|
DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ CİLT : 26 135’inci Birleşim 24 Temmuz 2008 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L E R I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.- GELEN KÂĞITLAR III.- OTURUM BAŞKANLARININ
KONUŞMALARI 1.- TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in,
Lozan Barış Antlaşması’nın 85’inci yıl dönümü nedeniyle konuşması IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları 1.- Denizli Milletvekili Mehmet Salih Erdoğan’ın, 24 Temmuz Türk
Basınından Sansürün Kaldırılması Günü ve Basın Bayramı’na ilişkin gündem dışı
konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı 2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın,
ifade ve basın yayın özgürlüğüne ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı
Mehmet Aydın’ın cevabı 3.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün,
SSK ve BAĞ-KUR alacaklarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin gündem dışı
konuşması ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı V.- AÇIKLAMALAR 1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in,
Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın gündem dışı konuşmalardaki cevabına ilişkin
açıklaması VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI A)
Önergeler 1.- Aksaray Milletvekili Osman Ertuğrul’un (6/818) esas numaralı
sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/81) 2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/790, 6/791, 6/792,
6/793, 6/794, 6/795 ve 6/841) esas numaralı sözlü sorularını geri aldığına
ilişkin önergesi (4/82) B) Meclis
Araştırması Önergeleri 1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu
ve 23 milletvekilinin, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin doğal gaz
ve su sayacı ihaleleri ile ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/260) 2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 22 milletvekilinin Malatya’da
kayısı piyasasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/261) VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri 1.- Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı: 269) VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR 1.- Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın,
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, konuşmasında Hükûmete
sataşması nedeniyle konuşması IX.- OYLAMALAR 1.- Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un,
1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili soruşturmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/3476) 2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Mersin’de kredi borcu olan çiftçilere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/4026) 3.- Samsun Milletvekili Cemal Yılmaz Demir’in, bir merkez valisi
hakkında işlem yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı (7/4052) 4.- Isparta Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın,
Isparta’daki elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/4061) 5.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın,
Kars Şeker Fabrikasının özelleştirme programına alınmasına ilişkin sorusu ve
Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4079) 6.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, Diyanet İşleri Başkanlığı internet sayfasında
yer alan bir yazıya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said
Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/4274) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu saat 13.00’te açılarak üç oturum yaptı. Van Milletvekili Kerem Altun’un, Doğu
Anadolu Bölgesi Kalkınma Projesi’ne, İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın, şehir içi şebeke sularındaki
kirliliğe, Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Balıkesir ilinin
taleplerine, İlişkin gündem dışı konuşmalarına Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu cevap verdi. İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 21 milletvekilinin, Uşak ilinin
sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/257), Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol, Ankara Milletvekili
Hakkı Suha Okay ve İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ergenekon
soruşturmasında tutuklanan Kuddusi Okkır'ın ölümü konusunda (10/258), İstanbul Milletvekili Mehmet Ufuk Uras ve 21 milletvekilinin,
darbe iddialarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla (10/259), Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun
bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön
görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı. Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi
kararlaştırılmış olan Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/589) (S. Sayısı: 269), 3’üncü sırasında bulunan Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/627) (S. Sayısı: 273), 4’üncü sırasında bulunan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma
Kurumu Kurulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/559) (S. Sayısı: 234), 5’inci sırasında bulunan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarıları (1/609, 1/610) (S.
Sayısı: 267), 6’ncı sırasında bulunan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/617) (S. Sayısı: 270), 7’nci sırasında bulunan Elektronik Haberleşme Kanunu Tasarısı
(1/566) (S. Sayısı: 255), 8’inci sırasında bulunan Antalya Milletvekili Abdurrahman
Arıcı ve 2 Milletvekilinin, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu ile
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/297) (S. Sayısı:
274), 9’uncu sırasında bulunan İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç ile Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü ve 38
Milletvekilinin, Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamede ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifleri (2/266, 2/268) (S. Sayısı: 257), 11’inci sırasında bulunan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği
Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne Katılmamızın Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı (1/597) (S. Sayısı: 268), 12’nci sırasında bulunan Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat
ve Görevleri Hakkında Kanun, Devlet Memurları Kanunu ve Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/537) (S. Sayısı: 236), İlgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından
ertelendi. 2’nci sırasında bulunan Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun ile Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/561)
(S. Sayısı: 225) ile 10’uncu sırasında bulunan Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan
Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı’nın (1/557) (S. Sayısı: 259), Görüşmelerini müteakiben yapılan açık oylamadan sonra kabul edilip
kanunlaştığı açıklandı. 24 Temmuz 2008 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 13.00’te
toplanmak üzere birleşime 19.28’de son verildi.
No:
194 II.- GELEN KÂĞITLAR 24 Temmuz 2008 Perşembe Rapor 1.- Bursa Milletvekili Mehmet Tunçak’ın;
Umumi Mülhak ve Hususi Bütçelerle İdare Edilen Daireler ve Belediyelerle
Sermayesinin Tamamı Devlete veya Belediye veya Hususi Dairelere Aid Daire ve Müesseseler Arasındaki İhtilafların Tahkim Yolile Halli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/299) (S. Sayısı: 276) (Dağıtma
tarihi: 24.7.2008) (GÜNDEME) Meclis Araştırması Önergeleri 1- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu
ve 23 Milletvekilinin, Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin doğalgaz
ve su sayacı ihaleleri ile ilgili iddiaların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/260)
(Başkanlığa Geliş Tarihi:17.07.2008) 2- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 22 Milletvekilinin,
Malatya’da kayısı piyasasında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi. (10/261)
(Başkanlığa geliş tarihi:18.07.2008) 24 Temmuz 2008 Perşembe BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 13.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa), Fatoş GÜRKAN (Adana) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 135’inci Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. III.- OTURUM BAŞKANLARININ
KONUŞMALARI 1.- TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in, Lozan Barış Antlaşması’nın 85’inci yıl dönümü
nedeniyle konuşması BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, bugün 24 Temmuz Lozan Barış
Anlaşması’nın yıldönümü. Bugün vesilesiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuki
temellerinin atıldığı Lozan Barış Anlaşması’nı imzalayan heyeti ve başta
Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucularını bir
defa daha rahmetle, minnetle, şükranla ve saygıyla anıyoruz ve bu vesileyle
cumhuriyetimizi ilelebet, sonsuza kadar yaşatma azmimizi bir kez daha tekrar
ediyoruz. Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz
vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır. Hükûmet
bu konuşmalara cevap verebilir. Hükûmetin cevap
süresi yirmi dakikadır. Gündem dışı ilk söz, Türk basınında sansürün kaldırılması günü ve
Gazeteciler Bayramı münasebetiyle söz isteyen Denizli Milletvekili Mehmet Salih
Erdoğan’a aittir. Sayın Erdoğan, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları 1.- Denizli Milletvekili Mehmet
Salih Erdoğan’ın, 24 Temmuz Türk Basınından Sansürün Kaldırılması Günü ve Basın
Bayramı’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın
cevabı MEHMET SALİH ERDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. 24 Temmuz birkaç nedenle önemli bir gündür. Birincisi, biraz önce
Sayın Başkanımızın da ifade ettiği gibi 24 Temmuz, Lozan Anlaşması’na imza
attığımız gündür. Lozan, haklı olan Türk milletinin haklılığını dünyaya
kanıtlayan bir kurtuluş ve bağımsızlık belgesidir. 24 Temmuzu önemli kılan bir diğer neden ise, en zor mesleklerden
biri olan gazetecilerin bayramı ve Türk basınında sansürün kaldırılışının
100’üncü yıldönümü oluşudur. Bugün dünya üzerinde 300 binden fazla gazete ve mecmua, 3 binden
çok televizyon kanalı ve 6 bin civarında da haber ajansı vardır. Türkiye’de ise
2.459 gazete, 2.522 dergi, 1.043 bülten, 251 televizyon kanalı ve 1.080 radyo
bulunmaktadır. Sayın milletvekilleri, Türk basınında sansür 24 Temmuz 1908
tarihinde kaldırılmıştır ve o günden bu yana 24 Temmuz, Basın Bayramı olarak
kutlanmaktadır. Ne var ki ifade ve basın özgürlüğü kolayca elde edilmiş
haklardan değildir. Gerek dünyada gerekse Türkiye’de sansürün kalkması ve basın
özgürlüğü için ciddi mücadeleler verilmiştir. Türk basınında sansürün kalkmasından bu yana yüz yıl geçti. Bu
süre zarfında, özellikle darbeler döneminde pek çok yazar işinden oldu ve pek
çok yayın organı kapanmak zorunda bırakıldı. Bazı yazarlarımız düşünceleri
nedeniyle yargılandı, ceza aldı, hapis yattı. Bunun yanında medya gücü ve basın
özgürlüğünün zaman zaman kötüye kullanılması
suretiyle de bazı kişilerin onurları zedelendi. Değerli milletvekilleri, saydam bir yönetimin ve demokratik
sistemin temel koşullarından biri iletişim özgürlüğüdür. İletişimin en güçlü
kanallarından olan basın, toplumun gerçekleri öğrenmesinin ve düşüncelerini
duyurmasının en etkili aracıdır. Basın bu görevini yaparken sansür
uygulamasıyla karşı karşıya kalmadan çalışabilmeli, çıkar gruplarından ve her
türlü otoriteden bağımsız, evrensel meslek ölçütleriyle görevini yerine
getirmelidir. Değerli milletvekilleri, 9 Haziran 2004 tarihinde Basın Kanunu’muzda önemli değişiklikler yapılmıştır. İlk olarak,
ceza sorumluluğu açısından sadece eser sahibinin sorumlu tutulması esası getirilmiştir.
İkinci olarak, basın suçlarına uygulanan para cezalarının hürriyeti bağlayıcı
cezaya dönüştürülmemesi ilkesi benimsenmiştir. Ayrıca, Anayasa’mızın 30’uncu
maddesinde yapılan değişiklikle de, basımevi ve eklentileri ile basın
araçlarına suç aleti olduğu gerekçesiyle el konulamayacağı ve işletilmekten
alıkonulamayacağı esası getirilmiştir. Son olarak, Türk Ceza Kanunu’nun
301’inci maddesinde yapılan değişiklikle de basın alanında daha özgürlükçü ve
daha demokratik bir bakış açısı getirilmiştir. Böylece, basın alanındaki
düzenlemeler başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere uluslararası
hukuk kurallarıyla uyumlu hâle getirilmiş; ikincisi, basın kendi içinde
tutarlı, sistem bütünlüğü olan bir yasaya kavuşturulmuştur. Günümüzde evrensel demokrasi anlayışının ortaya çıkardığı bir
önemli kavram da bilgi edinme hakkıdır. Doğru bilgiye ulaşma ya da başka bir
deyişle gerçeği öğrenme herkesin hakkıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret
ettiği gibi: “Basın milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve
irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hülasa bir milletin
hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde basın başlı
başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir.” Bu sözün uygulamada
gerçekleşince anlamlı hâle geleceğini düşünmemiz gerekir. Değerli milletvekilleri, demokratik rejimlerde basın özgürlüğünün
birey ve toplum için vazgeçilmez asli bir değer olduğu konusunda ihtilaf
bulunmamaktadır. Ayrıca, basın, demokrasinin yaşama geçmesi ve gelişmesini
sağlayan en önemli kurumlardan biridir. Basının özgür olmadığı bir ülkede
demokrasi ve insan haklarından bahsedilemez. Ünlü Fransız siyaset adamı Mirabo’nun sözünü hep beraber hatırlayalım: “Basın
özgürlüğü öylesine bir özgürlüktür ki onsuz diğer özgürlüklerin hiçbirisi
yaşayamaz.” Değerli milletvekilleri, üzerinde durulması gereken en önemli
konulardan biri de medya gücünün kötüye kullanılmasıdır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Erdoğan, konuşmanızı tamamlayınız; buyurun. MEHMET SALİH ERDOĞAN (Devamla) - Barışi
ifadelerin hukuken korunması, buna karşılık şiddeti tahrik ve teşvik eden
düşünce açıklamalarının cezai yaptırıma bağlanması gerektiği üzerinde mutabakat
vardır. Ayrıca kin ve nefret saçan, küfür ve hakaret içeren, başkalarını aşağılayan
ve küçük düşüren ifadeler hiçbir demokratik düzende saygı göremez. Bu nedenle
kimse “O kadından nefret ediyorum.” diyemez. Bu şekilde manşet atan basın,
güvenilir bir basın olamaz. Değerli milletvekilleri, önemli konulardan biri de basının güvenilirliği
konusudur. GENAR’ın son araştırmasında basının güven
sıralamasında en alt sıralamada yer alması medyamız tarafından önemle dikkate
alınmalı, bu son derece üzüntü verici ve tehlikeli bir gidiş olduğu
anlaşılmalı, basın en saygın kurumlar arasında yer almadan sorunlarımızı
çözemeyeceğimiz bilinmelidir. Özgür basın bir milletin onurudur. Bu nedenle
basınımızın korunması, gerekli değerin, önemin verilmesi gerekir. Ben bugün de
gazetecilerimizin Basın Bayramı’nı kutluyorum, basın mensupları açısından önemli
olan yasaları her zaman destekleyeceğimizi ifade ediyorum. Saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Gündem dışı ikinci söz, düşünce, ifade ve basın-yayın özgürlüğü
hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’a
aittir. Sayın Birdal, buyurun efendim. (DTP
sıralarından alkışlar) 2.- Diyarbakır Milletvekili Akın Birdal’ın, ifade ve basın yayın özgürlüğüne ilişkin gündem
dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı AKIN BİRDAL (Diyarbakır) - Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; düşünce, ifade ve basın
özgürlüğüne ilişkin söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım. Türkiye genelinde hâlâ demokratikleşme, insan hak ve
özgürlüklerine dayalı bir sürecin işletiliyor olmasına karşın ya da savlarına
karşın düşünce ve ifade özgürlüğü yönünde hâlâ anayasal ve yasal engeller ve
yasaklar kaldırılamamıştır. En son, daha birkaç gün önce Diyarbakır İnsan
Hakları Derneği bölge yöneticilerimizin son altı ay içerisinde düşünce ve ifade
özgürlüğüne ilişkin tespitleri şöyle: 1.285 kişi hakkında düşüncelerini ifade
ettikleri için soruşturma ve davalar açılmış, 298 kişi de cezalara
çarptırılmıştır. 10 yayın toplatılmış ve yasaklanmıştır, 5 yayın organına da
baskın düzenlenmiştir. En son da “Hayatın tüm renkleri” sloganıyla 3 Aralık
2007 tarihinde yayına başlayan, işçilerin, emekçilerin, kadınların,
azınlıkların ve bütün ezilenlerin yüzü ve sesi olan Hayat Televizyonunun yayını
16 Temmuz 2008 tarihinde TÜRKSAT yetkililerince keyfî biçimde durdurulmuştur.
TÜRKSAT uydusu çalışmaya başladığında, ülkemizin teknolojik gelişmeyi
yakaladığı, sadece teknolojiyi kullanan ve alan değil üreten ve satan olduğu da
dönemin siyasi iktidarınca büyük bir övgüyle açıklanmıştı. Üzerinden yıllar
geçmesine karşın bu uydunun başka bir özelliği de birkaç gün önce öğrenilmiş
oldu. Bu uydunun, televizyon yayınlarını sansürlemek, yargıç kararı olmadan
idari kararlarla televizyon yayınlarını engellemek gibi işlevlerinin olduğu da
ortaya konuldu. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, bugün sansürün kaldırılışının
100’üncü yıl dönümü kutlanıyor. Ne yazık ki biz yeni bir yüzyılda sansürü
yaşıyor ve hâlâ sansürü konuşmak zorunda kalıyoruz. Hakkında mahkeme kararı
yok, gerekçe yok. TÜRKSAT keyfî biçimde bir TV kanalını karartıyor. Bunun adı
sansürdür, bunun adı hâlâ baskıcı rejimi sürdürmekte ısrardır. Bunun adı “Ben
istersem yayın yaparsınız, istemezsem yapmam.” ya da “Benim tanıdığım kadar
demokrasi.” ya da “Benim tanımadığım kadar insan hakları yok.” Hayat TV’nin Diyarbakır “nevroz” mitingini canlı yayın yaparak Roj TV’ye verdiği iddia ediliyor. O görüntüleri Hayat TV,
Dicle Haber Ajansından almıştır. Bu yaklaşımla bakarsak, TRT 3 üstünde
yayınlanan Meclis TV’nin kimi görüntülerinin Roj
TV’de yayınlanıyor olması durumunda TRT 3’ün de kapatılması gerekmez mi? Peki, raporu alan RTÜK’ün yapması gereken ne olmalıydı? Eğer
yasalara ve yönetmeliklere bir aykırılık varsa, olayın doğruluğunu araştırmak,
Hayat TV’ye sormak ve daha sonra da böyle bir ihlal varsa en fazla bir uyarı
cezası vermekle yetinmek olmalıydı ama işler böyle yürümüyor. Muhalefete
tahammül edilemiyor ve TÜRKSAT bir yazıyla yayını durduğunu bildiriyor. Muhalif
söz ise susturulmaya çalışılıyor, muhalif yayın ise durduruluyor, muhalif TV
ise karartılıyor, muhalif insan ise hak ve özgürlükleri yok ediliyor ya da yok
edilmeye çalışılıyor. İsteniyor ki, işçilerin sesi olmasın, emekçilerin
mücadelesinin gözü kulağı olmasın, Kürt halkının taleplerini, isteklerini kimse
duymasın, öğrencilerin özerk, demokratik üniversite istemlerinden kimsenin
haberi olmasın. Hak ve özgürlüklerin temel göstergelerinden biri de toplumun bilgi
edinme ve haber alma hakkıdır. Kapatılmaya konu olan olay, “nevroz”
kutlamalarının görüntülerinin yayınlanmasıdır. “Nevrozda” ne söylenilmiş, Kürt
halkı ne istemiş, buna kulak vermek yerine, gizli telekulaklarla
başka kanallardan dinlenmeye kalkışılıyor. Bakın, bölgede günlerdir, sayın milletvekilleri, süren orman
yangınlarından haberiniz var mı? Bir haftadır bölgede birçok yerde ormanlar
yanıyor ve en ufak bir müdahale yok ama buradaki ormanlar bizim, oradaki
ormanlar bizim değil. Bu ayrımcılık değil mi? Bu bölücülük değil mi? İşte,
televizyonun kapatılmasında da bölücülük gerekçesinin böyle bir inandırıcılığı
yoktur, toplumun bilgi edinme ve haber alma hakkının doğrudan engellenmesidir. Sayın milletvekilleri, en çok şimdi, ifade ve basın özgürlüğünün
en geniş kullanılmasının zamanıdır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Birdal, konuşmanızı
tamamlayınız, buyurun. AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler efendim. “Ergenekon” adı altında başlatılan operasyonlarla hukuk dışı
yapılanmaların eğer açığa çıkarılması isteniyorsa, eksiksiz bir demokrasi,
eksiksiz insan hak ve özgürlüklerine dayalı sivil bir demokratik anayasa
isteniyorsa o zaman hukuk dışı örgütlenmeleri açığa çıkarabilmenin yolu bilgi
edinme ve haber alma kanallarının açık tutulmasıdır. Herkesin kendisini bulabildiği bir TV kanalının karartılmış olması
yalnız Hayat TV’nin emekçilerine, yöneticilerine karşı bir hukuk dışı uygulama
değil, Türkiye demokrasisine ve hayatta kendini bulan herkese yönelik bir
baskıdır. O nedenle siyasi iktidarın ve Sayın Ulaştırma Bakanının yanıtını ve
Hayat TV’nin ekranını karartma kararının durdurulmasını bekliyoruz. Yoksa, demokratikleşme ve temiz toplum yaratılacağı savının
inandırıcılığı üzerindeki gölge daha da büyüyecektir. Bunu umut ediyor ve
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sansürsüz, baskısız, yasaksız demokratik bir
Türkiye istiyorum. Hoşça kalın. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birdal. Gündem dışı konuşmalara Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın cevap
vereceklerdir. Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinize saygılarımı sunuyorum. Benden önce konuşan arkadaşlarımızın da söyledikleri gibi hem
Basın Bayramı’mızı kutluyoruz bugün hem de sansürün
kaldırılışının 100’üncü yıl dönümünü. Her iki konuyu da burada çok uzun uzadıya anlatmaya gerek yok
sanırım çünkü önemini hepimiz yaşıyoruz, hepimiz biliyoruz. Basın hep
önemliydi, bugün daha çok önemli, daha çok etkili, dolayısıyla daha çok mühim. Bunun pek çok sebebi var. Birkaçına kısaca temas edecek olursam:
Evvela insan kaynağıyla ilgili. Daha iyi yetişme imkânına sahibiz bugün,
yetiştirme imkânına sahibiz. Özellikle iftihar ederek söylüyorum ki, kadın
basın mensupları basın hayatında varlıklarını günümüzde çok daha güçlü bir
biçimde hissettirmeye başladılar. Bu, sadece Türk basın hayatında değil, dünya
basın hayatında da önemli bir konuma geldiler. Eğer, dünyanın büyük
gazetelerini okuyacak olursak, New York Times gibi,
Washington Post gibi, orada genç Türk basın mensuplarının ve bu arada basın
mensubu genç Türk kadınlarının köşe yazılarını, yorumlarını, haber değerlendirmelerini
sık sık görmeye başladık. Bu, Türkiye için oldukça
yenidir. Bunun teşvik edilmesi lazım, bunun tebrik edilmesi lazım. İkincisi: Bilgi ve haberleşme teknolojisinin baş döndürücü
gelişiminin erişimi temel küresel boyutta kolaylaştırmasıdır. “Ulusal” “yerel”
sözlerinin bugün bile çok fazla anlamı kalmadı, çünkü “yerel” dediğimiz,
aslında basın hayatı, düğmeye bastığınız zaman dünyanın pek çok yerinde
takriben yüzde 70’inde, yüzde 75’inde görülebilecek durumdadır. Bugün
Türkiye’de küçük bir ilimizde çıkan gazeteyi dünyanın pek çok yerinde takip
etmek, okumak ve o konuda bilgi sahibi olmak mümkündür. Bu da yepyeni bir boyut
getiriyor basın hayatına. Ayrıca, ifade özgürlüğünün pek çok zorluğuna rağmen, pek çok
sıkıntısına rağmen daha çok genişlediğini, daha çok derinleştiğini ve bugün
küresel alanın içinde, küresel olanın içinde bir değer ve anlam kazandığını
biliyoruz. Burada akla gelen önemli soru şu: Bu özgürlüğün sorumluluk içinde
kullanılıp kullanılmadığı meselesidir. Kullananlar da var -memnuniyetle ifade
edelim, teşekkürle hatırlayalım- ama ne yazık ki kullanmayanlar da var,
kullandığını zannedenler de var. Bugün sadece Türkiye’nin değil, yeryüzünün en
önemli sorunlarından biri işte bu özgürlük ve sorumluluk ilişkisidir. İçinde
bulunduğumuz küresel, modern durum, özgürlük, sorumluluk dengesini sağlama
çabasının yoğunluk kazandığı, kazanmış olduğu bir durumdur. Bilgi kaynakları âdeta sınırsız ama cehalet hâlâ meydanlarda,
yapıcı eleştiri hâlâ yeterli değil. Olayları olumsuz önyargıların, dar
ideolojik kalıpların penceresinden görme hâlâ nadir karşılaşılan bir durum
değil. Pazar gittikçe daha etkili olmaya başlıyor. Karikatür krizini hatırlayalım: Orada bir inancın, bir medeniyetin
kutsallarına hakareti bile ifade özgürlüğü olarak değerlendirenler oldu. Bunu
hararetle savunanlar oldu. “Başkalarının kutsalı beni ilgilendirmez.” diyenler
oldu. “Ben kanunun yasak dediğine bakarım, başkalarının ‘ahlak’ dediği beni
ilgilendirmez.” diyenleri gördük. Bunların hiç değilse azalması için her ülkede çağdaş bir yasal
altyapıya ihtiyaç vardır ve benden önce konuşan arkadaşımın ifade ettiği gibi
bu yasal zemin Türkiye’de önemli ölçüde güçlü bir hâle getirilmiştir 2004
yılında. Öz denetime, gönüllü olarak konmuş –“gönüllü olarak konmuş”un altını çiziyorum- basın ahlak kuralları
manzumesine –sansürüne değil- ihtiyaç vardır. Karikatür hadisesi gibi olaylar
karşısında dünya basın hayatında acil müdahale mekanizmalarının
oluşturulmasına, konuşlandırılmasına acilen ihtiyaç vardır. Medya
okuryazarlığının yaygın ve etkin hâle getirilmesine ihtiyaç vardır. Haklar,
özgürlükler ve sorumlulukları artık küresel boyutta konu edinen eğitim-öğretim
kurumlarına, okullara ihtiyaç vardır. Öz denetimi, öz takibi, öz
değerlendirmeyi özgürlük ve sorumluluk içinde gerçekleştirecek kurumlaşmaya
yahut daha güçlü bir şekilde kurumlaşmaya ihtiyaç vardır. Takdirde cömert,
yapıcı eleştiride cesur, sivil inisiyatife ihtiyaç
vardır. Bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, en azından azaltılması için
basın dünyasının, yönetimlerin ve bütün genişliğiyle sivil toplumun kendi kısmi
otonomluklarını koruyarak, birlikte ve diyalojik bir
anlayış içinde ilişki kurmaları ve bunu her türlü kurumsal yapıya destek
verecek şekilde güçlendirmeleri gerekiyor. Hiçbir iktidar sansürden medet umamaz. Hiçbir iktidar
haberleşmenin önemini görmezlikten gelemez. Ama haber vermenin de yayın
yapmanın da ciddi kuralları olduğunu burada hepimizin bir daha hatırlamamız
lazım. Kini ve nefreti yaygınlaştıran yazıları, değerlendirmeleri
özgürlük alanı içinde mütalaa etmek doğru değildir. Bir ülkenin temel yapısını,
demokratik değerleri zayıflatmak hiçbir zaman özgürlük alanının içinde mütalaa
edilmemelidir. Bir ülkenin milletiyle, devletiyle bölünmezliğini hedef alan
yayınları hiçbir zaman temel özgürlükler içerisinde göremeyiz. Elbette bu
konuda değerlendirme zorlukları vardır, farklılıkları vardır. Ama o konuda
herkesin kendi fikrinin doğru olduğuna inanması gibi bir tutum içinde olursak,
o mevzuda hukukun ve aynı zamanda etik kuralların duyarlılığını dikkate
almazsak o zaman herkesin hürriyet anlayışı, açıkça söyleyeyim, ortada bir
hürriyetsizliği doğurur. Bugün, tekrar ediyorum, bu sadece Türkiye içinde
değil, dünyada da ciddi sorunların doğmasına sebep oluyor. Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bugün demokrasi dünyada da
kırılganlık tehlikesiyle yüz yüzedir. Eğer son dönemlerde çıkan entegrasyon yasalarına bakarsak, eğer son dönemlerde çıkan
birtakım azınlıklarla ilgili Avrupa’da -çünkü 5 milyon civarında insanımız
bugün Batı’da yaşıyor- ilişkilere bakarsak gerçekten de demokrasinin ne kadar
korunmaya muhtaç, ne kadar ihtimama muhtaç olduğunu görürüz. Özellikle,
demokrasinin dünyanın pek çok yerinde daha çok canlanmaya ve güçlenmeye
başladığı bir dönemde Batı’da demokrasinin kırılganlığı hepimizi endişeye sevk
etmelidir ve bu konudaki düşüncelerimizi çok açık bir biçimde, her yerde ama
özellikle Batı dünyasında dile getirmek durumundayız. Dolayısıyla, bugün basın
özgürlüğü de ve bu özgürlüğün kullanılmasıyla birlikte doğan hak ve sorumluluk
da birlikte düşünmek durumunda olan konulardır ve bunu sadece bir ülke bazında
değil, bir küre bazında, bir yeryüzü ölçeğinde düşünmemiz gerekiyor. Çünkü
hakikaten artık biz istesek de istemesek de küresel bir kentte yaşıyoruz; artık
dünya basını bizim de basınımızdır, bizim basınımız dünyanın basınıdır. Artık
bulunduğu yer kadar yakmıyorlar. Çünkü bulunduğu yer gerçekten limitin çok
ötesine gitmiş bir yerdir, bir konumdur. Bu bakımdan, ben,
bütün zorluklara rağmen, bu son derece önemli, son derece belirleyici, son
derece hayatî konumda olan meslek mensubu arkadaşlarımın, basın mensubu
arkadaşlarımın bayramlarını kutluyorum, başarılar diliyorum ve ümit ediyorum
ki, insan hakları rejimimiz ve demokrasimiz her gün, her an daha güçlendikçe
basın da kendisini bu özgürlük içinde hissedecek ve hiç şüphem yok, her an
artan bir sorumluluk içinde, bu üzerinde durduğum özgürlük ve sorumluluk
konusunu, o ilişkilerin ortaya çıkardığı durumu çok daha iyi, insanlığın
lehinde kullanabilecek bir durumda ilerleyecektir. Bu konuda da umutsuz, bu konuda da kötümser olmamız için hiçbir
sebep yoktur diye düşünüyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım. Gündem dışı üçüncü söz, SSK ve BAĞ-KUR alacakları için tanınan
sürenin uzatılmasıyla ilgili söz isteyen Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’e aittir. Sayın Tüzün, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar) 3.- Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün’ün, SSK ve BAĞ-KUR alacaklarının yeniden
yapılandırılmasına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Faruk Çelik’in cevabı YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili
arkadaşlarım; kamuoyunda SSK ve BAĞ-KUR prim affı olarak yer alan 5763 sayılı
Kanun’la yeniden yapılandırma ile ilgili tanınan süre hakkında gündem dışı söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, bu Kanun’la, bazı borç türleri için peşin
veya vade farksız yirmi dört aya kadar taksitle ödeme kolaylığı getirilmişti;
yapılandırılması geçmişte bozulanlara yeniden yapılandırma imkânı ve yüzde
85’lere varan faiz indirimi gibi bazı imkânlar sağlanmıştı. Ancak geldiğimiz bu
süreç içerisinde -sürenin 28 Temmuz 2008 tarihinde dolduğunu hepiniz
biliyorsunuz- bu Yasa’yı çıkartan milletvekilleri olarak, Meclis olarak biz
biliyoruz ama Yasa’dan faydalanacak olan, başta SSK ve BAĞ-KUR borçluları
maalesef yeterince bilgilendirilmedi. Rakamlarla baktığımızda, 1 milyon 118 bin SSK’ya kayıtlı olan iş
yerlerinin 615 bininin borcu olduğunu, yine 3 milyon 368 bin olan BAĞ-KUR’lu iş yerlerinin mükelleflerinin 1 milyon 425 bininin
borçlu olduğunu… Dolayısıyla, SSK ve BAĞ-KUR’lu
yurttaşlarımızın, vatandaşlarımızın yaklaşık yüzde 65’inin, yüzde 70’e
yakınının borçlu olduğunu görüyoruz. Bu doğrultuda, özellikle
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın yapmış olduğu girişimlerle, başta
Ziraat Bankası ve Halk Bankasıyla ilgili kredi sözleşmesi geçtiğimiz gün
-pazartesi günü- basına verilmiş, ilan edilmiş, ancak borçlarından dolayı
bankadan, bu imkândan faydalanmak isteyen yurttaşlarımız, esnaflarımız bankaya
gittiğinde “Sizin tüketici kredisi borcunuz var.” veyahut “Kredi kartı borcunuz
var.” veyahut “Geçmişte bir borcunuzdan dolayı biz size bu krediyi ödeyemeyiz.”
demektedirler. Dolayısıyla, yurttaşlarımız zaten bu borçlarını geçmişte
ödemiş olsa idi bankaya gidip de kredi talebinde bulunmayacaklardı. Bankanın
vereceği kredi 15 bin YTL limitinde, dolayısıyla hem işini görmeyeceği gibi,
hem de banka geçmişte borçlarının olduğundan dolayı bu parayı vermediği gibi,
aksine, kamuoyuna yansıyan, basına yansıyan bu promosyonla
ilgili çirkin sözleri ulusal basından duyuyoruz. Değerli arkadaşlarım, 178 bin BAĞ-KUR’lu
vatandaşımız mağdurdur, yani emeklilik hakkını elde edip de prim borçlarını
ödeyemediği için 178 bin vatandaşımız mağdurdur. Bu 178 bin vatandaşımızın
feryadı şudur: “Biz devlete olan yükümlülüklerimizi geçmişten bugüne kadar
yerine getirdik. Bu Hükûmet, bakın, sadece Çalık
grubuna vermiş olduğu bir kredi miktarını 178 bin vatandaşımıza verse bu sorun
tamamen çözülecek.” demektedirler. Yani, 178 bin vatandaşımıza 20 bin YTL
verdiğimizde bu rakamın 3,5 milyar YTL olduğunu; dolayısıyla, sadece bir resmî
bankamızın Çalık Holdinge verdiği limitin ne olduğunu da sizler benden daha iyi
biliyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, bu konuda özellikle banka şubeleriyle
yapılan görüşmelerde, Halk Bankası ve Ziraat Bankasının yetkilileriyle Sosyal
Güvenlik Kurumumuzun yetkilileri arasında yapılan görüşmelerde promosyon talebi -makam aracı, makam koltuğu gibi- 5 ile 10
milyon YTL arasında pazarlık yapıldığını gazetelerde görüyoruz. Bu promosyonların vatandaşımızdan yine faiz olarak çıkacağını,
yüksek miktarda faiz ödeyeceğini de biliyoruz. Sayın Çalışma Bakanımızın
samimiyetine güveniyoruz. Bu konuda başta yüce Meclisi ve halkımızı
aydınlatacak yeterli bilgileri, az sonra buradan, bu kürsüden vereceğine
eminiz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Tüzün, konuşmanızı
tamamlayınız. Buyurun. YAŞAR TÜZÜN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sonuç olarak: Çiftçi
ürününü toplayıp satamadı, ürününü satanlar parasını tahsil edemedi. Dolaylı
olarak, çiftçiden, köylüden alacaklı olan esnaf parasını tahsil edemediği için
borcunu yatıramadı. Yani, Anadolu tabiriyle “Böyle bir hasat dönemindeyiz.” Bu
dönemde başta çiftçimiz, köylümüz, esnafımız parasını toplayacak ama elde
ettiği ürünü daha satıp pazarlayamadı. Sonuç olarak, biz, bu sürenin 31/12/2008
tarihine kadar uzatılmasını ve bu süre içerisinde mağdur olan vatandaşlarımızın
bankalarla yeniden sözleşmelerinin gözden geçirilmesini talep ediyoruz. Bizzat
Bilecik Milletvekili olarak benim verdiğim ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
desteklemiş olduğu bir kanun teklifimiz var. Bu sürenin 31/12/2008
tarihine kadar uzatılmasını talep ediyoruz. SSK ve BAĞ-KUR borçlularının, yüzde
70’e yakın olan bu borçluların da bu sorunlarının çözülmesini talep ediyoruz. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyor, yüce Meclisi saygıyla, bir
kez daha selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tüzün. Gündem dışı konuşmaya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın
Faruk Çelik cevap vereceklerdir. Sayın Bakanım, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Bilecik Milletvekili Sayın Yaşar Tüzün’ün SSK ve BAĞ-KUR prim alacakları için tanınan
sürenin uzatılmasına ilişkin gündem dışı konuşması üzerine söz almış
bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Bildiğiniz gibi kamuoyunda istihdam paketi olarak bilinen 5763
sayılı Kanun 26 Mayıs 2008 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe
girdi. Bu Kanun ile istihdamın üzerindeki idari ve mali yüklerin kaldırılması
veya azaltılması; kadınların, özürlülerin ve on sekiz-yirmi dokuz yaş arası
gençlerin istihdamını teşvik, işsizlik ödeneğinin artırılması, mesleki eğitime
kaynak aktarılması, GAP’a kaynak aktarılması gibi önemli düzenlemeleri hayata
geçirdik. Bu Yasa ile ayrıca SSK ve BAĞ-KUR prim borçlarının yeniden
yapılandırılmasına ilişkin de önemli düzenlemeler getirdik. Buna göre, prim
borcu aslının tamamını peşin ödeyenlerin gecikme cezası ve gecikme faizinin
yüzde 85’i, on iki ay taksitle ödeyenlerin yüzde 55’i, yirmi dört aya kadar
taksitle ödeyenlerin ise yüzde 30’u terkin edilmektedir. Neden böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyduk? Bildiğiniz gibi sosyal
güvenlik sistemimiz SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığından oluşmakta idi ve bunları
tek çatı altında topladık. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Yasası’nı hep birlikte Meclisten geçirdik, yasalaştı ve sosyal güvenlik
alanında yeni bir sayfa açıldı. Birinci neden bu. Bu
yeni sayfaya paralel olarak tabii ki Kurumun geçmişten kaynaklanan
adaletsizlikler ve eski sistemin doğurduğu bu borç ve alacak ilişkisini de
ortadan kaldırmaya dönük bir düzenleme. İkinci olarak: Özellikle kendi nam ve hesabına çalışanlar yani
BAĞ-KUR’lularla ilgili olarak gelirle orantısız bir
prim artışı söz konusu idi. Yani, basamak artıyor fakat vatandaşın geliriyle
orantılı bir artış söz konusu değil idi. Alacaklarımıza baktığımız zaman, 33,4
katrilyon lira BAĞ-KUR alacağımız söz konusu. Toplam 46 katrilyon içerisinde
33,4 katrilyon BAĞ-KUR alacağının altında yatan, şu anda mevcut meri sistemin
adaletsizliğinden kaynaklanan bir tabloyla karşı karşıya. Basamak sistemini
kaldırdık ve beyan sistemini getirdiğimiz için, ister istemez geçmişe dönük o
adaletsiz uygulamalardan kabaran bu borç-alacak ilişkisine bir son vermek
gerekirdi ve bundan dolayı bu yapılanmanın altyapısını oluşturan nedenlerden
bir tanesi oldu. Bir diğer konu ise: Öteden beri, borç yapılandırmalarında, prim
borcunu zamanında ödeyenler “Bizim ne kabahatimiz var, ne suçumuz var; biz
zamanında ödüyoruz, bir başkası ödemiyor ve yıllar sonra ödemeyen ile ödeyen
arasında bir fark bırakmayacak şekilde uygulamalar karşımıza çıkıyor.” diye
söylüyorlardı. Bunu da dikkate alarak bildiğiniz gibi istihdam paketinde, prim
borcu olmayan bir, ikincisi kayıt dışı çalıştırmayanlarla ilgili primlerde 5
puan indirimini getirdik. Dolayısıyla, bugüne kadar yapılandırmalarda şikâyet
edilen ama bu yapılandırmayla şikâyeti söz konusu olmayan, bu eşitsizliği, bu
haksızlığı da ortadan kaldıran bir 5 puan indirimi düzenlemesi, bu 46 katrilyon
toplamında alacağımızı yapılandırmanın altyapısını oluşturan üç önemli gerekçe.
Şimdi, Sosyal Güvenlik Kurumunun 31/3/2008
tarihi itibarıyla 615.254 iş yerinden 9 katrilyon 890 trilyon lira alacağı var.
Yine, 1 milyon 425 bin 707 BAĞ-KUR sigortalısından 16 katrilyon 373 trilyon
olmak üzere yapılandırma kapsamına giren toplam 26 katrilyon 263 trilyon lira
alacağı bulunmaktadır. Müracaat için, ifade ettiğimiz gibi, 28 Temmuz son gün. Burada bir ayrıntıyı da huzurlarınızda ifade etmek istiyorum:
Müracaat tarihi son günü 28 Temmuz, yoksa ödeme tarihi değil. Ödeme, müracaat
tarihinden sonraki bir ay içerisinde yapılabilir. Dolayısıyla önümüzde beş
günlük bir süre var. Bu beş günlük süre içerisinde bütün il müdürlüklerimizde
çok ciddi bir yoğunluk var. Bugüne kadar da vatandaşlarımıza biz hep söyledik,
“Son güne bunu bırakmayın ve bir an önce, taksitlendirme veya peşin ödeme,
hangisini tercih edecekseniz bu konuda kararınızı, müracaatınızı bildirin.”
dedik. Ama yine de yoğunluğun son günlere kaldığını ifade etmek istiyorum. İl
müdürlüklerimiz cumartesi-pazar günleri de açık idi. Bu hafta itibarıyla da
cumartesi-pazar günü müracaatları almaya devam edecekler. Ayrıca, emekliliği gelmiş fakat prim borcu bulunduğu için emekli
olamayan, aynı zamanda sağlık hizmetlerinden de yararlanamayan BAĞ-KUR’lu vatandaşlarımıza, uygun koşullarda kredi imkânı
protokolü de Halk Bankasıyla yapıldı. Bu konuyla ilgili Sayın Tüzün’ün söylediği promosyon,
benzeri konularla ilgili Bakanlığımızın hiçbir girişimi olmamıştır. Esnaf
odalarının bize son dönemlerdeki talepleri, istekleri doğrultusunda Halk
Bankasıyla bir görüşme olmuştur ve bu görüşme de olumlu neticelenmiştir. Bu
esnaf odaları, ilgili sivil toplum kuruluşları memnuniyetlerini de bize ifade
etmişlerdir. Bu değerlendirmelerin nerede, ne şekilde yapıldığının, doğrusu
-Bakan olarak bütün samimiyetimle ifade ediyorum- bizim gündemimizde olmayan
bir konu olduğunu ifade etmek istiyorum.
YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Ziraat Bankası Genel Müdürünün açıklaması
var Sayın Bakanım. ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –
23 Temmuz 2008 tarihi itibarıyla yapılandırmaya müracaat eden, yani bu iki ay
içerisinde tablo ne oldu: 23 Temmuz itibarıyla -dün akşam itibarıyla-
yapılandırmaya müracaat eden SSK işveren sayısı 272.091, BAĞ-KUR sigortalı
sayısı ise 467.315 olmak üzere, toplam 739.406 başvuru gerçekleştirilmiş. Borç miktarı ise -bildiğiniz gibi- 26 katrilyon 200 trilyon idi,
yapılandırılan borç miktarı ise -dün akşam itibarıyla söylüyorum- 11 katrilyon
90 trilyon 453 milyar 995 milyon lira. Yapılan tahsilat
miktarı ise, nakit olarak kasaya giren ise 1 katrilyon 386 trilyon 154 milyar
219 milyon liradır. Yaklaşık olarak 1,4 katrilyon lira şu an itibarıyla nakit
olarak tahsil edilmiştir. Taksitlerle birlikte iki yıl içerisinde yapılandırma kapsamında
yatırılacağı beyan edilen toplam tutar 6 katrilyon 395 trilyon 243 milyar lira
civarındadır. Bunun, önümüzdeki beş gün içerisinde 15 katrilyonu aşacağını,
çünkü son günlere baktığımız zaman yaklaşık olarak 800 trilyon ile 1 katrilyon
liralık bir yapılandırma müracaatı olduğunu gözlemliyoruz. Beklediğimiz
oranlara ulaşacağımızı bu iki aylık, bir aylık seyir içerisinde rahatlıkla
ifade edebilirim. Biz bu uygulamayla yeni bir sayfa açtığımızı ifade ediyoruz, hem
sosyal güvenlikte hem primlerin yapılandırılmasında yeni bir sayfa açtığımızı
ifade ediyoruz. Vatandaşlarımızın yoğun ilgisi de yaptığımız uygulamanın
doğruluğunu ve gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bundan sonra da prim
borçlarının birikmemesi için cari ay takiplerini kararlılıkla yürüteceğiz.
Tabii ki devlet alacağını zamanında tahsil etmeli ve hizmetlerini de eksiksiz
yerine getirmelidir inancındayız. Son olarak: Tabii ki Sayın Milletvekilimiz banka kredi
ilişkileriyle ilgili bir şeyler söyledi. Doğrusu, bankalar, bankacılık
sistemimiz eskisi gibi değil. Şimdi, bankaların devredilmediğini ve bankacılık
sisteminde bir sıkıntının yaşanmadığını hepimiz biliyoruz. Bankalar kime,
nasıl, hangi oranda, ne şekilde kredi vereceği… YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Ama emekli olduktan sonra parayı ne
yapacak Sayın Bakanım? ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yalnız
prim alacaklarıyla ilgili söylemiyorum. Yani kime, nasıl kredi verecekleri
bellidir. Bu konuda, konuyu başka taraflara çekmeyi de ben doğru bulmadığımı
ifade etmek istiyorum. Ayrıca “Bu iki aylık süre içerisinde bilgilendirme eksikliği var.”
dediniz. Bu da doğru değil. Bütün medya kuruluşlarına, yazılı medyaya… ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Bakan, mükellefler Halk
Bankasından kredi kullanmakta zorluk çekiyorlar, böyle bir sıkıntı var. ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bakınız,
yazılı medyaya bu konuyla ilgili zamanında, gerekli ilanlar verildi. Ayrıca, billboardlarla gerekli duyuru yapıldı; tüm sivil toplum
kuruluşlarıyla bu konuyla ilgili değerlendirme toplantıları yapıldı. Seksen bir
ilimizde bu konuyla ilgili Bakanlığımızın çok ciddi çalışmaları oldu. Bütün
sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek değerlendirdik. Gönül arzu eder ki... Tabii yeni bir süreç ve bu süreç içerisinde
çok daha büyük imkânlarla daha da geniş kitlenin bundan istifade etmesi ve bu
alacaklarımızın sıfırlandırılması bizim de temennimizdir. Ama bu işlerin bir
ciddiyet içerisinde götürülmesinin doğru olacağı düşüncesindeyiz. İki aydır
gerek bu kürsüden gerek Türkiye'nin dört bir yanından bu konuyla ilgili yol
haritamızın ne olması gerektiğini, ne olduğunu vatandaşlarımızla paylaştık ve
vatandaşlarımız da gerekli duyarlılığı gösterdiler. İnanıyorum ki bu beş günü
de en sağlıklı şekilde değerlendireceklerdir. ZEKERİYA AKINCI (Ankara) –
Sizin Halk Bankasına nazınız geçiyor Sayın Bakan, bir görüşün
yetkililerle. Mükellefler mağdur… YAŞAR TÜZÜN (Bilecik) – Uzamayacak mı sonuçta Sayın Bakan, süre
uzamayacak mı? ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bu
yapılandırmanın hayırlı olmasını tekrar temenni ediyorum, hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım. Sayın Osman Durmuş? Dışarı çıkmışlar. Sayın Üçer, neyle ilgili konu efendim? ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Bakanın açıklamalarıyla ilgiliydi. BAŞKAN – Çok kısa olarak Sayın Üçer, buyurun. V.- AÇIKLAMALAR 1.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın gündem dışı
konuşmalardaki cevabına ilişkin açıklaması ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Başkan, Türk basınında sansürün kaldırılmasıyla ilgili ilk 2
konuşmacı arkadaşımızın yaptığı konuşmadan sonra Sayın Bakanın yapmış olduğu
açıklamada, yapmış olduğu görev itibarıyla kürsü hakkını kullanırken kamuoyuna
doğru bilgi verme sorumluluğunu yerine getirmediğini düşünerek söz hakkı
talebinde bulundum. BAŞKAN – Sayın Bakanım, Sayın Aydın, Sayın Milletvekilimizin
konuşmanızla ilgili kısa bir açıklaması var, dinlerseniz… DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sağ olun. BAŞKAN – Buyurun. ÖZDAL ÜÇER (Van) – Yapmış olduğu cevabi konuşmada hem temel
hakları sınırlandırmaya yönelik hem de Hayat TV’nin kapatılmasına yönelik
ifadelerinde, sanki Hayat TV bölücülük yapmış gibi bir manayı açığa çıkaracak
söylemlerde bulundu doğrudan ifade etmese dahi. Hayat TV’nin kapatılmasının gerekçesi neydi? Hangi prosedür uygulandı? Bence Sayın Bakanın bunlara cevap
vermesi gerekiyordu. Eğer mümkünse, Sayın Bakan, Hayat TV’nin hangi gerekçeyle
kapatıldığını, kapatılması esnasında hangi prosedür
uygulandığını cevaplarsa memnun olurum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Bir cevap verecek misiniz Sayın Bakanım? DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Evet. BAŞKAN – Buyurun. DEVLET BAKANI MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, ben konuşmamda
Hayat TV diye bir konudan bahsetmedim. Benim konuşmamın genel
çerçevesi, özgürlükler kullanılırken bunun sorumlulukla birlikte kullanılması;
o bilinçle kullanılması gerekir, dedim ve bunun için de mesela özgürlük var
diye biz insanları birbirine düşüren, nefret eden, insanları nefret ettiren,
insanların özel hayatını, tabir yerindeyse, striptize dönüştüren veya bir
ülkenin, bir sistemin dayandığı temel değerleri zedeleyen -Türkiye
Cumhuriyeti’nin dayandığı temel değerler gibi, onu zedeleyen- aynı zamanda bir
ülkenin bütünlüğünü, birlik ve beraberliğini zayıflatacak, zedeleyecek
yayınlarda bulunmanın özgürlükle ilgisi olmadığını… Dolayısıyla,
özgürlük var diye -zaten daha önce örnekler verdim- biz, kalkıp, bir başka
insanın, bir başka kültürün, medeniyetin, ülkenin mukaddesatını rencide
edemeyiz, insanların özel hayatını deşifre edemeyiz; onu, bir yayın konusu, bir
para kazanma konusu, bir magazin konusu yapamayız. O bakımdan, dünyanın her yerinde bu söylediğim özgürlük ve
sorumluluk ilişkisi tartışma konusudur. Ben, arkadaşlarıma, arzu ediyorlarsa, o
konuyla ilgili, somut bir konu olduğu için -ben bilmediğim bir konu hakkında
asla konuşmam, ne dün konuştum ne bugün konuşurum- Hayat TV’yle ilgili -sizin
gibi ben de basından takip ediyorum- eğer o konuda bir bilgiye ihtiyacınız
varsa, ilgili kurumdan alır ve Sayın Milletvekilimize sunarız. ÖZDAL ÜÇER (Van) – Teşekkür ederim. Sağ olun. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan. Sayın Milletvekilim, Sayın Bakanımızla gerektiği şekilde
görüşebilirsiniz. Evet, Sayın Durmuş’u aramıştım ama yok,
henüz de gelmemiş. Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Sözlü soru önergelerinin geri alınmasına dair iki önerge vardır,
ayrı ayrı okutuyorum: VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI A)
Önergeler 1.- Aksaray Milletvekili Osman
Ertuğrul’un (6/818) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi
(4/81) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin sözlü sorular kısmının 389. sırasında yer alan (6/818)
esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. Osman
Ertuğrul Aksaray 2.- Tokat Milletvekili Reşat
Doğru’nun (6/790, 6/791, 6/792, 6/793, 6/794, 6/795 ve 6/841) esas numaralı
sözlü sorularını geri aldığına ilişkin önergesi (4/82) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin Sözlü Sorular Kısmının 361, 362, 363, 364, 365, 366 ve
412 nci sıralarında yer alan (6/790, 6/791, 6/792, 6/793,
6/794, 6/795 ve 6/841) esas numaralı sözlü soru önergelerimi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. Reşat
Doğru Tokat BAŞKAN – Sözlü soru önergeleri geri verilmiştir. Meclis araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır, okutuyorum: B) Meclis
Araştırması Önergeleri 1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve 23 milletvekilinin, Ankara ve İstanbul
Büyükşehir Belediyelerinin doğal gaz ve su sayacı ihaleleri ile ilgili
iddiaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/260) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Ankara ve İstanbul'da Büyükşehir Belediyelerinin doğalgaz ve su
sayaçlarının ihale ile satın alınması işlerinde yaşanan olumsuzlukları kamuoyu
yakından bilmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin yaptığı yedi ihaleden üçünü,
"Kalekalıp Makine ve Kalıp Sanayi Anonim
Şirketi" üçünü de "Elsel Gaz Armatürleri Sanayi ve Ticaret Anonim
Şirketi" firması kazanmıştır. 29.1.2008 tarihinde yapılan yedinci ihale,
"tekliflerin yüksek bulunması nedeniyle" iptal edilmiştir. "Elsel Gaz Armatürleri Sanayi ve Ticaret Anonim
Şirketi"nin kazandığı ihalelerde birim fiyatlar; 26.00 Euro, 25.50 Euro ve
25.50 Euro'dur. "Kalekalıp Makine ve Kalıp
Sanayi Anonim Şirketi"nin kazandığı ihalelerde ise birim fiyatlar; 27.30
Euro, 25.30 Euro ve 25.50 Euro'dur. Geçerli tekliflerin yüksek olması nedeniyle iptal edilen ihaleye
"Elektromed Sanayi Anonim Şirketi" de
katılmıştır. Basına yansıyan haberlere göre ihaleye katılan firmaların
verdikleri teklifler 23.05 Euro ilâ 27.50 Euro arasında değişmektedir. 23.05
Euro teklifi "Elektromed Sanayi Anonim
Şirketi" vermiştir. İhale Komisyonunun yaptığı incelemede Elektromed'in
teklif ettiği "Alfagaz" marka cihazın TSE
belgesinin olmadığı, cihazın ithal edilebilmesi için Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı'ndan alınması gereken AT-1 belgesinin ise "Samgaz"
adındaki bir İtalyan markaya ait olduğu ortaya çıkmıştır. İhale komisyonunun "ilgili standardizasyon belgeleri olmadığı
için" ihalenin iptalini istediği, ihaleyi onaylaması için baskı yapıldığı
söylenen İGDAŞ Genel Müdürü Levent Tüfekçi'nin ertesi
gün görevden alındığı ve İGDAŞ Yönetim Kurulunun ihaleyi iptal ettiği basına
yansımıştır. Ankara Büyükşehir Belediyesinin 1994, 1995, 1997 yıllarında
yapılan doğalgaz sayaçları ihalelerini "Alfagaz
Elektronik Limited Şirketi", 2001 ve 2003
yıllarında yapılan doğalgaz sayaçları ihalesini ise "Elektromed
Sanayi Anonim Şirketi" kazanmıştır. Ancak iki firma aslında aynı firmadır.
Çünkü Alfagaz firması adını Elektromed
olarak değiştirmiştir. Yani Ankara'da yapılan bütün doğalgaz sayaçları ihalesini kazanan
firma ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin açtığı doğalgaz sayacı ihalesine de
giren ve en düşük teklif vermesine karşın standardizasyon belgelerine sahip
olmadığı için ihalenin iptaline sebep olan firma aynı firmadır. İGDAŞ Genel
Müdürünün de görevden alınmasına neden olan bu firma, İSKİ ihalelerinin en
gözde firması olan ve ihalelere davet usulü ile çağrılan MVM Turizm ve Ticaret
Şirketi'nin yan kuruluşudur. Ankara Büyükşehir Belediyesinin açtığı doğalgaz sayaç ihalesinde
birim fiyatlar; 1994 yılında 224,50 USD, 1995 yılında 214,50 USD, 1997 yılında
224,25 USD, 2001 yılında 175,90 USD, 2003 yılında 168,24 USD olarak
gerçekleşmiştir. Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinde yapılan doğalgaz
ihalelerinin birim fiyatları arasındaki yaklaşık 4-5 kat tutarındaki olağanüstü
farklar ve Ankara'da yapılan tüm ihaleleri kazanan firmanın temin edeceği
cihazın gerekli olan standardizasyon belgelerine sahip olmadığının İstanbul'da
yapılan ihalede ortaya çıkması dikkat çekicidir. Kamuoyunda sürekli olarak tartışılan ve çeşitli iddiaların öne
sürüldüğü bu ihaleleri TBMM'nin incelemesi, kamuoyunu tatmin edecek ve
gerçekleri ortaya çıkaracak bir araştırma yapması gerekmektedir. Benzer
gerekçeler Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin su sayaçları ihaleleri
için de geçerlidir. Ankara ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinde son on yılda
gerçekleştirilen doğalgaz ve su sayaçları ihalelerini araştırmak, bu ihalelerin
yasalara ve mevzuata uygun bir şekilde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini
incelemek, Elektromed Sanayi Anonim Şirketi, Alfagaz Elektronik Limited
Şirketi ve MVM Turizm ve Ticaret Limited Şirketi
arasındaki bağlantıları açıklığa kavuşturmak, Alfagaz
Elektronik Limited Şirketi'nin temin ettiği
cihazların istenilen standardizasyon belgelerine sahip olup olmadığını saptamak
için Anayasa'nın 98. ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 104. ve 105.
maddeleri gereğince meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 1) Kemal Kılıçdaroğlu (İstanbul)
2) Canan Arıtman (İzmir)
3) Yaşar Tüzün (Bilecik) 4) Fevzi Topuz (Muğla)
5) Hikmet Erenkaya (Kocaeli)
6) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş) 7) Ramazan Kerim Özkan (Burdur)
8) Çetin Soysal (İstanbul)
9) Vahap Seçer (Mersin) 10) Osman Kaptan (Antalya)
11) Algan Hacaloğlu (İstanbul)
12) Nesrin Baytok (Ankara)
13) Bülent Baratalı (İzmir)
14) İlhan Kesici (İstanbul)
15) Akif Ekici (Gaziantep)
16) Ali Rıza Ertemür (Denizli) 17) Sacid Yıldız (İstanbul) 18) Tekin Bingöl (Ankara)
19) Birgen Keleş (İstanbul)
20) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
21) Onur Öymen (Bursa) 22) Hakkı Suha Okay
(Ankara) 23) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 24) Ahmet Ersin (İzmir)
2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural
ve 22 milletvekilinin Malatya’da kayısı piyasasında yaşanan sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/261) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Malatya İl'imizin en önemli geçim kaynağı kayısıda yaşanan
sorunların tespit edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasanın
98 inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırma
Komisyonu kurulmasını arz ederiz. 1) Oktay Vural (İzmir) 2) Mehmet Şandır (Mersin) 3) Osman Çakır (Samsun) 4) Necati Özensoy (Bursa) 5) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri) 6) Kamil Erdal Sipahi (İzmir) 7) Ahmet Bukan (Çankırı) 8) Reşat Doğru (Tokat) 9) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon) 10) Mümin İnan (Niğde) 11) Rıdvan Yalçın (Ordu) 12) Hasan Çalış (Karaman) 13) Osman Ertuğrul (Aksaray) 14) Osman Durmuş (Kırıkkale) 15) Kürşat Atılgan (Adana) 16) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş) 17) Mithat Melen (İstanbul) 18) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) 19) Yılmaz Tankut (Adana) 20) Alim Işık (Kütahya) 21) Recep Taner (Aydın) 22) Mustafa Kalaycı (Konya) 23) Cemaleddin Uslu (Edirne) Gerekçe: Adı Malatya ile özdeşleşen, 250 bin kişiye ekmek kapısı olan
kayısı tarım alanında ilin en başta dile getirilmesi gereken problemidir. Malatya
halkının % 70'inin geçim kaynağı kayısı ve meyve üretimidir. Özellikle Malatya'da üretilen kayısının büyük bir bölümü
kurutularak % 90'ı ihraç edilmektedir. Ancak çeşitli idari ve siyasi nedenlerle
bu önemli ürün, bugüne kadar yeterince değerlendirilmemiş, bölge halkına ve
ülke ekonomisine istenen değer yaratılmamıştır. Lisanslı depoculuk kayısı için Malatya'da hayata geçirilmelidir.
İhracatçılar birliği Malatya'da kurulmalıdır. Girdi maliyetlerinde 2002
yılından sonra % 300 ile % 433 artışlar görülmüştür. Ürün değerinde ise % 40'a
varan düşüşler olmuştur. Son yıllarda ülkemizde yaşanan genel kuraklık nedeniyle, ilimiz %
70 oranında etkilendiği halde, Güneydoğu illerine yönelik doğal afet ve teşvik
kapsamına alınmaması bilhassa kayısı çiftçisini ciddi mağdur etmiştir. Çünkü Kayısı yetiştiriciliğinde, kalite
yükseltme çalışmaları yetersizdir. Bu çalışmaların artırılarak sürdürülmesi,
bunun için de kayısıya yönelik bilimsel araştırmalar yapılması gerekmektedir. Kayısı ürününe zarar veren beyaz çil, larva gibi zararlılarla
mücadele etkisiz kalmaktadır. Bu sorunun çözümü için üniversitelerle işbirliği
yapılmalıdır. Kayısı yetiştiriciliği, kayısının toplanması, kükürtlenmesi ve
depolanması gibi konularda üreticiler yeterli eğitime ve bilgiye sahip değildirler.
Kayısı üreticisinin anlatılan bu sorunların aşılmasında çarelerden
biri de üretici birliğinin acilen kurulmasıdır. İnönü üniversitesi bünyesinde Malatya'da
kayısı araştırma enstitüsünü içine alacak şekilde bir ziraat fakültesi
kurulması zorunludur. Kayısı üreticilerine gübre, zirai ilaç gibi harcamalarda yeterli
destek verilmemektedir. Üreticiler kayısının fiyat istikrarsızlığından dolayı
kayısıya kükürdü fazla vererek kayısının besin değerinin düşürülmesine neden
olup, Avrupa Birliği ülkelerine yapılan ihracatta da sıkıntı yaşanmaktadır. Kayısının ulusal ve uluslararası medyalarda reklamı ve tanıtımı
yeterince yapılmamaktadır. Kayısıbirlik'e verilen
destek azdır, yaş kayısı, kayısı çekirdeğinin kabuk ve içkabuk
olarak değerlendirilmesi istenilen seviyede değildir. Kayısının (konserve, reçel, marmelat, hoşaf ve meyve suyu gibi)
ürün çeşitlemesiyle ulusal ve uluslar arası pazara sunulması yeterli değildir.
İhracatın arttırılması için gerekli destek sağlanmamaktadır. Kayısı ürününün
hem bölge halkına hem de ülke ekonomisine çok önemli katkılar yapabilecekken
bütün bu sorunlar ve yetersizlikler yüzünden yeterince değerlendirilmemektedir.
Tüm bu nedenlerle Malatya kayısısında yaşanan sorunların tespit
edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM
İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırma Komisyonu
Kurulmasını arz ve teklif ederiz. BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır. Saygıdeğer milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri
ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada yer alan, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun
Tasarı ve Teklifleri 1.- Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/589) (S. Sayısı:
269)(X) BAŞKAN – Komisyon? Yerinde. Hükûmet? Yerinde. Geçen birleşimde, tasarının birinci bölümünün görüşmeleri
tamamlanmıştı, birinci bölümde yer alan maddeler üzerinde önerge işlemi ve
oylamalara başlanmıştı. 1’inci madde üzerinde verilen Bursa Milletvekili Hamit Homriş ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında kalmıştık. Hatırlatmak amacıyla, Komisyon ve Hükûmetin
katılmadığı önergeyi okutup oylarınıza sunacağım. Okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısının 1 inci maddesi (b) bendinin 2 inci fıkrasının ikinci cümlesinin
başına "Yetkilendirilen işletmecilerin şebekeleri üzerinden
telekomünikasyon hizmeti sunan diğer işletmecilerin" ifadesinin eklenmesini
arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 2’nci madde üzerinde önerge yok. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 3’üncü madde üzerinde üç önerge vardır, önergeleri okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının çerçeve 3’üncü maddesiyle değiştirilen
5’inci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 3 üncü
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Harun
Öztürk İzmir “Madde 3- 14/6/1973 tarihli ve 1739
sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki
taşınmazların Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabık kalınarak tahsislerini
kaldırmaya ve satışına ilke olarak Maliye Bakanı yetkilidir. Tahsisi kaldırılan
taşınmazlardan Maliye Bakanlığınca uygun görülenler 24/11/1994
tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri
çerçevesinde özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına
bildirilebilir. Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek
Kurulunca özelleştirme kapsam ve programına alınır. Özelleştirme uygulamasına
ilişkin iş ve işlemler 4046 sayılı Kanuna göre Özelleştirme İdaresi
Başkanlığınca yürütülür.” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü
maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Buyurun Sayın Koçal. (CHP
sıralarından alkışlar) ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, 269 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu Tasarısı’nın 3’üncü maddesinde değişiklik öngören Cumhuriyet
Halk Partisi önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Şahsım ve Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu tasarıdaki 3’üncü madde ile birtakım okul
arsaları ve okulların satışı öngörülmektedir. Cumhuriyet döneminde
Türkiye’mizin kazandığı birçok varlık aslında bu altı yıllık dönem içerisinde,
hepinizin bildiği gibi, satılmıştır. Bu satılanlar arasında PETKİM’ler,
TÜPRAŞ’lar, Telekomlar,
çimento sanayii, İSDEMİR, ERDEMİR gibi varlıklarımız
satılmıştır, satılmaya devam edilmektedir. Kıyılarımız, ormanlarımız satılıyor,
taş üstünde taş bırakılmadı ne yazık ki ve bunlardan elde edilen paraların da
nerelere harcandığı, nerelere verildiği kimse tarafından bilinmemektedir. Bu
arada tabii, kala kala ne kaldı? Okullarımız kaldı,
okullarımızın arsaları kaldı. Okullarımızın arsaları ve okulların satışıyla ilgili yeni bir
öneriyle karşılaşmış bulunuyoruz. Burada tabii, bu okullar ve okulların
arsaları satılmakla büyük bir rant elde edilecek. Bu rant nasıl paylaşılacak, kimler tarafından paylaşılacak, o
da meçhul. Esasında, şu anda burada Millî Eğitim Bakanının da bulunması
gerekiyordu, çünkü burada söyleyeceklerimizle ilgili Millî Eğitim Bakanımızın
da herhâlde birtakım görüşleri olması gerekiyordu, sadece Maliye Bakanlığını
bağlayan bir mesele değil bu. Satılması planlanan okul ve arazilerin birçoğu aslında vatandaşlar
tarafından bağışlanmıştır ve vatandaşlar, bu arsaları, okulları bağışlarken
şarta bağlı olarak bağışlama yapmışlardır ve hatırlarsınız, 5018 sayılı
Yasa’nın bağış ve yardımları içeren 40’ıncı maddesine göre, vatandaş, amaç dışı
kullanılan bağışını geri isterse örneğin ne yapacağız, yani ne yapacaksınız?
Yasada böyle bir öngörü söz konusu değil. Sayın Bakan, yine, yasayla ilgili bundan önceki konuşmasında,
büyük şehirlerin merkezlerinde öğrencisi olmayan birçok okul olduğunu ve bu okul
binalarının kapalı tutulduğunu, hiçbir işe yaramadıklarını anlattı burada.
Öncelikle bu okulların isimlerini aslında öğrenmek isteriz. Yani, bu okullar
hangi okullardır, bunları bilmek isteriz. Hatta, ille
de bu yasada direnecekseniz, yani satmayı düşündüğünüz okul ve arsalar sizin
tarafınızdan biliniyorsa, bunların listelerini de bir görmek isteriz. Bunların
listelerini, isimlerini biz de bilmek isteriz, hatta kamuoyu da bunları bilmek
ister. Esasında, burada hedef, şehir içinde değerlenmiş okul arsalarının
satışıdır. Zaten bu Hükûmetin aklı fikri
–biliyorsunuz- satmaktır. Para gelsin de nasıl gelirse gelsin. Bu anlayışla,
sürekli, hareket edilmektedir ve her zaman, Sayın Bakanın da ifade ettiği gibi,
“Babalar gibi satıyoruz, satmaya devam edeceğiz.” Ama bu arada, tabii,
sattığınız okulun öğrencileri ne olacak? Bu öğrenciler yeni bir okul
yapılıncaya kadar nerede barınacaklar? Bunları uzaklara nasıl taşıyacaksınız?
Yeni bir sorun ortaya çıkmayacak mı? Bunları bir
değerlendirmek lazım. İlle de bu okulları ve arsalarını satmak
istiyorsanız, acaba, çevredeki okul velilerine, öğrenci velilerine sormayı
düşünür müsünüz? Onlara sorarak hareket etmeniz daha iyi olmaz mı? Bunu da bir değerlendirmek lazım. Değerli arkadaşlar, aslında bu gidişin sonu iyi değildir. Tabii,
her şeyi satıp savmakla bu işler yürümez. Kötü mirasçılar gibi, elde avuçta
bulunan her şeyi satıyor bu Hükûmetimiz, ama devlet
böylesine hayırsız evlatların cezasını da bir gün gelir mutlaka verir değerli
arkadaşlar. Biz aslında Cumhuriyet Halk Partisi olarak tasarıdaki 3’üncü
maddenin tamamen çıkartılmasını öneriyoruz. Çünkü bu satış ülkemize bir yarar
sağlamayacaktır, kimseye bir yarar sağlamayacaktır. Öyle umuyorum ki duyarlı
arkadaşlar da bu konuda bizimle birlikte hareket edeceklerdir. Değerli arkadaşlar, tabii biz daha okulların sorunlarını çözmeden,
okulların önemli sorunları var hepimiz biliyoruz, bunları çözmeden aslında
okulları ve arsaları satma konusunda karar alıyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayın Sayın Koçal.
ALİ KOÇAL (Devamla) – Ama okulların boyasını, badanasını,
bakımını, onarımını ne yazık ki veliler aracılığıyla gerçekleştirebiliyoruz.
Hatta birçok okulda yönetici arkadaşlarımız resmî yazı yazabilmek için kâğıt
almak üzere velilere müracaat ediyorlar. Böylesine bir durum varken, böylesine
bir sıkıntı varken, okulların sorunları çözülmezken sizin okul arsalarını
satıyor olmanız hiç de akıllı bir iş değildir. Hatta bir sürü öğretmenlerimiz,
sınıf öğretmenlerimiz kendi ihtiyaçlarını, sınıfa ait ihtiyaçlarını kendileri
giderme çabası içindedirler. Bu arada, değerli arkadaşlar, tabii köylerde biliyorsunuz bir sürü
okul taşımalı eğitim nedeniyle kapanmıştır, kapanmaya da devam ediyor. Bu
okulların kapanması esasında hiç akıl kârı değildir. Bu okulları kapatma
yerine, köylerdeki öğrenci azlığı nedeniyle okullarımızı kapatma yerine, o
okulların en azından ilk beş sınıfını rahatlıkla o köyde istihdam edebiliriz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALİ KOÇAL (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Sayın Koçal, lütfen son
cümlenizi alayım. ALİ KOÇAL (Devamla) – Ama ille de kapatmanız gerekiyorsa
köylerdeki okulları, bu okulların yine ziraat müdürlüklerine ve halk eğitim
müdürlüklerine verilmesinde çok büyük fayda vardır diyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 3 üncü
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Harun
Öztürk İzmir “Madde 3- 14/6/1973 tarihli ve 1739
sayılı Milli Eğitim Temel Kanununun 51 inci maddesinin dördüncü fıkrası
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığına tahsisli Hazine mülkiyetindeki
taşınmazların Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabık kalınarak tahsislerini
kaldırmaya ve satışına ilke olarak Maliye Bakanı yetkilidir. Tahsisi kaldırılan
taşınmazlardan Maliye Bakanlığınca uygun görülenler 24/11/1994
tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri
çerçevesinde özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına
bildirilebilir. Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek
Kurulunca özelleştirme kapsam ve programına alınır. Özelleştirme uygulamasına
ilişkin iş ve işlemler 4046 sayılı Kanuna göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca
yürütülür.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun. HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarıya ait Plan ve
Bütçe Komisyonu raporu ekinde yer alan karşı oy yazımızda atıfta bulunduğumuz
çerçeve madde numaraları ile Genel Kurula sunulan tasarı metninin çerçeve madde
numaraları arasında bir uyumsuzluk meydana gelmiştir. Uyumsuzluk, karşı oy
yazımızı hazırlamak üzere komisyondan aldığımız metindeki madde sıralarının
daha sonra değiştirilmiş olmasından ve iş yoğunluğu nedeniyle olacak
tarafımızın bilgilendirilmemesinden kaynaklanmıştır. Atıflardaki uyumsuzluk,
işin esasına ilişkin karşı oy yazımızın özünü etkilememektedir. Söz konusu
maddi hatayı bilgilerinize sunarım. Değerli milletvekilleri, AKP milletvekillerinin oylarıyla alınan
karar gereği bu tasarıyı temel yasa olarak görüşmekteyiz. Değerli hatiplerin
ifade ettiği gibi 24 kanun ve 2 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yaptığı
ifade edilen tasarı, aslında, yürürlükten kaldırılan hükümler arasında yer alan
Tütün Kanunu’yla birlikte 27 kanunda değişiklik yapıyor. İç Tüzük hükümlerine göre bir kanun tasarısı ya da teklifinin
temel kanun olarak görüşülebilmesi için şu özelliklerin daha sonraki uygulamalarımız
açısından bir kez daha dikkatlerinize sunulması gerekli görülmüştür. Bir hukuk
dalını sistematik olarak bütünüyle ve kapsamlı olarak değiştirecek biçimde
genel ilkeleri içermesi gerekiyor. Kişisel veya toplumsal yaşamın büyük bir
bölümünü ilgilendirmesi gerekiyor. Kendi alanındaki özel kanunların dayandığı
temel kavramları göstermesi gerekiyor. Özel kanunlar arasında uygulamada ahenk
sağlamayı amaçlaması gerekiyor. Düzenlediği alan yönünden bütünlüğün ve
maddeler arasındaki bağlantıların korunması zorunluluğunun bulunması gerekiyor.
Kanunları ve İç Tüzük’ü bütünüyle ve kapsamlı olarak değiştiren veya yürürlüğe
koyan tasarı veya teklifler olması gerekiyor. Peki, görüşmekte olduğumuz 27
kanun ve kanun hükmünde kararnameye lütfen bakınız, bu özellikleri taşıyıp
taşımadıklarını tekrar değerlendiriniz. Ben bunlardan bazılarını bilgilerinize sunmak istiyorum:
Telgraf ve Telefon Kanunu, Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, Sosyal
Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında
Kanun, Toplu Konut Kanunu, Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının Bağlanması
Hakkında Kanun, Milli Piyango Teşkiline Dair Kanun, Özelleştirme Kanunu, Ceza
Muhakemesi Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu, Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz
Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun,
Gecekondu Kanunu, tütün ve alkol piyasasıyla ilgili kanun. Tekrar değerlendirmelerinize sunduktan sonra, bizlerin, Türkiye
Büyük Millet Meclisi olarak, kendi koyduğumuz hukuka eğer uymaz isek topluma hukuka
uyma konusunda nasıl bir örnek oluşturduğumuza lütfen dikkat edelim. Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz tasarı birbiriyle
bütünlük arz etmeyen torba bir kanun tasarısıdır. Tasarının bütçeye getireceği
yük ile hazinenin tasarı dolayısıyla ne kadar gelirden yoksun kalacağı
konusunda Komisyonun ve Genel Kurulun bilgilendirilmemesi Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu’nun öngördüğü zorunluluğa uymamak anlamına gelmektedir. 5018 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler arasında, kanunda
Sayıştay tarafından düzenlenip Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması
gerektiği hâlde düzenleme konusundaki fiilî imkânsızlıklar nedeniyle bugüne
kadar sunulamayan raporlar konusunda bir düzenleme de yer almamaktadır. Hazineye ait taşınmazlardan Millî Eğitim Bakanlığı ile Karayolları
ve Devlet Su İşlerine tahsis edilmiş olanların satışından elde edilecek
gelirlerin 5018 sayılı Kanun’un öngördüğü ademi tahsis
prensibine aykırı olarak bu Bakanlık ve kuruluşlar adına gelirli ödenek kaydına
izin verilmektedir. Önergemiz Millî Eğitim Bakanlığıyla ilgili söz konusu
düzenlemenin yasaya aykırılığını gidermek amacıyla verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları limanlarının
özelleştirilmesinden elde edilen ve edilecek olan gelirlerin ulaştırma
yatırımlarında kullanılmak üzere gelirli ödenek kaydına izin verilmektedir. Bu
da ademi tahsis ilkesine aykırıdır. Yine, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının ihtiyaç fazlası
taşınmazlarının Genel Müdürlüğün takdirine bağlı olarak bu Genel Müdürlük ya da
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aracılığı ile satışı öngörülmektedir. Doğrusu,
ihtiyaç fazlası bu taşınmazların… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk,
konuşmanızı tamamlayınız. HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan. …satışının uzman kuruluş olan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
tarafından yapılmasıdır. Hükûmet yetkilileri
bütün bu uygulamaları ile ne kadar iş bilir olduklarını her fırsatta ortaya
koymaya çalışmaktadırlar. Bu kürsüden daha önce de ifade ettik, beş yıl beş ayda
Hükûmet, cumhuriyetin bütün kazanımlarını haraç mezat
satarak bu dönemde ödediği toplam 913,4 milyar YTL tutarındaki borç anapara ve
faiz ödemesinin sadece ve sadece 25,5 milyarlık kısmını özelleştirme
gelirlerinden karşılayabilmiştir. Hükûmet, satmakla bir
yere varılamayacağı gerçeğini artık öğrenmelidir. Bu uygulamalar, adı “fon” olmasa da fon uygulamasına geri dönüşün
işaretlerini taşımaktadır; mali disiplinin ve planlama anlayışının terk
edilmekte olduğu anlamına gelmektedir. Ayrıca, kamu kurumlarına denilmektedir ki: “Kamu hizmeti için bir
yatırım yapacaksanız gelirini kendiniz bulacaksınız.” (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HARUN ÖZTÜRK (Devamla) - Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Sayın Öztürk’ün önergesini oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur. Birleşime on dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 14.18 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 14.31 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
135’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. 269 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. 3’üncü madde üzerinde İzmir Milletvekili Harun Öztürk
tarafından verilen önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının çerçeve 3’üncü maddesiyle değiştirilen
5’inci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim. Erkan
Akçay (Manisa) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Beytullah Asil… BAŞKAN - Sayın Asil, buyurun efendim. BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlarım. Değerli milletvekilleri ”Milli Eğitim Bakanlığına bağlı tahsisli
Hazine mülkiyetindeki taşınmazların Milli Eğitim Bakanlığı ile mutabık
kalınarak tahsislerini kaldırmaya ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun
46 ncı maddesine bağlı olmaksızın satışına Maliye
Bakanı yetkilidir. Ayrıca bu taşınmazlardan Milli Eğitim Bakanlığınca uygun
görülenler, Maliye Bakanlığı tarafından 24/11/1994
tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri
çerçevesinde özelleştirilmek üzere Özelleştirme İdaresi Başkanlığına
bildirilir. Bunun üzerine söz konusu taşınmazlar Özelleştirme Yüksek Kurulunca
özelleştirme kapsam ve programına alınır. Özelleştirme uygulamasına ilişkin iş
ve işlemler 4046 sayılı Kanuna göre Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca
yürütülür.” denilmektedir. Devamla da “4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde
taşınmazların özelleştirilmesi sonucu elde edilecek gelirler, özelleştirme
giderleri düşüldükten sonra Hazineye aktarılır. Bu taşınmazların satışından
elde edilen gelirleri, bir yandan genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir,
diğer yandan ihtiyaç duyulan yerlerde okul yapımı ve onarımı amacıyla
kullanılmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine ödenek kaydetmeye Maliye
Bakanı yetkilidir. Sermaye ödenekleri yılı yatırım programıyla
ilişkilendirilir.” denilmektedir. Değerli milletvekilleri, tasarının amacında ise “1739
sayılı Millî Eğitim Temel Kanununda; Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyaç duyduğu
eğitim tesislerinin yapımında, şehir merkezinde kalmış, eğitim yeri olma
özelliğini kaybetmiş, eğitim hizmeti için ihtiyaç önceliği olmayan
taşınmazların satılmasından elde edilecek gelirin özel idarelere aktarılarak
özel idarelerin yapacağı eğitim tesisleri için finansman sağlanmasına,” denilmektedir. Şimdi, burada tasarının amacı ile bu maddenin amacı ile maddenin
yazılış şekli arasındaki farka dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdi, burada
amaç, eğitim özelliğini kaybetmiş, şehir içlerinde kalmış okulların satılması
ve bunun neticesinde de aynı il veya başka bir vilayetimizdeki okul ihtiyacının
karşılanması iken bu binalar ve arsalar tamamen Özelleştirme İdaresi
Başkanlığına bildirilerek Özelleştirme İdaresinin işlem yapması sağlanmaktadır. Değerli arkadaşlarım, hazineye bağlı arazilerin, binaların nasıl
satılacağı yasa ile belirlenmiştir. Millî Emlak Genel Müdürlüğü de, illerde
millî emlak müdürlükleri de bu işle görevlendirilmiş ve işlemlerin nasıl
yapılacağı da bunların yasasında belirtilmiştir. Değerli milletvekilleri, Telekom 5 milyar doların üzerinde bir
değerle Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca satılmıştır. TÜPRAŞ 4 milyar doların
üzerinde, Özelleştirme İdaresi tarafından, bir gelir elde edilmek suretiyle
satılmıştır. ERDEMİR 3 milyar doların üzerinde bir değerle satılmıştır. Bu özelleştirmedeki
amaç nedir? Elde edilecek kaynakların yeni sanayi tesisleri yapılmak suretiyle
istihdama ve ülke ekonomisine kaynak sağlaması, katkı sağlaması amacıyla
özelleştirilmektedir. Ama bugüne kadar yapılan bu özelleştirmeler neticesinde, Telekomun yerine, TÜPRAŞ’ın
yerine, ERDEMİR’in yerine… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Asil, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. BEYTULLAH ASİL (Devamla) – …satılan limanların, çimento
fabrikalarının ve diğer değerlerin yerine ülkeye bu anlamda katkı sağlayacak,
istihdamı çözecek bir tek çivinin çakıldığına dair bana bir işaret gösterin. O
nedenle, bu maddenin, düzenleniş şekli itibarıyla tasarıdan çıkartılması
gerekmektedir. Tabii ki bu tür, tasarının amacında ifade edilen okul özelliğini kaybetmiş
yerler, binalar elden çıkartılmalıdır, bir çaresine bakılmalıdır. Ancak, bunun
bu şekliyle yapılması çok değişik sorunlar karşımıza çıkartacaktır. Şehir merkezlerinde
yapılaşmanın yoğunluğunu artıracak, zaten şehir merkezlerinde içinden çıkılmaz
hâle gelen trafik ve çevre meselelerimizi 1 kat daha artıracaktır. O nedenle, önergemize desteklerinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Asil. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 4’üncü madde üzerinde iki önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 4’üncü maddesiyle değiştirilen
paragrafının 2’nci cümlesinde yer al “...Üniversite yönetim kurulunun
belirleyeceği oranlar çerçevesinde” ibaresinin “...yetkili sendika
temsilcisinin iştiraki ile üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği oranlar
çerçevesinde” şeklinde değiştirilmesini, 4’üncü cümlesinde yer alan “Sağlık
Personeli” ibaresinin “Personel” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederim.
Görüşülmekte olan 269 Sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının 4 üncü Maddesiyle Değiştirilen 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanununun 58 inci Maddesinin (a) fıkrasının dördüncü paragrafının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Her eğitim-öğretim, araştırma veya uygulama birimi veya
bölümü ile ilgili öğretim elemanlarının katkısıyla toplanan döner sermaye
gayrisafi hasılatının en az yüzde 35'i o kuruluş veya
birimin araç, gereç, araştırma ve diğer ihtiyaçlarına ayrılır. Kalan kısmı ise
üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği oranlar çerçevesinde bağlı bulunduğu
üniversitenin bilimsel araştırma projeleri ile döner sermaye gelirinin elde
edildiği fakülte, enstitü, yüksek okul, konservatuar ile uygulama ve araştırma
merkezlerinde görevli öğretim elemanları ve aynı birimlerde görevli 14/7/1965
tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi personel (döner sermaye
işletme müdürlüğü ve döner sermaye saymanlık personeli dahil)
ile aynı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre sözleşmeli olarak çalışan
personel arasında katkıları da dikkate alınmak suretiyle paylaştırılır. Öğretim
üyeleri ile Üniversitelerarası Kurulun önerisi üzerine Yükseköğretim Kurulunca
kabul edilen sağlık, teknik ve sanatla ilgili birimlerde görevli öğretim
elemanlarına döner sermayeden bir ayda ayrılacak payın tutarı, bunların bir
ayda alacakları aylık (ek gösterge dahil), yan ödeme,
ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev
tazminatı hariç) toplamının yüzde 200'ünü, diğer öğretim elemanları ile 657
sayılı Kanuna tâbi personel için ise yüzde 100'ünü geçemez. Bu oran; tıp ve diş
hekimliği fakülteleri uygulama ve araştırma merkezlerinde (hastaneler dahil) görev yapan 657 sayılı Kanuna tâbi personelden
başhemşire için yüzde 200, diğerleri için yüzde 150, işin ve hizmetin özelliği
dikkate alınarak yoğun bakım, doğumhane, yeni doğan, süt çocuğu, yanık,
diyaliz, ameliyathane, kemik iliği, nakil ünitesi ve acil serviste çalışan
sağlık personeli için yüzde 200 olarak uygulanabilir. Sözleşmeli personele
yapılacak ödeme tutarı, sözleşmeli personelin çalıştığı birim ve bulunduğu
pozisyon unvanı itibariyle aynı veya benzer unvanlı memur kadrosunda çalışan,
hizmet yılı ve öğrenim durumu aynı olan emsali personel dikkate alınarak
belirlenir. Emsali bulunmayan sözleşmeli personele yapılacak ödeme tutarı ise
brüt sözleşme ücretlerinin yüzde 25'ini geçemez. Rektörler ve rektör
yardımcıları, üniversite veya yüksek teknoloji enstitülerindeki döner sermaye
gelirinin elde edildiği birimlerin birinden katkılarına bakılmaksızın bu
maddedeki esaslara göre her ay pay alabilirler ve bunlara bir ayda ödenebilecek
pay, bir ayda alacakları aylık (ek gösterge dahil),
ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü tazminat (makam, temsil ve görev
tazminatları hariç) toplamının iki katını geçemez. Öğretim üyelerine saat
14.00'den sonra döner sermayeye yaptıkları doğrudan gelir getirici
katkılarından dolayı ilave olarak, almakta oldukları aylık (ek gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve her türlü
tazminat (makam, temsil ve görev tazminatları hariç) toplamının on katına kadar
pay verilebilir. Rektör ve rektör yardımcıları ile bu kapsamdaki gelirin elde
edildiği fakültelerin dekan ve dekan yardımcıları ile başhekim ve başhekim
yardımcılarına doğrudan gelir getirici katkılarına bakılmaksızın bu kapsamda
elde edilen gelirlerden karşılanmak üzere, bir ayda alacakları aylık (ek
gösterge dahil), ödenek (geliştirme ödeneği hariç) ve
her türlü tazminat (makam, temsil ve görev tazminatları hariç) toplamının dört
katına kadar ayrıca pay verilebilir. Bu fıkra uyarınca 2914
sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanununa tabi personele yapılan ödemeler, 4505
sayılı Sosyal Güvenlikle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Temsil Tazminatı
Ödenmesi Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin (c) fıkrası ile 631 sayılı Memurlar
ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnamenin 16 ncı maddesi hükümlerinin
uygulanmasında dikkate alınmaz." BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi… MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Serter… BAŞKAN – Sayın Serter mi konuşacak? Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından
alkışlar) FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 269 sıra sayılı yasanın 4’üncü maddesiyle ilgili vermiş
olduğumuz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu değişiklik önergesinde, 2547 sayılı Kanun’un 58’inci maddesinde
yapılan değişikliklerin bir kısmından vazgeçilmesini önermekteyiz özetle. Çünkü
2547 sayılı Kanun’un 58’inci maddesiyle ilgili yapılan ve yasanın 4’üncü
maddesinde yer alan bu değişikliklerden bir kısmı, özellikle yardımcı sağlık
personeline döner sermaye katkı payını artırmayı amaçlayan kısmını tümüyle
onaylıyoruz ve bu girişimin doğru olduğu inancını da taşıyoruz. Başhemşirelere döner sermaye katkı payının yüzde 200
oranında verilmesi, hemşirelere, sağlık personeline ve sözleşmeli personele
verilen katkı payının artırılmasıyla ilgili görüşlerimiz olumludur ancak bu
değişiklik yapılırken rektör, rektör yardımcısı, dekan, dekan yardımcısı,
başhekim ve başhekim yardımcılarına daha önce verilmekte olan +4 katına ulaşan
döner sermaye katkı payının yüzde 10’la sınırlandığı görülmektedir. Şimdi, değerli milletvekilleri, durumu belki daha somut hâle
getirebilmek için rektör, rektör yardımcısı, dekan, dekan yardımcısı, işte
başhekimlik yapan insanların yaşamlarından bu görevlere ne kadar uzun bir
süreyi ayırdıklarını biraz değerlendirmek gerekir. Bu görevi ifa edenler hem
attıkları her imzayla, ita amiri sıfatıyla, çok ağır yükümlülüklerin altına
girmekte hem de zamanlarının çok büyük bir kısmını bu hizmetlerin görülmesi
için ayırmak mecburiyetinde kalmaktadırlar. Normal bir öğretim üyesinin çoğu
kez 2 katı zamanla çalışmakta, hafta sonu tatillerinde bu görevleri için zaman
ayırıp çalışmakta ve geç vakitlere kadar ağır bir sorumluluğu taşımaktadırlar. Herhangi bir tıp fakültesi öğretim üyesini ele alalım. Mevcut
düzenleme, bu öğretim üyesine saat 14.00’ten sonra yapmış olduğu çalışma için
yani hasta bakmasının karşılığında 10 katına kadar döner sermaye katkı payı
alabilme hakkı tanımaktadır. O hâlde tıp fakültesinden seçilmiş olan bir rektör
ya da tıp fakültesi dekanı ya da hastanenin başhekimi çok daha fazla süreyle bu
yönetim görevini yapmış olmasına rağmen alacağı ek katkı payı yüzde 10’la
sınırlandırılmaktadır. En başta bu, hak ve adalet prensiplerine aykırıdır ve
bir geri dönüş anlamını taşımaktadır. Ayrıca şunu özenle belirtmek istiyorum: Değerli milletvekilleri,
burada belirtilen katkı payları en üst düzeydir. Yani bugün bu katkı paylarını
ödeyebilen üniversite sayısı son derece sınırlıdır. Ben tek tek
devlet üniversitesi rektörlerini aradım ve sordum, yüzde 200 katkı payı ödeyen
kaç kişi var diye. Üç beş üniversitenin dışında yüzde 200 katkı payı ödeyebilen
üniversite zaten yok. Niye yok derseniz, çünkü üniversitelerin döner
sermayeleri özellikle 2005 yılından sonra AKP Hükûmetinin
uyguladığı politikalarla çökmüştür, çöküşe geçmiştir, onun için yok. Onun için
siz bu yasada isterseniz başhemşireye yüzde 200 döner sermaye katkı payı
veriyorum deyin, isterseniz hemşireye yüzde 150 veriyorum deyin bunları
uygulayabilecek bir döner sermaye yok zaten. Çünkü üniversiteler ne yazık ki
çökertilmiştir döner sermayeleri itibarıyla. Üniversiteler, döner sermayelerinden yapmış oldukları ödemelerin
karşılığında devletten borçlarını bugün tahsil edememektedirler. Biraz, sosyal
güvenlik kurumundan bir miktar borçlarını tahsil etmekle birlikte, özellikle
belediyelerden ve diğer kamu kuruluşlarından borç tahsili yapamamaktadırlar.
Bugün 2002 yılına ait borcunu tahsil edememiş çok sayıda üniversitemiz
bulunmaktadır. Şimdi bakıyoruz, Ocak 2008 tarihine kadar üniversite
hastanelerinin hizmet gelirlerinin yüzde 15’ini, hazine payı olarak, peşin
olarak Maliye Bakanlığına ödettirmişsiniz, yüzde 15’ini. Aynı dönemde acaba
devlet hastanelerine ve devlet eğitim hastanelerine ödettirdiğiniz hazine katkı
payı nedir? Yüzde 1… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Serter, konuşmanızı
tamamlayınız. Buyurun. FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bu aradaki büyük fark üniversite
hastanelerinin çöküşünün temelini oluşturmuştur. 2008’den sonra bu payı yüzde
5’e indirdiniz ama hâlâ devlet hastaneleri ile aralarında yüzde 4’lük bir fark
var. Neden Sayın Bakan neden, üniversiteler üvey evlat mıdır? Neden onlara
böyle bir uygulamayı hak görüyorsunuz da devlet hastanelerinden yüzde 1’lik bir
kesinti yapıyorsunuz? İkinci önemli bir şey: Üniversite hastanelerinin faturalarının
ödenmesiyle ilgili süreçte, sürekli olarak bütçe uygulama fiyatlarını aşağıya
çekmeyi sürdürdünüz. 2005 yılında bütçe uygulama fiyatlarında yüzde 15’lik bir
düşüş gerçekleştirdiniz ve 2005’ten bu yana baktığınızda enflasyon hesabına
göre de baktığınızda, bu üniversite hastaneleri yüzde 32’lik bir kayıp
yaşamaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Serter, son cümlenizi
alayım. Buyurun. FATMA NUR SERTER (Devamla) – Evet, son cümlem. Buradaki amaç bellidir: Hazinenin kesintisini yüksek ödeyen,
devletten alacağını tahsil edemeyen, bütçe uygulama fiyatları nedeniyle sürekli
zararına çalışan üniversite hastanelerini acaba özel hastanelerle rekabet
edemez bir duruma getirmeyi mi amaçlamaktasınız? Bu süreç içerisinde döner sermayeden alınacak katkı paylarını
ister yüzde 200’e ister yüzde 500’e çıkarın, çökmüş olan döner sermayelerden bu
ödemeler zaten yapılamayacaktır. Bu nedenle, hiç olmazsa rektör, rektör yardımcısı, dekan, dekan
yardımcısı ve başhekimlere yönelik bu haksızlığın giderilmesini diliyoruz, rica
ediyoruz ve önergemize olumlu oy vermenizi talep ediyoruz. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Tamam. Sayın Hamzaçebi ve arkadaşlarının
önergesini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, burada 60 kişi ancak var! (AK
PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri, gürültüler) O Kâtip Üyeler ne
yapıyorlar orada, öğrenmek istiyorum. 60 kişi bile yok burada! BAŞKAN - Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 4’üncü maddesiyle değiştirilen paragrafının
2’nci cümlesinde yer alan ”…Üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği oranlar
çerçevesinde” ibaresinin “…yetkili sendika temsilcisinin iştiraki ile
üniversite yönetim kurulunun belirleyeceği oranlar çerçevesinde” şeklinde
değiştirilmesini, 4’üncü cümlesinde yer alan “Sağlık Personeli” ibaresinin
“Personel” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları BAŞKAN - Komisyon önergeye
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Katılmıyoruz
Sayın Başkan. BAŞKAN - Hükûmet? DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Alim Işık… BAŞKAN - Sayın Işık,
buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin
ikinci paragrafında değişiklik yapılmasıyla ilgili Grubumuz önergesi hakkında
söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılarımı sunuyorum. Önergemiz, biraz önce Sayın Kâtip Üyemizin de okuduğu gibi
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun döner sermayelerle ilgili 58’inci
maddesinin ikinci paragrafında yer alan ve döner sermayelerin gelir paylarının
üniversite yönetim kurulu tarafından tespit edilmesinde söz konusu üniversitede
çalışan personelin bağlı bulunduğu sendika temsilcisinin de o gündemin yer
aldığı maddenin konuşulması sırasında -söz konusu temsilcinin- yönetim kurulu
toplantısına katılarak o toplantıda payların belirlenmesini amaçlıyor. Birinci
bölüm bu. Yine aynı paragrafın dördüncü maddesindeki değişiklimiz de tıp
fakültesi ve diş hekimliği gibi fakültelerde özellikle doğum servisi, acil
servis ve benzeri gibi yoğun çalışmaların olduğu birimlerde sağlık personeli
dışında da yani idari hizmetler grubunda çalışan personelin de bu fakültelerin
döner sermaye paylarının dağıtılmasında bu dağıtım içerisine alınmasını
amaçlayan bir değişiklik. Mevcut hâliyle
yasa tasarısı kabul edilir ise bu birimlerde çalışan personel sağlık personeli
olmadığı için söz konusu fakültenin döner sermaye gelirlerinden pay alamayacak
ve bir haksız rekabete yol açılmış olacaktır. Bu küçük değişikliğin umarım yüce
Meclisinizce kabul edileceğini düşünmekteyim. Önergenin birinci bölümünde ifade ettiğimiz sendika
temsilcilerinin katılması konusu şu anda Sağlık Bakanlığına bağlı bulunan
hastanelerdeki dağıtım sisteminin aynısıdır. Dolayısıyla, bir ülkede iki farklı
kurumda aynı konu farklı yöntemlerle çalışmasın, işletilmesin, dolayısıyla
burada bir birlik sağlansın amacı güdülmektedir. Umarım bu değişiklik de sizler
tarafından uygun görülecektir. Bu vesileyle, söz konusu kanun değişikliğinin
benden önceki konuşmacıların da ifade ettiği düzenlemeler yapılması hâlinde
halen bazı uygulamada karşılaşılan sıkıntıların giderilmesine katkı sağlayacağı
düşüncesini taşımaktayız. Elbette ki üniversitelerde son dönemde döner sermaye paylarında
giderek azalmalar söz konusudur. Özel sektörde bu hizmeti verecek birçok
hastane açılmıştır. Ama serbest rekabetin hem üniversiteler hem de özel
kurumlar arasında yaşanması da çok yadırganacak bir konu olmamalıdır fakat
haksızlık varsa mutlaka bunun önüne geçilmelidir. Bu değişiklik umarım bu
haksızlığı da giderecektir. Bu vesileyle tekrar saygılarımı sunuyor, önergemizin kabulünü
diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Işık. KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Ben duyuyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) – Divan üyeleri lütfen görevini yapsın. BAŞKAN – Herkes görevini yapıyor Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) – Yapmıyor. Çok taraflı davranıyorsunuz. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Sayın milletvekilleri, kâtip üyelerimiz arasında ihtilaf olmuştur.
Elektronik cihazla oylama yapacağım. Oylama için iki dakika süre veriyorum ve oylama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge
kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 7’nci madde üzerinde iki önerge vardır. Önergeleri okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Tasarı’nın çerçeve 7 nci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 2.3.1984 tarihli
ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer
alan “mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde” ibaresinin “mülkiyeti
kendisine ait arsa ve arazilerden konut uygulama alanı olarak belirlediği
alanlarda” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 7. maddesinin
tasarı metninden çıkarılmasını arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kamu
Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesinin tasarı
metninden çıkarılması yolunda verdiğim önergeyle ilgili olarak söz almış
bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. Tabii, 39-40 derece sıcaklıkta bu Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çalıştırılmasının mantığını ben anlamış değilim. Şimdi, yirmi dokuz maddelik bir kanunu temel kanun olarak kabul
ediyorsunuz, bunun amacı nedir biliyor musunuz? Halk bu kanunun içinde ne vardır
diye öğrenmesin. Çünkü bu kanunun bu maddesiyle TOKİ’ye
imar planı yapma yetkisini veriyorsunuz. TOKİ kim? Bir özel tüzel kişi. Başında
Tayyip Erdoğan’ın en yakın adamı var. Devletin en kıymetli arsalarını gidip
alıyor, devletin ihalelerini alıyor -hiçbir denetime tabi değil- getiriyor,
istediği tüccarlardan, kendi yandaşları fabrikalardan inşaat malzemelerini
alıyor, hiçbir denetime tabi değil. İstanbul’da, devletten aldığı araziyi
satıyor Halk Bankasına fahiş bir fiyatla, hiçbir şeye tabi değil. Şimdi bundan
ne anlaşılıyor biliyor musunuz sayın milletvekilleri? Bir kişi hastalanmış,
kanser hastası, son on beş gününü yaşıyor, elindeki bütün malını mülkünü yiyip
harcamaya benziyor. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Dimdik ayakta Hükûmetimiz. KAMER GENÇ (Devamla) - Yani sizin Hükûmetiniz
diyor ki: “Ya, ben şu devletin elinde ne kadar mal mülk varsa bunun hepsini
elden çıkarayım, benden sonra kim gelirse gelsin önemli değil.” Bu devlet
devamlı bir devlettir. Ne yapıyorsunuz? Okulların arsalarını satıyorsunuz, Devlet
Su İşlerinin elindeki arsaları satıyorsunuz, devletin en kıymetli kültür
varlıklarını satıyorsunuz. İmar planını yaparken diyorsunuz ki: “Yetki TOKİ’de.” Ya, imar planı yapma yetkisi belediyelere ait,
ana kent belediyelerine ait, bazı hâllerde turizm alanlarına ait. Bunu niye
alıyorsunuz? Yani birkaç tane belediye emrinizde değil diye böyle, bütün imar
planını ille Tayyip Erdoğan’ın dudakları arasından çıkan iki kelimeyle mi hepsi
çözülecek? Böyle bir mantık, böyle bir anlayış olmaz sayın milletvekilleri.
Yani siz devletin en kıymetli mallarını bir kamu tüzel kişisi bile olmayan,
hiçbir denetimi olmayan bir kişiye veriyorsunuz. Yarın başınıza gelecek,
evinizin önündeki kıymetli hazine arazilerine, devletin arazilerine yapacak 100
katlık, 200 katlık imar planını getirecek, dava açamayacaksınız. Böyle bir
keyfîlik olmaz, dünyanın hiçbir devletinde böyle keyfîlikler olmaz. Şimdi, TOKİ’ye niye imar planı yapma
yetkisini veriyorsunuz? İmar planı yapma yetkisi zaten devletin belli
yerlerinde var. Ama siz bununla, nasıl ki Ergenekon’da AKP’ye karşı olanları
gidip de hemen içeriye alalım, aylarca, yıllarca iddianameyi hazırlamayayım
düşüncesiyle hareket ediyorsunuz, şimdi de kızdığınız vatandaşların… VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Biz mahkeme miyiz ya? KAMER GENÇ (Devamla) – …TOKİ kararıyla, gideceksiniz, malına
mülküne el koyacaksınız, imar planını istediğiniz gibi yapacaksınız. Belediye
tasdik etmezse, yine TOKİ Başkanı bunları tasdik edecek. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Fakir fukaraya ev yapıyor. KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir mantık var mı? Bu mantıkla hangi
devleti yönetmeye kalkıyorsunuz? Hukuk devleti mi var? Hukuk devletini yok
etmeye çalışıyorsunuz. Dolayısıyla, böyle bir kanuna bu maddenin getirilmesinin
ben mantığını anlayamadım. TOKİ gidiyor, devlet dairelerinde ihale alıyor -hem rakipsiz
alıyor- aldığı o ihaleyi de kendi yandaşlarına, alt müteahhitlere
veriyor. Yahu, böyle bir şey olur mu? Bu, devlet malının talan edilmesi
demektir, talan, talan! Talan nedir biliyorsunuz, değil mi? Bunu en iyi bilen
sizin iktidarınızdır, tamam mı? VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Onu siz bilirsiniz, siz! Biz
bilmeyiz. KAMER GENÇ (Devamla) – Ha, biliyorsunuz da, mahsus… Yani acaba
içinizde “Bilmiyorum.” diyen var mı? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Senin uzmanlık alanın o, o işleri sen
iyi bilirsin. KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, siz konuşmayın. Sizin İstanbul
defterdar muavini olduğunuzu biliyorum. Hemen gittin Hülya Avşar’ın
defterlerini incelettin, kadını ağlattın, onların hepsini ben biliyorum. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Biz iş yaparız. Sen onları yaparsın işte. KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse şimdi, bana laf etmeye şey etme.
Yine, merkez uzlaşma komisyonlarını falan da biliyorum da burada tabii beş
dakikalık bir süre içinde… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle. KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, işte, Citibank’ı… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bildiğin bir şey varsa söyle, somut
olarak ortaya koy.. KAMER GENÇ (Devamla) –
Efendim, bak… Peki, Hülya Avşar… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – …yoksa otur yerine! KAMER GENÇ (Devamla) – Sen mi bana emir vereceksin? Hülya Avşar’ın hesaplarını niye incelettin? Ne istedin o
kadıncağızdan? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Daha İstanbul defterdar
muavini olarak tayin olup gider gitmez ilk incelettiği Hülya Avşar’ın defterleri. AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Niye rahatsız oldun ki sen ya? BAŞKAN – Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız lütfen de, magazin
konularına girmeyelim lütfen. Buyurun. KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse, bir dakika izin verin. Şimdi, yani, ben burada doğruları söylüyorum, bana oradan,
yerinden laf atıyorlar. Yahu, ben zaten burada delillerini söylüyorum bunların.
Onun için… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Arkadaşlar, hatibe müdahale etmeyelim lütfen. KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bu maddenin tasarı metninden çıkması
lazım çünkü burada siz devlet içinde muazzam bir teşkilat kurduruyorsunuz ve hiçbir denetime
tabi değil. Peki, bu TOKİ şimdiye kadar bir defa denetlenmiş mi arkadaşlar? Bir
denetlediniz mi? Bu, devasa bir kurum oldu. Bu, devasa bir mülk sahibi oldu. Bu
paralar nereye gidiyor? Kimin cebine gidiyor? Nasıl harcanıyor? Bunu bir
inceleyebildiniz mi? Denetleyen bir… Sayıştay denetimindeydi onu da çıkardınız.
Kim denetleyecek bunu ve ondan sonra… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – KİT Komisyonu… KAMER GENÇ (Devamla) – Hangi KİT Komisyonu? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – KİT Komisyonu… KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır efendim, KİT Komisyonunda yok öyle
bir şey. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – KİT Komisyonu denetiyor TOKİ’yi tabi. KAMER GENÇ (Devamla) – Yok KİT Komisyonunda. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – TOKİ’yi kim
denetliyor? KAMER GENÇ (Devamla) – KİT Komisyonunda yok öyle bir şey. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – TOKİ’yi kim
denetliyor, TOKİ’yi? KAMER GENÇ (Devamla) –
Efendim, kimse denetlemiyor. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – TOKİ’yi KİT
Komisyonu denetliyor. KAMER GENÇ (Devamla) – Kimseyi denetlemiyor, getiririz onu burada
tartışırız. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bak bilmiyorsun işte, bilmiyorsun o
zaman. KAMER GENÇ (Devamla) –
Eskiden Sayıştay
denetimi vardı, onu da kaldırdınız. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ayıp ayıp,
bilmiyorsun. KAMER GENÇ (Devamla) –
Devlet mallarını böyle iki üç tane yandaş, işte ahbabın eline
vermişsiniz, istediğiniz gibi devleti oynatıyorsunuz, devletin mallarını… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan bir şey söylediğim zaman gülüyorsunuz orada, biraz
ciddi olun. BAŞKAN – Hayır. Hayır ben… Lütfen Sayın Genç,
siz güldüğünüz zaman ben size bir şey söylüyor muyum. KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır yani çok gülüyorsunuz da, çok
gülenlere başka şeyler derler. (CHP sıralarından gülüşmeler) BAŞKAN – Evet, Sayın Genç’in önergesini oylarınıza sunacağım,
karar yeter sayısı istemişti, karar yeter sayısını arayacağım. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Tasarı’nın çerçeve 7 nci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 2.3.1984 tarihli
ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer
alan “mülkiyeti kendisine ait arsa ve arazilerde” ibaresinin “mülkiyeti
kendisine ait arsa ve arazilerden konut uygulama alanı olarak belirlediği
alanlarda” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. M.
Akif Hamzaçebi (Trabzon) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Ağyüz
konuşacaklar. BAŞKAN – Sayın Ağyüz, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar) YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri;
görüşülmekte olan 269 sayılı yasanın 2985 sayılı Yasa’da değişiklik yapan 7’nci
maddesi üzerinde verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Sizi
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan yasa, saydığınız zaman da
yirmi iki-yirmi üç tane değişik yasalarda değişiklik öneren bir yasa ve temel
kanun olarak geliyor. Bu Hükûmet, bir yıllık süreyi
boşa geçirdiği gibi, bu alışkanlığından da bir türlü vazgeçmiyor. Bu yasa,
sorunları çözüyormuş gibi gösterilen bir yasa ama maalesef “Ülkede kriz mriz yoktur.” diyen, evlatlarının devletle yaptığı işlerin
hesabını veremeyen ve hatta “Milletvekilleri olarak, benim çocuklarımın vergisi
olmasa maaş alamayız.” diyen, iflas etmiş Maliye Bakanının yeni kaynak
arayışlarının yasasıdır. Bunu göz ardı edemeyiz, bunu görmezlikten gelemeyiz.
(CHP sıralarından alkışlar) Hükûmet, yaptığı yanlış
uygulamalar nedeniyle ulusal ve uluslararası boyuttaki krizi görmezlikten
gelerek tıkandı, bitti, şimdi yeni kaynak arayışları içerisinde. Özelleştirme
İdaresine devredeceği arazileri nasıl satarım, pazarlarım diyor, TOKİ’ye daha geniş yetkiler vererek nasıl oradan kaynak
elde edebilirim diyor. 2985 sayılı TOKİ Yasası (Toplu Konut Yasası) 2004 yılından beri
sayısız kez değiştirildi. Olağanüstü yetkiler verdiniz bu kuruluşa. Hep
görüyoruz, Sayın Başbakan Toplu Konut İdaresinin açılışlarında, temel atma
törenlerinde. Şimdi, bunlar, sanki sosyal konutlar, dar gelirlilere yapılan
konutlarmış gibi gözüküyor. Arsa satışları bir yana, villa yapmak Toplu Konutun
görevi midir, ticari alan yapmak Toplu Konutun görevi midir? Toplu Konut, konut
yaparak dar gelirli vatandaşları konut sahibi yapsın. Buna bir şey dediğimiz
yok. Bunun içeriğini dolduralım, kaynak ayırmaya da katkıda bulunalım. Ama siz
bu yasayla TOKİ’ye, elinde bulundurduğu arsalar,
Toplu Konuta tahsis edilsin edilmesin, imar planı yapma yetkisi veriyorsunuz
değerli arkadaşlar. Gidin İstanbul’a, İstanbul’u talan eden TOKİ’dir,
kentsel dönüşümdür. Gaziantep’i, Ankara’yı talan eden bu yasal yetkilerdir. TOKİ’ye verilen
yetkileri az görerek, yeni yetkiler veriyorsunuz. Bu sizin ekonomik
programınızla çelişiyor. Siz devleti ekonomiden çıkarmayı isteyen bir parti
değil misiniz? Tekrar devasa bir kurumu devlet olarak, devlet organı olarak
nasıl kabul ediyorsunuz? Nasıl buna geniş yetkiler veriyorsunuz? Hani siz
özelleştirmeden yanaydınız? Ama, burada rant var, rant
paylaşımı var, rantiyeciler ve rant yaratarak rantiyecileri çoğaltma var. “Nereden çıkarıyorsun bunu Yaşar Ağyüz?”
derseniz, sizin YDK raporlarını incelediğimiz zaman da görüyoruz. Yüksek
Denetleme Kurulu raporları -2006, 2007- niye dikkate alınmıyor? Emlak
Gayrimenkul Yatırım Ortaklığının Atakent’te yaptığı ve 1 milyar 100 milyon YTL
zarara uğrattığı proje niye soruşturulmuyor arkadaşlar, niye soruşturulmuyor? Niye soruşturulmuyor biliyor musunuz? Emlak Gayrimenkul Yatırım
Ortaklığının başındaki kişiyle TOKİ’nin başındaki
kişi aynı. Bu kişi nereden gelme? Bakanlıklarda oturan değerli insanlar gibi,
Büyükşehir Belediyesinden aktarılan ve talimatla iş gören bir genel müdürdür
bu. O nedenle kaynaklar çarçur ediliyor. Niye YDK raporlarını ortaya
çıkarmıyorsunuz? Bakınız, kamu ihaleleri ortalaması yüzde 22-24’le gidiyor, TOKİ’nin ihaleleri yüzde 18. Urfa’da bir ihale verilmiş,
binde 6. Sağda solda ihaleler verilmiş, yüzde 3. Değerli arkadaşlar, burada
listesi var. Bunları niye soruşturmuyorsunuz? Bunlar kaynak kaybı değil midir?
Kaynak israfı değil midir? “Kaynak yaratacağım” diye siz çabalarken… Ki, bu
çabanıza da inanmıyorum, çünkü özelleştirmeyle kaynaklarınızı çok alt düzeyde
peşkeş çekiyor idarecileriniz, bürokratlarınız, o nedenle de hapishaneden
çıkmıyorlar zaten. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Kim? YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – O nedenle bu kaynak artırma değildir, bu
ihalelerle yandaşlarınıza peşkeş çekmedir. Bu ihale mantığı böyle olmuştur
değerli arkadaşlarım. Bakın, hasılat paylaşımı projesi… Nedir?
Bizim yap-sat dediğimiz olay. Çok düşük veriliyor, yüzde 30’la, yüzde 40’la
veriyorsunuz. Bakın, Meclis lojmanlarını kapatmakla çok övündünüz. Bana göre de
güzel bir proje. 2006 yılı sonunda ilan verdiniz. On dört gün süre verdiniz,
ihaleye girme süresi. On dört günde bin beş yüz konutluk projeyi yapacak mimar,
mühendis, müteahhit şirketi yoktur. Bu, ısmarlama,
adrese teslim ihaledir. Bunun gibi sayısız örnekleri var. Ankara Erler
Mahallesi’nde -niye açıklayamıyorsunuz- hangi milletvekillerinin dairesi var,
hangi üst bürokratların dairesi var, kaça verildi, müteahhit
kaç lira kazandı? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) YAŞAR AĞYÜZ (Devamla) – Bunları niye açıklayamıyorsunuz değerli
arkadaşlarım? Ve gelmişsiniz, burada, TOKİ’ye çok
geniş yetkiler vermekle övünerek, sanki çok iş yapmış göstermeye
çabalıyorsunuz. Açık ihale yöntemi inkâr edilmiştir. Kamu İhale Kurumunun
kuralları TOKİ’de ihlal edilmiştir, görmezlikten
gelinmiştir ve TOKİ ayrı bir imparatorluktur. Bu
imparatorluğun çökmesi lazım. Siz “Yolsuzluklarla, yoksulluklarla mücadele edeceğiz.” demediniz
mi? “Biz, devletin kaynaklarını hortumculara peşkeş çekmeyeceğiz.” demediniz
mi? Benim şimdi isteyene verebileceğim ihale listesine bakın, kimler
var kimler! Kimler var! İnsanın vicdanı sızlıyor, vicdanı. Katılımcılık yok,
şeffaflık yok, açıklık yok. Halk inim inim inlerken,
KEY parası ödenmesini beklerken, siz 1,7 trilyon lirayı aracı kuruma peşkeş
çektiriyorsunuz, TOKİ’ye ve bunun hesabını
soramıyorsunuz, aynı aracı kurumla da bir yıllık ihale yapıyorsunuz, ama KEY
umuduyla bekleyen vatandaşların da parasını ödemiyorsunuz; nasıl düşük öderiz
diye de sinsi sinsi düşünüyorsunuz. Maliye Bakanınız
düşünüyor, Hazine düşünüyor. Böyle bir mantıkla, gündemde halkın olmadığı, halkı inkâr etme
mantığıyla Hükûmeti idare etmeye çalışırsanız, daha
çok kafanızı Anayasa Mahkemesine vurursunuz. Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar) VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bayram et sen de, sevin! BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 11’inci maddeyi ekli listeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 13’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır; önergeleri
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 13 üncü
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Harun
Öztürk İzmir “Madde 13 – 25/10/1984 tarihli ve 3065
sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci
maddesinin (4) numaralı fıkrasının ( r) bendinde yer alan “gayrimenkullerin”
ibaresi “taşınmazların” ve “gayrimenkul” ibaresi “taşınmaz” şeklinde
değiştirilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 13. maddesinin
tasarı metninden çıkarılmasını arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 269
sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 13’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasına
ilişkin olarak verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize
saygılar sunuyorum. Bu maddeyle TOKİ’ye damga vergisinden
muafiyet getirilmiştir. Şimdi, bir seneyi geçti. Bir sene -aşağı yukarı- iki gündür
Türkiye Büyük Millet Meclisi görevine başladı ve bu bir sene iki günlük dönem
zarfında bu Hükûmetin getirdiği hiçbir tasarıda kamu
maliyesinin iyileştirilmesini, yeni bir vergi getirilmesini görmedim. Bütün
kanunları da yakından takip ediyorum. Şimdi TOKİ’ye bir vergi muafiyeti
getiriliyor. Biraz önce de söyledim. TOKİ, bir imtiyazlı şirket. Başında Tayyip
Erdoğan’ın arkadaşı var. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Başbakan, Başbakan… KAMER GENÇ (Devamla) – Tayyip Erdoğan’ın… Hangi devlet dairesinin,
hangi hazinenin, hangi eski eserin, hangi kültür sanat varlığı değeri taşıyan
yeri TOKİ isterse hemen bir emirle “Bunu buna vereceksiniz.” diyor. Şimdi, bakın, yarına… Devletin mallarını, okullarını aldınız,
kıymetli okulları, Devlet Su İşlerinin de -burada var, bu kanunda- aldınız,
Karayollarının da arsalarını aldınız. Geriye ne kalıyor? Camiler kalıyor. İşte
gerçekten camilerde de güzel… Şehrin çok merkezî yerlerinde güzel camiler var.
Acaba onların da arsalarını TOKİ’ye verip de burada
konut yapacak mısınız? Yani benim aklıma gelen o. Bir Dolmabahçe Sarayı
kalıyor, herhâlde birkaç tane saray, işte onları da vereceksiniz. Yani ben
dedim ya, yani bu Hükûmet “Artık ben bir defa geldim,
bu hazinenin elinde ne kadar malı, mülkü varsa kendim bunları yönlendirecek,
kendi yandaşlarıma yönlendirecek, tasarruf edecek bir ortam yaratayım, ondan
sonra da çekeyim gideyim.” diyor. Böyle bir devlet… Yani anlayışınız bu,
anlayışınız bu. Devletin bir kuruluş nizamı var. Bu devlet yüz seneye yakın,
seksen küsur senede yapılırken… Burada, bakın, birtakım kurallar konulmuş. Bu
kurallar enine boyuna tartışılmış, uygulana uygulana...
Bir kişinin keyfîliği, emriyle yapılan her işte suistimal
vardır, her işte suistimal vardır. Yani gidip de…
Eğer bir hukuki denetim yoksa ve o bir kişinin iki dudağı arasından çıkan bir
emirle o iş oluyorsa, onda muhakkak bir suistimal
vardır. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yüksek Denetleme Kurulu denetliyor
Kamer Bey, bakın bilmiyorsunuz. KAMER GENÇ (Devamla) – Denetleme Kurulu yok. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önce arkadaşımız söyledi.
Yüksek Denetleme Kurulu denetliyor, KİT Komisyonu denetliyor. KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Abdullah Gül göndermiş, kendisine
muhalif olan kişilere Devlet Denetleme Kurulunu başına göndermiş. Göndersin ya
belediyelerin başına, göndersin ya… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bilmiyorsunuz ama bakın. Bunu nasıl
atlarsınız Kamer Bey? KAMER GENÇ (Devamla) – Yani varsa şimdiye kadar, denetlemişse bir
tane raporunu ben sizden istiyorum Sayın Grup Başkan Vekili. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – YDK hepsini denetliyor görmüyor
musun? KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, ben sizden istiyorum, getirip burada
göstereceğim Denetleme Kurulunun bir raporu varsa. Yoksa o zaman sizin gerçek
dışı konuştuğunuzu şey ediyorum. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Her sene yayınlanıyor, yapma Allah
aşkına. KAMER GENÇ (Devamla) – Yani burada bakın, ben daha bunların
denetlenmediğini biliyorum. Varsa getirin burada gösterin. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –
Ben getireceğim, istifa edecek misin? İstifa edecek misin
milletvekilliğinden? KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, bakın benim her şeyi bilmem mümkün
değil. Çünkü her gün kanun değiştiriyorsunuz. Ben tek bir bağımsız
milletvekiliyim. Bir kanunda hazırlanıyorum. Biliyorsunuz burada tasarı
müzakereye başlayınca da önerge de veremiyorum. Kanun gelir gelmez hemen
çalakalem üç beş tane önerge veriyorum ki, burada çıkıp konuşayım. E, dün
gördünüz ne güzel manzara, sırf Kamer Genç’in burada konuşmaması için 2 tane
milletvekili geliyor, “Bu kanun iyidir, teşekkür ederiz.” diyor, gidiyor yerine
oturuyor. O gidiyor o geliyor, o gidiyor o geliyor; böyle bir… Yani Kamer
Genç’i konuşturmamakla siz ne kazanacaksınız? Siz, Kamer Genç’i konuşturmamakla
İktidarınızın o kirli işlerini örtbas edeceğinize inanıyorsanız yanılıyorsunuz.
NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Somut bir şey söylediğin yok ki! KAMER GENÇ (Devamla) – O kirli işlerinizi en güzel şekilde ben
çıkaracağım, çıkaracağım. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yapma Kamer Bey ya! KAMER GENÇ (Devamla) – Hem televizyonlarda çıkacağım konuşacağım,
orada da zaten halk görüyor. Yani, niye peki bir kanunda bütün maddeler
üzerinde söz alıp kapatıyorsunuz? Ee arkadaşım,
burada siz iktidarsınız, size konuşma düşmez ki! Peki, damga vergisine… Niye bunları vergiden muaf tutuyorsunuz? Özel bir şirket, kazanç amaçlı bir şirket. Ee şimdi devletin… Ben burada diyorum, Sayın Grup Başkan
Vekiliniz maliyeci, 2007 Gelir İdaresi Başkanlığını bir inceleyin. Bakın,
2007’de inceleme yapılan mükellef sayısına göre bulunan vergi 1 katrilyon 114
trilyon liradır. Kesilen ceza… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hangisi? KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika, ben söyleyeyim. Kesilen ceza… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hangisi? KAMER GENÇ (Devamla) – 2007. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Toplam rakam mı? KAMER GENÇ (Devamla) – Toplam rakam; yok yok,
uzlaşmaya giden, merkez uzlaşmaya giden. Bu 1 katrilyon… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kaç mükellef var? KAMER GENÇ (Devamla) – 39 mükellef şey etmiş, açıp bakabilirsin. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun. KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, 1 katrilyon 114 trilyonun 772
trilyon lirasını senin bu Maliye Bakanın siliyor, bak buraya gelmeye de cesaret
edemiyor. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ceza mı anapara mı? KAMER GENÇ (Devamla) – Niye? Efendim, şimdi, arkadaşlar, vergi
nasıl oluyor? Ben vergiciyim. Gidiyorsunuz mükellefin hesaplarını
inceliyorsunuz, eğer haksız tarh edilmişse o vergi mahkemesine gider, Danıştaya gider. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir dakika… Ceza mı anapara mı Kamer
Bey? KAMER GENÇ (Devamla) – Cezada da 1 katrilyon 125 trilyon kesilmiş,
14 trilyon almış. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ceza mı anapara mı? KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi ondan sonra Maliye Bakanına gidiyor
mükellef “Yahu Sayın Kemal, bak bize senin elemanların şu kadar vergi
bulmuşlar; 1 trilyon, 10 trilyon, 20 trilyon…”, “Yahu, gel hâllederiz,
sen ne yapacaksın?” diyor. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Uzlaşma 1960’dan beri devam ediyor. KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, 777 trilyonu nasıl silersin sen
yahu? Vicdan meselesi arkadaşlar! NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – 1960’dan beri bu müessese var Kamer
Bey. KAMER GENÇ (Devamla) – Devletin 777 trilyon vergisini, 1 katrilyon
114 trilyon da vergi cezasını siliyorsunuz. Bunu hangi vicdan kabul eder? Citibank’ı söyledim burada
değil mi? Citibank’ı da söyledim. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ceza mı anapara mı? Anaparayı söyle.
Anapara kesiliyor mu? KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili, isterseniz
bir televizyon kanalına çıkalım, milletin karşısında tartışalım, tamam mı? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Belge getirmiyorsun, hep ezbere
konuşuyorsun. KAMER GENÇ (Devamla) – Ben burada beş dakika konuşacağım, her gün
bana söz atıyorsunuz. BAŞKAN – Sayın Genç, Sayın Canikli,
beraberce bir konuşun siz o konuyu. Teşekkür ediyorum Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) – Son cümlemi söyleyeyim. BAŞKAN - Buyurun. KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, sayın milletvekilleri, bu devletin,
yönetimin usulleri
vardır. TOKİ bir ticaret şirketidir. Ticaret şirketine haksız
rekabet imkânları tanıyorsunuz. Buna, bir anda, devletin, hazinenin en kıymetli
arsalarını veriyorsunuz, bir de vergiden muaf tutuyorsunuz. Bu TOKİ Türkiye'nin
başına büyük bir kapital yaratabilecek bir güç oluşturdu ve karşısında da rakip
tanımayacak. Ama, bunun malını mülkünü de kontrol
etmemiz lazım. Bunun paralarının da nereye gittiğini kontrol etmemiz lazım. Ama
tabii, belki sizin yandaşlarınıza gidiyor, o başka mesele. Saygılar sunuyorum. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Bizim yandaşımız millet! KAMER GENÇ (Devamla) – Önergemin kabulünü istiyorum ve karar yeter
sayısını da istiyorum. BAŞKAN – Sayın Genç, son sözünüzü anlayamadım. KAMER GENÇ (Tunceli) – Dedim ki: TOKİ’deki
paraların bir kısmı yandaşlarınıza… BAŞKAN – Yok yok, en son… KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı… BAŞKAN – Karar yeter sayısı istediniz, tamam. Sayın milletvekilleri, Sayın Genç’in önergesini oylarınıza
sunuyorum ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur. Birleşime on dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 15.27 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 15.37 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
135’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 269 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. 13’üncü madde üzerinde verilen Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in
önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, bakınız, görüştüğümüz tasarı
bir temel kanundur. Temel kanunlarda, biliyorsunuz, maddeler üzerinde görüşme
yoktur, varsa, maddeler üzerinde önergelerin oylaması, görüşmesi yapılıp
arkasından oylama yapılacaktır. Onun için, peş peşe olacak olan bu işlemlerde,
arkadaşlarımız, yani aradaki süre uzundur vesaire diye bekliyorlar. Hâlbuki
oylamalar peş peşe olacaktır. Tekrar bütün Genel Kurulun dikkatine arz
ediyorum. Konuşma sahipleri veya diğer arkadaşlar ona göre tutumlarını
belirtsinler. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 13 üncü
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Harun
Öztürk İzmir “Madde 13 – 25/10/1984 tarihli ve 3065
sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci
maddesinin (4) numaralı fıkrasının (r) bendinde yer alan “gayrimenkullerin”
ibaresi “taşınmazların” ve “gayrimenkul” ibaresi “taşınmaz” şeklinde
değiştirilmiştir. BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım. Ayrıca, 13’üncü maddenin ikinci fıkrasında “f” bendi şeklinde bir
düzeltme yapılması ihtiyacı vardır. Bunun da not alınmasını istirham ediyoruz. BAŞKAN – Peki. Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. Sayın Öztürk, buyurun efendim. HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi tekrar saygıyla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, tasarıyla Toplu Konut İdaresi ile
Özelleştirme İdaresinin imar planı yapma ve değiştirme yetkileri
genişletilmekte, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarına da imar planı yapma
yetkisi verilmektedir. Toplu Konut İdaresinin afetzedelere yaptığı konutlar için
hazineden alacağı ile 4969 sayılı Kanun’a dayanılarak hazineden devraldığı
taşınmazlar karşılığındaki hazineye ait borçları bütçeyle
ilişkilendirilmeksizin mahsup işlemine tabi tutulmaktadır. İşlem, özü
itibarıyla doğru gibi görünmekle birlikte, bütçe büyüklüklerinin gerçekte
olduğundan düşük gösterilmesine yol açtığı için uygun mütalaa edilmemektedir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca yapılan arsa ve arazi teslimleri
KDV’den istisna edilmektedir. Bugüne kadar sadece hazinece yapılan gayrimenkul
teslim ve kiralamaları, irtifak hakkı tesisi, kullanma izni ve ön izin
verilmesi işlemleri KDV’den istisna tutuluyordu. Toplu Konut İdaresine bu
konuda getirilen istisna, inşaat piyasasında haksız rekabete yol açacaktır.
Ayrıca Hükûmetin bu düzenlemesi, savunduğu serbest
piyasa mekanizmasıyla da bağdaşmamaktadır. Bu konuda vermiş olduğumuz önergeye
destek vermenizi arzu ediyoruz. Değerli milletvekilleri, hazineye ait taşınmazların Toplu Konut
İdaresine devredilerek kat karşılığı olarak bilinen yöntemle okul, eğitim
yerleşkesi gibi eğitim tesisleri yaptırılması öngörülmektedir. Bu uygulama,
eğitim tesisleri yaptırılması konusunda finansman sorununun kısmen aşılması
için bir yöntem olarak belki savunulabilir ancak milletvekilleri olarak, bu
uygulamanın yürürlüğünün niçin 1/1/2007 tarihine
götürüldüğünü sorunuz ve sorgulayınız. Yürürlüğün geriye götürülmesinin bir tek
amacı olabilir: 2007 yılı başından bugüne kadar yapılan kanunsuz işlemleri
meşrulaştırmak gibi bir amacı olabilir. Bu uygulama ve anlayışı hukuk devleti
ve hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaştırmak mümkün değildir. Biz başlayalım,
istim nasıl olsa arkadan gelir mantığının ürünü olduğu açıktır. Değerli milletvekilleri, hazine taşınmazlarının belediyelere
devrinde dikkate alınacak “rayiç değer” kavramı emlak vergisinin yüzde 20
fazlası olarak değiştirilmektedir, yani düşürülmektedir. Yükseköğretim Kanunu’nda yapılan değişiklikle, kabul ettiğiniz
değişiklikle, döner sermayeden yapılacak ödemeler arasına sözleşmeli personelin
de dâhil edilmiş olması, döner sermayeye farklı statüde katkı veren personel
arasındaki eşitliği sağlaması bakımından uygun görülmektedir. Ancak döner
sermayeye katkıda bulunup bulunmadıklarına bakılmaksızın döner sermayeden pay
verilen ve üzerlerinde rektör, rektör yardımcılığı, dekan, dekan yardımcılığı,
başhekim ve başhekim yardımcılığı gibi görevleri bulunanlara ödenmekte olan
döner sermaye paylarında önemli düşüşler olmaktadır. Örneğin, bir rektörün
döner sermayeye katkıda bulunup bulunmadığına bakılmaksızın hâlen aldığı 7.616
YTL 2.955 YTL’ye düşmektedir. Düşüş oranı yüzde 61’dir. Kabul ettiğiniz 4’üncü
madde nedeniyle uzman personelin idari görevleri kabul etmelerinde sıkıntı
yaşanabilecektir. Ayrıca, kabul edilen düzenleme müktesep hakları da ortadan
kaldırıcı niteliktedir. Değerli milletvekilleri, her ne kadar, Hükûmet,
uygulamayı kendilerinin başlattığını söylese de bu durum, özürlülerin eğitim ve
rehabilitasyonlarının süre ve ödeme kısıtına tabi tutulması gerçeğini değiştirmemektedir
tasarıyla yapılan. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk. HARUN ÖZTÜRK (Devamla) - Tamamlıyorum Sayın Başkan, teşekkür
ediyorum. Değerli milletvekilleri, vatanî hizmet tertibinden bağlanacak
aylıkların artırılması için herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olarak
çalışmama, aylık ya da gelir almama şartının getirilmesini, aylığa hak
kazanmanın aynı olay olması nedeniyle haklı görmemiz mümkün değildir. Eşitlik
ilkesine aykırı ve incitici olan bu düzenlemenin düzeltilmesi gerektiğini
düşünmekteyiz. Önergemize destek vereceğiniz ümidiyle, tekrar yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öztürk.
Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi, Komisyon Başkanının yaptığı redaksiyonla birlikte
oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 15’inci madde üzerinde aynı mahiyette üç adet önerge vardır;
önergeleri ayrı ayrı okutup, birlikte işleme
alacağım, talep etmeleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı
söz vereceğim. Buyurun. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 15 inci
maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının çerçeve 15’inci maddesinin tasarı
metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 15. maddesinin
tasarı metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Genç, konuşacak mısınız, gerekçeyi mi okutayım? KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşacağım. BAŞKAN – Buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 269 sıra
sayılı Yasa Tasarısı’nın 15’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasına
ilişkin verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılarımı
sunuyorum. Değerli milletvekilleri, bu maddeyle de Özelleştirme İdaresi
Başkanlığına imar planı yapma yetkisini veriyor Hükûmet.
İmar planını yaparken Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, bir
yandan Kıyı Kanunu’ndaki sınırlamaları tanımıyor, bir yandan 2634 sayılı
Turizmi Teşvik Kanunu’ndaki sınırlamalara bağlı değil, bir yandan yine Kültür
ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ndaki sınırlamalara tabi olmadan bu
planları yapacak; yani görünen o ki Hükûmet, kendisi
çok böyle hiç dünyada emsali olmayan, özellikle mal ve mülke taalluk eden
konularda çok aşırı, çok kontrolsüz bir yetki almaya çalışıyor. Ya, niye
alıyorsun kardeşim! Burada plan… Yani Özelleştirme İdaresi, sen gitmişsin
devletin bir mülkünü özelleştirmişsin, ondan sonra, şimdi sen orayı
özelleştirip de aslında normal olarak belediyeler kanalıyla bunun planını yap
ve normal ona göre değer kazandırarak sat. Ben, aslında böyle bir yetkiyi
almasının da bir anlamını anlamadım. Mesela, Kütahya Şeker Fabrikası
özelleştiriliyor, arkasından 267 dönümlük bir yeri tutuyor özel bir imar
planıyla, yani yeni alan lehine ve o verdiği özelleştirme bedelinin 10 misli
bir fiyat kazandırıyor kendisine. Ama burada, ben, tabii, bu Hükûmetin her işleminde bir Ali cambaz oyunu gördüğüm için
burada neyi tasarladıklarını da pek anlayamadım. Yani niye Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu’ndaki kültür niteliğine sahip olan gayrimenkullerin kültür
değerlerini yok edecek imar planı yapıyorsunuz? Evvela bunu bilmemiz lazım. Özelleştirme İdaresi, Türkiye’de, şimdi özelleştirdiği, o,
devletin en güzel, en kâr getiren kurumlarının, bir defa, usulüne göre
bedellerini tespit etmiyor. İşte, geçen gün Telekom’un yüzde 15 hissesini
özelleştirdiler ve güya “halka arz” şeklinde çıkardılar ama o yüzde 15 arzın
kimler tarafından elde edildiği belli ve normal piyasa fiyatından 5 milyar
dolar aşağı yaptılar. Bunu herkes biliyor. Bu Telekom'u alan kişinin iktidarın
hangi grubuyla perde arkasında iş birliği olduğu da biliniyor. Yine devletin en kıymetli mülkleri yok pahasına özelleştirilirken
birçok hâllerde bu mala mülke bir tek talip çıkıyor. İşte, sizin bazı
milletvekilleriniz, maşallah, devletin en güzel mallarını gidiyorlar çok düşük
fiyatlarla alıyorlardı. İşte, İstanbul’daki o Tekel likör fabrikasına ait mülke
tek kişi girdi, sonradan iptal edildi, sonra ne yapacakları belli değil. Şimdi, değerli milletvekilleri, devletin yerleşmiş bir kurumu var.
İmar planı yapma yetkisi belli kişilerde. Peki, Özelleştirme İdaresi
Başkanlığına niye bu yetki veriliyor ve verilirken de bu planı ilan
mecburiyetini ortadan kaldırılıyor? Ondan sonra, ilan ortadan kaldırılınca, bu,
insanlar için birtakım sıkıntılar doğurabilir. Yani şehrin en güzel yerindeki
bir kamu mülkünü özelleştirmişsiniz ama oraya öyle gökdelenler yapacaksınız ki
çevreyi büyük rahatsız edecek. Orada, hiç olmazsa, bu planın kesinleşmesi için
bir süre bulunması lazım; onu da koymamışsınız. “…beş sene de bu plan
değişikliğini isteyemez.” diyor madde. Yani tamamen bir dikta
maddesi. Vatandaşın, özellikle malını mülkünü kullanırken, tasarruf
ederken… Yani bir plan yapmak, yalnız o mekandaki
kişinin hakkıyla ilgili bir sonuç doğurmuyor. İşte, bir yerde bir plan
yaptığınız zaman çevreye onun verdiği zarar önemli veya yaptığı görüntü önemli.
Dolayısıyla, bu planlar yapılırken şehircilik ve imar esaslarına
uygun olması lazım, vatandaşların, icabında, buna, aykırı olan planlara karşı
idareye gidip dava açmaları lazım. Burada ilanı da kaldırıyor “Hemen yürürlüğe
girer.” diyor. Mevcut İmar Kanunu’na göre, plan en azından asılıyor, bir ay
askıda kalıyor, o bir ay askının üzerine vatandaşlar dava açıyor, dava açtığı
zaman plan kesinleşmiyordu. Yani böyle… Ama bunların hepsini kaldırıp da böyle,
Özelleştirme İdaresine bu kadar büyük bir yetki vermek bence büyük haksızlık
olur. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız. KAMER GENÇ (Devamla) - Biraz önce yerime geçerken Sayın Bursa
Milletvekilimiz “Biraz önceki konuşmandan belki insanlar alınır.” diye beni
ikaz etti. Ben tabii böyle anlaşılmasını… Yani dedim ki: “Kanser hastalığına
yakalanmış, işte, on beş gün içinde ölümü bekleyen bir kanser hastası nasıl ki
-işte, hiç olmazsa malını mülkünü bırakacak kimse yok mu- malını harcamak
isterse ve her şeyini satmak, yok pahasına satmak
isterse, sizin Hükûmetin de bu kanunla getirdiği ve
gözettiği gaye bu şekilde bir gayedir.” Yalnız, arkadaşımız “Kanser hastaları
bundan alınır.” dedi. Ben öyle bir şey demedim tabii. Yani bu böyle
anlaşılıyorsa tabii özür diliyorum. Allah, tabii, kanser hastalığına yakalanan
tüm insanlara acil şifalar versin ve kendilerine daima kurtulabilecekleri bir
ilaç yaratılmasını insanlara nasip etsin. Ben onu söylemek istemedim, ben mecazi anlamda bunu söyledim. Velhasıl, sayın milletvekilleri, sizin Hükûmete
ve sizin partiye aklımız ermiyor. Getirdiğiniz kanunları halktan saklıyorsunuz,
maddelerini okumakla saklıyorsunuz. Bakalım, bu düşünceyle nereye varacaksınız. Saygılar sunuyorum. Yine karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Tamam Sayın Genç. Diğer önerge sahiplerinden bir söz talebi var mı efendim? Eskişehir Milletvekili Sayın Beytullah
Asil, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşmeleri takip eden arkadaşlarım hatırlayacak, görüşmelerin
başında bu yasa tasarısının 3’üncü maddesinin de yasa metninden çıkartılmasına
dair bir önerge vermiştik, ama heyetiniz tarafından kabul edilmedi. Şimdi, işte
bir yanlış silsilesi başladığı zaman bu şekilde devam ediyor değerli
arkadaşlarım. Şimdi, o maddede konuşurken dedim ki, hazine arazilerinin
-kullanım dışı kalan, herhangi bir nedenle kullanılamayan, satılması gereken,
elden çıkartılması gereken hazine arazilerinin- nasıl satılacağı yasayla
belirlenmiş, nasıl devredileceği de yasayla belirlenmiş. Bunların Özelleştirme
İdaresine devrinin son derece yanlış olduğunu ifade ettim. Şimdi, burada, bu
yanlışa bir yanlış daha eklenmek istenmektedir. Özelleştirme İdaresine
devredilen bu tür taşınmazlar üzerinde, Özelleştirme İdaresi tarafından,
müellifi şehir plancısı olmak şartıyla, her türlü… “…imar planlarını yapmaya ve
onaylamaya yetkili olan kurum veya kuruluşlardan görüş alınarak çevre imar
bütünlüğünü bozmayacak her türlü ve ölçekte plan, imar planı ile değişiklik ve revizyonları müellifi şehir plancısı olmak üzere Başbakanlık
Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca yapılarak veya yaptırılarak Özelleştirme
Yüksek Kurulunca onaylanmak ve Resmî Gazetede yayımlanmak suretiyle
kesinleşir…” Değerli arkadaşlarım, hiç böyle bir mantıkla bir kanun maddesi
düzenlenebilir mi? Her türlü imar planlarını yapmaya ve onaylamaya yetkili olan
merciler var Türkiye’de. Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından o
mercilere bu yetkiler tanınmış. Şimdi, o yetki tanımladığınız yetkililerin,
kurumların sadece görüşüne başvurulmak suretiyle bir başka kuruma bu görevi
tevdi etmek sizce ne kadar doğrudur? Yine bu uygulama kapsamında bir sit alanı sorunuyla karşı
karşıyayız. Burada ne yapılacak? Sit alanlar uygulamasını bu yasaya nasıl
uyduracaksınız? “Bu madde kapsamında yapılan her ölçekteki plan ve imar
planlarında 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 17 nci maddesinin (a) bendinin ikinci ve sekizinci
paragraflarındaki hükümler uygulanmaz.” Yani şimdi çok spesifik
bir proje getirirsiniz, bu projede bazı şeyleri ortadan kaldırmak için bu
maddeyi koyabilirsiniz ama Türkiye genelinde yapılacak pek çok uygulamada
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 17’nci maddesinin ikinci ve
sekizinci paragraflarındaki hükümleri ortadan kaldırırsanız bunu eşitlik
ilkesiyle nasıl bağdaştıracaksınız? Anayasa’daki eşitlik ilkesiyle nasıl
bağdaştıracaksınız? O zaman bu Koruma Kanunu’nun bu paragraflarına tabi olarak
imar uygulamasına girmiş olan diğer alanlardaki hak kayıplarını nasıl
önleyeceksiniz? Bu eşitsizlik, bu adaletsizliğe bu Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye
Büyük Millet Meclisi nasıl alet olabilir? Değerli arkadaşlarım, bilhassa burada karşılaşılacak en büyük
sorunlardan birisi de İstanbul’da bu tür yapılanmalarla, bu tür imar
planlarıyla ilgili binlerce mahkeme kararı var. Mahkemeleri devam eden davalar
var. Bununla acaba o davalar mı ortadan kaldırılmak isteniyor? O nedenle yol
yakınken bu yanlış uygulamadan mutlaka dönülmelidir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Asil, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. BEYTULLAH ASİL (Devamla) – O nedenle, gerek Cumhuriyet Halk
Partisinin verdiği gerek bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak verdiğimiz
aynı mahiyetteki bu önergenin yüce heyetiniz tarafından kabulünü arz eder, yüce
heyeti bu vesileyle saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Hüseyin Ünsal konuşacak. BAŞKAN – Buyurun. HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 269
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde söz
almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken saygılarımı sunuyorum. Değerli arkadaşlarım, yaklaşık yirmi tane kanunda değişiklik
yapan, torba yasa şeklinde gelen ama temel kanun olarak çıkarılmaya çalışılan
bir kanunla karşı karşıyayız. Bu kanunun arasında bizim de çok önemsediğimiz,
ciddiye aldığımız, Plan ve Bütçe Komisyonunda da önemli bir şekilde muhalefet
ettiğimiz bu 15’nci maddeyle alakalı… Israrlı bir şekilde çıkarılması
isteniyor. Özelleştirme İdaresine plan yapma yetkisi veriliyor. Bu önemli bir yanlışlık. Türkiye’de artık bu yanlışlığın
önüne geçmemiz lazım, Türkiye’de artık kurumlar arası yetki kargaşası
çıkartmamız gerekiyor. Bu, Anayasa’nın 10’uncu maddesine,
dolayısıyla 11’inci maddesine ve Anayasa’nın 127’nci maddesine aykırı. Sadece
Özelleştirme İdaresine değil, Devlet Demiryollarına, Toplu Konut İdaresine ayrı
ayrı yetkiler vererek, imar planı yapma yetkisi
vererek bu iş biraz sulanıyor. Değerli arkadaşlarım, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu olarak
çıkan bu yasaya, mutlaka bu maddesine çok dikkat etmeniz gerekiyor. Tabii ki
Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetine, 60’ıncı Hükûmete destek veren bir grupsunuz. Ama onların getirdiği
her konuyu da onaylamak zorunda değilsiniz. Özelleştirme İdaresine verilen bu yetkiyle Türkiye’de çok ciddi
sıkıntılar çıkacaktır. İmar planları yapma yetkisi belediyelerindir, bu
Anayasa’yla verilmiştir. Böyle özel yetkiler vererek özel imtiyazlar tanımak hem
Anayasa’ya aykırıdır hem de kanunlara aykırıdır. Dolayısıyla, belediyelerin
elinden bu yetkilerin alınması yerel demokrasiyi de çökertmek anlamındadır. Bu
konuyu bir kez daha gözden geçirmeniz gerekiyor. Bu yasayla, daha da önemlisi, Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma
Kurulu 2863 sayılı Yasa’nın 17’nci maddesi de bertaraf ediliyor. Yani kültür
mirasımıza da dokunulmak durumuna geliyoruz. Bu konuya o yüzden dikkat etmemiz
gerekiyor. Değerli arkadaşlarım, bu konuyla ilgili hem plan yapma yetkisi hem
Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurullarının yetkilerinin bir kenara
bırakılması, belediyelerin bu işin içerisinden çıkarılması, mahalli idarelerin
ve dolayısıyla denetimin ortadan kalkması çok tehlikeli sonuçlar çıkaracaktır.
Biz bu konuyla ilgili yapılan özelleştirme anlayışının nerelerden geldiğini
biliyoruz. Özellikle Devlet Demiryollarının ve okulların, okul bahçelerinin
satılmasına varacak kadar bir sıkıntının içerisine gelmiştir. Maalesef 58, 59
ve 60’ıncı Hükûmetler “özelleştirme” adı altında ve
cumhuriyetin tüm kazanımlarını bertaraf ederek, satarak bugün artık en sonunda
gözünü okul bahçelerine ve Devlet Demiryolları garlarına dikmiştir. Bu konuyla ilgili ilk yapılan işlem Haydarpaşa Garı’nda olmuştur.
22’nci Dönemde bu Haydarpaşa Garı çok tartışıldı. Ben şimdi Sayın Maliye
Bakanımız da buradayken çok özel bir soruyu da sormak istiyorum. Bu Haydarpaşa
Garı Danıştay tarafından reddedildi. Kültür Tabiat Varlıkları bu konuda olumsuz
görüş bildirmelerine rağmen Sayın Başbakanın, Ulaştırma Bakanının ve İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanının siparişiyle hazırlanan bu projeyi tekrar hayata
geçirmek mi istiyorsunuz? Burada bunun cevabını istiyoruz, bir. Bir de bu proje -gelsin, burada isim olarak veriyoruz- Çalık grubuna
tekrar verilmek mi isteniyor? Bu konuyla ilgili Sayın Maliye Bakanımızdan bir
cevap bekliyoruz. “Özelleştirme” adı altında Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Demiryollarının limanları da özelleşmiştir. Bu konuyla ilgili Mersin Limanı
özelleşmiş ve PSA-Akfen grubuna bu özelleştirmeyle
ilgili liman verilmiştir. Ben bu konuyu Sayın Maliye Bakanına bir kez daha
sordum. Net bir cevap almak istiyorum. Çünkü, bu
özelleştirmenin sonunda bir sürü sıkıntılar çıkıyor, endişemiz de ondan. Artık,
insanın sütten ağzı yanınca ayranı üfleyerek içiyor! Sayın Bakanım, çocuklarınız, iki kızınız ve oğlunuz, bu
Özelleştirme İdaresinden alınan bir ihale sonucu, o ihaleyi alan firmadan 2
milyon dolarlık bir iş aldılar, Telemobil Şirketi.
Bunu siz ahlaki buluyor musunuz? Özelleştirme İdaresinde, özellikle sizin
sorumluluğunuz altında olan bir kuruluşun yapmış olduğu ihaleyi ahlaki buluyor
musunuz? Lütfen bunu gelin burada açıklayın. Burada Adalet ve Kalkınma Grubu da
bunu ahlaki bulduğunuzu inanıyorlarsa size destekleri ve Hükûmetinize
olan destekleri devam etsin. Ben bu konuda Özelleştirme
İdaresiyle ilgili, hem Anayasa’ya aykırı hem de yasalarımıza aykırı ve
toplumumuzu yaralayacak, belediyelerimizi bir kenara atıp baypas edecek,
özellikle koruma kurullarının kararlarını, onların prensip kararlarını, ilke
kararlarını bir kenara atan bu anlayışı bu yasanın 15’inci maddesinin tamamen
çıkarılmasını ve Özelleştirme İdaresine imar planı yetkilerinin verilmemesi
konusundaki önergemizin… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünsal. HÜSEYİN ÜNSAL (Devamla) – Teşekkür ederim. Bu konudaki önergemizi ciddiye almanızı istiyoruz. Bu konuyla
ilgili önergemize desteğinizi bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünsal. Önergeleri birlikte işleme alacağımı ifade etmiştim. Önergeleri
oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir,
karar yeter sayısı vardır. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 16’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 17’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 19’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 21’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 23’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve
23 üncü maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmesi öngörülen ek
6 ncı maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinin sonuna
“ya da il ve ilçelerin en az 1/3’ünde birimi bulunması,” ibaresinin
eklenmesini, aynı fıkranın (e) bendinin madde metinden çıkarılmasını ve (f)
bendinin (e) bendi olarak teselsül ettirilmesini, aynı maddenin dördüncü
fıkrasının (b) bendinin başına “(a) bendinde belirtilenler dışında kalan dört yıllık
eğitim veren fakültelerin mühendislik bölümlerinden,” ibaresinin eklenmesini ve
aynı fıkranın (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
“ç) Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından
(a) bendinde yer alanların en az seksen, (b) bendinde yer alanların en az
yetmiş veya denkliği kabul edilmiş yabancı dil puanına sahip bulunması.” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 23 üncü
maddesi ile 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnameye eklenen Ek Madde 6’nın ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Harun
Öztürk İzmir “Kısmî zamanlı sözleşmeli bilişim personeli olarak çalıştırılanlar
için iş sonu tazminatı çalıştıkları süre ile orantılı olarak ödenir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Öztürk, buyurun efendim. HARUN ÖZTÜRK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şahsım ve Demokratik Sol Parti adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, tasarı, Devlet Hava Meydanları
İşletmesine tahsis edilen ya da bu idarenin işgalinde olan hazineye ait
taşınmazların bedelsiz olarak bu idareye bırakılmasını öngörmektedir. Hazinenin
özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar üzerinde tesis edilen irtifak hakkı ve
kullanma izinleri karşılığında alınan bedeller dışında, söz konusu alanlardaki
faaliyetler dolayısıyla elde edilen hasılatın yüzde
1’i oranında hazine payı ödenmesi öngörülmektedir. Bu payı, yasanın
yürürlüğünden önce irtifak hakkı tesis edenlerle kullanma izni verilenlerin de
ödeyip ödemeyecekleri konusunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Hazinenin özel mülkiyetinde ve devletin hüküm ve tasarrufu
altındaki taşınmazlar üzerine münhasıran liman yapılmak amacıyla tesis edilen
irtifak hakları ile verilen kullanma izinlerine ait sözleşmelerdeki hazineye
daha yüksek nispi pay ödeneceğine ilişkin hükümler, yargıdan vazgeçme gibi
maddede yazılı bazı koşulların yerine getirilmesi hâlinde yüzde 1 olarak
değiştirilmektedir. Hazine yasa çıkararak sözleşmeden doğan daha yüksek
alacağından vazgeçmektedir. Hazinenin özel mülkiyetinde
bulunan taşınmazlar ile kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde bulunan, devletin
hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerde lehlerine kırk dokuz yıldan daha az
süreyle irtifak hakkı tesis edilen veya kullanma izni verilen yatırımcılar,
yargıdan vazgeçme gibi maddede yazılı koşulları yerine getirmeleri hâlinde yeni
sözleşme yaparak izin sürelerini kırk dokuz yıla çıkarabileceklerdir. Süre
uzatmaları herhangi bir şekilde ihaleye konu olmayacaktır. Önceden daha kısa
süreler nedeniyle ihaleye katılmayanlar bir şekilde ihale dışı bırakılmış
olmaktadır. Değerli milletvekilleri, merkezî yönetimin iğneden ipliğe
taşradaki bütün yatırımlarının il özel idareleri ve mahalli idare birlikleri
aracılığıyla yaptırılması öngörülmektedir. Merkezî yönetimin taşradaki
yatırımlarının gerçekleştirilmesi için merkezî yönetim bütçesindeki ödeneklerin
il özel idarelerine veya köylere hizmet götürme birliklerine, il özel idare
ödeneklerinin de köylere hizmet götürme birliklerine aktarılmasına izin
verilmektedir. Bu durum, harcamaların, il özel idareleri veya köylere hizmet
götürme birliklerinin tabi oldukları esaslara göre yapılacağı anlamına
gelmektedir. Nitekim, Sayın Bakan, köylere hizmet
götürme birliklerinin Kamu İhale Kanunu’na tabi olmadıklarını bu kürsüden ifade
etmiştir. Ayrıca mahallî idareler üzerindeki denetim boşluğu da hepinizin
malumlarıdır. Değerli milletvekilleri, tasarıyla, vakıflara ait olanlar da dâhil
olmak üzere yenileme alanında kalan hazineye ait taşınmazların il özel
idareleri ve belediyelere bedelsiz devri öngörülmektedir. Projelerin uygulanması
için gerekli kamulaştırma bedelleri de Taşınmaz Kültür Varlıklarının
Korunmasına Katkı Payı hesabından belediyelere aktarılacaktır. Tütün ve Alkol Piyasası Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun’un tarımsal desteklemeye ilişkin 7’nci maddesi yürürlükten
kaldırılmaktadır. Bu değişikliğe katılmamız mümkün değildir. Değerli milletvekilleri, maddeyle ilgili olarak vermiş olduğumuz
önergeyle ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Şimdi, maddeyle
ilgili olarak, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen maddede
sözleşmeli bilişim personeli çalıştırılması öngörülüyor. Bunlar arasından kısmi
zamanlı sözleşmeli bilişim personeli olarak çalıştırılanlar için iş sonu
tazminatı ödenmeyeceği ve işsizlik sigortası primi yatırılmayacağı, yaptıkları
başka işler sebebiyle bunlardan herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna tabi
olanlar için sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası primi yatırılmayacağı
hükme bağlanmaktadır. Değerli milletvekilleri, kamuda mevzuatın öngördüğü koşullarda iş
sözleşmesi sona erenlere, istihdam şekillerine göre, memur iseler emekli
ikramiyesi ya da toptan ödeme, işçiyseler ihbar ve kıdem tazminatı, sözleşmeli
personel iseler iş sonu tazminatı adı altında ödeme yapılmaktadır. Bu nedenle,
söz konusu sözleşmeli personel de kısmi zamanlı çalıştığı işten ayrılması
hâlinde çalışma süresiyle orantılı iş sonu tazminatından yararlanabilmelidir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk. HARUN ÖZTÜRK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Öte yandan, kısmi zamanlı sözleşmeli personelin başka çalışması
nedeniyle sosyal güvenlik kuruluşu sigortalısı olması da kısmi zamanlı sözleşme
ücreti üzerinden de prim ödemesine engel olmamalıdır. Zira,
5510 sayılı Kanun’da değişiklik yapan 5754 sayılı Kanun’da öngörülen prime esas
kazanç tavanı içinde kalmak kaydıyla, söz konusu sözleşmeli personelin kısmi
süreli ücretinin de prim kesintisine tabi tutulmasına bir engel olmamalıdır
diye düşünüyoruz. Kişilere bağlanacak emekli aylığını da etkileyeceği için bu
düzenlemenin değiştirilmesinin uygun olacağı düşüncesiyle önergemize destek
vereceğinizi umuyor ve yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk. PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Sayın Başkan, oylamadan önce bir redaksiyon yetkisi talep edeceğiz efendim. BAŞKAN – Ama maddeyle ilgili o, ben şimdi önergeyi oylayacağım. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve
23 üncü maddesiyle 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmesi öngörülen ek
6 ncı maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinin sonuna
“ya da il ve ilçelerin en az 1/3’ünde birimi bulunması,” ibaresinin
eklenmesini, aynı fıkranın (e) bendinin madde metinden çıkarılmasını ve (f)
bendinin (e) bendi olarak teselsül ettirilmesini, aynı maddenin dördüncü
fıkrasının (b) bendinin başına “(a) bendinde belirtilenler dışında kalan dört
yıllık eğitim veren fakültelerin mühendislik bölümlerinden,” ibaresinin
eklenmesini ve aynı fıkranın (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz. Nurettin
Canikli (Giresun) ve arkadaşları “ç) Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından
(a) bendinde yer alanların en az seksen, (b) bendinde yer alanların en az
yetmiş veya denkliği kabul edilmiş yabancı dil puanına sahip bulunması.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Uygun görüşle Genel Kurulun takdirine bırakıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Canikli, buyurun. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; 23’üncü maddeyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış
bulunuyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, biraz önceki görüşmelerde bir sayın
milletvekilimizin TOKİ ile ilgili bazı değerlendirmeleri oldu. Kamuoyunun
yanlış bilgilenmesine yol açabileceği gerekçesiyle bazı konulara açıklık
getirmek istiyorum. Bunlardan bir tanesi şudur: Toplu Konut İdaresi denetime
tabidir. Toplu Konut İdaresinin tüm hesap ve işlemleri Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu tarafından her yıl denetlenmekte ve bu raporlar esas alınarak,
yine her yıl KİT Komisyonunda Toplu Konut İdaresinin -TOKİ’nin-
hesap ve işlemleri çok kapsamlı bir denetime tabi tutulmaktadır. Şu anda elimde Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunun sadece 2006
yılına ilişkin olarak TOKİ’nin tüm işlemlerinin
denetim sonuçlarını içeren bir rapor var, yaklaşık 350 sahife. Aşağı yukarı her
yıl bu kapsamda çok geniş, bütün boyutlarıyla hesap ve işlemler
denetlenmektedir. Çünkü burada “denetim dışıdır” “denetlenmemektedir” gibi
ifadeler kullandı, bunun gerçekleri yansıtmadığını öncelikle burada belirtmek
istiyorum. İkincisi: Bu kanun tasarısıyla TOKİ’ye
imar yapma noktasında ilave bir yetki verilmemektedir. Bu yetki yıllardan beri
zaten TOKİ tarafından kullanılmaktadır ve vardır. Ayrıca, mevcut olan yetki de,
Toplu Konut İdaresinin kullandığı imar, plan tadilatı veya plan düzenleme
yetkisi sonuç itibarıyla ilgili belediye tarafından onaylanmaktadır. Yani son
sözü sonuçta yine ilgili belediye söylemektedir. Şu andaki uygulamada süre yok.
Yani, Toplu Konut İdaresi bir plan tadilatı veya imar değişikliği yaptıktan
sonra ilgili belediyeye gönderiyor. İlgili belediyenin onaylamasına ilişkin bir
süre öngörülmemiş şu andaki uygulamada. Bu da gerçekten bazı yerlerde, bazı
projelerde çok ciddi sıkıntılar oluşturmaktadır. Hatta “keyfî” olarak
nitelendirebileceğimiz bazı uygulamalar söz konusudur. Yani TOKİ tarafından
gönderilen bu tadilatlar bazı kuruluşlar tarafından kanunda süre olmadığı için
özellikle bekletilmekte ve bir tür engelleme yapılmaktadır. Bu kanunla sadece
üç aylık bir süre öngörülmektedir. Yani Toplu Konut İdaresi plan tadilatını,
plan değişikliğini ilgili belediye veya valiliğe gönderdikten sonra ilgili
kuruluş üç ay içerisinde bunu ya aynen kabul edecek veya değiştirerek
onaylayacak. Sonuç itibarıyla son sözü söyleme yetkisi her hâl ve kârda
belediyelerdedir. Bu alınmamaktadır; daha önce de alınmamıştır, şu anda da
alınmamaktadır ve kapsam da genişletilmemektedir. Ancak, diyor ki bu tasarı:
“Üç ay içerisinde bu cevabı vermek zorundasın; beklemeyeceksin,
geciktirmeyeceksin.” Yapılan düzenleme sadece budur değerli arkadaşlar. Bunun
da aydınlığa, açıklığa kavuşturulması gerekir. Yine TOKİ’yle ilgili gerçekten, çok
gerçek dışı, itham edici açıklamalar yapılmıştır. Bakın, geçen dönemlerde KİT
Komisyonunda TOKİ’nin hesap ve işlemleri
görüşülürken, muhalefete mensup olan bir arkadaşımız tarafından bir önerge
verildi. Altını özellikle çizmek istiyorum, muhalefete mensup bir arkadaşımız
tarafından önerge verildi. O da şu: “Toplu Konut İdaresinin yaptığı inşaatlar,
okul…” Biliyorsunuz, bir site ya da ona benzer toplu konut yaptığı zaman diğer
sosyal müştemilatını da Toplu Konut İdaresi gerçekleştiriyor; yani okul, sağlık
ocağı vesaire. Ve oradan yola çıkarak bu arkadaşımız Toplu
Konut İdaresi tarafından yapılan bu tür binaların hem daha çok sağlam,
Bayındırlık Bakanlığı tarafından, onun gözetiminde yapılan binalara nazaran hem
daha sağlam ve hem de çok daha ucuz bir şekilde gerçekleştirildiği için bundan
sonra devletin yapacağı, yaptıracağı tüm okullar ve sağlık kuruluşlarının TOKİ
tarafından yapılmasına ilişkin bir önerge verdi. Önerge KİT Komisyonu
tarafından oy birliğiyle benimsendi ve bir tavsiye kararı olarak Hükûmete gönderildi. Ve bunun sonucunda Hükûmet
de tavsiye kararı doğrultusunda bir tasarı getirdi ve okulların ve sağlık
kuruluşlarının TOKİ tarafından yapılması şeklinde bir yasal düzenleme çıktı. Bakın değerli arkadaşlar, biraz önce o konuşmacı arkadaşımızın TOKİ’yle ilgili burada söylediği ile realite, uygulama
arasında -hiç alakası- bir benzerlik söz konusu değildir. TOKİ hem ucuz
yapmaktadır hem de kaliteli yapmaktadır. Bunu şuradan da anlayabiliriz: Yani
bugün TOKİ’ye iş yapan müteahhitlerin
hepsi düşük kâr marjıyla çalıştığı için sıkıntıdadır. Bunu hepimiz biliyoruz
değerli arkadaşlar. Ortalama kâr marjı yüzde 7
civarındadır. TOKİ’den iş alan firmaların ortalama
kâr marjı budur. Hatta birçok alanda TOKİ
eleştiriliyor. Yani müteahhitlere karşı çok insafsız
hareket ettiği şeklinde eleştiriliyor, bunu biliyoruz. Ve onunla ilgili de bazı
zaman düzenleme talepleri gündeme geliyor. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, yandaşa vermek… Sonuçta TOKİ bir
ihale yapıyor, herkese açık ihale yapıyor. Bütün işlemleri için geçerlidir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Canikli, önergeniz
üzerinde de birkaç cümle söylerseniz süremizi tamamlayalım. Buyurun. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - … ve bu
ihale sonucunda, genelde en düşük ama eğer o fiyatla yapılması mümkün değilse
en uygun fiyata veriyor. Bu konuda herhangi bir problem yok, herhangi bir
tartışma yok, uygulamada da herhangi bir sıkıntı yok. Biraz önce Sayın Harun Öztürk
Bey’in söylediği, eleştirdiği bir konu var, haklıdır o. Tasarının 44’üncü
maddesinde yer alan ve köylere hizmet götürme birliklerine çok geniş yetki
veren ve bazı merkezî kuruluşların yatırım bütçelerinde yer alan rakamların,
köylere hizmet götürme birliği vasıtasıyla ve daha önemlisi, onların tabi
olduğu ihale usulü yöntemiyle yapılmasına ilişkin bir düzenleme var. O eleştiri haklıdır, biz de katılıyoruz, onunla ilgili önergemiz
de vardır, verilmiştir ve o eleştirileri, o sakıncaları ortadan kaldıran bir
düzenleme yapıyoruz. 23’üncü madde, esas itibarıyla teknik bazı ibareleri düzenliyor.
Ayrıca, yabancı dille ilgili olarak, genel olarak yüksek kabul edilen 80
barajını 75’e düşürüyor ve önergemizin yüce heyetiniz tarafından kabul
edileceğini umuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Maddeyle ilgili tashihinizi alayım. PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Sayın Başkanım, beşinci fıkrada “Kapsama dair kamu kurum ve kuruluşlarının
büyük ölçekli bilgi işlem birimlerinin aşağıdaki kriterleri
taşıması gerekmektedir.” şeklinde bir temenni ifadesini görüyoruz. Onun
“gerekmektedir” sözcüğünü, hüküm ifade eden “gerekir” sözcüğüyle
değiştirilmesinin not edilmesini istirham ediyoruz. BAŞKAN – Tamam, teşekkür ediyorum. Maddeyi kabul edilen önerge ve Sayın Komisyon Sözcüsünün tashih
ettiği şekliyle oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. 24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 25’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının 25’inci maddesi ile değiştirilen 30/4/1992 tarihli ve 3797 Sayılı Millî Eğitim Bakanlığının
Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun ek 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“Özürlü sağlık kurulu raporu düzenlemeye yetkili sağlık kurum veya
kuruluşlarınca verilen sağlık kurulu raporuyla asgari yüzde 20 özürlü olduğu
tespit edilen ve özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından da eğitsel
değerlendirme ve tanılamaları yapılarak 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları
Kanunu kapsamında açılan özel eğitim okullarında verilen örgün ve destek
eğitimi ile özel eğitim ve rehabilitasyon
merkezlerinde verilen destek eğitimini almaları uygun görülen; görme, işitme,
dil-konuşma, spastik, zihinsel, ortopedik veya ruhsal özürlü bireylerin; eğitim
giderlerinin her yıl Maliye Bakanlığınca belirlenen miktarı, Milli Eğitim
Bakanlığı bütçesine bu amaçla konulan ödenekten karşılanır.” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının 25 inci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde 25 – 3797 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. “EK Madde 3 – Özürlü sağlık kurulu raporu düzenlemeye yetkili
sağlık kurum veya kuruluşlarınca verilen sağlık kurulu raporuyla asgari % 20
özürlü olduğu tespit edilen ve özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından
da eğitsel değerlendirme ve tanılamaları yapılarak 8/2/2007 tarihli ve 5580
sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında açılan özel eğitim okulları ile
özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde verilen
destek eğitimini almaları uygun görülen; görme, işitme, dil-konuşma, spastik,
zihinsel, ortopedik veya ruhsal özürlü bireylerin; eğitim giderlerinin her yıl
Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarı, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine bu
amaçla konulan ödenekten karşılanır. Bu özürlü bireylerin, özür grupları ve
dereceleri ile özür niteliğine göre eğitim programlarının kapsamı ve eğitim
süreleri, Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça
hazırlanacak ve bu Kanunun yayımını izleyen 6 ay içinde yürürlüğe konulacak
yönetmelikle belirlenir. Söz konusu eğitim hizmetini sunan veya yararlananların, gerçek
dışı beyanda bulunmak suretiyle fazladan ödemeye sebebiyet vermeleri durumunda
bu tutarlar, iki katı ve kanuni faiziyle birlikte ilgililerden müteselsilen geri tahsil edilir. Bu fiillerin özel eğitim
okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri
tarafından tekrarı hâlinde, ayrıca kurum açma izinleri iptal edilir.” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 25 inci
maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Sayın Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Önerge sahipleri adına Sayın Tekin Bingöl. Sayın Bingöl, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) TEKİN BİNGÖL (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 269
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılması
üzerine verilen değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlarım. Değerli milletvekilleri, 25’inci madde engelli
çocuklarımızın eğitimini yeniden düzenleyen bir madde. Takdir edersiniz ki engelli gruplarının eğitimi çok özel, çok
pahalı ve donanımlı kurumlar tarafından yapılması gereken bir eğitim; özel
yayınlar, özel eğitmenler, özel kurumlar, hatta özel ulaşım araçları bile
gerektiren bir eğitim gerektirmekte. Hâl böyle iken özürlü vatandaşlarımızın, özürlü
çocuklarımızın ailelerinin bu eğitimi kendi olanaklarıyla sağlaması da son
derece güç. Bu nedenle, sosyal devlet olma
anlayışı ilkesinden hareket ederek 1988 yılında, Sosyal Güvenlik Yasası
kapsamında, çalışan ailelerin özürlü çocuklarının eğitimiyle ilgili masrafların
ilgili kurumlarca ödenmesi karar altına alınmış ve bu konuda bir adım atılmış.
Yine 2005 yılında, sosyal devlet olma anlayışından hareketle, Özürlüler Yasa
Tasarısı içerisinde bir düzenleme yapılarak engelli çocuklarımızın eğitimi için
özel eğitim kurumları ile özel eğitim destek ve rehabilitasyon
merkezlerinden eğitim almaları sağlanmıştır. Bu üç yıllık süre içerisinde,
pratikte bazı sorunlar yaşanmakla birlikte, özürlü çocuklarımız bu eğitim olanaklarından
yararlanmışlar. Ancak bu düzenleme ile maalesef geriye gidiş söz konusu
olmaktadır. Değerli milletvekilleri, bu madde iki gerekçeyle tasarıya alınmış.
Bunlardan bir tanesi, tasarruf amacı ki Maliye Bakanlığı da buna katıldığını
belirtiyor. Bir diğeri ise haksız kazancın önlenmesi. Şimdi,
tasarruf amacı ile engelli çocuklarımızın eğitiminden kısıtlama yapmayı anlamak
son derece güç. Ülkemizde tasarruf yapılması gereken o kadar farklı fasıllar
var ki. Vergi kaçaklarının yüzde 1’i dahi önlense özürlü çocuklarımızın
tamamının eğitiminde yapılacak tasarrufu karşılayacak büyüklükte. O nedenle,
özürlü çocuklarımızın eğitiminden tasarruf yapmak son derece yanlış bir
uygulama. Kaldı ki en basit maliye kitabında bile vatandaşların eğitim ve
sağlıklarıyla ilgili yapılan harcamalar gelecek kuşaklara olumlu etkiler
yapacağı için kalkınma yatırım carisi olarak öngörülür. Dolayısıyla, engelli
çocuklarımızın eğitiminden tasarruf yapmak son derece yanlış bir uygulama. Haksız kazancın önlenmesi ile ilgili durum ise böyle bir yasanın
geriye götürülerek kazanılmış bir hakkın daha da geliştirilerek, aksayan ya da
pratikte yaşanan sorunların giderilerek daha da fazla yarar sağlamasının
sağlanması gerekirken, bununla ilgili denetim ve kontrol mekanizması ciddi bir
şekilde uygulanarak ortadan kaldırılması söz konusu iken maddenin ve
uygulamanın geriye götürülmesi son derece yanlış bir başka uygulama. Değerli milletvekilleri, bizim de imza attığımız Avrupa Sosyal
Şartı’nın 15’inci maddesi, yaşlıların ve engellilerin sağlık, eğitim ve benzeri
konulardaki harcamalarıyla ilgili çok net düzenlemeler getirmiştir. Kesinlikle,
engelli vatandaşların toplumla barışık hâlde olmasını, ekonomik hayata
katılmalarını sağlamak amacıyla, hiçbir şekilde bir kısıtlama ve bir kıstas
getirilemez, diye çok net tespitler vardır bu şartta ve bu şartta bizim de
imzamız var. Bugün, Türkiye nüfusunun 8,5 milyonunu teşkil eden engelli
vatandaşlarımızın, istihdam konusundaki orana baktığımızda, toplam nüfustaki
yüzde 10,5 işsizlik oranıyla, 8,5 milyon engelli vatandaşımızın işsizlik
oranını kıyasladığımızda arada büyük bir fark olduğunu görürüz. Toplam
nüfustaki yüzde 10,5 işsizlik oranı, engelli vatandaşlarımızla
karşılaştırdığımızda yüzde 15,49’a ulaşmaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Bingöl. TEKİN BİNGÖL (Devamla) – Teşekkür ediyorum. Değerli arkadaşlar, bu çok yüksek bir orandır ve bu oran,
Avrupa’nın hiçbir ülkesinde yoktur. Biz eğer böyle düzenlemeler yaparsak,
engellilerin eğitimiyle ilgili geriye gidişi sağlayacak düzenlemeler yaparsak,
bu istatistiki rakamları geriye döndürmemiz mümkün
değildir. Burada aslolan, engelli vatandaşları
evlerinden, odalarından çıkararak, kaderleriyle baş başa bırakmanın yerine
onları hayatla barışık hâle getirerek, onları toplumsal hayata uyumlu hâle
getirerek yaşamlarını sağlamaktır, aslolan budur. Bu
nedenle, tasarı metnindeki 25’inci madde kesinlikle metinden çıkarılmalıdır. Bu
metin, özürlülere yapılacak olan en büyük haksızlıktır. Dolayısıyla, vermiş olduğumuz önergenin, tasarı metninden
çıkarılmasını uygun gören önergenin tarafınızdan destekleneceğini umut ediyor,
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bingöl. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının 25 inci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Nurettin
Canikli (Giresun) ve arkadaşları MADDE 25 – 3797 sayılı Kanunun ek 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. “EK MADDE 3 – Özürlü sağlık kurulu raporu düzenlemeye yetkili
sağlık kurum veya kuruluşlarınca verilen sağlık kurulu raporuyla asgari % 20
özürlü olduğu tespit edilen ve özel eğitim değerlendirme kurulları tarafından
da eğitsel değerlendirme ve tanılamaları yapılarak 8/2/2007 tarihli ve 5580
sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında açılan özel eğitim okulları ile
özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde verilen
destek eğitimini almaları uygun görülen; görme, işitme, dil-konuşma, spastik,
zihinsel, ortopedik veya ruhsal özürlü bireylerin; eğitim giderlerinin her yıl
Maliye Bakanlığınca belirlenen tutarı, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine bu
amaçla konulan ödenekten karşılanır. Bu özürlü bireylerin, özür grupları ve
dereceleri ile özür niteliğine göre eğitim programlarının kapsamı ve eğitim
süreleri, Özürlüler İdaresi Başkanlığının görüşü alınmak suretiyle Bakanlıkça
hazırlanacak ve bu Kanunun yayımını izleyen 6 ay içinde yürürlüğe konulacak
yönetmelikle belirlenir. Söz konusu eğitim hizmetini sunan veya yararlananların, gerçek
dışı beyanda bulunmak suretiyle fazladan ödemeye sebebiyet vermeleri durumunda
bu tutarlar, iki katı ve kanuni faiziyle birlikte ilgililerden müteselsilen geri tahsil edilir. Bu fiillerin özel eğitim
okulları ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri
tarafından tekrarı halinde, ayrıca kurum açma izinleri iptal edilir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Uygun görüşle Genel Kurulun takdirine bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılıyoruz Sayın
Başkanım. BAŞKAN – Önerge sahipleri adına Sayın Orhan Erdem, Konya
Milletvekili. Buyurun Sayın Erdem. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ORHAN ERDEM (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle AK PARTİ grubu adına hepinizi saygıyla selamlarım. Söz konusu önergemizde bu engelliler üzerinde yapılacak eğitim ve
bunların ödemeleriyle ilgili bazı konularda engelli bireylerin ailelerinde,
çeşitli kurumlar, kuruluşlar bize birçok fakslar ve heyetlerin geldiği
konularda sıkıntılar vardı. Bir yanlış anlama olduğunu anladık. Değerli
Bakanımız ve ilgili bürokratlar çok ciddi çalışmalarla, aslında ileriye gidiş ve bu konuda gelinen
noktanın 2005’ten bu yana çok daha ötesinde hizmetlere açık olduğunu hükûmetimizin gösterecekti; bunu da sabitlemiş olduk. 2006 Haziranında engelli bireylerin eğitimlerinden doğan ödemeler
başlamıştı, 2008 yılına geldiğimizde 780 olan kurum sayısı, rehabilitasyon
ve eğitim veren okul sayısı 1.746 oldu özelde. Devletin de ayrıca okulları var
ve 82 bin eğitim alan engelli birey sayısı da 195 bine çıktı ve yaklaşık bir
100 bin daha bu konuda eğitime alınacak öğrenci olduğu tahmin ediliyor. Bu maddeyle, spastik özürlülerin de eğitimi sağlanmış oluyor.
Yine, özürlü çocuk yerine, özürlü birey kavramı getirilmekte. Ayrıca, önceden
eğitimi almada yüzde 40 olan özür derecesi de yüzde 20’ye inmekte. Konuşma
bozukluklarında yüzde 14. Bunun da Sağlık Bakanlığından yüzde 20’ye
çıkarılmasıyla o sorunu da gidereceğimize inanıyoruz. Şimdi Bakanlık bu kanundan sonra altı ay içinde modül
programlar hazırlayacak ve eğitimi daha da güzel bir şekle getirecek. Zaten biz
2005’ten bu yana, bu alanda -demin konuşmacı vekilimizin dediği gibi geriye
gitme falan değil- ne kadar ileriye gittiğimizi hepimiz biliyoruz. Evde
bakımdan, evde eğitiminden, engellilerin taşınmasından, okulların ona göre
düzenlenmelerinden, görme engellilere -biraz önce Bakanımızla konuştuk- iki yüz
kırk çeşit kitap basımından ve sokağa çıkardığımız bu gerçekten hem eğitime hem
sevgiye, her türlü hizmete layık kesimin nereden nereye geldiğini biliyoruz.
Özürlü maaşlarını geriye çektik yaş olarak. Yüzde 40 ve yüzde 70 arasındaki
özürlülere yaklaşık 150 milyon, yüzde 70 üzerini 246 milyona çıkardık. Yine
demin de bahsettim, bakma noktasında sıkıntılı ailelerin evlerindeki
çocuklarına bir asgari ücret bağladık. Yine eğitim için, hem bireysel eğitim hem
grup eğitimi için ayda 406 milyon, 195 bin çocuğumuza ödemeler yaptık. Biz, bu konuda AK PARTİ olarak ne yaptığımızın farkındayız ve bu
kesimin, tekrar tekrar ediyorum, çok daha iyilerine
layık olduğunu da biliyoruz. Çünkü engelli bireylerin ve ailelerinin durumuna
baktığımızda, yüzde 99’unun ekonomik açıdan çok zor yaşadıklarını biliyoruz. Kısacası, hem iki buçuk yıllık süreç içerisinde eğitim almaya
başlayan ve artmakta olan engelli bireylerin daha iyi eğitim almaları hem hızla
çoğalan bu konudaki eğitim veren eğitim kurumlarının da içinde yanlış
yapanların yaptıkları maddi hatalarda veya bilerek yaptıklarında 2 katı
cezayla, bunu tekrar etmeleri hâlinde kapatma getirerek de doğru iş yapanları
da ödüllendirmeyi hedeflemekteyiz. Ben, Millî Eğitim Bakanlığının, Maliye Bakanlığının, Özürlüler
İdaresinin bu konudaki ilgili bakanların hepsinin bugüne kadar yaptıkları bu
hizmetlerden dolayı kendilerine bürokratlarıyla birlikte teşekkür ediyorum.
İnşallah çok daha iyilerini yapmak bizim hükûmetlerimize
ve AK PARTİ’ye nasip olacaktır diyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erdem. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Saygıdeğer milletvekilleri, biraz önce kabul edilen önergeyle
25’inci madde tümüyle değiştirilmiştir. Bu nedenle, aynı maddede değişiklik
öngören İzmir Milletvekili Şenol Bal ve arkadaşlarının önergesini işleme koyma
imkânı kalmamıştır. Önergeyi bu nedenle işlemden kaldırıyorum. 25’inci maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza arz
ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 26’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 26 ncı maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılamıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Okay? HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Ben konuşacağım. BAŞKAN – Buyurun Sayın Çöllü. HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 26’ncı maddesinin yasa
metninden çıkarılmasıyla ilgili önergemiz üzerinde söz aldım. Sizleri saygıyla
selamlıyorum. Efendim, önümüzde yine yeni bir torba kanun var. Benim bu kanunun
bu maddesiyle ilgili yorumum aynen şu: Seçim yaklaşıyor, iktidar kesenin ağzını
açmak istiyor. “Para lazım, kaynak lazım. Ne yapalım,
neyi satabiliriz? Sattıklarımızdan elde edeceğimiz geliri kendi önceliklerimize
göre nerede harcayalım?” anlayışı içinde hazırlanmış bir tasarı var değerli
milletvekilleri. Önergemizle ilgili maddede, özelleştirilen limanlardan elde edilen
gelirlerin kara yolları ve demir yolları yatırımları için kullanılması
öngörülüyor. Görüldüğü üzere gelirin büyük bir bölümü kara yollarında
kullanılacak. Bu tercihin gerekçesini anlamakta doğrusu ben zorluk çekiyorum.
Öncelikle ne tür bir ulaşım stratejisine veya plan ve program önceliğine
dayandığının açıklanması gerekir bu tercih yapılırken. Bu, somut, bilimsel
verilerle ortaya konmalıdır, ama böyle bir strateji ve planlamanın söz konusu
olduğunu sanmıyorum. Bu meşhur duble yollarımızı…
Yollarınızı bölüp bölüp verdiğiniz müteahhitlere
borçlarınızı ödeyeceksiniz, bunun kaynağını da limanlardan karşılayacaksınız.
Bu maddenin anlamı bana göre budur. Bir stratejiye dayanmış olsaydı, öncelik
kara yolu değil demir yolu, daha ziyade deniz ulaşımı olurdu. Petrol
fiyatlarının bu düzeye geldiği ve kısa vadede de düşme olanağı olmadığına göre,
hâlâ kara yolu taşımacılığına öncelik vermek, ancak AKP İktidarının çözümü
olabilir. Değerli milletvekilleri, maddenin gerekçesinde “Ülkemizin
uluslararası alanda rekabet gücünün artırılmasında, üretilen malların kara yolu
ve demir yolu üzerinden uluslararası pazarlara ekonomik ve en hızlı bir şekilde
erişiminin sağlanması büyük önem taşımaktadır.” denilmektedir. Gerekçenin bir bölümü doğru, bir bölümü de yanlıştır. Evet,
ürettiklerimizi en hızlı ve en ekonomik şekilde pazara sunabilmeliyiz ama bunun
yolu kara yolu değil demir yolu ve daha ziyade deniz ulaşımıdır. Bizim üç tarafımız deniz. Deniz sınırımızın uzunluğu kara
sınırımızdan fazladır. Ayrıca, dünya ticareti deniz üzerinden yürümektedir.
Dünyadaki yüklerin yüzde 85’i deniz üzerinden, akaryakıtın yüzde 90’ından
fazlası deniz üzerinden taşınmaktadır. Her tarafımız deniz ama bizim deniz
taşımacılığımızın payı, toplam taşımacılık içerisinde ancak yüzde 3
civarındadır. Bu kürsüden defalarca ifade edildiği üzere, deniz ulaştırması hava
yoluna göre 22, kara yoluna göre 7, demir yoluna göre 3,5 kat daha ucuzdur.
Deniz ulaştırmasında kara yoluna göre en az 10 kat daha az akaryakıt sarf
edilmektedir. Ulaşımda deniz yolunu tercih etmek, ekonomiye hayat öpücüğü
vermek demektir. Daha güvenli, daha ucuz ulaşım olmasına karşın, deniz
ulaşımını bir türlü gerçekleştiremiyoruz. Biz ne yapıyoruz? Deniz ulaşımının önemli bir parçası olan
limanları satıp elde edeceğimiz geliri deniz ulaştırmasını geliştirmek yerine
kara yollarına aktarıyoruz. Bu anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Türkiye
yüzünü daha çok denizlere dönmelidir. Değerli milletvekilleri, ayrıca bu madde teknik olarak da birçok
sakıncayı içermektedir. Bu yaklaşım bir tür fon oluşturmaktadır. Özel fonların
mali disiplini bozduğu görülmüş ve 2000 yılından sonra fon uygulaması büyük
ölçüde tasfiye edilmiştir. Şimdi, yeniden bu anlayışa dönülmesinde de ne gibi
üstün bir kamu yararı vardır? Bunun açıklanması gerekir ama bana göre öyle bir
kamu yararı söz konusu değildir. Ayrıca, düzenleme bu şekliyle bu kanunun bütçe ilkelerini
düzenleyen 13’üncü maddesinin (g) bendinde düzenlenen “Belirli gelirlerin
belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.” ilkesine de aykırıdır. Yani kendi
koyduğumuz ölçüye de kendi diktiğimiz elbiseye de uymamaktadır bu madde. Bir de bu liman özelleştirmelerinden ne kadar gelir elde
edilmiştir? Madde kapsamında Hazine İç Ödemeler Muhasebe Birimi hesaplarında
bugün itibarıyla ne kadar kaynak vardır? Yani bu madde kapsamında ne kadarlık bir kaynağı kullanmayı hedefliyorsunuz? Ayrıca
bugün itibarıyla duble yol müteahhitlerinin alacakları
ne kadardır? Bu konuda da bilgi verilirse sevinirim. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Çöllü. HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Devamla) – Ayrıca ben bu duble
yollar konusunda da kamuoyunun daha fazla aydınlatılması gerektiğini
düşünüyorum. Bugüne kadar kaç kilometre duble yol
yapılmıştır? Bunlara ne kadar kaynak harcanmıştır? Bu yollar kaç firmaya
yaptırılmıştır? Bu firmaların kaçı ihale ile belirlenmiştir, kaçı davet
usulüyle belirlenmiştir? Yapıldıktan bir-iki yıl sonra tekrar onarıma alınan,
yeniden yapılan kaç yol vardır? Bu sorularımın yanıtının da özenle verilmesi
gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle, birçok sakınca içeren bu maddenin önergemiz
doğrultusunda tasarı metninden çıkarılmasını istiyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çöllü. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Saygıdeğer milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin
oylamaları tamamlanmıştır. Birleşime on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 16.50 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 17.08 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
135’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum. 269 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. İkinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm, 29’uncu maddeye bağlı geçici 7, 8, 9, 10; 39’uncu
maddeye bağlı geçici 18, 19 ve geçici 1, 2, 3’üncü maddeler dâhil olmak üzere,
29 ila 49’uncu maddeleri kapsamaktadır. İkinci bölüm üzerinde söz isteyen milletvekillerimiz: Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Oğuz Oyan, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Mithat Melen; şahısları adına, Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut ve Ağrı Milletvekili Abdulkerim Aydemir. İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili
Oğuz Oyan’a aittir. Sayın Oyan, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; şimdi ikinci bölümünü görüştüğümüz bu kırk dokuz maddelik
tasarı 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile bazı kanunlarda
değişiklik yapıyor. Aslında Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu yanında çok
sayıda değişiklik var. Yani öyle ki onun yanında yirmi beş kanun ve iki kanun
hükmünde kararnamede değişiklik yapıyor. Şimdi, bunların başlıklarını bile
okusam süre yetmeyecek. Dolayısıyla bunları okumayacağım. Ama,
bu kadar çok kanunda değişiklik yapan bir tasarının, üstelik de hem torba
tasarı niteliğinde gelmesi, yani aralarında çok fazla ilişki olmayan maddeleri
de içerecek biçimde gelmesi hem de bir temel yasa biçiminde gelmesi, iki bölüm
hâlinde görüşülmesi ve onun içindeki maddeler üzerinde sadece önergeler
bağlamında söz alınabilmesi, önerge olmadığı zaman maddelerin hiç
görüşülmemesi, ne yazık ki burada milletvekillerinin -zaten ilginin de çok
olmadığını görüyoruz- bir kere, tatmin edici bir bilgilenme süreci içinde
olamayacaklarını ve sonuç itibarıyla da buradaki yasama sürecine bilinçli bir
biçimde katılmalarının mümkün olmadığını görüyoruz. Değerli arkadaşlarım, burada milletvekilleri şeklî bir görev
yapıyorlar; parmaklar kalkıyor, iniyor. Ama yasama eyleminin özüne ilişkin,
gerçek niteliğine ilişkin, ne yazık ki bir görev yapılamıyor. Şimdi, burada çok önemli değişiklikler getiren, özellikle bu
ikinci bölümünde çok daha da fazla önemli değişiklikler olduğunu gördüğümüz bir
düzenlemeler silsilesi var. Yani burada kamu taşınmazlarının kullanımına,
satışına, imar planı haklarının yaygınlaştırılmasına, tarihî ve kültürel
varlıkların korunmasına ya da korunmamasına, bunun dışında çok sayıda diğer
konularda, belirli çevrelere belki de rant
aktarımlarına, çıkar sağlamalara yol açacak çok sayıda değişiklik yapılıyor.
Şunu sormak lazım: Acaba, bu tür bir temel yasa ve torba tasarı üzerinden bu
dikkatler kaçırılmak mı isteniyor? Yaz tatiline doğru yaklaşırken, yaz tatili,
yaz sıcakları içinde belki de bu başarılıyor. Değerli arkadaşlarım, 5018’le ilgili o kadar çok değişiklik
yapıldı ki 1927’den beri yürürlükte olan bir Genel Muhasebe Kanunu kaldırıldı,
bu 5018 getirildi. Daha yürürlüğe girmeden kırk dokuz tane düzenleme yapıldı ve
Anayasa’yı o 5018’e uydurmak zorunda kaldık. Ama gün geçmiyor ki 5018’le ilgili
bir değişiklik yapılmasın. Değerli arkadaşlarım burada, biraz önce, AKP Grup Başkanvekili
Sayın Canikli TOKİ ile ilgili denetim meselelerini
falan gündeme getirdi, onlara da birkaç kelimeyle birazdan değineceğim ama
vakit ne yazık ki hızlı akıyor. Bu birinci bölümle ilgili iki ana konu vardı, burada tartışıldı.
Bunlardan bir tanesi Millî Eğitim Bakanlığına tahsis edilen hazine mülkiyetindeki
taşınmazların özelleştirilmesi konusuydu. Burada sadece bir şey söyleyeyim.
5018’e aykırı gelir, ödenek kaydı uygulamasının bütçe disiplinini bozmasını,
bunları bir tarafa bırakalım, sadece bir şey söyleyeyim size: Acaba, bir
gelişmiş ülke olmak için kültürel tarihe sahip çıkmak -her şey bir tarafa, rant aktarımı, şu bu falan her şey bir tarafa- asgari
yeterlik koşulu değil midir? Gelişmiş medeni ülkelere bakınız, tarihî bir lise
binası tam da olması gerektiği gibi yerinde, korunaklı, o kentsel mekân içinde
işlevini sürdürür. Hiç kimsenin gözü, burayı biz rant
tesisine çevirsek, buraya otel yapsak, bilmem ne yapsak geçmez; çünkü o toplum
o kültürel varlığını vermez, o kent halkı ona izin vermez. Gelişmişlikle az
gelişmişliğin bir tane kıstası diyorsanız, işte size bir kıstas. Dolayısıyla bu
çok üzücüdür. Ama geçen yasama döneminde iki kez bunu geri çevirdik Anayasa
Mahkemesi sürecinden. Bugün bu geçerse, bu konunun yeniden takipçisi
olacağımızı burada söylemek isterim. TOKİ ile ilgili imar planı değişiklikleri var, Özelleştirme
İdaresi ile ilgili var, 15’inci madde biraz önce geçti. Sayın Canikli “Denetim var.” diyor. Gelmiş, 2006 yılı Yüksek
Denetleme Kurulu raporunu gösteriyor. İlk önce bir 2004 ve
2005 yılı Yüksek Denetleme Kurulu raporlarını çıkarıp gösterin, onların nasıl TOKİ’yi aklamadığını burada tartışın, arkasından da bize,
nasıl olur da 5018 daha yürürlüğe girmeden TOKİ’nin,
TRT’nin, TMSF’nin, Spor Toto Genel Müdürlüğünün,
Millî Piyangonun Sayıştay denetimi dışına çıkarılıverdiğini gelin bir
anlatıverin, niçin Sayıştay denetimi dışına çıkarılıverdiğini gelin bir
anlatıverin. Niçin Sayıştay denetimi dışına çıkarıldığını sizden
öğrenelim. Değerli arkadaşlarım, buradaki bütün bu kıyı yağmaları vesaireye kapı açan düzenlemelere girmiyorum, sadece
Haydarpaşa Garıyla Galataport konusunda yeniden
uluslararası rant iştahlarını da kabartacak birtakım
düzenlemelere gidilmek istendiği görünüyor. İmar Kanunu’nun ek 3’üncü
maddesinde değişikliklerle de yargı denetiminin de dışına çıkarılmaya
çalışılıyor. Bütün bunlarla ilgili herhâlde arkadaşlarım gerekeni söylediler,
biz gerekeni yapmaya devam edeceğiz ve söylemeye devam edeceğiz. Şimdi, bu ikinci bölümle ilgili üç konu üzerinde görüş bildireyim.
Bir tanesi, burada, Devlet Demiryolları, Devlet Su İşleri,
Karayolları Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki taşınmazların satışı meselesi var.
Bu, hem 26’da düzenleniyor biraz önce geçtik, 29’da düzenleniyor, 43’te bununla
ilişkili maddeler var. Dolayısıyla, burada, tabii bir başka şey daha var 29’da,
Devlet Hava Meydanlarına bedelsiz olarak birtakım hazine mülkiyetindeki
taşınmazların devri meselesi var. Tabii, burada, muhtemelen bütün bunlardan,
kara yolları, bölünmüş yol meselesine verilen önceliklerin her zamanki gibi öne
çıktığını göreceğiz. Bütçe disiplini vesaire bütün bunlar hak getire. Bu arada,
bölünmüş yollardan müteahhitlerin alacaklarının falan
da ödeneceği söyleniyor. Bütün bunların toplam sonucuna baktığınız zaman şu çıkıyor ortaya:
Her şeyi satalım, bölünmüş yol yapalım. Yani, Karayolları ve Demiryollarının
taşınmazlarını sat, bölünmüş yol yap. Değerli arkadaşlarım, böylesine bir mantık, böylesine bir yatırım
planlaması, böylesine bir uzun vadeli strateji yoksunluğu acaba nasıl izah
edilebilir? Yani, sadece seçim kaygıları vesaireyle
açıklamak da giderek zorlaşıyor. Böylesine bir plansızlık, böylesine bir
savurganlık, böylesine bir aslında giderek bütçe ilkelerini aşındırmak nasıl
açıklanır? Bütçe ilkelerini aşındırmanın da çok ötesinde bir şey var, yeniden
fon sistemi geliyor. Değerli arkadaşlarım, bakınız burada Maliye Bakanımız oturuyor,
Sayın Bakan Mehmet Şimşek ve Sayın Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren Bey, üçü bir araya oturdular bu yılın başında ve şu
açıklamayı yapmışlardı, ulaştırma fonu kurulacak bilmem ne sorularına “Hayır,
böyle bir şey gündemimizde yok.” demişlerdi. Peki, şimdi bu ne perhiz bu ne
lahana turşusu! Yani burada ulaştırma fonu yok ama ulaştırma fonunun bütün
parçaları var. Yani siz burada, o ulaştırma fonu kurulsaydı, Devlet Hava
Meydanları İşletmelerini özelleştirip bunun gelirini ortadan ikiye bölüp kara
yollarına ve demir yollarına aktaracaktınız. Şimdi daha da kötüsünü yapıyoruz:
Yüzde 60’ı kara yolları, yüzde 40’ı demir yolu. Siz burada parça parça bir fon getiriyorsunuz, fonların parçalarını
oluşturuyorsunuz. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de fonlarla hangi noktalara
geldiğimizi hatırlatmayayım, sadece şunu söyleyeyim: 1980, ANAP döneminde
başlayan bu fon faciası, 91 yılına gelindiğinde toplam bütçe gelirinin yüzde
57’si fonlarda toplanıyordu ve onları kaldırmak için IMF sopası gerekti. Gene
mi IMF sopası istiyorsunuz? Böyle bir anlayışla bütçe yönetilemez, böyle bir anlayışla Türkiye
yönetilemez değerli arkadaşlarım. Şimdi gelelim bir diğer konuya, o da şu: Tasarının 44’üncü maddesi
var. Diyorsunuz ki: “Bakanlıklar ve diğer merkezî idare kuruluşları ile il özel
idareleri; kendi bütçelerinde çok çeşitli alanlar için ayrılmış yatırım
ödeneklerini köylere hizmet götürme birliklerine aktarmak suretiyle
gerçekleştirebilir.” Yani ancak o şekilde gerçekleştirebilirler. Ne demek istiyorsunuz? Yani bütün bir merkezî idare kuruluşları…
Yani genel idare ve özel idare kuruluşları yatırımlarını sadece köylere hizmet
birlikleri… Peki, neden? Nedenlerini sayalım: Bir, köylere hizmet götürme
birlikleri İhale Kanunu’nun dışında. Ne güzel, malı götürelim! İki, seçim
geliyor, sadece köylere götürelim işi. Değerli arkadaşlarım, bu çok tehlikeli bir mecra. Bir kere
böylesine bir denetimsizlik yoluna girilemez. İkincisi, bir ülkenin, Türkiye
çapında bir ülkenin yatırım planlaması böylesine başıbozuk biçimde tarif
edilemez ya da tarif dışına çıkarılamaz. Dolayısıyla burada elinizi vicdanınıza
koyun, böyle bir zihniyetle Türkiye bir gelişmiş ülke yolunda ilerleyemez. Bakınız, ben size başka bir şey de vereyim, aslında bu yolu
açtınız siz, 19 Mart 2008 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan bir Bölünmüş
Yollar Yapımı Genelgesi var, Başbakanlık genelgesi. Orada ne diyorsunuz? Bütün
il özel idarelerinin kaynaklarının, hatta varsa onların özelleştirilecek mal
mülkleri, bunların satılarak tümünün bölünmüş yol yatırımına harcanmasını
istiyorsunuz. Yani, il özel idarelerinin diğer fonksiyonları tamamen ortadan
kaldırılıyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Oyan. OĞUZ OYAN (Devamla) – Ne il içi ne köy yolları ne tali yollar ne içme
suyu temini, bütün bunları bir tarafa bırak, her şey, her yol bölünmüş yola
çıkar. Bu saplantıdan vazgeçin değerli arkadaşlarım. Tabii, bu arada bazı göz boyayıcı maddeleriniz de var. Örneğin,
madde 47, çiftçi lehine birtakım düzenlemeler yapıyor gözüküyorsunuz. Ne
diyorsunuz? “Devlet Su İşlerinin sulama ve drenaj işlemleri alacaklarının
tahsilinden vazgeçmek.” diyorsunuz. Vazgeçmek, böylece seçim için göz kırpmak. Şimdi, bu popülist uygulamanın acaba
sizin tarıma şimdiye kadar verdiğiniz desteklerin zavallılığını örtmesini
bekleyebilir misiniz? Yani, Türkiye bugün sizin çıkardığınız
2006 tarihli Tarım Kanunu’na rağmen eğer millî gelirin yüzde 1’ini bile tarıma
ayırmıyorsa, eğer siz geçen yıl verdiğiniz primlerden daha azını mısıra, başka
ürünlere vermek durumunda kalıyorsanız, eğer çiftçinin emeğinin hakkını
vermiyor, çiftçinin kullandığı girdilerin ateş pahası, füze gibi yükselmesine
göz yumuyorsanız, siz şimdi bir şirinlik muskasıyla çiftçinin gönlünü kazanmak
için bu tür arayışlara girerseniz bundan ne yazık ki Türkiye için ve Türk
çiftçisi için sağlıklı, kalıcı çözüm yolları çıkmaz değerli arkadaşlarım. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) OĞUZ OYAN (Devamla) – Selamlayabilir miyim Sayın Başkan. BAŞKAN – Buyurun. OĞUZ OYAN (Devamla) - Teşekkür ederim. Kısaca, ben bu kaygılar nedeniyle bu tasarıya olumsuz oy
vereceğimizi bildiriyorum. Bu tasarının, keyfîliklere ve kamu mallarının
yağmalanmasına kapıyı ardına kadar açan bu büyük rantlar
yasa tasarısının Anayasa’ya aykırılığının grubumuzca dava konusu yapılacağından
kimsenin kuşkusu olmadığını tahmin ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın
Mithat Melen. Buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA MİTHAT MELEN (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunların ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerin Değiştirilmesiyle ilgili 269 sıra sayılı Yasa
Tasarısı hakkında, Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek için
huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu aslında önemli bir yasa. Bu
Yasa, malum, 2003 yılında çıkarıldı, 2006 yılında uygulanmaya başlandı. Düşünebiliyor
musunuz, üç senede bir yasayı uygulamakla yorulmuş Türkiye. Ama,
o seksen yıl önce çıkarılmış 1050 sayılı Kanun’ Bakın, zaten, bu sıcak yaz günü -dışarıda 39 derece- en önemli
temel kanuna Türkiye Büyük Millet Meclisinde ilgi bu kadar zaten. Çünkü niye?
Yasamayı da yormaya başladık artık, daha doğrusu yoruyorsunuz. El yordamıyla,
ani kararla kanun çıkarmaya çalışıyorsunuz. Burada, çok ilgimi çekti, mesela, yaklaşık olarak ikinci
sayfasında yirmi iki tane daha temel kanun saymış. Yani, yirmi iki temel kanunu
daha değiştiriyorsunuz ki, bir iddiaya göre yirmi yedi tane, arkadaşlar
söylediler, yine, on beş tane de kanun hükmündeki kararname. Eğer, geriye dönüp
bir parça bakarsak, 5018 sayılı Yasa’mız bakın ne diyor? “Mali yönetimle uyumlu
bir yapı kurun.” diyor 5018 sayılı Kanun. Aramızda çok maliyeci var. Şimdi, o
uyumlu yapı, bu yasayla nasıl kurulacak, bu yasa değişiklikleriyle nasıl
kurulacak? Temeli düzenlemeyen Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu’nu bile
değiştiriyorsunuz burada. Temeli düzenlemeyen, oradan buradan düzenlemeye
çalışan bir yasa nasıl uyumlu olacak mali yönetimle veya mali politikalarla?
Makro hedefler ve sosyal hedeflerle uyumu nasıl sağlayacağız? Meşhur bir üç
yıllık plan var -taahhütleriniz var- üç yıllık orta dönem mali planı var,
onunla bu yasa arasında hiçbir uyum yok. Bir lütfedip inceleyin. Onlar da
aslında yasa, onlar da bir taahhüt. Sonra “mal ve hizmet üretiminde ekonomik ve sosyal verimlilik…”
Affedersiniz, bu kadar verimsiz çalışan bizler bu yasayla mı verimli hâle
geleceğiz? Bu yasanın kendi verimsiz, verimsizliğin ta kendisi
bu. Orada niye maliyet-fayda, etkinlik-fayda… Bunları ben kendim
söylemiyorum, yasada yazıyor bunlar, etkinlik-maliyet, fayda-maliyet hepsi
orada. Orada, biraz önce herkesin üzerinde çok şiddetle durduğu meşhur satma
hikâyesi var. Ben, o kadar, öyle iddialı da konuşmak istemiyorum ama onun da
bir verimliliği ve mantığı var, satmanın da özelleştirmenin de. Onu da yüzümüze
gözümüze bulaştırıyoruz, yazık. Yani eğer biz, yine bu kanunu üç sene
uygulayamayacaksak, üç sene sonra yine değiştirmeye başlayacaksak,
vazgeçeceksek o zaman bakın sadece Hükûmet değil,
sadece bürokrasi değil Türkiye Büyük Millet Meclisi de görevini tam anlamıyla
yapamıyor demektir. Yasamayı da bir parça -demin söylediğim gibi- yoruyoruz.
Mesela, o kadar çok şey değişiyor ki, bazı şeyler; şimdi “performans
programları” diye ciddi bir şey var yasalara koyduğunuz; performans
programlarıyla bu yasanın hiçbir ilgisi yok. Bu yirmi dört tane kanunla
değiştirerek performans programlarını nasıl tanımlayacaksınız ve nasıl
performans programlarını uygulayacaksınız? Hakikaten ilgimi çekmeye başladı. Sonra, gelecek yıla yüklenmeler meselesi, bütçe büyüklükleri
meselesi, bütçenin üzerindeki yük meselesi… Mesela bu yasanın getirdiği tahmini
bir makro analiz -ne kadar yük getireceği konusunda- var mı? Yok. Çünkü, demin söylediğim gibi, orta vadeli uyum programlarına
uymuyor bu değişiklikler. Biz, hep bazı şeyleri mikro bazda
alıp bazı yerlere yerleştirip, sonra, onlar iyi işlemeyince onları tekrar ele
alıp değiştirmeye çalışıyoruz. Yine, bakın, ilk maddelerde var, hatta gerekçesinde var bunun,
“Uyum sağlamak.” var. Mali yönetim sistemimizde iki yıllık devrede ortaya çıkan
sorunları çözmek için bu yasayı getirmişiz tekrar. Yani seksen sene iyi giden,
uygulanan yasa iki yıl içerisinde uygulanamaz hâle gelmiş. Tabii, bunları sadece eleştirmek için söylemiyorum ama Türkiye'nin
en önemli kalemleri olan harcama kalemlerinde -gayrisafi hasıla
içerisinde- devletin ağırlığı yüzde 50. Aslında Türkiye'nin ekonomik motoru
-gayrisafi millî hasılanın içerisindeki- Türkiye yapısında hâlâ devlettir,
demek ki kamudur hâlâ. Fakat kamunun kendi kendini düzenleyen, bu işte, önemli
yasalarından bir tanesi harcama yasası. Bu harcama yasası el yordamıyla
yapılmış. Orada, harcama yasasında birçok şeye de atıf var. Onlarda da çok sıkıntı
var tabii. Birkaçını söyleyeceğim: Demin yine el yordamıyla düzeltmeye
çalıştığımız, 1.746 tane özel eğitim programını ilgilendiren, neredeyse 190 bin
sakatımızı, engellimizi, özürlümüzü ilgilendiren ciddi bir konuyu bir önergeyle
burada halletmeye çalıştık. Hakikaten, bu kadar ucuza mı Türkiye’yi
yönetiyoruz? Çok acı bunlar. Ben üzüntü duyduğumu söylemek istiyorum sadece. Bir de mesela, Devlet Demiryolları hesaplarından alıp parayı
Karayollarına aktarmak. Türkiye Cumhuriyeti bu kadar plansız mı, bu kadar
sahipsiz mi? Bir sabahleyin… Niye? Çünkü orada fon eksikliği var. Niye? Orada
plansızlık var, hesapsızlık var, hesaplara uymama var. Efendim, mali yönetimin uyumlu bir yapısıyla ısrarla uğraşıyoruz.
Türkiye, IMF ile programlarında yıllarca bunun fedakârlığını yaptı. Yıllarca,
2002 yılından beri -ki arada sırada herkes geliyor, programları koruyor- iyi
uyguladığımızı söylüyoruz, ondan başarılı olduğunu söylüyoruz. İşte bu, o bütün
yedi senedir “başarılı” diye iddia ettiğimiz programlarımızdan da sapma demek
anlamına geliyor. Bu sadece seçim yatırımı değil. Niye? Dünya konjonktürü değişiyor, dünyada önemli sıkıntılar gelişiyor.
Bu sıkıntılar Türkiye’ye de gelecek, çaresiz, ekonomide gelecek Türkiye’ye bu
sıkıntılar. Bundan kaçamazsınız yani “Biz çok iyi uyguladık da oldu.”
diyemezsiniz. Ayrıca, seçimi bahane edip veya işte, herhangi bir kapanma
davasını bahane edip bunlarla kurtulmak mümkün değil. Türk ekonomisine
sıkıntılar geliyor, çaresiz olarak geliyor ve başta kamuya geliyor. Kamu, kamu
maliyesi bir dahaki yıl ciddi sıkıntılar içerisinde olacak. Ama kamu maliyesi
ciddi sıkıntılar içerisinde olurken kamu maliyesini daha fazla sıkıntılar
içerisine sokacak olan bir yeni yasa veyahut da sizin tabirinizle “Torba
yasa.” “Torba yasa” da dünyada herhâlde
bir tek biz de var çünkü bir sistemsizliğin, bir belirsizliğin bir şeyi. Bir yasa, dünyanın her tarafında uzun süre üzerinde durulur, bir
sistem getirir. Biz mevcut sistemleri bozduğumuz gibi yeni sistemleri de
karmaşık hâle getiriyoruz. Onun için, Meclisten bazı iddialar ileri sürülüyor
yani “Bu kime yarıyor?” deniyor. E doğru. Eğer Özelleştirme İdaresini Maliyeye
doğrudan doğruya bağlarsanız sorunlar çıkıyor, sıkıntılar çıkıyor ama bence
esas mesele sadece ve sadece suçlamakla ilgili değil, yasayla yeni bir döneme
girdiğimizi anlatmak zorundayız. Niye yasayla yeni bir döneme giriyoruz? Çünkü bu yeni bir sistem
getirmediği gibi daha karmaşıklık getirecek ve yine -inşallah yanlış
söylüyorum, inşallah yanılıyorum- bir sene sonra bu kanunda yine bazı şeyleri değiştireceğiz
ve hatta o diğer değiştirmeye çalıştığımız otuz kanunu tekrar bu masaya
yatıracağız çünkü onların da işleyen düzenli sistemini bozuyoruz fark etmeden.
Mesela, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na bile atıf var burada. Herhâlde,
dünyanın en az görünen şeylerinden bir tanesi, bir mali kanunda ceza
muhakemeleri usulüne atıf. Efendim, hem benim hem Milliyetçi Hareket Partisinin bu kanuna
olumsuz oy vereceğini söyler, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Şahsı adına Beytullah Asil, Eskişehir
Milletvekili. Buyurun Sayın Asil. (MHP sıralarından alkışlar) BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, çok değerli
milletvekilleri; Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve
Bütçe Komisyonu Raporu’nun ikinci bölümü üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, bu tasarıda asla yapılmaması gereken,
burada enine boyuna tartışmalardan sonra, yoğun görüşmelerden sonra üzerinde
düşünerek ve tüm getirileri ile hesaplayarak yapacağımız bir çalışmayı burada
bir torba yasa içerisinde bugün çıkartmaya çalışıyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının, her vilayetimizde pek çok okul ihtiyacı
varken ihtiyaç dışı kalmış, şehir merkezlerinde sıkışmış okulların arazilerini
satıyoruz, hazineye gelir kaydediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’na ait limanların özelleştirme gelirinden elde
edilecek geliri yine bütçeye özel gelir olarak kaydediyor ve bunun yüzde 60’ını
da kara yolu yapımı amacıyla Karayolları Genel Müdürlüğünün bütçesine
aktarıyoruz. Değerli milletvekilleri, Türkiye’de 70 milyon insanın tamamına bir
soru yöneltseniz, “Türkiye’de ulaşım olarak en ihmal edilen kesim neresidir?”
deseniz; hava yolu, kara yolu ve demir yollarını esas alarak bu soruyu
yöneltseniz, 70 milyon insanın tamamının vereceği cevap “Devlet Demiryolları”dır. E, o hâlde Demiryolları’na
bağlı işletmelerin özelleştirilmesinden elde edilecek geliri kara yollarında
kullanmanın mantığını anlamak da anlatmak da mümkün değildir. Esasında
biliyoruz da… Yıllar içerisinde yandaş zengin etmek için yapılan kara yolu
ihalelerinin borçlarının seçim öncesinde ödenmek istendiğini biliyoruz ama
burada buna bile bile de alet olmamak gerektiğini
ifade etmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, yine burada, aynı yasa içerisinde… Bu yasa
Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiş. Orada uzman arkadaşlarımız bu yasayı
değerlendirmiş ama bu yasanın içerisine baktığımızda, Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’yla ilgili maddeler var. Şimdi, bu Meclis yaz demeden kış demeden çalışıyor, gece demeden
gündüz demeden çalışıyoruz, çalışmalıyız da. Devam edelim, çalışalım ama lütfen
bir başka yasa tasarısı içerisinde, kendi ihtisas komisyonundan geçmesi
gereken, irdelenmesi gereken, araştırılması gereken bir yasa tasarısını getirip
tamamına yakın bir bölümünü kamu maliyesinin kontrolüyle ve yönetimiyle ilgili
olan bir yasa tasarısının içerisine sokmanın mantığını anlamak da, 70 milyon
vatandaşa anlatmanız da mümkün değildir. Eğer varsa bir mantığı, çıksın,
buradan, bu yasanın içerisine Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda değişiklik
yapan maddeyi koyanlar bir izah etsinler. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Asil, konuşmanızı tamamlayınız. BEYTULLAH ASİL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, eğer Türk Ceza
Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekiyorsa çok değil, bundan birkaç ay önce bu
değişiklikleri yaptık, bunun içerisine konulabilirdi. Yok, ona yetişmedi veya
daha sonra ihtiyaç hasıl oldu, yeni bir kanun teklifiyle
bunu gündeme getirmenin çok zor olmadığı kanaatindeyim. Bütün bu nedenlerle bu tasarıyı desteklemediğimizi ifade ediyor,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Asil. Şahsı adına Nurettin Canikli, Giresun
Milletvekili. Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 269
sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile diğer bazı kanunlarda
değişiklik yapan Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz
almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gerçekten, 5018 sayılı Kanun’dan önce 1050 sayılı Kanun tarafından
kamu mali yönetimi ve kontrol düzenlemeleri gerçekleştirilmişti ve 1050 sayılı
Kanun da bize aslında Osmanlı’dan miras kanunlardan bir tanesiydi. Gerçekten, diliyle, muhtevasıyla, anlatış biçimiyle ve kendi
içindeki dengesiyle son derece eşsiz, güzel kanunlardan bir tanesiydi 1050
sayılı Kanun ve o nedenle zaten, çok uzun yıllar, son derece karmaşık olan ve
gelişmeye de açık olan bu konuları biz 1050 sayılı Kanun’la uzun süre idare
ettik, 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu. Tabii, birçok değişiklikler yapıldı. Sanıyorum, en
kapsamlılarından bir tanesi 1974 yılında yapıldı ve aslında o kanunu bozdu. Bir
defa dil açısından o ahengi, o derinliği yakalama imkânı olmadı. 1974’te
yapılan ve daha sonra yapılan değişiklikle bozuldu ve bir türlü dikiş tutmadı.
Elbette, ihtiyaçlar çerçevesinde de Kanun’un kapsamlı bir düzenlemeye tabi
tutulması gereği de ortadaydı. Uzun yıllar bu şekilde idare edildi. Birçok defa
teşebbüs edildi aslında geçmiş Hükûmetler döneminde.
1050 sayılı Kanun’un yerine ikame edilmek üzere ciddi kanun tasarıları
hazırlandı, çalışmalar yapıldı ama bir türlü sonuçlandırılamadı. Gerçekten zor
bir konu, çok karmaşık bir konu ve 1050 sayılı Kanun gibi çıtayı yükselten bir
kanunun yerine ikame edecek kanunu dizayn etmek de
kolay değil. Uzun tartışmalardan sonra 5018 sayılı Kanun yürürlüğe girdi 2006
yılından itibaren. Hocamız da belirtti biraz önce, Sayın Melen Hocamız da.
Tabii ki çok kapsamlı bir konu olunca, elbette, uygulamada birtakım
sıkıntıların ortaya çıkması ve bu çerçevede yeniden değiştirilme, bazı yeni
ilaveler yapılması gereği ortadadır. Bu çünkü dinamik bir süreçtir. Konu da tabii mali yönetim ve kontrol sistemi, mekanizması. Bu
son derece kompleks bir yapı. Uluslararası boyutu
olan, içerideki olayların ve hadiselerin ve kişilerin her yıl karmaşık hâle
gelmesiyle daha da değişiklik ihtiyacı ortaya çıktı. Dolayısıyla, uygulandığı
üç yıldan ya da iki yıldan sonra bir revizyona tabi
tutulması ki bu son derece aslında dar kapsamlı bir revizyondur, çok kapsamlı
bir değişiklik değil, esas çatı korunuyor, ondan yana herhangi bir problem yok.
Yani, 5018 sayılı Kanunla getirilen mali yönetim ve kontrol mekanizması şu anda
görüştüğümüz tasarıda muhafaza ediliyor ama uygulamada ortaya çıkan birtakım
düzenlemeleri de, sıkıntıları da gidermeyi amaçlıyor. Bundan sonra da aslında
ihtiyaç ortaya çıkacak. Yani “Bu düzenlemeden sonra da 5018 sayılı Kanun daha
uzun süre değişikliğe uğramayacak.” demek mümkün değil, çok gerçekçi bir
yaklaşım da olmaz. Elbette sorunlar ortaya çıkacak uygulamada bazı ama esasa
müteallik olmamalı bu. Yani şu eleştiriye katılırız, katılmak da gerekir:
Gerçekten dizayn noktasında, çatı noktasında 5018’de
dizayn edilen yapının genel çatısı konusunda eğer bir değişikliğe gidiliyorsa
orada eleştirilmesi gerekir. Burada bir öngörü probleminin olduğunu söylemek
mümkün ama burada, şu getirdiğimiz tasarıyla bu anlamda nitelendirebileceğimiz
düzenleme yok. Şimdi, tabii, aslında Türkiye’de -hem bürokratik hayatın- devlet
yönetiminde bir sıkıntımız var. Biz aslında yönetmelikle ya da ikincil
mevzuatla halledilmesi mümkün olan birçok düzenlemeyi kanunla yapıyoruz. Bu
yeni bir alışkanlık değil. Yani bürokrasinin de böyle bir alışkanlığı var.
Belki, şimdi, bugün çıkıp eleştiriyoruz ama geçmişte o mevkilerde olduğumuz
zaman, bu talepler belki bizden de gitmiş olabilir. Çünkü böyle ortamlarda
yetiştik, böyle bir algılamayla bürokratlar yetişti. Hâlbuki çok genel
ifadelerle, çok genel düzenlemelerle içinin, ikincil mevzuatla, -yönetmelik,
tebliğ, her neyse, onlarla- doldurulması gerekir ve bu şekilde yasaların sık sık değişmesi zarureti ortaya çıkmaz. Çünkü gelişen her
olayı siz kanunla sisteme entegre, monte etmek
istediğiniz zaman elbette değişiklik ihtiyacı çok sık olarak ortaya çıkar ve
hata ve yanılma payı da ortaya çıkar. Ha, bu tabii alışkanlığın, böyle bir geleneğin de ortadan
kaldırılması, bundan kurtulmasının da kolay olmadığını belirtmekte fayda var. Son olarak, torba yasa konusunda arkadaşlarımızın eleştirileri
aslında belli ölçülerde doğru. Yani eğer bir kanunu görüşüyorsanız bütün
boyutuyla komisyon incelemelerinde, önceki aşamalarında, Genel Kurul
tartışmalarında, orada yoğunlaşılması, onun üzerinde
durulması ve o şekilde irdelenmesi daha sağlıklı olur. Ancak, bu da işte bizim
belki yanlış alışkanlıklarımızdan bir tanesi. Geçmişte de böyleydi maalesef,
bugün de böyle, muhtemelen -böyle devam ederse- yarın da böyle olacak. Ha, şu
olabilir belki: Bunu minimum seviyede… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli, düzeltiniz. BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Olmamalı Sayın Canikli,
olmamalı. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ona katılıyorum, ben de katılıyorum.
Bakın, olmamalı, onu altını çizerek söylüyorum. Ama bu kadar bir alışkanlıktan
sonra bir günde kesip atmak da veya çok kısa bir süre içerisinde ortadan
kaldırmak da mümkün değil. BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Bir yerden de başlamamız lazım. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, ama şu var, bakın, kademeli
olması lazım. Yani sonuç alıcı olması açısından da, gerçekçi yaklaşmak
açısından da belki kademeli, minimum seviyede buna başvuracak bir tavrı, bir
tarzı ortaya koymak lazım. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Altı yıl geçti, altı yıl. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Benim kanaatim de budur, sanıyorum
bütün arkadaşlarımızın kanaati de budur. Aksini söylemek de mümkün değil. Ha,
bazen de zaruret, bunu da kabul etmek lazım. Şimdi, bir maddelik acil bir
düzenleme söz konusu. Tabii, Meclisin işleyişinde de sıkıntı var. Belki birlikte düşünmek lazım. Yani bir maddelik bir teklifi
ya da tasarıyı getirdiğiniz zaman çok ciddi zaman alabiliyor. Dolayısıyla tümü
üzerinde görüşmeler, maddeler üzerinde görüşmeler, önergeler vesaire.
Mekanizmamız bu yönde. Belki zaman zaman bu tür
tasarruflar da, ihtiyaç da gündeme gelebiliyor. Dolayısıyla... Ama bütün
bunlara rağmen -sonuç olarak ben de katılıyorum arkadaşlarımıza- mümkün olduğu
kadar bu sistemi minimum, en az seviyede, artan oranda, az olacak şekilde
kullanmak lazım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Sayın milletvekilleri, bölüm üzerinde soru-cevap işlemi
gerçekleştireceğiz. Sayın Genç, buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Efendim, şimdiye kadar TOKİ’ye hazineden
kaç metrekare arazi veya arsa satılmıştır? İki: TOKİ’nin hesaplarını şimdiye kadar
Maliye tetkik elemanları incelemişler midir? İncelemişlerse ne gibi
usulsüzlükler tespit etmişlerdir? Ayrı bir soru: Biraz önce AKP’li grup başkan vekili bir denetleme
raporunu gösterdi de. Neden acaba TOKİ Sayıştay denetimine değil de Başbakanlık
Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabi? Bir diğer sorum: Doğu, güneydoğuda vatandaşlarımız uğradıkları
zarardan bugüne kadar yani 2007’nin beşinci ayından beri hiçbir kuruş para
almıyorlar. En azından benim ilime hiçbir kuruş para gitmiyor. Yani bunların
çoğunun devletten alacağı 5 bin veya 6 bin lira, yani 5 milyar, 6 milyar, 10
milyar. Yani günah değil mi? Bu insanlar zaten fakruzaruret
içinde. Bunların bu paraları verilmiyor. Zaten Sayın Bakan diyor: “Bütçe fazla
veriyor.” E, fazla veriyorsa vatandaşın en zaruri bu ihtiyaçları neden
karşılanmıyor? Fazla soru için zaman harcamayayım. Şimdilik bu kadar efendim. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Bakanım, buyurun. MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Sayın Başkan, çok
teşekkür ediyorum. Sayın Milletvekilinin TOKİ’nin
hesaplarının niye denetlenmediği şeklindeki sorusuna Grup Başkan Vekilimiz çok
geniş olarak cevap vermişti. Fakat ona rağmen, ben, yine de şu konuyu tekrar
dile getireyim: Sayıştay denetimine TOKİ’nin tabi
olmayacağı hükmü 1984 tarihinde getirilmiştir. KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, 5018’de vardı. MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Ama bu, Yüksek
Denetleme Kurulu tarafından da denetleniyor. TOKİ, 10’uncu Cumhurbaşkanı Sayın
Sezer döneminde Devlet Denetleme Kurumu tarafından tüm işlemleriyle denetlenmiş
ve soruşturmaya tabi bir husus bulunmamıştır. Bilgi olarak arz ediyorum. Peki, teşekkür ediyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) – Öteki sorum Sayın Başkan: Zarar gören
vatandaşların parasını niye ödemiyor? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Efendim, terörden zarar
görenlere ödüyoruz ve sürekli olarak, belli periyotlar
hâlinde ödüyoruz. KAMER GENÇ (Tunceli) – On dört aydır, Sayın Bakan, hiç para
gitmemiş Tunceli’ye, on dört aydır. ALİ KOYUNCU (Bursa) – Yahu bir dinle kardeşim! BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Genç, lütfen Sayın Bakanı
dinleyelim, cevap veriyor. MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – 2007 yılında 220 milyon
YTL ödenmiş. 2008 yılında ise şu ana kadar 120 milyon YTL ödenmiştir terörden
zarar görenlere ve ödemeye de devam ediyoruz. KAMER GENÇ (Tunceli) – Tunceli’ye hiç para gitmemiş. MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Sayın Genç, hiç ödemedi
diye bir şey söz konusu değil, onları bir daha araştırsın, baksın. Ne
söylediyse burada yanlış bilgi veriyor, ben ona hayret ediyorum. Onun için,
artık… Verdikleri hep yanlış. KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben vatandaşa soruyorum. FATMA ŞAHİN (Gaziantep) – Dinlemiyor ki Sayın Bakanım, dinlese
öğrenecek. BAŞKAN – Sayın Genç, belki sizin özel soracağınız husus varsa
Sayın Bakana sorun, yani Sayın Bakan ödendiğini söylüyor. MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Tunceli’ye gitmiyor
herhâlde o, hep burada şey ediyor. Tunceli’ye pek gidiyor mu, gitmiyor mu? Onu
da pek bilemiyorum tabii. BAŞKAN – Gidiyor, gidiyor. KAMER GENÇ (Tunceli) – Geçen hafta oradaydım. MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Öyle mi? İyi, peki. BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi tamamlanmıştır. 29’uncu maddeye bağlı geçici 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 29’uncu maddeye bağlı geçici madde 8 üzerinde bir adet önerge
vardır. Önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının çerçeve 29’uncu maddesinde yer alan
“Geçici Madde 8”in tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe… BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Tasarıda yapılan düzenlemenin makul bir gerekçesi yoktur. Kapsamı
ve kamu yararı belli değildir. KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Tamam Sayın Genç. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Karar yeter sayısı yoktur. Birleşime beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 17.51 BEŞİNCİ OTURUM Açılma Saati: 18.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
135’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum. 269 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Komisyon ve Hükümet yerinde. 29’uncu maddeye bağlı geçici madde 8 üzerinde verilen Manisa
Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter
sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter
sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. Madde 29’a bağlı geçici madde 8’i oylarınıza arz ediyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Madde 29’a bağlı geçici 9’uncu madde üzerinde bir adet önerge
vardır, önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 29
uncu maddesine bağlı Geçici Madde 9’un Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükümet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Arifağaoğlu, buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar) METİN ARİFAĞAOĞLU (Artvin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Tasarı’nın 29’uncu maddesine bağlı geçici
9’uncu maddesi hakkında vermiş olduğumuz önerge için söz almış bulunuyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, dün Erzurum Kongresi’nin 89’uncu, bugün
Lozan Antlaşması’nın 85’inci yıl dönümü. 23 Temmuzdan 7 Ağustos 1919 gününe
kadar devam eden Erzurum Kongresi’nde “manda ve himaye kabul edilemez” anlayışı
etrafında cumhuriyetin temelleri atılmış oldu. Kurtuluş Savaşı’nda verilen
mücadele, Lozan Antlaşması’yla dünya devletlerine kabul ettirildi. Bu iki
önemli günün yıl dönümü nedeniyle başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak
üzere, Millî Şef İsmet İnönü ve bütün silah arkadaşlarını rahmet, minnet, şükran
duygularımla anmayı vazife ve görev biliyorum. Değerli milletvekilleri, önergemizden önce kısaca Meclis
çalışmalarına değinmek istiyorum. Biliyorsunuz, 1 Temmuz-1 Ekim tarihleri
arasında Meclis tatil oluyordu. Ancak, AKP önerisiyle Meclis çalışmaya devam
etti. Temmuzun birinci haftası AKP Grup Başkan Vekilinin önerisiyle 31 Temmuza
kadar gündem belirlendi. Meclisin oylarıyla kabul edildi ve çalışmaya başlandı.
Ana muhalefet partisi, muhalefet partileri bu gündeme göre kendilerini
hazırladılar. İkinci hafta gündem tekrar değişti. Peki, önceliklerinizde
değişiklik olabilir, ikinci hafta değişikliğini de kabul ettik. Üçüncü hafta
tekrar değişti, dördüncü haftaya geldik gündem tekrar değişti. Değerli milletvekilleri, Meclis bu kadar hafife alınamaz. Önceliklerinizi
kararlaştırarak buraya geliniz, her hafta başı gündem değişiklikleri için zaman
harcamayalım. Lütfen, bu Meclisi hafife almayınız. Dünyada örneği olmayan
kurtuluş mücadelesi veren ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Meclise karşı, alınan
kararlara saygı gösteren ve bu kararları uygulayan bir çalışma ortamını hep
birlikte sağlayalım. Genelde bütün grupların ortak kararıyla haftalık çalışma
programı hazırlanırken, sadece AKP’nin grup önerisiyle gündemin belirlenmesi ve
defalarca değiştirilmesinin Meclisin saygınlığına gölge düşürdüğünü özellikle
belirtmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, geçici 9’uncu maddeyle, “Devlet Hava
Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne tahsis edilen veya Devlet Hava
Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne tahsis edilen veya Devlet Hava
Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından talep edilen devletin hüküm ve
tasarrufu altında bulunan taşınmazlardan Maliye Bakanlığınca uygun görülenler
bedelsiz devredilir.” diyor. Bu geçici maddeyle getirilen diğer önemli konu şudur: “Devlet Hava
Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü adına tahakkuk ettirilmiş ecrimisil bedellerinden henüz tahsil edilmemiş olanlar
hangi safhada olursa olsun terkin edilir.” diyor. Tasarının kanunlaşması
hâlinde Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğüne af getirilmiş
oluyor. Öğrenmek istiyorum: Tahakkuk ettirilmiş ecrimisil
bedeli var mıdır, ne kadardır? Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel
Müdürlüğüne iş yapan firmalar da bu aftan istifade edecek midir? Önergemizle geçici maddenin metinden çıkarılmasını talep ediyoruz.
Böylece, bu tip uygulamalara gidilmesinin doğru olmadığına inanıyoruz. Kamu
iktisadi teşekkülleri kendi ayakları üzerinde durmalıdır, kendi ayakları
üzerinde yaşamasını öğrenmelidir. İkisi de hazinenin; sağ cepten sol cebe.
Diyor ki: “Olmaz, bana bunu bedava…” Peki gitse,
bedelli versen nereye gidecek bu para? Yine hazineye gidecek. Anlamak mümkün
değildir. Önergemizle bunun madde metninden çıkarılmasıyla böyle bir
uygulamanın içine girilmesine karşı çıkıyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) METİN ARİFAĞAOĞLU (Devamla) - Değerli milletvekilleri, hazineye,
maliyeye ait gayrimenkullerin bedelsiz devri ve tahakkuk eden ecrimisillerden vazgeçilmesinin doğru olmayacağını
belirtiyor, geçici maddenin tasarı metninden çıkarılmasına destek vereceğinizi
ümit ediyor, hepinizi tekrar en içten saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Madde 29’a bağlı geçici 10’uncu madde üzerinde iki adet önerge
vardır. Önergeler aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım, istemleri
hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 29
uncu maddesine bağlı Geçici Madde 10’un Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
T.B.M. Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 29. maddesine
bağlı geçici 10. maddenin madde metninden çıkarılmasını arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 269
sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 29’uncu maddesine bağlı geçici 10’uncu maddenin
tasarı metninden çıkarılmasına yönelik olarak verdiğim önerge üzerinde söz
almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. Biraz önce soru sordum, Kemal Bey bana bir cevap verdi, diyor ki:
“TOKİ Sayıştayın denetimine tabi.” Bilmiyorum yani,
nasıl Sayıştayın… 5018 sayılı Kanun’ Bir de diyor ki: ”Memleketine gitmiyor, bilgisi yok.” Ben daha
pazar günü, Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde festival vardı, o festivalde
çıktım konuştum. Sizin milletvekilleri de oradaydı, epey de rahatsız oldular
Sayın Bakan. Bir de diyor ki: “Biz terörden zarar gören kişilerin zararlarını
ödedik.” Ben Tunceli’ye telefon ettim. İnsanlar bana devamlı telefon açıyorlar.
Ben sizin gibi öyle çıkıp da toplumun karşısında palavra sıkan adamlardan
değilim, daima delilli konuşurum. 2007’nin yedinci ayından bugüne kadar,
terörden zarar gören Tuncelililerden birisine bir kuruş ödenmemiş. Aç,
kayıtlarına bak. Tabii ki Doğu’da, Güneydoğu’da imtiyazlı milletvekilleri var
veya imtiyazlı iller var. Onlara göndermişseniz tebrik ederim ama benim ilime
de gönder. MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – Doğru söylemiyorsun! KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu göndermek zorundasınız. Öte tarafta,
yani bütçede biliyorum korkunç açık var ama o açığı kapatmak için hiçbir ödeme
yapmıyor, işte kayıtları inceleyin. Ondan sonra vergi denetimi yok. Aslında
söylenecek çok şey var da tabii beş dakikalık bir zaman içinde çok şey söylemek
mümkün değil. MUSTAFA ATAŞ (İstanbul) – En çok konuşan sensin! KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, burada, bu maddeyle neyi
getiriyorsunuz; Karayollarına ait arazi ve arsaları satmayı getiriyorsunuz,
Devlet Su İşlerine ait arazi ve arsaları satmaya imkân veriyorsunuz. Sayın milletvekilleri, bu Türkiye’yi ne zaman satmaya
çıkaracaksınız, ben onu anlamıyorum, yani Türkiye’deki bütün malı mülkü
sattıktan sonra ne olacak? Şimdi biliyorsunuz Devlet Demiryollarının, Devlet Su
İşlerinin ellerinde veyahut da Karayollarının elinde çok kıymetli araziler var.
Bu arazileri niye satıyorsunuz? Yani neden satıyorsunuz? Onlar kendi amaçları doğrultusunda
değerlendirilebilinir ama siz… Şimdi buraya yabancılar gelip de aldığı zaman,
yarın yabancılar gelip de bu arazi ve arsalar üzerine kurulduğu zaman, siz
onların üzerinde kendi keyfinize göre tasarrufta bulunamazsınız. Çünkü, biliyorsunuz ki yabancıların Türkiye’ye bakış açıları
böyle. En ufak bir olaydan dolayı hemen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidip
Türkiye aleyhine en ağır kararları alıyorlar, yani bunu artık bilmemek için
Türkiye’de yaşamamak lazım. Onun için gelin şu arazileri, bu devletin elinde
kalan arazileri satmaktan çıkaralım. Yani sizin İktidara hâkim olan bir felsefe
var: Devletin nerede kıymetli bir arsası varsa getirelim, bizim yandaşlara
verelim. Bir defa bunların rayiç bedellerini kim tespit edecek? Kime
vereceğiniz… Yani kendi partiliniz belli insanlara vermeye kalktığınız zaman
çok düşük bir rayiç belirliyorsunuz. İşte şimdiye kadar, gidelim, Özelleştirme
İdaresinin AKP’li yandaşlara, milletvekillerine, bakan ve yandaşlarına verdiği
mallara bakalım. Bunların… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir tane söyler misin? KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Kiler kaç tane yer aldı? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhalesiz, ihalesiz. KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, hayır, Kiler. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhale yapılmadan, bir tane söyle. KAMER GENÇ (Devamla) – Kiler devletin kaç tane fabrikasını aldı? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Böyle olmaz ya! Somut bir şey
biliyorsan çık konuş. KAMER GENÇ (Devamla) – İşte somut ya, sana söylüyorum, Kiler. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhalesiz kime verilmiş, ihalesiz? KAMER GENÇ (Devamla) – Kiler kaç tane şeker fabrikasını aldı, kaç
tane yer aldı? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhalesiz kime verilmiş? Ya, ezbere
konuşuyorsun! KAMER GENÇ (Devamla) – Yani şimdi bak, Grup Başkan Vekilisin,
maliyecisin… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Konuş ama doğru konuş, güzel konuş.
Ezbere konuşuyorsun. KAMER GENÇ (Devamla) – …ben şimdi senin üzerine fazla gelmek de
istemiyorum. Burada bize yanlış bilgi veriyorsunuz. Biraz önce Devlet Denetleme
Kurulunun bir raporunu getirdiniz. Şimdi zaten Devlet Denetleme Kurulu sizin
elinize geçti. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yüksek Denetleme Kurulu. KAMER GENÇ (Devamla) – Bir inceleme de yapamazsınız. Onun için
yani… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bak, Kamer Bey, Yüksek Denetleme,
Devlet Denetleme değil. KAMER GENÇ (Devamla) – Pardon, Yüksek Denetleme… Devlet Denetleme… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, Yüksek Denetleme. Bak,
bilmiyorsun işte ezbere konuşuyorsun. KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Devlet Denetleme Cumhurbaşkanına
bağlı, Yüksek Denetleme Başbakana bağlı. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dersine çalış gel. KAMER GENÇ (Devamla) – Sen çalış. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sen Devlet Denetlemeyi kastediyorsun.
KAMER GENÇ (Devamla) – Devlet Denetleme Cumhurbaşkanına… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yüksek Denetlemeyle ikisinin
arasındaki farkı bilmiyorsun. BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karşılıklı konuşmayalım. Sayın Canikli, lütfen… KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkanım, şimdi, bakın benim zamanımı
alıyor. BAŞKAN – Buyurun siz. KAMER GENÇ (Devamla) – Devlet Denetleme Cumhurbaşkanının emrindeki
bir denetleme. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne oldu? KAMER GENÇ (Devamla) – Neyse, yani zaten taktik uyguluyor ki benim
konuşmamı şey etsin. Yani bu, size bir hayır getirmez. Bu temmuz ayında 40 derece
sıcaklıkta dışarıda nöbet bekleyen o polisler cayır cayır
yanıyor, orada görev yapan memurlar cayır cayır
yanıyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız. KAMER GENÇ (Devamla) – Dışarıda görev yapan o polisler, memurlar
cayır cayır yanıyor. Bir zaruret de yok. İSMAİL BİLEN (Manisa) – Antalya’ya tatile mi gideceksin? KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, bu kadar önemli bir kanunu, kırk
sekiz-kırk dokuz maddelik bir kanunu iki madde hâlinde görüşüyorsunuz,
maddeleri de okumak istemiyorsunuz çünkü okursanız bu maddelerde bu memleketin
nasıl soyguna çevrildiğini vatandaş anlayacak, onun için gizliyorsunuz. Yani
maddeleri de okumuyorsunuz, bu maddelerde devletin en kıymetli arazilerini,
hazinenin en kıymetli arazilerini satıyorsunuz, burada Hükûmet
kürsüsüne gelip oturan kişi de bize bilgi vermiyor. Ya, diyorum ki sen TOKİ’ye hazineden ne kadar arazi verdin? Yok. Efendim,
yoksa bakın, o zaman gelin, gidelim bir araştıralım bakalım. Diyorum ki TOKİ’ye kaç tane ihale verdiniz? Yok. Çünkü,
TOKİ en ziyade müsaadeye mazhar bir “Tayyip” şirketi. Çünkü devletin bütün
kaynakları oraya gidecek, oradan paralar nereye gidecek belli değil. Evet, önergemin kabulünü istiyorum. Yalnız, karar yeter sayısı da
istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Tamam. Diğer önerge sahipleri adına Sayın Gürol Ergin, buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar) GÜROL ERGİN (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
tasarının çerçeve 29’uncu maddesine bağlı geçici 10’uncu maddesinin tasarı
metninden çıkarılması için verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum.
Sözlerime başlarken sizleri ve yüce Türk ulusunu, kendi adıma ve Cumhuriyet
Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz tasarının 29’uncu
maddesi ile 4706 sayılı Kanun’a geçici madde 10 eklenmektedir. Maddeyle,
Karayollarının ve Devlet Su İşlerinin taşınmazlarının satılması sağlanıyor ve
satıştan elde edilen gelirlerin bu kurumlara ödenek olarak verilmesi
öngörülüyor. Böylece kamu kaynakları satılarak âdeta bu kurumlara özel fonlar
oluşturulmaktadır. Kamu kaynakları kullanılarak kamu kurumları içinde
oluşturulan özel fonların mali disipline nasıl zarar verdiğini 1980’li ve 90’lı
yıllarda yaşadık. Fonların uygun olmadığının görülmesi sonucunda 2000’li
yıllardan itibaren fon uygulamasının büyük ölçüde tasfiye edildiğini, tasfiyede
yaşanan güçlükleri de çok iyi biliyoruz. Mali yapımızı disiplinden tamamen
uzaklaştıran özel gelir, gelir ve ödenek kaydı uygulamasının, Adalet ve
Kalkınma Partisi İktidarları döneminde istisna olmaktan çıkıp genel bir
uygulamaya dönüştüğünü görmekteyiz. Böylesi uygulamaların, eski fon benzeri
uygulamalar gibi mali yönetime ve mali disipline zarar vereceği son derece açıktır.
Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmesi, kaynakların etkin
kullanımını engellemektedir. Çünkü bu kaynaklar bütçe içinde daha etkin,
toplumsal yararı daha yüksek ve daha verimli alanlara tahsis edilebilir. Ayrıca
ilgili kuruma bütçeden verilmesi gereken ödenek, tahsis edilen gelir kadar
azaltılacağı için bu tahsisin fazla bir anlamı da kalmayacaktır. Her kamu
kurumunun kendi malını satıp elde ettiği geliri kullanması, merkezî devletin
zayıflamasına yol açacaktır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu’nun bütçe
ilkelerini düzenleyen 13’üncü maddesinin (g) fıkrasındaki “Belirli gelirlerin
belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.” ilkesini hiç dikkate almayan bu
düzenleme yalnızca bu nedenle bile tasarıdan çıkarılmalıdır, çünkü getirilen
düzenleme kamu mali yönetimine ilişkin bütün ilkeleri ve yasal hükümleri
görmezden gelmektedir. Değerli milletvekilleri, aslında AKP Hükûmetinin
kamu kurumlarının mal varlıklarını hangi gerekçeyle olursa olsun satma niyeti
bizim için şaşırtıcı değildir, çünkü AKP Hükûmetlerinin
temel uygulamaları kamu kurum ve kuruluşlarını işlevsizleştirmeye yöneliktir.
Bu konudaki görüşlerimi 8 Mayıs 2008 tarihinde yine bu kürsüden ve Devlet Su
İşleri Genel Müdürlüğü özelinde açıklamıştım. O gün yaptığım
konuşmada DSİ Genel Müdürlüğünün kurulduğu 1954 yılından, AKP’nin iktidara
geldiği 2002 yılına kadar ülkemizin su ve toprak kaynaklarının
geliştirilmesinde, hidroelektrik enerjisi üretiminde çok önemli hizmetler
yürüttüğünü, sulama, drenaj ve taşkın koruma gibi önemli birçok yatırımı
başarıyla gerçekleştirdiğini; AKP İktidarı döneminde ise sürgün, görevden alma
ve işlevsizleştirme politikalarıyla içi tamamen boşaltılarak iş göremeyen kurum
hâline getirildiğini belirtmiştim. Yine aynı konuşmada bir karşılaştırma
yaparak 2002 yılından önceki ekonomik sıkıntılarla dolu beş yılda 282 bin
hektar alan sulamaya açılmışken, beş yıllık AKP İktidarında 260 bin hektar
alanın sulamaya açıldığını, GAP’ta büyük zafiyet gösteren AKP İktidarlarında
beş yıl boyunca yalnızca 55 bin hektar alanın sulamaya açıldığını, çok güçlü
bir kurum olan Devlet Su İşlerinin AKP İktidarında zafiyete düşmesinin başlıca
nedeninin, DSİ’de vahşi kadrolaşma
hareketinin uygulanması, kurumun kimliğinin yok edilmesi, hafızasının silinmesi
ve ruhunun ortadan kaldırılması olduğunu söylemiştim ve eklemiştim, AKP
İktidarı döneminde DSİ’den ayrılan ya da ayrılmak
zorunda bırakılan teknik ve idari personel sayısı 2.750’dir. Verdiğim bu
bilgilerin medyada yer alması üzerine DSİ Genel Müdürlüğü bir yanıt yazısıyla
beni yalanladı ama ne yalanlama! Şöyle yalanlıyor DSİ, diyor ki: “1 Ocak 2003
ila…” (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Ergin, buyurun, konuşmanızı tamamlayınız. GÜROL ERGİN (Devamla) – “…30 Nisan 2008 tarihleri arasında
kurumdan ayrılan kişi sayısı Gürol Ergin’in söylediği gibi 2.750 değildir,
gerçek sayı 2.454’dür. Ayrıca, GAP’ta 55 bir hektar değil, 74 bin hektar alana
su götürülmüştür.” Sayın milletvekilleri,
herhâlde böyle bir yalanlamaya ilk kez tanık oluyoruz. Beş yılda DSİ’den ayrılan ya da ayrılmak zorunda bırakılan insan
sayısı 2.750 değilmiş de 2.454’müş. Şimdi bu bir yalanlama mı yoksa doğrulama
mıdır? Yine, beş yılda GAP’ta su götürülen toprak miktarı 55 bin hektar
değil, 74 bin hektarmış. Kaldı ki, bu 74 bin hektar rakamı da doğru olmayıp,
devletin resmî rakamlarıyla 2002 yılı sonunda GAP’ta sulanan alan 215 bin
hektar, bugün 273 bin hektardır. Yani, 58 bin hektar alana su gitmiştir. 1
milyon 500 bin hektar alan altı yıl boyunca suyu özlemle beklerken velev ki DSİ’nin söylediği rakam doğru olsa bile “Biz…” (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) GÜROL ERGİN (Devamla) – Tamamlayabilir miyim, iki cümle… BAŞKAN – Buyurun Sayın Ergin. GÜROL ERGİN (Devamla) – “…55 bin hektar değil, 74 bin hektar alana
su götürdük.” denilmesi bir ayıbın ifadesinden başka anlam taşımaz. Değerli milletvekilleri, sizden önergemize destek vermenizi
bekliyor, sizleri ve yüce Türk ulusunu tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ergin. GÜROL ERGİN (Muğla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan. BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim. Evet, önergeleri müştereken işleme alıyoruz. Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kâtip üyeler arasında ihtilaf var. Elektronik cihazla oylama
yapacağım. Oylama için iki dakika süre vereceğim. Oylama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, saygıdeğer milletvekilleri;
özellikle istirham ediyorum, bir Meclis çalışmasını yürütüyoruz, ne grup başkan
vekillerini zor durumda bırakalım ne Meclisin çalışmasını aksatalım. Bakınız,
birer önerge vardır maddeler üzerinde ve arkasından beş dakika konuşulup,
oylamalara geçiliyor. Lütfen, istirham ediyorum, zamanımızı gayet iyi
kullanalım. Genel Kurulunuza saygıyla arz ederim. Karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Madde 29’u geçici 7, 8, 9, 10’uncu maddelerle birlikte oylarınıza
arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Madde 30’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 31’inci madde üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Tasarı’nın çerçeve 31 inci
maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 5018 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin
ikinci fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“Bu sorumluluk genel hükümlere göre olan sorumluluğu ortadan
kaldırmaz.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım. BAŞKAN – Sayın Okay? HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: 5018 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre
Bakanlar kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması konusunda
Başbakana ve Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumludur. Tasarı bu
sorumluluğun kapsamına hukuki ve mali konuları da dâhil etmektedir. Anayasanın
112. maddesine göre ise “Her bakan Başbakana karşı sorumlu olup, ayrıca kendi
yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de
sorumludur.” Buna göre bakanlar genel hükümler gereğince Devlete karşı şahsen
mali ve hukuki sorumluluk altındadır. Tasarı ile yapılan düzenlemenin “Hesap
Verme Sorumluluğu” çerçevesinde yapıldığı açık değildir. Önerge ile bu konuya
açıklık getirilerek, bakanların genel hükümlere göre sorumluluğunun devam
etmesi sağlanmaktadır. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir. 31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 38’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının 38 inci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“MADDE 38- 5018 sayılı Kanunun Geçici 11 inci maddesinin birinci
fıkrası yürürlükten kaldırılmış, ikinci fıkrasında yer alan “31.12.2007”
ibaresi “31/12/2010” olarak değiştirilmiştir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Uygun görüşle Genel Kurulun takdirine bırakıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: 5 Temmuz 2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 20/03/2008 tarihli ve E:2006/109, K:2008/82 sayılı Anayasa
Mahkemesi Kararı dikkate alınmak suretiyle Tasarıda yer alan ekli fıkranın
madde metninden çıkartılması ve bütçe tekniğine uygunluk açısından 5018 sayılı
Kanunun birinci fıkrasının yürürlükten kaldırılması amaçlanmaktadır. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Madde 38’i kabul edilen önergeyle birlikte oylarınıza arz
ediyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Madde 39’a bağlı geçici madde 18 üzerinde bir adet önerge vardır;
önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının 39’uncu maddesi ile 5018 Sayılı Kanuna
eklenen geçici 18’inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
“Geçici Madde 18- 31.12.2010 tarihine kadar mahalli idarelerin
mali tabloları muhasebe ve raporlama standartlarına uygunluk açısından Maliye
Bakanlığınca denetlenebilir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Kalaycı konuşacaklar. BAŞKAN – Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar) MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygılarımla selamlıyorum. 5018 sayılı Kanun’a eklenen geçici 18’inci maddede 31/12/2012 tarihine kadar genel yönetim kapsamındaki kamu
idarelerinin mali tabloları muhasebe ve raporlama standartlarıyla, muhasebe
tekniğine uygunluk açısından Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir. Değerli arkadaşlarım, 5018 sayılı Kanun ve ikincil düzey mevzuatla
getirilen yeni kamu mali yönetimi ve kontrol sisteminde kamu idaresinde mali
denetim yapma yetkisi iç denetçiler ve dış denetçilere verilmiştir. İç
denetçiler bu görevi üst yöneticiler adına, dış denetçiler Meclis adına
yapmaktadır. 5018 sayılı Kanun’un 68’inci maddesinde dış denetim tanımlanmakta
ve nasıl yapılacağı izah edilmektedir. Orada mali denetimle ilgili ikinci
fıkrada -özellikle dikkatinize getiriyorum- diyor ki Kanun: Mali tabloların
güvenilirliği ve doğruluğuna ilişkin mali denetim. Bu tasarıda getirilen
hükümle de bir mali denetim yetkisi alınmaktadır. Böylelikle “reform” olarak
sunduğumuz kamu mali yönetimi ve kontrol sistemiyle ilgili sistem
delinmektedir, bozulmaktadır, gelin bunu yapmayalım, diyorum. Zaten merkezî
yönetim kuruluşlarının muhasebe kayıtları Maliye Bakanlığınca yönetilen Say 2000 sistemi üzerinden tutulmaktadır. Ayrıca Say 2000
sistemi mali tablolar da üretmektedir. Bu nedenle merkezî yönetimi kapsam
dışına alalım. Mahallî idarelerin mali tablolarında bir sıkıntı varsa onu
çözelim. Bizim teklifimiz de onu içermektedir. Bu değişikliğin kabulünü
sizlerden istiyoruz. Değerli milletvekilleri, bu arada denetimle ilgili bir konu
hakkında sizleri bilgilendireceğim. Bir süredir, denetim elemanlarının
hazırladığı raporların sürekli olarak geri çevrilmesi, istenilen sonucu
doğuracak içerikte rapor yazmaya zorlanılması, denetim elemanlarının sürekli
gözetim altında tutulması ve uydurma belgelerle haklarında tahkikat açılması
gibi uygulamalar yapılmaktadır. Bu durumun, yolsuzluklarla mücadeleden çok,
yolsuzluklarla mücadele eden denetim elemanlarının yıldırılmasına yönelik
olduğu açıktır. Asli görevlerinden biri yolsuzluklarla mücadele olan
idarenin keyfî uygulamalarına son örnek, bu mücadelede en büyük destek ve
yardımcı olacak olan denetim elemanlarının tek sivil toplum kuruluşu olan DENETDE’nin sekiz yıllık Genel Başkanı ve aynı zamanda
Sağlık Bakanlığı Başmüfettişi Arkadaşımız hasmane bir
tutumla, skandal bir şekilde düzenlettirilen raporlar bahane edilerek
görevinden alınmıştır. Yapılan işlemleri
kısaca anlatayım. Lütfen elinizi vicdanınıza koyun; böyle bir şey olabilir mi? Bu arkadaşımız hakkında birinci suçlama: 19-20 Nisan tarihlerinde
Teftiş Kurulundaki odasında bulunmadığı gerekçesiyle yapılan incelemedir. İlk
önce 2 müfettişe inceleme görevi verilmiş, bu müfettiş arkadaşlar, raporları 2
kez iade edilmesine rağmen “İddia edilen konuların sübuta ermediği ve yapılacak
bir işlem yoktur.” sonucunu bildirmişler. Teftiş Kurulu Başkanlığı yeniden 3
kişilik bir müfettiş heyetine konuyu incelemeye vermiş. Bu müfettiş
arkadaşlarımız da 2 defa aynı kanaati belirtmişler, artık üçüncüde bir kınama
cezası verilmesi yönünde öneride bulunmuşlar. Ancak bu yeterli bulunmamış,
tekrar iade edilmiş ve bu defa aylıktan kesme cezasına çevrilmiş. Yine bir diğer konu: Bu arkadaşımız her insan gibi hastalanabilir,
rapor almış, beş gün de hastanede yatmış, on dört günlük bir rapor. Bu konu
inceleme konusu yapılmış, ki raporu veren de Ankara
Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Hakem hastane olarak Ankara Numune Eğitim ve
Araştırma Hastanesine incelettirilmiş. Hakem hastane, raporun doğruluğunu teyit
etmiş, ki bu arkadaşımız da hastaneye çağırılarak,
tekrar muayene edilerek bu doğruluk tespiti yapılmış. İkinci defa tekrar Numune
Hastanesine bu arkadaşımız çağrılmış, bu defa arkadaşımız bu yapılan keyfî
uygulamaya uymamış. Bunun üzerine yeniden bir soruşturma başlatılmış ve
müfettişlerin uyarma cezası teklifi 2 kez müfettişlere geri iade edilmiş. Nitekim, müfettişler en son olarak İstanbul Haseki
Hastanesine raporu göndermişler… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Kalaycı. MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – …ve İstanbul Haseki Hastanesi de
raporun ilme ve fenne uygun olmadığı yönünde rapor vermiş ve aylıktan kesme
cezasıyla cezalandırılmış. Sonuçta da bu arkadaşımız müfettişlik görevinden
alınmış. Söylediğim suçlamalar da çok basit konular ve müfettişlerin ısrarla
“Raporlarında herhangi bir suç yoktur.” demesine rağmen. Değerli arkadaşlarım, idari görevlerimi hariç tutarsak ben de on
dokuz yıl denetim elemanlığı yapmış bir arkadaşınızım. On dokuz yıllık denetim
görevim boyunca birçok başbakan ve bakanlarla çalıştım. Yani bakanlar,
başbakanlar gelip geçicidir, denetim elemanları hep oradadır, onlar hancıdır,
devletin malının bekçisidir; hırsızlarla, yolsuzluk yapanlarla amansız mücadele
vermektedir. Siz ne yaparsanız yapın, istediğiniz baskıyı uygulayın, o
arkadaşlarım verdikleri mücadeleyi mutlaka sürdüreceklerdir. Saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir. Geçici madde 18’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Geçici madde 19’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 39’uncu maddeyi geçici 18 ve 19’uncu maddelerle birlikte
oylarınıza arz ediyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Madde 40’ı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Madde 41’i oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Madde 42 üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 42. maddesinin
sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ederim. Kamer
Genç Tunceli Cümle: Halen il sınırları içindeki nahiye ve köy yollarının % 40’ı
asfalt olmayan illere en geç üç sene içinde yolların asfaltlanması bu orana
çıkarılacak şekilde ödenek ayrılır. BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz Sayın
Başkan. BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 42’nci maddesinin sonuna
bir eklenti cümle yapılması için önerge verdim. Bu önergemi izah etmek üzere
söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. Tabii, her vesileyle buraya çıktım, kendi ilimle ilgili durumu
dile getirdim ve birtakım arkadaşlarımız, ilimizle ilgili söylediğimiz
gerçekleri, maalesef, kabul etmiyorlar. İşte, sen yirmi senedir, yirmi beş
senedir -tam yirmi sekiz senedir ben siyasetin içindeyim de- niye getirmedin
diyorlar. Şimdi, olabilir, geldi veya gelmedi. 1991 yılında o zamanın köy
işlerine bakan bakan dedi ki: Biz, işte şu kadar
asfaltı yok köye şu kadar asfalt götürdük. Ben çıktım bu kürsüden dedim ki:
Sayın Bakan, sen Tunceli hudutları içinde MEHMET HALİT DEMİR (Mardin) – Onlar geçmişte kaldı. KAMER GENÇ (Devamla) – Geçmedi bakın. Şimdi, ben yine araştırdım, Tunceli hudutları içinde asfaltlı köy
yollarının sayısı yüzde 5’i geçmiyor. O da nasıl? Bir astar atılmış, ikinci bir
şey yapılmamış. Yani, bir iki tane yol asfaltlanmış, o da AKP’li il başkanının
köyüne giden yol. Bunu, gidip araştırabilirsiniz. Bakın, sayın milletvekilleri, benim bu saatten sonra yalan
söylemeye ihtiyacım da yok. Yalanı sizin Hükûmetin
bakanları söyleyebilir, çünkü hep göz boyama yapabilir. Biraz önce sordum.
İşte, kendisine soru soruyoruz, yanlış cevap veriyor. Yani, böyle yanlış cevap
verdikten sonra, zaten o Hükûmetten de bir şey
etmiyoruz. Buyurun, gidelim. Bakın, 31 Temmuzda Tunceli’de Munzur Festivali
var. Türkiye'nin her tarafından, hatta dünyanın her tarafından bu Munzur
Festivali’ne çok büyük kalabalık insanlar gelir. Gelin, buyurun gidelim, sizi
misafir edelim, görün bakalım, yahu acaba bu Kamer Genç’in bu Parlamento
kürsüsünde söylediği sözler doğru mu, yanlış mı? Şimdi, diyoruz ki: Yani, hizmet getirmekte bir eşitlik kuralı, bir
adalet kuralı olması lazım. Hani sizin partinizin ismi
“adalet” ya. Eğer hakikaten “adalet” kavramının gerçek ifade ettiği
adalet duyguları içindeyse, diyoruz ki… MUHARREM SELAMOĞLU (Niğde) – Sadece “adalet” değil “kalkınma” da
var. KAMER GENÇ (Devamla) – İyi işte, hem de “kalkınma” da var dediğin
gibi, “adalet” de “kalkınma” da var. Şimdi, o zaman diyoruz ki: Herhangi bir
ilde, birçok illerin hudutları içindeki bütün köy yolları asfaltlı. Yani sizin
de katkınız olmuş, başka ama doğu, güneydoğuda gerçekten çok büyük sefalet var bu
konuda. İşte gidiyoruz, köyleri geziyoruz toz topraktan çıkılmıyor. Ne olur,
buraya öncelik… Bir pilot bölge seçelim, buraya fazla ödenek ayıralım. Bu
ayıracağımız ödeneklerle bu insanlara bir hizmet getirelim. İşte, hani, Tunceli’den milletvekili almak istiyorsanız, buyurun,
size yol gösteriyorum: Gelin, orada yatırım yapın, vatandaş size oy versin.
Yani çıkıyorsunuz, diyorsunuz ya, “işte, seksen ilden milletvekili çıkardık.”
Demek ki bir yerden çıkarmamışsınız. Onu da çıkarabilmeniz için size yol gösteriyorum.
Yani köy yollarımızın asfaltlanması konusunda, köy içme sularımızın getirilmesi
konusunda… Nahiye yollarımız da öyle, inanmanızı istiyorum. Yani Tunceli
hudutları içindeki nahiye yollarının yine yüzde 90’ı asfaltsız, yani stabilize bile değil. İşte diyorum arkadaşlar, yani gelin,
gidelim, görelim. Görelim, eğer doğru değilse, gelin, işte burada söylersiniz. Ben hiçbir zaman söylediğim sözlerin karşısında mahcup olmak
istemem, çünkü insanda bir karakter vardır. Doğruları
söylemek hepimizin görevi. Ben bunu söylüyorum, yani bunu iddialı
söylüyorum. Biraz önce Kemal Bey “Memleketine de gitmiyor ki.” dedi. Tabii,
Kemal Bey, ben tabii, yine ayda bir-bir buçuk ayda bir gidiyorum ama kendi
imkânlarımla gidiyorum. Senin gibi devletin arabalarına, bakanlığın kırmızı
plakalı arabalarıyla gidip de devletin en lüks şeylerinde kalmıyorum.
Dolayısıyla, o zor şartlarda, terörün de yoğun olduğu bir bölgedeyiz. Böyle bir
bölgede tabii ki sıkıntılı bir siyaset yapıyoruz. Burada, özellikle nahiye yolları terör bakımından da çok
önemli, bunların asfaltlanması lazım. Asfaltlanmadığı
takdirde orada maalesef kolaylıkla mayın döşeniyor, işte birçok güvenlik
kuvvetleri mensuplarımız şehit oluyor. Bunlara da meydan vermemek için, gelin,
siz bu benim önergemi kabul edin. Bu, yalnız Tunceli’yi de kapsamıyor. Diyoruz ki: Kendi ili
hudutları içindeki asfalt miktarı yüzde 40’ın altında ise bir ilde, oraya
öncelikle bir ödenek aktaralım, bu ödenekle bu yolları yapalım. Önergem budur,
inşallah kabul edersiniz, hiç olmazsa bir önergemi kabul edin. Saygılar sunarım efendim. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç. Evet, Sayın Genç’in davetini değerlendirelim. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. 42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 43’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeler aynı
mahiyette olduğu için okutup birlikte işleme alacağım. Buyurun. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 43 üncü
maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarısının çerçeve 43’üncü maddesinin tasarı
metninden çıkartılmasını arz ve teklif
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Sayın Hükümet? ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Gerekçeleri mi okutayım? M. AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Gerekçe okunsun. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Behiç Bey konuşacak. BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun. BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 43’üncü maddesi üzerinde
konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, burada aslında görüşülmekte olan kanun
tasarısının adı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı. Şimdi inceleyince, 1’inci maddeden itibaren bütün
maddelerinde o kadar çok kanunda değişiklik yapıyor ki: Yüksek Öğretim Kanunu,
Millî Eğitim Temel Kanunu, Telgraf ve Telefon Kanunu, Hâkimler ve Savcılar
Kanunu, devam ediyor, Toplu Konut Kanunu, Vatani Hizmet Tertibi Aylıklarının
Bağlanması Hakkında Kanun gibi ve devam ediyor, demir yollarıyla ilgili en son
benim üzerinde durmak istediğim maddeye kadar geliyor. Demek ki burada biz Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yaptığımız
bu çalışmalarda, aslında kanunların nasıl yapılacağına ilişkin teknik çalışmaların
üzerinde bir uzlaşı içerisinde olmamız gerekiyor. Böyle karmaşık, çapraşık, anlaşılamayan oldukça fazla kanunda
değişiklik yapan, bir çerçeve kanun hükmüne de getirilen böyle bir tasarı
aslında bu Meclise yakışmıyor. Bunu ifade etmek istiyorum. Çünkü bakınız burada
tasarrufa müteallik hükümleri içeriyor baştan sona kadar ve yine birçok kanun
tekerrür şeklinde çıkıyor. Bu demir yollarıyla ilgili düzenleme de Devlet
Demiryollarının atıl kalan tesisleri, Devlet Demiryollarının elinde bulunan
arsa ve arazilerin değerlendirilmesi konusunda, böyle bir hüküm aslında
getirilmek isteniyor. Ancak zaten bunların, özelleştirme kapsamında olan Devlet
Demiryollarının yönetiminin, Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanı
Başkanlığında ele alarak değerlendirilmesi mümkün ama buradaki uygulama bunun
çok ötesinde ve Özelleştirme İdaresini çok daha net olayın içine sokarak daha
farklı boyutta bir yöntem içermekte. Şimdi metni okuduğunuz zaman, aslında
metnin içeriğinde biraz önce söylediğim teknik olaylar hariç olmak üzere, sanki
hiçbir yasal olmayan hüküm yokmuş gibi hissediyorsunuz ama uygulamaya
geçtiğiniz zaman, bu emvalin, yani Demiryollarına ait tesislerin, arsaların,
arazilerin, belli kesimlerin, belli zümrelerin eline nasıl geçirileceği
konusunda ciddi tereddütlerimiz var. Yani şunu demek istiyorum: Bunu yapmak
yanlış, böyle bir maddeyi koymak yanlış. Bu yanlışa rağmen bu çıktığı zaman
bunun kimlere ne gibi rant getireceği konusu yine
muğlak. Bu daha sonraki uygulamalarda görülüyor ve Türkiye’de bütün tesislerin,
fabrikaların, iş yerlerinin, -Manisa örneğinde olduğu gibi, Kütahya örneğinde
olduğu gibi, Uşak’ta olduğu gibi- devlete ait taşınmazların, mal varlıklarının
nasıl iktidar partisi tarafından darmadağınık hâle getirildiğini ve peşkeş
çekildiğini çok net bir şekilde görmekteyiz. Demiryolları da korkarım ki böyle
bir akıbete maruz kalacak. Bu itibarla, 43’üncü maddenin, biz, tamamen metinden çıkmasını
talep etmekteyiz. Onun için biz bu önergeyi verdik. Bunun dikkate alınmasını ve
Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları yönetiminin mevcut statü içerisinde
görevini ifa etmesini sağlamanın çok daha uygun olacağını düşünmekteyiz. Değerli arkadaşlarım, bu kanunlarda yapılan değişikliklerin,
Demiryolları da dâhil olmak üzere, memleketin hayrına olmayacağını düşünüyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelik. BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. Onun için, 43’üncü madde üzerinde de arz ettiğim gibi, önergemizin
dikkate alınarak bu maddenin metinden çıkartılmasını talep ediyoruz. Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik. Sayın Hamzaçebi ve arkadaşlarının vermiş
olduğu önergenin gerekçesini okutuyorum: Gerekçe: Tasarının 43 üncü maddesi ile 5335 sayılı Yasanın 32 maddesinin birinci
fıkrasında değişiklik yapılarak, TCDD mülkiyetindeki taşınmazların satılarak,
gelirinin aynı kurum tarafından kullanılması öngörülmektedir. Bu tür bir yaklaşım bir nevi fon oluşturmaktır. Özel Fonlar mali
disiplini bozmaktadır. Ülkemiz fon uygulamasının mali disipline verdiği zararı 1980'li ve
1990'lı yıllarda yaşamıştır. Bu tecrübenin sonucunda 2000'li yıllardan itibaren
fon uygulaması büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Özel gelir, gelir ve ödenek
kaydı uygulamasının AKP döneminde istisna olmaktan çıkıp genel uygulamaya
dönüştüğünü görüyoruz. Bunun eski fon benzeri uygulamalar gibi mali yönetime ve
mali disipline zarar vereceği açıktır. Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmesi, kaynakların
etkin kullanılmasını engellemektedir. Zira bu kaynaklar bütçe içinde daha
etkin, sosyal faydası daha yüksek ve daha verimli alanlara tahsis edilebilir.
Eğer TCDD yatırımları daha etkin yatırımlar ise, bütçedeki mevcut kaynakların
bir kısmının bu alanlara ayrılması mümkündür. Her kamu kurumu kendi malını satıp kendi kullanırsa bu durum aynı
zamanda merkezi devletin zayıflamasına yol açar. Düzenleme bu şekliyle 5018 sayılı Kanunun Bütçe ilkelerini
düzenleyen 13 üncü maddesindeki "belirli gelirlerin belirli giderlere
tahsis edilmemesi esastır" şeklindeki ilkeye aykırıdır. Maddede ayrıca TCDD'nin taşınmazlarının imar planlarının
yapılmasına ilişkin özel bir planlama süreci öngörülmektedir. Düzenleme bu
şekliyle 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4 üncü maddesi hükmü karşısında
Anayasa'ya aykırıdır. 233 Sayılı Kamu iktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kararnamenin
"Teşebbüsün Nitelikleri" başlıklı 4 üncü maddesinde,
"Teşebbüsler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile saklı tutulan hususlar
dışında özel hukuk hükümlerine tabidir," denilmektedir. Buna göre özel
hukuk hükümlerine tabi bir kurumun taşınmazları için özel bir imar planı süreci
getirilmektedir. Böyle bir süreç, imar planlarının bütünlüğünü de bozacağı gibi
yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa'ya da aykırıdır. Anılan nedenlerle maddenin tasarıdan çıkarılması önerilmektedir. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum.
BAŞKAN – 43’üncü madde üzerindeki önergeleri birlikte işleme aldık
ve şu anda önergeleri birlikte oylayacağız ve karar yeter sayısını arayacağım. Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önergeler kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır. 43’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 44’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 44. maddesinin
sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ederim. Kamer
Genç Tunceli Cümle: Köye hizmet götürme birliğine tahsis edilen ödenekler
hiçbir surette taşıt alımında ve resmi bina tamirat ve tadilatlarında
kullanılamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 44
üncü maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri
Kanununun 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları ile il özel
idareleri; köye yönelik hizmetlere ilişkin yapım, bakım ve onarım işleri,
bölünmüş yol, elektrifikasyon, köy yolu, içme suyu, sulama suyu ve kanalizasyon
yatırımlarını, kendi bütçelerinde bu hizmetler için ayrılan ödenekleri köylere
hizmet götürme birliklerine aktarmak suretiyle gerçekleştirebilirler. Aktarma
işlemi merkezi idare kuruluşlarında ilgili bakanın, il özel idarelerinde
valinin onayıyla yapılır ve bu ödenekler tahsis amacı dışında kullanılamaz. Bu
takdirde iş, birliğin tabi olduğu usul ve esaslara göre sonuçlandırılır.
Köylere hizmet götürme birlikleri de bütçe imkânları ölçüsünde bu yatırımlara
kendi bütçelerinden ödenek aktarabilirler. Bakanlıklar ve diğer merkezi idare
kuruluşları ile il özel idareleri tarafından aktarılacak ödeneklerle
gerçekleştirilecek yatırımlar, birliğin hizmet ve görev alanı sınırlamasına
tabi olmaksızın yapılabilir." Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 Sıra Sayılı Tasarının 44 ncü
maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısının 44 üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN – Son iki önergeyi birlikte işleme alacağım. Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Önerge sahipleri adına buyurun Sayın Durgun. GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın 44’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında
söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Bu önergeyle 44’üncü maddenin tasarı metninden çıkartılmasını
istiyoruz. Bunun nedeni de şu: 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun
18’inci maddesinin üçüncü fıkrası değiştiriliyor. Bu düzenlemeyle bakanlıklar
ve diğer merkezî idare kuruluşları ile özel idareleri, yapım, onarım, işletim,
devlet il yolları, içme suyu, sulama yani devletin neredeyse bütün
yatırımlarının tümünü KÖYDES aracılığıyla yaptırma anlayışı ortaya çıkıyor.
Peki, bunlar daha önce belli kurumlar içerisinde, sorumlu kurumlar içerisinde
yapılırken neden KÖYDES -Köylere Hizmet Götürme projesi- dâhilinde yapılmak
isteniyor bunu anlatmaya çalışacağım ve bu nedenle de bunun metinden
çıkartılmasını istiyoruz. Burada temel nokta şudur: Eğer kurumlar ve özel idare bu ihaleleri
yaparsa denetime tabidir, Kamu İhale Kanunu’na tabidir ve burada denetim ve
kanuna uymak durumundadır. Ama Köylere Hizmet Götürme Birliği aracılığıyla bu
ihaleler yapılırsa hiçbir denetime tabi değildir. Şimdi, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılırken Köy
Hizmetlerinin hantallaştığı, rüşvet olaylarının ve yolsuzluk olaylarının bu
kurum tarafından çok ciddi şekilde ortaya konduğu ve kamuda birtakım
güvensizliklerin oluştuğu iddia edilmişti ama buyurun bakın KÖYDES kurulduktan
sonraki manşetlere… Sinop’un Boyabat ilçesinde AKP İl Başkan Yardımcısı gözaltına
alınıyor ihaleye fesat karıştırmaktan. “KÖYDES’e
yolsuzluk bulaştı.” BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Edirne’de de Belediye Başkanı… GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Edirne’deki Belediye Başkanına bakma
sen; şuna bak, şuna! Türkiye'nin her yerinde yolsuzlukların içine batmışsın.
Senin ilçende de var… Senin ilçende de var… BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Yok… GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Sen de varsın o işlerin içinde... BAŞKAN – Sayın Özçelik… BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Yokum… GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Varsın. BAŞKAN – Sayın Durgun, lütfen. GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Onun için laf atma, otur oturduğun
yerde! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Buyurun, AK PARTİ Mesudiye İl Genel
Meclis Üyesi -sizin üyeniz, benim değil-
diyor ki: “Trilyonluk yolsuzluğu Başbakana ihbar ettim.” Buyurun! Şimdi, bütün bunlar, sizin bu KÖYDES projenizin ve Köy Hizmetleri
Genel Müdürlüğünü kapatmanızdaki yolsuzluk iddialarınızın işte gerçeği bu.
Sadece bu iki il değil -zaman olmadığı için burada hepsini söylemek
istemiyorum- Türkiye'nin hangi iline giderseniz gidin, hangi özel idarede
KÖYDES projelerindeki ihalelere bakarsanız bakın hepsinde yolsuzluk vardır,
hepsinde hırsızlık vardır. Yukarıda Ofer, aşağıda Ali
Dibo! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İspat et! GÖKHAN DURGUN (Devamla) - Evet, aynen iddia ediyorum… Aynen iddia
ediyorum… VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İspat edin! GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Buyurun, hepsi burada. BAŞKAN – Sayın Durgun… Sayın Durgun… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Sayın Durgun… GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Bakın, hepsini çıkartayım size. (AK
PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) Niye sıkıntı yaşıyorsunuz? Ben
size bütün hepsini çıkartayım. Antakya’da yaptığınız, il özel idaresinde
yaptığınız ihaleler ortada. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Getirmeyen müfteri! GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Verdiğiniz zeytin fidanları ortada;
kuruyan, çürüyen zeytin fidanlarını verdiniz. BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Saçmalama ya! Saçmalama! GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Nereye… Ne saçmalaması? Bir kere doğru
konuşacaksın! Doğru konuşacaksın! Terbiyeli konuşacaksın sen! BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Adam gibi konuş! Konuştuğunu dinlet!
Saçmalama! Orası zırvalama yeri değil! GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Doğru konuşacaksın! BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Adam gibi konuş! BAŞKAN – Sayın Durgun… GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Ben burada halkımın bana verdiği yetkiyle konuşuyorum!
Burası halkın kürsüsü! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Biz burada nerede duruyoruz canım! GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Evet, Türkiye’de gelinen nokta bu, bu!
(AK PARTİ sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın Durgun, lütfen… GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Nerede peki, bu? Bu sizin elemanınız
değil mi, üyeniz değil mi? BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Mahkemeye ver, dava aç! HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Ne demek bütün ihalelerde yolsuzluk
var ya! GÖKHAN DURGUN (Devamla) - Başbakana mektup yazmış mektubun
tamamını okuyayım mı? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Niye dayanamıyorsunuz?
Niye yolsuzlukların üzerine gitmiyorsunuz? Niye bu kadar yatırımların hepsini
kurumların kendi inisiyatifinden çıkartıp KÖYDES’in içine koyuyorsunuz? Amacınız ne? Söylüyorum,
diyorum ki, sizin amacınız burada denetimden kaçmak, çünkü denetime tabi değil.
Bunu niye kabul etmek istemiyorsunuz? Bu kadar açık, bu kadar
net. MEHMET CEYLAN (Karabük) – Ne alakası var? GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Evet, bu kadar net! HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Siyasileri suçladığın gibi kamu
görevlilerini de suçluyorsun. GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın neler
oluyor… Bakın neler oluyor… HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) - Ayıp yakışır mı sana! GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Bana yakışıyor. (AK PARTİ sıralarından
gürültüler) HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Bu kürsüden konuşacaksan doğru
konuşacaksın! GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, denetimden kaçmak
demek yolsuzluklardan kaçınılmaması demektir. Şimdi, parke taşı veriyorsunuz köylere. Çocuk parkı yaptınız
Hatay’ın merkez ilçesindeki bir köye 65 milyara. Bir köyde bir çocuk parkı
yapıyorsunuz, sadece 65 milyar para ödüyorsunuz! Parke taşını veriyorsunuz,
çimentoyu veriyorsunuz, demiri veriyorsunuz; muhtara diyorsun ki, “İşçiliği
sana ait.” Muhtarlar ihale yapamaz. Muhtarlar bunu nasıl yapacak, nasıl
gerçekleştirecek? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN –Sayın Durgun, konuşmanızı tamamlayınız. GÖKHAN DURGUN (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan, teşekkür
ediyorum. Muhtarlar ihale yapıyor, bu sefer mahkemelerde sürünmeye başlıyor.
Değerli arkadaşlarım, bunun kanun metninden çekilmesini istiyoruz.
Bu konuda desteğinizi bekliyoruz. Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP
sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Sen herkesi yolsuzlukla itham
et bir de destek bekle, öyle mi! BAŞKAN – Sayın Şandır… Sayın Şandır… GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Yahu! İşte burada, burada, senin adamın
söylüyor. BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen karşılıklı konuşmayalım. Sayın Durgun, yerinize buyurun. Sayın Şandır, gerekçeyi mi okutayım, konuşacak mısınız? MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Behiç Çelik konuşacak. BAŞKAN - Sayın Çelik, buyurun efendim. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – “Bütün ihaleler” demeyeceksin, sen
ne söylediğini bilmiyorsun. GÖKHAN DURGUN (Hatay) – İşte burada! BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Sen o adamdan hesap soracaksın. Laf sende bedava. BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Siz, yolsuzluk yapanlardan hesap soracaksınız,
benden değil. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Soruyoruz, soruyoruz! BAŞKAN – Sayın Kurt… Sayın Kurt, lütfen… GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Hani kimden sordunuz? Nerede dosya?
Kaldırın dokunulmazlıkları! BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Lütfen… GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Buyurun kaldırın dokunulmazlıkları! BAŞKAN – Sayın Çelik, buyurun. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Ben mi yapıyorum yolsuzlukları! BAŞKAN – Arkadaşlar… Sayın Kurt… Sayın Kurt, lütfen… VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İl başkanlarının, ilçe başkanlarının
dokunulmazlığı mı var? BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çalışmalarımızı tamamlayalım.
Lütfen arkadaşlar… SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, böyle bir üslupla
nasıl çalışmaları tamamlayalım? Çıkıp belediye başkanından,
kaymakamdan, herkesten özür dilemesi lazım. BAŞKAN – Sayın Bilgiç, lütfen… Sayın Çelik, buyurun efendim. (Gürültüler) Sayın Hatibi dinleyelim sayın milletvekilleri. Buyurun Sayın Çelik. BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum… (Gürültüler) BAŞKAN – Arkadaşlar, bakın, bir milletvekili arkadaşımız
konuşuyor. Lütfen dinleyelim. Buyurun. BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, 44’üncü madde
üzerinde söz almış bulunuyorum. 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun
18’inci maddesinin üçüncü fıkrasını yeniden düzenleyen bu 44’üncü madde…
Aslında farklı bir açıdan baktığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor:
Burada “Bakanlıklar ve diğer merkezî idare kuruluşları ile il özel idareleri”
diyor, devam ediyor, sayıyor tek tek ve sonunda
“Bakanlıklar ve diğer merkezî idare kuruluşlarının görev alanına giren diğer
yatırımları” şeklinde de genelleyerek devam ettiriyor. Şimdi, böyle bir madde düzenlenmesi gerçekten çok kötü. Çünkü biliyorsunuz mahallî idare birlikleri sonuç itibarıyla,
özellikle ilçelerde kaymakamın başkanlığında ve yönetimi daha çok muhtarlardan
oluşan, hizmet örgütü şeklinde yıllardır var olagelen bir yapı, bir örgüt. Bu
Yasa, yani 5355 sayılı Yasa çıkmadan önce İl İdaresi Kanunu’nun bir maddesi, Belediye
Kanunu’nun bir maddesi, bir de Köy Kanunu’nun maddesinden dolayı yine köylere
hizmet götürme birlikleri kurulabiliyordu. Yalnız, bu birlikleri oluşturan
köylerin bu birliğe katılımı ihtiyariydi. Bunlar bütçesini yapıyor ve
Meclisinden karar çıktıktan sonra valiliğin onayıyla yürürlüğe
sokabiliyorlardı. Şimdi, bu Yasa çıktıktan sonra bir zorunluluk getirildi.
Ancak burada, hizmet götürme birliklerini hepimiz biliyoruz ki, kendi ilçesi
dâhilinde, tutup mesela, bölünmüş yol, il yolu, içme suyu, sulama suyu,
kanalizasyon, gençlik ve spor hizmetleri, enerji nakil hatları, sağlık, eğitim
gibi hizmetleri yapamaz, yapması mümkün değil. Çünkü bunlar fevkalade büyük
projeler, büyük yatırımlara baliğ olan projeler. Eğer bunları hizmet götürme
birlikleri kanalıyla yapalım derseniz kesinlikle ben art niyet ararım ve bu
işin içinden gelen bir
kişi olarak yüce heyetinize bunu özellikle söylemek istiyorum:
Bunun düzeltilmesi gerekiyor, madde metninden bu hükmün çıkartılması gerekiyor.
Çünkü hizmet götürme birlikleri kanalıyla siz duble
yol yapamazsınız, enerji nakil hattı yapamazsınız. Bakın, geçmişte bir uygulama vardı, gölet yapımı örneğin. Belli
bir hacme kadar göletler Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünce planlanıyor,
projelendiriliyor ve ihale ediliyordu. Daha büyük ölçekte göletler ve
barajlarsa Devlet Su İşleri tarafından yapılıyordu. Şimdi siz burada, böyle
geniş çaplı, ayrım yapmadan yani parasal limit koymadan ya da fiziksel boyutunu
tespit etmeden “Köylere hizmet götürme birliğine şunu verelim, yapsın.” diye böyle
bir metin çıkartırsanız köylere hizmet götürme birliği bunu yapamaz. İhale
Yasası’na da tabii değil daha sonra çok büyük sıkıntılara yol açar ve sonucunda
devlet bu işten çok büyük zarar görür. Siz burada niye yazmadınız, mesela tutup
“Köylere hizmet götürme birliği kırsal kalkınma projelerini yapar.” diye niye
onu yazmıyorsunuz? “Hayvancılığı geliştirir, yem bitkileri ekilişini
geliştirir, bağcılığı geliştirir.” böyle bir şey yok. Aslında bunları yapması
gerekir. “Sütçülüğü geliştirir.” böyle bir şey yok. “Arıcılığı geliştirir.”
böyle bir şey yok. Ama ısrarla ve inatla burada “sulama suyu, kanalizasyon…”
Bunları teknik olarak ve fiziki olarak köylere hizmet götürme birliğinin
yapması mümkün değil. Ama Türkiye’de ilçeler artık standart dışı. Dokuz yüz civarında
olan ilçelerin bazıları bu hizmetleri yapabilir, ama bunlar çok kısıtlı
sayıdadır. Bir iki köyü olan ilçeler var, çok küçük ilçeler var. Bunların
kurduğu hizmet birlikleri ne ölçüde bunları başarabilecek? Bir de burada
özellikle bu yetkileri verirken, biraz önce arz etmiş olduğum “merkezî idare
kuruluşlarının görev alanına giren diğer yatırımları” derken yetki genişliğine
tecavüz ettiğimizi de lütfen dikkate alalım. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Çelik, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun. BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Burada özellikle yetki genişliği, yani eski tabirle tevsii
mezuniyet, genel idarenin uhdesinde olan bir husustur. Siz bunu götürüp taşrada
yerel yönetimlerin uhdesinde olan bazı örgütlere yetki genişliğini dağıttığınız
zaman çok büyük sorunlar çıkar, egemenliğimizle ilgili sorunlara yol açar.
Bizim Avrupa Birliğiyle yapmış olduğumuz özellikle özerklik, yerel yönetimler
özerklik şartında ifade edilen subsidiyarite
ilkesinin dışında, bu çok farklı bir kavramdır. Siz yetki genişliğini taşraya,
mahalli örgütlere veremezsiniz. Bu açıdan da Anayasa’ya karşı bir hüküm olarak
bunu biz telakki etmekteyiz. Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, 44’üncü maddenin tasarı
metninden çıkarılmasının uygun olacağını düşünmekteyim. Dolayısıyla, bunun
özellikle Komisyon tarafından, yüce heyetiniz tarafından ve Hükûmet
tarafından dikkate alınmasını talep etmekteyim. Saygılar sunuyorum, teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik. Önergeleri birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 44
üncü maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri
Kanununun 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Nurettin
Canikli (Giresun) ve arkadaşları “Bakanlıklar ve diğer merkezî idare kuruluşları ile il özel
idareleri; köye yönelik hizmetlere ilişkin yapım, bakım ve onarım işleri,
bölünmüş yol, elektrifikasyon, köy yolu, içme suyu, sulama suyu ve kanalizasyon
yatırımlarını, kendi bütçelerinde bu hizmetler için ayrılan ödenekleri köylere
hizmet götürme birliklerine aktarmak suretiyle gerçekleştirebilirler. Aktarma
işlemi merkezi idare kuruluşlarında ilgili bakanın, il özel idarelerinde
valinin onayıyla yapılır ve bu ödenekler tahsis amacı dışında kullanılamaz. Bu
takdirde iş, birliğin tabi olduğu usul ve esaslara göre sonuçlandırılır.
Köylere hizmet götürme birlikleri de bütçe imkânları ölçüsünde bu yatırımlara
kendi bütçelerinden ödenek aktarabilirler. Bakanlıklar ve diğer merkezi idare
kuruluşları ile il özel idareleri tarafından aktarılacak ödeneklerle
gerçekleştirilecek yatırımlar, birliğin hizmet ve görev alanı sınırlamasına
tabi olmaksızın yapılabilir." BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Uygun görüşle Genel Kurulun takdirine bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılıyoruz. BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
görüşmekte olduğumuz tasarının 44’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önerge
üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biraz önceki konuşmamda ifade ettim, 44’üncü maddenin şu an
tasarıdaki yer aldığı şekliyle sıkıntılı bir düzenleme olduğunu ve bununla
ilgili bir önergemiz olduğunu ifade ettim ve bütün sayın milletvekillerine
buradan duyurdum. Ayrıca, biraz önce Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşan
arkadaşımız da çıkmadan önce kendisine bu bilgiyi de verdim ayrıca. Önemli bir konuyu görüşüyoruz, bugüne kadar, şu saate kadar da
genel olarak gayet anlayış içerisinde götürülüyor. Ve bir tanesi çıkıyor, bir
kişi, bir milletvekili, bir sayın milletvekili çıkıyor burada, elinde bir
gazete haberiyle, bir gazete kupürüyle ne olduğu belli
olmayan… GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Hürriyet gazetesi, Hürriyet gazetesi.
NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Oradaki habere istinaden tüm AK PARTİ’lileri, tüm Hükûmetimizi
suçlayıcı, töhmet altına alıcı ifadelerde bulunuyor. Bunu ayıplıyorum her
şeyden önce ve bunu reddediyoruz, aynen iade ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Aynen iade. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar, eğer ispat
edeceğiniz bir iddianız varsa usulü dairesinde anlatırsınız, ortaya koyarsınız,
çıkar konuşursunuz, ona hiç kimsenin bir itirazı olamaz. KAMER GENÇ (Tunceli) – Kabul etmiyorsunuz ki. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama bir gazete haberi. Velev ki,
ayrıca, kocaman, milyonlarca insanı içinde barındıran, destek verdiği bir
camiada veya camia içerisinde gözüken, öyle olduğunu iddia eden bir tanesi
çıkıp yanlış işler de yapabilir. Bu bütün camia için geçerlidir, bütün herkes
için geçerlidir, bütün siyasi partiler için geçerlidir ve yaptıkları sadece o
kişiyi bağlar. Önemli olan şudur: Mekanizmalar açık mıdır, değil midir? Yani suç
işleyen ya da işlediği iddia edilen bir kişiyi o parti, o kişi, o kurum, Hükûmet korumuş mudur, korumamış mıdır? Yargıya intikal
etmiş midir, etmemiş midir? Onun önünde bir engel çıkarmış mıdır, çıkarmamış
mıdır? Böyle bir şey olmadığına göre, böyle bir şey söz konusu bile olamayacağına
göre, o zaman bu iddia bir iftiradır ve çok yanlıştır. Milletvekili
ciddiyetiyle bağdaştırmak kesinlikle mümkün değildir. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar Ben o arkadaşımdan… GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Peki, yolsuzluk yapmak yakışıyor mu? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ben o arkadaşımdan buradan çıkıp özür
dilemesini rica ediyorum. GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Hayır efendim. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Çok yanlış, çok ayıp. GÖKHAN DURGUN (Hatay) - Kendi üyeniz söyledi, kendi üyeniz… NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, yani KÖYDES’in başarılarından rahatsız olabilirsiniz ve bugüne
kadar hiçbir hükûmete nasip olmayan icraatların
gerçekleştirildiği bir projedir bu. Ha, bunu nasıl söylüyorum? Neden bu kadar
net konuşuyorum? Çünkü 22 Temmuzda millet bu takdiri kullandı, bu notu verdi.
Bunu okeyledi millet. Artık size söz düşmez. GÖKHAN DURGUN (Hatay) – 22 Temmuz geçeli bir yıl oldu. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani KÖYDES uygulamaları her
boyutuyla değerlendirilmiştir 22 Temmuz seçimlerinde ve milletin tasvibinden
geçmiştir. Milletin takdirine mazhar olmuştur. Size söz düşmez bu saatten
sonra. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Düşer! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, çıkıp buraya “Şu
kişi böyle yaptı, bu kişi böyle yaptı.” dediğiniz zaman, bunun sonucu hiç iyi
olmaz. Yani bunun sonucu hiç kimseye bir katkı sağlamaz değerli arkadaşlar. GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Niye tekzip etmiyorsunuz! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Öyle bir yöntem de olmaz zaten,
uygulanamaz. GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Gazete haberini dikkate almayın,
şöyle söyledi dikkate almayın, öyle bir şey olur mu! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Çıkıp burada söyleyebiliyorsanız ki
AK PARTİ’liler bunları korumuştur, bunlara destek
vermiştir ve mahkûmiyeti mahkeme kararıyla sabit olan birisi var ve buna rağmen
Hükûmetimiz ya da Partimiz tarafından korunmuş ise
gelir konuşursunuz; aksi hâlde, boş bir laftır, anlamsız bir laftır
konuştuğunuz. Özür dilemeniz gerekir değerli arkadaşlar. GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Sizin il başkan yardımcınız Sayın Canikli. Sizin özür dilemeniz gerekir. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, bakın, kim var KÖYDES’in başında? Kaymakam var. Kim var illerde? Vali var.
Siz bütün devlete hakaret ediyorsunuz, bütün valilere hakaret ediyorsunuz,
bütün kaymakamlara hareket ediyorsunuz. Çok ayıptır. Gerçekten çok ayıptır
değerli arkadaşlar. Bunu size yakıştıramıyorum. Onun için, KÖYDES projesi bu alanda bugüne kadar uygulanan en
güzel, en büyük projedir. Elbette eksiği olabilir, uygulamada birtakım
sıkıntılar olabilir, yanlış yapanlar da çıkabilir içinden. Onları çıkar
söylersiniz. Dersiniz ki: Bakın, bu kişi yanlış yapmıştır, şurada birtakım
yanlışlıklar vardır, lütfen onları düzeltin. Bu ikazınızı saygıyla
karşılarız... GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Köy Hizmetlerini niye kapattınız? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – ...bu değerli bir katkıdır, değerli
bir yaklaşımdır, beyefendi bir yaklaşımdır, dolu bir yaklaşımdır. Eğer yaklaşım
bu değilse boş bir yaklaşımdır. Tıpkı biraz önce burada
ortaya konulduğu gibi. Bunları reddediyoruz ve tekrar söylüyorum: AK
PARTİ hiçbir şekilde en ufak bir yolsuzluğa meydan vermemek için bütün gayreti
gösteriyor, en ufak bir şey olduğu zaman da üzerine gidiyor. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) GÖKHAN DURGUN (Hatay) – 260 dava var hakkınızda, bakanlarınız
hakkında. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aksini ispat edemezsiniz. Çünkü böyle
bir şey yok. En ufak bir iddianın üzerine gidiyor AK PARTİ. Buna göre
konuşacaksınız değerli arkadaşlar. Herkesi kendisi gibi zannetmesin insanlar.
Ben, bu tasarının hayırlı olmasını diliyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Kaç tane yolsuzluk dosyanız Mecliste?
Kaldırın bakalım yolsuzlukları! BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Sayın milletvekilleri, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı yasa tasarısının 44. maddesinin
sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ederim. Kamer
Genç Tunceli Cümle: “Köye hizmet götürme birliğine tahsis edilen ödenekler hiçbir
suretle taşıt alımında ve resmî bina tamirat ve tadilatlarında kullanılamaz.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Gaziantep) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. SADETTİN AYDIN (Erzurum) – Hoş geldin, hoş geldin! KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, hoş bulduk. (AK PARTİ sıralarından
gülüşmeler) Sayın milletvekilleri, 44’üncü madde üzerinde verdiğim bir
önergede şahsım adına söz almış bulunuyorum. Saygılar sunuyorum. Şimdi, değerli milletvekilleri, gerçekten sizin grup başkan
vekilleriniz konuşunca çok gülüyorum. O kadar böyle dürüstlük örneğini kendini
gösteriyorlar ki. Peki, bu iki bankadan 750 milyon doları kendi damadının
olduğu şirkete alan kim? Efendim, gidelim bakalım, belediyelerinizde Allah
rızası için usulüne uygun bir ihale açılıyor mu? Diyorsunuz ki: “Köye hizmet
getirme birliklerinin başında kaymakamlar var.” Hangi kaymakam siyasi
iktidarın, sizin milletvekillerinizin iradelerine karşı gelebilir? Gelmez. Bunu
görüyoruz... Bunu görüyoruz... Bakın, devlet yönetmenin bir… (AK PARTİ
sıralarından gürültüler) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kaymakam siyasilerden emir almaz.
Ayıp ayıp! VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Kaymakam devleti temsil eder. BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Lütfen arkadaşlar… KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın değerli milletvekilleri, dürüst
devlet yönetmenin bir usulü var. Dürüst devlet nasıl yönetilir: Dürüst devlette
devletin kurallarını koyarsınız, kuralları kişilere göre belirlemezsiniz. Yani
eğer siyasi iktidarın emrindeki kişilere yetki verirseniz siyasi iktidar onları
kullanır. İşte Ali Dibolar meselesi çıktı ortaya.
Yani, bakın, ben burada mektup getirip okumuyorum. Bir ilinizde il başkanınız
17 tane ihale alıyor. Siz bunları benden daha iyi biliyorsunuz. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhale herkese açıktır. KAMER GENÇ (Devamla) - Sayın Canikli,
dokunulmazlıkları kaldıralım, dokunulmazlıktan çıkalım, mahkemelerin karşısına
gidelim… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhale herkese açık mı? Sayın Genç
soruyorum, açık konuşalım: İhale herkese açık mı? KAMER GENÇ (Devamla) - …hakikaten acaba masum musunuz, yoksa
ihalelerde ceplere bir şey doldurmuş musunuz? NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İhalelerde herhangi bir şey var mı,
onu söyle? KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi bakın değerli milletvekilleri, köye
hizmet… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, ben yıllarca… Benim ilimde
yaylalar var, yaylalardan paralar alınıyor. O koyuncular var ya, koyuncular her
sene yaylalara giderken meralar kiraya veriliyor. O paralar alınıyor, maalesef
bir kısmı lüks makam arabalarına sarf ediliyor, efendime söyleyeyim birtakım insanların
lüks tefrişatına sarf ediliyor. Şimdi, benim önergemde diyorum ki: Köye hizmet birliklerine tahsis
edilen paraların hiçbir surette oradaki kamu görevlilerinin, valinin,
kaymakamın, ilgili mal müdürünün altına lüks araba almaya tahsis edilmemesi,
ayrıca da o kamu binalarında birileri kendine göre bunu özel amacına sarf
etmemesi yolunda bir hüküm koyalım diyorum. Buraya koyalım diyorum. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ona müsaade etmiyoruz zaten. Rahat
ol, rahat ol! KAMER GENÇ (Devamla) – Ha, siz diyorsunuz ki... Yani zaten
önergemi kabul etmezsiniz ya! Neyse, edersiniz etmezsiniz. AGÂH KAFKAS (Çorum) – Tunceli valisinin arabası kaç yaşında
biliyor musun? KAMER GENÇ (Devamla) - Ama değerli milletvekilleri, bakın, şimdi
buraya getirdiğiniz kanunlar ortada. Yahu, şimdi köye hizmet birliğine
getirdiğiniz zaman, bu paraları oraya aktardığınız zaman ihaleye tabi
olmayacak. Ben öyle kaymakam biliyorum ki, gidiyor kendi memleketinden kendi
arkadaşını getiriyor, ihale veriyor. Var mı buna karşı koyacak? Veyahut da işte
bakın bizim… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İsmini ver soruşturalım, soruşturma
açalım. Ama önemli bu. KAMER GENÇ (Devamla) - Beyler, bakın sizin memleketten haberiniz
yok. Sizin gözlerinizi perde kaplamış. Siz Türkiye’de yapılan suistimalleri ya görmüyorsunuz… Aslında benden daha iyi
biliyorsunuz! VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş)- Örnekle… Somut konuş. KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, bakın, köye hizmet götürme
projesinde, KÖYDES projesinde gerçekten iki sene iyi para aktarıldı ama ortada
hizmet yok. AGÂH KAFKAS (Çorum) – Nasıl yok?! KAMER GENÇ (Devamla) - Niye? Müteahhitler birtakım teknik
elemanlarla anlaştılar… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Bütün ihaleler açık. Böyle bir
yürütme yok. KAMER GENÇ (Devamla) - Gidin inceleyin. Köye içme suyunu
getirmişler, yok, çalışmıyor. Gidin köye, köye asfalt yol yapılmış, çalışmıyor.
Bunları burada konuşacağız. Gelin bir heyet kuralım. Gidelim bunları yolda
tespit edelim. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – “Bütün ihalelerde haksızlık
yapılıyor.” diyorsun, böyle bir şey yok. KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi ne yapıyorsunuz? Valilerin ve
kaymakamların emrine verdiğiniz zaman, valilerin büyük bir kısmı, kaymakamların
büyük bir kısmı siyasi iktidarın âdeta bir il ve ilçe başkanı gibi
çalışıyor.(AK PARTİ sıralarından “Ayıp ediyorsun, nereden biliyorsun?” sesleri,
gürültüler) FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kaymakamların hepsi şerefli
insanlardır, devletin kaymakamlarıdır, böyle konuşma. KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, ben bunu her zaman
ispatlayabilirim. Beyler, bugün siz iktidardasınız, yarın iktidardan düştüğünüz
zaman ciyak ciyak burada siz ötersiniz “Yahu biz ne
yaptık da yolumuzu şaşırdık bu kanunları getirdik…” Devlet düzeninin bir kuralı vardır. Her şeyi dürüstlük kuralları
içinde eksiltme artırma ihale kanunları… Açık ihale açarsınız, herkes gelir o
ihaleye girer. Eğer yeterlilik belgesini alırsa herkes girer. AGÂH KAFKAS (Çorum)- Yine açık ihaleler. KAMER GENÇ (Devamla) - Böyle genel suistimal
edilemez, insanları koruyan birtakım avantajlar, hırsızlık yapılamaz bir
sistemi getirirseniz o işler. Ama, efendim, benim
kaymakamım dürüsttür, benim valim dürüsttür… Dürüst olan var, çok, ama olmayan
da var! Yani işte bunu eğer… (AK PARTİ sıralarından “İsim ver, cezasını
verelim.” sesleri) Yani, olmayanın eline düştüğü zaman işte bu devletin
parçaları çarçur ediliyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için insanların vicdanına göre
olayların kurallara bağlanmaması lazım. Objektif kurallar bellidir, bu
kuralları koyarsanız… Diyoruz ki, (A) iktidarı gelse, (B) iktidarı gelse,
memleket dürüst yönetilsin. O fakir fukaranın, yani kendi çocuğunun icabında
gıdasından biriktirerek verdiği, devlete vergisi hakkıyla harcansın. Buna var
mısınız, yok musunuz? (AK PARTİ sıralarından “Varız!” sesleri, gürültüler)
Hakkıyla harcamanın da bir yolu var, o da… VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Zaten öyle yapıyoruz! KAMER GENÇ (Devamla) -
Efendim, yani bize söyletmeyin, bakın gider araştırma yapar, getirir,
burada söylerim, hepsini de getirir söylerim… VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Haydi haydi
getir görelim! KAMER GENÇ (Devamla) -
Ondan sonra çok da mahcup olursunuz. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Sen öyle bir şey var da
söylemiyorsan, vazifeni yerine getirmiyorsun! Var da susuyor musun, ne biçim
milletvekilisin sen! KAMER GENÇ (Devamla) -
Ondan sonra bu ödenekleri şimdiye kadar… (AK PARTİ sıralarından
gürültüler) Bakın, KÖYDES ve BELDES’e şimdiye kadar
ne kadar para aktarılmış? Ne kadar ödenek serbest bırakılmış? Yok. Yani
bunların… Yapılan hizmetler ortada. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yahu ben
size doğru bir şey söylüyorum. Burada objektif kuralları koyalım. Bu maddenin çıkması lazım buradan. Benim söylediğim
kaymakamların, valilerin, bürokratların bu parayı kendi özel zevkleri için
harcamasın. Eğer istiyorsanız… VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Yol yapıyor, su… KAMER GENÇ (Devamla) – “Harcayın” diyorsunuz siz, zaten ona
müsaitsiniz… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) -
Sayın Başkan, saygılar sunuyorum, oylama sırasında karar yeter sayısı
istiyorum. FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Kamer Genç, devletin bütün valileri ve kaymakamları
şerefsiz diyemezsin! KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben öyle bir şey demedim. FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Dedin, böyle konuşma! KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, onu söyleyen sizsiniz! Ben “Bazıları
var.” dedim. BAŞKAN - Saygıdeğer
milletvekilleri, arkadaşlar, lütfen… HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Somut isim getir, isim! FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Ağzından çıkanı kulağın duymuyor
senin! AGÂH KAFKAS (Çorum) – Bütün muhtarlara dava açtıracağım sana! BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, saygıdeğer
hatipler; bakınız, her kurumla ilgili olarak, her şahısla, herhangi bir siyasi
kurumla ilgili olarak veya diğer kurumlarla ilgili olarak bazı şahıslar suç
işlemiş olabilir, kabahatli olabilir veya kabahatli olduğu iddia edilebilir.
Bunlar herkes için geçerlidir. Eğer burada gelip, bu şekilde bir davranış içerisinde
bulunursak kendi bindiğimiz dalı keseriz, siyaset kurumunu yerle bir ederiz.
Yani buna hakkımız yok. Burada aynı zamanda devletin valileri, kaymakamları
var, onları da tartışıyoruz. Geriye zaten bir şey kalmıyor arkadaşlar. Lütfen,
konuşmalarımıza daha özen gösterelim ve konuşmalarımıza dikkat edelim. İstirham
ediyorum yani. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani, yarın birileri çıkıp
şimdi buraya Maliye bürokratları var, Maliyeyle ilgili başka bir şey söylese,
Maliyeden iki tane örnek getirse, yani bütün Maliye kurumu töhmet altında mı
kalacak? Böyle bir şey olmaz arkadaşlar, lütfen. İstirham ediyorum yani. KAMER GENÇ (Tunceli) – Benim dediğimi gayet iyi anladılar,
arkadaşlarımız anlamasını öğrensinler! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı var,
önerge kabul edilmemiştir. Evet, kabul edilen önergeyle birlikte maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 45’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Birleşime 5 dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 19.27 ALTINCI OTURUM Açılma Saati: 19.34 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 135’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum. Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. 46’ncı madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının 46 ncı maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Nurettin Canikli Orhan
Erdem Cevdet Erdöl Giresun Konya Trabzon Safiye Seymenoğlu A.
Sibel Gönül Trabzon Kocaeli “3) 2802 sayılı Kanunun ek geçici 2 nci
maddesinin (b) bendindeki “üç yılını” ibaresi “bir yılını”, (c) bendindeki
“kazanmış” ibaresi “kaybetmemiş” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin (d)
bendine “derecedeki” ibaresinden sonra gelmek üzere “(9 uncu derecede bulunan
askeri hakim ve savcılar, 103 üncü maddedeki aylık
ödeme oranı % 39 olarak uygulanmak ve yargı ödeneği de bu oran üzerinden
hesaplanacak brüt aylıkları esas alınarak verilmek üzere 8 inci derecedeki)”
ibaresi eklenmiştir.” “4) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek
3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “1/1/2006-30/6/2006 tarihleri
arasında 950 gösterge rakamının, 1/7/2006 tarihinden itibaren ise 1850 gösterge
rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak
tutarda her ay ek ödeme yapılır.” ibaresi, “en yüksek Devlet memuru aylığının
(ek gösterge dahil) % 200’ünü geçmemek üzere her ay ek
ödeme yapılabilir. Ek ödemenin oranı ile esas ve usulleri; görev yapılan birim
ve iş hacmi, görevin önem ve güçlüğü, görev yerinin özelliği, çalışma süresi,
personelin sınıfı, rütbesi, kadro veya görev unvanı, derecesi, atanma usulü ile
emsali veya benzeri görev ve unvanlarda bulunan personele mali haklar
kapsamında yapılan her türlü ödemeler dahil almakta
oldukları toplam ödeme tutarları gibi kriterler birlikte veya ayrı ayrı dikkate alınarak, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine
Bakanlar Kurulunca belirlenir. Emsali veya benzeri görev ve unvanlarda bulunan
personel arasındaki ücret dengesini sağlamak amacıyla, mali haklar kapsamında
yapılan her türlü ödemeler dahil alınmakta olunan
toplam ödeme tutarları esas alınarak, emsali veya benzeri görev ve unvanlarda
bulunan personel için farklı oranlar belirlenebilir veya hiçbir belirleme
yapılmayabilir.” şeklinde değiştirilmiş, ikinci fıkrasında yer alan “makam,
yüksek hâkimlik, temsil veya görev tazminatından yararlananlara,” ibaresi
yürürlükten kaldırılmış ve anılan maddeye altıncı fıkrasından sonra gelmek
üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Kadro karşılığı sözleşmeli personel hariç olmak üzere; 10/10/1984 tarihli ve 3056 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin
birinci fıkrası kapsamında sayılan ödemelerden yararlanan memurlara, Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, Devlet Personel
Başkanlığı, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu,
Özürlüler İdaresi Başkanlığı, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, Aile ve Sosyal
Araştırmalar Genel Müdürlüğü, Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü ve Özelleştirme İdaresi
Başkanlığındaki personelden 3056 sayılı Kanunun 31 inci maddesinin birinci
fıkrası hükmünden yararlanan memurlar ile 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Kanunun
ek 17 nci maddesinin (C) fıkrası, 19/6/1979 tarihli
ve 2252 sayılı Kanunun 4 üncü maddesi, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Kanunun
10 uncu maddesinin yedinci fıkrası, 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Kanunun 39
uncu maddesi, 8/1/1986 tarihli ve 3254 sayılı Kanunun 32/D maddesi, 24/6/1994
ve 4009 sayılı Kanunun 56 ncı maddesinin (a) fıkrası,
2/5/2001 tarihli ve 4668 sayılı Kanunun 17 nci
maddesi, 16/04/2003 tarihli ve 4848 sayılı Kanunun 32 nci
maddesinin üçüncü fıkrası, 1/5/2003 tarihli ve 4856 sayılı Kanunun 35 inci
maddesinin üçüncü fıkrası, 25/6/2003 tarihli ve 4904 sayılı Kanunun 15 inci
maddesinin altıncı fıkrası, 23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Kanunun 37 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 3/3/2004 tarihli ve 5102
sayılı Kanunun 5 inci maddesi, 20/2/2008 tarihli ve 5737 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 72 nci
maddesinin ikinci fıkrası ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 25 inci
maddesinin (b) fıkrası ile ek 2 nci maddesinde
öngörülen ödemelerden yararlanan memurlara, anılan hükümlere göre yapılan
ödemeler ile her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında görev
yapan yönetici ve öğretmenler ile sosyal hizmet kuruluşlarında görev yapan
öğretmenler hariç olmak üzere fiilen yapılmayan ders karşılığı ek ders
ücretinden yararlanan memurlara yapılan ödemelerin toplam net tutarının,
birinci fıkra uyarınca yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulu kararında kadro veya
görev unvanları için belirlenen ek ödemenin net tutarından az olması halinde,
bunlara bu fıkrada sayılan hükümlere göre yapılan ödemeler yerine sadece bu
madde hükümleri çerçevesinde ek ödeme yapılır.” “Ulaştırma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Orman
Bakanlığı, Denizcilik Müsteşarlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Devlet Meteoroloji
İşleri Genel Müdürlüğü ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü personeline bu
madde uyarınca yapılan ek ödemeler döner sermaye bütçelerinden yapılır.
Devletin mali imkânlarını göz önünde bulundurmak suretiyle merkezi yönetim
kapsamında kamu idarelerinde istihdam edilen personele bu madde uyarınca
yapılan ek ödemelerin tamamını veya bir kısmını teşkilat yapısı esas alınarak
merkezi yönetim bütçesinden veya döner sermayesi bulunan kurumlar için döner
sermaye bütçesinden yaptırmaya Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar
Kurulu yetkilidir.” Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı kanun tasarısının 46. maddesinin
4. fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
4) 7.06.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin EK
MADDE 3 aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Kamu idarelerinin Başmüfettiş, Müfettiş, Başhesapuzmanı,
Hesapuzmanı, Başdenetçi,
Denetçi ve Merkez Teşkilatı Kadrolarında görevli Başkontrolör,
Kontrolör ve iç denetçi kadrolarında 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre
istihdam edilenlere, en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) %200’ünü geçmemek üzere ek ödeme yapılabilir. Ek
ödemenin miktarı ile esas ve usulleri; personelin sertifika derecesi, görev
yapılan birim ve iş hacmi, personelin çalışma süresi ve aylık derecesi gibi kriterler dikkate alınarak İç Denetim Koordinasyon Kurulunun
önerisi ve Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla
belirlenir. Bu ödemede 657 sayılı Kanunun aylıklara ilişkin hükümleri uygulanır
ve bu ödemeden damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesinti alınmaz. Kamu idarelerinin Başmüfettiş, Müfettiş, Başhesapuzmanı, Hesapuzmanı, Başdenetçi, Denetçi ve Merkez Teşkilatı Kadrolarında
görevli Başkontrolör, Kontrolör ve iç denetçi
kadrolarında 657 sayılı Kanuna göre istihdam edilenlere, anılan Kanun ile bu
Kanun Hükmünde Kararnamede belirtilen ödemeler dışında görev yaptıkları kurum
personelinin yararlandığı tazminat, fazla mesai ve benzeri başka herhangi bir
ödeme yapılmaz. BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: 5018 sayılı kanun ile istihdam edilen iç denetçiler ile kurumlarda
görev yapan yukarıda unvanları sayılı personel maaşları arasında ücret
dengesizliği oluşmuştur. Yukarıda unvanı sayılı personelden daha az yetki ve iş
hacmine sahip iç denetçilere ödenen ek ödeme tutarı bu eşitsizliğe sebep
olmuştur. Yine bazı Bakanlıklarda verilen ek ödemeler bu dengesizliği
artırmıştır. Yapılacak olan ek ödeme ile bu dengesizlikler giderilecektir. Söz
konusu iyileştirmenin Bütçeye fazla bir etkisi olmayacaktır. Çünkü ek ödeme
alması önerilen unvanların büyük bir kısmı zaten döner sermaye ve diğer ek
ödemeleri aldığından mahsuplaşma yapılacaktır. Bu düzenlemeyle denetim
elemanları arasındaki ücret dengesizliği büyük ölçüde giderilecek eşit işe eşit
ücret prensibi gerçekleşecektir. BAŞKAN – Gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, biraz önce okutmuş olduğumuz
diğer önergenin özetini okutacağım, çok uzun bir önerge olduğu için. KAMER GENÇ (Tunceli) – Özet olmaz Sayın Başkan! Nasıl özet olur? BAŞKAN – Beş yüz kelimeyi geçen bir şey var. PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Biraz evvel okundu bu zaten. BAŞKAN – Okundu Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) – Okundu ama ikinci defa da aynısı okunur. BAŞKAN – Buyurun: Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı’nın 46’ncı maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik
yapılmasına ilişkin önergenin özeti: Kurumsal ek ödemesi olmayan yaklaşık 1,5 milyon kamu personeline
herhangi bir kadro veya görev unvanı ayrımı yapılmaksızın halen 136 YTL olarak
yapılmakta olan ek ödeme en yüksek devlet memuru aylığının yüzde 200’ü oranına
kadar artırılmaktadır. Bakanlar Kuruluna bu oranı geçmemek üzere bütçenin mali
imkânları çerçevesinde unvanlar itibarıyla farklı oranlar belirleme yetkisi
verilmektedir. Kurumsal ek ödemesi olması nedeniyle söz konusu ek ödemeden
yararlanmayan ancak ek ödeme oranı en yüksek devlet memuru aylığının yüzde
200’ünün altında olan kurumlar da kapsama dâhil edilmektedir. Bu suretle kamu
kurum ve kuruluşlarında görev yapmakta olan kamu personelinin kurumlar
arasındaki ücret dengesizliğinin giderilmesi ve eşit işe eşit ücret ilkesine
uygun olarak ücret adaletinin sağlanması hedeflenmektedir. Söz konusu ek
ödemenin bazı kurumlar için döner sermaye bütçesinden yapılması
öngörülmektedir. BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Uygun görüşle Genel Kurulun takdirine bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılıyoruz efendim. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Hükûmet
bu önergeyi bize izah etsin. Çünkü bu önerge ile kamu maliyesine önemli bir
külfet geliyor. Bir de hangi kamu personeli yararlanıyor? Mesela öğretmenler yararlanıyor mu, bekçiler
yararlanıyor mu? KAYHAN TÜRKMENOĞLU (Van) – Oradan olmaz, gel buradan konuş. BAŞKAN – Sayın Genç, şimdi bir suretini size göndereyim. Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Üçüncü fıkrada yapılan değişiklikle, aylık, ödenek, mali
ve sosyal haklar bakımından askeri hakimler ile adli
ve idari yargı hâkim ve savcıları arasındaki denkliğin sağlanması, dördüncü
fıkrada yapılan değişiklikle ise, halen kapsama dahil kamu personeline 136 YTL
civarında yapılmakta olan ek ödeme tutarının, görev yapılan birim ve iş hacmi,
görevin önem ve güçlüğü, görev yerinin özelliği, çalışma süresi, personelin
sınıfı, rütbesi, kadro veya görev unvanı ile atanma usulü gibi kriterler göz
önüne alınarak farklılaştırılması ve yeni ek ödeme oranları belirlenmesi
hususunda Bakanlar Kuruluna yetki verilmek suretiyle, kurumsal ek ödemesi olan
personel ile olmayan personel arasındaki ücret dengesizliğinin giderilmesi
amaçlanmıştır. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Kabul edilen önerge istikametinde 46’ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 47’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır. Önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclis Başkanlığına Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 47’nci maddesine aşağıdaki fıkranın ilave
edilmesini arz ve teklif ederiz.
“6) 5018 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin beşinci fıkrası” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Şandır, gerekçeyi mi okutayım? MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe… BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Sayıştayın görevi
hakkındaki anılan fıkra hükmü, Anayasanın 160 ıncı
hükmüne uygun olmadığından yürürlükten kaldırılması uygun görülmüştür. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun Dış Denetimin
düzenlendiği “Altıncı Kısım”ın, “Dış Denetim” başlıklı 68 inci maddesinde
Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetim düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında, Sayıştay tarafından yapılacak harcama
sonrası dış denetimin amacı, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap
verme sorumluluğu çerçevesinde, yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin;
kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve
sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanması olarak belirlenmiştir. Bu amaçla yapılacak olan harcama sonrası dış denetimin
gerçekleştirme usulü maddenin ikinci fıkrasında hükme bağlanmış ve genel kabul
görmüş uluslararası denetim standartları dikkate alınarak, Sayıştayca
yapılacak dış denetimin; 1- Mali Denetim ve Hukuka Uygunluk Denetimi: Kamu idaresi
hesapları ve bunlara ilişkin belgeler esas alınarak, mali tabloların güvenilirliği
ve doğruluğu ile kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarına ilişkin mali
işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığının
tespiti, 2- Performans Denetimi: Kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve
verimli olarak kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi, faaliyet sonuçlarının
ölçülmesi ve performans bakımından değerlendirilmesi, şeklinde yapılması
öngörülmüştür. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. Geçici 1’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının geçici 1 inci
maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Uygun görüşle takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılıyoruz. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: 1/237 sıra sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin
Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18 inci
maddesinde konuyla ilgili düzenleme yapılmış ve yasalaşmış bulunduğundan, bu
maddenin Tasarıdan çıkartılması amaçlanmıştır. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Geçici 2’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının geçici madde 2’nin birinci fıkrasından
sonra gelmek üzere aşağıdaki ikinci fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“Tarımsal sulama birliklerine ait 30.06.2008 tarihine kadar TEDAŞ
idaresine olan elektrik borçlarının gecikme faizleri kaldırılmak suretiyle ana para borcunun 24 aya kadar eşit taksitler hâlinde tahsil
edilmesine ve buna ilişkin olarak bu kanunun yayınlanmasından itibaren iki ay
içinde düzenleme yapmaya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilidir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) –
Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? MALİYE BAKANI KEMAL UNAKITAN (Eskişehir) – Katılmıyoruz. MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Akçay konuşacaklar. BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, iki maddemiz kalmıştır tasarının
tamamlanması için. Burada iki tane önerge vardır. Dolayısıyla, tasarının tümünün görüşülmesinin tamamlanmasına kadar
çalışma süremizin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Sayın Akçay, buyurun efendim. ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
görüşülmekte olan tasarının 47’nci maddesinde yer alan geçici 2’nci madde
üzerinde verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Muhterem heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, yirmi dört kanunda ve iki kanun hükmünde
kararnamede değişiklik yapan bu tasarı bir torba kanun niteliğinde olmasına
rağmen, temel kanun gibi Genel Kurula getirildi. Bu yanlışlık yetmiyormuş gibi Hükûmet kendi getirdiği bu tasarıya ilişkin alt komisyonda
on dokuz adet, üst komisyonda yirmi adet değişiklik önergesi verdi. Yine
iktidar tarafından Genel Kurulda değişiklik önergeleri verilmeye devam ediyor,
şu saate kadar da sekiz değişiklik önergesi verildi. Bu tutum, Hükûmetin hazırlıksızlığını,
kararsızlığını, keyfîliğini, yeterince etüt ve analiz yapmadığını ve bazı
konularda niyetinin pek de halisane olmadığını göstermektedir. Yeni bir sistem
getirmiyorsunuz ancak mevcut sistemlerin çivisini çıkarıyorsunuz. Bu hâliyle
yapıcı değil, bozucu bir tutum sergilenmektedir; devlete ait ne varsa satıp
savmaya odaklanmış bir anlayış sergilenmektedir. Muhterem milletvekilleri, verdiğimiz değişiklik önergesiyle
tarımsal sulama birliklerinin TEDAŞ’a olan elektrik
borçlarının gecikme faizlerinin kaldırılarak, anapara borcunun yirmi dört aya
kadar eşit taksitler hâlinde ödenmesini öneriyoruz. AKP Hükûmeti döneminde çiftçilere
yeterli destek sağlanamamış, Türk tarımı son kırk yılın küçülme rekorlarını
kırarak yüzde 7,2 oranında küçülmüştür. Tarımsal potansiyeli Türkiye'nin en
büyük zenginliğidir. Nüfusun ve aktif iş gücünün önemli bir kısmı tarımda
istihdam edilmektedir. Ama, maalesef AKP Hükûmeti döneminde tarım kesimine yeterli bütçenin
ayrılmadığını görüyoruz. 2008 yılı bütçesinde 2008 yılına ait tarımsal desteğe verilen
rakamı 5,4 milyar YTL olarak görüyoruz. Bu durumda 2008 yılı tarım destek
bütçesinin 2007 yılı için açıklanan 5,3 milyar YTL’den sadece yüzde 1,9
nispetinde arttığını görüyoruz. Bütçe giderleri yüzde 9,6 oranında arttığı
hâlde, tarım için ayrılan kaynağın yüzde 1,9 oranında artırılması, Hükûmetin tarıma gereken desteği vermediğinin en açık
kanıtlarından birisidir. Ayrılan bu bütçenin tarımın ihtiyacını karşılaması,
çiftçilerimizi diğer ülkelerin çiftçileri düzeyinde desteklemesi mümkün
değildir. Bu miktar yeterli olmadığı gibi, Tarım Kanunu’yla öngörülen miktarın
da altında kalmaktadır. Diğer yandan, tarımsal ürün ithalatında büyük artışlar yaşanmış ve
2002 yılında 4 milyar dolar olan tarım ithalatı yüzde 82 artarak 7,2 milyar
dolar seviyesine çıkmıştır. Bir bakıma, Türk çiftçisi yerine yabancı ülkelerin
çiftçileri desteklenmiştir. Dünyada tarımdaki rekabet koşullarının zorlaştığı, tarımda yapısal
dönüşüm, üretim ve verimliğin artmasına daha fazla ihtiyaç duyulduğu bir
dönemde tarımsal desteklerin artırılmaması yanlış bir politikadır. Ürün
fiyatları ya yerinde saymış ya da girdi fiyatlarında -gübre, ilaç, yem, tohum,
sulama fiyatlarında- çok ciddi artışlar meydana gelmiştir. Çiftçinin yaklaşık yüzde 65’i borçludur, kıt kanaat elde ettiği
paralar faizlere gitmektedir. Tarımsal sulama abonelerinin 1,5 milyar YTL
elektrik borcu bulunmaktadır. Ziraat Bankası ve tarım kredi kooperatiflerine
olan borçlar, tarımsal kredi borçları ve elektrik borçlarının ilk yılı
ödemesiz, birkaç yıla yayılması suretiyle faizsiz ertelenmesi sağlanmalıdır. Ziraat Bankası borçları yapılandırılan üreticilere yeni kredi
açmıyor. Bu durumda üreticiler, mazotu, gübreyi nasıl alacak, tarlasını nasıl
işleyecek? Ziraat Bankası, yeni üretim döneminde üretimlerini sürdürebilmeleri
için borçları ertelenen üreticilere yeniden kredi vermelidir. 2007 yılının tarımsal desteklerinin bir bölümü hâlâ ödenmemiştir.
Bu ödemeler bir an önce yapılmalı ve çiftçimize biraz olsun nefes
aldırılmalıdır. Son aylarda önce buğday, sonra pirinç gibi ürünlerde aşırı
fiyat artışları meydana gelmiştir. Son yıllarda özellikle su kullanma ihtiyacı
artmıştır. Başta hububat ve mercimek olmak üzere bazı ürünlerin üretimlerinde
önemli oranda düşüşler bulunmaktadır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay. ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bu nedenle, bir an önce su konseyi
kurulmalı, suyu rasyonel ve etkili bir şekilde kullanmak için su yasası
çıkarılmalıdır. Ulusal tarım politikası belirlenerek yaşama geçirilmeli; düşük
maliyet, yüksek verim ve gıda güvenliği esas alınmalıdır. Ulusal düzeyde ürün
planlaması yapılmalıdır. Değerli milletvekilleri, kamusal bir değer olması gereken su, ne
yazık ki, özelleştirme kıskacı altındadır. Uluslararası sermaye grupları suyu
tahakkümleri altına almak istemektedirler. AKP Hükûmeti
millî varlıklarımızı haraç mezat sattıktan sonra, şimdi de sularımızı
özelleştirme kapsamına alma çalışmaları yürütmektedir. Tarımda suya duyulan ihtiyaç gittikçe artmaktadır. Bu nedenle,
çiftçilerimize verilen destekler artırılmalı, öncelikle tarımsal sulama
borçları yeniden yapılandırmalıdır. Türkiye’yi yönetenlerin hiçbir dönemde,
hiçbir gerekçeyle tarımı ve tarım kesimini ihmal etme lüksü olamaz. İhmalin
sonucu dışa bağımlılıktır, kaostur, açlıktır ve sosyal
sıkıntılardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bunun bedelini ödemeye kimsenin gücü
yetmez. Önergemizin kabulünü diliyor, muhterem heyetinize saygılar sunuyorum.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akçay. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir. Geçici 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. Geçici 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 48’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Önergeleri okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı “Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nın çerçeve 48 inci
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin madde metninden çıkartılmasını ve
diğer bentlerin numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif
ederiz. Harun
Öztürk İzmir
TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Tasarının 48 inci maddesinin
birinci fıkrasının (c) bendinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
Görüşülmekte olan 269 sıra sayılı Kanun Tasarısının 48 inci
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
|