TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
135’inci
Birleşim
24
Temmuz 2008 Perşembe
İçindekiler
I.—
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II.—
GELEN KÂĞITLAR
III.-
OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in, Lozan Barış
Antlaşması’nın 85’inci yıl dönümü nedeniyle konuşması
IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan’ın, 24
Temmuz Türk Basınından Sansürün Kaldırılması Günü ve Basın Bayramı’na ilişkin
gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı
2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, ifade ve
basın yayın özgürlüğüne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet
Aydın’ın cevabı
3.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, SSK ve BAĞ-KUR
alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in,
Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın gündem dışı konuşmalardaki cevabına ilişkin
açıklaması
VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul’un (6/818)
esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/81)
2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/790,
6/791, 6/792, 6/793, 6/794, 6/795 ve 6/841) esas numaralı sözlü sorularını geri
aldığına ilişkin önergesi (4/82)
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 23
milletvekilinin, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin doğal gaz ve su
sayacı ihaleleri ile ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/260)
2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 22
milletvekilinin Malatya’da kayısı piyasasında yaşanan sorunların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/261)
VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
A) Kanun Tasarı ve Teklifleri
1.- Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 269)
VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın, Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, konuşmasında Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması
IX.- OYLAMALAR
1.- Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması
X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Kemal
Anadol’un, 1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili soruşturmalara ilişkin Başbakandan
sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/3476)
2.- Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, Mersin’de kredi borcu olan çiftçilere ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Erken’in cevabı (7/4026)
3.- Samsun Milletvekili Cemal
Yılmaz Demir’in, bir merkez valisi hakkında işlem yapılıp yapılmadığına ilişkin
sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/4052)
4.- Isparta Milletvekili
Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, Isparta’daki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/4061)
5.- Kars Milletvekili Gürcan
Dağdaş’ın, Kars Şeker Fabrikasının özelleştirme programına alınmasına ilişkin
sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4079)
6.- Adana Milletvekili
Nevingaye Erbatur’un, Diyanet İşleri Başkanlığı internet sayfasında yer alan
bir yazıya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı
(7/4274)
24 Temmuz 2008 Perşembe
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 13.00
BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatoş GÜRKAN (Adana)
-----0-----
BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI
1.- TBMM Başkan Vekili Nevzat
Pakdil’in, Lozan Barış Antlaşması’nın 85’inci yıl dönümü nedeniyle konuşması
BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bugün
24 Temmuz Lozan Barış Anlaşması’nın yıldönümü. Bugün vesilesiyle, Türkiye
Cumhuriyeti’nin hukuki temellerinin atıldığı Lozan Barış Anlaşması’nı imzalayan
heyeti ve başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurucularını bir defa daha rahmetle, minnetle, şükranla ve
saygıyla anıyoruz ve bu vesileyle cumhuriyetimizi ilelebet, sonsuza kadar
yaşatma azmimizi bir kez daha tekrar ediyoruz.
Gündeme
geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri
beşer dakikadır. Hükûmet bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap süresi
yirmi dakikadır.
Gündem
dışı ilk söz, Türk basınında sansürün kaldırılması günü ve Gazeteciler Bayramı
münasebetiyle söz isteyen Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan’a aittir.
Sayın
Erdoğan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları
1.- Denizli Milletvekili Mehmet
Salih Erdoğan’ın, 24 Temmuz Türk Basınından Sansürün Kaldırılması Günü ve Basın
Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın
cevabı
MEHMET
SALİH ERDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum.
24
Temmuz birkaç nedenle önemli bir gündür. Birincisi, biraz önce Sayın
Başkanımızın da ifade ettiği gibi 24 Temmuz, Lozan Anlaşması’na imza attığımız
gündür. Lozan, haklı olan Türk milletinin haklılığını dünyaya kanıtlayan bir
kurtuluş ve bağımsızlık belgesidir.
24
Temmuzu önemli kılan bir diğer neden ise, en zor mesleklerden biri olan
gazetecilerin bayramı ve Türk basınında sansürün kaldırılışının 100’üncü
yıldönümü oluşudur.
Bugün
dünya üzerinde 300 binden fazla gazete ve mecmua, 3 binden çok televizyon
kanalı ve 6 bin civarında da haber ajansı vardır. Türkiye’de ise 2.459 gazete,
2.522 dergi, 1.043 bülten, 251 televizyon kanalı ve 1.080 radyo bulunmaktadır.
Sayın
milletvekilleri, Türk basınında sansür 24 Temmuz 1908 tarihinde kaldırılmıştır
ve o günden bu yana 24 Temmuz, Basın Bayramı olarak kutlanmaktadır. Ne var ki
ifade ve basın özgürlüğü kolayca elde edilmiş haklardan değildir. Gerek dünyada
gerekse Türkiye’de sansürün kalkması ve basın özgürlüğü için ciddi mücadeleler
verilmiştir.
Türk
basınında sansürün kalkmasından bu yana yüz yıl geçti. Bu süre zarfında,
özellikle darbeler döneminde pek çok yazar işinden oldu ve pek çok yayın organı
kapanmak zorunda bırakıldı. Bazı yazarlarımız düşünceleri nedeniyle yargılandı, ceza aldı, hapis
yattı. Bunun yanında medya gücü ve basın özgürlüğünün zaman zaman kötüye kullanılması
suretiyle de bazı kişilerin onurları zedelendi.
Değerli milletvekilleri, saydam bir
yönetimin ve demokratik sistemin temel koşullarından biri iletişim
özgürlüğüdür. İletişimin en güçlü kanallarından olan basın, toplumun gerçekleri
öğrenmesinin ve düşüncelerini duyurmasının en etkili aracıdır. Basın bu
görevini yaparken sansür uygulamasıyla karşı karşıya kalmadan çalışabilmeli,
çıkar gruplarından ve her türlü otoriteden bağımsız, evrensel meslek
ölçütleriyle görevini yerine getirmelidir.
Değerli milletvekilleri, 9 Haziran 2004
tarihinde Basın Kanunu’muzda önemli değişiklikler yapılmıştır. İlk olarak, ceza
sorumluluğu açısından sadece eser sahibinin sorumlu tutulması esası
getirilmiştir. İkinci olarak, basın suçlarına uygulanan para cezalarının hürriyeti
bağlayıcı cezaya dönüştürülmemesi ilkesi benimsenmiştir. Ayrıca, Anayasa’mızın
30’uncu maddesinde yapılan değişiklikle de, basımevi ve eklentileri ile basın
araçlarına suç aleti olduğu gerekçesiyle el konulamayacağı ve işletilmekten
alıkonulamayacağı esası getirilmiştir. Son olarak, Türk Ceza Kanunu’nun
301’inci maddesinde yapılan değişiklikle de basın alanında daha özgürlükçü ve
daha demokratik bir bakış açısı getirilmiştir. Böylece, basın alanındaki
düzenlemeler başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere uluslararası
hukuk kurallarıyla uyumlu hâle getirilmiş; ikincisi, basın kendi içinde
tutarlı, sistem bütünlüğü olan bir yasaya kavuşturulmuştur.
Günümüzde evrensel demokrasi
anlayışının ortaya çıkardığı bir önemli kavram da bilgi edinme hakkıdır. Doğru
bilgiye ulaşma ya da başka bir deyişle gerçeği öğrenme herkesin hakkıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi: “Basın milletin müşterek sesidir.
Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı
vermekte, hülasa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette
yürümesini teminde basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.”
Bu sözün uygulamada gerçekleşince anlamlı hâle geleceğini düşünmemiz gerekir.
Değerli milletvekilleri, demokratik rejimlerde basın
özgürlüğünün birey ve toplum için vazgeçilmez asli bir değer olduğu konusunda
ihtilaf bulunmamaktadır. Ayrıca, basın, demokrasinin yaşama geçmesi ve
gelişmesini sağlayan en önemli kurumlardan biridir. Basının özgür olmadığı bir
ülkede demokrasi ve insan haklarından bahsedilemez. Ünlü Fransız siyaset adamı
Mirabo’nun sözünü hep beraber hatırlayalım: “Basın özgürlüğü öylesine bir
özgürlüktür ki onsuz diğer özgürlüklerin hiçbirisi yaşayamaz.”
Değerli milletvekilleri, üzerinde durulması gereken en
önemli konulardan biri de medya gücünün kötüye kullanılmasıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Erdoğan, konuşmanızı tamamlayınız;
buyurun.
MEHMET SALİH ERDOĞAN (Devamla) - Barışi ifadelerin
hukuken korunması, buna karşılık şiddeti tahrik ve teşvik eden düşünce
açıklamalarının cezai yaptırıma bağlanması gerektiği üzerinde mutabakat vardır.
Ayrıca kin ve nefret saçan, küfür ve hakaret içeren, başkalarını aşağılayan ve
küçük düşüren ifadeler hiçbir demokratik düzende saygı göremez. Bu nedenle
kimse “O kadından nefret ediyorum.” diyemez. Bu şekilde manşet atan basın,
güvenilir bir basın olamaz.
Değerli milletvekilleri, önemli konulardan biri de
basının güvenilirliği konusudur. GENAR’ın son araştırmasında basının güven
sıralamasında en alt sıralamada yer alması medyamız tarafından önemle dikkate
alınmalı, bu son derece üzüntü verici ve tehlikeli bir gidiş olduğu
anlaşılmalı, basın en saygın kurumlar arasında yer almadan sorunlarımızı
çözemeyeceğimiz bilinmelidir. Özgür basın bir milletin onurudur. Bu nedenle
basınımızın korunması, gerekli değerin, önemin verilmesi gerekir. Ben bugün de
gazetecilerimizin Basın Bayramı’nı kutluyorum, basın mensupları açısından
önemli olan yasaları her zaman destekleyeceğimizi ifade ediyorum.
Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Gündem dışı ikinci söz, düşünce, ifade ve basın-yayın
özgürlüğü hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’a aittir.
Sayın Birdal, buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar)
2.- Diyarbakır Milletvekili Akın
Birdal’ın, ifade ve basın yayın özgürlüğüne ilişkin gündem dışı konuşması ve
Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı
AKIN BİRDAL (Diyarbakır) - Teşekkürler
Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlarım.
Türkiye genelinde hâlâ demokratikleşme,
insan hak ve özgürlüklerine dayalı bir sürecin işletiliyor olmasına karşın ya
da savlarına karşın düşünce ve ifade özgürlüğü yönünde hâlâ anayasal ve yasal
engeller ve yasaklar kaldırılamamıştır. En son, daha birkaç gün önce Diyarbakır
İnsan Hakları Derneği bölge yöneticilerimizin son altı ay içerisinde düşünce ve
ifade özgürlüğüne ilişkin tespitleri şöyle: 1.285 kişi hakkında düşüncelerini
ifade ettikleri için soruşturma ve davalar açılmış, 298 kişi de cezalara
çarptırılmıştır. 10 yayın toplatılmış ve yasaklanmıştır, 5 yayın organına da
baskın düzenlenmiştir. En son da “Hayatın tüm renkleri” sloganıyla 3 Aralık
2007 tarihinde yayına başlayan, işçilerin, emekçilerin, kadınların,
azınlıkların ve bütün ezilenlerin yüzü ve sesi olan Hayat Televizyonunun yayını
16 Temmuz 2008 tarihinde TÜRKSAT yetkililerince keyfî biçimde durdurulmuştur.
TÜRKSAT uydusu çalışmaya başladığında, ülkemizin teknolojik gelişmeyi
yakaladığı, sadece teknolojiyi kullanan ve alan değil üreten ve satan olduğu da
dönemin siyasi iktidarınca büyük bir övgüyle açıklanmıştı. Üzerinden yıllar
geçmesine karşın bu uydunun başka bir özelliği de birkaç gün önce öğrenilmiş
oldu. Bu uydunun, televizyon yayınlarını sansürlemek, yargıç kararı olmadan
idari kararlarla televizyon yayınlarını engellemek gibi işlevlerinin olduğu da
ortaya konuldu.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri,
bugün sansürün kaldırılışının 100’üncü yıl dönümü kutlanıyor. Ne yazık ki biz
yeni bir yüzyılda sansürü yaşıyor ve hâlâ sansürü konuşmak zorunda kalıyoruz.
Hakkında mahkeme kararı yok, gerekçe yok. TÜRKSAT keyfî biçimde bir TV kanalını
karartıyor. Bunun adı sansürdür, bunun adı hâlâ baskıcı rejimi sürdürmekte
ısrardır. Bunun adı “Ben istersem yayın yaparsınız, istemezsem yapmam.” ya da
“Benim tanıdığım kadar demokrasi.” ya da “Benim tanımadığım kadar insan hakları
yok.”
Hayat TV’nin Diyarbakır “nevroz”
mitingini canlı yayın yaparak Roj TV’ye verdiği iddia ediliyor. O görüntüleri
Hayat TV, Dicle Haber Ajansından almıştır. Bu yaklaşımla bakarsak, TRT 3
üstünde yayınlanan Meclis TV’nin kimi görüntülerinin Roj TV’de yayınlanıyor
olması durumunda TRT 3’ün de kapatılması gerekmez mi?
Peki, raporu alan RTÜK’ün yapması
gereken ne olmalıydı? Eğer yasalara ve yönetmeliklere bir aykırılık varsa,
olayın doğruluğunu araştırmak, Hayat TV’ye sormak ve daha sonra da böyle bir
ihlal varsa en fazla bir uyarı cezası vermekle yetinmek olmalıydı ama işler
böyle yürümüyor. Muhalefete tahammül edilemiyor ve TÜRKSAT bir yazıyla yayını
durduğunu bildiriyor. Muhalif söz ise susturulmaya çalışılıyor, muhalif yayın
ise durduruluyor, muhalif TV ise karartılıyor, muhalif insan ise hak ve
özgürlükleri yok ediliyor ya da yok edilmeye çalışılıyor. İsteniyor ki,
işçilerin sesi olmasın, emekçilerin mücadelesinin gözü kulağı olmasın, Kürt
halkının taleplerini, isteklerini kimse duymasın, öğrencilerin özerk,
demokratik üniversite istemlerinden kimsenin haberi olmasın.
Hak ve özgürlüklerin temel göstergelerinden
biri de toplumun bilgi edinme ve haber alma hakkıdır. Kapatılmaya konu olan
olay, “nevroz” kutlamalarının görüntülerinin yayınlanmasıdır. “Nevrozda” ne
söylenilmiş, Kürt halkı ne istemiş, buna kulak vermek yerine, gizli
telekulaklarla başka kanallardan dinlenmeye kalkışılıyor.
Bakın, bölgede günlerdir, sayın
milletvekilleri, süren orman yangınlarından haberiniz var mı? Bir haftadır
bölgede birçok yerde ormanlar yanıyor ve en ufak bir müdahale yok ama buradaki
ormanlar bizim, oradaki ormanlar bizim değil. Bu ayrımcılık değil mi? Bu
bölücülük değil mi? İşte, televizyonun kapatılmasında da bölücülük gerekçesinin
böyle bir inandırıcılığı yoktur, toplumun bilgi edinme ve haber alma hakkının
doğrudan engellenmesidir.
Sayın milletvekilleri, en çok şimdi,
ifade ve basın özgürlüğünün en geniş kullanılmasının zamanıdır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Birdal, konuşmanızı
tamamlayınız, buyurun.
AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler
efendim.
“Ergenekon” adı altında başlatılan
operasyonlarla hukuk dışı yapılanmaların eğer açığa çıkarılması isteniyorsa,
eksiksiz bir demokrasi, eksiksiz insan hak ve özgürlüklerine dayalı sivil bir
demokratik anayasa isteniyorsa o zaman hukuk dışı örgütlenmeleri açığa
çıkarabilmenin yolu bilgi edinme ve haber alma kanallarının açık tutulmasıdır.
Herkesin kendisini bulabildiği bir TV
kanalının karartılmış olması yalnız Hayat TV’nin emekçilerine, yöneticilerine
karşı bir hukuk dışı uygulama değil, Türkiye demokrasisine ve hayatta kendini
bulan herkese yönelik bir baskıdır. O nedenle siyasi iktidarın ve Sayın
Ulaştırma Bakanının yanıtını ve Hayat TV’nin ekranını karartma kararının
durdurulmasını bekliyoruz. Yoksa, demokratikleşme ve temiz toplum yaratılacağı
savının inandırıcılığı üzerindeki gölge daha da büyüyecektir. Bunu umut ediyor
ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sansürsüz, baskısız, yasaksız demokratik bir
Türkiye istiyorum.
Hoşça kalın. (DTP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birdal.
Gündem dışı konuşmalara Devlet Bakanı Sayın
Mehmet Aydın cevap vereceklerdir.
Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar)
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) –
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum.
Benden önce konuşan arkadaşlarımızın da
söyledikleri gibi hem Basın Bayramı’mızı kutluyoruz bugün hem de sansürün
kaldırılışının 100’üncü yıl dönümünü.
Her iki konuyu da burada çok uzun
uzadıya anlatmaya gerek yok sanırım çünkü önemini hepimiz yaşıyoruz, hepimiz
biliyoruz. Basın hep önemliydi, bugün daha çok önemli, daha çok etkili,
dolayısıyla daha çok mühim.
Bunun pek çok sebebi var. Birkaçına
kısaca temas edecek olursam: Evvela insan kaynağıyla ilgili. Daha iyi yetişme
imkânına sahibiz bugün, yetiştirme imkânına sahibiz. Özellikle iftihar ederek
söylüyorum ki, kadın basın mensupları basın hayatında varlıklarını günümüzde
çok daha güçlü bir biçimde hissettirmeye başladılar. Bu, sadece Türk basın
hayatında değil, dünya basın hayatında da önemli bir konuma geldiler. Eğer,
dünyanın büyük gazetelerini okuyacak olursak, New York Times gibi, Washington
Post gibi, orada genç Türk basın mensuplarının ve bu arada basın mensubu genç
Türk kadınlarının köşe yazılarını, yorumlarını, haber değerlendirmelerini sık
sık görmeye başladık. Bu, Türkiye için oldukça yenidir. Bunun teşvik edilmesi
lazım, bunun tebrik edilmesi lazım.
İkincisi: Bilgi ve haberleşme
teknolojisinin baş döndürücü gelişiminin erişimi temel küresel boyutta
kolaylaştırmasıdır. “Ulusal” “yerel” sözlerinin bugün bile çok fazla anlamı
kalmadı, çünkü “yerel” dediğimiz, aslında basın hayatı, düğmeye bastığınız
zaman dünyanın pek çok yerinde takriben yüzde 70’inde, yüzde 75’inde
görülebilecek durumdadır. Bugün Türkiye’de küçük bir ilimizde çıkan gazeteyi
dünyanın pek çok yerinde takip etmek, okumak ve o konuda bilgi sahibi olmak
mümkündür. Bu da yepyeni bir boyut getiriyor basın hayatına.
Ayrıca, ifade özgürlüğünün pek çok
zorluğuna rağmen, pek çok sıkıntısına rağmen daha çok genişlediğini, daha çok
derinleştiğini ve bugün küresel alanın içinde, küresel olanın içinde bir değer
ve anlam kazandığını biliyoruz.
Burada akla gelen önemli soru şu: Bu
özgürlüğün sorumluluk içinde kullanılıp kullanılmadığı meselesidir. Kullananlar
da var -memnuniyetle ifade edelim, teşekkürle hatırlayalım- ama ne yazık ki
kullanmayanlar da var, kullandığını zannedenler de var. Bugün sadece
Türkiye’nin değil, yeryüzünün en önemli sorunlarından biri işte bu özgürlük ve
sorumluluk ilişkisidir. İçinde bulunduğumuz küresel, modern durum, özgürlük,
sorumluluk dengesini sağlama çabasının yoğunluk kazandığı, kazanmış olduğu bir
durumdur.
Bilgi kaynakları âdeta sınırsız ama
cehalet hâlâ meydanlarda, yapıcı eleştiri hâlâ yeterli değil. Olayları olumsuz
önyargıların, dar ideolojik kalıpların penceresinden görme hâlâ nadir
karşılaşılan bir durum değil. Pazar gittikçe daha etkili olmaya başlıyor.
Karikatür krizini hatırlayalım: Orada
bir inancın, bir medeniyetin kutsallarına hakareti bile ifade özgürlüğü olarak
değerlendirenler oldu. Bunu hararetle savunanlar oldu. “Başkalarının kutsalı
beni ilgilendirmez.” diyenler oldu. “Ben kanunun yasak dediğine bakarım,
başkalarının ‘ahlak’ dediği beni ilgilendirmez.” diyenleri gördük.
Bunların hiç değilse azalması için her
ülkede çağdaş bir yasal altyapıya ihtiyaç vardır ve benden önce konuşan
arkadaşımın ifade ettiği gibi bu yasal zemin Türkiye’de önemli ölçüde güçlü bir
hâle getirilmiştir 2004 yılında.
Öz denetime, gönüllü olarak konmuş –“gönüllü
olarak konmuş”un altını çiziyorum- basın ahlak kuralları manzumesine –sansürüne
değil- ihtiyaç vardır. Karikatür hadisesi gibi olaylar karşısında dünya basın
hayatında acil müdahale mekanizmalarının oluşturulmasına, konuşlandırılmasına
acilen ihtiyaç vardır. Medya okuryazarlığının yaygın ve etkin hâle
getirilmesine ihtiyaç vardır. Haklar, özgürlükler ve sorumlulukları artık
küresel boyutta konu edinen eğitim-öğretim kurumlarına, okullara ihtiyaç
vardır. Öz denetimi, öz takibi, öz değerlendirmeyi özgürlük ve sorumluluk
içinde gerçekleştirecek kurumlaşmaya yahut daha güçlü bir şekilde kurumlaşmaya
ihtiyaç vardır. Takdirde cömert, yapıcı eleştiride cesur, sivil inisiyatife
ihtiyaç vardır.
Bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, en
azından azaltılması için basın dünyasının, yönetimlerin ve bütün genişliğiyle
sivil toplumun kendi kısmi otonomluklarını koruyarak, birlikte ve diyalojik bir
anlayış içinde ilişki kurmaları ve bunu her türlü kurumsal yapıya destek
verecek şekilde güçlendirmeleri gerekiyor.
Hiçbir iktidar sansürden medet umamaz.
Hiçbir iktidar haberleşmenin önemini görmezlikten gelemez. Ama haber vermenin
de yayın yapmanın da ciddi kuralları olduğunu burada hepimizin bir daha
hatırlamamız lazım.
Kini ve nefreti yaygınlaştıran
yazıları, değerlendirmeleri özgürlük alanı içinde mütalaa etmek doğru değildir.
Bir ülkenin temel yapısını, demokratik değerleri zayıflatmak hiçbir zaman
özgürlük alanının içinde mütalaa edilmemelidir. Bir ülkenin milletiyle,
devletiyle bölünmezliğini hedef alan yayınları hiçbir zaman temel özgürlükler
içerisinde göremeyiz. Elbette bu konuda değerlendirme zorlukları vardır,
farklılıkları vardır. Ama o konuda herkesin kendi fikrinin doğru olduğuna
inanması gibi bir tutum içinde olursak, o mevzuda hukukun ve aynı zamanda etik
kuralların duyarlılığını dikkate almazsak o zaman herkesin hürriyet anlayışı,
açıkça söyleyeyim, ortada bir hürriyetsizliği doğurur. Bugün, tekrar ediyorum,
bu sadece Türkiye içinde değil, dünyada da ciddi sorunların doğmasına sebep
oluyor.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
bugün demokrasi dünyada da kırılganlık tehlikesiyle yüz yüzedir. Eğer son
dönemlerde çıkan entegrasyon yasalarına bakarsak, eğer son dönemlerde çıkan
birtakım azınlıklarla ilgili Avrupa’da -çünkü 5 milyon civarında insanımız
bugün Batı’da yaşıyor- ilişkilere bakarsak gerçekten de demokrasinin ne kadar
korunmaya muhtaç, ne kadar ihtimama muhtaç olduğunu görürüz. Özellikle,
demokrasinin dünyanın pek çok yerinde daha çok canlanmaya ve güçlenmeye
başladığı bir dönemde Batı’da demokrasinin kırılganlığı hepimizi endişeye sevk
etmelidir ve bu konudaki düşüncelerimizi çok açık bir biçimde, her yerde ama özellikle
Batı dünyasında dile getirmek durumundayız. Dolayısıyla, bugün basın özgürlüğü
de ve bu özgürlüğün kullanılmasıyla birlikte doğan hak ve sorumluluk da
birlikte düşünmek durumunda olan konulardır ve bunu sadece bir ülke bazında
değil, bir küre bazında, bir yeryüzü ölçeğinde düşünmemiz gerekiyor. Çünkü
hakikaten artık biz istesek de istemesek de küresel bir kentte yaşıyoruz; artık
dünya basını bizim de basınımızdır, bizim basınımız dünyanın basınıdır. Artık
bulunduğu yer kadar yakmıyorlar. Çünkü bulunduğu yer gerçekten limitin çok
ötesine gitmiş bir yerdir, bir konumdur. Bu bakımdan, ben, bütün zorluklara
rağmen, bu son derece önemli, son derece belirleyici, son derece hayatî konumda
olan meslek mensubu arkadaşlarımın, basın mensubu arkadaşlarımın bayramlarını
kutluyorum, başarılar diliyorum ve ümit ediyorum ki, insan hakları rejimimiz ve
demokrasimiz her gün, her an daha güçlendikçe basın da kendisini bu özgürlük
içinde hissedecek ve hiç şüphem yok, her an artan bir sorumluluk içinde, bu
üzerinde durduğum özgürlük ve sorumluluk konusunu, o ilişkilerin ortaya
çıkardığı durumu çok daha iyi, insanlığın lehinde kullanabilecek bir durumda
ilerleyecektir.
Bu konuda da umutsuz, bu konuda da
kötümser olmamız için hiçbir sebep yoktur diye düşünüyor ve hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Bakanım.
Gündem dışı üçüncü söz, SSK ve BAĞ-KUR
alacakları için tanınan sürenin uzatılmasıyla ilgili söz isteyen Bilecik
Milletvekili Yaşar Tüzün’e aittir.
Sayın Tüzün, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
3.- Bilecik Milletvekili Yaşar
Tüzün’ün, SSK ve BAĞ-KUR alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin
gündem dışı konuşması ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in
cevabı
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; kamuoyunda SSK ve BAĞ-KUR prim affı olarak
yer alan 5763 sayılı Kanun’la yeniden yapılandırma ile ilgili tanınan süre
hakkında gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu Kanun’la, bazı
borç türleri için peşin veya vade farksız yirmi dört aya kadar taksitle ödeme
kolaylığı getirilmişti; yapılandırılması geçmişte bozulanlara yeniden
yapılandırma imkânı ve yüzde 85’lere varan faiz indirimi gibi bazı imkânlar
sağlanmıştı. Ancak geldiğimiz bu süreç içerisinde -sürenin 28 Temmuz 2008
tarihinde dolduğunu hepiniz biliyorsunuz- bu Yasa’yı çıkartan milletvekilleri
olarak, Meclis olarak biz biliyoruz ama Yasa’dan faydalanacak olan, başta SSK
ve BAĞ-KUR borçluları maalesef yeterince bilgilendirilmedi.
Rakamlarla baktığımızda, 1 milyon 118
bin SSK’ya kayıtlı olan iş yerlerinin 615 bininin borcu olduğunu, yine 3 milyon
368 bin olan BAĞ-KUR’lu iş yerlerinin mükelleflerinin 1 milyon 425 bininin
borçlu olduğunu… Dolayısıyla, SSK ve BAĞ-KUR’lu yurttaşlarımızın,
vatandaşlarımızın yaklaşık yüzde 65’inin, yüzde 70’e yakınının borçlu olduğunu
görüyoruz. Bu doğrultuda, özellikle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın
yapmış olduğu girişimlerle, başta Ziraat Bankası ve Halk Bankasıyla ilgili
kredi sözleşmesi geçtiğimiz gün -pazartesi günü- basına verilmiş, ilan edilmiş,
ancak borçlarından dolayı bankadan, bu imkândan faydalanmak isteyen
yurttaşlarımız, esnaflarımız bankaya gittiğinde “Sizin tüketici kredisi
borcunuz var.” veyahut “Kredi kartı borcunuz var.” veyahut “Geçmişte bir
borcunuzdan dolayı biz size bu krediyi ödeyemeyiz.” demektedirler. Dolayısıyla,
yurttaşlarımız zaten bu borçlarını geçmişte ödemiş olsa idi bankaya gidip de
kredi talebinde bulunmayacaklardı. Bankanın vereceği kredi 15 bin YTL
limitinde, dolayısıyla hem işini görmeyeceği gibi, hem de banka geçmişte
borçlarının olduğundan dolayı bu
parayı vermediği gibi, aksine, kamuoyuna yansıyan, basına yansıyan bu
promosyonla ilgili çirkin sözleri ulusal basından duyuyoruz.
Değerli arkadaşlarım, 178 bin
BAĞ-KUR’lu vatandaşımız mağdurdur, yani emeklilik hakkını elde edip de prim
borçlarını ödeyemediği için 178 bin vatandaşımız mağdurdur. Bu 178 bin
vatandaşımızın feryadı şudur: “Biz devlete olan yükümlülüklerimizi geçmişten
bugüne kadar yerine getirdik. Bu Hükûmet, bakın, sadece Çalık grubuna vermiş
olduğu bir kredi miktarını 178 bin vatandaşımıza verse bu sorun tamamen
çözülecek.” demektedirler. Yani, 178 bin vatandaşımıza 20 bin YTL verdiğimizde
bu rakamın 3,5 milyar YTL olduğunu; dolayısıyla, sadece bir resmî bankamızın
Çalık Holdinge verdiği limitin ne olduğunu da sizler benden daha iyi
biliyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, bu konuda
özellikle banka şubeleriyle yapılan görüşmelerde, Halk Bankası ve Ziraat
Bankasının yetkilileriyle Sosyal Güvenlik Kurumumuzun yetkilileri arasında
yapılan görüşmelerde promosyon talebi -makam aracı, makam koltuğu gibi- 5 ile
10 milyon YTL arasında pazarlık yapıldığını gazetelerde görüyoruz. Bu
promosyonların vatandaşımızdan yine faiz olarak çıkacağını, yüksek miktarda
faiz ödeyeceğini de biliyoruz. Sayın Çalışma Bakanımızın samimiyetine
güveniyoruz. Bu konuda başta yüce Meclisi ve halkımızı aydınlatacak yeterli
bilgileri, az sonra buradan, bu kürsüden vereceğine eminiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Tüzün, konuşmanızı
tamamlayınız.
Buyurun.
YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – Değerli
arkadaşlarım, sonuç olarak: Çiftçi ürününü toplayıp satamadı, ürününü satanlar
parasını tahsil edemedi. Dolaylı olarak, çiftçiden, köylüden alacaklı olan
esnaf parasını tahsil edemediği için borcunu yatıramadı. Yani, Anadolu
tabiriyle “Böyle bir hasat dönemindeyiz.” Bu dönemde başta çiftçimiz, köylümüz,
esnafımız parasını toplayacak ama elde ettiği ürünü daha satıp pazarlayamadı.
Sonuç olarak, biz, bu sürenin
31/12/2008 tarihine kadar uzatılmasını ve bu süre içerisinde mağdur olan
vatandaşlarımızın bankalarla yeniden sözleşmelerinin gözden geçirilmesini talep
ediyoruz. Bizzat Bilecik Milletvekili olarak benim verdiğim ve Cumhuriyet Halk
Partisi Grubunun desteklemiş olduğu bir kanun teklifimiz var. Bu sürenin
31/12/2008 tarihine kadar uzatılmasını talep ediyoruz. SSK ve BAĞ-KUR
borçlularının, yüzde 70’e yakın olan bu borçluların da bu sorunlarının
çözülmesini talep ediyoruz.
Beni dinlediğiniz için teşekkür
ediyor, yüce Meclisi saygıyla, bir kez daha selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Tüzün.
Gündem dışı konuşmaya Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik cevap vereceklerdir.
Sayın Bakanım, buyurun. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI
FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bilecik
Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün’ün SSK ve BAĞ-KUR prim alacakları için tanınan
sürenin uzatılmasına ilişkin gündem dışı konuşması üzerine söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz gibi kamuoyunda
istihdam paketi olarak bilinen 5763 sayılı Kanun 26 Mayıs 2008 tarihinde Resmî
Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bu Kanun ile istihdamın üzerindeki
idari ve mali yüklerin kaldırılması veya azaltılması; kadınların, özürlülerin
ve on sekiz-yirmi dokuz yaş arası gençlerin istihdamını teşvik, işsizlik
ödeneğinin artırılması, mesleki eğitime kaynak aktarılması, GAP’a kaynak
aktarılması gibi önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Bu Yasa ile ayrıca SSK
ve BAĞ-KUR prim borçlarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin de önemli
düzenlemeler getirdik. Buna göre, prim borcu aslının tamamını peşin ödeyenlerin
gecikme cezası ve gecikme faizinin yüzde 85’i, on iki ay taksitle ödeyenlerin
yüzde 55’i, yirmi dört aya kadar taksitle ödeyenlerin ise yüzde 30’u terkin
edilmektedir.
Neden böyle bir düzenlemeye
ihtiyaç duyduk? Bildiğiniz gibi sosyal güvenlik sistemimiz SSK, BAĞ-KUR ve
Emekli Sandığından oluşmakta idi ve bunları tek çatı altında topladık. Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nı hep birlikte Meclisten geçirdik, yasalaştı
ve sosyal güvenlik alanında yeni bir sayfa açıldı. Birinci neden bu. Bu yeni
sayfaya paralel olarak tabii ki Kurumun geçmişten kaynaklanan adaletsizlikler
ve eski sistemin doğurduğu bu borç ve alacak ilişkisini de ortadan kaldırmaya
dönük bir düzenleme.
İkinci olarak: Özellikle kendi nam ve
hesabına çalışanlar yani BAĞ-KUR’lularla ilgili olarak gelirle orantısız bir
prim artışı söz konusu idi. Yani, basamak artıyor fakat vatandaşın geliriyle
orantılı bir artış söz konusu değil idi. Alacaklarımıza baktığımız zaman, 33,4
katrilyon lira BAĞ-KUR alacağımız söz konusu. Toplam 46 katrilyon içerisinde
33,4 katrilyon BAĞ-KUR alacağının altında yatan, şu anda mevcut meri sistemin
adaletsizliğinden kaynaklanan bir tabloyla karşı karşıya. Basamak sistemini
kaldırdık ve beyan sistemini getirdiğimiz için, ister istemez geçmişe dönük o
adaletsiz uygulamalardan kabaran bu borç-alacak ilişkisine bir son vermek
gerekirdi ve bundan dolayı bu yapılanmanın altyapısını oluşturan nedenlerden
bir tanesi oldu.
Bir diğer konu ise: Öteden beri, borç
yapılandırmalarında, prim borcunu zamanında ödeyenler “Bizim ne kabahatimiz
var, ne suçumuz var; biz zamanında ödüyoruz, bir başkası ödemiyor ve yıllar
sonra ödemeyen ile ödeyen arasında bir fark bırakmayacak şekilde uygulamalar
karşımıza çıkıyor.” diye söylüyorlardı. Bunu da dikkate alarak bildiğiniz gibi
istihdam paketinde, prim borcu olmayan bir, ikincisi kayıt dışı
çalıştırmayanlarla ilgili primlerde 5 puan indirimini getirdik. Dolayısıyla,
bugüne kadar yapılandırmalarda şikâyet edilen ama bu yapılandırmayla şikâyeti
söz konusu olmayan, bu eşitsizliği, bu haksızlığı da ortadan kaldıran bir 5
puan indirimi düzenlemesi, bu 46 katrilyon toplamında alacağımızı
yapılandırmanın altyapısını oluşturan üç önemli gerekçe.
Şimdi, Sosyal Güvenlik Kurumunun
31/3/2008 tarihi itibarıyla 615.254 iş yerinden 9 katrilyon 890 trilyon lira
alacağı var. Yine, 1 milyon 425 bin 707 BAĞ-KUR sigortalısından 16 katrilyon
373 trilyon olmak üzere yapılandırma kapsamına giren toplam 26 katrilyon 263
trilyon lira alacağı bulunmaktadır. Müracaat için, ifade ettiğimiz gibi, 28
Temmuz son gün.
Burada bir ayrıntıyı da huzurlarınızda
ifade etmek istiyorum: Müracaat tarihi son günü 28 Temmuz, yoksa ödeme tarihi
değil. Ödeme, müracaat tarihinden sonraki bir ay içerisinde yapılabilir.
Dolayısıyla önümüzde beş günlük bir süre var. Bu beş günlük süre içerisinde
bütün il müdürlüklerimizde çok ciddi bir yoğunluk var. Bugüne kadar da
vatandaşlarımıza biz hep söyledik, “Son güne bunu bırakmayın ve bir an önce,
taksitlendirme veya peşin ödeme, hangisini tercih edecekseniz bu konuda
kararınızı, müracaatınızı bildirin.” dedik. Ama yine de yoğunluğun son günlere
kaldığını ifade etmek istiyorum. İl müdürlüklerimiz cumartesi-pazar günleri de
açık idi. Bu hafta itibarıyla da cumartesi-pazar günü müracaatları almaya devam
edecekler.
Ayrıca, emekliliği gelmiş fakat prim
borcu bulunduğu için emekli olamayan, aynı zamanda sağlık hizmetlerinden de
yararlanamayan BAĞ-KUR’lu vatandaşlarımıza, uygun koşullarda kredi imkânı
protokolü de Halk Bankasıyla yapıldı. Bu konuyla ilgili Sayın Tüzün’ün
söylediği promosyon, benzeri konularla ilgili Bakanlığımızın hiçbir girişimi olmamıştır.
Esnaf odalarının bize son dönemlerdeki talepleri, istekleri doğrultusunda Halk
Bankasıyla bir görüşme olmuştur ve bu görüşme de olumlu neticelenmiştir. Bu
esnaf odaları, ilgili sivil toplum kuruluşları memnuniyetlerini de bize ifade
etmişlerdir. Bu değerlendirmelerin nerede, ne şekilde yapıldığının, doğrusu -Bakan olarak bütün
samimiyetimle ifade ediyorum- bizim gündemimizde olmayan bir konu olduğunu
ifade etmek istiyorum.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Ziraat Bankası
Genel Müdürünün açıklaması var Sayın Bakanım.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) – 23 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla yapılandırmaya müracaat
eden, yani bu iki ay içerisinde tablo ne oldu: 23 Temmuz itibarıyla -dün akşam
itibarıyla- yapılandırmaya müracaat eden SSK işveren sayısı 272.091, BAĞ-KUR
sigortalı sayısı ise 467.315 olmak üzere, toplam 739.406 başvuru
gerçekleştirilmiş. Borç miktarı ise -bildiğiniz gibi- 26 katrilyon 200 trilyon
idi, yapılandırılan borç miktarı ise -dün akşam itibarıyla söylüyorum- 11
katrilyon 90 trilyon 453 milyar 995 milyon lira. Yapılan tahsilat miktarı ise,
nakit olarak kasaya giren ise 1 katrilyon 386 trilyon 154 milyar 219 milyon
liradır. Yaklaşık olarak 1,4 katrilyon lira şu an itibarıyla nakit olarak
tahsil edilmiştir.
Taksitlerle birlikte iki yıl içerisinde
yapılandırma kapsamında yatırılacağı beyan edilen toplam tutar 6 katrilyon 395
trilyon 243 milyar lira civarındadır. Bunun, önümüzdeki beş gün içerisinde 15
katrilyonu aşacağını, çünkü son günlere baktığımız zaman yaklaşık olarak 800 trilyon
ile 1 katrilyon liralık bir yapılandırma müracaatı olduğunu gözlemliyoruz.
Beklediğimiz oranlara ulaşacağımızı bu iki aylık, bir aylık seyir içerisinde rahatlıkla ifade
edebilirim.
Biz bu uygulamayla yeni bir sayfa
açtığımızı ifade ediyoruz, hem sosyal güvenlikte hem primlerin
yapılandırılmasında yeni bir sayfa açtığımızı ifade ediyoruz. Vatandaşlarımızın
yoğun ilgisi de yaptığımız uygulamanın doğruluğunu ve gerekliliğini ortaya
koymaktadır. Bundan sonra da prim borçlarının birikmemesi için cari ay
takiplerini kararlılıkla yürüteceğiz. Tabii ki devlet alacağını zamanında
tahsil etmeli ve hizmetlerini de eksiksiz yerine getirmelidir inancındayız.
Son olarak: Tabii ki Sayın
Milletvekilimiz banka kredi ilişkileriyle ilgili bir şeyler söyledi. Doğrusu,
bankalar, bankacılık sistemimiz eskisi gibi değil. Şimdi, bankaların
devredilmediğini ve bankacılık sisteminde bir sıkıntının yaşanmadığını hepimiz
biliyoruz. Bankalar kime, nasıl, hangi oranda, ne şekilde kredi vereceği…
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Ama emekli
olduktan sonra parayı ne yapacak Sayın Bakanım?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) – Yalnız prim alacaklarıyla ilgili söylemiyorum. Yani kime,
nasıl kredi verecekleri bellidir. Bu konuda, konuyu başka taraflara çekmeyi de
ben doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum.
Ayrıca “Bu iki aylık süre içerisinde
bilgilendirme eksikliği var.” dediniz. Bu da doğru değil. Bütün medya
kuruluşlarına, yazılı medyaya…
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Bakan,
mükellefler Halk Bankasından kredi kullanmakta zorluk çekiyorlar, böyle bir
sıkıntı var.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) – Bakınız, yazılı medyaya bu konuyla ilgili zamanında, gerekli
ilanlar verildi. Ayrıca, billboardlarla
gerekli duyuru yapıldı; tüm sivil toplum kuruluşlarıyla bu konuyla ilgili
değerlendirme toplantıları yapıldı. Seksen bir ilimizde bu konuyla ilgili Bakanlığımızın
çok ciddi çalışmaları oldu. Bütün sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek
değerlendirdik.
Gönül arzu eder ki: Tabii yeni bir
süreç ve bu süreç içerisinde çok daha büyük imkânlarla daha da geniş kitlenin
bundan istifade etmesi ve bu alacaklarımızın sıfırlandırılması bizim de
temennimizdir. Ama bu işlerin bir ciddiyet içerisinde götürülmesinin doğru
olacağı düşüncesindeyiz. İki aydır gerek bu kürsüden gerek Türkiye'nin dört bir
yanından bu konuyla ilgili yol haritamızın ne olması gerektiğini, ne olduğunu
vatandaşlarımızla paylaştık ve vatandaşlarımız da gerekli duyarlılığı
gösterdiler. İnanıyorum ki bu beş günü de en sağlıklı şekilde
değerlendireceklerdir.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sizin Halk Bankasına nazınız geçiyor Sayın
Bakan, bir görüşün yetkililerle. Mükellefler mağdur…
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Uzamayacak mı
sonuçta Sayın Bakan, süre uzamayacak mı?
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK
ÇELİK (Devamla) – Bu yapılandırmanın hayırlı olmasını tekrar temenni ediyorum,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Bakanım.
Sayın Osman Durmuş? Dışarı çıkmışlar.
Sayın Üçer, neyle ilgili konu efendim?
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Bakanın
açıklamalarıyla ilgiliydi.
BAŞKAN – Çok kısa olarak Sayın Üçer,
buyurun.
V.- AÇIKLAMALAR
1.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın gündem dışı
konuşmalardaki cevabına ilişkin açıklaması
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkürler Sayın
Başkan.
Sayın Başkan, Türk basınında sansürün
kaldırılmasıyla ilgili ilk 2 konuşmacı arkadaşımızın yaptığı konuşmadan sonra
Sayın Bakanın yapmış olduğu açıklamada, yapmış olduğu görev itibarıyla kürsü
hakkını kullanırken kamuoyuna doğru bilgi verme sorumluluğunu yerine
getirmediğini düşünerek söz hakkı talebinde bulundum.
BAŞKAN – Sayın Bakanım, Sayın Aydın,
Sayın Milletvekilimizin konuşmanızla ilgili kısa bir açıklaması var,
dinlerseniz…
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) –
Sağ olun.
BAŞKAN – Buyurun.
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Yapmış olduğu cevabi
konuşmada hem temel hakları sınırlandırmaya yönelik hem de Hayat TV’nin
kapatılmasına yönelik ifadelerinde, sanki Hayat TV bölücülük yapmış gibi bir
manayı açığa çıkaracak söylemlerde bulundu doğrudan ifade etmese dahi.
Hayat TV’nin kapatılmasının gerekçesi
neydi? Hangi prosedür uygulandı? Bence Sayın Bakanın bunlara cevap vermesi
gerekiyordu. Eğer mümkünse, Sayın Bakan, Hayat TV’nin hangi gerekçeyle
kapatıldığını, kapatılması esnasında hangi prosedür uygulandığını cevaplarsa
memnun olurum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Bir cevap verecek misiniz Sayın
Bakanım?
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) –
Evet.
BAŞKAN – Buyurun.
DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) –
Sayın Başkan, ben konuşmamda Hayat TV diye bir konudan bahsetmedim. Benim
konuşmamın genel çerçevesi, özgürlükler kullanılırken bunun sorumlulukla
birlikte kullanılması; o bilinçle kullanılması gerekir, dedim ve bunun için de
mesela özgürlük var diye biz insanları birbirine düşüren, nefret eden,
insanları nefret ettiren, insanların özel hayatını, tabir yerindeyse, striptize
dönüştüren veya bir ülkenin, bir sistemin dayandığı temel değerleri zedeleyen
-Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı temel değerler gibi, onu zedeleyen- aynı
zamanda bir ülkenin bütünlüğünü, birlik ve beraberliğini zayıflatacak,
zedeleyecek yayınlarda bulunmanın özgürlükle ilgisi olmadığını… Dolayısıyla,
özgürlük var diye -zaten daha önce örnekler verdim- biz, kalkıp, bir başka
insanın, bir başka kültürün, medeniyetin, ülkenin mukaddesatını rencide
edemeyiz, insanların özel hayatını deşifre edemeyiz; onu, bir yayın konusu, bir
para kazanma konusu, bir magazin konusu yapamayız.
O bakımdan, dünyanın her yerinde bu
söylediğim özgürlük ve sorumluluk ilişkisi tartışma konusudur. Ben,
arkadaşlarıma, arzu ediyorlarsa, o konuyla ilgili, somut bir konu olduğu için
-ben bilmediğim bir konu hakkında asla konuşmam, ne dün konuştum ne bugün
konuşurum- Hayat TV’yle ilgili -sizin gibi ben de basından takip ediyorum- eğer
o konuda bir bilgiye ihtiyacınız varsa, ilgili kurumdan alır ve Sayın
Milletvekilimize sunarız.
ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkür ederim. Sağ
olun.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.
Sayın Milletvekilim, Sayın Bakanımızla
gerektiği şekilde görüşebilirsiniz.
Evet, Sayın Durmuş’u aramıştım ama yok,
henüz de gelmemiş.
Sayın milletvekilleri, gündeme
geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları
vardır.
Sözlü soru önergelerinin geri
alınmasına dair iki önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:
VI.- BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) Önergeler
1.- Aksaray Milletvekili Osman
Ertuğrul’un (6/818) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/81)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin sözlü sorular kısmının 389.
sırasında yer alan (6/818) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Osman
Ertuğrul
Aksaray
2.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun (6/790, 6/791, 6/792, 6/793, 6/794, 6/795 ve 6/841) esas numaralı
sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/82)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Gündemin Sözlü Sorular Kısmının 361,
362, 363, 364, 365, 366 ve 412 nci sıralarında yer alan (6/790, 6/791, 6/792,
6/793, 6/794, 6/795 ve 6/841) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri
alıyorum.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
Reşat
Doğru
Tokat
BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir.
Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır,
okutuyorum:
B) Meclis Araştırması Önergeleri
1.- İstanbul Milletvekili Kemal
Kılıçdaroğlu ve 23 milletvekilinin, Ankara ve İstanbul Büyükşehir
Belediyelerinin doğal gaz ve su sayacı ihaleleri ile ilgili iddiaların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/260)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Ankara ve İstanbul'da Büyükşehir
Belediyelerinin doğalgaz ve su sayaçlarının ihale ile satın alınması işlerinde
yaşanan olumsuzlukları kamuoyu yakından bilmektedir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin
yaptığı yedi ihaleden üçünü, "Kalekalıp Makine ve Kalıp Sanayi Anonim
Şirketi" üçünü de "Elsel Gaz Armatürleri Sanayi ve Ticaret Anonim
Şirketi" firması kazanmıştır. 29.1.2008 tarihinde yapılan yedinci ihale,
"tekliflerin yüksek bulunması nedeniyle" iptal edilmiştir.
"Elsel Gaz Armatürleri Sanayi ve
Ticaret Anonim Şirketi"nin kazandığı ihalelerde birim fiyatlar; 26.00
Euro, 25.50 Euro ve 25.50 Euro'dur. "Kalekalıp Makine ve Kalıp Sanayi
Anonim Şirketi"nin kazandığı ihalelerde ise birim fiyatlar; 27.30 Euro,
25.30 Euro ve 25.50 Euro'dur.
Geçerli tekliflerin yüksek olması
nedeniyle iptal edilen ihaleye "Elektromed Sanayi Anonim Şirketi" de
katılmıştır. Basına yansıyan haberlere göre ihaleye katılan firmaların
verdikleri teklifler 23.05 Euro ilâ 27.50 Euro arasında değişmektedir. 23.05
Euro teklifi "Elektromed Sanayi Anonim Şirketi" vermiştir.
İhale Komisyonunun yaptığı incelemede
Elektromed'in teklif ettiği "Alfagaz" marka cihazın TSE belgesinin
olmadığı, cihazın ithal edilebilmesi için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan
alınması gereken AT-1 belgesinin ise "Samgaz" adındaki bir İtalyan
markaya ait olduğu ortaya çıkmıştır.
İhale komisyonunun "ilgili standardizasyon
belgeleri olmadığı için" ihalenin iptalini istediği, ihaleyi onaylaması
için baskı yapıldığı söylenen İGDAŞ Genel Müdürü Levent Tüfekçi'nin ertesi gün
görevden alındığı ve İGDAŞ Yönetim Kurulunun ihaleyi iptal ettiği basına
yansımıştır.
Ankara Büyükşehir Belediyesinin 1994,
1995, 1997 yıllarında yapılan doğalgaz sayaçları ihalelerini "Alfagaz
Elektronik Limited Şirketi", 2001 ve 2003 yıllarında yapılan doğalgaz
sayaçları ihalesini ise "Elektromed Sanayi Anonim Şirketi" kazanmıştır.
Ancak iki firma aslında aynı firmadır. Çünkü Alfagaz firması adını Elektromed
olarak değiştirmiştir.
Yani Ankara'da yapılan bütün doğalgaz
sayaçları ihalesini kazanan firma ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin açtığı
doğalgaz sayacı ihalesine de giren ve en düşük teklif vermesine karşın
standardizasyon belgelerine sahip olmadığı için ihalenin iptaline sebep olan
firma aynı firmadır. İGDAŞ Genel Müdürünün de görevden alınmasına neden olan bu
firma, İSKİ ihalelerinin en gözde firması olan ve ihalelere davet usulü ile çağrılan
MVM Turizm ve Ticaret Şirketi'nin yan kuruluşudur.
Ankara Büyükşehir Belediyesinin açtığı doğalgaz sayaç
ihalesinde birim fiyatlar; 1994 yılında 224,50 USD, 1995 yılında 214,50 USD,
1997 yılında 224,25 USD, 2001 yılında 175,90 USD, 2003 yılında 168,24 USD
olarak gerçekleşmiştir.
Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinde yapılan
doğalgaz ihalelerinin birim fiyatları arasındaki yaklaşık 4-5 kat tutarındaki
olağanüstü farklar ve Ankara'da yapılan tüm ihaleleri kazanan firmanın temin
edeceği cihazın gerekli olan standardizasyon belgelerine sahip olmadığının
İstanbul'da yapılan ihalede ortaya çıkması dikkat çekicidir.
Kamuoyunda sürekli olarak tartışılan ve çeşitli
iddiaların öne sürüldüğü bu ihaleleri TBMM'nin incelemesi, kamuoyunu tatmin
edecek ve gerçekleri ortaya çıkaracak bir araştırma yapması gerekmektedir.
Benzer gerekçeler Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin su sayaçları
ihaleleri için de geçerlidir.
Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinde son on
yılda gerçekleştirilen doğalgaz ve su sayaçları ihalelerini araştırmak, bu
ihalelerin yasalara ve mevzuata uygun bir şekilde gerçekleştirilip
gerçekleştirilmediğini incelemek, Elektromed Sanayi Anonim Şirketi, Alfagaz
Elektronik Limited Şirketi ve MVM Turizm ve Ticaret Limited Şirketi arasındaki
bağlantıları açıklığa kavuşturmak, Alfagaz Elektronik Limited Şirketi'nin temin
ettiği cihazların istenilen standardizasyon belgelerine sahip olup olmadığını
saptamak için Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104.
ve 105. maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.
1) Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
2) Canan Arıtman (İzmir)
3) Yaşar Tüzün (Bilecik)
4) Fevzi Topuz (Muğla)
5) Hikmet Erenkaya (Kocaeli)
6) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş)
7) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
8) Çetin Soysal (İstanbul)
9) Vahap Seçer (Mersin)
10) Osman Kaptan (Antalya)
11) Algan Hacaloğlu (İstanbul)
12) Nesrin Baytok (Ankara)
13) Bülent Baratalı (İzmir)
14) İlhan Kesici (İstanbul)
15) Akif Ekici (Gaziantep)
16) Ali Rıza Ertemür (Denizli)
17) Sacid Yıldız (İstanbul)
18) Tekin Bingöl (Ankara)
19) Birgen Keleş (İstanbul)
20) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
21) Onur Öymen (Bursa)
22) Hakkı Suha Okay (Ankara)
23) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)