|
DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ CİLT : 18 87’nci Birleşim 8 Nisan 2008 Salı İ Ç İ N D E K İ L E R I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II .- GELEN KÂĞITLAR III.
- YOKLAMALAR IV
.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları 1.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın, Avukatlar Günü’ne
ilişkin gündem dışı konuşması 2.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, İnternet Haftası’na
ilişkin gündem dışı konuşması ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı 3.- Şanlıurfa
Milletvekili Ramazan Başak’ın, Şanlıurfa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun
88’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Tezkereler 1.- Bulgaristan
Meclis Başkanı Georgi Pirinski’nin,
13-15 Nisan 2008 tarihleri arasında Sofya’da düzenlenecek olan “Güneydoğu
Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci Parlamento Başkanları Konferansı”na davetine
TBMM Başkanını temsilen Başkan Vekili Şükran Güldal
Mumcu’nun katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/388) B) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 28 milletvekilinin,
kayıt dışı istihdamın önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/161) 2.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 25 milletvekilinin,
pamuk tarımındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/162) VI.-
ÖNERİLER A) Danışma Kurulu Önerileri 1.- Genel Kurulun
8/4/2008 Salı günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek yarım kalan
çevre ve çevre kirliliğinin önlenmesi ile ilgili Meclis araştırması
önergelerinin görüşmelerine devam edilmesine ve saat 19.00’dan sonra ise kanun
tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 9/4/2008 Çarşamba günkü birleşiminde
sözlü soruların görüşülmemesine ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin
Danışma Kurulu önerisi VII.-
MECLİS ARAŞTIRMASI A) Ön Görüşmeler 1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat ve 20 milletvekilinin,
termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/3) 2.- Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü ve 38 milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde
çevre konularındaki gelişmelerin Ergene Çevre Düzeni Havza Planı’na etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/8) 3.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış ve 23 milletvekilinin, Kırklareli ili Vize
ilçesindeki bir arazi ile ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması
planlanan çimento fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/12) 4.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur
ve 23 milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu çevresel
risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/28) 5.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22
milletvekilinin, Bartın’da kurulması planlanan termik santralin olumlu ve
olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/31) 6.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük ve 22 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik
faaliyetlerinin araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/33) 7.- Konya
Milletvekili Hasan Angı ve 19 milletvekilinin, Konya
Kapalı Havzası’ndaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38) 8.- Konya
Milletvekili Orhan Erdem ve 28 milletvekilinin, Akşehir ve Eber Göllerindeki
kirlilik ve diğer çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/42) 9.- Çanakkale
Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 27 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki
madencilik faaliyetlerinin araştırılarak çevrenin korunması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/47) 10.- Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21 milletvekilinin,
Büyük Menderes Nehri’ndeki kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/56) 11.- İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan ve 25 milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevreye
ve turizme olumsuz etkilerinin araştırılarak su ürünleri yetiştiriciliğinin
çevreyle uyumlu gerçekleştirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/59) 12.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe
ve 23 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre kirliliğinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/62) 13.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29 milletvekilinin, altın arama
faaliyetlerinin hukuki durumu ile çevreye etkilerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/64) 14.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 23 milletvekilinin, Van Gölü’ndeki kirlenmenin
önlenmesi ve Van ilinde turizmin geliştirilmesi için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/65) 15.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 milletvekilinin, Küçük Menderes Nehri’ndeki
kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68) 16.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu ve 24 milletvekilinin,
Artvin Cerattepe’deki madencilik faaliyetlerinin
çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/71) 17.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan ve 21 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak
gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84) 18.- Van Milletvekili
Kayhan Türkmenoğlu ve 19 milletvekilinin, Van Gölü’ndeki çevre sorunlarının ve
gölün potansiyelinin araştırılarak korunması ve değerlendirilmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/87) 19.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23
milletvekilinin, başta Afşin Elbistan olmak üzere termik santrallerin çevreye
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/89) 20.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner
ve 25 milletvekilinin, Isparta ilindeki göllerin çevre sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/98) 21.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 22 milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevre ve
turizm üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/101) 22.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 39
milletvekilinin, denizlerdeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/119) 23.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş'ta Narlı
Ovası'na kurulması planlanan katı atık depolama tesisinin çevreye etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/145) 24.- Isparta
Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23 milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve
Havzası’ndaki çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/146) VIII.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Devlet Memurları
Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi; Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün;
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve
19 milletvekilinin; 17.7.1964 Tarihli ve 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa
Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun; Engelli Memurların Emekliliğini Düzenleyen
5434 Sayılı Kanunun 39 uncu Maddesinin (j) Bendinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
3201 Sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen
Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”da
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı
ve 24 milletvekilinin; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 4 Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 12 milletvekilinin;
Sanatçıların Sosyal Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/465, 2/30, 2/31, 2/37, 2/64, 2/71, 2/79, 2/136, 2/147, 2/149) (S. Sayısı:
119) IX.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Kaçakçılıkla Mücadele
Kanunu kapsamında verilen cezalara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/1873) 2.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, sözleşmeli öğretmenlerin pedagojik formasyon programına katılmasına ilişkin sorusu ve Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/2149) 3.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, kadın öğretmen ve yönetici sayılarına ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/2151) 4.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, özelleştirme sonucu işsiz kalanlara
ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
cevabı (7/2162) 5.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, gübre
fiyatlarındaki artışa ilişkin Başbakandan sorusu ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in
cevabı (7/2167) 6.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, depremde hasar gören
Datça Hükümet Konağına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in
cevabı (7/2173) 7.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’ın, bazı motorlu kara taşıtlarının sayılarına ilişkin sorusu ve İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2200) 8.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, yürüyen merdiven
ihalelerinde Avrupa kökenli firma şartı arandığı iddiasına ilişkin sorusu ve
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/2202) 9.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun,
özelleştirmelerin çalışanlara etkisine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/2204) 10.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, 107 numaralı
Katma Değer Vergisi Genel Tebliğine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/2205) 11.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural’ın, kamu maliyesi verilerine ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/2206) 12.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, Talim Terbiye Kurulu
Başkanının görevden alınmasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
Çelik’in cevabı (7/2207) 13.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, hizmete açılmayan yatırımlara ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/2209) 14.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, satışa sunulacak okul arsalarına ilişkin
sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/2210) 15.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, öğretmenlere yönelik
sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
(7/2211) 16.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğünün
gelirlerinin Hazineye aktarılmasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/2213) 17.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, hizmete açılmayan yatırımlara, - Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, gübre fiyatlarındaki
artışa, - Osmaniye
Milletvekili Hakan Coşkun’un, personel politikasında tarım uzmanlığının
gözetilmesine, İl özel
idarelerinin tarım birimlerine, - Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, küçükbaş hayvancılığın teşvikine, - Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, ihraç edilen yaş sebze
ve meyvede ilaç kalıntısı analizlerine, İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/2216, 2217, 2218, 2219, 2220, 2221) 18.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gaziantep’teki
çiftçilerin sulamada kullanılan elektrik borçlarına ilişkin sorusu ve Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/2234) 19.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürek’in, satılan Sabah-ATV’nin devir işlemlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in
cevabı (7/2237) 20.- Amasya
Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, Amasya’daki bir dershaneye baskı yapıldığı
iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in
cevabı (7/2239) 21.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, türbanla ilgili açıklamalarına ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı
Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/2246) 22.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, Mersin sahillerinde balık çiftlikleri kurulacağı
iddiasına, - Kars
Milletvekili Zeki Karabayır’ın, Kars’taki baraj
çalışmalarına İlişkin soruları
ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
(7/2254, 2294) 23.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, su kaynaklarındaki
azalmaya ve arıtma tesislerine, - Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
Adana’daki hava kirliliğine, - Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’daki bir taş
ocağının çevreye etkisine İlişkin soruları ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2255, 2257, 2319) 24.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, Bursa’daki kültür ve tabiat varlıklarına ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/2268) 25.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, İznik’te Roma dönemi kalıntılarında yapılan
çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2269) 26.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Perre Antik Kentindeki
çalışmalara ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2270) 27.- Muğla
Milletvekili Ali Arslan’ın, Bodrum-Gümüşlük
beldesindeki bir kazı çalışmasının durdurulmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2271) 28.-
Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Tekelin
özelleştirilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
cevabı (7/2272) 29.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir köy ilköğretim okuluna
taşımalı eğitim uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/2279) 30.- Adana
Milletvekili Nevingaye Ertabur’un,
Adana’daki tarımsal destekleme ödemelerine, Çukurova
topraklarının verimliliğine, Adana’da
destekleme primi ödemelerine, İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/2288, 2289, 2290) 31.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Menderes Elektrik
Dağıtım AŞ.’nin özelleştirilmesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
cevabı (7/2299) 32.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Marmaris’teki bir ormanlık alanda verilen
madencilik iznine, - İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Tuzla Tersaneler Bölgesindeki deniz dolgusu
projesine, İlişkin soruları
ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
(7/2318, 2403) 33.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, gazetelerin belirli niteliğe sahip personel
çalıştırmak zorunda bırakılmasına yönelik düzenlemeye ilişkin sorusu ve Devlet
Bakanı Mehmet Aydın’ın cevabı (7/2324) 34.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Serik ilçesindeki bir
antik kente ve civarındaki tarihi değerlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2348) 35.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, İznik’teki kazı çalışmalarında iş makinelerinin
kullanıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2350) 36.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Marmaris’teki bir ormanlık alanda verilen
madencilik iznine ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2351) 37.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, bal arılarının ölümüne
ve bal ithalatına, - Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Marmaris’te bir ormanlık alanda verilen madencilik
iznine, İlişkin soruları
ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker’in cevabı (7/2372, 2373) 38.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Gümrük Müsteşarlığında
yargılaması sürdüğü halde görevine devam eden bürokrat olup olmadığına ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın
cevabı (7/2377) 39.- Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, Aşağı Seyhan Ovası
Projesine, - Tekirdağ
Milletvekili Kemalettin Nalcı’nın,
Ergene Havzasında çevre kirliliğine yol açan tesislerin denetimine, - Balıkesir Milletvekili
Hüseyin Pazarcı’nın, Bandırma’da kurulacak çimento
fabrikasının yer seçimine, İlişkin soruları ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/2401, 2455, 2590) 40.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Aksaray’daki yatırımlara ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/2471) 41.- Mersin
Milletvekili Akif Akkuş’un, 22 nci dönemde hazırlanan
ve görüş bildirilen kanun tasarısı ve KHK taslaklarına ilişkin sorusu ve Millî
Savunma Bakanı M.Vecdi Gönül’ün cevabı (7/2511) 42.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, İstiklal Savaşının son
gazisinin Devlet Mezarlığına defnedilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/2520) 43.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Aksaray’daki yatırımlara ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/2540) 44.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, bir komisyon salonundaki resme ilişkin sorusu ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in
cevabı (7/2576) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 13.00’te açılarak dört oturum yaptı. İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Alparslan Türkeş’in ölümünün 11’inci yıl dönümüne, Diyarbakır
Milletvekili Akın Birdal, ülkemizde yaşanan insan
hakları ihlallerine, Malatya
Milletvekili Öznur Çalık, Malatya’ya yapılan ve
yapılacak olan yatırımlara, İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında bulunan, Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol
İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün
Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın ve 12 Milletvekilinin, 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol
İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün
Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Adıyaman Milletvekili Şevket
Köse’nin, 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel
Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin
Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi’nin (1/538, 2/155, 2/186) (S. Sayısı: 125) görüşmeleri
tamamlanarak kabul edilip kanunlaştığı açıklandı. 2’nci sırasında bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında
değerlendirilerek temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesi
kararlaştırılmış olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın,
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın,
Devlet Memurları Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 19 Milletvekilinin, 17.7.1964 Tarihli ve 506
Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifi; Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun,
Engelli Memurların Emekliliğini Düzenleyen 5434 Sayılı Kanunun 39 uncu
Maddesinin (j) Bendinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, 3201 Sayılı “Yurt
Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal
Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”da Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 24 Milletvekilinin,
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 4
Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin Milletvekili Ali
Rıza Öztürk ve 12 Milletvekilinin, Sanatçıların
Sosyal Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi’nin (1/465, 2/30,
2/31, 2/37, 2/64, 2/71, 2/79, 2/136, 2/147, 2/149) (S. Sayısı: 119)
görüşmelerine devam edilerek ikinci bölümü üzerinde bir süre görüşüldü. Yozgat Milletvekili
Bekir Bozdağ, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan, Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir’in, İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Konuşmalarında
partilerine sataştıkları iddiasıyla birer konuşma yaptılar. 8 Nisan 2008 Salı
günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 21.07’de son verildi.
No.: 120 II.- GELEN KÂĞITLAR 4 Nisan 2008 Cuma Rapor 1.- Türk Ticaret
Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun Tasarısı ve Adalet
Komisyonu Raporu (1/487) (S. Sayısı: 131) (Dağıtma tarihi: 4/4/2008)
(GÜNDEME) Sözlü Soru Önergeleri 1.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Büyükorhan İlçesindeki bazı gölet inşaatlarına ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/581) (Başkanlığa geliş tarihi:
26/3/2008) 2.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Büyükorhan İlçesindeki bir gölete
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü soru önergesi (6/582) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/3/2008) 3.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Keles İlçesindeki
bir gölete ilişkin Çevre ve Orman Bakanından sözlü
soru önergesi (6/583) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 4.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, köylerdeki boş
okulların değerlendirilmesine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/584) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 5.- Gaziantep Milletvekili
Yaşar Ağyüz’ün, TRT’nin yönetimine ilişkin
Başbakandan sözlü soru önergesi (6/585) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 6.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, TRT’nin yönetimine
ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) sözlü soru önergesi (6/586)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 7.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Zile Adliyesinin lojman ihtiyacına ilişkin Adalet
Bakanından sözlü soru önergesi (6/587) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 8.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, yayınlanan bazı dizilere
ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/588) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 9.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Zile’deki okul müdürlerine ve ÖSS’deki başarı
durumuna ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/589) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/3/2008) 10.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van Rehberlik ve
Araştırma Merkezine ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/590)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 11.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki bir ilköğretim
okulunda müdür yardımcısı olan kardeşi hakkındaki bazı iddialara ilişkin Millî
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/591) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 12.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Karaçoban Yatılı Bölge
İlköğretim Okulunda bir öğrencinin hayatını kaybetmesine ilişkin Millî Eğitim
Bakanından sözlü soru önergesi (6/592) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 13.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, bir ilköğretim okulunda 10 Kasım töreni yapılmadığı
iddiasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/593)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 14.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, çiftçilerin tarımsal
sulama elektrik borçlarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/594)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 15.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, çiftçilerin tarımsal
sulama elektrik borçlarına ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/595) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) Yazılı Soru Önergeleri 1.- Antalya
Milletvekili Atila Emek’in, Antalya Vakıflar Bölge
Müdürlüğünün dağıttığı yardım paketlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2693) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 2.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe’nin,
bir köyün su sorununa ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2694)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 3.- Amasya
Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, Yüksek Denetleme Kurulu denetçilerinin görev
konularının değiştirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2695)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 4.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, çocuk sayısına
yönelik bir açıklamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2696)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 5.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, 4/C olarak bilinen statüde çalışanların durumuna
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2697) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 6.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, karar verme
mekanizmalarında kadının yerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/2698) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 7.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın
istihdamının artırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2699)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 8.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’da kurulan
doğalgaz çevrim santralinin yer seçimine ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2700) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 9.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, Ergenekon Soruşturmasına ilişkin Adalet
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2701) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 10.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kadın hakim adaylarına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2702) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 11.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Gümüşhane’deki yatırımlara ilişkin Bayındırlık
ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2703) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 12.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bayburt’taki yatırımlara ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2704) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 13.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bitlis’teki yatırımlara ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2705) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 14.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Kırşehir’deki yatırımlara ilişkin Bayındırlık ve
İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2706) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 15.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, bir şirketin Güllük Körfezinde yaptığı deniz
dolgusuna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru önergesi (7/2707)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 16.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’de kurulacak
bir çimento fabrikasının çevreye etkilerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2708) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 17.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, İzmir’in su ihtiyacının karşılanmasına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2709) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/3/2008) 18.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars’taki bir baraj projesine
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2710) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26/3/2008) 19.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, ağaçlandırılacak
alanlara ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2711) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26/3/2008) 20.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Güllük Körfezinde bir şirketin yaptığı deniz
dolgusuna ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2712)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 21.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, organize sanayi bölgelerine doğalgaz
işletmeciliğinde uygulanan iskonto oranına ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/2713) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/3/2008) 22.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, organize
sanayi bölgelerinde doğalgaz kullanımına ve iskontolu
tarifeye ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2714) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 23.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da maden ocağı
ruhsatı verilen bir alana ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2715) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 24.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, İstanbul’daki belediyelerin bütçelerine ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2716) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 25.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Gümüşhane’deki yatırımlara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2717) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 26.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, Ergenekon
Soruşturmasıyla ilgili bilgilerin basında çıkmasına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2718) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 27.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bayburt’taki yatırımlara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2719) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 28.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Adana’da
fırınların denetimine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2720)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 29.- Adana Milletvekili
Nevin Gaye Erbatur’un, kadın mülki idare amirlerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2721) (Başkanlığa geliş
tarihi: 26/3/2008) 30.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, kent hayatında
sosyal kesimlerin hizmet alımına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2722) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 31.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bitlis’teki yatırımlara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2723) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 32.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Kırşehir’deki yatırımlara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2724) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 33.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Yozgat’taki yatırımlara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2725) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 34.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Osmaniye’de kurulacak
bir çimento fabrikasının yer seçimine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2726) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 35.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Gümüşhane’deki yatırımlara ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2727) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 36.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bayburt’taki yatırımlara ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2728) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 37.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Düzce’deki yatırımlara ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2729) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 38.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Karaman’daki yatırımlara ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2730) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 39.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Gümüşhane’deki yatırımlara ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2731) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 40.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bayburt’taki yatırımlara ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2732) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 41.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Türk Telekom’dan ADSL hizmeti alımına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/2733) (Başkanlığa geliş tarihi:
26/3/2008) 42.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Kastamonu’daki yatırımlara ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2734) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 43.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Yozgat’taki yatırımlara ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2735) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 44.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Erzurum’daki yatırımlara ilişkin Millî Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2736) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 45.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Gümüşhane’deki yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2737) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 46.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bayburt’taki yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2738) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 47.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, sözleşmeli personel
alımına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2739) (Başkanlığa
geliş tarihi: 25/3/2008) 48.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, bir ilacın
ithalatına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/2740) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26/3/2008) 49.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Kastamonu’daki yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2741) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 50.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bolu’daki yatırımlara ilişkin Sağlık Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2742) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 51.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Erzurum’daki yatırımlara ilişkin Sağlık
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2743) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 52.- Adana
Milletvekili Mustafa Vural’ın, mısır prim desteğinin düşürülmesine ilişkin
Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2744) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 53.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, buğday ve mısır
piyasasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2745) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 54.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Gümüşhane’deki yatırımlara ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2746) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 55.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bayburt’taki yatırımlara ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2747) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 56.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, Denizli’deki ulaştırma
yatırımlarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2748)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 57.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, korsan
nakliyeciliğe ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2749)
(Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 58.- Eskişehir
Milletvekili Fehmi Murat Sönmez’in, Hızlı Tren
Projesine ve bir bildiriye ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2750) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 59.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Bolu’daki yatırımlara ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2751) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 60.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Karaman’daki yatırımlara ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2752) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 61.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Düzce’deki yatırımlara ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2753) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 62.- Hatay
Milletvekili İzzettin Yılmaz’ın, İskenderun Gümrük ve Muhafaza Başmüdürlüğüne
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Hayati Yazıcı) yazılı soru
önergesi (7/2754) (Başkanlığa geliş tarihi: 25/3/2008) 63.- Trabzon
Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu’nun, sosyal
güvenlik il müdürleri ve müdür yardımcılarına ilişkin Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/2755) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 64.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, CEDAW Komitesine
sunulacak raporun hazırlanmasına ilişkin Devlet Bakanından (Nimet Çubukçu)
yazılı soru önergesi (7/2756) (Başkanlığa geliş tarihi: 26/3/2008) 65.- Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, bir görevlendirmeyle ilgili açıklamasına
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/2757) (Başkanlığa
geliş tarihi: 26/3/2008) 66.- Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in, servis
araçlarına ve banka promasyonlarına ilişkin Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2758) (Başkanlığa
geliş tarihi: 14/3/2008) 67.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir Başkan Müşavirine ilişkin Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2759) (Başkanlığa geliş
tarihi: 14/3/2008) 68.- Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk’ün, PTT hizmet bürosundaki tadilata
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2760)
(Başkanlığa geliş tarihi: 14/3/2008) 69.- İzmir Milletvekili
Ahmet Ersin’in, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun bir alt komisyonuna
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/2761)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/3/2008) 70.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, AB hibe fonlarının kullanımına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2762) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 71.- Karaman
Milletvekili Hasan Çalış’ın, Nevruz bayramında
yaşanan olaylara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2763) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/3/2008) 72.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Pendik kentsel
dönüşüm projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2764) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/3/2008) 73.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, bir TRT
belgeselinin yayın saatine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2765)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 74.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, İzmir’deki yeşil
kart uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2766) (Başkanlığa
geliş tarihi: 27/3/2008) 75.- Antalya
Milletvekili Mehmet Günal’ın, Devlet Malzeme Ofisi
bölge müdürlüklerinin kapatılacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/2767) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 76.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, bir yayın grubunun TMSF’den
devralınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2768) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/3/2008) 77.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bir öğretim üyesi
hakkındaki bir iddiaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2769)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 78.- Zonguldak
Milletvekili Ali Koçal’ın, Maden İşleri Genel
Müdürlüğüne yapılan atamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2770)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 79.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, YÖK Başkanının maaşına ve sağlanan imkânlara ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2771) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 80.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün, bir kitapla ilgili
iddialara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2772) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/3/2008) 81.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, atama kararnamelerine ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/2773) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 82.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Kahta’da TOKİ’nin
satışa çıkardığı bir araziye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/2774)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 83.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Yüreğir Belediyesinin
gelirlerinden yapılan kesintilere ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2775) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 84.- Balıkesir
Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın, Altınova sahil
şeridinde mendirek yapımına ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2776) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 85.- Ordu
Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın, belediyelerin evsel atık su projelerine ilişkin
Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/2777) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/3/2008) 86.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Bodrum-Akyarlar Koyu
sahilinde inşa edilen bir tesise ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2778) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 87.- İstanbul
Milletvekili Ümit Şafak’ın, İstanbul’daki korsan ve ambulans taksiciliğe
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2779) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/3/2008) 88.- Trabzon
Milletvekili M. Akif Hamzaçebi’nin, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminde
bir YİBO pansiyonundaki öğrencilerin kaydına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2780) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 89.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Sevigen’in, Üsküdar Belediyesinin
tapu tahsis belgesi için istediği bedele ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2781) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 90.- Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, bir soruşturmadaki
gözaltına alma işlemine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2782) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 91.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, örgütlü suçlara yönelik
operasyonlara konulan isimlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2783) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 92.- Ordu
Milletvekili Rahmi Güner’in, Ordu Emniyet Müdürünün
görevden alınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2784)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 93.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Adana’daki tarihi
Büyüksaat Kulesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2785) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 94.- Antalya
Milletvekili Mehmet Günal’ın, Kemer’deki bir arazinin
kullanma hakkının belediyeye devredilmesine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2786) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 95.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara’da bulvar, cadde ve sokaklara konulan
reklam panolarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2787)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 96.- Muş
Milletvekili M. Nuri Yaman’ın, Malazgirt Kültür Merkezine ilişkin Kültür ve
Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2788) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 97.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Osmaniye’de
yapılması planlanan çimento fabrikasının yer seçimine ilişkin Kültür ve Turizm
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2789) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 98.- Uşak
Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, II. Ulusal Sağlık
Kurultayına sağlanan desteğe ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru
önergesi (7/2790) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 99.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, Ankara’daki tarihi bir binanın restorasyonuna
ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/2791) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/3/2008) 100.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, Gelir İdaresi Başkanlığının yöneticilerine ilişkin
Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/2792) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 101.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, gelir uzmanlarına ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2793) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 102.- İstanbul
Milletvekili Sacid Yıldız’ın, sağlık çalışanlarının
yemek bedellerinin döner sermaye gelirlerinden kesilmesine ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2794) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 103.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Başbakan,
bakanlar ve kamu görevlilerine verilen hediyelere ilişkin Maliye Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2795) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) 104.- Uşak
Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, I. Uluslar arası
Sağlık Turizmi Kongresine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2796) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 105.- Uşak
Milletvekili Osman Coşkunoğlu’nun, II. Ulusal Sağlık
Kurultayının finansmanına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2797) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 106.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’daki sağlık
kurumlarına ve personeline ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/2798) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 107.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, üreticilerin girdi maliyetlerine ve kaçak muz
girişine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/2799) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 108.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Adana’daki buğday
tarlalarında görülen bazı hastalıklara ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2800) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 109.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, buğday üretimine
ve ithalatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/2801) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 110.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, fosforik asit ithaline ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2802)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 111.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, mısır
desteklemesindeki azalmaya ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/2803) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 112.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, arıcılığın desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/2804) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/3/2008) 113.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, gazi sayılmayıp malulen emekli edilenlere ilişkin
Millî Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/2805) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/3/2008) 114.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, TMSF’nin tasfiye ettiği
şirketlerin borçlarına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı soru önergesi (7/2806) (Başkanlığa geliş
tarihi: 27/3/2008) 115.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, özelleştirilen
kuruluşlardan ve KİT’lerden yapılan personel atamalarına ilişkin Devlet
Bakanından (Murat Başesgioğlu) yazılı soru önergesi
(7/2807) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/3/2008) 116.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Abdullah Öcalan ile ilgili bazı
iddialara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/2808) (Başkanlığa
geliş tarihi: 28/3/2008) 117.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Doğal Afet Sigortası
kapsamında biriken kaynağa ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Şimşek) yazılı
soru önergesi (7/2809) (Başkanlığa geliş tarihi: 28/3/2008) No.: 121 7 Nisan 2008 Pazartesi Tasarı 1.- Elektrik
Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/554) (Avrupa Birliği Uyum; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi
ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
1.4.2008) Teklifler 1.- Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 32 Milletvekilinin;
İl Özel İdaresi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/198)
(İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
24.3.2008) 2.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 21
Milletvekilinin; Perakende Ticaret, Alışveriş Merkezleri ve Büyük Mağazalar ile
Esnaf ve Sanatkarlık Hizmetlerinin Düzenlenmesi
Hakkında Kanun Teklifi (2/199) (Adalet; İçişleri; Avrupa Birliği Uyum ile
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 25.3.2008) 3.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe
ve Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür’ün; 298
Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/200) (Anayasa Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.3.2008) 4.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 28 Milletvekilinin;
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/201) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve
Turizm ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 28.3.2008) Tezkereler 1.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/383)
(Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4.4.2008) 2.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Çoşkuner’in
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/384)
(Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 4.4.2008) 3.- Hakkâri
Milletvekili Hamit Geylani’nin Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/385) (Anayasa ve Adalet
Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
4.4.2008) 4.- Diyarbakır
Milletvekilleri Gültan Kışanak,
Aysel Tuğluk, Akın Birdal ve Selahattin Demirtaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/386) (Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu
Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.4.2008) 5.- Diyarbakır
Milletvekilleri Gültan Kışanak,
Aysel Tuğluk, Akın Birdal ve Selahattin Demirtaş’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/387) (Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu
Karma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 4.4.2008) Rapor 1.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ve İçtüzüğün 37 nci Maddesine
Göre Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (2/116) (S. Sayısı: 132) (Dağıtma tarihi:
7.4.2008) (GÜNDEME) No.: 122 8 Nisan 2008 Salı Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 28 Milletvekilinin,
kayıt dışı istihdamın önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/161) (Başkanlığa geliş
tarihi: 28/03/2008) 2.- Denizli
Milletvekili Ali Rıza Ertemür ve 25 Milletvekilinin,
pamuk tarımındaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/162)
(Başkanlığa geliş tarihi: 28/03/2008) 8 Nisan 2008 Salı BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap
GÜLPINAR KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Murat ÖZKAN
(Giresun) BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşimini açıyorum. III.- YOKLAMA BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için üç
dakika süre veriyorum. Yoklama işlemi
başlamıştır sayın milletvekilleri. (Elektronik
cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, 5 Nisan Avukatlar Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili
Mehmet Ali Özpolat’a aittir. Buyurun Sayın Özpolat. (CHP sıralarından alkışlar) IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları 1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın,
Avukatlar Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması MEHMET ALİ
ÖZPOLAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Nisan Avukatlar
Günü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Meclisi saygıyla
selamlıyorum. 1958’de, baro
başkanları toplantısında, Türkiye baroları bir araya geliyor ve bir çatı
altında örgütlenme kararı alınıyor, 5 Nisan Avukatlar Günü ilan ediliyor ve
1987’den bu yana da her 5 Nisanda avukatların ve yargının sorunları üzerinde
duruluyor. Bilindiği gibi,
yargının kurucu unsurları, iddia, savunma ve hükümdür. Biri diğerinden üstün
değildir. Savunma, bu üçlünün vazgeçilmezidir. Savunma hakkı kutsaldır, hak
arama özgürlüğü ve adli yargılama hakkının güvencesidir. Baroların ve
avukatların bağımsızlığı, yargı bağımsızlığının ve hukuk devletinin teminatıdır.
Ancak, bugün, savunma makamının onuru çiğnenmektedir. Barolara bağlı hizmet
veren 65 bin avukat bulunuyor, Meclis çatısı altında da çok sayıda avukat var
fakat bu çokluk pratikte işe yaramıyor. Altı yılda avukatların sorunlarıyla
ilgili pek yol alınmadığı görülüyor. Biz her yıl bu kürsüden seslendirsek de
sorunlar yerinde duruyor. Bu denli önemli bir meslek grubunu oluşturan
avukatların mağduriyeti, türban mağduriyeti kadar Sayın Başbakanın ilgi alanına
girmiyor. Çünkü iktidarın yargıya bakışında sorun var. Bugünkü yapısıyla yargı
küçümseniyor, ele geçirilmesi, dönüştürülmesi gereken bir mevzu olarak ilgi
çekiyor. Bazı iyileştirici düzenlemeler olsa da uygulanmıyor. Yasayla verilen,
yönetmelikle geri alınıyor. Yasal düzenlemeler yapılırken baroların görüş ve
talepleri yeterince yansıtılmıyor, bu da uygulamada sorunlara yol açıyor.
Örneğin Ceza Muhakemeleri Kanunu’ndan doğan zorunlu müdafilik ücreti meselesi
yıllardır çözülemedi. Başbakanın verdiği sözlere rağmen bu sorun büyüyor. Hâlâ
avukatlık kimliği bazı konularda resmî belge sayılmıyor, dosya incelemesinde
engellemeler çıkıyor. Meslek içi
eğitim, sosyal güvenlik ve diğer özlük sorunları yasal güvenceye muhtaçtır.
Stajyer avukatlar sosyal güvenlikten yararlanamıyor. Siyasal nedenlerle açılan
hukuk fakülteleri kaliteyi düşürüyor. Güç şartlarda büyük yolsuzluk davalarıyla
uğraşan kamu avukatları yeterli bağımsızlığa sahip değiller. Avukatın can
güvenliği yok. Sadece geçen yıl 19 avukat saldırıya uğramış, bunun 2’si ölümle
neticelenmiş. Bu sorunlar savunmanın elini bağlıyor, adil yargılamayı
zayıflatıyor. Tüm bu sorunların çağdaş bir yargı reformu kapsamında ele alınıp
acilen çözülmesi gerekiyor. Bunun için de siyasal iktidarın yargıya bakışını
değiştirmesi şart. Yargıyı küçümseyen, kendisini yargının üstünde gören anlayış
hukuk devletini ve demokrasiyi aşındırıyor. Oysa adalete güveni özenle korumak
zorundayız. Aksi hâlde hukuksuzluk toplumda egemen olur. John Locke’un saptadığı gibi “Hukukun bittiği yerde despotluk
başlar.” Despotluk heveslileri bilmeli ki hukuk bir gün herkese lazımdır. Hukuk
devletini korumak için de öncelikle savunma mesleğinin haklarını ve
saygınlığını korumalıyız. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yargının her tür etkiden uzak, tam bir bağımsızlık
içinde görev yapması avukatların en temel isteğidir. Demokrasilerde hukuka
bağlılık esastır. Yargının siyasallaştırılması demokrasinin sonudur. İktidar
yargının üstüne gölge düşürmekten vazgeçmelidir, AB’nin, ABD’nin ve yabancı
medyanın Türk yargısına müdahale girişimlerine seyirci kalınmamalıdır. Yargıya
hasım muamelesi yapmayı bırakmalıdır. Hukukun üstünlüğü ilkesine saygılı
davranılmalıdır. Yargı üzerinden cumhuriyet kurumlarıyla hesaplaşmaya son
verilmelidir. Yargıya intikam
duygusuyla yaklaşılmaz, yargıya tehdit olmaz. Keyfinize göre yargı olmaz.
Yargıyı zayıflatmayın, yargıyı küçültmeyin, yargının rolünü çalmayın.
Atatürk’ün dediği gibi, daima karar Türk yargısınındır ve memleketin mutlak
dokunulmazlığı üstünde söz yoktur mahkemelerin. Ne denli güçlü iktidara gelmiş
olursanız olun, hukukun gücü sizin gücünüzden üstündür. Yargı, güçlünün değil,
haklının, doğrunun yanındadır. Yargıyı yargıya bırakın. Siyasallaşan yargı gün
gelir kendi yaratıcılarını da vurur. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Özpolat. MEHMET ALİ
ÖZPOLAT (Devamla) – Tekraren belirtmeliyim ki bağımsız mahkemelerde adil
yargılama hakkı bir gün gelir herkese, hepimize lazım olabilir. Ülkemin dört bir
yanında laik demokratik hukuk devleti için sadakatle görev yapan tüm yargı
mensuplarına minnet borçlu olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Tüm
meslektaşlarımın Avukatlar Günü’nü kutluyor, Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Özpolat. Gündem dışı
ikinci söz, İnternet Haftası hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’a aittir. Buyurun Sayın Tankut. 2.- Adana Milletvekili Yılmaz Tankut’un,
İnternet Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması ve Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım’ın cevabı YILMAZ TANKUT
(Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’ye İnternet’in
gelişinin on beşinci yılı ve 7-20 Nisan arasında kutlanmakta olan 11’inci
İnternet Haftası dolayısıyla İnternet’in önemi ve Türkiye’yi İnternet’e daha
fazla taşımak amacıyla neler yapılması gerektiği konusunda düşüncelerimi
açıklamak üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, bugün hiç şüphesiz İnternet, hayatımızın hemen her evresine giren,
kendisini tercih ve kararlarımızda çok fazla bir şeklide hissettiren, 21’inci
yüzyılın en büyük ve önemli teknolojik devrimlerinden birisidir. İnternet ve
bilişim teknolojileri, sanayi devriminden de önemli bir gelişmeyi temsil
etmekte ve yaşamın bütün boyutlarını, çalışma, üretim, ticaret, iş yapma,
eğlence, öğrenme ve yönetim biçimlerini köklü olarak değiştirmektedir. Bu
değişim, ekonominin yapısını, ülkenin rekabet gücünü, insan gücü ihtiyacını, profilini, mesleklerini ve mesleklerin yapısını değiştirmeye
başlamıştır. Bu değişim ile bilim, enformasyon ve iletişim teknolojilerindeki
hızlı gelişmeler sarmal bir şekilde birbirini tetiklemektedir. İşte İnternet bu
değişimin en önemli taşıyıcısı, hazırlayıcısı ve geliştiricisidir. Ancak,
burada değişim derken, teknolojik gelişimin bize sağladığı imkân ve
yenilikleri, kendimizi, kendi millî kültürümüzü, binlerce yıllık devlet
geleneğimizi, cumhuriyetimizin temel taşlarını ve değerlerini, Türk milletine
mensubiyet bilincimizi ve bölünmez bütünlüğümüzü zafiyete uğratıp millî
birliğimizi yok farz eden bir değişimi elbette ki kastetmiyoruz. Başka bir
ifadeyle, bilgi teknolojilerinin ve onun şu an en önemli zeminlerinden birisi
olan İnternet’in dünya ve ülke ölçeğinde bize sunduğu bilgi ve teknoloji
denizinde kendi öz ve kök değerlerimizi kaybetmeden, yani başkalaşmadan gelişerek
bilgi toplumuna kendi millî rotamızda emin adımlarla ulaşmasını bilmemiz lazım
geldiğini belirtmek istiyoruz. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; gelişmiş ülkelerde ekonomi, devlet yönetimi, kamu
hizmetleri, sağlık, eğitim, yaşamın pek çok boyutu İnternet ve bilişim
teknolojilerine odaklanmış, bunun sonuncunda ekonomide verimlilik kayda değer
bir biçimde artmıştır. Bilişim teknolojilerinin stratejik önemini kavramış
ülkeler, millî politikalar, örgütler ve eylem planlarıyla ülkelerini bu
teknolojilerle donatıp iş dünyasıyla vatandaşlarına rekabet yeteneği
kazandırmanın mekanizmalarını kurmaktadırlar. Türkiye’de ise bugüne kadar
ulusal bir boyutta İnternet’in bir sahiplenme, strateji, mekanizma ve eylem
plan olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değildir. Bugün, maalesef pek
çoğumuz, İnternet’i sadece bir oyun, eğlence ve broşürümüzün bulunması gereken
bir ortam olarak görmekteyiz. İnternet’i, bilim, teknoloji ve iletişimdeki
değişimin taşıyıcısı, yeniden yapılanmanın, küresel etkinliğin, verimliliğin, ekonominin
bir aracı olarak etkin olarak kullanamıyoruz. Hâlbuki İnternet hayatımıza
kalıcı olarak girmiş ve artık bizimle birlikte korkunç bir hızla gelişerek
yaşamaktadır. Tüm iş süreçlerimizi, haberleşme mekanizmalarımızı, yönetim
biçimlerimizi İnternet ve temsil ettiği değişim açısından gözden geçirip kendi
ülke gerçeklerimize ve millî bünyemize uygun olarak yeniden oluşturmalıyız. Sayın
milletvekilleri, İnternet Haftası, elbette ki İnternet’i Türkiye gündemine
yerleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu da toplumda İnternet bilincini oluşturmak,
İnternet’i tanıtmak, büyütmek, yeni projeler başlatmak, sorunları ve çözüm
yollarını tartışmak, kısaca İnternet’i düşünmek ve İnternet’i yaşamak demektir.
Türkiye’yi İnternet’e taşımak için en acil ilgilenmemiz gereken konu hiç
şüphesiz eğitimdir. Bunun için de bilgisayar okuryazarlığını artıracak ve
birkaç yıl içinde dünyanın ilk on ülkesi içine sokacak örgün ve yaygın eğitimi
planlamalı ve gerçekleştirmeliyiz. Bu açıdan bakıldığında, İnternet
kullanımının o ülkenin gelişmişlik seviyesini belirten bir gösterge
olabileceğini dahi söyleyebiliriz. Zira bilgiye ulaşmanın en hızlı, en ucuz ve
güvenilir bir şekilde en kestirme yolu hiç şüphesiz İnternet olup diğer
haberleşme sistemlerine göre daha ekonomik bir ortam sunmaktadır. Bunun
farkında olan ülkeler, İnternet’in gelişimini millî bir politika olarak ele
almakta, geliştirilmesine ve yaygınlaştırılmasına büyük önem vermektedirler. Türk toplumunun
ve özellikle de gençlerimizin İnternet’in sağladığı avantaj ve yeniliklerden
daha fazla ve etkin faydalanması için öncelikle İnternet erişimine daha
ekonomik ve minimize edilmiş bir maliyetle ulaşması gerekmektedir. Özellikle
fakir ve ekmek parasını binbir güçlükle kazanan
ailelerimizin tahsil çağındaki çocuklarına yönelik olarak millî bir İnternet
politikası geliştirmeli ve maliyetsiz olarak, bu ailelerin eğitim gören
çocuklarına İnternet erişimi ve araçları sağlanmalıdır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Tankut. YILMAZ TANKUT
(Devamla) – Diğer taraftan, vatandaşlarımız ve özellikle çocuklar için güvenli
İnternet uygulamalarını mutlaka geliştirmeliyiz. El birliği ve dikkatli bir
şekilde İnternet’e ilişkin suçların karşısında durmalı, gerekli yasaları
konunun uzmanlarıyla görüşerek acilen çıkarmalı ve gereken tedbirleri, fikir ve
ifade özgürlüğünü dikkate alarak, özellikle kumar, çocuk istismarı, zararlı
içerik ve bölücü faaliyetler konusunda hassas davranarak almalıyız. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; netice olarak İnternet Haftası’nı kutladığımız bu
zaman diliminde, eğer Türkiye Cumhuriyeti devleti teknolojinin baş döndürücü
bir hızla geliştiği ve küresel aktörlerin başrol oynadığı dünyamızın dengesine
uygun olarak kendi millî rotasında, Türk milletini İnternet’ten de etkin ve
aktif bir şekilde faydalandırıp bilgi toplumu hâline getirmeyi başarabilirse
kısa vadede bölgesel bir güç olarak “lider ülke olma” idealini
gerçekleştirebilecek, yani 2023 vizyonuna
taşıyabilecektir diyorum. İnternet Haftası’nın genç yeteneklerimizin çok fazla
sayıda yetişerek bilgi toplumu olma irade ve azmimize katkı sağlamasını temenni
ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Tankut. Gündem dışı
konuşmaya Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım
cevap vereceklerdir. Buyurun Sayın
Bakanım.(AK Parti sıralarından alkışlar) ULAŞTIRMA BAKANI
BİNALİ YILDIRIM (Erzincan) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sayın Tankut’un İnternet Haftası dolayısıyla gündem dışı
konuşması üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sayın
milletvekilleri, bilgi ve iletişim alanında gelişmeler hem ülkemizde hem de
dünyada büyük bir hızla devam ediyor. İletişim sadece sesle yapılan bir şey
iken 1945 yılından itibaren Amerika’da, başlangıçta askerî haberleşme amacıyla
bilgilerin de sesle beraber iletilmesiyle İnternet kullanılmaya başlandı.
Böylece sadece sesle olan iletişim, bilgi ve veri iletişimini de bünyesine
dâhil ederek gelişmesini sürdürdü. Daha sonra bu gelişme, bilhassa 80’li
yılların sonunda ve 90’lı yıllarda artık video, yani görüntü iletimini de
alarak “bilgi iletişim teknolojileri” veya “bilişim” dediğimiz sektörün
doğmasına yol açtı. Sektör o kadar hızla gelişiyor ki bulunan teknolojilere
karşı düzenleme yapmaya idareler zaman zaman âciz kalıyor. Dolayısıyla, fiilî durum, gelişme her zaman,
hatta çoğu zaman gelişmelerin, düzenlemelerin önünde gitmeye devam ediyor. Şimdi İnternet
öyle bir hâle geldi ki İnternet’siz yaşam düşünülemez hâle geliyor. Hani derler
ya “Her eve lazım.” Artık İnternet her eve, herkese lazım.
Çünkü, bilgi kaynakları eskiden günlük, haftalık gazetelerden elde
edilirdi. Şimdi anında bilgi kaynaklarına ulaşabiliyoruz, onların doğruluğunu,
yanlışlığını ortaya koyabiliyoruz. Devletle olan işlerimiz varsa bunları
İnternet ortamından yapabiliyoruz. Çarşı pazardan alışveriş işlerimiz varsa
bunları yapabiliyoruz. Seyahate gideceksek uçak biletimizi, otelimizi,
arabamızı kiralayabiliyoruz. Velhasıl, yirmi dört saatlik yaşamımızda
İnternet’i en yakın yardımcımız olarak kullanabiliyoruz. Peki, İnternet’in
hayatımıza girmesi neyi sağlıyor? Bilgi toplumuna dönüşümü sağlıyor. Türkiye
Cumhuriyeti kuruldu. Seksen yıl boyunca halkımızı okuryazar yapmak, cahillikten
kurtarmak için çalıştık, çabaladık. Başta Büyük Atatürk olmak üzere çeşitli
dönemlerde seferberlikler düzenledik ve Allah’a şükür, yüzde 90’ın üzerinde
okuma yazma oranına ulaştık. Tam biz “İşi bitirdik.” derken bir de karşımıza
bilgisayar çıktı, “bilgisayar okuryazarlığı” diye bir kavram doğdu. Eskiden büyükler
küçükleri eğitirdi, onlara öğretirdi, okuryazar yapardı. Şimdi, ahir zaman, bu
bilgisayar okuryazarlığında iş tersine döndü. Şimdi, küçükler büyüklere
öğretiyor. Çünkü bizim nesil bu teknolojilerle tanışmadı. Bizi bu
teknolojilerle tanıştıracak, bilgisayarla dost yapacak bizim yavrularımız. Onun
için de biz Hükûmet olarak yatırımı en önce
gençlerimize yapmaya karar verdik. Bunun için ne
yaptık? Bütün okullara, kırk bin okulumuzun tamamına İnternet erişimini
sağladık. Sadece erişim değil, geniş bant hızlı İnternet erişimi sağladık. Bununla
da kalmadık, okullarımıza Millî Eğitim Bakanlığının öncülüğünde bilgi teknoloji
sınıfları yapmaya başladık. Bu da yetmez, okullarda olup da vatandaş nasıl
istifade edecek, bunu da düşündük, beldelere, il halk kütüphanelerine,
garnizonlara, ilçelere, illere İnternet evleri, kamu İnternet erişim merkezleri
kurmaya başladık. Şu ana kadar 127
adet askerî kışla, 884 adet halk eğitim merkezi, 171 adet mesleki eğitim
merkezi ve 1.341 kütüphaneye olmak üzere bilgi erişim, kamu İnternet erişim
merkezleri bir kısmında kuruldu, çalışıyor, bir kısmında kurulumu devam ediyor. Değerli
milletvekilleri, daha geçen hafta Millî Eğitim Bakanlığımızla bir protokol
imzaladık. Bu protokole göre, kırsal kesimdeki -öğrenci sayısına bakmaksızın-
tüm okulların bilgisayar sistemini tamamen yeniliyoruz, yani okullardaki bütün…
Tabii, bu çok hızlı gelişen bir teknoloji olduğu için, alıyorsunuz, üç beş sene
sonra, çocuklar “bu bilgisayar kağnı arabası gibi” diyor, değiştirmek icap
ediyor. Şimdi bunları değiştiriyoruz ve her sınıfa bir bilgisayar koyuyoruz köy
okullarında, kırsal kesimde. Aynı zamanda bütün sınıflara da tepegöz koyuyoruz.
Yani bundan sonra hocalar derslerini sayısal ortamda verecekler, kâğıdı kalemi
ortadan kaldırıyoruz. Diğer yandan, 2
bin adet lisemize de, fen lisemize de teknoloji destekli fen laboratuvarı kuruyoruz. Bu örnekleri
çoğaltmak mümkün. Bütün bunları
niye yapıyoruz? Bütün bunları yapmamızın arkasındaki neden, gerçek, değerli
milletvekilleri, Türkiye'nin 2013 hedefi, bilgi toplumuna gidiş yolunda,
gençlerden başlayıp erişkinleri, yetişkinleri bilgisayar okuryazarı yapmaktır.
Amacımız budur. Bunun için çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz. Sayısallaşma
bakımından, bilgi toplumuna erişim bakımından bazı rakamları sizlerle paylaşmak
istiyorum. 2002 yılında sabit abone, yani evlerdeki telefon sayısı 18,9 milyon,
şu anda bu sayı 500 bin aşağı düştü. Dikkatinizi çekiyorum. Artık haberleşmede,
iletişimde, bilişimde, mobilizasyon, yani telsiz öne
geçmeye başladı. Buna mukabil, cep telefonu abone sayısı 2002’de 18 milyon 500
bin iken şu anda 64 milyona çıktı. 3 kattan büyük bir artış var. 2002’de ADSL
denen geniş İnternet, hızlı İnternet yok iken bugün bu sayı 4,8 milyon aboneye,
yani 4,8 milyon aileye ulaştı. Kullanıcı bazında olaya bakarsak, 20 milyon
İnternet kullanıcısı var. Demek ki bütün bunlar bilgisayar okuryazarlığının
artırılmasına yönelik tedbirler. Bunları yaparken
bir yandan da tabii gelişen sektördeki şartlara göre serbestleştirme sürecini
de büyük bir dikkatle ve özenle sürdürüyoruz. Biliyorsunuz, 2004 yılında Türk
Telekom’un ses iletişim tekeli sona erdi. 2005 yılında da, 2005’in sonunda da
Türk Telekom bir ortaklık anlaşmasına giderek özel şirket statüsüne geçti ve
bütün haberleşmedeki tekeli tamamen sona erdi. Sektörün serbestleşmesiyle
birlikte neler oldu? Tüm telekomünikasyon sektöründeki ciro 8 milyar YTL iken
dört yıl içerisinde bu rakam 27 milyar YTL’ye çıktı. Sağlanan rekabet sonucu,
lisans alan işletme sayısı da büyük bir oranda arttı. Ne kadar arttı? Onu da
rakamlarıyla vereyim: Yüzde 152 arttı. Yani, artık, herkes bilgi iletişim
sektörüne yatırım yapıyor ve bu yönde sektörün büyümesi için çalışma yapıyor.
Serbestleşmeyle beraber gayet tabii ki şu düzenlemeleri de yapmamız
gerekiyordu: Evrensel hizmet yükümlülüğü. Eskiden, Telekom varken bütün haberleşmeyi,
her şeyi Telekom yapıyor, bir yere hizmet gidecek, irat maliyeti karşılamıyor
ama Türk Telekom’a diyorsun ki: Git arkadaş buraya şu hizmeti ver. E, şimdi
serbestleşmede böyle bir şey isteme hakkımız yok. Ne yapıyoruz? Evrensel Hizmet
Kanunu’nu çıkardık. Evrensel Hizmet Kanunu ile bir yere hizmet gidecekse maliyeti de
getirisinden fazla bile olsa işletmelere görev veriyoruz, işletmeler bu hizmeti
verip faturasını getiriyor, parasını alıyor. Buradaki amacımız nedir? Buradaki
amacımız da ülkenin doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle her tarafta
iletişim altyapısının eşit şekilde gelişmesi. İstanbul Nişantaşı’nda ne varsa
Hakkâri Yüksekova’da da o olmalı. Sinop Boyabat’ta ne varsa Hatay Dörtyol’da da
aynısı olmalı. Sosyal devlet olmanın gereği bu, değerli arkadaşlar. Bunun için
Evrensel Hizmet Fonu’ndan okullarımızı bilgisayarla donattık, İnternet
ücretlerini dahi biz veriyoruz; öğrenciler yeter ki analarını babalarını
yormasın, harçlıklarını bu işe vermesin diye bu paraları da Evrensel Hizmet Fonu’ndan
karşılıyoruz. Değerli
arkadaşlar, İnternet Haftası -Sayın Milletvekilimize teşekkür ediyorum-
kamuoyunda İnternet’in tanıtılması, İnternet’in yeni bir yaşam tarzı olduğunun
algılanması bakımından önemlidir. On birincisi yapılıyor, bu sene de 24-25 Nisan
arasında yapılacak. Ankara’da etkinlikler olacak, İstanbul’da etkinlikler
olacak; akademisyenler, uzmanlar, kamu görevlileri, işletmeciler bu konuda
ülkemizdeki gelişmeleri ortaya koyacaklardır. Son beş yılda
iletişimde yaptığımız yatırımlarla, Türkiye’yi, iletişimde Afrika seviyesinden
Avrupa ülkeleri seviyesine taşıdık. İstatistikler böyle diyor. Bakınız, bunu
neden söylüyorum? Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde bilgisayarlaşma
oranı bakımından 1’inci, İnternet uygulamaları bakımından 8’inci sıraya
yükseldi. İnternet’in kamu kuruluşlarında uygulama seviyesi henüz Avrupa
Birliğinin gerisinde ama hedefimiz, 2013 yılına kadar vatandaşın, en az,
işlerinin yarısını İnternet üzerinden yapabilmesidir. Bunun için e-Devlet
Kapısı Projesi çalışmaları devam ediyor. Temmuz ayında on dokuz kalem işlemin
hizmete girmesi, deneme çalışmaları yapılması hedefleniyor. Bu konuda
çalışmalar devam ediyor. İnternet
kullanımı günden güne artıyor. Tabii, İnternet çok faydalı bir şey ama
milletvekilimizin de ifade ettiği gibi, bunun zararlarından da toplumumuzu
korumamız lazım. Her faydalı ilacın bir yan tesiri olduğu gibi, İnternet’in de
ağırlıklı olarak dış kaynaklı olmak üzere toplumumuzu tehdit eden önemli
mahzurları var. Bunu da gören Hükûmetimiz, yine bu
yüce Meclisin oluruyla, Türk Ceza Kanunu’nda suç olup İnternet ortamından
işlenmesi mümkün olan fiiller için bir mücadeleyi esas alan, önlemeyi esas alan
bir yasa çıkardı. Bu yasaya göre, İnternet Güvenlik Başkanlığı Telekomünikasyon
kurumu bünyesinde oluşturuldu. Bu Başkanlıkla beraber bir sivil toplum
oluşumunu da buraya dâhil ettik, aynı yasada. O da İnternet Kuruludur. 25
kişiden oluşuyor, Bakanlık oluşturuyor. Burada işletmeciler var, üniversiteden
akademisyenler var, uzmanlar var, kamu temsilcileri var. Bunların görevi ne?
Dışarıdan ve içeriden iletişim otoyollarına verilen bilgilerin içinden kirli
bilgileri -toplumu, gençliğimizi olumsuz yönde etkileyecek kirli bilgileri-
ayıklamak, temiz ve rafine bilgiyi insanlarımıza sunmaktır. İnternet bir
sektör değil; bilgi, iletişim bir sektör değil, artık yaşamımızın bir parçası
hâline getirilmiştir, bir yaşam tarzına dönüşmüştür. Nasıl bugün, cep telefonu
olmadan bir hayatı düşünemiyor isek İnternet de yavaş yavaş
bu konuma gelmeye başlamıştır. Zamandan ve mekândan bağımsız olarak dünyaya
bağlanmak, bilgiye erişmek, ancak ve ancak İnternet’le mümkündür. Onun için,
İnternet’in yaygınlaştırılması, aslında şeffaflığın yaygınlaştırılmasıdır.
İnternet’in yaygınlaştırılması aslında daha fazla özgürlük demektir. İnternet’in
yaygınlaşması aslında daha fazla demokrasi demektir. İnternetin yaygınlaşması
daha fazla ticaret demektir. Bugün, İnternet
yoluyla yapılan ticaret hacmi Türkiye’de yüzde 4’e yükselmiştir ve dikkat
ederseniz, uçak biletlerine bakın, acenteden alırsanız 100 lira, ana satış
merkezinden alırsanız 90 lira, İnternet üzerinden alırsanız 70 lira. Niye?
Çünkü ofis yok, çalıştırılacak adam yok, bilet kâğıt parası yok, posta parası
yok; bütün bu masrafları ortadan kaldırıyorsunuz, bilgisayarınızdan girip
elektronik biletinizi almak suretiyle seyahatinizi gerçekleştiriyorsunuz. Bütün bunları
yapmaktaki amacımız ne değerli milletvekilleri? İnsanımızın
hayatını kolaylaştırmak, insanımızın yaşam kalitesini artırmak. Hükûmetimizin, partimizin de bir ilkesi var, bunu her zaman
tekrar ediyoruz: İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Bu gayeyle, durmadan, gece
demeden gündüz demeden, yaz demeden kış demeden, yağmur demeden kar demeden
çalışmaya devam ediyoruz, yolumuza devam ediyoruz. Saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bakanım. Gündem dışı
üçüncü söz, 11 Nisan Şanlıurfa’nın kurtuluş yıl dönümü münasebetiyle söz
isteyen, Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’a aittir. Buyurun Sayın
Başak. (AK Parti sıralarından alkışlar) 3.- Şanlıurfa Milletvekili Ramazan Başak’ın, Şanlıurfa’nın
düşman işgalinden kurtuluşunun 88’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı
konuşması RAMAZAN BAŞAK
(Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum. Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; güzel ülkemin en güzel şehirlerinden biri olan
peygamberler şehri Şanlıurfa’nın 11 Nisan düşman işgalinden kurtuluşunun
88’inci yıl dönümü münasebetiyle gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce
Heyetinizi, Sayın Meclis Başkan Vekilimin şahsında saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle,
Şanlıurfa’yı, Balıklı Göl’ü, Halil-ür Rahman’ı, Eyyüp Nebi’yi, dünyanın en eski üniversitesi olan Harran
Üniversitesini, Harran Ovası’nı, Suruç Ovası’nı, Diyarbakır’ı, Gaziantep’i,
Adıyaman’ı, daha doğrusu Doğu ve Güneydoğu’nun tüm güzelliklerini görmeye
sizleri ve şu anda bizleri izlemekte olan tüm vatandaşlarımı davet etmek
istiyorum. Saygıdeğer
milletvekilleri, Urfa, Mütareke kapsamı dışında kalmasına rağmen Mondros
Mütarekesi’nin 7’nci maddesi bahane edilerek 7 Mart 1919’da İngilizler
tarafından işgal edildi. Daha sonra 15 Eylül 1919’da Fransızlar ve İngilizler
arasındaki anlaşmanın sonucunda 31 Ekim 1919’da Fransızlar tarafından işgal
edildi. Saygıdeğer
milletvekilleri, her iki işgalci gücün, işgal süresince bu bölgede, Şanlıurfa
halkı üzerinde denemeye çalıştıkları en büyük silah nifak ve fitne silahı
olmuştur. Şanlıurfa halkını, Şanlıurfa’daki aşiretleri, Kürt aşiretiydi, Türk
aşiretiydi, Arap aşiretiydi diyerek, fitne tohumlarını ekerek birbirlerine
düşürmeye kalktılar. Ama atalarımızın hiçbiri bu fitne ve oyunlara gelmedi,
birlik ve beraberliklerini muhafaza ettiler. Bakın, aradan seksen sekiz yıl
geçti, yine birileri aynı silahla, aynı fitne yoluyla Türkiye'nin birlik ve
beraberliğini, o bölgenin birlik ve beraberliğini bozmaya çalışıyor. Saygıdeğer
milletvekilleri, seksen sekiz yıl önce benim atam ne yaptıysa emin olun şu
andaki o ataların torunları da bu oyuna gelmeyecek ve bu ülkenin birlik
beraberliği için gerekli olan tüm gayreti sarf edecek ve sarf etmeye de devam
edecek. Saygıdeğer
milletvekilleri, Şanlıurfa halkı, Suruç’taki aşiretler, Siverek’teki aşiretler,
Şanlıurfa’nın tüm ilçelerindeki aşiretler, bu birlik ve beraberliğin ışığı
altında 7 Şubat 1920’de Fransızlara bir ültimatom
veriyorlar. Dikkatinizi bu noktaya çekmek istiyorum. Hafızalarımızı tazelemek
amacıyla bu ültimatomu, ben, aynen sizlerle paylaşmak
istiyorum. Ültimatomda atalarımız şöyle söylüyor: “Gerek Wilson ilkelerine ve
gerekse Mondros Mütarekenamesi hükümlerine aykırı
olarak memleketi sebepsiz işgalinizi şiddetle ret ve protesto eder, kısa bir
müddet içinde bulunduğunuz yeri boşaltmadığınız takdirde zorla savaşılarak
çıkartılmanız yoluna gidileceğinden, bu suretle akacak kanların sorumluluğu
tamamen size ait olacaktır." Saygıdeğer milletvekilleri, atalarımız bu ültimatomu işgalci
kuvvetlere verdiklerinde Fransızların topuna, tüfeğine, düzenli birliklerine
karşılık birbirini kardeşçe seven vatan ve ülke sevgisinden başka hiçbir şeye
sahip değillerdi biliyor musunuz. Bu ültimatomu kale almayan Fransızlara en kısa sürede cevabı
Şanlıurfa’nın bahsi geçen ilçelerinden gelen Şanlıurfa halkı vermiş ve 11 Nisan
1920’de bu Fransızlara çok büyük zayiat verdirterek Şanlıurfa’nın kurtuluşuna
vesile olmuşlardır. Saygıdeğer
milletvekilleri, yüzyıllardır kardeşçe yaşayan Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin
en büyük eseri Kurtuluş Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın sonrasında ortaya çıkan
Türkiye Cumhuriyeti’dir (AK Parti sıralarından alkışlar) ve Allah’ın izniyle de
yine bu bahsi geçen kesimler kardeşçe, birlik ve beraberlik içerisinde ilelebet
yaşayacaktır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Başak. RAMAZAN BAŞAK
(Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, sözlerimin sonunda, gelin atalarımıza
layık olalım diyorum ve unutmayalım ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün koymuş olduğu
“muasır medeniyetler” hedefine ulaşmamızın tek yolunun, başta bu Parlamento
çatısı altında olmak üzere, Türkiye’deki 75 milyon insanın birlik ve
beraberliğinden geçtiğini tekrar sizlere hatırlatmak istiyorum. Bu vesileyle tüm hemşehrilerimin 11 Nisan kurtuluş bayramını kutlarken, o
günden şu ana kadar bu ülke için vefat etmiş, canını vermiş tüm şehitlerimizi
minnetle anıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Başak. Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım. V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Tezkereler 1.- Bulgaristan Meclis Başkanı Georgi
Pirinski’nin, 13-15 Nisan 2008 tarihleri arasında
Sofya’da düzenlenecek olan “Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci
Parlamento Başkanları Konferansı”na davetine TBMM Başkanını temsilen Başkan
Vekili Şükran Güldal Mumcu’nun katılmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/388) 03
Nisan 2008 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna Dışişleri
Bakanlığı'ndan alınan bir yazıda, Bulgaristan Meclis Başkanı Georgi Pirinski'nin, Türkiye
Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Köksal Toptan'a hitaben gönderdiği bir
mektupta, 13-15 Nisan 2008 tarihleri arasında Sofya'da düzenlenecek olan
"Güneydoğu Avrupa Ülkeleri (GDAÜ) İşbirliği Süreci Parlamento Başkanları
Konferansı"na TBMM Başkanı'nı davet ettiği bildirilmektedir. Sözkonusu Konferans'a
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı'nı temsilen TBMM Başkanvekili Şükran Güldal Mumcu'nun katılması hususu, Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 sayılı Kanunun 9
uncu Maddesi uyarınca Genel Kurul'un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN –
Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Meclis
araştırması açılmasına ilişkin iki önerge vardır. Önergeleri okutuyorum: B) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Adana Milletvekili Hulusi Güvel
ve 28 milletvekilinin, kayıt dışı istihdamın önlenmesi için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/161) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Ülkemizde her iki
çalışandan birisinin kayıtdışı olduğu bilinmektedir.
Kaygı verici düzeylere ulaşan kayıtdışı istihdam,
sosyal güvenlik sisteminde sıkıntılara yol açmakta, haksız rekabete neden
olmakta ve çalışanlar açısından hak ve hizmet kaybı yaratmaktadır. Kayıtdışı istihdam gerek
ekonominin tamamında gerek işgücü piyasasında ağırlığını artırarak
hissettirmektedir. Kayıtdışı istihdamın ve buna bağlı
olarak kayıtdışı ekonominin önlenmesi, sürdürülebilir
bir sosyal güvenlik sisteminin en temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Bu nedenle, kayıtdışı istihdamın önlenmesi ile ilgili sorunların ve
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz.
26.03.2008 1) Hulusi Güvel (Adana) 2) Selçuk Ayhan (İzmir) 3) Tekin Bingöl (Ankara) 4) Enis Tütüncü (Tekirdağ) 5) Ali Rıza Öztürk (Mersin) 6) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar) 7) Birgen Keleş (İstanbul) 8) Abdulaziz Yazar (Hatay) 9) Ahmet Ersin (İzmir) 10) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 11) Vahap Seçer (Mersin) 12) Sacid Yıldız (İstanbul) 13) Esfender Korkmaz (İstanbul) 14) Şevket Köse (Adıyaman) 15) Akif Ekici (Gaziantep) 16) Ergün Aydoğan (Balıkesir) 17) Eşref Karaibrahim (Giresun) 18) Kemal Demirel (Bursa)
19) Şahin Mengü (Manisa) 20) Tayfur Süner (Antalya) 21) Hüsnü Çöllü (Antalya)
22) Atila Emek (Antalya) 23) Ali Rıza Ertemür (Denizli) 24) Nevingaye Erbatur
(Adana) 25) İsa Gök (Mersin)
26) Gökhan Durgun (Hatay)
27) Osman Coşkunoğlu (Uşak) 28) Canan Arıtman (İzmir) 29) Nesrin Baytok (Ankara) Gerekçe: Tarım, imalat ve
inşaat gibi emek yoğun sektörlerde yoğunlaşan kayıtdışı
istihdamın toplam istihdama oranı TÜİK verilerine göre 2007 yılında % 46.86
olarak gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran % 13 ile % 25
arasında değişmektedir. Her iki
çalışandan birinin kayıtdışı olduğu ülkemizde, kayıtdışı üretimde bulunan işletmeler kayıtdışı
istihdamın temel kaynağını oluşturmaktadır. Buna ek olarak kayıtlı işletmeler
de eksik ve kısmi bildirim nedeniyle kayıtdışı
istihdamı artırmaktadır. Kayıtdışı istihdam, vergi
ve prim gelirlerinin azalmasına neden olarak devletin gelir kaybına uğramasına
yol açmaktadır. Bu gelir kaybının karşılanması için vergi ve primlerin
artırılması gerekmekte, artan vergi ve prim yükü de kayıtdışı
istihdamı ve kayıtdışı ekonomiyi teşvik etmektedir. Yapılan
araştırmalarda kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı istihdamın boyutunu belirleyen temel unsurların,
artan vergi yükü, yüksek sosyal güvenlik katkıları, kayıtlı işgücü
piyasasındaki ücret düzeyleri, kayıtlı ekonomideki toplam işgücü maliyetleri
olduğu belirtilmektedir. Ülkemizde yaşanan yoğun göç de kayıtdışı
çalışma potansiyelini artırmaktadır. Kayıtdışı işçi çalıştıran
firmalar sigorta primi ödemediklerinden yasalara uygun olarak çalışan
işletmelerin aleyhine haksız rekabet ortamı oluşmaktadır. Kayıtdışı çalışanlar,
kayıtlı sektörde çalışanlara göre birçok haktan ve hizmetten
yararlanamamaktadır. Söz konusu kayıtdışı
çalışanların kayıt altına alındığı düşünüldüğünde hak ve hizmet kayıplarının
önlenmesinin yanında, sosyal güvenlik sisteminin finansman sorununun önemli
ölçüde giderileceği görülmektedir. Kayıtdışı istihdamla
mücadele etmek için öncelikle kayıtdışı çalışan ve
çalıştırılanları kayıtdışılığa iten nedenlerin ve kayıtdışı ekonomiyi oluşturan koşulların iyi belirlenmesi
gerekmektedir. Kayıtdışı istihdam ancak ona kaynak
teşkil eden yapısal sebepler ortadan kaldırılarak önlenebilir. Sorunun
kaynağının doğru tanımlanmasının ardından alınacak önlemlerin ülkemizin sosyo-ekonomik değişkenleri ile kurumsal ve kültürel
yapısına uygun olması gerekmektedir. Kayıtdışılığın önlenmesi için
yürürlükteki mevzuatla düzenlenen gecikme cezası, usulsüzlük cezası ve gecikme
zammı gibi önlemler caydırıcı niteliktedir. Ancak söz konusu yasaların etkin
bir biçimde uygulanmaması ve geriye dönük olarak çıkarılan af uygulamaları,
yasal düzenlemelerin etkinliğini azaltmaktadır. İdari düzenlemelerin sayısını
artırmak yerine mevcut düzenlemelerin etkin uygulanmasının sağlanmasının daha
verimli sonuçlar doğurduğu gözlenmektedir. Kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı istihdamla mücadele stratejilerinin hayata
geçirilmesine yönelik çalışmalara sosyal tarafların aktif katılımının
sağlanması ve konu ile ilgili alanında uzman kişi ve uygulayıcıların
görüşlerinin alınması bir zorunluluktur. Bu mücadele stratejilerinde hem kayıtdışı çalışmayı azaltacak, hem kayıtlı çalışmayı
özendirecek tedbirlerin birlikte uygulanacağı karma politikaların belirlenmesi
gereklidir. Vergi rejiminin kayıtdışı ekonomi üzerinde etkili olduğuna dair güçlü
belirtiler bulunmaktadır. Yüksek oranlı vergiler firmaların vergiden
kaçınmasına neden olmakta, bu da ekonominin kayıtdışılığa
yönelmesine yol açmaktadır. Ayrıca, devlete güven duyulmaması, vatandaşların
devletin vergi gelirlerini doğru olarak harcamadığı inancı, vergi ahlakının
zayıf oluşu, bireyleri ve firmaları vergi ödemekten uzaklaştıran unsurlar
olarak sıralanabilir. Kayıtlı sektörde ücret kesintileri azaldıkça çalışanların
ve işverenlerin kayıtdışı sektörden kayıtlı sektöre
doğru yöneldiği bilinmektedir. Kamu
kuruluşlarının etkin çalıştığı ülkelerde kayıtdışı
ekonomi daha küçük olma eğilimindedir. Düzenlemelerin etkin uygulanmaması, kayıtdışı ekonominin genişlemesine neden olmaktadır. Vergi rejiminin
yeniden yapılandırılması, bürokrasinin azaltılması, vergi ve sigorta primi gibi
ücret dışı işgücü maliyetlerinin düşürülmesi, verimliliğin artırılması, iş
organizasyonunun geliştirilmesi, yeni işlerin yaratılmasının teşvik edilmesi,
yeni işçi istihdamında vergi kolaylıkları getirilmesi gibi önlemlerin kayıtdışı ekonomi ve istihdamı engelleyeceği uzmanlarca
ifade edilmektedir. Ülkemizde kayıtdışı istihdamla mücadele kapsamında KADİM projesi
2006/28 sayılı Başbakanlık Genelgesi 04/10/2006 tarih
ve 26309 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Ancak söz
konusu proje iki yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır ve içinde bulunduğumuz
yıl proje tamamlanacaktır. Kayıtdışı istihdamla
mücadele için daha geniş kapsamlı ve daha geniş katılımlı projelere ihtiyaç
duyulmaktadır. Yukarıda belirtilen
gerekçelerle, ülkemiz ekonomisinin sorunları içinde büyük yer tutan, kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı
ekonominin başlıca aktörü olan kayıtdışı istihdam ile
ilgili sorunların ve alınacak tedbirlerin Yüce Meclisimizce tespiti amacıyla
bir Meclis Araştırması açılmasının yerinde olacağı düşüncesindeyiz. 2.- Denizli Milletvekili Ali Rıza Ertemür
ve 25 milletvekilinin, pamuk tarımındaki sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/162) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Pamuk bitkisi;
tekstil, yağ, yem ve kâğıt sanayinde kullanılan önemli bir endüstri bitkisidir.
Ülkemiz dünya
pamuk üretiminin %80'ini gerçekleştiren sekiz ülkeden biridir. Pamuk bitkisi
ülke ekonomisine sağladığı katkının yanında önemli bir istihdam sahası olup bu
sektör yaklaşık 6 milyon kişinin geçimini sağlamaktadır. Pamuk sahip
olduğu özellikleri nedeniyle stratejik bir ürün olup uluslararası ticarette
önemli bir paya sahiptir. Tekstil sanayinin
ham maddesi olan pamuğun üretimindeki girdi kalemlerinde maliyetlerin çok
yüksek oluşu, üretimin her yıl daha da azalmasına sebep olmaktadır. Ne yazık ki
uygulanan prim miktarı da üreticilerin gelir kaybını telafi etmeye
yetememektedir. Girdi maliyetleri
ve enerji fiyatlarının yüksekliği, düşük kur düzeyinin de cazip hale getirdiği
sübvansiyonlu ithalat nedeniyle ürün fiyatlarının düşük kalmasının yanı sıra
2007 sezonunda yaşanan kuraklık nedeniyle ortaya çıkan verim kaybı pamuk
üreticilerini zor durumda bırakmış, pamuk üretimi olumsuz yönde etkilemiştir. Pamuk üretiminde
ve bağlı sektörlerde yaşanan sorunların tespiti ve çözüm yollarının bulunması
için Anayasa'nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri uyarınca
Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. Saygılarımızla. 1) Ali Rıza Ertemür (Denizli) 2) Ali Rıza Öztürk (Mersin) 3) Tekin Bingöl (Ankara)
4) Birgen Keleş (İstanbul) 5) Selçuk Ayhan (İzmir)
6) Enis Tütüncü (Tekirdağ)
7) Ahmet Ersin (İzmir)
8) Akif Ekici (Gaziantep)
9) Abdulaziz Yazar (Hatay) 10) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 11) Sacid Yıldız (İstanbul) 12) Vahap Seçer (Mersin) 13) Şevket Köse (Adıyaman)
14) Ergün Aydoğan (Balıkesir) 15) Hulusi Güvel (Adana) 16) Eşref Karaibrahim (Giresun) 17) Kemal Demirel (Bursa) 18) Şahin Mengü (Manisa) 19) Tayfur Süner (Antalya) 20) Hüsnü Çöllü (Antalya)
21) Atila Emek (Antalya) 22) Nevingaye Erbatur
(Adana) 23) İsa Gök (Mersin)
24) Gökhan Durgun (Hatay) 25) Canan Arıtman (İzmir)
26) Nesrin Baytok (Ankara) Gerekçe Pamuk, tekstilden
barut ve film malzemesi yapımına kadar 50 çeşit sanayi kolunun hammaddesini
oluşturan önemli tarımsal üründür. Bununla birlikte
pamuk ülkemizin lokomotif sektörü olan tekstil sanayimizin stratejik ham
maddesidir. Pamuk tekstil sanayimizin olduğu kadar harp sanayinin de önemli bir
hammaddesidir. Pamuk ayrıca bir yağ bitkisi olup tohumu, gıda sanayinde
bitkisel yağ üretiminde kullanılmaktadır. Arta kalan küspesi ise, hayvan yemi
olarak kullanılmaktadır. Dünya
piyasalarında pamuğun ucuz olması ve Gümrük Birliği'nden dolayı pamukta
herhangi bir koruma uygulaması yapamamamız, ABD'nin uyguladığı düşük faizli
ucuz (GSM) kredileri ile ithal pamuğun daha cazip hale gelmesi, Ülkemiz pamuk
üretim alanları her geçen gün azalmasına sebep olmaktadır. Üretici pamuk yerine
alternatif ürün aramaktadır, özellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde ekim
alanları gittikçe daralmaktadır. Tekstil sanayinin
ham maddesi olan pamuğun üretimindeki girdi kalemlerinde maliyetlerin çok
yüksek oluşu üretimin her yıl daha da azalmasına sebep olmaktadır. Son bir
yılda gübreye %100'ün üzerinde zam gelmiştir. Girdi
kalemlerinde en büyük masrafı hasattaki işçilik oluşturmaktadır. Bu yüzden
makineli hasada geçiş zorunluluktur. Ancak kendi yürür pamuk hasat makinesinin
çok pahalı olması ve ithalatta alınan % 8 KDV oranı en büyük engellerden
birisidir. Makineli hasada geçiş için Ziraat Odaları önderliğinde makinelerin
temini sağlanmalı pamuk hasat makinesinin ithalatı teşvik edilmelidir. Bu gün itibariyle
pamuğun ülkemizde üretilebilirliği, üretimin sürdürülebilmesi tehdit
altındadır. Üretici pamuk ekiminden vazgeçmekte, bu olumsuz tablo ekim alanları
azalmasına neden olmaktadır. Tüm bu olumsuz faktörlerin bir arada yaşandığı
2007 üretim sezonunun ardından, üreticinin üretimi sürdürebilmesi, kayıpları
telafi edebilecek düzeyde bir prim miktarının belirlenmesi ve en kısa sürede
ödenmesine bağlı hale gelmiştir. Türk pamukçuluğu
aynı zamanda dünya pamuk piyasasının küreselleşmesi ve sübvansiyonlardan
kaynaklanan haksız rekabet ile baş edemez durumdadır. Gelişmiş ülkelerdeki
pamuk üreticilerine ödenen sürekli yüksek düzeyli desteklerden ve uluslararası
pamuk fiyatlarının düşüşünden kaynaklanan ciddi zorluklarla karşı karşıyadır. Türkiye'de pamuk
tarımının sahip olduğu tüm avantajlara ve güçlü yönlerine rağmen, son yıllarda
çiftçinin pamuk tarımından kaçtığı, yerli üretimin yurt içi talebi
karşılayamadığı, son 10 yılda tekstil sektörümüz hammadde açısından giderek
artan oranda dışa bağımlı hale geldiği görülmektedir. Ülkemiz pamuk ithalatçısı
ülkeler sıralamasında Çin'den sonra 2. sırada yer almaktadır. Pamuk üretiminin
yeterince desteklenmemesinin bedelini üreticinin yansıra tekstil ve konfeksiyon sektörü de ödemektedir. Küresel rekabette
zorlanan sektör, hammadde konusunda da gün geçtikçe daha fazla dışa bağımlı
hale gelmekte ve pamuk ithalatına ödenen bedel ürkütücü bir hızla artmaktadır.
2006 yılında 2 Milyar $ düzeyinde gerçekleşen pamuk, pamuk ipliği ve pamuklu dokuma
ithalatı 2007 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 3 milyar $ düzeyine ulaşmıştır. Pamuk üretiminde
var olan sorunların çözülmesi için öncelikle ulusal pamuk politikasının
belirlenmesi gerekmektedir. Pamuk üretiminde yaşanan sorunların ivedi olarak
ele alınması ve hem pamuk üreticiler hem de bağlı sektörler açısından yaşamsal
önemdedir. BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler
gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır. Danışma Kurulunun
bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım: VI.- ÖNERİLER B) Danışma
Kurulu Önerileri 1.- Genel Kurulun 8/4/2008 Salı günkü birleşiminde sözlü
soruların görüşülmeyerek yarım kalan çevre ve çevre kirliliğinin önlenmesi ile
ilgili Meclis araştırması önergelerinin görüşmelerine devam edilmesine ve saat
19.00’dan sonra ise kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine; 9/4/2008
Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine ve çalışma
saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi Danışma Kurulu
Önerisi No:31 Tarihi:
8.4.2008 Genel Kurulun
8.4.2008 Salı günkü Birleşiminde sözlü soruların görüşülmeyerek yarım kalan
çevre ve çevre kirliliğinin önlenmesi ile ilgili Meclis araştırması
önergelerinin görüşmelerine devam edilmesi ve saat 19:00’dan
sonra ise Gündemin “Kanun Tasarısı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi, Genel Kurulun 9.4.2008 Çarşamba
günkü Birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesi ve Genel Kurulun 8.4.2008 Salı
günkü Birleşiminde 15.00-21.00; 9.4.2008 Çarşamba günkü Birleşiminde
13.00-22.00 ve 10.4.2008 Perşembe günkü Birleşiminde ise 13.00-21.00 saatleri
arasında çalışmalarını sürdürmesinin Genel Kurulun onayına sunulması Danışma
Kurulunca önerilmiştir.
BAŞKAN – Önerge
üzerinde söz isteyen var mı, lehte ve aleyhte? H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Aleyhte konuşmak istiyorum. BAŞKAN – Buyurun
Sayın İçli. H. TAYFUN İÇLİ
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün yine bir salı günü, yine değerli
milletvekili arkadaşlarımın önüne bir Danışma Kurulu önerisi geldi.
Hatırlarsınız, geçen salı günü, böyle bir uygulama devam ettiği sürece, ben her
hafta söz alacağım ve bu konuda görüşlerimi belirteceğim dedim. Değerli
arkadaşlarım, bir düşünürün bir sözü var: “Zalimin elini sıkan zulmüne ortak
olur” diye. Şimdi, bakıyorum, AKP Grup Başkan Vekilinin imzasının yanında
Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Demokratik Toplum Partisi
Grup Başkan Vekillerinin de imzası var. Bu uygulama, 22 Temmuz seçimlerinden
sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına artık damgasını vurdu.
AKP’nin grup önerisi çok istisnai olarak geliyor ama genel olarak, bu, bütün
grupların anlaşması olarak geliyor. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu 3/10/2007
tarihinde bir Danışma Kurulu önerisini kabul etti. Geçen hafta ifade ettiğim
gibi, Anayasa’mızın 98’inci maddesi, İç Tüzük’ümüzün 96, 97 ve 98’inci maddesi,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetleme işlevi bulunduğunu,
milletvekillerinin asli görevlerinden birisinin yürütmeyi denetlemek olduğunu
ve bu denetleme yollarından birisinin de sözlü soru şeklinde yapabileceğini
amir, ama bu, 3/10/2007 tarihli Danışma Kurulu
önerisinden sonra, artık, gelenek hâline geldi. Milletvekilleri bu denetleme
yolunu bir türlü uygulamaya geçiremiyor, çünkü AKP, çok değerli
milletvekillerinin, sadece muhalefet milletvekillerinin değil, AKP
milletvekillerinin de, kendi illeriyle ilgili, hükûmetin
icraatıyla ilgili denetleme işlevini yerine getirmesini, görevini yerine
getirmesini istemiyor ve buna, grubu bulunan muhalefet partileri de bir anlamda
ortak oluyor. Geçen hafta
konuşmamdan sonra, çok değerli, saygı duyduğum Cumhuriyet Halk Partisi Grup
Başkan Vekili Sayın Okay, çıktı dedi ki: “Biz bunu
yapmasak dahi AKP bunu grup önerisi olarak getirecek İç Tüzük gereğince. Biz,
hiç olmazsa saatlerini belirleyebiliyoruz.” şeklinde görüş bildirdi. O,
filozofun söylediği lafı tekrar burada ifade etmek istiyorum: “Zalimin elini
sıkan zulmüne ortak olur.” Bu, Milliyetçi Hareket Partili arkadaşlarım için de
geçerli, DTP’li milletvekili arkadaşlarımız için de
geçerli. AKP korkabilir,
milletvekillerinin sözlü sorularından korkabilir, salı günü ve çarşamba günü
milletvekillerinin bu soruyu yöneltmesini kendi iktidarlarının yıpratılmasının
bir nedeni olarak görebilir ama muhalefet partilerinin AKP’nin bu Danışma
Kurulu önerisine imza atmalarını doğrusu ben kabul edemiyorum ve bana anlatmak
istedikleri gerekçeleri de ben, çok özür diliyorum, inandırıcı bulmuyorum. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye’nin gündemi AKP’nin önümüze koyduğu gündemden çok daha
farklı. Bunu hepiniz biliyorsunuz, muhalefet patilerine mensup milletvekili
arkadaşlarımız çok iyi biliyor. AKP istediği gibi gündem belirlemeye çalışıyor.
Planı olan bir siyasi partinin, programı olan bir siyasi
partinin her salı gündemi değiştirmemesi lazım. Bakın, bu
dağıtılan Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin içinde 245 sayın
milletvekilinin sözlü soru önergeleri var ve bunlar, şimdi, bu Danışma Kurulu
önerisiyle birlikte, daha öncekilerle birlikte hiç gündeme alınmıyor,
önemsenmiyor. Yani, milletvekillerinin sözlü soruları sorması önemsiz bir olay
mıdır? Önemli bir olaydır. Önemli bir olay olmasa Anayasa’nın 98’inci maddesine,
İç Tüzük’ümüze, bu tür denetleme, sözlü soruları gündeme konulmaz. Değerli
arkadaşlarım, yeri gelmişken gündemle ilgili bir konuya da işaret etmek
istiyorum: Dün Bakanlar Kurulunda, Türk Ceza Kanunu’yla ilgili, 301’inci
maddeyle ilgili bir kanun tasarısının Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
geleceği belirtildi. Bugün gazetelerde bu konuda değerlendirmelere genişçe yer
verilmiş. Daha önceki konuşmalarımda belirttiğim gibi, AKP’nin Türkiye’nin
gündemini belirlerken Avrupa Birliğinden gelen belirli dayatmalara boyun
eğdiğini ifade etmiştim. Hatırlarsınız, bundan birkaç gün önce, Avrupa
Birliğinin sözcüleri, 301’inci maddenin acil olarak Türkiye Büyük Millet
Meclisine getirilmesini ve düşünce özgürlüğü önünde engel olan 301’inci
maddenin değiştirilmesini âdeta Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti devletine
dayattı. Bu dayatmayı yaparken de, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının AKP
hakkında tanzim ettiği iddianameyi de ağır bir biçimde eleştirmek suretiyle,
Anayasa Mahkemesinin önünde bulunan davayı etkilemeye cüret etti. Bu
açıklamalara karşı beklerdim ki, başta Sayın Başbakan olmak üzere, Adalet
Bakanı olmak üzere gerekli cevabı verebilsinler isterdim ama Hükûmet nezdinden bu konuda bir açıklama gelmediği gibi,
neredeyse bu açıklamaları destekler nitelikte beyanlara hepimiz rastladık.
Sanıyorum birkaç gün sonra Avrupa Birliğinin komiseri, iki temsilcisi
Türkiye’ye gelecekler ve bu konuda da, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere
Başbakanımızla ve siyasi parti liderleriyle görüşecekler. Değerli
arkadaşlarım, bir milletvekili olarak beklentim şu: Türk ulusunun onurunu
hiçbir şekilde kimsenin incitmeye hakkı yoktur. Türk yargısını aşağılayıcı
beyanlarda bulunmak kimsenin haddi değildir. Hukukun üstünlüğünden,
demokrasiden söz eden Avrupa Birliğinin kimi sözcülerinin özellikle bağımsız
yargıya müdahale olarak algılanılabilecek sözlerden kaçınması, onların
öncelikli görevlerinden biridir. MEHMET ÇERÇİ
(Manisa) – Baykal ağzıyla konuşuyor, Baykal ağzıyla. H. TAYFUN İÇLİ
(Devamla) – Eğer her konuda inandırıcılığınızı yitirirseniz, iki
yüzlü davranırsanız inandırıcılığınız kalmaz. Sözlerimi fazla
uzatmak istemiyorum. Herhâlde mesajım iktidar partisi milletvekillerince
algılandığı gibi, çok değerli muhalefet partisi milletvekili arkadaşlarım
tarafından da algılanmıştır. Kimsenin zulmüne ortak olmayın. İnanmadığınız
olaylarda kimsenin elini sıkmayın. Muhalefetin asli görevi, iktidarın kaçmasını
kolaylaştırmak değildir. Muhalefetin amacı, halkın önüne gerçekçi projeler
koymaktır, projeler koyarken de iktidarın gerçek yüzünü halka göstermektir
diyorum. Sabrınız için hepinize teşekkür ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın İçli. Öneri aleyhinde
ikinci söz sırası Sayın Kamer Genç’e aittir. KEMALETTİN GÖKTAŞ
(Trabzon) – Kamer, otur, başlama hemen haftanın ilk gününde; tembihledik,
konuştuk seninle! BAŞKAN – Gelmeden
tahrik etmeyin. Buyurun Sayın
Genç. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yeni bir çalışma haftası
nedeniyle tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. Değerli
milletvekilleri, bu hafta polisimizin kuruluşunun 163’üncü yıl dönümü
haftasıdır. Tabii, aslında 10 Nisanda bu 163’üncü yıl dönümü, fakat o gün işte söz sırası bulup
bulmayacağımız da belli olmadığı için bugünden polisimizin 163’üncü kuruluş yıl
dönümünü kutluyorum, görevi başında şehit olan polislerimize Tanrı’dan rahmet
diliyorum. Hakikaten, Türkiye’de silahlı kuvvetler içinde polisin görevi çok
ağır bir görevdir. Çok sıkıntılı bir görev yapan bu meslek grubuna özellikle
iktidar tarafından verilen sözlerde durulması gerektiğini de hatırlatmak
istiyorum. Geçmişte, biliyorsunuz, seçimden önce AKP Hükûmeti
polislere 200 ile 400 liralık zam yapacağı sözünü verdi, fakat seçim geçtikten
sonra bu sözünde durmadı. Bu sözü tekrar kendilerine hatırlatıyorum. Ayrıca, geçen gün
vatandaşın birisi bana bir şikâyette bulundu, dedi ki: “Bazı lokantalarda, ünlü
sanatçılar gidiyor yemek veriyor. Fakat sabaha kadar o lokantaların kapısında
polis bekletiliyor.” Bu, bence çok
haksız bir uygulamadır. Eğer özel kazanç için oraya birtakım özel kişiler
geliyor yemek yiyorsa, polisi orada sabaha kadar bekletmek yerine herkes kendi
özel güvenliğini alsın ve polise de bu işkenceler yapılmasın. Zaten AKP
İktidarının başındaki kişiler düğünlerinde binlerce polisi getirdiler,
saatlerce polisi kapıda beklettiler. Polise davranışları da budur. Bu gibi
davranışların da artık olmamasını diliyorum. Bugün bir taksiye
bindim. Arkadaş bana diyor ki: “Biz şoför olarak çalışıyoruz, bizim sigortamız
yok.” Yani, özel
taksilerde çalışan kişiler var. Aslında bunu ben bilmiyordum gerçekten. Hâlbuki, bana göre, trafik polisleri taksilerin belgelerini
incelerken, orada çalışan şoförün sigortalı olup olmadığını araştırması lazım.
Yani birtakım taksi patronları var -ki, taksiler de çok büyük değer kazanan
varlıklardır- burada çalıştırdıkları şoförlerin hiç olmazsa sigorta yapma
zorunluluğunu getirmek durumunda. İsterseniz SSK kanununda da bunu şey ederiz. Şimdi, değerli
milletvekilleri, Türkiye’de, dinliyoruz televizyonlarda, Türk tarımı bu Hükûmet zamanında öldürüldü, yani tarım diye bir şey
kalmadı. TİGEM’in çok güzel, zengin arazileri vardı,
bu arazilerde çok güzel tohumluklar üretiliyordu. Ama,
maalesef, nedense bu Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel kaynakları, can
damarları birtakım çevrelerin direktifiyle kesiliyor ve işte, artık İsrail’den
tohumlar getiriliyor. Bu tohumlar da Türkiye şartlarına müsait değil. Aslında,
geçen dönem tarımın daralmasında kuraklık yanında bu getirilen kalitesiz tohumların
da büyük etkinliği olduğu herkes tarafından söyleniyor. Bence,
artık, devleti yöneten insanların, bu devletin menfaatlerine, geleceğine sahip
çıkmaları lazım. Yani, her gün devletin uçaklarına kendi yandaşlarını
bindirerek, ondan sonra siyasi amaçları için devletin uçaklarını kullanmak,
insanlığa da sığmaz, adalete de sığmaz, bu devleti tarafsız yönetmesi gereken
kişilerin göstermesi gereken tarafsızlığa da sığmaz. Siyaset yapacaksan kendi
cebinden para ver, git yap kardeşim! Yani, bir gün üç ili gezerek, ondan sonra
gidip de devletin uçaklarıyla… Akşama kadar devletin yemeğini yiyorsun, uçağını
kullanıyorsun, yandaşlarına bunu kullandırıyorsun; bu, hangi hak ve adalette
var? Şimdi, değerli
milletvekilleri, bir Başbakan gidiyor Trabzon Valisini ziyaret ediyor.
Köpeklerle gidiyorlar, valinin makamında bomba arıyorlar. Bu nasıl bir
zihniyet, bu nasıl bir olay? Yani, o valinin Türkiye’deki valilerden farkı ne
acaba? Ben onu öğrenmek istiyorum. Acaba bu valinin kimliğinden duyulan bir
şüphe midir? Tabii, ben valinin öz geçmişini de bilmediğim için, yani böyle bir
şey yakışır mı? Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir valisinin… Yani, orası
devletin makamı sayılır. Devletin makamına siz köpek getirip kontrol
ettiriyorsunuz ve acaba burada bomba var mı? O zaman bu memleket bitmiş
demektir. Yani, siz o zaman bu memlekete nasıl Başbakanlık yapacaksınız? Nasıl
bu memleketin yöneticisi olacaksınız? Evvela bunu yapanların
hemen istifa etmesi lazım. Böyle bir şey olur mu? Sayın
milletvekilleri, şimdi, Türkiye Cumhuriyeti devleti sahipsiz kalmış bir devlet.
Bir devletin parlamentosunda, o devletin bölünmez bütünlüğü
ilan ediliyor ve o devleti yönetenler buna sahip çıkmıyorsa; bir devlette
soygun yapılıyor, o soygun Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Meclisi yöneten
kurullarda dile gelmiyorsa, araştırılmıyorsa; bir memlekette cumhuriyetin temel
nitelikleri, devlete hayat veren temel nitelikleri ortadan kayboluyor da o
devleti yöneten insanlar bunlara sahip çıkmıyorsa, peki, o devlet nasıl ayakta
kalır sayın milletvekilleri? Gökten mi adamlar gelecek, yani bu devleti
ayakta tutacak? Düşünebiliyor musunuz, bu devleti, Türkiye Cumhuriyeti
devletini koruyan bir kurum yok, bir kurul da yok, bir güç de yok, devleti
yönetenler de yok. Bunlar nereye gidiyor? Bunlar akşama kadar ancak başkalarına
gidip de kendi günlük makamlarını korumak için devletin bütün itibarını
sarsacak davranışları gösteren kişilere gidip yağ çekiyor. Verheugen
ne diyor: “Yahu, biz bu Türklere akıllı insanların anlayabileceği bir lisanla
dedik ki, sizi Avrupa Birliğine almayacağız.” Şimdi, AKP Hükûmeti
sıkıştığı zaman gidiyor Avrupa Birliğinin kapısını çalıyor, milletin dikkatini
oraya topluyor “Vay efendim, biz demokratikleşme konusunda adım atacağız.”
Yahu, sen demokratikleşme konusunda adım atacaksan, Türkiye’nin şartlarına
göre, Türk milletinin ve Türk devletinin menfaati gerektiriyorsa, bu devletin
birliğini, bütünlüğünü sağlayacak düzenlemeler yapacaksan, Türkiye’de
demokratikleşmeyi sağlayacaksan kendi iradenle yap bunları, birilerinin sana
illa telkinde bulunmasına gerek yok. Şimdi, sayın
milletvekilleri, bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bakın, altı seneden beri
bu memlekette o kadar büyük soygunlar yapıldı ki, bir tane soygunun üzerine
gittiler mi! Mesela -geçen gün bir arkadaşımız da söyledi- Bursa’da kamu
kurumuna ait bir arazi 12 milyon dolara satılıyor, 150 dönüm. Bu, imarsız
satılıyor. Arkasından burayı alan bu iktidarın yandaşları –aslında, yarın,
bunlar araştırıldığı takdirde çıkar- buraya korkunç derecede bir inşaat
yapıyor, 250-300 bin metrekarelik inşaat yapıyor ve orada yaptığı dükkânların
aylık kirası 15 milyon dolar. Bunun gibi, mesela Seydişehir tesislerini
verdiler. Yok pahasına verdiler. Gidip bunları da
araştıracağız. Kime verdiler? Kendi yandaşlarına verdiler. Geçmişte,
hatırlarsanız, Tayyip Erdoğan, Rize’de bir saray yaptı. Bu sarayı kimler yaptı?
Bunlara devletten acaba ne kaynaklar sağlandığını araştırmamız lazım. Ama
bunların üzerine kimse gitmiyor. Ama
Seydişehir’de, bakın
orada bir Antalya… KEMALETTİN GÖKTAŞ
(Trabzon) – Saray değil, köy evi. KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim? KEMALETTİN GÖKTAŞ
(Trabzon) – Saray değil, köy evi. Senin evin ondan daha… KAMER GENÇ
(Devamla) – Köy eviyse… Köy evi maksadıyla satıyor musunuz? Satıyorsanız alalım
onu. Köy evi olur mu, tamamen küçük bir saray yavrusu! Nereden yapıldı, hangi
parayla yapıldı ve kim yaptı? O yapan müteahhitler
şimdi devletten ne kaynaklar alıyor? Acaba Seydişehir tesisleri satılan kişinin
bununla bir ilgisi var mı? Bir araştırmamız lazım. Değerli
milletvekilleri, şimdi, eğer bir memlekette bu kadar soygun olmasına rağmen o
memleketin Türkiye Büyük Millet Meclisinde, yani Meclisinde o soygunlar
araştırılmıyorsa, denetim yapılmıyorsa o memleket nasıl ayakta kalır, ben
hayret ediyorum. Yani, ben geçen
gün Maliye Bakanına diyorum ki: Yahu, sen, şu zaman içinde Merkezî Uzlaşmaya ne
kadar ihtilaf geldi, ne kadar üzerinde anlaştın? Bana burada da cevap veriyor.
Ben sordum, diyorum ki: Uzlaşmaya ne kadarlık miktar
vergi aslı ve ceza için müracaat edilmiş, ne kadarı uzlaşmada silinmiş, ne kadarı
da kalmış? Bana diyor ki: “769 milyon lira uzlaşılmış.” O, kalan. Sen esas
sildiğini söyle bana. 32 milyon cezada uzlaşılmış. Ben sana uzlaşılan miktarı
sormuyorum ki, uzlaşmada senin sildiğin miktarı soruyorum. Yani, böyle kaçamak,
denetimden kaçan, sorulara cevap vermeyen bir Bakanlar Kurulu olur mu? Sayın
milletvekilleri, mümkün değil. Yani, devletteki sıkıntılara çare bulunmuyor, Hükûmet yok ortada. İşte, geçen gün gittim, sizin en geniş
koltuğunuzda oturdum. Bununla bir şey göstermek istedim. Yani, diyorlar ki:
“Nasıl olsa bizim çocuklar Mecliste parmak kaldırıp indiriyorlar. Bizim de
Meclise gitmemize gerek yok.” Böyle bir Meclis yapısı olur mu, böyle bir hükûmet anlayışı olur mu, böyle bir memleket yönetimi olur
mu? Ondan sonra sen de uçakları doldur, doldur yandaşlarını, bizim verdiğimiz
vergilerle, nasıl olsa açlıktan kırılan insanların canı çıksın, onlar nasıl
olsa Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları değil! Ondan sonra, satın aldığın
birtakım basın köşelerinde de kendini övdür, övücü yazılar yaz, ondan sonra
devlet yöneteceksin diye… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Danışma Kurulu önerisine gel! KAMER GENÇ
(Devamla) – Yahu, bunlar işte Danışma Kurulu kararları… Siz biraz da bu Danışma
Kurulunun ne anlama… Meclisin çalışmasıdır. Geçen hafta
burada söyledim, İstanbul Başıbüyük Mahallesi’nde üç
bin yedi yüz tane ev yıkıyorlar. Bütün polisler gidiyorlar, vatandaşın evinde,
zorla, biber gazını sıkıyorlar, üç bin yedi yüz tane hanenin işgal olduğu, yani
ikamet ettiği yeri yıkıyorlar, yerine polis gücüyle, efendim, bunu getirip TOKİ’ye veriyorlar. Böyle bir anlayış olmaz sayın
milletvekilleri! Yani, siz, gidip de bu insanlara biber gazı sıkarak bu
insanları evinden barkından atacağınıza, eğer hakikaten sizin hakkınızsa,
evvela, gidin bunlara bir yer verin, bir gayrimenkul verin. Siz, nasıl üç bin
yedi yüz tane haneyi bir anda yıkıyorsunuz? Nasıl bunları polis zoruyla
atıyorsunuz ve polisi de buna alet ediyorsunuz? Bu insafa, merhamete sığar mı
sayın milletvekilleri? Şimdi, o insanlar her gün polisle karşı karşıya geliyor.
Devlet böyle yönetilmez sayın milletvekilleri. Saygılar
sunuyorum. Ben de Meclisin doğru dürüst çalıştırılmasını istiyorum. Bu Danışma
Kurulu kararına da karşıyım. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Genç. Önerinin lehinde,
İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural. Buyurun Sayın
Vural. (MHP sıralarından alkışlar) OKTAY VURAL
(İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Çok değerli
milletvekili arkadaşlarım, Danışma Kurulu önerisinin lehinde söz almış
bulunmaktayım. Aslında, söz
almamım sebebi aleyhte konuşan bir sayın milletvekilimizin kullandığı bir lafla
ilgili: “Zalimin elini sıkan zulme ortak olur.” Tabii, bunun çok amacını aşan,
açıkçası, bir teşbih olduğunu düşünüyorum. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi
olarak haksızlıklar karşısında susan, hiçbir zaman dilsiz şeytan olmadık,
hiçbir zaman da zalimin elini sıkmadık, yanlış olana yanlış, doğru olana doğru
dedik. Daha önce de kendileriyle el sıkıştığımız olmuştur. Onun için,
Milliyetçi Hareket Partisinin konumunu şu ya da bu şeye “evet” diyen, halkın ve
milletin zararına, devletimizin zararına birtakım hususlara “evet” diyen bir
muhalefet anlayışı gibi sergilemelerini çok yadırgadığımı ifade etmek isterim.
Biz, Meclisin çalışması için buradayız. Milletin lehine olan hususlarda bu
Meclisin çalışması gerekmektedir, çalışmaktan da gocunmuyoruz. Bu bakımdan,
gerçekten bunu çok yadırgadım. O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisinin bugüne
kadar koyduğu siyaset anlayışının açıkçası yeterince anlaşılamamış olmasını,
anlamamış olmasına bağlıyorum. Tabiatıyla, biz,
burada bir partinin önerisine imza atmıyoruz. Bu da bir bühtandır. Partiler
arasında, bu konuda, çalışmayla ilgili ortak bir anlayış belirlemiştir. Kalkıp
muhalefet partilerine “AKP’nin önerisine imza atıyorsunuz.” derseniz, daha önce
imza atmadıklarımıza ne diyeceksiniz? İmza atmadık, burada aleyhte konuştuk.
Yani, Milliyetçi Hareket Partisi olarak Vakıflar Yasası’nda mı el sıkıştık,
sosyal güvenlikte mi el sıkıştık? HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Sosyal güvenlik… Sosyal güvenlik… OKTAY VURAL
(Devamla) – Bunlarla ilgili her zaman sorumlu muhalefet anlayışı içerisinde
görüşlerimizi ifade ediyoruz; doğru olanı, inandığımızı yapıyoruz. Dolayısıyla,
herkesin de kendisine özgü doğrusunun olması da tabiidir ama kendileri için
doğru olanının da illa ki bizim için de aynı şekilde doğru olmasını beklemek
gerçekten yanlış olur. Kendi açılarından meseleye bakmalarını tavsiye ederim.
Kendileri de bir muhalefet milletvekili olduğuna göre kendi duruşlarını ifade
etsinler. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak kendi görüşlerimizi ifade
edebilecek kadar herhâlde bu konuda yetkimiz var, etkimiz var, bilgimiz de
vardır. Dolayısıyla, bizim üzerimizden bir muhalefet anlayışı
geliştirilmemesini özellikle istirham ediyorum. Evet, tabiatıyla,
bugün aslında sözlü soruların sorulmamasının sebebi var: Neden kabul ettik?
Değerli arkadaşlar, 11 Marttan bu yana çevre ile ilgili araştırma önergelerini
konuşuyoruz. İki salımız gitti, bu üçüncü salı, belki bugün de bitmeyecek. Bir
an önce bitirerek, değerli milletvekillerimizin, sizlerin başka araştırma
önergeleri var, onlara gidelim ve bu sözlü sorularla ilgili şeyi artık bir an
önce, bugün bitirebilirsek bu önergeler görüşülsün. Yediye kadardı zaten,
yediden sonra da iki saatlik bir sürenin yasama faaliyetine, kanunların
görüşülmesine ayrılmasının da uygun olacağını düşünüyoruz. Bu amaçla sözlü
sorularla ilgili… Gerçekten, biz de denetim günlerinin denetim dışına çıkartılmasından
rahatsız olduğumuzu söyledik, bugün de denetim dışına çıkartılmıyor. Haa, sözlü soruların sorulmasıyla ilgili, bizim burada
sözlü soruların görüşülmesindeki amacımız, sayın bakanların burada bulunarak bu
sözlü sorulara cevap vermesini temin etmektir. Takdir edersiniz ki iktidar
partisinin, belki de bakanlarının bu konuda verilen sorulara cevap vermeyle
ilgili, zamanlamayla ilgili bir sorunları olduğunu düşünerek yarınki sözlü
sorularla ilgili görüşmenin olmamasına biz kendi açımızdan “evet” dedik. Bu
çerçevede meseleye bakılması gerektiğini düşünüyoruz. Danışma Kurulu,
partiler arasında bir uzlaşmayla geliyor. Takdir edersiniz ki burada, iktidar
ve muhalefet, kim olursa olsun, bu Meclisin sağlıklı bir gündemle, sağlıklı
çalışma saatleri içerisinde çalışması için de bir uzlaşma oluşturması
gerekmektedir. Böyle bir uzlaşmayı aramak asıl olmalıdır, uzlaşmazlığı aramak
istisna olmalıdır. Bu konuda iktidar partisine de görev düşmektedir.
Milletvekillerimizi gerçekten on birlere, on ikilere kadar çalıştırmak ve bu
yönüyle açıkçası bir baskı oluşmasını engellemek de gerekmektedir. Bu konuda
ortak bir anlayışla, Meclisimizin, milletvekillerimizin sosyal faaliyetlerini
de düşünerek bir çalışma takviminin belirlenmesinde de gerçekten fayda vardır.
Bundan sonraki bölümlerde de çalışma günlerinde de bu hususların dikkate
alınması konusunda grubumuz olarak da görüşlerimizi paylaşacağız, Danışma
Kurulu önerilerinde de paylaşacağız. Elbette,
parlamenter bir demokrasi içerisinde milletvekillerimizin soru sorma, denetim
yapma hakkının engellenmemesi bir muhalefet partisi olarak asıl görevlerimizden
biridir, bunun da idrakindeyiz. Bundan sonraki süreç içerisinde de denetim
konularına daha fazla ağırlık verilmesi konusundaki taleplerimizi ileteceğiz.
Bu bakımdan, Danışma Kurulu önerisi, Milliyetçi Hareket Partisinin de kabul
ettiği bir öneridir, ortaktır zaten Danışma Kurulu önerisi; lehinde konuştum.
Bundan sonraki haftalarda, inşallah, daha sağlıklı bir çalışma gündemi ve
saatlerinde buluşmak üzere hepinize saygılarımı arz ediyorum. Teşekkür
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Vural. Önerinin lehinde,
Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ. Buyurun Sayın Bozdağ. (AK Parti sıralarından alkışlar) BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Esasında ben de
Danışma Kurulu önerisinin lehinde söz almayacaktım, konuşmaya da niyetim yoktu.
Ancak, burada konuşan değerli hatiplerin konuşmaları beni de kürsüye çıkmaya
mecbur etti. Bu vesileyle vaktinizi aldığım için şimdiden özür diliyorum. Değerli
milletvekilleri, tabii, Meclisin etkin, verimli çalışması, Meclisin içerisinde
bulunan siyasi parti gruplarının anlaşmasıyla sağlanabilir. Zira biz, İç
Tüzük’ümüzü ve İç Tüzük’te yer alan hükümleri beraber değerlendirdiğimiz
takdirde, burada, bizim, milletimize, arzu ettiğimiz hizmetlerin arzu edilen
biçimde yürütülebilmesi ancak karşılıklı anlayış, karşılıklı hoşgörü,
karşılıklı bir uzlaşmayla mümkün olabilir. Ben hem ana
muhalefete hem MHP’ye hem DTP’ye, bugüne kadar,
23’üncü Dönem Meclis çalışmalarının, sadece takvimin belirlenmesi konusunda
değil, zaman zaman da değişik konularda bizlerle
beraber uyumlu bir çalışmanın kendi açılarından Türkiye’nin hayrına olacağına
inandıkları konularda, ama takvim noktasında da yine belli bir uyumu temin
ederek çalışma noktasında katkı verdiler, teşekkür ediyorum. Bunun,
olması gereken olduğunu düşünüyorum ve fayda da buradadır diyorum. Bundan
rahatsız olmak, yanlış olandır. “Niye uzlaşıyorsunuz, niye bir araya
geliyorsunuz, niye takvimi beraber belirliyorsunuz?” Bundan rahatsız olmak…
Esasında bu çatının altında hepimizin rahatsız olması gereken tavır,
uzlaşmadan, belli bir mutabakattan rahatsız olma konusundaki yaklaşıma tavır
koymaktır. Bu bir. İkincisi: Tabii,
bu yasa bir zulüm yasası değil; bu yasayı Meclise getirmek millete zulmetmek de
değil; bu yasayı savunanlar, bu yasaya oy verenler zalim de değil. Peki nedir?
Bunun, sosyal devletin etkin ve verimli işleyişi bakımından zaruri olan,
ertelenemez olan, dünlerde yapılması gereken ama yapılamamış, başka bir
takvime, zamana da ertelenmemesi gereken bir yasa olduğu kanaatindeyiz. Biz AK
Parti olarak bugüne kadar milletimizin hep yanında olduk. Belki sosyal devlet
anlayışı, milletimiz tarafından, bugüne kadar, devletini böylesine yoğun
yanında görmemiştir. Birkaç örnek
vermek istiyorum: Farklı değerlendirilebilir. Benim bildiğim yeşil kart 92 veya
93’te çıktı. O zaman mağdur olan vatandaşımız hasta olduğu zaman hastaneye
gider, muayenesi bedava. Eğer yataklı tedavi olması gerekiyorsa hastanede
yatması bedava, ama tedavi olması gerekiyorsa tedavi parayla. İlaç alacak,
parayla; ameliyat olacak, parayla; medikal malzeme alacak, parayla. E, şimdi bu
vatandaşın parası yok. Ne yapıyor? Varsa malını mülkünü satıyor, yoksa kapı kapı dolaşıp kendisine bir para bulup tedavi olma yolunu
deniyor. Bunu da beceremiyorsa, hastalığıyla yoldaş oluyor, kardeş oluyor,
yatmaya devam ediyor, yani hastalığı artık kendisinin bir kardeşi olarak
görmeye başlıyor. Kısacası, devlet, sosyal devlet derdi bedava söylüyor,
dermanı parayla satıyor. Size “Kansersiniz.” diyor, bedava, uykunuzu kaçırıyor,
ama “Tedavimi yap.” dediğin zaman parayla. Hastalığınızı bilmediğinizde hiç
olmazsa rahat rahat uyuyorsunuz. Ama,
sosyal devlet sizin hastalığınızı söylüyor, uykunuzu kaçırıyor, rahat uyumanız
için yapması gerekeni yapmıyordu. Şimdi ne oldu?
Biz dedik ki: “Olmaz böyle bir şey.” Ha bir insanı “Siz kansersiniz.” deyip
tedavi etmeyip ölüme terk etmek ha da onun başka bir şekilde ölümüne vesile olmak.
Ne fark var arada? “Sosyal devlet vatandaşı âcizse,
muhtaçsa, tedaviyi gerektiren bir durum varsa onu tedavi etmeli.” dedik ve
bütün sağlık giderlerini karşılamayı devlet üstlendi. Fakir ilk defa hastaneye
gitti, bütün sağlığın imkânları kendisine açıldı. Eczaneye gidemezdi, memur
gibi, reçetesini aldı, eczanelere gitti, ilacını aldı, tedavisini oldu. Bu
zulüm müdür? Bu vatandaşa zulmetmek midir? İşte bu sosyal devlettir. Bunu
yapmak sadece bizim değil herkesin göreviydi. Onun için, vatandaşımız, bizim
sosyal devlet anlayışını hayata geçirme noktasında ortaya koyduğumuz anlayışa
onay vermiştir. Peki, daha ne
yapıyoruz? Şimdi, bakın bu yasada bir başka şey yapıyoruz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – O da şu: Genel sağlık sigortasını getiriyoruz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ya gündemle ilgili konuşacak veya
gündemle ilgili konuşmayacak doğruları söyleyecek efendim. Olur
mu öyle şey? MURAT YILDIRIM
(Çorum) – Hayret bir şey! BAŞKAN – Sayın Bozdağ, bir dakika… BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Genel sağlık sigortasında neyi getiriyoruz? O da çok önemli. BAŞKAN – Sayın Bozdağ… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Efendim yanlış konuşuyor! Yanlış konuşuyor efendim!
Doğru bilgi vermiyor! Olur mu
efendim? ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Çıkar, doğruları söylersiniz! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – O da şundan önemli: On sekiz yaşını doldurana kadar herkes, zengin
olsun, fakir olsun sağlık güvencesine kavuşturuluyor. OKTAY VURAL
(İzmir) – Biz buna imza atmadık ki ya! KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Biz buna imza atmadık. BAŞKAN – Sayın Bozdağ, lütfen… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan.. Sayın Başkan,
biz buna imza atmadık. BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Peki, on sekiz yaşını dolduranlarla ilgili ne getiriyoruz? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Peki, söyleyin de biz de doğruları söyleyelim. BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Onunla ilgili de zorunlu sağlık sigortası ödeme noktasında bir usul
getiriliyor. İmkânı olan ödeyecek, imkânı olamayanın parasını da yine devlet
ödeyecek. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ödemeyecek efendim, ödemeyecek! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bu zulüm mü? Bu bir sosyal devletin gereğidir. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayal aleminde yaşıyorsunuz!
Ödemeyecek efendim. BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Sosyal devlet bunu hayata geçiriyor. Şimdi bu yasa bunu getiriyor. Bakın, bu
memlekette… MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Esnafın parası olmadığı zaman devlet bakıyor mu? BAŞKAN – Sayın Bozdağ,
bir dakika dinler misiniz? Sayın Bozdağ… BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – ...yeşil kart alamayan, sağlık güvencesi olamayan binlerce,
milyonlarca insanımız var. BAŞKAN – Sayın Bozdağ… Lütfen… Lütfen öneri üzerinde konuşun. BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Efendim, ben gündemle ilgili konuşuyorum. Değerli
arkadaşlarım, şimdi bakın, yeşil kartın da şartları var. Köydeki vatandaş,
mağdur insan, bir traktörü var diye, belki birkaç dönüm arazisi var diye onu da
alamamış. Şimdi devlet bunun giderini karşılamamış, malını mülkünü satsa
-evladının rızkı- satamıyor. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hâlâ öyle, hâlâ karşılamıyor! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Şimdi sosyal devlet buna
seyirci mi kalacak? Kalmayacak. İşte genel sağlık sigortası geliyor. Bu yasa,
bunun kapsamını hayata getirecek düzenlemeleri içeriyor. Onun için zulüm değil,
milletin yanında, devletin şefkatiyle, merhametiyle yanında olmasıdır. Dün bir memur
veya işçi muayene olmak için giderken oradan bir okul müdüründen sevk alır,
sonra bir sağlık ocağına gider, ondan sonra oradan sevk sevk…
Sevkleri yaptırana kadar hastalıktan giderdi. Şimdi, bütün bunlar kalktı. Bu,
merhamet değil mi? (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bu, sosyal
devlet değil mi? Peki, sadece bu mu? Yolsuzluk… Bakın, AK Parti döneminde
yolsuzlukla da etkin mücadele yapılmıştır. Biz geldik, bu Meclisin 22’nci Dönemde
ilk yaptığı iş yolsuzlukla mücadele konusunda CHP ile beraber bir araştırma
komisyonu kurduk, gayretli çalışmalar oldu, birtakım çalışmalar Meclisimizde
görüşüldü, Yüce Divana dair birtakım kararlar burada verildi ve süreçler
işletildi. Meclisin geçmişini hatırlayın, burada yolsuzlukla ilgili birtakım
komisyonlar kurulduğu zaman, siyasilerin bir araya gelip birbirlerini
akladıkları pakladıkları günleri Türkiye çok iyi bilir! (AK Parti sıralarından
alkışlar) Bakın, Bankalar
Kanunu’nu değiştirdik. Gene CHP’nin de katkısı var, buradan da teşekkür
ediyorum. Geçmişe dönük de yolsuzluk yapan ve yolsuzluk yaptığı sabit olan ve
bunlarla muvazaa ilişkisinde olan kişilerin… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Konuştunuz efendim, yolsuzlukları konuştunuz! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – …kendilerinin üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri
hısımlarının mal varlıklarına el koyma kanunu bu Meclisten geçti. (AK Parti
sıralarından alkışlar) MUHARREM VARLI
(Adana) – Hangi Meclisten geçti, hangi Meclisten? BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Onun için, yirmi iki tane banka battıktan sonra tahsilata
yanaşmayanlar… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sahte raporla mahkemeden kaçıyorsunuz! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – …üçüncü dereceye kadar hısımların mal varlığına el koyma yasası
çıkınca uzlaşmaya vardılar. MUHARREM VARLI
(Adana) – Hangi dönemden geçti, hangi dönemden? OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Raporunuz elimde, sahte… Mahkemeye çıkmadınız… BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Tahsilat hızlandı… BAŞKAN – Sayın Bozdağ… Sayın Bozdağ, konuşmanızı
keseceğim. MUHARREM VARLI (Adana)
– Bu kadar samimiyseniz dokunulmazlıkları kaldıralım! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Onun için bizim alnımız ak. MUHARREM VARLI
(Adana) – Bu kadar samimiyseniz dokunulmazlıkları kaldıralım! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bizim alnımız ak. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sahte raporunuz elimde. Mahkemeden kaçtınız! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Bütün ihaleler, bakın, özelleştirme dâhil, canlı yayınlarda
televizyonlarda 70 milyonun gözü önünde yapılıyor. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hastaneye gelmeden rapor aldınız! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Ne zaman yapılıyordu bunlar? OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hâkimin huzuruna çıkın! BEKİR BOZDAĞ
(Devamla) – Yolsuzluk böyle mi olur? (AK Parti sıralarından alkışlar) Ben, önerinin
lehinde olduğumu ifade ediyorum. Faydalı bir çalışma Meclisimiz yapıyor.
Türkiye'nin geleceğini kurtarıyoruz. Sosyal güvenlik sistemi kazaya uğrayacak,
belki bu tedbir alınmazsa emeklilerin Türkiye’de maaşını alamayacağı zamanlar
gelecek. Biz, onu görüyoruz, onun tedbirini alıyoruz. İki adım önünü
göremeyenler bunu anlayamazlar. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bozdağ. MUHARREM VARLI
(Adana) – Samimiyseniz dokunulmazlıkları kaldıralım, dokunulmazlıkları! KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kılıçdaroğlu. Sayın Vural, bir dakika müsaade eder misiniz. Sayın Kılıçdaroğlu... KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Efendim, Sayın Hatip konuşurken gündemle ilgili
konuşmamıştır ve verdiği bilgilerin tümü de yanlıştır. O nedenle söz istiyorum
efendim. BAŞKAN – Efendim,
konuşanların hiçbirisi gündemle ilgili konuşmadı ki yani, bunu kabul etmemiz
lazım. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Olur mu efendim? Eğer iktidar kanadı gündeme uymazsa,
bundan sonra bu Parlamentoda hiçbir parti gündeme uymayacaktır. BAŞKAN – Yani
ben, burada sataşma falan görmüyorum Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, açıkça doğru söylemiyor. BAŞKAN – Hayır
efendim. Sataşma yok, cevap vermiştir o kadar. OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Buyurun
Sayın Vural. OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, Danışma Kurulu önerisini görüşüyoruz. Danışma Kurulu
önerisi lehinde konuşan Sayın Bozdağ’ın ifadeleri
Danışma Kurulu önerisinin içinde yoktur. Dolayısıyla bu ifadeler Danışma Kurulu
önerisine imza atan Milliyetçi Hareket Partisini ilgilendirmemektedir ve
bağlamamaktadır. BAŞKAN – Tamam,
tutanaklara geçti efendim. OKTAY VURAL
(İzmir) – Dolayısıyla yaptıkları konuşma, sadece kendi partilerine yönelik bir
sataşmayı bir fırsat olarak kullanmalarından dolayıdır. Milliyetçi Hareket
Partisi olarak onların sözleri üzerinde bir imzamız yoktur. BAŞKAN – Tamam,
teşekkürler. Tutanaklara geçirdik efendim. Danışma Kurulu
önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum. 57’nci Hükûmete sataştı efendim. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Grup
Başkan Vekiliniz konuştu. Olmaz ki böyle efendim. Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Danışma Kurulu önerisi kabul edilmiştir. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan, Sayın Vekilin yanlış beyanda bulunduğunu belirtmek
istiyorum. BAŞKAN – Tamam,
yanlış beyanda… AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Yerimden, kısa… BAŞKAN – Grup
Başkan Vekiliniz cevap verdiler ona, tutanaklara da geçti efendim. Oturun
lütfen. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre, bir cümleyle… BAŞKAN – Alınan
karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Genel Görüşme
ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler”
kısmına geçiyoruz. Sayın milletvekilleri, 11 Mart 2008 tarihinde görüşmelerine
başladığımız ve yarım kalan çevre ve çevre kirliliğinin önlenmesi konusundaki
(10/3, 8, 12, 28, 31, 33, 38, 42, 47, 56, 59, 62, 64, 65, 68, 71, 84, 87, 89,
98, 101, 119, 145, 146) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birlikte
yapılan görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI A) Ön Görüşmeler 1.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat
ve 20 milletvekilinin, termik santrallerin çevreye verdiği zararların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/3) 2.- Tekirdağ Milletvekili Enis Tütüncü ve 38
milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde çevre konularındaki gelişmelerin
Ergene Çevre Düzeni Havza Planı’na etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/8) 3.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış ve 23 milletvekilinin,
Kırklareli ili Vize ilçesindeki bir arazi ile ilgili iddiaların ve bu arazi
üzerinde kurulması planlanan çimento fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/12) 4.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 23 milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı
karşıya bulunduğu çevresel risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/28) 5.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya
ve 22 milletvekilinin, Bartın’da kurulması planlanan termik santralin olumlu ve
olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/31) 6.- Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 22
milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak
çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/33) 7.- Konya Milletvekili Hasan Angı
ve 19 milletvekilinin, Konya Kapalı Havzası’ndaki su kaynaklarının karşı
karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38) 8.- Konya Milletvekili Orhan Erdem ve 28 milletvekilinin,
Akşehir ve Eber Göllerindeki kirlilik ve diğer çevre sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/42) 9.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Kemal Cengiz ve 27
milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak
çevrenin korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/47) 10.- Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk
ve 21 milletvekilinin, Büyük Menderes Nehri’ndeki kirliliğin ve çevreye
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/56) 11.- İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan ve 25 milletvekilinin,
balık çiftliklerinin çevreye ve turizme olumsuz etkilerinin araştırılarak su
ürünleri yetiştiriciliğinin çevreyle uyumlu gerçekleştirilmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/59) 12.- Afyonkarahisar Milletvekili
Halil Ünlütepe ve 23 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki
çevre kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/62) 13.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29
milletvekilinin, altın arama faaliyetlerinin hukuki durumu ile çevreye
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/64) 14.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse ve 23
milletvekilinin, Van Gölü’ndeki kirlenmenin önlenmesi ve Van ilinde turizmin
geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/65) 15.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 26
milletvekilinin, Küçük Menderes Nehri’ndeki kirliliğin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/68) 16.- Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu
ve 24 milletvekilinin, Artvin Cerattepe’deki
madencilik faaliyetlerinin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/71) 17.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki
çevre sorunlarının araştırılarak gölün korunması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/84) 18.- Van Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu ve 19
milletvekilinin, Van Gölü’ndeki çevre sorunlarının ve gölün potansiyelinin
araştırılarak korunması ve değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/87) 19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23 milletvekilinin, başta Afşin Elbistan olmak
üzere termik santrallerin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/89) 20.- Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner ve 25 milletvekilinin, Isparta ilindeki göllerin
çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/98) 21.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve 22 milletvekilinin,
balık çiftliklerinin çevre ve turizm üzerindeki etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/101) 22.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu
ve 39 milletvekilinin, denizlerdeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/119) 23.- Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin,
Kahramanmaraş'ta Narlı Ovası'na kurulması planlanan katı atık depolama
tesisinin çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/145) 24.- Isparta Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23
milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve Havzası’ndaki çevre sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/146) (x) BAŞKAN – Hükûmet? Burada. Sayın
milletvekilleri, araştırma önergeleri üzerinde önerge sahiplerinden Konya
Milletvekili Hasan Angı konuşmuştu. Şimdi, önerge
sahibi olarak söz sırası, Konya Milletvekili Orhan Erdem’e aittir. Buyurun Sayın
Erdem. Sayın Erdem…
Yoklar. Peki, o zaman
Muhammet Rıza Yalçınkaya, Bartın Milletvekili. Buyurun Sayın Yalçınkaya. (CHP sıralarından alkışlar) MUHAMMET RIZA
YALÇINKAYA (Bartın) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Bartın ilinin Amasra
ilçesine termik santral kurulmasına yönelik 22 milletvekili arkadaşımla vermiş
olduğumuz araştırma önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Amasra,
Karadeniz’in incisi olarak tanınır. Doyumsuz bir doğa güzelliği ve üç bin
yıllık tarihî geçmişiyle âdeta bir cennettir. İnanılmaz güzellikteki koyları,
mavi ve yeşilin iç içe geçtiği, biyolojik çeşitliliği en yüksek ormanlara sahip
bu bölgede termik santralin kurulması, Bartın ve Amasra halkını cezalandırmak,
onların geleceğini yok etmektir. Oksijen deposu havayı karbonmonoksitle doldurmak, biyolojik çeşitliliği en yüksek
ormanlara sahip olan bu bölgenin asit ve kül yağmurları altında yavaş yavaş ölmesine yol açacak en kirletici işleri buraya
yığmak, Amasra’nın doğal ve tarihî güzelliklerinin üstüne küller dökmek, ormanı
da insanı da denizi de havayı da tarihi de kirletmek, katletmek, öldürmek
Bartın’a ve Amasra’ya karşı işlenecek en büyük günahtır. Günümüzde yerel
turizm açısından Karadeniz’in gözdesi konumunda olan ve küresel ısınma
nedeniyle en geç on yıl içerisinde uluslararası turizmin de gözdesi olmaya aday
bu yerde termik santral kurulması, en son yapılması gereken iştir. Öncelikle
yapılması gereken, böylesine tarih ve doğa cenneti niteliğindeki bir yöremizin
var olan güzelliklerini geliştirmek, bu güzellikleri işleterek kazanca
dönüştürmek ve ekonomik kalkınmayı sağlamak olmalıdır. Karadeniz’in incisi cennet Amasra’ya kurulması düşünülen termik
santralde yakıt olarak HEMA Endüstri Anonim Şirketi ile Türkiye Taşkömürü
Kurumu Genel Müdürlüğü arasında imzalanan ve Amasra (B) sahasının işletilmesine
ilişkin yapılan 15 Nisan 2005 tarihli redevans sözleşmesi çerçevesinde
üretilecek taşkömürünün kullanılması planlanmıştır, fakat sözleşme tarihinde bu
yana firma sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirememiş ve
sonuçta, istenilen düzeyde kömürü çıkaramamıştır. Şimdi de devlet tarafından çalıştırılan hazır sahalara gözünü
dikerek, sözleşme dışı faaliyetlerde bulunmaya ve yasak olan sahalardan hazır
kömürleri çıkarmaya yeltenmektedir. Devlete ait
mevcut ocaklarda üretim artışı için işçi açıklarının giderilmesi gerekirken,
zamanında 4.700 kişinin çalışmakta olduğu Amasra Taşkömürü Müessese
Müdürlüğünde 760 kişiyle üretim çalışmalarına devam edilmektedir. Üretim işçisi
alınmadığı için bu ocaklardan kömür çıkmıyor, üretim az bahanesiyle işletmenin
kapatılması yönünde oyunlar oynanıyor, özel sektör destekleniyor. Bu oynanan
oyunlara Amasra ve Bartın halkı layık değil. Amasra ve Bartın halkı devlet
tarafından çalıştırılan ocaklara işçi alınmasını istiyor. Her zaman olduğu
gibi, gerek turizmle gerekse madenlerini yerin altından çıkararak ülke
ekonomisine katkı koymaya, artı değer yaratmaya hazır olduğunu söylüyor ve
Amasra’ya termik santralın kurulmasını istemiyor. Değerli
arkadaşlar, ülkemizde enerji üretimi hedeflerinde halkın, çevrenin ve
ekonominin sağlığı için, kirleten ve iklimi değiştiren fosil yakıtlar yerine,
Türkiye'nin temiz ve yenilenebilir enerji potansiyeli yani rüzgâr, güneş,
jeotermal gibi kaynakları hesaba katılmalıdır. Türkiye'nin temiz, yenilenebilir
enerji olarak güneş, rüzgâr, jeotermal ve su kaynaklarını kullanması
gerekmektedir. Türkiye'nin
yıllık teknik rüzgâr potansiyelinin 166 milyar kilovat saat düzeyinde olduğu
hesaplanmıştır. Türkiye'nin rüzgârdan elektrik üretimi için birçok elverişli
bölgesi bulunmaktadır. Bu bölgelerin bir an önce tespit edilip yatırımlara
başlanması gerekmektedir. Türkiye'nin toplam elektrik ihtiyacının en az 2
mislisini rüzgârdan sağlamak mümkündür. Türkiye'nin rüzgâr enerjisi teknik
potansiyeli 83 bin megavat mertebesinde ve kurulu enerji santralleri toplam 40
bin megavattır. Ayrıca ülkemizin jeotermal kaynakları da zengindir. Maalesef bizler,
nerede zararlı şeyler var ise onları kendimize örnek alıyoruz. Çocuklarımızın
geleceğini karartmak için, ülkemizi hastalıklar ülkesi yapmak için, ülkemizi
çölleştirmek için elimizden ne geliyorsa yapıyoruz. Hiç kimse “Kuracağımız
tesisler çevreyi kirletmeyecek.” demesin. Bütün termik santrallerle ilgili
çevreye verdikleri zararlar nedeniyle ve oradaki, o yöredeki halkın sağlığını
tehdit ettikleri için Yatağan, Yeniköy ve Gökova santrallerinin kapatılmasıyla
ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidildi ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi bu gerekçeyi gerekli görerek bu termik santrallerin kapatılmasını
istedi Hükûmetten. 2005 yılının Haziran ayında da bu
isteği yerine getirmediği için Hükûmet cezalandırıldı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından. Değerli arkadaşlar, o yüzden hiç
kimse “Bu termik santraller çevreye zarar vermiyor.” hamasetinin içerisinde
olmasın. Bu hava, bu toprak, bu deniz, bu yeşil bizim. Bunların kıymetini iyi
bilip onları korumalıyız. Denizdeki balığımızın ölmesine, insanlarımızın
hastalanmasına, ormanlarımızın yok olmasına yol açacak bu çevre düşmanı
yatırımlardan vazgeçmeliyiz. Değerli
arkadaşlar, Karadeniz’in incisi Amasra’ya kurulması düşünülmekte olan termik
santralin, ilçenin tarımı, hayvancılığı, balıkçılığı, turizmi ve en önemlisi
insan hayatı dikkate alındığında, götürdüklerinin getirdiklerinden daha fazla
olacağı herkes tarafından bilinmektedir. Allah’ın her türlü nimetiyle donatıp
bizlere sunduğu bu en büyük hazineyi korumak ve geliştirmek görevi, bu ülkeye
hizmet etmek için göreve gelmiş olan siz değerli milletvekillerimize
düşmektedir. Bu bakımdan,
ülkemizin cennet köşelerinden Amasra’nın yok olmaması için araştırma
önergemizin tüm arkadaşlarımız tarafından desteklenmesini ümit ediyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Yalçınkaya. Söz sırası,
Çanakkale Milletvekili Sayın Mustafa Kemal Cengiz’e aittir. Buyurun Sayın
Cengiz. (MHP sıralarından alkışlar) MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kaz Dağlarıyla
ilgili, Kaz Dağlarındaki maden işletme faaliyetlerinin araştırılması ve çevreye
etkileriyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldık. Yüce heyetinize
saygılar sunuyorum. Değerli
milletvekilleri, Kaz Dağları, gerçekten dünyanın gözünün dikildiği ve bütün
entelektüel boyuttaki bilim adamlarının, medyanın ve tarihçilerin belki de en
önemli gördüğü dağlardan biridir. Tabii, Kaz
Dağları bu zamana kadar bence keşfedilmemiştir. Kaz Dağları “Kaz Dağı” mıdır,
“Kaz Dağları” mıdır? Kaz Dağları Şimdi, biz,
tabii, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Kaz Dağlarıyla ilgili vermiş
olduğumuz öneme binaen, orada 6 milletvekilinden oluşan bir inceleme heyeti
oluşturduk ve o bölgeye gittik. Özellikle o bölgedeki hem madencilerle hem
çevre platformuyla hem de köylülerle görüşmelerde bulunduk. Özellikle dört gün
boyunca o bölgede yapmış olduğumuz incelemede bana eşlik eden, Çanakkale Vekili
olarak bana eşlik eden, Kütahya Milletvekilimiz Profesör Doktor Alim Işık, Osmaniye Milletvekilimiz Hakan Coşkun, Adana
Milletvekilimiz Yılmaz Tankut, Antalya Milletvekili
Hüseyin Yıldız, Trabzon Milletvekili Süleyman Latif Yunusoğlu
dört gün boyunca bizle gezdiler ve buradaki gerekli tetkiki, incelemeleri ve
görüşmeleri yaptık. Huzurunuzda, ben, bu değerli milletvekillerine teşekkür
ediyorum hem bu konuya vermiş oldukları hassasiyet hem de Kaz Dağları... Gerçekten Kaz
Dağlarındaki olayı Bergama olayıyla da biraz düşündüğümüzde, yarın karşımıza
daha ciddi ve bizleri, Hükûmetimizi, devletimizi
sıkıntıya sokabilecek birçok senaryoyla veya bu konudaki çatışmalarla, ne
bileyim bu Kaz Dağları üzerinde oluşturulan atmosferle karşı karşıya
kalabiliriz. Onun için, özellikle buradan iktidarımıza diyoruz ki: Bir kere
Çanakkale’nin, Batı Anadolu’nun, Balıkesir’in ve o bölgedeki havzanın en önemli
dağı olan, Yunanistan’ın bile suyunun buradan geldiği iddiasıyla gündeme
taşıdığı Kaz Dağlarını mutlaka ayrı bir perspektifle, ayrı bir bakış açısıyla ele
almak zorundayız. “Kaz Dağları” diyerek oradan sıradan bir bakış açısıyla
geçmemiz mümkün değildir. Burada yapılması gereken işler de var, bunları da
ifade edeceğim. Yalnız Kaz
Dağlarına konum itibarıyla ve üstündeki zenginlikler itibarıyla baktığımızda,
Kaz Dağlarının 256 bin hektar alanının 121 bin hektar alanı Balıkesir’de, 135
bin hektar alanı da Çanakkale’de kalmaktadır. Bu 256 bin hektar alan içinde,
sadece Edremit Körfezi’ne bakan Balıkesir sınırları içinde Şimdi, gelinen
nokta itibarıyla, eğer biz burada gerekli adımları atmazsak, çözümleri
üretmezsek, Kaz Dağlarıyla ilgili yeni bir politika yaratmazsak hem
iktidarımızın hem Hükûmetimizin hem devletimizin bu
konuda bazı sıkıntılarla da karşı karşıya kalabileceğini tahmin ediyorum. Bir
kere, Çanakkale’mizin ve Balıkesir’imizin ve Türkiye'nin gözde dağlarından biri
olan -Kaz Dağı mı Kaz Dağları mı- adının, işte fluluklarının
belirlenmediği bu dağın, bir kere, keşfedilmesi gerekiyor; bir kere,
keşfetmeliyiz. Kaz Dağları nedir? Jeolojisiyle jeoformolojisiyle,
florasıyla faunasıyla, nehirleriyle şelaleleriyle,
sıcak sularıyla temiz kaynaklarıyla, eteklerindeki antik kentiyle -özellikle
Çanakkale Biga Yarımadası’nda bilinen altmış iki antik kent var, yüz elli
civarında da tahmin edilen bir antik kent vardır- yer altı zenginliğiyle, yine
metalik madenler ve metalik olmayan madenler diye baktığımızda, gerçekten
birçok yer altı zenginliğine hem maden hem de dekoratif taşlar açısından bir
zenginliğe sahip. Yer altı ve yer üstü turizm kaynakları ve yetiştirilen tarım
ürünleri açısından ve millî parklar açısından, mutlaka, Kaz Dağlarının keşfi
gerekmektedir. Ben buradan
iktidara şunu öneriyorum: Bir kere, Kaz Dağlarıyla ilgili, bakanlarımız,
üniversiteyle gerekli konsensüsü sağlayarak, yedi
yüz-sekiz yüz bitki türü ve kırk yedi tane endemik türü, kırk tane de faunası
bulunan Kaz Dağlarıyla ilgili bu zenginliklerin tespit edilmesi, turizm
alanlarının tespit edilmesi, bitki örtüsünün, hayvan familyasının, antik
kentlerinin, doğasının, akarsuların tespit edilmesi… Özellikle bugün hem
Balıkesir hem de Çanakkale’ye baktığımızda, bu iki ili besleyen ana arterli su
kaynaklarımızın, Edremit Çayı, Akçay Çayı, Gemedere
Çayı, Mıhlı Çayı, Sarıçay, Kocabaş Çayı, Gönen Çayı, Agonya Çayları gibi çok önemli çaylar, bu Kaz Dağlarından
doğup ve bu iki ilimizi sulamakta ve bereket götürmektedir. Bizler, özellikle
burada arkadaşlarla birlikte yapmış olduğumuz incelemede şu konuya değinmek
istiyorum: Bir, 256 bin
hektar olan Kaz Dağlarının sadece Edremit Havzası’ndaki (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Cengiz. MUSTAFA KEMAL
CENGİZ (Devamla) – Çanakkale bölgesinde şu kadar metre kare alan millî park
ilan edildi. Balıkesir tarafında şu kadar hektar alan millî
park ilan edildi ve bu konuda yaklaşım mesafelerini belirledik, antik kentleri
belirledik, sıcak ve soğuk suları belirledik, yer altı - yer üstü zenginliklerini
belirledik, master planımızı yaptık ve korunma
planlarımızı yaptık, gerekli tedbirleri aldık; bu koruma alanlarının dışında da
biz madencilere izin veriyoruz dediğiniz noktada, kendinizi ifade etme,
kendinizi anlatma ve bir şeyler yapmış olma noktasında da çevrecilerin veya bu
konuda, tepki gösterenlerin karşısına çıkmaya yüzünüz olur. Yoksa hiçbir
şey yapmadığımız noktada, yarın orada -aynen Bergama’da olduğu gibi- kavga
devam edecektir, kargaşa devam edecektir, kirlenme devam edecektir. Bazı yabancı
vakıflar, yabancı devletler bunu fayda bilerek oradaki uluslararası altın
piyasalarının da kavgasını buraya çekip… Çanakkale’yi bir kaosa,
bir kargaşaya, bir savaş alanına sokabiliriz ve dolayısıyla biz bunları
istemiyoruz. Yüce heyetinize
teşekkür ederim. Önergemize destek bekliyoruz. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Cengiz. Söz sırası, Aydın
Milletvekili Sayın Ahmet Ertürk’te. Sayın Ertürk… Yoklar. İzmir
Milletvekili Sayın Selçuk Ayhan… Yoklar. Afyonkarahisar Milletvekili
Sayın Halil Ünlütepe… Yoklar. İzmir
Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam… Buyursunlar Sayın
Susam. (CHP sıralarından alkışlar) MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Birçok yazılı
soru önergelerinde olduğu gibi, Türkiye’de altın aramayla ilgili olarak,
kullanılan yöntemler ve altın aramanın çevreye, bitki popülasyonuna
ve ülkemizdeki doğal kaynaklarımıza vermiş olduğu zararlarla ilgili olarak
Meclisimizin, olayın hukuki boyutları başta olmak üzere, çeşitli yanlarını
değerlendirmesi için söz almış bulunuyorum. Az önce konuşan
arkadaşlarımızın da Çanakkale bölgesinde, Kaz Dağlarında arama ruhsatlarıyla
ilgili olarak verdikleri bilgiler hepinizin biraz önce dinlediği konular. İzmir
ve bölgesinde de aynı şekilde bu konuları görmek mümkün. Uşak’ta, diğer
bölgelerde bu konularda ciddi şikâyetler var. Yöre halkının tepkileri var, yöre
halkının bu konuyla ilgili şikâyetleri var. O bölgelerin yerel yönetimlerinin
konuyla ilgili tepkileri var. Bu konuda yüce Meclis olarak gerçekten çok
objektif bir değerlendirme yapmaya ihtiyacımız var. Ülkemizdeki
madenlerimizin bir değer olarak ortaya çıkartılması ve ülkemizin millî
değerlerinin kullanılıp ülkemizin gelişme ve kalkınmasında bir değer olarak
kullanılması hepimizin arzu ettiği bir konudur. Ancak madenlerimizin yer üstüne
çıkartılmasında ve onların ülke kaynağı olarak değerlendirilmesinde dikkat
edilmesi gereken çok önemli bir husus da dünyanın geldiği noktada çevre
boyutudur, su boyutudur, bitki popülasyonu boyutudur,
tarım boyutudur ve bütün bu boyutlara, bu doğal rezervlerimizi değerlendirirken
nasıl yaklaşmamız gerektiği konusunda bizim doğru bir bakış açısına ve hukuki
yorumların net ve anlaşılır olmasına ihtiyacımız var. Değerli
arkadaşlarım, İzmir’de Çamlı Barajı’yla ilgili dosyayı, Büyükşehir Belediye
Başkanlığımızdan aldığım dosyayı incelediğimde gördüğüm olay çok hüzün verici
ve gerçekten dikkatle üzerinde durulması gereken bir konudur. Çamlı Barajı,
sizlere burada haritalarını da göstereceğim gibi, çok net bir şekilde, İzmir’in
su koruma havzalarının içinde bulunan bir alan. Tahtalı, Çamlı, Seferihisar ve
burada, bunun dışında Kavaklıdere ve Ürkmez barajlarının bulunduğu İzmir’in
tepesinde, dağlık arazide bir bölge. Bu bölgeyle ilgili olarak, 1997 yıllarında
Çevre Bakanlığıyla Büyükşehir Belediyesi anlaşma yaparak, yaptıkları anlaşma
çerçevesinde Büyükşehir Belediyesinin bu barajı yap-işlet-devret modeliyle
yapması öngörülmüş. Ancak o dönemde Büyükşehir Belediyesi bu yap-işlet-devret
modeliyle bu işi gerçekleştirememiş. Daha sonra buraya baraj yapılması için
Devlet Su İşleriyle anlaşma yaparak bu barajın yapılması konusunda çalışmalara
başlanılmış ve başlanılan çalışmalar sonucunda da belirli mesafeler alınmış. Ancak daha sonra Devlet Su İşleri, Kütahya Gediz’de yapmış olduğu
baraj nedeniyle İzmir’in içme sularının 60 bin metreküpünün bu alandan
karşılanabileceğini, böyle bir barajın yapılması gerekmediğini söylemesine
karşın, Büyükşehir Belediyesi, Çamlı Barajı’nın özellikle yarımada bölgesi için
büyük ihtiyaç olduğunu, yarımada bölgesindeki bu ihtiyaçtan dolayı da bu
barajın yapılması konusundaki çalışmalarında kararlı olduğunu ve bunun
yapılması talebine devam etmiştir. Yapmış olduğu
imar planı çalışmalarında, bu bölgeyle ilişkin olarak, havza korumasına almış
ve bununla ilgili olarak o bölgede çalışmalarını yapmış, Çevre Bakanlığının
aynı süre içerisinde o bölgede altın aranmasıyla ilgili vermiş olduğu ÇED
raporunun uygunluğuna ilişkin de itirazda bulunmuştur. Değerli
arkadaşlarım, itirazlara ilişkin yapılan mahkemeye, mahkemenin tayin ettiği
birinci bilirkişi olumsuz rapor vermiş. Bunun üzerine Danıştaya
gitmiş, Danıştay kararı bozmuş, mahkeme yeni bir bilirkişi yapmış, 1 bilirkişi
kesinlikle yine olumsuz rapor vermiş, aynı bilirkişi raporu içerisinde 2 kişi
de “Evet, zararlı olabilir ama önlemi alınmalıdır.” demiş. Maden fakültesinden,
jeoloji mühendisliğinden ve üniversitelerin çeşitli kurumlarından bilgiler
alınmış, barodan görüşler alınmış. Tüm bu raporlar öyle bir hukuki karmaşa
oluşturmuş ki içinden çıkmak, oluşan mahkemelerle oluşan durumu değerlendirmek
gerçekten çok zor bir durumdadır. Bu nokta
itibarıyla Bakanlık, bu bölgede kamu yararını gözeterek, “Devletin çıkarı
vardır.” diyerek, burada köylülerin arazilerini “kamu yararı” adına
kamulaştırmayı üstlenmiş ve birçok araziyi satın almıştır. Altın arayan şirket
lehine almış olduğu bu arazilerin önemli bir kısmını da şirketin mülkiyetine
geçirmiştir. Burada çok net
bir şey ortaya çıkmalıdır. Bu bölgede yaşayan insanlar yıllardır “baraj
yapılacak” diye beklemekte, barajla ilgili olarak da, aynı zamanda, arazileri
baraj koruma havzası içerisinde olduğu için tarım dışında başka bir faaliyette
bulunamamaktadırlar. Bu durum birçok yerde de böyledir. Tahtalı Koruma Havzası
içerisinde de aynı şekilde birçok köylümüz mallarının üzerinde hiçbir işlem
yapamamaktadır. Bu niye böyle olmaktadır? Çünkü suyun çağımızda geldiği önem
itibarıyla, küresel ısınmanın su kaynaklarının değerini bir kez daha öne
çıkarması nedeniyle, su koruma havzalarının tüm dünyada çok özel olarak
korunmaya ihtiyacı olması nedeniyle bir uygulama yapılmaktadır. Burada doğan
mağduriyetin giderilmesi için, aslında, bu köylülerin alternatif üretimler ve
alternatif katkılara ihtiyaçları da vardır. Bu anlamıyla burada, devlet, maden
aramaya göstermiş olduğu hassasiyeti ve o şirket adına yapmış olduğu
kamulaştırmayı, aynı şekilde, köylülerin çıkarlarını, haklarını korumak için de
yapmalıdır; aynı şekilde, tüm toplumun su ihtiyacını gidermede -çevre etkinliğiyle
ilgili olarak- altın aramada siyanürün vermiş olduğu zararı dikkate alarak da
yapmalıdır. Tüm bunları bir arada düşünmeyen, sadece “kaynaklarımızı
çıkartalım, para kazanalım” anlayışıyla bir Çevre Bakanlığına, bir çevrecilik
anlayışına göz yummamız mümkün değildir. Son dönemde,
Madencilik Yasası’nda yapılan değişikliklerle verilen ruhsatlar, ciddi şekilde
çevreyi, doğal kaynaklarımızı ve su kaynaklarımızı hiç gözetmeksizin çeşitli
çalışmalara neden olmaktadır. Değerli
arkadaşlar, yüce Meclisi, bu konuda ciddi bir çalışmaya, bu işin hukuksal
yanlarının açığa çıkması için gayrete ve bir komisyon oluşturmaya davet
ediyoruz. Bu noktada, kesinlikle, yüce Meclisin konuyu derinliğine
araştırmasına ihtiyaç vardır çünkü bu konuda fikren bir bulanıklık yaratılmaktadır.
Altın arayan şirketlerin, çeşitli çalışmalar ve medya organlarıyla yapmış
olduğu propagandalar sayesinde, yapmış oldukları çalışmada doğaya, çevreye,
toprağa hiç zarar vermediklerini, hatta çok yararlı olduklarını belirten
sayfalarca ilanlar verebilme güçleri ve medyada çok ciddi şekilde kendilerini
anlatabilme imkânları vardır. Ama bu konuda zarar gören, toprağını kaybeden
Kozak Yaylası’ndaki insanların; bu konuda, Kaz Dağlarındaki insanların; bu
konuda, Uşak’taki insanların; bu konuda, Efem Çukuru’ndaki insanların; bu
konuda, Tahtalı Barajı havzasındaki… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Susam, devam edin. MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) - …insanların haklarını korumak, bu insanların gerçekten zorda olup
olmadığının doğru teşhisini yapıp o konuda onlara destek olabilmek yüce
Meclisin seçilmiş parlamenterlerinin görevidir. Bu önergemizdeki temel
hassasiyet ve nokta budur. Siyanürle altın aramanın dünya üzerinde çok ciddi
zararlar verdiği örnekler açıktır. Bu örneklerin… Ülkemizde sadece kâr
maksadıyla hareket eden gruplar tarafından doğanın yok edilmesine, insanların
geleceğinin köreltilmesine, su kaynaklarımızın yok edilmesine imkân sağlayacak
ve bu duygularla hareket etmelerinin önüne geçilecek bir araştırma komisyonunun
kurularak, bunun ciddi bir şekilde incelenmesine ihtiyaç vardır. Bu önergeyi veren
tüm arkadaşlarımızın, Kaz Dağlarıyla ilgili ve benzeri önergeleri veren tüm
arkadaşlarımızın ortak hassasiyeti budur. Bakanlığı, Parlamentoyu, bu konuda
-gündeme alıp- bir komisyonla konuyu incelemeye davet ediyor, huzurlarınızı
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Susam. Sayın
milletvekilleri, birleşime on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 17.13 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 17.32 BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap
GÜLPINAR KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Murat ÖZKAN
(Giresun) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. Çevre ve çevre
kirliliğinin önlenmesi konusundaki Meclis araştırması önergelerinin birlikte
yapılan görüşmelerine devam edeceğiz. Hükûmet? Buradalar. Şimdi, önerge
sahipleri adına söz sırası Afyonkarahisar
Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe’ye aittir. Buyurun Sayın Ünlütepe. (CHP sıralarından alkışlar) HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partili 23 milletvekilinin imzasını taşıyan ve tamamı ilimiz
sınırları içerisinde bulunan Eber Gölü’nün çevre kirliliğinin araştırılması amacıyla
23 Kasım 2007 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verdiğimiz
araştırma önergesi üzerinde önerge sahipleri adına söz almış bulunuyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Akşehir ve Eber Gölleri
aynı havza içinde yer almaktadır. Eber Gölü, Bolvadin, Çay ve Sultandağı
ilçeleri arasında kalmakta olup denizden yüksekliği Eber Gölü’nü
besleyen en önemli kaynaklar Akarçay ile Taşköprü
Çaylarıdır. Eber Gölü, bir zamanlar kuş cenneti görünümünde ve yüzeyinde su çiçekleriyle bezenmiş hâldeyken bugün yanına
yaklaşılmayacak kadar kirletilmiştir. Gölde dikkat çeken bir özellik de, yerli
halkın “kopak” adını verdiği, su yüzünde kamış
köklerinin oluşturduğu yüzer adacıkların bulunmasıdır. Hatta bu adacıklar
üzerine balıkçıların ve avcıların barınaklar kurdukları görülmüştür. Eber Gölü Ramsar’a aday alanlardan olup, Ramsar
Sözleşmesi kriterlerine göre uluslararası öneme sahip,
Türkiye sulak alanlar listesine göre 53 no’lu önemli
kuş alanıdır. Ayrıca gölde sazan, turna ve aynalı sazan balığı bulunmakta, göl
ayrıca av turizmi içermesi nedeniyle de göl kıyısına av evleri yapılmıştır. İl
dışından pek çok avcının uğrak yeridir. Küçük karabatak, tepeli pelikan
kuşlarının üreme alanıdır. Yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan ve kuş
cenneti olarak adlandırılan, derinliği 21 metreye kadar ulaşan Eber Gölü’nde su
seviyesi bugün 1 metreye kadar düşmüştür. Devlet Su İşleri 18. Bölge Müdürlüğü
verilerine göre, 215 bin metreküp su hacmi olan Eber Gölü’nde şu an sadece Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; yakın zamana kadar sazlığı, yüzen adacıkları, balık
avcılığı ve çeşitli kuş türleriyle tanınan bu gölün kendi kaderine bırakılarak,
bölgedeki ekolojik yaşamı bitirecek kadar
kirletilmesine müsaade edilmiştir. Zaman zaman
yoğunlaşan balık ve ördek ölümleri de bunun kanıtıdır. Eber Gölü’nün bu
durumu, kirliliğinin nedenlerinin araştırılması, gerekli önlemlerin
belirlenmesi amacıyla, 22’nci Dönemde de bir Meclis araştırması önergesi 2004
yılında verilmişti. Günün koşulları sonucu 22’nci Dönemde Türkiye Büyük Millet
Meclisinde iki partili yapı ve Adalet ve Kalkınma Partisinin böylesine siyaset
üstü bir konuda bile sadece teklifin muhalefet partisinin milletvekillerince verilmesi
nedeniyle destek vermemesi bugünkü durumun ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Eğer, 2004 yılında bir Meclis araştırması kurulabilseydi belki bugünkü olumsuz
tablonun önüne geçilebilecekti. Önlem alınmazsa
birkaç yıl sonra Eber Gölü de Akşehir Gölü gibi tamamen yok olacağı gözden uzak
tutulmamalıdır. Bu nedenle, bugün baktığımızda Akarçay
yoluyla göle ulaşan endüstriyel kirlilik, şehir atıkları, kuraklık, gölün
suyunu besleyen kaynakların her geçen gün azalması ve gölden bilinçsiz bir
şekilde tarımsal amaçlı su çekilmesi bu gölün bugünkü seviyesinin düşmesine
etken olan sebeplerden biridir diye de düşünüyoruz. Bolvadin
ilçemizin ağırlıkta bulunduğu bu Eber Gölü’nde göl çevresine yerleşmiş on yedi
yerleşim biriminde yaşayan insanlarımızın büyük bir bölümü geçimini yine bu göl
sayesinde sağlamaktadır. Bir kısmı göl kamışlarını keserek yaşamını sürdürmeye
çalışırken bir kısmı da balıkçılıkla geçimini sağlamaktadırlar. Peki, bu gölün
bugünkü seviyesinden kurtulması için yapılması gerekenler nedir dersek, görebildiğimiz
kadarıyla şunları söyleyebiliriz: Bugün, Eber Gölü’nün her geçen gün kuruduğunu
biraz önce de belirtmiştim. Eber Gölü bölge çiftçisinin âdeta can damarıydı.
Bugün, suların alt seviyeye kadar düşmesi nedeniyle artık o bölgede sulu bir
tarımdan bahsetmek olanaksızdır. Ayrıca, göl
suyunu besleyen kaynaklar da her geçen gün tükenmektedir. Bu nedenle,
öncelikle: Bir, gölü besleyen kaynaklar yeniden değerlendirilmelidir. Göl
çevresindeki çiftçilerin tasarruflu su kullanmaları için eğitilmeleri yararlı
olacaktır. İkincisi, Çay ilçemizde kurulu bulunan SEKA Kâğıt Fabrikasının
özelleştirme adı altında yandaşlara peşkeş çekilerek elden çıkarılması ve
fabrikanın sökülerek kapatılması sonucu Eber Gölü’ndeki kamış tüketimi büyük
oranda azalmıştır, çünkü SEKA Kâğıt Fabrikasının en önemli girdisi kamıştır.
Fabrikanın kapanması sonucu gölde kesilmeyen kamış ve kökleri, kök kısmından
çürüyerek göl suyunun oksijen dengesini bozmaktadır. Oksijen dengesini
sağlayabilmek için kamışa pazar bulunmalıdır ve o çevre civardaki köylerin en
büyük gelir olanaklarından biri olan bu kamışla geçimlerini temin ettiğinden
dolayı, o alandaki pazar alanının genişletilmesi, yöre insanlarının gelişmesi
açısından da önemli bir husustur diye düşüncelerimi belirtmek istiyorum. Göldeki kamış
yeşil iken biçilerek hayvan yemi olarak değerlendirilmesi düşünülebilmelidir. O
bölgedeki insanlarımızın çok büyük bir kısmı da hayvancılıkla geçimlerini temin
etmektedirler. Böylece, göl çevresinde bulunan ve hayvancılıkla uğraşanların
yem girdisi karşılandığı gibi, göl çevresi insanı yeni oluşacak pazara yeşil
kamış biçerek de ekonomik girdi sağlayabilir. Gölde hasat
fazlası olarak bulunan kamışlar köklerinden sökülmeli ve o göl ortamından
uzaklaştırılmalıdır. Gölü kirleten
sanayi kuruluşlarının öncelikle arıtma tesisi yapmaları sağlanmalıdır. Ayrıca,
sanayi kuruluşlarının arıtma tesisini iyi çalıştırıp çalıştırmadıklarının da
kontrolü yapılmalıdır. Arıtma tesisini sürekli olarak yeterli oranda
çalıştırmayan kuruluşlara yaptırım düşünülmelidir. En önemli
konulardan birisi ise, göl çevresi ağaçlandırılmalı, çevre düzenlemesi
yapılarak göl ortamı yaban hayatı için uygun bir hâle getirilmelidir. Böylece,
kitle hâlinde balık ölümleri sona erebilir, eski Eber Gölü’nü tekrar birlikte
yaratabiliriz diye düşünüyorum. Bugün için
baktığımızda, geçimini balıkçılıkla sağlayan köylerimizden yavaş yavaş göçlerin başladığını görüyoruz. Suların yoğun bir
şekilde çekilmesi sonucu çiftçilerimizin yeterli ürünü elde edemediklerini
görüyoruz. Keza geçimini kamıştan elde eden çiftçilerimizin de bu kamışı
pazarlayabilecek bir alan bulamadıklarından dolayı da ciddi bir sıkıntının
içine düştüğünü de belirtmeden geçemeyeceğim. Bu arada, Eber’le
ilgili bu kadar olumsuz şeyleri söylerken elbette olumlu şeyleri de söylemekte
yarar var. Öncelikle Sayın Çevre ve Orman Bakanımıza teşekkür ediyorum.
Birlikte, 13 Aralık 2007 Perşembe günü, Afyon’da Akşehir-Eber Gölleri Sulak
Alan Yönetim Planıyla ilgili geniş kapsamlı bir toplantı yapılmıştır. Dilerim,
o toplantıda da olumlu sonuçlar… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Ünlütepe. HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Bölgedeki çevre ilçeler ve belediyelerin de bu konuya çok sıcak
baktıklarını görüyorum. Sayın Bakanımızın, bu tür davranışların Eber’deki
olumsuz bir şablonu bir an önce çözmemizi sonuçlandıracağının kanaatindeyim. Bu nedenle bölge
insanı, kuruyan gölle birlikte tamamen fukaralaşmıştır. Çiftçi sulu tarımdan
uzaklaşmıştır. Balıkçılıkla uğraşanlar gölden balık tutamaz hâle gelmişlerdir.
SEKA’nın kapanması da kamışçılıkla uğraşanları yoksulluk ve açlığa itmiştir. Bu sorunların ve
gölün kirlenmesi genel konularının araştırılması nedeniyle bir Meclis
araştırması yapılması önergemizi vermiş bulunuyoruz ve tümünüzü saygıyla
selamlarken Meclis araştırması önergemize desteğinizi esirgemeyeceğinize
inanıyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Ünlütepe. Söz sırası İzmir
Milletvekili Sayın Selçuk Ayhan’da. Buyurun Sayın
Ayhan. (CHP sıralarından alkışlar) SELÇUK AYHAN
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; balık çiftliklerinin
kıyılarımızda yarattığı kirlilik, bu kirliliğin turizm sektörü üzerindeki
olumsuz etkileri ve bu iki sektörün ortak sorunlarının çözümü üzerine
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz araştırma önergesi için
söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi ve bizleri izleyen
yurttaşlarımızı saygıyla selamlarım. Turizm
potansiyeli açısından dünyanın önde gelen turizm bölgelerinden biri olan Ege
kıyılarımız, plansız programsız bir şekilde kurulan balık çiftliklerimizin
tehdidi altındadır. Ruhsatlı-ruhsatsız olarak kurulan ve sayıları hızla artan
bu çiftliklerin yarattığı çevre kirliliğinin önlenmesi hem turizm potansiyeli
hem de doğanın korunması açısından önem arz etmektedir. Acil tedbirler
alınmadığı takdirde doğal ve tarihî değerlerimiz üzerinde var olan ciddi
tehditler devam edecektir. Yüzyılların meydana getirdiği, dünyada eşi ve
benzeri olmayan kıyı koylarımız ve denizlerimiz, geri dönüşü olmayan bir
biçimde, plansız ve programsız politikaların, kanun tanımaz uygulamaların
kurbanı olacaktır. Bu nedenle turizmimiz büyük yara alacaktır. Turizm ülkemizin
ciddi üstünlüklere sahip olduğu önemli bir alandır. Bu olumsuzluklar hem
ekonomide büyük umutlar bağladığımız turizm gelirlerine hem de sektördeki
yatırımcılara büyük darbe vuracaktır. Değerli
arkadaşlar, ülkemizin rekâbet gücü en yüksek sektörü
turizmdir. Sadece cari açık sorununu çözmek için değil, istihdamı artırmak,
Türkiye’yi güzelleştirip sosyalleştirmek ve daha yaşanabilir kılmak, hatta
tanıtmak için de turizm altın bir sektör konumundadır. 2007’de ülkemize
23 milyon 341 bin yabancı turist gelmiş ve bu rakam 2006 yılına göre yüzde 18,
2005 yılına göre de yüzde 10,5’luk bir büyüme sağlamıştır. Bu da, turizmin
anahtar sektörlerden biri olduğunun önemli göstergelerindendir. Özellikle son
yıllarda turizmi olumsuz yönde etkilemesi açısından balık çiftlikleri kamuoyunu
meşgul etmektedir. Giderek derinleşen bu sorun hem balıkçılık hem de turizm
açısından ele alınıp kalıcı politikalar üretilmelidir. Üç tarafı
denizlerle çevrili olan ülkemiz, doğanın kendisine armağan ettiği bu
potansiyeli ve üstünlüğü turizm ve balıkçılıkta kullanamamış ve olması gereken
düzeylere ulaştıramamıştır. Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; su ürünleri üretiminde bulunduğumuz noktaya baktığımızda
tablonun ülkemiz açısından çok iyi olmadığını görebiliriz. Dünyada 55,6 milyon tonla ilk
sırada bulunan Çin’den sonra, Avrupa Birliği ülkeleri su ürünlerinde 7,5 milyon
tonluk üretimle ikinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde ise bu üretim ancak 662
bin tonda kalmıştır. Görülüyor ki
balıkçılık, turizm gibi ülkemizin potansiyeli yüksek olan alanlarından biri
olması gerekirken ve çiftlikler yoluyla deniz beslenmesi dünyada giderek önem
arz ederken, maalesef, yanlış politikalar nedeniyle dünya pazarında rekabet
edebileceğimiz bir konuma getirilememiştir. Tüm ihmal ve yanlışlarımıza karşın,
kültür balıkçılığının geliştirilmesi hem istihdam hem de ülke ekonomisine
sağladığı katkı açısından büyük önem taşıyacaktır. Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; Ege Bölgemiz hem sanayi açısından hem tarım açısından hem
de turizm açısından önemli potansiyele sahiptir. Türkiye’nin ve dünyanın sayılı
turizm merkezlerinden biri olan Ege Bölgemizde turizmle ilgili ciddi yatırımlar
yapılmıştır. Gerek yerli gerekse yabancı turistlerin yoğun bir şekilde rağbet
ettiği bu bölgede, son yıllarda ciddi çevre sorunları yaşanmaktadır. Bu
sorunların başında, sayıları hızla artan ve büyük kısmı ruhsatsız olarak
kurulan balık çiftlikleri yer almaktadır. Doğanın binlerce yılda inşa ettiği,
doğa harikası koylar izinsiz olarak faaliyet gösteren çiftlikler yüzünden doğa
katliamıyla karşı karşıya kalmıştır. Turizm Bakanlığı,
doğal bir kaynak olarak gördüğü kıyıların korunması ve akılcı kullanımı için
yasal ve idari düzenlemeleri yeniden gözden geçirmelidir. Doğal, tarihî ve
kültürel değerlerimizin korunması, turizm politikamızın önde gelen
hedeflerinden biri olmalıdır. Maalesef, üç tarafı denizle çevrili ülkemizde
kirlenme ve bilgisizce avlanma gibi nedenlerle balık nesli gün geçtikçe
azalmakta hatta yok olmaktadır. Kültür balıkçılığının önem kazanmasıyla
kıyılarımızdaki balık çiftlikleri hızla ve kontrolsüz bir şekilde artmaktadır. Değerli
arkadaşlarım, konunun iki tarafı bulunmaktadır. Terazinin bir kefesinde turizm
diğer kefesinde ise balıkçılık sektörü yer almaktadır. Şimdi, sorunun
taraflarından biri olan balıkçılığımıza ve balıkçılığın sorunlarına da değinmek
istiyorum. Dünyada kişi başına ortalama Türkiye’de
balıkçılık sektörü de büyük sorunlar yaşamaktadır. Su ürünleri konusunu Tarım
Bakanlığınca genel müdürlük düzeyinde ele almayışımız, sektörün sorunlarının
çözümünü güçleştirmektedir. Balık çiftlikleri ile turizm, kültür varlıkları ve
diğer deniz faaliyetleri arasında olumsuzluklar baş göstermekte, sektörü âdeta
bir günah keçisi hâline getirmektedir. Kıyı yönetim ve çevre düzeni planları,
gereksinimleri karşılayamamaktadır. Yetiştiricilik sektöründe su ve alan
kiraları, Avrupa Birliği ülkelerine göre çok yüksektir. Çiftliklerin kirlilik
yükü açısından izlenebilirliği, yeterince sağlanamamaktadır. Yem, enerji,
akaryakıt gibi girdi bedelleri de oldukça yüksektir. Kamu kaynaklı
yasal sorunlar aşılamamakta, var olan çalışmalarda ve mevzuat hazırlama
aşamasında konuyla ilgili tarafların ortak görüşleri alınmamaktadır. En
önemlisi, denizlerimizin kullanım planlarının oluşturulması, haritalarının
çizilmesi ve yatırımların bu planlara uygun olarak yapılması, yaşamsal
önemdedir. Yukarıda ifade
ettiğimiz ve balıkçılık sektörü temsilcileri tarafından dile getirilen bu
sorunlar, bir an önce masaya yatırılmalıdır. Sektörün içinde bulunduğu durum,
yasal ve idari anlamda çözüme kavuşturulmadığı sürece, var olan başıbozukluk
devam edecek ve balık çiftliklerine karşı gelişen olumsuz tepkiler de sektöre
büyük zararlar verecektir. Öncelikle, bu konuda Turizm Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görev ve sorumluluklarının
sınırlarını belirlemek gerekmektedir. Bu iki bakanlığın arasında bu konuda
ciddi bir koordinasyonun olduğu -tecrübeyle sabit- söylenemez. Turizm sektörü ve
balık çiftliklerinde yaşanan sorunların enine boyuna tartışılması, her iki
sektörde de var olan sorunların çözümü için etkin politikaların belirlenmesi,
yasal ve idari boyutta bakanlıkların görev ve sorumluluklarının tekrar gözden
geçirilmesine gereksinim bulunmaktadır. Çevrenin korunması,
doğal, tarihî ve kültürel değerlerimizin gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde
aktarılması için su ürünleri yetiştiricilik faaliyetlerinin etkin bir şekilde
planlanması, çevreye ve turizme zararlı etkilerinin en aza indirgenmesi zorunlu
hâle gelmiştir. Turizm ile balık
çiftliklerinin uyumlu bir biçimde, birbirlerini engelleyen değil, birbirlerini
tamamlayan sektörler olarak organize edilmesi gerekmektedir. Gelişmiş ülkeler
bunu nasıl başardıysa, biz de başarmak zorundayız. Üniversitelerimizi, su ürünleri
fakültelerimizi, çevre mühendisliği bölümlerimizi bu çalışmaların içine katmak
durumundayız. Bodrum
kıyılarındaki çiftliklerde, biz bu araştırma önergesini verdikten sonra oluşan
tonlarca balık ölümü ve milyarlarca zarar da konunun ne kadar elzem olduğunun
önemli bir göstergesidir. Her ne kadar su sıcaklık farkından olduğu söylense de
ve bu doğru da olsa, sonuç itibarıyla orada ciddi zarar oluşmuştur. Bu,
üreticinin de altından kalkmakta zorlanacağı bir yük hâline gelmiştir. Değerli
arkadaşlarım, yukarıda açıklamaya çalıştığım gibi, var olan sorunların çözümü
ülke ve bölge ekonomimizi yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle, verdiğimiz
önergeye desteğinizi bekliyor, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Ayhan. Söz sırası
Adıyaman Milletvekili Sayın Şevket Köse’de. Buyurun Sayın
Köse. (CHP sıralarından alkışlar) ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 23 milletvekili arkadaşımla
birlikte, Van Gölü’nün kirlilik nedenlerinin araştırılması ve Van Gölü havzası
turizminin geliştirilmesi için çözüm yollarının bulunması amacıyla Kasım
2007’de verdiğim Meclis araştırması önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım.
Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygı ve sevgiyle selamlarım. Van, birçok
medeniyete ev sahipliği yapmış ve köklü geçmişi olan bir ilimizdir. Van
ilimizin birikmiş birçok sorunu mevcuttur. Bu sorunlara yeterince müdahale
edilmediği için gün geçtikçe bu sorunlar daha da artmaktadır. Değerli
milletvekilleri, Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü, eşsiz özellikleriyle
kendisinden söz ettirmektedir. Bölgede “Van denizi” olarak da bilinen gölün
sodalı suyu, cilt ve deri hastalıkları üzerinde şifa veren bir etkiye sahiptir,
bundan dolayı Van Gölü “hayat denizi” olarak da anılmaktadır. Ama maalesef, bu
güzellikler gün geçtikçe insan eliyle öldürülmektedir, Van Gölü’nün güzelim
mavi ve yeşil rengi siyaha dönüşmektedir. Gölün kirlilik oranı yüzde 40
civarındadır. Gölde koli basili miktarı o kadar artmıştır ki, uzmanlar gölün
yirmi beş yıllık ömrünün kaldığını söylemektedirler. Bunun en büyük nedeni, Van
merkez kanalizasyon projesinin henüz bitirilememiş olmasıdır. Değerli
milletvekilleri, Van kanalizasyon şebekesi yapımına 1973 yılında İller Bankası
kanalıyla başlanmıştır. Ancak, geçen bu sürede, yaklaşık bin kilometrelik
şebekenin sadece 270 kilometrelik kısmı bitirilmiştir. Rakamlara bakılacak
olursa, projenin tamamlanması için yetmiş dört yıl daha beklemek gerekecektir.
Tabii, bu uygulamalarla yetmiş dört yıl sonra Van Gölü kalabilirse. Bu konuyla
ilgili bizim önerimiz, Van Gölü havzasının bir bütün olarak ele alınmasıdır.
Yani bir paket program düzenlenmeli ve bu havzanın sorunları bir bütün olarak
bu paket programda ele alınmalıdır. Van Gölü denince
akla gelen bir başka güzellik de Van’ın inci kefalidir, yani inci kefali
balığıdır. Bu balık dünyada sadece Van Gölü havzasında yaşamaktadır. Yalnız,
kirlilik ve aynı zamanda bilinçsiz avlanma nedeniyle inci kefali için tehlike
sinyalleri çalmaktadır. Değerli
milletvekilleri, Van ilimiz, ekonomisi tarım ve hayvancılığa bağlı olan bir
ilimizdir. Van’da yirmi iki yıl gibi uzun bir süre uygulanan olağanüstü hâl
yönetimi, sıcak çatışma ortamı ve yayla yasağı ile tarım ve hayvancılık bitme
noktasına gelmiştir. Doğal olarak, günümüzde Van’ın en büyük sorunlarından
birisi de işsizliktir. Özelleştirmeler ile kentlere sıcak para gireceği,
işsizliğin azalacağı ve ekonominin düzeleceği hikâyeleri Van ilimizde de aynı
hüsranla sonuçlanmıştır. Van ilimizde
çimento, süt, yem, yün iplik ve kundura fabrikaları nice zorluklarla kurulmuş,
günümüzde ise özelleştirilerek bitirilme noktasına getirilmiştir. Ayrıca Erciş
Şeker Fabrikası gibi kurumlarla Van’da özelleştirme devam etmektedir. Bunun
doğal sonucu olarak Van’da işsizlik, yoksulluk artmış ve böyle giderse artmaya
da devam edecek gibi görünüyor. Aynı zamanda, doğunun diğer kentlerinde de
olduğu gibi Van’da da köyden kente, batıya göç engellenemeyecektir. Değerli
arkadaşlarım, bütün bu sorunlarla birlikte Van’ın Kapıköy
Sınır Kapısı’nın sorunlarının da çözülmesi gerekir. 1994’ten beri Kapıköy Sınır Kapısı’ndan yapılan ithalat ve ihracat
sınırlamalara tabidir. Üstelik, hem ürün hem mevsim
hem de miktar sınırlamaları vardır, yani doğru düzgün bir ticaret
yapılamamaktadır. Sınır kapısının sorunu mutlaka çözülmelidir, çözüm yolu ise
ithali ve ihracı serbest olan malların ticaretinin sınırsız olmasıdır diye
düşünüyorum. Van’da ekonominin
kötü olması, doğal olarak ortaya kötü sonuçlar çıkarmaktadır. Ortaya çıkan kötü
sonuçlardan biri de akaryakıt kaçakçılığıdır. Van ilimiz ülkemizde akaryakıt
kaçakçılığının en çok görüldüğü illerden birisidir. Bu durumun önüne geçebilmek
için acilen önlem alınması gerekmektedir. Değerli
arkadaşlarım, Van’daki sorunlar saydıklarımızla bitmiyor. Van, elektrik
enerjisi açısından da oldukça sorun yaşayan bir ilimizdir. Enerjinin yetersiz
olması, sürekli düşen voltajlar zaten az olan sanayi kapasitesini de olumsuz
etkilemektedir. Halk sık sık kör karanlık içerisinde
kalmaktadır. Vanlı vatandaşlarımızı bu zor şartlarda bırakmaya hiç kimsenin ama
hiç kimsenin hakkı yoktur. Biliyorsunuz,
iktidar, seçim öncesinde kömür yardımlarıyla halkımızın gönlünü ve oylarını
kazanmaya çalıştı. Bu durum Van’da da geçerliydi. Dağıtılan kalitesiz kömür
nedeniyle Van’da çevre kirliliği ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oy avcılığı uğruna yapılan bu yardımların sonuçları düşünülmediği için, Vanlı
vatandaşlarımız zehir solumaktadır. Ayrıca, onlara bakacak sağlık personeli
sayısı da yetersizdir. Van’ın
sıkıntısını çektiği, en büyük sorunlardan biri de yetersiz sağlık personelidir.
Dolayısıyla, vatandaşlarımız yeterince sağlık hizmeti alamamaktadırlar. Sağlık personeli
açığı gibi, aynı zamanda eğitim alanında da personel açığı baş göstermektedir.
Sayın Millî Eğitim Bakanımız, kendileri Vanlı olmasına rağmen, Van’ın öğretmen
açığına çözüm bulamamıştır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; şu ana kadar saydığım Van’ın sorunlarının hiçbiri
çözülmeyecek sorunlar değildir, yeter ki bunları çözme isteği ve çabası olsun.
Maalesef, bizim göremediğimiz ise bu sorunu çözme isteği ve çabasının iktidarda
olmamasıdır. Van’ın diğer bir
sorunu ise iktidarın turizm potansiyeline yeterince yatırım yapmamasıdır.
Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü içerisinde kültürel, tarihî ve turistik
olarak büyük önem taşıyan Akdamar Adası vardır. Ayrıca, 8 tane tarihî camisi, 6
tane medresesi, 11 tane anıt mezarı ve kümbeti, 5 tane kilisesi, 5 tane
köprüsü, Muradiye Şelalesi ile daha birçok tarihî ve doğal zenginliği bulunan
Van ilimiz büyük bir turizm potansiyelini barındırmaktadır. Sayın
milletvekilleri, Van’a yapılacak turistik yatırımlar döviz getirisi ve istihdam
yaratıcı etkisiyle bu ilimize rahat bir nefes aldıracaktır. Bunun için, Van’da
başta yayla turizmi olmak üzere inanç, İpek Yolu, dağ ve doğa yürüyüşü, akarsu
ve mağara turizmi çok daha fazla desteklenmelidir diye düşünüyorum. Turizm
Bakanlığının turizmin tüm yıla ve ülke sathına yaygınlaştırılması politikası
çerçevesinde turizmin tüm yurda yayılması hedeflenmiş ve bu kapsamda çeşitli
çalışmalar başlatılmıştır. Bu planlama esnasında, Van ilimizin turizm envanteri 1994 yılında hazırlatılmış ve ilimdeki kültür ve
turizm değerleri tespit edilmiştir. Maalesef, bu çalışma bir değerlendirme
olmaktan öteye gidememiştir. Hem kaynak yetersizliği hem de yetkililerin
ilgisizliği sonucu planlar gerçekleştirilmemiştir. Vanlı vatandaşlarımız
sorunlarının çözümünü dört gözle bekliyor. Değerli
milletvekilleri, işte verdiğim önergeyle bu sorunların çözümü için bir an önce
harekete geçilmesini istiyorum. Bu önerge Van ilimizin ve Van Gölü’nün
sorunlarının çözümü için neler yapılması gerektiğinin araştırılması amacıyla
verilmiştir. Bu sorunların çözümünde turizmin çok önemli bir araç olarak
kullanılacağını düşünerek bu araştırma önergesini sunmaktayız. İktidarın da Van
konusunda hassas davranmasını ve araştırma önergemizi gündeme almasını dilerim. Sayın
milletvekilleri, gündemi çok meşgul eden bir konuya daha değinmek istiyorum.
Piyasada durgunluk olduğu söyleniyor, hâlbuki piyasada durgunluk değil kriz
yaşanıyor. 2000 krizine göre şimdiki krizin sonu isyana doğru gidiyor.
Tahtakale’de kepenkler iniyor, Ankara Anafartalar Çarşısı, İstanbul Mahmutpaşa ve Şişli esnafı çeklerini ve kiralarını
ödeyemiyor. Bir hafta önce Adıyaman’daydım, esnaf siftah yapmadan gününü
geçiriyor. İki gün önce Urfa’daydım, Urfalı esnafla konuşurken, dertlerini
dinlerken aynı konuyla karşı karşıya idim. Van’ın esnafıyla telefonda görüştüm
dün. Dün, Diyarbakır’dan ve Şırnak’tan bana telefon edenler vardı, bu illerin
hepsinin durumu birbirinden farklı değildi. Ekonomik tablo iktidarın çizdiği
gibi hiç de pembe bir tablo değildir. Ekonomik tablomuz pembe olamaz çünkü
kararlarımızı kendimiz veremiyoruz. Ekonomisi dışa bağlı olan ülkemizin doğal
olarak siyaseti de dışa bağımlıdır. Özellikle iktidara sesleniyorum: Unutmayın
ki borç almaya alışan emir almaya da alışır. Değerli
milletvekilleri, şimdi, şu, dün bir gazetede çıkan yazı, dikkatinizi çekmek
istiyorum: “Durgunluk değil kriz yaşanıyor.” Yani gerçekten 2000 yılının
krizini düşünüyorum, Antalya’da, Mersin’de, Eskişehir’de, Ordu’da, Adana’da,
Diyarbakır’da, Urfa’da, Van’da aynı kriz gelmek üzeredir, bu konuda hassas
davranmanızı diliyorum. Bu kriz gelirse 2000 krizinden daha tehlikeli olur diye
düşünüyorum çünkü esnafımız çeklerini ödeyemiyor, kiralarını ödeyemeyecek bir
durumdadır. Bunun sorumluluğunu biz ne derecede taşıyabiliriz bilemiyorum çünkü
kapanan şirketlerin sayısı her gün artıyor. Bu sene geçen yıla göre şirketlerin
kapanma sayısının oranı yüzde 53’tür. Pembe tablolarla işi geçiştirmeyelim
lütfen. Bu önergeme
destek verirseniz Van ilimiz için şimdiden size çok teşekkür ediyorum, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Köse. Söz sırası İzmir
Milletvekili Sayın Bülent Baratalı’da. Sayın Baratalı…
Yok Artvin
Milletvekili Sayın Metin Arifağaoğlu. Buyurun Sayın Arifağaoğlu. (CHP sıralarından alkışlar) METİN ARİFAĞAOĞLU
(Artvin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Artvin Cerattepe’deki
madencilik faaliyetlerinin çevreye yapacağı etkilerin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılması konusunda,
önerge sahibi olarak söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce heyetinizi ve
izleyenleri saygıyla selamlıyorum. Artvin’in meşhur
Efkâr Tepesi vardır. Efkâr Tepesi’nden bakınca 200 rakımlarda Çoruh Nehri’ni
görürsünüz. Şehir, 500-550 rakımlarda kurulmuştur. 1.000-1.100 rakımlarda, boğa
güreşlerinin yapıldığı Kafkasör mesire yeri vardır.
Yüksek boylu gür ormanlarla kaplı bulunan Kafkasör
mesire yeri, Artvin’in önemli rekreasyon alanlarından
biridir. Kafkasör’den biraz daha yükselince 1.700
rakımda Cerattepe maden sahasına ulaşılır. Cerattepe maden sahası, 7/2/1991
tarih ve 1514 sayılı kararnameyle turizm merkezi kabul edilip Hatila Millî Parkı sınırları içinde kalmıştır, ancak
sonradan Millî Park sınırlarının daraltılması ile Cerattepe,
Millî Parkın sınırları dışında bırakılmıştır. Bu önemli
coğrafyada bakır ve altın madeni çıkaracak firmanın doğaya ve Artvin’de
yaşayanlara zarar vereceği yönünde halkın endişeleri vardır. Tükenen ve
yenilenemeyen kaynaklardan olan madenlerin işletilmesinin insanlara ve doğal
hayata doğrudan zararlı etkileri olduğu, dünyada ve Türkiye’deki örnekleriyle
bilinmektedir. Gerekli tedbirlerin alınması durumunda bile madencilik,
bulunduğu coğrafyanın özelliklerine bağlı olarak ciddi ve önemli zararlar
ortaya çıkarmaktadır. Hava, su ve toprakta kirlilik oluşturarak canlı yaşamı
tehlikeye atması yönünde Artvinliler büyük endişeler taşımaktadırlar. Artvin Cerattepe bölgesi, Kuzeydoğu Anadolu Bitkisel Çeşitlilik
Merkezi olarak tanımlanan alan içerisinde, ülkemizdeki yüz yirmi önemli bitki
alanından biri olan Doğu Karadeniz Dağları Önemli Bitki Alanı içerisinde yer
almaktadır. Karçal Dağları, Çoruh Vadisi ve Artvin’de
tanımlanmış önemli bitki alanlarıdır. Ayrıca Fıstıklı köyü civarında yaklaşık
100 hektarlık fıstık çamı ormanı Artvin’de bitkisel zenginliği gösteren önemli
kanıtlardan biridir. Yemyeşil Artvin’imizin hemen tepesinde yer alan Cerattepe maden sahasının şehir merkezine çok yakın oluşu,
burada yaşayanların endişelerini her geçen gün artırmaktadır. Cerattepe maden sahasının
hemen altında yer alan Kafkasör Turizm Merkezi,
Artvin ilinin en eski, en yoğun kullanılan tek rekreasyon
alanıdır. Bu alan uzun yıllardır boğa güreşlerinin de yapıldığı Kafkasör Festivali’ne ev sahipliği yapmakta ve on binlerce
kişiyi konuk etmektedir. Kafkasör yıl boyu Artvin ve
yakın çevre halkının her yıl artan taleplerini karşılamaya devam etmektedir. Bu
talebin büyüklüğü ve devamlılığı sonucu, alanın büyük bir bölümü Çevre ve Orman
Bakanlığı tarafından kent ormanı olarak ilan edilmiş ve rekreasyon
kapasitesi artırılmıştır. Bahsedilen kuşkulardan dolayı Cerattepe
mevkisinde yapılacak maden çalışmalarının Artvin’e ve Artvin’de yaşayanlara
zarar vermeyeceğini ve yaşam kalitesini bozmayacağını söylemek kolay değildir.
Bu, bilimsel araştırma ve incelemeyi gerektiren çok önemli bir konudur. Artvinlilerin
madencilik konusunda Murgul’dan tecrübesi vardır. Biliyorsunuz, Murgul
ülkemizin en büyük bakır yataklarına sahiptir. Cumhuriyetin ilk yıllarından
başlayarak 1980’li yıllara kadar Etibank Murgul İşletme Müdürlüğü olarak blister bakır üretimi yapılmıştır. Ancak, 1968 yılında
kurulan Bakır İşletmeleri Anonim Şirketi de 1972’den 2005 yılına kadar konsantre bakır üretimi yapmıştır. Sonradan, bilindiği gibi,
Etibank Karadeniz Bakır İşletmelerine devrolmuştur ve Karadeniz Bakır
İşletmeleri de özelleştirme kapsamında satılmıştır. Murgul’un Damar
beldesinde bulunan maden sahasının kırk yıl öncesini ve bugününü ben biliyorum,
burada yaşayanlar da biliyor. “Bu bölgede doğa tahrip edilmemiştir, Murgul
Nehri masmavi akıyor, kirlilik yoktur.” diyebilecek bir kişi var mıdır? Elbette ki yoktur. Doğa hâlen daha tahrip ediliyor. Maden sahanıza
çıkmanıza gerek yok, Murgul Nehri’ni görün yeter. Kirliliğin boyutlarını Murgul
Nehri’nde görebilirsiniz. Murgul Nehri’nin
kabul edilemez bu vahim durumu için Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu’na yazılı soru önergesi verdim. Çözüm düşünüyorlar
mı? “Bugüne kadar böyle geldi, böyle gidecek.” mi diyorlar, yoksa “Kirliliği
önlemeye yönelik rehabilitasyon projemiz var.” mı
diyecekler? 21’inci yüzyılda artık doğa kirletilemez, mutlaka kirliliği önleme
projeleri vardır. En kısa zamanda devreye sokacakları yönünde cevap
vereceklerini umut ettim, ancak böyle bir cevap alamadım, verilen cevabı da
hiçbir zaman tatmin edici bulamadım. Sayın Bakanın bu
kürsüden kısa bir müddet önce “Çevreyle uyumlu madenciliğe evet, vahşi
madenciliğe hayır.” dediğini biliyoruz. Bu söylem çok güzel. Bu
şekilde madenciliğe kimse itiraz edemez, ancak söylemlerle uygulamalar
örtüşmüyor. Sayın Bakan ya Murgul’u bilmiyor ya da Sayın Bakana Murgul hakkında
yanlış bilgi veriliyor. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim
üyeleri Cerattepe için duyarlılık göstermişler, maden
sahası ve çevresinde ayrıntılı incelemeler yapıp konuyu en ince detayına kadar
araştırmışlar, Cerattepe’de yapılacak olan
madenciliğin olası zararlarını içeren ayrıntılı akademik görüş
yayınlamışlardır. Öğretim üyelerinin hazırlamış olduğu bu önemli raporun sonuç
kısmının son kıtasını sizlere aktarmak istiyorum: “Artvin Çoruh Üniversitesi
Orman Fakültesi, Artvin Cerattepe yöresinde altın ve
bakır madeninin çıkarılması sırasında geriye dönülmez çevresel bozulmaların
yaşanacağına inanmakta ve çevresel sorunların yaşanmayacağı yöntem, teknoloji
ve kuralların tam olarak ortaya konulana dek, yapılması planlanan madencilik faaliyetlerinin
durdurulmasının kamu yararına uygun olduğunu düşünmekte ve
tarihsel bir sorumluluk bilinciyle bu raporu kamuoyuyla paylaşmayı yine tarihî
bir görev olarak görmektedir.“ İşte bu raporun
altında 22 bilim adamının imzası vardır. Ayrıca, Cerattepe’yle
ilgili Yeşil Artvin Derneği ve Artvin Barosunun takip ettiği dava vardır. Kısa
bir süre önce Rize Bölge İdare Mahkemesi de buradaki çalışmaların durdurulması
yönünde karar vermiştir. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına
sahip olduğu, çevreyi geliştirmenin ve çevre sağlığını korumanın ve çevre
kirliliğini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu Anayasa’mızın
56’ncı maddesinde belirtilmektedir. Sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir
çevre ilkesine bağlı kalarak herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama
hakkına sahip olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Ekonomik gelişmenin de ülke
ekonomisi açısından önemi inkâr edilememekle birlikte, sağlıklı yaşamın
ekonomik gelişmeye feda edilemeyeceğine inanıyorum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) METİN ARİFAĞAOĞLU
(Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Buyurun.
METİN ARİFAĞAOĞLU
(Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; çevreyle ilgili yirmi dört
ayrı Meclis araştırma önergesi birleştirilerek ön görüşmeler yapılmaktadır.
Madencilik konuları için ayrı bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasının doğru
olacağını düşünüyoruz, ancak bu birleştirme yapılmıştır. Araştırma
komisyonu kurulmasına destek vereceğinizi umut ediyor, yüce heyetinizi tekrar
sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Arifağaoğlu, teşekkür ederim. Söz sırası Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan’a aittir. Sayın Akcan,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan ve
çevreyle ilişkili, çevre kirliliğiyle ilişkili, çevre korumasına yönelik olarak
verilmiş araştırma önergelerinin görüşüldüğü bu oturumda, Eber Gölü’yle ilgili
olarak vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, biraz önce söz almış olan Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Artvin
Milletvekilinin de ifade ettiği gibi Meclis Başkanlığına verilmiş olan çok
sayıda, değişik konularda önerge vardır. Sayın Çevre ve Orman Bakanımız, konuya
başlarken Hükûmet adına söz almış ve konuyu
açıklaması sırasında “Önergeleri bir araya getirdiğimiz zaman, bunların genelde
balık çiftlikleri, termik santrallerin çevreye tesirleri, maden arama
faaliyetleri ve su kaynaklarının kirlenmesiyle alakalı olduğunu görüyoruz.”
şeklinde ifade kullanmıştır. Gerçekten de ele alınan önergeler bu dört grupta
toplanmakta. Bunlardan belki balık çiftlikleriyle su kirliliğinin en fazla
birbiriyle ilişkisi olabilir. Bu itibarla da
toptancı bir anlayışla bu konunun, dördünün bir arada ele alınarak bir Meclis
araştırma komisyonu kurulup inceletilmesi sanki bizi sonuca götürmeyecek gibi
izlenim vermektedir. Bu itibarla hiç olmazsa bu kadar birbirleriyle alakası
olmayan konunun bir arada ele alınmasının, çok sayıda komisyon üyesi seçerek
incelettirilmesinin –Meclis adına- sanki daha doğru olacakmış gibi geldiğini
huzurlarınızda ifade ederek, Eber Gölü konusuna geçmek istiyorum. Değerli
milletvekilleri, uygarlığın beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihî mirasa sahip
olan ülkemizin bu zenginlikleri eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmekte ve
zenginleştirilmektedir. Ancak özellikle 20’nci yüzyılın ikinci yarısında baş
döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel gelişmeler, çevresel
değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde getirmiştir. Yer altı su
düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü, sanayide ve tarımda su
kullanımının son derece artması ve yanlış tarımsal sulama teknikleriyle Eber
Gölü’nden kontrolsüz su alımı, bunların beraberinde yaşanan kuraklık gibi
nedenlerle doğal kaynaklarımız hızla tükenmekte ve tükenme eğilimine
girmektedir. Türkiye doğal zenginlikleri arasında önemli yere sahip olan
göllerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Eber Gölü bu kötü kaderi yaşayan göllerimizden
biridir. Türkiye’nin 12’nci büyük gölü olan Eber Gölü, Afyonkarahisar
ilinin Bolvadin, Çay ve Sultandağı ilçeleri sınırları içerisinde bulunmaktadır.
Gölün su seviyesi ve göl alanı mevsimlere ve yıllara
göre farklılık göstermektedir. 1961-1991 yılları arasında en düşük su seviyesi
Ekim 1991’de görülmüştür. Buna göre su kotu Göl, eski
zamanlarda Akşehir Gölü ile büyük, tek bir göl hâlinde, özellikle ilkbaharda
aşırı yağışlar ve kar erimesinden sonra oluşan sellerle birlikte sanki müşterek
bir gölmüş izlenimini verirken, bugün apayrı ve aralarında kilometrelerce
mesafe olan iki göl hâline gelmiştir. Eber Gölü’nden
Akşehir Gölü’ne fazla suyu aktarmak için bir kanal açılmış durumdadır. Ancak,
Eber Gölü’nün küçülmesi sonucu su aktarılamamış, bu da Akşehir Gölü’nün sularının
çekilmesine ve onun da küçülmesinin bir nedeni olarak sonuç getirecek tarz
almıştır. Gölün etkilediği
alanda tarıma dayalı sanayi ürünleri, kamış üretimi, balıkçılık gibi halkın
önemli geçim kaynakları tükenme noktasına gelmiştir. Kırk çeşit balık, iki yüze
yakın kuş türüne ev sahipliği yapan Eber Gölü ve çevresindeki canlı çeşitliliği
de gün geçtikçe azalmaktadır ve yok olmaktadır. Geçimini
balıkçılıkla sağlayan vatandaşlar köylerini boşaltmaya başlamışlardır. Geçim
sıkıntısı içine düşenlerin, yani doğduğu yerde doyamayanların haklı olarak
başka yerlerde doymak için yer aradıkları bir Türkiye gerçeğidir. Değerli
milletvekilleri, Eber o 165 kilometrekareye varan geniş havzaya sahip iken, o
bölgede yaşayan insanların en önemli geçim kaynağı hayvancılık ve bu sırada da
bataklık hayvanı olarak tipik şekilde karşımıza çıkan mandanın üretimi doruk
noktalara ulaşmıştır. Bugün Eber’in yok olmasına paralel olarak havzada manda popülasyonu da yok olma sürecine girmiştir. O bölgede yetişen
çayır otlarının biçilmesiyle -kaliteli besleme değeri samana göre çok yüksek
olan çayır otlarının biçilmesi- kışın girilemeyen veya üzerinde faaliyet
yapılamayan gölü hayvancılığın ana destekçisi olarak kullanma eğilimi söz
konusu olduğu için, kışın dahi tarıma hizmet eder hâlde olmuştur. Değerli
milletvekilleri, o bölgede var olan ekosistemin etkisiyle Türkiye’de üretilen
makarnalık buğdayın ana havzası Eber Havzası olmuştu. Bir sert buğday tanesini
kırdığınızda net olarak kırık cam parçasının gösterdiği manzarayı gösterir bir
yapıya sahiptir o bölgede yetiştirilen sert buğday, makarnalık buğday. Bir garip tecelli
ki, bugün -Bolvadin Eber’in en önemli kıyısına sahip ilçesi- Bolvadin adı
altında Amerika Birleşik Devletlerinin Montana
Bölgesindeki ekmeklik buğday, dünya buğday popülasyonu
içerisinde literatüre geçmiş ve yoğun bir şekilde o bölgeden götürülmüş olan
buğdayın ABD Montana bölgesinde yetiştirildiğini
bilmekteyiz ve orada üretilen ekmeklik buğday bugün stoklarımız azaldıkça bize
Amerikan buğdayı olarak ihraç edilmekte, biz ithal etmekteyiz ama çeşidin adı
Bolvadin buğdayıdır. Değerli
milletvekilleri, gelişen dünya şartlarına karşılık, gerileyen doğal kaynaklarda
tarımın sürdürülebilir bir şekilde yapılması için mikro havzalar
oluşturulmaktadır. Değerli milletvekilleri, bu Eber Havzası’nda oluşan, Sultan
Dağlarının kuzeyine düşen Eber’de oluşan bu mikro havza ile dünyanın en kaliteli ve dünyanın her
bir köşesine ihraç ettiğimiz meşhur Sultandağı kirazı üretilmektedir ve oradaki
Sultandağı kirazını diğer bölgelerden ayıran en önemli özellik Eber’in sebep
olduğu mikro havzanın etkisidir. İşte, bu yüzden çok boyutlu bir hâl arz eder
Eber. Eber bir
kültürdür. Osmanlı, Mısır seferine giderken, Yavuz’un döneminde, orada yapılmış
bir köprü var. O köprü, Çay’ın Eber beldesine, göle ismini veren belde ile
Bolvadin arasında bir köprüdür ve taş yolla köprüye ulaşılmaktadır. Bu köprünün
altmış üç gözü bulunmaktadır. Bu benim Bakanlığım sırasında yaptığımız bir
ihaleyle restorasyona alınmış ve restorasyonu hâlâ
devam etmekte olan bir köprümüzdür, bir kültürdür, bir tarihtir ama maalesef
Eber’in en önemli besleyicisi olan Akarçay’ın hiçbir
kolu, bir damla suyu dahi… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Akcan. ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) - …bu altmış üç gözün herhangi bir yerinden akmamaktadır, zira o
gözlerin altında su yoktur bugün. Bu vahim bir tablodur, belki Eber’in içine
düştüğü durumu izah etmede, orada niye bu köprü yapıldı sorusuna verilecek
cevapla şimdiki hâlini yan yana koyduğumuzda Eber’in kötü kaderini tayin etme
veya anlama şansını yakalarız. Değerli
milletvekilleri, su azaldıkça Afyon’un, Afyon’ FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Her şey Afyon’a Sayın Bakan! Malatya’ya hiçbir şey yok,
her şey Afyon’a! BAŞKAN – Sayın
Akcan, teşekkür ederim. Söz sırası Van
Milletvekili Sayın Türkmenoğlu’na ait. Buyurun Sayın
Türkmenoğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar) KAYHAN
TÜRKMENOĞLU (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 20’nci, 21’inci,
22’nci Dönemler süresi içerisinde havzamızla ilgili, yani Van Gölü’yle ilgili
burada birçok milletvekili arkadaşlarımız bu Meclis Divanına önergeler
vermişlerdi, ancak bugüne kadar bu önergelerimiz gündeme alınmış ama
görüşmelerini bir türlü yapamamıştık. Onun için şanslı bir milletvekili olarak
bu konuda “çevre kirliliği” adı altında kurulacak komisyonda havzam olan Van
Gölü’nün de yer alması beni mutlu etmiştir. Bunun için teşekkür ediyorum. Değerli
milletvekilleri, çok güzel bir söz var: “Suyun, yeşilin olduğu yerde medeniyet,
çölün olduğu yerde sefalet var.” Çok şanslı insanlarız. Ülkemizin her tarafında
bolca sular, bolca yeşillikler ve buna bağlı olarak da medeniyet ve kültür
ülkesi olduğumuz için aynı zamanda şanslı insanlarız. Ancak şu kadar kıymetli
hazinelerimizin olmasına rağmen, bu kadar tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz
olmasına rağmen, acaba bunları iyi değerlendirebiliyor muyuz, bunlara iyi
bakabiliyor muyuz ve bunları iyi tanıtabiliyor muyuz noktasında geçmiş
dönemlerden bugüne kadar birçok kuşkular ve birçok temenniler bu kürsüden ifade
edilmiştir. AK Parti
İktidarımız döneminde, son beş yıl içerisinde, bize tarihî miras bırakılan
hanlar, hamamlar, medreseler, camiler, külliyeler, kiliseler bir şekilde
bakanlığımız tarafından restorasyon çalışmalarıyla
eski hâline döndürülüp turizmin hizmetine sunulmaktadır. Benim havzam da
tarih, kültür iç içe olan ve içinde suyu olan ve Türkiye’de en mükemmel
köşelerden bir yer olan Van Gölü havzası, geçmiş tarihine baktığınızda
Perslerden, Medlerden, Urartulardan, Selçuklulardan,
Osmanlılara kadar birçok medeniyete beşiklik etmiştir, hatta benim ilim Urartu
Krallığının başkentliğini yapmıştır. Bugün Urartu Krallığının kalıntılarını
İsrail müzelerinde, Fransa’da, İngiltere’nin müzelerinde görmekteyiz. Van Gölü çok
enteresan bir göldür. Bunu geçen, gündem dışı söz aldığımızda da ifade ettim. Van Gölü’nün enteresan oluşu, 2,5 milyon yıl önce yerküre meydana
geldiği zaman küçücük bir su kalıntısı olan göl, 790 bin yıl önce göl hâlini
almış, 2.800 yıl önce de yanı başında bulunan Nemrut krater dağının, volkanik
dağının patlaması sonucu lavların Muş Ovası’nın önünü kesmesi sonucu bir lav
set gölünü almıştır. Denizden yüksekliği 1.700 metredir. Yani,
İstanbul’daki Marmara Denizi ile… Benim “Van Gölü” diye tabir ettiğim, aslında
yöresel itibarıyla “Van Denizi” dediğimiz göl, Evet, Van
Gölü’nün etrafında bir tarih yatar değerli milletvekilleri. Van Gölü’nün
etrafında “Çavuştepe” denilen, Urartulardan kalma bir
yapı var. Bu, dünyanın en eski kanalizasyon örneğini temsil eder. Van Gölü’nün
ortasında, 1918 yılında terk edilmiş Akdamar Adası var, bugün kilisedir. Bunun
da AK Parti İktidarında Hükûmetimiz, Bakanlığımız
tarafından restorasyonu yapıldı ve turistlerimizin
hizmetine sunulmuştur. M. NURİ YAMAN
(Muş) – Kiliseler Birliği yaptı, Kiliseler Birliği! KAYHAN
TÜRKMENOĞLU (Devamla) – Martıların üreme yeri Çarpanak
Adası’dır. Karakoyunluların başkenti Erciş’tir. Süphan
Dağı -Adilcevaz eteklerindedir- Van Gölü’nün koruyucusudur. Orta Doğu’nun
şatosu Hoşap Kalesi’dir. “Yukarı Deniz”in mavisi ve dağların sarısı Van
kedisini ortaya çıkarmıştır. Van kedisi, Abdülhamid
sarayında yaşamıştır, Van kedisi bir saraylıdır. İsa’dan önce binlerce yıllık
uygarlığa beşiklik eden Van Gölü’nün, kısacası kıyafeti deniz, bedeni göldür. Değerli
milletvekilleri, bu göl tarihin bize bıraktığı bir mirastır. Bizden, nasıl,
yedi yüz doksan bin yıl önce buraya gelen bir göl, bizden sonrakilere de miras
olarak kalacaktır. Bunun için -bizim en önemli görevlerimizden birisi de- Van
Gölü havzamızın korunması, kollanması ve her türlü kirliliğe karşı önlem
alınması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili, çeşitli dönemlerde hükûmetlerimiz çalışma yapmıştır. 1978 yılında Turizm
Bankası Van Gölü çevresi için bir master plan yapmış,
sonuç alınamamış. 1946, 1974, 1994, 1997 yıllarında çalışmalar yapılmış, yine
sonuç alınamamış. 1991 yılında Turizm Bakanlığı dört ilçeyi turizm alanı ilan
etmiş, yine netice alınamamış. Ancak, tabii ki
bizim gölümüzün içerisinde, sodalı gölde canlı yaşamaktadır. Bu da çok
ilginçtir. Van Gölü’nde soda oranı 0,018’dir, pH
oranı 9,8’dir. Bu, tuzluluk oranının insanı ve gölü rahatsız etmediğinin
ifadesidir. Ama, ilginç bir yanı daha vardır: Van
Gölü, etrafındaki şehirlerle beraber, büyüyen kentlerle beraber, artık, 1,5
milyona yakın insanın katı atıklarının arıtılmadan deşarj edilmesiyle karşı
karşıyadır. Son ölçümlere göre Van Gölü’nde koli basili oranı, Van Gölü
çevresinde 2 binlerde, Tatvan ve çevresinde 4 binlerdedir. Normal olması
gereken de 100 mililitrede 700’dür. Bu, Van Gölü’nün ne kadar tehlikeyle karşı
karşıya kaldığının rakamsal ifadeleridir. Van Gölü, aynı
zamanda gizemli bir göldür. Çünkü araştırmalar sonucu -birçok uluslararası ve
ulusal araştırmacılarımız- Van Gölü için, Van Gölü’nün altında uranyum
yataklarının olduğundan bahsedilmektedir ve Van Gölü’nün bir şekilde Hazar
Denizi’yle de bağlantılı olduğunu ifade etmektedirler. Bunun da gizemliliğini
korumasının sebebi… Bunun da bir şekilde araştırılması gerekiyor. Çünkü son on
yılda Van Gölü (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Türkmenoğlu. KAYHAN
TÜRKMENOĞLU (Devamla) - 58 ve 59’uncu Hükûmetlerimizin
yaptığı icraatlar şunu ifade ediyor: Yaptıklarımız yapacaklarımızın
teminatıdır. Eğer üç dönemdir buraya önergeler gelip de gündeme alınmıyorsa,
bugün Van Gölü’yle beraber Türkiye'nin çeşitli gölleri ve çevreyle ilgili
çeşitli önergeler bir önerge altında birleşiyorsa bu şu demektir: Artık bundan
sonra bakanlıklarımız ve ilgili birimlerimiz bu konunun hassasiyeti üzerinde
durmuşlardır. Bu konuda
yapılacak olan bütün çalışmalarda emeği geçenlere şükran duyuyorum ve bu
önergeyi de sonuna kadar desteklediğimizi ve bu önergenin de ilimiz, ülkemiz
için, güzellikleri için, çevresi için, temizliği için hayırlara vesile olmasını
temenni ediyor, hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Türkmenoğlu. Söz sırası
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’a
aittir. Buyurun Sayın Paksoy. (MHP sıralarından alkışlar) MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afşin-Elbistan
Termik Santralinin çevreye etkileri hakkında önerge sahibi olarak görüşlerimi
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizleri televizyondan
seyreden vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Bugün dünyayı ve
ülkemizi bekleyen en önemli tehlike, dünyayla birlikte üzerinde yaşayan tüm
canlıları erken bir ölümün eşiğine hızla sürükleyen çevre sorunlarıdır.
Bakınız, çevre sorunlarının, çevre kirlenmelerinin sonucu olarak dünyada her
yıl ortalama 11 milyon çocuk hava kirliliği nedeniyle ölmektedir. Yaşama
alanlarının yok olması nedeniyle yeryüzündeki canlı türlerinin beşte 1’i yirmi
yıl içerisinde yok olacaktır. Küresel ısınma nedeniyle iklim değişiklikleri
yaşamı tehdit etmekte, ozon tabakası görevini yapamaz hâle gelmektedir. Çarpık
kentleşmenin neden olduğu hava ve gürültü kirliliği insan sağlığını olumsuz
etkilemekte, sanayi atıkları doğayı kirletmektedir. Oysaki güneş, toprak, su ve
hayvanlar insan hayatının devam edebilmesi için olmazsa olmazlardır. 1970’li yıllar
artan enerji ihtiyacının giderek hızlandığı yıllar olup Türkiye o yıllarda bu
ihtiyacı karşılamak için termik santrallere yönelmiştir. Yapımları sırasında
projelerinde hiç gözükmeyen ve öngörülmeyen birçok çevre sorunu, termik
santraller ile Türkiye gündemine girmiştir. İşte bugün bu oturumun ana gündem
maddesi olan Afşin-Elbistan Termik Santrali de maalesef bunlardan birisidir.
Hepinizin bildiği gibi, ülkemizde belirlenen 9 milyar ton linyit rezervinin 4
milyar ton ile en büyük bölümü Afşin-Elbistan havzasında yer almaktadır. Hâlen
işletilmekte olan A ve B ünitesi dışında planlanan C, D, E ve F olarak
adlandırılan bir seri termik santrallere karşılık gelmektedir. Elbistan linyit
rezervleri doğal gaz ile mukayese edildiğinde yakıt olarak maliyeti doğal gazın
dörtte 1’i oranında olup doğru bir planlama yapılarak değerlendirilmesiyle
ülkemiz toplam 60 milyar dolar tasarruf sağlayacaktır. Ayrıca, kurulacak
santrallerde direkt olarak 20 bin kişi istihdam edilebilecek olup konunun önemi
daha açık olarak anlaşılmaktadır. Santral
Türkiye'nin dördüncü büyük ovası olan Afşin-Elbistan Ovası’na
kurulu olup çevresinde yaklaşık 250-300 bin nüfus yaşamaktadır.
Maalesef, bu vatandaşlarımız Afşin-Elbistan Termik Santralinin aşağıda belirteceğim
olumsuz koşullarından dolayı aşırı derecede etkilenerek telafisi imkânsız
hasarlara maruz kalmaktadır. Linyit, düşük
kaliteli ve yüksek derecede kirlenmeye yol açan bir yakıt kaynağı olup oluşan atıklar
çevre sağlığını değişik biçimlerde olumsuz olarak etkilemektedirler. Bacalardan atılan
kükürt ve azot oksitlerin atmosferde tepkimeye girerek oluşturduğu sülfürik
asit ve nitrik asit yağmuru yalnız canlılar için değil, taş yapıtlar ve eski
sanat yapıları için de önemli bir tehlike oluşturmaktadır. Diğer en önemli
tehlike, santralin bacasından kanserojen etkili uranyum maddesi atılmakta ve
kül yığınları çevreye radyoaktif madde yaymaktadır. Bunun sonucu
olarak, onkoloji hastanesinin verilerine göre, yöredeki kanser vakalarının
santral kurulmadan önceki yıllara göre tam 5 kat oranında artış gösterdiği
belirtilmiştir. Ayrıca, Afşin ve Elbistan çevresinde yaşayan insanların
birçoğunda kanser, kalp ve damar hastalıklarında patlama olduğu vurgulanmaktadır.
Profesör Doktor Murat Tuncer, uluslararası bir
panelin sonuç bildirgesine istinaden, Afşin-Elbistan Termik Santralinin
radyoaktif materyaller atması nedeniyle çevredeki insanların akciğer kanserine
yakalandığını ve bu tür kanserden kurtulma ihtimalinin olmadığını belirtmiştir.
Yine, Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Mehmet Şahin ve Çukurova
Üniversitesinden gelen 3 kişilik profesörler heyetinin verdiği raporlarda ise
“Bu kül ve dumanın havaya böyle savrulması devam ettiği takdirde bölgede toplu
ölümler olabilir.” denilmektedir. Ayrıca, Sütçü
İmam Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Kahramanmaraş
Afşin-Elbistan sağlık ve çevre il müdürlüklerince defalarca raporlar tutulmuş
ve ilgili makamlara ulaştırılmasına rağmen hâlen Afşin-Elbistan Termik
Santralinde şartların iyileştirilmesine yönelik olarak hiçbir gelişme olmadığı
gözlemlenmektedir. Bu tutulan raporlarda, özet olarak, dünya normlarına göre
metreküp başına 150 mikrogram olması gereken kirlilik miktarı, santralin faaliyetlerinden
ötürü 1.500 miligrama çıkmakta olduğu belirtilmektedir. Santralin en yakınında
bulunan Çoğulhan kasabasında kanser vakaları dikkat
çekici boyutlara ulaşmıştır. Hava kirliliğinden bebeklerin ve gelişme çağındaki
çocukların, gebe ve emzikli kadınların, yaşlıların kronik dolaşım ve solunum
sistemi hastalıkları olanların daha kolay etkilendikleri göz önüne alındığında
Afşin-Elbistan yöresinde durum daha vahim bir hâl almaktadır. Örneğin, bir
yılda Elbistan Devlet Hastanesine başvuran 5.700 kişide üst solunum yollarından
teşhis konulmuştur. Sayın milletvekilleri, Afşin-Elbistan Linyitleri Müessese
Müdürlüğünde çalışan bir grup tarafından açılan dava sonucunda şöyle der, aynen
okuyorum: “TEAŞ Termik Santrali ve Afşin-Elbistan Linyitleri Kömür İşletmelerinin
tüm üniteleri göz önünde tutularak tesisten çıkan toz ve gazlardan santral ve
işletmede çalışanların tümünün doğrudan etkilendiği ve tüm tesislerin bir açık
atölye gibi düşünülerek çalışanların tamamının fiilî hizmet süresi zammından
yararlandırılması gerektiği” belirtilmiş ve 2005 yılı itibarıyla da
onaylanmıştır. Termik santralde her gün yanan
kömürün partikülleri, kimsenin fark etmemesi için
özellikle gece bırakılmaktadır. Akşam park ettiğiniz aracınızı sabah küllerden
dolayı tanıyamıyorsunuz. Sayın
milletvekilleri, tarıma baktığımızda ise durum tek kelimeyle içler acısı. Afşin
Ziraat Odasının raporunda, tarım deposu Afşin-Elbistan Ovası’nın domates,
fasulye, nohut gibi ürünlerin artık yetişmediği, Türkiye’de tüketilen
fasulyenin yüzde 30’u bu bölgede yetişirken kirlilik dolayısıyla fasulyenin
olmadığı belirtilerek zararın önlenmesi için gereken önlemlerin alınması
gerektiği belirtilmiştir. Gelişmeyi değerlendiren Kahramanmaraş Sütçü İmam
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanlığı tarafından,
termik santralden çıkan gaz ve tozların bitkiler için ölümcül olduğu,
santralden çıkan kül ve tozların rüzgârla çevreye saçılması sebebiyle bölgedeki
tarım arazilerinde verimi düşürdüğü belirtilmiştir. Görülüyor ki Afşin-Elbistan
civarında düşük kaliteli linyit rezervini değerlendirmek amacıyla kurulmuş olan
termik santral baca gazı emisyonlarının ve santralden
sorumsuzca çevreye bırakılan uçucu küllerin santral çevresindeki insan, toprak,
su, hava ve bitkilere olumsuz etkisi önemli safhalara ulaşmıştır. Bu durum
yalnız yöre halkı değil, yerel, resmî ve özel kuruluşlar tarafından da tespit
edilmiştir. Bunun çözümü olarak A ünitesine acilen filtre sisteminin takılması,
B ünitesinde var olan sistemin çalışır hâle getirilmesi gerekmektedir. Yine,
Elbistan ve Afşin ilçelerimize doğal gazın bir an önce getirilmesi programa
alınmalıdır. Sayın
milletvekilleri, Anayasa’mızın 56’ncı maddesi “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir
çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak
ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmünü
getirmektedir. İnsanoğlunun en temel hakkı olan yaşama hakkı nefes almak olsa
gerek. Malumunuzdur, cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman “Olmaya devlet
cihanda bir nefes sıhhat gibi.” sözüyle sağlıklı alınan bir nefesin önemini
ortaya koymuştur. Havanın kurşun gibi ağır olduğu, çocukların okula giderken
ağızlarına, burunlarına mendil tıkadıkları bir yerde yaşamın zorluğunu
takdirlerinize bırakıyorum. Ancak, artık bu bölgede bıçak kemiğe dayanmıştır.
Bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak önerimiz, kurulmuş olan A ve B
ünitelerinin rehabilitasyon planları en kısa zamanda
yapılarak uygulamaya konmalı, ayrıca aynen GAP Master
Planı gibi, Afşin-Elbistan civarı için bir master
planı hazırlanmalıdır. Kurulması planlanan santraller için de projeler gözden
geçirilerek sağlıklı ve güvenilir bir şekilde ihaleleri yapılmalıdır. Bu
maksatla ancak bir bölümünü izah edebildiğimiz bölgenin içinde bulunduğu durumu
yerinde görmek ve tespitlerde bulunmak üzere en kısa zamanda bir komisyon
oluşturulmasını teklif ediyoruz. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Paksoy. MEHMET AKİF
PAKSOY (Devamla) – Kurulacak olan bu komisyon, Afşin-Elbistan Termik Santrali
civarında incelemeler yaparak, süratle gerekli tedbirlerin alınmasına vesile
olmalıdır. Eğer teklifimize destek verirseniz, ev sahibi sıfatıyla sizleri
ağırlamaktan onur duyarız. Son sözüm, sözün
sahibine, yani Hükûmete: Sürekli muhalefetten, yapıcı
olmadığından şikâyet ediyorsunuz, işte yapıcı muhalefet, işte hodri meydan! AB
dayatmalı Vakıflar Yasası’nda gösterdiğiniz, AB dayatmalı 301’de
göstereceğiniz, memleketin yüz yıllık geleceğini planladığınız Sosyal Güvenlik
Yasası’nda gösterdiğiniz çaba ve katkının bir bölümünü de bu önergemize destek
vererek gösterin. Yok, Kahramanmaraşlılara, Afşinlilere, Elbistanlılara, biz
zaten oyu alıyoruz bir şey yapmamıza gerek yok diyorsanız, o zaman, bu
kürsüden, başta hemşerilerim olmak üzere tüm Türkiye bizi iyi duysun, kim
samimi kim değil ak vicdanlarıyla karar versin, oyunu da, hakkını da helal edip
etmeyeceğine insanlar kendi karar versin. Beni sabırla
dinlediğiniz için hepinize şükranlarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Paksoy. Sayın
milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.52 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 19.07 BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap
GÜLPINAR KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Murat ÖZKAN
(Giresun) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 87’nci Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum. Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince gündemin "Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz. 1'inci sırada yer alan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve bu tasarıyla birleştirilen İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı'nın, Manisa Milletvekili
Şahin Mengü'nün, Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk
ve 19 milletvekilinin, Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu'nun,
İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 24 milletvekilinin ve Mersin Milletvekili
Ali Rıza Öztürk ve 12 milletvekilinin aynı konudaki
kanun teklifleri ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonları Raporları'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Devlet Memurları Kanunu ile Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi; Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün;
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve
19 milletvekilinin; 17.7.1964 Tarihli ve 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa
Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun; Engelli Memurların Emekliliğini Düzenleyen
5434 Sayılı Kanunun 39 uncu Maddesinin (j) Bendinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
3201 Sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen
Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”da
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı
ve 24 milletvekilinin; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 4 Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 12 milletvekilinin;
Sanatçıların Sosyal Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/465, 2/30, 2/31, 2/37, 2/64, 2/71, 2/79, 2/136, 2/147, 2/149) (S. Sayısı:
119) (x) (x) 119 S. Sayılı Basmayazı 27/3/2008 tarihli 83’üncü Birleşim Tutanağına eklidir. BAŞKAN –
Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. Sayın
milletvekilleri, ikinci bölümde yer alan maddelerin önerge işlemleriyle
birlikte oylamalarına devam edeceğiz. 42’nci madde
üzerinde beş adet önerge vardır. Önergeleri geliş sırasına göre okutup,
aykırılığına göre işleme alacağım. Birinci önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 42 nci
maddesi ile düzenlenen 5510 sayılı Kanunun 67 nci
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “birinci fıkrasının” ibaresinden
sonra gelmek üzere “(c) ve” ibaresi ve birinci fıkrasının (b) bendinde geçen “
“Bu kişilerin
sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten geriye doğru bir yıl içinde 90
günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, sigortalılık niteliğini yitirdikleri
tarihten itibaren 90 gün süreyle zorunlu sigortalılıklarından sonraki genel
sağlık sigortalılıklarından dolayı prim borcu olup olmadığına bakılmaksızın
bakmakla yükümlü olduğu kişiler dahil sağlık
hizmetlerinden yararlandırılırlar.” Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 42 nci maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin
dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Saygılarımla.
“60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında genel
sağlık sigortalısı sayılanlar, zorunlu sigortalıklarının sona erdiği tarihten
itibaren genel sağlık sigortası prim borcu bulunup bulunmadığına bakılmaksızın
doksan gün süreyle genel sağlık sigortasından yararlanırlar.” Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı
Kanun Tasarısının çerçeve 42 nci maddesi ile
düzenlenen 5510 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendindeki “30 günden” ibaresinin “6 aydan” ibaresiyle
değiştirilmesini, arz ve teklif ederiz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 42. maddesi ile değiştirilmek istenen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanunun 67. maddesinin a bendinde geçen “…toplam 30 gün…” ibareleri
yerine “…1 gün…” ibaresi olarak değiştirilmesini; b bendinin tamamen
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Şimdi,
maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım efendim. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 42. maddesi ile değiştirilmesi öngörülen
31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrasının (b)
bendinin madde metninden çıkarılarak diğer bentlerin buna göre teselsül
ettirilmesini ve (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
c) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (d) bendine tabi olan
genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yukarıdaki
bentlerde sayılan şartla birlikte, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihte
prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması, şarttır.” BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu efendim? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu efendim? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz. HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Mehmet Ali Susam konuşacak. BAŞKAN – Sayın
Susam, buyurun efendim. MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi görüşmekte olduğumuz 119
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik
önergesi aslında çok önemli bir sigortalı kesimi ilgilendiriyor. Yani geçmişte
“BAĞ-KUR” diye tanımladığımız bağımsız çalışanları, esnaf ve sanatkârları
ilgilendiren önemli bir yanı var. Az önce burada AK Parti Grup Başkan Vekili Sayın Bekir Bozdağ bir noktada konuşma yaparken “Biz öyle bir sağlık
reformu yaptık ki herkes hastanelere gidip muayene olabildi, herkes ilacını
alabildi ve biz, sosyal devlet olma gereğini yerine getirip her vatandaşımıza
baktık.” dedi, ben de yerimden “Doğru söylemiyorsunuz Sayın Bozdağ.”
diye müdahale ettim. Neden doğru
söylemiyorsunuz? Bir ay prim borcu olduğunda BAĞ-KUR’lulara
hastanelerde bakılabiliyor mu? BAĞ-KUR prim borcu olanların çocukları, anası,
babası, eşi sağlık hizmetinden yararlanabiliyor mu? Hayır, yararlanamıyor.
Şimdi yeni tasarıda da Sayın Bakan bir aya çıkardı. BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Altmış gün. MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) - Sizin partinizde esnaf teşkilatından gelme arkadaşlarımız “üç aya,
dört aya, beş aya çıksın” diye çırpınıyorlar; onu da engelledin az önce, iki
aya düşürdün. Nasıl oluyor arkadaş bu iş? Bunun bir hesabını yapalım beraberce. Sosyal güvenlik
sistemi içerisindeki işçiler, prim borcunu işveren ödemese de sağlık hizmetinden
yararlanıyor mu? Yararlanıyor. Memurlar, kurumları sağlık hizmetiyle ilgili
primini ödemese yararlanıyor mu? Yararlanıyor. Peki, esnaf ve sanatkâr,
bağımsız çalışan BAĞ-KUR’lular bir ay prim ödemediği
zaman neden sağlık hizmetinden yararlanamıyor? Bunlar sosyal devletin eşit
bireyi değil mi? Bunlar bu devletin özgür birer vatandaşı değil mi? Bunların
“sosyal devlet” gereği sağlık hizmeti almaları gerekmiyor mu? Alacağınız varsa,
bu alacağınızı devletin Kamu Alacaklarının Tahsili Yasası’na uygun olarak
mahkeme kanalıyla alırsınız. “Yok, sağlık
hizmetinden yararlanamaz.” diyorsunuz. Üstüne üstlük ne yapıyorsunuz biliyor
musunuz: Sağlık hizmeti vermediğiniz bu insanlardan, almadıkları sağlık
hizmetinin priminin faizini alıyorsunuz. Priminin faizini alıyorsunuz! Değerli
arkadaşlar, böyle bir adaletsizlik esnaf ve sanatkâra, BAĞ-KUR’luya
reva mıdır? Bugün BAĞ-KUR’lu prim ödemiyor. Bakın, Sosyal Güvenlik Kurumundan
açıklanan belgeye göre üçte 2’si prim borcunu ödemiyor. 3 milyon 376 bin BAĞ-KUR’ludan 2 milyon 150 bininin 2 bin YTL’nin üzerinde borcu
var. Yani 3 tane esnaftan 2 tanesi primini ödeyememiş. Bu ne demektir? 3
esnaftan 2 tanesi devletin sosyal hizmetinden ve sağlık hizmetinden kesinlikle
yararlanamıyor, ilaç alamıyor, çocuğunu götüremiyor. Peki, bu insanlar
neden bu kadar duyarsız? Neden bunlar primlerini yatırmıyor? Esnaf
ve sanatkârın devlete olan saygısından, bağlılığından kimsenin şüphesinin
olmadığı belli. “Devletin temeli, omurgası” dediğimiz esnaf, sanatkâr
neden primini yatıramıyor? Çünkü esnaf, sanatkâr ekonomik olarak çökmüş
durumda. Esnaf, sanatkâr bugün siftah yapmadan kepenk kapatıyor. Çünkü bugün,
esnaf, sanatkâr, ülkedeki haksız rekabet sonucu elindeki bütün varlığını yok
etmiş durumda. Siz bu insanları sağlık hizmetinden de yararlandırmayarak kenara
koyuyorsunuz. Değerli
arkadaşlar, övünüyorsunuz, diyorsunuz ki: “Biz herkese sağlık hizmeti
veriyoruz.” Buradan ilan ediyorum: Esnaf ve sanatkâra vermiyorsunuz. Beş
milyonun üzerinde yeşil kart dağıttınız. Beş milyonun üzerinde yeşil kart
dağıtılan insanların hizmet alması tabii ki devletin sosyal devlet olması
nedeniyle doğrudur. Ama esnaf ve sanatkâr bu devletin özgür, eşit bireyi değil
mi bu insanlara sağlık hizmeti vermiyorsunuz? Bunlar, yıllarca bu devlete
istihdam yaratmış, vergi ödemiş… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Susam. MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) - …iş yeri açmış -devletin yapamadığı istihdamı bu kesim yapmış-
ihracat yapmış, imalat yapmış, ülkenin ekonomisine katkı koymuş ve ahilik teşkilatından
bu yana sosyal nizamın, devlet düzeninin gitmesinde en büyük katkıyı koymuş
kesimler. Sizin vicdanlarınıza sesleniyorum: Bu adaletsizliği kaldıralım; memur
nasıl bakılıyorsa, işçi nasıl bakılıyorsa, BAĞ-KUR’lu
da primini ödemese dahi sağlık hizmeti alabilmelidir. Onun karşılığında borcunu
da parası olduğu zaman devletine ödeyecektir. Böyle bir
anlayışla bu önergeyi verdik. Desteklerinizi bekliyor, huzurlarınızı saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Susam. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum efendim: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 42. maddesi ile değiştirilmek istenen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanunun 67. maddesinin a bendinde geçen “…toplam 30 gün…” ibareleri
yerine “…1 gün…” ibaresi olarak değiştirilmesini; b bendinin tamamen
çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu önergeye? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Konuşma… FATMA KURTULAN
(Van) – Sevahir Bayındır konuşacak. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bayındır. SEVAHİR BAYINDIR
(Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 119 sıra sayılı Yasa
Tasarısı’nın 42’nci maddesi üzerinde değişiklik yapılmasıyla ilgili söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yani bu yasaya
başından teşhisimizi koyduk, buna her maddesinde devam edeceğiz. Ne yazık ki bu
yasanın sağlıktan ne götürdüğünü tartışmak zorunda kalıyoruz. Yani keşke yarışa
girip “Ne getirebiliriz, bu topluma daha sağlıklı koşulları nasıl reva görebiliriz,
bunun altyapısını nasıl oluşturabiliriz?” diye bu konuda bir yarışa girmiş
olsaydık. Ne yazık ki, önümüze getirilen yasa tasarısıyla -toplumun tüm
kesimlerinin, halkın istememesine rağmen- geçmişte bulunan hak gaspı yaşanarak,
onun da gerisinde düşünülerek bugün “Borcun varsa yaşama!” tehdidiyle toplum
karşı karşıya getirilmiş oluyor. Şimdi, her şeyden
önce herkesin sağlık hizmetlerinden yararlanması en doğal bir hak iken, devlet
de bu hakkın kullanılmasını sağlamak ile yükümlüdür. Ancak bu temel evrensel
ilkeye rağmen Hükûmet genel sağlık sigortası
sistemiyle kişilere sağlık haklarının gereği olarak sağlık hizmeti sağlamak
yerine, prim temelinde sağlık yardımında bulunulmasını ve geri kalanın da
katılım payıyla tamamlanmasını öngörüyor. Yasada sınırlı
yardım, “temel teminat paketi” anlayışı benimsenmiştir. Oysa sağlık hizmetleri,
koruyucu sağlık hizmetleri, tedavi hizmetleri ve rehabilitasyon
hizmetleri olarak bütünlüklü bir yapıyı gösterir. Bu temel teminat paketi de
IMF’den öğrendiğimiz ve devlet-toplum arasındaki ilişkilerde de uygulamaya
koyduğumuz bir sistemdir. Tanım ve uygulama bunun bir yansımasıdır. Yine bu yasanın
temel amacı, sağlık ve sigorta üzerinden ortalama toplumsal ücreti aşağı
çekmek, ortalama kârı da yukarı çekmeyi hedeflemektedir. Üstelik bu uygulama
salt bugünle sınırlandırılmamakta, önümüzdeki elli yıllık perspektifi de
oluşturmaktadır. Yine bu tasarı
ile sağlık hizmetlerinden yararlanma kişinin prim borcunun bulunmaması şartına
bağlanmaktadır. Prim borcu olan vatandaşa sağlık hizmeti sunamamak sosyal
devlet anlayışıyla bağdaşmaz. Prim borcu sağlık hizmetinden yararlanmak için
engel oluşturmamalıdır. Bağımsız çalışan ve prim borcu bulunan 6,5 milyon kişi
sağlık hizmetlerinden bu yasa tasarısı yasalaşırsa yararlanamayacak. Dolayısıyla,
devlet, borcu yüzünden sağlık hizmetinden yararlanamayan vatandaşı aynı zamanda
cezalandırmış oluyor. Borcu tahsil
etmek ile sağlık hizmetinden yararlanma birbirinden ayırt edilmek zorundadır.
Yani yaşamın hiçbir alanında
borç, herhangi bir yatırım yapmasının, çalışmasını sürdürmesinin
önünde engel değildir. Burada ikili bir tutum sergilenmek zorundadır. Yani
borçlunun borcunu ödeme uygulamaları farklı olmalı ama bu, sağlık hizmetinden
faydalanmasının önünde asla engel olmamalıdır. Çünkü eğer bunu engel olarak
koyarsan “Ya bedelini ödersin parayla ya da canını ödersin.” gibi bedeli bu noktaya getirmiş oluyorsun,
“ya canın ya malın” gibi bir ikilemle karşı karşıya getirmiş oluyorsun. Hem
canını koruyabilmeli hem de malını ya da borcunu zaman içinde -onun koşulları
oluşturularak- ödeme şartları oluşturulabilmelidir. Yani bunun tersi bir
yaklaşım gerçekten toplumun önemli bir bölümünü oluşturan ve kendi şahsı adına
çalışan bağımsız kişilerin tehdit edilmesi anlamına geliyor. Yine belirtildi,
yani ekonomik krizin yaşandığı, insanların, özellikle esnafın, bağımsız çalışan
kişilerin kendi ifadeleriyle yedi yıl önceki ciroyu bile yakalayamazken,
kepenkler kapatılma aşamasına geliyorken ve bu tehdit… Günlük
yaşamımı nasıl idame edebilirim, nasıl yemek yiyebilirim ya da çoluk çocuğumun
rızkını götürebilirim kaygısını bir kenara bırakıyorsunuz, aynı zamanda ve
olası hasta olma durumunda da -ki, bu şartlar hasta olma şartlarıdır- acaba
hastaneye gidebilir miyim, gitmez miyim, ne olurum tehdidiyle, aslında psikolojik
olarak ya da stres olarak bu kapsama giren nüfusun önemli bir bölümü bu şekilde
katbekat tehdit edilmiş oluyor ve bu risk sağlıklı yaşamın bile hastalık hâline
dönüştürülmesinin sebebi olmuş oluyor. Yani bu yasayla, hasta olduğunda
iyileşmenin koşullarını yaratmak yerine ve onun sağlığını korumak yerine, tam
tersine sağlıklı insanı hasta etme koşulları oluşturulmaktadır. Bunun altyapısı
oluşturuluyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bayındır. SEVAHİR BAYINDIR
(Devamla) – Dolayısıyla prim gün sayısı,
ödeme koşulları yeniden düzenlenmelidir. Otuz gün hesabı yerine sembolik
olacaksa bir gün olarak ele alınmalıdır. Ama,
kesinlikle borcu nedeniyle sağlık hizmetlerinden faydalanmasının önündeki bu
engelin mutlaka kaldırılması gerekiyor. Bu duygu ve
düşüncelerle önergeme destek vereceğinizi bekliyor ve saygılar sunuyorum. (DTP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bayındır. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı
Kanun Tasarısının çerçeve 42 nci maddesi ile
düzenlenen 5510 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendindeki “30 günden” ibaresinin “6 aydan” ibaresiyle
değiştirilmesini, arz ve teklif ederiz. Dr. Mücahit Pehlivan (Ankara) ve
arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Pehlivan. (DSP sıralarından alkışlar) MÜCAHİT PEHLİVAN
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 42’nci maddesiyle ilgili vermiş olduğum değişiklik
önergesi hakkında açıklamalarda bulunmak için söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. Dikkatlerinize
arz etmek istediğim husus, görüşmekte olduğumuz kanun kapsamında esnafların
sağlık hizmetlerinden yararlanırken karşılaşabilecekleri sorunlar, hatta ortaya
çıkacak adaletsizliklerdir. Çalışma Bakanımız Sayın Faruk
Çelik’in gerek basına yansıyan demeçlerinde gerekse milletvekillerimizin vermiş
olduğu soru önergelerine gönderdiği yanıtlardan esnafın içinde bulunduğu durumu
şu şekilde özetleyebiliriz: Son beş yıl içinde, yani, 2002-2007 yılları
arasında ekonomideki düzenli büyümeye rağmen büyük bir bölümü işini bıraktığı
için, yani, kepenk kapattığı için yaklaşık 1 milyon 138 bin kişi BAĞ-KUR’dan ayrılmıştır. 2006 yılı başında çıkarılan
5458 sayılı Kanun ile prim borçlarının yeniden yapılandırılması söz konusuydu
ve bunun için 850 bin esnaf başvurmuştur. Bunlardan sadece 211 bini yeniden
yapılandırmadan yararlanabilmiştir. Bunların içinde de 141 bini ise daha sonra
prim borcunu aksattığından dolayı bu haklarından mahrum kalmışlardır. Yeniden
Yapılandırma Kanunu’na rağmen BAĞ-KUR prim alacaklarının 2007 sonu itibarıyla
32,6 milyar YTL olduğunu biliyoruz. Öte yandan, mart ayı enflasyon rakamları
açıklandıktan sonra Merkez Bankasından yapılan açıklama da oldukça dikkate
değerdir. Merkez Bankası yönetimi yükselişe geçen enflasyonun önümüzdeki
aylarda düşüş eğilimi içine gireceğini, bunun için ancak iç talepte beklenen
bir daralmanın mümkün olacağını söylemişti. Bu demektir ki, alışverişte hız
kesilecek, küçük esnafın çevirmekte zorlandığı çarkı duracaktır. Artık
dayanacak gücü kalmadığı için dükkânını kapatan esnaf kadar, bugün yarın işler
düzelir diye varıyla yoğuyla direnen, iş yerini açık tutan ancak zarar eden çok
sayıda esnafın bulunduğu bir gerçektir. Bu insanlar holding patronu
değillerdir, devamlı kâr etmezler; mütevazı sermayeleriyle, devlete yük
olmadan, hatta devletin yükünü alan, vergi veren insanlardır. Ülke ekonomisinin
çimentosu olarak tanımlanan esnaf kesimini, içinde bulunduğu mali koşulları da
dikkate alarak, ödeme güçlüklerini dikkate almaksızın genel sağlık sigortası
kapsamı dışında tutmak büyük bir haksızlık olacaktır. Bir başka ifadeyle, otuz
gün prim borcu var diye, mali durumuna bakılmaksızın esnafa sağlık hizmeti
verilmemesi, tedavi giderlerinin haciz yoluyla tahsil edilmesi, Anayasa’nın
sosyal devlet ilkesine de aykırıdır. Böyle bir uygulama, mali bunalıma giren
esnafın bir de ruhsal bunalıma itilmesi anlamına gelecektir ki, hiçbir devlet,
vatandaşına “istersen öl ya da intihar et” diyemez. Memurların sağlık
sigortası primini yatıran, işçilerin primlerini patrondan tahsil eden, brüt
asgari ücretin üçte 1’inden daha az geliri olan veya mal varlığı bulunmayan
yoksulların sigortasını üstlenen, sığınmacılara bile sağlık hizmetini veren bir
devletin? ödeme güçlüğü çeken, mücbir bir sebeple prim
borcunu yatıramaz duruma gelen küçük esnafa, hatta iflas eden tüccara “Ne hâlin
varsa gör” deme hakkı yoktur, olmamalıdır. Dolayısıyla
sosyal devlet, kendi işini kuran, öz sermayesiyle istihdam yaratan, vergi ve
prim borcunu ödemeye çabalayan, yani kendisine yük olmayan esnafa olağan dışı
gelişen şartlarda, ödeme güçlüğü gibi durumlarda bir istisna yaratmalıdır
diyoruz. Bu nedenle, prim borcu olsa dahi maddi yetersizlik içindeki esnafa hiç
değilse en az altı ay süreyle sağlık hizmetinin verilmesine devam edilmeli veya
yeşil karttaki uygulanan bir yöntem, bir imkân sağlanmalıdır. Ancak, bu hakkın
istismar edilmemesi için gerektiğinde Maliye Bakanlığı ya da esnaf odalarıyla
iş birliği yaparak bahse konu esnafın mali durumu tespit edilerek gerekli
önlemler de alınabileceğini düşünüyoruz. Aklın yolu
birdir, gelin bu önergeyi destekleyerek sevabımıza siz de ortak olun diyorum.
Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Pehlivan. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum efendim: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 42 nci maddesi ile
değiştirilen 5510 sayılı Kanunun 67 nci maddesinin
dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Saygılarımla. Hüseyin
Yıldız (Antalya) ve arkadaşları “60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında genel
sağlık sigortalısı sayılanlar, zorunlu sigortalıklarının sona erdiği tarihten
itibaren genel sağlık sigortası prim borcu bulunup bulunmadığına bakılmaksızın
doksan gün süreyle genel sağlık sigortasından yararlanırlar.” BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz. HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Söz istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Yıldız. (MHP sıralarından alkışlar) HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 42’nci maddesi ile değiştirilen 5510 sayılı Kanun’un
67’nci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi hakkında verdiğimiz önerge
üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinize saygılarımı sunarım. Değerli
milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Yasası’nı da diğer yasalarda yaptığınız gibi
konunun taraflarıyla görüşmeden, toplumsal mutabakat sağlanmadan Meclis
gündemine taşıdınız; muhalefetin, özellikle de Milliyetçi Hareket Partisinin
samimi itirazlarını değerlendirmeden, Sayın Bakanın bile dört dörtlük bir
düzenleme olmadığını samimi ikrar ettiği şekliyle görüşmeye açtınız. Bu yasa, IMF’in ve Avrupa Birliğinin desteklediği istikrar programı
kapsamında, liberal çözüm önerileri doğrultusunda çıkarılmak istenmektedir. AKP
Hükûmetinin sosyal güvenlik sistemi üzerindeki yanlış
uygulamaları gün geçtikçe daha da büyüyen kayıt dışı ekonomiyi artırmakta ve
çalışan sigortalı sayısını azaltmaktadır. AKP Hükûmetinin
fonların kullanımındaki idari ve politik yanlışlıklarından kaynaklanan
verimsizlik nedeniyle sosyal güvenlik açıkları büyümekte ve Türk milleti bunun
sıkıntılarını çekmektedir. Çağımızın ve sosyal devlet olmanın gereği beklenen
ve özlenen düzenlemeler Türk milletine sunulamamaktadır. Bu yasa,
emeklilik sürelerini uzatan, emeklilik maaşlarını azaltan, bir kısım insanımızı
güvenlik sistemi dışına iten ve sigortalılara yasalarla sağlanmış bir kısım
hakların elinden alınmasını içermektedir. Hükûmet, bu
yasaya sadece gider azaltan, gelir artıran bir yasa olarak bakmaktadır. Sayın
Başbakanımız, “Ulusa Sesleniş” konuşmalarında “Sağlık ve sosyal güvenlik
giderlerine bütçeden 2002 yılında 7,6 milyar YTL katkı sağlanırken, AKP Hükûmeti 2007’de 33 milyar YTL katkı yapmaktadır. İşte bu,
AKP’nin dar gelirlilere katkısının göstergesidir.” demektedir. “Ekonomik büyüme
bu katkıyı yaratabilmiştir.” diyerek “Neredeydik, nerelere geldik?”
diyebilmektedir. Sayın Bakan ve
AKP sıralarında oturan bazı milletvekilleri, Ağustos 1999’daki sosyal güvenlik
kurumlarıyla ilgili kanun görüşmelerinde karşı çıktıklarının fazlasını bugün isteyebilmekte
ve savunabilmektedirler. Ya dün doğruyu göremiyordunuz ya da bugün yanlış
yapıyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanak Dergisi’nde hem Sayın
Bakanımızın hem de şu an AKP sıralarında oturan AKP milletvekillerinin o günkü
konuşmalarını bulabilirsiniz. Sayın
bakanlarınız ve milletvekilleriniz 22 Temmuz seçimlerinde oy isterken, sosyal
güvenlikle ilgili bütçeden yapılan katkıları “sosyal devlet olmanın gereği”
olarak tanımlarken, bugün ise “bütçede kara deliklere sebep olan açıklar”
olarak ifade etmektesiniz. AKP Hükûmetinin, bütün
çalışanları ve toplumun tümünü ilgilendiren mevcut sosyal güvenlik sistemimizin
uzun dönemde sosyal güvenlik açıkları nedeniyle sürdürülebilir olmadığı, bu
nedenle de bütçe üzerindeki yükünü hafifletebilmek için yasayı getirdiğini
söylüyorsunuz. Eğer böyle ise altı yıldır AKP Hükûmeti
bu açıklardan sorumlu değil midir? Konuşmalarınızda
herkesi sağlık sigortası kapsamına aldığınızı söylüyorsunuz, ama prim
ödeyemeyenleri sağlık sigortasından yararlandırmıyorsunuz. Hiçbir güvencesi
olmayan vatandaşlarımızı en önemli olan sağlığı noktasında yalnız
bırakıyorsunuz. Sosyal devlet olmanın gereklerini hiçe sayıyor ve Türk insanını
kaderi ile baş başa bırakıyorsunuz. Değerli
milletvekilleri, yirmi yıldır prim ödeyen, ancak Hükûmetinizin
uyguladığı yanlış ekonomik politikalar nedeniyle ödeme güçlüğü içindeki
sigortalılarımız prim borçlarından dolayı sağlık hizmetlerinden
yararlanamamaktadırlar. Devletin alacaklarını ne şekilde alacağı bellidir.
Zaten bu prim borçlarını da gecikme faizleriyle beraber almaktasınız. Türk milleti asil
bir millettir, büyük bir millettir. Devletine seve seve
canını veren bu millet imkân olsa borcunu da ödeyecektir. Hepiniz biliyorsunuz
ve görüyorsunuz ki, çocuklarını PKK terörü nedeniyle kaybeden aileler “Vatan sağ olsun.” diyebilmektedir. Siz bu
“Vatan sağ olsun.” diyenlere sağlık hizmetlerini bile çok görmektesiniz. Türk
milleti elbette bunu değerlendirecektir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Yıldız. HÜSEYİN YILDIZ
(Devamla) – Yasa, gerek hazırlanışı gerekse Komisyon görüşmelerinden de
anlaşılacağı üzere ülke gerçeklerinden uzaktır. Ben, Milliyetçi
Hareket Partisi adına vermiş olduğumuz bu önergeyle, 60’ıncı maddenin (a) bendi
kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılanlar, zorunlu sigortalılıklarının
sona erişinden itibaren doksan gün süreyle sağlık hizmetlerinden yararlanmasını
teklif ediyorum. Bu önergemize
bütün milletvekillerinin destek vermesini diliyorum. Teşekkür
ediyorum.(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Yıldız. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 42 nci
maddesi ile düzenlenen 5510 sayılı Kanunun 67 nci
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki “birinci fıkrasının” ibaresinden
sonra gelmek üzere “(c) ve” ibaresi ve birinci fıkrasının (b) bendinde geçen “ Bekir
Bozdağ (Yozgat) ve arkadaşları “Bu kişilerin
sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten geriye doğru bir yıl içinde 90
günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, sigortalılık niteliğini yitirdikleri
tarihten itibaren 90 gün süreyle zorunlu sigortalılıklarından sonraki genel
sağlık sigortalılıklarından dolayı prim borcu olup olmadığına bakılmaksızın
bakmakla yükümlü olduğu kişiler dahil sağlık
hizmetlerinden yararlandırılırlar.” BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu efendim? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılıyoruz. BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, Abdulkadir Akgül konuşacaklar. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Akgül. (AK Parti sıralarından alkışlar) ABDULKADİR AKGÜL
(Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletvekilleri, görüşülmekte
olan 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 42’nci maddesinin (b) bendine
göre vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Bilindiği üzere,
bu maddede geçen bağımsız çalışanlar, esnaf ve sanatkârların sosyal güvenlik
kuruluşu olan BAĞ-KUR’da bugün itibarıyla bir gün
dahi prim borcu bulunan esnaf ve sanatkârlarımız ve diğer çalışanlar, bu
kapsamda bulunan sigortalılar sağlık hizmetlerinden yararlanamamaktadır. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Kim yapmış bunu? ABDULKADİR AKGÜL
(Devamla) – Özellikle Plan Bütçeden geçtiği hâliyle ve Hükûmetimizin,
Bakanlığımızın düzenlemiş olduğu bu yasa önemli kazanımlar getirmiştir. İlk maddede
geldiği hâliyle “otuz gün” ibaresi bulunmaktadır. Bu otuz gün doksan güne
tekabül etmektedir. Yani “Aralık ayının prim borcunu ödemeyen bir sigortalı,
takip eden ayın otuz gününden sonra prim borcunu ödemediği takdirde bu
hizmetten yararlanamaz.” ibaresinin gelmesi doksan güne tekabül etmektedir. Bizim vermiş
olduğumuz önerge, bu iyileştirmenin, içinde bulunduğumuz şartlar, esnaf ve
sanatkârlar ve bağımsız çalışanlar için altmış güne çıkarıldığı takdirde, bu,
gün sayısı yüz yirmi gün olacaktır ki, bu özellikle bu kesim için oldukça bir
rahatlama getirecektir. Onun için, vermiş
olduğumuz önergede “Aralık ayında primini yatıramayan bir kişi, herhangi bir
nedenle primini yatıramayan bir sigortalı, takip eden ayı altmış gün geçtikten
sonra…” ibaresi bu hâliyle kabul edilirse, yüz yirmi gün sonra primini
ödemediği takdirde sağlık hizmetlerinden yararlanamaz şeklinde madde değişmiş
olacaktır. Bu durumda, bir
çalışan yüz yirmi gün sonra ancak primini yatırmazsa bu hizmetlerden
yararlanamaz şeklinde ortaya bir karar çıkacaktır ki, bu da bugünün şartlarında
bir gün dahi ödemeyenlerin hemen kesilmesi durumunda yüz yirmi güne çıkacaktır
ki, oldukça önemli bir kazanımdır. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) - Esnaf bir gün ödemez, esnaf otuz gün öder! Ne biçim
hesap bu! FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) - Bunları kim yaptı, kim? ABDULKADİR AKGÜL
(Devamla) - Bunun için, bu önergenin desteklenmesini özellikle tüm
arkadaşlarımızdan, esnaf ve sanatkârlar için bu kanunun bu şekilde geçmesini
istemekteyim. Önergemize şimdiden vermiş olduğunuz kabul oylarına teşekkür
ediyorum. Esnaf ve sanatkârlar için bir kazanım olacağını düşünüyorum. Hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Akgül. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul
edilmiştir. Kabul edilen
önerge doğrultusunda 42’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Kabul etmeyenler... Böylece, 42’nci madde kabul edilmiştir efendim. 43’üncü madde
üzerinde üç adet önerge vardır; önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım,
sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım. Önergeleri
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 43 üncü maddesi ile değiştirilen, 5510 sayılı
Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “2 Yeni Türk Lirası”
ibaresinin “1 Yeni Türk Lirası”, “% 10 ilâ % 20 oranları” ibaresinin de “% 5
ilâ % 15 oranları” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın 43. Maddesi ile değiştirilen 31/5/2006
tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun
68. Maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“63 üncü maddede
sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınacak olanlar şunlardır: a) Ortez, protez, iyileştirme araç ve
gereçleri, b) Ayakta
tedavide sağlanan ilaçlar” “ Katılım payı,
(a) ve (b) bentlerindeki sağlık hizmetleri için gereksiz kullanımı azaltma,
sağlık hizmetlerinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması,
kişilerin prime esas kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri
ölçütler dikkate alınarak % 10 ilâ % 20 oranları arasında olmak üzere Kurumca
belirlenir.” “Genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin birinci fıkranın (a) bendi
gereği ödeyecekleri katılım payı tutarı, sağlık hizmetinin alındığı tarihteki
asgari ücretin yarısını geçemez.” BAŞKAN – Şimdi
maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 43. maddesi ile değiştirilmek istenen 31/05/2006 tarihli ve 5510 Sayılı Kanunun 68 inci maddesinin
tamamen yürürlükten kaldırılmasını arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılmıyoruz Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. HAMİT GEYLANİ
(Hakkâri) – Söz istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Önerge
üzerinde Sayın Geylani, buyurun. HAMİT GEYLANİ
(Hakkâri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; okunan önerge üzerinde söz
almış bulunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Bilindiği gibi,
sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamak ve herkes için insan
onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyini gerçekleştirmekle yükümlüdür.
Anayasa’nın 2’nci maddesi, sosyal hukuk devletinin -temelini- sosyal adaleti ve
sosyal güvenliği yurttaşlara eşit bir biçimde sağlamasını öngörmektedir. Hukuk
devletinin anlayışı da yasa önünde eşitliği sağlamaktır. Sosyal devletin
anlayışı ise sosyal adalete uygunluğu gerçekleştirme olmalıdır. Sosyal devletin
işlevi de hukuk devletinin sağladığı hukuki güvenceleri fiilen geçerli kılacak
ekonomik ve sosyal güvenceleri yaratmaktır. Dolayısıyla, hukuk devleti ile
sosyal devlet ilkeleri birbirini tamamlamakta. Bu tasarıyla, sosyal güvenlik
hakkı fiilî olarak kullanılmaz hâle getirilmiştir, toplumsal ve kamusal bir
sorumluluk yerine, bireyin kendi sorumluluğu hâline dönüştürülmek
istenmektedir. Böylece, Hükûmet, sağlık hizmetlerinin
ticarileştirilmesi girişimlerine bir yenisini daha eklemiş bulunuyor. Anılan tasarı,
sosyal devlet ilkesinin büyük oranda yara almasına ve yoksul kesimlerin sosyal
güvenlik hakkından dışlanmasına neden olacaktır. Haklardan yararlanma
koşullarını zorlaştırılan bu tasarı, yasal hakları idarenin tasarrufuna ve
insafına bırakmıştır. Oysaki sosyal hukuk devletinde anayasal güvence altına
alınması gereken hakların, hiçbir şekilde idari düzenlemelere bırakılmaması
gerekmektedir. Bu yasa tasarısıyla, sosyal güvenlik bir yurttaş hakkı olmaktan
çıkarılmış, yurttaş âdeta müşteri hâline getirilmiştir. Yine, sosyal
güvenlik harcamaları sosyal devletin en önemli göstergesidir, çünkü sosyal
güvenlik sistemi adil bir refahı sağlamanın da en önemli araçlarından biridir.
Sosyal güvenlik, aynı zamanda kişilere sağlanan anayasal bir güvencedir, devlet
de sosyal güvenlik hakkını ve gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Her şeyden
önce işsizliği ve kayıt dışı istihdamı önleyen politikalar geliştirilmelidir.
Gerçek bir sosyal adalet, ancak köklü hukuki ve mali reformlarla olanaklıdır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu ve benzeri nedenlerle, fark gözetmeksizin hiçbir
sağlık hizmetinde katılım payının alınmasını doğru bulmuyoruz, bu maddenin
tümüyle yürürlükten kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz, çünkü katılım payı
olarak, asgari ücrete ve asgari ücretin oranlarına, belirtilen tutarlar, sağlık
riskiyle karşılaşan sigortalının gelirinde önemli azalmalara neden olacaktır. Oysa, sosyal güvenlik sisteminin amacı, kişilerin karşılaştıkları
beklenmedik risklere karşı giderlerinde azalmayı da önleme olmalıdır. Sağlık
hizmetlerinin karşılanmasında koruyucu sağlığı temel alan bir yaklaşım
belirlenmelidir. Bu nedenle, katılım payı ile gerçekleştirilmek istenen
caydırıcılık ve denetim, kişilerin sağlık kurumuna kavuşma gereksinimi daha
önceden karşılanarak sağlanmalıdır. Sonuç olarak,
sosyal ve hukuk devleti ilkesini zedeleyen ve ülkemizin gerçekleriyle
örtüşmeyen bu yasa tasarısının tümünün geri çekilmesi gerektiğini bir kez daha
belirtiyoruz. Önergenin
desteklenmesini diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Geylani. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın 43. Maddesi ile değiştirilen 31/5/2006
tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun
68. Maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Kemal Kılıçdaroğlu
(İstanbul) ve arkadaşları “63 üncü maddede
sayılan sağlık hizmetlerinden katılım payı alınacak olanlar şunlardır: a) Ortez, protez, iyileştirme araç ve
gereçleri, b) Ayakta
tedavide sağlanan ilaçlar” “ Katılım payı,
(a) ve (b) bentlerindeki sağlık hizmetleri için gereksiz kullanımı azaltma,
sağlık hizmetlerinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması,
kişilerin prime esas kazançlarının, gelir ve aylıklarının tutarı ve benzeri
ölçütler dikkate alınarak % 10 ilâ % 20 oranları arasında olmak üzere Kurumca
belirlenir.” “Genel sağlık
sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin birinci fıkranın (a) bendi
gereği ödeyecekleri katılım payı tutarı, sağlık hizmetinin alındığı tarihteki
asgari ücretin yarısını geçemez. BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Tayfur Süner… BAŞKAN – Buyurun
Sayın Süner. (CHP sıralarından alkışlar) TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan teklifin
43’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Tasarının bu
maddesinde, ayakta tedavi ve muayeneler için şimdilik 2 YTL katkı payı
ödenmesi, protez, ortez ve
ayakta tedavide sağlanan ilaçlar için yüzde 10 ve yüzde 20 arasında değişen
oranlarda katılım payı ödenmesi öngörülmektedir. Bu düzenleme yerine sağlık
hizmetlerinin karşılanmasında koruyucu sağlığı asıl alan bir yaklaşım
belirlenmeli, katılım payı, ayakta tedavide sağlanan ilaçlar, ortez, protez, iyileştirme araç ve
gereçleri dışında kaldırılmalıdır. Kişilerin sağlık kurumuna başvurma gereği,
koruyucu sağlık hizmetlerini etkili hâle getirerek giderilmelidir. Sosyal
güvenlik sisteminin amacı, kişileri karşılaştıkları beklenmedik risklere karşı
korumak olmalıdır. Katılım payı,
sağlık riskiyle karşılaşan sigortalıların gelirlerinde önemli bir azalmaya
neden olacaktır. Yasada, ortez ve protezler
için katkı payı olarak ödenecek tutarın sağlık hizmetinin alındığı tarihteki
asgari ücretin yüzde 75’i geçemeyeceği hükme bağlanmıştır. Sunduğumuz
değişiklik önergesiyle, ödenecek katkı payının asgari ücretin yarısını
geçmemesini öngörmekteyiz. Değerli milletvekilleri,
bu tasarı, ekonomik büyümeyi, istihdamı, yatırımı ve ihracatı baltalayacak
olmasının yanı sıra, endüstri ilişkileri sistemine ve çalışma barışına zarar
verecek söz konusu düzenlemeler de içermektedir. Yapılmak istenen değişiklikler
yerine, hayat şartları bir türlü iyileştirilemeyen SSK emeklilerinin hak
ettikleri hâlde hâlâ uygulanmayan intibakları mutlaka hayata geçirilmelidir.
Fazla prim ödeyenlerin hakları korunmalıdır. Geçmişte bazı işçiler yüksek prim
ödedikleri hâlde düşük prim ödeyenlerden az aylık almaktadırlar. Bu haksızlık
yıllardır düzeltilmeyi beklemektedir. Sosyal güvenlik sisteminde bir reform
yapılacaksa, yoksulluğun siyasal olarak sömürülemeyeceği bir mekanizmanın
öncelikle oluşturulması gerekir. Bu mekanizma aile yardımı sigortasıdır.
Ülkemiz, 102 sayılı Uluslararası Çalışma Örgütü Sosyal Güvenliğin Asgari
Şartları Sözleşmesi’yle aile yardım sigortası kuracağını taahhüt etmiştir.
Kişilerin en kısa sürede kendi olanaklarıyla geçinebilecekleri ve muhtaçlıktan
kurtularak yardım almadan yaşayabilecekleri bir duruma gelmelerini sağlamak
gereklidir. Ankara Büyükşehir
Belediye Başkanı bu haftaki bültende dört yüz bin aileye yardım yaptıklarını,
sanki büyük bir marifetmiş gibi manşet yapmış. Bunun yerine AKP Hükûmeti, sosyal güvenlik kuruluşlarından aylık ve gelir
alamayan, muhtaç durumda olan bütün ailelere yaşamlarını asgari düzeyde
sürdürebilmelerine yetecek kadar aile sigortası aylığı ödemesi yapsa daha iyi
olmaz mı? AKP Hükûmeti altı yıldır vatandaşlarımıza
refah ve eşitlik olanakları sunmamıştır. İnsanların imkânlarını artırmak yerine
azaltıp oy uğruna kendilerine bağımlı hâle getirmişlerdir. Ülkemiz “sadaka
cumhuriyeti” hâline gelmiştir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu tasarı kanunlaştığı takdirde işsizler, kayıt dışı sektördeki
küçük işletmelerde çalışanlar, tarım kesimindeki düzensiz gelir sahipleri gibi
primini sürekli ve düzenli ödeyemeyecek durumda olan insanlarımız sistemin
dışına itilerek sağlık güvencesinden mahrum kalacaktır. AKP Hükûmeti
Emekli Sandığı, SSK, BAĞ-KUR ve yeşil kart sahiplerinin sağlık hizmetlerinden
eşit olarak yararlanmadığını, artık, genel sağlık sigortasıyla, tüm
vatandaşlarına, eşit olarak sağlık kuruluşlarından ve hizmetlerinden
yararlanacaklarını söylemektedir. Tasarının genel gerekçesinde, sağlık
sigortası ile getirilen eşitlik, hanelerin sağlık hizmetlerinin karşılığını
ödemek için gelirleri ne olursa olsun aynı prim ve katılım payı ödemeleri ile
tanımlanmaktadır. AKP’nin “sağlıkta eşitlik”ten
anladığı budur. Sağlıkta eşitlik, herkesin sağlık hizmeti gereksinimi olduğunda
buna ulaşabilmesinin yanı sıra aynı sağlık hizmetinden aynı oranda
yararlanabilmesidir. Bu sistemin yapacağı sınırlı sağlık yardımına bağlı olarak
sağlıkta ikili bir sistem belirginleşecektir. Parası olan ve tamamlayıcı sigortaları
bulunan, cebinden her an için ödemede bulunabilen kişilere uygun sağlık
işletmeleri ile sağlık yardımları ve kısmi cepten ödemelerle yetinen kamu
sağlık işletmeleri ayrımı yaşanacaktır. Böylelikle, söylenenin tam aksine,
sağlık hizmetlerindeki eşitsizlikler daha da belirgin hâle gelecektir, sosyal
devlet anlayışı tamamen ortadan kalkacaktır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Süner. TAYFUR SÜNER
(Devamla) – Ülkemizin sosyal güvenlik sisteminde ciddi bir reforma mutlaka
ihtiyaç vardır ancak görüştüğümüz tasarı ihtiyaca cevap vermemektedir. Sayın
Bakan da tasarının görüşmeleri sırasında, zaten, aksaklıkların ve eksikliklerin
olacağını belirtmemiş midir? Bu tasarı, sosyal devlet anlayışını
kuvvetlendirmek yerine zayıflatmak amacıyla karşımızdadır. Tasarı bu hâliyle
kabul edildiği takdirde, ülkemizin bütün kesimlerinde çok büyük sıkıntılar
yaşanacağı bir gerçektir. AKP Hükûmeti, diğer
icraatlarında olduğu gibi, bu düzenlemeyle de halkımızı sıkıntılar yumağına
atmaktadır. Biz, Cumhuriyet
Halk Partisi olarak bu tasarının karşısındayız. Sosyal devlet ilkesinin daha
kuvvetlendirildiği, çalışanlarımızla işverenlerimizi düşünen, koruyan,
birbirine olan bağımlılığında daha yakınlaştırıcı, yapıcı bir düzenleme
gerektiğinin altını çizmek istiyoruz. Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Süner. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 43 üncü maddesi ile değiştirilen, 5510 sayılı
Kanunun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “2 Yeni Türk Lirası”
ibaresinin “1 Yeni Türk Lirası”, “% 10 ilâ % 20 oranları” ibaresinin de “% 5
ilâ % 15 oranları” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Saygılarımızla. Ali
Uzunırmak (Aydın) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz kısa
bir açıklama yapmak istiyorum. BAŞKAN – Buyurun. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Şimdi, efendim, katılım payı çok tartışılıyor.
Aslında, sağlık hizmetleri açısından bakarsak, iktidarımızın en parlak yönleri,
en önemli hizmetleri nelerdir diye ifade edilirse, bunların başında sağlık
hizmetlerinin geldiğini ve vatandaşın memnuniyetini hepimiz biliyoruz. Katılımla ilgili olarak,
katılım payı alınmayacak durumlar şunlar: Bakınız, iş kazası, meslek hastalığı,
aile hekimliği ve koruyucu sağlık hizmetlerinden katılım payı alınmıyor. Kronik
hastalıklardan, hayati önemi haiz sağlık hizmetlerinden katılım payı
alınmamaktadır. Katılım payından, bu 2 YTL, 10 YTL katılım payından amaç bir
gelir temin etmek değil, hastalarımızın veya vatandaşlarımızın sağlığa, sağlık
sistemine duyarlılığını artırmaya dönük bir düzenlemedir. Bakınız, bir iki
örnek vermek istiyorum, zengin ülkelerden özellikle örnek veriyorum: Dünyadaki
tablo nedir? İlaç katılım bedellerine göre beş grupta toplanmaktadır ve bu
oranlar, Belçika’da ilaç katılım bedellerinde katılım payı sıfır ile yüzde 80
arasındadır. Danimarka’da ilaç için yüzde sıfır ile 85 arasında katılım payı
var. Almanya’da yatarak tedavide kişilerin hastanede kalacakları her gün için
ilave 10 euro katılım bedeli var. Yine Avusturya’da
tıbbi gereçler ve iyileştiricilerden maliyetlerinin yüzde 10’u kadar katılım
bedeli var. BAŞKAN – Sayın
Bakan biraz uzattınız efendim, rica ediyorum… ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Son olarak şunu söylüyorum: Finlandiya’da
yatarak tedavilerde günlük 26 avro katılım bedeli var. Yani
bunu uzatmak mümkün. Türkiye’de ise bizim yaptığımız, vatandaş ilk
olarak muayeneye gittiği zaman 2 YTL’lik bir katılım payı var. Sevk zincirini
oluşturursak -şu anda öyle bir şey yok- 5 katına kadar yani 10 YTL’ye kadar bir
katılımdan bahsediliyor. Bunu milletimizin takdirine bırakıyorum. Dünyadaki ve
gelişmiş ülkelerdeki uygulamalarla hiç mukayese edilmeyecek bir oranda, düşük
oranda olduğunu da bu vesileyle ifade ediyorum. Önergeye
katılmadığımı ifade ediyorum. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bakan. Önerge sahibi
olarak, buyurun Sayın Ali Uzunırmak. (MHP
sıralarından alkışlar) ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Saygıdeğer Başkanlık Makamı, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte
olan “ahirette ölüm yasası”nın
43’üncü maddesinde önergemiz üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Buradaki
önergemizden anlaşılacağı gibi, katkı paylarının Hükûmetin…
ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Ahirette ölüm yok. ALİ UZUNIRMAK
(Devamla) – Ahirette emeklilik… Teşekkür ederim
düzelttiğiniz için. OKTAY VURAL
(İzmir) – Niyetleri belli oldu! ALİ UZUNIRMAK
(Devamla) – Tabii ki kıymetli arkadaşlar, Sayın Bakan da önergeye katılmadığını
ifade ederken, katkı paylarının aslında sembolik olması gerektiğini ifade
ettiler. Kıymetli
arkadaşlar, bir hükûmetin getirdiği tasarılarda
aslında o hükûmetin yönetim zihniyeti, yönetim
kabiliyeti, yönetim vizyonu, gayesi, çapı her şey
ortaya konulur. İşte bugün getirilen bu yasa da alelacele usullerle, bilimden,
insanı tanımaktan, çalışma hayatını tanımaktan çok uzak, verimliliğin ne
olduğunu bilmeden getirilmiş bir tasarıdır. Bunu niçin söylüyorum? Kıymetli
arkadaşlar, ister temelini maddeci bir dünya görüşüne dayandıran Freud’u esas
alın, ister İslam düşüncesini esas alarak Allah’ın insanlara yüklediği, verdiği
birtakım içgüdüler ve dürtüler vardır ve insan, hayatta yaptığı her türlü
faaliyette de bu içgüdülerinden ve dürtülerinden etkilenerek karar alır. İşte
bu içgüdü ve dürtülerin en önemlileri; barınma, güvenlik, yarınından emin olmak
gibi birtakım duygulardır. Dolayısıyla, ben
şimdi buradan, çalışma hayatına, Sayın Bakana ve siz kıymetli milletvekillerine
sesleniyorum: Acaba, emeklilik ümidi olmayan, çalışma şartları ağırlaştırılmış,
yükümlülükleri artmış bir işçinin iş hayatına, işverenine veya devlet
sektöründe çalışıyorsa verimlilik üzerinde ne gibi tesirleri olacaktır? İşte bu
tasarı, hiç bunları hesap etmeden insanları ahirette
emekliliğe götüren, ümitsizleştiren, yükümlülüklerini artıran, sokaklarda kendi
devletinin polisine karşı haklarını savunabilmek için coplarla müdahale
edilmesini gerektiren bir yasa tasarısı hâline gelmiştir. Bu yönetim, yönetim
kabiliyetinden yoksundur, geneli üzerinde birtakım doğru olmayan bilgilerle
halkoyunu yanıltmaktadır. Başarılı bir yönetimin ne yapması gerekir? Kıymetli
arkadaşlar, biz olsak ne yapardık? Aktüeryal
dengelerden -Sayın Başbakandan bakanlara varıncaya kadar- Türkiye'de 1
çalışanın 3 emekliye, 4 emekliye… İhaleye çıkmış gibi günden güne artan
sayılarla bu dengelerin bozulduğundan bahsediliyor. Biz biliyoruz ki
Türkiye'de üç sosyal güvenlik kurumu var idi: Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ-KUR.
Eğer dikkat ederseniz, becerili, kabiliyetli bir yönetim olsa idi Emekli
Sandığındaki bu dengelerin kayıt dışı olmadığı ve aynı zamanda primlerde de
beyan edilen ücretlerin üzerinden primler ödendiği için, Emekli Sandığında,
muhtemeldir ki bu dengeler lehte birtakım dengelerdi. Peki, açık nerede
verilmekte ve niçin verilmekte ve bu nasıl önlenebilir? Bunu düşünmek yerine
altmış beş yaşında emekliliği getirmek kolaycılıktır kıymetli arkadaşlar. Açık
nerede verilmektedir? SSK’da ve BAĞ-KUR’da
verilmektedir. Gerek tahsil edilemeyen primler gerekse gerçek ücret üzerinden
beyan edilmeyen düşük primlerden dolayı ve kayıt dışı istihdamdan dolayı sosyal
güvenlik kuruluşlarının bu ikisinde açıklar verilmektedir. E peki, bir devlet
yönetimi için burada verilen açıkları düzeltmek, bunu tamir etmek yerine
hepsine teşmil ederek suçsuz, günahsız insanları da hatta ve hatta iş hayatının
da aleyhine olacak şekilde, yarınları karartacak şekilde altmış beş yaşına
çıkartmak acaba doğru bir davranış mıdır kıymetli arkadaşlar? (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALİ UZUNIRMAK
(Devamla) – Biz muhalefet olarak burada tenkit, tavsiye ve teklif makamındayız.
Bu yasayı hâkim unsur olarak istediğimiz gibi düzenleme şansımız yoktur ama
elimizden gelen ve halkımızın aleyhine olan bu yasaya mümkün olduğunca
muhalefet etmeye çalışıyoruz ve inanıyorum ki yarınlarda bu ahrette emeklilik
yasası yeniden düzenlenecektir ve halkımızın doğruları, iş barışı, iş
verimliliği, halkımızın yarınlarından ümit var olması noktasında
düzenlenecektir. Hepinize saygılar
sunuyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Başkanlık makamı adına size teşekkür ediyorum. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Anladığınız için teşekkür ediyorum, anlayışlısınız. BAŞKAN –
Buyurun, Başkanlık makamı adına teşekkür
ediyorum. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Anladığınız için teşekkür ediyorum, anlayışlısınız. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum size işte, Başkanlık makamı; kötü mü? ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Anlayışınıza teşekkür ediyorum, zekisiniz. BAŞKAN – Tamam,
buyurun. Buyurun efendim, buyurun. Başkanlık makamı -başka ne bekliyorsunuz?-
adına teşekkür ediyorum size. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Anlamışsınız, zekisiniz. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul
edilmemiştir… Edilmiştir, pardon. (MHP ve CHP sıralarından gülüşmeler) Ne gülüyorsunuz
peki? Niçin gülüyorsunuz, onu sorayım size? Kafamı karıştırdılar, ondan sonra
gülüyorlar ya! Sizin gibi rahat değilim ben. Her şeye gülecek insan değilim,
tabii ki karışacak burada. Siz alışmışsınız her şeye gülmeye, ben gülemem her
şeye. MUSTAFA VURAL
(Adana) – Sayın Başkan, son kararınız ne? BAŞKAN – 44’üncü
madde üzerinde üç adet önerge vardır… BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Sayın Başkan son durum ne; kabul edildi mi edilmedi mi? BAŞKAN – Kabul
edilmiştir efendim, kabul edilmiştir. Zorlaştırıyorlar
beni ya, Allahım ya Rabbim ya. (Gülüşmeler) Madde üzerinde üç
adet önerge vardır. Önergeleri önce
geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım. TBMM Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 44. maddesi ile değiştirilmek istenen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanunun 72. maddesinin dördüncü fıkrasının sonunda yer alan,
“…alabilir.” ibaresi yerine, “…alır.” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve
teklif ediyoruz.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 44. maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun 72 nci maddesinin dördüncü
fıkrasındaki “görüşlerini alabilir” ibaresinin “görüşlerini alır” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Maddeye
en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım efendim. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 08/04/2008 119 sıra sayılı
Kanun tasarısının çerçeve 44 üncü maddesi ile düzenlenen 5510 sayılı Kanunun 72
nci maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere
aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklife ederiz. Abdülkadir Akcan Ali
Uzunırmak Behiç
Çelik Afyonkarahisar Aydın Mersin Muharrem
Varlı Mücahit Pehlivan Hasan Özdemir Adana Ankara Gaziantep “Kurum, Komisyon adına çalışmalarına başlamadan önce konu ve
ilgisine göre Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin, Türkiye İşveren
Sendikaları Konfederasyonu’nun, Yüksek Öğretim Kuru-lu’nun,
Türk Tabipleri Birliği’nin, Türk Diş Hekimleri Birliği’nin, Türk Eczacıları
Birliği’nin, Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’nin, en fazla
üyeye sahip ilk üç işçi ve kamu çalışanları konfederasyonunun, en fazla üyeye
sahip Optisyenlik Derneği’nin, en fazla üyeye sahip
özel sağlık kurum ve kuruluşları dernekleri veya federasyonlarının, en fazla
üyeye sahip özel hastane/poliklinik dernek veya federasyonlarının, en fazla
üyeye sahip özel tıbbî malzeme üretici veya ithalatçıları dernekleri veya
federasyonlarının, en fazla üyeye sahip tıp uzmanlık derneklerinin ve
Komisyonca uygun görülecek diğer kurum ve kuruluşların görüşlerini alır. İlgili kurumlar 1 ay içinde görüşlerini gönderir. Komisyon gerek
gördüğü hallerde, çalışmalarının başlangıcında, bu kurumların temsilcilerinin
katılımı ile oluşturulacak toplantıda görüşlerini sözlü olarak da
dinleyebilir.” BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu önergeye? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Önerge
sahipleri adına? OKTAY VURAL
(İzmir) – Mücahit Pehlivan konuşacak. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Pehlivan. (DSP sıralarından alkışlar) MÜCAHİT PEHLİVAN
(Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra
sayılı Kanun Tasarısının 44’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge hakkında
açıklamalarda bulunmak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi en
derin saygılarımla selamlıyorum. 5510 sayılı
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 31 Mayıs 2005’de Türkiye
Büyük Millet Meclisinde kabul edilmişti. O tarihte Büyük Millet Meclisimizin
uygun gördüğü metin, sağlık hizmetlerinin niteliğinin belirlenmesi, sınıflandırılması
gibi konularda katılımcılığı, sivil toplum ve kamuoyu denetimini öngörmekteydi.
Ancak, katılımcılığı artıran, şeffaflık ve hesap verilebilirliği pekiştiren bu
model, görüşülmekte olan bu kanun tasarısı ile usta bir manevra neticesi
ortadan kaldırılmış görülüyor. Hükûmetin, kendi gibi
düşünmeyen meslek örgütleriyle sivil toplum kuruluşlarına karşı mesafeli
tutumu, ülke çıkarına olan, siyaset üstü kalması gereken bir alanda maalesef
geri adım atılmasına yol açıyor. Sağlık hizmetleri gibi, toplumun tamamını
ilgilendiren hassas bir konuda, hizmetin niteliğini, sınıflandırılmasını,
fiyatlandırılmasını sadece yedi kişilik bir bürokratik komisyona bırakmak, ülke
gerçekleriyle, çağdaş yönetim teknikleriyle uyuşmamaktadır. Sağlık
hizmetlerinin satın alınmasında, sektörün içindeki sivil toplum kuruluşlarıyla,
meslek örgütlerinin görüş ve önerilerine mutlaka başvurulması, ileride ortaya
çıkabilecek telafisi güç hataların, hatta zararların oluşmasını önleyecektir. Ekonominin
nabzını tutan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye İşveren Sendikaları
Konfederasyonu gibi sivil toplum temsilcilerinden, Türk Tabipler Birliği, Türk
Eczacılar Birliğinden, tıbbi malzeme tedarikçilerinden, sektöründe örgütlü
diğer derneklerden kritik kararlar öncesinde görüş alınmasının idarenin keyfine
bırakılmasını, bu kuruluşların gerektiğinde sözlü bilgi vermekten
alıkonulmasını anlamak çok mümkün görülmüyor. Farklı görüş ve önerilere açık
olmak, sağlık sektöründeki tüm taraflarla bilgi alışverişinde bulunmak hem
pahalı ve usulsüz ödemelerin hem de yolsuzlukların önüne geçilmesini
sağlayacaktır. Kapsamı siz değerli milletvekillerinin ve Hükûmetin
belirleyeceği meslek kuruluşlarından düzenli bir görüş alınması ülkenin
menfaatine olacağı kanısındayız. Tasarıda bu
kuruluşların tek tek sayılması yerine genel
ifadelerle yetinilmektedir. Oysa önüne gelen sivil toplum kuruluşları ile
meslek örgütlerinin isim isim sayılarak gerekli
görülen hâllerde ilgisine göre diğer kuruluşlardan da görüş alınması yerinde
olacaktır diye düşünüyoruz. Üç yıl önce
sağlık hizmetlerinin geleceğine ilişkin kararları geniş bir katılım ve katkı
ile almayı düşünen ve hatta bu yöndeki hükmü yasalaştıran AK Parti Hükûmeti değil miydi? Bugün gelinen noktada değişen nedir?
Ne değişti? Gerekli görüldüğünde sağduyu çağrısında bulunan, uzlaşma yollarını
arayan AK Parti yöneticileri sadece kendileriyle ilgili konularda değil, diğer
toplumun geniş kesimlerinin geleceğini ilgilendiren tüm konularda diyaloga ve
katılıma açık olmalıdır. Gelin 2005 yılında attığınız doğru adımdan geri
dönmeyin. Şeffaflıktan, katılımcılıktan korkmayın. Sadece sıkıştığınızda değil,
her konuda farklı fikir ve önerilere kulak verin. Dün gördüğünüz doğruyu bugün
yanlışa çevirmeyin. Dolayısıyla ikinci bir sevap şansını kaçırmayın diyor, yüce
heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Pehlivan. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Sayın
milletvekilleri, şimdi okutacağım son iki önerge aynı mahiyettedir. Önergeleri
ayrı ayrı okutup birlikte işleme alacağım. İstemleri
hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim. Önergeleri
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 44. maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun 72 nci maddesinin dördüncü
fıkrasındaki “görüşlerini alabilir” ibaresinin “görüşlerini alır” şeklinde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. M. Akif Hamzaçebi
(Trabzon) ve arkadaşları TBMM Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 44. maddesi ile değiştirilmek istenen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanunun 72. maddesinin dördüncü fıkrasının sonunda yer alan,
“…alabilir.” ibaresi yerine, “…alır.” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve
teklif ediyoruz. Gültan Kışanak (Diyarbakır) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
önergelere katılıyor mu efendim? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu efendim? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Özçelik. (DTP sıralarından alkışlar) OSMAN ÖZÇELİK
(Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz
yasa tasarısına ilişkin, yasa tasarısının mükemmelleşmesi konusunda görüşmeye
başladığımız günden bu yana sürekli söz alıyoruz, önergelerle yasa tasarısını
güçlendirmeye çalışıyoruz. Ancak ne yazık ki hiçbir önergemiz, sadece partimiz
Demokratik Toplum Partisinin değil, diğer muhalefet partilerinin de hiçbir
önergesi neredeyse kabul edilmiyor. Çok daha zayıf olan başka önergeler eğer
iktidar partisi milletvekilleri tarafından verilmiş ise oy çokluğuyla kabul
ediliyor. Buna rağmen, biz, yasanın daha mükemmel hâle gelmesi için
çabalarımıza devam edeceğiz. Önergelerimizin
bir kısmının ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar, devletin bütçesi gibi
gerekçelerle reddedilmiş olduğunu düşünelim bir an. Ama şu anda bizim önerdiğimiz
konu, 44’üncü maddeyle ilgili verdiğimiz önerge parasal ilişkiyi içeren bir
değişiklik değil. Bu, demokrasi anlayışımızın ortaya konması
açısından çok önemli. Gerçekten AKP katılımcı demokrasiden mi yana yoksa
çoğunluk sultasından mı yana, onun göstergesi olacak, yani önemli bir gösterge
olacak. Daha önce
yürürlükte olan, yine AKP tarafından çıkarılan 5510 sayılı Yasa’nın 72’nci
maddesinde, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun kamu kurum ve
kuruluşlarından ve sivil toplum örgütlerinden görüş alacağını ifade ediyordu.
Nedense bu tasarıda bu bölüm çıkarılmış “görüş alabilir” diyor. Sevgili
arkadaşlar, “görüş alabilir” dediğiniz zaman bunun pratikteki adı “görüş almaz”dır. Bunu yaşamımızda hep gördük. Burada eğer
kurumun keyfine bırakırsanız, gerçekten kurum… Adı geçen sivil toplum örgütleri
-yasada çok açık olarak isimleri belirtilmiş, Eczacılar Birliği, Tabipler
Birliği, Odalar ve Borsalar Birliği gibi neredeyse konuyla ilgili bütün kamu
kurum ve kuruluşlarıyla sivil toplum örgütlerinin isimleri sayılmış- burada
tümü ortadan kaldırılıyor. Neden kaldırıldığını anlamamız mümkün değil.
Anlıyoruz, çünkü demokrasi anlayışıyla çok yakından ilgili. Günümüzde
“demokrasi” sözcüğü tek başına artık fazla bir şey ifade etmiyor. Katılımcı
demokrasi, bir kavram olarak tüm gelişmiş ülkelerin yaşamında bir anlam ifade
ediyor. Türk Dil Kurumu, katılımcı demokrasiyi toplumun kişileri ve
kurumlarıyla geniş katılımının sağlandığı demokratik yapılanma olarak tarif
ediyor. Katılımcı demokrasiyi, temsilî demokrasiden
doğrudan demokrasiye geçişin kapısını aralayan ve temsilî
demokrasinin sorunları çözmede ve yurttaşların beklentilerini karşılamada
yetersiz ve çaresiz kalması sonucu ortaya çıkmış bir arayışın ürünü olarak
biliyoruz. Katılımcı
demokrasi, açık toplumlarda uygulanan gelişmiş bir demokrasiyi ifade
etmektedir. Katılımcı demokrasinin anahtar kavramlarından bir tanesi de sivil
toplumdur. Temsilî demokrasinin vazgeçilmez
unsurlarından bir tanesi eğer siyasi partiler ise, katılımcı demokrasinin
vazgeçilmez unsurundan bir tanesi de sivil toplumdur. Sivil toplum, kendisini
dernekler, vakıflar, sendikalar gibi sivil toplum örgütlerinde ifadesini bulur.
Sivil toplumun… Yürütme ve yargı erklerine ek olarak sivil toplum bir dördüncü
kuvvet olarak demokrasilerde ortaya çıkmaktadır. Sivil toplum
örgütleri, kamu alanında kamusal hizmet üreten aktörler olarak konu üzerinde
uzlaşma ve kamuoyu yaratma gücüyle yasama ve yürütme erki üzerinde demokratik
bir baskı gücü görevi yaparak temsili demokrasinin yaratabileceği çoğunluk sultasından
-şu anda yaşadığımız- toplumu koruma işlevi görürler ve böylece, demokrasinin
demokratikleşmesine, demokrasi kalitesinin yükselmesine katkıda bulunurlar. Yasama, yürütme ve diğer kamusal alanlarda çeşitliliğe,
çoğulculuğa ve açık rejime varmada sivil toplum örgütlerinin rolü kavranmaz ise
yani demokrasiye inanç yüzeysel ise çocuk, kadın, genç demeden toplumsal
olaylarda insanlar kurşunlanır, geçenlerde olduğu gibi sivil toplum
örgütlerinin basın açıklamasına engel olunur, coplanır, gazla dağılmaları
sağlanır, sivil toplum örgütlerinin demokratik yaşama katkıları önemsenmez,
demokratik yaşamın dışında tutulmaya çalışılırlar. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun sayın Özçelik. OSMAN ÖZÇELİK
(Devamla) – İşte, bu nedenlerle, yasa tasarısında sivil toplum örgütlerinin
görüşlerini almanın zorunluluk hâline getirilmesini talep ediyoruz. Daha önce
yürürlükte olan Yasa’da da zaten böyle ifade ediliyor: “Komisyon çalışmaları
başlangıcında bu kurumların temsilcilerinin katılımıyla oluşturulacak
toplantıda görüşlerini sözlü olarak dinler.” diyor. Arzuladığımız budur. Sivil
toplum örgütlerinin özellikle bu komisyon çalışmaları esnasında görüşlerinin
alınmasıdır. Açık topluma, demokratik topluma varmanın yollarından bir tanesi
de budur. Kabul edileceğini
umuyorum, saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Özçelik. Okuttuğumuz iki
önergeden diğeri üzerinde konuşmak isteyen var mı efendim? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Diğer önerge üzerinde Sayın Nesrin Baytok konuşacak. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Baytok. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yalnız Sayın Başkan, bu önergeyi oylama niyetinde
değilsiniz herhâlde? BAŞKAN – Aynı mahiyette. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Beraber mi alacaksınız? BAŞKAN – İkisini
birlikte okuduk. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Peki. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Baytok. (CHP sıralarından alkışlar) NESRİN BAYTOK
(Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun ilgili maddesi üzerinde
verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. Sayın
milletvekilleri, şu anda görüştüğümüz maddeyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak bir önergemiz var. Tasarıda değiştirilmesini önerdiğimiz konu bir
demokrasi testi niteliğinde. Bakınız, 119 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 44’üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen
Kanun’un ilgili maddesi, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunun
görevlerini tanımlıyor. Son derece önemli bir görevi yerine getirecek bir
komisyondan bahsediyoruz. Aynı maddenin son fıkrasında da “Kurum, ilgili kamu
kurum ve kuruluşları ile dernek, vakıf, federasyon, konfederasyon ve kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının görüşlerini alabilir.” diyor. Sayın
milletvekilleri, biz de diyoruz ki: “…görüşlerini alabilir.” demeyelim,
“…görüşlerini alır.” diyelim, yani görüş almayı isteğe bağlı olmaktan
çıkaralım, zorunlu tutalım. Yani Fiyatlandırma Komisyonu çeşitli meslek
kuruluşlarının görüşlerini alsın, kararını buna göre versin, böylece,
demokrasiyi uygulamaya geçirelim, sağlık hizmetlerini, demokratik ve katılımcı
bir şekilde fiyatlandıralım. Bu yasa geçtikten sonra fiyatlandırma konusu son
derece önem taşıyacak. Bunu çeşitli çevrelerin katkılarıyla oluşturursak en
doğru şekilde kontrolünü sağlarız. Sayın
milletvekilleri, demokrasi, istediğimiz durakta ineceğimiz bir tren değildir,
demokrasi araç değildir; demokrasi, kendimizi ilgilendiren konular olduğunda
istismar edercesine sığınacağımız bir liman da değildir; demokrasi, her şeyden
önce böyle anlarda kendisini gösterir. Milyonlarca
vatandaşımız günlük sorunlarından başını kaldırıp ülkenin nereden alınıp nereye
götürüldüğüyle ilgilenemiyor bile. Gelir dağılımındaki adaletsizlik taşınamaz
hâle geldi. Toplumda orta sınıf zaten uzun süredir yok. İşsizlik artık her
ailenin baş derdi, ailelerde bir değil birçok işsiz var. Tarımda çiftçiler
artık öylesine perişan ki, hâlini bile anlatamayacak hâlde. En son gübre
fiyatlarındaki enflasyonun birkaç katı artış bellerini bükmüş durumda. Önemli bir yasama
faaliyetini gerçekleştiriyoruz. Toplumun, bugün ve gelecekte sosyal güvenliğini
ve genel sağlığını ilgilendiren bir konuyu konuşuyoruz. Ancak, ne görüyoruz?
Çıkan yasa çalışanların kazandıkları hakları geri alıyor. “Hayır
almıyor.” diyerek kimseyi ikna etmek mümkün değil. Sayın
milletvekilleri, bu görüşmeler sırasında konuşma yapan değerli milletvekilleri,
sıklıkla AKP sözcülerinin önceki dönemlerde yaptıkları konuşmaları
hatırlattılar. Özellikle Sayın Bakan Faruk Çelik’in kendi kendisini geçmişten
gelerek cevaplandırması çok manidar. Benzer örneklemeleri medyada köşe
yazarlarında da sıklıkla görüyoruz. Ben de bu geleneğe bir katkı yapayım
istiyorum: Geçmişten bir konuşmayı, 2001 Ekiminden buraya taşıyayım, bugün
söylenmişçesine gerçekçi ifadelerle: "Devri
iktidarınızda meşru oldu rüşvetle vurgun, Vatandaş perişan,
et ona dargın, Huzur kalmadı,
adalet yorgun, Sayenizde halk
canından bezmek üzeredir. Sabah zamma gebe,
akşam yalana, Şeref satış için
düştü alana, İtibar edilir
oldu çalana, Sayenizde düşman
halimize gülmek üzere” Ücret erbabın
kaderi kara, Her sene bütçede
açılır yara, Huzura hasrettir
fakir fukara, Sayenizde zeytin,
peynir devri de bitmek üzere." Bakınız, bu
sözleri kim söylemiş 2001 yılında? Şu anki Adalet Bakanı Sayın Mehmet Ali
Şahin. O gün yüce Meclisin kürsüsünden söylemişti, bugün de aynı şeyler
geçerli. Sayın
milletvekilleri, kendi ihtiyaçlarımıza göre ülkemizin gerçeklerinden yola
çıkarak hazırlanacak bir sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası yasasına bu
milletin çok ihtiyacı var. IMF’nin ihtiyaçlarına göre değil Türk halkının
ihtiyaçlarına göre hazırlaması gereği vardır. Sayın
milletvekilleri, üzülerek söylüyorum, bu iktidar tarihe IMF, Dünya Bankası,
Avrupa Birliği ve ABD’ye teslim olmuş, onların isteklerini eksiksiz yerine
getiren iktidar olarak geçecek. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Baytok. NESRİN BAYTOK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Söylerken ben
üzülüyorum, ifade etmek istemiyorum ama iktidar uygularken hiç çekinmiyor. Bu
uğurda Lozan’ı bile delmeyi göze alabiliyor. Avrupa Birliğinin istekleri
doğrultusunda “Vakıflar Yasası” diyerek bir teslimiyet yasası getirebiliyor.
Zaten “kullanın” ifadesi orada dururken, o günden beri bizi de son derece
rahatsız ederken iktidar partisinin mensuplarını hiç de rahatsız etmiş gibi
görünmemesi her şeyi apaçık göstermektedir. Bu iktidardan teslimiyetten başka
bir şey beklenemeyeceği bilinmelidir. Bu tasarıya karşı
çıktığımızı bir kez daha ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Baytok. Görüşmelerini
tamamladığımız aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir. 44’üncü maddeyi… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istiyorum maddede. BAŞKAN – Geçti
efendim. Ne zaman istiyorsunuz? KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, maddeye geçtiniz, maddeyi oyluyorsunuz, maddede karar
yeter sayısı istiyorum. OKTAY VURAL (İzmir)
– “Maddede” diyor efendim, maddede istiyor. BAŞKAN – Maddede
mi istiyorsunuz? KAMER GENÇ
(Tunceli) – Evet maddede istiyorum. BAŞKAN –
Arayacağım efendim, peki. Hayır, ben önergeyi oylarken istiyorsunuz zannettim
de onun için öyle dedim. Evet, karar yeter
sayısı arayacağım efendim. 44’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı
vardır, madde kabul edilmiştir. 45’inci madde
üzerinde beş adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre
okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım. Birinci önergeyi
okutuyorum efendim: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı
Kanun Tasarısının çerçeve 45 inci maddesi ile düzenlenen 5510 sayılı Kanunun 73
üncü maddesinin ikinci, üçüncü ve yedinci fıkrasının aşağıdaki gibi
değiştirilmesini, yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkranın
eklenmesini arz ve teklif ederiz.
"Kamu
idaresi sağlık hizmeti sunucuları dışındaki vakıf üniversiteleri dahil sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları, Sağlık
Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen sağlık hizmetleri bedeline ek
olarak, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerden
sağlık hizmeti sunucularının giderleri ve ürettikleri sağlık hizmetlerinin
maliyetleri, yapılan subvansiyonlar gibi kriterler
dikkate alınarak bu bedellerin bir katına kadar alınabilecek ilave ücretin
tavanını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Bu tavan dahilinde
alınabilecek ilave ücret oranları Kurumca belirlenir. Ancak kamu idaresi sağlık
hizmeti sunucuları tarafından sevk edilmesi halinde 60 ıncı
maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin (4), (6) ve (8) numaralı alt bentleri
kapsamında sayılanlar ile bakmakla yükümlü oldukları kişilerden ilave ücret
alınamaz. Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen eşdeğer
ilaçların, azami fiyatı ile kişinin talep ettiği eşdeğer ilacın fiyatı arasında
oluşacak fark ve optik için tavan uygulanmaz ve bu fıkra kapsamında
değerlendirilmez. Kamu idaresi
sağlık hizmeti sunucuları ise otelcilik hizmeti ile dördüncü fıkrada belirtilen
istisnai sağlık hizmetleri dışında, sağladıkları sağlık hizmetleri için genel
sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden ilâve ücret talep
edemez. Aksine bir hüküm bulunmadığı sürece, kamu idaresi ve vakıf üniversitesi
sağlık hizmeti sunucularında 4/11/1981 tarih ve 2547
sayılı Yüksek Öğretim Kanununda tanımlanan öğretim üyeleri tarafından sunulan
sağlık hizmetleri için bu fıkra hükmü uygulanmaz, Kurum öğretim üyeleri için
alınacak ilave ücret için bir tavan belirleyebilir" "Sözleşmesiz
sağlık hizmeti sunucularından acil hallerde alınan sağlık hizmeti bedeli, 72 nci madde gereği sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları için
belirlenen bedeller esas alınarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü
olduğu kişilere fatura karşılığı ödenir. Sözleşmeli ve sözleşmesiz sağlık
hizmeti sunucuları, acil hallerde, sözleşmeli sağlık hizmetleri sunucuları ise
Kurumun belirlediği sağlık hizmetleri için genel sağlık sigortalısı ve bakmakla
yükümlü olduğu kişilerden veya Kurumdan herhangi bir ilave ücret talep edemez." "Kurum, bu Kanunun birinci
fıkrasında belirtilen yöntemler dışında, kamu idarelerince verilecek sağlık
hizmetlerini götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesiyle de sağlamaya
yetkilidir. Kamu idaresi sağlık hizmeti sunucuları,
sözleşmede belirtilen götürü bedel karşılığında genel sağlık sigortalısı ve
bakmakla yükümlü olduğu kişilere sözleşme kapsamında verilmesi gereken her
türlü sağlık hizmetini sunmakla yükümlüdür ve sözleşmede belirtilen götürü
bedel dışında Kurumdan veya genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu
kişilerden Kanunda belirtilen ilave ücretler ve katılım payları dışında ayrıca
bir bedel talep edemez. Götürü bedel üzerinden hizmet alım sözleşmesiyle
temin edilen hizmetler için Kuruma ayrıca fatura ve dayanağı belge gönderilmez.
Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ile
müştereken belirlenir.” Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 45. maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun 73 üncü maddesinin ikinci üçüncü fıkralarında yer
alan “ve vakıf üniversitesi” ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve
teklif ederiz.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 45 inci maddesi ile yeniden düzenlenen, 5510 sayılı Kanununun 73.
maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan “ve vakıf üniversitesi”
ibarelerinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 45. maddesi ile değiştirilmek istenilen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanununun 73. maddesinin ikinci fıkrasında geçen, “…% 20…”
ibaresinin, “…% 10…” olarak, dördüncü fıkradaki fiyatlarının ibaresinden sonra
gelen “…3 katını…” ibaresi yerine “…2 katını…” şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN – Şimdi,
maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım efendim: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı”nın çerçeve 45 inci maddesi ile değişik 5510 sayılı kanunun 73
üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının aşağıdaki şekilde, dördüncü
fıkrasındaki “üç katını geçmemek üzere” ibaresinin “bir katını geçmemek üzere”
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“Kamu idaresi
sağlık hizmeti sunucuları dışındaki sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları,
bulundukları sınıf için Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen
sağlık hizmetleri bedelinin % 10’una kadar genel sağlık sigortalısı ve bakmakla
yükümlü oldukları kişilerden ilâve ücret talep edebilir. Ancak bu fıkra hükmü
kamu idaresi sağlık hizmeti sunucuları tarafından sevk edilmesi hâlinde 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının ( c ) bendinin (4), (6) ve
(8) numaralı alt bentleri kapsamında sayılanlar ile bakmakla yükümlü oldukları
kişiler hakkında uygulanmaz.” “Sözleşmeli kamu idaresi sağlık hizmeti sunucuları ise otelcilik
hizmeti ile 4.11.1981 tarih ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda tanımlanan
öğretim üyeleri tarafından sunulan sağlık hizmetleri ve beşinci fıkrada
belirtilen istisnai sağlık hizmetleri dışında, sağladıkları sağlık hizmetleri
için genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerden ilâve ücret
talep edemez.” BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu efendim? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana)- Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Öztürk. (DSP sıralarından alkışlar) HARUN ÖZTÜRK (İzmir)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Demokratik Sol Parti adına
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte
olduğumuz genel sağlık sigortası fonuyla ilgili olarak geçen oturumlarda Sayın
Bakana sordum: Bu fonun gelir ve giderinin hesabını yaptınız mı? Ben bir hesap
yapmak için bazı bilgiler istedim, sadece sigortalı olabileceklerin sayısını
yaklaşık 24 milyon olarak ifade ettiler. Ancak yasa görüşülüyor ve süratle
geçiyor. Dolayısıyla, Sayın Bakanın soruma yazılı cevap vermesini bekleme gibi
bir lüksümüz yok. Dolayısıyla ben de, kendim, ana hatlarıyla bir hesap yaptım:
24 milyon iştirakçiden asgari ücretten sigorta primi alsanız 22,8 milyar YTL
gelir elde ediyorsunuz. Bundan yeşil kartlılar için devletin ödeyeceği 2,9
milyar YTL’lik primi çıkarırsanız geriye kalan miktar üzerinden devlet 4,9
milyar YTL’lik devlet katkısı yapacak. Dolayısıyla, toplam fonun geliri 27,7
milyar YTL olacak. Değerli
arkadaşlar, Plan Bütçe Komisyonunda Sayın Bakan 2007 yılı için sağlık
giderlerini 20,9 milyar YTL olarak ifade etti. Dolayısıyla sistem, bu hâliyle
gelir ve gideri arasında açık veriyor görünmüyor. Bu yasa görüşülürken Sayın
Bakanın Genel Kurula ve millete bu fonun gelir ve giderinin tahminî olarak ne
olduğunu mutlaka bildirmesi gerekiyordu. Peki, bu niçin önemli? Bu şunun için
önemli: Sayın Bakan, 2 YTL katılım payı tahsil edeceğini söylerken sembolik bir
rakam tahsil edileceğini belirtti ancak ilaç ve araç gereçlerden tahsil
edilmesi gereken yüzde 10 ve 20 katılım payı konusunda milletten ve Genel
Kuruldan bazı bilgileri sakladı. Şimdi, bu
çerçevede bir yasa görüşüyoruz. Eğer gelir ve gideri arasında denge kurmuş
iseniz prim oranını ona göre tespit etmeniz gerekiyor. Yani prim oranı niçin
yüzde 12,5; 12 veya 10 değil. Dolayısıyla, bir rakam, bir oran tespit ederken
bunun neye dayandığını da ortaya koymamız gerekiyor. Bu hesabın tersi çıkmış
olsaydı, o zaman katılım payı oranlarını ve prim oranını oturup yeniden
tartışmamız gerekiyor idi. Değerli
arkadaşlar, dikkatlerinize getirmek istediğim bir başka konu: Sayın Bakanın,
emekliler için, yani SSK ve memur emeklileri için bu yasa kabul edildikten
sonra emeklilerin maaşından sağlık sigortası primi kesecek miyiz, kesmeyecek
miyiz? Bunun Genel Kurula ve millete açıklanması gerekiyor. Şimdi, tasarıyı
incelediğimizde, 60/f’de: Emeklileri zorunlu
sigortalı kapsamında görüyoruz. 61/e’de: Emekli
aylığı almaya başladıkları tarihten itibaren genel sağlık sigortalısı
sayıldıklarını görüyoruz. 62’nci maddeye göre, kendileri ve hak sahibi
sigortalılar, sağlık hizmetinden yararlanıyorlar. 67’ye göre, bunlar için otuz
gün genel sağlık sigortası primi ödeme koşulu aranmıyor. Herhâlde unutmazlar, o
otuz günü de yüz yirmi güne yeri geldiğinde çıkarırlar. 79’a göre, kısa ve uzun
vadeli sigortalar ile genel sağlık sigortalısı için ilgililer prim ödemek
zorundalar. 81/f’ye göre emekliler için genel sağlık
sigortası prim oranı yüzde 12. Şimdi soruyorum:
Yasanın herhangi bir yerinde emeklilerin prim ödemeyeceklerine ilişkin bu
saydığım hükümler dışında başka bir hüküm yer almıyor. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Öztürk. HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan, eğer
kaldırdığınız yüzlerce madde arasında emeklilerden yüzde 12 oranında prim
kesintisi yapılmayacağına ilişkin bir düzenleme yer almıyorsa, bizim de
dikkatimizden kaçmamış ise, emeklilerin maaşlarında azalmaya yol açacak bir
düzenlemenin tasarıda yer almadığın görüyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler
Sayın Öztürk. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 45. maddesi ile değiştirilmek istenilen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanununun 73. maddesinin ikinci fıkrasında geçen, “…% 20…”
ibaresinin, “…% 10…” olarak, dördüncü fıkradaki fiyatlarının ibaresinden sonra
gelen “…3 katını…” ibaresi yerine “…2 katını…” şeklinde değiştirilmesini arz ve
teklif ederiz. Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın
Bayındır, buyurun efendim. (DTP sıralarından alkışlar) SEVAHİR BAYINDIR
(Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 119 sıra sayılı Yasa
Tasarısı’nın 45’inci maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte
olduğumuz kanun, sağlık hizmetlerinin sözleşmeli kamu ve özel sağlık
kurumlarından, piyasa koşullarında satın alınmasını öngörmektedir. Bu durumda,
temel hedefi toplumsal yarar olan kamu sağlığı kurumları ile temel hedefi kâr
olan özel sağlık sektörünün piyasa koşullarında rekabeti kaçınılmaz olacaktır
ve buna göre Türkiye, sağlık sistemi ağırlıklı olarak özel sağlık sektörüne
dayalı bir yapı ortaya çıkaracaktır. Bunun anlamı: Sağlıkta özelleştirme,
toplumun geniş kesimleri için sağlık hizmetlerine ulaşmayı engelleyeceği gibi
genel sağlık sigortasının finansmanını da imkân hâle getirecektir. Bu nedenle, kanun
kapsamında sunulan sağlık hizmetleri Sağlık Bakanlığı ile iş birliği içerisinde
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından üretilmeli ancak istisnai koşullarla sınırlı
olmak üzere sözleşmeler yoluyla satın alınma yoluna gidilmelidir. Dışarıdan
hizmet satın alınma durumunda, öncelikle diğer kamu sağlık kurumları ve tıp
fakülteleri tercih edilmelidir. Sağlıkta özelleştirmenin
en temel pratik uygulaması olan ilave ücret uygulaması, sağlık hizmetinin bir
hak olmaktan çıkarılıp paralı hâle getirilmesidir. Kamu ve özel sağlık
sektöründeki maliyet farkları gerekçe gösterilerek sözleşmeli özel sağlık
hizmeti sunucularının belirlenen sağlık hizmetlerinin yüzde 20’sine kadar ilave
ücret talep edilmesi, sabit bir değer olmayan maliyet farkları, ağır koşullarda
vatandaşların çok daha fazla bedeller ödemesine yol açacaktır. Hayati öneme
sahip olmama ve alternatif tedavilerin bulunmaması gibi hususlar göz önüne
alınarak, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu tarafından belirlenen
“istisnai sağlık hizmetleri” tanımı muğlak ve
bilimsellikten uzaktır. Böyle bir tanıma dayanarak belirlenecek sağlık
hizmetlerinde özel sağlık sektörüne yüzde 300’e kadar ilave ücret alma yetkisi
tanınması, bu ödemeyi yapamayacak yurttaşları bu hizmeti almaktan mahrum
etmektir. Hastaneye yatan
bütün yurttaşların en uygun ortamlarda ve en iyi koşullarda bakım hizmetini
alma ihtiyacı ve hakkı vardır. Koğuş tarzı ortamda sağlık hizmeti almanın temel
kriter olarak ele alınması ve bunun dışındaki
hizmetlerin “lüks” olarak tanınması, “yoksullukta eşitlik, paralılara hizmette
ayrıcalık” anlamına gelmektedir. Otelcilik hizmeti tanımına dayanarak yüzde
300’e kadar ilave ücret almak, eşitlik ve sosyal devlet anlayışıyla bağdaşamaz.
Cezaevlerine müdahale dahi koğuş sisteminden çıkıp tek kişilik hücre evleri
benimsenirken; sağlık sisteminde, sağlık hizmetinin verildiği, kişinin
psikolojik, sosyal, bedensel sağlıklı bir ortamda tedavi görmesini sağlamayı
bir hedef hâline getirmek gerekirken, bundan yararlanma şartının cezalandırılma
olarak topluma dayatılması nasıl tanımlanabilir, takdirinize sunuyorum. Tıp
fakültelerinde sağlık hizmetleri doğrudan öğretim üyeleri tarafından veya
sorumluluğunda sunulmaktadır. Tedavisi ancak bir tıp fakültesinde ve bir
öğretim üyesi tarafından yapılabilecek bir hastalığı olan yurttaşlardan yüzde
300’e varan miktarda ücret talep etmek bir tür cezalandırmadır. Sanki hastalığa
gönüllü davetiye çıkarmış gibi vatandaş bu yüksek bedeli ödemeyecek ve
tedaviden mahrum edilecektir. Yine, alternatif
tedavi talep eden hastalar için de ilave ücret talep edilmesi
cezalandırılmadır. Paran kadar sağlık! Hayati önemi haiz olmayan ayakta
tedaviler ile diğer protez, ortez,
tıbbi araç gereç ve ilaçlardan yüzde 20’lik katkı payı alınması kaldırılmalı ve
bu muğlak tanım giderilmelidir. Toplumun önemli
bir bölümü ailesi, çocukları… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bayındır. SEVAHİR BAYINDIR
(Devamla) – Yani felsefesinde bu sağlık hizmetlerinin ya da programının ya da
tasarısının ayrıcalıklılığı… Yine ayrıcalıklı kesimlere her türlü ayrıcalıklı
hizmeti sunmak, bilimsel gelişmiş tıbbi imkânlardan, hizmetlerden faydalandırmak…
Büyük çoğunluğu yoksul olan ve katkı payıyla cezalandırılacak toplumun geri
kalanı da en geri koşullarda ya da kıt kanaat koşullarla terbiye edilmeye
çalışılacaktır ya da ikna edilmeye çalışılacaktır. Yani öz olarak
demek istediğim: Bu sağlık yasa tasarısıyla ayrımcılık derinleştiriliyor. Bu,
hangi adalete sığar, yine sizin takdirinize sunuyorum. Dolayısıyla, önergemizi desteklemenizi
bekliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bayındır. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Sayın
milletvekilleri, 45’inci maddenin bitimine kadar çalışma süresinin uzatılmasını
oylarınıza sunuyorum… III.- YOKLAMA (MHP ve CHP
sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı) OKTAY VURAL
(İzmir) – Toplantı yeter sayısı istiyoruz efendim. BAŞKAN – Karar
yeter sayısı arayacağız efendim. OKTAY VURAL
(İzmir) – Toplantı yeter sayısı efendim, yoklama yapılmasını istiyoruz. BAŞKAN – Yoklama isteyenlerin isimlerini tespit ediyorum: Sayın
Akcan, Sayın Vural, Sayın Korkmaz, Sayın Durmuş, Sayın Ünal, Sayın Çelik, Sayın
Özdemir, Sayın Enöz, Sayın Ali Rıza Öztürk, Sayın Beytullah Asil,
Sayın Paksoy, Sayın Ramazan Kerim Özkan, Sayın Rıdvan
Yalçın, Sayın Taner, Sayın Köktürk, Sayın Işık, Sayın Yunusoğlu,
Sayın Mustafa Özyürek, Sayın Kılıçdaroğlu,
Sayın Kalaycı. Yoklama için üç
dakika süre veriyorum. İsmini
yazdıklarımız lütfen sisteme girmesinler. Yoklamayı
başlatıyorum. (Elektronik
cihazla yoklamaya başlandı) BAŞKAN - Oy
kullananlar lütfen salon
dışına çıkmasınlar, pusula gönderenleri arayacağım. (Elektronik
cihazla yoklamaya devam edildi) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, toplantı yeter sayımız yoktur. Süremiz de
tamamlandığından, alınan karar gereğince kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla
görüşmek için 9 Nisan 2008 Çarşamba günü saat 13.00’te toplanmak üzere
birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati: 20.58 |
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||