DÖNEM: 23                            CİLT: 35                    YASAMA YILI: 3

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

31’inci Birleşim

19 Aralık 2008 Cuma

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 312)

2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313)

A) BASIN YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

E) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

F) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.- Millî Savunma Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

J) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1.- İçişleri Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

K) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

L) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

M) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

3.- Türk Ticaret Kanunu Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/324) (S. Sayısı: 96)

4.- Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/537) (S.Sayısı: 236)

5.- Malatya Milletvekili Öznur Çalık ve 5 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 34 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 190 Sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/346, 2/23) (S.Sayısı: 315)

 

IV.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun 19 Aralık 2008 Cuma günkü birleşiminde 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın günlük turlarının tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ve 315 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

V.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, çok ortaklı şirketlerin oluşturdukları mağduriyetlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4760)

2.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, sağlık sorunu olan bir tutuklunun durumuna ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4810)

3.- İstanbul Milletvekili Sacid Yıldız’ın, Silivri Cezaevi kanalizasyonunun yol açtığı çevre sorunlarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4811)

4.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in, Bitlis E Tipi Cezaevi ile ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4814)

5.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Ergenekon iddianamesindeki bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/4935)

6.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, Aliağa Belediyesiyle ilgili iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5161)

7.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, bir davanın ilk duruşmasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/5211)

8.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, Giresun Belediyesinin imar değişikliklerine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5228)

9.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Millî Takımlar Teknik Direktörü ve kadrosunun ücretlerine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/5383)

10.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, Kartal’da yaşanan bir olaya ve polisin şiddet uygulamasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5401)

11.- Ankara Milletvekili Nesrin Baytok’un, şehit cenazesi törenlerindeki gözaltı olaylarına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5475)

12.- Ordu Milletvekili Rahmi Güner’in, bir karakoldaki işkence iddiasına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5476)

13.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Özel Tim mensuplarının Şırnak ve İdil’de yapılan basın açıklamalarına müdahalesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/5530)

14.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun rehabilitasyon merkezlerindeki hizmet ve denetime ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/5625)

15.- Giresun Milletvekili Murat Özkan’ın, özürlülere yönelik hizmetlere,

- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, SHÇEK kurumlarındaki kötü muamele iddialarına ve sosyal hizmet uzmanlarına,

- Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Rehabilitasyon ve bakım merkezlerinin durumuna,

- Muğla Milletvekili Ali Arslan’ın, bazı rehabilitasyon merkezlerindeki kötü muamele görüntülerine,

İlişkin soruları ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/5648) (7/5649) (7/5650) (7/5651)

16.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, çocuklara yönelik cinsel saldırılara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/5755)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak dört oturum yaptı.

2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/656) (S. Sayısı: 312) ve 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi’nin (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) görüşmelerine devam edilerek;

Dış Ticaret Müsteşarlığı,

İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi,

Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,

Devlet Personel Başkanlığı,

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı,

Diyanet İşleri Başkanlığı,

Hazine Müsteşarlığı,

Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı,

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı,

Sermaye Piyasası Kurulu,

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu,

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı,

2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçeleri ve 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesapları;

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi;

Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı;

Kabul edildi.

19 Aralık 2008 Cuma günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere, birleşime 22.23’te son verildi.

                                                                       

Nevzat PAKDİL

 

 

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

Yusuf COŞKUN

 

Fatoş GÜRKAN

 

Bingöl

 

Adana

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

Canan CANDEMİR ÇELİK

 

Harun TÜFEKCİ

 

Bursa

 

Konya

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

                                                                                                                                No.: 38

II.- GELEN KÂĞITLAR

19 Aralık 2008 Cuma

Teklif

1.- Siirt Milletvekili Osman Özçelik ve 20 Milletvekilinin; Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/355) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 24.11.2008)

Tezkere

1.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/630) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.12.2008)

 

19 Aralık 2008 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Beşinci turda, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadınının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçeleri yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 312)  (x)

2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) (x)

A) BASIN YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU

1.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

                                   

(x) 312, 313 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 16/12/2008 tarihli 28’inci Birleşim Tutanağına eklidir.

E) SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

F) ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

26/11/2008 tarihli 22’nci Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika ile sınırlandırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin, konuşmaların bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş sayılacaktır. Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden sorabileceklerdir. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunarız.

Sayın milletvekilleri, şimdi, beşinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Adana Milletvekili Recai Yıldırım, Kocaeli Milletvekili Cumali Durmuş, İzmir Milletvekili Şenol Bal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Samsun Milletvekili Fatih Öztürk, İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç, Kütahya Milletvekili İsmail Hakkı Biçer, Erzurum Milletvekili İbrahim Kavaz, Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Koca, İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz, Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına: Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal, Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur, Antalya Milletvekili Atila Emek, İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu.

Şahıslar adına: Lehinde, Tekirdağ Milletvekili Necip Taylan, İstanbul Milletvekili Canan Kalsın; aleyhinde, Muğla Milletvekili  Ali Arslan.

Şimdi, ilk söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e aittir.

Buyurunuz Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ve Türkiye Bilimler Akademisi 2009 yılı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen yıl 2008 bütçesinde de bu kurumlar ile alakalı olarak kürsüye çıktım. O zaman söylediklerime ve sorduğum sorulara maalesef tatmin edici hiçbir cevap alamadım. Kalkınmanın ve gelişmenin ödünç bilgiyle yapılamayacağı kesindir. Türkiye'nin kalkınmasının ve yarınlarda gelişmiş bir ülke olmasının yolunun ancak ve ancak bilim ile sağlanabileceğini de bildiğim için bu konuları ısrarla anlatmaya ve yetkililere bu soruları ısrarla sormaya devam edeceğim.

TÜBİTAK’ın 1963 yılında çıkarılmış olan yasası incelendiğinde, yasanın, bilime destek amaçlı, bilimsellik kavramını esas alan yapısının çok net bir şekilde vurgulandığı görülür. Oysa geçtiğimiz temmuz ayında gerekçesi anlaşılamayan bir şekilde değiştirilen bu yasa, bu kıymetli Kurumumuzu özerk olmaktan çıkartıp herhangi bir genel müdürlük konumuna getirmiştir. TÜBİTAK’ı Afet İşleri Genel Müdürlüğü veya Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü ile eş değer bir statüye dönüştürdüğünüzde bu Kurumdan netice almanız mümkün değildir. Daha önceki konuşmamda değindiğim gibi, bu Kurumumuzun özerkliğini, bilim insanına ve bilime yönelik katkı sağlayacak statüsünü mutlaka muhafaza etmek gerekir. Başta Sayın Bakan olmak üzere bütün bilim insanları bilir ki bilimde hiyerarşi olmaz. Böylesi bir bilim kuruluşu bütün üniversitelerimiz ile o üniversitelerdeki bilim insanlarıyla, daha da ötesi dünya üzerindeki önemli bilimsel gelişmeleri takip eder nitelikte olmalı ve sadece Kurum bünyesinde çalışanlar ile değil Kurum dışından da katkıya açık bir statüye sahip bulunmalıdır. Oysa bu Kurumumuzun bugünkü durumuna bakacak olursak son altı yıl içerisinde dar kadrocu bir çalışma isteği açıkça görülmektedir. Dört yıldır vekâlet edip nihayet son yasa değişikliğiyle Kurumun başına atanan Başkan, Kocaeli Gebze’deki Marmara Araştırma Merkezine maalesef kendi eşinden başka atayacak kimse bulamamıştır. Burada eşinin yeterliliğini sorgulamıyorum, burada vurgulamak istediğim konu, teknik olarak doğru olsa dahi siyasi ahlak olarak yanlış bir davranışta ısrar edilmiş olması hususudur.

Dar kadrocu anlayışın bir diğer örneği de geçtiğimiz temmuz ayında çıkartılan yasaya eklenen geçici 9’uncu maddenin Kurum içindeki aksaklıkların ve yapılan yanlışların affedilmesi mahiyetinde oluşudur. Yasayı önceki şekliyle karşılaştırdığımızda bunun başkan yardımcısı için düzenlenmiş özel bir madde olduğunu tespit etmemiz zor olmadı. Bence Sayıştayın tecrübeli uzmanları yapacakları denetimler ile bu konuyu açığa çıkartacaklardır, buna inancım tamdır.

Kuruluş kanununda Kurumun temel işlevi olan araştırma konularının tüm sorumluluğunu üstlenen araştırma gruplarını kaldırmak da yine bu müstesna yönetime nasip olmuştur. Bu konuda da cevap istemek yüce Meclisimizin hakkıdır. Acaba TÜBİTAK Başkanı artık Amerika’nın dahi üzerinde çok durmadığı genişletilmiş Orta Doğu projesine paralel bir misyon üstlenip Amerika’daki Ulusal Bilim Vakfının Türkiye’deki eş başkanı mı olmak istiyor diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Şimdi olaylara daha makro düzeyde bakacak olursak: TÜBİTAK yönetiminin tavsiyesi üzerine Başbakanlık genelgesiyle Ulusal Deprem Konseyi, üyelerine haber bile verilmeden lağvedildi. Deprem bölgesinde olmamıza rağmen böylesi hayati öneme sahip bu Konseyi yok etmenin gerekçesi nedir? Bu Ulusal Deprem Konseyine ait olan 310 milyon euro nereye aktarılmıştır?

Lizbon Kriterleri’nin benimsenmesinin ardından 7. Çerçeve Programı’nı Türkiye'nin kalkınması için yeterli görmek yanlışlığın başladığı noktadır. Daha önce de belirttiğim gibi, Vizyon 2023 Projesi yürürlükte iken buradan rücu edilip Batı’yla beraber hareket etmek adına 2010 kısa hedefiyle ne amaçlanmıştır ve bugüne kadar ne elde edilmiştir?

Fen bilimi ağırlıklı çalışması gereken bu güzide kuruluşumuz neden sosyal konulara ağırlık vermeye başlamıştır? Örneğin, medeniyetler ittifakı bursu ne amaçla veriliyor? Bilim ve teknik alanındaki gelişmeleri teşvik ve destek amacıyla kurulmuş bu kurumda kültürler arası diyalog konusu ne derece bilimseldir? En önemlisi de bunu yapabilecek başka bir kurumumuz yok mu bizim? Geçen yıl konuşmamda da değindiğim gibi, Sosyal ve Beşerî Bilimler Araştırma Grubunun kardeş kuruluş olan Türkiye Bilimler Akademisine bırakılması daha fonksiyonel olmaz mı acaba?

Kurumun Ankara dışında açmayı hedeflediği bilim merkezleri konusu da gün geçtikçe ilginç bir hâl almaktadır. Eskişehir’de iki yıl önce başlayan ve bitmek üzere olan bir bilim merkezi inşaatı varken, bu çalışma yüzüstü bırakılarak Konya’ya yeni bir bilim merkezi yapılmasına karar verildi ve 12 milyon lira destek sağlandı. Bildiğiniz üzere, Konya, Selçuk Üniversitesi gibi köklü bir üniversiteye ve bunun geniş arazisine sahipken acaba neden bilim merkezi bu kampus içerisinde birim olarak düşünülmedi ve dışarıda yapılmasına karar verildi?

Bunun, TÜBİTAK’ın, büyük şehirlerde hayata geçirilmek üzere planlanmış projesi olduğunu biliyoruz. Ancak anlamadığımız, Eskişehir’de neden bu ilin kendi imkânlarıyla yapılıyor da Konya’da parayla yaptırılıyor? Bununla alakalı bir ön araştırma var mı? Bu alınan arazi kime aittir?

Sayın Başbakan, TÜBİTAK heyetiyle görüşmesini neden basına kapalı yapmayı arzu etmiştir? Geçen eylül ayında yapılan görüşme ne sebeple medyanın ve kamuoyunun gözünden kaçırılmak istenmiştir? Tanımı gereği özerk olması gereken bir bilim kuruluşunda böylesi bir kapalılığın gerekçesi nedir?

Aylık satışı 100 bini aşan popüler bilim yayınları açısından 2002’den bu yana kaç çeviri yapıldı? Kaç kitap basıldı? Bunların ne kadarı satıldı? Bunların bilime, topluma, Kuruma olan katkısı sayısal olarak nedir? Kurumun matbaasının kapatılmasıyla ilgili Kuruma sağlanan artı ve eksiler nelerdir? Ne kadar kitap hurda kâğıt olarak SEKA’ya gönderilmiştir?

Değerli milletvekilleri, bütün bu olumsuz tablo içerisinde TÜBİTAK’la ilgili demeçler, insanı gerçekten bilimin ve bilimselliğin doruğunda bir ülkede yaşadığına inandıracak düzeyde. Gerçekten, sanayi kesiminde bu konuda bir geriye dönüş var mı? ARGE Yasası çıktı, TÜBİTAK bütçesi bu çerçevede artırıldı. Peki, hangi projeler gerçekleştirildi ve bunların ülkemize katkısı nedir?

TÜBİTAK’ın en yetkili ağzından basında çıkan bir demeç: “Bir ürünü tasarlamak, tanıtmak, pazarlamak istiyorum ama sermayem yok diyenler bana gelsin.” Bu açıklama, bilimsel bir kuruluşun yetkili ağzından daha çok esnaf kredisi veren ve ona kendi üslubuyla yaklaşan farklı bir kurumun açıklaması gibi gelmedi mi size de? Bu anlayış, dünyada bilimsel kuruluşların desteğiyle ARGE çalışmaları yapan ülkelerin bu konudaki düşünce sistemleriyle bizdeki uygulamanın arasındaki farkı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Ülkenin koşulları ve öncelikleri göz önünde tutularak yeni bir bilim politikası hazırlanmalıdır. Bütçede bu Kuruma ayrılan fonun şu kadar trilyona çıkarılmış olması meseleyi çözüyor anlamına gelmemektedir. Bu ayrılan rakamların çok büyük bir yüzdesi “telif” adı altında personele ve bakanlıklarda görevlilere dağıtılmaktadır. Bunun Türkiye’deki gerekli bilimsel çalışmalara hiçbir katkısı yoktur. TÜBİTAK tekrar bilimsellik nosyonuna kavuşturulmalı, daha sonra da, ülkemize layık orta ve uzun vadeli bir çalışma planı yapılmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle, 2009 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor ve yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkeş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Recai Yıldırım.

Buyurunuz Sayın Yıldırım. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RECAİ YILDIRIM (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Atatürk Kültür Dil ve Tarih Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi selamlıyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, Atatürk, cumhuriyetin dayandığı dil ve tarih tezlerini ilmî temellere oturtmak için Türk Dil ve Tarih Kurumlarının açılmasına öncülük eder. Türk Tarih Encümeni 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, 3 Ekim 1935’te “Türk Tarih Kurumu” adını alır. Bunu dil inkılabının gereklerine uygun millî dil anlayışı için gerekli çalışmalar yapmak üzere 12 Temmuz 1931’de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti takip eder. Bu Cemiyetin adı 1934’te Türk Dili Araştırma Kurumu olarak değiştirilir. Bu tarihsel gelişimin içerisinde de  Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 134’üncü maddesi gereğince 11/08/1983 tarihinde 2876 sayılı Kanun’la Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla Ankara’da, Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşan kamu tüzel kişiliğine sahip Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kurulmuştur.

Uzmanlar, kültürü, bir insan topluluğunun tarihî tekâmülü konusunda sahip olduğu şuur olarak tanımlamışlardır. Millî kimliğin belirleyici öğesi, millî unsurlardan ziyade manevi unsurlar, yani inançlar ve bu doğrultuda oluşan değer yargıları, davranış biçimleri ve zihniyettir. Atatürk “Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türkiye Cumhuriyeti’nin temel direği olarak temin edeceğiz.” sözleriyle genel kültür içinde bir milleti diğerlerinden ayıran asıl özelliğin onun seciyesini oluşturan kendine ait değerler sistemi olduğunu söylemiş ve bunların silinmemesi ve gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini önemle vurgulamıştır. Atatürk, maddi kültürün, yani medeniyetin bir olduğunu “Memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir ve milletin terakkisi içinde bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lazımdır.” sözleriyle ifade etmiştir. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşları faaliyetlerinin temeline toplum fertlerini bir arada tutan değerler sistemini koymakta, kökleri tarihin derinliklerine kadar uzanan, Atatürk’ün ifadesiyle, milletin seciyesinde saklı değerlerin yaşaması ve yaşatılmasını elzem görmektedir.

Bir kültürün varlığını sürdürebilmesi öncelikle bir bilinç işidir. Tarih bilinci hem toplumun hafızasını hem de geleceğini oluşturur. Bu sebeple, kültürümüzde var olan yüksek değerlerin insanlığın hizmetine sunulması, kültürel değerlerin diğer yapıcı yüksek değerlere sahip kültürler ışığında geliştirilerek Türkiye Cumhuriyeti’nin medeniyet ailesindeki şerefli yerini alması, milletin yüksek değerlerine karşı girişilecek faaliyetlerin bilimsel yönden çürütülmesi, ülkemiz açısından hayati öneme sahiptir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, devletin üniter yapısının korunmasında ve devamlılığın sağlanmasında önemli işlevi olan hassas bir kurumdur. Dünya şartlarının günümüzde hızla değişmesi ve yeniden yapılanmaların gerçekleşmesi Türk dünyasını derinden etkilemiş, Türk kültür coğrafyasına yeni boyutlar kazandırmıştır. Bu değişim ve yapılanma sürecinde Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun ve bağlı kuruluşlarının önemi, işlevi ve sorumlulukları artmıştır. Bu amaçla kurulan kurumlar, kuruluş kanununda belirtilen bu öncelikler ve amaçları doğrultusunda sayısız ilmî eserler yanında, yurt içinde ve yurt dışında konferans, panel, kongreler düzenleyerek faaliyetlerine devam etmektedirler.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Yüce Atatürk’ün isteği doğrultusunda 12 Temmuz 1932 günü “Türk Dili Tetkik Cemiyeti” adıyla kurulan Türk Dil Kurumu da tarihi boyunca Türkçenin geliştirilmesi, zenginleştirilmesi, özleştirilmesi uğrunda önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Türkçeyle ilgili bine yakın kitap, yüzlerce sayı süreli yayın çıkaran Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, Yazım Kılavuzu, Divanü Lûgat-it-Türk, Kutadgu Bilig gibi temel başvuru kaynaklarını dilimize kazandırmıştır.

Türk Dil Kurumunun başlattığı önemli bir çalışma da Türk dünyası ortak kültür değerlerinin ortaya konulmasıdır. Yeni tamamlanmış bulunan Türk Dünyası Destanlarının Tespiti ve Türkiye Türkçesine Aktarılması ve Yayımlanması Projesi kapsamında Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Altay, Hakas, Tuva destanları ciltler hâlinde yayımlanmaya başlanmıştır. 2009 yılı sonunda tamamı yayımlanması hedeflenen destan dizisinde yüze yakın destan kültür ve bilim dünyamıza kazandırılmış olacaktır.

Şimdi yapılması gereken, Türk Dil Kurumunun yayımladığı bu kültür hazinesinin sinemaya, dizi filme, çizgi filme ve bilgisayar oyunlarına ilham kaynağı olması, bu değerlerimizin genç kuşaklara tanıtılmasıdır. Bunun için, kamuoyuna doğru, tanıtıcı ve aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak ve tanıtma; aydınlatma faaliyetlerine katılmak için, Başbakanlığa bağlı olarak Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve kültürel tanıtımıyla ilgili faaliyetlerini sürdüren Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün Türk Dil Kurumu ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile iş birliği içerisinde olması gerekmektedir.

Türk Dil Kurumunun sanal ortamda kullanıma sunduğu Türk Lehçeleri Sözlüğü de Türk dünyasında ortak iletişim dilinin yaygınlaştırılmasına çok büyük katkıda bulunacaktır. Bu sözlükteki söz varlığının bir an önce bütün Türk lehçelerinin söz varlığını kapsayacak bir biçimde genişletilmesi gerekmektedir.

Türk dünyasında ortak iletişim dilinin geliştirilmesinde en önemli kaynak terimlerdir. Bilim dünyasında yaşanan gelişmeler sonucunda ortaya çıkan yeni terimlere karşılıklar bulan Türk Dil Kurumu, bu terimleri Türk dilinin kaynaklarından karşılamaktadır. Bu terimlerin bütün Türk lehçelerinde ortak olarak kullanılması kardeş Türk lehçelerinin birliğini sağlayacaktır. Bunun için, Türk Dil Kurumunun, Türk cumhuriyetlerindeki bilimler akademileriyle iş birliği yapmasının imkânları sağlanmalıdır.

Türk dünyasında ortak iletişim dili için çalışmalar yürütülürken, öncelikle ülkemizde radyo televizyonlarda kullanılan dilin de büyük önem taşıdığı bir gerçektir. Her şeyden önce kendi ülkemizde Türkçeyi yabancı unsurlardan arınmış bir biçimde kullanmalıyız. Bunun için de köklerimize inmeliyiz. Türk dünyasının kökleri Orhun Yazıtlarındadır, Divanü Lûgat-it-Türk’tedir, Kutadgu Bilig’dedir, Manas’tadır. Geçmişteki uydurmacılıktan kurtulan Türk Dil Kurumunun, Türk dilinin kaynaklarından faydalanarak yaptığı bu çalışmalar Türk dünyasında ortak iletişim dilini yaygınlaştıracaktır. Bunun için, öncelikle ülkemizdeki radyo ve televizyon yayınlarında kullanılan dilin bu amaca uygun olması gerekir. Her yayında İngilizce kelimeler kullanan, Türkçe kelimeleri bile İngiliz gibi, Amerikalı gibi konuşan sunucular, bırakın Türk dünyasında ortak iletişim dilini yaygınlaştırmayı, Türkiye’deki dil birliğini sağlamaktan âcizdir. Bu nedenle radyo televizyon kuruluşları bu konuda Türk Dil Kurumu ile iş birliği içerisinde olmalıdır.

Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun maddi kaynağı Atatürk’ün mirasından oluşmakta; hizmet binaları bulunmakta ise de Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezi çok kısıtlı bütçelerle faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu iki kurumun hizmetlerini yürütebilecek bir hizmet binaları dahi bulunmamaktadır. 2876 sayılı Kanun’un 519 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle değiştirilen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

RECAİ YILDIRIM (Devamla) – …bazı hükümlerinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi üzerine 2002 yılından itibaren bilimsel kurumlar oluşturulamamakta ve üyeleri atanamamaktadır. Bu nedenle de Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı kuruluşlar olan Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi hizmet faaliyetlerini yerine getirmekte zorlanmaktadırlar. Bu olumsuz şartlarda dahi kurumlar, 2008 yılı içerisinde 23 süreli yayın, 155 bilimsel yayın gerçekleştirmiş; bunun yanında 152 konferans, 10 panel, 5 uluslararası sempozyum, 1 uluslararası kongre ve 28 kazı gerçekleştirmiş bulunmaktadır. 57’nci Hükûmet döneminde bu yasal boşluk giderilmeye çalışılmış, Hükûmetimiz tarafından hazırlanan yasa tasarısı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş, ancak tasarı komisyonlarda görüşülürken erken genel seçime gidilmesi nedeniyle yasalaşma süreci tamamlanamamıştır. Kurumların faaliyetlerini daha etkin bir şekilde sürdürebilmeleri için kurum yasasının bir an önce çıkarılması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım.

RECAİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 2009 yılı bütçesinin hayırlı olması dileğiyle heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yıldırım.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Cumali Durmuş, buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CUMALİ DURMUŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü ve Özürlüler İdaresi Başkanlığının 2009 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Partim ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Günümüzün en önemli sorunlarının başında gelen, özürlü vatandaşlarımızın durumu ve sokak çocukları ya da yardıma muhtaç olan çocuklarımızın durumlarıdır. Özürlü vatandaşlarımızın sorunlarının gündeme taşınması ve bu sorunların çözümü yönünde çalışmalarla özürlü insanlarımızın hayatlarının kolaylaştırılması, toplumun gelişmişlik seviyesini gösteren önemli bir değerdir.

Ülkemizde özürlü vatandaşlarımız çok zor şartlarda yaşamaktadırlar. Günümüzde özürlülerin sokağa çıkması bile çok büyük sorun teşkil etmektedir. İstediği bir yere gönlünce gidebilen bir özürlü var mı acaba etrafımızda? Kendi elimizle yaptığımız plansız yapılaşma bırakın özürlüye, sağlam insanlara bile engeller çıkarmaktadır. Birçok yapı özürlü vatandaşlarımız için ulaşılmaz yapılar hâlindedir. Hiçbir özürlü vatandaşımız dilediğince, yalnız başına gezebileceği ne bir kaldırım ne bir cadde ne de başka bir mekân bulamamaktadır.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı, özürlü insanlarımızın hayatını kolaylaştırıcı, onları toplumla kaynaştırıcı programı ve koordinasyonu sağlamakla görevli bir kurumumuzdur. Bu kurumun yaptığı çalışmalar parayla ölçülemez ya da parayla sınırlandırılacak bir kurum değildir.

Ülkemizde çeşitli özürlü dernekleri bulunmaktadır. Bu dernekler Özürlüler İdaresi Başkanlığı ile ne derece iletişim kurabilmektedir? Yerel yönetimlerle koordineli şekilde yapılan her proje, özürlü vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırıcı yönleriyle değerlendirilmeli ve bu yönde değişiklikler yapılmalı, imalat aşamasında kontrollerin yapılarak gerçeğe dönüşmesi sağlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki her insan bir özürlü adayıdır. Kimin başına ne geleceği, geri kalan hayatını hangi şartlarda devam ettireceği bilinmemektedir.

Tabii, Özürlüler İdaresi Başkanlığımız özürlü insanlarımızın hayatını kolaylaştırıcı tedbirler almaya çalışmaktadır. Kendi müracaatıyla kurumdan destek alan özürlülerimiz haricinde devlete hiçbir müracaatı bulunmayan özürlü vatandaşlarımıza da kurumun ulaşıp, çok detaylı bir özürlü veri tabanı hazırlaması ihtiyacı bulunmaktadır. Bu vatandaşlarımız sadece Özürlüler Haftası’nda hatırlanıp, geri kalan haftalarda unutulmamalıdır.

Mevcut Yasa’ya göre eğitim alma hakkı olan birçok engelli vatandaşımızın birtakım keyfî uygulamalar, sorumsuz davranışlar yüzünden hizmet alamadığı görülüyor. Bu engelli vatandaşlarımızın kendileri ve aileleri seslerini duyuramadıkları gibi, şikâyetlerini ulaştırdıkları sorumlulardan da ilgi görememektedirler.

Birçok ilimizde çeşitli örnekleri söz konusu olan tutumun bir örneği de komşu ilimiz olan Sakarya’da yaşanmaktadır. Sakarya’daki Rehberlik ve Araştırma Merkezi, devlet hastanelerinden engelli olduklarına dair heyet raporu alan engellilerimize rapor vermemek için direniyor. Başvuruların sonuçları olumlu veya olumsuz bile olsa üç dört ayda çıkıyor. Kanun’da “Yaş sınırı yoktur.” denilmesine rağmen on sekiz yaşından büyüklere rapor verilmiyor. Hepsinden daha vahimi, engelli vatandaşlarımız ve velileri Sakarya’daki RAM Vekil Müdürü tarafından her gün hakarete ve aşağılanmaya maruz bırakılıyor. Bölge gazetelerinde bu tür haberler her gün karşımıza çıkmaktadır. Sayın Bakandan ya bürokratına devlet görevlisi olduğunu hatırlatmasını veya gereğini yapmasını rica ediyorum. Bu konunun, bu işin takipçisi olacağımızı da buradan ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devlet olmak insanları sadaka kültürüne alıştırmak demek değildir. Sosyal devlet adaleti, eğitimi, sağlığı, işi, aşı direkt olarak sahibine ulaştırma kabiliyetidir. Bu sebeple, devletle millet arasında köprü vazifesi yapmak amacıyla kurulmuş olan kurumlar vardır; bunlardan biri de Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumudur.

Bugün sokak çocukları veya kimsesiz çocuklardan oluşan topluluğun sebebi yine devlettir. Sosyal hayattaki adaletsizlikler ya da dengesizlikler önümüze çok üzücü tablolar koymaktadır.

Ülkemizde 1950 yıllarında başlamış olan kırdan kente göç dalgası çeşitli sorunları da beraberinde getirmiştir. Türk toplumunun aile yapısı önceleri büyük babaların, büyük annelerin de içinde yaşadığı geniş aile diyebileceğimiz bir yapıya sahipti. Bu aile yapısında anne, baba çalışsa bile çocuklar toplumun örf ve âdetlerini, kısaca kültürünü büyük babasından, büyük annesinden alabiliyordu fakat ailede meydana gelen ekonomik sıkıntı büyük babaları, büyük anneleri ailenin dışında bırakmış, bununla da kalmayıp anneyi de çalışma hayatının içine çekmiştir. Babası zaten çalışan çocuk kreşlere, yuvalara bırakılmış, sosyolojik anlamda “uygar ilgisizlik” diyebileceğimiz durumla karşı karşıya kalmıştır. Böylece, çocuk anne ve babadan içinde yaşadığı toplumun kültürünü alamamış, ayrıca ailede kendini tamamlayan sosyalizasyon sürecini yaşayamamıştır. Sonuçta Türk toplumunun kültürüyle uyuşmayan bir nesil karşımıza çıkmıştır. Bu durum karşımıza eğitimsiz, başıboş bırakılmış, ticari amaçlar için kullanılmış, yasa dışı işlere alet edilmiş, korunmaya muhtaç çocuklar topluluğunu meydana çıkarmıştır.

Çocuk Esirgeme Kurumunun görevi bu çocuklara sadece barınma, yeme, içme hizmeti vermek değildir. Bu görevinin yanında çocuklara sevgi, özveri ve topluma kazandırma yönünde de görevleri bulunmaktadır. Sokak çocukları plansız kentleşmenin, yoksulluğun ve çaresizliğin sonucu itilmiş, horlanmış ve yalnız bırakılmış çocuklardır. Sokak çocukları için sokaklar bir sığınma alanı, iş alanı hâline gelmiştir. Bu çocukları buraya iten nedenleri ortadan kaldırmak, sosyal devlet olmak demektir.

Özellikle içinde yaşadığımız kriz ortamında bu tür problemlerin daha da artacağı dikkatten kaçmamalıdır. Gerçi Hükûmetin “kriz yok, teğet geçti” gibi yaklaşımı toplumun problemlerinin çözümüne ilişkin ilgisizliğinin göstergesi olarak karşımızda bir duvar gibi durmaktadır. Sosyal dokumuzu tamamen parçalayacak tehlikeleri önceden belirleme kabiliyetinin Hükûmet tarafından geliştirilmesi gerekmektedir. “Her şey iyi, iktidarımızı da yardımlarla devam ettiririz” anlayışından vazgeçmelisiniz. Milletin ekonomik refahını az da olsa geliştirmek sorumluluğundan kaçmamalısınız. “Krizi fırsata dönüştüreceğiz” gibi boş laflarla kimseyi oyalamaya çalışmayın. “Sadece reel sektöre parayı aktarırız, işi kotarırız” diye de düşünmeyin. Toplumun satın alma gücünü artırmadığınız sürece problemleri kısa süre ertelemiş olursunuz. Emeklilerin, çalışanların durumu ortada; işsizleri söylemeye gerek yok, pimi çekilmiş bomba gibi patlamaya hazırlar. Bütün bunları düşündüğümüzde, eğer gerekli müdahaleler ve iyileştirmeler yapılamaz ise daha mutsuz ve sevgisiz bir toplum, parçalanmış aileler toplum hayatını daha çok tehdit eden çocuk ve gençlikle karşı karşıya kalacağımız hiç dikkatten kaçmamalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal devlet aile yapısını korumak zorundadır. Aile yapısı dayanıklı olan toplumlarda çocukların sokaklara düşmesi düşünülemez. Özellikle annenin çocuğa gösterdiği ilgi, şefkat ve fiziki temas, çocuk için önemli duygusal bir yaklaşım yönüdür. Ailesinde şefkati bulan çocuk kendine başka sığınaklar aramak zorunda kalmaz. Bu yüzden aileler maddi ve manevi olarak desteklendiği takdirde sorunun daha başından çözümü yönünde adım atmış olunur. Bunun yanında kimsesiz çocuklarımızın aile sevgisinden mahrum kalmaması için koruyucu aile modeli desteklenmelidir.

Kurum birçok işlevini eksik de olsa yapmaktadır ancak bu hizmetin verildiği yerlerin fiziki şartları çok iyi durumda değildir. Çocuk barınma evlerinin fiziki durum ve modernizasyonu bir an önce yapılmalıdır. Bu kurumda çalışan görevlilerin gönüllülük esasına göre seçilerek yoğun bir eğitime tabi tutulup, çalıştırılmasına özen gösterilmelidir. Çocuk barınma evlerinde yaşanan nahoş hadiseleri zaman zaman duymaktayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

CUMALİ DURMUŞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bu hadiselerin kaynağının yine o kurumda çalışan personelden kaynaklandığına da şahit olmaktayız. Bu merkezlerdeki çocukların sayısı o kadar artmıştır ki artık çocuk yuvaları, yetiştirme yurtları, kısaca devletin bu işleri yürüttüğü kolu olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, bu çocukların ihtiyaçlarına hem ekonomik anlamda hem de çalıştırdığı personel niteliği bakımından yetersiz olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün, cumhuriyetimizi emanet ettiği gençlerimizi korumak, onlara onurlu bir gelecek hazırlamak sosyal devlet olmanın en temel gereğidir. Bu yönde yapılacak her türlü çalışmanın sonuna kadar destekçisi ve takipçisi olacağımızı beyan eder, bu duygu ve düşüncelerle grubum ve şahsım adına 2009 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Durmuş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Şenol Bal.

Buyurunuz Sayın Bal. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bugün, Türkiye, belki de tarihinin en buhranlı dönemini yaşıyor. Ülkemizde sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi çözülme birlikte yaşanıyor. Bu çözülmeler sürecinde Türk ailesinde de çözülme gittikçe derinleşiyor. Aile çözülürse biliyorsunuz ki toplumun çözülmesi kaçınılmazdır. Yoksullaşan ailelerin sayısı her geçen gün artıyor. Sayın Başbakan kasım ayında yapılan 5’inci Aile Şûrasında yaptığı konuşmada, geçen yıllarda 1 milyon 100 bin aileye kömür dağıtıldığını, bu yıl 2 milyon 100 bin aileye kömür dağıtılacağını ifade etti. Yine basına intikal ettiği gibi, 70 milyonluk Türkiye’de 42 milyon 663 bin kişiye muhtelif yardım yapılmış. Yardım alanların sayısının artması bilhassa Başbakanın ve bakanlarının başını önüne eğdirmelidir ve bu ülkeyi nasıl yönettiklerini düşündürmelidir ve Aile Şûrasında diyor ki Sayın Başbakan: “Bizim kültürümüzde yardım gizli saklı yapılır, bir elle aldığını diğer el görmesin anlayışı vardır. Alacaksınız, dağıtacaksınız, kimse görmeyecek.” Maşallah Sayın Başbakan! Devlet eliyle, belediyelerinizle ve yan kuruluş derneklerinizle yapılan her yardımı şov hâline dönüştürmekle ün saldınız, meşhur oldunuz. Yapılan her yardım oya tahvile yönelik. Yardım kuyruklarındaki görüntülerse insanımızın onurunu çiğniyor, rencide ediyor, iç acıtıyor. İktidara geldiğinizden beri gelir dağılımındaki uçurumun insanımızı, toplumumuzu getirdiği durum ortada iken Meclis kürsüsünden ne büyük işler yaptığınızı anlatıyorsunuz. Şunu bilin ki tarih sizinle ilgili hükmünü verecek ve mahkûm edecektir Sayın Başbakan. Bu millet size iki kere tek başına iktidar olma şansı verdi. Bununla da zaten sık sık övünüyorsunuz. Millet sizin illüzyonlarınıza ve çizdiğiniz ama inanmadığınız, sanal, pembe tablolara inanmak istedi ama bu yüce millet çok kısa zamanda size öyle bir Osmanlı tokadı vuracak ki bir daha başınızı kaldırmaya ne hâliniz ne de yüzünüz olacak.

Sayın milletvekilleri, Başbakan, 5’inci Aile Şûrasında 2002 yılında 95 bin, 2007 yılında da 94 bin boşanmanın gerçekleştiğini, 2007 yılında evlenmelerin arttığını, boşanmaların azaldığını söylüyor. Sayın Başbakan yine elmalarla armutları topluyor. Başbakanın TÜİK’ten alarak açıkladığı bu veriler, boşanma sonuçları. Yani ne zaman açıldığı belli olmayan boşanma davalarının neticesi. Üstelik, dava sonucunu nüfusa bildirmeyenler bu kayıtlara da geçmiyor. Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü verilerine bakalım: İktidar olunduktan itibaren yıllara göre açılan boşanma davaları, 2003’te 185.414, 2004’te 156.450, 2005’te 156 bin, 2006’da 155 bin, 2007’de 166.271, 2008’de ise yargı mensupları tarafından çok daha fazla sayıda olduğu söyleniyor. Bunlar resmî açıklamalar sayın milletvekilleri, resmî açılan davalar. Bir de mahkemeye intikal etmemiş, eşler tarafından terk edilen, yıkılan yuvalar konusunu lütfen bir araştırın. Aile geçimsizliklerinin büyük çoğunluğunun ekonomik sorunlar olduğunu söylüyor araştırmacılar.

Sayın milletvekilleri, aile politikasının temel hedefi, nüfus artışını doğrudan destekleyen veya sınırlayan –geçmişte olduğu gibi- politikalardan ziyade mevcut nüfus yapısı içinde ailenin ekonomik, eğitim, sosyal, kültürel, sağlık ve konut ihtiyaçları ile ilgili sağlıklı ve gerçekçi politikalar üretmek olmalıdır. İnanın, aile değerlerinden neyi anladığınızı da bilmek istiyorum.

Ülkemizde bugün sosyal güvenlik sistemimizce karşılanamayan iki temel riskle karşı karşıyız: Bunlardan biri işsizlik, diğeri çocuk yetiştirmedir. Sayın Başbakan, ailelere, çocuk yetiştirmenin doğuracağı gider artışlarına karşı ekonomik gelir sağlamada ne gibi tedbirler geliştirdiniz de Türk ailesine en az 3 çocuk salık veriyorsunuz? Keşke şartlar müsait olsa 3 değil daha fazla çocuk sahibi olunsa. Türk ailesi çocuğu çok sever, sizin söylemenize de gerek yok. Çocuk yetiştirmenin mesuliyetini kaldırabilecek bir ekonomik yapı ve sosyal güvenlik sistemi oluşturdunuz da bizim mi haberimiz yok! Artık, amiyane hâle gelmiş sadaka gibi yaptığınız yardımları mı güvence olarak gösteriyorsunuz? Aileyi sürekli gelir sahibi yapmayı amaçlayan ekonomik önlemler almadıkça, istihdamı esas alan ekonomik politikalar üretip uygulamadıkça, aileye yönelik eğitim ve danışmanlık hizmetlerini destekleyen, aile değerleri ve aile hayatını geliştirmeye yönelik ilköğretimden başlayan çalışmalar yapılmadıkça, aile dışı kurumlar geliştirmedikçe ve kontrol altına alınmadıkça, siz Hükûmet olarak aile politikasına sahip değilsiniz.

Aile kurumunun güçlendirilmesi ve korunması amacına yönelik projeler geliştirmeyi amaç edinen ASAGEM’in web sayfasına girdiniz mi Sayın Çubukçu? Girmediyseniz bir bakın, kurumunuzun ne kadar gayriciddi çalıştığını göreceksiniz. Aileye ilişkin genel istatistik verilerinin 2000-2002’li yıllarda kaldığını ve başka kurumların aynı konudaki verileriyle nasıl çeliştiğini göreceksiniz. “Aile konusunu devlet politikası hâline getirdik.” diyenlere bu web sayfası yakışmıyor. ASAGEM’in sizce araştırma kadrosu yeterli mi Sayın Çubukçu? Mesleki dağılımları nasıl? İstatistikçi var mı? Yok. Psikolog, sosyolog? Bir iki tane. İlk önce o zaman ASAGEM’in yapısını el alınız, sonra ASAGEM’in yaptırım gücünü artırınız. Böylelikle belki aile değerlerinin yıpratılmasında önemli rol oynan İnternet ve bazı televizyon programları konusunda bir türlü işini yapmayan şaibeli RTÜK’ün harekete geçmesine vesile olabilirsiniz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’yi idare edenler, bir probleme bakarken yapabildiğimiz kadarını yaparsak günü kurtarırız diye bakıyorlar. Sosyal gelişmişlik ölçüsü asla bu olamaz. Biz hâlen aile içi şiddet ile ilgili, tüm ülkeyi genelleyebilecek istatistiki verilere sahip değiliz. Kadının ve tüm toplumun okuryazarlık oranlarıyla ilgili hâlen 2000’li yılların verilerini kullanıyoruz, 2000’li yıllardan sonra olanlar tahminî. Nüfusumuz ise her iki ayda, milyonlarla ifade edilebilecek şekilde ya artıyor ya azalıyor ve toplum olarak bu konuda istatistiki verilerden şüphe duyuyoruz ve bu konuda çok rahatsızız. Rakamlarla altı yıldır istediğiniz gibi oynuyorsunuz. Siz, Hükûmet olarak hizmet bekleyen mevcudu tespit edemezken ve bu mevcuda ulaşamazken nasıl bir politika geliştirip de gelecek için plan ve program yapabileceksiniz, uzun vadeli strateji geliştireceksiniz?

Evet, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün birçok faaliyetleri ve çalışmalarını takdire şayan bulduğumu buradan ifade etmek istiyorum ve bürokrat arkadaşlarımızı da kutluyorum. Ama yine de şunu söylemeden geçemiyorum: Yapılan tüm çalışmalar kısır bir döngü olarak otel salonlarında dar bir çevreye hitap eden toplantılar ve belli çevreye dağıtılan kitap ve broşürler ise, yapılan çalışmalar gerçek mağdurlara erişmiyorsa, sadece yetişkinleri muhatap alıyorsa ve ayrıca bu faaliyetler uluslararası kurumlara hoş görünmek içinse kendimizi bir sorgulayalım diyorum.

Türk toplumu kadına hak ettiği değeri artık vermiyorsa, ilköğretimden itibaren nasıl bir eğitim eksikliğimiz var? Çocukluktan edinilen bakış açıları, sosyokültürel değerler çok önemli. Bu konuda ilk ve ortaöğretim seviyesindeki çocuklar için neler yaptınız? Bir çocuk, ailede gördüğü şiddetin yanlış olduğunu sorgulamıyorsa, üstüne üstlük her gün televizyon ve İnternette kadına yönelik şiddeti bir doğa olayı gibi izliyorsa veya bu programlarda kadınlar ticari ve cinsel meta olarak yansıtılıyorsa çocuğun algılamasında kadın kolaylıkla ikinci sınıf bir kişilik olarak yer alacaktır.

Sayın milletvekilleri, kadına yönelik şiddeti kategorize ediyoruz “sözel, fiziksel, ruhsal, ekonomik” diye. Sadece fiziksel şiddeti ele alsak dahi toplumda en az 3 kadından 1’i şiddet görüyor ve buna karşı hiçbir çaresi olmadığını düşünerek hayatını sürdürüyor. Bizim kültürümüzde baş tacı olduğunu söylediğimiz, dinî inançlarımıza göre cennetin ayaklarının altında olduğuna inandığımız kadınlar şiddet görüyor. İşte, yüzeysel pilot uygulamalar veya birkaç yasal düzenlemeyle baş edilemeyen bu sorun karşısında Bakanlığımız ne yapmayı planlıyor?

Kadın sığınma evleri yetersiz bu konuda çıkan kanunlara rağmen. Belediyelerin kadın sığınma evleri açması sembolik olmaktan öteye gitmedi. Üstelik bu sığınma evleri, rehabilite etmekten çok uzak. Sadece barınak olarak kullanıldığından ruhsal sağlığın daha kötüye gitmesine sebep oluyor.

Sayın milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi, kadını görünür kılacak olan istihdamdır ama harika, mutlu, refah içinde yönetildiği iddia edilen ülkemizde her yıl istihdam edilen kadın oranı azalıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurun.

ŞENOL BAL (Devamla) – 2007 yılında yüzde 22’lerde, 2008 meçhul. Toplam sigortalıların ancak yüzde 12’si kadın, kayıt dışılığın yüzde 72’si, 73’ü kadın. Ne yazık ki işten çıkarmada önce kadından başlanıyor. Yoksulluk ve işsizlik hızla artıyor, eğitim, okuma yazma tıkandı, ilerlemiyor, sıkıntılar devam ediyor. İşte bunun olumsuz sonuçlarından en çok kadınlar etkileniyor.

Kadın ailenin temeli, aynı zamanda Anayasa’nın eşit gördüğü vatandaş. Her iki bakış açısından da kadınların problemlerini dert etmeyen, çözemeyen ülkeler nasıl kalkınır sayın milletvekilleri? Uygulanabilecek politikaların topluma nüfuz etmesi için ilk önce siyasete çekidüzen verilmesi, siyasi yozlaşmanın giderilmesi ve doğruların söylenmesi gerekir bu konuda.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bal.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili Fatih Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH ÖZTÜRK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin en köklü kurumlarından biri olan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 2009 Mali Yılı Bütçe Tasarısı’nın görüşülmesi nedeniyle grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle şahsım ve partim adına saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Genel Müdürlük 7 Haziran 1920 tarihinde 6 sayılı Kanun’la bizzat Atatürk’ün talimatıyla Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi olarak kurulmuştur. Son olarak 18 Haziran 1984 tarihinde yayımlanan 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle de Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü adı altında teşkilatlandırılmıştır.

Genel Müdürlüğümüz 231 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin getirdiği yetki ve sorumluluk çerçevesinde ilgili makamlar ve kamuoyuna zamanında, doğru, tanıtıcı, aydınlatıcı bilgi akışını sağlamak ve tanıtma, aydınlatma faaliyetlerine katılmakla yükümlüdür. Genel Müdürlüğümüz, merkez teşkilatında 238 kadrolu, 73 sözleşmeli; yurt içi teşkilatında 35 kadrolu; yurt dışı teşkilatında 15 kadrolu, 13 sözleşmeli olmak üzere toplam 374 personel ile görev yapmaktadır.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü hızla gelişen ve iletişim çağı olarak da adlandırılan günümüzde, dünyadaki gelişmeleri yakından izleyen, değerlendiren ve sonuçlarını kamuoyuna yansıtan, dış politika oluşturma sürecine aktif ve etkin katılım sağlayan, devlet yönetimi tarafından basın ve enformasyon alanında uygulanacak politikaların belirlenmesine yardımcı olan, ulusal çıkarların savunulmasında etkin yayınlar üreten, Türkiye aleyhindeki propaganda faaliyetlerine karşı tedbirler geliştiren, enformasyon ve aydınlatma faaliyetlerini Türkiye’nin dış politikalarını destekleyecek şekilde düzenleyen, yerli ve yabancı basın mensuplarının çalışmalarını etkinleştirme yönünde önlemler alan, düşünce ve ifade özgürlüğü alanının genişletilmesine destek veren ve bunları kamusal sorumluluk çerçevesinde geliştiren bir yapılanma oluşturmayı görev edinmiştir.

Devletin bilgilendirilmesinin en önemli kaynağını oluşturan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünde bu amaca yönelik olarak günde yaklaşık 5 bin haber işlenmektedir. Bu haberlerin toplanabilmesi için her gün Türkçe ve diğer dillerde yayın yapan 12 yabancı radyonun yaklaşık  41 yayını kaydedilmekte ve dinlenmekte; 5 yerli, 18 yabancı haber ajansı, büyükelçilikler ve İnternet aracılığıyla da çeşitli ülke basınının web sayfaları sürekli takip edilmektedir. 2007 yılından itibaren de ortalama 16 yabancı televizyon kanalı izlenmeye devam ediliyor.

Yine, yurt dışı teşkilatı kapsamında basın müşavirlikleri, görev bölgelerinde basın ve yayın organlarında yayınlanan, Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren haber ve yorumların çevirilerini Genel Müdürlüğe intikal ettirmektedirler.

Devletin ilgili kurum ve kuruluşlarına haber hizmeti sunan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2008 Kasım ayı sonuna kadar 20.586 adet haberi ilgili makamlara iletmiştir. 2008 yılı içerisinde günlük 13, haftalık 4, aylık 3 ve yıllık değerlendirme bültenleriyle de 29 adet özel bülten çıkarılmıştır. Muhtelif illerimizin yerel medya mensuplarına mesleki bilgi açısından katkı sağlamak ve toplumsal kaynaşmaya hizmet etmek amacıyla da yerel medya eğitim seminerleri düzenlenmektedir. 1998 yılında başlatılan bu faaliyet çerçevesinde 16 ilimizde seminer gerçekleştirilmiştir. Seminerlerdeki konuşmalar kitap hâline getirilmiş olup İnternet sayfalarında da yer almaktadır. Yine eğitim faaliyetleri çerçevesinde, genel müdürlük, valilik, il basın ve halkla ilişkiler müdürlükleri, eğitim seminerleri düzenlemiştir. İletişim fakülteleriyle de iş birliği çerçevesinde bu fakültelerin öğrencilerine kurumlarında staj imkânı sağlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, 1950 tarihli ve 1580 sayılı Basın Kanunu on dört  kez değişikliği uğramış olmasına rağmen çağımıza ayak uydurması bakımından yeniden düzenlenmiştir. Bu amaçla Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün girişimi ve akademisyenlerin katılımıyla da basın kanunu taslağı  hazırlanmış,  ilgili  kuruluşların görüşlerine başvurularak iletişim şûrası düzenlenerek çeşitli görüşler değerlendirilmiştir. Sonuçta, 9 Haziran 2004 tarihinde 5087 sayılı Basın Kanunu, Resmî Gazetenin 26 Haziran 2004 tarihinde yine 25504 sayılı nüshasında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız. 

FATİH ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizle ilgili ulusal meselelerin uluslararası savunulmasına yönelik birçok yayın da yapılmaktadır. Terör ve bölücü örgüt PKK, Ermeni meselesi, Kıbrıs, turizm tanıtımı konuları, bunların başlıcalarındandır.Yabancı gazetecilerden oluşan grupları, zaman zaman ülkemizin uluslararası meseleleri konularında bilgilendirmek amacıyla da ülkemize davet etmektedirler.

Değerli arkadaşlar, Genel Müdürlüğümüz bütün bu faaliyetlerine 666 milyon YTL’lik bütçesiyle devam etmektedir.

Ben, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarken bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)  

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç... (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2009 mali yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Bilim, teknoloji ve yenilik refah demek, rekabet gücü demek, bilgi toplumu demek, gelişmişlik ve kalkınma demek. TÜBİTAK ülkemizde ARGE politikalarının oluşmasında önemli katkılar sağlamış, üniversite, kamu kurumu ve özel sektör alanında bilimsel araştırmalara destek vermiş, bilim insanlarının kamu fonlarıyla desteklenmesini sağlanmış, enstitüleriyle kritik alanlarda araştırmalar yürütmüş, toplumda bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün gelişmesine özellikle katkılar sağlayan özerk bir kamu kuruluşu. Söz konusu çalışmaların yapılması, TÜBİTAK’ın etkinliğinin artırılması amacına yönelik olarak son beş yılda sağlanan kaynaklar, 1963 yılında kurulan TÜBİTAK’ın şimdiye kadar sağlanan kaynaklarının tümünün üstüne çıkarılmıştır.

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun aldığı kararlar, bilim araştırma alanına yönelik olarak altı alanda ARGE destekleme programları geliştirilmesini sağlamış ve bu alanda yapılan çalışmalara 2005 yılında 342 milyar YTL ayrılırken, 2009 yılında 500 milyar YTL kaynak sağlanmıştır. Desteklenen bilim insanı sayısı 2003 yılında 1.527 iken, 2008 yılında Kasım ayı itibarıyla 15 bin 686’ya çıkarılmıştır.

TÜBİTAK üniversitelere akademik ARGE desteği sağlamakta olup 2004 yılında 54 üniversitede 472 projeyi desteklerken, 2007 yılında 78 üniversitede 1.235 projeye destek vermiştir.

Sayın milletvekilleri, savunma sanayimizin ihtiyacı olan ARGE projeleri de TÜBİTAK tarafından desteklenmeye başlanmıştır. Göktürk II Uydu Projesi kapsamında geliştirilecek yer gözlem amaçlı uydu ilk Türk tasarımı ve üretimi uydu olacaktır. Ayrıca, uydu geliştirme çalışmalarına devam edilerek Rasat uydusunun 2009 yılında uzaya gönderilmesi hızlandırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ARGE’ye ayrılan kaynağın doğrudan sosyoekonomik gelişmeyi hızlandırdığı herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Ülkemizin kalkınmasına, bilgiye dayalı gelişmesine, ülkemizin ekonomik, sosyal refahının artırılmasına katkı sağlayabilmek için özel sektörün ARGE’de yenilikçi bir tarzda çaba sarf etmesi gerekmektedir. Bu amaca yönelik olarak TÜBİTAK özel sektörü de desteklemektedir.

ARGE harcamalarının artırılmasının sağlanması teknolojinin gelişmesine, buna bağlı olarak da firmaların yeni üretim alanları ve yeni teknolojiler geliştirmesine neden olmuştur. 2007 yılında yüzde 98’lik istihdamı sağlanan KOBİ’lere özel araştırma, teknoloji geliştirme, yenilik faaliyetlerini artırmak anlamında verimliliği geliştirmek için KOBİ ARGE destekleme programları oluşturulmuştur. 1999-2008 yılları arasında destekleme programları kapsamında 1,6 milyar dolar tutarında ARGE harcaması oluşturulmuştur. 2007 yılında sektörel yenilik politikalarının oluşturulmasında sektörel katılımı ve etkinlikleri artırmak için teknoloji platformu çalışmaları başlatılmış, beş sektörde giderek yaygınlaşarak bu çalışmalar gelişmektedir.

Bilimi, yeniliği, teknolojiyi ve bilimsel düşünceyi toplumun tüm kesimlerince yaşam tarzı hâline getirmek TÜBİTAK’ın vazgeçilmez görevlerinden bir tanesidir. Bunun için de bilim alanında bilim merkezleri kurulması çalışmaları ortaya çıkarılmış, yapılan çalışmalar sonucunda Konya Büyükşehir Belediyesinin projesini destekleme kararı alınmıştır.

TÜBİTAK son derece önemli, değerli yayınlar ortaya çıkarmaktadır. Bu yayınlar ülkemizdeki popüler kültürün artmasına, popüler bilim kültürünün artmasına kaktı sağlamaktadır. Ayrıca çocuklar için dergiler, kendi alanında rekor düzeyde yayın yapmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

MEHMET DOMAÇ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bilgi çağında ülkeler, ürettiği bilgi, geliştirdiği teknoloji ve bulduğu yenilikler ölçüsünde  dünya ölçeğinde söz sahibi olmaktadırlar.

Hükûmetimiz de bu bilinçle ARGE’ye cumhuriyet tarihinin en büyük bütçesini ayırmaktadır.  2000 yılında 44 milyon YTL olan hazine yardımı, 2008 yılında 837 milyon YTL’ye, 2009 yılında ise 948 milyon YTL’ye çıkarılmıştır.

TÜBİTAK’ın bütçesi 1 milyar 127 milyon YTL olarak öngörülmektedir. 2009 yılı TÜBİTAK bütçesine ayrılan ödeneğin düzgün kullanılacağı  düşüncesiyle 2009 yılı mali bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Domaç.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili İsmail Hakkı Biçer.

Buyurunuz Sayın Biçer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL HAKKI BİÇER (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisi 2009 mali yılı bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi şahsım ve grubum adına saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya üzerindeki tüm devletler bilimsel alanlardaki araştırmaları özendirmek, gençlerini bilim ve araştırma alanına yöneltmek, bilim ve araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkarılmasını sağlamak ve bilimsel bilgiyi tabana yaymak zorundadırlar.

Bu doğrultuda fikrî temelleri 21 Temmuz 1846’da bir Encümeni Dâniş kurulmasıyla atılan Türkiye Bilimler Akademisi, 2 Eylül 1993 tarih ve 21.686 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 497 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle kurulmuştur.

Kurucu üyelerin Başbakan tarafından atanması, ilk genel kurulunun oluşturulması, Akademi Konseyinin seçilmesi, başkanın atanması sonuçlandırıldıktan sonra 7 Ocak 1994’te çalışmalarına başlayan Türkiye Bilimler Akademisinin, Türkiye ve yurt dışında faaliyet gösteren 35’i şeref, 81’i asil, 17’si asosiye olmak üzere 133 bilim insanı üyesi bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakana bağlı kamu tüzel kişiliğine sahip, bilimsel, idari ve mali özerkliği olan Türkiye Bilimler Akademisinin görevleri şöylece sıralanmış:

Bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yapmak, bilimsel önceliklerin tespiti amacıyla Hükûmete görüş bildirmek.

Toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamak.

Hükûmete, Türk bilimcileri ve araştırmacılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri ve bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermek.

Bilimin düzeyini yükseltmek ve bilimi özendirmek amacıyla yetenekli gençleri bilimsel araştırıcılığa yönlendirmek için destek programları düzenlemek.

Bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller vermek.

Kanunlar, uluslararası anlaşmalar, kalkınma planı ve yıllık programlarla verilen, ayrıca kuruluş amacı bağlamında gerekli görülen görevleri yapmak.

Belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi ve görevlerin yerine getirilebilmesi için ulusal ve uluslararası kuruluşlar ve bilim akademileriyle iş birliği dâhil her türlü çalışmada projelendirme ve girişimde bulunmak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilim insanlarını araştırma alanına yöneltmek amacı doğrultusunda, Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı, Doktora Sonrası Araştırma Burs Programı, Bütünleştirilmiş Doktora Burs Programı, Sosyal Bilimlerde Yurt İçi, Yurt Dışı Burs Programı, bilim, hizmet ve teşvik ödülleri, Sosyal Bilimler Alanında Uluslararası Bilimsel Yayınları Özendirme Programı gibi destek faaliyetlerini yürütmektedir bu Akademi.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere Türkiye Bilimler Akademisinin yürüttüğü projelerden 2001 yılında başlatılmış olan Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı hakkında bazı bilgiler vermek istiyorum.

Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanlarını Ödüllendirme Programı ile ülkemizin 37 yaş altı en başarılı bilim insanlarının araştırmalarına ödül biçiminde destek sağlanmaktadır. 2008 yılı itibarıyla bu ödüle sahip bilim insanlarının sayısı 201’e ulaşmıştır. Bu genç bilim insanları bir tür genç akademi işlevi gören bir bilim topluluğu ve akademiye gelecekte seçilecek üyelere bir öz kaynak oluşturmaktadır. Nitekim, bu programdan desteklenmiş 8 tane bilim insanı aradan geçen sürede gösterdikleri üstün başarı nedeniyle akademiye asosiye  üye olarak seçilmiş bulunmaktadır. Buna göre akademi, ülkemizin bilimsel mükemmeliyet esasına göre seçilen en başarılı 300 bilim insanını bünyesinde toplamış olup bu sayı her yıl aynı esasa göre yeni seçilen bilim insanlarıyla artmaktadır. Türkiye’nin yaklaşık 30 bin kişiden oluşan araştırıcı gücünün yıllık toplam uluslararası yayınlarının yaklaşık yüzde 5’i üyeler ve bu programdan desteklenen ödül sahiplerinin oluşturduğu akademi topluluğunun bilimsel faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Bilimler Akademisi kanunlarla belirtilen görevlerin yerine getirilmesinden sadece Başbakana karşı sorumlu olup Başbakanın dışında herhangi bir kişi ve makama karşı sorumlu değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

İSMAİL HAKKI BİÇER (Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda ifade ettiğim görevleri ve fonksiyonları yürüten Türkiye Bilimler Akademisinin 2009 yılı bütçesi 7 milyon 997 bin Türk Lirasından oluşmaktadır. Türkiye Bilimler Akademisinin kendisine ayrılan bütçe doğrultusunda kendisini yenileme ve çağın gerektirdiği şartları yerine getirme çabalarını sürdürürken ülkemizin hizmetinde ve ülkemizin değerlerine saygı duyan, bu değerleri korumaya yönelik olarak gayret sarf eden bir bilim anlayışıyla faaliyetlerini sürdüreceğini temenni ediyorum.

Sözlerimi bitirirken Türkiye Bilimler Akademisinin 2009 yılı bütçesinin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor. Bu kurumumuza başarılı çalışmalarının devamını tekrar ediyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Biçer.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili İbrahim Kavaz.

Buyurunuz Sayın Kavaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İBRAHİM KAVAZ (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesile ile yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

 Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Anayasa’mızın 134’üncü maddesi gereğince 2876 sayılı Kanun’la ve Atatürk’ün direktifleri doğrultusunda 1931 yılında kurulan Türk Tarih Kurumu, 1932 yılında kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, bilahare Türk Dil Kurumuna Atatürk Araştırma Merkezi ve Atatürk Kültür Merkezinin ilavesiyle kamu tüzel kişiliğine sahip olarak 17 Ağustos 1983 tarihinde kurulmuştur.

Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını bilimsel yoldan araştırmak, Türk dilinin güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır seviyeye eriştirmek, Türk tarihini, Türkiye tarihini ve milletimizin medeniyete hizmetlerini ilmî yoldan incelemek ve araştırmak, millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma anlayışımıza temel teşkil eden Türk kültürünü bir bütünlük içerisinde yaymak ve yayımlamak Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun temel amacıdır.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı kuruluşları kanunla verilen görevleri yerine getirebilmek ve belirlenen amaçlarına ulaşabilmek için ülke çapında planlanan konferans, sempozyum ve paneller düzenlemekte, uluslararası kongreler ve bilimsel toplantılar yapmaktadır. Atatürk Araştırma Merkezi Uluslararası Atatürk Kongresi’ni, Atatürk Kültür Merkezi Türk Kültürü Kong-resini, Türk Dil Kurumu Türk Dil Kurultayını, Türk Tarih Kurumu Türk Kongresini yapmaktadır.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun bağlı kuruluşları bilimsel faaliyetlerin yanı sıra en önemli çalışma alanı olarak yayımlar yapmaktadır. İlimsel, tarihî ve kültürel temellere dayanan geniş kapsamlı çalışmalar Yüksek Kurumun bünyesinde hazırlanan projeler çerçevesinde yürütülmektedir, Türk dili ve tarihine ilişkin araştırmalar ve gerekli ilmî kazılar yapılmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yirmi beş yıllık zaman içerisinde Yüksek Kuruma bağlı kuruluşlarla birlikte toplam 3.117 eser yayımlanmıştır. Yayımlanan 3.117 eserin 657’si süreli yayındır. Ayrıca süreli yayınlar dâhil olmak üzere basım işlemi devam eden 52, inceleme, araştırma safhasında bulunan 62 eser bulunmaktadır. 2008 yılı içerisinde Yüksek Kuruma bağlı kuruluşlardan Atatürk Araştırma Merkezi tarafından 19, Türk Dil Kurumu tarafından 83, Türk Tarih Kurumu tarafından 52 ve Atatürk Kültür Merkezi tarafından 13 adet olmak üzere toplam 167 adet kitap ve süreli yayın yayımlanmıştır. Ayrıca Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığınca Atatürk Ansiklopedisi iki cilt ve beş bin sayfa olarak hazırlanmış olup basım aşamasına gelmiş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, Yüksek Kuruma bağlı kuruluşlardan olan Türk Dil Kurumunun yaptığı bilimsel araştırmaların başında Türkçenin en kapsamlı, en geniş, sürekli geliştirilen ve güncelleştirilen sözlük çalışması gelmektedir. Dil Kurumu bir taraftan Türkçe Sözlüğü geliştirme ve zenginleştirme çalışmalarını sürdürürken diğer yandan yazı dilinde birliği sağlamak için Yazım Kılavuzu’nu hazırlamak suretiyle dildeki gelişmeye bağlı olarak kuralları belirleme ve yaygınlaştırma görevini yerine getirmektedir. Bu çalışmalar kapsamında Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan ve ilk sürümünü 75’inci Dil Bayramı dolayısıyla Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen törende Sayın Cumhurbaşkanımıza sunulan Güncel Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Etkileşimli Yoğun Disk’inden sonra, ilköğretim okulları için Türkçe Sözlük ve Yazım Kılavuzu Etkileşimli Yoğun Disk’i genç kuşakların yararlanması için hazırlanmıştır.

Türk dünyasında ortak iletişim dili olarak Türkçenin yaygınlaştırılması amacıyla Türk Dil Kurumunun sanal ortama aktardığı Türk Lehçeleri Sözlüğü, gerçekleştirilen çalışmalarla ortaya konulan söz varlığının eklenmesiyle önümüzdeki yıl daha da geliştirilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

İBRAHİM KAVAZ (Devamla) – Ayrıca, Türk dünyası destanlarının tespiti ve Türkiye Türkçesine aktarılması, yayımlanması da proje aşamasında ve projeleri de tamamlanmıştır.

Türk Dil Kurumu, Türkçenin bütün söz varlığını tek bir veri tabanında toplayan ve “Büyük Türkçe Sözlük” adıyla kullanıma sunulan çalışmayı da tamamlamıştır. 617 bin söz varlığını oluşturan Sözlük, 20 Ekim 2008 günü 6’ncı Uluslararası Türk Dili Kurultayı sırasında Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullanıma açılmıştır. Türkçenin en geniş kapsamlı, en zengin sözlüğü olarak hazırlanan ve hizmete sunulan bu yazılım sayesinde vatandaşlarımızın, Türkçe meraklılarının ve dünyanın dört köşesinde Türkçe öğrenmek isteyen herkesin aradıkları her kelimeyi bulmaları mümkün olacaktır.

Ayrıca, 2008 yılı UNESCO tarafından “Kaşgarlı Mahmut Yılı” olarak ilan edilmiştir. Bu çerçevede 24-28 Kasım 2008 tarihleri arasında Çin’de Pekin ve Kaşkar’daki etkinlikleri yine Kurum gerçekleştirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kavaz, lütfen bitiriniz.

İBRAHİM KAVAZ (Devamla) – Bu vesileyle, henüz tasarı hâlinde bulunan Türk Dil Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu kanunun bir an önce kanun hâline gelmesi en büyük gayretimiz ve dileğimizdir. Bunu da belirtmek isterim.

Bu vesileyle, 2009 yılı bütçesinin hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kavaz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Koca.

Buyurunuz Sayın Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ  Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu itibarla yüce heyetinizi hem grubum adına hem de şahsım adına saygıyla, hürmetle selamlıyorum.

Sosyal devlet olmanın temel sorumluluklarını yerine getirmekte vazgeçilmez bir öneme sahip olan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü korunmaya, bakıma ve yardıma muhtaç aile, çocuk, genç, kadın, özürlü ve yaşlılarımıza yirmi dört saat sürekli koruma ve bakım hizmetini yatılı ve gündüzlü olarak vermektedir.

Aile toplum merkezleri, evlat edindirme, koruyucu aile, sosyal yardım uygulamaları, sokakta yaşayan ve çalıştırılan çocuklara yönelik hizmetleriyle tüm alanlarda gönüllü katkı ve katılımların organizasyonu gibi koruyucu, önleyici ve eğitici çalışmaların yanında uluslararası sosyal hizmet faaliyetleri yürüterek hizmet vermektedir.

Değerli milletvekilleri, Kurum, tüm bunların yanı sıra değişen koşullar, yeniden yapılanmalar ve çağdaş ülkelerdeki değişimlere ve uygulamalara karşı reflekslerini geliştirerek yeni kanun tasarısını Başbakanlığa sunmuştur. Bu itibarla, hizmetlerin yerinden yönetimini esas alan yeni yasayla birlikte daha çağdaş bir yapıya kavuşacağız.

Ülkemizde sosyal hizmetler konusunda ihtisas kurumu olma özelliğine sahip olan bu Kurum, ulusal kalkınma plan hedefleri, ülkemizin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, belgeler ve kararların öngördüğü yükümlülükler ve görevleri yerine getirirken ulaşana değil, tüm ihtiyaç sahiplerine hizmet sunarak önemli bir sosyal görevi yerine getirmektedir.

Hükûmetimiz, bu açıdan, sosyal devlet olmanın sorumluluğu içinde hareket etmekte, sosyal devletin ve çağdaş devlet olmanın yükümlülüğünü  de yerine getirmekte.

Değerli milletvekilleri, Aileye Dönüş ve Aile Yanında Destek Projesi ile ailelere yapılacak nakdî yardım miktarı, dikkatlerinizi çekiyorum, 2005 yılında yüzde 100 artırılmış, aile yanında desteklenen bir çocuk için ailesi ve yakınlarına aylık ortalama 350 YTL ödeme yapılmaktadır. 2008 yılı Ekim ayı itibarıyla kuruluşta bakılmakta iken aileye döndürülen 5.598 korunma kararlı çocuk ile korunmaya muhtaç olup koruma kararı alınmadan 16.999 çocuk ekonomik, sosyal destek verilerek aile ve yakınları yanında bakılmaktadır. Her iki uygulama ile bir yandan kurumdaki bakım altındaki çocukların sayısı azalırken diğer yandan da kurumlara yeni gelen çocukların gelmesi engellenmiştir.

Çocuklarımızın yanı sıra ihtiyaç sahibi çeşitli nüfus gruplarına göre ödenen ayni, nakdî yardım 2002 yılında 5 milyon 233 bin 236 YTL iken 2008 yılında yüzde 1.200 artışla bu rakam 64 milyon YTL’ye ulaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; koruyucu aile uygulamasını yaygınlaştırma çalışmalarına hız verilmiş ve kampanyalar başlatılmıştır. Hâlen 1.054 çocuğumuz koruyucu aile hizmetinden faydalanmaktadır. Koruyucu ailelerimize çok önemli bir destek olan yardım miktarı yine yüzde 100’e yakın bir artışla -çocukların yaş ve eğitim durumlarına göre farklılaşmakta bu miktar- ortalama 450 ile 550 YTL’ye ulaşmıştır. Koruyucu aile sayısının 2009 yılında yüzde 50 artırılması tekrar hedef hâline getirilmiştir.

Tüm bunların amacı korunmaya ve bakıma ihtiyacı olan bireylere verilen hizmetlerle birlikte, her bireyin sağlıklı bir aile ortamında yaşama hakkının olduğu gerçeğinden hareketle, çocuk, özürlü ve yaşlılarımızın ailelerde bakılması sağlanmasıdır.

Çocuk evleri, sevgi evleri, yuva ve yurtlarda koğuş tipinden ev tipine dönüşüm, rehabilitasyon merkezleri, çocuk ve gençlik merkezleri, kadın konukevleri, huzurevleri gibi hizmet noktalarıyla yurdun dört bir yanında devasa bir hizmet ağı bulunmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

AHMET KOCA (Devamla) - Çok değerli milletvekilleri, 3413 sayılı Yasa gereği, korunma altında bulunan ve on sekiz yaşını tamamlayan 29.389 gencimiz kamu kurum ve kuruluşlarında işe yerleştirilmiştir.

Hükûmetimiz, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bütçesinde önceki yıllara oranla önemli artışlar sağlamıştır. 2002 yılında 121 milyon 589 YTL olan Kurum bütçesi, 2008 yılında tam 10 kat artarak 1 milyar 91 milyon 92 bin YTL’ye ulaşmıştır. Keza, Kurumun 2002 yılı yatırım ödeneği 11 milyon 150 bin YTL iken 2008’de ise bu tam 55 milyon 280 bin YTL’ye ulaşmıştır.

Elbette, bu yoğun program içerisinde henüz her şeyin mükemmel olduğunu iddia etmek mümkün değil. Yılların birikmiş sorunlarını, devasa sorunlarını ve yaralarını sarmak için elbette zamana ihtiyaç vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bitiriniz Sayın Koca.

AHMET KOCA (Devamla) – Bu hizmetleri geçmiş hükûmetlerle kıyaslayacak olursak elbette bu kıyas kabul etmez.

Kendi seçim bölgem olan Afyonkarahisar’da da büyük dev adımlar atılmış. Bu dev adımlar içerisinde 6 tane rehabilitasyon merkezi, Fevzi Çakmak Yetiştirme Yurdu Hizmet Binası, Sandıklı Termal Huzurevi vardır. İlk defa, Türkiye’de, Sayın Bakanımız Nimet Çubukçu’nun talimatıyla yaşlılarımız için termal huzurevi yapılmaktadır. Kendisine buradan huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Yine, Bolvadin ilçemizde depremden zarar gören çocuk esirgeme yurdunun yapılması ve huzurevinin tamamlanması… Bunlar, Türkiye’mizin her tarafında yapılanların, kendi seçim bölgemdeki olan, yapılan hizmetlerin birer örnekleridir.

Emeği geçen Genel Müdürümüze ve onun tüm çalışanlarına, değerli Bakanımıza ve bütçenin hazırlanmasında emeği geçen tüm arkadaşlarımıza saygılarımı ve hürmetlerimi sunarken bütçemizin memleketimize, Meclisimize, çalışanlarımıza ve tüm kurumlarımıza hayırlı olması dileğiyle saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Koca.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık.

Buyurunuz Sayın Kıyıklık.

ADALET VE KALKINMA PARTİSİ GRUBU ADINA FEYZULLAH KIYIKLIK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizi özürlülük alanında Avrupa Birliği giriş sürecinde Avrupa standartlarına taşımayı ilke edinmiş Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığının 2009 yılı mali bütçesi görüşmeleri nedeniyle söz aldım. Şahsım ve AK PARTİ Grubum adına hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Her insan gibi özürlülerin de hayatın her alanında kimseye muhtaç olmadan varlıklarını sürdürmesi, uluslararası sözleşmelerde ve Anayasa’mızda belirtildiği gibi temelde insan hakları konusudur.

Özürlülerimizin kendine yeterli ve üretken bireyler olarak hayat sürdürmelerini sağlamak devletimizin ana hedefidir.

Engelli insanlar bizim birer parçamızdır, bizden birileridir. Herkesin sahip olduğu haklara onlar da sahip olmalıdır. Ancak, maalesef, 2002 yılına kadar bu haklar bunlardan saklanmıştır. Ben yurt dışına gidip geldiğimde hep orada özürlülere karşı yapılan muameleleri görür ve onlara hep hayran kalırdım.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı, sosyal devletin gereği olarak özürlülere ilişkin politikaların belirlenmesine yardımcı olmak üzere kurulmuştur ve özürlülük alanında ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar arasında iş birliği ve koordinasyonu sağlamak, özürlülerle ilgili ulusal politikanın oluşmasına yardımcı olmak, özürlülerin problemlerini tespit etmek ve bunların çözüm yollarını araştırmakla da yükümlüdür. Yapılan araştırmalarda ülkemizdeki özürlü sayısının 8,5 milyon civarında olduğu söylenmektedir. Ancak ben, yerel yönetimlerde bulunduğum dönemde, 750 bin nüfuslu bir ilçede teker teker, hane hane yaptığım bir araştırmaya göre bu rakamın yeniden gözden geçirilmesi kanısındayım çünkü bu rakam sağlam bir veri değil. Ben, Türkiye’deki özürlü sayısının bunun çok çok altında olduğuna inanıyorum. Çünkü 750 bin nüfusta 2 bine yakın özürlü çıkmıştı, bütün özürlüler dâhil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin yedi yıllık iktidarında özürlü vatandaşlarımız için çok önemli kazanımlar sağlandı ve ben bunlarla da gurur duyuyorum. Hem özürlülerden sorumlu Bakanımıza hem de Başbakanımıza da teşekkür ediyorum.

Bakın, çıkarılan bir özürlüler kanunu ile özürlülerin kendilerine ödenen aylıklar 3-4 kat artırılmıştır. Şu anda her özürlü bizim Hükûmetimizden 261 YTL’ye yakın bir para almaktadır. Eğitim ve rehabilitasyon konusunda çok büyük kazanımlar sağlanmış, ilerlemeler ortaya koyulmuştur; hem resmî rehabilite merkezleri hem de özel rehabilite merkezleri teşvik edilmiş, kurulmuş, kurdurulmuş ve özel rehabilitasyon merkezlerinde tedavi görenlere 406 YTL’ye kadar para ödenmeye başlanmıştır ki bu ilk defa bizim Hükûmetimiz döneminde olmuştur ve şu anda özel rehabilitasyon merkezlerinde bu ücretten faydalanan 197 bin özürlü vardır.

Üniversite sınavına giren özürlüler için gerekli fiziksel düzenlemeler öylece yapılmış ve rahat bir ortamda sınav geçirmeleri sağlanmıştır. İşitme engelliler 250 bin civarındadır ve ortak bir alfabeye kavuşturulmuş ve ilk defa Türk işaret dili parmak alfabesinin çalışmaları İktidarımız döneminde tamamlanmıştır. Yükseköğrenim gören özürlülere veya diğer okullara giden özürlülere çok büyük imkânlar sağlanmıştır. İlk defa Hükûmetimiz döneminde özürlü çocuklarımız evlerinden servis araçlarına Hükûmetimizin parasıyla binip okullarına gidip gelebilme imkânına sahip olmuştur ki, şu anda bu sayı da 200 bin civarındadır. Ayrıca, özürlü olup da okula gidemeyen, cam hastalığı gibi özürlüler vardır ki bunlar yerlerinden bile kalkma imkânına sahip değiller.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) – Ve bunlar için de evde eğitim yapılmaktadır, seksen bir ilde bin kişi bu şekilde eğitim görmektedir.

İstihdam konusunda büyük kolaylıklar getirilmiş ve yüzde 3 oranında memur, yüzde 4 oranında da işçi çalıştırma mecburiyeti konulmuş, vergi muafiyetleri sağlanmış ve velhasıl özürlülerin topluma katılımı, sosyal yönden rahat yaşayabilmeleri için her şey sağlanmıştır. Gidin bakın, okullarda, camilerde, bütün toplu taşım araçlarının bulunduğu yerlerde her şey özürlüye göre ayarlanmış, uyarlanmış ve İstanbul Büyükşehir başta olmak üzere bütün yerel yönetimlerimiz de bu konuda kaldırımından caddesine kadar her şeyi özürlüler için ayarlamıştır yani özürlüler konusunda bizim Hükûmetimiz her şeyi yapmış ve bugüne de ulaşmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN- Lütfen sözünüzü bitiriniz.

FEYZULLAH KIYIKLIK (Devamla) - Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; biz, ülkemiz, özürlülük konusunda her şeyi yaptık ve Özürlüler İdaresi Başkanlığının bütçesini de daha da artırarak 2009 yılına hazırladık ve bununla da çok güzel şeyler yapacağımıza inanıyorum ve bu bütçemizin ülkemize ve özürlülerimize hayırlı, uğurlu olmasını da diliyorum.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kıyıklık.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz.

Buyurunuz Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 mali yılı Aile ve Sosyal Araştırma Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, aile, toplum ile birey arasındaki bağı birinci planda sağlama görevini sağlıklı olarak yerine getiren en önemli sosyal kurumdur. Aile, üstlenmiş olduğu bu rolünü çeşitli fonksiyonlarla yerine getirir. Bireyin sosyalleşmesinde, kimlik kazanmasında ve toplumdaki norm ve değerlerin özümsenerek bireye ve gelecek kuşaklara aktarılmasında en etkili olan en küçük ünite ailedir. Ailede parçalanma, dağılma olduğunda toplumsal alanda ciddi sosyal sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu nedenledir ki aile kurumu her zaman alternatifi olmayan bir yapı olarak önemini koruyarak günümüze kadar gelmiştir.

“Aile” kavramı Anayasa’nın ilgili maddesinde, “Devletin temel amaç ve görevleri, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak.” biçiminde tanımlanmıştır.

Yine paralel olarak Anayasa’mızın 41’inci maddesinde, “Ailenin korunması” başlığı altında, “Aile, Türk toplumunun temelidir.” hükmüyle, devletin aileye verdiği önem vurgulanmıştır. Aileyi korumak ve güçlendirmek için gereken tedbirleri almak ve teşkilatı kurmak Anayasa’mızın amir hükümleri arasında yer almaktadır.

Uluslararası alanda Birleşmiş Milletler tarafından 1994 yılında başlatılan seferberlik, Uluslararası Aile Yılı, ailenin yoksullukla mücadelede ve toplumsal kalkınmada dinamik bir kavram olarak bütün toplumlar için önem taşıdığı gerçeğini gündeme taşımıştır. Aile, toplumun temelini oluşturması, alternatifinin olmaması nedeniyle sosyal politikaların merkezine oturmuştur. Ailenin sosyal politikalardaki merkezî konumu, genel olarak sorun çözme kabiliyetine dayanmaktadır.

AK PARTİ Hükûmeti olarak iktidara geldiğimiz günden itibaren, ailenin toplumumuzun güven ve istikrar kaynağı olduğu bilinciyle kalkınma planlarında aileye gereken önem verilmiş, ailenin korunması ve güçlendirilmesi, aile fertleri arasında bağlılık ve dayanışmayı geliştirici ve özendirici politikalara ağırlık verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, 1989 yılında Başbakanlığa bağlı olarak kurulan Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, 2004 yılında Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü biçiminde yeniden yapılandırılmıştır. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün kuruluş amacı, ülkemizde sosyal sorunların tespiti ve çözümü ile Türk ailesinin bütünlüğünün korunması, güçlendirilmesi ve sosyal refahın artırılmasına yönelik ulusal ve uluslararası bilimsel araştırmalar yapmak veya yaptırmak, projeler geliştirmek, desteklemek, bunların uygulamaya konulmasını sağlamak ve aileye yönelik millî politikanın oluşturulmasına yardımcı olmaktır.

Sayın milletvekilleri, Hükûmetimiz, 1989 yılında başlayan bu yapılanma sürecini 2004 yılında tamamlamıştır. Böylece, faaliyet ve görev alanı sadece aile ve aile bireyleriyle ilgili konularda araştırma yapmakla sınırlı olmaktan çıkıp bütün sosyal bilim dallarıyla ile ilgili konularda araştırma yapılabilmesi, şeklinde genişletilmiştir.

Bilindiği gibi toplumsal yapı durağan olmayıp sürekli bir değişim içindedir. Bu değişimlerin çok hızlı yaşandığı dönemlerde toplumlarda çeşitli sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunları en aza indirecek şekilde, amacı, misyonu ve vizyonu doğrultusunda çalışmalarını yürüten Kurumumuz, 2008 yılı bütçesiyle birçok projeyi hayata geçirmiştir.

Sayın milletvekilleri, Genel Müdürlüğün temel hedefi, misyonu gereği toplumsal hayatımızda yaşanan sosyal sorunların tespit ve çözümüne dönük aile odaklı çözüm politikaları oluşturmaktır. Sosyal problemlerin çözümü konusunda getirilen önerilerin yeni bir bakış açısıyla da ele alınmasında aile merkezli politikalar oldukça önem arz etmektedir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün 2009 yılı mali bütçe ödeneği toplam 5 milyon 731 bin YTL olup, biraz sonra oylayacağımız bütçeyle geçmiş yıllarda olduğu gibi pek çok önemli projeler ve etkinliklerle aile kurumu güçlendirilecektir. Ülkemizin de hızlı bir değişim ve dönüşümden geçtiği ve çeşitli toplumsal sorunların hızla yaygınlaştığı göz önünde bulundurulacak olursa bu konularda çözüme yönelik projelerle araştırmalar ve incelemeler yapacak olan Kurumun, aile ve sosyal araştırma odaklı olmasıyla birlikte, misyonu ve vizyonu gözden geçirildiğinde yeterli ve geniş imkânlı bir bütçe beklentisini de beraber getirmektedir.

Sayın milletvekilleri, konuşmama son verirken aile mefhumunun önemine hep birlikte aynı duyarlılıkla hareket etmemiz gerektiğini vurgular, bu konuda başta Sayın Başbakanımız olmak üzere çok Değerli Bakanımız ve bürokratlara şükranlarımı bildirir, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü bütçesinin hayırlara vesile olmasını diler, saygılarımı arz ederim.

Bu vesileyle heyeti saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnceöz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül.

Buyurunuz Sayın Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AZİZE SİBEL GÖNÜL (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum adına yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti, kadınların ilerlemeleri ve güçlenmeleri konusunda dünyada istisnai ve özgün bir tarihsel deneyim yaşamıştır. Günümüzde alınan bütün kararlarda ve uygulanan bütün politikalarda bu tarihsel deneyimin yansımalarını görmek mümkündür. Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu 1923 yılını izleyen ilk on yılda Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformlarla ülkede çağdaş, uygar bir toplum düzeni, demokratik bir hukuk devleti yaratmayı amaçlamışlar ve bunun da ancak kadın-erkek birlikte el ele gerçekleştirilebileceği düşüncesiyle, eğitim başta olmak üzere, her alanda eşit haklar tanıyan yasaların çıkarılmasına ve bunların yaşama geçirilmesine özen göstermişlerdir. Böylece büyük bir toplumsal değişim gerçekleştirilmiş; kadınların eğitim, çalışma yaşamı, siyaset gibi kamu alanlarına girmesi mümkün kılınmış; eşitlikçi kamu politikalarıyla devlet bu katılımı özendirmiş ve desteklemiştir, ama daha sonraki yıllarda kadın-erkek eşitliği açısından aynı anlayış ve kararlılığın devam ettiğini söyleyebilmek ne yazık ki yeteri kadar mümkün olmamıştır.

Hükûmetimiz uluslararası alanda eşitlik politikalarında yaşanan gelişmelere paralel olarak çok önemli adımlar atmıştır. Örneğin kadın sorununun bir demokrasi sorunu olduğunu kabul etmiş ve kadının statüsünün yükseltilmesi açısından yapılan çalışmalar Avrupa Birliği eşitlik politikasıyla uyum sağlamıştır. Aslında Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmalarının başlatılması açısından Türkiye’nin en hazırlıklı olduğu konuların başında kadın-erkek eşitliği konusu gelmektedir çünkü kadından sorumlu Devlet Bakanlığı ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından kadın sorunları ele alınmış, Anayasa’mızın eşitlik ilkesi, taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan taahhütler göz önünde tutularak çözüm önerileri getirilmiş ve yasal alanda önemli çalışmalar yapılmıştır.

Uluslararası gelişmelerin ve Türkiye’de yıllardır uygulanan sosyal devlet politikaları sonucu olarak desteklenmesi gereken gruplardan olan kadınların sorunlarını çözümlemek üzere ulusal mekanizma olarak Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 1990 yılında kurulmuş ancak kanun hükmünde kararnamenin iptali nedeniyle yasal dayanaktan yoksun olarak çalışan Genel Müdürlük ancak Kasım 2004 tarihinde yani AK PARTİ döneminde yasal statüye kavuşmuştur. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün temel işlevi, kadınların, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi yaşamdaki işlevini güçlendirmek, eşit haklara sahip bireyler olarak toplumsal yaşamda yer almalarını, kalkınma sürecine etkili katılımlarını, kalkınmanın nimetlerinden eşit biçimde yararlanmalarını sağlamaktır.

Kadınların bugün dünyada yaşanan birçok sorunun sebepleri arasında yeri olmadığı ama çözüm yollarının hepsinde yerinin olduğu düşüncesindeyim. Dünya genelinde yaşanan savaşların, imkânsızlıkların en büyük mağduru kadınlar ve çocuklardır. Ülkemizde ise kadın sorunlarının başında kadına karşı şiddet, ayrımcılık ve töre cinayetleri gelmektedir. Şiddete karşı sıfır tolerans ilkesi partimizin ilkesidir.

Bu noktada, yapılan çalışmalara kısaca değinirsek… Kadının insan hakları konusunda duyarlılığın ve farkındalığın geliştirilmesi amacıyla son yıllarda yürütülen çalışmalarda Başbakanlık genelgesinde yer alan, kadından sorumlu Devlet Bakanlığımızın koordinasyonunda, tüm kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör yerel yönetimleri de kapsayacak şekilde “2006-2010 Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi Eylem Planı hazırlanmalı ve uygulamaları takip edilmelidir.” tedbiri gereğince ilgili kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler ve kadın alanında çalışma yürüten sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla, iş birliği ile Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün koordinasyonunda hazırlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede, şiddete uğrayan kadınların ilk başvuru yeri olan şiddetle mücadele zincirinin önemli bir halkasını oluşturan karakoldaki polislere, hastanelerdeki sağlık görevlilerine, kışlalardaki askerlere ve toplumda yüz yüze iletişim içinde olan diğer meslek gruplarına hizmet içi eğitimler verilmektedir.

Gene, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet hareketleri ile töre ve namus cinayetlerinin önlenmesiyle ilgili alınacak tedbirler konulu Başbakanlık genelgesi uyarınca, koordinatör kurum olarak belirlenmiş ve Müdürlük bu noktada gerekli kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve temsilcileriyle Kadına Yönelik Şiddet İzleme Komitesi kurmuş, bu yıl da Sayın Bakanımızın başkanlığında ikinci toplantısını gerçekleştirmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz.

Buyurunuz.

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Devamla) – Ülkemizde ilk kez kadına karşı aile içi şiddetin sebep ve sonuçlarını araştırdığı alan araştırması saha çalışmaları devam etmektedir. Kadına yönelik aile içi şiddetle mücadelede ulusal eylem planı da yürürlüğe girmiştir.

Bununla birlikte bütçelerin, hükûmetlerin politik tercihlerini ve makroekonomik kararlarını yansıtan temel metinler olması nedeniyle, toplumsal cinsiyet bakışı ile analiz edilmesi önem taşımaktadır. Bu noktada toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme ülkemizin gündemine girmiştir.

Yine, kadın girişimciliği konusunda çalışmalar yapan akademisyenler, ilgili kurumlar, sivil toplum kuruluşları ve temsilcilerinin katılımıyla Türkiye’de kadın girişimciliğin değerlendirilmesi toplantısı yapılarak, bu alandaki politika önerilerinin tespit çalışmalarına başlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; dönemimizde kadın haklarıyla ilgili çok ileri düzenlemeler yapılmıştır. Anayasa’dan başlayarak Türk Ceza Kanunu’nda, İş Kanunu’nda ve Medeni Kanun’daki değişiklikler gerçekten yurt dışında da, Avrupa Birliği müzakere sürecinde de ülkemiz adına olumlu gelişmeler olarak her zaman bahsedilen çalışmalar olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gönül, lütfen sözlerinizi bitiriniz.

AZİZE SİBEL GÖNÜL (Devamla) – Teşekkür ederim.

22 Temmuz 2007 seçimleriyle kadınlar cumhuriyet tarihimizde 50 kadınla Mecliste rekor düzeyde temsil edilmiştir. Tüm bunlar partimizce kadın haklarının ne kadar ciddiye alındığının göstergesidir diyorum ve 2009 yılının Mart ayında yapılacak mahallî idareler seçiminde belediye başkanı, belediye meclis üyesi, il genel meclisi üyesi kadınlarımızın sayısını daha da ileri düzeye taşımak istediğimizi buradan bir kere daha vurgulamak istiyorum. Bunun için istiyoruz ki kadınlarımız bu rekabetin içinde yerini alsın ve çok daha ileri düzeyde bu temsil yetkisini de böylece ülkemiz sağlasın, sağlamış olsun diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle bütçede emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bütçenin, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğümüze ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederek yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gönül.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Demokratik Toplum Partisi adına, grubum adına Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu, Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığıyla ilgili görüşlerimizi açıklamaya çalışacağız.

Tabii, biz 2009 bütçesini görüşüyoruz. 2009 bütçesi, muhtemelen ocak başında IMF’yle yapılacak baypas anlaşması sonrası bu rakamlar değişecek, harcama kalemleri değişecek ve şu an üzerinde görüşme yaptığımız bütçe ne yazık ki IMF’nin yeni acı reçetesiyle anlamsız kılınacak.

TPAO, seçim yatırımları ve kemer gevşetmenin maliyetinin sadece 45 milyar dolar olduğunu belirtiyor. Bunu da somut rakamlara dökmüş. Örneğin, bu KEY ödemelerinde 3 milyar; İşsizlik Fonu’ndan GAP’a aktarılan, dört yıl için 6,5 milyar; özelleştirmeden GAP’a yine kaynak aktarımı, bu da dört yıl için, takribi bir rakam yok ama, 9-10 olarak geçiyor; İşsizlik Fonu’ndan istihdam için aktarılan bir rakam 2,8 ile 5 milyar arasında; Devlet Demiryolları alacaklarının, borçlarının mahsubu, maliyeti belli değil. Yani 2008 yılı için üniversite döner sermayesinden 180-200 milyon, yerel seçimlerden 19-20 milyar, yine, yerel yönetimlere aktarılacak kaynak -borçtan- 200-225 milyon, Kamu İhale Kanunu’ndan da bu fiyat farkı ödenmesi müteahhitlere… Bu tahmin dahi yok. Şimdi, 45 milyar seçim ekonomisi, baypas IMF’yle, “Yatırımları durdurun, harcamalar azaltılsın, büyüme dursun.” denen rakam yani Hükûmetin beklentisi 20-25 milyar. 20-25 milyarı da eklediğimiz zaman 70-80 milyar… Bütçe bu durumda ne hâle gelir, neyi tartışıyoruz burada, gerçekten düşündürücüdür.

Ben bugünkü konularımızla ilgili birkaç şeyi anlatmak istiyorum.

Ben tabii şuradan bir… Başbakanın kitapçığı elimde, son derece dikkatle okudum. Türkiye'nin en önemli kurumu olan TÜBİTAK’la ilgili bir cümle var mı, bir kelime veya Basın Yayınla veya Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuyla ilgili? Ben bir tek kelime bulamadım. Bu kadar önemsiyor. Peki, bir tek kelime yoksa, Sayın Başbakanın TÜBİTAK’ın yönetiminin tamamını belirleme arzusu nereden geliyor? Niye on üç yönetiminden onunu çıkardığı yasalarla belirliyor?

Ben bu konuda birkaç konuya değinmek istiyorum çünkü çok vahim noktalar var.

2008 yılı için 1 milyar 5 milyon dolar civarında bir pay ayrılmıştı. 2009 yılı için 1 milyar 5 milyon yine. Ama harcama rakamı 907 milyon olarak Sayın Bakanın açıklamalarında geçen bir rakam. Önemli bir bütçe. Bu bütçenin önemi sadece buradan gelmiyor. Bunun, TÜBİTAK’ın, askerî savunma alanı, güvenlik, büyükelçilerin, askerlerin, diplomatların gizli haberleşmesini sağlayan kriptolarını düzenleyen kurum ve şifrelerini yazan kurum olması nedeniyle de bir önemi var. Bu anlaşılırdır ama asıl daha önemli olan yanı, ARGE çalışmaları kapsamında özel sektöre aktarılan milyarlarca liralık bütçeler. E-Avrupa Projesi kapsamında Avrupa Birliği ülkeleri örneğin ARGE çalışmalarını tam tamına yüzde 3’e çıkarmayı hedefliyor. Bizde, evet, geçmiş dönemlerde düşüktü, AKP hükûmetleri döneminde artırıldı hatta Sayın Bakanın yüzde 2’ye çıkarma sözü de var, bunu komisyonda da konuşmuştuk. Bu önemli bir konu. Türkiye'nin kalkınması, projeleri bu açıdan son derece önemli.

Beklentilerimiz çok önemli. Örneğin, önemsediğimiz bir e-Devlet Projesi… Dün Sayın Başbakan “İnşallah” dedi, “Maşallah” dedi, e-Devlet Projesi’ni açtı. Peki, e-Devlet Projesi’nin bunca yıllık çalışmasının sonrasında bunun da Pardus yazılım, özgür işletim sistemine dönüşmesi hayal kırıklığı yaratırsa ne yapacağız? “Artık Pardus de hazır.” diyor TÜBİTAK yayınları ama Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü bünyesinde geliştirilen Pardus’ü kamu kuruluşlarımız tercih etmiyor, Microsoft’u tercih ediyorlar. Neden? Neden kendi yerli malını kullanmıyor da Microsoft’a önemli paralar verme gereğini duyuyorlar?

Biliyorsunuz, teknoparklara 2013’e kadar kurumlar vergisi, gelir vergisi, stopaj ve KDV’ye ilişkin bazı muafiyetler vardı, alındı, ARGE Yasası’yla güçlendirildi ama özel sektör bu alanları sırf vergiden kaçmak için kullanıyor, üretim için, istihdam için değil.

Biz şunu çok açıklıkla ifade ediyoruz: TÜBİTAK çok önemli bir kurum. Eğer idari ve mali özerkliğine sahip çıkılmazsa, eğer bilimsel özgürlük olduğu iyice bilinen idari ve mali özerklik sağlanamazsa, siyasi denetim altına alınırsa, kadrolaşılırsa inanın Türkiye’ye yapılacak en büyük kötülüklerden birini yapmış oluruz.

Bunun ölçüsü çok zor değil. Merak ediyorum, Orhan Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı, TÜBİTAK veya Bilimler Akademisinden, bilim insanlarımızdan bir tanesi, Allah için, ekonomi alanında, fizik alanında, başka alanlarda niye Nobel’e aday olup Nobel alamıyor? 70 milyonluk koskoca Türkiye, dünyanın 17’nci ekonomisi, Güvenlik Konseyinin de geçici üyesi olan Türkiye, kendi içinden Nobel alacak bir bilim insanı çıkaramıyor mu? Tabii, magazine çarşaf çarşaf sayfalar ayrılırken bilim insanlarımıza ne yazık ki küçük başlıklar altında… ASELSAN’ın sır intiharları ve bu intiharlara getirilmeyen açıklık, hâlâ kafalarda duyulan kuşku, ne yazık ki yakın zamanda yine HAVELSAN’da bir kayıp olayı, bize ciddi ciddi uyarılarda bulunuyor. Bunlar açığa çıkarılmalı. Bizim bilim insanlarımız trafik kazasında gidiyor, intihar etti deniliyor; tank projesi üzerinde çalışıyor, gizli dinleme üzerinde çalışıyor, bu önemli insanlarla ilgili yargılamalar sürüyor.

Bakın, TÜBİTAK’ın kamuoyunda ne kadar etkisiz bir kurum olduğunu birkaç örnekle anlatmak istiyorum: Uyarıyor, bizim komisyonda dinlendi, Türkiye Bilgisayar Mühendisleri Programcıları Derneği Başkanı Yılmaz Sönmez diyor ki: “Cep telefonlar IMEI kimlik numaralarıyla dinlenebiliyor.” Hepsi dinleniyor. Biz buradan Blackberry’lerle ilgili bir soru önergesi verdik Sayın Ulaştırma Bakanına. “Bu dinleniyor.” dedik, Kanada’dan, Amerika’dan, NSA orada, birkaç soru sorduk, hâlâ cevap alamadık. TÜBİTAK var, Bilim Kurulunuz var, Bilim Akademiniz var; e kardeşim, ya evet ya hayır… Bir soru, bir cevap yok. Şimdi bu telefonlar bakanlarımızın da, Başbakanımızın da elinde, cebinde dolaşıyor. Zaten İnternet’e girin, çok rahatlıkla Meclisin bahçesinde dolaşan birisini beş yaşındaki bir çocuk dahi bulabilir. Şimdi bu bir. Bu telekulak olayı, TÜBİTAK’ın ilgi alanına girmiyor. Üstelik kriptoloji, üstelik de en hassas güvenlik savunma konularında çalışıyor. Bir açıklaması yok, bir önlemi yok, bir buluşu yok, bir kâşif, bir keşif yok. Niye bu kadar para, bütçe ayırıyoruz? Niye bir ürün yok?

İnternet kullanıcılarını uyarıyor TÜBİTAK sağ olsun, diyor ki: “Aman dikkat! Kritik bir açık var. İşletim sisteminizi mutlaka güncelleyin.” Bankalardan da hesap transferi yaparsanız; elektriğinizi, suyunuzu yatırırsanız… Arkasından siz bir bakıyorsunuz, hesaplarınız boşaltılmış. Peki, TÜBİTAK’ın görevi değil mi bu konuda önlem geliştirici projeler, ARGE konusu? Niye gizli dinlemede bir ARGE çalışması, niye İnternet kullanıcılarına ilişkin bir İnternet araştırması yok? TÜBİTAK’ın dergilerine bakıyoruz, soruyorlar, ilginç: “Köpek balıkları neden durmadan yüzüyor?” Sorunun cevabı: “ Batmamak için.” “Fırtınalı havalarda evin içinde telefonla konuşurken veya duş alırken yıldırım çarpar mı?” sorusunun cevabı ise uyarı içeriyor: “Evet, telefonda konuşuyorsanız ya da suyla ilgili bir şeyle uğraşıyorsanız evin içinde de olsanız sizi çarpar.” Cevap… Şimdi, tabii birisi soruyor: “Rüyalar ne kadar sürüyor?” TÜBİTAK diyor ki: “Valla bazıları altı saniye, bazıları kırk beş dakika.” Birisi de sormuş: “Aşkın kimyası var mıdır?” diye. Demiş ki: “Evet, ‘PEA’ adlı maddedir; feniletilamin.”

Şimdi, ülkenin bu kadar ciddi sorunları varken, sır ölümleriyle ilgili Millî İstihbaratın bir araştırması, kamuoyuna ciddi bir bilgilendirmesi yokken, bir bakıyoruz TÜBİTAK bambaşka alanlarda çalışma yapıyor. Ne yapıyor? Sol ve Kürt sorunu TÜBİTAK’a emanet! Araştırma yapacakmış! Bunca kurum, bunca çalışma varken, TÜBİTAK 3G için milyon dolarlık teknoloji hazırlıyor. Günaydın demek lazım. Daha bir hafta olmadı bunun ihalesi yapılalı.

Şimdi, bu Pardus atağını Sayın Bakan bize bir açıklasa, ne kadar, bu yazılımla ilgili kaç devlet çalışması içinde yararlanıyoruz, çok sevineceğiz.

ARGE’ye rekor destek.” Evet, parasal yanı. Bütün bunlar TÜBİTAK’ın çok vahim bir şekilde bu sıkıntıları yaşadığını ortaya koyarken, 2005’te, Başbakanın önce 6 yöneticisini bir defada atama yetkisini içeren bir kanun çıkarıldı. 6 Bilim Kurulu üyesini atayınca da zaten çoğunluk oluşturuluyor. Son olarak da bir yasa çıkarıldı, 10 tanesini de çıkardı. TÜBİTAK’ı AKP’leştirdik. İnşallah, bundan sonra, bizim Cizre’de 1500’lerde yaşamış büyük fizikçi Ebul-iz’in abdest alma makinesi gibi projelerini de geliştirirler; geliştiremiyorlarsa da en iyi önerim, gidip o projeyi aynen almalarıdır çünkü gerçekten dönemin en ileri projesi.

Şimdi, enerji alanında hiçbir çalışma yapmamış TÜBİTAK. En büyük açığımızı, 50 milyar borcumuzun kaynağını enerji politikaları oluşturuyor. Gebze’de Enerji Enstitüsü var, MAM çalışmaları var ama bir şey yok ortada. Arkadaşlar, bu şekilde, TÜBİTAK’ı ancak partizanca özel sektöre, kendi yandaşına o kaynakları kullanan bir kurum olmaktan öteye götüremediğiniz zaman bu ülkeye zarar verirsiniz, bu topluma zarar verirsiniz.

Şimdi, sürem çok kısaldı. Ben hemen basın özgürlüğüne ilişkin bir şey söylemek istiyorum: Başbakan, burada okudu “Düşünce ve ifade özgürlüğünün alanını genişlettik.” Evet, şimdi bakıyorum, bu yakın zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 1.606 dava kaybetmiş Türkiye. 43 tane sadece lehe karar var, 869 tane de dostane çözümle, yani kaybedilen dava. Ödenen tazminat 73 milyon. Ben şeye baktım hemen, en son hangi davadan mahkûm olmuş? Yedinci Gündem gazetesinden Türkiye düşünce özgürlüğünden mahkûm olmuş.

Ne oluyor Türkiye’de? Genelkurmayın akreditasyon listesi var. Tipini beğenmiyor, kafasını beğenmiyor, düşüncesini beğenmiyor, solcudur beğenmiyor, sağcının farklı tonlarıdır beğenmiyor, kendine göre uyguluyor. Bu vardı ama son zamanlarda Başbakan düşünce özgürlüğünü bu kadar savunurken -üstelik de Venedik 2004’e üye olduk- kendisi akreditasyon uyguladı yedi tane büyük gazetemize. Bakın, Gündem gazetesi, Güncel gazetesi defalarca, Yaşamda Gündem, Gerçek Demokrasi, Ülkede Özgür Gündem ve ilk Kürtçe gazete Azadiye Welad, bunun gibi bütün gazeteleri sayabiliriz. Bunlar, her gün her gün kapatılıyor ve Avrupa Mahkemesine gidiyor, her gün zarar, zarar, zarar Türkiye’ye. Türkiye, medyasıyla barışmadıkça demokrasisini güçlendirmesi mümkün değil.

Aslında, Türkiye'nin geleceğine baktığımız zaman gerçekten birçok değerin altüst olduğunu görüyoruz. Bakın filmlere bile, Recep İvedik’i, Muro’yu, Puntilla Ağa’yı görürsünüz. Orada aşkın değerini değiştirirler, bir bakarsınız “Devletin malı deniz yemeyen domuz.” veya “Bal tutan parmağını yalar.” ya da “Yağmur yağarken küplerini doldurmak gerekir.” atasözleri öne çıkıyor. Sonra da diyorlar: “Adam işini biliyor, helal olsun.” Yolsuzluk yapanı da bu şekilde aklayan bir toplumsal psikoloji adım adım işleniyor. Bunlar yanlış şeylerdir, devlet yurttaşına karşı dürüst olmak, hükûmetler dürüst olmak durumundadır.

Biz şunu söylemek istiyoruz aslında, biz muhalefet olarak bazı şeyleri söyleyince zoruna gidiyor iktidarın ama açık ve yüreklilikle söyleyelim: Biz bal gibi kimlik siyaseti yapıyoruz. Başbakan diyor “Yapıyorsunuz.” Biz alınmıyoruz, yapıyoruz. Biz Kürt kimliğini savunuyoruz, biz Alevi kimliğini savunuyoruz, biz emekçi kimliğini savunuyoruz, biz devrimci kimliğimizi savunuyoruz, biz sosyal dayanışmacı kimliğimizi savunuyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz, bunun için Türkiye’de bir çatı partisi, Türkiye’deki bütün sol demokrasi güçlerinin birlikte olacağı bir çalışmanın içindeyiz. İnanın çok açığız, hiçbir gri, flu yanımız yok. Yani, gidip Kayseri’de milliyetçi, İzmir’e gidip solcu, Konya’ya gidip İslamcı, Diyarbakır’a gidip Kürtçü, her gittiğin yere göre bir politika izlemiyoruz. Diyarbakır’da ne söylüyorsak Ankara’da da söylüyoruz, Ankara’da ne söylüyorsak İstanbul’da da söylüyoruz, Diyarbakır’dan da milletvekili çıkarıyoruz, İstanbul’dan da çıkarıyoruz.

Bakın, biz ne Bushçuyuz ne Brükselciyiz, biz ne NATO’cuyuz ne IMF’ciyiz, biz ne iş birlikçiyiz ne de sermayeyi savunuruz. Biz bu kürsüde bir gıdım, halkın hakkını, emeğini savunabiliyorsak bu soygun, talan döneminde, görevimizi yapmış oluruz. Onun için hiç gocunmuyoruz, çok açık ve bu kimliğimizden, bu siyasetimizden iftihar ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Sayın milletvekilleri, bir saat ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 13.07

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Komisyon, Hükûmet yerinde.

Beşinci tur üzerinde, şimdi, söz sırası Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’da.

Buyurunuz Sayın Bayındır. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

DTP GRUBU ADINA SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Özürlüler İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün bütçesi hakkında grubum adına görüşlerimi belirteceğim. Sözlerime başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii 2008 yılı bütçesinde de bütçe görüşmeleri yapılırken biz DTP’li kadınlar olarak kimi görüşlerimizi buradan ifade etmiştik. Bu ifadeleri bir süre sonra tekrar tekrarlayacağım ama ben her şeyden önce görüşlerimize yaklaşım, kadın sorununa yaklaşım, bugünkü durum ve bugünkü duruma bakılarak yarının ne olacağı üzerinde düşüncelerimi ifade edeceğim.

Düşüncelerime geçmeden önce, ben isterdim ki şu an Meclis Başkanımız Sayın Toptan burada olsaydı, geçen hafta kendisi bir açıklama yaptı. DTP’li kadınlar… Mecliste bizden memnun, DTP’li kadınlardan, ama dışarıda yanlış yapıyormuşuz. Bakalım ne yanlış yapıyormuşuz? Biz kadınlar olarak ve DTP’li kadınlar olarak, evrenin neresinde insan evrensel hakları, kadın evrensel hakları ihlal edildiğinde bilinsin ki biz orada olacağız. Düşüncemizle, duygumuzla, pratiğimizle doğrudan ya da dolaylı olarak biz bir şekilde bu dayanışma ağı içinde olacağız. Hak mücadelesinde sınır tanımayacağız. Bir daha da bize bu sınırlar konulmaya çalışılmasın.

Yine, biz DTP’li kadınların bir özelliği daha var, biz kimseden icazet almayız. Biz icazetimizi kadın kurtuluş düşüncesinden, kadın örgütlerinden ve evrensel değerlerden alırız. Bizi kimseyle karıştırmasınlar lütfen. Bir daha da bize bu tür telkinlerde bulunmasınlar.

Biz ne yanlış yapmışız? Irak’ta Kürdistan yerel parlamentosundan çok eşlilik yasası geçti. Biz bu çok eşlilik yasasına karşı çıktık. Peki, ben buradan sormak istiyorum, çok eşlilik yasasına karşı çıkmamız yanlışsa Sayın Meclis Başkanımız çok eşliliği savunuyor mu acaba diye bir soru düşünüyorum yani. Bu yanlışsa, doğruyu çok eşlilik olarak mı düşünüyor?

Yine, bizler DTP’li kadınlar olarak Parlamentonun son bir yıllık çalışma sürecinde, bütçede sunduğumuz görüşlerin pratikte gereklerini yapmaya çalıştık ve yine Sayın Başkana sormak istiyorum: Bizim dışarıda yapacağımız işlerle ilgileneceğine, biz kendisine, Meclis Başkanlığına iki temel konuda yasa değişikliği teklifinde bulunduk. Neydi bunlardan biri? Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’nda değişiklikler yapılarak kotanın uygulanması. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin de imzaladığı Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne devletin de imza attığı ve birazdan size göstereceğim Ulusal Program’da bunlar nasıl detaylandırılmış, zamanlara bağlanmış; biz, bunların gereklerini yapmasını isterdik ve beklerdik Sayın Meclis Başkanımızdan.

Yine, Sayın Grup Başkan Vekilimiz Fatma Kurtulan aracılığıyla kadın-erkek eşitliği komisyonunun bir an önce kurulmasına dair bir yasa değişikliği teklifi sunduk. Sayın Başkan bizim dışarıda yaptığımız doğru işlerle uğraşacağına, aynı zamanda Mecliste sunduğumuz doğru düşüncelerle ilgilensinler ve görevlerini lütfen icra etsinler diyorum buradan.

Evet, eskiden bir söz vardı “Lafla peynir gemisi yürümez.” ama artık sadece böyle, kâğıtlara bir şeyler yazarak da işler yürümez. Çok güzel, hani üniversitelerde sadece ödev yapılıp hocalara sunulur ya, Meclisimizde de Avrupa Birliği uyum sürecinde pek çok konuda sözleşmelere imza atıldı, onlara dair plan, projeler yazıldı. Kâğıt üzerinde çok güzel sözlerle, belki benim bile şu anda ifade edemeyeceğim çok temel değerlendirmeler ve hedefler var. Ama bu hedefler belirlenirken bu hedefler karşısında pratik yaklaşımımız nedir, yani pratikte biz ne kadar yol almışız, bir de ona bakmak lazım. Ne yazık ki çok iç açıcı pratiklerimiz yok. Örneğin Başbakanlık şiddete karşı bir genelge yayınlamıştı. Bu şiddete karşı genelge 2006 yılında yayınlandı. Başbakanlık genelgesi, sayfalarca dolu bir genelge, hepsine katılıyoruz.

Peki, şiddetin önlenmesine ilişkin bu genelgeleri yayınlayan Sayın Başbakana buradan sormak istiyoruz ve soru önergeleriyle sorularımızı bir şekilde -kimi zaman bakanlığa kimi zaman Başbakanlığa- sunduk. Örneğin bu geçtiğimiz yıl içinde bu genelgenin gerekleri yapılmadığı için şu anda hayatta olmayan kadınlardan bahsetmek istiyorum ben sizlere ve bu kadınlardan bir tanesi de “barış gelini” olarak yola çıkan Pippa Bacca’ydı. Pippa Bacca İtalya’dan bir sanatçı olarak yola çıktı, Filistin’de barış halayını çekmek istedi. Ama İçişleri Bakanlığı başta sorumlu olmak üzere, bu yolculuğun güvenliğini almak, eylemcinin istediği zamanda, güven içinde hedefine ulaşmak, sayın İçişleri Bakanlığının ve Hükûmetin sorumluluğundaydı. Ne yazık ki duyarsızlıkları sonucu bu barış yürüyüşü Gebze dolaylarında sekteye uğradı. İnsanlık dışı muamele olan kadına cinsel taciz, tecavüz ve yine hunharca bir katliamla sonuçlandı bu yolculuk.

Yine, tabii, Ulusal Program’da ve Kadının Statüsünü Geliştirme Merkezi tarafından, şiddetin önlenmesine ilişkin bir dünya tedbirlerden bahsetmişlerdir. Bu tedbirlerden biri de, şiddet mağduru kadın ilk etapta en yakın karakola başvuracak ya da kadın danışma evlerine başvuracak ve bu başvurudan hemen sonra bu mağdur olan kadınların güvenliğini sağlamaya dönük sistemin, oradaki yetkililerin, güvenlik güçlerinin bu kadınların güvenliğini alması gerekiyor. Ama ne yazık ki güvenlik güçleri güvenlik almak yerine “Sen ne yaptın da sana şiddet uyguluyor?” sorusunu soruyor kadınlara. Böyle bir mantık olabilir mi? Yani 4320 sayılı Yasa çıkarılmış, bu Yasa’ya göre kolluk kuvvetlerinin görevleri tanımlanmış ve bu konuda Sayın Bakanımız her seferinde sorduğumuz sorulara da verdiği cevaplarda “Şu kadar polis memuru eğitimden geçti.” diyor ama eğitim demek ki yine ezbere bir eğitim -buradan da değerlendirelim- bu eğitim içselleştirilmemiş. Kadının kurtuluşu, kadının hayat, can güvenliğinin korunması sağlanmıyor. Burada o zaman bu eğitim yöntemini, bu eğitimi verenleri ve bu eğitimi uygulamayanları yeniden sorgulamak gerekiyor. Bu, İçişleri Bakanlığının da sorumluluğunda; bu, kadından sorumlu Bakanın da sorumluluğunda ama her şeyden önce şiddete karşı… İşte, şiddet gününde televizyonlara “kadına karşı şiddete hayır” diye popülist ve sloganist bir yaklaşım sergileyen Hükûmetin ve Hükûmetin başı olan Başbakanın sorumluluğudur. Buradan onu ifade etmek istiyorum yine.

Ve Fatma Babatlı Diyarbakır’da Merkez Karakola başvuruyor can güvenliğinin alınması için. Tabii burada 4320 sayılı Yasa değiştirildi ama hâlâ boşlukları var. Örneğin, tedbir kararı anında alınması gerekiyor, o gün içinde alınması gerekiyor, bir ay sonra alıyor. Bir ay içinde kadın nasıl korunsun?

Yine sığınma evleri her yerde yok. Kadın her an, istediği zaman sığınma evlerine ulaşamıyor ve Diyarbakır’da işin şöyle bir garip yanı da var: Kadınlar Kardelen Danışma Evi, yine DİKASUM Kadın Danışma Merkezlerine başvurduğunda, bunların güvenliğini almaya dönük çabalar içinde oluyorlar.

En son bir vaka, yine Diyarbakır Merkez Karakoluna intikal ediyor. Hafta sonu diye ne savcı ne de karakol bununla ilgilenmiyor. Bir de işin trajik yanı, bu kadın belediye ve danışma kuruluna gidiyor. Peşi sıra, güvenliği tehditte olan kadının babası karakola gidiyor ve karakol kadın kurumlarını hedef gösteriyor. Bu nasıl bir mantık? Buna karşı nasıl sessiz durulabilir artık? Bunlar çok ciddi SOS, yani sinyallerdir, hayati sinyallerdir. Yani bu uygulamayı yapan, bu sözleri söyleyen güvenlik güçleri hakkında acil bir şekilde soruşturma başlatılmalı, görevden alınmalı.

Yine özellikle emniyet teşkilatlarında, karakollarda salt kadını, şiddete uğramış kadını karşılayan özel birimler olmalı. Kadın geliyor, zaten kimliğini saklaması gerekiyor, ama onu her yere dolaştırıyorlar. Bazen evden çıkıyor,  kimliği de yok elinde. Nasıl tespit edecek? Ya da kadın kurumları bu noktada referans alınmalı. Kadın kurumu ve onun üyesi, yöneticisi tarafından götürülüyor, referans olunuyor, referanslar kabul edilmiyor. Yani bu anlamda da bu Yasa’da bir an önce çok ciddi değişikliklerin yapılması gerekiyor.

Yine sığınma evleri sayısı oldukça yetersiz. Bu yetersizlik… Tabii ki geçen yıl da ifade ettik, yani nüfusu 50 binin üzerinde olan tüm belediyelerin sığınma evi açması yasal olarak güvenceye alındı ama geçen yıl da biz burada Sayın Bakanımıza ilettik, lütfen yönetmelik çıkarın. Mesela şimdi Diyarbakır Büyükşehire bağlı bir sığınma evi oluşturulmuş ve kadından sorumlu bir kadın arkadaş da orada görevli, ama rolü nedir, misyonu nedir? Rol tanımı yok, görev tanımı yok, bütçe ayrılmamış. Yani oradaki kadının örgütlü gücü, belediyenin kendi bakış açısı olmasa orada bir iş yapılamayacak. Yani iş böyle doğal akışına bırakılamaz, kişilerin anlayışının insafına da bırakılamaz çünkü her yerde böyle bir yaklaşım yok.

Yine, tabii, Sığınma Evleri Kurultayı her yıl Türkiye’de gerçekleştiriliyor. Kadın kurumları, SHÇEK temsilcileri, akademisyenlerden oluşan kadın bileşenleri sığınma kurultaylarını yapıyorlar. Bu yıl da Van’da yaptılar 11-12 Ekimde. Bu 11-12 Ekimde kadınlar yine şu çığlığı attılar: “Biz sadece barınmak amaçlı bir sığınma evi zihniyetine karşıyız.” Çünkü bugün SHÇEK bünyesindeki sığınma evleri, sığınma evleri anlamında değildir. Yani, misyon olarak bir barınma evleri pozisyonundadır, çünkü sığınma evlerinin esas amacı, bu sığınma evi kültürünü geliştiren, yasaları geliştiren de 80’li yıllardan beri Türkiye’de kadın özgürlüğünü veren kadın hareketinin oluşturduğu projeler, düşünceler ve bu düşüncelerin hayata geçmesi anlamına geliyor. O zaman, bu düşüncenin savunucuları, bu ihtiyacın ifade edenleri, bu düşüncenin nasıl uygulanması gerektiği konusunda da kulak versinler.

Yine, Sayın Köksal Toptan diyor ki: “Sınır dışına gidip kadınlarla dayanışacağına, Türkiye’de hemcinsleriyle dayanışsınlar.” Siz hiç merak etmeyin, biz hemcinslerimizle dayanışma içindeyiz ve biz burada söylüyoruz. O zaman, buyurun, hemcinslerimizin sözlerine kulak verin. Sığınma Kurultayı’nda çıkan kararlar ortada. Bu anlamda SHÇEK bünyesinde sınırlı olarak oluşturulan barınma, sadece yemek içme ve konaklama  misyonuyla sınırlı. Bu sığınma evleri lütfen değiştirilsin ve şu anda, biraz önce, belki konuşmaya yetişseydik, nefes nefese geldik, “Mor Çatı Kadın Sığınma Evi” bir proje sonucu Beyoğlu Kaymakamlığıyla üç yıldan beri hizmet yürütüyorlar. Projenin zamanı bitmiş.

Şimdi, biz burada Sayın Bakanımıza da söylemek istiyoruz: Mor Çatı işte, sadece konaklama evi değildir. Mor Çatı, kadının bundan sonraki yaşamını idare etmesi için, kadın bilincini yakalayabilmesi için ve bu farkındalığı yaratmak, ona istihdam ortamları yaratmak için komple kadının tüm yaşamını… Sadece o gün gecelik otel görevini görmüyor, sonraki yaşamında da yaşamını nasıl idame ettirmesi gerektiğinin de projelerini, düşüncelerini, fikirlerini ve imkânlarını yaratmaya çalışıyor.

Sayın Bakanın çabaları var. İşte, Avrupa fonları gerçekten acil hizmet gibi, ilk yardım gibi AKP’nin imdadına yetişti. Ee, şimdi fonlar bitti ne yapacağız? O zaman biz  de diyoruz: Bu sınırlı bütçeyle siz kadın sığınma evlerini oluşturamazsınız. Siz bu sınırlı bütçeyle kadını şiddetten koruyamazsınız. Siz bu sınırlı bütçeyle toplumu bilinçlendiremezsiniz. Siz bu sınırlı bütçeyle yeniden bu şiddetin devamına objektif zemin hazırlamış oluyorsunuz.

O zaman gelin, Ulusal Program’da da belirttiğiniz gibi, her konu ele alınırken, işte kadın kurumları, bütün bakanlıklar falan diye ifade edilir, o zaman buyurun bu Ulusal Program’ın çerçevesini yeniden ele alalım. Kısa vadeli hedefler, orta vadeli hedefler sona eriyor.

Zaman olarak 2007-2010 arasını belirliyorsunuz. Şimdi, bu zaman aralığı daralıyor ve çok fazla da yol alınmış değildir. Yani sadece kapalı konferans salonlarında bir konuyu ifade etmek, orada güzel düşünceleri belirlemek, orada kararı almak o sorunun bittiği anlamına hiç gelmiyor.

O zaman gelin, yüzlerce kadın kurumu var, bu kadın kurumlarının desteğiyle oluşturacağımız bütçeyle biz bu hizmeti kolektif vermeye çalışalım. Yani AKP Hükûmeti değil miydi ilk iktidara geldiğinde “Biz, katılımcı demokrasiyi esas alacağız ve bütün sorunları sivil toplum örgütleriyle paylaşarak gidereceğiz.” diyordu. O zaman buyurun, kadın kurumları konferanslar yapıyorlar, kadın kurumları toplantılar yapıyorlar, kadın kurumları sığınma evleri açıyorlar, danışma merkezleri açıyorlar. Tabii ki bu dezavantajlı pozisyondaki kadınların bu işleri yapabilmesi için devlet sorumluluğunda, devletin bütçe ayırmasıyla ancak bu işlevler olabilir ve kadını barındıracak, sınırlı bir süreçte istasyon görevi görecek mekanizmalar değil, mutlaka bir an önce, ama yarından geç olmadan şu anda bütçede düzenlemeler yapılarak gerekli bütçe ayrılmalı. Savaşa ayırmayın, operasyonlara ayırmayın, gelin de bütçeyi hayata, var etmeye ayıralım; sorunun hepsini daha doğru temelde ele almış oluruz ve çözüm şartlarını da oluşturmuş oluruz. Devlet bu konuda sorumluluk altındadır, imzaladığı sözleşmelerle, çıkardığı programlarla ve programların gereklerini yerine getirmesini istiyoruz.

Tabii, zamanımız dar, çok şey ifade etmek istiyor insan buradan, ne yazık ki sınırlı zamanda biz öncelikle acil gördüğümüz konuları ifade etmek istiyoruz.

Yine, bu yıl, biz DTP’li kadınlar olarak da ve yine Demokratik Özgür Kadın Hareketi olarak bütün bileşenlerimizle birlikte, 2009 yılında “Kadına karşı katliamlara hayır. Biz kimsenin namusu değiliz.” sloganıyla mücadele edeceğiz. Çünkü kadın kendi sorumluluğunu taşıyabilecek, namusunu koruyabilecek güçtedir, birinin bakmasına ihtiyacı yoktur, ama sosyal devlet, kadının “namus” adı altında… Töre cinayeti dedikleri de yine namus cinayetleridir. Adını “töre” koyup, bir millete, bir coğrafyaya, Kürtlere havale etmenin hiçbir anlamı yoktur ve gelin, bu havaleye, yine TCK’nın ilgili yasalarında değişiklik yaparak biz bunları giderelim. TCK’da “namus” ya da “töre saikiyle” diye ibareler var. Çıkaralım bu ibareleri. Ya da ağır tahrik. Nedir? Tayt giymiş kadın, tahrik etmiş. Ee, gelin erkeğin zihniyetini sorgulayalım. Nasıl kendinde hak bulabiliyor her koşulda kadına cinsel şiddette bulunmaya? Yani bu hakkı, bu düşünceyi, bu gözleri değiştirelim, bu yürekleri değiştirelim, bu bilinci değiştirelim. Suçu kadınlara havale etmeyelim. Kadınlar erkekler tarafından korunması gereken varlıklar değil. Kadınlar erkekler tarafından sömürülen ve ezilen varlıklar hâline getirilmiştir.

Kadın kimliğinin sadece engellilerle, çocuklarla anılmasını da biz doğru bulmuyoruz. Kadın toplumun yarısını oluşturuyor ve diğer yarısını oluşturan erkeklerin tahakkümü altındadır; sosyal güvencesiz, ekonomiden yoksun, eğitimden yoksun, kendini koruyamıyor. Buyur sen koru. O zaman devlete gerek yok ki, aşiret usullerine göre zaten… Ya da evin içinde vermişsen erkek insafına zaten, o, koruma yöntemini bildik şekilde yürütüyor. O zaman gelin, madem bu kadar övünüyoruz: “Biz, yüz yıl önce kanunlar değiştirildi, kadına seçme ve seçilme hakkı tanıdık.” Ama kâğıt üzerinde kalıyor uygulamazsanız. “Bir zamanlar” deyip hikâye gibi okumanın bir anlamı yok. Bu zamanın gereklerini yapalım o zaman. Eğer geçmiş zamanın ruhuna saygılıysak, atılan adımların, o zaman, o zamandan bugüne, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, Mustafa Kemal Atatürk’ün diyelim, Avrupa’dan aldığı Medeni Kanun’a göre kadınlara tanıdığı hakları bugüne nasıl taşıdık? Avrupa bugün nerededir? Biz daha yüz yılın başına çakılı mı kalacağız? Bu zihniyetimizi sorgulayalım. Yani bu üretemeyen, bu geliştirmeyen, bu dönüştürmeyen, bu korumayan, tam tersine, negatif anlamda, işte olumsuz şartlarla baş başa bırakan zihniyetimizi sorgulayalım diyorum.

Ve yine tabii ki, Hükûmet CEDAW’ın gereklerini yapmak zorundadır. Ama ne yazık ki, pozitif ayrımcılıktan anladığımız negatif ayrımcılıktır yine. Yani negatifizmde grafik bayağı yüksek. Pozitif ayrımcılık yapıp bütçe ayırması gerekiyor. Var mı? Yok. Sembolik bütçeler. Yine negatif durum devam ediyor.

Şiddeti önlemek gerekiyor. Eğitim ve istihdam hakkı vermek gerekiyor. Pozitif yaklaşım var mı? Yok. İl istihdam kurulları oluşturuluyordu “İllerde kadınlar da yer alsın.” demişti kadın kurumları. Çünkü bu tür şiddete uğrayan, sığınma evlerine başvuran kadınlar istihdamda öncelik almalı. Ne yapıldı? Hayır, kadın kurumunu almayacağız. Ee, siz kural oluşturun. Şunu yapacağız deyin, içinde kadın olmasın. Zaten o iş olmaz demektir. Yani, peşinen, “Bu iş olmaz” imzasını taşıyor yani. O yüzden, bu anlamda, hem ev içi kadının yaşadığı şiddet, ev içi emeğin görünür kılınması gerekiyor.

Şimdi çok övünürüz işte, engellilerle ilgili evde korunma hakkını veriyoruz. Doğru, ama o zaman o korunmayı yine kadına vermiş oluyorsunuz. Kreşleri kaldırdık, ne yaptık? Kadını eve yeniden hapsettik. Yani kadının sosyalleşmesinin, hayata katılmasının önündeki engel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) - … işte yaşlı bakımı, işte engelli bakımı, çocuk bakımı. Bu rollerle zaten kadının önünü alıyorsunuz ve eve kapatıyorsunuz yani. Gelin bu zihniyeti dönüştürelim. Daha önce istihdam yasası tartışılırken de önermiştik. 2010 yılında ev içi emeğin görünür kılınması ve sosyal güvenliğe bağlanması için bir konferans yapılacak. Gelin biz de Türkiye'de gerçekten… “Kadınlarımız” diyoruz; kadınlar kimseye ait değil, kadınlar kendilerinindir. Kadınların kendileri olabileceği, özgürleşeceği koşulları oluşturalım. Ev içi emek için sosyal güvence sağlayalım, en azından asgari ücret verelim kadınlara ki o emek görünsün ve erkeğin sömürüsünden kurtulsun kadın; gerektiği zaman bağımsız davranabilsin, o şiddete mecbur kalmasın. Yani kadın şiddete mecbur kalmasın diye bu tür yöntemler geliştirmemiz lazım.

Sürem bitiyor. Sayın Bakanımızdan sığınma evlerinin çoğaltılmasını ve bu konuda kadın kurumlarıyla çalışmasını ve fon oluşturmasını talep ediyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bayındır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal.

Buyurunuz Sayın Ünsal. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri bir kanun hükmünde kararname ile belirlenmiştir. Genel Müdürlük görevlerini bu kararnameye göre yürütmektedir.

Bu görevleri yürütürken bazı uygulamalardan söz etmek isteriz. Buraya gelip konuşan iktidar partisi temsilcisi arkadaşlarımız Basın-Yayın Genel Müdürlüğü hakkında güzel bir brifing verdiler ama bunun içinde, yapılan işlerle ilgili hiçbir bilgiyi aktarmadılar.

Sayın Bakanım, bu konulardan haberiniz olup olmadığını da şiddetle merak ediyorum. Genel Müdürlük bir ihale yapmış, ki bu ihalenin usulüne göre yapıldığı söyleniyor. 135 bin YTL artı KDV kira ödemek üzere iki yıllığına bir bina kiralamışsınız. Toplam 3 milyon 240 bin YTL artı KDV ve bu binanın içine de 2 trilyon lira para harcandığı iddia ediliyor. Yani neticede 5 trilyon 240 miyar YTL’ye şu anda bir bina kiralanmış. Bu konuyla ilgili yapılan kira sözleşmesinde hiçbir şekilde araç ve gereçlerin alınmayacağına dair de hüküm konduğu ifade ediliyor.

Ben birtakım soruları sizlere sormak istiyorum ve merak ediyorum. Merak ettiğim konuların başında şu geliyor:

1) Hizmet binasının kiralanması için ihale ilamı yapıldı mı? Hangi tarihte ve hangi yayın organlarında yapıldı?

2) İhale açılmış ve teklif alınmış ise teklif veren diğer şirketlerin gösterdikleri binaların adresleri ve özellikleri nedir?

3) Hizmet binası için 2008 yılı yatırım bütçesinden ne kadar harcama yapılmıştır? 2009 yılında da harcama yapılacak mıdır? Hizmet binasının mal sahibi olan şirkete bugüne kadar kaç YTL ödeme yapıldığını merak ediyoruz.

4) Hizmet binası için yapılan bu harcamalar kiradan düşülecek midir? Bu yönde kira sözleşmesine bir madde konulmuş mudur? Konulmamış ise gerekçesi nedir?

5) Kira sözleşmesine Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün binayı boşaltması hâlinde, bina için alınan tüm araç ve gereçleri bırakacağı yönünde bir madde konulmuş mudur? Konulmuş ise bunun da gerekçesini merak ediyoruz.

6) Hizmet Binası ne kadar bir süre için kiralanmıştır? Aylık ne kadar kira ödenecektir? İki yıllık kira bedeli ile, örneğin TOKİ’yle bir anlaşma yapılsa bu binanın yapılacağı ve temelli bir bina kazandırılacağı mümkünken bu yola neden gidilmemiştir.

Yine kurumda yabancı dille ilgili eğitimler yapıyor, ki gereklidir, yapılması lazım, Ankara Üniversitesiyle anlaşılmış. Ama bu kurumda personel arasında ayrım yapıldığı çok ciddi iddialar arasında. Daha, yeni, üç aylık personel yabancı dil kursuna giderken, orada daha yetkili, yabancı dil kursuna gitmesi gereken personelin gitmediği çok açık meydanda. O üç aylık personeli de öğreniyoruz ki, Deniz Feneri Derneği’nden alınan personel; getirilen ve Deniz Feneri’nden alınan personel. Demek ki Deniz Feneri, Basın-Yayın Genel Müdürlüğünün de içine girmiş gibi gözüküyor.

Personel işlemleriyle ilgili de birtakım arızaları söylemek istiyorum. Bu konuyla ilgili bir bilgisayar ihalesi yapılmış ve bu bilgisayar ihalesinin de usule uygun yapılmadığı iddiaları var, 2007 yılı Kasım ayında teslim edilen bilgisayar ve sistem hâlen çalışmıyor iddiası var. Bu konuyla ilgili beş tane sorumuz var:

1) Personel işlemleriyle ilgili özel bir yazılım programı alındı mı?

2) Bu programın alımı için ihale açıldı mı?

3) İhale hangi mevzuata göre yapıldı?

4) Bu program ilgili şirketten ne zaman teslim alındı?

5) Program şu anda kullanılmıyor mu? Neden kullanılmıyor? Bunun gerekçeleri nelerdir?

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün görevleri 2’nci maddede tadat edilmiş: Basınla ilgili münasebetlerin düzenlenmesi ve basının güçlendirilmesi için gerekli faaliyetlerde bulunmak. Bu faaliyetleri tabii ki Hükûmet adına yapıyor ve bu da kanun hükmündeki görevinden geliyor. Ama Sayın Başbakanın tavırlarına baktığımızda bu kanun hükmündeki görevlerini basınla ilgili kuruluşlar kanalıyla değil, tamamen kendi prensiplerine göre yaptığını görmekteyiz. İki tane standardı var Sayın Başbakanın:

1) Kendisini öven, her gün yalakalık yapan bir medya, o medya varsa onlar her zaman yanında.

2) Eğer kendisine karşı gelen, yanlışlıkları söyleyen bir medya varsa onu da tu kaka ilan etmiş vaziyette.

Bu çifte standartlı anlayışını geçtiğimiz altı yılda maalesef Başbakan Türkiye gündemine oturarak da göstermiş ve bu olumsuzluklar Türkiye gündeminde yaşanmıştır. Yeri geldiği zaman medyadan yararlanmak istemekte, yeri geldiği zaman da istememektedir. Çok önemli bir konuşma yaptı Beyoğlu’nda, Beyoğlu İlçe Kongresinde. Aydın Doğan’ın kendisine gönderdiği mektuptan bahsederek iş adamı ve yayıncı şapkasının olduğunu söylüyor ve “Sayın Aydın Doğan, yayıncı şapkasıyla iş adamı şapkasını birbirine karıştırma, yayıncı kimliğini kullanarak çıkar sağlamayı umma.” diyor, ilan ediyor ama “Biz, herkese eşit muamele ediyoruz.” diyor. Şimdi Sayın Başbakanın uygulamalarına baktığımızda böyle bir eşit muamele yaptığını görmemiz mümkün mü? ATV-Sabah ihalesinde yapılan her türlü uygulama, kendisine bir medya oluşturmak için yaptığı bir çaba. Bu, bir eşit muamele midir? Bu konuyla ilgili Sayın Genel Başkanımızın bütçe sunuş konuşmasındaki soruların hiçbiri cevaplanmamıştır. Biz bu konuyla ilgili KİT Komisyonunda Halk Bankasına yönelttiğimiz sorularda da Halk Bankasının Genel Müdürünün de yalan söylediğini ortaya çıkardık. “Teminat almadık.” dedi, “Biz Koç Holdingden de teminat almadık.” dedi, “ “ATV-Sabah Grubundan da teminat almadık.” dedi. Ama yapılan araştırma sonucunda öğrendik ki Koç Holdingin CEO’su Bülent Bulgurlu bu konuşma üzerine basın açıklaması yaptı, Türkiye'nin en büyük teminatını verdiklerini ilan etti ve böylece Banka Genel Müdürünün yalanı ortaya çıktı. Ama, teminat alınmayan bir tane bizim Çalık Grubu kaldı.

Dolayısıyla, medya ilişkilerini böyle olumsuz bir şekilde götüren Sayın Başbakanın da basın yayın ilişkilerini daha düzenli götürmesini istiyoruz. Tabii, zamanı geldiği zaman da basına başvuruyor. Ama bütçe konuşmasında, otuz yıl evvelki, otuz yıl önce basında çıkan haberlerden örnekler vermeye başladı.

Ben de sizlere, dünkü basında çıkan, aynı gazetenin örneğini veriyorum: Benzinde vergi yüzde 409’a çıkmış. Sayın Başbakan, otuz yıl evvelinin gazete kupürlerini değil, bu yakın zamandaki icraatlarının kupürlerini gösterme cesaretini gösterebiliyor mu? Basın ilişkilerini bu şekilde kuruyor mu?

Bakın, bu da iki ay önceki durum: 16 YTL’lik bulgur için, Gaziantep’teki iş adamının dağıttığı bulgur için kadınların izdihamını gösteren bir gazete haberi.

Eğer bu modaysa gazete haberleri göstermek, bu sekiz dakikaya sığmadığı için çok kısa, üç tane örnek gösterebiliyoruz. Bu da artık, yemek kuyruğuna giren fakirler değil orta sınıfın kuyrukta olduğunu, adını yalan söylemek zorunda olan fakirler olduğunu gösteriyor.

Değerli milletvekilleri, bizler bu konuyla ilgili, hem ATV-Sabah satışındaki konularla ilgili hem de Deniz Feneri konusuyla ilgili Sayın Başbakandan mutlaka ve mutlaka bir cevap bekliyoruz, bu konuda bir açıklama yapmasını istiyoruz ve böylece Sayın Başbakanın basın ilişkilerinin, medya ilişkilerinin ne kadar karmaşık olduğunu da ortaya koymak durumunda kalacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Kendisinin basınla olan ilişkileri zaten 2002 yılında başlamıyor, ta 1995’lerde başlıyor. Zahid Akmanlarla, Zekeriya Karamanlarla ilişkisi İstanbul Refah Partisi İl Başkanlığından başlıyor. O günlerden gelen bir medya ilişkisi anlayışı var.

Bir de bu arada, Sayın Bakanım, tabii, esasında, bu kabinede en çok güven veren insandınız. Ama ben, bu kriz ortamında makam arabanızın şoförüne de makam arabası tahsis ettiğinizi, bu arabanın da Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün 06 TUJ 39 plakalı aracı olduğu iddia ediliyor. Bu konuda da sizden özellikle bir bilgi almak istiyorum.

Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünsal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur.

Buyurunuz Sayın Erbatur. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin hem ekonomik hem toplumsal her boyutta en önemli konularından birisi olan bilim ve teknoloji konusunda iki değerli kuruluşumuzun, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile Türkiye Bilimler Akademisi Kurumunun bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak görüşlerimizi sunmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Bilim ve teknoloji politikaları bütün dünyada ülkelerin refah düzeyini doğrudan etkileyen, sosyal ve siyasi gidişine yön veren, gelişim ve değişim şartlarını ortaya çıkaran politikalardır. Bu süreç içinde ülkelerin istediği şey çağın şartlarına uygun teknolojiyi üretmek ve bu teknolojiyi yaymaktır. Ülkelerin teknolojilerini yayma düzeyi zenginlik olarak geri dönmektedir. Günümüzde teknolojik gelişmeler karşısında elde edilen güç ile yeni teknolojik ilerlemelere imza atmak mümkündür.

Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden yıllarda sanayileşme alanında büyük ilerlemeler kaydedilmiş, önemli adımlar atılmıştır ancak 1950’lerle birlikte ARGE faaliyetlerinin ihmal edilmesi ülkemizi sanayi konusunda dışa bağımlı ve yerinde sayar bir noktaya getirmiştir. Sanayi kendi teknolojisini üretememiş, teknik eğitim-üniversite-sanayi iş birliği geliştirilememiştir. Bugünkü dünyada emek, sermaye, doğal kaynak gibi faktörlere sahip olunmasından ziyade ülkenin teknolojik altyapısı, teknolojiyi üretebilme ve yenilik oluşturabilme kabiliyeti, yani inovasyon ülkeler için daha önemli stratejik faktörler olarak değerlendirilmektedir.

Ülkelerin uzun vadeli yapısal rekabet gücünün temsilinde teknoloji transferi, inovasyon ve ARGE faaliyetleri en önemli anahtar kelimelerdir. ARGE faaliyetleri konusunda ise gerek kamu gerekse özel sektör için öncü kurum şimdiye dek TÜBİTAK olmuştur ancak içinde bulunduğumuz süreçte, tüm ikazlara rağmen, TÜBİTAK’ın kurumsal yapısı özerklikten uzaklaştırıldıkça kurum da bilimsel niteliğinden uzaklaşmıştır. Oysa TÜBİTAK’ın, üyelerini kendi içinden liyakat esasına göre seçen özerk bir bilim kurulu olması şarttır. Siyasi ve bürokratik baskıların altında bilim üretilemeyeceği açıktır.

17 Temmuz 1963 tarih ve 278 sayılı Yasa’yla kurulan TÜBİTAK, son dört yıl içerisinde isminden ve ambleminden başlayarak tam bir değişim sürecine sokulmuş, bu sürecin sonunda da kurum neredeyse tümüyle geçmişinden koparılmaya odaklanmıştır. Başta gelen işlevi araştırma yaptırmak, desteklemek ve özendirmek olan kurumun kuruluşundan bugüne dek en önemli organlarından olan araştırma grupları birdenbire zorunlu organlar arasından çıkarılmış, ancak ilgili yeni yasada bu çıkarmaya ilişkin bilimsel bir izah sunulamamıştır.

Ayrıca, zorunlu organlar arasından çıkarılan araştırma gruplarının yerlerine yeni bir organ oluşturulmadığı için, araştırma gruplarının varlıklarını sürdürüp sürdürmeyeceği veyahut ne biçimde sürdüreceği de netliğe kavuşturulmamıştır. Böyle bir belirsizlik içerisinde, kurum, pozitif ilimler alanında araştırma yapmak, yaptırmak, bilim adamlarına destek vermek şeklinde belirtilen amaçlarını nasıl gerçekleştirecektir?

2004 yılından bu yana dek kurum bünyesinde gerçekleştirilen usulsüz kadrolaşmalar sonucunda oluşan deneyimsiz ve bilimsel araştırma konusundan uzak yöneticilerce TÜBİTAK büyük zafiyetler yaşamaktadır. Örneğin, Plan ve Bütçe Komisyonunda TÜBİTAK bütçesini savunan Sayın Bakan da bu zamana kadar projelere aktarılan miktarlardan bahsetmiş, ancak nedense 2009 yılı için ödenek bulunamadığından dolayı kamu projelerine çağrıda bulunulmayacağından bahsetmemiştir. Ödenek bulunamadığı için 2009 yılında kamu projelerine çağrıda bulunulmayacağı doğru mudur Sayın Bakan?

Sayıştay denetimine tabi olan TÜBİTAK 2004 yılından bu yana ayrıntılı bir denetimden geçirilmiş midir?

Ayrıca, TÜBİTAK ile ilgili tartışılan bir başka durum da, yine önemli bir araştırma merkezimiz olan Marmara Araştırma Merkezinin durumudur. MAM Başkanı ile TÜBİTAK Başkanı arasında bir akrabalık ilişkisi mevcut mudur?

TÜBİTAK bünyesinde çalışan bir kişinin hem Başkan Yardımcısı hem Bilim Kurulu üyesi hem de TEYDEB Başkanı olarak görev yaptığı doğru mudur?

Bilim Kurulu bünyesinde aynı vakıf üniversitesine mensup kaç kişi görev yapmaktadır? Bahsi geçen vakıf üniversitesinin TÜBİTAK Başkanına lojman tahsis ettiği doğru mudur? Özerklikten ve bağımsızlıktan uzak yönetimin bilimsel açıdan da kuruma yakışır bir görünüm sergilediğini söylemek ne yazık ki mümkün değildir. TÜBİTAK gibi önemli bir araştırma kurumunun yönetim kademesinde yer alan kişilerin uluslararası bilimsel makale standartlarına göre kabul edilen kaç tane araştırması vardır? Son beş yılda bu kişilerin kaç adet yayını uluslararası yayınlar arasında yer bulabilmiştir?

TÜBİTAK bünyesinde bilimsel araştırma yapma ve yaptırma konusuyla ilişkisi olmayan Maliye Bakanlığı personelinin yönetici kademelerinde yer bulduğu iddiaları doğru mudur? Eğer bu iddialar doğru ise TÜBİTAK’ın kurumsal bir araştırma merkezî olmasını nasıl bekleyebiliriz? Kurum bünyesinden yetişen yöneticiler yerine, bilimsel araştırma yapma konusuyla ilişkisi bulunmayan kişilerin yönetime atanmasının sonucunda, önemli bir deprem bölgesinde bulunan ülkemizde TÜBİTAK bünyesinde var olan inşaat teknolojileri araştırma grubunun kapatılmış olması da hiç şaşırtıcı değildir.

Bilimsel araştırmanın özerk ve bağımsız bir ortamda, uygun maddi koşullar altında yapılabileceği gerçeğini de göz önüne alırsak, yukarıda bahsettiğim kurumsal karmaşa ve siyasi baskılar altındayken, TÜBİTAK’ın ülkemizi kalkındıracak gerekli bilimsel çalıştırmaları gerçekleştiremeyeceği açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilimsel araştırmalar konusunda önem arz eden bir diğer kurumumuz da TÜBA’dır. TÜBA çok önemli başarılara imza atmaktadır. TÜBA tarafından bilim insanlarının desteklenmesi amaçlı değişim programları uygulanması son derece önemli ve doğrudur. Uluslararası bilimsel gelişmeleri takip edebilecek bir genç kadro ülkemizin ARGE ve bilimsel faaliyetler alanında ihtiyaç duyduğu unsurlardandır. Gerekli teknik altyapı sağlanmadan eğitime açılan üniversiteler adına gönderilen kişilerin çoğunluğu yurda döndüklerinde kadro sıkıntısı ve maddi imkânsızlıklar nedeniyle bilimsel araştırma yapamamakta ve bir süre sonra tekrar yurt dışına çıkmak için girişimlerde bulunmaktadır. Yurt dışından iyi eğitim alarak dönen bu insanlardan, doğru yer ve imkân tanınmadığı için, ülkemiz gereğince yararlanamamaktadır. Buradan Maliye Bakanlığına bu kişiler için yeterli kadronun açılması gerektiğini yeniden belirtiyorum ve bu kadroları talep ediyorum.

Ülkemizde ARGE faaliyetlerine ayrılan bütçe miktarlarının artırılması her ne kadar olumlu bir tutum olsa da son günlerde kamuoyunda büyük yankı uyandıran bir gecede 6 milyon seçmen artışının yaşanması 2000’li yıllarda hâlen başarılı bir nüfus sayımını dahi gerçekleştiremediğimizi göstermektedir. Oysa ülkemizde DPT, TÜİK, TÜBİTAK, TÜBA gibi bilim insanı yetiştirme, araştırma ve planlama yapmakla yükümlü birçok kurum vardır. Eğer biz, bu kurumların siyasi baskılardan uzak bir biçimde çalışmalarını sağlayabilirsek Adana’da bir evde 79 seçmenin ikamet ettiği gibi komik iddialarla karşılaşmayız.

Ayrıca burada kısaca değinmek istediğim bir konu da TÜBA’nın başarılı çalışmalarının çeşitli sebeplerle hâlen sonuca ulaştırılamaması ve toplumsal hayata yansımalarının gerçekleştirilememesidir. Örneğin, 2002’den 2005 yılına kadar yoğun bir çalışma yürüten TÜBA, ders kitaplarında insan hakları projesinde yapılan çalışmalar sonucunda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

NEVİNGAYE ERBATUR (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…insan haklarının eğitim sistemine içselleştirilmesi için yirmi iki tavsiye oluşturmuştur. Ancak hâlen millî eğitim sistemimiz içine bu tavsiyeler yerleştirilmemiştir. Örneğin, ders kitaplarındaki cinsiyetçi ögeler hâlen varlığını korumaktadır. O zaman bilim insanlarımız bu çalışmayı boşuna mı yaptılar? Atatürk’ün dediği gibi: “Hayatta her şey için, maddiyat için, maneviyat için en hakiki mürşit ilimdir, fendir; ilim dışında mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.”

Bilimin ışığından uzaklaşmadığımız sürece ve bilimi, bilim insanlarını, politik, bürokratik hırslardan uzak tuttuğumuz sürece ülkemiz yukarıda saydığım hedeflere çok kısa sürede ulaşabilecek bir zekâ potansiyeline sahiptir. Dilerim bu potansiyeli ülkemizi kalkındırabilmek için kullanabileceğimiz özerk kurumlara bir an önce kavuşabiliriz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erbatur.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Atila Emek.

Buyurunuz Sayın Emek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 134’üncü maddesi ve 11/8/1983 tarih ve 2876 sayılı Kanun’un 2’nci maddesi uyarınca Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılaplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak amacıyla Atatürk’ün manevi himayelerinde, Cumhurbaşkanının gözetim ve desteğinde, Başbakanlığa bağlı olarak kurulmuştur. Kurum, bağlı kuruluşlarıyla birlikte bilimsel inceleme ve araştırmaları yayınlar hâlinde hazırlama ve gerektiğinde geniş kitlelere ulaşmak amacıyla ücretsiz olarak dağıtma gibi hizmetler yapmayı görev edinmiş, toplumumuzda çağdaş bir toplum olma yolunda ulusal bilincin gelişimini sağlamayı amaçlamıştır.

Sayın milletvekilleri, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezinden oluşmaktadır. 2876 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca, kurum, bağlı kuruluşlarıyla birlikte millî mücadele ruhu ve bilinci içerisinde Atatürkçü düşünceye, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Türkiye Cumhuriyetinin sonsuza kadar var olma şuuruna, kişilerin ve milletin refahına, toplumun mutluluğu inancına, millî kültürümüzü çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma azim ve kararlılığına bağlı kalmak ve sahip olmak kaydıyla millî dayanışma ve bütünleşmede Atatürkçü düşünce, Atatürk ilke ve inkılaplarını kültür, dil ve tarih değerlerini birleştirici bir güç olarak göz önünde tutmak, bu değerlere karşı girişilecek her türlü yabancı ve bölücü akımların bilimsel yoldan çürütülmesini esas almak, toplumda yaratılan bütün maddi ve manevi kültür değerlerinin sürekli düzenli ve kapsamlı bir şekilde birikimini ve gelecek kuşaklara aktarılmasını temel kabul etmek, Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak, yeryüzü dilleri arasında değerine yaraşır biçimde kuşaklar arası anlayış ve söyleşide birleştirici olmak, Türk tarihini ve Türkiye tarihini ve bunlarla ilgili konuları incelemek, millî tarihimizin ve millî tarih değerlerimizin birleştirici bir güç olduğunu esas almak ve Türk milletinin geçmişine uygun ve tarihine sahip kılmak amacıyla bu kurumlar dile getirilen ilkeler çerçevesinde çalışmalarını sürdürürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir milletin uluslaşması, ortak tarihî bilinci, dil birliği, ortak bir kültür anlayışı ve ortak bir amaç etrafında toplanmakla mümkün olacaktır. Türk milletinin uluslaşması yolunda Mustafa Kemal Atatürk Türk ulusunun büyüklüğüne ve üstün uygarlık yeteneklerine içten inanmıştır. Yüce Atatürk, onu en uygar milletlerin düzeyine çıkarmak için önce tarihini bilmesi, kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inanmış ve bu düşünceyle 15 Nisan 1931’de “Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti” adında kurulan kurumun adı 3 Ekim 1935’te Türk Tarih Kurumuna çevirmiştir. Büyük Önder Atatürk’e göre “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Biz daima hakikati arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız.” demiştir.

Tarih, bir ulusun birlikte olma bilincinin en büyük adımıdır. Bu amaç uyarınca kurulan Türk Tarih Kurumu objektif tarih araştırmaları yapmak, tarih bilgisini ve bilincini gelecek kuşaklara aktarmak için görevlendirilmiştir.

Türk Dil Kurumu dilde sadeleşme ortak bir dil birliğinin sağlanması, öz Türkçe konuşulması, Türk dilinin yabancı dillerin etkisinden kurtulması için çalışmalar yapmak amacıyla kurulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kurumlar 1983 tarihli 2876 sayılı Kanun çıkıncaya kadar devlet örgütlenmesi dışında bağımsız ve özgün olarak çalışmışlar, yeri geldiğinde hükûmetleri yanlış dil ve tarih politikaları konusunda uyarmış, Türk dilinin yabancı dillerin etkisi ve kirlenmesine karşı gerekli çalışmaları yapmış ve başarılı da olmuşlardır. Ancak, ne yazık ki, 12 Eylül darbesiyle bu kurumlar Başbakanlığa bağlanarak bağımsız statüleri yok edilmiş, kurumlar işlevsiz hâle getirilmiştir. Hatta bu kurumların yapmış oldukları yanlış açıklamalar toplumsal tepkilere neden olmuştur. Örneğin, Türk Tarih Kurumu Başkanının 2007 yılında katılmış olduğu bir toplantıda Alevi yurttaşlarımızın kökeni üzerinde yapmış olduğu talihsiz açıklama toplumumuzda büyük tepki yaratmıştır.

Sayın milletvekilleri, Sayıştayın 2007 yılı uygulama sonuçları raporunda yer alan bilgilere göre 2007 yılında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun giderleri başlangıç ödeneğine kıyasla yüzde 50,2 oranında sapma göstermiştir. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna 2008 yılında 26,7 milyon YTL, 2009 yılında 27,8 milyon YTL ödenek verilmiştir. Bütçe ödeneklerindeki azalma eğilimi eğer daha doğru tahmin yapmaktan değil de, bu kurumun faaliyetlerini giderek azaltmaktan kaynaklanıyor ise bu konuya ciddi olarak eğilme ihtiyacı vardır.

Sayın milletvekilleri, bu kurumların faaliyet alanlarına giren konularda yeterli çalışmalar yapılmamış olması son günlerin tartışma konularına ortam hazırlamıştır.

Değerli milletvekilleri, kuruluşunda 12 Eylül darbecilerinin olumsuz gölgesi olan bu kurumların aslında ne kadar önemli işlevleri yerine getirme misyonuyla yükümlü olduğu, yaşanılan olaylarla ve tartışmalarla ortaya çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarihimiz, dilimiz ve Atatürk’ümüz konusunda görevli olan kurumların işlevlerini yeterince ve iyi bir şekilde yerine getirmemesi sonucunda kafalar karışık, gerçekler çarpıtılmakta, yanlış yorumlara ve …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ATİLA EMEK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…tartışmalara ortam hazırlanmaktadır. Bu eksikliklerin siyasi iktidar ve görevli kurumlarca bir an önce giderilmesi önerisiyle Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı bütçesinin hayırlı olmasını diler, yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Emek.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Canan Arıtman.

Buyurunuz Sayın Arıtman. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Özürlüler İdaresi Başkanlığı bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

AKP’nin politikaları, ne yazık ki halkımıza, işsizlik, yoksulluk ve bunların yarattığı sosyal sorunları getirdi. Ülkemizde bir sosyal çöküş yaşanmaktadır. Bu ağır yoksulluk tablosu ülkemizin geleceğini tehdit ederken öncelikle ve en çok da kadınları ve çocukları vurmaktadır. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna yapılan başvurularda önceki yıllara göre yüzde 300’lük bir artış söz konusudur. Giderek artan yoksulluk ve sosyal sorunlar geleceğimiz olan çocukları ciddi oranlarda sokağa iterken, çocukların suça itilmesi ve suçun mağduru olması oranları da çok artmıştır.

Yoksul ailelerin çocuklarının suç örgütlerine kiralandığı, cinsel sömürüye uğradığı ya da terör örgütlerince kullanıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Yoksulluk sonucu on binlerce çocuğumuzu, sokaklarda, çocukluğunu yaşayamadan kaybediyoruz.

Öncelikle koruyucu ve önleyici hizmetleri yapması gereken SHÇEK, artan sosyal sorunlar karşısında rutin hizmetleri bile yerine getirmekte zorlanmaktadır. Bunun nedenleri AKP’nin çarpık sosyal devlet anlayışı, yandaş kadrolaşması, personel ve bütçeden ayrılan payın yetersizliğidir. Her ne kadar sayısal olarak bütçeler artıyor gibi görünse de aslında ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Görüş-tüğümüz bütçenin hedef kitlesi yoksul, çaresiz, kimsesiz çocuklar, yaşlılar, kadınlar ve özürlüler. Toplumun bu en dezavantajlı kesimleri için genel bütçeden ayrılan pay sadece binde 6 olup geçen yıla göre de ancak binde 2 oranında artırılmıştır.

Bu bütçe ekonomik kriz öngörülmeden, teğet geçecek anlayışıyla hazırlanmıştır. Ne yazık ki yaşanacak gerçek ülkemizde işsizliğin, yoksulluğun çok aratacağı şeklindedir. Şu anki veriler bile ülkemizde her 5 kişiden 1’inin yoksul, her 200 kişiden 1’inin aç olduğunu, yaklaşık 10 milyon çocuğumuzun yoksulluk sınırı altında yaşadığını göstermektedir. Öngörülen işsizlik oranlarıyla her 2 çocuktan 1’i yoksul olacaktır ve Hükûmetin 2009 bütçesi hepsini teğet geçmektedir.

Zaten AKP’nin yoksullukla, işsizlikle mücadele etmek gibi bir derdi, hedefi de yoktur. Tam tersi, yarattığınız sadaka ekonomisiyle yoksul ve işsiz kesimleri kendinize muhtaç ve mahkûm hâle getirerek siyasi rant elde edip iktidarınızın devamını sağlıyorsunuz. Daha çok yoksul, daha çok işsiz yaratmak için de her yerde avaz avaz “3 çocuk doğurun.” diyorsunuz. Hâlbuki çok çocuklulukla yoksulluk arasında doğru orantı vardır. Yapılan araştırmalar 4 kişiden fazla olan ailelerde yoksulluk oranının yüzde 42 olduğunu, 6 kişiden fazla olan ailelerde ise bu oranın yüzde 50’yi aştığını göstermektedir.

AKP gebelere, çocuklara yapılan şartlı nakit transferleriyle övünüyor. Sosyal devletin yoksullarını desteklemesi görevidir ama bunu yaparken onların daha da yoksullaşmasına neden olunmamalıdır. Bu şartlı nakit transferleri ne yazık ki yoksul ailelerin geçim kaynağı hâline gelerek daha çok çocuk sahibi olma yolunu seçmelerine neden oluyor. Bir süre sonra kırsaldaki doğurganlık artışı, istatistiklere çarpıcı bir biçimde yansıyacaktır.  Çok çocuk o yoksul aileleri ileride daha da çok yoksullaştıracaktır. Doğru olan, modern korunma yöntemlerini uygulayanlara da şartlı nakit transferlerinin yapılmasıdır.

Sayın Bakan, Bakanlığınızın şu bütçe kitabını okudunuz mu? Hiç sanmıyorum. Okusaydınız eğer, bu bütçe kitabınızın tam bir yakınma ve itirafname olduğunu görürdünüz. Onlarca sayfasında para, personel, politika yokluğu devamlı olarak tekrar ediliyor ama sanıyorum siz bunları görmediniz. Bütçenizi yazanlar ödeneksizlikten, danışma merkezlerinin seminerlerine katılanlara bile birer sertifika verememekten yakınıyorlar. “Teçhizat, personel, materyal yetersiz, hizmet verebilmemiz için harcama kalemlerinin karşılanması gerekli.” diyorlar. “Kadın konuk evinde kalan kadın ve çocukların ihtiyaçlarının karşılanması, onurlarının korunması için azıcık harçlık bile veremiyoruz, vekâleten yöneticilik, geçici görevli eleman çalıştırılması, yanlış oluyor.” diyorlar. Kadın ve çocukların can güvenliğini sağlayacak eleman olmadığından, acil durumlar için araç bulunmadığından yakınıyorlar. Sayın Bakan, hepsi burada yazıyor. İşte, Bakanlığınızda yaşanan acı gerçek budur.

Kurumdaki binlerce çocuk bir aile beklerken, dışarıda binlerce aile çocuk özlemiyle yanıp tutuşurken sadece 443 çocuk evlat edindirilebilmiş. Bir yılda sadece 43 çocuk için koruyucu aile bulunabilmiş. Buralarda büyük bir başarısızlık var.

Sayın Bakanım, o cafcaflı sözlerle övünmeyi bırakın da gelin, biz size para pul istemeyen ama çocuklarımızın hayatını kurtaracak birkaç faaliyet önerelim de bari onları yapın: Bakın, sayıları yılda 150 bine ulaşan çocuklara yönelik cinsel istismar olaylarını önleyecek çalışmalar yapın. Bu insanlık dışı suçu işleyen sapıklara karşı çocukları koruyacak bir sistemin, yasaların olmayışı, onların işlerini kolaylaştırıyor, cesaretlerini artırıyor. Gelin, çocuklarımızın cinsel istismarını, taciz ve tecavüzünü önlemek için verdiğimiz yasa tekliflerimizin yasalaşmasını sağlayın.

 Yine aynı konuda talep ettiğimiz araştırma komisyonunu kuralım. Erken yaşta zorla evlendirilmelerin önlenmesi için önerdiğimiz komisyonu yaşama geçirelim. Gelin, koruma altına alınan mağdur çocuklarımızın haklarını mahkemelerde koruyalım. Koruyalım ki Hüseyin Üzmezler tahliye olmasın. Bütün bunlar tek kuruş para istemez, ödenek de istemez, sadece çocuklarımızı önemsemek, onları korumayı istemek yeterlidir.

Sayın Bakan, lütfen, çocuklarımızı koruyun ama bir devlet ana gibi koruyun. Milletimizin bunu görmeye, bu güveni hissetmeye ihtiyacı var. Vicdansız sapıkları caydırmanın bir yolu da budur.

Kurumdan yetişen çocukların işe yerleştirilme oranları iktidarınızda her yıl giderek azalıyor. Hâlen işe yerleştirilmeyi bekleyen 5 binden fazla çocuğumuz var. Sayın Bakan, bu hak çocuklarımıza Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından verilmiştir; garip gureba, yetim hakkıdır, bu hakkı onlardan esirgemeye AKP’nin hiç hakkı yoktur.

Özürlüler İdaresi Başkanlığının görevleri arasındaki ilk husus özürlülüğün önlenmesidir ama kurumun bu konularda doğru düzgün bir çalışması yoktur. Özürlülüğün en önemli nedenlerinden biri akraba evliliğidir. Bu evliliklerin yüzde 17’sinde doğuştan anomaliler görülür. Ülkemizde her 3 evlilikten 1’i akraba evliliğidir ve ne yazık ki ülkemizde doğuştan özürlülük oranı yüzde 34 gibi çok yüksek bir oranda iken bunu azaltacak çalışmaların yapılmaması affedilmez bir durumdur.

Ne yazık ki sürem bitti, yoksa bu bütçe üzerinde söylenecek daha çok şey var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

CANAN ARITMAN (Devamla) – Toparlıyorum.

Ben son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Önleyici hizmetlere ağırlık verilmesinin bakım hizmetlerine olan ihtiyacı azaltacağını hatırlatarak yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arıtman.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu.

Buyurunuz Sayın Çerçioğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal sorumluluktan uzak bir bütçede, payını yeterince alamayan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü ile Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, 2004 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri ile birlikte Saray Zihinsel Özürlüler Rehabilitasyon Merkezini ziyaret ettik. Orada barınan çocuklarımızın, ellerinden ve kollarından yatağa bağlandıklarını, on iki saat aç, susuz, buz gibi, yatak bile olmayan odalarda kaldıklarını gördük. Komisyon üyesi AKP Milletvekili Sayın Erol’la birlikte, tüylerimizi ürperten, kanımızı donduran, insanlık dışı bir manzarayla karşılaştık. Zihinsel engelli çocukların, Merkez’de, toplumdan soyutlanmış, meczup muamelesi gördüklerini tespit ettik.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak gerekli tüm uyarılarda bulunduk ama AKP Hükûmeti, kendi yandaş kadrolarını “hizmet alımı” adı altında işin ehli olmayan kişileri oraya yerleştirmek suretiyle sorunu çözmemiş, oy hesabı yapmıştır, bu kimsesiz çocuklarımıza sahip çıkmamıştır.

İki ay önce, İngiliz soylusu Sarah Ferguson, Ankara Saray Rehabilitasyon Merkezine gizlice girerek 2004 yılında bizim de karşılaştığımız benzer insanlık dışı görüntülere tanık olmuştur ve bu görüntüler dünyada izlenmiştir. Sayın Bakan, gizli yapılan bu çekimlere tepki göstermiş ve isyan etmiştir. Bu çocuklarımızı bu kadar düşünüyor ise neden 2004’ten bugüne kadar Merkez’in iyileştirilmesi için çaba göstermemiştir? Merak ediyorum, hangi sıklıkta bu merkezleri teftiş ediyor ve gerekli eksiklikleri gideriyor? 2004 yılında tespit ettiğimiz Saray Rehabilitasyon Merkezindeki bu yanlışlıklar düzeltilmemiş, hiçbir önlem alınmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir bakanının, sorumluluk sahasında olan bir konuda ülkemizi dünya önünde rencide etmeye hakkı yoktur. Bulunduğunuz makamı işgal etmek, hatanın en büyüğüdür. Bu makamı boşaltma olgunluğuna sahip olmak gerekiyor. Eğer Sayın Bakan sorumluluğunu yerine getirseydi insanlık onurunu rencide eden bu görüntülerle karşı karşıya kalmazdık.

Sayın milletvekilleri, ekonomik krizin dalga dalga yayıldığı bir dönemde 2009 bütçesini görüşüyoruz. AKP Hükûmeti tarafından bu krizin Türkiye’ye yansımaları ve olumsuz etkilerinin önlenmesi konusunda ne yazık ki hiçbir radikal karar alınmamıştır. “Teğet”lerle, “hamdolsun”larla, idareimaslahat anlayışıyla işi götürmeye çalışıyorsunuz.

Ankara Ticaret Odasının verilerine göre bu yılın ilk çeyreğinde Türkiye’deki gerçek işsizlik oranı yüzde 19’dur. Eylül 2008 döneminde çalışma çağındaki nüfus geçen yılın aynı dönemine göre 769 bin kişi artmıştır. Türkiye’de çalışmak isteyen her 100 kişiden 20’si işsizdir. Bu gerçekler biliniyor.

Ben size biraz da kadının durumunu dile getirmek istiyorum. OECD üyesi otuz ülke içinde istihdam rakamlarına göre Türkiye yüzde 26 ile kadın istihdamında sonuncu sırada. TÜİK’in 2007 verilerine göre de kadının iş gücüne katılma oranı yüzde 24’tür. Her 4 kadından sadece 1’i iş gücüne katılıyor. Ayrıca iş gücündeki kadın oranının yükselebilmesi için önündeki engelleri hepimiz biliyoruz. Burada tek tek size bunu anlatmaya ihtiyaç duymuyorum.

AKP Hükûmeti kadının çalışma hayatına, üretime katkısını desteklemek yerine daha çok çocuk yapmasını öneriyor. Peki, kadını iş gücüne katmadan bunu nasıl yapacağız? Dünyanın hangi ülkesi kadın istihdamında ilerleme sağlamadan, kadını sosyal hayatın içine almadan kalkınmayı sağlayabildi? Ülkemizde fırsat eşitliği açısından kadın-erkek eşitsizliği hâlâ büyük bir sorundur; işsizlik oranı yüksektir, toplam istihdamın yarısı kayıt dışıdır.

Başta Türkiye'nin doğusu olmak üzere kızlar için okullaşma oranı çok düşüktür. Okumazlık yazmazlık oranı erkekler için yüzde 6 iken, kadınlar için yüzde 25’tir.

Töre cinayetleri dâhil aile içinde kadınlara karşı şiddet sorunu kaygı verici boyutlardadır. Hepimizin kanını donduran töre cinayetlerine kurban giden Güldünya’yı unutmadık. Kadına karşı şiddetin önlenmesi adına çalışmalarından dolayı sivil toplum örgütlerine ve kadın sanatçılarımızın çıkardığı Güldünya CD’si için teşekkür ediyorum. Mor Çatıyı sığınaktan dışlaması Hükûmetin kadınlara yönelik şiddete seyirci kalan politikasının açık bir örneğidir.

Çocuğa yönelik tacizlerdeki artış hepimizi, toplumu derinden yaralıyor. Bizim asıl üzerinde durmamız gereken konu çocuklarımız ve kadınlarımızın sorunlarını çözmek olmalı. Ama AKP’nin aklına, çocuk deyince siyasetçinin çocuğunun önünün açık olup olmaması geliyor. Hamdolsun sizlerin çocuklarının işleri çok iyi, önleri de çok açık, darısı milletimin çocuklarına.

Sayın milletvekilleri, Sayın Başbakan her ailenin 3 çocuk sahibi olmasını tavsiye etmektedir. Sayın Bakan Nimet Çubukçu da bunu destekliyor. Çok çocuk tavsiyesi yapan bir Başbakanın olduğu ülkede bırakın çok çocuğu, vatandaşın yeni doğan çocuğu yaşatılamadı. Babaya, anaya evlatları kutu içinde teslim edildi. AKP’nin en çok “sağlıkta sağlık reformu” dediği bir süreçte yaşandı bu. Sevsinler sizin sağlık reformunuzu! Yeni doğan çocukları bile yaşatamadınız sizler. Çok çocuktan önce var olan çocuklara iyi bakın. O çocuklara  sağlıklı, sıhhatli, iyi eğitim ve iş imkânları sağlayın. Kadın deyince aklınıza, üç çocuğu ile AKP’ye muhtaç olmuş, oy vermeye mahkûm edilmiş kadın geliyor. Cumhuriyet Halk Partisinin kadın deyince aklına, eğitimi, sağlığı, işi, ele güne muhtaç olmadan yakacağını, yiyeceğini, kendi alın teriyle, kazandığı parayla alan, bunu yapabilmenin onurunu, gururunu yaşayan anne geliyor. İşte Cumhuriyet Halk Partisi ile AKP arasındaki kadına bakış arasındaki fark budur.

Bu duygu ve düşüncelerle, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çerçioğlu.

Şahsı adına, lehinde Tekirdağ Milletvekili Necip Taylan.

Buyurunuz Sayın Taylan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

NECİP TAYLAN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın beşinci turu üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlamadan önce, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, beşinci turdaki kurumlarımız hakkında gerek muhalefet gerekse iktidar partisi milletvekili arkadaşlar detaylı olarak görüşlerini açıkladılar. Ben burada tekrarda bulunmayacağım ama bilim ve araştırmayı, Kurum olarak TÜBİTAK’ı öne çıkararak kısaca birkaç bilgi vermek istiyorum.

Bilim, teknoloji ve yenilik, ülkelerin refahını ve rekabet gücünü artırmak, bilgi toplumu olmalarını sağlamak ve bunu sürekli kılmak için en esaslı kabul edilen hususlardandır. TÜBİTAK, 1963 yılından bu yana ülkemizde bilim ve teknoloji politikalarının oluşturulmasına katkı sağlayan, üniversite, kamu ve özel sektör kuruluşlarının bilimsel araştırmalarını ve bilim insanlarını destekleyen, enstitülerinde önemli alanlarda araştırmalar yürüten ve toplumun genelinde bilim, teknoloji ve yenilik kültürünün yaygınlaşmasına öncülük eden çok önemli ve muhtaç olduğumuz bir kurumdur.

Değerli milletvekilleri, bilgiye dayanan, teknolojik yeniliklere sahip ekonomisi olan toplumlar çağımızın en gelişmiş toplumlarıdır ve en güçlü toplumlarıdır. Gelişmiş toplumlarla rekabet edebilmek, insanlarımızın refahını artırmak, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve kalkınma sağlamak, sosyal, ekonomik sorunlara etkin ve verimli çözümler getirebilmek için bilgiyi, bilim ve teknolojiyi üretmek, kullanmak ve toplum için yaygınlaştırmak gerekmektedir.

Sadece teknolojide değil, hukuktan eğitime, uluslararası ilişkilerden tarihe, sosyal psikolojiden sosyolojiye, arkeolojiden felsefeye her alanda ancak bilimi kullanarak, bilimi geliştirerek, yenilik yaparak başarılı olabileceğimiz izahtan varestedir.

Bilim ve teknoloji alanında dünya ülkeleri arasında ülkemizin hak ettiği gerçek yeri bulmasını sağlamak amacıyla yeterli desteğin verilmesi gerektiği bir gerçektir. Son altı yılda siyasi ve ekonomik açıdan bünyesi güçlenen ülkemizde bilimsel, ekonomik ve teknolojik gelişmelerde de Hükûmetimizin aldığı kararlarla bir gelişme, bir atılım yaşanmıştır.

Bu doğrultuda TÜBİTAK kendisine verilmiş görevlerini yerine getirmede çok önemli hamleler yapmıştır. Bir yandan ARGE faaliyetlerini artıran TÜBİTAK, diğer yandan da Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunda aldığı kararlar doğrultusunda bilim insanı yetiştirme, kamu, savunma ve uzay teknolojileri, sanayi, bilim ve toplum destek programı başta olmak üzere birçok destek programını yürütmektedir. Bu programlar için 2005 yılında 245, 2006’da 415, 2007’de 425, 2008’de 450 milyon YTL harcanmış ve nihayet 2009 yılında ise 500 milyon YTL kaynak ayrılması planlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, 1983’ten 2004 yılına kadar geçen süre içerisinde en az 40 kere toplanması gereken Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, maalesef sadece 9 defa toplanabilmiştir. Ancak bizim iktidarımızdan bugüne kadar Sayın Başbakanımızın yakın ilgi ve desteğiyle beraber Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu yılda 2 kere olmak üzere 17 toplantı gerçekleştirmiştir. Böylece son dört yılda ülkemizde bilim ve teknoloji alanında hiç de tesadüfi olmayan gelişmeler kaydedilmiştir.

2000-2003 yılları arasında 69 üniversitede –birkaç rakam vermek istiyorum- 1.668 projeye 30 milyon YTL destek verilirken, 2004-2007 yılları arasında 83 üniversiteden 4.084 projeye 570 milyon YTL bütçe desteği sağlanmıştır. Aradaki fark yaklaşık 20 kattır.

ARGE harcamalarındaki artış oranında Türkiye, Çin ile birlikte dünyada birinci sıradadır. Son altı yılda sağlanan kaynak, kırk yılda sağlananların çok üzerine çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

NECİP TAYLAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Bizi en çok memnun eden gelişmelerden biri de araştırmacı sayımızdaki artıştır. OECD verilerine göre ülkemiz 2002’den bugüne dünyada araştırmacı sayısını en hızlı artıran ülkelerden birisi olmuştur.

Burada ARGE’ye ayrılan destekten de kısaca bahsetmek istiyorum. Gayrisafi millî hasıladan ARGE’ye ayrılan destek 2002 yılında binde 6,7 iken, artmaya başlamış ve 2013 yılı için hedef olarak koyduğumuz rakam yüzde 2’dir. Bu aradaki binde ile yüzde 2’yi gördüğümüzde, bu önemli bir gelişmedir.

Değerli vekiller, bu kısa zaman içerisinde detaylarına girmedim. Bununla birlikte beşinci turda bütçeleri görüşülen kurumlarımızın çalışanlarının tamamına teşekkür ediyorum. Bu bütçemizin, 2009 yılı bütçemizin kurumlarımıza hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Taylan.

Hükûmet adına Devlet Bakanı Nimet Çubukçu.

Buyurunuz Sayın Çubukçu.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz yirmi dakikadır.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisimizin 2009 mali yılı bütçe görüşmeleri çerçevesinde Bakanlığıma bağlı kuruluşların görev ve faaliyetlerine ilişkin 2009 hedefleri konusunda bilgi vermeden önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görev alanıma giren konular, hepinizin de bildiği gibi, kadınlar, çocuklar, özürlüler ve yaşlıları kapsayan, toplumumuzun belki de en dezavantajlı kesimleri. Dolayısıyla sosyal desteğe de ihtiyaç duyan aileleri kapsayan bu bölüm, dünyada yaşanan hızlı değişim ve dönüşüm, metropolleşen kentler, yeni sorunlarla bu alanda yeni politikalar üretmek, yeni tartışmalar yapmayı da gerektiren bir alan. Dolayısıyla bütün toplumun bu beklentilerine ve gelişmelere uygun bir şekilde yeniden yapılandırmaya çalıştığımız kurumlarımızı, her şeyden önce insan haklarını hedef alan, insan hakları temelli bir hizmet anlayışına uygun şekilde yürütmeye çalışıyoruz.

Bakanlığıma bağlı kuruluşların bütçeleri ve faaliyetleri konusunda söz alan milletvekillerine ve bu konuda görüşlerini açıklayan milletvekillerine her şeyden önce çok teşekkür etmek istiyorum. Gösterilen duyarlılık, meselenin takibi konusunda her şeyden önce Türkiye’de politik olarak hemfikir olabileceğimiz, belki de uygulamada da birlik olabileceğimiz yegâne alanlardan birisi olabilir. Bu nedenle, kısaca genel müdürlüklerimize bağlı olan çalışmaları özetlemeye geçmeden önce, bu konuda birçok hususa değinildiği için ben de atlayarak geçeceğim. Zira, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde hizmet verdiğimiz yaşlılarımızı, özürlülerimizi, çocuklarımızı her şeyden önce -burada da dile getirildi- önleyici koruyucu hizmetler kanalıyla desteklediğimizi ve aile destekli hizmet anlayışı ve hizmet modeliyle çalışmalarımızı sürdürdüğümüzü, hedefimizin kurumsal bakım yerine aile yanında bakım veya aile modeline benzer bakım olduğunu… Çağdaş dünyada olduğu gibi, çocukların çoklu bakım alanlarının çocukların kişiliği üzerinde yarattığı etki göz önüne alınarak başlattığımız çalışmalar ve projeler var. Bunların belki de en önemlileri Aileye Dönüş Projesi’ydi ki, bu 5.598, yaklaşık 6 bine yakın çocuğumuz bugün kendi ailesinin yanında. Herhangi bir kuruluşu inşa etmenin, o kuruluşta barındırmanın, o kuruluşta onlara hizmet vermenin yanı sıra bu çocukların kendi ailelerinin yanında bakılması son derece önemlidir.

Bunun yanı sıra koruyucu aile hizmetleri konusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Bu konuda yürüttüğümüz tüm kampanyalara rağmen 1.054 çocuğumuza ulaştık. Tabii ki bu, hedefimize yakın bir rakam dahi değil. Dolayısıyla bu konuda önerilerinizi, çalışmamıza olan desteklerinizi, milletvekillerimize iki dönemde 2 kez göndermiş olduğum mektuplar, koruyucu aileye destek, bölgelerinde bunun tanıtımı, en azından bir tane koruyucu ailenin çocuklarımızla kavuşturulması, tanıştırılması, buluşturulması çabasına destek olunması konusunda yazdığım mektuplara da hâlen daha olumlu yanıtlar beklemeye devam ediyorum. Bu çalışmalar, hepinizin de takdiri gibi topyekûn, toplumsal bilinçle, değişimle, dönüşümle gerçekleştirilecek çalışmalar.

Bugün koruyucu ailenin yanında verdiğimiz destekleri çok artırdık. Ortalama 550 YTL civarında çocuk başına destek veriyoruz.

Bir taraftan Kurum bakımı altındaki çocuklarımızın sayısını azaltırken Kurum bakımı altında kalan çocuklarımızı da aile modeline çok yakın benzer modellerde barındırmaya çalışıyoruz. İşte, çocuk evleri ve Sevgi Evleri Projemiz de buna benzer bir çalışma. Çocuklarımızın küçük ev tipi, aile yaşamını sergileyebilecekleri, kendilerine ait eşyaları kendi dolaplarında saklayabilecekleri, “Bu ev benim” diyebilecekleri ortamlarda ve fiziki şartları son derece gelişmiş ortalama bir ailenin sahip olduğu imkânlardan daha yüksek imkânlarda barındırıldığı ortamlar…

Buraya sevgi evleri dememizin nedeni, sadece fiziki şartlarının çok düzgün olması değil, aynı zamanda içinde sevgiyle büyüyebilecekleri, kişiliklerini maddi ve manevi anlamda geliştirebilecekleri ortamları yaratmak. Bir taraftan kendi arsalarımızın karşılığında TOKİ’yle yaptıklarımız bir taraftan genel bütçemiz içerisine koyduğumuz yatırım planları, diğer taraftan tüm Türkiye’de hayırsever iş adamlarımızın ve hayırseverlerimizin desteğiyle hızla ilerliyor. Ümit ediyorum ki çok kısa bir süre içerisinde hedefimize ulaşacağız.

Bunun yanı sıra kuruluşlarımızda kalan çocuklarımıza tahsis edilen personel sayısı, hizmet alımıyla gerçekleştirdiğimiz çalışanlarımızın niteliği, çocuk gelişimi bölümü mezunu olmaları gibi son derece olumlu gelişmeler var.

Bir taraftan çocuklarımızın, Kurum bakımı altındaki çocuklarımızın sayısı azaltılırken, Kurum çalışanları, personel de son derece yükseltilmiştir. Az önce söylendiği gibi, Kurum çatısı altındaki çocukların sayısı artmamış, tam tersine azalmış, yaklaşık 20 bin civarında olan çocuk sayısı bugün 12 bin civarındadır. 8 bin civarında çocuk sayısı azaltılmışken, değişik bakım modelleri benimsenmiş ve ikame edilmişken, bunun yanı sıra 19 bine yaklaşan personel sayımız da -ki göreve geldiğimizde bu 12 bindi- çok daha yükseltilmiştir. Birçok alanda da bu anlamda standartları yükselten bir çalışma içerisindeyiz.

Gerçekten gösterdiğimiz çalışma ve çabanın çocuklarımız üzerinde de çok pozitif etkisi olduğunu biliyoruz. Her şeyden önce okul başarılarının arttığını, üniversiteye giriş oranında, 2008 yılında yüzde 63 oranında üniversiteye girmeyi başardıklarını da görüyoruz. Dolayısıyla, bu konudaki en güzel cevabı da çocuklarımızın bu başarıları bize karşılık olarak veriyor. Bir taraftan spor alanında, sanat alanında, üniversiteye giriş başarı oranında bizleri gerçekten gururlandırıyorlar ve dolayısıyla, ülkemizde “talihsiz”, “kimsesiz”, “kadersiz” diye nitelendirilen “Çilem”, “Kader” gibi isimlerle nitelendirilen, gelecekleri de bu anlamda o kadere bağlanan bu çocukları bu ülkenin en şanslı çocukları yapmaya niyet ettik ve o yolda da çalışıyoruz. İnşallah, bunu her geçen gün artan bütçemizle de başaracağız.

Söylendiği gibi bu yıl bütçemizde binde 2 oranında değil yüzde 85 oranında artış sağlanmış, 2002 yılında göreve geldiğimiz günden bugüne de sosyal hizmetlerin bütçesi 13 kat artırılmıştır.

Dolayısıyla, AK PARTİ Hükûmetinin kimsesiz çocuklara, yoksullara, özürlülere, yaşlılara yönelik hizmetleri tüm toplum tarafından bilinmekte, kabullenilmekte ve takdirle karşılanmaktadır. Nitekim, engelsiz yaşam merkezlerimizle yarattığımız yeni, çağdaş yaşam merkezleri bu anlamda son derece pozitif hizmetler ve çalışmalar veriyor.

Gerçekten, bugün üç vardiya olarak, her vardiyada 8 çocuğa 1; 6 özürlüye 1 sertifikalı bakım elemanı ve ayrıca 15 kişilik her gruba ayrı temizlik elemanı hizmet vermektedir ve yatılı bakım hizmeti veren tüm kuruluşlarımız bu standartlara uygun şekilde çalışmaktadır.

İnsan Hakları Komisyonu üyesi olduğunu bildiğim, geçen dönemden bu yana da bu konudaki duyarlılığı konusunda, hassasiyeti konusunda şüphemin olmadığı ama… Keşke 2004 yılından bugüne kadar Sarah Ferguson’un gelip ziyaret etmesi değil de, bir İnsan Hakları Komisyonu üyesi olarak Saray’ı siz ziyaret etseydiniz Sayın Çerçioğlu, görseydiniz oradaki olumlu değişimleri.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Bakan, o görev sizin göreviniz.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Dolayısıyla, hafızanızda kalan 2004 yılındaki değişimleri ve olumlu değişiklikleri görebilirdiniz. Nitekim, ocak ayında da burada “Sevgi Evleri” adı altında “Engelsiz Yaşam Merkezleri” adı altında açacağımız hizmetleri de gösterebileceğiz.

Nitekim, İngiliz Büyükelçisi bu mekâna gitmiş ve yanında İngiliz gazetecileri ile oradaki çalışmaların ne derece mükemmel düzeyde olduğunu, Avrupa standartlarına uygun olduğunu izah etmiştir.

Defalarca televizyona çıkıp izah ettim, basına açıklama yaptım. Orada “Geçici tespit” diye tanımlanan, hekimler tarafından önerilen, her dakika düzenli psikiyatri denetimleri yapılan hastaların kendilerine ve çevrelerine zarar vermemeleri için uygulanan bu sistem benim kendi dünya görüşüme uygun bir sistem olduğu için değil, bilimsel verilere uygun olduğu için uygulanmaktadır. En gelişmiş ülkeler olan Japonya’dan İngiltere’ye kadar birçok ülkede ağır zihinsel engellilerin barındığı yerlerde bu tür uygulamalar vardır.

“İngiliz soylusu, İngiliz asilzadesi, York Düşesi” diye tanımlanan fakat İngiliz Kraliyet ailesinin de bu unvanları kullanmasını kabul etmediği birinin sözlerine kendi ülkesinin bakanından çok itibar etmesi, kendi ülkesinin bakanını rencide etmekle suçlaması, her şeyden önce bir milletvekiline bu çatının altında yakışmadığını bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Bu ihtiyaçlar düzeyinde yürütülen bu pozitif çalışmalarımız… Her şeyden önce, 81 ilde, 35 ilçede, il müdürlükleri ve ilçe müdürlükleri kanalıyla yaygın bir şekilde hizmet veriyoruz. Hepinizin de bildiği gibi, artık Kurum sadece kimsesiz çocuklara bakım hizmeti veren bir kurum değil, kanunla ihtilafa düşen çocuklar, suç mağduru çocuklar, taciz ve tecavüze uğrayan çocuklar, ailesi tarafından istismar edilen, suçta kullanılan çocuklar olmak üzere, 2005 yılında çıkardığımız Çocuk Koruma Kanunu çerçevesinde hizmet verdiğimiz bir Kurum.

Dolayısıyla, her ne kadar ülkemizde bu konuda gündeme gelen, zaman zaman basında okuduğumuz ve ülkemizin tablosuna yakışmadığını düşündüğümüz, bir taraftan hepimizi derinden rencide eden, taciz, tecavüz, çocuk istismarı gibi konularda bu Parlamento çatısı altında bulunan tüm parti gruplarının aynı duygu dünyasıyla, aynı hassasiyetle hareket ettiğini düşünmek istiyorum. Dolayısıyla “İktidar partisi, gelin yüklenelim.” dediğiniz konu bir çocuk tacizi konusu asla olamaz, olmamalıdır. Bugün, bir insan olarak her şeyden önce, hepimizin kalbi o çocuklar için en şiddetli şekilde atmaktadır. Bu yüzden, yürüttüğümüz bütün bu çalışmaların, her şeyden önce gösterdiğimiz çabaların iyi niyetli olarak desteklenmesini beklemek de en doğal hakkımız diye düşünüyorum.

Bir taraftan özürlü politikalarımız konusunda hepinizin de bildiği gibi son derece olumlu çalışmalar var. Özürlüler Yasası yürürlüğe girdikten sonra taban çalışması yaptık ve özürlülere evde bakım hizmeti başta olmak üzere, yatılı özürlülerimizin bakım merkezlerindeki çalışmalar da bir yana, Birleşmiş Milletler Özürlü Hakları Sözleşmesi’nin 3 Aralık Dünya Özürlüler Günü’nde Mecliste onaylanmış olmasını da, yüce Meclisimiz tarafından gösterilen bu çabanın da tüm özürlülerimize hayırlı olmasını diliyorum. Özürlüler İdaresi bu yıl, üzerinde çok tartışma yapılan, özürlüler alanında yeni bir saha araştırması yapacaktır. Bu nedenle de bütçesi artırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kadının Statüsü Genel Müdürlüğümüzün yürüttüğü çalışmalar tüm kamuoyu tarafından çok yakından takip edilmekte ve gerçekten, yürütülen başarılı çalışmalar hem uluslararası toplum tarafından hem Türkiye'de kadınlar tarafından çok yakından bilinmektedir ve kadının insan haklarının korunması ve iyileştirilmesi yolunda yürüttüğümüz çalışmalarımız, çabalarımız artarak devam edecektir.

Özellikle bu yıl, kadına yönelik şiddet alan araştırmasının tamamlandığını, şubat ayı itibarıyla sonuçlarını açıklayacağımızı da söylemek istiyorum. Kadına yönelik şiddet başta olmak üzere kadının insan haklarının geliştirilmesi, kız çocuklarının okullaşması gibi alanlar hepimizin, sizlerin olduğu gibi hepimizin, bizlerin de öncelikli sorunları. Dolayısıyla, yasaların yapıldığı fakat yasaların uygulanması için hiçbir şeyin yapılmadığı bir dönemden bu yasaların uygulanması için gösterilen yüksek çabaların olduğu bir dönemdeyiz.

Kabul edersiniz veya etmezsiniz, uygulamaya yönelik yürüttüğümüz sayısız çalışma var ve bu çalışmaların neticeleri itibarıyla da olumlu gelişmelerin olduğunu biz biliyoruz. Bir taraftan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün bütçesi bu anlamda artırılırken diğer taraftan toplumda duyarlılık artırıcı çalışmalara da öncelik veriyoruz.

 “Kadın hakları” dendiği zaman, mutlak surette öne alınması gereken, kız çocuklarının okullaşması, eğitimi, karar alma mekanizmalarına katılımı, istihdama katılımı elbette önemli problemler ve ben bu problemlerin olmadığını hiçbir zaman bu kürsüden dile getirmedim. Her şeyden önce, bu ülkede sorumlu bir bakan olarak değil, bir kadın olarak, yaşayan bir kadın olarak, hem bu ülkede kadınların şiddete uğradığının hem bu kadınların ayrımcılığa uğradığının, kız çocuklarının okullaşmasının önünde sayısız olumsuz ayrımcı gelenekler olduğunun farkında olan biriyim ve bununla mücadele ediyorum. Dolayısıyla bu, her şeyden önce sadece kadından sorumlu Devlet Bakanlığının değil, hem tüm bakanlıkların hem ülkedeki topyekûn, sivil toplum kuruluşları da başta olmak üzere, herkesi ilgilendiren bir konudur.

Dolayısıyla, kadın haklarının gelişimi konusunda bugüne kadar dile getirilen görüşlerde, her zaman bu kürsüden -doğrusunu isterseniz- “kadınlar ve kadın hakları” dendiği zaman -geçen dönemleri ve geçen yılları hatırladığım zaman benim aklıma- muhakkak ki laiklikle ilgili ve Türk kadınının geriye götürüldüğüyle ilgili birtakım görüntüler ve görseller eşliğinde konuşmalar yapılırdı. En azından, Türkiye’de kadına yönelik bir ayrımcılığın yapılmayacağının, bunu siyasi malzeme olarak kullanan parti tarafından da kadınlara yönelik bir ayrımcılık olarak algılanmış olmasını memnuniyetle karşıladığımı söylemek istiyorum. Özellikle, tesettürlü ve çarşaflı kadınların görüntülerinin burada, geçen dönem, milletvekilleri tarafından defalarca kullanıldığını, “kadın hakları” dendiği zaman, “AK PARTİ kadınları geriye götürüyor; dolayısıyla, işte, burayı Suudi Arabistan yapmak istiyor, İran yapmak istiyor.” tartışmalarının da bu yıl kadın hakları tartışmasında dışarıda bırakılmış olmasını memnuniyetle karşılıyorum sorumlu bir bakan olarak.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Birbirinizle yarışın, yarışın!

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - Aile Araştırma Kurumu, çalışmalarını özellikle -araştırma kurumu, adı üzerinde- araştırmalar üzerinde yoğunlaştırıyor. 2006 yılında gerçekleştirdiğimiz araştırmayla, Türk aile yapısı araştırmasıyla ciddi bir profil çalışması yaptık. Bu profil çalışması, aile yapısındaki sorunlar, öneriler, çözümler, mevcut durumların dışında, aile mahkemelerinin uygulanması ve değerlendirilmesi, ergen profili, çocuklara yönelik programlar ve reklam içerik analizleri, boşanma nedenleri araştırmaları, yardım alanların yardım algısı, yoksulluk kültürü araştırması gibi projeleriyle de çalışmalarını hızlandırmıştır ve bu yıl gerçekleştirdiğimiz aile şurasıyla da özellikle ailelerin bundan sonra karşılaşabilecekleri sorunlara yönelik çalışma ve çabamızı da artırdık.

Bugün burada değinilen, milletvekillerimizin de kısaca değindikleri konulara değinmek isterim:

Özellikle özürlülerin eğitimine yönelik sorun olmaya devam ettiği Milliyetçi Hareket Partisinden Cumali Durmuş tarafından dile getirilen konuda, özellikle bir ile ilişkin olarak itirazlardan haberdar olduğumu, o konuda bir soruşturma açtırdığımızı da ifade etmek isterim. Gerçekten, her şeyden önce korunması gereken ve hakların en üst düzeyde gerçekleştirilmesi gereken özürlülerimize yönelik çalışma ve çabalarda Hükûmetin izlediği politikaların, bu anlamda yanlış uygulayıcılarının hiçbir şekilde hoş görülmeyeceğini ve görülmediğini de ifade etmek isterim.

Koruyucu aile modelinin desteklenmesi gerektiği ifade edildi yine Sayın Durmuş tarafından. Gerçekten yeterli değil, bunun desteklenmesi gerekiyor; bu konuda bütün siyasi partilerin desteğini beklediğimi de ifade etmek isterim.

Sayın Şenol Bal’ın ifade ettiği… “Türkiye’de aile hızla dağılıyor.” ve yardımlar konusu gibi konularda, evlenme ve boşanma oranlarına ilişkin olarak adli sicil ve boşanma davalarında açılan davaların esas alınacağını söyledi. Bir hukukçu olarak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını her şeyden önce söylemek isterim. Çünkü her açılan boşanma davası Sayın Bal, boşanmayla sonuçlanmıyor. Dolayısıyla neticelenmiş boşanma davaları ve evlenme oranları üzerinden size bir bilgi vermek isterim.

Bir de Aile ve Sosyal Araştırmalar Kurumu Genel Müdürlüğünün hiçbir araştırma yapmadığını söylediniz. 1994-1998 yılları arasında Aile Araştırma Kurumu 9 araştırma yapmış, 1992 ve 2002 yılları arasında hiç araştırma yapılmamış, 2005-2007 yılları arasında 20 araştırma yapılmıştır. Bütün sonuçları da kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Yine bunun dışında evlenme ve boşanma oranlarına bakmak gerekirse 2002-2003 yılları arasında evlenme ve boşanma sayıları… Gerçekten şunu da bir tartışma konusu yapmak, bir siyasi dönemlere atıf yapmak istemiyorum. Türkiye boşanma oranlarında Avrupa Eurostat verilerine göre Avrupa’nın en düşük ülkesi, dünyanın da en düşük ülkeleri arasındayız. Evlenme ve boşanma oranlarına baktığımızda da 2001 yılında 116 bin olan boşanma sayısı, 2007 yılında 94 bine düşmüştür. Bunun yanı sıra evlenme oranlarına baktığımızda, 2002 yılında 510 bin olan evlenme sayısı 2007 yılında 638 bine çıkmıştır. Bu veriler, Türkiye’de doğru bir şekilde toplanmasını istediğimiz TÜİK verileridir ve doğru verilerdir.

Dolayısıyla, üzerinde çok durulan “sadaka kültürü”, “sadaka yardımı” gibi konulara gerçekten o kadar çok değiniliyor ki ve bir “sadaka kültürü” kavramı yerleştiriliyor ki! Sosyal devlet olmanın ilkesi, sosyal desteğe ihtiyaç duyan her kesime, kadınlara, çocuklara, yoksullara yardım etmektir. Dolayısıyla, bu yardımın “sadaka” diye nitelendirilmesi, küçümsenmesi, aşağılanması her şeyden önce bu yardım alan insanları rencide ediyor.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Arasındaki farkı anlatmaya çalışıyoruz.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Devlet, bütün bu yardımları büyük bir özen içerisinde, objektif kriterlere göre gerçekleştiriyor. Bu kriterlerin her biri illerde valilikler ve kaymakamlıklar bünyesinde uygulanıyor. Dolayısıyla, yani durmaksızın bir sosyal yardımı neredeyse engellemeye yönelik, “olmasın” demeye yönelik bir çaba, çalışma olmamalı.

Yoksulluk ve bu alandaki şeylere geldiğimiz zaman: Türkiye’de yoksul sayısı artmıyor, verilere göre yoksul sayısı azalıyor ama yardım alan yoksulların sayısında ciddi bir artış var.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sosyal devlet olalım, sadaka devleti olmayalım.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Bu bir sosyal destektir, sosyal devlet ilkesinin de bir kuralıdır. Dolayısıyla, bu, her şeyden önce önemli.

Bir taraftan 3 çocuk meselesi çok vurgulandı. Ben bunu her zaman söylüyorum, geçen dönemde de gündeme getirildiği için söyledim. Bir ülkenin nüfusu, kaynak olarak zenginliği, demografik yapısındaki güçlülüğüyle de ilgilidir. Bir kere çocuk ve nüfus meselesinin teknik bir mesele olmaktan çıkartılıp, ona bazen dinî bir atıf yapmak veya “Yoksulsa, bakamayacaksa çocuk sahibi olmasın.” gibi tamamen sosyal devlet ilkesini dışlayan… Özellikle sol dünya görüşünün, dünyanın hiçbir yerinde hiçbir sol dünya görüşünün “Bakabileceğin kadar çocuk yap.” demesi ve kapitalist söylemi benimsemesi duyulmuş, görülmüş bir şey değildir. Her şeyden önce, sosyal devlet olan ülkede bir ülkenin nüfusu ve onun kaynaksal gücü önemlidir. Nitekim, sadece Türkiye'nin değil dünyanın da büyük bir problemidir ve bu yıl, önümüzdeki dönemde Viyana’da yapılacak aileden sorumlu bakanlar konferansında konu, çocuk sayısının çoğaltılması ve teşvik edilmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın Bakan, Avrupa'nın sorunu Türkiye'nin sorunu değildir. Türkiye'nin demografik verileri başka bir şey söylüyor. Türkiye'nin bilimsel demografik verileri sizi teyit etmiyor Sayın Bakan.

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz Sayın Çubukçu.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) -  Teşekkür ederim.

Bir taraftan, Sayın Arıtman “Bütçe kitapçığını okudunuz mu?” dedi. Sayın Arıtman, ben, gayet iyi okudum, defalarca okudum, hazırlanma sürecinde kendim de oradaydım. Bir bakanlığın bütçe taleplerinin bütçe kitapçığında yer almasından doğal bir şey olamaz. Eğer siz bunu şikâyet olarak algıladıysanız o ayrı. Ama “Hiç okumadığınızı sanıyorum.” yargısı… Herhâlde kendiniz öyle yapıyorsunuz.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Bütçe kitabınız ağlama duvarı.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - Birçok konuyu okumadan ve bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğunuz için ve o fikirlerinizi burada ve her yerde, bazen de dedikodu niteliğindeki her fikrinizi her yerde paylaştığınız için…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Ama siz, bütçenizin artırılmasını talep etmiyorsunuz Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - …dolayısıyla, bunu yapmış olmanızı biz yadırgamıyoruz.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Bütçe kitabınızda ağlıyorsunuz, bütçenizin artırılmasını talep etmiyorsunuz.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Efendim, bizim bir taraftan…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Çok memnunsunuz. Çelişki burada.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Ben, bu konuda özellikle son derece emin olduğumu ve emin olduğum bir siyaseti…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen sözlerinizi bitiriniz.

Buyurunuz.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - …temsil ettiğimi, bütçemizin ülkemizin en dezavantajlı kesimlerine, bu yılki bütçe artışı itibarıyla da yüzde 85 bir artış olduğunu… O bilgi de yanlış, binde 2 bir artış değil, yüzde 85 düzeyinde bir artış gerçekleşti.

CANAN ARITMAN (İzmir) – Genel bütçede binde 2. Geçen sene genel bütçenin binde 4’üydü, bu sene genel bütçenin binde 6’sı; artış binde 2.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Dolayısıyla, bu bütçemizin, bütün bu kısıtlamalara rağmen, başta Sayın Başbakanımız olmak üzere…

CANAN ARITMAN (İzmir) – Sayın  Bakan sen bilmiyorsun, bütçenden haberin yok. Daha ne olsun?

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) - …bütçemize destek veren, konuşmalarıyla bize destek veren tüm milletvekillerimize en içten şekilde teşekkür ediyorum, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çubukçu.

Hükûmet adına, Devlet Bakanı Mehmet Aydın.

Buyurunuz Sayın Aydın. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evvela sözlerime teşekkürle başlıyorum. Sorumlu olduğum kurumlarla ilgili milletvekili arkadaşlarımdan bir kısmı burada sağlam, güvenilir bilgiler verdiler. Dolayısıyla, benim işimi kısmen kolaylaştırdılar. Bazı arkadaşlarımızın ciddi anlamda eleştirileri oldu, ondan dolayı da teşekkür ediyorum; önerileri oldu, tavsiyeleri oldu, onlar için de teşekkür ediyorum.

Çünkü tekrarına hacet yok ama yine de tekrar etmeden edemiyoruz; Bilim, bilimin her çeşidi -ister doğa bilimleri olsun ister sosyal bilimler olsun ister beşerî ilimler olsun- her ülke için hayati önem arz ediyor. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından bakıldığında ilaçtır desek yeridir. Çünkü öteki bütün alanlarda başarılı olmanın sırrı bugün bilimde ve teknolojide başarılı olmaktır.

O yüzden de bizim için bir çerçeve durumunda olan Lizbon Kriterlerine baktığımız zaman amaç cümlesi aynen şöyledir: Bilgiye dayalı bir ekonomi. Dolayısıyla eğer yeteri kadar sağlam bilgiye sahip değilsek ekonomik hayatımızda da başarılı olmamız kolay değildir. Eğer yeteri kadar sosyal bilimlerde, siyaset biliminde ve beşerî ilimlerde başarılı değilsek, bir noktaya gelememişsek açıkçası siyasette de başarılı olmamız mümkün değildir; iç siyasette de başarılı olmamız mümkün değildir, dış siyasette de başarılı olmamız mümkün değildir.

Biraz sonra söyleyeceğim gibi, bugün aynı zamanda kültür konuları, medeniyet konuları, inanç konuları da yine bilgi meselesidir. Eğer o konuda yeteri kadar bilgimiz yoksa dünyaya kendimizi tanıtmakta ve kendi ülkemizde birbirimizi anlamakta, anlaşmakta da fazla bir mesafe alma imkânımız yoktur. Hele bir de konu savunma meselesine gelince, her alanda -ekonomi alanında, strateji alanında, enerji alanında- gerçekten bilgi ve teknoloji ilerlemesini gerçekleştirmeden bugün hiçbir ülkenin kendi savunmasını başkasından ödünç alacağı bilgilerle veya araçlarla yürütmesi, sürdürmesi mümkün değildir. Hepimiz bunun farkındayız ve dünya gittikçe bunun daha çok farkındadır.

Nitekim, son dönemlerdeki özellikle genel seçimler, kampanya sırasında olup bitenlere ben biraz da sorumlu olduğum kurumlar açısından bakıyorum. Acaba, ilgililerin yaptığı konuşmalarda, plan ve programlarında bilim ve teknoloji konuları ne kadar ön planda? Memnuniyetle ifade edeyim ki, mesela, bu son Amerika Birleşik Devletleri seçiminde ilk defa bilim ve teknoloji konuları merkezî konular olarak halkla paylaşılmaya başlandı, halka o konuda vaatlerde bulunuldu ve dolayısıyla, bu, demin söylediğim, esasında, bilgi olmadan teknolojik ilerlemenin de, başka alanlarda ilerlemenin de mümkün olmadığı konusu çok ciddi bir biçimde dile getirildi ve şu sıralarda da, yine -eğer vaktiniz olursa gerçekten- Amerika’da hükûmet kurulma cihetinde adımlar atılırken bu bilim ve teknoloji konularının ne kadar ısrarla üzerinde durulan bir konu olduğunu yakından görürsünüz.

Biz, Hükûmet olarak bunun farkındayız. Ben bunun farkındayım. Çünkü, ben, zaten, ömrümün -tamamına yakını diyebilirim- tamamına yakınını -burada da bir bakıma kısa bir ara verme olarak siyasi hayatımı da görebilirsiniz- bu iş için harcadım. Dolayısıyla bilimin, tefekkürün, düşüncenin ve onlara dayalı plan ve programın hayat için ne kadar önemli olduğunu yaşayarak biliyorum, yaşayarak öğrendim hepiniz gibi. İyi ki yapmışız, çünkü dediğim gibi, bu alanda hakikaten -arkadaşlarım da söylediler, ben de sadece tekrar edeyim- gerçekten bilim adamı sayısını artırmada tahmin edemeyeceğimiz kadar iyi bir noktaya geldik. Biz, önümüzdeki yılın sonuna kadar 40 bine falan ulaşabilir miyiz diye düşünüyorduk, bugün gerçekten o sayıyı çok geride bıraktık. Her alanda, gerek bilim adamı yetiştirme, yani insan kaynağı alanında çok büyük adımlar atıldı gerek proje sayısında astronomik diyebileceğimiz ölçüde bir artış oldu ve o projelerin desteklenmesi hususunda da, hakikaten, Hükûmetten her türlü yardımı gördük. Burada teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum, dile getirmek istiyorum.

Bütün bunlar Türkiye içinde de takdir görüyor, Türkiye dışında da takdir görüyor. Birkaç gündür devam eden bu müzakerelerimiz sırasında, Avrupa Birliği İlerleme Raporu’na birkaç defa atıfta bulunuldu. Eminim arkadaşlarımın büyük bir kısmı görmüştür ama ben bir daha tekrar edeyim, eğer İlerleme Raporu’nda bilim ve teknoloji kısmına bakılırsa orada, Türkiye'nin bu konuyu ne kadar ciddiye aldığını görürüz ve memnuniyetle ifade edeyim ki Türkiye, araştırma alanı Avrupa Birliği araştırma alanına en iyi entegre olan -kendi üyelerini söylemiyorum- en iyi entegre olan yolda ülkelerden yani müzakere eden ülkelerden aday ülkeler içerisinde en iyi durumdadır. Çok açıkça, bu konuda, yani Türkiye’de bilim ve araştırma konusunun… Ki açılan ve kapanan tek fasıldır, maalesef… Kapandığı için maalesef demiyorum, öbürleri kapanmadığı için maalesef diyorum. Dolayısıyla o konuda, zaten işimizin önemli bir kısmı -çerçeve programlarını, vesaireyi düşünürsek- bu Avrupa Birliğiyle ilgili ortak projelerdir, ortak planlardır ve orada da zaten işi iyi götürdüğümüzü o raporlar söylüyor, dile getiriyor, bu da bizi memnun ediyor.

Gelelim sorular kısmına. Bunların hepsine takdir buyurursunuz cevap vermem mümkün değil ama her zaman, lütfen, bunu bir daha tekrar edeyim, her zaman arkadaşlarım başvurduğu zaman, daha geniş bilgi vermeye hem ben hem de sorumlu olduğum kurumlar hazırdır. Hatta, buradaki konuşmaların bir kısmının hazırlanmasında bile bize başvurulmuş olsa biz, “Eksiklerimiz nedir, neleri hâlâ arzu ettiğimiz ölçüde yapamadık?” onların da o konuşmaların içine dâhil olmasını isterdik ve o eleştirileri de memnuniyetle karşılardık.

Evvela bir konuya temas etmem gerekiyor. Bu konu birkaç defa gündeme geldi. Açıkça ifade ediyorum, yanlış anlaşılan bir konudur, bunu düzeltmek benim için bir vicdani borçtur. O da şu: Arkadaşlar, TÜBİTAK, ben de biliyorum ki ağırlıklı olarak fen bilimleriyle uğraşır. TÜBA da öyle, TÜBA da ağırlıklı olarak, Bilimler Akademisi olmasına rağmen, ağırlıklı olarak yine orada fen bilimleri vardır. Oysa bilimsel anlayış için, bilimsel zihniyet için fen bilimleri yetmez. Bir uzmana, bir bilim adamına fen bilimlerinin tamamını ezberletseniz -tabir yerinde ise- yine de onda bilimsel düşüncenin var olduğu güvencesini alamazsınız. İnsanla ilgili konular, toplumla ilgili konular, yönetimle ilgili konular hayati önem arz ediyor. Eğer onlarla birleştirmezsek bizim bugün gerçekten çok ihtiyaç duyduğumuz bilimsel anlayış, telakki, zihniyet, vizyon, zihin seti, ne derseniz deyin, ona çok ihtiyacımız var. Arzu edildiği takdirde her kurulda, her kurumda bu konuda arkadaşlarımla düşüncelerimi ve endişelerimi paylaşmaya hazırım. Türkiye’de bilimsel anlayış konusunda alacağımız çok büyük mesafe var. Onun için, en azından ben kendi dönemim için söylüyorum, sosyal bilimlerle ilgili projeleri teşvik ettik, etmeye devam edeceğiz ama önümüzdeki yıllarda bu da yetmez, bunu çok daha ayrı bir biçimde ele almamız lazım. İnsanı tanımadan doğayı tanımak işte bugün bizi getirdiği noktaya getiriyor. İnsan önemli, hayat önemli, toplum hayatı önemli. Onun için, biz… Şimdi asıl o konuya geliyorum.

Arkadaşlar, benim sorumlu olduğum -sadece ben değil Türkiye sorumlu çünkü nihayetinde Hükûmet kararıdır, Bakanlar Kurulu- bu Medeniyetler İttifakı Projesi’nin BOP’la, bilmem neyle, tekrar ediyorum, uzaktan yakından hiçbir alakası olmadı, yoktur ve olmayacak. Uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Niye ihtiyaç duyuldu?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Sayın Başbakanın İspanya Başbakanıyla birlikte eş başkan olarak bu projeye destek vermesinin… Benden başka inanacağınız kaynak yok, inanmıyorsanız gidin bakın.

OKTAY VURAL (İzmir) – BOP’ta da eş başkan da Sayın Başbakan.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Efendim, olabilir. Bak, tekrar ediyorum, belki de karışıklığa o sebep oluyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – BOP’ta da eş başkan da, iki eş başkan…

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Açıkça söylüyorum, lütfen bu projeyi -bütün gruptaki arkadaşlarıma, her gruba söylüyorum- sonuna kadar destekleyin, arkasında olun. Eğer o konuda diyelim ki Sayın Türkeş’in dediği gibi Amerika’dan falan… O zaman ben size bir şey söyleyeyim ama daha fazla konuşmak da istemem, o ayrı bir konu: Şu anda seksene yaklaşan, bu projenin, Medeniyetler İttifakı Projesi’nin dostları yani bizim daimî temsilciliklerimiz Birleşmiş Milletlerde, seksen civarında ülke “Biz bu projenin arkasındayız.” diyorlar ve o projeye destek veriyorlar. Henüz şu ana kadar biz Amerika’dan veya İsrail’den herhangi bir destek ne gördük ne duyduk ne işittik. Onun için, bakıp da şimdi “Efendim acaba Amerikan projesi mi?..” Hayır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Tek bir medeniyet mi, dünyada sadece Batı medeniyeti mi hâkim olacak?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Hayır, hayır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir tahakküm projesidir.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Sayın Vural, Batı medeniyeti hâkim olacaksa benim orada ne işim var?

OKTAY VURAL (İzmir) – Onu soruyoruz. İttifak dediğiniz şey bu.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Bir rapor vardır. Lütfen o rapora tekrar bakın. Her kelimesinde emeğim vardır, göz nurum vardır. Bu proje bizim için hayırlı bir projedir.

Bakınız, TÜBİTAK’a ne dedik? Diyen benim. Dedim ki: “Bu konuyla ilgili bilim adamlarımızı çağırın; tarihçiler, sosyologlar. Hiçbir ayrım yapmadan. Listeyi gönderelim. Kimler geldi? Bir çalışma grubu oluşturalım ve birlikte bu konuyu görüşelim.” Çağırdık. Ben orada yoktum. Kurum davet etti, görüştük; Bu bilim adamlarımız bize yirmi konu verdiler. Ben size birkaç tanesini söyleyeyim. Mesela “Yunus Emre ve Mevlânâ çizgisinin insanlığa, barışa getirdiği katkılar nelerdir?” Allah aşkına bu konuyu çalışmayalım mı? Burada bir arkadaşım çıkar da “Ne gerek var?” der mi? “Osmanlıda birlikte yaşama”, “Osmanlıda bilim”, “Osmanlıda hoşgörü”; bizim çalışacağımız konular bu, dünyaya anlatacağımız konular bu. Bu proje bizim açımızdan bunun için var. Ben onun için o projenin sonuna kadar arkasındayım, içindeyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – İbrahimî girişimi de bunun içinde mi?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu ittifaka niye ihtiyaç duydunuz?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Bu ittifaka şunun için ihtiyaç duyuldu: Açıkça söyleyeyim…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Bakan, Genel Kurula hitap edin.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Tamam anlıyorum, karşılıklı olmasın diyorsunuz. Doğrudur, anlıyorum.

Konu şu: Çünkü ortada bir tez var. O teze göre “Medeniyetler arasında bir savaş var, gerisi hikâyedir; esasında İslam medeniyeti ile Batı medeniyeti arasında, İslam dünyası ile Batı dünyası arasında bir çatışma var.” Hungtington’ın meşhur tezi. Külliyen yalandır. Bizim medeniyetimiz bir barış medeniyetidir. Her medeniyetin inişleri vardır, çıkışları vardır; her medeniyetin, her kültürün. Ama genelde bakıldığında, insanlık tarihi açısından bakıldığında bizim kültürümüzden, bizim medeniyetimizden dolayı iftihar etmememiz için; hoşgörü açısından, başka milletlere, başka dinlere tolerans gösterme açısından gurur duymamamız için hiçbir sebep yoktur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ee o zaman niye ittifak arayışı var Hocam?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – İttifak şudur, yani gelin siz bizi anlayın… İttifakın anlamı: Siz bizi anlayın, biz sizi anlayalım. Biz sizi bilgilendirelim. Çünkü değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, zannetmeyin ki Avrupalı diye, Avrupa’da oturur diye sizi tanıyor, sizi biliyor. Hayır arkadaşlar, işin bazen abc’sini dahi bilmiyorlar. Dolayısıyla biz, “biz varız” demedikten sonra, bir medeniyetin, bir dünyanın içinde yaşayan, tarihinde, kültüründe yaşayan bizler onun içinde olmadığımız sürece, biz bizi anlatmadığımız sürece kimse bizi anlamaz. Anlama olmadan anlaşma olmaz, anlaşma olmadan buluşma olmaz. Ondan sonra başımıza amiyane tabirle -bağışlayın- bir sürü çorap örülür benim kültürümün etrafında, çevresinde, benim medeniyetimin, benim inanç dünyamın. Biz sadece çırpınmak zorundayız. Yaptığınız yanlıştır, gittiğiniz yol yanlıştır. Bunun arkasında siyaset vardır, bunun arkasında sömürü vardır, bunun arkasında kaynaklarımızı sömürme vardır, bunun arkasında yalan vardır ve biz buna izin vermeyeceğiz. Bu projenin benim açımdan anlamı bu. Eğer hazırlanış safhasına bakarsanız, burada söylenenlerin veya burada değil de genelde söylenenlerin hiçbirinin söylenebileceğini zannetmiyorum. Bu konuyu müsaade ederseniz… Daha fazla istiyorsanız konferans vereyim, saatlerce konuşayım.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Anca anlarlar Sayın Bakanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hocam, ittifak olmaz, diyalog olabilir. Medeniyetler arasında ittifak olur mu? Siz felsefecisiniz.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Diyalogla ittifakın arasındaki tek fark şudur Sayın Milletvekilim: Diyalog, zaten, medeniyetler arası diyalog uzun süre devam etti. İttifakın sebebi şudur: Eylem eksenli bir projedir bu yani oturup da konuşmuyoruz sadece, sen söyle…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama ittifak olmaz.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Hayır, hayır, bugün şu anda sadece Türkiye’de on iki bakanlık bunun arkasındadır, Başkanı benim, sorumlusu benim ve tam 230 tane proje vardır. Bunun en azından 40’ını falan gerçekleştirdik. Türkiye içinde, bölgemizde sadece ben 25 projeye bizzat katıldım, bunun 20’si yurt dışındadır. Bunun 16’sı İslam dünyasıdır, öbürü, Arjantin’den tutunuz da Moskova’ya varıncaya kadar…

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Bu ittifak kime karşı yapılıyor?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Hızla diğer konulara -lütfen- geçmek zorundayım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Medeniyetler arasında ittifak Batı medeniyetinin misyonerliğidir. Bunun başka bir şeyi yok. Yani medeniyetler çatışmasını konuşan bir medeniyetle neyin ittifakı olur?

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız.

Sayın Bakan, devam ediniz.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Devam edeceğim efendim.

Diğer konulara gelince…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bu bir misyonerlik faaliyetidir.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Bilim merkeziyle ilgili bir soru vardı.

Arkadaşlar, bilim merkezinde bizim dediğimiz şu: Büyükşehir belediyelerine bir ilan gönderdik, dedik ki: Biz, şu kadar yardımla bilim merkezi kurmak için… Önce büyükşehir belediyesi olan illerimizle başlıyoruz ama niyetimiz, arzumuz, bunu bütün Türkiye geneline yaymak, bütün illerimize yaymak. Onlara nasıl bir çalışma yapacaklarının çerçevesini verdik. Gittiler, çalıştılar, gayret ettiler, bize sundular planlarını, projelerini; ayrı ayrı komisyonlarda, kurullarda değerlendirildi ve ilk destekleyicimiz Konya Büyükşehir Belediyesi oldu ama bu orada kalmayacak. Her sene aşağı yukarı, bir veya gücümüz yeterse birden fazla büyükşehir belediyesini yani o ili bilim merkezine kavuşturacağız. Bunun da anlamı şudur: O ildeki öğrencilerimiz, okullarımız, bilime meraklı olan herkes rahatça gidebilecek; yaşayarak, içinde bulunarak -kitaba bakarak değil- Einstein’a -tabir yerindeyse- kendisi soru sorup cevabını alarak bunu yapacak. Peki, nasıl hazırlanıp geliyorlar? Oradaki bütün kurumlarla bir araya geliyorlar. Yani bu şu demektir: Konya’da, başta üniversite olmak üzere bütün sivil toplum örgütleriyle bir araya geliyorlar. Nitekim burada “Bu arsa kimindir?” dedi. Arsa tamamen sanayi kuruluşlarının arsasıdır. Sanayi kuruluşu “Hem ben arsa vereceğim hem ayrıca elektrik ücretinin yarısını ben ödeyeceğim.” diyor. Öyle bir plan, projeyle geliyorlar. Hangi şehir daha sıkı dokulu bir araya gelmişse, daha sağlama bağlamışsa vaatlerini, sözlerini, oraya veriyoruz. Bu sene Konya’ya nasip oldu ama açık söyleyeyim, şu anda üç tane büyükşehir ilimiz var. Diyarbakır da o üç ilin içindedir. Son derece sağlam, hazırlıklı bir durumdalar. Eğer onu devam ettirebilirlerse önümüzdeki sene Eskişehir vardır -gelen projelerin sıralamasına göre söylüyorum- Diyarbakır vardır, başka illerimiz vardır.

Bu bir cümleyi Sayın Tuğrul Türkeş söyledi: “Sanayide projesi olan varsa buyursun, gelsin.” Bu, zaten TÜBİTAK’ın yaptığı şey bu.

TÜBİTAK, biliyorsunuz, sadece kamu kurumlarıyla kuruluşlarıyla ilgili değil. Çok iyi bilen -bu konuyu- arkadaşlarımız var. Aynı zamanda sanayiyle birlikte çalışandır. Zaten projeyi Sanayi Bakanlığı sunuyor, o proje değerlendiriliyor. Bu projelerin nasıl değerlendirildiğini de aramızda çok iyi bilen arkadaşlar vardır. Orada herhangi bir kayırmanın, herhangi bir torpilin, bilmem neyin olması asla mümkün değildir. Zaten bunu yapan, TÜBİTAK’ın kendi, görevli olan, yani başkanı, başkan yardımcıları vesaire değildir. Bu, tamamen seksen üniversitemizden alınan, tarafsız olan ve aynı zamanda gerçekten de bilimsel dergilere katkısı olan, kendisini kanıtlamış olan paneller aracılığıyla, yoluyla zaten bu şey yapılıyor. Bizi, Kurum olarak hiç müdahalemizi gerektiren bir konu, bir husus yoktur zaten. Tamamen bizim dışımızda değerlendiriliyor, “Bu projeyi destekleyelim” deniyor, onu destekliyoruz. Eğer desteklenmiyorsa desteklenmiyor. Yani onun ayrıca bizimle ilgili, Kurumla ilgili bir tarafı yok.

Şimdi, bir diğer konu -biraz acele edeyim, zaten vaktim de gelmek üzere- bu Basın-Yayınla ilgili. Basın-Yayınla ilgili çok soru var burada. O soruların hepsine cevap vermem mümkün değil, birkaç tanesine temas edeyim. Ama elime, aslında, onunla ilgili arkadaşlarım hemen –zaten aşina olduğum konular ama- bir bilgi notu da getirdiler. Ama sadece başlıklarını okusam bile vaktim yetmeyecek. Şimdi, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü gerçekten de çok sıkıntılı bir binadaydı. Yetmiş sene önce kiralanmış bir bina, bulvardaydı. Ben ilk göreve geldiğim zaman, o görev bana verildiği zaman bir gittiğimde gerçekten üzüldüm. Yani neredeyse bina bütünüyle dökülüyor. Orada çalışan genç insanlar var. Onu söyleyeyim, aslında özlük hakları falan da çok böyle bizi memnun edecek rahatlıkta da değil, o kuruma da ayrıca bizim yeniden el atmamız gerekiyor. Yani o çok önemli, hayati bir kurumdur. Orada ben kendim dedim, acaba daha iyi bir bina bulamaz mıyız dedim. Bir bina bulduk –usulünün ayrıntısına girmeyeyim- tamamen usulüne uygun olarak, yani komisyon kurulacaksa komisyon kurulmuştur, efendim, rapor hazırlanacaksa… Tamamen ona uygun olarak yeni bir bina bulduk. İyi ki bulduk. Çünkü tekrar ediyorum, önemli bir birim, bir sürü gelen giden var, pek çok ülkede bu bir bakanlıktır, hele Çin gibi ülkelerde falan belki de en önemli bakanlıktır. Onu söyleyeyim. Bir sürü bizim davet ettiğimiz basın mensupları var, devlet adamları var, onlar ilk geldiği zaman orayı görmek istiyorlar, gidiyorlar. Bizim şanımıza layık, Türkiye’nin şanına layık bir bina olsun dedik. Paramız olursa alırız. İnşallah onu da yapacağız, o konuda da planımız var ama şu anda kiralanmış durumdadır. Elbette tabii oraya gidince eşyanın bir kısmının da yenilenmesi lazımdır. Bir masraf da olmuştur. Keşke daha fazla para alabilseydim, arkadaşlarıma yardım etseydim daha da iyi olsaydı ama inşallah o da olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – 5 trilyon lira Sayın Bakan, 5 trilyon ama!

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Tamam efendim, tamamlıyorum.

Ve ümit ediyorum, zaten çok yakında kendi binasına kavuşacak.

Aynı şekilde MHP Grubundan bir arkadaşımız zannediyorum -yanlış aklımda kalmadıysa, notumda var ama aramayayım- Atatürk Yüksek Kurulu için de aynı şeyi söyledi. Gerçekten onun da acilen bir binaya ihtiyacı var, dağınık vaziyette çalışıyorlar. Dolayısıyla, bir girdiğiniz zaman her şeyin birlikte görülebileceği ve size, işte burası Atatürk’ün gerçekten adına, hizmetine layık diyebileceğimiz bir duruma gelmesi lazım. Onun için, o konuda hem birimin, Kurumun maddi imkânı da fena değil. Açıkça söyleyeyim, çünkü İş Bankasından aldıkları için.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yapalım Hocam, yapalım.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) - Ama biz Hükûmet olarak da destekleyeceğiz. Şu anda arsa arıyorlar. Eğer iyi bir yerde arsa temin edilirse, bir prestij binasına, demin söylediğim o hakikaten albenisi olan ve içinde bütün hizmetlerin pratik, lojistik ve rasyonel bir biçimde görülebileceği bir kuruma, bir birime inşallah kavuşursa benim en gurur duyacağım, iftihar edeceğim şeylerden biri olur.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hocam, başarın alkışlayalım.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (Devamla) – Sayın Başkan sizi de üzmeyeyim, arkadaşlarımın da vaktini almayayım. Ben diğer sorulara da, zaten yine soru-cevap faslı da olacak, onlara cevap verirken burada eksik kalan sorulara da cevap vereceğim.

Dikkatinize ve ilginize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Araba ne oldu, araba? Arabayı söyleyiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

Aleyhinde Muğla Milletvekili Ali Arslan, buyurunuz (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ARSLAN (Muğla) – Sözlerime başlamadan önce yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Aslında kısa süreli bir konuşma hazırlamıştım ancak Sayın Bakanı dinleyince sanıyorum cevap vermek gerekiyor.

Sayın Bakanın sağduyusuna, bilincine, bilgisine saygımız var ancak değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin medeniyetler ittifakı 1923 yılında cumhuriyet kurulurken yapılmıştır. Bu medeniyetler ittifakına ne zaman ihtiyaç duyuldu? “Medeniyetler çatışması.” sözü ortaya atılınca. Kim çatışıyor? El Kaide’yle, Taliban’la Amerika çatışıyor. Siz, şimdi Amerika’yla çatışan Taliban’ın, El Kaidenin mi temsilcisisiniz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Siz kimin adına ittifak yapıyorsunuz?

ALİ ARSLAN (Devamla) -  Siz hangi dünyanın, hangi sıfatla, İslam medeniyetini kimin adına temsil ediyorsunuz? Siz halifeliğe mi soyunuyorsunuz Sayın Bakanım? Başbakan halife mi olmak istiyor? (CHP sıralarından alkışlar)

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Aferin Ali, güzel.

RECEP KORAL (İstanbul) – Ne ilgisi var!

ALİ ARSLAN (Devamla) -  Bu, Anayasa’mıza aykırıdır, laik cumhuriyete çok aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir an önce o ittifaktan, daha doğrusu o ittifak zaten kurulmuş seksen küsur yıldan beri var, o temsilcilikten, eş başkanlıktan çekilmesi gerekir. Anayasa’mıza aykırıdır.

NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Dünyada yalnız kalırsınız.

ALİ ARSLAN (Devamla) -  Değerli arkadaşlarım, bakın bu alanda işte birçok sosyal kurum var. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü gibi gerçekten toplumun en dezavantajlı kesimlerinin sorunlarını çözmek üzere kurulmuş kutsal kurumlar bunlar. Bir şeyler yapıyoruz, doğrudur, ancak bakın Birleşmiş Milletlerin bir insani gelişmişlik endeksi var. Biliyorsunuz, dünyanın 17’nci büyük ekonomisiyiz diyoruz, belki bir yönüyle övünülecek bir şey ama yeterli değil. Ama bakın insani gelişmişlik endeksinde 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde 85’inci sıradaymışız, aradan altı yıl geçti, büyük hizmetler yaptığınızı iddia ediyorsunuz, şimdi kaçıncı sıradayız? 84. Bir sıra! Bir sıra atlayabilmişiz, bunca yaptığınızla övündüğünüz şeyin sonuncunda. Birleşmiş Milletlerin açıkladığı rakam bu. Bu insani gelişmişlik endeksinin içinde kadınlarımızın eğitimi, istihdamı, siyasetteki yeri, birçok parametre var. Bakın kadınlarımızın istihdamı konusunda siz iktidara geldiğinizde yüzde 27’ler civarındaymış kadının istihdam içindeki payı, şimdi kaç? Yüzde 24’ler civarında. Geriye gidiyoruz. Demek ki, yaptıklarınız ya yerinde saymak ya da bir adım geri gitmek. Kadınlarımızın eğitiminde yine bu endekslere göre çok çarpıcı rakamlar var. İlköğretimi tamamlamadan okulu terk eden kız öğrencilerimizin sayısında dünyanın en sonundayız değerli arkadaşlarım, dünyanın ne sonundayız. İlkokulu bitirdikten sonra eğitimine devam etmeyen kız çocuklarımızın sayısı konusunda sondan ikinciyiz, bir basamak başarımız var orada. Bunda hiç övünülecek, gururlanacak bir tablo yok değerli arkadaşlarım. ‑

Özürlülerimizle ilgili bir yasa çıkardık 2005 yılında, çok sevindik. Çıkardığımız yasanın arkasından çıkarılması gereken yönetmelikler çıkarıldı, yasayla verdiğimizi yönetmeliklerle geri aldık. Büyük sıkıntı çekiyorlar, 2022’yle maaş alıyorlardı bildiğiniz gibi, trilyonlarca liralık icralar gitti birçok özürlü vatandaşımıza. Geçtiğimiz yıl bazılarını affettik, şimdi de 17 bin yurttaşımızın 18 milyon borcu var, 2005’deki yönetmelikle çıkardığınız olumsuzluklar nedeniyle özürlülerimiz icralık. 18 milyon, kişi başına neredeyse bin lira civarında icraları var.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin bazı yerlerinde kadınları sokakta göremiyoruz, bazı yerlerinde değil her yerinde de sokakta özürlüyü göremiyoruz. Sanırsınız ki Türkiye’de özürlü sayısı diğer ülkelerden az. Öyle bir şey yok. Fiziki engeller nedeniyle kentlerdeki, eğitemediğimiz için, istihdamını sağlayamadığımız özürlülerimiz sokaklarda yok. Aynı, Anadolu’nun bazı yörelerindeki kadınlar gibi, özürlülerimizi de sokağa çıkarmıyoruz. Evinin dış cephesini görmeyen kız çocuklarımızın olduğu bazı incelemelerde ortaya çıktı değerli arkadaşlarım. Böyle bir ülkede yaşıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız, buyurunuz.

ALİ ARSLAN (Devamla) – Sorunlarımız çok büyük, anlatmak… Tabii, kısa süre. Bu üç çocuk meselesi. Geçen gün bakın, Bursa’da, bir genç kızımız, kayınvalidesi “Ya, bu çocuğa nasıl bakacaksın?” dedi diye karnına kurşunu sıktı, karnındaki çocuğu öldürdü, üç aylık çocuğunu. Çocuklarımıza iş veremiyoruz, eğitemiyoruz, ondan sonra çıkıyoruz “Ee, üç çocuk yapın.”

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – En az.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bakın, beş yaşına gelmeden daha bin çocuğumuzdan 52 tanesi ölüyor. Büyük sorunları var. Siz çıkıyorsunuz, Başbakan olarak: “Üç çocuk yapın.” E yapsınlar ama ölüyorlar, yapsınlar ama eğitemiyorsunuz, yapsınlar ama iş veremiyorsunuz! Kendinizi Almanya’yla, Amerika’yla niye kıyaslıyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, büyük sorunlar var bu alanda. Bakın, bütçe içindeki bu kurumlarımızın yeri çok enteresan, son dördü paylaşıyor -Petrol İşleri Genel Müdürlüğü girmiş aralarına sadece- bütçedeki en az pay bu kurumlara verilmiş. E şimdi siz bu kadar devasa sorunlarınızı bu bütçeyle nasıl çözeceksiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz.

ALİ ARSLAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir başka şey: IMF ile anlaşma yapılacak, öyle gibi görünüyor. İnşallah… Sayın Bakana, Sayın Nimet Çubukçu’ya düşen görev, zaten çok az olan bu bütçenin IMF ile görüşmelerde kırpılmamasıdır. Ben Sayın Bakandan bunu bekliyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu kısa süre içinde sorunlara parmak basmaya çalıştım. Bütçenin hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. Hepinize yeniden en içten sevgilerimi, selamlarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Arslan.

Sayın milletvekilleri, beşinci turdaki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap bölümüne geçiyoruz.

Soru-cevap için ayrılan süre daha önce söylediğim gibi yirmi dakika. Bunun on dakikasını sorulara ayıracağım. Sırayla ilk gördüğüm on kişiye -Sayın Çalış, Sayın Güvel, Sayın Kaptan, Sayın Korkmaz, Sayın Süner, Sayın İnan, Sayın Özdemir, Sayın Ekici, Sayın Paksoy, Sayın Işık- söz vereceğim.

Sayın Çalış, buyurunuz.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, benim sorum Sayın Aydın’a.

Sayın Bakanım, yerel basın ve medyanın öncelikle varlığını sürdürebilmesi ve sonra da kendini geliştirebilmesi için ne gibi destek projeleriniz vardır?

Bir diğer sorum: Televizyon ve gazetelerin durumu ortada. Televizyon ve gazetelerin temiz, anlaşılabilir, yaşayan Türkçeyle yayınlarını sürdürebilmeleri ve bu yayınların muhteva olarak Türk kültürüne ve Türk milletinin toplumsal gerçeklerine ve sosyolojik değerlerine hizmet eder hâle gelmesi için ne gibi düzenlemeler yapmayı düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çalış.

Sayın Güvel

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

İlk sorum Sayın Mehmet Aydın’a: Sayın Bakan, özel kalem müdürünüz TRT Genel Müdürlüğü başmüşavirlik kadrosundan mı maaş alıyor? Bu uygulamayı doğru ise etik buluyor musunuz?

Sayın Nimet Çubukçu’ya ilk sorum: Sayın Bakanım, aile içi şiddete maruz kalan kadınlar için açılan sığınma evleri son derece önemlidir. Bu manada Türkiye’de ilk kez açılmış olan Mor Çatı Kadın Sığınma Evine Beyoğlu Kaymakamlığının verdiği destek 1 Ocak 2009 tarihinde kesilecektir. Bu kararı düzeltmeyi düşünüyor musunuz?

İkinci sorum Sayın Bakana: Kadınların  gücüne katılımı azalan bir eğilim göstermektedir. Kadınların istihdam oranı Avrupa Birliği ile  OECD üyesi ülkeler arasında en düşük seviyede bulunmaktadır. Bu konuda yapılan yasal düzenlemelere rağmen uygulamada yaşanan sorunlar konusunda Bakanlığınızca yapılan herhangi bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Güvel.

Sayın Kaptan…

OSMAN KAPTAN (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başbakan bazı gazetelerin Başbakanlık muhabirlerinin Başbakanlığa girmesini yasakladı. Sayın Başbakan bunu hangi gerekçeyle yaptı? Sayın Başbakanın gazeteci seçme özgürlüğü mü var, yoksa basının haber alma özgürlüğü mü yok?

İkinci sorum Sayın Nimet Çubukçu’ya: Sayın Bakan, Vakit gazetesi yazarı Hüseyin Üzmez’in küçük bir kız çocuğuna yaptığı cinsel tacizle ilgili Adli Tıp Kurumu raporuna Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu niçin zamanında itiraz etmemiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaptan.

Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Benim de sorum Sayın Çubukçu’ya olacak: Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ait yurtlarda kimsesiz, yardım ve bakıma muhtaç çocuklara yönelik birçok hizmet verilmektedir. Bu vesileyle, hayırlı hizmetleri dolayısıyla tüm Kurum personelini de tebrik ediyorum, teşekkürlerimi sunuyorum. Ancak bu yurtlarda, annesi babası, ailesi olan çocuklar da barınmaktadır. Hatta çoğunluğun bu tür çocuklar olduğu da malumunuzdur. Çocuklarına bakamayacak durumda olan ailelerin ne büyük acılar içerisinde buna mecbur olduklarını da biliyoruz, hissediyoruz. Bu ailelerin çocuklarına bakar hâlde iş ve aş sahibi yapılması Hükûmetinizin sorumluluğunda iken, sadece çocukları yurtlarda barındırmış olmakla sorumluluğunuzun bittiğini mi düşünüyorsunuz? “Şu kadar çocuğa bakıyoruz.” demek yerine çocuklar ve aileler için istihdam yaratıcı, destekleyici Hükûmet projesi var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Sayın Süner

TAYFUR SÜNER (Antalya) – Sayın Başkanım, birinci sorum: Tüm kamu ve özel sektörde erkeklere göre çalışan kadın sayısı oran olarak nedir?

İkinci sorum: Engellilerimizin önündeki engelleri kaldırmak için yeni yapılan binalarda iskân verirken engellilerimizin kolayca binadan giriş ve çıkış yapacağı şekilde dizayn edilmesi için bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Süner.

Sayın İnan…

MÜMİN İNAN (Niğde) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Aydın’a sorum: Sayın Bakanım, İslam, sevgi, hoşgörü ve adaleti temsil eden, bütün semavi dinleri ve onların medeniyetlerini kabul eden, yüce bir felsefeye dayanan büyük bir medeniyettir. Oysa Batı medeniyetinin temellerinde İslam medeniyetini ve onun Yüce Peygamberini ret vardır. Bizim medeniyetimizin hangi değerlerinden tavizler verilmek suretiyle bir ittifak yapılmaktadır? Bu ittifak kime karşı yapılmaktadır?

Diğer sorum Sayın Çubukçu’ya: Efendim, sokak çocuklarıyla ilgili, Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesini gündeme almayı düşünüyor musunuz?

Diğeri de “Sevgi Evleri”ndeki çocuklarımız sadece bayramlarda ziyaret edilen ve onlara şeker, çikolata götürülen bir ortam değil. Onların kendine güveninin ve onların topluma olan sorumluluklarının hatırlatılması anlamında ciddi bir eğitim verilmediğini görmekteyiz. Bu eğitimin verilmesi noktasında onların sadece yedirilip içirilip, on sekiz yaşına kadar devlet güvencesinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın İnan.

Sayın Özdemir…

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, Sayın Bakanlara soruyorum: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da küçük çocuklar PKK terör örgütü tarafından toplumsal olaylarda kullanılıyor. Bu bir çocuk istismarıdır. Bu konuda önleyici bir projeniz var mıdır?

İkinci sorum: Özel rehabilitasyon ve araştırma merkezlerinde, ayda altı ila on saat arasında eğitim gören 100 bine yakın engelli çocuklarımızın örgün eğitime alınabilmesi için bir çalışmanız var mıdır?

Üçüncü sorum: Genel Müdürlük tarafından, bazı gazetecilere, basın meslek ilkelerine uymadığı gerekçesiyle akreditasyon verilmezken, Almanya’da Deniz Feneri davasıyla ilgili yargılanıp hüküm giyen bir şahsa sürekli basın kartı verilmesini nasıl izah ediyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Özdemir.

Sayın Ekici…

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Geçtiğimiz ay Ankara Saray ve İstanbul Zeytinburnu Rehabilitasyon Merkezlerinde, gizli çekimlerle, kurumlarımızın içler acısı durumu dünya kamuoyunun gözleri önünde sergilenmiştir. Biraz önce Sayın Bakan konuşmasında bu içler acısı durumu nasıl tedavi edip, nasıl düzelteceğini anlatmak yerine, bu çekimi yapan Sarah Ferguson’un kimliğiyle, kraliyet ailesine mensup olup olmadığıyla ilgili bilgi verdi. Bu bizi üzmüştür. Ben Sayın Bakana bu soruyu sormamış oluyorum. Sayın Bakana bu sorunun devamında şunu sormak istiyordum: “Bu görevi layıkıyla yapmadığınız için istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye soruyordum. Sorumun sadece bu bölümünü sormuş oluyorum.

İkinci sorum: Toplumumuzda en çok mağdur olan kesimlerden bir tanesi de özürlü vatandaşlarımızdır. Özürlü vatandaşlarımızın istihdamını sağlamak için ne tür tedbirler alındı? Kamuda özürlü istihdamıyla ilgili yasanın belirlediği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ekici.

Sayın Paksoy

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Çocuk Esirgeme Kurumu arazilerinin -örneğin Göztepe’deki 90 dönüm arazisi- Ankara Çocuk Yuvasının Keçiören’deki arazisinin büyük bir kısmının elden çıkarıldığı ve burada büyük lüks konutlar yapıldığı basından bilinmektedir.

Çocuk Esirgeme Kurumundan Maliye hazinesine, oradan TOKİ’ye, oradan Emlak Gayrimenkul AŞ’ye, oradan da Kamu İhale Kanunu’na tabi olmadan Siirtli bir inşaat firmasına, Başbakanın hanımına yakın olduğu, akraba olduğu söylenen birisine satışı yapılarak bunun karşılığında TOKİ’nin Sevgi Evleri vaat edilerek, Kurum varlıklarının çeşitli yollardan karşılıksız veya değerini karşılamayacak şekilde bir yerlere aktarmanın vebali yok mudur? Bu sizi aynı zamanda vicdani yönden rahatsız etmiyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paksoy.

Sayın Işık…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, yok.

BAŞKAN – Sayın Işık yok.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Efendim, bugün Kahramanmaraş katliamının 30’uncu yıl dönümüdür. Bu katliamı yapanları şiddet ve nefretle kınıyorum.

Tabii, bu katliamla 1915 yılında yapılan olaylar tamamen farklı olaylardır. 1915 Ermeni olayları tamamen Türk Milletini ortadan kaldırmaya yönelik ve o zaman da bu olaylarda birçok masum Türk vatandaşı ahırlara doldurularak diri diri yakılmıştır. Tabii tarihini bilmeyen insanlar pek babalarını da tanımazlar. Bunları çok iyi tahlil etmek lazımdır.

Yine, yüz binlerce Türk’ün Ermeni komitalar tarafından boğazlandığı yazılmaktadır. Birtakım gerçekleri insanlar araştırarak olayların üzerine gitmesi lazım ama bu Kahramanmaraş katliamıyla Ermeni olaylarını birbirine karıştırmak bence çok sağlıksız bir benzetmedir.

Dün burada Diyanet İşleri bütçesi görüşüldü. Alevilerle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Sayın Sakık, son soru.

SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben Sayın Çubukçu’ya bir anımı paylaşarak bir iki soru sormak istiyorum:

1) 1992 yılında Saray Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezine bir yakınımı oraya götürdüm, bir hafta kaldı. Sonra gittik, çocuk paramparçaydı ve oradan aldık. Şimdi, son günlerde medyadaki tartışmalar hâlen 1992’deki Saray Rehabilitasyon Merkezi ile 2008 arasında çok büyük farkın olmadığını… Bu konuda bir bilgi istiyorum.

2) Sayın Başbakanın ve Hükûmetin sürekli şikâyet ettiği o çocuklar, eli taşlı olan çocuklarla ilgili acaba Sayın Bakanımızın ve Hükûmetimizin bu konuda bir programı, bir projesi var mı?

3) Özel rehabilitasyon merkezlerinde, özellikle taşrada, bu özürlülere hizmet sunulmadan maaşlarının yarısı alınıp o rehabilitasyon merkezine, yarısının da ailelere ödendiği şeklinde şikâyetler alıyoruz. Bu konuda bilgileri varsa, bizi bilgilendirirlerse sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Buyurunuz Sayın Çubukçu.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle konuşmama başladığım süreçte yetiştiremediğim bazı konular var, cevaplandıramadım. Tüm milletvekillerine şu anda da cevaplandırmaya zamanımın olmadığı birçok konuyu yazılı olarak cevaplandıracağımı söyleyerek başlıyorum.

Özellikle Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı ile Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yürütülen çalışma SRAP Projesi (Sosyal Riski Azaltma Projesi) tarafından Dünya Bankası kredisiyle yürütülen geçici bir projeydi ve iki yıllık bir projeydi. Süresinin dolmuş olmasına rağmen, yaklaşık bir yıl kadar daha uzatılarak, bu verimli çalışmanın devamından yana olduk. Fakat, geçici bir proje olması nedeniyle süresi bittikten sonra sona erdirilen bu çalışma, bizim tarafımızdan bugün kadın sığınma evlerinin sayısının yetersizliği nedeniyle SHÇEK tarafından devralınmış ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfıyla birlikte yürüttüğümüz Beyoğlu’ndaki kadın sığınma evi bugün kurumumuz çatısı altında hizmet vermeye devam edecektir. Dolayısıyla, burada bir yanlış bilgi vardı, onu düzeltmek istiyorum.

Özellikle Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü çalışmalarından bahsederken, gerçekten söylendiği gibi Kurumda kimsesiz çocukların yerine, tam tersine anne ve babası olan, maddi yoksunluk nedeniyle bırakılmış çocukların çoğunlukta olduğu vurgulandı. Biz de zaten az önce, yaklaşık 6 bine yakın çocuğun maddi yoksunluk nedeniyle ailesinden ayrı olan çocukların ayni-nakdî yardım yaparak kendi ailelerine dönüşünü sağladığımızı ifade ettim.

Kamu personeli içerisinde kadın oranı soruldu. Kadın oranı yüzde 23,6; erkek yüzde 76,4 oranında kamuda çalışan personel sayısı.

Engellilere yönelik binaların yeni dönemdeki yapımına ilişkin olarak 2005 yılında çıkartılan Özürlüler Yasası gereği zaten bütün bu binalar, kurumlar, bundan sonra alınacak araçlar özürlülere uygun şekilde inşa edilmek zorunda. Özellikle çocuklara yönelik olarak gösterilmiş olan bu duyarlılığa teşekkür ediyorum.

Saray Rehabilitasyon Merkezine ilişkin olarak da konuşmamda ayrıntılı olarak değindim. Burada, Parlamento çatısı altında milletvekillerinin her birinin denetimine, izlemesine açık kurumlar bunlar. Ben 1992 yılındaki kuruluşun koşullarını bilmiyorum ama bugünkü kuruluşun koşullarının ne olduğunu çok iyi biliyorum. Ankara’da olması nedeniyle de çok sık ziyaret ettiğim kurumlardan birisi. Benim bunu vurgulamaktaki nedenim kraliyet ailesinin bunu inkâr etmesi değil, bir yerde Türkiye’de maalesef bu olay ele alınırken York Düşesi Sarah unvanının ısrarla kullanılıyor olmasının olaya sanki özel bir anlam katma çabası olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca Türkiye’de bu anlamda bunu dile getirenlerin de ciddi bir düşes kompleksine sahip olduklarını düşünüyorum. Herhangi bir şekilde uluslararası bir yetkisi olmayan, kuruluştaki bakım personeline ait herhangi bir bilgisi, fikri olmayan birinin böyle bir denetimi yapmasını siz milletvekili olarak içinize sindiriyorsanız, bu sizin hoşunuza gidiyorsa size diyecek hiçbir lafım yok.

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sayın Bakan, o kompleks kimde var söyler misiniz?

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla Türkiye uluslararası kuruluşların bir parçasıdır. 2007 yılında Haziran ayında Avrupa İşkence Önleme Komitesi tarafından gizlice denetlenmiş, raporlara konu edilmiş bir kurum. Ümit ediyorum ki Sarah Ferguson’a gerek kalmaksızın sizler şöyle havaalanı yoluna bir uğrayın da buraları bir görün, ondan sonra bu konuşmaları yapın.

ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Sayın Bakanım, o çocuklara yazık, yazık! Ellerinden kollarından bağlılar, yazık! O görüntüler yalan mıydı?

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla… Keşke gitseniz de görseniz! Bu işin sadece siyasetini yapıyorsunuz Sayın Çerçioğlu.

ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Elinizi vicdanınıza koyun!

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Zerre kadar vicdan sahibi olduğunuzu düşünmüyorum, bu hassasiyetle hareket ettiğinizi de düşünmüyorum.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen ne hakla böyle konuşursun!

BAŞKAN – Sayın Bakan...

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla, bu işin siyasetini yapmayın…

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Sen ne hakla böyle konuşuyorsun! Benim vicdanımı sen mi yargılıyorsun?

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – …bu işin siyaseti size de zarar verir, bize de zarar verir.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Utan biraz, utan!

MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Saygılı ol biraz! Saygılı ol!

AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Görevinizi layıkıyla yapın. Yazık, bu çocuklar sizin vicdanınıza teslim ediliyor.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla, bu işin siyasetini yapmayın, siyaset yapacak daha çok konularımız var.

Hepinize saygılar sunuyorum.

RASİM ÇAKIR (Edirne) – Bakansan cevabını ver! Bir de gülüyorsun!

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Aydın.

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Yine, iki üç arkadaşımız -daha fazla uzatmam mümkün olmadığı için saygımdan dolayı temas ediyorum- bu Medeniyetler İttifakı konusuna dokundular.

Önerimi tekrarlayayım: Ne zaman, nerede kendileri arzu ederlerse veya hazırlanacak yeri benden talep ederlerse, kendileri şeref verirlerse, orada bunu sonuna kadar konuşup, tartışıp, bütün eleştirilerini alıp, haklı olduğum yerde haklı, haksız olduğum yerde haksızlığımı kabul etme taahhüdü içerisinde kendilerini davet ediyorum. Çağırın, çağırdığınız yere ben geleyim. Anladığınız gibi değil. Bazı arkadaşlarım, tahmin ettiğiniz gibi değil. Bir arkadaşımız söyledi. Bu proje “İşte, İslam dünyası El Kaide’den, Taliban’dan ibaret değildir”i birilerinin gözüne sokmak için vardır, oradaki haksızlığı gidermek için vardır.

Arkadaşlarım, söyledim, seksen civarında ülke bu projeye -Birleşmiş Milletler bünyesinde, benim değil, zaten Birleşmiş Milletlerin projesi- destek vermek için orada.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Kalkınma projesi mi!

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Bunların en az yetmiş beşi, yetmiş altısı resmen laiktir. Bir tanesi çıkıp da “Laik bir ülkeyiz, biz buradan hemen çıkalım.” demez yani. Bu ayrı bir şey. Bunun laiklikle ilgisi yok. Tam tersine, raporu orada okursanız, Türkiye'nin laik devlete sahip olmasının ne kadar avantajlı olduğunu, örnek olduğunu görürsünüz orada. Lütfen girin, Medeniyetler İttifakı… Bir girin, o raporu bir okuyun. İngilizcesi var, Fransızcası var, Türkçesi var; okuyun, eleştirilerinizi yazın, ben size cevap vereyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Fransızca bilmiyoruz Sayın Bakan, biz Türkçe biliyoruz!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Soru çok açık ve net. İttifak yaptık ya!

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – O bakımdan onu tekrar edeyim. Lütfen, vaktim çok az.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kime karşı?

DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Diğer sorulara gelince: Bu TRT’yle ilgili, diğer radyo, televizyonlarla ilgili Türkçe, Türk kültürü için hepimiz el ele verip çalışmamız lazım. Bu öyle bir bakanın veya TRT’den sorumlu bir bakanlığın çabalarıyla olacak gibi değil. Bütün üniversitelerimiz, her birimiz, kendimize ne düşüyorsa bu milletin dili için, tarihi için, kültürü için, gelin, hepimiz bunları siyaset üstü kabul edelim, o konudaki başarıları ne siyasete dercedelim ne de siyasetle birlikte mütalaa edelim çünkü bunlar çoluk çocuğumuzun, torunlarımızın, gelecek kuşakların hazinesidir. Gelin, o konuda birlikte ne yapılacaksa ben ona hazırım, benim sorumlu olduğum kurumlar ona hazır ama gerçekten  başarı için hepimizin el ele vermesi lazım.

Bir diğer konu, bu Başbakanlıktaki muhabirler konusu. O benim sorumlu olduğum kurumla ilgili değil. Biz, nihayetinde resmî görevi, zaten kanununda belli olan şeyleri yapıyoruz. Sayın Başbakan -veya Başbakanlık diyeyim çünkü epeyce önceydi- gerekli açıklamaları yaptı. Tatmin edici oldu mu olmadı mı? Beni burada ilgilendiren, yani benim cevap vermem gereken bir konu değil. Gerekiyorsa tekrar Başbakanlık danışma ofisine yeniden müracaat edilir ve  eğer yeni bir gelişme, bilgi olduysa oradan alınır. Açıkçası, ben bilmiyorum.

Bir diğer konu: Bu Mehmet Gürkan’a, Almanya’da yayınlanana basın kartı verildi mi? Hayır. Ne basın kartı verildi… Eski basın kartı da iptal edildi zaten, çünkü mevzuat gereği zaten bunun olması mümkün değildi. 

Son soruyla ilgili, doğrudur arkadaşım, doğrudur, Özel Kalem Müdürüm  TRT Genel Müdürlüğünde uzmandır ve benim bildiğim kadarıyla, herhâlde en az bir iki bakan daha var, onların da yine özel kalem müdürleri ve danışmanları yine ya Anadolu Ajansında ya Basın Yayında ya TRT’de devlet memuru olarak görevlidirler ama aynı zamanda… Eminim zaten sizin danışmanlarınızın da kahir ekseriyeti öyledir. Biz, büyük ölçüde zaten diğer kurumlardan alıyoruz. Dolayısıyla, özlük hakları o kurumdadır, geçici olarak burada görevlendirilmiştir.

İlginize teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydın.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, bir noktayı tutanağa geçmesi için yerimden arz edeceğim, söz istemiyorum.

Hiçbir bakanın hiçbir milletvekiline “Sizde zerre kadar vicdan yoktur.” deme hakkı yoktur. Onun için, Sayın Çubukçu’yu kınıyorum buradan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Vicdanınız kaldırıyorsa” diye ifade etti, öyle bir şey yok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tutanağa bakarız.

BAŞKAN -  Sayın milletvekilleri, sırasıyla, beşinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Karar yeter sayısının aranılmasını istiyorum.

BAŞKAN – Bakacağım efendim.

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bölümleri okutuyorum:

07.77 - BASIN YAYIN ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

 

Açıklama

(TL)

01

 

Genel Kamu Hizmetleri

4.096.400

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

02

 

Savunma Hizmetleri

73.300

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

08

 

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

62.496.300

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

 

 

 

GENEL TOPLAM

66.666.000

 

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                                      (YTL)      

- Genel Ödenek Toplamı

:

                    57.322.908.00

- Toplam Harcama

:

                    55.945.104,83

- İptal Edilen Ödenek

:

                      1.377.803,17

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.08- TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNOLOJİK ARAŞTIRMA KURUMU BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

 

Açıklama

(TL)        

01

Genel Kamu Hizmetleri

1.075.490.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

500.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

07

Sağlık Hizmetleri

476.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

09

Eğitim Hizmetleri

50.619.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

GENEL TOPLAM

1.127.085.00

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gelir cetvelini okutuyorum:

G E L İ R  C E T V E L İ

KOD

 

Açıklama

(TL)     

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

125.259.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

947.786.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

05

Diğer Gelirler

38.000.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

08

Alacaklardan Tahsilat

40.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

TOPLAM

1.111.085.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

 

 

     (YTL)       

- Genel Ödenek Toplamı

:   1.278.027.748,08

 

- Toplam Harcama

:      928.295.712,49

 

- İptal Edilen Ödenek

:      349.732.035,59

 

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:          9.017.359,59

 

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

                                                                     (YTL)      

- Bütçe Tahmini               :                  924.335.000,00

- Yılı Net Tahsilatı           :                  819.374.871,25

BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Başkanlığı 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.09- TÜRKİYE BİLİMLER AKADEMİSİ BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

 

Açıklama

(TL)

01

                 Genel Kamu Hizmetleri

                                                  7.997.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

GENEL TOPLAM

                                                                      7.997.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

Gelir cetvelini okutuyorum:

G E L İ R  C E T V E L İ

KOD

 

Açıklama

(TL)     

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

40.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelir-ler

7.947.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

05

Diğer Gelirler

10.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

TOPLAM

7.997.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Bilimler Akademisi  Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                                            (YTL)             

- Genel Ödenek Toplamı

:

7.157.010,00

- Toplam Harcama

:

5.115.709,89

- İptal Edilen Ödenek

:

2.041.300,11

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek

:

1.259.206,01

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

 

B- CETVELİ

                                                                 (YTL)           

- Bütçe Tahmini               :                  6.275.000,00

- Yılı Net Tahsilatı           :                  5.764.740,32

BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Bilimler Akademisi Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.02- ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU BAŞKANLIĞI

1.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

 

Açıklama

(TL)      

01 

Genel Kamu Hizmetleri

3.206.890

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

292.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

08

Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri

24.258.110

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

 GENEL TOPLAM

27.757.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

Gelir cetvelini okutuyorum:

G E L İ R  C E T V E L İ

Kod

 

Açıklama

(TL)   

03

Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

4.480.257

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

04

Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler

9.824.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

05

Diğer Gelirler

7.452.743

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

TOPLAM

21.757.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                               (YTL)         

- Genel Ödenek Toplamı   :            32.269.015,69

- Toplam Harcama             :            15.159.638,95

- İptal Edilen Ödenek        :            17.109.376,74

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B- CETVELİ

                                                                 (YTL)            

- Bütçe Tahmini              :                     21.514.000,00

- Yılı Net Tahsilatı          :                   157.181.269,88

BAŞKAN – (B) cetvelinini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.93 - SOSYAL HİZMETLER VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

 

Açıklama

(TL)                

01

Genel Kamu Hizmetleri

11.847.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

8.400.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

1.557.651.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

GENEL TOPLAM

1.577.898.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezî Yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN–  (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                                       (YTL)              

- Genel Ödenek Toplamı                 :       631.675.210,89

- Toplam Harcama                          :       618.158.826,71

- Ödenek Dışı Harcama                  :           1.437.351,21

- İptal Edilen Ödenek                      :         14.876.147,56

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek       :                77.587,83

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezî Yönetim kesinhesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.87 - ÖZÜRLÜLER İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu

 

Açıklama

(TL)

01

Genel Kamu Hizmetleri

1.272.500

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

02

Savunma Hizmetleri

49.900

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

03

Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri

125.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

10

Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hizmetleri

4.468.600

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

 

 

 

 

GENEL TOPLAM

5.916.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2009 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Özürlüler İdaresi Başkanlığı 2007 yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Özürlüler İdaresi  Başkanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L

                                                                            (YTL)       

- Genel Ödenek Toplamı             :         4.582.790,00

- Toplam Harcama                      :         4.348.844,84

- İptal Edilen Ödenek                  :            233.945,16

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Özürlüller İdaresi Başkanlığı 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.88 - AİLE VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu                                          Açıklama                                                  (TL)

01           Genel Kamu Hizmetleri                                                            5.731.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

        GENEL TOPLAM                                                                         5.731.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                                    (YTL)     

- Genel Ödenek Toplamı  :                  4.401.998,00

- Toplam Harcama            :                  3.728.691,49

- İptal Edilen Ödenek        :                     673.306,51

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.89 - KADININ STATÜSÜ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.– Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu                                          Açıklama                                                  (TL)

01           Genel Kamu Hizmetleri                                                           4.404.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

        GENEL TOPLAM                                                                         4.404.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2009  yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim  Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

A    C E T V E L İ

                                                                      (YTL)     

- Genel Ödenek Toplamı   :                     3.446.411,00

- Toplam Harcama            :                      2.941.079,02

- İptal Edilen Ödenek        :                        505.331,98

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü 2007  yılı merkezî yönetim kesin hesabının  bölümleri kabul edilmiştir.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati : 16.57

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.16

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Şimdi altıncı tur görüşmelerine başlayacağız.

Altıncı turda Millî Savunma Bakanlığı,  Savunma Sanayi Müsteşarlığı, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçeleri yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 312) (Devam)

2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) (Devam)

I) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI

1.- Millî Savunma Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

J) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1.- İçişleri Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

K) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

L) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

M) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Alınan karar gereğince, tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapacağız.

Şimdi, altıncı turda grupları ve şahısları adına söz isteyen üyelerin isimlerini okuyorum:

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Düzce Milletvekili Celal Erbay, Çankırı Milletvekili Nurettin Akman, Kayseri Milletvekili Sadık Yakut, Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş, Eskişehir Milletvekili Emin Nedim Öztürk, Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan, Niğde Milletvekili İsmail Göksel, İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına: Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Muş Milletvekili Nuri Yaman, Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ, İzmir Milletvekili Bülent Baratalı, Mersin Milletvekili Ali Oksal, Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Kayseri Milletvekili Sabahattin Çakmakoğlu, Bursa Milletvekili Hamit Homriş, Ankara Milletvekili Bekir Aksoy, Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir, İzmir Milletvekili Kamil Erdal Sipahi.

Şahısları adına: Lehinde, Hakkâri Abdulmuttalip Özbek; aleyhinde, Adana Milletvekili Kürşat Atılgan.

Şimdi ilk söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Düzce Milletvekili Celal Erbay’a aittir.

Buyurunuz Sayın Erbay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA CELAL ERBAY (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Savunma Bakanlığının 2009 mali yılı bütçesiyle ilgili olarak AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, bugüne kadar devletimizin bekası, vatanımızın bütünlüğü uğruna can veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum.

Millî Savunma Bakanlığı bütçesi denilince ilk akla gelen Türk Silahlı Kuvvetlerinin bütçesi ve savunma ihtiyacımızdır. Bilindiği üzere ülkemiz bulunduğu coğrafi konum nedeniyle dünyanın sıcak çatışmalarının sıkça yaşandığı ve uluslararası dengelerin her an değişebileceği kriz merkezlerinin ortasında yer almaktadır. Bu nedenle ülkemizin savunmasının güçlü olması şarttır, kaçınılmazdır.

Sayın Başkan, Türk Silahlı Kuvvetleri bulunduğumuz coğrafya nedeniyle bugüne kadar caydırıcı güç olmuş, bundan sonra da bu özelliklerini devam ettirecektir. Dost ve müttefiklerimize güven veren, bölgesel barışın ve istikrarın sürekliliğini sağlayan bir ülke olmanın asli unsuru, güçlü ve caydırıcı bir silahlı güce sahip olmakta yatmaktadır. Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle ilgili savunma faaliyetlerinin diğer tüm faaliyetlerden apayrı özelliği bulunmaktadır. Burada asıl amaç, savunma faaliyetlerinin yanında barışı sağlamak ve bunu sürekli kılmaktır. Bu da ancak, güçlü, donanımlı, modern bir orduya sahip olmakla mümkündür çünkü barışın ve güvenliğin bedeli olmaz ve olamaz.

Sayın Başkan, Türk ordusu tarihî süreç içinde değerlendirildiğinde, ilk düzenli ordumuzun Mete Han tarafından milattan önce 209 tarihinde kurulduğunu ve bu tarihin Türk kara kuvvetlerinin kuruluş tarihi olarak kabul edildiğini görürüz. Bu doğrultuda askerî teçhizat ihtiyacımızın da aynı tarihte başladığını kabul etmemiz gerekir. Başlangıçtan bugüne kadar devam eden bu süreçte milletimiz en iyi savunma vasıtalarını ve en üstün silahları kullanmış, Anadolu’ya geliş ve denizle tanışmamız ise ilave olarak yeni askerî teçhizat ihtiyaçlarını ortaya çıkartmıştır.

Ordularımız tarih boyunca en güçlü ordular arasında yer almış, özellikle Fatih döneminde İstanbul’un fethi için imal edilen toplar savunma sanayimizin tarihî seyrinde ilk dönemin önemli kilometre taşlarını oluşturmuştur. Cumhuriyet döneminde de savunma sanayisi bizzat devlet tarafından yönlendirilmiş ve geliştirilmiştir. Karşılaşılan tüm ekonomik ve teknolojik olumsuzluklara rağmen savunma sanayimizin temelleri cumhuriyetimizin ilk yıllarında atılmış ve silah, mühimmat, havacılık sektöründe de önemli aşamalar gerçekleştirilmiştir.

Sayın Başkan, değişen dünya şartları ve uluslararası ilişkilerin kazandığı yeni boyutlar ülkelere genelde savunma bütçelerini kısma hususunda bir zorlama takdim etmiştir ancak Türkiye’nin çevresindeki tehdit boyutlarının NATO, Varşova Paktı dışına çıkarak bizzat kendine özgü bir görünüm arz etmesi üzerine, özellikle ülkemizin jeopolitik konumundan ve Ege, Kıbrıs, Irak ve PKK benzeri iç tehditlerden ötürü…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

CELAL ERBAY (Devamla) - …çeşitlilik kazanmasından dolayı silahlanma ve çağdaş bir ordu bulundurma gereğine her zamanki kadar önem verilmiştir.

Bütün bunların ışığında, güvenlik ve savunma konularında Hükûmetimiz çok daha duyarlı olarak güvenliğimiz ve savunmamız neyi gerektiriyorsa bunun için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacağını hep vurgulayagelmiştir. Hükûmetimizce Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan tüm kanun ve tasarılar hep bu hedefler doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Görüşmekte olduğumuz Millî Savunma Bakanlığı bütçesi de millî ve askerî stratejik hedefler ve planlar dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Sayın Başkan, muhterem heyet; bütçemizin, Millî Savunma Bakanlığımıza ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Erbay.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çankırı Milletvekili Nurettin Akman.

Buyurunuz Sayın Akman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de modern bir savunma sanayi altyapısı kurulması ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin modernizasyonu için 1985 yılında Savunma Sanayi Destekleme Fonu ve Millî Savunma Bakanlığına bağlı olarak da Savunma Sanayii Müsteşarlığı kurulmuştur. 3238 sayılı Kanun’la Müsteşarlığın teşkilat ve görevleri tanımlanmış, savunma sanayisiyle ilgili konularda üst düzey karar almak amacıyla Savunma Sanayi İcra Komitesi oluşturulmuştur. Başbakanın başkanlığında, Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanından oluşan Savunma Sanayi İcra Komitesi yılda iki defa toplanmakta, gündemine getirilen konuları Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ve uzmanlarının da hazır bulunduğu toplantılarda istişare ederek kararlar almaktadır. Memnuniyetle ifade edebilirim ki AK PARTİ İktidarında bu toplantılar önem kazanmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerini geleceğe hazırlayacak çok önemli projelere imza atılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2003 yılından bu güne son beş yılda alınan tedbirler ve akıllıca kurulan proje modelleriyle artık kendi tasarımlarını yapan bir savunma sanayimiz bulunmaktadır. Cumhuriyet tarihimizde ilk defa tankımızı, savaş gemimizi, insansız uçağımızı, elektronik hard sistemlerimizi kendi firmalarımız tasarlıyor, üretimlerini de kendi firmalarımız gerçekleştirecektir. Savunma sanayimizin cirosu ilk defa 2 milyar doları, ihracatı ise ilk defa 400 milyon doları geçmiş bulunmaktadır.

Bu projelerden bazılarını özetleyebilirim. Türk Silahlı Kuvvetlerinin taarruz, taktik, keşif helikopteri ihtiyacının karşılanması amacıyla ATAK Projesi Sözleşmesi imzalanmış, 24 Haziran 2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin tüm fikrî, mülkiyet ve ihracat haklarına sahip olacağı ilk millî tasarım tank prototipin geliştirilmesi amacıyla başlatılan ALTAY Millî Tank Projesi Sözleşmesi Otokar firmasıyla 29 Temmuz 2008 tarihinde imzalanmıştır.

Yine ülkemizin ilk millî tasarım korvet tipi savaş gemisi MİLGEM Projesi kapsamında ilk gemi olan Heybeliada Gemisi, Preveze Deniz Zaferi’nin yıldönümü olan 27 Eylül 2008 tarihinde denize indirilmiştir.

Bir Türk firması olan MİLSOFT tarafından geliştirilecek Millî Komuta Kontrol Sistemi Yazılımını haiz olması öngörülen dört adet sahil güvenlik arama kurtarma gemisi, 2012 yılına kadar envanterimize girmiş olacaktır.

Toplam 16 adet tedarik edilecek olan yurt içi tasarım yeni tip karakol botlarının teslimatlarına ise 2010 yılında başlanacaktır. Bunların her birisi 60’ar metre boyunda harp gemileridir.

İç güvenlik ihtiyaçlarına yönelik olarak yürütülen ve geleceğin havacılık teknolojisi olarak gösterilen insansız hava araç sistemlerinin millî imkânlarla geliştirilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının karşılanması hedeflenmiştir.

Geliştirme çabaları devam eden döner kanatlı mini insansız helikopter sistemleri ise Mayıs 2009 itibarıyla teslim edilmiş olacaktır.

Yirmi dört saat havada kalabilen operatif insansız hava aracının TAI’de tasarımı devam etmekte olup teslimatların 2010 yılında gerçekleştirilmesi beklenmektedir. İlk millî güdümlü roketimiz olan      -Cirit- havadan karaya lazer güdümlü roketin atış testleri ROKETSAN tarafından başarıyla gerçekleştirilmiş olup, ürün ve üretim hattı kalifikasyonu çalışmaları devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının karşılanması ve savunma sanayimizin geliştirilmesi maksadıyla yürütülen bu projelerle kazanılan birikimlerle Türk savunma sanayisi bugün dünyanın en önde gelen şirketleriyle iş birliği yapabilecek bir seviyeye ulaşmıştır. Bu çerçevede, geleceğin teknolojisi olarak kabul edilen yeni nesil savaş uçağı F-35 projesinde Amerikan firmalarından 5 milyar dolar, A350 sivil yolcu uçağı projesinde Avrupa firmalarından 500 milyon dolar iş payı alınmıştır. A400M askerî nakliye uçağı projesinde iş payımız yaklaşık olarak 600 milyon avrodur.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ İktidarına kadar Millî Savunma bütçesi bütçe içerisinde en yüksek payı alıyordu, bugün gerek Millî Savunma gerekse Genelkurmay Başkanlığımızın uyguladığı tasarruf tedbirleriyle hizmetten taviz vermeden, eğitim ve sağlıktan sonra bütçe üçüncü sırada gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

NURETTİN AKMAN (Devamla) – Bu yıl 14 milyar 532 milyon YTL olan Millî Savunma Bakanlığı bütçesi içerisinde yaklaşık 7 milyar YTL mal ve hizmet alımlarına ayrılmıştır. Bu miktarın yaklaşık yarısının savunma sistemi ihtiyaçları için harcanması öngörülmektedir. Savunma sistemi ihtiyaçlarının alımı için harcanması öngörülen 3,5 milyar YTL’ye bütçe dışında olan Savunma Sanayi Destekleme Fonu’nun yaklaşık 1 milyar YTL’siyle hazine garantili dış borçların içerisinde yer alan hazine kredilerini de eklersek, 2009 mali yılı içerisinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin savunma ihtiyaçları için bu miktarlar kullanılmış olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savunma harcamalarımızın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 1,5 civarındadır. Bu oran dünya ortalaması olan 2,5 oranının bir hayli altındadır. İç güvenlik konularımızı ve Türkiye'nin çevresel şartlarını ele alırsak bunu 1-2 kat daha artırmak durumunda olduğumuzu belirtiyor, bu duygu ve düşüncelerle bütçemizin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akman.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sadık Yakut.

Buyurunuz Sayın Yakut. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SADIK YAKUT (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile diğer mevzuatla kendisine tevdi edilen görevlerini, merkezde 6 ana hizmet birimi, 6 danışma ve denetim birimi, 7 yardımcı hizmet birimi ile 3 bağlı kuruluşu; taşrada ise 81 il valiliği ve 892 ilçe kaymakamlığı ve bunlara bağlı birimleri vasıtasıyla yürütmeye devam eden İçişleri Bakanlığımız, AK PARTİ’nin birey ve hizmet odaklı siyaset anlayışı çerçevesinde geçmiş dönemlerle karşılaştırıldığında birçok sorunu çözmenin yanı sıra, birçok yeni proje ve yapılanmayı da beraberinde getirdiğini görmenin heyecanı ve kıvancı içerisinde yaptıklarımızı veya yapmak istediklerimizi beş dakikaya sığdırmaya çalışacağım.

Güvenlik hizmetlerinde hukukun üstünlüğü, sivil katılım, denetime açıklık, şeffaflık gibi evrensel değerleri kapsayan zihniyet değişimine dayalı, vatandaşı merkeze alan hizmet anlayışımızın ışığı altında, gelişmiş demokratik ülkelerin çoğunluğunda başarılı bir şekilde uygulanan Toplum Destekli Polislik Projesi ülkemizde de uygulamaya konulmuştur. Olaylara en kısa süre içerisinde müdahale etmek, kişi hak ve özgürlüklerini ön planda tutarak vatandaşa en hızlı ve iyi hizmeti sunmak amacıyla kısaca “MOBESE” olarak bilinen Kent Güvenlik Yönetim Sistemi Projesi’nin yanı sıra, Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi Projesi geliştirilerek ülke bütünlüğünde iç güvenliğin en etkin şekilde sağlanması yoluna gidilmiştir. İlaveten Sahil Gözetleme Radar Sistemi Projesi ile karada, havada ve denizde tam güvenlik ortamı sağlanmıştır.

Suçla mücadelede delilden sanığa ulaşma yönteminin altyapısı güçlendirilmiş, sokak suçlarının önlenmesi bağlamında yeni yöntem ve tekniklerin kullanılmasına yönelik olarak seksen bir ilimizde Polisin Asayiş Suçları İle Mücadele Stratejisinin Geliştirilmesi ve Güçlendirilmesi Projesi hayata geçirilmiştir.

Güven timleri ve yıldırım ekipleriyle kapkaç suçlarında azalma sağlanmış, Güvenli Okul, Güvenli Eğitim Projesi devreye sokulmuştur. 60’ıncı Hükûmet Programı Eylem Planı’nda “Toplumun huzur ve güvenliğini sağlamaya yönelik çabalar yoğunlaştırılacak, önleyici kolluğa ağırlık verilecek, polis ve jandarma gerek insan hakları gerekse teknolojik altyapı ve malzeme bakımından daha da güçlendirilecektir. Bu çerçeve içerisinde terör ve terörizmin finansmanı, organize suçlar, yasa dışı göç ve iltica hareketleri, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ile etkin bir şekilde mücadele edilecektir.” şeklinde ortaya konulan hedefler birer birer gerçekleşmekte “Temiz ülke, temiz toplum.” hedefine ulaşmak için var gücümüzle çalışılmaktadır. Nihai hedefimiz, karanlık odakların ve alanların olmadığı, şeffaf, demokratik bir toplum ve devlet yapısı, aydınlık bir ülke içindir.

2006-2012 dönemini kapsayacak şekilde hazırlanan Ulusal Strateji ve Politika Belgesi’nin Başbakanlık makamınca imzalanarak yürürlüğe girmesine paralel şekilde Strateji Belgesi’nin uygulanmasını gösteren Ulusal Uyuşturucu Eylem Planı’nın birincisi 2007-2009 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanarak uyuşturucuyla mücadelede ulusal yol haritası belirlenmiştir.

Mali suçlar olarak tanımlanan akaryakıt ve sigara kaçakçılığı suç faaliyetlerinin önlenmesinin yanı sıra, yolsuzluk suçları ve göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti suç faaliyetlerinin engellenmesi ile de etkili bir şekilde mücadeleye devam edilmiştir. Bu şekliyle ülkemiz Avrupa’nın en güvenli ülkeleri arasındadır. Aynı zamanda ülkemiz, suç aydınlatma oranları bakımından da Avrupa’nın önde gelen birkaç ülkesinden biridir.

AK PARTİ olarak millî birlik ve beraberliğimizi, ülkemizin bölünmez bütünlüğünü, devletimizin bekasını ve üniter yapımızın korunmasını en büyük öncelik olarak görüyoruz. Terörle mücadele ve iç güvenliğin tesisinde en başat görev İçişleri Bakanlığımıza düşmektedir. Yeni modelleme ve yapılanmalarda terörle mücadele kazanımlarımıza kurumsal hafıza ve millî koordinasyon ve iş birliğine dayalı bir odak anlayışı ve sıfır taviz ve sıfır toleransla terörün kökünün kazınması, olmazsa olmaz hedeflerimiz arasındadır.

Vatandaşların terörden doğan zararlarını karşılamanın yanı sıra köye dönüş ve rehabilitasyon çalışmaları sürdürülmekte, şehit yakınları ve gazilerimize sahip çıkılmaktadır. Trafik güvenliğinde yeni açılımlar, hedefler ve çözüm projelerinin bir paçası olan maddi hasarlı kazalarda uzlaşma mekanizması gerçekleştirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 BAŞKAN -  Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

SADIK YAKUT (Devamla) -  Değerli milletvekilleri, diğer projelerimizi de sıralayacak olursak, Delilden Sanığa Ulaşma Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi, jandarma teşkilatımızda  Jandarma İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezi, Dijital Ses ve Görüntü Kayıt Sistemlerinin Kurulması Projesi, İfade Alma Yöntemleri ve İfade Alma Odalarının Geliştirilmesi Projesi, Mahallî İdarelere İlişkin Reform Projesi, Kimlik Paylaşım Sistemi Projesi, Adres Kayıt Sistemi Projesi, Mekânsal Adres Kayıt Sistemi Projesi diye sıralandırılabilir.

İçişleri Bakanlığının 2009 yılı bütçesinde 2008 yılı bütçesine göre yüzde 41’lik bir artış oranının teklif edilmesi, bu Bakanlığımıza verilen önem ve desteğin bir nişanesi olmuştur.

İçişlerimizin fedakâr ve cefakâr mensuplarının bu desteği fazlasıyla hak ettiği inancı içerisinde, başarılı çalışmalarından dolayı kutluyor, şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnetle anıyor, şahsım ve grubum adına İçişleri Bakanlığı bütçesinin kabulüyle hayırlı olmasını temenni ediyorum. Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN -  Teşekkür ediyoruz Sayın Yakut.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Çorum Milletvekili Ahmet Aydoğmuş

Buyurunuz Sayın Aydoğmuş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET AYDOĞMUŞ (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı 2009 mali yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, kıymetli üyeler; İçişleri Bakanlığımız, ülkemizin her karış toprağına hizmet götüren ve bütün vatandaşlarımızı kucaklayan, vatandaşların can ve mal güvenliğini, toplumun huzur ve emniyetini sağlayan, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korku ve endişeden uzak, güven içerisinde kullanmalarına imkân tanıyacak ortamı oluşturmaktadır. Şu unutulmamalıdır ki, gerçek anlamda huzur ve güven özgürlüklerin ve adaletin tam anlamı ile yaşandığı bir toplumda mümkün olmaktadır. Bunun için Hükûmetimiz güvenlik anlamında, güvenlik hizmetleri kapsamında önleyici tedbirler almış, güvenlik güçlerimizin nitelik ve niceliklerini artırıcı tedbirler hayata geçirmiş, suç soruşturmasına ilişkin teknik ve idari kapasiteyi geliştirmiş -mobil iletişim teknolojisinden azami oranda yararlanmaktadır- güvenlik birimleri ile toplum arasında güçlü bağlar kurmaya yönelik projeler geliştirmiş, halkımızın gündelik yaşamını etkileyen asayiş suçlarıyla mücadele amaçlı yeni stratejiler geliştirmiş ve hayata geçirmiştir. Okul, aile ve güvenlik kuvvetlerinin yakın iş birliği ve dayanışma içinde bulunmalarını ön planda tutarak gerekli önlemleri almıştır. Suçla etkin mücadeleyi sağlayacak bina, araç ve gereçlerin, gerekli ihtiyaçların öncelikli sağlanmasına önem verilmiştir.

Sayın Başkan, kıymetli vekiller; kaliteli hizmetin ancak nitelikli ve yeterli sayıda personelle mümkün olacağını hepimiz bilmekteyiz. AK PARTİ İktidarı tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda, emniyet teşkilatında 2003 yılında yüzde 21 olan yüksekokul ve üniversite mezunu polis oranı, 2008 yılında yüzde 75’e yükselmiştir. Emniyet teşkilatında görev yapan emniyet personelinin ekonomik durumunda günümüz şartlarına göre büyük oranda iyileştirme yapılmıştır. Toplumsal olaylarda can ve mal kaybının önlenmesi, suçun oluşmasının engellenmesi için MOBESE olarak bilinen Kent Güvenlik Yönetim Sistemi Projesi ve Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi Projesi geliştirilmiş, MOBESE ile on üç ilimizde tamamlanan güvenlik teşkilatı Çorum’un da içinde bulunduğu otuz dört ilde ise şu anda faaliyete geçme aşamasındadır.

Ülkemizin Avrupa’nın en güvenli ülkeleri arasında olduğunu hepimiz kanaatimce biliyoruz. Avrupa Birliği ülkeleriyle kıyaslandığında küçümsenmeyecek başarılar elde edilmiştir. Bu konuda Interpol verileri dikkate alınacak olursa, 100 bin kişiye düşen suç oranı Almanya’da 7.747, Polonya’da 3.616, Kanada’da 8.512 iken, bu sayı Türkiye’de 973’tür. Interpol verilerine göre, 100 bin kişiye Berlin’de 15.029, Viyana’da 13.853 suç düşerken, bu sayı İstanbul’da 1.080, Ankara’da 777, İzmir’de ise 652’dir. Yine Interpol verilerine göre, suç aydınlatma oranı dikkate alındığında, Türkiye’nin yüzde 62 oranıyla Avrupa Birliği ülkeleri dâhil birçok ülkeden daha iyi bir güvenlik sistemini oluşturduğunu ortaya koymuştur.

Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; dünyanın hiçbir ülkesi de Türkiye kadar farklı amaçlarla kurulmuş ve uluslararası destek alan terör örgütleriyle mücadele etmek durumunda bırakılmamıştır. Ülkemiz, son otuz yıldır yıkıcı ve bölücü terör belasıyla karşı karşıyadır. Bu süreçte bütün sorunlarımız için yapılması gereken, daha çok demokrasi, daha çok özgürlüktür, daha çok yatırım, daha çok üretim, güvenliktir, istikrardır. Güven ve istikrarın olmadığı bir yerde gelişme olamaz. Terör ve şiddetin var olduğu bir yerde de kalkınma olmaz, huzur olmaz, istikrar olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen, sözlerinizi tamamlayınız.

AHMET AYDOĞMUŞ (Devamla) – Bütün bunlara ilaveten, e-devlet anlamında yürüttüğümüz çok önemli ulusal projeler sayesinde vatandaşlarımızın kamu hizmetlerinden çok daha rahat yararlanmalarını sağlamakta, öte yandan devlet kurumlarının yürüttüğü işlerin hız ve kalitesini artırmaktadır. Bütün bunları yapmak için bilfiil herkes üzerine düşeni de yapmaktadır. Çalışmalar yarınları kucaklayacak niteliktedir. Bütün bu yapılanlar AK PARTİ İktidarının başarısını da ortaya sermektedir.

Bu konuda daha anlatılacak birçok konunun olmasına rağmen, zamanın yetersizliği dolayısıyla ilerleyen zaman içerisinde Meclis çatısı altında bunlara ayrıyeten zaten değineceğiz.

Sözlerime son verirken 2009 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aydoğmuş.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Emin Nedim Öztürk.

Buyurunuz Sayın Öztürk (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA EMİN NEDİM ÖZTÜRK (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğünün 2009 yılı bütçesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hak ve özgürlüğümüzü ancak güvenlik varsa kullanabiliriz. Zira, özgürlüklerin temelinde güvenliğin sağlanması koşulu vardır. Bununla birlikte özgürlüğün güvenliğe feda edilmemesi, özgürlük ve güvenlik dengesinin de iyi korunması gerekmektedir. İşte bu amaçla güvenlik güçlerimiz kendilerine verilmiş, hukuk düzeni içerisinde devletimizin ve milletimizin her türlü iç ve dış tehlikelerden uzak tutulması, kanun hâkimiyetinin sağlanması, suç işlemeye yönelik davranışların önlenmesi, suçluların yakalanarak adli makamlara teslim edilmesi gibi huzur ve güvenliğimiz için özverili olarak çalışmaktadırlar. Hırsızlık, gasp, kapkaç, yankesicilik ve dolandırıcılık gibi, toplumumuzu tehdit eden olaylarda önemli azalmalar meydana gelmiştir. Gerçekleştirilen büyük operasyonlar ile terör ve örgütlü suçlarla mücadele alanında önemli sonuçlar alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, Emniyet Genel Müdürlüğü, başarısı, sahip olduğu bilgili ve tecrübeli teşkilatı ile dünya polis teşkilatları tarafından da takdirle izlenmektedir. Huzur ve güvenliğin sağlanması konusunda önemli görevler üstlenen polisimizin ekonomik ve sosyal imkânlarının geliştirilmesinin Hükûmetimizin öncelikli hedefleri arasında olmasını büyük bir memnuniyetle karşılıyorum. Zira, polisimizin görevleri gereği üstlendiği risklerin karşılığında adil bir ücret almaya hakkı olduğu bir gerçektir.

Değerli milletvekilleri, halkımızın huzur ve güvenliğini sağlamaya çalışan emniyet teşkilatımızı yıpratmaya çalışmanın ya da yurt dışında olan bazı olayların ülkemizde de olmasını temenni ediyormuş gibi görünmenin kime yararı vardır. Olsa olsa, huzur ortamından ve ülkenin güvenliğinden sıkıntı duyanlar bundan rahatsız olabilirler. Ancak, önemli olan, bazı aydınların ve basın mensuplarımızın bu tuzağa düşmemeleridir. Emniyet teşkilatı yöneticilerimiz, münferit, hukuki olmayan davranışlar konusunda müsamaha sahibi değillerdir ve bu konuda personel ayıklaması çok hızlı bir biçimde yapılmaktadır. Her kurumda olduğu gibi, o kurumun işleyişine uygun davranış içinde olmayan kişiler olabilir. Bir olayla ilgili bütün teşkilatı karalama ve kötüleme kampanyası ancak, biraz önce de belirttiğim gibi, sadece ve sadece, bu ülkenin birlik ve beraberliğinde gözü olan insanlara yarar. Burada içimizin rahat olmasını sağlayan en önemli husus ise hiç şüphesiz, bu ülkenin varlığının ve bütünlüğünün sürdürülmesinde devlet kurumlarımızın çok güçlü bir yapıya sahip olmasıdır. Bunların başında gelen emniyet teşkilatımız, çetelerin, birlik ve bütünlüğümüze göz dikmiş hainlerin ve her türlü kanunsuzların korkulu rüyası olmaya devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, bir konuyu daha huzurlarınızda hatırlatmak istiyorum. Polis teşkilatımızın kayıtlarına göre, 175 bin kişilik bir sektör olan özel güvenlik şirketleri, profesyonel güvenlik hizmetlerinin görülmesinde önemli bir yere sahip olmuşlardır. Ancak, bu sektörde, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ve bu Kanun’a ilişkin yönetmelik hükümlerine uygun davranan şirketlerin yanı sıra, özellikle “deneme süresi” adı altında iki ay kadar çalıştırılan personel için yasal bildirim yapmayan şirketler de vardır. Profesyonel olarak çalışan ve kanun hükümleri kapsamında faaliyet gösteren bu şirketlerin mağdur olmaması için Maliye, Çalışma ve İçişleri Bakanlıklarımızın mutlaka ortak denetim yapmaları gerekmektedir. Ayrıca emniyet teşkilatımızın bu konuda denetim birimlerinin güçlendirilmesi çalışmalarını öğrenmekten de memnun olduğumu ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, belirtmek isterim ki terörle mücadeleye siyasi iradenin kararlılığı, güvenlik güçlerinin yüksek mücadele azmi ve milletimizin desteğiyle devam edilecektir. Polisimizin görevi esnasında Atatürk ilke ve inkılaplarına, cumhuriyetimizin temel değerlerine bağlı kalıp hak ve hukukun üstünlüğünü gözeterek, yaşadığımız toplumun değer yargılarına karşı saygılı olacağına inancım tamdır.

Bu vesileyle görevi başında şehit düşen güvenlik güçlerimize Allah’tan rahmet, başta gazilerimiz olmak üzere, emekli ve görev başındaki tüm teşkilat mensuplarına sağlık, başarı ve mutluluklar diliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle bütçemizin milletimize, devletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öztürk.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Osman Aslan.

Buyurunuz Sayın Aslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN ASLAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Emniyet Genel Müdürlüğünün 2009 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, memleketin birlik ve bütünlüğünü, vatandaşlarının can ve mal güvenliğini korumak uğruna şehit düşmüş, sakat kalmış, ömür tüketmiş tüm emniyet teşkilatı mensuplarımızı saygı ve şükranla yâd ediyorum.

Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, yüz altmış üç yıllık geçmişi bulunan ve ülkenin güvenliği ve dirliğini sağlama konusunda bunca sarsılmaz bir iradeyle hareket eden emniyet teşkilatı, vatandaşımızın huzur ve güveninin teminatıdır. Ülkenin ve vatandaşın güvenliğini korumak için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan polislerimiz bugün artık bu görevlerini yerine getirirken insan hak ve özgürlüklerine riayet hususunda da gerekli hassasiyeti göstermektedir. Bugün polis teşkilatı geçmişe oranla çok daha dinamik, çok daha eğitimli, çok daha donanımlı ve çok daha saygın bir kurum hâline gelmiştir. Peki, bu değişim ve gelişimi nasıl oldu?

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bir kurumun başarısında iki önemli faktör vardır: Birincisi iyi yetişmiş, eğitimli, sağlıklı, işine konsantre ve sayısal olarak yeterli insan gücü ve diğeri de gelişmelere açık, teknolojiden üst düzeyde yararlanan, dinamik ve disiplinli bir yönetim organizasyonudur. Özellikle emniyet teşkilatımızdaki insan gücünün, yani polisimizin nicelik ve nitelik durumuna bakalım. Bakınız, 2002 yılında AK PARTİ İktidarı göreve geldiğinde ülke genelinde 122 bin polis memuru görev yapıyordu. Bu, 550 kişiye 1 polis memuru düşmesi anlamına geliyordu ki bu rakam AB üyesi ülkelerde 250 kişiye 1 polis şeklindedir. AK PARTİ Hükûmeti göreve geldiğinden beri toplam 51.358 polis memuru göreve alınmıştır ve bu rakam, henüz istenildiği kadar olmasa da, 350 kişiye 1 polis memuru düzeyine gelmiştir. Önümüzdeki üç yıl içerisinde emniyet teşkilatında görev yapan polis sayısı, yapılan planlamalara göre, 240 bine yükselecek ve hem AB standartlarına yakın bir ortalamaya ulaşacak hem de yıllardır mesai kavramı tanımaksızın günde on iki saat ve üzerinde çalışan polisimizin yükü bir nebze olsun azaltılmış olacaktır.

Ancak sadece sayısal artışın bir şey ifade etmeyeceği ortadadır. Bunun yanı sıra polisimizin eğitim seviye ve kalitesini yükseltmek için de önemli tedbirler alınmıştır ki bu sayede AK PARTİ göreve geldiğinde emniyet teşkilatındaki üniversite mezunu polis oranı yüzde 21 iken bugün yüzde 75 düzeyine ulaşmıştır. Bu artışta dönemimizde polis meslek yüksekokullarının sayısının artırılmasının yanı sıra üniversite mezunlarını polis teşkilatına kazandırmak amacıyla altı aylık eğitim veren dokuz adet polis meslek eğitim merkezi açılmasının da payı vardır. Ayrıca, yılda ortalama 105 bin polisimize iki yüz elli farklı konuda hizmet içi eğitim verilmektedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; peki, polisimizin sayısını artırdık, eğitimini artırdık, bu yeterli oluyor muydu? Hayır. Bir yandan suçla ve suçluyla mücadele ederken diğer yandan da maddi sıkıntılar içinde çırpınan polisimizin sağlıklı ve daha rahat yaşayabilmesi için ve daha iyi bir şekilde verimli bir çalışma yapabilmesi için özlük haklarında da önemli gelişmeler yapmak gerektiğine  inandık.

Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi, AK PARTİ İktidarı döneminde memurlar içinde en fazla maaş artışı polisimize sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayın.

OSMAN ASLAN (Devamla) – Hatırlayınız ki, AK PARTİ iktidara geldiğinde 662 YTL olan düşük polis maaşı bugün yüzde 168 artışla 1.776 TL’ye çıkmıştır.

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Niye daha çok polise ihtiyaç duymuşuz acaba?

OSMAN ASLAN (Devamla) – Aynı dönemde kümülatif enflasyonun yüzde 65 olduğu düşünüldüğünde polisimize reel anlamda yüzde 100’ün üzerinde bir iyileşme sağlandığı görülecektir. Tabii bununla birlikte polisimizin yoğun çalışmaları esnasında gece gündüz demeden yorulmaları, sıkıntı çekmeleri neticesinde tabii ki, elbette ki, huzurlu bir meskende, bir yerde dinlenme ihtiyacı olduğuna binaen de polisimizin, özellikle Emniyet Genel Müdürlüğümüzün TOKİ’yle yapmış oldukları anlaşma sonucu hem çok ucuz bir şekilde ev sahibi olabilme imkânı hem de görev yaptığı illerde, ağırlıklı doğu ve güneydoğu illerimiz olmakla beraber, bugüne kadar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız Sayın Aslan.

OSMAN ASLAN (Devamla) – …6 bin tane lojman satın alınmış ve yapılan çalışmalar da belirtmektedir ki bu netice gittikçe artmakta, sayı 10 bine filan ulaşma niteliğindedir.

Tabii, hiç kuşku yok ki polisimizin tüm ihtiyaçlarını gidermişiz demek mümkün değildir. Bu ilerleyen yıllarda inşallah gittikçe polisimizin daha rahat, daha iyi bir ortamda görev yapabilmeleri için hem ekonomik açıdan hem teknolojik açıdan çok imkânlar temin edileceği gözden kaçınılmazdır.

Tabii, burada çok şeyler anlatılması lazım. Polis teşkilatıyla ilgili çok projeler düzenlenmektedir, takip edilmektedir. Zaman yetersizliğinden dolayı hepsini anlatmak mümkün değildir.

Bu vesileyle, ben, tekrar Emniyet Genel Müdürlüğü bütçemizin polis teşkilatımıza ve bütün mensuplarına hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aslan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Niğde Milletvekili İsmail Göksel.

Buyurunuz Sayın Göksel. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL GÖKSEL (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri “Güzel yurdun güvenliği emanettir bizlere/ Jandarmadır ulaştıran adaleti her yere.” diyor jandarmamız. Evet, devletin öncelikli görevlerinden biri, vatandaşların can ve mal güvenliğini, toplumun huzur ve emniyetini sağlamak, Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korku ve endişeden uzak, güven içerisinde kullanmalarına imkân tanıyacak ortamı oluşturmaktır. Vatandaşı merkeze alan hizmet anlayışı çerçevesinde, toplumun bütün beklenti, ihtiyaç ve taleplerini dikkate alan klasik güvenlik yaklaşımları yerine bireysel özgürlük alanlarını daraltmayacak ve aynı zamanda kamu düzenini sağlayacak, etkili, çağdaş ve bilimsel yeni yöntemlerin uygulamaya konulmasını sağlamak esastır.

Şu unutulmamalıdır ki: Gerçek anlamda huzur ve güvenlik, özgürlüğün ve adaletin tam anlamıyla yaşandığı bir toplumda mümkündür. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti jandarması emniyet ve asayiş ile kamu düzeninin korunmasını sağlayan diğer kanun ve nizamların verdiği görevleri yerine getiren silahlı, askerî bir güvenlik ve kolluk kuvvetidir.

Jandarma Genel Komutanlığı Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir parçası olup, silahlı kuvvetlerle ilgili görevleri, eğitim ve öğretim bakımından Genelkurmay Başkanlığına, emniyet ve asayiş işleriyle diğer görev ve hizmetlerin ifası yönünden İçişleri Bakanlığına bağlıdır. Ancak Jandarma Genel Komutanı Bakana karşı sorumludur. Ayrıca Cumhuriyet savcılarımızın talimatları doğrultusunda adli kolluk kuvveti gibi de görev yapmaktadır. Jandarmanın sorumluluk alanı Türkiye yüzölçümünün yüzde 92’sini kapsamaktadır. Yani bir ildeki, ilçedeki jandarma aynı zamanda askerî bir kuvvet silsile yoluyla Genelkurmay Başkanlığına bağlı, idari yönle hizmetleri ve görevleri dolayısıyla kaymakamlık, valilik tarafından İçişleri Bakanlığına bağlı, adli görevleri de vardır, Cumhuriyet savcılarımızın talimatlarını yerine getirirler. Bu da gösteriyor ki, ülkemizin güvenliğinde jandarma güçlerimizin büyük önemi vardır. Jandarma kuvvetleri, ülkemizin nüfusuna oranla terör ve asayiş sorunlarının çözümünde son derece önemli görevler üstlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, Jandarma Genel Komutanlığının küçük rütbeli subay ve astsubay ihtiyacını karşılamak maksadıyla 2002 yılı içerisinde başlanan sözleşmeli subay ve astsubay temini devam etmekte olup, teknolojik gelişmelere paralel olarak nitelik ve nicelik değiştiren suç ve suçlular karşısında tecrübesi ve uzmanlık özelliği olan daha iyi eğitilmiş, görevde uzun süre kalacak, müstakil karar verme yeteneğine sahip personelin teşkilata alınması planlanmıştır.

Ülkemizin bölünmez bütünlüğüne yönelik eylem ve faaliyetlerde bulunan terör örgütlerine karşı yürütülen operasyonlarda görev yapan komando birlikleriyle özel hareket timlerinin tamamı profesyonel hâle getirilmiştir. Bu konuda özellikle jandarma özel harekât timlerinde görev yapan subay ve astsubay ve uzman jandarmalarımızın sosyal haklarının iyileştirilmesi, moral ve motivasyonlarını artırıcı önlemler almak gerekmektedir. Bu konuda bir an önce uzman jandarmalarımızın sosyal haklarının geliştirilmesi yönünde Hükûmetimizin yasa çalışmaları yapması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, belediye sınırları dışında ve polis teşkilatının bulunmadığı yerleşim birimlerinde büyük bir özveri ve kolluk hizmetini yürüten jandarmamızın gerek araç-gereç gerekse donanım açısından gerekse teknolojik yeniliklerden azami derecede yararlanmaları için gerekli hassasiyeti göstermekteyiz.

Jandarma Genel Komutanlığına çağdaş haberleşme ve bilgi sistem teknolojilerinin sunduğu imkân ve kabiliyetleri kazandırmak ve bilginin en küçük jandarma birimine kadar kesintisiz, eş zamanlı, doğru ve emniyetli şekilde ulaştırılmasını sağlamak maksadıyla kısa adı “JEMUS” olan Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi Projeleri geliştirilmiştir. Millî teknolojiden faydalanılarak geliştirilen JEMUS telsiz sistemi sayesinde bilgiye süratli ve zamanında ulaşılması, birimler arasında hızlı bir koordinasyon sağlanması, emniyet ve asayiş hizmetlerinin süratli bir şekilde yürütülmesi sağlanacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

İSMAİL GÖKSEL (Devamla) – Sistemin faaliyete geçirildiği illerde emniyet ve asayiş hizmetlerinin yürütülmesinde büyük bir etkinlik sağlamaktadır. Aranan şahıs yakalama oranlarında yıllık ortalama yüzde 500  gibi büyük bir artış sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Jandarma Genel Komutanlığımız bütçesi bir önceki yıla göre yüzde 18 artışla 3 milyar 690 milyon 760 bin YTL artırılmış, bu artış ülkemizin son derece kıt kaynaklarından elde edilmiştir. Ülkemizin güvenlik ve asayişinden vatandaşımızın huzurunun teşkilinden hiç taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz. Vatan topraklarımızın üzerinde yaşayan vatandaşlarımızı hiçbir ayrım gözetilmeden her türlü baskı, şiddet ve terör olaylarından koruma ve kollama, ülke bütünlüğünün sağlanması yönünden jandarma teşkilatımız ve onun vatan sevgisiyle çarpan yürekleriyle Türk milletine hizmetlerinde her türlü şartta görev yapacaklardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

İSMAİL GÖKSEL (Devamla) – Ülkemizin en ücra köşelerinde canları pahasına görev yapan, birlik ve beraberliğimizin simgelerinden biri olan jandarma kuvvetlerimize üstün başarılar diliyorum. Ebediyete intikal eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, bize her zaman güç veren gazilerimizi minnet ve şükranla anıyorum.

2009 Jandarma Genel Komutanlığı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Göksel.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı.

Buyurunuz Sayın Yardımcı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HASAN KEMAL YARDIMCI (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımız bütçesi içinde yer alan Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Yüzyılımızda “emniyet”, “güvenlik”, “savunma” kavramları arasında “güvenlik” ön plana çıkmaktadır. Denizlerimizde güvenliği sağlayan, doğal zenginliklerimizi koruyan ve denizde her zaman yardıma hazır olan Sahil Güvenlik Komutanlığının önemi her geçen gün daha da artmaktadır.

Denizlerimizde korkulan değil sevilen, sayılan, güven veren, etkin ve dünyada örnek alınan bir komutanlık olmayı hedefleyen, karada Jandarma Genel Komutanlığımız ve Emniyet Genel Müdürlüğümüzün icra ettiği gibi, denizlerimizde adli, idari kolluk görevlerini yürüten Sahil Güvenlik Komutanlığı 2003 yılında yapılan yasal düzenlemeyle Jandarma Genel Komutanlığıyla aynı statüde, ayrı bir personel yapısına sahip olmuştur.

Ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde “Mavi vatan” olarak adlandırdığımız ve Türkiye yüzölçümünün yarısına eşit büyüklükte deniz yetki alanlarımızda kendine tevdi edilen görevleri icra ederken can ve mal güvenliğini ön planda tutan Sahil Güvenlik Komutanlığı, Hopa’dan İğneada’ya, Enez’den Çevlik’e kadar altmış beş üs liman ve yerleşim yerinde konuşlanmış muhtelif büyüklükte sahil güvenlik botu, mobil radar, helikopter ve uçaklara sahiptir.

Silahlı kuvvetlerimizin ve deniz kuvvetlerimizin ayrılmaz bir parçası olan Sahil Güvenlik Komutanlığımızca 1 Ocak 2008 tarihinden bu yana icra edilen etkinlikleri bazı  rakamlarla size açıklamak istiyorum: 502 adet arama ve kurtarma olayında 6.940 vatandaşımızın hayatı kurtarılmış ve yine 44 teknenin zayiatı önlenmiştir. 39.243 adet gemi kontrol edilerek bunlardan yasa dışı olaylara karışan 4.238 gemi savcılıklara sevk edilmiştir.

Deniz kirliliğinin önlenmesi ve deniz çevresinin korunması faaliyetleri kapsamında deniz kirliliğine neden olan 37 adet deniz aracına 144.822 YTL idari para cezası uygulanmış ve tespit edilen 108 adet deniz kirliliği, yetkili diğer kurumlarla elde edilen delillerle birlikte yasal işlem yapılmak üzere sevk edilmiştir.

Yasa dışı su ürünleri avcılığı yapan 964 adet tekne ve kişiye yaklaşık 1 milyon 222 bin YTL idari para cezası uygulanmıştır. 7.378 yasa dışı göçmen, 101 organizatör, 272 ton akaryakıt muhtelif cins ve miktarlarda kaçak malzeme, sigara yakalanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sahil Güvenlik Komutanlığımızın genç bir komutanlık olması sebebiyle ihtiyaçları da çoktur. Ödeneğin büyük bir kısmı altyapı tamamlamaları için kullanılmaktadır.

1982 yılında kurulan Sahil Güvenlik Komutanlığının gelişimi için ihtiyaç duyulan reorganizasyon ve projelerinin tamamlanması maksadıyla İçişleri Bakanlığı bütçesi içindeki kurumsal payının artırılması gerekmektedir.

En başta sayılacak ihtiyaçlar, uzmanlığın yanı sıra profesyonel bir anlayışla çalışılması gereken çevre, su ürünleri, hukuk, bilgisayar gibi alanlardaki sivil memur ihtiyacı olmak üzere, modern gemi, helikopter, keşif, gözetleme ve istihbarat sistemleri ve personel için lojman ihtiyacıdır.

Milletimize denizciliği sevdirmeye çalışan, deniz yetki alanlarımızda güven ortamını tesis etmek amacıyla gayret sarf eden ve denize çıkan herkesin ihtiyaç hâlinde yardımına koşarak yüksek derecede bir mesuliyeti, böyle bir sorumluluğu üstlenen, güzel vatanımıza, yüce milletimize hizmet etmeyi kendisine şiar edinen, denizlerimizi koruyan, sorumluluğunu layıkıyla yerine getiren tüm görevlilerimizi kutluyor ve tebrik ediyorum. Bu uğurda şehit olan ve rahmete kavuşan tüm şehitlerimizin ailelerine başsağlığı diliyorum.

2009 yılı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni eder, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yardımcı.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk.

Buyurunuz Sayın Tuğluk. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz on beş dakikadır.

DTP GRUBU ADINA AYSEL TUĞLUK (Diyarbakır) – Teşekkürler Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı Millî Savunma Bakanlığı bütçesi için DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yeni bir yılın arifesinde ortak geleceğimize ve toplumsal yaşamımıza dair kaygıların alabildiğince arttığı bir ortamda iyimser konuşmak ne yazık ki mümkün olmuyor. Umudunu, düşlerini, direncini ve anlama gücünü yitirmiş birey ve toplumun getirildiği ya da düşürüldüğü son nokta tecavüz, cinnet, linç ve cinayetlerdir. Hiç kimsenin kendini ne ekonomik ne sosyal ne psikolojik ne de politik açıdan güvende hissetmediği bir ortam ve zamanda savunma bütçesini 14 milyar 532 milyon YTL ayırmak, belki de tüm bunlara ortaklığı ifade edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı bütçesi önceki bütçeler gibi siyasi tercihlerin bir sonucu olarak yoksulluğun, sefaletin, işsizliğin ve savaşın bütçesi olarak karşımıza çıkıyor, çıkarılıyor. IMF’nin bütün şartlarının kabul edildiği bütçe hazırlama anlayışı yıllardan bu yana gündemimizden zaten hiç düşmedi. AKP Hükûmeti de sınıfsal bir tercihte bulunarak yüksek faizli borç bütçesi hazırlarken, eğitime, yatırıma ve sağlığa ayrılan paylar ihtiyacı karşılamaktan uzak düşüyor. Emeğiyle geçinenlerden toplanan vergiler yine bir avuç rantiyeye, savaş ve silahlanmaya gidiyor.

Hazırlanan bu bütçe, ekonomik olarak iflasın, siyasi olarak da dışa bağımlılığın belgesi olma özelliğini taşıyor. Nüfusun yüzde 38’i günlük 1,5 doların altında yaşamını sürdürmeye çalışırken, gelir dağılımı adaletsizliği her geçen gün büyüyor, işsizlik akıl almaz boyutlara ulaşıyor.

Sistem ekonomik ve siyasal olarak tıkanmışken, yolsuzluk batağında çırpınan AKP İktidarının böylesi bir bütçeyle toplumun karşısına çıkıyor olması kabul edilemezdir. Açıkça ifade ediyoruz ki mevcut bütçe, uluslararası tekellerin, büyük sermaye gruplarının ve rant çevrelerinin talepleri çerçevesinde şekillenmiştir. Yoksuldan yana olduğunu iddia eden AKP Hükûmetinin sınıfsal tercihi, yine tam tersi zenginden, elitten, sermayeden yana gerçekleşmiştir.

Sayın milletvekilleri, dünya ve ülkemizde ne olup bittiğini anlamak zorundayız. Öyle askerî ve siyasi nutuklarla mutlak iktidarın ve yalanın olağanüstü kudretinin esiri durumuna gelmeden özgür insanlar olarak hakikati aramayı denemeli ve realitenin farkına varmayı istemeliyiz.

İddia ediyorum ki Türkiye siyasi gündemi son yıllarda hiç bu kadar olumsuz bir atmosfere sahip olmamıştı. Ülkenin en önemli sorunu olan Kürt meselesinde ufuk epeyce bulutlu bir hâl aldı. Buna bizzat Başbakan tanıklık etti. Her şeyiyle yeni bir eşikte olduğumuz aşikârdır.

Aslında ekonomik kriz de hâlen tam olarak Türkiye'nin gündemine girmiş değil. Kapitalist sistemin yeni bir reorganizasyonuyla karşı karşıya olduğumuz biliniyor. Çoktandır sözü edilen takımada modeline geçişin miladı pratik olarak bu krizdir. Bu yeni dünyada, kendi başına, kapalı ulus devlet yapılarının bir etkinlik alanı kalmayacaktır. Zaten kapitalist küreselleşme çoktan beridir kapalı ulus devlet yapılarıyla bir gerilim yaşamaktaydı. Buna ülkemiz de dâhildir. Bu krizin Türkiye gibi ülkelerdeki etkisi gecikebilir, ancak şiddetli olacaktır. Ne yazık ki sayısız küçük işletmenin iflası yakın zamanda gündeme gelecek. Ayrıca, özel sektörde pazar kayıpları ve işten çıkarmalar hızlanacak. Kamu sektöründe de aynı trend yaşanacaktır. Yaşanacak sıcak para kayıpları epey zamandır yaşanan sahte baharın sonu olacaktır. Hükûmet bunun farkındadır ve  artçı sarsıntının mart ayının ötesine sarkması için elinden geleni yapıyor. Seçimler sonrasında gelecek zamlar, iflaslar ve işten çıkarmalar kaçınılmazdır. Ancak, asıl sorun biraz da politik bir karar anının artık Ankara’nın önünde duruyor olmasıdır.  Ulus devletlerin takımadalar hâlinde hızlı bir şekilde sıkı entegrasyon sürecine yöneldiği bir dönemde Türkiye ne yapacak? Sorun hâlen orta yerde durmaktadır. 

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; ülkemizin sorunları sadece ekonomiyle ilgili değildir, esas olarak politiktir. Yakın zamanda bölgesel liderlik ve 2020’de global bir aktör olma planları yapan ve bunu da esasta ordunun modernizasyon ve yerli silah üretim gücünü geliştirmeye dayandıran Türkiye, yaşanan savaşı da bahane ederek bu projesini büyük bir hızla ve büyük harcamalarla hayata geçirmeye başlamıştır.  Bu kriz ortamında şekillendirilen 15 milyar YTL’lik bütçenin anlamı  bundan başkası değildir.

Silahlanmaya ilişkin Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün  raporunda dünyada silahlanmaya en çok para harcayan ülkeler listesinin ilk on sırasına beş Orta Doğu ülkesi girdi. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, İsrail, Mısır’la birlikte Türkiye ilk onda yer almıştır. Açlık, yoksulluk ve sefalet günlerinde yazık ki, yine savaşa yatırım yapan bir iktidar var karşımızda. Kürt meselesinde ekonomik, siyasi, diplomatik ve hatta askerî rezervlerini tüketen bir ülkenin hâlen çatışma ve çözümsüzlükte ısrar ediyor olması bir akıl tutulmasıdır.

Hükûmet sözcüsü Sayın Cemil Çiçek geçtiğimiz günlerde yaptığı bir konuşmada Güneydoğu’da yapılan savaşa 300 milyar dolar para harcandığını belirtti. Çeyrek yüzyıldır süren ve yoğunluğu düşük bir savaşın maliyetinin rakamlarla ifadesi dile kolay geliyor. Ya maliyetini hesaplayamadığımız kayıplar? Oysaki “savunma” denilen alan sadece jeopolitik tehditler açısından değil, ekonomik açıdan da irdelenmesi gereken bir alandır. Türkiye bu hesabı yapmak zorundadır.

Borç stokunun toplam 450 milyar doları bulduğu bir ülkede demokratikleşememe nedeniyle yaşanan maddi ve manevi kaybın hesabı halka ve Parlamentoya verilmek durumundadır ki, yolun sonuna da gelinmiştir. Hem uluslararası sermaye ve Türkiye sermayesinin hem kendisini devletin sahibi gören Kemalist, sivil, askerî bürokrasinin ve hem de 22 Temmuz ile aldatıldığının bilincine varan Kürtlerin AKP ile yaşadığı balayı bitmiştir. Önümüzdeki dönemde herkes siyasi iktidarın bittiğine, bitirildiğine tanık olacaktır.

Bu iktidar gerilimler ve çatışmalar dışında bu ülkeye bir şey yaşatmamıştır. Toplumsal mutsuzluğumuzun birincil sorumlusu AKP Hükûmeti ve siyasetidir. İç savaş eşiğine gelmiş, getirilmiş bir toplumun güvenliği ve ortak geleceğinden söz edemeyecek kadar vahim bir durumdayız. AKP’nin kutuplaştıran ve çatıştıran siyaseti toplumsal hayatımızın her alanını ve alnına dayatılarak toplumsal yaşamı sürdürülebilir olmaktan çıkarmıştır.

Soruyorum size, seksen beş yıllık cumhuriyet tarihimizin son yirmi beş yıllık süresini kendisiyle savaşarak geçiren bir toplumun şovenizm ve milliyetçilik girdabında habis bir cinnet hâliyle ötekinin gırtlağına yapışmadan, halim ve selim bir hâlde yaşayacağını kim iddia edebilir? Ölmenin ve öldürmenin millî bir refleks hâline getirildiği bir ülkenin geleceği olabilir mi sayın vekiller?

İrrasyonel tepkileri, linç histerisini, pompalı saldırıları “Karşı tepki” diye meşrulaştırıp hedef gösteren Başbakanlık düzeyindeki bir zihniyetin çaresizliği bu ülkenin kaderi olamaz. Bu ülkenin Parlamentosu her yıl savaş bütçeleri hazırlayarak, sürdürülebilir az kanlı bir çatışma konseptiyle siyaset üzerindeki vesayetini sürdürmek isteyenlerle kol kola girerek sivil siyaset yapamaz, yaptırmazlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savunma bütçesini konuşurken yaşadığımız savaşı görmezden gelemeyiz. 300 milyar dolarımızı ve en önemlisi de 40 bin insanımızı yitirdik. Ama artık kimsenin bu duruma tahammülü kalmadı. İnkâr ve isyan sürecinin kırılma dönemini yaşıyoruz. Tarihî bir dönemeçteyiz. Uyarmayı bir sorumluluk kabul ediyorum. Kürtlerle Türklerin artık binyıllık birlikteliğin sonuna yaklaştırıldıklarının altını çiziyorum. İddia ediyorum ki bunlar benim karamsar ruhumun habis kurguları değildir. En başta belirttiğim, takımadalara dayalı küresel siyaset oyununda Türk siyaset eliti farklı gruplar arasında denge siyaseti sürdürebileceğine inanıyor ve böylesi zor bir oyuna girişiyor. “Gelin bu oyunu birlikte bozalım.” diyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2009 yılı bütçe görüşmelerinin Savunma Bakanlığına ayrılan kısmında Sayın Vecdi Gönül’ün Millî Savunma Bakanı Müsteşarı Korgeneral Ahmet Turmuş’un kulağına “Her ne kadar savunma sanayisine biraz fazla pay ayırdıysak da sizinkiler daha çok gizlidir. Güneydoğu’da bir operasyon göstersek çoktan kurtarırız.” sözleri özel bir televizyon kameralarına yakalanmıştı. Bakan Gönül’ün hayalî operasyon itirafı “Bütçeyi şişirmek için kaç hayalî operasyon yapıldı?” sorusunu akla getirmektedir. Sahi, kaç hayalî operasyon yaptınız Sayın Bakan?

Anayasa değişikliği ile artık savunma harcamaları Sayıştayın denetimine tabi tutulduysa da öte yandan denetime tabi olmayan bütçe dışı Savunma Sanayii Fonu gibi çeşitli fonlar bulunmaktadır. Bu fonların da bütçe içine alınması ve Sayıştay tarafından denetlenmesi gerekiyor. Türkiye’deki bazı gizli faaliyetlerin, bu fonlar aracılığıyla toplanan paraların nerelere gittiğini aslında Sayın Vecdi Gönül net bir biçimde izah etmiştir. İzahat vahim bir duruma işaret etmektedir ve bu vahamet içinde asıl işi, savaşı durdurma görevi olan bir Parlamentonun üyeleri olarak savaşı daha da şiddetlendirecek ve gizli operasyonlar içeren bu bütçenin altına imza atmanın vebalini çocuklarınıza nasıl anlatacaksınız? Ölenler sizin çocuklarınız olsaydı aynı gönül rahatlığıyla elinizi kaldıracak mıydınız? Bu savaşı durdurmak için daha kaç bin insanın ölmesi gerekecek? Daha kaç milyar dolar harcamamız gerekecek? Üst sınırınız ne sayın vekiller?

Tek millet, tek dil retoriği yapıp bizi Nazizm’le suçlayanlara buradan şunu söylüyoruz: Bizi bölücülükle itham ediyorsunuz ama biz, bu ülkenin bütünlüğünün, birlikte yaşamanın güvencesiyiz. Asıl, sizin “Beğenmeyen çekip gitsin.” dayatmanız bölücülüktür. Bir halkın dilini, kültürünü, kimliğini savunmak, dünyanın her yerinde olduğu gibi bu ülkede de meşrudur, demokratiktir ve biz bu ısrarımızı, sizin bölücülüğünüze karşı, birlikte yaşamanın esasları olarak savunmaya devam edeceğiz. (DTP sıralarından alkışlar)

3-5 PKK’liyi öldürmek için bu ülkenin ulusal onurunu ayaklar altına alıp ABD’ye yalvarıp yakaracağınıza, en olmadık tavizler vereceğinize, en az sizin kadar meşru şekilde seçilmiş ve bu ülkenin demokrasisinden yana olan DTP’yle konuşun ve bu sorunu, en onurlu ve adil bir şekilde, bir çözüm zeminine hep birlikte taşıyalım. Kürtlerin iradesini reddederek bir çözüme ulaşamazsınız. Siz bir adım atın, bizler arkanızdan on adım atıp bu ülkenin barışını sağlayamazsak tarihin, halkın önünde hesap vermeye hazırız. Gelin, bu oyunu birlikte bozalım. Bu ülke, bu halk için, demokratik özgürlük stratejisini oluşturalım; yoksa herkes kaybeder, hepimiz bunun altında kalırız. Öyle, göstermelik bir iki hakla kimseyi kandıramazsınız. On beş yıllık geçmişi olan Kürtlerin kültürünü, kimliğini tanıyacaksınız Sayın Başbakan.

Meclis kürsüsünden bir kez daha şu çağrıyı yapıyoruz: Yüreğiniz yetiyorsa gelin, barışın bütçesini yapalım. Yapmıyorsanız, savaşa harcanacak her bir kuruşun ve kanayacak her bir canın sorumlusu siz olacaksınız. Gelin, 2005’te yaptığınız konuşmaya sahip çıkın ve demokratik adımlarla bu süreci destekleyin ama önceki gün yaptığınız gibi, kendi faşizminizi görmez ve grubumuz şahsında Kürtlere hakaret ederseniz, korkarım ki seçim çalışmalarını yapmak için Diyarbakır’a gittiğinizde yine aynı tabloyla karşılaşacaksınız. Halkın demokratik tepkisini anlamanızı ve demokratik davranmanızı temenni etmekten başka bir davranış içinde olmamızı beklemeyin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Harp zorunlu ve kaçınılmaz olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça harp bir cinayettir.” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün çağrısına kulak verelim ve çeyrek yüzyıllık bu harbi bitirelim. Ortada zorunlu ve kaçınılmaz olan bir durum yoktur. Ortada binyıllık tarihî bir ortaklığın, kardeşliğin, demokratik bir cumhuriyette barış içinde yaşama sorunu vardır.

Silahlanmanın, çatışmaların, ölme ve öldürmenin bütçesini reddediyoruz. Gerçek güvenliğin, huzurun ve mutluluğun demokratik tedbirlerden geçtiğine inanıyoruz. Toplumsal barışımızı sağlamanın bu Parlamentonun görevi olduğuna inanıyoruz. Özveride bulunmaya, sorumluluk üstlenmeye ve her türlü çabayı göstermeye hazır olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha yineliyoruz. “Barış, her şeyi hazmeden mutluluktur.” diyor Victor Hugo. Toplumsal mutluluğumuzu bu hoşgörü içinde sağlayalım istiyoruz. Unutmayın savaşta bütün gecikmeler tehlikelidir. Daha fazla gecikmeden rolümüzü oynayacağımıza dair umudumu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

AYSEL TUĞLUK (Devamla) - … koruyarak, bütçeye ret oyu vereceğimizi söyleyerek, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tuğluk.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Nuri Yaman.

Buyurunuz Sayın Yaman. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

DTP GRUBU ADINA M. NURİ YAMAN (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülke yönetiminde önemli bir yeri bulunan bir Bakanlığın bütçesiyle ilgili değerlendirmede bulunmak üzere Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun’a göre her vatandaşın doğumundan ölümüne kadar yönetim anlayışı kapsamında bu Bakanlıkla birebir ilişkili bir durumu vardır. Yurdun iç güvenlik ve asayişinin sağlanmasından tutun, kamu düzeni ve genel ahlakın korunmasına, kara yolları trafik düzeninden suç işlenmesinin önlenmesi ve takibine, nüfus ve vatandaşlık ile ilgili işlemlerden mahallî idarelerin yönlendirilmesi ve görevlerinin iş birliği içinde yürütülmesine kadar, bu Bakanlık Türkiye düzeyinde görevlidir. Anayasa’da belirtilen hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından da yine İçişleri Bakanlığı sorumlu bulunmaktadır. Bu kadar geniş bir yelpazede görev ve sorumluluğu bulunan Bakanlığın tüm bu konuları ülke genelinde nasıl götürdüğünü, açmazlarını ve yetersizliklerini on dakikalık bir sürede değerlendirmek şüphesiz ki mümkün değildir. Ancak, ben, bu sınırlı süre içerisinde satır başlarıyla birkaç önemli gördüğüm konuya yer vermek istiyorum.

Hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından sorumlu bir bakanlık olan İçişleri Bakanlığının 2008 yılı sicili ile uygulamalarını size özet olarak sunacak olursam, bu konularda Bakanlığın sicili ile uygulamalarının pek de parlak olmadığı görülecektir. 2008 yılı Ocak-Ekim aylarına ilişkin on aylık süre içinde insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak, ülkemizin bilhassa Doğu ve Güneydoğu Bölgesi diye adlandırdığımız Kürt coğrafyasında meydana gelen insan hakları ihlalleriyle ilgili olarak silah kullanma yetkisinin ihlali ve “dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle yaşam hakkı sona erdirilen 22 öldürme, 47 yaralama bu Bakanlığın bağlı kuruluşu olan Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde görev yapan polis ve jandarma tarafından gerçekleştirilmiştir. Yine bu coğrafyada, bu süre içerisinde 36 adet faili meçhul adli cinayet, 20 adet yaralama ile 9 gazetecinin saldırıya uğramasının yanında, bölgede meydana gelen silahlı çatışmalar sonucu 144 güvenlik görevlisi ve 155 silahlı militan olmak üzere 299 ölüm olayı olmuş, 250’si güvenlik görevlisi ve 12’si silahlı militan olmak üzere 260 kişi yaralanmış, mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu da bölgede kadın, erkek ve çocuk olmak üzere 24 kişi ölmüş ve 44 kişi de yaralanmıştır.

Bölgede, kadın, erkek, çocuk olmak üzere toplam 21 kişinin kuşkulu ölümlerle hayatı sona ermiş, namus cinayetlerinden kadın ve erkek toplam 15 kişi hayatını kaybetmiştir.

Kadının yaşam hakkına yönelik ihlallerde de 41 intihar, ev içi şiddet sonucu 26 ölüm, 9 tecavüz ve taciz; çocukların yaşama hakkına yönelik ihlallerde 24 intihar, ev içi şiddete uğrayan 10 çocuk ölümü, 1 tecavüz ve taciz olayının yaşandığı saptanmıştır.

Bölgede, işkence yasağı kapsamında da çok sayıda ihlallerin olduğu bir gerçektir.

Bu kapsamda, yukarıda değinilen, bu yılın on aylık süresi içinde, 83 kişi gözaltında işkence ve kötü muameleye, 13 kişi köy korucularının işkencesi ve kötü muamelesine, 322 kişi gözaltı yerleri dışında işkence ve kötü muameleye, 41 kişi kaçırma ve ajanlık tehdidiyle karşı karşıya kalmış; 42 kişi cezaevinde işkenceye, 22 kişi tehdit edilmeye, 1 kişi özel güvenlik görevlileri tarafından işkence ve kötü muameleye, 6 öğrenci okulunda şiddete uğramak suretiyle bölgede toplam 530 kişi işkence ve kötü muameleyle karşı karşıya kalmıştır.

Kişi özgürlüğü ve güvenliğine yönelik olarak, ifade özgürlüğüne yönelik olarak, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik olarak da çok sayıda ihlaller gerçekleşmiştir.

Eğitim hakkına yönelik ihlaller kapsamında, 90 öğrenci hakkında üniversitede disiplin kurulları tarafından soruşturma açıldığı, 15 öğrencinin disiplin cezası aldığı, 1 öğrencinin de okuldan atıldığı görülmüştür.

Bu cezaevleri ihlalleriyle ilgili olarak da 20 kişiye sevk uygulamasının yapılmaması, 44 kişiye sağlık hakkı ihlali, 9 kişiye aileyle görüşmeme engeli, 24 kişiye haberleşme hakkı engeli uygulanmıştır. Bu engelin gerekçesi de ana dili Kürtçe olan konuşma zorunluluğundan yapılan engellemelerdir. Yine cezaevlerinde 441 kişiye disiplin cezası, 116 kişiye de çeşitli cezalar uygulanmıştır.

Tüm bu veriler ve istatistiki rakamlar insan hakları derneklerinin Doğu ve Güneydoğu Bölgesi’ndeki şubelerinden derlenen bilgilerdir. Yukarıda belirtilen ve çeşitli başlıklarda gösterilen bu hak ihlallerinin ekonomik ve sosyal haklara yönelik ihlaller ve çeşitli ihlaller de beraber değerlendirildiğinde bölgede 28.030 kişiyi kapsayan olayın ve bunlara ilişkin hak ihlallerinin yaşandığı raporla tespit edilmiştir.

İşte, İçişleri Bakanlığının Anayasa’da belirtilen hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasından sorumlu ve görevli Bakan olarak bu coğrafyadaki on aylık uygulamaları sonucu sicili ve karnesi budur. Bunun tüm Türkiye genelindeki sonuçlarının ise çok daha vahim olduğu herkes tarafından bilindiğinden Bakanlığın hak ve özgürlüklerin ülke genelinde korunmasındaki karnesinin zayıf olduğu ve sınıfta kaldığı anlaşılmaktadır.

Bakanlığın terör zararlarının karşılanması konusundaki çalışmalarında da Sayın Bakanın bütçe konuşmasında anlattığı gibi başarılı bir durum söz konusu değildir.

5233 sayılı Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 2004 yılında yürürlüğe girmesi ve uygulanması sonucunda ilgili kişilerin hızlı, etkin ve adil bir şekilde sulhen karşılanması amaçlandığı hâlde, İçişleri Bakanlığınca… Bölgede, 13 doğu ve güneydoğu ilimizde 270 binin üzerindeki dosyanın hâlen yarıdan fazlası karara bağlanmamış bulunmaktadır. Bu konuda sadece bir ilden, Muş ilinden örnek verecek olursam, bu on dört yıllık süre içinde 10 binin üzerindeki başvurunun ancak yaklaşık 4.500 adedinin sonuçlanmış olduğu, 5.500 adedinin ise hâlen tek komisyon olarak çalışan ancak kâğıt üzerinde üç komisyon olarak Bakanlığa bildirilen bu çalışma ile bir on dört yıl daha dosyaların rafta karara bağlanmayı bekleyeceği anlaşılmaktadır.

Zararların ne zaman ödeneceği konusu Sayın İl Valisine sorulduğunda da ödeneğin yetersizliğinden ve geriye kalan dosyaların büyük bir çoğunluğunun da büyük köyleri ve büyük ödemeleri gerektirdiği için de ertelemeye bıraktığı beyan edilmiştir.

Geciken adalet nasıl ki adalet olmazsa, paranın pula dönüştüğü bir dönemde ödenecek zararın da bunu karşılamayacağı bir gerçektir.

Bu kısa süre içinde yine Bakanlığın önemli bir konusu hakkında sizlere bilgi vermek zorunda kalacağım için bazı konuları atlamak zorunda kalıyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, benim süremden iki dakika, üç dakika kullanabilir Nuri Bey.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – 2007 yılında Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’ndaki değişiklikten sonra, o yılın son altı ayı içinde 29 ölümlü, 23 yaralanmalı toplam 52 olayın olduğu, 2008 yılının on aylık süresinde 31 ölüm olayının meydana geldiği insan hakları dernekleri ile adli makamların kayıtlarıyla tespit edilmiştir. Bu demektir ki bu yasa değişikliğinden sonra kolluk kuvvetlerince, yani polis ve jandarma birimlerince 60 vatandaşımızın yargısız infazla hayatlarının sona erdirildiği anlaşılıyor. 

Geçen haftalarda komşumuz Yunanistan’da on beş yaşındaki bir gencin polisin açtığı ateşle yaşamını yitirmesinin ardından tüm Yunanistan ayağa kalktı, halkın öfkesi çığ gibi büyüdü. Olaylar üç haftadır hâlen devam etmektedir. Ama Yunanistan Başbakanı Karamanlis, bizim Başbakanımız Sayın Erdoğan gibi “Güvenlik güçlerimiz, çocuk da olsa, kadın da olsa, kim olursa olsun, gerekli müdahaleyi yapacaktır.” diyerek güvenlik güçlerinin toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yargısız infaz yapmaları için icazet vermedi.

Peki, Yunanistan Başbakanı gelişen bu olaylar karşısında halkına hangi mesajı verdi biliyor musunuz? Daha ilk günde Yunanistan Başbakanı, açık ve demokratik toplumlarda görüş ya da yakınmaları sergilemek için gösteri düzenlenmesinin sağlıklı bir yol olduğunu, gençlerin heyecanını, kaygı ve beklentilerini anladığını belirtti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Ama bizim Sayın Başbakanımız ise “Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde güvenlik güçlerinin, çocuk da olsa, kadın da olsa, kim olursa olsun, gerekli müdahale yapılacaktır.” diyerek gençlerin heyecanını ve beklentilerini anlayamadı. İşte, Yunanistan’daki demokrasi anlayışı ile bizim demokrasi anlayışımız arasındaki fark budur.

Yine, Yunanistan halkı ile bizim halkımızın yaşam kalitesi açısından bizim altmış beş basamak Yunanistan’ın altında bulunmamızın nedeni de bu demokrasi anlayışımızdan kaynaklanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, terör ve anarşiyle mücadelede görev alan kişilerin korunmaya alınması ve güvenliklerinin sağlanması konusu ve uygulamalarına da kısaca değinmek istiyorum.

Bilindiği gibi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 20’nci maddesine dayalı olarak Başbakanlıkça çıkarılan Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’nin uygulanması görevi İçişleri Bakanlığına verilmiştir. Bu Yönetmelik’e göre korunmaya alınan kişilerin güvenliklerinin sağlanması konusu, deyim yerinde ise ülkemizde bir tür imtiyazlı sınıf ve statü yaratma biçimine dönüşmüştür. Hiçbir demok-ratik ülkede benzer örneğinin görülmediği bu özel koruma durumu, bu hizmetleri yerine getirmekle görevlendirilen Bakanlığın bağlı kuruluşu Emniyet Genel Müdürlüğü Koruma Daire Başkanlığınca yerine getirilmektedir. Bu konuyla ilgili olarak Sayın Bakanımıza 17 Haziran 2008 tarihinde yazılı bir soru önergesi vermeme rağmen ne yazık ki bugüne kadar herhangi bir cevap almış değilim.

Sözünü ettiğim bu Koruma Hizmetleri Yönetmeliği ile terör ve anarşiyle mücadelede görev veren veya bu görevi yerine getiren adli, idari ve askerî görevliler ile zabıta amir ve memurları başta olmak üzere bir kısım kamu görevlilerinin koruma altına alınması ve güvenliklerinin sağlanması amaçlanmıştır. Bu kapsamda görevlerini yürütenlerden daha sonra emekli olan veya bu görevlerinden ayrılan, başta eski cumhurbaşkanlarından tutun eski başbakanlar, eski başbakan yardımcıları, içişleri ve adalet bakanları ve bu bakanlıkların müsteşarları ile eski emniyet genel müdürleri olmak üzere çok sayıda, Yönetmelik’in ilgili maddelerinde sayılan üst düzey görevliler ile emekli orgeneraller bu kapsam içinde koruma hizmetlerinden yararlanmaktadırlar.

Sözü edilen Yönetmelik ile bazı kişilerin özel koruma, bir kısmının yakın koruma ve bir kısmının da konut ve iş yeri koruma kapsamında değerlendirildikleri öngörülmüştür. Bunlardan özel koruma kararı alınmış olanlar aktif görevlerinden ayrılıp emekli olduktan sonra da veya başka görevlerde kendi adına çalışanların da kaydıhayat şartı ile yani ölünceye kadar korunmalarının sağlandığı, bu statüleriyle, deyim yerinde ise, bir nevi en çok korunmaya mazhar imtiyazlı sınıf statüsüne kavuşturulduklarını görmekteyiz. Bu saygın ve özel koruma kararı bulunan emekli kişilerin veya herhangi bir özel iş yeri yöneticisi konumunda bulunan şahsiyetlerin korunması için devlet tarafından tahsis edilen son model araçları, bunları kullanan şoförleri ve koruma görevlisi de atanarak her türlü masrafları en son görev yaptıkları ilgili bakanlık veya başbakanlık bütçesinden karşılanmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi bitiriniz.

Buyurunuz.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Konu bununla da kalmayıp koruma için tahsis edilen binek aracının yakıtı ile bakım, onarım ve her türlü masrafı da yine devlet bütçesinden, ilgili bakanlık tarafından yerine getirilmektedir.

Bu tür özel koruma kararı bulunan çok sayıda, emekli olmuş sayın emniyet genel müdürlerini, emekli başbakanlık, İçişleri ve Adalet Bakanlığı müsteşarları ile emekli olmuş ve o dönemlerde Olağanüstü Hâl Kanunu’nun uygulandığı bölgelerde il valiliği yapan, bir kısmı da bu yüce Meclisin çatısı altında milletvekilliği yaptığı sırada bu hizmetlerden yararlanan ve hâlen bu çatı altında milletvekilliği devam edenlerden de bu özel statüden yararlanmaya devam eden çok sayıdaki saygın kişileri siz de benim gibi görüyor ve izliyorsunuz.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Dünyanın hangi demokratik ülkesinde yukarıda değindiğim statüde ve özel koruma kararından yararlanarak, devletin sağladığı araç, şoför ve güvenlik personelinin hizmet verdiği özel ve imtiyazlı bir emekli sınıfı yaratılmıştır?

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

M. NURİ YAMAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Yine, Sayın Bakandan, hâlen söz konusu statüden yararlanan ve özel koruma kararını görev yaptığı ilde aldıktan sonra emeklilikten sonra da ömür boyu bu imkândan yararlanmayı sağlayan, olağanüstü hâl bölgesinde il valiliği yaptığı için bu imtiyaza kavuşturulan kaç kişinin olduğunu öğrenmek istiyorum.

Yine, bu statüden ömür boyu yararlanmak üzere kaç başbakanlık müsteşarı ile İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı müsteşarının olduğunu ve hâlen bu statüde kaç emniyet genel müdürü ile kaç il emniyet müdürünün bulunduğunu kamuoyu adına sorup öğrenmek istediğimi belirtiyor, yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Yaman.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sırrı Sakık.

Buyurunuz Sayın Sakık. (DTP sıralarından alkışlar)

Süreniz on iki dakikadır.

DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesiyle ilgili DTP Grubunun görüşlerini sizinle paylaşmak üzere buradayım. Hepinize merhaba ve iyi akşamlar diliyorum.

Sevgili arkadaşlar, dün burada yine bir konuşma yaparken ben “Kürt coğrafyası” dedim, bir miktar, böyle, fırtınalar koptu.

Şunu iyi bilmeliyiz: Bizim rejim olarak cumhuriyetle, simge olarak bayrakla yani mevcut sınırlarla ilgili herhangi bir sorunumuz yok. Biz buna…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SIRRI SAKIK (Devamla) – İfade edeceğim, lütfen…

Bunları söylerken, biz Kürtler devlet değil demokrasi istiyoruz, birlikte yaşamak istiyoruz, ortak vatanın ruhuna uygun hareket etmek istiyoruz, böyle bilinsin. Bu zayıf halka üzerinden siyaset yapanların aslında bu halkın dostu ve bu mazlumların dostu olmadığını kamuoyu bilmelidir.

Bakın, ben “Kürt coğrafyası” derken, Osmanlıda da Kürt coğrafyası deniliyordu, cumhuriyet oluştuğunda da Mustafa Kemal Mecliste Kürt milletvekillerine “Kürdistan milletvekili” diyordu, Laz milletvekillerine “Lazistan milletvekili” diyordu ve kıyamet de kopmuyordu.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Türkler yok muydu peki o zaman?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Şimdi, coğrafi terimlere kimsenin ambargo koymasına gerek yok. Birbirimizden korkmamalıyız. Biz bu ülkenin birliğini, bütünlüğünü en az sizin kadar savunuyoruz ve bir arada yaşayacağız. Burası, sadece bir etnik kimliğe ait bir coğrafya değil, hepimizin ana yurdudur; burada yaşayan Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin, Rumların, bütün, kim ki bu coğrafyada yaşıyorsa hepimizin ana yurdu burasıdır, böyle bilinmelidir.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bugün… 19 Aralık 2000 yıllarında “Hayata Dönüş Operasyonu” denilen bir operasyon vardı. Biliyorsunuz, o tarihte cezaevlerinde “Hayata Dönüş” dediler, Ümraniye Cezaevinde 7, Bayrampaşa Cezaevinde 12, Bursa Cezaevinde 2, Uşak Cezaevinde 2, Çanakkale Cezaevinde 4, Çankırı Cezaevinde 1, Ceyhan Cezaevinde 1, Sincan Cezaevinde 1, toplam 30 tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi. Sonra, açlık grevlerinde 120 tutuklu, hükümlü yaşamını yitirdi. Evet, onların failleri ne yazık ki cezalandırılmadı. Bir hukuk devletinden bahsediyoruz. Bir cumhuriyetin namusu, hukukudur, şerefidir. İnsanlar suçlu da olabilir, ama bu suçları… Bu cezaevinde olan insanları insafsız bir şekilde, yargısız bir şekilde katletmek hiçbir hukuk devletinden yok.

Yine, bugün, Maraş olaylarının otuzuncu yıl dönümü. Yani resmî kayıtlara göre 100 küsur ama gayri resmî kayıtlara göre bin insan yaşamını yitirdi. Diliyorum, umuyorum ki, bir daha bu ülkede, ne Çorum ne Kahramanmaraş ne Sivas olayları ne 1915’lerde ne 1950’lerde, 43’lerde yaşanan olaylar olmaz. Bugün yaşadığımız trajikomik bir kavga ve bu kavgada 40 bin, kimine göre de 50 bin insan yaşamını yitirdi. Bir an önce iç barışımızı sağlarız ve bu ülke iç barışını sağladıktan sonra, eminim ki bu ülkede kardeşlik daha çok yeşerir, daha çok filizlenir.

Millî Savunma Bakanlığı bütçesiyle ilgili küçük bir şey söylemek istiyorum: 1943 yılında Van’ın Özalp ilçesinde 3’üncü Ordu Komutanı Mustafa Muğlalı var. Mustafa Muğlalı -orada komutan- 33 tane masum Kürt’ü kışlaya çağırıyor, sonra bir emir üzerine 33 masum insan katlediliyor. Hiçbir suçları yok, günahları yok ve sonra… Bu, Tek Parti Döneminde oluyor, birkaç yıl üstü örtülüyor. Aradan yıllar geçiyor, Demokrat Parti Döneminde Eskişehir Milletvekili bir soru önergesi vererek bu olayı gündeme getiriyor ve o dönem Eskişehir Milletvekili İsmail Hakkı Çelik ve Van Milletvekili Kemal Yörük olayı takip ediyorlar ve yargılama süreci başlıyor ve bu Mustafa Muğlalı yargılanıyor, yirmi yıl ceza alıyor. Arkasından tabii ki cumhuriyette mazeretler çok. Hemen uğraşıyorlar, kendisine bir sağlık raporu temin ediliyor ve cezaevinden kurtarılıyor ve sonra tabii o da ölüyor.

Şimdi, bunu niye söylüyorum. Şimdi, hep Kürtlerin, Türklerin ortak vatanından bahsediyoruz, hep kardeşlikten bahsediyoruz ve sonra ne oluyor? Katliam yaptığı Özalp’ta bir askerî kışlaya Muğlalı’nın adı veriliyor. Şimdi size soruyorum: Bu ahlaki midir, bu vicdani midir? Bu nasıl kardeşliktir? Orada yaşayan Özalplılar her gün o kışlanın önünden geçince o atalarının kemiği sızlamaz mı? Burada Van milletvekilleri var. O kışlanın önünden geçerken vicdanınız sızlamaz mı? İşte, bu, yaralarımızı sarmıyor. İşte bunlardan kaçınmalıyız.

Ben yaralarımızı deşmek için bunları söylemiyorum. Ben yeniden Türkiye’nin toplumsal dokularıyla oynayarak, bunları kaşıyarak sorunlarımızın çözülmeyeceğini biliyorum. Ama burada yetkili kurumlar bizim hassasiyetlerimizi bilmelidirler. Hassasiyetlerimizi bilebilirlerse, ona uygun adımlar atılırsa iç barış sağlanır. Şimdi, bu, kahraman değil; bu, cumhuriyetin kurtuluşunda kahramanlık yapmamış. 33 tane masum insanı kurşuna dizmiş ve siz bir kışlaya onun adını veriyorsunuz. Diliyorum, umuyorum, bu Parlamento bununla ilgili olumlu bir birlik oluşturur, bir komisyon oluşturur, Türkiye’yi bu ayıptan kurtarır ve Kürtler de bu noktada kendilerine yapılan zulmün ortadan kaldırılmasında size teşekkür ederler.

Değerli arkadaşlar, yaşadığımız bu coğrafyada, çatışmaların olduğu bir yerde insan haklarının ihlal olmaması mümkün değil. 1991’den bugüne kadar aktif siyasetin içerisindeyim. O dönem de sorunları bu Parlamentoya, kürsüye taşıdık ve bugün Türkiye’nin gündeminde olan Ergenekon aslında o gün Kürt coğrafyasında yeşerdi, orada nemalandı. Şimdi, hâlen JİTEM’in varlığı kabul ediliyor, edilmiyor bilmiyorum ama resmî kurumlarca, ama halkın vicdanında bir JİTEM var. Uluslararası hukukta JİTEM yargılanıyor, iç hukukumuzda JİTEM yargılanıyor. JİTEM’in büyüdüğü yer Kürtlerin yaşadığı yerdi. Orada faili meçhul cinayetler işleniyordu, orada topluca insanlar alınıp götürülüp, Muş ve Kulp sınırında 11 tane vatandaşımız alınıp götürülüp, Kulp’un bir köyünde yargısız bir şekilde, Mustafa Muğlalı ne yaptıysa aynı şekilde -aradan on beş yıl geçtikten sonra, bir iki yıl önce- o 11 insanın kemikleri bir köyde bulundu. İşte, orada şekillendi, orada katliamlara başladılar. Onlarca bilge insan öldürüldü, İl Başkanımız Vedat Aydın’dan Musa Anter’e, aslında Uğur Mumcu’dan… Bu coğrafyada işlenen bütün cinayetlerin mimarı onlardı ama o coğrafyada olduğu için kimsenin kılı kıpırdamıyordu ve dönemin Başbakanı, sonra Cumhurbaşkanı Demirel “Devlet rutin işler yapabilir.” diyordu. Ama, rutin işler Kürt coğrafyasında olduğu için herkes sağırdı ve sonra buralara geldiler, buralarda şekillendiler, buralarda yönetime el koymaya çalıştılar.

Şimdi, eğer biz Ergenekon’la yüzleşmezsek, biz Fırat’ın doğusunu, o tarafını dâhil etmezsek buraya, biz Ergenekon’la ve eli kanlı insanlarla yargı önünde hesaplaşamayız. Bakın, bizim arkadaşlarımızdan eşini kaybeden Iğdır Milletvekilimiz Pervin Buldan’ın fezlekede eşinin katledildiğine dair beyanlar var ama müdahil olarak bulunamıyor. Bizim Genel Başkanımız, milletvekillerimiz, belediye başkanımız için ölüm emirleri var, fezleke onun üzerine şekilleniyor ama biz müdahil olamıyoruz. Şimdi, böyle bir yargılama olur mu? Mağduruz ve yanı başımızda onlarca insan katledilmiş; 3.500 insan köylerinden edilmiş. Köyler yakılmış. Benim köyümde 5 tane insanı diri diri yakmışlar ve yakarken de helikopterler inmiş oraya ve sonra Muş’un Altınoava ilçesinde bir anne ve eşi -anne hamile- 7 çocuğuyla birlikte bir evde ateşe verilmiş ve herkes de orada oturmuş, güvenlik birimleri onu izlemişler. 1993… Hâlen onların failleri bulunmadı. Onlar insanlığa karşı suç işlediler. Şimdi, insanlığa karşı bu kadar suç işleyen bir örgüt var ortada. Onun için “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın.” mantığını hiçbirimiz kabul etmemeliyiz. Bu ölen insanlar bizim insanlarımız.

Onun için -süremiz doldu ama- ben Sayın Bakanıma sesleniyorum: Türkiye’nin, evet, toplumsal dokularıyla oynamak isteyen güçler var, Kürt ve Türk çatışmasını körüklemek isteyenler var. Altınova’da bu yapıldı. Sayın Başbakanın “Ya sev ya terk edin.” sözünden sonra Gebze’de bir Kürt çocuğunun telefonunda Kürtçe müzik çaldığı için 3 kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Evet… Bana kafa sallamayın, doğrudur bunlar. Daha birkaç gün önce oldu.

Zulmün üstünü örtemezsiniz. Bakın, zulmün üstünü örterseniz… Eğer inanıyorsanız, öbür dünyada hesap verirsiniz. Ben burada iddialarda bulunuyorum. Çıkıp desinler ki: “Böyle bir şey yok.” Altınova’da bir bütün olarak Kürtler suçlandı ve herkes saldırıya maruz kaldı. Şimdi, onun için, hepimiz kendi kimliklerimizi, siyasi partilerimizin menfaatlerini bir kenara bırakmalıyız. Eğer bu ülkenin birliğini ve bütünlüğünü, geleceğini birlikte inşa edeceksek, bizim, hepimiz bu noktada ortak politikalar etrafında buluşmalıyız. Milliyetçilik kör bir kuyudur, kimseye bir yararı yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

Son günlerde Sayın Başbakan da milliyetçiliğe soyunmuş. Burada çok milliyetçi partiler var, size çok fazla bir şey düşmez. Onun için, hakkın ipine ve hukukun ipine sarılın. Biz bu noktada varız. Bunun için adım atarsanız, biz sizinle birlikte olacağız.

Son olarak söylüyorum: Çok kan aktı, çok insanımız hayatını kaybetti, acılarımız çok. Yaralarımızı sarmak zamanıdır ve Mustafa Kemal diyor ki: “Ben askerim, savaşın ne olduğunu bilirim. Zorunlu değilse savaş cinayettir.” Ben de elbette barıştan yanayım çünkü yüzlerce yıllık yaralarımızı ancak barışla sarabiliriz.

Ben barış dolu bir yıl diliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Sakık.

Sayın milletvekilleri, kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.55

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.45

BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN (Adana), Harun TÜFEKCİ (Konya)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutuyorum:

IV.- ÖNERİLER

A) DANIŞMA KURULU ÖNERİLERİ

1.- Gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; Genel Kurulun 19 Aralık 2008 Cuma günkü birleşiminde 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın günlük turlarının tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine ve 315 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

                                                                                                          Tarihi:19.12.2008

Danışma Kurulunun 19 Aralık 2008 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                                                            Köksal Toptan

                                                                                                Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                 Başkanı

            Mustafa Elitaş                                                                     Kemal Kılıçdaroğlu

   Adalet ve Kalkınma Partisi                                                        Cumhuriyet Halk Partisi

        Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

            Mehmet Şandır                                                                       Fatma Kurtulan

    Milliyetçi Hareket Partisi                                                       Demokratik Toplum Partisi

        Grubu Başkanvekili                                                                Grubu Başkanvekili

Öneriler

Gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmında bulunan 315 sıra sayılı kanun tasarısının bu kısmın 3 üncü sırasına alınması, diğer işlerin sırasının ise buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun 19 Aralık 2008 Cuma günkü birleşiminde 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının günlük turlarının tamamlanmasından sonra kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi, bu birleşimde 315 sıra sayılı kanun tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasının Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/656) (S. Sayısı: 312) (Devam)

2.- 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2007 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/622, 3/521) (S. Sayısı: 313) (Devam)

I) MİLLÎ SAVUNMA BAKANLIĞI (Devam)

1.- Millî Savunma Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî Savunma Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) SAVUNMA SANAYİİ MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Savunma Sanayii Müsteşarlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

J) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1.- İçişleri Bakanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- İçişleri Bakanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

K) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Emniyet Genel Müdürlüğü 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

L) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Jandarma Genel Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Jandarma Genel Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

M) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2009 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sahil Güvenlik Komutanlığı 2007 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Altıncı tur üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ’a ait.

Buyurunuz Sayın Elekdağ. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Savunma Bakanlığı bütçesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün Türkiye'nin üstesinden gelmesi gereken en önemli güvenlik sorunu ülkemizin millî varlık ve bütünlüğünü tehdit eden Kuzey Irak’ta konuşlanmış PKK unsurlarının tasfiye edilmesidir. Bush yönetiminin PKK örgütünü himayesine alan Kuzey Irak’taki yerel yönetimi ve onun lideri Barzani’yi resmen ve fiilen koruması Türkiye'nin millî varlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit altında bırakmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığını üstlenecek olan Barack Obama seçim bildirgesinde, Bush yönetiminin Irak politikası nedeniyle bozulmuş olan Türk-Amerikan ilişkilerini onarma sözünü veriyor. Eğer bu ifade ciddi bir değerlendirmenin ürünüyse o zaman Türkiye açısından umut verici bir yaklaşımı ifade ediyor demektir. Obama yönetimine izah etmemiz gereken en önemli husus şudur: Bush yönetiminin son beş yıldır Türkiye’ye uyguladığı politikalar Türkiye'nin millî varlığını ve bütünlüğünü tehdit eden nitelikte ve boyutta olmuştur. Nitekim Bush yönetimi çok yakın zamanlara kadar Kuzey Irak’taki yerel Kürt yönetimine destek vermek suretiyle Türkiye’ye karşı PKK kartını oynamayı maalesef sürdürmüştür. Türk-Amerikan ilişkilerinin Bush döneminde dibe vurmasının nedeni budur.

5 Kasım 2007 tarihinde Washington’da Başkan Bush ile Başbakan Erdoğan arasında üzerinde mutabakat hasıl olmuş olan yaklaşım, bazı kısıtlı önlemlerle bu ilişkileri kırılma noktasından kurtarmış görünse de seçilmiş Başkan Obama’nın da ifadesiyle ilişkiler geniş bir onarıma ihtiyaç göstermektedir. Bu bakımdan Türk Hükûmeti Obama yönetimine Türk-Amerikan ilişkilerinin onarılmasının şu iki kilit unsura bağlı olduğunu ifade etmelidir, açıklamalıdır:

Bunlardan birincisi, Amerika’nın NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesinden doğan sorumluluğu gereğince Kuzey Irak’taki PKK teröristlerinin tasfiye edilmesi hususunda Türkiye’ye tam destek vermesidir.

İkincisi de, değerli arkadaşlarım, Amerika’nın bundan böyle Türkiye’yle ilişkilerini yerel yönetim lideri Barzani’nin çıkarlarına öncelik veren bir yaklaşımla değerlendirmekten vazgeçmesidir çünkü Bush yönetiminin bu şekildeki yaklaşımı hem Türkiye’yle ilişkilerine hem de Irak’ın birlik ve bütünlüğü politikasına zarar vermiştir. Irak Meclisi tarafından onaylanmış bulunan Amerika’nın Irak’tan 2011 yılı sonunda çekilmesini öngören Kuvvetler Statüsü Anlaşması, Irak hava sahasının kontrolünün  1 Ocak 2009’dan itibaren Irak Hükûmetine devrini ve Irak topraklarının komşulara saldırılarda kullanılmamasını öngörüyor.

Bu durumda, Türkiye'nin hava operasyonlarının sürmesinin ve Kuzey Irak’ta PKK’yı etkisiz hâle getirici önlemler alınmasının Irak Hükûmetinin onayına bağlı olacağı anlaşılıyor. Bu amaçla, Türk, Irak ve Amerikan yetkililerinden oluşacak ve Kuzey Irak yerel yönetiminin de temsil edileceği üçlü bir komitenin oluşturulduğu açıklanmış bulunuyor. Ancak bu üçlü görünen gerçekte dörtlü olan mekanizmanın işlevsel hâle getirilmesi ve PKK’yla mücadele edebilmesi Kuzey Irak yerel yönetiminin iş birliğine bağlı görünmektedir.

Türk Hükûmeti PKK’yla mücadelede yerel yönetim lideri Barzani’nin iş birliğini sağlamak için Amerika’nın da teşvikiyle uzunca bir süredir ciddi uğraş vermiştir. Ancak Barzani Türkiye'nin bu yakınlaşma çabalarını kesinlikle kale almadı bugüne kadar. Ne PKK’nın terörist olduğunu ilan etti ne de örgütün Türkiye’ye yönelik saldırılarını engellemek amacıyla en ufak bir harekette bulundu.

Aktütün-Bayraktepe saldırısı ile de bu sürece, bu yakınlaşma sürecine bel bağlamanın tam bir fiyasko olduğu ortaya çıktı değerli arkadaşlarım. Ama buna rağmen hâlâ Barzani önünde yalvar yakar olan bir Türkiye var.

Burada bir noktanın altını çizmek istiyorum: Pankürdist politik çizgiyi temsil eden Barzani, kendi rızasıyla asla ve kat’â elinde bulunan PKK gibi bir silahın yok olmasına izin vermez. Barzani PKK’yı Türkiye’ye karşı çok boyutlu bir yaklaşımla kullanıyor. Bunların başında Kerkük’ün ilhakında ve bağımsız Kürt devletinin ilanında PKK’yı Türkiye’ye karşı bir pazarlık unsuru olarak elde tutmak istemesi geliyor. Ancak henüz bu aşamaya ulaşılmış değil. Bu bakımdan Barzani hâlen Türkiye’ye, Erbil’i Bağdat’tan bağımsız olarak muhatap almayı dayatmak için PKK’yı araç olarak kullanıyor.

Bu gerçekler ışığında Hükûmetin, sınır güvenliğini sağlamak ve PKK sorununu çözmek amacıyla Barzani’nin peşinden âdeta yalvarırcasına koşması son derece sakıncalıdır.

Türkiye'nin Kuzey Irak’la her alanda iyi ilişkiler geliştirmesi muhakkak ki son derece önemlidir değerli arkadaşlarım. Halkımızın bir bölümünün bu bölge halkının akrabası olmasının yanında, sınırın iki yanı arasında ekonomik iş birliği muazzam bir potansiyel vaat ediyor. Bunları göz ardı etmemiz mümkün değildir. Ancak ilişkilerin sağlam bir zemin üstüne oturmasının temel bir şartı var. Nedir bu şart? Bu şart, her şeyden önce Türkiye'nin caydırıcı bir stratejiyle Barzani’nin PKK terörüne destek verme iradesini kırması ve yüreğine "Türkiye’ye zarar verirsem bundan ben de zarar görürüm.” korkusunu salması zorunluluğudur. Yapılması gereken bu iken Barzani karşısında pes edilerek onun şartlarıyla soruna çözüm aramanın kabul edilmesi Kuzey Irak bölgesiyle ilişkileri büyük sorunlara gebe bir temel üzerine oturtmaktan başka bir işe yaramaz. Bu bakımdan, Türkiye, Kuzey Irak’a yönelik yeni bir caydırıcı politika geliştirmelidir. Barzani’nin PKK’ya destek verme iradesini kırmaya yönelik bu caydırıcı politikada öncelik askerî güce değil ekonomik önlemlere verilmelidir. Kuzey Irak Kürt bölgesinin tek solunum yolu ve şah damarı Türkiye'nin elindedir. Ayrıca, Kuzey Irak ekonomisi üzerinde Türkiye'nin etkisi çok güçlüdür. Elimizde Kuzey Irak ekonomisini mefluç hâle getirecek çok çeşitli ve değişik levyeler vardır. Barzani aşağıda sayacağım şu şartları kabul edinceye kadar Türkiye bu ekonomik önlemleri peş peşe uygulamaya koymalıdır.

1) PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmesi,

2) Örgütün elebaşılarını Türkiye’ye teslim etmesi,

3) PKK örgütünün siyasi bürolarının ve kamplarının kapatılması, lojistik desteğin kesilmesi PKK örgütüne, PKK’nın tüm unsurlarının silahsızlandırılması ve enterne edilmesi,

4) Türk Hava Kuvvetlerinin PKK terörüne karşı Kuzey Irak’ta operasyon yapmasına imkân verecek bir anlaşmanın Irak ile Türkiye arasında yapılmasının engellenmeyeceği hususunda Türkiye’ye teminat vermesi ve sonuncu olarak,

5) Barzani’nin Irak Merkezî Hükûmeti ile Türkiye arasında 2007’de imzalanan Terörle Mücadele Anlaşması’ndaki sıcak takip hakkına ilişkin 4’üncü maddesinin geçerliliği tanıyacağını Türkiye’ye taahhüt etmesi.

Değerli arkadaşlarım, bu hususlar harfiyen gerçekleştirilmeden Türkiye'nin Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakanının Barzani’yle görüşmeleri ve onun elini sıkmaları kesinlikle söz konusu olmamalıdır. Ekonomik önlemlerden sonuç alınamadığı takdirde Türkiye askerî baskı yöntemlerine başvurmalıdır. Bugünün siyasi ortamında Türkiye'nin büyük kuvvetlerle müdahalede bulunması mümkün değildir. Bu nedenle, Türk Silahlı Kuvvetleri sivil zayiata yol açmadan, Kuzey Irak’ın huzur ve istikrarını bozmadan PKK’yı etkisiz hâle getirecek bir askerî politik konsept ve askerî yapılanma gerçekleştirmelidir.

Amaç ne olacaktır? Amaç, uçar birliklerle tereyağından kıl çeker gibi yapılacak hava ve kara operasyonlarıyla Irak’taki PKK hedeflerinin sürekli vurularak, PKK’nın dokunulmazlık ve güven duygusunu ortadan kaldırmak ve onu teslime zorlamak olacaktır.

Böyle bir stratejinin geç de olsa, değerli arkadaşlarım, uygulamasından vazgeçilirse Türkiye’yi bekleyen sonuç bellidir. Bu durumda, Kuzey Irak PKK için bir cephe gerisi sığınma alanı olmaya devam edecek ve Türkiye, kanlı terör örgütünün tehdit ve eylemlerinden kurtulamayacaktır.

Obama’nın başkanlığı, değerli arkadaşlarım, Türkiye’ye bir fırsat penceresi açmıştır. Yeni Amerikan yönetiminin Afganistan’a yönelik stratejisinin uygulanmasında Türkiye’ye çok büyük ihtiyacı vardır. Aynı şekilde, Türkiye, Washington’un Pakistan’la giderek bozulan ilişkilerinde bir istikrar unsuru olabilir. Türkiye, önündeki bu yeni dönemde Washington’un da desteğini arkasına almaya çalışarak, önerdiğimiz bu stratejiyi uygulamaya koymalıdır.

Türkiye devasa ve giderek ağırlaşan bir sorunla karşı karşıyadır.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN– Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

ŞÜKRÜ MUSTAFA ELEKDAĞ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Kürtçülük fitnesi Türkiye'nin ayağında bir prangadır. Bundan kurtulmadan, Türkiye, ekonomik ve sosyal alanlarda ciddi bir atılım yapamaz, Avrupa Birliği kapıları da Türkiye’ye devamlı olarak kapalı kalır bu sorun halledilmeden. 

Değerli arkadaşlarım, bu sorun ancak üniter devlet yapısı içinde, etnik temele dayanmayan geniş bir demokratikleşme hamlesi ve kamu yatırımlarının öncülük edeceği ekonomik, sosyal kalkınma stratejisini içeren ulusal entegrasyon projesinin yaşama geçirilmesiyle mümkündür; bunun için de ilk şart Kuzey Irak’taki PKK unsurlarının tasfiye edilmesidir. Ancak bugün, bu amaca yönelik olarak uygulanan dış kaynaklı çözüm yolu  Türkiye’yi selamete değil sadece felakete götürür.

Hepinize saygılarımı sunuyorum ve Millî Savunma Bakanlığı bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP, AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elekdağ.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Bülent Baratalı.

Buyurunuz Sayın Baratalı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dört dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BÜLENT BARATALI (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. 

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı 2009 bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüşlerimi belirtmek için söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3152 sayılı Kanun’a göre İçişleri Bakanlığı yurdun iç güvenliğinin ve asayişinin sağlanması, kamu düzeninin ve genel ahlakın korunması, mülki idare bölümlerinin kurulması, kaldırılması ve düzenlemesiyle ilgili çalışmaların yapılması gibi çok önemli konularda yetkilere sahip bir bakanlıktır. Bu nedenle, İçişleri Bakanlığımızın 2009 bütçesi 2008 bütçesinin başlangıcından yüzde 22 oranında artırılmıştır. Bu artışın ülkemize, Bakanlık mensuplarına, emniyet teşkilatına ve yurttaşlarımıza iyilikler getirmesini diliyorum. 

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; içinde bulunduğumuz 21’inci yüzyılda saygın bir devlet olmanın en başta gelen ölçütü, kişi temel hak ve özgürlükleri ile hukukun üstünlüğüdür. Ama ne yazık ki, AKP hükûmetlerinin iktidarda olduğu son altı yılda hem hukukunu hem vicdanını hem de saygınlığını kaybetmiştir.

Açıkça belirtmek gerekirse, insanlarımızın Adli Tıp Kurumuna, Türkiye İstatistik Kurumuna, Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğüne, Yüksek Seçim Kuruluna ve kolluk kuvvetlerine olan güvenci, inancı bu dönemde dibe vurmuştur. Kuşkusuz bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak, güncellikleri nedeniyle bunlar verilmiştir. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu ne yargıçlardır, ne doktorlardır, ne sayım memurudur, ne seçim görevlisidir, ne de polistir. Bütün bu olumsuzlukların sorumlusu başta Başbakan Sayın Tayyip Bey olmak üzere ağırlıklı olarak Adalet, İçişleri ve Millî Eğitim Bakanlığıdır. Bütünlükle AKP’dir ve AKP zihniyetidir. Bu zihniyet yüzünden Türkiye’nin hukuk devleti olup olmadığı Türkiye’nin içinde ve uluslararası zeminde, boyutlarda tartışılır hâle gelmiştir.

Bu dönemde uygulanan şiddet, gece yarısı baskınları ve gözaltı uygulamaları, yasa dışı dinlemeler ve özel hayata müdahaleler, seksen beş yıllık cumhuriyetimizi âdeta bir korku imparatorluğuna dönüştürmüştür. Öyle ki, yıllarca Türk Silahlı Kuvvetlerine ve ülkesine şanla, şerefle hizmet etmiş, adı, adresi belli, yeri belli ve yaşı altmışın üzerinde olan insanlar gece yarılarında apar topar, hiçbir suç isnat etmeden aylardır cezaevinde yatırılmaktadır ve cezaevinde yatırıldığı gibi cezaevlerinde vücut bütünlüğü de korunamamaktadır. Eğer bunlar varsa hukuk tartışmasına da engel olamazsınız.

Ben bir hukukçuyum. Anayasa’nın 138’nci maddesini gayet iyi biliyorum. Şu an görülen bu davada bu nedenle bir şey söylemek istemiyorum. Elbette suçu olanlar suçlarını çekeceklerdir. Paşaların da suçu varsa onlar da çekeceklerdir. Ama insanlar neyle suçlandıklarını dahi bilmeden hâlâ bu kadar geçen bir zaman içinde cezaevlerinde yatıyorlarsa, bunların temel haklar ve özgürlükler açısından bir bağdaşır yanı var mıdır? Buradan sesleniyorum ilgililere: Daha ne kadar beklenecek iddianame? İnsanlar sorgusuz sualsiz daha ne kadar içeride kalacaklar? Üç ay mı, altı ay mı, bir yıl mı; bu belli değildir. Bu olumsuzluklar yeni bir kaybın yaşanmasına ve burada tekrar bir ölümün olmasına neden olacaksa bunun sorumlusu kim olacaktır? “Bütün bunları hukuk bütünlüğü içinde yapıyoruz.” derseniz bu, hukuka saygısızlıktır ve hukuk devletine saygısızlığın da dik âlâsıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel olarak devletin, özel olarak da İçişleri Bakanlığının en temel görevi ülke sınırları içinde temel hak ve özgürlükler çerçevesinde asayişi sağlamak, bütün vatandaşların can ve mal emniyetini korumaktır. Güvenlik en basit anlamda toplum yaşamında kanuni düzenin aksamadan yürütülmesi, kişilerin korkusuzca yaşayabilmesi olarak tanımlanmaktadır.

Bu doğrultuda, 200 bini aşkın mensubuyla İçişleri Bakanlığının ve özellikle de emniyet camiasının her türlü olumsuzluğa karşın özveriyle görev yaptığını biliyor ve onları buradan kutluyorum ama bunu kabul etmekle beraber, son zamanlarda yaşanan gelişmeler güvenlik ile özgürlük arasındaki hassas terazinin dengesinin insan hakları aleyhine bozulduğunu göstermektedir.

Sayın Bakan Komisyonda yaptığı konuşmada işkence ve kötü muamele konusunun son zamanlarda fazlaca gündeme geldiğini söylemiştir, itiraf etmiştir ve Hükûmet olarak “işkenceye sıfır tolerans” politikasının kararlılıkla uygulandığını belirtmiştir. Oysa rakamlar hem AKP Hükûmetini hem de Sayın Bakanı açıkça nakzetmektedir. “İşkenceye sıfır tolerans” aldatmacasının sonucu olarak yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma olayları sonucu yaşamını kaybeden kişi sayısı 2007’de 24 iken 2008’in ilk on ayında 31  kişidir. Çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu illerimizde olmasına karşın İstanbul, İzmir, Adana, Antalya gibi illerimizde öldürülen Festus Okey, Engin Çeber, Baran Tursun, Çağdaş Gemik, Murat Kasap gibi gençlerimizin sonu hepimizin malumudur. Faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin de 2007’de 2 iken 2008’in ilk on ayında 35 olduğu iddia edilmektedir. Cezaevinde ve gözaltında şüpheli ölümlerin sayısı ise 2007’de 10 iken 2008 itibarıyla 29 olduğu iddia edilmektedir. Hiç kuşkusuz bunları İçişleri Bakanlığına ya da Emniyet Genel Müdürlüğüne mal edilecek olay olarak görmüyoruz, bunları istisnai olarak değerlendiriyoruz ama sorunun adını koymak gerekmektedir. Dikkatleri bu noktaya çekmeye çalışıyorum.

Bu konuda, Sayın Bakan, Türkiye'nin Avrupa’nın en güvenli ülkeleri arasında olduğunu söylemişti Komisyonda. Ne zaman? 10 Kasım 2008’de. Bu iddia, ülkemizin doğusu ve batısıyla bütününü mü kapsamaktadır? Oysa sırf Kurban Bayramı haftasında, İstanbul Teksas’a dönmüş, 8-10 kişi ölmüş, bir o kadar insan da yaralanmıştır; trafik kazalarında da 100’ün üzerinde insan hayatını kaybetmiştir. Hâlâ daha Avrupa’nın en güvenilir ülkesi olduğumuzu söyleyebilmek doğru mudur değil midir takdirlerinize bırakıyorum.

Bir diğer gerçek de vatandaşlarımızın, emniyet mensuplarımıza sevgisinin, saygısının ve güveninin azaldığı konusudur. Yüzlerce insanın dövüldüğü, hastanede acil servisine ve sendika binasına gaz bombasının atıldığı 1 Mayıs olaylarıyla ilgili hazırlanan raporda “orantılı güç kullanılmadığı” ifadesi ne derecede doğrudur? Yine, Hatay’da, Mersin’de, Manisa’da mekân basmalarda insanlar korkutulmuş, sindirilmiş, sesleri çıkamamıştır. Sokaktaki vatandaşı bırakın, gözaltına aldığınız insanların bile orada korunmasını nasıl sağlıyorsunuz, “İntihar etti.” mi diyorsunuz; bunların da sorgulanması gerekmektedir.

Şimdi, bir de kimlik sorma meselesi var. Buradan 70 veya 75 milyona –sayımızın kaç olduğunu TÜİK bile bilmiyor, onun için söylüyorum- polise kimlik soran bir vatandaşın başına bir şey gelmeyeceği konusunda, burada bir kesin güvence verebilir misiniz Sayın Bakan? Bunu öğrenmek istiyorum.

Elbette bunlar Türkiye’ye özgü sorunlar değildir. Daha komşumuz Yunanistan’da bile, değerli arkadaşlar, on beş yaşındaki bir gencin ölmesinden dolayı büyük olaylar yaşanmaktadır ama Yunanistan’ın İçişleri Bakanı, bir gencin ölmesi nedeniyle istifa etmiştir. Sayın Bakana bütün samimiyetimle sormak istiyorum: “Daha Türkiye’de ne kadar gencin ölmesi gerekli ki Sayın Bakan, istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye.

Ayrıca bu arada İzmir’de Valiliği döneminden Sayın Emniyet Genel Müdürümüzü çok iyi tanıyorum, iyi niyetinden hiç şüphem yok. Bakın, ne diyor: “Polisin karıştığı her ölümlü olaydan sonra iki gece uyuyamadım.” Buradan Sayın Dostuma soruyorum: Sırf “dur” ihtarı ya da kaza kurşunu gibi nedenlerle öldürülen gençlerin ailelerine uykunun bundan sonra haram olduğunun farkında mısınız Sayın Genel Müdürüm?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe rakamlarına baktığımızda yüzde 22 artışın olduğunu söylemiştim. Şimdi, bütün bu artışlar hükûmet konakları yapımı, cari transferler vesaire gibi sıralanıyor. Ben bütün bu paranın polisin eğitiminde ve mali sıkıntıların giderilmesinde kullanılması gerektiğini de düşünüyorum, takdir Değerli Bakanımıza ait.

Adrese dayalı nüfus kayıt sisteminin ne kadar sıkıntılı olduğunu arkadaşlarımız ifade ettiler. Ben bu konularda süremin az olması nedeniyle bunları söyleyemeyeceğim ama… Şimdi, Yüksek Seçim Kurulunun, İçişleri Bakanlığının, nüfus idaresinin ne görevi var bunu bilemiyorum “İtiraz edin, bunları düzeltelim.” diyorlar. Eğer bunlar düzeltilmezse nasıl bir seçime gideceğiz, bunu takdirlerinize sunuyorum.

Diğer bir konu da nüfusu 2 binin altına inen belediyelerin kapatılma durumudur. Bu konuda katılımcılık söylemiyle, saydamlık, hesap verebilirlik söylemiyle, subsidiarite söylemiyle iktidara gelen ve bunu uygulamayı vadeden bir iktidarın, gelir gelmez 1930 yılından beri hiçbir şekilde kapatılmayan, yetmiş yedi yılda kapatılmayan belediyeyi sırf nüfusları 2 binin altına indi diye 1.300’den fazla belediyenin kapatıldığını görüyoruz. Belediyeler köylere ve mahallere dönüştürüldü, sınırlar değiştirildi. Bunlar yapılırken kamu yararı ve hizmetin gereği değil, buralarda daha çok nasıl AKP olarak oy alırız kriteri kullanılmıştır. Şimdi, bu kriter, tepeden inmeci bir kriterdir. İşte bu belediyelerde yaşayan hemşehrilerimiz diyor ki: “Tepeden inmecilik revaçta, halka danışmak rafta.” Söylenen AKP İktidarı için bu laflar. Bu tenzili rütbeye uğratılan, apoletleri sökülen belediyelerin bazıları 1 ya da 2 nüfus eksiğiyle 2 binin altına düşmüştür. Erzincan’ın Yaylabaşı Belediyesi 1.999 nüfusla kapatılmıştır, Kayseri’nin Büyüktoraman Belediyesi 1.996 nüfusla kapatılmıştır, Adıyaman’ın Köseceli Belediyesi 1.998 nüfusla kapatılmıştır değerli arkadaşlar. Bunlar son derece yanlış uygulamalardır. Bu uygulamaların sonucunu hep beraber 29 Martta göreceğiz değerli arkadaşlarım.

ŞEVKET KÖSE (Adıyaman) – Belediyeyi köy yaptılar neticede.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi bir diğer konu: Sayın Bakan, Komisyonda Köy Kanunu konusunda bir yenilemenin olacağını söylemişti. Doğrudur, 1924 yılında çıkan Köy Kanunu zeyillerle ve değişimlerle artık tanınamaz hâle gelmiştir. Köy Kanunu’ndaki muhtarın görevlerini okursanız çok güleceğinizi sanıyorum. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir. Türkiye’de 36 bin civarında köy, 40 bin mezra ve sayısı belirsiz olan kom bulunmaktadır. Bunları yeni bir düzende yeniden yapılandırmakta yarar vardır.

Mahalle muhtarlıkları konusunda bir çalışma yoktur. Bunu bir eksiklik olarak görüyorum ve bu konunun bir an önce ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iç güvenlik güçlerimizin tahsisat, teçhizat, personel ve araç gereç yönünden ulaştığı seviye memnuniyet vericidir. Ancak haftada seksen saat çalışan, hafta mezuniyetini dahi kullanamayan, bu nedenle aile ve sosyal çevreyle ilişkileri kopmuş olan, emekliliklerinde aylıkları yetmediği için çalışmak zorunda kalan polislerimizin ekonomik durumları acilen iyileştirilmek zorundadır. Siyasi iktidar bu konuda muhalefet olarak bize düşerse Komisyonda yaptığımız gibi şimdi de kendilerine yardımcı olmaya söz veriyoruz.

Öte yandan, Jandarma Genel Komutanlığımızda görev yapan erbaşlarla ilgili konularda benden sonra konuşacak arkadaşım gerekli bilgileri verecektir.

Yasa dışı göç konusu çok önemli bir konudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

BÜLENT BARATALI (Devamla) – Teşekkür ederim.

Türkiye'nin sınırları kevgire dönmüş bulunmaktadır. İran sınırından giren bu yasa dışı göçmenlerin Urla’ya, Marmaris’e, Bodrum’a nasıl ulaştıkları, nasıl bu kadar yol katettikleri de sorgulanması gerekli olan bir olaydır. Bir an önce bu konulara da iktidarın değinmesinde ve bu konuda bir karar almasında yarar var diye düşünüyorum.

Son olarak, kurulacağı ifade edilen iç güvenlik müsteşarlığı konusuna değinmek istiyorum. Edindiğim bilgilere göre iç güvenlik müsteşarlığı kurulacaktır. Ancak, şu gördüğünüz Cumhuriyet Halk Partisinin 1994 programıdır. Biz bunu, bundan on üç sene önce söylemenin, hatta iç güvenlik müsteşarlığı yanına bir de iç güvenlik araştırma enstitüsünün kurulmasını söylemiştik. Bu düşünceye geldiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Bu düşünceler ve değerlendirmeler ışığında, 2009 bütçesinin başta ülkemiz olmak üzere İçişleri Bakanlığı mensuplarına, yurttaşlarımıza iyilikler getirmesini diliyorum. Ülkemizin güvenliği konusunda aziz canını veren, şehit olan tüm görevlilerimize Tanrı’dan rahmet, geride kalan, milletimize emanet olan eş ve çocuklarına sağlık ve huzur temenni ediyor, insan haklarının, emeğin ve hukukun egemen olduğu, töre ve şiddetten uzak yeni bir yıl diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baratalı.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Ali Oksal.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ OKSAL (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisin üyelerini saygıyla selamlıyorum.

İçişleri Bakanlığı, toplumun temel sorunlarının çözümünde, genel ahlakın korunması ve iç barışın sürdürülmesinde birinci sorumlu olarak görülmüştür.

Anayasa ve yasalarımıza uygun olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü, güvenliğini, kamu düzenini, insan hak ve hürriyetlerini korumak, suç işlenmesini önlemek ve suçluları takip edip yakalamak, her türlü terörle, kaçakçılıkla ve organize suçlarla mücadele etmek İçişleri Bakanlığının görevidir.

İç güvenlik kamu düzeninin garantisidir. Yani iç güvenlik suçtan önceki zaman için gereklidir. Suçun oluşmaması, suç çetelerinin mafyalaşmaması içindir iç güvenlik. Bu açıdan bakıldığında bazı konularda uzun bir süreden beri ve bugün mutluluk ve güven duygusunun üretilmediğini görmekteyiz. İç güvenlik alanında giderek artan bir kanama söz konusudur. Özellikle büyük şehirlerde suç işleme çılgınlığı artıyorsa, çağın yeni türeyen bilişim suçları ve seri cinayetler çoğalıyorsa, mafyalaşmış suç örgütleri ulu orta hesaplaşıyorsa sarsıcı bir otorite kaybı ve iç güvenlik yetersizliği var demektir.

Bazıları için suç bir geçim kaynağı, bir meslek olma yolundadır. İnsanlıktan çıkmış, acımasız kişiler, mafyalaşmış çeteler şehir sokaklarında bu mesleği âdeta icra etmektedirler. Önleyici otoritenin pasif kalması suç dürtüsünün eyleme dönüşmesini cesaretlendirmekte, önlenemeyen her suç yeni suç işleme konumundakileri yüreklendirmektedir.

2002-2007 yılları itibarıyla can ve mala karşı işlenen suçlarda çok büyük artış olmuştur. Devletin birinci görevi vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlamaktır. 2007 sonu itibarıyla Devlet Planlama Teşkilatı verilerine göre Emniyet Genel Müdürlüğünün sorumluluk bölgesinde meydana gelen asayiş olaylarında bir önceki yıla göre oto hırsızlığında yüzde 28 ve kapkaç suçunda yüzde 63’lük azalma bir büyük başarıdır ama bunlar toplam asayiş suçlarında sadece yüzde 4’lük bir azalışa tekabül etmektedir. Buna karşılık terör olaylarında yüzde 56, organize suçlardan kaçakçılıkta yüzde 30 gibi çok yüksek bir artış kaydedilmiştir.

Ayrıca 2007-2008 yıllarına ait suça ilişkin istatistiklerin neden yayınlanmadığı da bilinmemektedir.

Bütün bunların yanında Ergenekon davasında demokratik bir hukuk devletinde görülmeyecek, yaşanmayacak ve yaşanmaması gereken olaylar yaşanmıştır. Toplumda psikolojik bir korku ortamı oluşmuş, insanlar bastırılmış, sabahın erken saatlerinde evlere düzenlenen ani baskınlar tüm toplumu tedirgin etmiştir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Onların her biri on cinayet işlemiş!

ALİ OKSAL (Devamla) - Herkesin özel hayatına girilmiş, insanlar “Acaba benim de telefonum dinleniyor mu?” diye kuşku içinde kalmışlardır.

Güvenlik teşkilatının en temel görevi güvenliği sağlamaktır. Bunu yaparken bir yandan da münferit olarak insan hakları ihlalleri ortaya çıkabilmektedir. Ekim 2008’de Antalya’da motosikletiyle giderken polisin dur ihtarına uymayan Çağdaş Gemik isimli bir gencimiz öldürüldü. Ayrıca, Baran Tursun isimli bir vatandaşımız yine polisin dur ihtarına uymadığı için başından vurularak öldürüldü.

Polisimiz silahlı gücümüzdür. Gerektiği zaman elbette silah kullanacaktır. Ancak, silahı en az zararla ve en son çare olarak kullanmalıdır. Ancak vatandaşlarımız da dur ihtarına uymak zorundadırlar.

Şimdi Avrupa Birliği üyesi ve modern ülke konumunda olan komşumuz Yunanistan’da yaşanan benzer olaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bir polis memurunun tabancasından çıkan kurşunla on altı yaşındaki bir gencin ölmesi neticesinde Yunanistan’da halk ayaklandı, dükkânlar yağmalandı ve birçok yer ateşe verildi. İçişleri Bakanı ve Hükûmet zora girdi. Neredeyse ülke erken genel seçime gidecek.

Polisimiz 1 Mayıs olaylarında orantısız güç kullanarak insanlarımıza insanlık haysiyetine yakışmayan hareketlerde bulundu. İnsan Hakları Derneği bu olayı yargıya taşıdı. İstanbul Valisi soruşturma izni verdi. Bilirkişi olarak da 2005 yılında Kadın Hakları Günü’nde kadınlarımıza insanlık dışı davranışı sergileyen ve sonra da bu olaydan ötürü görevinden uzaklaştırılan kişi tekrar nasıl oluyor da 1 Mayıs olaylarını aydınlatmak için tayin ediliyor? Düzenlediği rapora göre de polisimiz 1 Mayıs olaylarında orantısız güç kullanmamış.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gözaltında ölenler, dur ihtarına uymayanların vurularak öldürülmesi gibi olaylar istisnai olaylardır, ama yine de üzerinde düşünülmesi gereken ciddi olaylardır. Bunların tekrarının mutlaka  önlenmesi gerekir.

200 bin personeliyle farklı bir konuma sahip olan emniyet teşkilatımızın münferit olaylarla zan altında bırakılması ve bu olayların tüm teşkilata mal edilmesi elbette ki yanlıştır ama bunu yapanlar da korunmamalıdır ve teşkilattan derhâl atılmalı ve cezalandırılmalıdır. Bu nedenle, toplumun huzur, güven ve mutluluğunu sağlayacak polisimiz iyi eğitilmeli, bilgili ve tecrübeli olmalıdır. Bu doğrultuda Personel Daire Başkanlığınca yayınlanan ve bütün teşkilata dağıtılan eğitim amaçlı kitapçığı da memnuniyetle öğrenmiş bulunuyoruz.

Teşkilatta üniversiteli polis sayısının artması, çok sayıda polis meslek yüksekokullarının açılmış olması, eğitim seviyesi yüksek, bilinçli ve uzmanlaşmış bir kadronun yetişiyor olması emniyet kurumumuz açısından oldukça önemli bir aşamadır. Değişimin getirdiği suç türlerini değişimin teknolojileriyle çözmeliyiz. Bazı kentlerde kurulan ve kurulmaya devam edilen MOBESE sistemi yani görüntüleme ve izleme ağı ihtiyacı karşılamaya dönük adımlardır. Ancak MOBESE’ler mobil karakollarla, mobil araçlarla ve yaya ekiplerle güçlendirilip şehrin duyarlı bölgelerinde konuşlandırılmalı ve olaylara anında müdahale edilmelidir.

Değerli milletvekilleri, polisler 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olup çalışma süreleri haftada 72 saattir. Diğer devlet memurları haftada 40 saat çalışmaktadır. Rakamlar gösteriyor ki polisimiz diğer memurlardan yüzde 88 oranında daha fazla çalışmakta ama aynı oranda maaş alamamaktadır. Bu nedenle, maaşlarının da yükseltilmesi gerekir. Bütün bunların yanında, çalışırlarken yan ödemelerle yükselen maaşları emekli oldukları zaman neredeyse yarı yarıya düşmektedir. Aynı zamanda Jandarma Genel Komutanlığında görevli binbaşı rütbesine kadar olan subay, astsubay ve uzman jandarma personelinin de maaşları ve emeklilik hakları son derece yetersizdir. Bütün ülke sathında böylesine özverili, canını hiçe sayarak çalışan polis ve jandarmamızın özlük haklarının iyileştirilmesini ve maaşlarının taşıdıkları riskten dolayı yükseltilmesini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak istiyor ve öneriyoruz.

Jandarma kolluk birimimiz Türkiye'nin yüzde 85’inde, sınır bölgelerinde ve belediye hudutları dışında, kırsalda güvenliğimizden sorumludur, hâlen polis teşkilatı kurulmamış doksan dört ilçede de görevine devam etmektedir. İki birim arasında zaman zaman yetki karmaşası yaşandığını da maalesef görmekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

Buyurunuz.

ALİ OKSAL (Devamla) - 12 Eylül darbesinden sonra çıkarılan 2800 sayılı Kanun’a göre jandarmanın konumu Genelkurmay ile İçişleri Bakanlığı arasında yarı askerî-yarı sivil bir alana girdi. Bu Yasa’nın 10’uncu maddesinde jandarma görev sahası belirlenmişken, zaman zaman polis bölgesinde faaliyet göstermesine imkân tanınması tartışmalara sebebiyet veriyorsa da, bu bir zorunluluktur.

İç güvenliğin sağlanması konusunda polis ile jandarma arasındaki anlaşmazlığın en önemli göstergelerinden biri de, istihbaratın paylaşılamamasıdır. İçinde bulunduğumuz dönemin zor şartlarına baktığımızda bu birimlere ayrılan toplam yüzde 22’lik bu bütçe yetersizdir. Zira güvenliğin ucuzu olmaz, güvenlikte para hesabı yapılmaz değerli arkadaşlar.

Bütçemizin hayırlı olmasını dilerken, önümüzde yapılacak olan yerel seçimlerde yanlış anlamaları ortadan kaldırmak anlamında emniyet teşkilatımızın seçim torbalarını seçim kurullarına göndermek için tahsis ettikleri her aracın minibüs olması, her siyasi partinin birer temsilcisinin araca alınması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

ALİ OKSAL (Devamla) - …ve torbaların o şekilde teslim edilmesi ilkeli bir sorumluluktur diyor, herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Oksal.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Zekeriya Akıncı.

Buyurunuz Sayın Akıncı. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri ve televizyonlarının başında bizi izleyen başta Sahil Güvenlik mensupları olmak üzere bütün emniyet mensuplarını sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına 2009 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı çerçevesinde Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlarım, bütün konuşmacılar vurgu yaptı. Sizler de takdir edersiniz ki, hem tarihteki yeri ve coğrafi konumu değerlendirildiğinde hem de içinden geçmekte olduğumuz zaman diliminin özellikleri düşünüldüğünde ülkemizin iç barışı, huzuru ve güvenliği her zamankinden daha büyük önem taşır hâle gelmiştir. Bütün bu özelliklerine bir de 8 bin kilometre üzerindeki sahil şeridine sahip olması eklendiğinde, diğer bütün uğraşılarının yanı sıra güvenliğini sağlayabilmek için denizlerde çevre kirliliğiyle, yasa dışı avlanmayla, başta insan kaçakçılığı olmak üzere her türlü kaçakçılıkla, hatta deniz korsanlığıyla mücadele etmek zorunda kalan bir ülke durumuna gelmekteyiz.

Bu çabalarımız yaklaşık yüz elli yıl öncesinden başladı. Sahil Güvenlik kurumu kurumsal bir yapıya kavuşturulmaya çalışıldı, cumhuriyet döneminde belirli aşamalar geçildi, 1982 yılında yapılan bir yasa düzenlemesiyle bunu ileri bir noktaya taşıdık, 2003’te de son şeklini vermiş bulunuyoruz. Ama bilmeliyiz ki bunca yıla rağmen, bunca birikim ve deneyime rağmen, hâlâ Sahil Güvenlik kurumumuzun, komutanlıklarımızın birçok eksiği var. O eksiklerini, özellikle personel, teçhizat ve geliştirilmiş teknolojik araç gereç alanında gidermek de hepimizin önündeki ivedi bir görev olmaya devam ediyor. Üstelik, kendimizi bizimle benzeşen ülkelerle kıyasladığımızda bu eksiklerimiz çok daha iyi görülmektedir.

Bunun yanında, görev ve sorumluluk alanında inisiyatif alma ve yetki kullanmaktaki karmaşayı ortadan kaldıracak düzenlemeleri yapmak ve Sahil Güvenlik Komutanlığını hak ettiği öncülüğe kavuşturmak görevi de önümüzde duruyor. Ama ifade etmek zorundayım ki İçişleri Bakanlığının toplam bütçesinin yüzde 2’lik bir dilimini Sahil Güvenliğe ayırarak da bütün bunları başarabilmek zor görünüyor.

Yine konunun önemini ortaya koymak için insanımızı, özellikle yeni yetişen kuşakları eğitmek, onlara sahillerimizin ve denizlerimizin sadece güneşlenilecek, balık çiftlikleri kurulan, turizm ve rant uğruna yağmalanan yerlerin ötesinde bir anlam taşıdığını, rengi mavi de olsa vatan toprağı olduğunu anlatmak ve kavratmak zorundayız.

Elbette, bütün bunların yanında işsizliğin, yoksulluğun, hırsızlığın, yokluğun, etnik ve dinî çatışmaların, parçalanmaların bu kadar çok arttığı dünyamızda ülkemizde barışı ve huzuru ve bütünlüğü koruyabilmenin, birçok önlemin yanı sıra sahillerimizin ve sınırlarımızın güvenliğiyle ilintisini unutmamalıyız. Başka ülkelere müdahale etmek isteyen kimi emperyalist güçlerin topraklarımızda asker ve silahını konuşlandırmak istemenin yanı sıra geldikleri gibi gitmelerine rağmen, limanlarımızı kullanabilmek için hep yanıp tutuşacaklarını da asla unutmamalıyız.

Sevgili arkadaşlarım, hepimiz her fırsatta ülkemizde huzura, barışa, kardeşliğe vurgu yapıyoruz, önemini tekrar tekrar anlatıyoruz. Güvenliğimizi sağlamak, barışı ve huzuru koruyabilmek için güvenlik güçlerimizin canla başla çalıştığını söylüyoruz. Ama bu yetmez. Bunun yetmediğini biliyoruz, görüyoruz.

AKP İktidarı döneminde zirve yapan yoksulluk ve yolsuzluk giderek bütün çabalara rağmen, ülkemizin huzurunu daha çok bozar hâle gelmektedir. Huzurumuzun insanımızın işi, ekmeği ve ahlaki değerleriyle yakın ilintisi asla unutulmamalıdır.

Sanırım hepiniz izlemişsinizdir defalarca, bir televizyon reklamında yüzü biraz kırışmış yaşlıca ama bilge bir Anadolu kadını gözlerinizin içine bakarak diyor ki: “İş olmazsa aş olmaz.” Ben de diyorum ki: Arkadaşlarım, iş olmazsa, aş olmazsa, bu ülkede barışı ve huzuru korumak zordur, güçtür.

Bakınız Sayın Başbakan bütçe konuşmasında “işsizlik oranı geçmişte de yüzde 10,3’tü, bugün de yüzde 10,3” diye bir savunma refleksine girdi. Ama biz biliyoruz ki… Başbakan böyle dese de TÜİK marifetiyle elde edilen bu rakamların ne anlamı var hepimiz çok iyi biliyoruz. İşsizliğin insanımızı, özellikle gençlerimizi nasıl Azrail gibi kırıp geçirdiğini görüyoruz. 1 milyon insanımızın aç, 20 milyonunun yoksul ve milyonlarca gencimizin işsiz ve umutsuz olduğunun farkındayız. Sizin beceriksiz politikalarınız yüzünden yıllardır “geliyorum” diyen ve kartopu gibi büyüyen, bugün sadece uluslararası finans kriziyle çakışmış olan bizim krizimizi yıllardır film seyreder gibi seyretmeye, çare değil laf üretmeye devam ediyorsunuz. Efendim, tedbir varmış da pakette değilmiş… Siz kendinizi avutmaya, halkı aldatmaya devam edin. Biz valilere verdiğiniz “kömür dağıtın, soba dağıtın” talimatlarıyla krizle mücadeleyi değil hâlâ oy avcılığını amaçladığınızı çok iyi görüyoruz. Ayrıca, bu yoksulluğun ve umutsuzluğun insanımızı nasıl bir suç ortamına itmekte olduğunu, bunun sonucu olarak cezaevlerindeki insan sayısının 101 bin rakamıyla son otuz dokuz yılın en üst seviyesine çıktığını görmezlikten geliyorsunuz. Başınızı kuma gömüyorsunuz, gerçeklerden saklanıyorsunuz. Soyut bir “Teğet geçti.” tanımıyla sorumluluktan kaçıyorsunuz.

Bakın değerli arkadaşlarım, ben matematik okudum. Saygın bir üniversitenin matematik bölümü başkanını da aradım. Dedim ki: “Sayın Başbakan herkesi ‘Teğet geçti, teğet geçti.’ diye avutuyor. Sayın hocam, ülkemizde yaşadığımız bu derin ekonomik krizin, illa Başbakan bir geometrik tanımlama yapmak zorunda kendini hissediyorsa, o tanımlamalar açısından adı nedir?” Dedi ki: “Onun adı teğet değildir, onun adı kiriştir. Öyle böler, böyle böler, parçalar, alır götürür insanların ekmeğini.” Şimdi teğet değer, kiriş böler arkadaşlar. Kriz teğet gibi değdi mi, geçti mi ben bilemem ama siz bilin ki kirişin bir çemberi bölmesi gibi, kriz, ekmeğimizi bölmeye ve küçültmeye devam ediyor. Bunu aklınızdan çıkarmayın.

Gerçeği örtme çabanızın ne size ne ülkemize hiçbir faydası yok. Size göre hava hoş. Yeni yeni varlıklı insanlar, kitleler üretiyorsunuz ama ateş düştüğü yeri yakıyor. Giderek her yer, tarlalar, fabrikalar, sanayi siteleri, çarşılar, cepler, mutfaklar yangın yerine dönüyor ve kavruluyor ama sizin bu yangını söndürecek mecaliniz yok. Aklınız, kulağınız, gözünüz hâlâ IMF’nin reçetelerinde. Göstermelik bir iki şeyle durumu idare etmeye, can havliyle kendinizi 28 Marta atmaya çalışıyorsunuz. Gerisi... Gerisi Allah kerim. Sizin mantığınız bu.

Değerli milletvekilleri, küreselleşme, globalleşme diye tanımlanan son  yirmi yıllık zaman dilimi -inşallah biter yakın zamanda- başka özelliklerinin yanı sıra insanoğlunun geleceğini, güvenini ve mutluluğunu yitirmekte olduğu, parçalanmaların arttığı, etnik-mezhepsel çatışma ve savaşların yoğunlaştığı, yoksulluğun ve işsizliğin büyüdüğü tabloyu da yarattı. Ülkeler arasındaki gelir ve zenginlik farkı, eşitsizlik ve adaletsizlik daha da büyüdü. İnsanlar şimdi binlerce kilometre ötelerden başka ülkelerde huzuru ve ekmeği aramaya giriştiler. Bunun için milyonlarcası yasa dışı yollara bile başvurmayı göze alır oldu, çoğu zaman kaçak durumuna düştü ve insan tacirlerinin elinde oyuncak oldu. Büyük trajediler yaşandı insanlık adına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) - …yaşanmaya devam ediyor. Ülkemiz bu büyük trafiğin içinde önemli bir yerde, deyim yerindeyse yol üstü durumunda. O nedenle bugün 1 milyon civarında yabancının ülkemizde bulunduğundan, çalıştığından, kaçak olarak ikamet ettiğinden söz ediliyor. O nedenle giderek daha çok gazete ve televizyon, sahillerden toplanan insan cesetlerini, yakalanan kaçak ve kaçakçıları gösteriyor. Bakınız, sadece 2008 yılında sahillerimizde 6.613 insan yakalandı, belki de bir anlamda kurtarıldı. O nedenle sahil güvenliğimize insanlık adına minnettarız biz.

Değerli milletvekilleri, olayın bir başka yönüne daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Belki hatırlayacaksınız -bugünlerde pek araştırması yayınlanmadı ama- ATO’nun 2006 yılında bir raporu yayınlanmıştı. Bu rapor insan kaçakçılığının yanı sıra, sigaradan içkiye, çaydan şekere, cep telefonundan ete, akaryakıta kadar bir kaçak cenneti olduğunu belirtiyor ülkemizin ve Türkiye’nin bu nedenle 20 milyar dolar civarında bir yıllık kaybı olduğunu vurguluyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayınız.

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu envaiçeşit kaçakçılıkta, özellikle akaryakıt kaçakçılığının önemli bir yeri olduğu söyleniyor ve ne yazık ki bu kaçakçılığın büyük miktarının da denizlerde ve sahillerimizden gerçekleştirildiği ifade ediliyordu. Hiç kuşkusuz sahil güvenlik kuvvetlerimiz işte bu tür kaçakçılıklarla mücadelenin yanı sıra, yasa dışı su avcılığından çevre kirlenmesine, yasa dışı insan kaçakçılığına, uyuşturucu, akaryakıt kaçakçılığıyla mücadeleye kadar birçok görevini hakkıyla yerine getirmeye çalışıyor ama bir kez daha vurgulamak zorundayım ki bütün bu zorlukları aşabilmek İçişleri Bakanlığının yüzde 2’lik bir bütçe payıyla mümkün değildir, olanaksızdır.

Sahil Güvenlik Kuvvetlerimizin işi zordur, kendilerine özellikle başarılar diliyorum o insani çalışmalarında. Ama bu önemli konuda gereken kaynağı ve olanakları yaratmak öncelikle sizin iktidarınızın görevidir ve ülkemiz için de son derece önemlidir. Aksi hâlde, sizlere üzülerek ifade etmeliyim ki 1982 yılında, yirmi yedi yıl önce, böyle bir kürsüde yasa çıkarılırken, yasa çalışmaları tamamlandıktan sonra bir milletvekilinin son konuşmasında ortaya koymuş olduğu temenniler bugün de, yıllar boyu da geçerliliğini korumaya devam edecektir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle bir kez daha selamlıyorum. Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akıncı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sabahattin Çakmakoğlu.

Buyurunuz Sayın Çakmakoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi görüşlerime başlamadan evvel sevgilerle, saygılarla selamlamak istiyorum.

Konumuz, bildiğiniz gibi, 2009 yılı Millî Savunma Bakanlığı bütçesidir. Bununla ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşmak için konuşmak istiyorum. Bu bütçe, 2009 yılının Türk Silahlı Kuvvetlerinin de bütçesidir. Bildiğiniz gibi, bu bütçe, Türkiye’nin güvenlik ve savunma bütçesi demektir. Bütçeyle ilgili özel bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Millî savunma bütçesinde esas olan devletin uygulamakta olduğu savunmamız için gerekli siyasi ve askerî değerlere nasıl bakıldığıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Millî Savunma Bakanlığının zorunlu ve ertelenemez ihtiyaçları öncelikle karşılanmış olmalıdır. Yakın çevremizde olan ya da olabilecek gelişmelerin güvenlik ve savunma politikalarımıza olumsuz etkilerini önleyici imkânlar dikkate alınmalıdır. Esas olan, Türkiye Cumhuriyeti’nin savunma politikasıdır. Peki, savunma ilkelerimiz nelerdir, ne olmalıdır? Kısaca arz etmek istiyorum.

Genel ilkemiz, Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesidir. Bize karşı olabilecek hareketlere, politikalara ve husumete karşı caydırıcı bir güç, silahlı bir güç oluşturulmalıdır. Yakın coğrafyamızda karşılaşılabilecek tehditleri ve ihtimalleri yakından değerlendirici, bize karşı olumsuzlukları önceden giderici tedbirlerimizin dayanağı yer almalıdır. Geçmiş tarihî oluşumumuz ve coğrafi konumumuz itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri çok rollü değişik görevlere daima hazırlıklı olmak durumundadır. Öncelikle cephe savaşlarına ve gayrinizami savaşlara ve teröristlerle mücadele gücüne hazır bir orduyu oluşturmak savunmada başlıca dayanağımız olmalıdır.

Konuya daha yakından bakıldığında şunları da görmemiz mümkündür: Soğuk savaş sonrası bölgemizde de farklı tehditler ve riskler içeren çatışmalar vardır ancak bizi doğrudan etkilemeye devam eden maalesef bir kısım iç ve dış çevrelerce etnik temele dayatılmak istenen terör eylemleri başta, dinî inançları teröre alet edici bir kısım akımların da varlıklarını bilerek hazırlıklı olunmalıdır. Bu sebeple de etrafımızda oluşturulmaya çalışılan kitle imha silahlarının geliştirilmesi, füzelerin menzil artış haberleri dikkatlerimizin yakın ilgisi içinde olmalıdır. Savunmamızda, ayrıca petrol ve doğal gaz nakil hatlarıyla, yer altı zenginliklerimizle, hatta su varlıklarımızla öne çıkan bir Türkiye oluşumuzu da göz önünde bulundurmalıyız.

Üç kıtanın bağlandığı, buluştuğu çok komşulu olan ülkemizin deniz ve kara suları güvenliğinin günün şartlarına uygun güçlendirilmesi gerekmektedir. Bunun için sınırlarımızda kaçakçılık ağırlıklı geçişlerde uygulanan yapılanmanın terörle mücadelede yeterli olmadığı, bu sebeple sınır güvenliği ve kara sularımız güvenliğindeki iyileştirmeler süratle yapılmalıdır. Gelişmiş teknik imkânların kullanılması, çeşitli imkânların artırılması suretiyle daha aktif bir duruma ulaşılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, sınır hattında gerekli yerlerde, karşılıklı anlaşmayla korunması daha uygun, müsait değişiklikler yapılmasına çalışmalıdır. Bu sınırı düzeltinceye kadar da bir sınır güvenlik kuşağı, bir tampon bölge oluşturulmalıdır. Böylece biz, barışta caydırıcı, gerektiğinde savaşta ise vurucu ve netice alıcı silahlı kuvvetlerimizin oluşmasına, bunun devamına çalışmalıyız. Savunma politikalarınızı ona göre tanzim edeceksiniz ki silahlarınızı yenilemeye, gerektiğinde yeni teknolojileri Türkiye’ye kazandırmaya çalışacaksınız demektir. Bildiklerimize göre, savunma sanayisi alanında da iyileştirme, geliştirme, yenileme ağırlıklı düzenleme çalışmalarına devam ediliyor olmasının silahlı kuvvetlerimiz için çok önemli bir kazanç olduğunu da belirtmek istiyorum.

Bütçeyle ilgili verilen bilgilerden anladığımız, esas itibarıyla devam ettiğimiz görüşmemize olumlu cevap verildiği yönündedir. Böylece, Sayın Bakan ve onun çalışma arkadaşları, müsteşarlar, yardımcıları ve başkanlarına, uzman kadroda çalışan, Millî Savunmada görevli arkadaşlarımıza teşekkürlerimizi söylemek istiyorum.

Bildiklerimize göre, Millî Savunma bütçesi konuşulurken ilgisi olan bazı konulara da kısaca temas etmek istiyorum. Silahlı kuvvetlerimizde görev yapanların diğer kamu kuruluşlarında çalışanlarla kıyaslanmasında silahlı kuvvetlerin hizmetlerinin hayati önemi ve özelliklerini öne çıkarıcı bir anlayışla ele alınmasını, kendilerine yapılacak ödemelerin ve artışların buna göre değerlendirilmelerini de dikkatlerinize sunmak istiyorum. Silahlı kuvvetler personelinin tamamının Türk Silahlı Kuvvetleri sosyal tesislerinden yararlanmaları çalışmalarının uygun bir hizmet olacağı görüşünde olduğumu da söylemek istiyorum.

Savaşlarda, vatan görevlerinde ve terörle mücadelede hayatını kaybetmiş olan şehitlerimizin, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatı mensupları ile diğer resmî ve özel kesimdeki insanlarımızın da yakınlarıyla şehit ve gazilerimizin tanımlanmaları dâhil onlara yapılacak maddi-manevi yardımların ve hizmetlerin belirlendiği, çeşitli kanunlardaki dağınıklığı, farklılıkları, sorunları çözüme kavuşturan tek bir şehitler ve gaziler temel kanunu oluşturulmasının da çok faydalı bir hizmet olacağını düşünüyorum.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadelede iç güvenlik alanında kapsamlı görev aldığını biliyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, terörle mücadelede polis bölgesi, jandarma bölgesi, kırsal alan gibi ayrımların bazı çevrelerce günübirlik emniyet ve asayiş hizmeti gibi görülmelerinin yerine, bütünüyle terörle mücadele birimlerinin görev ve yetkileriyle birleştirici bir güç hâline gelinmelidir diyorum. Terörle mücadele birimlerinin, bu alanda hizmeti meslek edinmiş, uzmanlık kazanmış, bu görevler için ustalıkla mücadeleye belli eğitimlerle hazırlanmış bir güç hâline gelmesi artık tamamlanmalıdır diyorum.

Tabii, terörle mücadelede terörün kullandığı ortamın giderilmesi için eğitim, kültür, sosyal, psikolojik ve ekonomik gibi çok yönlü altyapı hizmetlerini yapmak, tedbirleri almak için bütün kamu kurum ve kuruluşlarını belirlenecek ilkeler etrafında böyle bir mücadele için koordineli bir çalışmayı öne çıkarmalı ve bunların gereği daha etkin yapılmalıdır diyorum. En azından, klasik silahlarımızın herhâlde ülke kaynaklarından karşılanmasını başarmamız sağlanmalıdır. Bu hâl, dışa bağımlılığı en aza indirmenin yolu olacaktır. Bu konuda kamu kuruluşlarıyla özel sektörün de tesis ve imkânlarını teşviklerle, desteklerle, etkin iş birlikleriyle hazırlamayı hızlandırmalıyız. Türkiye'nin millî birliğine ve bütünlüğüne karşı tehditlerin kaynaklarının içeride bitirilmesi ve gerektiğinde dışarıda “meşru müdafaa” ilkesi gereği Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51’inci maddesi kullanılarak sınır ötesi harekâtı, sıcak takip usul ve esaslarıyla etkisiz hâle getirilmelerinin, yok edilmelerinin gecikmeden yapılması uygun olacaktır.

Uzun yıllara dayalı ittifak ilişkilerimizle oluşan politikaların ve ortak hareketlerin günümüz dünyasında, yakın çevremiz önceliğiyle, yeni şartlara uyan değerlendirmeleri yapılmalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen sözlerinizi tamamlayınız.

Buyurunuz.

SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bunları şunun için söylüyorum: Biliyorsunuz, NATO savunma politikasında kanat ülke olarak Varşova Paktı yok edilinceye kadar görev ifa ettik. Tek süper güçlü bir dünyada ise NATO “savunma” kavramını “güvenlik” kavramına dönüştürdü. ABD’nin uğramış olduğu malum 11 Eylül İkiz Kuleler saldırıları sonrasında ise NATO Anlaşması’nın ilgili maddesi gereği terör saldırıları NATO ülkelerine yapılmış sayıldı, buna karar verildi. Bu karara rağmen NATO ülkesi olan Türkiye’ye yönelmiş terör saldırılarına karşı ne Irak’ın ne de Irak’ı işgal eden ABD’nin bize neler yaptığını, yapmadığını da değerlendirmeliyiz. Ayrıca, bu nasıl NATO üyesi oluşumuzdur ki nasıl dostluktur, ne ölçüde stratejik ortaklıktır, dikkatlerinize sunuyorum, sorgulamalıyız diyorum.

Bir kısım oyalamalarla, özel temsilci atamalarıyla, istihbarat yardımı yapıyoruz da yalnızca hava harekâtına izin vermekle, kara harekâtına kayıt, şart, süre, zamanlama getirerek bizi ne ölçüde engellediklerini de hatırlamalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen bitiriniz Sayın Çakmakoğlu.

SABAHATTİN ÇAKMAKOĞLU (Devamla) – Dünyada hiçbir ülkenin komşularından gelecek tehdidi önlemek için sınırlarını tecavüz edenlere, müdahalelere karşı korumak için bir başka ülkenin iznine hiç ihtiyacı olmamıştır. Tekrar söylüyoruz: Bu hâl, uluslararası meşru müdafaa hâlidir.

Bu görüş ve düşünceyle size Millî Savunma Bakanlığının bütçesi üzerinde görüşlerimizi özetlemeye çalıştım.

Hepinize tekrar teşekkürler ediyor, saygılar sunuyorum. Bu bütçenin Millî Savunma ve Türk Silahlı Kuvvetleri camiasının tamamına hayırlara, başarılara, yeni başarılara imkân ve vesile olacağı ümidiyle tekrar selam ve saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çakmakoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Hamit Homriş.

Buyurunuz Sayın Homriş. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz sekiz dakikadır.

MHP GRUBU ADINA H. HAMİT HOMRİŞ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Savunma Sanayii Müsteşarlığı bütçesiyl