|
DÖNEM: 23 CİLT: 25 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 133’üncü
Birleşim 22 Temmuz 2008 Salı İ Ç İ N D E K İ L
E R I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Şanlıurfa
Milletvekili Ramazan Başak’ın, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinin ardından geçen
bir senenin değerlendirmesine ilişkin gündem dışı konuşması 2.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Kıbrıs’la ilgili
gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı Mehmet Aydın’ın
cevabı 3.- Ardahan
Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan’da kurulacak üniversite ve yapılacak TOKİ
konutlarına ilişkin gündem dışı konuşması IV.-
AÇIKLAMALAR 1.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’de 2006 yılında TOKİ tarafından ihale
edilen konutlara ilişkin açıklaması V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Önergeler 1.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Adalet Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin
önergesi (4/80) B) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 22 milletvekilinin, elektrik sektöründe yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/253) 2.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve 21 milletvekilinin, İzmir’deki deprem riskinin
araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) 3.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 20 milletvekilinin, özel sağlık kurumlarının
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) 4.- Kocaeli
Milletvekili Muzaffer Baştopçu ve 30 milletvekilinin,
ülkemizdeki deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/256) C) Gensoru Önergeleri 1.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, 9 Ocak 2007 tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk
işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir
şirkete ait uçağın gerekli güvenlik önlemleri almamasına ve yeterli mali
mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen uçuşuna izin veren sorumluları himaye
ederek sağlıklı soruşturma yürütülmesine engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma
Bakanı Binali Yıldırım hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/4) VI.-
ÖNERİLER A) Siyasi Parti Grubu Önerileri 1.- Ulaştırma
Bakanı Binali Yıldırım hakkındaki (11/4) esas
numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki
görüşmelerin Genel Kurulun 22/7/2008 Salı günkü
birleşiminde yapılmasına; (10/254) ve (10/256) esas numaralı Meclis araştırması
önergelerinin bugün görüşmeleri yapılacak olan depremle ilgili araştırma
önergeleri ile birleştirilerek görüşmelerinin birlikte yapılmasına ve
gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi VII.-
GENSORU A) Ön Görüşmeler 1.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, 9 Ocak 2007 tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk
işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir
şirkete ait uçağın gerekli güvenlik önlemleri almamasına ve yeterli mali
mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen uçuşuna izin veren sorumluları himaye
ederek sağlıklı soruşturma yürütülmesine engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma
Bakanı Binali Yıldırım hakkında gensoru açılmasına
ilişkin önergesi (11/4) VIII.-
MECLİS ARAŞTIRMASI A) Ön Görüşmeler 1.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal ve 22 milletvekilinin, İstanbul’da depreme yönelik
çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/60) 2.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner ve 26 milletvekilinin,
deprem riskinin ve alınması gereken önlemlerin araştırılması amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/63) 3.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman ve 31 milletvekilinin,
Bursa ve çevresinde yaşanacak muhtemel bir deprem felaketine yönelik alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/99) 4.- Yalova
Milletvekili İlhan Evcin ve 20 milletvekilinin, deprem riskinin araştırılarak
deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/242) 5.- Sakarya
Milletvekili Ayhan Sefer Üstün ve 23 milletvekilinin, deprem riskinin
araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/243) 6.- İstanbul
Milletvekili Nusret Bayraktar ve 21 milletvekilinin,
özellikle İstanbul ve Marmara Bölgesindeki deprem riskinin araştırılarak deprem
yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/244) 7.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 19 milletvekilinin, deprem riskinin araştırılarak
deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/245) 8.- İstanbul
Milletvekili Mithat Melen ve 22 milletvekilinin, başta İstanbul olmak üzere
ülkemizdeki deprem riskinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246) 9.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve 21 milletvekilinin, İzmir’deki deprem riskinin
araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) 10.- Kocaeli
Milletvekili Muzaffer Baştopçu ve 30 milletvekilinin,
ülkemizdeki deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/256) IX.-
OYLAMALAR 1.- 9 Ocak 2007
tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle
sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın gerekli güvenlik
önlemleri almamasına ve yeterli mali mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen
uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı soruşturma yürütülmesine
engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergenin oylaması (11/4) X.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, bir avukata
verilen davalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/3430) 2.- Samsun
Milletvekili Cemal Yılmaz Demir’in, bazı suç duyurularının akibetine
ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/3552) 3.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Ereğli Adliyesi zabıt kâtibi sınavındaki
usulsüzlük iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı
(7/3553) 4.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
tutuklu ve hükümlü sayısına ve tevkif şartlarına ilişkin sorusu ve Adalet
Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/3591) 5.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, yat turizmi
kapsamındaki konaklamada KDV indirimi yapılmamasına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/3737) 6.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, İzmir’in su ihtiyacını karşılayacak projelere
ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/3833) 7.- Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal’ın, bir hükümlünün sağlık
hakkından yoksun bırakıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet
Ali Şahin’in cevabı (7/3846) 8.- Kütahya
Milletvekili Alim Işık’ın, özelleştirilen Kütahya
Şeker Fabrikasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/3910) 9.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, orman yangınlarına
ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/3916) 10.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un,
teşvik kapsamındaki illerde asgarî geçim indirimi ödemelerine ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/3936) 11.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’daki özürlü çocukların eğitimlerine
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/3940) 12.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, inanç
yaşamında sorunlar olup olmadığına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı
(7/3985) 13.- Aydın
Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, Karabük’teki bir cenaze töreninde imamın
yaptığı konuşmaya ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said
Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/3986) 14.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, sosyal güvenliği
olmayanların sağlık hizmetleri borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan’ın cevabı (7/3999) 15.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, son sınıf
öğrencilerinin izinli sayılmalarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4002) 16.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Çan ilçesinde kömür çıkaran
bir firmayla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın
cevabı (7/4054) 17.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sulamada kullanılan
elektriğin kesilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/4062) 18.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, milletlerarası özel
öğretim kurumlarına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in
cevabı (7/4066) 19.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, bir kamu görevlisinin
siyasi bir etkinliğe katıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4069) 20.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, nişasta bazlı şeker üretimine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4077) 21.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, TSE’de göreve
başlatıldığı iddia edilen bir şahsa ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı
Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4080) 22.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, bir uyuşturucu operasyonu ile ilgili iddialara
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/4093) 23.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Nilüfer Spor Kompleksine ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/4094) 24.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Tarsus’ta kurulacak
kimyasal atık tesisinin yer seçimine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı
Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/4104) 25.- Aydın
Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun, Özelleştirme
İdaresinin giderlerine ve özelleştirme gelirlerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/4136) 26.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köye morg inşasına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/4164) 27.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, iki elektrik şirketine ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/4185) 28.- Isparta
Milletvekili Süleyman Nevzat Korkmaz’ın, Şarkikaraağaç ilçesindeki vekil yöneticilere ve öğretmen
açığına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/4189) 29.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme çalışmalarına ilişkin sorusu ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/4202) 30.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı
(7/4218) 31.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
toplumsal cinsiyete dayalı bütçeleme çalışmalarına ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/4219) 32.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, kooperatiflerin kredi
kullanımına ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın
cevabı (7/4366) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 13.05’te açılarak beş oturum yaptı. İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, İstanbul’daki korsan taksicilerin yarattığı
sorunlara ilişkin gündem dışı konuşmasına İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Edirne
Milletvekili Rasim Çakır’ın, Edirne ili Uzunköprü ilçesi Çakmak Barajı’nın
yapımıyla ilgili yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşmasına Adalet
Bakanı Mehmet Ali Şahin, Cevap verdi. Bingöl
Milletvekili Kâzım Ataoğlu, Bingöl Karlıova’da
düzenlenen Güneşin Doğuşu Festivali ve alternatif turizme ilişkin gündem dışı
bir konuşma yaptı. Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un (6/695) esas
numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi okundu; sorunun geri
verildiği bildirildi. İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız ve 23 milletvekilinin,
tekstil ve konfeksiyon sektöründeki sorunların
araştırılarak (10/250), Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 23 milletvekilinin,
Mersin ili Gülnar ilçesinde meydana gelen orman yangınının araştırılarak
(10/251), Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 23
milletvekilinin, Bartın ilindeki turizmin araştırılarak geliştirilmesi için
(10/252), Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi
kararlaştırılmış olan Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
(1/589) (S. Sayısı: 269) görüşmelerine başlanılarak tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlandı, maddelerine geçilmesi kabul edildi, 1’inci maddesi üzerinde bir
süre görüşüldü. İstem üzerine
yapılan yoklamalarda toplantı yeter sayısı bulunmadığı anlaşıldığından, 22
Temmuz 2008 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 18.39’da son
verildi. Meral
AKŞENER Başkan
Vekili Fatoş GÜRKAN Yusuf
COŞKUN Adana Bingöl Kâtip
Üye Kâtip
Üye No.: 190 II.- GELEN KÂĞITLAR 18 Temmuz 2008 Cuma Teklifler 1.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Edip Uğur ve 12 Milletvekilinin; Zeytincilikle İlgili Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/300) (Adalet ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
15.7.2008) 2.- Kocaeli
Milletvekili Eyüp Ayar ve Konya Milletvekili Hasan Angı’nın;
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/301) (Adalet;
İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.7.2008)
Rapor 1.- Antalya
Milletvekili Abdurrahman Arıcı ve 2 Milletvekilinin;
Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü Kuruluş Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Tarım, Orman ve Köyişleri
ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/297) (S. Sayısı:
274) (Dağıtma tarihi: 18.7.2008) (GÜNDEME) Tezkere 1.- Büyükşehir
Belediyelerinde Altyapı Faaliyetlerinin Koordinasyonu Başlıklı Performans
Denetimi Raporuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi (3/514) (Plan ve Bütçe
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.7.2008) Gensoru Önergesi 1.- Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un,
9 Ocak 2007 tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle
sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın gerekli güvenlik
önlemleri almamasına ve yeterli mali mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen
uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı soruşturma yürütülmesine
engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım hakkında Anayasanın 99 uncu, İçtüzüğün 106 ncı
maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/4) (Başkanlığa
geliş tarihi: 16/7/2008) (Dağıtma tarihi: 18.7.2008) No.: 191 21 Temmuz 2008 Pazartesi Tasarı 1.- Türkiye
Cumhuriyeti Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Senegal
Cumhuriyeti Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Arasında Tarım Alanında Teknik,
Bilimsel ve Ekonomik İşbirliği Protokolunun
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/631) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 8.7.2008) Teklifler 1.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe
ve 7 Milletvekilinin; 5449 Sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu
ve Görevleri Hakkında Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/302) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
4.7.2008) 2.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner ve 2 Milletvekilinin;
Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/303) (İçişleri
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.7.2008) Tezkereler 1.- Hakkari Milletvekili Hamit Geylani’nin
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/515)
(Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 15.7.2008) 2.- Şanlıurfa
Milletvekili Ramazan Başak’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/516) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 15.7.2008) 3.- İstanbul
Milletvekili Necat Birinci’nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/517) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
15.7.2008) Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, 10 numara yağdaki denetim sorununa ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/3831) 2.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Adana ziyaretine
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3834) 3.- Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, yabancı
bankaların ipotek yolu ile tarım arazilerine el koymasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/3836) 4.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, telefon dinleme ve
takibine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3837) 5.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük’ün, kömür dağıtılmasına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3838) 6.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Osmaniye Devlet Hastanesindeki soruşturmaya
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3839) 7.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, ortam dinlemesine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/3842) 8.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in,
Kıbrıs’taki bir cezaevinde çıkan yangında bir mahkumun
hayatını kaybetmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3843) 9.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, Fethullah Gülen’in sigortalılığına yönelik bir iddiaya ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3848) 10.- İstanbul
Milletvekili Necla Arat’ın, bir açıklamasına ilişkin
Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3861) 11.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, Avrupa Parlamentosunda yaptığı
bir konuşmaya ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3862) 12.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, Türkiye Kömür İşletmelerinin zarar ettiği
iddiasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3863) 13.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, enerji arzına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/3864) 14.- Antalya
Milletvekili Tunca Toskay’ın, Antalya’da şehir içi
ulaşımdaki kart uygulamasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3865) 15.- Antalya
Milletvekili Osman Kaptan’ın, Antalya Büyükşehir Belediyesinin bazı ihalelerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3866) 16.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’te şehir içi
ulaşımdaki zamma ve özelleştirilmeye ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3867) 17.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Adana’nın kentsel
sorunlarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3868) 18.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Yüreğir Belediyesinin
sağlık tesislerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3869) 19.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Seyhan Belediyesinin
sağlık tesislerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3870) 20.- Tekirdağ
Milletvekili Faik Öztrak’ın, KÖYDES ödeneklerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3871) 21.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, bazı belediyelerin işçi maaşlarını zamanında
ödeyememelerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3872) 22.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki tehlikeli
atık yönetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3873) 23.- Kocaeli
Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, Darıca Belediye
Başkanına yönelik soruşturmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3874) 24.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, Altındağ Belediyesi
çalışanlarının başka kurumlara atanmaları ile ilgili iddialara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3875) 25.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, Gaziantep Büyükşehir
Belediyesinin bir ihalesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3876) 26.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Çatalan Beldesinde belirlenen sağlık merkezine ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3878) 27.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Eğribel Geçitiyle ilgili soru önergelerine ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3883) 28.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Bulancak İskelesinin uzatılmasına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3884) 29.- İzmir
Milletvekili Kamil Erdal Sipahi’nin, yeni tersane alanlarına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3885) 30.- Giresun
Milletvekili Eşref Karaibrahim’in, Karadeniz Sahil
Yolu Giresun geçişine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3886) 31.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Şanlıurfa’daki boş sağlık personeli kadrolarına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/3887) 32.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’taki
belediyelerin ödeneklerine ve borçlarına ilişkin Bayındırlık ve İskan Bakanından yazılı soru önergesi (7/3892) 33.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Osmaniye Devlet Hastanesi Başhekiminin görevden
alınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3900) 34.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, bir balıkçı barınağı projesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3901) 35.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/3905) 36.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, Emniyet Teşkilatında
teknik izleme birimi kurulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/3906) 37.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Başak Sigorta ve Başak Emekliliğin
özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3907) 38.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, bir yakınının silah ruhsatına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/3909) 39.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’daki kayıt dışı istihdama ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/3915) 40.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Türkiye
Taş Kömürü Kurumunun yaptığı bir sözleşmeye ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3922) 41.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, DTP etkinliklerine
katılan araçlara keyfi ceza kesildiği iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3923) 42.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Milas İlçesindeki hayvan
hırsızlığına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3925) 43.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Ankara’da Kızılırmak’tan getirilen suyun şebekeye
verilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3928) 44.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Konya İl
Özel İdaresi hesaplarındaki bir usulsüzlük iddiasına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/3929) 45.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, bir alışveriş merkezine kaçak kat yapıldığı
iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3930) 46.- Yozgat
Milletvekili Mehmet Ekici’nin, Yozgat’taki vergi tahsilatına ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi
(7/3934) 47.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, engellilerin
eğitimlerine ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/3938) 48.- İzmir
Milletvekili Şenol Bal’ın, şehit yakınlarının ve gazilerin desteklenmesine
ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3942) 49.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, engellilerin
sağlık hizmeti alımındaki sorunlarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/3944) 50.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın,
ekonomideki duruma ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3945) 51.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, THY’nin bir uçuşuyla
ilgili iddiaya ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/3956) 52.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Karayolu Taşıma
Yönetmeliği uyarınca verilen yetki belgelerine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/3957) 53.- İstanbul
Milletvekili Hüseyin Mert’in, Dışişleri Bakanının bir konuşmasına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/3961) 54.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, izleme, dinleme ve fişleme iddialarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/3964) No.: 192 22 Temmuz 2008 Salı Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 22 Milletvekilinin, elektrik sektöründe yaşanan sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/253) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.7.2008) 2.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve 21 Milletvekilinin, İzmir’deki deprem riskinin
araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) (Başkanlığa geliş
tarihi: 18.7.2008) 3.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış ve 20 Milletvekilinin, özel sağlık kurumlarının
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) (Başkanlığa geliş tarihi:
15.7.2008) 4.- Kocaeli
Milletvekili Muzaffer Baştopçu ve 30 Milletvekilinin,
ülkemizdeki deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) (Başkanlığa
geliş tarihi: 22.7.2008) 22 Temmuz 2008 Salı BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Yaşar TÜZÜN
(Bilecik) BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 133’üncü Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beşer
dakikadır. Hükûmet konuşmalara cevap
verebilir, süresi yirmi dakikadır. Gündem dışı ilk
söz, 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinin ardından geçen bir seneyi değerlendirmek
üzere söz isteyen Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’a aittir. Sayın Başak, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları 1.- Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın, 22 Temmuz 2007
genel seçimlerinin ardından geçen bir senenin değerlendirmesine ilişkin gündem
dışı konuşması RAMAZAN BAŞAK
(Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 22 Temmuz seçimlerinin
birinci yıl dönümünde yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Bundan tam bir
yıl önce, yani geçen sene bugün, Şanlıurfa’dan İstanbul’a, Diyarbakır’dan
İzmir’e, Mardin’den Ankara’ya, Rize’ye, Trabzon’a, Türkiye’nin seksen bir
ilinde sandıklar açılmaya başladığında sandıklardan tek yürek, tek söz hâlinde
“Yeter artık, söz de, hâkimiyet de milletindir.” sözleriyle yankı buldu. 22 Temmuz
seçimleriyle birlikte, gücünü demokrasiden değil, milletten değil, ara rejim
özlemcilerinin sandığa gömüldüğü en büyük bir cevabı vermiştir bu millet. Tıpkı
14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti üzerinden verdiği gibi. TANSEL BARIŞ
(Kırklareli) – Sen kendine bak, başkalarını bırak! RAMAZAN BAŞAK
(Devamla) – Tıpkı 1965 yılında Adalet Partisi üzerinden attığı tokat gibi,
tıpkı 1983 yılında -mekânı cennet olsun- merhum Turgut Özal’ın partisinin
üzerinden attığı balyoz gibi ve arkadaşlar, tıpkı 3 Kasım 2002 tarihinde,
mensubu bulunmaktan şeref duyduğum Adalet ve Kalkınma Partisi üzerinden attığı
tokat gibi, bunu sayabiliriz. BEHİÇ ÇELİK
(Mersin) – Ne alakası var? Boş boş konuşuyorsun. RAMAZAN BAŞAK
(Devamla) – Saygıdeğer arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; ne alakası
olduğunu 22 Temmuz 2007 seçimleri göstermiştir. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) BEHİÇ ÇELİK
(Mersin) – Sadaka politikası sizinkisi. RAMAZAN BAŞAK
(Devamla) – Arkadaşlar, saygıdeğer milletvekilleri; 22 Temmuz seçimleri bir
siyasi parti gibi değil, kriz üretim merkezi gibi faaliyet gösteren partilerin
barajın altına gömüldüğü bir seçimdir. 22 Temmuz seçimlerinde bu aziz millet
hâkimiyetin kayıtsız ve şartsız kendisinde olduğunu, siyasetin temel unsurunun
kendisi, yalnız millet olduğunu göstermiştir. Saygıdeğer
milletvekilleri, bütün bu noktalar değerlendirildiğinde emin olun 22 Temmuz
seçimleri demokrasinin zaferidir, 22 Temmuz seçimleri demokrasinin bayramıdır.
Emin olun bu güzel bayramda ortamı germek için ben bu kürsüye çıkmadım ama
hepimizin kulağına küpe olması gereken hususları da sizlerle paylaşmadan
geçmeyeceğim. Saygıdeğer
milletvekilleri, AK PARTİ sadece kendisine oy veren yüzde 47’nin değil, yüzde
100’ün haklarının savunucusu ve teminatıdır. Sayın Başbakanımız Genel
Başkanımızın 22 Temmuz 2007’de dediği gibi: “Her kime oy vermiş olursanız olun,
oy verdiğiniz herkesin ve haklarınızın savunucu ve teminatı biziz.” Çünkü biz
iyi biliyoruz, bu milletin bize vermiş olduğu oylar emanettir. Biz emanete
ihanet eden insanları bu millettin nasıl cezalandırdığını da çok iyi bilen bir
partiyiz. Demokratım deyip milletten uzak yerlerde çare arayanların tam aksine,
demokrasinin tek hesap yerinin sandık ve bu milletin huzuru olduğunu çok iyi
bilen bir partiyiz. Saygıdeğer
milletvekilleri, tabii, zaman kısıtlı, bu zaman içerisinde duygularımızın
hepsini ifade etmek mümkün değil, ama güzel ülkemin güzel insanlarına buradan,
görüşü, fikri, zikri ne olursa olsun ülkesini, bayrağını, insanları seven tüm
partililerin, tüm insanların AK PARTİ’de yer
alacağını belirtmek istiyorum. Ülkemin en ücra
köşesinde çobanlık yapan kardeşimden Şanlıurfa Halilürrahman’da
o balıklara yem atan Mustafa amcaya kadar; İzmir’in, Ankara’nın, İstanbul’un en
lüks semtlerinde yaşayan insanların hepsi bizim başımızın tacıdır… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Başak, konuşmanızı tamamlayınız. RAMAZAN BAŞAK
(Devamla) – …çünkü biz biliyoruz ki bugün Türkiye'de yaşayan 75 milyon insanın
dedeleri, ataları, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 29 Ekim 1923’te
bu cumhuriyeti kurdu, bu cumhuriyet için canını, malını, evladını feda etti.
İşte, herkes bilsin ki cumhuriyetin değerlerinin, laikliğin teminatı, o gün
canını veren dedelerin bugünkü torunları, yani 75 milyon insan ve 75 milyon
insanın temsilcisi olan mensubu olduğunuz Adalet ve Kalkınma Partisidir diyor,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) SIRRI SAKIK (Muş)
– 75 değil, 69! BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Gündem dışı
ikinci söz, Kıbrıs’la ilgili gelişmeler hakkında söz isteyen Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’ya aittir. Sayın Pazarcı,
buyurun efendim. 2.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın,
Kıbrıs’la ilgili gelişmelere ilişkin gündem dışı konuşması ve Devlet Bakanı
Mehmet Aydın’ın cevabı HÜSEYİN PAZARCI
(Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kıbrıs konusunda gündem
dışı söz almış bulunuyorum. Demokratik Sol Parti ve şahsım adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Sayın
milletvekilleri, iki gün önce, Kıbrıs’ta, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 34’üncü
yılı kutlandı. Bu Barış Harekâtı ki, yüce Meclisimizin izniyle dönemin
Başbakanı, bizim liderimiz Bülent Ecevit’in kararıyla gerçekleştirildi. Otuz
dört yıldan beri Türk ve Kıbrıs Rum tarafları arasında Kıbrıs’ın geleceğinin
nasıl olacağının belirlenmesi konusunda görüşmeler, çalışmalar yapılıp duruyor.
Bunun en son örneği Sayın Talat ve Hristofyas
arasında “toplum liderleri” sıfatıyla yaptıkları görüşmeler. 1 Temmuz 2008’de
bir görüşme yaptılar ve üç gün sonra 25 Temmuz’da tekrar bu konuda
değerlendirmelerini yapacaklar bir araya gelerek. Kıbrıs’la ilgili
bu görüşmeler bu kez uluslararası kamuoyunda büyük umutlar doğurmuş durumda.
Bir sonuca varılması umudu şeklinde ifadelerle her yerde karşılaşılıyor. Tabii
bu, görüşmelerin yürütücüsü olan kişilerin de üzerinde çok büyük bir baskı
oluşturma durumu yaratıyor. Şimdi, bu önemli
dönemde Kıbrıs konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin de, Hükûmetimizin de, milletimizin de bazı şeylere dikkat
etmesi ve bunlara uyarak hareket etmesinde yarar olduğunu görüyoruz. Örneğin,
bu kısa süre içinde nokta ve nokta bunları söylersek şu noktaların
belirtilmesinde yarar var diye düşünüyorum: En başta, hem muhalefet hem iktidar
bir konuda görüş birliği içindeler. Kıbrıs, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin
ulusal davasıdır. Bu konuda aramızda herhangi bir ayrılık
olmaması tabii memnuniyet verici bir durum. Tabii bu
çerçevede, mademki ulusal davadır, bunun önemini ve ağırlığını göz önünde
tutarak konuya yaklaşmamız gerekmektedir. İkinci,
belirtmeyi düşündüğüm nokta şudur: Genelde Kıbrıs’a bir ada olarak bakıyoruz ve
zannediyoruz ki bu kadarla sınırlı olay. Oysa Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de ada
olmasından da kaynaklanan çok büyük deniz alanlarına sahip olma konumunda
münhasır ekonomik bölgesinin olduğunu ilan ettiğini ve bununla ilgili
anlaşmalar yaptığını da biliyorsunuz. Bunun dışında
daha 1950’lerde bu bölgede, Doğu Akdeniz’de hava uçuş bilgi bölgesi “FIR hattı” dediğimiz hat merkezi olarak Lefkoşa
belirlenmiştir. Dolayısıyla Kıbrıs sadece bir ada değil, bütün o bölgeyi
gerektiğinde denizde, hava sahasında denetleme konumunda olan bir varlık
konumunda bulunuyor. Bu da Kıbrıs’ı bizim bakımımızdan gerek doğal kaynakların,
Akdeniz’in işletilmesi bakımından gerekse Akdeniz’e çıkış ve açılma bakımından
büyük bir ekonomik ve stratejik öneme sahip. Dolayısıyla Kıbrıs konusunu
değerlendirirken işin bu yanını hiç unutmamamız gerekiyor ve bu çerçevede
Kıbrıs’ı asla önemsiz görme gafletine düşmemeliyiz. Bunun dışında
üçüncü olarak Kıbrıs’la bizim, Türkiye'nin ilgisi sadece Türk halkıyla olan
tarihsel, sosyal ve kültürel bağlarımız değil, hukuksal olarak da Kıbrıs’ta
birtakım söz sahibi konumunda bulunuyoruz ve bu haklardan da asla bu görüşmeler
sırasında vazgeçmememiz gerekiyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın
Pazarcı, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun efendim. HÜSEYİN PAZARCI
(Devamla) – Bütün bu veriler çerçevesinde bunlara son zamanlarda bir de AB ile
olan ilişkiler eklenmiş durumda. AB 2009’a kadar Kıbrıs’la ilişkilerimizi
normalleştirmemizi istiyor ve ona göre ayrıca durumu tekrar değerlendireceğini
belirtiyor. Bu çerçevede, bizim üzerimizde belirli bir baskı hissedilmesi söz
konusu. Ama, Kıbrıs’la ilgili olarak böyle baskılara
boyun eğmeyip diplomasinin başka olanaklarını kullanarak mutlaka ödün vermeden
bu işin içinden çıkmamız gerekmektedir. Bunun dışında, Rum tarafı da sorunu
hafife almayı ve 2009 kararını değerlendirmeyi bekliyor. Bu çerçevede, bütün
Kıbrıs Rum tarafı üzerine her türlü baskının uluslararası düzeyde yapılmasını
da sağlamaya çalışmalıyız. Bunun dışında,
geçen hafta Sayın Elekdağ da ifade etti, kavramlarla,
kuramlarla, ilkelerle çok dikkatli hareket etmemiz gerekiyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
HÜSEYİN PAZARCI
(Devamla) – “Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde hareket edeceğiz.”
türünden beyanlar, bugün Rumların elde ettiğini zannettiği Güvenlik Konseyi
kararları çerçevesinde tek devlet, tek egemenlik, tek vatandaşlık, vesaire gibi
unsurları içerdiğinden, bu konuda da dikkat etmemiz lazım. Bu çerçevede de yüce
Meclisin iradesinin yol gösterici olarak Hükûmet
tarafından göz önünde bulundurulmasının büyük önem taşıdığını düşünüyorum. 15
Temmuz 1999 tarihli Meclis kararı, hâlâ geçerliliğini korumaktadır. BAŞKAN – Sayın
Pazarcı, lütfen konuşmanızı tamamlayın efendim. HÜSEYİN PAZARCI
(Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi Kıbrıs deklarasyonunun
da 2003’teki varlığını unutmamamızı sizlere hatırlatmak istiyorum. Çok teşekkür
ederim Sayın Başkan. (DSP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Pazarcı. Gündem dışı
konuşmaya Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın cevap vereceklerdir. Sayın Bakanım,
buyurun. DEVLET BAKANI
MEHMET AYDIN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Her türlü baskı ve zulme karşı ayakta kalmayı başarabilen Kıbrıs
Türkü’nün bir anlamda yeniden doğuşunu simgeleyen 20 Temmuz bu yıl da önemine
yakışır şekilde kutlanmış, törenlere Sayın Başbakanımız ve 8 bakanımız katılmış,
Türkiye Cumhuriyeti bütün kurumlarıyla Kıbrıslı Türk kardeşlerinin yanında
olduğunu ve daima yanında olacağını bir kez daha bütün dünyaya karşı ortaya
koymuştur. 24 Nisan 2004
tarihinde kendi kaderini belirleme hakkını kullanan Kıbrıs Türk halkının yapıcı
ve kararlı tutumu haklı olduğumuz Kıbrıs davasında bir adım öne geçmemizi
sağlamış, barıştan, çözümden, uzlaşmadan yana tutumumuzu herkese göstermiştir.
Böylece, temel tezlerimizden asla taviz vermeksizin diplomasi alanında elde
edilen netice, Kıbrıs Türk halkının haklı mücadelesinin tüm dünyada daha iyi
görülmesini ve daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır. İzninizle, ben de
son dönemde ortaya çıkan gelişmelerle ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum.
Hatırlayacağınız üzere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın
Mehmet Ali Talat ile şubat ayında yapılan seçimlerde başkanlığa seçilen Güney
Kıbrıs Rum yönetiminin yeni lideri Hristofyas, 21
Mart 2008 tarihinde Kıbrıs sorununda mevcut durum ile önümüzdeki döneme ilişkin
görüş alışverişinde bulunmak üzere bir araya geldiler. Bu görüşmede, gündelik
yaşama ilişkin konuları ele alacak teknik komiteler ve Kıbrıs sorununun özlü
konuları üzerinde çalışacak çalışma gruplarının oluşturularak çalışmalarına
başlamaları karar altına alındı. Görüşmede, ayrıca, iki liderin üç ay sonra bir
araya gelerek teknik komiteler ve çalışma gruplarının faaliyetlerini,
çalışmalarının sonuçlarını gözden geçirmeleri ve bunların sonucuna dayanmakla
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğinin iyi niyet misyonu
çerçevesinde kapsamlı müzakereleri başlatmaları hususunda mutabakata
vardıklarını ilan ettiler. 21 Mart 2008 tarihli liderler görüşmesinde alınan
kararlar doğrultusunda altı çalışma grubu ile yedi teknik komite oluşturulması
üzerinde mutabık kalınmış, söz konusu çalışma grupları ve teknik komiteler 18
Nisan 2008 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı
Sayın Talat ile Hristofyas, 23 Mayısta ikinci kez
görüşmeleri başlatmışlar, her iki lider siyasi eşitliğe dayalı, iki bölgeli,
iki toplumlu federasyona bağlılıklarını yeniden teyit etmiş, ortaklığın eşit
statüdeki Türk kurucu devleti ile Rum kurucu devletinden oluşan federal bir hükûmete sahip olması konusunda görüş birliğine
varmışlardır. İki lider, 1
Temmuzda çalışma gruplarıyla teknik komitelerin ilk raporlarını gözden geçirmek
üzere yeniden bir araya gelmişlerdir. Görüşme sonrasında yapılan ortak
açıklamada iki liderin, tek egemenlik ile tek vatandaşlık konularını
görüştükleri ve bu konularda prensipte anlaşarak uygulamaya ilişkin detayları
kapsamlı müzakereler çerçevesinde görüşmek üzere uzlaştıkları görülmektedir. İki liderin 25
Temmuz Cuma günü yapacakları görüşme sonrasında, adada Birleşmiş Milletler
çerçevesinde kapsamlı çözüm müzakerelerinin başlayacağı tarihi ilan etmeleri
beklenmektedir. Diğer taraftan Avustralya Dışişleri eski Bakanı Aleksandr Downer, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanlığı görevine atanmıştır, bunu da
biliyoruz. Bu pozisyona atama yapılması, Birleşmiş Milletlerin de Türk
tarafının istek ve beklentileri doğrultusunda adada kapsamlı müzakerelerin en
kısa zamanda başlamasını hedeflediğini göstermektedir. Sayın
milletvekilleri, Kıbrıs’ta ulaşmak istediğimiz hedef bellidir. Kapsamlı
müzakerelere hazırlık bağlamında yapılan görüşmeler ile 23 Mayıs-1 Temmuz ortak
açıklamalarının birlikte okunması ve birlikte yorumlanması gerekmektedir, ancak
bu takdirde, bulunduğumuz aşama hakkıyla takdir edilebilecektir. Sayın
Başbakanımızın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ifade ettiği gibi, kapsamlı
çözüm ancak adadaki gerçekler temelinde Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin kurucu ve eşit olarak yer alacağı yeni bir ortaklıkla mümkün
olacaktır. Bu yeni ortaklık, iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve Türkiye’nin
etkin garantörlüğü gibi vazgeçilemeyecek ilkeler üzerine inşa edilmek
durumundadır. Bu yeni ortaklıkta egemenliğin kaynağının iki halk olduğu hususu
da teslim edilecektir. Bu
sıraladıklarım, kapsamlı çözümün parametreleridir. Uluslararası toplumun, yarım
yüzyıllık müzakere sürecinde ulaşılan bu parametreleri bir kenara bırakması
mümkün değildir. Bu zeminde ulaşılacak kapsamlı çözüm çerçevesinde, Kıbrıs Türk
halkı, kurucu devletinin çatısı altında, Türk devleti arasındaki özel ilişkiler
ve Türk askerinin adadaki varlığı da devam edecektir. Ezcümle, Türkiye
ve Kıbrıs Türk tarafı, bulunulan noktadan geri gidilmemesi hususunda kararlıdır
ve bu konuda ısrarda ve uygulamada gerekeni yapmada muktedirdir. Kıbrıs
Türklerinin ve Türkiye’nin kabul edemeyeceği bir çözüm şeklinin dayatılması
mümkün değildir ve hiçbir zaman da mümkün olmayacaktır. Bu hususun bir an önce
idrak edilmesi, Kıbrıs’ta çözüme, doğu Akdeniz bölgesindeyse istikrar ve barışa
giden yoldaki engellerin önemli bir kısmının azaltılmasına yol açacaktır, kapı
açacaktır. Şurası muhakkak
ki, hâlihazırda, Kıbrıs Türk tarafı görüşmeleri, ortak görüş ve hedeflerimiz
doğrultusunda ilgili kurumlarımızla bir istişare yürütülmektedir. Çözüm
konusunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Talat’a ve ekibine
–Sayın Başbakanımızın da söylediği gibi- güvenimiz tamdır. Sayın
milletvekilleri, Kıbrıs meselesi -benden önce konuşan konuşmacı arkadaşımızın
da ifade ettiği gibi- millî davamızdır. Bu konuya Türk milletinin her ferdinin
gösterdiği hassasiyet, kıymetli, haklı ve yerindedir. Zaman zaman
gelişmelerden kaygı duyulması, izahat istenmesi de demokratik bir rejimde hem
siyasi partilerimizin hem de halkımızın hakkıdır. Ancak, yapılan eleştiri ve
dile getirilen endişelerin Kıbrıs davamız konusundaki millî birlik ve
beraberliğimize halel getirmemesine özen göstermek de yine bizim ödevimizdir.
Bakınız, bu endişelerin dile getirildiği Kıbrıs’ta son beş yılda neler olmuş,
nasıl gelişmeler kaydedilmiş paragraf başlarıyla temas etmek istiyorum.
Ekonomide son beş yılda sağlanan kesintisiz büyüme yüzde 50 civarında
artmıştır, hatta bu oranı dahi aşmıştır. Rekor düzeydeki büyüme sonucunda kişi
başına millî gelir 4.409 ABD dolarından, o seviyeden bugün geldiğimiz noktada
14.047 ABD dolarına ulaşmıştır. 2002 yılında ihracat 45 milyon ABD dolarıydı
bugün 80 milyon ABD dolarını aşmış bulunmaktadır. Bu gelişmede Hükûmet olarak izlediğimiz çözüm eksenli siyaset kadar
sağladığımız yardımlar da büyük rol oynamıştır, büyük rol oynamaktadır. 2003
yılındaki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile bugünkü arasında gözle görülür bir
refah ve gelişmişlik farkı bulunduğunu görmemek mümkün değildir. 1997-2000
yılları arasındaki beş yılda ülkemizden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yıllık
ortalama 210 milyon ABD doları yardım gerçekleştirilmiş iken, 2003-2006 yılları
arasındaki üç yıllık yardım ortalaması 360 milyon ABD dolarına yükselmiştir.
2007-2009 arasındaki dört yıllık dönemde ise bu ortalama 400 milyon ABD doları
olarak gerçekleşmiş, hatta bu miktarı da aşmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin ekonomisindeki bu gelişmenin sürekli ve kalıcı olabilmesi
amacıyla bir yandan öncü sektör olarak kabul edilen turizm ve yükseköğretim
alanlarındaki yatırımlara teşvikler sağlanırken, diğer yandan da elektrik, su
ve yol gibi altyapı yatırımlarına da büyük çapta destek sağlanmıştır. Turizmde
1974 yılından 2002 yılına gelinceye kadar yirmi sekiz yılda toplam yatak
kapasitesi 6 bin civarında artışla 10.611’e ulaşmışken, sağlanan teşviklerle
son üç yılda yatak sayısı 2.710 artmış, 16.849 yatak kapasiteli otellerin
inşaatına başlanmıştır. 2007 yılında ulaştığımız rakam 15.832’dir. Yatak sayısı
2013 yılında 30 bin olarak hedeflenmiştir ve bu hedeflenen miktar da
gerçekleşebilme imkânına sahip olduğunu göstermektedir. Turizmde olduğu
gibi, yükseköğretimde de önümüzdeki yıllarda büyük atılımların devam etmesi
hedeflenmiştir. Üniversitelerde 2002 yılında 24 bin öğrenci sayısı bugün 43
bini aşmıştır. Öğrenci sayısının orta vadede 60 bine ulaşması hedeflenmektedir.
Altyapı
standartlarının ileri düzeye çıkarılması amacıyla elektrik, su, yol, iletişim,
sağlık, ortaöğretim alanındaki yatırımlara da büyük destekler sağlanmaktadır. Geçmişte Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin en büyük sorunlarından birini teşkil eden elektrik
üretimi hususunda dev adımların atıldığını hepimiz biliyoruz. Yine, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 2030 yılına kadar su ihtiyacının ve su
kaynaklarının araştırılması amacıyla başlatılan Su Master
Projesi 2004 yılı içerisinde tamamlanmıştır. Bu projelerle Lefkoşa, Gazimağusa ve İskele ilçe merkezlerinin 2025 yılına kadar
su ihtiyacı karşılanmış olacaktır. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’ne Türkiye’den yılda 75 milyon metre küp su getirecek olan Deniz
Boru Projesi’nin etüt proje çalışmaları için 2004 yılında sonuçlanan ihalenin
çerçevesinde yürütülen hazırlıklar 2009 yılı ortalarında tamamlanacaktır. Sayın
Başbakanımız tarafından açıklanan bu projenin inşaatına önümüzdeki yıl
başlanması ve 2012 yılında devreye alınması hedeflenmektedir. Kara yollarında Ercan
Havaalanı’nın uluslararası uçuşlara açılabilmesi için terminal binası dâhil
alan yeniden düzenlenmiştir. Ayrıca, uluslararası uçuş güvenliği için Smart Projesi başlatılmış bulunmaktadır. İletişim ve
haberleşme alanında iki yıl süren çalışmalar neticesinde 12.500 aboneye hızlı
İnternet erişimi sağlayacak ADSL yatırımı 2007 yılında tamamlanmış
bulunmaktadır. Sağlık alanında
hastanelerin talep edilen tüm teçhizat talepleri karşılanmış. Lefkoşa’da 3.500
metrekarelik alana yeni bir poliklinik inşa edilmiş. Kanser erken tanı merkezi
kurulmuş. Kalp ve damar cerrahisi merkezi çalışmaları sonuca yaklaştırılmıştır
ve özürlüler ve yaşlılar için kurulan Bülent Ecevit Yurt ve Rehabilitasyon
Merkezi 2005 yılında, Gazimağusa’da yapılan 120
yataklı yeni hastane 2007 Ekiminde hizmete açılmıştır. Ne siyaseten ne
de ahlaki açıdan savunulması asla mümkün olmayan Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin karşı karşıya bulunduğu izolasyon
politikasında da bazı olumlu adımların atıldığını ifade etmek istiyorum.
Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Londra, Brüksel, New York, Washington, İslamabad, Abu Dabi, Bakü, Bişkek, Doha, Strasbourg ve Roma’daki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
temsilciliklerine ilaveten, Oman, Kuveyt ve Tel
Aviv’de de yeni Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti temsilcilikleri açılmıştır.
Bunlara her geçen gün yenilerinin eklenmesi için de yoğun çalışmalarımız devam
etmektedir. İslam Konferansı
Örgütünde 2004 yılına kadar Kıbrıs Türk Müslüman cemaati adıyla temsil edilen Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, artık, Kıbrıs Türk devleti adı altında ve gözlemci
statüyle Teşkilatın toplantılarına, çalışmalarına katılmaktadır. Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Talat ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin
diğer yetkilileri dünyanın birçok ülkesinde temaslar yapabilmektedirler ve bu
temasların önemli bir kısmı resmî temaslar niteliğindedir. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; millet olarak, hükûmetler
olarak Kıbrıs davasına bağlılığımızın ve bu konuda gösterdiğimiz gayretin
samimiyeti somuttur ve dünyanın gözü önündedir. Bu durum böyle olmaya ve böyle
kalmaya da devam edecektir. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım. Gündem dışı
üçüncü söz, Ardahan’da kurulacak üniversite ve yapılacak TOKİ konutları
hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’ya aittir. Sayın Kaya,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 3.- Ardahan Milletvekili Saffet Kaya’nın, Ardahan’da
kurulacak üniversite ve yapılacak TOKİ konutlarına ilişkin gündem dışı
konuşması SAFFET KAYA
(Ardahan) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum. Bugün Urfa
Milletvekilimizin de yüce Parlamentoya serdettiği gibi 22 Temmuz seçimlerinin
yıl dönümü nedeniyle halkımıza tekrar şükranlarımızı ifade ediyorum. Özellikle
Ardahan halkımıza da bize gösterdiği teveccühe saygılarımı buradan, yüce
heyetiniz huzurunda bir borç biliyorum. Ardahan ilimizde
maalesef doğal bir felaket -doğal bir felaket olması nedeniyle yapılabilecek
herhangi bir şey olmadığı gibi- Göle ilçemizde üç beş gün önceleri bir sel
felaketi yaşandı ve bu sel felaketiyle ilgili çok ciddi bir çalışma içine girdi
Hükûmetimiz. Değerli Başbakanımıza buradan,
huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum Göle halkımız adına. Hemen valiliğe 100
milyar lira ödenek gönderildi ve DSİ’nin tüm araçları
bölgeye birkaç gün içinde kaydırılacak ve oradaki yaralar hiç şüphesiz ki Hükûmetin şefkatli elleriyle yeniden rehabilite
edilecek. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Devletin eli, devletin; Hükûmetin değil. SAFFET KAYA
(Devamla) – Bu anlamda inşallah çalışmalar Göle’mizde çok etkin bir noktaya
gelecektir. Değerli, yüce
heyet, Ardahan serhat ilimizin gerçekten çok ciddi problemlerinin olduğu, Hükûmetimiz, devletimiz tarafından bilinmekte olup biz, o
bölgenin temsilcileri, Türkiye’nin temsilcileri olarak, bölgemizin sorunlarına Hükûmet nezdinde aradığımız çözümler anlamında, TOKİ
bağlamında da beş yüz elli konutun yapılması ve ihaleye çıkarılıp en geç bir ay
içinde… Bölgemizde TOKİ camisi, iş merkezi, yirmi dört
dershanelik okulumuzun yapılması gerçekten bölgemizin beklediği çok önemli bir
yatırımdı. Burada TOKİ Başkanımıza ve özellikle Başbakanımıza huzurunuzda
teşekkürlerimi bir borç biliyorum. Yine,
Ardahan’ımızın modern bir hastaneye kavuşması anlamında Sağlık Bakanımız Recep Akdağ Bey’e de huzurunuzda teşekkürlerimi ifade etmek
istiyorum. Buradan Ardahan halkına müjdelemem gereken bu modern hastanemiz ekimin 17’sinde ihaleye çıkarılacak olup bu yıl içinde
inşallah gereği yapılacaktır. Ardahan’ımızın
uzun yıllardan beri bekleyen Kura Nehri Projesi dediğimiz ve Kura Nehri Projesi
derken de… Bu projemizin hem Köroğlu hem Kayadibi
köylerimizde yapılacak olan ve dört yılda bitirilmesi planlanan -normalde Yine Sanayi
Bakanımız Sayın Zafer Çağlayan Bey’e, Ardahan’ımıza gösterdiği ilgi ve önemden
dolayı huzurunuzda teşekkürlerimi ifade ediyorum. Ardahan’da yapılacak olan
organize sanayi sitemiz bir-bir buçuk ay içinde inşallah uygulama ve tatbikat
safhasında, yatırım programı olarak Ardahan’ın gündemine taşınacaktır. Yine Tarım
Bakanımıza huzurunuzda teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Arıcılık
Enstitüsünün kurulması bağlamında, gerçekten, Başbakanlığa ve Bakanlar Kurulu
kararnamesiyle bu sürecin tamamlanmasında katkıda bulunan Tarım Bakanımız Mehdi
Eker Bey’e huzurunuzda teşekkürlerimi borç biliyorum. Yine bu Hükûmet dönemimizde… YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Bakanlarla konuşmuyor musun? Niye… SAFFET KAYA
(Devamla) – Herhâlde, Hükûmetimizin yaptıkları sizin
hayallerinizin bile erişemeyeceği gerçekler olduğu için laf atmaktan başka bir
şeyle yetinmediğinizi görüyorum. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Bakanlıkları bilmiyor musun kardeşim? SAFFET KAYA
(Devamla) – AKP Hükûmeti Türkiye'nin bir gerçeğidir.
Benim bölgem yıllardan beri cumhuriyet tarihinin en büyük hizmetlerini
almıştır. Kimin sayesinde almıştır? AK PARTİ Hükûmetinin
sayesinde almıştır. AK PARTİ Hükûmeti Türkiye'nin bir
gerçeğidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ Hükûmeti her zaman yüzde 47 ile gider yüzde 60’la gelir ve
siz de kesinlikle, herhâlde, iktidarı, zannediyorum ki rüyalarınıza bu
düşüncenizle ortaya koyarsınız. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Hayal görme, hayal. SAFFET KAYA
(Devamla) – Diğer şekliyle yine Ardahan’ımızda üniversitenin yapılmasında,
üniversitenin kurulmasında yüce Parlamentoya, İktidarımıza, muhalefetimize
huzurunuzda teşekkür ediyorum. Ardahan için bir kampüs
şehri olması noktasında, üniversiteye kavuşması noktasında çok ciddi bir açılım
sağlamıştır. Yalnızca Ardahan değil, kırk iki ilimizin AK PARTİ Hükûmetleri döneminde üniversiteye kavuşması, insana
yatırım, eğitime yatırım yani sosyoekonomik, sosyoiktisadi durumda gelişmesine çok ciddi bir
şekilde katkı sağladığı için, özellikle Ardahan adına da Hükûmetimize,
muhalefetimize buradan teşekkürü bir borç biliyorum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Kaya, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Ardahan gazetesi yok mu, gazeteye ilan ver. SAFFET KAYA
(Devamla) – Evet, yine doğal gazla ilgili çalışmalarımızın eksiklerini bu yıl
tamamlayıp önümüzdeki sene içerisinde Ardahan’ımızı doğal gaza kavuşturma
konusunda çalışmalarımız var. Kars-Tiflis Demir
Yolu Projesi’yle ilgili burada… Önümdeki projede, yine
önümüzdeki günler içinde avan projesi tamamlanmış ve
uygulama projesini 2009 yılında gerçekleştireceğimiz Çıldır ve Çıldır’dan da
Ardahan’a kadar gidebilecek bir demir yolu projemizin, 2009 yılında, uygulama
projeleriyle birlikte 2010 yılında yatırım programına geçeceğini, Sayın
Bakanımızla ve özellikle Sayın Başbakanımızla ve Sayın Başbakanımızın da
Ardahan’la ilgili bu uzantıdan Karadeniz’e kadar giden bir ana arteri
oluşturması konusunda desteğini, huzurunuzda teşekkürlerimi bir borç bilerek,
arz ediyorum. Yine, bölgemizin
bir Sarıkamış gibi bir Erzurum gibi olması konusunda spordan sorumlu Değerli
Bakanımız Murat Başesgioğlu Bey’in de kayak
merkezimizin Yalnızçam’da kurulması anlamında
katkısını bekliyoruz ve yakın bir zamanda bölgemizi ziyaret edecek olan Sayın
Bakanımızın bu anlamdaki himmetlerini özellikle Ardahan’ımıza sunmak istiyoruz. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Kaya… SAFFET KAYA (Devamla) – Sayın Başkan, son sözlerimi arz edebilir
miyim. BAŞKAN –
Ardahan’la ilgili söyleyeceğiniz çok söz var, saatler de size yetmez… SAFFET KAYA (Devamla) – Son sözümü arz edebilir miyim. BAŞKAN - … ama ben son cümlelerinizi alayım lütfen. Buyurun. SAFFET KAYA
(Devamla) – Sınır ticaretiyle ilgili de çok değerli bir çalışma sunuldu.
Değerli Bakanımız Sayın Kürşad Tüzmen Bey de bölgede
sınır ticaretinin etkinliklerini sıfır gümrükle… O bölgede, gerçekten
insanlarımızın yararlanması anlamında bir çalışma ortaya kondu. Önümüzdeki
günler içinde bunun açılımı, Başbakan Yardımcımız Sayın Nazım Ekren Bey’in de sizlere yönlendireceği bir şekil olacak. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Toptan teşekkür et! SAFFET KAYA
(Devamla) – Yine, kara yollarıyla ilgili bir çalışmamız var. Bu Posof-Ilgar-Bülbülan yolu Ardahan-Şavşat yolunun yeniden rehabilite edilmesi ve burada bir şekilde tünellerin
yapılması konusunda çalışmaların var olduğunu ifade etmek istiyorum… BAŞKAN – Sayın
Kaya… SAFFET KAYA
(Devamla) – … ve Hükûmetimizin
bu anlamda gerek Türkiye genelindeki açtığı çığır –büyük, gerçekten çalışma
hizmeti- gerek bölgemize verdiği büyük desteklerden dolayı Başbakanımıza ve Hükûmetimize, İktidarımıza Ardahan halkı adına teşekkür
ediyorum. [CHP sıralarından alkışlar (!)] Muhalefetin de bu
konuda gerçekten bu üstün hizmetlere alkış tutmasına da şükranlarımı ifade
ediyorum, kendilerine de çok teşekkür ediyorum. [AK PARTİ sıralarından
alkışlar, CHP sıralarından alkışlar(!)]
Muhalefetin yapması gereken de bu. Her zaman AK PARTİ Hükûmetlerini
ve AK PARTİ’yi gerçekten alkışlamaları,
desteklemeleri tarihî bir zorunluluktur. Herkese ve yüce
milletimize selam ve saygılarımı arz ediyor, hürmetlerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkan, eksik kaldı; bir iki bakana daha teşekkür etsin. BAŞKAN – Sayın
Genç, buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz TOKİ’yle
ilgili yerimden iki cümle söyleyebilir miyim efendim? BAŞKAN – Tabii tabii, buyurun. IV.- AÇIKLAMALAR 1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli’de 2006
yılında TOKİ tarafından ihale edilen konutlara ilişkin açıklaması KAMER GENÇ
(Tunceli) – Peki, teşekkür ederim. Biraz önce AKP’li
milletvekilleri çıktılar, bütün bakanlara yağ çektiler. Biz de diyoruz ki bizim
ilimize de bir yatırım yapsalar da biz de kendilerine yağ çekelim, çünkü
piyasada yağ kıt oluyor, yavaş yavaş azalıyor. Şimdi, Sayın
Başkan, 2006 yılında Tunceli’de TOKİ yüz altmış tane konut ihale etmiş,
maalesef alt müteahhitlere vermiş. Bu müteahhitler de
hiçbir yatırım yapmadan, birtakım insanların paralarını ödemeden çekmiş
gitmişler. Yani burada yapılan bu TOKİ ihaleleri, maalesef, yöre halkına zarar
vermiş, herhangi bir yatırım yok. Bu konuda Hükûmetin
dikkatini çekmek istiyorum efendim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Komisyondan
istifa tezkeresi vardır, okutuyorum: V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Önergeler 1.- Mersin Milletvekili İsa Gök’ün, Adalet Komisyonu
üyeliğinden çekildiğine ilişkin önergesi (4/80) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Adalet Komisyonu
çalışmalarına yeterli katkıyı yapamadığıma ve verimli olamadığıma inandığımdan,
gördüğüm lüzum üzerine komisyon üyeliğinden istifa ediyorum. Gereğinin
yapılmasını saygıyla arz ederim. 17.7.2008 İsa
Gök Mersin
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Meclis
araştırması açılmasına ilişkin dört önerge vardır, okutuyorum: B) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 22
milletvekilinin, elektrik sektöründe yaşanan sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/253) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Son günlerde
yaşanan ekonomide kötü gidişi etkileyen en önemli nedenlerden biri enerji
piyasasında yaşanan sorunlardır. Enerjide yaşanan darboğaz, özellikle 2008 yılı
içerisinde elektrik sektöründe kendisini göstermiştir. Arz eksikliği nedeniyle
yaşanan ve 2008 Temmuz'unda başlayacak olan otomatik fiyatlandırma ve devletin
fiyatlandırma mekanizması olmaktan çıkması ile tüketici mağdur duruma
düşecektir. Otomatiğe bağlanan zamların, elektrik dışında, kömür ve doğalgazda
da yaşanacak olması enerji piyasasındaki kötü gidişin ne derece önemli boyuta
ulaştığını göstermektedir. Son 6 yılda
kamuya enerji alanında yatırım yaptırılmaması ve arzın kısıtlı kalması
sonucunda kâr garantili elektrik üretimi dayatmasına teslim olundu. Dengeleme
ve Uzlaştırma Yönetmeliği (DUY) ile enerji alanındaki kötü gidiş, devlet
denetimsiz piyasa koşullarının önemli sonuçlarından biri olarak görülmüş oldu.
Bunlar göstermektedir ki kamunun enerji alanında yatırıma girişmemesi ve
uyguladığı enerji politikalarına aynen devam etmesi, elektrik sektöründe
yaşanan sorunların ve zamların daha da artmasına neden olacaktır. Son yıllarda
yaşanan küresel ısınma sorunu da enerji piyasasını olumsuz etkilemektedir.
Küresel ısınmanın etkisiyle barajlardan sağlanan hidroelektrik enerjisinin %70
oranında azaldığı bilinmektedir. Millî Güvenlik Kurumu'nun toplantısında da
gündeme gelen Türkiye'nin enerji sorunu çok ciddi bir aşamaya gelmiştir. MGK
toplantısında yapılan sunuma göre, 2009 yılından itibaren kurulu 30 bin megavat
enerji üretimi Türkiye'ye yetersiz gelecektir. 2016 yılına gelindiğinde ise bu
açığın %40'ın üzerine çıkacağı beklenmektedir. 2015 yılına kadar yılda ortalama
yüzde 8,4 oranında artması beklenen elektrik talebinin karşılanması için tedbir
olarak 8 bin 478 megavatı rüzgâr ve hidrolik, 17 bin 820 megavatı termik olmak
üzere toplam 26 bin 298 megavat yeni kapasite ilavesine gerek duyulacaktır. Bu
da Türkiye'nin kurulu olan 30 bin megavatlık enerji
ihtiyacına neredeyse eş değerdir. Elektrik
sektöründe yaşanan sıkıntı, yalnızca tüketicilerin mağdur olmasıyla
sonuçlanmayacaktır. Elektrik sektörü sıkıntısı enflasyon artışını getirecek,
sanayinin girdi fiyatlarında yükselme yaşanacak ve kârlılık azalacaktır. Bu
durumun sonucunda ise istihdam ve üretim gerileyecektir. Elektrik Üretimi A.Ş.
ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. için de otomatik fiyatlandırma
öngörülmesi, kamunun Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği'ne müdahalesinin önünü
kapatmaktadır. Denetimsiz bir elektrik sektörü ise halkın parasının, özel
sektöre garantili kâr adı altında aktarılması demektir. Elektrikte
otomatik fiyatlandırmaya geçişin ardındaki bir diğer neden ise dağıtım
özelleştirmelerinin yapılacak olmasıdır. Ülkemizde özellikle son yıllarda
özelleştirme politikalarının yanlışlığının çok tartışılır olması, elektrik
sektöründeki özelleştirmeler hakkında da soru işretleri yaratmaktadır. Bu bağlamda
elektrik sektöründe yaşanan sorunların neler olduğu, bu sorunların nedenlerinin
ve çözüm önerilerinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM
İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını
saygılarımızla arz ederiz. 1) Şevket Köse (Adıyaman)
2) Ergün Aydoğan (Balıkesir) 3) Tacidar Seyhan (Adana) 4) Cevdet Selvi Kocaeli) 5) Tayfur Süner (Antalya) 6) Hüseyin Ünsal (Amasya)
7) Birgen Keleş (İstanbul)
8) Gökhan Durgun (Hatay) 9) Abdülaziz Yazar (Hatay) 10) Atila Emek (Antalya) 11) Eşref Karaibrahim (Giresun) 12) Canan Arıtman (İzmir) 13) Ahmet Ersin (İzmir 14) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 15) Mevlüt Coşkuner (Isparta) 16) Bihlun Tamaylıgil
(İstanbul) 17) Faik Öztrak (Tekirdağ) 18) Tekin Bingöl (Ankara)
19) Sacid Yıldız (İstanbul) 20) Fatma Nur Serter (İstanbul) 21) Ali Rıza Ertemür (Denizli) 22) Mehmet Ali Susam (İzmir)
23) Ramazan Kerim Özkan (Burdur) 2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural
ve 21 milletvekilinin, İzmir’deki deprem riskinin araştırılarak deprem
yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına İzmir’de yaşanabilecek muhtemel bir deprem felaketi öncesinde
depremin etkilerini en aza indirebilmek için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, TBMM içtüzüğünün 104 ve 105 inci
maddeleri gereğince Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif
ederiz. 1) Oktay Vural (İzmir)
2) Hasan Özdemir (Gaziantep)
3) Kamil Erdal Sipahi (İzmir) 4) Şenol Bal (İzmir) 5) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) 6) Kemalettin Nalcı (Tekirdağ) 7) Mehmet Ekici (Yozgat) 8) Erkan Akçay (Manisa) 9) Akif Akkuş (Mersin) 10) Kadir Ural (Mersin) 11) Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta) 12) Necati Özensoy (Bursa) 13) Durmuşali Torlak (İstanbul) 14) Beytullah Asil (Eskişehir) 15) Hamza Hamit Homriş (Bursa) 16) Yılmaz Tankut (Adana) 17) Alim Işık (Kütahya) 18) Hüseyin Yıldız (Antalya) 19) Mithat Melen (İstanbul) 20) Metin Çobanoğlu (Kırşehir) 21) Emin Haluk Ayhan (Denizli) 22) Muharrem Varlı (Adana) Gerekçe Dünyada birçok
bölge coğrafi ve jeolojik yapısı nedeniyle tarih boyunca can ve mal kaybına yol
açan büyük doğal afetlere uğramıştır. Ülkemiz coğrafi ve jeolojik yapısı
bakımından olası büyük doğal afetlere her zaman açıktır. Tarih boyunca yaşanan
afetler bunun göstergesidir. Anadolu
Plakasının batıya doğru hareketinin Kuzey-Güney doğrultulu açılmaya dönüştüğü
Batı Anadolu'da, İzmir ve çevresi sahip olduğu karmaşık fay sistemleri
içerisinde depremselliği yüksek bir bölgedir. Özellikle Seferihisar-Sığacık
Körfezleri, Urla, Karaburun Açıkları ve Sakız Adası civarı, yoğun deprem
etkinliğiyle dikkat çeken yerleşim birimleridir. İzmir birinci derece deprem
bölgesi içerisinde yer almaktadır. 1900 yılından günümüze değin İzmir ve yakın
çevresinde meydana gelen aletsel büyüklüğü M>4.0 üzeri
589 adet deprem meydana gelmiştir. Bir kentin
gelişmesi; Kentin bütününe ve içinde bulunduğu bölgeye yönelik olarak alınan
dışsal kararlar bu olguları doğrudan etkileyebilmektedir. Örneğin, 50'li
yıllardan beri siyasal iktidarların ülke genelinde uyguladıkları politikalar;
iktisadi ve toplumsal olmaktan çok, siyasal popülizmin
ürünü olarak verilen ya da verilmeyen kimi kararlar, birçok kentimiz gibi
İzmir'in de hızla sağlıksız kentleşmesine yol açmıştır. Hızla artan
nüfusun getirdiği baskılar siyasal beklentilerle birleşince, bir yandan planlı
gelişme kaygısından ve plan bütünlüğü kavramından uzak kararlarla artırılan
imar haklarıyla kentin egemen yapılaşma karakteri bozulmuş; her yana doğru
denetimsiz biçimde yayılmıştır. Kamu binalarının
depreme karşı daha dayanıksız olduğu daha önceki deprem tecrübelerimizden
görülmektedir. Özellikle okul inşaatları, hastane inşaatları gibi kamu binaları
yoğun iş gören binalardır. Büyük insan potansiyeline sahip bu binaların depreme
dayanıklı inşa edilmesi gerekmektedir. Akılcı yaşam
biçimi, yaşanan sorunlara kalıcı çözümler üretmek; aynı sorunu defalarca
yaşamamak; çıkması muhtemel sorunları önceden görmek ve engellemek demektir. Deprem riskiyle
karşı karşıya olan İzmir'de deprem riskinin tespiti, risklerin yönetimi,
alınması gereken tedbirler ve bu konuda yapılmış çalışmaların tespit edilmesi
gerekmektedir. Devletin bu
konuda yaptığı hazırlıklar hakkında milletimizin sağlıklı bilgiye ihtiyacı
vardır. Yukarıda
belirtilen nedenlerle, İzmir'de deprem konusunda gerekli araştırmaların
yapılarak, alınabilecek tedbirlerin, çözüm önerilerinin belirlenmesi ve depreme
karşı yapıların dayanıklılığı konusunda tespitlerin yapılması amacıyla, bir
meclis araştırması açılması yerinde olacaktır. 3.- Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve 20 milletvekilinin,
özel sağlık kurumlarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/255) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Özel hastanelerin
problemleri ve bu problemlere neden olan etkenlerin araştırılarak, alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98. ve TBMM içtüzüğünün
104 ve 105. maddesi uyarınca araştırma açılmasını saygılarımızla arz ve talep
ederiz. 1) Hasan Çalış (Karaman)
2) Mehmet Şandır (Mersin)
3) Oktay Vural (İzmir)
4) Osman Durmuş (Kırıkkale)
5) Reşat Doğru (Tokat)
6) Beytullah Asil (Eskişehir) 7) Mustafa Enöz (Manisa) 8) Bekir Aksoy (Ankara)
9) Ahmet Deniz Bölükbaşı (Ankara)
10) Recai Yıldırım (Adana)
11) Zeki Ertugay (Erzurum) 12) Erkan Akçay (Manisa)
13) Ahmet Bukan (Çankırı) 14) Hasan Özdemir (Gaziantep)
15) Akif Akkuş (Mersin)
16) İsmet Büyükataman (Bursa) 17) Muharrem Varlı (Adana)
18) Yılmaz Tankut (Adana) 19) Metin Ergun (Muğla) 20) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)
21) Mustafa Kalaycı (Konya)
Gerekçe: Sağlık
hizmetleri, insan sağlığını doğrudan ilgilendiren devamlı, sürekli ve
ertelenemez hizmetler arasında birinci sırada yer almaktadır. Bütün dünya
ülkeleri bu gerçekten hareketle insanlarının sağlığını koruma yolunda büyük
çaba harcamaktadır. Devletin en
önemli ve asli görevleri arasında bulunan sağlık hizmetleri, toplumumuzun tüm
kesimlerini yakından ilgilendirmektedir. Tedavi hizmetlerine zamanında ulaşma,
doğru ve kaliteli tedavi veya cerrahinin zamanında yapılması veya ilacın
eczaneden temini, insan sağlığını doğrudan ilgilendirmektedir. Bu nedenle,
sağlık hizmeti ve sağlık malzemesi ile ilacı; kamu, tedarikçi özel sektör ile
paylaşmaktadır. Şüphesiz sağlık sektörünün kamu ve özel aktörleri toplumun ve
insanın menfaatleri doğrultusunda verimli ve etkin bir işbölümü yapmalıdır. Ülkemizde özel
hastanelerle, hükûmet arasında hizmet sunumu
konusunda önemli sıkıntılar yaşanmaktadır. Özel hastaneleri, Tıp Merkezleri ve
Dal Merkezleri başlangıçta teşvik eden hükûmet şimdi
onların çalışma verimini bozmaktadır. Maalesef sağlık sektörünün aktörleri
arasında görev ve işbölümü, sorumluluk ve haklar dağılımında yapısal sorunlar
devam etmektedir. Bu sorunlar sürdürülebilir bir sağlık politikasının
oluşmasını engellemektedir. Hükümetin tercih ve kararları bu konuda istikrarı
engelleyici niteliktedir. Bugün gelinen
noktada özel hastanelerimizin büyük sıkıntıları vardır. Hizmetin sürekliliği ve
devamlılığı açısından bu sıkıntıların aşılması gerekmektedir. Son gelişmelerle
iyice su yüzüne çıkan problemler, toplumun tüm kesimlerini yakından etkiler
hâle gelmiştir. 15 Şubat 2008 tarihinde yayınlanan Özel Hastaneler Yönetmeliği
ve Ayaktan Teşhis ve Tedavi Merkezleri Yönetmeliği, özel hastaneleri finansal
ve sağlık hizmetleri bakımından olumsuz yönde etkilemiştir. Yönetmelikte,
sektör temsilcilerine belli bir geçiş süresi dahi tanımayan düzenlemelere
gidilmiştir. Yeni bölüm ve klinik açılmasına izin verilmemekte, hekimi ayrılan
bölüm bir daha açılamamaktadır. Bu
düzenlemelerle; ayrılan sağlık personelinin yerine yenisi alınamamakta, bu
nedenle SGK ile yapılan sözleşmeler feshedilmektedir. Yatırımın başlangıcında
kredi ya da diğer yollarla temin edilen ya da sipariş verilen tıbbi cihazlar
yayınlanan bu yönetmeliklerle kullanılamaz hâle gelmiştir. Yüksek maliyetlerle
alınan cihazlar çürümeye terk edilmiştir. Yeni açılacak
sağlık kurumlarına kura usulü ile izin verilmesi, yönetmeliklerin dayanağını
oluşturan 3359 sayılı Kanunda yer alan hükümlere aykırı olarak sadece özel
hukuk tüzel kişilerine uygulanmakta, kamu sağlık kurum ve kuruluşlarının
yatırım kararı yine Sağlık Bakanlığı'nın tek taraflı kararına bırakılmıştır. Bu gelişmelerin
Sağlık Kurumlarını nereye götüreceği, sonuçlarının ne olacağı kestirilememekte
ve toplumumuz tarafından gelişmeler kaygı ile izlenmektedir. Bir varsayıma
göre, yayınlanan yönetmelikler ve Bakanlar Kurulu kararı özel hastaneleri
geriletecek, büyük bir kısmının kapanmasına neden olacaktır. Bir diğer
varsayıma göre ise özel sağlık kurumları hizmetin kalitesini düşüreceklerdir.
Kimilerine göre de hedef sağlığı tam bir piyasa malı hâline dönüştürmek ve kâr maksimizasyonu esas kılmak; böylece hastaneler zinciri
şeklinde bir mülkiyet dönüşümü sağlayarak uluslar arası sermayenin alanı hâline
dönüştürmektir. Şüphesiz bütün
bunların maliyetini vatandaşlarımız ödeyecektir. Hükümet, Sağlıkta Dönüşüm
Projesi kapsamında özel sağlık sektörüne "Kamu hastalarına özel sektörün
kapısını açacağız. Yatırım yapın." şeklinde verdiği mesajları unutmuştur.
Özel hastanelerimizde kalitenin düşmesi vatandaşlarımızın sağlığını tehlikeye
atacak, yıllardır ülkemize önemli bir katkı sağlayan sağlık turizmini de
olumsuz yönde etkileyebilecektir. Bugün kamuda
alınan kararlar sağlık sektörünün verimli ve etkin işlemesini risklere maruz
bırakmakta ve sektörün iflasına ve huzursuzluğuna yol açmaktadır. Bu olumsuz
gelişmeler halk sağlığını tehdit edebilecektir. Bu sebeplerle
özel hastanelerin yaşadığı problemlerin sebeplerinin belirlenmesi, çözüme
kavuşturulması, sağlık sektöründe yer alan kamu ve özel aktörlerin vatandaşın
lehine çalışmasını sağlamak için alınması gereken önlemler konusunda Yüce
Meclisimize büyük görev düşmektedir. 4.- Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu
ve 30 milletvekilinin, ülkemizdeki deprem riskinin araştırılarak deprem
yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/256) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Dünyamızın en
etkin deprem kuşaklarından biri üzerinde bulunan ülkemizde, oluşabilecek bir
deprem felaketi öncesi alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla ekte
sunmuş olduğumuz gerekçe doğrultusunda, Anayasanın 98'inci İç Tüzüğün 104 ve
105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif
ederiz. 1) Muzaffer Baştopçu (Kocaeli) 2) Nihat Ergün (Kocaeli) 3) Eyüp Ayar (Kocaeli) 4) Azize Sibel Gönül (Kocaeli) 5) Osman Pepe (Kocaeli) 6) Fikri Işık (Kocaeli)
7) Mehmet Şahin (Malatya) 8) Mehmet Halit Demir (Mardin) 9) Şevket Gürsoy (Adıyaman) 10) İhsan Koca (Malatya) 11) Ali İhsan Merdanoğlu (Diyarbakır) 12) Cahit Bağcı (Çorum) 13) Ömer Faruk Öz (Malatya) 14) Afif Demirkıran (Siirt) 15) Öznur Çalık (Malatya) 16) Necdet Ünüvar (Adana) 17) Ali Temür (Giresun) 18) Mehmet S.Tekelioğlu (İzmir) 19) M.Yılmaz Helvacıoğlu (Siirt) 20) Mustafa Cumur (Trabzon) 21) İbrahim Mete Doğruer (Osmaniye) 22) Taha Aksoy (İzmir) 23) Medeni Yılmaz (Muş)
24) Abdullah Çalışkan (Kırşehir) 25) Güldal Akşit (İstanbul) 26) Nükhet Hotar Göksel (İzmir) 27) Mikail Arslan (Kırşehir) 28) Faruk Septioğlu (Elâzığ) 29) Şükrü Ayalan (Tokat) 30) Hasan Ali Çelik (Sakarya) 31) Abdurrahman Arıcı (Antalya) Gerekçe: Hepinizin bildiği
gibi güzel ülkemiz, çok etkin bir deprem kuşağının üzerinde yer almaktadır.
Geçmişten günümüze, ülkemizde çok sayıda deprem felaketi yaşanmıştır. Ve bu
yaşanan felaketlerde birçok vatandaşımız yaşamlarını yitirmişlerdir. Maddi ve
manevi olarak kayıplarımızın çok büyük olduğu bu felaketlerden yola çıkarak
geleceğimize baktığımızda bölgemizde yeniden büyük bir depremin gerçekleşme
olasılığı oldukça yüksek gözükmektedir. Güzel yurdumuzda
60 yıl içinde gerçekleşen deprem felaketlerinden dolayı, 50.000’den fazla
vatandaşımız yaşamlarını yitirmiş, 100.000’den fazla vatandaşımız ise
yaralanmış, sakat kalmış ve yaklaşık olarak 400.000’den fazla bina ya yıkılmış
ya da ağır hasar görmüştür. Türkiye’miz bundan 9 yıl önce 17 Ağustos 1999
gününde Marmara Bölgesi merkezli 7,4 şiddetinde bir deprem felaketi yaşamıştır.
Bu üzücü ve yıkıcı felaket ile binlerce vatandaşımız yaşamlarını yitirmiş ve
binlercesi de yaralanmış, evsiz barksız kalmıştır. Bundan dokuz yıl
önce ülkemize büyük acılar yaşatan 17 Ağustos 1999 tarihinde saat 03.02’de
Richter Ölçeğine göre 7.4 şiddetindeki deprem felaketi
yaşanmıştır. Bu büyük felaketten en çok hasarı alan illerimizden biri de Kocaeli’dir. Yaşanan
büyük felaket ile Kocaeli’de, şehrin büyük bir
kısmında binalar yakılmış, altyapı tamamen yok olmuştur. Çok sayıda insanımız
yaşamlarını yitirmiş, yaralanmış, sakat kalmış ve yuvasız kalmıştır. Son
zamanların en büyük, en ve en üzücü felaketi olarak isimlendirilen ve ülkemizi
yasa boğan bu korkunç afetten dolayı Kocaeli ilimiz ve ilçelerinde binlerce
kayıp yaşanmıştır. İlde evsiz kalan binlerce depremzede aile, prefabrik konutlarda
barınmıştır. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Dünya
Bankası ve gönüllü kuruluşların çalışmalarıyla çok kısa sürede, çok sayıda
kalıcı konut tamamlanmış ve anahtarları hak sahiplerine teslim edilmiştir. Ülkemize çok
büyük acılar yaşatan 17 Ağustos felaketinin gerçekleştiği günden bugüne bölgede
önemli çalışmalar yapılmıştır. Bölge insanının, yaşanan deprem felaketinin
olumsuz etkilerinden kurtulabilmesi için büyük bir özveri gösterilmiştir. Yaşadığımız bu
deprem felaketi bütün ülkemizi büyük bir yasa boğmuş, anlatılması güç acılar
yaşatmıştır. Bu acıların unutulması mümkün değildir. Ama dikkate alınması
gereken bir gerçek var ki, o da ülkemizin aktif bir deprem kuşağı üzerinde
olduğudur. Bir deprem ülkesi olduğumuzu kabullenmemiz, bununla yaşamayı
öğrenmemiz gerekmektedir. Bu durumu kabullenirken, deprem konusunda da
bilgilenmemiz gerekir. Gerçekleşebilecek
herhangi bir deprem felaketinde, depremin öncesinde, deprem esnasında ve deprem
sonrasında nelerin yapılacağını, nasıl önlemler alınacağını ve daha birçok şeyi
öğrenmemiz ve vatandaşlarımızın öğrenmesini sağlamamız gerekmektedir. Deprem konusunda
bilinçli bir toplumun oluşmasına yardımcı olmamız bizim için bir vazifedir.
Unutulmamalıdır ki, deprem konusunda bilinçli bir toplum olabilirsek,
gerçekleşebilecek bir depremden en az hasarla ayrılmayı başarabiliriz. Ülkemize,
milletimize tarif edilemez acılar yaşatan depremle artık yaşamayı öğrenmek
zorundayız. Ve bu sebeple bu konuyla ilgili Yüce Meclisimizde kapsamlı bir
araştırma yapılması yararlı olacaktır. Teklif ettiğimiz bu Meclis Araştırması ile, deprem konusuyla ilgili olarak bütün vatandaşlarımızın
daha da bilinçlendirilmesi, yaşanması olası bir depreme karşı mevcut binaların
sağlamlaştırılması için neler yapılabileceği, depremin öncesinde ve sonrasında
nelerin yapılması gerektiği gibi konularda araştırma yapılması sağlanacaktır. Yukarıda
bahsettiğimiz sebeplerden dolayı teklif edilen Meclis Araştırmasının
açılmasının ülkemiz ve milletimiz için yararlı olacağı kanaatindeyiz. BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım hakkında verilmiş bir gensoru önergesi
vardır. Önerge bastırılıp 18 Temmuz 2008 Cuma günü sayın üyelere dağıtılmıştır. Şimdi önergeyi
okutuyorum: C) Gensoru Önergeleri 1- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
Adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu,
Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay
ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, 9 Ocak 2007
tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle
sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın gerekli güvenlik
önlemleri almamasına ve yeterli mali mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen
uçuşuna izin veren sorumluları Himaye Ederek Sağlıklı Soruşturma yürütülmesine
engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım Hakkında Gensoru Açılmasına ilişkin önergesi (11/4) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Adana’dan Irak’a Türk işçilerini taşırken, 9.1.2007 tarihinde
Bağdat’ta düşen Moldova şirketine ait uçağın, uçuş güvenliği yetersiz olduğu
hâlde ve yolcular için yeterli güvence sağlayan mali mesuliyet sigortası olmadan
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde iniş ve kalkış yapmasına izin veren,
rüşvet aldığı iddia edilen yöneticileri himaye ederek sağlıklı soruşturma
yürütülmesini engelleyen Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım hakkında Anayasanın 98 ve 99 uncu, TBMM İçtüzüğünün 106 ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla
arz ve teklif ederiz.
Gerekçe: Türk işçilerini
taşıyan Moldovalı bir şirkete ait Antonov-26 tipi
uçak, 9.1.2007 tarihinde Adana’dan havalandıktan sonra
Irak’ta düşmüş ve kazada 28 Türk işçisi ile 5 mürettebat yaşamını yitirmiştir. Kazadan sonra,
düşen uçağın uçuş güvenliği olmadığı, uçağa mevzuata ve uluslararası kurallara
paralel mali mesuliyet sigortası olmadan uçuş izni verildiği iddia edilmiştir. Kazanın
gerçekleştiği 9.1.2007 tarihinde Sivil Havacılık Genel Müdür Vekili, 11.1.2007
tarihinde ise Sayın Ulaştırma Bakanı uçağın uluslararası standartlara uyduğu ve
denetiminin yapıldığını açıklamışlardır. Söz konusu kazadan tamamen Moldova
sivil havacılık otoritesinin sorumlu olduğu, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünün
bir sorumluluğu olmadığı kamuoyuna açıklanmıştır. Tüm bunlara
karşın, karıştığı kazalardan dolayı dünyada güvenli olmadığı yolunda iddialar
bulunan uçak tiplerinden biri olan Antonov 26 tipi
uçağa eksikleri bilinmesine karşın uçuş izni verilmiştir. 14.10.1983 tarihli 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununun 132.
maddesinde “sigorta yükümlülüğü yerine getirilmeyen hava araçları Ulaştırma
Bakanlığınca uçuştan men edilir.” hükmüne yer verilmiş ve adı geçen madde
dayanak alınarak çıkarılan Yönetmelikte, sigorta yükümlülüğüne uymayan hava
araçlarının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde herhangi bir noktaya iniş veya
kalkış yapamayacağı hüküm altına alınmıştır. Sigorta konusunda
hava yolu taşıyıcısının sınırsız sorumluluğunu içeren ve kusura bağlı olmadan
yolcu başına 100 000 SDR’ye kadar mutlak sorumluluk
getiren Montreal Sözleşmesi ülkemiz tarafından 28 Mayıs 1999 tarihinde
imzalanmış ve 4 Kasım 2003 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. Adı geçen sözleşme
22. Dönemde TBMM’ye sevk edilmiş, ancak henüz yasalaşmamıştır. Buna paralel
olarak, 15.11.2006 tarih ve 26347 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Türkiye
Cumhuriyeti Sınırları İçinde İniş ve Kalkış Yapan Türk ve Yabancı Sivil Hava
Araçları Mali Mesuliyet Sigortası Hakkında Yönetmelik”te
de yolcu başına 250 000 SDR asgari sigorta teminatı öngörülmüştür. Irak’a uçuşun
riskli olması, uçakların mali mesuliyet sigorta bedellerini yükselttiği için
birçok uçak şirketinin Irak’a uçuş yapmadığı bilinmektedir. Buna karşın
Moldovalı şirket, Irak’a onlarca sefer yaparak yüzlerce işçi taşımış, ancak
şirketin sigorta sözleşmesinin uluslararası standartlar ve mevzuatımızla uyumlu
olup olmadığı konusunda Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından hiçbir işlem
yapmamıştır. Ulaştırma Bakanı
Sayın Binali Yıldırım, uçağın sigortası olmadığına
ilişkin iddiaları, 11.1.2007 tarihinde kesin bir dille yalanlayarak, “Sigortası
vardır. Uçak sigortasını yapmadan uçamaz.” ifadeleriyle yanıtlamıştır. Ancak, Sayın
Bakanın bu sözlerinin kamuoyunu yanıltmaya yönelik olduğu, kazada hayatını yitiren
işçilerimizin ailelerine sadece 1000 Dolar sigorta bedeli ödenmesinin teklif
edilmesiyle ortaya çıkmıştır. 1000 Dolar gibi
sembolik bir bedelle yolcu sigortası yapılması ile hiç sigorta yapılmaması
arasında herhangi bir fark yoktur. Ulaştırma Bakanı “uçağın sigortası var!”
derken kamuoyunu yanıltmış, görevini kötüye kullandığını gizlemeye çalışmış ve
yaşamını yitiren 28 Türk işçisinin ailelerini mağdur etmiştir. Bunlarla birlikte
hakkında yaygın yolsuzluk söylentileri olan ve son olarak bir havayolu şirketi
sahibinin kendisinden rüşvet talep ettiğini itiraf ettiği, Sivil Havacılık
Genel Müdürü görevden alınmamıştır. Genel Müdür görevden el çektirilmeden
sağlıklı bir soruşturma yürütülemeyeceği açıktır. Yukarıda
belirtilen gerekçelerle, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali
Yıldırım hakkında, Anayasa’nın 98 ve 99 uncu, TBMM İçtüzüğünün 106 ncı maddeleri gereğince gensoru açılmasını saygılarımızla
arz ve teklif ederiz. BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Gensoru
önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşme gününe ilişkin
siyasi parti grubu önerisi biraz sonra oylarınıza sunulacaktır. Sayın
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu
maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım. VI.- ÖNERİLER A) Siyasi Parti Grubu Önerileri 1.- Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım hakkındaki (11/4) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 22/7/2008
Salı günkü birleşiminde yapılmasına; (10/254) ve (10/256) esas numaralı Meclis
araştırması önergelerinin bugün görüşmeleri yapılacak olan depremle ilgili
araştırma önergeleri ile birleştirilerek görüşmelerinin birlikte yapılmasına ve
gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin AK PARTİ Grubu önerisi Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulu,
22.7.2008 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında
oybirliği sağlanamadığından, TBMM İçtüzüğünün 19 uncu maddesi gereğince,
Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim. Nurettin
Canikli Giresun AK
PARTİ Grup Başkan Vekili Öneri: 18.7.2008
Tarihinde dağıtılan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım
hakkındaki (11/4) esas numaralı gensoru önergesinin gündemin “Özel Gündemde Yer
Alacak İşler” kısmında yer alması, Anayasanın 99 uncu maddesi gereğince gündeme
alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin Genel Kurulun 22.7.2008 Salı günkü
Birleşiminde yapılması, Biraz önce okunan
10/254 ve 10/256 Esas numaralı Meclis Araştırması Önergelerinin bugün
görüşmeleri yapılacak olan depremle ilgili araştırma önergeleri ile
birleştirilerek görüşmelerinin birlikte yapılması, Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan
225, 273, 267, 270 ve 274 sıra sayılı kanun tasarı ve tekliflerinin bu kısmın
2, 3, 5, 6 ve 8 inci sıralarına alınması ve diğer kanun tasarı ve tekliflerinin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesi, Önerilmiştir. BAŞKAN – Adalet
ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde Nurettin Canikli,
Giresun; Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekilleri. Aleyhinde
Kamer Genç, Tunceli; Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekilleri. İlk söz, lehinde
Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. Sayın Canikli, buyurun efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; AK PARTİ grup
önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, bu hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışma gündeminin ve
saatlerinin belirlenmesine ilişkin olarak Danışma Kurulunda oybirliği
sağlanamadığından dolayı, bunu gerçekleştirmek üzere AK PARTİ olarak grup
önerisiyle karşınızdayız. Esasında, hem
Genel Kurulun çalışma içeriğiyle ilgili hem de saatlerle ilgili diğer gruplarla
bir mutabakatımız söz konusu ancak bazı parti gruplarımızın temmuz çalışmaları
nedeniyle ilkesel kararları çerçevesinde grup önerisi getirmek durumunda
kalıyoruz. Yoksa esas itibarıyla, biz, yine diğer gruplarımızla bu hafta
görüşeceğimiz konuların belirlenmesi, saatler konusunda bir mutabakata vardık. Hatta, biz, bugün denetim konularının tamamlanabilmesi için
bitimine kadar düşünmüştük, yani sekiz olarak değil de bitimine kadar
düşünmüştük ancak diğer parti gruplarımızın önerisi ve talebi üzerine sekiz
olarak belirledik. Bu çerçevede eğer grup önerimiz kabul edilirse bugün denetim
konularını görüşeceğiz. Cumhuriyet Halk
Partisinin Ulaştırma Bakanımız Sayın Binali Yıldırım
hakkında verdiği bir gensoru var, biliyorsunuz, onun görüşülmesini
gerçekleştireceğiz. Bugün görüşmemiz gerekiyor. Aksi hâlde, denetim günleri
dışında -biliyorsunuz- süre on gündür, verildikten sonra. 16’sında verildi
yanlış hatırlamıyorsam. Dolayısıyla, bir denetim günü olan bugün bunun
görüşülmesinin uygun olacağını düşündük ve diğer gruplarla bu konuda da bir
mutabakata vardık. Ayrıca depremle
ilgili verilmiş, bugün okunanlarla birlikte -iki tane de biraz önce okundu- on
tane araştırma önergesi var, onları da birleştirerek bugün görüşmeyi
planlıyoruz. Biz -biraz önce
ifade etmeye çalıştığım gibi- bitimine kadar düşünmüştük ancak arkadaşlarımızın
itirazı oldu, biz de onun daha uygun olduğunu düşündük ve 20.00’ye kadar…
Tabii, 20.00’ye kadar, depremle ilgili görüşmeler muhtemelen tamamlanmayacak.
Dolayısıyla, bir sonraki hafta bunu tamamlayacağız, öyle gözüküyor. Çünkü
grupların konuşmaları olacak, daha sonra on tane kişisel konuşma olacak her
önergede. Bu itibarla, tabii, bu önemli bir konu, biz de önemsiyoruz, diğer
parti gruplarımız da önemsiyorlar, bu konuda da bir mutabakat var, bugün
bunları görüşeceğiz. Yarın, şu anda
1’inci sırada, geçen hafta kısmen görüşmelerine başladığımız ve birinci bölümün
görüşmelerine geçtiğimiz Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile ilgili
görüşmelere devam edeceğiz. Bu 1’inci sırada ancak aciliyetine
binaen bugün bu grup önerisiyle 69’uncu sıradan 2’nci sıraya aldığımız
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun Tasarısı var, onun
yarın görüşmelerini planlıyoruz çünkü yargının talebi var bu konuda, aciliyetine binaen bu hafta kanunlaşması isteniyor.
Dolayısıyla, biz de -eğer Meclisimiz de uygun görürse- yarın Kamu Mali Yönetimi
ve Kontrol Kanunu yerine öncelikle bunu görüşelim diyoruz. Zaten sanıyorum
yarın bunu görüşürüz. Daha sonra Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun
görüşülmesini planlıyoruz. 164’üncü sıradan
3’üncü sıraya aldığımız, kamuoyunun ve bazı iş âleminin de beklediği fiyat
farklarıyla ilgili bir kanun tasarısı var, onu görüşeceğiz. Keza 4’üncü
sırada -kendi sırasında zaten- Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma
Kurumuyla ilgili bir kanun tasarısı var, onun görüşmelerini gerçekleştireceğiz.
Üç tane
üniversite kurulmasına ilişkin kanun tasarısı var. Bir tanesi, İzmir Gediz
Üniversitesi ve Gaziantep Gazikent Üniversitesi ile
Kayseri Melikşah Üniversitelerinin kurulmasına
ilişkin tasarılar var, onları görüşeceğiz. Tabii, bunlar eğer zaman olursa,
sıra gelirse… 7’nci sırada,
Elektronik Haberleşme Kanunu Tasarısı var. 8’inci sırada,
Atatürk Orman Çiftliğiyle ilgili bir kanun teklifi var. 9’uncu sırada,
Denizcilik Müsteşarlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un değişikliğine
ilişkin bir kanun teklifi var. Akabinde iki tane
uluslararası anlaşma var. Bir Gürcistan’la ilgili anlaşma, bir de Birleşmiş
Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Yönelik Kyoto Protokolüne
Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı var. Ve yine son
olarak Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun
Tasarısı var. Yalnız, değerli
arkadaşlar, bunu biraz önce Danışma Kurulunda da arkadaşlarımızla, grup başkan
vekili arkadaşlarımızla da istişare ettik. Sayın
Cumhurbaşkanımızın perşembe günü Gürcistan’a yapacağı ziyaretten önce, Türkiye
Cumhuriyeti ile Gürcistan Arasındaki Serbest Ticaret Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı var, eğer uygun görülürse
yarın görüşmeler bitmeden önce bunu da kısa sürede -diğer gruplarla da
arkadaşlarımızla da görüşeceğiz, eğer onlar da uygun görürse- onun, Sayın
Cumhurbaşkanımızın ziyaretinden önce görüşülüp kanunlaşmasının uygun olacağını
düşünüyoruz ve bu şekilde gündemin oluşmasını planlıyoruz. Saatlerde, yine
geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi bu hafta da bugün saat sekize kadar, yarın
13.00-20.00 yine ve perşembe günü 13.00-20.00 olarak çalışılmasının uygun
olacağını düşünüyoruz. Grup önerimizin
kabul edilmesini bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Canikli. Grup önerisinin
aleyhinde Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç. Sayın Genç,
buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.
AKP’nin her hafta getirdiği ve her hafta değişik kanun tasarı ve tekliflerini
öne almayı uygun gördüğü önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Değerli
milletvekilleri, geçen sene bugün seçim vardı biliyorsunuz, hepimiz de çok
heyecanlıydık, çok zor bir çalışmadan geldik ama daha bir sene dolmadı, maalesef
Türkiye Büyük Millet Meclisi fonksiyonunu kaybetti. Yani şimdi bugün niye
burada çalışıyoruz? Anayasa’ya göre, İç Tüzük’e göre 1 Temmuzda Meclisin tatile
girmesi lazım. Meclis, zamanında… Zaten AKP’nin 340 milletvekili var, her
istedikleri kanunu getiriyorlar, çıkarıyorlar, bir engel de yok. Bir tek şimdi
şey var, AKP’li yöneticiler, “acaba milletvekilleri dağılırsa bizim bu
başarısız hükûmet politikası nedeniyle kamuoyundan
gelecek baskılar karşısında, milletin karşısına çıkacak yüzleri olmazsa zor
duruma düşeriz. Arkadaşlarımızı bu zor duruma sokmayalım…” Şimdi, değerli
milletvekilleri, bakın burada AKP’li milletvekilleri çıkıyorlar, bakanlara öyle
yağlar çekiyorlar ki “Bizim memleketimize böyle yatırım yapıldı, böyle yatırım
yapıldı…” Aslında siz iktidara geldikten sonra yağlar da hem pahalandı hem
bitmeye başladı. Ben de diyorum ki, yahu, Allah Allah,
benim memleketimde -ben Tunceli’ye gidiyorum- köy yollarının yüzde 5’i dahi
asfalt değil. Buyurun götüreyim sizi. Yahu gelin, bakın, gelin götüreyim sizi,
eğer yalan söylüyorsam bakın istifa etmeyi de göze alıyorum. Ama eğer yalan
söylemiyorsam, sizin oraya hizmet getirmeyen bakanlarınız istifa etmeyi göze
alıyor mu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, ana yolun
üzerinde, Elâzığ-Erzincan-Tunceli yolu üzerinde Göktepe
diye bir köy var, 97 hanelik, bir dirhem su yok. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Türkiye’nin geneline bak! KAMER GENÇ
(Devamla) – Köy yollarımızın, Tunceli köy yollarımızın yüzde 5’i asfaltlı
değil. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Hepsi asfalt. KAMER GENÇ
(Devamla) – Nahiye yollarımızın bir veya iki tanesi asfaltlı, ötekisi değil. Bakın değerli
milletvekilleri, yani eğer bir adaletten, hukuktan, haktan bahseden insanların eğer hakikaten o
düşünce ve nitelikte ve kişilikte oluyorlarsa davranışlarında ve icraatlarında
onu temsil edecek güç olarak dışarıya aksetmesi lazım; etmiyor. İşte, efendim,
diyorsunuz ki: “Tunceli’de seçimi alacağız.” “Buyurun, yatırım yapın.” diyorum.
Vallahi billahi Tunceli’ye doğru dürüst yatırım yapın. İşte, bir Pertek
Köprüsü’nü yapın, efendim, Pülümür yolunu asfaltlayın. Ondan sonra, o yolu
sağlayın, siz o zaman oy alırsınız. Ama siz hiçbir şey yapmadan, köylere doğru
dürüst yatırım yapmadan, köy içme sularını getirmeden, köy yollarını
asfaltlamadan… Böyle bir şey olmaz ki. Şimdi, Maliye
Bakanınız diyor ki “Bütçemiz fazla verdi.” Beyler, gidin… Ya, ben anlamıyorum,
size hiç şikâyet gelmiyor mu? Maliye Bakanı bütün ödemeleri kısmış. Bütün
ödemeleri kısmış yalnız personel ödemesi dışında. Başka bir şey yapmıyor. Yani,
devletin en hayati ödemelerini yapmıyor. Vergi incelemesi yapılmıyor. Vergi
incelemesi yüzde kaç? Yüzde 1 veya 2 seviyesinde. Denetim elemanlarının
kadrosunun yüzde 65’i boş. Öte tarafta Devlet Denetleme Kurulu, Abdullah Gül
Beyefendi tutuyor, efendim, muhalif olan sendikalara, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarına denetim elemanı gönderiyor. Şimdi, Ergenekon
soruşturması dolayısıyla muhaliflerinizi mahkemeye çağırıyorsunuz, öyle tehdit
ediyorsunuz. Muhalif olan iş adamları zaten kalmadı, mümkün değil. Çünkü, muhalefet gösterse derhâl Maliye müfettişlerini,
hesap uzmanlarını başına sararsınız. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Yargı sürecine müdahale etme. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ondan sonra da Devlet Denetleme Kurulunu muhalif olan kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarına gönderiyorsunuz. Yani, bu akılla nasıl bu
devleti yönetebilirsiniz? Ben anlamıyorum. Yani benim gördüğüm kadarıyla
kendisine güvenen iktidar adil davranır, tarafsız davranır, tenkidi kabul eder.
Şimdi, bir de
birtakım gruplar çıkmış “Darbeye hayır.” Ya, nereden çıktı bu “Darbeye hayır.”
arkadaşlar? Birisi çıkmış şişman göbeğiyle diyor ki, “Ben tankın üzerine
çıkacağım.” diyor. Diyorum ki, ya, keşke… Yani kimse darbe istemez de, varsa
darbe hepimiz karşı çıkalım. Darbeyi yapacak kimdir? Ordudur. Peki, sayın
milletvekilleri, böyle bir şey yokken bir memleket kendi ordusuna karşı
saygısızlık yapabilecek, o orduyu kamuoyunda yıpratacak böyle davranışlar
içinde olur mu? Birisi de çıkmış diyor ki: “Tankın üzerine çıkacağım.” E, niye
Sincan’dan o tanklar yürüdüğü zaman üstüne çıkmadın? Böyle ucuz kahramanlıkları
yapmayın ve böyle… ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – 12 Eylül’den sonra neredeydin? KAMER GENÇ
(Devamla) – Ben 12 Eylül’de geldim, buradaki yaptığım mücadelenin sonucunda
buraya gelmişim. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Danışma Meclisi üyesiydin. BAŞKAN – Sayın Kahya, lütfen… KAMER GENÇ
(Devamla) – Bak, 82 Anayasası’na tek başına ret veren benim. Biraz keşke benden
feyz alsanız, benim buradaki yaptığım konuşmalardan
eğer biraz hisse alsanız bu memlekette bu duruma düşmezsiniz. Şimdi, kendi
oğlunu getiriyor, Çankaya Köşkü’nde haksız olarak atıyor. Ondan sonra çıkıyor
-oraya en üstlerde birisini atıyor- “Tankın üstüne çıkacağım.” E, git, çık
bakalım çıkabilirseniz. Bakın, bir memleket kendi ordusuna karşı bu kadar
kötüleyici, kamuoyunda itibarını sarsıcı davranışlar içinde olamaz. Varsa darbe
hepimiz karşı çıkalım. İktidarda sizsiniz. Var mı böyle bir şey? Yok. Ama
iktidarın teşvikiyle “Darbeye hayır” mitingleri yapılıyor ve ondan sonra,
sizden beslenenler, o besleme kişiler çıkıyor, “Efendim, ben tankın üzerine
çıkıyorum.” diyor. Yahu varsa… Böyle bir şey olmaz beyler, bu devletin
kurumlarını bu kadar yok edemezsiniz. Devletin yargı sistemi
ortada. Anayasa
Mahkemesine bir dava açılmış. Anayasa Mahkemesi karar verir. Lehte verir,
aleyhte verir; saygılıyız ama yalnız birtakım tabii ki müdahaleler de
görülüyor. İşte, Tayyip Erdoğan dedi ki: “Bu kararı temmuzun sonuna doğru
verir.” Eğer temmuzun sonunda, ağustosun başında verirse bu görünüyor ki,
iktidarla bunların birtakım iletişimi olduğu ortaya çıkıyor. Bu da yargı
bağımsızlığına yakışmaz. Yani, yargıyı bence serbest bırakmak
lazım. “Yargı şu tarihte karar verir.” diyorsa ve hakikaten o tarihte
karar verme durumuyla karşı karşıya kalınırsa o yargının verdiği karara, nasıl
karar verirse versin, insanların herhâlde ister istemez bir şüphe duyma durumu
olur. Yani, bunları sizler söylüyorsunuz ama maalesef bu sözlerin hangi anlama
geldiğini ya kavramıyorsunuz veyahut da devletin kurumlarına hiçbir saygınız
yok. Şimdi, temmuzun
sonuna doğru geliyoruz. Ne zaman tatile gireceğiz? Çıkın, deyin arkadaşlar, biz
milletvekiliyiz. Yani, gidip kendi seçim bölgelerimizde gezmemiz lazım. İşte,
dün oradaydık. Bir oraya gidiyorsun, halkla bir şeyin yok. İnsanlar aç, işsiz
çok, memlekette hiçbir yatırım yok. Ondan sonra vatandaşlar… Kamunun doğru
dürüst hiçbir hizmeti yok. Şimdi, benim
ilimde üniversite kurma kanunu çıktı, tamam, teşekkür ettik. E, kardeşim, daha
bir bina yok, daha bir kamulaştırma yok, daha bir yurt binası yok. Peki nasıl olacak? Yurt binası bile yok. Ben kaç defadır
burada diyorum ki: Ya şu yurt binasını yapın kardeşim. Bu öğrenciler nerede
kalacak üniversiteyi açtığımız zaman? Hâlâ binası yok üniversitenin. Diyoruz
ki: Kardeşim şurada hiç olmazsa devletin arazisi var, hemen bunu ihale edin.
Yani kanun çıkararak, ben 81 ilde üniversite kurdum… Bu, boş bir palavradır.
Önemli olan sen o üniversiteyi kur, onun binasını yap, öğretim görevlisini bul,
yurdunu yap ve faaliyete geçir. Hiçbir şey yapmadan bilboardlarda
resimlerle “Üniversiteniz hayırlı olsun.” Yani beyler, böyle, insanların gözünü
boyamayın. Çıkıyorsunuz
burada diyorsunuz ki: ”750 milyon ton kömür dağıttık vatandaşa.” Yahu sen
kömürü hangi kıstaslara göre dağıtıyorsun? Birisi bana mektup göndermiş, diyor
ki: ”Bana geldiler, çeyrek altın verdiler, Kur’an
üzerine yemin ettirdiler, önümüzdeki 2009 yılında oy verirsen…” ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Atma ya! Ayıp ayıp! AHMET YENİ
(Samsun) – Yalan, yalan! KAMER GENÇ
(Devamla) – Ayıp değil, onu yapanlar ayıp yapıyor. AHMET YENİ (Samsun)
– İspat et! KAMER GENÇ
(Devamla) – Peki, ya ispatlarsak? ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Boş konuşuyorsun, boş! KAMER GENÇ
(Devamla) – Bakın göreceğiz. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Çocuk gibi konuşuyorsun, çocuk! KAMER GENÇ
(Devamla) –2009 mahallî seçimlerinde eğer altın dağıtmadınızsa, eğer paket
dağıtmadınızsa ben gelir burada sizi tebrik ederim. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Dağıttılar, dağıttılar! KAMER GENÇ
(Devamla) – Ama dağıttınızsa -var ya, artık- siz benim dilimden
kurtulamazsınız! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yani o kömürleri,
750 milyon ton kömürü getirip de kendinize göre insanlara dağıtacağınıza,
devlet yönetmenin kuralları var, objektif kurallar getireceksiniz. Dersiniz ki… MUHYETTİN AKSAK
(Erzurum) – Kaymakamlar dağıtıyor. KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, kaymakamların büyük bir kısmı da sizin paralelinizde devam
ediyor, sizin paralelinizde hareket ediyor. ABDÜLHADİ KÂHYA
(Hatay) – Devletin kurumlarına laf atma! KAMER GENÇ
(Devamla) – Ben diyorum ki: Kaymakamın takdir hakkına bırakmayın, müsteşarın,
valinin takdir hakkına bırakmayın, objektif kıstaslar getirelim. Diyelim ki:
Millî geliri veyahut da aylık geliri şu kıstastan aşağı olan insanlara kanunla
verelim. Yani, sen getirip de “Benim yandaşımdı, bunlar seçimde bana oy
verecek, Kur’an üzerine yemin ettireyim…” Böyle bir
anlayışla olmaz. ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – Ayıp ayıp, çok ayıp! KAMER GENÇ
(Devamla) – Ayıbı bunları yapanlar… Bunu söylemek ayıp değil, bunu yapanlar
ayıp ediyorlar. ERTEKİN ÇOLAK
(Artvin) – İftira atıyorsun, iftira! KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, Ankara Belediye Başkanınızın… Ben diyorum ki: Devlet
Denetleme Kurulu, Ankara, İstanbul ve İzmit Belediyelerini bir incelesin.
Bunlar ağaç parası ne kadar vermişler, çiçek parası ne kadar vermişler? Bu
paralarla ne kadar ağaç gelmiş, nereye gitmiş, nasıl? Bunları bir denetleyin.
Niye denetlemiyorsunuz? (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) - Siz Başbakan olunca denetlersiniz. BAŞKAN – Sayın
Genç, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun. KAMER GENÇ
(Devamla) – Ya, tabii, aslında Başbakan olmamam için bir sebep yok da ama… ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Kaç oyla geldin? KAMER GENÇ
(Devamla) – Sizin Başbakanınız da gelse siz de gelseniz, çıkalım kamuoyunun
karşısına, gelin tartışalım, yaptığınız keyfîlikleri, yaptığınız soygunları.
Bir TOKİ… Şimdi, bir kanun getirmiş, TOKİ’yi
çıkaracaksınız. Bu TOKİ devletin en güzel, en lüks arazilerini bedava alıyor,
devletin her türlü ihalesine giriyor, alıyor orada ihaleleri. Denetime tabi
değil. Kim denetliyor bunu? Getiriyor, tamamen devletin -şimdi, bir kanun
getiriyorsunuz- kültür varlıklarını tanımayacak, Kıyı Kanunu’nu tanımayacak. E,
ne yapacak? TOKİ -kimmiş? Başkanı Tayyip Erdoğan’ın arkadaşıymış- devletin
bütün kaynaklarını buna verelim. Böyle bir anlayış olmaz sayın milletvekilleri.
ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Devletin kurumlarına laf atmayın. KAMER GENÇ
(Devamla) – Dolayısıyla, bu devleti yönetemez duruma düştünüz. Erken seçim
kararını da alırsanız şimdiden alalım, tatile gidelim. Yeni bir Meclis, yeni
bir hükûmetle, belki bu Meclis daha iyi yönetilir.
Hakikaten, Türkiye'de sıkıntı çok büyük, insanlar büyük sıkıntı içinde. Buna
bir an önce karar verirseniz daha iyi olur. Saygılar sunarım.
BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Grup önerisinin
lehinde Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, tabii, Danışma Kurulu bugün toplanmış bulunmakta, ancak siyasi
parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, ülkemiz için ve ülkemizin
hayrına olabilecek daha öncelikli, nitelikli ve birtakım önemli kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülmesi adına bu grup önerisini getirmek durumunda kaldık. Özellikle -az
önce okundu zaten- ana muhalefet partisinin Ulaştırma Bakanımız hakkında vermiş
olduğu gensoru önergesi ve yine biraz önce okunan 254 ve 256 esas numaralı
Meclis araştırması önergelerinin de niteliği gereği bugün görüşmeleri yapılacak
olan depremle ilgili araştırma önergeleriyle birleştirilmesi durumu hasıl olmuş. Yine, ülkemizin ve milletimizin acil beklediği
birtakım kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesi adına bu grup önerisini
getirmek durumunda kaldık. Bu grup önerisini de inşallah, birazdan görüşüp
gündemdeki işlemler yerini alacaktır. Değerli
arkadaşlar, aslında ben birtakım konulara girmek istemiyordum ama maalesef az
önceki konuşmacımız her kürsüye çıktığında ağzına geleni -belki kulağı da
duymadan- yüce heyetinizi ve aynı zamanda milletimizi yanlış yönlendirerek,
sevk ederek birtakım yanlış ve gerçek dışı beyanlarda bulunmuştur. Kendisi
Tunceli’ye özellikle, yapılmış olan yolların yüzde 5’i dahi geçmediğini,
Tunceli’ye hiçbir şeyin yapılmadığını, memlekete hiçbir şeyin yapılmadığını
ifade etmiştir. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Gelin, görün kardeşim. AHMET AYDIN
(Devamla) - Ben bu kürsüden sormak istiyorum: Biz beş yıldır buradayız. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Altı yıldır… AHMET AYDIN
(Devamla) - Siz, en az benim yaşım kadar burada bulundunuz, siz Tunceli’ye ne
yaptınız? Ne verdiniz Tunceli’ye? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Değerli
arkadaşlar, bakın bu bir gerçek, bütün ülke biliyor, bütün halkımız biliyor ve
biz, gerçekten, iktidara geldiğimiz ilk günden beri Tunceli’yi, doğuyu,
güneydoğuyu ayırt etmeden, bölgeler arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırmak
adına nice mücadeleler verdik, nice çalışmalar yaptık. GAP, DAP, KOP bunların
birer örnekleri. Belki Tunceli
hayal etse dahi, sizler, öyle zannediyorum ki çok Değerli Vekilim Tunceli’ye
üniversite kurulacağını hayal dahi edemezdi. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Allah, Allah! AHMET AYDIN
(Devamla) - Evet, kuruldu, dün kuruldu. Bugün, böyle hemen boya küpü değil ki,
daldırıp bitiresiniz, bir anda bütün her şeyi halledesiniz, yurdunu bilmem
şeyini. Bu Hükûmet eğer bunu yapmışsa, ileri zamanlarda, emin olun, o
gerekli fiziki mekânları da sağlayacaktır. Yine, aynı şekilde, değerli arkadaşlar, ülkemiz bizden çok şey
bekliyor, bizden icraat bekliyor, bizden iş bekliyor, hizmet bekliyor ve biz bu
temmuzun sıcağında -belki tatilde olmak bizim de hakkımızdı, sizden çok belki
bizim de hakkımızdı- bu kadar yoğunlukta, yorgunlukta Meclisi kapatmadık, çünkü
milletimiz bizden çok hizmet bekliyor ve acil çıkması gereken kanunlar, acil
çıkması gereken tasarı, teklif ve görüşülmesi gereken birtakım önergeler olduğu
için. Yine bir kez daha sormak istiyorum bu
Değerli Milletvekilimize: Ya, siz, bu kadar fakir fukaraya niye karşısınız?
Yazık değil mi? Şunu sormak istiyorum: Bu fakir fukarayı biz mi fakirleştirdik,
bu kadar insanı? KAMİL ERDAL
SİPAHİ (İzmir) – Demagoji yapma. AHMET AYDIN
(Devamla) –Biz göreve geldiğimizde 16 milyon kişi yoksulluk sınırında
yaşıyordu, biz bunu 12 milyona düşürdük. KAMİL ERDAL
SİPAHİ (İzmir) – Milleti dilenci yapmayın. AHMET AYDIN
(Devamla) - Bizim yapmış olduğumuz,
sizlerin fakirleştirmiş olduğu bu halka kışın soğukta donmaması için kömür
dağıttık ve bunu yaparken de bizler yapmadık, valilikler ve kaymakamlıklar
aracılığıyla yaptık, şahsımız yapmadı. AKİF AKKUŞ (Mersin)
– Babanın kömürünü mü dağıttın? AHMET AYDIN
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, lütfen, şöyle, iki elimizin arasına başımızı
koyalım, düşünelim. 2000 öncesini, bugünü düşünelim, Tuncelili de düşünsün,
Adıyamanlısı da düşünsün, İstanbullusu, İzmirlisi, herkes düşünsün, hepimiz
düşünelim. Türkiye 2002’de ne durumdaydı? Devletin memurunun maaşını
ödeyemeyecek durumdaydı. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yok canım, o kadar da değil ya! AHMET AYDIN
(Devamla) – Bu kadar badireler, bu kadar sıkıntılar atlattık ve Türkiye,
2001’de dünyanın en çok küçülen ülkesiydi, yüzde eksi 10’lardaydı. KAMİL ERDAL
SİPAHİ (İzmir) – Siz matematik bilmiyorsunuz! AHMET AYDIN
(Devamla) – Şu anda istikrarla büyüyen, yirmi beş çeyrektir büyüyen bir ülke
var. Millî gelirini ikiye katlamış, yakın zamanda üçe katlayacak olan bir ülke
var… KAMİL ERDAL
SİPAHİ (İzmir) – Borcu kaç para? AHMET AYDIN
(Devamla) – …ve inşallah, halkımızın duası ve desteği devam ettiği müddetçe biz
daha çok büyük işler yapacağız, daha büyük icraatlar yapacağız. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Vatandaş aç, aç! Vatandaş yoksul! AHMET AYDIN
(Devamla) – Bizi izlemeye devam edin diyor, sizlere sevgiler ve saygılar
sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Grup önerisinin… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Efendim. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Konuşmacı dedi ki: “Benim yaşım kadar burada bulundunuz,
Tunceli’ye ne yaptınız?” bir. “Üniversite
kurmayı siz hayal bile edemezdiniz.” Bir de “Siz niye
fakir fukaraya karşısınız?” dedi. Müsaade ederseniz… BAŞKAN –
Arkadaşlar, her konuşan milletvekilinin sözünü ancak… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ama efendim, açıkça… BAŞKAN -
Milletvekilleri burada, bir araya gelirsiniz, konuşursunuz, söylersiniz
sözlerinizi. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, kendi ilime bir şey yapmadığımı söylüyor, benim
politik kaderimle oynuyor. BAŞKAN – Sayın
Genç, burada bir şey yok. Grup önerisinin
aleyhinde Eskişehir Milletvekili Sayın Tayfun İçli. Sayın İçli,
buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, iki dakika verin. BAŞKAN – Sayın
Genç, beraberce konuşun efendim, buradasınız. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, ama, yani, kendi politik
kaderimle oynuyor. BAŞKAN – Sayın
Aydın, konuşabilirsiniz. Sayın İçli
buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim isterseniz oylayın. Bakın, dedi ki: “Tunceli’ye ne yaptın?” BAŞKAN – Hayır,
oylamayı gerektirecek bir şey yok. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben ısrar ediyorum. BAŞKAN – Sayın
İçli, buyurun efendim. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, geleyim mi? BAŞKAN – Hayır,
hayır; Sayın İçli’yi çağırıyorum, buyurun. KAMER GENÇ
(Tunceli) – O zaman ısrar ediyorum. BAŞKAN – Sayın
İçli… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, ben sataşma olduğunda ısrar ediyorum. O zaman siz oylayın,
yani sataşma olmadığını oylayın, ben ondan sonra vazgeçeyim, çünkü İç Tüzük
böyle. Sataşmada ısrar ederse oylamak zorundasınız. BAŞKAN – Sayın
Genç, burada herhangi bir sataşma yok. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim ben ısrar ediyorum. BAŞKAN – Sataşma
olursa, sizin yaptığınız konuşmayla ilgili olarak Meclisi her gün yirmi dört
saat çalıştırmamız lazım. Sayın İçli… KAMER GENÇ
(Tunceli) – O sizin takdiriniz değil! Arkadaş dedi ki
“Sen Tunceli’ye ne yaptın?”, ondan sonra “Niye fakir fukaraya karşısın?” İki
dakika verin, ben buna cevap vereyim. Israr ediyorum. BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Sayın Genç sataşma olduğunu iddia ediyor,
ben sataşma görmüyorum burada. Sataşma olup olmadığını oylarınıza sunuyorum:
Sataşma var diyenler… Sataşma yok diyenler… Teşekkür ederim. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Ben de teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın
İçli, buyurun efendim. H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; AKP grup önerisinin aleyhinde görüşlerimi
belirtmek için söz aldım. Demokratik Sol Parti ve şahsım adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım,
on beş gün önce AKP Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin bir aylık
çalışma esaslarını belirleyen bir grup önerisi getirdi ve biraz evvel AKP adına
konuşan milletvekili arkadaşımız AKP’li milletvekillerinin tatili hak ettiğini
ama millet yararı gerektirdiği için Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çalıştırıldığını söyledi. İç Tüzük’ümüze
göre 1 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girer. Ancak AKP öylesine
önemli ve acil kanun teklif ve tasarılarını Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
getirmeyi düşünmüş ki 1 Temmuzda tatile girmedik ve AKP grup önerisiyle bir
aylık çalışma takvimini de belirledik. Güzel ama AKP kendiyle çelişiyor. Bir
hafta önce yeniden bir AKP grup önerisi geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisinin
önüne getirdiği çok acil, çok önemli kanunları geriye atan yeni bir grup
önerisiyle karşımıza geldi. Şimdi de yine kendilerince çok önemli kanunları,
acil, önemli, Türkiye’nin olmazsa olmazı gibi gördükleri kanun tasarı ve
tekliflerini Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne grup önerisi olarak
getiriyorlar. Bunlar ne? Uyuşmazlık Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek
Kuruluyla ilgili yasayı getiriyorlar, Yükseköğrenim Kanunu’yla ilgili bir yasa
getiriyorlar. Kamu İhale Kurumuyla ilgili ve Atatürk Orman
Çiftliğiyle -ki bugünlerde Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörü ile Ankara
Büyükşehir Belediye Başkanı arasında bu imarla ilgili çok şiddetli
tartışmaların olduğu bir dönemde ve özellikle Atatürk Orman Çiftliği arazisinde
ruhsatsız yapıların olduğu iddialarının havalarda uçuştuğu bir dönemde- ilgili
bir kanun tasarısı geliyor ve Denizcilik Müsteşarlığının kuruluş ve
teşkilatıyla ilgili kanun tasarısı geliyor. Değerli
arkadaşlarım, 22 Temmuz 2008, bir yıl oldu. Bir yıldır AKP’nin Türkiye Büyük
Millet Meclisini çalıştırma şeklini kabul etmemiz mümkün değil. Burada bir
ciddiyetsizlik var, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çok saygıdeğer
milletvekillerine karşı bir haksızlık var. Bunu lütfen kabul edelim. Burası, Türkiye
Büyük Millet Meclisi, yapboz tahtası değildir. Görüştüğümüz olaylar ciddiyetsiz
olaylar değildir, inanıyorum ki bu kanunlar da çok çok
önemli. Ama herkes biliyor ki AKP’nin grup toplantısından sızan bilgilere göre,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalıştırılması, öyle çok çok
halkın gündeminde olan çok önemli kanunların görüşülmesiyle ilgili değil.
Anayasa Mahkemesinde beklemekte olan bir davanın sonuçları hakkında ne şekilde
tavır alınacağına dair bir yaklaşımın sonucu olduğu yazıldı, çizildi. Bir kere
bu konunun altını çizelim. Burası yapboz
tahtası değildir. Milletvekilleri önüne gelen kanunları ciddi olarak incelemek
durumundadır. En alttaki kanunu getiriyorsunuz ikinci sıraya, geçen hafta
birinci sıraya getirdiğinizi dokuzuncu sıraya kaydırıyorsunuz. O zaman, kusura
bakmayın, AKP grup başkan vekilleri iyi çalışmıyorlar, Hükûmeti
ve Sayın Başbakanı da yanlış bilgilendiriyorlar. Bu, yorumun
biri. Yorumun ikincisi:
AKP İktidarının Türkiye Büyük Millet Meclisi üzerinde ciddi anlamda bir tahakküm
kurduğunu görüyorsunuz. Bunu kabul etmek mümkün değil. Bunu öncelikle
belirteyim. Değerli
arkadaşlarım, AKP grup önerisinin içerisinde Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım hakkında verilen gensorunun görüşülmesi,
öncelikle öne alınması isteniyor, sonra da Meclis araştırma önergesi, depremle
ilgili ki, iki tanesinin ne olduğunu, yorum suretiyle depremle ilgili olduğunu
çıkartıyorum. Değerli
arkadaşlar, deprem çok önemli bir konu. Araştırma önergesi veren arkadaşlara
haksızlık etmek istemiyorum ama ülkemiz bir aydır rejimle ilgili ciddi konuları
konuşuyor. Darbe günlükleri yazılıyor, çiziliyor, bir terör örgütünün olduğu
söyleniyor. Daha öğrenemedik, iddianame açıklanmadı. Gazetelerin, kimi medyanın
hem savcı hem yargıç olduğu ve hüküm kestiği bir dönemi yaşıyoruz. Emekli
generallerimizin –ki, Jandarma Genel Komutanlığı yapmış, ordu komutanlığı
yapmış generallerimizin- bazı generaller ile bilim insanlarının bu terör
örgütünün mensubu olduğuna dair gazetelerde tefrikalar yayınlanıyor. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde, bildiğim kadarıyla,
muhalefet partisi milletvekillerinin vermiş bulunduğu Meclis soruşturması ve
Meclis araştırması önergeleri var. Eğer gerçekten bu temmuz sıcağında Türkiye
Büyük Millet Meclisi tatile girmesi gerekirken çalışıyorsa, rejimle ilgili bu
iddiaların araştırılması ve soruşturulması gerekmez mi? İddia sahiplerinin, o
gazetelere sızan doğruluğu veyahut yanlışlığı, konuşulan konuların tartışılması
gerekmez mi? Ben de birçok kez, birçok yerde konuştum, özellikle de sizin
huzurunuzda. Daha o Kuddusi Okkır
tutukluyken insan hakları ihlalinin olduğunu burada söyledim, iki kez burada
görüştüm ve bir kez de Sayın Adalet Bakanımız buradaydı, onun huzurunda ifade
ettim, dedim ki: Anayasa ihlalleri söz konusu. Neyle suçlandıklarını bilmeyen
insanların on üç aydır hücrede kaldıklarını söyledim, adil yargılanma hakkının
ihlal edildiğini söyledim, hürriyet ve güvenlik hakkıyla ilgili hükümlerin
ihlal edildiğini söyledim. Ben o adamları, o insanları tanımam ama ben,
Anayasa’nın hükümlerine, hukukun üstünlüğüne inandığım için, kim olursa olsun,
Türkiye’de bu tür aykırılıklara karşı, hukuk devleti olduğunu iddia ettiğimiz
ülkemizdeki bu aykırılıklara karşı herkesin sesinin çıkması gerektiğini
söyledim. Biz bunlara, Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuya el koymazsak
gazetelerdeki kimi köşe yazarları buna el koyuyorlar. Yarın bir gün, onlar için
yapılan ithamlar yarın bir gün sizler ve bizler için yapılacak. Burada bizim
görevimiz hukukun üstünlüğünü savunmaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemi değişecekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine rejimle ilgili,
demokrasimizle ilgili, çarpıklıklarla ilgili konuların getirilmesi ve bütün
samimiyetle burada görüşülmesi gerekir. Bunlardan imtina etmekle, değerli
arkadaşlarım, bir yere varmak mümkün değil. Şimdi AKP’li
arkadaşlarımız çıkıyorlar “Bizim İktidarımızda şöyle yapıldı, böyle yapıldı.”
diyorlar, haklılar, insan kendi cephesinden öyle bakar. Çocuklarımıza hikâye,
masal kitapları okurduk Pamuk Prenses diye. Bilirsiniz, orada bir anne kraliçe
vardır, aynanın karşısına her sabah geçer “Ayna ayna,
söyle, benden güzel biri var mı” der. Değerli AKP’li arkadaşlar, kendi aynanıza
bakar konuşursanız o ayna size hep öyle yalan söyler, sizin hep öyle güzel
olduğunuzu söyler. Ama gerçekler öyle değil, gerçekler öyle değil, sizin kendi
aynanızın söylediği gibi değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Gidin köye,
görün. Köyde tahıl… Çiftçinin ne durumda olduğunu görün. Gidin işçinin hâlini
görün. Bugünkü gazetelerde, yandaş medyada bile yazıyor, bugün bazı bankaların
hangi konularda, ekonomik anlamda ne gibi şeylerle Türkiye’nin karşı karşıya
kaldığını söylüyor. Emeklinin durumunu gidin görün. AVNİ DOĞAN
(Kahramanmaraş) – Gecelik faiz yüzde 2.000’lerdeydi! H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Mutfak yanıyor, mutfak yanıyor. Gerçekleri saptırmakla bir yere
varamazsınız. Doğrudur, 2001’de ciddi bir kriz yaşamıştır
ülkemiz, ekonomik anlamda küçülmüştür ama bunun arkasındaki nedenlerin ne
olduğunu geçmişteki bazı siyasetçilerin o Pamuk Prenses’teki kraliçenin aynaya
gittiği gibi “Ayna ayna, güzel ayna, söyle bakayım
benden başka kim güzel” dediği için Türkiye 2001’de o noktaya gelmiştir ve
aranızdaki birçok insan o tarihte o hükûmetlerin
bakanlığını yapmıştır, milletvekilliğini yapmıştır. O zaman da o
aranızdaki arkadaşlarınız, adı Doğru Yol Partisiyken, Anavatanken, Refah
Partisiyken bu sıralarda o sıfatlarla oturmuşlardır. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Geçmişi bırak, geleceğe bak. H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) - Evet, iki büyük depremden sonra Türkiye böyle bir krizle
karşılaşmıştır ve onu nasıl giderebileceğimizi de o tarihteki Parlamento,
21’inci Dönem Parlamentosu tedbirlerini almıştır. Şimdi, gerçekleri başka
türlü… Her şeyi başka türlü anlatabilirsiniz, konuşabilirsiniz ama gerçekleri… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Biz köye gidiyoruz. Ben köyden daha yeni geldim, sabahleyin geldim. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Masal anlatıyorsun masal. BAŞKAN – Sayın
İçli, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Peki Sayın Başkanım. Yani sadece
Türkiye'nin ekonomik meselelerini, mutfağın yangınını, esnafın, çiftçinin,
memurun, emeklinin hâlini konuşmak gerekiyor ama onun ötesinde değerli
arkadaşlar -dün mü evvelki gün mü veya Cuma günü- Türkiye'nin Avrupa Birliği süreciyle ilgili
Türkiye’ye ciddi anlamda tavır koyan bir karar aldı Fransa Parlamentosu.
Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun bunu konuşması lazım, bizim gündemimizin bu
olması lazım. Bakın, Kıbrıs, 20
Temmuz, 34’üncü yılı şey yapıldı. Demin Demokratik Sol Partili milletvekili
arkadaşım -Kıbrıs’a gitmişti Sayın Genel Başkanla birlikte- beş dakikada
ülkenin neyle karşı karşıya kaldığını anlatmak istedi. Bakın, Kıbrıs
ciddi bir sorundur. Bu Parlamento birden fazla dönem Kıbrıs konusunda oy
birliğiyle karar almıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bu olması
gerekir. Bakın, Irak,
İran… Etrafımız yangın yeri gibi. Temaslar var. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın İçli. H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Biz eğer
milletvekiliysek bundan sonra gelecek kuşakları koruyan tedbirleri konuşmamız
lazım diyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ederim
Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın İçli. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Duydum
Sayın Genç. Sayın
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım
ve karar yeter sayısını arayacağım. Öneriyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak
İşler” kısmına geçiyoruz. Bu kısımda yer alan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup
Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu,
Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay
ve İzmir Milletvekili Kemal Anadol’un, 9 Ocak 2007
tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk işçilerinin yaşamlarını yitirmesiyle
sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın gerekli güvenlik
önlemleri almamasına ve yeterli mali mesuliyet sigortası sağlamamasına rağmen
uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı soruşturma yürütülmesine
engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım hakkında Anayasa’nın 99’uncu, İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca
bir gensoru açılmasına ilişkin (11/4) esas numaralı önergesinin gündeme alınıp
alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz. VII.- GENSORU A) Ön Görüşmeler 1- Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
Adına Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu,
Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay
ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, 9 Ocak 2007
tarihinde Bağdat’ta Düşen ve Türk İşçilerinin Yaşamlarını Yitirmesiyle
Sonuçlanan Kazaya Neden Olan Yabancı Bir Şirkete Ait Uçağın Gerekli Güvenlik
Önlemleri Almamasına ve Yeterli Mali Mesuliyet Sigortası Sağlamamasına Rağmen
Uçuşuna İzin Veren Sorumluları Himaye Ederek Sağlıklı Soruşturma Yürütülmesine
Engel Olduğu İddiasıyla Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım Hakkında Gensoru Açılmasına İlişkin Önergesi (11/4) BAŞKAN – Sayın Hükûmet? Burada. Önerge daha önce
bastırılıp 18/7/2008 Cuma günü dağıtıldığı ve Genel
Kurulun bugünkü birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum. Sayın
milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre, bu görüşmede önerge
sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve
Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir. Konuşma süreleri
önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için
yirmişer dakikadır. Şimdi, söz alan
sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahipleri adına Tacidar Seyhan
Adana Milletvekili; gruplar adına Kemal Kılıçdaroğlu,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili, Fatma Kurtulan,
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Van Milletvekili, Mehmet Şandır, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili, Avni Doğan, Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili ve Hükûmet
adına Binali Yıldırım Ulaştırma Bakanı. Bütün konuşmacı
arkadaşlarımızın, sayın hatiplerimizin, lütfen, sürelerine riayet etmelerini
tekrar istirham ediyorum. İlk söz, Sayın Tacidar Seyhan’a aittir. Sayın Seyhan,
buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, bu meseleye bakarken bir kaza öncesi ve bir de kaza sonrası
olarak iki ayrı değerlendirme yapmak istiyorum. Birincisi,
değerli arkadaşlar, kaza öncesi bu uçağın mevcut durumu nedir, buna doğru
bakmak, doğru okumak lazım. İlgili uçak Moldova Hükûmetinin
hava yollarına da uçuş yapan bir uçaktır. Değerli
arkadaşlar, bir hava yolunun bir başka ülkede “charter
seferi” gibi yolcu alıp yine kendi ülkesi dışında uçuş yapmasına yedinci hak
olarak bakılır, yedinci uçuş hakkıdır bu, kendi sınırları dışında olan bir
ülkeden alıp bir başka ülkeye götürmesi. Bu hak çok özel koşullarda verilir
müsteşar tarafından, ilgili sivil havacılık genel müdürlüğü tarafından. Bir
kere ne olmuştur ki Türkiye böyle bir hakkı vermiş? Önemli olan mesele budur ve
bunu yaparken uçak ana base’den, yani ait olduğu
yerden kalkar, gelir, yolcusunu alır ve ilgili ülkeye götürür. Bunların ikisi
de olmamıştır değerli arkadaşlar. Birincisi, sel savaş hâli, deprem gibi bir
şey yokken yedinci hak verilmiştir. Bunu yapan kim? Hangi yetkili yaptı?
Sorumluluk kimde? Belli değil. Ve ikinci, ana base’den
kalkış yapmış mıdır? Hayır, kalkış yapmamıştır. Nereden kalkış yaptı? Adana
Havalimanından. Değerli
arkadaşlar, bu uçak Adana Havalimanını tıpkı kendi devlet hava yolları
meydanları işletmesinin sorumluluğu çerçevesindeyken üç ay kullanmıştır,
üç ay orada bekleyen bir uçak kalkmıştır. Bu nasıl charter
seferi? Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Mali sorumluluk
sigortasının olmadığı açığa çıkmıştır. Bunun dışında, mali sorumluluk sigortası
dışında değerli arkadaşlar, savaş hâlinde bir ülkeye uçarsanız eğer, savaş
hâli, savaş riski mali mesuliyet sigortasını da yaptırmak zorundasınız. Sayın
Bakan, bu da yok. Bu da yok değerli arkadaşlarım. Kaldı ki ilgili uçağı
kiralayacağınız zaman bu uçağın bir ticari sefer yapan uçak olması şart, yani
bir ticari hava yoluna ait olması şart. Şirkete bakıyorsunuz, sorumluluk sahibi
şirketin bir ticari hava yolu taşımacılığında faaliyet gösteren bir şirket
olmadığını görüyorsunuz. Sayın Bakan, eğer
ticari hava yolu şirketi taşımacılık yapmıyorsa, bu uçak Adana’dan kalkarken
nasıl bilet kesebiliyor yolcuya? Siz kargo taşımacılığı yapan bir şirkete
Türkiye’de yaşayan vatandaşlarımızı bindirdiniz ama o şirket nasıl bilet
keserek ticari hava yolu taşımacılığına başladı? Burada sorumluluğunuz, burada
mesuliyetiniz yok mu Sayın Bakan? Kaldı ki ben size iki kez soru önergesi
verdim. Değerli arkadaşlar, bir buçuk yıl oldu, ne Bakanın ağzından kazanın
nasıl olduğuyla ilgili ne teknik raporla ilgili bir açıklama duymadınız. Nasıl
yapar Bakan açıklamayı? Bir soru gelirse. Peki, bu Türkiye Büyük Millet
Meclisinin milletvekilinin sorusuna niye cevap vermiyorsunuz Sayın Bakan? Ben
size iki defa “Karakutunun sonuçları ne oldu?” diye
soru önergesi verdim, lütfedip cevaplamadınız. Gelen teknik kaza
raporuna bakıyorum şimdi. Kaza raporunda diyor ki… İki önemli şey vardır
arkadaşlar uçakta, karakutunun genel çerçevesi budur.
Biri, cockpit voice recorder, yani kokpitteki sesleri
kaydeden cihaz. Burada telsiz konuşmalarını da kaydeder, dışarıdan yapılan
görüşmeleri de kaydeder. Bu cihazın teknik durumu neymiş biliyor musunuz
arkadaşlar? Gelen raporda diyor ki: “Bu cihaz kalkış anında arızalıydı.” Böyle bir şey olabilir mi? Sayın Bakan bunun sorumlusu kim? Siz,
ticari işletme hakkı olmayan şirketin buradan bilet kesmesine izin verdiniz, cockpit voice recorder’ı
arızalı bir uçağın kalkmasına izin verdiniz, devlet hava meydanlarını üç ay
sürede bu uçağın kullanmasına izin verdiniz, ana base’den
kalkmayan bir uçağın taşımacılık yapmasına izin verdiniz. Savaş hâli
sigortası, mali mesuliyet sigortasının olup olmamasını umursamadınız, okunmayan
bir sigorta belgesine izin verdiniz. Nasıl sessiz kalacağız? Sorumluluğunuzu
kime karşı yönlendireceksiniz, hangi safhada duyarlı olacaksınız? Bunları neden
kamuoyuyla paylaşmadınız değerli arkadaşlar? Uçak nasıl düştü,
belli değil. Sorumluları kim, belli değil. Bin dolar sigorta yapılmış. İnsan
hayatının değeri bin dolar. Dünyanın her yerinde 250 bin SDR’lik
bir değer varken Türkiye’de bin dolar sigorta yapılmış, okunmayan bir poliçe
yollanmış. Neye göre izin verdiniz Sayın Bakan? Biz insan hayatının değeri bin
dolar mı diyeceğiz? O insanların ailesine ne diyeceğiz? Sayın Bakan, bekleyen
uçağa üç ay uçuş izni mi verdi diyeceğiz? Türkiye’de faili meçhul cinayetler de
var, bunu da ondan sayın mı diyeceğiz? Bin dolar sizin nerenize mi yetmiyor
diyeceğiz? Oradaki işçilere, emekçilere biz ne diyeceğiz değerli arkadaşlarım?
Bizim sorumluluk duygumuz Türkiye sınırları içinde uçan uçakla alakalı mı diyeceğiz?
Sayın Bakan her
açıklamasında diyor ki: “Uçak Moldova’nın. Düştüğü ülke de Irak.” Ee, Türkiye’de Türk Hava Yolları dışında uçan insanların
can güvenliği yok mu? Dışişleri Bakanlığımızın, değerli arkadaşlar… Hani hep
konuşuluyor, her yeri BBG evi gibi gözetliyoruz diye. Sayın Yıldırım,
sizinle de böyle bir uçakta uçmuştuk Fas’ta. Fermuarla kapatıyordunuz bagaj
kapısını değil mi? Lastik önünüzde değişti. Ama orası Fes kentiydi, burası
yönünü Avrupa’ya dönmüş Türkiye Cumhuriyeti. Burada bunların
olmaması lazım. Biz uçarken pilot
kabini patır patır vuruyordu, kimse umursamıyordu.
Burada da uçak camı kırılmış, valilikten yazı gelmiş emniyet müdürlüğüne. Bu
uçaklar aylardır burada, camının çatladığı, kırıldığı belirtilerek -valiliğin
yazısı diyor bunu, elimde- “uçuş güvenliği yoktur.” diye yazı yazıyor, biz
uçmasına izin veriyoruz. Kaza oluyor, bin dolarlık poliçe kesen uçaklara 250
bin dolardan poliçe kesmeye çalışıyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi? Hangi
vicdanla karşılayacağız bunu değerli arkadaşlarım? Bu nasıl ülke? Neresinden
tutacağım bilmiyorum. Bir de neden… “Ee efendim,
yabancı ülkede düşmüş.” Arkadaşlar, bakın, bu üs, uçağın Değerli
arkadaşlarım, neden düştü bilmiyoruz, sigorta neden yok bilmiyoruz, sorumluları
kim bilmiyoruz; düştü mü, düşürüldü mü bilmiyoruz; kazanın sebebi belli değil,
bu insanlar neden öldü belli değil. Bunun faili meçhul cinayetten ne farkı var
Allah aşkına? Böyle bir kamu sorumluluğu, böyle bir devlet sorumluluğu olabilir
mi? O da belirsiz, bu da belirsiz. Kazanın üzerinden bir buçuk yıl geçti. Bu
süre yeterli değil diyorsa Sayın Bakan, havada infilak eden uzay mekiğini
hatırlatırım. Bir parçanın kopup uzay mekiğini düşürme süresi on beş günde
raporla sonuçlandırıldı değerli arkadaşlar, kaza sebebi. Ama biz içinde 35
kişinin, 36 kişinin gittiği uçağın teknolojinin en ileri döneminde neden
düştüğü konusunda kamuoyuna bilgi veremiyoruz. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Seyhan, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - Sorumlu kim arkadaşlar? Kazadan sonra Sayın Arıduru
diyor ki: “Teknik sebepten düşmedi.” Sonra diyor ki: “Hava şartlarından düştü.”
Aynı günlerde Bakan diyor ki: “Karakutu bulunmadan,
cihazların incelemesi yapılmadan böyle şeyler söylemek spekülasyondur.” Sayın Bakan, öyle
düşünüyorsan Sayın Arıduru hakkında şimdiye kadar
soruşturma açman lazımdı. Niye görevini yapmadın? Ben böyle ülke
görmedim arkadaşlar. Şimdi, acil servise biber gazı atılır, İçişleri Bakanı
sorumluluk kabul etmez; her yıl yolsuzluk operasyonları yapılır, Enerji Bakanı
sorumluluk kabul etmez; neyle suçlandığını bilmeden insanlar ölür, cezaevinden
üç gün önce çıkar, Adalet Bakanı sorumluluk kabul etmez; çağ dışı film
gösterimleri yapılır, Millî Eğitim Bakanı sorumluluk kabul etmez. Bunu da benim
vicdanım kabul etmiyor değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar) (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Teşekkür edeyim mi Sayın Başkan? BAŞKAN – Buyurun,
teşekkür ediniz. TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Eğer bu konuştuklarımdan sonra, Sayın Ulaştırma Bakanı da hızlı
tren kazasından sonra, bu kadar duyarsızlıkla uçak kazasından sonra sorumluluk
kabul etmiyorsa niye üşüdüğümü anladım. Bu kadar duyarsızlığı gördükçe ağustos
ayında kanım donuyor arkadaşlar, kanım! Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Gruplar
adına ilk konuşmacı Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili
ve Grup Başkan Vekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Seyhan’ın
konuşmasından sonra konuyu kısaca özetlemek isterim. Birinci nokta şu:
Şu soruyu bize sorabilirsiniz: “Acaba niçin gensoru önergesini vermek için şu
ana kadar beklediniz?” Çünkü uçak 9 Ocak 2007’de düşüyor, şimdi 2008’deyiz.” Değerli
arkadaşlar, biz, Türkiye Cumhuriyeti’nde bakanlık yapan birisinin kullandığı
söze, demeçlerine itibar etmek zorundayız. Uçak hemen düştükten sonra Sayın
Bakan 11 Ocak’ta Anadolu Ajansına diyor ki: “Uçak sigortasını yapmadan uçamaz.”
Uçağın sigortası var, kabul edersiniz. Sonra Sayın Bakan aynı açıklamasında
şunu söylüyor: “Havacılıkta kurallar uluslararasıdır. Uluslar havacılıkta kendi
isteklerine göre kural koyamazlar. Aksi hâlde büyük kargaşa olur.” Doğrudur,
Sayın Bakanın bu söylemleri doğrudur. Ve yine Sayın Bakan, ölen Türk
işçileriyle ilgili olarak da bu konuda ölenlerin yakınlarının haklarının
korunması için Türk yetkililerin elinden geleni yapacağını da ifade ediyor. Biz, Sayın
Bakanın bu söylemlerinin doğru olduğunu kabul ettik. Peki, gerçekten de Sayın
Bakanın söyledikleri doğru muydu? 11 Ocak 2007’de Yalova Milletvekilimiz Sayın
Muharrem İnce, 16 Ocak 2007’de Tekirdağ Milletvekilimiz Sayın Mehmet Nuri Saygun, 22 Şubat 2007’de Malatya Milletvekilimiz Sayın
Muharrem Kılıç ve en son 22 Şubat 2008’de Ankara Milletvekilimiz Sayın Nesrin Baytok, Sayın Bakana bu olayla ilgili soru soruyorlar
“Nedir bu olay?” diye. Şimdi hangi aydayız? Temmuz 2008, hâlâ cevap yok. Ve en
son Adıyaman Milletvekilimiz Sayın Şevket Köse, 11 Aralık 2007’de, 36’ncı
Birleşimde Sayın Bakana şunu soruyor: “Adana’dan kalkıp Bağdat’ta düşen Moldova
uçağının mali sorumluluk sigortası var mıydı? Sigortayı üstlenen şirketin adı
ne? Uçağın karakutusu çözümlendi mi?” Sayın Bakan bu
soruya “Ben yazılı cevap vereceğim.” diyor; 2007, 2008… Hâlâ yazılı cevap
verecek! Sayın Bakandan
hayır gelmeyince ne yaptık? Bir milletvekili olarak Bilgi Edinme Yasası’na göre
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünden bilgi istedim: “Bu uçağın sigorta poliçesi
var mı? Varsa bana bir örneğini gönderin.” Ne zaman? 26 Aralık 2007’de. 8 Ocak
2008’de, bakın, Bakanlık benim bu talebime ne söylüyor: “Söz konusu hava
aracının Bakanlığımıza ibraz edilmiş sigorta poliçesi mevcuttur. Konuya ilişkin
değerlendirmeler ve çalışmalar devam etmektedir. Sonuçlandığı anda ilgililere
bilgi verilecektir.” Ne demek? Poliçe hem var hem yok; var ama senden
gizliyoruz demek! Ne yaptık? Bunun
üzerine 23 Ocak 2008’de Başbakanlık Bilgi Edinme ve Değerlendirme Kuruluna
şikâyet ettim, bana bilgi verilmiyor diye. Düşünün ben bir milletvekiliyim,
bana bilgi verilmiyor! 12 Şubat 2008’de Bilgi Değerlendirme Kurulu oy
birliğiyle karar aldı, bunu vereceksin dedi. Bu poliçe madem “var” diyorsun,
poliçeyi milletvekiline vereceksin. Ve değerli milletvekilleri, bana şöyle bir
yazı geldi –yazı, hukuk müşavirliği tarafından imzalı- diyor ki: “Genel
Müdürlüğümüz uhdesinde bulunan sigorta poliçesinin bir örneği ilişikte
sunulmuştur.” Şu, sigorta poliçesi değerli arkadaşlar! Bunu buraya koyalım. Şimdi, değerli
arkadaşlar, geliyorum başka bir noktaya: Sadece Ulaştırma Bakanlığına değil
Hazine Müsteşarlığına da sordum, nedir arkadaş bu olay diye. Hazine
Müsteşarlığı diyor ki: “Kesinlikle sigorta işlemlerinde uluslararası kurallar
geçerlidir.” Dışişleri Bakanlığına gittim bizzat, Dışişleri Bakanlığı
yetkilileri ile görüştüm ve onlardan da bilgi aldım, “Uluslararası kurallar
geçerlidir.” diyor. Güzel. Mali mesuliyet dışında uçakların üçüncü şahıslar
mali mesuliyet sigortası da olması lazım her bir uçak için. Çünkü uçak bir
kentin üstüne de düşebilir, zarar verebilir, onun için de sigorta olması
gerekiyor. Bununla ilgili bizim bir yasamız var, bir yönetmeliğimiz var ve
Devlet Hava Meydanları İşletmesinin de bu tür İngilizce ve Türkçe yayımlanmış
bu yönetmeliğin gereği olarak hangi uçak kaç kilo ise onun karşılığında da kaç
milyon SDR -yaklaşık 2 YTL civarında- sigorta olması gerektiği burada yer
alıyor. Şimdi, değerli
arkadaşlar, bu uçağın üçüncü şahıslar mali mesuliyet sigortası olup olmadığını
şu ana kadar öğrenebilmiş değilim. Sayın Bakana ilk sorum: Bu uçağın 80 milyon SDR’lik üçüncü şahıslar mali mesuliyet sigortası var mı yok
mu? Varsa ben bunun poliçesini istiyorum. Bir milletvekili olarak istiyorum,
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vatandaşı olarak istiyorum. Değerli
arkadaşlar, şimdi bakın, gelelim size az önce gösterdiğim senede. Şu senedi, şu
poliçeyi ben okuyamadım. Telefon açtım: Ya arkadaşlar, bana gönderdiniz ama ben
bunu okuyamıyorum. “Bizdeki örneği de öyle.” dediler. Sonra -dedim ya, bana belki başkasını
gönderirler- araştırdım. Avukatların elindeki dosya da okunamıyor. Olay Danıştaya intikal ediyor bir şekilde. İlgili Danıştay
kararını gittim buldum. Sayın Bakan soruşturma açmış Genel Müdür hakkında.
Teftiş Kurulundan da birisi incelemiş, bunu “Soruşturulacak bir olay yoktur.”
diye geçiştirmiş. Olay Danıştaya intikal ediyor. Danıştayın 11 Ocak 2008 tarihli 2008/55 sayılı kararı. Elinizi vicdanınıza koyup şunu lütfen rahatlıkla dinleyin: “Ön
inceleme raporu eklerinde fotokopisine yer verilen poliçenin okunaklı olmaması
nedeniyle sigortanın mahiyetinin ve ne kadar bir bedele ilişkin olduğunun
saptanmasının olanaksız olduğunun görüldüğü; söz konusu poliçenin mali
mesuliyet sigortasını karşılamaya yeterli olup olmadığı hususunun, poliçenin
tüm unsurlarıyla okunabilecek bir örneğinin temin edilmesi suretiyle ciddi
anlamda incelenmediği.” Değerli
milletvekilleri, biz Türkiye Cumhuriyet’inde yaşıyoruz. Biz bir hukuk
devletinde yaşıyoruz. Siz, yargıya, bana gönderdiğiniz o okunmayan şu poliçeyi
gönderiyorsunuz. Geliyorum işin
daha komik tarafına. Değerli milletvekilleri, olabilir ya ben okuyamam,
Danıştay da okuyamayabilir, avukatlar da okuyamayabilir. Ee,
bu ülkede bu tür belgeleri okuyacak resmî kurumlar var. Ben de sorumluluk
hisseden bir vatandaş olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal
Polis Laboratuvarı Dairesine bunu 15 Temmuzda gönderdim,
dedim ki: “Böyle bir olay var, ben bunu okuyamıyorum. Sizin
teknik imkânlarınız daha iyi, bunu okur musunuz.” Emniyet Genel
Müdürlüğünden şöyle bir rapor geldi bana, bu raporda aynen şöyle söylüyor
değerli arkadaşlar: “İnceleme konusu belgenin faks fotokopisi olması ve faks
cihazından kaynaklanan dijital kayıplar olması ve belge üzerindeki mevcut
ibarelerin de küçük karakterler olması sebebiyle, isteminiz doğrultusunda,
belge üzerindeki yazıların teknik imkânlar dâhilinde okunabilmesi mümkün
olamamıştır.” Değerli
arkadaşlar, bu nasıl bir ülkedir, bu nasıl bir sistemdir, bu nasıl bir
Bakanlıktır anlamak mümkün değil. Şimdi, poliçe var
diyorsunuz bana gönderiyorsunuz, poliçe okunmuyor. Bu poliçeyi bu ülkenin
hâkimi okuyamıyor, avukatı okuyamıyor, yargıcı okuyamıyor, Emniyet Genel
Müdürlüğü kriminoloji laboratuvarları okuyamıyor,
bana gönderiyorlar, diyorlar ki: “Bu uçağın sigortası var, poliçesi var.” Bunu
kim okuyor? Sadece Ulaştırma Bakanlığı okuyor. Neye göre okuyor? Belki,
Ulaştırma Bakanlığı bu süre içinde bu belgenin aslını da getirtmiş olabilir,
okunmuş olan belgesini de getirtmiş olabilir, ama değerli arkadaşlar, değerli
milletvekilleri, her bir yolcu için, uluslararası standartlara göre,
Türkiye’den kalkan bir uçağın, Türkiye’ye gelen bir uçağın yolcu başına 250 bin
SDR sigorta yapması lazım. Kim söylüyor, uluslararası anlaşmalar söylüyor; kim
söylüyor, Hazine Müsteşarlığı söylüyor; kim söylüyor, Dışişleri Bakanlığı
söylüyor. Peki, değerli arkadaşlar, burada kaç lira? Düşen uçağın hava yolu
şirketi diyor ki: “Biz kişi başına sigortayı bin dolara yaptık.” 250 bin SDR ve
bin dolar. Kim izin veriyor buna? “Efendim, bu Moldova uçağı, Türkiye’de
düşebilir, sigortası da düşük olabilir.” Arkadaşlar, burası adı sanı bilinmeyen
bir Afrika ülkesi mi? O uluslararası anlaşmalara imza attığınız zaman hem
yabancı uçakların hem Türk uçaklarının da aynı koşullara tabi olduğunu bizim
bilmemiz lazım. Şimdi, bakın
arkadaşlar, size bir bilgi daha sunayım. Otobüsle seyahat ettiğiniz zaman kaza
olursa, kaza sonucu sizin poliçeniz nedir biliyor musunuz? 125 bin YTL. Uçakla
seyahat ediyorsunuz bin dolarlık bir poliçeyi getirip dayatıyorlar ve siz bunu
kabul ediyorsunuz ve bu uçağın uçmasına izin veriyorsunuz. Bana söyler misiniz
değerli arkadaşlar, hangi ciddi devlet yönetiminde böyle bir şey olabilir? Sayın Bakana teklif ediyorum ve soruyorum: Sayın Bakan, Türk Hava
Yollarının sigortasını yolcu başına bin dolar yapın, buyurun, gönderin dünyanın
herhangi bir ülkesine, kabul ederler mi, etmezler mi? Sizin uçağınızı o ülkenin
sınırlarından içeri sokmazlar çünkü o ülkede insan haklarına saygı vardır, o
ülkede hukukun üstünlüğü vardır, o ülkede kendi yurttaşına bin dolarlık
poliçeyi kabul eden bakanların koltuklarında oturmaması kuralı vardır çünkü o
ülkelerde ahlak vardır, namuslu davranmak vardır. (CHP sıralarından
alkışlar) Bakın, değerli
arkadaşlar, Sayın Bakan sakın buraya gelip şunu söylemesin: Efendim, bu uçak
Moldova uçağı, sorumlu onlardır. Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Bu 28 Türk
vatandaşı kim? Moldova vatandaşı mı? ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Ne alakası var? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - 28 tane Türk işçisi, arkasında kimse yok. “Ne alakası var?”
diye bir arkadaş soruyor. ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Ben söyledim. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - O insanlara saygı duy arkadaşım, ölen o işçilere saygı
duy ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Duyuyoruz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ve sen nitelikliysen, yetenekliysen, dürüstsen bu
Bakanın burada oturmaması lazım. ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Dürüstüm. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Elini vicdanına koyacaksın, bu gensoruya “evet”
diyeceksin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Demagoji yapma! KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, arkadaşlar, bakın, ben size sizin hoşlanacağınız
bir şey daha söyleyeyim bu uçakla ilgili. Değerli
arkadaşlar, bu uçak Adana’dan kalkıyor. Adana’dan kalktığı için, polisler
sürekli kontrol ediyorlar ve çok sık, bu uçakla ilgili arızalar çıkıyor. Ali Uzun diye bir
yurttaş, bir kamu görevlisi, Charter Büro Amiri bir rapor düzenliyor. Bu
raporda “Uçakların pervaneli tabir edilen eski tip Rus uçakları olduğu
görülmekte ve bize teknik arızadan dolayı yolcu iptali istemi geldiğinde
nedenini soruyoruz ‘Niye yolcu iptali geldi?’ Ama siz kalkışı iptal
ediyorsunuz.” Cevap veriyorlar: “Uçağın camı çatladı, gibi algılaması tuhaf olan
nedenler beyan ettikleri müşahede edilmektedir.” Charter’dan sorumlu olan kişi
söylüyor bunu, rapor yazıyor. Sonra: “Ayrıca, zaman zaman,
yolculardan bazıları uçağa bindikten sonra münferit olarak uçuşunu iptal
ettirmek istediklerinde ortada riskli bir durumun kalmaması açısından uçak
içerisinde yapmış olduğumuz güvenlik kontrolü esnasında uçak içerisinin çok
kötü bir durumda olduğu ve kargo malzemelerinin yolcularla birlikte aynı
ortamda taşındığı görülmüştür.” Yani, Türk yurttaşına bilet kesiyorlar, biniyor
fakat kendi isteğiyle uçaktan iniyor “Ben gitmem” diyor. Gidiyor polis
görevlisi “Niye gitmiyorsun arkadaş?” Bu tabloyu görüyor. Daha çarpıcı olan
şu, değerli milletvekilleri: Yine, polis arkadaşımız “Ben her ne kadar teknik
bir eleman değilsem de çünkü nihayetinde bu uçaklar yolcu taşımakta ve ülkemiz
üzerinden kalkış almaktadır. Ortaya gelebilecek olumsuz bir hadise hem insan canına
mal olacak hem de dünya kamuoyunda medyatik ve sansasyonel
bir şekilde yansıyacaktır. Bunun da ülkemizin imajını sivil havacılık düzeyinde
ve dünya kamuoyunda olumsuz etkileyeceği aşikârdır. Konunun bilinmesi açısından
bilginize arz ederim.” diyor. Evet, bu rapor
Adana Valiliği tarafından ciddi görülüyor. Adana Valiliği bu raporu Sivil
Havacılık Genel Müdürlüğü ve Emniyet Genel Müdürlüğü de dâhil olmak üzere
gönderiyor. Bunun üzerine Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bunu ciddiye alıyor
ve diyor ki: “Gerekli incelemeleri, araştırmaları yapın.” İnceleme ve
araştırmaları sonucu, biliyorsunuz uçak düştü. Değerli
arkadaşlar, şimdi önemli bir konuya daha değinmek isterim. Kimdir Sivil
Havacılık Genel Müdürü? Nasıl bir insandır ki bu kadar olağanüstü bir koruma altına
alınıyor Sayın Bakan tarafından ve Sayın Bakan göstermelik soruşturmalar
yaparak olayı geçiştirmeye çalışıyor? Ben size bu Genel Müdürü kısaca anlatayım
değerli arkadaşlar: Bu kişi Genel Müdür olmadan önce Adapazarı’nda görevliyken
zimmet, dolandırıcılık, resmî evrakta sahtecilikten yargılanmış. MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Normal! KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bu hâldeyken Devlet Hava Meydanlarına Genel Müdür
Yardımcısı olarak atanmak isteniyor. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Ayıp yahu! KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) – Dönemin Cumhurbaşkanı diyor ki: ”Hayır, ben bunu Genel Müdür
Yardımcısı olarak atamam.” Kararnamesini geri gönderiyor. Bunun üzerine Sayın
Bakan bundan vazgeçemiyor bir türlü, diyor ki: “Arkadaş, ben seni Sivil
Havacılık Genel Müdürlüğüne Genel Müdür Yardımcısı tayin edeceğim.” Yine
kararnameyi gönderiyor, kararname yine Sayın Sezer tarafından geri
gönderiliyor. Bunun üzerine ne oluyor biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Bunun
üzerine buraya bir yasa geliyor “Sivil Havacılık Genel Müdürlüğünde Genel Müdür
Yardımcısı Cumhurbaşkanının onayıyla atanır.” diye buraya bir yasa geliyor ve
Sayın Sezer bu yasayı da veto ediyor. Şimdi “Bunun üzerine ne oluyor?”
diyeceksiniz. Bunun üzerine Sayın Bakan bu Genel Müdürü, bu kişiyi, bürokratı,
Genel Müdür Yardımcısı yapamadığı kişiyi Genel Müdürlüğe vekâleten atıyor,
düşünün yani. Sonra ne oluyor? Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gelince ilk
yaptığı işlerden birisi bu kişiyi asaleten Genel Müdür koltuğuna oturtuyor. ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – Bravo! KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) – Şimdi bakın değerli arkadaşlar, bir iş adamı “Bu Genel Müdür benden
800 bin dolar rüşvet aldı.” diye açıklama yaptı “800 bin dolar rüşvet aldı.”
diye. Daha önce geçmişini de size açıkladım. Şimdi alır, almaz bilmiyorum. Sayın Bakanın bu
iş adamıyla yaptığı bir telefon konuşması var, vaktim olmadığı için o bandı
burada size dinletemiyorum. O konuşmada, bu sayın iş adamı, Sayın Bakana “Bu
Genel Müdür benden rüşvet istedi. Ben üç kez hacca gittim, nasıl rüşvet
veririm? Allah belasını versin, Allah cezasını versin.” diyor. Sayın Bakan da “Ali’ciğim, niye o kadar şey ediyorsun? Sen inanmış bir
adamsın, bu kadar şey yapma. Gel, sana yeni bir şirket kuralım, bu işi de
kapat.” diyor. Şimdi Sayın
Bakan, siz böyle bir görüşme yaptınız mı, yapmadınız mı? Ben bunu da öğrenmek
isterim. (CHP sıralarından alkışlar) Ben ayrıca şunu da öğrenmek isterim: Sayın
Bakan şunu gelip burada demeli, ben şu tepkiyi beklerdim o bandı dinlediğimde:
“Kardeşim, ne demek rüşvet, öyle şey olur mu? Rüşvet yiyenin burnundan
getiririm.” derdim, ben öyle beklerdim, Türkiye Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanı. Ama, Sayın Bakan “Yapma öyle, karıştırma orayı.” diyor. “Sen
gel yeni şirket kur.” Hatta, diyor ki “Yeni şirket
kurmak çok pahalı, birkaç milyon dolar, ben bu yeni şirketi kuramam, üstelik
yıllar alır.” “Ali’ciğim niye o kadar merak ediyorsun,
gel yeni şirket kur, bir haftada bitiririz, bak yanımda Suat var.” diyor. Ha,
Sayın Bakanım, o Suat kim, onu da burada söylerseniz memnun oluruz. (CHP
sıralarından alkışlar) Şimdi değerli
arkadaşlar, bu gensoruyu niye bu kadar geç verdik? İşte, bu belgeleri, bu
bilgileri toplamak için. Çünkü, biz gensorunun ciddi
bir iş olduğunu biliriz. Her bir satırını, her bir alanı tek tek inceledik ve uzun zamanımızı aldı. Sizler akşam evinize
gideceksiniz, eşleriniz, çoluk çocuklarınız size soracak: “Baba, sen Türkiye
Cumhuriyeti’nin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım
tarafından koltuğu bin dolara sigorta edilmiş bir uçağa biner misin, binmez
misin?” diyecek. “Binemem.” diyecek tabii “Doğru olmaz, 250 bin SDR olması
lazım.” demesi lazım, diyecek tabii, doğal olarak. O zaman şu soruyla
karşılaşacaksınız: “Peki, o Adana’daki 28 işçinin günahı neydi?” Ben size daha
garip bir şey anlatayım: Bir arkadaş –Türkiye Cumhuriyeti’nden bir hukuk adamı-
Ukrayna’ya gidiyor, Dışişleri Bakanlığına diyor ki: “Ukrayna yetkilileriyle
görüşeceğiz.” Ne yapılıyor biliyor musunuz oradaki Dışişleri Bakanlığında? (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan. “Size sadece
tercüman veririz, başka bir şeye karışmayız.” diyor. Bana söyler misiniz
arkadaşlar, böyle bir olay bir Amerika’da olsaydı Amerikan Büyükelçiliği
kıyameti koparmaz mıydı? Bu uçağın karakutusu yok, karakutusu boş. Sayın Bakan, doğru, “Karakutusu
olmadan bir yorum yapamayız.” demişti. Karakutusuyla
ilgili rapor geldi, o rapor benim de elimde var. Sayın Bakandan istirham
ediyorum, bu karakutuda neler var acaba? Hep beraber
dinleriz. Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Gruplar
adına ikinci konuşmacı, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Van Milletvekili
Fatma Kurtulan. Sayın Kurtulan,
buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA FATMA KURTULAN (Van) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 9 Ocak 2007 tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk işçilerinin
yaşamlarını yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait
uçağın gerekli güvenlik önlemleri almamasına ve yeterli mali mesuliyet sigortası
sağlamamasına rağmen uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı
soruşturma yürütülmesine engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım hakkında gensoru açılmasına ilişkin önerge
üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. 09/01/2007 tarihinde
Adana’dan yola çıkan ve Kulak İnşaat Firmasında çalışan işçileri taşıyan uçak,
Bağdat Alasat Havaalanı’na Bu hususların da
söz konusu yetkililer tarafından bilinmemesi mümkün değildi. Ayrıca kaza
meydana geldikten sonra bir gazetede çıkan haberde Antonov-26
tipi uçakların sabıkası şöyle veriliyordu: Uçağın gövdesinin parçalandığı kaza
sayısı 72, ölü sayısı 712. Diğer hasarlı kaza sayısı 3, ölü sayısı 50. Tespit
edilemeyen sebeplerden kaza sayısı 4, ölü sayısı 2. Suç teşkil eden eylemler sonucu düşen uçak
sayısı 17, ölü sayısı 417. Değerli
arkadaşlar, bu kadar kabarık bir sabıka geçmişine sahip olan bu tip uçak ile bırakın uçuşunda
gerekli önlemleri almamak, uçuşuna izin vermek bile suçtur. Ülkemizde
yaşanan her kazada olduğu gibi bu kazada da birçok iddia ortaya atılmış ve bu
iddialar yeterli kişilerce yalanlanmış, olay tam netlik kazanmadan üzeri
örtülmüştür ve şunu da biliyoruz ki, yaşanan kazaların hepsinde suç ya
yolculara yüklenmiş ya pilot suçlu bulunmuştur ya da olumsuz hava koşulları
önüne geçilemez gerçek bir neden olarak sunulmuştur. Hemen hemen her kazada olduğu gibi bu kazada da düşen uçağın uçuş
güvenliği olmadığı, uçağa mevzuata ve uluslararası kurallara paralel mali
mesuliyet sigortası olmadan uçuş izni verildiği iddia edilmişti. Buna karşın
Sayın Ulaştırma Bakanı, uçağın uluslararası standartlara uyduğu ve denetiminin
yapıldığını açıklamışlardı ve olay diğer kazalarda olduğu gibi tam bir netlik
kazanmadan unutulmuştu. Şimdi ise, o zaman Sayın Bakanın yaptığı açıklamaların
doğruyu yansıtmadığı ve halkı aldattığı iddia edilmektedir. Mağdur ailelerine
bin dolar sigorta bedelinin ödenmesinin teklif edilmesiyle ortaya çıkan bu
iddialar, bizi Sayın Bakanın görevini kötüye kullanması konusunda
endişelendirmektedir. Eğer iddia edilen bin dolar gibi bir miktarla yolcu
sigortası yapılmışsa, uçağın sigortasının olmadığı şüpheleri artacaktır ya da
bizim bilmediğimiz başka dolaplar dönüyordur. Ama ortada olan tek gerçek,
vatandaşlarımızın bu acı kazada uğradıkları maddi ve manevi zararlarıdır.
Sigortalı olsa bile uçuşunun güvenli olmadığı yolunda ciddi iddialar bulunan ve
yaptığı kaza sayısı çok olan bir uçak tipiyle uçuşa izin verilmiş olması da
başlı başına bir sorgulama nedenidir. Bunun Ulaştırma Bakanı tarafından
bilinmemesi ya da bilindiği hâlde uçuş izni verilmesi de aynı zamanda suçtur. Değerli
milletvekilleri, ülkemizde yaşanan tüm kazaların hemen hemen
bu uçak kazasına benzer bir hikâyesi vardır. Kasım 2007 tarihinde Atlasjet Havayollarının İstanbul-Isparta seferini yapan ve
içinde 50 yolcu ile 7 mürettebatın bulunduğu uçak Isparta’nın Keçiborlu
ilçesine bağlı Çukurca bölgesi yakınlarında düşmüş ve kazadan kurtulan
olmamıştı. Bu uçak kazasında da teknik hataya rastlandığı söylenmiş, pilotaj
hatası üzerinde durulmuştu. Daha sonra Atlasjet
uçağının ve kokpit ekibinin, görevi devraldıktan sonra
yedi saatte İstanbul, Ankara, İzmir ve son olarak Isparta hattına beşinci
seferini yaptığı anlaşılmıştı. Ayrıca, iniş sistemi cihazının ve radarın
bulunmadığı Isparta Havaalanı’na inişlere gece de izin veriliyordu. 2003
yılında İstanbul-Diyarbakır seferini yapan Türk Hava Yolları uçağı Diyarbakır
Havaalanına iniş yaptığı sırada düşmüş, kazada bulunan 75 kişi hayatını
kaybetmişti. Uçağın sis nedeniyle düştüğü bildirilmişti. Türkiye, bir
başka kazada, 22 Temmuz 2004’te Pamukova’dan gelen haberle sarsılmıştı. 234
yolcu ve 9 personeliyle Haydarpaşa Garı’ndan çıkan hızlandırmış Yakup Kadri
Karaosmanoğlu Treni saat 19.45’te Pamukova’da raydan çıkmış ve 41 kişi yaşamını
yitirmişti. Ciddi araştırmalar yapılmadan, uygun altyapı oluşturulmadan,
bilimsel çalışma ve verilerden uzak, tamamen popülist
bir anlayışla gündeme getirilen hızlı tren projesinde korkulan olmuştu.
Yaşamını yitirenlerle ilgili ortada değişik rakamlar uçuştu. Gerçek rakamları
kamuoyuna sunmaktan aciz AKP’li yetkililer o zamana kadar konuyla ilgili bilim
insanlarının uyarılarını hiç dikkate almamıştı. Kaza sonunda yine kendi
suçlarını, kendi hatalarından doğan sorumlulukları kendilerine bir savunma
mekanizması olarak seçtikleri ve vatandaşımızın en hassas yanlarından biri olan
“kadere bağlama” anlayışı da yine AKP’de tezahür etmiştir. Neredeyse hiçbir
kazanın tam olarak açık bir ifadeyle sebebi açıklanmamıştır. Meydana gelen
kazalar ne kader ne görünmez kazadır ne de sebebi anlaşılamayacak kadar
karanlıktır. Ankara-İstanbul arasındaki hızlandırılmış tren seferlerini kazadan
kırk beş gün önce Sayın Başbakan ve Ulaştırma Bakanı Sayın Yıldırım beraber
başlatmışlardı. Sivil toplum örgütlerinin istifaya çağırdığı Sayın Bakan kazayı
fırsat bilip “Bize karşı yönelenler ülkeye kötülük yapıyor.” diyerek suçunu
örtbas etmeye çalışıyordu. Hem Sayın Yıldırım hem TCDD Genel Müdürü Süleyman
Karaman hem de bilirkişi raporları tarafından hız limitlerini aşmakla suçlanan
ve kazadan sonra işten çıkarılan 2 makinistin de TCDD’deki görevlerine döndüğü
sonradan ortaya çıkmıştı. Değerli
arkadaşlar, aslında bu gensoruya gerek kalmadan Sayın Binali
Yıldırım’ın bu kazalar nedeniyle çoktan görevinden ayrılmış olması gerekiyordu.
Hiçbir olayda sorumluluk almaması ve kendini suçsuz göstermesi kabul edilemez.
Kazaların oluş nedeni ne olursa olsun sorumluluk yöneticilerindir. Size birkaç örnek
vermek istiyorum: Britanya’da 10 Mayıs 2002’de Potters
Bars kasabasında bir trenin dört vagonu raydan çıktı,
7 kişi öldü. Trenin üzerinden geçtiği köprünün hatalı inşa edildiği ortaya
çıkınca, Ulaştırma Bakanı istifa etti. Yine, Britanya’da
17 Ekim 2000’de Fransa’da da
1998’de benzer bir tren kazası oldu, 56 kişinin öldüğü kazanın ardından Devlet
Demiryolları Müdürü istifasını sundu. Hindistan’da da 2
Ağustos 1998’de iki tren ışıklandırma hatası nedeniyle çarpıştı, Demiryolları
Bakanı ise henüz soruşturma bile açılmadan istifa etti. Ülkemizde ise yaşanan
kazaların çoğunda birinci derecede sorumlu olan tüm yöneticiler hâlâ
görevlerine devam etmektedirler. İdari denetimin yandaş ve siyasi ilişkiler
içinde oluşturulması sürdükçe, ülkemizdeki kazalarda ya hayatını kaybedenlerin
sorumlu tutulması ya da kötü hava koşullarının neden olarak gösterilmesi devam
edecektir, çünkü mevcut kadrolaşma politikası kollama ve himaye etme kriterleri üzerine kurulmuştur. Ülkemizde meydana gelen
kazalar, ne görünmez kazadır ne de sebebi anlaşılamayacak kadar karanlıktır. Tüketicinin
güvenlik hakkı ve insan yaşamı hiçe sayılmaktadır. AKP’nin kadrolaşma
politikası, insanlarımızın hayatıyla oynamaktadır. Neredeyse her kuruma yeni
kadrolar yerleştirilmiş ve deneyim sahibi personel yerine deneyimsiz kişilerin
getirilmesi, kurumlarda tam bir karmaşa oluşturmuştur. Neredeyse hepsi yeni
olan kadroların deneyimsizliği vatandaşın canını acıtmaktadır. Bu kadrolaşmadan
ulaşım gibi hassas bir alanı oluşturan kurumlar da nasibini almıştır. Değerli
arkadaşlar, bu kazalara neden olan sebepler doğru tespit edilmedikçe, üzeri
örtülmeye çalışıldıkça ve sorumlular hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam
ettikçe, yeni faciaların ve acıların bizi beklediği unutulmamalıdır. Buna bir
son vermek için şeffaf bir yönetim biçimi oluşturulmalıdır. Hepimizin bildiği
gibi, meydana gelen kazaların neredeyse hepsinde bir çıkar ilişkisi ortaya
çıkmakta ve buna dolaylı denetimsizlik ve yaptırım uygulamama vatandaşlarımızın
hayatına mal olmaktadır. Bu gensoruyla,
ülkemizdeki kara, deniz, hava ve demir yolu ulaşımının sorunlarının daha
ayrıntılı olarak ele alınmasının yolu açılmalıdır. Çünkü,
şu an ülkemizde ulaşım sorunları had safhadadır. Ulaşım hizmetlerindeki kalite
gittikçe düşmekte ve güvenli ulaşım neredeyse ortadan kalkmış durumdadır.
Meydana gelen her kaza sonrası delillerin karartılmaya çalışılması denetim
konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığını ortaya koymaktadır. Bu kuşkuların ciddi
boyutlara varmış olması ve her kaza sonrası bu konuda endişe verici
ortaklıkların olduğu ileri sürülmesi, söz konusu iddialara bir açıklık
kazandırmayı elzem kılmaktadır. Bu ilişkilerin
üzerine gitmek, kazalarda asıl sebebi doğru tespit edip buna göre önlem almak
ve gerçek sorumluların sorumluluk bilinciyle görevini yerine getirmesi ve
iddiaların soruşturulması için Sayın Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım hakkında gensoru açılmasının halkımız ve hepimiz adına doğru bir karar
olacağını ifade etmek isterim. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Gruplar
adına üçüncü konuşmacı, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin
Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır. Sayın Şandır,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri
İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Ankara Milletvekili Sayın Hakkı Suha Okay ve İzmir Milletvekili Sayın Kemal Anadol’un,
9 Ocak 2007 tarihinde Bağdat’ta düşen ve Türk işçilerinin yaşamlarını
yitirmesiyle sonuçlanan kazaya neden olan yabancı bir şirkete ait uçağın,
gerekli güvenlik önlemleri almadan ve yeterli mali mesuliyet sigortası
sağlamadan uçuşuna izin veren sorumluları himaye ederek sağlıklı soruşturma
yürütülmesine engel olduğu iddiasıyla Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım hakkında Anayasa’nın 99’uncu, İç Tüzük’ün
106’ncı maddeleri uyarınca verdikleri gensoru önergesi üzerinde görüşlerimi
açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, gensoru sahiplerinin çok ağırlıklı, önemli iddialarını hep
beraber dinledik. Bunları yok sayamayız. Bunları “önemsiz” deyip, gülüp
geçiştiremeyiz. Olay, Moldova
milliyetine ait ve yabancı bir hava yolu işletmesine ait Antonov-26
tipi bir uçağın, 9 Ocak 2007 tarihinde Irak’a yolcu taşımak maksadıyla
Adana’dan havalandıktan sonra Bağdat yakınlarında piste Dolayısıyla, söz
konusu insan hayatı olunca bu olayla ilgili iddiaları yok sayamayız, hafife
alamayız. Üzerinde dikkatlice durulması gerektiğini, özellikle gensoru
sahiplerinin iddialarına ciddiyetle cevap verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Değerli milletvekilleri,
aradan iki yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen bu kazayla ilgili olarak
birçok soru maalesef henüz cevaplandırılamamıştır, cevap beklemektedir.
Ciddiyetine, gayretine ve sorun çözmekteki kapasite ve kalitesine inandığım
Sayın Ulaştırma Bakanının bugüne kadar birçok açıklama yapmış olmasına rağmen
bu uçak kazası hakkındaki soruların ve şüphelerin devam etmiş olması bize göre,
bana göre üzüntü vericidir ve Türkiye'ye yakışmamaktadır. Değerli
milletvekilleri, sizler de bilirsiniz, Sayın Bakanım özellikle bilir, sivil
havacılıkta kurallar kanla yazılır. Her kaza sonrasında; her akan kan,
kaybedilen can sonrasında sivil havacılıktaki kurallar biraz daha dikkatle
izlenir, takip edilir, üzerinde durulur, durulması temin edilir. Şimdi, esas
soru burada gizlenmektedir. Değerli
milletvekilleri, bakınız, bu kaza 9 Ocak 2007 tarihinde oldu, 28-29 cana mal
oldu. Bu sorular o zaman da soruldu, bu tenkitler, iddialar o zaman da ortaya
konuldu. Ben inceledim, çok sayıda hem yazılı hem sözlü soru önergeleri verilmiş,
basında yazılar çıkmış, birtakım iddialar ve ithamlar ortaya konulmuş. Bana
göre yeterli tedbir alınmamış, bana göre sorulan soruların, iddiaların üzerinde
ciddiyetle durulmamış ki, benzer özelliklerde bir uçak, bundan on ay sonra,
zannediyorum 30 Kasım tarihinde, yine aynı yıl içerisinde Isparta Havaalanı
yakınlarında tekrar düşmüş ve 57 vatandaşımız bu kazada da hayatını
kaybetmiştir. Burada durup düşünmek lazım. Bizim,
birilerinin ihmali, birilerinin himayesiyle insan hayatını bu kadar önemsemez
bir tavır içerisinde olma hakkımız var mıdır? Şimdi, Sayın
Bakan, siyasi sorumlu olarak, kendisine bağlı Bakanlıkta çalışan bürokratların
siyasi sorumlusu olarak şu sorulara, burada ifade edilen, basında çıkan şu
sorulara bana göre bu kürsüden milletin önünde, Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulunda cevap vermek durumundadır, verilmesi gerekir. Bu sorular
cevapsız bırakıldığı takdirde, Allah korusun, bir başka kazayla yeniden bunları
konuşmak durumunda kalırız. Ben, bu konuda
birçok soru belirledim. Bu soruları gensoru sahibi arkadaşlarım çığlık çığlığa
buradan ifade ettiler, hatta bazı iddialarda, ithamlarda da bulundular, Sayın
Bakanın istifa etmesi gerektiğini de söylediler. Dolayısıyla, kişiliğine
inandığım, saygı duyduğum Sayın Bakanın bu sorulara buradaki süre içerisinde
veya daha sonra bir basın toplantısıyla veya ben belirlediğim, tertiplediğim bu
soruları bir soru önergesine dönüştürerek kendilerine sunacağım, buna yazılı
olarak, bizlere, Genel Kurula bir cevap vermesi gerekir diye düşünüyorum, yakışır
diye düşünüyorum. Değerli
milletvekilleri, Sayın Bakanım; sorularım şunlar: Bu Antonov-26 tip uçakların, bizim de bağlı olduğumuz
anlaşmaların üyesi ülkelerin hiçbirinde yolcu taşımada kullanılmadığı iddia ve
ifade edilmektedir. Bu doğru mudur? Bu uçakların
kargo uçağı olduğu ve yirmi beş-otuz yıldan bu yana hiç üretilmediği
söylenmektedir. Bu uçakların nasıl oluyor da Türkiye’de yolcu taşımasına
müsaade ediliyor, mümkün olabiliyor? Bunun bir sorumlusu olması gerekmez mi?
Dünyanın hiçbir yerinde yolcu taşımayan, kargoculukta kullanılan, güvenilir
olmadığı da ifade edilen bu uçakların Türkiye’de üç ay bekletilerek yolcu
taşımada kullanılmasının bir sorumluluğu, bir sorumlusu olması gerekmez mi? 2006 yılında,
ifade edildiğine, yazıldığına göre dünyada 72 adet uçak kazası olmuş. Bu uçak
kazalarından 24 tanesi bu Antonov-26 tipi uçaklar
tarafından yapılmış. Bu gerçek doğruysa Adana’da yaşadığımız bu uçak kazası çok
da teknik, çok da tesadüfi, çok da kader değil,
doğrudan bizim yetkililerimizin ve sorumlularımızın kusurudur, bana göre
suçudur. Çünkü, ucunda 28 tane vatandaşımız hayatını
kaybetmiştir. Bu vatandaşlarımızın çok sayıda yakını bunun çilesini çekmiştir,
üzüntüsünü yaşamıştır. Çok sayıda soru
var ama bir başka soru: Bu uçağın ticari ve operasyon sorumluluğunu Türkiye'de
hangi hava yolu işletmesi üstlenmiştir? BSA adlı temsil,
gözetim ve yönetim şirketi bu görevleri yapmakla, daha çok yer hizmetleri
vermekle… Temsil, gözetim ve yönetim hizmeti vermek amacıyla kurulmuş bir
şirketin kiraladığı bu uçaklarla hava taşımacılığı işi yapması nasıl bir
ihlaldir? Buna kim müsaade etmiştir? Hukukumuzda buna müsaade var mıdır? Göz
göre göre böyle bir sonuç kimin sorumluluğundadır? Bu yönde, bu
şirketle bir anlaşma yapılmış mıdır? Bu anlaşma kurallara uygun mudur? Bu
anlaşma hangi trafik hakkına göre Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından
onaylanmıştır? Mütekabiliyet esasına uyulmuş mudur? Hangi Türk hava
yolu işletmesinin Türk milliyetine ait uçağı Moldova’da bir havaalanını
kullanarak oradan başka ülkelere, aynı trafik hakkını kullanarak benzeri
seferler yapabilmektedir? Eğer böyle bir şey yoksa bu uygulama hukuk dışı değil
midir? Bu eski Rus kargo
uçağına Türkiye'de, Türk insanlarını taşıtmadan önce, uçağın Türk sivil
havacılığı tarafından uçuşa elverişlilik denetimlerinin yapılmış olması da
gerekirdi. Bu denetimlerin kurallar gereği yeterince ve zamanında yapıldığını
her defasında söylüyorsunuz. Sayın Bakanım, bu söylediğinize kendiniz inanıyor
musunuz? Söz konusu uçak
Moldova tesciline kayıtlıdır. Ülkemizden Irak’a, Irak’ta çalışan Türk
işçilerini götürürken Bağdat yakınlarında düşen bu uçak yedinci trafik hakkıyla uçmuştur.
Yedinci trafik hakkı verilmesi karşılığında Türkiye Moldova’dan ne almıştır? Türk uçaklarının
Moldova’da yedinci trafik hakkı kapsamında uçuş imkânı var mıdır? Mütekabiliyet
esası burada uygulanmış mıdır? Bu sorunun cevabı mutlaka
verilmesi lazım. Bir başka şey:
Değerli gensoru sahipleri ısrarla sordular. Savaş riski olan bir ülkeye yolcu
taşıyor bu uçak. Uçuş konusunda, hava taşımacılığı konusunda çok belirgin bir
amir hüküm olarak savaş riski taşıyan ülkelere yapılan uçuşlarda savaş riski
mali mesuliyet poliçesi aranır, siz aradınız mı? Gösterilen belge sizi tatmin
ediyor mu? Söz konusu
Moldova’ya milliyetli uçağın uçuş izni -permi dediğimiz hadise- imzalanırken
üçüncü şahıs mali mesuliyet sigorta poliçesi var mı? Bunları yeterli buluyor
musunuz? Bunlar usulüne uygun, uluslararası sözleşmelere uygun imzalanmış mı?
Tüm bu işlemler bir denetimden geçmiş mi? Sonunda, ucunda
28 insanın hayatına mal olan bu kazanın acaba, insandan kaynaklanan, hatalardan
kaynaklanan, ihmalden kaynaklanan bir sonuç olması ihtimali sizi rahatsız
etmiyor mu? Bir başka şey: 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu’nun ilgili
maddesi gereği yayımlanan Ticari Hava İşletmeleri Yönetmeliği’nin 6’ncı
çerçevesinde ve uluslararası düzeyde imzalanan birçok anlaşmalarda ve ülkemizin
altına imza koyduğu ECAC tavsiyeleri gereği, çağ dışı kalmış bu tip uçaklar ile
hava yolu taşımacılığı yapmak için başvuruda bulunanlara kesinlikle izin hakkı
verilmemesi gerekirken, nasıl oluyor da, yer hizmeti yapan bir firmaya, temsil,
gözetim ve yönetim şirketine -Türk insanının hayatı bu kadar mı ucuz- böyle bir
firmaya hava taşımacılığı yapma imkânı veriyoruz? Bu konu Bakanlığınız tarafından yeterince sorgulandı mı? Bir başka durum
şu: Yukarıda arz ettiğim Yönetmelik üçüncü bölümü “Bu Yönetmelik’te
yer alan hükümleri yerine getirmekten, havaalanı işletmecileri, yer hizmetleri
kuruluşları ve hava taşıyıcıları sorumludur.” diyor. Ayrıca, bu Yönetmelik’te belirtilen yer hizmetlerinin uluslararası
seviyede yapılmasını sağlayacak tedbirlerin alınmasından da Devlet Hava
Meydanları İşletmesi Bakanlığa karşı sorumludur. Bu kazayla ilgili veya bu
uçuşla ilgili, Devlet Hava Meydanları İşletmesi yöneticileri gerekli gözetim ve
denetimde bulundular mı? Sayın Bakanımız bu konuda bir sorgulama yaptı mı? Değerli
milletvekilleri, gerçekten, bu ve buna benzer birçok soru, ama özellikle bu
soruları soranların satır aralarında ifade ettikleri bir husus var, bunun da
burada açıklanması lazım. İddia edildiğine göre, bu kazaya sebebiyet veren
sorumlular, Sayın Bakanın tasarrufuyla Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne
istihdam edilen, ısrarla, inatla burada görevde tutulmaya çalışılan,
anlaşılıyor ki yetersiz, anlaşılıyor ki bu konuda yeterli sorumluluğu duymayan
yöneticilerin, bu Bakanlıkta, bu Genel Müdürlükte göreve devam etmeleri Sayın
Bakanın himayesinde gerçekleşmektedir. Bu sorunun da cevabı verilmelidir.
Gerçekten sivil havacılık gibi insan hayatını doğrudan ilgilendiren,
uluslararası normlara kavuşmuş bir işlev, bir görev yeterliliği olmayan bir
kadro tarafından… İddialar ağır. Deniliyor ki burada yeterli teknik yeterliliği
olan kadrolar AKP İktidarı tarafından uzaklaştırıldı, daha çok milletvekili çocuklarından
oluşturulan yeni bir kadro kuruldu. Bunların yetersizliği maalesef bu
denetimlerin gerçekleşmesini engelledi. Bu iddia edilmekte. Bunu
Sayın Bakan burada ifade etmeli. Gerçekten bugün Sivil
Havacılık Genel Müdürlüğünün teknik kadrosu, denetim kadrosu bu görevlerin
emniyetli bir şekilde yapılmasını, yani bu uçuşların emniyetli bir şekilde
yapılmasını temin edecek kalite ve kapasiteye sahip mi değil mi? Nasıl oluyor
da bir yıl içerisinde birbirine benzer sebeplerden dolayı iki tane uçak kazası yaşıyoruz,
birinde 28 vatandaşımız, birinde de 57 vatandaşımızı hayatını kaybediyor? Şunu diyebiliriz:
Dünyanın her yerinde, her dönemde uçak kazası olur ve insanlar ölür, eyvallah.
Ama kendi hava yolunuzla taşıyamadığınız yolcuyu, taşıyamadığınız vatandaşı güvenirliliği
tescilli olmayan -en azından- bir hava yoluyla taşınmasına müsaade etmek kendi
insanımıza saygısızlık olmuyor mu? Dolayısıyla, böyle bir tedbiri alması
gereken bürokratlar, görevi bu olan bir Genel Müdürlük bu konuda acaba… Burada
sorun çok net. Acaba, siyasi kadrolaşma adına, ihmal sonucu teknik kadrolar
boşaltılarak yerine getirilenlerin yetersizliği mi sebep olmuştur? Bunların açıklanması lazım. Bakınız, Sivil
Havacılık Genel Müdürlüğü Personeli Atama, Görevde Yükselme ve Unvan
Değişikliği Yönetmeliği’nin maddeleri önümde. Gerçekten çok ağır şartlar var,
belli kurallar istiyor, belli eğitimler istiyor, denemeler istiyor, hizmet içi
eğitim istiyor. Şimdi, bu yeni kadro, Sayın Bakanın ısrarla görevde tutmaya
çalıştığı bu yeni kadro, bu bürokratlar
-bizim konumuz bürokratlar değil, biz siyasetçiyiz, meseleyi siyaseten
sorguluyoruz- acaba bu Yönetmelik’in amir hükümleri
gereği yeterli mi? Bu yetersizlik mi böyle kazalara sebep olmaktadır? Değerli
milletvekilleri, sözlerimin sonucunda tekrar şunu hatırlatmak istiyorum: Sivil
havacılıkta kuralları kanla yazıyorlar. Akan insan kanı da bana göre, hepimiz
için çok kutsal, yerine ikamesi olmayan bir değer. Biz -siyaseten muhalefet yapmak adına,
birbirimizi hırpalamak adına bir sorgulama değil, tedbirlerin yeterince
alınmasını amaçlayan bir çığlığımız var- şakası olmayan, ihmali olmayan, olması
hâlinde de bedeli ağır olan bir konuyu tartışıyoruz. Bu sebeple, tekrar
ediyorum, ciddiyetine, gayretine, sorun çözme kapasite ve kalitesine inandığım
Sayın Bakanın bu konunun sorgulanmasına yeterince eğilmediği gibi bir endişem
ve üzüntüm bulunmaktadır. Bu konu bu kaza olduğunun ertesinde uzun uzun tartışılmış, bu sorular sorulmuş ama Sayın Bakanın
-mutlaka cevabı vardır- bu konuda beklenen tedbirlerin, ortaya konan iddiaların
cevabını yeterince verebildiğini söylemek mümkün değil. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Şandır, konuşmanızı tamamlayınız lütfen. Buyurun. MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Hepimizin kafasında bu soruların, cevapsız bu soruların istifhamı
bulunmaktadır ve bu kazadan on ay sonra yaşanan, Isparta Havaalanı çevresinde
yaşanan, 57 vatandaşımızın da hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan bir uçak
kazasının sorgulamasında, vebal sorgulamasındayız. Tekrar ediyorum,
yeni bir kazaya muhatap olmamak için alınması gereken tedbirlerin tamamını en
titiz bir şekilde alarak, gereken tedbirleri alarak, bu türlü kazaların bir
daha yaşanmamasını temin etmek hepimizin sorumluluğundadır. İnanıyorum ki,
Sayın Bakan, bu soruların cevabını tatmin edici bir şekilde verecektir. Bu
ümitle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Gruplar
adına son konuşmacı, AK PARTİ Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Avni
Doğan’ın. Sayın Doğan,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anamuhalefet grubunun Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım hakkında verdiği gensoru üzerinde Adalet ve
Kalkınma Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum.
Sözlerime, hepinize saygılarımı sunarak başlıyorum. Değerli
arkadaşlar, aslında, ben, bu konuşmaya, gensoru konusunun çok ciddi bir konu
olduğunu, onu sulandırmamak gerektiğini söyleyerek başlayacaktım, ama, Sayın Kılıçdaroğlu “gensoru
meselesinin çok ciddi bir mesele olduğunu” söyledi Cumhuriyet Halk Partisi
sözcüsü. Yine, bir soru
soracaktım: “Niye on sekiz ay beklediniz bu gensoruyu vermek için?
Düşürülmesini istediğiniz bir bakanın görevde on sekiz ay gibi uzun bir zaman
kalmasına niye göz yumdunuz?” diyecektim. Dedi ki: “Gensoru meselesi çok ciddi
bir mesele, iyi hazırlanmamız gerekiyordu.” Tabii, biz, Adalet ve Kalkınma
Partisi olarak gensoru meselesinin çok ciddi bir mesele olduğuna inanıyoruz.
Muhalefetin denetim hakkının demokratik bir hak olduğuna inanıyoruz. CHP’nin de
bunu söylemesinden mutluluk duyuyoruz. Gensoruyu ne kadar ciddiye aldıkları,
işte, sıralarındaki vekil sayısından belli, bakın sıralara. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başbakan gelmeseydi burada kimse yoktu! Siz
oturup Sayın Başbakana dua edin! AVNİ DOĞAN (Devamla)
– Bakın değerli arkadaşlar, üç muhalefet partisi grubu görüştü tek kelime
konuşmadık, biz burada 340 milletvekili tek kelime konuşmadı, siz de bizi
dinleyin. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sen iddialara cevap ver, iddialara! MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Rüşvet iddialarını, telefon iddialarını konuşun. Burada onun
için bekliyoruz. AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Şimdi, ben, gensoru ciddi bir konu ya, Cumhuriyet Halk Partisinin
hangi bakanlarla ilgili gensoru verdiği üzerinde düşündüm. Kuşkusuz, Adalet ve
Kalkınma Partisi Hükûmetinin bütün bakanları
başarılı, ama bazı bakanların başarıları halka daha fazla mal oldu, halk daha
fazla anladı, daha fazla algıladı. Hangi bakan halka daha fazla mal olmuşsa
Cumhuriyet Halk Partisi, gensoru vermek için o bakanı seçiyor; çamur at izi
kalsın, yıprat. Hiç kuşkusuz
iddialarla ilgili Sayın Bakan gerekli cevabı verecek, benim yapmak istediğim
şu: Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri iş başına
gelmeden önce Türk sivil havacılığı hangi noktadaydı, bugün hangi noktada? Eğer
bunu bilirseniz, bunu düşünürseniz daha iyi karar verirsiniz. Bakın, 2002
yılında Türkiye’nin onlarca havaalanı çalışmıyor, pistlerinde ot bitiyor ve
-çoğunuz vekildiniz o zamanlar- Kahramanmaraş’a uçak inmiyordu, Adıyaman’a uçak
inmiyordu, bugün uçak inen on yedi havaalanına uçak inmiyordu. Sivil Havacılık
yetkililerine soruyorduk: Niye inmiyor buraya? Diyorlardı ki: “Efendim, pist
küçük, uçak büyük, ne yapalım?” İyi de niye yaptırdınız bu havaalanlarını? Bu
memleketin parasını, uçak indirmeyecektiniz de niye gömdünüz oralara?
Hatırlayın, gazetelerde keçi yayılan havaalanları resimleri vardı. 2002 yılında
2 merkezden 25 merkeze uçak uçuyordu, bugün 7 merkeze çıktı bu, uçak inen
havaalanı sayısı 43 merkeze çıktı, yani 17 tane havaalanı devreye sokuldu.
Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri bir zihniyet
değişikliği meydana getirdi. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Şu uçak konusuna gelsene! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Schopenhauer’un bir sözü var, der ki:
“Alışkanlıklar hayal gücünün afyonudur.” İşte, biz o afyonu ortadan kaldırdık,
biz o alışkanlıkları ortadan kaldırdık. Onun için Türkiye değişiyor. ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Yolsuzluğa gel, yolsuzluğa cevap ver. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - 2002 yılında Türkiye’de iç hatlarda yolculuk yapan yolcu sayısı 8,5
milyon, 2007’ye geldiğimizde 32,5 milyona çıkmış bu. Yani 4 katına çıkmış yani
yüzde 400 artmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bir memleketin
başkentinin havaalanı o memleketin vitrinidir. Bizden önceki Ankara
Havaalanı’nı düşünün. Türkiye büyük bir ülke, Ankara o büyük ülkenin başkenti.
Yabancı konuklar, yabancı devlet adamları ilk izlenimini, ilk notunu o ülkeye o
havaalanından verir. Bir harabeydi ama bugün Ankara havaalanı uluslararası
havacılık dergilerine kapak oluyor. İşte, bu, alışkanlığı
bırakmak bu. Adalet ve
Kalkınma Partisinin anlayışında şu var: Her Türk vatandaşı hayatında en az bir
kere uçağa binmelidir yani uçak yolculuğu seçkinlerin işi olmamalıdır. İşte,
bunun için, 2007 yılında, iç ve dış hatlarda yolculuk yapan yolcu sayısı 70
milyonu buldu. Sadece 2007 yılında ilk defa uçakla tanışan insan sayısı 6
milyon. Bunu siz hayal bile edemezsiniz. (CHP sıralarından “Gensoruya gel,
gensoruya” sesleri) Gensoruya
geliyorum. Nasıl başarılı
bir Ulaştırma Bakanı olduğunu anlatmaya çalışıyorum. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Mersin) – Siz, ölen insanların hakkını arayın. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, sivil havacılıkta serbestleşme sivil havacılığı
Türkiye’de büyütmüştür. MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Rüşvete gel. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - Yapılan çalışmalarda, Türk sivil havacılığının son beş yılda yüzde
30 gibi bir büyümeyi yakaladığı görülmüştür. Dünya ortalaması yüzde 5. Yüzde 30
Türkiye, dünya ortalaması yüzde 5. 2015 yılı için bizden önceki hükûmetlerin planladığı hedef on yıl önce gerçekleşmiş, on
yıl! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, bu Ulaştırma Bakanına gensoru
verilir. Tabii, bu Ulaştırma Bakanı halka mal olmuştur. Bütün
havaalanları rehabilite edilmiş Türkiye’de. Ücret
indirimi sağlanmış. Ekonomik
havaalanı projeleri hayata geçirilmiş ilk defa. Bursa Yenişehir, Tekirdağ,
Nevşehir Kapadokya, GAP havaalanları ekonomik havaalanları olarak kullanılmaya
başlanmış. Bu, 2008 yılında
on sekize ulaşacak… MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Düşen uçağa bir gelsen… AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Onların cevabını Sayın Bakan verecek. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Öyle mi? Siz o zaman niye konuşuyorsunuz? AVNİ DOĞAN
(Devamla) – 2002 yılında 25 bin koltuk var. Bu, yüzde 71 artmış 2007 yılına
geldiğimizde, 40 bine yükselmiş. Kargo
taşımacılığı son beş yılda 2 katına yükselmiş, Türkiye kargo üssü hâline
getirilmiş. Kargo köyleri projesi başlatılmış bu dönemde. Bunlar Türkiye'nin,
bunlar büyük Türkiye'nin ayak sesleri. ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) - Yolsuzluk… Yolsuzluk… AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Yolsuzluk sizin işiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Yolsuzluğa gelelim biraz… AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Türk tesciline bağlı uçak sayısı 150’den 250’ye çıkmış. Hava
taksileri ve diğer araçları eklersen bu sayı 783’ü buluyor. Dolmuş uçak
dönemi başlamış bu dönemde. Hava taksiciliği 2 kat artmış. Çapraz uçuşlar başlamış. Heliport Projesi
başlatılmış yani “Her İle Bir Helikopter Pisti” Projesi başlatılmış. Acil
sağlık hizmetlerinde, tabii afetlerde bunun önemini gördük, İzmit Kocaeli
depreminde iki gün oraya ulaşılamadığını gördük. Bunları Türkiye bir daha
yaşamasın diye bu büyük projeler hayata geçiriliyor. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Milletvekilim, helikopter her yere iner. AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Şimdi, gelelim denetim meselesine. Birazcık da
gensorunun konusu bu. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Helikopter her yere iner zaten… AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Sizin kapının önüne de iner helikopter. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Yoo! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Sizin anlayışınız bu. 1930’lu yıllarda kalan kafaya göre,
helikopter her yere iner. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Her meydana iner, her meydana iner. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – İner tabii canım, özelliği o. AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Sivil havacılık büyürken, Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel
Müdürlüğü rekor bir denetim çalışması başlatıyor. Sadece 2007 yılında 1.739 sektörel denetim yapıyor Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü
denetçileri. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Bu uçağı da denetlemiş mi? AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Bakın bir ilkler yaşanıyor bu dönemde. Yabancı tescilli uçaklara
verilen SAFA denetimleri ilk defa 2004 yılında başlıyor Türkiye’de. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Bu uçağı denetlemiş mi denetlememiş mi? AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Yerli uçaklara verilen SANA denetimlerine 2005 yılında başlanıyor
ilk defa. Bunlar bugüne kadar Türkiye’de olmayan şeyler. 2006 yılında
denetimler 10 kat artırılıyor. Avrupa Sivil Havacılık Konferansı’na üye 42 ülke
arasında en çok denetim yapan 9 ülkeden biri Türkiye, 2006’da, 2007’de 42
Avrupa ülkesinin içerisinde 6’ncı sıraya yerleşiyor. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Bu uçağı da denetleselerdi ya! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – 42 ülkenin içerisinde 6’ncı ülke. Bu denetimler sonucu Türk
uçaklarının dünyada güvenilirliği artıyor. Bunlar gurur duyulacak meseleler.
Türk Havayolları, Türk hava şirketleri, bugün dünyanın güvendiği şirketler. Tabii, bizim
uçaklarımızda da denetim yapılıyor bu süre içerisinde. 23 ülkede 2006-2007
yılları arasında 728 Türk uçağına denetim yapılıyor. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Yabancı uçaklara yapılmıyor mu? AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Yapılan bu denetimlerde uçuş güvenliğini engelleyen hiçbir bulguya
rastlanmıyor. Bakın, bu da Türkiye'nin tarihinde ilktir. Türk uçakları bu süreç
içerisinde yabancı ülkelerde hiçbir uçuş engeliyle karşılaşmıyor. Hani siz
80’li yıllarda “çağdaş Türkiye” derdiniz ya işte “çağdaş Türkiye” dediğiniz şey
bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Peki şu düşen uçak, düşen uçak… AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Burada da bitmiyor, bakın Türk havacılığının bu süreçteki başarısı
burada da bitmiyor. Avrupa Birliğine üye ülkelerde faaliyet gösteren EASA,
Türkiye’de faaliyet gösteren bakım kuruluşlarının yetkilendirilmesini Türk
Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne veriyor. Bu yetki birçok Avrupa Birliği
ülkesinde yok. Henüz Türkiye Avrupa Birliğine girmedi ama Türk Sivil Havacılığı
bu şekliyle Avrupa Birliğine girmiş durumda. Havaalanı güvenliği bakımından
Türkiye, 21 sertifikalı havaalanıyla Avrupa ülkelerinde 5’inci sırada. Yani 35,
40, 45 ülkeyi geride bırakmış durumda. İşte bu Ulaştırma Bakanına gensoru
verilir. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Havaalanı tamam da Maraş’ta tekstil niye battı biraz da onlardan
bahset! Tekstil fabrikaları birer birer niye
kapanıyor? AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Bugün Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olmadan Avrupa Sivil Havacılık
Konferansı üyeliğine seçilen tek ülke bakın. 2008’de oluyor… YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Biraz Maraş’a gel, Maraş’a! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Maraş’a gelirim, Maraş’a gelirim. Maraş’ta biz yüzde 65’iz, sizin
esaminiz okunmuyor! (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Yolsuzluğa gel, yolsuzluğa! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, 2006 yılında gensoru verdiğiniz Ulaştırma
Bakanlığının bir başarısını söylüyorum. ERGÜN AYDOĞAN (Balıkesir) – Yolsuzluk başarısı mı! AVNİ DOĞAN (Devamla)
– Eurocontrol tarafından yayımlanan analiz
sonuçlarına göre Türkiye, havaalanlarına iniş ve kalkışta gecikmeyi en aza
indiren ülkeler arasında. Avrupa’da bu yıllarda yükselmiş, Türkiye’de azalmış.
Petrol krizi Avrupa’da, dünyada hava yolculuğunu azaltmış, Türkiye’de 4’e
katlatmış. Bunlar işte bir zihniyet farkının sonucu. D-8 Ülkeleri Sivil
Havacılık Genel Müdürleri Toplantısı ilk defa Türkiye’de yapılıyor ve burada
2010 yılına kadar Türkiye'nin Başkanlık yapmasına karar veriliyor. Öyle D-8
ülkeleri falan deyip geçmeyin, burada 180 milyar dolarlık bir pasta var.
Türkiye bu pastadan pay almaya koşuyor. Uluslararası
Sivil Havacılık Örgütünün 2007 yılında yaptığı denetimlerde kurallara uyma
açısından Türkiye, 190 ülkenin yüzde 50 önünde yer alıyor. Bunlar raporlar,
uluslararası raporlar. Türkiye attığı
büyük adımlarla artık uluslararası havacılık organlarının karar
mekanizmalarında yer alıyor. Daha önce yönlendirilen ülkeydi, daha önce yol
gösterilen ülkeydi; bugün yönlendiren ülke, bugün yol gösteren ülke konumunda
Türkiye. Havacılıkta,
Karadeniz, Akdeniz, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu’nun bakım ve onarım
merkezi, eğitim merkezi olma yolunda Türkiye hızla ilerliyor değerli
arkadaşlar. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Merkezi canım! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Ya, bunlar Türkiye için düşünülecek şeyler değildi, sizin
düşündüğünüz şeyler değildi. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Yolsuzluğa gelsene! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Size göre, işte, Türkiye’de
hava yolları olmalı, oradan belli seçkinler gitmeli, gelmeli; hadise bundan
ibaretti. Büyük bir Türkiye sizin aklınızdan bile geçmiyordu. NESRİN BAYTOK
(Ankara) – Ne alakası var? ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Ne alakası var? AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bugün
itibarıyla yaptığı mevzuat değişiklikleriyle değişen havacılık standartlarına
sağladığı süratli uyumla dünyanın önde gelen ülkeleri arasında bulunmaktadır. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Yaptığı işlerle! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Avrupa Birliği standartlarına uygun şekilde kendini yenilemekle
dünya için örnek bir ülke olmuştur. Evet, dünyadan birçok ülke gelip Türk sivil
havacılığının başarılarını bugün inceliyor, bugün bu konuda çalışmalar yapıyor.
Her zaman soruyorlar, “Nasıl başardınız bunu?” diye soruyorlar. MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – AKP’nin sayesinde! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Artık, Başkent’in havaalanına gecekondular arasından geçip
gitmiyorsunuz, harabe bir havaalanından uçağa binmiyorsunuz. Yabancılara sizi
harabe bir ülke olarak göstermiyorsunuz. Büyük ülkeler kendilerini tanıtmak
için çuval dolusu paralar gönderirken başka ülkelere, siz kendinizi
havaalanında düşük nota mahkûm eden bir ülkeydiniz daha dün. MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – O güzergâhın dışındaki gecekondular devam ediyor ama! Sadece
makyaj yapmaya gerek yok gelenlere iyi göstereceğim diye! Güzergâhın dışında
gecekondular devam ediyor! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Bakın, Avrupa Komisyonunun 2007 İlerleme Raporu’ndan okuyorum size:
Türk havacılık sektöründe ilerleme olduğu kaydediliyor. Sivil Havacılık Genel
Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması ve sektörün ihtiyaç ve beklentilerine
cevap verilecek yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi ve mevzuat uyum
çalışmalarını başarıyla sürdürmesi konusunda çok başarılı olduğu söyleniyor
Türk sivil havacılığının. 1995-2002 yılları arasında sadece 8 yönetmelik
çıkartılıyor değerli arkadaşlar. 2005 yılından bu yana 21 yönetmelik
çıkartılıyor. Hani Avrupa Birliğine uyum sağlayacağız ya! Ayrıca 10 da talimat yayınlanıyor. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Uçak düşmüş, 28 kişi ölmüş, onu anlat be kardeşim. Yönetmelik iş
yapmamış ki düşmüş. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - İş yapmış. Hiç mi uçak düşmedi şimdiye kadar? Düşmüş. Ayıptır ya! M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Mesele anlaşıldı! MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Mesele bu, tamam! AVNİ DOĞAN
(Devamla) – Ayıptır yani, ayıptır! İnsaf! M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Hepsinin karakutusu vardı, denetimi
vardı. Bu kadar haksızlık da olmaz. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; kim ne söylerse
söylesin, önümüze hangi tuzakları kurarsanız kurun… M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Ne tuzağı ya? ERGÜN AYDOĞAN
(Balıkesir) – Ne tuzağı? Belgelere bak, belgelere. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - …hangi karanlık mihraklarda hangi karanlık kararlar alınırsa
alınsın, biz, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak Türkiye’yi çağdaş, büyük ve
güçlü bir dünya devleti yapma yolunda kararlıyız. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Rezil ettin. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - Bunu Türk sivil havacılığında başardık. Her alanda da başarmaya
kararlıyız. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Ölmüşler, Türk vatandaşı ölmüş. Ondan üç cümle söyle de tarihe bir
belge geçsin. AVNİ DOĞAN
(Devamla) - Bu duygu ve düşünceler içinde “Durmak yok, yola devam.” diyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır. Şimdi Hükûmet adına Ulaştırma Bakanı Sayın Binali
Yıldırım. Sayın Bakan,
buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Yüce Meclisin
değerli üyeleri, Cumhuriyet Halk Partisinin Adana’dan kalkıp Bağdat Anaconda Askerî Üssü’ne inişi sırasında düşen 9 Ocak
tarihli kazayla ilgili verdiği gensoru hakkında Hükûmetimiz
adına iddiaları cevaplandırmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, iddiaya bakıyoruz. İddia esas itibarıyla dört maddeden
oluşuyor. Düşen uçağın güvenli olmadığı, sigortasının olmadığı veya eksik
olduğu, Irak’a birçok şirket uçuş yapmazken Moldova şirketinin uçağına izin
verilerek kazaya sebebiyet verildiği ve hakkında iddialar bulunan genel müdürün
himaye edilerek sağlıklı soruşturma yapılmasını bakanın engellediği gibi dört
ana başlıktan oluşan bir iddia var ortada. Ben siyasi bir
konuşma yapmayacağım ve altı yılı aşan görevim esnasında da olayları hep teknik
düzeyde, olduğu gibi, doğrusuyla yanlışıyla paylaşan, yaptıklarımı,
yapacaklarımı söyleyen, yapamayacaklarım için asla söz vermeyen, Hükûmetimizin de benimsediği ilke doğrultusunda görev
yapıyorum. Değerli
arkadaşlar, 9 Ocak 2007 tarihinde Antonov-26 tipi
uçak sabah 06.09’da Adana’dan kalkıyor ve Bağdat’ın kuzey doğusunda bulunan Balad Askerî Üssüne iniş için alçalıyor, görüş mesafesinin Bu kazayla ilgili
bugün gündeme getirilen soruların hepsinin cevabı var. Zamanımın elverdiği
müddetçe bunların bir kısmını buradan cevaplandıracağım; el vermeyen, zamanın
yetmediği durumlarda da bilahare gerek buradaki konuşmacılara gerekse arzu
edenlere, tüm detaylarıyla bu cevapları vermeye hazır olduğumu ifade ediyorum. Değerli
arkadaşlar, kaza yapan uçağın Moldova devletine ait olduğunu biliyoruz, oradan
tescilli; taşıyıcı Moldovalı, mümessili Türk. Kaza Irak toprakları içerisinde
oluyor. Uçağın imalatçısı Ukrayna ve Rusya. Hayatını
kaybedenlerin büyük bir çoğunluğu bizim vatandaşımız. Ukraynalı da var,
Amerikan da var, Moldovalı da var. 28 vatandaşımız, işçimiz, hayatını kazanan,
ekmeğini kazanmak için Irak’a gitmiş işçilerimiz var. Peki
bu kazanın neden olduğu, sonuçlarının etraflı şekilde ortaya çıkarılması görevi
kimin? Uluslararası kurallar çok açık. ICAO yani Uluslararası Sivil Havacılık
Teşkilatı; 192 üyesi var. Moldova da buraya üye, Türkiye de üye, Rusya da üye,
Ukrayna da üye. Böyle bir kazada kural şunu diyor: Kaza hangi ülkede olduysa
kaza araştırmasında asıl sorumlu ve yetkili o ülkedir. Yani bizim olayımızda
Irak. Peki, burada kaza
araştırmasına katkı sağlayan ülkelerin kim olması lazım? Dolayısıyla,
uçağın tescil edildiği Moldova. Ayrıca uçağın tasarımını ve imalatını
yapan Ukrayna ve Rusya da kazanın aydınlatılması bakımından soruşturmanın
ortakları arasında. ICAO kuralları kazada hayatını kaybeden ülke vatandaşlarına
ait devletin de -bizim olayımızda Türkiye’nin- bu kaza araştırmasında gözlemci
olarak yer almasına cevaz veriyor, hükümler buna amir. Bütün bunlara
rağmen -bu açıklamaları yapıyorum ki- vatandaşlarımız orada hayatını kaybettiği
için, biz, bütün bu kurallara bakmadan, hemen, anında bir görevlendirme yaptık.
Üç kişilik bir uzman ekip önce Adana’ya, oradan da doğruca kazanın olduğu yere
vardılar 10 Ocak saat 11.00’de. Gittiğimizde kaza
yerinde kimse yok, Amerikan üs yetkilileri dışında kimse yok. Irak yetkilileri
bile kaza yerine ancak dört gün sonra gelebildi. 13 Ocak 2007 tarihinde
Iraklılar, Irak’lı uzmanlar, yetkililer ancak ulaşabildi. Şimdi, bunu niye
söylüyorum: Burada, kazada hayatını kaybeden vatandaşlarımızın, bizim için ne
anlam ifade ettiğini anlatmaya çalışıyorum ve uzmanlarımız gerekli tespitleri
yaparak hayatını kaybeden insanlarımızın naaşlarını alıp aynı gün Adana’ya
döndüler. Daha sonra 22 Ocak-1 Şubat tarihleri arasında tekrar görevlendirmeyle
Irak’a gittiler. Kaza kırımın birlikte araştırılması, tahkikatların tamamlanıp
olayın açığa çıkması için birlikte çalıştılar, bütün delilleri topladılar, FDR’ı, CVR’ı, diğer dokümanları,
zimmetle devraldılar ve 6-9 Şubatta da Moskova’ya giderek uçağın imalatçısının
olduğu fabrikada çözümleri yaptılar. Kaza kırım raporu
bu şekilde ortak bir çalışmayla meydana geldi ve 31 Aralık 2007’de de rapor
tamamlandı. Ama, raporun diplomatik yollardan resmen
bize gelmesi 16/4/2008 tarihidir. Gayriresmî olarak
aldık, ama raporun işlem görebilmesi için resmî yollardan, diplomatik yollardan
gelmesi gerekirdi, 16 Nisan 2008’de aldık ve Adana Cumhuriyet Savcılığına
ilettik. Esas itibarıyla kazanın pilotaj hatasından olduğu raporda yer
almıştır. Şimdi, ana
muhalefet partisi, kaza ile uçuş izni, sigorta belgesindeki sigorta eksikliği,
çokluğu arasında ilişki kurarak, bu kazayla ilgili, Bakanlığı ve Sivil
Havacılık personelini sorumlu tutuyor ve demek istiyor ki, sigorta belgesi
fazla olsaydı, kaza olmazdı. Böyle bir şeyi anlamak mümkün değil. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Hiç öyle bir şey denilmiyor Sayın Bakan, raporda hiç öyle bir şey
yok! KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Raporun hem Türkçesi hem İngilizcesi var bizde. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Raporda öyle bir şey yok, pilotaj hatası yazmıyor. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Değerli
arkadaşlar, her türlü tedbiri alabilirsiniz… TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Efendim, demiyor ama, burada var. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - …her türlü
tedbiri alacaksınız, mecbursunuz almaya, ama buna rağmen dünyada da Türkiye’de
de kazalar oluyor, olmaya da devam edecek. Çünkü hepimizin bildiği bir şey var:
Kazaların yüzde 85’i insan hatasından oluyor. Bu, dünyaca istatistiklerle,
ölçümlerle ortaya konmuş evrensel bir gerçek. Bütün bunlara rağmen gayet tabii
ki, tedbirlerimizi alacağız, alınmıştır da. Bir uçak nasıl
uçar, önce ona bakalım: Şimdi dendi ki, bu uçak efendim yedinci trafik hakkı
verilerek burada uçurulmuştur. Bir kere bu uçağın uçuş hakkı yedinci trafik
hakkı değil, beşinci trafik hakkıdır. Beşinci trafik hakkı ile yedinci trafik
hakkı arasında tek fark, bir base’ten kalkması veya
kalkmamasıdır. Kaldı ki, uçak 8 Ocakta Kişinev’den
kalkmış, 9 Ocakta da Adana’dan kalkmıştır. Peki, buraya niye
bu uçak gönderilmiş de Türk uçağı gönderilmemiş? Bu soru da gayet tabii ki
soruluyor, sorulmalıdır. Bir kere bu seferlerle ilgili bütün yerli taşıyıcılara
yazı yazılmış, hepsine sorulmuş: Böyle bir uçuş talebi var, burada 5 bin tane
Türk işçisi gidecek, çalışacak, bunları taşır mısınız? Programlarının uymaması
veya başka nedenlerle uçaklarının olmaması gibi nedenlerle uçmak
istemediklerini ifade etmiştir. Yine, hem Moldova’yla hem uluslararası anlaşmalara
göre bizim AIP’mizde eğer kendi şirketimiz uçmazsa
buraya bir başka ülkenin tescilli uçağına izin verilir. Bu çerçevede izin
verilmiş ve uçuşlar o gün yapılmış, yüzlerce yapılmış, bugün de yapılmaya devam
etmektedir arkadaşlar. Irak bizim üçüncü ticaret ortağımızdır. Irak’la
ticaretimizin birkaç yıl içerisinde 20 milyar dolara ulaşacağını kısa bir süre
önce Irak’a bir heyetle ziyaret eden Sayın Başbakanımız ve Irak yetkilileri
açıklamıştır. Dünyanın her tarafından Irak’a seferler yapılacak, Türkiye
burnunun dibinde Irak’a sefer yapmayacak! Böyle bir şey
olabilir mi! MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – “Sefer yapma.” diyen var mı Sayın Bakan? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Kaza riski var diye sefer yapılmayacak! Bakınız, şu
gördüğünüz liste Irak’a sefer yapan ülkelerin ve uçakların listesi. AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Konuyla hiç alakası yok Sayın Bakan. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Viyana’dan Erbil’e,
Tahran’dan Erbil’e, Bakü’den Bağdat’a, Kişinev’den Bağdat’a, Burgaz’dan Bağdat’a, Bükreş’ten
Bağdat’a… Liste uzayıp gidiyor. Peki Türkiye’de şu
anda sefer yapılıyor mu Irak’a? Gayet tabii ki yapılıyor. Türkiye’den Kuzu Hava
Yolları, Atlas Hava Yolları Erbil’e seferler yapıyor.
Bunun yanı sıra, yetmiyor, başka ülke uçakları da İstanbul’dan Bağdat’a,
Adana’dan Bağdat’a seferler yapmaya devam ediyor, yapacak da. Çünkü Irak’ın
yeniden imar edilmesi, savaş sonrası hasarların giderilmesi için en büyük
desteği verecek ülke Türkiye’dir. Türkiye de bu desteği artırarak vermeye devam
edecektir. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Şu sorulara bir cevap verseniz Sayın Bakan. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir uçağın uçuş izni alması
için uluslararası kurallar belli: Uçuşa elverişli olacak, işletme ruhsatı olacak,
sigortası olacak, personelinin yeterlilikleri olacak. Evraklar belli, bu
evraklar gönderilir, bir de uçuş planı istenir. Uçuş planına göre, evraklar
üzerinden uçuş izni verilir ve her seferinde tekrar tekrar
izin verilmez. Uçuş planı süresince evraklar geçerliyse izin verilir. Şimdi, her şeyden
önce, bu uçak Moldova’dan, Kişinev’den kalkıp
Adana’ya geliyor. Yolda römorkla getirilmiyor bu uçak! Bu uçağa, her türlü
uçuşa elverişliliği haiz bütün uluslararası şartları sağladığı için öncelikle
uçağın ait olduğu sivil havacılık idaresi izni veriyor, oradan kalkıyor
geliyor. Biz bunu yeterli görmüyoruz, biz de evraklarını inceliyoruz, biz de
Adana’dan Bağdat’a uçuş izni veriyoruz. Bir yılda sadece
Türkiye'de 925 tane uçuş var değerli arkadaşlar. Bir başka deyişle, Türk
semalarında günde 2.500’ün üzerinde uçak uçuyor. Bunların belgelerini teker teker saatlerce incelerseniz hava taşımacılığı diye bir şey
olmaz. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Her şeyin bir sorumluluğu var, sorumlusu var. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Uluslararası bir teamül de yok, böyle bir
yükümlülük de yok. Yükümlülük nedir? Yükümlülük şudur değerli arkadaşlar: Bir
uçağın beyanı, evrakları esastır. Evrakları idare görür, iznini verir; ama bir
kaza olur ise, evrakı eksik diye, yetersiz diye, ne uçuran taşıyıcı şirket ne
de uçağın ait olduğu ülke sorumluluktan kurtaramaz. Bunlar uluslararası
kurallarda, Varşova, Montreal Sözleşmesi’nde çok açık şekilde ifade edilmiştir.
Bir kaza olduğunda sigortalı olup olmadığına bakmadan 100 SDR veya 160 bin
Amerikan doları hasarı mutlak surette ödeme zorunluluğu vardır. Bunun altında
Moldova’nın da imzası var, bizim de imzamız var. Dolayısıyla, sigorta
poliçesinin eksik olması sorumluluğun eksik olduğu anlamına gelmez. O bakımdan
da ölen vatandaşlarımızın yakınlarının… TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Poliçe eksik mi Sayın Bakan? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - … mağduriyetlerini
gidermek için Sivil Havacılık Genel Müdürlüğümüz gerekli çalışmaları Dışişleri
Bakanlığı üzerinden ilgili ülkeye iletmiştir; yakınlara, vekillere iletmiştir,
konu hassasiyetle takip edilmektedir. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Poliçe eksik mi Sayın Bakanım? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, poliçe eksiktir. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Niye izin verdiniz o zaman? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Niye izin verdiniz? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Poliçenin… MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Niye izin verdiniz? TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sizin işiniz ne? Ne iş yaparsınız? M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Karakutu boş mu, dolu mu? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Karakutu dolu da sizin
gensorunuz boş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Şu sorulara bir cevap verseniz de… Sorulara cevap verin… TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Rapor öyle demiyor Sayın Bakan, “CVR’ı
okunamadı.” diyor. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – İşte karakutu arkadaşlar,
işte karakutunun içindeki bilgiler. Buyurun. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Bakın, bu da İngilizce çözümü efendim. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Ne var orada? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Buyurun karakutu bu. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – İşte burada da var, raporunda… ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Evet, değerli arkadaşlar… M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Camının çatlak olduğunu vali kasıtlı mı yazmış? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bir ikinci konu… (CHP
sıralarından gürültüler) (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Müsaade ederseniz şu sorulara cevap vereyim. BAŞKAN – Sayın
Bakanım, size üç dakika ek süre vereceğim, lütfen konuşmanızı tamamlayınız.
(CHP sıralarından gürültüler) Buyurun Sayın
Bakanım. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Konuşsun Sayın Bakanımız Sayın Başkan yani bu önemli konuyu
istediği gibi… Daha yarısına gelmedi. BAŞKAN - Sayın
arkadaşlar, lütfen dinleyiniz. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Daha Genel Müdürden bahsedecek, hızlı trenden bahsedecek,
yolsuzluktan bahsedecek! İstediği kadar konuşsun Sayın Bakan. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Verilemeyecek hesabımız yok. Yaptığımız her işin
arkasındayız, hesabını da sonuna kadar veririz. Bundan hiç şüpheniz olmasın.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Biraz önce hesap verdiğiniz gibi vereceksiniz! Doğru! TACİDAR SEYHAN
(Adana) - Bin dolara sigorta yapmanın hesabını verin Sayın Bakan. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, bin dolara sigorta olur mu Allah aşkına! TACİDAR SEYHAN (Adana) – Böyle bir şey olabilir mi! ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Herhâlde dinlemediniz. Uçağın hiç
sigortası olmasa dahi… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Nasıl kabul edersiniz, uçuş izni verirsiniz? TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sizin göreviniz 250 bin SDR sigorta yaptırmaktı. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Sigorta olup… Sigortanın olması şartı yeterlidir.
İzin veren uzmanın görevi sigorta poliçesinin olduğunu veya olmadığını tespit
etmektir. (CHP sıralarından gürültüler) M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Okunmuyor, okunmuyor… KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Okunmayan belgeyi nasıl okumuş, Sayın Bakan? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Çünkü sorumluluk sigortayla sınırlı değildir. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Emniyet Genel Müdürlüğü okuyamıyor bu belgeyi. Siz
nasıl okudunuz? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Sorumluluk taşıyıcının kendi mutlak sorumluluğu;
yetmediği durumda da tescil edildiği ülkenin sorumluluğundadır. Bir Türk uçağı
kalktı, başka bir hava sahasında uçtu. Diyelim, biz gönderirken sigorta
yaptırmadık. Bu bizim sorumluluğumuzu ortadan kaldırmaz arkadaşlar. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sorumluluğunuzu kaldırmıyorsa görevinizden
ayrılacaksınız Sayın Bakan. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Biz, sorumluluğumuzun gereği neyse onu yaptık, yapmaya
da devam ediyoruz. Yoksa kaza olduktan on dokuz saat içerisinde kaza mahallinde
olan biziz, kazadan on dokuz ay geçiyor, kazayla ilgili konuları akıllarına
getirenler sizlersiniz. İşte bizim farkımız sizden, budur. (AK PARTİ
sıralarından alkışlar) KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet, 28 tane işçinin hesabını soracağız size. O 28
tane yoksul işçi oraya ekmek parası için gittiler. Sizin yüzünüzden gittiler. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Peki, deniliyor ki: “Efendim, sorular sorduk cevap
vermediniz.” TACİDAR SEYHAN
(Adana) – CVR çalışıyor muydu Sayın Bakan? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Kazanın araştırılması, gerçeklerin, nedenlerin,
sonuçların ortaya çıkmasından önce verilecek cevaplar ne sizi tatmin eder ne de
kamuoyunu tatmin eder. (CHP sıralarından gürültüler) Bu işler ciddi
işlerdir. Kazalar üzerinden, kan üzerinden siyaset yaparak bir yere
varamazsınız, bunu açıklıkla ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar,
CHP sıralarından gürültüler) MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) - Denetim görevinizi yapmıyorsunuz. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Yönetim görevinizi de yapmıyorsunuz Sayın Bakan. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Eğer yapacağınız bir katkı varsa, bildiğiniz bir
bilgi varsa gelirsiniz bunu bizimle paylaşırsınız… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, niye paylaşalım? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – …bu insanlarımızın haklarını uluslararası alanda
hep beraber ararız. Yapılması gereken budur. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Niye hep beraber Sayın Bakan? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sizin göreviniz nedir? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz görevimizin ne olduğunu
biliyoruz, görevimizi de yapmaya devam ediyoruz. (AK PARTİ sıralarından
alkışlar) (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sizin göreviniz vatandaşın hakkını korumak. BAŞKAN – Sayın
Bakanım, lütfen konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun, lütfen
tamamlayınız konuşmanızı. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Tabii, söylenecek
çok şey var ama şu Genel Müdürlükle ilgili de bir iddia var, izninizle onu da
söyleyeyim. TACİDAR SEYHAN
(Adana) - CVR çalışıyor muydu Sayın Bakan? Ona da cevap verin. CVR çalışıyor
muydu, çalışmıyor muydu? M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Kendinizi sıyırmayın. Hiçbir sorumluluğunuz yok! “Ahmet yaptı,
Mehmet yaptı…” ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Genel Müdürün rüşvet aldığı iddiasıyla bir gazetede
bir haber çıktı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı şikâyet üzerine… Aynı zamanda
Teftiş Kuruluna havale ettim, incelemeyi başlattım. İnceleme sonucunda konu
iddiaların mesnedi olmadığı, doğruluğunu ortaya koyacak bilgiye rastlanmadığı
ortaya çıktı. Düzenlenen rapor cumhuriyet savcılığına gönderildi ve savcılık da
7/7/2008 tarihinde dosyayı işlemden kaldırdı. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Daha itiraz edilecek, onun itirazı var. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – O ayrı konu, o, kazayla ilgili; biz Genel Müdürü
konuşuyoruz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Oraya da gidecek, oraya da gidecek. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Şimdi, deniyor ki: “Bakan suçlulara sahip çıkıyor.”
Ben suçlulara sahip çıkmıyorum, ben insanların onuruna sahip çıkıyorum. (AK
PARTİ sıralarından alkışlar) TACİDAR SEYHAN (Adana)
– 28 vatandaşın hakkına da sahip çıkın Sayın Bakan. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, beraat-ı zimmet asıldır. Hiç
kimse ispat edilmedikçe suçlanamaz, cezalandırılamaz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Şu otel faturalarına da bir gelseniz. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Bu, hukukun en temel ilkesidir. BİHLUN TAMAYLIGİL
(İstanbul) – Siz o konuşmayı yaptınız mı, yapmadınız mı? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Yargısız infazı alışkanlık hâline getirenler için,
hukuka saygı duymayanlar için, bu sözler bir mana ifade etmeyebilir. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Sana hiç yakışmıyor bu ya! Bırak bunları, görevini yapacaksın! ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Ancak, bazılarının hatırı için hak ve hukuka olan
saygımızdan taviz vermeyi kimse bizden beklemesin. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Söylediğim telefon konuşmasını yaptınız mı Sayın
Bakan? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Başta ana muhalefet partisi olmak üzere, herkesin
şunu öğrenmesi gerekiyor… MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Telefon konuşmasına da bir cevap verseniz. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – …Türkiye bir hukuk devleti. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – 3 defa hacca gitmiş arkadaşla ne konuştunuz? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu personelle bu şirket sahibi
sizinle de görüştü; dikkat edin, sizinle konuşmasını da kayda almış olabilir
izniniz olmadan. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Olabilir, biz hiçbir zaman çekinmeyiz! ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Ama ben, kimseyle, her kim olursa olsun, konuşmamı
hiçbir zaman inkâr etmem… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Güzel! ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – …ne konuştuysam da arkasındayım. Bu arkadaşın
haberleri çıkınca kendisini çağırdım “Nedir mesele?” diye dinledim. ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Kim o? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Doğrudur, o konuşma aramızda geçmiştir. Arkadaşın
talebi şu: “Benim eksiğim var, param yok, bu eksiklerime rağmen bana izin
vermeye devam edin, şirketim uçsun.” “Kardeşim bu olmaz, yüz altmış tane
eksiğin var. Bu, bile bile insanları ölüme
göndermektir, bunu yapamayız.” “Efendim, benim param yok.” “Bir şirket kur.” “Ee pahalı, ben kuramam.” Ee ne
yapacağız, izin mi verseydik? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Siz, pahalı olmadığını söylüyorsunuz. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – İzin mi verseydik? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bir hafta içinde kurulacağını söylüyorsunuz. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – “Bir hafta içinde kurarız.” demişsiniz. BAŞKAN – Sayın
Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız lütfen. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Şimdi, havacılık ciddi bir iştir arkadaşlar. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Biz de onu söylüyoruz. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – İşportacılık yapmakla hava taşımacılığı yapmanın
arasında çok ciddi farklar vardır. Onun için, Türk sivil havacılığı beş yılda 5
kat büyümüştür, dünyanın parlayan yıldızı hâline gelmiştir. Bunu da burada, bu
vesileyle açıklamak istiyorum. Şundan hiç
kimsenin şüphesi olmasın: Bu kazayla ilgili gerekli çalışmalar Sivil Havacılık
Genel Müdürlüğümüz tarafından titizlikle yürütülmektedir. Mağdur insanların
hakkını aramak için her türlü imkân da Hükûmetimiz
tarafından, devletimiz tarafından seferber edilmektedir, edilmeye devam edilecektir. MALİK ECDER
ÖZDEMİR (Sivas) – Ölenlerin yakınlarına kaç para ödendi Sayın Bakan? On yedi
aydır söylüyorsunuz. BAŞKAN – Sayın
Bakanım, konuşmanızı lütfen tamamlayınız. Süremizi epey geçtik. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Sayın Şandır’ın
sorduğu sorular var. Bunlar pek tabii çok önemli ve ciddi sorular. Bunların
hepsinin cevabı var ama ben bunlara -maalesef zaman elvermiyor- teker teker giremedim. ALİ KOÇAL
(Zonguldak) – On dakika fazla konuştunuz. OSMAN KAPTAN
(Antalya) – Sayın Bakan, topu taca atıyorsunuz. ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Keşke buna vaktim olsa, bütün bu cevapları
verecektim. Ancak bunları bilahare yazılı olarak bütün arkadaşlarıma
cevaplandıracağım. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Şu ana kadar niye cevaplamadınız? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bizim soru önergelerini, on sekiz ay geçti, niye
cevaplamadınız? Gensoru mu gerekiyordu? ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Devamla) – Onu da ifade etmek istiyorum ve yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım. Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, gensoru önergesinin oylamasının açık oylama şeklinde
yapılmasına dair bir önerge vardır. Önergeyi okutup imza sahiplerini
arayacağım. Okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
gensoru önergesinin İç Tüzük’ün 143’üncü maddesine göre açık oylamayla
yapılmasını arz ve teklif ederiz. BAŞKAN – Nurettin
Canikli, Giresun? Burada. Mevlüt Akgün, Karaman?
Burada. Bekir Bozdağ, Yozgat? Burada. Yılmaz Helvacıoğlu, Siirt? Burada. Enver Yılmaz,
Ordu? Burada. Fatma Şahin,
Gaziantep? Burada. Mücahit Fındıklı,
Malatya? Burada. Durdu Mehmet Kastal, Osmaniye? Burada. Necati Çetinkaya, Elâzığ? Burada. Ünal Kacır, İstanbul? Burada. Hayrettin Çakmak,
Bursa? Burada. İsmail Göksel,
Niğde? Burada. Metin Kaşıkoğlu, Düzce? Burada. Haluk Özdalga, Ankara? Burada. Alaattin Büyükkaya, İstanbul? Burada. İdris Güllüce,
İstanbul? Burada. Sayın
milletvekilleri, açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, oylama için üç dakika süre veriyorum ve oylama
işlemini başlatıyorum: (Elektronik
cihazla oylama yapıldı) BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, (11/4) esas numaralı Gensoru Önergesinin
gündeme alınıp alınmayacağı hususunun açık oylama sonucunu arz ediyorum: Kullanılan oy sayısı: 400 Kabul: 92 Ret:
308 (x) Böylece, Sayın Binali Yıldırım hakkında verilen gensoru önergesinin
gündeme alınması reddedilmiştir. Birleşime on
dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.49 (x)
Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir. İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 19.02 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Yaşar TÜZÜN
(Bilecik) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 133’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu
açıyorum. Alınan karar
gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Genel Görüşme ve
Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmına geçiyoruz. Alınan karar gereğince, bu kısmın 27’nci sırasında yer alan,
İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 22 Milletvekilinin, İstanbul’da depreme
yönelik çalışmaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi;
29’uncu sırasında yer alan, Antalya Milletvekili Tayfur Süner
ve 26 milletvekilinin, deprem riskinin ve alınması gereken önlemlerin
araştırılması; 56’ncı sırasında yer alan, Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 31 milletvekilinin, Bursa ve çevresinde
yaşanacak muhtemel bir deprem felaketine yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi;
189’uncu sırada yer alan, Yalova Milletvekili İlhan Evcin ve 20
milletvekilinin, deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi; 190’ıncı sırasında yer alan, Sakarya
Milletvekili Ayhan Sefer Üstün ve 23 milletvekilinin, deprem riskinin
araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi;
191’inci sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Nusret
Bayraktar ve 21 milletvekilinin, özellikle İstanbul ve Marmara Bölgesindeki
deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi; 192’nci sırasında yer alan, Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve
19 milletvekilinin, deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi; 193’üncü sırasında yer alan, İstanbul
Milletvekili Mithat Melen ve 22 milletvekilinin, başta İstanbul olmak üzere
ülkemizdeki deprem riskinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi; bugün okunan, İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 21 milletvekilinin,
İzmir’deki deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi ve yine bugün okunan, Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu ve 30 milletvekilinin, ülkemizdeki deprem riskinin
araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla, Anayasa’nın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca
bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerinin birlikte yapılacak
görüşmesine başlıyoruz. VIII.- MECLİS ARAŞTIRMASI A) Ön Görüşmeler 1.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ve 22
milletvekilinin, İstanbul’da depreme yönelik çalışmaların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/60) 2.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner
ve 26 milletvekilinin, deprem riskinin ve alınması gereken önlemlerin
araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/63) 3.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman
ve 31 milletvekilinin, Bursa ve çevresinde yaşanacak muhtemel bir deprem
felaketine yönelik alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/99) 4.- Yalova Milletvekili İlhan Evcin ve 20 milletvekilinin,
deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/242) 5.- Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün ve 23
milletvekilinin, deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/243) 6.- İstanbul Milletvekili Nusret
Bayraktar ve 21 milletvekilinin, özellikle İstanbul ve Marmara Bölgesindeki
deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/244) 7.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel ve 19 milletvekilinin,
deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/245) 8.- İstanbul Milletvekili Mithat Melen ve 22
milletvekilinin, başta İstanbul olmak üzere ülkemizdeki deprem riskinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/246) 9.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 21 milletvekilinin, İzmir’deki
deprem riskinin araştırılarak deprem yönetiminde alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/254) 10.- Kocaeli Milletvekili Muzaffer Baştopçu
ve 30 milletvekilinin, ülkemizdeki deprem riskinin araştırılarak deprem
yönetiminde alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/256) BAŞKAN – Hükûmet? Burada. Meclis
araştırması önergeleri Genel Kurulun 28/11/2007
tarihli 26’ncı, 29/11/2007 tarihli 27’nci, 22/01/2008 tarihli 52’nci,
10/07/2008 tarihli 129’uncu, 15/07/2008 tarihli 130’uncu ve bugünkü
birleşimlerde okunduğundan tekrar okutmuyorum. İç Tüzük’ümüze
göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki birinci
imza sahibine veya onların göstereceği bir diğer imza sahibine söz
verilecektir. Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar
için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır. Şimdi, söz alan
sayın üyelerin isimlerini okuyorum: İlk söz Hükûmet
adına Bayındırlık ve İskan Bakanı Sayın Faruk Nafız Özak; gruplar adına,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Çetin Soysal, İstanbul Milletvekili;
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Münir Kutluata,
Sakarya Milletvekili; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Hasip
Kaplan, Şırnak Milletvekili; şahısları adına, Mehmet Sevigen,
İstanbul Milletvekili; Tayfur Süner, Antalya Milletvekili;
İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekili; İlhan Evcin,
Yalova Milletvekili; Recep Yıldırım, Sakarya Milletvekili; Nusret
Bayraktar, İstanbul Milletvekili; Hikmet Erenkaya,
Kocaeli Milletvekili; Ümit Şafak, İstanbul Milletvekili; Ahmet Kenan Tanrıkulu, İzmir Milletvekili ve Muzaffer Baştopçu, Kocaeli Milletvekili. İlk söz Hükûmet adına Bayındırlık ve İskan
Bakanı Sayın Faruk Nafız Özak’a
aittir. Buyurun efendim.
(AK PARTİ sıralarından alkışlar) BAYINDIRLIK VE İSKAN BAKANI FARUK NAFIZ ÖZAK (Trabzon) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemizde yaşanabilmesi muhtemel bir deprem felaketi
öncesinde depremin etkilerini en aza indirebilmek için alınabilecek tedbirlerin
tespit edilmesi, yapılacak yasal düzenlemelerin ortaya konulabilmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin araştırma önergeleriyle ilgili yüce
Meclisi bilgilendirmek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi bu vesileyle saygıyla
selamlıyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye aktif deprem kuşağında bulunmasına bağlı
olarak dünyada doğal afetler nedeniyle en çok hasar görebilir ülkelerden
biridir. Ülke nüfusunun yüzde 81’inin deprem, sel ya da kaya düşmesi riski
taşıyan alanlarda yaşadığı tahmin edilmektedir. Türkiye'nin 1992-2004 yılları
arasında Türkiye aletsel büyüklüğü 5 ve 5’in üzerinde olan yüz otuz deprem yaşamıştır.
Bu depremler, toplamda 80 binin üzerinde can kaybına ve 500 bine yakın binanın
ağır hasar görmesine neden olmuştur, çok sayıda insanımız hayatını
kaybetmiştir. Özellikle milyarlarca dolar ekonomik kayba neden olan 1999
yılındaki Marmara depremi hatırlarımızdadır. Tüm dünyada
eğilim risk yönetimine ağırlık vermektir. Bakanlığımız ülkemizin bir doğal
afetler ülkesi olduğunun bilincinde olarak doğal afetlerle ilgili stratejisini
“yara sarmak” yerine “yara almamak” ilkesine göre şekillendirerek risk
yönetimini esas alan politikalar üzerine kurmuştur. Bütün dünyada yapılan
araştırmalar göstermektedir ki, zarar azaltma yatırımları iyileştirme
giderlerine göre 7 kat tasarruf sağlamaktadır. Bakanlığımız modern afet
yönetiminin kalbine müdahaleyi değil zarar azaltmayı koymuştur. Bu yaklaşımın
somut bir adımı olarak Bakanlığımızca mevcut durumun değerlendirildiği, gerekli
planlama ve strateji esaslarının belirlendiği ilk defa gerçekleştirilen bir
deprem şûrası düzenlenmiştir. Ülkemizdeki çeşitli üniversite, kamu ve özel
sektör temsilcilerinin katılımıyla afet zararlarının azaltılması için öncelikle
idari, yasal, teknik, mali ve sosyal düzenlemeler 350 değerli uzmanın
katılımıyla belirlenmiştir. Şûrayı müteakip otuz iki ayrı başlığı içeren bir
eylem planı hazırlanarak uygulamaya konulmuştur. Şûra, aynı zamanda bir millî
afet stratejisi planıdır ve yol haritamızdır. Bu kararlar
doğrultusunda neler yaptık? Bakanlığımızca 17 Ağustos 1999 depreminin ardından
teknik mevzuatlarda birtakım düzenlemelere gidildi. Bunlardan ilki imar
planlarında jeolojik ve jeoteknik etütlerin
yapılmasının zorunlu hâle getirilmesi. Yine son yıllarda
ülkemizde meydana gelen depremler, mevcut yapı stokumuzun önemli bir kısmının
deprem güvenliğinin yetersiz olduğunu ve acilen güçlendirilmesi gerektiğini
ortaya koymuştur. Bu doğrultuda Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında
Yönetmelik Bakanlığımızca çıkarılmış ve 6 Mart 2007 tarihinde Resmî Gazete’de
yayınlanmıştır. Hazırlanan son deprem yönetmeliğine “Mevcut Binaların Değerlendirilmesi
ve Güçlendirilmesi” başlıklı yeni ve kapsamlı bir bölüm eklenmiştir. Bu bölüm
yönetmelikte ilk defa yer almakta olup mevcut binaların deprem güvenliklerinin
belirlenmesi ve deprem güvenliği yetersiz bulunan binaların güçlendirilmesi
için gerekli olan yöntemler konusunda mühendislerimize yol göstermektedir. Yeni
deprem yönetmeliğinin yayınlanmasının ardından 150 tane mühendis Bakanlığımızca
eğitilmiş ve ilk defa, yönetmeliğin maddelerini açıklayan kapsamlı bir eğitim
kitabı yine Bakanlığımızca basılmıştır. Eğitimler muhtelif bölgelerde hâlâ
devam etmektedir. Deprem
zararlarının azaltılması yönünde alınan şûra kararlarından biri, ulusal sismik
ağın iyileştirilmesi ve geliştirilmesidir. Bu çerçevede, Ulusal Sismik Ağ
Sisteminin Geliştirilmesi Projesi başlatılmıştır. Zayıf hareket istasyon
sayısı, 2007 yılı itibarıyla 2003 yılına oranla dört yılda yüzde 250, kuvvetli
yer hareketi kayıt şebekesindeki deprem istasyonu sayısında da yüzde 209 artış sağlanmıştır.
Ülkemiz ve yakın çevresi deprem aktivitesi, Bakanlığımızca yirmi dört saat
süreyle izlenmektedir. Deprem Şûrasında
değerlendirmeler sonucu eksikliği ortaya çıkan zemin etütleri formatı
düzenlemesi hazırlanarak 10/08/2005 tarihinde genelge
olarak tüm illerimize gönderilmiştir. Altyapılar İçin Afet Yönetmeliği, İller
Bankamız tarafından hazırlanmış, 15 Şubat 2007 tarihli 26.435 sayılı Resmî
Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yine Kara Yolu Yol Boyu Mühendislik
Yapıları İçin Afet Yönetmeliği, 2007 yılı içerisinde yayımlanmıştır. Yapı malzemeleri
konusunda AB tarafından uygunlaştırılması çalışması tamamlanan 324 adet CE harmonize standarttan 320 adedi uyumlaştırılmış olup, 4
adedinin uyumlaştırılması için TSE ile çalışmalarımız devam etmektedir. Bu
itibarla, Bakanlığımız, 470 eğitim almış sertifikalı eleman ile 81 ilde
piyasada üretim yapan firmaların denetim ve gözetimini yapmaktadır. Bu manada,
253 hazır beton tesisi denetlenmiş, 348 adet de diğer malzemelerle ilgili
denetimler yapılmıştır. Mevcut yapı
stokunun değerlendirilmesi konusunda Yapı İşleri Genel Müdürlüğümüzce
valiliklere ve bakanlıklara gönderilen genelgeyle, tüm kamu binaları ve
belediye mücavir alan sınırları içerisindeki binalarla ilgili envanter çalışmaları, özel sektör binaları hariç olmak
üzere, büyük ölçüde tamamlanmıştır. Yapı kanunu
tasarısı taslağı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri ve sivil toplum
örgütlerinin katkılarıyla son hâle getirilmiştir. Yapı Denetimi
Kanunu revize edilerek Başbakanlığa sunulmuş olup çalışmalar devam etmektedir. Doğal afetler
sigorta sistemi, zorunlu deprem sigortası iyileştirilmesi ve yaygınlaştırılması
çalışmaları bütün doğal afetleri içerecek şekilde revize edilerek geçen hafta
Bakanlar Kurulunca imzalanmış ve Meclisimize gönderilmiştir. Dönüşüm alanları
yasası mahallî idarelerimizin görüşleri dikkate alınarak yasalaşmak üzere
Meclisimize gönderilmiştir. Bakanlığımız ile İstanbul Valiliği, İSMEP Projesi
kapsamında kritik önemi haiz kamu bina güçlendirme çalışmalarına başlamış ve
devam etmektedir. Bu kapsamda,
İstanbul’da eğitim sektöründe 101 okul güçlendirilerek eğitime hazır hâle
getirilmiştir. 320 bin metrekare ve 165 bin öğrenci ve öğretmen bundan
faydalanmaktadır. Ayrıca, 41 okul, 170 bin metrekare ve 70 bin öğrenci ve
öğretmeni ilgilendiren okul inşaatının güçlendirilmesi devam etmektedir. 11
okul, 219 derslik, 35 bin metrekare yıkılarak yerine 11 okul, 320 derslikli, 70
bin metrekarelik okulun inşaatı da devam etmektedir. Sağlık sektöründe
2 hastane, 12 bin metrekare, 3 bin hasta ve personel kapsamındaki güçlendirme
devam etmektedir. Yıkılıp yeniden yapılan 130 yatak kapasiteli, 25 bin
metrekare hastanenin de yeniden yapılması çalışmaları devam etmektedir. Ayrıca,
poliklinik güçlendirmeleri devam etmektedir. Yurtlarda, Fatih
Kız Yurdu, Edirnekapı Yurdu, Avcılar Atatürk Kız Yurdu güçlendirme ihaleleri
yapılma aşamasındadır. Zeytinburnu Atatürk Kız Öğrenci Yurdu yıkılarak yeniden
yapılacaktır. İdari sektör
kapsamında üç adet bakanlık idari hizmet binası güçlendirilmiştir. Türkiye
Cumhuriyeti Karayollarının İstanbul bölgesinde 326 adet projesi vardır: Tünel, viyadük, köprü. Bunların, 326 adet projenin 15 adedi dış
kaynaklıdır, 311 adedi -köprü, viyadük- iç kaynakla
yapılmaktadır. 107 tane projeyi Karayollarımız yapmıştır, 204 projeyi İstanbul
Büyükşehir Belediyesi ve Özelleştirme İdaresi yapmaktadır. Karayollarımızın
millî bütçeden yaptığı 107 adet projenin 41 adedi bitmiştir -en kritik olanlar-
66 adedi bu sene sonu bitecektir. Bunların da deprem güçlendirmeleri bitmiştir,
bakım onarım kısımları kalmıştır. Dış kaynakla
yapılan -Japon kredisiyle- 15 yapı mevcuttur. Bunların 10 adedi bitmiştir.
Ortaköy viyadükleri, Haliç Köprüsü ve Haliç Köprüsü viyadükleri, iki tane büyük
Boğaz Köprümüzün ve yaklaşım viyadüklerinin hepsi yıl sonuna
kadar bitirilecektir. Bunlar JBIC kredisiyle, on yıl ödemesiz, kırk yıl vadeli
krediyle yapılmaktadır. Mecidiyeköy viyadüğü hariç on dört adet yapıyı bitiriyoruz bu yıl
inşallah. Halkımızın
elindeki güvensiz yapı stokunun güçlendirilmesi yönünde mevzuat açısından
önemli bir sorun olan Kat Mülkiyeti Kanunu’muz Adalet
Bakanlığımız tarafından 2007 yılında revize edilerek güvensiz yapıların
güçlendirilebilmesinin yolu açılmıştır. Bakanlığımız,
TOKİ ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte İstanbul’daki güvensiz yapı
stokunun güçlendirilmesiyle ilgili değişik dünya örneklerini ve kredilendirme
metotlarını yerinde incelemek maksadıyla Japonya ile ilişkilerini
geliştirmektedir. Halen ülkemizde düzenli JBIC kredisi temini çalışmaları devam
etmektedir. Afet İşleri Genel
Müdürlüğümüze bağlı Deprem Araştırma Dairemiz, TÜBİTAK Marmara Araştırma
Merkezi, ODTÜ ve Dokuz Eylül Üniversiteleri ile dört yeni deprem araştırma
projesi başlatmıştır. Bu projelerimizde on dört bölge üniversitesinin de aktif
olarak yer alması sağlanarak ülkemizde eksikliği çekilen koordinasyon da
sağlanmıştır. Başlatılan projeler katılım, kapsam, çalışma sahası ve bütçesi
göz önünde bulundurulduğunda cumhuriyet tarihimizin en büyük projeleredir. Bu
projelere Hükûmetimizin tahsis ettiği kaynak yaklaşık
23 milyon YTL’dir. Projelerle tüm ülkemizdeki tehlike arz eden faylar, yerleşim
bölgeleri, riskli alt ve üst yapılar inceleme altına alınmıştır. Yine,
Bakanlığımızca yerel yönetimler için örnek nitelikte olacak bütünleşik afet
tehlike ve risk tespiti çalışmaları yapılmaktadır. Batı Karadeniz Bölgesi’nde
Kastamonu, Karabük illeri bütünleşik afet tehlike haritaları tamamlanmış olup
Bartın ve Zonguldak illerine 2008 yılında devam edilmektedir. Bu çalışma
kapsamında doğal afetlerin tüm türleri, diğer görevli kamu kuruluşları ve yerel
yönetimlerle iş birliği içinde çalışılarak tüm ilin bütünleşik afet tehlike
haritası üretilmektedir. Çalışmaların sonucunda tüm Batı Karadeniz Bölgesi’nin
tüm afet türleri incelenmiş olacaktır. Bu çalışmalar tüm ülkemize
yaygınlaştırılacaktır. Bu çalışmamız afet acil yardım planlarına esas olacak
bilgilerin hazırlanması, bölgesel ve çevre düzeni planlarının hazırlanması için
plancılara gerekli olabilecek afet bilgilerini sağlayacaktır. Benzer şekilde,
ülkemizde özellikle deprem konusundaki tehlikeli alanların mikro bölgeleme çalışmaları
yapılarak, zeminin sismik açıdan karakteristik özellikleri belirlenmeye
başlanmıştır. İstanbul ilimizin Avrupa yakası mikro bölgeleme çalışması
tamamlanmış ve Bakanlığımızca onaylanmıştır. Halkın
bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi amacıyla üniversiteler, meslek odaları
ve sivil toplum kuruluşlarının desteği de alınarak toplumsal örgütlenme ve
eğitim programları hazırlanmaktadır. Uluslararası iş birliğiyle afet yönetimi
konusunda çalışmalar da yapılmaktadır. Afet önleme ve
zararlarını azaltma çabaları içinde öncelikle halkın bilgilendirilmesi ve
bilinçlendirilmesine çalışılmakta ve bu kapsamda Bakanlığımız elemanları
okullarda, askerî birliklerde, sivil toplum örgütlerinde ve özel sektör
kuruluşlarında sürekli afet eğitimleri vermektedirler. Bu kapsamda, bir pilot
proje olarak, Ankara ili Çubuk ilçesinde “Önce Eğitim” başlıklı bir proje
başlatılmış, bu kapsamda ilçede yaşayan 6-65 yaş arasındaki yaklaşık 25 bin
kişiye afet eğitimi verilmiştir ve bu eğitimlere devam edilmektedir. Kültürel
varlıkların deprem konusundaki araştırmalarıysa, Bakanlığımızca sürdürülen bir
diğer çalışmayla yerine getirilmektedir. Doğu Anadolu’da bulunan farklı mimari
mirasların teknik etkileşimi ve koruma programı araştırması konulu proje
kapsamında Türkiye’nin doğusunda bulunan tarihî, mimari eserlerin, özellikle
yapısında kubbe türünü barındıran yapıların incelenmesi amaçlanmıştır. Projenin
Japonya tarafında Japon Teknoloji Enstitüsü ve Tokyo Teknoloji Enstitüsü yer
almaktadır. Yürütülmekte olan
uluslararası çalışmalar kapsamında, Bakanlığımızda, Gelişmekte Olan Ülkeler
Arası Afet Zararlarının Azaltılması Araştırma Merkezi kurulmuştur. Ülkemizin
yürütücülüğünü yaptığı bu merkeze Kazakistan, Ukrayna, Kırgızistan ve
Tacikistan’ın ilgili enstitüleri üyedir. Bu merkez, diğer Türki
cumhuriyetleri ve komşu ülkeleri de bünyesine katma çalışmalarını
yürütmektedir. Afet sonrası
kayıpların tahmin edilerek erken müdahalenin yapılabilmesi amacıyla Orta
Karadeniz Bölgesi’nde başlatılan pilot projeyle ülkemizde ilk defa deprem
konusunda bölgesel ölçekte hasar tahmini yapan bir sistem kurulmuştur. Sistemin
tüm Türkiye’de hizmet vermesi, yani UTEM devreye girmektedir. Japonya ve
Amerika gibi ülkelerde erken uyarı sistemi, deprem meydana geldikten sonra
deprem merkez üssüne yakın çevredeki sanayi tesisleri, nükleer tesisler,
barajlar, metro, tren istasyonları, viyadük girişleri,
doğal gaz ve su iletim hatlarında depremin ikincil hasar etkisini azaltmak
amacıyla devreye giren erken uyarı sistemi mevcuttur. Deprem etkilerini
azaltmak için bu sistemleri otomatik olarak durduran, can ve mal kaybını
azaltmaya yarayan sistem İstanbul’da da vardır ve İstanbul’da depremin oluş mesafesine
bağlı olarak sistem on-on beş saniye önceden erken uyarı yapmaktadır.
İstanbul’da beş noktada var bu. Bakanlığımız
Deprem Araştırma Dairesi tarafından Avrupa Uzay Ajansına bağlı Charter
Merkezine üyelik için başvuru yapılmış ve kabul edilmiştir. Bu kapsamda bir
afet anında afet bölgesine ait uydu görüntüleri bedelsiz olarak alınmakta ve bu
görüntüler üzerinde çalışmalar yapılarak afet olayının boyutları, afete müdahil
olacak ekiplerin yönlendirilmesi ve genel hasar tespit sınıflamaları yapılabilmektedir.
Ülkemizin mevcut
afet potansiyelinin bilim dünyasında yeterli derecede değerlendirilebilmesi,
geçmişten geleceğe bir miras bırakmak ve uygulayıcı ve karar vericilerin
geçmişten dersler çıkarmasını sağlamak amacıyla Türkiye Ulusal Afet Arşiv
Sistemi kurulmuş, veri tabanları girilmeye başlanmış ve 2008 yılı sonunda
kullanıcılara sunulması planlanmıştır. 2003-2007 yılları arasında bir zihniyet değişikliği sonucu afetler
sonrası müdahalede hasar tespiti, yer seçimi ve hak sahipliği eş zamanlı olarak
yürütülerek son yıllarda meydana gelen Bingöl, İzmir, Erzurum, Doğubeyazıt depremleri ve diğer muhtelif afetlerden zarar
gören vatandaşlarımız için 33.040 konut ve 1.811 ahır aynı yılı içerisinde
afetzedelere teslim edilmiştir. Ayrıca 1966
Erzurum Hınıs, 1975 Hani depreminde hak sahibi olup da bekleyen afetzedelerin
konutları da büyük ölçüde bitirilmiş, diğer kalan yüzde 10 da yatırım
programına alınmıştır. Ülkemiz son
günlerde orman yangınlarıyla karşı karşıyadır. En son Mersin Gülnar yangınına
anında müdahale edilmiş, tabii ki hak sahipliği tespiti açısından, konutu yanan
84 afetzedemizin yer seçimi ve hak sahipliği çalışmaları bitirilmiş, bu
konutların bu yıl içinde tamamlanarak afetzede vatandaşlarımıza teslim
edilmeleri çalışmaları yapılmıştır. Tabii ki geçici konut yapmıyoruz, normal
konutları teslim edeceğiz bu yıl inşallah. Aynı şekilde Balâ’da da ağustosun
8’inde TOKİ tarafından ihale yapılıyor. Dört ay içinde Balâ’da konutlarımızı
teslim edeceğiz. Bugün geldiğimiz
tarih itibarıyla Bakanlığımızın çalışmaları sonucu, teknik ve mevzuat açısından
yapılması gerekenlerin çoğunun tamamlanmış olduğunu söyleyebiliriz. Hazırlanan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Kurulması
Tasarısı -hizmet yapan üç önemli genel müdürlüğümüzü, yani Afet İşleri Genel
Müdürlüğümüzü, Başbakanlık Acil Durum Merkezimizi ve Sivil Savunma Genel
Müdürlüğümüzü tek çatı altında toplayarak daha hızlı, daha verimli hizmet
vermeyi amaçlayan bir yasa tasarısı- belki bu dönemde olmasa da bir dahaki
dönemde sizlerin huzurlarınıza gelecektir. Afet riskinin tamamen
kaldırılabilmesi için finans temini çalışmalarımıza da ağırlıklı olarak devam
etmekteyiz. Özellikle şunu
söylemek isterim: Bu konuda değerli arkadaşlarımızın vermiş oldukları bu
önergelere biz de Hükûmet olarak katılıyoruz.
Kendilerine teşekkür ederim. Topyekûn bir mücadeleyle ülkemizdeki özellikle bu
depremle ilgili konuyu çözebiliriz. Bu uzun vadeli, uzun soluklu bir iştir ama
çok acil kararlar vermemiz gereken konular var. İnşallah, yasal altyapıyı da
bitirerek ve fon oluşturarak, özellikle kentsel dönüşümle -başta Marmara
Bölgesi olmak üzere, işte İstanbul’la, Bursa’yla ilgili de tabii ki sorunlar
var- ülkemizin tüm afet sorunlarını çözmeye çalışacağız. Ben, önerge veren
değerli CHP’li arkadaşlara, MHP’li arkadaşlara, AK PARTİ’li
arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. İnşallah, hep beraber bu komisyonu kurarak
daha sağlıklı bir sonuca varacağımız inancıyla, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Çetin
Soysal. Buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanı
dinlerken, aslında, depreme ne kadar hazırlıklı olduğumuzun da anlaşıldığını
görmek mümkün. Yani, ifade ettikleri, gerçekten, depreme hazırlıklı
olmadığımızın resmidir, fotoğrafıdır. Yani, on-on beş saniyelik erken uyarı
sistemlerinden bahsetti, ama dünyada çok ciddi bir gelişme var bu konularda,
gerek Amerika’da gerek Japonya’da. Değerli
arkadaşlarım, tabii ki, beklenen bir Marmara depremi var. Burada, bugün,
hepimiz için, sizin için, çocuklarımız için, yarınlarımız için, kısacası
hepimiz için son derece önemli bir konuyu, depremi konuşuyoruz. Deprem
kuşağında yer alan Türkiye’de, artık, bunu daha önemsememiz gerekiyor, daha
ciddiye almamız gerekiyor ve bununla ilgili bir çabanın, bir çalışmanın
içerisinde olmamız gerekiyor. Çünkü, bu konu,
gerçekten, son derece önem taşıyor. Son gelişmeler de, deprem ve deprem
riskinin ne kadar yakınlaştığını ortaya koyuyor. Daha dün bir öğretim üyesi,
Dokuz Eylül Üniversitesinde Prof. Günay Çiftçi önemli
bir açıklama yaptı. Prof. Çiftçi, Marmara Deniz’inde yapılan sismik araştırma
sonucunda yoğun gaz çıkışlarının olduğunu vurguladı. Daha bir süre önce Prof.
Naci Görür de bu konularda çalışma yapmıştı, o da aynı noktada
değerlendirmelerde bulundu. Tabii, bu açıklamalar hem düşündürücü hem kaygı
vericidir. Çünkü, sismik araştırma sonucunda alınan
ilk bulgular deprem açısından olumsuz verileri işaret ediyor. Bu da, artık,
zamanımızın azaldığını gösteriyor, kaybedecek tek bir dakikamızın olmadığını
gösteriyor. Değerli
arkadaşlarım, farkında olmamız gereken çarpıcı bir gerçekten bahsetmeye
çalışıyoruz. İstanbul’u, Marmara’yı etkileyecek bir deprem giderek yaklaşıyor.
Tarihî kayıtlar bize şu gerçeği gösteriyor: Marmara Denizi’nde, fay, her iki
yüz elli senede bir şiddetli deprem üretiyor. Yapılan bilimsel araştırmalara
göre, 1999 yılından sonra otuz yıl içinde bu bölgede büyük bir deprem olma
olasılığı yüzde 60’tan fazla olduğu bilim adamları tarafından ifade ediliyor ve
bu konularda uyarılarda bulunuyorlar. Veriler ortada, araştırmalar ortada, hâlâ
daha önlem almamak, ölüme davetiye çıkartmak demektir. Bu, siyasete
elbette malzeme olacak bir konu değil, ama hepimiz deprem konusunda iktidarıyla
muhalefetiyle duyarlı bir şekilde yaklaşmamız gerekiyor, bu hepimizin
sorumluluğudur. Çünkü, doğal afetler vurursa, deprem
vurursa hepimizi vurur. Zaten 1999’da yaşananlar da depremin siyaset üstü bir
konu olduğunu hepimize de göstermiştir. Deprem sadece
bizim ülkemizi vuran bir olgu değil, pek çok ülkede sarsıntılar yaşanmaktadır.
Ancak bunların bir kısmı depremlerden ders çıkartmış, depremle yaşamayı
öğrenmiş ve depremlerde can kaybı olmamasının yolunu bulmuştur. İşte Japonya
örneği: Daha bir hafta önce 7,2 büyüklüğünde bir deprem oldu, ölenlerin sayısı
sadece 2. 17 Ağustosu hatırlayalım, bundan daha az şiddetli bir depremde 17
binin üzerinde yurttaşımızı ne yazık ki yitirdik. Deprem aynı
deprem ama anlayış farklı, binaların yapısı farklı, bilinç farklı. Değerli
milletvekilleri, depremden kaçış yok, bunu kabullenmek ve depremle yaşamayı
öğrenmek zorundayız. İmar kanunlarımızı gözden geçirmemiz, kentlerimizi rant politikalarına teslim etmememiz, kamu kurumlarının
binalarını, okullarımızı, hastanelerimizi, yurtlarımızı sağlamlaştırmamız, yeni
binaları da sağlam yapmamız şart ve bunun için de kaybedecek vaktimiz yok çünkü
gerçekten söz konusu çocuklarımız, söz konusu gençlerimiz, söz konusu ülkemiz
ve geleceğimiz. Teknoloji çok gelişti, Profesör Naci Görür teknolojik
gelişmeleri yakından takip ediyor ve yazdığı “Faya Seyahat” kitabında da bunu
anlatıyor. Bunu da herkesin okumasını açıkça tavsiye ediyorum. Bakın, gelişen
teknoloji bize neleri gösteriyor: Artık yer sarsıntısının denizden
hareketlerini izleyebilen sistemler var, küçük depremleri ölçen okyanus tabanı
sismografları ve bunun en basit örneği, Yunanistan’da sadece Ege Denizi’nde
elli tane sabit OBS yerleşmiş durumda. Bu aygıtlar büyük sismografların
hissedemediği küçük depremleri bile algılıyor. Tabii bunu bilim adamları
söylüyor, bunu ben söylemiyorum ve maliyetleri de çok yüksek değil, OBS
cihazlarının tanesi 100 bin doların altında. Bu sayede fayın
nabzını tutmak mümkün. Ancak Türkiye’de henüz bu sismografları hiçbir
yere yerleştirebilmiş değiliz. Yunanistan elli tane yerleştirmiş, biz de en
azından bir o kadar yerleştirebilmeliyiz diye düşünüyorum. Değerli
arkadaşlarım, 1999 yılında Gölcük’te hafızalara acı görüntülerle kazınan deprem
Türkiye için aslında bir başlangıç noktası olmalıydı. Merak
ediyorum, bu depremden sonra, Türkiye’yi ve İstanbul’u yönetenler, plan ve
programlarında deprem gerçeğini göz önüne aldılar mı. Ben, kent
meclisinde görev yaptığımda da yaşadım, gördüm. Depremle ilgili, doğal
afetlerle ilgili komisyon var -burada görev yapan başka arkadaşlarım da var-
ama ne yazık ki doğal afetlerle ilgili komisyon bir kez dahi toplanamamıştır;
adı var, kendisi yoktur. Değerli
arkadaşlarım, ne yazık ki İstanbul’da Büyükşehir Belediyesinin gündeminde
deprem diye bir şey yoktur çünkü Belediye Başkanı, kirlettiği suyun hesabını
vermek için televizyon televizyon dolaşmaktan, basın
toplantısı yapmaktan depremi konuşmaya fırsat bulamıyor. Su havzalarında
24.500 tane kaçak yapıya göz yumuldu. Suyu azaltacaksınız, sonra da İstanbul’un
suyuyla ilgili çelişkili açıklamalar yapacaksınız. Ne yazık ki 24.500 kaçak
yapıya karşı hiçbir çalışma, hiçbir önlem alınamıyorken elbette ki depreme
dönük bir çalışma yapılamayacağı da görülmektedir. Değerli
arkadaşlarım, öncelikle İstanbul’un binalarını sağlamlaştırmayı öne çıkartmamız
gerekiyor. Ne yazık ki biz, bunun yerine, boğazın en güzel yerlerini Arap
sermayesine peşkeş çekmek ve kenti yoğunlaştırmayı öne çıkartmakla meşgul
oluyoruz. Gerek sivil toplum örgütleri, gerek değerli akademisyenler, çok
sayıda araştırmacı öneri sunuyorlar ancak bunların hiçbirinin yaşama
geçmediğini de ne yazık ki görüyoruz ve ne yazık ki İstanbul’da depremin ayak
sesleri duyuluyor ancak önlem alacak olan merkezî yönetimden, yerel yönetimden
bir tek ses yok. Pek çok uzman
farklı platformlarda depremle ilgili olarak pek çok söz söylüyor ama bu noktada
birleşiyor: “Otuz yıl içinde İstanbul’u bir felaket bekliyor. Depremi İstanbul
görecek.” Değerli
arkadaşlarım, İstanbul demek Türkiye ekonomisi demek, İstanbul demek sanayi
demek, İstanbul demek finans demek. Yani İstanbul’u vuracak bir deprem aslında
tüm Türkiye’yi vuracaktır. Sanayi tesislerinin ağır bir darbe alması durumunda
ülkemizin uğrayacağı ekonomik zararları telafi etmek o kadar kolay
olmayacaktır. Bu tesislerin yenilenmesi, tekrar faaliyete geçmesi çok uzun
zaman alır. Bunun istihdama vuracağı darbe, ekonomiye getireceği zarar da çok büyük
olacaktır. Marmara’da
yaşanacak deprem sonrası bir kez daha acı bir tabloyla karşı karşıya kalacağız.
Deprem sırasında büyük ölçüde elektriksiz kalınacak, birçok binada doğal gaz
giriş bağlantıları hasar göreceği için yangın çıkma riski de artacak. Su
şebekeleri zarar görecek, su baskınları ve kentte kesintiler olacaktır.
Kanalizasyon şebekesindeki çatlaklar sonunda, artık kanalizasyon içme suyuna
karışacaktır. Değerli
arkadaşlarım, bakın, bilim adamları, büyüklüğü 6’nın üzerinde olan bir depremin
İstanbul’da 50 bin binanın yıkılmasına yol açacağını vurgulamaktadır, 6’nın
üzeri. Yani Japonya’da 7,2; 2 kişi ölüyor ama İstanbul’da böyle bir depremle
karşılaşmamız hâlinde 50 bin binanın yıkılmasına yol açacak, kentte 800 bin
binanın büyük bölümünün depremden sonra hasar görmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu
olası depremin çevreye, kentin estetiğine, tarihî dokusuna vereceği zarar da
elbette ki bu işin artısı olacaktır. Peki, tüm bunlar
ortada iken neler yapılıyor? Örneğin, Ulusal Deprem Konseyi işlevsiz hâle
getirildi. Niye getirildiği henüz anlaşılamadı. Ulusal Deprem Konseyi şu an
lağvedilmiş durumda, işlevsiz hâle getirilmiş. Bayındırlık
Bakanlığının, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ve Millî Eğitim Bakanlığının
çalışmalarına bakıyoruz, depremle ilgili önlemler, araştırmalar, konferanslar
hep geri planda. Ne yazık ki yerel yönetimlerin de bu konuda ciddi bir
çalışmanın içinde olmadığı görülmektedir. Değerli
arkadaşlarım, değerli bilim adamlarımızın çalışmaları sonucunda İstanbul’un
durumu göz önüne alındığında, ortaya çıkması kuvvetle muhtemel bir deprem
gerçeği var. Şimdi varsayalım
ki deprem önceden belirlenebildi ve İstanbul’da şu tarihte, şu saatte deprem
olacağı söylendi. Yeni gelişmeler basında yer alıyor, nasıl depremin önceden
tespit edilmesiyle ilgili olarak önemli gelişmeler olduğundan söz ediliyor.
İstanbul ne yapacak, bunu düşünmek gerekiyor. İstanbul’da yaşayan 12-13 milyon
insanı nereye götüreceksiniz? İstanbul’un yoğun yapılaşmasının ne düzeyde
olduğu ortadadır. Bunu defalarca burada, başka yerlerde ifade ettik. Bu kadar
yoğun bir çarpık kentleşmenin olduğunu, meydanların yok edildiğini, yeşil
alanların rezidans yapıldığını söyledik. Varsayalım ki
deprem oldu, insanları toplayacağımız alanlarımız, meydanlarımız bile yok. Değerli
arkadaşlarım, İstanbul dünyada eşi benzeri bulunmayan bir kent. Belki bu kadar
güzel bir kentin başka bir örneği yok ama şunu ifade etmeliyim ki bu kadar
talan edilen, yağmalanan bir başka kent de ne yazık ki yok. Sayın Bayındırlık
Bakanının daha önce ifadelerinde de yer aldığı gibi, -vermiş olduğumuz soru
önergesine yanıtta- İstanbul’da yaklaşık 800 bin tane bina ve 3 milyon 300 bin
bağımsız bölüm hâlinde yapı ünitesi olduğu bilinmektedir. İstanbul Büyükşehir
Belediyesinin 125 bin konut üzerinde yaptığı araştırma sonuçlarına göre,
İstanbul yapılarının yüzde 90’ında standart dışı malzeme kullanılmış, yüzde
64’ünde yaygın korozyon görülmüş, yüzde 16’sında yaşlanmaya bağlı yıpranma belirlenmiş,
yüzde 25’inde de zeminden dolayı sorunlar yaşandığı tespit edilmiş. İstanbul’la
ilgili bir başka örnek daha vermek istiyorum: Örneğin, 2007 yılında İstanbul’da
birtakım okulların depreme dayanıklı hâle gelmesi gerekiyordu. Bununla ilgili
güçlendirme çalışmaları yapılacak. Peki, ne zaman yapılacak? Okulların
açılmasına on beş gün kala. Niye on beş gün kala? Niye yaz ayı boyunca değil?
Niye daha önce değil? Dünya Bankasından katkı gelecek diye. Peki, Dünya Bankası
katkı vermiyor olsa ne olacaktı, ne yapacaktık? Güçlendirme olmayacak mıydı? Ne
yazık ki -Dünya Bankasından- onların himmetine kalma noktasına geldik. Yani
burada yaz boyunca yapılmayan okullarla, okulların açılmasına on beş gün kala
Dünya Bankasından gelecek kaynağa göre… Ne yazık ki çocuklarımız mağdur
edildiler. Değerli
milletvekilleri, 99’da Türkiye'nin hafızasına acı hatıralarla kazınan deprem,
tüm ülkemizi yasa boğmuştur. Bu deprem, telafisi çok zor sonuçlar doğurmuştur.
Birçok insan yaşamını kaybetmiş, bunun yanında hayatta kalma şansına sahip
olanlar da ayakta durabilme savaşı vermektedirler. Depremde evleri yıkılan ya
da ağır hasar gören vatandaşlarımız prefabrik konutlara yerleştirilmiştir. Ne
yazık ki gittiğim, gördüğüm, izlediğim Düzce’de iki yüz otuz bir prefabrik
konutta yaşayan vatandaşlarımız bu konutlardan tahliye edilme noktasına gelmiş,
seksen aileyi ayırarak diğerlerini bu konutlardan tasfiye etmeye karar
verilmiş. Peki, bu insanlar nereye gidecekler? Bu insanlar nasıl geçinecekler?
Bu insanlar yaşamlarını nasıl idame ettirecekler? Ne yazık ki Düzce’de böyle
bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu da gösteriyor ki dokuz yıldır hâlâ biz
depremi, onun getirdiği olumsuzluğu aşabilmiş değiliz. Lütfen, Düzce’deki
soruna sahip çıkın, el atın. Oradaki insanlar bizim insanlarımızdır. Devletin
şeffaf ve devletin… METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – Hepsi halloldu onların. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – Hayır, hallolmadı. Ya, ben daha dün oradaydım ama hallettiyseniz
teşekkür ediyorum, hallediyorsak teşekkür ediyorum. Çünkü… METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – Konut da yapacağız onlara şimdi. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – İki yüz otuz dördüne birden değil mi? METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – İhtiyacı olan hepsine. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – İki yüz elli dördüne birden… METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – İhtiyacı olan hepsine. İhtiyacı olmayanlar da var çünkü. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – İki yüz elli dördünün de ihtiyacı var. Ben gittim, gördüm, oradaki
yaşam koşullarını gördüm. Gerçekten devletin şefkatli elinin uzanması
gerekiyor. Siz herhâlde oranın milletvekilisiniz. Gerçekten oraya sahip
çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Gittim, gördüm ve gerçekten son derece
mağdur, yaşam hakları ellerinden alınmış, çok zor ve güç şartlar altında
yaşamlarını idame ettiriyorlarken elektrikleri, suları kesildi ve… Değil mi? METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – Açıldı, hepsi bugün açıldı. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – …Açılması tabii ki memnuniyet vericidir. O bölgenin milletvekili
olarak, Sayın Bakanın da bu konuda duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü onlar bizim insanlarımız. Gerçekten ben gittim, gördüm, çok zor koşullar
altında yaşamlarını idame ettirdiklerini ibretle gördüm. Değerli
arkadaşlarım, Düzce’de durum bu. Düzce’yle ilgili de gerçekten bir duyarlılık
içerisinde olunması gerektiğini düşünüyorum ve oradaki insanların yaşam
koşullarını gördük, çok güç koşullar altında… Ne yazık ki Valilik elektriğini,
suyunu kesti ve o insanların nereye gideceği belli değil ve o çocukların hâli
ve sağlık koşulları son derece vahim bir durumdadır. Elbette ki devletin
şefkatli eli onlara sahip çıkma noktasında olmalıdır diye düşünüyorum. Yine bunun yanı
sıra, değerli arkadaşlar, dikkatinizi çekmek istediğim birkaç konu daha var.
Bunların başında denizden çıkan kumlarla yapılan inşaatların kâğıttan
apartmanlar gibi yıkıldığına hepimiz tanıklık ettik. Şimdi bakıyorsunuz, Marmara
Denizi’nden kum çıkartmalar devam ediyor, Karacabey’de özellikle. Oradaki halk,
çevreciler, köylü, kasabalı, hepsi karşı çıkmasına rağmen, kim, nasıl, hangi
anlayışla ruhsat vermiş anlamakta zorluk çekiyorum. Oradan tonlarca kum
çıkartılmaktadır. Bunun kesinlikle önüne geçilmesi lazımdır. Yeri Karacabey,
Marmara Denizi’nin Bursa’daki
kıyısı. Bursa’da Karacabey Yeniköy açıklarında her gün kum
çıkartmaya devam ediyorlar değil mi? Bunun yanı sıra,
Tuzla’da deniz dolguları yapılıyor, denizler dolduruluyor. 300 dönümlük bir
denizin dolgu alanı olduğunu gittik, gördük. Ne yazık ki orada alan darlığı
olmasına rağmen ve alt yapının kaldırılmaması gerekmesine rağmen deniz
dolduruluyor. Peki, bu ne getiriyor? Bu, ekolojik dengenin
bozulmasına neden olan koşulları yaratıyor. Yani, Marmara Denizi’nde faylarda
çatlamalar olduğunu ve buralarda ciddi sıkıntılar olduğunu bilim adamları
söylemesine rağmen, hâlâ ısrarla Marmara’da ekolojik dengeyi
bozacak çalışmalar ne yazık ki yapılıyor ve bunun mutlaka önüne geçmemiz gerekir
diye düşünüyorum. Ne aklım ne mantığım bu çalışmaları almıyor. Değerli
arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, Sayın Başkanım; ülkemiz için önemi
tartışmasız olan bu konular için öncelikle yapılması gerekenler şunlardır:
Deprem uzun bir devlet politikası hâline kesinlikle dönüştürülmelidir. Devlet
vatandaşlarımızı bilinçlendirme görevini yerine getirmeli, bilim adamlarımızı
ve sivil toplum örgütlerimizi yönlendirmeli ve desteklemelidir. Türkiye'nin bir
deprem ülkesi olduğu gerçeği unutulmadan, deprem araştırmaları konularında
süreklilik sağlanmalıdır ve bu araştırmaların da devlet tarafından
desteklenmesi gerekmektedir. Deprem bilgi bankası kurulmalı ve İstanbul’da deprem tehlikesi
haritaları sağlıklı bir şekilde çıkartılmalıdır. Yerleşim alanları gözden
geçirilmelidir. Şehir planlamacısı, mühendis, mimar, çevreci ve yerbilimci ve
bunun gibi uzmanlardan oluşacak yetkin bir ekip İstanbul’un tüm semtlerini
yerleşime uygunluk açısından tek tek incelemeli ve bu
semtlerin kentsel kusurlarını belirlemeli ve bu kusurlardan doğabilecek
riskleri ciddi şekilde analiz etmelidir. Buldukları her boş alanı gökdelen
dikilsin diye satan ve bunu marifet zanneden yöneticilere, insanımıza yatırım
yapmak gerektiğini önemle hatırlatmak istiyorum. Yatırımı insana yapmamız lazım.
Her bulduğunuz boş alanlara imar plan tadili çıkartıp buralarda olup olmadık
binaları dikmek, kentin silüetini bozmak ve buralarda
kenti yoğunlaştırmak hiç kimsenin hakkı değildir. Değerli
arkadaşlarım, afet anında vatandaşlarımızın ihtiyacı olan şey gökdelenler
değil, bir araya gelmeleri için kurulması gereken meydanlar ve yeşil
alanlardır. İstanbul’da binaların ne durumda olduğunu Bayındırlık ve İskân
Bakanlığımız gayet iyi biliyor. Konuyla ilgili yaptığı açıklamalarda da ortaya
koydu. Var olan binaların elden geçmesi, depreme dayanıklı olup olmadıklarının
tespit edilmesi artık kaçınılmazdır. Depreme dayanıklı olmayan binaların
yıkılması da… Bu konuda da müsamaha edilmemesi gerekmektedir. Tabii, kentsel
dönüşüm bu anlamda önem taşıyor ama kentsel dönüşümü, oradaki insanları
yerinden iterek, onları yok sayarak, onların barınma haklarını alarak değil
yani rantsal bölüşüm hâlinde değil, ciddi bir şekilde kentsel dönüşüm yapılmalıdır diye
düşünüyoruz. Değerli
arkadaşlarım, binaların dışında, olası bir depremde hasar görebilecek diğer
önemli yapılar da yol, köprü, tünel, kanalizasyon, haberleşme, elektrik, su,
doğal gaz şebekeleridir. Yol ve köprüler depremin olduğu ilk anda kurtarma ve
yardım çalışmaları için çok önem taşımaktadır. Dolayısıyla, yıkılmamaları
gerekir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Soysal, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – Anımsıyorsanız, Düzce depreminde yol ortadan ayrılmıştı Kaynarca’da
ve çok önemli, olumsuz sonuçlar doğurmuştu yol ortadan ayrılarak. Değerli Başkan,
Türkiye’de artık deprem gerçeğiyle yaşamaya alışmak zorundayız, gereken tüm
tedbirleri almak zorundayız. Parlamentonun da bu konuda çalışma yapması
gerekmektedir. Şimdiye kadar yapılanlar, yapılmayanlarla ilgili olarak bir
çalışma yapılması gerekmektedir. Başta söylediğim gibi, yarınlarda yaşanacak
olumsuzlukları önlemek için Meclisin konuya kesinlikle el atması gerekmektedir.
Deprem artık doğal bir olaydır ama depremle de yaşanabilinir ve depremin de
getireceği olumsuzluklar bertaraf edilebilinir. Değerli
milletvekilleri, geleceğimizi, çocuklarımızı düşünüyorsak bu konuyu siyasete
malzeme yapmadan yüce Meclis duyarlılığını göstermelidir ve bununla ilgili de
araştırma önergesinin sonucunda araştırma komisyonu kurulmalıdır. Hepinizi
saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Münir Kutluata. Sayın Kutluata, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; deprem ile
ilgili Meclis araştırması önergeleri vesilesiyle Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. Depremler
dünyanın her yerinde görülmekle birlikte, sismik yönden aktif bulunan
bölgelerde çok daha sık ve çok daha şiddetli olarak meydana gelmektedir.
Dünyada oluşan depremlerin yüzde 90’ı tektonik depremler olarak
nitelendirilmekte ve ülkemizdeki depremler de bu grup içinde yer almaktadır. Yurdumuzun
dünyanın en etkin deprem kuşaklarının biri üzerinde bulunması, konunun Türkiye
açısından öneminin herhangi bir ülkeye göre çok daha büyük olduğunu ortaya
koymaktadır. Gerçekten yurdumuzun coğrafi olarak yüzde 92’sinin deprem bölgesi
sayıldığı, nüfusumuzun ise yüzde 95’inin deprem tehlikesi altında yaşadığı
kabul edilmektedir. Bir başka tespite göre ise sanayi bölgelerimizin yüzde
98’i, barajlarımızın da yüzde 93’ü deprem bölgesi üzerindedir. Bu rakamlar,
çeşitli kaynaklarda farklılık göstermekle birlikte hepsi yüzde 90 civarında
değerler olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla, Türkiye açısından deprem
fevkalade ciddi bir risktir. Depremin sebebi
ortadan kaldırılamayacağına göre, yani yer kabuğundaki kırılmaların önüne
geçilemeyeceğine göre depremle ilgili tartışmalar, depremlerin önceden bilinip
bilinmeyeceği noktasında yoğunlaşmaktadır. Bir başka ifadeyle insanlığın
beklentisi depremlerin önceden bilinebilmesi yönündedir. Dünyada bu yöndeki
çalışmalar 1960’lardan sonra çok artmış olmasına rağmen henüz yakın zamanda
sonuç alınabileceğini gösteren gelişmeler kaydedilebilmiş değildir. Bazı
ilerlemeler elde edilmiş olmasına rağmen henüz bu noktaya gelinmemiştir.
Ülkemizdeki çalışmaların 1999 Marmara Depreminden sonra daha bilimsel bir
hüviyet kazanmakta olduğunu da bu arada belirtmekte fayda görüyorum. Bilimsel
çalışmalardan yakın gelecek için en net beklenti, depremin oluş anının yıkıcı
etki gelmeden bir an önce haberdar olunabilir mi noktasındadır. Bu arada
saniyelerle ölçülebilecek bir zaman kazanmanın bile can kaybını azaltmak
bakımından büyük faydalar getireceği biliniyor. Bütün bu
olumsuzluk ve yetersizlikler arasında mesafe kaydedilebilen bir nokta vardır. O
da olabilecek bir depremde can ve mal kaybına sebep olacak ağır hasar
bölgelerinin belirlenmesi konusunda alınan mesafedir. Hangi bölgelerin deprem
açısından daha mahzurlu, hangi bölgelerin deprem güvenliği açısından güvenilir
hâlde olduğu bilinir duruma gelmiştir. Bu hususa dikkat eden ülkelerle dikkat
etmeyenler arasında depremlerin yıkıcı etkileri açısından çok farklı sonuçların
yaşandığını görüyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinde meydana gelen depremlerin
şiddet-sonuç ilişkisine baktığımız zaman çok açık bir gerçekle karşı
karşıyayız: Aynı şiddetteki bir deprem bir ülkede can ve mal kaybı bakımından
çok hafif sonuçlarla atlatılabilirken bir başka ülkede büyük afetlere sebep
olmaktadır. Aynı büyüklükteki depremi hafif hasarlarla savuşturan ülkelerin
gelişmiş ülkeler, orta ve büyük şiddette her depremin bir afete dönüştüğü
ülkelerin de fakir ülkeler olduğu dikkate alınacak olursa sorunun depremin
ciddiyetini kavrayacak bilince sahip olup olmamakla ilgili olduğu görülür. Biraz önce ifade
ettiğim deprem hâlinde ağır hasar bölgesi sayılacak yörelerin biliniyor
olmasını değerlendirip şehirleşme politikalarını ve yapılaşma uygulamalarını
ona göre yapan bilinçli ülkeler grubunda bu afetler yaşanmamaktadır.
Türkiye’deki depremlerin elim sonuçları dikkate alınırsa ülkemizin yüzde
92’sinin deprem bölgesi içinde olması gerçeğine karşılık söz konusu bilince
sahip olunmadığı görülecektir. Dünyada tarih
boyunca meydana gelen depremlerde milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Bir
seferde bile milyonun üzerinde veya milyona yakın insanın hayatını kaybettiği
birçok şiddetli deprem meydana gelmiştir. Üzülerek belirtmek gerekir ki
ülkemizdeki depremler de hem şiddeti hem de can kaybı ve bina yıkımı bakımından
dünya sıralamasında önemli yer tutmaktadır. Bu, tarihî dönemler için de bu
dönem için de böyledir. 1939 büyük
Erzincan depremi ile 1999 büyük Marmara depremi ve birkaç ay sonra gelen Düzce
depremlerini içine alan altmış yıllık dönemde 5,1 ile 7,9 arasında değişen
şiddetlerde 67 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde yitirilen can sayısı 74
bin 709, yıla bölerseniz 1.246 rakamı çıkıyor. Bu altmış yıl içerisinde 67
depremden sadece 12 tanesinde can kaybı yok, yani altmış yıl içinde 55 depremde
can kaybımız var. 1939’da Erzincan’da 32.968 kişi, 1999’da Kocaeli, Sakarya ve
çevre illerde 17.480 kişi hayatını yitirmiştir. Her biri 3-4 bin cana mal olan
diğer birçok deprem gerçekleşmiştir. Bu depremlerde yıkılan ve ağır hasar gören
bina sayısı 519.195’tir. Herhangi bir can kaybı olmayan sözünü ettiğim 12
depremde de 5.038 bina yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Bu rakam bile bize
bina stokumuzun kalitesi hakkında fikir vermektedir. Tabii depremler
1999 yılından sonra da devam etti, bu süre içerisinde onun üzerinde deprem
meydana geldi ve birkaç yüz vatandaşımızı daha kaybettik. 5 civarında şiddete
sahip bir deprem yıkıcı sayılmaz ama mesela 2004’te Doğubeyazıt’ta
17 can ve bin binaya mal olan depremin şiddeti sadece 5,1’dir. Şimdi, önce dokuzuncu
yıl dönümüne yirmi beş gün kalmış bulunan 1999 Marmara depremine temas etmek
istiyorum, ardından da beklenen İstanbul depremi ve o çerçevede… BAŞKAN – Sayın Kutluata, izin verir misiniz bir beş saniye. MÜNİR KUTLUATA
(Devamla) – Buyurun efendim. BAŞKAN –
Saygıdeğer arkadaşlarım, Sayın Kutluata’nın yaklaşık
on üç dakikalık süresi var, bizim zamanımızın dolmasına da altı dakika var.
Bunun için Genel Kurulun bir kararını alacağım. Sayın Kutluata’nın konuşmasının tamamlanmasına kadar Genel
Kurulun çalışma saatinin uzatılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Buyurun efendim. MÜNİR KUTLUATA
(Devamla) – Şimdi, önce dokuzuncu yıl dönümüne yirmi beş gün kalmış bulunan
1999 Marmara depremine temas etmek istiyorum. Ardından da beklenen İstanbul
depremi üzerinde durmak istiyorum. Marmara depremi
çok büyük can ve mal kaybına sebep olmuş olması dolayısıyla büyük bir öneme
sahiptir. Birincisi: Can kaybı bakımından Cumhuriyet tarihinin ikinci afeti,
maddi zarar ve ülke ekonomisini sarsıcı etkileri bakımından da en büyük afeti
olarak kabul edilmektedir. İkincisi: Deprem
bilincinin gelişmesinde belirli bir etkisi olmuş, en azından kamuoyunun
hassasiyetinin canlı kalmasını sağlamıştır. Üçüncüsü: Deprem
beklentisi olan bölgelerle ilgili gerekli çalışmaların yapılması için
yöneticilerde bir bilincin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İstanbul’da büyük bir
deprem olasılığını söyleyenler, 1999’dan sonra seslerini duyurabilmişler ve
Türkiye’de İstanbul’da olacak deprem göz ardı edilemez hâle gelmiştir. Böyle
bir deprem ihtimalinin varlığının kabul edilmesinden sonra, büyük bir deprem
hâlinde İstanbul’un durumunun ne olacağı düşünülmeye başlanmış ve şehirleşme,
yapılaşma, binaların sağlamlığı açısından İstanbul’un endişe verici hâli gözler
önüne serilmiştir. Kısacası, 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin kazandırdığı acı
tecrübelerden deprem olmadan alınacak tedbirler konusunda bir bilinç
oluşmuştur. Bu da İstanbul başta olmak üzere diğer deprem bölgelerine
dikkatlerin yoğunlaşmasına vesile teşkil etmiştir. Marmara
depreminin yaklaşmakta olan yıl dönümü münasebetiyle vahim bilançosuna kısaca
göz atmakta yarar var diye düşünüyorum. Bu depremde 17.480 kişi hayatını
kaybetmiş, 73.332 konut ve işyeri yıkılmış ve hasar görmüştür. Bu depremde 675
bin kişi evsiz kalmıştır. Kocaeli’de 9.477 kişi, Sakarya’da
4 bin kişi hayatını kaybetmiş, bu depremde sadece Düzce’de 270 kişi hayatını kaybetmiştir.
Bu büyük depremin ardından bilindiği gibi depremzedeler önce
geçici konutlara nakledilmiş, arkasından kalıcı konutlara taşınmış, dolayısıyla
o dönemin iktidarı ve o sırada Bayındırlık Bakanlığını elinde bulunduran,
yürütmekte olan Milliyetçi Hareket Partisinin gerçekten cansiparane
gayretleriyle, Hükûmetin cansiparane
gayretleriyle insanlarımız can kaybı bir yana, diğer hayatta kalanların
imdadına çok kısa sürede yetişilmiştir. Ancak, o tarihte mesela Sakarya’nın, Adapazarı’nın hangi sağlam
zemine taşınabileceğine dair herhangi bir çalışmanın daha önce olmadığı
görülmüştür. Yani Adapazarı’nda sağlam zemin bulma çalışmaları bile 17 Ağustos
afetinden sonra başlamış ve sonuçlandırılmıştır. Bu da göstermektedir ki
Sakarya bir deprem bölgesi olmasına rağmen, deprem bölgesi olduğu önceden
bilinmesine rağmen, 1950’den sonra bu geçirdiği üçüncü deprem olmasına rağmen
sağlam zemin konusunda herhangi bir araştırma bile yapılmamış olduğunu o
dönemde gördük. Demek ki sadece Sakarya için değil, ülkemizin bütün deprem
bölgeleri için aynı şey söz konusudur, aynı vahamet söz konusudur. Değerli
milletvekilleri, depreme hazırlık çalışmaları söz konusu olduğunda bu
çalışmaların deprem öncesi ve deprem sonrası olmak üzere iki ana grupta ele
alındığını biliyoruz. Esas olanın deprem öncesi çalışmalar olması gerekiyor. Bu
hem insani açıdan hem mali açıdan böyledir. Bütün ülkeler bunun önemini
kavramış durumdadır. Afet yardım kuruluşları da yirmi beş-otuz yıldır bu anlayışı
ön plana çıkarmış durumdadırlar. Uluslararası kuruluşlarca afetlerden sonra
yapılan yardımlara olan talebin aşırı büyümesi, yardım geri dönüşlerinin
sınırlı kalması, tehlikelere karşı duyarsızlıkların ve risk alma eğilimlerinin
giderek atması 1980’lerde yara sarma politikalarının sorgulanmasına yol açmış,
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla açılan bir yola girilmiştir. Bu
yolda afet politikalarının yeni bir yörüngeye oturtulması sağlanmıştır. Yeni
politikaların temel hedefi, ilgiyi afet sonrasından afet öncesine çekmek, bu
yolla afet sonrasında karşılaşılacak büyük yıkım bilançolarının uzun dönemde
küçültülmesi olmuştur. Bu anlayışın hayata geçirilmesi için uluslararası
zeminde kararlı adımlar atılmış, afet öncesi çalışmalar ciddi temellere oturtulmaya
çalışılmıştır. Önce, Birleşmiş Milletler kararıyla, 1990-2000, doğal afetlerin
etkilerini azaltma on yılı olarak programlanmıştır. Bu dönemde, Yokohama
Konferansı’yla yeni strateji ve ilkeler benimsenmiş; bu stratejiyi uygulamak
üzere, 2000 yılında “Uluslararası Afet Etkisini Azaltma Stratejisi Kuruluşu”
Birleşmiş Milletlerin yeni bir organı olarak tanımlanmıştır. ISDR, 2005 yılında
Kobe Konferansı’nı gerçekleştirmiş, burada alınan
kararlarla yeni bir etkinlik on yılı ortaya konulmuş, bu da 2005 ve 2015
yıllarını kapsayarak Hyogo Eylem Çerçevesi’ni ortaya
çıkarmıştır. Yokohama Konferansı birçok prensibi bir arada getirmekle birlikte,
özellikle risk azaltma uygulamalarının kalkınma politikalarının bir parçası
olması prensibini getirmekle konuya büyük bir ciddiyet kazandırmıştır. Dünyada bu
gelişmeler olurken, Türkiye'de, İstanbul’la ilgili, İstanbul Büyükşehir
Belediyesinin, ilk bakışta, biraz önce saydığım gelişmelerin dikkate alındığı
intibasını veren bir çalışma yaptığını görüyoruz; İstanbul Teknik Üniversitesi,
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi
Üniversitesiyle birlikte İstanbul Deprem Master Planı
hazırlama çalışmalarının başlatıldığını görüyoruz. Bu anlamda birtakım kararlar
alınmış, prensipler ve hatta pilot bölgeler belirlenmiş ve ayrıca, biraz önce
adını saydığım uluslararası çalışmaların etkisiyle, Yokohama Konferansı’na
izafeten, âdeta, İstanbul afet etkilerinin azaltılması stratejisi
öngörülmüştür. İstanbul master planının şu anda ne hâlde olduğunu, ne sonuçlar
vermekte olduğunu çok bilemiyoruz, ama İstanbul’un durumunu vurgulaması
bakımından, İstanbul ilçe belediye başkanlarından bir tanesinin bir yakınmasını
huzurlarınıza getirmek istiyorum. Bu yakınma sadece bir belediye başkanının
yakınması olmakla birlikte, İstanbul’daki diğer alt belediyelerin de aynı
duygular ve endişeler içinde olduğunu kabul edebiliriz. Bu sözünü ettiğim
belediye başkanı, İstanbul’un en büyük ilçelerinden Kadıköy Belediye Başkanı
Selami Öztürk’ün ifadeleridir. Selami Öztürk, 2007 yılında Kadıköy Belediye Meclisindeki gündem
dışı konuşmasında Fikirtepe, Dumlupınar ve Eğitim
Mahallelerinin imar planlarının bir türlü çıkarılamadığına, buralarda yaşayan
500 bin kişinin her an ölüm tehlikesi içinde bulunduklarına dikkat çekerek,
kendi ifadesiyle “uykularım kaçıyor” diye bir feryatta bulunuyor. Başta 30 bin kişinin yaşadığı Fikirtepe
Mahallesi olmak üzere, Eğitim ve Dumlupınar Mahallelerinin imar planlarının
bulunmadığını, bunları geçiremediklerini ifade ederek, 15 binada 150 bin hane
bulunduğunu ve burada da 500 bin kişi yaşadığını, ancak bu imar planlarının
bulunmaması dolayısıyla buradaki çürük yapılara, yetersiz yapılara çare
bulunamadığını ifade ediyor ve söz konusu Belediye Başkanı enteresan bir şey
söylüyor: “İstanbul’da binaların yenilenmesi, sağlamlaştırılması gibi
politikaların uygulanmasına ağırlık vermek yerine, deprem sonrası kurtarma
çalışmaları üzerinde durulduğunu görüyoruz ve devamlı kurtarma ekipleri
oluşturmakla meşgulüz.” -kendi ifadesi- ve diyor ki “Kadıköy’de de böyle
bir ekibimiz var.” Oysa onlar da çürük binalarda oturuyor, deprem olursa onları
kim bu çürük binalardan kurtaracak? Ben bu örneği verirken bir ilçe belediye
başkanıyla büyükşehir arasındaki ihtilafa temas etmek için söylemiyorum.
İstanbul’da hangi belediyeye gitseniz gerçekten bu anlamda endişelerin
yaşandığını göreceksiniz, İstanbul’daki bütün hemşehrilerimizde
bu sıkıntıların yaşandığını göreceksiniz. İstanbul’da yaşayan birisi olarak
benim de zaman zaman düşündüğüm bir hususu
dikkatlerinize arz etmek istiyorum. Neler yapılıyor tabii bilmek istiyoruz.
Kendimiz adına, oradaki 10 milyonun üzerindeki nüfus adına bunu istiyor, görmek
istiyoruz ancak bu konuda bilgilendirilemiyoruz, ümit verici bilgiler bize
ulaşmıyor veya böyle çalışmaların olduğunu görmüyoruz. Şimdi şöyle
düşününüz: İstanbul’da bir deprem tehlikesi hâlinde canını kurtarabilen
insanların üzerine bina yıkıntısı gelme tehlikesi olmadan ayakta
durabilecekleri, sığınabilecekleri her semtte bir boş alan var mı? Bu bile yok.
Yani, İstanbul’da vahşi yapılaşma, devamlı açık alanların yok edilmesi
çalışmaları maalesef devam ediyor. Bu, nüfus artışıyla izah ediliyorsa maalesef
korkulan böyle bir nüfus eksilmesi hâlinde böyle alanlara bile sahip olmamamızı
ilgililerin dikkatine sunuyorum. Dolayısıyla, bırakın köklü tedbirleri,
İstanbul’da deprem anında insanların sığınabilecekleri boş alanlar bile
kalmamış durumdadır. Değerli
dinleyiciler, burada bu belediye başkanının feryadına kendi feryadımı da
eklemek istiyorum. Bu kürsüden üçüncü defadır dile getiriyorum. Sakarya’da
deprem sonrası tespit edilip evsiz insanlarımızın nakledildiği yeni yerleşim
alanından Adapazarı’na dönüş başlamıştır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kutluata. MÜNİR KUTLUATA
(Devamla) – Adapazarı’nda tekrar kat artırma teklifleri, talepleri başlamıştır,
mecburiyeti de ortaya çıkmış bulunmaktadır. Dolayısıyla, bu bile göstermektedir
ki daha onuncu yılını doldurmamış, üzerinden dokuz yıl bile geçmemiş bir süre
içerisinde bir afet bölgesinde tekrar, aynı afete davetiye çıkaracak
uygulamalara dönülmüş bulunmaktadır. Bunu, bütün Türkiye sathına teşmil ederek,
üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olarak ifade ediyorum. Hâlâ bu şehrimizde
iki bin iki yüz otuz yedi orta hasarlı bina yıkılamamış veya tamir de ettirilememiş,
kullanıma devam edilmektedir. Şimdi, İstanbul’un deprem güvenliği açısından,
İstanbul’daki yapılaşmayı, İstanbul’daki durumun ne olduğunu herkes gözünün
önüne getirsin ve bundan böyle yapılacaklar konusunda yüce Meclisin müşterek
hareket ederek Hükûmetin getireceği bütün tedbirleri
bu anlamda destekleyerek bir sonuca gidilmesinin önü açılsın istiyorum. Bu anlamda bütün
bu önerge verenlere teşekkür ediyor, önergelerin birleştirilerek bir noktada
maksada hizmet eder hâle getirilmesini sağlayalım diyor, bu duygularla hepinize
saygılar sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Kutluata. Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, görüşmelerimiz tamamlanmıştır. Alınan karar
gereğince kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için 23 Temmuz 2008
Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Sizlere ve
bizleri izleyen vatandaşlarımıza hayırlı akşamlar diliyorum. Kapanma Saati: 20.09 |
|