|
DÖNEM: 23 CİLT: 35 YASAMA YILI: 3 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 31’inci
Birleşim 19 Aralık 2008 Cuma İ Ç İ N D E K İ L
E R I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.- GELEN KÂĞITLAR III.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/656) (S. Sayısı: 312) 2.- 2007 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S.
Sayısı: 313) A)
BASIN YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Basın Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Basın Yayın
ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı B)
TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU 1.- Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı C)
TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI 1.- Türkiye
Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Türkiye
Bilimler Akademisi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı D)
ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI 1.- Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı E)
SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi 2.- Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı F)
ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI 1.- Özürlüler
İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Özürlüler
İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı G)
AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Aile ve
Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Aile ve
Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı H)
KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Kadının
Statüsü Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı I)
MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI 1.- Millî Savunma
Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Millî Savunma
Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İ)
SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI 1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı J)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI 1.- İçişleri
Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- İçişleri
Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı K)
EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Emniyet Genel
Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Emniyet Genel
Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı L)
JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI 1.- Jandarma
Genel Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Jandarma
Genel Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı M)
SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI 1.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Sahil
Güvenlik Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 3.- Türk Ticaret
Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96) 4.- Sanayi ve
Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, Devlet Memurları
Kanunu ve Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/537)
(S.Sayısı: 236) 5.- Malatya
Milletvekili Öznur Çalık ve 5 Milletvekilinin;
Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli
Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve
34 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında
Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/346, 2/23) (S.Sayısı: 315) IV.-
ÖNERİLER A)
DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ 1.- Gündemdeki
sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun 19 Aralık 2008 Cuma günkü
birleşiminde 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın günlük
turlarının tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine
ve 315 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar
çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi V.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, çok ortaklı
şirketlerin oluşturdukları mağduriyetlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet
Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4760) 2.- İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan’ın, sağlık sorunu olan bir
tutuklunun durumuna ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı
(7/4810) 3.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, Silivri Cezaevi
kanalizasyonunun yol açtığı çevre sorunlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı
Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4811) 4.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Bitlis E Tipi Cezaevi
ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/4814) 5.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Ergenekon iddianamesindeki bazı iddialara ilişkin
Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4935) 6.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, Aliağa Belediyesiyle
ilgili iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
(7/5161) 7.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, bir davanın ilk
duruşmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5211) 8.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Giresun Belediyesinin imar değişikliklerine
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5228) 9.- Manisa Milletvekili
Şahin Mengü’nün, Millî Takımlar Teknik Direktörü ve
kadrosunun ücretlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/5383) 10.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Kartal’da yaşanan bir olaya ve polisin şiddet
uygulamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5401) 11.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, şehit cenazesi
törenlerindeki gözaltı olaylarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı (7/5475) 12.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, bir karakoldaki işkence
iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5476) 13.- Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Özel Tim mensuplarının
Şırnak ve İdil’de yapılan basın açıklamalarına müdahalesine ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5530) 14.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun rehabilitasyon
merkezlerindeki hizmet ve denetime ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/5625) 15.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, özürlülere yönelik hizmetlere, - Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
SHÇEK kurumlarındaki kötü muamele iddialarına ve sosyal hizmet uzmanlarına, - Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Rehabilitasyon ve
bakım merkezlerinin durumuna, - Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, bazı rehabilitasyon
merkezlerindeki kötü muamele görüntülerine, İlişkin soruları
ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/5648)
(7/5649) (7/5650) (7/5651) 16.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, çocuklara yönelik
cinsel saldırılara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun
cevabı (7/5755) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 11.00’de açılarak dört oturum yaptı. 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/656) (S.
Sayısı: 312) ve 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile
Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin
Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna
Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313)
görüşmelerine devam edilerek; Dış Ticaret
Müsteşarlığı, İhracatı
Geliştirme Etüd Merkezi, Gençlik ve Spor
Genel Müdürlüğü, Devlet Personel
Başkanlığı, Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyanet İşleri
Başkanlığı, Hazine
Müsteşarlığı, Devlet Planlama
Teşkilatı Müsteşarlığı, Türkiye
İstatistik Kurumu Başkanlığı, Sermaye Piyasası
Kurulu, Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu, GAP Bölge
Kalkınma İdaresi Başkanlığı, 2009 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçeleri ve 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesapları; Tütün ve Alkol
Piyasası Düzenleme Kurumu 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi; Tütün, Tütün Mamulleri
ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı; Kabul edildi. 19 Aralık 2008
Cuma günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere, birleşime
22.23’te son verildi.
No.: 38 II.- GELEN KÂĞITLAR 19 Aralık 2008 Cuma Teklif 1.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve
20 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/355) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2008) Tezkere 1.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/630) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
15.12.2008) 19 Aralık 2008 Cuma BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 11.00 BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
31’inci Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2009 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı
üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz. Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız. Beşinci turda, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü,
Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi
Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi
Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadınının Statüsü
Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır. III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı:
312) (x) 2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) (x) A) BASIN YAYIN VE ENFORMASYON
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Basın Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Basın Yayın ve Enformasyon
Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı B) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK
ARAŞTIRMA KURUMU 1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı C) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ
BAŞKANLIĞI 1.- Türkiye Bilimler Akademisi
Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Türkiye Bilimler Akademisi
Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı D) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH
YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI 1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı (x) 312, 313 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 16/12/2008
tarihli 28’inci Birleşim Tutanağına eklidir. E) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK
ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı F) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI 1.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı
2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı G) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı H) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN – Komisyon? Yerinde. Hükûmet? Yerinde. 26/11/2008 tarihli 22’nci
Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması
ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika ile sınırlandırılması
kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen
milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak
izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları
gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan
milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş sayılacaktır. Tur üzerindeki
konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını
yerlerinden sorabileceklerdir. Soru sorma işlemi on dakika içinde
tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi
on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru
sahiplerine söz verilecektir. Bilgilerinize sunarız. Sayın milletvekilleri, şimdi, beşinci turda grupları ve şahısları
adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Ankara Milletvekili Tuğrul
Türkeş, Adana Milletvekili Recai Yıldırım, Kocaeli Milletvekili Cumali Durmuş, İzmir Milletvekili Şenol Bal. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Samsun Milletvekili Fatih Öztürk, İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç,
Kütahya Milletvekili İsmail Hakkı Biçer, Erzurum Milletvekili İbrahim Kavaz, Afyonkarahisar
Milletvekili Ahmet Koca, İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık, Aksaray
Milletvekili İlknur İnceöz, Kocaeli Milletvekili
Azize Sibel Gönül. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına: Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili Sevahir
Bayındır. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Amasya Milletvekili Hüseyin
Ünsal, Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur, Antalya Milletvekili Atila
Emek, İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu. Şahıslar adına: Lehinde, Tekirdağ Milletvekili Necip Taylan,
İstanbul Milletvekili Canan Kalsın; aleyhinde, Muğla Milletvekili Ali Arslan. Şimdi, ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara
Milletvekili Tuğrul Türkeş’e aittir. Buyurunuz Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır. MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Türkiye
Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ve Türkiye Bilimler Akademisi 2009 yılı
bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geçen yıl 2008 bütçesinde de bu kurumlar ile alakalı olarak
kürsüye çıktım. O zaman söylediklerime ve sorduğum sorulara maalesef tatmin
edici hiçbir cevap alamadım. Kalkınmanın ve gelişmenin ödünç bilgiyle
yapılamayacağı kesindir. Türkiye'nin kalkınmasının ve yarınlarda gelişmiş bir
ülke olmasının yolunun ancak ve ancak bilim ile sağlanabileceğini de bildiğim
için bu konuları ısrarla anlatmaya ve yetkililere bu soruları ısrarla sormaya
devam edeceğim. TÜBİTAK’ın 1963 yılında çıkarılmış olan yasası incelendiğinde,
yasanın, bilime destek amaçlı, bilimsellik kavramını esas alan yapısının çok
net bir şekilde vurgulandığı görülür. Oysa geçtiğimiz temmuz ayında gerekçesi
anlaşılamayan bir şekilde değiştirilen bu yasa, bu kıymetli Kurumumuzu özerk
olmaktan çıkartıp herhangi bir genel müdürlük konumuna getirmiştir. TÜBİTAK’ı
Afet İşleri Genel Müdürlüğü veya Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile eş değer
bir statüye dönüştürdüğünüzde bu Kurumdan netice almanız mümkün değildir. Daha
önceki konuşmamda değindiğim gibi, bu Kurumumuzun özerkliğini, bilim insanına
ve bilime yönelik katkı sağlayacak statüsünü mutlaka muhafaza etmek gerekir.
Başta Sayın Bakan olmak üzere bütün bilim insanları bilir ki bilimde hiyerarşi
olmaz. Böylesi bir bilim kuruluşu bütün üniversitelerimiz ile o
üniversitelerdeki bilim insanlarıyla, daha da ötesi dünya üzerindeki önemli
bilimsel gelişmeleri takip eder nitelikte olmalı ve sadece Kurum bünyesinde
çalışanlar ile değil Kurum dışından da katkıya açık bir statüye sahip
bulunmalıdır. Oysa bu Kurumumuzun bugünkü durumuna bakacak olursak son altı yıl
içerisinde dar kadrocu bir çalışma isteği açıkça görülmektedir. Dört yıldır
vekâlet edip nihayet son yasa değişikliğiyle Kurumun başına atanan Başkan,
Kocaeli Gebze’deki Marmara Araştırma Merkezine maalesef kendi eşinden başka
atayacak kimse bulamamıştır. Burada eşinin yeterliliğini sorgulamıyorum, burada
vurgulamak istediğim konu, teknik olarak doğru olsa dahi siyasi ahlak olarak
yanlış bir davranışta ısrar edilmiş olması hususudur. Dar kadrocu anlayışın bir diğer örneği de geçtiğimiz temmuz ayında
çıkartılan yasaya eklenen geçici 9’uncu maddenin Kurum içindeki aksaklıkların
ve yapılan yanlışların affedilmesi mahiyetinde oluşudur. Yasayı önceki şekliyle
karşılaştırdığımızda bunun başkan yardımcısı için düzenlenmiş özel bir madde
olduğunu tespit etmemiz zor olmadı. Bence Sayıştayın
tecrübeli uzmanları yapacakları denetimler ile bu konuyu açığa çıkartacaklardır,
buna inancım tamdır. Kuruluş kanununda Kurumun temel işlevi olan araştırma konularının
tüm sorumluluğunu üstlenen araştırma gruplarını kaldırmak da yine bu müstesna
yönetime nasip olmuştur. Bu konuda da cevap istemek yüce Meclisimizin hakkıdır.
Acaba TÜBİTAK Başkanı artık Amerika’nın dahi üzerinde çok durmadığı
genişletilmiş Orta Doğu projesine paralel bir misyon
üstlenip Amerika’daki Ulusal Bilim Vakfının Türkiye’deki eş başkanı mı olmak
istiyor diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. Şimdi olaylara daha makro düzeyde bakacak olursak: TÜBİTAK
yönetiminin tavsiyesi üzerine Başbakanlık genelgesiyle Ulusal Deprem Konseyi,
üyelerine haber bile verilmeden lağvedildi. Deprem bölgesinde olmamıza rağmen
böylesi hayati öneme sahip bu Konseyi yok etmenin gerekçesi nedir? Bu Ulusal
Deprem Konseyine ait olan 310 milyon euro nereye
aktarılmıştır? Lizbon Kriterleri’nin benimsenmesinin ardından 7. Çerçeve
Programı’nı Türkiye'nin kalkınması için yeterli görmek yanlışlığın başladığı
noktadır. Daha önce de belirttiğim gibi, Vizyon 2023 Projesi yürürlükte iken
buradan rücu edilip Batı’yla beraber hareket etmek
adına 2010 kısa hedefiyle ne amaçlanmıştır ve bugüne kadar ne elde edilmiştir? Fen bilimi ağırlıklı çalışması gereken bu güzide kuruluşumuz neden
sosyal konulara ağırlık vermeye başlamıştır? Örneğin, medeniyetler ittifakı
bursu ne amaçla veriliyor? Bilim ve teknik alanındaki gelişmeleri teşvik ve
destek amacıyla kurulmuş bu kurumda kültürler arası diyalog konusu ne derece
bilimseldir? En önemlisi de bunu yapabilecek başka bir kurumumuz yok mu bizim?
Geçen yıl konuşmamda da değindiğim gibi, Sosyal ve Beşerî Bilimler Araştırma
Grubunun kardeş kuruluş olan Türkiye Bilimler Akademisine bırakılması daha
fonksiyonel olmaz mı acaba? Kurumun Ankara dışında açmayı hedeflediği bilim merkezleri konusu
da gün geçtikçe ilginç bir hâl almaktadır. Eskişehir’de iki yıl önce başlayan
ve bitmek üzere olan bir bilim merkezi inşaatı varken, bu çalışma yüzüstü
bırakılarak Konya’ya yeni bir bilim merkezi yapılmasına karar verildi ve 12
milyon lira destek sağlandı. Bildiğiniz üzere, Konya, Selçuk Üniversitesi gibi
köklü bir üniversiteye ve bunun geniş arazisine sahipken acaba neden bilim
merkezi bu kampus içerisinde birim olarak düşünülmedi
ve dışarıda yapılmasına karar verildi? Bunun, TÜBİTAK’ın, büyük şehirlerde hayata geçirilmek üzere
planlanmış projesi olduğunu biliyoruz. Ancak anlamadığımız, Eskişehir’de neden
bu ilin kendi imkânlarıyla yapılıyor da Konya’da parayla yaptırılıyor? Bununla
alakalı bir ön araştırma var mı? Bu alınan arazi kime aittir? Sayın Başbakan, TÜBİTAK heyetiyle görüşmesini neden basına kapalı
yapmayı arzu etmiştir? Geçen eylül ayında yapılan görüşme ne sebeple medyanın
ve kamuoyunun gözünden kaçırılmak istenmiştir? Tanımı gereği özerk olması
gereken bir bilim kuruluşunda böylesi bir kapalılığın gerekçesi nedir? Aylık satışı 100 bini aşan popüler bilim yayınları açısından
2002’den bu yana kaç çeviri yapıldı? Kaç kitap basıldı? Bunların ne kadarı
satıldı? Bunların bilime, topluma, Kuruma olan katkısı sayısal olarak nedir?
Kurumun matbaasının kapatılmasıyla ilgili Kuruma sağlanan artı ve eksiler
nelerdir? Ne kadar kitap hurda kâğıt olarak SEKA’ya gönderilmiştir? Değerli milletvekilleri, bütün bu olumsuz tablo içerisinde
TÜBİTAK’la ilgili demeçler, insanı gerçekten bilimin ve bilimselliğin doruğunda
bir ülkede yaşadığına inandıracak düzeyde. Gerçekten, sanayi kesiminde bu
konuda bir geriye dönüş var mı? ARGE Yasası çıktı, TÜBİTAK bütçesi bu çerçevede
artırıldı. Peki, hangi projeler gerçekleştirildi ve bunların ülkemize katkısı
nedir? TÜBİTAK’ın en yetkili ağzından basında çıkan bir demeç: “Bir ürünü
tasarlamak, tanıtmak, pazarlamak istiyorum ama sermayem yok diyenler bana
gelsin.” Bu açıklama, bilimsel bir kuruluşun yetkili ağzından daha çok esnaf
kredisi veren ve ona kendi üslubuyla yaklaşan farklı bir kurumun açıklaması
gibi gelmedi mi size de? Bu anlayış, dünyada bilimsel kuruluşların desteğiyle
ARGE çalışmaları yapan ülkelerin bu konudaki düşünce sistemleriyle bizdeki
uygulamanın arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ülkenin
koşulları ve öncelikleri göz önünde tutularak yeni bir bilim politikası
hazırlanmalıdır. Bütçede bu Kuruma ayrılan fonun şu kadar trilyona çıkarılmış
olması meseleyi çözüyor anlamına gelmemektedir. Bu ayrılan rakamların çok büyük
bir yüzdesi “telif” adı altında personele ve bakanlıklarda görevlilere
dağıtılmaktadır. Bunun Türkiye’deki gerekli bilimsel çalışmalara hiçbir katkısı
yoktur. TÜBİTAK tekrar bilimsellik nosyonuna
kavuşturulmalı, daha sonra da, ülkemize layık orta ve uzun vadeli bir çalışma
planı yapılmalıdır. Bu duygu ve düşüncelerle, 2009 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı
olmasını diliyor ve yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkeş. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Recai
Yıldırım. Buyurunuz Sayın Yıldırım. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA RECAİ YILDIRIM (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2009 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Atatürk
Kültür Dil ve Tarih Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım.
Bu vesileyle hepinizi selamlıyorum. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Atatürk, cumhuriyetin
dayandığı dil ve tarih tezlerini ilmî temellere oturtmak için Türk Dil ve Tarih
Kurumlarının açılmasına öncülük eder. Türk Tarih Encümeni 1931’de Türk Tarihi
Tetkik Cemiyeti, 3 Ekim 1935’te “Türk Tarih Kurumu” adını alır. Bunu dil inkılabının gereklerine uygun millî dil anlayışı için
gerekli çalışmalar yapmak üzere 12 Temmuz 1931’de kurulan Türk Dili Tetkik
Cemiyeti takip eder. Bu Cemiyetin adı 1934’te Türk Dili Araştırma Kurumu olarak
değiştirilir. Bu tarihsel gelişimin içerisinde de Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın
134’üncü maddesi gereğince 11/08/1983 tarihinde 2876 sayılı Kanun’ Uzmanlar, kültürü, bir insan topluluğunun tarihî tekâmülü konusunda
sahip olduğu şuur olarak tanımlamışlardır. Millî kimliğin belirleyici öğesi,
millî unsurlardan ziyade manevi unsurlar, yani inançlar ve bu doğrultuda oluşan
değer yargıları, davranış biçimleri ve zihniyettir. Atatürk “Millî kültürün her
çığırda açılarak yükselmesini Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direği olarak temin
edeceğiz.” sözleriyle genel kültür içinde bir milleti diğerlerinden ayıran asıl
özelliğin onun seciyesini oluşturan kendine ait değerler sistemi olduğunu
söylemiş ve bunların silinmemesi ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini
önemle vurgulamıştır. Atatürk, maddi kültürün, yani medeniyetin bir olduğunu
“Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve milletin terakkisi içinde
bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lazımdır.” sözleriyle ifade etmiştir.
Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşları faaliyetlerinin
temeline toplum fertlerini bir arada tutan değerler sistemini koymakta, kökleri
tarihin derinliklerine kadar uzanan, Atatürk’ün ifadesiyle, milletin seciyesinde
saklı değerlerin yaşaması ve yaşatılmasını elzem görmektedir. Bir kültürün varlığını sürdürebilmesi öncelikle bir bilinç işidir.
Tarih bilinci hem toplumun hafızasını hem de geleceğini oluşturur. Bu sebeple,
kültürümüzde var olan yüksek değerlerin insanlığın hizmetine sunulması,
kültürel değerlerin diğer yapıcı yüksek değerlere sahip kültürler ışığında
geliştirilerek Türkiye Cumhuriyeti’nin medeniyet ailesindeki şerefli yerini
alması, milletin yüksek değerlerine karşı girişilecek faaliyetlerin bilimsel yönden
çürütülmesi, ülkemiz açısından hayati öneme sahiptir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, devletin üniter yapısının korunmasında ve devamlılığın sağlanmasında
önemli işlevi olan hassas bir kurumdur. Dünya şartlarının günümüzde hızla
değişmesi ve yeniden yapılanmaların gerçekleşmesi Türk dünyasını derinden
etkilemiş, Türk kültür coğrafyasına yeni boyutlar kazandırmıştır. Bu değişim ve
yapılanma sürecinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ve bağlı
kuruluşlarının önemi, işlevi ve sorumlulukları artmıştır. Bu amaçla kurulan
kurumlar, kuruluş kanununda belirtilen bu öncelikler ve amaçları doğrultusunda
sayısız ilmî eserler yanında, yurt içinde ve yurt dışında konferans, panel,
kongreler düzenleyerek faaliyetlerine devam etmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Yüce Atatürk’ün isteği
doğrultusunda 12 Temmuz 1932 günü “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” adıyla kurulan
Türk Dil Kurumu da tarihi boyunca Türkçenin geliştirilmesi, zenginleştirilmesi,
özleştirilmesi uğrunda önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Türkçeyle ilgili
bine yakın kitap, yüzlerce sayı süreli yayın çıkaran Türk Dil Kurumu, Türkçe
Sözlük, Yazım Kılavuzu, Divanü Lûgat-it-Türk,
Kutadgu Bilig gibi temel
başvuru kaynaklarını dilimize kazandırmıştır. Türk Dil Kurumunun başlattığı önemli bir çalışma da Türk dünyası
ortak kültür değerlerinin ortaya konulmasıdır. Yeni tamamlanmış bulunan Türk
Dünyası Destanlarının Tespiti ve Türkiye Türkçesine Aktarılması ve Yayımlanması
Projesi kapsamında Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Altay, Hakas, Tuva destanları
ciltler hâlinde yayımlanmaya başlanmıştır. 2009 yılı sonunda tamamı
yayımlanması hedeflenen destan dizisinde yüze yakın destan kültür ve bilim
dünyamıza kazandırılmış olacaktır. Şimdi yapılması gereken, Türk Dil Kurumunun yayımladığı bu kültür
hazinesinin sinemaya, dizi filme, çizgi filme ve bilgisayar oyunlarına ilham
kaynağı olması, bu değerlerimizin genç kuşaklara tanıtılmasıdır. Bunun için, kamuoyuna doğru, tanıtıcı ve aydınlatıcı bilgi akışını
sağlamak ve tanıtma; aydınlatma faaliyetlerine katılmak için, Başbakanlığa
bağlı olarak Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve kültürel tanıtımıyla ilgili
faaliyetlerini sürdüren Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün Türk Dil
Kurumu ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile iş birliği içerisinde
olması gerekmektedir. Türk Dil Kurumunun sanal ortamda kullanıma sunduğu Türk Lehçeleri
Sözlüğü de Türk dünyasında ortak iletişim dilinin yaygınlaştırılmasına çok
büyük katkıda bulunacaktır. Bu sözlükteki söz varlığının bir an önce bütün Türk
lehçelerinin söz varlığını kapsayacak bir biçimde genişletilmesi gerekmektedir.
Türk dünyasında ortak iletişim dilinin geliştirilmesinde en önemli
kaynak terimlerdir. Bilim dünyasında yaşanan gelişmeler sonucunda ortaya çıkan
yeni terimlere karşılıklar bulan Türk Dil Kurumu, bu terimleri Türk dilinin
kaynaklarından karşılamaktadır. Bu terimlerin bütün Türk lehçelerinde ortak
olarak kullanılması kardeş Türk lehçelerinin birliğini sağlayacaktır. Bunun
için, Türk Dil Kurumunun, Türk cumhuriyetlerindeki bilimler akademileriyle iş
birliği yapmasının imkânları sağlanmalıdır. Türk dünyasında ortak iletişim dili için çalışmalar yürütülürken,
öncelikle ülkemizde radyo televizyonlarda kullanılan dilin de büyük önem
taşıdığı bir gerçektir. Her şeyden önce kendi ülkemizde Türkçeyi yabancı
unsurlardan arınmış bir biçimde kullanmalıyız. Bunun için de köklerimize inmeliyiz.
Türk dünyasının kökleri Orhun Yazıtlarındadır, Divanü
Lûgat-it-Türk’tedir, Kutadgu
Bilig’dedir, Manas’tadır. Geçmişteki uydurmacılıktan
kurtulan Türk Dil Kurumunun, Türk dilinin kaynaklarından faydalanarak yaptığı
bu çalışmalar Türk dünyasında ortak iletişim dilini yaygınlaştıracaktır. Bunun
için, öncelikle ülkemizdeki radyo ve televizyon yayınlarında kullanılan dilin
bu amaca uygun olması gerekir. Her yayında İngilizce kelimeler kullanan, Türkçe
kelimeleri bile İngiliz gibi, Amerikalı gibi konuşan sunucular, bırakın Türk
dünyasında ortak iletişim dilini yaygınlaştırmayı, Türkiye’deki dil birliğini
sağlamaktan âcizdir. Bu nedenle radyo televizyon
kuruluşları bu konuda Türk Dil Kurumu ile iş birliği içerisinde olmalıdır. Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun maddi kaynağı Atatürk’ün
mirasından oluşmakta; hizmet binaları bulunmakta ise de Atatürk Araştırma
Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi çok kısıtlı bütçelerle faaliyetlerini
sürdürmektedirler. Bu iki kurumun hizmetlerini yürütebilecek bir hizmet
binaları dahi bulunmamaktadır. 2876 sayılı Kanun’un 519 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnameyle değiştirilen… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. RECAİ YILDIRIM (Devamla) – …bazı hükümlerinin Anayasa Mahkemesi
kararı ile iptal edilmesi üzerine 2002 yılından itibaren bilimsel kurumlar
oluşturulamamakta ve üyeleri atanamamaktadır. Bu nedenle de Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı kuruluşlar olan Atatürk Araştırma Merkezi, Türk
Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi hizmet faaliyetlerini
yerine getirmekte zorlanmaktadırlar. Bu olumsuz şartlarda dahi kurumlar, 2008
yılı içerisinde 23 süreli yayın, 155 bilimsel yayın gerçekleştirmiş; bunun
yanında 152 konferans, 10 panel, 5 uluslararası sempozyum,
1 uluslararası kongre ve 28 kazı gerçekleştirmiş bulunmaktadır. 57’nci Hükûmet döneminde bu yasal boşluk giderilmeye çalışılmış, Hükûmetimiz tarafından hazırlanan yasa tasarısı Türkiye
Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak tasarı komisyonlarda görüşülürken erken
genel seçime gidilmesi nedeniyle yasalaşma süreci tamamlanamamıştır. Kurumların
faaliyetlerini daha etkin bir şekilde sürdürebilmeleri için kurum yasasının bir
an önce çıkarılması gerekmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım. RECAİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 2009 yılı
bütçesinin hayırlı olması dileğiyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Cumali Durmuş, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından
alkışlar) MHP GRUBU ADINA CUMALİ DURMUŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve
Özürlüler İdaresi Başkanlığının 2009 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket
Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Partim ve şahsım
adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Günümüzün en önemli sorunlarının başında gelen, özürlü
vatandaşlarımızın durumu ve sokak çocukları ya da yardıma muhtaç olan
çocuklarımızın durumlarıdır. Özürlü vatandaşlarımızın sorunlarının gündeme
taşınması ve bu sorunların çözümü yönünde çalışmalarla özürlü insanlarımızın
hayatlarının kolaylaştırılması, toplumun gelişmişlik seviyesini gösteren önemli
bir değerdir. Ülkemizde özürlü vatandaşlarımız çok zor şartlarda
yaşamaktadırlar. Günümüzde özürlülerin sokağa çıkması bile çok büyük sorun
teşkil etmektedir. İstediği bir yere gönlünce gidebilen bir özürlü var mı acaba
etrafımızda? Kendi elimizle yaptığımız plansız yapılaşma bırakın özürlüye,
sağlam insanlara bile engeller çıkarmaktadır. Birçok yapı özürlü
vatandaşlarımız için ulaşılmaz yapılar hâlindedir. Hiçbir özürlü vatandaşımız
dilediğince, yalnız başına gezebileceği ne bir kaldırım ne bir cadde ne de
başka bir mekân bulamamaktadır. Özürlüler İdaresi Başkanlığı, özürlü insanlarımızın hayatını
kolaylaştırıcı, onları toplumla kaynaştırıcı programı ve koordinasyonu sağlamakla
görevli bir kurumumuzdur. Bu kurumun yaptığı çalışmalar parayla ölçülemez ya da
parayla sınırlandırılacak bir kurum değildir. Ülkemizde çeşitli özürlü dernekleri bulunmaktadır. Bu dernekler
Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile ne derece iletişim kurabilmektedir? Yerel
yönetimlerle koordineli şekilde yapılan her proje, özürlü vatandaşlarımızın
hayatını kolaylaştırıcı yönleriyle değerlendirilmeli ve bu yönde değişiklikler
yapılmalı, imalat aşamasında kontrollerin yapılarak gerçeğe dönüşmesi
sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki her insan bir özürlü adayıdır. Kimin başına
ne geleceği, geri kalan hayatını hangi şartlarda devam ettireceği bilinmemektedir.
Tabii, Özürlüler İdaresi Başkanlığımız özürlü insanlarımızın
hayatını kolaylaştırıcı tedbirler almaya çalışmaktadır. Kendi müracaatıyla
kurumdan destek alan özürlülerimiz haricinde devlete hiçbir müracaatı
bulunmayan özürlü vatandaşlarımıza da kurumun ulaşıp, çok detaylı bir özürlü
veri tabanı hazırlaması ihtiyacı bulunmaktadır. Bu vatandaşlarımız sadece
Özürlüler Haftası’nda hatırlanıp, geri kalan haftalarda unutulmamalıdır. Mevcut Yasa’ya göre eğitim alma hakkı olan birçok engelli
vatandaşımızın birtakım keyfî uygulamalar, sorumsuz davranışlar yüzünden hizmet
alamadığı görülüyor. Bu engelli vatandaşlarımızın kendileri ve aileleri
seslerini duyuramadıkları gibi, şikâyetlerini ulaştırdıkları sorumlulardan da
ilgi görememektedirler. Birçok ilimizde çeşitli örnekleri söz konusu olan tutumun bir
örneği de komşu ilimiz olan Sakarya’da yaşanmaktadır. Sakarya’daki Rehberlik ve
Araştırma Merkezi, devlet hastanelerinden engelli olduklarına dair heyet raporu
alan engellilerimize rapor vermemek için direniyor. Başvuruların sonuçları
olumlu veya olumsuz bile olsa üç dört ayda çıkıyor. Kanun’da “Yaş sınırı
yoktur.” denilmesine rağmen on sekiz yaşından büyüklere rapor verilmiyor.
Hepsinden daha vahimi, engelli vatandaşlarımız ve velileri Sakarya’daki RAM
Vekil Müdürü tarafından her gün hakarete ve aşağılanmaya maruz bırakılıyor.
Bölge gazetelerinde bu tür haberler her gün karşımıza çıkmaktadır. Sayın
Bakandan ya bürokratına devlet görevlisi olduğunu hatırlatmasını veya gereğini
yapmasını rica ediyorum. Bu konunun, bu işin takipçisi olacağımızı da buradan
ifade etmek istiyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devlet olmak
insanları sadaka kültürüne alıştırmak demek değildir. Sosyal devlet adaleti,
eğitimi, sağlığı, işi, aşı direkt olarak sahibine ulaştırma kabiliyetidir. Bu
sebeple, devletle millet arasında köprü vazifesi yapmak amacıyla kurulmuş olan
kurumlar vardır; bunlardan biri de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumudur. Bugün sokak çocukları veya kimsesiz çocuklardan oluşan topluluğun
sebebi yine devlettir. Sosyal hayattaki adaletsizlikler ya da dengesizlikler
önümüze çok üzücü tablolar koymaktadır. Ülkemizde 1950 yıllarında başlamış olan kırdan kente göç dalgası
çeşitli sorunları da beraberinde getirmiştir. Türk toplumunun aile yapısı
önceleri büyük babaların, büyük annelerin de içinde yaşadığı geniş aile
diyebileceğimiz bir yapıya sahipti. Bu aile yapısında anne, baba çalışsa bile
çocuklar toplumun örf ve âdetlerini, kısaca kültürünü büyük babasından, büyük
annesinden alabiliyordu fakat ailede meydana gelen ekonomik sıkıntı büyük
babaları, büyük anneleri ailenin dışında bırakmış, bununla da kalmayıp anneyi
de çalışma hayatının içine çekmiştir. Babası zaten çalışan çocuk kreşlere,
yuvalara bırakılmış, sosyolojik anlamda “uygar ilgisizlik” diyebileceğimiz
durumla karşı karşıya kalmıştır. Böylece, çocuk anne ve babadan içinde yaşadığı
toplumun kültürünü alamamış, ayrıca ailede kendini tamamlayan sosyalizasyon
sürecini yaşayamamıştır. Sonuçta Türk toplumunun kültürüyle uyuşmayan bir nesil
karşımıza çıkmıştır. Bu durum karşımıza eğitimsiz, başıboş bırakılmış, ticari
amaçlar için kullanılmış, yasa dışı işlere alet edilmiş, korunmaya muhtaç
çocuklar topluluğunu meydana çıkarmıştır. Çocuk Esirgeme Kurumunun görevi bu çocuklara sadece barınma, yeme,
içme hizmeti vermek değildir. Bu görevinin yanında çocuklara sevgi, özveri ve
topluma kazandırma yönünde de görevleri bulunmaktadır. Sokak çocukları plansız
kentleşmenin, yoksulluğun ve çaresizliğin sonucu itilmiş, horlanmış ve yalnız
bırakılmış çocuklardır. Sokak çocukları için sokaklar bir sığınma alanı, iş
alanı hâline gelmiştir. Bu çocukları buraya iten nedenleri ortadan kaldırmak,
sosyal devlet olmak demektir. Özellikle içinde yaşadığımız kriz ortamında bu tür problemlerin
daha da artacağı dikkatten kaçmamalıdır. Gerçi Hükûmetin
“kriz yok, teğet geçti” gibi yaklaşımı toplumun problemlerinin çözümüne ilişkin
ilgisizliğinin göstergesi olarak karşımızda bir duvar gibi durmaktadır. Sosyal
dokumuzu tamamen parçalayacak tehlikeleri önceden belirleme kabiliyetinin Hükûmet tarafından geliştirilmesi gerekmektedir. “Her şey
iyi, iktidarımızı da yardımlarla devam ettiririz” anlayışından vazgeçmelisiniz.
Milletin ekonomik refahını az da olsa geliştirmek sorumluluğundan
kaçmamalısınız. “Krizi fırsata dönüştüreceğiz” gibi boş laflarla kimseyi
oyalamaya çalışmayın. “Sadece reel sektöre parayı aktarırız, işi kotarırız”
diye de düşünmeyin. Toplumun satın alma gücünü artırmadığınız sürece
problemleri kısa süre ertelemiş olursunuz. Emeklilerin, çalışanların durumu
ortada; işsizleri söylemeye gerek yok, pimi çekilmiş bomba gibi patlamaya
hazırlar. Bütün bunları düşündüğümüzde, eğer gerekli müdahaleler ve
iyileştirmeler yapılamaz ise daha mutsuz ve sevgisiz bir toplum, parçalanmış
aileler toplum hayatını daha çok tehdit eden çocuk ve gençlikle karşı karşıya
kalacağımız hiç dikkatten kaçmamalıdır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devlet aile yapısını
korumak zorundadır. Aile yapısı dayanıklı olan toplumlarda çocukların sokaklara
düşmesi düşünülemez. Özellikle annenin çocuğa gösterdiği ilgi, şefkat ve fiziki
temas, çocuk için önemli duygusal bir yaklaşım yönüdür. Ailesinde şefkati bulan
çocuk kendine başka sığınaklar aramak zorunda kalmaz. Bu yüzden aileler maddi
ve manevi olarak desteklendiği takdirde sorunun daha başından çözümü yönünde
adım atmış olunur. Bunun yanında kimsesiz çocuklarımızın aile sevgisinden
mahrum kalmaması için koruyucu aile modeli desteklenmelidir. Kurum birçok işlevini eksik de olsa yapmaktadır ancak bu hizmetin
verildiği yerlerin fiziki şartları çok iyi durumda değildir. Çocuk barınma
evlerinin fiziki durum ve modernizasyonu bir an önce yapılmalıdır. Bu kurumda
çalışan görevlilerin gönüllülük esasına göre seçilerek yoğun bir eğitime tabi
tutulup, çalıştırılmasına özen gösterilmelidir. Çocuk barınma evlerinde yaşanan
nahoş hadiseleri zaman zaman duymaktayız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. CUMALİ DURMUŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Bu hadiselerin kaynağının yine o kurumda çalışan personelden
kaynaklandığına da şahit olmaktayız. Bu merkezlerdeki çocukların sayısı o kadar
artmıştır ki artık çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, kısaca devletin bu
işleri yürüttüğü kolu olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, bu
çocukların ihtiyaçlarına hem ekonomik anlamda hem de çalıştırdığı personel
niteliği bakımından yetersiz olmuştur. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin kurucusu
Atatürk’ün, cumhuriyetimizi emanet ettiği gençlerimizi korumak, onlara onurlu
bir gelecek hazırlamak sosyal devlet olmanın en temel gereğidir. Bu yönde
yapılacak her türlü çalışmanın sonuna kadar destekçisi ve takipçisi olacağımızı
beyan eder, bu duygu ve düşüncelerle grubum ve şahsım adına 2009 yılı
bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Durmuş. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili
Şenol Bal. Buyurunuz Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve Kadının Statüsü
Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım. Sayın milletvekilleri, bugün, Türkiye, belki de tarihinin en
buhranlı dönemini yaşıyor. Ülkemizde sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi çözülme
birlikte yaşanıyor. Bu çözülmeler sürecinde Türk ailesinde de çözülme gittikçe
derinleşiyor. Aile çözülürse biliyorsunuz ki toplumun çözülmesi kaçınılmazdır.
Yoksullaşan ailelerin sayısı her geçen gün artıyor. Sayın Başbakan kasım ayında
yapılan 5’inci Aile Şûrasında yaptığı konuşmada, geçen yıllarda 1 milyon 100
bin aileye kömür dağıtıldığını, bu yıl 2 milyon 100 bin aileye kömür
dağıtılacağını ifade etti. Yine basına intikal ettiği gibi, 70 milyonluk
Türkiye’de 42 milyon 663 bin kişiye muhtelif yardım yapılmış. Yardım alanların
sayısının artması bilhassa Başbakanın ve bakanlarının başını önüne eğdirmelidir
ve bu ülkeyi nasıl yönettiklerini düşündürmelidir ve Aile Şûrasında diyor ki
Sayın Başbakan: “Bizim kültürümüzde yardım gizli saklı yapılır, bir elle
aldığını diğer el görmesin anlayışı vardır. Alacaksınız, dağıtacaksınız, kimse
görmeyecek.” Maşallah Sayın Başbakan! Devlet eliyle, belediyelerinizle ve yan
kuruluş derneklerinizle yapılan her yardımı şov hâline dönüştürmekle ün
saldınız, meşhur oldunuz. Yapılan her yardım oya tahvile yönelik. Yardım
kuyruklarındaki görüntülerse insanımızın onurunu çiğniyor, rencide ediyor, iç
acıtıyor. İktidara geldiğinizden beri gelir dağılımındaki uçurumun insanımızı,
toplumumuzu getirdiği durum ortada iken Meclis kürsüsünden ne büyük işler
yaptığınızı anlatıyorsunuz. Şunu bilin ki tarih sizinle ilgili hükmünü verecek
ve mahkûm edecektir Sayın Başbakan. Bu millet size iki kere tek başına iktidar
olma şansı verdi. Bununla da zaten sık sık
övünüyorsunuz. Millet sizin illüzyonlarınıza ve
çizdiğiniz ama inanmadığınız, sanal, pembe tablolara inanmak istedi ama bu yüce
millet çok kısa zamanda size öyle bir Osmanlı tokadı vuracak ki bir daha
başınızı kaldırmaya ne hâliniz ne de yüzünüz olacak. Sayın milletvekilleri, Başbakan, 5’inci Aile Şûrasında 2002
yılında 95 bin, 2007 yılında da 94 bin boşanmanın gerçekleştiğini, 2007 yılında
evlenmelerin arttığını, boşanmaların azaldığını söylüyor. Sayın Başbakan yine
elmalarla armutları topluyor. Başbakanın TÜİK’ten
alarak açıkladığı bu veriler, boşanma sonuçları. Yani ne zaman açıldığı belli
olmayan boşanma davalarının neticesi. Üstelik, dava
sonucunu nüfusa bildirmeyenler bu kayıtlara da geçmiyor. Adli Sicil ve
İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine bakalım: İktidar olunduktan itibaren
yıllara göre açılan boşanma davaları, 2003’te 185.414, 2004’te 156.450, 2005’te
156 bin, 2006’da 155 bin, 2007’de 166.271, 2008’de ise yargı mensupları
tarafından çok daha fazla sayıda olduğu söyleniyor. Bunlar resmî açıklamalar
sayın milletvekilleri, resmî açılan davalar. Bir de mahkemeye intikal etmemiş,
eşler tarafından terk edilen, yıkılan yuvalar konusunu lütfen bir araştırın.
Aile geçimsizliklerinin büyük çoğunluğunun ekonomik sorunlar olduğunu söylüyor
araştırmacılar. Sayın milletvekilleri, aile politikasının temel hedefi, nüfus
artışını doğrudan destekleyen veya sınırlayan –geçmişte olduğu gibi-
politikalardan ziyade mevcut nüfus yapısı içinde ailenin ekonomik, eğitim,
sosyal, kültürel, sağlık ve konut ihtiyaçları ile ilgili sağlıklı ve gerçekçi
politikalar üretmek olmalıdır. İnanın, aile değerlerinden neyi anladığınızı da
bilmek istiyorum. Ülkemizde bugün sosyal güvenlik sistemimizce karşılanamayan iki
temel riskle karşı karşıyız: Bunlardan biri işsizlik, diğeri çocuk
yetiştirmedir. Sayın Başbakan, ailelere, çocuk yetiştirmenin doğuracağı gider
artışlarına karşı ekonomik gelir sağlamada ne gibi tedbirler geliştirdiniz de
Türk ailesine en az 3 çocuk salık veriyorsunuz? Keşke şartlar müsait olsa 3
değil daha fazla çocuk sahibi olunsa. Türk ailesi çocuğu çok sever, sizin
söylemenize de gerek yok. Çocuk yetiştirmenin mesuliyetini kaldırabilecek bir
ekonomik yapı ve sosyal güvenlik sistemi oluşturdunuz da bizim mi haberimiz
yok! Artık, amiyane hâle gelmiş sadaka gibi yaptığınız yardımları mı güvence
olarak gösteriyorsunuz? Aileyi sürekli gelir sahibi yapmayı amaçlayan ekonomik
önlemler almadıkça, istihdamı esas alan ekonomik politikalar üretip
uygulamadıkça, aileye yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerini destekleyen,
aile değerleri ve aile hayatını geliştirmeye yönelik ilköğretimden başlayan
çalışmalar yapılmadıkça, aile dışı kurumlar geliştirmedikçe ve kontrol altına
alınmadıkça, siz Hükûmet olarak aile politikasına
sahip değilsiniz. Aile kurumunun güçlendirilmesi ve korunması amacına yönelik
projeler geliştirmeyi amaç edinen ASAGEM’in web
sayfasına girdiniz mi Sayın Çubukçu? Girmediyseniz bir bakın, kurumunuzun ne
kadar gayriciddi çalıştığını göreceksiniz. Aileye
ilişkin genel istatistik verilerinin 2000-2002’li yıllarda kaldığını ve başka
kurumların aynı konudaki verileriyle nasıl çeliştiğini göreceksiniz. “Aile
konusunu devlet politikası hâline getirdik.” diyenlere bu web sayfası
yakışmıyor. ASAGEM’in sizce araştırma kadrosu yeterli
mi Sayın Çubukçu? Mesleki dağılımları nasıl? İstatistikçi var mı? Yok.
Psikolog, sosyolog? Bir iki tane. İlk önce o zaman ASAGEM’in yapısını el alınız, sonra ASAGEM’in
yaptırım gücünü artırınız. Böylelikle belki aile değerlerinin yıpratılmasında
önemli rol oynan İnternet ve bazı televizyon programları konusunda bir türlü
işini yapmayan şaibeli RTÜK’ün harekete geçmesine vesile olabilirsiniz. Sayın milletvekilleri, Türkiye’yi idare edenler, bir probleme
bakarken yapabildiğimiz kadarını yaparsak günü kurtarırız diye bakıyorlar.
Sosyal gelişmişlik ölçüsü asla bu olamaz. Biz hâlen aile içi şiddet ile ilgili,
tüm ülkeyi genelleyebilecek istatistiki verilere sahip
değiliz. Kadının ve tüm toplumun okuryazarlık oranlarıyla ilgili hâlen 2000’li
yılların verilerini kullanıyoruz, 2000’li yıllardan sonra olanlar tahminî.
Nüfusumuz ise her iki ayda, milyonlarla ifade edilebilecek şekilde ya artıyor
ya azalıyor ve toplum olarak bu konuda istatistiki
verilerden şüphe duyuyoruz ve bu konuda çok rahatsızız. Rakamlarla altı yıldır
istediğiniz gibi oynuyorsunuz. Siz, Hükûmet olarak
hizmet bekleyen mevcudu tespit edemezken ve bu mevcuda ulaşamazken nasıl bir
politika geliştirip de gelecek için plan ve program yapabileceksiniz, uzun
vadeli strateji geliştireceksiniz? Evet, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün birçok faaliyetleri ve
çalışmalarını takdire şayan bulduğumu buradan ifade etmek istiyorum ve bürokrat
arkadaşlarımızı da kutluyorum. Ama yine de şunu söylemeden
geçemiyorum: Yapılan tüm çalışmalar kısır bir döngü olarak otel salonlarında
dar bir çevreye hitap eden toplantılar ve belli çevreye dağıtılan kitap ve
broşürler ise, yapılan çalışmalar gerçek mağdurlara erişmiyorsa, sadece
yetişkinleri muhatap alıyorsa ve ayrıca bu faaliyetler uluslararası kurumlara
hoş görünmek içinse kendimizi bir sorgulayalım diyorum. Türk toplumu kadına hak ettiği değeri artık vermiyorsa,
ilköğretimden itibaren nasıl bir eğitim eksikliğimiz var? Çocukluktan edinilen
bakış açıları, sosyokültürel değerler çok önemli. Bu konuda ilk ve ortaöğretim
seviyesindeki çocuklar için neler yaptınız? Bir çocuk, ailede gördüğü şiddetin
yanlış olduğunu sorgulamıyorsa, üstüne üstlük her gün televizyon ve İnternette
kadına yönelik şiddeti bir doğa olayı gibi izliyorsa veya bu programlarda
kadınlar ticari ve cinsel meta olarak yansıtılıyorsa çocuğun algılamasında
kadın kolaylıkla ikinci sınıf bir kişilik olarak yer alacaktır. Sayın milletvekilleri, kadına yönelik şiddeti kategorize ediyoruz
“sözel, fiziksel, ruhsal, ekonomik” diye. Sadece fiziksel şiddeti ele alsak
dahi toplumda en az 3 kadından 1’i şiddet görüyor ve buna karşı hiçbir çaresi
olmadığını düşünerek hayatını sürdürüyor. Bizim kültürümüzde baş tacı olduğunu
söylediğimiz, dinî inançlarımıza göre cennetin ayaklarının altında olduğuna
inandığımız kadınlar şiddet görüyor. İşte, yüzeysel pilot uygulamalar veya
birkaç yasal düzenlemeyle baş edilemeyen bu sorun karşısında Bakanlığımız ne
yapmayı planlıyor? Kadın sığınma evleri yetersiz bu konuda çıkan kanunlara rağmen.
Belediyelerin kadın sığınma evleri açması sembolik olmaktan öteye gitmedi.
Üstelik bu sığınma evleri, rehabilite etmekten çok
uzak. Sadece barınak olarak kullanıldığından ruhsal sağlığın daha kötüye
gitmesine sebep oluyor. Sayın milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, kadını görünür
kılacak olan istihdamdır ama harika, mutlu, refah içinde yönetildiği iddia
edilen ülkemizde her yıl istihdam edilen kadın oranı azalıyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurun. ŞENOL BAL (Devamla) – 2007 yılında yüzde 22’lerde, 2008 meçhul.
Toplam sigortalıların ancak yüzde 12’si kadın, kayıt dışılığın yüzde 72’si,
73’ü kadın. Ne yazık ki işten çıkarmada önce kadından başlanıyor. Yoksulluk ve
işsizlik hızla artıyor, eğitim, okuma yazma tıkandı, ilerlemiyor, sıkıntılar
devam ediyor. İşte bunun olumsuz sonuçlarından en çok kadınlar etkileniyor. Kadın ailenin temeli, aynı zamanda Anayasa’nın eşit gördüğü
vatandaş. Her iki bakış açısından da kadınların
problemlerini dert etmeyen, çözemeyen ülkeler nasıl kalkınır sayın
milletvekilleri? Uygulanabilecek politikaların topluma nüfuz etmesi için ilk
önce siyasete çekidüzen verilmesi, siyasi yozlaşmanın giderilmesi ve doğruların
söylenmesi gerekir bu konuda. Hepinizi saygıyla selamlıyorum, bütçenin hayırlı olmasını
diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bal. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Fatih Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakikadır. AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH ÖZTÜRK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülkemizin en köklü kurumlarından biri olan Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2009 Mali Yılı Bütçe Tasarısı’nın görüşülmesi
nedeniyle grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle şahsım ve partim
adına saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Değerli arkadaşlar, Genel Müdürlük 7 Haziran 1920 tarihinde 6
sayılı Kanun’la bizzat Atatürk’ün talimatıyla Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi olarak kurulmuştur. Son olarak 18 Haziran 1984
tarihinde yayımlanan 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle de Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğü adı altında teşkilatlandırılmıştır. Genel Müdürlüğümüz 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin
getirdiği yetki ve sorumluluk çerçevesinde ilgili makamlar ve kamuoyuna
zamanında, doğru, tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak ve tanıtma,
aydınlatma faaliyetlerine katılmakla yükümlüdür. Genel Müdürlüğümüz, merkez
teşkilatında 238 kadrolu, 73 sözleşmeli; yurt içi teşkilatında 35 kadrolu; yurt
dışı teşkilatında 15 kadrolu, 13 sözleşmeli olmak üzere toplam 374 personel ile
görev yapmaktadır. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü hızla gelişen ve
iletişim çağı olarak da adlandırılan günümüzde, dünyadaki gelişmeleri yakından
izleyen, değerlendiren ve sonuçlarını kamuoyuna yansıtan, dış politika
oluşturma sürecine aktif ve etkin katılım sağlayan, devlet yönetimi tarafından
basın ve enformasyon alanında uygulanacak politikaların belirlenmesine yardımcı
olan, ulusal çıkarların savunulmasında etkin yayınlar üreten, Türkiye
aleyhindeki propaganda faaliyetlerine karşı tedbirler geliştiren, enformasyon
ve aydınlatma faaliyetlerini Türkiye’nin dış politikalarını destekleyecek
şekilde düzenleyen, yerli ve yabancı basın mensuplarının çalışmalarını
etkinleştirme yönünde önlemler alan, düşünce ve ifade özgürlüğü alanının
genişletilmesine destek veren ve bunları kamusal sorumluluk çerçevesinde
geliştiren bir yapılanma oluşturmayı görev edinmiştir. Devletin bilgilendirilmesinin en önemli kaynağını oluşturan
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünde bu amaca yönelik olarak günde yaklaşık
5 bin haber işlenmektedir. Bu haberlerin toplanabilmesi için her gün Türkçe ve
diğer dillerde yayın yapan 12 yabancı radyonun yaklaşık 41 yayını kaydedilmekte ve
dinlenmekte; 5 yerli, 18 yabancı haber ajansı, büyükelçilikler ve İnternet
aracılığıyla da çeşitli ülke basınının web sayfaları sürekli takip
edilmektedir. 2007 yılından itibaren de ortalama 16 yabancı televizyon kanalı
izlenmeye devam ediliyor. Yine, yurt dışı teşkilatı kapsamında basın müşavirlikleri, görev
bölgelerinde basın ve yayın organlarında yayınlanan, Türkiye’yi doğrudan ya da
dolaylı olarak ilgilendiren haber ve yorumların çevirilerini Genel Müdürlüğe
intikal ettirmektedirler. Devletin ilgili kurum ve kuruluşlarına haber hizmeti sunan
Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 Kasım ayı sonuna kadar 20.586
adet haberi ilgili makamlara iletmiştir. 2008 yılı içerisinde günlük 13,
haftalık 4, aylık 3 ve yıllık değerlendirme bültenleriyle de 29 adet özel
bülten çıkarılmıştır. Muhtelif illerimizin yerel medya mensuplarına mesleki
bilgi açısından katkı sağlamak ve toplumsal kaynaşmaya hizmet etmek amacıyla da
yerel medya eğitim seminerleri düzenlenmektedir. 1998 yılında başlatılan bu
faaliyet çerçevesinde 16 ilimizde seminer gerçekleştirilmiştir. Seminerlerdeki
konuşmalar kitap hâline getirilmiş olup İnternet sayfalarında da yer
almaktadır. Yine eğitim faaliyetleri çerçevesinde, genel müdürlük, valilik, il
basın ve halkla ilişkiler müdürlükleri, eğitim seminerleri düzenlemiştir.
İletişim fakülteleriyle de iş birliği çerçevesinde bu fakültelerin
öğrencilerine kurumlarında staj imkânı sağlanmıştır. Değerli arkadaşlar, 1950 tarihli ve 1580 sayılı Basın Kanunu on dört kez değişikliği
uğramış olmasına rağmen çağımıza ayak uydurması bakımından yeniden
düzenlenmiştir. Bu amaçla Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün
girişimi ve akademisyenlerin katılımıyla da basın kanunu taslağı hazırlanmış, ilgili
kuruluşların görüşlerine başvurularak iletişim şûrası düzenlenerek
çeşitli görüşler değerlendirilmiştir. Sonuçta, 9 Haziran 2004 tarihinde 5087
sayılı Basın Kanunu, Resmî Gazetenin 26 Haziran 2004 tarihinde yine 25504
sayılı nüshasında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. FATİH ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizle ilgili ulusal
meselelerin uluslararası savunulmasına yönelik birçok yayın da yapılmaktadır.
Terör ve bölücü örgüt PKK, Ermeni meselesi, Kıbrıs, turizm tanıtımı konuları, bunların
başlıcalarındandır.Yabancı gazetecilerden oluşan grupları, zaman zaman ülkemizin uluslararası meseleleri konularında
bilgilendirmek amacıyla da ülkemize davet etmektedirler. Değerli arkadaşlar, Genel Müdürlüğümüz bütün bu faaliyetlerine 666
milyon YTL’lik bütçesiyle devam etmektedir. Ben, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarken bütçemizin
hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili
Mehmet Domaç... (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu
Başkanlığı 2009 mali yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum. Bilim, teknoloji ve yenilik refah demek, rekabet gücü demek, bilgi
toplumu demek, gelişmişlik ve kalkınma demek. TÜBİTAK ülkemizde ARGE
politikalarının oluşmasında önemli katkılar sağlamış, üniversite, kamu kurumu
ve özel sektör alanında bilimsel araştırmalara destek vermiş, bilim
insanlarının kamu fonlarıyla desteklenmesini sağlanmış, enstitüleriyle kritik
alanlarda araştırmalar yürütmüş, toplumda bilim, teknoloji ve yenilik
kültürünün gelişmesine özellikle katkılar sağlayan özerk bir kamu kuruluşu. Söz
konusu çalışmaların yapılması, TÜBİTAK’ın etkinliğinin artırılması amacına
yönelik olarak son beş yılda sağlanan kaynaklar, 1963 yılında kurulan
TÜBİTAK’ın şimdiye kadar sağlanan kaynaklarının tümünün üstüne çıkarılmıştır. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun aldığı kararlar, bilim
araştırma alanına yönelik olarak altı alanda ARGE destekleme programları
geliştirilmesini sağlamış ve bu alanda yapılan çalışmalara 2005 yılında 342
milyar YTL ayrılırken, 2009 yılında 500 milyar YTL kaynak sağlanmıştır.
Desteklenen bilim insanı sayısı 2003 yılında 1.527 iken, 2008 yılında Kasım ayı
itibarıyla 15 bin 686’ya çıkarılmıştır. TÜBİTAK üniversitelere akademik ARGE desteği sağlamakta olup 2004
yılında 54 üniversitede 472 projeyi desteklerken, 2007 yılında 78 üniversitede
1.235 projeye destek vermiştir. Sayın milletvekilleri, savunma sanayimizin ihtiyacı olan ARGE
projeleri de TÜBİTAK tarafından desteklenmeye başlanmıştır. Göktürk II Uydu
Projesi kapsamında geliştirilecek yer gözlem amaçlı uydu ilk Türk tasarımı ve
üretimi uydu olacaktır. Ayrıca, uydu geliştirme çalışmalarına devam edilerek
Rasat uydusunun 2009 yılında uzaya gönderilmesi hızlandırılmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ARGE’ye
ayrılan kaynağın doğrudan sosyoekonomik gelişmeyi hızlandırdığı herkesin kabul
ettiği bir gerçektir. Ülkemizin kalkınmasına, bilgiye dayalı gelişmesine,
ülkemizin ekonomik, sosyal refahının artırılmasına katkı sağlayabilmek için
özel sektörün ARGE’de yenilikçi bir tarzda çaba sarf
etmesi gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak TÜBİTAK özel sektörü de
desteklemektedir. ARGE harcamalarının artırılmasının sağlanması teknolojinin
gelişmesine, buna bağlı olarak da firmaların yeni üretim alanları ve yeni
teknolojiler geliştirmesine neden olmuştur. 2007 yılında yüzde 98’lik istihdamı
sağlanan KOBİ’lere özel araştırma, teknoloji
geliştirme, yenilik faaliyetlerini artırmak anlamında verimliliği geliştirmek
için KOBİ ARGE destekleme programları oluşturulmuştur. 1999-2008 yılları
arasında destekleme programları kapsamında 1,6 milyar dolar tutarında ARGE
harcaması oluşturulmuştur. 2007 yılında sektörel
yenilik politikalarının oluşturulmasında sektörel
katılımı ve etkinlikleri artırmak için teknoloji platformu çalışmaları
başlatılmış, beş sektörde giderek yaygınlaşarak bu çalışmalar gelişmektedir. Bilimi, yeniliği, teknolojiyi ve bilimsel düşünceyi toplumun tüm
kesimlerince yaşam tarzı hâline getirmek TÜBİTAK’ın vazgeçilmez görevlerinden
bir tanesidir. Bunun için de bilim alanında bilim merkezleri kurulması
çalışmaları ortaya çıkarılmış, yapılan çalışmalar sonucunda Konya Büyükşehir
Belediyesinin projesini destekleme kararı alınmıştır. TÜBİTAK son derece önemli, değerli yayınlar ortaya çıkarmaktadır.
Bu yayınlar ülkemizdeki popüler kültürün artmasına, popüler bilim kültürünün
artmasına kaktı sağlamaktadır. Ayrıca çocuklar için dergiler, kendi alanında
rekor düzeyde yayın yapmaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. MEHMET DOMAÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, bilgi çağında ülkeler, ürettiği bilgi,
geliştirdiği teknoloji ve bulduğu yenilikler ölçüsünde dünya ölçeğinde söz sahibi
olmaktadırlar. Hükûmetimiz de bu bilinçle ARGE’ye cumhuriyet tarihinin en büyük bütçesini
ayırmaktadır. 2000 yılında 44 milyon YTL
olan hazine yardımı, 2008 yılında 837 milyon YTL’ye,
2009 yılında ise 948 milyon YTL’ye çıkarılmıştır. TÜBİTAK’ın bütçesi 1 milyar 127 milyon YTL olarak öngörülmektedir.
2009 yılı TÜBİTAK bütçesine ayrılan ödeneğin düzgün kullanılacağı düşüncesiyle 2009 yılı mali bütçesinin
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Domaç. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili İsmail
Hakkı Biçer. Buyurunuz Sayın Biçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL HAKKI BİÇER (Kütahya) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisi 2009 mali yılı bütçesi
üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi şahsım ve grubum adına saygılarımla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, dünya üzerindeki tüm devletler bilimsel
alanlardaki araştırmaları özendirmek, gençlerini bilim ve araştırma alanına
yöneltmek, bilim ve araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkarılmasını
sağlamak ve bilimsel bilgiyi tabana yaymak zorundadırlar. Bu doğrultuda fikrî temelleri 21 Temmuz 1846’da bir Encümeni Dâniş kurulmasıyla atılan Türkiye Bilimler Akademisi, 2
Eylül 1993 tarih ve 21.686 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 497 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameyle kurulmuştur. Kurucu üyelerin Başbakan tarafından atanması, ilk genel kurulunun
oluşturulması, Akademi Konseyinin seçilmesi, başkanın atanması
sonuçlandırıldıktan sonra 7 Ocak 1994’te çalışmalarına başlayan Türkiye
Bilimler Akademisinin, Türkiye ve yurt dışında faaliyet gösteren 35’i şeref,
81’i asil, 17’si asosiye olmak üzere 133 bilim insanı
üyesi bulunmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakana bağlı kamu tüzel
kişiliğine sahip, bilimsel, idari ve mali özerkliği olan Türkiye Bilimler
Akademisinin görevleri şöylece sıralanmış: Bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla
incelemeler ve danışmanlık yapmak, bilimsel önceliklerin tespiti amacıyla Hükûmete görüş bildirmek. Toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını
sağlamak. Hükûmete, Türk
bilimcileri ve araştırmacılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri,
gelirleri ve bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara
ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek. Bilimin düzeyini yükseltmek ve bilimi özendirmek amacıyla
yetenekli gençleri bilimsel araştırıcılığa yönlendirmek için destek programları
düzenlemek. Bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve
bilim adamlığını özendirmek için ödüller vermek. Kanunlar, uluslararası anlaşmalar, kalkınma planı ve yıllık
programlarla verilen, ayrıca kuruluş amacı bağlamında gerekli görülen görevleri
yapmak. Belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi ve görevlerin yerine
getirilebilmesi için ulusal ve uluslararası kuruluşlar ve bilim akademileriyle
iş birliği dâhil her türlü çalışmada projelendirme ve girişimde bulunmak. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilim insanlarını
araştırma alanına yöneltmek amacı doğrultusunda, Üstün Başarılı Genç Bilim
İnsanlarını Ödüllendirme Programı, Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı,
Bütünleştirilmiş Doktora Burs Programı, Sosyal Bilimlerde Yurt İçi, Yurt Dışı
Burs Programı, bilim, hizmet ve teşvik ödülleri, Sosyal Bilimler Alanında
Uluslararası Bilimsel Yayınları Özendirme Programı gibi destek faaliyetlerini
yürütmektedir bu Akademi. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere Türkiye Bilimler
Akademisinin yürüttüğü projelerden 2001 yılında başlatılmış olan Üstün Başarılı
Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı hakkında bazı bilgiler vermek
istiyorum. Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı ile
ülkemizin 37 yaş altı en başarılı bilim insanlarının araştırmalarına ödül
biçiminde destek sağlanmaktadır. 2008 yılı itibarıyla bu ödüle sahip bilim insanlarının
sayısı 201’e ulaşmıştır. Bu genç bilim insanları bir tür genç akademi işlevi
gören bir bilim topluluğu ve akademiye gelecekte seçilecek üyelere bir öz
kaynak oluşturmaktadır. Nitekim, bu programdan desteklenmiş 8 tane bilim insanı
aradan geçen sürede gösterdikleri üstün başarı nedeniyle akademiye asosiye üye olarak seçilmiş bulunmaktadır.
Buna göre akademi, ülkemizin bilimsel mükemmeliyet esasına göre seçilen en
başarılı 300 bilim insanını bünyesinde toplamış olup bu sayı her yıl aynı esasa
göre yeni seçilen bilim insanlarıyla artmaktadır. Türkiye’nin yaklaşık 30 bin
kişiden oluşan araştırıcı gücünün yıllık toplam uluslararası yayınlarının
yaklaşık yüzde 5’i üyeler ve bu programdan desteklenen ödül sahiplerinin
oluşturduğu akademi topluluğunun bilimsel faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisi
kanunlarla belirtilen görevlerin yerine getirilmesinden sadece Başbakana karşı
sorumlu olup Başbakanın dışında herhangi bir kişi ve makama karşı sorumlu
değildir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. İSMAİL HAKKI BİÇER (Devamla) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yukarıda ifade ettiğim görevleri ve fonksiyonları yürüten
Türkiye Bilimler Akademisinin 2009 yılı bütçesi 7 milyon 997 bin Türk
Lirasından oluşmaktadır. Türkiye Bilimler Akademisinin kendisine ayrılan bütçe
doğrultusunda kendisini yenileme ve çağın gerektirdiği şartları yerine getirme
çabalarını sürdürürken ülkemizin hizmetinde ve ülkemizin değerlerine saygı
duyan, bu değerleri korumaya yönelik olarak gayret sarf eden bir bilim
anlayışıyla faaliyetlerini sürdüreceğini temenni ediyorum. Sözlerimi bitirirken Türkiye Bilimler Akademisinin 2009 yılı
bütçesinin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor. Bu kurumumuza
başarılı çalışmalarının devamını tekrar ediyor, yüce heyetinize saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Biçer. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili İbrahim
Kavaz. Buyurunuz Sayın Kavaz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM KAVAZ (Erzurum) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı
kapsamında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi
üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesile ile yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
Anayasa’mızın 134’üncü maddesi gereğince 2876 sayılı Kanun’la ve Atatürk’ün
direktifleri doğrultusunda 1931 yılında kurulan Türk Tarih Kurumu, 1932 yılında
kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, bilahare Türk Dil Kurumuna Atatürk Araştırma
Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezinin ilavesiyle kamu tüzel kişiliğine sahip
olarak 17 Ağustos 1983 tarihinde kurulmuştur. Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını
bilimsel yoldan araştırmak, Türk dilinin güzelliğini ve zenginliğini meydana
çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır seviyeye eriştirmek,
Türk tarihini, Türkiye tarihini ve milletimizin medeniyete hizmetlerini ilmî
yoldan incelemek ve araştırmak, millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin
üstüne çıkarma anlayışımıza temel teşkil eden Türk kültürünü bir bütünlük
içerisinde yaymak ve yayımlamak Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun
temel amacıdır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşları
kanunla verilen görevleri yerine getirebilmek ve belirlenen amaçlarına
ulaşabilmek için ülke çapında planlanan konferans, sempozyum
ve paneller düzenlemekte, uluslararası kongreler ve bilimsel toplantılar
yapmaktadır. Atatürk Araştırma Merkezi Uluslararası Atatürk Kongresi’ni,
Atatürk Kültür Merkezi Türk Kültürü Kong-resini, Türk
Dil Kurumu Türk Dil Kurultayını, Türk Tarih Kurumu Türk Kongresini yapmaktadır.
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun bağlı kuruluşları
bilimsel faaliyetlerin yanı sıra en önemli çalışma alanı olarak yayımlar
yapmaktadır. İlimsel, tarihî ve kültürel temellere dayanan geniş kapsamlı çalışmalar
Yüksek Kurumun bünyesinde hazırlanan projeler çerçevesinde yürütülmektedir,
Türk dili ve tarihine ilişkin araştırmalar ve gerekli ilmî kazılar
yapılmaktadır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yirmi beş yıllık
zaman içerisinde Yüksek Kuruma bağlı kuruluşlarla birlikte toplam 3.117 eser
yayımlanmıştır. Yayımlanan 3.117 eserin 657’si süreli yayındır. Ayrıca süreli
yayınlar dâhil olmak üzere basım işlemi devam eden 52, inceleme, araştırma
safhasında bulunan 62 eser bulunmaktadır. 2008 yılı içerisinde Yüksek Kuruma
bağlı kuruluşlardan Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 19, Türk Dil Kurumu
tarafından 83, Türk Tarih Kurumu tarafından 52 ve Atatürk Kültür Merkezi
tarafından 13 adet olmak üzere toplam 167 adet kitap ve süreli yayın yayımlanmıştır.
Ayrıca Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığınca Atatürk Ansiklopedisi iki cilt
ve beş bin sayfa olarak hazırlanmış olup basım aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Değerli milletvekilleri, Yüksek Kuruma bağlı kuruluşlardan olan
Türk Dil Kurumunun yaptığı bilimsel araştırmaların başında Türkçenin en
kapsamlı, en geniş, sürekli geliştirilen ve güncelleştirilen sözlük çalışması
gelmektedir. Dil Kurumu bir taraftan Türkçe Sözlüğü geliştirme ve
zenginleştirme çalışmalarını sürdürürken diğer yandan yazı dilinde birliği
sağlamak için Yazım Kılavuzu’nu hazırlamak suretiyle dildeki gelişmeye bağlı
olarak kuralları belirleme ve yaygınlaştırma görevini yerine getirmektedir. Bu
çalışmalar kapsamında Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan ve ilk sürümünü
75’inci Dil Bayramı dolayısıyla Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen törende Sayın
Cumhurbaşkanımıza sunulan Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Etkileşimli
Yoğun Disk’inden sonra, ilköğretim okulları için Türkçe Sözlük ve Yazım
Kılavuzu Etkileşimli Yoğun Disk’i genç kuşakların yararlanması için
hazırlanmıştır. Türk dünyasında ortak iletişim dili olarak Türkçenin
yaygınlaştırılması amacıyla Türk Dil Kurumunun sanal ortama aktardığı Türk
Lehçeleri Sözlüğü, gerçekleştirilen çalışmalarla ortaya konulan söz varlığının
eklenmesiyle önümüzdeki yıl daha da geliştirilecektir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. İBRAHİM KAVAZ (Devamla) – Ayrıca, Türk dünyası destanlarının
tespiti ve Türkiye Türkçesine aktarılması, yayımlanması da proje aşamasında ve
projeleri de tamamlanmıştır. Türk Dil Kurumu, Türkçenin bütün söz varlığını tek bir veri
tabanında toplayan ve “Büyük Türkçe Sözlük” adıyla kullanıma sunulan çalışmayı
da tamamlamıştır. 617 bin söz varlığını oluşturan Sözlük, 20 Ekim 2008 günü
6’ncı Uluslararası Türk Dili Kurultayı sırasında Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullanıma açılmıştır. Türkçenin
en geniş kapsamlı, en zengin sözlüğü olarak hazırlanan ve hizmete sunulan bu
yazılım sayesinde vatandaşlarımızın, Türkçe meraklılarının ve dünyanın dört
köşesinde Türkçe öğrenmek isteyen herkesin aradıkları her kelimeyi bulmaları
mümkün olacaktır. Ayrıca, 2008 yılı UNESCO tarafından “Kaşgarlı
Mahmut Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu çerçevede 24-28 Kasım 2008 tarihleri
arasında Çin’de Pekin ve Kaşkar’daki etkinlikleri
yine Kurum gerçekleştirmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kavaz, lütfen bitiriniz. İBRAHİM KAVAZ (Devamla) – Bu vesileyle, henüz tasarı hâlinde
bulunan Türk Dil Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kanunun bir
an önce kanun hâline gelmesi en büyük gayretimiz ve dileğimizdir. Bunu da
belirtmek isterim. Bu vesileyle, 2009 yılı bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını
diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kavaz. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Afyonkarahisar
Milletvekili Ahmet Koca. Buyurunuz Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET KOCA (Afyonkarahisar)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Bu itibarla yüce heyetinizi hem grubum adına hem de şahsım adına saygıyla,
hürmetle selamlıyorum. Sosyal devlet olmanın temel sorumluluklarını yerine getirmekte
vazgeçilmez bir öneme sahip olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
Genel Müdürlüğü korunmaya, bakıma ve yardıma muhtaç aile, çocuk, genç, kadın,
özürlü ve yaşlılarımıza yirmi dört saat sürekli koruma ve bakım hizmetini
yatılı ve gündüzlü olarak vermektedir. Aile toplum merkezleri, evlat edindirme, koruyucu aile, sosyal
yardım uygulamaları, sokakta yaşayan ve çalıştırılan çocuklara yönelik
hizmetleriyle tüm alanlarda gönüllü katkı ve katılımların organizasyonu gibi
koruyucu, önleyici ve eğitici çalışmaların yanında uluslararası sosyal hizmet
faaliyetleri yürüterek hizmet vermektedir. Değerli milletvekilleri, Kurum, tüm bunların yanı sıra değişen
koşullar, yeniden yapılanmalar ve çağdaş ülkelerdeki değişimlere ve
uygulamalara karşı reflekslerini geliştirerek yeni kanun tasarısını
Başbakanlığa sunmuştur. Bu itibarla, hizmetlerin yerinden yönetimini esas alan
yeni yasayla birlikte daha çağdaş bir yapıya kavuşacağız. Ülkemizde sosyal hizmetler konusunda ihtisas kurumu olma
özelliğine sahip olan bu Kurum, ulusal kalkınma plan hedefleri, ülkemizin de
taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, belgeler ve kararların öngördüğü
yükümlülükler ve görevleri yerine getirirken ulaşana değil, tüm ihtiyaç
sahiplerine hizmet sunarak önemli bir sosyal görevi yerine getirmektedir. Hükûmetimiz, bu açıdan,
sosyal devlet olmanın sorumluluğu içinde hareket etmekte, sosyal devletin ve
çağdaş devlet olmanın yükümlülüğünü de yerine getirmekte. Değerli milletvekilleri, Aileye Dönüş ve Aile Yanında Destek
Projesi ile ailelere yapılacak nakdî yardım miktarı, dikkatlerinizi çekiyorum,
2005 yılında yüzde 100 artırılmış, aile yanında desteklenen bir çocuk için
ailesi ve yakınlarına aylık ortalama 350 YTL ödeme yapılmaktadır. 2008 yılı
Ekim ayı itibarıyla kuruluşta bakılmakta iken aileye döndürülen 5.598 korunma
kararlı çocuk ile korunmaya muhtaç olup koruma kararı alınmadan 16.999 çocuk
ekonomik, sosyal destek verilerek aile ve yakınları yanında bakılmaktadır. Her
iki uygulama ile bir yandan kurumdaki bakım altındaki çocukların sayısı
azalırken diğer yandan da kurumlara yeni gelen çocukların gelmesi
engellenmiştir. Çocuklarımızın yanı sıra ihtiyaç sahibi çeşitli nüfus gruplarına
göre ödenen ayni, nakdî yardım 2002 yılında 5 milyon 233 bin 236 YTL iken 2008
yılında yüzde 1.200 artışla bu rakam 64 milyon YTL’ye
ulaşmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; koruyucu aile uygulamasını
yaygınlaştırma çalışmalarına hız verilmiş ve kampanyalar başlatılmıştır. Hâlen
1.054 çocuğumuz koruyucu aile hizmetinden faydalanmaktadır. Koruyucu
ailelerimize çok önemli bir destek olan yardım miktarı yine yüzde 100’e yakın
bir artışla -çocukların yaş ve eğitim durumlarına göre farklılaşmakta bu
miktar- ortalama 450 ile 550 YTL’ye ulaşmıştır.
Koruyucu aile sayısının 2009 yılında yüzde 50 artırılması tekrar hedef hâline
getirilmiştir. Tüm bunların amacı korunmaya ve bakıma ihtiyacı olan bireylere
verilen hizmetlerle birlikte, her bireyin sağlıklı bir aile ortamında yaşama
hakkının olduğu gerçeğinden hareketle, çocuk, özürlü ve yaşlılarımızın ailelerde
bakılması sağlanmasıdır. Çocuk evleri, sevgi evleri, yuva ve yurtlarda koğuş tipinden ev
tipine dönüşüm, rehabilitasyon merkezleri, çocuk ve
gençlik merkezleri, kadın konukevleri, huzurevleri gibi hizmet noktalarıyla
yurdun dört bir yanında devasa bir hizmet ağı bulunmaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. AHMET KOCA (Devamla) - Çok değerli milletvekilleri, 3413 sayılı
Yasa gereği, korunma altında bulunan ve on sekiz yaşını tamamlayan 29.389 gencimiz
kamu kurum ve kuruluşlarında işe yerleştirilmiştir. Hükûmetimiz, Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bütçesinde önceki yıllara oranla önemli
artışlar sağlamıştır. 2002 yılında 121 milyon 589 YTL olan Kurum bütçesi, 2008
yılında tam 10 kat artarak 1 milyar 91 milyon 92 bin YTL’ye
ulaşmıştır. Keza, Kurumun 2002 yılı yatırım ödeneği 11 milyon 150 bin YTL iken
2008’de ise bu tam 55 milyon 280 bin YTL’ye
ulaşmıştır. Elbette, bu yoğun program içerisinde henüz her şeyin mükemmel
olduğunu iddia etmek mümkün değil. Yılların birikmiş sorunlarını, devasa
sorunlarını ve yaralarını sarmak için elbette zamana ihtiyaç vardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen bitiriniz Sayın Koca. AHMET KOCA (Devamla) – Bu hizmetleri geçmiş hükûmetlerle
kıyaslayacak olursak elbette bu kıyas kabul etmez. Kendi seçim bölgem olan Afyonkarahisar’da
da büyük dev adımlar atılmış. Bu dev adımlar içerisinde 6 tane rehabilitasyon merkezi, Fevzi Çakmak Yetiştirme Yurdu Hizmet
Binası, Sandıklı Termal Huzurevi vardır. İlk defa, Türkiye’de, Sayın Bakanımız
Nimet Çubukçu’nun talimatıyla yaşlılarımız için
termal huzurevi yapılmaktadır. Kendisine buradan huzurlarınızda teşekkür
ediyorum. Yine, Bolvadin ilçemizde depremden zarar gören çocuk esirgeme
yurdunun yapılması ve huzurevinin tamamlanması… Bunlar, Türkiye’mizin her
tarafında yapılanların, kendi seçim bölgemdeki olan, yapılan hizmetlerin birer
örnekleridir. Emeği geçen Genel Müdürümüze ve onun tüm çalışanlarına, değerli
Bakanımıza ve bütçenin hazırlanmasında emeği geçen tüm arkadaşlarımıza
saygılarımı ve hürmetlerimi sunarken bütçemizin memleketimize, Meclisimize,
çalışanlarımıza ve tüm kurumlarımıza hayırlı olması dileğiyle saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Koca. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili
Feyzullah Kıyıklık. Buyurunuz Sayın Kıyıklık. ADALET VE KALKINMA PARTİSİ GRUBU ADINA FEYZULLAH KIYIKLIK
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizi özürlülük alanında
Avrupa Birliği giriş sürecinde Avrupa standartlarına taşımayı ilke edinmiş
Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının 2009 yılı mali bütçesi görüşmeleri
nedeniyle söz aldım. Şahsım ve AK PARTİ Grubum adına hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. Her insan gibi özürlülerin de hayatın her alanında kimseye muhtaç
olmadan varlıklarını sürdürmesi, uluslararası sözleşmelerde ve Anayasa’mızda
belirtildiği gibi temelde insan hakları konusudur. Özürlülerimizin kendine yeterli ve üretken bireyler olarak hayat
sürdürmelerini sağlamak devletimizin ana hedefidir. Engelli insanlar bizim birer parçamızdır, bizden birileridir.
Herkesin sahip olduğu haklara onlar da sahip olmalıdır. Ancak, maalesef, 2002
yılına kadar bu haklar bunlardan saklanmıştır. Ben yurt dışına gidip geldiğimde
hep orada özürlülere karşı yapılan muameleleri görür ve onlara hep hayran
kalırdım. Özürlüler İdaresi Başkanlığı, sosyal devletin gereği olarak
özürlülere ilişkin politikaların belirlenmesine yardımcı olmak üzere
kurulmuştur ve özürlülük alanında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar
arasında iş birliği ve koordinasyonu sağlamak, özürlülerle ilgili ulusal
politikanın oluşmasına yardımcı olmak, özürlülerin problemlerini tespit etmek
ve bunların çözüm yollarını araştırmakla da yükümlüdür. Yapılan araştırmalarda
ülkemizdeki özürlü sayısının 8,5 milyon civarında olduğu söylenmektedir. Ancak
ben, yerel yönetimlerde bulunduğum dönemde, 750 bin nüfuslu bir ilçede teker teker, hane hane yaptığım bir
araştırmaya göre bu rakamın yeniden gözden geçirilmesi kanısındayım çünkü bu
rakam sağlam bir veri değil. Ben, Türkiye’deki özürlü sayısının bunun çok çok altında olduğuna inanıyorum. Çünkü 750 bin nüfusta 2
bine yakın özürlü çıkmıştı, bütün özürlüler dâhil. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin
yedi yıllık iktidarında özürlü vatandaşlarımız için çok önemli kazanımlar
sağlandı ve ben bunlarla da gurur duyuyorum. Hem özürlülerden sorumlu
Bakanımıza hem de Başbakanımıza da teşekkür ediyorum. Bakın, çıkarılan bir özürlüler kanunu ile özürlülerin kendilerine
ödenen aylıklar 3-4 kat artırılmıştır. Şu anda her özürlü bizim Hükûmetimizden 261 YTL’ye yakın
bir para almaktadır. Eğitim ve rehabilitasyon
konusunda çok büyük kazanımlar sağlanmış, ilerlemeler ortaya koyulmuştur; hem
resmî rehabilite merkezleri hem de özel rehabilite merkezleri teşvik edilmiş, kurulmuş, kurdurulmuş
ve özel rehabilitasyon merkezlerinde tedavi görenlere 406 YTL’ye
kadar para ödenmeye başlanmıştır ki bu ilk defa bizim Hükûmetimiz
döneminde olmuştur ve şu anda özel rehabilitasyon merkezlerinde bu ücretten
faydalanan 197 bin özürlü vardır. Üniversite sınavına giren özürlüler için gerekli fiziksel
düzenlemeler öylece yapılmış ve rahat bir ortamda sınav geçirmeleri
sağlanmıştır. İşitme engelliler 250 bin civarındadır ve ortak bir alfabeye
kavuşturulmuş ve ilk defa Türk işaret dili parmak alfabesinin çalışmaları
İktidarımız döneminde tamamlanmıştır. Yükseköğrenim gören özürlülere veya diğer
okullara giden özürlülere çok büyük imkânlar sağlanmıştır. İlk defa Hükûmetimiz döneminde özürlü çocuklarımız evlerinden servis
araçlarına Hükûmetimizin parasıyla binip okullarına
gidip gelebilme imkânına sahip olmuştur ki, şu anda bu sayı da 200 bin
civarındadır. Ayrıca, özürlü olup da okula gidemeyen, cam hastalığı gibi
özürlüler vardır ki bunlar yerlerinden bile kalkma imkânına sahip değiller. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Ve bunlar için de evde eğitim
yapılmaktadır, seksen bir ilde bin kişi bu şekilde eğitim görmektedir. İstihdam konusunda büyük kolaylıklar getirilmiş ve yüzde 3
oranında memur, yüzde 4 oranında da işçi çalıştırma mecburiyeti konulmuş, vergi
muafiyetleri sağlanmış ve velhasıl özürlülerin topluma katılımı, sosyal yönden
rahat yaşayabilmeleri için her şey sağlanmıştır. Gidin bakın, okullarda,
camilerde, bütün toplu taşım araçlarının bulunduğu yerlerde her şey özürlüye
göre ayarlanmış, uyarlanmış ve İstanbul Büyükşehir başta olmak üzere bütün
yerel yönetimlerimiz de bu konuda kaldırımından caddesine kadar her şeyi
özürlüler için ayarlamıştır yani özürlüler konusunda bizim Hükûmetimiz
her şeyi yapmış ve bugüne de ulaşmıştır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN- Lütfen sözünüzü bitiriniz. FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) - Sayın Başkan ve değerli
milletvekilleri; biz, ülkemiz, özürlülük konusunda her şeyi yaptık ve Özürlüler
İdaresi Başkanlığının bütçesini de daha da artırarak 2009 yılına hazırladık ve
bununla da çok güzel şeyler yapacağımıza inanıyorum ve bu bütçemizin ülkemize
ve özürlülerimize hayırlı, uğurlu olmasını da diliyorum. Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kıyıklık. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili İlknur
İnceöz. Buyurunuz Sayın İnceöz. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 2009 mali yılı Aile ve Sosyal Araştırma Genel
Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle, hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, aile, toplum ile birey arasındaki bağı
birinci planda sağlama görevini sağlıklı olarak yerine getiren en önemli sosyal
kurumdur. Aile, üstlenmiş olduğu bu rolünü çeşitli fonksiyonlarla yerine
getirir. Bireyin sosyalleşmesinde, kimlik kazanmasında ve toplumdaki norm ve
değerlerin özümsenerek bireye ve gelecek kuşaklara aktarılmasında en etkili
olan en küçük ünite ailedir. Ailede parçalanma, dağılma olduğunda toplumsal
alanda ciddi sosyal sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenledir ki aile kurumu
her zaman alternatifi olmayan bir yapı olarak önemini koruyarak günümüze kadar
gelmiştir. “Aile” kavramı Anayasa’nın ilgili maddesinde, “Devletin
temel amaç ve görevleri, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmak.” biçiminde tanımlanmıştır. Yine paralel olarak Anayasa’mızın 41’inci maddesinde, “Ailenin
korunması” başlığı altında, “Aile, Türk toplumunun temelidir.” hükmüyle, devletin
aileye verdiği önem vurgulanmıştır. Aileyi korumak ve güçlendirmek için gereken
tedbirleri almak ve teşkilatı kurmak Anayasa’mızın amir hükümleri arasında yer
almaktadır. Uluslararası alanda Birleşmiş Milletler tarafından 1994 yılında
başlatılan seferberlik, Uluslararası Aile Yılı, ailenin yoksullukla mücadelede
ve toplumsal kalkınmada dinamik bir kavram olarak bütün toplumlar için önem
taşıdığı gerçeğini gündeme taşımıştır. Aile, toplumun temelini oluşturması,
alternatifinin olmaması nedeniyle sosyal politikaların merkezine oturmuştur.
Ailenin sosyal politikalardaki merkezî konumu, genel olarak sorun çözme
kabiliyetine dayanmaktadır. AK PARTİ Hükûmeti olarak iktidara
geldiğimiz günden itibaren, ailenin toplumumuzun güven ve istikrar kaynağı
olduğu bilinciyle kalkınma planlarında aileye gereken önem verilmiş, ailenin
korunması ve güçlendirilmesi, aile fertleri arasında bağlılık ve dayanışmayı
geliştirici ve özendirici politikalara ağırlık verilmiştir. Değerli milletvekilleri, 1989 yılında Başbakanlığa bağlı olarak
kurulan Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, 2004 yılında Aile ve Sosyal
Araştırmalar Genel Müdürlüğü biçiminde yeniden yapılandırılmıştır. Aile ve
Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün kuruluş amacı, ülkemizde sosyal
sorunların tespiti ve çözümü ile Türk ailesinin bütünlüğünün korunması,
güçlendirilmesi ve sosyal refahın artırılmasına yönelik ulusal ve uluslararası
bilimsel araştırmalar yapmak veya yaptırmak, projeler geliştirmek, desteklemek,
bunların uygulamaya konulmasını sağlamak ve aileye yönelik millî politikanın
oluşturulmasına yardımcı olmaktır. Sayın milletvekilleri, Hükûmetimiz, 1989
yılında başlayan bu yapılanma sürecini 2004 yılında tamamlamıştır. Böylece,
faaliyet ve görev alanı sadece aile ve aile bireyleriyle ilgili konularda araştırma
yapmakla sınırlı olmaktan çıkıp bütün sosyal bilim dallarıyla ile ilgili
konularda araştırma yapılabilmesi, şeklinde genişletilmiştir. Bilindiği gibi toplumsal yapı durağan olmayıp sürekli bir değişim
içindedir. Bu değişimlerin çok hızlı yaşandığı dönemlerde toplumlarda çeşitli
sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunları en aza indirecek şekilde, amacı, misyonu ve vizyonu doğrultusunda çalışmalarını yürüten
Kurumumuz, 2008 yılı bütçesiyle birçok projeyi hayata geçirmiştir. Sayın milletvekilleri, Genel Müdürlüğün temel hedefi, misyonu gereği toplumsal hayatımızda yaşanan sosyal
sorunların tespit ve çözümüne dönük aile odaklı çözüm politikaları
oluşturmaktır. Sosyal problemlerin çözümü konusunda getirilen önerilerin yeni
bir bakış açısıyla da ele alınmasında aile merkezli politikalar oldukça önem
arz etmektedir. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2009 yılı mali
bütçe ödeneği toplam 5 milyon 731 bin YTL olup, biraz sonra oylayacağımız
bütçeyle geçmiş yıllarda olduğu gibi pek çok önemli projeler ve etkinliklerle
aile kurumu güçlendirilecektir. Ülkemizin de hızlı bir değişim ve dönüşümden
geçtiği ve çeşitli toplumsal sorunların hızla yaygınlaştığı göz önünde
bulundurulacak olursa bu konularda çözüme yönelik projelerle araştırmalar ve
incelemeler yapacak olan Kurumun, aile ve sosyal araştırma odaklı olmasıyla
birlikte, misyonu ve vizyonu gözden geçirildiğinde
yeterli ve geniş imkânlı bir bütçe beklentisini de beraber getirmektedir. Sayın milletvekilleri, konuşmama son verirken aile mefhumunun önemine
hep birlikte aynı duyarlılıkla hareket etmemiz gerektiğini vurgular, bu konuda
başta Sayın Başbakanımız olmak üzere çok Değerli Bakanımız ve bürokratlara
şükranlarımı bildirir, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü bütçesinin
hayırlara vesile olmasını diler, saygılarımı arz ederim. Bu vesileyle heyeti saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnceöz. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Azize
Sibel Gönül. Buyurunuz Sayın Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine söz
almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum adına yüce heyeti saygıyla selamlarım. Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, kadınların
ilerlemeleri ve güçlenmeleri konusunda dünyada istisnai ve özgün bir tarihsel
deneyim yaşamıştır. Günümüzde alınan bütün kararlarda ve uygulanan bütün
politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk on yılda
Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlarla ülkede çağdaş, uygar bir
toplum düzeni, demokratik bir hukuk devleti yaratmayı amaçlamışlar ve bunun da
ancak kadın-erkek birlikte el ele gerçekleştirilebileceği düşüncesiyle, eğitim
başta olmak üzere, her alanda eşit haklar tanıyan yasaların çıkarılmasına ve
bunların yaşama geçirilmesine özen göstermişlerdir. Böylece büyük bir
toplumsal değişim gerçekleştirilmiş; kadınların eğitim, çalışma yaşamı, siyaset
gibi kamu alanlarına girmesi mümkün kılınmış; eşitlikçi kamu politikalarıyla
devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir, ama daha sonraki yıllarda
kadın-erkek eşitliği açısından aynı anlayış ve kararlılığın devam ettiğini
söyleyebilmek ne yazık ki yeteri kadar mümkün olmamıştır. Hükûmetimiz uluslararası
alanda eşitlik politikalarında yaşanan gelişmelere paralel olarak çok önemli
adımlar atmıştır. Örneğin kadın sorununun bir demokrasi sorunu olduğunu kabul
etmiş ve kadının statüsünün yükseltilmesi açısından yapılan çalışmalar Avrupa
Birliği eşitlik politikasıyla uyum sağlamıştır. Aslında
Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmalarının başlatılması açısından
Türkiye’nin en hazırlıklı olduğu konuların başında kadın-erkek eşitliği konusu
gelmektedir çünkü kadından sorumlu Devlet Bakanlığı ve Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü tarafından kadın sorunları ele alınmış, Anayasa’mızın eşitlik ilkesi,
taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan taahhütler göz önünde tutularak
çözüm önerileri getirilmiş ve yasal alanda önemli çalışmalar yapılmıştır. Uluslararası gelişmelerin ve Türkiye’de yıllardır uygulanan
sosyal devlet politikaları sonucu olarak desteklenmesi gereken gruplardan olan
kadınların sorunlarını çözümlemek üzere ulusal mekanizma olarak Kadının Statüsü
Genel Müdürlüğü 1990 yılında kurulmuş ancak kanun hükmünde kararnamenin iptali
nedeniyle yasal dayanaktan yoksun olarak çalışan Genel Müdürlük ancak Kasım
2004 tarihinde yani AK PARTİ döneminde yasal statüye kavuşmuştur. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün temel işlevi, kadınların,
sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi yaşamdaki işlevini güçlendirmek, eşit
haklara sahip bireyler olarak toplumsal yaşamda yer almalarını, kalkınma
sürecine etkili katılımlarını, kalkınmanın nimetlerinden eşit biçimde
yararlanmalarını sağlamaktır. Kadınların bugün dünyada yaşanan birçok sorunun sebepleri arasında
yeri olmadığı ama çözüm yollarının hepsinde yerinin olduğu düşüncesindeyim.
Dünya genelinde yaşanan savaşların, imkânsızlıkların en büyük mağduru kadınlar
ve çocuklardır. Ülkemizde ise kadın sorunlarının başında kadına karşı şiddet,
ayrımcılık ve töre cinayetleri gelmektedir. Şiddete karşı sıfır tolerans ilkesi
partimizin ilkesidir. Bu noktada, yapılan çalışmalara kısaca değinirsek… Kadının insan hakları konusunda duyarlılığın ve farkındalığın
geliştirilmesi amacıyla son yıllarda yürütülen çalışmalarda Başbakanlık
genelgesinde yer alan, kadından sorumlu Devlet Bakanlığımızın koordinasyonunda,
tüm kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel
sektör yerel yönetimleri de kapsayacak şekilde “2006-2010 Kadına Yönelik
Şiddetin Önlenmesi Eylem Planı hazırlanmalı ve uygulamaları takip edilmelidir.”
tedbiri gereğince ilgili kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler,
üniversiteler ve kadın alanında çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının
temsilcilerinin katılımıyla, iş birliği ile Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün
koordinasyonunda hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede,
şiddete uğrayan kadınların ilk başvuru yeri olan şiddetle mücadele zincirinin
önemli bir halkasını oluşturan karakoldaki polislere, hastanelerdeki sağlık
görevlilerine, kışlalardaki askerlere ve toplumda yüz yüze iletişim içinde olan
diğer meslek gruplarına hizmet içi eğitimler verilmektedir. Gene, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet hareketleri ile
töre ve namus cinayetlerinin önlenmesiyle ilgili alınacak tedbirler konulu
Başbakanlık genelgesi uyarınca, koordinatör kurum olarak belirlenmiş ve
Müdürlük bu noktada gerekli kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil
toplum kuruluşları ve temsilcileriyle Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi
kurmuş, bu yıl da Sayın Bakanımızın başkanlığında ikinci toplantısını
gerçekleştirmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz. Buyurunuz. AZİZE SİBEL GÖNÜL (Devamla) – Ülkemizde ilk kez kadına karşı aile
içi şiddetin sebep ve sonuçlarını araştırdığı alan araştırması saha çalışmaları
devam etmektedir. Kadına yönelik aile içi şiddetle mücadelede ulusal eylem
planı da yürürlüğe girmiştir. Bununla birlikte bütçelerin, hükûmetlerin
politik tercihlerini ve makroekonomik kararlarını yansıtan temel metinler
olması nedeniyle, toplumsal cinsiyet bakışı ile analiz edilmesi önem
taşımaktadır. Bu noktada toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme ülkemizin gündemine
girmiştir. Yine, kadın girişimciliği konusunda çalışmalar yapan
akademisyenler, ilgili kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve temsilcilerinin
katılımıyla Türkiye’de kadın girişimciliğin değerlendirilmesi toplantısı
yapılarak, bu alandaki politika önerilerinin tespit çalışmalarına başlanmıştır. Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; dönemimizde kadın
haklarıyla ilgili çok ileri düzenlemeler yapılmıştır. Anayasa’dan başlayarak
Türk Ceza Kanunu’nda, İş Kanunu’nda ve Medeni Kanun’daki değişiklikler
gerçekten yurt dışında da, Avrupa Birliği müzakere sürecinde de ülkemiz adına
olumlu gelişmeler olarak her zaman bahsedilen çalışmalar olmuştur. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Gönül, lütfen sözlerinizi bitiriniz. AZİZE SİBEL GÖNÜL (Devamla) – Teşekkür ederim. 22 Temmuz 2007 seçimleriyle kadınlar cumhuriyet tarihimizde 50
kadınla Mecliste rekor düzeyde temsil edilmiştir. Tüm bunlar partimizce kadın
haklarının ne kadar ciddiye alındığının göstergesidir diyorum ve 2009 yılının Mart
ayında yapılacak mahallî idareler seçiminde belediye başkanı, belediye meclis
üyesi, il genel meclisi üyesi kadınlarımızın sayısını daha da ileri düzeye
taşımak istediğimizi buradan bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bunun için
istiyoruz ki kadınlarımız bu rekabetin içinde yerini alsın ve çok daha ileri
düzeyde bu temsil yetkisini de böylece ülkemiz sağlasın, sağlamış olsun
diyorum. Bu duygu ve düşüncelerle bütçede emeği geçen herkese teşekkür
ediyorum. Bütçenin, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğümüze ve ülkemize hayırlı
olmasını temenni ederek yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gönül. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan. Buyurunuz Sayın Kaplan. (DTP sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi dakikadır. DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Değerli milletvekilleri, Demokratik Toplum Partisi adına, grubum
adına Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırmalar Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı; Atatürk Kültür, Dil
ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığıyla ilgili görüşlerimizi açıklamaya
çalışacağız. Tabii, biz 2009 bütçesini görüşüyoruz. 2009 bütçesi, muhtemelen
ocak başında IMF’yle yapılacak baypas anlaşması sonrası bu rakamlar değişecek,
harcama kalemleri değişecek ve şu an üzerinde görüşme yaptığımız bütçe ne yazık
ki IMF’nin yeni acı reçetesiyle anlamsız kılınacak. TPAO, seçim yatırımları ve kemer gevşetmenin maliyetinin sadece 45
milyar dolar olduğunu belirtiyor. Bunu da somut rakamlara dökmüş. Örneğin, bu
KEY ödemelerinde 3 milyar; İşsizlik Fonu’ndan GAP’a aktarılan, dört yıl için
6,5 milyar; özelleştirmeden GAP’a yine kaynak aktarımı, bu da dört yıl için,
takribi bir rakam yok ama, 9-10 olarak geçiyor;
İşsizlik Fonu’ndan istihdam için aktarılan bir rakam 2,8 ile 5 milyar arasında;
Devlet Demiryolları alacaklarının, borçlarının mahsubu, maliyeti belli değil.
Yani 2008 yılı için üniversite döner sermayesinden 180-200 milyon, yerel seçimlerden
19-20 milyar, yine, yerel yönetimlere aktarılacak kaynak -borçtan- 200-225
milyon, Kamu İhale Kanunu’ndan da bu fiyat farkı ödenmesi müteahhitlere… Bu
tahmin dahi yok. Şimdi, 45 milyar seçim ekonomisi, baypas IMF’yle, “Yatırımları
durdurun, harcamalar azaltılsın, büyüme dursun.” denen rakam yani Hükûmetin beklentisi 20-25 milyar. 20-25 milyarı da
eklediğimiz zaman 70-80 milyar… Bütçe bu durumda ne hâle gelir, neyi
tartışıyoruz burada, gerçekten düşündürücüdür. Ben bugünkü konularımızla ilgili birkaç şeyi anlatmak istiyorum. Ben tabii şuradan bir… Başbakanın kitapçığı elimde, son derece
dikkatle okudum. Türkiye'nin en önemli kurumu olan TÜBİTAK’la ilgili bir cümle
var mı, bir kelime veya Basın Yayınla veya Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumuyla ilgili? Ben bir tek kelime bulamadım. Bu kadar önemsiyor. Peki, bir
tek kelime yoksa, Sayın Başbakanın TÜBİTAK’ın
yönetiminin tamamını belirleme arzusu nereden geliyor? Niye on üç yönetiminden
onunu çıkardığı yasalarla belirliyor? Ben bu konuda birkaç konuya değinmek istiyorum çünkü çok vahim
noktalar var. 2008 yılı için 1 milyar 5 milyon dolar civarında bir pay
ayrılmıştı. 2009 yılı için 1 milyar 5 milyon yine. Ama harcama rakamı 907
milyon olarak Sayın Bakanın açıklamalarında geçen bir rakam. Önemli
bir bütçe. Bu bütçenin önemi sadece buradan gelmiyor. Bunun, TÜBİTAK’ın,
askerî savunma alanı, güvenlik, büyükelçilerin, askerlerin, diplomatların gizli
haberleşmesini sağlayan kriptolarını düzenleyen kurum
ve şifrelerini yazan kurum olması nedeniyle de bir önemi var. Bu anlaşılırdır
ama asıl daha önemli olan yanı, ARGE çalışmaları kapsamında özel sektöre
aktarılan milyarlarca liralık bütçeler. E-Avrupa Projesi kapsamında Avrupa
Birliği ülkeleri örneğin ARGE çalışmalarını tam tamına yüzde 3’e çıkarmayı
hedefliyor. Bizde, evet, geçmiş dönemlerde düşüktü, AKP hükûmetleri
döneminde artırıldı hatta Sayın Bakanın yüzde 2’ye çıkarma sözü de var, bunu
komisyonda da konuşmuştuk. Bu önemli bir konu. Türkiye'nin
kalkınması, projeleri bu açıdan son derece önemli. Beklentilerimiz çok önemli. Örneğin, önemsediğimiz bir e-Devlet
Projesi… Dün Sayın Başbakan “İnşallah” dedi, “Maşallah” dedi, e-Devlet
Projesi’ni açtı. Peki, e-Devlet Projesi’nin bunca yıllık çalışmasının
sonrasında bunun da Pardus yazılım, özgür işletim sistemine
dönüşmesi hayal kırıklığı yaratırsa ne yapacağız? “Artık Pardus
de hazır.” diyor TÜBİTAK yayınları ama Ulusal Elektronik ve Kriptoloji
Araştırma Enstitüsü bünyesinde geliştirilen Pardus’ü
kamu kuruluşlarımız tercih etmiyor, Microsoft’u tercih ediyorlar. Neden? Neden
kendi yerli malını kullanmıyor da Microsoft’a önemli paralar verme gereğini
duyuyorlar? Biliyorsunuz, teknoparklara 2013’e kadar kurumlar vergisi, gelir
vergisi, stopaj ve KDV’ye ilişkin bazı muafiyetler vardı, alındı, ARGE
Yasası’yla güçlendirildi ama özel sektör bu alanları sırf vergiden kaçmak için
kullanıyor, üretim için, istihdam için değil. Biz şunu çok açıklıkla ifade ediyoruz: TÜBİTAK çok önemli bir
kurum. Eğer idari ve mali özerkliğine sahip çıkılmazsa, eğer bilimsel özgürlük
olduğu iyice bilinen idari ve mali özerklik sağlanamazsa, siyasi denetim altına
alınırsa, kadrolaşılırsa inanın Türkiye’ye yapılacak
en büyük kötülüklerden birini yapmış oluruz. Bunun ölçüsü çok zor değil. Merak ediyorum, Orhan Pamuk Nobel
Edebiyat Ödülü’nü aldı, TÜBİTAK veya Bilimler Akademisinden, bilim
insanlarımızdan bir tanesi, Allah için, ekonomi alanında, fizik alanında, başka
alanlarda niye Nobel’e aday olup Nobel alamıyor? 70 milyonluk koskoca Türkiye,
dünyanın 17’nci ekonomisi, Güvenlik Konseyinin de geçici üyesi olan Türkiye,
kendi içinden Nobel alacak bir bilim insanı çıkaramıyor mu? Tabii, magazine
çarşaf çarşaf sayfalar ayrılırken bilim insanlarımıza
ne yazık ki küçük başlıklar altında… ASELSAN’ın sır
intiharları ve bu intiharlara getirilmeyen açıklık, hâlâ kafalarda duyulan
kuşku, ne yazık ki yakın zamanda yine HAVELSAN’da bir
kayıp olayı, bize ciddi ciddi uyarılarda bulunuyor.
Bunlar açığa çıkarılmalı. Bizim bilim insanlarımız trafik kazasında gidiyor,
intihar etti deniliyor; tank projesi üzerinde çalışıyor, gizli dinleme üzerinde
çalışıyor, bu önemli insanlarla ilgili yargılamalar sürüyor. Bakın, TÜBİTAK’ın kamuoyunda ne kadar etkisiz bir kurum olduğunu
birkaç örnekle anlatmak istiyorum: Uyarıyor, bizim komisyonda dinlendi, Türkiye
Bilgisayar Mühendisleri Programcıları Derneği Başkanı Yılmaz Sönmez diyor ki:
“Cep telefonlar IMEI kimlik numaralarıyla dinlenebiliyor.” Hepsi dinleniyor.
Biz buradan Blackberry’lerle ilgili bir soru önergesi
verdik Sayın Ulaştırma Bakanına. “Bu dinleniyor.” dedik, Kanada’dan,
Amerika’dan, NSA orada, birkaç soru sorduk, hâlâ cevap alamadık. TÜBİTAK var,
Bilim Kurulunuz var, Bilim Akademiniz var; e kardeşim, ya evet ya hayır… Bir
soru, bir cevap yok. Şimdi bu telefonlar bakanlarımızın da, Başbakanımızın da
elinde, cebinde dolaşıyor. Zaten İnternet’e girin, çok rahatlıkla Meclisin
bahçesinde dolaşan birisini beş yaşındaki bir çocuk dahi bulabilir. Şimdi bu bir. Bu telekulak olayı,
TÜBİTAK’ın ilgi alanına girmiyor. Üstelik kriptoloji, üstelik de en hassas
güvenlik savunma konularında çalışıyor. Bir açıklaması yok, bir önlemi yok, bir
buluşu yok, bir kâşif, bir keşif yok. Niye bu kadar para, bütçe ayırıyoruz?
Niye bir ürün yok? İnternet kullanıcılarını uyarıyor TÜBİTAK sağ olsun, diyor ki:
“Aman dikkat! Kritik bir açık var. İşletim sisteminizi mutlaka güncelleyin.”
Bankalardan da hesap transferi yaparsanız; elektriğinizi, suyunuzu
yatırırsanız… Arkasından siz bir bakıyorsunuz, hesaplarınız boşaltılmış. Peki,
TÜBİTAK’ın görevi değil mi bu konuda önlem geliştirici projeler, ARGE konusu?
Niye gizli dinlemede bir ARGE çalışması, niye İnternet kullanıcılarına ilişkin
bir İnternet araştırması yok? TÜBİTAK’ın dergilerine bakıyoruz, soruyorlar,
ilginç: “Köpek balıkları neden durmadan yüzüyor?” Sorunun cevabı: “ Batmamak
için.” “Fırtınalı havalarda evin içinde telefonla konuşurken veya duş alırken
yıldırım çarpar mı?” sorusunun cevabı ise uyarı içeriyor: “Evet, telefonda
konuşuyorsanız ya da suyla ilgili bir şeyle uğraşıyorsanız evin içinde de
olsanız sizi çarpar.” Cevap… Şimdi, tabii birisi soruyor: “Rüyalar ne kadar
sürüyor?” TÜBİTAK diyor ki: “Valla bazıları altı saniye, bazıları kırk beş
dakika.” Birisi de sormuş: “Aşkın kimyası var mıdır?” diye. Demiş ki: “Evet,
‘PEA’ adlı maddedir; feniletilamin.” Şimdi, ülkenin bu kadar ciddi sorunları varken, sır ölümleriyle
ilgili Millî İstihbaratın bir araştırması, kamuoyuna ciddi bir bilgilendirmesi
yokken, bir bakıyoruz TÜBİTAK bambaşka alanlarda çalışma yapıyor. Ne yapıyor?
Sol ve Kürt sorunu TÜBİTAK’a emanet! Araştırma yapacakmış! Bunca kurum, bunca
çalışma varken, TÜBİTAK 3G için milyon dolarlık teknoloji hazırlıyor. Günaydın demek lazım. Daha bir hafta olmadı bunun ihalesi
yapılalı. Şimdi, bu Pardus atağını Sayın Bakan
bize bir açıklasa, ne kadar, bu yazılımla ilgili kaç devlet çalışması içinde
yararlanıyoruz, çok sevineceğiz. “ARGE’ye rekor destek.” Evet, parasal yanı. Bütün bunlar TÜBİTAK’ın çok vahim bir
şekilde bu sıkıntıları yaşadığını ortaya koyarken, 2005’te, Başbakanın önce 6
yöneticisini bir defada atama yetkisini içeren bir kanun çıkarıldı. 6 Bilim
Kurulu üyesini atayınca da zaten çoğunluk oluşturuluyor. Son olarak da bir yasa
çıkarıldı, 10 tanesini de çıkardı. TÜBİTAK’ı AKP’leştirdik. İnşallah, bundan
sonra, bizim Cizre’de 1500’lerde yaşamış büyük fizikçi Ebul-iz’in
abdest alma makinesi gibi projelerini de geliştirirler; geliştiremiyorlarsa da
en iyi önerim, gidip o projeyi aynen almalarıdır çünkü gerçekten dönemin en
ileri projesi. Şimdi, enerji alanında hiçbir çalışma yapmamış TÜBİTAK. En büyük
açığımızı, 50 milyar borcumuzun kaynağını enerji politikaları oluşturuyor.
Gebze’de Enerji Enstitüsü var, MAM çalışmaları var ama bir şey yok ortada.
Arkadaşlar, bu şekilde, TÜBİTAK’ı ancak partizanca özel sektöre, kendi
yandaşına o kaynakları kullanan bir kurum olmaktan öteye götüremediğiniz zaman
bu ülkeye zarar verirsiniz, bu topluma zarar verirsiniz. Şimdi, sürem çok kısaldı. Ben hemen basın özgürlüğüne ilişkin bir
şey söylemek istiyorum: Başbakan, burada okudu “Düşünce ve ifade özgürlüğünün
alanını genişlettik.” Evet, şimdi bakıyorum, bu yakın zamanda Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde 1.606 dava kaybetmiş Türkiye. 43 tane sadece lehe karar
var, 869 tane de dostane çözümle, yani kaybedilen dava. Ödenen tazminat 73
milyon. Ben şeye baktım hemen, en son hangi davadan mahkûm olmuş? Yedinci
Gündem gazetesinden Türkiye düşünce özgürlüğünden mahkûm olmuş. Ne oluyor Türkiye’de? Genelkurmayın akreditasyon listesi var.
Tipini beğenmiyor, kafasını beğenmiyor, düşüncesini beğenmiyor, solcudur
beğenmiyor, sağcının farklı tonlarıdır beğenmiyor, kendine göre uyguluyor. Bu
vardı ama son zamanlarda Başbakan düşünce özgürlüğünü bu kadar savunurken
-üstelik de Venedik 2004’e üye olduk- kendisi akreditasyon uyguladı yedi tane
büyük gazetemize. Bakın, Gündem gazetesi, Güncel gazetesi defalarca, Yaşamda Gündem,
Gerçek Demokrasi, Ülkede Özgür Gündem ve ilk Kürtçe gazete Azadiye
Welad, bunun gibi bütün gazeteleri sayabiliriz.
Bunlar, her gün her gün kapatılıyor ve Avrupa Mahkemesine gidiyor, her gün
zarar, zarar, zarar Türkiye’ye. Türkiye, medyasıyla barışmadıkça demokrasisini
güçlendirmesi mümkün değil. Aslında, Türkiye'nin geleceğine baktığımız zaman gerçekten birçok
değerin altüst olduğunu görüyoruz. Bakın filmlere bile, Recep İvedik’i, Muro’yu, Puntilla Ağa’yı görürsünüz. Orada aşkın değerini
değiştirirler, bir bakarsınız “Devletin malı deniz yemeyen domuz.” veya “Bal
tutan parmağını yalar.” ya da “Yağmur yağarken küplerini doldurmak gerekir.”
atasözleri öne çıkıyor. Sonra da diyorlar: “Adam işini biliyor, helal olsun.”
Yolsuzluk yapanı da bu şekilde aklayan bir toplumsal psikoloji adım adım işleniyor. Bunlar yanlış şeylerdir, devlet yurttaşına
karşı dürüst olmak, hükûmetler dürüst olmak
durumundadır. Biz şunu söylemek istiyoruz aslında, biz muhalefet olarak bazı
şeyleri söyleyince zoruna gidiyor iktidarın ama açık ve yüreklilikle
söyleyelim: Biz bal gibi kimlik siyaseti yapıyoruz. Başbakan diyor
“Yapıyorsunuz.” Biz alınmıyoruz, yapıyoruz. Biz Kürt kimliğini savunuyoruz, biz
Alevi kimliğini savunuyoruz, biz emekçi kimliğini savunuyoruz, biz devrimci
kimliğimizi savunuyoruz, biz sosyal dayanışmacı kimliğimizi savunuyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz, bunun için Türkiye’de bir çatı
partisi, Türkiye’deki bütün sol demokrasi güçlerinin birlikte olacağı bir
çalışmanın içindeyiz. İnanın çok açığız, hiçbir gri, flu
yanımız yok. Yani, gidip Kayseri’de milliyetçi, İzmir’e gidip solcu, Konya’ya
gidip İslamcı, Diyarbakır’a gidip Kürtçü, her gittiğin yere göre bir politika
izlemiyoruz. Diyarbakır’da ne söylüyorsak Ankara’da da söylüyoruz, Ankara’da ne
söylüyorsak İstanbul’da da söylüyoruz, Diyarbakır’dan da milletvekili
çıkarıyoruz, İstanbul’dan da çıkarıyoruz. Bakın, biz ne Bushçuyuz ne Brükselciyiz,
biz ne NATO’cuyuz ne IMF’ciyiz, biz ne iş birlikçiyiz ne de sermayeyi
savunuruz. Biz bu kürsüde bir gıdım, halkın hakkını, emeğini savunabiliyorsak
bu soygun, talan döneminde, görevimizi yapmış oluruz. Onun için hiç
gocunmuyoruz, çok açık ve bu kimliğimizden, bu siyasetimizden iftihar ediyoruz. Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan. Sayın milletvekilleri, bir saat ara veriyorum. Kapanma Saati :
13.07 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 14.11 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER: Fatoş
GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
31’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam ediyoruz. Komisyon, Hükûmet yerinde. Beşinci tur üzerinde, şimdi, söz sırası Demokratik Toplum Partisi
Grubu adına Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’da. Buyurunuz Sayın Bayındır. (DTP sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi dakikadır. DTP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Aile ve Sosyal
Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Özürlüler
İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel
Müdürlüğünün bütçesi hakkında grubum adına görüşlerimi belirteceğim. Sözlerime
başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii 2008 yılı bütçesinde de bütçe görüşmeleri yapılırken biz DTP’li kadınlar olarak kimi görüşlerimizi buradan ifade
etmiştik. Bu ifadeleri bir süre sonra tekrar tekrarlayacağım ama ben her şeyden
önce görüşlerimize yaklaşım, kadın sorununa yaklaşım, bugünkü durum ve bugünkü
duruma bakılarak yarının ne olacağı üzerinde düşüncelerimi ifade edeceğim. Düşüncelerime geçmeden önce, ben isterdim ki şu an Meclis
Başkanımız Sayın Toptan burada olsaydı, geçen hafta kendisi bir açıklama yaptı.
DTP’li kadınlar… Mecliste bizden memnun, DTP’li kadınlardan, ama dışarıda yanlış yapıyormuşuz.
Bakalım ne yanlış yapıyormuşuz? Biz kadınlar olarak ve DTP’li
kadınlar olarak, evrenin neresinde insan evrensel hakları, kadın evrensel
hakları ihlal edildiğinde bilinsin ki biz orada olacağız. Düşüncemizle,
duygumuzla, pratiğimizle doğrudan ya da dolaylı olarak biz bir şekilde bu
dayanışma ağı içinde olacağız. Hak mücadelesinde sınır tanımayacağız. Bir daha
da bize bu sınırlar konulmaya çalışılmasın. Yine, biz DTP’li kadınların bir özelliği
daha var, biz kimseden icazet almayız. Biz icazetimizi kadın kurtuluş
düşüncesinden, kadın örgütlerinden ve evrensel değerlerden alırız. Bizi
kimseyle karıştırmasınlar lütfen. Bir daha da bize bu tür telkinlerde
bulunmasınlar. Biz ne yanlış yapmışız? Irak’ta Kürdistan yerel parlamentosundan
çok eşlilik yasası geçti. Biz bu çok eşlilik yasasına karşı çıktık. Peki, ben
buradan sormak istiyorum, çok eşlilik yasasına karşı çıkmamız yanlışsa Sayın
Meclis Başkanımız çok eşliliği savunuyor mu acaba diye bir soru düşünüyorum
yani. Bu yanlışsa, doğruyu çok eşlilik olarak mı düşünüyor? Yine, bizler DTP’li kadınlar olarak
Parlamentonun son bir yıllık çalışma sürecinde, bütçede sunduğumuz görüşlerin
pratikte gereklerini yapmaya çalıştık ve yine Sayın Başkana sormak istiyorum:
Bizim dışarıda yapacağımız işlerle ilgileneceğine, biz kendisine, Meclis
Başkanlığına iki temel konuda yasa değişikliği teklifinde bulunduk. Neydi
bunlardan biri? Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’nda değişiklikler yapılarak
kotanın uygulanması. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin de imzaladığı Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne devletin de imza attığı ve
birazdan size göstereceğim Ulusal Program’da bunlar nasıl detaylandırılmış,
zamanlara bağlanmış; biz, bunların gereklerini yapmasını isterdik ve beklerdik
Sayın Meclis Başkanımızdan. Yine, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Fatma Kurtulan aracılığıyla
kadın-erkek eşitliği komisyonunun bir an önce kurulmasına dair bir yasa
değişikliği teklifi sunduk. Sayın Başkan bizim dışarıda yaptığımız doğru
işlerle uğraşacağına, aynı zamanda Mecliste sunduğumuz doğru düşüncelerle
ilgilensinler ve görevlerini lütfen icra etsinler diyorum buradan. Evet, eskiden bir söz vardı “Lafla peynir gemisi yürümez.” ama
artık sadece böyle, kâğıtlara bir şeyler yazarak da işler yürümez. Çok güzel,
hani üniversitelerde sadece ödev yapılıp hocalara sunulur ya, Meclisimizde de
Avrupa Birliği uyum sürecinde pek çok konuda sözleşmelere imza atıldı, onlara
dair plan, projeler yazıldı. Kâğıt üzerinde çok güzel sözlerle, belki benim
bile şu anda ifade edemeyeceğim çok temel değerlendirmeler ve hedefler var. Ama
bu hedefler belirlenirken bu hedefler karşısında pratik yaklaşımımız nedir, yani
pratikte biz ne kadar yol almışız, bir de ona bakmak lazım. Ne yazık ki çok iç
açıcı pratiklerimiz yok. Örneğin Başbakanlık şiddete karşı bir genelge
yayınlamıştı. Bu şiddete karşı genelge 2006 yılında yayınlandı. Başbakanlık
genelgesi, sayfalarca dolu bir genelge, hepsine katılıyoruz. Peki, şiddetin önlenmesine ilişkin bu genelgeleri yayınlayan Sayın
Başbakana buradan sormak istiyoruz ve soru önergeleriyle sorularımızı bir
şekilde -kimi zaman bakanlığa kimi zaman Başbakanlığa- sunduk. Örneğin bu geçtiğimiz
yıl içinde bu genelgenin gerekleri yapılmadığı için şu anda hayatta olmayan
kadınlardan bahsetmek istiyorum ben sizlere ve bu kadınlardan bir tanesi de
“barış gelini” olarak yola çıkan Pippa Bacca’ydı. Pippa Bacca İtalya’dan bir sanatçı olarak yola çıktı, Filistin’de
barış halayını çekmek istedi. Ama İçişleri Bakanlığı başta sorumlu olmak üzere,
bu yolculuğun güvenliğini almak, eylemcinin istediği zamanda, güven içinde
hedefine ulaşmak, sayın İçişleri Bakanlığının ve Hükûmetin sorumluluğundaydı. Ne yazık ki duyarsızlıkları
sonucu bu barış yürüyüşü Gebze dolaylarında sekteye uğradı. İnsanlık dışı
muamele olan kadına cinsel taciz, tecavüz ve yine hunharca bir katliamla
sonuçlandı bu yolculuk. Yine, tabii, Ulusal Program’da ve Kadının Statüsünü Geliştirme
Merkezi tarafından, şiddetin önlenmesine ilişkin bir dünya tedbirlerden
bahsetmişlerdir. Bu tedbirlerden biri de, şiddet mağduru kadın ilk etapta en
yakın karakola başvuracak ya da kadın danışma evlerine başvuracak ve bu
başvurudan hemen sonra bu mağdur olan kadınların güvenliğini sağlamaya dönük
sistemin, oradaki yetkililerin, güvenlik güçlerinin bu kadınların güvenliğini
alması gerekiyor. Ama ne yazık ki güvenlik güçleri güvenlik almak yerine “Sen
ne yaptın da sana şiddet uyguluyor?” sorusunu soruyor kadınlara. Böyle bir mantık olabilir mi? Yani 4320 sayılı Yasa çıkarılmış, bu
Yasa’ya göre kolluk kuvvetlerinin görevleri tanımlanmış ve bu konuda Sayın
Bakanımız her seferinde sorduğumuz sorulara da verdiği cevaplarda “Şu kadar
polis memuru eğitimden geçti.” diyor ama eğitim demek ki yine ezbere bir eğitim
-buradan da değerlendirelim- bu eğitim içselleştirilmemiş. Kadının
kurtuluşu, kadının hayat, can güvenliğinin korunması sağlanmıyor. Burada o
zaman bu eğitim yöntemini, bu eğitimi verenleri ve bu eğitimi uygulamayanları
yeniden sorgulamak gerekiyor. Bu, İçişleri Bakanlığının da sorumluluğunda; bu,
kadından sorumlu Bakanın da sorumluluğunda ama her şeyden önce şiddete karşı…
İşte, şiddet gününde televizyonlara “kadına karşı şiddete hayır” diye popülist ve sloganist bir yaklaşım
sergileyen Hükûmetin ve Hükûmetin
başı olan Başbakanın sorumluluğudur. Buradan onu ifade etmek istiyorum yine. Ve Fatma Babatlı Diyarbakır’da Merkez
Karakola başvuruyor can güvenliğinin alınması için. Tabii burada 4320 sayılı
Yasa değiştirildi ama hâlâ boşlukları var. Örneğin, tedbir kararı anında
alınması gerekiyor, o gün içinde alınması gerekiyor, bir ay sonra alıyor. Bir
ay içinde kadın nasıl korunsun? Yine sığınma evleri her yerde yok. Kadın her an, istediği zaman
sığınma evlerine ulaşamıyor ve Diyarbakır’da işin şöyle bir garip yanı da var:
Kadınlar Kardelen Danışma Evi, yine DİKASUM Kadın Danışma Merkezlerine
başvurduğunda, bunların güvenliğini almaya dönük çabalar içinde oluyorlar. En son bir vaka, yine Diyarbakır Merkez Karakoluna intikal ediyor.
Hafta sonu diye ne savcı ne de karakol bununla ilgilenmiyor. Bir de işin trajik
yanı, bu kadın belediye ve danışma kuruluna gidiyor. Peşi sıra, güvenliği
tehditte olan kadının babası karakola gidiyor ve karakol kadın kurumlarını
hedef gösteriyor. Bu nasıl bir mantık? Buna karşı nasıl sessiz durulabilir
artık? Bunlar çok ciddi SOS, yani sinyallerdir, hayati sinyallerdir. Yani bu
uygulamayı yapan, bu sözleri söyleyen güvenlik güçleri hakkında acil bir
şekilde soruşturma başlatılmalı, görevden alınmalı. Yine özellikle emniyet teşkilatlarında, karakollarda salt kadını,
şiddete uğramış kadını karşılayan özel birimler olmalı. Kadın geliyor, zaten
kimliğini saklaması gerekiyor, ama onu her yere dolaştırıyorlar. Bazen evden
çıkıyor, kimliği de yok elinde. Nasıl
tespit edecek? Ya da kadın kurumları bu noktada referans alınmalı. Kadın kurumu
ve onun üyesi, yöneticisi tarafından götürülüyor, referans olunuyor, referanslar
kabul edilmiyor. Yani bu anlamda da bu Yasa’da bir an önce çok ciddi
değişikliklerin yapılması gerekiyor. Yine sığınma evleri sayısı oldukça yetersiz. Bu yetersizlik… Tabii
ki geçen yıl da ifade ettik, yani nüfusu 50 binin üzerinde olan tüm
belediyelerin sığınma evi açması yasal olarak güvenceye alındı ama geçen yıl da
biz burada Sayın Bakanımıza ilettik, lütfen yönetmelik çıkarın. Mesela şimdi
Diyarbakır Büyükşehire bağlı bir sığınma evi
oluşturulmuş ve kadından sorumlu bir kadın arkadaş da orada görevli, ama rolü
nedir, misyonu nedir? Rol tanımı yok, görev tanımı
yok, bütçe ayrılmamış. Yani oradaki kadının örgütlü gücü, belediyenin kendi
bakış açısı olmasa orada bir iş yapılamayacak. Yani iş böyle doğal akışına
bırakılamaz, kişilerin anlayışının insafına da bırakılamaz çünkü her yerde
böyle bir yaklaşım yok. Yine, tabii, Sığınma Evleri Kurultayı her yıl Türkiye’de
gerçekleştiriliyor. Kadın kurumları, SHÇEK temsilcileri, akademisyenlerden
oluşan kadın bileşenleri sığınma kurultaylarını yapıyorlar. Bu yıl da Van’da
yaptılar 11-12 Ekimde. Bu 11-12 Ekimde kadınlar yine şu çığlığı attılar: “Biz
sadece barınmak amaçlı bir sığınma evi zihniyetine karşıyız.” Çünkü bugün SHÇEK
bünyesindeki sığınma evleri, sığınma evleri anlamında değildir. Yani, misyon olarak bir barınma evleri pozisyonundadır, çünkü
sığınma evlerinin esas amacı, bu sığınma evi kültürünü geliştiren, yasaları
geliştiren de 80’li yıllardan beri Türkiye’de kadın özgürlüğünü veren kadın
hareketinin oluşturduğu projeler, düşünceler ve bu düşüncelerin hayata geçmesi
anlamına geliyor. O zaman, bu düşüncenin savunucuları, bu ihtiyacın ifade
edenleri, bu düşüncenin nasıl uygulanması gerektiği konusunda da kulak
versinler. Yine, Sayın Köksal Toptan diyor ki: “Sınır dışına gidip kadınlarla
dayanışacağına, Türkiye’de hemcinsleriyle dayanışsınlar.” Siz hiç merak
etmeyin, biz hemcinslerimizle dayanışma içindeyiz ve biz burada söylüyoruz. O
zaman, buyurun, hemcinslerimizin sözlerine kulak verin. Sığınma Kurultayı’nda
çıkan kararlar ortada. Bu anlamda SHÇEK bünyesinde sınırlı olarak oluşturulan barınma,
sadece yemek içme ve konaklama misyonuyla sınırlı. Bu sığınma evleri
lütfen değiştirilsin ve şu anda, biraz önce, belki konuşmaya yetişseydik, nefes
nefese geldik, “Mor Çatı Kadın Sığınma Evi” bir proje sonucu Beyoğlu
Kaymakamlığıyla üç yıldan beri hizmet yürütüyorlar. Projenin zamanı bitmiş. Şimdi, biz burada Sayın Bakanımıza da söylemek istiyoruz: Mor Çatı
işte, sadece konaklama evi değildir. Mor Çatı, kadının bundan sonraki yaşamını
idare etmesi için, kadın bilincini yakalayabilmesi için ve bu farkındalığı yaratmak, ona istihdam ortamları yaratmak için
komple kadının tüm yaşamını… Sadece o gün gecelik otel görevini görmüyor,
sonraki yaşamında da yaşamını nasıl idame ettirmesi gerektiğinin de
projelerini, düşüncelerini, fikirlerini ve imkânlarını yaratmaya çalışıyor. Sayın Bakanın çabaları var. İşte, Avrupa fonları gerçekten acil
hizmet gibi, ilk yardım gibi AKP’nin imdadına yetişti. Ee,
şimdi fonlar bitti ne yapacağız? O zaman biz de diyoruz: Bu sınırlı bütçeyle siz
kadın sığınma evlerini oluşturamazsınız. Siz bu sınırlı bütçeyle kadını şiddetten
koruyamazsınız. Siz bu sınırlı bütçeyle toplumu bilinçlendiremezsiniz. Siz bu
sınırlı bütçeyle yeniden bu şiddetin devamına objektif zemin hazırlamış
oluyorsunuz. O zaman gelin, Ulusal Program’da da belirttiğiniz gibi, her konu
ele alınırken, işte kadın kurumları, bütün bakanlıklar falan diye ifade edilir,
o zaman buyurun bu Ulusal Program’ın çerçevesini yeniden ele alalım. Kısa
vadeli hedefler, orta vadeli hedefler sona eriyor. Zaman olarak 2007-2010 arasını belirliyorsunuz. Şimdi, bu zaman
aralığı daralıyor ve çok fazla da yol alınmış değildir. Yani sadece kapalı
konferans salonlarında bir konuyu ifade etmek, orada güzel düşünceleri
belirlemek, orada kararı almak o sorunun bittiği anlamına hiç gelmiyor. O zaman gelin, yüzlerce kadın kurumu var, bu kadın kurumlarının
desteğiyle oluşturacağımız bütçeyle biz bu hizmeti kolektif vermeye çalışalım.
Yani AKP Hükûmeti değil miydi ilk iktidara geldiğinde
“Biz, katılımcı demokrasiyi esas alacağız ve bütün sorunları sivil toplum
örgütleriyle paylaşarak gidereceğiz.” diyordu. O zaman buyurun, kadın kurumları
konferanslar yapıyorlar, kadın kurumları toplantılar yapıyorlar, kadın
kurumları sığınma evleri açıyorlar, danışma merkezleri açıyorlar. Tabii ki bu
dezavantajlı pozisyondaki kadınların bu işleri yapabilmesi için devlet
sorumluluğunda, devletin bütçe ayırmasıyla ancak bu işlevler olabilir ve kadını
barındıracak, sınırlı bir süreçte istasyon görevi görecek mekanizmalar değil,
mutlaka bir an önce, ama yarından geç olmadan şu anda bütçede düzenlemeler
yapılarak gerekli bütçe ayrılmalı. Savaşa ayırmayın, operasyonlara ayırmayın,
gelin de bütçeyi hayata, var etmeye ayıralım; sorunun hepsini daha doğru
temelde ele almış oluruz ve çözüm şartlarını da oluşturmuş oluruz. Devlet bu
konuda sorumluluk altındadır, imzaladığı sözleşmelerle, çıkardığı programlarla
ve programların gereklerini yerine getirmesini istiyoruz. Tabii, zamanımız dar, çok şey ifade etmek istiyor insan buradan,
ne yazık ki sınırlı zamanda biz öncelikle acil gördüğümüz konuları ifade etmek
istiyoruz. Yine, bu yıl, biz DTP’li kadınlar olarak
da ve yine Demokratik Özgür Kadın Hareketi olarak bütün bileşenlerimizle
birlikte, 2009 yılında “Kadına karşı katliamlara hayır. Biz kimsenin namusu
değiliz.” sloganıyla mücadele edeceğiz. Çünkü kadın kendi sorumluluğunu
taşıyabilecek, namusunu koruyabilecek güçtedir, birinin bakmasına ihtiyacı
yoktur, ama sosyal devlet, kadının “namus” adı altında… Töre cinayeti dedikleri
de yine namus cinayetleridir. Adını “töre” koyup, bir millete, bir coğrafyaya,
Kürtlere havale etmenin hiçbir anlamı yoktur ve gelin, bu havaleye, yine TCK’nın ilgili yasalarında değişiklik yaparak biz bunları
giderelim. TCK’da “namus” ya da “töre saikiyle” diye ibareler var. Çıkaralım bu ibareleri. Ya da ağır tahrik. Nedir? Tayt giymiş kadın, tahrik etmiş. Ee, gelin erkeğin zihniyetini sorgulayalım. Nasıl kendinde
hak bulabiliyor her koşulda kadına cinsel şiddette bulunmaya? Yani bu hakkı, bu
düşünceyi, bu gözleri değiştirelim, bu yürekleri değiştirelim, bu bilinci
değiştirelim. Suçu kadınlara havale etmeyelim. Kadınlar erkekler tarafından
korunması gereken varlıklar değil. Kadınlar erkekler tarafından sömürülen ve
ezilen varlıklar hâline getirilmiştir. Kadın kimliğinin sadece engellilerle, çocuklarla anılmasını da biz
doğru bulmuyoruz. Kadın toplumun yarısını oluşturuyor ve diğer yarısını
oluşturan erkeklerin tahakkümü altındadır; sosyal güvencesiz, ekonomiden
yoksun, eğitimden yoksun, kendini koruyamıyor. Buyur sen koru. O zaman devlete
gerek yok ki, aşiret usullerine göre zaten… Ya da evin içinde vermişsen erkek
insafına zaten, o, koruma yöntemini bildik şekilde yürütüyor. O zaman gelin,
madem bu kadar övünüyoruz: “Biz, yüz yıl önce kanunlar değiştirildi, kadına
seçme ve seçilme hakkı tanıdık.” Ama kâğıt üzerinde kalıyor uygulamazsanız.
“Bir zamanlar” deyip hikâye gibi okumanın bir anlamı yok. Bu zamanın
gereklerini yapalım o zaman. Eğer geçmiş zamanın ruhuna saygılıysak, atılan
adımların, o zaman, o zamandan bugüne, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana,
Mustafa Kemal Atatürk’ün diyelim, Avrupa’dan aldığı Medeni Kanun’a göre
kadınlara tanıdığı hakları bugüne nasıl taşıdık? Avrupa bugün nerededir? Biz
daha yüz yılın başına çakılı mı kalacağız? Bu zihniyetimizi sorgulayalım. Yani
bu üretemeyen, bu geliştirmeyen, bu dönüştürmeyen, bu korumayan, tam tersine,
negatif anlamda, işte olumsuz şartlarla baş başa bırakan zihniyetimizi
sorgulayalım diyorum. Ve yine tabii ki, Hükûmet CEDAW’ın gereklerini yapmak zorundadır. Ama ne yazık ki,
pozitif ayrımcılıktan anladığımız negatif ayrımcılıktır yine. Yani negatifizmde grafik bayağı yüksek. Pozitif ayrımcılık yapıp
bütçe ayırması gerekiyor. Var mı? Yok. Sembolik bütçeler. Yine negatif durum
devam ediyor. Şiddeti önlemek gerekiyor. Eğitim ve istihdam hakkı vermek
gerekiyor. Pozitif yaklaşım var mı? Yok. İl istihdam kurulları oluşturuluyordu
“İllerde kadınlar da yer alsın.” demişti kadın kurumları. Çünkü bu tür şiddete
uğrayan, sığınma evlerine başvuran kadınlar istihdamda öncelik almalı. Ne
yapıldı? Hayır, kadın kurumunu almayacağız. Ee, siz
kural oluşturun. Şunu yapacağız deyin, içinde kadın olmasın. Zaten o iş olmaz
demektir. Yani, peşinen, “Bu iş olmaz” imzasını taşıyor yani. O yüzden, bu
anlamda, hem ev içi kadının yaşadığı şiddet, ev içi emeğin görünür kılınması
gerekiyor. Şimdi çok övünürüz işte, engellilerle ilgili evde korunma hakkını
veriyoruz. Doğru, ama o zaman o korunmayı yine kadına vermiş oluyorsunuz.
Kreşleri kaldırdık, ne yaptık? Kadını eve yeniden hapsettik. Yani kadının
sosyalleşmesinin, hayata katılmasının önündeki engel… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - … işte yaşlı
bakımı, işte engelli bakımı, çocuk bakımı. Bu rollerle zaten kadının önünü
alıyorsunuz ve eve kapatıyorsunuz yani. Gelin bu zihniyeti dönüştürelim. Daha
önce istihdam yasası tartışılırken de önermiştik. 2010 yılında ev içi emeğin
görünür kılınması ve sosyal güvenliğe bağlanması için bir konferans yapılacak.
Gelin biz de Türkiye'de gerçekten… “Kadınlarımız” diyoruz; kadınlar kimseye ait
değil, kadınlar kendilerinindir. Kadınların kendileri olabileceği,
özgürleşeceği koşulları oluşturalım. Ev içi emek için sosyal güvence
sağlayalım, en azından asgari ücret verelim kadınlara ki o emek görünsün ve
erkeğin sömürüsünden kurtulsun kadın; gerektiği zaman bağımsız davranabilsin, o
şiddete mecbur kalmasın. Yani kadın şiddete mecbur kalmasın diye bu tür
yöntemler geliştirmemiz lazım. Sürem bitiyor. Sayın Bakanımızdan sığınma evlerinin çoğaltılmasını
ve bu konuda kadın kurumlarıyla çalışmasını ve fon oluşturmasını talep
ediyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (DTP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayındır. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili
Hüseyin Ünsal. Buyurunuz Sayın Ünsal. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz sekiz dakikadır. CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri
bir kanun hükmünde kararname ile belirlenmiştir. Genel Müdürlük görevlerini bu
kararnameye göre yürütmektedir. Bu görevleri yürütürken bazı uygulamalardan söz etmek isteriz.
Buraya gelip konuşan iktidar partisi temsilcisi arkadaşlarımız Basın-Yayın
Genel Müdürlüğü hakkında güzel bir brifing verdiler
ama bunun içinde, yapılan işlerle ilgili hiçbir bilgiyi aktarmadılar. Sayın Bakanım, bu konulardan haberiniz olup olmadığını da şiddetle
merak ediyorum. Genel Müdürlük bir ihale yapmış, ki bu
ihalenin usulüne göre yapıldığı söyleniyor. 135 bin YTL artı KDV kira ödemek
üzere iki yıllığına bir bina kiralamışsınız. Toplam 3 milyon 240 bin YTL artı
KDV ve bu binanın içine de 2 trilyon lira para harcandığı iddia ediliyor. Yani
neticede 5 trilyon 240 miyar YTL’ye şu anda bir bina
kiralanmış. Bu konuyla ilgili yapılan kira sözleşmesinde hiçbir şekilde araç ve
gereçlerin alınmayacağına dair de hüküm konduğu ifade ediliyor. Ben birtakım soruları sizlere sormak istiyorum ve merak ediyorum.
Merak ettiğim konuların başında şu geliyor: 1) Hizmet binasının kiralanması için ihale ilamı yapıldı mı? Hangi
tarihte ve hangi yayın organlarında yapıldı? 2) İhale açılmış ve teklif alınmış ise teklif veren diğer
şirketlerin gösterdikleri binaların adresleri ve özellikleri nedir? 3) Hizmet binası için 2008 yılı yatırım bütçesinden ne kadar
harcama yapılmıştır? 2009 yılında da harcama yapılacak mıdır? Hizmet binasının
mal sahibi olan şirkete bugüne kadar kaç YTL ödeme yapıldığını merak ediyoruz. 4) Hizmet binası için yapılan bu harcamalar kiradan düşülecek
midir? Bu yönde kira sözleşmesine bir madde konulmuş mudur? Konulmamış ise
gerekçesi nedir? 5) Kira sözleşmesine Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün
binayı boşaltması hâlinde, bina için alınan tüm araç ve gereçleri bırakacağı
yönünde bir madde konulmuş mudur? Konulmuş ise bunun da gerekçesini merak
ediyoruz. 6) Hizmet Binası ne kadar bir süre için kiralanmıştır? Aylık ne
kadar kira ödenecektir? İki yıllık kira bedeli ile,
örneğin TOKİ’yle bir anlaşma yapılsa bu binanın
yapılacağı ve temelli bir bina kazandırılacağı mümkünken bu yola neden
gidilmemiştir. Yine kurumda yabancı dille ilgili eğitimler yapıyor,
ki gereklidir, yapılması lazım, Ankara Üniversitesiyle anlaşılmış. Ama bu
kurumda personel arasında ayrım yapıldığı çok ciddi iddialar arasında. Daha,
yeni, üç aylık personel yabancı dil kursuna giderken, orada daha yetkili,
yabancı dil kursuna gitmesi gereken personelin gitmediği çok açık meydanda. O
üç aylık personeli de öğreniyoruz ki, Deniz Feneri Derneği’nden alınan
personel; getirilen ve Deniz Feneri’nden alınan personel. Demek ki Deniz
Feneri, Basın-Yayın Genel Müdürlüğünün de içine girmiş gibi gözüküyor. Personel işlemleriyle ilgili de birtakım arızaları söylemek
istiyorum. Bu konuyla ilgili bir bilgisayar ihalesi yapılmış ve bu bilgisayar
ihalesinin de usule uygun yapılmadığı iddiaları var, 2007 yılı Kasım ayında
teslim edilen bilgisayar ve sistem hâlen çalışmıyor iddiası var. Bu konuyla
ilgili beş tane sorumuz var: 1) Personel işlemleriyle ilgili özel bir yazılım programı alındı
mı? 2) Bu programın alımı için ihale açıldı mı? 3) İhale hangi mevzuata göre yapıldı? 4) Bu program ilgili şirketten ne zaman teslim alındı? 5) Program şu anda kullanılmıyor mu? Neden kullanılmıyor? Bunun
gerekçeleri nelerdir? Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Basın-Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğünün görevleri 2’nci maddede tadat edilmiş: Basınla
ilgili münasebetlerin düzenlenmesi ve basının güçlendirilmesi için gerekli
faaliyetlerde bulunmak. Bu faaliyetleri tabii ki Hükûmet
adına yapıyor ve bu da kanun hükmündeki görevinden geliyor. Ama Sayın
Başbakanın tavırlarına baktığımızda bu kanun hükmündeki görevlerini basınla
ilgili kuruluşlar kanalıyla değil, tamamen kendi prensiplerine göre yaptığını
görmekteyiz. İki tane standardı var Sayın Başbakanın: 1) Kendisini öven, her gün yalakalık
yapan bir medya, o medya varsa onlar her zaman yanında. 2) Eğer kendisine karşı gelen, yanlışlıkları söyleyen bir medya
varsa onu da tu kaka ilan etmiş vaziyette. Bu çifte standartlı anlayışını geçtiğimiz altı yılda maalesef
Başbakan Türkiye gündemine oturarak da göstermiş ve bu olumsuzluklar Türkiye
gündeminde yaşanmıştır. Yeri geldiği zaman medyadan yararlanmak istemekte, yeri
geldiği zaman da istememektedir. Çok önemli bir konuşma yaptı Beyoğlu’nda,
Beyoğlu İlçe Kongresinde. Aydın Doğan’ın kendisine gönderdiği mektuptan
bahsederek iş adamı ve yayıncı şapkasının olduğunu söylüyor ve “Sayın Aydın
Doğan, yayıncı şapkasıyla iş adamı şapkasını birbirine karıştırma, yayıncı
kimliğini kullanarak çıkar sağlamayı umma.” diyor, ilan ediyor ama “Biz,
herkese eşit muamele ediyoruz.” diyor. Şimdi Sayın Başbakanın uygulamalarına
baktığımızda böyle bir eşit muamele yaptığını görmemiz mümkün mü? ATV-Sabah
ihalesinde yapılan her türlü uygulama, kendisine bir medya oluşturmak için
yaptığı bir çaba. Bu, bir eşit muamele midir? Bu konuyla ilgili Sayın Genel
Başkanımızın bütçe sunuş konuşmasındaki soruların hiçbiri cevaplanmamıştır. Biz
bu konuyla ilgili KİT Komisyonunda Halk Bankasına yönelttiğimiz sorularda da
Halk Bankasının Genel Müdürünün de yalan söylediğini ortaya çıkardık. “Teminat
almadık.” dedi, “Biz Koç Holdingden de teminat almadık.” dedi, “ “ATV-Sabah
Grubundan da teminat almadık.” dedi. Ama yapılan araştırma sonucunda öğrendik
ki Koç Holdingin CEO’su Bülent Bulgurlu bu konuşma üzerine basın açıklaması
yaptı, Türkiye'nin en büyük teminatını verdiklerini ilan etti ve böylece Banka
Genel Müdürünün yalanı ortaya çıktı. Ama, teminat
alınmayan bir tane bizim Çalık Grubu kaldı. Dolayısıyla, medya ilişkilerini böyle olumsuz bir şekilde götüren
Sayın Başbakanın da basın yayın ilişkilerini daha düzenli götürmesini
istiyoruz. Tabii, zamanı geldiği zaman da basına başvuruyor. Ama bütçe
konuşmasında, otuz yıl evvelki, otuz yıl önce basında çıkan haberlerden
örnekler vermeye başladı. Ben de sizlere, dünkü basında çıkan, aynı gazetenin örneğini
veriyorum: Benzinde vergi yüzde 409’a çıkmış. Sayın Başbakan, otuz yıl
evvelinin gazete kupürlerini değil, bu yakın zamandaki
icraatlarının kupürlerini gösterme cesaretini gösterebiliyor mu? Basın
ilişkilerini bu şekilde kuruyor mu? Bakın, bu da iki ay önceki durum: 16 YTL’lik
bulgur için, Gaziantep’teki iş adamının dağıttığı bulgur için kadınların
izdihamını gösteren bir gazete haberi. Eğer bu modaysa gazete haberleri göstermek, bu sekiz dakikaya
sığmadığı için çok kısa, üç tane örnek gösterebiliyoruz. Bu da artık, yemek
kuyruğuna giren fakirler değil orta sınıfın kuyrukta olduğunu, adını yalan
söylemek zorunda olan fakirler olduğunu gösteriyor. Değerli milletvekilleri, bizler bu konuyla ilgili, hem ATV-Sabah
satışındaki konularla ilgili hem de Deniz Feneri konusuyla ilgili Sayın
Başbakandan mutlaka ve mutlaka bir cevap bekliyoruz, bu konuda bir açıklama
yapmasını istiyoruz ve böylece Sayın Başbakanın basın ilişkilerinin, medya
ilişkilerinin ne kadar karmaşık olduğunu da ortaya koymak durumunda kalacağız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Kendisinin basınla olan ilişkileri zaten
2002 yılında başlamıyor, ta 1995’lerde başlıyor. Zahid
Akmanlarla, Zekeriya Karamanlarla ilişkisi İstanbul
Refah Partisi İl Başkanlığından başlıyor. O günlerden gelen bir medya ilişkisi
anlayışı var. Bir de bu arada, Sayın Bakanım, tabii, esasında, bu kabinede en
çok güven veren insandınız. Ama ben, bu kriz ortamında makam arabanızın
şoförüne de makam arabası tahsis ettiğinizi, bu arabanın da Basın Yayın ve
Enformasyon Genel Müdürlüğünün 06 TUJ 39 plakalı aracı olduğu iddia ediliyor.
Bu konuda da sizden özellikle bir bilgi almak istiyorum. Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünsal. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur. Buyurunuz Sayın Erbatur. (CHP
sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemizin hem ekonomik hem toplumsal her boyutta en
önemli konularından birisi olan bilim ve teknoloji konusunda iki değerli
kuruluşumuzun, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile Türkiye
Bilimler Akademisi Kurumunun bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak
görüşlerimizi sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. Bilim ve teknoloji politikaları bütün dünyada ülkelerin refah
düzeyini doğrudan etkileyen, sosyal ve siyasi gidişine yön veren, gelişim ve
değişim şartlarını ortaya çıkaran politikalardır. Bu süreç içinde ülkelerin
istediği şey çağın şartlarına uygun teknolojiyi üretmek ve bu teknolojiyi
yaymaktır. Ülkelerin teknolojilerini yayma düzeyi zenginlik olarak geri
dönmektedir. Günümüzde teknolojik gelişmeler karşısında elde edilen güç ile
yeni teknolojik ilerlemelere imza atmak mümkündür. Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden yıllarda sanayileşme alanında
büyük ilerlemeler kaydedilmiş, önemli adımlar atılmıştır ancak 1950’lerle
birlikte ARGE faaliyetlerinin ihmal edilmesi ülkemizi sanayi konusunda dışa
bağımlı ve yerinde sayar bir noktaya getirmiştir. Sanayi kendi teknolojisini
üretememiş, teknik eğitim-üniversite-sanayi iş birliği geliştirilememiştir.
Bugünkü dünyada emek, sermaye, doğal kaynak gibi faktörlere sahip olunmasından
ziyade ülkenin teknolojik altyapısı, teknolojiyi üretebilme ve yenilik
oluşturabilme kabiliyeti, yani inovasyon ülkeler için
daha önemli stratejik faktörler olarak değerlendirilmektedir. Ülkelerin uzun vadeli yapısal rekabet gücünün temsilinde teknoloji
transferi, inovasyon ve ARGE faaliyetleri en önemli
anahtar kelimelerdir. ARGE faaliyetleri konusunda ise gerek kamu gerekse özel
sektör için öncü kurum şimdiye dek TÜBİTAK olmuştur ancak içinde bulunduğumuz
süreçte, tüm ikazlara rağmen, TÜBİTAK’ın kurumsal yapısı özerklikten
uzaklaştırıldıkça kurum da bilimsel niteliğinden uzaklaşmıştır. Oysa TÜBİTAK’ın,
üyelerini kendi içinden liyakat esasına göre seçen özerk bir bilim kurulu
olması şarttır. Siyasi ve bürokratik baskıların altında bilim üretilemeyeceği
açıktır. 17 Temmuz 1963 tarih ve 278 sayılı Yasa’yla kurulan TÜBİTAK, son
dört yıl içerisinde isminden ve ambleminden başlayarak tam bir değişim sürecine
sokulmuş, bu sürecin sonunda da kurum neredeyse tümüyle geçmişinden koparılmaya
odaklanmıştır. Başta gelen işlevi araştırma yaptırmak, desteklemek ve
özendirmek olan kurumun kuruluşundan bugüne dek en önemli organlarından olan
araştırma grupları birdenbire zorunlu organlar arasından çıkarılmış, ancak
ilgili yeni yasada bu çıkarmaya ilişkin bilimsel bir izah sunulamamıştır. Ayrıca, zorunlu organlar arasından çıkarılan araştırma gruplarının
yerlerine yeni bir organ oluşturulmadığı için, araştırma gruplarının
varlıklarını sürdürüp sürdürmeyeceği veyahut ne biçimde sürdüreceği de netliğe
kavuşturulmamıştır. Böyle bir belirsizlik içerisinde, kurum, pozitif ilimler
alanında araştırma yapmak, yaptırmak, bilim adamlarına destek vermek şeklinde
belirtilen amaçlarını nasıl gerçekleştirecektir? 2004 yılından bu yana dek kurum bünyesinde gerçekleştirilen
usulsüz kadrolaşmalar sonucunda oluşan deneyimsiz ve bilimsel araştırma
konusundan uzak yöneticilerce TÜBİTAK büyük zafiyetler yaşamaktadır. Örneğin,
Plan ve Bütçe Komisyonunda TÜBİTAK bütçesini savunan Sayın Bakan da bu zamana
kadar projelere aktarılan miktarlardan bahsetmiş, ancak nedense 2009 yılı için
ödenek bulunamadığından dolayı kamu projelerine çağrıda bulunulmayacağından
bahsetmemiştir. Ödenek bulunamadığı için 2009 yılında kamu projelerine çağrıda
bulunulmayacağı doğru mudur Sayın Bakan? Sayıştay denetimine tabi olan TÜBİTAK 2004 yılından bu yana
ayrıntılı bir denetimden geçirilmiş midir? Ayrıca, TÜBİTAK ile ilgili tartışılan bir başka durum da, yine
önemli bir araştırma merkezimiz olan Marmara Araştırma Merkezinin durumudur.
MAM Başkanı ile TÜBİTAK Başkanı arasında bir akrabalık ilişkisi mevcut mudur? TÜBİTAK bünyesinde çalışan bir kişinin hem Başkan Yardımcısı hem
Bilim Kurulu üyesi hem de TEYDEB Başkanı olarak görev yaptığı doğru mudur? Bilim Kurulu bünyesinde aynı vakıf üniversitesine mensup kaç kişi
görev yapmaktadır? Bahsi geçen vakıf üniversitesinin TÜBİTAK Başkanına lojman
tahsis ettiği doğru mudur? Özerklikten ve bağımsızlıktan uzak yönetimin
bilimsel açıdan da kuruma yakışır bir görünüm sergilediğini söylemek ne yazık
ki mümkün değildir. TÜBİTAK gibi önemli bir araştırma kurumunun yönetim
kademesinde yer alan kişilerin uluslararası bilimsel makale standartlarına göre
kabul edilen kaç tane araştırması vardır? Son beş yılda bu kişilerin kaç adet
yayını uluslararası yayınlar arasında yer bulabilmiştir? TÜBİTAK bünyesinde bilimsel araştırma yapma ve yaptırma konusuyla
ilişkisi olmayan Maliye Bakanlığı personelinin yönetici kademelerinde yer
bulduğu iddiaları doğru mudur? Eğer bu iddialar doğru ise TÜBİTAK’ın kurumsal
bir araştırma merkezî olmasını nasıl bekleyebiliriz? Kurum bünyesinden yetişen
yöneticiler yerine, bilimsel araştırma yapma konusuyla ilişkisi bulunmayan
kişilerin yönetime atanmasının sonucunda, önemli bir deprem bölgesinde bulunan
ülkemizde TÜBİTAK bünyesinde var olan inşaat teknolojileri araştırma grubunun
kapatılmış olması da hiç şaşırtıcı değildir. Bilimsel araştırmanın özerk ve bağımsız bir ortamda, uygun maddi
koşullar altında yapılabileceği gerçeğini de göz önüne alırsak, yukarıda
bahsettiğim kurumsal karmaşa ve siyasi baskılar altındayken, TÜBİTAK’ın
ülkemizi kalkındıracak gerekli bilimsel çalıştırmaları gerçekleştiremeyeceği
açıktır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilimsel araştırmalar
konusunda önem arz eden bir diğer kurumumuz da TÜBA’dır.
TÜBA çok önemli başarılara imza atmaktadır. TÜBA tarafından bilim insanlarının
desteklenmesi amaçlı değişim programları uygulanması son derece önemli ve
doğrudur. Uluslararası bilimsel gelişmeleri takip edebilecek bir genç kadro
ülkemizin ARGE ve bilimsel faaliyetler alanında ihtiyaç duyduğu unsurlardandır.
Gerekli teknik altyapı sağlanmadan eğitime açılan üniversiteler adına
gönderilen kişilerin çoğunluğu yurda döndüklerinde kadro sıkıntısı ve maddi
imkânsızlıklar nedeniyle bilimsel araştırma yapamamakta ve bir süre sonra
tekrar yurt dışına çıkmak için girişimlerde bulunmaktadır. Yurt dışından iyi
eğitim alarak dönen bu insanlardan, doğru yer ve imkân tanınmadığı için,
ülkemiz gereğince yararlanamamaktadır. Buradan Maliye Bakanlığına bu kişiler
için yeterli kadronun açılması gerektiğini yeniden belirtiyorum ve bu kadroları
talep ediyorum. Ülkemizde ARGE faaliyetlerine ayrılan bütçe miktarlarının
artırılması her ne kadar olumlu bir tutum olsa da son günlerde kamuoyunda büyük
yankı uyandıran bir gecede 6 milyon seçmen artışının yaşanması 2000’li yıllarda
hâlen başarılı bir nüfus sayımını dahi gerçekleştiremediğimizi göstermektedir.
Oysa ülkemizde DPT, TÜİK, TÜBİTAK, TÜBA gibi bilim insanı yetiştirme, araştırma
ve planlama yapmakla yükümlü birçok kurum vardır. Eğer biz, bu kurumların
siyasi baskılardan uzak bir biçimde çalışmalarını sağlayabilirsek Adana’da bir
evde 79 seçmenin ikamet ettiği gibi komik iddialarla karşılaşmayız. Ayrıca burada kısaca değinmek istediğim bir konu da TÜBA’nın başarılı çalışmalarının çeşitli sebeplerle hâlen
sonuca ulaştırılamaması ve toplumsal hayata yansımalarının
gerçekleştirilememesidir. Örneğin, 2002’den 2005 yılına kadar yoğun bir çalışma
yürüten TÜBA, ders kitaplarında insan hakları projesinde yapılan çalışmalar
sonucunda… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. NEVİNGAYE ERBATUR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. …insan haklarının eğitim sistemine içselleştirilmesi için yirmi
iki tavsiye oluşturmuştur. Ancak hâlen millî eğitim sistemimiz içine bu
tavsiyeler yerleştirilmemiştir. Örneğin, ders kitaplarındaki cinsiyetçi ögeler hâlen varlığını korumaktadır. O zaman bilim
insanlarımız bu çalışmayı boşuna mı yaptılar? Atatürk’ün dediği gibi: “Hayatta
her şey için, maddiyat için, maneviyat için en hakiki mürşit ilimdir, fendir;
ilim dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.” Bilimin ışığından uzaklaşmadığımız sürece ve bilimi, bilim
insanlarını, politik, bürokratik hırslardan uzak tuttuğumuz sürece ülkemiz
yukarıda saydığım hedeflere çok kısa sürede ulaşabilecek bir zekâ potansiyeline
sahiptir. Dilerim bu potansiyeli ülkemizi kalkındırabilmek için
kullanabileceğimiz özerk kurumlara bir an önce kavuşabiliriz. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erbatur. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Atila Emek. Buyurunuz Sayın Emek. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi grubum ve şahsım
adına saygıyla selamlarım. Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 134’üncü maddesi ve 11/8/1983 tarih ve 2876 sayılı Kanun’un 2’nci maddesi
uyarınca Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürkçü düşünceyi,
Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini
bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla
Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde,
Başbakanlığa bağlı olarak kurulmuştur. Kurum, bağlı kuruluşlarıyla birlikte
bilimsel inceleme ve araştırmaları yayınlar hâlinde hazırlama ve gerektiğinde
geniş kitlelere ulaşmak amacıyla ücretsiz olarak dağıtma gibi hizmetler yapmayı
görev edinmiş, toplumumuzda çağdaş bir toplum olma yolunda ulusal bilincin
gelişimini sağlamayı amaçlamıştır. Sayın milletvekilleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür
Merkezinden oluşmaktadır. 2876 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca, kurum,
bağlı kuruluşlarıyla birlikte millî mücadele ruhu ve bilinci içerisinde
Atatürkçü düşünceye, Atatürk ilke ve inkılaplarına,
Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar var olma şuuruna, kişilerin ve milletin
refahına, toplumun mutluluğu inancına, millî kültürümüzü çağdaş medeniyet
seviyesinin üstüne çıkarma azim ve kararlılığına bağlı kalmak ve sahip olmak
kaydıyla millî dayanışma ve bütünleşmede Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve
inkılaplarını kültür, dil ve tarih değerlerini birleştirici bir güç olarak göz
önünde tutmak, bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı ve bölücü
akımların bilimsel yoldan çürütülmesini esas almak, toplumda yaratılan bütün
maddi ve manevi kültür değerlerinin sürekli düzenli ve kapsamlı bir şekilde
birikimini ve gelecek kuşaklara aktarılmasını temel kabul etmek, Türk dilinin
öz güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak, yeryüzü dilleri arasında
değerine yaraşır biçimde kuşaklar arası anlayış ve söyleşide birleştirici
olmak, Türk tarihini ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları incelemek,
millî tarihimizin ve millî tarih değerlerimizin birleştirici bir güç olduğunu
esas almak ve Türk milletinin geçmişine uygun ve tarihine sahip kılmak amacıyla
bu kurumlar dile getirilen ilkeler çerçevesinde çalışmalarını sürdürürler. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir milletin uluslaşması,
ortak tarihî bilinci, dil birliği, ortak bir kültür anlayışı ve ortak bir amaç
etrafında toplanmakla mümkün olacaktır. Türk milletinin uluslaşması yolunda
Mustafa Kemal Atatürk Türk ulusunun büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine
içten inanmıştır. Yüce Atatürk, onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için
önce tarihini bilmesi, kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inanmış ve
bu düşünceyle 15 Nisan 1931’de “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” adında kurulan
kurumun adı 3 Ekim 1935’te Türk Tarih Kurumuna çevirmiştir. Büyük Önder
Atatürk’e göre “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık
kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Biz daima
hakikati arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret
gösteren adamlar olmalıyız.” demiştir. Tarih, bir ulusun birlikte olma bilincinin en büyük adımıdır. Bu
amaç uyarınca kurulan Türk Tarih Kurumu objektif tarih araştırmaları yapmak,
tarih bilgisini ve bilincini gelecek kuşaklara aktarmak için
görevlendirilmiştir. Türk Dil Kurumu dilde sadeleşme ortak bir dil birliğinin
sağlanması, öz Türkçe konuşulması, Türk dilinin yabancı dillerin etkisinden
kurtulması için çalışmalar yapmak amacıyla kurulmuştur. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kurumlar 1983 tarihli
2876 sayılı Kanun çıkıncaya kadar devlet örgütlenmesi dışında bağımsız ve özgün
olarak çalışmışlar, yeri geldiğinde hükûmetleri
yanlış dil ve tarih politikaları konusunda uyarmış, Türk dilinin yabancı
dillerin etkisi ve kirlenmesine karşı gerekli çalışmaları yapmış ve başarılı da
olmuşlardır. Ancak, ne yazık ki, 12 Eylül darbesiyle bu kurumlar Başbakanlığa
bağlanarak bağımsız statüleri yok edilmiş, kurumlar işlevsiz hâle
getirilmiştir. Hatta bu kurumların yapmış oldukları yanlış açıklamalar
toplumsal tepkilere neden olmuştur. Örneğin, Türk Tarih Kurumu Başkanının 2007
yılında katılmış olduğu bir toplantıda Alevi yurttaşlarımızın kökeni üzerinde
yapmış olduğu talihsiz açıklama toplumumuzda büyük tepki yaratmıştır. Sayın milletvekilleri, Sayıştayın 2007
yılı uygulama sonuçları raporunda yer alan bilgilere göre 2007 yılında Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun giderleri başlangıç ödeneğine kıyasla
yüzde 50,2 oranında sapma göstermiştir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumuna 2008 yılında 26,7 milyon YTL, 2009 yılında 27,8 milyon YTL ödenek
verilmiştir. Bütçe ödeneklerindeki azalma eğilimi eğer daha doğru tahmin
yapmaktan değil de, bu kurumun faaliyetlerini giderek azaltmaktan kaynaklanıyor
ise bu konuya ciddi olarak eğilme ihtiyacı vardır. Sayın milletvekilleri, bu kurumların faaliyet alanlarına giren
konularda yeterli çalışmalar yapılmamış olması son günlerin tartışma konularına
ortam hazırlamıştır. Değerli milletvekilleri, kuruluşunda 12 Eylül darbecilerinin
olumsuz gölgesi olan bu kurumların aslında ne kadar önemli işlevleri yerine
getirme misyonuyla yükümlü olduğu, yaşanılan olaylarla
ve tartışmalarla ortaya çıkmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihimiz, dilimiz ve
Atatürk’ümüz konusunda görevli olan kurumların işlevlerini yeterince ve iyi bir
şekilde yerine getirmemesi sonucunda kafalar karışık, gerçekler çarpıtılmakta,
yanlış yorumlara ve … (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. ATİLA EMEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. …tartışmalara ortam hazırlanmaktadır. Bu eksikliklerin siyasi
iktidar ve görevli kurumlarca bir an önce giderilmesi önerisiyle Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diler,
yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Emek. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili
Canan Arıtman. Buyurunuz Sayın Arıtman. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Özürlüler
İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım. AKP’nin politikaları, ne yazık ki halkımıza, işsizlik, yoksulluk
ve bunların yarattığı sosyal sorunları getirdi. Ülkemizde bir sosyal çöküş
yaşanmaktadır. Bu ağır yoksulluk tablosu ülkemizin geleceğini tehdit ederken
öncelikle ve en çok da kadınları ve çocukları vurmaktadır. Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumuna yapılan başvurularda önceki yıllara göre yüzde 300’lük
bir artış söz konusudur. Giderek artan yoksulluk ve sosyal sorunlar geleceğimiz
olan çocukları ciddi oranlarda sokağa iterken, çocukların suça itilmesi ve
suçun mağduru olması oranları da çok artmıştır. Yoksul ailelerin çocuklarının suç örgütlerine kiralandığı, cinsel
sömürüye uğradığı ya da terör örgütlerince kullanıldığı bir dönemi yaşıyoruz.
Yoksulluk sonucu on binlerce çocuğumuzu, sokaklarda, çocukluğunu yaşayamadan
kaybediyoruz. Öncelikle koruyucu ve önleyici hizmetleri yapması gereken SHÇEK,
artan sosyal sorunlar karşısında rutin hizmetleri bile yerine getirmekte
zorlanmaktadır. Bunun nedenleri AKP’nin çarpık sosyal devlet anlayışı, yandaş
kadrolaşması, personel ve bütçeden ayrılan payın yetersizliğidir. Her ne kadar
sayısal olarak bütçeler artıyor gibi görünse de aslında ihtiyacı karşılamaktan
çok uzaktır. Görüş-tüğümüz bütçenin hedef kitlesi
yoksul, çaresiz, kimsesiz çocuklar, yaşlılar, kadınlar ve özürlüler. Toplumun
bu en dezavantajlı kesimleri için genel bütçeden ayrılan pay sadece binde 6
olup geçen yıla göre de ancak binde 2 oranında artırılmıştır. Bu bütçe ekonomik kriz öngörülmeden, teğet geçecek anlayışıyla
hazırlanmıştır. Ne yazık ki yaşanacak gerçek ülkemizde işsizliğin, yoksulluğun
çok aratacağı şeklindedir. Şu anki veriler bile ülkemizde her 5 kişiden 1’inin
yoksul, her 200 kişiden 1’inin aç olduğunu, yaklaşık 10 milyon çocuğumuzun
yoksulluk sınırı altında yaşadığını göstermektedir. Öngörülen işsizlik
oranlarıyla her 2 çocuktan 1’i yoksul olacaktır ve Hükûmetin
2009 bütçesi hepsini teğet geçmektedir. Zaten AKP’nin yoksullukla, işsizlikle mücadele etmek gibi bir
derdi, hedefi de yoktur. Tam tersi, yarattığınız sadaka ekonomisiyle yoksul ve
işsiz kesimleri kendinize muhtaç ve mahkûm hâle getirerek siyasi rant elde edip iktidarınızın devamını sağlıyorsunuz. Daha
çok yoksul, daha çok işsiz yaratmak için de her yerde avaz avaz
“3 çocuk doğurun.” diyorsunuz. Hâlbuki çok çocuklulukla yoksulluk arasında
doğru orantı vardır. Yapılan araştırmalar 4 kişiden fazla olan ailelerde
yoksulluk oranının yüzde 42 olduğunu, 6 kişiden fazla olan ailelerde ise bu
oranın yüzde 50’yi aştığını göstermektedir. AKP gebelere, çocuklara yapılan şartlı nakit transferleriyle
övünüyor. Sosyal devletin yoksullarını desteklemesi görevidir ama bunu yaparken
onların daha da yoksullaşmasına neden olunmamalıdır. Bu şartlı nakit
transferleri ne yazık ki yoksul ailelerin geçim kaynağı hâline gelerek daha çok
çocuk sahibi olma yolunu seçmelerine neden oluyor. Bir süre sonra kırsaldaki
doğurganlık artışı, istatistiklere çarpıcı bir biçimde yansıyacaktır. Çok çocuk o yoksul aileleri ileride daha da
çok yoksullaştıracaktır. Doğru olan, modern korunma yöntemlerini uygulayanlara
da şartlı nakit transferlerinin yapılmasıdır. Sayın Bakan, Bakanlığınızın şu bütçe kitabını okudunuz mu? Hiç
sanmıyorum. Okusaydınız eğer, bu bütçe kitabınızın tam bir yakınma ve
itirafname olduğunu görürdünüz. Onlarca sayfasında para, personel, politika
yokluğu devamlı olarak tekrar ediliyor ama sanıyorum siz bunları görmediniz.
Bütçenizi yazanlar ödeneksizlikten, danışma merkezlerinin seminerlerine
katılanlara bile birer sertifika verememekten yakınıyorlar. “Teçhizat,
personel, materyal yetersiz, hizmet verebilmemiz için harcama kalemlerinin
karşılanması gerekli.” diyorlar. “Kadın konuk evinde kalan kadın ve çocukların
ihtiyaçlarının karşılanması, onurlarının korunması için azıcık harçlık bile
veremiyoruz, vekâleten yöneticilik, geçici görevli eleman çalıştırılması,
yanlış oluyor.” diyorlar. Kadın ve çocukların can güvenliğini sağlayacak eleman
olmadığından, acil durumlar için araç bulunmadığından yakınıyorlar. Sayın
Bakan, hepsi burada yazıyor. İşte, Bakanlığınızda yaşanan acı gerçek budur. Kurumdaki binlerce çocuk bir aile beklerken, dışarıda binlerce
aile çocuk özlemiyle yanıp tutuşurken sadece 443 çocuk evlat edindirilebilmiş.
Bir yılda sadece 43 çocuk için koruyucu aile bulunabilmiş. Buralarda büyük bir
başarısızlık var. Sayın Bakanım, o cafcaflı sözlerle övünmeyi bırakın da gelin, biz
size para pul istemeyen ama çocuklarımızın hayatını kurtaracak birkaç faaliyet
önerelim de bari onları yapın: Bakın, sayıları yılda 150 bine ulaşan çocuklara
yönelik cinsel istismar olaylarını önleyecek çalışmalar yapın. Bu insanlık dışı
suçu işleyen sapıklara karşı çocukları koruyacak bir sistemin, yasaların
olmayışı, onların işlerini kolaylaştırıyor, cesaretlerini artırıyor. Gelin,
çocuklarımızın cinsel istismarını, taciz ve tecavüzünü önlemek için verdiğimiz
yasa tekliflerimizin yasalaşmasını sağlayın. Yine aynı konuda talep
ettiğimiz araştırma komisyonunu kuralım. Erken yaşta zorla evlendirilmelerin
önlenmesi için önerdiğimiz komisyonu yaşama geçirelim. Gelin, koruma altına
alınan mağdur çocuklarımızın haklarını mahkemelerde koruyalım. Koruyalım ki
Hüseyin Üzmezler tahliye olmasın. Bütün bunlar tek kuruş para istemez, ödenek
de istemez, sadece çocuklarımızı önemsemek, onları korumayı istemek yeterlidir.
Sayın Bakan, lütfen, çocuklarımızı koruyun ama bir devlet ana gibi
koruyun. Milletimizin bunu görmeye, bu güveni hissetmeye ihtiyacı var.
Vicdansız sapıkları caydırmanın bir yolu da budur. Kurumdan yetişen çocukların işe yerleştirilme oranları
iktidarınızda her yıl giderek azalıyor. Hâlen işe yerleştirilmeyi bekleyen 5
binden fazla çocuğumuz var. Sayın Bakan, bu hak çocuklarımıza Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından verilmiştir; garip gureba,
yetim hakkıdır, bu hakkı onlardan esirgemeye AKP’nin hiç hakkı yoktur. Özürlüler İdaresi Başkanlığının görevleri arasındaki ilk husus
özürlülüğün önlenmesidir ama kurumun bu konularda doğru düzgün bir çalışması
yoktur. Özürlülüğün en önemli nedenlerinden biri akraba evliliğidir. Bu
evliliklerin yüzde 17’sinde doğuştan anomaliler
görülür. Ülkemizde her 3 evlilikten 1’i akraba evliliğidir ve ne yazık ki
ülkemizde doğuştan özürlülük oranı yüzde 34 gibi çok yüksek bir oranda iken
bunu azaltacak çalışmaların yapılmaması affedilmez bir durumdur. Ne yazık ki sürem bitti, yoksa bu bütçe üzerinde söylenecek daha
çok şey var. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. CANAN ARITMAN (Devamla) – Toparlıyorum. Ben son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Önleyici hizmetlere
ağırlık verilmesinin bakım hizmetlerine olan ihtiyacı azaltacağını hatırlatarak
yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arıtman. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu. Buyurunuz Sayın Çerçioğlu. (CHP
sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sosyal sorumluluktan uzak bir bütçede, payını yeterince
alamayan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ile Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel
Müdürlüğü bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. Sayın milletvekilleri, 2004 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi
İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri ile birlikte Saray Zihinsel
Özürlüler Rehabilitasyon Merkezini ziyaret ettik. Orada barınan çocuklarımızın,
ellerinden ve kollarından yatağa bağlandıklarını, on iki saat aç, susuz, buz
gibi, yatak bile olmayan odalarda kaldıklarını gördük. Komisyon üyesi AKP
Milletvekili Sayın Erol’la birlikte, tüylerimizi ürperten, kanımızı donduran,
insanlık dışı bir manzarayla karşılaştık. Zihinsel engelli çocukların, Merkez’de,
toplumdan soyutlanmış, meczup muamelesi gördüklerini tespit ettik. Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerekli tüm uyarılarda bulunduk ama
AKP Hükûmeti, kendi yandaş kadrolarını “hizmet alımı”
adı altında işin ehli olmayan kişileri oraya yerleştirmek suretiyle sorunu
çözmemiş, oy hesabı yapmıştır, bu kimsesiz çocuklarımıza sahip çıkmamıştır. İki ay önce, İngiliz soylusu Sarah Ferguson, Ankara Saray Rehabilitasyon Merkezine gizlice
girerek 2004 yılında bizim de karşılaştığımız benzer insanlık dışı görüntülere
tanık olmuştur ve bu görüntüler dünyada izlenmiştir. Sayın Bakan, gizli yapılan
bu çekimlere tepki göstermiş ve isyan etmiştir. Bu çocuklarımızı bu kadar
düşünüyor ise neden 2004’ten bugüne kadar Merkez’in iyileştirilmesi için çaba
göstermemiştir? Merak ediyorum, hangi sıklıkta bu merkezleri teftiş ediyor ve
gerekli eksiklikleri gideriyor? 2004 yılında tespit ettiğimiz Saray
Rehabilitasyon Merkezindeki bu yanlışlıklar düzeltilmemiş, hiçbir önlem
alınmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir bakanının, sorumluluk sahasında
olan bir konuda ülkemizi dünya önünde rencide etmeye hakkı yoktur. Bulunduğunuz
makamı işgal etmek, hatanın en büyüğüdür. Bu makamı boşaltma olgunluğuna sahip
olmak gerekiyor. Eğer Sayın Bakan sorumluluğunu yerine getirseydi insanlık onurunu
rencide eden bu görüntülerle karşı karşıya kalmazdık. Sayın milletvekilleri, ekonomik krizin dalga dalga
yayıldığı bir dönemde 2009 bütçesini görüşüyoruz. AKP Hükûmeti
tarafından bu krizin Türkiye’ye yansımaları ve olumsuz etkilerinin önlenmesi
konusunda ne yazık ki hiçbir radikal karar alınmamıştır. “Teğet”lerle, “hamdolsun”larla, idareimaslahat anlayışıyla işi götürmeye
çalışıyorsunuz. Ankara Ticaret Odasının verilerine göre bu yılın ilk çeyreğinde
Türkiye’deki gerçek işsizlik oranı yüzde 19’dur. Eylül 2008 döneminde çalışma
çağındaki nüfus geçen yılın aynı dönemine göre 769 bin kişi artmıştır.
Türkiye’de çalışmak isteyen her 100 kişiden 20’si işsizdir. Bu gerçekler
biliniyor. Ben size biraz da kadının durumunu dile getirmek istiyorum. OECD
üyesi otuz ülke içinde istihdam rakamlarına göre Türkiye yüzde 26 ile kadın
istihdamında sonuncu sırada. TÜİK’in 2007 verilerine
göre de kadının iş gücüne katılma oranı yüzde 24’tür. Her 4 kadından sadece 1’i
iş gücüne katılıyor. Ayrıca iş gücündeki kadın oranının yükselebilmesi için
önündeki engelleri hepimiz biliyoruz. Burada tek tek
size bunu anlatmaya ihtiyaç duymuyorum. AKP Hükûmeti kadının çalışma hayatına,
üretime katkısını desteklemek yerine daha çok çocuk yapmasını öneriyor. Peki,
kadını iş gücüne katmadan bunu nasıl yapacağız? Dünyanın hangi ülkesi kadın
istihdamında ilerleme sağlamadan, kadını sosyal hayatın içine almadan
kalkınmayı sağlayabildi? Ülkemizde fırsat eşitliği açısından kadın-erkek
eşitsizliği hâlâ büyük bir sorundur; işsizlik oranı yüksektir, toplam
istihdamın yarısı kayıt dışıdır. Başta Türkiye'nin doğusu olmak üzere kızlar için okullaşma oranı
çok düşüktür. Okumazlık yazmazlık oranı erkekler için yüzde 6 iken, kadınlar
için yüzde 25’tir. Töre cinayetleri dâhil aile içinde kadınlara karşı şiddet sorunu
kaygı verici boyutlardadır. Hepimizin kanını donduran töre cinayetlerine kurban
giden Güldünya’yı unutmadık. Kadına karşı şiddetin
önlenmesi adına çalışmalarından dolayı sivil toplum örgütlerine ve kadın
sanatçılarımızın çıkardığı Güldünya CD’si için
teşekkür ediyorum. Mor Çatıyı sığınaktan dışlaması Hükûmetin
kadınlara yönelik şiddete seyirci kalan politikasının açık bir örneğidir. Çocuğa yönelik tacizlerdeki artış hepimizi, toplumu derinden
yaralıyor. Bizim asıl üzerinde durmamız gereken konu çocuklarımız ve
kadınlarımızın sorunlarını çözmek olmalı. Ama AKP’nin aklına, çocuk deyince
siyasetçinin çocuğunun önünün açık olup olmaması geliyor. Hamdolsun sizlerin
çocuklarının işleri çok iyi, önleri de çok açık, darısı milletimin çocuklarına.
Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan her ailenin 3 çocuk sahibi
olmasını tavsiye etmektedir. Sayın Bakan Nimet Çubukçu da bunu destekliyor. Çok
çocuk tavsiyesi yapan bir Başbakanın olduğu ülkede bırakın çok çocuğu,
vatandaşın yeni doğan çocuğu yaşatılamadı. Babaya, anaya evlatları kutu içinde
teslim edildi. AKP’nin en çok “sağlıkta sağlık reformu” dediği bir süreçte
yaşandı bu. Sevsinler sizin sağlık reformunuzu! Yeni doğan çocukları bile
yaşatamadınız sizler. Çok çocuktan önce var olan çocuklara iyi bakın. O çocuklara sağlıklı,
sıhhatli, iyi eğitim ve iş imkânları sağlayın. Kadın deyince aklınıza, üç
çocuğu ile AKP’ye muhtaç olmuş, oy vermeye mahkûm edilmiş kadın geliyor.
Cumhuriyet Halk Partisinin kadın deyince aklına, eğitimi, sağlığı, işi, ele
güne muhtaç olmadan yakacağını, yiyeceğini, kendi alın teriyle, kazandığı
parayla alan, bunu yapabilmenin onurunu, gururunu yaşayan anne geliyor. İşte
Cumhuriyet Halk Partisi ile AKP arasındaki kadına bakış arasındaki fark budur. Bu duygu ve düşüncelerle, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çerçioğlu.
Şahsı adına, lehinde Tekirdağ Milletvekili Necip Taylan. Buyurunuz Sayın Taylan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakikadır. NECİP TAYLAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın beşinci turu üzerine şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, beşinci turdaki kurumlarımız hakkında gerek
muhalefet gerekse iktidar partisi milletvekili arkadaşlar detaylı olarak
görüşlerini açıkladılar. Ben burada tekrarda bulunmayacağım ama bilim ve araştırmayı,
Kurum olarak TÜBİTAK’ı öne çıkararak kısaca birkaç bilgi vermek istiyorum. Bilim, teknoloji ve yenilik, ülkelerin refahını ve rekabet gücünü
artırmak, bilgi toplumu olmalarını sağlamak ve bunu sürekli kılmak için en
esaslı kabul edilen hususlardandır. TÜBİTAK, 1963 yılından bu yana ülkemizde
bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulmasına katkı sağlayan, üniversite,
kamu ve özel sektör kuruluşlarının bilimsel araştırmalarını ve bilim
insanlarını destekleyen, enstitülerinde önemli alanlarda araştırmalar yürüten
ve toplumun genelinde bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün yaygınlaşmasına
öncülük eden çok önemli ve muhtaç olduğumuz bir kurumdur. Değerli milletvekilleri, bilgiye dayanan, teknolojik yeniliklere
sahip ekonomisi olan toplumlar çağımızın en gelişmiş toplumlarıdır ve en güçlü
toplumlarıdır. Gelişmiş toplumlarla rekabet edebilmek, insanlarımızın refahını
artırmak, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınma sağlamak, sosyal, ekonomik
sorunlara etkin ve verimli çözümler getirebilmek için bilgiyi, bilim ve
teknolojiyi üretmek, kullanmak ve toplum için yaygınlaştırmak gerekmektedir. Sadece teknolojide değil, hukuktan eğitime, uluslararası
ilişkilerden tarihe, sosyal psikolojiden sosyolojiye, arkeolojiden felsefeye
her alanda ancak bilimi kullanarak, bilimi geliştirerek, yenilik yaparak
başarılı olabileceğimiz izahtan varestedir. Bilim ve teknoloji alanında dünya ülkeleri arasında ülkemizin hak
ettiği gerçek yeri bulmasını sağlamak amacıyla yeterli desteğin verilmesi
gerektiği bir gerçektir. Son altı yılda siyasi ve ekonomik açıdan bünyesi
güçlenen ülkemizde bilimsel, ekonomik ve teknolojik gelişmelerde de Hükûmetimizin aldığı kararlarla bir gelişme, bir atılım
yaşanmıştır. Bu doğrultuda TÜBİTAK kendisine verilmiş görevlerini yerine
getirmede çok önemli hamleler yapmıştır. Bir yandan ARGE faaliyetlerini artıran
TÜBİTAK, diğer yandan da Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunda aldığı kararlar
doğrultusunda bilim insanı yetiştirme, kamu, savunma ve uzay teknolojileri,
sanayi, bilim ve toplum destek programı başta olmak üzere birçok destek
programını yürütmektedir. Bu programlar için 2005 yılında 245, 2006’da 415,
2007’de 425, 2008’de 450 milyon YTL harcanmış ve nihayet 2009 yılında ise 500
milyon YTL kaynak ayrılması planlanmıştır. Değerli arkadaşlar, 1983’ten 2004 yılına kadar geçen süre
içerisinde en az 40 kere toplanması gereken Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu,
maalesef sadece 9 defa toplanabilmiştir. Ancak bizim iktidarımızdan bugüne
kadar Sayın Başbakanımızın yakın ilgi ve desteğiyle beraber Bilim ve Teknoloji
Yüksek Kurulu yılda 2 kere olmak üzere 17 toplantı gerçekleştirmiştir. Böylece
son dört yılda ülkemizde bilim ve teknoloji alanında hiç de tesadüfi
olmayan gelişmeler kaydedilmiştir. 2000-2003 yılları arasında 69 üniversitede –birkaç rakam vermek
istiyorum- 1.668 projeye 30 milyon YTL destek verilirken, 2004-2007 yılları
arasında 83 üniversiteden 4.084 projeye 570 milyon YTL bütçe desteği
sağlanmıştır. Aradaki fark yaklaşık 20 kattır. ARGE harcamalarındaki artış oranında Türkiye, Çin ile birlikte
dünyada birinci sıradadır. Son altı yılda sağlanan kaynak, kırk yılda
sağlananların çok üzerine çıkmıştır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. NECİP TAYLAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Bizi en çok memnun eden gelişmelerden biri de araştırmacı
sayımızdaki artıştır. OECD verilerine göre ülkemiz 2002’den bugüne dünyada
araştırmacı sayısını en hızlı artıran ülkelerden birisi olmuştur. Burada ARGE’ye ayrılan destekten de
kısaca bahsetmek istiyorum. Gayrisafi millî hasıladan ARGE’ye ayrılan destek 2002 yılında binde 6,7 iken, artmaya
başlamış ve 2013 yılı için hedef olarak koyduğumuz rakam yüzde 2’dir. Bu
aradaki binde ile yüzde 2’yi gördüğümüzde, bu önemli bir gelişmedir. Değerli vekiller, bu kısa zaman içerisinde detaylarına girmedim.
Bununla birlikte beşinci turda bütçeleri görüşülen kurumlarımızın
çalışanlarının tamamına teşekkür ediyorum. Bu bütçemizin, 2009 yılı bütçemizin
kurumlarımıza hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Taylan. Hükûmet adına Devlet
Bakanı Nimet Çubukçu. Buyurunuz Sayın Çubukçu.(AK PARTİ sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi dakikadır. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizin 2009 mali
yılı bütçe görüşmeleri çerçevesinde Bakanlığıma bağlı kuruluşların görev ve
faaliyetlerine ilişkin 2009 hedefleri konusunda bilgi vermeden önce hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Görev alanıma giren konular, hepinizin de bildiği gibi, kadınlar,
çocuklar, özürlüler ve yaşlıları kapsayan, toplumumuzun belki de en
dezavantajlı kesimleri. Dolayısıyla sosyal desteğe de ihtiyaç duyan aileleri
kapsayan bu bölüm, dünyada yaşanan hızlı değişim ve dönüşüm, metropolleşen
kentler, yeni sorunlarla bu alanda yeni politikalar üretmek, yeni tartışmalar
yapmayı da gerektiren bir alan. Dolayısıyla bütün toplumun bu beklentilerine ve
gelişmelere uygun bir şekilde yeniden yapılandırmaya çalıştığımız
kurumlarımızı, her şeyden önce insan haklarını hedef alan, insan hakları
temelli bir hizmet anlayışına uygun şekilde yürütmeye çalışıyoruz. Bakanlığıma bağlı kuruluşların bütçeleri ve faaliyetleri konusunda
söz alan milletvekillerine ve bu konuda görüşlerini açıklayan milletvekillerine
her şeyden önce çok teşekkür etmek istiyorum. Gösterilen duyarlılık, meselenin
takibi konusunda her şeyden önce Türkiye’de politik olarak hemfikir
olabileceğimiz, belki de uygulamada da birlik olabileceğimiz yegâne alanlardan
birisi olabilir. Bu nedenle, kısaca genel müdürlüklerimize bağlı olan
çalışmaları özetlemeye geçmeden önce, bu konuda birçok hususa değinildiği için
ben de atlayarak geçeceğim. Zira, Sosyal Hizmetler ve
Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde hizmet verdiğimiz yaşlılarımızı,
özürlülerimizi, çocuklarımızı her şeyden önce -burada da dile getirildi-
önleyici koruyucu hizmetler kanalıyla desteklediğimizi ve aile destekli hizmet
anlayışı ve hizmet modeliyle çalışmalarımızı sürdürdüğümüzü, hedefimizin
kurumsal bakım yerine aile yanında bakım veya aile modeline benzer bakım
olduğunu… Çağdaş dünyada olduğu gibi, çocukların çoklu bakım alanlarının
çocukların kişiliği üzerinde yarattığı etki göz önüne alınarak başlattığımız
çalışmalar ve projeler var. Bunların belki de en önemlileri Aileye Dönüş Projesi’ydi ki, bu 5.598, yaklaşık 6 bine yakın çocuğumuz
bugün kendi ailesinin yanında. Herhangi bir kuruluşu inşa etmenin, o kuruluşta
barındırmanın, o kuruluşta onlara hizmet vermenin yanı sıra bu çocukların kendi
ailelerinin yanında bakılması son derece önemlidir. Bunun yanı sıra koruyucu aile hizmetleri konusunda çalışmalarımızı
sürdürüyoruz. Bu konuda yürüttüğümüz tüm kampanyalara rağmen 1.054 çocuğumuza
ulaştık. Tabii ki bu, hedefimize yakın bir rakam dahi değil. Dolayısıyla bu
konuda önerilerinizi, çalışmamıza olan desteklerinizi, milletvekillerimize iki
dönemde 2 kez göndermiş olduğum mektuplar, koruyucu aileye destek, bölgelerinde
bunun tanıtımı, en azından bir tane koruyucu ailenin çocuklarımızla
kavuşturulması, tanıştırılması, buluşturulması çabasına destek olunması
konusunda yazdığım mektuplara da hâlen daha olumlu yanıtlar beklemeye devam
ediyorum. Bu çalışmalar, hepinizin de takdiri gibi topyekûn, toplumsal
bilinçle, değişimle, dönüşümle gerçekleştirilecek çalışmalar. Bugün koruyucu ailenin yanında verdiğimiz destekleri çok artırdık.
Ortalama 550 YTL civarında çocuk başına destek veriyoruz. Bir taraftan Kurum bakımı altındaki çocuklarımızın sayısını
azaltırken Kurum bakımı altında kalan çocuklarımızı da aile modeline çok yakın
benzer modellerde barındırmaya çalışıyoruz. İşte, çocuk evleri ve Sevgi Evleri
Projemiz de buna benzer bir çalışma. Çocuklarımızın küçük ev tipi, aile
yaşamını sergileyebilecekleri, kendilerine ait eşyaları kendi dolaplarında
saklayabilecekleri, “Bu ev benim” diyebilecekleri ortamlarda ve fiziki şartları
son derece gelişmiş ortalama bir ailenin sahip olduğu imkânlardan daha yüksek
imkânlarda barındırıldığı ortamlar… Buraya sevgi evleri dememizin nedeni, sadece fiziki şartlarının
çok düzgün olması değil, aynı zamanda içinde sevgiyle büyüyebilecekleri,
kişiliklerini maddi ve manevi anlamda geliştirebilecekleri ortamları yaratmak.
Bir taraftan kendi arsalarımızın karşılığında TOKİ’yle
yaptıklarımız bir taraftan genel bütçemiz içerisine koyduğumuz yatırım
planları, diğer taraftan tüm Türkiye’de hayırsever iş adamlarımızın ve
hayırseverlerimizin desteğiyle hızla ilerliyor. Ümit ediyorum ki çok kısa bir
süre içerisinde hedefimize ulaşacağız. Bunun yanı sıra kuruluşlarımızda kalan çocuklarımıza tahsis edilen
personel sayısı, hizmet alımıyla gerçekleştirdiğimiz çalışanlarımızın niteliği,
çocuk gelişimi bölümü mezunu olmaları gibi son derece olumlu gelişmeler var. Bir taraftan çocuklarımızın, Kurum bakımı altındaki çocuklarımızın
sayısı azaltılırken, Kurum çalışanları, personel de son derece yükseltilmiştir.
Az önce söylendiği gibi, Kurum çatısı altındaki çocukların sayısı artmamış, tam
tersine azalmış, yaklaşık 20 bin civarında olan çocuk sayısı bugün 12 bin
civarındadır. 8 bin civarında çocuk sayısı azaltılmışken, değişik bakım
modelleri benimsenmiş ve ikame edilmişken, bunun yanı sıra 19 bine yaklaşan
personel sayımız da -ki göreve geldiğimizde bu 12 bindi- çok daha
yükseltilmiştir. Birçok alanda da bu anlamda standartları yükselten bir çalışma
içerisindeyiz. Gerçekten gösterdiğimiz çalışma ve çabanın çocuklarımız üzerinde
de çok pozitif etkisi olduğunu biliyoruz. Her şeyden önce okul başarılarının
arttığını, üniversiteye giriş oranında, 2008 yılında yüzde 63 oranında
üniversiteye girmeyi başardıklarını da görüyoruz. Dolayısıyla, bu konudaki en
güzel cevabı da çocuklarımızın bu başarıları bize karşılık olarak veriyor. Bir
taraftan spor alanında, sanat alanında, üniversiteye giriş başarı oranında
bizleri gerçekten gururlandırıyorlar ve dolayısıyla, ülkemizde “talihsiz”,
“kimsesiz”, “kadersiz” diye nitelendirilen “Çilem”, “Kader” gibi isimlerle
nitelendirilen, gelecekleri de bu anlamda o kadere bağlanan bu çocukları bu
ülkenin en şanslı çocukları yapmaya niyet ettik ve o yolda da çalışıyoruz.
İnşallah, bunu her geçen gün artan bütçemizle de başaracağız. Söylendiği gibi bu yıl bütçemizde binde 2 oranında değil yüzde 85
oranında artış sağlanmış, 2002 yılında göreve geldiğimiz günden bugüne de
sosyal hizmetlerin bütçesi 13 kat artırılmıştır. Dolayısıyla, AK PARTİ Hükûmetinin
kimsesiz çocuklara, yoksullara, özürlülere, yaşlılara yönelik hizmetleri tüm
toplum tarafından bilinmekte, kabullenilmekte ve takdirle karşılanmaktadır. Nitekim, engelsiz yaşam merkezlerimizle yarattığımız yeni,
çağdaş yaşam merkezleri bu anlamda son derece pozitif hizmetler ve çalışmalar
veriyor. Gerçekten, bugün üç vardiya olarak, her vardiyada 8 çocuğa 1; 6
özürlüye 1 sertifikalı bakım elemanı ve ayrıca 15 kişilik her gruba ayrı
temizlik elemanı hizmet vermektedir ve yatılı bakım hizmeti veren tüm
kuruluşlarımız bu standartlara uygun şekilde çalışmaktadır. İnsan Hakları Komisyonu üyesi olduğunu bildiğim, geçen dönemden bu
yana da bu konudaki duyarlılığı konusunda, hassasiyeti konusunda şüphemin
olmadığı ama… Keşke 2004 yılından bugüne kadar Sarah Ferguson’un gelip ziyaret etmesi değil de, bir İnsan
Hakları Komisyonu üyesi olarak Saray’ı siz ziyaret etseydiniz Sayın Çerçioğlu, görseydiniz oradaki olumlu değişimleri. AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Bakan, o görev sizin göreviniz. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Dolayısıyla, hafızanızda
kalan 2004 yılındaki değişimleri ve olumlu değişiklikleri görebilirdiniz. Nitekim, ocak ayında da burada “Sevgi Evleri” adı altında
“Engelsiz Yaşam Merkezleri” adı altında açacağımız hizmetleri de gösterebileceğiz.
Nitekim, İngiliz
Büyükelçisi bu mekâna gitmiş ve yanında İngiliz gazetecileri ile oradaki
çalışmaların ne derece mükemmel düzeyde olduğunu, Avrupa standartlarına uygun
olduğunu izah etmiştir. Defalarca televizyona çıkıp izah ettim, basına açıklama yaptım.
Orada “Geçici tespit” diye tanımlanan, hekimler tarafından önerilen, her dakika
düzenli psikiyatri denetimleri yapılan hastaların kendilerine ve çevrelerine
zarar vermemeleri için uygulanan bu sistem benim kendi dünya görüşüme uygun bir
sistem olduğu için değil, bilimsel verilere uygun olduğu için uygulanmaktadır.
En gelişmiş ülkeler olan Japonya’dan İngiltere’ye kadar birçok ülkede ağır
zihinsel engellilerin barındığı yerlerde bu tür uygulamalar vardır. “İngiliz soylusu, İngiliz asilzadesi, York Düşesi” diye tanımlanan
fakat İngiliz Kraliyet ailesinin de bu unvanları kullanmasını kabul etmediği
birinin sözlerine kendi ülkesinin bakanından çok itibar etmesi, kendi ülkesinin
bakanını rencide etmekle suçlaması, her şeyden önce bir milletvekiline bu
çatının altında yakışmadığını bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bu ihtiyaçlar düzeyinde yürütülen bu pozitif çalışmalarımız… Her
şeyden önce, 81 ilde, 35 ilçede, il müdürlükleri ve ilçe müdürlükleri kanalıyla
yaygın bir şekilde hizmet veriyoruz. Hepinizin de bildiği gibi, artık Kurum
sadece kimsesiz çocuklara bakım hizmeti veren bir kurum değil, kanunla ihtilafa
düşen çocuklar, suç mağduru çocuklar, taciz ve tecavüze uğrayan çocuklar,
ailesi tarafından istismar edilen, suçta kullanılan çocuklar olmak üzere, 2005
yılında çıkardığımız Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde hizmet verdiğimiz bir
Kurum. Dolayısıyla, her ne kadar ülkemizde bu konuda gündeme gelen, zaman
zaman basında okuduğumuz ve ülkemizin tablosuna
yakışmadığını düşündüğümüz, bir taraftan hepimizi derinden rencide eden, taciz,
tecavüz, çocuk istismarı gibi konularda bu Parlamento çatısı altında bulunan
tüm parti gruplarının aynı duygu dünyasıyla, aynı hassasiyetle hareket ettiğini
düşünmek istiyorum. Dolayısıyla “İktidar partisi, gelin yüklenelim.” dediğiniz
konu bir çocuk tacizi konusu asla olamaz, olmamalıdır. Bugün, bir insan olarak
her şeyden önce, hepimizin kalbi o çocuklar için en şiddetli şekilde
atmaktadır. Bu yüzden, yürüttüğümüz bütün bu çalışmaların, her şeyden önce
gösterdiğimiz çabaların iyi niyetli olarak desteklenmesini beklemek de en doğal
hakkımız diye düşünüyorum. Bir taraftan özürlü politikalarımız konusunda hepinizin de bildiği
gibi son derece olumlu çalışmalar var. Özürlüler Yasası
yürürlüğe girdikten sonra taban çalışması yaptık ve özürlülere evde bakım
hizmeti başta olmak üzere, yatılı özürlülerimizin bakım merkezlerindeki
çalışmalar da bir yana, Birleşmiş Milletler Özürlü Hakları Sözleşmesi’nin 3
Aralık Dünya Özürlüler Günü’nde Mecliste onaylanmış olmasını da, yüce
Meclisimiz tarafından gösterilen bu çabanın da tüm özürlülerimize hayırlı
olmasını diliyorum. Özürlüler İdaresi bu yıl, üzerinde çok tartışma
yapılan, özürlüler alanında yeni bir saha araştırması yapacaktır. Bu nedenle de
bütçesi artırılmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğümüzün yürüttüğü çalışmalar tüm kamuoyu tarafından çok yakından takip
edilmekte ve gerçekten, yürütülen başarılı çalışmalar hem uluslararası toplum
tarafından hem Türkiye'de kadınlar tarafından çok yakından bilinmektedir ve
kadının insan haklarının korunması ve iyileştirilmesi yolunda yürüttüğümüz
çalışmalarımız, çabalarımız artarak devam edecektir. Özellikle bu yıl, kadına yönelik şiddet alan araştırmasının tamamlandığını,
şubat ayı itibarıyla sonuçlarını açıklayacağımızı da söylemek istiyorum. Kadına
yönelik şiddet başta olmak üzere kadının insan haklarının geliştirilmesi, kız
çocuklarının okullaşması gibi alanlar hepimizin, sizlerin olduğu gibi
hepimizin, bizlerin de öncelikli sorunları. Dolayısıyla, yasaların yapıldığı
fakat yasaların uygulanması için hiçbir şeyin yapılmadığı bir dönemden bu
yasaların uygulanması için gösterilen yüksek çabaların olduğu bir dönemdeyiz. Kabul edersiniz veya etmezsiniz, uygulamaya yönelik yürüttüğümüz
sayısız çalışma var ve bu çalışmaların neticeleri itibarıyla da olumlu
gelişmelerin olduğunu biz biliyoruz. Bir taraftan Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğünün bütçesi bu anlamda artırılırken diğer taraftan toplumda duyarlılık
artırıcı çalışmalara da öncelik veriyoruz. “Kadın hakları” dendiği
zaman, mutlak surette öne alınması gereken, kız çocuklarının okullaşması,
eğitimi, karar alma mekanizmalarına katılımı, istihdama katılımı elbette önemli
problemler ve ben bu problemlerin olmadığını hiçbir zaman bu kürsüden dile
getirmedim. Her şeyden önce, bu ülkede sorumlu bir bakan olarak değil, bir
kadın olarak, yaşayan bir kadın olarak, hem bu ülkede kadınların şiddete
uğradığının hem bu kadınların ayrımcılığa uğradığının, kız çocuklarının okullaşmasının
önünde sayısız olumsuz ayrımcı gelenekler olduğunun farkında olan biriyim ve
bununla mücadele ediyorum. Dolayısıyla bu, her şeyden önce sadece kadından
sorumlu Devlet Bakanlığının değil, hem tüm bakanlıkların hem ülkedeki topyekûn,
sivil toplum kuruluşları da başta olmak üzere, herkesi ilgilendiren bir
konudur. Dolayısıyla, kadın haklarının gelişimi konusunda bugüne kadar dile
getirilen görüşlerde, her zaman bu kürsüden -doğrusunu isterseniz- “kadınlar ve
kadın hakları” dendiği zaman -geçen dönemleri ve geçen yılları hatırladığım
zaman benim aklıma- muhakkak ki laiklikle ilgili ve Türk kadınının geriye
götürüldüğüyle ilgili birtakım görüntüler ve görseller eşliğinde konuşmalar
yapılırdı. En azından, Türkiye’de kadına yönelik bir ayrımcılığın
yapılmayacağının, bunu siyasi malzeme olarak kullanan parti tarafından da
kadınlara yönelik bir ayrımcılık olarak algılanmış olmasını memnuniyetle
karşıladığımı söylemek istiyorum. Özellikle, tesettürlü ve çarşaflı kadınların
görüntülerinin burada, geçen dönem, milletvekilleri tarafından defalarca
kullanıldığını, “kadın hakları” dendiği zaman, “AK PARTİ kadınları geriye
götürüyor; dolayısıyla, işte, burayı Suudi Arabistan yapmak istiyor, İran
yapmak istiyor.” tartışmalarının da bu yıl kadın hakları tartışmasında dışarıda
bırakılmış olmasını memnuniyetle karşılıyorum sorumlu bir bakan olarak. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Birbirinizle yarışın, yarışın! DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - Aile Araştırma Kurumu,
çalışmalarını özellikle -araştırma kurumu, adı üzerinde- araştırmalar üzerinde
yoğunlaştırıyor. 2006 yılında gerçekleştirdiğimiz araştırmayla, Türk aile
yapısı araştırmasıyla ciddi bir profil çalışması
yaptık. Bu profil çalışması, aile yapısındaki
sorunlar, öneriler, çözümler, mevcut durumların dışında, aile mahkemelerinin
uygulanması ve değerlendirilmesi, ergen profili, çocuklara yönelik programlar
ve reklam içerik analizleri, boşanma nedenleri araştırmaları, yardım alanların
yardım algısı, yoksulluk kültürü araştırması gibi projeleriyle de çalışmalarını
hızlandırmıştır ve bu yıl gerçekleştirdiğimiz aile şurasıyla da özellikle
ailelerin bundan sonra karşılaşabilecekleri sorunlara yönelik çalışma ve
çabamızı da artırdık. Bugün burada değinilen, milletvekillerimizin de kısaca
değindikleri konulara değinmek isterim: Özellikle özürlülerin eğitimine yönelik sorun olmaya devam ettiği
Milliyetçi Hareket Partisinden Cumali Durmuş
tarafından dile getirilen konuda, özellikle bir ile ilişkin olarak itirazlardan
haberdar olduğumu, o konuda bir soruşturma açtırdığımızı da ifade etmek
isterim. Gerçekten, her şeyden önce korunması gereken ve hakların en üst
düzeyde gerçekleştirilmesi gereken özürlülerimize yönelik çalışma ve çabalarda Hükûmetin izlediği politikaların, bu anlamda yanlış
uygulayıcılarının hiçbir şekilde hoş görülmeyeceğini ve görülmediğini de ifade
etmek isterim. Koruyucu aile modelinin desteklenmesi gerektiği ifade edildi yine
Sayın Durmuş tarafından. Gerçekten yeterli değil, bunun desteklenmesi
gerekiyor; bu konuda bütün siyasi partilerin desteğini beklediğimi de ifade
etmek isterim. Sayın Şenol Bal’ın ifade ettiği… “Türkiye’de aile hızla dağılıyor.”
ve yardımlar konusu gibi konularda, evlenme ve boşanma oranlarına ilişkin
olarak adli sicil ve boşanma davalarında açılan davaların esas alınacağını
söyledi. Bir hukukçu olarak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını her şeyden önce
söylemek isterim. Çünkü her açılan boşanma davası Sayın Bal, boşanmayla
sonuçlanmıyor. Dolayısıyla neticelenmiş boşanma davaları ve evlenme oranları
üzerinden size bir bilgi vermek isterim. Bir de Aile ve Sosyal Araştırmalar Kurumu Genel Müdürlüğünün
hiçbir araştırma yapmadığını söylediniz. 1994-1998 yılları arasında Aile
Araştırma Kurumu 9 araştırma yapmış, 1992 ve 2002 yılları arasında hiç
araştırma yapılmamış, 2005-2007 yılları arasında 20 araştırma yapılmıştır.
Bütün sonuçları da kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine bunun dışında evlenme ve boşanma oranlarına bakmak gerekirse
2002-2003 yılları arasında evlenme ve boşanma sayıları… Gerçekten şunu da bir
tartışma konusu yapmak, bir siyasi dönemlere atıf yapmak istemiyorum. Türkiye
boşanma oranlarında Avrupa Eurostat verilerine göre
Avrupa’nın en düşük ülkesi, dünyanın da en düşük ülkeleri arasındayız. Evlenme
ve boşanma oranlarına baktığımızda da 2001 yılında 116 bin olan boşanma sayısı,
2007 yılında 94 bine düşmüştür. Bunun yanı sıra evlenme oranlarına
baktığımızda, 2002 yılında 510 bin olan evlenme sayısı 2007 yılında 638 bine
çıkmıştır. Bu veriler, Türkiye’de doğru bir şekilde toplanmasını istediğimiz
TÜİK verileridir ve doğru verilerdir. Dolayısıyla, üzerinde çok durulan “sadaka kültürü”, “sadaka
yardımı” gibi konulara gerçekten o kadar çok değiniliyor ki ve bir “sadaka
kültürü” kavramı yerleştiriliyor ki! Sosyal devlet olmanın ilkesi, sosyal
desteğe ihtiyaç duyan her kesime, kadınlara, çocuklara, yoksullara yardım
etmektir. Dolayısıyla, bu yardımın “sadaka” diye nitelendirilmesi,
küçümsenmesi, aşağılanması her şeyden önce bu yardım alan insanları rencide
ediyor. CANAN ARITMAN (İzmir) – Arasındaki farkı anlatmaya çalışıyoruz. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Devlet, bütün bu
yardımları büyük bir özen içerisinde, objektif kriterlere
göre gerçekleştiriyor. Bu kriterlerin her biri illerde
valilikler ve kaymakamlıklar bünyesinde uygulanıyor. Dolayısıyla, yani
durmaksızın bir sosyal yardımı neredeyse engellemeye yönelik, “olmasın” demeye
yönelik bir çaba, çalışma olmamalı. Yoksulluk ve bu alandaki şeylere geldiğimiz zaman: Türkiye’de
yoksul sayısı artmıyor, verilere göre yoksul sayısı azalıyor ama yardım alan
yoksulların sayısında ciddi bir artış var. CANAN ARITMAN (İzmir) – Sosyal devlet olalım, sadaka devleti
olmayalım. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Bu bir sosyal destektir,
sosyal devlet ilkesinin de bir kuralıdır. Dolayısıyla, bu,
her şeyden önce önemli. Bir taraftan 3 çocuk meselesi çok vurgulandı. Ben bunu her zaman
söylüyorum, geçen dönemde de gündeme getirildiği için söyledim. Bir ülkenin
nüfusu, kaynak olarak zenginliği, demografik yapısındaki güçlülüğüyle de
ilgilidir. Bir kere çocuk ve nüfus meselesinin teknik bir mesele olmaktan
çıkartılıp, ona bazen dinî bir atıf yapmak veya “Yoksulsa, bakamayacaksa çocuk
sahibi olmasın.” gibi tamamen sosyal devlet ilkesini dışlayan… Özellikle sol
dünya görüşünün, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir sol dünya görüşünün
“Bakabileceğin kadar çocuk yap.” demesi ve kapitalist söylemi benimsemesi
duyulmuş, görülmüş bir şey değildir. Her şeyden önce, sosyal devlet olan ülkede
bir ülkenin nüfusu ve onun kaynaksal gücü önemlidir. Nitekim,
sadece Türkiye'nin değil dünyanın da büyük bir problemidir ve bu yıl,
önümüzdeki dönemde Viyana’da yapılacak aileden sorumlu bakanlar konferansında
konu, çocuk sayısının çoğaltılması ve teşvik edilmesidir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Bakan, Avrupa'nın sorunu Türkiye'nin
sorunu değildir. Türkiye'nin demografik verileri başka bir şey söylüyor. Türkiye'nin
bilimsel demografik verileri sizi teyit etmiyor Sayın Bakan. BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz Sayın Çubukçu. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - Teşekkür ederim. Bir taraftan, Sayın Arıtman “Bütçe kitapçığını okudunuz mu?” dedi.
Sayın Arıtman, ben, gayet iyi okudum, defalarca okudum, hazırlanma sürecinde
kendim de oradaydım. Bir bakanlığın bütçe taleplerinin bütçe kitapçığında yer
almasından doğal bir şey olamaz. Eğer siz bunu şikâyet olarak algıladıysanız o
ayrı. Ama “Hiç okumadığınızı sanıyorum.” yargısı… Herhâlde kendiniz öyle
yapıyorsunuz. CANAN ARITMAN (İzmir) – Bütçe kitabınız ağlama duvarı. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - Birçok konuyu okumadan ve
bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunuz için ve o fikirlerinizi burada ve
her yerde, bazen de dedikodu niteliğindeki her fikrinizi her yerde
paylaştığınız için… CANAN ARITMAN (İzmir) – Ama siz, bütçenizin artırılmasını talep
etmiyorsunuz Sayın Bakan. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - …dolayısıyla, bunu yapmış
olmanızı biz yadırgamıyoruz. CANAN ARITMAN (İzmir) – Bütçe kitabınızda ağlıyorsunuz, bütçenizin
artırılmasını talep etmiyorsunuz. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Efendim, bizim bir
taraftan… CANAN ARITMAN (İzmir) – Çok memnunsunuz. Çelişki burada. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Ben, bu konuda özellikle
son derece emin olduğumu ve emin olduğum bir siyaseti… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen sözlerinizi bitiriniz. Buyurunuz. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - …temsil ettiğimi,
bütçemizin ülkemizin en dezavantajlı kesimlerine, bu yılki bütçe artışı
itibarıyla da yüzde 85 bir artış olduğunu… O bilgi de yanlış, binde 2 bir artış
değil, yüzde 85 düzeyinde bir artış gerçekleşti. CANAN ARITMAN (İzmir) – Genel bütçede binde 2. Geçen sene genel
bütçenin binde 4’üydü, bu sene genel bütçenin binde 6’sı; artış binde 2. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Dolayısıyla, bu
bütçemizin, bütün bu kısıtlamalara rağmen, başta Sayın Başbakanımız olmak
üzere… CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Bakan sen bilmiyorsun, bütçenden
haberin yok. Daha ne olsun? DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - …bütçemize destek veren,
konuşmalarıyla bize destek veren tüm milletvekillerimize en içten şekilde
teşekkür ediyorum, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çubukçu. Hükûmet adına, Devlet
Bakanı Mehmet Aydın. Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Evvela sözlerime teşekkürle başlıyorum. Sorumlu olduğum kurumlarla
ilgili milletvekili arkadaşlarımdan bir kısmı burada sağlam, güvenilir bilgiler
verdiler. Dolayısıyla, benim işimi kısmen kolaylaştırdılar. Bazı
arkadaşlarımızın ciddi anlamda eleştirileri oldu, ondan dolayı da teşekkür
ediyorum; önerileri oldu, tavsiyeleri oldu, onlar için de teşekkür ediyorum. Çünkü tekrarına hacet yok ama yine de tekrar etmeden edemiyoruz;
Bilim, bilimin her çeşidi -ister doğa bilimleri olsun ister sosyal bilimler
olsun ister beşerî ilimler olsun- her ülke için hayati önem arz ediyor. Bizim
gibi gelişmekte olan ülkeler açısından bakıldığında ilaçtır desek yeridir.
Çünkü öteki bütün alanlarda başarılı olmanın sırrı bugün bilimde ve teknolojide
başarılı olmaktır. O yüzden de bizim için bir çerçeve durumunda olan Lizbon
Kriterlerine baktığımız zaman amaç cümlesi aynen şöyledir: Bilgiye dayalı bir
ekonomi. Dolayısıyla eğer yeteri kadar sağlam bilgiye sahip değilsek ekonomik
hayatımızda da başarılı olmamız kolay değildir. Eğer yeteri kadar sosyal
bilimlerde, siyaset biliminde ve beşerî ilimlerde başarılı değilsek, bir
noktaya gelememişsek açıkçası siyasette de başarılı olmamız mümkün değildir; iç
siyasette de başarılı olmamız mümkün değildir, dış siyasette de başarılı
olmamız mümkün değildir. Biraz sonra söyleyeceğim gibi, bugün aynı zamanda kültür konuları,
medeniyet konuları, inanç konuları da yine bilgi meselesidir. Eğer o konuda yeteri
kadar bilgimiz yoksa dünyaya kendimizi tanıtmakta ve kendi ülkemizde
birbirimizi anlamakta, anlaşmakta da fazla bir mesafe alma imkânımız yoktur.
Hele bir de konu savunma meselesine gelince, her alanda -ekonomi alanında,
strateji alanında, enerji alanında- gerçekten bilgi ve teknoloji ilerlemesini
gerçekleştirmeden bugün hiçbir ülkenin kendi savunmasını başkasından ödünç
alacağı bilgilerle veya araçlarla yürütmesi, sürdürmesi mümkün değildir.
Hepimiz bunun farkındayız ve dünya gittikçe bunun daha çok farkındadır. Nitekim, son dönemlerdeki
özellikle genel seçimler, kampanya sırasında olup bitenlere ben biraz da
sorumlu olduğum kurumlar açısından bakıyorum. Acaba, ilgililerin yaptığı
konuşmalarda, plan ve programlarında bilim ve teknoloji konuları ne kadar ön
planda? Memnuniyetle ifade edeyim ki, mesela, bu son Amerika
Birleşik Devletleri seçiminde ilk defa bilim ve teknoloji konuları merkezî
konular olarak halkla paylaşılmaya başlandı, halka o konuda vaatlerde bulunuldu
ve dolayısıyla, bu, demin söylediğim, esasında, bilgi olmadan teknolojik
ilerlemenin de, başka alanlarda ilerlemenin de mümkün olmadığı konusu çok ciddi
bir biçimde dile getirildi ve şu sıralarda da, yine -eğer vaktiniz olursa
gerçekten- Amerika’da hükûmet kurulma cihetinde
adımlar atılırken bu bilim ve teknoloji konularının ne kadar ısrarla üzerinde
durulan bir konu olduğunu yakından görürsünüz. Biz, Hükûmet olarak bunun farkındayız.
Ben bunun farkındayım. Çünkü, ben, zaten, ömrümün
-tamamına yakını diyebilirim- tamamına yakınını -burada da bir bakıma kısa bir
ara verme olarak siyasi hayatımı da görebilirsiniz- bu iş için harcadım.
Dolayısıyla bilimin, tefekkürün, düşüncenin ve onlara dayalı plan ve programın
hayat için ne kadar önemli olduğunu yaşayarak biliyorum, yaşayarak öğrendim
hepiniz gibi. İyi ki yapmışız, çünkü dediğim gibi, bu alanda hakikaten
-arkadaşlarım da söylediler, ben de sadece tekrar edeyim- gerçekten bilim adamı
sayısını artırmada tahmin edemeyeceğimiz kadar iyi bir noktaya geldik. Biz,
önümüzdeki yılın sonuna kadar 40 bine falan ulaşabilir miyiz diye düşünüyorduk,
bugün gerçekten o sayıyı çok geride bıraktık. Her alanda, gerek bilim adamı
yetiştirme, yani insan kaynağı alanında çok büyük adımlar atıldı gerek proje
sayısında astronomik diyebileceğimiz ölçüde bir artış oldu ve o projelerin
desteklenmesi hususunda da, hakikaten, Hükûmetten her
türlü yardımı gördük. Burada teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum, dile
getirmek istiyorum. Bütün bunlar Türkiye içinde de takdir görüyor, Türkiye dışında da
takdir görüyor. Birkaç gündür devam eden bu müzakerelerimiz sırasında, Avrupa
Birliği İlerleme Raporu’na birkaç defa atıfta bulunuldu. Eminim arkadaşlarımın
büyük bir kısmı görmüştür ama ben bir daha tekrar edeyim, eğer İlerleme
Raporu’nda bilim ve teknoloji kısmına bakılırsa orada, Türkiye'nin bu konuyu ne
kadar ciddiye aldığını görürüz ve memnuniyetle ifade edeyim ki Türkiye,
araştırma alanı Avrupa Birliği araştırma alanına en iyi entegre
olan -kendi üyelerini söylemiyorum- en iyi entegre olan yolda ülkelerden
yani müzakere eden ülkelerden aday ülkeler içerisinde en iyi durumdadır. Çok
açıkça, bu konuda, yani Türkiye’de bilim ve araştırma konusunun… Ki açılan ve
kapanan tek fasıldır, maalesef… Kapandığı için maalesef demiyorum, öbürleri
kapanmadığı için maalesef diyorum. Dolayısıyla o konuda, zaten işimizin önemli
bir kısmı -çerçeve programlarını, vesaireyi
düşünürsek- bu Avrupa Birliğiyle ilgili ortak projelerdir, ortak planlardır ve
orada da zaten işi iyi götürdüğümüzü o raporlar söylüyor, dile getiriyor, bu da
bizi memnun ediyor. Gelelim sorular kısmına. Bunların hepsine takdir buyurursunuz
cevap vermem mümkün değil ama her zaman, lütfen, bunu bir daha tekrar edeyim,
her zaman arkadaşlarım başvurduğu zaman, daha geniş bilgi vermeye hem ben hem
de sorumlu olduğum kurumlar hazırdır. Hatta, buradaki
konuşmaların bir kısmının hazırlanmasında bile bize başvurulmuş olsa biz,
“Eksiklerimiz nedir, neleri hâlâ arzu ettiğimiz ölçüde yapamadık?” onların da o
konuşmaların içine dâhil olmasını isterdik ve o eleştirileri de memnuniyetle
karşılardık. Evvela bir konuya temas etmem gerekiyor. Bu konu birkaç defa
gündeme geldi. Açıkça ifade ediyorum, yanlış anlaşılan bir konudur, bunu
düzeltmek benim için bir vicdani borçtur. O da şu: Arkadaşlar, TÜBİTAK, ben de
biliyorum ki ağırlıklı olarak fen bilimleriyle uğraşır. TÜBA da öyle, TÜBA da
ağırlıklı olarak, Bilimler Akademisi olmasına rağmen, ağırlıklı olarak yine
orada fen bilimleri vardır. Oysa bilimsel anlayış için, bilimsel zihniyet için
fen bilimleri yetmez. Bir uzmana, bir bilim adamına fen bilimlerinin tamamını
ezberletseniz -tabir yerinde ise- yine de onda bilimsel düşüncenin var olduğu
güvencesini alamazsınız. İnsanla ilgili konular, toplumla ilgili konular,
yönetimle ilgili konular hayati önem arz ediyor. Eğer onlarla birleştirmezsek
bizim bugün gerçekten çok ihtiyaç duyduğumuz bilimsel anlayış, telakki,
zihniyet, vizyon, zihin seti, ne derseniz deyin, ona
çok ihtiyacımız var. Arzu edildiği takdirde her kurulda, her kurumda bu konuda
arkadaşlarımla düşüncelerimi ve endişelerimi paylaşmaya hazırım. Türkiye’de
bilimsel anlayış konusunda alacağımız çok büyük mesafe var. Onun için, en
azından ben kendi dönemim için söylüyorum, sosyal bilimlerle ilgili projeleri
teşvik ettik, etmeye devam edeceğiz ama önümüzdeki yıllarda bu da yetmez, bunu
çok daha ayrı bir biçimde ele almamız lazım. İnsanı tanımadan doğayı tanımak
işte bugün bizi getirdiği noktaya getiriyor. İnsan önemli,
hayat önemli, toplum hayatı önemli. Onun için, biz… Şimdi asıl o konuya
geliyorum. Arkadaşlar, benim sorumlu olduğum -sadece ben değil Türkiye
sorumlu çünkü nihayetinde Hükûmet kararıdır, Bakanlar
Kurulu- bu Medeniyetler İttifakı Projesi’nin BOP’la,
bilmem neyle, tekrar ediyorum, uzaktan yakından hiçbir alakası olmadı, yoktur
ve olmayacak. Uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye ihtiyaç duyuldu? DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Sayın Başbakanın İspanya
Başbakanıyla birlikte eş başkan olarak bu projeye destek vermesinin… Benden
başka inanacağınız kaynak yok, inanmıyorsanız gidin bakın. OKTAY VURAL (İzmir) – BOP’ta da eş
başkan da Sayın Başbakan. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Efendim, olabilir. Bak,
tekrar ediyorum, belki de karışıklığa o sebep oluyor. OKTAY VURAL (İzmir) – BOP’ta da eş
başkan da, iki eş başkan… DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Açıkça söylüyorum, lütfen
bu projeyi -bütün gruptaki arkadaşlarıma, her gruba söylüyorum- sonuna kadar
destekleyin, arkasında olun. Eğer o konuda diyelim ki Sayın Türkeş’in dediği
gibi Amerika’dan falan… O zaman ben size bir şey söyleyeyim ama daha fazla
konuşmak da istemem, o ayrı bir konu: Şu anda seksene yaklaşan, bu projenin,
Medeniyetler İttifakı Projesi’nin dostları yani bizim daimî temsilciliklerimiz
Birleşmiş Milletlerde, seksen civarında ülke “Biz bu projenin arkasındayız.”
diyorlar ve o projeye destek veriyorlar. Henüz şu ana kadar biz Amerika’dan
veya İsrail’den herhangi bir destek ne gördük ne duyduk ne işittik. Onun için,
bakıp da şimdi “Efendim acaba Amerikan projesi mi?..”
Hayır… OKTAY VURAL (İzmir) – Tek bir medeniyet mi, dünyada sadece Batı
medeniyeti mi hâkim olacak? DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Hayır, hayır… OKTAY VURAL (İzmir) – Bir tahakküm projesidir. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Sayın Vural, Batı
medeniyeti hâkim olacaksa benim orada ne işim var? OKTAY VURAL (İzmir) – Onu soruyoruz. İttifak dediğiniz şey bu. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Bir rapor vardır. Lütfen o
rapora tekrar bakın. Her kelimesinde emeğim vardır, göz nurum vardır. Bu proje
bizim için hayırlı bir projedir. Bakınız, TÜBİTAK’a ne dedik? Diyen benim. Dedim ki: “Bu konuyla
ilgili bilim adamlarımızı çağırın; tarihçiler, sosyologlar. Hiçbir
ayrım yapmadan. Listeyi gönderelim. Kimler geldi? Bir çalışma grubu
oluşturalım ve birlikte bu konuyu görüşelim.” Çağırdık. Ben orada yoktum. Kurum
davet etti, görüştük; Bu bilim adamlarımız bize yirmi konu verdiler. Ben size
birkaç tanesini söyleyeyim. Mesela “Yunus Emre ve Mevlânâ
çizgisinin insanlığa, barışa getirdiği katkılar nelerdir?” Allah aşkına bu
konuyu çalışmayalım mı? Burada bir arkadaşım çıkar da “Ne gerek var?” der mi?
“Osmanlıda birlikte yaşama”, “Osmanlıda bilim”, “Osmanlıda hoşgörü”; bizim
çalışacağımız konular bu, dünyaya anlatacağımız konular bu. Bu proje bizim
açımızdan bunun için var. Ben onun için o projenin sonuna kadar arkasındayım,
içindeyim. OKTAY VURAL (İzmir) – İbrahimî girişimi
de bunun içinde mi? MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu ittifaka niye ihtiyaç duydunuz? DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Bu ittifaka şunun için
ihtiyaç duyuldu: Açıkça söyleyeyim… BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Bakan, Genel Kurula hitap edin. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Tamam anlıyorum, karşılıklı
olmasın diyorsunuz. Doğrudur, anlıyorum. Konu şu: Çünkü ortada bir tez var. O teze göre “Medeniyetler
arasında bir savaş var, gerisi hikâyedir; esasında İslam medeniyeti ile Batı
medeniyeti arasında, İslam dünyası ile Batı dünyası arasında bir çatışma var.” Hungtington’ın meşhur tezi. Külliyen yalandır. Bizim
medeniyetimiz bir barış medeniyetidir. Her medeniyetin inişleri vardır,
çıkışları vardır; her medeniyetin, her kültürün. Ama genelde bakıldığında,
insanlık tarihi açısından bakıldığında bizim kültürümüzden, bizim
medeniyetimizden dolayı iftihar etmememiz için; hoşgörü açısından, başka
milletlere, başka dinlere tolerans gösterme açısından gurur duymamamız için
hiçbir sebep yoktur. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ee o zaman niye
ittifak arayışı var Hocam? DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – İttifak şudur, yani gelin
siz bizi anlayın… İttifakın anlamı: Siz bizi anlayın, biz sizi anlayalım. Biz
sizi bilgilendirelim. Çünkü değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri,
zannetmeyin ki Avrupalı diye, Avrupa’da oturur diye sizi tanıyor, sizi biliyor.
Hayır arkadaşlar, işin bazen abc’sini
dahi bilmiyorlar. Dolayısıyla biz, “biz varız” demedikten sonra, bir
medeniyetin, bir dünyanın içinde yaşayan, tarihinde, kültüründe yaşayan bizler
onun içinde olmadığımız sürece, biz bizi anlatmadığımız sürece kimse bizi
anlamaz. Anlama olmadan anlaşma olmaz, anlaşma olmadan buluşma olmaz. Ondan
sonra başımıza amiyane tabirle -bağışlayın- bir sürü çorap örülür benim
kültürümün etrafında, çevresinde, benim medeniyetimin, benim inanç dünyamın.
Biz sadece çırpınmak zorundayız. Yaptığınız yanlıştır, gittiğiniz yol
yanlıştır. Bunun arkasında siyaset vardır, bunun arkasında sömürü vardır, bunun
arkasında kaynaklarımızı sömürme vardır, bunun arkasında yalan vardır ve biz
buna izin vermeyeceğiz. Bu projenin benim açımdan anlamı bu. Eğer hazırlanış
safhasına bakarsanız, burada söylenenlerin veya burada değil de genelde
söylenenlerin hiçbirinin söylenebileceğini zannetmiyorum. Bu konuyu müsaade
ederseniz… Daha fazla istiyorsanız konferans vereyim, saatlerce konuşayım. BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Anca anlarlar Sayın Bakanım. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hocam, ittifak olmaz, diyalog olabilir.
Medeniyetler arasında ittifak olur mu? Siz felsefecisiniz. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Diyalogla ittifakın
arasındaki tek fark şudur Sayın Milletvekilim: Diyalog, zaten, medeniyetler
arası diyalog uzun süre devam etti. İttifakın sebebi şudur: Eylem eksenli bir
projedir bu yani oturup da konuşmuyoruz sadece, sen söyle… MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama ittifak olmaz. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Hayır, hayır, bugün şu anda
sadece Türkiye’de on iki bakanlık bunun arkasındadır, Başkanı benim, sorumlusu
benim ve tam 230 tane proje vardır. Bunun en azından 40’ını falan
gerçekleştirdik. Türkiye içinde, bölgemizde sadece ben 25 projeye bizzat
katıldım, bunun 20’si yurt dışındadır. Bunun 16’sı İslam dünyasıdır, öbürü,
Arjantin’den tutunuz da Moskova’ya varıncaya kadar… ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Bu ittifak kime karşı yapılıyor? DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Hızla diğer konulara
-lütfen- geçmek zorundayım. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Medeniyetler arasında ittifak Batı
medeniyetinin misyonerliğidir. Bunun başka bir şeyi yok. Yani medeniyetler
çatışmasını konuşan bir medeniyetle neyin ittifakı olur? BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız. Sayın Bakan, devam ediniz. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Devam edeceğim efendim. Diğer konulara gelince… MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu bir misyonerlik faaliyetidir. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Bilim merkeziyle ilgili bir
soru vardı. Arkadaşlar, bilim merkezinde bizim dediğimiz şu: Büyükşehir
belediyelerine bir ilan gönderdik, dedik ki: Biz, şu kadar yardımla bilim
merkezi kurmak için… Önce büyükşehir belediyesi olan
illerimizle başlıyoruz ama niyetimiz, arzumuz, bunu bütün Türkiye geneline
yaymak, bütün illerimize yaymak. Onlara nasıl bir çalışma yapacaklarının
çerçevesini verdik. Gittiler, çalıştılar, gayret ettiler, bize sundular
planlarını, projelerini; ayrı ayrı komisyonlarda,
kurullarda değerlendirildi ve ilk destekleyicimiz Konya Büyükşehir Belediyesi
oldu ama bu orada kalmayacak. Her sene aşağı yukarı, bir veya gücümüz yeterse
birden fazla büyükşehir belediyesini yani o ili bilim
merkezine kavuşturacağız. Bunun da anlamı şudur: O ildeki öğrencilerimiz,
okullarımız, bilime meraklı olan herkes rahatça gidebilecek; yaşayarak, içinde
bulunarak -kitaba bakarak değil- Einstein’a -tabir yerindeyse- kendisi soru
sorup cevabını alarak bunu yapacak. Peki, nasıl hazırlanıp geliyorlar? Oradaki
bütün kurumlarla bir araya geliyorlar. Yani bu şu demektir: Konya’da, başta
üniversite olmak üzere bütün sivil toplum örgütleriyle bir araya geliyorlar.
Nitekim burada “Bu arsa kimindir?” dedi. Arsa tamamen sanayi kuruluşlarının
arsasıdır. Sanayi kuruluşu “Hem ben arsa vereceğim hem ayrıca elektrik
ücretinin yarısını ben ödeyeceğim.” diyor. Öyle bir plan, projeyle geliyorlar.
Hangi şehir daha sıkı dokulu bir araya gelmişse, daha sağlama bağlamışsa vaatlerini,
sözlerini, oraya veriyoruz. Bu sene Konya’ya nasip oldu ama açık söyleyeyim, şu
anda üç tane büyükşehir ilimiz var. Diyarbakır da o
üç ilin içindedir. Son derece sağlam, hazırlıklı bir durumdalar. Eğer onu devam
ettirebilirlerse önümüzdeki sene Eskişehir vardır -gelen projelerin
sıralamasına göre söylüyorum- Diyarbakır vardır, başka illerimiz vardır. Bu bir cümleyi Sayın Tuğrul Türkeş söyledi: “Sanayide projesi olan
varsa buyursun, gelsin.” Bu, zaten TÜBİTAK’ın yaptığı şey bu.
TÜBİTAK, biliyorsunuz, sadece kamu kurumlarıyla kuruluşlarıyla
ilgili değil. Çok iyi bilen -bu konuyu- arkadaşlarımız var. Aynı zamanda
sanayiyle birlikte çalışandır. Zaten projeyi Sanayi Bakanlığı sunuyor, o proje
değerlendiriliyor. Bu projelerin nasıl değerlendirildiğini de aramızda çok iyi
bilen arkadaşlar vardır. Orada herhangi bir kayırmanın, herhangi bir torpilin,
bilmem neyin olması asla mümkün değildir. Zaten bunu yapan, TÜBİTAK’ın kendi,
görevli olan, yani başkanı, başkan yardımcıları vesaire değildir. Bu, tamamen
seksen üniversitemizden alınan, tarafsız olan ve aynı zamanda gerçekten de
bilimsel dergilere katkısı olan, kendisini kanıtlamış olan paneller
aracılığıyla, yoluyla zaten bu şey yapılıyor. Bizi, Kurum olarak hiç
müdahalemizi gerektiren bir konu, bir husus yoktur zaten. Tamamen bizim
dışımızda değerlendiriliyor, “Bu projeyi destekleyelim” deniyor, onu destekliyoruz.
Eğer desteklenmiyorsa desteklenmiyor. Yani onun ayrıca bizimle ilgili, Kurumla
ilgili bir tarafı yok. Şimdi, bir diğer konu -biraz acele edeyim, zaten vaktim de gelmek
üzere- bu Basın-Yayınla ilgili. Basın-Yayınla ilgili çok soru var burada. O
soruların hepsine cevap vermem mümkün değil, birkaç tanesine temas edeyim. Ama
elime, aslında, onunla ilgili arkadaşlarım hemen –zaten aşina olduğum konular
ama- bir bilgi notu da getirdiler. Ama sadece başlıklarını okusam bile vaktim
yetmeyecek. Şimdi, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü gerçekten de çok
sıkıntılı bir binadaydı. Yetmiş sene önce kiralanmış bir bina, bulvardaydı. Ben
ilk göreve geldiğim zaman, o görev bana verildiği zaman bir gittiğimde
gerçekten üzüldüm. Yani neredeyse bina bütünüyle dökülüyor. Orada çalışan genç
insanlar var. Onu söyleyeyim, aslında özlük hakları falan da çok böyle bizi
memnun edecek rahatlıkta da değil, o kuruma da ayrıca bizim yeniden el atmamız
gerekiyor. Yani o çok önemli, hayati bir kurumdur. Orada ben kendim dedim, acaba
daha iyi bir bina bulamaz mıyız dedim. Bir bina bulduk –usulünün ayrıntısına
girmeyeyim- tamamen usulüne uygun olarak, yani komisyon kurulacaksa komisyon
kurulmuştur, efendim, rapor hazırlanacaksa… Tamamen ona uygun olarak yeni bir
bina bulduk. İyi ki bulduk. Çünkü tekrar ediyorum, önemli bir birim, bir sürü
gelen giden var, pek çok ülkede bu bir bakanlıktır, hele Çin gibi ülkelerde
falan belki de en önemli bakanlıktır. Onu söyleyeyim. Bir sürü bizim davet
ettiğimiz basın mensupları var, devlet adamları var, onlar ilk geldiği zaman
orayı görmek istiyorlar, gidiyorlar. Bizim şanımıza layık, Türkiye’nin şanına
layık bir bina olsun dedik. Paramız olursa alırız. İnşallah onu da yapacağız, o
konuda da planımız var ama şu anda kiralanmış durumdadır. Elbette tabii oraya
gidince eşyanın bir kısmının da yenilenmesi lazımdır. Bir masraf da olmuştur.
Keşke daha fazla para alabilseydim, arkadaşlarıma yardım etseydim daha da iyi
olsaydı ama inşallah o da olacak. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – 5 trilyon lira Sayın Bakan, 5 trilyon
ama! BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Tamam efendim,
tamamlıyorum. Ve ümit ediyorum, zaten çok yakında kendi binasına kavuşacak. Aynı şekilde MHP Grubundan bir arkadaşımız zannediyorum -yanlış
aklımda kalmadıysa, notumda var ama aramayayım- Atatürk Yüksek Kurulu için de
aynı şeyi söyledi. Gerçekten onun da acilen bir binaya ihtiyacı var, dağınık
vaziyette çalışıyorlar. Dolayısıyla, bir girdiğiniz zaman her şeyin birlikte
görülebileceği ve size, işte burası Atatürk’ün gerçekten adına, hizmetine layık
diyebileceğimiz bir duruma gelmesi lazım. Onun için, o konuda hem birimin,
Kurumun maddi imkânı da fena değil. Açıkça söyleyeyim, çünkü İş Bankasından
aldıkları için. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yapalım Hocam, yapalım. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Ama biz Hükûmet
olarak da destekleyeceğiz. Şu anda arsa arıyorlar. Eğer iyi bir yerde arsa
temin edilirse, bir prestij binasına, demin söylediğim
o hakikaten albenisi olan ve içinde bütün hizmetlerin pratik, lojistik ve
rasyonel bir biçimde görülebileceği bir kuruma, bir birime inşallah kavuşursa
benim en gurur duyacağım, iftihar edeceğim şeylerden biri olur. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hocam, başarın alkışlayalım. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Sayın Başkan sizi de
üzmeyeyim, arkadaşlarımın da vaktini almayayım. Ben diğer sorulara da, zaten
yine soru-cevap faslı da olacak, onlara cevap verirken burada eksik kalan
sorulara da cevap vereceğim. Dikkatinize ve ilginize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Araba ne oldu, araba? Arabayı söyleyiniz. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın. Aleyhinde Muğla Milletvekili Ali Arslan,
buyurunuz (CHP sıralarından alkışlar) ALİ ARSLAN (Muğla) – Sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. Aslında kısa süreli bir konuşma hazırlamıştım ancak
Sayın Bakanı dinleyince sanıyorum cevap vermek gerekiyor. Sayın Bakanın sağduyusuna, bilincine, bilgisine saygımız var ancak
değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin medeniyetler ittifakı 1923
yılında cumhuriyet kurulurken yapılmıştır. Bu medeniyetler ittifakına ne zaman
ihtiyaç duyuldu? “Medeniyetler çatışması.” sözü ortaya atılınca. Kim çatışıyor?
El Kaide’yle, Taliban’ MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz kimin adına ittifak yapıyorsunuz? ALİ ARSLAN (Devamla) - Siz
hangi dünyanın, hangi sıfatla, İslam medeniyetini kimin adına temsil
ediyorsunuz? Siz halifeliğe mi soyunuyorsunuz Sayın Bakanım? Başbakan halife mi
olmak istiyor? (CHP sıralarından alkışlar) RASİM ÇAKIR (Edirne) – Aferin Ali, güzel. RECEP KORAL (İstanbul) – Ne ilgisi var! ALİ ARSLAN (Devamla) - Bu,
Anayasa’mıza aykırıdır, laik cumhuriyete çok aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin
bir an önce o ittifaktan, daha doğrusu o ittifak zaten kurulmuş seksen küsur
yıldan beri var, o temsilcilikten, eş başkanlıktan çekilmesi gerekir.
Anayasa’mıza aykırıdır. NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Dünyada yalnız kalırsınız. ALİ ARSLAN (Devamla) -
Değerli arkadaşlarım, bakın bu alanda işte birçok sosyal kurum var.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Özürlüler İdaresi Başkanlığı,
Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü
gibi gerçekten toplumun en dezavantajlı kesimlerinin sorunlarını çözmek üzere
kurulmuş kutsal kurumlar bunlar. Bir şeyler yapıyoruz, doğrudur, ancak bakın
Birleşmiş Milletlerin bir insani gelişmişlik endeksi var. Biliyorsunuz,
dünyanın 17’nci büyük ekonomisiyiz diyoruz, belki bir yönüyle övünülecek bir
şey ama yeterli değil. Ama bakın insani gelişmişlik endeksinde 2002 yılında AKP
iktidara geldiğinde 85’inci sıradaymışız, aradan altı yıl geçti, büyük
hizmetler yaptığınızı iddia ediyorsunuz, şimdi kaçıncı sıradayız? 84. Bir sıra!
Bir sıra atlayabilmişiz, bunca yaptığınızla övündüğünüz şeyin sonuncunda.
Birleşmiş Milletlerin açıkladığı rakam bu. Bu insani gelişmişlik endeksinin
içinde kadınlarımızın eğitimi, istihdamı, siyasetteki yeri, birçok parametre
var. Bakın kadınlarımızın istihdamı konusunda siz iktidara geldiğinizde yüzde
27’ler civarındaymış kadının istihdam içindeki payı, şimdi kaç? Yüzde 24’ler
civarında. Geriye gidiyoruz. Demek ki, yaptıklarınız ya yerinde saymak ya da
bir adım geri gitmek. Kadınlarımızın eğitiminde yine bu endekslere göre çok
çarpıcı rakamlar var. İlköğretimi tamamlamadan okulu terk eden kız
öğrencilerimizin sayısında dünyanın en sonundayız değerli arkadaşlarım,
dünyanın ne sonundayız. İlkokulu bitirdikten sonra eğitimine devam etmeyen kız
çocuklarımızın sayısı konusunda sondan ikinciyiz, bir basamak başarımız var
orada. Bunda hiç övünülecek, gururlanacak bir tablo yok değerli arkadaşlarım. ‑ Özürlülerimizle ilgili bir yasa çıkardık 2005 yılında, çok
sevindik. Çıkardığımız yasanın arkasından çıkarılması gereken yönetmelikler
çıkarıldı, yasayla verdiğimizi yönetmeliklerle geri aldık. Büyük sıkıntı
çekiyorlar, 2022’yle maaş alıyorlardı bildiğiniz gibi, trilyonlarca liralık
icralar gitti birçok özürlü vatandaşımıza. Geçtiğimiz yıl bazılarını affettik,
şimdi de 17 bin yurttaşımızın 18 milyon borcu var, 2005’deki yönetmelikle çıkardığınız
olumsuzluklar nedeniyle özürlülerimiz icralık. 18 milyon, kişi başına neredeyse
bin lira civarında icraları var. Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin bazı yerlerinde kadınları
sokakta göremiyoruz, bazı yerlerinde değil her yerinde de sokakta özürlüyü
göremiyoruz. Sanırsınız ki Türkiye’de özürlü sayısı diğer ülkelerden az. Öyle
bir şey yok. Fiziki engeller nedeniyle kentlerdeki, eğitemediğimiz için,
istihdamını sağlayamadığımız özürlülerimiz sokaklarda yok. Aynı, Anadolu’nun
bazı yörelerindeki kadınlar gibi, özürlülerimizi de sokağa çıkarmıyoruz. Evinin
dış cephesini görmeyen kız çocuklarımızın olduğu bazı incelemelerde ortaya
çıktı değerli arkadaşlarım. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız, buyurunuz. ALİ ARSLAN (Devamla) – Sorunlarımız çok büyük, anlatmak… Tabii,
kısa süre. Bu üç çocuk meselesi. Geçen gün bakın,
Bursa’da, bir genç kızımız, kayınvalidesi “Ya, bu çocuğa nasıl bakacaksın?”
dedi diye karnına kurşunu sıktı, karnındaki çocuğu öldürdü, üç aylık çocuğunu.
Çocuklarımıza iş veremiyoruz, eğitemiyoruz, ondan sonra çıkıyoruz “Ee, üç çocuk yapın.” K. KEMAL ANADOL (İzmir) – En az. ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, beş yaşına
gelmeden daha bin çocuğumuzdan 52 tanesi ölüyor. Büyük sorunları var. Siz
çıkıyorsunuz, Başbakan olarak: “Üç çocuk yapın.” E yapsınlar ama ölüyorlar,
yapsınlar ama eğitemiyorsunuz, yapsınlar ama iş veremiyorsunuz! Kendinizi
Almanya’yla, Amerika’yla niye kıyaslıyorsunuz? Değerli arkadaşlarım, büyük sorunlar var bu alanda. Bakın, bütçe
içindeki bu kurumlarımızın yeri çok enteresan, son dördü paylaşıyor -Petrol
İşleri Genel Müdürlüğü girmiş aralarına sadece- bütçedeki en az pay bu
kurumlara verilmiş. E şimdi siz bu kadar devasa sorunlarınızı bu bütçeyle nasıl
çözeceksiniz? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz. ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir başka şey: IMF
ile anlaşma yapılacak, öyle gibi görünüyor. İnşallah… Sayın Bakana, Sayın Nimet
Çubukçu’ya düşen görev, zaten çok az olan bu bütçenin
IMF ile görüşmelerde kırpılmamasıdır. Ben Sayın Bakandan bunu bekliyorum. Değerli arkadaşlarım, bu kısa süre içinde sorunlara parmak basmaya
çalıştım. Bütçenin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Hepinize yeniden en
içten sevgilerimi, selamlarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arslan. Sayın milletvekilleri, beşinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır. Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz. Soru-cevap için ayrılan süre daha önce söylediğim gibi yirmi
dakika. Bunun on dakikasını sorulara ayıracağım. Sırayla ilk gördüğüm on kişiye
-Sayın Çalış, Sayın Güvel, Sayın Kaptan, Sayın
Korkmaz, Sayın Süner, Sayın İnan, Sayın Özdemir,
Sayın Ekici, Sayın Paksoy, Sayın Işık- söz vereceğim.
Sayın Çalış, buyurunuz. HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, benim sorum Sayın Aydın’a. Sayın Bakanım, yerel basın ve medyanın öncelikle varlığını
sürdürebilmesi ve sonra da kendini geliştirebilmesi için ne gibi destek
projeleriniz vardır? Bir diğer sorum: Televizyon ve gazetelerin durumu ortada. Televizyon ve gazetelerin temiz, anlaşılabilir, yaşayan Türkçeyle
yayınlarını sürdürebilmeleri ve bu yayınların muhteva olarak Türk kültürüne ve
Türk milletinin toplumsal gerçeklerine ve sosyolojik değerlerine hizmet eder
hâle gelmesi için ne gibi düzenlemeler yapmayı düşünüyorsunuz? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çalış. Sayın Güvel… HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım. İlk sorum Sayın Mehmet Aydın’a: Sayın Bakan, özel kalem müdürünüz
TRT Genel Müdürlüğü başmüşavirlik kadrosundan mı maaş
alıyor? Bu uygulamayı doğru ise etik buluyor musunuz? Sayın Nimet Çubukçu’ya ilk sorum: Sayın
Bakanım, aile içi şiddete maruz kalan kadınlar için açılan sığınma evleri son
derece önemlidir. Bu manada Türkiye’de ilk kez açılmış olan Mor Çatı Kadın
Sığınma Evine Beyoğlu Kaymakamlığının verdiği destek 1 Ocak 2009 tarihinde
kesilecektir. Bu kararı düzeltmeyi düşünüyor musunuz? İkinci sorum Sayın Bakana: Kadınların iş gücüne katılımı azalan bir eğilim
göstermektedir. Kadınların istihdam oranı Avrupa Birliği ile OECD üyesi ülkeler arasında en düşük
seviyede bulunmaktadır. Bu konuda yapılan yasal düzenlemelere rağmen uygulamada
yaşanan sorunlar konusunda Bakanlığınızca yapılan herhangi bir çalışma var mıdır?
Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güvel. Sayın Kaptan… OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Başbakan bazı gazetelerin Başbakanlık muhabirlerinin
Başbakanlığa girmesini yasakladı. Sayın Başbakan bunu hangi gerekçeyle yaptı?
Sayın Başbakanın gazeteci seçme özgürlüğü mü var, yoksa basının haber alma
özgürlüğü mü yok? İkinci sorum Sayın Nimet Çubukçu’ya:
Sayın Bakan, Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in
küçük bir kız çocuğuna yaptığı cinsel tacizle ilgili Adli Tıp Kurumu raporuna
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu niçin zamanında itiraz etmemiştir? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaptan. Sayın Korkmaz… S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Benim de sorum Sayın Çubukçu’ya olacak:
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ait yurtlarda kimsesiz, yardım ve
bakıma muhtaç çocuklara yönelik birçok hizmet verilmektedir. Bu vesileyle,
hayırlı hizmetleri dolayısıyla tüm Kurum personelini de tebrik ediyorum,
teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak bu yurtlarda, annesi babası, ailesi olan
çocuklar da barınmaktadır. Hatta çoğunluğun bu tür çocuklar olduğu da
malumunuzdur. Çocuklarına bakamayacak durumda olan ailelerin ne büyük acılar
içerisinde buna mecbur olduklarını da biliyoruz, hissediyoruz. Bu ailelerin
çocuklarına bakar hâlde iş ve aş sahibi yapılması Hükûmetinizin
sorumluluğunda iken, sadece çocukları yurtlarda barındırmış olmakla
sorumluluğunuzun bittiğini mi düşünüyorsunuz? “Şu kadar çocuğa bakıyoruz.”
demek yerine çocuklar ve aileler için istihdam yaratıcı, destekleyici Hükûmet projesi var mıdır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz. Sayın Süner… TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkanım, birinci sorum: Tüm kamu
ve özel sektörde erkeklere göre çalışan kadın sayısı oran olarak nedir? İkinci sorum: Engellilerimizin önündeki engelleri kaldırmak için
yeni yapılan binalarda iskân verirken engellilerimizin kolayca binadan giriş ve
çıkış yapacağı şekilde dizayn edilmesi için bir
çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Süner. Sayın İnan… MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Aydın’a sorum: Sayın Bakanım, İslam, sevgi, hoşgörü ve
adaleti temsil eden, bütün semavi dinleri ve onların medeniyetlerini kabul
eden, yüce bir felsefeye dayanan büyük bir medeniyettir. Oysa Batı
medeniyetinin temellerinde İslam medeniyetini ve onun Yüce Peygamberini ret
vardır. Bizim medeniyetimizin hangi değerlerinden tavizler verilmek suretiyle
bir ittifak yapılmaktadır? Bu ittifak kime karşı yapılmaktadır? Diğer sorum Sayın Çubukçu’ya: Efendim,
sokak çocuklarıyla ilgili, Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu
araştırma önergesini gündeme almayı düşünüyor musunuz? Diğeri de “Sevgi Evleri”ndeki çocuklarımız sadece bayramlarda
ziyaret edilen ve onlara şeker, çikolata götürülen bir ortam değil. Onların
kendine güveninin ve onların topluma olan sorumluluklarının hatırlatılması
anlamında ciddi bir eğitim verilmediğini görmekteyiz. Bu eğitimin verilmesi
noktasında onların sadece yedirilip içirilip, on sekiz yaşına kadar devlet
güvencesinde… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnan. Sayın Özdemir… HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Bakanlara
soruyorum: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da küçük çocuklar PKK terör örgütü
tarafından toplumsal olaylarda kullanılıyor. Bu bir çocuk istismarıdır. Bu
konuda önleyici bir projeniz var mıdır? İkinci sorum: Özel rehabilitasyon ve
araştırma merkezlerinde, ayda altı ila on saat arasında eğitim gören 100 bine
yakın engelli çocuklarımızın örgün eğitime alınabilmesi için bir çalışmanız var
mıdır? Üçüncü sorum: Genel Müdürlük tarafından, bazı gazetecilere, basın
meslek ilkelerine uymadığı gerekçesiyle akreditasyon verilmezken, Almanya’da
Deniz Feneri davasıyla ilgili yargılanıp hüküm giyen bir şahsa sürekli basın
kartı verilmesini nasıl izah ediyorsunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özdemir. Sayın Ekici… AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan. Geçtiğimiz ay Ankara Saray ve İstanbul Zeytinburnu Rehabilitasyon
Merkezlerinde, gizli çekimlerle, kurumlarımızın içler acısı durumu dünya kamuoyunun
gözleri önünde sergilenmiştir. Biraz önce Sayın Bakan konuşmasında bu içler
acısı durumu nasıl tedavi edip, nasıl düzelteceğini anlatmak yerine, bu çekimi
yapan Sarah Ferguson’un
kimliğiyle, kraliyet ailesine mensup olup olmadığıyla ilgili bilgi verdi. Bu
bizi üzmüştür. Ben Sayın Bakana bu soruyu sormamış oluyorum. Sayın Bakana bu
sorunun devamında şunu sormak istiyordum: “Bu görevi layıkıyla yapmadığınız
için istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye soruyordum. Sorumun sadece bu
bölümünü sormuş oluyorum. İkinci sorum: Toplumumuzda en çok mağdur olan kesimlerden bir
tanesi de özürlü vatandaşlarımızdır. Özürlü vatandaşlarımızın istihdamını
sağlamak için ne tür tedbirler alındı? Kamuda özürlü istihdamıyla ilgili
yasanın belirlediği… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ekici. Sayın Paksoy… MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım. Sayın Bakan, Çocuk Esirgeme Kurumu arazilerinin -örneğin
Göztepe’deki 90 dönüm arazisi- Ankara Çocuk Yuvasının Keçiören’deki arazisinin
büyük bir kısmının elden çıkarıldığı ve burada büyük lüks konutlar yapıldığı
basından bilinmektedir. Çocuk Esirgeme Kurumundan Maliye hazinesine, oradan TOKİ’ye, oradan Emlak Gayrimenkul AŞ’ye, oradan da Kamu
İhale Kanunu’na tabi olmadan Siirtli bir inşaat firmasına, Başbakanın hanımına
yakın olduğu, akraba olduğu söylenen birisine satışı yapılarak bunun
karşılığında TOKİ’nin Sevgi Evleri vaat edilerek,
Kurum varlıklarının çeşitli yollardan karşılıksız veya değerini karşılamayacak
şekilde bir yerlere aktarmanın vebali yok mudur? Bu sizi aynı zamanda vicdani yönden rahatsız etmiyor mu? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paksoy. Sayın Işık… MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yok. BAŞKAN – Sayın Işık yok. Sayın Genç… KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Efendim, bugün Kahramanmaraş katliamının 30’uncu yıl dönümüdür. Bu
katliamı yapanları şiddet ve nefretle kınıyorum. Tabii, bu katliamla 1915 yılında yapılan olaylar tamamen farklı
olaylardır. 1915 Ermeni olayları tamamen Türk Milletini ortadan kaldırmaya
yönelik ve o zaman da bu olaylarda birçok masum Türk vatandaşı ahırlara
doldurularak diri diri yakılmıştır. Tabii tarihini
bilmeyen insanlar pek babalarını da tanımazlar. Bunları çok iyi tahlil etmek
lazımdır. Yine, yüz binlerce Türk’ün Ermeni komitalar tarafından
boğazlandığı yazılmaktadır. Birtakım gerçekleri insanlar araştırarak olayların
üzerine gitmesi lazım ama bu Kahramanmaraş katliamıyla Ermeni olaylarını
birbirine karıştırmak bence çok sağlıksız bir benzetmedir. Dün burada Diyanet İşleri bütçesi görüşüldü. Alevilerle ilgili… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç. Sayın Sakık, son soru. SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Ben Sayın Çubukçu’ya bir anımı paylaşarak
bir iki soru sormak istiyorum: 1) 1992 yılında Saray Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezine bir
yakınımı oraya götürdüm, bir hafta kaldı. Sonra gittik, çocuk paramparçaydı ve
oradan aldık. Şimdi, son günlerde medyadaki tartışmalar hâlen 1992’deki Saray
Rehabilitasyon Merkezi ile 2008 arasında çok büyük farkın olmadığını… Bu konuda
bir bilgi istiyorum. 2) Sayın Başbakanın ve Hükûmetin sürekli
şikâyet ettiği o çocuklar, eli taşlı olan çocuklarla ilgili acaba Sayın
Bakanımızın ve Hükûmetimizin bu konuda bir programı,
bir projesi var mı? 3) Özel rehabilitasyon merkezlerinde,
özellikle taşrada, bu özürlülere hizmet sunulmadan maaşlarının yarısı alınıp o
rehabilitasyon merkezine, yarısının da ailelere ödendiği şeklinde şikâyetler
alıyoruz. Bu konuda bilgileri varsa, bizi bilgilendirirlerse sevinirim. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık. Buyurunuz Sayın Çubukçu. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan. Öncelikle konuşmama başladığım süreçte yetiştiremediğim bazı
konular var, cevaplandıramadım. Tüm milletvekillerine şu anda da
cevaplandırmaya zamanımın olmadığı birçok konuyu yazılı olarak
cevaplandıracağımı söyleyerek başlıyorum. Özellikle Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ile Beyoğlu Kaymakamlığı
tarafından yürütülen çalışma SRAP Projesi (Sosyal Riski Azaltma Projesi)
tarafından Dünya Bankası kredisiyle yürütülen geçici bir projeydi ve iki yıllık
bir projeydi. Süresinin dolmuş olmasına rağmen, yaklaşık bir yıl kadar daha
uzatılarak, bu verimli çalışmanın devamından yana olduk. Fakat,
geçici bir proje olması nedeniyle süresi bittikten sonra sona erdirilen bu
çalışma, bizim tarafımızdan bugün kadın sığınma evlerinin sayısının
yetersizliği nedeniyle SHÇEK tarafından devralınmış ve Mor Çatı Kadın Sığınağı
Vakfıyla birlikte yürüttüğümüz Beyoğlu’ndaki kadın sığınma evi bugün kurumumuz
çatısı altında hizmet vermeye devam edecektir. Dolayısıyla, burada bir yanlış
bilgi vardı, onu düzeltmek istiyorum. Özellikle Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel
Müdürlüğü çalışmalarından bahsederken, gerçekten söylendiği gibi Kurumda
kimsesiz çocukların yerine, tam tersine anne ve babası olan, maddi yoksunluk
nedeniyle bırakılmış çocukların çoğunlukta olduğu vurgulandı. Biz de zaten az
önce, yaklaşık 6 bine yakın çocuğun maddi yoksunluk nedeniyle ailesinden ayrı
olan çocukların ayni-nakdî yardım yaparak kendi ailelerine dönüşünü
sağladığımızı ifade ettim. Kamu personeli içerisinde kadın oranı soruldu. Kadın oranı yüzde
23,6; erkek yüzde 76,4 oranında kamuda çalışan personel sayısı. Engellilere yönelik binaların yeni dönemdeki yapımına ilişkin
olarak 2005 yılında çıkartılan Özürlüler Yasası gereği zaten bütün bu binalar,
kurumlar, bundan sonra alınacak araçlar özürlülere uygun şekilde inşa edilmek
zorunda. Özellikle çocuklara yönelik olarak gösterilmiş olan bu duyarlılığa
teşekkür ediyorum. Saray Rehabilitasyon Merkezine ilişkin olarak da konuşmamda
ayrıntılı olarak değindim. Burada, Parlamento çatısı altında milletvekillerinin
her birinin denetimine, izlemesine açık kurumlar bunlar. Ben 1992 yılındaki
kuruluşun koşullarını bilmiyorum ama bugünkü kuruluşun koşullarının ne olduğunu
çok iyi biliyorum. Ankara’da olması nedeniyle de çok sık ziyaret ettiğim kurumlardan
birisi. Benim bunu vurgulamaktaki nedenim kraliyet ailesinin bunu inkâr etmesi
değil, bir yerde Türkiye’de maalesef bu olay ele alınırken York Düşesi Sarah unvanının ısrarla kullanılıyor olmasının olaya sanki
özel bir anlam katma çabası olduğunu düşünüyorum. Ayrıca Türkiye’de bu anlamda bunu dile getirenlerin de ciddi bir
düşes kompleksine sahip olduklarını düşünüyorum.
Herhangi bir şekilde uluslararası bir yetkisi olmayan, kuruluştaki bakım
personeline ait herhangi bir bilgisi, fikri olmayan birinin böyle bir denetimi
yapmasını siz milletvekili olarak içinize sindiriyorsanız, bu sizin hoşunuza
gidiyorsa size diyecek hiçbir lafım yok. AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Bakan, o kompleks
kimde var söyler misiniz? DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla Türkiye
uluslararası kuruluşların bir parçasıdır. 2007 yılında Haziran ayında Avrupa
İşkence Önleme Komitesi tarafından gizlice denetlenmiş, raporlara konu edilmiş
bir kurum. Ümit ediyorum ki Sarah Ferguson’a
gerek kalmaksızın sizler şöyle havaalanı yoluna bir uğrayın da buraları bir
görün, ondan sonra bu konuşmaları yapın. ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Sayın Bakanım, o çocuklara yazık, yazık!
Ellerinden kollarından bağlılar, yazık! O görüntüler yalan mıydı? DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla… Keşke
gitseniz de görseniz! Bu işin sadece siyasetini yapıyorsunuz Sayın Çerçioğlu. ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Elinizi vicdanınıza koyun! DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Zerre kadar vicdan sahibi
olduğunuzu düşünmüyorum, bu hassasiyetle hareket ettiğinizi de düşünmüyorum. RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen ne hakla böyle konuşursun! BAŞKAN – Sayın Bakan... DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla, bu işin
siyasetini yapmayın… RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen ne hakla böyle konuşuyorsun! Benim
vicdanımı sen mi yargılıyorsun? DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – …bu işin siyaseti size de
zarar verir, bize de zarar verir. RASİM ÇAKIR (Edirne) – Utan biraz, utan! MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Saygılı ol biraz! Saygılı ol! AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Görevinizi layıkıyla yapın. Yazık, bu
çocuklar sizin vicdanınıza teslim ediliyor. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla, bu işin
siyasetini yapmayın, siyaset yapacak daha çok konularımız var. Hepinize saygılar sunuyorum. RASİM ÇAKIR (Edirne) – Bakansan cevabını ver! Bir de gülüyorsun! BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, çok teşekkür
ediyorum. Yine, iki üç arkadaşımız -daha fazla uzatmam mümkün olmadığı için
saygımdan dolayı temas ediyorum- bu Medeniyetler İttifakı konusuna dokundular. Önerimi tekrarlayayım: Ne zaman, nerede kendileri arzu ederlerse
veya hazırlanacak yeri benden talep ederlerse, kendileri şeref verirlerse, orada
bunu sonuna kadar konuşup, tartışıp, bütün eleştirilerini alıp, haklı olduğum
yerde haklı, haksız olduğum yerde haksızlığımı kabul etme taahhüdü içerisinde
kendilerini davet ediyorum. Çağırın, çağırdığınız yere ben geleyim. Anladığınız
gibi değil. Bazı arkadaşlarım, tahmin ettiğiniz gibi değil. Bir arkadaşımız
söyledi. Bu proje “İşte, İslam dünyası El Kaide’den, Taliban’dan ibaret değildir”i birilerinin gözüne sokmak için vardır, oradaki
haksızlığı gidermek için vardır. Arkadaşlarım, söyledim, seksen civarında ülke bu projeye
-Birleşmiş Milletler bünyesinde, benim değil, zaten Birleşmiş Milletlerin
projesi- destek vermek için orada. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kalkınma projesi mi! DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Bunların en az yetmiş beşi,
yetmiş altısı resmen laiktir. Bir tanesi çıkıp da “Laik bir ülkeyiz, biz
buradan hemen çıkalım.” demez yani. Bu ayrı bir şey. Bunun
laiklikle ilgisi yok. Tam tersine, raporu orada okursanız, Türkiye'nin laik
devlete sahip olmasının ne kadar avantajlı olduğunu, örnek olduğunu görürsünüz
orada. Lütfen girin, Medeniyetler İttifakı… Bir girin, o raporu bir okuyun.
İngilizcesi var, Fransızcası var, Türkçesi var; okuyun, eleştirilerinizi yazın,
ben size cevap vereyim. OKTAY VURAL (İzmir) – Fransızca bilmiyoruz Sayın Bakan, biz Türkçe
biliyoruz! MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Soru çok açık ve net. İttifak yaptık ya! DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – O bakımdan onu tekrar edeyim.
Lütfen, vaktim çok az. OKTAY VURAL (İzmir) – Kime karşı? DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Diğer sorulara gelince: Bu
TRT’yle ilgili, diğer radyo, televizyonlarla ilgili Türkçe, Türk kültürü için
hepimiz el ele verip çalışmamız lazım. Bu öyle bir bakanın veya TRT’den sorumlu
bir bakanlığın çabalarıyla olacak gibi değil. Bütün üniversitelerimiz, her
birimiz, kendimize ne düşüyorsa bu milletin dili için, tarihi için, kültürü
için, gelin, hepimiz bunları siyaset üstü kabul edelim, o konudaki başarıları
ne siyasete dercedelim ne de siyasetle birlikte mütalaa
edelim çünkü bunlar çoluk çocuğumuzun, torunlarımızın, gelecek kuşakların
hazinesidir. Gelin, o konuda birlikte ne yapılacaksa ben ona hazırım, benim
sorumlu olduğum kurumlar ona hazır ama gerçekten başarı için hepimizin el ele vermesi
lazım. Bir diğer konu, bu Başbakanlıktaki muhabirler konusu. O benim
sorumlu olduğum kurumla ilgili değil. Biz, nihayetinde resmî görevi, zaten
kanununda belli olan şeyleri yapıyoruz. Sayın Başbakan -veya Başbakanlık
diyeyim çünkü epeyce önceydi- gerekli açıklamaları yaptı. Tatmin edici oldu mu
olmadı mı? Beni burada ilgilendiren, yani benim cevap vermem gereken bir konu
değil. Gerekiyorsa tekrar Başbakanlık danışma ofisine yeniden müracaat edilir ve eğer yeni bir
gelişme, bilgi olduysa oradan alınır. Açıkçası, ben bilmiyorum. Bir diğer konu: Bu Mehmet Gürkan’a, Almanya’da yayınlanana basın
kartı verildi mi? Hayır. Ne basın kartı verildi… Eski basın kartı da iptal
edildi zaten, çünkü mevzuat gereği zaten bunun olması mümkün değildi. Son soruyla ilgili, doğrudur arkadaşım, doğrudur, Özel Kalem Müdürüm TRT Genel
Müdürlüğünde uzmandır ve benim bildiğim kadarıyla, herhâlde en az bir iki bakan
daha var, onların da yine özel kalem müdürleri ve danışmanları yine ya Anadolu
Ajansında ya Basın Yayında ya TRT’de devlet memuru olarak görevlidirler ama
aynı zamanda… Eminim zaten sizin danışmanlarınızın da kahir ekseriyeti öyledir.
Biz, büyük ölçüde zaten diğer kurumlardan alıyoruz. Dolayısıyla, özlük hakları
o kurumdadır, geçici olarak burada görevlendirilmiştir. İlginize teşekkür ediyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, bir noktayı tutanağa
geçmesi için yerimden arz edeceğim, söz istemiyorum. Hiçbir bakanın hiçbir milletvekiline “Sizde zerre kadar vicdan
yoktur.” deme hakkı yoktur. Onun için, Sayın Çubukçu’yu
kınıyorum buradan. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Vicdanınız kaldırıyorsa” diye ifade
etti, öyle bir şey yok. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tutanağa bakarız. BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, sırasıyla, beşinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine
geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup
oylarınıza sunacağım. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün… K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısının aranılmasını
istiyorum. BAŞKAN – Bakacağım efendim. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim
bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. Bölümleri okutuyorum: 07.77 - BASIN YAYIN ENFORMASYON
GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.– Basın Yayın Enformasyon Genel
Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.– Basın Yayın Enformasyon Genel
Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L İ
(YTL)
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 40.08- TÜRKİYE BİLİMSEL VE
TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI 1.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Gelir cetvelini okutuyorum: G E L İ R
C E T V E L İ
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2007 yılı merkezî
yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 2.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik
Araştırma Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L İ
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: B- CETVELİ
(YTL) - Bütçe Tahmini : 924.335.000,00 - Yılı Net Tahsilatı :
819.374.871,25 BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmiştir. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2007 yılı merkezî
yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 40.09- TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ
BAŞKANLIĞI 1.– Türkiye Bilimler Akademisi
Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ
Gelir cetvelini okutuyorum: G E L İ R
C E T V E L İ
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2007 yılı merkezi yönetim
kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.– Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı
2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L İ (YTL)
BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: B- CETVELİ
(YTL) - Bütçe Tahmini : 6.275.000,00 - Yılı Net Tahsilatı :
5.764.740,32 BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmiştir. Türkiye Bilimler Akademisi
Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul
edilmiştir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 40.02- ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE
TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI 1.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ
Gelir cetvelini okutuyorum: G E L İ R
C E T V E L İ
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 yılı
merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 yılı
merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L İ
(YTL) - Genel Ödenek Toplamı : 32.269.015,69 - Toplam Harcama : 15.159.638,95 - İptal Edilen Ödenek : 17.109.376,74 BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: B- CETVELİ
(YTL) - Bütçe Tahmini : 21.514.000,00 - Yılı Net Tahsilatı : 157.181.269,88 BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler…
Etmeyenler… Kabul edilmiştir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih
Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009
yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07.93 - SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK
ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.– Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî
yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007
Yılı Merkezî Yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.– Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L İ
(YTL) - Genel Ödenek Toplamı : 631.675.210,89 - Toplam Harcama : 618.158.826,71 - Ödenek Dışı Harcama : 1.437.351,21 - İptal Edilen Ödenek : 14.876.147,56 - Ertesi Yıla Devreden Ödenek : 77.587,83 BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007
Yılı Merkezî Yönetim kesinhesabının bölümleri kabul
edilmiştir. Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07.87 - ÖZÜRLÜLER İDARESİ
BAŞKANLIĞI 1.– Özürlüler İdaresi Başkanlığı
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ
BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir. Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. 2.– Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L
(YTL) - Genel Ödenek Toplamı :
4.582.790,00 - Toplam Harcama :
4.348.844,84 - İptal Edilen Ödenek :
233.945,16 BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Özürlüller
İdaresi Başkanlığı 2007
yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07.88 - AİLE VE SOSYAL
ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.– Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ Kodu Açıklama (TL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 5.731.000 BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. GENEL TOPLAM 5.731.000 BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2007 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.– Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L İ
(YTL) - Genel Ödenek Toplamı :
4.401.998,00 - Toplam Harcama :
3.728.691,49 - İptal Edilen Ödenek : 673.306,51 BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Aile ve Sosyal Araştırmalar
Genel Müdürlüğü 2007
yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07.89 - KADININ STATÜSÜ GENEL
MÜDÜRLÜĞÜ 1.– Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ Kodu Açıklama (TL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 4.404.000 BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. GENEL TOPLAM 4.404.000 BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2007 yılı merkezî yönetim kesin
hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.– Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum: A – C E T V E L İ
(YTL) - Genel Ödenek Toplamı : 3.446.411,00 - Toplam Harcama : 2.941.079,02 - İptal Edilen Ödenek : 505.331,98 BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul
edilmiştir. Kadının Statüsü Genel
Müdürlüğü 2007 yılı
merkezî yönetim kesin hesabının
bölümleri kabul edilmiştir. Birleşime on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati :
16.57 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 17.16 BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
31’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Şimdi altıncı tur görüşmelerine başlayacağız. Altıncı turda Millî Savunma Bakanlığı, Savunma Sanayi Müsteşarlığı, İçişleri
Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik
Komutanlığı bütçeleri yer almaktadır. III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı:
312) (Devam) 2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) (Devam) I) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI 1.- Millî Savunma Bakanlığı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Millî Savunma Bakanlığı 2007
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İ) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI 1.- Savunma Sanayii
Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Savunma Sanayii
Müsteşarlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı J) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI 1.- İçişleri Bakanlığı 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- İçişleri Bakanlığı 2007 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı K) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ 1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2007
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı L) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI 1.- Jandarma Genel Komutanlığı
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Jandarma Genel Komutanlığı
2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı M) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI 1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı
2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. Alınan karar gereğince, tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra
yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız. Şimdi, altıncı turda grupları ve şahısları adına söz isteyen
üyelerin isimlerini okuyorum: Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Düzce Milletvekili Celal Erbay, Çankırı Milletvekili Nurettin Akman, Kayseri
Milletvekili Sadık Yakut, Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş,
Eskişehir Milletvekili Emin Nedim Öztürk, Diyarbakır
Milletvekili Osman Aslan, Niğde Milletvekili İsmail Göksel, İstanbul
Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına: Diyarbakır Milletvekili
Aysel Tuğluk, Muş Milletvekili Nuri Yaman, Muş Milletvekili Sırrı Sakık. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, Mersin
Milletvekili Ali Oksal, Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Kayseri Milletvekili
Sabahattin Çakmakoğlu, Bursa Milletvekili Hamit Homriş, Ankara Milletvekili Bekir Aksoy, Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir, İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi. Şahısları adına: Lehinde, Hakkâri Abdulmuttalip
Özbek; aleyhinde, Adana Milletvekili Kürşat Atılgan. Şimdi ilk söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Düzce
Milletvekili Celal Erbay’a aittir. Buyurunuz Sayın Erbay. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakikadır. AK PARTİ GRUBU ADINA CELAL ERBAY (Düzce) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2009 mali yılı bütçesiyle ilgili
olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce
Meclisi saygıyla selamlıyor, bugüne kadar devletimizin bekası, vatanımızın
bütünlüğü uğruna can veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve
şükranla anıyorum. Millî Savunma Bakanlığı bütçesi denilince ilk akla gelen Türk
Silahlı Kuvvetlerinin bütçesi ve savunma ihtiyacımızdır. Bilindiği üzere
ülkemiz bulunduğu coğrafi konum nedeniyle dünyanın sıcak çatışmalarının sıkça
yaşandığı ve uluslararası dengelerin her an değişebileceği kriz merkezlerinin
ortasında yer almaktadır. Bu nedenle ülkemizin savunmasının güçlü olması
şarttır, kaçınılmazdır. Sayın Başkan, Türk Silahlı Kuvvetleri bulunduğumuz coğrafya
nedeniyle bugüne kadar caydırıcı güç olmuş, bundan sonra da bu özelliklerini
devam ettirecektir. Dost ve müttefiklerimize güven veren, bölgesel barışın ve
istikrarın sürekliliğini sağlayan bir ülke olmanın asli unsuru, güçlü ve
caydırıcı bir silahlı güce sahip olmakta yatmaktadır. Millî Savunma Bakanlığı
bütçesiyle ilgili savunma faaliyetlerinin diğer tüm faaliyetlerden apayrı
özelliği bulunmaktadır. Burada asıl amaç, savunma faaliyetlerinin yanında
barışı sağlamak ve bunu sürekli kılmaktır. Bu da ancak, güçlü, donanımlı,
modern bir orduya sahip olmakla mümkündür çünkü barışın ve güvenliğin bedeli
olmaz ve olamaz. Sayın Başkan, Türk ordusu tarihî süreç içinde
değerlendirildiğinde, ilk düzenli ordumuzun Mete Han tarafından milattan önce
209 tarihinde kurulduğunu ve bu tarihin Türk kara kuvvetlerinin kuruluş tarihi
olarak kabul edildiğini görürüz. Bu doğrultuda askerî teçhizat ihtiyacımızın da
aynı tarihte başladığını kabul etmemiz gerekir. Başlangıçtan bugüne kadar devam
eden bu süreçte milletimiz en iyi savunma vasıtalarını ve en üstün silahları
kullanmış, Anadolu’ya geliş ve denizle tanışmamız ise ilave olarak yeni askerî
teçhizat ihtiyaçlarını ortaya çıkartmıştır. Ordularımız tarih boyunca en güçlü ordular arasında yer almış,
özellikle Fatih döneminde İstanbul’un fethi için imal edilen toplar savunma
sanayimizin tarihî seyrinde ilk dönemin önemli kilometre taşlarını
oluşturmuştur. Cumhuriyet döneminde de savunma sanayisi bizzat devlet
tarafından yönlendirilmiş ve geliştirilmiştir. Karşılaşılan tüm ekonomik ve
teknolojik olumsuzluklara rağmen savunma sanayimizin temelleri cumhuriyetimizin
ilk yıllarında atılmış ve silah, mühimmat, havacılık sektöründe de önemli
aşamalar gerçekleştirilmiştir. Sayın Başkan, değişen dünya şartları ve uluslararası
ilişkilerin kazandığı yeni boyutlar ülkelere genelde savunma bütçelerini kısma
hususunda bir zorlama takdim etmiştir ancak Türkiye’nin çevresindeki tehdit
boyutlarının NATO, Varşova Paktı dışına çıkarak bizzat kendine özgü bir görünüm
arz etmesi üzerine, özellikle ülkemizin jeopolitik konumundan ve Ege, Kıbrıs,
Irak ve PKK benzeri iç tehditlerden ötürü… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. CELAL ERBAY (Devamla) - …çeşitlilik kazanmasından dolayı
silahlanma ve çağdaş bir ordu bulundurma gereğine her zamanki kadar önem
verilmiştir. Bütün bunların ışığında, güvenlik ve savunma konularında Hükûmetimiz çok daha duyarlı olarak güvenliğimiz ve savunmamız
neyi gerektiriyorsa bunun için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacağını hep vurgulayagelmiştir. Hükûmetimizce
Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan tüm kanun ve tasarılar hep bu hedefler
doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Görüşmekte olduğumuz Millî Savunma
Bakanlığı bütçesi de millî ve askerî stratejik hedefler ve planlar dikkate
alınarak hazırlanmıştır. Sayın Başkan, muhterem heyet; bütçemizin, Millî Savunma
Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erbay. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çankırı Milletvekili
Nurettin Akman. Buyurunuz Sayın Akman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Savunma Sanayii Müsteşarlığı
bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Türkiye’de modern bir savunma sanayi altyapısı kurulması ve Türk
Silahlı Kuvvetlerimizin modernizasyonu için 1985 yılında Savunma Sanayi
Destekleme Fonu ve Millî Savunma Bakanlığına bağlı olarak da Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurulmuştur. 3238 sayılı Kanun’ Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılından bu güne son
beş yılda alınan tedbirler ve akıllıca kurulan proje modelleriyle artık kendi
tasarımlarını yapan bir savunma sanayimiz bulunmaktadır. Cumhuriyet tarihimizde
ilk defa tankımızı, savaş gemimizi, insansız uçağımızı, elektronik hard
sistemlerimizi kendi firmalarımız tasarlıyor, üretimlerini de kendi
firmalarımız gerçekleştirecektir. Savunma sanayimizin cirosu ilk defa 2 milyar
doları, ihracatı ise ilk defa 400 milyon doları geçmiş bulunmaktadır. Bu projelerden bazılarını özetleyebilirim. Türk Silahlı
Kuvvetlerinin taarruz, taktik, keşif helikopteri ihtiyacının karşılanması
amacıyla ATAK Projesi Sözleşmesi imzalanmış, 24 Haziran 2008 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin tüm fikrî, mülkiyet ve ihracat haklarına sahip
olacağı ilk millî tasarım tank prototipin
geliştirilmesi amacıyla başlatılan ALTAY Millî Tank Projesi Sözleşmesi Otokar
firmasıyla 29 Temmuz 2008 tarihinde imzalanmıştır. Yine ülkemizin ilk millî tasarım korvet tipi savaş gemisi MİLGEM
Projesi kapsamında ilk gemi olan Heybeliada Gemisi, Preveze
Deniz Zaferi’nin yıldönümü olan 27 Eylül 2008 tarihinde denize indirilmiştir. Bir Türk firması olan MİLSOFT tarafından geliştirilecek Millî
Komuta Kontrol Sistemi Yazılımını haiz olması öngörülen dört adet sahil
güvenlik arama kurtarma gemisi, 2012 yılına kadar envanterimize
girmiş olacaktır. Toplam 16 adet tedarik edilecek olan yurt içi tasarım yeni tip
karakol botlarının teslimatlarına ise 2010 yılında başlanacaktır. Bunların her
birisi 60’ar metre boyunda harp gemileridir. İç güvenlik ihtiyaçlarına yönelik olarak yürütülen ve geleceğin
havacılık teknolojisi olarak gösterilen insansız hava araç sistemlerinin millî
imkânlarla geliştirilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının karşılanması
hedeflenmiştir. Geliştirme çabaları devam eden döner kanatlı mini insansız
helikopter sistemleri ise Mayıs 2009 itibarıyla teslim edilmiş olacaktır. Yirmi dört saat havada kalabilen operatif
insansız hava aracının TAI’de tasarımı devam etmekte
olup teslimatların 2010 yılında gerçekleştirilmesi beklenmektedir. İlk millî
güdümlü roketimiz olan -Cirit-
havadan karaya lazer güdümlü roketin atış testleri ROKETSAN tarafından
başarıyla gerçekleştirilmiş olup, ürün ve üretim hattı kalifikasyonu
çalışmaları devam etmektedir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin
ihtiyaçlarının karşılanması ve savunma sanayimizin geliştirilmesi maksadıyla
yürütülen bu projelerle kazanılan birikimlerle Türk savunma sanayisi bugün
dünyanın en önde gelen şirketleriyle iş birliği yapabilecek bir seviyeye
ulaşmıştır. Bu çerçevede, geleceğin teknolojisi olarak kabul edilen yeni nesil
savaş uçağı F-35 projesinde Amerikan firmalarından 5 milyar dolar, A350 sivil
yolcu uçağı projesinde Avrupa firmalarından 500 milyon dolar iş payı
alınmıştır. A400M askerî nakliye uçağı projesinde iş payımız yaklaşık olarak
600 milyon avrodur. Değerli milletvekilleri, AK PARTİ İktidarına kadar Millî Savunma
bütçesi bütçe içerisinde en yüksek payı alıyordu, bugün gerek Millî Savunma
gerekse Genelkurmay Başkanlığımızın uyguladığı tasarruf tedbirleriyle hizmetten
taviz vermeden, eğitim ve sağlıktan sonra bütçe üçüncü sırada gelmektedir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. NURETTİN AKMAN (Devamla) – Bu yıl 14 milyar 532 milyon YTL olan
Millî Savunma Bakanlığı bütçesi içerisinde yaklaşık 7 milyar YTL mal ve hizmet
alımlarına ayrılmıştır. Bu miktarın yaklaşık yarısının savunma sistemi
ihtiyaçları için harcanması öngörülmektedir. Savunma sistemi ihtiyaçlarının
alımı için harcanması öngörülen 3,5 milyar YTL’ye
bütçe dışında olan Savunma Sanayi Destekleme Fonu’nun yaklaşık 1 milyar YTL’siyle hazine garantili dış borçların içerisinde yer
alan hazine kredilerini de eklersek, 2009 mali yılı içerisinde Türk Silahlı
Kuvvetlerinin savunma ihtiyaçları için bu miktarlar kullanılmış olacaktır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savunma harcamalarımızın
gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 1,5
civarındadır. Bu oran dünya ortalaması olan 2,5 oranının bir hayli altındadır.
İç güvenlik konularımızı ve Türkiye'nin çevresel şartlarını ele alırsak bunu
1-2 kat daha artırmak durumunda olduğumuzu belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle
bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akman. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sadık
Yakut. Buyurunuz Sayın Yakut. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA SADIK YAKUT (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın İçişleri
Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına konuşmak üzere söz almış
bulunuyorum. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun ile diğer mevzuatla kendisine tevdi edilen görevlerini, merkezde
6 ana hizmet birimi, 6 danışma ve denetim birimi, 7 yardımcı hizmet birimi ile
3 bağlı kuruluşu; taşrada ise 81 il valiliği ve 892 ilçe kaymakamlığı ve
bunlara bağlı birimleri vasıtasıyla yürütmeye devam eden İçişleri Bakanlığımız,
AK PARTİ’nin birey ve hizmet odaklı siyaset anlayışı
çerçevesinde geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında birçok sorunu çözmenin yanı
sıra, birçok yeni proje ve yapılanmayı da beraberinde getirdiğini görmenin
heyecanı ve kıvancı içerisinde yaptıklarımızı veya yapmak istediklerimizi beş
dakikaya sığdırmaya çalışacağım. Güvenlik hizmetlerinde hukukun üstünlüğü, sivil katılım, denetime
açıklık, şeffaflık gibi evrensel değerleri kapsayan zihniyet değişimine dayalı,
vatandaşı merkeze alan hizmet anlayışımızın ışığı altında, gelişmiş demokratik
ülkelerin çoğunluğunda başarılı bir şekilde uygulanan Toplum Destekli Polislik
Projesi ülkemizde de uygulamaya konulmuştur. Olaylara en kısa
süre içerisinde müdahale etmek, kişi hak ve özgürlüklerini ön planda tutarak
vatandaşa en hızlı ve iyi hizmeti sunmak amacıyla kısaca “MOBESE” olarak
bilinen Kent Güvenlik Yönetim Sistemi Projesi’nin yanı sıra, Jandarma Entegre
Muhabere ve Bilgi Sistemi Projesi geliştirilerek ülke bütünlüğünde iç
güvenliğin en etkin şekilde sağlanması yoluna gidilmiştir. İlaveten
Sahil Gözetleme Radar Sistemi Projesi ile karada, havada ve denizde tam
güvenlik ortamı sağlanmıştır. Suçla mücadelede delilden sanığa ulaşma yönteminin altyapısı
güçlendirilmiş, sokak suçlarının önlenmesi bağlamında yeni yöntem ve
tekniklerin kullanılmasına yönelik olarak seksen bir ilimizde Polisin Asayiş
Suçları İle Mücadele Stratejisinin Geliştirilmesi ve Güçlendirilmesi Projesi
hayata geçirilmiştir. Güven timleri ve yıldırım ekipleriyle kapkaç suçlarında azalma
sağlanmış, Güvenli Okul, Güvenli Eğitim Projesi devreye sokulmuştur. 60’ıncı Hükûmet Programı Eylem Planı’nda “Toplumun huzur ve
güvenliğini sağlamaya yönelik çabalar yoğunlaştırılacak, önleyici kolluğa
ağırlık verilecek, polis ve jandarma gerek insan hakları gerekse teknolojik
altyapı ve malzeme bakımından daha da güçlendirilecektir. Bu çerçeve içerisinde
terör ve terörizmin finansmanı, organize suçlar, yasa dışı göç ve iltica hareketleri,
uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ile etkin bir şekilde mücadele edilecektir.”
şeklinde ortaya konulan hedefler birer birer
gerçekleşmekte “Temiz ülke, temiz toplum.” hedefine ulaşmak için var gücümüzle
çalışılmaktadır. Nihai hedefimiz, karanlık odakların ve alanların olmadığı,
şeffaf, demokratik bir toplum ve devlet yapısı, aydınlık bir ülke içindir. 2006-2012 dönemini kapsayacak şekilde hazırlanan Ulusal Strateji
ve Politika Belgesi’nin Başbakanlık makamınca imzalanarak yürürlüğe girmesine
paralel şekilde Strateji Belgesi’nin uygulanmasını gösteren Ulusal Uyuşturucu
Eylem Planı’nın birincisi 2007-2009 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanarak
uyuşturucuyla mücadelede ulusal yol haritası belirlenmiştir. Mali suçlar olarak tanımlanan akaryakıt ve sigara kaçakçılığı suç
faaliyetlerinin önlenmesinin yanı sıra, yolsuzluk suçları ve göçmen kaçakçılığı
ve insan ticareti suç faaliyetlerinin engellenmesi ile de etkili bir şekilde
mücadeleye devam edilmiştir. Bu şekliyle ülkemiz Avrupa’nın en güvenli ülkeleri
arasındadır. Aynı zamanda ülkemiz, suç aydınlatma oranları bakımından da
Avrupa’nın önde gelen birkaç ülkesinden biridir. AK PARTİ olarak millî birlik ve beraberliğimizi, ülkemizin
bölünmez bütünlüğünü, devletimizin bekasını ve üniter
yapımızın korunmasını en büyük öncelik olarak görüyoruz. Terörle mücadele ve iç
güvenliğin tesisinde en başat görev İçişleri Bakanlığımıza düşmektedir. Yeni
modelleme ve yapılanmalarda terörle mücadele kazanımlarımıza kurumsal hafıza ve
millî koordinasyon ve iş birliğine dayalı bir odak anlayışı ve sıfır taviz ve
sıfır toleransla terörün kökünün kazınması, olmazsa olmaz hedeflerimiz
arasındadır. Vatandaşların terörden doğan zararlarını karşılamanın yanı sıra
köye dönüş ve rehabilitasyon çalışmaları
sürdürülmekte, şehit yakınları ve gazilerimize sahip çıkılmaktadır. Trafik
güvenliğinde yeni açılımlar, hedefler ve çözüm projelerinin bir paçası olan maddi
hasarlı kazalarda uzlaşma mekanizması gerçekleştirilmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. SADIK YAKUT (Devamla) -
Değerli milletvekilleri, diğer projelerimizi de sıralayacak olursak,
Delilden Sanığa Ulaşma Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi, jandarma teşkilatımızda Jandarma
İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezi, Dijital Ses ve
Görüntü Kayıt Sistemlerinin Kurulması Projesi, İfade Alma Yöntemleri ve İfade
Alma Odalarının Geliştirilmesi Projesi, Mahallî İdarelere İlişkin Reform
Projesi, Kimlik Paylaşım Sistemi Projesi, Adres Kayıt Sistemi Projesi, Mekânsal
Adres Kayıt Sistemi Projesi diye sıralandırılabilir. İçişleri Bakanlığının 2009 yılı bütçesinde 2008 yılı bütçesine
göre yüzde 41’lik bir artış oranının teklif edilmesi, bu Bakanlığımıza verilen
önem ve desteğin bir nişanesi olmuştur. İçişlerimizin fedakâr ve cefakâr mensuplarının bu desteği
fazlasıyla hak ettiği inancı içerisinde, başarılı çalışmalarından dolayı kutluyor,
şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor, şahsım ve grubum adına
İçişleri Bakanlığı bütçesinin kabulüyle hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Yakut. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş… Buyurunuz Sayın Aydoğmuş. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET
AYDOĞMUŞ (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı
2009 mali yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, kıymetli üyeler; İçişleri Bakanlığımız, ülkemizin
her karış toprağına hizmet götüren ve bütün vatandaşlarımızı kucaklayan,
vatandaşların can ve mal güvenliğini, toplumun huzur ve emniyetini sağlayan,
Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan bireylerin temel hak ve
özgürlüklerini korku ve endişeden uzak, güven içerisinde kullanmalarına imkân
tanıyacak ortamı oluşturmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki, gerçek anlamda huzur
ve güven özgürlüklerin ve adaletin tam anlamı ile yaşandığı bir toplumda mümkün
olmaktadır. Bunun için Hükûmetimiz
güvenlik anlamında, güvenlik hizmetleri kapsamında önleyici tedbirler almış,
güvenlik güçlerimizin nitelik ve niceliklerini artırıcı tedbirler hayata
geçirmiş, suç soruşturmasına ilişkin teknik ve idari kapasiteyi geliştirmiş
-mobil iletişim teknolojisinden azami oranda yararlanmaktadır- güvenlik
birimleri ile toplum arasında güçlü bağlar kurmaya yönelik projeler
geliştirmiş, halkımızın gündelik yaşamını etkileyen asayiş suçlarıyla mücadele
amaçlı yeni stratejiler geliştirmiş ve hayata geçirmiştir. Okul, aile ve
güvenlik kuvvetlerinin yakın iş birliği ve dayanışma içinde bulunmalarını ön
planda tutarak gerekli önlemleri almıştır. Suçla etkin mücadeleyi sağlayacak
bina, araç ve gereçlerin, gerekli ihtiyaçların öncelikli sağlanmasına önem
verilmiştir. Sayın Başkan, kıymetli vekiller; kaliteli hizmetin ancak nitelikli
ve yeterli sayıda personelle mümkün olacağını hepimiz bilmekteyiz. AK PARTİ
İktidarı tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda, emniyet teşkilatında 2003
yılında yüzde 21 olan yüksekokul ve üniversite mezunu polis oranı, 2008 yılında
yüzde 75’e yükselmiştir. Emniyet teşkilatında görev yapan emniyet personelinin
ekonomik durumunda günümüz şartlarına göre büyük oranda iyileştirme
yapılmıştır. Toplumsal olaylarda can ve mal kaybının önlenmesi, suçun
oluşmasının engellenmesi için MOBESE olarak bilinen Kent Güvenlik Yönetim
Sistemi Projesi ve Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi Projesi
geliştirilmiş, MOBESE ile on üç ilimizde tamamlanan güvenlik teşkilatı Çorum’un
da içinde bulunduğu otuz dört ilde ise şu anda faaliyete geçme aşamasındadır. Ülkemizin Avrupa’nın en güvenli ülkeleri arasında olduğunu hepimiz
kanaatimce biliyoruz. Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında
küçümsenmeyecek başarılar elde edilmiştir. Bu konuda Interpol verileri dikkate
alınacak olursa, 100 bin kişiye düşen suç oranı Almanya’da 7.747, Polonya’da
3.616, Kanada’da 8.512 iken, bu sayı Türkiye’de 973’tür. Interpol verilerine
göre, 100 bin kişiye Berlin’de 15.029, Viyana’da 13.853 suç düşerken, bu sayı
İstanbul’da 1.080, Ankara’da 777, İzmir’de ise 652’dir. Yine Interpol
verilerine göre, suç aydınlatma oranı dikkate alındığında, Türkiye’nin yüzde 62
oranıyla Avrupa Birliği ülkeleri dâhil birçok ülkeden daha iyi bir güvenlik
sistemini oluşturduğunu ortaya koymuştur. Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; dünyanın hiçbir ülkesi de
Türkiye kadar farklı amaçlarla kurulmuş ve uluslararası destek alan terör
örgütleriyle mücadele etmek durumunda bırakılmamıştır. Ülkemiz, son otuz yıldır
yıkıcı ve bölücü terör belasıyla karşı karşıyadır. Bu süreçte bütün
sorunlarımız için yapılması gereken, daha çok demokrasi, daha çok özgürlüktür,
daha çok yatırım, daha çok üretim, güvenliktir, istikrardır. Güven ve
istikrarın olmadığı bir yerde gelişme olamaz. Terör ve şiddetin var olduğu bir
yerde de kalkınma olmaz, huzur olmaz, istikrar olmaz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız. AHMET AYDOĞMUŞ (Devamla) – Bütün bunlara ilaveten, e-devlet
anlamında yürüttüğümüz çok önemli ulusal projeler sayesinde vatandaşlarımızın
kamu hizmetlerinden çok daha rahat yararlanmalarını sağlamakta, öte yandan
devlet kurumlarının yürüttüğü işlerin hız ve kalitesini artırmaktadır. Bütün
bunları yapmak için bilfiil herkes üzerine düşeni de yapmaktadır. Çalışmalar
yarınları kucaklayacak niteliktedir. Bütün bu yapılanlar AK PARTİ İktidarının
başarısını da ortaya sermektedir. Bu konuda daha anlatılacak birçok konunun olmasına rağmen, zamanın
yetersizliği dolayısıyla ilerleyen zaman içerisinde Meclis çatısı altında
bunlara ayrıyeten zaten değineceğiz. Sözlerime son verirken 2009 yılı bütçesinin ülkemize ve
milletimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydoğmuş. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Emin
Nedim Öztürk. Buyurunuz Sayın Öztürk (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA EMİN NEDİM ÖZTÜRK (Eskişehir) - Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğünün 2009 yılı bütçesi hakkında
AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetimizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, hak ve özgürlüğümüzü ancak güvenlik varsa
kullanabiliriz. Zira, özgürlüklerin temelinde
güvenliğin sağlanması koşulu vardır. Bununla birlikte özgürlüğün güvenliğe feda
edilmemesi, özgürlük ve güvenlik dengesinin de iyi korunması gerekmektedir.
İşte bu amaçla güvenlik güçlerimiz kendilerine verilmiş, hukuk düzeni
içerisinde devletimizin ve milletimizin her türlü iç ve dış tehlikelerden uzak
tutulması, kanun hâkimiyetinin sağlanması, suç işlemeye yönelik davranışların
önlenmesi, suçluların yakalanarak adli makamlara teslim edilmesi gibi huzur ve
güvenliğimiz için özverili olarak çalışmaktadırlar. Hırsızlık, gasp, kapkaç,
yankesicilik ve dolandırıcılık gibi, toplumumuzu tehdit eden olaylarda önemli
azalmalar meydana gelmiştir. Gerçekleştirilen büyük operasyonlar ile terör ve
örgütlü suçlarla mücadele alanında önemli sonuçlar alınmıştır. Değerli milletvekilleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, başarısı, sahip
olduğu bilgili ve tecrübeli teşkilatı ile dünya polis teşkilatları tarafından
da takdirle izlenmektedir. Huzur ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli
görevler üstlenen polisimizin ekonomik ve sosyal imkânlarının geliştirilmesinin
Hükûmetimizin öncelikli hedefleri arasında olmasını
büyük bir memnuniyetle karşılıyorum. Zira, polisimizin
görevleri gereği üstlendiği risklerin karşılığında adil bir ücret almaya hakkı
olduğu bir gerçektir. Değerli milletvekilleri, halkımızın huzur ve güvenliğini sağlamaya
çalışan emniyet teşkilatımızı yıpratmaya çalışmanın ya da yurt dışında olan
bazı olayların ülkemizde de olmasını temenni ediyormuş gibi görünmenin kime
yararı vardır. Olsa olsa, huzur ortamından ve ülkenin
güvenliğinden sıkıntı duyanlar bundan rahatsız olabilirler. Ancak, önemli olan,
bazı aydınların ve basın mensuplarımızın bu tuzağa düşmemeleridir. Emniyet
teşkilatı yöneticilerimiz, münferit, hukuki olmayan davranışlar konusunda
müsamaha sahibi değillerdir ve bu konuda personel ayıklaması çok hızlı bir
biçimde yapılmaktadır. Her kurumda olduğu gibi, o kurumun işleyişine uygun
davranış içinde olmayan kişiler olabilir. Bir olayla ilgili bütün teşkilatı
karalama ve kötüleme kampanyası ancak, biraz önce de belirttiğim gibi, sadece
ve sadece, bu ülkenin birlik ve beraberliğinde gözü olan insanlara yarar.
Burada içimizin rahat olmasını sağlayan en önemli husus ise hiç şüphesiz, bu
ülkenin varlığının ve bütünlüğünün sürdürülmesinde devlet kurumlarımızın çok
güçlü bir yapıya sahip olmasıdır. Bunların başında gelen emniyet teşkilatımız,
çetelerin, birlik ve bütünlüğümüze göz dikmiş hainlerin ve her türlü
kanunsuzların korkulu rüyası olmaya devam edecektir. Değerli milletvekilleri, bir konuyu daha huzurlarınızda
hatırlatmak istiyorum. Polis teşkilatımızın kayıtlarına göre, 175 bin kişilik
bir sektör olan özel güvenlik şirketleri, profesyonel güvenlik hizmetlerinin
görülmesinde önemli bir yere sahip olmuşlardır. Ancak, bu sektörde, 5188 sayılı
Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve bu Kanun’a ilişkin yönetmelik
hükümlerine uygun davranan şirketlerin yanı sıra, özellikle “deneme süresi” adı
altında iki ay kadar çalıştırılan personel için yasal bildirim yapmayan
şirketler de vardır. Profesyonel olarak çalışan ve kanun hükümleri kapsamında
faaliyet gösteren bu şirketlerin mağdur olmaması için Maliye, Çalışma ve
İçişleri Bakanlıklarımızın mutlaka ortak denetim yapmaları gerekmektedir.
Ayrıca emniyet teşkilatımızın bu konuda denetim birimlerinin güçlendirilmesi
çalışmalarını öğrenmekten de memnun olduğumu ifade etmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, belirtmek isterim ki terörle mücadeleye siyasi
iradenin kararlılığı, güvenlik güçlerinin yüksek mücadele azmi ve milletimizin
desteğiyle devam edilecektir. Polisimizin görevi esnasında Atatürk ilke ve inkılaplarına, cumhuriyetimizin temel değerlerine bağlı
kalıp hak ve hukukun üstünlüğünü gözeterek, yaşadığımız toplumun değer
yargılarına karşı saygılı olacağına inancım tamdır. Bu vesileyle görevi başında şehit düşen güvenlik güçlerimize
Allah’tan rahmet, başta gazilerimiz olmak üzere, emekli ve görev başındaki tüm
teşkilat mensuplarına sağlık, başarı ve mutluluklar diliyorum. Bu duygu ve
düşüncelerle bütçemizin milletimize, devletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili
Osman Aslan. Buyurunuz Sayın Aslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN ASLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Emniyet Genel Müdürlüğünün 2009 yılı bütçesi
üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. Konuşmama başlamadan önce, memleketin birlik ve bütünlüğünü,
vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumak uğruna şehit düşmüş, sakat
kalmış, ömür tüketmiş tüm emniyet teşkilatı mensuplarımızı saygı ve şükranla
yâd ediyorum. Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, yüz altmış üç yıllık geçmişi
bulunan ve ülkenin güvenliği ve dirliğini sağlama konusunda bunca sarsılmaz bir
iradeyle hareket eden emniyet teşkilatı, vatandaşımızın huzur ve güveninin
teminatıdır. Ülkenin ve vatandaşın güvenliğini korumak için hiçbir
fedakârlıktan kaçınmayan polislerimiz bugün artık bu görevlerini yerine
getirirken insan hak ve özgürlüklerine riayet hususunda da gerekli hassasiyeti
göstermektedir. Bugün polis teşkilatı geçmişe oranla çok daha dinamik, çok daha
eğitimli, çok daha donanımlı ve çok daha saygın bir kurum hâline gelmiştir.
Peki, bu değişim ve gelişimi nasıl oldu? Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir kurumun
başarısında iki önemli faktör vardır: Birincisi iyi yetişmiş, eğitimli,
sağlıklı, işine konsantre ve sayısal olarak yeterli
insan gücü ve diğeri de gelişmelere açık, teknolojiden üst düzeyde yararlanan,
dinamik ve disiplinli bir yönetim organizasyonudur. Özellikle emniyet
teşkilatımızdaki insan gücünün, yani polisimizin nicelik ve nitelik durumuna
bakalım. Bakınız, 2002 yılında AK PARTİ İktidarı göreve geldiğinde ülke
genelinde 122 bin polis memuru görev yapıyordu. Bu, 550 kişiye 1 polis memuru
düşmesi anlamına geliyordu ki bu rakam AB üyesi ülkelerde 250 kişiye 1 polis
şeklindedir. AK PARTİ Hükûmeti göreve geldiğinden
beri toplam 51.358 polis memuru göreve alınmıştır ve bu rakam, henüz
istenildiği kadar olmasa da, 350 kişiye 1 polis memuru düzeyine gelmiştir.
Önümüzdeki üç yıl içerisinde emniyet teşkilatında görev yapan polis sayısı,
yapılan planlamalara göre, 240 bine yükselecek ve hem AB standartlarına yakın
bir ortalamaya ulaşacak hem de yıllardır mesai kavramı tanımaksızın günde on
iki saat ve üzerinde çalışan polisimizin yükü bir nebze olsun azaltılmış
olacaktır. Ancak sadece sayısal artışın bir şey ifade etmeyeceği ortadadır.
Bunun yanı sıra polisimizin eğitim seviye ve kalitesini yükseltmek için de
önemli tedbirler alınmıştır ki bu sayede AK PARTİ göreve geldiğinde emniyet
teşkilatındaki üniversite mezunu polis oranı yüzde 21 iken bugün yüzde 75 düzeyine
ulaşmıştır. Bu artışta dönemimizde polis meslek yüksekokullarının sayısının
artırılmasının yanı sıra üniversite mezunlarını polis teşkilatına kazandırmak
amacıyla altı aylık eğitim veren dokuz adet polis meslek eğitim merkezi
açılmasının da payı vardır. Ayrıca, yılda ortalama 105 bin polisimize iki yüz
elli farklı konuda hizmet içi eğitim verilmektedir. Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; peki,
polisimizin sayısını artırdık, eğitimini artırdık, bu yeterli oluyor muydu?
Hayır. Bir yandan suçla ve suçluyla mücadele ederken diğer yandan da maddi
sıkıntılar içinde çırpınan polisimizin sağlıklı ve daha rahat yaşayabilmesi
için ve daha iyi bir şekilde verimli bir çalışma yapabilmesi için özlük
haklarında da önemli gelişmeler yapmak gerektiğine inandık. Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, AK PARTİ İktidarı
döneminde memurlar içinde en fazla maaş artışı polisimize sağlanmıştır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın. OSMAN ASLAN (Devamla) – Hatırlayınız ki, AK PARTİ iktidara
geldiğinde 662 YTL olan düşük polis maaşı bugün yüzde 168 artışla 1.776 TL’ye
çıkmıştır. ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Niye daha çok polise ihtiyaç duymuşuz
acaba? OSMAN ASLAN (Devamla) – Aynı dönemde kümülatif
enflasyonun yüzde 65 olduğu düşünüldüğünde polisimize reel anlamda yüzde 100’ün
üzerinde bir iyileşme sağlandığı görülecektir. Tabii bununla
birlikte polisimizin yoğun çalışmaları esnasında gece gündüz demeden
yorulmaları, sıkıntı çekmeleri neticesinde tabii ki, elbette ki, huzurlu bir
meskende, bir yerde dinlenme ihtiyacı olduğuna binaen de polisimizin, özellikle
Emniyet Genel Müdürlüğümüzün TOKİ’yle yapmış
oldukları anlaşma sonucu hem çok ucuz bir şekilde ev sahibi olabilme imkânı hem
de görev yaptığı illerde, ağırlıklı doğu ve güneydoğu illerimiz olmakla
beraber, bugüne kadar… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Aslan. OSMAN ASLAN (Devamla) – …6 bin tane lojman satın alınmış ve
yapılan çalışmalar da belirtmektedir ki bu netice gittikçe artmakta, sayı 10
bine filan ulaşma niteliğindedir. Tabii, hiç kuşku yok ki polisimizin tüm ihtiyaçlarını gidermişiz
demek mümkün değildir. Bu ilerleyen yıllarda inşallah gittikçe polisimizin daha
rahat, daha iyi bir ortamda görev yapabilmeleri için hem ekonomik açıdan hem
teknolojik açıdan çok imkânlar temin edileceği gözden kaçınılmazdır. Tabii, burada çok şeyler anlatılması lazım. Polis teşkilatıyla
ilgili çok projeler düzenlenmektedir, takip edilmektedir. Zaman
yetersizliğinden dolayı hepsini anlatmak mümkün değildir. Bu vesileyle, ben, tekrar Emniyet Genel Müdürlüğü bütçemizin polis
teşkilatımıza ve bütün mensuplarına hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslan. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili İsmail Göksel.
Buyurunuz Sayın Göksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL GÖKSEL (Niğde) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 2009 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Jandarma Genel
Komutanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri “Güzel yurdun güvenliği emanettir bizlere/
Jandarmadır ulaştıran adaleti her yere.” diyor jandarmamız. Evet, devletin
öncelikli görevlerinden biri, vatandaşların can ve mal güvenliğini, toplumun
huzur ve emniyetini sağlamak, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan
bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korku ve endişeden uzak, güven
içerisinde kullanmalarına imkân tanıyacak ortamı oluşturmaktır. Vatandaşı
merkeze alan hizmet anlayışı çerçevesinde, toplumun bütün beklenti, ihtiyaç ve
taleplerini dikkate alan klasik güvenlik yaklaşımları yerine bireysel özgürlük
alanlarını daraltmayacak ve aynı zamanda kamu düzenini sağlayacak, etkili,
çağdaş ve bilimsel yeni yöntemlerin uygulamaya konulmasını sağlamak esastır. Şu unutulmamalıdır ki: Gerçek anlamda huzur ve güvenlik,
özgürlüğün ve adaletin tam anlamıyla yaşandığı bir toplumda mümkündür. Bu
bağlamda Türkiye Cumhuriyeti jandarması emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin
korunmasını sağlayan diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren
silahlı, askerî bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir. Jandarma Genel Komutanlığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası
olup, silahlı kuvvetlerle ilgili görevleri, eğitim ve öğretim bakımından
Genelkurmay Başkanlığına, emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve
hizmetlerin ifası yönünden İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Ancak Jandarma Genel
Komutanı Bakana karşı sorumludur. Ayrıca Cumhuriyet savcılarımızın talimatları
doğrultusunda adli kolluk kuvveti gibi de görev yapmaktadır. Jandarmanın
sorumluluk alanı Türkiye yüzölçümünün yüzde 92’sini kapsamaktadır. Yani bir
ildeki, ilçedeki jandarma aynı zamanda askerî bir kuvvet silsile yoluyla
Genelkurmay Başkanlığına bağlı, idari yönle hizmetleri ve görevleri dolayısıyla
kaymakamlık, valilik tarafından İçişleri Bakanlığına bağlı, adli görevleri de
vardır, Cumhuriyet savcılarımızın talimatlarını yerine getirirler. Bu da
gösteriyor ki, ülkemizin güvenliğinde jandarma güçlerimizin büyük önemi vardır.
Jandarma kuvvetleri, ülkemizin nüfusuna oranla terör ve asayiş sorunlarının
çözümünde son derece önemli görevler üstlenmiştir. Değerli milletvekilleri, Jandarma Genel Komutanlığının
küçük rütbeli subay ve astsubay ihtiyacını karşılamak maksadıyla 2002 yılı
içerisinde başlanan sözleşmeli subay ve astsubay temini devam etmekte olup,
teknolojik gelişmelere paralel olarak nitelik ve nicelik değiştiren suç ve
suçlular karşısında tecrübesi ve uzmanlık özelliği olan daha iyi eğitilmiş,
görevde uzun süre kalacak, müstakil karar verme yeteneğine sahip personelin
teşkilata alınması planlanmıştır. Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne yönelik eylem ve faaliyetlerde
bulunan terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarda görev yapan komando
birlikleriyle özel hareket timlerinin tamamı profesyonel hâle getirilmiştir. Bu
konuda özellikle jandarma özel harekât timlerinde görev yapan subay ve astsubay
ve uzman jandarmalarımızın sosyal haklarının iyileştirilmesi, moral ve motivasyonlarını artırıcı önlemler almak gerekmektedir. Bu
konuda bir an önce uzman jandarmalarımızın sosyal haklarının geliştirilmesi
yönünde Hükûmetimizin yasa çalışmaları yapması
gerekmektedir. Değerli milletvekilleri, belediye sınırları dışında ve polis
teşkilatının bulunmadığı yerleşim birimlerinde büyük bir özveri ve kolluk
hizmetini yürüten jandarmamızın gerek araç-gereç gerekse donanım açısından
gerekse teknolojik yeniliklerden azami derecede yararlanmaları için gerekli
hassasiyeti göstermekteyiz. Jandarma Genel Komutanlığına çağdaş haberleşme ve bilgi sistem
teknolojilerinin sunduğu imkân ve kabiliyetleri kazandırmak ve bilginin en
küçük jandarma birimine kadar kesintisiz, eş zamanlı, doğru ve emniyetli
şekilde ulaştırılmasını sağlamak maksadıyla kısa adı “JEMUS” olan Jandarma
Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi Projeleri geliştirilmiştir. Millî
teknolojiden faydalanılarak geliştirilen JEMUS telsiz sistemi sayesinde bilgiye
süratli ve zamanında ulaşılması, birimler arasında hızlı bir koordinasyon
sağlanması, emniyet ve asayiş hizmetlerinin süratli bir şekilde yürütülmesi
sağlanacaktır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. İSMAİL GÖKSEL (Devamla) – Sistemin faaliyete geçirildiği illerde
emniyet ve asayiş hizmetlerinin yürütülmesinde büyük bir etkinlik sağlamaktadır.
Aranan şahıs yakalama oranlarında yıllık ortalama yüzde 500 gibi büyük bir artış sağlanmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel
Komutanlığımız bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 18 artışla 3 milyar 690
milyon 760 bin YTL artırılmış, bu artış ülkemizin son derece kıt kaynaklarından
elde edilmiştir. Ülkemizin güvenlik ve asayişinden vatandaşımızın huzurunun
teşkilinden hiç taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz. Vatan topraklarımızın
üzerinde yaşayan vatandaşlarımızı hiçbir ayrım gözetilmeden her türlü baskı,
şiddet ve terör olaylarından koruma ve kollama, ülke bütünlüğünün sağlanması
yönünden jandarma teşkilatımız ve onun vatan sevgisiyle çarpan yürekleriyle
Türk milletine hizmetlerinde her türlü şartta görev yapacaklardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız. İSMAİL GÖKSEL (Devamla) – Ülkemizin en ücra köşelerinde canları
pahasına görev yapan, birlik ve beraberliğimizin simgelerinden biri olan
jandarma kuvvetlerimize üstün başarılar diliyorum. Ebediyete intikal eden aziz
şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, bize her zaman güç veren gazilerimizi
minnet ve şükranla anıyorum. 2009 Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin ülkemize hayırlı
olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Göksel. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hasan
Kemal Yardımcı. Buyurunuz Sayın Yardımcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN KEMAL YARDIMCI (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımız bütçesi içinde yer alan
Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Yüzyılımızda “emniyet”, “güvenlik”, “savunma” kavramları arasında
“güvenlik” ön plana çıkmaktadır. Denizlerimizde güvenliği sağlayan, doğal
zenginliklerimizi koruyan ve denizde her zaman yardıma hazır olan Sahil
Güvenlik Komutanlığının önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Denizlerimizde korkulan değil sevilen, sayılan, güven
veren, etkin ve dünyada örnek alınan bir komutanlık olmayı hedefleyen, karada
Jandarma Genel Komutanlığımız ve Emniyet Genel Müdürlüğümüzün icra ettiği gibi,
denizlerimizde adli, idari kolluk görevlerini yürüten Sahil Güvenlik
Komutanlığı 2003 yılında yapılan yasal düzenlemeyle Jandarma Genel
Komutanlığıyla aynı statüde, ayrı bir personel yapısına sahip olmuştur. Ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde “Mavi
vatan” olarak adlandırdığımız ve Türkiye yüzölçümünün yarısına eşit büyüklükte
deniz yetki alanlarımızda kendine tevdi edilen görevleri icra ederken can ve
mal güvenliğini ön planda tutan Sahil Güvenlik Komutanlığı, Hopa’dan İğneada’ya, Enez’den Çevlik’e
kadar altmış beş üs liman ve yerleşim yerinde konuşlanmış muhtelif büyüklükte
sahil güvenlik botu, mobil radar, helikopter ve uçaklara sahiptir. Silahlı kuvvetlerimizin ve deniz kuvvetlerimizin ayrılmaz bir
parçası olan Sahil Güvenlik Komutanlığımızca 1 Ocak 2008 tarihinden bu yana
icra edilen etkinlikleri bazı
rakamlarla size açıklamak istiyorum: 502 adet arama ve kurtarma
olayında 6.940 vatandaşımızın hayatı kurtarılmış ve yine 44 teknenin zayiatı
önlenmiştir. 39.243 adet gemi kontrol edilerek bunlardan yasa dışı olaylara
karışan 4.238 gemi savcılıklara sevk edilmiştir. Deniz kirliliğinin önlenmesi ve deniz çevresinin korunması
faaliyetleri kapsamında deniz kirliliğine neden olan 37 adet deniz aracına
144.822 YTL idari para cezası uygulanmış ve tespit edilen 108 adet deniz
kirliliği, yetkili diğer kurumlarla elde edilen delillerle birlikte yasal işlem
yapılmak üzere sevk edilmiştir. Yasa dışı su ürünleri avcılığı yapan 964 adet tekne ve kişiye
yaklaşık 1 milyon 222 bin YTL idari para cezası uygulanmıştır. 7.378 yasa dışı
göçmen, 101 organizatör, 272 ton akaryakıt muhtelif cins ve miktarlarda kaçak
malzeme, sigara yakalanmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sahil Güvenlik
Komutanlığımızın genç bir komutanlık olması sebebiyle ihtiyaçları da çoktur.
Ödeneğin büyük bir kısmı altyapı tamamlamaları için kullanılmaktadır. 1982 yılında kurulan Sahil Güvenlik Komutanlığının gelişimi için
ihtiyaç duyulan reorganizasyon ve projelerinin tamamlanması maksadıyla İçişleri
Bakanlığı bütçesi içindeki kurumsal payının artırılması gerekmektedir. En başta sayılacak ihtiyaçlar, uzmanlığın yanı sıra profesyonel
bir anlayışla çalışılması gereken çevre, su ürünleri, hukuk, bilgisayar gibi
alanlardaki sivil memur ihtiyacı olmak üzere, modern gemi, helikopter, keşif,
gözetleme ve istihbarat sistemleri ve personel için lojman ihtiyacıdır. Milletimize denizciliği sevdirmeye çalışan, deniz yetki
alanlarımızda güven ortamını tesis etmek amacıyla gayret sarf eden ve denize
çıkan herkesin ihtiyaç hâlinde yardımına koşarak yüksek derecede bir
mesuliyeti, böyle bir sorumluluğu üstlenen, güzel vatanımıza, yüce milletimize
hizmet etmeyi kendisine şiar edinen, denizlerimizi koruyan, sorumluluğunu
layıkıyla yerine getiren tüm görevlilerimizi kutluyor ve tebrik ediyorum. Bu uğurda şehit olan ve rahmete kavuşan tüm şehitlerimizin
ailelerine başsağlığı diliyorum. 2009 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni eder,
saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yardımcı. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır
Milletvekili Aysel Tuğluk. Buyurunuz Sayın Tuğluk. (DTP sıralarından alkışlar) Süreniz on beş dakikadır. DTP GRUBU ADINA AYSEL TUĞLUK (Diyarbakır) – Teşekkürler Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı Millî Savunma
Bakanlığı bütçesi için DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Yeni bir yılın arifesinde ortak geleceğimize ve toplumsal
yaşamımıza dair kaygıların alabildiğince arttığı bir ortamda iyimser konuşmak
ne yazık ki mümkün olmuyor. Umudunu, düşlerini, direncini ve anlama gücünü
yitirmiş birey ve toplumun getirildiği ya da düşürüldüğü son nokta tecavüz,
cinnet, linç ve cinayetlerdir. Hiç kimsenin kendini ne ekonomik ne sosyal ne
psikolojik ne de politik açıdan güvende hissetmediği bir ortam ve zamanda
savunma bütçesini 14 milyar 532 milyon YTL ayırmak, belki de tüm bunlara
ortaklığı ifade edecektir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı bütçesi önceki
bütçeler gibi siyasi tercihlerin bir sonucu olarak yoksulluğun, sefaletin,
işsizliğin ve savaşın bütçesi olarak karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor. IMF’nin
bütün şartlarının kabul edildiği bütçe hazırlama anlayışı yıllardan bu yana
gündemimizden zaten hiç düşmedi. AKP Hükûmeti de
sınıfsal bir tercihte bulunarak yüksek faizli borç bütçesi hazırlarken,
eğitime, yatırıma ve sağlığa ayrılan paylar ihtiyacı karşılamaktan uzak
düşüyor. Emeğiyle geçinenlerden toplanan vergiler yine bir avuç rantiyeye, savaş ve silahlanmaya gidiyor. Hazırlanan bu bütçe, ekonomik olarak iflasın, siyasi olarak da
dışa bağımlılığın belgesi olma özelliğini taşıyor. Nüfusun yüzde 38’i günlük
1,5 doların altında yaşamını sürdürmeye çalışırken, gelir dağılımı
adaletsizliği her geçen gün büyüyor, işsizlik akıl almaz boyutlara ulaşıyor. Sistem ekonomik ve siyasal olarak tıkanmışken, yolsuzluk batağında
çırpınan AKP İktidarının böylesi bir bütçeyle toplumun karşısına çıkıyor olması
kabul edilemezdir. Açıkça ifade ediyoruz ki mevcut bütçe, uluslararası
tekellerin, büyük sermaye gruplarının ve rant
çevrelerinin talepleri çerçevesinde şekillenmiştir. Yoksuldan yana olduğunu
iddia eden AKP Hükûmetinin sınıfsal tercihi, yine tam
tersi zenginden, elitten, sermayeden yana gerçekleşmiştir. Sayın milletvekilleri, dünya ve ülkemizde ne olup bittiğini
anlamak zorundayız. Öyle askerî ve siyasi nutuklarla mutlak iktidarın ve
yalanın olağanüstü kudretinin esiri durumuna gelmeden özgür insanlar olarak
hakikati aramayı denemeli ve realitenin farkına varmayı istemeliyiz. İddia ediyorum ki Türkiye siyasi gündemi son yıllarda hiç bu kadar
olumsuz bir atmosfere sahip olmamıştı. Ülkenin en önemli sorunu olan Kürt
meselesinde ufuk epeyce bulutlu bir hâl aldı. Buna bizzat Başbakan tanıklık
etti. Her şeyiyle yeni bir eşikte olduğumuz aşikârdır. Aslında ekonomik kriz de hâlen tam olarak Türkiye'nin gündemine
girmiş değil. Kapitalist sistemin yeni bir reorganizasyonuyla karşı karşıya
olduğumuz biliniyor. Çoktandır sözü edilen takımada modeline geçişin miladı
pratik olarak bu krizdir. Bu yeni dünyada, kendi
başına, kapalı ulus devlet yapılarının bir etkinlik alanı kalmayacaktır. Zaten
kapitalist küreselleşme çoktan beridir kapalı ulus devlet yapılarıyla bir
gerilim yaşamaktaydı. Buna ülkemiz de dâhildir. Bu krizin Türkiye gibi
ülkelerdeki etkisi gecikebilir, ancak şiddetli olacaktır. Ne yazık ki sayısız
küçük işletmenin iflası yakın zamanda gündeme gelecek. Ayrıca, özel sektörde
pazar kayıpları ve işten çıkarmalar hızlanacak. Kamu sektöründe de aynı trend yaşanacaktır. Yaşanacak sıcak para kayıpları epey
zamandır yaşanan sahte baharın sonu olacaktır. Hükûmet
bunun farkındadır ve
artçı sarsıntının mart ayının ötesine sarkması için elinden
geleni yapıyor. Seçimler sonrasında gelecek zamlar, iflaslar ve işten
çıkarmalar kaçınılmazdır. Ancak, asıl sorun biraz da politik bir karar anının
artık Ankara’nın önünde duruyor olmasıdır.
Ulus devletlerin takımadalar hâlinde hızlı bir şekilde sıkı entegrasyon sürecine yöneldiği bir dönemde Türkiye ne
yapacak? Sorun hâlen orta yerde durmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; ülkemizin sorunları sadece
ekonomiyle ilgili değildir, esas olarak politiktir. Yakın zamanda bölgesel
liderlik ve 2020’de global bir aktör olma planları
yapan ve bunu da esasta ordunun modernizasyon ve yerli silah üretim gücünü
geliştirmeye dayandıran Türkiye, yaşanan savaşı da bahane ederek bu projesini
büyük bir hızla ve büyük harcamalarla hayata geçirmeye başlamıştır. Bu kriz ortamında şekillendirilen 15 milyar YTL’lik bütçenin anlamı bundan başkası değildir. Silahlanmaya ilişkin Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün raporunda
dünyada silahlanmaya en çok para harcayan ülkeler listesinin ilk on sırasına
beş Orta Doğu ülkesi girdi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail,
Mısır’la birlikte Türkiye ilk onda yer almıştır. Açlık, yoksulluk ve sefalet
günlerinde yazık ki, yine savaşa yatırım yapan bir iktidar var karşımızda. Kürt
meselesinde ekonomik, siyasi, diplomatik ve hatta askerî rezervlerini tüketen
bir ülkenin hâlen çatışma ve çözümsüzlükte ısrar ediyor olması bir akıl
tutulmasıdır. Hükûmet sözcüsü Sayın
Cemil Çiçek geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada Güneydoğu’da yapılan
savaşa 300 milyar dolar para harcandığını belirtti. Çeyrek yüzyıldır süren ve
yoğunluğu düşük bir savaşın maliyetinin rakamlarla ifadesi dile kolay geliyor.
Ya maliyetini hesaplayamadığımız kayıplar? Oysaki “savunma” denilen alan sadece
jeopolitik tehditler açısından değil, ekonomik açıdan da irdelenmesi gereken
bir alandır. Türkiye bu hesabı yapmak zorundadır. Borç stokunun toplam 450 milyar doları bulduğu bir ülkede
demokratikleşememe nedeniyle yaşanan maddi ve manevi kaybın hesabı halka ve
Parlamentoya verilmek durumundadır ki, yolun sonuna da gelinmiştir. Hem
uluslararası sermaye ve Türkiye sermayesinin hem kendisini devletin sahibi
gören Kemalist, sivil, askerî bürokrasinin ve hem de 22 Temmuz ile
aldatıldığının bilincine varan Kürtlerin AKP ile yaşadığı balayı bitmiştir.
Önümüzdeki dönemde herkes siyasi iktidarın bittiğine, bitirildiğine tanık
olacaktır. Bu iktidar gerilimler ve çatışmalar dışında bu ülkeye bir şey
yaşatmamıştır. Toplumsal mutsuzluğumuzun birincil sorumlusu AKP Hükûmeti ve siyasetidir. İç savaş eşiğine gelmiş,
getirilmiş bir toplumun güvenliği ve ortak geleceğinden söz edemeyecek kadar
vahim bir durumdayız. AKP’nin kutuplaştıran ve çatıştıran siyaseti toplumsal
hayatımızın her alanını ve alnına dayatılarak toplumsal yaşamı sürdürülebilir
olmaktan çıkarmıştır. Soruyorum size, seksen beş yıllık cumhuriyet tarihimizin son yirmi
beş yıllık süresini kendisiyle savaşarak geçiren bir toplumun şovenizm ve
milliyetçilik girdabında habis bir cinnet hâliyle ötekinin gırtlağına yapışmadan,
halim ve selim bir hâlde yaşayacağını kim iddia edebilir? Ölmenin ve öldürmenin
millî bir refleks hâline getirildiği bir ülkenin geleceği olabilir mi sayın
vekiller? İrrasyonel tepkileri, linç histerisini, pompalı saldırıları “Karşı
tepki” diye meşrulaştırıp hedef gösteren Başbakanlık düzeyindeki bir zihniyetin
çaresizliği bu ülkenin kaderi olamaz. Bu ülkenin Parlamentosu her yıl savaş
bütçeleri hazırlayarak, sürdürülebilir az kanlı bir çatışma konseptiyle
siyaset üzerindeki vesayetini sürdürmek isteyenlerle kol kola girerek sivil
siyaset yapamaz, yaptırmazlar. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savunma bütçesini
konuşurken yaşadığımız savaşı görmezden gelemeyiz. 300 milyar dolarımızı ve en
önemlisi de 40 bin insanımızı yitirdik. Ama artık kimsenin bu duruma tahammülü
kalmadı. İnkâr ve isyan sürecinin kırılma dönemini yaşıyoruz. Tarihî bir
dönemeçteyiz. Uyarmayı bir sorumluluk kabul ediyorum. Kürtlerle Türklerin artık
binyıllık birlikteliğin sonuna yaklaştırıldıklarının altını çiziyorum. İddia
ediyorum ki bunlar benim karamsar ruhumun habis kurguları değildir. En başta
belirttiğim, takımadalara dayalı küresel siyaset oyununda Türk siyaset eliti farklı gruplar arasında denge siyaseti
sürdürebileceğine inanıyor ve böylesi zor bir oyuna girişiyor. “Gelin bu oyunu
birlikte bozalım.” diyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı bütçe
görüşmelerinin Savunma Bakanlığına ayrılan kısmında Sayın Vecdi Gönül’ün Millî
Savunma Bakanı Müsteşarı Korgeneral Ahmet Turmuş’un
kulağına “Her ne kadar savunma sanayisine biraz fazla pay ayırdıysak da
sizinkiler daha çok gizlidir. Güneydoğu’da bir operasyon göstersek çoktan
kurtarırız.” sözleri özel bir televizyon kameralarına yakalanmıştı. Bakan
Gönül’ün hayalî operasyon itirafı “Bütçeyi şişirmek için kaç hayalî operasyon
yapıldı?” sorusunu akla getirmektedir. Sahi, kaç hayalî operasyon yaptınız
Sayın Bakan? Anayasa değişikliği ile artık savunma harcamaları Sayıştayın denetimine tabi tutulduysa da öte yandan
denetime tabi olmayan bütçe dışı Savunma Sanayii Fonu
gibi çeşitli fonlar bulunmaktadır. Bu fonların da bütçe içine alınması ve
Sayıştay tarafından denetlenmesi gerekiyor. Türkiye’deki bazı gizli
faaliyetlerin, bu fonlar aracılığıyla toplanan paraların nerelere gittiğini
aslında Sayın Vecdi Gönül net bir biçimde izah etmiştir. İzahat vahim bir
duruma işaret etmektedir ve bu vahamet içinde asıl işi, savaşı durdurma görevi
olan bir Parlamentonun üyeleri olarak savaşı daha da şiddetlendirecek ve gizli
operasyonlar içeren bu bütçenin altına imza atmanın vebalini çocuklarınıza
nasıl anlatacaksınız? Ölenler sizin çocuklarınız olsaydı aynı gönül
rahatlığıyla elinizi kaldıracak mıydınız? Bu savaşı durdurmak için daha kaç bin
insanın ölmesi gerekecek? Daha kaç milyar dolar harcamamız gerekecek? Üst
sınırınız ne sayın vekiller? Tek millet, tek dil retoriği yapıp bizi Nazizm’le suçlayanlara
buradan şunu söylüyoruz: Bizi bölücülükle itham ediyorsunuz ama biz, bu ülkenin
bütünlüğünün, birlikte yaşamanın güvencesiyiz. Asıl, sizin “Beğenmeyen çekip
gitsin.” dayatmanız bölücülüktür. Bir halkın dilini, kültürünü, kimliğini
savunmak, dünyanın her yerinde olduğu gibi bu ülkede de meşrudur, demokratiktir
ve biz bu ısrarımızı, sizin bölücülüğünüze karşı, birlikte yaşamanın esasları
olarak savunmaya devam edeceğiz. (DTP sıralarından alkışlar) 3-5 PKK’liyi öldürmek için bu ülkenin
ulusal onurunu ayaklar altına alıp ABD’ye yalvarıp yakaracağınıza, en olmadık
tavizler vereceğinize, en az sizin kadar meşru şekilde seçilmiş ve bu ülkenin
demokrasisinden yana olan DTP’yle konuşun ve bu
sorunu, en onurlu ve adil bir şekilde, bir çözüm zeminine hep birlikte
taşıyalım. Kürtlerin iradesini reddederek bir çözüme ulaşamazsınız. Siz bir
adım atın, bizler arkanızdan on adım atıp bu ülkenin barışını sağlayamazsak
tarihin, halkın önünde hesap vermeye hazırız. Gelin, bu oyunu birlikte bozalım.
Bu ülke, bu halk için, demokratik özgürlük stratejisini oluşturalım; yoksa
herkes kaybeder, hepimiz bunun altında kalırız. Öyle, göstermelik bir iki hakla
kimseyi kandıramazsınız. On beş yıllık geçmişi olan Kürtlerin kültürünü,
kimliğini tanıyacaksınız Sayın Başbakan. Meclis kürsüsünden bir kez daha şu çağrıyı yapıyoruz: Yüreğiniz
yetiyorsa gelin, barışın bütçesini yapalım. Yapmıyorsanız, savaşa harcanacak
her bir kuruşun ve kanayacak her bir canın sorumlusu siz olacaksınız. Gelin,
2005’te yaptığınız konuşmaya sahip çıkın ve demokratik adımlarla bu süreci
destekleyin ama önceki gün yaptığınız gibi, kendi faşizminizi görmez ve
grubumuz şahsında Kürtlere hakaret ederseniz, korkarım ki seçim çalışmalarını
yapmak için Diyarbakır’a gittiğinizde yine aynı tabloyla karşılaşacaksınız.
Halkın demokratik tepkisini anlamanızı ve demokratik davranmanızı temenni
etmekten başka bir davranış içinde olmamızı beklemeyin. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Harp zorunlu ve kaçınılmaz
olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça harp bir
cinayettir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün çağrısına kulak verelim ve çeyrek
yüzyıllık bu harbi bitirelim. Ortada zorunlu ve kaçınılmaz olan bir durum
yoktur. Ortada binyıllık tarihî bir ortaklığın, kardeşliğin, demokratik bir
cumhuriyette barış içinde yaşama sorunu vardır. Silahlanmanın, çatışmaların, ölme ve öldürmenin bütçesini
reddediyoruz. Gerçek güvenliğin, huzurun ve mutluluğun demokratik tedbirlerden
geçtiğine inanıyoruz. Toplumsal barışımızı sağlamanın bu Parlamentonun görevi
olduğuna inanıyoruz. Özveride bulunmaya, sorumluluk üstlenmeye ve her türlü
çabayı göstermeye hazır olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha yineliyoruz.
“Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur.” diyor Victor Hugo. Toplumsal
mutluluğumuzu bu hoşgörü içinde sağlayalım istiyoruz. Unutmayın savaşta bütün
gecikmeler tehlikelidir. Daha fazla gecikmeden rolümüzü oynayacağımıza dair
umudumu… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. AYSEL TUĞLUK (Devamla) - … koruyarak,
bütçeye ret oyu vereceğimizi söyleyerek, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tuğluk. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Nuri Yaman. Buyurunuz Sayın Yaman. (DTP sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır. DTP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; ülke yönetiminde önemli bir yeri bulunan bir Bakanlığın
bütçesiyle ilgili değerlendirmede bulunmak üzere Demokratik Toplum Partisi
adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Kuruluş
ve Görevleri Hakkındaki Kanun’a göre her vatandaşın doğumundan ölümüne kadar
yönetim anlayışı kapsamında bu Bakanlıkla birebir ilişkili bir durumu vardır.
Yurdun iç güvenlik ve asayişinin sağlanmasından tutun, kamu düzeni ve genel
ahlakın korunmasına, kara yolları trafik düzeninden suç işlenmesinin önlenmesi
ve takibine, nüfus ve vatandaşlık ile ilgili işlemlerden mahallî idarelerin
yönlendirilmesi ve görevlerinin iş birliği içinde yürütülmesine kadar, bu
Bakanlık Türkiye düzeyinde görevlidir. Anayasa’da belirtilen hak ve
özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından da yine İçişleri Bakanlığı sorumlu
bulunmaktadır. Bu kadar geniş bir yelpazede görev ve sorumluluğu bulunan
Bakanlığın tüm bu konuları ülke genelinde nasıl götürdüğünü, açmazlarını ve
yetersizliklerini on dakikalık bir sürede değerlendirmek şüphesiz ki mümkün
değildir. Ancak, ben, bu sınırlı süre içerisinde satır başlarıyla birkaç önemli
gördüğüm konuya yer vermek istiyorum. Hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından sorumlu bir
bakanlık olan İçişleri Bakanlığının 2008 yılı sicili ile uygulamalarını size
özet olarak sunacak olursam, bu konularda Bakanlığın sicili ile uygulamalarının
pek de parlak olmadığı görülecektir. 2008 yılı Ocak-Ekim
aylarına ilişkin on aylık süre içinde insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak,
ülkemizin bilhassa Doğu ve Güneydoğu Bölgesi diye adlandırdığımız Kürt
coğrafyasında meydana gelen insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak silah
kullanma yetkisinin ihlali ve “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle yaşam hakkı
sona erdirilen 22 öldürme, 47 yaralama bu Bakanlığın bağlı kuruluşu olan
Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde görev yapan
polis ve jandarma tarafından gerçekleştirilmiştir. Yine bu coğrafyada, bu süre
içerisinde 36 adet faili meçhul adli cinayet, 20 adet yaralama ile 9
gazetecinin saldırıya uğramasının yanında, bölgede meydana gelen silahlı
çatışmalar sonucu 144 güvenlik görevlisi ve 155 silahlı militan olmak üzere 299
ölüm olayı olmuş, 250’si güvenlik görevlisi ve 12’si silahlı militan olmak
üzere 260 kişi yaralanmış, mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu da bölgede
kadın, erkek ve çocuk olmak üzere 24 kişi ölmüş ve 44 kişi de yaralanmıştır. Bölgede, kadın, erkek, çocuk olmak üzere toplam 21 kişinin kuşkulu
ölümlerle hayatı sona ermiş, namus cinayetlerinden kadın ve erkek toplam 15
kişi hayatını kaybetmiştir. Kadının yaşam hakkına yönelik ihlallerde de 41 intihar, ev içi
şiddet sonucu 26 ölüm, 9 tecavüz ve taciz; çocukların yaşama hakkına yönelik
ihlallerde 24 intihar, ev içi şiddete uğrayan 10 çocuk ölümü, 1 tecavüz ve
taciz olayının yaşandığı saptanmıştır. Bölgede, işkence yasağı kapsamında da çok sayıda ihlallerin olduğu
bir gerçektir. Bu kapsamda, yukarıda değinilen, bu yılın on aylık süresi
içinde, 83 kişi gözaltında işkence ve kötü muameleye, 13 kişi köy korucularının
işkencesi ve kötü muamelesine, 322 kişi gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü
muameleye, 41 kişi kaçırma ve ajanlık tehdidiyle karşı karşıya kalmış; 42 kişi
cezaevinde işkenceye, 22 kişi tehdit edilmeye, 1 kişi özel güvenlik görevlileri
tarafından işkence ve kötü muameleye, 6 öğrenci okulunda şiddete uğramak
suretiyle bölgede toplam 530 kişi işkence ve kötü muameleyle karşı karşıya
kalmıştır. Kişi özgürlüğü ve güvenliğine yönelik olarak, ifade özgürlüğüne
yönelik olarak, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik olarak da çok sayıda
ihlaller gerçekleşmiştir. Eğitim hakkına yönelik ihlaller kapsamında, 90 öğrenci hakkında
üniversitede disiplin kurulları tarafından soruşturma açıldığı, 15 öğrencinin
disiplin cezası aldığı, 1 öğrencinin de okuldan atıldığı görülmüştür. Bu cezaevleri ihlalleriyle ilgili olarak da 20 kişiye sevk
uygulamasının yapılmaması, 44 kişiye sağlık hakkı ihlali, 9 kişiye aileyle
görüşmeme engeli, 24 kişiye haberleşme hakkı engeli uygulanmıştır. Bu engelin
gerekçesi de ana dili Kürtçe olan konuşma zorunluluğundan yapılan engellemelerdir.
Yine cezaevlerinde 441 kişiye disiplin cezası, 116 kişiye de çeşitli cezalar
uygulanmıştır. Tüm bu veriler ve istatistiki rakamlar
insan hakları derneklerinin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki şubelerinden
derlenen bilgilerdir. Yukarıda belirtilen ve çeşitli başlıklarda gösterilen bu
hak ihlallerinin ekonomik ve sosyal haklara yönelik ihlaller ve çeşitli
ihlaller de beraber değerlendirildiğinde bölgede 28.030 kişiyi kapsayan olayın
ve bunlara ilişkin hak ihlallerinin yaşandığı raporla tespit edilmiştir. İşte, İçişleri Bakanlığının Anayasa’da belirtilen hak ve
özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından sorumlu ve görevli Bakan olarak bu
coğrafyadaki on aylık uygulamaları sonucu sicili ve karnesi budur. Bunun tüm
Türkiye genelindeki sonuçlarının ise çok daha vahim olduğu herkes tarafından
bilindiğinden Bakanlığın hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasındaki
karnesinin zayıf olduğu ve sınıfta kaldığı anlaşılmaktadır. Bakanlığın terör zararlarının karşılanması konusundaki
çalışmalarında da Sayın Bakanın bütçe konuşmasında anlattığı gibi başarılı bir
durum söz konusu değildir. 5233 sayılı Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması
Hakkında Kanun’un 2004 yılında yürürlüğe girmesi ve uygulanması sonucunda
ilgili kişilerin hızlı, etkin ve adil bir şekilde sulhen
karşılanması amaçlandığı hâlde, İçişleri Bakanlığınca… Bölgede, 13 doğu ve
güneydoğu ilimizde 270 binin üzerindeki dosyanın hâlen yarıdan fazlası karara
bağlanmamış bulunmaktadır. Bu konuda sadece bir ilden, Muş
ilinden örnek verecek olursam, bu on dört yıllık süre içinde 10 binin
üzerindeki başvurunun ancak yaklaşık 4.500 adedinin sonuçlanmış olduğu, 5.500
adedinin ise hâlen tek komisyon olarak çalışan ancak kâğıt üzerinde üç komisyon
olarak Bakanlığa bildirilen bu çalışma ile bir on dört yıl daha dosyaların
rafta karara bağlanmayı bekleyeceği anlaşılmaktadır. Zararların ne zaman ödeneceği konusu Sayın İl Valisine
sorulduğunda da ödeneğin yetersizliğinden ve geriye kalan dosyaların büyük bir
çoğunluğunun da büyük köyleri ve büyük ödemeleri gerektirdiği için de
ertelemeye bıraktığı beyan edilmiştir. Geciken adalet nasıl ki adalet olmazsa, paranın pula dönüştüğü bir
dönemde ödenecek zararın da bunu karşılamayacağı bir gerçektir. Bu kısa süre içinde yine Bakanlığın önemli bir konusu hakkında
sizlere bilgi vermek zorunda kalacağım için bazı konuları atlamak zorunda
kalıyorum. SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, benim süremden iki dakika, üç
dakika kullanabilir Nuri Bey. M. NURİ YAMAN (Devamla) – 2007 yılında Polis Vazife ve Salâhiyet
Kanunu’ndaki değişiklikten sonra, o yılın son altı ayı içinde 29 ölümlü, 23
yaralanmalı toplam 52 olayın olduğu, 2008 yılının on aylık süresinde 31 ölüm
olayının meydana geldiği insan hakları dernekleri ile adli makamların
kayıtlarıyla tespit edilmiştir. Bu demektir ki bu yasa değişikliğinden sonra
kolluk kuvvetlerince, yani polis ve jandarma birimlerince 60 vatandaşımızın
yargısız infazla hayatlarının sona erdirildiği anlaşılıyor. Geçen haftalarda komşumuz Yunanistan’da on beş yaşındaki bir
gencin polisin açtığı ateşle yaşamını yitirmesinin ardından tüm Yunanistan
ayağa kalktı, halkın öfkesi çığ gibi büyüdü. Olaylar üç haftadır hâlen devam
etmektedir. Ama Yunanistan Başbakanı Karamanlis,
bizim Başbakanımız Sayın Erdoğan gibi “Güvenlik güçlerimiz, çocuk da olsa,
kadın da olsa, kim olursa olsun, gerekli müdahaleyi yapacaktır.” diyerek
güvenlik güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yargısız infaz yapmaları
için icazet vermedi. Peki, Yunanistan Başbakanı gelişen bu olaylar karşısında halkına
hangi mesajı verdi biliyor musunuz? Daha ilk günde Yunanistan Başbakanı, açık
ve demokratik toplumlarda görüş ya da yakınmaları sergilemek için gösteri
düzenlenmesinin sağlıklı bir yol olduğunu, gençlerin heyecanını, kaygı ve
beklentilerini anladığını belirtti. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. M. NURİ YAMAN (Devamla) – Ama bizim Sayın Başbakanımız ise
“Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde güvenlik güçlerinin, çocuk da olsa, kadın
da olsa, kim olursa olsun, gerekli müdahale yapılacaktır.” diyerek gençlerin
heyecanını ve beklentilerini anlayamadı. İşte, Yunanistan’daki demokrasi
anlayışı ile bizim demokrasi anlayışımız arasındaki fark budur. Yine, Yunanistan halkı ile bizim halkımızın yaşam kalitesi
açısından bizim altmış beş basamak Yunanistan’ın altında bulunmamızın nedeni de
bu demokrasi anlayışımızdan kaynaklanmaktadır. Sayın milletvekilleri, terör ve anarşiyle mücadelede görev alan
kişilerin korunmaya alınması ve güvenliklerinin sağlanması konusu ve
uygulamalarına da kısaca değinmek istiyorum. Bilindiği gibi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 20’nci
maddesine dayalı olarak Başbakanlıkça çıkarılan Koruma Hizmetleri
Yönetmeliği’nin uygulanması görevi İçişleri Bakanlığına verilmiştir. Bu Yönetmelik’e göre korunmaya alınan kişilerin
güvenliklerinin sağlanması konusu, deyim yerinde ise ülkemizde bir tür
imtiyazlı sınıf ve statü yaratma biçimine dönüşmüştür. Hiçbir demok-ratik ülkede benzer
örneğinin görülmediği bu özel koruma durumu, bu hizmetleri yerine getirmekle
görevlendirilen Bakanlığın bağlı kuruluşu Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Daire
Başkanlığınca yerine getirilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak Sayın Bakanımıza
17 Haziran 2008 tarihinde yazılı bir soru önergesi vermeme rağmen ne yazık ki
bugüne kadar herhangi bir cevap almış değilim. Sözünü ettiğim bu Koruma Hizmetleri Yönetmeliği ile terör ve
anarşiyle mücadelede görev veren veya bu görevi yerine getiren adli, idari ve
askerî görevliler ile zabıta amir ve memurları başta olmak üzere bir kısım kamu
görevlilerinin koruma altına alınması ve güvenliklerinin sağlanması
amaçlanmıştır. Bu kapsamda görevlerini yürütenlerden daha
sonra emekli olan veya bu görevlerinden ayrılan, başta eski
cumhurbaşkanlarından tutun eski başbakanlar, eski başbakan yardımcıları,
içişleri ve adalet bakanları ve bu bakanlıkların müsteşarları ile eski emniyet
genel müdürleri olmak üzere çok sayıda, Yönetmelik’in
ilgili maddelerinde sayılan üst düzey görevliler ile emekli orgeneraller bu
kapsam içinde koruma hizmetlerinden yararlanmaktadırlar. Sözü edilen Yönetmelik ile bazı kişilerin özel koruma, bir
kısmının yakın koruma ve bir kısmının da konut ve iş yeri koruma kapsamında
değerlendirildikleri öngörülmüştür. Bunlardan özel koruma kararı alınmış
olanlar aktif görevlerinden ayrılıp emekli olduktan sonra da veya başka
görevlerde kendi adına çalışanların da kaydıhayat şartı ile yani ölünceye kadar
korunmalarının sağlandığı, bu statüleriyle, deyim yerinde ise, bir nevi en çok
korunmaya mazhar imtiyazlı sınıf statüsüne kavuşturulduklarını görmekteyiz. Bu
saygın ve özel koruma kararı bulunan emekli kişilerin veya herhangi bir özel iş
yeri yöneticisi konumunda bulunan şahsiyetlerin korunması için devlet
tarafından tahsis edilen son model araçları, bunları kullanan şoförleri ve
koruma görevlisi de atanarak her türlü masrafları en son görev yaptıkları
ilgili bakanlık veya başbakanlık bütçesinden karşılanmaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz. Buyurunuz. M. NURİ YAMAN (Devamla) – Konu bununla da kalmayıp koruma için
tahsis edilen binek aracının yakıtı ile bakım, onarım ve her türlü masrafı da
yine devlet bütçesinden, ilgili bakanlık tarafından yerine getirilmektedir. Bu tür özel koruma kararı bulunan çok sayıda, emekli olmuş
sayın emniyet genel müdürlerini, emekli başbakanlık, İçişleri ve Adalet
Bakanlığı müsteşarları ile emekli olmuş ve o dönemlerde Olağanüstü Hâl
Kanunu’nun uygulandığı bölgelerde il valiliği yapan, bir kısmı da bu yüce
Meclisin çatısı altında milletvekilliği yaptığı sırada bu hizmetlerden
yararlanan ve hâlen bu çatı altında milletvekilliği devam edenlerden de bu özel
statüden yararlanmaya devam eden çok sayıdaki saygın kişileri siz de benim gibi
görüyor ve izliyorsunuz. Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Dünyanın hangi demokratik
ülkesinde yukarıda değindiğim statüde ve özel koruma kararından yararlanarak,
devletin sağladığı araç, şoför ve güvenlik personelinin hizmet verdiği özel ve
imtiyazlı bir emekli sınıfı yaratılmıştır? (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız. M. NURİ YAMAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan. Yine, Sayın Bakandan, hâlen söz konusu statüden yararlanan ve özel
koruma kararını görev yaptığı ilde aldıktan sonra emeklilikten sonra da ömür
boyu bu imkândan yararlanmayı sağlayan, olağanüstü hâl bölgesinde il valiliği
yaptığı için bu imtiyaza kavuşturulan kaç kişinin olduğunu öğrenmek istiyorum. Yine, bu statüden ömür boyu yararlanmak üzere kaç başbakanlık
müsteşarı ile İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı müsteşarının olduğunu ve
hâlen bu statüde kaç emniyet genel müdürü ile kaç il emniyet müdürünün
bulunduğunu kamuoyu adına sorup öğrenmek istediğimi belirtiyor, yüce
Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yaman. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sırrı Sakık. Buyurunuz Sayın Sakık. (DTP sıralarından
alkışlar) Süreniz on iki dakikadır. DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli
arkadaşlar; ben de Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil
Güvenlik Komutanlığı bütçesiyle ilgili DTP Grubunun görüşlerini sizinle
paylaşmak üzere buradayım. Hepinize merhaba ve iyi akşamlar diliyorum. Sevgili arkadaşlar, dün burada yine bir konuşma yaparken ben “Kürt
coğrafyası” dedim, bir miktar, böyle, fırtınalar koptu. Şunu iyi bilmeliyiz: Bizim rejim olarak cumhuriyetle, simge olarak
bayrakla yani mevcut sınırlarla ilgili herhangi bir sorunumuz yok. Biz buna…(AK
PARTİ sıralarından gürültüler) SIRRI SAKIK (Devamla) – İfade edeceğim, lütfen… Bunları söylerken, biz Kürtler devlet değil demokrasi istiyoruz,
birlikte yaşamak istiyoruz, ortak vatanın ruhuna uygun hareket etmek istiyoruz,
böyle bilinsin. Bu zayıf halka üzerinden siyaset yapanların aslında bu halkın
dostu ve bu mazlumların dostu olmadığını kamuoyu bilmelidir. Bakın, ben “Kürt coğrafyası” derken, Osmanlıda da Kürt coğrafyası
deniliyordu, cumhuriyet oluştuğunda da Mustafa Kemal Mecliste Kürt
milletvekillerine “Kürdistan milletvekili” diyordu, Laz milletvekillerine “Lazistan milletvekili” diyordu ve kıyamet de kopmuyordu. AKİF AKKUŞ (Mersin) – Türkler yok muydu peki o zaman? SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, coğrafi terimlere kimsenin ambargo
koymasına gerek yok. Birbirimizden korkmamalıyız. Biz bu ülkenin birliğini,
bütünlüğünü en az sizin kadar savunuyoruz ve bir arada yaşayacağız. Burası,
sadece bir etnik kimliğe ait bir coğrafya değil, hepimizin ana yurdudur; burada
yaşayan Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Rumların, bütün, kim ki bu
coğrafyada yaşıyorsa hepimizin ana yurdu burasıdır, böyle bilinmelidir. Şimdi, sevgili arkadaşlar, bugün… 19 Aralık 2000 yıllarında
“Hayata Dönüş Operasyonu” denilen bir operasyon vardı. Biliyorsunuz, o tarihte
cezaevlerinde “Hayata Dönüş” dediler, Ümraniye Cezaevinde 7, Bayrampaşa
Cezaevinde 12, Bursa Cezaevinde 2, Uşak Cezaevinde 2, Çanakkale Cezaevinde 4,
Çankırı Cezaevinde 1, Ceyhan Cezaevinde 1, Sincan Cezaevinde 1, toplam 30
tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi. Sonra, açlık grevlerinde 120 tutuklu,
hükümlü yaşamını yitirdi. Evet, onların failleri ne yazık ki cezalandırılmadı.
Bir hukuk devletinden bahsediyoruz. Bir cumhuriyetin namusu, hukukudur,
şerefidir. İnsanlar suçlu da olabilir, ama bu suçları… Bu cezaevinde olan
insanları insafsız bir şekilde, yargısız bir şekilde katletmek hiçbir hukuk
devletinden yok. Yine, bugün, Maraş olaylarının otuzuncu yıl dönümü. Yani resmî
kayıtlara göre 100 küsur ama gayri resmî kayıtlara göre bin insan yaşamını
yitirdi. Diliyorum, umuyorum ki, bir daha bu ülkede, ne Çorum ne Kahramanmaraş
ne Sivas olayları ne 1915’lerde ne 1950’lerde, 43’lerde yaşanan olaylar olmaz.
Bugün yaşadığımız trajikomik bir kavga ve bu kavgada 40 bin, kimine göre de 50
bin insan yaşamını yitirdi. Bir an önce iç barışımızı sağlarız ve bu ülke iç
barışını sağladıktan sonra, eminim ki bu ülkede kardeşlik daha çok yeşerir,
daha çok filizlenir. Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle ilgili küçük bir şey söylemek
istiyorum: 1943 yılında Van’ın Özalp ilçesinde 3’üncü Ordu Komutanı Mustafa
Muğlalı var. Mustafa Muğlalı -orada komutan- 33 tane masum Kürt’ü kışlaya
çağırıyor, sonra bir emir üzerine 33 masum insan katlediliyor. Hiçbir suçları
yok, günahları yok ve sonra… Bu, Tek Parti Döneminde oluyor, birkaç yıl üstü
örtülüyor. Aradan yıllar geçiyor, Demokrat Parti Döneminde Eskişehir
Milletvekili bir soru önergesi vererek bu olayı gündeme getiriyor ve o dönem
Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çelik ve Van Milletvekili Kemal Yörük olayı
takip ediyorlar ve yargılama süreci başlıyor ve bu Mustafa Muğlalı
yargılanıyor, yirmi yıl ceza alıyor. Arkasından tabii ki cumhuriyette
mazeretler çok. Hemen uğraşıyorlar, kendisine bir sağlık raporu temin ediliyor
ve cezaevinden kurtarılıyor ve sonra tabii o da ölüyor. Şimdi, bunu niye söylüyorum. Şimdi, hep Kürtlerin, Türklerin ortak
vatanından bahsediyoruz, hep kardeşlikten bahsediyoruz ve sonra ne oluyor? Katliam
yaptığı Özalp’ta bir askerî kışlaya Muğlalı’nın adı veriliyor. Şimdi size soruyorum: Bu ahlaki
midir, bu vicdani midir? Bu nasıl kardeşliktir? Orada yaşayan Özalplılar her gün o kışlanın önünden geçince o atalarının
kemiği sızlamaz mı? Burada Van milletvekilleri var. O kışlanın önünden geçerken
vicdanınız sızlamaz mı? İşte, bu, yaralarımızı sarmıyor. İşte bunlardan
kaçınmalıyız. Ben yaralarımızı deşmek için bunları söylemiyorum. Ben yeniden
Türkiye’nin toplumsal dokularıyla oynayarak, bunları kaşıyarak sorunlarımızın
çözülmeyeceğini biliyorum. Ama burada yetkili kurumlar bizim hassasiyetlerimizi
bilmelidirler. Hassasiyetlerimizi bilebilirlerse, ona uygun adımlar atılırsa iç
barış sağlanır. Şimdi, bu, kahraman değil; bu, cumhuriyetin kurtuluşunda kahramanlık
yapmamış. 33 tane masum insanı kurşuna dizmiş ve siz bir kışlaya onun adını
veriyorsunuz. Diliyorum, umuyorum, bu Parlamento bununla ilgili olumlu bir
birlik oluşturur, bir komisyon oluşturur, Türkiye’yi bu ayıptan kurtarır ve
Kürtler de bu noktada kendilerine yapılan zulmün ortadan kaldırılmasında size
teşekkür ederler. Değerli arkadaşlar, yaşadığımız bu coğrafyada, çatışmaların olduğu
bir yerde insan haklarının ihlal olmaması mümkün değil. 1991’den bugüne kadar
aktif siyasetin içerisindeyim. O dönem de sorunları bu Parlamentoya, kürsüye
taşıdık ve bugün Türkiye’nin gündeminde olan Ergenekon aslında o gün Kürt
coğrafyasında yeşerdi, orada nemalandı. Şimdi, hâlen JİTEM’in
varlığı kabul ediliyor, edilmiyor bilmiyorum ama resmî kurumlarca, ama halkın
vicdanında bir JİTEM var. Uluslararası hukukta JİTEM yargılanıyor, iç
hukukumuzda JİTEM yargılanıyor. JİTEM’in büyüdüğü yer
Kürtlerin yaşadığı yerdi. Orada faili meçhul cinayetler işleniyordu, orada
topluca insanlar alınıp götürülüp, Muş ve Kulp sınırında 11 tane vatandaşımız
alınıp götürülüp, Kulp’un bir köyünde yargısız bir şekilde, Mustafa Muğlalı ne
yaptıysa aynı şekilde -aradan on beş yıl geçtikten sonra, bir iki yıl önce- o
11 insanın kemikleri bir köyde bulundu. İşte, orada şekillendi, orada katliamlara
başladılar. Onlarca bilge insan öldürüldü, İl Başkanımız Vedat Aydın’dan Musa Anter’e, aslında Uğur Mumcu’dan… Bu coğrafyada işlenen
bütün cinayetlerin mimarı onlardı ama o coğrafyada olduğu için kimsenin kılı
kıpırdamıyordu ve dönemin Başbakanı, sonra Cumhurbaşkanı Demirel “Devlet rutin
işler yapabilir.” diyordu. Ama, rutin işler Kürt
coğrafyasında olduğu için herkes sağırdı ve sonra buralara geldiler, buralarda
şekillendiler, buralarda yönetime el koymaya çalıştılar. Şimdi, eğer biz Ergenekon’la yüzleşmezsek, biz Fırat’ın doğusunu,
o tarafını dâhil etmezsek buraya, biz Ergenekon’la ve eli kanlı insanlarla
yargı önünde hesaplaşamayız. Bakın, bizim arkadaşlarımızdan eşini kaybeden
Iğdır Milletvekilimiz Pervin Buldan’ın fezlekede eşinin katledildiğine dair beyanlar
var ama müdahil olarak bulunamıyor. Bizim Genel Başkanımız, milletvekillerimiz,
belediye başkanımız için ölüm emirleri var, fezleke onun üzerine şekilleniyor
ama biz müdahil olamıyoruz. Şimdi, böyle bir yargılama olur mu? Mağduruz ve
yanı başımızda onlarca insan katledilmiş; 3.500 insan köylerinden edilmiş.
Köyler yakılmış. Benim köyümde 5 tane insanı diri diri
yakmışlar ve yakarken de helikopterler inmiş oraya ve sonra Muş’un Altınoava ilçesinde bir anne ve eşi -anne hamile- 7
çocuğuyla birlikte bir evde ateşe verilmiş ve herkes de orada oturmuş, güvenlik
birimleri onu izlemişler. 1993… Hâlen onların failleri bulunmadı. Onlar
insanlığa karşı suç işlediler. Şimdi, insanlığa karşı bu kadar suç işleyen bir
örgüt var ortada. Onun için “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın.” mantığını
hiçbirimiz kabul etmemeliyiz. Bu ölen insanlar bizim insanlarımız. Onun için -süremiz doldu ama- ben Sayın Bakanıma sesleniyorum:
Türkiye’nin, evet, toplumsal dokularıyla oynamak isteyen güçler var, Kürt ve
Türk çatışmasını körüklemek isteyenler var. Altınova’da bu yapıldı. Sayın
Başbakanın “Ya sev ya terk edin.” sözünden sonra Gebze’de bir Kürt çocuğunun
telefonunda Kürtçe müzik çaldığı için 3 kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.
Evet… Bana kafa sallamayın, doğrudur bunlar. Daha birkaç gün önce oldu. Zulmün üstünü örtemezsiniz. Bakın, zulmün üstünü örterseniz… Eğer
inanıyorsanız, öbür dünyada hesap verirsiniz. Ben burada iddialarda
bulunuyorum. Çıkıp desinler ki: “Böyle bir şey yok.” Altınova’da bir bütün
olarak Kürtler suçlandı ve herkes saldırıya maruz kaldı. Şimdi, onun için,
hepimiz kendi kimliklerimizi, siyasi partilerimizin menfaatlerini bir kenara
bırakmalıyız. Eğer bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü, geleceğini birlikte
inşa edeceksek, bizim, hepimiz bu noktada ortak politikalar etrafında
buluşmalıyız. Milliyetçilik kör bir kuyudur, kimseye bir yararı yok. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Son günlerde Sayın Başbakan da milliyetçiliğe soyunmuş. Burada çok
milliyetçi partiler var, size çok fazla bir şey düşmez. Onun için, hakkın ipine
ve hukukun ipine sarılın. Biz bu noktada varız. Bunun için adım atarsanız, biz
sizinle birlikte olacağız. Son olarak söylüyorum: Çok kan aktı, çok insanımız hayatını
kaybetti, acılarımız çok. Yaralarımızı sarmak zamanıdır ve Mustafa Kemal diyor
ki: “Ben askerim, savaşın ne olduğunu bilirim. Zorunlu değilse savaş cinayettir.”
Ben de elbette barıştan yanayım çünkü yüzlerce yıllık yaralarımızı ancak
barışla sarabiliriz. Ben barış dolu bir yıl diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık. Sayın milletvekilleri, kırk beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.55 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 19.45 BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal
MUMCU KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
31’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum. Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutuyorum: IV.- ÖNERİLER A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ 1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden
düzenlenmesine; Genel Kurulun 19 Aralık 2008 Cuma günkü birleşiminde 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın günlük turlarının tamamlanmasından
sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ve 315 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına
ilişkin Danışma Kurulu önerisi Danışma Kurulu Önerisi Tarihi:19.12.2008 Danışma Kurulunun 19 Aralık 2008 Cuma günü (bugün) yaptığı
toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun
görülmüştür. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Elitaş Kemal
Kılıçdaroğlu Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Başkanvekili Grubu
Başkanvekili Mehmet Şandır Fatma
Kurtulan Milliyetçi Hareket
Partisi Demokratik
Toplum Partisi Grubu Başkanvekili Grubu
Başkanvekili Öneriler Gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer
işler kısmında bulunan 315 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü
sırasına alınması, diğer işlerin sırasının ise buna göre teselsül ettirilmesi, Genel Kurulun 19 Aralık 2008 Cuma günkü birleşiminde 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının günlük turlarının tamamlanmasından
sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi, bu birleşimde 315 sıra sayılı
kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının
Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür. BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Şimdi, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız
yerden devam ediyoruz. III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı:
312) (Devam) 2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve
Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi
ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) (Devam) I) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam) 1.- Millî Savunma Bakanlığı 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Millî Savunma Bakanlığı 2007
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İ) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI
(Devam) 1.- Savunma Sanayii
Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Savunma Sanayii
Müsteşarlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı J) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam) 1.- İçişleri Bakanlığı 2009 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- İçişleri Bakanlığı 2007 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı K) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam) 1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2009
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2007
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı L) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
(Devam) 1.- Jandarma Genel Komutanlığı
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2007
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı M) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI
(Devam) 1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı
2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı
2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde. Altıncı tur üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ’a ait. Buyurunuz Sayın Elekdağ. (CHP
sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır. CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Millî Savunma Bakanlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk
Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum. Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye'nin üstesinden gelmesi gereken
en önemli güvenlik sorunu ülkemizin millî varlık ve bütünlüğünü tehdit eden
Kuzey Irak’ta konuşlanmış PKK unsurlarının tasfiye edilmesidir. Bush
yönetiminin PKK örgütünü himayesine alan Kuzey Irak’taki yerel yönetimi ve onun
lideri Barzani’yi resmen ve fiilen koruması Türkiye'nin millî varlığını ve
toprak bütünlüğünü tehdit altında bırakmıştır. Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığını üstlenecek olan Barack Obama seçim bildirgesinde, Bush yönetiminin Irak
politikası nedeniyle bozulmuş olan Türk-Amerikan ilişkilerini onarma sözünü
veriyor. Eğer bu ifade ciddi bir değerlendirmenin ürünüyse o zaman Türkiye
açısından umut verici bir yaklaşımı ifade ediyor demektir. Obama yönetimine
izah etmemiz gereken en önemli husus şudur: Bush yönetiminin son beş yıldır
Türkiye’ye uyguladığı politikalar Türkiye'nin millî varlığını ve bütünlüğünü
tehdit eden nitelikte ve boyutta olmuştur. Nitekim Bush yönetimi çok yakın
zamanlara kadar Kuzey Irak’taki yerel Kürt yönetimine destek vermek suretiyle
Türkiye’ye karşı PKK kartını oynamayı maalesef sürdürmüştür. Türk-Amerikan
ilişkilerinin Bush döneminde dibe vurmasının nedeni budur. 5 Kasım 2007 tarihinde Washington’da Başkan Bush ile Başbakan
Erdoğan arasında üzerinde mutabakat hasıl olmuş olan
yaklaşım, bazı kısıtlı önlemlerle bu ilişkileri kırılma noktasından kurtarmış
görünse de seçilmiş Başkan Obama’nın da ifadesiyle
ilişkiler geniş bir onarıma ihtiyaç göstermektedir. Bu bakımdan Türk Hükûmeti Obama yönetimine Türk-Amerikan ilişkilerinin
onarılmasının şu iki kilit unsura bağlı olduğunu ifade etmelidir,
açıklamalıdır: Bunlardan birincisi, Amerika’nın NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesinden
doğan sorumluluğu gereğince Kuzey Irak’taki PKK teröristlerinin tasfiye
edilmesi hususunda Türkiye’ye tam destek vermesidir. İkincisi de, değerli arkadaşlarım, Amerika’nın bundan böyle
Türkiye’yle ilişkilerini yerel yönetim lideri Barzani’nin çıkarlarına öncelik
veren bir yaklaşımla değerlendirmekten vazgeçmesidir çünkü Bush yönetiminin bu
şekildeki yaklaşımı hem Türkiye’yle ilişkilerine hem de Irak’ın birlik ve
bütünlüğü politikasına zarar vermiştir. Irak Meclisi tarafından onaylanmış
bulunan Amerika’nın Irak’tan 2011 yılı sonunda çekilmesini öngören Kuvvetler
Statüsü Anlaşması, Irak hava sahasının kontrolünün 1 Ocak 2009’dan itibaren Irak Hükûmetine devrini ve Irak topraklarının komşulara
saldırılarda kullanılmamasını öngörüyor. Bu durumda, Türkiye'nin hava operasyonlarının sürmesinin ve Kuzey
Irak’ta PKK’yı etkisiz hâle getirici önlemler alınmasının Irak Hükûmetinin onayına bağlı olacağı anlaşılıyor. Bu amaçla,
Türk, Irak ve Amerikan yetkililerinden oluşacak ve Kuzey Irak yerel yönetiminin
de temsil edileceği üçlü bir komitenin oluşturulduğu açıklanmış bulunuyor.
Ancak bu üçlü görünen gerçekte dörtlü olan mekanizmanın işlevsel hâle
getirilmesi ve PKK’yla mücadele edebilmesi Kuzey Irak yerel yönetiminin iş
birliğine bağlı görünmektedir. Türk Hükûmeti PKK’yla mücadelede yerel
yönetim lideri Barzani’nin iş birliğini sağlamak için Amerika’nın da teşvikiyle
uzunca bir süredir ciddi uğraş vermiştir. Ancak Barzani Türkiye'nin bu
yakınlaşma çabalarını kesinlikle kale almadı bugüne kadar. Ne PKK’nın terörist
olduğunu ilan etti ne de örgütün Türkiye’ye yönelik saldırılarını engellemek
amacıyla en ufak bir harekette bulundu. Aktütün-Bayraktepe saldırısı ile de bu sürece, bu yakınlaşma
sürecine bel bağlamanın tam bir fiyasko olduğu ortaya çıktı değerli
arkadaşlarım. Ama buna rağmen hâlâ Barzani önünde yalvar yakar olan bir Türkiye
var. Burada bir noktanın altını çizmek istiyorum: Pankürdist
politik çizgiyi temsil eden Barzani, kendi rızasıyla asla ve kat’â
elinde bulunan PKK gibi bir silahın yok olmasına izin vermez. Barzani PKK’yı
Türkiye’ye karşı çok boyutlu bir yaklaşımla kullanıyor. Bunların başında
Kerkük’ün ilhakında ve bağımsız Kürt devletinin ilanında PKK’yı Türkiye’ye
karşı bir pazarlık unsuru olarak elde tutmak istemesi geliyor. Ancak henüz bu
aşamaya ulaşılmış değil. Bu bakımdan Barzani hâlen Türkiye’ye, Erbil’i Bağdat’tan bağımsız olarak muhatap almayı dayatmak
için PKK’yı araç olarak kullanıyor. Bu gerçekler ışığında Hükûmetin, sınır
güvenliğini sağlamak ve PKK sorununu çözmek amacıyla Barzani’nin peşinden âdeta
yalvarırcasına koşması son derece sakıncalıdır. Türkiye'nin Kuzey Irak’la her alanda iyi ilişkiler geliştirmesi
muhakkak ki son derece önemlidir değerli arkadaşlarım. Halkımızın bir bölümünün
bu bölge halkının akrabası olmasının yanında, sınırın iki yanı arasında
ekonomik iş birliği muazzam bir potansiyel vaat ediyor. Bunları göz ardı
etmemiz mümkün değildir. Ancak ilişkilerin sağlam bir zemin üstüne oturmasının
temel bir şartı var. Nedir bu şart? Bu şart, her şeyden önce Türkiye'nin
caydırıcı bir stratejiyle Barzani’nin PKK terörüne destek verme iradesini
kırması ve yüreğine "Türkiye’ye zarar verirsem bundan ben de zarar
görürüm.” korkusunu salması zorunluluğudur. Yapılması gereken bu iken Barzani
karşısında pes edilerek onun şartlarıyla soruna çözüm aramanın kabul edilmesi
Kuzey Irak bölgesiyle ilişkileri büyük sorunlara gebe bir temel üzerine
oturtmaktan başka bir işe yaramaz. Bu bakımdan, Türkiye, Kuzey Irak’a yönelik
yeni bir caydırıcı politika geliştirmelidir. Barzani’nin PKK’ya destek verme
iradesini kırmaya yönelik bu caydırıcı politikada öncelik askerî güce değil
ekonomik önlemlere verilmelidir. Kuzey Irak Kürt bölgesinin tek solunum yolu ve
şah damarı Türkiye'nin elindedir. Ayrıca, Kuzey Irak ekonomisi üzerinde
Türkiye'nin etkisi çok güçlüdür. Elimizde Kuzey Irak ekonomisini mefluç hâle
getirecek çok çeşitli ve değişik levyeler vardır. Barzani aşağıda sayacağım şu
şartları kabul edinceye kadar Türkiye bu ekonomik önlemleri peş peşe uygulamaya
koymalıdır. 1) PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmesi, 2) Örgütün elebaşılarını Türkiye’ye
teslim etmesi, 3) PKK örgütünün siyasi bürolarının ve kamplarının kapatılması,
lojistik desteğin kesilmesi PKK örgütüne, PKK’nın tüm unsurlarının
silahsızlandırılması ve enterne edilmesi, 4) Türk Hava Kuvvetlerinin PKK terörüne karşı Kuzey Irak’ta
operasyon yapmasına imkân verecek bir anlaşmanın Irak ile Türkiye arasında
yapılmasının engellenmeyeceği hususunda Türkiye’ye teminat vermesi ve sonuncu
olarak, 5) Barzani’nin Irak Merkezî Hükûmeti ile
Türkiye arasında 2007’de imzalanan Terörle Mücadele Anlaşması’ndaki sıcak takip
hakkına ilişkin 4’üncü maddesinin geçerliliği tanıyacağını Türkiye’ye taahhüt
etmesi. Değerli arkadaşlarım, bu hususlar harfiyen gerçekleştirilmeden
Türkiye'nin Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakanının Barzani’yle görüşmeleri
ve onun elini sıkmaları kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Ekonomik önlemlerden
sonuç alınamadığı takdirde Türkiye askerî baskı yöntemlerine başvurmalıdır.
Bugünün siyasi ortamında Türkiye'nin büyük kuvvetlerle müdahalede bulunması
mümkün değildir. Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri sivil zayiata yol açmadan,
Kuzey Irak’ın huzur ve istikrarını bozmadan PKK’yı etkisiz hâle getirecek bir
askerî politik konsept ve askerî yapılanma
gerçekleştirmelidir. Amaç ne olacaktır? Amaç, uçar birliklerle tereyağından kıl çeker
gibi yapılacak hava ve kara operasyonlarıyla Irak’taki PKK hedeflerinin sürekli
vurularak, PKK’nın dokunulmazlık ve güven duygusunu ortadan kaldırmak ve onu
teslime zorlamak olacaktır. Böyle bir stratejinin geç de olsa, değerli arkadaşlarım,
uygulamasından vazgeçilirse Türkiye’yi bekleyen sonuç bellidir. Bu durumda,
Kuzey Irak PKK için bir cephe gerisi sığınma alanı olmaya devam edecek ve
Türkiye, kanlı terör örgütünün tehdit ve eylemlerinden kurtulamayacaktır. Obama’nın başkanlığı,
değerli arkadaşlarım, Türkiye’ye bir fırsat penceresi açmıştır. Yeni Amerikan
yönetiminin Afganistan’a yönelik stratejisinin uygulanmasında Türkiye’ye çok
büyük ihtiyacı vardır. Aynı şekilde, Türkiye, Washington’un Pakistan’la giderek
bozulan ilişkilerinde bir istikrar unsuru olabilir. Türkiye, önündeki bu yeni
dönemde Washington’un da desteğini arkasına almaya çalışarak, önerdiğimiz bu
stratejiyi uygulamaya koymalıdır. Türkiye devasa ve giderek ağırlaşan bir sorunla karşı karşıyadır. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN– Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Kürtçülük fitnesi Türkiye'nin ayağında bir prangadır. Bundan
kurtulmadan, Türkiye, ekonomik ve sosyal alanlarda ciddi bir atılım yapamaz,
Avrupa Birliği kapıları da Türkiye’ye devamlı olarak kapalı kalır bu sorun
halledilmeden. Değerli arkadaşlarım, bu sorun ancak üniter
devlet yapısı içinde, etnik temele dayanmayan geniş bir demokratikleşme hamlesi
ve kamu yatırımlarının öncülük edeceği ekonomik, sosyal kalkınma stratejisini
içeren ulusal entegrasyon projesinin yaşama
geçirilmesiyle mümkündür; bunun için de ilk şart Kuzey Irak’taki PKK
unsurlarının tasfiye edilmesidir. Ancak bugün, bu amaca yönelik olarak
uygulanan dış kaynaklı çözüm yolu Türkiye’yi selamete değil sadece
felakete götürür. Hepinize saygılarımı sunuyorum ve Millî Savunma Bakanlığı
bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili
Bülent Baratalı. Buyurunuz Sayın Baratalı. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on dört dakikadır. CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı 2009
bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek için
söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi Grubum ve şahsım adına
saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3152 sayılı Kanun’a göre
İçişleri Bakanlığı yurdun iç güvenliğinin ve asayişinin sağlanması, kamu
düzeninin ve genel ahlakın korunması, mülki idare bölümlerinin kurulması,
kaldırılması ve düzenlemesiyle ilgili çalışmaların yapılması gibi çok önemli
konularda yetkilere sahip bir bakanlıktır. Bu nedenle, İçişleri Bakanlığımızın
2009 bütçesi 2008 bütçesinin başlangıcından yüzde 22 oranında artırılmıştır. Bu
artışın ülkemize, Bakanlık mensuplarına, emniyet teşkilatına ve yurttaşlarımıza
iyilikler getirmesini diliyorum. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içinde bulunduğumuz 21’inci
yüzyılda saygın bir devlet olmanın en başta gelen ölçütü, kişi temel hak ve
özgürlükleri ile hukukun üstünlüğüdür. Ama ne yazık ki, AKP hükûmetlerinin
iktidarda olduğu son altı yılda hem hukukunu hem vicdanını hem de saygınlığını
kaybetmiştir. Açıkça belirtmek gerekirse, insanlarımızın Adli Tıp Kurumuna,
Türkiye İstatistik Kurumuna, Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğüne, Yüksek
Seçim Kuruluna ve kolluk kuvvetlerine olan güvenci, inancı bu dönemde dibe
vurmuştur. Kuşkusuz bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak, güncellikleri
nedeniyle bunlar verilmiştir. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu ne
yargıçlardır, ne doktorlardır, ne sayım memurudur, ne seçim görevlisidir, ne de
polistir. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu başta Başbakan Sayın Tayyip Bey olmak üzere ağırlıklı olarak Adalet, İçişleri ve
Millî Eğitim Bakanlığıdır. Bütünlükle AKP’dir ve AKP zihniyetidir. Bu zihniyet
yüzünden Türkiye’nin hukuk devleti olup olmadığı Türkiye’nin içinde ve
uluslararası zeminde, boyutlarda tartışılır hâle gelmiştir. Bu dönemde uygulanan şiddet, gece yarısı baskınları ve gözaltı
uygulamaları, yasa dışı dinlemeler ve özel hayata müdahaleler, seksen beş
yıllık cumhuriyetimizi âdeta bir korku imparatorluğuna dönüştürmüştür. Öyle ki,
yıllarca Türk Silahlı Kuvvetlerine ve ülkesine şanla, şerefle hizmet etmiş,
adı, adresi belli, yeri belli ve yaşı altmışın üzerinde olan insanlar gece
yarılarında apar topar, hiçbir suç isnat etmeden aylardır cezaevinde
yatırılmaktadır ve cezaevinde yatırıldığı gibi cezaevlerinde vücut bütünlüğü de
korunamamaktadır. Eğer bunlar varsa hukuk tartışmasına da engel olamazsınız. Ben bir hukukçuyum. Anayasa’nın 138’nci maddesini gayet iyi
biliyorum. Şu an görülen bu davada bu nedenle bir şey söylemek istemiyorum.
Elbette suçu olanlar suçlarını çekeceklerdir. Paşaların da suçu varsa onlar da
çekeceklerdir. Ama insanlar neyle suçlandıklarını dahi bilmeden hâlâ bu kadar
geçen bir zaman içinde cezaevlerinde yatıyorlarsa, bunların temel haklar ve
özgürlükler açısından bir bağdaşır yanı var mıdır? Buradan sesleniyorum
ilgililere: Daha ne kadar beklenecek iddianame? İnsanlar sorgusuz sualsiz daha
ne kadar içeride kalacaklar? Üç ay mı, altı ay mı, bir yıl mı; bu belli
değildir. Bu olumsuzluklar yeni bir kaybın yaşanmasına ve burada tekrar bir
ölümün olmasına neden olacaksa bunun sorumlusu kim olacaktır? “Bütün bunları
hukuk bütünlüğü içinde yapıyoruz.” derseniz bu, hukuka saygısızlıktır ve hukuk
devletine saygısızlığın da dik âlâsıdır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel olarak devletin, özel
olarak da İçişleri Bakanlığının en temel görevi ülke sınırları içinde temel hak
ve özgürlükler çerçevesinde asayişi sağlamak, bütün vatandaşların can ve mal
emniyetini korumaktır. Güvenlik en basit anlamda toplum yaşamında kanuni
düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi olarak
tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda, 200 bini aşkın mensubuyla İçişleri Bakanlığının ve
özellikle de emniyet camiasının her türlü olumsuzluğa karşın özveriyle görev
yaptığını biliyor ve onları buradan kutluyorum ama bunu kabul etmekle beraber,
son zamanlarda yaşanan gelişmeler güvenlik ile özgürlük arasındaki hassas
terazinin dengesinin insan hakları aleyhine bozulduğunu göstermektedir. Sayın Bakan Komisyonda yaptığı konuşmada işkence ve kötü muamele
konusunun son zamanlarda fazlaca gündeme geldiğini söylemiştir, itiraf etmiştir
ve Hükûmet olarak “işkenceye sıfır tolerans”
politikasının kararlılıkla uygulandığını belirtmiştir. Oysa rakamlar hem AKP Hükûmetini hem de Sayın Bakanı açıkça nakzetmektedir.
“İşkenceye sıfır tolerans” aldatmacasının sonucu olarak yargısız infaz, dur
ihtarı, rastgele ateş açma olayları sonucu yaşamını
kaybeden kişi sayısı 2007’de 24 iken 2008’in ilk on ayında 31 kişidir. Çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu
illerimizde olmasına karşın İstanbul, İzmir, Adana, Antalya gibi illerimizde
öldürülen Festus Okey, Engin Çeber,
Baran Tursun, Çağdaş Gemik, Murat Kasap gibi
gençlerimizin sonu hepimizin malumudur. Faili meçhul cinayetlere kurban
gidenlerin de 2007’de 2 iken 2008’in ilk on ayında 35 olduğu iddia
edilmektedir. Cezaevinde ve gözaltında şüpheli ölümlerin sayısı ise 2007’de 10
iken 2008 itibarıyla 29 olduğu iddia edilmektedir. Hiç kuşkusuz bunları
İçişleri Bakanlığına ya da Emniyet Genel Müdürlüğüne mal edilecek olay olarak
görmüyoruz, bunları istisnai olarak değerlendiriyoruz ama sorunun adını koymak
gerekmektedir. Dikkatleri bu noktaya çekmeye çalışıyorum. Bu konuda, Sayın Bakan, Türkiye'nin Avrupa’nın en güvenli ülkeleri
arasında olduğunu söylemişti Komisyonda. Ne zaman? 10 Kasım 2008’de. Bu iddia,
ülkemizin doğusu ve batısıyla bütününü mü kapsamaktadır? Oysa sırf Kurban
Bayramı haftasında, İstanbul Teksas’a dönmüş, 8-10
kişi ölmüş, bir o kadar insan da yaralanmıştır; trafik kazalarında da 100’ün
üzerinde insan hayatını kaybetmiştir. Hâlâ daha Avrupa’nın en güvenilir ülkesi
olduğumuzu söyleyebilmek doğru mudur değil midir takdirlerinize bırakıyorum. Bir diğer gerçek de vatandaşlarımızın, emniyet mensuplarımıza
sevgisinin, saygısının ve güveninin azaldığı konusudur. Yüzlerce insanın
dövüldüğü, hastanede acil servisine ve sendika binasına gaz bombasının atıldığı
1 Mayıs olaylarıyla ilgili hazırlanan raporda “orantılı güç kullanılmadığı”
ifadesi ne derecede doğrudur? Yine, Hatay’da, Mersin’de, Manisa’da mekân
basmalarda insanlar korkutulmuş, sindirilmiş, sesleri çıkamamıştır. Sokaktaki
vatandaşı bırakın, gözaltına aldığınız insanların bile orada korunmasını nasıl
sağlıyorsunuz, “İntihar etti.” mi diyorsunuz; bunların da sorgulanması
gerekmektedir. Şimdi, bir de kimlik sorma meselesi var. Buradan 70 veya 75
milyona –sayımızın kaç olduğunu TÜİK bile bilmiyor, onun için söylüyorum-
polise kimlik soran bir vatandaşın başına bir şey gelmeyeceği konusunda, burada
bir kesin güvence verebilir misiniz Sayın Bakan? Bunu öğrenmek istiyorum. Elbette bunlar Türkiye’ye özgü sorunlar değildir. Daha komşumuz
Yunanistan’da bile, değerli arkadaşlar, on beş yaşındaki bir gencin ölmesinden
dolayı büyük olaylar yaşanmaktadır ama Yunanistan’ın İçişleri Bakanı, bir
gencin ölmesi nedeniyle istifa etmiştir. Sayın Bakana bütün samimiyetimle
sormak istiyorum: “Daha Türkiye’de ne kadar gencin ölmesi gerekli ki Sayın
Bakan, istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye. Ayrıca bu arada İzmir’de Valiliği döneminden Sayın Emniyet Genel
Müdürümüzü çok iyi tanıyorum, iyi niyetinden hiç şüphem yok. Bakın, ne diyor:
“Polisin karıştığı her ölümlü olaydan sonra iki gece uyuyamadım.” Buradan Sayın
Dostuma soruyorum: Sırf “dur” ihtarı ya da kaza kurşunu gibi nedenlerle
öldürülen gençlerin ailelerine uykunun bundan sonra haram olduğunun farkında
mısınız Sayın Genel Müdürüm? Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe rakamlarına
baktığımızda yüzde 22 artışın olduğunu söylemiştim. Şimdi, bütün bu artışlar hükûmet konakları yapımı, cari transferler vesaire gibi
sıralanıyor. Ben bütün bu paranın polisin eğitiminde ve mali sıkıntıların
giderilmesinde kullanılması gerektiğini de düşünüyorum, takdir Değerli
Bakanımıza ait. Adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin ne kadar sıkıntılı olduğunu
arkadaşlarımız ifade ettiler. Ben bu konularda süremin az olması nedeniyle
bunları söyleyemeyeceğim ama… Şimdi, Yüksek Seçim Kurulunun, İçişleri
Bakanlığının, nüfus idaresinin ne görevi var bunu bilemiyorum “İtiraz edin,
bunları düzeltelim.” diyorlar. Eğer bunlar düzeltilmezse nasıl bir seçime
gideceğiz, bunu takdirlerinize sunuyorum. Diğer bir konu da nüfusu 2 binin altına inen belediyelerin
kapatılma durumudur. Bu konuda katılımcılık söylemiyle, saydamlık, hesap
verebilirlik söylemiyle, subsidiarite söylemiyle
iktidara gelen ve bunu uygulamayı vadeden bir iktidarın, gelir gelmez 1930
yılından beri hiçbir şekilde kapatılmayan, yetmiş yedi yılda kapatılmayan
belediyeyi sırf nüfusları 2 binin altına indi diye 1.300’den fazla belediyenin
kapatıldığını görüyoruz. Belediyeler köylere ve mahallere dönüştürüldü,
sınırlar değiştirildi. Bunlar yapılırken kamu yararı ve hizmetin gereği değil,
buralarda daha çok nasıl AKP olarak oy alırız kriteri
kullanılmıştır. Şimdi, bu kriter, tepeden inmeci bir
kriterdir. İşte bu belediyelerde yaşayan hemşehrilerimiz
diyor ki: “Tepeden inmecilik revaçta, halka danışmak rafta.” Söylenen AKP
İktidarı için bu laflar. Bu tenzili rütbeye uğratılan, apoletleri sökülen
belediyelerin bazıları 1 ya da 2 nüfus eksiğiyle 2 binin altına düşmüştür.
Erzincan’ın Yaylabaşı Belediyesi 1.999 nüfusla
kapatılmıştır, Kayseri’nin Büyüktoraman Belediyesi
1.996 nüfusla kapatılmıştır, Adıyaman’ın Köseceli
Belediyesi 1.998 nüfusla kapatılmıştır değerli arkadaşlar. Bunlar son derece
yanlış uygulamalardır. Bu uygulamaların sonucunu hep beraber 29 Martta göreceğiz
değerli arkadaşlarım. ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Belediyeyi köy yaptılar neticede. BÜLENT BARATALI (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şimdi bir diğer konu: Sayın Bakan, Komisyonda Köy Kanunu konusunda bir
yenilemenin olacağını söylemişti. Doğrudur, 1924 yılında çıkan Köy Kanunu
zeyillerle ve değişimlerle artık tanınamaz hâle gelmiştir. Köy Kanunu’ndaki
muhtarın görevlerini okursanız çok güleceğinizi sanıyorum. Bunun bir an önce
düzeltilmesi gerekmektedir. Türkiye’de 36 bin civarında köy, 40 bin mezra ve
sayısı belirsiz olan kom bulunmaktadır. Bunları yeni bir düzende yeniden
yapılandırmakta yarar vardır. Mahalle muhtarlıkları konusunda bir çalışma yoktur. Bunu bir
eksiklik olarak görüyorum ve bu konunun bir an önce ele alınması gerektiğini
düşünüyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iç güvenlik güçlerimizin
tahsisat, teçhizat, personel ve araç gereç yönünden ulaştığı seviye memnuniyet
vericidir. Ancak haftada seksen saat çalışan, hafta mezuniyetini dahi
kullanamayan, bu nedenle aile ve sosyal çevreyle ilişkileri kopmuş olan,
emekliliklerinde aylıkları yetmediği için çalışmak zorunda kalan polislerimizin
ekonomik durumları acilen iyileştirilmek zorundadır. Siyasi iktidar bu konuda
muhalefet olarak bize düşerse Komisyonda yaptığımız gibi şimdi de kendilerine
yardımcı olmaya söz veriyoruz. Öte yandan, Jandarma Genel Komutanlığımızda görev yapan erbaşlarla
ilgili konularda benden sonra konuşacak arkadaşım gerekli bilgileri verecektir.
Yasa dışı göç konusu çok önemli bir konudur. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. BÜLENT BARATALI (Devamla) – Teşekkür ederim. Türkiye'nin sınırları kevgire dönmüş bulunmaktadır. İran
sınırından giren bu yasa dışı göçmenlerin Urla’ya, Marmaris’e, Bodrum’a nasıl
ulaştıkları, nasıl bu kadar yol katettikleri de
sorgulanması gerekli olan bir olaydır. Bir an önce bu konulara da iktidarın
değinmesinde ve bu konuda bir karar almasında yarar var diye düşünüyorum. Son olarak, kurulacağı ifade edilen iç güvenlik müsteşarlığı
konusuna değinmek istiyorum. Edindiğim bilgilere göre iç güvenlik müsteşarlığı
kurulacaktır. Ancak, şu gördüğünüz Cumhuriyet Halk Partisinin 1994 programıdır.
Biz bunu, bundan on üç sene önce söylemenin, hatta iç güvenlik müsteşarlığı
yanına bir de iç güvenlik araştırma enstitüsünün kurulmasını söylemiştik. Bu
düşünceye geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu düşünceler ve değerlendirmeler ışığında, 2009 bütçesinin başta
ülkemiz olmak üzere İçişleri Bakanlığı mensuplarına, yurttaşlarımıza iyilikler
getirmesini diliyorum. Ülkemizin güvenliği konusunda aziz canını veren, şehit
olan tüm görevlilerimize Tanrı’dan rahmet, geride kalan, milletimize emanet
olan eş ve çocuklarına sağlık ve huzur temenni ediyor, insan haklarının, emeğin
ve hukukun egemen olduğu, töre ve şiddetten uzak yeni bir yıl diliyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baratalı. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali
Oksal. Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz sekiz dakikadır. CHP GRUBU ADINA ALİ OKSAL (Mersin) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma
Genel Komutanlığı bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Yüce Meclisin üyelerini saygıyla selamlıyorum. İçişleri Bakanlığı, toplumun temel sorunlarının çözümünde, genel
ahlakın korunması ve iç barışın sürdürülmesinde birinci sorumlu olarak
görülmüştür. Anayasa ve yasalarımıza uygun olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, güvenliğini, kamu düzenini, insan
hak ve hürriyetlerini korumak, suç işlenmesini önlemek ve suçluları takip edip
yakalamak, her türlü terörle, kaçakçılıkla ve organize suçlarla mücadele etmek
İçişleri Bakanlığının görevidir. İç güvenlik kamu düzeninin garantisidir. Yani iç güvenlik suçtan
önceki zaman için gereklidir. Suçun oluşmaması, suç çetelerinin mafyalaşmaması
içindir iç güvenlik. Bu açıdan bakıldığında bazı konularda uzun bir süreden
beri ve bugün mutluluk ve güven duygusunun üretilmediğini görmekteyiz. İç
güvenlik alanında giderek artan bir kanama söz konusudur. Özellikle büyük
şehirlerde suç işleme çılgınlığı artıyorsa, çağın yeni türeyen bilişim suçları
ve seri cinayetler çoğalıyorsa, mafyalaşmış suç örgütleri ulu orta
hesaplaşıyorsa sarsıcı bir otorite kaybı ve iç güvenlik yetersizliği var
demektir. Bazıları için suç bir geçim kaynağı, bir meslek olma yolundadır.
İnsanlıktan çıkmış, acımasız kişiler, mafyalaşmış çeteler şehir sokaklarında bu
mesleği âdeta icra etmektedirler. Önleyici otoritenin pasif kalması suç dürtüsünün
eyleme dönüşmesini cesaretlendirmekte, önlenemeyen her suç yeni suç işleme
konumundakileri yüreklendirmektedir. 2002-2007 yılları itibarıyla can ve mala karşı işlenen suçlarda
çok büyük artış olmuştur. Devletin birinci görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini
sağlamaktır. 2007 sonu itibarıyla Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre
Emniyet Genel Müdürlüğünün sorumluluk bölgesinde meydana gelen asayiş
olaylarında bir önceki yıla göre oto hırsızlığında yüzde 28 ve kapkaç suçunda
yüzde 63’lük azalma bir büyük başarıdır ama bunlar toplam asayiş suçlarında
sadece yüzde 4’lük bir azalışa tekabül etmektedir. Buna karşılık terör
olaylarında yüzde 56, organize suçlardan kaçakçılıkta yüzde 30 gibi çok yüksek
bir artış kaydedilmiştir. Ayrıca 2007-2008 yıllarına ait suça ilişkin istatistiklerin neden
yayınlanmadığı da bilinmemektedir. Bütün bunların yanında Ergenekon davasında demokratik bir hukuk
devletinde görülmeyecek, yaşanmayacak ve yaşanmaması gereken olaylar
yaşanmıştır. Toplumda psikolojik bir korku ortamı oluşmuş, insanlar
bastırılmış, sabahın erken saatlerinde evlere düzenlenen ani baskınlar tüm
toplumu tedirgin etmiştir. SIRRI SAKIK (Muş) – Onların her biri on cinayet işlemiş! ALİ OKSAL (Devamla) - Herkesin özel hayatına girilmiş, insanlar
“Acaba benim de telefonum dinleniyor mu?” diye kuşku içinde kalmışlardır. Güvenlik teşkilatının en temel görevi güvenliği sağlamaktır. Bunu
yaparken bir yandan da münferit olarak insan hakları ihlalleri ortaya
çıkabilmektedir. Ekim 2008’de Antalya’da motosikletiyle giderken polisin dur
ihtarına uymayan Çağdaş Gemik isimli bir gencimiz
öldürüldü. Ayrıca, Baran Tursun isimli bir vatandaşımız yine polisin dur
ihtarına uymadığı için başından vurularak öldürüldü. Polisimiz silahlı gücümüzdür. Gerektiği zaman elbette silah
kullanacaktır. Ancak, silahı en az zararla ve en son çare olarak kullanmalıdır.
Ancak vatandaşlarımız da dur ihtarına uymak zorundadırlar. Şimdi Avrupa Birliği üyesi ve modern ülke konumunda olan komşumuz
Yunanistan’da yaşanan benzer olaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir polis
memurunun tabancasından çıkan kurşunla on altı yaşındaki bir gencin ölmesi
neticesinde Yunanistan’da halk ayaklandı, dükkânlar yağmalandı ve birçok yer
ateşe verildi. İçişleri Bakanı ve Hükûmet zora girdi.
Neredeyse ülke erken genel seçime gidecek. Polisimiz 1 Mayıs olaylarında orantısız güç kullanarak
insanlarımıza insanlık haysiyetine yakışmayan hareketlerde bulundu. İnsan
Hakları Derneği bu olayı yargıya taşıdı. İstanbul Valisi soruşturma izni verdi.
Bilirkişi olarak da 2005 yılında Kadın Hakları Günü’nde kadınlarımıza insanlık
dışı davranışı sergileyen ve sonra da bu olaydan ötürü görevinden
uzaklaştırılan kişi tekrar nasıl oluyor da 1 Mayıs olaylarını aydınlatmak için
tayin ediliyor? Düzenlediği rapora göre de polisimiz 1 Mayıs olaylarında orantısız
güç kullanmamış. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gözaltında ölenler, dur
ihtarına uymayanların vurularak öldürülmesi gibi olaylar istisnai olaylardır,
ama yine de üzerinde düşünülmesi gereken ciddi olaylardır. Bunların tekrarının mutlaka önlenmesi
gerekir. 200 bin personeliyle farklı bir konuma sahip olan emniyet
teşkilatımızın münferit olaylarla zan altında bırakılması ve bu olayların tüm
teşkilata mal edilmesi elbette ki yanlıştır ama bunu yapanlar da korunmamalıdır
ve teşkilattan derhâl atılmalı ve cezalandırılmalıdır. Bu nedenle, toplumun
huzur, güven ve mutluluğunu sağlayacak polisimiz iyi eğitilmeli, bilgili ve
tecrübeli olmalıdır. Bu doğrultuda Personel Daire Başkanlığınca yayınlanan ve
bütün teşkilata dağıtılan eğitim amaçlı kitapçığı da memnuniyetle öğrenmiş
bulunuyoruz. Teşkilatta üniversiteli polis sayısının artması, çok sayıda polis
meslek yüksekokullarının açılmış olması, eğitim seviyesi yüksek, bilinçli ve
uzmanlaşmış bir kadronun yetişiyor olması emniyet kurumumuz açısından oldukça
önemli bir aşamadır. Değişimin getirdiği suç türlerini değişimin
teknolojileriyle çözmeliyiz. Bazı kentlerde kurulan ve kurulmaya devam edilen
MOBESE sistemi yani görüntüleme ve izleme ağı ihtiyacı karşılamaya dönük
adımlardır. Ancak MOBESE’ler mobil karakollarla,
mobil araçlarla ve yaya ekiplerle güçlendirilip şehrin duyarlı bölgelerinde
konuşlandırılmalı ve olaylara anında müdahale edilmelidir. Değerli milletvekilleri, polisler 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’na tabi olup çalışma süreleri haftada 72 saattir. Diğer devlet memurları
haftada 40 saat çalışmaktadır. Rakamlar gösteriyor ki polisimiz diğer
memurlardan yüzde 88 oranında daha fazla çalışmakta ama aynı oranda maaş
alamamaktadır. Bu nedenle, maaşlarının da yükseltilmesi gerekir. Bütün bunların
yanında, çalışırlarken yan ödemelerle yükselen maaşları emekli oldukları zaman
neredeyse yarı yarıya düşmektedir. Aynı zamanda Jandarma Genel Komutanlığında
görevli binbaşı rütbesine kadar olan subay, astsubay ve uzman jandarma
personelinin de maaşları ve emeklilik hakları son derece yetersizdir. Bütün
ülke sathında böylesine özverili, canını hiçe sayarak çalışan polis ve
jandarmamızın özlük haklarının iyileştirilmesini ve maaşlarının taşıdıkları
riskten dolayı yükseltilmesini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak istiyor ve
öneriyoruz. Jandarma kolluk birimimiz Türkiye'nin yüzde 85’inde, sınır
bölgelerinde ve belediye hudutları dışında, kırsalda güvenliğimizden
sorumludur, hâlen polis teşkilatı kurulmamış doksan dört ilçede de görevine
devam etmektedir. İki birim arasında zaman zaman
yetki karmaşası yaşandığını da maalesef görmekteyiz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız. Buyurunuz. ALİ OKSAL (Devamla) - 12 Eylül darbesinden sonra çıkarılan 2800
sayılı Kanun’a göre jandarmanın konumu Genelkurmay ile İçişleri Bakanlığı
arasında yarı askerî-yarı sivil bir alana girdi. Bu Yasa’nın 10’uncu maddesinde
jandarma görev sahası belirlenmişken, zaman zaman
polis bölgesinde faaliyet göstermesine imkân tanınması tartışmalara sebebiyet
veriyorsa da, bu bir zorunluluktur. İç güvenliğin sağlanması konusunda polis ile jandarma arasındaki
anlaşmazlığın en önemli göstergelerinden biri de, istihbaratın
paylaşılamamasıdır. İçinde bulunduğumuz dönemin zor şartlarına baktığımızda bu
birimlere ayrılan toplam yüzde 22’lik bu bütçe yetersizdir. Zira güvenliğin
ucuzu olmaz, güvenlikte para hesabı yapılmaz değerli arkadaşlar. Bütçemizin hayırlı olmasını dilerken, önümüzde yapılacak olan
yerel seçimlerde yanlış anlamaları ortadan kaldırmak anlamında emniyet
teşkilatımızın seçim torbalarını seçim kurullarına göndermek için tahsis
ettikleri her aracın minibüs olması, her siyasi partinin birer temsilcisinin
araca alınması… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız. ALİ OKSAL (Devamla) - …ve torbaların o şekilde teslim edilmesi
ilkeli bir sorumluluktur diyor, herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Oksal. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili
Zekeriya Akıncı. Buyurunuz Sayın Akıncı. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz sekiz dakikadır. CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sizleri ve televizyonlarının başında bizi izleyen başta Sahil
Güvenlik mensupları olmak üzere bütün emniyet mensuplarını sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına 2009 Yılı Bütçe Kanunu
Tasarısı çerçevesinde Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi üzerinde söz almış
bulunuyorum. Değerli arkadaşlarım, bütün konuşmacılar vurgu yaptı. Sizler de
takdir edersiniz ki, hem tarihteki yeri ve coğrafi konumu değerlendirildiğinde
hem de içinden geçmekte olduğumuz zaman diliminin özellikleri düşünüldüğünde
ülkemizin iç barışı, huzuru ve güvenliği her zamankinden daha büyük önem taşır
hâle gelmiştir. Bütün bu özelliklerine bir de 8 bin kilometre üzerindeki sahil
şeridine sahip olması eklendiğinde, diğer bütün uğraşılarının yanı sıra
güvenliğini sağlayabilmek için denizlerde çevre kirliliğiyle, yasa dışı
avlanmayla, başta insan kaçakçılığı olmak üzere her türlü kaçakçılıkla, hatta
deniz korsanlığıyla mücadele etmek zorunda kalan bir ülke durumuna gelmekteyiz. Bu çabalarımız yaklaşık yüz elli yıl öncesinden başladı. Sahil Güvenlik kurumu kurumsal bir yapıya kavuşturulmaya
çalışıldı, cumhuriyet döneminde belirli aşamalar geçildi, 1982 yılında yapılan
bir yasa düzenlemesiyle bunu ileri bir noktaya taşıdık, 2003’te de son şeklini
vermiş bulunuyoruz. Ama bilmeliyiz ki bunca yıla rağmen, bunca birikim ve
deneyime rağmen, hâlâ Sahil Güvenlik kurumumuzun, komutanlıklarımızın birçok
eksiği var. O eksiklerini, özellikle personel, teçhizat ve geliştirilmiş
teknolojik araç gereç alanında gidermek de hepimizin önündeki ivedi bir görev
olmaya devam ediyor. Üstelik, kendimizi bizimle
benzeşen ülkelerle kıyasladığımızda bu eksiklerimiz çok daha iyi görülmektedir.
Bunun yanında, görev ve sorumluluk alanında inisiyatif
alma ve yetki kullanmaktaki karmaşayı ortadan kaldıracak düzenlemeleri yapmak
ve Sahil Güvenlik Komutanlığını hak ettiği öncülüğe kavuşturmak görevi de
önümüzde duruyor. Ama ifade etmek zorundayım ki İçişleri Bakanlığının toplam
bütçesinin yüzde 2’lik bir dilimini Sahil Güvenliğe ayırarak da bütün bunları
başarabilmek zor görünüyor. Yine konunun önemini ortaya koymak için insanımızı, özellikle yeni
yetişen kuşakları eğitmek, onlara sahillerimizin ve denizlerimizin sadece
güneşlenilecek, balık çiftlikleri kurulan, turizm ve rant
uğruna yağmalanan yerlerin ötesinde bir anlam taşıdığını, rengi mavi de olsa
vatan toprağı olduğunu anlatmak ve kavratmak zorundayız. Elbette, bütün bunların yanında işsizliğin, yoksulluğun,
hırsızlığın, yokluğun, etnik ve dinî çatışmaların, parçalanmaların bu kadar çok
arttığı dünyamızda ülkemizde barışı ve huzuru ve bütünlüğü koruyabilmenin,
birçok önlemin yanı sıra sahillerimizin ve sınırlarımızın güvenliğiyle
ilintisini unutmamalıyız. Başka ülkelere müdahale etmek isteyen kimi
emperyalist güçlerin topraklarımızda asker ve silahını konuşlandırmak istemenin
yanı sıra geldikleri gibi gitmelerine rağmen, limanlarımızı kullanabilmek için
hep yanıp tutuşacaklarını da asla unutmamalıyız. Sevgili arkadaşlarım, hepimiz her fırsatta ülkemizde huzura,
barışa, kardeşliğe vurgu yapıyoruz, önemini tekrar tekrar
anlatıyoruz. Güvenliğimizi sağlamak, barışı ve huzuru koruyabilmek için
güvenlik güçlerimizin canla başla çalıştığını söylüyoruz. Ama bu yetmez. Bunun
yetmediğini biliyoruz, görüyoruz. AKP İktidarı döneminde zirve yapan yoksulluk ve yolsuzluk giderek
bütün çabalara rağmen, ülkemizin huzurunu daha çok bozar hâle gelmektedir.
Huzurumuzun insanımızın işi, ekmeği ve ahlaki değerleriyle yakın ilintisi asla
unutulmamalıdır. Sanırım hepiniz izlemişsinizdir defalarca, bir televizyon reklamında yüzü biraz kırışmış yaşlıca ama bilge bir Anadolu
kadını gözlerinizin içine bakarak diyor ki: “İş olmazsa aş olmaz.” Ben de
diyorum ki: Arkadaşlarım, iş olmazsa, aş olmazsa, bu ülkede barışı ve huzuru
korumak zordur, güçtür. Bakınız Sayın Başbakan bütçe konuşmasında “işsizlik oranı geçmişte
de yüzde 10,3’tü, bugün de yüzde Bakın değerli arkadaşlarım, ben matematik okudum. Saygın bir
üniversitenin matematik bölümü başkanını da aradım. Dedim ki: “Sayın Başbakan
herkesi ‘Teğet geçti, teğet geçti.’ diye avutuyor. Sayın hocam, ülkemizde
yaşadığımız bu derin ekonomik krizin, illa Başbakan bir geometrik tanımlama
yapmak zorunda kendini hissediyorsa, o tanımlamalar açısından adı nedir?” Dedi
ki: “Onun adı teğet değildir, onun adı kiriştir. Öyle böler, böyle böler,
parçalar, alır götürür insanların ekmeğini.” Şimdi teğet değer, kiriş böler
arkadaşlar. Kriz teğet gibi değdi mi, geçti mi ben bilemem ama siz bilin ki
kirişin bir çemberi bölmesi gibi, kriz, ekmeğimizi bölmeye ve küçültmeye devam
ediyor. Bunu aklınızdan çıkarmayın. Gerçeği örtme çabanızın ne size ne ülkemize hiçbir faydası yok.
Size göre hava hoş. Yeni yeni varlıklı insanlar,
kitleler üretiyorsunuz ama ateş düştüğü yeri yakıyor. Giderek her yer,
tarlalar, fabrikalar, sanayi siteleri, çarşılar, cepler, mutfaklar yangın
yerine dönüyor ve kavruluyor ama sizin bu yangını söndürecek mecaliniz yok.
Aklınız, kulağınız, gözünüz hâlâ IMF’nin reçetelerinde. Göstermelik bir iki
şeyle durumu idare etmeye, can havliyle kendinizi 28 Marta atmaya
çalışıyorsunuz. Gerisi... Gerisi Allah kerim. Sizin
mantığınız bu. Değerli milletvekilleri, küreselleşme, globalleşme diye tanımlanan
son yirmi
yıllık zaman dilimi -inşallah biter yakın zamanda- başka özelliklerinin yanı
sıra insanoğlunun geleceğini, güvenini ve mutluluğunu yitirmekte olduğu,
parçalanmaların arttığı, etnik-mezhepsel çatışma ve savaşların yoğunlaştığı,
yoksulluğun ve işsizliğin büyüdüğü tabloyu da yarattı. Ülkeler arasındaki gelir
ve zenginlik farkı, eşitsizlik ve adaletsizlik daha da büyüdü. İnsanlar şimdi
binlerce kilometre ötelerden başka ülkelerde huzuru ve ekmeği aramaya
giriştiler. Bunun için milyonlarcası yasa dışı yollara bile başvurmayı göze
alır oldu, çoğu zaman kaçak durumuna düştü ve insan tacirlerinin elinde oyuncak
oldu. Büyük trajediler yaşandı insanlık adına… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - …yaşanmaya devam ediyor. Ülkemiz bu
büyük trafiğin içinde önemli bir yerde, deyim yerindeyse yol üstü durumunda. O
nedenle bugün 1 milyon civarında yabancının ülkemizde bulunduğundan,
çalıştığından, kaçak olarak ikamet ettiğinden söz ediliyor. O nedenle giderek
daha çok gazete ve televizyon, sahillerden toplanan insan cesetlerini,
yakalanan kaçak ve kaçakçıları gösteriyor. Bakınız, sadece 2008 yılında
sahillerimizde 6.613 insan yakalandı, belki de bir anlamda kurtarıldı. O
nedenle sahil güvenliğimize insanlık adına minnettarız biz. Değerli milletvekilleri, olayın bir başka yönüne daha dikkatinizi
çekmek istiyorum. Belki hatırlayacaksınız -bugünlerde pek araştırması
yayınlanmadı ama- ATO’nun 2006 yılında bir raporu yayınlanmıştı. Bu rapor insan
kaçakçılığının yanı sıra, sigaradan içkiye, çaydan şekere, cep telefonundan
ete, akaryakıta kadar bir kaçak cenneti olduğunu belirtiyor ülkemizin ve Türkiye’nin
bu nedenle 20 milyar dolar civarında bir yıllık kaybı olduğunu vurguluyordu. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız. ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan, teşekkür
ederim. Bu envaiçeşit kaçakçılıkta, özellikle akaryakıt kaçakçılığının
önemli bir yeri olduğu söyleniyor ve ne yazık ki bu kaçakçılığın büyük
miktarının da denizlerde ve sahillerimizden gerçekleştirildiği ifade
ediliyordu. Hiç kuşkusuz sahil güvenlik kuvvetlerimiz işte bu
tür kaçakçılıklarla mücadelenin yanı sıra, yasa dışı su avcılığından çevre
kirlenmesine, yasa dışı insan kaçakçılığına, uyuşturucu, akaryakıt
kaçakçılığıyla mücadeleye kadar birçok görevini hakkıyla yerine getirmeye
çalışıyor ama bir kez daha vurgulamak zorundayım ki bütün bu zorlukları
aşabilmek İçişleri Bakanlığının yüzde 2’lik bir bütçe payıyla mümkün değildir,
olanaksızdır. Sahil Güvenlik Kuvvetlerimizin işi zordur, kendilerine özellikle
başarılar diliyorum o insani çalışmalarında. Ama bu önemli konuda gereken kaynağı
ve olanakları yaratmak öncelikle sizin iktidarınızın görevidir ve ülkemiz için
de son derece önemlidir. Aksi hâlde, sizlere üzülerek ifade etmeliyim ki 1982
yılında, yirmi yedi yıl önce, böyle bir kürsüde yasa çıkarılırken, yasa
çalışmaları tamamlandıktan sonra bir milletvekilinin son konuşmasında ortaya
koymuş olduğu temenniler bugün de, yıllar boyu da geçerliliğini korumaya devam
edecektir. Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle bir kez daha
selamlıyorum. Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akıncı. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili
Sabahattin Çakmakoğlu. Buyurunuz Sayın Çakmakoğlu. (MHP
sıralarından alkışlar) Süreniz on dakikadır. MHP GRUBU ADINA SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi görüşlerime başlamadan evvel
sevgilerle, saygılarla selamlamak istiyorum. Konumuz, bildiğiniz gibi, 2009 yılı Millî Savunma Bakanlığı
bütçesidir. Bununla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak için konuşmak
istiyorum. Bu bütçe, 2009 yılının Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bütçesidir.
Bildiğiniz gibi, bu bütçe, Türkiye’nin güvenlik ve savunma bütçesi demektir.
Bütçeyle ilgili özel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Millî savunma bütçesinde esas olan devletin uygulamakta olduğu
savunmamız için gerekli siyasi ve askerî değerlere nasıl bakıldığıdır. Türk
Silahlı Kuvvetlerinin ve Millî Savunma Bakanlığının zorunlu ve ertelenemez
ihtiyaçları öncelikle karşılanmış olmalıdır. Yakın çevremizde olan ya da
olabilecek gelişmelerin güvenlik ve savunma politikalarımıza olumsuz etkilerini
önleyici imkânlar dikkate alınmalıdır. Esas olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin
savunma politikasıdır. Peki, savunma ilkelerimiz nelerdir, ne olmalıdır? Kısaca
arz etmek istiyorum. Genel ilkemiz, Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda
sulh.” ilkesidir. Bize karşı olabilecek hareketlere, politikalara ve husumete
karşı caydırıcı bir güç, silahlı bir güç oluşturulmalıdır. Yakın coğrafyamızda
karşılaşılabilecek tehditleri ve ihtimalleri yakından değerlendirici, bize
karşı olumsuzlukları önceden giderici tedbirlerimizin dayanağı yer almalıdır.
Geçmiş tarihî oluşumumuz ve coğrafi konumumuz itibarıyla Türk Silahlı
Kuvvetleri çok rollü değişik görevlere daima hazırlıklı olmak durumundadır.
Öncelikle cephe savaşlarına ve gayrinizami savaşlara
ve teröristlerle mücadele gücüne hazır bir orduyu oluşturmak savunmada başlıca
dayanağımız olmalıdır. Konuya daha yakından bakıldığında şunları da görmemiz
mümkündür: Soğuk savaş sonrası bölgemizde de farklı tehditler ve riskler içeren
çatışmalar vardır ancak bizi doğrudan etkilemeye devam eden maalesef bir kısım
iç ve dış çevrelerce etnik temele dayatılmak istenen terör eylemleri başta,
dinî inançları teröre alet edici bir kısım akımların da varlıklarını bilerek
hazırlıklı olunmalıdır. Bu sebeple de
etrafımızda oluşturulmaya çalışılan kitle imha silahlarının geliştirilmesi,
füzelerin menzil artış haberleri dikkatlerimizin yakın ilgisi içinde olmalıdır.
Savunmamızda, ayrıca petrol ve doğal gaz nakil hatlarıyla, yer
altı zenginliklerimizle, hatta su varlıklarımızla öne çıkan bir Türkiye
oluşumuzu da göz önünde bulundurmalıyız. Üç kıtanın bağlandığı, buluştuğu çok komşulu olan ülkemizin deniz
ve kara suları güvenliğinin günün şartlarına uygun güçlendirilmesi
gerekmektedir. Bunun için sınırlarımızda kaçakçılık ağırlıklı geçişlerde
uygulanan yapılanmanın terörle mücadelede yeterli olmadığı, bu sebeple sınır
güvenliği ve kara sularımız güvenliğindeki iyileştirmeler süratle yapılmalıdır.
Gelişmiş teknik imkânların kullanılması, çeşitli imkânların artırılması
suretiyle daha aktif bir duruma ulaşılmalıdır. Sayın milletvekilleri, sınır hattında gerekli yerlerde, karşılıklı
anlaşmayla korunması daha uygun, müsait değişiklikler yapılmasına çalışmalıdır.
Bu sınırı düzeltinceye kadar da bir sınır güvenlik kuşağı, bir tampon bölge
oluşturulmalıdır. Böylece biz, barışta caydırıcı, gerektiğinde savaşta ise
vurucu ve netice alıcı silahlı kuvvetlerimizin oluşmasına, bunun devamına
çalışmalıyız. Savunma politikalarınızı ona göre tanzim edeceksiniz ki
silahlarınızı yenilemeye, gerektiğinde yeni teknolojileri Türkiye’ye
kazandırmaya çalışacaksınız demektir. Bildiklerimize göre, savunma sanayisi
alanında da iyileştirme, geliştirme, yenileme ağırlıklı düzenleme çalışmalarına
devam ediliyor olmasının silahlı kuvvetlerimiz için çok önemli bir kazanç
olduğunu da belirtmek istiyorum. Bütçeyle ilgili verilen bilgilerden anladığımız, esas itibarıyla
devam ettiğimiz görüşmemize olumlu cevap verildiği yönündedir. Böylece, Sayın
Bakan ve onun çalışma arkadaşları, müsteşarlar, yardımcıları ve başkanlarına,
uzman kadroda çalışan, Millî Savunmada görevli arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi
söylemek istiyorum. Bildiklerimize göre, Millî Savunma bütçesi konuşulurken ilgisi
olan bazı konulara da kısaca temas etmek istiyorum. Silahlı kuvvetlerimizde
görev yapanların diğer kamu kuruluşlarında çalışanlarla kıyaslanmasında silahlı
kuvvetlerin hizmetlerinin hayati önemi ve özelliklerini öne çıkarıcı bir
anlayışla ele alınmasını, kendilerine yapılacak ödemelerin ve artışların buna
göre değerlendirilmelerini de dikkatlerinize sunmak istiyorum. Silahlı kuvvetler
personelinin tamamının Türk Silahlı Kuvvetleri sosyal tesislerinden
yararlanmaları çalışmalarının uygun bir hizmet olacağı görüşünde olduğumu da
söylemek istiyorum. Savaşlarda, vatan görevlerinde ve terörle mücadelede
hayatını kaybetmiş olan şehitlerimizin, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatı
mensupları ile diğer resmî ve özel kesimdeki insanlarımızın da yakınlarıyla
şehit ve gazilerimizin tanımlanmaları dâhil onlara yapılacak maddi-manevi
yardımların ve hizmetlerin belirlendiği, çeşitli kanunlardaki dağınıklığı,
farklılıkları, sorunları çözüme kavuşturan tek bir şehitler ve gaziler temel
kanunu oluşturulmasının da çok faydalı bir hizmet olacağını düşünüyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelede iç güvenlik alanında
kapsamlı görev aldığını biliyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, terörle mücadelede
polis bölgesi, jandarma bölgesi, kırsal alan gibi ayrımların bazı çevrelerce
günübirlik emniyet ve asayiş hizmeti gibi görülmelerinin yerine, bütünüyle
terörle mücadele birimlerinin görev ve yetkileriyle birleştirici bir güç hâline
gelinmelidir diyorum. Terörle mücadele birimlerinin, bu alanda hizmeti meslek
edinmiş, uzmanlık kazanmış, bu görevler için ustalıkla mücadeleye belli
eğitimlerle hazırlanmış bir güç hâline gelmesi artık tamamlanmalıdır diyorum. Tabii, terörle mücadelede terörün kullandığı ortamın giderilmesi
için eğitim, kültür, sosyal, psikolojik ve ekonomik gibi çok yönlü altyapı
hizmetlerini yapmak, tedbirleri almak için bütün kamu kurum ve kuruluşlarını
belirlenecek ilkeler etrafında böyle bir mücadele için koordineli bir çalışmayı
öne çıkarmalı ve bunların gereği daha etkin yapılmalıdır diyorum. En azından,
klasik silahlarımızın herhâlde ülke kaynaklarından karşılanmasını başarmamız
sağlanmalıdır. Bu hâl, dışa bağımlılığı en aza indirmenin yolu olacaktır. Bu
konuda kamu kuruluşlarıyla özel sektörün de tesis ve imkânlarını teşviklerle,
desteklerle, etkin iş birlikleriyle hazırlamayı hızlandırmalıyız. Türkiye'nin
millî birliğine ve bütünlüğüne karşı tehditlerin kaynaklarının içeride
bitirilmesi ve gerektiğinde dışarıda “meşru müdafaa” ilkesi gereği Birleşmiş
Milletler Sözleşmesi’nin 51’inci maddesi kullanılarak sınır ötesi harekâtı,
sıcak takip usul ve esaslarıyla etkisiz hâle getirilmelerinin, yok
edilmelerinin gecikmeden yapılması uygun olacaktır. Uzun yıllara dayalı ittifak ilişkilerimizle oluşan politikaların
ve ortak hareketlerin günümüz dünyasında, yakın çevremiz önceliğiyle, yeni
şartlara uyan değerlendirmeleri yapılmalıdır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. Buyurunuz. SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bunları şunun için söylüyorum: Biliyorsunuz, NATO savunma
politikasında kanat ülke olarak Varşova Paktı yok edilinceye kadar görev ifa
ettik. Tek süper güçlü bir dünyada ise NATO “savunma” kavramını “güvenlik”
kavramına dönüştürdü. ABD’nin uğramış olduğu malum 11 Eylül İkiz Kuleler
saldırıları sonrasında ise NATO Anlaşması’nın ilgili maddesi gereği terör
saldırıları NATO ülkelerine yapılmış sayıldı, buna karar verildi. Bu karara
rağmen NATO ülkesi olan Türkiye’ye yönelmiş terör saldırılarına karşı ne
Irak’ın ne de Irak’ı işgal eden ABD’nin bize neler yaptığını, yapmadığını da
değerlendirmeliyiz. Ayrıca, bu nasıl NATO üyesi oluşumuzdur ki nasıl
dostluktur, ne ölçüde stratejik ortaklıktır, dikkatlerinize sunuyorum,
sorgulamalıyız diyorum. Bir kısım oyalamalarla, özel temsilci atamalarıyla, istihbarat
yardımı yapıyoruz da yalnızca hava harekâtına izin vermekle, kara harekâtına
kayıt, şart, süre, zamanlama getirerek bizi ne ölçüde engellediklerini de
hatırlamalıyız. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen bitiriniz Sayın Çakmakoğlu. SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Devamla) – Dünyada hiçbir ülkenin
komşularından gelecek tehdidi önlemek için sınırlarını tecavüz edenlere,
müdahalelere karşı korumak için bir başka ülkenin iznine hiç ihtiyacı
olmamıştır. Tekrar söylüyoruz: Bu hâl, uluslararası meşru müdafaa hâlidir. Bu görüş ve düşünceyle size Millî Savunma Bakanlığının bütçesi
üzerinde görüşlerimizi özetlemeye çalıştım. Hepinize tekrar teşekkürler ediyor, saygılar sunuyorum. Bu
bütçenin Millî Savunma ve Türk Silahlı Kuvvetleri camiasının tamamına
hayırlara, başarılara, yeni başarılara imkân ve vesile olacağı ümidiyle tekrar
selam ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çakmakoğlu. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Hamit Homriş. Buyurunuz Sayın Homriş. (MHP
sıralarından alkışlar) Süreniz sekiz dakikadır. MHP GRUBU ADINA H. HAMİT HOMRİŞ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesiyl |