|
DÖNEM: 23 CİLT: 38 YASAMA YILI: 3 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 45’inci
Birleşim 15 Ocak 2009 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L
E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN
KÂĞITLAR III. - YOKLAMALAR IV. - GÜNDEM DIŞI
KONUŞMALAR A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Muğla
Milletvekili Gürol Ergin’in, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının bazı uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in
cevabı 2.- Edirne
Milletvekili Necdet Budak’ın, Tarım Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı 3.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, emeklilerin sorunlarına ilişkin gündem
dışı konuşması V.- AÇIKLAMALAR 1.- Erzurum
Milletvekili Zeki Ertugay’ın, 10 Ocak 2009 tarihinin Türkiye’de
tarım öğretiminin başlamasının 163’üncü yıl dönümüne ilişkin açıklaması ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı 2.- Muğla
Milletvekili Gürol Ergin’in, Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, sözlerini çarpıttığı
iddiasıyla açıklaması VI. -BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 24 milletvekilinin, bir Alman şirketine yönelik
rüşvet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/305) 2.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel ve 20 milletvekilinin,
kot taşlama atölyelerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/306) B) Genel Görüşme Önergeleri 1.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş ve 20
milletvekilinin, suç örgütleriyle mücadeledeki son gelişmeler konusunda genel
görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/9) VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96) 2.- Tapu Kanunu
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman
ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı:
218) 3.- Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin
Akbulut’un; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22
Milletvekilinin; 23.11.2004 Tarihli ve 5253 Sayılı Dernekler Kanununun 27.
Maddesinde Kızılay ile İlgili Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
İçişleri Komisyonu Raporu (2/290, 2/286) (S. Sayısı: 283) VIII.- OYLAMALAR 1.- Tapu Kanunu
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, öğretmenlerin özlük haklarının
iyileştirilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
(7/5929) 2.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, işsizlere ve İşsizlik Sigortası Fonu’na ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/5951) 3.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, öğretmenlerin ve
ilköğretim müfettişlerinin özlük haklarının iyileştirilmesine ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5986) 4.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, öğretmen atamalarına
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/5991) 5.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, MKE’nin bir taşınmaz
ihalesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M. Vecdi Gönül’ün
cevabı (7/6025) 6.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün GAP kapsamındaki
İl Özel İdarelerine yönelik işlerine ilişkin sorusu ve Bayındırlık ve İskân
Bakanı Faruk Nafız Özak’ın
cevabı (7/6043) 7.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, İşsizlik Sigortası Fonu’na ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/6046) 8.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, prim ödemelerine ilişkin
sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/6050) 9.- Tekirdağ
Milletvekili Faik Öztrak’ın, Çaykur’daki
yetkili sendikaya ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk
Çelik’in cevabı (7/6053) 10.- Edirne
Milletvekili Rasim Çakır’ın, personele banka promosyonu
ödemesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın
cevabı (7/6125) 11.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, gırgır ile su
ürünleri avcılığına, - Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, üreticilerin
kredilendirilmesinin desteklenmesine, - Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Mardin İlindeki yatırımlara, İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/6128), (7/6129), (7/6142) 12.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, ABD’nin İncirlik Üssü üzerinden Guantanamo’ya esir naklettiği haberlerine ilişkin sorusu ve
Millî Savunma Bakanı M. Vecdi Gönül’ün cevabı (7/6141) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı. İstanbul
Milletvekili Fatma Nur Serter, Siirt ilinin
sorunlarına, Eskişehir
Milletvekili H. Tayfun İçli, son yıllarda yaşanan Anayasa ve hukuk ihlallerine, Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmak, Ankara Büyükşehir
Belediyesinin su faturalarındaki uygulamalarından kaynaklanan vatandaşların
mağduriyetine, İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar. Siirt
Milletvekili Afif Demirkıran, Fatma Nur Serter’in, Siirt ilinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşmasında değindiği konularla ilgili bir açıklamada bulundu. Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın (6/1080) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi okundu; sözlü sorunun geri verildiği bildirildi. Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur
ve 34 milletvekilinin, kadın girişimciliği ve kadın istihdamındaki sorunların
(10/303), Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 37 milletvekilinin,
madencilik sektöründeki sorunların (10/304), Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla birer Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin
gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı
açıklandı. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının; 1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96), 3’üncü sırasında
bulunan, Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun (1/663) (S. Sayısı: 319), 4’üncü sırasında bulunan, Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler
ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması
Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin;
Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili
Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin; Giresun
Milletvekili Ali Temür’ün; Benzer Mahiyetteki Kanun
Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonu Raporu’nun (1/664, 2/59, 2/261, 2/357, 2/370) (S. Sayısı: 320), 5’inci sırasında
bulunan, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu
Raporu’nun (1/608) (S. Sayısı: 266), 6’ncı sırasında bulunan, Birleşmiş Milletler İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre ve Avrupa Birliği Uyum ile Dışişleri
Komisyonları Raporlarının (1/597) (S. Sayısı: 268), 7’nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile
Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın
Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı ve Tarım,
Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonları
Raporlarının (1/543) (S. Sayısı: 263), 8’inci sırasında bulunan, Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak ve Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu’nun; Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili
Sadık Badak ve 5 Milletvekilinin; Kadastro Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Antalya Milletvekili Osman Kaptan
ve 4 Milletvekilinin; Türk Ceza Yasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (2/283, 2/270, 2/277) (S. Sayısı: 272), Görüşmeleri; 2’nci sırasında bulunan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun (1/526) (S. Sayısı: 218)
görüşmelerine devam edilerek, 9’uncu maddesine kadar kabul edildi, verilen aradan
sonra; Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından
ertelendi. 9’uncu sırasında bulunan, Tekirdağ
Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut’un; Dernekler
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22 Milletvekilinin; 23.11.2004 Tarihli ve
5253 Sayılı Dernekler Kanununun 27. Maddesinde Kızılay ile İlgili Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu Raporu’nun (2/290, 2/286)
(S. Sayısı: 283) tümü üzerinde bir süre görüşüldü. 15 Ocak 2009 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat
14.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.56’da son verildi.
No.: 49 II.- GELEN KÂĞITLAR 15 Ocak 2009 Perşembe Tasarı 1.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/670) (Avrupa Birliği
Uyum ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 7.1.2009) Teklifler 1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak ve 3 Milletvekilinin; 351
Sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi (2/371) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Milli
Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
6.1.2009) 2.-
Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına
Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir
Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunda ve 3194 Sayılı İmar Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/372) (Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
9.1.2009) 3.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 10
Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/373) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.12.2008) 4.- Antalya Milletvekili
Sadık Badak ve 20 Milletvekilinin; Günün 24 Saat
Taksimine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/374)
(Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6.1.2009) 5.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel’in; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve
Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/375) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 6.1.2009) Rapor 1.- Türk Borçlar Kanunu
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/499) (S. Sayısı: 321) (Dağıtma tarihi:
15.1.2009) (GÜNDEME) Genel Görüşme Önergesi 1.- Diyarbakır Milletvekili
Selahattin Demirtaş ve 20 Milletvekilinin, suç
örgütleriyle mücadeledeki son gelişmeler konusunda Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 102 ve 103 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/9) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.01.2009) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin ve 25 Milletvekilinin, bir Alman şirketine yönelik rüşvet iddialarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/305)
(Başkanlığa geliş tarihi: 29.12.2008) 2.- İstanbul Milletvekili
Sebahat Tuncel ve 20 Milletvekilinin, kot taşlama
atölyelerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/306) (Başkanlığa geliş tarihi: 14.01.2009) Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergesi 1- İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Almanya’da bir dernekle
ilgili dava çerçevesindeki soruşturmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/5364) 15 Ocak 2009 Perşembe BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 14.04 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan
CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşimini açıyorum. III.- Y O K L A M A BAŞKAN - Elektronik cihazla
yoklama yapacağız. Üç dakika süre veriyorum. (Elektronik cihazla yoklama
yapıldı) BAŞKAN – Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden önce üç
sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk söz, Tarım ve
Köyişleri Bakanlığının bazı uygulamaları hakkında söz
isteyen Muğla Milletvekili Gürol Ergin’e aittir. Buyurunuz Sayın Ergin. (CHP
sıralarından alkışlar) IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları 1.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, Tarım ve Köyişleri
Bakanlığının bazı uygulamalarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in
cevabı GÜROL ERGİN (Muğla) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
ülkemizde tarım öğretiminin başlamasının 163’üncü yıl dönümünü kutlamak, Türk
çiftçisinin durumu ve Tarım Bakanlığının kimi uygulamaları konusunda
görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken Sayın
Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve yüce Türk ulusunu saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
ülkemizde tarım öğretimine başlanması her yıl 10 Ocak tarihinde kutlanmaktadır.
Ben de 1846 yılında başlanan tarım öğretiminin 163’üncü yıl dönümünde, ziraat
mühendislerimizin eğitim ve öğretiminde görev alan tüm öğretim üyelerimizi
saygı ve sevgiyle selamlıyor, sonsuzluğa göçenleri rahmetle anıyor, anıları
önünde saygı ve şükran duygularıyla eğiliyorum. Değerli milletvekilleri, ülke
nüfusumuzun yaklaşık üçte 1’ini oluşturan tarım kesimi, gerçekten çok ciddi,
inkârı mümkün olmayan bir sıkıntı içindedir. Bu sıkıntının bir nebze olsun
azaltılması için, Ziraat Bankası, özel bankalar, tarım kredi kooperatifleri ve
TEDAŞ tarafından başlatılan icra işlemlerinin derhâl durdurulması, bunun
yanında, çiftçilerin bu kuruluşlara olan tarımsal kredi borçlarının faizsiz
olarak üç yıl ertelenmesi ve KOBİ’ler gibi sıfır faizli kredi kullanabilme
olanağı getirilmesi gerekir. Bu arada, Niğde ve Nevşehir’de patates
üreticilerine karantinadan dolayı verilen destek ödemelerine, 2008 yılında, TEDAŞ’a borçlarından dolayı tedbir konmuş olması yöre
çiftçilerini son derece mağdur etmiştir. Çiftçilerin alacakları desteklerden bu
tedbirler hemen kaldırılmalı ve ivedi karar alınarak çiftçilerin hak ettikleri
destekler kendilerine hemen ödenmelidir. Değerli milletvekilleri,
bugün gündeme getirmek istediğim asıl konu desteklemelerle ilgili bir Bakanlık
uygulamasıdır. 15 Nisan 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararında desteklenecek
kaba yemler sayılmış, sonra 14 Kasım 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile
daha önce belirlenen kaba yemlere kuruda yonca, kuruda silajlık mısır
eklenmiştir. Bu ekleme haklı ve mantıklı bir uygulamadır. Ancak Bakanlığın
Bakanlar Kurulu kararının uygulamasına yönelik 18 Aralık 2008 tarihli tebliğine
bakınca çok dikkat çekici bir durumla karşı karşıya kalmaktayız. Çünkü bu
tebliğle, kuru koşullarda yapılan yonca ve silajlık mısır ekilişlerine ait
başvuruların 19 Aralık 2008 tarihinde sona ereceği bildirilmektedir. Lütfen
dikkat ediniz, tebliğ tarihi 18 Aralık, son başvuru tarihi 19 Aralık. Yani hak
sahipleri bir gün içinde tebliğden haberdar olacaklar ve hemen başvurularını
yapacaklar. Bu mümkün müdür? Ben tebliği incelediğimde başvuru tarihinde bir
baskı hatası olabileceğini düşünerek konuyu hemen gündeme getirmedim, bir süre
bekledim. Bugüne dek tebliğde belirtilen tarihte bir değişiklik yapılmadığını
görünce konuyu sizlerin önüne getirdim. Değerli arkadaşlarım, bu durum
ister istemez Sayın Maliye Bakanının bir zamanlar mısırda gümrük vergisini
birkaç gün için indirmesini, bu süre içinde “mahdum bey”in mısır ithalatı
yapmasını akla getiriyor. Şimdi, ben önce sizlere ve büyük milletime soruyorum:
Üreticiye bir hak verildiyse bunun başvuru tarihi tebliğin yayımlandığı tarihin
ertesi günü sona erdirilir mi? Eğer böylece bir günde sona eriyorsa… Başvuru
süresinin bu kadar kısa tutulması sizlere mantıklı geliyor mu? Şimdi de Sayın Bakana
soruyorum: Bu değişiklik kim ya da kimler için yapıldı? Bir günlük başvuru
süresinden daha önce el altından bilgi sızdırılmamış tek bir üreticinin
haberdar olması ve başvuru yapması mümkün müdür? Bu uygulamaya hangi il ve
ilçeden kaç üretici başvurmuştur? Bunlar kimlerdir ve tebliğden nasıl haberdar
olarak anında başvuru yapabilmişlerdir? Bu kısa sürede başvuramayanların hakkı
ne olacaktır? Değerli milletvekilleri,
kimileri, Hükûmetin, zor durumda olan esnaf, tüccar
ve sanayicinin sıkıntısını azaltmak için bir kısım önlemler aldığını, çiftçilerimiz
için böyle bir önlemin görülmediğini ileri sürüyorlar. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
tamamlayınız. Buyurunuz. GÜROL ERGİN (Devamla) –
Teşekkür ederim. Haksızlık ediyorlar, Hükûmet daha ne yapsın? Önce bu yıl çiftçiye verilen
destekleri artırmayarak çiftçiyi ne denli düşündüğünü ortaya koydu, sonra
bununla da yetinmedi, bütçe görüşmeleri sırasında IMF’nin talimatlarına tam bir
sadakat içinde artırmadığı desteklerden “Bu destekler çiftçiye çoktur.” diyerek
675 trilyon, yeni para birimiyle 675 milyon lirayı da kesti. Kurtarma
paketinden çiftçiye düşen, ekmeğinin elinden alınması oldu. İşte, Hükûmetin çiftçiye verdiği destek bu oldu. Hâlâ “Çiftçiye
destek yok.” diyen kötü niyetlilere duyururum. Sözlerimi burada tamamlarken,
Sayın Başkan sizi, değerli milletvekillerini ve büyük ulusumu tekrar saygıyla
selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın
Ergin. ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) –
Sayın Başkan, yerimden bir dakika açıklama yapabilir miyim? BAŞKAN – Sayın Ertugay, yerinizden bir dakika. Buyurunuz efendim. V.- AÇIKLAMALAR 1.- Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, 10
Ocak 2009 tarihinin Türkiye’de tarım öğretiminin başlamasının 163’üncü yıl
dönümüne ilişkin açıklaması ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli meslektaşıma çok
teşekkür ediyorum. 10 Ocak 2009 Türkiye’de tarım
öğretiminin başlamasının 163’üncü yıl dönümü. Bu vesileyle, ben de bir meslek
mensubu olarak, değerli meslektaşlarımın, tarım camiasının bu yılını
kutluyorum. Bu vesileyle, Türk tarımına uzun yıllar çok değerli hizmetler
etmiş, bugünkü noktaya gelmesinde çok büyük emekleri olmuş aziz, değerli
meslektaşlarımızdan ebediyete intikal etmiş olanlara Allah’tan rahmet
diliyorum, hayatta olanlara sağlık ve başarılar diliyor ve bütün tarım
camiasının yıl dönümünü kutluyorum. Sayın Başkan, çok teşekkür
ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ertugay. Gündem dışı ikinci söz, Tarım
Haftası münasebetiyle söz isteyen Edirne Milletvekili Necdet Budak’a aittir. Buyurunuz Sayın Budak. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam) A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam) 2.- Edirne Milletvekili Necdet Budak’ın, Tarım Haftası’na ilişkin
gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı
Mehmet Mehdi Eker’in cevabı NECDET BUDAK (Edirne) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Tarım Haftası nedeniyle gündem dışı söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın
milletvekilleri, OECD ve FAO’nun 2007-2016 Tarım
Tahmin Raporu ve Dünya Bankasının 2008 Tarım Kalkınma Raporu’nda da
bahsedildiği gibi enerji ve tarımsal girdi fiyatlarındaki artış, küresel ısınma
ve kuraklık, biyodizel üretiminde tarımsal ürünlerin
kullanılması, Çin ve Hindistan’daki tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi
birçok nedenle dünyada 2016 yılına kadar tarım ürünlerinin fiyatlarının
artacağı öngörülmektedir. Sayın milletvekilleri, ülkemizde
tarım, sabit üretici fiyatlarına göre 2004, 2005, 2006 yıllarında üst üste
büyürken 2007 ve 2008 yılında kuraklık ile birlikte yaşanan küçülme ekonomiye
olumsuz olarak yansımıştır. Ekonomik olarak gıda ürünlerindeki fiyat artışları
enflasyona, yine tarım ürünleri ithalatı ise cari açığın büyümesine yol
açmaktadır. Ürün çeşitliliği, iklim, toprak, su kaynakları ile dünyanın on
dördüncü büyük tarım ülkesi olan ülkemiz yaratacağı katma değerle bu sorunları
aşacak güce sahiptir. Sayın milletvekilleri,
dünyada yaşanan küresel mali krizle birlikte yükselen değer olan tarım
sektöründe Türkiye de gerekli pozisyonunu almak durumundadır. AK PARTİ iktidarları döneminde on bir temel
kanun çıkartılmıştır. Bu kanunların hızla uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.
Tarım Kanunu’nda öngörülen tarım havzaları acilen oluşturulmalı, ürün
konseyleri hızla kurulmalı ve işlevsel hâle getirilmelidir. Tohumculuk
Kanunu’ndan da yararlanarak dünyanın önemli gen merkezi ülkemiz, Avrupa, Orta
Doğu ve Kuzey Afrika’nın ortasında tohum ihracatı yapan bir ülke konumuna
gelebilir, getirilebilir. Hollanda’da büyük sermayeli ama küçücük ofislerle
idare edilen tohum şirketleri Türkiye üzerinden tohum üretimi ve ticareti
yapmaktadırlar. Örneğin, bu firmalar, ülkemizde buğday tarlalarında
yetiştirilen gelincik gibi tıbbi bitkileri Ege’de çiftçilerle sözleşmeli olarak
üretiyorlar, ürettikleri bu tohumları yine Avrupa’daki ilaç firmalarına
satıyorlar, satılan bu tohumlardan yapılan ilaçlar yine ülkemize satılıyor. Böyle
olunca, bizim ülkemizin iklimi, toprağı, suyu ve insan gücü kullanılıyor. O
zaman, bizim, bunun farkında olarak kendi özel sektörümüzü ve sanayicimizi, bu
teknolojiye sahip yabancı firmalarla en azından ortaklığa yönlendirmemiz,
teşvik etmemiz ya da yeni politikalar üretmemiz gerekmektedir. Tarımsal üretimde, birim
alanda yüksek verimliliği ve kaliteyi sağlayacak ve uluslararası alanda
rekabeti sağlayacak biyoteknolojiden yararlanmalıyız.
Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, genetiği değiştirilmiş ürünler ve ulusal biyogüvenliğimizle ilgili bir politika ortaya koymamız
gerekmektedir. Hayvansal üretimle iştigal eden küçük ve orta ölçekli tarım
işletmelerinin kümeleme modeli çerçevesinde üretim yapacağı sistemler
geliştirilmeli ve kooperatifçilik teşvik edilmelidir. GAP, DAP ve KOP projelerinin
yanı sıra, ülke ekonomisine kısa vadede dönüşüm sağlayacak sulama projelerine
öncelik verilmelidir. 2007 yılında yağlı tohumlara
1,7 milyar dolar öderken geçtiğimiz yıl içerisinde 2,8 milyar dolar ödedik.
Acilen yağlı tohumlar politikasını ele almamız gerekmektedir. Amerika ve Çin
yağlı tohumlar politikasını soyayla çözdü, Avrupa kolzayla çözdü. Biz, soya
için sadece yılda 750 milyon dolar ödüyoruz ve millî bir soya politikasına
ihtiyacımız var. Gelişmiş ülkelerde petrol
bize göre daha ucuz olmasına rağmen, onlar, kendi çiftçilerini, kendi
akaryakıtlarını karşılayacak ürünler üretmek için teşvik etmektedirler. Üretim
maliyetini artıran akaryakıt için Türkiye’nin, her yerde yetiştirilebilen kanolayı üretici birlikleri üzerinden sözleşmeli olarak
üretilmesini sağlayacak, çiftçilerin kendi akaryakıtını sağlayacak modeller
geliştirmemiz lazım. Yine, yeşil gübreleme
yöntemiyle bir yıl içerisinde üretim sezonu kaçırılmadan buğdaygil
ya da baklagillerin toprak altına gömülmesi veya hayvansal gübrelerin, kanatlı
hayvanların ya da yarasa gübrelerinin kullanılarak topraklarımızın organik
yapısının iyileştirilmesi gerekir. Bu uygulamalar sayesinde çiftçimizin gübre
masrafı azaltılabilir. Ülke olarak dünyada tekel olan gübre sektöründe
bağımlılığımızın azaltılması için bu yöntemleri teşvik etmemiz gerekir. Amerika yarasa gübresini 1856 yılında keşfetti, kanun çıkardı ve
dışa satımını yasakladı ve Amerika tarımında büyük başarılara sahne oldu yarasa
gübresi ve Türkiye 40 bin mağarası ve 6 milyon ton yarasa gübresiyle dünyada
mağara cenneti olan bir ülke ve böyle bir potansiyeli var ve ülkemizde her yıl
5 milyon ekilmeyen, nadasa bırakılan alanlar bu gübrelerle organik yapısı
iyileştirilerek ülke ekonomisine kazandırılabilir. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
tamamlayınız. Buyurunuz. NECDET BUDAK (Devamla) – Yine
güneşi ve rüzgârı bol olan ülkemizde -Hollanda örneğinde olduğu gibi- seraların
üzerine konulan yeni teknolojilerle işletmelerin enerji masrafları
karşılanabilir, üretilen fazla enerji satılabilir. Bu teknolojilerin ülkemizde de
yaygınlaştırılması gerekmektedir. Sayın milletvekilleri,
akaryakıt, gübre, tohum konusunda çiftçilerimizi rahatlatacak bu yaklaşımlar ve
bütçeden ayrılacak desteklemelerle üretim maliyetini düşürebiliriz ve tarımın
ekonomiye katkı payını artırabiliriz. Ben bu duygu ve düşüncelerle
tarım camiasının ve ziraat fakültesinden gelen bir öğretim üyesi olarak
hocalarımın, öğrencilerin bayramını kutluyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Budak. Hükûmet adına
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker. Buyurunuz Sayın Eker. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) - Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Zirai öğretimin başlangıcının
163’üncü yılı münasebetiyle yapılan gündem dışı konuşmalara cevap vermek üzere
huzurlarınızdayım ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii tarım sektörü, hâlâ
Türkiye’de istihdamın yüzde 26-27’sini karşılayan ve ekonomimiz içerisinde çok
önemli bir paya sahip, bizim için de son derece hem stratejik değeri hem
ekonomik değeri yüksek bir sektör. Kuşkusuz, Türkiye'nin geçen zaman içerisinde
tarım alanında kaydettiği gelişmede zirai öğretimin teknik olarak daha iyi
yapılması ve burada, hem bu öğrenimle birlikte yetiştirilen teknik elemanların,
ziraat mühendislerinin, teknikerlerin, teknisyenlerin, konuyla ilgili herkesin
çok büyük katkıları, çok büyük emekleri var. Ben, huzurlarınızda hepsine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Hayattan ayrılanlara rahmet
diliyorum, yaşayanlara da mutlu, uzun ömürler diliyorum. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tabii, bugün, Türkiye'nin gerek beslenme ihtiyacı gerekse
ihracat amaçlı olarak döviz kazandırma fonksiyonu gerekse ekonominin önemli bir
sektörü olarak istihdam yaratması sebebiyle tarım sektörü ciddi bir büyüklüğe,
ciddi bir gelişmeye sahiptir. Bizim de bunun çok daha iyi bir noktaya gelmesi,
özellikle çiftçilerimizin dünyada rakipleriyle daha iyi rekabet edebilmesi
için, rekabet yeteneğinin güçlendirilmesi için yaptığımız bir dizi çalışma var,
bir dizi tedbir var. 2002 yılında devraldığımız
noktada Türkiye’deki tarımsal destekler sadece birkaç alanla sınırlıydı.
Desteklerin yaklaşık yüzde 86’sını sadece doğrudan gelir desteği oluşturuyordu
ve bir miktar yağlı tohum primleri, bir miktar hayvancılık desteği ile çay desteği
dışında başkaca da bir destek grubu yoktu. Geçen zaman içerisinde, biz, bunları
değiştirmek suretiyle, geliştirmek suretiyle çok yeni destekleme sistemleri
getirdik. Örneğin, 2005 yılında, hububatı destekleme kapsamına aldık prim
desteği yoluyla. Keza, mazot, gübre, dane mısır, arıcılık,
sertifikalı fidan, sertifikalı tohum, kırsal kalkınma, su ürünleri, sigorta,
tarım sigortaları, toprak tahlili, organik tarım ve araştırma-geliştirme ile
ilgili 2003’ten bu yana, Hükûmetimiz döneminde bu
destekler kapsam alanına kondu ve bunlarla birlikte üreticilerimiz sadece
birkaç alanda değil, tarımın birçok alanında, özellikle teknoloji geliştirmeye,
verimliliği artırmaya dönük olarak çok yeni destekleme modelleri ortaya kondu. Bunlardan bir tanesi de,
üzerinde durulması gereken önemli bir nokta da sübvansiyonlu kredi
uygulamalarıdır. İyi tarım uygulamaları, organik tarım, sertifikalı tohum
kullanımı, sertifikalı tohum, fide ve meyve üretimi ve bunların kullanımı,
ARGE, hayvansal üretim, tarıma dayalı ihtisas organize sanayi bölgelerinde
yapılacak hayvansal üretim faaliyeti, su ürünleri, tarımsal sulama, tarımsal
mekanizasyon, kontrollü örtü altı tarımı, ihracatı yapılan doğal çiçek
soğanlarının üretimi, tıbbi ve aromatik bitki
yetiştiriciliği, diğer işletme ve yatırım kredileri gibi çok sayıda başlık
altında yapılan faaliyetler yüzde 30 ila yüzde 100 arasında kredi faiz
sübvansiyonundan faydalanmaktadır. Örneğin, damla sulama yatırımlarında,
yağmurlama sulama yatırımlarında kredi faiz sübvansiyonu yüzde 100’dür ki, bu,
tarımı modernleştirme açısından son derecede önemli bir alandır. Keza,
sigortada yüzde 50 destekleme uygulaması yapılmaktadır. Şimdi, çiftçilerimizin
aldığı, şu anda kullandığı krediyle ilgili -çünkü bundan bahsedilmektedir sık sık- şunu bilmemiz gerekiyor: Türkiye, 2008 yılında 951 bin
Türk çiftçisine Ziraat Bankası ve tarım kredi aracılığıyla 8 milyar 178 milyon
kredi kullandırmıştır, 8 milyar 178 milyon. 951 bin çiftçi bundan istifade
etmiştir ve bunun yüzde 90’ı biraz önce söylediğim kredi faiz sübvansiyonu
uygulamasına tabidir. Yüzde 30 ila yüzde 100 arasında değişen oranlarda kredi
faiz sübvansiyonu uygulanmaktadır 8 milyar 178 milyona. Şimdi, kredi kullanan
951 bin Türk çiftçisinin yüzde 97,6’sı borcunu ödemiştir, yüzde 97,6’sı. Yani
geriye dönüş oranı bu kadar yüksek. Bu şu demektir: Yani Türk çiftçisi örneğin
2002’de 529 milyon kredi kullanabilmişti, yüzde 59 faiz vardı ve 550 bin çiftçi
bundan istifade ediyordu. Buna göre sayı olarak neredeyse 2 kat daha fazla
çiftçi, miktar olarak ise çok daha yüksek düzeyde bir kredi kullanımı söz
konusu ve yüzde 97,6’sı da -en önemlisi bu- borcunu, aldığı krediyi geri
ödemiştir 2008 yılı içerisinde. Bu, dün Ziraat Bankasından aldığımız son
rakamlar. Şimdi, tabii ki bizim
gönlümüz Türkiye’de tarımsal desteklerin çok daha iyi bir noktaya gelmesi.
İmkânlarımız ölçüsünde de biz bunu yapacağız. Arkadaşlarımız, Bütçe Kanunu
sırasında bütçenin bazı kalemlerinde, bazı maddelerinde -ki, bu arada tarım da
maalesef bunun içerisinde- yüzde 10’luk bir kısıtlamaya gidilmesini, tabii,
tarım sektörünün dikkate alınmadığı şeklinde yorumluyorlar. Tabii bizim de
gönlümüz bu kesintinin yapılmamış olması, hatta üstüne çok daha fazla kredi
destekleme verilmiş olmasıydı ama ülkenin şu andaki içinde bulunduğu durum ve
dünyada yaşanan ekonomik kriz bu tedbirleri bütçe açısından almayı gerekli hâle
getiriyordu. Şunu size hatırlatmak
istiyorum: 2002 yılında biz geldiğimizde 1,8 milyar YTL’ydi çiftçiye verilen
destek, bugün 5 milyar 26 milyon lira 2009 bütçesi. Önümüzdeki aylarda,
bütçenin gelir durumuna göre elbette ki yıl içerisinde yine düzenleme
yapılabilecektir. Geçen birkaç yıl içerisinde de zaten biz yıl içerisinde de
farklı desteklemeleri kaynak temin ettiğimiz takdirde bunları uyguladık.
Örneğin, 2007 ve 2008 yılında kuraklıkla karşı karşıya kaldı ve biz, 2008
yılında 535 milyon YTL -o günün parasıyla, 535 milyon TL oldu artık- Türk
çiftçisine kuraklık desteği sağladık. Bu, bütçede yoktu. Keza 2007 yılında da
270-280 milyon YTL civarında bir parayı yine Türk çiftçisine verdik. Bu da
bütçede yoktu. Yani ihtiyaç hissedildiğinde, kaynak temin edildiğinde, biz her
zaman Türk çiftçisine destek olmayı, ona katkı sağlamayı önemsiyoruz ve bunu da
geçmiş yıllardaki uygulamalarımızda ortaya koyduk, bunun da böyle olabileceğini
de geçmiş uygulamalarda gösterdik. Dolayısıyla, bundan sonraki süreçte de bunun
böyle olacağını bilmemiz lazım. Sayın Ergin’in bir sorusu
oldu, kuruda yonca ekimiyle ilgili bir değerlendirmesi, işte “Bir gün önce
yayınlandı, bir gün sonra son ödeme tarihi…” Tabii, ben o konuyu
inceleyeceğim ve Sayın Ergin’e de şahsen bilgi vereceğim. GÜROL ERGİN (Muğla) – Hayır,
incelemenize gerek yok, tebliğ yanımda. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Ben vereceğim size; bilgiyi, açıklamayı
vereceğim, endişe etmeyin… GÜROL ERGİN (Muğla) – Orada
bir dalavere var Sayın Bakan. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yok, yok… Hiçbir şey yok onda. Siz de
göreceksiniz ki… GÜROL ERGİN (Muğla) – Bir gün
içinde başvuru yapılabilir mi? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Öyle değil, yanlışlık var sizin söylemenizde. GÜROL ERGİN (Muğla) – Niye
yanlış? TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Yanlışlık var. Onu ben size anlatacağım, şimdi
karşılıklı konuşmayalım. Ben size göstereceğim bunu. GÜROL ERGİN (Muğla) – Hayır,
bana göstermeyin, burada, burada! TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Göstereceğim, göstereceğim… Endişe etme… GÜROL ERGİN (Muğla) – Bu
sizin tebliğiniz! Hazırlıksız mı geldim sanıyorsunuz! TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Bağırmanıza gerek yok, oturun, ben size onu
göstereceğim, merak etmeyin. GÜROL ERGİN (Muğla) -
Efendim, ben şimdi gösteriyorum. TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI
MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Orada, Türkiye’de bazı bölgelerde, değerli
arkadaşlar, kuruda da yonca ekimi yapılıyor. Türkiye’de, her
yerde değil, bazı mikroklima alanlarında ve
-çiftçilerimizden bu doğrultuda talepler geldi- Türkiye'nin muhtelif bölgelerinde
-örneğin Doğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde; Ağrı bölgesinde, Ardahan
bölgesinde- iklimin müsait olduğu yerlerde kuruda da yonca ekilebileceğine dair
çiftçilerimiz gerekli incelemeleri yapınca onlarla ilgili olarak bir düzenleme
yapıldı ama burada usule aykırı bir durum söz konusu değil. Konuyuda, bilginizi de netleştirecek şekilde size onu
ayrıca sunarım, o konuda da endişe etmeyin. Ben, tarım sektörünün
Türkiye’de önünün açık olduğunu, Türkiye için giderek stratejik değeri artan
bir sektör olduğunu ve Hükûmetimizin de bugüne kadar
olduğu gibi bundan sonra da bu konuyla ilgili hassasiyetle gerekli çalışmaları
yapacağını, hazırladığı projeleri uygulamaya koymaya devam edeceğini, yeni
adımlar atacağını da burada tekrar huzurunuzda ifade etmek istiyorum. Ben, bu düşüncelerle, bu
ifadelerle, zirai öğrenimin başlamasının 163’üncü yılının tekrar tüm camiamıza
ve milletimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum ve hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Eker. GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın
Başkan… BAŞKAN - Gündem dışı üçüncü
söz… GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın
Başkan, 69’uncu maddeye göre söz istiyorum çünkü Sayın Bakanın konuşmalarından
sanki ben olmayan bir şeyi gündeme getirmişim gibi bir durum ortaya çıktı. Ben
bunu önümdeki kendi belgesinden okumak istiyorum. BAŞKAN – Buyurunuz efendim,
düzeltiniz. ALİ İHSAN MERDANOĞLU
(Diyarbakır) – Ne düzeltmesi? GÜROL ERGİN (Muğla) – Şimdi
“ne düzeltmesi”yi görürsünüz, düzeltmenin ne
olacağını görürsünüz. BAŞKAN – Buyurunuz efendim. V.- AÇIKLAMALAR (Devam) 2.- Muğla Milletvekili Gürol Ergin’in, Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in, sözlerini çarpıttığı
iddiasıyla açıklaması GÜROL ERGİN (Muğla) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sevgili arkadaşlarım, ben
altı yıldır bu Meclisteyim ve bu kürsülerde konuştuğum zaman hiç kimse bana
söylediklerimin doğru olmadığını söyleme cesaretini bulamadı ama arada böyle
Sayın Bakan gibileri de çıkıyor. Şimdi ben, bana niye öyle
söylenemeyeceğini buradan okuyacağım satırlarla ifade ediyorum. Bakınız, yem
bitkileri ekilişleri için başvurular 1 Ocakta başlar, 31 Ekim tarihinde son
bulur. Yem bitkisi desteğinden yararlanmak isteyen üreticiler yem bitkisini
hasat etmeden önce form dilekçeyle müracaat eder. Bu normali. Şimdi, sonradan
eklenen kurudaki ürünler için de şu getirilmiş: “Sadece 2008 yılı için kuru
şartlarda yapılan yonca ve silajlık mısır ekilişlerine ait başvurular 19 Aralık
2008 tarihinde son bulur.” Yayınlanma tarihi 18 Aralık 2008 Perşembe, son
başvuru tarihi 19 Aralık 2008 Cuma. Bu, Bakanlığın tebliğidir arkadaşlar, Gürol
Ergin’in yazıp getirdiği bir kâğıt parçası değil. Şimdi, Sayın Bakan bana şunu
diyebilmeliydi: “Evet, bir gün içinde insanlar haberdar olur, başvuru da yapar.
Sen neyden şikâyet ediyorsun?” demeliydi. Ama kendi tebliğinin farkında
değilmiş gibi davranınca ben bunu ne Bakanın şahsiyetine yakıştırırım ne
cumhuriyetin bir bakanına yakıştırırım ve ne de doğru bulurum değerli
arkadaşlarım. Böyle bir şey olur mu? Tebliğ burada. Ama siz derseniz ki “Evet,
bir gün içinde bunlar olur, biter.” Aynen Maliye Bakanınızın yaptığı gibi
yapar, bitirirsiniz. Ne olacak? Mahdumlar da ne gerekiyorsa onu yapar. Teşekkür eder, saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ergin. Gündem dışı üçüncü söz,
emeklilerin sorunları hakkında söz isteyen Burdur Milletvekili Ramazan Kerim
Özkan’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Özkan. IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam) A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam) 3.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, emeklilerin sorunlarına
ilişkin gündem dışı konuşması RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; emeklilerin sorunlarını ve çözüm
önerilerini dile getirmek için söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bu arada Tarım Haftası’nı yürekten kutluyorum. Değerli arkadaşlarım,
ülkemizde yaklaşık 8,5 milyon emekli var. Aileleriyle birlikte bir de çocuğunu
sayarsak yaklaşık 25,5 milyon emeklinin, ailenin sorunlarını sizlerle paylaşmak
istiyorum. Hayat pahalılığı altında
ezilen emeklilerimiz emekli maaşının yaklaşık yarısını doğal gaza, ısınmaya ve
aydınlanmaya ayırıyor. Bir yaşlı amcayla
konuşuyordum. “Oğlum, her şey var, bütün güzellikler var, dünya bal oldu ama
kaşığın sapı kırıldı. Biz perişanız, bizi kurtarın.” diyor. “Bizler
devletimize, milletimize yirmi beş yıl, otuz yıl, kırk yıl çalıştık, tam rahat
edeceğimiz zaman da işsizlikten bunalan oğlumuzun, gelinimizin, torunumuzun
sorunlarıyla baş başa kaldık. Emekli maaşımızı kendimiz harcayacağız sandık ama
uygulanan ekonomik politikalar gündemimizi değiştirdi. Ne olacak bu hâlimiz?”
diye feryat ediyorlar. “AKP İktidarı kömür veriyor, ömür alıyor.” diyorlar.
“Artık köyümüze, kentimize, şehrimize kömür kokusundan giremiyoruz.” diyorlar.
“Sayın Başbakan simit aldığı gence 100 lira bahşiş veriyor ama bize gelince eli
titriyor, asgari ücretliye de aynı şekilde.” diyorlar. Geçen gün Burdur’da, Burdur
Belediye Başkan Adayımız Şevket Aksöz’le dolaşıyoruz,
bir yaşlı emekli amca “Oğlum, geçmişte ben dua ederken ‘Allah’ım, zeval verme
ayağıma dizime, muhtaç etme oğluma, gelinime, kızıma.’ derdim ama şu anda oğul
da kız da gelin de benim maaşıma ortak oldu. Ben onlara muhtaç olmayayım derken
-bu işsizlikten, üniversite mezunu evladım var, iş bulamadım- onlar bana muhtaç
oldu ama bu emekli maaşı benim eşim içindi, benim içindi. Bize yetmiyor, onlar
ortak oldu. İş sahasına gidiyoruz, iş buluyoruz, çalışmak istiyoruz, Hükûmet bizim gelirimizden yüzde 15 ortaklık payı alıyor.
Bunları Mecliste dile getirin. O masaya öyle bir yumruk vurun ki bu Türkiye
duysun.” diyor. Arkadaşlar, hep beraber bu sese kulak vermemiz gerekiyor,
emeklilerin sesine kulak vermemiz gerekiyor. DURDU MEHMET KASTAL
(Osmaniye) – Yavaş vur, yavaş. RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)
– “Yavaş, yavaş…” Yani siz de duysanız bunları, siz de aynı şeyleri… “Sizin
emekliliğiniz çok güzel, ben emekli maaşımla… Sizler milletvekilisiniz.” diyor.
“Benim üç ayda aldığımı şahıs olarak biriniz alsın, bir ay geçinsin, çocuğunu
düşünmesin, ben size madalya takacağım.” diyor değerli arkadaşlarım. Onun için,
bu emeklilerin feryatlarını bir an olsun, Meclis olaraktan dile getirmemiz
gerekiyor, çözüm bulmamız gerekiyor. Emeklilerin durumlarıyla
ilgili, mutlaka, enflasyon oranında değil, gerçek anlamda bir fiyat artışı
yapılmalıdır ancak bu şekilde şu anda ülkemizde yaşanan cinnetin, cinayetin
intiharların önüne geçebiliriz. Değerli arkadaşlarım,
Burdur’da son iki yıl içerisinde sadece 5 tane Belediye işçimiz veya diğer iş
kollarından arkadaşlarımız, Silahlı Kuvvetlerden arkadaşlarımız silah ile veya
urgana kendini asarak intihar etti. Bu, Burdur genelinde de var, ülke genelinde
de var. Bunları, bu feryatları duymamız gerekiyor, bu sorunları duymamız
gerekiyor. 8,5 milyon emekli ile, emekli, dul ve yetimin yüzde 90’ı açlık sınırında,
açlık sınırının altında maaş alıyor ve yataklarına aç giriyorlar. Bu
çıkardığımız 5510 sayılı Yasa’yla altmış beş yaş emekliliği getirdik, bununla
da mezarda emekliliği sağlamış olduk. Emekliler şu anda faal çalışanlarla
arasındaki makasın açıldığını belirtiyorlar. Aradaki fark 500-600 YTL’yle
ölçülüyor. Bu makasın bir an önce daraltılması gerekiyor. İnsanlar eskiden
emekli olmak için gün sayardı, şimdi emekli olmamak için gün sayıyorlar.
Herkesin gıpta ile baktığı ve ulaşmak istediği emeklilik eşittir yoksulluk oldu
değerli arkadaşlarım. Emeklilik eşittir yoksulluk oldu. Buna bir an önce çözüm
getirmemiz gerekiyor. Acilen emekli aylıkları
arasındaki farkları ortadan kaldıracak olan intibak yasasının çıkarılması
gerekiyor. Emekli aylık artışlarında
ülkenin büyüme oranı dikkate alınmalıdır diyoruz. Tüm emeklilere yılda 2 kere,
en az, ikramiye verilmelidir önerilerini yapıyoruz. Hastanelerde emeklilerimize
sıra beklemeden tedavi olma şanslarını vermemiz gerekiyor. Biliyorsunuz,
hastane sıralarında, sabahın erken saatlerinde gidip o sıralarda, kuyruklarda
-emeklilerimiz bir genç gibi enerjik değil, dayanıklı değil- onlara bir öncelik
tanımamız gerekiyor. Konu emekli olduğunda bunları söylüyorum ama işsizimiz… (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
tamamlayınız. Buyurunuz. RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)
- …işçimiz, köylümüz, memurumuz, esnafımız, öğrencimiz, öğretmenimiz,
hemşiremiz, muhtarlarımız, kısaca fakir fukaramız aynı sorunları yaşıyor. Şunu
söylüyorlar: “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar.” atasözünü sizlerle de
paylaşmak istiyorum. Bunun tek koşulu var: Üretim, üretim, üretim; çalışmak,
çalışmak, çalışmak. Bu koşulları hep beraber oluşturmamız gerekiyor. Avrupa’nın emeklileri
ülkemize geliyor tatil için, değerli arkadaşlarım, benim emeklim bir çay içmek
için kahvehaneye gidemiyor, kahveye gidemiyor çünkü emekli maaşını ancak
yakıtına, kirasına, çocuklarının geleceğine harcıyor. Elin emeklisi geliyor
Türkiye’de bir hafta, on beş gün tatil yapıyor, denize giriyor ama benim
emeklim köyündeki kahveye gidemiyor. Çalışan emeklilerden “sosyal
güvenlik” adı altında yüzde 15 pay alıyoruz, “destek primi” adı altında. Bunun
mutlaka kaldırılması gerekiyor. Bu, haksızlıktır. TÜFE alacakları acilen
ödenmelidir. Emekli öğretmen, emekli polis, emekli astsubay, emekli memur çalışma
yapıyor. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
bağlayınız. RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla)
– Bu çalışmasının karşılığında emekli olduktan sonra yüzde 15 gibi bir kesinti var. Bunlar
zevkten çalışmıyor. Çocuğunun geleceği için, üniversite okuyan kızı için,
çocuğu için “Bir artı değer üretebilir miyim, namerde muhtaç olmadan
yavrularıma iyi bir eğitim aldırabilir miyim” diye çalışıyor. Bunların sorunlarına hep
beraber Meclis olarak eğilmemizi öneriyor, tümünüze saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Özkan. Sayın milletvekilleri, şimdi
gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır. Meclis araştırması açılmasına
ilişkin iki önerge vardır. Önergeleri okutuyorum: VI.-BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 24 milletvekilinin, bir Alman
şirketine yönelik rüşvet iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/305) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Alman endüstri devi Siemens'in yöneticileri, aralarında Türkiye'nin de
bulunduğu 20 ülkedeki ihalelerde milyarlarca dolar rüşvet dağıttıkları
nedeniyle, Almanya'da yargılanmaktadırlar. Türkiye'de de askerî-sivil
ihalelere katılan Siemens'in bazı siyasiler dahil çok sayıda kişilere yüklü rüşvetler dağıttığı; bu
yüzden ihalelerde kayırıldığı, hatta şirket lehine adrese teslim ihaleler
yapıldığı iddiaları yoğundur. Bu iddialardan bir bölümü, BOTAŞ'a yönelik
yapılan Mavi Hat Operasyonu sonucu açılan davada mahkeme tutanaklarına da
girmiştir. Siemens'in
dağıttığı rüşvetlerle ilgili, Almanya dışında bazı ülkelerde de soruşturmalar
açılmış olmasına karşın, iddiaların odağında olan Türkiye'de bu konuda herhangi
bir girişim başlatılmamıştır. Oysa, rüşvet iddiaları
hakkında Türkiye'de de hemen bir soruşturma açılması ve hatta Türkiye ve
Almanya'nın da taraf olduğu, Ceza işlerinde Karşılıklı Adli Yardım Avrupa
Sözleşmesinin 3. ve 4. Maddeleri gereği Almanya ile istinabe yoluyla işbirliği
yapılarak, sorumluların ortaya çıkarılması gerekirken bunlar yapılmamıştır. Konu ile ilgili, sayın Başbakan'a yönelik verdiğim 11.06.2008 ve 01.08.2008
tarihli yazılı soru önergelerim de yanıtlanmamıştır. Dolayısıyla, sayın Başbakan'ın bu tutumu, Siemens'in
ülkemizde dağıttığı ileri sürülen rüşvetlerin ve sorumluların ortaya
çıkarılmasında istekli olmadığı izlenimi vermektedir. Sunulan
nedenlerle, Alman endüstri devi Siemens'in son beş
yılda, Türkiye'deki askerî-sivil ihalelerde avantajlar sağlamak amacıyla,
aralarında bazı siyasilerin de bulunduğu kişilere rüşvet verip vermediği, sözkonusu ihalelerde bu yöntemle Siemens'e
kolaylıklar sağlanıp sağlanmadığı ve sorumluların tespiti için, Anayasanın 98
ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereği bir Meclis Araştırması açılmasını
talep ediyoruz. 1) Ahmet
Ersin (İzmir) 2) Canan
Arıtman (İzmir) 3) Tekin
Bingöl (Ankara) 4) Ali
İhsan Köktürk (Zonguldak) 5) Nevingaye Erbatur (Adana) 6) Ali
Rıza Öztürk (Mersin) 7) Rasim
Çakır (Edirne) 8) İsa
Gök (Mersin)
9) Akif
Ekici (Gaziantep) 10) Mevlüt Coşkuner (Isparta) 11)
Şevket Köse (Adıyaman) 12) M.
Ali Özpolat (İstanbul) 13) Erol Tınastepe (Erzincan) 14) Halil
Ünlütepe (Afyonkarahisar) 15) Ali
Rıza Ertemür (Denizli) 16) Ahmet
Küçük (Çanakkale) 17)
Hulusi Güvel (Adana) 18) Tacidar Seyhan (Adana) 19)
Selçuk Ayhan (İzmir) 20) Çetin
Soysal (İstanbul) 21) R.
Kerim Özkan (Burdur) 22)
Zekeriya Akıncı (Ankara) 23) Gürol
Ergin (Muğla) 24) Kemal
Demirel (Bursa) 25) Sacid Yıldız (İstanbul) 2.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 20 milletvekilinin, kot taşlama atölyelerinde
işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/306) Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na "Kot
Taşlama Atölyelerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği" konusunun Anayasanın
98., İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri doğrultusunda
araştırılması için TBMM bünyesinde bir Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve
teklif ederiz. 1)
Sebahat Tuncel (İstanbul) 2) Ahmet
Türk (Mardin) 3)
Selahattin Demirtaş (Diyarbakır)
4) Fatma
Kurtulan (Van) 5) Emine
Ayna (Mardin) 6) Ayla Akat Ata (Batman)
7) M.
Nezir Karabaş (Bitlis) 8) Bengi
Yıldız (Batman) 9) Sırrı Sakık (Muş)
10) M.
Nuri Yaman (Muş) 11) Özdal Üçer (Van)
12) Aysel
Tuğluk (Diyarbakır) 13)
Pervin Buldan (Iğdır) 14) Gültan Kışanak (Diyarbakır) 15) Akın Birdal (Diyarbakır)
16)
İbrahim Binici (Şanlıurfa)
17) Hasip Kaplan (Şırnak)
18) Sevahir Bayındır (Şırnak)
19)
Şerafettin Halis (Tunceli)
20) Osman
Özçelik (Siirt)
21) Hamit
Geylani (Hakkâri)
Genel Gerekçe: Kot taşlama, kotlara
eskitilmiş görünümü verilmesi için, kumun kuru hava kompresörleriyle kotların
yüzeyine tutularak aşındırılması işlemidir. Bu işlem sırasında solunan tozlar
akciğerde silikozis hastalığına yol açmaktadır. Kumun
özü olan silisyum ciddi hastalıklara yol açan bir maddedir. Hastalık aslında
tünel, yol yapımında, döküm işinde çalışanlarda rastlanan klasik madenci
hastalığıdır. Kot kumlamaya bağlı gelişen silikozis hastalığı, dünyada ilk kez Türkiye'de görüldü.
Doktorlar bu durumla ilk kez 2004 yılında tanıştı, ilk olgular 2005 yılında
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve İstanbul Yedikule
Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nden bildirildi. Kot kumlamaya bağlı silikozis, 2005 yılından bu yana çeşitli ulusal ve
uluslararası tıp kongrelerinde de konu oluyor. Hasta sayısı çoğaldıkça
doktorların bu konudaki bilgisi ve duyarlılığı arttı. Türk Toraks
Derneği'nin 2006 yılında gerçekleşen kongresinde, olayın sosyal boyutunun önemi
üzerinde duran doktorların müdahalesi ile, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı konuyu gündemine almak zorunda kaldı. Bakanlık, 2007
yılında Ulusal Pnömokonyoz Eylem Planı'nda kot
kumlamayı da önlem alınması gereken işkollarına ekledi. Kot taşlamanın ulaştığı
böylesi ağır boyutlara rağmen, halen İstanbul'un Sultançiftliği,
Küçükköy, İkitelli, Halkalı, Alibeyköy,
Esenyurt semtlerinde her türlü denetimden uzak çok
sayıda kot taşlama atölyesi var. Kot taşlama küçük, merdiven altı atölyelerin
işi gibi yansıtılmaya çalışılmaktadır; ama bu atölyeler büyük firmalar için
çalışmaktadır. Bu şirketler işleri taşerona vererek işçilerin iş güvenliğini
sağlama ve sağlığını koruma zorunluluklarını, iş kanununa aykırı şekilde yerine
getirmemişler ve binlerce işçinin sağlığıyla oynamışlar, onlarcasının ölümüne
sebebiyet vermişlerdir. Dünyada makinelerle yapılan blue-jeans ya da kotu
beyazlatmak-eskitmek işi, Türkiye'de ucuz diye elle yapılmaktadır. Doğu ve
Güney Doğu illerinden 15-25 yaş arasındaki gençler, bu iş için İstanbul'a
geliyorlar. Bingöl'ün Karlıova Taşlıçay Köyü'nde neredeyse her evde bir
"kumlama hastası" var. Bazı evlerde bu sayı 3-5 hastaya kadar
varıyor. Köylerinden kalkıp geldikleri İstanbul'da sigortasız, maskesiz,
havalandırması bile olmayan kot taşlama atölyelerinde, çok değil 6 ay ile 2 yıl
arasında çalıştıktan sonra, öleceklerini öğreniyorlar. Aslında maden
işçilerinin "meslek hastalığı" olan silikozis
hastalığına maden işçilerinin bir bölümü, 20-30 yıl çalıştıktan sonra
yakalanırken kot taşlama işi yapanlar kısa vadede yakalanıyor. Resmi kayıtlara göre
Türkiye'de şu anda bu hastalığa yakalananların sayısı 150’yi geçti. 20'den
fazlası da öldü. İşçiler 20-30 yaş arasında, yani genç oldukları için şikayet hemen ortaya çıkmıyor. Teşhisi konulan hastalar
meslek hastalıkları hastanesine gönderiliyorlar ve belli bir oranda iş
göremezlik raporu alıyorlar. Bu insanlara 60-80 YTL maaş bağlanıyor ve
tazminatlarını almaları da imkansız hale geliyor.
Çünkü ne yazık ki birçoğu sigortasız çalışan işçiler, çalıştığını dahi
ispatlayamıyor. Kot taşlama işine
uluslararası rekabet nedeniyle sessiz kalan Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı ve hükümet bu sosyal felaketten birinci derecede sorumludur ve
Bakanlık kot taşlamayı her ne kadar önlem alınması gereken iş kollarına eklemiş
olsa da pratikte bu önlemlerin uygulanmadığı da açığa çıkmıştır. Sosyal
güvenlik hakkı; Anayasa ile devlet güvencesi altına alınmış en temel insan
haklarından biridir. Anayasanın 49. maddesinde herkesin çalışma hakkına sahip
olduğu belirtilmiş ve devamla 60. maddesi uyarınca da devletin sosyal güvenliği
sağlayacak tüm tedbirleri almakla yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiştir. Buna
rağmen; işçiler kot taşlama atölyelerinde sigortasız çalıştırılmış ve sosyal
güvenlik haklarından mahrum bırakılmışlardır. Şimdi hastalıkla mücadele eden
işçiler sosyal güvenceden yoksun bir halde, yeşil kartın sağladığı sınırlı
sağlık hizmetlerinden yararlanmaya çalışmaktadırlar. Daha da önemli bir sorun
ise sigortasız, kayıt dışı çalışan işçilerin sağlık hizmetlerinden tamamen
yoksun kalmasıdır. Sigortasız çalışan yüzlerce işçi, işçi olduklarını
kanıtlayamadıkları için hastanede tedavi olamamaktadır. Bir hukuk savaşı veren
işçileri bu mağduriyetten kurtarmak ve bu hukuki süreci gidermek Adalet
Bakanlığı'nın sorumluluğundadır. Tüm bu sebeplerle, Bugüne kadar kayıt dışı
işçilikten de kaynaklı olarak, kot taşlamada silikozis
hastalığına yakalanan işçilerin sayısının tam olarak belirlenebilmesi, Tüm kot taşlama atölyelerinde
iş güvenliği düzenlemelerinde işverenler tarafından toplu koruma önlemlerinin
alınıp alınmadığının anlaşılması, Önlem alınması gereken
işkolları kapsamında olan kot taşlamada standartlara uygun koşulların hayata
geçirilebilmesi amacıyla Meclis bünyesinde bir Araştırma Komisyonu kurulması
önerisinde bulunuyoruz. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Önergeler gündemdeki
yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır. Genel görüşme açılmasına
ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum: B) Genel Görüşme Önergeleri 1.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş
ve 20 milletvekilinin, suç örgütleriyle mücadeledeki son gelişmeler konusunda
genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/9) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Yasadışı suç organizasyonları
olan çetelerle mücadelede ortaya çıkan son gelişmeler konusunda Anayasa’nın
98’nci ve İçtüzüğün 101, 102 ve 103’üncü Maddeleri uyarınca bir Genel Görüşme
açılması için gereğini arz ve talep ederiz.
14.01.2009 1)
Selahattin Demirtaş (Diyarbakır) 2) Ahmet
Türk (Mardin) 3) Fatma
Kurtulan (Van) 4) Emine
Ayna (Mardin) 5) Ayla Akat Ata (Batman) 6)
Sebahat Tuncel (İstanbul) 7) M.
Nezir Karabaş (Bitlis) 8) Bengi
Yıldız (Batman) 9) Sırrı Sakık (Muş) 10) M.
Nuri Yaman (Muş) 11) Özdal Üçer (Van) 12) Aysel
Tuğluk (Diyarbakır) 13)
Pervin Buldan (Iğdır) 14) Gültan Kışanak (Diyarbakır) 15) Akın Birdal (Diyarbakır) 16)
İbrahim Binici (Şanlıurfa) 17) Hasip Kaplan (Şırnak) 18) Sevahir Bayındır (Şırnak) 19)
Şerafettin Halis (Tunceli) 20) Osman
Özçelik (Siirt) 21) Hamit
Geylani (Hakkâri) Gerekçe: Türkiye gündemini son
yıllarda sayıları hızla artan adına “Çete”, “Gladio”
“Kontr-gerilla” denilen yasadışı suç örgütleri
oluşturmaktadır. Bir taraftan çeteler “vatansever”, “milliyetçi”, “Atatürkçü”,
“muhafazakâr”, “ulusalcı” ve “derin devlet” olarak kamuoyunun dikkatine
sunulurken, diğer taraftan bu örgütlenmelerin uyuşturucu ticaretinden
yolsuzluğa, ihaleye fesat karıştırmaktan adam öldürmeye, kadın ticaretinden
tefeciliğe kadar birçok suça bulaştığı da gözlemlenmektedir. Türkiye'de yakalanan
çetelerin en belirgin özelliği, başta devlet olmak üzere tüm kutsal değerlerin
çetelerin çıkarlarına alet edilmesidir. Her türlü yolsuzluğu, hukuk dışılığı ve
insan hakları ihlallerini hiçbir kaygı duymadan uygulayan çetelerin, arka
fonlarına koydukları “bayrak”, “vatan”, “ülkü”, “ülke”, “devlet” gibi değer ve
olguları malzeme olarak kullanmaktadırlar. Kendilerine gizemli bir hava vererek
ve devletin derinliklerinde oldukları havasından yararlanmak marifetiyle, gerek
kendilerini yakalamaya çalışan kolluk güçlerine meydan okumayı, gerekse de
bunları yargılama keyfiyetinde olan hakim ve savcıları
etki altında bırakmayı amaçlamakta, toplum üzerinde de baskı kurmaktadırlar. Devlet kurumlarının uyumlu
çalıştığı, hukukun önemsendiği, adaletin hakça dağıtıldığı bir sistem çetelerin
barınması açısından önemli dezavantajlar içerir. Çetelerin varlıklarını devam
ettirebilmesi, insanların ve toplumların korkmasına, paniğe kapılmasına ve
onlara “ihtiyaç duyması”na bağlıdır. Bir yandan
ülkenin bölüneceği, diğer yandan Müslümanların Hıristiyanlaştırılacağı iddiası
abartılı ve yalan rakamlarla kamuoyuna sunularak toplum içerisinde husumet,
öfke ve düşmanlık arttırılarak, korkunun ve kaygının arttırılması, komplo
teorileri, hayali düşman senaryolarıyla, doğruların yanına yanlış ve yalanların
eklenmesi yöntemiyle büyük bir bilgi kirliliği yaratılmaktadır. Çetelerle mücadelede
toplumsal duyarlılık ve medya son derece önemlidir. Çünkü çeteler, en fazla
toplumun sahip olduğu değerlerden yararlanarak ayakta kalmayı
başarabilmektedirler. Toplumu yanıltmaktadırlar, insanlığın ortak değerlerine
karşı çıkmaktadırlar, tüm kutsalları kendi çıkarları doğrultusunda
kullanmaktadırlar. “Devlet her şeyi hukuk dairesi içinde çözemez” anlayışı ile
kendini silahlı güçlerin sayısı bir buçuk milyonu aşan askerin ve güvenlik
güçlerinin yerine koyarak; değerler sistemini aşındırmaya, çete argümanlarını hakim kılmaya çalışan çetelere karşı mücadele bilincinde
demokrasi, hukuk ve insan hakları önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye'yi komplo teorileri,
provoke eylemleri ve abartılı yayınlarıyla korkuya hapsetmeye çalışan
çetelerin, sürekli suçlayıcı, korku ve nefret yayıcı, intikam ve öç almayı
teşvik edici taktiklerini yakından tanıdığımız ölçüde, yaşam alanlarını
daraltabiliriz. Çetelerin değirmenine su taşıyan anlayış, onlar konusundaki
yanlış bilgilere sahip olunması veya çetelerin kanıksanması riskidir. Çetelerle mücadelede
toplumsal duyarlılık şarttır. Özellikle kurumlara karşı bir güvensizlik söz
konusudur ve aşılmalıdır. Bu güvenin başlangıcı ise çetelere karşı etkin,
verimli ve tavizsiz bir mücadelenin yapıldığının topluma gösterilmesi ve
toplumla paylaşılmasıdır. Siyasetin demokrasiyle bireysel hak ve özgürlüklerin
vazgeçilmezliğiyle, insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasıyla
mücadele etmesi gerekir. Azınlıklardan,
başka dinlerden ve uluslardan nefret eden, kendileri dışındakileri düşman
gören, nefret aşılayan, ülkelerini kaçınılmaz bir şekilde bölünmeye gittiğine
inanmaları ve her yerde bir düşman olduğu paranoyasına sahip olan;
ötekileştirici olarak topluma sürekli gerilim pompalayan çetelere karşı, iç
uzlaşımızı, demokrasimizi, hukukumuzu, insan hakları sicilimizi ve sükûnetimizi
koruduğumuz ölçüde başarılı olabiliriz. Çetelerden
arınma herkesin elini taşın altına koyması ile mümkündür. Meclis sorumluluk
üstlenmeli, siyaset kurumu görev ve sorumluluğunu yerine getirmeli, “genel
görüşme” yaparak önlem almalıdır. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Önerge gündemdeki yerini
alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön görüşme, sırası
geldiğinde yapılacaktır. Sayın milletvekilleri, şimdi
gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler" kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada yer alan, Türk
Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz. VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S.
Sayısı: 96) Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 2’nci sırada yer alan, Tapu
Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu
Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218) (x) BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. Geçen birleşimde 8’inci
maddeye bağlı ek madde 2 kabul edilmişti. Şimdi 8’inci maddeye yeni iki ek
madde eklenmesine dair iki önerge vardır. Bildiğiniz üzere,
görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun komisyon metninde bulunmayan
ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin
değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler
üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün 87'nci maddesinin
dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle önergeyi okutup komisyona soracağım.
Komisyon, önergeye salt çoğunlukla -burada 13 üyeyle- katılırsa önerge üzerinde
yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması
hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım. Şimdi ilk önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan (218)
sayılı “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı”nın 8’inci maddesinin çerçevesinde geçen “madde” ibaresinin “maddeler”
olarak değiştirilmesini ve aşağıdaki maddenin ek madde 3 olarak eklenmesini arz
ve teklif ederiz.
El Birliği Mülkiyetinin Paylı
Mülkiyete Dönüştürülmesi “Ek Madde 3- Bir mirasçı,
miras ortaklığından doğan elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi
isteminde bulunduğu takdirde tapu sicil müdürü, diğer mirasçılara çağrıda
bulunarak belirleyeceği süre içinde varsa itirazlarını bildirmeye davet eder.
Tebligat masrafları ilgilisince karşılanır. Elbirliği mülkiyetinin
devamına yönelik bir itiraz ileri sürülmediği veya mirasçılardan herhangi biri
belirlenen süre içinde paylaşma davası açmadığı takdirde, istem konusu taşınmaz
mal üzerindeki elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülerek, hissedarlık
esaslarına göre mirasçılar adına tapu kütüğüne tescil edilir.” (x) 218 S.
Sayılı Basmayazı 8/1/2009
tarihli 42’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir. BAŞKAN - Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor
musunuz? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ
KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN - Peki. Komisyon önergeye salt
çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme
açıyorum. Gruplar adına söz isteyen? HAKKI SUHA OKAY (Ankara) –
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yaşar Ağyüz
konuşacak. BAŞKAN - Peki. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)
– Şahsım adına… BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yaşar Ağyüz… Gaziantep Milletvekili Sayın Ağyüz, buyurunuz.
(CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Tapu
Kanunu’na, yine AKP’nin alışılmış bir taktiğiyle verilen bir ek madde
önergesiyle karşı karşıyayız. Bu konuda CHP Grubu adına söz aldım. Hepinize
saygılarımı sunuyorum. Değerli arkadaşlar, mülkiyet
Anayasa’da güvencesini bulan ve her vatandaşımızın doğal olarak kullanması
gereken bir hak. Mülkiyete ilişkin sorunları çözmek de elbette ki ilgili
bakanlığın ve ilgili kurumun temel görevidir. Şu anda da, el birliği
mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi isteminde, tapu sicil müdürü,
isteyen, başvuran mirasçıya, diğer mirasçılara çağrıda bulunarak, belirleyeceği
süre içinde itirazlarını bildirerek bunu paylı mülkiyete çevirme yetkisi
veriyoruz. Değerli arkadaşlarım, bu
konunun özellikle Komisyonda verilen bir önergeyle veya madde ilavesiyle
görüşülmesi gerekirken, enine boyuna tartışılması gerekirken, burada bir
oldubittiye getirilerek… Hatta dün akşam geç saatlerde yapılmaya çalışılan bir
operasyondu, ama maalesef Komisyon üyelerinin, nasıl ki AKP’li milletvekilleri
Meclise ilgisizse, Komisyon üyelerinin de Meclise ilgisizliğinden dolayı
çoğunluğu bulamadığınızdan bu önergeyi veremediniz değerli arkadaşlarım. Bu,
Meclisin iradesine tahakküm koymaktır, Komisyonun iradesine tahakküm koymaktır.
Eğer bu Komisyonda görüşülmüş olsaydı, enine boyuna, eksiği yanlışı, vatandaş
yararına, mülkiyet sahibi yararına olup olmayacağı tartışılır ve belki de daha
iyi bir şekilde tebarüz ettirilmiş olurdu, ama yine inceleme ortamı
yaratılmadan, yine inceleme, araştırma olanağı tanınmadan bir oldubittiyle
karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım. O nedenle, biz diyoruz ki, yasalar
yazboz tahtası değildir. Siz çıkardığınız yasayı, örneğin bir İhale Yasası’nı
15 kez değiştiren bir Meclis unvanını taşıyorsunuz. Sosyal Güvenlik Yasası’nı
yazboz tahtasına çeviren bir Meclis unvanını taşıyorsunuz. Şu anda da on bir
maddelik bir tapuyu, senenin başında Komisyona gelmiş olan ve günlerdir,
aylardır bekleyen bir yasayı yine ucundan kıyısından değiştirmeye
çalışıyorsunuz. Biraz sonra, kısmen 2/B’yi ortaya
atacak olan bir teklifle de karşı karşıyayız. Niye bunları açıkça
söylemiyorsunuz? Komisyonda, Sayın Bakan, Bakanlık yetkilileri niye bunu açıkça
ortaya koymuyor? Ne kaçırmak istiyorsunuz? Maliye tasarılarında görüyoruz;
vergi affıyla yüzlerce, binlerce, affedilmemesi gereken insanı affediyorsunuz
ama esnafa sıra geldiği zaman da, ama çiftçiye sıra geldiği zaman da, elektrik
borçları altında, sulama elektrik borcu altında inim inim
inleyen vatandaşlarımız, çiftçilerimiz beklerken onlar için parmağınızı
kıpırdatmıyorsunuz değerli arkadaşlarım, bu yanlıştır. Sorun çözmek elbette ki
Meclisin görevidir. Soruna yapıcı, önerici çözümlemelerde bulunmak elbette ki
her milletvekilinin hakkıdır ama bunun yöntemi, bunun biçimi bu olmaması lazım.
Bu önergelerle değiştirilen bir yasa hüviyetini taşıyan bir yasanın da
güvenirliği kalmaz değerli arkadaşlarım. Çok iyi
niyetli olarak amacına baktığımız zaman da orman kadastrosunun
çabuklaştırılması olarak anladığımız, iki yasa arasındaki uyumsuzluğu gidermek
amacına yönelik olduğunu gördüğümüz bir yasaya destek vermek amacındayız, ama
gelin görün ki siz bu yasayı birtakım emellerinize, Çevre ve Orman Bakanlığının
emeline, iştahı bir türlü kapanmayan, nereden ne özelleştiririm, nereden ne
para bulurum amacı içerisinde bulunan Maliye Bakanınızı tatmin etmek için 2/B’ye dönük, Anayasa’ya aykırı bir düzenlemeyi de yapma
çabası içerisindesiniz değerli arkadaşlarım. Bu tür
şeyler gruplar arası dayanışmalarla olur, gruplar arası görüşmelerle olur. Bu tür görüşmeler -2/B konusunu kastediyorum, mülkiyet konusunu
kastediyorum- ilgili meslek odalarının görüşü alınarak olur ama siz “Ben
yaptım, oldu.” anlayışıyla bu yasal düzenlemeleri yaparsanız ileride Anayasa
Mahkemesine de kafayı çarparsınız, ileride daha onulmaz sorunlarla da karşı
karşıya gelirsiniz ve o zaman da iş işten geçmiş olur değerli arkadaşlarım. Zaman kazanmaya çalışırken
zaman kaybeden bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. “Ben yaptım, oldu.”
anlayışıyla karşı karşıyayız. Bunu ben çok yanlış görüyorum, demokratik
teamüllere göre yanlış görüyorum, Parlamento içindeki işleyişe göre yanlış
görüyorum ve komisyonlara bir baskı, bir teyakkuz olarak görüyorum bu hareketi
komisyonların üzerinde kendini gören bir anlayış içerisinde. O zaman,
komisyonlar niye var? Niye uzmanlık alanında bulunan kişiler bu komisyonlara
giriyorlar kendilerini ifade etmek için? Bu konularda dışarıda uzman olan
kurumlardan, kamu kurum ve kuruluşlarının dışında sivil toplum örgütlerinden,
Harita Mühendisleri Odasından, Ziraat Mühendisleri Odasından, Orman
Mühendisleri Odasından, TEMA vakfından müşterek davranış içerisine girmek için
niye bir arayışa girmiyoruz değerli arkadaşlarım? Onun için, ben bu tür
oldubittilerle karşılaşılan bir Meclis ortamında yasaların yapıcı, yön
gösterici, sorun çözücü anlayışla geçeceği inancında değilim. O nedenle, bu
tavrınızdan vazgeçiniz. Köklü sorunları çözmek için üretken, yapıcı
çözümlerinizi komisyonlarda, bakanlıklarınızda olgunlaştırarak getiriniz, biz
de onunla yapıcı önerilerimizi, eleştirilerimizi sunalım ve daha iyi hâle
getirelim. Beş dakika içerisinde getirdiğiniz oldubitti bir önerge içerisinde
biz de somut önerilerimizi, somut eleştirilerimizi sunmak zorluğu içerisinde
kalıyoruz. Bu, yasayı Meclisten kaçırma taktiğidir değerli arkadaşlarım. O nedenle, ben bu tür
oldubittilerle karşılaşılan bir yasal düzenlemeyi CHP Grubu adına doğru
bulmadığımızı, komisyonlara baskı, komisyonların iradesine baskı olduğunu
söylüyorum. Hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ağyüz. Gruplar adına başka söz
isteyen? Yok. Şahısları adına Kahramanmaraş
Milletvekili Veysi Kaynak. Buyurun Sayın Kaynak. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)
– Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 218 sıra sayılı
Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’na
ek bir madde eklenmesiyle ilgili olarak benim de imzam bulunan önerge hakkında
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ek maddeyle ilgili hususa
geçmezden önce, görüştüğümüz tasarının işin esasında orman kadastrosu-sivil
kadastro ayrımından kaynaklanan bir kısım sakıncaları, bir kısım aksaklıkları
ortadan kaldırmaya yönelik hayırlı bir tasarı olduğunu özetle de ifade ediyorum. Sayın Başkanım, saygıdeğer
milletvekilleri; verdiğimiz ek madde önergesinin esası şudur: Bildiğiniz gibi
medeni hukukumuzda iki türlü mülkiyet vardır. Bir tanesi, “El birliğiyle
mülkiyet”, eski tabiriyle “İştirak hâlinde mülkiyet”, bir diğeri ise “Müşterek
mülkiyet”tir. El birliğiyle iştirak hâlinde mülkiyette paydaşlar olmadığı için,
herkes hep beraber malik olduğu için paydaşların bu mallar üzerinde tasarruf
imkânları bulunmamaktadır. Mirasın açıldığında da yine Türk Medeni Kanunu’na
göre, mirastan kalan tereke mirasçılara el birliğiyle mülkiyet hâlinde, iştirak
hâlinde mülkiyet hâlinde geçer. Bu sebeple Medeni Kanun’umuzun 598’inci
maddesine göre, mirasçıların, sulh hukuk mahkemesine müracaat etmeleri ve
paylarını gösteren mirasçılık belgesini, eski adıyla veraset ilamını almaları
gerekir ancak bu belgeden sonra tapu sicil müdürlüklerine giderler, hep beraber
giderler ve iştirak hâlindeki mülkiyeti müşterek mülkiyete çevirirler. Ondan
sonra da her bir paydaş kendi taşınmazı üzerinde ancak tasarruf imkânına sahip
olur. Türkiye’de gerek nüfus, demografik sistem gerekse başka sebeplerle çok
uzun yıllar bu iştirak hâlindeki mülkiyet müşterek mülkiyete çevrilememekte ve
aslında mirasçı olduğu hâlde insanlar taşınmazlarını tasarruf edememekte ve
istifade edememekte idiler. Getirilen bu düzenlemeyle
mirasçılarından birinin veya birkaçının mahkemeden almış olduğu veraset ilamına
göre tapu sicil müdürlüğüne müracaatı, tapu sicil müdürlüğünün tebligat
masraflarını da ilgiliden almak kaydıyla taraflara makul bir süre için davet
göndermesi ve bu süre sonunda yine mahkemeden alınmış mirasçılık belgesine
istinaden pay ve paydaşları belirlemesi, dolayısıyla da netice itibarıyla
müşterek mülkiyete geçilmesi amaçlanmaktadır, önerge budur. Bu, aynı
zamanda, TAKBİS sisteminin de rahat çalışmasını sağlayacaktır ve böylece
insanların uzun yıllar kendilerine miras kalmış maldan tasarruf edememeleri
gibi bir sakıncayı da ortadan kaldıracaktır diyorum. Verdiğimiz önergenin özeti,
esası budur diyor, önergeye desteklerinizi istiyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Kaynak. Şahsı
adına Bursa Milletvekili Ali Koyuncu. Buyurunuz Sayın Koyuncu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Bugün gerçekten, burada, şu
anda -görüşmekte olduğumuz madde- Türkiye’de çok önemli bir sorunu ortadan
kaldıran maddenin görüşülmesini gerçekleştiriyoruz. Yıllardan beri kangren
olmuş, üç kuşak, beş kuşak geçmiş, dedesinin dedesinden miras yoluyla kalan
gayrimenkullerin bir şekilde vârislerine intikal ettirilememesi nedeniyle ciddi
anlamda vatandaşlarımızın bu konuda sıkıntıları vardı. İşte bu maddeyle,
vârislerin üzerine düşen hisselerin hisseli bir şekilde dağıtımını sağlayan bir
düzenlemeyi bugün gerçekleştiriyoruz. Daha önce, bu kanun çıkmazdan önce, bu
madde eklenmezden önce, sizler, vâris olmuş olduğunuz bir mülkiyeti üzerinize
alma noktasında ciddi anlamda sıkıntılar yaşıyordunuz. Bütün vârislerin bir
araya gelmesi, bu vârislerin bir araya gelmesi neticesinde rıza göstermeleri,
rıza gösterdikten sonra da üzerinize düşen hisseli tapunun alınması
sağlanıyordu. Bu değişiklikle birlikte bizler neyi getiriyoruz? Artık,
vârislerden herhangi biri, tapu harcını ödemek kaydıyla ve şartıyla hisseli bir
şekilde tapusunu alabiliyor. Daha önce bu hisseli tapuyu alamıyordu. Üzerine
düşen hisse miktarı belli değildi. Bunun ortadan kaldırılmasıyla birlikte çok
ciddi anlamda sıkıntıdan vatandaşlarımızı kurtarıyoruz. Gerçekten
Türkiye’mizde, baktığınızda, bu hisseli tapuların hisseli bir şekilde
mirasçılara dağıtılması noktasında binlerce mirasçısı olan ve çözülemeyen,
kangren olmuş tapuları, mülkiyetleri hep birlikte biliyoruz, görüyoruz. İşte, değerli arkadaşlar, bu
madde, mirasçılardan herhangi birisinin intikal harcını ödemesi kaydıyla bütün
mirasçılara düşen hisse paylarının gerçekleştirilmesini sağlayan bir maddedir.
Hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Koyuncu. Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz. Bir tek soru görüyorum, Sayın
Doğru’ya ait. Buyurunuz Sayın Doğru. REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sorumun birinci bölümü,
maddelerinin birçoğu ormanla ilgili olan bu kanun acaba neden Orman Bakanlığı
tarafından Meclisimize getirilmedi de sizin Bakanlığınız tarafından
getirilmiştir? İkinci konu olarak, Tapu ve
Kadastro personeli yoğun çalışan bir memur grubudur. Aldıkları ücret konusunda
bizce mağdur durumdadırlar. 200 YTL civarında bir ek ödemenin yapılacağı ifade
edilmiştir. Bu 200 YTL taşra teşkilatını veyahut merkez teşkilatını mı kaplıyor
ve devamlılığı olacak mıdır? Ayrıca birçok kuruluşta, Sağlık Bakanlığıyla
ilgili çeşitli kuruluşlarda döner sermaye gelirlerinden çalışanlara pay
verilmektedir. Bu yönde de bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz. Buyurunuz Sayın Bakan. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkan, biraz sonra vereceğimiz bir
önergeyle buradaki çalışmalarda yaklaşık 200 TL’lik bir katkı gelmesini planlıyoruz.
Tabii, diğer, döner sermayeyle ilgili, arkadaşımızın söylediğine katılıyorum.
Döner sermayeden pay alma konusunda çalışmalarımız devam etmektedir. Biz dün de
söyledik, Tapu ve Kadastro çalışanları gerçekten sıcakta soğukta, çamurda
yağmurda, her türlü zor şartlarda arazide çalışan gerçekten çok saygıdeğer
arkadaşlarımız, kardeşlerimiz. Onların haklarını alıp ödemeye çalışıyoruz. Bu
konudaki duyarlılığından dolayı Değerli Vekilime teşekkür ediyorum. Bu sorunuzun ilk kısmı da…
Orman ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün ortak çalışmasıyla bu yasa Meclise
getirildi. Onu söyleyeyim. Teşekkür ediyorum, sağ olun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, karar yeter sayısı istiyorum. III.- Y O K L A M A (CHP ve MHP sıralarından bir
grup milletvekili ayağa kalktı) HAKKI SUHA OKAY (Ankara) –
Yoklama talebimiz var efendim. BAŞKAN – Yoklama talebinde
bulunan arkadaşlarımızın isimlerini tespit edeceğim: Sayın Okay,
Sayın Ergin, Sayın Kaptan, Sayın Süner, Sayın Arat,
Sayın Keleş, Sayın Seyhan, Sayın Ağyüz, Sayın Yıldız,
Sayın Gök, Sayın Kart, Sayın Kesici, Sayın Serter,
Sayın Küçük, Sayın Ersin, Sayın Ünlütepe, Sayın Genç,
Sayın Diren, Sayın Şandır, Sayın Ural. Yoklama için üç dakika süre
veriyorum. Adlarını okuduğum sayın üyelerin yoklama için elektronik cihaza
girmemelerini rica ediyorum. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla yoklama
yapıldı) BAŞKAN – Toplantı yeter
sayısı yoktur. Birleşime on dakika ara
veriyorum. Kapanma Saati : 15.21 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.33 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatoş GÜRKAN (Adana) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. 218 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 8’inci maddesine bağlı ek madde 3’ün oylamasından önce yapılan
yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Bu nedenle yeniden yoklama
yapacağız. III.- Y O K L A M A BAŞKAN – Yoklama için üç
dakika süre veriyorum. (Elektronik cihazla yoklama
yapıldı) BAŞKAN – Toplantı yeter
sayısı vardır. 218 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu
Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218) (Devam) BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. Şimdi ek madde 3’ü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Şimdi, 8’inci maddeye yeni
bir ek madde daha eklenmesine ilişkin önerge vardır. Okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan (218) sıra
sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısının 8’inci maddesine aşağıdaki ek maddenin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
"Hazine adına orman
sınırları dışına çıkarılan yerlerin kadastrosu ve tescili Ek Madde
4 - 6831 sayılı Orman Kanununun 20.6.1973 tarihli ve 1744 sayılı Kanunla
değişik 2 nci maddesi ile 23.9.1983 tarihli ve 2896
sayılı, 5.6.1986 tarihli 3302 sayılı Kanunlarla değişik 2 nci
maddesinin (B) bendine göre orman kadastro komisyonlarınca Hazine adına orman
sınırları dışına çıkarılan yerler, fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve
varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait
olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro
tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle, bu Kanunun 11 inci
maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle
kadastrosu yapılarak Hazine adına tescil edilir. Bu maddeye göre yapılacak
kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz. Bu maddeye göre yapılacak
kadastro sırasında orman ve Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan
yerlerin sınır nokta ve hatları; orman kadastro tutanakları esas alınmak
suretiyle orman işletme müdürlüğünce görevlendirilecek en az bir orman yüksek
mühendisi ya da orman mühendisinin iştirak ettirildiği kadastro ekibince zemine
aplike edilir. Bu çalışmalar sırasında kadastro veya orman haritalarında
düzeltmeyi gerektiren tutanak, pafta ve zemin uyumsuzluğunun tespiti halinde,
yukarıda oluşturulan kadastro ekibince teknik mevzuata uygun hale getirilir. Bu
çalışmalara kadastro kontrol mühendisi de iştirak ettirilir. Çalışma sonucunda
bir zabıt düzenlenir ve bu zabıt ekip görevlileri ile kontrol mühendisi
tarafından birlikte imzalanır. Düzeltme işlemleri, orman mevzuatı ile tapu ve
kadastro mevzuatına göre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile de
ilan ve tebliğ edilmiş sayılır. Hazine adına orman sınırları
dışına çıkarılan yerler, daha öncesi tescil edilmiş olduğuna bakılmaksızın
Maliye Bakanlığının talebi üzerine, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce fiili
kullanım durumları dikkate alınmak suretiyle ifraz ve/veya tevhit de yapılabilir.
Bu işlemler sırasında, orman ve kadastro haritalarında tespit edilen fenni
hatalar, yukarıdaki üçüncü fıkrada belirtilen usul ve esaslara göre düzeltilir.
Bu madde kapsamındaki
kadastro, ifraz ve tescil işlemleri, 3194 sayılı İmar Kanunu ile 3.7.2005
tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunundaki
kısıtlamalara tabi olmaksızın yapılır. Kadastro çalışmalarına
başlanılmadan önce, Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin
içerisinde özel kanunlarına göre değerlendirilmesi gereken alanlar bulunup
bulunmadığı kadastro müdürlüğünce ilgili kurum ve kuruluşlarına yazı ile
sorulur. İlgili idarelerce 15 gün içerisinde kadastro müdürlüğüne bilgi
verilir. Bu süre içinde cevap verilmediği takdirde, söz konusu alanların
bulunmadığı yönünde cevap verilmiş sayılır. Bu bilgilere veya ilgili idarelerce
zeminde gösterilen sınırlara göre bu yerler içindeki bu alanların sınırları
ölçülerek krokisinde gösterilir ve beyanlar hanesinde belirtilir." BAŞKAN – Komisyon önergeye
salt çoğunlukla katılıyor mu? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ
KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Şimdi, ek madde 4
için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet Şandır
konuşacaktır. Buyurunuz Sayın Şandır. (MHP
sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri,
öncelikle bir usul meselesini tekrarlamak istiyorum. Kanunlar ülkemizin ve
toplumun ihtiyaçlarını hukuk zemininde çözebilmek veya çözümlere hukuki zemin
oluşturmak için yapılır. İhtiyaçlar ne kadar şiddetliyse ve ne kadar genişse,
yoğunsa, bu konuda yapılan hazırlıkların, düzenlemelerin de o derinlikte, o
kapasitede olması gerekir. Bana göre toplumun çok temel bir sorununu ve
yaklaşık seksen yıldır çözemediğimiz, çözüme kavuşturamadığımız bir sorununu
çözmek için bir hukuk geliştiriliyor, bir kanun yapılıyor. Başka kanunlarda da
aynı şey oluyor. TRT’nin elli yıllık kanununu değiştiriyoruz, komisyonlarda
çalışılıyor, alt komisyonlar kuruluyor, sonunda Genel Kurula geldiğinde son
maddede, son saatte bir önerge getiriliyor; kanunun vasfını değiştiriyor,
karakterini değiştiriyor, yeni bir husus ekliyor. Tabii, birtakım soruların
sorulması, endişelerin ifade edilmesi kendiliğinden geliyor. Madem bu sorun
önemli, madem bu sorunu çözmek noktasında bir niyetiniz, iradeniz var, bu
kanunları hazırlarken, bu önergeleri veya bu değişiklikleri niye zamanında
yapmıyorsunuz? Burada, tabii kendiliğinden bir niyet sorgulaması geliyor
önümüze. Buna mecbur değilsiniz, yeterli gücünüz var, iradeniz var, bilgi
birikiminiz var, dirayetiniz var, neden böyle bir şeyi ısrarla yapıyorsunuz,
gerçekten anlamakta zorlanıyoruz, öncelikle bunu ifade ediyorum. İşte, bugün,
yine böyle bir olaya şahit oluyoruz. Değerli milletvekilleri,
bakınız ormanlar bu toplumun vazgeçilemez, en önemli yaşam değeridir.
Ormanlarla ilgili bir düzenlemenin, bir sorunun çözümünün böyle kaşla göz
arasında birtakım düzenlemelerle geçiştirilmesi, gerçekten Türkiye Büyük Millet
Meclisine yakışmıyor. İktidar partisi grubunun bu noktada gerekli duyarlılığı
göstermesi gerekiyor. Değerli milletvekilleri, Tapu
Kanunu’nu görüşüyoruz, 6831 sayılı Orman Kanunu’nu değiştiriyoruz. 1986
yılından bu yana her hükûmetin teşebbüs ettiği, orman
rejimi dışına çıkartılan arazilerin değerlendirilmesi konusunu Tapu Kanunu
bünyesinde çözmeye çalışıyoruz. Bu yanlış değerli arkadaşlar. Bu doğru değil.
Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum ve orman yüksek mühendisi bir
arkadaşınız olarak söylüyorum, orman vasfını kaybetmiş arazilerin tespiti ve
değerlendirilmesi bu ülkenin çok temel sorunlarından biridir, çözülmelidir;
çözülmesi için hem doğru hukuk kurmamız hem de bir toplumsal mutabakat temin
etmemiz gerekir. Bu sorunun çözümünü yalnız ormancılara, Orman Genel
Müdürlüğüne, orman mühendislerine bırakmak haksızlık olur. Her defasında,
siyasetçilerin ortaya koyduğu birtakım kurallarla orman mühendislerinin başı
derde girmektedir, mahkemelere düşmektedirler. Adam gibi, doğru, gerçekten bir
yerlerden geri dönmeyecek bir kanunu çıkarmak, burada, muhalefetiyle
iktidarıyla hepimizin sorumluluğundadır.
Bakın, bu konuda Sayın Orman
Bakanıyla… Maalesef burada yok, yani,
ormancılıkla ilgili çok önemli bir konuyu görüşüyoruz, ama burada Orman Bakanı
yok. (AK PARTİ sıralarından “Burada” sesleri) Buradaydı, çıktı. ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) - Genel Kurulda olmayan Sayın Bakandan bize
ne Allah aşkına! MEHMET ŞANDIR (Devamla) -
Sayın Bakanla onun daveti üzerine bu konuyla ilgili toplantılar yaptık ve
görüşlerimizi de ifade ettik, bu konunun çözümüyle ilgili yardımcı olacağımızı
da ifade ettik. ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) - Çadır devleti anlayışıyla devlet
yönetiyorsunuz. MEHMET ŞANDIR (Devamla) -
Bakın, değerli milletvekilleri, ancak maalesef konunun özünü, kendisini burada,
getirip tartışmaktan kaçınarak, Tapu Kanunu’nda son dakikada bir önergeyle 2/B
maddesinin sorununu, yani Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini aşmaya
çalışıyoruz. Yani, Anayasa Mahkemesi orada duruyor. Bu inatlaşmaya niye gerek
var? Niye ihtiyaç duyuyorsunuz? Değerli arkadaşlar, sizler de
biliyorsunuz –yani, halkımıza bilgi vermek noktasında söylüyorum, yoksa sizin
bildiğinizi biliyorum- Anayasa Mahkemesi, bunu, işte 1987’den bu yana…
Biliyorsunuz, 1981’den bu yana orman niteliğini kaybetmiş arazilerin
değerlendirilmesi için ormanla ilgili kanunlarda değişiklik yapıldı. İlk değişikliği
3402 sayılı Kanun’un 45’inci maddesini değiştirerek yaptılar. Anında Anayasa
Mahkemesi 1989/13 sayılı ve 14/03/1989 tarihli
kararıyla bunu iptal etti. O günün iktidarı bu defa 1991 tarihli 2924 sayılı
Kanun’da bir değişiklik yaptı, bu 2/B maddesiyle dışına çıkartılan araziyi
satabilmek için. Anayasa Mahkemesi 93 yılında yine iptal etti. Sonra, 4706
sayılı Kanun’da bir değişiklik yapılarak bu yol tekrar açılmaya çalışıldı. Bu
defa Anayasa Mahkemesi 23/01/2002 tarihinde 2002/21
karar sayılı kararıyla yine iptal etti. İktidarınız döneminde de çıkarttığınız
kanunla ilgili yine iptal gördünüz. Bu inatlaşma niye? Şimdi, şunu bilmemiz lazım:
Anayasa’nın 170’inci maddesi yerinde durduğu sürece, siz, orman olarak
tanımlanan yerlerden ilim ve fen bakımından orman vasfını kaybetmiş arazileri
satamazsınız. Değerli arkadaşlar, çok net.
Anayasa Mahkemesinin bu konuda dört beş tane kararı var. Satamazsınız, kişiler
adına tescil edemezsiniz. 170’inci madde buna çok amir hüküm. Diyor ki: Bu
arazileri orman içi köylerinin kalkındırılması için tahsis edersiniz. Onlara da
satamazsınız. Orman içi köylüsüne de satamazsınız. Anayasa Mahkemesinin bu
noktadaki her teşebbüse karşı oluşturduğu gerekçeli kararlar bunlar. Şimdi bu,
göz göre göre ortadayken ve her defasında Anayasa
Mahkemesinin duvarından geri dönerken bu inatlaşma niye? Şimdi burada getirdiğiniz ek
maddeyle de yeniden bunu denemeye çalışıyorsunuz. Ben sordum Sayın Bakana, yani
niyet okumuyoruz, bir kötü niyet aramıyoruz, ama getirdiğiniz ek maddede
sordum, teknik olarak sordum. Mühendis arkadaşlarınız var içinizde. Kadastro,
ifraz ve tescil işlemleri… Satmayacağınız parselin ifrazı niye gerekli
arkadaşlar? Ayrıca çok açık yüreklilikle de zaten söylüyorsunuz, “4,5 milyon
kilometrekare 2/B maddesine dayalı arazi var, bunu satarak 25 milyar dolar
hazineye gelir elde edeceğiz.” diyorsunuz. E, satabilmek için de 170’inci
maddeyi değiştirmeniz lazım. Çok net söylüyor, diyor ki 170’inci madde: “6831
sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (B) fıkrası kapsamında 1981 yılından
sonra orman vasfını kaybetmiş arazileri orman içi köylerin kalkındırılması için
tahsis edeceksiniz.” 169’uncu maddeyi ormanları geliştirmek için
kullanacaksınız. Değerli arkadaşlar, altı yıl
oldu iktidarınız. Bence toplumsal bir adaletsizliğe tedbir geliştirmek
anlamında, özellikle büyük şehirlerin etrafında ormandan kazanılan veya
ormandan yağmalanan arazilerin şahısların uhdesinde bir gelir kaynağı olmasının
önünü kesmek sorumlusuyuz. O tüm toplumun malı, tüm Türkiye'nin malı.
Dolayısıyla 170’inci maddede yapılacak değişiklikle orman dışına çıkartılan
arazilerin en azından orman köylüsüne kazandırılamayacak, ormana
döndürülemeyecek kısımlarının hazineye gelir olarak kazandırılmasının hukuki
tedbiri alınmalıdır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
tamamlayınız. Buyurunuz. MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz bu noktada çözüm önerisi de
geliştirdik, Sayın Bakanla da bunu sohbet ettik. Bu yapılmalıdır, bu Meclisin
bu topluma karşı bir borcudur bu. Her geçen gün birilerine isteyerek, bilerek
olmasa bile buradan rant elde ettiriyoruz.
Dolayısıyla, bunu çözelim. Eksiğiniz yok, engeliniz yok. Anayasa’nın 170’inci
maddesi, 169’uncu maddesi, 44’üncü maddesi, hatta 168’inci maddesindeki
değişikliklerle bunu gerçekleştirerek… Bana göre, siyasi iktidarların ayıbı bu,
Türkiye’yi yönetenlerin ayıbı. Bu toplumsal soruna, yağmaya, toplum
kaynaklarının yağma edilmesine engel olmak sorumlusuyuz, görevlisiyiz; bunu
gerçekleştirmemiz lazım ama burada, getirdiğiniz bu önergeyle maalesef siz
-yani ben de bu kanaatteyim- 2/B’yi aşabilmek, 2/B’yle ilgili gelişen hukuki ve siyasi endişeleri aşabilmek
için, Tapu Kanunu’nda böyle bir ek maddeyle… (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Sayın Başkanım, bitiriyorum. BAŞKAN – Buyurun,
tamamlayınız. MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Gerekçede ifade ettiğiniz hususlar inandırıcı değil. “Problemleri aşmak,
kadastro işlemlerinin ve tescilinin çabuklaştırılmasını temin etmek.” gerekçesi
için bu kadar detaylı, bir tüzük mahiyetindeki maddeye gerek yok. Dolayısıyla,
kendi elinizle, birilerinin niyet sorgulamasına, okumasına zemin
hazırlıyorsunuz ve 2/B’yle ilgili yapacağınız
düzenlemeyi tehlikeye düşürüyorsunuz. Bundan sonra getireceğiniz 2/B uygulaması
da aynı şekilde bir toplumsal ve mesleki tepkiyle karşı karşıya gelecektir;
dolayısıyla doğru yapmıyorsunuz, yanlış oluyor. Buna da ihtiyacınız yok; zaten
Tapu Kanunu’nda yaptığınız düzenlemelerle bu işi arazi kadastrosuna devrettiniz, ki biz onun da Anayasa’ya aykırı olduğunu
düşünüyoruz. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu yanlış olmuştur. Bu önergenin sahibi kimse,
hiç kimseyi ilzam etmiyorum ama kimse… Bu önergeyi burada savunacak kimsenin
olacağını düşünmüyorum. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Dolayısıyla, yol yakınken bu önergenin geri çekilmesini -bu işin birlikte
çözülmesini biz gönüllü olarak ifade ediyoruz- birlikte çözülmesini, bir an önce, iktidar olarak, önümüze, bu
Genel Kurula getirilmesini size tekrar teklif ediyorum. Bu önerge yanlıştır, bu
madde yanlıştır. Bu maddenin çekilmesini tekrar dikkatinize sunuyor, saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Şandır. Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili İsa Gök. Buyurunuz Sayın Gök. (CHP
sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA İSA GÖK (Mersin)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; verilen son dakika önergesi hakkında
CHP adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Arkadaşlar, bu önergenin
amacı ne? Bu önergenin amacı ne, bunu açık konuşalım. Zaten Orman Kanunu’ndaki
yapılan değişikliklerle orman kadastro komisyonlarının fiilen çalışmamasını
hazırladınız. Arazi kadastro komisyonlarına, arazi kadastro ekiplerine yetki
vererek orman kadastro komisyonlarının yapması gereken işleri arazi kadastro
ekiplerine yaptırıp orman kadastro komisyonu yapmış gibi hüküm düzenlediniz,
ormanları bitirmeyi planlıyorsunuz. Bu, kesinlikle 2/B’leri
çözmek için getirilen bir önerge falan değil. 2/B’leri
çözme konusunda Anayasa’nın 170’inci maddesi zaten yüce Meclise yol gösteriyor
ve CHP ne diyor? “Anayasa 170’e uygun olarak 2/B’leri
çözelim. Orman köylüsünün sorunlarını giderelim.” diyor CHP. Bunu gidermek
Meclisin görevidir. Biz bunda varız. Sayın Genel Başkan bunu Antalya’da
açıkladı. Siz ne yapıyorsunuz? Siz bunu yapmıyorsunuz. Siz, 2009’un 15
Ocağından sonra, 15 Ocak 2009 tarihinden sonra yeni orman talanlarına malzeme
yaratıyorsunuz, mevzuatı buna göre düzenliyorsunuz. Arkadaşlar, bakın,
Anadolu’da, Antalya’da, Kepez’de, Mersin’de, Yalova’da, Ege’de insanların
sorunu, 1981 tarihinden önce orman vasfını yitirmiş yerlerin sorununun
giderilmesidir. Sizin düzenlemeniz ne? 1981 tarihinden önce orman vasfını
yitirdiğinden bahisle o mağdur olan insanların sorununu çözmek değil, 2009 15
Ocaktan sonra yeni orman talanlarının önünü açmak. Bu böyle çözülmez. Bunun adı
“kapkaç”tır, başka bir şey değildir arkadaşlar. Siz ne yapıyorsunuz? Bakın,
Anayasa 170 ne diyor? “Orman köylüsünün korunması” diyor. Orman köylüsünün
korunması konusunda, 1981 öncesi orman vasfını yitiren arazilerin orman
köylüsüne tahsisi konusunda yol gösteriyor. Siz ne diyorsunuz arkadaşlar?
Satmaktan bahsediyorsunuz, satmak. Neyi satacaksınız? Yeni hâlde ormanları
satacaksınız. Kime satacaksınız? Keyfinizin çektiğine satacaksınız. Bunun adı
nedir biliyor musunuz? Bunun adı “kaynak yaratmak”tır.
Özelleştirmeyle limanları, fabrikaları, kullanım haklarını, intifaları
sattınız, yediniz, bitirdiniz, 2009’dan sonra para lazım size. Ne satacaksınız
şimdi? Ee, ormanlar var ya, ormanları satın gitsin!
Arkadaşlar, sattınız, sattınız, sattınız, sıra ormanlara geldi. Bu önergeyle, elimde tuttuğum
önergeyle bu ormanları satma imkânınız yok. Anayasa 44, Anayasa 169, Anayasa
170 bunlara engel, bunlara engel. Bunlar Anayasa’dan döner, ama bu süreç
içerisinde o 2/B mağduru dediğimiz orman köylüsünün durumu çözülmez. Çünkü
diyeceksiniz ki: “Bakın yargıda, çözülemiyor, bekleyeceksiniz.” Beklemeye
alacaksınız. Bunu yapmayın arkadaşlar. Dürüstçe getirin bunları çözelim, ama
satma konusunda ortam yaratmayın. Arkadaşlar, önerge ne diyor?
Diyor ki önerge: “…bu Kanun’un 11’inci maddesinde belirtilen askı ilanı hariç
diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle kadastrosu yapılmış sayılacak.”
İlanlardan kaçırıyorsunuz. Ne kadar güzel! “Bu maddeye göre yapılacak -yeni
önergenize göre- kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz.” diyorsunuz.
Yani siz, ikinci kadastro yapacaksınız. 1981 öncesi olanlar, 81 tarihli
kadastroya göre 2/B gereği ayrılan yerlerdir. Siz bu önergede “yeni kadastro”
diyorsunuz, “yeni kadastro!” Bunun adı 1981 öncesinde mağdur olanların mağduriyetine
son vermek değil, 2009 15 Ocaktan sonra yeni alanlar açmaktır. Ne diyorsunuz
arkadaşlar? “Kadastro sırasında orman adına yer çıkarsa -o
gün bahsettiğim şey- orman kadastro komisyonu vasfında komisyon kurmayacağız, 1
tane orman mühendisi koyacağız, arazi kadastro ekibine hallettireceğiz ve arazi
kadastro ekibinin yaptığı işlemler, düzeltme işlemleri orman mevzuatı ile tapu
ve kadastro mevzuatına göre yapılmış ve bu Kanuna göre yapılacak askı ilanı ile
ilan ve tebliğ edilmiş sayılır.” Yani, yapılan işlemler orman kadastrosu
işlemi gibi farz edilecek diyorsunuz. Hani ormancı? Yok. Onu da kapıyorsunuz. Devam ediyorsunuz: “Hazine
adına orman sınırları dışına çıkarılan yerler Maliye Bakanlığının talebi
üzerine…” Falan falan gidiyorsunuz, düzeltmeler…
Maliye Bakanlığına göndereceksiniz, satış… Kime satış? Orman
köylüsüne mi? Hayır, ihale. Bastır parayı, gir, Türkiye'nin en güzel
yerlerine. Böyle bir şey olmaz. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Ne diyoruz biz?
Orman köylüsünün mağduriyeti böyle giderilmez. Sizin derdiniz kaynak yaratma. Ne diyor arkadaşlar? “Bu
madde kapsamındaki kadastro, ifraz ve tescil işlemleri, İmar Kanunu ile Toprak
Koruma Kanunu’ndaki kısıtlamalara tabi olmaksızın yapılır.” Önünüzde hiçbir
şekilde İmar veya Toprak Koruma Kanunu’nun engellerini de istemiyorsunuz. Yani
dikensiz gül bahçesi… Ben gireyim ormana, parselleyeyim, satayım, vereyim,
bitireyim ormanları! Bu ne kadar güzel bir anlayış ya! Bu ne güzel bir
ormancılık anlayışı! Tebrik ediyorum! Hakikaten sizi tebrik etmek lazım, bravo!
Devam ediyor, arkadaşlar:
“Kadastro çalışmalarına başlanılmadan önce, hazine adına orman sınırlarının
dışına çıkarılan yerlerin içerisinde özel kanunlarına göre değerlendirilmesi
gereken alanlar bulunup bulunmadığı kadastro müdürlüğünce ilgili kurum ve
kuruluşlarına yazı ile sorulur.” Soracaksınız. “İlgili idarelerce 15 gün
içerisinde kadastro müdürlüğüne bilgi verilir. Bu süre içinde cevap verilmediği
takdirde, söz konusu alanların bulunmadığı yönünde. -yani orada özel bir alan
bulunmadığı yönünde- cevap verilmiş sayılır.” Bu nasıl bir düzenleme? Yani, ben
yazıyı yazdım, on beş günde cevap gelmedi… Arkadaş, sen buraya itiraz etmemiş,
sen buraya özel alan dememiş; özel orman, genç orman, hiçbir şeye girişmemiş,
doğrudan kabul etmiş sayılıyorsun. Yani idareyi bağlıyorsunuz, Orman Genel
Müdürlüğünü bağlıyorsunuz ve başında siz varsınız. Kadastroların hepsini
bağlıyorsunuz, dikensiz gül bahçesini yapıyorsunuz. Tek derdiniz satmak, başka
bir şey değil. Bu önerge… Arkadaşlar,
öncelikle bir yargıdan görüş alınması lazım, ilgili kuruluşlardan görüş
alınması lazım, kamuoyunda tartışılması lazım. Bu önerge vatandaşın derdine
çare mi, yoksa vatandaşa ikinci bir yük mü, yoksa satış mı, bunların
konuşulması lazım. Yangından mal kaçırıyorsunuz, kaçırdığınız mal orman. Hem de
kaçırdığınız malı orman köylüsü için kaçırmıyorsunuz, 2/B mağdurları için
kaçırmıyorsunuz; satacağınız paralı yerler için kaçırıyorsunuz. Yani, bu,
özelleştirme bitti, satacak mal bitti, gelecek para bitti, ama bizim paraya
ihtiyacımız var. Bu parayı da zaten bu halk için harcamadığınızı cümle âlem
biliyor. Harcansa bu noktaya gelmez bu halk, aç biilaç kalmaz. Yeni satacak yer
arıyorsunuz. Ormanlara, arkadaşlar, dokunmayın, dokunma yöntemini Anayasa 170
belirtmiştir. Ormanlara ancak tahsis yöntemli, kanunun öngördüğü ölçüde orman
köylüsüne yardım için dokunulabilir, aksi hâlde satmak için dokunulmaz. Bu önergeye ret oyu
vereceğiz. Kabul edeceksiniz. Çünkü, yangından mal
kaçırırcasına komisyonu topladınız, bu kanunu geçireceksiniz, Anayasa Mahkemesi
iptal edecek. Neyi çözmüş olacaksınız? Mertçe getirin, bu sorunu çözmeye
beraber çalışalım. Saygılar sunuyorum. (CHP ve
MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Gök. Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubu adına Uşak Milletvekili Nuri Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sayın Uslu, şahsınız adına da
daha önce talep etmişsiniz, ikisini birleştiriyorum. Buyurunuz. AK PARTİ GRUBU ADINA NURİ
USLU (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlamadan önce
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hazine adına orman
sınırlarının dışına çıkarılan yerlerin kadastrosu, tescili ve iktisap yasağı
üzerine verilmiş olan önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Sayın
milletvekilleri, küresel ısınmanın ve onun getirdiği iklim değişikliğinin
dünyanın her tarafında yankılandığı bugünde -ülkemizde de yankılandığı bugünde-
ormanların ne demek olduğunu, ormanların ne menem
biyolojik zenginlik olduğunu, ormanların ne kadar doğal kaynağa sahip olduğunu
sizler de çok iyi biliyorsunuz, biz de çok iyi biliyoruz ama Türkiye
Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin geçmişten bir geleneği var, gelişi var. Anadolu
yüzyıllarca medeniyetlere beşiklik etmiş. Milletimizin 1920’li yıllarda, 30’lu
yıllarda, 40’lı yıllarda, 50’li yıllarda yaşam şartlarını şöyle bir gözünüzün
önüne getirin, değerlendirin ve ondan sonra bu olaya bu pencereden bakarak
değerlendirmeye çalışın. Ülkemizde geçmişten günümüze, işte bu söylediğim
yıllardan bu tarafa -insanlarımız, milletimiz yaşamak için, geçim için-
ormanlarımızda açmalar olmuştur, yerleşmeler olmuştur. Ormanlar şu anda
ülkemizde maalesef yerleşim yerlerinden uzaklara doğru gitmiştir. İşte 1960 ihtilalindeki ihtilal yönetimi
o zaman bakıyor, orman teşkilatının içerisinde, orman idaresinde 40 binlere
varan orman suçlarının olduğunu, davalarının olduğunu görüyor ve diyor ki:
“1961 yılına kadar bilim ve fen bakımından artık bir daha orman olma niteliğini
kaybetmiş olan bu yerler orman sınırları dışına çıkarılır ve Anayasa’mızın
170’inci maddesine göre de değerlendirilir.” ve bu, Anayasa’mızın 169 ve
170’inci maddesinde de yer alıyor. Şimdi, bu yıllarda çok önemli
bir konu daha oluyor, bir yasal düzenleme daha oluyor –bu, bütün gruplarımızın
gözlerinden kaçan bir olay- o da şu: 1945 yılında, ormanların korunmasına
yönelik, ormanların ehemmiyetine yönelik bir kanun çıkarılıyor. Deniyor ki bu
kanunda: “Tapulu tapusuz bütün ormanlar devletindir.” Ancak burada şöyle bir
problem çıkıyor işte bu kanundan sonra: Diyelim ki sizin 100 dönüm bir yeriniz
var, bu 100 dönümün içerisinde, 6 dönüm de ormanlık alan var. O tapu tek tapu
olduğu için, bütün alan… MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Devletin mülkiyetine geçiyor. NURİ USLU (Devamla) - …devletin
mülkiyetine geçiyor ve işte, 2/B’nin esas geldisi de buradan başlıyor. Televizyonlarda
dinliyorsunuz, bazı insanlarımız, köylülerimiz “Burası nasıl orman olur? Ben
bunu dedemden beri sürüyorum; babam sürdü, dedem sürdü, ben de sürüyorum.”
diyor. Ama orman idaresi gidiyor oraya, diyor ki: “Burası orman.” “Nasıl
orman?” diyor. İşte, 1950, 1960, 1970, 1980 yıllarındaki çekilen hava
fotoğrafları, gizli haritalar orman teşkilatının elinde var ve böylece, işte,
bu 2/B meselesi ülkemizin, milletimizin çok önemli bir sorunu olarak orta yere
çıkıyor. Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki, Milliyetçi Hareket Partisi
Grubundaki bütün arkadaşlarımız -gerçekten bu bir sorundur 2/B- bunun çözülmesi
gerektiğini düşünüyorlar, biz de düşünüyoruz. Beş yıldır bu konuda ciddi
çalışmalar yaptık orman teşkilatıyla birlikte ancak ta 1937’lerde başlayan
orman kadastrosu maalesef henüz daha tamamlanamadı. Hele 2000’li yıllara gelene
kadar 12 milyon, 13 milyon, 14 milyon hektar alanda orman kadastrosu yapmamıza
rağmen sadece bunun 3 milyon hektarını tescil ettirebildik. Orman kadastroları
ayrı bir metot, ayrı bir yöntemle çalışıyor, genel kadastro ayrı bir yöntemle
çalışıyor; ikisini bir araya getirip çakıştırarak tapuları vermek, kadastroyu
yapmak, bitirmek mümkün değil. Biz de dedik ki, bu bir sorundur. Bu, bakınız,
hiçbir partinin de bir sorunu değildir. Yani geçmişten bu tarafa gelen, 20’li,
30’lu, 40’lı yıllardan bu tarafa gelen bizim bir sorunumuzdur yani bizim Türk
milletinin bir sorunudur, bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Genel
kadastrodaki ekip ve orman kadastro ekibi yaptıklarını tescilde çok zorluk
çekiyor, bu kadastroyu tek elden yapalım ama bu kadastronun içerisine -Sayın Şandır’ın da çok iyi bildiği gibi- o bölgenin ormanlık
alanına göre olmak üzere en az 1 tane orman mühendisini -bakın, en az 1; bu, 3
olur, 5 olur, 10 olur- burada bulundurmak üzere kadastroyu birlikte yapalım,
tescilini bitirelim, tek elden yaparak bu kadastro işini bitirelim. Aksi
hâlde… Köylümüz, insanımız, onlar “Bizim” diyor o araziye, biz orman teşkilatı
olarak “Hayır, orman.” diyoruz, arada, orman teşkilatı ile orman köylüsü
arasında özellikle bu şeyi sağlayamadık. Bunu sağlamamızın yolu da herkes
yerini bilecek. Orman teşkilatı orman sınırını bilecek, arazinin sahibi de
arazinin yerini bilecek, herkes yerini bilmiş olacak böylelikle. Şimdi, bundan dolayı, 2/B
çalışmaları… 1980 ihtilalindeki yönetim de, 60’la 80
arasında, baktı ki, yine yüz binlerce dava çoğalmış. Bu davayı eritmenin yolu
olarak milat, yani 31/12/1961’e kadar olan, orman
niteliğini kaybetmiş olan yerlerin orman sınırı dışına çıkarma miladı 1981
yılına çekilmiştir. Şu andaki Kanun’umuza göre, Anayasa’mıza göre 31/12/1981 tarihine kadar orman niteliğini bilim ve fen
bakımından kaybetmiş olan yerler orman sınırından çıkarılır, hazine adına
tescil edilir. Peki, orman kadastro
komisyonları bunları da yapmaya başladı. Ama maalesef… Bakın bir şeyi daha
söyleyeyim. Şu anda 2002 yılındaki bilgileri vereyim size: 473 bin hektar 2/B
alanı vardı, orman sınırı dışına çıkarılmış alan vardı. Bunlardan ne kadarı
tescil edildi biliyor musunuz? Sadece 37 bin hektarı. Şimdi bazıları diyorlar
ki: “Ya bu 2/B’yi kaldıralım.” 2/B’yi
kaldıramayız. Orman kadastrosu devam ettiği müddetçe 2/B, yani orman
sınırlarına çıkarma işlemi, Anayasa’mızda olduğu için devam edecektir. Orman kadastrosu
bittiği gün 2/B de bitecektir. İşte biz bu yasalarla, bu değişiklikle, bunlarla
bunu hızlandırıyoruz. Bakın bir şeyin altını
çizerek bir daha söylüyorum: 2/B, orman dışına çıkarılan alanların -lütfen buna
dikkat edin- burada envanter çalışması var, kadastro
çalışması var, tescil çalışması var. Burada satışla ilgili en küçük bir kelime
yok. Bunu daha sonra görüşeceğiz. Sayın Şandır Orman mühendisidir, görüştük.
Sayın Bakanımız dedi ki: “Ben gruplarla görüştüm, gruplarımıza bilgi verdim.”
Esas, öncelikle 2/B alanları ne kadardır, sınırları nelerdir sınırlarını tescil
edelim, arkasından, 2/B alanlarının içerisinde, işte o alanların içerisindeki
oranın işgalcileri kimdir, o alanların statüsü nedir, orası mera mıdır, ekilen
yer midir, yerleşilen yer midir, sera mıdır, zeytinlik midir, fındıklık mıdır,
bunları işte bu envanter çalışmasıyla yapacağız. Bu
önerge tamamen buna yönelik bir önergedir. Asla, arkadaşlarımızın söylediği
gibi, satmaya yönelik hazırlanmış bir önerge değildir. Bu, çok iyi bildiğim bir
şey. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hiç
alakası yok… Hiç alakası yok… NURİ USLU (Devamla) – Lütfen,
oradan müdahale etmeyin. Bu, tamamen 2/B alanlarının kadastrosuna, tesciline…
Ve önemli olan bir de bu kanunda bir şeyi getiriyoruz, o çok önemli. Sağ olsun,
Milliyetçi Hareket Partisindeki grup sözcüsü arkadaşımız belirtti. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) –
Boşa demagoji yapma! NURİ USLU (Devamla) – Burada,
yirmi yıldan fazla eğer 1 kişinin iktisabında kalmışsa bir yer, burası aslında
iktisap edilebilir ama biz bu kanunla o iktisap edilme hakkını da ortadan
kaldırıyoruz. RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur)
– Kaldırdık, kime vereceğiz? NURİ USLU (Devamla) –
“Kaldırdık, kime vereceğiz?” değil mi? Çok güzel söylüyorsun. Şimdi, biz bu kanunlarla
orman kadastrosunu bitirdik, orman dışına çıkarılan alanların sınırlarını
belirledik; esas önemli olan, bu sınırlar içerisindeki o işgalcileri de
belirledik, statülerini belirledik, fotoğraf elimizde. İşte o zaman bütün
gruplar, siyasetçiler oturacak, “Biz bunu nasıl değerlendirelim…” İşte, Anayasa’nın
169’uncu maddesi “Ormanların sınırı daraltılamaz.” diyor. Anayasa’nın 170’inci
maddesi de bu orman sınırı dışına çıkarılan yerlerin nasıl değerlendirileceğini
belirliyor. İşte üç tane kanun çıkarıldı, bu üç kanunun üçünü de Anayasa
Mahkemesi “Anayasa’nın 170’inci maddesine terstir.” diyerek iptal etti. Ha, biz
şimdi bu kanunları çıkardıktan sonra, envanter
çalışmalarını bitirdikten sonra önümüze koyacağız, işte o zaman tartışacağız. KADİR URAL (Mersin) – Ya,
önce bu işi yapalım, ondan sonra onu yaparız. NURİ USLU (Devamla) – O zaman
tartışacağız. Önündeki mal belli olmadan bir şeyi nasıl satacağını
düşünemezsin. KADİR
URAL (Mersin) – Önündeki mal belli ya, önündeki mal 170’inci madde. OSMAN ERTUĞRUL (Aksaray) –
Hangi sattığın şeyi gruplarla görüşüyorsun? NURİ USLU (Devamla) – Şimdi,
değerli arkadaşım Sayın Şandır Bey, Anayasa’nın iptaliyle ilgili söyledi.
Burada satışa yönelik herhangi bir düzenleme olmadığı için bu tamamen teknik bir
düzenlemedir. Zaten 2005 yılında çıkarmış olduğumuz orman kadastrosu ile arazi
kadastrosunun -genel kadastronun-
tek elden yapılması devam ediyor ve biz çok ciddi yol aldık bu konuda. Şu anda
ormanların yüzde 97’sine yakınının kadastrosunu yaptık ve bir taraftan da
tescil işlemleri devam ediyor. Ancak şöyle zorluklarımız var orman teşkilatı
olarak: Geçmişte kadastrosu bitirilmiş -yani ölçmüşüz, haritaları yapmışız, ama
o zaman kullanılan alet, araç gereç ve tekniklerle- şimdi baktığınız zaman burada
hatalar görülüyor, ölçüm hataları görülüyor. İşte bu hataları gidermek, bunları
tek elden tekrar düzeltip tescil edebilmek için bu kanunda ve bu getirmiş
olduğumuz önergelerle bunları sağlamış olacağız. Altını çizerek söylüyorum, bu
önergeyle ve bu kanunla hiçbir şekilde orman dışına çıkarılan alanların
satılmasına yönelik ima bile yoktur, tamamen tesciline, tamamen kadastrosuna ve
tamamen tesciliyle ilgili… (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözünüzü
tamamlayınız. NURİ USLU (Devamla) –
Tamamlıyorum Sayın Başkanım. Kısacası… MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Nuri
Bey, ifrazı ne
yaptınız? NURİ USLU
(Devamla) – …itirazı söyleyeyim: Eğer bu kadastro çalışırken, yani 3402’nin
4’üncü maddesine göre kurulu komisyon kadastro yaparken, orada bir sorun olursa
-yani orman açısından- işte oradaki orman görevlisi, en az orman yüksek
mühendisi ile 1 kişi, en az 1 kişi, hemen buna itiraz ediyor ve o bölgede
kurulmuş olan kadastro itiraz komisyonları var, bu kadastro itiraz
komisyonları, yani orman komisyonları bunu sonuçlandırıyor ve genel kadastronun
ekibi de buna uymak mecburiyetinde kalıyor. Kısacası,
bu önergeyle ve bu kanunla tamamen 2/B’nin
kadastrosuna, tesciline ve 2/B sınırları içerisindeki kullanıcıların, şâgillerin belirlenmesine ve o alanların statüsünün
belirlenmesine yöneliktir. Hepinize saygılar sunuyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Uslu. Ek madde 4 üzerine şahsı
adına Bursa Milletvekili Ali Koyuncu. Buyurunuz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi sevgiyle,
saygıyla, dostlukla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, az önce
Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü arkadaşlarımız, Milliyetçi Hareket Partisi
sözcüsü arkadaşlarımız burada konuştular. Ama, ben
onların ifade ettiklerinden şunu anladım: Bu getirilen ilgili kanun maddesinin
okunmadığını anladım. Öncelikle Anayasa’ya yapılan aykırı bir işlem ve işleyiş
yoktur. Burada da, bu kanun maddesinde satışla ilgili de hiçbir kelime, cümle
de yoktur. Bunu öncelikle belirterek şimdi Cumhuriyet Halk Partisinin ormanla
ilgili programından size birkaç satır okumak istiyorum: “Orman tahdit ve kadastro işlemleri en kısa sürede tamamlanacak.
Kadastro yanlışlıkları düzeltilecek. Orman vasfını yitirmiş olan toprakların
orada oturmakta olan çiftçinin kullanımına açılması sağlanacak.” Değerli
arkadaşlar, bu, Cumhuriyet Halk Partisinin programı, ormanla ilgili. Biz bugün
2/B alanı bu ormanla ilgili neresi? Orman alanları... Ne kadar 2/B alanı var?
Bu 2/B alanları üzerinde kimler işgalci, ne kadarı tapulu ve benzeri sorunları
bilmeden nasıl karar vereceğiz, bunların tespit ve tescilinin yapılmasıyla
ilgili bir madde düzenliyoruz. O zaman, sizin anlayışınıza göre, burada, saçı
bitmedik yetimin hakkı olan bu 2/B alanları, orman alanlarının işgal
edilmesiyle alakalı, işgalcilerin tespit edilmesini siz istemiyorsunuz. O zaman
biz buradan şöyle bir seslenmemiz lazım: Ey Türk milleti, muhalefetteki
arkadaşlarımız orman alanlarıyla ilgili, 2/B alanlarıyla ilgili işgalcilerin
belirlenmesini istemiyor, bundan sonra işgale devam dememiz lazım. Biz işgali
kaldırmak istiyoruz değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) –
Demagoji yapma! ALİ KOYUNCU (Devamla) – Bu
işgalin kaldırılmasından, orman alanlarının, 2/B alanlarının tespit
edilmesinden niye rahatsızlık duyuyoruz ben bunu anlamış değilim. Ayrıca,
burada satışla alakalı, orman alanlarının, 2/B alanlarının satışıyla alakalı
bir cümle bize gösterin değerli arkadaşlar. O zaman, bunu okumamışsınız siz! Onun akabinde, bu orman
alanlarının yeni düzenlemeyle tespit edilmesinde, kadastro ölçü ekibinde orman
mühendisi, ziraat mühendisi yer almakta, orman sınırları bunların gösterdiği
şekilde tespit edilmekte. Ayrıca, orman işletme müdürlükleri de en ufak
tereddütte çalışmaları durdurmakta ve itiraz etmektedirler. Yani yeni prosedür 6831 sayılı Orman Kanunu’yla aynı şekilde işlemekte
ve işletilmekte. Değerli arkadaşlar, ayrıca,
bu, 31/12/1981’den önce orman vasfını kaybeden, Orman
Genel Müdürlüğünce orman dışına çıkarılan 2/B alanlarında teknik eksiklerden
dolayı tescili yapılmamış orman alanlarının ve 2/B alanlarının tespitinin ve
envanterinin çıkartılmasını sağlayan, memleket için, millet için, ülke için
hayırlı bir kanundur. Şimdi, buradaki
arkadaşlarımız şunu söylediler: “Burada satışla alakalı hiçbir konu yok.” KADİR URAL (Mersin) – Maliye
Bakanlığı niye devrede? ALİ KOYUNCU (Devamla) -
Öncelikle bu alanların kimler tarafından işgal edildiği, hangi şekilde, ne
şekilde işgal edildiğinin envanterini çıkartmamız
lazım. 475 bin hektar -yaklaşık- 2/B alanı olduğu söyleniyor. Bunun ne kadarı
işgalci, kimler tarafından işgal edilmiş, hangi amaçlarla kullanılıyor?
Bunların hiçbirisi belli değil. Burada amaç bunları
belirlemek. Bu sizi niye rahatsız ediyor? Gerçekten ben bu noktada hâlâ
daha aklımı ve mantığımı çalıştırdığımda bu sorunun cevabını bulmuş değilim. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) –
Anlayamazsın zaten. ALİ KOYUNCU (Devamla) - Biz
demek ki değerli arkadaşlar bu kanunu enine boyuna incelememişiz,
irdelememişiz. Bu kanun memleket için, millet için hayırlı kanundur; işgalciler
için hayırsız kanundur. Hayra “evet” diyoruz değerli arkadaşlar. Hayırlı olsun
memlekete. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Koyuncu. Sayın milletvekilleri, şimdi
soru-cevap işlemi bölümüne geçiyoruz. Sayın Genç, Sayın Ağyüz, Sayın Gök sisteme girmişler, sırayla söz vereceğim. Buyurunuz Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkanım, biraz önce o
kadar yanlış bilgi veriliyor ki. “Efendim, satışa ait hiçbir şey yok.”
diyorlar. Burada arazi… “Bu orman sahası dışına çıkarılan yerler hazine adına
kaydedilir.” diyor birinci fıkranın sonunda. Hazine adına kaydedilen binlerce
arazi sattınız, katrilyon seviyesinde gelir sağladınız. Bunu, bu kadar,
insanları kandırmaya hakkınız var mı? İkincisi, gazeteler yazdı,
deniliyor: “Kemal Bey’in Sarıyer’de çok büyük arazileri var.” Senetle elde
edilmiş orman sahası. Bu kanun yarın çıktığı zaman, Kemal Bey başta, gidecek
bunları kendi adına tescil edecek ve katrilyonlar kazanacak. Şimdi, bu kanun
çıktıktan sonra Sayın Başkanım, özellikle rantçılar
gidecekler, siyasi iktidar yandaşları gidecekler, en güzel deniz kıyısındaki
orman alanı içinde kalan yerleri orman sahası dışına çıkaracaklar, adlarına
tescil edecekler. Bunun anlamı budur ama burada getirip de böyle olayı dışarıya
çıkarmanın anlamı yok. Ben sorularımı sorayım:
Efendim, burada sormak istediğim birinci konu, bu maddeye göre yapılacak
kadastro çalışmaları ikinci kadastro sayılmaz. Daha önce, yani bu kanun
yürürlüğe girdikten sonra yapılan kadastro sahasına kadastro yapacak mısınız? İkinci sorum: “İfraz ve
tescil işlemleri 3194 sayılı İmar Kanunu ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi
Kullanım Kanunu’ndaki kısıtlamalara tabi olmaz.” diyorsunuz. Peki
neye göre olacak? Yani imar planına aykırı siz burada bir parselasyon yapacak
mısınız? Burada yapılaşmaya gidecek misiniz? Ayrıca, 169’uncu madde diyor
ki: “Orman mülkiyeti devredilemez.” Siz burada getireceğiniz şeyle hazineye
devrediyorsunuz. Hazineye devrettikten sonra da özel kişilere satıyorsunuz.
Yani böyle danışıklı dövüş, bu insanların karşısına çıkıp da “Efendim, biz işgalcilerin
tespitini istiyoruz da muhalefet istemiyor.” Hayır. Siz işgalcilerin eğer
hakikaten karşısındaysanız buyurun, iktidarsınız yedi senedir, o işgalcileri
oradan çıkarın. Sizin yapacağınız burada, gitmiş devletin arazisini işgal etmiş
kişilerin arazi kadastrosunu yapmak suretiyle yandaşlarınıza bedava
vereceksiniz. Sizi tebrik ederiz. Sattınız zaten her şeyi, bir şey kalmadı. Bunu da sattıktan sonra nereyi satacağınızı size sormak istiyorum:
Camileri de satacak mısınız! BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Genç. Sayın Ağyüz… YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakanım, Tapu Kanunu’nu
görüşüyoruz, Orman Kanunu’nda değişiklik yapmak için öneri getiriyorsunuz ve
maalesef –size, duruşunuza da saygımız var- Sayın Çevre ve Orman Bakanı yok.
Günlerdir gazetelerde de 2/B sorununun, TOKİ’ye
verilerek, çözümleneceği konusunda yayınlar var. Bakın, bu yasada zaten orman
kadastrosunun çabuklaştırılması için yetkilendiriyoruz sizleri. Kadastroyu
yetkilendiriyoruz, uyum hâline getiriyoruz. Sayın sözcüler burada doğruyu
söylemiyorlar. Bu satışı kolaylaştırmak için gelen bir önergedir. Doğrusu bu.
Bunu okuyan herkes bilir. Bakın, 3194 sayılı Yasa’daki tevhid, ifraz işlemlerini ortadan kaldırıyorsunuz. Bu,
olacak iş değildir, görülmüş iş değildir bu. Sonra, 31/12/1981
tarihini aşmayı özendiren bir tekliftir bu. Bakın ne diyor: “Fiili kullanım
durumları dikkate alınmak…” Neye göre dikkate almak? Adamın elinde belge
olacak, kullanım belgesini… Oranın vergisini vermişse, ecrimisil
vermişse, ecrimisil… Bunları aramadan diyorsunuz ki:
“Fiili kullanım durumları dikkate alınmak…” Yarın, işgal eden insanı da mı hak
sahibi sayacaksınız? Bu ucu açık bir önergedir ve
bu yasa -bu öneri- çok tehlikeli bir yasadır. Siz etrafını dolaşıyorsunuz 2/B’nin ama sözcüler de doğruyu söylemiyor burada. O
bakımdan, bu maddenin geri çekilmesi gerekir, bu önergenin geri çekilmesi
gerekir. Bu önerinin, kanun olarak
-2/B- gruplar arası dayanışma, iş birliği sağlanarak, sivil toplum örgütlerinin
görüşleri alınarak yapılması zorunludur. Her alan değil, yapılması zorunlu olan
alanlar yapılmak zorundadır. O nedenle, bu yasa teknik olarak da uygun
değildir. Bu yasada verilmiş olan
yetkileri tekrar niye teyit etmek durumunda kalıyorsunuz? Bunları bilmek
istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ağyüz. Sayın Gök… İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan. AKP adına konuşan az önceki
Komisyon üyesi arkadaş, “satışla alakası yok” falan dedi. Yani, şimdi,
konuşmasının mantığını bulmaya çalışıyorum. Madem öyle bir niyet yok da orman
adına tescilli araziyi oradan alıp hazine adına niye tescil ediyorsunuz? Hazine
adına tescil edilince, buradan Millî Emlak vasıtasıyla satmayacaksınız da
üzerindeki işgalciyi orman işgalcisi olmaktan çıkartıp hazine işgalcisi mi
yapacaksınız? Gün gibi açık ki buraları satacaksınız. Amaç satmak. Ama işin
tehlikeli yanı, 81 öncesi değil, bundan sonra parselini yapacağınız yeni yerleri
de satacaksınız. Tehlike burada. Olay daha da büyük çünkü bu Kadastro Kanunu ve
Orman Kanunu’nda yaptığınız değişikliklerle yeni kadastro sistemini
değiştirdiniz. Yeni kadastro sistemini değiştirerek arazi kadastro tespit
komisyonlarının yaptığı tespitler üzerine satış yetkisi alıyorsunuz. Bu,
ormanların yeniden kadastrosunu yapmak ve hepsini satmak anlamına gelir. Bunu
anlamadığımızı mı düşünüyorsunuz yani? Bunu herkes anlıyor. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Gök. Sayın Akcan… ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, net,
konunun aydınlanması için Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum. İfraz nedir? Niçin yapılır? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Akcan. Buyurunuz Sayın Bakan. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, bir kere, burada, bir tescil
yaparak, bize göre, talanın ve işgalin önüne geçmeye çalışıyoruz. Şu anda
1981’den önceki 2/B alanı hâline gelmiş olan arazilerin Millî Emlake
tescilinden ne anlıyoruz? Burası şu anda orman arazisi değil, 2/B arazisi.
Peki, tescilli mi? Hayır değil. Peki, bunu Millî Emlak’e, yani devlete tescil
etmenin ne zararı var, nedir buradan ürkülen tablo?
Ben bunu anlamış değilim. Şimdi, burada, biz
işgalcileri tespit ediyoruz. Kim işgal etmiş, ne kadar yer işgal edilmiş, ne
kadar alandır bu? Bunun fiilî durumunu tespit ediyoruz. Eğer biz bunu
yapmadığımız takdirde bu işgal yıllarca devam edecek, çocuklarına gidecek,
torunlarına gidecek ve böylece büyük bir haksızlık, büyük bir yağma olacak. O
bakımdan burada yapılan işlem gayet gecikmiş bir işlemdir. Biraz evvel değerli
konuşmacılar söyledi. Yıllardır hükûmetler, 1986’dan
beri -Değerli Konuşmacı söyledi- bunu yapmak ister ama bugüne geldi, bugüne
nasip oldu. Ha şu söylenebilir: Bunu bir sonraki yasada yapalım. Bu Tapu
Kanunu’dur, Orman Kanunu’dur. Orman Bakanımız buradaydı. O, Cumhurbaşkanımızın
karşılayacağı, yurt dışından gelen bir değerli başbakanı veya cumhurbaşkanını
karşılamak için gittiler. Bu, Tapu Kanunu’nu ilgilendiren bir konu olduğu için
zaten ben iki üç gündür buradayım, bugün de buradayım. Şimdi, burada yaptığımız
hadise bizim, bir satış değildir, kati surette bir satış değildir. Bunu defalarca
anlattık, biraz evvel Nuri Bey anlattı, Nuri Bey gayet güzel anlattı ve
lisanımünasiple anlatmaya çalıştı. Aslında, biz, dışarıda arkadaşlarımızla
anlaşıyoruz ama maalesef kürsüde ve içeride anlaşamıyoruz. Aslında
hedefi bir. Biraz evvel Değerli Arkadaşımız Milliyetçi Hareket
Partimizin programını gösterdi, Cumhuriyet Halk Partimizin programında da bu
var. Bu çalışmaların yapılmasını öneriyorsunuz. Biz de bu çalışmaları
yapıyoruz. Burada yapılan iş, hazineye tescil edilmesidir, Millî Emlake tescil
edilmesidir. Daha sonra bir araya geleceğiz. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) –
Önergeyle… BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Değerli Milletvekilim, sizin dediğinize ben de
katılıyorum. Bir araya geleceğiz, bunu nasıl çözeceğiz… YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) –
Yasalar bu yetkiyi veriyor size. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Bir araya geleceğiz, nasıl çözeceğiz… YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bu
önerge şaibeli bir önerge. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Ama, bakın, bakın,
Anayasa’ya göre verilmiyor. Şu anda bunu almazsak bunu yapamıyoruz. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Hiç
ikna edemezsiniz, ikna edemezsiniz. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Bunu yapamıyoruz. Yüzde 80 kadastrosu yapılmış.
Bunun tescili yapılanı biraz evvel Nuri Bey anlattı. Böyle devam edersek, bu,
elli yıl, altmış yıl daha gidecek. Yazık değil mi bu ülkeye? YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Bu
yasa çabuklaştırıyor zaten onu! BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Hayır, burada hiç korkulacak bir şey yok. Hep
beraber… Bundan sonraki aşama da
şudur: Geleceğiz bir araya, Orman Bakanımız, bizler bir araya geleceğiz. Bu
konuda değerli uzman arkadaşlar var. Orman köylüsü bizim canımız, ciğerimizdir.
Daha evvel zilyetlikle ilgili
Sayın Mehmet Bey’in oradaki soru işaretlerine biz de katılıyoruz. Burada
gerçekten zilyetlikle ilgili çok önemli bir madde geçirdik. Aslında burada bir
teşekkür almamız gerekiyordu. Bunu hep beraber atladık. Bu gerçekten inanılmaz
bir olay. “Ben burada yirmi yıl kalacağım, burası benim.” Hayır, öyle değil.
Senin olamaz, bu devletindir. Bunu önlüyoruz burada. Şimdi bu maddeyle de
devlete ait olan arazileri işgalcilerden kurtarıp Millî Emlak’e tescil
ediyoruz. Daha sonra bunun ne yapılacağını -biraz evvel Nuri Bey de söyledi,
arkadaşlar da söyledi- inşallah birlikte çözeceğiz. KÜRŞAT ATILGAN (Adana) –
Aklınız son anda mı başınıza geliyor Sayın Bakan da, önergeyle yapıyorsunuz? BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Şimdi bir şey söyleyeyim. Değerli konuşmacımız
şunu söyledi: “1986’dan beri, otuz yıllık, kırk yıllık sorun…” 1961’deki hükûmetin neler düşündüğünü, 1981’den sonraki, evvelki bu
fiilî durumu ortaya koyduk. 1981’den sonra… Biz şunu söylemiyoruz değerli
arkadaşlar: “Bu 2/B arazilerinde AK PARTİ’yle ilgili
hiçbir günah yoktur.” Bu günahı da biz hep beraber alıyoruz, diyoruz ki:
”Hepimizin sorunudur.” Yani, bizim AK
PARTİ olarak 2/B’li olan arazilerde hiçbir
sorumluluğumuz var mı? Hayır, yok. Ama biz “Burada suç sizdedir.” de demiyoruz.
“Bu Türkiye'nin sorunudur, bu genel sorundur, hükûmetlerimiz
bunu çözmeye çalışmışlardır. Hep beraber çözelim.” diyoruz. Şimdi, ifraz nedir? Bunu
Sayın Bakanım iyi biliyor, buna cevap vermeme gerek yok. Yani
ifraz, fiilî durum dikkate alınarak tescil edilmesi. Yoksa, oranı,
parsellenmesi değil, bunu söyleyeyim Sayın Bakanım. Yasa gereği 2/B olarak orman
dışına çıkarılan alanlar hazine adına tescil edilmek zorundadır, bunu
söylemiştim. Kadastro çalışmaları İmar
Kanunu’na tabi değil değerli milletvekilim. Fiilî durum esas
alınarak tescil yapılmakta. Maddede bu belirtilmekte. “TOKİ’ye
verilecek.” Bunlar doğru değil. Gazetede çıkan yayınları ben de okudum. Hatta
bizim yasa görüşmeden evvel çıkmıştı. Bunlar hep beraber önümüze gelecek,
birlikte hazırlayacağız komisyonlarda. İnşallah, bunu geçirelim, bu kanun
yürürlüğe girsin, birlikte bu çalışmayı yapacağız. Burada “Satarak para
kazanacağız, edeceğiz…” Yani bunlar doğru şeyler değil, ama işgalden kurtarmak,
buradaki insanların da çocuklarına, torunlarına sorun bırakmamaları için
sorunları ortadan kaldırmak, belediyelerin hak ettikleri harçları, vergileri,
resimleri almasını sağlamak, orman köylüsüne verilecekse, nasıl verilecekse
bunu tespit etmekle… “Efendim, biz para bulalım. Nasılsa sattık, özelleştirdik…”
Çok şükür, özelleştirme, yabancı sermaye konusunda Türkiye son altı yılda altın
çağını yaşadı. Bunu söylemek lazım. Geçmişte 1
milyarlık bir yabancı sermaye geçen yıl 18-19 milyarlık bir rakama gelmişse
bundan gurur duymamız lazım. Eğer biz satıp da borçlarımızı ödeyeceksek ve bu
satışa da birlikte karar vereceksek bunlardan da gurur duymamız lazım. 27
milyar dolarlık IMF’ye olan bir borç 6,5-7 milyar dolara düşebilmişse bunlar
özelleştirmelerdendir, bunlar gayrisafi millî hasılanın
artışındandır, bunlar kurumlar vergisini düşürmemize rağmen vergideki
tahsilatın çoğaltılmasıyla ve makroekonomik dengelerle ilgilidir. Türkiye
Cumhuriyeti’nin Avrupa’da 6’ncı, dünyada 17’nci büyük ekonomi olmasından
herhâlde hepimiz gurur duymaktayız. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Bakan. Sayın milletvekilleri, şimdi… KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın
Başkan, karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Arayacağım efendim. Ek madde 4’ü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur. (AK
PARTİ sıralarından “Ooo!” sesleri) MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, öbür tarafı saymadınız, komisyon sıralarında 30 arkadaş var. BAŞKAN – On dakika ara
veriyorum. Kapanma Saati: 16.39 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 16.53 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş
GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum. 218 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. Tasarının 8’inci maddesine
bağlı ek madde 4’ün oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi maddeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. Şimdi ek maddenin bağlı
olduğu çerçeve 8’inci maddeyi, maddede geçen “madde” ibaresini “maddeler”
şeklinde düzelterek oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Şimdi 9’uncu maddeyi
okutuyorum: MADDE 9.- 3402 sayılı Kanunun
gecici 7 nci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. "GEÇiCi
MADDE 7.- Bu Kanuna göre yapılacak çalışmalardan önce 6831 sayılı Orman
Kanununa göre başlanan orman kadastrosu, bu Kanunun 4 üncü maddesine göre
sonuçlandırılır." BAŞKAN - 9’uncu madde
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Mehmet
Şandır konuşacaktır. (MHP sıralarından alkışlar) Buyurunuz Sayın Şandır. MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi
tekrar saygıyla selamlıyorum. Tabii, biz konuyu ciddiye
alıyoruz ve samimiyetle katkı vermeye çalışıyoruz. Ama iktidar partisinin
değerli milletvekilleri, polemik yapıyorlar, muhalefet
partilerini işgalin ortadan kalkıp kalkmaması konusunda sorgulamaya
çalışıyorlar. Bu, doğru değil, bu, şık değil. Çok net
söylüyorum: Bu, bugünün sorunu değil; bu, 1986 yılından bu yana, hatta 1945
yılından bu yana ormanlarımızda yaşayan, orman içinde yaşayan bugün yaklaşık
8-9 milyon, bir ara nüfusumuzun yarıdan fazlasının yaşadığı ormanlarda, orman
içinde yaşayan insanlarımızın geçim kaynağı, yaşam alanı olan ormanların
yöneticisi, sahibi, işletmecisi olan idareyle sayısı yüz binlere ulaşan
ihtilafları, hepimizin sorunudur, Türkiye’nin sorunudur ve Türkiye’nin
ayıbıdır. Bugün orman içinde ve
kenarında bulunan köylerde yaşayan vatandaşlarımızdan, insanlarımızdan orman
idaresiyle davalı olmayan, mahkeme kapılarında sürünmeyen hiçbir insan yoktur.
Orman idaresi ile orman içi köylüsü hısım değil, hasım durumundadır. Şimdi
rakamı bilmiyorum ama bazı yıllar yılda elli bin davanın açıldığını biliyoruz.
Dolayısıyla, bu sorunu çözmek, bana göre, bu Meclisin mecburiyeti, bu Meclisin
görevi. Bu konu ciddi bir konu, bu konuda hiç kimsenin kimseyi suçlamadan
çözüme katkı vermeye davet etmesi, teşvik etmesi gerekir. Biz Milliyetçi
Hareket partisi olarak samimiyetle her davete icabet ederek bu konuda katkı
vermeye çalışıyoruz. Ancak, değerli milletvekilleri, yani bu konuyu hafife alan
arkadaşımızın kendi takdiri, bir şey söylemiyorum ama bu konuda Milliyetçi
Hareket Partisini ve muhalefeti suçlamaya hakları olmadığı kanaatindeyim. Değerli arkadaşlar, tabii ki
6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2’nci maddesinin (B) fıkrasına göre orman rejiminin
dışına taşınan, çıkartılan arazilerin nasıl değerlendirileceği konusu bu
kanunun konusu değil, bunun için bir ayrı kanun lazım ama esas mesele o.
İşgalci dediğiniz insanların yüzde 98’i orman içi ve kenarında yaşayan
köylülerdir, onları suçlayamazsınız. Bu işin rantını
yiyen İstanbul’un, Mersin’in, Antalya’nın çevresindeki arazi işgalcilerini
sorun olarak ortaya koymak Hükûmetin sorumluluğunda
ama doğduğu, büyüdüğü ve doyduğu topraklarda işgalci duruma düşen köylünün
sorununu burada bir suçmuş gibi ifade etmek veya bunu konuşmayı bir eksiklik
gibi söylemek doğru olmamıştır. Değerli milletvekilleri,
bakınız, Sayın İktidar Partisi Sözcüsünün söylediği tespit meselesi doğru, elhak doğru; önce bu arazilerin tespit edilmesi, tescil
edilmesi, ne kadar arazi var, ne durumdadır, bunun bilinmesi gerekir ki
değerlendirme yapılabilsin, nasıl değerlendireceğimiz sorusunun cevabı
bulunabilsin. Buna itiraz etmiyoruz ama getirdiğiniz önergeyle ihdas ettiğiniz
maddede öyle hususlar ifade ediyorsunuz ki bu bir niyet sorgulamasına sebep
oluyor. Diyorsunuz ki: “Fiili kullanım durumları dikkate alınmak ve varsa
üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve
kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının
beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle…” Buna hakkımız yok, bu, Anayasa’ya
aykırı. Bunu Anayasa Mahkemesi iptal etti, karar burada. İşte 30/3/1993 tarih, 93/14 sayılı Karar’la, Anayasa Mahkemesi
“Orman rejimi dışına çıkartılan arazilerin kadastro tutanaklarına dâhil
edilmesi Anayasa’ya aykırıdır çünkü orman arazileri üzerinde zilyetlik ibraz
edilmez.“ hükmü dolayısıyla iptal etti. Şimdi, siz ihdas ettiğiniz bu maddeyle
bunu tekrar hüküm hâline getiriyorsunuz. Biz de soruyoruz: Niye? Göz göre göre niye? Bir başka şey: “6831 sayılı
Kanun’la veya 1981 yılından sonra orman dışına çıkartılan orman kadastro
heyetleri vasıtasıyla tespit edilen arazilerde yapılacak düzenlemeler ikinci
kadastro sayılmaz.” diyorsunuz. Böyle bir hükmü yazmaya niye gereklilik
duydunuz arkadaşlar? O zaman, biri çıkar veya birileri çıkar, size: “Siz
1981’den sonraki orman vasfını kaybeden yerleri de bu kapsama dâhil etmek
niyetinde misiniz, değil misiniz?” diye sorar. Buna niye gerek duyuyorsunuz? Bir başka şey, yine soruldu:
“Tespit ve tescil gerekliliğini ifrazla niye destekliyorsunuz?” İfrazı hepimiz
biliyoruz arkadaşlar. Satacağınız malın ifrazını veya tevhidini yaparsınız.
Niye? Değerli arkadaşlar, bir başka
şey: Değerli milletvekilleri, iradelerinizle kanunlaşan hususun hukuki olmak
gibi bir mecburiyeti vardır. Türkiye hukuk devletidir. Anayasa Mahkemesinin
kararlarına rağmen burada kanun çıkartmak, hukuk oluşturmak hukuk devleti olmak
ilkesine aykırı olsa gerek ve bu bize yakışmaz. Bir başka şey: “Bu madde
kapsamındaki kadastro, ifraz ve tescil işlemleri İmar Kanunu ve 5403 sayılı
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’ndaki kısıtlamalara tabi değildir.”
Hâlbuki bu kısıtlamalar Anayasa’nın güvencesindedir, değil mi arkadaşlar?
Anayasa’nın güvencesindeki kısıtlamalardan bu getirdiğiniz maddeyi niye istisna
tutuyorsunuz? Dolayısıyla, sorular cevapsız kalmaktadır. Niyet sorgulaması yapmak
istemiyoruz ama ülkenin temel sorunu, toplumun temel sorunu, halkımızın büyük
kısmının temel sorunu orman rejimi dışına çıkartılan arazilerin üzerinde
işgalci durumunda bir cezaya muhatap olmalarıdır. Birileri ceza görmeli, bedel
ödemelidir ama orman içinde veya kenarında yaşayan insanlarımızın, bu köylerde
yaşayan insanlarımızın emeğiyle ekmeğini kazandığı yaşam alanları üzerindeki
işgalci vasfından, suçlamasından kurtarılması gerekir. Temel sorun budur, bu
sorunu aşabilmek için ısrar ediyoruz. Önce Anayasa’nın 170’inci maddesini
değiştirmemiz lazım. Yaptığınız tespit ve tescili ne için yapıyorsunuz? Bunun
değerlendirilmesi için tekrar Anayasa’nın 170’inci maddesine gitmeyecek
misiniz? Biz de size bunu hatırlatıyoruz: Gelin, önce bunu düzenleyiniz.
Tespitini yapıp tescilini yaptığınız arazilerin değerlendirilmesi konusunda
neyin olacağını, nasıl yapılacağını halkımız bilsin, insanımız bilsin. Hâlbuki
siz, yani kulağı ters göstermek gibi veya birtakım niyetleri saklamak gibi,
Tapu Kanunu’nda Orman Kanunu’nun çok temel bir sorununu çözmeye çalışıyorsunuz.
Bunun samimiyetine nasıl inanalım değerli arkadaşlar? Polemik yaparak, nutuk
atarak geçmiyor bu iş ve ben tekrar ediyorum, bu sorunun çözümünü yalnız Orman
Genel Müdürlüğünden, ormancılardan beklemek hakkına sahip değiliz. Bu sorun
çözülmelidir. Bu sorunun çözülmesinde arazi kadastrosunun da devreye
konulmasını bazı mahzurlarıyla beraber iyi niyetli bir girişim olarak kabul
edebiliriz ama ifadeleriniz var, diyorsunuz ki: “Gelir elde edilecektir.” (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız. MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Sayın Başkanım, bitireceğim. Bu da olmalıdır ama bunu
yapacaksanız, bunu yapmak niyetinde samimiyseniz önce Anayasa’nın 44’üncü
maddesini, 168’inci maddesini, 169’uncu maddesini, 170’inci maddesini yeniden
düzenlemeniz lazım. Hatta daha da ötesi, ormancılık anlayışını, orman
anlayışını yeniden sorgulamamız lazım. Değerli arkadaşlar, bizim
Orman Kanunu’muzda, bizim ormancılık eğitimimizde,
ormancılık anlayışımızda insan yoktur, ben orman yüksek mühendisiyim.
Ormancılık eğitimi, ormancılık hukuku, insana rağmen, insana karşı bir yapıda
düzenlenmiştir. Ormancılığın merkezine insanı koymak, insanın huzurunu,
mutluluğunu, geçimini, çıkarını koymak, temel çözüm ancak buradan geçer. Bunu
düzenlemeden sizin, ormanları korumak veya geliştirmek anlamında yapacağınız
düzenlemeler, maalesef, her defasında bir yerinden eksik kalıyor ve sonuçta
sorun süreklilik kazanıyor. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) MEHMET ŞANDIR (Devamla) –
Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, biz bir önergeyle, Tapu Kanunu’na getirilen bu
ilave maddelerin sorunu çözmeyeceğini, ifade ettiğiniz tespit ve tescil
işleminin hızlanmasına katkı vermeyeceğini, dolayısıyla, şimdi daha sonra
getirmeyi düşündüğünüz 2/B düzenlemesini de zora sokacağını ifade ediyoruz ve
sizi uyarıyoruz. Hiçbir kötü niyet olmadan Milliyetçi Hareket Partisi olarak,
muhalefet partileri olarak, toplumun, halkımızın bu sorununun çözümüne katkı
vermek arzusuyla bunları söylüyoruz. Bunların dikkate alınıp alınmaması sizin
takdirinizdedir ama sizi milletimizin de vicdanına tevdi ediyoruz, onlar da
değerlendireceklerdir. Teşekkür ediyor, saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Şandır. Şahsı adına Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk. Buyurunuz Sayın Ertürk. AHMET ERTÜRK (Aydın) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan kanuni düzenlemeyle, mülkiyet hukukunun en
önemli konusu olan tapu konusundaki çalışmalarda yasanın son maddelerine doğru
yaklaştık. Tabii, burada verilen ek önergelerle, Komisyonumuzun da kabulüyle
yapılan düzenlemede, aslında bir yeknesaklık, bir derleme toplama, parçalı olan
tapulama çalışmalarındaki uyumu bir araya getirme niyetiyle bu çalışmalar
yapıldı. Ancak, muhalefet partilerine mensup milletvekillerimiz olayları çok
farklı şekilde değerlendirdiler. Elbette, katıldığımız pek çok noktalar da var.
AK PARTİ’ye mensup milletvekillerimiz de konuyu
açıklayıcı konuşmalar yaptılar. Ancak, şöyle bir noktaya
geldiğimizi görüyoruz: Demek ki 2/B ülkemiz için bir sorundur, bu sorunun
çözülmesi için de vatandaşıyla, milletiyle saç saça, baş başa kavgalı olan
devletimizin bu sorunu çözebilecek yegâne yeri Büyük Millet Meclisi olduğuna
göre parti grupları arasında gayet güzel bir ortam var. İnşallah bu güzel
ortam, Sayın Bakanımızın da açıkladığı, konuşmasında söylediği hususlarla
beraber bir derleme toplama ve Anayasa Mahkememizin de yol göstericiliğinde
iptal ettiği yasal düzenlemeyle, daha önce 22’nci Dönemde çıkarılan yasal
düzenlemeyi iptal gerekçelerindeki yol göstericiliğiyle, inşallah 23’üncü Dönem
Parlamentosunda bu sorun çözülmüş olur. Değerli milletvekilleri,
ülkemizde mülkiyet belirleme çalışmalarına, başka bir ifadeyle kadastro
çalışmalarına cumhuriyetimizin ilanı ile başlanmıştır. Fakat bugün gelinen bu
noktada bu hizmetin kurumlar arasında koordinasyon sağlanarak tek elden
yürütülmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu noktadan hareketle Hükûmetimiz tarafından 2005 yılında 3402 sayılı Kadastro
Kanunu’nda bir değişiklik önerilmiş, Parlamentomuzda bu değişiklik kabul
edilmiş ve ondan sonra, 2005 yılından bu tarafa uyumlu, gayet koordinasyonlu
bir çalışma sürdürülmüştür. Ancak, 2005 yılından önce, 3402
sayılı Yasa’da yapılan bu değişiklikten önceki çok başlı yapı -Tapu ve Kadastro
ayrı bir çalışma sergilemiş, orman kadastrosu ayrı bir çalışma sergilemiş ve
koordinasyon sağlanamamıştır- nedeniyle 2005 yılından önceki farklı kamu
kurumları tarafından gerçekleştirilen çalışmalar, teknik yetersizlikler, hatalı
ölçüm ve hesaplamalar ve benzeri nedenlerle tapuya tescil edilen söz konusu
alanlar işgale maruz kalmış, korunamamıştır. Şimdi bunun sıkıntısını
yaşıyoruz. 2005 yılından önce orman
kadastrosu gerçekleştirilen alanların yüzde 80’i maalesef tescil edilememiştir.
Tapuya tescil edilemeyen çalışmaların arşivlerde dosyalarda saklanmasının kime
faydası olduğu da malumdur. 2005 yılından sonra müştereken gerçekleştirilen kadastral işlemlerin tescilinde hiçbir sorun yaşanmamaktadır,
çünkü tapu kadastro ile orman kadastrosu idaresi birlikte çalışarak işleri
sonuçlandırmaktadırlar. Şimdi, çalışılan bu yasal
düzenlemeyle gerçekleştirilen, 2/B alanı içinde veya dışında olsun, teknik,
hukuki veya başka nedenlerle tescil edilememiş alanların kurumlar arası bir
çalışma yapılarak tescilini gerçekleştirecek bir hukuki altyapı
oluşturulmasıdır. Bu alanlar içerisinde fiilen orman olan yerler de
belirlenecek, orman olarak tescili de sağlanacaktır. Bu çalışmalar sonucunda
işgalcilerin ve işgal ettikleri alanların tespiti de mümkün olacaktır.
Böylelikle önemli bir envanter de ortaya
çıkarılacaktır. Ormanlar bütün insanlığın
ortak malıdır. Korunabilmesi için öncelikle belirlenip tescil edilmesi gerekir.
Bugüne kadar bu çalışmalar sonuçlandırılıp ormanlar tescil edilmiş olsaydı ne
bu işgal olayları yaşanır ne de 2/B diye ülkemize özgü, tartıştığımız bir
sorunla karşı karşıya kalırdık. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yeni hazırlanan tasarının 9’uncu maddesiyle daha önce 6831
sayılı Kadastro Kanunu’na göre orman kadastrosuna başlanmış alanın Kadastro
Kanunu’nun 4’üncü maddesine göre yapılması imkânı da sağlanmış olacaktır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
tamamlayınız. AHMET ERTÜRK (Devamla) –
Böylelikle çalışmalar orman mühendisi ve ziraat mühendisinin de bulunduğu
kadastro ekibince yapılarak sınırlandırma çalışmalarının Kadastro Kanunu’nda
öngörülen süre içerisinde ve daha kısa zamanda ve ihtilafsız olarak yapılması
görüşmekte olduğumuz bu maddeyle mümkün hâle gelecektir. Bu duygularımla bu maddedeki
düzenlemenin öncelikle orman teşkilatımıza, tapu teşkilatımıza ve orman
mevzuatıyla bugüne kadar sorunları çözülemeyen ama çözüm bekleyen insanlarımıza
yararlı fırsatlara vesile olmasını diliyorum. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Ertürk. Şahsı
adına Bursa Milletvekili Ali Koyuncu. Buyurunuz efendim. ALİ KOYUNCU (Bursa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi sevgiyle, saygıyla,
dostlukla selamlıyorum. Değerli dostlar, 9’uncu madde
Tapu ve Kadastro çalışanlarıyla ilgili. Tapu ve Kadastro çalışanları, gerçekten
kışın soğukta, yazın da sıcak hava şartlarında, ciddi anlamda arazi
koşullarında çileli ve özverili bir çalışmayla Türkiye’de tapu ve kadastro
çalışmalarını gerçekleştiriyorlar. Yüz altmış yılı aşkın bir
süredir faaliyet gösteren bu kurum, kuruluşlarda maalesef nitelikli elemanın
tutulması noktasında da ciddi anlamda sıkıntılar var. Nitelikli elemanlar
yetiştikten sonra da özel sektörün bir şekilde onlara daha yüksek bir ücret
vermesiyle birlikte özel sektöre geçtiklerini hep birlikte görüyoruz,
biliyoruz. Kadastronun daha önce yüzde 70’i tamamlanmıştı, bizim AK PARTİ hükûmetleri döneminde yüzde 99,5’un tamamlanması noktasında
da bu personelin fedakâr ve cefakâr çalışmaları sonucunda da bunların
bitirilmesi sağlanmıştır. Ayrıca, yine tapu-kadastro bilgi sisteminin
kurulması, harita bilgi sisteminin kurulması ve benzeri çalışmalar da bu
personelle tamamlanmıştır. Her yıl yaklaşık 20 milyon
vatandaşımızın tapu-kadastro hizmetlerinden istifade ettiği bir kurum,
kuruluşta tabii ki bu çalışan arkadaşlarımızın da ücretlerinin bir şekilde
iyileştirilmesi noktasında ilk defa bizler de bu 9’uncu madde ve biraz sonra
gelecek olan önergeyle bir nebze ücretlerinin artırılması noktasında onların
istifade sağlamasını öngörüyoruz. İlk defa, bu arkadaşlarımıza, yaptıkları
fazla mesai ve görevlendirilmeleri neticesinde ücret alabilmeleri sağlanacak.
Daha önce, il dışına çıkanlarda sadece arazi tazminatı ödeniyordu, şimdi bu
düzenlemeyle, geçici görev yolluğu ödenmesi sağlanmış olacak. Haksızlığın da
bir nebze giderilmesini sağlamayı amaçlıyoruz. Ayrıca, yine biraz sonra
gelecek olan önergeyle de birlikte, mesai mefhumu tanımadan, yaptığı işten
dolayı Medeni Kanun’un 1007’nci maddesi gereği ağır sorumluluk taşıyan bu
personele, mesai saatleri dışında yaptıkları çalışma için genel bütçede
belirlenen rakamın 3 katına kadar fazla mesai ödenmesi de sağlanmış olacaktır. Tabii ki biz bunları bu
çalışan arkadaşlarımıza, fedakâr ve cefakâr çalışan, arazi şartlarında çalışan
arkadaşlarımıza yeterli bulmuyoruz ama bir nebze iyileştirilmesini bu Hükûmetimiz döneminde öngörüyoruz. Bu yasanın Türk milletine
hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılarımı ve muhabbetlerimi
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Koyuncu. Soru-cevap bölümüne
geçiyoruz. Buyurunuz Sayın Cengiz. MUSTAFA KEMAL CENGİZ
(Çanakkale) – Sayın Bakanım, gerçekten mal canın yongasıymış. Hem Meclis TV’nin
hem de bu yasanın ne kadar izlendiğini gelen telefonlardan takip ediyoruz;
gerçekten çok ilginç sorular da geliyor. Belki biz anladık
veya vatandaşlarımız anlayamadı ama özellikle Çanakkale Ayvacık ilçesinin işte Küçükkuyu beldesinden, Arıklı köyünden, Adatepebaşı
köyünden, Adatepe’den, o bölgenin özellikle
Midilli’ye bakan yöresinde gerçekten problemlerin çok olduğunu gördük ve o bölgelerdeki
vatandaşlarımız, bu yasanın kendileri için ne getiriyor ne götürüyor gerçekten
tartışıyorlar ve özellikle bu bölgelerden gelen ortak bir soru var. Bu
ortak soruyu şu şekilde ben derledim toparladım: Vatandaşların en çok üzerinde
durduğu bir konu, diyor ki: “Biz iki tarla komşusuyuz, elli yıldır ormanlık
alanı kullanmaktayız. Komşum, ormanlık alanda ağaçları keserek bu alanı tarım
arazisi olarak kullanmaya devam etti. Ben ise ağaçları korudum, ağaçları
kolladım, hatta baktım, ağaçlar içindeyken tarım arazisi olarak bunu
değerlendirdim ve bu bağlamda yapmış olduğunuz bu yeni düzenlemeyle bize
yansıyan: ‘Bu ağaçları kesen arkadaşımıza bunlar, tarlalar verilecek, ama bize
verilmeyecek.’ noktasında bir duyum geldi. Böyle bir durumda ben ağaçları kolladıysam,
ben ağaçları koruduysam… Yani karşı tarafı, keseni ödüllendirmekse, biz
cezalandırılıyorsak, bu da adalet değildir, bu da adaletli olmamaktadır.” Yani
bu gibi konuları, özellikle o bölgeden, Ayvacık yöresinden, Bayramiç yöresinden
ve Ezine yöresinden çok gelen telefonlardan anlıyoruz. En çok da en can alıcı
nokta burasını gördüm. Vatandaşlarımız, tabii burada
yasa çıkarken, kanun çıkarken hem adaleti hem hakkaniyeti hem de bu kullanımdan
doğan gelişmeyi -çıkacak yasada vatandaşlarımızın- lehine veya aleyhine
olabilecek durumları değerlendirip bizleri izlemekte. Bu konuda da, bu yasanın
hazırlanmasında ve bu yasayı hazırlarken adalet ilkesine ve vatandaşlarımızın
bu temennilerine kulak vermemizi özellikle istirham ediyorlar ve size de
saygılarını ilettiler. Bu konunun üzerinde de durulmasını diliyorlar. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Cengiz. Buyurun Sayın Bakan. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, tabii Sayın Cengiz’in ifade ettiği
sorunları yaşıyoruz, doğrudur. 31/12/1981’den evvel
orman vasfını yitirmiş araziyse bu konuda bir sorun yok. Ama diğer konuda,
ormanı koruyanla korumayanın aynı teraziye konulması gibi bir sorunla
karşılaşıyoruz. Belli ki bugünkü yasada bunu görüşmüyoruz ama bundan sonraki
yasada eğer öyle bir sorunu düzeltebilirsek birlikte düzeltmeye çalışalım. Doğru,
haklısınız. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Bakan. Şimdi madde 9’a bağlı geçici
madde 7’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Şimdi maddeye iki yeni geçici
madde ilave edilmesine ilişkin önergeler vardır, ayrı ayrı
okutup, işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan 218 sıra
sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 9. maddesinin çerçevesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve
maddeye aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“Madde 9- 3402 sayılı Kanunun
geçici 7. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve Kanuna aşağıdaki geçici
madde eklenmiştir. Geçici
Madde 8- Bu Kanunun yayımı tarihinden önce yapılan tapulama veya kadastro
çalışmalarında tespit dışı bırakılan tapuda kayıtlı taşınmazlar ile kamu kurum
ve kuruluşlarına ait yerlerde ve çalışma alanı içinde orman olduğu gerekçesiyle
tespit harici bırakılan alanlarda, daha sonra kesinleşen orman kadastrosu
sonucunda orman sınırı dışında kalan tapulu ve tapusuz taşınmazların 3402
sayılı Kanun hükümleri gereğince kadastrosu yapılır." BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ
KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılıyoruz. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Gerekçe okunsun. BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum: Gerekçe: Ülkemizdeki kadastro
çalışmaları 1934 yılında başlamış ve hâlen devam etmektedir. Kadastro
çalışmaları sırasında, kadastrodan önce tapuda kayıtlı olmasına rağmen
maliklerinin o yerde ikamet etmemeleri, muhtar ve bilirkişilerce de mülkiyet
durumunun bilinmemesi nedeniyle tespit dışı bırakılmış taşınmazlar
bulunmaktadır. 3402 sayılı Kanun 1987 yılında yürürlüğe girdiğinde Kanunun 22 nci maddesi ile bu nitelikli taşınmazların kadastroya tabi
tutulmasına imkân sağlanmış iken, bu hüküm 2005 yılında yürürlüğe giren 5304
sayılı Kanunla uygulamadan kaldırılmış, bunun sonucunda da bir kısım
vatandaşlarımızın mağduriyetine neden olunmuştur. Diğer taraftan, mülga 766
sayılı Tapulama Kanunu'nun 2 nci maddesine göre,
ormanların TKGM tarafından tapulama veya kadastroya tabi tutulması mümkün
olmadığından, çalışma alanı sınırı içinde kalan bu nitelikte yerler tespit
harici bırakılmaktaydı. Daha sonra 6831 sayılı Orman Kanunu hükümleri uyarınca
bu alanlarda yapılan çalışmalar sırasında, kanunun 1 inci maddesine göre orman
sayılmadığından Orman Kadastro Komisyonlarınca orman sınırı dışına bırakılan
özel mülkiyet konusu taşınmazların, 3402 sayılı Kanu’nun
22/1 maddesi uyarınca kadastroya tabi tutulması mümkün olmadığından hak
sahiplerince tescil davaları açılmaktadır. Bu nedenlerle, söz konusu
düzenlemenin yapılması zorunluluğu doğmuştur. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza… OKTAY VURAL (İzmir) – Karar
yeter sayısı istiyorum efendim. BAŞKAN – Karar yeter sayısına
bakacağım. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur. On dakika ara veriyorum. Kapanma Saati:17.25 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 17.38 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş
GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum. 218 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. Tasarının 9’uncu maddesine
bir geçici madde ilave edilmesine ilişkin Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar
yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve
karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkanım, elektronik cihazla oylama yaparsak çok daha isabetli olacak
zannederim, çünkü burada yeterli sayı yok. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
“Kabul edilmiştir.” dedi Sayın Başkan. OKTAY VURAL (İzmir) – Şu anda
sayarlarsa, sayalım teker teker, yok. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Var, var. BAŞKAN – Şimdi, çerçeve
9’uncu maddeye bir geçici madde ilave edilmesine ilişkin diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan 218 Sıra
Sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 9 uncu maddesinin çerçevesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
ve maddeye aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
Madde 9 – 3402 sayılı Kanunun
geçici 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş
ve maddeye aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir. Geçici Madde 9- “31/12/2012 tarihine kadar, Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatı kadrolarında görev yapan personel ile
sözleşmeli personele (3’üncü maddenin son fıkrasındaki ödemeden yararlananlar
hariç), fiilen yaptıkları fazla çalışma karşılığında ayda 60 saati ve yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda belirtilen fazla çalışma saat ücretinin üç katını
geçmemek üzere, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce belirlenecek esaslar
çerçevesinde döner sermaye bütçesinden fazla çalışma ücreti ödenir." BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu? TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ
KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz
Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet?
BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılıyoruz. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Gerekçe... BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum: Gerekçe: Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğünün önümüzdeki dört yıl içinde yürüteceği tapu kayıtlarının elektronik
ortama aktarılması ve yurt sathında kadastro çalışmalarının yoğunluğu dikkate
alınarak bu süre zarfında anılan genel müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatı
kadrolarında görev yapan personel ile, kadro karşılığı
sözleşmeli ve sözleşmeli personeline normal mesai saatleri dışında yapmış
oldukları çalışmalar karşılığında fazla çalışma ücreti ödenmesi
amaçlanmaktadır. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. Şimdi, geçici maddelerin
bağlı olduğu 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 10’uncu maddeyi okutuyorum: MADDE 10- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN – Madde üzerinde
gruplar adına söz yok. Şahıslar adına? Yok. 10’uncu maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 11’inci maddeyi okutuyorum: MADDE 11- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN – Gruplar adına söz
yok. Şahıslar adına? Yok. KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben
varım Sayın Başkan, söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından “Geçti, geçti”
sesleri) BAŞKAN – Geçti. 11’inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Şimdi, tasarının tümünü
oylamaya geçmeden önce, aleyhte Tunceli Milletvekili Sayın Genç... Lehte kim
konuşacak? Yok. Peki. Aleyhte, buyurunuz Sayın
Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tabii, AKP’nin taktiğini bozmaya çalıştım; orada, biraz kapıda
bekledim bir önceki maddede. Yok, aslında geç de kalmadım. Beni burada görünce
hemen 2 tane milletvekili çıkarıyorlar “İşte bu kanun çok mükemmeldir.”
diyorlar. Vallahi, benim korkum size yeter. Yani, siz her vesileyle benden bu
kadar çekinin yeter benim için de. Ama, size şu
tavsiyede bulunuyorum: Lütfen, şu memleket bizim memleketimiz, doğru dürüst
kanun getirin. Şimdi, bakın, getirdiniz, 2/B’de, Orman Kanunu’nda bir değişiklik yaptınız. İşte Tayyip
Bey’in geçmişte orman suçuyla ilgili bir cezası bu kanuna göre affedilecek mi
affedilmeyecek mi; onu göreceğiz. Yine, Orman Kanunu’nda 2/B’yle ilgili olarak, sizin, çok önemli mevkilerde bulunan
kişiler… Tabii, yani belirli yerlerde bulunan insanlarımız servete doymuyor
kardeşim. Ne bileyim ki! Hayret yani! İnsanların bir noktadan sonra servete
doyması gerekirken, maalesef doymuyor. İşte basına intikal eden şeyler bu 2/B’lerle ilgili olarak: Sarıyer’de 50 dönüm arazisi olanlar var,
Türkiye Cumhuriyeti’nin en güzel coğrafyasında bu orman arazisini işgal etmiş
kişiler var. Tabii, burada getirip de son bir önerge veriyorsunuz, ondan sonra
da yarın Tayyip Erdoğan çıkacak diyecek ki: “Biz, orman işgalcileri için kanun
çıkardık, buna karşı çıktılar.” Birisi de der: “Ya yalancı…?”
Yalancı kim? Yani, böyle bir şey yok beyler.
Bakın, bir memlekette yalan
söyleyerek, insanları kandırarak politika yapıldığı zaman o memleketin sonu
felaket olur. Bakın, bu kürsü bana göre milletin kürsüsüdür. Bu kürsüde yalan
söylememek lazım. Sizin, burada çıkıyor, işte… Bir defa,
kanunu savunan Bakan kanundan habersiz. Kanunu savunan Komisyon kanundan
habersiz. Efendim, diyorlar ki “Biz bu arazileri satmayacağız.” Yahu
şimdi, açın Özelleştirme İdaresinin sizin zamanınızda sattığı hazine
arazilerine bir bakın bakalım. Kaç tane, kaç metrekare, milyonlarca metrekare
hazine arazisini satmışsınız. Şimdi, bu kanunla getirdiğiniz o 2/B ile ilgili
diyorsunuz ki: “Orman sahasından çıkarıyoruz, hazine adına kaydediyoruz.” E,
hazine adına kaydedilince ne yapacaksınız? Satacaksınız. İşte, Millî Emlak…
Ondan sonra, en güzel arazileri getireceksiniz yandaşlarınıza vereceksiniz ve
hem de çok düşük bedelle vereceksiniz. Keşke bunlar gerçek, rayiç bedelleri
üzerinden insanlara, kişilere satılsa da burada devlet de hak ettiği bir
kazancı sağlasa. Maalesef bu da yok. Biraz önce dışarıya çıkarken bir AKP’liye
dedim ki: “Yahu arkadaş, bak senin sözcün diyor ki ‘Efendim, biz bu arazileri
satmak için bir hüküm getirmedik.’ ama hazinenin adına kaydediyorsunuz.” Dedi
ki: “Tamam, yani orman arazisini satmıyoruz ama hazine arazisini de getiriyoruz
hazine adına kaydediyoruz, hazine arazisini satıyoruz.” Bu,
tabii, şeytanlığın daniskası. Yani, tabii, şimdi, Anayasa’nın o 169’uncu
maddesine karşı yapılan en büyük hile. Şimdi, değerli
milletvekilleri, burada birbirimizi suçlamaya gerek yok. Bu memlekette, bakın,
yarın öbür gün göreceğiz, bu kanun çıkacak, yürürlüğe girecek ve burada konuşan
o sizin sözcünüze, o Bakanınıza, bir gün geleceğiz bu kürsüde diyeceğiz ki:
“Sen bu kanunu çıkarırken dedin ki: ‘1 dönüm veya ALİ KOYUNCU (Bursa) – Senin
var, Uludağ yolunda senin var! KAMER GENÇ (Devamla) – Ben
1977 yılında Uludağ’da bir yer aldım arkadaşlar. Bir yer aldım, otuz bir sene
sonra… ALİ KOYUNCU (Bursa) – Kaçak
inşaat var, kaçak inşaat! KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır,
hayır, aldım efendim, paramla aldım yahu, tapulu mal. Otuz bir sene sonra… (AK
PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, 1977 yılında Uludağ’da
3,5 dönümlük, yol üzerinde, tapulu arazi aldım. O arazide “kendin pişir, kendin
ye” diye ufak bir restoran vardı ve siz iktidara geldiğiniz için bunun yıkım
kararını aldınız ve 45 milyar da para cezası kestiniz. ALİ KOYUNCU (Bursa) – Kaçak
inşaat! BAŞKAN – Sayın Koyuncu… KAMER GENÇ (Devamla) – Ben de
dava açtım. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
tamamlayınız Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) – Siz o
kadar zalimce hareket ediyorsunuz ki… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Efendim, orada orman arazisi
varsa güç sizde yahu, sizde. Yani, bakın, otuz bir sene önce alınan bir yerde,
otuz bir senedir burada restoran faaliyeti yapılıyor ve ben size muhalefet
ettiğim için… Benim şu kadar bir suçumu bulsanız beni boğarsınız. Gittiniz 45
milyar… MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) –
Eklentiler var, doğru söyle! KAMER GENÇ (Devamla) – Sen
otur! MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) –
Eklentiler var! KAMER GENÇ (Devamla) – Git,
bir sene iki aylık mahkûmiyet cezan var, o bir sene iki aylık mahkûmiyet cezanı
çek, gel. MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) –
Doğru söylemeye davet ediyorum seni, eklentiler var! KAMER GENÇ (Devamla) – Senin
konuşma hakkın yok burada. BAŞKAN – Sayın Genç… KAMER GENÇ (Devamla) – Git, o
bir sene iki aylık… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, karşılıklı konuşmayınız. KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi,
Sayın Başkan, beni konuşturmuyorlar. Ama böyle bir şey olur mu? BAŞKAN – Karşılıklı
konuşmayınız lütfen. Siz sözünüzü tamamlayınız
Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) –
Arkadaşlar, benim orada otuz bir sene önce alıp… Orada “kendin pişir, kendin
ye” diye bir restoranım var. AKP iktidara geldi, otuz bir sene önceden beri
işletilen bu müesseseyi yıkma kararını aldı, 45 milyar lira para cezası
kestirdi. Neymiş? Beni susturacak. Ulan siz kimsiniz beni susturacaksınız yahu?
(AK PARTİ sıralarından gürültüler) AHMET YENİ (Samsun) – Orman
arazisi… Yakalandın değil mi? KAMER GENÇ (Devamla) – Ben
mahkemeye başvurdum, mahkeme ne karar verirse onu şey ederim, isterse elden de
gitsin önemli değil. Ama canınıza okuyacağım bundan sonra bu kürsüde, en ufak
bir kanun dışı hareket yaptığınız zaman şey edeceğim. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler) (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Genç. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Niye çok bozuldun? Doğru söylüyorlar. KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın
Başkan, bana çok müdahale ettiler. BAŞKAN – Verdim ek sürenizi
efendim. KAMER GENÇ (Devamla) –
Efendim, bir dakika daha verseniz ne olacak yani? BAŞKAN – Ek sürenizi verdim
Sayın Genç, bitti. AHMET YENİ (Samsun) – Niye
bozuldun o kadar? MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Sayın Başkan, oylamaya geçelim. KAMER GENÇ (Devamla) – Ben
bir dakika istiyorum efendim, konuşturmadılar ki. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… AHMET YENİ (Samsun) – Niye
rahatsız oldun? KAMER GENÇ (Devamla) – Bir
teşekkür edeyim. BAŞKAN – Sayın Genç, sözünüzü
tamamlayınız lütfen. Buyurun. KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi,
bakın… AHMET YENİ (Samsun) – Niye
rahatsız oldun? KAMER GENÇ (Devamla) - …çok rahatsız oluyorsunuz. Ben, burada, çok
iktidarları sildim, sizi de sileceğim. (AK PARTİ sıralarından “Ooo!” sesleri) Sizinle ilgili benim elimde o kadar büyük
belgeler var ki. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
İftirayı bırak! KAMER GENÇ (Devamla) - Ey
Türk halkı, bunların yaptıkları hırsızlıklarla, soygunlarla ilgili belgeleri
bana gönderin… MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –
Utanmazlık yapma! Bırak! KAMER GENÇ (Devamla) - Ben bu
AKP’yi sileceğim. Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ
sıralarından gürültüler) MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sen kimsin ki bizi siliyorsun! BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Genç. Sayın milletvekilleri,
tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik
cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Üç dakika süre veriyorum. (Elektronik cihazla oylamaya
başlandı) KAMER GENÇ (Tunceli) – Pusula
gönderenleri okuyalım Sayın Başkan. OKTAY VURAL (İzmir) – Evet,
pusulaları okursak Sayın Başkanım... HAKKI SUHA OKAY (Ankara) –
Süre bitti Sayın Başkan. (Elektronik cihazla oylamaya
devam edildi) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu açıklıyorum:
Böylece, tasarı kabul edilmiş
ve kanunlaşmıştır.
(x) Açık oylama
kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir. Şimdi, Bayındırlık ve İskân
Bakanı Faruk Nafız Özak’ı
kısa bir konuşma yapmak üzere kürsüye davet ediyorum. Buyurunuz efendim. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı sizlerin
destekleriyle burada tamamlandı. Emeği geçen, katkıda bulunan, bu yüce çatı
altındaki üsluba uygun şekilde davranıp eleştirilerini yapan herkese teşekkür
ediyorum. Özellikle burada birtakım
soru işaretleri vardı, onları ortadan kaldırdığımızı düşünüyorum. Bunlara cevap
vermeye çalıştık. Bunlar neydi? Bir kere, bu komisyonlarda
orman mühendisi vardı, ziraat mühendisi vardı yoktu; bunlar ortadan kalktı.
Zaten 2005’te çıkan yasada orman kadastro komisyonlarında orman mühendisi,
ziraat mühendisi vardı biliyorsunuz. Ama kadastro ekibinde, 2005’ten sonra bu
komisyonlarda 2 tane teknisyen, 1 tane orman mühendisi, 1 tane ziraat mühendisi
olduğu ortaya çıktı. Yani yapılan işlem zaten birlikte yapılıyor. Şöyle
söylemek lazım: Dünyada hangi ülke bu işi çift başlı yapıyor? Hiçbir ülke yok
değerli arkadaşlar. Bir tek Türkiye’de yapılıyor, onun için de verim ortada,
randıman ortada, sonuç ortada. Değerli konuşmacılarımız
burada katkıda bulundular, kendileri bu meslekten. 86’dan beri bu konuda uğraş
veriyor tüm hükûmetler, hepsine teşekkür ederim.
Gelinen noktada bir suç var, bir suçlu var, ama ceza yok ve bir işgal var ve
Maliyenin, devletin tescil edilmeyen arazileri var. Bunları tescil etmeye
çalışıyoruz. Burada satışla ilgili hiçbir hüküm yok ama bundan sonra birlikte
çıkaracağımız yasaya ön bir hazırlık var. Bütün bunlar zaten bu Parlamentoda
yapılıyorsa bunu AK PARTİ
yaptı, AK PARTİ kullanacak
diye de bir şey yok. Bunu 86’da çıkarmak isteyen hükûmetler
kendileri için mi yaptılar? Hayır. Bir sonraki hükûmet
de yapabilirdi. Şunu söylemek istiyorum: Bu bizim iktidarımıza nasip oldu, bunu
yapmaya çalışıyoruz. Bundan sonra birlikte çalışacağız, 2/B’yi
beraber çıkarmaya çalışacağız. 2/B nedir? Satışlar nasıl olacak? Orman köylüsü
ne yapılacak? Onu zaten biraz evvel de söyledim. Bir kere, şunu söylemek
lazım: Özellikle Orman Genel Müdürlüğümüzün yapmış olduğu çalışmalar gayet
başarılı olsa dahi tescilde sorunlar vardı. Biz, 2005’ten sonra almış olduğumuz
yetki ile 45 bin kilometrekarelik bir tescil yapabildik. Bu, cumhuriyet
tarihinde yapılanın 2 katıydı. Ayrıca çok önemli bir maddeyi
burada geçirdik. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2/B maddesi kapsamında orman
dışına çıkartılan alanların işgalcilerince zilyetlik gerekçesiyle tescile
yönelik dava açılarak hazine zararına sebebiyet verilmesinin önüne geçiyoruz
değerli arkadaşlar. Bu, inanılmaz güzel bir maddedir ve burada büyük bir
haksızlığı önlüyoruz. Ayrıca tapu harcı
alınmalarında, taşınmazların mirasçılara intikalindeki sorunları çözüyoruz ve
bu maliklerin tespitine gerekli önceliği tanımaya çalışıyoruz. Buradaki,
harçlarla ilgili maddeyi zaten biliyorsunuz. Geçici görevle
görevlendirilen personele harcırah ödenmesine ilişkin uygulamada görülen
aksaklıkları gideriyoruz. Bu arada, personelimizin -az da olsa fazla mesai
ödenmek suretiyle- özlük haklarına yönelik mağduriyet giderilmeye çalışıldı.
Burada da Maliye Bakanlığımıza ve milletvekillerimize teşekkür ederim. Bütün
arkadaşlar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüzün çalışanları ile ilgili çok
güzel ifadeler kullandılar, döner sermayeden pay almasını söylediler, onlara
teşekkür ediyorum. Bu konudaki bizim çalışmalarımız, taleplerimiz devam
etmektedir. Çok zor şartlar altında arkadaşlarımız çalışmaktadır. Gerçekten
bunun bilincindeyiz. Bu konuda çalışmalarımız devam edecek. Türkiye, orman varlığını
artırmakta devam eden nadir ülkelerden biri. Orman varlığımız hem alan hem
de hacim olarak artmakta. 2008-2012 yılları arasında 2 milyon 300 bin hektarlık
alanda ağaçlandırma ve orman ıslahı yapmaya çalışıyoruz. Özellikle sıkça, orman
kadastrosuyla mülkiyet kadastrosunun birlikte yapılması hâlinde orman
kadastrosu komisyonunun devre dışı bırakıldığı dile getirildi. Bunun böyle
olmadığını anlatmaya çalıştık. 2003 yılından bu yana değiştirilen orman
kanunlarında orman sınırlarının daraltılmasıyla ilgili bir hüküm bulunmadığını
söyledik. Genellikle buradaki ifadeler “Orman daraltılıyor.” Hayır, orman
alanları daraltılmıyor, onu anlatmaya çalıştık. BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen… BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) – Peki. Burada, orman talanına
katiyen zemin hazırlamadık, tescil edilerek… BAŞKAN – Lütfen, yasayı
tekrar anlatmak yerine… Lütfen, arkadaşlarımız, sayın milletvekilleri bu
konuda… MEHMET ŞANDIR (Mersin) –
Gruplara da söz hakkı doğar Sayın Başkan. BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI
FARUK NAFIZ ÖZAK (Devamla) – …tam aksine bunu önlemeye çalıştık. 31/12/1981 tarihini koymuş. Bu tarihten sonra orman vasfını
değiştirmek zaten mümkün değil. Ben, emeği geçen herkese
teşekkür ediyorum. Hep beraber bu kanunu çıkardık. Hayırlı, uğurlu olsun. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Özak. Sayın milletvekilleri, on beş
dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.01 BEŞİNCİ OTURUM Açılma Saati: 18.18 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş
GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum. 3’üncü
sırada yer alan, Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin
Akbulut’un; Dernekler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 22
Milletvekilinin; 23.11.2004 Tarihli ve 5253 Sayılı Dernekler Kanununun 27.
Maddesinde Kızılay ile İlgili Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile
İçişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 3.- Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut’un; Dernekler Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt ve 22 Milletvekilinin; 23.11.2004 Tarihli ve 5253 Sayılı Dernekler
Kanununun 27. Maddesinde Kızılay ile İlgili Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ile İçişleri Komisyonu Raporu (2/290, 2/286) (S.Sayısı: 283) (x) BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. Geçen birleşimde teklifin
tümü üzerinde şahıslar adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı. Soru-cevap işlemi yok. Teklifin tümü üzerindeki
görüşmeler böylece tamamlanmış oluyor. Maddelere geçilmesini… KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar
yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Maddelere
geçilmesini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısını arayacağım: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok. Birleşime beş dakika ara
veriyorum. Kapanma
Saati: 18.19 (x) 283 S.
Sayılı Basmayazı 14/1/2009
tarihli 44’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir. ALTINCI OTURUM Açılma Saati: 18.27 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş
GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Altıncı
Oturumunu açıyorum. 283 sıra sayılı Kanun
Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. Teklifin maddelerine
geçilmesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, maddelere
geçilmesini yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Karar yeter sayısı yok. Beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.28 YEDİNCİ OTURUM Açılma Saati: 18.44 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş
GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşiminin Yedinci
Oturumunu açıyorum. 283 sıra sayılı Kanun
Teklifi’nin maddelerine geçilmesinin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştı. Şimdi maddelere geçilmesini yeniden oylarınıza sunacağım ve
karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. Görüşmelere kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. 1’inci maddeyi okutuyorum: DERNEKLER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1- 4/11/2004
tarihli ve 5253 sayılı Dernekler Kanununa aşağıdaki 27/A maddesi eklenmiştir. “MADDE 27/A - Türkiye Kızılay
Derneği uluslararası anlaşmalara göre tayin edilen nitelik ve duruma göre;
Merkezinde genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu, şubelerinde genel
kurul ve yönetim kurulu oluşturulması şartıyla tüzüğünde belirlenen şekilde
teşkilatlanır ve yönetilir. Kızılay’ın iş ve işlemleri; kanunların verdiği
görev ve yetkilere, tüzüğüne ve yönetim kurulunca çıkarılan yönetmeliklere göre
yürütülür.” BAŞKAN – 1’inci madde üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sacid
Yıldız. Buyurunuz Sayın Yıldız. (CHP
sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA SACİD YILDIZ
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, 283
sıra sayılı 5253 sayılı Dernekler Kanununun 27. Maddesinde Kızılay ile İlgili
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu Raporu’nun
1’inci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Kızılayın amacı şu şekilde belirtilmektedir: Her nerede
görülür ise hiçbir ayrım yapmaksızın insanın acısını önlemeye veya hafifletmeye
çalışmak, insanın hayatını ve sağlığını korumak, onun kişiliğine saygı
gösterilmesini sağlamak ve insanlar arasındaki karşılıklı anlayışı, dostluğu,
saygıyı, iş birliğini ve sürekli barışı getirmeye çalışmaktır. Kızılay, ihtiyaç
anında dayanışmanın, ıstırap anında eşitliğin, savaşın en kızgın anında
insancıllığın, tarafsızlığın ve barışın simgesidir. Ayrıca, Kızılay, Uluslararası
Kızılay-Kızılhaç Topluluğunun temel ilkelerini paylaşır. Bunlar,
insaniyetçilik, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık, hayır kurumu
niteliği, birlik ve evrensellik ilkeleridir. Kızılay, tüzel kişiliğe sahip özel
hukuk hükümlerine, yani Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu’na tabi, kâr
amacı gütmeyen, yardım ve hizmetleri karşılıksız olan ve kamu yararına çalışan
bir gönüllü sosyal hizmet kuruluşudur. Dernek, Türkiye tarafından imzalanan
Cenevre Konvansiyonunda belirlenen ilkelere göre faaliyetini yürütmektedir.
Kızılay teşkilatı, genel merkez ve şubelerden oluşmaktadır. Kızılayın
genel müdürlük teşkilatı dışında kalan bütün kademelerindeki görevler fahridir.
Sayın milletvekilleri, adını
birçok projede duyduğumuz Türk Kızılayı peki bu temel
ilkelere uygun faaliyette bulunmakta mıdır? Acaba amacı insanlık uğruna
çalışmak olan bir dernek günümüzde ne gibi faaliyetler içerisindedir? Üzülerek
ifade ediyorum ki Türk Kızılayı şimdilerde
çalışanlarını haksız yere işten çıkarmasıyla gündemdedir. Örgütlenme çalışması
yürütülen Kızılay Çapa Kan Merkezinde sendikaya üye olan emekçiler sürgün
edilerek örgütlenme hakları engellenmeye çalışılmaktadır. Sendikaya üye olan 8
hemşire, 1 şoför ve 1 hizmetli personel, sendikaya üye olduktan sonra, on
beş-yirmi yıldır çalıştıkları Kızılay Çapa Kan Merkezinden haksız bir şekilde
Kızılay istasyonları dahi olmayan Şırnak ve Ardahan’a atamaları yapılmıştır. Bu
işlemler tamamen hukuka aykırı işlemler olup kurumdaki sendikal örgütlenmenin
önüne geçilmektedir. Peki, ihtiyaç anında dayanışmanın, eşitliğin yanında olmak
Kızılayın temel ilkeleri değil midir? Bu ilkeler
sadece felaket ve savaş anında mı geçerlidir? Çok yazık ki Türk Kızılayının bu tavrı antidemokratik ve baskıcı bir yönetime
işaret etmektedir. Değerli milletvekilleri, Kızılayın yaptığı faaliyetlerden birkaç tanesini isterseniz
bilgilerinize sunayım. Mesela, milyon dolarlar karşılığında Ukrayna’dan yüzen
hastaneler satın alınmış mıdır? 1930 yılından beri 2.005 mezun veren Halide
Edip Adıvar tarafından bağışlanmış hemşirelik okulunu “Finanse edecek durumumuz
yok.” diye, son sınıfta eğitim gören 33 hemşire adayının mezun olmasını bile
beklemeden kapatıp, okul arazileri satışa çıkarılmış mıdır? Mültecilerin
yıllarca yaşadığı Kızılaya ait bina yap-işlet-devret
modeliyle milyon dolarlık gelir sağlayacak rezidans
hâline getirilmiş midir? Bu sorulara verdiğiniz cevaplar evet ise itibarınızı
geri kazanmak için bir şeyler yapmanız gerekecektir herhâlde. Şunu da hafızalarınızı
tazelemek için belirtiyorum, tekrar etmesin diye: Bir yardım kuruluşu olan
Kızılay 2006 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’a takdim edilmek üzere üstün hizmet nişanı verme kararı
almıştı. O dönemde Kızılay hakkında çıkan yolsuzluk iddialarından ve ödülün
maddi değerinin yüksek olduğundan da rahatsız olan Cumhurbaşkanı Sezer bu
nedenle ödülü reddetmişti. Gerçek değeri 54 bin Türk Lirası -yani öncekine göre
YTL, şimdikine göre 54 bin Türk Lirası- olan nişanı 21 bin, o günün parasıyla
21 milyara yaptıran Kızılay yetkilileri, on yılda takdim edilecek on takımı da
aynı tarihte yaptırarak firmaya 210 bin Türk Lirası yani 210 milyar
vermişlerdi. O dönemde vatandaşların büyük tepkisine yol açması üzerine,
Kızılay Başkanı, önce nişanların parasının Kızılaydan
karşılanmadığını, hayırsever bir vatandaş tarafından karşılandığı
açıklamalarında bulunmuştur fakat basının eline geçen bir belgeyle bunun böyle
olmadığı, 23 Mayıs 2006 tarihli Yönetim Kurulu toplantısında Kızılayın nişanları yaptırma kararı aldığı anlaşılmıştı. Şimdi, değerli
milletvekilleri, toplanan yardım paralarıyla bu kadar pahalı ödüller vermek,
açıkçası kurumun kendi ilkeleriyle çelişmektedir. Hele de ilkokullarda Kızılay
için para toplandığı ve çoğu zaman çocukların kendi harçlıklarından artırarak
bu parayı verdikleri düşünülürse durum daha da içler acısı bir hâl almaktadır,
vicdanlarımızı yaralamaktadır. Değerli milletvekilleri, Türk
Kızılayı maalesef geçmişte ülkemizin yaşadığı deprem
felaketleri ardından yolsuzluk iddialarının da merkezine oturmuştur. Kızılay
gibi bir yardım derneğinin yolsuzluk ismiyle yan yana gelmesi kamu vicdanını
derinden yaralamış, toplumun Kızılaya olan güvenini
sarsmıştır. Oysaki göz bebeğimiz olan bir kuruluştur Kızılay. Bütün bu olanlara rağmen
Derneğin yolsuzluk iddialarının yanında, 2008 Mart ayı içerisinde, Urfa’da bir
buçuk yaşında bir çocuğumuza götürüldüğü hastanede verilen kanın Kızılaydan temin edildiği ve kanda HIV yani AIDS yapan virüsün
olduğu ortaya çıkmıştır. Bu çok büyük bir skandaldır. Bu skandalın bir benzeri,
gene on iki yıl önce Urfa’da, hamile bir kadına Kızılay kan merkezinde HIV
virüslü kanın verilmesi olayıyla yaşanmıştı. Anlaşılan o ki on iki yıl
geçmesine rağmen bu vahim olaydan ders çıkarılmamıştır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bütün bu dediklerime rağmen biz bu yasa teklifini
destekliyoruz. Düzelsin diye bunları ben ifade ettim, bir hafızalarınıza
hatırlatmak için bunları söyledim. Türk Kızılayına
hepimizin destek vermesi lazım. Bu yasayı da o açıdan destekliyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle
hepinizi selamlar, saygılarımı iletirim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Yıldız. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Şenol Bal. Buyurunuz Sayın Bal. (MHP
sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL
(İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 283 sıra sayılı Dernekler
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi hakkında
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi
saygıyla selamlarım. Sayın milletvekilleri,
1868’de kurulan, ilk adı Osmanlı Yaralı ve Hasta Askerlere Yardım Cemiyeti,
daha sonra da Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti olan ve
Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında Kızılay adını verdiği
dernek ülkemizin en köklü ve en eski sivil toplum kuruluşudur. Bu yıl 140’ıncı
yılını tamamlamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk Kızılayına daha nice yüz kırk yıllar ülkemize ve insanlığa
hayırlı işler yapmasını ve başarılarının artarak devam etmesini diliyoruz. Sayın milletvekilleri,
Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmış olan Kızılayın
Dernek Tüzüğü’nün hukuki statüsü şöyledir: “Kızılay, tüzel kişiliğe sahip ve
özel hukuk hükümlerine tabi bir kurumdur. Uluslararası Kızılay-Kızılhaç temel
ilkeleri olan; insaniyetçilik, ayrım gözetmemek, tarafsızlık, bağımsızlık,
hayır kurumu niteliği, birlik ve evrensellik ilkelerine bağlı olarak faaliyet
gösterir.” Dernek Tüzüğü’nün “Amaçlar” başlıklı maddesine göre Kızılayın amaçları felakete uğrayanları koruyan 12 Ağustos
1949 tarihli Cenevre Sözleşmeleri ile Türkiye Cumhuriyeti devletinin taraf
bulunduğu uluslararası anlaşmaların kendine yüklediği hizmetleri görmek,
bunların yerine getirilmesine yardımcı olmak. Yine, barışta, yurt içinde ve
yurt dışında meydana gelen her türlü afet ve felaketlere karşı Tüzük dâhilinde
üzerine düşen hizmetleri yerine getirmek. Yine,
insaniyetçi hukuk ilkelerine bağlı kalmak, sağlık ve sosyal dayanışmayı
desteklemek, sosyal refahın geliştirilmesine yardımcı olmak. Uluslararası
Kızılhaç Komitesi, Kızılay-Kızılhaç Dernekleri Federasyonu ve bu Federasyona
dâhil ulusal kuruluşlarla amaç ve iş birliği yapmak. Evet, bu kadar çok yoğun bir
amaç dizini içinde Kızılay görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Biliyorsunuz, Türk Kızılayı, yapmış olduğu çalışmalara baktığımız zaman
uluslararası insani bir yardım kuruluşu ve Türkiye’nin adını, yapmış olduğu
insani yardımlarıyla duyuran ve görüldüğü yerde sevgi ve saygıyla karşılanan
bir kuruluşumuz, yani ülkemizin bir noktada gurur kaynağı. Son, Gazze’ye ulaştırdığı yardım, gıda ve ilaçlarla da belki o
bölgenin tek umut kaynağı olan kuruluşumuzla gerçekten gurur duymaktayız. Türk Kızılayı,
Türkiye’de deprem, yangın, sel, heyelan gibi benzeri afetlerle 650’yi aşkın şubesi
260 bini aktif 1 milyonu aşkın gönüllü ordusuyla faaliyetlerini sürdürüyor.
Bölge ve yerel afet müdahalesi ve lojistik merkezleriyle kan merkezleri, toplum
merkezleri, ilk yardım merkezleri, huzurevleri, gençlik kampları, öğrenci
yurtları, aşevleri, işletmeleri, büyük mal varlığı ile ülkemizin en yaygın, en
etkin ve en güçlü organizasyon yapısına sahip. Bilirsiniz, hepimizin,
çocukluk yıllarından beri ders kitaplarımızda ve anlatılanlar ile Kızılaya karşı sonsuz sevgi ve güvenimiz var. Bu konu üzerinde
gerçekten durmak gerekir. Son yıllarda pıtrak gibi çoğalan ve milletimizin,
kadirşinas milletimizin hayır hasenatlarıyla, bağışlarıyla birçok yolsuzluğa
adı karışan birçok yardım derneğinin niye bu kadar öne çıktığını da iyi
değerlendirmemiz lazım. O yüzden Kızılayın
güçlenmesinin çok önemli olduğunu burada vurgulamak istiyorum. 2000 yılından itibaren toplam
42 deprem, 106 sel, 49 yangın ve 10 diğer afete müdahale edilmiş yurt içinde
Kızılay tarafından; yurt dışında da toplam 93 ayni ve 104 nakdî yardım
yapılmış, 26 yerleşik ekip kurulmuş. Şimdi, Türk halkının dünyadaki merhamet
eli olan Türk Kızılayı Balkanlardan Kafkaslara, Güney
Asya’dan Orta Doğu’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya, dünyanın dört bir yanında
toplam elli sekiz ülkedeki ihtiyaç sahiplerini yalnız bırakmamıştır. Şimdi, Kızılayın web sayfasına girdiğimizde, 1995-2008 yıllarında
dünyanın diğer ülkelerine yapılan ayni ve nakdî yardım miktarları verildiği
hâlde, Türkiye’deki afetler için miktarın belirtilmemiş olduğunu görmekten
üzüntü duyduğumu da burada ifade etmek istiyorum çünkü Kızılayın
çok daha fazla şeffaf olmasını hatta yıllık bilançolarının İnternet sayfasında
yayınlanmasının daha çok güven oluşturacağına da inanmak istiyorum. Değerli milletvekilleri, yüz
kırk yıllık tarihi ile ülkemizin en köklü yardım kuruluşu olan, uluslararası
statüsüyle ülkemizi dünyada başarıyla temsil eden ve yurt içinde birçok alanda
faaliyet gösteren Türk Kızılayı tüm bu çalışmaları
yürütürken bazı güçlüklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Gücünü ve etkinliğini
kadirşinas Türk milletinin gönül bağışlarından alan Türk Kızılayı,
devletten hiçbir ad altında bir gelir elde etmemektedir. Buna karşın, Türk Kızılayı yardım çalışmalarında kullanılmak üzere aldığı
gıda ürünleriyle afet araçları için KDV ve ÖTV ödemektedir. Böylelikle bir
anlamda vatandaşların bağışları vergilendirilmiş olmaktadır. Yapılan her 100
YTL bağış için 18 YTL vergi ödenmekte, bu durum da bağışların sayısını ve
etkinliğini etkilemektedir. Özetle, ihtiyaç sahiplerine daha az çadır, daha az
gıda ulaştırılması söz konusu olmaktadır. Tüm dünyada Kızılay, Kızılhaç bu tür
vergilerden muaf tutulmaktadır. Ülkemizde de Türk Kızılayının
bu tür vergi muafiyetlerine sahip olması zaruriyeti
bulunmaktadır. Olası afetlerde aç ve açıkta kalan yüz binlerce kişiyi doyurması
ve barındırmalarını sağlaması beklenen bir kurumun bu tür muafiyetleri olması
son derece doğal karşılanmalıdır. Unutulmamalıdır ki Türk Kızılayı
bu ülkenin ortak değeridir, ortak değeri olarak da kalmalıdır. Bu yüzden
Kızılay için vergi muafiyetine ilişkin yasal bir düzenleme yapılması
gerekmektedir. Sayın milletvekilleri, biraz
önce de sayın hatiplerin ifade ettiği gibi, zaman zaman
basına yansıyan Kızılayla ilgili haberlere şahit
olduk. Biraz önce, Sayın CHP Milletvekili hatip arkadaşımızın ifade ettiği
gibi, 138’inci yıl dönümünde Başbakana verilen bir nişandan söz ettiler. Ben de
yeri gelmişken şunu ifade etmek istiyorum: Bu Türk milletini böyle kömür
torbalarına, erzak torbalarına muhtaç bırakan Başbakandan bu nişanın
alınmasının çok anlamlı olacağını ifade ediyor; bu kanun teklifini
desteklediğimizi, Kızılayımızın olması gereken yerde
olduğunu ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Bal. 1’inci
madde üzerine şahsı adına Samsun Milletvekili Ahmet Yeni. Buyurunuz Sayın Yeni. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) AHMET YENİ (Samsun) - Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; 283 sıra sayılı, 5253 Sayılı Dernekler
Kanununun 27. Maddesinde Kızılay İle İlgili Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu
vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye Kızılay Derneği nerede bir acil durum varsa orada.
Depremlerde, yangınlarda, sel felaketlerinde, her türlü afette Kızılayı görüyoruz. Türk Kızılayı
dünyanın neresinde bir felaket varsa orada. Darfur’da,
Filistin’de, Irak’ta, Bosna’da, savaş olan her yerde hiçbir ülke, millet,
insan, din, ırk ayrımı yapmadan Türk Kızılayımız her
an oraya koşmaktadır. Son yıllarda Kızılay Derneği
gerçek hüviyetine kavuşmuş, daha da güçlü hâle gelmiştir, halkımızın Kızılaya güveni artmıştır. Kızılayımız
da bu güvene layık olmak için gece gündüz demeden çalışmaktadır. Kızılay
geçmişte yolsuzluklarla anılan bir dernekti. Ancak, şimdi şükrederiz ki gözde
bir dernek hâline gelmiş, halkımızın gerçekten güvenine kavuşmuştur. Kızılayın sıradan
bir dernek muamelesine tabi olması gerçekten Kızılayın
işlerini zorlaştırmaktadır. İş ve işlemlerini daha kolay yürütebilmesi
gerekmektedir. Bunun için bu düzenlemeyi yapmaktayız. Kızılay Derneğinin
şubeleri bugüne kadar genel kurul yapamıyorlardı, zorluklar yaşanmaktaydı. Bu
düzenlemeyle, şubelerde genel kurul yapılabilme imkânına kavuşmaktadır. Türk Kızılayımızın
tüm dünyadaki mağdurlara uzun yıllar yardıma koşması konusundaki dileklerimi
tekrar ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Yeni. 1’inci madde üzerinde şahsı
adına Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu. Buyurunuz Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar) FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinize saygılar sunuyorum. Başımdan geçen bir olayı
anlatacağım size, Sağlık Bakanımızın da burada olması bir şans. 2 Ocak günü
İstanbul’da Florya’da, milletvekili lojmanlarına yakın, bir milletvekili
arkadaşımızın çocuğu rahatsızlandı. En yakın yer Çekmece Kızılay Dispanseri
oldu. Daha sonra bana haber verdiler, ben de hemen gittim, bir başka
milletvekili arkadaşım da geldi. Serum veriyorlardı. Oradaki çalışanların
hâletiruhiyesini anlatmak bana bir görevdir arkadaşlar. Sayın Bakan, tüm bu
dispanserlerdeki ambulansları alıyorlarmış ellerinden. Kim alıyor bilmiyorum.
“Ambulanslarımızı elimizden alıyorlar…” Bilmem… Herhâlde Kızılay Genel Merkezi.
Orada çalışan insanlar “Ne olacağız? Kızılay dispanserleri kapatılıyor mu? Ne
yapacağız? Ekmeksiz mi kalacağız?” diyorlar. Böyle bir hâletiruhiyede o
insanların önünde saygıyla eğiliyorum, o kadar sevgi dolu hizmet veriyorlar ki…
Hakikaten bizim ne kişiliğimizi bildiler ne kimliğimizi, sade bir vatandaş
olarak gittik. Oradaki arkadaşlara teşekkür ediyorum. O dispanserde görev yapan
-kim görev yapıyorsa- oradaki o geceki doktorundan hemşirelerine kadar hepsine
teşekkür ediyorum. Ben sadece bunu bir görev
bildim. Sizin burada olmanız da… Bu dispanserler kapanıyor mu? Vatandaşın evi
gibi gittiği yerler bunlar. Kızılay dispanserleri, vatandaşın evi gibi gittiği
yerlerde eğer bir sağlık hizmeti veriyorsa, buralarda başarılı bir sağlık
hizmet veriyorsa biz buralara destek olmak zorundayız. Ben hepinizin dikkatine
sunuyorum. Yani ambulansları ellerinden alınan oradaki çalışanlar “Biz yarın ne
olacağız?” diye böyle korkulu bir şekilde çalışırsa, buna rağmen çok başarılı
hizmet veriyorsa, ben hepinizin takdirine sunuyorum. Bunu anlatmak benim
görevimdi, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu. Sayın milletvekilleri, şimdi
soru-cevap işlemine geçiyoruz. Sayın Özensoy
ve Sayın Doğru sisteme girmişler. Buyurunuz Sayın Özensoy. NECATİ ÖZENSOY (Bursa) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakan, geçmişte bir tsunami felaketi yaşanmıştı Endonezya’da okyanusta. Bu
kapsamda Türkiye’de bir kampanya düzenlendi. Bu kampanya neticesinde ne kadar
yardım toplandı ve bu yardımlar hangi vakıf veya dernekler vasıtasıyla
iletildi? Bu verilen yardımların… Bu vakıfların veya derneklerin arasında Deniz
Feneri var mıydı? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN -
Teşekkürler Sayın Özensoy. Sayın Doğru… REŞAT DOĞRU (Tokat) –
Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Karadeniz Bölgesi’nde Kelkit
Vadisi, deprem kuşağında Kuzey Anadolu fay hattında bulunmaktadır. Bu bölge her
zaman risk altındadır. Amasya, Taşova, Erbaa, Niksar, Reşadiye hattında Kızılayın bölge deposu kurmasını düşünüyor musunuz? İkincisi, Kızılay
kurumu olarak deprem riski taşıyan bölgelerde uygulamalı, halkın da
katıldığı acil eğitim programları yapıyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ederiz
Sayın Doğru. Buyurunuz Sayın Bakan. SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım. Tsunami
faaliyeti sırasında tabii Türkiye’den hem Kızılay tarafından hem de farklı
kuruluşlardan yardımlar toplanarak bu ülkeye iletildi. Ayrıca Başbakanlık
kaynaklarından da yardımlar iletildi. Dolayısıyla, takdir edersiniz ki şu anda
ne kadar yardım toplandı, bu hangi vakıf ve derneklerle iletildi, bunun bilgisi
bende yok. Ama işin şu tarafını da
söylemek gerekir, doğrudan Kızılayla veya Başbakanlık
kaynaklarıyla iletilenler dışında derneklerin müstakil olarak kendilerinin topladıkları,
kendilerinin götürdükleri yardımlar hususunda zaten hükûmetin
veya devletin bu hususta söyleyeceği bir şey olamaz. Onlar sivil toplum
örgütlerinin kendi yaptıkları yardımlardır. Aslında Kızılayın
topladığı paralar veya yaptığı yardım da bu çerçevede düşünülmelidir. Ama
Kızılay sürekli olarak hükûmetlerle, Hükûmetimizle de devlet kuruluşlarıyla da yakın iş birliği
içinde çalışan bir kuruluştur. İşin böyle bir tarafı da var. Çoğu zaman
Başbakanlık acil yönetimiyle birlikte, yerine göre Sağlık Bakanlığı, yerine
göre TİKA, yerine göre Kızılay -doğrudan bir Hükûmet
kuruluşu olmamasına rağmen- belli ortaklıklarla çalışmaktayız. “Bu Kelkit Vadisi’nde Kızılay
bir bölge deposu yapacak mı?” Tabii, bu da Kızılayın
kendi takdirindeki bir iştir. Bunu kendi yetkililerine sizin bu verdiğiniz
bilgilerle birlikte ben ileteceğim. Ancak şunu ifade edeyim: Sağlık Bakanlığı
olarak Türkiye’de on bir bölgede, tabii ki deprem başta olmak üzere, afete
karşı bir hazırlık yapmış durumdayız. Bir taraftan, daha önce
de çeşitli vesilelerle yüce Mecliste ifade ettiğim gibi, acil sağlık ekipleri,
afete hazırlıklı acil sağlık ekipleri yetiştirmiş durumdayız -bunların sayısı
2.500 civarındadır; şu anda Avrupa’nın bu hususta yetişmiş en büyük ekibine
sahibiz ve gerçekten çok iyi yetişmiş bir gönüllü ekiptir- bir taraftan da
doğrudan sahra hastaneleri kurabileceğimiz, ısıtmalı ve soğutmalı, içinde
ameliyathaneleri olan böyle on bir merkez oluşturuyoruz. Kürsüden de ifade edilen iki
husus olmuştu, müsaadenizle, ona da kısaca temas edeyim: Bu Kızılay
dispanseriyle ilgili meseleyi ben yine Kızılay yetkilileriyle görüşeceğim. Bir de, değerli
milletvekilleri, Hükûmetin, Sayın Başbakanımızın da
talepleri ve talimatlarıyla “Vatandaşımız soğukta kalmasın.” diye yaptığı kömür
yardımları aslında sosyal devletin bir gereğidir. Hiçbir zaman şunu
söyleyemeyiz: “Türkiye’de fukaralık veya vatandaşlar kömür alamadığı için
vatandaşların soğukta kalması problemi bu Hükûmetin
problemi değildir.” Türkiye geçmiş dönemlerde çok ciddi krizler geçirdi. Bunu
konuşmak gerekirse, herhâlde en önemli darbeyi de vatandaşımız fukaralık
konusunda 2001 krizinde yemiştir; bunu hepimiz biliyoruz. Ama şöyle ifade
edeyim… ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın
Bakan, hiç öyle değil! SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Şu zaman veya bu zaman. Sosyal bir devlet dünyanın
her yerinde çeşitli yollarla vatandaşına yardım etmelidir. Bakınız, zaman zaman… Bu önemli bir konu, bu her zaman gündeme
getiriliyor. Ben Erzurumluyum. Orada soğuktan on yıllar boyunca titreşen
dulları, yetimleri, yaşlıları ben çok iyi biliyorum, ama bugün onlar soğukta
titremiyorlar. Kötü bir şey yapmıyoruz yani. Burada şunu da ifade etmek
lazım değerli milletvekilleri… ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın
Bakan, ihtiyacı olanların sayısı artmıştır. SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Şu çok önemlidir, bakınız. Bazıları bu yapılan yardımların nakdî
yardım olarak yapılmasını öneriyorlar. Ben tamamen bunun aksine bir fikre
sahibim. Nakdî yardımlar, bu ailelerin bir kısmında -tabii ki hepsinde değil-
özellikle aile reisleri, ailedeki işsiz erkekler veya benzeri kişiler
tarafından farklı bir şekilde de kullanılabilmektedir. Dolayısıyla,
aile üyelerinin hepsini düşünmek lazım. Kömür vereceksiniz, yiyecek
vereceksiniz, çocuğuna ayakkabı alacaksınız, bunların hiçbir mahzuru yok.
Gücünüz yeterse ona konut yapacaksınız, bakın şimdi bu programlarımız da var.
Bunlar sosyal devletin gereğidir, dünyanın her yerinde bunlar yapılıyor.
Dolayısıyla, bunları tabii karşılamak gerektiği kanaatindeyim. Sorularınız için de çok
teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Bakan. OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın
Başkanım, Sayın Milletvekilimin gündeme getirdiği konuyu Sayın Bakan kendince
çarpıtarak ifade etmiştir. Dolayısıyla, bunun açıklığa kavuşturulması lazım.
Kimse yapılan yardımları eleştirmiyor, Sayın Bakan yanlış yerden göstermesin.
Sayın Milletvekilimize lütfedin -süre de var- o konuda… BAŞKAN – Bir dakika size süre
verelim, açıklayınız lütfen, yanlış anlaşmaya yol açmayın. Buyurun. ŞENOL BAL (İzmir) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan, tabii ki, biz
sosyal devletin ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Sanki bugüne kadar fakir
insanımıza, yoksul insanımıza sadece altı yıldır AKP İktidarının yardım
yaptığını ifade edip duruyorsunuz. Bizim burada itirazımız, yoksul sayısının
her geçen gün artmış olması, yani yoksul sayısını… Daha Beşinci Aile Şûrası’nda
Sayın Başbakan, geçen yıl 1 milyon 300 bin kişiye kömür verirken bu yıl 2
milyon 100 bin kişiye kömür vereceğini kendi ağzıyla ifade ediyor. Sayının
arttığını düşünüp biraz düşünmenizi sağlamaya çalışıyoruz konuşmalarımızda,
yoksa sosyal devlet tabii ki yoksulunu koruyacak. Sanki sadece bu altı yıl
boyunca AKP İktidarı yoksullara bunları veriyor. Hayır
efendim, öyle değil. Oya tahvile yönelik yardımlarınızın ne olduğunu artık bu
yüce millet de biliyor. Bunu anlatmaya çalışıyoruz, bunu size duyurmaya
çalışıyoruz, bunu milletimize duyurmaya çalışıyoruz. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Bal. Şimdi, 1’inci madde üzerinde
iki önerge vardır. Bu iki önergeden bir tanesini işleme alamıyoruz. Neden
alamayacağımızı da şöyle açıklayayım sayın milletvekilleri: Mersin Milletvekili
Sayın Mehmet Şandır ve arkadaşları tarafından, uluslararası düzeyde görev ifa
eden Kızılay Genel Merkezi Yönetim Kurulu üyelerine görevleri süresince kırmızı
pasaport verilmesine dair bir önerge verilmiş. Ancak, bildiğiniz üzere, hususi
damgalı pasaportların kimlere verilebileceği 5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun
14’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Verilmiş olan önerge, esas olarak Pasaport
Kanunu’nda değişiklik
öngördüğünden, İç Tüzük’ün 87’nci maddesi gereğince işleme
konulmamıştır. Bilgilerinize sunarız. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan 283 sıra
sayılı yasa teklifinin birinci maddesi Anayasaya aykırı olduğundan teklif
metninden çıkarılmasını arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon önergeye
katılıyor mu? İÇİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI
TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet?
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Katılmıyoruz Değerli Başkanım. BAŞKAN – Sayın Genç,
buyurunuz efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bu getirilen 1’inci maddenin Anayasa’ya aykırı olduğu yolunda
bir önerge verdim. Bunu savunmak için söz aldım, hepinize saygılar sunuyorum. Aslında, tabii, bu önergeyi
verdiğim zaman, AKP, benim burada bir kanunla ilgili olarak verdiğim
önergelerde konuşmamam için komisyonu topladılar oraya ve işte önergelerimize
katıldılar. Tabii, sırf benim önümü böyle kesmesinler diye, ben de Anayasa’ya
aykırılık önergesini verdim. Çünkü, Anayasa’ya
aykırılık önergesine katıldıkları takdirde, o zaman o kanun tümüyle düşüyor.
Yani tabii, siz bize karşı hile düşünürseniz bizde hileye karşı çare bulma,
çare alma durumu bitmez. Şimdi, değerli
milletvekilleri, tabii, Kızılay, hakikaten ülkemizin gözbebeği, zor günde
vatandaşın imdadına yetişen, uzun zaman hayırsever insanların bağışta bulunduğu
çok saygıdeğer bir kurumdur. Bu saygıdeğer kurum, maalesef, zaman zaman siyasi iktidarların siyasi amaçları uğruna
kullanılması nedeniyle insanlarımızın bu güzel, yardımsever duygularını bu
kuruma yapma konusundaki isteklerine darbe vurdu. Ama AKP iktidara geldikten
sonra, bu, haddini aştı. Hele yani o Kızılayda kaç
tane kongre yaptılar yönetimi yönetimden almak için. Yani bu hayır kurumlarını
dahi bırakmadılar ki, kendi başına çalışsın, vatandaşın en güzel duygusu olan
yardımsever duyguları nedeniyle bu kuruma yaptıkları bağışların işte, hiç
olmazsa ihtiyaç sahibi insanlara iletilmesi konusunda. Şimdi, biraz önce, tabii, Hükûmet sırasında oturan Bakan diyor ki: “Efendim, biz
kömür veriyoruz da karşı çıkıyorsunuz.” Yahu kardeşim, kimse senin fakir
fukaraya yaptığın, yani fakir fukaraya yardıma karşı çıkmıyor. Bunu istismar
ediyorsunuz. Bunu çıkıp da Tayyip Erdoğan diyor ki: “Bu millet onurlu insandır,
oyunu kömüre satar mı?” E, satmaz. Yani, ama onurlu insan satmaz da en büyük
onursuzluk, o insanların oyunu almak için ekonomik güç kullanan insanların
davranış biçiminden doğmaktadır. Yoksa, biz de tabii
ki fakir insanlara Anayasa’mızın 2’nci maddesinde belirtilen sosyal amaca uygun
genel bir düzenleme yaparak… Bu insanlarımıza böyle hareket etmemiz lazım. En büyük
şeyi, bir Deniz Feneri. Yani Almanya’da bir Deniz
Feneri Derneği kuruldu. Şimdi, burada, o yurdundan kopmuş, gitmiş; yıllarca
Almanya’da çalıştılar, büyük sıkıntılar içinde çalıştılar, yemediler,
içmediler, paralarını biriktirdiler ama maalesef özellikle Selamet Partisi,
Refah Partisi zamanında ve sonra da AKP zamanında gidildi, bu insanlardan Deniz
Fenerine para toplandı. Bu paralar nereye harcandı? İşte Alman mahkemesi
belirtiyor, diyor ki: “Kardeşim, bunlar siyasi amaçla toplandı ve bunun esas failleri
de Türkiye'dedir.” Kimdir? “Hükûmet partisinin,
AKP’nin içinde.” diyor. Şimdi, yani, bu kadar, insanların bağış yapma,
hayırsever insanların hayır işleme duygularına karşı bu Deniz Feneri o kadar
büyük bir darbe vurdu ki… Orada gittiler o insanların o güzel duygularını
istismar ettiler ve büyük bir para topladılar yani aşağı yukarı 45-50 milyon euro toplandı. Bunun büyük bir kısmı Türkiye'ye geldi. O
hâlde Deniz Fenerinin Türkiye'de bir bağlantısı var. İşte orada “Kimse Yok Mu”
diye bir dernek daha var. Şimdi, orada mahkûm oldu.
Buradakiler kendilerine bu dokunduğu için onu, bu derneğin Türkiye'deki
yaptıkları suistimalleri hâlâ soruşturmuyorlar. E,
şimdi ben Ergenekon Savcısına soruyorum: Bakın, en büyük çete bu Deniz
Fenerinde var, hadi onu da alsana! Alamaz çünkü siyasi iktidara ucu dokunuyor. AYHAN YILMAZ (Ordu) –
Gerekirse alır canım! KAMER GENÇ (Devamla) – Alsın
işte, buyurun aldıralım. AYHAN YILMAZ (Ordu) – Senin
demenle olmaz o! KAMER GENÇ (Devamla) – Ben
diyorum ki: Kardeşim, bu Deniz Fenerinden gelen paranın büyük… Yani 10 milyon euronun üzerinde para geldi. E, geldiği kişi belli. İşte,
RTÜK Başkanının hâlâ hakkında soruşturma açmadınız. Niye açmadınız? Çünkü
buraya kanunu getirdiniz, RTÜK Başkanı hakkında soruşturma açma iznini
Başbakanın iznine bıraktınız. Ee Başbakan, bu Deniz
Fenerinden gelen paralarla… Çok yakından bilen kişi. Niye bilen kişi? Tayyip
Bey ile işte Zekeriya Karaman dünür, çocukları bacanak. Şimdi, o gemiler
alındı. AKİF AKKUŞ (Mersin) –
Gemicik, gemicik! KAMER GENÇ (Devamla) – O
gemiler hangi parayla alındı? Yahu, arkadaşlar, biz istiyoruz. Yahu, bu gemiler
hangi parayla alındı? Allah’ınızı severseniz, çıkın söyleyin de biz de bir daha
bu kelimeyi burada söylemeyelim yahu! Yani, dilimizde tüy bitti. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi
tamamlayınız Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) – Yani
bu şeyden gelen, Deniz Fenerinden, yurt dışından gelen bu 13 mü, 14 milyon euroyla Türkiye’de gemi alındı mı alınmadı mı? Mesela,
Tayyip Bey’in çocuklarının kaç tane gemisi var? Bunu öğrenmek istiyoruz yahu!
Yahu, devleti yöneten insanların önemli bir şeyi var. Şimdi, efendim, Abdullah Gül
bu Deniz Feneri olayı çıktıktan sonra çıktı, beyanat verdi: “Aman ha! Ey
hayırsever vatandaşlar, bu olaydan dolayı sakın siz şey edip de bu Deniz
Fenerine bağışta bulunmayı kesmeyin.” dedi. Böyle bir şey olur mu? Evvela, sen,
vatandaşın hayırsever duygularını istismar ederek topladığın paraları getirip
kendine özel servet aracı yaparsan… EYÜP AYAR (Kocaeli) – Sen
hayatında 1 kuruş yardım ettin mi? Samimi ol! KAMER GENÇ (Devamla) –
…vatandaş o kadar şey mi yani? Vatandaş da o kadar, yani bu konuları bilmiyor
mu? EYÜP AYAR (Kocaeli) – Sen
hayatında 1 kuruş yardım ettin mi? KAMER GENÇ (Devamla) – İşte,
burada, AKP’nin iktidara gelmesiyle maalesef bu insanların hayırsever duyguları
istismar edildi ve… EYÜP AYAR (Kocaeli) – Bu
yaptığın da bir istismar! KAMER GENÇ (Devamla) – …bu
hayırsever düşüncelere dayanarak yapılan bağışları maalesef kendi ceplerine
aktardılar; bu, bizi üzen bir şey. Bu Dernekler Kanunu’na
getirilen şey de bana göre Anayasa’nın 33’üncü maddesine aykırıdır. Saygılar sunuyor, karar yeter
sayısı da istiyorum Sayın Başkan. SELAMİ UZUN (Sivas) –
İstemesen olmaz! BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Genç. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. 1’inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… KAMER GENÇ (Tunceli) –
Efendim, önerge reddedildi mi kabul edildi mi? BAŞKAN – Kabul edilmemiştir. KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama
karar yeter sayısı yok. BAŞKAN – Var. Madde oylamasına geçtik
efendim. 1’inci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir. 2’nci maddeyi okutuyorum: MADDE 2- Bu Kanun yayımı
tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Ali Arslan.
Buyurunuz Sayın Arslan. CHP GRUBU ADINA ALİ ARSLAN
(Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan
5253 sayılı Dernekler Kanununun 27’nci Maddesinde Kızılay ile İlgili Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu Raporu üzerine Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce yüce
Meclisi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım,
Kızılay, yüz kırk yılı aşkın çok köklü tarihî geçmişi olan, hepimizin onur
duyduğu, hepimizin çok sevdiği, gözümüz gibi koruduğumuz, küçücük yaşlarda
harçlıklarımızdan üçer beşer kuruş yardım ederek bize yardım etme erdemini
kavratmış, öğretmiş göz bebeğimiz bir kurum. Savaş anında, doğal afetlerde, depremde,
selde ilk yanımızda gördüğümüz, hemen yanı başımızda gördüğümüz çok anlamlı,
değerli bir kurumumuz. Sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde
insanların yardıma muhtaç olduğu dönemlerde ilk göreve koşan Uluslararası
Kızılhaç Örgütüyle bütünleşmiş, Sudan’da, Endonezya’da, daha işte dün Gazze’de oradaki mazlum insanların, yardıma muhtaç
insanların yardımına ilk koşmuş, gerçekten hepimizin çok sevdiği, özünde
benimsediğimiz bir derneğimiz. Tabii, bu derneğin, böylesine önemli bir
derneğin önemli özelliklerinden bir tanesi de siyasetin dışında olması,
partiler üstü olması, bağımsız olması, bütün toplumu kapsayıcı, kucaklayıcı
olması. Kızılay bunu elinden geldiğince AKP iktidara gelene kadar başarmaya
çalışıyordu. Ama son yıllarda, maalesef eleştirirken bizim bile içimizin
sızladığı Kızılay Derneği, akla hayale gelmeyen, bugün burada eleştirmek
durumunda olduğumuz bir dernek hâline geldi. Değerli arkadaşlarım, bu
değişiklik ihtiyacı nereden kaynaklandı? 2004 yılında Dernekler Yasası’nda bir
değişiklik yaptınız, ki bilerek midir bilmeyerek mi
ama 2004 yılından beri yandaş yardım kuruluşlarının gelişimine baktığımızda
bence bilerek yaptınız o değişikliği, Kızılayın elini
ayağını bağladınız, örgütlenme konusunda, ekonomik gelişme konusunda elini ayağını
bağladınız ve yandaş yardım kuruluşlarının önünü açtınız. Ancak görüldü ki
artık Kızılay hareket edemez hâle geldi, örgütlenmesinde büyük sıkıntılar var,
ekonomik gelişmesinde büyük sıkıntılar var. Bugün, örgütlenmesiyle ilgili
sıkıntılarını bu değişiklikle çözmüş olacağız. Ancak, Kızılayın
tek sorunu bu değil. Dediğim gibi, dünyada benzeri başka yardım kuruluşlarının
birçok hakları var, muafiyetleri var. Gelirlerini artırma konusunda o ülkeler,
kendi ülkelerindeki yardım kuruluşlarına büyük haklar veriyor. Kızılayın da sanıyorum böyle bir çalışması var. Keşke o
çalışma da bu çalışmayla beraber yan yana götürülseydi, Kızılayın
problemlerini bir an önce çözmüş olacaktık. Değerli arkadaşlarım, benden
önceki konuşmacı arkadaşlarım dile getirmeye çalıştı. Bildiğiniz gibi
geçtiğimiz yıllarda hepimizi endişelendiren, üzen bir olay yaşadık Kızılayda: O zamanki rakamıyla 54 milyar liralık, işte
bugün 54 bin liralık, Başbakana nişan. Ee, siz
bağışlarla insanlara hizmet götürmeye çalışacaksınız, sonra da 54 bin liralık
nişan vereceksiniz. Olacak iş değil, insanın aklı almıyor. Bakın, iki gün önce Kızılayın bir yöneticisi Komisyonda bir açıklama yaptı, “Gazze’ye giden ilk yardım kuruluşu ve tek yardım kuruluşu
Türkiye’den biziz.” dedi. Kızılayın görevlisi bunu
söyledi, iki saat sonra, sizin kanatlarınız altında gelişen başka bir yardım
kuruluşu cep telefonlarımıza mesaj gönderdi “İki tane hastane kurduk.” diye.
Arkadaşlar, birisi yalan, hangisi yalan? Kızılayın
yöneticisi mi yalan söylüyor, yoksa -bize gelen o- sizin kanatlarınızın altında
olan yardım kuruluşu mu yalan söylüyor? Kızılay idaresi diyor ki: İlk ve tek
yardım kuruluşu biziz. Öbürü diyor ki: Biz iki tane hastaneyi kurduk bile.
Bunun burada düzeltilmesi gerekiyor. Değerli arkadaşlarım, bakın, Gazze’de bir insanlık dramı yaşanıyor. Gerçekten, hepimizi
üzen, suçsuz, masum çocukların öldüğü -insafsız bir savaş da diyemeyeceğim,
savaş en azından iki taraflı olur- insanlık dışı bir vahşet yaşanıyor. Değerli
arkadaşlarım, nefretle kınıyoruz tabii. Ama bakın, oradaki insanlara
ilk yardıma koştuğunu iddia eden Kızılay başka bir insan hakkı konusunda da
kendi çalışanlarını mağdur ediyor. Nedir? Sendikalaşma da biliyorsunuz çok
önemli bir insan hakkıdır. Her çalışanın sendikalaşma özgürlüğü var. Bundan
kısa bir süre önce Kızılay DİSK’e bağlı bir sendikada sendikalaştıkları için 15
çalışanını işten attı. Değerli arkadaşlarım, bu da bir insan hakları ihlali. Eğer
çalışanlarınız kendi sosyal haklarını geliştirmek için sendikalaşıyor da siz
onları işten atıyorsanız sizin Gazze’ye yaptığınız
yardımın hiçbir anlamı yok. Bakın, bu insanlar Kızılayın
kendi hemşirelik okullarında okumuş, yatılı okumuş, gerçekten, nerede ihtiyaç
varsa, depremde, savaşlarda, Kızılayın görev
gösterdiği her yere koşmuş insanlar. 15 çalışanımız, 2006 yılında sözleşmeli oluyorlar, sonra da
en doğal, anayasal haklarını kullanıp sendikaya üye oluyorlar. Sırf bu nedenle,
sendikalı oldukları için, önce, daha kan merkezinin olmadığı illere tayin
ediliyorlar ve üç gün içinde göreve başlamaları söyleniyor; itiraz ediyorlar,
bu sefer de iş akitlerine son veriliyor. Değerli arkadaşlarım, bunun
bir an önce düzeltilmesi gerek. Bu, Kızılaya
yakışmıyor. İnsani yardımı kendine ilke edinmiş Kızılaya
bu yakışmıyor. Bakın, bu çalışanların
çocuklarından birinin bir ifadesi var, annesinin iş akdine son verildikten
sonra diyor ki: “Anneciğim, artık, annesi-babası olmayan çocuklara kim
bakacak?” Yani bu insanlar, Kızılaycılığı, yardımseverliği, yardıma koşmayı o
kadar çok benimsemişler ki, kendi çocukları da aynı anneleri gibi
yardımseverlik konusunda gerçekten iliklerine işlemiş. Siz ne yapıyorsunuz?
Sendikalısın sen kardeşim -ki yöneticilerin ifadeleri var, o nedenle sizi
atıyoruz diye- iş akdine son verdi. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Ben, Kızılay gibi gerçekten
hepimizin çok sevdiği, benimsediği, Kızılay gibi bir kurumumuz olduğu için onur
duyduğumuz bir derneği eleştirirken içim sızlıyor, ama maalesef gerçekler de
bunlar. Bu konudaki yanlışlıkların düzeltilmesini umarak bu yasayı desteklediğimizi
belirtiyorum. Hepinize iyi akşamlar
diliyor, saygılar, sevgiler sunuyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Arslan. Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz… MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz 283
sıra sayılı yasanın 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım. Değerli arkadaşlar, biraz
önce görüşmüş olduğumuz Tapu Kanunu’nda hem milletvekilleri hem de asiller
gerçekten ilgi göstermişti. Gördüğümüz kadarıyla, bu Tapu Kanunu görüşülürken,
biz dışarıda bulunurken telefonlarımız sürekli çalmakta ve Çanakkale’nin birçok
ilçesinden ve köyünden telefonlar gelmekteydi bize. Tabii, Kızılay kanununa
geçilmesiyle birlikte vekillerin Meclisi, asillerin de Meclis TV’yi terk
ettiklerini öğrendik. Dolayısıyla, Kızılay kanununu da biz bize görüşüyoruz,
böyle bir durumla da karşı karşıyayız. Gerçekten herkes kendine yarayan
kanunları takip ediyor, vekiller de herhâlde öyle, biz de burada kalanlarla
görüşeceğiz. Ama tabii, yüz kırk yıllık geçmişi olan ata
yadigârı Kızılayımızı ilgilendiren alan 70 milyon
Türk milleti olduğu gibi, belki de dünya coğrafyasında elini uzatmış birçok
insana da yardım götüren, yardım akıtan bir kuruluş olarak, dünya
coğrafyasındaki birçok insanı da ilgilendiren bir kuruluş olarak bugün Kızılayı konuşmak ve Kızılayla
ilgili de duygu ve düşüncelerimizi Mecliste paylaşma fırsatı bulduk. İnanıyorum
bu paylaşma fırsatımızdan Hükûmetimiz, ilgililer
gerekli duyarlılığı gösterir, bu konuda gerekli mevzuat değişikliğini de
yaparlar. Tabii tarihî bir misyonu omuzlarında taşıyan Türk Kızılayının
misyonu ise toplumun güç ve kaynaklarını harekete geçirerek her koşulda, her
yerde ve zamanda hiçbir ayrım yapmaksızın korumasız insanlara yardım ederek her
ne sebeple ortaya çıkarsa çıksın insan ıstırabını dindirmek ve insanlar
arasındaki karşılıklı anlayışı, dostluğu, saygıyı, barışı ve iş birliğini
geliştirmek için ve insan onurunu korumak için yola çıkmış yüz kırk yıllık
büyük bir çınar olarak ecdat yadigârı bir dernektir. “Kızılay” ismini de Ulu Önder
Atatürk’ün vermesiyle birlikte daha büyük bir anlam kazanan Kızılay, gerçekten
Dernekler Kanunu’nun içine sıkıştırılacak, Dernekler Kanunu’yla yönetilebilecek
ve Dernekler Kanunu’nun içinde de uluslararası düzeyde bir faaliyet
gösterebilecek konumda değildir. Bugün farklı derneklere farklı imtiyazlar
tanınırken, Kızılaya böyle bir imtiyaz tanınmaması ve
daha dar alanda görev yapması gerçekten manidardır. Özellikle
Kızılay, bizim, hilalli bayrağıyla dünya coğrafyasının her yanında Türk-İslam
âlemini gerçekten gururla temsil eden, göğsümüzü kabartan, savaşlarda, savaş
dışında da, dünya coğrafyasının her noktasında deprem ve felaketlerde insan
ıstırabını dindirmek ve insanlığa sıcak bir el, sıcak bir kucak, bir yardım eli
noktasında her köşeye uzanmaya çalışan gerçekten Türk milletini onurla, gururla
temsil eden bir derneğimizdir. İşte bu dernek, Genel Müdürlük noktasında
teşkilatlandırılmış -beldelere kadar şubesi olan, ilçelere kadar şubesi olan-
yedi yüz civarında şubesi ve 1,5 milyon civarındaki gönüllü üyesiyle,
gerçekten, Türkiye'nin ve de dünyanın en önemli sivil toplum kuruluşlarından
biri olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte, böyle bir yapılanmanın, böyle bir
hacimli kuruluşun ve böyle bir teşkilatın bir Dernekler Yasası’yla idare
edilmesi mümkün değildir. Mutlaka, mevzuatımızla, Kızılayı ayrı bir yere kurarak, Kızılay, uluslararası
düzeydeki yardım çalışmalarında mutlaka daha hareketli, daha aktif, daha hızlı
olmalı ve bizim de itibarımızı yükseltecek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin
prestijine prestij katacak bazı aksiyonları da yerine
getirmelidir. Özellikle seçimle gelen ve 11 kişiden oluşan Kızılay Genel Merkez
Yönetim Kurulu üyelerine yeşil pasaport veya kırmızı pasaport gibi… Hem onlara
bir itibar kazandırabilecek hem de dünya coğrafyasında hızlı hareket
edebilecek, kapılarda giriş ve çıkışlarda gerçekten yardımı en hızlı bir
şekilde ulaştırabilecek bir düzenlemenin mutlaka gerektiğine inanıyorum. Özellikle Kızılayımızın,
bugün, gerçekten, hem alımlarında hem satımlarında ÖTV ve KDV noktasında, hayır
noktasında vergi alınmaması gerekir. Mutlaka bu KDV ve ÖTV konusunda da
düzenleme yapılarak, ÖTV’nin ve KDV’nin Kızılay
işlemlerinden çıkarılması elzemdir diye düşünüyoruz. Kızılayın
faaliyetlerine baktığımızda, Kızılayın, kaynak suyu,
maden suyu, okulları, hastaneleri, kan merkezleri, dükkânları, iş merkezleri ve
birçok il ve ilçede de gayrimenkulleri, tarlaları, arsaları var. Gerçekten çok
büyük bir hinterlanda hizmet eden ve bu gayrimenkulleri, bu sistemi
yönetebilecek bir kanuni düzenlemenin de gerekli olduğunu, bu kaynakların da en
rantabl bir şekilde yönetimi anlayışının Kızılay
teşkilatına kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun, mutlaka üzerinde
durulması ve irdelenmesi gereken bir konu olduğunu da buradan hatırlatmak
istiyorum. Özellikle, tabii, dünya
coğrafyası içinde, Endonezya’dan Afrika’ya, Kafkaslardan Balkanlara kadar çok
önemli bir görevi ifa eden Kızılayı geçen gün Bolu
Dağı’nda on bir saat mahsur kalan yolculara yolda yardım elini uzatırken
gördük, işte erzak, benzin ve mazot yardımı yapıyordu. Bakıyoruz, Filistin’deki
o çocuklara, o insanlara yardım elini uzatmak için kapılarda günlerce bekleyen
bir Kızılay var. Endonezya’da yine Kızılay var. Her felaketin, her savaşın
kenarında bir Kızılay çadırı, yanındaki hilalli bayrağıyla Türk milletini ve
Kızılhaç karşısında da İslam âleminin misyonunu
yüklenen bir Kızılayımız var. Bu mutlaka ele alınmalı
ve ayrı bir şekilde değerlendirilmeli diye düşünüyorum. Gerçekten arkadaşlarımız
burada Kızılayla ilgili duygu, düşüncelerini dile
getirdi, Kızılayda olabilecek, olmuş olanları dile
getirdi ama yüz kırk yıllık ata yadigârı ve bizim de emanetimiz olan, daha nice
yüzyıllar boyunca insana ve insanlığa hizmet etmeyi misyon
ve amaç edinmiş bu kuruluşumuzun mutlaka günümüz şartlarında revize edilmesi
gerekir ve bizleri de en iyi şekilde dünya coğrafyasında temsil ederken de Kızılayımıza hem aksiyonel bir
hareket hem de daha işlerlik kazandırılmasının, bu, bizim Meclis olarak da, hükûmet olarak da görevimiz olduğunu düşünüyorum. Gerçekten
Kızılayımızda görev yapan insanlar fahri bir görev
yapmaktadır, hem bu insanlarımıza, Yönetim Kurulu üyelerine hem de şubelerine
kadar, beldelerdeki şubelere kadar fahri görev yapan, hiçbir karşılık
beklemeyen bu insanlara ben teşekkür ediyorum. Türk milleti olarak da burada Kızılaya sahip çıkmamız ve Kızılayın
hem kaynaklarına hem de işlerine sahip çıkarak Kızılayı
yüceltmemiz gerektiğine ve bu mirasa da en iyi şekilde layık olmamız gerektiğine
inanıyorum. Özellikle farklı kurumların, farklı derneklerin farklı imtiyazlarla
para topladığı veya yardım noktasında bunlar mercek altına alınarak Kızılayın ön plana çıkarılması, bazı kuruluşların da kendi misyonları dışına çıkarak farklı işlere girdiği noktadan
itibaren bunların faaliyetlerini kısıtlama hatta yasaklama getirilerek Kızılay
gibi devlet eliyle kontrol edilen bu derneklere öncülük ve hız verilmesi
gerektiğini buradan ifade etmek istiyorum ve bu vesileyle sözlerime son
verirken buradan Türk milletine Kızılayımıza sahip
çıkın diyorum. Bugün Makedonya’da Kurban
Bayramı’nda fakirlere elini uzatan, kavurma dağıtan, orada kurban kesen Kızılay
Yönetim Kurulu üyelerimiz var. Kafkaslarda Kızılayı
görüyoruz, Endonezya’da görüyoruz, Filistin’de görüyoruz. Gerçekten çok fahri,
manevi değeri yüksek bir görev ifa ediyorlar. Onların yanında olmamız lazım,
onları desteklememiz lazım. Ve ben bu duygu, düşüncelerle
buradan bir kişiyi de yâd etmeden geçemeyeceğim. Değerli
sanatçımız, milletvekili olmadan önce de Kızılay Yönetim Kurulu üyeliği yapmış,
Kızılay Yönetim Kurulu üyesiyken mevzuat gereği istifa etmek zorunda kalan,
daha sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altına bizlerle birlikte
milletvekili olarak giren, daha sonra amansız bir hastalık sonucunda hastalığa
yenilen ve yine Meclis çatısı altında aramızdan ayrılan değerli milletvekilimiz
ve çok değerli sanatçımız ve arkadaşımız Osman Yağmurdereli’yi
de Kızılay yönetimindeki hizmetlerinden dolayı burada yâd etmeden geçmek
istemiyorum. (Alkışlar) (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) MUSTAFA KEMAL CENGİZ
(Devamla) - Ve bu vesileyle de bu değerli sanatçımız, eski vekil arkadaşımıza Kızılaya vermiş olduğu hizmetlerinden dolayı da burada yüce
Meclis adına teşekkür ediyorum. Toprağı bol olsun, mekânı cennet olsun diyorum.
Kızılaya emeği geçen, ahirete
intikal etmiş diğer insanlara da burada rahmet diliyor ve yâd ediyorum, emeği
geçenlere teşekkür ediyorum ve haftanın bu son dakikalarında da yüce Meclise,
değerli vekil arkadaşlara iyi tatiller diliyorum, saygılar sunuyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Cengiz. Şahıslar adına söz yok. Soru-cevap sistemine 3
arkadaşımız girmiş: Sayın Ural, Sayın Taner, Sayın Serdaroğlu.
Buyurunuz Sayın Ural. KADİR URAL (Mersin) –
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Bakanım, Kızılay, son
dönemlerde İsrail’in Filistinlilere yapmış olduğu saldırı sonucunda çok kötü
durumlara düşen insanlara ne gibi yardımlar yapmıştır? Nakdî ve ayni
yardımların miktarı belli midir? İkinci sorum: Vatandaşımızın
bilgisi olması manasında soruyorum, Kızılaya yapılan
yardımlar vergiden düşülebiliyor mu? Düşülmüyorsa böyle bir kanun hazırlamayı
düşünür müsünüz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Ural. Sayın Taner… RECEP TANER (Aydın) – Sayın
Bakan, Hükûmetiniz döneminde yandaş yardım
kuruluşlarına sağladığınız avantaj ve destekler ile Türk Kızılayına
sağladığınız avantajları kıyaslayabilir misiniz? Bir ikinci sorum da: Gazze için Kızılayımız,
Başbakanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi, değişik kuruluşlar yardım toplarken,
okullarda okul aile birlikleri vasıtasıyla toplanan yardımı mantıklı buluyor
musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın
Taner. Sayın Serdaroğlu… MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu)
– Sayın Başkanım, teşekkür ederim. Sayın Bakanım, Kızılaya bağlı dispanserlerin eskisi kadar etkili sağlık
hizmeti vermediğini hep beraber görmekteyiz; az evvel bir değerli arkadaşımız
da bunu ifade etmeye çalıştılar. Bununla beraber, devlet hastanelerimizde de
doktor yetersizliğinden dolayı hizmetler aksamaktadır. Özellikle Anadolu’daki
devlet hastanelerinde doktor sayıları azalmıştır. Geçmiş dönemde, 2001, 2002
yıllarında heyet raporu veren Kastamonu ili Taşköprü ilçesindeki devlet
hastanesinde bugün 1 uzman ve birkaç tane pratisyen doktor vardır. Aynı durum
yine Bolu Devlet Hastanesinde ve aynı durum Kastamonu Tosya ilçemizdeki devlet
hastanesinde de geçerlidir. Bu hastanelerimize ilave doktor vermeyi düşünüyor
musunuz? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Serdaroğlu. Buyurunuz Sayın Bakan. SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Değerli Başkanım, teşekkür ediyorum. Kızılayın Gazze’ye yaptığı nakdî ve ayni yardımların şu anda takdir
edersiniz ki bende rakamları yok. Bunları, inşallah, yazılı olarak iletelim.
Ancak şunu ifade etmek isterim: Aslında, daha önceki birçok afette olduğu gibi
ama özellikle bu son Gazze’ye yapılan saldırıda da
Türk Kızılayı, TİKA, Sağlık Bakanlığı, Başbakanlık
koordinasyonunda bütün bu işleri birlikte yürütüyoruz. Daha saldırının ilk
gününden itibaren koordinasyon içerisinde çalıştık, çalışmaya da devam
ediyoruz. Tabii, Dışişlerimiz de yardımların yerine ulaştırılması için bu
konuya destek veriyor. Üzülerek ifade etmek isterim ki gerek İsrail tarafının
gerekse Mısır tarafının bu hususta çok büyük bir desteği olmamıştır. Günlerce,
gönderdiğimiz yardımlar kapılarda bekletilmiştir. Tıbbi yardım olarak Sağlık
Bakanlığı tarafından bir uçak vasıtasıyla gönderdiğimiz yardımları ancak Dünya
Sağlık Örgütüyle iş birliği hâlinde, Dünya Sağlık Örgütünün de biraz konunun
üzerinde ısrarla durması neticesinde günler sonra yerine ulaştırabildik. Yaralı
alma konusunda da aynı sıkıntıyı yaşıyoruz. Şu anda 20 yaralı ve 20
refakatçisini birlikte taşıyabilecek şekilde bir uçağımız günlerdir hazır. Ama
biliyorsunuz sadece 10 yaralı getirebildik. Dolayısıyla, buradaki ana sorun bir
açık hava hapishanesi hâline getirilmiş ve kendisine ambargo uygulanan, bir
taraftan ciddi bir zulme uğrarken bir taraftan da bu ambargonun uygulandığı Gazze’ye ulaşma sorunudur. Yani yardım ulaştırma konusunda,
yardım teşkil etme konusunda bir problem gerçekten yok. Okullarda yardım toplanması
konusunu söylediniz. Ben bunu çok makul buluyorum. Sonuç itibarıyla Türk halkı
çocuklarıyla, erişkiniyle bir defa bu acıyı yüreğinde hissetmektedir. Okullarda
da bu yardımın toplanması bence çok makuldür. Yani, dünyanın her yerindeki
afetlere ve sakıntılara buna benzer yardımlar yaparken Gazze’ye
niçin bu yardımı yapmayalım? Ben çok makul buluyorum. “Makul buluyor musunuz?”
diye sordunuz. Son derece makul bulduğumu ifade etmek isterim. Şu yandaş dernekler konusu,
değerli arkadaşlar… Yani bizim bir yandaş derneğimiz falan yok. Dernekler,
Türkiye’de Dernekler Kanunu’na göre iş ve işlemlerini yürütürler. Her türlü
denetlemeleri bu anlamda bu kanuna ve diğer ikincil mevzuata göre yapılır. Bir
meseleyi çok konuşunca yüce Meclis çatısı altında veya başka yerlerde, bunun,
haksız isnatların AK PARTİ’ye yapışacağı
düşünülüyorsa, yani halkımız bunu anlayacaktır, ben size söyleyeyim. Bizim
yandaş bir derneğimiz falan, böyle bir şeyimiz yok. Yani bunun böyle olduğunu
herkes de biliyor. Burada müsaadenizle, Kızılaya bazı
konuşmacıların, özellikle… Burada çünkü Kızılayı
savunacak hiç kimse de yok, yani Kızılayın temsilcisi
yok burada ama Kızılayla belki de Türkiye’de en yakın
çalışan kişilerden birisi benim. Şunu açıkça ifade etmek isterim ki, son birkaç
yıl içerisinde Türk Kızılayı çok büyük başarılara
imza atmıştır, gerek örgütlenme açısından gerek organizasyon açısından gerek
verdiği hizmetler açısından. Bakınız, Türkiye’de 250 bin civarında yılda kan
temin edebilirken Kızılay, 2008’de bu miktar 750 bin üniteye ulaştı. 2009’da
bunun 1 milyon üniteye ulaşmasını bekliyoruz ve birlikte mükemmel bir çalışma
uyumumuz var. Şunu da ifade edeyim ki, birtakım işçileri sırf sendikalı olduğu
için veya çalışanları -sağlık çalışanları- Kızılayın
işten çıkarmış olduğu düşüncesine de ben -tanıdığım Kızılay açısından
söylüyorum- katılmıyorum. Onların hukukunu da burada korumamız lazım. Hepinize çok teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Bakan. KADİR URAL (Mersin) –
Yardımlar vergiden düşülebiliyor mu Sayın Bakan? SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Kızılaya yapılan yardımlar, bildiğim
kadarıyla vergiden düşülmüyor. MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu)
– Kastamonu hastaneleriyle ilgili, Sayın Bakan… SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Gücümüz yettiği kadar Kastamonu’daki hastanelere doktor vermeye
devam edeceğiz Değerli Milletvekili. Doktor sayısındaki eksikliğin Türkiye’nin
bir sorunu olduğunu biliyoruz. Biz şunu yapmaya çalışıyoruz: Tamamen
hakkaniyetli bir biçimde oluşturduğumuz dağılım grafiklerine göre hekimleri,
Türkiye’deki hekim sayısını dengeli biçimde şehirlerimize, kasabalarımıza
dağıtıyoruz. Bu anlamda sizin uyarınızı da dikkate almaya gayret edeceğiz. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Akdağ. 2’nci maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir… 3’üncü maddeyi okutuyorum: MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini
Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN – 3’üncü madde
üzerinde söz yok. Bir soru var. Buyurunuz Sayın Taner. RECEP TANER (Aydın) – Sayın
Bakanım, bu Mecliste İsrail’i kınama yönünde bir gayret yapıldı ama o gayretten
maalesef netice çıkmadı. Gelin, madem İsrail’e, yapmış olduğu bu saldırıdan
dolayı Gazze’ye yardım konusunda Kızılaya
destek çıkacağız, Meclisten bir karar çıkaralım, bir 10 milyon TL, şu kanunun
içine bir madde koyalım, beraber destek çıkalım. Hükûmet
olarak da bu desteği hep beraber sağlayalım. Yani, bizim, orada Kızılayın yaptığı yardımları savunmayan kimse yok, herkes Kızılayın yaptığı yardımları savunuyor zaten. Burada
dediğimiz şey şu: Kızılayın vergi muafiyeti
olmamasına rağmen bazı yerlere verilen vergi muafiyetleri, Kızılaya
sağlanmayan bazı imkânların başka derneklere, yandaş dernek dediğimiz Deniz
Feneri gibi Cansuyu gibi derneklere sağlanmış olması.
Sayın Bakan, istiyorsanız hemen bir önerge hazırlayalım -bir 10 milyon TL’lik-
önergeyi sunalım Meclise. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Taner. Buyurunuz Sayın Bakan. SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ
(Erzurum) – Değerli milletvekilleri, Kızılayın kendi
vergi muafiyeti var, kamu yararına çalışan bir dernek olarak. Şimdi, bütün
bunlar takdir edersiniz ki kanunları ve kuralları çerçevesinde yapılıyor.
Kamuya yararlı bir dernek hükmünü, hüviyetini aldıktan sonra, herhangi bir
dernek, onun kendi vergileriyle ilgili bazı kolaylıklar var ama sizin sorunuz:
“Kızılaya yapılan yardımlar veya başka derneklere
yapılan yardımlar için bir vergi indirimi var mı?” Hiçbir dernek için böyle bir
vergi indirimi olduğunu ben bilmiyorum. Tekrar ifade ediyorum, lütfen, bu kabil
iddialarda veya suçlamalarda bulunurken objektif konuşmak lazım. Bakınız, ben
açıkça söylüyorum: AK PARTİ hükûmetleri; 58’incisi,
59’uncusu, 60’ıncısı bu şekilde hiçbir derneğe bir ilave imkân, kazanç vesaire sağlamamıştır,
bundan sonra da sağlamayacaktır. Bizim yandaş bir derneğimiz falan yoktur,
bundan sonra da yandaş bir derneğimiz falan olmayacaktır. Ama kamuya yararı
olan, kamuya yararı kabul edilen derneklere bugüne kadar ne yapılmışsa, bütün hükûmetler ne yapmışsa AK PARTİ hükûmetleri
de onları yapmıştır, bundan sonra da onları yapacaktır. Bu 10 milyonluk önerge nasıl
verilecek, nasıl olacak, bunu bilmiyorum ama şunu ifade edeyim, tekrar ifade
ediyorum: Gazze’ye yapılacak yardımlar konusunda,
tabii sadece bu saldırılar sonrasında değil, rehabilitasyon
için de çok ciddi paralara ihtiyaç olacaktır. Bir defa Hükûmetimizin
bu konuda hiçbir kısıtlaması yok, yani Sayın Başbakanımızın bize verdiği bir
talimat var. Sonuna kadar hangi imkânlar varsa bunları biz Hükûmet
olarak kullanıyoruz. Kuşkusuz Kızılay da kendi imkânlarını kullanıyor. Alakanıza teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz
Sayın Akdağ. 3’üncü maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Teklifin tümünü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Teklif kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır. Sayın milletvekilleri, sözlü
soru önergeleri ile
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 20 Ocak
2009 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati: 19.56 |
|