30 Temmuz 2008 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap GÜLPINAR

KÂTİP ÜYELER: Murat ÖZKAN (Giresun), Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 137’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz teşvik uygulamaları hakkında söz isteyen Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Türkmenoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

 

 

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere ülkelerin kalkınmasında en önemli faktör sanayidir. Sanayinin içerisinde en önemli faktörlerden birisi de hepimizin kabul ettiği bir şey vardır ki o da teşviklerdir.

Ülkeler kalkınmalarını genel bir yapı üzerine oturttururlar ki o da şudur: Dengeli bir kalkınma hamlesi gerçekleştirmektir.

Kalkınmada öncelikli yöreler statüsü 1968 yılında ülkemizde ilk defa başlatılmış olup o günden bugüne kadar birçok değişikliğe rağmen henüz netleşmiş bir kalkınma hamlesi gerçekleştirememiştir. 1968 yılından 2002 yılına kadar kalkınmada öncelikli yöreler statüsü tam 17 kez değişime uğramıştır. Buna bağlı olarak yakın tarihimizde, 1986 yılı ile 1992 yılları arasında kalkınmada öncelikli yöreler statüsü, birinci derecede 10 il, ikinci derecede 17 il olmak üzere toplam 27 ille başlatılmış olup bu süre içerisinde, kaynak kullanma destekleme primi çerçevesi içerisinde burada gerçekleşme oranı -teşvik uygulamaları içerisinde- yüzde 18 dolayında bir gerçekleşme sergilemiştir.

1993-2005 yılları arasında maalesef subjektif bir yaklaşımla kırk dokuz il ve iki ilçeye çıkarılan teşvik uygulamalarındaki kapsam sulandırılmış olup bu oran yüzde 15’lere düşmüştür.

Değerli milletvekilleri, asıl önemli olan şudur: İyi tespit ederseniz, teşhisi iyi koyarsanız tedaviyi de arkasından getirirsiniz. İşte, 2005 yılından sonra kalkınmada öncelikli yatırımlar, gerek faiz desteği gerekse bölgesel yardım programlarıyla birlikte en son çıkarılmış olan 5084 sayılı Yasa çerçevesi içerisinde teşvik uygulamalarında hızlı bir artış, ivme göstermiştir, bu da rakamlarla ifade edilmiştir. Bugün yüzde 24’lere yakın bir başarı gerçekleşmiştir.

Bu yeterli midir? Bu yeterli değildir. Aslında teşviklerimizin veya desteklerimizin nerede olduğunu bilirsek teşhisimizi ve tedavimizi de kolaylıkla, rahatça yapabiliriz.

Değerli milletvekilleri, bugün ülkemizde hemen hemen bütün kurumlarımızda, bütün müsteşarlıklarımızda, bakanlıklarımızda uygulanan teşvikler mevcut hâliyle devam etmektedir. Ama eminim ki biz, bunların birçok yerde nasıl, ne şekilde kullanılacağını bilemiyoruz. Yetmiş üç tane ayrı ayrı destek var şu anda. Yani bugün Hükûmetimiz tarafından gerçekleştirilen ve uygulamaya sokulan teşviklere baktığınızda aşağı yukarı yetmiş üç ayrı destek programı var değerli milletvekili arkadaşlarım. Ha, burada sadece KOSGEB’e baktığınızda orada yirmi dokuz tane ayrı ayrı destek görürsünüz. Bunları yeterince kullanabiliyor muyuz? Bence bunları yeterince kullanamıyoruz. Aslında, bunları yeterince kullandığımızda ülkemizde çok büyük bir açılım ve büyük bir atılım gerçekleşecektir. Ancak şöyle bir şey vardır: Bu teşvik uygulamalarının kullanımına baktığımızda, her zaman, Marmara Bölgesi, hep aslan payının en büyük pastasını almaktadır, geriye diğer iller kalmaktadır. Bizim sıkıntımız da oradadır. Bakın, son beş yıl içerisinde bu yüzde 24 olayında, gerçekleşen teşvik programları içerisinde bölgelere baktığımızda, bundan Marmara yüzde 42, İç Anadolu yüzde 13, Akdeniz yüzde 15, Güneydoğu yüzde 7, Karadeniz yüzde 5, Doğu Anadolu Bölgesi yüzde 2,9 oranında faydalanmıştır. Mesele buradadır. Bunun çözümü için AK PARTİ İktidarımız, Hükûmetimiz tarafından çok kararlı ve ciddi çalışmalar sergilenmektedir.

Bugün yürürlüğe girecek olan teşvik uygulamaları, kanunlarımız her biri… Gerek Hazinemiz gerek Maliye gerek Sanayi Bakanlığımız gerek Devlet Planlama Teşkilatımız tarafından yoğun bir şekilde çalışmalarına devam etmektedir.

En son, bilindiği gibi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Devlet Planlama Teşkilatımız Sayın Başbakan Yardımcımız Nazım Ekren başkanlığında il il gezip check-up sistemiyle her ilin alması gereken oranı veya taleplerini yerinde incelemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkmenoğlu, devam edin.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Devamla) – Geçen, iki hafta önce de ilim Van ilinde çok geniş katılımlı bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Ben yirmi beş yıldır böyle bir toplantıya şahit olmadım. Tam 56 tane bürokratımız, karşıdaki ilgili elli altı sivil toplum kuruluşuyla görüş alışverişinde bulunmuştur. İşte, teşvik uygulamalarını yerinde inceleyip ve yerinde teşhisini koymak budur değerli milletvekili arkadaşlarım. Ben eminim ki bu teşvik uygulamaları veya bu teşviklerle ilgili çalışmalar yarın kamuoyuna açıklandığında, geçmişte yapılan bütün çalışmalarla birlikte, gerçek manada yerini bulacaktır.

Teşvikler bizim için elbette önemlidir ama teşvikin dışında da müteşebbis, girişimci iş adamlarına ihtiyacımız vardır. Teşvik almadan kalkınan illerimiz de vardır ama ben eminim ki bu son çalışmalarla, inanıyorum ki, özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’nde ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, bu demin açıkladığım pastadan çok daha büyük bir şekilde pay alma adına büyük bir atılım gerçekleşmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Devamla) – Ben bu konuda emeği geçen tüm bakanlarıma, bürokratlarıma bölgem adına sonsuz teşekkür ediyorum.

Beni dinlediğiniz için sizlere de teşekkür ediyorum. Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkmenoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, Çukurova tarımının sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Hulusi Güvel’e aittir.

Buyurun Sayın Güvel. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çukurova’da, Adana’da yaşanan tarımının sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlamadan önce, geçtiğimiz pazar akşamı İstanbul’da meydana gelen iğrenç terör saldırısında yaşamını kaybeden yurttaşlarımıza Tanrı’dan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu ve benzeri saldırıların amaçlarına ulaşamayacağını yüce Meclisimizin çatısı altında bir kez daha yinelemek isterim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2007 ve 2008 yılları kuraklık nedeniyle büyük sorunların yaşandığı yıllar olmuştur. Dünyada baş gösteren küresel ısınma ve mevsimsel sıcaklıkların olağan dışı gitmesinden en çok etkilenen sektör tarım sektörü olmuştur. Tarımın bu olumsuzluktan etkilenmesi ise tüm ekonomiyi ve toplum yaşamını değiştirmiştir. Gıda, bir ciddi sorun hâline gelmiştir. İnsan yaşamının sürdürülebilmesi için en stratejik sektörlerden biri olan tarımda yaşanan sorunlar yalnızca iklimsel nedenlerle bağlanamayacak kadar karışıktır. Siyasi iktidarın bu konudaki tutumu ve Toprak Mahsulleri Ofisinin hukuki görevlerini yerine getirmemesi sonucu tarımda yaşanan kriz iki katına çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, ürünler bazında baktığımızda yaşanan sıkıntı daha net anlaşılacaktır. Buğdayda geçtiğimiz yıla göre ekilen alanda azalma görülmektedir. Buğdayda ülkemizin sorunları bu boyutlara gelmişken çözüm konusunda Hükûmetin net olmaması kafaları karıştırmaktadır. Kendi kendine yeten bir ülkeyken buğdayda dahi dışa bağımlı olmanın acısını halkımız çekmektedir.

Değerli üyeler, tarım konusundaki sorunlar sadece buğdayla da sınırlı değildir. Bir diğer önemli konu mısırdadır. Türkiye’nin mısır üretiminin yaklaşık yüzde 50’si Çukurova’da, Adana’da yapılmaktadır. Bu, çok ciddi bir rakamdır. Verimli Çukurova topraklarında üretilen mısır, ithal fonların zamanında açıklanmaması gibi bir sorunla karşı karşıyadır. Devlet piyasayı düzenleyici olarak müdahale edememektedir. Bu durum, ulusal çıkarlarımızı gözeten bir tarım politikasının olmamasından kaynaklanmaktadır. Oysa, Mısır hasadı başlamadan önce yerli üreticiyi korumak için ithal fonlar açıklansa bu sorun yaşanmayacaktır. Dane mısırda “fark ödemesi” adı altında yapılan destekleme prim ödemeleri kilogram başına 2 yeni kuruşta kalmıştır. Üretici bu durumda nasıl mısır üretecektir? Maalesef, bu destekleme rakamlarıyla Çukurova gibi bir bölgenin olduğu ülkemizde tarımsal olarak dışa bağımlı olmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha hızlı bir gelişim için teşvik, destekleme ve kredi sistemlerinin yeniden düzenlenmesi ya da en azından destekleme rakamlarının, faiz oranlarının tekrar belirlenmesi gerekmektedir. Bütün bunlar yapılmadığı için, Adana’da bu yıl içler acısı bir durum yaşanmaktadır. Karpuz, domates, soğan gibi meyve ve sebzeler tarlada kalmıştır.

Değerli üyeler, Adana denildiği zaman akla gelen ürünlerden biri de pamuktur, yani diğer adıyla beyaz altındır. Maalesef, pamuk da kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. Pamuk üreticileri uzun zaman destekleme prim oranlarının açıklanmasını beklediler, sonuçta ise büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar. Mazot fiyatı artıyor, gübre fiyatı ve diğer tüm girdilerin fiyatları artıyor fakat destekleme aynı oranda kalıyor. Pamuk üretim alanlarının geçen yıla göre yüzde 50’ye yakın daralması beklenmektedir. Pamuk üretimi azalıyor ancak ülkemizin pamuk ihtiyacı hızla artmaktadır. Daha dün pamuk üretimiyle tanışan Yunanistan’dan pamuk ithal etmekteyiz. Sanki Avrupa Birliği kendi çiftçisini yeterince desteklemiyormuş gibi, pamuk ithal ederek biz de onları destekliyoruz. Adanalı, Urfalı çiftçimize reva görülmeyen destek, ithalat yoluyla yabancı ülke çiftçilerine veriliyor.

Değerli arkadaşlarım, tarım demek, sanayinin hammaddesi demektir, yerinde istihdam demektir, bir ülkenin gıda ihtiyacının karşılanması demektir. Bütün bu niteliklerin gelişebilmesi için tarımsal sanayinin desteklenmesi gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güvel, devam edin efendim.

HULUSİ GÜVEL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Hükûmetin öncelikle Türk çiftçisini ve sanayicisini düşünmesi gerekir. Cargill için bu Meclisi kaç kez topladık. Hukuku alt üst eden Hükûmetin aynı çabayı kendi çiftçisi için de göstermesi gerekmektedir, bunu beklemekteyiz. Bu Mecliste Cargill için gösterilen çabalar, asıl, yollarda pamuk toplamaya giden tarım emekçileri için de gösterilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizde Çukurova gibi zenginliğimiz varken, tarımda gün geçtikçe dışa bağımlı hâle geliyoruz, ekonomimiz çöküyor, ne olduğu belli olmayan gıdaları tüketmek zorunda bırakılıyoruz. Ülkemizin kurtuluşu için uzakta çözümler aramaya gerek yok. Çukurova’ya, Güneydoğu’ya, Ege’ye bakarsanız çözüm yollarını görürsünüz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Güvel.

Gündem dışı konuşmaya Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi Eker cevap verecek.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce gündem dışı konuşma yapan Sayın Güvel’in Çukurova’yla ilgili olarak, Çukurova tarımının sorunlarıyla ilgili olarak dile getirdiği hususlarla ilgili bazı bilgiler sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, Çukurova bölgesi Türkiye’de tarımın gerçekte bütün boyutlarıyla yapıldığı ve çok verimli bir şekilde tarımsal üretimin gerçekleştiği bölge. Geçen yıl da, bu yıl da Çukurova’da gerek hububat gerekse ekiliş yapılan diğer tarımsal ürünler hamdolsun son derece de yüksek bir rekolteyle gerçekleşmiştir. 2008 yılında Adana ilimizde, gerçekte, gerek hububat çok iyi bir netice verdi gerekse şu anda hasadı beklenmekte olan mısır, oldukça iyi bir rekolteyle bir hasada girileceği şeklinde bir beklentimiz var.

HULUSİ GÜVEL (Adana) – Üretim çok iyi Bakanım. Üretim iyi,  para etmiyor mısır.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) – Para da ediyor, para da ediyor.

Şu anda piyasada kalitesine göre buğdaylar 530 ile 570 YTL/ton, arpa 450-500 YTL/ton aralığında işlem görmektedir. Tabii burada, özellikle makarnalık buğdayları, sert buğdayları, sert buğdayları bu işin dışında tutuyorum çünkü orada fiyat oldukça yüksek, bu rakamların çok çok üzerinde.

Birinci ürün mısır hasadı da ağustos ayının sonuna doğru başlayacak ve şu ana kadarki gelişmeler oldukça iyi.

Yine, mısırın işlem aralığı da 440 ila 480 YTL/ton arasında değişmektedir. Adana’da bu sene 1 milyon 250 bin ton civarında mısır üretimi bekleniyor.

Bizim, tabii, Çukurova bölgesiyle ilgili olarak özellikle önümüzdeki dönemde yapacağımız ithalat politikasının esası şu: Geçtiğimiz yıl kuraklık sebebiyle arpa üretiminde düşme olması sebebiyle buğdaya yönelme fazla yani yemlik olarak buğdaya müracaat ediliyor. Bu nedenle, piyasada artan talebi, mısır talebinin muhakkak karşılanması gerekiyor. Türkiye bizim Hükûmetimiz döneminde mısır üretimini 2 milyon tondan 3,8 milyon tona çıkardı ve bu sene, bunun, 4 milyon ton en az olmasını bekliyoruz. Yani 4 milyon ton bundan beş yıl öncesine göre yüzde 100’lük bir artış demektir. Bu da, yine, bizim uyguladığımız tarımsal politikalarla verdiğimiz destekleme ve teşvik politikalarıyla gerçekleşen bir durumdur.

Burada, tabii, artan mısır talebi gerek yemlik olarak –ki, daha çok kanatlı yemlerinde kullanılıyor- gerekse diğer sektörlerde -nişasta sektöründe ve diğer sektörlerde- kullanılması giderek yüksek bir talep oluşması sebebiyle Türkiye’de mısır üretimi de artmaktadır.

Bizim temmuz ayı itibarıyla, Temmuz 2008’den itibaren ithalat vergisi oranı mısırda yüzde 50 ve özellikle 1 Ağustos tarihi itibarıyla, yani hasat sezonuna girişle birlikte biz mısır satışlarını durduruyoruz. Yani daha önceden, en son mayıs ayında yaptığımız bir ithalat vardı, piyasanın ihtiyacını karşılamak bakımından, 140 bin tonluk. Ondan sonra biz satışları durduruyoruz, hasat döneminde özellikle, piyasaya Toprak Mahsulleri Ofisi, mısır fiyatını olumsuz etkilemesin, üretici aleyhine bir durum gelişmesin diye de biz satışları durduruyoruz, satış yapmıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Adana’da 2002-2007 döneminde hububat üretiminde yüzde 25 artış meydana geldi. Yani, geçen zaman içerisinde, AK PARTİ Hükûmeti döneminde Türkiye’de tarımsal üretim, özellikle Çukurova başta olmak üzere birçok bölgemizde arttı. Mersin ilinde -yine Çukurova bölgesinde- yüzde 64’lük bir artış var, Osmaniye ilinde yüzde 40’lık bir artış var, Hatay’da yüzde 27’lik bir artış var, dolayısıyla bu bölgede baktığımız zaman gerek hububat üretiminde gerekse diğer ürünlerle ilgili olarak ciddi bir artış olduğunu görüyoruz. Mısır’da, buğdayda, arpada, çavdarda, yulafta, hububat ürünlerinde, bunlarda önemli artış var.

Pamukla ilgili olarak da yine Adana’da 2002-2003 döneminde 195 bin ton üretim varken 2006-2007 döneminde bu 243.500 tona çıkmıştır. Osmaniye’de 3.500 tondan 4.500 tona çıkmış, Mersin’de 14.500 tondan 27.500 tona, Hatay’da 272 bin tondan 280 bin tona bir yükselme var. Türkiye genelinde de üretim artışı, geçen zaman içerisinde mısıra kayışa rağmen, yani 110 bin hektar alanda pamuk yerine mısır ekilmeye başlanmasına rağmen pamuk üretiminde kaydedilen verim artışıyla birlikte pamuk üretiminde yüzde 6’lık bir artış meydana gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, burada biz etki değerlendirmesi yaptık verdiğimiz tarımsal desteklemelerle ilgili. Bizim dönemimizde başlayan veya geliştirilen tarımsal desteklemelerde, örneğin 1 birim destek verildiğinde normalde Türkiye ortalamasında 2,2 katlık bir geri dönüş söz konusu ama bizim uygulamaya başladığımız sertifikalı tohumluk desteği projesinde bu 18,5 katlık bir artış geri getiriyor. Su ürünlerinde 5 kat, hayvan spermasında 10 kat, yem bitkilerinde de 5 katlık bir geriye dönüş söz konusu verdiğimiz 1 birim desteğe karşın.

Bu sene de, geçen sene olduğu gibi, biz hububatta da, diğer yağlı tohumlarda da prim destekleri ödüyoruz ki, bunu da geçtiğimiz günlerde açıkladık: Hububat için buğdayda kilogram başına 5 yeni kuruş, arpada 4 yeni kuruş, çeltikte 10 yeni kuruş. Bir de bu sene bakliyatı da biz destekleme kapsamına aldık. Bu da ilk defa olarak gerçekleşen bir durumdur. Gerek nohut gerek mercimek gerek fasulyede de yine kilogram başına 10 yeni kuruş bir prim desteği ödüyoruz.

Bunun dışında, tabii bu sezon da maalesef Türkiye’nin bazı bölgeleri kuraklıktan olumsuz etkilendi. 35 tane ilimizin, 2210 ilçemizin bundan bir şekilde etkilendiğini yaptığımız çalışmalarda biz tespit ettik. Bu çiftçilerimize dönük olarak da toplam 460-470 milyon YTL tutarında bir destek ödememiz söz konusu gerek buğday gerek arpa gerekse diğer yem bitkileri ve baklagiller açısından. Ve bunların borçlarını erteliyoruz.

Türkiye tarım sektörünün Hükûmetimiz döneminde sağladığı üretim değeri 2 kattan daha fazla arttı, tarım ürünleri ihracatı 2,5 kat arttı. Türkiye, eğer pamuk ithal ediyorsa, Türkiye’nin tekstil sanayisinin gelişmesinden dolayı Türkiye’nin sulanabilen alanlarının buna yetmemesinden kaynaklanıyor. Biz, şimdi onu da çözüyoruz. Nasıl çözüyoruz? Örneğin, GAP projesiyle 1 milyon hektar alanın sulamaya açılması 2012 yılı tarihi itibarıyla planlandı, bunun için gerekli kaynak ayrıldı ve bunun çalışmaları hızla yapılıyor. Bu 1 milyon hektar alan, daha çok pamuk başta olmak üzere endüstri bitkilerinde kullanılabilecek üretim alanlarıdır. Dolayısıyla, Türkiye’nin çok uzun süredir sulayabildiği alan sadece 5-5,5 milyon hektar idi toplamda, biz buna, önümüzdeki 2002 yılı itibarıyla en az 1 milyon hektar ilave alan katkı sağlıyoruz. Bunun proje çalışmalarını yaptık, tedbirleri de aldık ve dolayısıyla Türkiye gelişen sanayi ihtiyacını gidermek için ihtiyaç duyduğu bu tür tarımsal ürünleri de bu şekilde alır.

Esasen, Türkiye, tarihinin hiçbir döneminde, birtakım sanayi ihtiyacı veya uluslararası standartlar dikkate alındığında, aslında kendine hiçbir zaman yeterli olmadı. Bu bir efsane idi, bu şekilde söyleniyordu, “kendi kendine yeten Türkiye” yedi ülkeden birisi idi. Hiç kimse hiçbir zaman o diğer -hadi Türkiye bir tanesi diyelim,ama- altı ülkeden bir tanesini hiç söylemedi. Hangi ülkeymiş o? Ama, Türkiye giderek tarımda daha verimli bir üretim yapıyor, daha profesyonel bir tarım yapıyor ve biraz önce söylediğim gibi 21-22 milyar dolar iken tarımsal üretim değeri 2002 yılında, bugün 50 milyar doları aşkın bir tarımsal üretim değerine sahip. Aynı tarımsal üretim alanından, aynı alanlardan, aynı tarlalardan, aynı bahçelerden Türkiye hamdolsun daha fazla üretim gerçekleştiriyor.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Gübre fiyatları tarlaları boş bıraktı Sayın Bakanım. Boş… Boş…

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) - Gübre fiyatları da, mazot fiyatları da elbetteki bunlar dünyanın gerçekleri. Biz onlarla ilgili olarak da destek veriyoruz. Bakın, bizim Hükûmetimiz döneminde daha önceden hiç olmayan destekler verildi. Bakın, size söyleyeyim: Bizim Hükûmetimiz döneminde mazota 2 milyar YTL destek verildi, 967 milyon YTL de gübreye destek verildi. Şimdi, bizim Hükûmeti devraldığımız 2002 yılında bu tür destekler söz konusu değildi arkadaşlar. 1,8 milyar YTL 2002 yılında Türk çiftçisine Hükûmetin verdiği toplam destek idi, o günün Hükûmetinin. Bugün 5,4 milyar YTL kuraklık desteği de veriyoruz ki, o da 500 milyon YTL’ye yakın. Dolayısıyla 2008 yılında Türk çiftçisine vereceğimiz destek 6 milyar YTL’yi bulacak yıl sonu itibarıyla.

Şimdi bunları söylediğimiz zaman bir, insaf ölçüleriyle konuşmamız lazım, iki, bir de Türkiye nereden nereye geldi? O sorunun da cevabını vermemiz lazım. Yani 2002’de kaç para veriliyordu? Onun da cevabını vermemiz lazım. O günden bugüne dünyadaki artışları dikkate alalım. Türkiye’de bu gerçekte ne kadar yansıdı, ne kadar oldu? Bunların da hesabını iyi yapalım. Önemli olan burada Türkiye’ye, Türkiye’de Türk çiftçisine bizim Hükûmetimiz döneminde 3 kat daha fazla destek verilmiş olmasıdır ve Türk çiftçisi de bunun karşılığını çok güzel bir şekilde verdi. O da Türkiye’nin tarımsal üretim değerini 2 kattan daha fazla artırdı, ihracatını 2,5 kat artırdı. Türk çiftçisi de çalışıyor, biz de imkânlarımız geliştikçe, imkânlarımız arttıkça Türk çiftçisinin refah düzeyini de, gelir düzeyini daha iyi bir noktaya getirecek şekilde desteklemelerimizi artıracağız.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Bakanım, doğrudan gelir desteğinin ikinci ödemesi yapılmadı!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Devamla) -  Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN -  Teşekkürler Sayın Bakan.

Gündem dışı üçüncü söz, son zamanlarda yaşanan çevre ve doğa felaketleri hakkında söz isteyen Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır’a aittir.

Buyurun Sayın Bayındır. (DTP sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkanım, Bakanıma bir soru için sisteme girmiştim ama herhâlde görmediniz.

BAŞKAN – Yok efendim, sistemde isminiz yok. Girememişsiniz herhâlde sisteme.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Burada “girdi” görülüyor.

BAŞKAN – Şu anda girdi Sayın Özdemir. Sorabilirsiniz, biz şey yapalım da…

Buyurun Sayın Bayındır.

 

 

 

SEVAHİR BAYINDIR (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanlığın yol açtığı doğal felaketlere ilişkin söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce, İstanbul’da gerçekleştirilen menfur saldırıyı kınıyor, hayatını yitirenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Felaketler insandan bağımsız gelişmiyor. Özellikle orman yangınlarıyla giderek bir çölleşmeye, termik santrallerle hava ve toprak ağır metallerle kirletilmeye, barajlarla tarihî ve doğal zenginlikler su altında bırakılmaya çalışılıyor. Yani insanlık geçici hırsları için doğa ve insan katliamına devam ediyor. Oysa doğa, babamızdan kalan bir miras değil, torunlarımızdan ödünç bize.

Ve yine, insanlar ölür, eserleri kalır. İnsanlığın ortak mirası olan tarihî eserler insanlık tarihinin belgelenmesi ve tarihe ışık tutmasını sağlamaktadır. Peki, tarihî eserlerin yok olmasını sağlamak katliam değil midir, insanlığa ihanet değil midir? Sayın Başbakan Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmada “Hasankeyf’i yok edecek kadar vatana ihanet içinde değilim.” diyordu. Peki, sürdürülen projeyle Hasankeyf sular altında kalacak. Başbakan bu durumda acaba ne kadar ihanet içinde diye sormak istiyorum.

Yine, son yılda, yani 2008 yılında diğer geçmiş yedi yıla göre orman yangınlarında büyük bir yükseliş var. Haziran-temmuz ayları içinde bölgede yirmi iki yerleşim yerinde, dağda orman yangınları çıktı ve binlerce hektar orman yok oldu. Bununla birlikte, doğal doku, canlılar yok olmaya yüz yüze kaldı.

Peki, bu çifte standart niye? Kaç kişinin haberi var? Muş’ta, Bingöl’de, Tunceli’de, Diyarbakır’da, Şırnak’ta ve -sayamayacağım, şu anda zamanım yetmeyecek- pek çok yerde çıkan yangınlara ilişkin kaç kişinin haberi var? Sayın Bakan bu yangınlara ilişkin ne kadar bir soruşturma içinde oldu, kaç kişi hakkında soruşturma açtı ve bu soruşturmanın takibini ne kadar yapabildi? Başbakan ve Sayın Bakan birlikte ormanı teşvik için çaba içindeler, orman dikmeye çalışıyorlar. Siz bir yerde orman dikmeye çalışırken, diğer yerde yakılan, insan eliyle yakılan ormanlar karşısında neden sessiz kalıyorsunuz? Bu çifte standart niye? Ülkenin doğusu cayır cayır yanarken, ormanlar alev alev yanarken ve doğa katliamı yaşanırken bu sessizlik niye? Kürtler yaşadığı için mi? Kürtler haklarını istediği için mi burada bu çifte standardı sergiliyorsunuz, bu sessizliği yürütüyorsunuz ve onay veriyorsunuz?

En basit bir örnek vermek istiyorum: Ege’de, İzmir’in Menderes ilçesinde bir orman yangınında 600 insan seferber edildi ve bir o kadar diğer imkânlar seferber edildi ki orman yangınları söndürülebilsin. Peki, Şırnak’ta, Bagok’ta, Cudi’de, Gabar’da, bırakın müdahale etmeyi, insanlar orman yangınlarına müdahale etmeye çalışırken bile bu orman yangınlarının söndürülmesine müdahale edildi. Bir yandan söndürmek için kendin müdahale edeceksin, öte yandan vatandaşın gözü önünde emeği, değeri, coğrafyası, her şeyi yok edilmeye çalışılırken o yangını seyrederek ikinci bir işkence yaşatmaya çalışıyorsunuz.

Bu yaklaşım, güvenlik gerekçesiyle orman yangını, Kürt yangınını söndüremeyecek, Kürt sorununu çözemeyecektir. Buradan medet ummak, insanlığa, geçmişe ve geleceğe ihanettir bana göre çünkü dediğim gibi, doğa babamızdan miras kalan bir şey değil, gelecekten emanet aldığımız bir eserdir.

Bu anlamda, bir yandan güvenlik barajları kurarak, bir yandan ormanları yakarak, bir yandan tarihî eserler sular altında bırakılarak bir kuraklığa, çölleşmeye, yoksulluğa, katliama yol açarak Türkiye’yi müreffeh bir ülke hâline getiremezsiniz, Kürt sorununu çözemezsiniz, insan haklarını da bu tür ülkede köklü bir hâle getiremezsiniz.

Bu nedenle, bu kürsüden bir kez daha çığlık atıyoruz ve sesleniyoruz: İki gün önce Cizre’de bir miting yapıldı “Ormanlarımızı Yakmayın” diye. İnsanlar çıktılar, Gabar’ın eteklerinde, ellerinde su testileri, su götürüp sembolik olarak söndürmeye çalıştılar ormanlarını. Bu katliamlara artık dur demek lazım. Kürt sorununun çözümü demokratik, barışçıl yöntemlerle ancak mümkündür. Diğer türlü, bir yandan, insanları savaşla yok edemezsiniz, doğayı tahrip ederek de bütün insanlığı yok edersiniz. Yani, geçici hırslarla, geçici tedbirlerle ya da bugüne kadar denenmiş ve hiçbir sonuç alınmamış tedbirlerle siz bir coğrafyada bir halkı yok edemezsiniz, Kürt sorununu çözemezsiniz diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın.

Buyurun. 

SEVAHİR BAYINDIR (Devamla) – Teşekkür ederim.

Bu ayrımcılığa, bu çifte standarda, bu bölücülüğe ben artık dur diyorum halkım adına. Bu nedenle diyoruz ki: Türkiye’nin artık çeteleri üreten, yoksulluğu üreten, doğayı katleden zihniyetten hızla arınması gerekiyor ve insan haklarına dayalı, toplumda kardeş köprüsü kurarak, haklarını tanıyarak herkesin, eşit, özgür bireylerin özgürce yaşadığı, halkların kendi haklarını özgürce kullandığı ve toplumu giderek demokratikleştirerek ekonomik kalkınmanın sağlanacağı bir Türkiye için el ele verelim. Bunun için, geç olmadan, daha fazla fitne fesat girmeden, daha fazla çeteleşmeler olmadan, daha fazla provokasyon olmadan, gelin hep birlikte ormanı yakmayalım, doğayı çoraklaştırmayalım, kuraklığa, felakete yol açmayalım, insanlar ölmesin, barış ve demokrasi gelsin diyorum.

Hepinize saygılar. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bayındır.

Sayın Özdemir, sisteme girmiştiniz.

Buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Bakanımız henüz salonu terk etmeden bir soru sormak istiyorum kendilerine.

Sayın Bakanı dinledik yani belki Çukurova’da bol bir hasat mevsimi söz konusu ancak Türkiye’de şöyle bir garabet var: Bir tarafta, hasadın bol olduğu yerde insanlar ürettiklerini kaça, kime satacaklarını bilmiyorlar, geleceğe yönelik endişeleri var, diğer taraftan…

BAŞKAN – Sayın Özdemir…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sorumu soruyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Soru sorma şeyi yok, açıklama isteyebilirsiniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Açıklama istiyorum Sayın Bakanımdan.

Sayın Bakanım, Sivas’ın Gemerek ve Hafik ilçelerinde yüzde 35, yüzde 40’ın üzerinde kuraklıktan dolayı bir hasar tespiti yapılmış vaziyette. Bu konuda ilçe hasar tespit komisyonu raporları var. Geçen hafta bu iki ilçemizden Ziraat Odası Başkanı, temsilcileri geldiler. Ancak hazırlanan, otuz beş ili kapsayan kararnamede bu iki ilçemiz yoktur. Bir daha kararname düzenlenmesi düşünülüyor mu? Bu durumda olan başka ilçelerimiz var Türkiye genelinde. Bu kararnamede yer almayan ilçelere gelecekte hazırlanacak kararnamede yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; saygılar sunuyorum.

35 il ve 210 ilçe itibarıyla kuraklıkla ilgili bir kararname biz hazırladık, yayınladık. Bu arada tabii, bazı ilçelerimizden, bazı köylerimizden itirazlar oldu. Bu, Gemerek’te bizim milletvekillerimiz tarafından bize iletildi geçen hafta. O, Yozgat ve Edirne gibi birkaç il daha var onlarla ilgili olarak da biz bir ek çalışma yapıyoruz. Dolayısıyla, bizim amacımız belirli bir düzeyin üzerinde eğer kuraklıktan hasar görmüşse, onların hepsini biz kapsam içerisine alıyoruz, bunu  öncelikle söyleyeyim, bu konuda herhangi bir endişe olmasın, onu gerçekleştiriyoruz.

Tabii, bu dönem üretimle, hasatla ilgili olarak da aslında Toprak Mahsulleri Ofisine bir talep gelmediği için biz alım yapmadık. Talebin olduğu her yerde biz alım yapmaya hazırdık ve hazırız, onu da bu arada bir cümleyle söyleyeyim. Çünkü piyasa fiyatları gerçekte… Normalde maliyetler, kâr vesaire dikkate alındığında piyasanın talebi var bu ürünlere. Toprak Mahsulleri Ofisinin alımına pek ihtiyaç hissedilmediği için biz almadık, yoksa her türlü tedbirimizi almıştık, alabilecek durumdaydık. Fiyatlar da yüksek. Yüksek olduğu için de hazineyi ayrıca… Çünkü Toprak Mahsulleri Ofisi bir ürünü aldığı zaman ne kadar iyi şartlarda alırsa alsın mutlaka bunun bir stok maliyeti vardır, çünkü personel istihdamı olacak, depo alacak vesaire. O hazineyi, milleti boşu boşuna bir maliyetle karşı karşıya getirmenin bir anlamı yok. İhtiyaç olduğunda, ihtiyaç hissedildiğinde de biz muhakkak surette çiftçi lehine orada müdahale yapıyoruz, bundan önce yaptığımız gibi.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Sayın Dibek, İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre bir talebiniz var. Kısa bir açıklama yapmak istiyorsunuz herhâlde.

Buyurun Sayın Dibek.

 

 

 

 

TURGUT DİBEK (Kırklareli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tarım Bakanımız buradayken, aslında benim de açıklamalarım kendisiyle ilgili, onu ilgilendiriyor. Kırklareli’nde geçen hafta 23 Temmuz Çarşamba günü akşamüzeri ani bir dolu yağışı oldu belli bir bölgede. O bölgedeki köylerimiz çok ciddi hasar gördüler Sayın Başkanım. Bu hasar nedeniyle de artık hasat aşamasına gelmiş olan mahsullerinin bir kısmı yüzde 100 diyebileceğimiz bir oranda telef oldu, özellikle karpuz ve kabak mahsulleri. Kırklareli’ndeki Kavakdere ve Babaeski ilçelerimize bağlı Erikleryurdu köylerinde Tarım İl Müdürlüğü de bu hasar tespitlerini yaptı. Tabii ben bölgedeydim, yerinde de o hasarı gördüm. Vatandaşın talebi, hasarlarının karşılanması. Bu ciddi boyutta olan hasarlarının karşılanmasını talep ediyorlar Bakanlıktan. Eğer bu hasar karşılanmayacak durumdaysa da mutlaka borçların ertelenmesi yönünde bir destekleme talepleri var.

Ben Sayın Bakanıma bu konuyu iletmek istiyorum ama kendisi sanıyorum dinleyemedi olayı.

Sayın Bakanım, kusura bakmayın, görüşüyordunuz. Kırklareli’nde geçen hafta bir dolu yağdı. Belki sizin bilginiz vardır, Tarım İl Müdürlüğü gerekli hasar tespitlerini yaptı. Belli bölgelerde yüzde 100 hasar var, mahsulün tamamı telef oldu. Ben olay yerindeydim, fotoğrafları çektik. İnsanlar inanın perişan hâlde, çünkü toplama aşamasındayken mahsulleri telef olmuş. Çok zor durumdalar. Destekleme ya da hasarlarının karşılanmasını talep ediyorlar. Sayın Bakanlığımızın bu konuda duyarlı olmasını talep ediyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Dibek.

Sayın Işık ve Sayın Özçelik, sisteme girmişsiniz. Böyle bir usulümüz yok, yani soru sorma şeyimiz yok. Açıklama istediği için ben Sayın Dibek’e söz verdim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ben de açıklama yapmak için söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Söz veremeyeceğim efendim, söz veremeyeceğim…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kısa bir açıklama yapacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayır efendim, böyle bir soru sorma sistemi yok.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Yoksa niye uyguladınız Sayın Başkan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, tabii Sayın Bakana da hangi sıfatla söz verdiniz bilemiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Bakan cevap vermek isteseydi haber verirdi efendim.

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Yoksa niye söz verdiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz. 

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 30.7.2008 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oybirliği sağlanamadığından, TBMM İçtüzüğünün 19 uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

 

                                                                                                Sadullah Ergin

                                                                                              Hatay Milletvekili

                                                                                   AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 165 ve 163 üncü sıralarında yer alan 277 ve 276 sıra sayılı kanun tekliflerinin bu kısmın 2 ve 8 inci sıralarına alınması ve diğer kanun tasarı ve tekliflerinin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde 2 aleyhte, 2 lehte sayın milletvekiline söz vereceğim.

Evet, lehte ilk söz Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi Kaynak’a ait.

Buyurun Sayın Kaynak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; partimizin grup önerisinin lehine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında grup önerimiz, sırada bulunan iki teklif ve tasarının sıralarının öne alınması içindir. Bunlardan bir tanesi, Kocaeli Milletvekilimiz Eyüp Ayar ve Konya Milletvekilimiz Hasan Angı’nın Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 165’inci sıradan 2’nci sıraya alınmasına ilişkindir. Bu teklifle, daha önce Büyük Millet Meclisinin Genel Kurulunda görüşülen ve kanunlaşan, ikinci el araç satışlarının bundan böyle 1 Ağustos tarihi itibarıyla noterlerde değil, trafik tescil ve şube müdürlüklerine yapılmasına ilişkin kanuni düzenlemeye aittir.

Bildiğiniz gibi 1 Ağustostan itibaren mevcut yasaya göre bunların trafik şube müdürlüklerine yapılması gerekmekteydi ancak ülkemizin birçok kısmında altyapı hazırlığı gerekmekte olduğundan bunun 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren başlatılması öngörülmektedir.

Ön sıraya alınmasını teklif ettiğimiz, 8’inci sıraya alınmasını teklif ettiğimiz diğer kanun teklifi ise, Bursa Milletvekilimiz Mehmet Tunçak’a aittir ve bu teklifle, 3533 sayılı Kanun’a bir madde eklenmektedir. Bu madde çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşları arasında ortaya çıkan para borçlarına ilişkin uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz veya haciz kararı verilmesi ve para borcuna ilişkin alacağı karşılayacak miktarda bir teminatın borçlu idare tarafından gösterilmesi hâlinde borçlunun her türlü mal ve hakları üzerinde ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve hacizlerin kaldırılması ve böylece kamu hizmetlerinin aksamadan yürümesi amaçlanmaktadır.

Bu arada şunu da Genel Kurula arz etmek istiyorum: Yine Meclis Genel Kurulumuzda bütün partilerin oylarıyla kabul edilen bir yasal düzenleme BAĞ-KUR ve sigorta prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin idi ve bunun da başvuru süresi bu ay sonu itibarıyla sona ermekteydi. Prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin başvuru süresinin yirmi gün daha uzatılmasına ilişkin Mecliste grubu bulunan bütün partilerimizin gruplarının ortak tavsiye kararıyla başvuru süresinin yirmi gün uzatılması ve bu teklifin kırk sekiz saat geçmeden komisyonda görüşülmesi teklif edilmiştir. Bundan yararlanan birçok prim borçlusu –hepimiz hafta sonu Anadolu’dayız- memnuniyetlerini ifade etmişlerdi. Tahmin ediyorum ki komisyonumuzdan da olumlu şekilde geçer ve Meclis tatile girmeden inşallah prim borçlarına başvuru süresini yirmi gün daha uzatırız.

Bu vesileyle AK PARTİ Grubu önerimizin lehine söz aldım. Dediğim gibi, iki teklifin sırasının öne alınması amaçlanmaktadır, biraz da zorunluluktan kaynaklanmaktadır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaynak.

Önerinin aleyhinde Mersin Milletvekili Mehmet Şandır.

Sayın Şandır, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin mutabık olduğu bir genel hükmü, genel durumu ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Türkiye kurallar ve kurumlar ülkesidir, Türkiye bir hukuk devletidir. Bu özelliği kazanmak gerçekten çok önemli, çok değerli. Cumhuriyetimizin mucizesi budur. Türkiye’de kanunlar vardır, bu kanunları uygulayan kurumlar vardır. Devlet olma özelliğimiz, büyük devlet olma niteliğimiz bu kuralların ve bu kurumların sürekliliğinden kaynaklanmaktadır. Eğer siz kuralları ikide bir değiştirirseniz, kurumların içiyle ikide bir oynarsanız artık tartışılır duruma gelirsiniz. Bunun Türkiye Büyük Millet Meclisine yansıması maalesef, işte, Genel Kurulun gündemini belirleme işlevi olan Danışma Kurulu kararlarında ortaya çıkıyor.

Ben, tabii, her defasında ifade ediyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisinin komisyonlarının ve Genel Kurulun çalışma gündemini hükûmetin belirlediği öncelikler belirler, böyle olmalıdır. Ülke yönetiminden millet adına yetkili ve sorumlu hükûmettir. Hükûmet bu görevini yerine getirirken kendi belirlediği önceliklere göre kanunları hazırlar ve Genel Kuruldan, komisyonlardan görüşülmesini ister. Bu onun çok tabii hakkıdır, buna hiç itirazımız yok. Ama bu kadar çok değişken, sürekliliği olmayan bir program bana göre fayda getirmez veya en azından ehliyeti, etkinliği ve güvenilirliği üzerine gölge düşer. Bugün çarşamba, alıştık, biliyoruz ki her salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu o haftanın gündemini belirler, programlar. Hatta bazen iki haftalık Danışma Kurulu önerisi geliyor, itiraz ediyoruz çünkü bir hafta sonraki yetkili, görevli arkadaşlarımızın inisiyatifini bu hafta kullanmayalım diye haftalık yapmaya çalışıyoruz ve salı günü Meclis Genel Kurulu, Hükûmetin öncelikleri doğrultusunda kanunların sıralamasını yapıyor, bazen temel kanun kararı alıyor ve bunları görüşüyoruz. Ama bugün çarşamba, AKP Grubu bir önergeyle Danışma Kurulunu toplantıya davet etti ve bir teklifle geldi. Teklifin içeriği sizlerin de önünde vardır, kanunların sıralamasını değiştiriyor. Buna itiraz etmiyoruz. Tabii ki, anlaşılıyor ki, Hükûmetin talebi bu yönde. Tabii, bizi izleyen halkımızın bilgilenmesi yönünde söyleyeyim: Daha önce yapılan değişikliklerde yapılan yanlışlıkları düzeltmeyle ilgili bir kanuna bugün öncelik veriyoruz veya Anayasa Mahkemesinin iptali doğrultusunda koyduğu süreye yaklaşıldığı için bazı kanunlara mecburen öncelik veriliyor.

Değerli milletvekilleri, bunları bir tenkit için söylemiyorum, bir tespit için söylüyorum. Bu işi daha güzel yapabiliriz, daha dingin yapabiliriz. Bu işler nerede hazırlanıyorsa oralarda gereken tedbirler alınarak, bu işler böyle ikide bir konuşulmaya -bakın, yarım saat zaman kaybedeceğiz- tartışılmaya imkân, zaman, zemin oluşturmayacak şekilde düzenlenebilir. Ben temennimi ifade etmek için söylüyorum:

Değerli milletvekilleri, özelikle İktidar Partisinin değerli milletvekilleri; grubunuzun yönlendirmesi veya kararı doğrultusunda emek sarf ediyorsunuz ama sizin emeğinize de saygı gösterilmesi gerektiği kanaatindeyim. Şimdi, bakın, çok önemli bir kanun geldi -burada sayın bakanlarım da var, bakanlara da arz ediyorum- geçen hafta: Kamu Mali Yönetimi ve Denetimi Kanunu, 1050 sayılı seksen yıllık Muhasebe-i Umumiye Kanunu’nun yeni şekli, 5018. Bu Kanun’da birtakım değişiklikler yapılması gerekiyor. Eyvallah, yapılsın. Zaman, zemin bunu gerektiriyor. Hükûmetin takdiri böyledir. Eyvallah, yapılacak ama bir  hususu size söyleyeyim yani emeğinize yeterince, gerekli saygının gösterilmediğini ifade açısından söylüyorum: Bu Kanun Hükûmet tasarısı olarak, 15 madde olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda bu kanun 49 maddeye çıktı arkadaşlar. Komisyonda alt komisyon kuruldu. Alt komisyonda 19 önerge verdi Hükûmet partisi, AKP; üst komisyonda 20 önerge verdi. Kanun Genel Kurula geldi, bu defa da burada 8 önerge verdiler.

Değerli arkadaşlar, yasama önemli, çok ciddi bir hadise. Yasamayla ilgili… Yani, kanun kuruyoruz burada, ülke yönetimiyle ilgili kural koyuyoruz burada. Kendi koyduğumuz kuralı böyle yazboz tahtasına çevirerek, hazırlık yapmadan bu acelecilikle… Bence doğru yapmıyoruz.

Şimdi, sorumluluğu da duyduğum için söylüyorum. Buranın yanlışını millete anlatmanın çok da hak olmadığını söylüyorum. Ama, bir kelime düzeltmek için bugün bir kanun tasarısı görüşeceğiz, bir kelime. Eğer gereken ihtimam gösterilmiş olsaydı, o gün o yanlışlık yapılmazdı. Bir kelimede iki harf değiştirmek için, bugün, burada bir kanun tasarısı görüşeceğiz.

Bu sebeple, biz, bu konuda biraz daha dikkatli olunması, emeğe saygı gösterilmesi, bu Genel Kurulun mesaisine saygı gösterilmesi anlamında, Sayın İktidar Partisinin getirdiği bu Danışma Kurulu önerisine katılmadığımızı ifade ettik. Onun için, grup önerisi getirdiler. Grup önerisinde de aleyhinde bu sebeple söz alıyorum. Özellikle grup yönetiminin, özellikle bu kanunların hazırlandığı devlet birimlerinin, Başbakanlık birimlerinin bu hassasiyeti gözeterek, buraya tekrar değiştirilmek mecburiyeti duyulmayacak kanun tasarıları getirmelerini istirham ederek, muhalefet şerhimi ifade ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Şandır.

Önerinin lehinde, Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili.

Sayın Aydın, buyurun efendim. (AK PARTİ  Sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma Kurulu bugün itibarıyla toplanmış, ancak, siyasi parti grupları arasında bir uzlaşma sağlanamadığından, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 19’uncu maddesi uyarınca Grubumuz olarak bir öneri getirmiş bulunduk. Bizler bugüne kadar ülkemizin menfaatine olan, milletimizin menfaatine olan her kanunu ivedilikle görüşme için ciddi çabalar sarf ettik gerek komisyonlarda gerekse Genel Kurulda aynı hassasiyeti gösteriyoruz.

Yine, bugün de özellikle 276 sıra sayılı Teklif ki, gündeme alınmasını arzu ettiğimiz teklif. Geçtiğimiz günlerde Adalet Komisyonunda görüşmüş olduğumuz bir teklif ve bu teklif, orada CHP’lisi de, MHP’lisi de birlikte ortak bir önergeyle üzerinde uzlaştığımız ve hatta komisyondan da sevinerek söyleyeyim, övünerek söyleyeyim oybirliğiyle çıkartmış olduğumuz bir kanun teklifi idi ve acil olmasını düşündüğümüz, söylediğimiz, oradaki diğer siyasi partilere mensup olan arkadaşlarımızın da buna katıldığı, aciliyetine ve ihtiyacına binaen oybirliğiyle komisyondan çıkarılmış olan bir teklif idi.

Bu teklif de özellikle değerli arkadaşlar, kamu kurum ve kuruluşlarının kendi aralarındaki para borçlarına ilişkin bir teklif ve bu teklifte bu para borçlarının teminat karşılığı kurumların ihtiyati haciz, haciz, tedbir kıskacından kurtarılması ve bu manada da kamu hizmetlerinde sürdürülebilirliğin sağlanması amaçlanmıştır. Kamu hizmetlerinin aksamaması, kamu yararı açısından böyle bir gereksinim olduğu ifade edilmişti ve bu ifadeye de, bu teklife de bütün siyasi partiler katılmıştı ve bu manada da oybirliğiyle komisyondan çıkarılmış olan bu teklifin Genel Kurul gündemimize gelerek burada da kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetlerine devam etmesi, aksamaya neden olmadan devam etmesi sağlanmış olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bir diğer kanun teklifi, yine arkadaşlarımızın vermiş olduğu bir teklif ve bu teklifte de ikinci el araç satış sözleşmeleri malumunuzca noterlerce yapılıyordu daha önceden. Ancak Genel Kurulda çıkartılan kanunla, bu, trafik tescil şube müdürlüklerine devredildi. Yalnız değerli arkadaşlar, birtakım hazırlık dönemi gerekiyor, altyapısının hazırlanması gerekiyor ve bunun için de bir süre gerekiyordu. Bu süre de 1/10/2009’a kadar uzatılmasını öngören bir teklif.

Bu iki teklif de hem halkımızın beklemiş olduğu hem de özellikle kamu

kurum ve kuruluşlarında hizmetlerin sürdürülebilmesi açısından gerekli olan teklif. Eğer bizler burada zaman zaman kanunları değiştirmesek, o zaman… Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevi nedir? Yasama yapmak, kanun yapmaktır ve biz de bu süreçte, bu yaz sıcağında da hep beraber -Allah razı olsun- İktidarıyla muhalefetiyle herkes burada bu kanunları, ülkemizin faydasına, milletimizin menfaatine olacak bu kanunları çıkartmak için gayret ediyor.

Ben bu gayretlerinden dolayı bütün herkese, siyasi parti gruplarının tamamına teşekkür ediyorum. Önergenin lehinde oy kullanacağınız düşüncesiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydın.

Önergenin aleyhinde Karaman Milletvekili Hasan Çalış.

Sayın Çalış, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, kıymetli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün de artık bu yasama dönemi boyunca alışkanlık hâline gelen, bizlerin de neredeyse artık yadsımaz hâle geldiğimiz bir grup önerisini görüşüyoruz ve bunu artık yadırgadığımız için, bunun olağan bir işlem hâline, olağan bir olay hâline gelmesini yadırgadığımız için, âdeta İç Tüzük’ün istisna bir kuralının kural hâline getirilmesini yadırgadığımız için aleyhte söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, malumunuz olduğu gibi Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevleri nedir? Yasa yapmaktır, denetim yapmaktır. Fakat bunları yapmak için de milletvekilinin kendisine çalışacak bir zaman bulması gerekiyor. Önümüze hafta başında Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma gündemini alıyoruz. Buradaki kanun tasarılarının, kanun tekliflerinin sırasına bakıyoruz. Bir hafta içerisinde, iki hafta içerisinde önümüze gelebilecek tekliflere, tasarılara göre bir hazırlık yapıyoruz veya önümüze, günün, önümüzdeki günün gündemi geliyor. Bu gündemi alıyoruz önümüze, buna göre bir hazırlık yapıyoruz, çalışma yapıyoruz, arşiv çalışması yapıyoruz, kendimizi psikolojik olarak hazırlıyoruz, böyle bir çalışma ortamına kendimizi hazırlamış olarak Genel Kurula geliyoruz. Maalesef neyle karşılıyoruz? Bir grup önerisiyle karşılaşıyoruz. Nedir grup önerisi? “Pardon, biz iki gün sonrayı, bir gün sonrayı görememişiz, bizim programımız bu değilmiş, programımızın şu olması lazımmış, biz bunu değiştireceğiz, kusura bakmayın; yeterli oy çoğunluğumuz da var.” Yani isterseniz destek olun, isterseniz destek olmayın anlamına gelecek bir tavır sergileniyor.

Kıymetli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye gerçekten olağanüstü bir dönemden geçiyor. Türkiye bugün olağanüstü şartlar yaşıyor. Bugün, bu Meclis, arkasında 340 milletvekili desteğine rağmen sıkıntı yaşayan bir Hükûmeti, kendisini temsilde, işlerini görmekte maalesef sıkıntı yaşayan bir Türkiye gündemini yaşıyor. Niye yaşıyor? Bunu sorgulamamız lazım değerli arkadaşlar. Bir milletvekili olarak bunda hepimizin bir sorumluluğu vardır. Kullanmadığımız yetkilerimiz için, savunmadığımız haklarımız için ileride mesul olacağız değerli arkadaşlar. Bunu hatırlatmayı önemli bir vicdan borcu buluyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bu dönem, uzlaşmaya her zaman olduğundan daha fazla ihtiyacımız var. Bunu neresi sağlayacak? Burası sağlayacak değerli arkadaşlar. Ama maalesef bir yıldır gördüğümüz tablo nedir? Çalışacağımız gündemde bile uzlaşacak bir ortamı sağlayamıyoruz.

Burada birinci görev kimindir? Birinci görev Hükûmetindir. Birinci görev Hükûmetin mensup olduğu partinindir, parti yöneticilerinin değerli arkadaşlar. Yani siz öncelikle haftalık danışma kurullarını oluştururken bir uzlaşma zemini sağlayamazsanız, ondan sonra da kamuoyunun önüne çıkıp “Türkiye'nin uzlaşmaya ihtiyacı var, Türkiye’yi kavgalardan uzat tutalım…” Buna vatandaşımız güler, buna aklıselim olan herkes güler değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bu dönemde benim üzüldüğüm durum şudur: Genel Kurulumuzun, Türkiye Büyük Millet Meclisimizin, komisyonlarımızın düştüğü pozisyon iyi değildir, maalesef iyi değildir. Nedir düştüğümüz durum? Komisyonumuza bir kanun teklifi geliyor, bir tasarı geliyor. Efendim, hemen bir kulis faaliyeti başlıyor, “Çok acil geçirmemiz lazım…” Âdeta komisyonlarda tartışılmasından, komisyonlarda yasalara milletvekilinin katkı sağlamasından, katkı vermesinden bir rahatsızlık var. Âdeta değerli bürokratların yazıp geldiği metinlere milletvekillerinin, asıl görevi yasama olan milletvekillerinin katkı sağlamasını önlemeye yönelik bir faaliyet görüyoruz. Bazen öyle oluyor ki “Hemen, çok acil çıkarmamız lazım.” denen teklifler, tasarılar aylarca bekleyebiliyor. Sıraya giriyor, sıra değiştirilebiliyor.

Hasılı değerli arkadaşlar, bazen öyle oluyor ki bir teklif geliyor. Bu teklif nedir? On beş maddedir, “Ya pardon bu gözümüzden kaçmış, buna önergelerle şu kadar madde daha eklememiz lazım, ya pardon bunu temel kanun yapmamız gerekiyormuş…” Ya değerli arkadaşlarım, sizler bizler burada ne için varız? Yasama için varız. Bunları ciddi olarak yapmamız gerekiyor, ciddi olarak emek vermemiz gerekiyor. Çünkü yarın vatandaş, aksayan, problem olan hususlarda bir sorumlu ararken sağda solda aramıyor. Sizlerde arayacak, bizlerde arayacak değerli arkadaşlar, bunun için söylüyorum. Maalesef komisyonlardan geçip Genel Kurula geliyor. Bakıyoruz, burada da zaten sağ olsun arkadaşlarımızın bir kısmı kulisten idare ediyorlar, ancak parmaklarıyla katkı sağlıyorlar. İçeride bulunan diğer arkadaşlarımızın da katkısına ihtiyaç olmadığını görüyoruz. Ben şahsen bir milletvekili olarak bu düştüğüm pozisyondan, arkadaşlarımın düşürüldüğü pozisyondan, milletvekili olarak birbirinden değerli gördüğüm bu çatı altında bulunan insanların düştüğü pozisyondan üzülüyorum değerli arkadaşlar, bunu bütün samimiyetimle söylüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bir diğer önemli husus nedir? Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yapması lazım. Ne yapıyoruz? Bu denetimi salı günü yapıyor muyuz? Yapmıyoruz. Çarşamba günü yapıyor muyuz? Yapmıyoruz. İşte bu getirme alışkanlığı edindiğiniz grup önerileriyle maalesef bunu da baypas ediyorsunuz. Bir milletvekili olarak, bir muhalefet milletvekili olarak vatandaşımızın taleplerini, bölgelerimizin sıkıntılarını soru önergeleriyle gündeme getiriyoruz. Soru önergelerimize aylarca cevap verilmiyor. Cevap veriliyor, Sayın Bakan bir memuruna bir metin hazırlatıyor, metni bize gönderiyor, üzerine de bir not düşüyor: “Sayın milletvekili, bu sözlü soru önergenizi yazılı olarak kabul ediyorsanız lütfen bir dilekçe verin.”

Sayın Bakan, bir milletvekili olarak önergeyi hazırlarken biz görevimizin ne olduğunu biliyoruz, yetkimizin ne olduğunu da biliyoruz, bunu bize hatırlatmanız gerekmiyor. Bu, abes bir durumdur. Eğer yazılı önerge verilecekse bir milletvekili bu önergeyi zaten başta yazılı verir.

Bir diğer husus: Sağ olsun arkadaşlarımız geliyorlar, buralara çıkıyorlar, sözlü sorularımıza cevap verir gibi yapıyorlar maalesef, maalesef cevap verir gibi yapıyorlar. Bu sadece sizleri bizleri rahatsız etmiyor, bizlerin vicdanını sızlatmıyor sadece, bizleri izleyen 70 milyonun da vicdanını sızlatıyor değerli arkadaşlarım. Lütfen, lütfen burada bazı şeyleri iktidar-muhalefet anlayışının ötesinde milletin meselesi olarak görmenin yolunu bulmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, ancak, bu yıl içinde gördüğümüz, şu anda da görmekte olduğumuz durum, maalesef, İç Tüzük’ün istisna bir durumunu kaide hâline getirme gayretinden başka bir şey değildir. Eğer böyle olacaksa, sayın iktidar partisi, İç Tüzük’ü kaldıralım kardeşim. İç Tüzük yerine bu iş grup önerileriyle yapılır, çalışmayı biz buna göre düzenleriz deyin, hiç olmazsa biz de ne yapacağımızı bilelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalış, buyurun.

HASAN ÇALIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirirken bir cümle söyleyeceğim. Sayın Tarım Bakanımız, sağ olsun biraz önce açıklamalar yaptı. Türkiye'de yaşayan bir insan olmasam üzülmeyeceğim, maalesef üzüldüm. Niye üzüldüm? Sayın Bakanımın Türkiye'deki tarımın durumunu bilmemesi mümkün değil. Çukurova’ya, Antalya Ovası’na, Ege’ye gittiyse Türkiye'de pamuğun ne durumda olduğunu bilir. Bugün benim çiftçim bana diyor ki: Eskiden Toprak Mahsulleri Ofisi diye bir şey vardı. Nerede bu?  Beni niye tüccarın insafına terk ediyorsun? Sayın Bakan, bunu duymanı istiyorum. Lütfen, fırsat buldukça -gerçekten tarım iyiyse 2 milyon insan niye tarımı bırakmıştır- çiftçinin içine karışın lütfen diyorum.

Değerli arkadaşlar, sözlerimi bitirirken grup önerisinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtiyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Grup önerisi kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

 

 

1.-Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu (1/627) (S.Sayısı: 273) (x)

 

BAŞKAN - 1’inci sırada yer alan, Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet buradalar.

Geçen birleşimde tasarının tümü üzerinde şahısları adına ilk konuşma tamamlanmıştı.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde şahsı adına ikinci konuşmayı yapmak üzere Elazığ Milletvekili Faruk Septioğlu.

Sayın Septioğlu, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FARUK SEPTİOĞLU (Elazığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 273 sıra sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken en başta, 27 Temmuz gecesi İstanbul Güngören’de meydana gelen menfur bombalı saldırıyı nefretle kınıyor; bu saldırıda hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyorum.

Bu saldırıyı düzenleyenlerin unutmamaları gereken bir şey var ki, o da, hiç kimsenin, hiçbir gücün yüce milletimizin birlik ve beraberliğini bozmaya gücünün yetmeyeceğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapım işlerinin imalatında kullanılan temel malzemelerin bir kısmının dünya piyasalarındaki rayiçlerinin hızlı bir şekilde artması, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre ihalesi yapılan yapım işlerinin imalatlarını durma noktasına getirmiştir. Özellikle 2008 yılının başından itibaren dünya piyasalarında yapım işlerinin en önemli malzemelerinden demirde, petrol ve petrol ürünlerinde meydana gelen büyük artışlar ülkemizi de etkilemiş olup bu konuda ilgili tarafların mağduriyetini giderme amaçlı önlem alınmasını gerekli hâle getirmiştir.

2008 yılının ilk ayında KDV dahil 920 bin YTL olan nervürlü inşaat demiri 2008 yılının Mayıs ayı sonunda 1.750 YTL’ye kadar yükselmiş, yani yaklaşık yüzde 100 oranında bir fiyat artışı yaşanmıştır. Aynı durum akaryakıt ürünlerine yüzde 25 ve bitüm malzemesine de yüzde 45 olarak yansımıştır. Bu durumu kısa bir örnekle açıklamak gerekirse: Bayındırlık Bakanlığının 2008 yılı inşaat birim fiyatlarına göre bir ton demir için yüklenici firmaya imalatı bu sene içinde yapıldığı takdirde 1.479 YTL ödenecektir. Bu demirin işçiliği ve müteahhidin kârı dahil, bu fiyat, belirlendiği tarih itibarıyla yükleniciyi tatmin eden bir fiyat idi. Fakat, gelin görün ki, birkaç ay içinde demirin tonu 1.750 YTL’yi geçiyor, işçiliği ve müteahhidin kârı eklenirse fiyat 2.250 ila 2.500 YTL’ye kadar çıkıyor. Bu durum, sadece yükleniciyi değil, ilişkili onlarca kişiyi de mağdur ediyor. Özellikle küçük firmaların bu şartlarda ayakta kalması imkânsız hâle geliyor.

Dünya piyasalarında bilhassa 2008 yılının başından itibaren yaşanan hammadde sıkıntısının dışa yansıması olarak meydana gelen bu artış Türk inşaat firmalarını da olumsuz olarak etkilemiş, hem kamu sektörü inşaat işlerini hem de özel sektör inşaat işlerini yavaşlatıp durma noktasına getirmiştir.

Son yıllarda Türkiye’deki inşaat firmalarının dünya pazarında önemli bir yere geldiği yadsınamaz bir gerçektir. İnşaat sektöründe Türk firmalarının dünyanın çeşitli ülkelerindeki başarılı imalatları ülkemizin bu sektörde saygın bir yere gelmesini sağlamakla beraber, binlerce kişiye de iş imkânı sağlamış ve istihdam yaratmıştır. Beklenmeyen bu büyük fiyat artışları, sadece ülkemizdeki inşaat firmalarını değil, yurt dışında iş yapan Türk firmalarını da olumsuz etkilemiştir.

Yapılacak olan bu düzenlemeyle, dolaylı olarak yüz binlerce kişiyi etkileyen bu durgunluğun bitirilmesi ve zararın en az düzeye indirilmesi amaçlanmaktadır.

31 Mayıs 2008 tarihinden önce 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre ihalesi yapılmış yapım işlerinde geçerli olacak bu düzenlemeyle, iş kalemleri veya iş gruplarının imalatında kullanılan malzemelerin fiyatlarında beklenmedik bir fiyat artışı olması durumunda, o iş için ihale dokümanından fiyat farkı verilmesine ilişkin hüküm bulunup bulunmadığına veya ihalenin yabancı para birimi üzerinden sözleşmeye bağlanıp bağlanmadığına bakılmaksızın, 1 Ocak 2008 tarihinden sonra yapılan ve yapılacak imalatlar için fiyat farkı verilmesi, kurumun teklifine binaen Bakanlar Kurulu tarafından değerlendirilecek ve mağduriyet en aza indirilecektir.

Bakanlar Kurulunun yetkisine sunulan teklif, bütçe dengeleri de göz önüne alınarak değerlendirilecektir. Mevcut fiyat farkı kararnamesiyle, idarece çok geniş yetkiler verilmiş olan idareler arasında dengesizliklerin oluşmasına zemin oluşturmuştur. Bazı idareler ÜFE üzerinden fiyat farkı verilmesini benimsemiş, bazı idarelerse hiç fiyat farkı uygulaması yapmamışlardır. Bu durum, ister istemez idareler arasında bir ikilemlik oluşturmuş, verilen fiyat farkları yeterli olmamıştır. İşte, yapılan bu kanun düzenlemesi, tüm problemlerin ortadan kalkmasına yönelik olarak yapılmış çok önemli bir düzenlemedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin, iktidara geldiği günden bugüne kadar olan süreçte yaptıkları ortadadır. Objektif olan hiçbir insan AK PARTİ iktidarı zamanında yapılan iyileştirmeleri, desteklemeleri ve yardımları inkâr edemez. Daha bu yaz yaşanılan kuraklıktan dolayı verilen destekler, tarım ve hayvancılık konularında verilen destekler, istihdam artırma amaçlı gerçekleştirilen projelere verilen destekler, üretim artırıcı, kalite artırıcı projeler için verilen makine destekleri, bunların hepsi ülkenin önünü açma ve istihdam artırma amaçlı desteklerdir. Ülkemiz bunun karşılığını da almaya başlamış ve ekonomimiz Avrupa’nın sayılı ekonomileri arasına girmiştir.

Ülkemizin bu yükselişinde tabii ki özel sektör kuruluşlarımızın payını da unutmamak lazım. Tabii ki onların sorunlarını çözmek, onların mağduriyetlerini gidermek ve onların çalışma ortamlarını iyileştirmek de görevimizdir. İşte, AK PARTİ olarak biz herkesin ihtiyaç duyduğu anda yanında olduğumuz için buradayız, AK PARTİ olarak hiç kimseyi, hiçbir zümreyi ayırt etmediğimiz için buradayız ve AK PARTİ olarak ülkemiz yararına her taşın altına elimizi soktuğumuz için buradayız. Biz, ülkemizi, işçisiyle, memuruyla, iş adamıyla, müteahhidiyle, emeklisiyle, köylüsüyle, kentlisiyle, doğulusuyla, batılısıyla kucaklıyoruz.

Bu düzenlemeyle inşaat sektörünün mağduriyetinin giderileceği temennisiyle düzenlemenin hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Septioğlu.

Tasarının tümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemine başlıyoruz efendim.