DÖNEM: 23                            CİLT: 37                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

43’üncü Birleşim

13 Ocak 2009 Salı

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - YOKLAMA

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, 2009 bütçesinde tarımsal destekleme ödeneklerinin kısılmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, 10 Ocak 2009’da kutlanan tarımsal öğretimin 163’üncü yılına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Ermeni mağdurlarından özür dilenmesi kampanyasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Başbakanın önerisi üzerine, Devlet Bakanı sayısının 10’a çıkarılmasının onaylandığına ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın Devlet Bakanlığına atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/657)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Cezayir’e yapacağı resmî ziyarete iştirak edecek heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/658)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 22 milletvekilinin, seçmen kütüklerinin sağlıklı oluşturulmadığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/300)

2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 29 milletvekilinin, Beyoğlu Sütlüce’deki Karaağaç Tekkesi’nin bulunduğu alanın kullanımı ve imar durumlarıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301)

3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 26 milletvekilinin, erken yaşta evlilik konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)

C) Önergeler

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/294) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 13 ve 20 Ocak 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların görüşülmesinin ardından diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine, 14 ve 21 Ocak 2009 Çarşamba günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, ulusal Bor Araştırma Enstitüsüne ve Eti Bor Genel Müdürlüğüne ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/316)

2.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, kent aydınlatmasına ve elektrik enerjisi tasarrufuna ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/338)

3.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, petrol kaçakçılığı kapsamında dağıtılan ikramiyeye ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/341) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

4.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, yurt dışı gezilerinin harcırahına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/351) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, faili meçhul cinayetlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/370) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

6.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir köydeki şiddet olaylarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/414) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

7.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir siyasi partinin basın açıklaması sırasında yaşanan olaylara ilişkin sözlü soru önergesi (6/419) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

8.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Gazipaşa’da kara nokta olarak belirlenen kavşaklara ilişkin sözlü soru önergesi (6/425) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

9.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, gıda bankacılığı amacıyla kurulan derneklere ilişkin sözlü soru önergesi (6/429) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

10.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Kepez Gülveren Mahallesinin şebeke suyunun kirliliği iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/430) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Rum eserlerinin restorasyonuna ilişkin sözlü soru önergesi (6/437) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

12.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, nüfusu ikibinin altında olan belediyelerin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/446) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

13.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’daki ruhsatsız işyerlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/448) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

14.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bazı belediyelerin kapatılarak Malatya Belediyesi sınırları içine alınmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/450) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

15.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Anayasa değişikliği sırasında Meclis çevresinde görevlendirilen Emniyet personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/468) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

16.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ordu İl Genel Meclisi Başkanı ile ilgili iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/472) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

17.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, polislerin özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/502) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

18.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, İl Genel Meclisi üyelerinin sosyal ve özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/504) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

19.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’teki bazı belediyelerin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/506) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, şehit ve gazi yakınlarının istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/523) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

21.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ankara’daki dilencilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/545) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

22.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesince bastırılan İstanbul Bültenine ilişkin sözlü soru önergesi (6/549) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

23.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Akseki İlçesinin su sorununa ilişkin sözlü soru önergesi (6/552) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

24.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, bazı belediye ve köylerin Çiftlik Belediyesine katılım sürecine ilişkin sözlü soru önergesi (6/561) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, üniversite mezunlarından polis alımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/572) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

26.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da bir üstgeçitteki büfelerin kiralanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/574) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

27.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, eylemlere yapılan müdahalelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/604) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

 

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218)

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, bir cinayetin ve bazı faaliyetlerin soruşturulmasına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5192) (Ek Cevap)

2.- Denizli Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, Nutuk hakkında yaptığı bir konuşmaya ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/5324)

3.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, adlî emanet paralarının değerlendirilmesine ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5368)

4.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, bir hâkim hakkında dava açılmasına ilişkin  sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5452)

5.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, bazı milletvekillerinin yasama dokunulmazlığı dosyalarına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5454)

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen’in, işkenceyle mücadeleye yönelik Birleşmiş Milletler İstanbul Protokolü standartlarına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5588)

7.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, Çerkezköy’e Adalet Sarayı yapımına ilişkin sorusu ve  Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5754)

8.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, seçmen kütüklerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5788)

9.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun kullanımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5888)

10.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, bir TOKİ projesindeki yüklenici firmanın yükümlülüklerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/5891)

11.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, İstanbul’da muhtaçlara yapılan yardımlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5894)

12.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Karaburun ilçesine su sağlayacak gölete ve sahildeki kirliliğe ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/5910)

13.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’na ilişkin sorusu ve  Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5917)

14.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Vakıflar Şube Müdürlüğünün kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5918)

15.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, özelleştirme sonucu nakledilen atıl işçilere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/5927)

16.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, engellilerin opera ve tiyatro binalarından daha rahat yararlanmalarını sağlayacak düzenlemelere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/5955)

17.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, izleme ölçümleriyle ilgili bir iddiaya ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/5970)

18.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Habur Sınır Kapısı’ndaki yoğunluğa ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/5972)

19.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Cansuyu kredisinden faydalanamayan işletmelere ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/5994)

20.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, kuvvet komutanlıkları bünyesinde yapılan golf sahalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül’ün cevabı (7/6002)

21.- Bursa Milletvekili Abdullah Özer’in, Kestel TOKİ konutlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6005)

22.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, Arnavutköy TOKİ konutlarındaki sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6016)

23.- Kocaeli Milletvekili Cevdet Selvi’nin, kamudaki zorunlu özürlü istihdamına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/6021)

24.- Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay’ın, Erzurum’da TOKİ’den ihale alan firmaların borçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/6024)

25.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’deki balık çiftliklerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6056)

26.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, TRT’de bazı kadroların iptal edilmesine,

TRT Genel Müdürlüğündeki bazı danışmanlara,

İlişkin, soruları ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/6069) , (7/6070)

27.- Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, bir KDV Genel Tebliğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/6103)

28.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’daki esnafın durumuna ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/6126)

29.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Habur Sınır Kapısı’ndaki yoğunluğa ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/6138)

30.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, sabit gelirlilerin maaşlarının iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/6159)

31.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, 5. Dünya Su Forumu organizasyonuna ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/6168)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak beş oturum yaptı.

Birinci, İkinci, Üçüncü Oturum

Ankara Milletvekili Zeynep Dağı, Nazım Hikmet Ran’ın Türk vatandaşlığına geri dönmesine imkân veren Bakanlar Kurulu kararına,

Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş, Ankara’da doğal gaz zehirlenmesi sonucu yaşamını yitiren 7 gencimize,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, İzmir’in çevre ve su sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşmasına, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu cevap verdi.

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Çamlı Barajı’yla ilgili bir açıklamada bulundu.

Oturum Başkanı ve TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, tüm milletvekillerinin İç Tüzük’ün ve Anayasa’nın koyduğu kurallara uymak zorunda olduğuna, kendisinin de Riyasette olduğu zaman son derece adil ve tarafsız olmaya gayret ettiğine; milletvekillerinin nezaket kuralları dışına çıkmadan, iyi niyetle görüşmeleri sürdürmesi gerektiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 19 milletvekilinin, Bandırma açıklarında batan gemi olayının araştırılması (10/297),

Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 23 milletvekilinin, öğretmen atamalarındaki haksızlık ve usülsüzlük iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi (10/298),

Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat ve 24 milletvekilinin, Maraş olaylarının araştırılması (10/299),

Amacıyla birer Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin, sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın;

Hindistan’a,

Amerika Birleşik Devletleri’ne,

İsviçre’ye,

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, İngiltere’ye,

Yaptıkları resmî ziyarete iştirak eden milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkereleri kabul edildi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kabul edilen, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (1/324) (S. Sayısı: 96) görüşmeleri Komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

2’nci sırasında bulunan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun (1/526) (S.  Sayısı: 218) tümü üzerindeki görüşmeleri tamamlanarak, 1’inci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

 

 

Meral AKŞENER

 

 

Başkan Vekili

 

Harun TÜFEKCİ

 

Fatma SALMAN KOTAN

Konya

 

Ağrı

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

Dördüncü, Beşinci Oturum

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının;

2’nci sırasında bulunan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu’nun (1/526) (S. Sayısı: 218) görüşmelerine devam edilerek, 2’nci maddesine kadar kabul edildi, 2’nci maddesi üzerinde bir süre görüşüldü.

13 Ocak 2009 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.58’de son verildi.

 

 

Nevzat PAKDİL

 

 

Başkan Vekili

 

Harun TÜFEKCİ

 

Fatma SALMAN KOTAN

Konya

 

Ağrı

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

No.: 46

II.- GELEN KÂĞITLAR

9 Ocak 2009 Cuma

Raporlar

1.- Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/663) (S. Sayısı: 319) (Dağıtma tarihi: 9.1.2009) (GÜNDEME)

2.- Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi ve Kredi Kartları Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun Tasarısı ve Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; Niğde Milletvekili Mümin İnan ve 6 Milletvekilinin; Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 2 Milletvekilinin; Giresun Milletvekili Ali Temür’ün; Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/664, 2/59, 2/261, 2/357, 2/370) (S. Sayısı: 320) (Dağıtma tarihi: 9.1.2009) (GÜNDEME)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, Gaziantep’in rekabetçilik endeksindeki yerine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1144) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

2.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, İŞKUR’a yapılan başvurulara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından sözlü soru önergesi (6/1145) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

3.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, kamudaki tasarruf çalışmalarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1146) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Paris Turizm Müşavirliği Ateşe Yardımcılığına yapılan atamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6240) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

2.- Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, BOTAŞ’ın teminat mektubu talebine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6241) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

3.- Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, bir şirketin ihalelere fesat karıştırdığı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6242) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

4.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki yeşil kartlılara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6243) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

5.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, TOKİ’den ihale alan bir şirketin Sarıkamış esnafını mağdur etmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/6244) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

6.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, seçmen kütüklerine ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6245) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

7.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, tutuklu sayısındaki artışa ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6246) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

8.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, cezaevlerinde yapıldığı iddia edilen bazı uygulamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6247) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

9.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, Ceza İnfaz Kurumu personelinin özlük haklarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/6248) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Hac organizasyonunda yerli ürünlerin tercih edilmesine ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Sait Yazıcıoğlu) yazılı soru önergesi (7/6249) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

11.- Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin bazı sorunlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mustafa Sait Yazıcıoğlu) yazılı soru önergesi (7/6250) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

12.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, BOTAŞ’ın sanayi kuruluşlarından teminat istemesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6251) (Başkanlığa geliş tarihi: 20/12/2008)

13.- Hatay Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, EPDK’nın bazı işlemlerine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/6252) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

14.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Ankara’daki hava kirliliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6253) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

15.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Besni’deki bazı köy yollarının yapımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6254) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, seçmen kütüğüne yazılan teröristlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6255) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

17.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Karayolları Trafik Kanunu Tasarısı taslağındaki bazı düzenlemelere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6256) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

18.- İzmir Milletvekili Recai Birgün’ün, İstanbul’daki kaçak kazı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6257) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

19.- Ankara Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Ankara’da sanat ve kültür hayatının geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6258) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

20.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’taki bir türbenin korunmasına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/6259) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

21.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, hukuka aykırı olduğu iddia edilen bir atamaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6260) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

22.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’da taşımalı eğitim sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6261) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

23.- Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Halk Eğitim Merkezlerindeki sınavlara hazırlık ve destek kurslarının kapatılacağı iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/6262) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

24.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, muayene ücretlerinin eczanelerden tahsiline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6263) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

25.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, provizyon sisteminin etkin çalıştırılmasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6264) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

26.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, avans ödeme uygulamasına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6265) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, eczacılara ilaç bedeli ödemelerinin geciktirilmesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6266) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

28.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, kan ürünü ilaçların eşit ve sıralı dağıtımına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6267) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

29.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, eczanelerin bir mağduriyetine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6268) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

30.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Manyas Gölündeki balıkçılığa ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6269) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

31.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, tarım sektörünün desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/6270) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

32.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Horasan ile Ağrı arasına demiryolu yapılmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/6271) (Başkanlığa geliş tarihi: 22/12/2008)

33.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki madde bağımlısı çocuklara ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) yazılı soru önergesi (7/6272) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

34.- Tekirdağ Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın, ÇASGEM’in sertifika programlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/6273) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

35.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Türkbükü’ndeki orman yangınlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/6274) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

36.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, sözleşmeli personelin ek ödeme düzenlemesinden yararlanmasına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/6275) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

37.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, spor tesisleriyle ilgili bir projeye ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu) yazılı soru önergesi (7/6276) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

38.- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, bir hastanede yaşandığı iddia edilen bazı olaylara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/6277) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/12/2008)

39.- İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, TRT’de yayınlanan bir programa ilişkin Devlet  Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/6278) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/12/2008)

No.: 47

13 Ocak 2009 Salı

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 22 Milletvekilinin, seçmen kütüklerinin sağlıklı oluşturulmadığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/300) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.12.2008)

2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 29 Milletvekilinin, Beyoğlu Sütlüce’deki Karaağaç Tekkesi’nin bulunduğu alanın kullanımı ve imar durumlarıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.12.2008)

3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 26 Milletvekilinin, erken yaşta evlilik konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.12.2008)

 

13 Ocak 2009 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

 

 

BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, bütçede tarımsal destekleme ödeneklerinin kısılmasıyla ilgili söz isteyen İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’a aittir.

Buyurunuz Sayın Oyan. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, 2009 bütçesinde tarımsal destekleme ödeneklerinin kısılmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, şimdi tarımsal desteklerle ilgili, biliyorsunuz, bütçemizin son müzakere günlerinde 9’uncu madde ve 29’uncu maddede kısıtlamalar yapılmıştı. Türkiye henüz IMF ile bir anlaşma imzalamadan IMF’nin ön müdahalelerine açık hâle getirilmiştir. Bu öncü darbeler tarımın 2009 yılı bütçe ödeneğinin yüzde 11,7’sini daha başlangıçta silip almıştır. Uygulamada bunun daha ne kadarının gideceğini göreceğiz ama bunun ne anlama geldiğini şöyle bir hatırlamaya çalışalım. Yani AKP İktidarı döneminde acaba tarım hangi ölçüde destekleniyor, bunu bir görmeye çalışalım. Sayın Bakan burada, şimdi, herhâlde benden sonra konuşacak. Ben çok net soruyorum: 2006 yılında Tarım Kanunu çıkaran Hükûmetiniz değil midir? Bu Tarım Kanunu’nda tarıma desteklerde, bütçeye konulan tarım desteklerinde millî gelirin en az yüzde 1’i kadar bir destek, bir ödenek öngören siz değil misiniz? Kendi çıkardığınız kanun acaba size bugün dar mı geliyor? Yani bunun içine sığamıyor musunuz?

Bakın, ben size destekleri söyleyeyim: Sizin iktidar döneminizde gene sizin döneminizin belgelerine göre bütçe gerekçesi ve Maliye Bakanlığının diğer yayını “2008 Yıllık Ekonomik Rapor’dan yararlanarak söylüyorum, sayfalarını da söylerim: “Tarımsal destek ödemelerinin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2003-2008 arasında yüzde 0,6 düzeyinde kalmıştır.” Açınız bütçe gerekçesi sayfa 28 Sayın Bakan, yani, buna itirazınız varsa oraya edin. Yüzde 0,6. Yani 2006’da yüzde 1 dediniz, bir tek 2007’de 0,7 olabildi; 0,7 –hâlâ altında- 2008’de gene 0,6’ya düştünüz ve 2009 bütçesinde, bütçe teklifi olarak buraya getirdiğiniz, komisyona getirdiğiniz, son güne kadar buraya getirdiğiniz teklifte de yüzde 0,5; yani, kendi Bütçe Kanunu’nuzda öngördüğünüzün, Tarım Kanunu’nda öngördüğünüzün sadece yarısını öngördünüz, yüzde 0,5. İsterseniz binde 5 de diyebilirsiniz ya da binde -küsuratı da var- 5,2. Ama 9’uncu madde görüşmelerinde 2009 bütçesi ödeneği olarak koyduğunuz 5 milyar 750 milyondan 675 milyonu bir çırpıda IMF talimatlarıyla kesip attığınız için –bundan belki sizin bile haberiniz yoktu ya da sizin bile buna itirazınız vardı, o ayrı mesele ama sonuçta bunu uyguluyorsunuz- şu an eğer bu hâliyle uygulanırsa, bütçe büyüklükleri, gayrisafi yurt içi hasıla bu büyüklüklerle gerçekleşirse sizin tarım desteklerinizin bütçeye oranı 0,46 düzeyine düşüyor yani 0,5 bile değil, yüzde yarımın bile altına düşen bir ödenek koymuş oluyorsunuz millî gelire oranla. Bütçeye oranla baktığınızda, yüzde 2 ile 2,5 arasında bir tarım desteğiniz var.

Tabii, bütçeden iç ve dış borç faizlerine aktardığınız ödeneklerin yüzde 25 dolayında olduğunu görürsek, bunun onda 1’i kadar, sadece bütçe borç faizlerinin onda 1’i kadar bir ödeneği tarıma layık gördüğünüz anlaşılıyor ve ben buradan size soruyorum: Kendi Bütçe Kanunu’nuzu uygulamakta niye bu kadar zorlanıyorsunuz? Bu ülkeyi IMF’siz yönetemiyor musunuz?

Tabii, başka birtakım şeyleri daha söyleyeyim. Tarımdaki çözülmenin üç diğer göstergesini daha burada size söyleyeyim. Birisi, tarım sektörünün millî gelirden aldığı paydır. Tarımın millî gelir içindeki payı sizin döneminizde… Bakın, 2002’de tarımın millî gelir içindeki payı yüzde 12 idi. Bu, 2003’te 11 oldu, 2004’te 10,7 oldu, 2005’te 10,5 oldu, 2006’da 10’a  düştü, 2007’de 8,9’a düştü, 2008’de 8,5 civarına gerilemiş olacak. Yani, siz, yüzde 12’de aldığınız bir payı, AKP iktidarında yüzde 8,5’a gerilettiniz. Yani dolayısıyla çiftçi hanelerinin refah düzeyini gerilettiniz.

Bir başka şeyi daha söyleyeyim. Sizin döneminizde tarım ürünleri ihracat ve ithalatı giderek negatif bakiyeler vermeye başladı. Bakınız, 2000 yılından itibaren bir tarım reformu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

OĞUZ OYAN (Devamla) – Teşekkür ederim.

2000 yılından itibaren bir tarım reformu uygulama projesi var. Dünya Bankası yürütüyor IMF desteğiyle. Bu program sonucunda, Türkiye, tarım ürünlerinde ithalatçı duruma düşürülmüştür. Türkiye’de gıda güvenliği çok ciddi anlamda tehlikededir. Hele dünyanın bugünkü konjonktürü dikkate alındığında bu son derece kritiktir.

2000 yılında tarım ürünleri dış ticareti açık verdi. Daha sonra sizin döneminizde, 2003 yılında açık, 2004 yılında açık, 2007 yılında açık verdi ve şimdi 2008 yılı, tamamladığımız yılda da yaklaşık 2,5 milyar dolarlık tarım ürünleri dış ticareti açık veriyor. Yani Türkiye’nin, tarım gibi iddialı olduğu bir sektörde -bütün gerilemelere rağmen hâlâ istihdamının dörtte 1’inin tarımda olduğu bir ülkede- siz, tarım ürünlerinde negatif bakiye veriyorsunuz. Bu, tarımda çok ciddi anlamda bir çözülme anlamındadır. Tarımsal istihdamda da keza benzer gelişmeler var.

Sayın Bakan, IMF’siz bir şekilde masaya oturup yeniden tarımı gözden geçirmek zamanı gelmiştir. Size bu daveti buradan yapıyorum. Dikkatiniz için teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Oyan.

Gündem dışı ikinci söz, 10 Ocak 2009’da kutlanan tarımsal öğretimin 163’üncü yılı hakkında söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’a aittir.

Buyurunuz Sayın Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, 10 Ocak 2009’da kutlanan tarımsal öğretimin 163’üncü yılına ilişkin gündem dışı konuşması ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zirai öğrenimin 163’üncü yıl dönümü dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Toprak, su, bitki gibi kutsal varlıklarla uğraşan ziraat mühendisliği mesleğinin çok değerli temsilcilerinin hayatta olanlarını sevgi ve saygıyla, ebediyete intikal edenlerini ise minnet ve rahmetle anarak sözlerime başlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, ülkemiz, tarıma uygun işlenebilir arazi varlığı bakımından dünyada on ikinci, Avrupa Birliğinde ise birinci sırada bulunmaktadır. Hepimiz biliyoruz ki reel sektör dediğimiz sektör sadece ticaret ve sanayiden ibaret değildir. Tarım sektörü de üreten, istihdam sağlayan, ihracat yaparak ülke ekonomisine katkı sağlayan bir sektördür. Millî gelirimizin yüzde 7’si, ihracatımızın yüzde 9’u, istihdamın yüzde 25’i bu sektör tarafından karşılanmaktadır. Tarımsal potansiyelimiz, toprak ve su varlığımız, temiz arazi ve su kaynaklarımız, doğal çevremiz, iş gücü potansiyelimiz, ziraat mühendisleri varlığımız itibarıyla, tarımsal üretimde dünyada her yönden ilk sıralarda bulunmamız gerekmektedir. Ancak, yanlış politikalar ve projeler nedeniyle bu hedeflere ulaşmak zor görünmektedir. Tohumculukta dünyanın neresindeyiz? Sulama tekniklerinde, damızlık hayvan üretiminde, tarımsal verimlilikte dünyada kaçıncı sıradayız? Tarımsal potansiyeli olmayan, çok daha zor şartlarda bulunan ülkeler bile bizi geride bırakmışlardır.

Tarımsal işletmelerin küçüklüğü, birinci sınıf tarım arazilerinin sanayi ve iskâna açılması, erozyon ve çölleşmenin artması Türk tarımının başlıca sorunlarıdır. Buna ilave olarak, çiftçilerin gelir düzeyinin düşüklüğü, altyapı ve pazarlama sisteminin yetersiz ve üretici aleyhine işlemesi de başka bir sorundur.

Çiftçilerimiz çok zor durumdadır. Son bir yılda tarımsal üretimde kullanılan temel girdilerdeki -gübrede yüzde 180, mazotta yüzde 40’lara varan- fiyat artışlarıyla beli bükülen çiftçi, elektrik fiyatlarındaki fahiş artışla birlikte üretimden kopma noktasına gelmiştir. Üretimi bırakmaya zorlanan köylümüz yumurtayı, eti, sütü satın almak ve yapılacak  sosyal yardımlardan payını beklemek durumuna düşürülmüştür. Türk çiftçisi KDV ve ÖTV’sini peşin olarak ödemektedir. Tüccar gibi sattığı maldan KDV’sini mahsup edememektedir. Zarar etmesine rağmen, sattığı maldan stopaj vergisini ödemektedir. Sadece mazota ödenen KDV ve ÖTV, destekleme bütçesini aşmaktadır. Yapılan kesintiden sonra 5 milyar TL’nin altına düşen destekleme bütçesine karşılık, çiftçilerimizin kullandıkları mazota ödedikleri vergilerin toplamı 5,1 milyar TL’ye ulaşmıştır. IMF bile “Kriz ortamında tarım öncelikli sektör.” derken, Hükûmetin destekleme bütçesini yüzde 10 azaltmasını ve krizle ilgili alınan önlemlerde tarımı göz ardı etmesini anlamak mümkün değildir.

Üreticilerimizin içinde bulunduğu bu darboğazdan çıkabilmeleri ve borçlarını ödeyebilmeleri bakımından icralar durdurulmalı, hâlihazırda kesik olan elektrikleri açılmalı, yeni bir elektrik kesintisi yapılmamalı, BAĞ-KUR borçlarında olduğu gibi faiz affı yapılmak suretiyle elektrik borçları yeniden yapılandırılmalıdır.

Sonuçta üç yılda kırsalda oturan yoksul sayısı yaklaşık 1,5 milyon artış göstermiştir. Yani sözde 10 bin doların üstünde millî gelire rağmen, tarımla uğraşanların yarıya yakını yoksulluk sınırının altında yaşamaya itilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu olumsuzluklara rağmen Türk tarımcıları bu ülkede güzel şeyler de yapmışlardır. Kendi çabaları ve geliştirdikleri tekniklerin yanında, dünyadaki gelişmeleri de eş zamanlı olarak ülkemize kazandırmışlardır. Bütün zorluklara rağmen nüfusun artışına eş değer, hatta daha fazla üretim yapılarak ülkenin ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmıştır. Birkaç örnek vermek gerekirse; yem bitkileri üretiminin çeşitliliği ve verimi artırılmış, aynı başarı hayvansal üretimde de sağlanmıştır. Elbette ki bu gelişmeye en önemli katkı ziraat mühendisleri tarafından sağlanmıştır. Bunları herkesin görmesi ve takdir etmesi gerekmektedir. Ben şahsım, partim ve çiftçilerimiz adına kendilerine şükranlarımı arz ediyorum. Ancak ziraat mühendislerinin de birtakım sorunları bulunmaktadır. Diğer kurumlardaki teknik personele oranla daha az ücret almaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

MEHMET AKİF PAKSOY (Devamla) - Meslek saygınlığını ve meslektaş onurunu korumak Tarım ve Köyişleri Bakanlığına düşer. Bu konuda Sayın Bakanın gerekli gayret ve titizliği göstereceğine inanıyorum.

Burada ziraat fakülteleriyle ilgili de bir cümle etmek istiyorum: Bugün üniversitelerimizin çoğunda ziraat fakültesi bulunmaktadır. Mevcutlar bir yana, en azından yeni kurulan üniversitelerde belli bir plan proje dâhilinde ziraat fakültesi açılması gerektiğini düşünüyoruz. Bir yandan uygulanan ekonomik politikalarla tarım küçülürken, bunun tam tersi olarak neredeyse her üniversiteye bir ziraat fakültesi açmak istihdam sorunlarını gündeme getirmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle ülkemiz tarımının önümüzdeki süreçte hak ettiği konuma gelmesi, çiftçimizin, ziraat mühendislerinin, tarım camiasının ve topyekûn ülke insanının huzur ve refah düzeyinin yükselmesiyle mesleğimizin sorunlarının daha az olacağı nice yıllarda hep birlikte olmak dileklerimle hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Paksoy.

İlk iki konuşmacımıza Hükûmet adına Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker cevap verecektir.

Buyurun Sayın Eker. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; gündem dışı konuşma yapan Sayın Oyan ve Sayın Paksoy’un konuşmalarına cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de tarım sektörünün 2002’den bu yana, aslında Türkiye’nin tarihine baktığımız zaman tarım sektörünün genel yapısının gelişmesine aykırı olarak, çok sık görülmeyen bir şekilde üç yıl üst üste büyüme kaydettiğini görürüz; 2004, 2005 ve 2006 yıllarında tarım sektörü üst üste büyüdü. 2002 yılında da önemli bir büyüme kaydetti. Tabii, 2007 yılında Türkiye’de bazı bölgelerde yaşanan çok şiddetli kuraklık sebebiyle tarım sektöründe yüzde 6,9’luk önemli bir küçülme yaşandı. Ancak 2008 yılının –tabii, biz daha on iki aylık dönemi almadık, bu rakamları almadık ama- ilk dokuz aylık göstergesi de yüksek olmamakla birlikte, yüzde 0,8’lik pozitif bir büyüme gösteriyor. Tabii, tarım sektörünün gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı eğer konuşulacaksa, bu payın giderek nispi olarak azalması aslında kendi başına çok anlamlı değil. Çünkü eğer bir ülkede sanayi sektörü, hizmet sektörü, kısaca diğer sektörler yani katma değeri tarıma nispetle daha yüksek olan sektörlerde büyük bir gelişme sağlanmışsa… Ki Türkiye’de öyle oldu. Yani Türkiye’nin toplam gayrisafi yurt içi hasılası 200 küsur milyar dolarlardan 750 milyar dolarlara çıktı. Bunun içerisinde tarımın oransal olarak düşme kaydetmesi… Yani diyelim 2002’de yüzde 10,3 idi, 2008 yılının ilk dokuz ayında yüzde 7,8. Toplamda mesela geçen sene 2007 yılında yüzde 7,5’tu, bir önceki yılda, 2006’da yüzde 8,3’tü. Bunu bu şekilde yorumlamak daha doğru olur diye düşünüyorum. Çünkü asıl olan, burada tarımın verimliliği artıyor mu azalıyor mu; tarımda birim alanda elde edilen üretim ve toplam hasılada bir gelişme var mı, yok mu; önemli olan budur. Bu eğer sağlanıyorsa anlamlıdır, eğer bu sağlanmamışsa, zarar görülmüşse, gerçekte bir hasar varsa ve bu da tarım gibi açıkta üretimi yapılan tabiat şartlarına bağlı bir sektörün normal durumu dışında bir durumdan kaynaklanıyorsa, o zaman onu sorgulamak lazım. Ama Türkiye'de, mesela 2002 yılında tarımsal gayri safi yurt içi hasıla 36 milyar iken, 2007 yılında, küçülmeye rağmen, o günkü parayla 64,3 milyar YTL’dir. Dolayısıyla, Türkiye'de aslında tarım sektörü giderek daha verimli ve üretim itibarıyla da daha iyi bir noktaya geliyor, bunu söyleyebiliriz, eğer büyük doğal afetler -kuraklık gibi- olmazsa. Olmadığı yıllarda da, bugüne kadar, 2002’den bu yana bu şekilde oldu. Bu da tabii durup dururken olmadı çünkü bu geçen zaman içerisinde gerek uygulanan tarımsal politikalar gerek uygulanan yeni projeler gerekse tarımsal desteklemelerdeki önemli artış bunun sağlanmasına, bu sonucun alınmasına ciddi bir katkı sağladı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002-2007 döneminde tarımsal desteklemelerin artış oranı -2002-2007 arasındaki değişim- YTL olarak yüzde 196, dolar bazında yüzde 246’dır. Tabii gayrisafi millî hasıla içerisinde –nispetle- tarımsal desteklemelerin payının düşük olduğu, düştüğü eleştirisine gelince, burada tabii tarımsal desteklemeler sadece bütçeden ayrılan ve çiftçinin doğrudan cebine konan nakit paradan ibaret değildir. Nitekim, gerek doğrudan yapılan destekler gerek sübvansiyonlar -mesela kredi faiz sübvansiyonları- gerekse tarıma yapılan yatırımlar, bunlar dikkate alındığında ve hatta OECD’nin uluslararası norm olarak, uluslararası standart olarak belirlediği değerlendirmelere, hesaplamalara baktığımızda da Türkiye’de aslında, örneğin 2007 yılı için tarımsal desteklemelerin millî gelire oranı yüzde 2,76’dır. OECD’nin yayınları da bunu bu şekilde belirtiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal dış ticaretle ilgili olarak tabii bunun giderek düştüğü yönünde eleştiriler var. Aslında burada tarım sektörüne yapılan, bir sınıflandırmadan kaynaklanan, tarım sektörüne yapılan bir haksızlık var çünkü tarımsal ham maddeler tarım sektörünün ithalatı olarak görünüyor ama bu tarımsal ham maddelerden elde edilen ürünlerin ihracatı ise sanayi ihracatı olarak görünüyor; o nedenle tarım sektörünün ithalatıyla ihracatı arasında bir fark ortaya çıktığı söyleniyor. Şimdi ben size şunu arz edeceğim: Örneğin, Türkiye'nin 2007 yılında gıda maddeleri ihracatı 9 milyar dolardır, tarımsal ham madde 762 milyon dolardır; tarımsal ihracatı toplam 9 milyar 762 milyon dolardır. İthalatının 4,6 milyar doları ise tarımsal ham maddedir. Şimdi bu 4,6 milyar dolar tarımsal ham maddenin bir kısmı sanayinin ihtiyacı olan uzun elyaflı pamuk ve diğer tarımsal ham maddelerdir. Bunlar tekstil olarak kullanılıyor, tekstil ihracatı yapılıyor. Tekstil ihracatı sanayi ihracatı olarak görünüyor, tarım ihracatı olarak görünmüyor, ama bu, işte sanki tarımsal dış ticaret, tarım kötüye gidiyor diye bazen bu eleştirilere konu oluyor. Bu da çok haklı bir eleştiri değildir eğer bu şekilde olursa çünkü Türkiye'nin burada esasen aslolan tarım sektörü içerisinde gıda maddeleri ithalatı ve ihracatıdır ve gıda maddeleri ithalatı ve ihracatında da, ticaretinde de Türkiye çok şükür ihracat fazlasına sahiptir, eksiğine değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de tarımsal öğretimin 163’üncü yılı geçtiğimiz 10 Ocak günü kutlandı. Tabii, yüz altmış üç yıldır Türkiye’de tarımla ilgili gerek zirai öğretim gerek tarım sektörünün diğer alt sektörleri hayvancılıkla ilgili, veteriner hekimlikle ilgili eğitim yapılıyor. Bugün itibarıyla Türkiye’deki üniversitelerde 25 ziraat fakültesi var ve bunların 22’sine öğrenci alınıp eğitim ve öğretim yapılmaktadır.

Tabii, Türkiye’de ziraat mühendislerinin en yüksek düzeyde istihdam edildiği kuruluş Tarım Bakanlığıdır ve biz de ziraat mühendisi meslektaşlarımızı giderek daha çok istihdam ediyoruz ve daha iyi bir noktada onlara imkân sağlamaya çalışıyoruz, tabii imkânlar elverdiğince.

Türkiye’de, 2002 yılında Hükûmeti devraldığımız noktada Tarım Bakanlığındaki ziraat mühendisi sayısı 7.051 idi, bugün 2008 yılında ziraat mühendisi sayısı 10.121’e çıktı. Yani Hükûmetimiz döneminde 2.500-2.600 civarında yeni ziraat mühendisi alındı. Keza veteriner hekimler için de aynı şekilde, 2.312 veteriner hekim var iken, bugün 2008 yılında 3.447 veteriner hekim istihdamı sağlanmakta ve maaşlarıyla ilgili olarak da, tabii bütçe imkânlarının elverdiği şekilde kamu personelinin hepsi gönül ister ki çok daha iyi noktada, çok daha yüksek bir gelir elde etsin ama biz de Hükûmet olarak da Bakanlık olarak da bu konuda imkânlar ölçüsünde en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Nitekim, geçtiğimiz haftalarda bu konuda da bir düzenleme yapıldı, ziraat mühendisleri ve veterinerler lehine, hatta diğer bütün sektörlerde çalışan diğer branşlardaki mühendisler de bundan istifade ettiler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zirai öğretimin daha nitelikli, daha iyi hâle gelmesi ve gerçekte bu eğitim ve öğretimin Türkiye’de tarım sektörünün gelişmesine daha yüksek düzeyde katkı sağlaması bakımından Bakanlığımızın hazırladığı birtakım projeler var, gerek üniversitelerle gerekse özel sektörle biz önemli ölçüde iş birliğine önem veriyoruz. Bu alanda dört farklı program uygulandı Hükûmetimiz döneminde. Bunlardan birisi, öğretim üyelerinin geliştirdiği çeşitlerden “ıslahçı hakkı” almalarına imkân sağlanmış, Tohumculuk Kanunu ile –ki Hükûmetimiz döneminde çıkarılan önemli kanunlardan birisi- genetik kaynakların kayıt altına alınması mümkün hâle gelmiş. Bu Kanun’la özellikle endemik türlerin karakterize edilmesi ve kayıt altına alınması daha hızlanacaktır. 2009 yılında Ankara’da 250 bin örnek kapasiteli bir gen bankası inşa edilecektir. Burada özellikle Anadolu’nun bitki gen kaynaklarının daha işlevsel hâle gelmesi, gerek tarımın gerek tarımsal üretimin ve çeşitliliğin hizmetine sunulması açısından son derecede önemli.

Türkiye’de tohumculuk alanında çok önemli gelişmeler var. Özellikle 2004 yılında Bitki Islahçı Hakları Kanunu çıkarıldıktan sonra Bakanlığımızın başlattığı F1 Hibrit Sebze Tohumculuğu Geliştirme Projesi üniversitelerle ve araştırma enstitüleriyle birlikte yapılmakta ve daha önceden sadece yüzde 10 düzeyinde içeride üretilen, Türkiye’de üretilen hibrit sebze tohumluğu miktarı bugün yüzde 25’e çıkarıldı birkaç yıl içerisinde. 2010 yılında bu yüzde 30’a çıkmakta, 2012’de de hazırladığımız projelerle –bunlar devam edecek- yüzde 60 düzeyine çıkacaktır. Bu çok çok büyük bir gelişme. Özellikle hibrit teknolojisinin, çeşit geliştirme teknolojisinin hem masraflı hem yoğun teknoloji hem zaman gerektiren bir iş olmasını dikkate aldığımızda, herhangi bir çeşidin geliştirilmesinin bazen dört yıl, beş yıl, altı yıl sürdüğünü dikkate aldığımızda bunun aslında, dört yıl içerisinde sağlanan gelişmenin çok büyük bir gelişme olduğunu görürüz. Bizim gönlümüz tabii, imkânların artması ve artan imkânlarla birlikte Türkiye’de gerek çiftçilere sağlanan desteklerin gerekse tarım sektöründe çalışan meslektaşlarımızın daha yüksek bir gelir düzeyine kavuşması, daha müreffeh olmasıdır. Biz bunun için çalışıyoruz, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da bunun için gayret edeceğiz.

Ben bu vesileyle tarımsal öğretimin 163’üncü yılını kutluyorum, hem çiftçilerimize hem tarım sektörümüze ve tüm milletimize hayırlı olmasını diliyorum ve tarım sektörüne emeği geçen, her kapsamda, gerek öğretim üyesi olarak gerek meslektaşımız olarak gerek çiftçi olarak emeği geçen herkesi de huzurlarınızda minnetle, şükranla anıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eker.

Gündem dışı üçüncü söz “Ermeni mağdurlarından özür dilenmesi kampanyası” hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’a aittir.

Buyurunuz Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ’ın, Ermeni mağdurlarından özür dilenmesi kampanyasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yapacağım konuşmanın amacı “özür diliyorum kampanyası” ile güdülen gerçek hedefi ortaya koymaktır. Kampanyanın öncüleri, Türkiye’yi soykırımla suçlamak gibi bir hedef ve niyetleri olmadığını, imzaya açılan bildiri metninde de böyle bir ifadenin yer almadığını belirtiyorlar ve amaçlarının Ermenilerin 1915’te Anadolu'da uğradıkları "büyük felaket" nedeniyle yıllardır duyarsız kalınan acılarını bireysel bazda, bireysel temelde paylaşmak olduğunu söylüyorlar.

Değerli arkadaşlarım, oysa bildirinin içerdiği deyimler ve bunların yüklü bulunduğu tanım ve kavramlar, özür dileme kampanyasının siyasi amaçlı olduğunu ortaya koyuyor. Bu deyimlerin en önemlisi, değerli arkadaşlarım, "büyük felaket" deyimidir. Bu deyim Ermenice'de, 1915 olayları için “soykırım” anlamında kullanılan "medz yeghern''in Türkçe çevirisidir. Yani, "medz yeghern" ile “soykırım” kavramı eş anlamlıdır. Nitekim, Papa Jean Paul II'nin Erivan'da 2001'de soykırım anıtını ziyaret ettiği zaman duasında "medz yeghern" kurbanlarından söz etmesi, Ermeni yöneticilerle kamuoyunu tatmin etmiştir.

Bu bakımdan, özür dileme kampanyası, aslında soykırımı kabul ettirme kampanyasıdır. Bu nedenledir ki, Amerika'daki Ermeni lobi kuruluşları kampanyayı sevinçle karşılamış ve bunların en önde gelenlerinden biri olan Ermeni Asamblesi "Bu özür süreci Türkiye'nin kaçınılmaz olarak soykırım geçmişiyle yüzleşmesi sonucunu doğuracaktır." açıklamasını yapmıştır.

Bilindiği üzere, Türkiye'ye karşı uluslararası alanda siyasi amaçlarla düşmanca bir soykırım kampanyası yürütülmekte ve bu bağlamda birçok devlet parlamentosu nezdinde ülkemizi soykırımla suçlayan kararlar alınması için girişimler yapılmaktadır. Ermeni Asamblesi'nin açıklaması, özür dileme kampanyasının bu girişimlere güçlü bir destek oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Değerli arkadaşlarım, bildiri metnindeki ikinci anahtar deyim, "inkâr''dır. Yahudi soykırımının, yani “holocaust”un vuku bulmadığı yolundaki iddialar, soykırım literatürüne "inkâr" ve "inkârcılık" kavramlarının yerleşmesine ve Fransızların Gaysot yasasında öngörüldüğü üzere "inkâr suçu”nun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu kavrama göre "inkâr" soykırım suçunun bir parçasıdır, çünkü izleri silme ve suçu örtbas etme hedefini güder.

Ermeni aktivistler, sırf Yahudi soykırımı –yani holocaust- ile ilişkisi olan bu kavramı kendi mağduriyetlerine de uyarlayarak Türkiye'nin kendilerine karşı inkârcılık suçunu işlediğini ileri sürerler. Ne var ki bunu yaparken "holocaust"un tartışılmaz delillerle kanıtlandığını ve bir uluslararası askerî mahkeme tarafından hükme bağlandığını, bu nedenle 1915 olaylarına yönelik tartışmalı iddialarını Yahudi soykırımı ile eş değerde tutmalarının fahiş bir hata olduğunu görmezden gelirler.

Değerli arkadaşlarım, özür dileme bildirisi, büyük felaket, yani soykırım suçu nedeniyle mağdurlardan özür dilenmesini öngörmektedir.  Oysa 1915 olaylarının soykırım olarak nitelenmesi tartışmalıdır ve gerek tarihsel gerekse hukuksal açılardan kanıtlanmamış bir husustur. Nitekim, dünyanın önde gelen tarihçileri arasında bulunan Bernard Lewis, Stanford Shaw, Guenter Lewy, Michael Gunter, Andrew Mango ve Norman Stone söz konusu olayların soykırım oluşturduğu iddiasını arşiv belgelerine dayanarak çürütmüşlerdir. Yazdıkları kitaplar ve makaleler incelendiğinde genellikle şu noktalarda fikir birliği içinde oldukları görülür:

Dünyaya soykırım olarak kabul ettirilmeye çalışılan tehcir, yani yer değiştirtme olayının bu kavramla uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Ermeni ahalinin bir bölümünün göçe tabi tutulmasının nedeni etnik kökenleri veya dini inançları değildir, tehcire zorunlu ve acil askerî savunma nedenleriyle başvurulmuştur.

Osmanlı Devleti'nin ölüm kalım savaşı verdiği bir dönemde Ermenilerin düşmanla iş birliğinde bulunarak devlete ihanet etmelerinden, devletin güvenliğini ve ülke savunmasını büyük boyutlarda tehdit eden sabotaj ve silahlı eylemler yapmalarından dolayı tehcir olayı devletin varlığını koruma hakkı çerçevesinde meşru ve hukuken haklı bir önlemdir.

Değerli arkadaşlarım, özür dileme kampanyasına ilişkin olarak vurgulanması gereken bir husus da Ermeni mağdurların acılarına yönelik duyarlılığın telef olan yüz binlerce Türk ve Müslüman ahali ile daha bundan kısa süre önce alçakça öldürülen, şehit edilen Türk diplomatları ile ailelerinden esirgenmek suretiyle onların anılarına gösterilmiş olan saygısızlıktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Kampanya bağlamında ele almamız gereken bir girişim de Türkiye Büyük Millet Meclisinin  13 Nisan 2005 tarihinde oy birliğiyle kabul etmiş olduğu ortak deklarasyondur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bu deklarasyonla, Türk ve Ermeni ulusları arasında barış ve uzlaşı ortamının yaratılması amacıyla, 1915 olaylarına ilişkin gerçeklerin Türk ve Ermeni tarihçilerden oluşacak bir ortak tarih komisyonu tarafından araştırılıp gün ışığına çıkarılmasını önermişti. Hükûmet de bu içerikte bir öneriyi resmen Ermenistan'a yapmıştı.

Değerli arkadaşlarım, bu söylediklerimden anlaşılacağı üzere, gerçeklerden kaçmayan, gerçeklerin ortaya çıkarılmasına talip olan taraf Türkiye'dir. Türkiye bu maksatla tarihçiler tarafından bilimsel araştırma önerisini yapmıştır.

Fransa'daki aydınların baskısıyla Fransa Parlamentosunun oluşturduğu bir komisyon da kısa süre önce hazırladığı bir raporda tarihî gerçeklerin araştırma yoluyla tarihçiler tarafından ortaya çıkarılmasını önermiştir.

Ülkemizdeki özür dileme kampanyasının öncüleri aydın sayılan kimseler ise, tam bir gaflet içinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) –  …gerekli tarihsel araştırma yapılmadan Türkiye'yi mahkûm ettirme sonucunu doğuracak bir girişime önayak olmuşlardır.

Fakat bunun da ötesinde, başlattıkları kampanya, Türkiye'yi haksız yere dünyanın en ağır ve aşağılayıcı suçuyla suçlayan hasım çevrelerin amaçlarına hizmet etme ve onların iddialarını destekleme sonucunu doğurmaktadır.

Bu bakımdan, değerli arkadaşlarım, ben bu kürsüden, tamamen tek yanlı, ön yargılı ve Türk halkının yoğun kayıp ve acılarını dışladığı kadar, şehitlerimizin anılarına saygısızlık gösteren, ülkemiz çıkarlarıyla bağdaşmayan ve en önemlisi de Türk tarihini karalama ve ülkemizi soykırımla suçlama amaçlarına destek veren bu kampanyayı kuvvetle kınıyor ve halkımıza sesleniyorum: Bu kampanyaya destek vermeyin ve barışçı yöntemlerle etkisiz hâle getirmek için güç birliği yapın.

Değerli AK PARTİ milletvekilleri, bildiğiniz gibi “Sükût  ikrardan gelir.” diye bir deyim vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. Teşekkür ediyorum. 

Partiniz, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin  bir ortak kınama açıklaması yapmasını engellediği gibi kendi adına da bir açıklama yapmadı. Bu durumu nasıl yorumlamak gerekiyor? Vicdanen rahat mısınız? Kampanyanın öncüleri safında yer alma vebalini taşıyabilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başbakan gerekli açıklamayı yaptı Sayın Elekdağ.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

Hükûmet adına Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum efendim.

Ben, İstanbul Milletvekili Sayın Şükrü Elekdağ Beyefendi’nin özellikle gündem dışı konuşmasıyla alakalı bazı hususları açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Özellikle şunu ifade edeyim: Sayın Şükrü Elekdağ’ın konuşmasını dikkatlice dinledim, büyük bir kısmına aynen katılıyorum son kısmı hariç olmak üzere. Dedi ki: “Hükûmetiniz, Başbakanınız bu konuda herhangi bir beyanatta bulunmadı.” Buna katılmıyorum, hem Başbakanımız hem Dışişleri Bakanımız hem de buradan ben Hükûmet adına, özür dilemenin yanlış olduğunu vurguluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli dostlar, saygıdeğer milletvekilleri; evvela tarihimize bir bakalım lütfen. Bizim milletimiz çok büyük bir millet; tarih boyunca, kendi tebaası olan azınlıkların hak ve hukukuna daima riayet etmiş, onların dinî inanışları, ticareti ve diğer hususlarla alakalı her türlü serbestliği tanımıştır. Bizim milletimizden başka hiçbir millet bu kadar serbestiyet, bu kadar rahatlık, bu kadar hak hukuk tanımamıştır. Bu bakımdan milletimizin yüzü daima aktır. Hiç kimsenin böyle özür dileme gibi bir yanlışlığa düşmesi doğru değildir. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

Şunu ifade edeyim: Bakın değerli dostlar, asırlar boyunca Ermeni vatandaşlar bizimle birlikte iç içe yaşamadılar mı, rahat bir şekilde sanatlarını, ibadetlerini yapmadılar mı, ticaretlerini rahat bir şekilde yapmadılar mı? Taa ne zamana kadar? 1914-1918 yıllarına kadar. Bakın, bizim milletimiz o kadar büyük bir millet ki, İspanya’dan kovulan Yahudilere kucak açmadı mı beş yüz küsur yıl önce? Polonya’daki mağdurlara, mazlumlara yardım etmedi mi? Hakikaten, harp etme uğruna pek çok insanın hak ve hukukunu korumak için her türlü teşebbüste bulunmadı mı? Ama, değerli milletvekilleri, buna rağmen bu özür dileme kampanyası fevkalade yanlış olmuştur.

Bakınız, ben bir hatıramı anlatmak istiyorum. 1973-1974 yıllarında yedek subay olarak Erzincan’da görev yapıyordum. O sırada özellikle tarihe olan merakım yüzünden, acaba Erzincan’da, Erzurum’da 1914-1918 yılları arasında, o tarihlerde Ermeni çeteleri, Ermeni komitecileri neler yapmış diye orada o tarihten beri sağ kalan bazı ihtiyarlarla görüşmeye gittiğimde, nitekim bir vatandaşla, bir ihtiyar dedeyle görüştüğüm zaman onların anlattıkları karşısında âdeta donakaldım ve bir taraftan o ihtiyar amca o hatıraları tazelendiği için, o acıları tazelendiği için ağlamaya başladı bir taraftan ben ağlamaya başladım. Dedim ki: “Bunu yazacak artık kalem yok.” ve o teşebbüsten vazgeçtim. Neler anlatıyordu. Ermeni komitecilerin Erzurum’da, Kars’ta, Erzincan’da yaptıkları, çoluk çocuk demeden herkesi katlettikleri çok açık bir şekilde ifade ediliyordu. Dolayısıyla bunu burada vurgulamamda fayda var. Bizim hiç kimseden özür dileyecek bir kabahatimiz, bir kusurumuz yoktur, dolayısıyla bunu burada vurguluyorum.

Ayrıca, Sayın Dışişleri Bakanı Ali Babacan 19 Aralık 2008 tarihinde Brüksel’de yaptığı açıklamada, özür bildirisinin kamuoyumuzda yarattığı haklı infiali dile getirerek bu tür yaklaşımları doğru bulmadığını açıkça ifade etmiştir. Bakın, ben burada özellikle aynı ifadeleri okuyorum.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü aynı gün, 19 Aralık 2008 tarihinde yaptığı açıklamada da Bakanlığın şehitlerine sahip çıktığını, Ermeni iddiaları hakkındaki görüş ve düşüncelerin esasen bilindiğini ve Sayın Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın bu hususları aynı gün Brüksel’de yaptığı açıklamada ifade ettiği belirtilmiştir. Sözcü, bu kapsamda Dışişleri Bakanlığının bir grupça başlatılmak istenen özür dileme kampanyasını yanlış bir teşebbüs olarak gördüğünü açıkça vurgulamıştır.

Tabii, Birinci Dünya Harbi esnasında, bilhassa 1915-1918 yılları arasında çok acı birtakım hadiseler yaşanmıştır. Esasen, burada milletimiz acı çekmiştir. Konunun açıklığa kavuşturulmasının arşivlerin açılması, tüm kaynakların incelenmesi, bu sayede gerçekleştirilecek bir tarih çalışması ile mümkün olacağını her zaman ifade ettik. Bu çalışma, kurgulanmış hafızalar değil gerçeği arama ve bulma hedefi egemen olacak şekilde yapılmalıdır.

Gerçekten tüm ayrıntılarıyla ortaya konacak böyle bir tarihî araştırmanın bir an önce başlatılması ve neticelendirilmesi yönünde 2005 yılında Ermenistan’a tarafımızdan bir teklif olarak götürülmüştür. Bu teklif Hükûmet, ana muhalefet partisi ve yüce Meclis tarafından da desteklenmiştir.

Başka milletlerden özür dileme girişimlerini yanlış buluyor, bunu, başkalarının hafızasını, görüşünü doğrudan benimsemek olarak tanımlıyoruz. Sayın Dışişleri Bakanımız 19 Aralık 2008 tarihinde yaptığı açıklamada özür dileme girişimini doğru bulmadığını ifade ederken bu hususu da vurgulamıştır. Sayın Başbakanımız da bu öneriyi doğru bulmadığını esasen açıklamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımız da muhtelif açıklamalarıyla özür dileme kampanyasının yanlışlığını vurgulamıştır. Girişime muhalefet partileri de gerçekten karşı çıkmışlardır. Onlara da, bütün muhalefet partilerine de yüce Meclise de bundan dolayı teşekkür ediyorum.

Esasen, burada, bildiğiniz gibi, Ermeni çetelerinin büyükelçilerimize, yurt dışındaki büyükelçilik mensuplarına giriştiği birtakım hunharca saldırılar hepimizin hafızalarında tazeliğini korumaktadır. Ben gerek 1914-1918 yılları arasında Ermeni mezalimi neticesinde şehit olanlara gerekse Dışişleri yetkililerimizin, mensuplarının yurt dışında şehit olmalarından dolayı onlara ve bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum; inşallah bir daha böyle acıların olmamasını gönülden diliyorum ve özür dileme kampanyasının yanlış olduğunu bir defa daha Hükûmetim adına tekrar ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eroğlu.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay, gündemin "Sözlü Sorular" kısmında yer alan sorulardan 3, 4, 7, 19, 24, 28, 31, 32, 34, 39, 40, 41, 49, 51, 65, 66, 68, 78, 94, 97, 99, 106, 114, 116 ve  137'nci sıralardaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Şimdi, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Başbakanın önerisi üzerine, Devlet Bakanı sayısının 10’a çıkarılmasının onaylandığına ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın Devlet Bakanlığına atandığına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi (3/657)

                                                                                                                        08/01/2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İlgi: 29/08/2007 tarihli ve B.01.0.KKB.01-08-3-2007-542 sayılı yazımız.

Başbakanın önerisi üzerine;

1. 3046 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca Devlet Bakanı sayısının 10’a çıkarılması onaylanmıştır.

2. İstanbul Milletvekili Egemen Bağış Devlet Bakanlığına,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 109 uncu maddesi gereğince atanmıştır.

Bilgilerinize sunarım.

                                                                                                             Abdullah Gül

                                                                                                           Cumhurbaşkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

 2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Cezayir’e yapacağı resmî ziyarete iştirak edecek heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca ismi bildirilen milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/658)

                                                                                                                        09 Ocak 2009

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Köksal Toptan’ın, Cezayir Ulusal Halk Meclisi Başkanı Abdelaziz Ziari’nin davetine icabetle, beraberinde bir Parlamento heyetiyle Cezayir’e resmî ziyarette bulunması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca, Genel Kurul’un 6 Ocak 2009 tarihindeki 40. birleşiminde kabul edilmiştir.

Anılan Kanun’un 2. Maddesi uyarınca, Heyetimizi oluşturmak üzere Siyasi Parti Gruplarınca bildirilen isimler Genel Kurul’un bilgisine sunulur.

                                                                                                            Köksal Toptan

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

     Adı Soyadı:                                    Seçim İli:

1) Abdülkadir Akcan               Afyonkarahisar Milletvekili (MHP)

2) Ertekin Çolak                       Artvin Milletvekili (AK PARTİ)

3) M. İhsan Arslan                   Diyarbakır Milletvekili (AK PARTİ)

4) Turgut Dibek                       Kırklareli Milletvekili (CHP)

5) Mehmet Sekmen                  İstanbul Milletvekili (AK PARTİ)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 22 milletvekilinin, seçmen kütüklerinin sağlıklı oluşturulmadığı iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/300)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Sağlıklı bir seçimin yapılabilmesi için seçmen kütükleri ve buna bağlı olarak Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) formlarında ortaya çıkan olumsuzlukların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca araştırma açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Hasan Çalış                                (Karaman)

2) Oktay Vural                               (İzmir)

3) Alim Işık                                    (Kütahya)

4) Kamil Erdal Sipahi                     (İzmir)

5) Behiç Çelik                                 (Mersin)

6) Necati Özensoy                          (Bursa)

7) Hasan Özdemir                          (Gaziantep)

8) Sabahattin Çakmakoğlu              (Kayseri)

9) Kadir Ural                                  (Mersin)

10) Cemaleddin Uslu                      (Edirne)

11) Recep Taner                             (Aydın)

12) Yılmaz Tankut                          (Adana)

13) Ahmet Bukan                           (Çankırı)

14) Muharrem Varlı                       (Adana)

15) Ahmet Duran Bulut                  (Balıkesir)

16) Süleyman Latif Yunusoğlu      (Trabzon)

17) İsmet Büyükataman                  (Bursa)

18) Faruk Bal                                 (Konya)

19) Ali Uzunırmak                         (Aydın)

20) Emin Haluk Ayhan                  (Denizli)

21) Abdülkadir Akcan                    (Afyonkarahisar)

22) Ertuğrul Kumcuoğlu                (Aydın)

23) Reşat Doğru                             (Tokat)

Gerekçe:

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) kapsamında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2006 yılında başlatılan nüfus sayımı 2007 yılı sonunda tamamlanmış ve sonuçları, 21 Ocak 2008 tarihinde kamuoyuna duyurulmuştu.

İtiraz ve uyarıları dikkate almayan hükümet, ADNKS formları dikkate alınarak ülke genelinde hizmeti ve kalkınmayı engelleyecek çok kapsamlı değişikliklere imza atmıştır. Hizmeti vatandaşın ayağına götürmeyi vaat eden hükümet bunun tam tersi bir adım atarak mahallinde hizmet veren belediyeleri kapatmıştır. Nüfusu 2000'in altına düşen 862 belde belediyesi ile 283 ilk kademe belediyesinin tüzel kişiliği hükümet tarafından hazırlanan yasa ile kaldırılmıştır. Bütün bu gelişmeler ADNKS formları esas alınarak yapılmıştır.

Yüksek Seçim Kurulu'nun, eski seçmen kütüklerinin yerine yeni seçmen kütüklerini "yasal olarak" Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi'ne göre oluşturması, formlardaki yanlışların iyice su yüzüne çıkmasına neden olmuştur. YSK, 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak olan seçimlerde oy hakkı bulunan seçmen sayısını 48 milyon 265 bin 644 olarak açıklamış ve 2007 yılındaki seçmen sayısı yaklaşık 1,5 yıl içinde 6 milyon artmıştır.

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde 42 milyon 533 bin ve 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan halk oylamasında 42 milyon 629 bin olan seçmen sayısı ADNKS baz alınınca 48 milyon 265 bin 644'e çıkmış ve seçmen sayısı 6 milyon artmıştır. Kütüklerde meydana gelen değişiklik yalnızca bu artıştan ibaret olmamış, yıllardır aynı mahallede oturan ve oy kullanan çok sayıda kişi, seçmen kütüklerinde isimlerini bulamamış ve isimleri başka adreslerde hatta başka illerde kayıtlı çıkmıştır. Bazı illerde tek adreste toplu kayıtlar ortaya çıkmıştır. Gösterilen ve toplu kayıt yapılan adreslerde, binaların devam eden kaba inşaatları hatta kümesler ortaya çıkmıştır. Güvenlik kuvvetlerimizin yıllardır aradığı eli kanlı teröristlerin isimleri adreslere kaydedilmiştir. Kayıtlar mahalle, cadde ve sokak isimlerine göre değil, seçmen kaydırmanın önünü açacak şekilde soyadı sıralamasına göre yapılmıştır. Yaşamını yitiren kişilerin ve bebeklerin bile isimleri seçmen kütüklerinde yer almıştır. Bütün bu yaşananlar, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre hazırlandığı açıklanan seçmen kütüklerinin güvenilirliğine gölge düşürmüştür. ADNKS formlarına olan itirazlar henüz sonuçlanmamışken, TÜİK'in seçmen kütüklerini oluşturan Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi formlarını imha etme kararı alması kafaları iyice karıştırmıştır. İmha kararı kamuoyunda "delillerin yok edilmesi" şeklinde algılanmıştır.

Danıştay 8. Dairesi'nin aldığı kararı gerekçe gösteren Yüksek Seçim Kurulu 23.12.2008 tarihli toplantısında aldığı kararla, nüfusu 2000'in altında kalan belediyelerin 29 Mart 2009'da yapılacak seçimlere girmelerinin yolunu açmıştır. Anayasa Mahkemesi Başkanı ise yaptığı açıklamada, bu durumun Anayasa'nın 153. maddesinin ihlali anlamına geldiğini vurgulamıştır. Sonuçta bu konuda kafaların karışıklığı ve şüphelerin de ötesinde siyasi sonuçları da tartışılacak hukuki bir karmaşa da ortaya çıkmıştır.

Kamuoyunda tartışma yaratan ve seçmen kütüklerine olan güveni sarsan bu konunun araştırılması konusunda Yüce Meclisimize büyük görevler düşmektedir. Yüce Meclisimizin bu görevi yerine getirmesi için Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün 104 ve 105. maddesi uyarınca bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulması gerekmektedir.

2.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 29 milletvekilinin, Beyoğlu Sütlüce’deki Karaağaç Tekkesi’nin bulunduğu alanın kullanımı ve imar durumlarıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/301)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Geçmişi 500 yıla dayanan Karaağaç Bektaşi Dergahı İstanbul'un en kıdemli dergahlarından biridir.

İstanbul İli, Beyoğlu İlçesi Sütlüce Mahallesi 3257 ve 3258 numaralı parsellerde, Osmanlı Dönemi'nden kalma Karaağaç Bektaşi Tekkesi ve bu tekke sınırları içinde Bektaşi Dedeleri'ne ait mezarların bulunduğu tarihi kayıtlarda bilinmektedir. Ayrıca bu dergah ile ilgili olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun 02.05.2007 tarih ve 1015 sayılı kararıyla kültür varlığı olarak tescil edilmiştir. Ayrıca bu kararda Türk-İslam Eserleri Müzesi'ne, kaldırılan mezar taşlarının orijinallerinin Türk İslam Eserleri Müzesi denetiminde mevcut yerlere konulmasına ve bu alandaki uygulamanın söz konusu müze denetiminde yapılmasına, ayrıca kültür varlığı, yapının uygulaması tamamlanmadan yeni yapıya iskan izni verilmeyeceğine karar verilmiştir.

İstanbul Valiliği İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdürlüğü’nün 20.02.2006 tarih ile 694 sayılı raporunun sonuç bölümünde de yapılan ayrıntılı inceleme ve araştırmalar sonucunda "parselin tarihsel, kültürel, sosyal ve siyasi ve askerî tarih bakımından korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmesinin uygun olacağı" belirtilmektedir.

Ancak koruma kurulunun kararı ve Türk İslam Eserleri Müzesi'nin raporuna rağmen, iki parsele ayrılan arsanın bir parseline otel yapılacaktır. Diğer parselde yer alan ek bina ise AKP İl Başkanlığı olarak kullanılmaktadır. Ek binanın asıl sahibinin Yapıtay İnşaat ve Tekstil Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ne ait olduğu belirtilmektedir. Yapıtay Limited Şirketi tarafından 1 YTL karşılığında 99 yıllığına Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş'ye kiraya verildiği ve kullanım için de AKP İl Başkanlığı'na verildiği ifade edilmektedir.

Karaağaç Bektaşi Dergâhı, öncelikle bir kültür varlığı olarak korunması gereken bir yer olmasının yanında, Alevi Bektaşiler açısından da önemi yadsınamayacak bir mekândır. Tarihî ve kültürel değerlerin korunması inanç merkezlerine saygı gösterilmesi gerekmektedir. Alevi Bektaşiler açısından önemi tartışmasız olan bu dergâhın bulunduğu alanın yapılaşmaya açılması, Aleviler üzerindeki baskıcı tutumun devam ettiğini göstermektedir. İstanbul'un tarihî ve kültürel mirasının talan edildiği AKP İktidarı döneminde yaşananlara, artık inanç merkezlerinin de eklenmiş olması kaygı vericidir. Her alanı bir rant kapısı olarak gören zihniyetin sonucunda, İstanbul, bütün değerlerini kaybetme noktasına gelmiştir. 2010 Avrupa Kültür Başkenti olan İstanbul'da, hoşgörünün sembolü, kültür varlığı olan ve artık tarihî bir niteliğe bürünmüş Karaağaç Dergâhı'nın yok edilmesi kabul edilemez.

Karaağaç Tekkesi'nin bulunduğu alan kültürel ve tarihsel olduğu kadar inançlar açısından da önem taşımaktadır. Farklı mezheplere mensup insanlara karşı, geniş bir hoşgörü çerçevesinde yaklaşılması ve saygı duyulması temel alınmalıdır. Toplumsal barış ve huzurun sağlanması için bu son derece önemlidir. Bu çerçevede olaya yaklaşılması sorunların çözümünde atılacak önemli adımlardan biri olacaktır. Karaağaç Tekkesi'nin bulunduğu alanda öncelikle yapılaşmanın ivedilikle önlenmesi gerekir. Kamunun ortak malı olan bu ve benzeri arazilerin kişisel ilişkilere konu edilerek bir rant alanı olarak görülmesine dayanan anlayış derhâl  bırakılmalıdır. Bu gibi alanların kamusal yarar sağlamanın yanında, insanların tarih ve kültür birikimlerine de katkı sağlayacak şekilde onarılarak kullanılması gerekmektedir.

Bir kültür varlığı olarak tescil edilmiş olmasına rağmen yapılaşmaya açılan Karaağaç Tekkesi'nin bulunduğu alanın yapılaşmaya açılmasının nedenleri ve bu alandaki yapılaşmanın önlenmesi için alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.26.12.2008

1) Çetin Soysal                               (İstanbul)

2) Ali Rıza Ertemür                        (Denizli)

3) Kemal Kılıçdaroğlu                    (İstanbul)

4) Tacidar Seyhan                           (Adana)

5) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

6) Ahmet Ersin                               (İzmir)

7) Birgen Keleş                              (İstanbul)

8) Mevlüt Coşkuner                       (Isparta)

9) Mehmet Ali Özpolat                   (İstanbul)

10) Ramazan Kerim Özkan            (Burdur)

11) Yılmaz Ateş                             (Ankara)

12) Muharrem İnce                         (Yalova)

13) Zekeriya Akıncı                        (Ankara)

14) Gürol Ergin                              (Muğla)

15) Kemal Demirel                         (Bursa)

16) Sacid Yıldız                              (İstanbul)

17) Atila Emek                               (Antalya)

18) Tayfur Süner                            (Antalya)

19) Turgut Dibek                            (Kırklareli)

20) Derviş Günday                         (Çorum)

21) Rahmi Güner                            (Ordu)

22) Faik Öztrak                              (Tekirdağ)

23) Algan Hacaloğlu                      (İstanbul)

24) M. Akif Hamzaçebi                  (Trabzon)

25) Atilla Kart                                (Konya)

26) Hulusi Güvel                            (Adana)

27) Metin Arifağaoğlu                    (Artvin)

28) Halil Ünlütepe                          (Afyonkarahisar)

29) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

30) Yaşar Ağyüz                            (Gaziantep)

3.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 26 milletvekilinin, erken yaşta evlilik konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/302)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul edilmiştir. Türkiye'de de Ocak 1995'te Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan ve Türkiye için de kanun düzeyinde kabulü söz konusu olan "Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi”nin 1. maddesinde "Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre 'daha erken yaşta reşit olma' durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır" denilmektedir. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nde çok açık bir şekilde çocuk tanımı yapılmaktadır. Ancak ülkemizde bu tanımın içinde yer alacak çocukların, özellikle de kız çocuklarının evlendirildiği bilinmektedir. Evlilik konusunda ulusal ve uluslararası yasal düzenlemelere aykırı olan ve toplumun belli bir kesiminde olağan ya da normal kabul edilen somut durumların olduğu da bilinmektedir. Çocuk yaşta, berdel, kuma gitme, aile içinde akrabalarla yaptırılan evlilikler bu somut durumlara birer örnek teşkil etmektedir. Çocuk yaşta genelde ailelerin baskıları sonucunda kız çocuklarına yaptırılan evlilikler hem bireysel hem de toplumsal sonuçları açısından son derece olumsuz tablolar ortaya çıkmaktadır. Fiziksel gelişimini tamamlamamış olması nedeniyle çocuğun yaşadığı olumsuzlukların yanında, ruhsal gelişimi açısından da önemli sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Erken yaşta yaptığı evlilik nedeniyle kız çocukları eğitimlerini tamamlayamamaktadır. Bu da sosyal hayata katılmalarını ve ekonomik olarak bağımsızlıklarını elde etmelerini engelleyici bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Erken evlilik aile içinde şiddete maruz kalma riskini arttırır, cinsel yolla bulaşan hastalıklara yakalanma olasılığını güçlendirir. Kadın üzerinde zaten var olan sosyal baskı böyle ortamlarda daha da artmaktadır.

Ülkemizde yapılan her üç evlilikten biri onsekiz yaş altında yapılan erken yaş evliliğidir. Bu son derece yüksek bir orandır. Erken yaşta yapılan bu evlilikler en başta çocuk haklarının ihlali anlamına gelmektedir. Sağlıklı yaşam hakkı elinden alınan çocuğun hayatını düzgün bir şekilde devam ettirmesi, kendine ve topluma katkı sunabilecek bir birey haline gelebilmesi neredeyse olanaksızdır. Kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmeleri kadınların toplumda zaten var olan eşitsiz konumunu pekiştiren bir unsurdur. Eşit koşullarda yaşamını devam ettiremeyen kadın bu nedenle şiddete karşı savunmasız hale gelmektedir. Bu tür evliliklerde aile içi şiddet oranlarının yüksek olmasının nedeni de budur.

Kız çocuğunun erken yaşta evlendirilmesi, ailelerin sosyo-ekonomik düzeyi ile doğru orantılıdır. Bu da bize eğitimin ve ekonomik koşulların sağlanmasının önemini bir kez daha göstermektedir. Toplumların geleceklerini çocuklar oluşturur. Sağlıklı düşünebilen, gelişmiş bireylerden oluşan toplumlarda, ilerleme hızlı olur. Bu nedenle çocuk hak ve özgürlükleri konusunda asla taviz verilemez.

Bu nedenle toplum genelinde çocuklar için var olan risklerin önceden tespit edilerek önlem alınması gerekmektedir. Devletin bu anlamda üzerine düşen görev ve sorumluluğu yerine getirmesi gerekmektedir. BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan Türkiye’nin, bu sözleşmeyi yürürlüğe koymakla altına girdiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir.

Çocuk haklarının ihlallerine ve cinsel istismara ve toplumsal halk sağlığı sorunlarına neden olan erken yaş evliliklerinin nedenleri ve bu nedenlerin önlenmesi için alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa’nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.                                                                26/12/2008

1) Çetin Soysal                               (İstanbul)

2) Atila Emek                                 (Antalya)

3) Ramazan Kerim Özkan              (Burdur)

4) Ali Rıza Öztürk                          (Mersin)

5) Mehmet Ali Özpolat                   (İstanbul)

6) Tayfur Süner                              (Antalya)

7) Mevlüt Coşkuner                       (Isparta)

8) Ahmet Ersin                               (İzmir)

9) Zekeriya Akıncı                          (Ankara)

10) Gürol Ergin                              (Muğla)

11) Kemal Demirel                         (Bursa)

12) Sacid Yıldız                              (İstanbul)

13) Halil Ünlütepe                          (Afyonkarahisar)

14) Ali Rıza Ertemür                      (Denizli)

15) Rahmi Güner                            (Ordu)

16) Derviş Günday                         (Çorum)

17) Turgut Dibek                            (Kırklareli)

18) Faik Öztrak                              (Tekirdağ)

19) Algan Hacaloğlu                      (İstanbul)

20) M. Akif Hamzaçebi                  (Trabzon)

21) Atilla Kart                                (Konya)

22) Hulusi Güvel                            (Adana)

23) Birgen Keleş                            (İstanbul)

24) Metin Arifağaoğlu                    (Artvin)

25) Muharrem İnce                         (Yalova)

26) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

27) Yaşar Ağyüz                            (Gaziantep)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Gündemdeki sıralama ile Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; 13 ve 20 Ocak 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların görüşülmesinin ardından diğer denetim konularının görüşülmeyerek, kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine, 14 ve 21 Ocak 2009 Çarşamba günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                                                                                                        Tarihi: 13/1/2009

Danışma Kurulunun 13 Ocak 2009 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

 

 

 

Nevzat Pakdil

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 

 

 

Başkan V.

 

Mustafa Elitaş

 

Kemal Anadol

 

Adalet ve Kalkınma Partisi

 

Cumhuriyet Halk Partisi

 

Grubu Başkan Vekili

 

Grubu Başkan Vekili

 

Oktay Vural

 

Selahattin Demirtaş

 

Milliyetçi Hareket Partisi

 

Demokratik Toplum Partisi

 

Grubu Başkan Vekili

 

Grubu Başkan Vekili

Öneriler

Gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında bulunan 319 ve 320 sıra sayılı kanun tasarı ve teklifinin, bu kısmın sırasıyla 3 ve 4 üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının ise buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

13 ve 20 Ocak 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde 1 saat süre ile sözlü soruların görüşülmesinin ardından diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile diğer işler kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, 14 ve 21 Ocak 2009 Çarşamba günlerindeki birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

Çalışma Saatlerinin 13 ve 20 Ocak 2009 Salı günlerindeki birleşimlerinde 15.00-20.00, 14,15,21 ve 22 Ocak 2009 Çarşamba ve Perşembe günlerindeki birleşimlerinde ise 14.00-20.00 Saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi üzerine konuşmak isteyen, lehinde, Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün…

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Konuşmayacağım Sayın Başkan. 

BAŞKAN - Kayseri Milletvekili Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmayacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Siz de konuşmayacaksınız.

Aleyhinde, Eskişehir Milletvekili Sayın İçli, buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; AKP Grubunun, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun ve Demokratik Toplum Partisi Grubunun ortaklaşa, daha doğrusu oy birliğiyle önümüze getirdiği Danışma Kurulunun aleyhinde görüşlerimi bildirmek için söz aldım. Hepinizi şahsım ve Demokratik Sol Parti adına saygıyla selamlıyorum.

Yine bir salı günü, yine karşımızda bir Danışma Kurulu önerisi ve gündemin, yine önceki salı günlerinde olduğu gibi bir yazboz tahtasına dönüştürüldüğünü de bugün tekrar görüyoruz. Her hafta salı günü, gündemin birinci sırasında ve üst sıralarına gelen kanun tasarı ve teklifleri bir şekilde kaydırılmak suretiyle, değişiklik yapılmak suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi belli ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, iktidar partisinin, AKP’nin gündeminin farklı olması çok doğal. Önümüze getirilen iki kanun tasarısına baktığımız zaman, birisi markaların korunmasıyla ilgili kanunda yapılan bir değişiklik, diğeriyse karşılıksız çek ve protestolu senetlerle ilgili bir değişiklik, bir düzenleme. Şüphesiz, bu kanunlar çok önemli değerli arkadaşlarım, ama hepinizin çok iyi bildiği gibi, Türkiye’nin gerçek gündemi ekonomik kriz. Türkiye’nin gerçek gündemi, son günlerde, son yıllarda yaşanan Anayasa ihlalleri. Yine, Türkiye’nin gerçek gündemi, Gazze’de yaşanan insan hakları ihlalleri. Bu gerçek gündeme başka konular da eklenebilir, ama görüyoruz ki, AKP’nin gündemi farklı.

Değerli arkadaşlarım, bu gündemde, iki yüz kırk yedi adet genel görüşme ve Meclis araştırması yapılmasına dair gündemde önergeler var, ama önümüze gelen bu Danışma Kurulu önerisinde, sadece salı günü sözlü soruların cevaplandırılması, diğer denetim konularının bu hafta ve önümüzdeki hafta görüşülmemesi öneriliyor, bu kabul edilebilir bir olay değildir.

Türkiye’nin gerçek gündeminin ne olması gerektiğine ilişkin bu kısa görüşlerimi bildirdikten sonra, benim için, hepimiz için çok önemli olan Anayasa ihlalleri konusuna değinmek istiyorum değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, milletvekili olduğumuzda Anayasa’nın 81’inci maddesi gereğince hepimiz burada yemin ettik. Yemin metnini burada uzun uzadıya size aktaracak değilim, ama küçük bölümleri tekrar sizlere hatırlatmak isterim:

Hukukun üstünlüğüne yemin ettik değerli arkadaşlarım. Demokratik ve lâik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağımıza, toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağımıza namusumuz ve şerefimiz üzerine yemin ettik.

Değerli arkadaşlarım, son yıllarda birçok soruşturmada açıkça, göz göre göre, taammüden Anayasa’nın hükümleri ihlal edilmektedir. Hukuk sistemi bir devletin bağışıklık sistemidir. Eğer hukuk sistemi, o bağışıklık sistemi çökerse, bir devletten, demokratik bir devletten söz etmek mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Çünkü herkesin, her vatandaşın sığınacağı yer hukuktur ve her vatandaşın aradığı gerçeklik hak ve adalet duygusudur. Her şeyin güllük gülistanlık olduğu dönemlerde aydınlarımızın, siyasetçilerimizin demokrasi havarisi kesilmesi değerli arkadaşlarım belki çok normaldir ama zor dönemlerde herkesin insan haklarına sahip çıkması, temel hak ve hürriyetlere sahip çıkması, Anayasa hükümlerine sahip çıkması asıl erdem olan; böylesi zamanlarda karşımıza çıkıyor değerli arkadaşlarım.

Anayasa ihlalleri, işte bir kısmı soruşturması devam eden, bir kısmı da yargılaması devam eden, adına da kimileri tarafından “Ümraniye Soruşturması”, kimileri tarafından da “Ergenekon Soruşturması” denilen davada da karşımıza çıkıyor. Birkaç gün önce Türkiye Barolar Birliği bu konudaki hassasiyetini çok net olarak ortaya koydu; birçok bilim insanı, anayasa hukukçusu, ceza hukukçusu, Anayasa’mızda amir olan hükümlerin açıkça ihlal edildiğini net olarak ortaya koydular değerli arkadaşlarım: Bir terör örgütü yaratıldı, terör örgütü mensupları soruşturuluyor diye, 1950’lerin Amerika’sında yaşanan o cadı avına, “Mc Carthy” denilen bir Amerikalı senatörün önderlik ettiği, onun ismini aldığı bir cadı avına dönüştürülüyor Türkiye’deki soruşturmalar, adil yargılanma hakkı hiçe sayılıyor.

1 Temmuzda tutuklanan dokuzuncu dalga sanıkları hakkında daha, karşımızda, tanzim edilmiş bir iddianame değerli arkadaşlarım yok. Türkiye şimdiye kadar böylesine hukuk dışılıkları yaşamadı değerli arkadaşlarım.

Birkaç gün önce bir gazetemizde bir röportaj yapılıyor. Sabah gazetesinin bir yazarı ile Taraf gazetesinin bir yazarı, on birinci dalganın ne şekilde olacağını -daha önceki operasyonlarda da aynısı yapılmıştır, benzer olaylar yapılmıştır- karşımıza nelerin gelebileceğini, soruşturmaların hangi noktalara gidebileceğini bizlere röportaj şeklinde anlatmaya çalışıyorlar. O röportajda diyorlar ki: Türk Silahlı Kuvvetleri ikiye bölünmüş… İki de değil, bunun yüzde 70’i Ergenekoncu, yüzde 30’u Amerika ve Avrupa Birliğinden destek alan küreselleşmeci subaylar şeklinde tanımlanıyor. Millî İstihbarat Teşkilatının asker ve sivil kanadının birbiriyle çatışma içinde olduğuna dair öngörülerde bulunuluyor. Hatta bir daire başkanının Ergenekoncu olması nedeniyle gözaltına alınacağı söyleniyor. Devam ediyor: Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir kişinin on birinci dalgada gözaltına alınacağı söyleniyor.

Değerli arkadaşlarım, eskiden hepimizin bildiği bir atasözü vardır “Kalem kılıçtan üstündür.” veyahut “Kalem kılıçtan keskindir.” diye. Bu atasözü, bilgeliğin, bilimin kaba kuvvetten, şiddetten güçlü olduğunu anlatmak için kullanılan bir atasözüdür. Ama yaşadığımız dönemde, değerli arkadaşlarım, kalem, aynı bir silah gibi, hatta gelişmiş teknolojik bir silah gibi kullanılmaya başlanıyor. Kendisine “aydın” diyen, kendisine “yazarçizer” diyen kişiler, bu ülkeye hizmet etmiş ahlaklı, onurlu insanlar üzerinde gizli olması gereken soruşturmaya ilişkin birçok bilgileri on dokuz aydır yazıyorlar, çiziyorlar, televizyonlara çıkmak suretiyle insanları lekeliyorlar, insanları yaralıyorlar. Silah insanı öldürebilir, silah insanı yaralayabilir; bunun acısı bir nevi, bir açıdan tıbbi müdahaleyle iyileştirilebilir ama bu kalem silahının yarattığı acıları, kalem silahının demokrasimizde yarattığı tahribatın acılarını ortadan kaldırabilmek mümkün değildir değerli arkadaşlarım.

Medya dördüncü kuvvet diyorduk; yasama, yürütme, yargı, medya dördüncü kuvvet. Kimi medya organları, aynı bir terörist örgüt gibi davranıyor ve insanları lekeleyerek, karalayarak, sadece onları değil ailelerini ve gelecek kuşakları da yaralamak ve kirletmek için bir terör silahı gibi kullanılıyor. Bunlara sessiz kalmak mümkün değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın İçli.

Buyurun.

H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım.

Biraz evvel Anayasa’nın 81’inci maddesinden kısa alıntılar yaparak Anayasa’ya sadakat yemini ettiğimizi ifade etmiştim.

Değerli arkadaşlarım, bir kez daha hatırlatıyorum: Anayasa hükümlerini eğer içselleştirmezsek, eğer bu Anayasa hükümlerinde yer alan temel hak ve özgürlükleri halkımız içselleştirmezse, bunları korumazsa bu hükümler kâğıt üzerinde kalmaktan başka bir işe yaramaz. Burada, sağcıydı solcuydu, komünistti ülkücüydü gibi bir ayrım yapılmaksızın her Türk vatandaşının, her erdemli aydının bu Anayasa aykırılıklarına karşı sesini çıkartması bir görevdir diyorum.

Beni dinlediğiniz için, sabrınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İçli.

Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde Tunceli Milletvekili Kamer Genç.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu raporu aleyhinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlarken, Gazze’de yapılan katliamı şiddetle ve nefretle kınıyorum. Burada masum insanların bu kadar hunharca ve insanlık dışı ölçülerle öldürülmesinin hiçbir insanlığa, hiçbir vicdana ve hiçbir şeye sığmadığını belirtmek istiyorum. Ama tabii İsrail’in bu saldırısının kınanması konusunda maalesef AKP’nin burada iştirak etmemesi dolayısıyla ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuda bir kınama kararı çıkmadı. Bunun bir an önce çıkması lazım.

Şimdi, değerli milletvekilleri, ben Tunceli’ye gittim. Tunceli benim seçim bölgem. Çok büyük kar var. Yani Keban’ı besleyen o sular Tunceli dağlarından, Munzur dağlarından gelen sulardır. Gerçekten insanlar çok büyük bir sıkıntı içinde. İşte Hozat’a gittim, Ovacık’a gittim, Çemişgezek’e gittim, oralarda eksi 17’lerde, 18’lerde çok zor şartlarda insanlar yaşıyorlar ve aynı zamanda da tabii karla mücadele konusunda mahallinde çok yeterli alet ve edevatın olmaması nedeniyle bazı yetersizlikler oluyor. Tabii orada çalışan özellikle teknik elemanlara herhangi bir şeyimiz yok. Ancak, biraz daha makine desteği buraya verilirse bence daha isabetli olur.

Özellikle bu YİBO’larda… Bizim orada epey YİBO var. Buralarda, şimdi mesela Ovacık’taki, Pülümür’deki, Nazımiye’deki  veya daha yüksek yerlerdeki işte bu YİBO’lara verilen yakıt ile başka bir sıcak yerdeki YİBO’lara verilen yakıt biraz aynı olduğu için, oralarda, bizim yetkililerden aldığımız bilgiye göre, buralara daha fazla yakıt parası tahsis edilmesi gerekir. Hakikaten, eksi 17’lerde, 18’lerdeki o şartlarda YİBO’larda çocuklarımızın, genç çocuklarımızın üşümemesi lazım.

Ayrıca, tabii, halk o kadar büyük bir fakruzaruret içinde ki… İşte, ben pazartesi günü şeye gittim, yol üzerindeki birkaç köyde okula gidecek öğrenciler, gidemiyor. Yani hem vasıta yok, işte aileleri… Aynı ailede 3-4 tane öğrenci okuyunca, fakir aileler dolmuş paralarını dahi bulamıyorlar. Yani o zaman şöyle bir metot uygulanabilir: Mesela, YİBO’da okuyan çocuklar cuma günleri okul tatil olduktan sonra, orada işte, kaymakamlık veya valilik bu öğrencilere bir  vasıta tahsis edebilir. Bu vasıta, aynı güzergâha giden çocukları evlerine bırakabilir ve pazartesi günü de aynı vasıta gidip bunları alabilir. Yani bu çok büyük de bir rakam tutmuyor. Ama maalesef, Tunceli’de bu taşıma sistemiyle eğitime hiç fazla bir değer verilmedi, çok da büyük bir sıkıntı. Yani Türkiye'nin birçok yerinde yapılan bu konudaki uygulama Tunceli’de maalesef yapılamıyor. Biz ilgilileri özellikle uyarmak da istiyoruz: Yani, buradaki insanlar hakikaten ekonomik zaruret içindeler ve 3 tane çocuğu okutan aileler… Ki tebrik etmek lazım. Hele, bir hanım “3 tane kızım okuyor, 3’ü de okul birincisi.” dedi. “Ama ne yapayım ki bakamıyoruz, yani imkânlarımız müsait değil.”

Yani bence, o bölgelere, bu eğitime sarf edilen paralar bu memleketin geleceğine sarf edilen paralardır. Buralarda okuyan gençlerimize, çocuklarımıza mümkün olduğu kadar yardım edilmelidir, yardım elini uzatmalıyız ve bu insanları bu sıkıntılı vaziyetlerinden kurtarmamız gerekir.

Tabii, AKP zamanında maalesef sağlıklı yönetici gelmiyor arkadaşlar.

Yani, git bak, güleceğine git bak kardeşim!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Devam et...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bize güzel tavsiyelerde bulunuyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) - Yani şimdi getiriyor Tunceli’ye, ya Rizeli ya Trabzonlu müdür atıyor. Ya kardeşim, bu memleket yalnız Rize ve Trabzon’dan mı ibaret? Bu memlekette, her yerde yetişen insanlar var. Yani hem siz iktidardasınız diye, orada güç sizde diye, yani ille devletin her tarafında, Kayseri, Rize ve Trabzon’a mı yönetici atamak lazım? Bunları aşın biraz. Yani bu memlekette liyakat sistemine dayalı bir yöneticilik politikasını takip ederseniz, bu, gerçekten daha isabetli olur. Bizim istediğimiz memleketimizin sağlıklı, liyakatli insanlar vasıtasıyla yönetilmesi, bürokrasinin yönetilmesi. Oraya öyle müdürler atanmış ki -yani ben belirtmek de istemiyorum- telefon açıyorum, adam karşımda bana  sanki böyle bir ilkokul tahsili görmemiş derecede o kadar cahilane konuşuyor ki, yani üzülüyorum. Ben bunu yalnız Millî Eğitimdekilere demiyorum, başka devlet dairelerine de… Mevzuattan haberi yok, işte birilerinin adamı diye e git… Nerede, kim görevini ihmal ediyorsa, kim işte birtakım suistimallere ismi karışıyorsa, e hadi git Tunceli’de kal… E, kardeşim o adamları oraya göndereceğinize, Kayseri’ye gönderin, Rize’ye gönderin, Trabzon’a gönderin. Daha güzel işte, görsün orada. Ama Tunceli’ye gidince, bir de orası tabii terör bölgesi de olduğu için, maalesef, işte “Nasıl olsa biz burada ne yapsak kimse bize karşı yapmaz.” hesabıyla insanlarımız, maalesef, bu cahil cühelanın işte o yarattığı yönetimsizlik ve halka verdikleri sıkıntıların içinde öyle bir zor hayat şartları içinde yaşıyorlar.

Mesela, işte, orada bize intikal ettirildi: İşte bu Hükûmet -biraz önce Tarım Bakanı konuştu burada- efendim, işte, zirai aletlerin teşviki için vatandaşlara teşvik primi verileceği vadedilmiş, daha bir senedir hiçbir para ödemiyor, bunlar da önemli konular.

Değerli milletvekilleri, yine, bizim orada en önemli şey de terör parası. Bu terörde zarar gören insanlara, maalesef, verilecek paranın miktarı 5 milyar, 10 milyar, en fazla 15-20 milyar liralık bir para. Kış şartları çok ağır, devlet de ne olur 1-2 trilyon da versin o insanlara, adam evini terk etmiş, tarlasını terk etmiş, ağacını terk etmiş, verin 1-2… Yani o adamlar da, zaten… Komisyonlar gitmiş, tespit etmiş, çok da düşük bir bedel tespit edilmiş. Ayrıca o bedel de yetmiyormuş gibi bir de komisyonlarda görev yapan insanlar bunları çağırıyor, mesela 40 milyar tespit edilmişse “Yahu arkadaş,  işte 15 milyara razı ol yoksa gel buraya, bir sulhname imzalayalım.” diyor. Yani böyle olaylar da oluyor. Mümkün olduğu kadar, bu kış şartlarının devam ettiği şu sıralarda bu insanlarımıza bence gerekli parayı yardım etmek lazım. Devletin parası yani her yerde çarçur ediliyor da, ne olacak yani, Çankaya Köşkü’nde 40 trilyon harcayacağınıza ne olacak 1-2 trilyon da işte bu zarar ziyanda, zarar gören insanlarımıza bu parayı dağıtalım. Bu, aynı zamanda ekonomiye de bir destek verir. Yani insanlar, o fakru zaruret içinde olan insanlara 3 milyar, 5 milyar, 10 milyar verdiğiniz zaman onlar gider esnaftan alışveriş yapar, piyasaya bir canlılık getirir. Yani bu ekonomiyi bilmiyorsanız hiç olmazsa bunu gidip de cahil bir köylüde bile… (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler)

 Gerçi köylü cahil değil. Köylü hepimizden daha akıllı da… Yani diyorum ki köylü daha gerçekleri kavrayan birisi. Ben de köy çocuğuyum. Kendime şey etmiyorum. Yani diyorum ki… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ya neyse! Efendim, köylünün cahili de var, akıllısı da var. Ben diyorum ki bir köylü bile bu kadar hata etmez.

O bakımdan, yani ekonomiyi bilmiyorsanız bile en basit metotlarla bir piyasa nasıl canlanır bunun bir yolu vardır. Ben size devamlı diyorum: Şu piyasayı canlandırmak için mümkün olduğu kadar alt gelir düzeyinde olan insanlara devletin kaynaklarını kanalize edelim, biraz piyasa canlansın. Bunu demek istedim size. O bakımdan, bunlar önemli konular.

Bir de tabii, sayın milletvekilleri, şimdi, Türkiye’de bir Ergenekon meselesi var. Şimdi, bu Ergenekon meselesi Türkiye’de çok ciddi bir rejim sorunu hâline geldi. Şimdi biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bence bu konuda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda, Ceza Kanunu’nda yapılması gereken değişiklikleri yapmamız lazım. Yani siz bir kişiyi içeriye alıp da bir sene, iki sene içeride tutamazsınız. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda bu konuda bir hüküm, eksiklik varsa… Diyelim ki: “Kardeşim, en azından sen gözetim altına aldığın kişiyi üç ayda, beş ayda davasını sonuçlandır.” diyelim. Yani bu çok önemli bir olay. İnsanları uzun zaman özgürlüğünden yoksun bırakmak bence Türkiye Cumhuriyeti devletinin hukuk devleti olma sistemiyle şey etmez.

Şimdi, Mehmet Ali Şahin çıkıyor diyor ki efendim, yani, “hâkimler ve savcılar partisi…” YARSAV Başkanı hukuk konusunda otorite sayılabilecek bir arkadaşımız. Bilgisiyle, kültürüyle, her şeyiyle, Mehmet Ali Şahin’in, karşısında el pençe duracağı bir kişi.

ABDÜLHADİ KÂHYA (Hatay) – Yapma ya! Avukatı mısın sen onun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani köy imamının kültürüyle geleceksin, hukukun başına oturacaksın. Bu olmaz beyler. Her şeyin bir raconu vardır. Yani gidip de belirli konuları tartışabilmeniz için, sizin o konularda bir bilgi sahibi olmanız lazım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) - Yani, şimdi, sen bir avukatlık yapmışsın üç beş gün; ondan sonra gel, bir siyasi partide kendine şey et, git, ondan sonra yargının başına otur.

Ayrıca, Ergenekon… Nasıl ki İsrail Gazze’ye fosfor bombaları yağdırıyorsa, maalesef, AKP’liler de Türkiye’de kendi karşıtlarının üzerine buna benzer, Ergenekon bombasını yağdırıyor. Bu size hayır getirmez. Onun için, lütfen bu Ergenekon meselesini çok ciddi ele almamız lazım, yargıyı yıpratmamamız lazım, yargıya talimat vermemek lazım.

Şimdi, bizim yargı sistemimizde her şey Adalet Bakanının elinde. Adalet Bakanı kendisine bu şekilde, muhaliflerine karşı tavır takınan savcılar eğer bir AKP’liye karşı şey etseydi, ertesi gün o savcıyı alır başka bir göreve verirdi. Bunlar Türkiye’de olan şeyler.

O bakımdan, yani bu konunun üzerinde çok ciddiyetle durmamız lazım, insanlara haksızlık etmememiz lazım. YÖK Başkanının o başını öyle eğen o polise de bir ceza verelim. Yani yıllarca YÖK Başkanlığı yapmış bir ilim adamını böyle, toplum karşısında rencide eden insanlara da prim vermemek lazım.

Saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Her taraf kabul etti Sayın Başkan.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ama sayı yetmiyor ki!

BAŞKAN – On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.35

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/294) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/108)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/294 esas numaralı 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Bir Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifim Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 37 nci maddesinde öngörülen sürede ilgili Komisyonda görüşülmemiştir.

Kanun teklifimin doğrudan Genel Kurul gündemine alınması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.   9/9/2008

                                                                                                        Mehmet Serdaroğlu

                                                                                                               Kastamonu

BAŞKAN – Önerge üzerinde teklif sahibi  Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu.

Buyurunuz Sayın Serdaroğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Özelleştirilen veya kapatılan kamu iktisadi teşekküllerinde işçi olarak çalışıp da emekliliğini alamayan, 657 sayılı Kanun’un değişik 4/C maddesiyle başka kurumlara geçici personel statüsüyle yerleştirilen 4/C’lilerin mağduriyetlerini gidermek amacıyla verdiğim kanun teklifi hakkında söz aldım. Sizleri, bir kere daha, en iyi dileklerimle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle ve özellikle ifade etmeliyim ki kapatılan veya özelleştirilen kamu iktisadi teşekküllerinde çalışıp da 4/C statüsünde olanlar, laf değil, cidden mağdurdurlar. Örnek vermek gerekirse Taşköprü SEKA Sigara Kâğıdı Fabrikasının özelleşmesiyle birlikte yaklaşık bin YTL’nin üzerinde maaş alan bir işçi, bugün bu ücretin yarısından daha az almaktadır. Ayrıca, gerek sendikal hakları gerekse ikramiyeleri ortadan kalkmış, sosyal hakları ellerinden alınmıştır. Bir mali yılda on ay çalıştırılıp dolayısıyla iki ay çıkış verilmekte, böylece de gelirleri asgari ücretin altına düşmektedir ve bunlar dört ay için en fazla iki gün ücretli sağlık izni alabilmektedirler.

4/C’liler gönderildikleri kurumlarda kendileriyle aynı işi yapan kişinin aldığı ücretin yarısını almaktadırlar. Bu uygulama 4/C’lileri psikolojik ve sosyal yönden etkilerken, devlete olan saygıyı, yöneticilere olan güveni zaafa uğratmaktadır.

Şimdi, bir büyük samimiyetle soruyorum: Aynı durumda biz olsak veya aynı durumda bizim evlatlarımız, bizim kardeşlerimiz veya bir yakınımız olsa, bu uygulamaya, bu yeni yaşam koşuluna, ekonomik olarak gerilemeye nasıl yaklaşır ve kendimizi kandırırız? “Mağdur değiliz” diye kendimizi kandırmak mümkün değildir.

4/C’liler “Sayın Başbakanımız, mağdur durumdayız, yardımınızı esirgemeyiniz.” dediklerinde, Sayın Başbakanın “Hepinize bir yerlerde iş verdik, çalışıyorsunuz. Nereniz mağdur?” cevabı, 4/C’lileri bir kere daha yaralamış, bir kere daha mağdur etmiştir.

Yine üzülerek ifade ediyorum ki sayın iktidar bu tür çıkışlardan mutlaka vazgeçmelidir. Çiftçinin haklı talebine  “Gözünüzü toprak doyursun.” demek, yine çiftçinin destek istemesine “Hep size, hep size mi vereceğiz; bu ülkede sizden başkaları yok mu?” demek, doğru bir yaklaşım olmadığı gibi siyasi nezaketi ve yönetici güvenilirliğini baltalayan, etik olmayan tavırlardır. Sayın Başbakan ve iktidara, bu yaklaşım cidden yakışmamaktadır. Mağdurluğu ve mazlumluğu en iyi telaffuz eden iktidar, 4/C’li mağdur ve mazlum 12.600 kişiye sahip çıkmalıdır.

Sayın milletvekilleri, 4/C’lilerin genel manadaki sıkıntı ve isteklerine gelince: Çalıştıkları yerlerde konum ve statülerinin belirlenmesini istemektedirler. Yılda on iki ay çalışmayı, günün koşullarında eşit işe eşit ücret verilmesini, sağlık güvencelerinin belli bir zemine oturtulmasını, hastalık izinlerinin yeniden düzenlenmesini, yıllardır çalıştıkları yerlerde mesleklerinde uzmanlaşanların branşlarında işe yerleştirilmelerini, gelirlerinin düşmesiyle özellikle üniversitede okuyan çocuklarını okutamaz durumda olduklarını ifade etmektedirler. Bir çoğu da yaşam standartlarının gerilemesi sonucu borç yükü altında kaldıklarını, borçlarını ödeyemez duruma geldiklerini göz yaşları içerisinde bizlere ifade etmektedirler.

Geçmişte yaklaşık 200 bin çalışanımızın problemlerinin çözüldüğü gibi, bu 12 bin civarındaki kardeşimizin problemini de kabul edilebilir ve bu kişilerin gönüllerini kazanabilecek bir makulle çözeceğinize, iktidarın çözeceğine ben şahsen inanıyorum.

Sonuç olarak, izah ettiğim sebeplerden dolayı, içine düştükleri geçim sıkıntısı nedeniyle aile düzenleri ve ruh sağlıkları bozulan bu mağdurlardan son üç yılda 11 kişi intihar etmiştir. Bir mağdur olan Lokman Bal’ın şiirinin son iki dörtlüğü ile sözlerimi tamamlıyor, takdiri yüce heyetinize bırakmak istiyorum:

“Yetkililer duymaz! Bu da ne demek?

Nerede kaldı bunca verdiğim emek?

Hakkımız değil mi bir sıcak yemek?

Çocukların benzi soldu vekilim.

Vekilim nameyi kabul etmezse,

Bir ekmeğim dört kişiye yetmezse,

Çocuklarım okumaya gitmezse,

Bizim için hayat öldü, öldü, öldü vekilim.”

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Serdaroğlu.

Önerge üzerinde Karaman Milletvekili Hasan Çalış.

Buyurunuz Sayın Çalış. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken saygı ve selamlarımı arz ediyorum.

Biraz önce, 4/C çalışanlarının, onların tabirleriyle özelleştirme mağdurlarımızın problemlerinin çözümüyle ilgili kanun teklifi üzerinde konuşan Değerli Kastamonu Milletvekilimiz Mehmet Serdaroğlu 4/C’lilerin problemlerini gerçekten açık bir şekilde dile getirdi.

Değerli arkadaşlar, gerçekten özelleştirme uygulamaları bazı alanlarda ülkemizde gerekliydi ve yapıldı. Fakat pek çok konuda olduğu gibi özelleştirme uygulamalarımızda da bir özelleştirme modası, özelleştirme propagandası içerisinde, âdeta, bir strateji programı yapmadan, belli bir program yapmadan, geçmişteki pek çok örneğimizde olduğu gibi özelleştirmeler yapıldı ve neticeleri ortada.

Kıymetli arkadaşlar, işte önümüzdeki, geçen süre içerisinde bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Ekonomik krize girince, özelleştirdiğimiz bankaların, dolayısıyla yabancıların eline geçen bankaların Türkiye'nin krizdeki sıkıntılarına çözümle ilgili yaklaşımını gördük ve  “İyi ki elimizde, devletin elinde üç banka kalabilmiş.” dedik. Pek çok insan bunu söyledi. Demek ki bundan sonra yapacağımız özelleştirmelerde bir strateji önceliğimiz olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, işte bu özelleştirmelerin sonunda kendilerini 4/C’li diye takdim eden, gerçekten mağdur olan kardeşlerimiz ortaya çıkmıştır. İşte, bugün Tokat’a gidersiniz sigara fabrikasının mağdurlarını görürsünüz, Kastamonu’ya gidersiniz şeker fabrikasının mağdurlarını görürsünüz. Türkiye'nin her tarafına gittiğiniz zaman bu özelleştirmelerin mağdurlarını görmek mümkün. Bu insanlarımıza takdir ettiğimiz ücret, takdir ettiğimiz özlük hakları gerçekten içler acısı. Tabii, bu vesileyle bu problemi çözmek lazım. Benim seçim bölgem olan Karaman’da da her gidişimizde 4/C mağdurları -şu anda da gözümüzün içine bakıyorlar- bizim problemlerimizi ne zaman çözeceksiniz, bizi ailemizde, çoluk çocuğumuzun yanında ne zaman rahat bir hâle getireceksiniz diye gözümüzün içine bakıyorlar değerli arkadaşlar ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden, özellikle AKP İktidarından “Eşit işe eşit ücret, eşit eğitime eşit statü.” sözünün ne zaman yerine getirileceğini beklemektedirler.

Arkadaşlar, zaman su gibi akıyor, altı yıllık İktidarınız geçiyor, ne oldu personel rejimi? Ne oldu, personel rejimini baştan aşağı ele alıp düzeltecektik ve problemlerin pek çoğunu bunun içinde çözecektik? Nitekim pek çok önergemize cevap verirken ilgili bakanlarımız ne diyorlar: “Bunu personel rejiminin içerisinde çözeceğiz.” İşte, altı yıl bitiyor, yedinci yılda bekliyoruz personel rejimini kökten çözmenizi.

Değerli arkadaşlar, aynı işi yaptırıyoruz bir insana, aynı okulu bitirmiş, aynı sıralarda oturuyor, birisi 657 sayılı Yasa’ya göre memur, birisi 4/B statüsünde çalışıyor, birisi sözleşmeli çalışıyor, hatta bazıları da var ki -o kurum hizmet satın almıştır herhangi bir şirketten- şirketin elemanı, “Yarın gelme.” denildiği zaman gelmeyecek durumda. Bunun sağlık teşkilatında, tapu teşkilatında, orman teşkilatında pek çok örnekleri vardır. Hatta Türk Silahlı Kuvvetlerinde sözleşmeli erbaşlardaki yaşanan sıkıntıları görüyoruz. Bu arkadaşlarımız artık geleceklerinden ümitsiz oldukları için istifa etmek durumunda kalıyorlar, emekliliklerinden ümitsiz oldukları için istifa etmek zorunda kalıyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu farklı uygulamalar aynı işi gören, aynı eğitime sahip insanların tayin, nakil ve atamayla ilgili değişik problemlerle karşılaşmasına sebep oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

HASAN ÇALIŞ (Devamla) – Hatta bu durumdaki arkadaşların pek çoğu eş durumu tayinini bile yaptıramıyorlar.

Aynı zamanda meslekte yükselme yönünden problemler oluyor. Ücret farklılıkları yüzünden, çalışırken bu insanların moral motivasyonlarının düzgün olmadığını gittiğimiz her kurumda görüyoruz. Emekli oldukları zaman elde ettikleri haklar yönünden de gerçekten çok önemli farklılıklar var. Bunları düzeltmek, bu sıkıntıları çözmek öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin ama daha da önemlisi AKP İktidarının vatandaşa verilmiş sözüdür, görevidir. Bu sözünüzü yerine getirmenizi bekliyoruz. Siz bu sözünüzü yerine getirirseniz, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaptığınız doğru işlerin arkasında yapıcı bir muhalefet anlayışıyla bulunuruz ama yanlışlarınızın karşısında da kale gibi dururuz değerli arkadaşlar.

Bu duygu ve düşüncelerle saygılarımı sunuyorum. Bu teklife “kabul” oyu vermeniz dileğiyle iyi günler diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çalış.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, sayın milletvekilleri, gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

VII.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Ulusal Bor Araştırma Enstitüsüne ve Eti Bor Genel Müdürlüğüne ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/316)

BAŞKAN -  Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan? Yok.

Sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

2.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, kent aydınlatmasına ve elektrik enerjisi tasarrufuna ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/338)

BAŞKAN -  Soruyu cevaplandıracak Sayın Bakan? Yok.

Sorunun görüşülmesi ertelenmiştir.

Şimdi, İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay’ın gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 3, 4, 7, 19, 24, 28, 31, 32, 34, 39, 40, 41, 49, 51, 65, 66, 68, 78, 94, 97, 99, 106, 114, 116 ve 137’nci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırmak istemişlerdir.

3.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, petrol kaçakçılığı kapsamında dağıtılan ikramiyeye ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/341) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

4.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, yurt dışı gezilerinin harcırahına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/351) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

5.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, faili meçhul cinayetlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/370) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

6.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir köydeki şiddet olaylarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/414) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

7.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, bir siyasi partinin basın açıklaması sırasında yaşanan olaylara ilişkin sözlü soru önergesi (6/419) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

8.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Gazipaşa’da kara nokta olarak belirlenen kavşaklara ilişkin sözlü soru önergesi (6/425) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

9.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, gıda bankacılığı amacıyla kurulan derneklere ilişkin sözlü soru önergesi (6/429) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

10.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Kepez Gülveren Mahallesinin şebeke suyunun kirliliği iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/430) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

11.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Rum eserlerinin restorasyonuna ilişkin sözlü soru önergesi (6/437) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

12.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, nüfusu ikibinin altında olan belediyelerin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/446) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

13.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, İstanbul’daki ruhsatsız işyerlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/448) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

14.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, bazı belediyelerin kapatılarak Malatya Belediyesi sınırları içine alınmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/450) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

15.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Anayasa değişikliği sırasında Meclis çevresinde görevlendirilen Emniyet personeline ilişkin sözlü soru önergesi (6/468) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

16.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ordu İl Genel Meclisi Başkanı ile ilgili iddialara ilişkin sözlü soru önergesi (6/472) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

17.- Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir’in, polislerin özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/502) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

18.- Adana Milletvekili Muharrem Varlı’nın, İl Genel Meclisi üyelerinin sosyal ve özlük haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/504) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

19.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’teki bazı belediyelerin kapatılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/506) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, şehit ve gazi yakınlarının istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/523) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

21.- Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, Ankara’daki dilencilere ilişkin sözlü soru önergesi (6/545) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

22.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesince bastırılan İstanbul Bültenine ilişkin sözlü soru önergesi (6/549) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

23.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Akseki İlçesinin su sorununa ilişkin sözlü soru önergesi (6/552) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

24.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, bazı belediye ve köylerin Çiftlik Belediyesine katılım sürecine ilişkin sözlü soru önergesi (6/561) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, üniversite mezunlarından polis alımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/572) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

26.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da bir üstgeçitteki büfelerin kiralanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/574) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

27.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, eylemlere yapılan müdahalelere ilişkin sözlü soru önergesi (6/604) ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı

BAŞKAN -  Bu soruları sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Enerji Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim.

                                                                                                            Rıdvan Yalçın

                                                                                                                    Ordu

Soru:

1) 2002 yılı itibarıyla bugüne kadar petrol kaçakçılığı kapsamında kaç lira ikramiye dağıtılmıştır? Açıklamanızı arz ederim.

Saygılarımla.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim.

                                                                                                            Rıdvan Yalçın

                                                                                                                    Ordu

Soru:

1- Başbakan olduğunuz tarih itibarıyla yurt dışı gezileriniz için bugüne kadar toplam ne miktar harcırah aldığınız hususunun açıklanmasını arz ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                            Pervin Buldan

                                                                                                                    Iğdır

1) 1990 yılından bu yana, kamuoyunda “faili meçhul” cinayetler olarak bilinen kaç cinayet işlenmiştir?

2) İşlenen bu cinayetlerden kaçı yargıya intikal ettirilmiştir?

3) İşlenen bu cinayetlerin kaçı aydınlatılmıştır ve kaçının sorumluları tespit edilerek cezalandırılmıştır?

4) İşlenen cinayetlerin aydınlatılması için bakanlığın herhangi bir çalışması var mıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplanmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Sebahat Tuncel

                                                                                                                 İstanbul

Malatya ili Doğanşehir İlçesi’nde bulunan 350 haneli Topraktepe Köyü’nde son yedi yıldır dört bine yakın meyve ağacı kesilmiş, tonlarca buğday harmanı yakılmış, mezar taşları kırılmış ve son iki ay içinde dört ev kundaklanmıştır. Olaylara ilişkin kaymakamlık ve savcılığa birçok kez başvuru yapılmasına rağmen sonuç alınamamış, olayların failleri tespit edilememiştir.

1. Son yedi yıldır köyde neredeyse sistematik bir hal alan şiddet olayları Bakanlığınızca soruşturulmuş mudur?

2. Bu türden üzücü olayların tekrar etmemesi için almayı düşündüğünüz tedbirler nelerdir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.    

                                                                                                           Fatma Kurtulan

                                                                                                                    Van

DTP İstanbul Bağcılar İlçe Teşkilatının, 20 Ocak 2008’de yaptığı basın açıklamasına emniyet güçleri müdahale etmiştir. Müdahale esnasında DTP Eş Genel Başkanı Mardin Milletvekili Sayın Emine Ayna polislerin fiziki şiddetine maruz kalmış, gözlüğü kırılmış ve ayağından darp almıştır. Ayrıca çok kişi gözaltına alınmış ve götürüldükleri karakolda kaba dayağa maruz kalmışlardır.

Sayın Başbakan Erdoğan, 3 Eylül 2007 tarihinde Meclis Genel Kurulu’ndaki Hükümet Programı görüşmeleri sırasında “Evet iddialı olarak söylüyorum, işkencede sıfır tolerans. İspatınız varsa çıkar konuşursunuz. Bizim hükümet olarak sorumluluğumuz bu tür bir ispat olduğu zaman gereğini yapmaktır” demiştir.

1- 20 Ocak’ta Bağcılar’daki polis müdahalesi işkenceye karşı “sıfır tolerans”ın olmadığının açık ispatı değil midir?

2- Eş Başkanımız Sayın Ayna’nın darp edilmesi Türkiye açısından nasıl bir görüntü yaratmaktadır?

3- Bağcılar’daki müdahaleyle ilgili olarak sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmış mıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Tayfur Süner

                                                                                                                  Antalya

Antalya’nın Gazipaşa İlçesinde trafik kazalarının yoğun olarak meydana geldiği; Sanayi, Hal, Dörtyol ve Mehmet Oğuz Bulvarı ile Rasih Kaplan Caddesi’nin kesiştiği güzergahta yer alan kavşaklar “kara nokta” olarak belirlenmesine rağmen, trafikte herhangi bir düzenlemeye şu ana kadar gidilmemiştir. Özellikle yaz sezonunda çok sayıda aracın kullandığı D400 Karayolu üzerinde bulunan Sanayi kavşağı, sürücü ve yayaların korkulu rüyası olmayı sürdürmektedir.

Soru 1: “Kara nokta” olarak belirlenen kavşaklarda ne gibi önlemler almayı düşünüyorsunuz?

Soru 2: Buralara önlem alınması için mutlaka ölümlü kazaların mı olması beklenmektedir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Yaşar Ağyüz

                                                                                                                Gaziantep

Fakirlere yardım amacıyla kurulan vakıf ve derneklerin son zamanlarda çoğaldığı, bayram öncesi yapılan yoğun televizyon reklamlarından anlaşılmaktadır.

1. Gelir Vergisi Kanununun 40/10 Maddesine göre “Fakirlere yardım amacıyla Gıda Bankacılığı Faaliyetinde Bulunan Dernek ve Vakıflara, Maliye Bakanlığınca Belirlenen Usul ve Esaslar Çerçevesinde Bağışlanan Gıda, Temizlik, Giyecek ve Yakacak Maddelerinin Maliyet Bedelinin Tamamı” beyanname veren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince gider olarak indirilebiliyor. (GVK 5035 ve 5281 sayılı Yasa, Madde 40/10, 89/6)

Yapılan bağışlar KDV’den de müstesna tutuluyor. (KDV Kanunu Md. 17)

Bu düzenlemeden sonra, tüzüğünde “Fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunacağının” yazılı olduğu kaç adet dernek kurulmuştur?

Kurulan bu derneklerin isimleri ve kuruluş tarihleri nedir?

2. Bu derneklerden yurt içi ve yurt dışında adli ve idari soruşturma geçirenler var mıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak yanıtlanması için gereğini arz ederim.

                                                                                                              Hüsnü Çöllü

                                                                                                                  Antalya

Antalya Kepez bölgesi Gülveren Mahallesi Muhtarı’nın, konutlara gelen suların kirli olduğuna ilişkin açıklamaları kamuoyuna yansımıştır.

Bu kapsamda;

1- Antalya Kepez Gülveren Mahallesi’nde şebeke suyunun kirli olduğuna ilişkin açıklamalar karşısında, bölgede bir inceleme yapılmış mıdır? Yapılmış ise hangi sonuçlara ulaşılmıştır?

2- Bölge sakinleri, kirli su sorunun 3 yıldır yaşandığını bildirirken, bugüne kadar önlem alınmamasının nedeni nedir? Bu konu, hangi kamu kurumu veya kuruluşunun sorumluluk alanına girmektedir?

3- Sorunun çözümü için Bakanlık olarak ilgili kurumları uyaracak mısınız? Antalya merkezinde bir mahallenin boru hattının değiştirilmesi için kaynak bulunamamakta mıdır?

4- Ülke ekonomisine büyük katkılar yapan Antalya’nın merkezinde hala temiz ve sağlıklı su hizmeti sunulamaması kabul edilebilir bir durum mudur? Sorun ne zaman ve nasıl çözülecektir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorumun İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını,

Arz ederim.

                                                                                                           Dr. Reşat Doğru

                                                                                                                   Tokat

Soru: İçişleri Bakanlığınca tüm Valiliklerimize yazılan 07/01/2004 tarih ve 50024 sayılı yazılı ile Yunan hükümet dışı kuruluşlar tarafından istenilen, Rum eserlerinin restorasyonuna ilişkin taleplerin bildirilmesi istenmiştir. Bu kapsamda hangi ilimizde kaç adet Rum eserinin restorasyonu için talep olmuştur, bunlardan kaç adedi Yunan hükümet dışı kuruluşlar tarafından restore edilmiştir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                     Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                 Malatya

Nüfusu 2 binden az olan Beldelerimizde bulunan Belediyelerimizin, önümüzdeki dönemde kapatılacağı ile ilgili çalışmaların başlatıldığını basından öğrenmiş oluyoruz.

1- Nüfusu 2 binden aşağı olan Belediyelerimiz kapatılıyor mu?

2- Bu Belediyelerimiz kapatılınca Beldelerde Belediye hizmetleri nasıl verilecektir?

3- Bu Belediyelerimizde çalışan mevcut personel nerelerde istihdam edilecektir?

4- Bu uygulama ile Malatya’da kaç Belediye kapatılacaktır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplanmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Sebahat Tuncel

                                                                                                                 İstanbul

Vatandaşların can ve mal güvenliklerini tehlikeye atabilecek her türlü patlayıcı madde imalat, montaj ve depolama faaliyetleri, ruhsatlandırma ve denetleme işlemleri İçişleri Bakanlığı’nın sorumluluğundadır.

1. 31 Ocak’taki patlamanın gerçekleştiği imalat ve montaj atölyesi 5. derece risk sınıfına dahildir. Bu işyeri uyulması gereken standartlardan yoksun ve ruhsatsız olarak nasıl faaliyet yürütebilmiştir?

2. Patlayıcı maddelerin ithal, imal, satış, depolama ve taşınması için Patlayıcı Maddeler Yasası’na göre ayrı ayrı ruhsat alınmalıdır. İçişleri Bakanlığı malzemelerin ruhsatlı bir işyerinden ruhsatsız bir işyerine nakline niçin izin vermiştir?

3. İstanbul’da ruhsatsız olarak faaliyet sürdüren kaç tane işyeri bulunmaktadır?

4. Bu işyerlerinin denetim ve kontrolleri konusunda harekete geçmeyi düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                     Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                 Malatya

Malatya’da Dilek, Hanımın Çiftliği, Konak, Orduzu, Topsöğüt Belediyelerinin kapatılarak, bu bölgeler Malatya Belediyesi sınırları içine alınmıştır.

1- Belediye gelirleri ile yeni yasanın çıkartılmadan Bakanlık olarak bu uygulamayı neden yaptınız?

2- Malatya Belediyesinin mevcut mali yapısı, şu anda mevcut mücavir alanlara hizmet verebilecek düzeyde midir?

3- Bağlanan Beldelerimizin çok geniş alanlara sahip olması nedeniyle, Malatya Belediyesi bu bölgelere yeterli hizmeti götürebilecek mi, bugün için mevcut yerleşim birimlerine yeterli hizmetleri götürebilmekte midir?

4- Malatya Belediyesine bağlanan 5 Belde halkının görüş ve düşünceleri alındı mı?

5- Bu Belediyelerdeki çalışanlarımız Malatya Belediyesi kadrolarına mı alınacaktır?

6- Malatya, mevcut Büyükşehir Belediyelerinden bazılarından daha fazla nüfusa hizmet vermektedir. Büyükşehir olması için gerekli yasal değişiklik yapılacak mı?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Yaşar Ağyüz

                                                                                                                Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde “Türban Serbestisi Düzenlemesine” ilişkin Anayasa değişikliğinin görüşüldüğü 6 ve 9 Şubat günleri ile arada kalan günlerde halkımızın Meclise girişi yasaklanmıştır.

Bu yasaklama kararına uygun olarak çokça sayıda Emniyet mensuplarımız görevlendirilmiştir.

1) 1. Tur ve 2. Tur oylamalar sırasında, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Emniyet mensuplarınca çevrilmesini demokrasi adına uygun görüyor musunuz?

Halkın girişinin yasaklandığı günlerde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çevresinde ve içinde ilave kaç Emniyet mensubu görevlendirilmiştir?

2) 9 Şubat günü Ankara’da düzenlenen “Bağımsızlık ve Laiklik” Mitinginde kaç Emniyet mensubumuz görev yapmış? Gözaltına alınanlar olmuş mudur?

3) 2. Tur oylamanın yapıldığı 9 Şubatta Türkiye Büyük Millet Meclisi çevresinde ve mitingde görevlendirilen Emniyet mensubu sayısı, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün kızının İstanbul’da düzenlenen düğün töreni için görevlendirilen Emniyet mensubu sayısından fazla mıdır, eksik midir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim.

                                                                                                         Av. Rıdvan Yalçın

                                                                                                                    Ordu

Soru:

1- Hâlen Ordu’da İl Genel Meclis Başkanlığını sürdüren Şanser Şahin’in eşi ve çalışanları hakkında Ordu Ağır Ceza Mahkemesinde:

Mevzuata aykırı olarak seyyar emisyon ölçümü yapmak,

Trafikte kaydı olmayan araçlara ölçüm yapmış gibi işlem yapmak,

Hurdaya ayrılarak trafikten çekilmiş araçlara trafikteymiş gibi işlem yapmak,

Sayısı tespit edilemeyen kadar araca da hologram yapıştırmadan işlem yapmak,

Siyasi nüfuz kullanarak iptal edilmiş faaliyetini yeniden başlatmak için Çevre İl Müdürü ve yetkililere siyasi baskı yapmak eylemleri ile tanımlanan kamu kurumlarına karşı dolandırıcılık suçundan dava açıldığı, bu konunun yayınlanmaması için yerel medyaya baskı yapıldığı doğru mudur?

İl Genel Meclis Başkanı partiniz üyesi midir?

2- Devletin trilyonlarca lirasını yöneten bu şahsın kamu kurumunu dolandırıcılık suçundan yargılanırken bu görevini sürdürmesi etik ve hukuk anlayışınızla bağdaşmakta mıdır?

Çevre İl Müdürü Selahattin Aydın’ın başka ile atanmasının sebebi yukarıdaki olayla ilgili midir? Ordu’da kamu kurumlarında özellikle iktidar nüfuzundan faydalanarak kamu ihalelerine fesat karıştırmak suçlarından yoğun tutuklamalar yapılan bu dönemde meclis başkanının görevine devamı hususunda ne düşünmektesiniz? Açıklamanızı arz ederim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                           Hasan Özdemir

                                                                                                                Gaziantep

AKP hükümetleri her fırsatta polisin özlük hakları ile ilgili sıkıntıların giderileceğini söylemesine rağmen, özellikle ücret ve fazla mesai konuları ile ilgili olarak tatmin edici bir düzenleme yapmamışlardır. Polisimizin maaşı, Avrupalı meslektaşlarına göre çok düşüktür. Ayrıca, Emniyet Teşkilatında fazla mesai ücreti, ortalama 180-YTL civarındadır.

2006 yılında mülki idare ve yargı mensuplarına iyileştirme yapılmasına rağmen, İl ve İlçe Emniyet Müdürlerine ücret yönünden bir iyileştirme yapılmamış ve arada 1.000-YTL'lik dengesizlik meydana gelmiştir. Ayrıca, tazminatlar ve fazla mesai ücretleri, emekli maaşına yansımadığından emekliye ayrılan personelin maaşı, yarı yarıya düşmektedir

Bu çerçevede;

1- Halen çalışan ve emekliye ayrılan polisin özlük haklarını iyileştirme konusunda neler yaptınız veya yapmayı düşünüyorsunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Aşağıdaki belirtilen soruların İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                           Muharrem Varlı

                                                                                                                   Adana

Bilindiği gibi, İl Genel Meclis Üyeleri, birçok ekonomik sıkıntılarına rağmen yerel bölgelere hizmet götürme gayreti içerisinde çok önemli çalışmalarda bulunmaktadırlar.

Ancak; görev süreleri dolduktan sonra, mağduriyet yaşadıkları görülmektedir. Bu mağduriyetlerinin giderilmesi ile ilgili olarak;

1- İçişleri Bakanlığı personelinin yararlandığı sosyal tesislerden, İl Genel Meclis Üyelerini de yararlandırmayı düşünüyor musunuz?

2- İl Genel Meclisi Üyelerinin özlük hakları ile ilgili çalışmanız var mıdır?

3- İl Genel Meclisi Üyelerine, Yurt dışı seyahatlerinde yeşil pasaport vermeyi düşünüyor musunuz.?

4- İl Genel Meclisi Üyelerine, ömür boyu Kamu görevlisi statüsünde silah ruhsatı vermeyi düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir ATALAY tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Yaşar Ağyüz

                                                                                                                Gaziantep

Son haftalarda basında ve kamuoyunda tartışılan "Büyükşehir Belediyesi Sınırları içerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı" ile seçim bölgemde, Aktoprak, Burç, Büyükşahinbey, Arıl ve Yeşildere ilk adım belediyeleri ilçe belediyelerinin mahallesi olmakta, Cevizli ve Tatlıcak Belediyeleri de nüfusu 2000'in altına düştüğü için köy tüzel kişiliğine dönüşmektedir.

1. 5216 Sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile ilk kademe belediyesi olan (ve kendilerine hiçbir şekilde sorulmayan) belediyelerimizin nüfusları yeterli olmasına rağmen, mahalle tüzel kişiliğine dönüşmesi haksızlık değil midir?

2. Şehitkamil, Şahinbey adlı metropol ilçeler ve eski ilçemiz Oğuzeli'nin, Büyükşehir sınırları içerisinde bulunması, Büyükşehir belediyesi oluşumunu yasal olarak sağlamaya yeterli olduğu dikkate alınarak,

Aktoprak, Burç, Büyükşahinbey, Arıl ve Yeşildere belediyelerinin tüzel kişiliğinin korunarak, ilk adım belediyesi konumundan çıkarılması mümkün değil midir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Terörle mücadele kapsamında şehit olan veya gazi olanların 3713 sayılı yasa kapsamında istihdam edilmelerine ilişkin sorumun İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak ayrı cevaplandırılmasını arz ederim.

                                                                                                       Mehmet Akif Paksoy

                                                                                                           Kahramanmaraş

1- 3713 sayılı yasa kapsamından yararlanarak işe yerleşen şehit ve gazi ile bunların hak sahiplerinin sayısı ne kadardır? Bu konuda işe yerleşmek için Bakanlığınıza yapılmış bulunan müracaat ne kadardır? Bunların ne kadarı atanmayı beklemektedir?

2- Genel, katma ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlarla, mahalli idareler ve sermayesinin yarısından fazlası kamuya ait olan her nevi teşebbüs veya bağlı ortaklıkların mevcut kadrolarının % 0.7'sini bu yasa kapsamında Bakanlığınıza bildirmesi gerektiği halde bildirmeyen kamu kurumları var mıdır? Varsa bu kurumlar hangileridir?

3- En çok yardımcı personel ihtiyacı bulunan ve personel sayıları fazla olan Milli Eğitim ve Sağlık Bakanlığı yasa kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmekte midir? Yasa kapsamında gerekli bildirimlerde bulunmayan kurumlar hakkında bugüne kadar herhangi bir işlem yapılmış mıdır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki soruların İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması hususunda gereğini arz ederim.

                                                                                                            Rıdvan Yalçın

                                                                                                                    Ordu

Ülkemizin başkenti olan ikinci büyük şehrimiz olan Ankara’nın en lüks semtlerinde bile geç sayılabilecek saatlerde yaşları 5-15 arasında olan ve çoğunlukla kız çocuklarından oluşan çok sayıda çocuğumuzun kırmızı ışıkta bekleyen araç sürücülerine neredeyse zoraki bir şeyler satmaya çalıştığı ve yine cami kapılarında her yaşta erkek ve bayanların cemaatten dilendikleri tarafımdan da utanarak müşahede edilmektedir.

Bu itibarla:

1.  Ülkemizin başkentinde yaşanan bu utanç tablosundan bakanlığınız haberdar mıdır?

2.  Haberdar ise minicik yavrularımızın soğuk ve güvensiz olan şartlarda bu şekilde istismarına neden göz yumulmaktadır, çocukları bu şekilde istismar edenlere karşı neden mevzuat işletilememektedir. Neden koruma tedbirleri uygulanmamaktadır?

3. Dilenmek aynı zamanda yasaya aykırı olmasına rağmen ülkemizi küçük düşüren bu duruma neden göz yumulmaktadır? Devletin ve sayısız kuruluşun sosyal yardımları varken bu insanlar neden dilenme ihtiyacı duymaktadır, eğer insanlarımızın temiz duyguları istismar ediliyorsa buna neden müdahale edilmemektedir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Beşir Atalay tarafından sözlü olarak yanıtlanmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                              Hasan Çalış

                                                                                                                 Karaman

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından, "İstanbul Bülteni" adı altında bastırılıp, TBMM'de Milletvekillerine de dağıtılan, bir kişinin güçlükle taşıyabileceği 3 cilt halindeki bültenin her sayfasında Kadir Topbaş'ın birkaç resmi yer almaktadır.

Bu bilgiler ışığında;

1. Ülkemizde israfın hangi boyutlara ulaştığının bir göstergesi olan ve toplam 1.500 sayfadan oluşan, İstanbul Bülteninin bilimsel özelliği var mıdır? Hangi amaca hizmet etmektedir?

2. Bu bülten, toplam kaç adet basılarak dağıtımı yapılmıştır? Her sayfası renkli, kuşe kağıda basılan bülten için kime, kaç para ödeme yapılmıştır?

3. Kamu çalışanlarına tasarruf tedbirleri gerekçe gösterilerek doğru dürüst zam bile verilmezken, ansiklopedi şeklinde basılan İstanbul Bültenine harcanan iş gücü, kağıt ve paranın israf olduğunu düşünüyor musunuz?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Tayfur Süner

                                                                                                                  Antalya

Antalya'nın Akseki ilçesinde su kaynakları kurumaya yüz tutmuştur ve ilçe merkezinde su kesintileri yapılmaktadır. İlçeye 23 km. mesafedeki Göktepe Yaylasından gelen su, küresel iklim değişikliğinin etkisiyle gitgide azalmaktadır. Akseki ilçesinde 800 civarında öğrenci eğitim-öğrenim görmektedir. Hastane ve askeri birlik, ilçemizde önemli bir yer tutmaktadır. İlçemizde bu vatandaşlarımızın ihtiyacını karşılayacak yeterli su bulunmamaktadır. İlçe merkezine 40 km. uzaklıktaki 700 nüfuslu Değirmenlik köyünden su alınmak istenmesine ve tüm hukuki gereklilikler yerine getirilmesine karşın, köylülerden bazılarının karşı çıkmasıyla birlikte gereken su merkeze getirilememektedir.

Soru 1: 21 köy, askeri birlik ve Akseki Merkezin su ihtiyacı için Değirmenlik köyünden gelecek suyun tahsisinin yapılmasına ve valilikten ne kadar su verilmesi hakkında onay alındığı hâlde su neden hâlâ gelmemektedir?

Soru 2 : Tüm hukuki gereklilikler yerine getirilmesine rağmen, bu suyun hâlâ ilçe merkezine getirilememesi için başka bir sebep mi vardır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki yazılı sorumun İçişleri Bakanı Sn. Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını arz ederim.

                                                                                                              Mümin İnan

                                                                                                                   Niğde

Soru 1: İlimiz Çiftlik ilçesine bağlı bazı belde ve köylerin, İlçe Merkezine 5 km'den yakın olmaları nedeniyle, Niğde Valiliği tarafından Bakanlığınıza gönderilen 22.01.2008 tarih ve 501,99-85 sayılı Çiftlik Belediyesine Katılım yazısı ile yapılan müracaatla ilgili çalışmalar hangi aşamadadır?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıda belirtilen soruların İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                         Prof. Dr. Alim Işık

                                                                                                                 Kütahya

Bilindiği gibi, ülkemizde üniversiteyi bitirmiş bir çok gencimiz kendi meslek dalına ilişkin bir iş bulamaması nedeniyle Polis Mesleki Eğitim Merkezi (POMEM) okullarında verilen kısa süreli eğitim ve uygulama programı sonucunda polis olma hakkını elde etmekte ve bu sayede iş bulma imkânına kavuşabilmektedir. Ancak, birçok gencimiz de yaş haddi vb. nedenlerle bu haktan yararlanamama durumuna gelmektedir. Bu konuyla ilgili olarak;            

1. 2008 yılına kadar kaç üniversite mezunu bu yolla polis olmuş ve görev yerlerine atanmıştır?

2. 2008 yılında kaç adet üniversite mezunu POMEM aracılığıyla polis olma hakkından yararlanabilecektir?

3. Bu amaçla başvuruların ne zaman yapılması planlanmıştır?

4. Bu uygulamaya kaç yıl süreyle devam edilmesi düşünülmektedir?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Tayfur Süner

                                                                                                                  Antalya

Antalya merkezde Evliya Çelebi Caddesi üzerinde yapılan üstgeçidin altındaki 4 büfe, Antalya Büyükşehir Belediyesinin şirketi olan EKDAĞ A.Ş.’ye, yıllık 8 bin YTL'den 10 yıllığına kiralanmıştır.

Soru 1 : Bu büfeler hangi yolla EKDAĞ A.Ş.'ye kiralanmıştır? Yasalara uygun olarak ihaleye çıkılmış mıdır?

Soru 2 : Bu gibi yerleri, denetlemesi yapılamayan belediye şirketlerine kiraya vermek sizce ne kadar doğrudur?

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın İçişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. Beşir Atalay tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                             Yaşar Ağyüz

                                                                                                                Gaziantep

Ülkemizde 8 Mart Dünya Kadın Hakları Gününde, 1 Nisan'da Sendikalar, STK ve Mühendis Odalarınca düzenlenen SGSS Yasasına tepki eylemlerinde, Hakkâri ve Van İllerimizdeki 21 Mart Nevruz kutlamalarında,

Emniyet güçlerimizin coplaması, meydan dayağı atması, biber gazı ile dağıtmaya çalışması, olağan manzara gibi basın ve televizyonlarda yer almıştır.

1. Yapılan toplumsal eylemlerin, yasa dışı bir tarafı var ise düzenleyenler hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı?

2. Yasa dışı olmayan bu demokratik kutlama ve tepki eylemlerinde, emniyet güçlerimizin aşırı güç ve baskı kullanmaları, yasal görev yetkilerini aşmak demek değil midir?

3. Bu eylemlerdeki tavırları nedeniyle, soruşturma açılan emniyet görevlisi var mıdır?

4. Hafta sonu Akdeniz Üniversitesinde yaşanan öğrenci çatışmalarında, silahlı olarak televizyon ekranlarında yer alan ve öğrencileri hedef olarak alıp ateş eden, öğrenci olmadığı her halinden belli olan kişi yakalandı mı? Yakalanmadı ise gösterilen bir çaba var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Bakan, Genel Kurulun hangi sorunun cevaplanacağını izleyebilmesi açısından soruları cevaplamaya başlamadan önce hangi soruyu cevaplayacağınızı lütfen belirtirseniz memnun olacağız.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biraz önce okunan soruların cevaplarını kısa kısa sunmaya çalışacağım.

3 sıra numaralı sorudan başlıyorum. Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın’ın Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yönelttiği soru.

 Ülkemizde kaçak akaryakıt yakalamalarına ilişkin ikramiye ödenmesi 4/12/2003 tarihli ve 25322 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanıp yürürlüğe giren 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nda öngörülmüştür. Kaçak Petrolün Yakalanması Hâlinde İhbar Edenlere ve Yakalayan Kamu Görevlilerine İkramiye Ödenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ise 6 Haziran 2007 tarihli 26544 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun kapsamında akaryakıt kaçakçılığına ilişkin Erzurum Emniyet Müdürlüğünde görevli 19 personele 521 bin YTL, Kocaeli Emniyet Müdürlüğünde görevli 26 personele 4.676 YTL olmak üzere toplam 5.197 YTL ikramiye ödemesinin yapıldığı tespit edilmiştir.

Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın’ın Sayın Başbakanımıza tevcih ettiği sözlü soru önergesinin cevabı:

Kamu kaynaklarının belirlenmiş amaçlar doğrultusunda ilgili mevzuatta belirlenen kurallara uygun, etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılıp kullanılmadığını… 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu gereği harcama öncesi iç kontrol ve ön mali kontrole tabi olup harcama sonrası da 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nda belirtilen usul ve esaslar doğrultusunda Sayıştay denetimine tabidir. Ayrıca, kamu idarelerinin yapmış olduğu harcamalar Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerek Genel Kurulda kesin hesap kanunu görüşmeleri sırasında yasamanın denetimine tabidir. Soru önergesinde belirtilen, Sayın Başbakanımızın yurt dışı görev yollukları 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 34’üncü maddesine göre Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen tutar üzerinden ödenmektedir.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Tutarı ne Sayın Bakan?

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Toplam ne kadar aldığı soruluyor.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Bu iki cevap, Sayın Başkanım, Başbakanımıza yöneltilen soruların cevaplarıydı. Şahsıma yöneltilen sorularla ilgili cevaba geçmeden şu iki hususa değinmek istiyorum. Tabii, bazı cevaplar güncelliğini biraz kaybetmiş ama bize geldiği tarihten itibaren burada cevaplama süresi gecikmiş oluyor.

İkinci husus: Bize yöneltilen soruların önemli bir kısmının taşrayı, belediyeleri, köyleri ilgilendirdiği biliniyor. Dolayısıyla, bu sorularınızın cevapları da doğal olarak mahallinden, ilgili valiliklerden alınıyor ve burada ben bunları size sunmuş oluyorum.

Diğer bir husus da: Bize sözlü olarak yöneltilen soruların önemli bir kısmı yazılı olarak da sorulmuş ve bunların cevapları da verilmiştir. Tabii, İçişleri Bakanlığı olarak görev alanımızın genişliği, yurt çapına yayılmış teşkilat yapımız nedeniyle siz değerli milletvekili arkadaşlarımızın çok sayıda yazılı ve sözlü sorularına muhatap olmaktayız. Son yasama döneminde -Bakanlığımla ilgili bilgiyi de sunayım- Bakanlığımıza intikal ettirilen yazılı soru önergesi sayısı toplam 1.053’tür ve bunların 717’si cevaplandırılmıştır. Toplam sözlü soru önergesi sayısı ise 181’dir ve 109’u daha önce cevaplandırılmıştır. Kalanların büyük çoğunluğunu da bu süreçte cevaplamaya çalışacağım. Bugün yaklaşık 23 tanesini cevaplandıracağım.

Bu bilgilerden sonra, Iğdır Milletvekili Sayın Pervin Buldan’ın, faili meçhul cinayetlerle ilgili sorusunun cevabıyla başlıyorum.

Bizim mevzuatımıza göre öldürme olaylarının tamamı herhangi bir şikâyete tabi olmaksızın aynı zamanda adli olaydır ve adli takibata tabidir. Yani öldürme olaylarının hepsi yargıya intikal etmiştir. Faili meçhul veya suç istatistikleriyle ilgili -tabii, 1990 yılından bugüne kadar soruluyor, uzun bir liste ama bunlar istenirse yazılı olarak verilebilir- ben genelleme olarak şunları ifade etmek istiyorum: Özellikle son yıllarda güvenlik güçlerimizin nitelik ve niceliğinin artırılması sonucu, toplumu yakından ilgilendiren ve etkileyen faili meçhul olayların kısa sürede aydınlatıldığını belirtmek isterim. Suç aydınlatma oranları açısından, uluslararası istatistiklere göre güvenlik güçlerimizin başarısı pek çok Avrupa ülkesinden daha iyi durumdadır. Öldürme olayları da dâhil, şahsa karşı işlenen suç türlerinde aydınlatma oranı yüzde 90’ların üzerindedir.

Biz AK PARTİ İktidarı olarak, kendi dönemimizde faili meçhul olay bırakmadığımız gibi, bizden önceki dönemlerde işlenmiş faili meçhul olayların aydınlatılması konusunda da ciddi çabalar göstermekteyiz. Tüm bu çabalarımız sonucu vatandaşlarımızın devlete olan güveni de gerçekten artmaktadır.

Şu süreçte, ben özellikle ifade etmek istiyorum, Bakanlık olarak, güvenlik güçlerimiz olarak, özellikle olayların aydınlatılması üzerinde gerçekten çok yoğunlaşıyoruz ve çok başarılı sonuçlar da alıyoruz.

İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel’in, Malatya Doğanşehir ilçesi Toprakkale köyüyle ilgili sorusunun cevabı:

Malatya ili Doğanşehir ilçesi Toprakkale köyünde meydana gelen olaylarla ilgili olarak…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Topraktepe

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – …mahallinden alınan bilgiler -ki ben, bizzat bunu, bir kısmını takip ettim- il valisi başkanlığında, il jandarma komutanı, ilçe kaymakamı, köy muhtarı ve ihtiyar heyetiyle birlikte çeşitli toplantılar yapılarak, köyün sorunları ve meydana gelen olayların nedenleri ile ele alınması gereken tedbirlere ilişkin hususlar görüşülmüştür.

2007 yılında kaymakamlık ve köy iş birliğiyle 4 kır bekçisi görevlendirilmiştir ki Sayın Aslanoğlu da burada, Malatya Milletvekili, bunları dile getirmişti, kendileriyle de daha önce görüşmüştük. TEDAŞ Müdürlüğünce köy içerisindeki sokak lambaları yenilenmiş, ilave olarak on beş ayrı noktaya sokak lambası takılarak köyün aydınlatılması sağlanmıştır. 

Ayrıca, İnönü Üniversitesinden bir sosyolog başkanlığında oluşturulan heyet olayların sosyoekonomik boyutlarının araştırılması amacıyla görevlendirilmiştir. Söz konusu köyümüzde yaşanan olaylar devletimizin ilgili birimlerince yakından takip edilmekte ve gerekli tedbirler koordineli bir şekilde alınmaktadır.

Van Milletvekili Sayın Fatma Kurtulan’ın, İstanbul Bağcılar’da 20 Ocak 2008 günü yapılan basın açıklamasına ilişkin sorusunun cevabı: 

İstanbul ilimiz Bağcılar ilçesinde 20/1/2008 tarihinde 300 kişilik bir topluluğun ses yükseltici cihazlarla basın açıklaması yapmaya başlaması üzerine, güvenlik güçlerimiz tarafından çevre güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli tedbirler alınmıştır. Basın açıklamasının kanuna aykırı gösteri yürüyüşüne dönüşmesi sonucu, güvenlik güçlerimiz tarafından Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu hükümlerine istinaden müdahalede bulunulmuştur. Kanuna aykırı gösteri yürüyüşüne katılarak yasa dışı slogan atan, güvenlik güçlerimize fiilî mukavemet gösteren, vatandaşlarımıza ait park hâlinde bulunan araçların camlarını kırarak zarar veren toplam 21 şahıs yakalanarak haklarında tahkikat yapılmak üzere adli mercilere sevk edilmiştir.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – En iyi cevap istifa etmektir.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Antalya Milletvekili Sayın Tayfur Süner’in, Antalya Gazipaşa ilçesindeki trafik kazalarıyla ilgili sorusunun cevabı…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Yanlış bilgi veriyorsun, yanlış! Sorulan soruya cevap verin lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Antalya ili Gazipaşa ilçesinde bahse konu olan Hal Kavşağı, Dörtyol Kavşağı, M. Oğuz Bulvarı  ve...

ÖZDAL ÜÇER (Van) -  Dünyanın başka bir ülkesinde olsaydı senin gibi İçişleri Bakanı, istifa etmişti.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …Rasih Kaplan Caddesi’nin kesiştiği noktalar şehir içinde ve Sanayi Kavşağı ise anayol üzerindedir. Bu yerlerin yıllar içinde ekstra tedbir almayı gerektirecek yoğunlukta kaza noktaları olmadığı, alınan mevcut önlemlerin yeterli olduğu mahallî birimlerce bildirilmiştir.

Ayrıca, bahsi geçen ilçe geçişinde duble yol çalışmaları da devam etmektedir. Bu çalışmalar tamamlandığında trafik açısından da bir rahatlama olacağı değerlendirilmektedir.

Gaziantep Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün, tüzüğünde gıda bankacılığı yapacağı belirtilen derneklerle ilgili sorusunun cevabı:

Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/10’uncu maddesi gereğince tüzüğünde “Gıda bankası” ibaresi geçen 23 adet dernek kurulmuştur. Bu derneklerden 4’ü hakkında çeşitli nedenlerle idari işlem yapılmıştır. Bunların isimlerini isterseniz ayrıca yazılı olarak verebilirim.

Antalya Milletvekili Sayın Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Kepez bölgesi Gülveren Mahallesi’ndeki şebeke suyuyla ilgili sorusunun cevabı:

Soruda bahsedilen konuyla ilgili olarak mahallinden alınan bilgilere göre, Antalya ili Kepez bölgesi Gülveren Mahallesi’ndeki şebeke suyunun kirliliği konusunda yetkililere herhangi bir başvuru olmamış, alınan numuneler sonucunda böyle bir kirliliğe de rastlanılmamıştır. Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından, günlük olarak yetmiş yedi noktadan serbest klor ölçümleri ile kimyasal ve bakteriyolojik numunelerin analizleri yapılmaktadır. Söz konusu mahallede şebeke hatlarıyla ilgili herhangi bir problem olmayıp, 1997-2002 yılları arasında mahallenin tüm şebeke hatları değiştirilmiş ve standartlara uygun hâle getirilmiştir.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun, ülkemizdeki Rum eserlerinin restorasyonuyla ilgili sorusunun cevabı:

Dışişleri Bakanlığı, Bakanlığımıza gönderdiği bir yazıyla, ülkemiz ile Yunanistan belediyeleri arasında tesis edilmekte olan kardeş şehir ilişkileri çerçevesinde bazı Yunan sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’deki eski Rum eserlerinin onarım ve restorasyonu için taleplerde bulunduğu bilgilerinin alındığından bahisle bu konuda bilgi talep etmiştir.

Dışişleri Bakanlığının bu talebi üzerine 07/01/2004 tarihinde valiliklere yazı yazılarak bilgi istenmiştir. 81 il valiliğinden alınan bilgiler sonucu, Edirne Uzunköprü’de bulunan tarihî kilisenin, Aziz Louis Kilisesi’nin Yunan Hükûmet dışı kuruluşlarınca restore edilmesi yolunda öneri alındığı hususu Dışişleri Bakanlığına bildirilmiştir, başkaca da bir eser söz konusu olmamıştır.

Malatya Milletvekili Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun, nüfusu 2 binin altında olan belediyelerin kapatılması hakkındaki sorusunun cevabı:

Hepinizin yakından takip ettiği gibi, bu konu yargı kararlarıyla belirli bir noktaya gelmiş ve Yüksek Seçim Kurulu da nihai kararını vermiştir. Onun için ben daha fazla bir şey ifade etmek istemiyorum.

İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel’in, İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde meydana gelen patlama hakkındaki sorusunun cevabı:

Ülkemizde sivil amaçlı kullanılan patlayıcı maddelerin üretiminden tüketimine kadar geçen süreçte yerine getirilecek iş ve işlemler 87/12028 karar sayılı Tekel Dışı Bırakılan Patlayıcı Maddelerle Av Malzemesi ve Benzerlerinin Üretimi, İthali, Taşınması, Saklanması, Depolanması, Satışı, Kullanılması, Yok Edilmesi, Denetlenmesi Usul ve Esaslarına İlişkin Tüzük’te düzenlenmiştir. Patlayıcı maddelerin üretildiği, işlendiği ve depolandığı iş yerlerinin durumlarının anılan Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı periyodik olarak valiliklerimizde oluşturulan komisyonlar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri tarafından denetlenmektedir. Ayrıca anılan Bakanlığın İş Teftiş Kurulu Başkanlığınca 2008 yılı Mart ayından itibaren sözü edilen iş yerlerinin denetimine yönelik yeni bir çalışma başlatılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu kapsamında belediyelerimiz de konuyla ilgili çalışmalarını ve denetimlerini titizlikle yerine getirmektedir. Kayıt dışı faaliyet gösteren veya Tüzük hükümlerine aykırı hareket eden iş yeri sahipleri hakkında gerekli adli ve idari işlemler derhâl yapılmaktadır. Ayrıca havai fişek ile maytap gibi oyun ve eğlence aracı, piroteknik maddelerin kullanımında artışın görüldüğü yılbaşında, millî ve dinî bayramlarda gerekli önlemlerin alınması, denetimlerin sıklaştırılması ve ek tedbirlerin alınmasına ilişkin emir yazıları valiliklerimize periyodik olarak gönderilmektedir.

İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde patlamanın meydana geldiği iş yerinin ruhsatsız faaliyet gösterdiği belediye görevlileri tarafından tespit edilmiş, iş yeri sahibine ruhsat alması gerektiği, aksi takdirde iş yerinin kapatılacağı yönünde yazılı tebligat yapılmıştır. Bunun üzerine ilgili şahıs 25/1/2008 tarihinde, plastik atölyesi işletmekte olduğunu beyanla ruhsat başvurusunda bulunmuş, ruhsat işlemleri devam ederken malum patlama meydana gelmiştir. Ayrıca konunun yargı süreci de devam etmektedir.

Malatya Milletvekili Sayın Mevlüt Aslanoğlu’nun, Malatya Belediyesine katılan belde belediyeleri hakkındaki sorusunun cevabı:

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11’inci maddesinde, meskûn sahası, bağlı olduğu il veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50 bin ve üzerinde olan bir belediyenin sınırına 5 bin metreden daha yakın duruma gelen belediyelerin tüzel kişiliği; genel imar düzeni veya temel altyapı  hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Danıştayın görüşü alınarak İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine müşterek kararname ile kaldırılarak bu belediyeye katılacağına ilişkin hüküm bulunmaktadır. Soruda söz konusu edilen belediyeler, bu hüküm çerçevesinde hazırlanan gerekçeli rapora istinaden, Danıştayın da görüşü alındıktan sonra, müşterek kararnameyle Malatya Belediyesine mahalle olarak katılmıştır ama daha sonra, üçü dava ettiği için ayrılmış, şimdi bir tanesi kalmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Onun hakkını…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Evet, şu anda o konuda ne yapılacağı… Malatya çalışıyor.

Tabii, bu beldelerde yaşayan halkın görüşüne kanun gereğince başvurulmamıştır çünkü kanunen böyle bir zorunluluk olmadığı gibi Kanun’un bu düzenlemesi Anayasa Mahkemesi tarafından 2007 yılında yayımlanan 2007/5 sayılı gerekçeli Kararıyla da Anayasa’ya uygun bulunmuştur. Bu belediyelerde çalışanlar, söz konusu Kanun çerçevesinde Malatya Belediyesinin kadrosuna geçecektir. Aynı zamanda, tüzel kişiliği kaldırılan bu belediyenin taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçları da Malatya Belediyesine intikal etmiştir.

Büyükşehir belediyesiyle ilgili kısmı: Bir belediyenin büyükşehir belediyesi olabilmesi için, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na göre, nüfusunun en az 750 bin olması gerekmektedir. Malatya ilimizin nüfusu bu yasal sınırın altındadır hâlen, onu da ifade etmiş olayım.

Gaziantep Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün, 6 ve 9 Şubat günlerinde, Ankara’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi çevresinde alınan güvenlik tedbirleriyle ilgili sorusunun cevabı:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yapılan Anayasa değişikliği görüşmeleri esnasında bazı grupların Türkiye Büyük Millet Meclisine giderek toplantı ve gösteri yürüyüşü yapacakları duyumu alınmış, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 22’nci maddesinde yer alan “Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz.” hükmü gereğince de 6 Şubat 2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi kapıları ve çevresinde yeteri kadar emniyet kuvveti görevlendirilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi içerisinde ise ilave görevlendirme yapılmamıştır. 9 Şubat 2008 tarihinde Sıhhıye Meydanı’nda düzenlenen mitingde yeteri kadar personel görevlendirilmiş, herhangi bir gözaltı işlemi yapılmamıştır. Miting sonrası Sakarya Caddesi’ne gelen yaklaşık 2 bin kişilik topluluk sloganlar eşliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisine yürümek istemiş, emniyet kuvvetiyle topluluk arasında yapılan görüşmeler sonucunda topluluğun Anıtkabir’e intikali sağlanmış, Anıtkabir’deki ziyaretin ardından topluluk normal olarak dağıtılmıştır.

Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın’ın, Ordu İl Genel Meclisi Başkanıyla ilgili sorusunun cevabı:

Soru önergesinde bahsi geçen konuyla ilgili olarak mahallinden temin edilen bilgilere göre, soru önergesinde bahsedilen konuyla ilgili olarak Ordu Cumhuriyet Başsavcılığının 7/11/2007 tarih ve 2007/112 iddianame numarasıyla Ordu Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır, yargılama süreci devam etmektedir. Yürütülmekte olan bir davayla ilgili olarak bu aşamada daha fazla ayrıntıya girmeyi gerekli görmüyorum.

Gaziantep Milletvekili Sayın Hasan Özdemir’in, emniyet mensuplarının özlük haklarıyla ilgili sorusunun cevabı:

Zor şartlarda fedakârca güvenlik hizmeti sunan emniyet teşkilatı mensuplarımızın özlük haklarında iyileştirme yapılması öncelikli hedeflerimiz arasındadır. AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde zor şartlarda görev yapan emniyet hizmetleri sınıfında bulunan personel ile çarşı ve mahalle bekçilerinin maaşlarında birkaç kez iyileştirme yapılmıştır. Şu anda en düşük maaş alan polisimizin maaşı 1.750 TL civarındadır. Ancak bunun yeterli olmadığını biliyoruz. Bütçe imkânları çerçevesinde önümüzdeki süreçte de iyileştirme yapılması yönünde çalışmalar yapılacaktır.

Adana Milletvekili Sayın Muharrem Varlı’nın, il genel meclisi üyelerinin belli konulardaki mağduriyetleri hakkındaki sorusunun cevabı:

Bakanlığımın koordinesinde yürütülmekte olan sosyal tesislerden, Vilayetler Hizmet Birliğinin mülkiyetinde bulunan yerlerden, il genel meclisi üyelerimiz, herhangi bir sınırlamaya tabi olmadan yararlanabilmektedir, bunun dışında emniyet teşkilatımıza bağlı olan sosyal tesislerden ise müsait olması hâlinde müracaatta bulunan diğer kurum mensupları gibi yararlanmalarına imkân sağlanmaktadır.

5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 2005 yılında günün şartlarına göre yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmiştir ve mevcut düzenlemenin 24’üncü maddesine göre il genel meclisi üyelerine huzur hakkı ödenmektedir.

Bunun dışında, emeklilik ve diğer özlük hakları konusunda kanuni düzenleme yapılması gerekmektedir.

5682 sayılı Pasaport Kanunu’nun 14’üncü maddesi çerçevesindeki şartları taşımayan kişilere hususi damgalı pasaport düzenlenmesi mümkün değildir.

6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 7’nci maddesi çerçevesinde il genel meclisi üyelerine görevlerinin devamı süresince kamu görevlisi silah taşıma ruhsatı da verilebilmektedir.

Gaziantep Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’te tüzel kişiliği kaldırılan bazı belediyelerle ilgili sorusunun cevabı: Bu konuda da biraz önce Sayın Aslanoğlu’nun sorusuna verdiğim cevabı yenilemiş oluyorum.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mehmet Akif Paksoy’un, şehit ve gazi yakınlarının işe yerleştirilmesiyle ilgili sorusunun cevabı:

Şehit yakınları ve gazilerimizin tüm sorunlarıyla yakından ilgilenilmektedir. Bakanlığımda bu konuda özel birim vardır. Terör nedeni ve etkisiyle şehit veya çalışamayacak derecede malul olan kamu görevlileri ile er ve erbaşların eş, çocuk veya kardeşlerinden birisi ile çalışabilecek durumdaki malullere kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam imkânı sağlanmaktadır. Atama işlemleri Bakanlığımız tarafından yürütülmektedir. 15/5/2008 tarihinde yapılan kanun değişikliği ile de kamu kurum ve kuruluşlarının atama işlemleri için ayırması gereken kadroları yüzde 0,7’den yüzde 1’e yükseltilmiştir. Kanun’un uygulamaya başlandığı 96 yılından günümüze kadar 9.154 şehit ve malul yakını ile çalışabilir durumda malul kamu kuruluşlarında istihdam edilmiştir. 27/5/2007 tarihinde yaptığımız düzenlemeyle geçici ve gönüllü köy korucuları da bu kapsama dâhil edilmiştir. Bu düzenlemenin ardından başvurularda belli oranda artış olmuştur.

Bugün itibarıyla 403 vatandaşımızın müracaatı Bakanlığımız merkez ve taşra teşkilatı birimlerinde incelenmektedir ve hak sahibi oldukları belirlenenlerin atamaları en kısa sürede yapılacaktır. 3713 sayılı Kanun kapsamında kadro tahsis etmeyen kurum olarak sadece bir kurumumuz görülüyor. Millî Eğitim ve Sağlık Bakanlığı 3713 sayılı Kanun kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmektedir. 3713 sayılı Kanun’un gereklerini yerine getirmeyen kurumlarımızla ilgili zaman zaman Bakanlık olarak genelgeler yayınlıyoruz.

Ordu Milletvekili Sayın Rıdvan Yalçın’ın, Ankara’daki dilenci ve bazı satıcılar hakkındaki sorusunun cevabı:

Bakanlığımızın ilgili birimlerince korunmaya ve yardıma muhtaç, buluntu, kimliği tespit edilemeyen, sokakta yaşayan, sokakta çalışan, başıboş, terk edilmiş, mülteci, refakatsiz ve benzeri çocuklara yönelik hizmetler etkin bir şekilde yürütülmektedir. Bu konuda, il emniyet müdürlükleri bünyesinde oluşturulan çocuk şube müdürlükleri ve çocuk büro amirlikleri etkin çalışmalarda bulunmakta, önleyici devriye hizmetlerini ve uygulamalarını titizlikle yerine getirmeye çalışmaktadırlar.

Sokaklarda çalışan ve dilendirilen çocukların tespit edilmesi, bunların aileleriyle görüşülmesi, her türlü yardımın yapılması konularında sosyal hizmetler müdürlükleriyle koordineli olarak gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Sosyal hizmetler uzmanının görüşleri doğrultusunda da uygun görülen çocuklar hakkında koruma kararı alınmakta, ihtiyaç sahibi ailelere devletimizin ilgili birimlerince gerekli yardımlar yapılmaktadır.

Ankara ilimizde 2008 yılında toplam 840 çocuk ailelerine, 201 çocuk ise Sosyal Hizmetler Müdürlüğüne teslim edilmiştir. Aynı dönemde emniyet birimlerine kendi istekleriyle gelen 22 çocuk hakkında Millî Eğitim Müdürlüğüne bilgi verilmiş, 66 aileye çocuklarına satıcılık ve dilencilik yaptırdıklarından dolayı adli işlem yapılmıştır.

Karaman Milletvekili Sayın Hasan Çalış’ın, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin milletvekillerine dağıttığı kitaplar hakkındaki sorusunun cevabı:

Konuyla ilgili mahallinden alınan bilgiye göre, 10 milyonu aşkın nüfusuyla bir metropol kent hâline gelen İstanbul’a hizmet etmekte olan İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle bağlı kurum ve birimlerinin halka götürmüş oldukları hizmetlerini duyurması; ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliklerinin hedef kitle tarafından zamanında öğrenilmesi, tartışılması, eleştirilmesi; yapılması planlanan hizmet ve projelerin topluma mal edilmesi için bir kitle iletişim platformu oluşturmak üzere her ay İstanbul Bülteni çıkarılmaktadır. Aylık yüz elli bin adet basılan İstanbul Bülteni için 2008 yılında İstanbul Kültür ve Sanat Ürünleri Ticaret Anonim Şirketine basım ve dağıtımı yapılmak üzere 1 milyon 370 bin YTL’ye ihale edilmiştir. Belediyelerin halka götürmüş oldukları hizmetleri duyurabilmeleri için tanıtım yapmak, afiş, broşür, bülten çıkartmak vesair gibi işler de belediye gideri arasında yer almaktadır. Büyükşehir Belediyesince bültenin yıllık on iki sayısı milletvekillerine dağıtılmak üzere ciltlenmiştir.

Antalya Milletvekili Sayın Tayfur Süner’in, Antalya Akseki ilçesinin içme suyuyla ilgili sorusunun cevabı:

Konuyla ilgili olarak mahallinden alınan bilgilere göre, Antalya İl Özel İdaresince suyu yetersiz olan Akseki grup köylerini ve aynı ilçenin Değirmenlik köyü menbasından sağlıklı içme ve kullanma suyu temin etmek amacıyla içme suyu ön proje çalışmaları yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Devam ediniz efendim.

Buyurunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

BAŞKAN – Buyurunuz.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – 6/9/2005 tarihinde söz konusu kaynağın ilgili köylere menba tahsisi kararı ilan edilmiş, ancak ilan süresi içinde Akseki Değirmenlik köyü, su tahsisi işlemlerine itiraz etmiştir. İtiraz üzerine il özel idaresince kurulan itiraz komisyonu üyeleri, Değirmenlik menbasında gerekli incelemeleri yaparak rapor hazırlamışlardır. Bu kaynaktan on bir köy ve askerî birlik için tahsis kararı verilmiş, ancak Değirmenlik Köy Muhtarlığı ile il özel idaresince on bir köyle askerî birliğe yapılan 24 litre/saniye su tahsisine itiraz ederek konuyu mahkemeye intikal ettirmiştir. On bir köy ile askerî alan dışında başka bir yerleşim yeri için Değirmenlik kaynağından tahsis kararı bulunmamaktadır. Akseki ilçe merkezi için ise Göktepe kaynağından su tahsisi yapılmıştır.

Niğde Milletvekili Sayın Mümin İnan’ın, bazı belde ve köylerin Niğde ile Çiftlik ilçe Belediyesine bağlanması hakkındaki sorusunun cevabı:

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 11’inci maddesi –biraz önce ifade ettiğim gibi- 5 kilometre mesafede ise ilçe veya il belediyelerine bağlanma imkânı getiriyor. Bu hüküm çerçevesinde, Niğde ili Çiftlik ilçe Belediyesine katılmak üzere Azatlı, Bozköy, Duvarlı belediyeleri ile Asmasız, Çardak, Kula, Ovalıbağ, Sultanpınar, ve Şeyhler köyleriyle ilgili olarak Niğde Valiliği tarafından hazırlanan dosya Bakanlığıma gönderilmiştir. Söz konusu madde hükümlerine uygun olduğu anlaşılan katılma işlemi aynı madde gereğince görüş alınmak üzere Danıştay Başkanlığına gönderilmiştir, oradan geldiğinde de işlem tesis edilecektir.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın, polis meslek eğitim merkezleri hakkındaki sorusunun cevabı:

Üniversite mezunu gençlerimizin polis teşkilatına kazandırılmasına ilişkin yasal düzenleme yapılarak eğitim merkezleri açılmıştır. 2005 yılında faaliyete geçen -ki Hükûmetimiz döneminde böyle bir kanun çıkarılmıştır- polis meslek eğitim merkezlerinden 21 Mart 2008 tarihine kadar toplam 15.522 öğrenci mezun edilmiştir. Polis meslek eğitim merkezlerine 2008 yılında 8.500 yeni üniversite mezunu alınmış ve şu anda bunların eğitimi devam etmektedir. Bunların KPSS sınav sonuçları açıklandıktan sonra müracaat tarihleri, şartları basın-yayın organları ve il emniyet müdürlükleri aracılığıyla duyurulmaktadır. Emniyet teşkilatımızın en önemli hedeflerinden birisi polis sayısının Avrupa Birliği standartlarına kavuşturulmasını sağlamaktır. Bu sayıya, bu mesabeye ulaşılana kadar da bu yöndeki tasarruflarımız devam edecektir.

Antalya Milletvekili Sayın Tayfur Süner’in, Antalya Büyükşehir Belediyesinin yaptığı iş yeri kiralamayla ilgili sorusunun cevabı:

5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26’ncı maddesinde belirtildiği gibi “Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri kurabilir.” Büyükşehir belediyeleri sınırları içerisinde kendine ait büfe, otopark ve çay bahçelerini doğrudan işletebilecekleri gibi, bu yerleri belediye veya bağlı kuruluşlarının yüzde 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin yüzde 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilmektedirler. Soru önergesiyle ilgili olarak mahallinden alınan bilgilere göre söz konusu hüküm çerçevesinde Antalya Büyükşehir Belediyesi, Meclis kararıyla Evliya Çelebi Caddesi üzerinde yapılan üst geçitlerin altında bulunan büfeleri Büyükşehir Belediye şirketi olan Ekdağ Anonim Şirketine kiraya vermiştir. Antalya Büyükşehir Belediyesince yaptırılan üst geçitlerin kontrol ve denetimi Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmaktadır.

Sayın Başkanım, son olarak Gaziantep Milletvekili Sayın Yaşar Ağyüz’ün, emniyet güçlerinin toplumsal gösterilere müdahale usulleriyle ilgili sorusunun cevabı:

Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak isteyen kişi ve kuruluşlar 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde her türlü etkinliği yapabilmektedir. Ancak 2911 sayılı Kanun’a uygun olarak başlayıp da sonrasında yasa dışı hâle gelen ya da tamamı yasa dışı olarak tertip edilen etkinliklerle ilgili olarak güvenlik kuvvetlerimizce gerekli tedbirler alınmaktadır.

Gerek nevruz kutlamaları gerek Akdeniz Üniversitesindeki olaylarla ilgili, bilindiği gibi, hem idari hem adli işlemler yapılmıştır, yapılmaktadır. Özellikle Akdeniz Üniversitesinde meydana gelen olayda, öğrenci olmayanların da kampüs içine girdiği tespit edilmiştir. Bu kampüse dışarıdan gelerek olayda ateşli silah kullanan şüpheli, güvenlik güçlerimizce kısa sürede yakalanmış ve çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanmıştır ve adli süreç devam etmektedir.

Güvenlik güçlerimiz zor şartlarda fedakârca hizmet vermektedir. Bunun için kendilerine biz teşekkür ediyoruz. Ancak kamu görevlilerinin görevlerini hukuk içerisinde, insan haklarına uygun olarak yerine getirmek zorunda oldukları muhakkaktır. Bu nedenle, yasaların belirlediği sınırı aşan, kötü muameleye tevessül eden görevliler hakkında gerekli cezai işlemler hiçbir müsamahaya yer verilmeyecek şekilde yapılmaktadır. Bunu burada şöyle ifade edeyim: Yeni genelgelerimize de bunları ekledik. Bir defa, vatandaşımıza kötü muamele eden, hukuk sınırını aşan kamu görevlisi, güvenlik görevlisi bundan sonra hemen kendisi açığa alınıyor, soruşturma başlatılıyor, soruşturma oradaki birim tarafından değil merkezden gönderdiğimiz elemanlarca yürütülüyor ve sadece o elemanla değil, yöneticileriyle ilgili de soruşturma yapılıyor. Bu konudaki titizliğimiz artarak devam ediyor.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.

Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Atalay, sizi birazcık daha kürsüde tutmak durumundayız. 7 sayın milletvekilimizin ek açıklama arzusu var. Şimdi, sayın milletvekillerine birer dakika söz vereceğim soru için ve sizden de o sorulara hemen cevap vermenizi isteyeceğim. Böylece, sırayla 7 kişinin soru isteğini ve açıklamasını tamamlamış olacağız.

Sayın Aslanoğlu, buyurunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakan, Malatya Belediyesine bağlanan beş belediyeyle ilgili Konak halkının hakkı yenmiştir. Mevcut Belediye Başkanı iptal için yargıya gitmemiştir parti nedeniyle. Lütfen Konak halkının hakkını verir misiniz.

İki: Sayın Bakan, büyükşehirler konusunda 750 bin diyorsunuz, bunu siz yaptınız. Ancak, 20 kilometre büyüterek 368 bin nüfuslu illere senede 160 trilyon para verirken 600 bin nüfuslu bir ile 80 trilyon para vermek vicdanınıza sığıyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Buyurunuz Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben cevabını verdim o bir belediyeyle ilgili. Tabii yasal durum neyse tekrar belediye olma imkânı falan konusunda gereken yapılır. Daha önce şahsen de görüşmüştük.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ona teşekkür ediyorum.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Büyükşehirler konusu kanun konusudur. Ben şu anda bir şey söylemiyorum Sayın Başkanım.

Teşekkür ederim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, lütfen, getirin ama kanunu!

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu, Sayın Bakan.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Rum eserlerin restorasyonu ile ilgili olarak soruyorum: Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi, ülke sınırları içerisindeki eski tarihî Türk eserlerini restore ettirmediği gibi yıkarak ortadan kaldırıyor. Bugün, Batı Trakya’daki birçok tarihî Osmanlı eseri çeşitli bahanelerle yıkılmış veya ortadan kaldırılmıştır. Bugün, Atina’da ve yıllarca  Osmanlı idaresinde kalmış olan Selanik’te bir tane eser bırakılmamış, yıkılmıştır. Bizim ülkemizden restorasyon istemesinin karşılığı olarak eşitlik ve karşılıklılık ilkesine göre bizim de istememiz gerekmez mi diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Sayın Başkanım, ben soruyu cevapladım. Zaten bir eserle ilgili bildirilmiş. Yani Sayın Doğru düşüncesini ifade ediyorlar. Şu anda benim bu konuda söyleyeceğim başkaca bir şey yok.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.Sayın Bakanıma sorumuza gösterdiği ilgi, verdiği cevap için teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, görüldü ki sadece İstanbul Belediyemiz bir bülten için yılda 15 trilyon harcayabilmektedir. Bir vatandaş olarak bu benim gibi pek çok insanın vicdanını yaralamaktadır. Pek çok belediyemizdeki keyfî harcamaları gördüğümüz zaman gerçekten bu keyfî uygulamaları bitirebilmek için Bakanlığınızın, Hükûmetinizin, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin yasaları uygulaması veya boşluk varsa yeni düzenlemeler yapması gerektiğine inanıyorum. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çalış.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, biliyorsunuz, mali açıdan belediyelerin denetimi Bakanlığın sorumluluğunda değil, yani yeni kanunla Sayıştayın sorumluluğundadır. Biz idari açıdan teftiş ederiz. Ama şunu da doğrusu burada ilave etmek istiyorum: Tabii belediyeler, özellikle İstanbul gibi büyükşehir belediyeleri… Bunlar seçilmiş kişiler, seçilmiş meclisler. Yani bu konularda düşüncelerimizi söyleriz ama belediyeleri de biraz daha esnek ve rahat çalışır şekilde herhâlde verimli kılmaya gayret etmeliyiz diye ifade ediyorum ben.

Tabii sorunuzun cevabını ben ilgili belediyeden alarak buraya sundum ama mali yönden denetiminin Sayıştay sorumluluğunda olduğunu tekrar ifade etmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Ağyüz…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, kamu yararına dernek hüviyetinde kurulan gıda yardımı yapma, gıda bağışı alma şartı olan gıda bankası hüviyetindeki derneklerden yirmi üç tane dediniz. Deniz Feneri Derneği de bunlardan bir tanesi. Günlerdir kamuoyunda çalkalanıyor. Deniz Feneri Derneği için herhangi bir yasal soruşturma açtınız mı?

Ayrıca, büyükşehir belediyelerinin yasa dışı imar tadilatları ve ranta dayalı imar tadilatları, örneğin Silivri’de yapılan bir siyasetçinin karıştığı, Gaziantep’te yapılan 72,5 trilyonluk ranta dayalı ve siyasetçilerin içinde bulunduğu imar tadilatları için neden Bakanlık yetkinizi kullanarak soruşturma açmıyorsunuz? Bugüne kadar soruşturma açtığınız, imar tadilatları nedeniyle hakkında soruşturma açtığınız belediye başkanı var mıdır? Sayısı kaçtır? Bunları bilmek istiyorum.

Bir de siyasi ayrım yapıyor musunuz soruşturma açtığınız belediyeler arasında, bunu bilmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağyüz.

Buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii Sayın Başkanım bunlar yeni sorular. Bir kısmının, sayılar falan, cevabı bende yok ama ben şunu ifade edeyim: Bunlar her zaman açıklanabilir, anlatılabilir. Kaç tane soruşturma açıldı, imarla ilgili soruşturma… Hem teftiş çok fazladır imar değişikliğiyle ilgili hem soruşturma çok fazladır. Yani bu konuda uygulama oldukça fazladır, onu ifade etmek istiyorum.

Sizin ayrıca bir sorunuz var, sıra gelmediği için cevaplayamadım Gaziantep’teki olaylarla ilgili. Onları sırası geldiğinde zaten sözlü olarak burada cevaplayacağım.

Yani, AK PARTİ hükûmetlerinin belediyelerle ilgili ne kadar tutarlı ve ciddi bir politika izlediğini sizler biliyorsunuz, hiçbir konuda ayrım yapılmadığını ve belediyelerimizin verimli olması için olanca çabayı gösterdiğimizi, hem yetkilerini artırma hem kaynaklarını artırma... Daha yeni, Meclisten, kaynaklarını artıran, yaklaşık yüzde 50 artıran yasayı siz çıkardınız. Bizim bu konuda bir ayrımcılığımız yok. Burada da ifade ettim. Belediye başkanlarımız seçilmiş kişilerdir ve belediyelerimiz seçilmiş yönetimlerdir. Mümkün olabildiğince sonuna kadar onlar serbest çalışsın diye gayret ediyoruz, görevden almama yönünde elimden gelen son yetkileri kullanıyorum. Tutuklanana kadar mümkün olduğunca açığa almıyoruz ve burada bakın, şu anda açığa alınanlar içinde AK PARTİ’li belediye başkanı sayısı daha fazladır. Hiçbir ayrımımız yok, her hesabını vermeye de hazırız.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Sayın Süner…

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Bakanıma sormak istiyorum: “Akseki’de Göktepe suyu tahsis edildi.” dediniz. On beş-yirmi senedir zaten Göktepe suyu akıyor ama yeterli olmadığını makamınıza gelip arz ettik, siz de valiyle görüştünüz. “Yirmi beş saniye su” talebini arz ettim ve onu da valiliği dinleyerek kabul ettiniz ama şimdi diyorsunuz ki: “On bir tane köy ve askerî birliğe gelecek su için Değirmenlik köyü itiraz etti, mahkeme devam ediyor.” Mahkeme, Değirmenlik köyünün talebini reddetti efendim. Hâlâ bir buçuk senedir ayak sürülüyor ve köyler de susuz, askerî birlik susuz.

Ortağım dört sene önce öldü. O askerî birliğin tüm binalarını bilabedel ortağım yaptı. Maalesef, bir su getirmekten aciz kalıyorsunuz. Ayak sürüyeceğinize, lütfen, elinizi uzatınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Süner.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Şehir sularının getirilmesi Bakanlığımın falan sorumluluğu değil, bir.

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Valiliğin sorunu…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - İki: O, şehirle, Akseki merkezle ilgili değil, o konuşulan konu, Değirmendere suyunun şeye gitmesi, köylerle ilgili. Yani KÖYDES çerçevesinde…

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Köylere ve…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Müsaade ederseniz…

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız Sayın Süner, dinleyelim.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Müsaade ederseniz, Akseki benim de memleketim sayılıyor biliyorsunuz belli çerçevede. Onun için özel olarak sizinle görüştük, özel olarak valiyle görüştüm ama ortada Akseki köylerinin kendi kendileriyle ihtilafı var. İlgili köy “Suyumu vermem.” diyor, dava ediyor, mahkeme kararı alıyor. Kendi aralarında böyle bir ihtilaf var. Valilik, yoksa, gerçekten, programda olmadığı hâlde programa alacaktı ve o suyu o köylere… Ama Akseki’ye değil. Akseki’ye su getirme görevi belediyenindir, valiliğin görevi değildir, onu tekrar burada ifade ediyorum.

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Bakanım, Akseki cezalı mı “su gelmeyecek” diyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bir dakika efendim, iki kişi kaldı. Lütfen…

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Tabii, buyurunuz.

BAŞKAN – Sayın Yalçın, buyurunuz.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, dilendirilen ve zorla satıcılık yaptırılan çocuklarla ilgili yaptıklarınıza teşekkür ediyorum ama cevabınız esnasında bu çocuklarımız için “başıboş çocuk” tabirini kullandınız. Belki düzeltmek istersiniz bu tabirinizi.

Sayın Bakanım, ben size Sayın Başbakanın Başbakan olduğu tarih itibarıyla ne miktar harcırah tahakkuk ettiğini sormuştum. Zatıaliniz Harcırah Kanunu’ndan alıntılar yaparak mevzuatı söylediniz. Ben Sayın Başbakanın mevzuat dışı bir harcırah aldığını iddia etmiyorum efendim, Başbakanlığı süresi boyunca ne miktar harcırah aldığını merak ediyorum. Cevaplandırırsanız teşekkür ederim, saygılar sunarım.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Birinciyle ilgili eğer -o konuda yazılı metni okudum- bir yanlış anlama varsa, farklı anlaşılıyorsa değiştiriyorum, geri alıyorum.

İkincisiyle ilgili, Başbakanlığın bize gönderdiği cevabı ben burada sizlere sunmuş oldum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

Son soru, Sayın Buldan, buyurunuz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben Sayın Bakandan istediğim cevapları alamadım maalesef çünkü ben Sayın Bakana sizin döneminizde işlenen cinayetleri değil 91’den itibaren işlenen cinayetleri sormuştum. Dolayısıyla, Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğine inanarak -Bakanlığınızın- başta bu Meclisin üyesi olan Mehmet Sincar olmak üzere, sayıları on binin üzerinde olan faili meçhulleri açığa çıkarmak sizin görev ve sorumluluğunuzdur diye düşünüyorum. Bu açıdan, siz Bakanlığınızca bu cinayetleri açığa çıkarmak için herhangi bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz diye sormak istiyorum Bakana.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Çok çaba sarf ediyoruz. Ben de cevabımda burada arz ettim. Dönemimizde kamuoyuna mal olmuş hiçbir olayda faili meçhul yoktur; 2002 Aralık ayındaki bir siyasi cinayet dışında, Hablemitoğlu cinayeti dışında. Eskilerle ilgili de mümkün olduğunca aydınlatmaya çalışıyoruz...

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hiçbiri aydınlanmadı ama Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - …ama bazen bu aydınlatma çabalarına bile karşı çıkılıyor, biliyorsunuz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hangisi?

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) - Şimdi ben size… Doğru, sorunuzu… Zaten başında ifade ettim. Siz 90 yılından itibaren cevap istiyorsunuz. Onu da ifade ettim. Uzun bir listedir. İsterseniz size yazılı olarak sunarım onu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tamam, teşekkür ederim.

İÇİŞLERİ BAKANI BEŞİR ATALAY (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tekrar saygılarımla selamlıyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.13

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Raporu (1/526) (S. Sayısı: 218) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde 2’nci madde üzerinde önerge işleminde kalınmıştı.

Şimdi, madde üzerindeki birinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 218 sıra sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2. maddesinin kanun metninden çıkarılmasını arz ve talep ederiz.

 

Faruk Bal

Mehmet Şandır

Hasan Çalış

 

Konya

Mersin

Karaman

 

Mustafa Kalaycı

Beytullah Asil

Metin Çobanoğlu

 

Konya

Eskişehir

Kırşehir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz.

                                        

(x) 218 S. Sayılı Basmayazı 8/1/2009 tarihli 42’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Şandır, buyurunuz efendim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, bu önergede ifade edilen konuyu Sayın Bakanımızla ve orman yüksek mühendisi Adalet ve Kalkınma Partisi Milletvekili arkadaşımızla tartıştık. Bu konu bir teknik konu, hukuki olmaktan öte teknik konu ve yapılan iş, Anayasa’nın 169’uncu maddesine aykırı.

Değerli arkadaşlar, 2005 yılında çıkartılan Kanun’la da yapılan iş yine Anayasa’ya aykırı ama o gün geçmiş. Bugün eğer bu kanunun 2’nci maddesinde, “orman kadastrosuna başlanılmamış yerlerde, 3402 sayılı Kadastro Kanunu hükümlerine göre belirlenen orman sınırının, orman kadastro komisyonunca belirlenen orman sınırı niteliğini kazanır”ı kanunlaştırırsak, bu, Anayasa’nın 169’uncu maddesine göre ormanların sınırlarının daraltılamaz hükmüne aykırı bir sonuç çıkar. Sebebi şudur değerli arkadaşlar: Şimdi, Anayasa’mız 169’uncu maddesinde iki istisna söylüyor: Bir: Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından yarar görülmeyen… İki: 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan yerler hariç orman sınırları daraltılamaz. Şimdi, bu iki teknik konuyu yani bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmemeyi ve 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetme hâlini kim belirleyecek? Orman yüksek mühendisi ve orman kadastrosu belirleyecek, çünkü bu bir teknik konudur, bu bir uzmanlık alanıdır ve Anayasa’nın 169’uncu maddesindeki orman sınırlarının daraltılamaz hükmü ancak bu iki istisna durumun ehil kişiler tarafından belirlenmesi hâlinde aşılabilir. Eğer siz arazi kadastrosu heyetlerine orman sınırını belirleme yetkisi verirseniz orman sınırlarının daraltılamaz olma hassasiyetini yok saymış olursunuz.

Kanunlar tabii ki lafzıyla geçerli ama ruhu da önemli. Anayasa Mahkemesi bu hususun orman sınırlarının daraltılacağı sonucuna ulaşılacağı kararıyla bu kanunu iptal eder arkadaşlar çünkü, dediğim gibi, orman sınırlarının belirlenmesi bir teknik konudur ve Orman Kanunu’na göre… Bakın, bu Orman Kanunu ve Anayasa’nın bu hükmünü değiştirmediğimiz sürece siz orman sınırlarını belirlemeyi bir kanunla orman mühendislerinin veya orman kadastro heyetlerinin dışındaki bir heyete yaptıramazsınız çünkü 6831 sayılı Orman Kanunu çok net, teknik bir şey söylüyor -hiç birimiz farkında değiliz- diyor ki -ben orman yüksek mühendisiyim, bu konuları çok yaşadık, çok bildiğim için söylüyorum- “Tabii olarak yetişen ve emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” Yani üstünde ağaç olmasına gerek yok, toprağıyla da orman sayılır. Kim tespit edecek bunu Sayın Bakanım? Bunu orman yüksek mühendisi tespit eder. Eğer “Bunu arazi kadastrolarına bir tek orman mühendisi katarak, ilave ederek sağlarız.” diyorsanız sağlayamazsınız çünkü 8 kişilik komisyonda karar oylamayla veriliyor. 1 kişinin muhalefet şerhi oranın orman sınırı olmasını engelleyemiyor, mahkemeye gidilmiş olması bir şey ifade etmez.  Orman yüksek mühendislerinin veya Orman Genel Müdürlüğünün, Orman Bakanlığının kadastro çalışmalarının bitirilmesi yönündeki yoğun gayretlerini takdirle ve saygıyla karşılıyorum. Bu noktada orman mühendislerinin ve kadastro komisyonlarının çok yoğun gayreti olduğunu biliyorum ama orman kadastrosunun bitirilememiş olması, bitirmek için böyle bir düzenleme yapma aceleciliğini getirmemelidir. Kanunlar Anayasa’ya uygun olmak mecburiyetindedir. Dolayısıyla birtakım işlemler yapacaksınız. 2005 tarihinde çıkarttığınız Kanun’la zaten birçok işlemler yaptınız. Bu işlemlerin de birçoğu bu sorgulama sonucunda Anayasa’ya aykırı olacağı, orman sınırlarının daraltıldığı sonucu çıkartılacağı için orman kadastrosu veya arazi sınırlaması kadastrosu meselesinde bir kaosa da sebep olacaksınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Bakanım, yolu şudur bu işin: Kadastro heyetlerinin sayısını çoğaltalım, bir an önce bitirelim.

ÇEVRE VE ORMAN BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yüzde 95’ini bitirdik.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Zaten bitirmişsiniz, büyük oranda bitirmişsiniz. Bir an önce bitirelim. Şimdi, bir temenniyle olmaz bu iş, bir hassasiyetle olmaz bu iş. Yani kanun Anayasa’ya aykırı olmaz, Anayasa’ya aykırılık da hem lafzen hem ruhen sorgulanacaktır. Dolayısıyla bizim önergemiz bu 2’nci maddenin kanundan çıkartılmasıdır. Çıkartılmış olması da bir kayıp değil, çünkü “Yüzde 95’ini bitirdik.” diyorsunuz. Bırakın orman kadastro heyetleri biraz daha fazla çalışsın, birkaç tane daha kadastro heyeti kurunuz ve orman kadastrosunu yani ormanların arazilerle sınırını hızla belirleyelim, böyle bir kaosa sebep teşkil edilmesin. Burada bir kanun çıkartırken ülkenin, toplumun ve tarafların faydasına olmak gibi bir zorunluluğu vardır. Dolayısıyla bizim bu önergemiz iyi niyetle, tekniğe uygun, bilerek verilmiş bir önergedir; aksi takdirde, Anayasa’ya aykırılık söz konusu olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bu yönde bir müracaat bu kanunun iptali yönüne gidecektir. İptal edilmiş olması çok önemli değil, bundan önceki yani 2005 tarihinde çıkartılan Kanun’u da, Kanun’un uygulamalarını da sıkıntıya sokacaktır.

Bu sebeple, bu önergemizin kabulünü tekrar bilgilerinize ve dikkatlerinize sunar, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Şandır.

Önergeyi oylarınıza…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısı istiyorum efendim.

BAŞKAN – Peki.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.44

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Fatoş GÜRKAN (Adana)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 43’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

218 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

2’nci madde üzerinde verilen, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- 6831 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümleler eklenmiştir.

"3402 sayılı Kadastro Kanununa göre kadastrosuna başlanan çalışma alanlarında evvelce kesinleşmiş olan orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit edilecek hesaplamalardan kaynaklanan yüzölçümü hataları 3402 sayılı Kanunun 4 üncü maddesine göre oluşan kadastro ekibince düzeltilir. Diğer vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında kalan aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan yüzölçümü ve fenni hatalar ise, kadastro müdürlüğünce mahalli orman kuruluşuna bildirilir. Bildirim tarihinden itibaren onbeş günlük süre içerisinde orman kadastro komisyonu görevlendirilir."

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Fevzi Topuz.

Buyurun Sayın Topuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA FEVZİ TOPUZ (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimizi belirtmek üzere söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısıyla, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü hizmet süreçlerinin gözden geçirilmesi, hizmet kalitesinin ölçülmesi ve geliştirilmesi, bürokrasiyi ve kırtasiye işlerini artıran gereksiz süreç ve işlemlerinin ayıklanması, hizmetlerin etkili, verimli, süratli, vatandaşların ihtiyaç ve taleplerine uygun şekilde sunulmasını sağlayacak çalışmaların yapılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amaçlanmakta olduğu iddia edilmektedir.

Konuyu irdelediğimiz zaman gerçek amacın yazılanlardan daha farklı olduğu görülecektir. İşte bu noktada, gerçekte yapılmak istenen nedir, biz bunları araştıracağız, bakacağız.

Ülkemizde devlet dairelerinde işlerin bir bölümünün gereksiz bürokratik işlemler ile yürütüldüğü, ayrıca kırtasiye işlerinin fazla olduğu herkesçe bilinen  bir gerçektir ancak bu durum, bürokrasinin ülke yönetimi için gereksiz olduğu şeklindeki bir yargıya da neden olmamalıdır. Bürokraside yapılan işlemlerde bir kademe atlanması -bugüne kadar birçok örnekten de görüleceği üzere tüm bunlar- daha sonra yolsuzluk, çıkar ilişkisi biçiminde halka yansımaktadır. Kırtasiye işlerini kaldırma işlemi de bütünlüklü olarak ele alınmalı, süreç ve planlama çalışmalarıyla birlikte yapılmalıydı.

Yasa tasarısında görüleceği üzere, kırtasiye işlerini azaltma amacı taşıdığı belirtilen bir gerekçeyle “sözleşmeli personel çalıştırılması” maddesinin eklenmesi ve kurum, kuruluş çalışanlarının güvencesiz olarak çalıştırılmasının önü açılmak istenmektedir. Bu durum, sosyal devlet anlayışı yerine şirket anlayışlı bir politikanın sadece küçük bir göstergesi olarak göze çarpmaktadır.

Bu arada, dikkat çeken bir diğer nokta ise, son altı yılda 6 kez Orman Kanunu’nda değişikliğe gidilmesi gibi bir durumun söz konusu olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, kentlerin planlanması ve yönetilmesini akılcı bir biçimde yönlendirebilmek için ülke düzeyinde coğrafi bilgi sisteminin, kent bazında ise kent bilgi sisteminin bir an önce kurulmasına ihtiyaç vardır.

Ülkemizde kadastro çalışmaları kentlerde yüzde 97, köylerde ise yüzde 86 oranında gerçekleştirilmiştir. Ancak bilim ve teknolojideki hızlı gelişim ve bilişim teknolojilerinin yeni alanları değerlendirildiğinde, çok amaçlı çağdaş kadastro, yaşanan kadastro, mekânsal bilgi sistemlerinin kurulması ve işletilmesi hususlarında kadastro ana unsur olarak kendini göstermektedir. Bu çerçevede günümüze dek yapılan kadastro çalışmalarında durum tespitinin zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda kadastronun sayısallaştırılması, güncelleştirilmesi ve gerektiğinde yenilenmesi çalışmalarının yapılması gerekmektedir. Bu iş yükünün kadastro çalışmalarının üçte 2’sini kapsadığı da bilinmektedir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün bu yönde başlatılan çalışmaları ivedilikle hayata geçirilmelidir.

Toplum hayatını sosyal ve ekonomik anlamda doğrudan etkileyen taşınmaz mal envanterinin yönetiminde karşılaşılan olumsuzlukların giderilmesi ve ülke kaynaklarının yerinde kullanılmasının temini için temel altlık niteliğindeki mülkiyet bilgilerinin önemi giderek artmaktadır. Bu bilgileri hızlı ve doğru üretmesi, güncelliğini sağlaması gereken Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne önemli görevler düşmektedir.

2009 yılına gelindiğinde diğer bazı Avrupa ülkelerinin ikinci, hatta üçüncü kez kadastro çalışması yapmalarına karşın, ülkemizin hâlen ilk tesis kadastrosu tamamlanmamıştır. Ülkemizin kadastro çalışmalarının bir an önce bitirilmesi gerekmektedir.

Ayrıca farklı kurum ve kuruluşlar tarafından farklı kalite ve standartlardaki bu verilerin ne şekilde etkin kullanılacağı da ayrı bir sorudur. Orman alanları ve 2/B alanlarına bakıldığında, bugüne dek Orman Bakanlığının izlediği hatalı politikalar ile 1937’den günümüze kadar yetmiş bir yıldır orman alanlarımızın ancak beşte 1’inin kadastrosu yapılarak tapuya tescili yapılmıştır. Çok açıktır ki orman kadastrosu, mera kadastrosu, afet kadastrosu gibi farklı bakanlıklarca kadastro yapılması anlamlı değildir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü bu işin ana yetkilisi ve sorumlusu olduğuna göre bu hizmetler Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünce tek elden yürütülmelidir.

Değerli milletvekilleri, 6831 sayılı Orman Kanunu’nda orman kadastrosunun yapılması yetkisi sadece orman kadastro komisyonlarına verilmiştir. Bu komisyonlarda Kadastro Yasası ve diğer yasa ve yönetmeliklerde belirtilen konunun uzmanı ve müellifi olan harita ve kadastro mühendislerinin de bulunmaması birçok sorunu da birlikte getirecektir.

Coğrafi bilgi sisteminin ana unsuru olan mülkiyet, mülkiyet verileri, konumu ve diğer bilgiler ile sorgulama işlemlerinde kadastro çalışmalarının sürekliliği, güncel olması ve diğer birçok unsuru içine alır. Yani parselin konumu, üzerindeki işlemleri, imardaki durumu, değeri, verimliliği ve kullanım hakları gibi konuları içerdiği için kadastro çalışmaları zaten dinamik bir yapı içermekte olduğundan bina, yol, tünel, baraj yapımı için coğrafi bilgi sistemlerine uzun süreli ihtiyaç vardır.

Yasa tasarısında göze çarpan diğer önemli bir konu ise, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 10’uncu maddesinde var olan orman kadastro komisyonu çalışmalarının Orman Genel Müdürlüğü kontrol işlemlerinden sonra valiliklerce yerine getirilen onama yetkisinin kaldırılmasıdır. Hazine adına tescil işlemleri yapılacak orman alanlarının dışına çıkarılan alanlarda yani 2/B alanlarında valilik onayının kalkması anlamlıdır. Bu alanların özel mülkiyeti söz konusu olmadığına göre valilik makamı neden dışarıda tutulmaktadır?

Değerli milletvekilleri, istatistiklere bakıldığı zaman 2000 yılından sonra yabancıların taşınmaz edinimindeki yıllık satış miktarı 4 bini bulmaktadır. 2007 yılı sonu itibarıyla 71 bin civarında yabancı kişiye 60 bin adet arsa, arazi, bağımsız bölüm olmak üzere toplam 36 milyon metrekare taşınmaz satıldığını görmekteyiz. Hazine Müsteşarlığı verilerine göre 2003 yılı ile 2007 yıllarını kapsayan beş yıllık dönemde yabancıların Türkiye’de aldıkları gayrimenkullerin değeri toplam 10 milyar dolara ulaşmıştır.

Bu taşınmaz ediniminde ilk sıraya giren beş ülke Almanya, İngiltere, Yunanistan, İrlanda ve Danimarka; en çok taşınmaz mal edinilen beş ilimiz ise Antalya, Muğla, İstanbul, Aydın ve Bursa’dır.

Türkiye’de taşınmaz edinen yabancı uyrukluların sayılarına göre dağılımında ilk beş sırada yer alan ülkelere bakıldığında, karşılıklılık ilkesinin fiilen uygulanmadığı görülmektedir. Yabancı uyrukluların taşınmaz ediniminde ilk sırada olan Yunanistan, kendi ülkesinde adalarda ve sınıra yakın topraklarda mülk ve toprak satışını yasaklamıştır. Avusturya‘da da mülk ve toprak satışı sadece AB üyesi ülke vatandaşlarına yapılabilmektedir. İngiltere‘de ise taşınmaz mülkiyeti kraliyete ait olup, taşınmazın sadece kullanım hakkı verilmektedir.

Türkiye’de Ticaret Kanunu’na göre kurulan yabancı sermayeli şirketler ile yabancı şirketlerin edindikleri taşınmaz sayısı hakkında bilgi almak, tapu kayıtlarında yalnızca şirket adının yazılı olması nedeniyle mümkün olmamaktadır. Yabancı yatırımcıların, Türk Ticaret Yasası’na göre satın aldıkları Türk şirketi el değiştirse de, malik oldukları taşınmazların tapu kayıtlarında herhangi bir belirtme yapılması da söz konusu değildir.

Değerli milletvekilleri, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çerçevesinde Türkiye‘de kurulan şirket sayısı 18.308 olup, bu şirketlerden 3 bine yakını, gayrimenkul alım satımı üzerine kurulmuştur.

Osmanlı Devleti’nde borçlara karşılık gösterilen ülke topraklarının yabancılara satışının, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasının ve Anadolu‘nun sömürgeleşmesinin nedenlerinden biri olduğu unutulmamalıdır.

Yabancılara toprak satışı ile ilgili düzenlemeler, Dünya Bankası borç antlaşmaları, IMF niyet mektupları ve Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı belgelerinde borç karşılığı gösterilen ön koşullar olarak önümüze çıkmaktadır. Yabancılara toprak satışı salt mülkiyet sorunu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

FEVZİ TOPUZ (Devamla) – Teşekkürler Başkanım.

Bu kanun, Yabancı Yatırımlar Kanunu, Turizm Teşvik Kanunu, Özelleştirme Kanunu, Petrol Kanunu, Maden Kanunu ve orman, hazine ve 2/B arazilerindeki düzenlemelerle birlikte değerlendirilmelidir.

Toprağın satılmasının siyasi ve kültürel bağımsızlığın da elden çıkarılması anlamına geldiği gözden kaçırılmamalıdır. Sınırlı olan doğal kaynaklarımız ve toplumsal bir değer olan topraklarımız ticari bir meta olarak görülemez. Toprak yönetiminde uzun dönemli, bütüncül politikalar zaman kaybedilmeden oluşturulmalıdır. Karşılıklılık ilkesinin hem hukuken hem de fiilen uygulanabilirliği sağlanmalıdır.

Mevcut yasada ve yasa tasarısında, yabancı tüzel kişilere toprak satışında herhangi bir sınırlama yoktur. Ülkemiz topraklarında korunması gerekli hassas alanlara, kamu yararı ve ülke güvenliği bakımından stratejik yerlere ait haritalar yapılmadan, arazi yönetiminin planları oluşturulmadan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözünüzü bitiriniz.

Buyurunuz.

FEVZİ TOPUZ (Devamla) – Toparlıyorum Sayın Başkanım.

…taşınmaz bilgi sistemi kurulmadan, bu bölgeler ile ilgili tespitler yapılmadan satışın yapılmasındaki telaş nedir anlaşılmamaktadır.

Hazırlanan bu kanun tasarısı üzerinde daha titiz çalışılmış ve ülkemiz çıkarları doğrultusunda hazırlanmış olsa daha iyi olurdu. Ülkemizde her yıl dört beş kez Tapu Kanunu üzerinde değişiklik tasarısı getirilmesi iyi değildir.

Bu duygu ve düşüncelerle, bu yasaya Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak hayır diyoruz, ret oyu vereceğiz.

Teşekkürler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Topuz.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Karaman Milletvekili Hasan Çalış.

Buyurunuz Sayın Çalış. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 3’üncü maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyetinize saygı ve selamlarımı arz ediyorum.

Kıymetli arkadaşlar, bu madde ile orman sınırlarının sağlıklı bir şekilde tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gerçekten orman sınırlarının tespiti ve bu tespitle ilgili anlaşmazlıkların giderilmesi hem mevcut ormanlarımızın korunması yönünden hem de bu ormanlarımızla iç içe yaşayan, güzel vatan topraklarını biraz daha güzel yerler hâline getiren orman köylülerimizin orman sınırlarından kaynaklanan, kadastro problemlerinden kaynaklanan, tapulamayla ilgili problemlerinden kaynaklanan sıkıntılarını çözmek gerekiyor.

Gerçekten bugün itibarıyla köylerimizin sıkıntısı büyüktür ama orman köylerimizin sıkıntısı gerçekten çok daha büyüktür. Buralarda ekilecek arazi son derece kısıtlıdır ve benim pek çoğunu bildiğim, Türkiye genelinde pek çoğumuzun seçim bölgesinde benzer problemleri olan köylerimizde bazen öyle vatandaşlarımız var ki otuz yıldır, kırk yıldır, elli yıldır kullandığı evine el koyulmuş yani evi hazineye devredilmiş. Gene kırk yıldır, elli yıldır, hatta yüz yıldır kullanılan bahçeleri kadastro sonucunda mahkeme kararıyla hazineye devredilmiş durumdadır. Yine bu köylülerimizin bayramda ihtiyacını giderdiği, oğlunu, kızını okula göndereceği zaman, oğlunu askere göndereceği zaman cep harçlığını hazırlamak için sattığı, ailenin sağlık problemlerini, başka problemlerini gidermek için kara gününde kullandığı keçilerini de maalesef hain ilan ettik, satmak zorunda bıraktık. Bu köylülerimize ihtiyaçtan kaynaklanan, orman köylüsü olmaktan kaynaklanan ihtiyaç odunu veriliyor, ihtiyaç kerestesi veriliyor. Bu kereste köyün hemen yakınındaki ormandan verilmek yerine önce 100 kilometre ileriye taşınıyor, sonra oradaki depolardan tahsis yapılıyor 100 kilometre geriye, köylülerimizin tekrar bir nakliye masrafıyla karşı karşıya kalması söz konusu oluyor.

Kıymetli arkadaşlar, bu şartlardaki köylüye ne kalıyor? Ya köyden göçecek ya da köyde çoluk çocuğu bırakacak, kendisi uzak şehirlere gidecek, çalışacak, kazandığıyla gelip o güzelim orman köylerimizde hayata tutunmaya çalışacak. Pekâlâ başka ne olacak? Çok sıkışırsa, işte o zaman her ağacın başına bir tane orman görevlisi diksek ormanımızı koruyamayacağımız durumlarla karşı karşıya kalacağız.

O zaman, ne yapmak lazım? Yapacağımız işlem, alacağımız karar açık değerli arkadaşlar. Köylümüzü doğduğu yerde doyuracak, o yurt köşelerini daha güzel, daha şenlikli bir hâlde tutabilecek tedbirler almamız lazım. Orada bu insanlarımızın geçimini kolaylıkla sağlamasının yollarını bulmamız lazım. Ne yapılabilir? Özellikle bu muvazaaların, bu problemlerin asgariye indirilebilmesi için kadastro ve tapulama çalışmalarının bir an önce bitirilmesi gerekiyor. Bir diğer yapılacak işlem de verimli orman arazilerinin, fundalık, çalılık, orman vasfını kaybetmiş tarıma elverişli arazilerin ve tarıma elverişsiz arazilerin mutlaka envanteri güncelleştirilerek çıkarılmalıdır. Ayrıca, orman, yayla, mera alanlarının problemleri ayrı ayrı ele alınmalıdır. Ferman tapularından ve zilyetten kaynaklanan problemler mümkün olduğunca buralarda yaşayan köylülerimizin lehine sonuçlandırılmalıdır. Büyük şehirlerimizin mücavir alanları veya gelişme alanları içerisinde olan problemlerle kırsal kesimde yaşayan orman köylülerimizin problemleri ayrılmalı, ayrıca turizm bölgesi ilan edilmiş rantı yüksek alanlardaki problemler de ayrılmalı, rant getirici yerlerin problemleri ile kırsal kesimin problemleri ayrılarak ayrı problemler olarak ele alınmalı ve ayrı çözülmelidir değerli arkadaşlar. Eğer bunu ayırmazsak önümüze yeni yeni problemler çıkacaktır.

Değerli arkadaşlar, bir diğer husus da şu: Ben köylülerimize de sordum “Sizin otuz yıldır, kırk yıldır, elli yıldır kullandığınız araziye devletin desteğiyle çam fıstığı dikseniz, zeytin dikseniz, orman vasfına, orman dokusuna uygun, ekonomik anlamı olan herhangi bir ağaç dikseniz bunu korumayla ilgili bir problem olur mu?” Her gittiğim yerde aldığım cevap şudur: “Bir tek dalını, bir tek yaprağını kimseye kopartmayız.” diyorlar.

Bir başka husus değerli arkadaşlar, özellikle tarıma elverişsiz ama köylüyle devlet arasında muvazaalı hâle gelmiş, orman vasfını kaybetmiş alanlar vardır. Buraların, buralarda yaşayan insanların kullanabileceği şekilde bir çözüme kavuşturulması lazım. Nasıl bir çözüm olabilir değerli arkadaşlar? Öncelikle, mülkiyeti devlette kalmak kaydıyla, özel orman alanı olarak tahsis edilip yine kullanıcılar tarafından kullanılması sağlanabilir. Hatta, daha ileri bir önerimiz var değerli arkadaşlar: Ormanlık alanlarımızı, ormanlık alanlarda yaşayan köylülerimize, buraların korunması ve bakımının yapılacağı şahıslara, köylülere tahsis edilmek kaydıyla buradan devletin elde edeceği gelirlerden bu köylülere pay verilmesi, tarıma elverişli veya tarıma elverişli olmayan arazilerin ötesinde, diğer ormanlık alanlarımızın korunması yönünden de çok önemli bir açılım olacaktır.

Kıymetli arkadaşlar, diyeceksiniz ki önerilerin bazısı yasalara aykırı düşer. Ee, biz burada ne için duruyoruz? Bizim görevimiz nedir? Yasaları düzenlemek, problemleri çözmek değil mi? Bu problemleri de çözmemiz gerekiyor.

Nitekim, değerli arkadaşlarım, öyle yerler vardır ki gerçekten ormandır ama çalı vasfındadır, ekonomik anlamı yüksek olan bir orman özelliği yoktur. Buralarda çam, sedir, zeytin veya ekonomik anlamı olan çam fıstığı gibi orman dokusuna uygun bitki örtüleri teşvik edilerek ve buraların -mülkiyeti devlette kalmasına rağmen- gelirlerinden de kullanıcılara pay çıkarırsak değerli arkadaşlar, ormanlarımızı korumak için önemli bir açılım sağlamış oluruz.

Bir diğer husus değerli arkadaşlar, eğitim, eğitim, eğitim. Orman köylüsünün, insanlarımızın ormanı seveceği, ormanı koruyacağı ve bu güzel toprak parçalarına sahip olacağı bir altyapı oluşturmamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

HASAN ÇALIŞ (Devamla) – Bu konuları ilgili bakanlarımıza zaman zaman soru önergesi yapıyoruz. Önergelerimize verdikleri cevapta görüyoruz ki kâğıt üzerinde gerçekten orman köylülerimiz için çok önemli teşvikler var, ama maalesef problemlerin büyüklüğü karşısında uygulanan projelerin de küçüklüğünü yan yana koyduğumuz zaman gerçekten “Yırtık büyük, yama küçük.” tabirinin tam karşılığı olan bir durum ortaya çıkmaktadır.

Kıymetli arkadaşlar, aramızda mesleği ormancılık olan değerli arkadaşlarım var. Aslında bugünkü yasalarda yeni açılımlar yapmak, sizlere, bizlere yol göstermek ve köylülerin problemlerini çözmek anlamında onların katkısına hem Türkiye'nin hem bu yüce Meclisin ihtiyacı var diyorum.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çalış.

3’üncü madde üzerinde şahsı adına Konya Milletvekili Abdullah Çetinkaya.

Buyurunuz Sayın Çetinkaya. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULLAH ÇETİNKAYA (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kadastro, gayrimenkullerin geometrik, hukuki durumları ve niteliklerini belirlemeye yönelik kamusal nitelikli bir işlemdir. Kadastro uygulamalarıyla taşınmazın yeryüzündeki yeri, biçimi ve pozisyonu saptanmaktadır. Hukuksal yönden bakıldığında ise kadastro uygulamalarıyla taşınmazın cinsi, malikleri ve taşınmaz üzerindeki her türlü şahsi, ayni haklar belirlenmektedir. Kadastro çalışmalarında amaç, taşınmaz malların sınırlarını belirlemek, hukuki durumları saptamak ve bu surette tapu sicil sistemini kurmaktır.

Değerli milletvekilleri, bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren tapu elimizdeki en sağlam belgelerden biridir. Ancak bu belgeyi elimize almamız kadastro işlemlerinin tamamlanmış olmasına bağlıdır. Zamanında yapılamayan kadastro çalışmaları tapu sorunuyla birlikte birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Sırf bu yüzden birçok anlaşmazlıklar yaşanmakta, sınırlar çizilememekte, neresinin kime ait olduğu bilinmediğinden birçok arazi ekilip biçilememektedir. Bu yüzden kadastro çalışmalarının bir an önce tamamlanması hem asayiş hem de ekonomik anlamda önem taşımaktadır.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarının 3’üncü maddesi 6831 sayılı Kanun’un 9’uncu maddesinde yapılan değişikliğe ilişkindir. Yapılan değişiklikle kadastro çalışmalarının aksatılmadan ve daha hızlı tamamlanması amaçlanmaktadır. Yine bu değişiklikle farklı kurumlar tarafından yapılan farklı uygulamalar ve mükerrer çalışmalar nedeniyle ortaya çıkan maddi kayıpların ve emek israfının önüne geçilmesi de amaçlanmıştır.

3402 sayılı Kanun’a göre kadastrosuna başlanan çalışma alanlarında evvelce kesinleşmiş olan orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit edilecek hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının 3402 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesine göre oluşan kadastro ekibince düzeltilmesi öngörülmektedir. Ayrıca vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında kalan diğer aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan yüz ölçümü ve fennî hataların en kısa sürede giderilmesinin sağlanması amacıyla bu hataların kadastro müdürlüğünce mahallî orman kuruluşlarına bildirilmesi ve bildirim tarihinden itibaren on beş günlük süre içinde görevlendirilen orman kadastro komisyonunca düzeltilmesi öngörülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken, 3’üncü maddeyle ilgili olumlu oylarınızı bekler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çetinkaya.

Şahsı adına, Şanlıurfa Milletvekili Abdurrahman Müfit Yetkin.

Buyurunuz Sayın Yetkin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDURRAHMAN MÜFİT YETKİN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kentlere göç sebebiyle kentsel alanların genişlemesi sonucu ortaya çıkan zorunlu imar hizmetleri ile tarımsal alanlardaki arazi düzenleme, sulama, yol, zorunlu altyapı, kadastro ve harita hizmetleri ile tapu işlemlerine yönelik talep ve gereksinim artmıştır. Ancak, kadastro çalışmaları sırasında özellikle çalışma alanında bulunan ormanların kadastrosuna ilişkin karşılaşılan sorunların çözümlenmesi ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerinin Kadastro Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile uyumlu hâle getirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. 

Bu nedenle, tapu ve kadastro hizmetlerinde etkinliğin sağlanması, ülkemiz kadastrosunun en kısa sürede bitirilebilmesi ve orman kadastrosuna ilişkin karşılaşılan aksaklıkların giderilerek uyumun sağlanması amacıyla bazı değişiklikler yapılması zorunluluğu hasıl olmuştur.

3402 sayılı Kadastro Kanunu uyarınca yapılmakta olan kadastro çalışmalarının değişik kurumlarca birbirinden farklı yapılan uygulamalar ile mükerrer çalışmalara sebebiyet veren, gereksiz maddi külfetler getiren bu çalışmaların önüne geçilerek, yapılacak kadastro çalışmalarının süratle tamamlanması amaçlanmıştır.

Buna göre, 3402 sayılı Kanun’a göre kadastrosuna başlanan çalışma alanlarında evvelce kesinleşmiş olan orman haritalarının kontrolü sonucunda tespit edilecek hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının 3402 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesine göre oluşan kadastro ekibince düzeltilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında kalan diğer aplikasyon, ölçü ve çizimden kaynaklanan yüz ölçümü ve fennî hataların kısa sürede giderilebilmesinin sağlanması ve bu hataların kadastro müdürlüğünce mahallî orman kuruluşuna bildirilmesi ve bildirim tarihinden on beş günlük süre içerisinde görevlendirilen orman kadastro komisyonunca düzeltilmesi ve kısa sürede bitirilmesi öngörülmüştür.

Görüşülmekte olan kanunun ülkemize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yetkin.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz.

Buyurunuz Sayın Öztürk.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Orman Kanunu’nun 9’uncu maddesinin yedinci fıkrasında orman tahdidi veya kadastrosu yapılıp ilan edilerek kesinleşmiş yerlerde vasıf ve mülkiyet değişikliği dışında aplikasyon, ölçü, çizim ve hesaplamalardan  kaynaklanan yüz ölçümü ve fennî hatalar tespit edildiğinde bu hataların Orman Genel Müdürlüğünün bilgisi ve denetimi altında orman kadastro komisyonlarınca düzeltileceği öngörülmüştür.

Tasarının 3’üncü maddesiyle eklenen hüküm, daha önce kesinleşen, orman haritalarında tespit edilen ve hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının 3402 sayılı Kanun’da öngörülen kadastro ekibince düzeltileceğini hükme bağlamaktadır. Yetki çatışmasına yol açılmaması için hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının kapsamına ne tür hataların dâhil olacağı konusuna örnek vererek açıklık getirebilir misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Sayın Cengiz.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Bakanım, özellikle son günlerde tapulardaki memur arkadaşların ve müdür arkadaşların bir sıkıntısı var, bunu da iletmemi istediler.

Genel idare hizmetleri sınıfında tapu sicil ve kadastro müdürlerinin ek ödeme tazminatları yüzde 53 oranında artırılırken, teknik hizmetler sınıfında yer alan mühendis olarak görev yapanların ek ödeme tazminatları yüzde 100’e çıkarılmıştır. Yeni düzenlemeyle, çalışanlar arasında var olan uçurum daha da artmış, şube müdürlerinin durumu maiyetindeki mühendisten daha kötü hâle gelmiştir. Bu konuda, mevcut kadrolara, müdür kadroları ve aynı görevi yapan fakat idari noktada farklılık arz eden bu kadroların… Arkadaşlarımız haksızlığa uğradıklarını, bunun sizlerden de düzeltilmesini talep ediyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Cengiz.

Buyurunuz Sayın Bakan.

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; özellikle 3’üncü maddeyle getirilmek istenen hataların düzeltilmesinde orman sınırıyla ilgili bir oynama söz konusu değil. Burada sadece teknik hataların giderilmesi söz konusu. Dolayısıyla orman sınırının daraltılması söz konusu değil. Bu tür alanlar tapuya tescili henüz yapılmamış olduğundan orman alanlarında artış ya da azalış söz konusu olmayacaktır. Örnek: Eski yıllarda klasik yöntemle hesaplanan alan olarak örneği verebiliriz. Yeni sistemde bilgisayarla hesaplar yapılabiliyor. Yine, aradaki fark bu.

Değerli arkadaşımız Sayın Cengiz’in söylemiş olduğu konu doğrudur, biz aynı görüşe katılıyoruz, bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Burada mevcut yasa içerisinde bir önergemiz var, Maliye Bakanlığıyla konuştuk, yalnızca bu çalışmalara münhasır olarak bir iyileştirme getirebiliyoruz, ama diğer konudaki çalışmalarımız devam ediyor. Gerçekten, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğümüzde çalışan arkadaşlarımız, yaz kış, gece gündüz her türlü zor şartlarda çalışmaktadırlar, çok önemli miktarda meblağları hazinemize katkı olarak vermektedirler. Genel bütçeden aldığımızın 3-4 katını oraya döner sermayeden katmaktayız, bunun bilincindeyiz. Bu konuda çalışmalar devam ediyor. Yapılan iyileştirmelerin yetersiz olduğunu biz de kabul ediyoruz.

Zamanım varsa, daha evvel sorulmuş olan sorulara da müsaadenizle cevap vermek istiyorum. Özellikle Anayasa’mızın 169’uncu maddesinde orman kadastrosunun orman kadastro komisyonlarınca yapılacağına dair bir hüküm yok. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 1987’deki hâlinde “orman alanlarının kadastrosunun kadastro çalışmalarına başlandıktan iki ay içerisinde orman kadastro komisyonlarınca belirlenmemesi hâlinde kadastro ekiplerince resen belirleneceği” hükmü vardı. Ayrıca bu Orman İdaresinin yargıda bir itiraz hakkı mevcuttu.

Sayın Fevzi Topuz Beyefendi’nin özellikle eleştirilerine cevap vermek istiyorum. Ülkemizde son üç dört yılda kadastro çalışmaları altı yüz sorunlu birim hariç yüzde 99 oranında tamamlandı ancak kadastro, yaşayan, dinamik bir hizmet. Şimdi, eski yıllarda yapılan kadastroların yenilenmesi, sayısal hâle getirilip güncellenmesi, bilgi sistemine aktarılması gerekmekte.

Bir de yabancılara toprak satışı son beş yılda arttı… Doğrudur, yabancılara toprak satışında Hükûmetimiz döneminde yapılan yasal değişikliklerle kısıtlamalar eskiye göre artırıldı. Bunu belirtmek istiyorum. Yani kısıtlamaları artırdık. Yalnızca imar alanlarında konut ve iş yeri olan yerlerde satış var. 30 hektar 2,5 hektara düşürüldü, fiilî ve hukuki karşılıklılık getirildi, yabancı sermayeli şirketler için illerde komisyonlar kuruldu. Bütün bunlara rağmen, yapılan satışlardaki artış Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yapısındaki iyileşmeler nedeniyle konut amaçlı olarak tercih edilmesindendir ve karşılıklılık, yani mütekabiliyet vardır.

Yunanlılara karşılıklılık uygulanması konusuna gelince: Bizim ülkemizde Yunan uyruklu vatandaşlar sahil bölgelerinde ve yasaklanan yerlerde gayrimenkul edinememektedir. Yunanlıların ülkemizde çok taşınmazı varmış gibi görünüyorsa da bunun yaklaşık 10 bin adedi Türk uyruklu Yunanlı arkadaşlarımıza, kardeşlerimize aittir.

Ben bunu bilgilerinize sunmak istiyorum ve teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özak.

Soru-cevap işlemi sona ermiştir.

Şimdi, madde üzerindeki önergelere geçiyoruz.

Madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutup aykırılık sırasına göre de işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 218 Sıra Sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3. maddesi ile değiştirilen 6831 Sayılı Orman Kanununun 9. maddesinin 7. fıkrasında yer alan ‘yüzölçümü hataları’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘orman miktarının azaltılmaması kaydı ile’ ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ederiz.

 

Faruk Bal

Hasan Çalış

Prof. Dr. Alim Işık

 

Konya

Karaman

Kütahya

 

K. Erdal Sipahi

Kürşat Atılgan

Ali Torlak

 

İzmir

Adana

İstanbul

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 218 sıra sayılı “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 3. maddesi ile 6831 sayılı Kanunun 9. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen 2. ve 3. cümlelerin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Harun Öztürk

Hüseyin Pazarcı

Emrehan Halıcı

 

İzmir

Balıkesir

Ankara

 

Recai Birgün

Hüseyin Mert

A. Jale Ağırbaş

 

İzmir

İstanbul

İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 218 Sıra Sayılı yasa tasarısının 3. maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                                              Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

218 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 3’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasıyla ilgili olarak verdiğim bir önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, idare bir bütündür. İdarenin tesis ettiği işlemlerde eğer bir hata varsa -Türkiye’de yargı sistemi vardır- idarenin işlemlerine karşı yargıya gidersiniz ve düzeltirsiniz bunları. İdarenin kesinleşmiş işleminin tekrar idare tarafından düzeltilmesi idare hukuku ilkelerine aykırıdır.

Ayrıca, AKP’nin iktidara gelmesi dolayısıyla da idarede çok büyük objektiflik ilkesi kalktı ve bu AKP’nin oluşturduğu idarede maalesef, bırakın idareyi yargı dahi bağımsız hareket etmemektedir.

Şimdi, ben, Tunceli’ye gittim, Çemişgezek’e gittim. Bakın şurada bir resim var, burada Çemişgezek’in belediye başkanı var. Bazı kişileri topluyor getiriyor AKP Genel Merkezine, diyor ki, işte beni tekrar herkes aday seçiyor. Bu gelen kişilerin içinde de Çemişgezek İlçe Millî Eğitim Müdürü var. Bakın, şu resim, bunu göstereyim size. Çemişgezek Millî Eğitim Müdürü geliyor, Çemişgezek Belediye Başkanıyla beraber ve bir heyetle beraber, bu kişinin tekrar Çemişgezek’te aday gösterilmesi için.

Bakın, Urfa Valisi, eğilim yoklaması yapılıyor ve eğilim yoklamasının yapıldığı yerde, gidiyor, AKP’nin eğilim yoklamasını kontrol ediyor. Yani siz bürokrasiyi…

CELAL ERBAY (Düzce) – Önergeyle ne alakası var?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bunların resimleri tespit edilmiş, bunlar İnternet’te yayınlandı, şimdi inkârcılıkla bir yere varamazsınız. Yani sizin zamanınızda “devlet” kavramına karşı duyulması gereken, bürokrasiye karşı duyulması gereken saygıyı yok etmek için her türlü hileye başvuruyorsunuz. Ya, böyle bir şey olur mu? Yani devletin bir kamu görevlisi gidecek sizin genel merkezinize, bir belediye başkanının aday gösterilmesi için propaganda yapacak. Bu olmaz yani. Sonra, bir vali gidecek eğilim yoklamanızı şey edecek. Tek bunlar yalnız değil ki, Türkiye’de birçok böyle şey yapıyorsunuz beyler. Devletin kişiliğine saygı gösterilecek davranışlardan, o saygıyı azaltacak davranışlardan çekinmek lazım. Ha, devlete saygınız varsa; yoksa, zaten diyorsunuz ki, herkes bizim kölemiz. Böyle bir şey olmaz ki! Onun için, yani bu AKP zamanında ve başka zamanlarda maalesef siyasi iktidarlar -ama siz bunun bir numarasısınız- bürokratları kendi emrinde çalıştırmak için her türlü melanetlere başvuruyorlar maalesef.

Biraz önce Sayın Bakan dedi ki: “Efendim, orman sınırıyla oynama yok, yok edilmesi düşünülmüyor.” Sayın Bakan, biz nasıl güvenelim size? Yarına bir milletvekiliniz talimat verecek, “Şurada bu oynamayı yapacaksın, bu orman sahasını getireceksin bize vereceksin.” diyeceksiniz. Şimdi, burada uygulamalarınız ortada. Yani ben bunun için daha çok misaller verebilirim. Onun için, lütfen, eğer burada bir hata yapılmışsa bunu yargı düzeltsin efendim. Niye yani, getirsin yine, idarenin emrinde yeniden bir, idari yönüyle yapılan hatayı düzeltelim? Türkiye bir hukuk sistemiyse, idari işlemlerde hukuka aykırılık varsa, bu hukuka aykırılık fiilinde yine yargı yoluna başvurulabilir ve yargı bunu düzeltebilir. Onun için, buraya getirilen bu maddeyle, bence, yapılacak düzeltmeler, yapılacak işlemler, yapılacak işlemler sonucunda doğacak sonuç kamu yararına aykırı olacak, kamunun menfaatini korumayacak ve dolayısıyla burada bağımsız yargı, eğer bir hata yapılmışsa, orman sınırında bir hata varsa veya orman sınırı dışına çıkarılması gereken bir alan orman içinde kalmışsa veya orman sınırına alınması gerekiyorsa buna yine yargı karar versin. Yani niye ille hep getiriyorsunuz bürokrasiye bu yetkiyi veriyorsunuz? Çünkü bürokrasi bağımsız değil, bürokrasi bağımsız hareket etmiyor. Kamu yararını gözetecek davranışlar içinde olduğu zaman maalesef o bürokratlar o görevlerinde bir güvence olmadığı için her zaman için kendi görevlerinde muhakkak mağdur ediliyorlar ve Türkiye’de maalesef siyasi iktidarlar kendilerine güvenmedikleri için ve bu güvenmeme sonucunda âdeta devletin kamu görevlisini bazı siyasi iktidarlar bir hizmetçi olarak kullanmaya çalışıyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bizim istediğimiz, devlette kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır; kuvvetler ayrılığı ilkesi gereği, idari işlemlerde bir hata varsa, bu idari işlemlerde yapılan hatanın da yine bağımsız yargı kararıyla düzeltilmesidir.

Benim, önergemde sağlamak istediğim amaç budur. Maalesef, mala, mülke, paraya dayanan konularda siyasi iktidarlar açgözlüdür. Bu siyasi iktidarların aç gözünü doyurmak mümkün değil. Ya, doymuyorlar kardeşim, doymuyorlar, bir türlü doymuyorlar! Yani katrilyonlar da kazansalar doymuyorlar. Onun için, bunun önünü kesmek lazım, burada hukuki bir istikrar getirmek lazım, hukuki bir güvence getirmek lazım. Yani işte, maalesef bizde bunlar var işte, sizin uygulamalarınız ortada, bürokratların getirdiği uygulamalar ortada. Bu itibarla, ben bu maddenin çıkarılmasını istiyorum. Hata varsa yargı bunu halletsin.

Saygılar sunuyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 218 sıra sayılı “Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın 3. maddesi ile 6831 sayılı Kanunun 9. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen 2. ve 3. cümlelerin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                        Harun Öztürk (İzmir) ve arkadaşları

 BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Ben konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - İzmir Milletvekili Sayın Harun Öztürk, buyurun.

HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’nın çerçeve 3’üncü maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz bir önerge nedeniyle söz aldım. Şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkan ve üyelerine, alt komisyonda tasarıya ilave edilen, Anayasa’ya ve İç Tüzük’ün 87’nci maddesine aykırı bazı hükümleri ayıklamış olmalarından dolayı öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Gerçekten de Komisyon bu titiz çalışmayı yapmamış olsaydı kadastro çalışmaları sırasında ormanla ilgili yapılan sınırlandırmalara itiraz için kamuya da on yıllık zaman aşımı süresi getirilmiş olacaktı ki, bu da Anayasa’mızın 169’uncu maddesinde yer alan “Ormanlar zamanaşımıyla mülk edinilemez.” hükmüne açık aykırılık teşkil edecekti. Ümit ederiz ki, benzer bir hüküm Genel Kurul görüşmeleri sırasında son dakika önergeleriyle tasarıya yeniden eklenmez.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz kadastro çalışmalarının bugüne kadar tamamlanamamış olmasında gelmiş geçmiş bütün hükûmetlerin sorumluluğu vardır. Birbirimizi suçlamak yerine söz konusu çalışmaların bir an önce tamamlanabilmesi için herkesin elinden gelen çabayı göstermesi gerekir. Çalışmaların bir an önce tamamlanabilmesi için de öncelikle orman sınırlarının belirlenmesi gerekmektedir. Buna ilişkin olarak, çoğunluğu Karadeniz Bölgesi’nde olmak üzere yüzde 5-10 civarında bir alanda orman sınırının hâlâ tespit edilememiş olduğu bir gerçektir. Orman sınırlarının belirlenmesi konusunda Orman Genel Müdürlüğüne bağlı orman kadastro komisyonları ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nda öngörülen kadastro komisyonları arasında mevcut bazı yetki ve görev karmaşasının tasarıyla giderilmeye çalışılmasını önemli bulmaktayız.

Değerli milletvekilleri, tasarının 6’ncı maddesiyle 6831 sayılı Kanun’a eklenen ek madde 9’un madde numarasının 10 olması gerekiyor, çünkü 31/7/2008 tarih ve 5801 sayılı Kanun ile anılan Kanun’a 9 numaralı bir ek madde daha önce eklenmişti. Eklenen bu maddeyle orman sınırları dışına çıkarılan 2/B sahalarının kazandırıcı zaman aşımı yoluyla iktisap edilemeyeceğinin öngörülmesinin bu alanda önemli ve ciddi bir boşluğu gidermekte olduğunu ifade etmek istiyorum.

Tasarıyla veraset yoluyla intikal eden taşınmazlar ikramiye ve diğer yollardan gerçekleşen intikallerden ayrılarak bu taşınmazların mirasçıları arasında taksiminde ödenmesi gereken harçlar binde 9’dan binde 18’e çıkarılmakta ve iki kat artırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bir taraftan, veraset ve intikal vergisini kaldırıyoruz diye halka şirin görünmeye çalışacaksınız; diğer taraftan, söz konusu kanunu daha yürürlükten kaldırmadan aynı kanun kapsamındaki intikallerde ödenmesi gereken tapu harçlarını bir kat artıracaksınız. Hükûmetin bu davranışı en hafif deyimle samimiyetsizliktir. Harçların nispi oranlarını artırmakla vergi hasılatını artıramazsınız. Harçlar, beyan edilen devir ve iktisap bedeli üzerinden hesaplanmaktadır. Beyan edilen bedel kayıtlı değerden, yani emlak vergisi değerinden az olamayacağı için, siz nispeti artırdığınızda vatandaşlar da devir ve iktisap bedeli yerine emlak vergisi değerini beyan edeceklerdir. Bu nedenle hasılatınız artmayacak,  düşecektir. Böylece, vatandaşlar kayıt dışılığa da itilmiş olmaktadır, zorlanmış olmaktadır.

Ayrıca, kaldı ki, oranların artırılması, veraset yoluyla intikal eden taşınmazların mirasçılar tarafından tapuya intikal ettirilmemesi sonucunu doğuracak ve bu taşınmazlar ölenlerin üzerinde kalmaya devam edecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Bu da ileriye yönelik birçok sorunun birikmesine neden olacaktır.

Değerli milletvekilleri, maddeyle ilgili değişiklik önergesi, madde metninden çıkarılması teklif edilen ibarelerin yerini tutan hükümlerin mevcut yedinci fıkrada yer alması nedeniyle ve tekrardan kaçınmak amacıyla verilmiştir.

Tasarının hayırlı olması dileğiyle yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısını istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 218 Sıra Sayılı Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 3. maddesi ile değiştirilen 6831 Sayılı Orman Kanununun 9. maddesinin 7. fıkrasında yer alan ‘yüzölçümü hataları’ ibaresinden sonra gelmek üzere ‘orman miktarının azaltılmaması kaydı ile’ ibaresinin eklenmesini saygı ile arz ederiz.

                                                                                        Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU BAŞKANI VAHİT KİRİŞCİ (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasamızın 169 ve 170’inci maddelerinde hiçbir surette orman sınırlarında daraltma yapılamayacağı belirtilmiştir. Buna göre madde metninde yer alan hesaplamalardan kaynaklanan yüz ölçümü hatalarının düzeltilmesinde orman sınırlarının genişletilmesi mümkün olmasına karşın, orman sınırlarının daraltılması Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerimiz uyarınca mümkün değildir.

Bu sebeplerle ilgili madde metnine yukarıda belirtilen hususun eklenmesi zarureti hasıl olmuştur.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, çalışma süremiz bitmiş olduğu için, alınan karar gereğince kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 14 Ocak 2009 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 19.52

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.