|
DÖNEM: 23 CİLT: 37 YASAMA YILI: 3 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 43’üncü
Birleşim 13 Ocak 2009 Salı İ Ç İ N D E K İ L
E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III.
- YOKLAMA IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları 1.- İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan’ın, 2009 bütçesinde tarımsal
destekleme ödeneklerinin kısılmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in
cevabı 2.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, 10 Ocak 2009’da
kutlanan tarımsal öğretimin 163’üncü yılına ilişkin gündem dışı konuşması ve
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı 3.- İstanbul
Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Ermeni
mağdurlarından özür dilenmesi kampanyasına ilişkin gündem dışı konuşması ve
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Tezkereler 1.- Başbakanın
önerisi üzerine, Devlet Bakanı sayısının 10’a çıkarılmasının onaylandığına ve
İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın Devlet Bakanlığına atandığına ilişkin
Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/657) 2.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Cezayir’e yapacağı resmî ziyarete
iştirak edecek heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen
milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/658) B) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 22 milletvekilinin, seçmen kütüklerinin sağlıklı
oluşturulmadığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/300) 2.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal ve 29 milletvekilinin, Beyoğlu Sütlüce’deki Karaağaç
Tekkesi’nin bulunduğu alanın kullanımı ve imar durumlarıyla ilgili iddiaların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301) 3.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal ve 26 milletvekilinin, erken yaşta evlilik konusunun
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302) C) Önergeler 1.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket
Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; 657 Sayılı Devlet
Memurları Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/294)
doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108) VI.-
ÖNERİLER A) Danışma Kurulu Önerileri 1.- Gündemdeki
sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 13 ve 20
Ocak 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların
görüşülmesinin ardından diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı
ve tekliflerinin görüşülmesine, 14 ve 21 Ocak 2009 Çarşamba günlerindeki
birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi VII.-
SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, ulusal Bor Araştırma
Enstitüsüne ve Eti Bor Genel Müdürlüğüne ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi (6/316) 2.- Karaman Milletvekili
Hasan Çalış’ın, kent aydınlatmasına ve elektrik
enerjisi tasarrufuna ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru
önergesi (6/338) 3.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, petrol kaçakçılığı kapsamında dağıtılan
ikramiyeye ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/341) ve İçişleri Bakanı
Beşir Atalay’ın cevabı 4.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, yurt dışı gezilerinin harcırahına ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/351) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın
cevabı 5.- Iğdır Milletvekili
Pervin Buldan’ın, faili meçhul cinayetlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/370)
ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 6.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir köydeki şiddet
olaylarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/414) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 7.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir siyasi partinin
basın açıklaması sırasında yaşanan olaylara ilişkin sözlü soru önergesi (6/419)
ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 8.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Gazipaşa’da kara nokta
olarak belirlenen kavşaklara ilişkin sözlü soru önergesi (6/425) ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 9.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, gıda bankacılığı
amacıyla kurulan derneklere ilişkin sözlü soru önergesi (6/429) ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 10.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Kepez Gülveren Mahallesinin şebeke suyunun kirliliği iddiasına
ilişkin sözlü soru önergesi (6/430) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 11.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Rum eserlerinin restorasyonuna
ilişkin sözlü soru önergesi (6/437) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 12.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
nüfusu ikibinin altında olan belediyelerin
kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/446) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 13.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’daki
ruhsatsız işyerlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/448) ve İçişleri Bakanı
Beşir Atalay’ın cevabı 14.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
bazı belediyelerin kapatılarak Malatya Belediyesi sınırları içine alınmasına
ilişkin sözlü soru önergesi (6/450) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 15.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Anayasa değişikliği
sırasında Meclis çevresinde görevlendirilen Emniyet personeline ilişkin sözlü
soru önergesi (6/468) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 16.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ordu İl Genel Meclisi Başkanı ile ilgili
iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/472) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 17.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, polislerin özlük haklarına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/502) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 18.- Adana
Milletvekili Muharrem Varlı’nın, İl Genel Meclisi
üyelerinin sosyal ve özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/504) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 19.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’teki bazı
belediyelerin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/506) ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 20.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
şehit ve gazi yakınlarının istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/523) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 21.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ankara’daki dilencilere ilişkin sözlü soru
önergesi (6/545) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 22.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış’ın, İstanbul Büyükşehir
Belediyesince bastırılan İstanbul Bültenine ilişkin sözlü soru önergesi (6/549)
ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 23.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Akseki İlçesinin su
sorununa ilişkin sözlü soru önergesi (6/552) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın
cevabı 24.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın, bazı belediye ve köylerin Çiftlik Belediyesine katılım
sürecine ilişkin sözlü soru önergesi (6/561) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın
cevabı 25.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, üniversite mezunlarından
polis alımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/572) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 26.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da bir
üstgeçitteki büfelerin kiralanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/574) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 27.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, eylemlere yapılan
müdahalelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/604) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı VIII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96) 2.- Tapu Kanunu
ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman
ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı:
218) IX.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, bir cinayetin ve bazı
faaliyetlerin soruşturulmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/5192) (Ek Cevap) 2.- Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, Nutuk hakkında
yaptığı bir konuşmaya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı
(7/5324) 3.- Konya Milletvekili
Atilla Kart’ın, adlî emanet paralarının değerlendirilmesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı
Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5368) 4.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, bir hâkim hakkında dava açılmasına ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/5452) 5.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, bazı milletvekillerinin yasama dokunulmazlığı
dosyalarına ilişkin sorusu ve
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5454) 6.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, işkenceyle mücadeleye
yönelik Birleşmiş Milletler İstanbul Protokolü standartlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı
Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5588) 7.- Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
Çerkezköy’e Adalet Sarayı yapımına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/5754) 8.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, seçmen kütüklerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı
Beşir Atalay’ın cevabı (7/5788) 9.- Batman
Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun
kullanımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5888) 10.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, bir TOKİ projesindeki yüklenici firmanın
yükümlülüklerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/5891) 11.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, İstanbul’da muhtaçlara yapılan yardımlara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5894) 12.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Karaburun
ilçesine su sağlayacak gölete ve sahildeki kirliliğe
ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/5910) 13.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonu’na ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5917) 14.- Manisa
Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Vakıflar Şube Müdürlüğünün kaldırılmasına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5918) 15.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, özelleştirme sonucu nakledilen atıl işçilere
ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
cevabı (7/5927) 16.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, engellilerin opera ve
tiyatro binalarından daha rahat yararlanmalarını sağlayacak düzenlemelere
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/5955) 17.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, izleme ölçümleriyle ilgili bir iddiaya ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/5970) 18.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir’in, Habur Sınır
Kapısı’ndaki yoğunluğa ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5972) 19.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, Cansuyu
kredisinden faydalanamayan işletmelere ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/5994) 20.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, kuvvet komutanlıkları bünyesinde yapılan golf
sahalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül’ün cevabı (7/6002) 21.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Kestel TOKİ konutlarına ilişkin Başbakandan
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6005) 22.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Arnavutköy TOKİ
konutlarındaki sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6016) 23.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, kamudaki zorunlu
özürlü istihdamına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/6021) 24.- Erzurum
Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Erzurum’da TOKİ’den ihale alan firmaların borçlarına ilişkin
Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in
cevabı (7/6024) 25.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’deki balık
çiftliklerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6056) 26.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, TRT’de bazı
kadroların iptal edilmesine, TRT Genel
Müdürlüğündeki bazı danışmanlara, İlişkin, soruları
ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/6069) , (7/6070) 27.- Sivas
Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, bir KDV Genel
Tebliğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
cevabı (7/6103) 28.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’daki esnafın
durumuna ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın
cevabı (7/6126) 29.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Habur
Sınır Kapısı’ndaki yoğunluğa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/6138) 30.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, sabit
gelirlilerin maaşlarının iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/6159) 31.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, 5. Dünya Su Forumu
organizasyonuna ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6168) I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.00’te açılarak beş oturum yaptı. Birinci, İkinci, Üçüncü Oturum Ankara
Milletvekili Zeynep Dağı, Nazım Hikmet Ran’ın Türk
vatandaşlığına geri dönmesine imkân veren Bakanlar Kurulu kararına, Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş, Ankara’da doğal gaz zehirlenmesi sonucu yaşamını
yitiren 7 gencimize, İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar. İzmir Milletvekili
Kamil Erdal Sipahi’nin, İzmir’in çevre ve su sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşmasına, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu
cevap verdi. Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Çamlı Barajı’yla ilgili bir açıklamada bulundu. Oturum Başkanı ve
TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, tüm
milletvekillerinin İç Tüzük’ün ve Anayasa’nın koyduğu kurallara uymak zorunda
olduğuna, kendisinin de Riyasette olduğu zaman son derece adil ve tarafsız
olmaya gayret ettiğine; milletvekillerinin nezaket kuralları dışına çıkmadan,
iyi niyetle görüşmeleri sürdürmesi gerektiğine ilişkin bir açıklamada bulundu. İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal ve 19 milletvekilinin, Bandırma açıklarında batan
gemi olayının araştırılması (10/297), Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 23 milletvekilinin, öğretmen atamalarındaki
haksızlık ve usülsüzlük iddialarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/298), Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat ve 24 milletvekilinin,
Maraş olaylarının araştırılması (10/299), Amacıyla birer
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası
geldiğinde yapılacağı açıklandı. Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’ın; Hindistan’a, Amerika Birleşik
Devletleri’ne, İsviçre’ye, Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın, İngiltere’ye, Yaptıkları resmî
ziyarete iştirak eden milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri kabul
edildi. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının; 1’inci sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96) görüşmeleri Komisyon
yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi. 2’nci sırasında
bulunan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu
Raporu’nun (1/526) (S. Sayısı: 218) tümü
üzerindeki görüşmeleri tamamlanarak, 1’inci maddesi üzerinde bir süre
görüşüldü.
Dördüncü, Beşinci Oturum Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının; 2’nci sırasında
bulunan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu
Raporu’nun (1/526) (S. Sayısı: 218) görüşmelerine devam edilerek, 2’nci
maddesine kadar kabul edildi, 2’nci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü. 13 Ocak 2009 Salı
günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.58’de son verildi.
No.: 46 II.-
GELEN KÂĞITLAR 9
Ocak 2009 Cuma Raporlar 1.- Markaların Korunması
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu
Raporu (1/663) (S. Sayısı: 319) (Dağıtma tarihi: 9.1.2009) (GÜNDEME) 2.-
Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına
İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat
Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve
6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu
ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün;
Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/664, 2/59, 2/261, 2/357,
2/370) (S. Sayısı: 320) (Dağıtma tarihi: 9.1.2009) (GÜNDEME) Sözlü Soru Önergeleri 1.- Gaziantep Milletvekili
Hasan Özdemir’in, Gaziantep’in rekabetçilik endeksindeki yerine ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1144) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 2.- Karaman Milletvekili
Hasan Çalış’ın, İŞKUR’a
yapılan başvurulara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1145) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 3.- Karaman Milletvekili
Hasan Çalış’ın, kamudaki tasarruf çalışmalarına
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1146) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) Yazılı Soru Önergeleri 1.- Adana Milletvekili Nevin
Gaye Erbatur’un, Paris Turizm Müşavirliği Ateşe
Yardımcılığına yapılan atamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/6240) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 2.- Aydın Milletvekili Mehmet
Fatih Atay’ın, BOTAŞ’ın teminat mektubu talebine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/6241) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 3.- Aydın Milletvekili Mehmet
Fatih Atay’ın, bir şirketin ihalelere fesat karıştırdığı iddialarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6242) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 4.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki yeşil kartlılara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6243) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008) 5.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, TOKİ’den ihale alan
bir şirketin Sarıkamış esnafını mağdur etmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/6244) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 6.- İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, seçmen kütüklerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6245) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 7.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, tutuklu sayısındaki artışa ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6246) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 8.- Diyarbakır Milletvekili
Selahattin Demirtaş’ın, cezaevlerinde yapıldığı iddia
edilen bazı uygulamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6247) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008) 9.- Adana Milletvekili
Muharrem Varlı’nın, Ceza İnfaz Kurumu personelinin
özlük haklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6248)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 10.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, Hac organizasyonunda yerli ürünlerin tercih edilmesine
ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Sait Yazıcıoğlu)
yazılı soru önergesi (7/6249) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 11.- Isparta Milletvekili
Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı
personelinin bazı sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Sait Yazıcıoğlu) yazılı soru önergesi (7/6250) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/12/2008) 12.- İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, BOTAŞ’ın sanayi kuruluşlarından teminat istemesine ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6251) (Başkanlığa geliş
tarihi: 20/12/2008) 13.- Hatay Milletvekili
Süleyman Turan Çirkin’in, EPDK’nın bazı işlemlerine
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6252)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 14.- Adana Milletvekili Nevin
Gaye Erbatur’un, Ankara’daki hava kirliliğine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6253) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 15.- Adıyaman Milletvekili
Şevket Köse’nin, Besni’deki bazı köy yollarının yapımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6254) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 16.- İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın, seçmen kütüğüne yazılan teröristlere ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/6255) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 17.- İstanbul Milletvekili
Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Karayolları Trafik Kanunu
Tasarısı taslağındaki bazı düzenlemelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6256) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008) 18.- İzmir Milletvekili Recai
Birgün’ün, İstanbul’daki kaçak kazı iddialarına
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6257) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/12/2008) 19.- Ankara Milletvekili
Tekin Bingöl’ün, Ankara’da sanat ve kültür hayatının geliştirilmesine ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6258) (Başkanlığa geliş
tarihi: 22/12/2008) 20.- Kars Milletvekili Gürcan
Dağdaş’ın, Kars’taki bir türbenin korunmasına ilişkin
Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6259) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/12/2008) 21.- Adana Milletvekili Nevin
Gaye Erbatur’un, hukuka aykırı olduğu iddia edilen
bir atamaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6260)
(Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 22.- Adıyaman Milletvekili
Şevket Köse’nin, Adıyaman’da taşımalı eğitim sorunlarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6261) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 23.- Konya Milletvekili
Mustafa Kalaycı’nın, Halk Eğitim Merkezlerindeki
sınavlara hazırlık ve destek kurslarının kapatılacağı iddiasına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6262) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008) 24.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, muayene ücretlerinin eczanelerden tahsiline ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6263) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 25.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, provizyon sisteminin etkin
çalıştırılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6264)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 26.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, avans ödeme uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6265) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 27.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, eczacılara ilaç bedeli ödemelerinin geciktirilmesine ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6266) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 28.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, kan ürünü ilaçların eşit ve sıralı dağıtımına ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6267) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 29.- Manisa Milletvekili
Erkan Akçay’ın, eczanelerin bir mağduriyetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı
soru önergesi (7/6268) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 30.- Balıkesir Milletvekili
Hüseyin Pazarcı’nın, Manyas Gölündeki balıkçılığa
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/6269) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008) 31.- Balıkesir Milletvekili
Ahmet Duran Bulut’un, tarım sektörünün desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6270)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 32.- Bursa Milletvekili Kemal
Demirel’in, Horasan ile Ağrı arasına demiryolu yapılmasına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/6271) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008) 33.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki madde bağımlısı çocuklara ilişkin
Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) yazılı soru önergesi (7/6272) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/12/2008) 34.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, ÇASGEM’in sertifika programlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6273) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 35.- Muğla Milletvekili Metin
Ergun’un, Türkbükü’ndeki
orman yangınlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6274) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 36.- Kars Milletvekili Gürcan
Dağdaş’ın, sözleşmeli personelin ek ödeme
düzenlemesinden yararlanmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/6275) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 37.- Gaziantep Milletvekili
Hasan Özdemir’in, spor tesisleriyle ilgili bir projeye ilişkin Devlet
Bakanından (Murat Başesgioğlu) yazılı soru önergesi
(7/6276) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) 38.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, bir hastanede yaşandığı iddia edilen
bazı olaylara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6277)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008) 39.- İzmir Milletvekili Kamil
Erdal Sipahi’nin, TRT’de yayınlanan bir programa ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru
önergesi (7/6278) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008) No.: 47 13 Ocak 2009
Salı Meclis
Araştırması Önergeleri 1.- Karaman Milletvekili
Hasan Çalış ve 22 Milletvekilinin, seçmen kütüklerinin sağlıklı oluşturulmadığı
iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/300) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.12.2008) 2.-
İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 29 Milletvekilinin, Beyoğlu Sütlüce’deki
Karaağaç Tekkesi’nin bulunduğu alanın kullanımı ve imar durumlarıyla ilgili
iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301) (Başkanlığa geliş tarihi:
29.12.2008) 3.- İstanbul Milletvekili
Çetin Soysal ve 26 Milletvekilinin, erken yaşta evlilik konusunun araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/302) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.12.2008) 13 Ocak 2009 Salı BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş
GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşimini açıyorum. III.- YOKLAMA BAŞKAN -
Elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için üç
dakika süre veriyorum. (Elektronik
cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, bütçede tarımsal destekleme ödeneklerinin kısılmasıyla ilgili söz isteyen
İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’a aittir. Buyurunuz Sayın
Oyan. (CHP sıralarından alkışlar) IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları 1.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın,
2009 bütçesinde tarımsal destekleme ödeneklerinin kısılmasına ilişkin gündem
dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet
Mehdi Eker’in cevabı OĞUZ OYAN (İzmir)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, şimdi tarımsal desteklerle
ilgili, biliyorsunuz, bütçemizin son müzakere günlerinde 9’uncu madde ve
29’uncu maddede kısıtlamalar yapılmıştı. Türkiye henüz IMF ile bir anlaşma imzalamadan
IMF’nin ön müdahalelerine açık hâle getirilmiştir. Bu öncü darbeler tarımın
2009 yılı bütçe ödeneğinin yüzde 11,7’sini daha başlangıçta silip almıştır.
Uygulamada bunun daha ne kadarının gideceğini göreceğiz ama bunun ne anlama
geldiğini şöyle bir hatırlamaya çalışalım. Yani AKP İktidarı döneminde acaba
tarım hangi ölçüde destekleniyor, bunu bir görmeye çalışalım. Sayın Bakan
burada, şimdi, herhâlde benden sonra konuşacak. Ben çok net soruyorum: 2006
yılında Tarım Kanunu çıkaran Hükûmetiniz değil midir?
Bu Tarım Kanunu’nda tarıma desteklerde, bütçeye konulan tarım desteklerinde
millî gelirin en az yüzde 1’i kadar bir destek, bir ödenek öngören siz değil
misiniz? Kendi çıkardığınız kanun acaba size bugün dar mı geliyor? Yani bunun
içine sığamıyor musunuz? Bakın, ben size
destekleri söyleyeyim: Sizin iktidar döneminizde gene sizin döneminizin
belgelerine göre bütçe gerekçesi ve Maliye Bakanlığının diğer yayını “2008
Yıllık Ekonomik Rapor’dan yararlanarak söylüyorum, sayfalarını da söylerim:
“Tarımsal destek ödemelerinin gayrisafi yurt içi hasılaya
oranı 2003-2008 arasında yüzde 0,6 düzeyinde kalmıştır.” Açınız bütçe gerekçesi
sayfa 28 Sayın Bakan, yani, buna itirazınız varsa oraya edin. Yüzde 0,6. Yani
2006’da yüzde 1 dediniz, bir tek 2007’de 0,7 olabildi; 0,7 –hâlâ altında-
2008’de gene 0,6’ya düştünüz ve 2009 bütçesinde, bütçe teklifi olarak buraya
getirdiğiniz, komisyona getirdiğiniz, son güne kadar buraya getirdiğiniz
teklifte de yüzde 0,5; yani, kendi Bütçe Kanunu’nuzda
öngördüğünüzün, Tarım Kanunu’nda öngördüğünüzün sadece yarısını öngördünüz,
yüzde 0,5. İsterseniz binde 5 de diyebilirsiniz ya da binde -küsuratı da var-
5,2. Ama 9’uncu madde görüşmelerinde 2009 bütçesi ödeneği olarak koyduğunuz 5
milyar 750 milyondan 675 milyonu bir çırpıda IMF talimatlarıyla kesip attığınız
için –bundan belki sizin bile haberiniz yoktu ya da sizin bile buna itirazınız
vardı, o ayrı mesele ama sonuçta bunu uyguluyorsunuz- şu an eğer bu hâliyle
uygulanırsa, bütçe büyüklükleri, gayrisafi yurt içi hasıla
bu büyüklüklerle gerçekleşirse sizin tarım desteklerinizin bütçeye oranı 0,46
düzeyine düşüyor yani 0,5 bile değil, yüzde yarımın bile altına düşen bir
ödenek koymuş oluyorsunuz millî gelire oranla. Bütçeye oranla baktığınızda,
yüzde 2 ile 2,5 arasında bir tarım desteğiniz var. Tabii, bütçeden
iç ve dış borç faizlerine aktardığınız ödeneklerin yüzde 25 dolayında olduğunu
görürsek, bunun onda 1’i kadar, sadece bütçe borç faizlerinin onda 1’i kadar
bir ödeneği tarıma layık gördüğünüz anlaşılıyor ve ben buradan size soruyorum:
Kendi Bütçe Kanunu’nuzu uygulamakta niye bu kadar
zorlanıyorsunuz? Bu ülkeyi IMF’siz yönetemiyor musunuz? Tabii, başka
birtakım şeyleri daha söyleyeyim. Tarımdaki çözülmenin üç diğer göstergesini
daha burada size söyleyeyim. Birisi, tarım sektörünün millî gelirden aldığı
paydır. Tarımın millî gelir içindeki payı sizin döneminizde… Bakın, 2002’de
tarımın millî gelir içindeki payı yüzde 12 idi. Bu, 2003’te 11 oldu, 2004’te
10,7 oldu, 2005’te 10,5 oldu, 2006’da 10’a düştü, 2007’de 8,9’a düştü, 2008’de
8,5 civarına gerilemiş olacak. Yani, siz, yüzde 12’de aldığınız bir payı, AKP
iktidarında yüzde 8,5’a gerilettiniz. Yani dolayısıyla çiftçi hanelerinin refah
düzeyini gerilettiniz. Bir başka şeyi
daha söyleyeyim. Sizin döneminizde tarım ürünleri ihracat ve ithalatı giderek
negatif bakiyeler vermeye başladı. Bakınız, 2000 yılından itibaren bir tarım
reformu… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. OĞUZ OYAN
(Devamla) – Teşekkür ederim. 2000 yılından
itibaren bir tarım reformu uygulama projesi var. Dünya Bankası yürütüyor IMF
desteğiyle. Bu program sonucunda, Türkiye, tarım ürünlerinde ithalatçı duruma
düşürülmüştür. Türkiye’de gıda güvenliği çok ciddi anlamda tehlikededir. Hele
dünyanın bugünkü konjonktürü dikkate alındığında bu
son derece kritiktir. 2000 yılında
tarım ürünleri dış ticareti açık verdi. Daha sonra sizin döneminizde, 2003
yılında açık, 2004 yılında açık, 2007 yılında açık verdi ve şimdi 2008 yılı,
tamamladığımız yılda da yaklaşık 2,5 milyar dolarlık tarım ürünleri dış
ticareti açık veriyor. Yani Türkiye’nin, tarım gibi iddialı olduğu bir sektörde
-bütün gerilemelere rağmen hâlâ istihdamının dörtte 1’inin tarımda olduğu bir
ülkede- siz, tarım ürünlerinde negatif bakiye veriyorsunuz. Bu, tarımda çok
ciddi anlamda bir çözülme anlamındadır. Tarımsal istihdamda da keza benzer
gelişmeler var. Sayın Bakan,
IMF’siz bir şekilde masaya oturup yeniden tarımı gözden geçirmek zamanı
gelmiştir. Size bu daveti buradan yapıyorum. Dikkatiniz için teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Oyan. Gündem dışı
ikinci söz, 10 Ocak 2009’da kutlanan tarımsal öğretimin 163’üncü yılı hakkında
söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’a
aittir. Buyurunuz Sayın Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar) 2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, 10 Ocak 2009’da kutlanan tarımsal öğretimin
163’üncü yılına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri
Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı MEHMET AKİF PAKSOY
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zirai öğrenimin
163’üncü yıl dönümü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Toprak, su, bitki
gibi kutsal varlıklarla uğraşan ziraat mühendisliği mesleğinin çok değerli
temsilcilerinin hayatta olanlarını sevgi ve saygıyla, ebediyete intikal
edenlerini ise minnet ve rahmetle anarak sözlerime başlıyorum. Kıymetli
arkadaşlar, ülkemiz, tarıma uygun işlenebilir arazi varlığı bakımından dünyada
on ikinci, Avrupa Birliğinde ise birinci sırada bulunmaktadır. Hepimiz
biliyoruz ki reel sektör dediğimiz sektör sadece ticaret ve sanayiden ibaret
değildir. Tarım sektörü de üreten, istihdam sağlayan, ihracat yaparak ülke
ekonomisine katkı sağlayan bir sektördür. Millî gelirimizin yüzde 7’si,
ihracatımızın yüzde 9’u, istihdamın yüzde 25’i bu sektör tarafından
karşılanmaktadır. Tarımsal potansiyelimiz, toprak ve su varlığımız, temiz arazi
ve su kaynaklarımız, doğal çevremiz, iş gücü potansiyelimiz, ziraat
mühendisleri varlığımız itibarıyla, tarımsal üretimde dünyada her yönden ilk
sıralarda bulunmamız gerekmektedir. Ancak, yanlış politikalar ve projeler
nedeniyle bu hedeflere ulaşmak zor görünmektedir. Tohumculukta dünyanın
neresindeyiz? Sulama tekniklerinde, damızlık hayvan üretiminde, tarımsal
verimlilikte dünyada kaçıncı sıradayız? Tarımsal potansiyeli olmayan, çok daha
zor şartlarda bulunan ülkeler bile bizi geride bırakmışlardır. Tarımsal
işletmelerin küçüklüğü, birinci sınıf tarım arazilerinin sanayi ve iskâna
açılması, erozyon ve çölleşmenin artması Türk tarımının başlıca sorunlarıdır.
Buna ilave olarak, çiftçilerin gelir düzeyinin düşüklüğü, altyapı ve pazarlama
sisteminin yetersiz ve üretici aleyhine işlemesi de başka bir sorundur. Çiftçilerimiz çok
zor durumdadır. Son bir yılda tarımsal üretimde kullanılan temel girdilerdeki
-gübrede yüzde 180, mazotta yüzde 40’lara varan- fiyat artışlarıyla beli
bükülen çiftçi, elektrik fiyatlarındaki fahiş artışla birlikte üretimden kopma
noktasına gelmiştir. Üretimi bırakmaya zorlanan köylümüz yumurtayı, eti, sütü
satın almak ve yapılacak
sosyal yardımlardan payını beklemek durumuna düşürülmüştür. Türk
çiftçisi KDV ve ÖTV’sini peşin olarak ödemektedir.
Tüccar gibi sattığı maldan KDV’sini mahsup edememektedir. Zarar etmesine
rağmen, sattığı maldan stopaj vergisini ödemektedir. Sadece mazota ödenen KDV
ve ÖTV, destekleme bütçesini aşmaktadır. Yapılan kesintiden sonra 5 milyar
TL’nin altına düşen destekleme bütçesine karşılık, çiftçilerimizin
kullandıkları mazota ödedikleri vergilerin toplamı 5,1 milyar TL’ye ulaşmıştır.
IMF bile “Kriz ortamında tarım öncelikli sektör.” derken, Hükûmetin
destekleme bütçesini yüzde 10 azaltmasını ve krizle ilgili alınan önlemlerde
tarımı göz ardı etmesini anlamak mümkün değildir. Üreticilerimizin
içinde bulunduğu bu darboğazdan çıkabilmeleri ve borçlarını ödeyebilmeleri
bakımından icralar durdurulmalı, hâlihazırda kesik olan elektrikleri açılmalı,
yeni bir elektrik kesintisi yapılmamalı, BAĞ-KUR borçlarında olduğu gibi faiz
affı yapılmak suretiyle elektrik borçları yeniden yapılandırılmalıdır. Sonuçta üç yılda
kırsalda oturan yoksul sayısı yaklaşık 1,5 milyon artış göstermiştir. Yani
sözde 10 bin doların üstünde millî gelire rağmen, tarımla uğraşanların yarıya
yakını yoksulluk sınırının altında yaşamaya itilmiştir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bütün bu olumsuzluklara rağmen Türk tarımcıları bu
ülkede güzel şeyler de yapmışlardır. Kendi çabaları ve geliştirdikleri
tekniklerin yanında, dünyadaki gelişmeleri de eş zamanlı olarak ülkemize
kazandırmışlardır. Bütün zorluklara rağmen nüfusun artışına eş değer, hatta
daha fazla üretim yapılarak ülkenin ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır.
Birkaç örnek vermek gerekirse; yem bitkileri üretiminin çeşitliliği ve verimi
artırılmış, aynı başarı hayvansal üretimde de sağlanmıştır. Elbette ki bu
gelişmeye en önemli katkı ziraat mühendisleri tarafından sağlanmıştır. Bunları
herkesin görmesi ve takdir etmesi gerekmektedir. Ben şahsım, partim ve
çiftçilerimiz adına kendilerine şükranlarımı arz ediyorum. Ancak ziraat
mühendislerinin de birtakım sorunları bulunmaktadır. Diğer kurumlardaki teknik
personele oranla daha az ücret almaktadırlar. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. MEHMET AKİF PAKSOY
(Devamla) - Meslek saygınlığını ve meslektaş onurunu korumak Tarım ve Köyişleri Bakanlığına düşer. Bu konuda Sayın Bakanın
gerekli gayret ve titizliği göstereceğine inanıyorum. Burada ziraat
fakülteleriyle ilgili de bir cümle etmek istiyorum: Bugün üniversitelerimizin
çoğunda ziraat fakültesi bulunmaktadır. Mevcutlar bir yana, en azından yeni
kurulan üniversitelerde belli bir plan proje dâhilinde ziraat fakültesi
açılması gerektiğini düşünüyoruz. Bir yandan uygulanan ekonomik politikalarla
tarım küçülürken, bunun tam tersi olarak neredeyse her üniversiteye bir ziraat
fakültesi açmak istihdam sorunlarını gündeme getirmiştir. Bu duygu ve
düşüncelerle ülkemiz tarımının önümüzdeki süreçte hak ettiği konuma gelmesi,
çiftçimizin, ziraat mühendislerinin, tarım camiasının ve topyekûn ülke
insanının huzur ve refah düzeyinin yükselmesiyle mesleğimizin sorunlarının daha
az olacağı nice yıllarda hep birlikte olmak dileklerimle hepinize saygılar
sunuyorum. Teşekkür
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Paksoy. İlk iki
konuşmacımıza Hükûmet adına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verecektir. Buyurun Sayın
Eker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) TARIM VE
KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin
değerli üyeleri; gündem dışı konuşma yapan Sayın Oyan ve Sayın Paksoy’un konuşmalarına cevap vermek üzere
huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye’de tarım sektörünün 2002’den bu yana, aslında
Türkiye’nin tarihine baktığımız zaman tarım sektörünün genel yapısının
gelişmesine aykırı olarak, çok sık görülmeyen bir şekilde üç yıl üst üste
büyüme kaydettiğini görürüz; 2004, 2005 ve 2006 yıllarında tarım sektörü üst
üste büyüdü. 2002 yılında da önemli bir büyüme kaydetti. Tabii, 2007 yılında
Türkiye’de bazı bölgelerde yaşanan çok şiddetli kuraklık sebebiyle tarım
sektöründe yüzde 6,9’luk önemli bir küçülme yaşandı. Ancak 2008 yılının –tabii,
biz daha on iki aylık dönemi almadık, bu rakamları almadık ama- ilk dokuz aylık
göstergesi de yüksek olmamakla birlikte, yüzde 0,8’lik pozitif bir büyüme
gösteriyor. Tabii, tarım sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla
içerisindeki payı eğer konuşulacaksa, bu payın giderek nispi olarak azalması
aslında kendi başına çok anlamlı değil. Çünkü eğer bir ülkede sanayi sektörü,
hizmet sektörü, kısaca diğer sektörler yani katma değeri tarıma nispetle daha
yüksek olan sektörlerde büyük bir gelişme sağlanmışsa… Ki Türkiye’de öyle oldu.
Yani Türkiye’nin toplam gayrisafi yurt içi hasılası
200 küsur milyar dolarlardan 750 milyar dolarlara çıktı. Bunun içerisinde
tarımın oransal olarak düşme kaydetmesi… Yani diyelim 2002’de yüzde 10,3 idi,
2008 yılının ilk dokuz ayında yüzde 7,8. Toplamda mesela geçen sene 2007
yılında yüzde 7,5’tu, bir önceki yılda, 2006’da yüzde 8,3’tü. Bunu bu şekilde
yorumlamak daha doğru olur diye düşünüyorum. Çünkü asıl olan, burada tarımın
verimliliği artıyor mu azalıyor mu; tarımda birim alanda elde edilen üretim ve
toplam hasılada bir gelişme var mı, yok mu; önemli
olan budur. Bu eğer sağlanıyorsa anlamlıdır, eğer bu sağlanmamışsa, zarar
görülmüşse, gerçekte bir hasar varsa ve bu da tarım gibi açıkta üretimi yapılan
tabiat şartlarına bağlı bir sektörün normal durumu dışında bir durumdan
kaynaklanıyorsa, o zaman onu sorgulamak lazım. Ama Türkiye'de, mesela 2002
yılında tarımsal gayri safi yurt içi hasıla 36 milyar
iken, 2007 yılında, küçülmeye rağmen, o günkü parayla 64,3 milyar YTL’dir.
Dolayısıyla, Türkiye'de aslında tarım sektörü giderek daha verimli ve üretim
itibarıyla da daha iyi bir noktaya geliyor, bunu söyleyebiliriz, eğer büyük
doğal afetler -kuraklık gibi- olmazsa. Olmadığı yıllarda da, bugüne kadar,
2002’den bu yana bu şekilde oldu. Bu da tabii durup dururken olmadı çünkü bu
geçen zaman içerisinde gerek uygulanan tarımsal politikalar gerek uygulanan
yeni projeler gerekse tarımsal desteklemelerdeki önemli artış bunun
sağlanmasına, bu sonucun alınmasına ciddi bir katkı sağladı. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2002-2007 döneminde tarımsal desteklemelerin artış
oranı -2002-2007 arasındaki değişim- YTL olarak yüzde 196, dolar bazında yüzde
246’dır. Tabii gayrisafi millî hasıla içerisinde
–nispetle- tarımsal desteklemelerin payının düşük olduğu, düştüğü eleştirisine
gelince, burada tabii tarımsal desteklemeler sadece bütçeden ayrılan ve
çiftçinin doğrudan cebine konan nakit paradan ibaret değildir. Nitekim, gerek doğrudan yapılan destekler gerek
sübvansiyonlar -mesela kredi faiz sübvansiyonları- gerekse tarıma yapılan
yatırımlar, bunlar dikkate alındığında ve hatta OECD’nin uluslararası norm
olarak, uluslararası standart olarak belirlediği değerlendirmelere,
hesaplamalara baktığımızda da Türkiye’de aslında, örneğin 2007 yılı için
tarımsal desteklemelerin millî gelire oranı yüzde 2,76’dır. OECD’nin yayınları
da bunu bu şekilde belirtiyor. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tarımsal dış ticaretle ilgili olarak tabii bunun
giderek düştüğü yönünde eleştiriler var. Aslında burada tarım sektörüne
yapılan, bir sınıflandırmadan kaynaklanan, tarım sektörüne yapılan bir
haksızlık var çünkü tarımsal ham maddeler tarım sektörünün ithalatı olarak
görünüyor ama bu tarımsal ham maddelerden elde edilen ürünlerin ihracatı ise
sanayi ihracatı olarak görünüyor; o nedenle tarım sektörünün ithalatıyla
ihracatı arasında bir fark ortaya çıktığı söyleniyor. Şimdi ben size şunu arz
edeceğim: Örneğin, Türkiye'nin 2007 yılında gıda maddeleri ihracatı 9 milyar
dolardır, tarımsal ham madde 762 milyon dolardır; tarımsal ihracatı toplam 9
milyar 762 milyon dolardır. İthalatının 4,6 milyar doları ise tarımsal ham
maddedir. Şimdi bu 4,6 milyar dolar tarımsal ham maddenin bir kısmı sanayinin
ihtiyacı olan uzun elyaflı pamuk ve diğer tarımsal ham maddelerdir. Bunlar
tekstil olarak kullanılıyor, tekstil ihracatı yapılıyor. Tekstil ihracatı
sanayi ihracatı olarak görünüyor, tarım ihracatı olarak görünmüyor, ama bu,
işte sanki tarımsal dış ticaret, tarım kötüye gidiyor diye bazen bu
eleştirilere konu oluyor. Bu da çok haklı bir eleştiri değildir eğer bu şekilde
olursa çünkü Türkiye'nin burada esasen aslolan tarım
sektörü içerisinde gıda maddeleri ithalatı ve ihracatıdır ve gıda maddeleri
ithalatı ve ihracatında da, ticaretinde de Türkiye çok şükür ihracat fazlasına
sahiptir, eksiğine değil. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye’de tarımsal öğretimin 163’üncü yılı geçtiğimiz
10 Ocak günü kutlandı. Tabii, yüz altmış üç yıldır Türkiye’de tarımla ilgili
gerek zirai öğretim gerek tarım sektörünün diğer alt sektörleri hayvancılıkla
ilgili, veteriner hekimlikle ilgili eğitim yapılıyor. Bugün itibarıyla
Türkiye’deki üniversitelerde 25 ziraat fakültesi var ve bunların 22’sine
öğrenci alınıp eğitim ve öğretim yapılmaktadır. Tabii, Türkiye’de
ziraat mühendislerinin en yüksek düzeyde istihdam edildiği kuruluş Tarım
Bakanlığıdır ve biz de ziraat mühendisi meslektaşlarımızı giderek daha çok
istihdam ediyoruz ve daha iyi bir noktada onlara imkân sağlamaya çalışıyoruz,
tabii imkânlar elverdiğince. Türkiye’de, 2002
yılında Hükûmeti devraldığımız noktada Tarım
Bakanlığındaki ziraat mühendisi sayısı 7.051 idi, bugün 2008 yılında ziraat
mühendisi sayısı 10.121’e çıktı. Yani Hükûmetimiz
döneminde 2.500-2.600 civarında yeni ziraat mühendisi alındı. Keza veteriner hekimler için de aynı şekilde, 2.312 veteriner hekim
var iken, bugün 2008 yılında 3.447 veteriner hekim istihdamı sağlanmakta ve
maaşlarıyla ilgili olarak da, tabii bütçe imkânlarının elverdiği şekilde kamu
personelinin hepsi gönül ister ki çok daha iyi noktada, çok daha yüksek bir
gelir elde etsin ama biz de Hükûmet olarak da
Bakanlık olarak da bu konuda imkânlar ölçüsünde en iyisini yapmaya çalışıyoruz.
Nitekim, geçtiğimiz haftalarda bu konuda da bir düzenleme yapıldı,
ziraat mühendisleri ve veterinerler lehine, hatta diğer bütün sektörlerde
çalışan diğer branşlardaki mühendisler de bundan istifade ettiler. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; zirai öğretimin daha nitelikli, daha iyi hâle gelmesi
ve gerçekte bu eğitim ve öğretimin Türkiye’de tarım sektörünün gelişmesine daha
yüksek düzeyde katkı sağlaması bakımından Bakanlığımızın hazırladığı birtakım
projeler var, gerek üniversitelerle gerekse özel sektörle biz önemli ölçüde iş
birliğine önem veriyoruz. Bu alanda dört farklı program uygulandı Hükûmetimiz döneminde. Bunlardan birisi, öğretim üyelerinin
geliştirdiği çeşitlerden “ıslahçı hakkı” almalarına imkân sağlanmış, Tohumculuk
Kanunu ile –ki Hükûmetimiz döneminde çıkarılan önemli
kanunlardan birisi- genetik kaynakların kayıt altına alınması mümkün hâle
gelmiş. Bu Kanun’la özellikle endemik türlerin karakterize edilmesi ve kayıt
altına alınması daha hızlanacaktır. 2009 yılında Ankara’da 250 bin örnek
kapasiteli bir gen bankası inşa edilecektir. Burada özellikle Anadolu’nun bitki
gen kaynaklarının daha işlevsel hâle gelmesi, gerek tarımın gerek tarımsal
üretimin ve çeşitliliğin hizmetine sunulması açısından son derecede önemli. Türkiye’de
tohumculuk alanında çok önemli gelişmeler var. Özellikle 2004 yılında Bitki
Islahçı Hakları Kanunu çıkarıldıktan sonra Bakanlığımızın başlattığı F1 Hibrit Sebze Tohumculuğu Geliştirme Projesi üniversitelerle
ve araştırma enstitüleriyle birlikte yapılmakta ve daha önceden sadece yüzde 10
düzeyinde içeride üretilen, Türkiye’de üretilen hibrit
sebze tohumluğu miktarı bugün yüzde 25’e çıkarıldı birkaç yıl içerisinde. 2010
yılında bu yüzde 30’a çıkmakta, 2012’de de hazırladığımız projelerle –bunlar
devam edecek- yüzde 60 düzeyine çıkacaktır. Bu çok çok
büyük bir gelişme. Özellikle hibrit teknolojisinin,
çeşit geliştirme teknolojisinin hem masraflı hem yoğun teknoloji hem zaman
gerektiren bir iş olmasını dikkate aldığımızda, herhangi bir çeşidin
geliştirilmesinin bazen dört yıl, beş yıl, altı yıl sürdüğünü dikkate
aldığımızda bunun aslında, dört yıl içerisinde sağlanan gelişmenin çok büyük
bir gelişme olduğunu görürüz. Bizim gönlümüz tabii, imkânların artması ve artan
imkânlarla birlikte Türkiye’de gerek çiftçilere sağlanan desteklerin gerekse
tarım sektöründe çalışan meslektaşlarımızın daha yüksek bir gelir düzeyine
kavuşması, daha müreffeh olmasıdır. Biz bunun için çalışıyoruz, bugüne kadar
olduğu gibi, bundan sonra da bunun için gayret edeceğiz. Ben bu vesileyle
tarımsal öğretimin 163’üncü yılını kutluyorum, hem çiftçilerimize hem tarım
sektörümüze ve tüm milletimize hayırlı olmasını diliyorum ve tarım sektörüne
emeği geçen, her kapsamda, gerek öğretim üyesi olarak gerek meslektaşımız
olarak gerek çiftçi olarak emeği geçen herkesi de huzurlarınızda minnetle,
şükranla anıyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Eker. Gündem dışı
üçüncü söz “Ermeni mağdurlarından özür dilenmesi kampanyası” hakkında söz
isteyen İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’a
aittir. Buyurunuz Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar) 3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın,
Ermeni mağdurlarından özür dilenmesi kampanyasına ilişkin gündem dışı konuşması
ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, yapacağım konuşmanın amacı “özür diliyorum kampanyası” ile
güdülen gerçek hedefi ortaya koymaktır. Kampanyanın öncüleri, Türkiye’yi
soykırımla suçlamak gibi bir hedef ve niyetleri olmadığını, imzaya açılan
bildiri metninde de böyle bir ifadenin yer almadığını belirtiyorlar ve
amaçlarının Ermenilerin 1915’te Anadolu'da uğradıkları "büyük
felaket" nedeniyle yıllardır duyarsız kalınan acılarını bireysel bazda, bireysel temelde paylaşmak olduğunu söylüyorlar. Değerli
arkadaşlarım, oysa bildirinin içerdiği deyimler ve bunların yüklü bulunduğu tanım
ve kavramlar, özür dileme kampanyasının siyasi amaçlı olduğunu ortaya koyuyor.
Bu deyimlerin en önemlisi, değerli arkadaşlarım, "büyük felaket"
deyimidir. Bu deyim Ermenice'de, 1915 olayları için
“soykırım” anlamında kullanılan "medz yeghern''in Türkçe çevirisidir. Yani, "medz yeghern" ile “soykırım”
kavramı eş anlamlıdır. Nitekim, Papa Jean Paul II'nin Erivan'da 2001'de soykırım anıtını ziyaret ettiği
zaman duasında "medz yeghern"
kurbanlarından söz etmesi, Ermeni yöneticilerle kamuoyunu tatmin etmiştir. Bu bakımdan, özür
dileme kampanyası, aslında soykırımı kabul ettirme kampanyasıdır. Bu nedenledir
ki, Amerika'daki Ermeni lobi kuruluşları kampanyayı sevinçle karşılamış ve
bunların en önde gelenlerinden biri olan Ermeni Asamblesi "Bu özür süreci
Türkiye'nin kaçınılmaz olarak soykırım geçmişiyle yüzleşmesi sonucunu
doğuracaktır." açıklamasını yapmıştır. Bilindiği üzere,
Türkiye'ye karşı uluslararası alanda siyasi amaçlarla düşmanca bir soykırım
kampanyası yürütülmekte ve bu bağlamda birçok devlet parlamentosu nezdinde
ülkemizi soykırımla suçlayan kararlar alınması için girişimler yapılmaktadır.
Ermeni Asamblesi'nin açıklaması, özür dileme kampanyasının bu girişimlere güçlü
bir destek oluşturduğunu ortaya koyuyor. Değerli
arkadaşlarım, bildiri metnindeki ikinci anahtar deyim, "inkâr''dır. Yahudi soykırımının, yani “holocaust”un
vuku bulmadığı yolundaki iddialar, soykırım literatürüne
"inkâr" ve "inkârcılık" kavramlarının yerleşmesine ve
Fransızların Gaysot yasasında öngörüldüğü üzere
"inkâr suçu”nun ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Bu kavrama göre "inkâr" soykırım suçunun bir parçasıdır, çünkü izleri
silme ve suçu örtbas etme hedefini güder. Ermeni aktivistler, sırf Yahudi soykırımı –yani holocaust- ile ilişkisi olan bu kavramı kendi
mağduriyetlerine de uyarlayarak Türkiye'nin kendilerine karşı inkârcılık suçunu
işlediğini ileri sürerler. Ne var ki bunu yaparken "holocaust"un
tartışılmaz delillerle kanıtlandığını ve bir uluslararası askerî mahkeme
tarafından hükme bağlandığını, bu nedenle 1915 olaylarına yönelik tartışmalı
iddialarını Yahudi soykırımı ile eş değerde tutmalarının fahiş bir hata
olduğunu görmezden gelirler. Değerli
arkadaşlarım, özür dileme bildirisi, büyük felaket, yani soykırım suçu
nedeniyle mağdurlardan özür dilenmesini öngörmektedir. Oysa 1915 olaylarının soykırım olarak
nitelenmesi tartışmalıdır ve gerek tarihsel gerekse hukuksal açılardan
kanıtlanmamış bir husustur. Nitekim, dünyanın önde
gelen tarihçileri arasında bulunan Bernard Lewis, Stanford Shaw, Guenter Lewy, Michael Gunter, Andrew Mango ve Norman
Stone söz konusu olayların soykırım oluşturduğu iddiasını arşiv belgelerine
dayanarak çürütmüşlerdir. Yazdıkları kitaplar ve makaleler incelendiğinde
genellikle şu noktalarda fikir birliği içinde oldukları görülür: Dünyaya soykırım
olarak kabul ettirilmeye çalışılan tehcir, yani yer değiştirtme olayının bu
kavramla uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Ermeni ahalinin bir bölümünün göçe
tabi tutulmasının nedeni etnik kökenleri veya dini inançları değildir, tehcire
zorunlu ve acil askerî savunma nedenleriyle başvurulmuştur. Osmanlı
Devleti'nin ölüm kalım savaşı verdiği bir dönemde Ermenilerin düşmanla iş
birliğinde bulunarak devlete ihanet etmelerinden, devletin güvenliğini ve ülke
savunmasını büyük boyutlarda tehdit eden sabotaj ve silahlı eylemler
yapmalarından dolayı tehcir olayı devletin varlığını koruma hakkı çerçevesinde
meşru ve hukuken haklı bir önlemdir. Değerli
arkadaşlarım, özür dileme kampanyasına ilişkin olarak vurgulanması gereken bir
husus da Ermeni mağdurların acılarına yönelik duyarlılığın telef olan yüz
binlerce Türk ve Müslüman ahali ile daha bundan kısa süre önce alçakça
öldürülen, şehit edilen Türk diplomatları ile ailelerinden esirgenmek suretiyle
onların anılarına gösterilmiş olan saygısızlıktır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Kampanya
bağlamında ele almamız gereken bir girişim de Türkiye Büyük Millet Meclisinin 13 Nisan
2005 tarihinde oy birliğiyle kabul etmiş olduğu ortak deklarasyondur. Türkiye Büyük
Millet Meclisi bu deklarasyonla, Türk ve Ermeni
ulusları arasında barış ve uzlaşı ortamının yaratılması amacıyla, 1915
olaylarına ilişkin gerçeklerin Türk ve Ermeni tarihçilerden oluşacak bir ortak
tarih komisyonu tarafından araştırılıp gün ışığına çıkarılmasını önermişti. Hükûmet de bu içerikte bir öneriyi resmen Ermenistan'a
yapmıştı. Değerli
arkadaşlarım, bu söylediklerimden anlaşılacağı üzere, gerçeklerden kaçmayan,
gerçeklerin ortaya çıkarılmasına talip olan taraf Türkiye'dir. Türkiye bu
maksatla tarihçiler tarafından bilimsel araştırma önerisini yapmıştır. Fransa'daki
aydınların baskısıyla Fransa Parlamentosunun oluşturduğu bir komisyon da kısa
süre önce hazırladığı bir raporda tarihî gerçeklerin araştırma yoluyla
tarihçiler tarafından ortaya çıkarılmasını önermiştir. Ülkemizdeki özür
dileme kampanyasının öncüleri aydın sayılan kimseler ise, tam bir gaflet
içinde… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi bitiriniz. Buyurunuz. ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – …gerekli tarihsel
araştırma yapılmadan Türkiye'yi mahkûm ettirme sonucunu doğuracak bir girişime
önayak olmuşlardır. Fakat bunun da
ötesinde, başlattıkları kampanya, Türkiye'yi haksız yere dünyanın en ağır ve
aşağılayıcı suçuyla suçlayan hasım çevrelerin amaçlarına hizmet etme ve onların
iddialarını destekleme sonucunu doğurmaktadır. Bu bakımdan, değerli arkadaşlarım, ben bu kürsüden, tamamen tek
yanlı, ön yargılı ve Türk halkının yoğun kayıp ve acılarını dışladığı kadar,
şehitlerimizin anılarına saygısızlık gösteren, ülkemiz çıkarlarıyla bağdaşmayan
ve en önemlisi de Türk tarihini karalama ve ülkemizi soykırımla suçlama
amaçlarına destek veren bu kampanyayı kuvvetle kınıyor ve halkımıza
sesleniyorum: Bu kampanyaya destek vermeyin ve barışçı yöntemlerle etkisiz hâle
getirmek için güç birliği yapın. Değerli AK PARTİ
milletvekilleri, bildiğiniz gibi “Sükût ikrardan gelir.” diye bir deyim
vardır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
tamamlayınız. Buyurunuz. ŞÜKRÜ MUSTAFA
ELEKDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum. Partiniz, bu
konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ortak kınama açıklaması yapmasını
engellediği gibi kendi adına da bir açıklama yapmadı. Bu durumu nasıl
yorumlamak gerekiyor? Vicdanen rahat mısınız? Kampanyanın öncüleri safında yer
alma vebalini taşıyabilecek misiniz? Teşekkür
ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başbakan gerekli açıklamayı yaptı Sayın Elekdağ.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Elekdağ. Hükûmet adına Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu konuşacaktır. Buyurunuz Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum
efendim. Ben, İstanbul
Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ Beyefendi’nin
özellikle gündem dışı konuşmasıyla alakalı bazı hususları açıklamak üzere söz
almış bulunuyorum. Özellikle şunu ifade edeyim: Sayın Şükrü Elekdağ’ın
konuşmasını dikkatlice dinledim, büyük bir kısmına aynen katılıyorum son kısmı
hariç olmak üzere. Dedi ki: “Hükûmetiniz,
Başbakanınız bu konuda herhangi bir beyanatta bulunmadı.” Buna katılmıyorum,
hem Başbakanımız hem Dışişleri Bakanımız hem de buradan ben Hükûmet
adına, özür dilemenin yanlış olduğunu vurguluyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) Değerli dostlar,
saygıdeğer milletvekilleri; evvela tarihimize bir bakalım lütfen. Bizim
milletimiz çok büyük bir millet; tarih boyunca, kendi tebaası olan azınlıkların
hak ve hukukuna daima riayet etmiş, onların dinî inanışları, ticareti ve diğer
hususlarla alakalı her türlü serbestliği tanımıştır. Bizim milletimizden başka
hiçbir millet bu kadar serbestiyet, bu kadar
rahatlık, bu kadar hak hukuk tanımamıştır. Bu bakımdan milletimizin yüzü daima
aktır. Hiç kimsenin böyle özür dileme gibi bir yanlışlığa düşmesi doğru
değildir. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) Şunu ifade
edeyim: Bakın değerli dostlar, asırlar boyunca Ermeni vatandaşlar bizimle
birlikte iç içe yaşamadılar mı, rahat bir şekilde sanatlarını, ibadetlerini
yapmadılar mı, ticaretlerini rahat bir şekilde yapmadılar mı? Taa ne zamana kadar? 1914-1918 yıllarına kadar. Bakın,
bizim milletimiz o kadar büyük bir millet ki, İspanya’dan kovulan Yahudilere
kucak açmadı mı beş yüz küsur yıl önce? Polonya’daki mağdurlara, mazlumlara
yardım etmedi mi? Hakikaten, harp etme uğruna pek çok insanın hak ve hukukunu
korumak için her türlü teşebbüste bulunmadı mı? Ama,
değerli milletvekilleri, buna rağmen bu özür dileme kampanyası fevkalade yanlış
olmuştur. Bakınız, ben bir
hatıramı anlatmak istiyorum. 1973-1974 yıllarında yedek subay olarak
Erzincan’da görev yapıyordum. O sırada özellikle tarihe olan
merakım yüzünden, acaba Erzincan’da, Erzurum’da 1914-1918 yılları arasında, o
tarihlerde Ermeni çeteleri, Ermeni komitecileri neler yapmış diye orada o
tarihten beri sağ kalan bazı ihtiyarlarla görüşmeye gittiğimde, nitekim bir
vatandaşla, bir ihtiyar dedeyle görüştüğüm zaman onların anlattıkları
karşısında âdeta donakaldım ve bir taraftan o ihtiyar amca o hatıraları
tazelendiği için, o acıları tazelendiği için ağlamaya başladı bir taraftan ben
ağlamaya başladım. Dedim ki: “Bunu yazacak artık kalem yok.” ve o
teşebbüsten vazgeçtim. Neler anlatıyordu. Ermeni komitecilerin Erzurum’da,
Kars’ta, Erzincan’da yaptıkları, çoluk çocuk demeden herkesi katlettikleri çok
açık bir şekilde ifade ediliyordu. Dolayısıyla bunu burada vurgulamamda fayda
var. Bizim hiç kimseden özür dileyecek bir kabahatimiz, bir kusurumuz yoktur,
dolayısıyla bunu burada vurguluyorum. Ayrıca, Sayın
Dışişleri Bakanı Ali Babacan 19 Aralık 2008 tarihinde Brüksel’de yaptığı
açıklamada, özür bildirisinin kamuoyumuzda yarattığı haklı infiali dile
getirerek bu tür yaklaşımları doğru bulmadığını açıkça ifade etmiştir. Bakın,
ben burada özellikle aynı ifadeleri okuyorum. Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü aynı gün, 19 Aralık 2008 tarihinde yaptığı açıklamada da
Bakanlığın şehitlerine sahip çıktığını, Ermeni iddiaları hakkındaki görüş ve
düşüncelerin esasen bilindiğini ve Sayın Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın bu
hususları aynı gün Brüksel’de yaptığı açıklamada ifade ettiği belirtilmiştir.
Sözcü, bu kapsamda Dışişleri Bakanlığının bir grupça başlatılmak istenen özür
dileme kampanyasını yanlış bir teşebbüs olarak gördüğünü açıkça vurgulamıştır. Tabii, Birinci
Dünya Harbi esnasında, bilhassa 1915-1918 yılları arasında çok acı birtakım
hadiseler yaşanmıştır. Esasen, burada milletimiz acı çekmiştir. Konunun
açıklığa kavuşturulmasının arşivlerin açılması, tüm kaynakların incelenmesi, bu
sayede gerçekleştirilecek bir tarih çalışması ile mümkün olacağını her zaman
ifade ettik. Bu çalışma, kurgulanmış hafızalar değil gerçeği arama ve bulma
hedefi egemen olacak şekilde yapılmalıdır. Gerçekten tüm
ayrıntılarıyla ortaya konacak böyle bir tarihî araştırmanın bir an önce
başlatılması ve neticelendirilmesi yönünde 2005 yılında Ermenistan’a
tarafımızdan bir teklif olarak götürülmüştür. Bu teklif Hükûmet,
ana muhalefet partisi ve yüce Meclis tarafından da desteklenmiştir. Başka
milletlerden özür dileme girişimlerini yanlış buluyor, bunu, başkalarının
hafızasını, görüşünü doğrudan benimsemek olarak tanımlıyoruz. Sayın Dışişleri
Bakanımız 19 Aralık 2008 tarihinde yaptığı açıklamada özür dileme girişimini
doğru bulmadığını ifade ederken bu hususu da vurgulamıştır. Sayın Başbakanımız
da bu öneriyi doğru bulmadığını esasen açıklamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız da
muhtelif açıklamalarıyla özür dileme kampanyasının yanlışlığını vurgulamıştır.
Girişime muhalefet partileri de gerçekten karşı çıkmışlardır. Onlara da, bütün
muhalefet partilerine de yüce Meclise de bundan dolayı teşekkür ediyorum. Esasen, burada,
bildiğiniz gibi, Ermeni çetelerinin büyükelçilerimize, yurt dışındaki
büyükelçilik mensuplarına giriştiği birtakım hunharca saldırılar hepimizin
hafızalarında tazeliğini korumaktadır. Ben gerek 1914-1918 yılları arasında
Ermeni mezalimi neticesinde şehit olanlara gerekse Dışişleri yetkililerimizin,
mensuplarının yurt dışında şehit olmalarından dolayı onlara ve bütün şehitlerimize
Allah’tan rahmet diliyorum; inşallah bir daha böyle acıların olmamasını
gönülden diliyorum ve özür dileme kampanyasının yanlış olduğunu bir defa daha Hükûmetim adına tekrar ediyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Eroğlu. Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz. İçişleri Bakanı
Sayın Beşir Atalay, gündemin "Sözlü Sorular" kısmında yer alan
sorulardan 3, 4, 7, 19, 24, 28, 31, 32, 34, 39, 40, 41, 49, 51, 65, 66, 68, 78,
94, 97, 99, 106, 114, 116 ve
137'nci sıralardaki soruları birlikte cevaplandırmak
istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim. Şimdi,
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Cumhurbaşkanlığının
bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım. V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Tezkereler 1.- Başbakanın önerisi üzerine, Devlet Bakanı sayısının
10’a çıkarılmasının onaylandığına ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın
Devlet Bakanlığına atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/657) 08/01/2009 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına İlgi: 29/08/2007 tarihli ve B.01.0.KKB.01-08-3-2007-542 sayılı
yazımız. Başbakanın
önerisi üzerine; 1. 3046 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca Devlet Bakanı sayısının 10’a çıkarılması
onaylanmıştır. 2. İstanbul
Milletvekili Egemen Bağış Devlet Bakanlığına, Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 109 uncu maddesi gereğince atanmıştır. Bilgilerinize
sunarım. Abdullah
Gül Cumhurbaşkanı
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize
sunacağım: 2.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Cezayir’e yapacağı resmî ziyarete
iştirak edecek heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen
milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/658) 09
Ocak 2009 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan’ın, Cezayir Ulusal Halk Meclisi
Başkanı Abdelaziz Ziari’nin
davetine icabetle, beraberinde bir Parlamento heyetiyle Cezayir’e resmî
ziyarette bulunması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca, Genel Kurul’un
6 Ocak 2009 tarihindeki 40. birleşiminde kabul edilmiştir. Anılan Kanun’un
2. Maddesi uyarınca, Heyetimizi oluşturmak üzere Siyasi Parti Gruplarınca
bildirilen isimler Genel Kurul’un bilgisine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Adı Soyadı: Seçim İli: 1) Abdülkadir Akcan Afyonkarahisar
Milletvekili (MHP) 2) Ertekin Çolak Artvin Milletvekili (AK PARTİ) 3) M. İhsan Arslan Diyarbakır Milletvekili (AK
PARTİ) 4) Turgut Dibek Kırklareli
Milletvekili (CHP) 5) Mehmet Sekmen İstanbul
Milletvekili (AK PARTİ) BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Önergeleri
okutuyorum: B) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 22 milletvekilinin,
seçmen kütüklerinin sağlıklı oluşturulmadığı iddialarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/300) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Sağlıklı bir
seçimin yapılabilmesi için seçmen kütükleri ve buna bağlı olarak Adrese Dayalı
Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) formlarında ortaya çıkan olumsuzlukların
araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın
98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca araştırma açılmasını arz
ve talep ederiz. 1) Hasan Çalış (Karaman) 2) Oktay Vural (İzmir) 3) Alim Işık (Kütahya) 4) Kamil Erdal Sipahi (İzmir) 5) Behiç Çelik (Mersin) 6) Necati Özensoy (Bursa) 7) Hasan Özdemir (Gaziantep) 8) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri) 9) Kadir Ural (Mersin) 10) Cemaleddin Uslu (Edirne) 11) Recep Taner (Aydın) 12) Yılmaz Tankut (Adana) 13) Ahmet Bukan (Çankırı) 14) Muharrem Varlı (Adana) 15) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir) 16) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon) 17) İsmet Büyükataman (Bursa) 18) Faruk Bal (Konya) 19) Ali Uzunırmak (Aydın) 20) Emin Haluk Ayhan (Denizli) 21) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) 22) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın) 23) Reşat Doğru (Tokat) Gerekçe: Adrese Dayalı
Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) kapsamında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)
tarafından 2006 yılında başlatılan nüfus sayımı 2007 yılı sonunda tamamlanmış
ve sonuçları, 21 Ocak 2008 tarihinde kamuoyuna duyurulmuştu. İtiraz ve
uyarıları dikkate almayan hükümet, ADNKS formları dikkate alınarak ülke
genelinde hizmeti ve kalkınmayı engelleyecek çok kapsamlı değişikliklere imza atmıştır.
Hizmeti vatandaşın ayağına götürmeyi vaat eden hükümet bunun tam tersi bir adım
atarak mahallinde hizmet veren belediyeleri kapatmıştır. Nüfusu 2000'in altına
düşen 862 belde belediyesi ile 283 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliği
hükümet tarafından hazırlanan yasa ile kaldırılmıştır. Bütün bu gelişmeler
ADNKS formları esas alınarak yapılmıştır. Yüksek Seçim
Kurulu'nun, eski seçmen kütüklerinin yerine yeni seçmen kütüklerini "yasal
olarak" Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ne göre oluşturması, formlardaki
yanlışların iyice su yüzüne çıkmasına neden olmuştur. YSK, 29 Mart 2009
tarihinde yapılacak olan seçimlerde oy hakkı bulunan seçmen sayısını 48 milyon
265 bin 644 olarak açıklamış ve 2007 yılındaki seçmen sayısı yaklaşık 1,5 yıl
içinde 6 milyon artmıştır. 22 Temmuz 2007
genel seçimlerinde 42 milyon 533 bin ve 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan halk
oylamasında 42 milyon 629 bin olan seçmen sayısı ADNKS baz
alınınca 48 milyon 265 bin 644'e çıkmış ve seçmen sayısı 6 milyon artmıştır.
Kütüklerde meydana gelen değişiklik yalnızca bu artıştan ibaret olmamış,
yıllardır aynı mahallede oturan ve oy kullanan çok sayıda kişi, seçmen
kütüklerinde isimlerini bulamamış ve isimleri başka adreslerde hatta başka
illerde kayıtlı çıkmıştır. Bazı illerde tek adreste toplu kayıtlar ortaya
çıkmıştır. Gösterilen ve toplu kayıt yapılan adreslerde, binaların devam eden
kaba inşaatları hatta kümesler ortaya çıkmıştır. Güvenlik kuvvetlerimizin
yıllardır aradığı eli kanlı teröristlerin isimleri adreslere kaydedilmiştir.
Kayıtlar mahalle, cadde ve sokak isimlerine göre değil, seçmen kaydırmanın
önünü açacak şekilde soyadı sıralamasına göre yapılmıştır. Yaşamını yitiren
kişilerin ve bebeklerin bile isimleri seçmen kütüklerinde yer almıştır. Bütün
bu yaşananlar, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre hazırlandığı açıklanan
seçmen kütüklerinin güvenilirliğine gölge düşürmüştür. ADNKS formlarına olan
itirazlar henüz sonuçlanmamışken, TÜİK'in seçmen
kütüklerini oluşturan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi formlarını imha etme
kararı alması kafaları iyice karıştırmıştır. İmha kararı kamuoyunda
"delillerin yok edilmesi" şeklinde algılanmıştır. Danıştay 8.
Dairesi'nin aldığı kararı gerekçe gösteren Yüksek Seçim Kurulu 23.12.2008
tarihli toplantısında aldığı kararla, nüfusu 2000'in altında kalan
belediyelerin 29 Mart 2009'da yapılacak seçimlere girmelerinin yolunu açmıştır.
Anayasa Mahkemesi Başkanı ise yaptığı açıklamada, bu durumun Anayasa'nın 153.
maddesinin ihlali anlamına geldiğini vurgulamıştır. Sonuçta bu konuda kafaların
karışıklığı ve şüphelerin de ötesinde siyasi sonuçları da tartışılacak hukuki
bir karmaşa da ortaya çıkmıştır. Kamuoyunda
tartışma yaratan ve seçmen kütüklerine olan güveni sarsan bu konunun
araştırılması konusunda Yüce Meclisimize büyük görevler düşmektedir. Yüce
Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için Anayasa'nın 98. ve TBMM
içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu
kurulması gerekmektedir. 2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 29
milletvekilinin, Beyoğlu Sütlüce’deki Karaağaç Tekkesi’nin bulunduğu alanın
kullanımı ve imar durumlarıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/301) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Geçmişi 500 yıla
dayanan Karaağaç Bektaşi Dergahı İstanbul'un en
kıdemli dergahlarından biridir. İstanbul İli,
Beyoğlu İlçesi Sütlüce Mahallesi 3257 ve 3258 numaralı parsellerde, Osmanlı
Dönemi'nden kalma Karaağaç Bektaşi Tekkesi ve bu tekke sınırları içinde Bektaşi
Dedeleri'ne ait mezarların bulunduğu tarihi kayıtlarda bilinmektedir. Ayrıca bu
dergah ile ilgili olarak Kültür ve Turizm
Bakanlığı'nın, İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge
Kurulu'nun 02.05.2007 tarih ve 1015 sayılı kararıyla kültür varlığı olarak
tescil edilmiştir. Ayrıca bu kararda Türk-İslam Eserleri Müzesi'ne, kaldırılan
mezar taşlarının orijinallerinin Türk İslam Eserleri Müzesi denetiminde mevcut
yerlere konulmasına ve bu alandaki uygulamanın söz konusu müze denetiminde yapılmasına,
ayrıca kültür varlığı, yapının uygulaması tamamlanmadan yeni yapıya iskan izni verilmeyeceğine karar verilmiştir. İstanbul Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Türk ve İslam
Eserleri Müzesi Müdürlüğü’nün 20.02.2006 tarih ile 694 sayılı raporunun sonuç
bölümünde de yapılan ayrıntılı inceleme ve araştırmalar sonucunda
"parselin tarihsel, kültürel, sosyal ve siyasi ve askerî tarih bakımından
korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmesinin uygun
olacağı" belirtilmektedir. Ancak koruma
kurulunun kararı ve Türk İslam Eserleri Müzesi'nin raporuna rağmen, iki parsele
ayrılan arsanın bir parseline otel yapılacaktır. Diğer parselde yer alan ek
bina ise AKP İl Başkanlığı olarak kullanılmaktadır. Ek binanın asıl sahibinin Yapıtay İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ne ait olduğu belirtilmektedir. Yapıtay Limited Şirketi
tarafından 1 YTL karşılığında 99 yıllığına Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş'ye kiraya verildiği ve kullanım için de AKP İl
Başkanlığı'na verildiği ifade edilmektedir. Karaağaç Bektaşi
Dergâhı, öncelikle bir kültür varlığı olarak korunması gereken bir yer
olmasının yanında, Alevi Bektaşiler açısından da önemi yadsınamayacak bir
mekândır. Tarihî ve kültürel değerlerin korunması inanç merkezlerine saygı
gösterilmesi gerekmektedir. Alevi Bektaşiler açısından önemi tartışmasız olan
bu dergâhın bulunduğu alanın yapılaşmaya açılması, Aleviler üzerindeki baskıcı
tutumun devam ettiğini göstermektedir. İstanbul'un tarihî ve kültürel mirasının
talan edildiği AKP İktidarı döneminde yaşananlara, artık inanç merkezlerinin de
eklenmiş olması kaygı vericidir. Her alanı bir rant
kapısı olarak gören zihniyetin sonucunda, İstanbul, bütün değerlerini kaybetme
noktasına gelmiştir. 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'da, hoşgörünün
sembolü, kültür varlığı olan ve artık tarihî bir niteliğe bürünmüş Karaağaç
Dergâhı'nın yok edilmesi kabul edilemez. Karaağaç
Tekkesi'nin bulunduğu alan kültürel ve tarihsel olduğu kadar inançlar açısından
da önem taşımaktadır. Farklı mezheplere mensup insanlara karşı, geniş bir
hoşgörü çerçevesinde yaklaşılması ve saygı duyulması temel alınmalıdır.
Toplumsal barış ve huzurun sağlanması için bu son derece önemlidir. Bu
çerçevede olaya yaklaşılması sorunların çözümünde atılacak önemli adımlardan
biri olacaktır. Karaağaç Tekkesi'nin bulunduğu alanda öncelikle yapılaşmanın
ivedilikle önlenmesi gerekir. Kamunun ortak malı olan bu ve benzeri arazilerin
kişisel ilişkilere konu edilerek bir rant alanı olarak görülmesine dayanan
anlayış derhâl
bırakılmalıdır. Bu gibi alanların kamusal yarar sağlamanın
yanında, insanların tarih ve kültür birikimlerine de katkı sağlayacak şekilde
onarılarak kullanılması gerekmektedir. Bir kültür varlığı olarak tescil edilmiş olmasına rağmen
yapılaşmaya açılan Karaağaç Tekkesi'nin bulunduğu alanın yapılaşmaya
açılmasının nedenleri ve bu alandaki yapılaşmanın önlenmesi için alınacak
tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz
ve teklif ederiz.26.12.2008 1) Çetin Soysal (İstanbul) 2) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
3) Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
4) Tacidar Seyhan (Adana) 5) Ali Rıza Öztürk (Mersin)
6) Ahmet Ersin (İzmir) 7) Birgen Keleş (İstanbul) 8) Mevlüt Coşkuner (Isparta)
9) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 10) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
11) Yılmaz Ateş (Ankara) 12) Muharrem İnce (Yalova) 13) Zekeriya Akıncı (Ankara) 14) Gürol Ergin (Muğla) 15) Kemal Demirel (Bursa) 16) Sacid Yıldız (İstanbul) 17) Atila Emek (Antalya)
18) Tayfur Süner (Antalya) 19) Turgut Dibek (Kırklareli) 20) Derviş Günday (Çorum) 21) Rahmi Güner (Ordu) 22) Faik Öztrak (Tekirdağ)
23) Algan Hacaloğlu (İstanbul) 24) M. Akif Hamzaçebi (Trabzon)
25) Atilla Kart (Konya) 26) Hulusi Güvel (Adana)
27) Metin Arifağaoğlu (Artvin) 28) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar) 29) Malik Ecder Özdemir (Sivas)
30) Yaşar Ağyüz (Gaziantep)
3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 26
milletvekilinin, erken yaşta evlilik konusunun araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/302) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Birleşmiş
Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde Çocuk Hakları
Sözleşmesi kabul edilmiştir. Türkiye'de de Ocak 1995'te Resmî
Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan ve Türkiye için de kanun düzeyinde
kabulü söz konusu olan "Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi”nin
1. maddesinde "Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna
göre 'daha erken yaşta reşit olma' durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her
insan çocuk sayılır" denilmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk
Hakları Sözleşmesi'nde çok açık bir şekilde çocuk tanımı yapılmaktadır. Ancak
ülkemizde bu tanımın içinde yer alacak çocukların, özellikle de kız
çocuklarının evlendirildiği bilinmektedir. Evlilik konusunda ulusal ve
uluslararası yasal düzenlemelere aykırı olan ve toplumun belli bir kesiminde
olağan ya da normal kabul edilen somut durumların olduğu da bilinmektedir.
Çocuk yaşta, berdel, kuma gitme, aile içinde akrabalarla yaptırılan evlilikler
bu somut durumlara birer örnek teşkil etmektedir. Çocuk yaşta genelde ailelerin
baskıları sonucunda kız çocuklarına yaptırılan evlilikler hem bireysel hem de
toplumsal sonuçları açısından son derece olumsuz tablolar ortaya çıkmaktadır.
Fiziksel gelişimini tamamlamamış olması nedeniyle çocuğun yaşadığı
olumsuzlukların yanında, ruhsal gelişimi açısından da önemli sorunların
yaşanmasına neden olmaktadır. Erken yaşta yaptığı evlilik nedeniyle kız
çocukları eğitimlerini tamamlayamamaktadır. Bu da sosyal hayata katılmalarını
ve ekonomik olarak bağımsızlıklarını elde etmelerini engelleyici bir unsur
olarak karşımıza çıkmaktadır. Erken evlilik aile içinde şiddete maruz kalma
riskini arttırır, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma olasılığını
güçlendirir. Kadın üzerinde zaten var olan sosyal baskı böyle ortamlarda daha
da artmaktadır. Ülkemizde yapılan
her üç evlilikten biri onsekiz yaş altında yapılan
erken yaş evliliğidir. Bu son derece yüksek bir orandır. Erken yaşta yapılan bu
evlilikler en başta çocuk haklarının ihlali anlamına gelmektedir. Sağlıklı
yaşam hakkı elinden alınan çocuğun hayatını düzgün bir şekilde devam ettirmesi,
kendine ve topluma katkı sunabilecek bir birey haline gelebilmesi neredeyse
olanaksızdır. Kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmeleri kadınların
toplumda zaten var olan eşitsiz konumunu pekiştiren bir unsurdur. Eşit
koşullarda yaşamını devam ettiremeyen kadın bu nedenle şiddete karşı savunmasız
hale gelmektedir. Bu tür evliliklerde aile içi şiddet oranlarının yüksek
olmasının nedeni de budur. Kız çocuğunun
erken yaşta evlendirilmesi, ailelerin sosyo-ekonomik
düzeyi ile doğru orantılıdır. Bu da bize eğitimin ve ekonomik koşulların
sağlanmasının önemini bir kez daha göstermektedir. Toplumların geleceklerini
çocuklar oluşturur. Sağlıklı düşünebilen, gelişmiş bireylerden oluşan
toplumlarda, ilerleme hızlı olur. Bu nedenle çocuk hak ve özgürlükleri
konusunda asla taviz verilemez. Bu nedenle toplum
genelinde çocuklar için var olan risklerin önceden tespit edilerek önlem
alınması gerekmektedir. Devletin bu anlamda üzerine düşen görev ve sorumluluğu
yerine getirmesi gerekmektedir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan
Türkiye’nin, bu sözleşmeyi yürürlüğe koymakla altına girdiği yükümlülükleri
yerine getirmesi gerekmektedir. Çocuk haklarının
ihlallerine ve cinsel istismara ve toplumsal halk sağlığı sorunlarına neden
olan erken yaş evliliklerinin nedenleri ve bu nedenlerin önlenmesi için
alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa’nın 98. ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması
açılmasını arz ve teklif ederiz.
26/12/2008 1) Çetin Soysal (İstanbul) 2) Atila Emek (Antalya) 3) Ramazan Kerim Özkan (Burdur) 4) Ali Rıza Öztürk (Mersin) 5) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 6) Tayfur Süner (Antalya) 7) Mevlüt Coşkuner (Isparta) 8) Ahmet Ersin (İzmir) 9) Zekeriya Akıncı (Ankara)
10) Gürol Ergin (Muğla)
11) Kemal Demirel (Bursa)
12) Sacid Yıldız (İstanbul) 13) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar)
14) Ali Rıza Ertemür (Denizli) 15) Rahmi Güner (Ordu) 16) Derviş Günday (Çorum) 17) Turgut Dibek (Kırklareli)
18) Faik Öztrak (Tekirdağ) 19) Algan Hacaloğlu
(İstanbul) 20) M. Akif Hamzaçebi (Trabzon) 21) Atilla Kart (Konya)
22) Hulusi Güvel (Adana) 23) Birgen Keleş (İstanbul)
24) Metin Arifağaoğlu (Artvin) 25) Muharrem İnce (Yalova)
26) Malik Ecder Özdemir (Sivas) 27) Yaşar Ağyüz (Gaziantep) BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır. Danışma Kurulunun
bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım. VI.- ÖNERİLER A) Danışma Kurulu Önerileri 1.- Gündemdeki sıralama ile Genel
Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 13 ve 20 Ocak 2009 Salı
günlerindeki birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların görüşülmesinin
ardından diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesine, 14 ve 21 Ocak 2009 Çarşamba günlerindeki
birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi Danışma Kurulu
Önerisi Tarihi:
13/1/2009 Danışma Kurulunun
13 Ocak 2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel
Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.
Öneriler Gündemin kanun
tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında bulunan 319
ve 320 sıra sayılı kanun tasarı ve teklifinin, bu kısmın sırasıyla 3 ve 4 üncü
sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının ise buna göre teselsül
ettirilmesi, Genel Kurulun; 13 ve 20 Ocak
2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların
görüşülmesinin ardından diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin kanun
tasarı ve teklifleri ile diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, 14
ve 21 Ocak 2009 Çarşamba günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların
görüşülmemesi; Çalışma
Saatlerinin 13 ve 20 Ocak 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde 15.00-20.00, 14,15,21 ve 22 Ocak 2009 Çarşamba ve Perşembe günlerindeki
birleşimlerinde ise 14.00-20.00 Saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesinin
Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür. BAŞKAN – Danışma
Kurulu önerisi üzerine konuşmak isteyen, lehinde, Sakarya Milletvekili Ayhan
Sefer Üstün… AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Sakarya) – Konuşmayacağım Sayın Başkan.
BAŞKAN - Kayseri
Milletvekili Sayın Elitaş… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Konuşmayacağım Sayın Başkan. BAŞKAN – Siz de
konuşmayacaksınız. Aleyhinde,
Eskişehir Milletvekili Sayın İçli, buyurun. H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; AKP Grubunun, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubunun, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun ve Demokratik Toplum Partisi
Grubunun ortaklaşa, daha doğrusu oy birliğiyle önümüze getirdiği Danışma
Kurulunun aleyhinde görüşlerimi bildirmek için söz aldım. Hepinizi şahsım ve
Demokratik Sol Parti adına saygıyla selamlıyorum. Yine bir salı
günü, yine karşımızda bir Danışma Kurulu önerisi ve gündemin, yine önceki salı
günlerinde olduğu gibi bir yazboz tahtasına dönüştürüldüğünü de bugün tekrar
görüyoruz. Her hafta salı günü, gündemin birinci sırasında ve üst sıralarına
gelen kanun tasarı ve teklifleri bir şekilde kaydırılmak suretiyle, değişiklik
yapılmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi belli ediliyor. Değerli
arkadaşlarım, iktidar partisinin, AKP’nin gündeminin farklı olması çok doğal.
Önümüze getirilen iki kanun tasarısına baktığımız zaman, birisi markaların
korunmasıyla ilgili kanunda yapılan bir değişiklik, diğeriyse karşılıksız çek
ve protestolu senetlerle ilgili bir değişiklik, bir düzenleme. Şüphesiz, bu
kanunlar çok önemli değerli arkadaşlarım, ama hepinizin çok iyi bildiği gibi,
Türkiye’nin gerçek gündemi ekonomik kriz. Türkiye’nin gerçek
gündemi, son günlerde, son yıllarda yaşanan Anayasa ihlalleri. Yine,
Türkiye’nin gerçek gündemi, Gazze’de yaşanan insan
hakları ihlalleri. Bu gerçek gündeme başka konular da eklenebilir, ama
görüyoruz ki, AKP’nin gündemi farklı. Değerli
arkadaşlarım, bu gündemde, iki yüz kırk yedi adet genel görüşme ve Meclis
araştırması yapılmasına dair gündemde önergeler var, ama önümüze gelen bu
Danışma Kurulu önerisinde, sadece salı günü sözlü soruların cevaplandırılması,
diğer denetim konularının bu hafta ve önümüzdeki hafta görüşülmemesi
öneriliyor, bu kabul edilebilir bir olay değildir. Türkiye’nin
gerçek gündeminin ne olması gerektiğine ilişkin bu kısa görüşlerimi
bildirdikten sonra, benim için, hepimiz için çok önemli olan Anayasa ihlalleri
konusuna değinmek istiyorum değerli arkadaşlarım. Değerli
arkadaşlarım, milletvekili olduğumuzda Anayasa’nın 81’inci maddesi gereğince
hepimiz burada yemin ettik. Yemin metnini burada uzun uzadıya size aktaracak
değilim, ama küçük bölümleri tekrar sizlere hatırlatmak isterim: Hukukun
üstünlüğüne yemin ettik değerli arkadaşlarım. Demokratik ve lâik cumhuriyete ve
Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağımıza,
toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin
insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya
sadakatten ayrılmayacağımıza namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ettik. Değerli arkadaşlarım,
son yıllarda birçok soruşturmada açıkça, göz göre göre,
taammüden Anayasa’nın hükümleri ihlal edilmektedir. Hukuk sistemi bir devletin
bağışıklık sistemidir. Eğer hukuk sistemi, o bağışıklık sistemi çökerse, bir
devletten, demokratik bir devletten söz etmek mümkün değildir değerli
arkadaşlarım. Çünkü herkesin, her vatandaşın sığınacağı yer hukuktur ve her
vatandaşın aradığı gerçeklik hak ve adalet duygusudur. Her şeyin güllük
gülistanlık olduğu dönemlerde aydınlarımızın, siyasetçilerimizin demokrasi havarisi
kesilmesi değerli arkadaşlarım belki çok normaldir ama zor dönemlerde herkesin
insan haklarına sahip çıkması, temel hak ve hürriyetlere sahip çıkması, Anayasa
hükümlerine sahip çıkması asıl erdem olan; böylesi zamanlarda karşımıza çıkıyor
değerli arkadaşlarım. Anayasa
ihlalleri, işte bir kısmı soruşturması devam eden, bir kısmı da yargılaması
devam eden, adına da kimileri tarafından “Ümraniye Soruşturması”, kimileri
tarafından da “Ergenekon Soruşturması” denilen davada da karşımıza çıkıyor. Birkaç gün önce Türkiye Barolar Birliği bu konudaki hassasiyetini
çok net olarak ortaya koydu; birçok bilim insanı, anayasa hukukçusu, ceza
hukukçusu, Anayasa’mızda amir olan hükümlerin açıkça ihlal edildiğini net
olarak ortaya koydular değerli arkadaşlarım: Bir terör örgütü yaratıldı, terör
örgütü mensupları soruşturuluyor diye, 1950’lerin Amerika’sında yaşanan o cadı
avına, “Mc Carthy” denilen
bir Amerikalı senatörün önderlik ettiği, onun ismini aldığı bir cadı avına
dönüştürülüyor Türkiye’deki soruşturmalar, adil yargılanma hakkı hiçe
sayılıyor. 1 Temmuzda
tutuklanan dokuzuncu dalga sanıkları hakkında daha, karşımızda, tanzim edilmiş
bir iddianame değerli arkadaşlarım yok. Türkiye şimdiye kadar böylesine hukuk
dışılıkları yaşamadı değerli arkadaşlarım. Birkaç gün önce
bir gazetemizde bir röportaj yapılıyor. Sabah gazetesinin bir yazarı ile Taraf
gazetesinin bir yazarı, on birinci dalganın ne şekilde olacağını -daha önceki
operasyonlarda da aynısı yapılmıştır, benzer olaylar yapılmıştır- karşımıza
nelerin gelebileceğini, soruşturmaların hangi noktalara gidebileceğini bizlere
röportaj şeklinde anlatmaya çalışıyorlar. O röportajda diyorlar ki: Türk
Silahlı Kuvvetleri ikiye bölünmüş… İki de değil, bunun yüzde 70’i Ergenekoncu,
yüzde 30’u Amerika ve Avrupa Birliğinden destek alan küreselleşmeci subaylar
şeklinde tanımlanıyor. Millî İstihbarat Teşkilatının asker ve sivil kanadının
birbiriyle çatışma içinde olduğuna dair öngörülerde bulunuluyor. Hatta bir
daire başkanının Ergenekoncu olması nedeniyle gözaltına alınacağı söyleniyor.
Devam ediyor: Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir kişinin on birinci dalgada
gözaltına alınacağı söyleniyor. Değerli
arkadaşlarım, eskiden hepimizin bildiği bir atasözü vardır “Kalem kılıçtan
üstündür.” veyahut “Kalem kılıçtan keskindir.” diye. Bu atasözü, bilgeliğin,
bilimin kaba kuvvetten, şiddetten güçlü olduğunu anlatmak için kullanılan bir
atasözüdür. Ama yaşadığımız dönemde, değerli arkadaşlarım, kalem, aynı bir
silah gibi, hatta gelişmiş teknolojik bir silah gibi kullanılmaya başlanıyor.
Kendisine “aydın” diyen, kendisine “yazarçizer” diyen kişiler, bu ülkeye hizmet
etmiş ahlaklı, onurlu insanlar üzerinde gizli olması gereken soruşturmaya
ilişkin birçok bilgileri on dokuz aydır yazıyorlar, çiziyorlar, televizyonlara
çıkmak suretiyle insanları lekeliyorlar, insanları yaralıyorlar. Silah insanı
öldürebilir, silah insanı yaralayabilir; bunun acısı bir nevi, bir açıdan tıbbi
müdahaleyle iyileştirilebilir ama bu kalem silahının yarattığı acıları, kalem
silahının demokrasimizde yarattığı tahribatın acılarını ortadan kaldırabilmek
mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Medya dördüncü
kuvvet diyorduk; yasama, yürütme, yargı, medya dördüncü kuvvet. Kimi medya
organları, aynı bir terörist örgüt gibi davranıyor ve insanları lekeleyerek,
karalayarak, sadece onları değil ailelerini ve gelecek kuşakları da yaralamak
ve kirletmek için bir terör silahı gibi kullanılıyor. Bunlara sessiz kalmak
mümkün değil… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın İçli. Buyurun. H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım. Biraz evvel
Anayasa’nın 81’inci maddesinden kısa alıntılar yaparak Anayasa’ya sadakat
yemini ettiğimizi ifade etmiştim. Değerli
arkadaşlarım, bir kez daha hatırlatıyorum: Anayasa hükümlerini eğer
içselleştirmezsek, eğer bu Anayasa hükümlerinde yer alan temel hak ve
özgürlükleri halkımız içselleştirmezse, bunları korumazsa bu hükümler kâğıt
üzerinde kalmaktan başka bir işe yaramaz. Burada, sağcıydı solcuydu, komünistti
ülkücüydü gibi bir ayrım yapılmaksızın her Türk vatandaşının, her erdemli
aydının bu Anayasa aykırılıklarına karşı sesini çıkartması bir görevdir
diyorum. Beni dinlediğiniz
için, sabrınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum. (DSP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın İçli. Danışma Kurulu
önerisinin aleyhinde Tunceli Milletvekili Kamer Genç. Buyurun Sayın
Genç. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu raporu aleyhinde söz aldım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Sözlerime
başlarken, Gazze’de yapılan katliamı şiddetle ve
nefretle kınıyorum. Burada masum insanların bu kadar hunharca ve insanlık dışı
ölçülerle öldürülmesinin hiçbir insanlığa, hiçbir vicdana ve hiçbir şeye
sığmadığını belirtmek istiyorum. Ama tabii İsrail’in bu saldırısının kınanması
konusunda maalesef AKP’nin burada iştirak etmemesi dolayısıyla ilk defa Türkiye
Büyük Millet Meclisinde bu konuda bir kınama kararı çıkmadı. Bunun bir an önce
çıkması lazım. Şimdi, değerli
milletvekilleri, ben Tunceli’ye gittim. Tunceli benim seçim bölgem. Çok büyük
kar var. Yani Keban’ı besleyen o sular Tunceli dağlarından, Munzur dağlarından
gelen sulardır. Gerçekten insanlar çok büyük bir sıkıntı içinde. İşte Hozat’a
gittim, Ovacık’a gittim, Çemişgezek’e gittim, oralarda eksi 17’lerde, 18’lerde
çok zor şartlarda insanlar yaşıyorlar ve aynı zamanda da tabii karla mücadele
konusunda mahallinde çok yeterli alet ve edevatın olmaması nedeniyle bazı
yetersizlikler oluyor. Tabii orada çalışan özellikle teknik elemanlara herhangi
bir şeyimiz yok. Ancak, biraz daha makine desteği buraya verilirse bence daha
isabetli olur. Özellikle bu YİBO’larda… Bizim orada epey YİBO var. Buralarda, şimdi
mesela Ovacık’taki, Pülümür’deki, Nazımiye’deki veya daha yüksek yerlerdeki işte bu YİBO’lara verilen yakıt ile başka bir sıcak yerdeki YİBO’lara verilen yakıt biraz aynı olduğu için, oralarda,
bizim yetkililerden aldığımız bilgiye göre, buralara daha fazla yakıt parası
tahsis edilmesi gerekir. Hakikaten, eksi 17’lerde, 18’lerdeki o şartlarda YİBO’larda çocuklarımızın, genç çocuklarımızın üşümemesi
lazım. Ayrıca, tabii,
halk o kadar büyük bir fakruzaruret içinde ki… İşte,
ben pazartesi günü şeye gittim, yol üzerindeki birkaç köyde okula gidecek
öğrenciler, gidemiyor. Yani hem vasıta yok, işte aileleri… Aynı ailede 3-4 tane
öğrenci okuyunca, fakir aileler dolmuş paralarını dahi bulamıyorlar. Yani o
zaman şöyle bir metot uygulanabilir: Mesela, YİBO’da
okuyan çocuklar cuma günleri okul tatil olduktan sonra, orada işte, kaymakamlık
veya valilik bu öğrencilere bir vasıta tahsis edebilir. Bu vasıta,
aynı güzergâha giden çocukları evlerine bırakabilir ve pazartesi günü de aynı
vasıta gidip bunları alabilir. Yani bu çok büyük de bir rakam tutmuyor. Ama
maalesef, Tunceli’de bu taşıma sistemiyle eğitime hiç fazla bir değer
verilmedi, çok da büyük bir sıkıntı. Yani Türkiye'nin birçok yerinde yapılan bu
konudaki uygulama Tunceli’de maalesef yapılamıyor. Biz ilgilileri özellikle
uyarmak da istiyoruz: Yani, buradaki insanlar hakikaten ekonomik zaruret
içindeler ve 3 tane çocuğu okutan aileler… Ki tebrik etmek
lazım. Hele, bir hanım “3 tane kızım okuyor, 3’ü de okul birincisi.”
dedi. “Ama ne yapayım ki bakamıyoruz, yani imkânlarımız müsait değil.” Yani bence, o
bölgelere, bu eğitime sarf edilen paralar bu memleketin geleceğine sarf edilen
paralardır. Buralarda okuyan gençlerimize, çocuklarımıza mümkün olduğu kadar
yardım edilmelidir, yardım elini uzatmalıyız ve bu insanları bu sıkıntılı
vaziyetlerinden kurtarmamız gerekir. Tabii, AKP
zamanında maalesef sağlıklı yönetici gelmiyor arkadaşlar. Yani, git bak,
güleceğine git bak kardeşim! NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Devam et... MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Bize güzel tavsiyelerde bulunuyorsun. KAMER GENÇ
(Devamla) - Yani şimdi getiriyor Tunceli’ye, ya Rizeli ya Trabzonlu müdür
atıyor. Ya kardeşim, bu memleket yalnız Rize ve Trabzon’dan mı ibaret? Bu
memlekette, her yerde yetişen insanlar var. Yani hem siz iktidardasınız diye,
orada güç sizde diye, yani ille devletin her tarafında, Kayseri, Rize ve Trabzon’a
mı yönetici atamak lazım? Bunları aşın biraz. Yani bu memlekette liyakat
sistemine dayalı bir yöneticilik politikasını takip ederseniz, bu, gerçekten
daha isabetli olur. Bizim istediğimiz memleketimizin sağlıklı, liyakatli
insanlar vasıtasıyla yönetilmesi, bürokrasinin yönetilmesi. Oraya öyle müdürler
atanmış ki -yani ben belirtmek de istemiyorum- telefon açıyorum, adam karşımda bana sanki böyle bir
ilkokul tahsili görmemiş derecede o kadar cahilane konuşuyor ki, yani
üzülüyorum. Ben bunu yalnız Millî Eğitimdekilere demiyorum, başka devlet
dairelerine de… Mevzuattan haberi yok, işte birilerinin adamı diye e git…
Nerede, kim görevini ihmal ediyorsa, kim işte birtakım suistimallere
ismi karışıyorsa, e hadi git Tunceli’de kal… E, kardeşim o adamları oraya göndereceğinize,
Kayseri’ye gönderin, Rize’ye gönderin, Trabzon’a gönderin. Daha güzel işte,
görsün orada. Ama Tunceli’ye gidince, bir de orası tabii terör bölgesi de
olduğu için, maalesef, işte “Nasıl olsa biz burada ne yapsak kimse bize karşı
yapmaz.” hesabıyla insanlarımız, maalesef, bu cahil cühelanın işte o yarattığı
yönetimsizlik ve halka verdikleri sıkıntıların içinde öyle bir zor hayat
şartları içinde yaşıyorlar. Mesela, işte,
orada bize intikal ettirildi: İşte bu Hükûmet -biraz
önce Tarım Bakanı konuştu burada- efendim, işte, zirai aletlerin teşviki için
vatandaşlara teşvik primi verileceği vadedilmiş, daha
bir senedir hiçbir para ödemiyor, bunlar da önemli konular. Değerli
milletvekilleri, yine, bizim orada en önemli şey de terör parası. Bu terörde
zarar gören insanlara, maalesef, verilecek paranın miktarı 5 milyar, 10 milyar,
en fazla 15-20 milyar liralık bir para. Kış şartları çok ağır, devlet de ne
olur 1-2 trilyon da versin o insanlara, adam evini terk etmiş, tarlasını terk
etmiş, ağacını terk etmiş, verin 1-2… Yani o adamlar da, zaten… Komisyonlar
gitmiş, tespit etmiş, çok da düşük bir bedel tespit edilmiş. Ayrıca o bedel de
yetmiyormuş gibi bir de komisyonlarda görev yapan insanlar bunları çağırıyor,
mesela 40 milyar tespit edilmişse “Yahu arkadaş, işte 15 milyara razı ol yoksa gel buraya, bir
sulhname imzalayalım.” diyor. Yani böyle olaylar da
oluyor. Mümkün olduğu kadar, bu kış şartlarının devam ettiği şu sıralarda bu
insanlarımıza bence gerekli parayı yardım etmek lazım. Devletin parası yani her
yerde çarçur ediliyor da, ne olacak yani, Çankaya Köşkü’nde 40 trilyon
harcayacağınıza ne olacak 1-2 trilyon da işte bu zarar ziyanda, zarar gören
insanlarımıza bu parayı dağıtalım. Bu, aynı zamanda ekonomiye de bir destek
verir. Yani insanlar, o fakru zaruret içinde olan
insanlara 3 milyar, 5 milyar, 10 milyar verdiğiniz zaman onlar gider esnaftan
alışveriş yapar, piyasaya bir canlılık getirir. Yani bu ekonomiyi bilmiyorsanız
hiç olmazsa bunu gidip de cahil bir köylüde bile… (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler) Gerçi köylü cahil değil. Köylü hepimizden daha
akıllı da… Yani diyorum ki köylü daha gerçekleri kavrayan birisi. Ben de köy
çocuğuyum. Kendime şey etmiyorum. Yani diyorum ki… (AK PARTİ sıralarından
gürültüler) Ya neyse! Efendim, köylünün cahili de var, akıllısı da var. Ben
diyorum ki bir köylü bile bu kadar hata etmez. O bakımdan, yani
ekonomiyi bilmiyorsanız bile en basit metotlarla bir piyasa nasıl canlanır
bunun bir yolu vardır. Ben size devamlı diyorum: Şu piyasayı canlandırmak için
mümkün olduğu kadar alt gelir düzeyinde olan insanlara devletin kaynaklarını kanalize edelim, biraz piyasa canlansın. Bunu demek istedim
size. O bakımdan, bunlar önemli konular. Bir de tabii,
sayın milletvekilleri, şimdi, Türkiye’de bir Ergenekon meselesi var. Şimdi, bu
Ergenekon meselesi Türkiye’de çok ciddi bir rejim sorunu hâline geldi. Şimdi
biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bence bu konuda Ceza Muhakemeleri
Usulü Kanunu’nda, Ceza Kanunu’nda yapılması gereken değişiklikleri yapmamız
lazım. Yani siz bir kişiyi içeriye alıp da bir sene, iki sene içeride
tutamazsınız. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda bu konuda bir hüküm, eksiklik
varsa… Diyelim ki: “Kardeşim, en azından sen gözetim altına aldığın kişiyi üç
ayda, beş ayda davasını sonuçlandır.” diyelim. Yani bu çok
önemli bir olay. İnsanları uzun zaman özgürlüğünden yoksun bırakmak
bence Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuk devleti olma sistemiyle şey etmez. Şimdi, Mehmet Ali
Şahin çıkıyor diyor ki efendim, yani, “hâkimler ve savcılar partisi…” YARSAV
Başkanı hukuk konusunda otorite sayılabilecek bir arkadaşımız. Bilgisiyle, kültürüyle, her şeyiyle, Mehmet Ali Şahin’in,
karşısında el pençe duracağı bir kişi. ABDÜLHADİ KÂHYA
(Hatay) – Yapma ya! Avukatı mısın sen onun? KAMER GENÇ
(Devamla) – Yani köy imamının kültürüyle geleceksin, hukukun başına
oturacaksın. Bu olmaz beyler. Her şeyin bir raconu
vardır. Yani gidip de belirli konuları tartışabilmeniz için, sizin o konularda
bir bilgi sahibi olmanız lazım. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) - Yani, şimdi, sen bir avukatlık yapmışsın üç beş gün; ondan sonra
gel, bir siyasi partide kendine şey et, git, ondan sonra yargının başına otur. Ayrıca,
Ergenekon… Nasıl ki İsrail Gazze’ye fosfor bombaları
yağdırıyorsa, maalesef, AKP’liler de Türkiye’de kendi karşıtlarının üzerine
buna benzer, Ergenekon bombasını yağdırıyor. Bu size hayır getirmez. Onun için,
lütfen bu Ergenekon meselesini çok ciddi ele almamız lazım, yargıyı
yıpratmamamız lazım, yargıya talimat vermemek lazım. Şimdi, bizim
yargı sistemimizde her şey Adalet Bakanının elinde. Adalet Bakanı kendisine bu
şekilde, muhaliflerine karşı tavır takınan savcılar eğer bir AKP’liye karşı şey
etseydi, ertesi gün o savcıyı alır başka bir göreve verirdi. Bunlar Türkiye’de
olan şeyler. O bakımdan, yani
bu konunun üzerinde çok ciddiyetle durmamız lazım, insanlara haksızlık
etmememiz lazım. YÖK Başkanının o başını öyle eğen o polise de bir ceza
verelim. Yani yıllarca YÖK Başkanlığı yapmış bir ilim adamını böyle, toplum
karşısında rencide eden insanlara da prim vermemek lazım. Saygılar sunarım. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısını istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Şimdi,
Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Her taraf kabul etti Sayın Başkan. K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Ama sayı yetmiyor ki! BAŞKAN – On
dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 16.35 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 16.48 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN
(Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. Danışma Kurulu
önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır.
Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım: V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) C) Önergeler 1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu
ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay
Vural’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifi’nin (2/294) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 2/294 esas
numaralı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifim Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci
maddesinde öngörülen sürede ilgili Komisyonda görüşülmemiştir. Kanun teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda
gereğini saygılarımla arz ederim. 9/9/2008 Mehmet
Serdaroğlu Kastamonu BAŞKAN – Önerge
üzerinde teklif sahibi
Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu. Buyurunuz Sayın Serdaroğlu. (MHP sıralarından alkışlar) MEHMET SERDAROĞLU
(Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri en iyi
dileklerimle selamlıyorum. Özelleştirilen
veya kapatılan kamu iktisadi teşekküllerinde işçi olarak çalışıp da
emekliliğini alamayan, 657 sayılı Kanun’un değişik 4/C maddesiyle başka
kurumlara geçici personel statüsüyle yerleştirilen 4/C’lilerin
mağduriyetlerini gidermek amacıyla verdiğim kanun teklifi hakkında söz aldım.
Sizleri, bir kere daha, en iyi dileklerimle selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, öncelikle ve özellikle ifade etmeliyim ki kapatılan veya
özelleştirilen kamu iktisadi teşekküllerinde çalışıp da 4/C statüsünde olanlar,
laf değil, cidden mağdurdurlar. Örnek vermek gerekirse Taşköprü SEKA Sigara
Kâğıdı Fabrikasının özelleşmesiyle birlikte yaklaşık bin YTL’nin üzerinde maaş
alan bir işçi, bugün bu ücretin yarısından daha az almaktadır. Ayrıca, gerek
sendikal hakları gerekse ikramiyeleri ortadan kalkmış, sosyal hakları
ellerinden alınmıştır. Bir mali yılda on ay çalıştırılıp dolayısıyla iki ay
çıkış verilmekte, böylece de gelirleri asgari ücretin altına düşmektedir ve
bunlar dört ay için en fazla iki gün ücretli sağlık izni alabilmektedirler. 4/C’liler gönderildikleri kurumlarda kendileriyle aynı işi
yapan kişinin aldığı ücretin yarısını almaktadırlar. Bu uygulama 4/C’lileri psikolojik ve sosyal yönden etkilerken, devlete
olan saygıyı, yöneticilere olan güveni zaafa uğratmaktadır. Şimdi, bir büyük
samimiyetle soruyorum: Aynı durumda biz olsak veya aynı durumda bizim
evlatlarımız, bizim kardeşlerimiz veya bir yakınımız olsa, bu uygulamaya, bu
yeni yaşam koşuluna, ekonomik olarak gerilemeye nasıl yaklaşır ve kendimizi
kandırırız? “Mağdur değiliz” diye kendimizi kandırmak mümkün değildir. 4/C’liler “Sayın Başbakanımız, mağdur durumdayız, yardımınızı
esirgemeyiniz.” dediklerinde, Sayın Başbakanın “Hepinize bir yerlerde iş
verdik, çalışıyorsunuz. Nereniz mağdur?” cevabı, 4/C’lileri
bir kere daha yaralamış, bir kere daha mağdur etmiştir. Yine üzülerek
ifade ediyorum ki sayın iktidar bu tür çıkışlardan mutlaka vazgeçmelidir.
Çiftçinin haklı talebine “Gözünüzü
toprak doyursun.” demek, yine çiftçinin destek istemesine “Hep size, hep size
mi vereceğiz; bu ülkede sizden başkaları yok mu?” demek, doğru bir yaklaşım
olmadığı gibi siyasi nezaketi ve yönetici güvenilirliğini baltalayan, etik
olmayan tavırlardır. Sayın Başbakan ve iktidara, bu yaklaşım cidden
yakışmamaktadır. Mağdurluğu ve mazlumluğu en iyi telaffuz eden iktidar, 4/C’li mağdur ve mazlum 12.600 kişiye sahip çıkmalıdır. Sayın
milletvekilleri, 4/C’lilerin genel manadaki sıkıntı
ve isteklerine gelince: Çalıştıkları yerlerde konum ve statülerinin
belirlenmesini istemektedirler. Yılda on iki ay çalışmayı, günün koşullarında
eşit işe eşit ücret verilmesini, sağlık güvencelerinin belli bir zemine
oturtulmasını, hastalık izinlerinin yeniden düzenlenmesini, yıllardır
çalıştıkları yerlerde mesleklerinde uzmanlaşanların branşlarında
işe yerleştirilmelerini, gelirlerinin düşmesiyle özellikle üniversitede okuyan
çocuklarını okutamaz durumda olduklarını ifade etmektedirler. Bir çoğu da yaşam standartlarının gerilemesi sonucu borç
yükü altında kaldıklarını, borçlarını ödeyemez duruma geldiklerini göz yaşları
içerisinde bizlere ifade etmektedirler. Geçmişte yaklaşık
200 bin çalışanımızın problemlerinin çözüldüğü gibi, bu 12 bin civarındaki
kardeşimizin problemini de kabul edilebilir ve bu kişilerin gönüllerini
kazanabilecek bir makulle çözeceğinize, iktidarın çözeceğine ben şahsen
inanıyorum. Sonuç olarak,
izah ettiğim sebeplerden dolayı, içine düştükleri geçim sıkıntısı nedeniyle
aile düzenleri ve ruh sağlıkları bozulan bu mağdurlardan son üç yılda 11 kişi
intihar etmiştir. Bir mağdur olan Lokman Bal’ın şiirinin son iki dörtlüğü ile
sözlerimi tamamlıyor, takdiri yüce heyetinize bırakmak istiyorum: “Yetkililer
duymaz! Bu da ne demek? Nerede kaldı
bunca verdiğim emek? Hakkımız değil mi
bir sıcak yemek? Çocukların benzi
soldu vekilim. Vekilim nameyi
kabul etmezse, Bir ekmeğim dört
kişiye yetmezse, Çocuklarım
okumaya gitmezse, Bizim için hayat
öldü, öldü, öldü vekilim.” Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Serdaroğlu. Önerge üzerinde
Karaman Milletvekili Hasan Çalış. Buyurunuz Sayın
Çalış. (MHP sıralarından alkışlar) HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken saygı ve
selamlarımı arz ediyorum. Biraz önce, 4/C
çalışanlarının, onların tabirleriyle özelleştirme mağdurlarımızın
problemlerinin çözümüyle ilgili kanun teklifi üzerinde konuşan Değerli
Kastamonu Milletvekilimiz Mehmet Serdaroğlu 4/C’lilerin problemlerini gerçekten açık bir şekilde dile
getirdi. Değerli
arkadaşlar, gerçekten özelleştirme uygulamaları bazı alanlarda ülkemizde
gerekliydi ve yapıldı. Fakat pek çok konuda olduğu gibi özelleştirme
uygulamalarımızda da bir özelleştirme modası, özelleştirme propagandası
içerisinde, âdeta, bir strateji programı yapmadan, belli bir program yapmadan,
geçmişteki pek çok örneğimizde olduğu gibi özelleştirmeler yapıldı ve
neticeleri ortada. Kıymetli
arkadaşlar, işte önümüzdeki, geçen süre içerisinde bir ekonomik kriz yaşıyoruz.
Ekonomik krize girince, özelleştirdiğimiz bankaların, dolayısıyla yabancıların
eline geçen bankaların Türkiye'nin krizdeki sıkıntılarına çözümle ilgili
yaklaşımını gördük ve “İyi ki elimizde,
devletin elinde üç banka kalabilmiş.” dedik. Pek çok insan bunu söyledi. Demek
ki bundan sonra yapacağımız özelleştirmelerde bir strateji önceliğimiz
olmalıdır. Değerli
arkadaşlar, işte bu özelleştirmelerin sonunda kendilerini 4/C’li
diye takdim eden, gerçekten mağdur olan kardeşlerimiz ortaya çıkmıştır. İşte,
bugün Tokat’a gidersiniz sigara fabrikasının mağdurlarını görürsünüz,
Kastamonu’ya gidersiniz şeker fabrikasının mağdurlarını görürsünüz. Türkiye'nin
her tarafına gittiğiniz zaman bu özelleştirmelerin mağdurlarını görmek mümkün.
Bu insanlarımıza takdir ettiğimiz ücret, takdir ettiğimiz özlük hakları
gerçekten içler acısı. Tabii, bu vesileyle bu problemi çözmek
lazım. Benim seçim bölgem olan Karaman’da da her gidişimizde 4/C mağdurları -şu
anda da gözümüzün içine bakıyorlar- bizim problemlerimizi ne zaman
çözeceksiniz, bizi ailemizde, çoluk çocuğumuzun yanında ne zaman rahat bir hâle
getireceksiniz diye gözümüzün içine bakıyorlar değerli arkadaşlar ve Türkiye
Büyük Millet Meclisinden, özellikle AKP İktidarından “Eşit işe eşit ücret, eşit
eğitime eşit statü.” sözünün ne zaman yerine getirileceğini beklemektedirler. Arkadaşlar, zaman
su gibi akıyor, altı yıllık İktidarınız geçiyor, ne oldu personel rejimi? Ne
oldu, personel rejimini baştan aşağı ele alıp düzeltecektik ve problemlerin pek
çoğunu bunun içinde çözecektik? Nitekim pek çok önergemize cevap verirken
ilgili bakanlarımız ne diyorlar: “Bunu personel rejiminin içerisinde
çözeceğiz.” İşte, altı yıl bitiyor, yedinci yılda bekliyoruz personel rejimini
kökten çözmenizi. Değerli
arkadaşlar, aynı işi yaptırıyoruz bir insana, aynı okulu bitirmiş, aynı
sıralarda oturuyor, birisi 657 sayılı Yasa’ya göre memur, birisi 4/B statüsünde
çalışıyor, birisi sözleşmeli çalışıyor, hatta bazıları da var ki -o kurum
hizmet satın almıştır herhangi bir şirketten- şirketin elemanı, “Yarın gelme.”
denildiği zaman gelmeyecek durumda. Bunun sağlık teşkilatında, tapu
teşkilatında, orman teşkilatında pek çok örnekleri vardır. Hatta Türk Silahlı
Kuvvetlerinde sözleşmeli erbaşlardaki yaşanan sıkıntıları görüyoruz. Bu
arkadaşlarımız artık geleceklerinden ümitsiz oldukları için istifa etmek
durumunda kalıyorlar, emekliliklerinden ümitsiz oldukları için istifa etmek
zorunda kalıyorlar. Değerli
arkadaşlar, bu farklı uygulamalar aynı işi gören, aynı eğitime sahip insanların
tayin, nakil ve atamayla ilgili değişik problemlerle karşılaşmasına sebep
oluyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. HASAN ÇALIŞ
(Devamla) – Hatta bu durumdaki arkadaşların pek çoğu eş durumu tayinini bile
yaptıramıyorlar. Aynı zamanda
meslekte yükselme yönünden problemler oluyor. Ücret farklılıkları yüzünden,
çalışırken bu insanların moral motivasyonlarının
düzgün olmadığını gittiğimiz her kurumda görüyoruz. Emekli oldukları zaman elde
ettikleri haklar yönünden de gerçekten çok önemli farklılıklar var. Bunları
düzeltmek, bu sıkıntıları çözmek öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin ama
daha da önemlisi AKP İktidarının vatandaşa verilmiş sözüdür, görevidir. Bu
sözünüzü yerine getirmenizi bekliyoruz. Siz bu sözünüzü yerine getirirseniz,
biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaptığınız doğru işlerin arkasında yapıcı
bir muhalefet anlayışıyla bulunuruz ama yanlışlarınızın karşısında da kale gibi
dururuz değerli arkadaşlar. Bu duygu ve
düşüncelerle saygılarımı sunuyorum. Bu teklife “kabul” oyu vermeniz dileğiyle
iyi günler diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çalış. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Şimdi, sayın
milletvekilleri, gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz. VII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın,
Ulusal Bor Araştırma Enstitüsüne ve Eti Bor Genel Müdürlüğüne ilişkin Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/316) BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan? Yok. Sorunun görüşülmesi
ertelenmiştir. 2.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın,
kent aydınlatmasına ve elektrik enerjisi tasarrufuna ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/338) BAŞKAN - Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan? Yok. Sorunun görüşülmesi
ertelenmiştir. Şimdi, İçişleri
Bakanı Sayın Beşir Atalay’ın gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 3, 4, 7, 19, 24,
28, 31, 32, 34, 39, 40, 41, 49, 51, 65, 66, 68, 78, 94, 97, 99, 106, 114, 116
ve 137’nci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. 3.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, petrol kaçakçılığı
kapsamında dağıtılan ikramiyeye ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/341)
ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 4.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, yurt dışı
gezilerinin harcırahına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/351) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, faili meçhul
cinayetlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/370) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 6.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in,
bir köydeki şiddet olaylarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/414) ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 7.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın,
bir siyasi partinin basın açıklaması sırasında yaşanan olaylara ilişkin sözlü
soru önergesi (6/419) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 8.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in,
Gazipaşa’da kara nokta olarak belirlenen kavşaklara ilişkin sözlü soru önergesi
(6/425) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 9.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün,
gıda bankacılığı amacıyla kurulan derneklere ilişkin sözlü soru önergesi
(6/429) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 10.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün,
Kepez Gülveren Mahallesinin şebeke suyunun kirliliği
iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/430) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Rum eserlerinin restorasyonuna ilişkin sözlü soru önergesi (6/437) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 12.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu’nun, nüfusu ikibinin
altında olan belediyelerin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/446) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 13.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in,
İstanbul’daki ruhsatsız işyerlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/448) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 14.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu’nun, bazı belediyelerin kapatılarak Malatya
Belediyesi sınırları içine alınmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/450) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 15.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün,
Anayasa değişikliği sırasında Meclis çevresinde görevlendirilen Emniyet
personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/468) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 16.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ordu İl Genel
Meclisi Başkanı ile ilgili iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/472) ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 17.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, polislerin
özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/502) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 18.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın,
İl Genel Meclisi üyelerinin sosyal ve özlük haklarına ilişkin sözlü soru
önergesi (6/504) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 19.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün,
Gaziantep’teki bazı belediyelerin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi
(6/506) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, şehit ve gazi yakınlarının istihdamına ilişkin
sözlü soru önergesi (6/523) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 21.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ankara’daki
dilencilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/545) ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı 22.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın,
İstanbul Büyükşehir Belediyesince bastırılan İstanbul Bültenine ilişkin sözlü
soru önergesi (6/549) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 23.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in,
Akseki İlçesinin su sorununa ilişkin sözlü soru önergesi (6/552) ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 24.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, bazı belediye ve
köylerin Çiftlik Belediyesine katılım sürecine ilişkin sözlü soru önergesi
(6/561) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 25.- Kütahya Milletvekili Alim
Işık’ın, üniversite mezunlarından polis alımına ilişkin sözlü soru önergesi
(6/572) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 26.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in,
Antalya’da bir üstgeçitteki büfelerin kiralanmasına ilişkin sözlü soru önergesi
(6/574) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı 27.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün,
eylemlere yapılan müdahalelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/604) ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı BAŞKAN - Bu soruları sırasıyla okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
soruların Enerji Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim. Rıdvan
Yalçın Ordu Soru: 1) 2002 yılı
itibarıyla bugüne kadar petrol kaçakçılığı kapsamında kaç lira ikramiye
dağıtılmıştır? Açıklamanızı arz ederim. Saygılarımla. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
soruların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim. Rıdvan
Yalçın Ordu Soru: 1- Başbakan olduğunuz tarih itibarıyla yurt dışı gezileriniz için
bugüne kadar toplam ne miktar harcırah aldığınız hususunun açıklanmasını arz
ederim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay
tarafından Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim. Pervin
Buldan Iğdır 1) 1990 yılından bu yana, kamuoyunda “faili meçhul” cinayetler
olarak bilinen kaç cinayet işlenmiştir? 2) İşlenen bu cinayetlerden kaçı yargıya intikal ettirilmiştir? 3) İşlenen bu cinayetlerin kaçı aydınlatılmıştır ve kaçının
sorumluları tespit edilerek cezalandırılmıştır? 4) İşlenen cinayetlerin aydınlatılması için bakanlığın herhangi
bir çalışması var mıdır? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay
tarafından sözlü olarak cevaplanmasını saygılarımla arz ederim. Sebahat
Tuncel İstanbul Malatya ili
Doğanşehir İlçesi’nde bulunan 350 haneli Topraktepe
Köyü’nde son yedi yıldır dört bine yakın meyve ağacı kesilmiş, tonlarca buğday
harmanı yakılmış, mezar taşları kırılmış ve son iki ay içinde dört ev
kundaklanmıştır. Olaylara ilişkin kaymakamlık ve savcılığa birçok kez başvuru
yapılmasına rağmen sonuç alınamamış, olayların failleri tespit edilememiştir. 1. Son yedi
yıldır köyde neredeyse sistematik bir hal alan şiddet olayları Bakanlığınızca
soruşturulmuş mudur? 2. Bu türden
üzücü olayların tekrar etmemesi için almayı düşündüğünüz tedbirler nelerdir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay
tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. Fatma
Kurtulan Van DTP İstanbul
Bağcılar İlçe Teşkilatının, 20 Ocak 2008’de yaptığı basın açıklamasına emniyet
güçleri müdahale etmiştir. Müdahale esnasında DTP Eş Genel Başkanı Mardin
Milletvekili Sayın Emine Ayna polislerin fiziki şiddetine maruz kalmış, gözlüğü
kırılmış ve ayağından darp almıştır. Ayrıca çok kişi gözaltına alınmış ve
götürüldükleri karakolda kaba dayağa maruz kalmışlardır. Sayın Başbakan
Erdoğan, 3 Eylül 2007 tarihinde Meclis Genel Kurulu’ndaki Hükümet Programı
görüşmeleri sırasında “Evet iddialı olarak söylüyorum, işkencede sıfır
tolerans. İspatınız varsa çıkar konuşursunuz. Bizim hükümet olarak
sorumluluğumuz bu tür bir ispat olduğu zaman gereğini yapmaktır” demiştir. 1- 20 Ocak’ta Bağcılar’daki polis müdahalesi işkenceye karşı “sıfır
tolerans”ın olmadığının açık ispatı değil midir? 2- Eş Başkanımız
Sayın Ayna’nın darp edilmesi Türkiye açısından nasıl bir görüntü yaratmaktadır? 3- Bağcılar’daki müdahaleyle ilgili olarak sorumlular hakkında
herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim. Tayfur
Süner Antalya Antalya’nın
Gazipaşa İlçesinde trafik kazalarının yoğun olarak meydana geldiği; Sanayi,
Hal, Dörtyol ve Mehmet Oğuz Bulvarı ile Rasih Kaplan Caddesi’nin kesiştiği güzergahta yer alan kavşaklar “kara nokta” olarak
belirlenmesine rağmen, trafikte herhangi bir düzenlemeye şu ana kadar
gidilmemiştir. Özellikle yaz sezonunda çok sayıda aracın kullandığı D400
Karayolu üzerinde bulunan Sanayi kavşağı, sürücü ve yayaların korkulu rüyası
olmayı sürdürmektedir. Soru 1: “Kara
nokta” olarak belirlenen kavşaklarda ne gibi önlemler almayı düşünüyorsunuz? Soru 2: Buralara
önlem alınması için mutlaka ölümlü kazaların mı olması beklenmektedir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü
olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. Yaşar
Ağyüz Gaziantep Fakirlere yardım
amacıyla kurulan vakıf ve derneklerin son zamanlarda çoğaldığı, bayram öncesi
yapılan yoğun televizyon reklamlarından anlaşılmaktadır. 1. Gelir Vergisi
Kanununun 40/10 Maddesine göre “Fakirlere yardım amacıyla Gıda Bankacılığı
Faaliyetinde Bulunan Dernek ve Vakıflara, Maliye Bakanlığınca Belirlenen Usul
ve Esaslar Çerçevesinde Bağışlanan Gıda, Temizlik, Giyecek ve Yakacak
Maddelerinin Maliyet Bedelinin Tamamı” beyanname veren gelir ve kurumlar
vergisi mükelleflerince gider olarak indirilebiliyor. (GVK 5035 ve 5281 sayılı
Yasa, Madde 40/10, 89/6) Yapılan bağışlar
KDV’den de müstesna tutuluyor. (KDV Kanunu Md. 17) Bu düzenlemeden
sonra, tüzüğünde “Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde
bulunacağının” yazılı olduğu kaç adet dernek kurulmuştur? Kurulan bu
derneklerin isimleri ve kuruluş tarihleri nedir? 2. Bu
derneklerden yurt içi ve yurt dışında adli ve idari soruşturma geçirenler var
mıdır? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay
tarafından sözlü olarak yanıtlanması için gereğini arz ederim. Hüsnü
Çöllü Antalya Antalya Kepez
bölgesi Gülveren Mahallesi Muhtarı’nın, konutlara
gelen suların kirli olduğuna ilişkin açıklamaları kamuoyuna yansımıştır. Bu kapsamda; 1- Antalya Kepez Gülveren Mahallesi’nde şebeke suyunun kirli olduğuna
ilişkin açıklamalar karşısında, bölgede bir inceleme yapılmış mıdır? Yapılmış
ise hangi sonuçlara ulaşılmıştır? 2- Bölge
sakinleri, kirli su sorunun 3 yıldır yaşandığını bildirirken, bugüne kadar
önlem alınmamasının nedeni nedir? Bu konu, hangi kamu kurumu veya kuruluşunun sorumluluk
alanına girmektedir? 3- Sorunun çözümü
için Bakanlık olarak ilgili kurumları uyaracak mısınız? Antalya merkezinde bir
mahallenin boru hattının değiştirilmesi için kaynak bulunamamakta mıdır? 4- Ülke
ekonomisine büyük katkılar yapan Antalya’nın merkezinde hala temiz ve sağlıklı
su hizmeti sunulamaması kabul edilebilir bir durum mudur? Sorun ne zaman ve
nasıl çözülecektir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorumun
İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını, Arz ederim. Dr.
Reşat Doğru Tokat Soru: İçişleri
Bakanlığınca tüm Valiliklerimize yazılan 07/01/2004
tarih ve 50024 sayılı yazılı ile Yunan hükümet dışı kuruluşlar tarafından
istenilen, Rum eserlerinin restorasyonuna ilişkin taleplerin bildirilmesi
istenmiştir. Bu kapsamda hangi ilimizde kaç adet Rum eserinin restorasyonu için talep olmuştur, bunlardan kaç adedi Yunan
hükümet dışı kuruluşlar tarafından restore edilmiştir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorularımın
İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını arz ederim. Saygılarımla. Ferit
Mevlüt Aslanoğlu Malatya Nüfusu 2 binden
az olan Beldelerimizde bulunan Belediyelerimizin, önümüzdeki dönemde
kapatılacağı ile ilgili çalışmaların başlatıldığını basından öğrenmiş oluyoruz.
1- Nüfusu 2
binden aşağı olan Belediyelerimiz kapatılıyor mu? 2- Bu
Belediyelerimiz kapatılınca Beldelerde Belediye hizmetleri nasıl verilecektir? 3- Bu
Belediyelerimizde çalışan mevcut personel nerelerde istihdam edilecektir? 4- Bu uygulama
ile Malatya’da kaç Belediye kapatılacaktır? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplanmasını saygılarımla arz ederim. Sebahat
Tuncel İstanbul
Vatandaşların can
ve mal güvenliklerini tehlikeye atabilecek her türlü patlayıcı madde imalat,
montaj ve depolama faaliyetleri, ruhsatlandırma ve denetleme işlemleri İçişleri
Bakanlığı’nın sorumluluğundadır. 1. 31 Ocak’taki patlamanın
gerçekleştiği imalat ve montaj atölyesi 5. derece risk sınıfına dahildir. Bu işyeri uyulması gereken standartlardan yoksun
ve ruhsatsız olarak nasıl faaliyet yürütebilmiştir? 2. Patlayıcı
maddelerin ithal, imal, satış, depolama ve taşınması için Patlayıcı Maddeler
Yasası’na göre ayrı ayrı ruhsat alınmalıdır. İçişleri
Bakanlığı malzemelerin ruhsatlı bir işyerinden ruhsatsız bir işyerine nakline
niçin izin vermiştir? 3. İstanbul’da
ruhsatsız olarak faaliyet sürdüren kaç tane işyeri bulunmaktadır? 4. Bu
işyerlerinin denetim ve kontrolleri konusunda harekete geçmeyi düşünüyor
musunuz? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü
olarak cevaplandırılmasını arz ederim. Saygılarımla. Ferit
Mevlüt Aslanoğlu Malatya Malatya’da Dilek,
Hanımın Çiftliği, Konak, Orduzu, Topsöğüt
Belediyelerinin kapatılarak, bu bölgeler Malatya Belediyesi sınırları içine
alınmıştır. 1- Belediye
gelirleri ile yeni yasanın çıkartılmadan Bakanlık olarak bu uygulamayı neden
yaptınız? 2- Malatya
Belediyesinin mevcut mali yapısı, şu anda mevcut mücavir alanlara hizmet
verebilecek düzeyde midir? 3- Bağlanan
Beldelerimizin çok geniş alanlara sahip olması nedeniyle, Malatya Belediyesi bu
bölgelere yeterli hizmeti götürebilecek mi, bugün için mevcut yerleşim
birimlerine yeterli hizmetleri götürebilmekte midir? 4- Malatya
Belediyesine bağlanan 5 Belde halkının görüş ve düşünceleri alındı mı? 5- Bu
Belediyelerdeki çalışanlarımız Malatya Belediyesi kadrolarına mı alınacaktır? 6- Malatya,
mevcut Büyükşehir Belediyelerinden bazılarından daha fazla nüfusa hizmet
vermektedir. Büyükşehir olması için gerekli yasal değişiklik yapılacak mı? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü
olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. Yaşar
Ağyüz Gaziantep Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nde “Türban Serbestisi Düzenlemesine”
ilişkin Anayasa değişikliğinin görüşüldüğü 6 ve 9 Şubat günleri ile arada kalan
günlerde halkımızın Meclise girişi yasaklanmıştır. Bu yasaklama
kararına uygun olarak çokça sayıda Emniyet mensuplarımız görevlendirilmiştir. 1) 1. Tur ve 2.
Tur oylamalar sırasında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Emniyet mensuplarınca
çevrilmesini demokrasi adına uygun görüyor musunuz? Halkın girişinin
yasaklandığı günlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çevresinde ve içinde
ilave kaç Emniyet mensubu görevlendirilmiştir? 2) 9 Şubat günü
Ankara’da düzenlenen “Bağımsızlık ve Laiklik” Mitinginde kaç Emniyet mensubumuz
görev yapmış? Gözaltına alınanlar olmuş mudur? 3) 2. Tur
oylamanın yapıldığı 9 Şubatta Türkiye Büyük Millet Meclisi çevresinde ve
mitingde görevlendirilen Emniyet mensubu sayısı, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah
Gül’ün kızının İstanbul’da düzenlenen düğün töreni için görevlendirilen Emniyet
mensubu sayısından fazla mıdır, eksik midir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki soruların İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından
sözlü olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim. Av.
Rıdvan Yalçın Ordu Soru: 1- Hâlen Ordu’da
İl Genel Meclis Başkanlığını sürdüren Şanser Şahin’in
eşi ve çalışanları hakkında Ordu Ağır Ceza Mahkemesinde: Mevzuata aykırı
olarak seyyar emisyon ölçümü yapmak, Trafikte kaydı
olmayan araçlara ölçüm yapmış gibi işlem yapmak, Hurdaya ayrılarak
trafikten çekilmiş araçlara trafikteymiş gibi işlem yapmak, Sayısı tespit
edilemeyen kadar araca da hologram yapıştırmadan işlem yapmak, Siyasi nüfuz
kullanarak iptal edilmiş faaliyetini yeniden başlatmak için Çevre İl Müdürü ve
yetkililere siyasi baskı yapmak eylemleri ile tanımlanan kamu kurumlarına karşı
dolandırıcılık suçundan dava açıldığı, bu konunun yayınlanmaması için yerel
medyaya baskı yapıldığı doğru mudur? İl Genel Meclis
Başkanı partiniz üyesi midir? 2- Devletin
trilyonlarca lirasını yöneten bu şahsın kamu kurumunu dolandırıcılık suçundan
yargılanırken bu görevini sürdürmesi etik ve hukuk anlayışınızla bağdaşmakta
mıdır? Çevre İl Müdürü
Selahattin Aydın’ın başka ile atanmasının sebebi yukarıdaki olayla ilgili
midir? Ordu’da kamu kurumlarında özellikle iktidar nüfuzundan faydalanarak kamu
ihalelerine fesat karıştırmak suçlarından yoğun tutuklamalar yapılan bu dönemde
meclis başkanının görevine devamı hususunda ne düşünmektesiniz? Açıklamanızı arz
ederim. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması konusunda gereğini saygılarımla arz ederim. Hasan
Özdemir Gaziantep AKP hükümetleri
her fırsatta polisin özlük hakları ile ilgili sıkıntıların giderileceğini
söylemesine rağmen, özellikle ücret ve fazla mesai konuları ile ilgili olarak
tatmin edici bir düzenleme yapmamışlardır. Polisimizin maaşı, Avrupalı
meslektaşlarına göre çok düşüktür. Ayrıca, Emniyet Teşkilatında fazla mesai
ücreti, ortalama 180-YTL civarındadır. 2006 yılında
mülki idare ve yargı mensuplarına iyileştirme yapılmasına rağmen, İl ve İlçe
Emniyet Müdürlerine ücret yönünden bir iyileştirme yapılmamış ve arada
1.000-YTL'lik dengesizlik meydana gelmiştir. Ayrıca, tazminatlar ve fazla mesai
ücretleri, emekli maaşına yansımadığından emekliye ayrılan personelin maaşı,
yarı yarıya düşmektedir Bu çerçevede; 1- Halen çalışan
ve emekliye ayrılan polisin özlük haklarını iyileştirme konusunda neler yaptınız
veya yapmayı düşünüyorsunuz? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına, Aşağıdaki
belirtilen soruların İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim. Muharrem
Varlı Adana Bilindiği gibi,
İl Genel Meclis Üyeleri, birçok ekonomik sıkıntılarına rağmen yerel bölgelere
hizmet götürme gayreti içerisinde çok önemli çalışmalarda bulunmaktadırlar. Ancak; görev
süreleri dolduktan sonra, mağduriyet yaşadıkları görülmektedir. Bu mağduriyetlerinin
giderilmesi ile ilgili olarak; 1- İçişleri
Bakanlığı personelinin yararlandığı sosyal tesislerden, İl Genel Meclis
Üyelerini de yararlandırmayı düşünüyor musunuz? 2- İl Genel
Meclisi Üyelerinin özlük hakları ile ilgili çalışmanız var mıdır? 3- İl Genel
Meclisi Üyelerine, Yurt dışı seyahatlerinde yeşil pasaport vermeyi düşünüyor
musunuz.? 4- İl Genel
Meclisi Üyelerine, ömür boyu Kamu görevlisi statüsünde silah ruhsatı vermeyi
düşünüyor musunuz? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorularımın
İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir ATALAY tarafından sözlü olarak
cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. Yaşar
Ağyüz Gaziantep Son haftalarda basında ve kamuoyunda tartışılan "Büyükşehir
Belediyesi Sınırları içerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" ile seçim bölgemde, Aktoprak,
Burç, Büyükşahinbey, Arıl
ve Yeşildere ilk adım belediyeleri ilçe
belediyelerinin mahallesi olmakta, Cevizli ve Tatlıcak
Belediyeleri de nüfusu 2000'in altına düştüğü için köy tüzel kişiliğine
dönüşmektedir. 1. 5216 Sayılı
Büyükşehir Belediye Yasası ile ilk kademe belediyesi olan (ve kendilerine
hiçbir şekilde sorulmayan) belediyelerimizin nüfusları yeterli olmasına rağmen,
mahalle tüzel kişiliğine dönüşmesi haksızlık değil midir? 2. Şehitkamil,
Şahinbey adlı metropol ilçeler ve eski ilçemiz
Oğuzeli'nin, Büyükşehir sınırları içerisinde bulunması, Büyükşehir belediyesi
oluşumunu yasal olarak sağlamaya yeterli olduğu dikkate alınarak, Aktoprak, Burç, Büyükşahinbey, Arıl ve Yeşildere belediyelerinin tüzel kişiliğinin korunarak, ilk
adım belediyesi konumundan çıkarılması mümkün değil midir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Terörle mücadele
kapsamında şehit olan veya gazi olanların 3713 sayılı yasa kapsamında istihdam
edilmelerine ilişkin sorumun İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından
sözlü olarak ayrı cevaplandırılmasını arz ederim. Mehmet
Akif Paksoy Kahramanmaraş 1- 3713 sayılı
yasa kapsamından yararlanarak işe yerleşen şehit ve gazi ile bunların hak
sahiplerinin sayısı ne kadardır? Bu konuda işe yerleşmek için Bakanlığınıza
yapılmış bulunan müracaat ne kadardır? Bunların ne kadarı atanmayı
beklemektedir? 2- Genel, katma
ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlarla, mahalli idareler ve sermayesinin yarısından
fazlası kamuya ait olan her nevi teşebbüs veya bağlı ortaklıkların mevcut
kadrolarının % 0.7'sini bu yasa kapsamında
Bakanlığınıza bildirmesi gerektiği halde bildirmeyen kamu kurumları var mıdır?
Varsa bu kurumlar hangileridir? 3- En çok
yardımcı personel ihtiyacı bulunan ve personel sayıları fazla olan Milli Eğitim
ve Sağlık Bakanlığı yasa kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmekte midir?
Yasa kapsamında gerekli bildirimlerde bulunmayan kurumlar hakkında bugüne kadar
herhangi bir işlem yapılmış mıdır? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
soruların İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim. Rıdvan
Yalçın Ordu Ülkemizin başkenti olan ikinci büyük şehrimiz olan Ankara’nın en
lüks semtlerinde bile geç sayılabilecek saatlerde yaşları 5-15 arasında olan ve
çoğunlukla kız çocuklarından oluşan çok sayıda çocuğumuzun kırmızı ışıkta
bekleyen araç sürücülerine neredeyse zoraki bir şeyler satmaya çalıştığı ve
yine cami kapılarında her yaşta erkek ve bayanların cemaatten dilendikleri
tarafımdan da utanarak müşahede edilmektedir. Bu itibarla: 1. Ülkemizin başkentinde yaşanan bu utanç
tablosundan bakanlığınız haberdar mıdır? 2. Haberdar ise minicik yavrularımızın soğuk ve
güvensiz olan şartlarda bu şekilde istismarına neden göz yumulmaktadır,
çocukları bu şekilde istismar edenlere karşı neden mevzuat işletilememektedir.
Neden koruma tedbirleri uygulanmamaktadır? 3. Dilenmek aynı
zamanda yasaya aykırı olmasına rağmen ülkemizi küçük düşüren bu duruma neden
göz yumulmaktadır? Devletin ve sayısız kuruluşun sosyal yardımları varken bu
insanlar neden dilenme ihtiyacı duymaktadır, eğer insanlarımızın temiz
duyguları istismar ediliyorsa buna neden müdahale edilmemektedir? Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını
arz ederim. Saygılarımla. Hasan
Çalış Karaman
İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, "İstanbul Bülteni" adı
altında bastırılıp, TBMM'de Milletvekillerine de dağıtılan, bir kişinin
güçlükle taşıyabileceği 3 cilt halindeki bültenin her sayfasında Kadir
Topbaş'ın birkaç resmi yer almaktadır. Bu bilgiler
ışığında; 1. Ülkemizde
israfın hangi boyutlara ulaştığının bir göstergesi olan ve toplam 1.500
sayfadan oluşan, İstanbul Bülteninin bilimsel özelliği var mıdır? Hangi amaca
hizmet etmektedir? 2. Bu bülten,
toplam kaç adet basılarak dağıtımı yapılmıştır? Her sayfası renkli, kuşe kağıda basılan bülten için kime, kaç para ödeme yapılmıştır?
3. Kamu
çalışanlarına tasarruf tedbirleri gerekçe gösterilerek doğru dürüst zam bile
verilmezken, ansiklopedi şeklinde basılan İstanbul Bültenine harcanan iş gücü, kağıt ve paranın israf olduğunu düşünüyor musunuz? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim. Tayfur
Süner Antalya Antalya'nın
Akseki ilçesinde su kaynakları kurumaya yüz tutmuştur ve ilçe merkezinde su
kesintileri yapılmaktadır. İlçeye Soru 1: 21 köy,
askeri birlik ve Akseki Merkezin su ihtiyacı için Değirmenlik köyünden gelecek
suyun tahsisinin yapılmasına ve valilikten ne kadar su verilmesi hakkında onay
alındığı hâlde su neden hâlâ gelmemektedir? Soru 2 : Tüm hukuki gereklilikler yerine getirilmesine rağmen, bu
suyun hâlâ ilçe merkezine getirilememesi için başka bir sebep mi vardır? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki yazılı
sorumun İçişleri Bakanı Sn. Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını arz ederim. Mümin
İnan Niğde Soru 1: İlimiz
Çiftlik ilçesine bağlı bazı belde ve köylerin, İlçe Merkezine Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıda
belirtilen soruların İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından
sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim. Prof.
Dr. Alim Işık Kütahya Bilindiği gibi,
ülkemizde üniversiteyi bitirmiş bir çok gencimiz kendi
meslek dalına ilişkin bir iş bulamaması nedeniyle Polis Mesleki Eğitim Merkezi
(POMEM) okullarında verilen kısa süreli eğitim ve uygulama programı sonucunda
polis olma hakkını elde etmekte ve bu sayede iş bulma imkânına
kavuşabilmektedir. Ancak, birçok gencimiz de yaş haddi vb. nedenlerle bu haktan
yararlanamama durumuna gelmektedir. Bu konuyla ilgili olarak; 1. 2008 yılına
kadar kaç üniversite mezunu bu yolla polis olmuş ve görev yerlerine atanmıştır?
2. 2008 yılında
kaç adet üniversite mezunu POMEM aracılığıyla polis olma hakkından
yararlanabilecektir? 3. Bu amaçla
başvuruların ne zaman yapılması planlanmıştır? 4. Bu uygulamaya
kaç yıl süreyle devam edilmesi düşünülmektedir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak
cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim. Tayfur
Süner Antalya Antalya merkezde
Evliya Çelebi Caddesi üzerinde yapılan üstgeçidin altındaki 4 büfe, Antalya
Büyükşehir Belediyesinin şirketi olan EKDAĞ A.Ş.’ye, yıllık 8 bin YTL'den 10
yıllığına kiralanmıştır. Soru 1 : Bu büfeler hangi yolla EKDAĞ A.Ş.'ye kiralanmıştır?
Yasalara uygun olarak ihaleye çıkılmış mıdır? Soru 2 : Bu gibi yerleri, denetlemesi yapılamayan belediye
şirketlerine kiraya vermek sizce ne kadar doğrudur? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü
olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. Yaşar
Ağyüz Gaziantep Ülkemizde 8 Mart
Dünya Kadın Hakları Gününde, 1 Nisan'da Sendikalar, STK ve Mühendis Odalarınca
düzenlenen SGSS Yasasına tepki eylemlerinde, Hakkâri ve Van İllerimizdeki 21
Mart Nevruz kutlamalarında, Emniyet
güçlerimizin coplaması, meydan dayağı atması, biber gazı ile dağıtmaya
çalışması, olağan manzara gibi basın ve televizyonlarda yer almıştır. 1. Yapılan
toplumsal eylemlerin, yasa dışı bir tarafı var ise düzenleyenler hakkında
herhangi bir soruşturma açıldı mı? 2. Yasa dışı
olmayan bu demokratik kutlama ve tepki eylemlerinde, emniyet güçlerimizin aşırı
güç ve baskı kullanmaları, yasal görev yetkilerini aşmak demek değil midir? 3. Bu
eylemlerdeki tavırları nedeniyle, soruşturma açılan emniyet görevlisi var
mıdır? 4. Hafta sonu
Akdeniz Üniversitesinde yaşanan öğrenci çatışmalarında, silahlı olarak
televizyon ekranlarında yer alan ve öğrencileri hedef olarak alıp ateş eden,
öğrenci olmadığı her halinden belli olan kişi yakalandı mı? Yakalanmadı ise
gösterilen bir çaba var mıdır? BAŞKAN – Teşekkür
ederiz. Sayın Bakan,
Genel Kurulun hangi sorunun cevaplanacağını izleyebilmesi açısından soruları
cevaplamaya başlamadan önce hangi soruyu cevaplayacağınızı lütfen belirtirseniz
memnun olacağız. Buyurunuz
efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Biraz önce okunan soruların cevaplarını kısa kısa sunmaya çalışacağım. 3 sıra numaralı
sorudan başlıyorum. Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın’ın Başbakanımız Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’a yönelttiği soru. Ülkemizde kaçak akaryakıt yakalamalarına
ilişkin ikramiye ödenmesi 4/12/2003 tarihli ve 25322
sayılı Resmî Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren 5015 sayılı Petrol Piyasası
Kanunu’nda öngörülmüştür. Kaçak Petrolün Yakalanması Hâlinde İhbar Edenlere ve
Yakalayan Kamu Görevlilerine İkramiye Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar
Hakkında Yönetmelik ise 6 Haziran 2007 tarihli 26544 sayılı Resmî Gazete’de
yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun kapsamında akaryakıt
kaçakçılığına ilişkin Erzurum Emniyet Müdürlüğünde görevli 19 personele 521 bin
YTL, Kocaeli Emniyet Müdürlüğünde görevli 26 personele 4.676 YTL olmak üzere
toplam 5.197 YTL ikramiye ödemesinin yapıldığı tespit edilmiştir. Ordu Milletvekili
Sayın Rıdvan Yalçın’ın Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği sözlü soru önergesinin
cevabı: Kamu
kaynaklarının belirlenmiş amaçlar doğrultusunda ilgili mevzuatta belirlenen
kurallara uygun, etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılıp
kullanılmadığını… 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu gereği
harcama öncesi iç kontrol ve ön mali kontrole tabi olup harcama sonrası da 832
sayılı Sayıştay Kanunu’nda belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda Sayıştay
denetimine tabidir. Ayrıca, kamu idarelerinin yapmış olduğu harcamalar Türkiye
Büyük Millet Meclisinde gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerek Genel Kurulda
kesin hesap kanunu görüşmeleri sırasında yasamanın denetimine tabidir. Soru
önergesinde belirtilen, Sayın Başbakanımızın yurt dışı görev yollukları 6245
sayılı Harcırah Kanunu’nun 34’üncü maddesine göre Bakanlar Kurulu tarafından
belirlenen tutar üzerinden ödenmektedir. RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Tutarı ne Sayın Bakan? KÜRŞAT ATILGAN
(Adana) – Toplam ne kadar aldığı soruluyor. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu iki cevap, Sayın Başkanım, Başbakanımıza yöneltilen
soruların cevaplarıydı. Şahsıma yöneltilen sorularla ilgili cevaba geçmeden şu
iki hususa değinmek istiyorum. Tabii, bazı cevaplar güncelliğini biraz
kaybetmiş ama bize geldiği tarihten itibaren burada cevaplama süresi gecikmiş
oluyor. İkinci husus:
Bize yöneltilen soruların önemli bir kısmının taşrayı, belediyeleri, köyleri
ilgilendirdiği biliniyor. Dolayısıyla, bu sorularınızın cevapları da doğal
olarak mahallinden, ilgili valiliklerden alınıyor ve burada ben bunları size sunmuş
oluyorum. Diğer bir husus
da: Bize sözlü olarak yöneltilen soruların önemli bir kısmı yazılı olarak da
sorulmuş ve bunların cevapları da verilmiştir. Tabii, İçişleri Bakanlığı olarak
görev alanımızın genişliği, yurt çapına yayılmış teşkilat yapımız nedeniyle siz
değerli milletvekili arkadaşlarımızın çok sayıda yazılı ve sözlü sorularına
muhatap olmaktayız. Son yasama döneminde -Bakanlığımla ilgili bilgiyi de
sunayım- Bakanlığımıza intikal ettirilen yazılı soru önergesi sayısı toplam
1.053’tür ve bunların 717’si cevaplandırılmıştır. Toplam sözlü soru önergesi
sayısı ise 181’dir ve 109’u daha önce cevaplandırılmıştır. Kalanların büyük
çoğunluğunu da bu süreçte cevaplamaya çalışacağım. Bugün yaklaşık 23 tanesini
cevaplandıracağım. Bu bilgilerden
sonra, Iğdır Milletvekili Sayın Pervin Buldan’ın, faili meçhul cinayetlerle
ilgili sorusunun cevabıyla başlıyorum. Bizim
mevzuatımıza göre öldürme olaylarının tamamı herhangi bir şikâyete tabi
olmaksızın aynı zamanda adli olaydır ve adli takibata tabidir. Yani öldürme
olaylarının hepsi yargıya intikal etmiştir. Faili meçhul veya
suç istatistikleriyle ilgili -tabii, 1990 yılından bugüne kadar soruluyor, uzun
bir liste ama bunlar istenirse yazılı olarak verilebilir- ben genelleme olarak
şunları ifade etmek istiyorum: Özellikle son yıllarda güvenlik güçlerimizin
nitelik ve niceliğinin artırılması sonucu, toplumu yakından ilgilendiren ve
etkileyen faili meçhul olayların kısa sürede aydınlatıldığını belirtmek
isterim. Suç aydınlatma oranları açısından, uluslararası istatistiklere
göre güvenlik güçlerimizin başarısı pek çok Avrupa ülkesinden daha iyi
durumdadır. Öldürme olayları da dâhil, şahsa karşı işlenen suç türlerinde
aydınlatma oranı yüzde 90’ların üzerindedir. Biz AK PARTİ
İktidarı olarak, kendi dönemimizde faili meçhul olay bırakmadığımız gibi,
bizden önceki dönemlerde işlenmiş faili meçhul olayların aydınlatılması
konusunda da ciddi çabalar göstermekteyiz. Tüm bu çabalarımız sonucu
vatandaşlarımızın devlete olan güveni de gerçekten artmaktadır. Şu süreçte, ben özellikle
ifade etmek istiyorum, Bakanlık olarak, güvenlik güçlerimiz olarak, özellikle
olayların aydınlatılması üzerinde gerçekten çok yoğunlaşıyoruz ve çok başarılı
sonuçlar da alıyoruz. İstanbul
Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel’in, Malatya
Doğanşehir ilçesi Toprakkale köyüyle ilgili sorusunun
cevabı: Malatya ili
Doğanşehir ilçesi Toprakkale köyünde meydana gelen
olaylarla ilgili olarak… FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Topraktepe İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – …mahallinden alınan bilgiler -ki ben, bizzat bunu, bir
kısmını takip ettim- il valisi başkanlığında, il jandarma komutanı, ilçe
kaymakamı, köy muhtarı ve ihtiyar heyetiyle birlikte çeşitli toplantılar
yapılarak, köyün sorunları ve meydana gelen olayların nedenleri ile ele
alınması gereken tedbirlere ilişkin hususlar görüşülmüştür. 2007 yılında
kaymakamlık ve köy iş birliğiyle 4 kır bekçisi görevlendirilmiştir ki Sayın Aslanoğlu da burada, Malatya Milletvekili, bunları dile
getirmişti, kendileriyle de daha önce görüşmüştük. TEDAŞ Müdürlüğünce köy
içerisindeki sokak lambaları yenilenmiş, ilave olarak on beş ayrı noktaya sokak
lambası takılarak köyün aydınlatılması sağlanmıştır. Ayrıca, İnönü
Üniversitesinden bir sosyolog başkanlığında oluşturulan heyet olayların
sosyoekonomik boyutlarının araştırılması amacıyla görevlendirilmiştir. Söz
konusu köyümüzde yaşanan olaylar devletimizin ilgili birimlerince yakından
takip edilmekte ve gerekli tedbirler koordineli bir şekilde alınmaktadır. Van Milletvekili
Sayın Fatma Kurtulan’ın, İstanbul Bağcılar’da
20 Ocak 2008 günü yapılan basın açıklamasına ilişkin sorusunun cevabı: İstanbul ilimiz
Bağcılar ilçesinde 20/1/2008 tarihinde 300 kişilik bir
topluluğun ses yükseltici cihazlarla basın açıklaması yapmaya başlaması
üzerine, güvenlik güçlerimiz tarafından çevre güvenliğini sağlamak amacıyla
gerekli tedbirler alınmıştır. Basın açıklamasının kanuna aykırı gösteri
yürüyüşüne dönüşmesi sonucu, güvenlik güçlerimiz tarafından Polis Vazife ve
Salahiyet Kanunu hükümlerine istinaden müdahalede bulunulmuştur. Kanuna aykırı
gösteri yürüyüşüne katılarak yasa dışı slogan atan, güvenlik güçlerimize fiilî
mukavemet gösteren, vatandaşlarımıza ait park hâlinde bulunan araçların
camlarını kırarak zarar veren toplam 21 şahıs yakalanarak haklarında tahkikat
yapılmak üzere adli mercilere sevk edilmiştir. ÖZDAL ÜÇER (Van)
– En iyi cevap istifa etmektir. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - Antalya Milletvekili Sayın Tayfur Süner’in,
Antalya Gazipaşa ilçesindeki trafik kazalarıyla ilgili sorusunun cevabı… ÖZDAL ÜÇER (Van)
– Yanlış bilgi veriyorsun, yanlış! Sorulan soruya cevap verin lütfen. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Antalya ili Gazipaşa ilçesinde bahse konu olan Hal
Kavşağı, Dörtyol Kavşağı, M. Oğuz Bulvarı ve... ÖZDAL ÜÇER (Van)
- Dünyanın başka bir ülkesinde olsaydı
senin gibi İçişleri Bakanı, istifa etmişti. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - …Rasih Kaplan Caddesi’nin kesiştiği noktalar şehir
içinde ve Sanayi Kavşağı ise anayol üzerindedir. Bu yerlerin yıllar içinde
ekstra tedbir almayı gerektirecek yoğunlukta kaza noktaları olmadığı, alınan
mevcut önlemlerin yeterli olduğu mahallî birimlerce bildirilmiştir. Ayrıca, bahsi
geçen ilçe geçişinde duble yol çalışmaları da devam
etmektedir. Bu çalışmalar tamamlandığında trafik açısından da bir rahatlama
olacağı değerlendirilmektedir. Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün, tüzüğünde gıda
bankacılığı yapacağı belirtilen derneklerle ilgili sorusunun cevabı: Gelir Vergisi
Kanunu’nun 40/10’uncu maddesi gereğince tüzüğünde “Gıda bankası” ibaresi geçen
23 adet dernek kurulmuştur. Bu derneklerden 4’ü hakkında çeşitli nedenlerle
idari işlem yapılmıştır. Bunların isimlerini isterseniz ayrıca yazılı olarak
verebilirim. Antalya
Milletvekili Sayın Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Kepez
bölgesi Gülveren Mahallesi’ndeki şebeke suyuyla
ilgili sorusunun cevabı: Soruda bahsedilen
konuyla ilgili olarak mahallinden alınan bilgilere göre, Antalya ili Kepez
bölgesi Gülveren Mahallesi’ndeki şebeke suyunun
kirliliği konusunda yetkililere herhangi bir başvuru olmamış, alınan numuneler
sonucunda böyle bir kirliliğe de rastlanılmamıştır. Antalya Büyükşehir
Belediyesi tarafından, günlük olarak yetmiş yedi noktadan serbest klor
ölçümleri ile kimyasal ve bakteriyolojik numunelerin analizleri yapılmaktadır.
Söz konusu mahallede şebeke hatlarıyla ilgili herhangi bir problem olmayıp,
1997-2002 yılları arasında mahallenin tüm şebeke hatları değiştirilmiş ve
standartlara uygun hâle getirilmiştir. Tokat
Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun, ülkemizdeki Rum eserlerinin restorasyonuyla ilgili sorusunun cevabı: Dışişleri
Bakanlığı, Bakanlığımıza gönderdiği bir yazıyla, ülkemiz ile Yunanistan
belediyeleri arasında tesis edilmekte olan kardeş şehir ilişkileri çerçevesinde
bazı Yunan sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’deki eski Rum eserlerinin onarım
ve restorasyonu için taleplerde bulunduğu bilgilerinin
alındığından bahisle bu konuda bilgi talep etmiştir. Dışişleri
Bakanlığının bu talebi üzerine 07/01/2004 tarihinde
valiliklere yazı yazılarak bilgi istenmiştir. 81 il valiliğinden alınan bilgiler
sonucu, Edirne Uzunköprü’de bulunan tarihî kilisenin, Aziz Louis Kilisesi’nin
Yunan Hükûmet dışı kuruluşlarınca restore edilmesi
yolunda öneri alındığı hususu Dışişleri Bakanlığına bildirilmiştir, başkaca da
bir eser söz konusu olmamıştır. Malatya Milletvekili
Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun,
nüfusu 2 binin altında olan belediyelerin kapatılması hakkındaki sorusunun
cevabı: Hepinizin
yakından takip ettiği gibi, bu konu yargı kararlarıyla belirli bir noktaya
gelmiş ve Yüksek Seçim Kurulu da nihai kararını vermiştir. Onun için ben daha
fazla bir şey ifade etmek istemiyorum. İstanbul
Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel’in, İstanbul’un
Zeytinburnu ilçesinde meydana gelen patlama hakkındaki sorusunun cevabı: Ülkemizde sivil
amaçlı kullanılan patlayıcı maddelerin üretiminden tüketimine kadar geçen
süreçte yerine getirilecek iş ve işlemler 87/12028 karar sayılı Tekel Dışı
Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi, İthali,
Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi,
Denetlenmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Tüzük’te düzenlenmiştir. Patlayıcı
maddelerin üretildiği, işlendiği ve depolandığı iş yerlerinin durumlarının
anılan Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı periyodik olarak valiliklerimizde
oluşturulan komisyonlar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş
müfettişleri tarafından denetlenmektedir. Ayrıca anılan Bakanlığın İş Teftiş
Kurulu Başkanlığınca 2008 yılı Mart ayından itibaren sözü edilen iş yerlerinin
denetimine yönelik yeni bir çalışma başlatılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu
ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu kapsamında belediyelerimiz de
konuyla ilgili çalışmalarını ve denetimlerini titizlikle yerine getirmektedir.
Kayıt dışı faaliyet gösteren veya Tüzük hükümlerine aykırı hareket eden iş yeri
sahipleri hakkında gerekli adli ve idari işlemler derhâl yapılmaktadır. Ayrıca
havai fişek ile maytap gibi oyun ve eğlence aracı, piroteknik
maddelerin kullanımında artışın görüldüğü yılbaşında, millî ve dinî bayramlarda
gerekli önlemlerin alınması, denetimlerin sıklaştırılması ve ek tedbirlerin
alınmasına ilişkin emir yazıları valiliklerimize periyodik olarak
gönderilmektedir. İstanbul’un
Zeytinburnu ilçesinde patlamanın meydana geldiği iş yerinin ruhsatsız faaliyet
gösterdiği belediye görevlileri tarafından tespit edilmiş, iş yeri sahibine
ruhsat alması gerektiği, aksi takdirde iş yerinin kapatılacağı yönünde yazılı
tebligat yapılmıştır. Bunun üzerine ilgili şahıs 25/1/2008
tarihinde, plastik atölyesi işletmekte olduğunu beyanla ruhsat başvurusunda bulunmuş,
ruhsat işlemleri devam ederken malum patlama meydana gelmiştir. Ayrıca konunun
yargı süreci de devam etmektedir. Malatya
Milletvekili Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun,
Malatya Belediyesine katılan belde belediyeleri hakkındaki sorusunun cevabı: 5393 sayılı
Belediye Kanunu’nun 11’inci maddesinde, meskûn sahası, bağlı olduğu il veya
ilçe belediyesi ile nüfusu 50 bin ve üzerinde olan bir belediyenin sınırına 5
bin metreden daha yakın duruma gelen belediyelerin tüzel kişiliği; genel imar
düzeni veya temel altyapı
hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Danıştayın
görüşü alınarak İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine müşterek kararname ile
kaldırılarak bu belediyeye katılacağına ilişkin hüküm bulunmaktadır. Soruda söz
konusu edilen belediyeler, bu hüküm çerçevesinde hazırlanan gerekçeli rapora
istinaden, Danıştayın da görüşü alındıktan sonra,
müşterek kararnameyle Malatya Belediyesine mahalle olarak katılmıştır ama daha
sonra, üçü dava ettiği için ayrılmış, şimdi bir tanesi kalmıştır. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Onun hakkını… İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - Evet, şu anda o konuda ne yapılacağı… Malatya
çalışıyor. Tabii, bu
beldelerde yaşayan halkın görüşüne kanun gereğince başvurulmamıştır çünkü
kanunen böyle bir zorunluluk olmadığı gibi Kanun’un bu düzenlemesi Anayasa
Mahkemesi tarafından 2007 yılında yayımlanan 2007/5 sayılı gerekçeli Kararıyla
da Anayasa’ya uygun bulunmuştur. Bu belediyelerde çalışanlar, söz konusu Kanun
çerçevesinde Malatya Belediyesinin kadrosuna geçecektir. Aynı zamanda, tüzel
kişiliği kaldırılan bu belediyenin taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve
borçları da Malatya Belediyesine intikal etmiştir. Büyükşehir
belediyesiyle ilgili kısmı: Bir belediyenin büyükşehir belediyesi olabilmesi
için, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na göre, nüfusunun en az 750 bin
olması gerekmektedir. Malatya ilimizin nüfusu bu yasal sınırın altındadır
hâlen, onu da ifade etmiş olayım. Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün, 6 ve 9 Şubat
günlerinde, Ankara’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi çevresinde alınan güvenlik
tedbirleriyle ilgili sorusunun cevabı: Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılan Anayasa
değişikliği görüşmeleri esnasında bazı grupların Türkiye Büyük Millet Meclisine
giderek toplantı ve gösteri yürüyüşü yapacakları duyumu alınmış, 2911 sayılı
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 22’nci maddesinde yer alan “Türkiye
Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı
yapılamaz.” hükmü gereğince de 6 Şubat 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi kapıları ve çevresinde yeteri kadar emniyet kuvveti
görevlendirilmiştir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi içerisinde ise ilave görevlendirme yapılmamıştır. 9 Şubat 2008
tarihinde Sıhhıye Meydanı’nda düzenlenen mitingde
yeteri kadar personel görevlendirilmiş, herhangi bir gözaltı işlemi
yapılmamıştır. Miting sonrası Sakarya Caddesi’ne gelen yaklaşık 2 bin kişilik
topluluk sloganlar eşliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisine yürümek istemiş,
emniyet kuvvetiyle topluluk arasında yapılan görüşmeler sonucunda topluluğun
Anıtkabir’e intikali sağlanmış, Anıtkabir’deki ziyaretin ardından topluluk
normal olarak dağıtılmıştır. Ordu Milletvekili
Sayın Rıdvan Yalçın’ın, Ordu İl Genel Meclisi Başkanıyla ilgili sorusunun
cevabı: Soru önergesinde
bahsi geçen konuyla ilgili olarak mahallinden temin edilen bilgilere göre, soru
önergesinde bahsedilen konuyla ilgili olarak Ordu Cumhuriyet Başsavcılığının 7/11/2007 tarih ve 2007/112 iddianame numarasıyla Ordu Ağır
Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır, yargılama süreci devam etmektedir.
Yürütülmekte olan bir davayla ilgili olarak bu aşamada daha fazla ayrıntıya
girmeyi gerekli görmüyorum. Gaziantep
Milletvekili Sayın Hasan Özdemir’in, emniyet mensuplarının özlük haklarıyla
ilgili sorusunun cevabı: Zor şartlarda fedakârca
güvenlik hizmeti sunan emniyet teşkilatı mensuplarımızın özlük haklarında
iyileştirme yapılması öncelikli hedeflerimiz arasındadır. AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde zor şartlarda görev yapan emniyet
hizmetleri sınıfında bulunan personel ile çarşı ve mahalle bekçilerinin
maaşlarında birkaç kez iyileştirme yapılmıştır. Şu anda en düşük maaş alan
polisimizin maaşı 1.750 TL civarındadır. Ancak bunun yeterli olmadığını
biliyoruz. Bütçe imkânları çerçevesinde önümüzdeki süreçte de iyileştirme
yapılması yönünde çalışmalar yapılacaktır. Adana
Milletvekili Sayın Muharrem Varlı’nın, il genel
meclisi üyelerinin belli konulardaki mağduriyetleri hakkındaki sorusunun
cevabı: Bakanlığımın
koordinesinde yürütülmekte olan sosyal tesislerden, Vilayetler Hizmet Birliğinin
mülkiyetinde bulunan yerlerden, il genel meclisi üyelerimiz, herhangi bir
sınırlamaya tabi olmadan yararlanabilmektedir, bunun dışında emniyet
teşkilatımıza bağlı olan sosyal tesislerden ise müsait olması hâlinde
müracaatta bulunan diğer kurum mensupları gibi yararlanmalarına imkân
sağlanmaktadır. 5302 sayılı İl
Özel İdaresi Kanunu, 2005 yılında günün şartlarına göre yeniden düzenlenerek
yürürlüğe girmiştir ve mevcut düzenlemenin 24’üncü maddesine göre il genel
meclisi üyelerine huzur hakkı ödenmektedir. Bunun dışında,
emeklilik ve diğer özlük hakları konusunda kanuni düzenleme yapılması
gerekmektedir. 5682 sayılı
Pasaport Kanunu’nun 14’üncü maddesi çerçevesindeki şartları taşımayan kişilere
hususi damgalı pasaport düzenlenmesi mümkün değildir. 6136 sayılı
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 7’nci maddesi
çerçevesinde il genel meclisi üyelerine görevlerinin devamı süresince kamu
görevlisi silah taşıma ruhsatı da verilebilmektedir. Gaziantep
Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’te tüzel
kişiliği kaldırılan bazı belediyelerle ilgili sorusunun cevabı: Bu konuda da
biraz önce Sayın Aslanoğlu’nun sorusuna verdiğim
cevabı yenilemiş oluyorum. Kahramanmaraş
Milletvekili Sayın Mehmet Akif Paksoy’un, şehit ve
gazi yakınlarının işe yerleştirilmesiyle ilgili sorusunun cevabı: Şehit yakınları
ve gazilerimizin tüm sorunlarıyla yakından ilgilenilmektedir. Bakanlığımda bu
konuda özel birim vardır. Terör nedeni ve etkisiyle şehit veya çalışamayacak
derecede malul olan kamu görevlileri ile er ve erbaşların eş, çocuk veya
kardeşlerinden birisi ile çalışabilecek durumdaki malullere kamu kurum ve
kuruluşlarında istihdam imkânı sağlanmaktadır. Atama işlemleri Bakanlığımız
tarafından yürütülmektedir. 15/5/2008 tarihinde
yapılan kanun değişikliği ile de kamu kurum ve kuruluşlarının atama işlemleri
için ayırması gereken kadroları yüzde 0,7’den yüzde 1’e yükseltilmiştir.
Kanun’un uygulamaya başlandığı 96 yılından günümüze kadar 9.154 şehit ve malul
yakını ile çalışabilir durumda malul kamu kuruluşlarında istihdam edilmiştir. 27/5/2007 tarihinde yaptığımız düzenlemeyle geçici ve
gönüllü köy korucuları da bu kapsama dâhil edilmiştir. Bu düzenlemenin ardından
başvurularda belli oranda artış olmuştur. Bugün itibarıyla
403 vatandaşımızın müracaatı Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatı
birimlerinde incelenmektedir ve hak sahibi oldukları belirlenenlerin atamaları
en kısa sürede yapılacaktır. 3713 sayılı Kanun kapsamında kadro tahsis etmeyen
kurum olarak sadece bir kurumumuz görülüyor. Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlığı
3713 sayılı Kanun kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmektedir. 3713 sayılı
Kanun’un gereklerini yerine getirmeyen kurumlarımızla ilgili zaman zaman Bakanlık olarak genelgeler yayınlıyoruz. Ordu Milletvekili
Sayın Rıdvan Yalçın’ın, Ankara’daki dilenci ve bazı satıcılar hakkındaki
sorusunun cevabı: Bakanlığımızın
ilgili birimlerince korunmaya ve yardıma muhtaç, buluntu, kimliği tespit
edilemeyen, sokakta yaşayan, sokakta çalışan, başıboş, terk edilmiş, mülteci,
refakatsiz ve benzeri çocuklara yönelik hizmetler etkin bir şekilde
yürütülmektedir. Bu konuda, il emniyet müdürlükleri bünyesinde oluşturulan
çocuk şube müdürlükleri ve çocuk büro amirlikleri etkin çalışmalarda
bulunmakta, önleyici devriye hizmetlerini ve uygulamalarını titizlikle yerine
getirmeye çalışmaktadırlar. Sokaklarda
çalışan ve dilendirilen çocukların tespit edilmesi, bunların aileleriyle
görüşülmesi, her türlü yardımın yapılması konularında sosyal hizmetler
müdürlükleriyle koordineli olarak gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Sosyal
hizmetler uzmanının görüşleri doğrultusunda da uygun görülen çocuklar hakkında
koruma kararı alınmakta, ihtiyaç sahibi ailelere devletimizin ilgili
birimlerince gerekli yardımlar yapılmaktadır. Ankara ilimizde
2008 yılında toplam 840 çocuk ailelerine, 201 çocuk ise Sosyal Hizmetler
Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Aynı dönemde emniyet birimlerine kendi
istekleriyle gelen 22 çocuk hakkında Millî Eğitim Müdürlüğüne bilgi verilmiş,
66 aileye çocuklarına satıcılık ve dilencilik yaptırdıklarından dolayı adli
işlem yapılmıştır. Karaman
Milletvekili Sayın Hasan Çalış’ın, İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin milletvekillerine dağıttığı kitaplar hakkındaki
sorusunun cevabı: Konuyla ilgili
mahallinden alınan bilgiye göre, 10 milyonu aşkın nüfusuyla bir metropol kent hâline gelen İstanbul’a hizmet etmekte olan
İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle bağlı kurum ve birimlerinin halka götürmüş
oldukları hizmetlerini duyurması; ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerinin
hedef kitle tarafından zamanında öğrenilmesi, tartışılması, eleştirilmesi;
yapılması planlanan hizmet ve projelerin topluma mal edilmesi için bir kitle
iletişim platformu oluşturmak üzere her ay İstanbul Bülteni çıkarılmaktadır.
Aylık yüz elli bin adet basılan İstanbul Bülteni için 2008 yılında İstanbul
Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret Anonim Şirketine basım ve dağıtımı yapılmak
üzere 1 milyon 370 bin YTL’ye ihale edilmiştir. Belediyelerin halka götürmüş
oldukları hizmetleri duyurabilmeleri için tanıtım yapmak, afiş, broşür, bülten
çıkartmak vesair gibi işler de belediye gideri
arasında yer almaktadır. Büyükşehir Belediyesince bültenin yıllık on iki sayısı
milletvekillerine dağıtılmak üzere ciltlenmiştir. Antalya
Milletvekili Sayın Tayfur Süner’in, Antalya Akseki
ilçesinin içme suyuyla ilgili sorusunun cevabı: Konuyla ilgili
olarak mahallinden alınan bilgilere göre, Antalya İl Özel İdaresince suyu
yetersiz olan Akseki grup köylerini ve aynı ilçenin Değirmenlik köyü menbasından sağlıklı içme ve kullanma suyu temin etmek
amacıyla içme suyu ön proje çalışmaları yapılmıştır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Devam
ediniz efendim. Buyurunuz. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım. BAŞKAN –
Buyurunuz. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – 6/9/2005 tarihinde söz konusu
kaynağın ilgili köylere menba tahsisi kararı ilan
edilmiş, ancak ilan süresi içinde Akseki Değirmenlik köyü, su tahsisi
işlemlerine itiraz etmiştir. İtiraz üzerine il özel idaresince kurulan itiraz
komisyonu üyeleri, Değirmenlik menbasında gerekli
incelemeleri yaparak rapor hazırlamışlardır. Bu kaynaktan on bir köy ve askerî
birlik için tahsis kararı verilmiş, ancak Değirmenlik Köy Muhtarlığı ile il
özel idaresince on bir köyle askerî birliğe yapılan 24 litre/saniye su
tahsisine itiraz ederek konuyu mahkemeye intikal ettirmiştir. On bir köy ile
askerî alan dışında başka bir yerleşim yeri için Değirmenlik kaynağından tahsis
kararı bulunmamaktadır. Akseki ilçe merkezi için ise Göktepe
kaynağından su tahsisi yapılmıştır. Niğde
Milletvekili Sayın Mümin İnan’ın, bazı belde ve köylerin Niğde ile Çiftlik ilçe
Belediyesine bağlanması hakkındaki sorusunun cevabı: 5393 sayılı
Belediye Kanunu’nun 11’inci maddesi –biraz önce ifade ettiğim gibi- Kütahya
Milletvekili Sayın Alim Işık’ın, polis meslek eğitim
merkezleri hakkındaki sorusunun cevabı: Üniversite mezunu
gençlerimizin polis teşkilatına kazandırılmasına ilişkin yasal düzenleme
yapılarak eğitim merkezleri açılmıştır. 2005 yılında faaliyete geçen -ki Hükûmetimiz döneminde böyle bir kanun çıkarılmıştır- polis
meslek eğitim merkezlerinden 21 Mart 2008 tarihine kadar toplam 15.522 öğrenci
mezun edilmiştir. Polis meslek eğitim merkezlerine 2008 yılında 8.500 yeni
üniversite mezunu alınmış ve şu anda bunların eğitimi devam etmektedir.
Bunların KPSS sınav sonuçları açıklandıktan sonra müracaat tarihleri, şartları
basın-yayın organları ve il emniyet müdürlükleri aracılığıyla duyurulmaktadır.
Emniyet teşkilatımızın en önemli hedeflerinden birisi polis sayısının Avrupa
Birliği standartlarına kavuşturulmasını sağlamaktır. Bu sayıya, bu mesabeye
ulaşılana kadar da bu yöndeki tasarruflarımız devam edecektir. Antalya
Milletvekili Sayın Tayfur Süner’in, Antalya
Büyükşehir Belediyesinin yaptığı iş yeri kiralamayla ilgili sorusunun cevabı: 5216 sayılı
Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26’ncı maddesinde belirtildiği gibi
“Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili
mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir.” Büyükşehir belediyeleri sınırları içerisinde kendine ait büfe,
otopark ve çay bahçelerini doğrudan işletebilecekleri gibi, bu yerleri belediye
veya bağlı kuruluşlarının yüzde 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile
bu şirketlerin yüzde 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu’nun hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince
belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilmektedirler. Soru
önergesiyle ilgili olarak mahallinden alınan bilgilere göre söz konusu hüküm
çerçevesinde Antalya Büyükşehir Belediyesi, Meclis kararıyla Evliya Çelebi
Caddesi üzerinde yapılan üst geçitlerin altında bulunan büfeleri Büyükşehir
Belediye şirketi olan Ekdağ Anonim Şirketine kiraya
vermiştir. Antalya Büyükşehir Belediyesince yaptırılan üst geçitlerin kontrol ve
denetimi Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmaktadır. Sayın Başkanım,
son olarak Gaziantep Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün,
emniyet güçlerinin toplumsal gösterilere müdahale usulleriyle ilgili sorusunun
cevabı: Toplantı ve
gösteri yürüyüşü yapmak isteyen kişi ve kuruluşlar 2911 sayılı Toplantı ve
Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde her
türlü etkinliği yapabilmektedir. Ancak 2911 sayılı Kanun’a uygun olarak
başlayıp da sonrasında yasa dışı hâle gelen ya da tamamı yasa dışı olarak
tertip edilen etkinliklerle ilgili olarak güvenlik kuvvetlerimizce gerekli
tedbirler alınmaktadır. Gerek nevruz
kutlamaları gerek Akdeniz Üniversitesindeki olaylarla ilgili, bilindiği gibi,
hem idari hem adli işlemler yapılmıştır, yapılmaktadır. Özellikle Akdeniz
Üniversitesinde meydana gelen olayda, öğrenci olmayanların da kampüs içine girdiği tespit edilmiştir. Bu kampüse dışarıdan gelerek olayda ateşli silah kullanan
şüpheli, güvenlik güçlerimizce kısa sürede yakalanmış ve çıkarıldığı mahkeme
tarafından tutuklanmıştır ve adli süreç devam etmektedir. Güvenlik
güçlerimiz zor şartlarda fedakârca hizmet vermektedir. Bunun için kendilerine
biz teşekkür ediyoruz. Ancak kamu görevlilerinin görevlerini hukuk içerisinde,
insan haklarına uygun olarak yerine getirmek zorunda oldukları muhakkaktır. Bu
nedenle, yasaların belirlediği sınırı aşan, kötü muameleye tevessül eden
görevliler hakkında gerekli cezai işlemler hiçbir müsamahaya yer verilmeyecek
şekilde yapılmaktadır. Bunu burada şöyle ifade edeyim: Yeni genelgelerimize de
bunları ekledik. Bir defa, vatandaşımıza kötü muamele eden, hukuk sınırını aşan
kamu görevlisi, güvenlik görevlisi bundan sonra hemen kendisi açığa alınıyor,
soruşturma başlatılıyor, soruşturma oradaki birim tarafından değil merkezden
gönderdiğimiz elemanlarca yürütülüyor ve sadece o elemanla değil,
yöneticileriyle ilgili de soruşturma yapılıyor. Bu konudaki titizliğimiz
artarak devam ediyor. Çok teşekkür
ediyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri. Saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
Atalay, sizi birazcık daha kürsüde tutmak durumundayız. 7 sayın
milletvekilimizin ek açıklama arzusu var. Şimdi, sayın milletvekillerine birer
dakika söz vereceğim soru için ve sizden de o sorulara hemen cevap vermenizi
isteyeceğim. Böylece, sırayla 7 kişinin soru isteğini ve açıklamasını
tamamlamış olacağız. Sayın Aslanoğlu, buyurunuz. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, Malatya Belediyesine bağlanan beş
belediyeyle ilgili Konak halkının hakkı yenmiştir. Mevcut Belediye Başkanı
iptal için yargıya gitmemiştir parti nedeniyle. Lütfen Konak
halkının hakkını verir misiniz. İki: Sayın Bakan,
büyükşehirler konusunda 750 bin diyorsunuz, bunu siz yaptınız. Ancak, Teşekkür ederim. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Aslanoğlu. Buyurunuz Sayın
Bakan. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben cevabını verdim o bir belediyeyle ilgili. Tabii
yasal durum neyse tekrar belediye olma imkânı falan konusunda gereken yapılır.
Daha önce şahsen de görüşmüştük. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Ona teşekkür ediyorum. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - Büyükşehirler konusu kanun konusudur. Ben şu anda bir
şey söylemiyorum Sayın Başkanım. Teşekkür ederim. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, lütfen, getirin ama kanunu! BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Aslanoğlu, Sayın Bakan. Sayın Doğru… REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Rum eserlerin restorasyonu ile ilgili olarak soruyorum: Yunanistan ve
Kıbrıs Rum kesimi, ülke sınırları içerisindeki eski tarihî Türk eserlerini
restore ettirmediği gibi yıkarak ortadan kaldırıyor. Bugün, Batı Trakya’daki
birçok tarihî Osmanlı eseri çeşitli bahanelerle yıkılmış veya ortadan
kaldırılmıştır. Bugün, Atina’da ve yıllarca Osmanlı idaresinde kalmış olan
Selanik’te bir tane eser bırakılmamış, yıkılmıştır. Bizim ülkemizden restorasyon istemesinin karşılığı olarak eşitlik ve
karşılıklılık ilkesine göre bizim de istememiz gerekmez mi diyor, teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Doğru. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkanım, ben soruyu cevapladım. Zaten bir
eserle ilgili bildirilmiş. Yani Sayın Doğru düşüncesini ifade ediyorlar. Şu
anda benim bu konuda söyleyeceğim başkaca bir şey yok. BAŞKAN –
Teşekkürler. Sayın Çalış… HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.Sayın
Bakanıma sorumuza gösterdiği ilgi, verdiği cevap için teşekkür ediyorum. Sayın Bakanım,
görüldü ki sadece İstanbul Belediyemiz bir bülten için yılda 15 trilyon
harcayabilmektedir. Bir vatandaş olarak bu benim gibi pek çok insanın vicdanını
yaralamaktadır. Pek çok belediyemizdeki keyfî harcamaları gördüğümüz zaman
gerçekten bu keyfî uygulamaları bitirebilmek için Bakanlığınızın, Hükûmetinizin, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin yasaları
uygulaması veya boşluk varsa yeni düzenlemeler yapması gerektiğine inanıyorum.
Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Çalış. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, biliyorsunuz, mali açıdan belediyelerin
denetimi Bakanlığın sorumluluğunda değil, yani yeni kanunla Sayıştayın
sorumluluğundadır. Biz idari açıdan teftiş ederiz. Ama şunu da doğrusu burada
ilave etmek istiyorum: Tabii belediyeler, özellikle İstanbul gibi büyükşehir
belediyeleri… Bunlar seçilmiş kişiler, seçilmiş meclisler. Yani bu konularda
düşüncelerimizi söyleriz ama belediyeleri de biraz daha esnek ve rahat çalışır
şekilde herhâlde verimli kılmaya gayret etmeliyiz diye ifade ediyorum ben. Tabii sorunuzun
cevabını ben ilgili belediyeden alarak buraya sundum ama mali yönden
denetiminin Sayıştay sorumluluğunda olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN –
Teşekkürler. Sayın Ağyüz… YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım,
kamu yararına dernek hüviyetinde kurulan gıda yardımı yapma, gıda bağışı alma
şartı olan gıda bankası hüviyetindeki derneklerden yirmi üç tane dediniz. Deniz
Feneri Derneği de bunlardan bir tanesi. Günlerdir kamuoyunda çalkalanıyor.
Deniz Feneri Derneği için herhangi bir yasal soruşturma açtınız mı? Ayrıca,
büyükşehir belediyelerinin yasa dışı imar tadilatları ve ranta
dayalı imar tadilatları, örneğin Silivri’de yapılan bir siyasetçinin karıştığı,
Gaziantep’te yapılan 72,5 trilyonluk ranta dayalı ve siyasetçilerin içinde
bulunduğu imar tadilatları için neden Bakanlık yetkinizi kullanarak soruşturma
açmıyorsunuz? Bugüne kadar soruşturma açtığınız, imar tadilatları nedeniyle
hakkında soruşturma açtığınız belediye başkanı var mıdır? Sayısı kaçtır?
Bunları bilmek istiyorum. Bir de siyasi
ayrım yapıyor musunuz soruşturma açtığınız belediyeler arasında, bunu bilmek
istiyorum. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Ağyüz. Buyurun. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii Sayın Başkanım bunlar yeni sorular. Bir
kısmının, sayılar falan, cevabı bende yok ama ben şunu ifade edeyim: Bunlar her
zaman açıklanabilir, anlatılabilir. Kaç tane soruşturma açıldı, imarla ilgili
soruşturma… Hem teftiş çok fazladır imar değişikliğiyle ilgili hem soruşturma
çok fazladır. Yani bu konuda uygulama oldukça fazladır, onu ifade etmek
istiyorum. Sizin ayrıca bir
sorunuz var, sıra gelmediği için cevaplayamadım Gaziantep’teki olaylarla
ilgili. Onları sırası geldiğinde zaten sözlü olarak burada cevaplayacağım. Yani, AK PARTİ hükûmetlerinin belediyelerle ilgili ne kadar tutarlı ve
ciddi bir politika izlediğini sizler biliyorsunuz, hiçbir konuda ayrım
yapılmadığını ve belediyelerimizin verimli olması için olanca çabayı gösterdiğimizi,
hem yetkilerini artırma hem kaynaklarını artırma... Daha yeni, Meclisten,
kaynaklarını artıran, yaklaşık yüzde 50 artıran yasayı siz çıkardınız. Bizim bu
konuda bir ayrımcılığımız yok. Burada da ifade ettim. Belediye başkanlarımız
seçilmiş kişilerdir ve belediyelerimiz seçilmiş yönetimlerdir. Mümkün
olabildiğince sonuna kadar onlar serbest çalışsın diye gayret ediyoruz,
görevden almama yönünde elimden gelen son yetkileri kullanıyorum. Tutuklanana
kadar mümkün olduğunca açığa almıyoruz ve burada bakın, şu anda açığa alınanlar
içinde AK PARTİ’li belediye başkanı sayısı daha
fazladır. Hiçbir ayrımımız yok, her hesabını vermeye de hazırız. Çok teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz. Sayın Süner… TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Bakanıma sormak istiyorum: “Akseki’de Göktepe
suyu tahsis edildi.” dediniz. On beş-yirmi senedir zaten Göktepe
suyu akıyor ama yeterli olmadığını makamınıza gelip arz ettik, siz de valiyle
görüştünüz. “Yirmi beş saniye su” talebini arz ettim ve onu da valiliği
dinleyerek kabul ettiniz ama şimdi diyorsunuz ki: “On bir tane köy ve askerî
birliğe gelecek su için Değirmenlik köyü itiraz etti, mahkeme devam ediyor.”
Mahkeme, Değirmenlik köyünün talebini reddetti efendim. Hâlâ bir buçuk senedir
ayak sürülüyor ve köyler de susuz, askerî birlik susuz. Ortağım dört sene
önce öldü. O askerî birliğin tüm binalarını bilabedel
ortağım yaptı. Maalesef, bir su getirmekten aciz kalıyorsunuz. Ayak
sürüyeceğinize, lütfen, elinizi uzatınız… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Süner. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Şehir sularının getirilmesi Bakanlığımın falan
sorumluluğu değil, bir. TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Valiliğin sorunu… İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - İki: O, şehirle, Akseki merkezle ilgili değil, o
konuşulan konu, Değirmendere suyunun şeye gitmesi, köylerle ilgili. Yani KÖYDES
çerçevesinde… TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Köylere ve… İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Müsaade ederseniz… BAŞKAN –
Karşılıklı konuşmayınız Sayın Süner, dinleyelim. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Müsaade ederseniz, Akseki benim de memleketim
sayılıyor biliyorsunuz belli çerçevede. Onun için özel olarak sizinle görüştük,
özel olarak valiyle görüştüm ama ortada Akseki köylerinin kendi kendileriyle
ihtilafı var. İlgili köy “Suyumu vermem.” diyor, dava ediyor, mahkeme kararı
alıyor. Kendi aralarında böyle bir ihtilaf var. Valilik, yoksa,
gerçekten, programda olmadığı hâlde programa alacaktı ve o suyu o köylere… Ama
Akseki’ye değil. Akseki’ye su getirme görevi belediyenindir, valiliğin görevi
değildir, onu tekrar burada ifade ediyorum. TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Bakanım, Akseki cezalı mı “su gelmeyecek” diyorsunuz? BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Bakan. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben teşekkür ederim. BAŞKAN – Bir
dakika efendim, iki kişi kaldı. Lütfen… İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, buyurunuz. BAŞKAN – Sayın
Yalçın, buyurunuz. RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakanım,
dilendirilen ve zorla satıcılık yaptırılan çocuklarla ilgili yaptıklarınıza
teşekkür ediyorum ama cevabınız esnasında bu çocuklarımız için “başıboş çocuk”
tabirini kullandınız. Belki düzeltmek istersiniz bu tabirinizi. Sayın Bakanım,
ben size Sayın Başbakanın Başbakan olduğu tarih itibarıyla ne miktar harcırah
tahakkuk ettiğini sormuştum. Zatıaliniz Harcırah
Kanunu’ndan alıntılar yaparak mevzuatı söylediniz. Ben Sayın Başbakanın mevzuat
dışı bir harcırah aldığını iddia etmiyorum efendim, Başbakanlığı süresi boyunca
ne miktar harcırah aldığını merak ediyorum. Cevaplandırırsanız teşekkür ederim,
saygılar sunarım. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Birinciyle ilgili eğer -o konuda yazılı metni okudum-
bir yanlış anlama varsa, farklı anlaşılıyorsa değiştiriyorum, geri alıyorum. İkincisiyle
ilgili, Başbakanlığın bize gönderdiği cevabı ben burada sizlere sunmuş oldum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz. Son soru, Sayın
Buldan, buyurunuz. PERVİN BULDAN
(Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben Sayın Bakandan
istediğim cevapları alamadım maalesef çünkü ben Sayın Bakana sizin döneminizde
işlenen cinayetleri değil 91’den itibaren işlenen cinayetleri sormuştum.
Dolayısıyla, Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğine inanarak
-Bakanlığınızın- başta bu Meclisin üyesi olan Mehmet Sincar
olmak üzere, sayıları on binin üzerinde olan faili meçhulleri açığa çıkarmak
sizin görev ve sorumluluğunuzdur diye düşünüyorum. Bu açıdan, siz
Bakanlığınızca bu cinayetleri açığa çıkarmak için herhangi bir girişimde
bulunmayı düşünüyor musunuz diye sormak istiyorum Bakana. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Çok çaba sarf ediyoruz. Ben de cevabımda burada arz
ettim. Dönemimizde kamuoyuna mal olmuş hiçbir olayda faili meçhul yoktur; 2002
Aralık ayındaki bir siyasi cinayet dışında, Hablemitoğlu
cinayeti dışında. Eskilerle ilgili de mümkün olduğunca aydınlatmaya
çalışıyoruz... PERVİN BULDAN
(Iğdır) – Hiçbiri aydınlanmadı ama Sayın Bakan. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - …ama bazen bu aydınlatma çabalarına bile karşı çıkılıyor,
biliyorsunuz. PERVİN BULDAN
(Iğdır) – Hangisi? İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) - Şimdi ben size… Doğru, sorunuzu… Zaten başında ifade
ettim. Siz 90 yılından itibaren cevap istiyorsunuz. Onu da ifade ettim. Uzun
bir listedir. İsterseniz size yazılı olarak sunarım onu. PERVİN BULDAN
(Iğdır) – Tamam, teşekkür ederim. İÇİŞLERİ BAKANI
BEŞİR ATALAY (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Tekrar
saygılarımla selamlıyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Bakan. Sayın
milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.13 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 18.35 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN
(Bingöl), Fatoş GÜRKAN (Adana) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum. Alınan karar
gereğince, diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada yer
alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu
(1/324) (S. Sayısı: 96) BAŞKAN –
Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 2’nci sırada yer
alan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu
Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. 2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri
Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218) (x) BAŞKAN – Komisyon
ve Hükûmet yerinde. Geçen birleşimde
2’nci madde üzerinde önerge işleminde kalınmıştı. Şimdi, madde
üzerindeki birinci önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının 2. maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve talep
ederiz.
BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? TARIM, ORMAN VE
KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz. (x)
218 S. Sayılı Basmayazı 8/1/2009
tarihli 42’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir. BAŞKAN – Hükûmet? BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın
Şandır, buyurunuz efendim. MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle yüce
heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Şimdi, bu
önergede ifade edilen konuyu Sayın Bakanımızla ve orman yüksek mühendisi Adalet
ve Kalkınma Partisi Milletvekili arkadaşımızla tartıştık. Bu konu bir teknik
konu, hukuki olmaktan öte teknik konu ve yapılan iş, Anayasa’nın 169’uncu
maddesine aykırı. Değerli
arkadaşlar, 2005 yılında çıkartılan Kanun’la da yapılan iş yine Anayasa’ya
aykırı ama o gün geçmiş. Bugün eğer bu kanunun 2’nci maddesinde, “orman
kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine
göre belirlenen orman sınırının, orman kadastro komisyonunca belirlenen orman
sınırı niteliğini kazanır”ı kanunlaştırırsak, bu,
Anayasa’nın 169’uncu maddesine göre ormanların sınırlarının daraltılamaz
hükmüne aykırı bir sonuç çıkar. Sebebi şudur değerli arkadaşlar: Şimdi,
Anayasa’mız 169’uncu maddesinde iki istisna söylüyor: Bir: Orman olarak
muhafazasında bilim ve fen bakımından yarar görülmeyen… İki: 31/12/1981
tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş
olan yerler hariç orman sınırları daraltılamaz. Şimdi, bu iki teknik konuyu
yani bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmemeyi ve 31/12/1981
tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetme
hâlini kim belirleyecek? Orman yüksek mühendisi ve orman kadastrosu
belirleyecek, çünkü bu bir teknik konudur, bu bir uzmanlık alanıdır ve
Anayasa’nın 169’uncu maddesindeki orman sınırlarının daraltılamaz hükmü ancak
bu iki istisna durumun ehil kişiler tarafından belirlenmesi hâlinde aşılabilir.
Eğer siz arazi kadastrosu heyetlerine orman sınırını belirleme yetkisi
verirseniz orman sınırlarının daraltılamaz olma hassasiyetini yok saymış
olursunuz. Kanunlar tabii ki
lafzıyla geçerli ama ruhu da önemli. Anayasa Mahkemesi bu hususun orman
sınırlarının daraltılacağı sonucuna ulaşılacağı kararıyla bu kanunu iptal eder
arkadaşlar çünkü, dediğim gibi, orman sınırlarının
belirlenmesi bir teknik konudur ve Orman Kanunu’na göre… Bakın,
bu Orman Kanunu ve Anayasa’nın bu hükmünü değiştirmediğimiz sürece siz orman
sınırlarını belirlemeyi bir kanunla orman mühendislerinin veya orman kadastro
heyetlerinin dışındaki bir heyete yaptıramazsınız çünkü 6831 sayılı Orman
Kanunu çok net, teknik bir şey söylüyor -hiç birimiz farkında değiliz- diyor ki
-ben orman yüksek mühendisiyim, bu konuları çok yaşadık, çok bildiğim için
söylüyorum- “Tabii olarak yetişen ve emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık
toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” Yani üstünde ağaç
olmasına gerek yok, toprağıyla da orman sayılır. Kim tespit edecek bunu Sayın
Bakanım? Bunu orman yüksek mühendisi tespit eder. Eğer “Bunu arazi
kadastrolarına bir tek orman mühendisi katarak, ilave ederek sağlarız.”
diyorsanız sağlayamazsınız çünkü 8 kişilik komisyonda karar oylamayla
veriliyor. 1 kişinin muhalefet şerhi oranın orman sınırı olmasını
engelleyemiyor, mahkemeye gidilmiş olması bir şey ifade etmez. Orman yüksek mühendislerinin veya Orman Genel
Müdürlüğünün, Orman Bakanlığının kadastro çalışmalarının bitirilmesi yönündeki
yoğun gayretlerini takdirle ve saygıyla karşılıyorum. Bu noktada orman
mühendislerinin ve kadastro komisyonlarının çok yoğun gayreti olduğunu biliyorum
ama orman kadastrosunun bitirilememiş olması, bitirmek için böyle bir düzenleme
yapma aceleciliğini getirmemelidir. Kanunlar Anayasa’ya uygun olmak
mecburiyetindedir. Dolayısıyla birtakım işlemler yapacaksınız. 2005 tarihinde
çıkarttığınız Kanun’la zaten birçok işlemler yaptınız. Bu işlemlerin de birçoğu
bu sorgulama sonucunda Anayasa’ya aykırı olacağı, orman sınırlarının
daraltıldığı sonucu çıkartılacağı için orman kadastrosu veya arazi sınırlaması
kadastrosu meselesinde bir kaosa da sebep olacaksınız. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Sayın Bakanım, yolu şudur bu işin: Kadastro heyetlerinin sayısını
çoğaltalım, bir an önce bitirelim. ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yüzde 95’ini
bitirdik. MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Zaten bitirmişsiniz, büyük oranda bitirmişsiniz. Bir an önce
bitirelim. Şimdi, bir temenniyle olmaz bu iş, bir hassasiyetle olmaz bu iş.
Yani kanun Anayasa’ya aykırı olmaz, Anayasa’ya aykırılık da hem lafzen hem ruhen sorgulanacaktır. Dolayısıyla bizim
önergemiz bu 2’nci maddenin kanundan çıkartılmasıdır. Çıkartılmış olması da bir
kayıp değil, çünkü “Yüzde 95’ini bitirdik.” diyorsunuz. Bırakın orman kadastro
heyetleri biraz daha fazla çalışsın, birkaç tane daha kadastro heyeti kurunuz
ve orman kadastrosunu yani ormanların arazilerle sınırını hızla belirleyelim,
böyle bir kaosa sebep teşkil edilmesin. Burada bir
kanun çıkartırken ülkenin, toplumun ve tarafların faydasına olmak gibi bir
zorunluluğu vardır. Dolayısıyla bizim bu önergemiz iyi niyetle, tekniğe uygun,
bilerek verilmiş bir önergedir; aksi takdirde, Anayasa’ya aykırılık söz konusu
olacaktır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum. BAŞKAN – Buyurun. MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bu yönde bir müracaat bu kanunun iptali yönüne gidecektir. İptal
edilmiş olması çok önemli değil, bundan önceki yani 2005 tarihinde çıkartılan
Kanun’u da, Kanun’un uygulamalarını da sıkıntıya sokacaktır. Bu sebeple, bu
önergemizin kabulünü tekrar bilgilerinize ve dikkatlerinize sunar, saygılar
sunarım. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Şandır. Önergeyi
oylarınıza… K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Karar yeter sayısı istiyorum efendim. BAŞKAN – Peki. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok. On dakika ara
veriyorum. Kapanma Saati: 18.44 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 18.55 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatoş
GÜRKAN (Adana) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum. 218 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. 2’nci madde
üzerinde verilen, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarının
önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. 2’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul
edilmiştir. 3’üncü maddeyi
okutuyorum: MADDE 3- 6831
sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra
gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir. "3402 sayılı
Kadastro Kanununa göre kadastrosuna başlanan çalışma alanlarında evvelce
kesinleşmiş olan orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit edilecek
hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü hataları 3402 sayılı Kanunun 4 üncü
maddesine göre oluşan kadastro ekibince düzeltilir. Diğer vasıf ve mülkiyet
değişikliği dışında kalan aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan yüzölçümü ve
fenni hatalar ise, kadastro müdürlüğünce mahalli orman kuruluşuna bildirilir.
Bildirim tarihinden itibaren onbeş günlük süre
içerisinde orman kadastro komisyonu görevlendirilir." BAŞKAN – 3’üncü
madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Fevzi
Topuz. Buyurun Sayın
Topuz. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
FEVZİ TOPUZ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi belirtmek üzere söz
aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısıyla, Tapu ve Kadastro
Genel Müdürlüğü hizmet süreçlerinin gözden geçirilmesi, hizmet kalitesinin
ölçülmesi ve geliştirilmesi, bürokrasiyi ve kırtasiye işlerini artıran gereksiz
süreç ve işlemlerinin ayıklanması, hizmetlerin etkili, verimli, süratli,
vatandaşların ihtiyaç ve taleplerine uygun şekilde sunulmasını sağlayacak
çalışmaların yapılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amaçlanmakta olduğu
iddia edilmektedir. Konuyu
irdelediğimiz zaman gerçek amacın yazılanlardan daha farklı olduğu
görülecektir. İşte bu noktada, gerçekte yapılmak istenen nedir, biz bunları
araştıracağız, bakacağız. Ülkemizde devlet
dairelerinde işlerin bir bölümünün gereksiz bürokratik işlemler ile
yürütüldüğü, ayrıca kırtasiye işlerinin fazla olduğu herkesçe bilinen bir gerçektir
ancak bu durum, bürokrasinin ülke yönetimi için gereksiz olduğu şeklindeki bir
yargıya da neden olmamalıdır. Bürokraside yapılan işlemlerde bir kademe atlanması
-bugüne kadar birçok örnekten de görüleceği üzere tüm bunlar- daha sonra
yolsuzluk, çıkar ilişkisi biçiminde halka yansımaktadır. Kırtasiye işlerini
kaldırma işlemi de bütünlüklü olarak ele alınmalı, süreç ve planlama
çalışmalarıyla birlikte yapılmalıydı. Yasa tasarısında
görüleceği üzere, kırtasiye işlerini azaltma amacı taşıdığı belirtilen bir
gerekçeyle “sözleşmeli personel çalıştırılması” maddesinin eklenmesi ve kurum,
kuruluş çalışanlarının güvencesiz olarak çalıştırılmasının önü açılmak
istenmektedir. Bu durum, sosyal devlet anlayışı yerine şirket anlayışlı bir
politikanın sadece küçük bir göstergesi olarak göze çarpmaktadır. Bu arada, dikkat
çeken bir diğer nokta ise, son altı yılda 6 kez Orman Kanunu’nda değişikliğe
gidilmesi gibi bir durumun söz konusu olmasıdır. Değerli
milletvekilleri, kentlerin planlanması ve yönetilmesini akılcı bir biçimde
yönlendirebilmek için ülke düzeyinde coğrafi bilgi sisteminin, kent bazında ise
kent bilgi sisteminin bir an önce kurulmasına ihtiyaç vardır. Ülkemizde kadastro
çalışmaları kentlerde yüzde 97, köylerde ise yüzde 86 oranında
gerçekleştirilmiştir. Ancak bilim ve teknolojideki hızlı gelişim ve bilişim
teknolojilerinin yeni alanları değerlendirildiğinde, çok amaçlı çağdaş
kadastro, yaşanan kadastro, mekânsal bilgi sistemlerinin kurulması ve
işletilmesi hususlarında kadastro ana unsur olarak kendini göstermektedir. Bu
çerçevede günümüze dek yapılan kadastro çalışmalarında durum tespitinin
zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda kadastronun sayısallaştırılması,
güncelleştirilmesi ve gerektiğinde yenilenmesi çalışmalarının yapılması
gerekmektedir. Bu iş yükünün kadastro çalışmalarının üçte 2’sini kapsadığı da
bilinmektedir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bu yönde başlatılan
çalışmaları ivedilikle hayata geçirilmelidir. Toplum hayatını
sosyal ve ekonomik anlamda doğrudan etkileyen taşınmaz mal envanterinin
yönetiminde karşılaşılan olumsuzlukların giderilmesi ve ülke kaynaklarının
yerinde kullanılmasının temini için temel altlık niteliğindeki mülkiyet bilgilerinin
önemi giderek artmaktadır. Bu bilgileri hızlı ve doğru üretmesi, güncelliğini
sağlaması gereken Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne önemli görevler
düşmektedir. 2009 yılına
gelindiğinde diğer bazı Avrupa ülkelerinin ikinci, hatta üçüncü kez kadastro
çalışması yapmalarına karşın, ülkemizin hâlen ilk tesis kadastrosu
tamamlanmamıştır. Ülkemizin kadastro çalışmalarının bir an önce bitirilmesi
gerekmektedir. Ayrıca farklı
kurum ve kuruluşlar tarafından farklı kalite ve standartlardaki bu verilerin ne
şekilde etkin kullanılacağı da ayrı bir sorudur. Orman alanları ve 2/B
alanlarına bakıldığında, bugüne dek Orman Bakanlığının izlediği hatalı
politikalar ile 1937’den günümüze kadar yetmiş bir yıldır orman alanlarımızın
ancak beşte 1’inin kadastrosu yapılarak tapuya tescili yapılmıştır. Çok açıktır
ki orman kadastrosu, mera kadastrosu, afet kadastrosu gibi farklı bakanlıklarca
kadastro yapılması anlamlı değildir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü bu işin ana
yetkilisi ve sorumlusu olduğuna göre bu hizmetler Tapu Kadastro Genel
Müdürlüğünce tek elden yürütülmelidir. Değerli
milletvekilleri, 6831 sayılı Orman Kanunu’nda orman kadastrosunun yapılması
yetkisi sadece orman kadastro komisyonlarına verilmiştir. Bu komisyonlarda
Kadastro Yasası ve diğer yasa ve yönetmeliklerde belirtilen konunun uzmanı ve
müellifi olan harita ve kadastro mühendislerinin de bulunmaması birçok sorunu
da birlikte getirecektir. Coğrafi bilgi
sisteminin ana unsuru olan mülkiyet, mülkiyet verileri, konumu ve diğer
bilgiler ile sorgulama işlemlerinde kadastro çalışmalarının sürekliliği, güncel
olması ve diğer birçok unsuru içine alır. Yani parselin konumu, üzerindeki
işlemleri, imardaki durumu, değeri, verimliliği ve kullanım hakları gibi
konuları içerdiği için kadastro çalışmaları zaten dinamik bir yapı içermekte
olduğundan bina, yol, tünel, baraj yapımı için coğrafi bilgi sistemlerine uzun
süreli ihtiyaç vardır. Yasa tasarısında
göze çarpan diğer önemli bir konu ise, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 10’uncu
maddesinde var olan orman kadastro komisyonu çalışmalarının Orman Genel
Müdürlüğü kontrol işlemlerinden sonra valiliklerce yerine getirilen onama
yetkisinin kaldırılmasıdır. Hazine adına tescil işlemleri yapılacak orman
alanlarının dışına çıkarılan alanlarda yani 2/B alanlarında valilik onayının
kalkması anlamlıdır. Bu alanların özel mülkiyeti söz konusu olmadığına göre
valilik makamı neden dışarıda tutulmaktadır? Değerli
milletvekilleri, istatistiklere bakıldığı zaman 2000 yılından sonra
yabancıların taşınmaz edinimindeki yıllık satış miktarı 4 bini bulmaktadır.
2007 yılı sonu itibarıyla 71 bin civarında yabancı kişiye 60 bin adet arsa,
arazi, bağımsız bölüm olmak üzere toplam 36 milyon metrekare taşınmaz
satıldığını görmekteyiz. Hazine Müsteşarlığı verilerine göre 2003 yılı ile 2007
yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde yabancıların Türkiye’de aldıkları
gayrimenkullerin değeri toplam 10 milyar dolara ulaşmıştır. Bu taşınmaz
ediniminde ilk sıraya giren beş ülke Almanya, İngiltere, Yunanistan, İrlanda ve
Danimarka; en çok taşınmaz mal edinilen beş ilimiz ise Antalya, Muğla,
İstanbul, Aydın ve Bursa’dır. Türkiye’de
taşınmaz edinen yabancı uyrukluların sayılarına göre dağılımında ilk beş sırada
yer alan ülkelere bakıldığında, karşılıklılık ilkesinin fiilen uygulanmadığı
görülmektedir. Yabancı uyrukluların taşınmaz ediniminde ilk sırada olan
Yunanistan, kendi ülkesinde adalarda ve sınıra yakın topraklarda mülk ve toprak
satışını yasaklamıştır. Avusturya‘da da mülk ve toprak satışı sadece AB üyesi
ülke vatandaşlarına yapılabilmektedir. İngiltere‘de ise taşınmaz mülkiyeti
kraliyete ait olup, taşınmazın sadece kullanım hakkı verilmektedir. Türkiye’de
Ticaret Kanunu’na göre kurulan yabancı sermayeli şirketler ile yabancı
şirketlerin edindikleri taşınmaz sayısı hakkında bilgi almak, tapu kayıtlarında
yalnızca şirket adının yazılı olması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Yabancı
yatırımcıların, Türk Ticaret Yasası’na göre satın aldıkları Türk şirketi el
değiştirse de, malik oldukları taşınmazların tapu kayıtlarında herhangi bir
belirtme yapılması da söz konusu değildir. Değerli
milletvekilleri, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çerçevesinde Türkiye‘de
kurulan şirket sayısı 18.308 olup, bu şirketlerden 3 bine yakını, gayrimenkul
alım satımı üzerine kurulmuştur. Osmanlı
Devleti’nde borçlara karşılık gösterilen ülke topraklarının yabancılara
satışının, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının ve Anadolu‘nun
sömürgeleşmesinin nedenlerinden biri olduğu unutulmamalıdır. Yabancılara
toprak satışı ile ilgili düzenlemeler, Dünya Bankası borç antlaşmaları, IMF
niyet mektupları ve Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı belgelerinde borç
karşılığı gösterilen ön koşullar olarak önümüze çıkmaktadır. Yabancılara toprak
satışı salt mülkiyet sorunu değildir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen,
sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. FEVZİ TOPUZ
(Devamla) – Teşekkürler Başkanım. Bu kanun, Yabancı
Yatırımlar Kanunu, Turizm Teşvik Kanunu, Özelleştirme Kanunu, Petrol Kanunu,
Maden Kanunu ve orman, hazine ve 2/B arazilerindeki düzenlemelerle birlikte
değerlendirilmelidir. Toprağın
satılmasının siyasi ve kültürel bağımsızlığın da elden çıkarılması anlamına
geldiği gözden kaçırılmamalıdır. Sınırlı olan doğal kaynaklarımız ve toplumsal
bir değer olan topraklarımız ticari bir meta olarak görülemez. Toprak
yönetiminde uzun dönemli, bütüncül politikalar zaman kaybedilmeden
oluşturulmalıdır. Karşılıklılık ilkesinin hem hukuken hem de fiilen
uygulanabilirliği sağlanmalıdır. Mevcut yasada ve
yasa tasarısında, yabancı tüzel kişilere toprak satışında herhangi bir
sınırlama yoktur. Ülkemiz topraklarında korunması gerekli hassas alanlara, kamu
yararı ve ülke güvenliği bakımından stratejik yerlere ait haritalar yapılmadan,
arazi yönetiminin planları oluşturulmadan… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen,
sözünüzü bitiriniz. Buyurunuz. FEVZİ TOPUZ
(Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım. …taşınmaz bilgi
sistemi kurulmadan, bu bölgeler ile ilgili tespitler yapılmadan satışın
yapılmasındaki telaş nedir anlaşılmamaktadır. Hazırlanan bu
kanun tasarısı üzerinde daha titiz çalışılmış ve ülkemiz çıkarları
doğrultusunda hazırlanmış olsa daha iyi olurdu. Ülkemizde her yıl dört beş kez
Tapu Kanunu üzerinde değişiklik tasarısı getirilmesi iyi değildir. Bu duygu ve
düşüncelerle, bu yasaya Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hayır diyoruz, ret
oyu vereceğiz. Teşekkürler,
saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Topuz. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına, Karaman Milletvekili Hasan Çalış. Buyurunuz Sayın
Çalış. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz tasarının 3’üncü maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinize saygı ve selamlarımı arz ediyorum. Kıymetli
arkadaşlar, bu madde ile orman sınırlarının sağlıklı bir şekilde tespit
edilmesi amaçlanmıştır. Gerçekten orman sınırlarının tespiti ve bu tespitle
ilgili anlaşmazlıkların giderilmesi hem mevcut ormanlarımızın korunması
yönünden hem de bu ormanlarımızla iç içe yaşayan, güzel vatan topraklarını
biraz daha güzel yerler hâline getiren orman köylülerimizin orman sınırlarından
kaynaklanan, kadastro problemlerinden kaynaklanan, tapulamayla ilgili
problemlerinden kaynaklanan sıkıntılarını çözmek gerekiyor. Gerçekten bugün
itibarıyla köylerimizin sıkıntısı büyüktür ama orman köylerimizin sıkıntısı
gerçekten çok daha büyüktür. Buralarda ekilecek arazi son derece kısıtlıdır ve
benim pek çoğunu bildiğim, Türkiye genelinde pek çoğumuzun seçim bölgesinde
benzer problemleri olan köylerimizde bazen öyle vatandaşlarımız var ki otuz
yıldır, kırk yıldır, elli yıldır kullandığı evine el koyulmuş yani evi hazineye
devredilmiş. Gene kırk yıldır, elli yıldır, hatta yüz yıldır kullanılan
bahçeleri kadastro sonucunda mahkeme kararıyla hazineye devredilmiş durumdadır.
Yine bu köylülerimizin bayramda ihtiyacını giderdiği, oğlunu, kızını okula
göndereceği zaman, oğlunu askere göndereceği zaman cep harçlığını hazırlamak
için sattığı, ailenin sağlık problemlerini, başka problemlerini gidermek için
kara gününde kullandığı keçilerini de maalesef hain ilan ettik, satmak zorunda
bıraktık. Bu köylülerimize ihtiyaçtan kaynaklanan, orman köylüsü olmaktan
kaynaklanan ihtiyaç odunu veriliyor, ihtiyaç kerestesi veriliyor. Bu kereste
köyün hemen yakınındaki ormandan verilmek yerine önce Kıymetli
arkadaşlar, bu şartlardaki köylüye ne kalıyor? Ya köyden göçecek ya da köyde
çoluk çocuğu bırakacak, kendisi uzak şehirlere gidecek, çalışacak, kazandığıyla
gelip o güzelim orman köylerimizde hayata tutunmaya çalışacak. Pekâlâ başka ne olacak? Çok sıkışırsa, işte o zaman her ağacın
başına bir tane orman görevlisi diksek ormanımızı koruyamayacağımız durumlarla
karşı karşıya kalacağız. O zaman, ne
yapmak lazım? Yapacağımız işlem, alacağımız karar açık değerli arkadaşlar.
Köylümüzü doğduğu yerde doyuracak, o yurt köşelerini daha güzel, daha şenlikli
bir hâlde tutabilecek tedbirler almamız lazım. Orada bu insanlarımızın geçimini
kolaylıkla sağlamasının yollarını bulmamız lazım. Ne yapılabilir? Özellikle bu
muvazaaların, bu problemlerin asgariye indirilebilmesi için kadastro ve tapulama
çalışmalarının bir an önce bitirilmesi gerekiyor. Bir diğer yapılacak işlem de
verimli orman arazilerinin, fundalık, çalılık, orman vasfını kaybetmiş tarıma
elverişli arazilerin ve tarıma elverişsiz arazilerin mutlaka envanteri
güncelleştirilerek çıkarılmalıdır. Ayrıca, orman, yayla, mera alanlarının
problemleri ayrı ayrı ele alınmalıdır. Ferman
tapularından ve zilyetten kaynaklanan problemler mümkün olduğunca buralarda
yaşayan köylülerimizin lehine sonuçlandırılmalıdır. Büyük şehirlerimizin
mücavir alanları veya gelişme alanları içerisinde olan problemlerle kırsal
kesimde yaşayan orman köylülerimizin problemleri ayrılmalı, ayrıca turizm
bölgesi ilan edilmiş rantı yüksek alanlardaki problemler de ayrılmalı, rant getirici yerlerin problemleri ile kırsal kesimin
problemleri ayrılarak ayrı problemler olarak ele alınmalı ve ayrı çözülmelidir
değerli arkadaşlar. Eğer bunu ayırmazsak önümüze yeni yeni
problemler çıkacaktır. Değerli
arkadaşlar, bir diğer husus da şu: Ben köylülerimize de sordum “Sizin otuz
yıldır, kırk yıldır, elli yıldır kullandığınız araziye devletin desteğiyle çam
fıstığı dikseniz, zeytin dikseniz, orman vasfına, orman dokusuna uygun,
ekonomik anlamı olan herhangi bir ağaç dikseniz bunu korumayla ilgili bir
problem olur mu?” Her gittiğim yerde aldığım cevap şudur: “Bir tek dalını, bir
tek yaprağını kimseye kopartmayız.” diyorlar. Bir başka husus
değerli arkadaşlar, özellikle tarıma elverişsiz ama köylüyle devlet arasında
muvazaalı hâle gelmiş, orman vasfını kaybetmiş alanlar vardır. Buraların, buralarda yaşayan insanların kullanabileceği şekilde bir
çözüme kavuşturulması lazım. Nasıl bir çözüm olabilir değerli
arkadaşlar? Öncelikle, mülkiyeti devlette kalmak kaydıyla, özel orman alanı
olarak tahsis edilip yine kullanıcılar tarafından kullanılması sağlanabilir. Hatta, daha ileri bir önerimiz var değerli arkadaşlar:
Ormanlık alanlarımızı, ormanlık alanlarda yaşayan köylülerimize, buraların
korunması ve bakımının yapılacağı şahıslara, köylülere tahsis edilmek kaydıyla
buradan devletin elde edeceği gelirlerden bu köylülere pay verilmesi, tarıma
elverişli veya tarıma elverişli olmayan arazilerin ötesinde, diğer ormanlık
alanlarımızın korunması yönünden de çok önemli bir açılım olacaktır. Kıymetli
arkadaşlar, diyeceksiniz ki önerilerin bazısı yasalara aykırı düşer. Ee, biz burada ne için duruyoruz? Bizim görevimiz nedir?
Yasaları düzenlemek, problemleri çözmek değil mi? Bu problemleri de çözmemiz
gerekiyor. Nitekim, değerli
arkadaşlarım, öyle yerler vardır ki gerçekten ormandır ama çalı vasfındadır, ekonomik
anlamı yüksek olan bir orman özelliği yoktur. Buralarda çam, sedir, zeytin veya
ekonomik anlamı olan çam fıstığı gibi orman dokusuna uygun bitki örtüleri
teşvik edilerek ve buraların -mülkiyeti devlette kalmasına rağmen-
gelirlerinden de kullanıcılara pay çıkarırsak değerli arkadaşlar, ormanlarımızı
korumak için önemli bir açılım sağlamış oluruz. Bir diğer husus
değerli arkadaşlar, eğitim, eğitim, eğitim. Orman köylüsünün, insanlarımızın
ormanı seveceği, ormanı koruyacağı ve bu güzel toprak parçalarına sahip olacağı
bir altyapı oluşturmamız gerekiyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. HASAN ÇALIŞ
(Devamla) – Bu konuları ilgili bakanlarımıza zaman zaman
soru önergesi yapıyoruz. Önergelerimize verdikleri cevapta görüyoruz ki kâğıt
üzerinde gerçekten orman köylülerimiz için çok önemli teşvikler var, ama
maalesef problemlerin büyüklüğü karşısında uygulanan projelerin de küçüklüğünü
yan yana koyduğumuz zaman gerçekten “Yırtık büyük, yama küçük.” tabirinin tam
karşılığı olan bir durum ortaya çıkmaktadır. Kıymetli
arkadaşlar, aramızda mesleği ormancılık olan değerli arkadaşlarım var. Aslında
bugünkü yasalarda yeni açılımlar yapmak, sizlere, bizlere yol göstermek ve
köylülerin problemlerini çözmek anlamında onların katkısına hem Türkiye'nin hem
bu yüce Meclisin ihtiyacı var diyorum. Hepinize
saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çalış. 3’üncü madde
üzerinde şahsı adına Konya Milletvekili Abdullah Çetinkaya.
Buyurunuz Sayın Çetinkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ABDULLAH
ÇETİNKAYA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle
ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Kadastro,
gayrimenkullerin geometrik, hukuki durumları ve niteliklerini belirlemeye
yönelik kamusal nitelikli bir işlemdir. Kadastro uygulamalarıyla taşınmazın
yeryüzündeki yeri, biçimi ve pozisyonu saptanmaktadır. Hukuksal yönden
bakıldığında ise kadastro uygulamalarıyla taşınmazın cinsi, malikleri ve
taşınmaz üzerindeki her türlü şahsi, ayni haklar belirlenmektedir. Kadastro
çalışmalarında amaç, taşınmaz malların sınırlarını belirlemek, hukuki durumları
saptamak ve bu surette tapu sicil sistemini kurmaktır. Değerli
milletvekilleri, bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren tapu
elimizdeki en sağlam belgelerden biridir. Ancak bu belgeyi elimize almamız
kadastro işlemlerinin tamamlanmış olmasına bağlıdır. Zamanında yapılamayan
kadastro çalışmaları tapu sorunuyla birlikte birçok sorunu da beraberinde
getirmektedir. Sırf bu yüzden birçok anlaşmazlıklar yaşanmakta, sınırlar
çizilememekte, neresinin kime ait olduğu bilinmediğinden birçok arazi ekilip biçilememektedir.
Bu yüzden kadastro çalışmalarının bir an önce tamamlanması hem asayiş hem de
ekonomik anlamda önem taşımaktadır. Değerli
milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarının 3’üncü maddesi 6831 sayılı
Kanun’un 9’uncu maddesinde yapılan değişikliğe ilişkindir. Yapılan değişiklikle
kadastro çalışmalarının aksatılmadan ve daha hızlı tamamlanması
amaçlanmaktadır. Yine bu değişiklikle farklı kurumlar tarafından yapılan farklı
uygulamalar ve mükerrer çalışmalar nedeniyle ortaya çıkan maddi kayıpların ve
emek israfının önüne geçilmesi de amaçlanmıştır. 3402 sayılı
Kanun’a göre kadastrosuna başlanan çalışma alanlarında evvelce kesinleşmiş olan
orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit edilecek hesaplamalardan
kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının 3402 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesine göre
oluşan kadastro ekibince düzeltilmesi öngörülmektedir. Ayrıca vasıf ve mülkiyet
değişikliği dışında kalan diğer aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan yüz
ölçümü ve fennî hataların en kısa sürede giderilmesinin sağlanması amacıyla bu
hataların kadastro müdürlüğünce mahallî orman kuruluşlarına bildirilmesi ve
bildirim tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde görevlendirilen orman
kadastro komisyonunca düzeltilmesi öngörülmüştür. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, 3’üncü maddeyle ilgili olumlu
oylarınızı bekler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çetinkaya. Şahsı adına,
Şanlıurfa Milletvekili Abdurrahman Müfit Yetkin. Buyurunuz Sayın
Yetkin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ABDURRAHMAN MÜFİT
YETKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi
üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. Kentlere göç
sebebiyle kentsel alanların genişlemesi sonucu ortaya çıkan zorunlu imar
hizmetleri ile tarımsal alanlardaki arazi düzenleme, sulama, yol, zorunlu
altyapı, kadastro ve harita hizmetleri ile tapu işlemlerine yönelik talep ve
gereksinim artmıştır. Ancak, kadastro çalışmaları sırasında özellikle çalışma
alanında bulunan ormanların kadastrosuna ilişkin karşılaşılan sorunların
çözümlenmesi ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerinin Kadastro Kanunu’nda
yapılan değişiklikler ile uyumlu hâle getirilmesi zorunluluğu ortaya
çıkmıştır. Bu nedenle, tapu
ve kadastro hizmetlerinde etkinliğin sağlanması, ülkemiz kadastrosunun en kısa
sürede bitirilebilmesi ve orman kadastrosuna ilişkin karşılaşılan aksaklıkların
giderilerek uyumun sağlanması amacıyla bazı değişiklikler yapılması zorunluluğu
hasıl olmuştur. 3402 sayılı
Kadastro Kanunu uyarınca yapılmakta olan kadastro çalışmalarının değişik
kurumlarca birbirinden farklı yapılan uygulamalar ile mükerrer çalışmalara
sebebiyet veren, gereksiz maddi külfetler getiren bu çalışmaların önüne
geçilerek, yapılacak kadastro çalışmalarının süratle tamamlanması
amaçlanmıştır. Buna göre, 3402
sayılı Kanun’a göre kadastrosuna başlanan çalışma alanlarında evvelce
kesinleşmiş olan orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit edilecek
hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının 3402 sayılı Kanun’un 4’üncü
maddesine göre oluşan kadastro ekibince düzeltilmesi öngörülmüştür. Ayrıca,
vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında kalan diğer aplikasyon, ölçü ve çizimden
kaynaklanan yüz ölçümü ve fennî hataların kısa sürede giderilebilmesinin
sağlanması ve bu hataların kadastro müdürlüğünce mahallî orman kuruluşuna
bildirilmesi ve bildirim tarihinden on beş günlük süre içerisinde görevlendirilen
orman kadastro komisyonunca düzeltilmesi ve kısa sürede bitirilmesi
öngörülmüştür. Görüşülmekte olan
kanunun ülkemize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi tekrar saygıyla
selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Yetkin. Sayın
milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz. Buyurunuz Sayın Öztürk. HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan,
Orman Kanunu’nun 9’uncu maddesinin yedinci fıkrasında orman tahdidi veya
kadastrosu yapılıp ilan edilerek kesinleşmiş yerlerde vasıf ve mülkiyet
değişikliği dışında aplikasyon, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü ve fennî
hatalar tespit edildiğinde bu hataların Orman Genel Müdürlüğünün bilgisi ve
denetimi altında orman kadastro komisyonlarınca düzeltileceği öngörülmüştür. Tasarının 3’üncü
maddesiyle eklenen hüküm, daha önce kesinleşen, orman haritalarında tespit
edilen ve hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının 3402 sayılı
Kanun’da öngörülen kadastro ekibince düzeltileceğini hükme bağlamaktadır. Yetki
çatışmasına yol açılmaması için hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü
hatalarının kapsamına ne tür hataların dâhil olacağı konusuna örnek vererek
açıklık getirebilir misiniz? Teşekkür ederim. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Öztürk. Sayın Cengiz. MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Bakanım, özellikle son günlerde tapulardaki memur
arkadaşların ve müdür arkadaşların bir sıkıntısı var, bunu da iletmemi
istediler. Genel idare
hizmetleri sınıfında tapu sicil ve kadastro müdürlerinin ek ödeme tazminatları
yüzde 53 oranında artırılırken, teknik hizmetler sınıfında yer alan mühendis
olarak görev yapanların ek ödeme tazminatları yüzde 100’e çıkarılmıştır. Yeni
düzenlemeyle, çalışanlar arasında var olan uçurum daha da artmış, şube
müdürlerinin durumu maiyetindeki mühendisten daha kötü hâle gelmiştir. Bu
konuda, mevcut kadrolara, müdür kadroları ve aynı görevi yapan fakat idari
noktada farklılık arz eden bu kadroların… Arkadaşlarımız haksızlığa
uğradıklarını, bunun sizlerden de düzeltilmesini talep ediyorlar. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Cengiz. Buyurunuz Sayın
Bakan. BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar;
özellikle 3’üncü maddeyle getirilmek istenen hataların düzeltilmesinde orman
sınırıyla ilgili bir oynama söz konusu değil. Burada sadece
teknik hataların giderilmesi söz konusu. Dolayısıyla orman sınırının
daraltılması söz konusu değil. Bu tür alanlar tapuya tescili henüz yapılmamış
olduğundan orman alanlarında artış ya da azalış söz konusu olmayacaktır. Örnek:
Eski yıllarda klasik yöntemle hesaplanan alan olarak örneği verebiliriz. Yeni
sistemde bilgisayarla hesaplar yapılabiliyor. Yine, aradaki
fark bu. Değerli
arkadaşımız Sayın Cengiz’in söylemiş olduğu konu doğrudur, biz aynı görüşe
katılıyoruz, bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Burada mevcut yasa
içerisinde bir önergemiz var, Maliye Bakanlığıyla konuştuk, yalnızca bu
çalışmalara münhasır olarak bir iyileştirme getirebiliyoruz, ama diğer konudaki
çalışmalarımız devam ediyor. Gerçekten, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüzde
çalışan arkadaşlarımız, yaz kış, gece gündüz her türlü zor şartlarda
çalışmaktadırlar, çok önemli miktarda meblağları hazinemize katkı olarak
vermektedirler. Genel bütçeden aldığımızın 3-4 katını oraya döner sermayeden
katmaktayız, bunun bilincindeyiz. Bu konuda çalışmalar devam ediyor. Yapılan
iyileştirmelerin yetersiz olduğunu biz de kabul ediyoruz. Zamanım varsa,
daha evvel sorulmuş olan sorulara da müsaadenizle cevap vermek istiyorum.
Özellikle Anayasa’mızın 169’uncu maddesinde orman kadastrosunun orman kadastro
komisyonlarınca yapılacağına dair bir hüküm yok. 3402 sayılı Kadastro
Kanunu’nun 1987’deki hâlinde “orman alanlarının kadastrosunun kadastro
çalışmalarına başlandıktan iki ay içerisinde orman kadastro komisyonlarınca
belirlenmemesi hâlinde kadastro ekiplerince resen belirleneceği” hükmü vardı.
Ayrıca bu Orman İdaresinin yargıda bir itiraz hakkı mevcuttu. Sayın Fevzi Topuz
Beyefendi’nin özellikle eleştirilerine cevap vermek istiyorum. Ülkemizde son üç
dört yılda kadastro çalışmaları altı yüz sorunlu birim hariç yüzde 99 oranında
tamamlandı ancak kadastro, yaşayan, dinamik bir hizmet. Şimdi, eski yıllarda
yapılan kadastroların yenilenmesi, sayısal hâle getirilip güncellenmesi, bilgi
sistemine aktarılması gerekmekte. Bir de
yabancılara toprak satışı son beş yılda arttı… Doğrudur, yabancılara toprak
satışında Hükûmetimiz döneminde yapılan yasal
değişikliklerle kısıtlamalar eskiye göre artırıldı. Bunu belirtmek istiyorum.
Yani kısıtlamaları artırdık. Yalnızca imar alanlarında konut ve iş yeri olan
yerlerde satış var. Yunanlılara
karşılıklılık uygulanması konusuna gelince: Bizim ülkemizde Yunan uyruklu
vatandaşlar sahil bölgelerinde ve yasaklanan yerlerde gayrimenkul
edinememektedir. Yunanlıların ülkemizde çok taşınmazı varmış gibi görünüyorsa
da bunun yaklaşık 10 bin adedi Türk uyruklu Yunanlı arkadaşlarımıza,
kardeşlerimize aittir. Ben bunu
bilgilerinize sunmak istiyorum ve teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özak. Soru-cevap işlemi
sona ermiştir. Şimdi, madde
üzerindeki önergelere geçiyoruz. Madde üzerinde üç
önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutup aykırılık sırasına
göre de işleme alacağım. İlk önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
218 Sıra Sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının 3. maddesi ile değiştirilen 6831 Sayılı Orman Kanununun 9.
maddesinin 7. fıkrasında yer alan ‘yüzölçümü hataları’ ibaresinden sonra gelmek
üzere ‘orman miktarının azaltılmaması kaydı ile’ ibaresinin eklenmesini saygı
ile arz ederiz.
TBMM
Başkanlığı’na Görüşülmekte olan
218 sıra sayılı “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı”nın 3. maddesi ile 6831 sayılı Kanunun 9. maddesinin yedinci
fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen 2. ve 3. cümlelerin
madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 218 Sıra Sayılı yasa tasarısının 3. maddesinin
tasarı metninden çıkarılmasını arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? TARIM, ORMAN VE
KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu? BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın
Genç, buyurunuz. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan. 218 sıra sayılı
Yasa Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasıyla ilgili
olarak verdiğim bir önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, idare bir bütündür. İdarenin tesis ettiği işlemlerde eğer bir
hata varsa -Türkiye’de yargı sistemi vardır- idarenin işlemlerine karşı yargıya
gidersiniz ve düzeltirsiniz bunları. İdarenin kesinleşmiş işleminin tekrar
idare tarafından düzeltilmesi idare hukuku ilkelerine aykırıdır. Ayrıca, AKP’nin
iktidara gelmesi dolayısıyla da idarede çok büyük objektiflik ilkesi kalktı ve
bu AKP’nin oluşturduğu idarede maalesef, bırakın idareyi yargı dahi bağımsız
hareket etmemektedir. Şimdi, ben,
Tunceli’ye gittim, Çemişgezek’e gittim. Bakın şurada bir resim var, burada
Çemişgezek’in belediye başkanı var. Bazı kişileri topluyor getiriyor AKP Genel
Merkezine, diyor ki, işte beni tekrar herkes aday seçiyor. Bu gelen kişilerin
içinde de Çemişgezek İlçe Millî Eğitim Müdürü var. Bakın, şu resim, bunu
göstereyim size. Çemişgezek Millî Eğitim Müdürü geliyor, Çemişgezek Belediye
Başkanıyla beraber ve bir heyetle beraber, bu kişinin tekrar Çemişgezek’te aday
gösterilmesi için. Bakın, Urfa
Valisi, eğilim yoklaması yapılıyor ve eğilim yoklamasının yapıldığı yerde,
gidiyor, AKP’nin eğilim yoklamasını kontrol ediyor. Yani siz bürokrasiyi… CELAL ERBAY
(Düzce) – Önergeyle ne alakası var? KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, bunların resimleri tespit edilmiş, bunlar İnternet’te
yayınlandı, şimdi inkârcılıkla bir yere varamazsınız. Yani sizin zamanınızda
“devlet” kavramına karşı duyulması gereken, bürokrasiye karşı duyulması gereken
saygıyı yok etmek için her türlü hileye başvuruyorsunuz. Ya, böyle bir şey olur
mu? Yani devletin bir kamu görevlisi gidecek sizin genel merkezinize, bir
belediye başkanının aday gösterilmesi için propaganda yapacak. Bu olmaz yani.
Sonra, bir vali gidecek eğilim yoklamanızı şey edecek. Tek bunlar yalnız değil
ki, Türkiye’de birçok böyle şey yapıyorsunuz beyler. Devletin kişiliğine saygı
gösterilecek davranışlardan, o saygıyı azaltacak davranışlardan çekinmek lazım.
Ha, devlete saygınız varsa; yoksa, zaten diyorsunuz
ki, herkes bizim kölemiz. Böyle bir şey olmaz ki! Onun için, yani bu AKP
zamanında ve başka zamanlarda maalesef siyasi iktidarlar -ama siz bunun bir
numarasısınız- bürokratları kendi emrinde çalıştırmak için her türlü
melanetlere başvuruyorlar maalesef. Biraz önce Sayın
Bakan dedi ki: “Efendim, orman sınırıyla oynama yok, yok edilmesi
düşünülmüyor.” Sayın Bakan, biz nasıl güvenelim size? Yarına bir
milletvekiliniz talimat verecek, “Şurada bu oynamayı yapacaksın, bu orman
sahasını getireceksin bize vereceksin.” diyeceksiniz. Şimdi, burada
uygulamalarınız ortada. Yani ben bunun için daha çok misaller verebilirim. Onun
için, lütfen, eğer burada bir hata yapılmışsa bunu yargı düzeltsin efendim.
Niye yani, getirsin yine, idarenin emrinde yeniden bir, idari yönüyle yapılan
hatayı düzeltelim? Türkiye bir hukuk sistemiyse, idari işlemlerde hukuka
aykırılık varsa, bu hukuka aykırılık fiilinde yine yargı yoluna başvurulabilir
ve yargı bunu düzeltebilir. Onun için, buraya getirilen bu
maddeyle, bence, yapılacak düzeltmeler, yapılacak işlemler, yapılacak işlemler
sonucunda doğacak sonuç kamu yararına aykırı olacak, kamunun menfaatini
korumayacak ve dolayısıyla burada bağımsız yargı, eğer bir hata yapılmışsa,
orman sınırında bir hata varsa veya orman sınırı dışına çıkarılması gereken bir
alan orman içinde kalmışsa veya orman sınırına alınması gerekiyorsa buna yine
yargı karar versin. Yani niye ille hep getiriyorsunuz bürokrasiye bu
yetkiyi veriyorsunuz? Çünkü bürokrasi bağımsız değil, bürokrasi bağımsız
hareket etmiyor. Kamu yararını gözetecek davranışlar içinde olduğu zaman
maalesef o bürokratlar o görevlerinde bir güvence olmadığı için her zaman için
kendi görevlerinde muhakkak mağdur ediliyorlar ve Türkiye’de maalesef siyasi
iktidarlar kendilerine güvenmedikleri için ve bu güvenmeme sonucunda âdeta
devletin kamu görevlisini bazı siyasi iktidarlar bir hizmetçi olarak kullanmaya
çalışıyorlar. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. KAMER GENÇ
(Devamla) – Bizim istediğimiz, devlette kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır;
kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği, idari işlemlerde bir hata varsa, bu idari
işlemlerde yapılan hatanın da yine bağımsız yargı kararıyla düzeltilmesidir. Benim, önergemde
sağlamak istediğim amaç budur. Maalesef, mala, mülke, paraya dayanan konularda
siyasi iktidarlar açgözlüdür. Bu siyasi iktidarların aç gözünü doyurmak mümkün
değil. Ya, doymuyorlar kardeşim, doymuyorlar, bir türlü doymuyorlar! Yani
katrilyonlar da kazansalar doymuyorlar. Onun için, bunun önünü kesmek lazım,
burada hukuki bir istikrar getirmek lazım, hukuki bir güvence getirmek lazım.
Yani işte, maalesef bizde bunlar var işte, sizin uygulamalarınız ortada,
bürokratların getirdiği uygulamalar ortada. Bu itibarla, ben bu maddenin
çıkarılmasını istiyorum. Hata varsa yargı bunu halletsin. Saygılar
sunuyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: TBMM
Başkanlığı’na Görüşülmekte olan
218 sıra sayılı “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı”nın 3. maddesi ile 6831 sayılı Kanunun 9. maddesinin yedinci
fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen 2. ve 3. cümlelerin
madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. Harun
Öztürk (İzmir) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? TARIM, ORMAN VE
KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Kim
konuşacak? HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Ben konuşacağım Sayın Başkan. BAŞKAN - İzmir
Milletvekili Sayın Harun Öztürk, buyurun. HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı’nın çerçeve 3’üncü maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz
bir önerge nedeniyle söz aldım. Şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu
Başkan ve üyelerine, alt komisyonda tasarıya ilave edilen, Anayasa’ya ve İç
Tüzük’ün 87’nci maddesine aykırı bazı hükümleri ayıklamış olmalarından dolayı
öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten de Komisyon bu titiz çalışmayı
yapmamış olsaydı kadastro çalışmaları sırasında ormanla ilgili yapılan sınırlandırmalara
itiraz için kamuya da on yıllık zaman aşımı süresi getirilmiş olacaktı ki, bu
da Anayasa’mızın 169’uncu maddesinde yer alan “Ormanlar zamanaşımıyla mülk
edinilemez.” hükmüne açık aykırılık teşkil edecekti. Ümit ederiz ki, benzer bir
hüküm Genel Kurul görüşmeleri sırasında son dakika önergeleriyle tasarıya
yeniden eklenmez. Değerli
milletvekilleri, ülkemiz kadastro çalışmalarının bugüne kadar tamamlanamamış
olmasında gelmiş geçmiş bütün hükûmetlerin
sorumluluğu vardır. Birbirimizi suçlamak yerine söz konusu çalışmaların bir an
önce tamamlanabilmesi için herkesin elinden gelen çabayı göstermesi gerekir.
Çalışmaların bir an önce tamamlanabilmesi için de öncelikle orman sınırlarının
belirlenmesi gerekmektedir. Buna ilişkin olarak, çoğunluğu Karadeniz Bölgesi’nde
olmak üzere yüzde 5-10 civarında bir alanda orman sınırının hâlâ tespit
edilememiş olduğu bir gerçektir. Orman sınırlarının belirlenmesi konusunda
Orman Genel Müdürlüğüne bağlı orman kadastro komisyonları ile 3402 sayılı
Kadastro Kanunu’nda öngörülen kadastro komisyonları arasında mevcut bazı yetki
ve görev karmaşasının tasarıyla giderilmeye çalışılmasını önemli bulmaktayız. Değerli
milletvekilleri, tasarının 6’ncı maddesiyle 6831 sayılı Kanun’a eklenen ek
madde 9’un madde numarasının 10 olması gerekiyor, çünkü 31/7/2008
tarih ve 5801 sayılı Kanun ile anılan Kanun’a 9 numaralı bir ek madde daha önce
eklenmişti. Eklenen bu maddeyle orman sınırları dışına çıkarılan 2/B
sahalarının kazandırıcı zaman aşımı yoluyla iktisap edilemeyeceğinin
öngörülmesinin bu alanda önemli ve ciddi bir boşluğu gidermekte olduğunu ifade
etmek istiyorum. Tasarıyla veraset
yoluyla intikal eden taşınmazlar ikramiye ve diğer yollardan gerçekleşen
intikallerden ayrılarak bu taşınmazların mirasçıları arasında taksiminde ödenmesi
gereken harçlar binde 9’dan binde 18’e çıkarılmakta ve iki kat artırılmaktadır. Değerli
milletvekilleri, bir taraftan, veraset ve intikal vergisini kaldırıyoruz diye
halka şirin görünmeye çalışacaksınız; diğer taraftan, söz konusu kanunu daha
yürürlükten kaldırmadan aynı kanun kapsamındaki intikallerde ödenmesi gereken
tapu harçlarını bir kat artıracaksınız. Hükûmetin bu
davranışı en hafif deyimle samimiyetsizliktir. Harçların nispi oranlarını
artırmakla vergi hasılatını artıramazsınız. Harçlar,
beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanmaktadır. Beyan edilen
bedel kayıtlı değerden, yani emlak vergisi değerinden az olamayacağı için, siz
nispeti artırdığınızda vatandaşlar da devir ve iktisap bedeli yerine emlak
vergisi değerini beyan edeceklerdir. Bu nedenle hasılatınız
artmayacak, düşecektir. Böylece,
vatandaşlar kayıt dışılığa da itilmiş olmaktadır, zorlanmış olmaktadır. Ayrıca, kaldı ki,
oranların artırılması, veraset yoluyla intikal eden taşınmazların mirasçılar
tarafından tapuya intikal ettirilmemesi sonucunu doğuracak ve bu taşınmazlar
ölenlerin üzerinde kalmaya devam edecektir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – Bu da ileriye yönelik birçok sorunun birikmesine neden olacaktır. Değerli
milletvekilleri, maddeyle ilgili değişiklik önergesi, madde metninden
çıkarılması teklif edilen ibarelerin yerini tutan hükümlerin mevcut yedinci
fıkrada yer alması nedeniyle ve tekrardan kaçınmak amacıyla verilmiştir. Tasarının hayırlı
olması dileğiyle yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Öztürk. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısını istiyorum. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.
Karar yeter sayısı vardır. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
218 Sıra Sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısının 3. maddesi ile değiştirilen 6831 Sayılı Orman Kanununun 9.
maddesinin 7. fıkrasında yer alan ‘yüzölçümü hataları’ ibaresinden sonra gelmek
üzere ‘orman miktarının azaltılmaması kaydı ile’ ibaresinin eklenmesini saygı
ile arz ederiz. Faruk
Bal (Konya) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? TARIM, ORMAN VE
KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? BAYINDIRLIK VE
İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Kim
konuşacak? OKTAY VURAL
(İzmir) – Gerekçe… BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Anayasamızın 169
ve 170’inci maddelerinde hiçbir surette orman sınırlarında daraltma
yapılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre madde metninde yer alan
hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının düzeltilmesinde orman
sınırlarının genişletilmesi mümkün olmasına karşın, orman sınırlarının
daraltılması Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerimiz uyarınca mümkün değildir. Bu sebeplerle
ilgili madde metnine yukarıda belirtilen hususun eklenmesi zarureti hasıl olmuştur. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 3’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul
edilmiştir. Sayın
milletvekilleri, çalışma süremiz bitmiş olduğu için, alınan karar gereğince
kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 14 Ocak 2009 Çarşamba günü
saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati: 19.52 |
|