirliği görüşü, taşınmaz kültür varlığı olarak tanımlanan eserlere ait
parçaların koleksiyonculuğa konu olmamasının, bu meyanda envanter
defterine kaydedilmesinin hukuken mümkün olmadığı görüşü Bakanlıkça bir genelge
hâline getirilerek valiliklere gönderilmiştir. Bu genelgenin tarihi 11 Mart
2005 tarihidir. Bu sebeple, düzenleme, bu tarihi baz
olarak almıştır. Burada, düzenlemeyle, 2863 sayılı Kanun’un 26’ncı maddesinin son
fıkrası hükmüne tabi olmaması… Neyin tabi olmaması? Koleksiyoncuların elinde
bulunan ve bu tarihten önce görevli müze envanterlerine
kaydedilmiş eserlerin ticarete ve koleksiyoncular arasında dağıtıma, değişime
ve ticarete konu olmamasını hükme bağlamaktadır ki bu hususu bu eserlerin
kaybının veya başka şekilde yok olmasının önüne geçecek bir hüküm olarak
görüyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının tümü üzerindeki
görüşlerime son vermeden önce bu değişiklik tasarısının hayırlı olmasını
diliyor, Sayın Bakan başta olmak üzere emeği geçen Kültür Bakanlığı
bürokratlarına, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunun Değerli
Başkan ve üyelerine teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Çetin, teşekkür ederim. Şahsı adına ilk konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Akif Akkuş. Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 266
sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında görüş bildirmek üzere şahsım adına söz
almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, tabiat ve kültür varlıkları bizim en
önemli zenginliklerimizden birisidir. Bunlar bizi biz yapan ögelerdendir.
Bunların bir kısmı taşınabilir, bir kısmı ise taşınamaz kültür varlıkları
olarak değerlendirilebilinir. Tabii biz, genellikle “kültür ve tabiat
varlıkları” dendiği zaman herhangi bir yerdeki bir ören yerini aklımıza
getirmekteyiz. Ancak, bunun yanında, demek ki, biraz önce Nevzat arkadaşımızın
belirttiği gibi, birçok konu bu ülkenin millî değeri olan taşınır-taşınmaz
kültür varlıkları olarak değerlendirilmektedir. Bu yasa tasarısıyla 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu’nun 12’nci maddesinin iki fıkrasında, yine 55’inci maddesinin iki
fıkrasında değişiklik ve 57’nci maddesinin bir fıkrasından sonra gelmek üzere
bir fıkra eklenmesi ve dördüncü fıkranın değiştirilmesi istenmektedir. Ayrıca,
2863 sayılı Kanun’a bir geçici madde eklenmektedir. Buna göre, 11/3/2005
tarihinden önce usulüne uygun olarak koleksiyoncular tarafından müze envanter defterine kaydı yaptırılmış taşınmaz kültür
varlıkları, son fıkrası hariç, 26’ncı maddeye göre işlem görmektedir. Bunu da,
biraz önce yine konuşan arkadaşlarımızın belirttiği gibi, bir şekilde taşınmaz
kültür varlıklarını ele geçirmiş olan kişilere, bu varlıkları nereden aldı,
nasıl aldı, bu konuda bir af getirmeye yönelik bir değerlendirme olarak
görüyoruz. 12’nci maddenin fıkralarında istenen değişiklik, daha önce il özel
idaresi tarafından açılan özel hesaptaki para belediyelerce kültür
varlıklarının korunması ve değerlendirilmesiyle ilgili projeler için
kullanılırken, bu harcamaya il özel idarelerinin ortak olmasını sağlamaktadır. Son yıllarda merkezî yönetimin görev ve sorumluluğunun bir
kısmının yerel yönetimlere devrinin söz konusu olduğu malumunuzdur. Bunun bir
sonucu olarak il özel idarelerinin gelirlerinin artması ve harcama yetkisinin
verilmesi de kaçınılmaz bir hâle gelmiştir. Bu yüzden, özel hesapta toplanan bu
gelir, valinin kontrolünde, il özel idaresine ve belediyelere aktarılmaktadır.
Ancak, bu aktarılan miktarlar belli bir oran dâhilinde olmakta ve toplanan
miktarın yüzde 30’unu il özel idaresinin kullanımına tahsis etmektedir. Bu
miktar, 1319 sayılı Kanun’a göre tahakkuk eden emlak vergisinin yüzde 10’u
nispetinde mükellef tarafından ödenen paradır. Değerli milletvekilleri, dünden gelen tabiat ve kültür
varlıklarımızın korunması ve değerlendirilmesi üzerinde önemle durulması
gerekir, demiştik. Ancak korunma amaçlı yapılan çalışmalar, birkaç sene sonra,
sanki herhangi bir çalışma yapılmamış gibi kültür varlığının eski hâline
gelmesini önleyemiyor. Bu yüzden, koruma çalışmaları sonucu ortaya çıkan
değerlerin bir müstecire devrini -kiralama suretiyle- âdeta bir zorunluluk
hâline getiriyor. Şunu demek istiyorum: Bakıyoruz, ülkemizin birçok yerinde,
şehirlerimizde, özellikle eski şehirlerimizde görüyoruz, bina olsun, evler
olsun, sokaklar olsun, bunlarda birtakım düzenlemeler yapılıyor ama birkaç sene
geçtikten sonra sanki o düzenlemeler hiç yapılmamış gibi bir hâle geliyor ve
eski hâline geliyor. Tabii, burada bu düzenlemenin gerek kontrolü gerekse bu
düzenlemede müteahhit olarak çalışan kişilerin de bu
işi eline yüzüne bulaştırmasının bir sonucu olarak bu şekilde yapıyorlar diye
belirtebiliriz. Bunun yanında, dünü yansıtan ve artık kullanılmayacak kadar
yıpranmış olan bir kısım özel mülkiyetin il özel idareleri ve belediyelerce
onarımı ve iyileştirilmesinin yapılarak mal sahiplerinin tasarrufuna bırakılması
yerinde olur. Yine birçok yerde görmekteyiz, çok güzel bir bina, yola böyle,
cumbalarıyla falan çıkmış, baktığımız zaman hoşumuza giden bir bina ama aradan
geçiyor birkaç yıl, bir de bakıyoruz o binanın yerinde yeller esiyor. Niye
yeller esiyor? Çünkü yanmış. Cadde üzerinde bulunuyor, şehrin içerisindeki
cadde üzerinde. Yanındaki binalar büyük meblağlar getirirken burası köhne bir
şekilde kalıyor. Dolayısıyla, bunların bu şekilde, belediyelerce onarımının ve
iyileştirilmesinin yapılması uygun olur kanaatindeyim. Aksi takdirde o binalar
ya birer heyula gibi tehlike arz eder yahut da kasıtlı yangınların kurbanı
olur. İstanbul’un Süleymaniye semti bunun en belirgin örneğidir, kırık dökük
yüzlerce ev âdeta yıkılmayı bekliyor, içinde oturanlar korku içerisinde yaşamaya
çalışıyorlar. Devlet genellikle buraları istimlak
ederek korumaya çalışıyor, içinde oturanlar ise aldıkları ücretle yeni bir
mesken alamıyorlar ve bu eski yapıları, binaları terk etmiyorlar; bu da
yıllarca mahkemelerin sürmesine sebep oluyor. Yine, biraz önce Nevzat Bey
belirtti ben de belirtiyorum, buralar yeniden insanımızın hizmetine verilmeli,
insanımızın hizmetine sunulmalı. Ankara Beypazarı örneğinde olduğu gibi bu
taşınmazların sahiplerine krediler verilerek bu yapıları yeniden canlandırmak söz
konusu olabilir. Aksi takdirde koruma kurulları tarafından haklı olarak “sit
alanı” payesi alan bu yerler sokakları bile emin bir şekilde kullanılamayan
mahalleler olarak kalır ve sit alanı olma gayesinden de gittikçe uzaklaşır.
Bunun için, buralar, geçmişine bağlı, geleceği geniş bir perspektifle gören
önder kişilere ihtiyaç duymaktadır. Buralarda yapılacak etkili değişiklikler
modern şehirlerde kültürel varlıkların ahenk içerisinde yaşatılmasını
sağlayacak ve millet olmanın keyfiyetini ortaya koyacaktır. Ayrıca, bu eski kültür varlığı yapıların değerlendirilmesi çevre
insanına iş ve aş kapısı olacak, aynı zamanda bu insanların bir gelire sahip
olması da söz konusu olacaktır, böylece kömür ve gıda paketleri dağıtımı ve
beklentisi de kısmen ortadan kalkacaktır diyorum. Değerli milletvekilleri, sit alanı olarak tespit edilen ve tasdik
edilen yerlerdeki binaların kullanımdan uzak olanlarının mutlaka onarılıp
kullanılması ve vatandaşın istifadesine sunulması gerektiğini belirtmiştim.
Kırsal kesimde bulunan ören yerleri vatandaşın tapulu alanı içinde bile olsa
gereği gibi kullanılamamaktadır, bu da arsa veya arazi sahiplerini mağdur
etmektedir. Bilindiği gibi, Mersin, İlk Çağ’dan günümüze birçok medeniyete
sahne olmuş uzun bir kıyı kesimine sahiptir. Bu kıyıya yakın bir mülkünüzün
içinde bir mezar yahut lahit bulunuyorsa burası sit alanı ilan ediliyor ve işe
yaramaz, atıl bir şekilde kalıyor. Bitişiğindeki arsalarda turistik tesisler
yükselirken buralar kullanımdan uzak kalıyor. Bu yüzden buraların da değerlendirilecek
şekilde planlanması ve vatandaşa sunulması gerekiyor. Burada koruma kurullarına seçilen kişilerin beş yıllık sürelerinin
üç yıla indirilmesi üzerinde de kısaca durmak istiyorum. Deniliyor ki: “Bu
kurullara getirilen kişiler çalışmalarını aksatıyorlar.” Ben o zaman diyorum
ki, eğer böyle bir aksatma söz konusu ise, bu kurullar lağvedilsin ve gerek
duyulduğunda ilgili bilim dallarından ve görevliler arasından geçici bir kurul
oluşturularak konuyla ilgili rapor hazırlamaları için gerekli imkân sağlansın
ve sonunda işlerinin başına dönsünler. Genellikle arazi ihtilaflarında
mahkemelerin böyle bir yol izlediği görülmektedir. Kısaca “beş yıl” yerinde bir
karardır ve kanunda olduğu gibi kalması uygun olur diye belirtiyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Akkuş, size bir dakikalık ek süre vereyim. Diğer
arkadaşımızı da konuşturalım. Buyurun efendim. AKİF AKKUŞ (Devamla) – Koruma kurullarının birden fazla olduğu
illerde teknik ve idari işlerde koordinasyonu sağlamak üzere koruma bölge
kurulları koordinasyon müdürlüğünün kurulması uygundur. Değerli milletvekilleri, biz, kültür ve tabiat varlıklarına sahip
çıkarak ülkemize sahip çıkıyoruz. Burada şunu belirtmek istiyorum: Genellikle
denilir ki: “Türkler Anadolu’ya 1071’de geldi.” ve konuşulduğu zaman,
konuşmalarda denilir ki: “1071’den beri, bin yıldan beri” denildiği gibi...
Hâlbuki Türklerin milattan önce binli yıllarda Anadolu’da yaşadığı
bilinmektedir. Asur kaynaklarında bunlar tespit edilmiş, Asur tabletlerinde
tespit edilmiş durumdadır. Bu yüzden, bu ülkedeki her kalıntı bizim malımızdır, bizim
atalarımızın bu topraklardaki mührüdür diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akkuş. Şahsı adına ikinci konuşmacı ve bugünün son konuşmacısı Denizli
Milletvekili Sayın Selma Aliye Kavaf. Buyurun Sayın Kavaf. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) – Biraz önce bir kişi vardı, ben de söz
istedim. Ayrıca sürenin bitmesine altı dakika var efendim. O zaman süreyi uzatın. BAŞKAN – Yok, altı dakika değil, benim saatimle on dakika var. Buyurun efendim. SELMA ALİYE KAVAF (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 260 sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun çerçevesinde
yapılmaya çalışılan, Türkiye’deki sayılı kültür ve tabiat varlıklarının
tarihsel değerine elimizden geldiği kadar sahip çıkabilmektir, bunu,
Türkiye’nin bir zenginliği olarak kendi insanımıza ve dünyaya bu zenginlikleri
sunabilmektir. Geçen dönem Türkiye Büyük Millet Meclisimiz kültür ve tabiat
varlıklarını koruma konusunda çok önemli adımlar attı. Kanunun 1’inci maddesiyle, daha önce taşınmaz kültür varlıklarının
korunmasına katkı payı olarak, belediyeler tarafından korunmaya ve
değerlendirilmeye yönelik olarak emlak vergilerinde yapılan yüzde 10’luk emlak
vergisi payının kullanımı daha fonksiyonel hâle getiriliyor bu kanunun
düzenlemesiyle. Bu pay, proje yapmak, kamulaştırmak, projeyi hayata geçirmek
üzere kullan-dırılmaktadır. Proje koruma kurulları
tarafından denetlenip, kurul denetimince uygun görüş belirtildiği takdirde,
valilik, projenin hayata geçirilmesi konusunda para akışını sağlamaktadır.
Yapılan bu değişiklikle belediyelerin konuya ilgisiz kalması hâlinde il özel
idarelerinin ya da valiliğin de proje yaptırıp bu kaynağı kullanabilme imkânı
sağlanmaktadır. Örneğin, belediyelerin çeşitli nedenlerden ötürü ilgilenmediği
ya da belediye sınırları dışında kalan alanlarda bir kervansaray var; herhangi
bir belediyenin sınırında değil, mücavir alan dışında. Onu koruma kurullarının
tescilinden sonra vilayet kendisi projelendirip restorasyonu
için bu kaynaktan para kullanabilsin diye böyle bir düzenleme yapılmaktadır.
Tabii ki burada belediyelerimizin hakkını ve hukukunu da korumak amacıyla “il
özel idareleri bir yıl içerisinde toplanmış olan paranın yalnızca yüzde 30’unu
kullanabilir.” şeklinde bir ibare de maddeye ilave edilmiştir. 2007 yılı sonu itibarıyla 234 milyon yeni Türk lirası para
birikmiştir. Bu paranın 90 milyon yeni Türk lirası belediyeler tarafından
kullanılmış, hâlihazırda bu paranın 140 milyon yeni Türk lirası duruyor atıl
bir şekilde. Amacımız, bu paranın atıl kalmaması, kültür ve tabiat
varlıklarının turizme ve kültür hayatımıza kazandırılması, amacına uygun bir
şekilde kullanılması konusunda bir düzenleme yapılmasıdır. Bu amaçla hazırlanan bu tasarının hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Kamer Genç’in de uyarısı üzerine süreyi
aşmamış oluyoruz. İyi akşamlar diliyorum. (Alkışlar) BAŞKAN – Sayın Kavaf, daha vaktiniz var dört beş dakika. Evet, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, soru-cevaba girmiş
olan arkadaşlarımızı, arkadaşlarımız tespit ettiler çünkü o yirmi dakikalık
süreyi şimdi kullanamayız, vaktimiz yok. Bugünkü çalışmalardan ve gösterdiğiniz özenden dolayı bütün
milletvekili arkadaşlarıma, Sayın Bakanımıza, Komisyon Başkanımıza, grup başkan
vekillerimize teşekkür ediyorum. Sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla
görüşmek için, 27 Ocak 2009 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşimi
kapatıyorum; sizlere ve bizleri izleyen vatandaşlarımıza hayırlı akşamlar
diliyorum. Kapanma Saati: 19.54 |
|