31 Temmuz 2008 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap GÜLPINAR

KÂTİP ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Murat ÖZKAN (Giresun)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 138’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Uşak ilinin ekonomik ve sosyal sorunları hakkında söz isteyen İzmir milletvekili  Oktay Vural’a aittir.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Uşak ilinin içinde bulunduğu sorunları dile getirmek üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Ege Bölgemizin bu güzel kentinin bu sorunları Uşak İl Başkanımız Sayın İbrahim Cevher ve beraberinde gelen mesleki ve sivil toplum örgütleri temsilcilerinin Uşak ilinin sorunlarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde dile getirilmesini teminen bize tevdi ettikleri dosyada yer alan sorunları sizlerle paylaşmak için söz aldım. Bu vesileyle, size, Uşak milletvekillerine ve sevgili Uşaklılara selamlarımı iletiyorum. Tabii, Milliyetçi Hareket Partisinin Uşak’ta bir milletvekili olmadığı için Milliyetçi Hareket Partisinin 70 milletvekili de Uşak’ın sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde dile getirmek üzere gayret sarf etmektedir, Grup Başkan Vekili olarak bu sıfatla söz aldım.

Aslında Uşak’ın sorunlarıyla ilgili, bakıldığı zaman, bir tek yazılı soru önergesine muhatap olmuş, bu da  altın madeniyle ilgili. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Uşak ilinin içinde bulunduğu sorunların çözümüne yönelik bir araştırma önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduk. Gerçekten, Uşak, Ege Bölgemizin bu güzel kenti, aslında son derece müteşebbis insanların yaşadığı bu kent, ilk sanayi kuruluşunun, özel sektör kuruluşlarının 1905 yılında gerçekleştirdiği bu müteşebbis kentin ekonomik kalkınmasının da sanayiye ve bu müteşebbis insanların motor gücüyle devam ettiğini dikkate aldığımızda, bu kentte kamu eksenli bir yatırım hamlesi olmadığını dikkate aldığımızda, gerçekten bu sorunların çözümünün dile getirilmesi son derece önemli.

Birkaç tane konuyu dile getirmek istiyorum: Öncelikle, Uşak ekonomisinin içinde bulunduğu bu sorunla beraber organize sanayi bölgesinin, gelişmekte olan organize sanayi bölgesinin birtakım sorunları var. Organize sanayi bölgesinde özellikle elektrikle ilgili sağlanan desteğin geç alınması önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık yedi sekiz ay sürmektedir. Bu da finansman açısından bu bölgede önemli bir problemin ortaya çıktığını göstermektedir.

Diğer taraftan da burada özellikle parsellerin, yeni organize sanayi bölgesinde oluşturulan bu parsellerin dağılımında yeterince bir inisiyatif oluşmadığı gözüküyor. Milliyetçi Hareket Partisi olarak sanayi  ve üniversite iş birliğinin geliştirilebileceği en önemli bölge olan Uşak’ta dolayısıyla sanayinin gelişmesi açısından, aynı zamanda üniversitenin de sorununun çözülmesi gerekiyor. Maalesef üniversite 2006 yılında kurulmuş olmasına rağmen yerleşkeyle ilgili, kampus alanıyla ilgili, orman bölgesi olmasından dolayı sorun devam etmektedir. Bir an önce bu sorunun çözülmesi gerekiyor. Bu binalar Orman Bakanlığı… Orman alanı içerisinde olan bu binalarla ilgili bu hukuki durumun bir an önce giderilmesi talep edilmektedir.

Ayrıca, şehir merkezinde Güzel Sanatlar Fakültesine tahsis edilmiş binalar var. Maalesef belediyeye devredilmiştir. Bu konuda da bu binaların üniversiteye tahsisi konusunu gündeme getirilmesi istenmiştir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, diğer taraftan Uşak iline bakıldığı zaman KÖYDES ve BELDES programları çerçevesinde aldığı payların giderek düştüğüne şahit olunmaktadır. KÖYDES çerçevesinde 2005 yılında yüzde 1,49 pay alınırken 2007 yılında 0,79’a düşmüş, 2008 yılında da 0,64’e düşmüştür. BELDES çerçevesinde de desteklenen belediye sayısına baktığımız zaman, açıkçası belediye sayısında bir değişiklik olmamış ancak ödenek konusunda 0,7’den 0,6’ya düşmüş gözükmektedir. Teşvik belgeli yatırımları dikkate aldığımız zaman, 2004 yılında bu teşvik belgeli firma sayısı 39’iken, bugün, 2007 yılı itibarıyla bakıldığı zaman, 14’e düşmüştür.

Dolayısıyla, Uşak’ın bu sorunlarının yanında bir de hayvancılıkla ilgili bir sorunu vardır. Organize hayvancılık bölgesinin kurulmasıyla ilgili çalışmalar son safhaya getirilmiş olmasına rağmen tamamlanmamış olması, açıkçası Uşak’ta bir talebi yükseltmiştir. 3’üncü pilot bölge uygulaması olarak altyapısı kurulmuş ve hazır olan bu bölgenin Uşak’ta kurulması istenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural, devam ediniz efendim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Uşak’ın gerçekten son derece müteşebbis insanları vardır. Kamuya ihtiyaç olmadan, özellikle özel sektör ağırlıklı bir ekonomik kalkınmayı gerçekleştiren bu bölgenin sorunlarını bu vesileyle gündem dışı bir konuşmayla da olsa dile getirme fırsatı buldum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak Uşak ilinin bu sorunlarının bir Meclis araştırması yoluyla gündeme getirilmesine ilişkin önergemiz Meclis gündeminde yerini almıştır. Bunun da görüşülmesi ve çözüm yollarının ortaya konulmasının zannederim Uşak’ın sorunlarına Türkiye Büyük Millet Meclisi zemininde çözüm bulmayı hızlandıracaktır. Bu vesileyle, ben, sayın milletvekillerimizi, Uşak milletvekillerini, Uşak’ın sorunlarını dile getiren milletvekillerimize de teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP, AK PARTİ, CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Gündem dışı ikinci söz, buğday ve yem bitkisi üreticilerinin sorunları hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü’ye aittir.

Buyurun Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Neden buğday üreticisiyle yem bitkisi ekenlerin sorunları üzerinde konuşma yapmayı düşündüm? Şunun için: Çünkü buğday üreticileriyle yem bitkisi üreticilerine bu yıl, bilerek ya da bilmeyerek, çok ciddi ekonomik darbeler vurulmuştur. Nasıl vurulmuştur? İlk defa bu yıl, 1938 yılından bu yana ilk defa bu yıl buğday taban fiyatı açıklanmamıştır. Bundan önceki yıllarda en geç 1 Hazirana kadar bu açıklama yapılırdı ve Toprak Mahsulleri Ofisi tanzim amacıyla, müdahale amacıyla devreye girerdi. Toprak Mahsulleri Ofisinin de elleri, kolları bağlı.

Şu anda, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Trakya için söylüyorum, hasat bitmiş, buğdayın kilogramı 440-460 bin lira arasında -eski parayla konuşuyorum- değişiyor. DAB gübresi 18-46, 2 milyon, 20-20’lik gübre 1,5 milyon, üre 1,5 milyon; ayçiçeği gübresi, yani 3-15, 1 milyon 300 bin, mazot 3 milyon 200 bin, buğday fiyatı 400-450 bin. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan, değerli milletvekilleri? Bu girdilerle üretim yapılabilir mi? Hasat öncesi buğday fiyatı, anımsayacaksınız, 600 bin liranın üzerine çıkmıştı, ayrıca 50 kilogramlık bir çuval unun fiyatı da bu fiyata paralel olarak 35 YTL’den 45 YTL’ye yükselmişti. Takiben ekmek dahil tüm undan mamul ürün fiyatlarına da en az yüzde 30 ve daha fazla zam yapılmıştı. Hasat başladı, Trakya’da bitti, buğday fiyatı 440, 450, 460 bin liraya geriledi ama unun çuvalı 45 YTL’den 50, 51, 52, 55 YTL’ye fırladı. Bu nasıl iştir? Yani devrisaadetinizde hem üretici çiftçi kaybediyor hem tüketici halk kaybediyor. Hemen söyleyeyim: 2008 için buğdaya kilogram başına 5 yeni kuruş prim vereceksiniz. Bunun, az önce söylediğim girdi maliyetlerindeki artış karşısında hiçbir kıymeti harbiyesi kalmamıştır arkadaşlar.

Yem bitkilerine gelince, AKP olarak 13 Haziranda bir genelge çıkardınız ve bu genelgeyle de yem bitkisi üretenlere okkalı bir tokat vurdunuz. Nasıl vurdunuz? Söz konusu genelgeyle yem bitkisi desteği için ekilen alanın alt sınırını 5 dekardan 10 dekara çıkardınız.

Şimdi soruyorum: 10 dekarın altında ekim yapan çiftçilerin veya kuru alana silajlık mısır eken çiftçilerin durumu ne olacak? Böylesine acımasız, mağduriyet yaratan bir genelge olur mu? Bunu mademki düzeltecektiniz 2009 yılından sonra başlatınız değerli arkadaşlarım, niye 2008’de başlatıyorsunuz? Rica ediyorum…

Ayrıca yem bitkisi desteklerini de düşürdünüz. Örneğin, dekar başına YTL olarak, yoncanın desteği 2007 yılında 130 YTL idi, 2008 yılında 115 YTL’ye düşürdünüz; korunganın desteği 2007 yılında dekar başına 80 yeni Türk lirasıydı, 75’e düşürdünüz; yapma çayır -yani mera- dekarı 100 YTL idi, 75 YTL’ye düşürdünüz.

Tek yıllık yem bitkilerinde de azalma var, fiğ ve benzeri. Dekar başına 50 YTL veriyordunuz, 30 YTL’ye düşürdünüz. Esas silajlık mısıra çok büyük darbe vuruldu, dekar başına 60 YTL veriyordunuz, 45 YTL’ye düşürdünüz.

Bakınız, Tekirdağ’da silajlık mısır aşağı yukarı 50 bin dekarlık alanda ekiliyor ve bunun yüzde 70-80’i kuru arazi şartlarında yapılıyor.

Şimdi, Tekirdağ’dan hareketle Türkiye çapında düşününüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tütüncü, devam ediniz.

ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tekirdağ’dan hareketle Trakya geneline ve Türkiye geneline şöyle bir bakınız, bu çıkarmış olduğunuz yanlış genelgeyle yem bitkisi üreticilerine nasıl ağır bir ekonomik darbe vurduğunu çok daha iyi anlarsınız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, bu arada, bu konularla ilgili iki tane soru önergesi vermiştim. Bir tanesi buğdayla ilgili “Taban fiyatları ne zaman açıklanacak ve girdi fiyatlarındaki artışı nasıl aksettireceksiniz, yansıtacaksınız?” diye, hâlâ bu sorunun yanıtını bekliyorum. Bir de, bu yem tebliğiyle ilgili, bu yem tebliğinin 2008-2009 üretim yılından sonra uygulanması, eğer değişiklik yapılmıyorsa uygulanmasını talep ettim. Öyle sanıyorum ki, Sayın Bakan ve yetkililer bu konuda çiftçinin mağduriyetini giderecek önlemleri alacaklardır.

Sayın Başkan, bu duygu ve düşüncelerle... Bakıyorum, Sayın Tarım Bakanımız burada yok. Aslında, Sayın Bakanımız burada olması gerekirdi. Gerçekten tarım ve hayvancılık kan ağlıyor, çiftçimiz isyanları oynuyor. Hepinizi en iyi dileklerimle, sevgilerimle ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tütüncü.

Gündem dışı üçüncü söz Savunma Sanayii Müsteşarlığının Altay Millî Tank Projesi hakkında söz isteyen Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün’e aittir.

Buyurun Sayın Üstün. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekillerim; 29 Temmuz 2008 Salı günü Sayın Başbakanımızın katılımı ve himmetleriyle Sakarya’da gerçekleşen “Altay Millî İmkânlarla Modern Tank Üretimi Projesi” üzerinde gündem dışı söz aldım, bu vesileyle, bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu projenin imza töreni için Sayın Başbakanımızın Sakarya’ya geleceğini biliyorduk. Ancak, resmî programda hemen imza töreni ve Sakarya’dan ayrılış vardı. Bu imza törenine 1,5 gün kala, Sakarya’da daha önce bakanlıklarımızın, Hükûmetimizin, belediyelerimizin yapmış olduğu tesislerin de açılması, açılış töreni bu programa ilave edildi. Bu tesislerin içerisinde Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın da yapmış olduğu bir Kent Meydanı Projesi vardı. Bu meydan, belki Türkiye’de illerin sayılı bir meydanı haline getirildi. 12 dönümlük bir meydan. İşte bu meydanın da açılışı vardı. Bu meydanın açılış töreninin Sayın Başbakanımız tarafından yapılacağını duyan Sakaryalılar mahallelerden, köylerden, beldelerden, ilçelerden koşarak bu meydanı hıncahınç doldurdular. Gördük ki bir kez daha milletimizin Sayın Başbakanımıza olan sevgisi, güveni, günden güne artmaktadır. Ben bu yüce Meclisin çatısı altında tekrar o gün meydanı hıncahınç dolduran Sakaryalı hemşehrilerime teşekkürlerimi sunuyorum. Çünkü o meydanda 45 binin üzerinde hemşehrimiz vardı. Ben tekrar saygılarımı sunuyorum.

Altay Millî İmkânlarla Modern Tank Projesi’ne gelince değerli arkadaşlar: Ekserisi üçüncü ülkelerden hibe yoluyla temin edilen Kara Kuvvetleri Komutanlığı envanterindeki tankların ortalama yaşı yüksek olup, büyük bir bölümünün teknolojik, fiziki ve ekonomik ömürleri azalmış durumdadır. Kara Kuvvetleri Komutanlığının modern tank ihtiyacını karşılamak amacıyla seçilecek mevcut tank lisansı altında üretim amaçlanmış, ancak mayıs 2004 yılında Savunma Sanayii İcra Komitesi önceki projeleri iptal ederek, Kara Kuvvetleri Komutanlığının muharebe tankı ihtiyacının millî imkânlarla karşılanması amacıyla yeni bir proje başlatılmasına ilişkin tarihî kararını almıştır.

Altay Millî İmkânlarla Modern Tank Üretimi Projesi’nin tüm fikrî ve sınai mülkiyet hakları Savunma Sanayii Müsteşarlığına ait olacaktır. Bu projenin tasarımı, geliştirilmesi ve üretiminden beş firma görev almaktadır. Otokar AŞ, ana yüklenicidir ve üretimi sağlayacaktır. Rotem Firması, projeye teknik destek sağlayacaktır. ROKETSAN AŞ, Altay tankına takılacak zırh paketini geliştirecek ve kalifiye edecektir. Makine ve Kimya Endüstrisi, 120 mm’lik 55 kalibre ana silah sistemini üretecektir. ASELSAN, tank atış kontrol sistemi ve tank komuta kontrol muhabere bilgi sistemini birleştirecek ve kalifiye edecektir.

Bütün bu işler 78,5 ayda yapılacaktır. Ancak, Sayın Başbakanım imza töreninde bu sürenin çok fazla olduğunu, zira Türkiye’nin bu kadar beklemeye tahammülü olmadığını söyleyerek, sürecin mümkün olduğu kadar kısaltılacağı sözünü firma yetkililerinden almıştır. Bu projenin toplam bedeli 500 milyon dolardır.

Değerli arkadaşlar, millî savunma sanayimiz açısından 2004 yılı tarihî bir yıl olmuştur. Savunma sanayisinin geleceği bu toplantıda şekillenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarının dış tedarikten ziyade millî savunma sanayimizce karşılanması kararlaştırılmış ve yeni bir vizyon belirlenmiştir. Taarruz helikopteri, hücumbot, savaş gemisi gibi projeler ve son olarak da Altay Millî Tank Projesi bu vizyon çerçevesinde hayata geçirilmiştir. 2001 yılında durma noktasına gelen savunma sanayimiz tekrar atağa geçmiştir. Millî savunma sanayimiz 2002 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyacının yüzde 25’ini karşılarken, bu oran 2007’de de yüzde 41 olmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Üstün, devam ediniz.

AYHAN SEFER ÜSTÜN (Devamla) – Hedefimiz 2001 yılında inşallah yüzde 50’ye çıkarmaktır.

Evet arkadaşlar, tankın icat edilmesinden neredeyse yaklaşık doksan yıl sonra üçüncü nesil tank olarak bir Türk tankı doğuyor. Birçok işte olduğu gibi, bu da AK PARTİ iktidarına nasip oldu. Kimileri bu vatan için laf üretiyor, kimileri de iş üretiyor değerli arkadaşlar.

Bu projenin ortaya çıkmasında emeği geçen başta Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Millî Savunma Bakanımız Vecdi Gönül’e, Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve çalışanlarına, projede görev alan firma yetkililerine teşekkürlerimizi arz ediyoruz.

Altay Modern Millî Tank Projesi’nin Kara Kuvvetleri Komutanlığına ve milletimize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Üstün.

Sayın Uslu, sisteme girmişsiniz, bir şey mi vardı efendim?

NURİ USLU (Uşak) – Sayın Başkanım, Sayın Milletvekilimiz Vural Bey, Uşak’taki altın madeni…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre yerinizden kısa bir açıklama yapabilirsiniz, sisteme girmişsiniz zaten, açıyorum mikrofonunuzu.

Buyurun Sayın Uslu.

 

 

 

NURİ USLU (Uşak) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Vural Uşak’ı gündeme getirdiği için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Yalnız, bilgilerde bir eksiklik var tahmin ediyorum.

Altın madeniyle ilgili olarak gündeme getirdiği… Türkiye'de en sorunsuz bir şekilde ve en iyi bir şekilde çalışan altın madeni şu anda Uşak’ta devam etmektedir.

Bir diğeri, Uşak iline devlet yatırımları gitmediğiyle ilgili, bu da doğru değil. Batıda teşvikten faydalanan tek il Uşak ilidir ve şu anda, hastanemiz, kent müzesi ve buna benzer yatırımların 2009 yılında programa alınmak üzere projeleri tamamlanmıştır.

Bir diğeri, üniversitenin alanıyla ilgili olarak… Ben kendim Orman Bakanlığından geldim. 646 hektar orman alanından tahsisi yapıldı, en küçük bir sorunu yok. Üniversitemiz çok iyi bir şekilde yatırımlarına devam etmektedir.

Organize hayvancılık bölgesiyle ilgili olarak da… Türkiye'de belki ilk illerden birisidir, organize hayvancılık bölgesinin bütün çalışmalarını tamamlamıştır. Tarım Bakanlığımızla Sanayi Bakanlığımız arasındaki görüşmeler biter bitmez buradaki organize hayvancılık bölgesi çalışmasını da tamamlayacağız.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uslu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir tezkere vardır, okutuyorum:

 

 

 

 

 

                               Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gündemin sözlü sorular kısmının 389. sırasında yer alan (6/826) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.

Gereğini saygılarımla arz ederim.

                                                                                   Mümin İnan

                                                                                       Niğde

BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemiz, ekonomik etkinlikler bakımından çok çeşitli sektörü aynı anda barındıracak özelliklere sahiptir. Bu sektörler içerisinde en önemlilerinden biri de hayvancılıktır. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren hayvancılık, ülke ekonomisi içerisinde büyük bir paya sahip olmuş ve bu süreç içerisinde sürekli denecek bir gelişme çizgisi yakalayabilmiştir. 1980 sonrası ihracata dönük üretim ve serbest pazar ekonomisinin uygulamaya konulmaya çalışılması, hayvancılık için kırılma noktası olmuştur. 1980 sonrasının serbest pazar anlayışı, hayvancılığın çeşitli dallarında dışa bağımlı olunması ve ithal ürün alışkanlığıyla günümüzde kendini göstermektedir.

Hayvancılıkta yaşanan sorunlar rakamlara da yansımıştır. 1983-2005 yılları arasında büyükbaş hayvan varlığında ciddi bir gerileme yaşanmış ve 13 milyon olan büyükbaş hayvan sayısı 10,6 milyona düşmüştür. 2006 yılında aynı seviye civarında kalan büyükbaş hayvan varlığı, 2007 yılında         11 milyona yükselmiştir. Bu yükselmede büyükbaş hayvan için verilen desteklemenin başat rol oynadığı bilinmektedir. 1983-2005 yılları arasında koyun varlığında da bir düşüş görülmüş ve 40 milyondan 31,5 milyona bir gerileme yaşanmıştır. Koyun varlığındaki düşüş 2006 ve 2007 yılında da devam etmiştir. 2007 yılına gelindiğinde koyun varlığı 25,5 milyon civarına gerilemiştir. Hayvan varlığındaki bu olumsuz değişimler sadece et ve et ürünlerinde değil, süt ve süt ürünleri, dericilik, yem gibi sektörlerde de kendini göstermiştir.

Ülkemizde et ve süt üretiminde yaşanan en başlıca sorunlardan birisi kaçak üretimdir. Et üretiminin yarıdan fazlası, süt üretiminin ise üçte ikisi kayıt dışıdır. Ayrıca, karma yemlerin hammaddelerinde yaşanan dışa bağımlılığın %50'nin üzerine çıkması, hayvancılıkla uğraşanların yüksek maliyetlerle üretim yapmasına neden olmaktadır. Yüksek yem fiyatları, kaçak et oranının yüksek olması, yurt dışından gelen ürünlerin sübvansiyonlu olmasından dolayı yerli üreticinin rekabet ve üretim şansı azalmaktadır.

Sektörel anlamda et ve et ürünlerinde rekabetin yaşanması, hayvancılığın ülke ekonomisine katkı sunması yalnızca üretim yapılarak sağlanamamaktadır. Hayvancılıkta, yem bitkisi üretiminde devlet desteği yükseltilmeli ve topyekun uygulanacak bir tarım-hayvancılık politikası aracılığıyla ulusal çıkarların korunması sağlanmalıdır. Çünkü; Türkiye'de 1 kg sığır etinin üretimi 5 Avro’ya mal olmaktayken, aynı oran AB'de 2.5 Avro seviyesindedir. Üstelik bu tabloda, Gümrük Birliği’nin ülkemiz aleyhinde olumsuz etkileri olduğu da unutulmamalıdır.

Ülkemizde uygulanan hayvancılık politikasına bakıldığında, sadece destekleme ile dahi büyükbaş hayvan varlığında bir yükseliş yakalanabileceği görülmüştür. Buradan anlaşılmaktadır ki ulusal çıkarları gözetecek bir hayvancılık politikası ile çok daha büyük gelişmenin yaşanılmasının önünde hiçbir engel yoktur. Öncelikle bunun için hayvancılık, tarımsal sanayi ve yem sanayisinden ayrı düşünülmemelidir. Tarım ve hayvancılık politikaları bir bütün olarak belirlenmelidir. Tarım ve hayvancılık, serbest pazar ekonomisinin insafına bırakılmamalı devletin denetim ve çeşitli yollarla müdahalesinin önü kapatılmamalıdır. EBK, SEK gibi kurumların özelleştirilmesi, kaçak üretim, dışa bağımlılık, yem sorunları, pazarlama önündeki engeller, Gümrük Birliği'nin zararları, hayvan hastalıkları gibi sorunlar ayrıntısıyla incelenmediği takdirde, tarım ve hayvancılık sektöründe iyileşmenin beklenmesi hayal olacaktır.

Bu bağlamda; hayvancılık sektörünün sorunlarının ve bu sorunların çözüm yollarının tespit edilmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

                  1)     Şevket Köse                                                               (Adıyaman)

                  2)     Ergün Aydoğan                                                            (Balıkesir)

                  3)     Ali Rıza Öztürk                                                            (Mersin)

                  4)     Gürol Ergin                                                                 (Muğla)

                  5)     Mehmet Ali Özpolat                                                      (İstanbul)

                  6)     Ahmet Ersin                                                                (İzmir)

                  7)     Ali Oksal                                                                    (Mersin)

                  8)     Birgen Keleş                                                               (İstanbul)

                  9)     Mevlüt Coşkuner                                                          (Isparta)

                10)     Ramazan Kerim Özkan                                                 (Burdur)

                11)     Rasim Çakır                                                                (Edirne)

                12)     Mehmet Ali Susam                                                       (İzmir)

                13)     Selçuk Ayhan                                                              (İzmir)

                14)     Hikmet Erenkaya                                                         (Kocaeli)

                15)     Ali Rıza Ertemür                                                          (Denizli)

                16)     Tacidar Seyhan                                                           (Adana)

                17)     Abdülaziz Yazar                                                          (Hatay)

                18)     Osman Kaptan                                                            (Antalya)

                19)     Ensar Öğüt                                                                 (Ardahan)

                20)     Muhammet Rıza Yalçınkaya      (Bartın)

                21)     Kemal Demirel                                                            (Bursa)

                22)     Ahmet Küçük                                                               (Çanakkale)

                23)     Tekin Bingöl                                                                (Ankara)

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bilindiği gibi büyük şehirlerde su ile ilgili olarak pek çok tartışma basında yer almaktadır. Artan sıcaklıklarla birlikte geçen yıllarda yaşanan su sıkıntısının bazı şehirlerde tekrar baş göstereceği ifade edilmektedir. Bu nedenle susuzluk için çözüm yolları geliştirilmekte ancak bu çözüm yollarında da sağlıklı içme ve kullanma suyu dağıtılması ile ilgili sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Vatandaşların sağlığının doğrudan ilgilendiren bu konu, siyasi tartışmaların malzemesi olarak kullanılmaktadır. Oysa insan sağlığı hiçbir siyasete malzeme edilemeyecek kadar önemli bir konudur.

Şehirlerdeki içme ve kullanma sularının sağlıklı ve kaliteli olması gerekir. Bu gerekliliği yerine getirmek de önce yerel yönetimlerin sonra da Sağlık Bakanlığı'nın sorumluluğundadır.

Bu hassas konu ile ilgili olarak yeterli bilimsel araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra konusunda uzman kişiler tarafından gerekli görülen açıklamalar yapılmalıdır. Oysa son dönemde bilimsel araştırmalardan uzak tamamen siyaset malzemesi olarak açıklamalar yapılmaktadır.

Tüm bu açıklamaların yanında, konusunda uzman kişiler de çeşitli açıklamalar yapmıştır. Bu açıklamalarda çarpıcı tespitler ortaya koyulmuştur. İçme suyunda meydana gelen ufak bir değişiklik bile bedenin kimyasını doğrudan etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde meydana gelen ve ölümle sonuçlanan enfeksiyon hastalıklarının %45'inin sebebi kirli sulardır. Suyu kirleten bir çok kimyasal madde insanoğlu tarafından üretilmektedir ve sorumsuzca suya karışmasına izin verilmektedir. İçme ve kullanma suyuna karışan kimyasal atıkların etkisi yıllar sonra başta kanser olmak üzere çeşitli kronik hastalıkların artmasıyla ortaya çıkmaktadır. Düzgün arıtılmayan atık su içerdiği ağır metaller nedeniyle vücudu yavaş yavaş tahrip etmektedir. Bu nedenle sonuçları yıllar sonra ortaya çıkacaktır.

Türkiye'de 250 organize sanayi bölgesinden sadece 37'sinde arıtma tesisi vardır. Bu da aslında Türkiye'de ne kadar ciddiyetle ele alınması gereken bir konu olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü 1 litre atık su, 8 litre tatlı suyu kirletmektedir. Bu da arıtma tesisi olmayan sanayi bölgelerinin çokluğu göz önüne alındığında Türkiye genelinde içme ve kullanma suyunun sağlıklı olmadığı konusunda bir fikir vermektedir. Ağır metallerin olduğu suların sadece içilmesi ile değil el, yüz gibi kişisel temizlik için de kullanmanın son derece sakıncalı olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmektedir.

Ancak tüm bu uyarı ve uzmanlarca yapılan açıklamalara rağmen halen suyun sağlık ve kalitesi ile ilgili olarak gereken önlemlerin alınmadığı görülmektedir. İstanbul'a verilen Melen Çayı'na sanayi ve kanalizasyon atıkları karışmaktadır. Yine Ankara'nın su ihtiyacını karşılamak amacıyla getirilen Kızılırmak Suyu'na da sanayi atıkları karışmaktadır. Ayrıca 1150 km.'lik güzergahı boyunca Kızılırmak'a tarımsal ilaçların da karıştığı ifade edilmektedir. Tarımsal ilaçlar bakımından suyun analizinin yapılıp yapılmadığı ise belli değildir. Oysa tarımsal ilaçların içme suyuna karışması halinde çok önemli olumsuzluklar ortaya çıkacaktır. İzmir'in içme suyu ile ilgili olarak da spekülatif açıklamalar, bilimsel veriler olmaksızın yapılmıştır. Tüm bunlar kamuoyunda tedirginlik yaratmaktadır.

Nüfusun yüksek olduğu 3 büyük kentimizde su ile ilgili olarak yaşanacak herhangi bir sorun büyük olumsuzluklara neden olacaktır.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, Ankara, İstanbul ve İzmir'in içme ve kullanma sularının incelenmesi, bu konuda mevcut eksiklik ve yanlışların tespiti ile çözümlerinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104. ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 23.07.2008

 

                  1)   Çetin Soysal                                             (İstanbul)

                  2)   Ali Rıza Öztürk                                          (Mersin)

                  3)   Mehmet Ali Özpolat                                    (İstanbul)

                  4)   Ali Oksal                                                   (Mersin)

                  5)   Ahmet Ersin                                              (İzmir)

                  6)   Mevlüt Coşkuner                                        (Isparta)

                  7)   Tacidar Seyhan                                         (Adana)

                  8)   Ramazan Kerim Özkan                               (Burdur)

                  9)   Rasim Çakır                                              (Edirne)

                10)   Mehmet Ali Susam                                     (İzmir)

                11)   Selçuk Ayhan                                            (İzmir)

                12)   Hikmet Erenkaya                                        (Kocaeli)

                13)   Ali Rıza Ertemür                                        (Denizli)

                14)   Gürol Ergin                                               (Muğla)

                15)   Abdülaziz Yazar                                         (Hatay)

                16)   Osman Kaptan                                           (Antalya)

                17)   Ensar Öğüt                                               (Ardahan)

                18)   Şevket Köse                                              (Adıyaman)

                19)   Muhammet Rıza Yalçınkaya                         (Bartın)

                20)   Kemal Demirel                                           (Bursa)

                21)   Ahmet Küçük                                             (Çanakkale)

                22)   Tekin Bingöl                                              (Ankara)

 

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada su ve su kaynakları, vazgeçilmesi olanaksız büyük önemini arttırarak sürdürürken, ülkemiz için de aynı ağırlıkta özelliklere sahiptir. Sıcak su kaynakları da dünya ve ülkemiz bağlamında çok değerli olup, İlkçağlardan günümüze kadar farklı alanlarda, düşük maliyetlerle, geniş yararlanma seçeneklerini varlığında sunmaktadır. Sıcak suların dünya ye ülkemiz pratiğinde yaygın alarak bilinen başlıca kullanım alanları: Jeotermal enerji santralleri, ısıtma, seracılık, iç ve dış turizm, maden suyu (soğuk ve ılık şifalı su), balık çiftlikleri, iş-istihdam v.s. olarak özetlenebilir.

Balıkesir ilimiz de tarihî, sosyal, kültürel, doğal güzellikleri ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızda ortaya koyduğu direnişinin yanında termal kaynaklar yönünden de ülkemizin ilk 5 ili arasında yer almaktadır. Balıkesir geniş coğrafi konumu ve uygun iklim koşulları ile uzun hizmet olanaklarına elverişlidir. Balıkesir termal kaynak zenginliğinin yanı sıra fiziksel ve kimyasal bileşimleri açısından, ülkemizin üstün nitelikli otuzun üzerinde şifalı kaynaklarına sahiptir.

Balıkesir sıcak su kaynaklarının bir kısmı deniz kenarından, bir kısmı dağlık ve ormanlık alanlarda kaliteli, doğal çıkışlı, suyu bol, sıcaklık değerleri bakımından farklılıklar gösteren, bir kısmı da içme kürlerine elverişlidir. Çevreleri av ve eko turizmine de olanaklıdır. Kaplıcalarının sıcaklıkları 30-82 C0 arasındadır. Bilinen tarihi M.Ö. 4. yy’a kadar  uzayan sıcak su kaynaklarımız; Gönen, Gönen - Ekşidere, Edremit - Güre, Edremit Bostancı Köyü, Balıkesir Merkez - Pamukçu, Sındırgı – Hisaralan, Sındırgı -Emendere, Bigadiç - Hisarköy, Susurluk - Kepekler, Susurluk - Yıldız, Manyas - Kızıkköy,  Balya Dağ kaplıcaları ve Savaştepe - Kirazköy, Dursunbey - A. Musalar, İvrindi - Büyükyenice, Gümeli ile Ayvalık - Türközü ılıcalarıdır.

Balıkesir kaplıcalarının su bileşimleri florür, sülfat, klorür, bikarbonat, sodyum, kalsiyum, oligametal, bor, radyoaktif bileşen selenyum bulunduğu bilinmekte, cilt hastalıklarında romatizma, siyatik, kireçlenme, böbrek taşı düşürme, kadın hastalıklarında, stres, eklem hastalıklarında, ortopedik rahatsızlıklarda, felçlerde egzama, hipertansiyon, şeker ve sindirim hastalıklarında v.s tedavilerinde etkili sonuçlara ulaşıldığı bilinmektedir.

Savaştepe - Kirazköy, Dursunbey - A. Musalar , İvrindi - Büyükyenice ve Gümeli ile Ayvalık - Türközü ılıcaları halen araştırılması gereken sıcak su kaynakları olarak beklemektedir.

Kaplıcaların bir kısmı araştırma bekleyişi içerisinde iken, bir kısmı da pansiyonlardan sınırlı sayıda kapasiteli 5 yıldızlı otellere değin konaklama çeşitliliği göstermektedir. Kaynak sayısı, kullanımdaki kaynaklar,  kullanımdaki ve hizmetteki yapılanma dikkate alındığında, esasen yapının önemli ölçüde atıl olarak beklediği görülmektedir. 19.07.2008 tarihinde Sındırgı Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin işbirliği ile    Sındırgı - Emendere’ye kurulan bir tesis hizmete açıldı ise de kaynaklar büyük ölçüde atıl olarak yatırımları beklemektedir. Dünya ve ülkemizin bu alandaki kullanım ve kazanımları göz önüne alınarak, sıcak su kaynaklarından en üst düzeyde toplumsal yararlanma seçenekleri değerlendirmeye alınma gereksinimi içindedir.

Düşük maliyetli, çok seçenekli yararlanma potansiyellere yönelik olarak, sıcak su kaynakların ulaşımın kolaylaştırılması için ulaşım olanaklarının sağlanmasına, sıcak sulara teşviklerin işletilmesine, kaynakların en verimli seçeneklerde kullanılmasına, araştırma bekleyen kaynaklarda araştırma çalışmalarının başlatılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Su ve sıcak suyun taşıdığı büyük önemden hareketle, suyun ve sıcak suların dikkatle kullanılması zorunluluğu noktasında sorunların tespiti, çözümler geliştirilmesi, yeni anlayışların oluşturulması, en verimli sonuçlara yönelme, yerelden ulusal boyuta taşıma yöntemlerinin saptanması, çağdaş çözümlerin belirlenmesi, yasal düzenlemeler yapılması için Anayasanın 98. T.B.M.M. İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis araştırılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Ergün Aydoğan                                  (Balıkesir)

2) Mehmet Ali Özpolat                            (İstanbul)

3) Ahmet Ersin                                      (İzmir)

4) Mevlüt Coşkuner                                (Isparta)

5) Ramazan Kerim Özkan                       (Burdur)

6) Mehmet Ali Susam                              (İzmir) 

7) Selçuk Ayhan                                     (İzmir)

8) Ali Rıza Ertemür                                (Denizli)

9) Ali Oksal                                           (Mersin)

10) Gürol Ergin                                      (Muğla)

11) Tacidar Seyhan                                (Adana)

12) Hikmet Erenkaya                              (Kocaeli)

13) Rasim Çakır                                    (Edirne)

14) Birgen Keleş                                    (İstanbul)

15) Abdulaziz Yazar                               (Hatay)

16) Ali Rıza Öztürk                                (Mersin)

17) Ensar Öğüt                                      (Ardahan)

18) Şevket Köse                                    (Adıyaman)

19) Muhammet Rıza Yalçınkaya  (Bartın)

20) Kemal Demirel                                 (Bursa)

21) Ahmet Küçük                                   (Çanakkale)

22) Tekin Bingöl                                    (Ankara) 

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemde yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

 

 

 

                                                                                   Tarih: 31.7.2008

No: 38

Danışma Kurulu Önerisi

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 3 üncü ve 9 uncu sıralarında yer alan 255 ve 252 sıra sayılı Kanun Tasarılarının bu kısmın 7 nci ve 4 üncü sıralarına alınması, Gelen Kâğıtlar listesinde yayınlanan ve bastırılarak dağıtılan 282 sıra sayılı Kanun Teklifinin 48 saat geçmeden, Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler kısmının 1 inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun 31.7.2008 Perşembe günü (bugün) 255 sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesi, bitirilemediği takdirde 1.8.2008 Cuma günü de saat 14.00'da toplanması ve bu birleşimde Kanun Tasarı ve Tekliflerinin görüşülerek 255 sıra sayılı

Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, bu işin görüşmelerinin tamamlanması halinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin tatile girmesinin Genel Kurulun onayına sunulması,

Danışma Kurulunca uygun görülmüştür.

                                                                                                 Köksal Toptan

                                                                                      Türkiye Büyük Millet Meclisi