|
DÖNEM: 23 CİLT: 29 YASAMA YILI: 3 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 5’inci
Birleşim 14 Ekim 2008 Salı İ Ç İ N D E K İ L
E R I.
- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.
- GELEN KÂĞITLAR III.
- YOKLAMALAR IV.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın, Niğde çiftçisinin sorunlarına ilişkin gündem dışı
konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı 2.- Sinop
Milletvekili Abdurrahman Dodurgalı’nın,
Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması 3.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, Doğu Karadeniz Bölgesi
hidroelektrik santralleri ve çevre sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı;
Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu ve Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in yerinden açıklaması V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan ve 20 Milletvekilinin, cezaevlerine yönelik olarak
2000 yılında gerçekleştirilen Hayata Dönüş Operasyonu konusunun araştırılması
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/270) B) Önergeler 1.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/867) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi (4/88) 2.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/173) doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/89) C) Tezkereler 1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Kazakistan Cumhuriyeti Parlamentosu
Senato Başkanı Kassym-Jomart
Tokayev ve Kırgızistan Cumhuriyeti Millet Meclisi
Başkanı Aytıbay Tagaev’in
davetlerine icabetle, beraberinde bir Parlamento heyetiyle, Kazakistan ve
Kırgızistan’a resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/555) D) Duyurular 1.- Avrupa
Birliği Uyum Komisyonunda bağımsız milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday
olmak isteyen bağımsız milletvekillerinin müracaatlarına ilişkin duyuru E) Çeşitli İşler 1.- Genel Kurulu
ziyaret eden Fransa Senatosu Dışişleri, Savunma ve Silahlı Kuvvetler Komisyonu
Başkanı ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi VI.-
ÖNERİLER A) Danışma Kurulu Önerileri 1.- Avrupa
Birliği Uyum Komisyonunun üye sayısına, Genel Kurulun 14/10/2008 ve 15/10/2008 tarihli birleşimlerinde
sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmemesine; çalışma saatlerinin
yeniden düzenlenmesine, gündemdeki sıralamaya; 295 ve 296 sıra sayılı Meclis
Araştırması Komisyonları Raporlarının görüşmelerinin Genel Kurulun 21/10/2008
tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi VII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Komisyonlardan Gelen Diğer İşler 1.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış ve 29 Milletvekilinin, Antalya Milletvekili Tayfur Süner ve 21 Milletvekilinin, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 Milletvekilinin, Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır ve 22 Milletvekilinin, Konya Milletvekili Özkan Öksüz ve 21
Milletvekilinin, Uşak Milletvekili Nuri Uslu ve 21 Milletvekilinin, Kırklareli
Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 20 Milletvekilinin, İzmir Milletvekili
Oktay Vural ve 19 Milletvekilinin, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 33
Milletvekilinin, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 32 Milletvekilinin, Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 27 Milletvekilinin, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 Milletvekilinin, Küresel Isınmanın Etkileri ve
Su Kaynaklarının Sürdürülebilir Yönetimi Konusunda Meclis Araştırması
Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/1, 4,
5, 7, 9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17) (S. Sayısı: 138) VIII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, yoğun bakımdaki bir tutuklunun durumuna ilişkin
Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/3973) 2.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova’daki belediyelerin borçlarına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/4336) 3.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Turgutlu’daki bir hastanenin acil servisine
ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı
(7/4445) 4.- İzmir
Milletvekili Oğuz Oyan’ın, tasarrufu teşvik
kesintileri ödemelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet
Şimşek’in cevabı (7/4536) 5.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, ölümle sonuçlanan bir trafik kazasıyla ilgili
iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/4541) 6.- Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, ceza infaz kurumları
personelinin özlük haklarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/4465) 7.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Van İl Emniyet Müdürlüğünde görev yeri
değiştirilen personele ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
(7/4560) 8.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Ankara’da uyuşturucuya yönelik mücadeleye ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/4645) 9.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, telefon ve ortam dinlemesine ilişkin Başbakandan
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/4670) 10.- Van Milletvekili
Özdal Üçer’in, Van Valisi ve Emniyet Müdürü ile bir
olaya ilişkin sorusu
ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/4729) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak altı oturum yaptı. Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, tekstil sektörünün,
Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak ilinin, Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, Manisa ili ve üzüm üreticilerinin, Sorunlarına
ilişkin gündem dışı konuşmalarına, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu cevap verdi. Tokat Milletvekili
Reşat Doğru’nun (6/838, 6/842, 6/845, 6/870) esas numaralı sözlü sorularını
geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sözlü soruların geri verildiği
bildirildi. Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Anayasa Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin
önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu. Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan ve 20 milletvekilinin,
enerji politikası konusunda (10/268), Diyarbakır
Milletvekili Gültan Kışanak
ve 20 milletvekilinin, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ortaya çıkan orman
yangınlarıyla ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla (10/269), Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu;
önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde
yapılacağı açıklandı. Kırklareli Milletvekili Tansel Barış ve 29 Milletvekilinin,
Antalya Milletvekili Tayfur Süner ve 21
Milletvekilinin, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve
21 Milletvekilinin, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 Milletvekilinin,
Konya Milletvekili Özkan Öksüz ve 21 Milletvekilinin, Uşak Milletvekili Nuri
Uslu ve 21 Milletvekilinin, Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 20
Milletvekilinin, İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 19 Milletvekilinin, Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 33 Milletvekilinin, İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin ve 32 Milletvekilinin, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 27
Milletvekilinin, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk
ve 24 Milletvekilinin, Küresel Isınmanın Etkileri ve Su Kaynaklarının
Sürdürülebilir Yönetimi Konusunda Anayasanın 98’inci, İçtüzüğün 104 ve 105’inci
Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve
Meclis Araştırması Komisyonu Raporu’nun (10/1, 4, 5, 7, 9, 10, 11, 13, 14, 15,
16, 17) (S. Sayısı: 138) görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından ertelendi. Adalet
Komisyonunda açık bulunan üyeliğe, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunca aday
gösterilen Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Anayasa
Komisyonunda açık bulunan üyeliğe, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunca aday
gösterilen Mersin Milletvekili İsa Gök, Seçildiler. MHP Grubu Başkan
Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural, AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış’ın, 8 Eylül 2008 tarihinde Danimarka Büyükelçisiyle
yaptığı görüşmede partilerini yabancılara şikâyet etmesi nedeniyle, gerekli
uyarının yapılması ve Komisyonun görev süresinin dolması sebebiyle yetkisiz
kaldığı için gerekli işlemlerin Başkanlıkça yürütülmesine, AK PARTİ Grubu
Başkan Vekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli,
İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın konuşmasında itham ettiği Komisyon Başkanının
görev nedeniyle yurt dışında olduğuna ve kendisinin bulunduğu bir oturumda bu
konunun konuşulmasının uygun olacağına; komisyonların ve Başkanlık Divanının
görev süreleriyle ilgili sorunun daha önce yapılan düzenlemeyle halledildiğine,
İlişkin
açıklamada bulundular. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında bulunan, Hatay Milletvekili Mustafa Öztürk ve 11 Milletvekilinin; 2009 Yılında İstanbul
Şehrinde Yapılacak Beşinci Dünya Su Forumunun Organizasyonu ile Katma Değer
Vergisi Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Çevre ile
Plan ve Bütçe Komisyonları Raporlarının (2/182) (S.Sayısı: 214) görüşmelerine
devam olunarak 2’nci maddesine kadar kabul edildi, 2’nci maddesi üzerinde bir
süre görüşüldü. 14 Ekim 2008 Salı
günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.59’da son verildi.
No.: 6 II.- GELEN KÂĞITLAR 10 Ekim 2008 Cuma Sözlü Soru Önergeleri 1.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, Kastamonu’daki
yol yapım çalışmalarının uzamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi
(6/964) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 2.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, bir yol yapım
çalışmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından sözlü soru önergesi (6/965)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 3.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Almanya’daki bir dernekle ilgili dava
çerçevesindeki iddialara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/966)
(Başkanlığa geliş tarihi: 4/9/2008) 4.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, bebek ölümleri
meydana gelen bir hastanenin denetimine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru
önergesi (6/967) (Başkanlığa geliş tarihi: 4/9/2008) 5.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Almanya’daki bir dernekle ilgili iddialara ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/968) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 6.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Almanya’daki bir
derneğin dava dolayısıyla takibine ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru
önergesi (6/969) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 7.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, bir derneğin
reklamlarına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) sözlü soru önergesi
(6/970) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 8.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, bir operasyonda bir
köye ateş açıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/971) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 9.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, iade edilen ve
cevaplandırılmayan soru önergelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanından sözlü soru önergesi (6/972) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 10.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Silopi’deki
öğretmenlere banka promosyonu ödenmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü
soru önergesi (6/973) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 11.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Şırnak’daki
eğitim ihtiyaçlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi
(6/974) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 12.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Şırnak’da
öğretmen ve idarecilerin görev yerlerinin değiştirilmesine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/975) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 13.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, bir derneğin incelenmesine ilişkin Maliye
Bakanından sözlü soru önergesi (6/976) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 14.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, TMO’nun fındık alımına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/977)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 15.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, fındık alım politikasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/978) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/9/2008) 16.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, TMO’nun fındık alımındaki bazı sorunlara ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/979) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 17.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, TMO’nun fındık alım merkezlerine ve kayıt dışı
üretime ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından sözlü
soru önergesi (6/980) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 18.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, bir siyasi parti ilçe
kongresinin TRT’de yayınlanmasına ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın)
sözlü soru önergesi (6/981) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 19.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, rüzgar enerjisinden elektrik üretim izni verilen
şirketlere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi
(6/982) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 20.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat-Merkezdeki hastane inşaatına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/983) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 21.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat Devlet Hastanesine MR cihazı alımına
ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/984) (Başkanlığa geliş tarihi:
12/9/2008) 22.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki domates üreticilerinin mağduriyetine
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanında sözlü soru
önergesi (6/985) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 23.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki yatak işgal oranlarına ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/986) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 24.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ın bazı ilçelerindeki öğretmen açığına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/987) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12/9/2008) 25.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, yeni ders kitaplarına ilişkin Milli Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/988) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 26.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ın bazı ilçelerindeki sağlık personeli
açığına ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/989) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 27.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun güneş enerjisinden elektrik üretim çalışmalarına
ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından sözlü soru önergesi (6/990)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 28.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, DSİ’nin verdiği HES
yapım izinlerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/991)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 29.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Ballıca Mağarasının turistik potansiyeline
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/992) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12/9/2008) 30.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun Ahıska Türklerinin
Gürcistan’daki yurtlarına dönüşüne ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi
(6/993) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 31.- Van Milletvekili
Özdal Üçer’in, öğretim yılı hazırlık ödeneğine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/994) (Başkanlığa geliş
tarihi: 15/9/2008) 32.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, özel kalem müdürlüklerine yapılan atamalarla ilgili
iddialara ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/995) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/9/2008) 33.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, gıda bankacılığı
yapan dernek ve vakıflara yapılan yardımlara ilişkin Maliye Bakanından sözlü
soru önergesi (6/996) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 34.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, gıda bankacılığı
yapan dernek ve vakıflara ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi
(6/997) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 35.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, bir derneğin soruşturulmasına ilişkin Başbakandan
sözlü soru önergesi (6/998) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 36.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, oğlunun ve RTÜK Başkanının Almanya seyahatlerine
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/999) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 37.- Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, Sultanhisar fidan
yetiştirme üretim alanının ihalesine ilişkin Maliye Bakanından sözlü soru
önergesi (6/1000) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) Yazılı Soru Önergeleri 1.- İstanbul
Milletvekili Birgen Keleş’in, Kıbrıs ile ilgili kapsamlı müzakerelere yönelik
açıklamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4929) (Başkanlığa
geliş tarihi: 1/9/2008) 2.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Sağlık Bakanlığı bürokratlarının karıştığı bir
trafik kazasıyla ilgili bilgilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4930) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 3.- Burdur
Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, belediyelerin veteriner hekim kadrolarına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4931) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 4.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir banka genel müdürüyle
ilgili bir iddiaya ve bankacılık sektöründeki yabancı payına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4932) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/9/2008) 5.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, Rusya ile dış ticarette yaşanan sorunlara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4933) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 6.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, TOKİ’nin
reklam ve tanıtım hizmetleri alım ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4934) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 7.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Ergenekon iddianamesindeki bazı iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4935) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 8.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, kredi kartı kullanımına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4936) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 9.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, Pozantı-Ulukışla
otoyolunun sosyal etkilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4937)
(Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 10.- Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, üniversite
öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4938) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 11.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, Almanya’daki bir
dernekle ilgili dava çerçevesindeki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4939) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 12.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi’nin, en düşük memur maaşına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4940) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 13.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, çiftçilerin ekonomik sorunlarına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4941) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 14.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’teki bir imar
değişikliği ile ilgili haberlere yönelik konuşmasına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4942) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 15.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, bir derneğin denetlenmesine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4943) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 16.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in,
Almanya’daki bir dernekle ilgili dava çerçevesindeki iddialara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4944) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 17.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, kadınlara yönelik
bazı çalışmalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4945) (Başkanlığa
geliş tarihi: 9/9/2008) 18.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, bir holding yönetim
kurulu başkanına yönelik açıklamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4946) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 19.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Almanya’daki bir dernekle ilgili dava
çerçevesindeki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4947)
(Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 20.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, Adana-Ceyhan’da
rafineri kurma konusundaki iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4948) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 21.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, Emniyet Genel Müdürlüğünün ulusalcılık
değerlendirmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4949) (Başkanlığa
geliş tarihi: 10/9/2008) 22.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Erzurum’daki bazı
TOKİ projelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4950) (Başkanlığa
geliş tarihi: 10/9/2008) 23.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Kuran kurslarının denetimine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4951) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 24.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, kamuya yararlı ve
izinsiz yardım toplayan dernekler ile bir derneğin denetimine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4952) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 25.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın,
Ankara’nın şebeke suyuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4953)
(Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 26.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, TÜİK’in
açıkladığı açlık sınırına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4954)
(Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 27.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, Cumhurbaşkanının şehit
ailelerine verdiği iftar yemeğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4955) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 28.- Adana
Milletvekili Mustafa Vural’ın, işçi emeklileri ile dul ve yetim maaşlarının
iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4956) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/9/2008) 29.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, Gazi Üniversitesi
Tıp Fakültesinde kadına yönelik şiddet önleme biriminin kapatılmasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4957) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 30.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, usulsüz taksicilik
hizmetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4958) (Başkanlığa
geliş tarihi: 12/9/2008) 31.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın,
emeklilerin ekonomik durumlarının iyileştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4959) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 32.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, bilgi toplama konusunda gazetelerde çıkan
haberlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4960) (Başkanlığa geliş
tarihi: 15/9/2008) 33.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, kamu kurum ve
kuruluşlarının aldığı iletişim hizmetlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4961) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 34.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, medya ile ilişkilerine
yönelik iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4962) (Başkanlığa
geliş tarihi: 16/9/2008) 35.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, bir derneğin denetimine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4963) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 36.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, Ankara Büyükşehir Belediyesinin BOTAŞ’a
borcuyla ilgili konuşmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4964)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 37.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, bir korunun kiraya verildiği iddiasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4965) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 38.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, RTÜK Başkanının TOKİ’den
konut alımıyla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4966) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 39.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Amasya Vakıflar İl Müdürlüğünün kapatılmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4967) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 40.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, terörle mücadeleye ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4968) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 41.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, bankaların aldığı
hesap işletim ücretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4969)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 42.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, bakanların soru
önergelerine verdikleri cevaplara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/4970) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 43.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, oğlu ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4971) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 44.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, konut edindirme yardımı ödemelerine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4972) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 45.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, bir dernekle ilgili
dava hakkında Almanya Büyükelçisi ile görüştüğü iddiasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4973) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 46.- Adana
Milletvekili Mustafa Vural’ın, AK Parti Genel Merkezinde verilen bir iftar
yemeğine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4974) (Başkanlığa geliş
tarihi: 17/9/2008) 47.- Denizli
Milletvekili Hasan Erçelebi’nin, tarımdaki girdi
maliyetlerine ve üzüm üreticilerinin desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4975) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 48.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Yenişarbademli-Beyşehir yoluna ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4976) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 49.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, kamu idarelerinin
bütçelerinden yardım yapılan sivil toplum kuruluşlarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/4977) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 50.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Urla-Çeşme
bölgesinde verilen taşocağı ve maden ruhsatlarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4978) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 51.- Antalya
Milletvekili Osman Kaptan’ın, TRT Antalya Radyosunun kapatılacağı iddiasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4979) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 52.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Kuzey Irak’a yönelik
operasyonlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4980) (Başkanlığa
geliş tarihi: 19/9/2008) 53.- İzmir
Milletvekili Harun Öztürk’ün, Kemalpaşa’da verilen
kalker işletmeciliği iznine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4981)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19/9/2008) 54.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, kamu bankalarının sponsorluk ve reklam
giderlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4982) (Başkanlığa geliş
tarihi: 19/9/2008) 55.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, mal varlığına bir
derneğin denetimine ve bir grupla ilgili iddialara ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/4983) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 56.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, bir yönetmelikteki bazı düzenlemelere ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4984) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 57.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, Başbakanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
dönemiyle ilgili bir iddiaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4985)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 58.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in,
cezaevlerindeki bir uygulamaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4986) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 59.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, Almanya Büyükelçisiyle yaptığı görüşmeye ve bir
davaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4987) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18/9/2008) 60.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Türk Ceza
Kanununun bir maddesinin uygulamasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4988) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 61.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, bir dernekle ilgili soruşturma açılmasına ilişkin
Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/4989) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/9/2008) 62.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep Büyükşehir
Belediyesi bünyesinde işsiz kalan işçi ve şoförlere ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4990) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 63.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, kot taşlama sektöründeki denetime ilişkin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4991) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12/9/2008) 64.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir işyerine yönelik
iddialara ve işçi hakları konusundaki çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4992) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 65.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin,
Sosyal Güvenlik Kurumundaki bazı bürokratların çocuklarını sigortalatmalarına
ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/4993)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 66.- İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel’in, bir firmadaki çalışma
şartlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4994) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 67.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın’da
bir yayladaki tesislerin durumuna ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4995) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/9/2008) 68.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, Bergama’daki baraj
çalışmalarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/4996)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 69.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, Keşan ilçesindeki bir köy sosyal tesislerine
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/4997) (Başkanlığa
geliş tarihi: 3/9/2008) 70.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa’daki taş ve mermer ocaklarına ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/4998) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3/9/2008) 71.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Osmaniye’de kurulacak çimento fabrikasının
çevreye etkilerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4995) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 72.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Havran’daki
bir taş kırma tesisine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5000) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 73.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın,
Bartın-Zonguldak-Karabük çevre düzeni planına yapılan itiraza ilişkin Çevre ve
Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/5001) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 74.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, ruhsatsız su kuyularına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/5002) (Başkanlığa
geliş tarihi: 15/9/2008) 75.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, maden arama ruhsatı verilen bir alanın tahrip
edildiği iddiasına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5003) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 76.- Hakkâri
Milletvekili Hamit Geylani’nin, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’da çıkan orman yangınlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5004) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 77.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, Marmaris’te verilen maden
arama ruhsatlarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5005) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 78.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, ABD Büyükelçiliğinin incelemede bulunduğu
iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5006)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 79.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in,
yurt dışına çıkışlarda yaşanan sorunlara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5007) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 80.- İstanbul Milletvekili
Çetin Soysal’ın, Cumhurbaşkanının Ermenistan’a gitmesine ilişkin Dışişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5008) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 81.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, Cumhurbaşkanının
Ermenistan’a gidişinde temas edilen konulara ilişkin Dışişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5009) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 82.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Plevne Belediyesi
bahçesindeki Türk Bayrağı figürüne ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5010) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 83.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, TÜİK’in açlık sınırı tespitine ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru
önergesi (7/5011) (Başkanlığa geliş tarihi: 2/9/2008) 84.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
çiftçilerin bankalardan kullandıkları kredilere ilişkin Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru
önergesi (7/5012) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 85.- İstanbul
Milletvekili Bihlun Tamaylıgil’in,
SPK’nın bir medya kuruluşunu denetimine ilişkin
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren)
yazılı soru önergesi (7/5013) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 86.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Milli Takımlar Teknik Direktörüne ilişkin Devlet
Bakanından (Murat Başesgioğlu) yazılı soru önergesi
(7/5014) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 87.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, TRT’ye alınan bazı personelin yakınlıklarına
ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/5015)
(Başkanlığa geliş tarihi: 2/9/2008) 88.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, bir türkünün aslının tespitine ilişkin Devlet
Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/5016) (Başkanlığa geliş
tarihi: 9/9/2008) 89.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, TRT’ye personel alımı için açılan
sınava ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/5017)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 90.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, doğalgaz ihtiyacının karşılanmasına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/5018) (Başkanlığa
geliş tarihi: 1/9/2008) 91.- Adana
Milletvekili Tacidar Seyhan’ın, bir yönetmeliğe ve
elektrikteki fiyatlandırmaya ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5019) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 92.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, petrol
arama çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5020) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 93.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, Marmaris’te verilen maden
arama ruhsatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5021) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 94.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Zeytinburnu Belediyesinin bir sanayi sitesine
yönelik uygulamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5022) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 95.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’da şehir içi
ulaşımda başlatılan akıllı kart uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5023) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 96.- Eskişehir
Milletvekili Beytullah Asil’in, kamudaki özel
güvenlik görevlilerinin kimlik kartı yenilemeye tabi tutulmasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5024) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 97.- Eskişehir
Milletvekili Beytullah Asil’in, özel güvenlik
görevlilerinin ücretlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5025) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 98.- İstanbul
Milletvekili Bihlun Tamaylıgil’in,
İGDAŞ’ın taşeron firmalara ihale ettiği işlere
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5026) (Başkanlığa geliş
tarihi: 3/9/2008) 99.- İstanbul
Milletvekili Bihlun Tamaylıgil’in,
İSKİ’nin sözleşmesi yapılan ihalelerine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5027) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 100.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in,
Ankara’nın şebeke suyuna ve tankerlerle yapılan sulamaya ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5028) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 101.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara Çayının ıslahına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5029) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 102.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, İstanbul Emniyet Müdürlüğündeki bir şube müdürüne
yönelik uygulamalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5030)
(Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 103.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, bir derneğin denetimine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5031) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 104.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, belediyelerin denetimine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5032) (Başkanlığa geliş
tarihi: 5/9/2008) 105.- Bursa
Milletvekili Hamza Hamit Homriş’in, bir derneğin
iftar davetine katılan bürokratlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5033) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 106.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, şebeke suyundaki arsenik oranı yüksek olan illere
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5034) (Başkanlığa geliş
tarihi: 10/9/2008) 107.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, Emniyet Teşkilatında toplanan bağışlara ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5035) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/9/2008) 108.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya Büyükşehir ve merkez ilçe belediyeleri
personeline maaş karşılığı banka getirisi ödemelerine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5036) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 109.- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, Güneydoğu
Asya’ya tsunami felaketi sebebiyle yapılan yardımlara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5037) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12/9/2008) 110.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, silika maddesinin kullanımına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5038) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 111.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Kadıköy
Belediyesi yönetimine açılan bir davaya ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin
imar değişikliklerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5039)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 112.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bayrampaşa
Belediyesinin bir projesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5040) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 113.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, Eskişehir’de yapı
denetim firması ortağı Belediye Meclisi üyelerine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5041) (Başkanlığa geliş tarihi: 15/9/2008) 114.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yargılanan ve görevden
alınan bazı belediye başkanlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5042) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 115.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, yurt dışındaki bir derneğin aynı adlı bir
dernekle ilişkisine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5043)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 116.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, Başbakanın gazete
sahiplerini ve gazetecileri dinlettiği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5044) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 117.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars-Merkeze bağlı
bazı köylerin yol sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5045) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 118.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Almanya’daki bir davaya
bilgi ve belge gönderilmediği iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5046) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 119.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Bayrampaşa’da yıkım kararı alınan yapılara
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5047) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18/9/2008) 120.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Boğaz’da bulunan kaçak yapılara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5048) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 121.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, İzmir-Aliağa Kaymakamı hakkındaki bir iddiaya
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5049) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18/9/2008) 122.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Başbakanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
dönemiyle ilgili soruşturmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5050) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 123.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Akyaka ilçesinin bazı
köylerinin yol sorununa ve su baskını riskine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5051) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 124.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Arpaçay İlçesinin bazı
köylerinin yol sorununa ve su baskını riskine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5052) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 125.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Fethullah Gülen’i ziyaret eden kamu görevlilerine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5053) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 126.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Posof ilçesinde dağıtılan
kömüre ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5054) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18/9/2008) 127.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kağızman İlçesinin
bazı köylerinin yol sorununa ve su baskını riskine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5055) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/9/2008) 128.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Digor İlçesinin bazı
köylerinin yol sorununa ve su baskını riskine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5056) (Başkanlığa geliş tarihi: 19/9/2008) 129.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’te arkeolojik
sit alanında yapılan bir parka ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5057) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 130.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Osmaniye’de yapılacak çimento fabrikasının bir
antik kente etkisine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5058) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 131.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars-Sarıkamış’ta
turizmin geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5059) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 132.- Antalya
Milletvekili Tunca Toskay’ın, Antalya’da turizme tahsis
edilen alanlara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5060) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 133.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in,
Isparta turizminin geliştirilmesine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5061) (Başkanlığa geliş tarihi: 10/9/2008) 134.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, Marmaris’te verilen maden
arama ruhsatlarına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5062) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 135.- Burdur Milletvekili
Ramazan Kerim Özkan’ın, bir karayolundaki elektrik direklerine ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5063) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 136.- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, emekli
ücretlerinin iyileştirilmesine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5064) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 137.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa’da 1999 yılındaki depremden etkilenen
okulların durumuna ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5065)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 138.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin Talim ve Terbiye Kuruluna ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5066) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 139.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Susuz Köy Enstitüsü
binalarının üniversite bünyesinde değerlendirilmesine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5067) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 140.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, açık ilköğretim ve lise
sınavlarına başörtüsüyle giren öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5068) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 141.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, meslek okullarının
güçlendirilmesine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5069)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 142.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, öğretim yılına hazırlık ödeneği ödemelerine
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5070) (Başkanlığa geliş
tarihi: 9/9/2008) 143.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir Anadolu Lisesinin yatılı kontenjanına
ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5071) (Başkanlığa geliş
tarihi: 9/9/2008) 144.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, bazı yönetici
atamalarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5072)
(Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 145.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyarbakır’daki okul ve
öğretmen açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5073)
(Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 146.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, eğitim ve öğretim
hizmetleri sınıfındaki personele ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5074) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 147.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, üniversite
öğrencilerinin yurt ihtiyacının karşılanmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/5075) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 148.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki bir lisede
yolsuzluk yapıldığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5076) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 149.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, okulların isim
hakkının satılması uygulamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5077) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 150.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, bir ders kitabında
verilen bilgiye ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5078)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 151.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, bir yatılı bölge
okulunun açılmamasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5079) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 152.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ta kapatılan
okullara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5080)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 153.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Gemlik İlçe Milli Eğitim Müdürü ve bir lise
müdürü hakkındaki iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5081) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 154.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Meram’daki bir alanın değerlendirilmesine yönelik
iddialara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5082)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 155.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, eğitim yönetimi ile ilgili bazı konulara ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/5083) (Başkanlığa geliş tarihi:
18/9/2008) 156.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova İl Sağlık Müdürlüğünün kiralama yoluyla
binek aracı temin etmesine ve İl Sağlık Müdürü hakkındaki iddialara ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5084) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 157.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Gülnar ilçesindeki
sağlık personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5085)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 158.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Terme ilçesindeki uzman hekim açığına ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5086) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 159.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’ın şebeke
suyundaki arsenik durumuna ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5087) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 160.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, başhekimlik görevlerinde bulunan bir uzman
doktor hakkındaki iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5088) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 161.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, silikozis hastalığına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5089) (Başkanlığa geliş
tarihi: 12/9/2008) 162.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova İl Sağlık Müdürü hakkındaki bazı
iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5090) (Başkanlığa
geliş tarihi: 16/9/2008) 163.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, Denizli Devlet
Hastanesinde verilen kahvaltıya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5091) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 164.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, transgenik mısır
tüketiminin doğurduğu riske ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5092) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 165.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Van’ın şebeke suyunun
kalitesine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5093) (Başkanlığa
geliş tarihi: 17/9/2008) 166.- Şırnak
Milletvekili Sevahir Bayındır’ın, sezeryanla
doğum oranları konusundaki yönergeye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5094) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 167.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, ruhsatsız çalışan
bir zayıflama merkezine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/5095)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 168.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, kapatılan Kars
Kazcılık Enstitüsüne ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5096) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 169.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, üreticilerin borçlarının yeniden
yapılandırılmasına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5097) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 170.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, kırsal kalkınma
yatırımlarının desteklenmesi programına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5098) (Başkanlığa geliş tarihi: 11/9/2008) 171.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, TMO’nun Adıyaman’daki buğday alımına ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5099) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 172.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, tarımsal kooperatiflere kullandırılan kredilere
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5100) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 173.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, şeker politikasındaki tercihlere ilişkin Tarım
ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/5101)
(Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 174.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars uçak seferlerine
ve Gümrük Müdürlüğü açılmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5102) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 175.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, bir kavşağın ışıklandırılmasına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5103) (Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 176.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Marmaray Projesinin
güzergahına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5104)
(Başkanlığa geliş tarihi: 8/9/2008) 177.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun’da THY bürosu olup olmadığına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5105) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 178.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, Ankara-Esenboğa Havaalanındaki bazı bilboardlardaki ifadeye ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5106) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 179.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, bir hava limanındaki tanıtıcı afişte yer alan
ifadeye ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5107) (Başkanlığa
geliş tarihi: 11/9/2008) 180.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya-Adana arasındaki yol çalışmalarına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5108) (Başkanlığa geliş tarihi: 12/9/2008) 181.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
Edirne’deki baz istasyonlarına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5109) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 182.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, Karayolu Taşıma
Yönetmeliğindeki bir hükmün uygulamasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı
soru önergesi (7/5110) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 183.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, posta dağıtım
hizmetindeki aksaklık iddialarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/5111) (Başkanlığa geliş tarihi: 17/9/2008) 184.- Balıkesir
Milletvekili Ergün Aydoğan’ın, Bandırma’da batan
RO-RO gemisine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/5112)
(Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 185.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bingöl Havaalanı inşaatına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/5113) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/9/2008) 186.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, sporun ve sporcunun
teşvikine ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu)
yazılı soru önergesi (7/5114) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) 187.- Kars Milletvekili
Gürcan Dağdaş’ın, Kars Küçük Sanayi Sitesi sosyal
tesisleri inşaatına ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5115) (Başkanlığa geliş tarihi: 3/9/2008) 188.- Hakkâri
Milletvekili Hamit Geylani’nin, Hakkâri’de meydana
gelen bazı olaylara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/5116) (Başkanlığa geliş tarihi: 5/9/2008) 189.- Denizli
Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik
Fonundan yapılan yardımlara ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından
(Hayati Yazıcı) yazılı soru önergesi (7/5117) (Başkanlığa geliş tarihi: 9/9/2008) 190.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, ekonomideki gelişmelere ilişkin Devlet
Bakanından (Mehmet Şimşek) yazılı soru önergesi (7/5118) (Başkanlığa geliş
tarihi: 16/9/2008) 191.- Diyarbakır
Milletvekili Gültan Kışanak’ın,
kadına yönelik şiddete ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu) yazılı soru
önergesi (7/5119) (Başkanlığa geliş tarihi: 16/9/2008) 192.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
TRT’de yayınlanan bir programa ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı
soru önergesi (7/5120) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/9/2008) No.: 7 13 Ekim 2008 Pazartesi Rapor 1.- 1.8.2008
Tarihli ve 5803 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu ve Anayasanın 89 uncu ve
104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri
Gönderme Tezkeresi ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu
(1/638) (S. Sayısı: 297) (Dağıtma tarihi:13.10.2008) (GÜNDEME) Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Düzce’deki çöp depolama alanı ve tesisi
çalışmalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4228) 2.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, yüzme
havuzlarının denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4243) 3.-Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, lunaparklardaki
güvenlik önlemlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4244) 4.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, sığınma evlerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4247) 5.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun,
Edirne ve Kırklareli’deki araç sayısına ve verilen
cezalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4248) 6.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, bazı belediye başkanları hakkındaki yolsuzluk
iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/4250) 7.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’ın, Dinar’daki doktor ve diğer sağlık personeline ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4262) 8.- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, kene
vakalarına karşı alınan önlemlere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4263) 9.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’ın, Çay İlçesi bağlantılı bazı yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4271) 10.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, Ordu İlindeki ulaşım
projelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4272) 11.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, polislerden toplanan bağışlara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4282) 12.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Şanlıurfa’daki bazı Devlet hastanelerinin
ihtiyaçlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4306) 13.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Burdur-Fethiye karayolunun bölünmüş yol
yapılmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4307) 14.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, İzmir’in şebeke suyunun kalitesine ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4308) 15.- İstanbul
Milletvekili Algan Hacaloğlu’nun,
AB Müzakere Pozisyon Belgesinin açıklanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/4314) 16.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, Kırım-Kongo kanamalı
ateşi hastalığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/4321) 17.- Osmaniye
Milletvekili Hakan Coşkun’un, ÖSYM’nin KPSS sonuçlarına göre yerleştirme
işlemlerine ilişkin Devlet Bakanından (Murat Başesgioğlu)
yazılı soru önergesi (7/4332) 18.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep Büyükşehir
Belediyesinin eğlence parkı ihalesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/4335) 19.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, İzmir’deki kentsel büyümenin belli
semtlere yönlendirilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4337) 20.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, İstanbul’daki bir
arazinin değerlendirilmesiyle ilgili iddialara ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4338) 21.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Anamur İlçesinde Açık
Öğretim sınavlarının yapılması ihtiyacına ilişkin Milli Eğitim Bakanından
yazılı soru önergesi (7/4340) 22.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, yapılan dersliklere ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4345) 23.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, kamuda tanımlı olmayan
bazı meslek gruplarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4346) 24.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, gazilerin özel sağlık kurumlarına
sevklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4348) 25.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, kemoterapi
hemşiresi sıkıntısına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/4350) 26.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, PTT Personeli
Kefalet Sandığına ve dağıtıcıların çalışma saatlerine ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/4357) 27.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, hemzemin geçitlerdeki
trafik kazalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4358) 28.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, internet erişim
ücretlerine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/4359) 29.- Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal’ın, ülkeye girişine izin
verilmeyen bir çocuğa ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/4361) No.: 8 14 Ekim 2008 Salı Raporlar 1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 20 Milletvekilinin, Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş ve 23 Milletvekilinin,
İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı ve 26 Milletvekilinin ve İstanbul
Milletvekili Sebahat Tuncel ve 19 Milletvekilinin,
Gemi İnşa Sanayisindeki İş Güvenliği ve Çalışma Şartları Sorunlarının
Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması
Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/121,
129, 132, 134) (S. Sayısı: 295) (Dağıtma tarihi: 14.10.2008) (GÜNDEME) 2.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman ve 29 Milletvekilinin,
Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 20
Milletvekilinin, Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 Milletvekilinin,
Balıkesir Milletvekili A. Edip Uğur ve 23 Milletvekilinin ve Muğla Milletvekili
Gürol Ergin ve 24 Milletvekilinin, Zeytin ve Zeytinyağı ile Diğer Bitkisel
Yağların Üretiminde ve Ticaretinde Yaşanan Sorunların Araştırılarak Alınması
Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin
Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/27, 34, 37, 40, 102) (S.
Sayısı: 296) (Dağıtma tarihi: 14.10.2008) (GÜNDEME) Meclis Araştırması Önergesi 1.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan ve 20 Milletvekilinin, cezaevlerine yönelik olarak
2000 yılında gerçekleştirilen Hayata Dönüş operasyonu konusunun araştırılması
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/270) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.9.2008) 14 Ekim 2008 Salı BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatma SALMAN
KOTAN (Ağrı) BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşimini açıyorum. 23’üncü Yasama
Döneminin Üçüncü Yasama Yılının benim yönettiğim ilk birleşiminin hayırlı
olmasını diliyorum. III. - Y O K L A M A BAŞKAN -
Elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için üç
dakika süre vereceğim. Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını,
görevli personel aracılığıyla, üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik
cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur. Birleşime beş
dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 15.08 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.14 BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatma SALMAN
KOTAN (Ağrı) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. III. - YOKLAMA BAŞKAN – Açılışta
yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yoklama işlemini
tekrarlayacağız. Yoklama için üç
dakika süre veriyorum. Yoklama işlemi
başlamıştır. (Elektronik
cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Yalnız, gündem dışı
söz alan ilk milletvekilimizi anons etmeden evvel: Değerli milletvekili
arkadaşlarım, çok büyük bir gürültü var. Gündem dışı söz isteyen
milletvekilleri hazırlık yaparak çıkıp konuşuyorlar. Sükûneti sağlarsak
arkadaşımıza da saygı göstermiş oluruz. Gündem dışı ilk
söz, Niğde’deki tarımsal üreticilerin sorunları hakkında söz isteyen Niğde
Milletvekili Sayın Mümin İnan’a aittir. Buyurun Sayın
İnan. (MHP sıralarından alkışlar) IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları 1.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın, Niğde çiftçisinin
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı MÜMİN İNAN
(Niğde) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; küresel krizin
dünyayı kasıp kavurduğu bir ortamda komada olan Türk ve Niğde çiftçisinin
sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce
heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum Konuşmama,
geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın başına gelen acı bir olayı sizlerle
paylaşarak başlamak istiyorum. Arkadaşım, eşini bir devlet hastanesinin acil
servisine götürür. Hasta muayene edilir. Yeterli tetkik ve araştırma yapılmadan
hastaya serum takılır. Serum bittikten sonra “Hastanın bir şeyi yok, alıp gidebilirsiniz.”
denir fakat hasta daha acil servisten çıkmadan eşinin kucağında vefat eder.
İhmal, dikkatsizlik ve ilgisizlik yüzünden bir can yitirilir. Bir yıldır bu
kürsüden defalarca hem ülkemizin genelindeki hem de Niğde özelindeki
çiftçilerimizin durumlarıyla ilgili konuşmalar yaptık, soru ve araştırma
önergeleri verdik; çiftçi hasta, acil tedbirler alınmazsa çiftçiyi
kaybedebiliriz, dedik. Konu ilgililer tarafından dikkate alınmadı; tam tersi,
burada Hükûmet adına cevap veren sayın bakanlar
tarafından çiftçinin AKP İktidarı döneminde altın çağını yaşadığı söylendi.
Sayın Tarım Bakanımız bugün Niğde’de. Umarım patates, bakliyat, lahana, tahıl,
domates ve elma üreticilerimizin altın çağının nasıl olduğunu inceleme ve görme
fırsatını elde eder diye düşünüyorum. Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hayati ve bir numaralı sektör olan tarımı
hafife alamayız. Rakamlarla oynamak suretiyle hastayı iyi gösteremeyiz. Çiftçi
hastalanmış, krize girmiş, biz ise hâlâ “Sen çok iyisin.” diyoruz. Çiftçi, zor
şartlarda ürettiği ürününü maliyetinin altında bile satamamaktadır. Niğde’de
domates tarlada kalmış, patatesin yüzüne bile bakan yok, en seçme patatesin
kilosu 25-30 kuruşa satılamamaktadır; meyve suyu olacak elmanın kilosu 5 kuruşa
bile alıcı bulamamaktadır. Çiftçilerimiz tohum, gübre, mazot ve elektrik
zamlarının altından kalkamamaktadırlar. Niğde’de icralık olmayan, arabası,
tarlası ve traktörü haczedilmeyen çiftçi kalmamıştır. Çiftçilerimiz
traktörleriyle ana yola çıkamamakta, köyünde, kasabasında âdeta açık hava
hapishanesinde gibi yaşamaktadırlar. Çiftçilerimiz
ürünlerini makul bir fiyata satamayınca, buna bağlı olarak esnafımız ve küçük
sanayicimiz de sıkıntıya girmektedir. Esnaf siftah yapmadan kepenk kapatmakta,
yanında çalıştırdığı işçisini çıkartmakta; çeklerini, senetlerini ve
kredilerini ödeyememektedir. Niğde Esnaf Kefaletten kredi kullanan esnaf sayısı
geçtiğimiz yıllara göre çok artmış, aldığı krediyi ödeyemeyip takibe uğrayan
esnaf oranı yüzde 80’leri bulmuştur. Borçlarını ödeyemeyip dükkânlarını kapatan
esnaf sayısı ise her geçen gün artmaktadır. Çiftçilerimiz
yüksek maliyetli gübre, ilaç, mazot ve elektrik fiyatlarıyla üretim yapmanın
artık mümkün olmadığını ifade etmektedirler. Bu feryat sadece Niğde’de değil,
eminim ki ülkemizin her köşesinde dile getirilmektedir. Tarım ürünlerimiz
maliyet yüksekliği ve pazar darlığı yüzünden tarlada çürümeye terk edilirken,
yabancı tarım ürünleri marketlerimizde cirit atmaktadır. Bu politikalar böyle
devam ederse ülkemizdeki milyonlarca işsizler ordusuna yeni milyonların
katılması kaçınılmazdır. Hazineden sorumlu
Ekonomi Bakanımız Sayın Mehmet Şimşek’in yazın Niğde’ye yaptığı ziyarette, son
zamanlarda ülkemizde 1,5-2 milyona yakın vatandaşımızın köyünü, toprağını
bırakarak çiftçiliği terk ettiğini ifade etmiştir. Nitekim,
TÜİK’in İnternet sitesinde 2008 yılının ilk dokuz
ayına ait yayınlanan dış ticaret rakamlarına baktığımızda tarım ve hayvancılık
ürünleri ithalatımız aynı alandaki ihracatımızın 2 katından daha fazladır. Yani
bu sürede ihracatımız yaklaşık 2 milyar 200 milyon dolar iken ithalatımız 4,5
milyar dolardır. Bu uygulamalarla, ülkemiz -her alanda olduğu gibi- tarım ve
hayvancılık alanında da üreten yerine ithal eden ve pazar olan bir yapıya
dönüştürülmüştür. Son bir yılda
tarımda kullanılan gübre fiyatları yüzde 100’ün üzerinde artış göstermiş, gübre
fiyatlarının aniden ve çok yüksek artmasıyla ilgili MHP Grubu olarak geçen
dönem verdiğimiz araştırma önergesi hâlâ ele alınmamıştır. Dünyada enerji
fiyatları yükselirken hemen karar alıp fiyatları yukarı doğru otomatiğe
bağlayarak zamları vatandaşların sırtına yansıtan Hükûmet,
son zamanlarda dünyada petrol fiyatlarının neredeyse yarı yarıya düşmesine
rağmen fiyatları indirme konusunda aynı hassasiyeti göstermemektedir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. MÜMİN İNAN
(Devamla) – Teşekkür ederim. Üreticilerimiz
2002 yılında 100 kilo patatesle 167 kilo gübre alabilirken, bugün aynı
patatesle 25 kilo gübre alabilmektedir. Dolayısıyla, çiftçilerimiz seçim
bölgelerinde yaptığımız ziyaretlerde haklı olarak bizlere şu iki soruyu
sormaktadırlar: 1) Hükûmet çiftçiyi bitirmek için bu zamları bilinçli mi
yapmaktadır? 2) Eğer bilinçli
yapmıyor iseler ekonomi politikalarında yanlışlık olduğu gibi tarım
politikalarında da bir yanlışlık mı söz konusudur? Ben kendi adıma,
iyi niyetle, yanlışlık olduğuna inanmak istiyorum ve bu yanlışlığa bir an önce
son verilip üretenin yanında yer alan politikaların uygulamaya konulmasını
bekliyorum. Küresel kriz için
dünyanın her yerinde çeşitli tedbirler geliştirilirken Niğde’de ve ülkemizin
birçok yerinde, Ziraat Bankası, tarım kredi ve tarımsal sulama elektrik
borçlarından dolayı yürütülen icralar çiftçimizi bunalıma sokmakta ve üretim
yapamaz hâle getirmektedir. Çiftçimiz borçlarını ödeyebileceği makul bir çözümü
hâlâ beklemektedir. Hasta, ağır hasta
ve komada olan Türk tarımının ve çiftçisinin bir an önce yeniden üretim
hayatına kazandırılması için ciddi operasyonlara ihtiyaç vardır, ihmal
edilmemesi gerekmektedir, aksi hâlde çiftçimizi kaybedebiliriz. Bu duygu ve
düşüncelerle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İnan. Gündem dışı
ikinci söz, Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle söz isteyen Sinop
Milletvekili Sayın Abdurrahman Dodurgalı’ya
aittir. Buyurun Sayın
Dodurgalı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 2.- Sinop Milletvekili Abdurrahman
Dodurgalı’nın, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na
ilişkin gündem dışı konuşması ABDURRAHMAN DODURGALI
(Sinop) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bilindiği gibi,
1986 yılından bu yana, ekim ayının ilk haftası Camiler ve Din Görevlileri
Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu hafta sebebiyle huzurunuzu işgal etmiş
bulunmaktayım. Camiler ve din
görevlileri, din kavramı ekseninde ele alınan bir mesele olduğu için öncelikle
dine çağımızın vermiş olduğu çok hoşuma giden kısa bir tanımla sözüme girmek
istiyorum: Kişiyi kendisi ile, çevresi ile, toplumu
ile ve Yaradan’ı ile barışık bir hâle getiren sistemler bütünü, dinin bugün
modern tanımı olarak ele alınmaktadır. Bu manada gerek kişinin bireysel hayatı
açısından gerekse toplumsal hayat açısından ve tabiatıyla, bir boyutuyla da
kişinin Yaradan’ıyla olan münasebetleri açısından bu tanım günümüzde dinin en
fonksiyonel tanımı olarak adlandırılabilir. Ülkemizde de bu
tanımı gerçekleştirecek mekânlar olarak tarih boyunca olduğu gibi bugün de
merkez olarak camiler ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi,
İslam tarihinin başlangıcı camilerin inşasıyla başlamakta. Peygamberimizin
Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra İslam tarihinin ilk camisi burada inşa
edilmiş ve gerek dinî hayat gerekse toplumsal hayat bu caminin etrafından neşvü nema bulmuştur. Peygamberimizden aldığımız bu gelenek
de tarih boyunca İslam tarihinde her Müslüman toplum tarafından devam
ettirilmiştir. Ne var ki son dönemlerde, özellikle ülkemizde, zaman zaman caminin toplumsal fonksiyonlarında birtakım
gerilemeler olduğu müşahede edilmektedir. Caminin birçok
fonksiyonu var. İbadet mahalli olarak fonksiyonu var. Bu manada, kişinin
Yaradan’ıyla buluştuğu, kişiyi sadece onu Rab tanımak, sadece ona ibadet etmek
ve sadece ondan yardım istemek psikolojisi içine sokan mekânlar olarak camiler,
bir yönüyle de toplumsal barışa, toplumsal bütünlüğe ve toplumsal ilişkiler
yumağına hizmet etmektedir. Bugün toplumumuzun en önemli çimentosunu camilerin
ve bu camilerin içinde oluşan cemaat gruplarının oluşturduğunu söylemek
mümkündür. Tabiatıyla
İslam’ın bugün sevgi, barış, hoşgörü olarak adlandırılan yönleri gene merkez
olarak camilerimiz tarafından toplumda yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Peygamberimizin o çok bilinen, meşhur hadisi, “İman etmedikçe cennete
giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız.” İlkesi, en yaygın
tatbikat alanı olan camilerde kendisini göstermektedir. Camiler, bir
yönüyle sanat mekânları, bir yönüyle medeniyet mekânlarıdır. Çevresinde okulun,
eğitim hayatının düzenlendiği; birtakım ticaret mekânlarının bulunduğu;
insanların birbiriyle buluştuğu; çeşitli müzakere, danışma, istişarelerin
yapılabildiği mekânlar olarak kullanılmıştır. Bu manada
cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çok dikkat çekici bir sözünü
de burada gündeme getirmek istiyorum. Mustafa Kemal, camileri sadece birbirimizin
yüzüne bakarak ibadet ettiğimiz yerler olarak değil, aynı zamanda hem dinin hem
dünyanın meselelerinin müzakere edildiği, istişare edildiği mekânlar olarak
tanımlamaktadır. Bu fonksiyonu camilerimiz bugün de görmektedir ancak bu
fonksiyonun güçlendirilmesinde çeşitli faydalar da mülahaza edilmektedir. Camilere can
veren, camilerin bu fonksiyonlarını yerine getirmesini sağlayan kişiler ise din
görevlilerimizdir. Şöyle söylenebilir: Din görevlilerimiz, bugün ülkemizin en
ücra köşelerinde devleti temsil eden, devletin varlığını en ücra köşelere
taşıyan görevlilerimizdir. Bugün belki de şu cümle bile doğru olmaktadır:
Köylerimizde görev yapan ve geceleri de köylerde kalmak suretiyle bu görevi ifa
eden devlet görevlisi olarak imamlarımızı, cami görevlilerimizi zikredebiliriz.
Tabiatıyla bu görevler yapılırken din görevlilerimizin birtakım sorunları
ortaya çıkmakta, özellikle köylerde lojman problemiyle karşılaşılmakta. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. ABDURRAHMAN
DODURGALI (Devamla) – Gene köylerdeki sosyal hayata ayak uyduramama yönünde
birtakım psikolojik rahatsızlıklar da gerek din görevlilerimizde gerekse
eşlerinde ortaya çıkabilmektedir. Ben, geçen seneki
konuşmalarımızda ele aldığımız bir iki konuyu bugün hakikaten büyük bir
içtenlikle yerine getiren, Balkanlardaki camilerin onarımını gerçekleştiren TİKA’ya ve Devlet Bakanlığımıza, Sivas Divriği Ulucami’nin restorasyonu konusunda
son çalışmalarını yapan ve önümüzdeki yakın zamanda bu sanat şaheserini
inşallah restore edecek olan Kültür ve Turizm Bakanımıza buradan teşekkür
ediyorum. Gene geçen seneki konuşmamızda ele aldığımız ilahiyat fakültelerinin
kontenjanlarının artırılması konusunda olumlu yaklaşımları gösteren Yükseköğretim
Kurumumuza ben teşekkür ediyorum ve medya ile din ilişkisinde de Diyanet İşleri
Başkanlığımıza daha fazla yetki tanınmasının, hatta bir denetim mekanizması
getirilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Dodurgalı. Gündem dışı
üçüncü söz, Doğu Karadeniz Bölgesi hidroelektrik santralleri konusunda söz
isteyen Ankara Milletvekili Sayın Nesrin Baytok’a
aittir. Buyurun Sayın Baytok. (CHP sıralarından alkışlar) 3.- Ankara Milletvekili Nesrin Baytok’un,
Doğu Karadeniz Bölgesi hidroelektrik santralleri ve çevre sorunlarına ilişkin
gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı; Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu ve
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in yerinden açıklaması NESRİN BAYTOK
(Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki
hidroelektrik santral projeleri hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlarım. Sayın
milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin verdiği görevle, bölge
illerinden Rize ve Artvin’deki HES uygulamalarını yerinde görmek üzere
milletvekillerimiz Sayın Tacidar Seyhan ve Sayın
Metin Arifağaoğlu ile birlikte bölgeye gittik. Yani
İkizdere, Senoz vadisi, Hemşin, Fındıklı ve
Meydancık-Papart vadisine gittik. Yaptığımız
incelemelerin sonucunda tespitlerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın
milletvekilleri, enerjide dışa bağımlı bir ülkeyiz. Arz güvenliğini
sağlayabilmek son derece önemli bir konudur. Dışa bağımlılığı azaltabilecek her
arayış, her yaklaşım son derece saygıdeğerdir ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak
biz bu uygulamaların yanında oluruz. Bölgeye giderken bu anlayışlarla yola
çıktık. Doğrusu bu kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağımızı
düşünmüyordum. Ancak gördük ki, son derece başarısız bir projelendirme ve
lisans uygulaması olmuş. Konu, baştan sona yanlış ele alınmış. Yüzeysel,
gerekli incelemelerin yapılmadığı, kaba, keyfî ve bilimsellikten uzak
uygulamalar zinciri. Olayın bir tarafında su var, diğer tarafında elektrik. Su
tarafı da organize edilmemiş, elektrik tarafı da. Projeler bütüncül havza planlamaları yapıldıktan sonra ihale edilmeliydi. Oysa, proje sahipleri çıkıp, su kullanım hakkı ve lisans
talep etmiş ve verilmiş. ÇED raporu, yani çevresel etki değerlendirme raporu
istenmemiş. Denetim mekanizması kurulmamış. Proje sahipleri lisans aldıktan
sonra bölgede bir lisans ticareti başlamış. Amaç elektrik üretmek mi lisans
satmak mı? Başbakanın “Türkiye’yi pazarlıyorum.” sözü bölge bakımından çok anlamlı
hâle gelmiştir. İktidar, bölgeye bir şey vermeden her şeyini almaya gelmiştir. Sayın
milletvekilleri, bu lisans ticareti işine derhâl son verilmelidir. Lisan devri
ile rant sağlanıyor olması kabul edilemez. Lisans
sahipleri kendileri yatırım yapamıyorsa lisansları iptal edilmeli ve ilgili
proje ihale edilmelidir. Sayın
milletvekilleri, bütün hidroelektrik santrallerde en kritik konu can suyu
konusudur. Suyun ne kadarı santralin, ne kadarı bölgedeki canlı cansız yaşamın
olacaktır? Gördük ki bu en hayati konu geçiştirilmektedir. Bütüncül bir
yaklaşım söz konusu olmadığı için bölgedeki yetkililer de bu konuda nasıl karar
alacağını bilemez hâldedir. Ayrıca bir de bırakılan can suyunu kim
denetleyecektir, kim? Sayın
milletvekilleri, sadece iki ilde iki ayrı yaklaşım gerektiğini en kaba gözlemle
tespit ediverdik. Rize’deki HES projelerinde dikkate alınması gerekenler
farklıydı, Artvin’deki farklıydı. Örneğin Artvin’de Balıklı, Alabalık
köylerinde ve Meydancık beldesinde su kullanım hakkı verilirken yörede yaşayanların
sulu tarım yaptığı ve daha çok suya ihtiyaç duyduğu dikkate alınmamıştı.
Fasulyesi, domatesi, biberi, salatalığı, mısırı, kabağı, akla gelebilecek her
türlü sebzeyi yetiştiren bir bölge su olmazsa hiçbir şey demektir. Sayın
milletvekilleri, Meydancık beldesinde ayrı bir dram var. Suyu elinden alındığı
gibi belediyesi de kapatılmış. Bir kere, turizm açısından değerlendirilse
dünyanın en güzel köşelerinden birisinden bahsediyoruz. Su olmadan belde hiçbir
şeydir ve zaten hiçliğe terk edilmiştir. Adalet ve Kalkınma Partisinin
zihniyetini görmek bakımından düşündürücüdür. Bölge halkının deyimiyle “Su
gittikten sonra dozerle açın bizi de içine gömün. Bizi sudan çıkmış balık gibi
çırpına çırpına öldürecekler.” deniyor. Doğu Karadeniz
Bölgesi, dünyada korumada öncelikli iki yüz adet ekolojik
alandan birisi olarak gösterilmiştir. Bölgenin su potansiyelinin yanında turizm
ve ekoturizm potansiyeli de çok yüksektir. Her
ikisini birlikte ele alıp değerlendirme gereği vardır. Şaşırtıcı şekilde bu
durum değerlendirilmemiştir. İkizdere ve Ovit Dağı
çevresi turizm merkezi ilan edilmişken şimdi turistik otel mi yapılacak,
santral mi? Her ikisi de yapılacaksa hangi uyumlu projeyle uygulanacak? Sayın
milletvekilleri, Karadeniz Bölgesi’ne büyük haksızlık yapılmaktadır. Bu denli
hayati bir konu böylesine kaba ele alınamaz. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Baytok, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. NESRİN BAYTOK
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sağlıklı biçimde
projelendirilmiş olsa devreye girebilecek santraller de tehlikeye atılmıştır.
Mahkeme süreçleriyle tıkanabilecek projeler söz konusudur. Binlerce ton
patlayıcıyla açılan tüneller ve kanal tipi çalışmalarda ortaya çıkan hafriyat
yamaçlardan dökülmekte veya dere yatağına bırakılmaktadır. Dekapaj
sahası belirlenmemiştir. Binlerce ağaç kesilmektedir, hiçbirisinin denetimi
yapılmamaktadır. Sayın
milletvekilleri, su yönetimi bütün dünyada havza planlaması esas alınarak
yapılan makro planlarla yürütülüyor. Konunun bu anlayış içerisinde ele alınarak
yeni bir yaklaşıma girilmesine acilen ihtiyaç vardır. Bu kaygıların dikkate
alınması bir zorunluluktur. Rize Senoz’dan Ozan Mecit Yıldız’ın
sözleriyle bitireyim. “Sanma ki Senozlu hepten uyuyor, Olup bitenleri
her gün duyuyor. Burada yapılanlar
kime uyuyor? Bizlere uymuyor,
duyun büyükler.” Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Baytok. Sayın Arifağaoğlu, şu anda soru sorma imkânınız yok. Yanlışlıkla
mı girdiniz? METİN ARİFAĞAOĞLU
(Artvin) – Hayır, yerimden söz istiyorum, konuşmacıya katkıda bulunmak
istiyorum. BAŞKAN – Kısa söz
talebi için size iki dakika süre veriyorum. METİN ARİFAĞAOĞLU
(Artvin) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; köylerimizin çözüm bekleyen birçok sorunu vardır.
Irmak tipi HES projeleriyle köylerimizin sorunlarına bir yenisi eklenmiştir.
HES projelerinden kaynaklanan sorunlar diğer köy sorunlarının önüne geçmiştir,
gerçekten köylerin en önemli sorunu hâline gelmiştir. Artvin ilinde EPDK’dan ruhsat alan doksan altı adet proje vardır.
Bunların bir kısmında sorun yoktur, inşaatlar başlamıştır, devam ediyor, ancak
birçoğunda sorun vardır. Sulama suyu olarak kullanılan ırmakların bulunduğu
vadilerde ve özellikle köylerde büyük sorunlar bulunmaktadır. Yaşanan
sorunlardan dolayı köylerde gerilim oluşmuştur. Yerleşim alanlarında bulunan
projelere ilgili firmalar jandarma gücüyle başlamak istemektedirler. Bu durum
oluşan gerilimi artırmaktadır. Böyle uygulamaların yanlış olacağını özellikle
belirtmek istiyorum. Bölge
milletvekili olarak yerleşim alanlarında bulunan projelere başlanılmamasını
talep ediyor, teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Hükûmet adına Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu. Buyurun Sayın Eroğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi
dakika. ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan,
çok değerli milletvekilleri; hepiniz saygıyla selamlıyorum efendim. Ben özellikle,
sayın milletvekilleri Mümin İnan Beyefendi ve Sayın Nesrin Baytok
Hanımefendi’nin gündem dışı konuşmalarına cevap vermek üzere söz almış
bulunuyorum. Önce Niğde’den
bahsedeyim. Şu anda Tarım ve Köyişleri Bakanımız,
kendisi Niğde’de. Esasen ben de 11 Temmuz 2008 tarihinde Bakan olarak, sadece
ben değil aynı zamanda Bakanlığıma bağlı bütün birimlerle, bütün genel
müdürlerle ve bölge müdürleriyle birlikte Niğde’ye giderek orada yatırımları
yerinde bizzat inceledim; yatırımları hızlandırdık. Hatta ağaçlandırma,
sulamalar konusunda, katı atık probleminin çözümü konusunda çok büyük adımlar
attık. Sayın Vekilimiz de zaten konuyu biliyor. Özellikle tabii
Niğde hakikaten meyvecilik ve bilhassa patates… Niğde, Nevşehir, Afyonkarahisar’ın patatesleri meşhurdur. O bakımdan,
gerçekten Niğde’miz de patates üretimi ve meyvecilik açısından çok önemli bir
ilimiz. Biz de bu ile büyük değer veriyoruz. Esasen patates,
ülkemiz açısından gerçekten çok kıymetli bir besin maddesi. Yani patatesin
esasen faydalarını, insan sağlığına faydalarını vatandaşlarımızın yeteri kadar
bilmediği kanaatindeyim. Yani ben çocukken, ekmeklerin içine patates katılırdı
mahalle fırınlarında. Hakikaten fevkalade besleyici değeri olan, kansere karşı
koruyucu, ayrıca mide hastalıklarının tamamına karşı koruyucu, fevkalade iyi,
sağlıklı bir besin maddesidir. Dolayısıyla bu patatese Hükûmetimiz
de, Tarım ve Köyişleri Bakanlığımız da çok büyük önem
veriyor. Esasen, bakın,
özellikle patatesle ilgili olarak, Sayın Bakanımız, patates tohumculuğunu
geliştirmek maksadıyla biliyorsunuz Ülkesel Patates Tohumculuğu Geliştirme
Projesi’ni başlattı. 2005 yılında başlanan bu proje bitti. Hatta bu proje
başlarken sadece Tarım ve Köyişleri Bakanlığı değil,
TÜBİTAK, üniversitelerimiz -3 tane üniversite- 8 tane araştırma enstitüsü ve 11
tane özel sektörün temsilcisiyle birlikte patates tohumculuğunu geliştirme
projeleri tamamlandı ve bugün de Niğde ilinde patates doku kültürü laboratuvarı açıldı. Gerçekten bu çok
büyük bir gelişme. Nitekim şu anda patates tohumunun yüzde 10’u bu şekilde
karşılanmaktadır. Ben şahsen ülkemizde tohum yetiştirilmesine çok büyük önem
verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Hakikaten patates tohumculuğunda atılan bu
adım gerçekten çok önemli bir adımdır. İnşallah, bunun hayırlı olmasını
diliyorum. Yüzde 10’un da yeterli olmayıp, patates tohum ihtiyacımızın yakın
bir gelecekte büyük ölçüde karşılanması konusunda da gayret sarf edilmesi
gerektiği kanaatimi burada yenilemek istiyorum. Esasen bir de
biliyorsunuz, Hükûmetimiz özellikle sertifikalı
patates tohumundan üretilen patateslerin kilogramı başına 11 yeni kuruş, ayrıca
yine sertifikalı tohum kullananlara kilogram başına 10 yeni kuruş bir destek de
vermektedir. Onu da burada özetle belirtmek istiyorum. İşte, bu sebeple
2002 yılında ülkemizde patates ihracatı 2,3 milyon YTL civarındayken, bu
ihracat miktarı 2007 yılında 38 milyon YTL’ye çıkmıştır. Bu, gerçekten patatese
ve çiftçilere verdiğimiz -bir örnek olarak söylüyorum- değerin önemli bir
göstergesidir. Tabii yapılacak
daha çok şey var ama Hükûmetimiz çalışıyor. Bakın, şu
anda Tarım ve Köyişleri Bakanımızın Niğde’de olması,
Niğde’nin özellikle tarımla ilgili, ziraatla ilgili meselelerini yerinde bizzat
incelemekte olması tarıma, ziraata verdiğimiz önemin çok büyük bir
göstergesidir. Efendim bir diğer
husus da Sayın Nesrin Baytok milletvekilimizin
Karadeniz, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Artvin civarında yapılan hidroelektrik
santrallerle ilgili görüşleri vardı. Ben ona da kısa bir cevap vermek
istiyorum. Efendim, evvela
ülkemizdeki hidroelektrik enerji potansiyelinden bahsedelim. Maalesef, ben
geçmişte, 2003 yılında Devlet Su İşleri Genel Müdürü olduğum zaman ülkemizdeki
hidroelektrik potansiyelinin yeteri kadar değerlendirilmediğini ve diğer
ülkelerde bu potansiyelin, kuzey ülkelerinde, Finlandiya’da, Japonya’da,
vesaire, Amerika’da yüzde 70’lerle yüzde 90’lar civarında hidroelektrik enerji
üretim potansiyelinin değerlendirilmesine rağmen, bizde yüzde 20-30 civarında
kaldığını bizzat gördüm. Gerçekten bu, çok acı bir durumdu, çünkü bizim
enerjiye ihtiyacımız var. Yerli kaynakları kullanmamız gerekir. Biz enerjide
dışarıya bağımlıyız. Doğal gazımız yok yeteri kadar, petrolümüz yok.
Dolayısıyla, bizim kendimize ait yerli kaynakları azami ölçüde değerlendirmemiz
lazım. Peki üretim neydi?
Bakın, 2002 yılı sonundaki üretim 28 milyar kilovat saat idi hidroelektrik
olarak söylüyorum. Hidroelektrik enerji üretimi 28 ilâ 30 milyar kilovat saat
idi yılda. Biz bunu uzun gayretler neticesinde bugün 47 milyar kilovat saat
üretecek potansiyele ulaştırdık ama bu yeterli değil çünkü ülkemizde,
yaptığımız hesaplara göre normalde ekonomik olarak üretilebilecek hidroelektrik
üretimi 130 milyar kilovat saat yılda. Aslında bu yeni teknolojilerle bunun 130
milyar kilovat saat olmadığını, daha da büyük bir potansiyele sahip olduğumuzu
görüyoruz. Bana göre 186 milyar kilovat saat. Yani bırakın 186 milyar kilovat
saati, 130 milyar kilovat saat olsa bile, demek ki, ancak dörtte 1’ini biz
kullanabiliyoruz. Bu gerçekten Türkiye için acıdır çünkü hidroelektrik enerji
gerçekten çevreci bir enerji kaynağıdır, maliyeti ucuzdur ve bizim kendi
kaynağımızdır, öz kaynağımızdır. Dolayısıyla, bunun değerlendirilmesi gerekir.
Bir kere bunda kararlı olmamız lazım. Türkiye'deki hidroelektrik enerji üretimi
potansiyelinin değerlendirilmesi lazım. Peki, bunu
gerçekleştirmek için ne yaptık? Merkezî yönetim bütçesiyle ta 1954 yılından bu
yana ancak yüzde 20-25’i üretime geçirilebilmiş bu potansiyelin, geri kalan
kısmını harekete geçirmek için yüzyıl gerekiyordu aynı bütçe imkânlarıyla. Dolayısıyla, biz 2003 yılı Haziran ayında “Su Kullanım Hakkı
Anlaşması Yönetmeliği” diye EPDK Kanunu’na istinaden bir yönetmelik çıkardık ve
bakın, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Elektrik İşleri Genel Müdürlüğü
tarafından yapılmış fakat şu anda inşaatına başlanmamış olan projeleri tablo
2’de yayınlayarak son derece şeffaf bir şekilde kamuoyuna, özel sektöre bunu
açtık. Neticede müracaat ettiler, hatta bazıları da kendi
potansiyellerini geliştirdi, onu da tablo 3’te, daha sonra yarım kalanları
tablo 4-5-6 şeklinde böylece geliştirdik ve şu anda 1.500’e yakın hidroelektrik
santrale müracaat yapıldı. Bunların da toplam kurulu gücü -yaklaşık olarak
söylüyorum- 21.500 megavat, üretim olarak 60 milyar kilovat saat yılda. Bu
gerçekten çok önemli çünkü biz doğal gaza bağlı olarak elektrik ürettiğimiz
zaman kilovat saat başına en azından 4-4,5 sent olarak doğal gaza para ödüyoruz
sadece elektrik maliyetinde. Dolayısıyla burada ise kendi öz kaynağımız,
herhangi bir bedel ödemiyoruz. Ayrıca bu
hidroelektrik santrallerinin son derece büyük faydası var; suyu regüle ediyor, düzenliyor, taşkın korumaya karşı gerçekten
birtakım faydaları var. Bizim yapmak istediğimiz, “tersip
bentleri” dediğimiz taşkın korumaya karşı olan tedbirleri de yapmış oluyor.
Faydalı ama eksikleri yok mu? Her zaman, bir faaliyet yapılırken birtakım
eksiklikler olabilir. Bu maksatla ben Doğu Karadeniz’deki hidroelektrik
santrallerindeki inşaatları bizzat yerinde görmek için, Sayın Başbakan
Yardımcımız Hayati Yazıcı’yla birlikte, beraber
gittim, oradaki bütün sivil toplum kuruluşlarını Rize’de topladık, onları teker
teker dinledik. Burada iki tane
problem var: Birincisi, “can suyu” dediğimiz hidroelektrik santrali mansap
tarafına verilecek su miktarının ortaya konulması. Bu konuda kesin olarak hem
Devlet Su İşlerine hem de Bakanlığımızın ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğüne
talimat verdik. Mutlaka, hidroelektrik santrali mansap tarafındaki doğal
hayatın, tabii hayatın devamı açısından mansap suyu yeterli miktarda
bırakılacaktır, bu bir. İkincisi, inşaat
esnasında birtakım hafriyat topraklarının dereye atılması şekilde durumlar
oldu, onlara ceza verdik ve kontrol ettik. Şimdi o malzemeleri alarak o
civardaki yollarda bilhassa stabilize malzemesi olarak
kullanılması konusunda da valilikle anlaştık, sıkı bir denetim yapıyoruz şu
anda. Yani şunu özetle belirteyim: Gerek can suyu gerekse bunların kontrolüne
çok büyük önem veriyoruz, özen gösteriyoruz, bunu özellikle belirtmek
istiyorum. Siz dediniz ki:
“Bunu kim denetleyecek?” Bunu denetleyecek olan, Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü ve Devlet Su İşlerine bağlı bölge müdürlükleridir. Bizzat Çevre ve
Orman Bakanlığının ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğüdür, Çevre Yönetim Genel
Müdürlüğüdür. Üç tane denetim mekanizması var. Bunları zaten, gerçekten fen ve
sanat kaidelerine uygun olmayanları da biz cezalandırıyoruz, gerekirse
lisanslarını iptal ederiz. Gelelim,
özellikle orada birtakım lisanslardaki pazarlama olup olmadığı… Şimdi efendim,
lisansta belli bir süre var. Bu süreleri de Enerji Piyasası Kurumu belirliyor.
Belli o süre içinde vecibelerini yapmadığı takdirde zaten lisanslar iptal
edilecek. Hatta biz, lisansla ilgili alışveriş olmasın diye, ben Devlet Su
İşleri Genel Müdürü iken hem EPDK teminat mektubu istedi hem de biz Devlet Su
İşleri Genel Müdürlüğü olarak teminat mektubu istedik. Dolayısıyla, bunları
yapmadıkları zaman, süresi gelince, bunların lisansları iptal ediliyor, bunu
özellikle belirtmek istiyorum. Kaldı ki
Karadeniz’deki vatandaşların yokluğa mahkûm edildiği şeklinde, buna benzer
ifadeler kullanıldı. Bu, doğru değildir. Bakın, Hükûmetimiz
döneminde, Artvin, Karadeniz, Doğu Karadeniz hiçbir zaman görülmeyen
yatırımları görmüştür. Karadeniz o sahil yolu ne zaman bitti? Hükûmetimiz zamanında. Peki, Karadeniz’deki bütün
derelerdeki ıslah çalışmaları? Bizim zamanımızda planlı başladı. Ayrıca biz bütün
bu hidroelektrik santralleri havza bazında ele alıyoruz, havza bazında
fizibiliteleri yapılıyor. Bunların fizibilitesi yapılıyor, inceleniyor hem
bölgede hem Genel Müdürlükte hem de ÇED ve Planlama Genel Müdürlüğünde
incelendikten sonra, bunlara lisans almaları için EPDK’ya
gönderiliyor, lisans alıyor,daha sonra Su Kullanım
Hakkı Anlaşması imzası gerçekleşiyor. Bakın biliyorsunuz, bu sayede iki ay önce
altmış bir adet hidroelektrik santralinin temelini atmak için bütün değerli
milletvekillerimizi davet etmiştik. DSİ Genel Müdürlüğü konferans salonunda
altmış bir tane büyük HES’in temelini attık. Bunların
da kurulu gücü 4 bin megavattı. Yani nereden baksak 12 milyar kilovat saat
üretecek, bunların da çoğu bitiyor. Hatta biten bir tanesinin, cumartesi günü
Sayın Başbakanımızın da iştirakiyle açılışı gerçekleştirilecek. Bunların da
meyveleri alınmaya başladı. Yani bu hakikaten ülkemiz yerli potansiyelinin
değerlendirilmesi açısından çok önemli, yerli kaynaklarımız ve temiz, çevreyle
uyumlu bir enerji kaynağı. Dolayısıyla, bunu mutlaka hepimizin savunması
gerekir ama yanlışlıklar varsa, bunlar, müşahhas olarak yapılan yanlışlıklar
bize bildirilirse biz bunların üzerine gideriz, cezalandırırız, yanlış yapanın
gereğini biz de yerine getiririz; önleme konusunda, alınacak tedbirler
konusunda gerekli her türlü tedbiri alırız. Dolayısıyla, ben bu düşüncelerle
inşallah ülkemizin kısa zamanda bu hidroelektrik santrallerinin inşasını
temenni ediyorum ve en azından 130 milyar kilovat saatlik bir potansiyelin kısa
zamanda, en azından 2012-2013 yılları sonuna kadar ülkemize kazandırılmasını
arzu ediyorum. Bu konuda gayret
eden herkese gönülden teşekkür ediyorum, hepinize en derin saygılarımı
sunuyorum efendim. Teşekkür ederim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Gündeme
geçiyoruz. NESRİN BAYTOK
(Ankara) – Sayın Başkan, efendim can suyu konusunda bir eksik bilgilendirme
var. İzin verirseniz bu konuyu biraz açmak istiyorum. BAŞKAN – Tekrar
konuşma imkânınız yok. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum. NESRİN BAYTOK
(Ankara) – Ama can suyu konusunda “Denetim, kontrol yapılıyor.” dedi Sayın
Bakan. Orada bölgede biz gördük ki can suyu konusunda yüzde kaç oranında su
vermek gerektiğini dahi oradaki yetkililer bilmiyor. Ne olduğunu bilmedikleri
konuyu acaba nasıl denetleyebilirler? Yani can suyu konusu oradaki hayatın
devamı için kritik ve önemli bir nokta, onun için söz istedim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Şimdi Sayın Genç
ve size, 60’ıncı maddeye göre, yerinizden birer dakikalık süre vereceğim. Buyurun Sayın Baytok. NESRİN BAYTOK
(Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Efendim, can suyu
meselesi işin kritik noktası, dedik. Biz bölgede tespitlerimizde şunu gördük:
Projelerde değişik oranlarda can suyu bırakılması kararlaştırılmış ve en kötü
can suyu miktarının, bilimsel verilere göre, yüzde 10 olması gerekirken, bizim
bölgedeki tespitlerimizde, binde 6-7 oranında can suyu bırakılacağı raporlara
bağlanmış. Yani hayatın devamı için gerekli olan en asgari rakamların bile
kıyaslanmayacak kadar altında değerlerle belirlenmiş ve izinler verilmiş,
ruhsatlar bunların bazında verilmiş. Sayın Bakan “Elbette bunları
denetliyoruz.” diyor ama neyi denetliyor? Binde 6’yı denetliyor. Benim söylemek
istediğim, can suyu miktarının binde 6 değil en az yüzde 10’larla, yer yer yüzde 30, yüzde 50’lere varan miktarlarda tespit
edilmesi gerektiğidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) NESRİN BAYTOK
(Ankara) - O nedenle bölgede DSİ yetkililerinin denetleme yapması söz konusu
olamaz. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Baytok. Sayın Genç,
gündem dışı konuyla ilgili söz alacaksınız değil mi? KAMER GENÇ
(Tunceli) – Evet, teşekkür ederim. Yani Sayın Bakanın açıklamalarıyla ilgili
bir iki şey söylemek istiyorum Sayın Başkanım. BAŞKAN – Bir
dakikanız var, buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkanım, Sayın Bakan çıktı burada su potansiyelinden,
hidroelektrik santrali potansiyelinden bahsetti. Yedi senedir iktidardadır,
bunların kolunu tutan kim? Niye bunu yapmıyorlar? Türkiye'de rüzgâr enerjisine
bağlı elektrik üretimi bu kadar üst düzeydeyken, hidroelektrik potansiyeli bu
kadar üst düzeydeyken bunlar daha önce yabancı ülkelerle yaptıkları doğal gaz
anlaşmalarıyla, Türkiye'nin, maalesef, geleceği karartılmıştır. Doğal gazlarla
ilgili olarak yabancı ülkelerle yapılan pahalı alımlar nedeniyle bu Hükûmet, Türkiye'de hidroelektrikten kaynaklanan elektrik
üretimi, rüzgârdan kaynaklanan elektrik üretimini yapmak istemiyor. Burada da
çıkıp milletin karşısında gerçekleri inkâr ediyor. Şurada
çıkıp doğruları söylesenize. Hiç olmazsa milletten utanmıyorsanız bizden
utanın ya! Burada duyduklarınızın yüzde 90’ı yalan! Bize doğru dürüst bilgi
verin! Niye hidroelektrik santrallerinin kapasitesi… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ASIM AYKAN
(Trabzon) – Sayın Başkanım, nasıl “yalancı” der? Devletin bakanına “yalancı”
diyor, bu ne biçim bir iş ya? Allah aşkına ya! ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yalan değil,
biz rakamlarla konuşuyoruz. Bir milletvekiline yakışmaz. BAŞKAN –
Yerinizden bir dakika söz veriyorum Sayın Bakan. Buyurun. ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Şimdi
efendim, hemen özetliyorum. Nesrin Hanım’a şunu söyleyeyim: Bu can suyu
meselesi oran değildir, bilimsel olarak, havzanın özelliğine göre, nehrin
özelliğine göre özel olarak hesaplanan, istatistiki
olarak hesaplanan bir değerdir. Bilimsel bir çalışma yapılıyor, yüzde 10, yüzde
5, binde 6 gibi değerler vermek değildir, her nehre göre değişir, onunla ilgili
çalışmalar yapılıyor, ÇED çalışmalarında belirleniyor. Şimdi, diğer
milletvekiline cevap vermek istiyorum, biz burada ne söylüyorsak doğruyu
söylüyoruz. Ben her zaman gerçekleri söyledim. Biz hidroelektrik santrallerin
inşaatında, üretiminde çok kısa zamanda büyük adımlar atmış bir hükûmetiz. 28 milyar kilovat saatten 47 milyar kilovat
saate çıkardık. Şu anda hidroelektrik santrallerimiz yıldırım hızıyla
ilerliyor. Bizim söylediğimiz şu: Devlet yanında özel sektörün de potansiyelini
kullanalım, ülkemizdeki potansiyel de devreye girsin diye, o bakımdan, su
kullanımı hakkı anlaşmasıyla, devletin ileride belki on-onbeş
yıl sonra el atacağı santrallerin bir an önce yapımını sağladık. Neticede bu
insanlar, bu özel sektör de bizim insanlarımız, burada çalışan mühendisler
bizim mühendislerimiz, işçiler bizim işçilerimiz, onu özellikle vurgulamak
istiyorum. “Yalan söylüyor.”
tabirini doğru bulmuyorum. Ben her zaman, söylediğim bütün sözlere daima çok
dikkat ederim, en doğru şekilde söylerim, hiçbir şekilde yalan söylememişimdir.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ
(Tunceli) – Gerçek bilgi ver, gerçek! BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Gündeme
geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Meclis
araştırması açılmasına ilişkin bir önerge vardır, okutuyorum: V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 20 Milletvekilinin,
cezaevlerine yönelik olarak 2000 yılında gerçekleştirilen Hayata Dönüş
Operasyonu konusunun araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/270) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerinin, F tipi hücre sistemine
geçişi engellemek amacıyla, 20 Ekim 2000'de başlattıkları açlık grevleri
üzerine 19 Aralık 2000 tarihinde, 20 cezaevine yaklaşık 10000 güvenlik
görevlisi tarafından gerçekleştirilen operasyonları planlayanlar, yönetenler ve
bizzat katılanlar hakkında soruşturma açılarak yargı önüne çıkarılması için
Anayasa'nın 98. TBMM İç Tüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılması için gereğini arz ederim.
Gerekçe: F tipi
cezaevlerini hayata geçirmek için 19-22 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerinde
gerçekleştirilen "Hayata Dönüş" operasyonu, katliam derecesine
varacak bir boyutta neticelenmişti. Operasyon sırasında Ümraniye Cezaevinde 7,
Bayrampaşa cezaevinde 12, Bursa Cezaevinde 2, Uşak Cezaevinde 2, Çanakkale
cezaevinde 4, Çankırı Cezaevinde 1, Ceyhan Cezaevinde 1, Sincan Cezaevinde 1
bir tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirmişti. Sonrasında ise açlık grevlerinde
120 tutuklu daha hayatını kaybetmişti. Operasyon sırasında meydana gelen
olaylardan daha çok tutuklu ve hükümlüler sorumlu tutulmuş ve haklarında açılan
davalar kısa sürede neticelendirilerek cezalar verilmişti. Olaylar sırasında
Uzman Çavuş Nurettin Kurt da hayatını kaybetmiş ve tutuklu ve hükümlülerce
vurulduğu açıklanmıştı. Ancak Kurt'a yapılan otopside ölüme yol açan
yaralanmaya "yüksek kinetik enerjili bir silahın" sebep olduğu
belirlenmişti. Raporda, ölüme yol açan silahın sadece Kalaşnikof
ya da G-3 piyade tüfeği olabileceği belirtilmiş ve Kurt'un askerlerin silahıyla
hayatını kaybettiği kesinleşmişti. Dönemin Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk
ise askerlerce ateş edilerek hayatını kaybeden tutukluların askerlerle çatışmaya
girdiğini ve bazı ölümlerin tutuklular arasındaki çatışmadan çıktığını ileri
sürmüştü. Ancak Adli Tıp uzmanlarının raporları, Sayın Türk'ün iddialarının
asılsız olduğunu ortaya koymuştu. Rapor’a göre, Koğuşlardan ateş edilmemiş,
öldürücü dozun üzerinde gaz bombası kullanılmıştı. Kadın tutukluların ise
güvenlik görevlilerinin kullandığı göz yaşartıcı ve gaz bombalarının çıkardığı
yangında öldükleri belirlenmişti. Adli tıp uzmanlarının raporunda, yanarak ölen
kadınların giysi parçaları ve ciltlerinde yanıcı olan solvent
maddelerinin bulunduğunun tespit edildiği vurgulanmıştı. Kömüre dönmüş
koğuşlarda yapılan aramalarda silah bulunmadığı da açıklanmıştı. Bilirkişi
raporunda ayrıca tutukluların bulunduğu taraftan güvenlik görevlilerinin
bulunduğu yöne doğru ateş açılmadığı, atışların dışarıdan içeriye doğru
yapıldığı belirtilmişti. Bu operasyon kapsamında, Bayrampaşa Cezaevinde
"tutuklulara kötü muamele yaptıkları ve görevlerini kötüye
kullandıkları" iddiasıyla 1460 kamu görevlisinin yargılandığı davayla ilgili,
mahkeme 19 haziran 2008'de zamanaşımı tarihinin
dolduğunu belirtmiş ve kamu davasının tüm sanıklar tarafından da ayrı ayrı düşürülmesine karar vermiştir. Müdahil Avukatlar
işkence ve zalimane davranış suçlarında suçun insanlığın ortak değerlerine karşı
işlendiği için hiçbir zaman zamanaşımının işlemeyeceği belirtmişlerse de
davanın sonucu değişmemiştir. Ayrıca Operasyonu planlayanlar, yönetenler ve
bizzat katılanlar hakkında soruşturma dahi açılmamıştır. Kamuoyu baskısını
gidermek amacı ile ancak operasyon sırasında ihtiyat görevinde bulunan bir
kısım asker ve görevli hakkında göstermelik davalar açılmıştır. Bugün bu
davalar da beraat yahut zamanaşımı kararlarıyla birer birer
bitirilmektedir. O dönemde Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olan Ali Suat Ertosun'un Yargıtay üyeliğine getirilmesi, 2004 yılında
hükümet kararıyla Devlet Üstün Hizmet Madalyası verilmiş olması ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu üyesi olması davaların
seyrini ortaya koyar niteliktedir. Katliamın üstü örtülerek unutturulmaya çalışılması,
hukuk devleti ilkelerinin, adaletin ve insan hakları değerlerinin yüceltilmesi
gereken olgular olarak görülmediğinin en çarpıcı örneklerinden birini
oluşturmaktadır. Geçmişimizle yüzleşmeden, toplumda büyük tahribatlar yaratan
antidemokratik uygulamaların gerçek sorumlularını yargı önüne çıkarmadan,
demokrasiyi geliştirme vaadiyle iktidar olan hükümetler, bunu bir iddia
olmaktan öteye götürmeyecektir. Bu endişelerle gerçek faillerin yargılanmadığı,
açılan davaları ise birer birer düşürerek unutturulmaya
çalışılan "Hayata Dönüş Operasyonu"nun üzerine cesaretle ve
kararlılıkla gidilmesi için bir araştırma komisyonu kurulmasının gerekli
olduğunu düşünüyoruz. BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Önerge gündemdeki
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşme,
sırası geldiğinde yapılacaktır. Sözlü soru
önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum: B) Önergeler 1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/867) esas
numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/88) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin sözlü
sorular kısmının 400. sırasında yer alan (6/867) esas numaralı sözlü soru
önergemi geri alıyorum. Gereğini
saygılarımla arz ederim. Reşat
Doğru Tokat BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır,
okutup oylarınıza sunacağım: C)
Tezkereler 1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Köksal Toptan’ın, Kazakistan Cumhuriyeti Parlamentosu Senato Başkanı Kassym-Jomart Tokayev
ve Kırgızistan Cumhuriyeti Millet Meclisi Başkanı Aytıbay
Tagaev’in davetlerine icabetle, beraberinde bir
Parlamento heyetiyle, Kazakistan ve Kırgızistan’a resmî ziyarette bulunmasına
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/555) 13
Ekim 2008 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Kazakistan
Cumhuriyeti Parlamentosu
Senato Başkanı Kassym-Jomart Tokayev ve Kırgızistan
Cumhuriyeti Millet Meclisi Başkanı Aytıbay Tagaev’in davetine icabet etmek üzere, beraberinde
Parlamento heyetiyle, Kazakistan ve Kırgızistan’a resmî ziyarette bulunması
hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında
3620 sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Karar
yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur. Beş dakika ara
veriyorum. Kapanma saati: 16.08 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 16.20 BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatma SALMAN
KOTAN (Ağrı) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum. Türkiye Büyük
Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tezkereyi
tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. Danışma Kurulunun
bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım: VI.- ÖNERİLER A) Danışma Kurulu Önerilerİ 1.- Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun üye sayısına, Genel
Kurulun 14/10/2008 ve 15/10/2008 tarihli birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer
denetim konularının görüşülmemesine; çalışma saatlerinin yeniden
düzenlenmesine, gündemdeki sıralamaya; 295 ve 296 sıra sayılı Meclis
Araştırması Komisyonları Raporlarının görüşmelerinin Genel Kurulun 21/10/2008
tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin Danışma Kurulu önerisi Danışma Kurulu
Önerisi No: 39 Tarihi:
14.10.2008 Danışma Kurulunun
14.10.2008 Salı günü yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerilerin Genel Kurulun
onayına sunulması uygun görülmüştür.
Öneriler: 1. Avrupa Birliği
Uyum Komisyonunun 26 üyeden oluşması ve Komisyon üyeliklerinin siyasi parti
gruplarına ve bağımsız milletvekillerine dağılımının ilişik listede olacak
şekilde Genel Kurulun onayına sunulması, 2. Genel Kurulun 14.10.2008 tarihli (bugünkü) 5 inci Birleşiminde
özel gündemde yer alan işten sonra sözlü sorular ve diğer denetim konularının
görüşülmeyerek çalışmalarını saat 21.00’e kadar sürdürmesi; 15.10.2008 Çarşamba
günü ve 16.10.2008 Perşembe günü yapılacak Birleşimlerinde çalışmalarını saat 11.00-13.00
ile 14.00-20.00 arasında sürdürmesi ve 15.10.2008 Çarşamba günü yapılacak
Birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek kanun tasarı ve tekliflerinin
görüşülmesi. 3. Gelen Kâğıtlar
Listesinde yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 297 sıra sayılı Cumhurbaşkanınca
bir daha görüşülmek üzere geri gönderilen kanun tasarısının 48 saat geçmeden
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmının 7 nci. aynı kısımda
yer alan 275. 236. 266. 230. 257. 263. 218. ve 239 sıra sayılı kanun tasarı ve
tekliflerinin bu kısmın 4. 5. 6. 8. 9. 10. 11 ve 12 nci
sıralarına alınması ve diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sırasının buna göre
teselsül ettirilmesi. 4. 14.10.2008 tarihinde (bugün) dağıtılan, 295 sıra sayılı gemi
inşa sanayisindeki iş güvenliği konusundaki (10/121, 129, 132, 134) esas
numaralı, 296 sıra sayılı zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağlar
konusundaki (10/27, 34, 37, 40, 102) esas numaralı Meclis araştırması
komisyonları raporlarının gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına
alınması ve raporlar üzerindeki genel görüşmelerin Genel Kurulun 21.10.2008
Salı günkü Birleşiminde yapılması. 5. Genel Kurulun
21.10.2008 Salı günkü Birleşiminde çalışmalarını saat 15.00-20.00 arasında
sürdürmesi, 22.10.2008 Çarşamba günü ve 23.10.2008 Perşembe günü yapılacak
Birleşimlerinde çalışmalarını saat 11.00-13.00 ile 14.00-20.00 arasında
sürdürmesi. Önerilmiştir. Avrupa Birliği
Uyum Komisyonu Üyeliklerinin Siyasi Parti Grupları ve Bağımsızlara
Dağılım Listesi:
BAŞKAN – Danışma
Kurulu önerisinin aleyhinde konuşmak üzere Tunceli Milletvekili Sayın Kamer
Genç, buyurun efendim. On dakika süreniz
var. KAMER GENÇ
(Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. Üçüncü yasama
yılının bu kürsüye ilk çıkmam dolayısıyla yüce Meclise başarılar diliyorum.
Yüce Meclisin çalışmalarının ülkemize ve milletimize iyi sonuçlar doğuracak,
ülkemizi kalkındıracak, halkımızın arasındaki barış, sevgi ve mutluluğu
artıracak bir performans göstermesini diliyorum. Değerli
milletvekilleri, bugün, tabii, Tunceli’de, aldığım bir habere göre, bir asker
konvoyuna saldırı sonunda 5 tane erimiz yaralanmıştır. Bu, cidden bizi çok
büyük bir acıya boğmuştur. Yaralı er kardeşlerimize acil şifalar diliyorum. Tabii, Türkiye’nin gündemi terör ve soygun. Şimdi, değerli
milletvekilleri, bazı arkadaşlarımız burada çıkıyorlar, diyorlar ki: “Bu kanı
durduralım.” Bu kan nasıl duracak? Bu kanı durdurmanın tek yolu, silah alıp
dağa çıkan insanların silahlarını bırakmasıdır. Bundan başka çare yok
çünkü bunun arkasında… Tarihimizi iyi
bilelim. Tarihte -tarihimizi iyi
incelersek- Batı, Türkiye’nin büyümesini istemiyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin
her vesileyle parçalanmasını, ekonomik yönden çökmesini ve böylece, Türkiye’nin
o güney ve doğusunu da parçaladıkları, orayı insansızlaştırdıkları zaman, Batı’nın
hedefi bellidir. Batı ne yapacaktır? Biliyorsunuz, bütün parlamentolarda Ermeni
soykırım tasarıları vardır. Şimdi, bu Ermeni soykırım tasarıları eğer kabul
edildiği takdirde, bunun sonucunu da iyi düşünmek lazımdır. Şimdi, geçen gün
Cemil Çiçek burada konuşurken tezkerede “Efendim, bu dağda silahlı mücadele
yapanların çoğu sünnetsizdir.” dedi. Yahu, sünnetsizse, kimdense söyle. Her
sünnetsizin de bir milliyeti var. Niye bu kadar, sünnetsizleri söylemekten
çekiniyorsun. Şimdi, bakın, Hükûmet buraya çıktığı zaman bazı bilgileri doğru vermesi
lazım. Vermiyorlar. Yani Türkiye Cumhuriyeti devleti sahipsiz
bir devlet. Devleti yöneten kişiler bu devlete sahip çıkmıyorlar. Yani
ben de bağımsız olmasam, acaba çıkıp da böyle konuşabilir miyim, o da tabii
meçhul. Şimdi, değerli
milletvekilleri, şimdi, doğu, güneydoğudaki o hemşehrilerimizin
de bilmesi lazım ki, eğer bu, dünya parlamentolarında soykırım tasarıları kabul
edildiği takdirde, soykırımın nerede ve nasıl yapıldığı onlar tarafından
bellidir. Herhalde soykırım Ege’de yapılmamıştır, Karadeniz’de de
yapılmamıştır, Orta Anadolu’da da yapılmamıştır. Nerede yapılmıştır? Doğu
Anadolu’da yapılmıştır. Bu Doğu Anadolu’da, işte, Kürt devletini kurmaya
çalışan ve silahı alıp da dağa giden o insanlarımıza seslenmek istiyoruz: Eğer
oralar insansızlaştırıldığı zaman, herhâlde orada Kürdistan değil, ya
Ermenistan ve herkesin de tarihinde bilmesi gereken şey, büyük İsrail projesi
vardır. Yani bu işin arkasında ve İsrail’in hedefinde Diyarbakır vardır,
Dicle-Fırat sahilleri vardır. Şimdi, bunları bilmek lazım. Yani gözümüzü kapatarak bu Parlamentoda gerçekleri konuşamıyoruz.
Bir AKP Grubu var… Yapın kapalı bir oturum, tarihimizi çıkaralım, buralarda
herkes açık açık konuşsun. Neden bu silahlı eylemler
devam ediyor? Bu silahlı eylem yapan insanlar “Biz Kürdistan kurmuyoruz, kurmak
istemiyoruz.” dediklerine göre silahlı eylemlerin amacı ne değerli
milletvekilleri? Silahlı eylemlerin amacı, ulusal bağımsızlık savaşıdır. Ha,
onun dışında demokratik hak ve özgürlüklerle ilgili savaşmak da… O, savaşla
olmaz, o, silahla olmaz. O, ancak, işte barışla, işte tartışılarak, insanlar
bir araya gelerek doğrudan birleşmekle olur. Bu gerçekleri
kavramamız lazım ama insanlarımız tarihi bilmiyor. Avrupa’nın, Batı’nın
karşımıza attığı oyuncaklara maalesef kanıyoruz. Kendi memleketimizde kendi
kardeşimizi, kendi kandaşlarımızı… Maalesef birbirimize giriyoruz ve bir türlü
uyanamıyoruz. Tabii, bunu uyandıracak Hükûmettir. Hükûmet gidip de… Geçen gün burada
tezkere müzakeresi yapıldığı zaman Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü dedi ki: “Sen 5
Kasımda Bush’la yaptığın konuşmada şunları şunları
kabul ettin.” İlgili, Sayın Tayyip Erdoğan da buradaydı. Çıkıp da demedi ki:
”Hayır efendim…” Şimdi, bu
kürsünün bir gücü var arkadaşlar. Eğer, sen, hakikaten Bush’la bu konuşmayı
yapmadıysan çık burada de ki: “Arkadaş, ben böyle bir konuşma yapmadım.” Ee, sustuktan sonra demek ki, bu, kabul anlamına geliyor. Değerli
milletvekilleri, yani gerçekten şu memleketimizde o genç genç
insanlarımızın, bu memleketimize hayatını veren o asker arkadaşlarımızın, onu
asker ocağına, çocuğunu gönderen o yirmi-yirmi iki yaşındaki o gencini gönderen bu insanlarımızın
bu kadar ağır bir saldırıya uğramaları bizi üzüyor. Ancak bu saldırının da
haklı bir nedeni yok. Şimdi, burada birtakım
insanlar diyorlar ki: “Bu kanı durduralım.” Yahu arkadaşlar, açın burada bir
müzakere, bir genel görüşme açın. Nasıl duracak bu kan? Yani eğer… Benim
bildiğim kadarıyla, benim kendi kavramama göre bu kanı durdurmanın tek yolu,
dağa silah alıp da çıkan insanların, o Doğu Anadolu’daki genç kardeşlerimizin
–onlar da bizim kardeşlerimiz, onlar da bizim çocuklarımız- onların bu silahı
bırakmasıdır ve bunlar niye bu silaha şey ediyor? Bakın, yani işte bu olay
Amerika’nın Kuzey Irak’a gelmesi dolayısıyla patlak verdi ve dolayısıyla
onların himayesinde Türkiye parçalanıyor. Yani birileri şunu bilmesi lazım ki
-yani tamam bugün Amerika orada- yarın Amerika oradan gidecek. Gittiği zaman bu
kan dökülmeleri, bu can vermelerinin bir anlamı da yok, kimseye bir faydası
yok. Türkiye hudutları içinde yaşayan insanların da hiçbirisinin -Kürt’ü de
olsun Türk’ü olsun veya herhangi bir Arnavut’u, Çerkez’i olsun- bunda bir
faydası yok. Bizim Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan tüm
vatandaşlarımızın tek bir menfaatimiz var, laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin
bütünlüğüdür. Bu Türkiye Cumhuriyeti devleti ne kadar büyürse bu Türkiye
hudutları içinde yaşayan bütün vatandaşlarımız burada rahat eder, hem burada
rahat eder hem yurt dışında rahat eder. Şimdi, geçen gün
Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nu yazan kişi, yani orada sorumlu olan kişi
diyor ki: “Efendim, Türk Hükûmeti daha bize vize
konusunda, Türk vatandaşlarının vize konusunda bir öneri getirmedi.” Şu
elçiliklere gidin arkadaşlar ya! Orada Türk vatandaşlarının içine düştüğü o
utanç verici duruma acaba bu devleti yönetenler, onlar o utancı duymuyorlar mı?
Bir de bir vizeye müracaat ediyorsunuz, arkadaş, 80-90 euronuzu
alıyor, vermiyor da icabında, günlerce bekletiyor kapıda. Değerli
milletvekilleri, bu Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlığı böyle ucuz
olmamalı. Bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin vatandaşlığını koruyacak bu devleti
yöneten insanlardır. Şimdi, efendim, Barzani’yle görüşülsün, diyor. Tamam,
Abdullah Gül geçen gün diyor ki: “Barzani’yle görüşelim.” Peki
sen kimsin? Sen sorumsuz, Cumhurbaşkanlığı mevkiinde oturan insansın. Eğer
bunun kararını verecekse siyasi sorumlu olan Hükûmetin
vermesi lazım. Böyle yani devletin kuralları allak bullak oluyor. Kimse ne
dediğini, ne söylediğini anlamıyor. Şimdi, değerli
milletvekilleri, bağımsız milletvekili olarak bu şeyleri görünce içim kan
ağlıyor. Bu Türkiye Cumhuriyeti’nin bu duruma düşmemesi
lazım. Bu devlet büyük bir devlet. Bu devletin büyüklüğü yöneticilerin
büyüklüğüyle ortaya çıkar. Yoksa, yani işte gidip de
horoz dövüşünü yapmakla yahut da gidip de bıçağa sırtını dayamakla bu devlet
büyümez. Bu devletin
ikinci bir sorunu şeffaflık sorunudur değerli milletvekilleri, soygundan
arındırma sorunudur. Şimdi, sizin
bugün bir “Deniz Feneri” meselesi çıktı ortaya. Deniz Fenerinde İstanbul’daki
bir kişiye 10 milyon euroluk bir para geliyor.
Bunlar… NURETTİN AKMAN
(Çankırı) – Ne alakası var? KAMER GENÇ
(Devamla) – Alakası çok var. Şimdi bu Meclisin evvela dürüst, şeffaf bir Türkiye’yi ortaya
koyması lazım. Şimdi, Almanya’da
bir yargılama yapılmış. 41,5 milyon euro toplanmış.
Bu euro gelmiş. Kime gelmiş? İşte Kanal 7’yi
kuranların… O Zekeriya Karaman galiba. Zekeriya Karaman kim? Onun oğlu ile
Tayyip Erdoğan’ın oğlu bacanak. Şimdi, arkadaşlar
bizde bacanaklığın birbirine bağlılığı vardır. Şimdi, Türk toplumunda kadınlar,
maalesef, erkek ailesine pek şefkatli davranmazlar. Yani bunun görünen şeyiyle
pek şefkatli değil de hoş görmezler. Mesela kadın, erkek tarafından bir misafir
geldiği zaman pek hoş karşılamaz ama kadın, kendi akrabası tarafından geldiği
zaman ona evinde bütün imkânlarını ikram eder, işte ekonomik durumu… Şimdi “Bir
bacanağın aldığı 10 milyon eurodan öteki bacanak
yararlanmadı.” derseniz olmaz. Bu, Türkiye'nin tabiatına
aykırı. Şimdi, bunları açıklayalım, araştıralım. Alman Mahkemesi
diyor ki: “Efendim, bizden dosya istenmedi.” Şimdi, neyi örtüyorsunuz
arkadaşlar, neyi örtüyorsunuz? Yani eğer suistimal
varsa bunun üzerine gidelim. Ben şimdi dikkat
ediyorum, Türkiye’de birtakım insanlar alışveriş yapıyorlar. E bu paralar
nereden geldi? Bunları araştırmamız lazım… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hayırsever Müslümanlar verdi, zekât verdi. BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, bir diğer konu: Şimdi, Dengir
Fırat’ Ben kimseye
“sayın” da demiyorum, kusura bakmasın, kimse de bana “sayın” demesin. Şimdi, bir
iddiaya girdiler. Dengir Fırat’ın malını ihraç eden
kamyonunda 89 kilo eroin yakalandı mı? Yakalandı. Efendim, Devlet Bakanı Yazıcı
demiş ki: “Bu kırmızı hatta değil.” Kırmızı hatta olduğunu o Yazıcı da biliyor.
Kırmızı hatta olmak demek… Fiziki aramaya tabi tutulması lazım. Şimdi, değerli
arkadaşlar, yalan söylemekle bir şey elde edilmez. Buyurun, MENAS şirketinin,
Sayın Fırat’ın ortak olduğu şirketin yaptığı ihracatların hepsini inceleyelim
ve incelenmiş de. Bunların hayalî ihracat yapıp yapmadığı tespit edilmiş,
Danıştay karar vermiş. Öte tarafta eroin kaçakçılığı yaptığı… Yine, eroin
aracında yakalanmış. Bizim tanıdığımız bir arkadaşın, ihracat yapan bir
firmanın altı ay önce sattığı bir kamyonunda eroin yakalandı, bütün müesseseyi,
aileyi aldılar içeri. Eğer Fırat, kendisi orada Grup Başkan Vekili olmasaydı
şimdi hapishanedeydi. BURHAN KAYATÜRK (Ankara)
– Yalan söylüyorsun! BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, bir iki dakika verin de… BAŞKAN – Yok,
verdim ben size bir dakika. Teşekkür ederim
Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) – Sayın Başkan, burada bizim düşüncelerimizi biraz söylememiz lazım.
Niye böyle sınırlama getiriyorsunuz? BAŞKAN – On bir
dakika konuştunuz Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) – Peki, ben daha sonra tekrar konuşurum. Saygılarımla. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Genç, eroin ihracatı yasak. Olur
mu öyle şey! KAMER GENÇ
(Tunceli) – Yasaksa sen çık söyle! (Gülüşmeler) BAŞKAN – Danışma
Kurulu önerisinin lehinde söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Azize Sibel
Gönül. Buyurun Sayın
Gönül. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AZİZE SİBEL GÖNÜL
(Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu önerisinin
lehinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi, aziz
milletimi saygıyla selamlıyorum. Danışma Kurulu
önerisinde, bu hafta ve önümüzdeki hafta çarşamba ve perşembe günleri
11.00-13.00, 14.00-20.00 saatleri arasında çalışılması önerilmiş. Bu önerinin
çok olumlu olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü zihnin ve dimağın açık olduğu,
zinde olunan bir saatte çalışmaya başlanılmasının Meclisin performansını ve
verimini artıracağı kanaatiyle Danışma Kurulu önerisinin hayırlı olmasını
temenni ediyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gönül. Danışma Kurulu
önerisi lehinde Hatay Milletvekili Sayın Sadullah
Ergin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) SADULLAH ERGİN
(Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. Danışma Kurulu önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bugün
huzurlarınıza getirmiş olduğumuz Danışma Kurulu önerisiyle sevgili
arkadaşlarım, Parlamentomuzun bugün saat 21.00’e kadar çalışmasını, çarşamba ve
perşembe günleri -biraz önce Sibel Hanım da bahsetti- 11.00-13.00 ve
14.00-20.00 saatleri arasında çalışmasını öngörüyoruz. İki haftalık bu çalışma takvimiyle, Parlamentonun önünde bulunan
ve şu anda kamuoyunun da, Türkiye’nin de ihtiyaçlarını karşılayacak ve büyük
ölçüde de muhalefetle üzerinde mutabık kaldığımız yasaları bir an önce
çıkarmak, bütçe kanunu gelmeden eğer mümkün olabilirse yine Avrupa Birliği uyum
yasaları çerçevesinde Türk Ticaret Yasamızı yeniden yapabilmek için bir imkân
sağlayabilmeyi de arzu ediyoruz. Dolayısıyla, bu
anlamda, bugün Danışma Kurulu toplantısını yaptığımızda muhalefet grup başkan
vekillerimizle de Meclis Başkanımızın nezaretinde bir değerlendirme yaptık. Bu
değerlendirmeler esnasında muhalefet temsilcileri de, grup başkan vekilleri de
son derece yapıcı bir tavır takındılar. Parlamentonun Türkiye’nin meselelerine
sahip çıkmada, önündeki problemleri çözmede iktidarıyla muhalefetiyle birlikte
hareket edebilmesinin gerçekten ülkemiz için, milletimiz için çok önemli ve
anlamlı olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda muhalefet partilerimize katkılarından
dolayı da teşekkür ediyorum. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Diğer partiler… İlle “muhalefet” demeyin, “diğer
partilerimiz” deyin yani! SADULLAH ERGİN
(Devamla) – Parlamentoda bulunan partilerimize teşekkür ediyorum,
milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Değerli arkadaşlar, yapacağımız çalışmalarla inşallah bütçe kanunu
gelinceye kadar önümüzde bulunan süreçte -hemen ifade edeyim- Beşinci Dünya Su
Forumuyla ilgili yasaya zaten başlamış idik, arkasından Coğrafi İşaretlerin
Korunması, OSB’lerin yapılandırılmasıyla ilgili Serbest Bölgeler Kanunu, Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı Teşkilat Yasası ve Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanunu, bu hafta öngördüğümüz. Önümüzdeki hafta
da Elektronik Haberleşme Kanunu, Posta Kanunu ve Denizcilik Müsteşarlığı
Teşkilatı Hakkındaki Kanun, gene mayınların temizlenmesine ilişkin bir kanun
tasarımız var, Tapu Kanunu ve Karayolu Trafik Kanununda Erişme Kontrollü
Karayolu Kanun Tasarısı söz konusu. Bu yasaları,
inşallah, uygun bir çalışma metoduyla tamamlarız. Arkasından da gene
muhalefetle yapacağımız çalışmayla beraber, Türkiye’nin ihtiyacını duyduğu
yasaları, düzenlemeleri birlikte yapacağız. Bu arada elbette ki önümüzdeki
hafta itibarıyla denetim konularını da görüşeceğiz. Salı günü araştırma
komisyonu raporumuz var, çarşamba günü sözlü sorularımız var. Parlamentonun
yapacağı bu çalışmalarla ülkemize hayırlı yasalar yapmasını temenni ediyorum. Ve bu kürsüde
gündemin dışına çıkarak maalesef afaki ve birçoğu
gerçekten uzak sözler sarf eden milletvekillerimize de birtakım mesnetsiz
ithamları, çirkin sözleri de iade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hangi milletvekilleri? BAŞKAN - Danışma Kurulunun önerisini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam) D) Duyurular 1.- Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda bağımsız
milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen bağımsız
milletvekillerinin müracaatlarına ilişkin duyuru BAŞKAN - Avrupa
Birliği Uyum Komisyonunda bağımsız milletvekillerine de bir üyelik düşmektedir.
Bu komisyona aday olmak isteyen bağımsız milletvekillerinin 15 Eylül 2008
Çarşamba günü (yarın) saat 19.00’a kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum. İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır,
okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım. B) Önergeler (Devam) 2.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, 3269 sayılı Uzman
Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/173) doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/89) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 2/173 esas
numaralı Uzman Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Teklifim,
45 gün içinde komisyonlarda sonuçlandırılmadığından İçtüzüğün 37’nci maddesi
gereğince doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını arz ederim. Saygılarımla. Yılmaz
Ateş Ankara BAŞKAN - Önerge
sahibi Ankara Milletvekili Sayın Yılmaz Ateş, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. YILMAZ ATEŞ
(Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. Sayın
milletvekilleri, dünyanın en önemli sorunlarının başında güvenlik ve terör
gelmektedir. Bütün dünyada buna önlem olarak da profesyonel ordu yöntemlerine
başvurulmaktadır. Bu amaçla da 1986 yılında 3269 sayılı Yasa ile Türk Silahlı
Kuvvetlerinde uzman çavuş ve uzman onbaşı rütbesiyle çalıştırılan personele de
“uzman erbaş” adı verilmiştir. Şimdi, o dönemde hazırlanan Yasa’ya göre bu
uzman erbaşlarımız kırk beş yaşından gün aldıkları an bunların sözleşmeleri
feshedilmektedir. Mevcut yürürlükte olan Emekli Sandığı Kanunu’muza
göre de yirmi beş yıl hizmet yılını tamamlayıp ve emekli yaşına gelmek gerekir
ki emekli olabilsinler ama kırk beş yaşından gün aldıkları için hemen
ilişkileri kesildikleri için de yıllarını veren bu değerli personel emekli
hakkını dahi elde edememektedir. Çalıştıkları süre içerisinde de bütün kamu
kurumlarında -örneğin uzman jandarma da dahil- ek
gösterge olmasına rağmen, bu 3269 sayılı Yasa’ya göre çalışanlara bir ek
gösterge de uygulanmamaktadır. Ayrıca yine bu uzman erbaşlar -hastalık
hepimizin başında, rahatsızlık hepimizin başında- doksan gün rapor almaları
hâlinde bunların silahlı kuvvetlerle ilişkileri de kesilmektedir. Şimdi, bakın sayın
milletvekilleri, elimde bir arkadaşımızın -Bayram Dağdeviren
diye- belgeleri var. Bu arkadaşımız sekiz yıl Türk Silahlı Kuvvetlerine hizmet
vermiş ama dizinde kemik büyümesi olduğu tespit edilmiş, “Sen ilişkini kes,
yoksa sözleşmeni yenilemeyiz.” deyip hemen kapının önüne konulmuş. Değerli
arkadaşlar, bu manzara Türkiye Cumhuriyeti’ne yakışan bir manzara değildir.
Millî Savunma Bakanlığının bütçesi Türkiye genel bütçesi içerisinde ikinci
büyük kalemdir. Şimdi, terörle mücadele etmek için gerekli araç gereç
yapılıyor, gerekli yatırımlar yapılıyor ama dünyanın en modern silahına da
aracına da gerecine de işlev kazandıran insan unsuruna önem verilmiyor. Bugün,
bu statüde çalışan 57 bin Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu var. Şimdi, bu 57 bin
insanın ne bir sosyal güvencesi var ne bir geleceği var. Değerli
arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde böyle abesle iştigal edilmez. Yani siz bir
sosyal güvenlik hakkı, bir emeklilik hakkı dahi vermediğiniz bir gruba
Türkiye’nin güvenliğini emanet ediyorsunuz, teslim ediyorsunuz. Şimdi, iktidar
partisinin Sayın Grup Başkan Vekilinden de “Gelin, bu ucubeliğe bir son
verelim.” diye yardım istedim fakat Sayın Başkan destek olmayacaklarını
söylediler. Değerli
arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisi altı yıldır tek başına iktidar ve altı
yıldır bu haksızlık devam ediyor. Her yasama yılında bu kanun teklifi gelir ama
Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla da reddedilir. Şimdi, gelin, bu
haksızlığı ortadan kaldıralım. Bu haksızlıkla bir yere varılmaz. Bu,
sürdürülemez bir haksızlıktır. O nedenle, sayın milletvekillerinin özgür
oylarıyla hiç değilse gündeme alalım, iktidar partisi de eğer hazırlık
yapacaksa o zaman o da hazırlığını yapsın. Bunun şerefi de size ait olsun.
Gelin, bu dönemde bu haksızlığa bir son verelim. Terörle mücadele
etmenin yolu teröre karşı dik durmaktır, tavır almaktır. Dağdakilere gücünüz
yetmiyor denebilir ama bu şehir eşkıyalarına da bir dur denmesi lazım. Değerli
arkadaşlar, bakın, Sayın Başbakanın konutuna beş yüz metre mesafede olan
Keçiören’de bir esnaf vatandaşımız linç edilircesine dövüldü, Sayın Başbakan
kınamadı. Yine bir vatandaşımız, Engin Ceber,
emniyette gözaltındayken dövülüp linç edilip öldürüldü… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. YILMAZ ATEŞ
(Devamla) – …ne Sayın Başbakandan ne iktidar partisinin ilgili bakanlarından,
bir sözcüsünden bir kınama mesajı gelmedi. Değerli
arkadaşlar, bir insan hayatının da bir mezuniyet törenine alınmayan genç kızın
incinen duyguları kadar kutsal olması gerekir. Şimdi, Hükûmet,
bunlara göz yumarak bu terörü önleyebilir mi? Bunlara göz yumarak Türkiye’de
haksızlığı önleyebilir mi? Dağdaki bombayla barışı, kardeşliği bozuyor,
şehirdeki belediyenin zabıta eşkıyası da, eşkıya bozuntusu da namusuyla şerefiyle
işini yapan, işine gücüne giden vatandaşımızı linç ediyor. Ne yazık ki iktidar
partisinden bir tek kınayacak söz gelmiyor. Bu üzüntülerimi de sizinle
paylaştım. Desteğinizi bekliyoruz. Yüce Meclisi
tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ateş. E) Çeşitli İşler 1.- Genel Kurulu ziyaret eden Fransa Senatosu Dışişleri,
Savunma ve Silahlı Kuvvetler Komisyonu Başkanı ve beraberindeki heyete
Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan’ın resmî
konuğu olarak ülkemizi ziyaret eden Fransa Senatosu Dışişleri, Savunma ve
Silahlı Kuvvetler Komisyonu Başkanı Sayın Josselin De
Rohan Başkanlığındaki parlamento heyetine Meclisimiz
adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Alkışlar) B) Önergeler (Devam) 2.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, 3269 sayılı Uzman
Erbaş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/173) doğrudan
gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/89) (Devam) BAŞKAN – Önerge
için bir milletvekili olarak Çankırı Milletvekili Nurettin Akman söz
istemiştir. Buyurun Sayın
Akman. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) NURETTİN AKMAN
(Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
Ankara Milletvekili Sayın Yılmaz Ateş’in 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu’nun
5’inci ve 16’ncı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin İç
Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
hakkında şahsım adına görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle
vatan uğrunda şehit olan ve şehadet rütbesine erişen
şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı,
gazilerimize de sıhhat ve afiyet diliyorum. Bugünkü müessif olayda da yaralanan
kahraman Mehmetçiklerimize acil şifalar diliyorum. Yine bu vesileyle
ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve yurdumuzun bekası için büyük bir fedakârlıkla,
can pahasına hudut boylarında ve vatanımızın her köşesinde görev yapan,
milletimizin göz bebeği subay, astsubay, uzman jandarma çavuş ve uzman
erbaşların kendilerine, ailelerine, emeklilerine sağlık, mutluluk ve başarı
dileklerimi sunuyorum. Türk Silahlı
Kuvvetlerimizin değişik birimlerinde jandarma uzman çavuş, uzman jandarma,
uzman çavuş, uzman onbaşı, uzman erbaş isimleri altında astsubaya yardımcı
olmak üzere personel istihdamı gerçekleştirilmektedir. Kara, Deniz ve Hava
Kuvvetlerimizde, sayıları az olmakla birlikte, 1960 yılı sonrası bilhassa
Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde jandarma uzman çavuşlar, astsubaylarımıza
yardımcı olarak, Türkiye’nin her tarafında emniyet ve asayişle ilgili olarak
önemli görevler icra etmişlerdir. 80 sonrasında mevcutları azalmış, ancak daha
sonra aynı kanun hükümlerine göre alınan uzman jandarmalar hâlen bu sahada
görevlerine devam etmektedirler. 1986 yılında
yürürlüğe giren 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu ile de Türk Silahlı
Kuvvetlerimizin erbaş kadrolarında devamlılık arz eden teknik ve kritik
görevlerde yetişmiş personel ihtiyacının karşılanması amaçlanmıştır. Bu kanunun
yürürlüğe girmesiyle bilhassa Kara Kuvvetlerimizde önemli sayıda uzman erbaş
istihdam edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin son yıllarda envanterine giren silah, araç ve gereçlerle modernleşme
sürecine girmiş, personel mevcudu azaltılarak profesyonel personel istihdamına
ağırlık verilmiştir. Bu amaçla silah araç ve gereçlerinin etkin kullanımı,
bilgi, tecrübe ve zamanın birleştirilmesi suretiyle silahlı kuvvetlerimizin
daha başarılı bir şekilde kullanımı mümkün olmaktadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; işte uzman erbaşların Türk Silahlı Kuvvetlerinde
istihdamı profesyonel ordunun önemli bir parçasını teşkil etmektedir.
Önümüzdeki yıllarda da bu yapıya ağırlık verilmeye devam edilecektir. Uzman
erbaşlara Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev alma imkânı sağlayan söz konusu
Kanun, zamanın ve şartların getirdiği imkânlardan istifade etmek amacıyla
Meclisimizce 1991, 1993, 2003, 2004 ve 2008 yıllarında çeşitli değişikliklere
uğramış, geçici maddeler ilave edilmiştir. Bu değişikliklerle görevde yükselme
imkânı verilmiş, özlük haklarında önemli iyileştirmeler yapılmıştır. Yine bu
değişikliklerle astsubay, hatta subay olma imkânı sağlanmıştır. Bugün getirilen
bu değişiklikle, Kanun’un 5’inci maddesinde yer alan hizmet süresi sözleşme yaşının
kırk beşten elliye çıkarılması ve yirmi yılını dolduranların emekli edilmesi,
16’ncı maddesinde ise uzman jandarmalara ve emeklilerine verilen ek gösterge imkânının
uzman erbaşlara da verilmesi talep edilmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; uzman erbaş kadroları, sağlık ve bedensel
yeteneklerini üst düzeyde kullanabilen ve bedensel bazı kabiliyetlerini
yitirmemiş personelin istihdam edildiği kadrolardır. Bu nedenledir ki 3269
sayılı Kanun’da uzman erbaşların hizmet süreleri azami kırk beş yaşına
girdikleri yıl ile sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla, bu sınırın elli altı yaş
olarak değiştirilmesi, uzman erbaşlardan özellikle bedensel yönden yeterli
verimin alınamayacağı anlamına gelir ki bu da Uzman Erbaş Kanunu’nun ruhuna
uygun düşmeyecektir. Ayrıca, hâlihazırda Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bir
subayın emeklilik yaş sınırının elli iki olduğu da unutulmamalıdır. 3269 sayılı
Kanun’un 4’üncü maddesinde düzenlenen uzman erbaşlığa alınma şartlarından birisi de müracaat
tarihinde yirmi altı yaşından gün almamış olmaktır. Teklif ile uzman erbaşların
yirmi yıl fiili hizmeti doldurmaları hâlinde emekli edilmelerine olanak
sağlanmaktadır. Bu durum, bir uzman erbaşın en çok kırk altı yaşında emekli
olması anlamına gelmektedir. Bunun 1/1/2007 tarihinde
yürürlüğe giren sosyal güvenlik sistemiyle bağdaşmadığını da ifade etmek
istiyorum. Teklif ile uzman
jandarma ve emeklilerine verilen… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. NURETTİN AKMAN
(Devamla) – …gösterge miktarının uzman erbaş ve emeklilerine de verilmesine
imkân sağlanmaktadır. Sözleşmeli olarak istihdam edilen, en az ilköğretim okulu
mezunu olan uzman erbaşlar, 3468 sayılı Uzman Jandarma Kanunu uyarınca en az
lise mezunları arasından seçilen uzman jandarmalardan tamamen farklı bir
konumda bulunmaktadırlar. Dolayısıyla, uzman erbaşların ek gösterge yönünden
teklif edildiği şekilde uzman jandarmalarla eşit düzeye getirilmesi insan
kaynaklarıyla etkin kullanım açısından da yararlı olmayacaktır. Ayrıca, değerli
arkadaşlarım, bu konuda uzman erbaşlarla ilgili olarak Genelkurmayımız ve Millî
Savunmamız çalışma yapmaktadır. Bu çalışmalar önümüzdeki günlerde komisyona
gelecek ve en kısa zamanda da -temenni ediyoruz- Meclisimize, yüce Meclisimizin
onayına sunulacaktır. Bu tekliflere karşı değiliz. En kısa zamanda bu
tekliflerle alakalı amaçlar gerçekleştirilecektir diyorum. YILMAZ ATEŞ
(Ankara) – Gündeme alalım o zaman. NURETTİN AKMAN
(Devamla) – Bu nedenle, Sayın Ateş’in Meclis İç Tüzük’ünün 37’nci maddesi
gereğince komisyonda görüşülmeden doğrudan Genel Kurul gündemine alınması
öngörülen kanun teklifini belirtilen mahzurlar nedeniyle uygun görmüyoruz. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge reddedilmiştir. Gündemin “Özel
Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz. Bu kısımda yer
alan küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi
konusunda kurulmuş bulunan Meclis Araştırması Komisyonunun Raporu üzerindeki
genel görüşmeye kaldığımız yerden devam edeceğiz. VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler 1.- Kırklareli Milletvekili Tansel
Barış ve 29 Milletvekilinin, Antalya Milletvekili Tayfur Süner
ve 21 Milletvekilinin, Ardahan Milletvekili Ensar
Öğüt ve 21 Milletvekilinin, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve 22
Milletvekilinin, Konya Milletvekili Özkan Öksüz ve 21 Milletvekilinin, Uşak
Milletvekili Nuri Uslu ve 21 Milletvekilinin, Kırklareli Milletvekili Ahmet
Gökhan Sarıçam ve 20 Milletvekilinin, İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 19
Milletvekilinin, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 33 Milletvekilinin, İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 32 Milletvekilinin, Bursa Milletvekili Kemal
Demirel ve 27 Milletvekilinin, Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk
ve 24 Milletvekilinin, Küresel Isınmanın Etkileri ve Su Kaynaklarının
Sürdürülebilir Yönetimi Konusunda Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin
Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu (10/1, 4, 5, 7, 9, 10, 11,
13, 14, 15, 16, 17) (S. Sayısı: 138) (x) BAŞKAN –
Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. İç Tüzük’ümüze
göre Meclis araştırması komisyonunun raporu üzerindeki genel görüşmede ilk söz
hakkı önerge sahiplerine aittir. Daha sonra, İç Tüzük'ümüzün 72'nci maddesine
göre siyasi parti grupları adına birer üyeye, şahısları adına iki üyeye söz
verilecektir. Ayrıca, istemleri hâlinde Komisyon ve Hükûmete
de söz verilecek, bu suretle Meclis araştırması komisyonu raporu üzerindeki
genel görüşme tamamlanmış olacaktır. Konuşma süreleri
Komisyon, Hükûmet ve siyasi parti grupları için
yirmişer dakika, önerge sahipleri ve şahıslar için onar dakikadır. Geçen birleşimde
önerge sahibi olarak Kırklareli Milletvekili Sayın Tansel Barış konuşmuştu. Şimdi söz sırası
yine önerge sahibi olarak Antalya Milletvekili Sayın Tayfur Süner’e
aittir. Buyurun Sayın Süner. (CHP sıralarından alkışlar) TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ısınmanın etkileri
ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunun araştırılması amacıyla
kurmuş olduğumuz araştırma komisyonu raporu üzerinde söz almış bulunmaktayım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (x) 138 S. Sayılı Basmayazı 7/10/2008 tarihli 2 nci Birleşim Tutanağı’na eklidir. Sözlerime
başlamadan önce Hakkâri’de teröristler tarafından gerçekleştirilen hain
saldırıda şehit olan evlatlarımızın acısını yüreğimde hissettiğimi belirtmek
istiyorum. Başta tüm şehitlerimizin aileleri olmak üzere bütün ülkemizin başı
sağ olsun. Açıklanan
raporlara göre karada yaşayan hayvanların dörtte 1’inin, denizdeki hayvanların
ise üçte 1’inin neslini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakan küresel
ısınmanın araştırılması için 5/9/2007 tarihinde vermiş
olduğumuz önerge sonucunda 23/10/2007 tarihinde kurulan Araştırma Komisyonumuz
dört aylık bir çalışmada bulunmuştur. Bu süre içinde on üç toplantı yapmıştır.
Sonucunda bir rapor hazırlanmış ve yüce Meclisimin huzuruna getirilmiştir. Bu
rapor genelde başarılıdır ancak bazı eksikleri bulunmaktadır. Ben biraz bunlara
değinmek istiyorum. Değerli
milletvekilleri, “Küresel Isınmanın Etkileri” bölümündeki “Sektörel
Politika Önerileri” alt başlığında sıfır emisyon
teknoloji seçeneği olarak nükleer enerjinin de yarar ve zararlarının
sorgulanması gerekmekteydi. Ülkemizde nükleer
santral kurulması uzun yıllardır tartışılan bir konudur. Yatırımın pahalı
oluşu, teknoloji olarak dışa bağımlı olması, atık sorunu ve güvenlik konuları
nedeniyle toplumumuz bu konuya hep mesafeli durmuştur. Bugün için pek çok ülke
yeni nesil nükleer santral geliştirilene kadar nükleer enerji yatırımlarını
askıya almıştır. Bu yüzden radyoaktif atık sorununu ortadan kaldıran,
güvenilirliği ve ekonomik rekabet gücü çok yüksek olan, kamuoyunun onayını
alabilecek yeni nesil nükleer reaktörler devreye girene kadar nükleer enerji
seçeneği ertelenmelidir. Bu yüzden raporun “Sektörel
Politika Önerileri” kısmında yer alan “nükleer enerji önerisi” bu çekinceler
doğrultusunda düzeltilmeliydi. Yine, “Küresel
Isınmanın Etkileri” bölümündeki “Öneriler” başlığı altında gözüken su
kaynakları konusunda yer alan önerilere ek olarak “Kamunun elinde bulunup da
özelleştirilecek olan fabrikalara, eğer arıtma tesisleri yoksa bu tesislerin
yapılması zorunluluğunun getirilmesi.” önerisi yer almalıydı. Bugün için
kamunun işlettiği bazı fabrikalar atık sularını arıtmadan deşarj etmektedir.
Atık su arıtma tesisi özelleştirme koşullarından birisi olmalıydı. Raporun “Su
Kaynakları” başlıklı bölümünde gözüken “Öneriler” başlığı altında su kaynakları
yönetiminde radikal değişiklikler önerilmektedir. Ülkemizde su kaynakları
konusunda arz yönetimi esas alınırken, rapor, talep yönetimine geçilmesini
önermektedir. Suyun talebe göre yönetilmesi demek, ticari bir meta olarak ele
alınması ve piyasa konusu yapılması anlamına gelmektedir. Oysa su ihtiyaca göre
sunulmalıdır, çünkü su yaşam için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır ve yerine ikame
edilecek başka bir şey yoktur. Bir anlamda, su, yaşama hakkı ile ilgilidir. Bu
yüzden, su, ticari bir meta olarak değil, toplumsal bir kaynak olarak ele
alınmalı ve kamu yararı ilkesi doğrultusunda kâr gözetilmeden ucuz bir şekilde
yurttaşların kullanımına sunulması sağlanmalıdır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; raporda su kanununun yer aldığı bölümde, Çevre ve
Orman Bakanlığının bu konudaki düşüncesinin “AB Su Çerçeve Direktifi”nin temel
alınmasının istendiğinden söz edilmektedir. Ülkemizde yasal
ve kurumsal milliyetçiliği sağlayacak bir su kanununa ihtiyaç olduğu apaçık
ortadadır. Çıkarılacak su kanununun AB’nin direktifiyle değil, AB sürecini de
dikkate alan ulusal su politikasını ortaya koyacak ülkemizin önceliklerine göre
şekillenmesi gerekir. Ayrıca, raporda
su bakanlığından hiç bahsedilmemiştir. Böyle hayati bir konuda acilen bir
bakanlığın kurulması gerektiği açıktır. AB istatistik
kurumu (Eurostat) yaptığı araştırmalar sonucunda
Avrupa kentlerinin en kurak 10 kentinden 6’sının ülkemizde olduğunu
bildirmiştir. Antalya’nın 7’nci sırada yer aldığı sıralamayı göz önüne alırsak
artık ciddi olarak su tasarruf tedbirlerine devlet eliyle el atılması gerektiği
ortaya çıkacaktır. Raporda “Suyun
Fiyatlandırılması” bölümünde suyun uygun bedelle sunulması yaklaşımının terk
edilerek piyasa koşullarında fiyatlandırılması önerilmektedir. Suyun kâr konusu
yapılması, kamu hizmeti olmaktan çıkarılarak piyasaya devredilecek olması su
fiyatlarını doğal olarak yükseltecek ve yoksulların sağlıklı suya erişme hakkı
ortadan kalkacaktır. Bunun yerine tasarruflu su kullanımını teşvik etmek daha
doğru bir yaklaşım olacaktır. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde yaşamsal
önemi olan suyun yerel yönetimlerce uygun bedelle, kamu hizmeti anlayışıyla
yurttaşlara ulaşması gerekmektedir. Sulama suyu, piyasa
türü fiyatlandırma sonucunda tarımsal üretimin en pahalı girdisi durumuna
gelecektir. Sulama suyunun piyasa türü fiyatlandırılmasının ne tür sakıncalar
yaratacağı raporda yer almaktadır. Buradan da anlaşılacağı üzere tarımsal
sulama yönetiminde özelleştirme, tarımsal üretime ciddi darbe vuracaktır. Bunun
yerine sulama kooperatiflerinin ve sulama birliklerinin kapasitelerinin
güçlendirilerek sulama yönetiminde daha etkili yer almaları önerilmelidir. Konya Ovası’nda
senelerdir yaşanan yanlış sulama teknikleri yüzünden oluşan düşük verim bunun
bir göstergesidir. Altyapısı kamu
tarafından yapılacak olan sulama tesislerinin, önceden olduğu gibi, işletilmesi
bu kuruluşlar tarafından yapılmalıdır. Ancak ortaya çıkacak sorun ve
sıkıntıları giderecek yeni düzenlemeler mutlaka gerçekleştirilmelidir. Değerli
milletvekilleri, az önce saydığım eksikliklerden başka, raporda en önemli
eksiklik, ülkemizdeki bitmeyen enerji kaynaklarına gerektiği kadar yer
verilmemesidir. Bunların yerine güneş enerjisi, biyolojik yakıtlar ve rüzgâr
enerjisinin üzerinde daha fazla durulmalıydı çünkü ülkemizin enerji bakımından
kurtuluşunun bu saydıklarımızdan geçtiğini düşünüyorum. Bununla birlikte
büyük şehirlerimizdeki kalitesiz kömür dağıtımının bir an önce durdurulması
gerekmektedir. Özellikle turizm şehrimiz Antalya’da kış mevsiminde dağıtılan
kalitesiz kömürler yüzünden nefes dahi alınamamaktadır. Turizm bir yana,
küresel ısınmayı da olumsuz etkileyen bu uygulamadan hemen vazgeçilmelidir. Böyle önemli bir
konunun bir araştırma komisyonu kurularak Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı
altında incelenmesi gurur vericidir. Komisyonumuzun çalışmaları başarıyla
gerçekleşti. Bu konuda ülkemizdeki en bilgili, en yetkili insanlar dinlendi,
görüşleri alındı. Sonucunda önemli bir rapor hazırlandı. Bu rapora göre,
insanlar için yakın gelecekteki en büyük tehlike olan küresel ısınma konusunda
önlemlerin vakit geçmeden alınması gerektiği belirtildi. Buraya kadar her
şey güzel fakat bu raporun kâğıt üzerinde kalmaması, ülkemizin yürütme kurumu
olan Bakanlar Kurulunda tartışılması ve tüm bakanlıkların üzerine düşen
konularda acilen gerekli çalışmaları başlatması gerekir. Benim düşüncem
bunların da diğer araştırma komisyonları raporlarında olduğu gibi hayata
geçirilmeyeceğidir, tıpkı Mehmetçiklerimiz katledildikten sonra Sayın
Başbakanın ve sayın bakanların cenazelerde boy göstererek söyledikleri sözler
ve arkası gelmeyen vaatleri gibi. Göllerimiz tamamen kuruduğu, çölleşmeler art
arda gerçekleşmeye başladığı zaman mı konu Bakanlar Kurulu gündemine gelecektir?
Korkarım ki o zaman iş işten geçmiş olacaktır. Dünya ülkeleri
yıllardır küresel ısınmayı gündemlerinin ilk sıralarına almış, önlemlerin
çoğunu ortaya koymuş, sıkıntıyı en az hasarla atlatmanın planlarını yaparken
biz raporları yeni yeni ortaya koyabiliyoruz. Bu
raporları çözümcül bir yaklaşımla acilen uygulamaya
geçirmemiz gerekir. Gelecek nesillerin yaşayacağı büyük sıkıntıların vebalini
üzerinizde taşımak zorunda kalırsınız. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Önerge sahipleri
adına Adıyaman Milletvekili Sayın Şevket Köse. Buyurun Sayın
Köse. (CHP sıralarından alkışlar) ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ısınmanın etkileri
ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda Ardahan ilimiz Çıldır
Gölü üzerine verdiğimiz Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi en içten saygılarımla selamlarım. Konuşmama
başlarken soyadını Çıldır Gölü’nden alan ve bu haziran ayında Şanlıurfa’da
tarım kurultayı hazırlıkları esnasında elim bir trafik kazasında vefat eden
partili şehidimiz Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Genel Sekreteri
merhum Ersin Çıldır’ı unutmadığımızı da belirtmek isterim. Değerli
arkadaşlar, su, insanoğlu için en önemli varlıktır, hem ekonomik hem sosyal hem
de yaşamsal öneme sahiptir. O kadar ki uygarlık yerleşik yaşama geçişle
başlamıştır, yerleşim yaşama ise su kenarlarında başlanmıştır yani “su” demek
uygarlığın doğuşu demektir. Bundan dolayı su konusuna önemle değinmemiz
gerekiyor. Değerli
milletvekilleri, Çıldır Gölü, Ardahan ve Kars il sınırları içerisindedir. 124
kilometrekare alanıyla Doğu Anadolu Bölgesi’nin en büyük tatlı su gölüdür. Deniz seviyesinden Sayın
milletvekilleri, Çıldır Gölü’nün kirlenmesinin dört ana nedeni vardır: İlki, Arpaçay
Ovası’nı daha çok sulamak, Çıldır Gölü’nün su seviyesini yükseltmek maksadıyla
yapılan ve Çıldır’ın yüksek yaylalarından gelen suları göle taşıyan kuzey
derivasyon kanalının geçtiği köylerden aldığı çöpler, hayvan gübreleri ve üstü
açık kanala düşerek can veren hayvan leşleridir. İkincisi, göl
kenarında bulunan köylerden yağmur sularıyla birlikte taşınan hayvan
gübrelerinin göle dökülmesidir. Üçüncüsü, göl
kenarındaki tarlaların ekiminde kullanılan suni gübrenin yağmurla birlikte göle
sürüklenmesidir. Dördüncüsü, gölü
besleyen akarsulara mandıraların süt artıklarını dökmeleridir. Sayın Başkan,
değerli milletvekillerim; Ardahan başta olmak üzere çevre iller içinde çok
önemli bir yere sahip olan “dünyanın en bakir gölü” denilen Çıldır Gölü’nün
kirlenmesinin önüne geçebilmek için kapsamlı bir proje yapılmalıdır. Çıldır Gölü’nün
etrafı mutlaka ağaçlandırılmalı, göl kenarındaki çiftçiler uygulanacak bir
projeyle doğal gübreye yönlendirilmelidir. Kuzey derivasyon
kanalıyla gölü kirleten etkenlerin önlenmesi için arıtma veya çökertme havuzu
yapılmalı, mandıra atıklarının gölü besleyen akarsulara bırakılması mutlaka
önlenmelidir. Değerli üyeler,
bilim adamları, insanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi
yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına “küresel ısınma”
diyorlar. “Küresel ısınma”
denilince ülkemizde ilk akla gelen durum kuraklık oluyor. Hâlbuki küresel
ısınma yalnızca kuraklıkla kendini göstermiyor. Kutuplardaki buzullar eriyor,
deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor. Küresel ısınmaya
bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların
şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli şiddetli kuraklıklar ve
çölleşme etkili oluyor. Kışın sıcaklıklar artıyor, ilkbahar erken geliyor,
sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor yani iklimler
değişiyor. İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya
azalıyor ya da tamamen yok oluyor. Bu saydıklarım, yalnızca doğada görülen
etkilerdir. Bir de bunlara insan üzerinde görülen etkileri eklendiğinde küresel
ısınmanın ne derece büyük bir felaket olduğu anlaşılacaktır. İnsanoğlu,
küresel ısınmaya neden olan en büyük etken olduğu gibi, su kaynaklarının
kullanılamaz hâle gelmesinde de en büyük etkenlerden birisidir. Yeryüzündeki
sular, güneşin sağladığı enerjiyle sürekli bir döngü içerisinde bulunuyor.
İnsanlar ihtiyaçları için suyu bu döngüde alıyor ve kullandıktan sonra tekrar
aynı döngüye iade ediyor. Bu süreç sırasında suya karışan maddeler, suyun
fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek “su kirliliği”
olarak adlandırılan durumu ortaya çıkarıyor. Değerli
arkadaşlar, en kolay ve çabuk kirlenen şüphesiz sudur çünkü her kirlenen şey
genelde suyla yıkanarak temizleniyor. Su kirliliğine neden olan unsurları genel
olarak dört ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar: Nüfus artışı,
kentleşme, sanayileşme, tarımsal mücadele ilaçları ve kimyasal gübrelerdir. Günümüzde su,
elde edilebilmesi güç, pahalı ve kıt bir doğal kaynak hâline gelmiştir. Bu
durumun ortaya çıkışının ana sebebi ise su kaynaklarındaki herhangi bir azalma
değildir. Mevcut su kaynaklarının bir kısmında görülen su kirlenmesi problemleri,
nüfus artışı, kentleşme ve endüstrileşmeye paralel olarak su tüketiminin hızla
artmasıdır. Değerli
milletvekilleri, bu konuda Hükûmete büyük görev
düşüyor ama Hükûmetin bu görevi yerine getireceğine
dair inancımız oldukça az. Çünkü Çevre ve Orman Bakanlığına bir soru yönelttim,
sorum aynen şöyle: “Şu an ülkemizde kurumaya yüz tutmuş kaç adet göl
bulunmaktadır ve bunlar hangileridir? Ayrıca kuruyan göllere dönük olarak bir
harita çıkarılmış mıdır?” Sayın Bakanımızın verdiği yanıt ise aynen şöyledir:
“Bakanlığımızda bu konuda yapılmış bir envanter
çalışması bulunmamaktadır.” Yani, değerli arkadaşlar, Sayın Bakan diyor ki:
“Biz, nerede, hangi göl kurumuş bilmiyoruz.” Peki
nerede, hangi gölün kuruduğu bilinmiyorsa bunların yaşadığı sorunları nasıl çözeceğiz?
Daha hangi gölün kuruduğunu bilmiyorsak nereye gidip önlem alacağız? Bu konuda en yetkili kurumda bir bilgi yoksa
halk ne yapsın? Değerli
milletvekilleri, su deyince ekonomiden sosyal yaşama kadar çok büyük bir
varlıktan söz etmekteyiz. Küresel ısınma ve kirlenmeyle içme suyumuz tehlike
altında olduğu gibi tarım ve dolaylı olarak sanayimizin de tehlike altında
olduğunu görüyoruz. Bunun en büyük örneği ise GAP’tır. GAP’ı sadece enerji
projesi olarak düşünüp içme ve sulama suyu yatırımlarına eğilmeyince Güneydoğu
Anadolu’da yaşadığımız sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bakınız, kendi ilim olan
Adıyaman’dan örnek vermek istiyorum: Devlet Su İşleri olarak sulama bazında Türkiye ortalaması
yüzde 30 civarındayken Adıyaman ili olarak bu oran maalesef yüzde 9 civarında
bulunmaktadır. Adıyaman bir tarım şehridir, iklim ve toprak yapısı nedeniyle
tarıma dayalı sanayi şehri olma potansiyelini de taşımaktadır aynı zamanda.
Oysa hükûmetlerin bu konudaki yanlış politikaları,
Adıyaman ve Adıyaman gibi pek çok ilimizi ekonomik olarak çökme noktasına
getirmiştir. Su, Adıyaman ve ülkemiz için ekonomik anlamda da çok büyük değere
sahiptir. İster içme, ister sulama suyu olsun ülkemiz çok büyük bir tehditle
karşı karşıyadır. Bu konuda, mühendis ve diğer meslek odaları, demokratik kitle
örgütleri, siyasi partiler önemli bir çalışma içerisine girmelidirler. Hükûmete düşen görev, bu çalışmaları en verimli şekilde
değerlendirmesidir. Kurulan komisyonlar da bu anlamda düşünmeli ve elde ettiği
sonuçlardan en iyi şekilde yararlanmalıdır diye düşünüyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekillerim; Ardahan Milletvekilimiz Sayın Ensar
Öğüt sık sık Ardahan’ın sorunlarını dile
getirmektedir. Anladığım kadarıyla, bu sorunların çözümüne dönük olarak yeteri
kadar çalışma yapılmamıştır. Biliyorsunuz, Ardahan’ın en önemli geçim kaynağı
hayvancılık ama hayvancılıktaki düşük fiyatlar, yeterli pazarın olmaması, Hükûmet tarafından yeterli önemi görmediğinden dolayı bitme
noktasına gelmiştir. Ardahan’ın en önemli geçim kaynağının hayvancılık olması
nedeniyle, koşullardan ülkemiz ve Ardahan olumsuz etkilenmektedir. Geçimini
hayvancılıkla sağlayan yurttaşlarımız perişan hâldedir. Bir an önce
hayvancılığa dönük önlemlerle Ardahan kurtarılmalıdır diye düşünüyorum. Ardahan için en
önemli sorunlardan biri de eğitimdir. ÖSS’de başarı oranı maalesef oldukça
düşüktür. Bunun önüne geçebilmek için, öncelikle öğretmen açığının kapatılması
gerekir diye düşünüyorum. Yalnız Ardahan ilimizde branş
öğretmenliği konusunda büyük bir açıklık bulunmaktadır. Böyle bir öğretmen
açığı sorunuyla Ardahan’da nasıl başarı sağlanacaktır? Üstelik sadece köy
okullarında değil, Anadolu liselerinde bile böyle bir eksiklik bulunmaktadır.
Hâlâ tezek yakan okullarımız bulunmaktadır Ardahan ilimizde. Kimse bu şartlarda
ülkemizin doğusunun gelişmesini beklememelidir. Ardahan ilimizde
sorunlar bitmek bilmiyor değerli milletvekillerim. Hastane yetersiz ve doktor
da az olunca Ardahan ilimizde sağlık büyük bir sorun hâline gelmiştir. Yine, sağlık gibi, köy yolları da büyük bir çıkmazda. Henüz
köy yollarında yapılmış çalışmalar bitmedi. Biten yolların
ise kalitesi oldukça düşük. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. ŞEVKET KÖSE
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. İçişleri
Bakanımızın bu konuda hassasiyet göstermesini istiyorum. Bu duygu ve
düşüncelerle yüce Meclise sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köse. Şimdi, Tekirdağ
Milletvekili Sayın Kemalettin Nalcı. Buyurun Sayın
Nalcı. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakika. KEMALETTİN NALCI
(Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın
milletvekilleri, 23’üncü Dönemin başlangıcında 12 milletvekilinin vermiş olduğu
küresel ısınma ve su konusundaki önergeler birleştirilerek bir araştırma
komisyonu kuruldu. Bu komisyonda ben de görev aldım. Ben, burada, bu komisyonda
görev almış olan tüm milletvekili arkadaşlarımıza ve Başkanımıza teşekkürlerimi
sunuyorum. Çok güzel bir çalışma oldu. Şimdi, küresel
ısınma ile dünyada ve Türkiye’de baş gösteren su sıkıntısının iki ana başlığı
var. Birinci başlık “Küresel Isınma.” Küresel ısınma,
hepimizin de bildiği gibi, sanayileşen dünyamızda hem sanayinin 1940’lardan,
50’lerden bu tarafa kadar doğaya bırakmış olduğu salınımları,
ısınmayla ilgili, insanların ısınmalarıyla ilgili, yaşamış oldukları mekânların
ısı izolasyonlarının yerinde olmamasından doğan
ısınmayla ilgili salınımlar, ulaşımla ilgili olan salınımlar -bunlar hem kara yolları hem demir yolları hem
de hava yolları olarak doğaya bırakılan salınımlar-
dördüncü kısım ise enerji yatırımlarıyla ilgili olan yatırımlarımızın doğaya
vermiş oldukları yani yenilenebilir enerjinin dışında, -bunlar HES yapıları ve
rüzgâr enerjileri dışında yapmış olduğumuz enerji yatırımları- doğaya bırakmış
olduğumuz karbondioksit küresel ısınmayı tetiklemektedir. Tabii bu küresel
ısınmanın en büyük etkisi, doğaya vermiş olduğu karbondioksitten dolayı
dünyamızın ısınması ve bu ısınmadan kaynaklanan kuraklık ve yağış rejimlerinin
değişmesi. Tabii bunları bu
saatten sonra bizim değiştirme şansımız yok ancak etkilerini azaltmak gibi bir
çaba içindeyiz. Bunun için de Kyoto Protokolü’nü Türkiye dâhil tüm ülkeler
imzalamış bulunmaktadır. Değerli milletvekilleri, ikinci en önemli konu şu: Mevcut su
kaynaklarımızın kullanımı. Tabii Türkiye’de
501 milyar metreküp bir su rezervimiz var ama 234 milyar metreküp brüt su
rezervinden biz ancak 110 milyar metreküpünü kullanabiliyoruz. Bunda da ancak kullanmış
olduğumuz su miktarı 40 milyar metreküp civarında. Şöyle bir bakacak
olursak, bu su kaynaklarımızın da Türkiye’de yaklaşık olarak yüzde 70 ile 75’i
arasındaki tarım sektöründe kullanılıyor, 10 ile 12’si civarındaki sanayi
tesislerinde, gine aynı oranlarda yaşamsal olarak,
içme suyu olarak kentlerde kullanılmaktadır. Bunları biz gezdiğimiz zaman,
değişik yerlere gittik -Konya’ya gittik, Uşak’a gittik, Tekirdağ’a gittik,
kendi bölgemize; Urfa’ya gidildi, Hatay’a gidildi, Sapanca bölgesine gidildi- burada,
her bölgenin kendine has bir su problemi var. Urfa’ya baktığımız zaman, Urfa’da
vahşi sulamadan kaynaklanan, toprağın kuraklaşması yani çölleşmesi,
tuzlaşmasından doğan bir problem söz konusu. Bunun çözümü için gerekli
çözümler, bu küresel ısınma raporunda belirtildi. Bir Beyşehir’e
gittiğimiz zaman, göle baktığımız zaman, gölün ana problemleri, etrafındaki
atık su... Belediyelerin ve yerleşim yerlerinin atık su
kanallarını yapmamalarından dolayı gölün kirlenmesi söz konusu. Tabii, Konya…
Konya çok ilginç sayın milletvekilleri. Konya’da sadece mücavir alanlar
dâhilinde 30 bin kaçak kuyu var. Yani yer altı su rezervlerini çektikleri zaman
30 bin kaçak kuyu… Konya genelinde 50 bin kaçak kuyu var. Tabii, bu da otomatik
olarak yer altı sularını daha derinlere… Ve yer altı sularının bitmesine neden
oluyor. Sapanca Gölü’ne
bakıldığı zaman, Sapanca Gölü’nde de etrafındaki sanayileşmeden doğan bir fazla
su çekimi var. Bu su çekimi ve etrafındaki yerleşim birimlerinin atıklarını
bırakmasından dolayı bir kirlenme söz konusu. Tekirdağ’a
geldiğimiz zaman, Tekirdağ’daki problem ise, Ergene Nehri’ndeki problem,
sanayinin, arıtmadan, kirli sularını alıcı ortama deşarj etmeleri. Yani
bölgemizde, bizim ikinci en büyük problemimiz, bu mevcut olan su kaynaklarımızı
hem kirletiyoruz hem de verimli kullanamıyoruz. Şimdi, şöyle bir
bakarsak, sayın milletvekilleri, yer üstü su rezervlerimizde ve yer altı su
rezervlerimizde bize yetecek kadar suyumuz var, ama bunları hem bugünden
kirletmememiz lazım hem de daha rantabl bir şekilde
kullanmasını bilmemiz lazım. Bu raporun özünde kaynaklanan
nokta bu. Şimdi,
şehirlerimize bakacak olursak, yaşam için biz bu 40 milyar metreküpün içinde 6
milyar metreküp civarında bir su kullanıyoruz ama bu 6 milyar metreküpün içinde
ancak… 6 milyar metreküp su pompalıyoruz ama bunun 3 milyar metreküpünü, yüzde
50’sini ancak faturalandırabiliyoruz. Bunun yüzde 50’ye varan kısmı kaçak
kullanım ve şebekelerdeki kaçaklardan kaynaklanıyor. Bu rapordan size
bir örnek vermek istiyorum bu kaçaklarla ilgili: Yapılan bu çalışmada Ankara’da
içme suyu dağıtım şebekesinde su kaybı yüzde 50 ve 58 oranında, İstanbul’da bu
değer ise yüzde 30 ile 35 civarında, İzmir’de bu değer yüzde 44, Antalya’da
yüzde 52, Adana’da
yüzde 60, Gaziantep’te yüzde 42, Kayseri’de yüzde 50,
Diyarbakır’da yüzde 60 ve Denizli’de yüzde 57. Bu şunu gösteriyor: Biz,
kaliteli su dediğimiz içme suyunu şebekeden halka ulaştırırken yüzde 50’sini
-Türkiye ortalaması yüzde 50’dir- hem siyasi rant uğruna, siyasi korkular
uğruna faturalandıramıyoruz hem de şebekelerimizin eski olmasından kaynaklanan
su kayıplarımız mevcut. Tabii, bu su
kayıplarını, önemli olan bu problemleri biz geçen hafta da burada, İstanbul’da
yapılacak Beşinci Dünya Su Forumuyla ilgili teklif görüşülürken gündeme
getirdik. Bunların çözümleri konusunda… Ki bu raporun sonuna bakıldığı zaman
Türkiye’deki tüm problemler ve çözümleri var ama önemli olan bunun için düğmeye
basacak bir siyasi zihniyet gerekiyor. Bir kere Türkiye’de ciddi bir su
kanununun olması gerekiyor. Artık bu işin bugünden yarına ötelenecek bir
noktası yok sayın milletvekilleri. Bundan önceki dönem, 22’nci Dönemde de aynı
şekilde bir çalışma yapılmış ve bunlar Meclisin tozlu raflarında bırakılmıştır.
Benim temennim, yapılan bu çalışmanın, bu bilgilerin tozlu raflarda kalmayıp
hem bakanlıklar hem ilgili kurumlar tarafından çok acil olarak gündeme
alınması. Değerli
milletvekilleri, ben, size kendi bölgemden de bahsetmek istiyorum. Bilindiği gibi, Ergene havzası, Trakya’nın Saray bölgesinden
başlayıp, (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. KEMALETTİN NALCI
(Devamla) – Peki Sayın Başkan. Bu küresel
ısınmayla ilgili etkileri gösterecek ve biz çok geç kalmadan bunların
önlemlerini şimdiden almak zorundayız. Değerli
milletvekilleri, bu raporlarda da belirtildiği üzere, bu su yönetimiyle ilgili
havza politikaları… Her bölgenin su denge raporları ve
sistemlerinin oluşması lazım. Havza politikalarının dışında ciddi bir
-demin de söylediğim gibi- su kanunu çıkararak… Ayrı, suyun
tek elden yönetilmesi lazım. Ben bu raporun
iyi bir çalışma olduğu kanaatindeyim ve gerekli işlemlerin yüce Meclis
tarafından ve gerekli birimler tarafından takip edileceği temennisiyle hepinize
saygılarımı sunuyorum. Sağ olun, var
olun. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Nalcı. Birleşime on
dakika ara veriyorum. Kapanma saati: 17.30 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 17.47 BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatma SALMAN
KOTAN (Ağrı) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum. Küresel ısınmanın
etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda kurulan Meclis
araştırması komisyonu raporunun genel görüşmesine devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet burada. Şimdi, önerge
sahipleri adına söz sırası (10/9) esas numaralı önergenin birinci imza sahibi
Konya Milletvekili Sayın Özkan Öksüz’dedir. Buyurun Sayın
Öksüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakika. ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergem üzerinde konuşacağım.
Bu vesileyle hepinize saygılarımı sunuyorum. Dünya iklim
sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri dünyanın her
yerinde hissedilmektedir. Yer üstü ve yer altı su kaynakları azalmakta, göl
suları çekilmekte, hatta çoğu göl alanları kuruyarak kaybolmaktadır. Dünyanın
bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı
artarken, bazı bölgelerde uzun süreli şiddetli kuraklıklar ve çölleşmeler
etkili olmaktadır. Yani iklimler değişmektedir. Eldeki verilere göre, küresel
ısınma aynı şekilde devam ettiği takdirde, yaz aylarında Türkiye’nin batısında
sıcaklıklar 5 ila 6, Orta ve Doğu Anadolu’da ise 3 ila 4 derece yükselecektir.
Küresel iklim değişikliği, 21’inci yüzyılda insanlığın baş etmek zorunda
kalacağı en önemli tehditlerden birini oluşturmaktadır. Giderek artan
miktarlarda atmosfere salınan sera gazları hızla artmaktadır. Eğer bugüne kadar
bildiğimiz veriler yanlış değilse, önümüzdeki on yılların iklimi günümüzden
farklı olacaktır. Dünyanın yüzde
20’sinin ciddi su kıtlığıyla karşı karşıya olduğu günümüzde, ülkemiz de tehlike
sinyali veren ülkeler arasında yer almaktadır. Su kıtlığının en önemli nedeni
olarak küresel ısınma gösterilirken, tarımsal sulamanın yüzde 88’i neredeyse
“vahşi sulama” olarak adlandırdığımız sulamayla yapılmaktadır. Göllerimiz birer
birer kurumakta veya kuruma tehlikesiyle karşı
karşıya bulunmaktadır. Küresel ısınmadan etkilenen göllerimizin başında ise
Beyşehir Gölü’müz gelmektedir. Beyşehir Gölü’nün
çevresinin ekolojik dengesinin bozulması, küresel
ısınma, göl çevresindeki yerleşim alanlarının evsel atıklarının göle
boşaltılması, yöredeki yaşanan kuraklık, tarımsal sulama amaçlı su çekilmesi
gibi nedenlerle Beyşehir Gölü’nün suları alabildiğine azalmış ve kirlenmiştir. Göl kenarındaki
sazlıklar kurumuş, kuş ve balık popülasyonunda ciddi
bir azalma görülmüştür. Göl sularının çekilmesiyle geniş bir saha kara hâline
gelmiştir. Ama burada size şu müjdeyi verebilirim ki son zamanlarda yapılmış
olan Gembos Tüneli’yle şu anda Beyşehir Gölü’müze
yıllık 70 milyon metreküp su akmakta ve bu ileriki yıllarda 130 milyon
metreküpe ulaşacaktır ki o zaman Beyşehir Gölü’müzü
inşallah bu kuraklıktan kurtarmış oluruz. Konya ili 2,247
milyon hektar arazi varlığına sahiptir. İl Türkiye buğday üretiminin yüzde
11’ini, arpa üretiminin yüzde 13,7’sini, şeker pancarı üretiminin yüzde 25’ini
karşılamaktadır. İlde mevcut tarım alanı Türkiye tarım alanının yüzde 10’unu
oluşturmaktadır. Su varlığı yönüyle ancak yüzde 3,7’sini oluşturmaktadır. Bu da
suyun ilde ne kadar kısıtlı olduğunu göstermektedir. Görülen kuraklık nedeniyle
yer üstü su kaynaklarımız da kapasite ve alan olarak oldukça daralmıştır. Göller bölgesi olarak Akşehir, Eber, Çavuşçu,
Suğla, Beyşehir ve Eğridir Göllerini içine alan bölge
artık bu ismini kaybetmekle karşı karşıyadır. Yani göller bölgesindeki deminki
saymış olduğum göllerin büyük bir kısmı şu anda kurumuş ve yerinde şu anda
hayvanlar otlamaktadır. Tuz Gölü yok
olmakla karşı karşıyadır. Eskiden Tuz Gölü’nün kirlilikten kurtarılması için
araştırma önergeleri veriyorduk, şu anda Tuz Gölü kirlilik şöyle dursun Tuz
Gölü kurulukla karşı karşıyadır arkadaşlar. Korkarım ki birkaç yıl içinde artık
Tuz Gölü’nde belki tuz bile elde edemeyeceğiz. Tuz Gölü’ne akan sular tamamen
kesilmiş ve Tuz Gölü’ne bugün hiçbir kaynaktan su akmamaktadır. Dünyada bazı
bölgelerde kuraklık periyotları giderek
sıklaşmaktadır. Türkiye’de en olumsuz etkilenen bölgelerin başında ise İç
Anadolu Bölgesi gelmektedir. Konya ilinde zaman zaman
kurak dönemler olmasına karşın son on yılda ciddi değişimler görülmüştür.
Türkiye yıllık ortalama yağış miktarı Resmî kayıtlara
göre bugün ilimizde 377 bin hektar alanda sulu tarım yapılmaktadır. Sulu tarım
yapılan alana ilave olarak ruhsatsız kuyulardan da yaklaşık 200 bin hektar
alanda sulama yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu da yer altı su seviyesini her
yıl düşürmektedir. Daha önce bizim bölgemizde yer altı suları 50 ile 60
metreden su çekerken, şu anda 100-175 metreye kadar inmiştir. Daha önce bir
kuyudan 35-40 fıskiye dönerken, şu anda bu fıskiyeler 12 ile 15’e kadar
düşmüştür. Mevcut su rezervi
zaten arazilerin ancak 1/3’üne yetecek kadardır. Bilindiği gibi Konya tarım
alanlarının yüzde 85’i nadas, kuru tarım sistemiyle tahıl üretimi yapmaktadır.
Tahılların yıllık yağış ihtiyacı 450 milimetredir. Bu nedenle 323 milimetrelik
düşük de olsa yapılabilen kuru tarım, 283 milimetreyle hiç yapılmaz hâle
gelmiştir. Çiftçiler kuraklık desteği bekler duruma düşmüştür. Bunda özellikle
Konya’nın 31 ilçesinin 16’sını oluşturan ova ilçeleri ciddi şekilde kuraklık
yaşamıştır ve yaşamaktadır. Kış yağışları yeterli olmadığı durumda verimde çok
düşüşler görülmektedir. Rakımı yüksek ve dağlık ilçelerde ise yağışın daha
fazla olmasına karşın ekilebilir arazi miktarı kısıtlıdır. Konya ilinde
tarımsal sulamada 3 ile 3,5 milyar metreküp su kullanıldığı tahmin
edilmektedir. Genelde salma sulama şeklinde kullanılan ve Beyşehir Gölü ve
göletlerden gelen su miktarı ise yıllık 300 milyon metreküpü geçmemektedir.
2008 itibarıyla Konya’da 59.300 kuyunun 18.240’ı ruhsatlı kuyu, maalesef 41.071
adedi ise ruhsatsız kuyudur. Bu durum, ilde sulamaya olan yüksek talebi ve
kuraklığın boyutlarının ne kadar düşündürücü olduğunu açıkça ortaya
koymaktadır. Bununla ilgili Çevre Bakanlığımızın da bir çalışması var. Herhâlde
bu kaçak kuyulara, damlama sulama sistemiyle yapmayan kuyuların kapatılmasıyla
ilgili bir çalışma olduğunu biliyorum. İnşallah, bunun da en kısa zamanda
üzerinde çalışılır ve bu kaçak kuyulardan da bir an önce kurtulmuş oluruz. 1960 yılından bu
yana ilde gerçekleştirilen arazi toplulaştırma oranı ilin tüm arazisinin ancak
yüzde 4’ünü oluşturmaktadır. Geçmişte yer altı sularının zenginliğiyle gündemde
olan Konya’nın yer altı su rezervi her geçen gün azalmakta; bu durum, sulu
tarımı ekonomik ve sürdürülebilir olmaktan çıkarmakta, kuru tarımı da bitme
noktasına getirmektedir. Yapılan ön çalışmalar Konya Ovası’nda tarımda suyun en
az yüzde 30 oranında, yani 1 milyar metreküp israf edildiğini ortaya
koymaktadır. Bu suyun şehir içme suyu, Büyükşehir Belediyesi KOSKİ suyuyla
eşleştirilmesi durumunda bedeli 1,3 milyar yeni Türk lirasıdır. Eğer arazi
toplulaştırması destekli kapalı sulama sistemine geçiş sağlanabilirse yılda 1
milyar metreküp su tasarruf edilecek, KOP kapsamında yapılacak projelerin
hızlandırılmasıyla Konya’da sürdürülebilir tarım mümkün olacaktır. Burada da, Konya
ilini 6 Temmuzda Başbakan Yardımcımız Nazım Ekren Bey
ve ekibi ziyaret etmişti. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum. ÖZKAN ÖKSÜZ
(Devamla) – Konya ve Karaman Ekonomik Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda bu KOP
Tarım Eylem Planı’nın hazırlanması ve hayata geçirilmesi üzerinde büyük bir
çalışma yapılmakta. İnşallah en kısa zamanda bu da hayata geçirilir. Değerli
milletvekilleri, küresel ısınmanın etkilerinden asgari şekilde etkilenmek için
gerekli tedbirleri almak, akılcı ve sürdürülebilir su kullanımına geçiş yapmak
kararlılık gerektirmektedir. Ülkemizin geleceğinden sorumlu olan bizler küresel
düşünmek ve bölgesel gerçeklere göre sürdürülebilir yeni bir yaşam tarzını
uygulamak ve gerekli önlemleri almak zorundayız. Bu alanda hepimize görev
düşmektedir. Bu vesileyle
hepinize saygı ve selamlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Öksüz. Şimdi önerge
sahipleri adına söz sırası (10/10) esas numaralı önergenin birinci imza sahibi
Uşak Milletvekili Sayın Nuri Uslu’ya ait. Buyurun Sayın
Uslu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) NURİ USLU (Uşak)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
“Küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi”
konusunda araştırma raporu üzerine söz almış bulunuyorum. Değerli
milletvekilleri, öncelikle “Küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının
sürdürülebilir yönetimi” konusunda verilen önergeleri özetle sunmak istiyorum.
Bu konuda on iki adet Meclis araştırması önergesi benim ve isimleri raporda
yazılı milletvekili arkadaşlarımızca Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulmuştur. Özetle, küresel
ısınma ne demek, ne zaman başladı, ne zaman duracak, etkileri ne olacak, sonuç
olarak hayatımızda ne değişecek, neleri kaybedeceğiz, neler etkilenecek,
değişecek, doğal yaşamda neler yok olacak, neler değişikliğe uğrayacak;
kısacası, yaşamı nasıl etkileyeceği konularında araştırma komisyonu çok detaylı
bir araştırma yapmış ve raporunu sonuçlandırmıştır. Şimdi, bunların
dışında, özellikle son yıllarda artık küresel ısınmanın etkisiyle oluşan iklim
değişikliği, dünyada olduğu gibi, ülkemizde de özellikle kuraklık olarak
karşımıza çıkmaktadır. Geçen yıl iç Ege’de ve İç Anadolu’da, bu sene de
Güneydoğu’da, Güney Anadolu’da bunu gördük ve yaşadık. Bununla
birlikte, ülkemizde Konya havzasındaki yer altı su kaynaklarının azaldığı,
kirlendiği, göllerdeki su miktarının oldukça azaldığı ve Tuz Gölü’nün kurumaya
yüz tuttuğu; bunun yanında Trakya Ergene havzasının ve akarsularının
kirlendiği, topraklarının kirlendiği, aşırı sanayileşmenin yarattığı
kirlenmenin sularımızda, topraklarımızda ve havzada görülmeye başladığı ve
bunun yanında GAP’ta, Şanlıurfa’da ve Hatay ovalarında kuraklığın son yıllarda
daha çok hâkim olduğu, yer altı sularının daha derinlere çekildiği, vahşi
sulamayla topraklarda tuzlanmaların olduğu ve topraklardaki verimin düştüğü… Kısacası,
buna benzer küresel ısınmanın ve onun oluşturduğu iklim değişikliğinin
etkilerini hep birlikte yaşıyoruz. Bu araştırma
sonucunda, özet olarak, bilim adamlarının ve ilgili kurum ve komisyonun
araştırma ve değerlendirmeleri sonucunda hazırlanan raporda da artık insan
faaliyetiyle atmosfere verilen gazlarla sera etkisi yaratılması sonucunda dünya
yüzeyinde sıcaklığın artmasını herkes belirgin bir şekilde yaşıyor ve görüyor.
İşte biz de buna “küresel ısınma” diyoruz. Küresel ısınmaya neler neden oluyor
diye baktığımızda, bunun yüzde 46’sının enerji üretiminden, yüzde 24’ünün
sanayi faaliyetlerinden, yüzde 18’inin ormansızlaşmadan, yüzde 9’unun da tarım
faaliyetlerinden ve diğer kaynaklardan oluştuğu görülmektedir. Fosil yakıtların
aşırı ve yanlış kullanımı, tarım arazilerinin ve meraların aşırı ve yanlış
kullanımı, ormanların tahribi ve ormansızlaşma ve sanayileşme sürecinde
çevresel değerleri tahrip ve yok etmenin sonucunda küresel ısınmanın etkilerini
görüyoruz. Küresel ısınma ne
zaman başladı, ne kadar sürecek? Bunun üzerine yapılan
değerlendirmelere baktığımızda da, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çevre
Sözleşmesi’ne göre, 2007 yılında yapılan Hükûmetlerarası
İklim Değişikliği Panelinin Dördüncü Değerlendirme Raporu’nda -aynen şöyle
yazılı- 20’nci yüzyıl ortalarından bu yana yüzey sıcaklığında şüphe
götürmeyecek şekilde bir sıcaklığın, artışın gözlenmekte olduğu ve bu artışın
büyük bir bölümünün de insan kaynaklı sera gazı salınımlarından
olduğu belirtilmektedir. Küresel ısınmanın
ne kadar süreceği ise, tamamen, alınacak tedbirlere ve çevreye verilen olumsuz
aktivitelerin durdurulmasına bağlı olduğu bir gerçektir. Küresel ısınma,
iklim değişikliği sonucunda soluduğumuz havayı, su kaynaklarını, yaşam kaynağı
olan toprağımızı ve tüm canlıların yaşamını etkilemektedir. İklim
değişikliğine baktığımızda, bunun etkileri nelerdir diye baktığımızda; iklim
kuşaklarının ekvatordan kutuplara doğru yüzlerce kilometre kayabileceği,
Türkiye’nin büyük bir bölümünün bugünkü Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hâkim olan
sıcak ve kurak iklim kuşağı etkisine girebileceği, özellikle yağmur ve kar
yağışlarında azalmanın olabileceği, mevsimlerin başlangıç ve bitim zamanlarının
ileriye veya geriye doğru kayabileceği, kuraklık, sel, taşkın gibi doğal
afetlerin çok daha fazla ve daha şiddetli olacağı, hatta 1850 yılından bu yana
en yüksek sıcaklığa sahip yılların son on iki yılda artık görülmeye başlandığı
ve 1998 ve 2005 yıllarının da en sıcak yıllar olduğu tespit edilmiştir. Peki, küresel
ısınmanın topraklarımızdaki etkisi nelerdir? Toprakların -tarım arazisi,
yerleşim alanı, mera alanı ve orman topraklarının- 1970’li yıllardan bu tarafa
plansız ve aşırı bir şekilde yanlış kullanımı sonucunda topraklarımızın kaybına
ve erozyonla akıp gitmesine neden olunmuştur. Su kaynaklarında ise mevcut yer
altı ve yer üstü su kaynakları bilinçsizce hem aşırı kullanılmış hem de
kirletilmeye devam edilmektedir. Özellikle yer üstü kaynak suları iklime dayalı
olarak azalmıştır. Akan dereler, çeşmeler artık ya az akıyor ya da tamamen
kurumuştur. Kendi bölgemden,
Uşak ilinden bir örnek vermek gerekirse -komisyonumuzla beraber Uşak ilimizi de
ziyarete gittik- orada, bildiğimiz Gediz Irmağı, Murat’tan doğup İzmir’e
dökülen Gediz Irmağı’nın artık yazları akmadığı… Biz yaz aylarında Gediz’de
yıkanıyorduk, aynı zamanda koyunlarımızı da Gediz’de yıkıyorduk. Şimdi, Gediz
yazın akmadığı gibi kışın da kirli akıyor. Akarsularımızın
debileri çok azaldı. Yanlış tarım, sanayi ve yanlış insan aktiviteleri sonucu
akarsularımız kirlenmeye devam ediyor. Hatta, bu, bazı
bölgelerdeki akarsuların neredeyse tamamen çok kirli akması sonucunu da
doğurmaktadır. Ormanlardaki ve
denizlerdeki etkilerine baktığımızda da, iklim değişikliği sonucu oluşan
kuraklık, mevcut ormanları olumsuz etkilemektedir. Yapılan ağaçlandırmalarda
dikilen fidanların tutma oranı düşmüştür. Artan sıcaklık ve kuraklık orman
yangınlarının artmasına ve ormansızlaşmaya neden olmaktadır. Dünyanın birçok
bölgesinde ve ülkemizde de bazı yerlerde daha sık, daha uzun süreli kuraklık ve
doğal afetler görülmeye başlanmıştır. Zaman zaman sel, taşkın ve afetler daha çok etkin olmaktadır.
Canlıların yaşam alanları daralmakta, büyük ölçüde göçler yaşanmaktadır. Yeni
doğal ve kimyasal koşullara uyum sağlayamayan çok sayıdaki bitki ve hayvan
türlerinin yok olduğu veya yok olacağı artık bilim adamlarınca daha sık
söylenmektedir. Türkiye'de
görülen küresel ısınmanın etkilerine baktığımızda da enerji, tarım, sanayi, su
kaynakları kullanımı, arazi kullanımı, artık yönetimi ve ormanların yok
olmaması konularındaki küresel ısınmanın etkileri ve alınması gereken önlemler
nelerdir diye baktığımızda da: Enerjide temiz
yakıtlar kullanılmalı, verimliliğe önem verilmeli ve en önemlisi de
yenilenebilir enerji kaynakları dediğimiz su, rüzgâr ve güneş enerjisi
üretimine ağırlık verilmeli, bu konuda her türlü destek yapılmalıdır.
Özellikle, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde denizlerdeki rüzgâr enerjisi
üretimi mutlaka sağlanmalıdır. Çanakkale, İzmir, Hatay ve Mersin kıyılarında ve
açık denizlerde potansiyelin çok yüksek olduğu bir gerçektir. Nükleer enerji
mutlaka gündeme getirilmelidir. Enerjide dışa
bağımlılık son yıllarda artmıştır. Bu husus mutlaka yeniden değerlendirilmeli
ve bu konuda iç kaynaklar kullanılmaya çalışılmalıdır. Bölgesel ve
merkezî ısıtma uygulamaları son derece sınırlıdır. Termal kaynaklardan ısıtmada
bugüne kadar yeterince faydalanılamamıştır. Yeterli jeotermal kaynaklar,
bölgelerdeki yerleşim birimlerinin ısıtılmasında öncelikle bu jeotermal
kaynaklardan… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. NURİ USLU
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; küresel ısınma sonucu oluşan iklim değişikliği ve
etkileriyle mücadele diğer çevre sorunlarına göre çok daha farklı karaktere
sahiptir, tek başına bir ülke tarafından çözülmesi mümkün değildir, ülkeler bu
konuda ortak hareket etmek mecburiyetindedir. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni geliştirmişlerdir. Ancak bugün dünyanın
yaşadığı bir mali kriz var. Bunun için başta ABD olmak üzere, AB ülkeleri ve
gelişmiş ülkeler bu konuda tedbirler almaya çalışıyorlar, paraları buluyorlar,
tedbirler alıyorlar. Ancak ben şunun herkes tarafından çok iyi bilinmesini
istiyorum: Kaybolan, yok olan topraklarımızı çok büyük bedellerle ve yüzlerce
yıl sonra belki tekrar kazanabiliriz. Kaybolan ve yok olan ormanlarımızı,
sularımızı, kirlenen topraklarımızı ve sularımızı ve kaybolan doğal yaşamı
geriye tekrar getirmemiz âdeta imkânsızdır. Bu husus… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. NURİ USLU
(Devamla) – Bir cümle… BAŞKAN – Yok,
mümkün değil. NURİ USLU
(Devamla) – Bir cümle… Bağlayacağım Sayın Başkan. BAŞKAN – Ama bunu
hiç yapmadım, yapmayın ne olur. Sizle başlarsak devam eder. NURİ USLU
(Devamla) – Peki, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. (10/13) esas
numaralı önergenin ilk imza sahibi İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural. OKTAY VURAL
(İzmir) – Vazgeçtim. BAŞKAN –
İstemiyorsunuz, peki. (10/14) esas
numaralı önergenin ilk imza sahibi Eskişehir Milletvekili Sayın Fehmi Murat
Sönmez. Buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar) FEHMİ MURAT
SÖNMEZ (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ısınmanın
etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunun araştırılması
amacıyla kurulan Meclis araştırma komisyonu raporu hakkında söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Konuları ortak on
iki araştırma önergesinin birleştirilmesiyle kurulan komisyon bir aylık ek süre
ile dört ay içinde çalışmasının sonucunda raporunu hazırlamıştır. Üye olarak
görev yaptığım komisyon bu çalışması sırasında konuyu etraflıca ele almış, pek
çok akademisyen, ilgili kamu ve özel kuruluş ile sivil toplum örgütlerinden
bilgi almıştır. Küresel ısınma
diğer ifade ile küresel iklim değişikliği son yıllarda insanlığın üzerinde
durduğu en önemli konuların başında gelmektedir. Tarih boyunca iklim
sistemindeki doğal etkenlerle iklim değişiklikleri meydana gelmiştir ama
günümüzdeki iklim değişikliği doğal etkenlerle meydana gelmemektedir.
Özellikle, enerji kaynağı olarak fosil yakıtların kullanılması, sanayileşme
gibi daha çok insan kaynaklı faaliyetler sonucunda sera gazı birikimindeki
artış nedeniyle küresel iklim değişiklikleri meydana gelmektedir. Yapılan
araştırmalar, sera gazı emisyonundaki artışın sanayi
devrimiyle birlikte hızlandığını göstermektedir. Küresel ısınma,
başta su kaynakları olmak üzere, tarımsal üretim ve sağlık üzerinde önemli
etkiler ortaya çıkarmaktadır. İklim değişikliğine paralel olarak, dünyanın bazı
bölgelerinde kasırgalar, seller, taşkınlar gibi olaylar görülürken diğer bir
yandan da kuraklıkların ve çölleşmelerin olacağı öngörülmektedir. Toprak ve su
dengesinin bozulması nedeniyle toprağın üretim kapasitesinin azalacağı,
yaşanacak kuraklık nedeniyle sulama suyu ihtiyacının artacağı, erozyonun hızlanacağı,
mevcut bitki desenlerinde değişikliklerin olacağı tahmin edilmektedir. Sağlık
alanında ise su ve gıda kaynaklı bozulmalar sonucu bulaşıcı hastalıkların
artacağı, beslenme bozukluğu, buna bağlı hastalıklar, sıcaklığın başka
hastalıklara ve ölümlerin hızlanacağına neden olacağı belirtilmektedir. İklim
değişikliğinde sağlık konusunda en fazla etkilenecek ülkeler yoksul ülkeler,
altyapısı eksik ülkeler ve nüfusu fazla ülkeler olacaktır. Çevre sorunları
ve iklim değişikliği aslında dünyanın uzun yıllardan beri farkında olduğu bir
olgudur. Ulusların kalkınma yarışı ve bu yarışta denetimsiz olarak doğal kaynak
kullanımı ve bu faaliyetlerin sonucunda ortaya çıkan kirleticiler dünyanın
geleceğini ciddi biçimde tehlike olarak ortaya çıkarmıştır. Çevre konusu ilk
olarak 1972 yılında gündeme gelmiş, duyarlılık artmış, 1992 yılında İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi imzaya açılmış, 1997 yılında Kyoto Protokolü
kabul edilmiştir. Bu Protokol, küresel ısınmaya neden olan
sera gazı salınımının gelişmiş ve gelişmekte olan
ülkeler tarafından nasıl kontrol edileceğini denetlemektedir ve 2005 yılında
yürürlüğe girmiştir ama maalesef ülkemiz henüz Kyoto Protokolü’ne imza
atmamıştır ancak Çevre ve Orman Bakanının hem de Hükûmet
sözcüsünün açıklamalarıyla açıklanmış ve bu konudaki hazırlanan tasarı Meclise
sevk edilmiştir. Değerli
milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz araştırma komisyonu raporu araştırma
konusunda bir dizi öneriler de geliştirmiştir. Bunlardan öne çıkanı, ülkemizin
su kaynaklarını korumayı, geliştirmeyi ve ekonomik kılmayı öngören ulusal su
politikamızın hazırlanmasıdır. Maalesef, günümüze kadar herhangi bir ulusal su
politikamız hazırlanmamıştır, çok başlılık ortadadır ve her ayrı kurumun
kendince program yapması sonucunda verimli bir su kullanımı olmamaktadır. Bu
yüzden, tek yetkili bir kurumun saptanması gerekmektedir. Örneğin DSİ yılların
birikimiyle bu işi çok rahat becerebilecek kapasitededir birtakım
düzenlemelerle birlikte. Rapor önerileri
konusunda iki noktaya daha özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu iki nokta, bütüncül havza yönetimi ve suyun fiyatlandırılması
konusu. Bütüncül havza yönetimi sistemi konusunda özellikle sınıraşan ve sınır oluşturan sularımız dikkatle ele
alınmalıdır. Orta Doğu’nun çok hassas bir bölgesine komşu olan ülkemizde bu
konunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Nitekim AB İlerleme Raporu’nda da
Türkiye’nin Fırat ve Dicle su yönetiminin İsrail ve komşu ülkelerle birlikte
ele alınması yönünde öneriler yapılmıştır. AB, bütüncül havza yönetiminden, sınıraşan nehir havzalarının yararlanıcı ülkelerle birlikte
planlanması ve yönetilmesi gerektiğini anlamaktadır. AB su çerçeve direktifi
yerel mevzuatımıza aktarılırken ulusal çıkarlarımıza hassasiyet
gösterilmelidir. Diğer bir konu
ise suyun vatandaşa nasıl ulaştırılacağıdır. Bu konuya fazla girmek
istemiyorum, daha evvel konuşmacımız olan Sayın Tayfur Süner
bu konuda aynı görüşleri dile getirmiştir ama söylemeden de geçemeyeceğiz, su
yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır ve vatandaşın en ucuz şekilde kullanımına
hazır hâle getirilmelidir. Yine, sulama
suları da eğer piyasa türü fiyatlandırmayla bir fiyat belirlenecek olursa
tarımda en pahalı malzemenin su olacağı kesindir. Bu yüzden suyun ticari bir
meta olarak ortaya atılması, bu görüşte bulunulması kesinlikle yanlış olacaktır.
Tarımsal sulamada da sulama kooperatifleri ve sulama birliklerinin
güçlendirilmesi, birtakım düzenlemelerle yeniden yetkili olmaları
gerekmektedir. Tabii, şimdi biz
bu çalışmaları yaparken, önerileri getirirken asıl olan icraattır. Bir yandan
çevrecilik nutukları atarken diğer yandan yapılan uygulamalara bakacak olursak,
söylenenlerin tam tersi çalışmalara rastlamaktayız. Örneğin geçen çalışma
döneminde Meclisten geçen Toprak Koruma Kanunu’na bakacak olursak, tarımsal
alan üzerine kurulan, ruhsatı olmayan, arıtma tesisi olmayan fabrikalara iki
yıl daha çalışma süresi veren bir kanun kabul edildi. Bu fabrikalar aynı
şekilde iki yıl boyunca hiçbir denetime tabi olmadan çevreyi kirletecek,
nehirlerimizi kirletecek, oradan göllerimize ulaşacak. Niye yapıldı bu? Belki
bazıları tarafından önemsenen bir iki firma için, örneğin Bursa’da olabilir. Bunun yanında
iklimde en önemli etken ağaç iken bu yaz meydana gelen orman yangınlarına
dikkat çekmek istiyorum. Sadece Serik ve Taşağıl
Orman İşletmelerinde 17 bin hektar orman alanı tahrip olmuş, 1 milyon 674 bin
metreküp dikili ağaç yanmış. Yani biz bir yandan “Ağaç çok önemli,
ağaçlandıralım.” çabaları yaparken elimizdeki hazır büyümüş ağaçlarımızı,
ormanlarımızı korumaktan âciz durumdayız. Bu yangınlar
sonrası yangın söndürme çabalarında ne kadar başarısız olunduğu gözler
önündedir. Teçhizat olarak ne kadar yetersiz olunduğu, bu konuda hiçbir ciddi
çalışmanın bugüne kadar yapılmadığı yangınlarda gün gibi ortaya çıkmıştır ve
maalesef bu konudaki uzman diye düşündüğümüz, yetki verdiğimiz arkadaşların da
yangın sonrasında “Çok üzgünüz, ama hiç olmazsa kene problemini kaldırdık.”
gibi üzüntü verici laflar söylemesi hepimizi derinden yaralamıştır. Bunun
yanında izinsiz olarak yapılan ağaç katliamları içimizi yaralamıştır. Milas Pina Yarımadası’ndaki katliam ve denizin doldurulması bu
konudaki örneklerden sadece biridir. Kendi bölgem olan
Eskişehir’de biz Porsuk’un temiz akması için bütün çalışmaları yaparken,
kaynağından başladıktan sonra, Kütahya’dan geçerken -geçen yıl bu kürsüden
birkaç kere daha dile getirmiştim- temizlenmediği için ve Kütahya’daki
fabrikaların hiçbir önlem alınmadan -ne hikmetse- rahat rahat,
hiç arıtmadan atıklarını Porsuk’a vermesinden dolayı Eskişehir’de Porsuk
Çayı’nı temiz hâlde göremiyoruz. Her ilin aynı çaba içinde olması
gerektiğini düşünüyorum. Ben bu
düşüncelerle sözlerime son verirken, önemli tespitler ve öneriler içeren
Komisyon Raporu’muzun bu konuda yapılacak çalışmalara
önemli bir ışık tutacağına inanıyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sönmez. (10/15) esas
numaralı önergenin ilk imza sahibi İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin. Buyurun Sayın
Ersin. (CHP sıralarından alkışlar) AHMET ERSİN
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. Küresel ısınma ve
su kaynaklarının korunmasına ilişkin oluşturulan ortak Komisyonun bu konuyla
ilgili bütün araştırma önergelerini içeren ortak raporunun incelenmesinde
gördüğüm sonuç şudur: Değerli arkadaşlarım, gerçekten rapor beş yüz kırk altı
sahifelik bir rapor ve emek verilerek hazırlanan bir rapor. Benim önergem
dışındaki diğer hususları kapsayan ve benim önergem dışındaki diğer hususlara
birtakım çözüm önerileri getiren bir rapor. Elbette verilen emeğe saygı
duyuyorum. Ancak, benim önergemin konusu olan yani, Ege Bölgesi’nin en önemli
sorunu olan Gediz Nehri ve bu nehrin, Gediz’in kirliliğiyle ilgili fazla bir
çalışma yapılmadığını görmekten de üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Beş yüz kırk altı
sahifelik raporun, değerli arkadaşlarım, sadece bir buçuk sahifesi benim
önergemle ilgili. Yani, Sayın Komisyon, Gediz Nehri’nin sorunlarını, Ege
Bölgesi’ne verdiği zararları kavrayamamış görünüyor. Dolayısıyla, benim önergem
ve Ege Bölgesi’nin bu sorunuyla ilgili yaptığı çalışmanın yeterli olmadığını ve
sorunu anlayamadığını, kavrayamadığını ve ortaya da bir sonuç çıkaramadığını
görmüş olmaktan büyük üzüntü duydum. Değerli
arkadaşlarım, Gediz Nehri Kütahya’da doğup, Uşak, Manisa ve İzmir’i de
aştıktan sonra İzmir Körfezi’ne dökülen ve ilk çıktığı anda son derece temiz olan nehir suyu, döküldüğü yerde tam
bir zehir deposu olarak karşımıza
çıkıyor. Yani, bu Gediz Nehri’nin güzergâhı üzerindeki ilçe, belde ve
köylerdeki yerleşim alanlarının hemen hemen bütün
evsel atıkları bu nehre boşaltılıyor. Keza, yine bu süreçte, bu güzergâh
üzerindeki organize sanayi bölgeleri ve diğer deri işletmelerinin ve
fabrikaların atıkları da yine bu Gediz Nehri’ne boşaltılıyor. Her ne kadar bazı
arıtma tesisleri kurulmuşsa da çalıştırılması masraflı olduğu gerekçesiyle
maalesef çoğu zaman devre dışına çıkarılıyor ve esasen bazı kuruluşların, bazı
sektörlerin arıtma tesisi kurup çalıştırması, bazılarının da çalıştırmaması
elbette bir haksız rekabete de neden oluyor. Olayın bir bu boyutu var, bir de
çevrede
yarattığı sorunlara ilişkin boyutu var. Değerli
arkadaşlarım, bu zehir deposu olan Gediz Nehri’nden tarımsal sulama yapılıyor.
Dolayısıyla, bu suyla sulanan tarım ürünleri elbette sağlıklı değil. Ama
insanlar bu tarım ürünlerini kullanıyorlar, yiyorlar ve dolayısıyla o zehirli
maddeler insanlara da geçiyor ve o nedenle insan sağlığı açısından da bu Gediz
Nehri’nin kirliliği büyük sorunlar yaratıyor. Bir başka konu,
değerli arkadaşlarım, bakın, İzmir’in bir makûs talihi vardı. Körfezin kokusunu
hepiniz, İzmir’e gidenler ya da İzmir’i tanıyanlar bilirler. Son
derece de kötü bir kokusu vardı ve 1960 yılından itibaren İzmir’deki yerel
yönetimler, bu İzmir Körfezi’nin temizlenmesi, İzmir’in bu makûs talihinin
yenilmesi için bir gayret içine girdiler ve 800 milyon dolar harcayarak Büyük
Kanal Projesi’yle Körfez’in temizliğini sağlamaya çalışıyorlar ve şimdi İzmir
Körfezi eski durumundan çok uzakta ve sörf yapılan, balık tutulan bir bölgemiz
hâline geldi. Ancak bu Gediz Nehri, içine boşaltılan bütün evsel
atıkları, endüstriyel atıkları olduğu gibi Körfez’e boşaltıyor ve dolayısıyla
Körfez’i yeniden eski hâline getirmenin yolu başlamış oluyor. Değerli
arkadaşlarım, dolayısıyla 800 milyon dolarlık masraf ve kırk sekiz yıllık emek
boşa gitmek üzere. İşte bu nedenle, bu soruna bir çözüm bulunması için… Çünkü
bu sorunu aşmak yani Gediz Nehri’nin kirliliğini giderebilmek yerel yönetimleri
aşan bir sorun. Yerel yönetimler bunları kendi imkânlarıyla aşamıyorlar.
Kütahya, Uşak, Manisa ve İzmir Valilikleri, Belediye Başkanları zaman zaman bir araya geliyorlar, hatta bu konuda bir dernek de
kurdular, bu Körfez’in temizliğini sağlama adına çalışma yapıyorlar ama bu
sorunu aşamıyorlar değerli arkadaşlarım çünkü onların boyunu aşıyor bu sorun,
bir devlet sorunu hâlindedir. Dolayısıyla, genel yönetimler bu soruna sahip
çıkmazlarsa bir süre sonra içinden çıkılmaz bir hâle gelecek ve hem Körfez
kirlenecek, kırk sekiz yıllık emek boşa gidecek hem de harcanan paralar,
kaynaklar boşa gidecek. Dolayısıyla yapılması gereken, bu Gediz Nehri’nden
kaynaklanan sorunların giderilmesi için verdiğim araştırma önergesinin komisyon
tarafından dikkate alınarak, ciddi biçimde araştırılarak ve yerinde yapılan
araştırmalarla, çözüm önerilerini de ortaya koyarak bir sonucun ortaya çıkması
lazımdı. Ama maalesef, dediğim gibi, sadece bahsetmiş beş yüz kırk altı
sahifenin bir buçuk sahifesinde bu önemli soruna. Ege Bölgesi’nin bu önemli
sorununa ayırdığı süreç beş yüz kırk altı sahifelik çalışmanın bir buçuk
sahifesidir! Değerli
arkadaşlarım, demek ki komisyon -üzülerek belirtmeliyim ki- Ege Bölgesi’nin bu
önemli sorununu… Çünkü ciddi bir tarımsal sulama yapılıyor bu nehirden. Çok
doğru bir şekilde eğer yapılırsa bu sulamalar, Gediz Nehri temizlenerek bu
sulamalar yapılırsa ciddi ihraç ürünlerimiz de bundan yararlanır. Ama bugün
maalesef bu Gediz Nehri’nden sulanan tarım alanlarından üretilen ve gönderilen
ürünler çoğu zaman yurt dışından iade ediliyor, ihraç edilenler yurt dışından
tekrar iade ediliyorlar. Yani böyle bir önemli sorun var. Ege Bölgesi’nin bu
önemli sorununun, Ege Bölgesi’nin hatta Türkiye'nin tarım bölgesi olan, en
önemli tarım alanı olan Ege Bölgesi’nin maalesef bu büyük sorununun bu komisyon
raporunda yeteri kadar değerlendirilmiş olduğunu göremiyoruz. Değerli
arkadaşlarım, bir durum tespiti yapmak gerekirse, yani raporda yer almayan
hususları da ele alarak bir durum tespiti yapmak gerekirse Gediz Nehri’nin
yarattığı sorunlar, Gediz Nehri’nin kirliliğinin yarattığı sorunlar Türkiye
için hem tarım alanında büyük bir kayıptır hem de insan sağlığı bakımından
büyük, ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir. O nedenle bence yapılması gereken,
Gediz Nehri’nin bu birçok konuyu içeren komisyon çalışmasıyla değil, sadece
Gediz Nehri’ni ele alan, sadece Gediz Nehri’nin yarattığı sorunları ele alan,
Gediz Nehri’nin yarattığı sorunların giderilmesi için nelerin yapılması
gerektiğini ele alan bir araştırma komisyonu daha kurulması lazım. Maalesef, bu
Komisyon, Gediz’e gereken önemi vermemiştir. O nedenle diyorum
ki bütün sitemlerimle… Komisyon Başkanına ve yöneticilerine, Komisyon üyelerine
sitemlerimi buradan bir kez daha belirtmek istiyorum. Yani bu önemli soruna
gereken önemi, gereken değeri vermedikleri için, çıkan rapor da, benim açımdan,
Ege Bölgesi açısından ve Gediz Nehri’nin ıslahı bakımından yeterli sonuçlar
ortaya çıkarmamıştır, yeterli ve doğru tespitler de yapılmamıştır. Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ersin. (10/16) esas
numaralı önergenin ilk imza sahibi, Bursa Milletvekili Sayın Kemal Demirel...
(CHP sıralarından alkışlar) KEMAL DEMİREL
(Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. Küresel ısınmanın
etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunun araştırılması
amacıyla Meclis araştırması komisyonu raporunun görüşmeleri için söz almış
bulunuyorum. Dünyanın birçok
yerinde mevsimlerde meydana gelen değişme, bazı yerlerde sel baskınları, bazı
yerlerde de kuraklıkla kendinden söz ettiren küresel ısınma, son yıllarda
ülkemizde yaşadığımız su sıkıntılarıyla daha acı şekilde olayın ciddiyetinin
farkına varmamıza neden olmuştur. Su kaynaklarına
genel olarak “sulak alanlar” denmektedir. Bursa il sınırında bulunan Uluabat ve İznik Gölü’müz de
sulak alanların en önemlileri arasında yer almaktadır. Bu konuyla ilgili vermiş
olduğum araştırma önergelerinde, bu Komisyonun özellikle İznik Gölü ve Uluabat’la ilgili konularda bizzat göllere giderek, o
göllerin sorunlarının yerinde saptanmasını istemiştim. Ne yazık ki komisyon
raporunda, çok kısa, yetkililerden alınan bilgiler çerçevesinde bir bilgi
aktarılmış, oraya gidilmemiş. Bundan da bir Bursa Milletvekili olarak
üzüntülerimi ifade etmek istiyorum. Eğer siz bir
olayda ciddi, tutarlı, geçerli bilimsel araştırma yapmak istiyorsanız sadece
yetkililerin verdiği bilgiler değil, aynı zamanda bizzat olayın yerine
gideceksiniz, göreceksiniz, araştıracaksınız ve ondan sonra onu rapora
aktaracaksınız. İnsanın gözleriyle gördüğü, giderek araştırdığı konular çok
daha sağlıklı olarak raporlara yansıyabilir ama ne yazık ki bu çerçevede
sağlıklı bir şekilde yansımamıştır. Onun ötesinde,
insanoğlunun altı bin yıl boyunca uygarlıklarını nehir vadileri ve taşkın düzlüklerinde
kurmaları rastlantı değildir. Daha birçok sulak alan sistemi insan
topluluklarının hayatta kalmaları ve gelişmeleri için kritik öneme sahip
olmuştur. Sürekli gelişen
teknoloji ne yazık ki bize doğanın önemini unutturmuş gibi gözükmektedir. Teknolojinin
getirmiş olduğu nimetler, bir bakıyorsunuz, küresel ısınmayı da peşinden
getirmiştir. Yani küresel ısınmayı yaratan kimdir diye araştırdığımız zaman,
bunun kaynağı bizzat insanoğlunun kendisidir. Yani doğa kendi kendini
kirletmiyor. Doğa kendi kendini sıkıntıya sokmuyor. Doğa kendi kendini yok etme
mücadelesi vermiyor. Doğayı yok
etmemek, gelecek kuşaklara aktarılması noktasında temiz bir dünya bırakmak
istiyorsak, insanoğlunun kendisini yargılaması, kendisini sorgulaması,
kendisini gözden geçirmesi gerekir. Eğer, bunu yapmadığı süre içerisinde, biz
doğanın kendi kendini yenilemesini, kirlilikten uzaklaşmasını ve kendisiyle baş
eder bir noktaya gelmesini bekleyemeyiz. Onun için bizim yapmamız gereken,
insanoğlu olarak, sanayileşmede, insan yaşamında çevreyi kirleten, doğayı yok
eden, gelecek kuşaklara temiz bir dünya bırakma gibi bir sorumluluğumuz olan… Bilhassa
parlamentolara büyük görevler düşüyor. Bu noktada, ben inanıyorum ki,
parlamentolar üzerine düşeni yapmalı. Eğer yapmıyorsa parlamento işlevini
yerine getirmemiş demektir. Parlamento niçin var? Sorunların üzerine gitmek
için var. Parlamento niçin var? O sorunları çözmek için var. Parlamento niçin
var? Bu sorunlar burada konuşulduktan sonra, tespit edildikten sonra üzerine
gitmek ve çözmek için var. Eğer siz bunları yapmıyorsanız, komisyonlar
toplanır, komisyonlar çalışma yapar, komisyonlar raporlarını buraya getirir,
konuşuruz, tartışırız, değerlendiririz, oy birliğiyle de kabul edebiliriz. Ama
sonuç olarak bunu hayata geçirme noktasında eğer bir yaptırım gücümüz yok ise,
Parlamentonun bir yaptırım gücü yok ise o zaman komisyonları toplamanın,
dolaşmanın, rapor hazırlamanın bir anlam ifade etmediği gibi -ne yazık ki- acı
bir gerçekle karşı karşıya gelmiş oluruz. O yüzden bu raporların hazırlanması
noktasında özellikle komisyonların yapmış olduğu çalışmaların bir yaptırım
gücünün olmasını istiyorum. Hangi Hükûmet olursa
olsun, hangi bakanlık olursa olsun, önemli olan, böyle ciddi, tutarlı, bilimsel
anlamda yapılacak olan çalışmaların bir neticeye vardırılmasıdır. Ben bunu
özellikle vurgulamak istedim. Şimdi, küresel
ısınmanın getireceği sıkıntılar o kadar çok ki, yani bu sıkıntıları saymakla
bitmez. Yine birkaç gün evvelki bir gazetede çıkan bir haber “Şu anda bütün
dünyayı ekonomik kriz etkiliyor.” diyor. İlave ediyor: “Ekonomik krizi bırakın,
dünyayı daha çok küresel ısınma etkiliyor.” Ama küresel ısınmayla ilgili
anlaşmalar var, Kyoto var. Peki, o anlaşmalara süper devletler ne kadar uyuyor,
ne kadar uymuyor? Ne yazık ki bu da bütün dünyayı ilgilendiren bir konu
olmasına rağmen, hâlâ devletler, anlaşmaya imza atmasına rağmen, altına imza
atarak taahhütte bulunmasına rağmen, o taahhütleri yerine getirmemek gibi bir
görüş içerisindeler. Onların, bir kez daha buradan, Türkiye Büyük Millet Meclisinden,
attıkları imzaların arkasında durmalarını özellikle istiyorum. “Ülkemiz Türkiye
bu küresel ısınmadan nasıl etkilenecek?” derseniz, bayağı ciddi anlamda
etkilenecek. Bilim adamlarına göre küresel ısınma önlenemediği takdirde
Türkiye’nin yüz yıl içinde Kuzey Afrika’ya döneceği söyleniyor. Şimdi tehlike
bu kadar büyükken… Biz hep yeri geldiği zaman söyleriz: “İşte, bu ülkeler bize
geçmişten bırakıldı.” E peki, gelecek kuşaklara Kuzey Afrika’ya dönebilecek bir
Türkiye’yi -eğer bizler yeterli çalışma yapmazsak- bıraktığımız zaman bizleri
nasıl sevgiyle, saygıyla anacağını şimdiden görüyorum. Yani o “sevgi, saygı”
anlamını da manalı söylemek istiyorum, aslında bunu bir eleştiri anlamında
söylemek istiyorum. Çünkü bizler gelecek kuşaklara karşı yapmamız gereken
işleri, üzerimize aldığımız, yüce Meclisteki, Parlamentodaki sorumluluğumuzu ne
yazık ki yerine getirememenin… Onların yüzündeki tebessümleri şimdiden
görüyorum. Bu anlamda balıkların yok olma tehlikesi var. Bugün Marmara’da,
Ege’de, Akdeniz’de, Karadeniz’de -eskisi kadar- balık çeşidi de ortadan
kalktıysa, bu küresel ısınmanın getirmiş olduğu sebeplerden dolayıdır. Daha sık ve uzun
kuraklıklar yaşanacak. Bugün, ülkemizde, ne yazık ki bu dönemde sık sık su sıkıntıları yaşandı büyük şehirlerde ve bu su sıkıntılarının
da sebeplerinden bir tanesi hep “yağmur yağmadı”, “yağmur yağmadı…” Ee, peki, yağmur yağarken biz
gereken tedbirleri almış mıyız? Yağmur yağarken o suları dolduracak yeterli
barajlarımız, depolama sistemlerimiz var mı? Ne yazık ki yapılan araştırmalar
bunların da olmadığını ortaya koyuyor. Ulaşım dersek,
küresel ısınmada ulaşımın da büyük etkisi var. Biz toplu taşımalara ne kadar
önem veriyoruz? Burada demir yollarına ve deniz yollarına mümkün olduğunca
ağırlık verilmemesinin de sebepleri var. Demir yollarına ve deniz yollarına
gereken önem verilirse küresel ısınmada da biz bir noktada, ulaşım alanında
üzerimize düşeni yapmış olacağımızı vurgulamak istiyorum. Onun ötesinde,
yine Çevre ve Orman Bakanlığına göre toplam 112 milyar metreküplük suyun 40
milyarının değerlendirilebildiğini söylüyorlar, geri kalan 72 milyar
metreküplük bölümün ise boşa aktığını. Demek ki biraz evvel yapmış olduğum
konuşmada da yeterli barajlarımızın, yeterli depolama sistemlerimizin olmaması
ve bu alanda da akan nehirlerden yeterince faydalanamamamız, işte bu noktadaki
gerçek rakamları ortaya koyuyor. Su şebekelerinde suların kaçması söz konusu,
kaçaklar var. Gerçekten belediyeler rantla
uğraşacağına kaçak suları önleme noktasında üzerine düşen görevi yapmış
olsalar, çok daha büyük, namuslu, onurlu, adaletli bir iş yapmış olurlar çünkü
suyun olmadığı yerde hayat olmaz, hayatın olmadığı yerde canlı olmaz, canlının
olmadığı yerde dünya olmaz. Değerli
arkadaşlar, konuşmamın sonuna gelirken, yine bizim Bursa’nın Orhangazi
ilçesinde Çeltikçi köyü var. Birçok basın organında çıktı, Çeltikçi köyünün
tepesinde çöp alanı yapılmak isteniyor. Köye gittim, Sayın Bakana da vereceğim,
imzaları getirdim buraya. Bütün köy toplanmış, imzaları
atmışlar bu çöple ilgili; katı atık tesisleriyle ilgili; bunun önlenmesi
noktasında görüş birliğindeler ve ne yazık ki oraya giden yetkililer, orada,
isimlerini vereceğim birkaç kişiyle toplantı yapmışlar, onlardan bilgi almışlar
ve o bilgi çerçevesinde -burada belgeyi de gösteriyorum; belgesiz konuşmayı ben
doğru bulmuyorum- diyor ki “Çeltikçi köyünden aza Ömer Kaya ve korucu Emrullah Ağan’a sorulmuş ve
demişler ki onlar İçme suyu yönünden bir sakıncası yok.” O iki kişiye
gittim, ellerine dokundum siz canlı mısınız, değil misiniz diye. Dediler ki: “Hiç
kimse bize gelmedi, kimse bizimle konuşmadı, kimse bizim görüşümüzü almadı.”
Ama raporda gitmişler, görüşmüşler, görüşlerini almışlar ve raporda da demişler
ki “Onların görüşünü alarak” sakınca bulunmadığıyla ilgili rapor hazırlamışlar.
Şimdi, ben, özellikle
bu konunun araştırılmasını istiyorum. O insanlar orada yaşıyorlar. O insanlar
“Yetkililer bize gelerek bizzat bir de bizden dinlesinler” diyorlar. O zaman
şöyle bir tablo çıkıyor ortaya: Arkadaşlar, birçok raporumuz hazırlanıyor,
birçok rapor bürokratlar tarafından hazırlanıyor, acaba, onların o hazırlanış
şeklinde gerçeklik payı, tutarlılık payı, ciddi, tutarlı, geçerli, bilimsel
araştırmaları var mı, yok mu onun da ben bu noktada araştırılmasını istiyorum. Çünkü, Orhangazi’deki köylülerimiz bunu özellikle
bekliyorlar. Bu anlamda… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakikalık ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. KEMAL DEMİREL
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Son sözlerim
arasında şunu söylemek istiyorum: Türkiye’nin, çok acil, bilim adamlarını da
alarak, sivil toplum örgütlerini alarak, sivil toplum örgütlerinin görüşlerini…
Yani sizden ben daha mı az biliyorum, daha çok biliyorum diyerek, sivil
toplumları öteleyerek, bilim adamlarının görüşlerini hiçe sayarak değil,
onların görüşleri de alınarak ulusal çevre politikamızın oluşturulması lazım,
millî su politikamızın oluşturulması lazım. İnşallah bunlar mutlaka yapılmalı.
Çünkü çevrenin kirlenmesinin önlenmesi noktasında siyaset olmaz. Herkes işin
içinde olmalı ve herkesin görüşü alınmalı. Kısaca, belki
konuyla alakası yok ama, bir bilgi aktarmak istiyorum;
Şu anda Batı Trakya’da eğitimle ilgili çok ciddi sorunlar var. İki günden beri
Batı Trakya’da insanlar Türk ve Müslüman çocukları okullara göndermiyorlar; 16
tane çocuğumuzun kayıtları silindiği için tepki üzerine gitmiyorlar. Sayın
Bakanımın da ben not almasını istiyorum Bakanlar Kurulunda bu konunun gündeme
gelmesini ve Batı Trakya’daki soydaşlarımızın, bu haksızlığın önüne geçilmesi
noktasında da… Meclis kürsüsünden davet ediyorum. Hepinize
sevgiler, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirel. (10/17) esas
numaralı önergenin ilk imza sahibi Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk. Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar) ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan komisyon
raporuyla ilgili görüşlerimi belirtmek istiyorum. Bildiğiniz üzere
Göksu Irmağı üzerinde Yukarı Göksu Havzası’ndan Konya Ovası’na su akıtılmasına
ilişkin ve kamuoyunda “Mavi Tünel Projesi” olarak adlandırılan projenin Göksu
Deltası’na ve Silifke Ovası’na vereceği muhtemel zararların araştırılması için
Meclis araştırması istemiştim 24 Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili
arkadaşımla birlikte. Komisyon çalışmış,
sağ olsun emek vermiş, altı yüz kırk altı sayfalık bu raporu hazırlamış. Ancak
Komisyonun raporunda, altı yüz kırk altı sayfalık bu raporda, öyle anlaşılıyor
ki, bu Göksu Nehri üzerine yapılan Mavi Tünel Projesi’nin geçtiği bölgede
vereceği zararlarla ilgili hiçbir araştırma yapılmamış. Bu altı yüz kırk altı
sayfa içerisinde yarım sayfayı aşkın, üç paragraflık sözler var. Bu sözler de
Devlet Su İşlerinin kitabi bilgilerinden alınmış. Bunun için, komisyon
araştırmasına zaten gerek yoktu sırf bunu almak için. Şimdi bakın,
burada “Proje alanında her türlü etüdün yapılarak ÇED süreci sonunda Çevre ve
Orman Bakanlığı tarafından çevresel etkileri önemsizdir kararı alındığı” ifade
edilmiştir. Komisyon bu çalışmasını yaparken zaten bu bölgeye
gitmediği komisyon raporundan da belli. Konya, Uşak, Kütahya, Edirne,
Tekirdağ, Sakarya, Hatay, Şanlıurfa ilçelerine gitmiş Komisyonumuz. Şimdi, bunu
ifade etmek için zaten komisyon kurmaya gerek yok. Bu, Silifke Cumhuriyet Halk
Partisinin 2006 yılında Devlet Su İşlerine yazdığı bir yazıya o zamanki Sayın
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanının verdiği yanıtta
zaten belli. Yani, Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığının 2006 yılında Silifke Cumhuriyet Halk Partisi İlçe Başkanlığına
verdiği yanıt ile komisyondaki verdiği yanıt aynı, hiçbir fark yok. Demek ki
Komisyon, bu konuda, bırakın ciddi çalışmayı, hiçbir çalışma yapmamıştır.
Değerli arkadaşlarım, çünkü o zaman da aynen şunu söylüyor: “Göksu Delta’sının
projeden olumsuz etkilenmesi söz konusu değildir.” diyor. Kim diyor bunu?
Devlet Su İşlerinin yetkilileri diyor. Şimdi bizim
iddiamız şu: Bu proje, 414 milyon metreküp suyu Yukarı Göksu Havza’sında
kurulan Bozkır, Avşar ve Bağbaşı barajlarından alıp
Konya Ovası’na akıtacak. Sayın Bakan da daha bundan takriben on gün önce verdiği
bir gazete beyanında “Göksu Nehri’nin suları artık Akdeniz’e akmayacak, Konya
Ovası’na akacak.” dedi. Biz de diyoruz ki: Tamam, bu su Konya Ovası’na aksın
ama Akdeniz ne olacak? Bu Göksu, bildiğiniz gibi Konya’nın Hadim ilçesi
yakınlarında Taşeli’den doğuyor, ana kolu Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu proje Sayın Bakanın ve iktidar yetkililerinin
söylediği kadar çok böyle masumane, Silifke’ye ve Mut Ovası’na hiçbir zararı
olmayacak bir proje değildir. Bakın benim aldığım, tarımla ilgili yetkili
kurumlardan aldığım görüşler var. Bu proje hayata geçtiği zaman Silifke içinden
akan, Mut’tan geçen bu Göksu Irmağı âdeta dere hâline gelecektir, yazın
kuruyacaktır. Zaten Sayın
milletvekilleri, bu proje gerçekleştiğinde Silifke Ovası kuruyacaktır. Göksu
Deltası deniz ile Silifke ovaları arasında bir tampon görevi oluşturmaktadır ki
deniz suyunun iç ovaya doğru gelmesini engellemektedir. Dolayısıyla,
çoraklaşmayı kısmen olsun engellemektedir. Bu hâliyle bile Göksu Deltası’nda
çoraklaşma, Silifke Ovası’nda tuzlanmalar meydana gelmiştir. Yazın nehrin
debisi gittikçe azalmaktadır. Şu anda bile Silifke’de akan nehrin suyu çok
azdır; dolayısıyla, çevreye çok ciddi zararlar vermektedir. Yarın bu projenin
tümüyle faaliyete geçmesi hâlinde belki Göksu Nehri’nden Konya Ovası verimli
hâle getirilebilecektir ama öbür taraftan da Silifke Ovası yıkıma uğrayacaktır.
İşte, bu yıkıma
uğramaması için, bunun etkilerinin azaltılması için, biz, bunun ciddi olarak
araştırılmasını istemiştik. Göksu Deltası, Ramsar
Sözleşmesi ile korunan, sulak alanlara sahip, içerisinde varlıkları suya
bağlı birtakım kuşların, binbir çeşit sürüngenin ve
yabani hayvanların olduğu bir havzadır. Bu Göksu Deltası’nın korunması, Göksu
Deltası’nın yaşaması her şeyden önce Göksu Irmağı’na bağlıdır. Sayın Bakanın
iddia ettiği gibi Göksu Irmağı boşu boşuna Akdeniz’e akmıyor. Irmaklar
denizlere boşuna akmaz. Irmaklar denizdeki hayatı besler, denizlerdeki
hayatların sürdürülebilir olması ırmakların denize akmasına bağlıdır. Geçen konuşmamda
da burada söylemiştim, Mısır Devlet Başkanı “Nil Nehri boşuna akmayacak,
akıtmayacağız.” demiş, Assuan Barajı’nı yapmıştır,
arkasından Akdeniz’deki sardalya stokları yüzde 80
oranında azalmıştır. Şimdi, yapılmak
istenen budur. Elbette ki ırmaklarımızdan, sularımızdan insanlarımız doğru bir
şekilde yararlanmalıdır ama yararlanırken bir bölgenin çıkarlarını öne
çıkararak diğer bölgeyi yok etmek, yıkmak doğru değildir. Bu proje Silifke
Ovası’nı, Mut ovalarını yıkım projesidir. Bu projenin sonunda Mut Ovası ve
Silifke Ovası çok ciddi zararlar görecektir, Göksu Deltası’ndaki hayat yok
olacaktır, Silifke’deki hayat yok olacaktır. Bugün Silifke’de iki yılda beş
çeşit ürün alınmaktadır. Her türlü tarımsal alanlar tuzlanacaktır,
kuruyacaktır. O nedenle biz bunun çok ciddi olarak araştırılmasını istedik ve
bunun meydana getireceği muhtemel etkilerin en aza indirilmesi için alınması
gereken tedbirlerin tespitini ve bunların derhâl uygulanmasını istedik. Çünkü
yarın çok geç olabilir. Ama üzülerek gördüm ki bu raporda buna ilişkin hiçbir
inceleme, araştırma yok. Her şeyde olduğu gibi kitabi birtakım bilgiler var,
teorik bilgiler, kitaplardan alınmış veya Devlet Su İşlerinin yetkililerinin
arşivlerinden alınmış -çünkü aynısı bende daha önce var zaten, özellikle Göksu
ile ilgili olan bilgiler bende daha önce de var, DSİ kaynaklarından alınmış-
hiçbir araştırma, inceleme yapılmamış değerli arkadaşlarım. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Devamla) – Dolayısıyla bunun çok ciddiye alınmadığı ortadadır. Bu doğru bir
yaklaşım tarzı değildir. Bunun Bakanlık tarafından ciddiye alınması, bu
projenin etkilerinin araştırılması -yani “Zarar vermeyecek.” demek bence çok
doğru bir söyleyiş tarzı değildir, bunun zarar vereceği bilinen bir gerçektir-
bu zararlar nelerdir, bunların etkilerini nasıl en aza indirebiliriz, buna
Sayın Bakanlığın bir an önce eğilmesi gerektiğini ben düşünmekteyim. Su ve
toprak doğru kullanılırsa kendisine ihanet etmez. Eğer su ve toprağı doğru
kullanmazsanız o, insanlara ihanet eder. Ben
ırmaklarımızın insanlığın hayrına olduğunu düşünüyorum, bunun doğru
kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuya Sayın Bakanlığın ciddiyetle
eğilmesini ve Silifke Ovası’nın, Mut Ovası’nın bir an önce mahvolmaktan
kurtulmasını sağlamasını diliyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Öztürk. Birleşime otuz
dakika ara veriyorum. Kapanma Saati : 18.54 BEŞİNCİ OTURUM Açılma Saati: 19.31 BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatma SALMAN
KOTAN (Ağrı) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5’inci Birleşiminin Beşinci
Oturumunu açıyorum. Küresel ısınmanın
etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda kurulan Meclis
araştırması komisyonu raporunun genel görüşmesine devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet burada. Şimdi gruplar
adına konuşmalar yapılacaktır. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Rasim Çakır. Buyurun Sayın
Çakır. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi
dakika. CHP GRUBU ADINA
RASİM ÇAKIR (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının dengeli
kullanımıyla ilgili kurulmuş olan Meclis araştırması komisyonunun raporu ile
ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi
sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, bu Komisyon 22’nci Dönem Parlamentosunun çalışma süresi
içerisinde de kurulmuştu. O dönemde de çok kıymetli, çok
önemli çalışmalar yapmış idik fakat 22’nci Dönem Parlamentosunun, raporun
Meclise gelip konuşulmasına ömrü vefa etmediği için aynı komisyon, bu dönem,
yine, siz değerli milletvekillerinin vermiş olduğu araştırma önergeleri
sonucunda kuruldu ve üç ay gerçekten yoğun, ciddi, hem bölgelerde hem Mecliste
bilim adamları ve ilgililerle görüşerek ciddi bir çalışma yaptı. Komisyonumuzun
size sunmuş olduğu rapor, gerçekten dikkate değer bir rapor. Detayları bile
önemseyip, sizleri bu anlamda bilgilendirmeyi amaç edinmiş. 546 sayfa kadar
önemli bir belge niteliğinde olacak bir rapor. Tabii, fırsat bulup bu raporu
inceleyen, okuyan milletvekillerimiz, konuyla ilgili daha detaylı, daha ciddi
bilgi sahibi olma fırsatını bulacaklar. Değerli
arkadaşlarım, sözlerimin başında hemen şunu ifade etmeliyim ki, 22’nci Dönemde
ve 23’üncü Dönemde çevreyle ilgili verilmiş olan bütün araştırma komisyonu
çalışmalarında Çevre Komisyonunda, Çevre Komisyonu Çevre Yasası’yla ilgili alt
komisyonda yoğun çalışmaların hepsine katıldım. Fakat üzülerek ifade etmek
istiyorum, bir çözüm bulunur umuduyla ifade etmek istiyorum, bugüne kadar
araştırma komisyonlarının yaptıkları çalışmalar ve Genel Kurula sundukları
rapor neticesinde o günden bugüne kadar, o raporlar doğrultusunda, hükûmetlerin, o sorunları çözüme yönelik ciddi çalışmalar
içerisinde olduklarını maalesef göremedik. Türkiye Büyük
Millet Meclisi millî irade demektir. Bu Komisyon millî iradenin desteği ve
oylarıyla kurulmuş ve neticede sorunu tespit eden ve çözüm yolları öneren bir
görev yapmıştır ve
hazırlamış olduğu rapor siz değerli heyetinize sunulmuştur ve milletvekili
arkadaşlarım, gerek önerge sahipleri ve gerek gruplar raporla ilgili
görüşlerini bu kürsüde özgürce ifade etmektedirler ama buradan çıkacak olan
sonuç şudur: “Ey Hükûmet, biz Türkiye Büyük Millet
Meclisi olarak böyle bir rapor hazırladık, size şöyle şöyle
uyarılarımız var, lütfen bundan sonraki icraatlarınızda bu sorunlara çözüm
üreten bizim önerilerimizi dikkate alarak çalışmalar yapın.” Bu işin özü budur,
bu işin ruhu budur, bu işin amacı budur. Yoksa Meclis araştırması
komisyonlarının hazırlamış olduğu raporlar, görüşmeleri tamamlandıktan sonra
Meclisin tozlu raflarına bırakılarak, terk edilerek orada meraklıları
tarafından gelecek yıllarda okunması için hazırlanmış olan raporlar değildir. 22’nci Dönemde
özellikle Ergene Nehri’nin kirliliğiyle ilgili çok ciddi çalışmalar yapıldı ama
maalesef o günden bugüne Ergene Nehri’nin kirliliğiyle ilgili somut, kabul
edilebilir, ciddi hiçbir gayret ve çalışmayı biz hükûmetlerden
ve o günlerden bugünlere görev yapan sayın bakanlardan görmedik. Bu uyarıyı Sayın
Meclis Başkanıma yaptığımı düşünüyorum. Meclis İç Tüzüğü’nde mi değişiklik
yapılır, bir başka yöntem mi bulunur ama Meclis araştırması komisyonlarının
hazırlamış olduğu raporların sayın bakanlar tarafından yürütülmesi noktasında
daha ciddi, daha gayretli çalışmaların yapılması bir şekilde sağlanmalıdır;
yoksa harcanan emeğe yazıktır, harcanan zamana yazıktır, harcanan paraya
yazıktır. Değerli
arkadaşlarım, dünyamızın bir tek enerji kaynağı vardır, o da güneştir.
Dünyadaki yer altı ve yer üstündeki gaz, sıvı ve katı hâlinde bulunan bütün
enerji kaynaklarının temeli güneş enerjisidir; dünya bütün enerjisini güneşten
almaktadır ve güneş ışınları yeryüzüne vurup atmosferden geriye yansıdığı
noktada dünyamızı ısıtır. Sanayi devrimiyle beraber atmosferdeki sera gazı
etkisi yapan karbon, metan, su buharı gibi gazların atmosferdeki yoğunluğu
artırması sebebiyle, bu güneş ışınlarının geriye dönüşünde atmosferdeki
yoğunluğun artmasından dolayı atmosferi, yani havayı ve buna bağlı olarak suyu
ve karayı daha fazla ısıtması küresel ısınma anlamına gelmektedir. Kabaca
küresel ısınma budur. Milletlerarası
İklim Değişikliği Panelinin 2007 yılında vermiş olduğu raporda, bugüne kadar
çeşitli platformlarda sadece konuşulan ve tartışılan ama artık o günden sonra
dünyadaki bilim adamlarının büyük bir çoğunluğunun hemfikir olduğu “Küresel
ısınma insan kaynaklıdır. İnsanın doğayı ve atmosferi yanlış kullanmasından
dolayı bir küresel ısınma tehdidiyle karşı karşıyayız.” fikri bir bilimsel
gerçeklik olarak artık kabul edilmiştir. Bu tartışmalar esnasında dünyanın
milyonlarca yıl evresi içerisinde zaman zaman
soğuduğunu, zaman zaman ısındığını, böyle bir
gelişmenin bir doğal gelişme olduğu, insan kaynaklı olmadığı yönünde tezler
ileriye süren bilim adamları da olmasına rağmen bilim adamlarının büyük bir
çoğunluğu küresel ısınmanın kaynağının insan olduğu tespitine varmışlardır. Tabii, bu tespiti
1900’lü yıllarda, son yüz yıllık araştırmalarda atmosferin ortalama 0,74
santigrat derece ısındığı sonucunu bilim adamları ortaya çıkarmıştır. Bu kadarlık bir ısınma denizlerde, deniz seviyesinde 17
santimetrelik bir yükselmeye sebep olmuştur. Bu bilimsel
araştırmalar ve gerçeklikler ışığında bilim adamları dört temel senaryo
-bazıları bunlara “felaket senaryosu” da diyor ama ben onu kullanmak
istemiyorum- A1, A2, B1, B2 senaryoları ve bunlara bağlı kırk senaryo yani
öngörü ortaya atmışlardır. Bu senaryolar, bu öngörüler dünyadaki sanayileşmenin
ve karbon gazı salınımının, sera gazı salınımının bu hızla devam etmesini öngören, esas alan ve
eğer öyle olursa dünyanın otuz yıl, elli yıl, yüz yıl sonrasını hesap eden veya
dünyadaki nüfus artışının aynı hızla devam ettiğini varsayarak 2050’lerde,
2099’larda artan dünya nüfusuna göre insan ihtiyaçlarını karşılamak adına
dünyadaki küresel ısınmanın hangi noktalara gelebileceği gibi bazı unsurları
temel alarak, baz alarak dünyanın önümüzdeki yüz
yıllık senaryolarını çizmişler. Bu öngörülerden,
değerli arkadaşlarım, kötümserlerini bir kenara bırakıyorum ama en iyimseriyle
bile karşılaşıyor olsak bugünden başlayarak bu konu üzerinde bütün dünya
elinden gelen bütün gayreti de göstermiş olsa maalesef insanın tüylerini
ürperten ve insanın geleceğiyle ilgili ciddi tedirginlik ve endişelere sevk
eden senaryolar, öngörüler konuşulmaktadır. Yapılan araştırmalarda, dünyanın büyük dağ kütlelerinde buzulların
giderek küçüldüğü, dolayısıyla dünyanın büyük nehirlerinin su toplama
havzalarında su verimliliklerinin giderek azaldığı, nehirlerin debilerinin
azaldığı, bazı nehirlerin –az önce de konuşmacılar söylediler- yaz aylarında
hiç sularının akmadığı, kuzey kutbundaki buzulların erimesi neticesinde dünya
ikliminin en belirleyici aktörlerinden biri olan gulfstream
sıcak su akıntısının soğumasıyla beraber okyanusun dibindeki metan gazlarının
da su üstüne çıkabilme riskiyle bu metanın atmosferdeki yoğunluğu artırarak
küresel ısınmanın önümüzdeki yüzyılda 2 ila 4 derece -iyimser senaryodan
bahsediyorum- artacağı varsayılıyor. Atmosferin, suyun
ve karanın 2 ila 4 derece arttığı noktada dünyadaki canlı ve insan yaşamıyla
ilgili gerçekten çok ciddi değişiklikler ve dünya insan için artık yaşanılamaz
bir dünya hâline gelebilme riskini taşıyor. Yani her şey belki çok önemlidir,
ekonomi çok önemlidir, sanayi çok önemlidir, siyaset çok önemlidir, ama en
önemli şey insanın yaşam hakkıdır. Bilinmelidir ki
tarihimizde, dünya tarihinde on yedi tane devlet su ve susuzluk probleminden
dolayı batmıştır. Yani bugün o devletlerin ismini bile kimse bilmiyor. Su ve
susuzluk probleminden dolayı yüzlerce Hükûmet
devrilmiştir. Su, siyasetin en önemli argümanlarından
biridir. Dolayısıyla, su bir yaşam hakkıdır ve hangi siyasi parti iktidar
olursa olsun, hangi yöneticiler görevde olursa olsun, bu küresel ısınmanın
getirmiş olduğu sonuçları ortadan kaldırmaya yönelik tedbirleri hep birlikte,
el birliğiyle almak zorundayız. Değerli
arkadaşlarım, tabii, bütün konuşmacılar sıkıntıları söyledi. Türkiye’de kirlenmeyen
göl yok, yok olmaya yüz tutmamış göl yok. Türkiye’de kirlenmeyen nehir yok.
Türkiye’de yer altı suları kirlenmeye başladı. Bugün bir havzadan bir başka
havzaya su nakletmeyi hükûmetin ve bakanlığın bir
başarısıymış gibi bir politik anlayışa sahibiz. Bu, su havzalarını, bizim
-geçmiş dönemlerden gelen, sadece bu hükûmet
anlamında söylemiyorum- doğru kullanmadığımız anlamına gelmektedir. Yani
Türkiye, Sayın Bakanın ifade ettiği gibi “su zengini” değildir. Türkiye’nin
artan nüfusu, nüfusun kentlerde toplanması, yoğunlaşması ve su kaynaklarının
artmaması, hatta giderek azalması, Türkiye’de kişi başına yıllık su tüketimini
süratle aşağılara doğru götürmektedir ve Türkiye, dünya ölçeğinde “su fakiri”
diyebileceğimiz bir ülke durumundadır. O bakımdan, küresel ısınmanın,
üstesinden gelebilmek için yapılması gerekenler bellidir. Zamanımız olsa bunu
uzun uzun tartışsak. Şehirlerimizi
insanın değil, otomobillerin daha iyi yaşayacağı şehirler hâline getirdik, alt
geçitler, üst geçitler yaparak ve şehirlerde herkesin altında bir otomobil, her
ailede iki otomobil, üç otomobil, yarınımızı düşünmeden. Dünyanın birçok metropolünde otomobiller şehir merkezine giremez. 1991’de
Paris Belediye Başkanı seçildiğinde ilk işi Paris’teki şehir içi trafiğini
düzeltmek ve Paris’in sera gazı salınımını azaltmak
olmuştur. Düşünebiliyor
musunuz değerli arkadaşlarım, Çin’in millî geliri kişi başına 5 bin dolar,
Amerika’nın 35 bin dolar. Çin’in yüzde 8 kalkınma hızı var. Otuz yıl sonra Çin
de 35 bin dolar millî gelire sahip bir ülke hâline geldiğinde, Çinlilerin ve
Hintlilerin Amerikan vatandaşları gibi talepleri yükseldiğinde dünya bu talebi
hangi kaynaklarıyla karşılayacak? Bunu bugün sormak ve düşünmek
mecburiyetindeyiz. Bir önerimiz
olmuştu. Zamanım çok daraldı. Bütün bu yaptığım çalışmalardan sonra gördük ki
su ve atık su yönetimi dünyada havza bazında ele alınıyor, havza bazında
çözülüyor ve Türkiye’de de artık su ve atık su yönetimi havza bazında
planlanmalıdır, havza bazında yönetilmelidir ve havza bazında soruna çözüm
üretilmelidir. Bu anlamda, ben,
geçtiğimiz aylarda Türkiye Büyük Millet Meclisine “Ergene ve Meriç Havzası Su
ve Kanalizasyon İdaresi” ismi altında bir kanun teklifi verdim. Yani Ergene ve Meriç havzasını, yani Trakya’yı, Trakya’daki su
kaynaklarını bir merkezden yöneten, bir merkezden idare eden, bir merkezden
izin veren, kullanma izni veren ve atık suyun da bir merkezden arıtıldığı ve su
kullananın, atık su üretenin, bu sorunun, çözümüne katkı yaptığı, para ödediği
bir merkezî yapının oluşmasıyla Ergene Nehri’nin ancak kurtulabileceği ve temiz
bir Trakya’yı yaratabileceğimizi düşünerek bir kanun teklifi verdim. Ama
maalesef herkesin dilinde “Havza bazında su yönetim olmalı.” diye konuşuluyor
ama iş pratiğe geldiğinde, çözüme geldiğinde, “Yapalım.” dendiğinde yapması
gerekenler, sorumlular, etkililer, yetkililer bu çözümlere maalesef çok sıcak
bakmıyorlar, çok mesafeli ve uzakta duruyorlar. Bizim bu yer altı
ve yer üstü su kaynaklarının aşırı kirlenmesine ve yok olmasına göz yumduğumuz,
nüfus artışımızı dengeleyemediğimiz ve enerji kullanımını çevreyi kirletmeyen
enerjiye döndüremediğimiz ve Türkiye’mizi, dünyamızı ormanlaştıramadığımız
noktada bu sorunları çözebilmemiz mümkün değil. Biliyorsunuz, ağaç atmosferdeki
karbondioksidi bünyesine absorbe
eder. Odun ağırlıklı olarak karbondioksittir. Yani diktiğimiz her ağaç
atmosferdeki karbondioksidi ve sera gazlarını
bünyesine absorbe ederek o yoğunluğu azaltmaya
yardımcı olacaktır. O bakımdan, ağaç dikmek, ağaç dikmeyi teşvik etmek,
desteklemek hepimizin, başta hükûmetlerin en önemli
sorumluluğu olması gerekir. Değerli
arkadaşlarım, son söz olarak şunu söyleyeceğim: Dünya, savaş ekonomisine,
silahlanmaya yılda 1,2 katrilyon dolar para harcıyor. Yani insanoğlu savaş
ekonomisine, savaşmak için, birbirini öldürmek için yılda 1,2 katrilyon dolar
para harcıyor. Dünyayı küresel ısınmadan kurtarmak için, dünyada insanoğlunun
yeniden daha güzel bir çevrede, daha güzel bir doğada yaşayabilmesini sağlamak
için, çocuklarımıza… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. RASİM ÇAKIR
(Devamla) - …torunlarımıza daha güzel bir dünya sağlayabilmemiz için gereken
para ne kadar biliyor musunuz değerli arkadaşlarım? 200 milyar dolar. Yani
insanoğlu birbirini öldürmek için 1,2 katrilyon lira para harcıyor yılda ama
daha güzel bir dünya için harcaması gereken 200 milyar dolardan maalesef
kaçınıyor. İşte bu soru, hepimizin oturup çok ciddi bir şekilde düşünüp hep
beraber çözüm üretmemiz gereken önemli bir soru bence ve bu sorudan hiç kimse
de kaçamaz, kaçmaması lazım. Bu duygularla
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çakır. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili Sayın Cumali
Durmuş. Buyurun Sayın
Durmuş. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
CUMALİ DURMUŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 138 sıra
sayılı küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının yönetimiyle ilgili Meclis
araştırması komisyonu raporu üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. Küresel ısınmanın
etkileri ve su kaynaklarının doğru kullanılması konusu bizim ve gelecek
nesillerimizin en önemli sorunu olarak karşımızda durmaktadır. Yüce Meclisimiz
de bu konunun önemini kavradığından dolayı bu araştırma komisyonunun kurulması
sağlanmış; çok değerli milletvekillerinin önemli çalışmaları ve birçok bilim
adamı, bürokrat tarafından konunun ehemmiyeti ve ölçüleri, araştırma komisyonu
sayesinde net bir şekilde gözler önüne serilmiştir. Komisyonumuz, çok
önemli bilgilere sahip olmuş, yerinde incelemelerle önümüze çıkacak birçok
tehlike ve olumsuz şartlara bire bir şahit olunmuştur. Son yıllarda
doğal dengenin bozulması sonucu olarak ortaya çıkan olumsuz gelişmeler, küresel
ısınma ve sürdürülebilir su yönetimi kavramlarını öne çıkarmakta ve su
kaynaklarının daha akılcı, ekonomik ve etkin kullanılmasını zorunlu
kılmaktadır. Küresel ısınmanın
dünyayı tehdit eder hâle gelmesinin en büyük sorumlusu tabii ki insandır. Bizim
asli görevimiz, bizden sonra yaşayacak olanlara yaşanılabilir, huzurlu, özgür
bir ortam bırakarak bu dünyadan ayrılmaktır. O zaman görevimizi yapmış olmanın
huzuruyla dünyadan ayrılmış oluruz. Günümüzde yaşanan
çeşitli yolsuzluklar ve haksızlıklar nasıl toplumumuzun geleceğe umutsuz
bakmasını sağlıyorsa, küresel ısınma da toplumun geleceğini karartacak
sorunlara doğru ilerlemektedir. Bu araştırma
komisyonunun kurulmasında partimiz milletvekilleri ve grubumuzun desteği
bulunmuştur. Grubumuzun bu komisyonun kurulmasındaki niyeti samimidir.
Meclisimiz bu konunun takibini ciddi bir şekilde yapmalıdır. Yalnız, geçmişte
yaşadığımız gibi, komisyon raporu yazılıp rafta kalacaksa bunca çalışmanın,
bunca emeğin gereği yoktur. Araştırma komisyonlarının önerilerinin Hükûmetçe uygulanıp uygulanmadığı çok net takip
edilememekte ya da yapılanlarla ilgili çok fazla bilgi sahibi olunamamaktadır.
Komisyon çalışmasını tamamladıktan sonra önerilerinin yerine getirilip
getirilmediğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
bilgilendirilmelerinin yapılması bizim ve grubumuzun ve milletvekillerinin en
haklı talebi olarak size sunuluyor. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; küresel ısınmaya yol açan en önemli faktör sera gazı salınımıdır. Sera gazı, aslına bakılırsa doğal bir süreçtir
ancak insanoğlunun sera gazı etkisi yaratan gazları atmosfere daha fazla
vermesi bu dengeyi bozmuştur. Sera gazı dünyada yaşamı sağlayan bir süreçtir.
Doğanın dengeli olarak ürettiği bu süreç insanoğlu tarafından bozulmuştur.
Sanayi Devrimi sonrası aslında yararlı bir gaz olan karbondioksit üretiminin
artması sera etkisini keserek dünyanın ısınma sürecine katkıda bulunmuş ve
bulunmaya devam etmektedir. Fosil yakıtlarının kullanımının artması ve bunlar yetmiyormuş
gibi insanoğlunun karbondioksit oranını azaltan ormanların yok edilmesindeki
katkısı her geçen gün felakete doğru yaklaşmamıza sebep olmaya devam
etmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hep birlikte küresel ısınmanın etkilerine bir göz atalım.
Diğer hatip arkadaşlarım kısmen temas etti, aynı şeylere tekrar olsun, akılda
kalsın diye temas etmek istiyorum. Ülkemiz bilim
adamlarının görüşlerine göre, 2070 yılında dünyada öngörülen, Türkiye’de de
öngörülen sıcaklık 2 ila 4 derece daha yükselecek. Ülkemizin batı, doğu,
güneydoğu ve güney bölgeleri bu şartlardan olumsuz yönde etkilenirken, sadece
Karadeniz Bölgemizin olumsuz yönde etkilenmemesi beklenmektedir. Küresel ısınmanın
beraberinde gelen ekosistem değişikliğinin doğanın dengesini bozacak hasarlar
oluşturacağı, birçok canlı türünün neslinin tükenmesiyle karşı karşıya
kalınacağı öngörülmektedir. Küresel ısınma en büyük etkisini 21’inci yüzyılda
gösterecek, küresel ısınma sürecinde deniz seviyesi yükselecek, sahil şehirleri
haritadan silinme riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Sera etkisi günden güne
gezegenimizi yok edecektir. Bilim adamlarına
göre küresel ısınma 2050’ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte 1’ini ya da
1 milyondan fazlasını yok edecektir. 21’inci yüzyılın sonunda ortalama
sıcaklıkların tarihte görülmemiş düzeylere yükseleceği belirtilmekte ve eğer
bir çözüm üretilmezse türlerin kitlesel tükenişlerinin tarihte görülmemiş
boyutlara ulaşabileceği öngörülmektedir. 1992 verilerine
göre 12,5 milyon canlı türü yaşamaktadır dünyamızda. Bu türlerin insan
marifetiyle yok olma hızları, doğal yok olma hızlarının 100 ila bin katı olarak
tahmin edilmektedir. Bu eğilim devam ederse elli ila yüz yıl içerisinde mevcut
türlerin yüzde 10’u ila 50’sinin yok olacağı hesaplanmaktadır. Bugün doğadaki
kuş türlerinin yaklaşık yüzde 15’i -ki bu bin türe karşılık geliyor- tükenme
tehdidiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Doğadaki besin zincirinin bir kez
kırılması inanılmaz sonuçlara yol açacağından, canlı türlerinin bazılarının
ortadan kalkması diğer canlı türlerini de doğrudan etkileyecektir. Dünya besin
üretimi giderek sınırlı sayıda bitki türü ve çeşidine bağımlı hâle gelmektedir.
Okyanuslarda
birikmiş olan karbon miktarları yüzünden okyanusların asitliği artmıştır. Bu,
balıkların yaşamını doğrudan etkileyecek bir durumdur. Hepsi birer karbon emme
makinesi olan mercanların yavaş yavaş ortadan
kalktığı görülüyor. Böyle bir durum doğadaki karbon zincirinin kırılmasına ve
buna bağlı olarak karbondioksit emisyon miktarlarının
inanılmaz boyutlarda artmasına sebep olabilir. Yapılan
araştırmalara göre dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20’nci yüzyıl boyunca 0,6
derece kadar artmış, son kırk yıldır atmosferin 8 kilometrelik alt kısmında
sıcaklıklar yükselmiş, kar örtüsü ve buzlanma ise yüzde 10 civarında azalmıştır. Hem ekolojik dengenin korunması hem de insanların sürdürülebilir
gelişiminin sağlanması için su ve toprak kaynaklarının akılcı bir şekilde
kullanılabilmesi gerekmektedir. Su kaynaklarının yönetimi bir ülkenin gelişme
ve kalkınmasının anahtarı konumundadır. Su kaynaklarının
doğru kullanımı Türkiye açısından da çok önem arz etmektedir. Türkiye
sınırlarının yüzde 22’si nehirlerden oluşmaktadır. Brüt su potansiyelimizin
yüzde 36’sı sınıraşan su havzalarında yer almaktadır.
Bölgeler arası su dağılımının dengeli olmayışı, kirlenme ve çevresel
olumsuzluklar yüzünden su konusu Türkiye’nin öncelikli konusu olmalıdır. Su konusu küresel
bir konu hâline gelmiştir. 2025 yılı itibarıyla dünya nüfusunun neredeyse
yarısının su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. Su artık çok
değerli bir varlıktır. Önümüzdeki yüzyılda suyun savaş sebebi olacağı
öngörülmektedir. Bu bağlamda küresel sermaye, dünya üzerinde suyu ticari bir
araç hâline getirmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla yaptığı yatırımın karşılığını
alacak, kârlılık düzeyini yükseltmeyi temel hedef hâline getirecek ve pazarın
tek düzenleyicisi olarak aradaki kâr marjını milletin
sırtına yükleyecektir. Bizim su
piyasasını oluşturup, küresel sermayenin eline terk etmememiz gerekmektedir.
Millî bir su piyasası kurulmalıdır. Su ticari bir araç olacaksa –ki
olmamalıdır- bu aracın yönetimi tek elden ve millî olmalıdır. Hükûmet, Türk insanını kendi suyu için küresel sermayeye
muhtaç etmeyecek önlemleri bir an önce hayata geçirmelidir. Uygulanabilir bir
su politikamız olmadığından, su birçok kurumun inisiyatifine
terk edilmiştir. Bu bağlamda içme suyu yönetiminin önemli bir kısmı
belediyelerce kontrol edilmekte ve çok önemli sorunlarla karşı karşıya
kalınmaktadır. İş işten geçtikten sonra müsebbip aramak çok kolaydır. Bunun en
net örneği arsenikli su ile ilgili yaşananlardır. İzmir’de yaşadığımız
arsenikli su hadisesinin sorumlusu sadece belediye midir, yoksa insanlarımızın
bu suyu içmeye mecbur bırakılmasında Türkiye’yi yönetme sorumluluğu alan merkezî
idarenin, yani siyasi iktidarın hiç mi kusuru yoktur? Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün, yeryüzünde en çok yararlanılan içilebilir su
kaynağı akarsulardır. Deltasına kadar ulaşamamaktadır. Deniz sularının
yükseleceği öngörüldüğünde bu akarsu yataklarından geçen tuzlu su toprağa
karışarak olumsuz etkiler yaratacaktır. Çok sıcak mevsimlerde bile
yararlanabilmek ve küresel ısınmanın ülkemiz üzerindeki olumsuz etkilerini
azaltabilmek amacıyla elbette akarsularımız üzerinde baraj ve özellikle de gölet
sayımızı artırmamız gerekmektedir, ancak bu yapılaşma, asla akarsularımızın
doğal akışını ve doğanın dengesini büyük ölçüde etkileyecek yapılaşmalar
şeklinde olmamalıdır, küçük birikimler sağlayacak göletlerin yapımına ağırlık
verilmelidir. Su kaynaklarımızı artırmaktan daha önemlisi, bu kaynakların
insanlarımız tarafından en verimli şekilde kullanılmasının bilincinin
oluşturulmasıdır. İnsan yaşamının
en önemli kaynağı suyu maalesef yine insan eliyle yok ediyoruz. Nüfusu hızla
artan İstanbul’da, önemli su rezervleri olan Elmalı Barajı ve Küçükçekmece Gölü
çevrelerinin yoğun yerleşim ve sanayi alanına dönüşmesi sonucu bu kaynaklar
kullanma suyu olarak dahi şehre verilememektedir. Yerleşim ve sanayi alanları
Büyükçekmece Gölü koruma kuşaklarına kadar dayanmış durumdadır. Bu kaynakların
ve bunları besleyen akarsuların çevresinde gelişigüzel kimyasal gübre ve zirai
mücadele ilacı kullanılmakta, kirliliğe ve su kalitesinin bozulmasına neden
olunmaktadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; önemli bir örnek -diğer arkadaşlarımızın da işaret
ettiği- Trakya’yı boydan boya geçen ve Meriç Nehri’yle birleşen Ergene Nehri
kirlilikten dolayı tarımsal sulamada dahi kullanılamamaktadır. Ergene’deki
kirlilik sanayi atıkları yüzünden her geçen gün daha da artmaktadır. Çerkezköy
ve Çorlu’daki sanayi tesislerinin arıtma tesislerini düzenli olarak
çalıştırmamaları artık insan sağlığını tehdit eder duruma gelmiştir. Ergene
Nehri’nden bırakın tarımda kullanma suyu sağlanmasını, suyun geçtiği yerlerdeki
otların bile çürüdüğü gözlenmektedir. Aslında, bu örnek, otorite boşluğunun ve
çürümüşlüğün en net örneğidir. Komisyonumuzun ziyaret programları önceden belli
olmasına ve bölgedeki resmî ve ilgili kurumların bilgisi olmasına rağmen,
ziyaretimizde dahi bu kirliliği yaratanlar umursamazlıklarını göstererek,
“Buraya bir komisyon geliyor, hiç olmazsa onların görmesini engelleyelim.”
ihtiyacı hissetmemişlerdir. Ergene ve benzeri kirlilikle karşı karşıya kalan su
havzaları için geliştirilen çözüm önerileri acilen değerlendirilmeye alınmalı,
bir an önce çözüm üretilmelidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; toprakların üretkenlik kapasitesinin düşmesi ya da yok
olması “çölleşme” olarak tanımlanabileceğinden, tarım toprakları üzerinde hızlı
kentleşme ve sanayileşme yaşanan Bursa, Sakarya Ovaları, Çukurova, İzmir,
Manisa, Kocaeli ve İstanbul Türkiye'nin en hızlı çölleşen yöreleridir.
Türkiye'nin gelecekte küresel ısınmanın etkisiyle tarımda önemli verim kaybı
yaşayacak olması, tarım topraklarını koruması ve su kaynaklarının etkili kullanılmasını
zaruri kılmaktadır. Ülkemizin, iklim
ve toprak seçeneklerinin avantajlarını tarımda doğru kullanmadığı görülen bir
gerçektir. Ne kadar kaliteli tohumlar kullansak bile üretimin artması ancak
suyla mümkün olur. Bu sebeple yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızı temiz ve
planlı kullanmalıyız. Çekilebilir yer altı suyu rezervimizi tarım alanlarının
sulanmasında devreye sokmamız gerekir. Ancak kuraklığın şiddetli görüldüğü
devrelerde yer altı sularına fazla yüklenmemek yer üstü su kaynaklarını bu dönemlerde
devreye sokmak yararlı olacaktır. Özellikle denizlere yakın bölgelerde yer altı
sularında aşırı kullanım deniz sularının bu alanlara ilerlemesine neden olmakta
ve tuzlanan bu kaynakları tekrar geri kazanmak mümkün olmamaktadır. Güney
bölgemizdeki tatil beldelerimizde çekilebilir yer altı suyu kaynaklarımızın
oteller, benzin istasyonları ve sanayi tesislerinin insafsızca kullanımının
önüne geçilmelidir. Türkiye küresel ısınmanın, özellikle yağışın azalması,
sıcaklığın, dolayısıyla kuraklığın artmasına bağlı olarak, arazi kullanım şekli
ve tarım metotları ile su kaynaklarının kullanımı ve su kalitesi konusunda özen
göstermelidir. Ülkemizde âdeta bir gelenek hâline gelen ormanların ve meraların
tahrip edilmesinin önüne geçilmelidir. Önemli karbon yutak alanı olan bu
alanların amacı dışında kullanılmaları hem verimli yüzey toprağının yok
olmasına hem de yaratılan erozyonla su kaynaklarının siltasyonla
kalitelerinin bozulmasına, baraj göllerinin hızla dolmasına yol açmaktadır.
Yanlış arazi kullanımı, yağışla gelen suyun toprağa sızmasını da önlemekte,
yüzey akışa geçerek sele ve yer altı su kaynaklarının beslenmemesine yol
açmaktadır. Ülkemizde tarımsal üretim planlaması yapılmadığından, sulamaya
açılan bölgelerde ekilecek bitki deseni de köylünün inisiyatifine
bırakılmakta, buna sulama konusundaki bilgisizlik de eklenince sulamadan
yeterli randıman alınamadığı gibi topraklarımızın üretkenlik kapasitesi de
düşmektedir. İnsanların
hovardaca kullandığı dünya, şimdi kurtarılmayı bekler bir duruma düşmüştür. Dünyayı
bu dertten yine insanlar kurtaracaktır. Toplum bu kötü gidiş konusunda
bilinçlendirilmeli, herkes üzerine düşeni yapmaya gayret etmelidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; küresel ısınmanın etkilerini azaltmaya yönelik dünya
kamuoyunda yükselen hassasiyet devletlerin de bu konuya eğilmelerini sağladı.
Çeşitli toplantılarla insan kaynaklı bu tehdidin ortadan kaldırılması yönünde
çalışmalar yapılmış ve hâlâ da devam eden çalışmalar bulunmaktadır. Küresel ısınmanın
etkilerini azaltmaya yönelik en önemli ve tek çerçeve anlaşma Kyoto
Protokolü’dür. Türkiye bu anlaşmaya taraftır ancak henüz imzalanmamıştır. 30
Mayıs 2008’de imzalanacağı açıklanmış, 5 Haziran 2008’de Meclisimize sunulmuş,
görüşmeler devam etmektedir. Ancak Türkiye'nin mevcut hâliyle protokolü
imzalamasının doğru olmadığı kanaatindeyiz. Sanayileşmesini tamamlamamış olan
ülkemizin şartları göz önüne alınmadan gelişmiş ülkelerin faturasının
yüklenilmesi, anlaşmanın ne götürüp ne getireceğinin iyi değerlendirilmesi
gerekmektedir. Bununla beraber, Hükûmet bütün
unsurlarıyla bu mücadeleye destek vermeli, bütün kurumlar üzerine düşeni
yapmalıdır. Özellikle ilköğretim çağındaki öğrencilerimiz su ve enerji
tasarrufu konusunda eğitilmelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, buyurun. CUMALİ DURMUŞ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum. Küresel ısınmanın
bir önemli kaynağı da enerji üretimidir. Özellikle doğal gaz çevrim santralleri
ile enerji santralleri bu duruma olumsuz katkı sağlar ancak gelişmekte olan
ülkemizin enerji ihtiyacı da çoğalmaktadır. Plansız enerji politikaları
yüzünden gelecekte enerji sıkıntısıyla karşı karşıya kalınacağı bilinmektedir.
Bu yönde bazı kararlar alınmıştır. Çok alelacele alınan kararlar, Meclis tatile
girmeden önce orman alanlarının ve mera alanlarının bu yönde yapılacak
yatırımlara açılmış bulunması aslında kaş yaparken göz çıkarmanın en net
örneğidir. Bu nedenle, acil enerji bulma formülleri aranırken uzun vadeli bir
eylem planı hazırlanmalı, zamanında ve yerinde yapılmalıdır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; uzun ve verimli çalışmalarda bulunmuş olan komisyon
raporunun sadece yapmış olmak için yapılmış bir rapor olarak kalmaması… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) CUMALİ DURMUŞ
(Devamla) - …raporda belirtilen uyarıların ve çözüm önerilerinin ilgili kurum
ve Hükûmetimizce ciddi anlamda takip edilmesini
öneriyor, bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP,
AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş. Gruplar adına son
söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Sayın Ahmet
Gökhan Sarıçam’da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Buyurun. AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET GÖKHAN SARIÇAM (Kırklareli) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yasama yılında Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına verilmiş olan on iki ayrı önergenin konularının benzer
olması sebebiyle birleştirilerek Genel Kurulda görüşülmesi neticesinde kurulmuş
olan küresel ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının etkin yönetimi konulu
Meclis Araştırması Komisyonunun raporu hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, ülkemizin farklı yörelerinde yaşanmaya başlanan ama hemen hemen hepsinin ortak dayanağı küresel ısınmayla birlikte su
kaynaklarının azalması ya da kirlenmesi içerikli olan on iki ayrı önergenin
gerekçelerinde kısaca şu hususlar yer almaktaydı: Dünyada ve
ülkemizde su kaynaklarının yetersizliği ve küresel ısınmaya bağlı olarak bazı
bölgelerde kasırga, fırtına, sel ve taşkınlar, uzun süreli şiddetli kuraklık ve
çölleşme yaşanması; Türkiye’nin küresel ısınma, sanayi kirliliği, bilinçsiz su
kullanımı sonucu çok yakın bir tarihte ciddi sorunlar ile karşı karşıya
kalacağı; Türkiye gibi kurak ve yarı kurak iklim kuşağında bulunan ülkelerde en
büyük sorunun kuraklık olacağı; küresel ısınma ve kuraklık nedeniyle ülkemizde
bazı göllerin su seviyelerinde azalma tespit edildiği ve bunların kurumaya
başladığı, bazı göllerimizde ise kirlilik oranının çok büyük boyutlara
ulaştığı; ekolojik dengenin bozulduğu; yer altı ve yer
üstü su kaynaklarının kuraklık nedeniyle yeterince beslenemediği ve yetersiz
kaldığı; halkın su kullanımı konusunda bilinçli davranmadığı ve bazı illerde
susuzluk ve elektrik kesintisi korkusu yaşandığı; büyükşehir belediyelerinin
bazı tasarruf önlemleri almaya çalıştığı fakat alınan önlemlerin yetersiz
kaldığı; tarım sektöründe ise ürün çeşitliliğinde ve üretimde önemli oranlarda
azalma tespit edildiği ve sorunların gündeme geldiği; bu nedenlerle küresel
ısınmanın etkilerinin ve su kaynaklarımızın potansiyelinin tespit edilmesi,
önümüzdeki dönemde zaten kıt olan su kaynaklarımızın korunması, bilinçli
kullanılması ve ileride karşılaşılması muhtemel su kıtlığına karşı önlemlerin
alınmasının gerektiği hususlarından dolayı bu komisyonun kurulmasıyla ilgili
önergeler verildi. Söz konusu, bu
önergeler Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23/10/2007
tarihli 10’uncu Birleşiminde görüşülmüş ve küresel ısınmanın etkileri ve su
kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konulu bir Meclis araştırması
komisyonunun kurulması kararlaştırılmıştır. Bu çalışma süresi içerisinde on üç toplantı yapan komisyonumuz,
konu hakkında bilgi edinmek üzere akademisyenler, ilgili kamu ve özel
kuruluşlarından yetkililer ile sivil toplum kuruluşlarından temsilciler davet
ederek görüşlerini almış, raporun yazım aşamasında yararlanmak üzere ilgili
kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, enstitüler ve üniversitelerin ilgili
bölümlerinden bilgi ve belgeler temin edilmiştir. İklim ve hava
birbiriyle çok iç içe kavramlar. Hava yeryüzünün herhangi bir yerinde herhangi
bir zamanda gözlenen ve yaşanan atmosferik koşulların bütünüdür. İklim ise bu
hava koşullarında uzun süreli gözlenen değişimlerin ortalamasıdır. Dünya Meteoroloji
Örgütü tarafından bu süreler ortalama otuz yıl olarak belirlenmiştir. İklim sistemi
atmosfer, kara yüzeyleri, kar ve buz, okyanuslar ve diğer su kütleleriyle
canlıları kapsayan karmaşık ve etkileşimli bir sistemdir. Bu sistem zaman
içinde kendi iç dinamiklerine ve “zorlamalar” olarak adlandırılan dış etmenlere
bağlı olarak yavaş yavaş değişim gösterir. Yerkürenin
radyasyon dengesini etkileyen, dolayısıyla iklimi değiştiren üç temel yol
bulunmaktadır. Bunlar güneşten dünyamıza gelen radyasyonlar, ayrıca dünyaya
gelen birtakım radyasyonların geri dönüşümü ve bunların bir de uzun boyutlu
radyasyon dönüşümleri olarak belirtiliyor. İklim
değişikliği, “nedeni ne olursa olsun iklimin ortalama durumunda veya
değişkenliğinde onlarca yıl ya da daha uzun süre boyunca gerçekleşen
değişiklikler” biçiminde tanımlanır. Dünyamızın bugüne kadarki tarihi boyunca
yaklaşık dört buçuk milyar yıllık bir periyotta doğal
etmenler ve süreçlerle iklim sisteminde birçok değişiklik olmuştur. Günümüzde
sözü edilen küresel iklim değişikliği ise fosil yakıtların yakılması, arazi
kullanımı değişiklikleri, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan
etkileriyle atmosfere salınan sera gazı birikimlerindeki hızlı artışın doğal
sera etkisini kuvvetlendirmesi sonucunda yerkürenin ortalama yüzey
sıcaklıklarındaki artış ve iklimde oluşan değişiklikleri ifade etmektedir. Sera
gazı emisyonlarındaki bu artış özellikle 1750’li
yıllardan itibaren, yani sanayi devriminin başlamasından bu yana net olarak
gözlemlenmektedir. Küresel iklim değişikliği yerkürenin uzun jeoloji tarihi
boyunca yaşanan iklimin doğal değişkenliğine ek olarak insan etkinliklerinin
neden olduğu bir değişikliktir. İklim değişikliğiyle ilgili en güncel bilimsel ve teknik bilgileri
çok sayıda bilim insanının katılımıyla düzenli aralıklarla değerlendirerek
raporlar hâlinde yayımlayan Hükümetlerarası İklim
Değişikliği Paneli’nin 2007 yılında açıkladığı Değerlendirme Raporu'nda, iklim
sisteminin şüphe götürmeyecek şekilde ısındığı, 20’nci yüzyılın ortalarından bu
yana ortalama yüzey sıcaklıklarında gözlenen artışın yüzde 90’lık bölümünün
insan kaynaklı sera gazı salınımlarındaki artıştan
kaynaklandığı belirtilmektedir. İklim
değişikliğinin sonuçlarına hazırlıklı olunması ve olumsuz etkilerinin en aza
indirilmesi için iklimde gözlenen değişikliklerin ve eğilimlerin gelecekte
nasıl olacağının tahmin edilmesi ve bu değişikliklerin doğa ve insan
sistemlerine etkilerinin belirlenmesi gerekmektedir. İklim değişikliğine sebep
olan sera gazı emisyonları atmosfere karıştığından, dünyanın herhangi bir
noktasından kaynaklanan emisyon tüm dünyayı
etkilemektedir. İklim değişikliğinin küresel ölçekte oluşturacağı zararlar göz
önüne alındığında, iklim değişikliği ile mücadeleden tüm ülkeler sorumludur. İklim değişikliği
sorununa mevcut ve geçmiş sera gazı emisyonları sebep
olmaktadır. Bu nedenle, her bir ülkenin iklim değişikliği sorunundaki
sorumluluğu, geçmiş dönemler dâhil olmak üzere, tüm dönemlerde ürettiği sera
gazı emisyonu ile orantılıdır. Sorumluluğun tespitinde
geçmişteki emisyonlar ile gelecekteki emisyonlar birlikte göz önüne
alınmalı, ülkelerin farklı sorumluluklarının bulunduğu da göz ardı
edilmemelidir. Sorumluluğun paylaşılmasına yönelik prensiplerin ise
uluslararası seviyede kararlaştırılması gerekmektedir. Çevre alanında sorunların ve çözüm yollarının yerel ve ulusal
sınırları aşan niteliği 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de
gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İnsan ve Çevre Konferansı ile uluslararası
toplumun gündemine taşınmış, 1992 yılında Rio de Janeiro’da
düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı sırasında imzaya
açılan Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi “Rio Üçlüsü” olarak adlandırılmış,
“sürdürülebilir kalkınma” kavramının en önemli yasal dayanakları böylece
oluşturulmuştur. Birleşmiş
Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 9 Mayıs 1992 tarihinde kabul
edildi ama 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girebildi. Çünkü elli beş ülkenin
bu noktada destek vermesi gerekiyordu ve bu ülkelerden sonuncu olarak Rusya’nın
destek vermesiyle bu sözleşme yürürlüğe girmiş oldu. Sözleşme
belirlediği iki ek liste ile ülkeleri gruplara ayırmıştı. İktisadi İşbirliği ve
Kalkınma Teşkilatı (OECD) üyeliği kriterine göre
belirlenen bu gruplardan Ek:1 ülkeleri, sera gazı salınımlarının
azaltılmasına yönelik politika ve önlemlerde öncü rol oynayacaklardı. Ek:2
ülkeleri ise teknoloji transferi ve finansman konularında gelişmekte olan
ülkelere destek verecek gelişmiş ülkelerden göstermekteydi. Sanayileşmiş
ülkelerin iklim değişikliği çerçevesindeki yükümlülüklerini daha sağlam
zeminlerde ve daha ayrıntılı biçimde ele alan belge, 1997 yılı Aralık ayında
Japonya’nın Kyoto kentinde yapılan 3. Taraflar Konferansı’nda kabul edilmiştir.
Bu belge Kyoto Protokolü olarak bilinmektedir. Protokol, temel kuralları
belirlemekle birlikte, bunların pratikte uygulanmasına ilişkin ayrıntılara
girmemiştir. Protokolün
yürürlüğe girebilmesi için sözleşme taraflarından en az elli beşinin bu belgeye
taraf olması gerekiyordu ve bu belgeye 16 Şubat 2005 tarihinde -biraz önce
belirttiğim gibi- Rusya’nın taraf olmasıyla yürürlüğe girmiştir. Protokol
kapsamında, Türkiye ve Beyaz Rusya dışındaki tüm Ek:1 ülkelerini kapsayan ve
ülkelerin 2008-2012 yılları arasında sera gazı salınımlarını
1990 yılına göre sınırlama ya da azaltma konusunda sayısal hedefler almasını
öngören bir Ek:B listesi de hazırlanmıştır. Ülkemiz,
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin oluşturulması aşamasındaki Hükümetlerarası Görüşme Komitesinin New York toplantısında
görüşmeler sonucunda hem Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü üyesi ülkeler ve
ekonomisi geçiş sürecindeki ülkelerle birlikte Ek:1 listesine hem de OECD
ülkeleriyle birlikte Ek:2 listesine dahil edilmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler
İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin eklerinde gelişmiş ülkeler arasında
değerlendirilmesinden ötürü sera gazı emisyonlarını 2000 yılına değin 1990 yılı
düzeyine indirmek ve gelişme yolundaki ülkelere mali ve teknolojik yardımda
bulunmak gibi yükümlülükleri yerine getiremeyeceği gerekçesiyle, Birleşmiş
Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Rio görüşmeleri sırasında
imzalamamış ve sonrasında da taraf olmamıştır. Daha sonra,
Türkiye’nin Ek:2’den çıkarak İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne bir Ek:1 ülkesi olarak taraf olma
önerisi, 2001 yılında Fas’ın Marakeş kentinde yapılan
7. Taraflar Konferansı’nda dile getirilmiş ve ilgili yardımcı organ tarafından
ele alınmıştır. Türkiye’nin bu önergesi, konferansın genel kurulunda görüşülerek
oy birliğiyle kabul edilmiştir. Türkiye, 2004
yılının Mayıs ayında 189’uncu taraf olarak Sözleşme’ye katılmış ve Sözleşme
kapsamındaki yükümlülüklerinden olan İklim Değişikliği I. Ulusal Bildirimi’nin
2007 yılının Ocak ayında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi Sekreteryasına da sunmuştur. Türkiye, 1997
yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında
imzalanan ve 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü’ne taraf değildir.
Hiç kuşkusuz bunun en önemli nedeni, mevcut sistem içerisinde -OECD üyesi
olmasından dolayı- Ek:1 listesine dâhil edilen Türkiye’nin Protokol’e taraf
olması durumunda 2012 sonrası sistemde gelişmiş ülkelerle beraber sayısal azaltım yükümlülüğü almak durumunda kalabilecek olmasıdır.
Gayrisafi millî hasılası, toplam dış borcu, insani kalkınma endeksi, kişi
başına emisyon, gelir ve enerji tüketimi değerleri
gibi kriterler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin gelişmekte olan bir
ülke olduğu tartışılmaz. Ayrıca, gerek tarihsel sorumluluğunun
yüksek seviyede olmaması gerekse kişi başına salım oranı açısından dünya
sıralamasında bazı Ek:1 dışı ülkelerden bile daha alt seviyede yer almasından
dolayı ülkemizin sayısal bir azaltım hedefi alması
hem Sözleşme’nin “Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesine
aykırılık oluşturmakta hem de ekonomik kalkınma haklarımız açısından
olumsuzluklar içermektedir. Türkiye'nin
ortalama hava sıcaklıklarında küresel sıcaklıklardaki değişimlere benzer olarak
genel anlamda bir artış eğilimi söz konusudur. Bu eğilimler Türkiye'nin batı ve
güney bölgelerinde belirgin olarak kendini göstermektedir. Devlet Meteoroloji
İşleri Genel Müdürlüğünün seçilmiş elli yedi istasyonuna ait 1952-2006
döneminde gözlenen aylık ortalama sıcaklık analiz sonuçlarına göre, özellikle
ilkbahar ve yaz mevsimi olmak üzere Türkiye'nin ortalama hava sıcaklıklarında
1990'ların sonlarından itibaren gözlenen artış dikkat çekicidir. Sıcaklıklardaki
ısınma eğilimlerinde Türkiye’deki şehirleşmenin etkisi büyüktür. Şehirleşme,
şehir ısı adalarının yani şehirlerde çevrelerine göre daha sıcak alanların
oluşmasına yol açmaktadır ve küresel ısınma çalışmalarında kullanılan
meteorolojik ölçümlerin yapıldığı istasyonları kapsaması nedeniyle de önem arz
etmektedir. Türkiye'de son
yıllarda yaşanan sel ve kuraklık gibi bazı ekstrem
hava olaylarının nedeni olarak doğrudan küresel ısınma gösterilmektedir.
Kuraklık, yağışların kaydedilen normal seviyelerinin önemli ölçüde altına
düşmesi sonucunda arazi ve su kaynaklarının olumsuz etkilenmesine ve hidrolojik
dengenin bozulmalarına sebep olan doğal olay olarak tanımlanabilir. Ülkemizde
kuraklık, yıllar genelinde bir yıl aralıklarla, bazen de seyrek olarak iki
yılda bir görülmektedir. 2007 yılı, genel olarak yağış azlığına bağlı, kurak
geçmiştir. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün hazırladığı 2007 yılı
kuraklık dağılımına göre, Edirne, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Niğde,
Kayseri, Tokat, Amasya, Mersin illeri civarıyla Doğu Karadeniz ve Doğu
Anadolu’nun kuzey bölümleri dışında kalan ve Türkiye’nin yaklaşık üçte 2’sine
karşılık gelen alanlar kurak bir yıl yaşamıştır. 2007 yılında yaşanan su
sıkıntısında, o yıl ülkenin büyük bölümünde yağışların normallerin altında
gerçekleşmiş olması kadar, önceki yıllarda gözlenen yağış azlığının da etkisi bulunmaktadır.
Tüm bu sorunların
çözüme ulaştırılması konusuyla ilgili olarak da, önemli çalışmalar yapılması ve
bunların kamuoyu tarafından ve yetkililer tarafından da görülmüş olması ayrıca
bizim açımızdan çok sevindiricidir. Türkiye’nin, sera
gazı emisyonlarının azaltılması konusunda Sözleşme
kapsamında herhangi bir sayısal azaltım yükümlülüğü
olmadığı hâlde, tüm sektörlerde kapsamlı çalışmalar başlatılmış, gerekli
mevzuat çalışmalarına hız verilmiş, bu çerçevede, Çevre Kanunu, Enerji
Verimliliği Kanunu, Yenilenebilir Enerji Kanunu ve bunlara bağlı alt mevzuat
yürürlüğe girmiştir. Araçlarda
kullanılan yakıt kalitesinin iyileştirilmesi ve biyoyakıtların
kullanılması, yeni teknoloji ürünü motorlara sahip taşıtların kullanılması,
eski araçların trafikten çekilmesi, büyük şehirlerde toplu taşımacılığın
teşviki ve metro ve hafif raylı sistemlerin
kullanımının hızla yaygınlaştırılması, hızlı tren hatlarını ihtiva eden
demiryolu ağının artırılması ve iyileştirilmesi ulaştırma sektöründe önemli
uygulamalar olarak görülmektedir. Sanayi
sektöründe, başta çimento ve demir-çelik tesisleri olmak üzere enerji
verimliliğinin artırılması, daha kaliteli yakıtların ve alternatif yakıtların
kullanımı yönündeki çalışmalar da başlatılmıştır. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; küresel ısınmanın etkileri ve
su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konulu Meclis araştırması komisyonunun
çalışmaları ve düzenlenen komisyon raporu hakkında genel bilgiler içeren
konuşmamı bitirirken, bize olduğu kadar bizden sonraki kuşaklar için de önemli
bir kaynak teşkil edeceğini düşündüğüm bu raporun hayırlı olmasını ve raporda
geniş bir şekilde yer alan önerilerin de ilgili tüm kurum, kuruluş ve
yetkililerce, hatta toplumumuzu oluşturan tüm bireylerce dikkate alınmasını
temenni ediyorum. Yüce Meclisinizi
saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sarıçam. Komisyon adına,
Başkan, Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk. Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) (10/1, 4, 5, 7,
9, 10, 11, 13, 14, 15, 16, 17) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU
BAŞKANI MUSTAFA ÖZTÜRK (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel
ısınmanın etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimiyle ilgili Meclis
araştırma raporu tamamlanmış durumdadır. On iki adet araştırma
önergesi verilmiş, bu önergeler tek tek Meclis
araştırma raporuna birleştirilerek tek rapor hâline getirilmiştir. Komisyonumuz on
üç adet toplantı yapmış, bu toplantılarda 37 adet ilgili kurum, kuruluş, sivil
toplum örgütü ve uzman kişileri dinlemiştir. Yine Komisyonumuz
çeşitli bölgelerde incelemelerde bulunmuş, Konya, Uşak, Kütahya, Edirne,
Tekirdağ, Sakarya, Hatay, Şanlıurfa gibi bölgelerde. Bu bölgeler incelenirken
özellikle kuraklık bakımından önemli olan bölgeler, atık su bakımından önemli olan
bölgeler, yer altı suyu bakımından önemli olan bölgeler, ormanlaşma ve
ormansızlaşma bakımından önemli olan bölgeler, jeotermal kaynaklar bakımından
önemli olan bölgeler incelenerek bu bölgelerde incelemeler yapılmış. Yani biraz
önce Cumhuriyet Halk Partili arkadaşımızın konuşmasında değindiği gibi “Benim
bölgemden niye hiç bahsetmediniz?” değil, Türkiye’nin genelindeki bölgelerden
incelemeler yapılmış. Yani bir Konya bölgesi kuraklık bakımından incelenmiş,
bir Ergene havzası su, kirlilik bakımından incelenmiş. Aynı konu zaten Gediz’de
var. Zaten Gediz’de olduğu için aynı bölgeye tekrar tekrar
gidilmesine de gerek görülmemiş, yani rapora o bölgenin detaylı olarak konusuna
girilmemiş. Türkiye’nin su yönetimi nasıl olmalı? Suyla ilgili bir yönetimde
sıkıntısı var, çok başlı bir yönetim var diyoruz. Bunu nasıl yönetmeliyiz,
özellikle küresel ısınmanın etkisi gün geçtikçe etkili olduğu bir devrede bu
konuyu nasıl yönetmeliyiz, atık suyu nasıl yönetmeliyiz, içme suyunu nasıl
yönetmeliyiz, tarımda suyu nasıl yönetmeliyiz? Hazırlanan raporun özüne
bakıldığı zaman görülecek ki çok başlılık yönetiminden entegre
havza bazında su yönetimi oluşturulmalıdır diyoruz, on yedi kuruma yakın
kurumun yönetiminde olan suyun artık merkezde bir yönetimde, yerelde ise bir
yönetimin emrinde olmalıdır diyoruz. Yoksa filan ilin filan ilçesinin filan
mahallesinin sorunlarına bu raporda yer vermedik. Ülkenin genel suyuyla ilgili
sorunlarının üzerinde özellikle yer verdik. Bu raporda yine
özellikle şunun üzerinde yoğun olarak durmak istiyoruz: Atmosfere her yıl 7,9
milyar ton karbon atılmakta. Bunun 4,6 milyar tonu ormanlar, bitkiler,
denizler, sulak alanlar tarafından tutulmaktadır, yutak alanlar tarafından
tutulmaktadır. Her yıl atmosferde ise 3,3 milyar ton karbon kalmakta, yani her yıl
atmosferde karbondioksit, metan gazı, diazot monoksit
seviyesi sürekli olarak artmakta. Bunlar ise yeryüzünün ısınmasına neden
olmakta. Yeryüzü bugün 0,74 derece ısınmış durumdadır. Önümüzdeki 2050 yılına
kadar ortalama 2 derece sıcaklığın artacağı beklenmektedir. Özellikle sera
gazından birinci derecede sorumlu ülkeye baktığımız zaman… Yüzde 27,9 atmosfere
atılan karbondioksit, 2004 yılında 49 milyar ton karbondioksit eşdeğeri gazdır.
Bunun yüzde 29,7’si Amerika Birleşik Devletleri tarafından atılıyor, bunun
yüzde 27’si Avrupa
Birliği tarafından atılıyor, yüzde 8,2’si Rusya, yüzde 7,2’si Çin, yüzde 4,1’i
Japonya, binde 4’ü ise Türkiye tarafından atılıyor. Binde 4’ü, dikkat edin.
Bizim ülkemizde bazı kuruluşlar çıkıyor, diyor ki: “Türkiye’de termik santral
kurulmasın. Türkiye’de şu santral kurulmasın. Türkiye’de bunlar yapılmasın.”
Türkiye dünyanın enerji fakiri bir ülkesidir, önemli enerji fakiri bir
ülkesidir. Kişi başına enerji tüketiminde 2.100 kilovat saat elektrik enerjisi
tüketimimiz var. Bu raporda bunlar detaylı olarak verilmiştir. Yanımızda, hemen
yanımızdaki Yunanistan’ın kişi başına elektrik enerjisi tüketimi 5.600 kilovat
saat. Türkiye’nin, Yunanistan seviyesine gelmesi için yaklaşık olarak 200
milyar doların üzerinde yatırım yapması lazım. Türkiye enerjiyi doğru ve
verimli kullanacak ama yeni enerji kaynaklarının yatırımına da girecek.
Diyorlar ki: Türkiye rüzgâr enerjisine girsin, sıfır karbondioksit emisyonlu. Maksimum, siz, yüzde 10, yüzde 15 yapabilirsiniz,
bunun etütleri, incelemeleri yapıldığı zaman, şu andaki teknolojiyle. Elli sene
sonraki teknolojiyi bilmiyoruz. Bunu özellikle söyleyeyim. Rüzgâr enerjisiyle
ilgili Türkiye’nin potansiyeli bugünkü teknolojiye göre yaklaşık yüzde 15,
ürettiğimiz enerjinin ancak yüzde 15’i. Dolayısıyla, dünyayı biz karbondioksit
olarak kirletmiyoruz. Dünyayı kirletmediğimiz hâlde o ülkeler geliyor, bazı
sivil toplum örgütleri bize geliyorlar, akıl veriyorlar. Önce diyoruz kendi
ülkendeki pisliği temizle. Bu sadece o ülkenin sorunu da değil, yanlış anlaşılmasın,
bu dünyanın sorunu. Bu problemi çözmek için bugün atmosfere attığımız
karbondioksitin atmosferde bozulma süresi elli ile altmış yıl. Yani bugün
çözümlere başlamazsak yarın bununla ilgili geç kalmış oluruz. Bunu da özellikle
belirtmek istiyorum. Küresel ısınmayla
ilgili ne olacak önümüzdeki yıllarda? Seller artacak. Sel artarsa ne olur?
Artsın sel. Evet, bir kere, sel arttığı zaman su şebeke sistemi baştan sona
tahrip olacak, tarımsal alanlar ciddi şekilde tahrip olacak, tarımdan sağlıklı
ürün almanız mümkün olmayacak noktaya gelecek. Bir yanda anormal yağışlar
olacak -ki Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi’nde ciddi yağışlar bekliyoruz
önümüzdeki dönemlerde, yirmi, otuz yıllık periyotta-
ama Akdeniz Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de
yağışlarda azalma olacak. İşte tarımda buna göre ne gibi çözümler üretmemiz
lazım, bu raporda detaylarıyla var. Altını özellikle
çizerek söylüyorum: Su kaynaklarımızın doğru yönetimi için özellikle suda ne
gibi yönetim sistemi oluşturmamız lazım? Su kanununun detaylı olarak altbaşlığı bu raporda var, detaylı olarak verdik burada;
nasıl bir yönetim oluşturulmalı, bunları detaylı olarak raporda zikrettik. Yine, özellikle
önümüzdeki dönemde, biliyorsunuz, küresel ısınmayla birlikte yağış rejiminde
değişmenin yanında çok ciddi olumsuzluklardan biri de kar yağışlarında ciddi
azalmalar oluyor. Kar yağmaması demek su kaynaklarının tutulmaması demektir. Su
tutulmadığı zaman sizin kaliteli suyu temin etmeniz ve bunları sağlıklı noktaya
ulaştırmanız mümkün değildir. Bugün Finlandiya, bugün İsveç, bugün Norveç gibi
ülkeler düne kadar kayakçılıktan para kazanırken bugün bu ülkeler bas bas bağırıyor, kar yağmıyor, suni karlar yapıyorlar.
Dünyayı ciddi şekilde bu konu tehdit ediyor. Bu konuyu çözmek için, benim bölgem-senin
bölgen değil, ülkenin problemini çözmek için el birliğiyle -ben bunu özellikle
söylüyorum- iktidarından muhalefetine varıncaya kadar bütün
milletvekillerimizle beraber böyle bir dostane, bir samimiyet, bir birlik
beraberlik içerisinde bu çalışma yapıldı. Bunu özellikle belirtiyorum. Hiç
kimseden… Muhalefetse muhalefetliliğini söyle dedik, orada bu rapora
detaylarıyla yansımalarını gösterdik. Çünkü bu sorun Türkiye’nin sorunu. Bunu
çözmemiz için el birliğiyle çalışmalar yapmamız gerekiyor. Peki, Türkiye’de
sanayide ne yapmamız lazım? Ana başlıklar olarak yapmamız gerekenler üzerinde
de duracağım. Sanayide enerji yoğun bir sanayicilik var bizde. Hem enerjiyi
ithal ediyoruz hem de enerji yoğun bir sanayicilik yapıyoruz. Nedir? Demir çelik sanayisi. Nedir? Çimento sanayisi. Artık buna
dur dememiz lazım. Çünkü ithal ediyoruz. Neyi? Enerjiyi. Önemli miktarda
enerjiyi dışarıdan ithal ediyoruz. Buna dur dememiz lazım, enerji yoğun olmayan
sanayiye geçmemiz lazım. Birincisi bu. İkincisi:
Özellikle bizde araçlar yaşlandıkça vergi düşüyor. Yani “Fazla yakıt tüket ey
araç, vergiyi az alalım senden.” diyoruz. Bu fevkalade yanlış
bir model, dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan bir sistem. Araçlar
yaşlandıkça, yakıt tüketimi arttıkça vergi de ona göre makul olacak. Makul bir
vergi sistemi olması gerekiyor. Yine enerjide,
özellikle ülkemizde başta rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, biyokütle,
nükleer enerji olmak üzere… Altını çizerek söylüyoruz iktidarıyla
muhalefetiyle: “Çevresel tüm kaygıları gidermek kaydıyla nükleer enerji bu
memlekette kurulmalı.” Ama nükleer enerji de Türkiye’nin enerji sorununu çözer
diye bu raporda bir şey de demedik. Yüzde 7 maksimum, maksimum yüzde 7’sini
çözecek Türkiye’nin, enerji konusunda katkı sağlayacak. Yine özellikle bu
çalışmada biz, ağaçlandırmanın ciddi şekilde teşvik edilmesi, geliştirilmesi
gerektiğinin üzerinde duruyoruz. Çevre ve Orman Bakanlığımız zaten bu konuda
ciddi bir şekilde çalışmalar yapıyor. Bu çalışmaların devam ederek… Başta Sayın
Bakanımız olmak üzere ilgili tüm kurum ve kuruluşlara bu noktada teşekkür
ediyoruz ve çalışmalarında da başarılar diliyoruz. Yine özellikle en
fazla enerji tükettiğimiz alanlardan birini de değerlendirdiğimiz zaman yer
altı su kaynaklarımızda ciddi düşüşlerin olduğunu görüyoruz. Bu yer altı su
kaynaklarımızda da mutlaka gerekli önlemleri almamız gerekiyor, tarımda vahşi
sulamaya mutlaka son vermemiz gerekiyor; mutlaka tarımda basınçlı sulamaları
daha cazip hâle getirecek sistemleri kurmamızda yarar olduğu düşüncesindeyiz. Yine bu çalışmamızda
ulaşımda özellikle kara yolu taşımacılığının ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Kara
yolu taşımacılığından deniz yolu ve demir yolu taşımacılığına da geçilmesinde
ciddi yararlar olduğunu, enerji tüketimi açısından faydalı olduğunu görüyoruz. Son olarak, özellikle
Kyoto’yla ilgili kanun sözleşme taslağının bir an önce Meclisimize gelerek
görüşülmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu sözleşme taslağı Meclisimize geldiği
zaman önümüzdeki süreçte, özellikle 2008 yılının sonunda Polonya’da yapılacak
toplantıya Türkiye'miz aktif olarak katılacak. Türkiye'nin üzerine hiçbir
yükümlülük Kyoto’dan dolayı gelmiyor. Bunu da özellikle
belirtir, hepinizi saygıyla selamlarım. Sağ olun, var olun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Öztürk. Hükûmet adına Çevre ve
Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Çok Değerli
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle hepinizi en kalbî şekilde
selamlıyorum, saygılarımı arz ediyorum. Son dönemde dünya
ve ülke gündeminde olduğu gibi yüce Meclisimizin de önemle üzerinde durduğu
küresel ısınma ve iklim değişikliği konusu hem Meclis araştırma komisyonu
tarafından dikkatle incelenmiş hem de çeşitli oturumlarda tartışmaya
açılmıştır. Küresel ısınma, iklim değişikliği ve kuraklıkla mücadelenin önemine
binaen, Türkiye Büyük Millet Meclisinde hemen hemen
bütün siyasi partilerin katılımıyla iklim değişikliği araştırma komisyonu
kurulmuş olması ve konunun çok detaylı bir şekilde incelenmiş olması
Bakanlığımca da takdir edilen bir husustur. Onu özellikle belirtmek istiyorum.
Bundan dolayı, başta Komisyon Başkanımız olmak üzere, bu çalışmada emeği geçen
bütün komisyon üyelerine, önerge sahibi milletvekillerimize, komisyon
çalışmalarına katkı sağlayan kamu kurum ve kuruluşlarına ve sivil toplum
kuruluşlarına teşekkürü bir borç biliyorum. Biz de sizlere bu konuyu “efradını
cami ağyarını mâni” vecizesine uygun olacak şekilde bir kitapçık hazırladık ve
sizlere bu kitapçığı arz ettik. Bütün bu bilgileri, ayrıca kitapçığın arkasında
CD var, oradan da detaylı bir şekilde görmek mümkündür. Esasen, tabii, daha
önceki dönemde de böyle bir komisyon kurulmuştu. Ben de o zaman DSİ Genel
Müdürü iken komisyona bu konuda, su kaynaklarının nasıl yönetilmesi konusunda
yaklaşık dört beş saat süren bir bilgi arz etmiştim. Gerçekten o komisyon da
çok iyi bir şekilde çalıştı. Ben, geçmişte bu komisyonun başkanlığını yapan
Profesör Doktor Adem Baştürk’e
ve diğer komisyon üyelerine de teşekkürü bir borç biliyorum. Değerli Başkan,
muhterem arkadaşlarım; iklim değişikliği bugün dünyada karşılaştığımız, küresel
ölçekte en büyük meselelerden birisi olarak ifade edilmektedir. Bugün gelinen
nokta itibarıyla iklim değişikliği, fiziksel ve tabii çevre, şehir hayatı,
kalkınma ve ekonomi, teknoloji, insan hakları, tarım ve gıda, temiz su ve
sağlık olmak üzere hayatımızın her safhasını etkilemekte ve yönetimlerin bu
konularda çözüm çabalarını artırmalarını mecburi kılmaktadır. Atmosferdeki
karbondioksit ve öteki sera gazı birikimlerinde Sanayi İnkılabı’ndan
sonra başlayan hızlı büyüme temayülüne paralel olarak, küresel ortalama yüzey
sıcaklıklarında belirgin bir artış eğilimi gözlenmektedir. Başbakanımız Sayın
Recep Tayyip Erdoğan’ın defaten belirttiği gibi Türkiye, Birleşmiş Milletler İklim
Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri
doğrultusunda bir yandan kalkınmasını sürdürürken diğer yandan iklim
değişikliğinin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik yürütülen küresel
mücadelede yerini almayı hedeflemektedir. Nitekim, bu
sözleşmeye 24 Mayıs 2004 tarihi itibarıyla taraf olan ülkemiz ayrıca Kyoto
Protokolü’ne de taraf olmak için gerekli adımı atmış ve konu Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemine gelmiş bulunmaktadır. Değerli
milletvekili arkadaşlarım, sizlere iklim değişikliği tesirleriyle alakalı
tahminler ve ülkemizin bu konudaki çalışmaları hakkında bazı kısa bilgiler arz
etmek istiyorum. Küresel iklim
modellerinin ülkemizle alakalı neticelerine göre, Türkiye’yi içine alan
bölgelerde, yağışlarda bazı bölgelerde yüzde 20 civarında bir azalma
beklenmektedir. Yağışla buharlaşmanın arasındaki farkın yüzde değişimine
bakıldığında, Türkiye’nin kuzeyinde, bilhassa Doğu Karadeniz Bölgesi’nde
artışlar beklenmektedir. Yani bu bölgelerde normale göre, uzun dönem ortalamalara
göre daha fazla bir yağışın olacağı beklenmektedir. Tabii, su
potansiyeli açısından kar yağışları çok önemlidir. Kar değerinde de yani kar
suyu eşdeğerinde, Doğu Anadolu Bölgesi’nin yüksek bölümlerinde ve Karadeniz’in
dağlarının doğu kısımlarında 20 santimetreye ulaşan bir azalma olacağı
beklenmektedir. Bu, tabii, Dicle ve Fırat nehirlerindeki akışların bir miktar
azalacağı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bu yüzden suyumuzu çok dikkatli bir
şekilde kullanmamız ve tasarruf etmemiz gerektiği açıktır. Bilindiği üzere
iklim değişikliği konusunda atılan en önemli uluslararası adım ülkemizin de
imza attığı İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’dir. Sözleşme çerçevesindeki
çalışmaların tespiti maksadıyla 2004 yılında Çevre ve Orman Bakanlığının
başkanlığında İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu yeniden yapılandırılmış ve
kurul bünyesinde sekiz tane komisyon, çalışma grubu oluşturulmuştur. İklim
değişikliğiyle mücadelede Türkiye eşitlik temelinde ortak fakat farklı
sorumluluklar ilkesi ve kendi kabiliyetleri doğrultusunda gayret
göstermektedir. Bu hususta alınan tedbirler, başta enerji olmak üzere, ulaşım,
sanayi, ziraat, atık yönetimi ve arazi kullanım değişikliği ile ormancılık
sektörlerinde yoğunlaşmaktadır. Ben bu enerji
konusunda atılan adımları çok kısa olarak, zamanım sınırlı olduğu için
özetlemek istiyorum: Enerji, tabii ki
bugün sera gazı emisyonları bakımından kilit
sektörlerden birisidir. Enerji sektöründe alınan tedbirlerin bazılarını kısaca
arz ediyorum: Bir kere hidroelektrik potansiyelinin hızla kullanılmasına gayret
edilmektedir, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının
artırılması söz konusudur. Nitekim rüzgâr enerjisinden bahsedildi. Enerji
verimliliği, yakıt kalitesinin iyileştirilmesi, termik santrallerin rehabilitasyonu ve nükleer enerji güç santrallerinin
kurulması noktasında birtakım çalışmalar yapılmaktadır bilindiği üzere.
Özellikle hidroelektrik enerji potansiyeli konusunda bilindiği üzere Yenilenebilir Enerji Kanunu ve bu Kanun’a ve EPDK Kanunu’na
istinaden Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği devreye girmiştir, yürürlüğe
girmiştir. Az önce de belirtmiştim konuşmamda. Bu çerçevede, özellikle 6 Ekim
2008 tarihi itibarıyla özel sektör müracaatları 1.497’ye yükselmiş ve bu
sebeple 21.384 megavatlık bir potansiyele müracaat edilmiştir. Böylece takriben
15 milyon dolarlık bir yatırım Türkiye’de hidroelektrik enerji yatırımları
çerçevesinde özel sektör tarafından gerçekleştirilecektir. Ulaşım açısından
da ulaşım sektöründe alınan tedbirleri ise kısaca belirtirsek: Araçlarda
kullanılan yakıt kalitesinin iyileştirilmesi, biyoyakıtların
kullanılması, toplu taşımın yaygınlaştırılması, eski araçların trafikten
çekilmesi, yük taşımacılığında demir yolu ve deniz yollarının kullanımına
ağırlık verilmesi, hızlı tren hatlarını da içeren demir yolu ağının artırılması
ve iyileştirilmesi önemli miktarda sera gazı emisyonunu
önleyecektir diye düşünüyoruz. Bir misal olarak, Asya ve Avrupa yakasını
birbirine bağlayacak olan İstanbul Boğazı Marmaray
Tüp Geçit Projesi’yle yılda 130 bin ton karbondioksidin
atmosfere verilmesi önlenecektir. Bilindiği gibi, Sayın Başbakanımız da en son
iki tane tüpün yerleştirilmesi vesilesiyle Üsküdar’ Sanayi olarak da
sanayi sektöründe başta çimento ve demir-çelik tesisleri olmak üzere
enerjilerinin artırılması, daha kaliteli yakıtların kullanılması ve alternatif
yakıtların kullanımı yönünde çalışmalar başlatılmıştır. Arazi kullanımı
konusunda da, Çevre ve Orman Bakanlığı olarak 2002 yılında yüzde 5 seviyesinde
olan 1/100.000’lik çevre düzeni planlarında şu anda yüzde 60’lar noktasına
yaklaşmış bulunuyoruz. Atık yönetimi
konusundan da kısaca bahsetmek istiyorum. Atıkların kaynağında azaltılması,
geri kazanılması, düzenli depolama alanlarının artırılması, deponi
gazının enerjiye dönüştürülmesi çalışmaları yaygınlaştırılmaktadır. Bu maksatla
2008-2012 yıllarını kapsayan bir katı atık eylem planı hazırlanmıştır. Zirai konularda
da iklim değişikliğinin ülke tarımı üzerine etkilerinin belirlenmesi
çalışmalarına da başlanmıştır. Tarımsal kuraklıkla mücadele için Tarımsal
Kuraklık Yönetim Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur. Bununla ilgili detayları
geçiyorum. Özellikle,
bilindiği üzere, iklim değişikliğiyle mücadelede bir diğer önemli husus da
yutak alanı olarak tabir edilen sera, özellikle orman alanlarının ve meraların
artırılması, sulak alanların artırılmasıdır. Şunu iddia ediyoruz biz:
Türkiye’de orman varlığı hem miktar olarak hem de alan olarak artmaktadır. Son
yıllarda orman alanlarımız 1 milyon hektar artmıştır. Ayrıca miktar olarak
bakın şunu da şey yapayım: 1970 yılında 936 milyon metreküp olan orman miktarı,
2004 yılında bu servet 1 milyon 288 bin metreküpe yükselerek ağaç servetimiz
352 milyon metreküp artmıştır. Bu gerçekten önemlidir. Bilhassa, malum olduğu
üzere bütün vatandaşlarımızın, kamu kurum kuruluşlarının desteğiyle
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Eylem Planı çerçevesinde bir seferberlik
başlatılmıştır ve bu seferberlik çerçevesinde 2012 yılı sonuna kadar 2,3 milyon
hektarlık bir alan ağaçlandırılacaktır. Ayrıca fidan üretimi konusunda da büyük
bir gelişme sağlanmıştır. 2012 yılında 117 milyon olan fidan üretimimiz -yılda-
2008 yılında 400 milyona çıkarılmıştır. BAŞKAN – Sayın
Bakan, bir saniye. Çalışma süremiz 21.00’de bitiyor. İki buçuk dakikanız var, konuşmanızı
ona göre ayarlarsanız... ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hemen toparlıyorum efendim. Su kaynakları
açısından… Tabii, ben aslında detaylı bir konuşma hazırlamıştım ama hakikaten
vaktinizi de zorlamak istemiyorum. Çünkü bu saatte… Ancak özellikle ben
satırbaşlarıyla… Baraj ve
göletlerin tamamlanmasına hız veriyoruz. Zirai sulamada tamamen iptidai sulama
sistemlerini terk ettik, modern sulama sistemlerine geçtik. Nitekim geçmişte
yüzde 5 nispetinde olan modern kapalı basınçlı sulama sistemlerini
projelerimizde yüzde 70-75’e çıkardığımızı özellikle belirtmek istiyorum. GAP,
KOP, DAP gibi projeler başladı. Havzalar arasında su aktarmayla ilgili
gerçekten boşa akan suları ülkemize kazandırıyoruz, sulama maksadıyla, içme
suyu maksadıyla kazandırıyoruz. Nitekim, Göksu
Nehri’yle alakalı bir milletvekilimizin belirttiği hususla ilgili açıklama
yapacaktım ama kendisine elden vermek istiyorum. Az önce bir hesap yaptım.
Normal, bizim Göksu Nehri’nde, Silifke’de ortalama yılda 3,8 milyar metreküp
suyumuz var. Bunun 2,4 milyar metreküpü Konya hudutları içinden kaynaklanıyor.
Bunun sadece 414 milyon metreküpünü alıyoruz ki bu taşkınları önlemesi, Mut
Ovası sulaması gibi sulamalarda kullanılması dışında gene de denize akacak
miktarda su var. Entegre su yönetimine geçtik. Bilhassa şunu
söylemek istiyorum: Az önce de ifade edildiği gibi, su yönetiminde çok
başlılığın önlenmesi maksadıyla, Başbakanımız, bildiğiniz üzere, bir teklifle
DSİ Genel Müdürlüğünü de Çevre ve Orman Bakanlığına bağlamıştır. Böylece su
yönetiminde çok başlılık büyük ölçüde önlenmiştir. Yetkilerin büyük bir kısmı DSİ’de toplanmak üzeredir. Keza içme suyu
eylem planı yapılmıştır. BAŞKAN – Süre
doldu, selamlarsanız… ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hayhay, selamlıyorum. Netice olarak ben
şunu söylemek istiyorum, size ilettiğim kitapçıkta çok detayı var: Bizlere
emanet edilen bu vatanın daha yaşanabilir bir çevreye kavuşmasını sağlamak için
birlikte gayret ederek, aziz milletimizin daha güzel bir çevrede yaşamasını ben
gönülden diliyorum. Hepinize
saygılarımı sunuyorum efendim. Çok teşekkür
ediyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Çalışma süremiz
dolmuştur. Küresel ısınmanın
etkileri ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi konusunda kurulmuş bulunan Meclis araştırması
komisyonu raporu üzerindeki genel görüşmeye devam etmek ve alınan karar
gereğince kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 15 Ekim 2008
Çarşamba günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati: 21.00 |
|