|
DÖNEM: 23 CİLT: 17 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 83’üncü
Birleşim 27 Mart 2008 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L
E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III.
- YOKLAMA IV.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Konya
Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Seydişehir Eti
Alüminyum AŞ’nin özelleştirilmesindeki belirsizliğin yarattığı sorunlara
ilişkin gündem dışı konuşması 2.- Siirt
Milletvekili Afif Demirkıran’ın, 22 Mart Dünya Su Günü’ne
ilişkin gündem dışı konuşması 3.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, TOKİ’nin tatil köyleri
inşa etme projesine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı
Veysel Eroğlu’nun cevabı V.-
AÇIKLAMALAR 1.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Seydişehir Eti Alüminyum AŞ’nin
özelleştirilmesiyle ilgili açılan iptal davasına ilişkin açıklaması VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- Tütün, Tütün
Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması
ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046
Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Adıyaman
Milletvekili Ahmet Aydın ve 12 milletvekilinin; 4733 Sayılı Tütün, Tütün
Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması
ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046
Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin; 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol
İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün
Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/538, 2/155, 2/186) (S. Sayısı: 125) 2.- Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/478) (S. Sayısı: 93) 3.- Bazı Yatırım
ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun
ile Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(1/480) (S. Sayısı: 94) 4.- Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Türkiye Cumhuriyeti
Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Devlet Memurları
Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi; Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün;
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve
19 milletvekilinin; 17.7.1964 Tarihli ve 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa
Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun; Engelli Memurların Emekliliğini Düzenleyen
5434 Sayılı Kanunun 39 uncu Maddesinin (j) Bendinde Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
3201 Sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen
Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”da
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı
ve 24 milletvekilinin; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 4 Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 12 milletvekilinin;
Sanatçıların Sosyal Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/465, 2/30, 2/31, 2/37, 2/64, 2/71, 2/79, 2/136, 2/147, 2/149) (S. Sayısı:
119) VII.-
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Slovenya seyahatine katılanlara ve makam odası
tadilatına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in
cevabı (7/1997) 2.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Kilis’teki arazilere artan taleplere ilişkin
Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız
Özak’ın cevabı (7/2067) 3.- İstanbul
Milletvekili D. Ali Torlak’ın, Haliç Tersanesindeki yıkımlara ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/2147) 4.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
üretimin artırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2285) 5.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana’da kurulacak
Tarımsal İhtisas Organize Sanayi Bölgesine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret
Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2286) 6.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu’nun, sanayi siciline
kayıt işlemlerine ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer
Çağlayan’ın cevabı (7/2287) I. GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.00’te açılarak altı oturum yaptı. Birinci Oturum 20/3/2008 tarihli 80’inci
Birleşimde yapılan kapalı oturuma ait tutanak özetinin okunabilmesi için,
Başkanlıkça, İç Tüzük’ün 71’inci maddesi uyarınca kapalı oturuma geçilmesi
gerektiği açıklandı; saat 14.06’da açık oturuma son verildi. İkinci Oturum (Kapalıdır) Üçüncü, Dördüncü, Beşinci ve Altıncı Oturum İzmir
Milletvekili Selçuk Ayhan, emeklilerin, Tokat
Milletvekili Hüseyin Gülsün, meslek lisesi ve teknik eğitim fakültesi
mezunlarının, Sorunlarına
ilişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar. Ordu Milletvekili
Rıdvan Yalçın’ın, Ordu ilindeki yolsuzluk iddialarına ve Emniyet Müdürünün
görevden alınmasına ilişkin gündem dışı konuşmasına, İçişleri Bakanı Beşir
Atalay cevap verdi. Yalova
Milletvekili Muharrem İnce, teknik eğitim fakültesi mezunlarının sorunlarının
çözümüne ilişkin bir konuşma yaptı. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında
bulunan, Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu
ve 3 milletvekilinin, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi’nin (2/146) (S. Sayısı: 111) görüşmeleri tamamlanarak, yapılan açık
oylamadan sonra, kabul edilip kanunlaştığı açıklandı. 2’nci sırasında
bulunan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı’nın (1/478) (S. Sayısı: 93), 3’üncü sırasında
bulunan, Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde
Yaptırılması Hakkında Kanun ile Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve
Vazifeleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
(1/480) (S. Sayısı: 94), 4’üncü sırasında bulunan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Devlet Memurları Kanunu ile Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın,
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi; Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün,
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve
19 Milletvekilinin, 17.7.1964 Tarihli ve 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa
Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi; Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Engelli Memurların Emekliliğini Düzenleyen
5434 Sayılı Kanunun 39 uncu Maddesinin (j) Bendinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın,
3201 Sayılı “Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen
Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”da
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı
ve 24 Milletvekilinin, 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 4 Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 12 Milletvekilinin,
Sanatçıların Sosyal Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi’nin
(1/465, 2/30, 2/31, 2/37, 2/64, 2/71, 2/79, 2/136, 2/147, 2/149) (S. Sayısı:
119), Görüşmeleri,
ilgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi. 5’inci sırasında bulunan, Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol
İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün
Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Adıyaman Milletvekili Ahmet
Aydın ve 12 Milletvekilinin, 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol
İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün
Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233
Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Adıyaman Milletvekili Şevket
Köse’nin, 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel
Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin
Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi’nin (1/538, 2/155, 2/186) (S. Sayısı: 125) görüşmelerine
başlanılarak tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı, 1’inci maddesi üzerinde bir
süre görüşüldü. Uşak Milletvekili
Mustafa Çetin, Konya Milletvekili Atilla Kart’ın konuşmasında şahsına sataştığı
iddiasıyla bir konuşma yaptı. 27 Mart 2008
Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime
19.58’de son verildi.
No.:115 II.- GELEN KÂĞITLAR 27
Mart 2008 Perşembe Rapor 1.- Darülaceze
Müessesesi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ile
İçişleri Komisyonu Raporu (1/479) (S. Sayısı: 126) (Dağıtma tarihi: 27.3.2008)
(GÜNDEME) 27
Mart 2008 Perşembe BİRİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 14.00 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN - Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşimini açıyorum. III.-
YOKLAMA BAŞKAN -
Elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için üç
dakika vereceğim. Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin
salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen
sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel
aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica
ediyorum. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik
cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, Seydişehir Eti Alüminyum AŞ’nin özelleştirilmesindeki belirsizliğin
yarattığı sorunlar hakkında söz isteyen Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı’ya aittir. Buyurun Sayın
Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar) IV.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.-
Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı’nın, Seydişehir
Eti Alüminyum AŞ’nin özelleştirilmesindeki belirsizliğin yarattığı sorunlara
ilişkin gündem dışı konuşması MUSTAFA KALAYCI
(Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Seydişehir Alüminyum Anonim
Şirketinin özelleştirme işlemi hakkında Danıştayın
iptal kararı nedeniyle ortaya çıkan durum konusunda gündem dışı söz almış
bulunmaktayım. Bu vesileyle muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Konya’nın ilçesi
olan ve ismi Seyyid Harun Veli Hazretleri’ne izafeten
verilen Seydişehir, Konya-Antalya kara yolu üzerinde, Torosların
kuzeyinde, Küpe Dağı’nın eteğinde kurulmuştur. Şehir merkezinin nüfusu son
nüfus sayımına göre Ereğli ve Akşehir’den sonra, Konya’nın nüfus bakımından
üçüncü büyük ilçesidir. İlçe merkezinde
1969 yılında montaj çalışmalarına başlanan, 1977 yılında tam kapasiteyle
üretime geçen alüminyum tesisleri, Seydişehir ekonomisinin can damarı
niteliğini taşımaktadır. Sadece ilçenin değil, çevrede yer alan başta Bozkır,
Ahırlı ve Yalıhüyük ilçeleri olmak üzere bölgede yaşayan birçok vatandaşımızın
en önemli geçim kaynağı ve ekmek kapısı durumundadır. Türkiye’de
birincil alüminyum üreten tek kuruluş olan Eti Seydişehir Alüminyum Anonim
Şirketi 1999 yılında özelleştirme kapsamına alınmış, 2000 yılında 57’nci Hükûmet döneminde kapsamdan çıkarılmış ve tesislerin rehabilite edilmesi öngörülmüş ancak 2003 Eylül ayında
yeniden özelleştirme kapsamında alınmıştır. Eti Alüminyum, ilçede madenler ve
üretim üniteleri, Antalya Limanı’nda ithalat, ihracat grubu bulunan, boksitten
folyo, levha, profil ve benzeri uç ürüne kadar üretim yapan dünyada birkaç entegre
tesisten biri ve toplam 60 bin ton kapasiteyle sektörde tek üretici,
Türkiye’nin toplam alüminyum ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan ve kırk
dokuz yıl süreli otoprodüktör lisansına sahip Oymapınar Santralinin işletme
hakkını aktifinde bulunduran bir yapıda iken özelleştirme işlemine tabi
tutulmuştur. Eti Alüminyumun
özelleştirilmesini teminen 17/6/2005
tarihinde yapılan ihale sonucu 305 milyon dolara satılması, Özelleştirme Yüksek
Kurulunun 25 Temmuz 2005 tarihli kararıyla kabul edilmiştir. Sendika tarafından
açılan dava sonucu, ihale şartnamesiyle 17/6/2005
tarihli ihale komisyonu kararının ekonomide verimlilik artışı ve kamu
giderlerinde azalma amacını gerçekleştirecek nitelikte bulunmadığı ve 4046
sayılı Kanun’a aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay 13. Dairesinin 29/5/2006
günlü kararıyla yürütmenin durdurulmasına karar verilmiştir. Özelleştirme
İdaresi, yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması istemiyle itiraz davası
açmış, söz konusu dava Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca görüşülmüş ve
yapılan itirazın yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasını gerektirecek
nitelikte görülmediğinden 28/9/2006 günlü kararıyla
reddedilmiştir. Nihayet, Danıştay 13. Dairesi, 27/11/2007
tarihli kararıyla Eti Alüminyum Anonim Şirketinin özelleştirme işlemini iptal
etmiştir. Şubat 2008 ayında gerekçeli kararın tebliğ edildiği, Özelleştirme
İdaresinin geçtiğimiz günlerde bu karar hakkında Danıştay Dava Daireleri
Kuruluna başvurduğu bilgisi alınmıştır. Değerli
milletvekilleri, AKP hükûmetleri, Yüksek Mahkemenin
kararlarının gereğini yerine getirmemektedir. Yürütmeyi durdurma kararı,
yapılan işlemin kamusal zarar doğuracağını öngörerek verilmiştir ancak yargı kararı
uygulanmamış, hukuk tanımaz bir davranış sergilenmiştir. Yapılan itiraz üzerine
Danıştay İdari Dava Daireleri bu itirazı reddetmiştir. Bu karar da
uygulanmamış, yürütmeyi durdurma kararı bir yargı kararı değilmiş gibi bir
tavır ortaya konulmuştur. Son olarak özelleştirme işlemlerinin iptaline karar
verilmiş, bugüne kadar söz konusu iptal kararı konusunda da bir işlem
yapılmamıştır. Türkiye
Cumhuriyeti bir hukuk devleti olup Anayasa’mızın değiştirilmesi dahi teklif
edilemez maddelerinden olan 2’nci maddesinde hüküm altına almıştır.
Anayasa’mızın 138’inci maddesinde ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nda, mahkeme kararlarının uygulanmasıyla ilgili hükümler açık bir
şekilde yer almıştır. Dolayısıyla mahkeme kararlarının uygulanmaması suçtur. Buradan
AKP Hükûmetine soruyorum: Siz hak, hukuk, anayasa
bilmez misiniz? Siz hukukun üstünlüğünü tanımıyor musunuz? Sizin vicdanınız da
mı yok? Yürütmenin durdurulması kararının verildiği 29 Mayıs 2006 tarihinden bu
yana tüm Seydişehir halkı ne olacağını, ne yapılacağını beklemekte; tesisin
çalışanları, fabrikanın işçileriyken özelleştirme sonrası başka kurumlara
atanan 4/C mağdurları tedirgin, ne yapacağını bilememektedir. Tesisleri alan
firma da önünü görememektedir. Bu bir manevi işkencedir, bir zulümdür. Bir
hukuk devletinde yapılacak işlem bellidir: Hiç kimsenin mağdur edilmesine
meydan vermeden mahkeme kararlarını uygulamaktır. AKP Hükûmetini
bir an önce Danıştay kararının gereğini yapmaya davet ediyorum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MUSTAFA KALAYCI
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, burada 4/C mağdurlarının durumuna da
değinmek istiyorum. Fabrikanın işçileriyken özelleştirme sonrası başka
kurumlara 4/C maddesi kapsamında yapılan atama işlemi hakla, hukukla ve insafla
bağdaşmamaktadır. Zira 657 sayılı Kanun’un 4/C maddesi, bir yıldan az süreli ve
mevsimlik hizmetlerde geçici personel çalıştırılmasını öngörmektedir. Hâlbuki
mevcut uygulamada 4/C personelinin çalıştığı hizmetler, sürekli hizmetlerdir.
Her yıl on aylık süreyle çalıştırma, hizmetin kısa süreli olduğu anlamına
gelmez. Bu nedenle, uygulama kanuna aykırıdır. AKP Hükûmetinin
bunlar ortada kalmışken “4/C kadrolarına atadık.” açıklaması açıkçası
pişkinliktir. Zira ortada bırakan da AKP Hükûmetinin
kendisidir. Geçen yıl, geçici işçilerin kadroya alınmasına ilişkin kanun
çıkarılmış, ancak 4/C personeli kapsam dışı bırakılarak adaletsizlik
yapılmıştır. Yine, geçtiğimiz günlerde Tekel işçileri için yapıldığı üzere,
başka kurumlara hak kaybına uğramadan nakledilme imkânının alüminyum işçilerine
de verilmesi, eşitlik ilkesinin bir gereğidir. Bu itibarla 4/C statüsünde
çalışan arkadaşlar hemen kadroya alınmalı ve senenin on iki ayı çalışmaları
sağlanarak bu mağduriyete son verilmelidir. Hukuk bunu gerektirir, vicdan bunu
gerektirir. Teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kalaycı. Sayın Kart… V.-
AÇIKLAMALAR 1.-
Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Seydişehir Eti Alüminyum AŞ’nin
özelleştirilmesiyle ilgili açılan iptal davasına ilişkin açıklaması ATİLLA KART
(Konya) – Sayın Başkanım, Konya Milletvekili olarak ve konuyu yakından takip
eden bir milletvekili olarak çok kısa bir söz talebinde bulunuyorum, izninizle
bu açıklamayı yapmak istiyorum. Ben öncelikle
Sayın Kalaycı’ya konuyu gündeme getirdiği için
teşekkür ediyorum. Hemen şunu ifade ediyorum: Haksız kazanç ilişkileriyle ve
yolsuzluk ilişkileriyle gerçekleştirilen bir özelleştirme olayı söz konusu idi.
Benim tarafımdan, KİGEM, Metalürji Mühendisleri ve Tes-İş
tarafından açılan davalar sonucunda Danıştay 13. Dairesi iptal kararlarını
verdi. Ancak, Hükûmet, yine görüyoruz ki, geldiğimiz
bu aşamaya rağmen, alıcı firmayla iş birliği içine girerek, yolsuzluk
ilişkilerini sürdürerek bu kararın uygulanmasını savsaklıyor ve sürüncemede
bırakıyor. Bu kararın uygulanmasını engelleyen fiilî bir imkânsızlık hâli söz
konusu değil, hukuki bir imkânsızlık hâli söz konusu değil, ama,
buna rağmen, bakıyoruz, alıcı firma hâlen orada termik santral yapabiliyor. Değerli
arkadaşlarım, bu cüret, bu cesaret, bu pervasızlık nereden geliyor? Bu cüret,
bu cesaret, bu pervasızlık, elbette, Hükûmetin
himayesinden kaynaklanıyor. Ben, bu noktada,
Konya milletvekillerini, bölge milletvekillerini, iktidara mensup olan bölge
milletvekillerini görevlerinin gereğini yapmaya bir kez daha davet ediyorum. Bu
konuda, hem hukuki anlamda hem cezai anlamda hem de Başbakandan başlayarak,
Maliye Bakanından devam ederek olayın siyasi sorumluları ve bu kararı
uygulamayan kamu görevlileri hakkında görevini kötüye kullanmaktan dolayı suç
duyurusu yapacağımızı bir kez daha ifade ediyorum. Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kart. Gündem dışı
ikinci söz, Dünya Su Günü münasebetiyle söz isteyen Siirt Milletvekili Sayın
Afif Demirkıran’a aittir. Buyurun Sayın Demirkıran. (AK Parti sıralarından alkışlar) IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam) A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI (Devam) 2.-
Siirt Milletvekili Afif Demirkıran’ın, 22 Mart Dünya
Su Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması AFİF DEMİRKIRAN
(Siirt) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 22 Mart Dünya Su Günü münasebetiyle gündem dışı söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 1992 yılında Rio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma
Konferansı’nda, dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart
gününün Dünya Su Günü olarak kutlanmasına karar
verilmiştir. Dünyada her yıl farklı temalarla kutlanan 22 Mart Dünya Su
Günü’nün bu yılki teması “Su ve Halk Sağlığı”dır. Gün geçtikçe önemi artan ve
bulunduğumuz coğrafyanın jeopolitik konumundan dolayı daha da büyük öneme haiz
olan suya, kamuoyunun dikkatini bir kez daha huzurunuzda çekmek istiyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; su, hayatın kaynağı, dünyanın 3/4’ü, vücudumuzun yüzde 80’i, kana kana içtiğimiz, yıkandığımız, yağmur olup yağdığında
sevindiğimiz, sel olup aktığında korktuğumuz su. İnsan hayatını sudan ayrı
düşünmek mümkün değildir. En küçük canlı organizmadan, en büyük canlı varlığa
kadar bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünya nüfusundaki
artış, sanayileşme, ekonomik gelişmeler, küresel ısınmaya bağlı iklim
değişiklikleri, suyun yeryüzündeki dağılımı ve suyun kullanım şekli nedeniyle
zaten sınırlı olan su kaynakları üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Bu
nedenle, mevcut su kaynaklarının en verimli şekilde kullanılması şarttır. Değerli
milletvekilleri, suyla ilgili birtakım teknik verileri de bu vesileyle
bilgilerinize arz etmek istiyorum: Hâlen dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 20’si
olan 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan yoksun olup, 2,3 milyar kişi de
sağlıklı suya hasrettir. Öte yandan dünyada kullanılan suyun yüzde 85’ini
nüfusun yüzde 2’si tüketmektedir. Yapılan tahminlere göre 2025 yılından
itibaren 3 milyardan fazla insan su kıtlığıyla yüz yüze kalacaktır. Bunun
nedeni de, su kaynaklarının yetersizliğinden çok, su kaynaklarının iyi
yönetilememesidir. Su kaynaklarının ekonomik ve verimli kullanılması
zorunludur. Aksi takdirde gerek içme ve kullanma gerekse sulama sularının aşırı
tüketimi, toprakların tuzlaşması ve su kaynaklarının kimyasal maddelerle
kirletilmesiyle karşı karşıya kalınacaktır. Su kirliliği
dünya çapında önemli bir sorun olup, hâlen suyla ilişkili hastalıklardan
ölenlerin sayısı yılda 7 milyon kişidir. Su varlığına göre
ülkeler sınıflandırıldığında yılda kişi başına düşen ortalama kullanılabilir su
miktarı bin metreküpten az olan ülkeler su fakiri, 2.000 metreküpten az olan
ülkeler su azlığı, 8.000 ile 10.000 metreküpten fazla olan ülkeler ise su zengini
kabul edilmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye, su zengini bir ülke değildir. Türkiye’de kişi
başına düşen yıllık kullanılabilen su miktarı Değerli
milletvekilleri, 1994’te hazırlanan Birleşmiş Milletler Su Raporu’nda Türkiye
2025’te ekonomik olarak su sıkıntısı çekecek ülkeler arasında gösterilmektedir
ve 2040 yılı da şimdiden önlem alınmadığı takdirde su savaşlarına kadar
varabilecek kritik bir yıl olarak görülmektedir. Çünkü dünya petrolünün yüzde
65’ine ve dünya doğal gazının yüzde 34’üne sahip olan enerji zengini Orta Doğu,
su sıkıntısını yoğunlukla yaşayacaktır. Türkiye, su potansiyelini yeterince
kullanamayan ülkeler arasındadır. Ülkemizde teknik ve ekonomik anlamda
tüketilebilir yer üstü ve yer altı sularının toplamı 112 milyar metreküptür ve
bunun hâlen sadece yüzde 36’sı kullanılmaktadır. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; su denilince, dünyanın en önemli projelerinden biri olan
Güneydoğu Anadolu Projesi’ne değinmeden geçemeyiz. Türkiye'nin su ve enerji
ihtiyaçlarının önemli bir kısmını karşılayan GAP, yıllık 27 milyar kilovat saat
elektrik üretimi ve ülkemizin ekonomik sulanabilir arazilerinin yüzde 20’sine
denk gelen 1,8 milyon hektar arazi sulamasını öngören devasa bir projedir.
Sayın Başbakanımızın GAP projesinin dört beş yıllık bir sürede tamamlanacağını
deklare etmiş olmalarını minnetle ve şükranla anmak istiyorum. GAP bölgesinde
bulunan seçim bölgem
Siirt’te 1.200 megavat kurulu gücündeki Ilısu
HES’in yanı sıra, Botan
Çayı üzerinde toplam bin megavat civarında kurulu gücü olan 7 adet
hidroelektrik santral… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) AFİF DEMİRKIRAN
(Devamla) - …Yenilenebilir Enerji Kanunu kapsamında inşa edilecek olup, 2
adedinin yapımı başlamıştır. Ayrıca Sayın
Başbakanımızın talimatıyla, GAP bölgesinde çok kapsamlı bir çalışma yapan ve
GAP Eylem Planı’nı hazırlayan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcımız Sayın Nazım
Ekren’e tüm bölge halkı adına şükranlarımızı
sunuyoruz. Sayın Başbakanımızın açıkladığı 15 milyar YTL civarındaki kaynak ile
bölgenin makûs talihinin değişeceğine de inanıyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemizin su kaynaklarının daha ekonomik kullanılması
ve sulama verimliliğinin artırılması için kanallı açık sulama sisteminden
kapalı sistem damlama ve yağmurlama sulamasına geçilmiş olmasını şükranla
karşılamaktayız. Ancak çiftçilerimizin de “Fazla sulama, fazla ürün getirir.”
yanlış anlayışından vazgeçmeleri gerekir. Parlamentonun
gündeminde bulunan 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret
Kanunu’yla ülkemizin sulanabilir arazilerinin önemli bir kısmının özel sektör
marifetiyle sulamaya açılacağına da inanıyoruz. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; kalkınmanın başlıca itici gücü olan su kaynaklarının
bilinçli, duyarlı, akılcı, adil ve barışçı biçimde kullanılması gerektiğini
vurgulayan… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) AFİF DEMİRKIRAN
(Devamla) – Teşekkür cümlesi… BAŞKAN – Bitti.
Olabilir. Yani hiç… Lütfen… AFİF DEMİRKIRAN
(Devamla) – Ben yine de teşekkür cümlemi bitireyim. 22 Mart Dünya Su
Günü’nün ve 2009 yılında ülkemizde yapılacak olan 5’inci Dünya Su Forumu’nun
ülkemiz ve tüm insanlık için hayırlı olmasını diler, yüce heyetinize saygılar
sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirkıran. Gündem dışı
üçüncü söz, TOKİ’nin tatil köyleri yapması hakkında
söz isteyen Muğla Milletvekili Sayın Fevzi Topuz’a aittir. Buyurun Sayın
Topuz. (CHP sıralarından alkışlar) 3.-
Muğla Milletvekili Fevzi Topuz’un, TOKİ’nin tatil
köyleri inşa etme projesine ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı FEVZİ TOPUZ
(Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Toplu Konut İdaresinin, Maliye
Bakanlığının bedelsiz devrettiği hazine taşınmazları üzerinde, sahil bandı ve
kaplıcaların bulunduğu yörelerde, yabancılar için villa kentler ve tatil
köyleri inşa etme projesi üzerine gündem dışı söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla
selamlarım. Değerli
milletvekilleri, Anayasa’nın devlete verdiği görevler doğrultusunda, 57’nci
madde çerçevesinde Toplu Konut İdaresinin kuruluş amacı, ülkenin arsa ve konut
ihtiyacını karşılamak, ucuz ve sosyal konut üretmektir. Yürürlükteki
mevzuatımıza göre Toplu Konutun amacı, asla kâr etmek amacı gütmek değil; dar
ve orta gelirlilere altyapısı hazırlanmış imarlı arsa ve toplu konut kredisi
desteğinde bulunmak ve kent arsalarının kullanılmasında toplum yararına öncelik
veren önlemleri almaktır. Ancak,
mevzuatımızın çok açık hükümlerine karşın Toplu Konut İdaresinin
uygulamalarının, Anayasa’nın ve yasanın kendine verdiği görev ve
sorumluluklarla örtüştüğünü söylemek mümkün değildir. TOKİ, AKP İktidarıyla
birlikte, ne yazık ki piyasa koşullarını üst gelir grubuna hizmete
yönlendirilmiştir. TOKİ’nin alt gelir grubuna yönelik
reklamı yapılan kimi projelerinin göstermelik olmaktan gitmediği, bu projelerin
yer seçiminde dahi ihtiyaçların değil, tamamen siyasi tercihlerin öne çıktığı
görülmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; TOKİ’nin üst düzey gelir
grubuna hitap eden projelere yönelmesi ve amacı dışına çıkması bir yana, hasılat ya da gelir paylaşımı adı altında yürüttüğü
projelerle Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulunca saptanan kamu ve hazine
zararına neden olduğu henüz hafızalardan silinmemiştir. TOKİ’nin
başına buyruk, denetimden uzak projelerinin devleti büyük zarara uğrattığının
kamuoyunca öğrenilmesinden bu yana, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan’ın Aralık 2006’da TOKİ’den
arsa üretimi ve toplu konut yapımı amacıyla devredilen hazine arazilerinin
üçüncü şahıslara satılmamasını ve ihaleleri hemen iptal etmesini istemesi
dikkat çekicidir. Ancak, TOKİ’nin,
Maliye Bakanlığının bu yazısına, kanunen verilmiş görevler dışında birçok kamu
kurumu ve arsa karşılığı konut ve sosyal hizmet binası yapımı konusunda
protokoller imzaladığını da ifade ederek, hazineden bedelsiz temin ettiği
araziler ile Emlakbank ve Arsa Ofisi Genel Müdürlüğünün kapatılmasıyla eline
geçirdiği arsa ve arazileri piyasaya açmaya ve pazarlamaya dönük çalışmalara
devam etmesi, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın TOKİ’nin
Başkanına sağladığı sınırsız desteğe bağlanmaktadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; TOKİ’den arsa üretimi ve
toplu konut yapımı amacıyla devredilen hazine arazilerinin üçüncü şahıslara
satılmamasını isteyen Sayın Maliye Bakanının, 17 Mart 2008 tarihinde Anadolu
Ajansında yer alan haberlere göre, TOKİ Başkanı Sayın Erdoğan Bayraktar ile
Çanakkale’den Mersin’e kadar olan sahil bandı ve kaplıcaların bulunduğu
yörelerde yabancılar için villa kentler ve tatil yöreleri inşa etmek üzere
anlaştıkları görülmektedir. Sahillerde, yani
kıyılarda ve kaplıcalarda yapmayı planladıkları villa kentler ve tatil köyleri
projesi esasen turizm planlamasının bir parçası olması nedeniyle Kültür ve
Turizm Bakanlığının görev alanında kalmaktadır. Ülke kalkınma planları, Kültür
ve Turizm Bakanlığının teşkilat yapısı, 2634 sayılı Turizm Teşvik Yasası
kapsamında yurdun turizme elverişli bütün imkânlarını ülke ekonomisine olumlu
katkı sağlayacak şekilde değerlendirmek Kültür ve Turizm Bakanlığının görev ve
sorumluluk alanında bulunmaktadır. 2 Mart 2007
tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Türkiye Turizm Stratejisi
ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı’nda şu uyarı ve gerekçeler dikkat
çekmektedir: “Türkiye’de kitle turizmine yönelik gelişmeler ve turizm
planlamasına parçacı yaklaşımlar sonucunda; Akdeniz ve Ege kıyısında aşırı
yığılma, kıyı gerisi ve çevresi alanlarda çarpık kentleşme ve yapılaşma,
altyapı yetersizliği ve çevre sorunları ortaya çıkmıştır. Bu olumsuz yapılanmayı olumlu yönde değiştirebilmek için Türkiye
Turizm Stratejisi kapsamında bütüncül politika, strateji ve uygulamaya dönük
yaklaşımlar yer almaktadır.“ denilmiştir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) FEVZİ TOPUZ
(Devamla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere AKP Hükûmeti ülkemizin paha biçilmeyecek kıyı, orman, termal
kaynaklarını, doğal ve tarihî kamusal değerlerini turizm ve imar hakları ile
donatarak Toplu Konut İdaresi eliyle başta yabancı ve dost çevrelere pazarlamak
ve elden çıkarmak istemektedir. Yine anlaşılacağı
üzere, TOKİ’nin turizm faaliyetlerine el atması
ülkemizin turizm stratejisine sahip olmadığını âdeta doğrulamaktadır. AKP hükûmetleri döneminde hazırlanan birçok projede
olduğu gibi büyük umut ve iddialarla hazırlanan Türkiye Stratejisi ve Türkiye
Turizm Stratejisi Eylem Planı’nın bir yazıdan ve envanterden öteye bir çalışma
olmadığı ortaya konulmuştur. Bu anlamda
Türkiye ulusal turizm politikalarının Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından mı
yoksa TOKİ tarafından mı yürütüldüğü bu kürsüden açıklanmalıdır. TOKİ Anayasa ve
yasadaki görevlerine geri dönmeli, dar gelirli ve orta gelirliler için sosyal
konut projeleri gerçekleştirmelidir. Bu duygularla
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Topuz. Hükûmet adına Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu. Buyurun Sayın
Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar) ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben, Sayın Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un özellikle TOKİ’yle
alakalı değerlendirmelerine karşılık olarak birtakım açıklamalarda bulunmak
üzere söz almış bulunuyorum. Efendim, esasen
TOKİ hakikaten Türkiye'nin en güzide, en çalışkan, en faydalı kurumlarından
birisi. Bir kere bunu kabul etmek lazım. Şu anda TOKİ,
Türkiye'nin her yerinde, Kars’tan Edirne’ye kadar, Sinop’tan Muğla’ya kadar,
vatandaşa hizmet etmek için gece gündüz çalışıyor. Bir kere TOKİ’nin
yaptıklarını sıralarsak -geçmiş dönemlerde yapılanlarla mukayese etmeyeceğim-
sadece geçtiğimiz beş yıllık dönemde TOKİ 300 bin konuta imzasını atmıştır. Ben
aşağı yukarı TOKİ’nin kendim de hem inşaat hem çevre
ve su mühendisi olduğum için- pek çok açılışına katıldığım zaman vatandaşları
dinliyorum, memnun olmayan vatandaş yok. Hakikaten, bu şekilde çalışan
insanları, çalışan kurumları da takdir ve taltif etmek gerekir. Esasen TOKİ’nin yaptıklarına şöyle bir bakarsak TOKİ bir kere
hazine arazilerinin çeşitli kişiler tarafından işgalini önleyen en önemli
kurumdur. Bakın, TOKİ’ye kadar, hazine arazileri işgal ediliyordu, bizden
önceki hiç kimse bunlara sahip çıkmıyordu. Ama TOKİ şu anda
bu millet adına, 71 milyon adına sahip çıkıyor ve burada modern şehirciliğin
ülkeye yaygınlaştırılması, şehircilik anlayışıyla, altyapı çalışmalarıyla
bakın, depreme dayanıklı, tamamen sosyal donatıları, yeşil alanlara sahip
yolları, kanalizasyon sistemi, atık su arıtma tesisleri, içme suyu şebekesi,
modern bir şekilde yapılmış konutları halka maliyetine teslim ediyor. O
bakımdan TOKİ’yi burada gerçekten -bütün TOKİ
çalışanlarını- takdir ediyorum, tebrik ediyorum. Yalnız, Sayın
Muğla Vekilimizin söylediği bir hususa da açıklık getirmek istiyorum. Sayın
Vekilimiz der ki: “TOKİ’nin sadece çok ucuz konut,
sosyal konut inşa etmesi lazım.” Efendim, şimdi,
Sayın Vekilim, bildiğiniz gibi, TOKİ gerçekten fakir fukara, garip gurebaya sanki kira öder gibi konut vermiyor mu, satmıyor
mu? Satıyor. Ancak bunun maliyetini dikkate alırsak zarar edecek, birtakım
yerlerden, başka yerden kaynak bulamadığı için, elbette gelir düzeyi üst
seviyede olan kişiler için inşa ettiği konutlardan para kazanacak, bunu sosyal
konutlar için kullanacak, böylece vatandaşa çok daha ucuz, kira öder gibi bir
şekilde bina, ev, daire verebilecek. Başka türlü bunun yolu yok. Aksi takdirde,
TOKİ’ye merkezî bütçeden destek vermemiz gerekir. TOKİ’nin hiçbir destek almadan, tamamen kendi yağıyla
kavrularak bir taraftan para kazanıp bir taraftan alt gelir düzeyindeki
insanlara kira öder gibi konut vermesi takdire şayan bir husustur diye
düşünüyorum. Bir diğer husus
da, Sayın Vekilimiz, özellikle sahil kesimlerinde yabancılara satmak için villa
türü birtakım binalar yapılacağından bahsetti. Efendim, şunu
özellikle vurgulayayım: Çevre ve Orman Bakanlığı olarak biz, geçmişte sadece 2
vilayette çevre düzeni planı varken şu anda yüzde 60’ında vilayetlerimizin, 81
vilayetin yüzde 60’ında çevre düzeni planlarını hemen hemen
tamamladık, iki üç yıl zarfında da bütün Türkiye'nin 1/100.000’lik çevre düzeni
planlarını tamamlıyoruz. Bu, hakikaten,
benim, gerek üniversite hayatımda olsun gerek İSKİ’de,
DSİ’de olsun, yıllarca özlemini çektiğim bir
husustur, çünkü Türkiye'de sanayinin nereye yapılacağı, konutların, turizm
alanlarının, tarım alanlarının, meskenlerin ve diğer tesislerin, neyin nereye
yapılacağı belli olmadan, bir başka ifadeyle 1/100.000 çevre düzeni planları ve
arazi kullanım planları hazırlanmadan Türkiye'deki toprakları kaybederiz. Bunun farkında olarak bunu hızlandırdık. Şimdi, nitekim, bakın, sizin dediğiniz pek çok yerlerdeki alanlar
bize bağlı iki tane kurum tarafından koruma altına alındı. Birisi, Doğa Koruma
ve Millî Parklar Genel Müdürlüğümüz tarafından, bu şekilde hassas alanları biz
millî park alanı ilan ediyoruz, orada kuş uçmuyor, ona göre uzun devreli
planlar var, onun dışında hiç kimse bir şey yapamıyor. Bir de özel çevre koruma
alanları var, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığımız da bu alanlara plan
yapıyor, plan dışında hiç kimse bir şey yapamıyor. Dolayısıyla,
bunları da, kıyıları da korumakla mükellefiz, ama tabii turizm de bir
ihtiyaçtır. Turizm alanlarını zaten Kültür ve Turizm Bakanlığıyla birlikte
ortaklaşa belirliyoruz, en uygun turizm alanları seçiliyor. Tabii, turizm
gelirine de ihtiyacımız var. Turizm de “bacasız sanayi” olarak yıllarca, ta
otuz yıldan beri ülkemizde telaffuz edildi, ona da ihtiyacımız var, fakat
tabiatı, kıyıları bozmadan, bunu birlikte, uyum içinde yapıyoruz. Özellikle
bunu ifade etmek için söz aldım. Ben hepinize
teşekkür ediyorum. Saygılarımı sunuyorum efendim. Sağ olun, var olun. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Sayın Süner, nedir konu? TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanıma soracağım, TOKİ’yle
ilgili bir soru yönelteceğim. BAŞKAN – Soru
sorma usulümüz yok. TAYFUR SÜNER
(Antalya) – Ama TOKİ’yle ilgili bir cevap verdi… BAŞKAN – Yazılı
olarak sorabilirsiniz. Şu anda bir soru sorma usulümüz yok. ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yazılı olarak
her zaman cevap veririz. BAŞKAN – Gündeme
geçiyoruz. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada yer
alan, Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün
Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış
Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Tasarısı ve bu tasarıyla birleştirilen Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın
ve 12 Milletvekilinin; Adıyaman Milletvekili Sayın Şevket Köse’nin aynı
konudaki kanun teklifleriyle Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) KANUN TASARI
VE TEKLİFLERİ 1. Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel
Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin
Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve 12
Milletvekilinin; 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri
Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin
Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi ile Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; 4733 Sayılı
Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden
Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve
Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/538, 2/155, 2/186) (S. Sayısı: 125) BAŞKAN –
Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 2’nci sırada yer
alan, Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine başlayacağız. 2.-
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/478) (S.
Sayısı: 93) BAŞKAN –
Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 3’üncü sırada yer
alan, Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde
Yaptırılması Hakkında Kanun ile Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve
Vazifeleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan
ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız. 3.-
Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması
Hakkında Kanun ile Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifeleri
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/480) (S. Sayısı: 94) BAŞKAN –
Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 4’üncü sırada yer
alan, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı’nın; Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi;
İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı’nın; Devlet
Memurları Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı’nın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü’nün; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Zonguldak
Milletvekili Sayın Ali İhsan Köktürk ve 19 Milletvekilinin; 17.7.1964 Tarihli
ve 506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında
Kanun Teklifi; Sivas Milletvekili Sayın Muhsin Yazıcıoğlu’nun;
Engelli Memurların Emekliliğini Düzenleyen 5434 Sayılı Kanunun 39 uncu
Maddesinin (j) Bendinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İzmir
Milletvekili Sayın Bülent Baratalı’nın; 3201 Sayılı
“Yurt Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin
Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”da Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Sayın Bülent Baratalı ve 24
Milletvekilinin; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 4 Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk ve 12
Milletvekilinin; Sanatçıların Sosyal Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun
Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe
Komisyonları raporlarının görüşmelerine başlıyoruz. 4.- Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile
Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ile İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın;
Devlet Memurları Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık
Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Zonguldak
Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 19 Milletvekilinin; 17.7.1964 Tarihli ve 506
Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununa Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun
Teklifi; Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun;
Engelli Memurların Emekliliğini Düzenleyen 5434 Sayılı Kanunun 39 uncu
Maddesinin (j) Bendinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; 3201 Sayılı “Yurt
Dışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurt Dışında Geçen Sürelerinin Sosyal
Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun”da Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İzmir Milletvekili Bülent Baratalı ve 24
Milletvekilinin; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Kanununun Geçici 4 Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 12 Milletvekilinin;
Sanatçıların Sosyal Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi ile
Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları
(1/465, 2/30, 2/31, 2/37, 2/64, 2/71, 2/79, 2/136, 2/147, 2/149) (S. Sayısı:
119) (x) BAŞKAN –
Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. Komisyon raporu
119 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Sayın
milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi
kapsamında görüşülecektir. Bu nedenle, tasarı, tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde
görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı
oylanacaktır. Tasarının tümü
üzerinde söz isteyen, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin
Milletvekili Sayın Mehmet Şandır. Buyurun Sayın
Şandır. (MHP sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, söz alanları bir okusanıza, biz bilelim, maddeler
üzerinde de bilelim. Şahısları okusanıza, belli olsun efendim. BAŞKAN – Hatip
tamamlasın, okurum. MHP GRUBU ADINA
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce
heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Görüşmekte
olduğumuz kanun tasarısı, toplumun her kesimini ve tüm zamanları ilgilendiren
gerçek anlamda bir temel kanundur. Sosyal güvenlik ve sağlık sigortasını, genel
sağlık sigortasını düzenlemektedir. Sosyal güvenlik sistemi ekonominin temel
parametrelerini ve dengesini, iş hayatını, çalışma barışını, sosyal
dayanışmayı, iç huzuru, refahı, gelecek umudunu doğrudan etkileyen, kısacası bu
kanun fert ve toplum hayatının her alanını kuşatan temel bir hukuk
düzenlemesidir. Bu sebeple bu kanunun hazırlanması ve görüşülmesi farklı ve
özel olmalıdır. Büyük oranda da böyle olduğunu ifade etmeliyim. Bu anlamda
Sayın Bakan Faruk Çelik’e teşekkür ediyorum. Kanunun hazırlanmasında toplum
kesimleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerle olabildiğince
görüşmeler yapıldığını, tartışıldığını ve paylaşıldığını biliyorum. Bu durum
tamamen Sayın Bakanın iradesi ve kararıyla olmuştur. Öncelikle bu durumu ifade
ve teslim etmeliyim. Ancak, bir temel kanun niteliğinde olan bu kanunun
tarafları arasında oy birliğiyle geçmesinin, kararlaştırılması çok önemliydi ve
gerekliydi. İnanıyorum ki taraflar arasında bir oy birliği sağlanabildiğini
söyleyebilmek burada çok mümkün değildir. Zannediyorum bu da Sayın Bakanımızın
kabul edeceği bir durumdur. Ama yine de daha öncekilerden farklı olarak Sayın
Bakanın bu kanunun hazırlanmasında, görüşülmesinde, tartışılmasında takip
ettiği yolu burada teşekkürle ifade ediyorum. (x) 119 S. Sayılı
Basmayazı tutanağa eklidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz her
vatandaşımızın sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerinden yararlanmasını
vazgeçilemez bir temel insan hakkı alanı olarak görmekteyiz. Bize göre, sosyal
güvenlik her insanımızın bugün ve gelecekte çalışma imkânlarını yitirmesi hâli
de dâhil olmak üzere onurlu bir yaşamı sürdürebilmesi için gerekli ve sürekli
bir gelire sahip olmasını, bunun güvence altına alınmasını ve sağlık
hizmetlerinden yararlanmasını anlamaktayız. Sosyal güvenlik hakkı,
sosyoekonomik haklar grubu olarak ikinci kuşak insan haklarındandır.
Sosyoekonomik haklar, bireyi toplumdan, toplumun en üst örgütü olan devletten
alacaklı kılan ve devlete de birtakım yükümlülükler getiren haklardır;
görevlerden öte yükümlülükler getiren bir alandır, bir hak ve sorumluluk
alanıdır. Sosyal güvenlik,
bireyle toplum, toplumla devlet arasında bir temel sözleşmedir, tarafların hak
ve sorumluluklarını belirler. Sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerinden
yararlanmanın tüm vatandaşlar için garantiye alınması, sürekli ve düzenli
karşılanması için devletin etkin bir şekilde çaba göstermesi gerekmektedir.
Gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, uygun finansman kaynaklarının bulunması
devletin alacağı önlemlerle mümkündür. Devlet, millî gelirden düşük pay alan
yoksul ve çalışan kesim ile sosyal güvenlik hakkı bulunmayan kesimler lehine
birtakım sosyal tedbirler almak ve hukuksal düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.
Bu yükümlülük, bir Anayasa zorunluluğudur. Bu durum, Anayasa’mızın
değiştirilemez temel hükmü olan sosyal bir hukuk devleti olmak karakterinin
gereğidir. Anayasa’mız, devletimizin hukuk devleti olabilmesi için, öncelikle
sosyal devlet olmasını bir zorunluluk hâline getirmiştir. Bu cümleyi çok
önemsiyorum ve tekrarlıyorum: Anayasa’mız, devletimizin hukuk devleti
olabilmesi için, öncelikle sosyal devlet olmasını bir zorunluluk hâline
getirmiştir. Hukuk devleti ve
sosyal devlet, sosyal güvenliğe devletin yoğun biçimde katılmasını
gerektirmektedir. Bu durum, Avrupa Birliği üyesi olmak iddiasının da gereğidir.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerde millî gelirden sosyal güvenliğe aktarılan
kaynaklar ve de sosyal güvenliğin finansmanında devlet katkısı oldukça
yüksekken yeni yasayla Türkiye’de devletin sosyal güvenliğe katkısı yüzde 1’e
indirilmeye çalışılmaktadır. Yine Avrupa Birliği üyesi ülkelerde sosyal
güvenliğe devlet katsının bütçe içindeki payı yüzde 40 iken Türkiye’de bu oran
yüzde 19,3 olarak karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü gibi, veriler, Avrupa
Birliği üyesi ülkelerde sosyal güvenliğe ayrılan kaynaklar ve devlet katkısı,
Türkiye’dekinden oldukça yüksektir. Sosyal güvenlik sistemindeki açıkları
kapatmak için devleti meselenin dışına taşımak bir çözüm olarak görülmemelidir.
Bir ülkenin
çağdaşlık, gelişmişlik ve yaşanabilirlik seviyesi, millî gelirinin
yüksekliğinden önce sosyal bir hukuk devleti olmasıyla ölçülür. Adaleti temin
eden bir hukuk ve onurlu bir yaşamı mümkün kılan bir sosyal güvenlik sistemi,
çağımızın vazgeçilemez temel değerleridir ve birbirini tamamlayan iki ayağıdır.
İnsanlık bu noktaya uzun yılların mücadelesiyle gelmiştir. Sosyal güvenlik
hakları, çalışan kesimlerin mücadele vererek kazanılmış ve geliştirilmiş
haklarıdır. Bundan geri adım atılmamalıdır. Sosyal güvenliğin gelişimi, iş
kazası, meslek hastalıklarından başlayarak bugün genel sağlık sigortasına kadar
ulaşmıştır. Değerli
milletvekilleri, bugün burada görüşmelerine başladığımız sosyal güvenlik ve
genel sağlık sigortası kanununun, bize göre, bir toplumsal sözleşme belgesi
olarak düzenlenmesi gerekir. Biz böyle kabul ediyoruz. Bu kanunu Anayasa’yla eş
değerde görmek gerekir. Bu sebeple, mümkün olabilen en geniş kapsamda bir
paylaşma ve uzlaşma ile hatta oy birliğiyle kararlaştırılması gereken bir hukuk
zeminini oluşturuyoruz. Partimiz, insanı yüce bir varlık olarak görmekte ve her
bireyin her anlamda güvenliğinin sağlanması ve hayatının güvence altına
alınması gerektiğine inanmaktadır. Milletimizin birliğini ve dirliğini,
dayanışma ve kardeşliğini çok önemsiyoruz. Bunun ancak külfet-nimet
paylaşımında adaletin sağlanması ve gelecek güvencesiyle temin edilebileceğine
inanıyoruz. Aslında, bugün
burada bu kanunla ülkemizin, devletimizin ve toplumumuzun sosyal uzlaşma
hukukunu gözden geçirmekteyiz. Görüştüğümüz bu kanun tasarısı birey, toplum ve
devlet hayatının her alanını, bugününü ve yarınını, geleceğini çok derinden
etkileyen bir sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası yasası, adaletli ve
taraflar arasında gönüllü paylaşımı temin edebilecek bir hukuk sözleşmesine
dönüşebilecek midir, kalıcı olacak mıdır ve uygulanabilecek midir? Bu ve
benzeri soruların cevabını bu kanun tasarısını hazırlayanların da net
verebildiğini zannetmiyorum. “Aksayan yerleri ileride değiştiririz.” demek de
çözüm değildir. Bu sebeple, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanun
tasarısı üzerinde çok çalıştık, büyük hazırlıklar yaptık. Özellikle Plan ve
Bütçe ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi arkadaşlarım, bu
kanunun görüşmelerinde, konuşmaları ve önergeleriyle, bu kanunun bir toplumsal sözleşme hukukuna
dönüşmesine katkı vereceklerdir. Bu anlamda, alt komisyonda görev yapan Konya
Milletvekilimiz Sayın Mustafa Kalaycı’nın bu kanunla
ilgili karşı görüş belgesi on altı sayfa bulunmaktadır. Ayrıca, bu konuyla
ilgili, grubumuz, sivil toplum örgütlerinden veya tarafların hemen hepsinden
ilgili görüşlerini almıştır, okumuştur, üzerinde çalışmıştır ve bu konuda,
uzlaşılamayan, doğru anlaşılamayan konularda önergelerimizle katkı vermeye çok
ciddi de bir hazırlık yaptığımızı burada, huzurunuzda ifade ediyorum. Değerli
milletvekilleri, çeşitli toplum kesimlerinin ve özellikle dar gelirli ve
çalışan kesimlerin durumlarını gözeten, gerekirse pozitif ayrımcılık yapan ve
kazanılmış haklarını koruyan, geliştiren talepleri burada gündeme getireceğiz.
İstediklerimiz toplumun talepleri olacaktır. Birlikte kurmaya çalıştığımız bu
sosyal uzlaşma hukukunun ve toplumsal sözleşmenin, adaleti sağlayan, millî
birlik ve dirliğimize, toplumsal dayanışma ve kardeşliğimize, çalışma huzuruna
ve her şeyden önemlisi sürdürülebilir kalkınmamıza destek olmasını
gerçekleştirebilecek bir muhtevada kanunlaşmasına katkı vereceğiz. Değerli
milletvekilleri, “ekonomi için kara delik” nitelemesiyle artık taşınamaz ve
böyle sürdürülemez bir noktaya gelen sosyal güvenlik sisteminin bütünüyle
değiştirilmesi ve yenilenmesi artık ertelenemez ve ötelenemez bir zorunluluk
halindedir ve bu hepimizin görevi olmuştur. Bu sebeple, acele etmeyelim.
Sabırla, birbirimize tahammül göstererek,
“Ben yaptım oldu” kolaycılığına düşmeden, birlikte tartışarak, burada
yapılması gereken neyse, doğru olan neyse, onu yapmaya birlikte çalışalım.
Özellikle Sayın Hükûmetten, Sayın Bakandan ve Sayın
AKP Grubundan bunu istirham ediyorum. Değerli
milletvekilleri, aslında, burada gelinen noktanın ve geçmişte yaşananların bir
açık hesaplaşması ve yüzleşmesini yapmalıyız. Kimseyi suçlamak kastım yok,
ancak dürüstçe ifade etmeliyiz ki sosyal güvenlik sisteminin bugün geldiği
durumdan sorumlu olanlar, bugüne kadar Türkiye’yi yöneten tüm siyasi
iktidarlardır, yani devlettir. Faturayı çalışan kesimlere kesmek, bedeli onlara
ödetmek doğru olmaz, hak olmaz, böyle bir hukuki düzenleme de geçerli olmaz
diye düşünüyorum. Bakınız, rakamlar
ve yetkililer ne söylüyor, gelinen noktayı nasıl ifade ediyorlar: Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik, sosyal güvenlik sisteminin 26
katrilyon lira açık verdiğini, sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılanın bir buçuk yıllık gelirinin karşılığını alıp
götürdüğünü söylemektedir. Sayın Çelik, Türkiye’de 2,5 milyon insanın işsiz, 11
milyon insanın kayıt dışı çalıştığını, genç nüfusun yüzde 20’sinin, çalışan
kadınların da nüfusunun da yüzde 25’lerde olduğunu ifade etmektedir. Sayın
Bakan, 1991’den 2007’ye kadar sosyal güvenlik açıklarının reel olarak 137
katrilyona ulaştığını, bu rakamı 2008’e taşıdığımızda maliyetin 851 katrilyon
liralık bir yük oluşturduğunu ve maalesef, bunun 70 milyonun sırtına
bindirildiğini söylemektedir. Bu rakamlar ve bu
sonuç çok ağır bir sonuç ve bu sonuç Türkiye’nin sonucudur. Bu sonucun
oluşmasında tarafları, sorumluları, çok açık, net buradan ifade etmemiz lazım.
Bu sonucun oluşması, Türkiye’yi yöneten siyasi iktidarlardadır, yani
devlettedir. Bu sonucun faturasını çalışan kesimlerden, özellikle alt ve dar
gelirli kesimlerden çıkartmak hiç de akılıca olmayacaktır. Sosyal Güvenlik
Kurumu Başkanımızın söylediğiyse çok daha sıkıntılı bir hadisedir. Sayın
Başkan, bu kanun bugün yasalaşsa dahi “kara delik” denen sosyal güvenlik
açıklarının elli yıl sonra bile kapanmayacağını, sosyal güvenlik açıklarının
terör gibi ciddi bir sorun olduğunu ve önümüzdeki en az üç nesli
ilgilendirdiğini söylemektedir. Üzerinde
tartıştığımız, konuştuğumuz, bugün kanunlaştırmaya çalıştığımız konu yalnız
bugünü değil, dünüyle ve geleceğiyle bir Türkiye’yi ilgilendirmektedir ve
geleceği belirleyecek temel parametrelerden biridir. Sayın Sosyal
Güvenlik Kurumu Başkanı diyor ki: “Emekli maaşlarını ödeyemiyoruz.” Sağlık
harcamaları hep hazineden, bütçeden karşılanıyor ve ne yaparsak yapalım, dokuz
bin çalışma gününü yedi bine de indirsek sonuç itibarıyla bu açıkları 2050
yılına kadar kapatabilme şansımız yok. Bu demektir ki yeni çözüm aramamız
lazım. Bu kanunla bulunan çözüm demek ki bu meseleyi çözmüyor. Bunu en yetkili
teknik insan ifade ediyor. Bu sebeple biz bu kanunun ruhunu, bu kanunun bu
sonucu oluşturan sebepleri, tespit ettiği sebepleri ve oluşturduğu çözümlerin
yeterli olmadığını ifade ediyoruz. Hazırladığımız önergelerle, yapılacak
konuşmalarla bu sonuca katkı verecek, düzenlemelere katkı verecek bir gayret
içerisinde olacağız. Sayın Başkan bir
başka şey daha söylüyor, acı bir şey daha söylüyor, diyor ki: “Türkiye nüfusu
hızla yaşlanıyor. Dolayısıyla genç nüfusuyla övünen Türkiye önümüzdeki zaman
içerisinde prim yaratacak, istihdam yaratacak bir genç nüfus da
bulamayacaktır.” Bu noktada ILO’nun verileri çok açık. Sayın Başkanın bu sözlerini
inceledim, araştırdım: ILO’nun kayıtlarına göre
Türkiye’de altmış beş yaş ve üzerindekiler 2012 yılında toplam nüfusun yüzde
7’sine, 2039 yılında yüzde 14’üne -yaşlı nüfusun oranının da yüzde 7’den 14’e-
ulaşması için yirmi yedi yıllık bir süre alacak. Halbuki
bu süre Fransa’da yüz on beş yıl, İsviçre’de seksen beş yıl, Amerika Birleşik
Devletleri’nde yetmiş beş yıl, İngiltere’de kırk beş, Japonya’da yirmi altı yıl
sürmüş. Dolayısıyla Türkiye nüfusu hızla yaşlanıyor. Genç nüfusa sahip olmakla
övünen Türkiye, belli bir müddet sonra böyle bir avantaj ve imkândan da mahrum
olacak. Bunu da dikkate almak lazım. Aynı konuda Sayın
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in de acı itirafları var, diyor ki: “Bu delikle, bu
kara delikle bu gemiyi yürütemeyiz.” Bunun dışında,
sivil toplum kuruluşlarının, sayın ticaret odası başkanlarının, özellikle
Ankara Ticaret Odası Başkanlığının hazırladığı rapor ve Başkanının yaptığı
açıklamalar var. Söyledikleri hadise çok sıkıntılı şeyler. Diyorlar ki: “Sosyal
güvenlik sistemi ülke ekonomisinin sırtında âdeta bir kambur gibi duruyor ve
2002 yılında sosyal güvenlik açıklarının gayrisafi millî hasılaya
oranı yüzde 2,6 seviyesindeyken bugün bu oran yüzde 4,5’a çıkmış bulunmaktadır.
Dolayısıyla tehlike her geçen gün büyümektedir ve biz bu sorunun çözümünü ne
erteleyebiliriz ne öteleyebiliriz ne de birbirimizi suçlayarak, geçmişi
suçlayarak kendimizi aklayabiliriz.” Değerli
milletvekilleri, tabii, sistemin niye çöktüğü konusunda her birinizin, her
milletvekilinin, her grubun, bana göre, ortak sonuçları vardır. Gerçekten 1991
yılından sonra yaşananlar bu sistemi çökertmiştir. Özellikle aktif sigortalılar
ile emekli maaşı alanlar arasındaki dengenin bozulmasına neden olarak, erken
emeklilik, iktisaden faal nüfusun yeterince aktif hâle getirilememesi, prim
miktarı ile emekli aylığı arasındaki ilişkinin sağlanamaması, sigorta
primlerinin yüksekliği ve tahsil edilememiş olmasıdır, bu sorunun gittikçe
büyümesi, artık böyle çığ hâline gelerek toplumu, ekonomiyi, hayatın her
alanını kuşatır ve kapsar bir niteliğe, bir kaosa, bir
krize dönüştüğü ortadadır. Dolayısıyla başka sebepler de söylenebilinir.
Dolayısıyla bu sorunun çözümü gerçekten bir toplumsal zaruret, bir mecburiyet
hâline gelmiştir. Bugün görüşmeye başladığımız, inşallah, sonuçları itibarıyla
da soruna çözüm olacağını umduğumuz bu kanun, bana göre, çok daha kapsamlı, çok
daha toplumun her kesimiyle uzlaşılarak, çok tartışılarak bir toplumsal
sözleşme hukuku şeklinde tanzim edilmeliydi. Çünkü eğer elli yılda
kapatılamayacaksa bu sosyal güvenlik açıkları, başka tedbirler almak gerekiyor.
Bu kanunla alınacağı ifade edilen tedbirlerin yeterli olmayacağını bu kanunu
hazırlayan teknik kadroların ifade etmiş olmasına gerçekten dehşetle, ibretle
bakıyoruz. Bu arada biz
Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu kanunun getirecekleri konusunda,
özellikle çalışan kesimler adına, dar gelirli, sabit gelirli toplum kesimleri
adına, emekliler adına endişelerimizin olduğunu -biraz önce arz ettiğim gibi- Sayın
Komisyon Üyesi Arkadaşımızın on altı sayfayı bulan muhalefet şerhinde ifade ettik.
Bu konularda, diğer sivil toplum kuruluşlarının da ifade ettiği -her ne kadar
Sayın Bakan mutabakata vardık- mutabakat listeleri bize sunulmuş olsa da
mutabakata varılamayan, uygulanması hâlinde sorunun çözümüne katkı
verebileceğinden endişe edilen birçok husus olduğu ortaya çıkmaktadır. Ümit
ederim ki işte buradaki görüşmelerde, Genel Kurul görüşmelerinde her
milletvekili, her siyasi parti grubu bu konuda gerçekten iyi çalışarak, iyi
niyetle, samimi bir duruş içerisinde katkı verir ve bu kanunu yeniden
değiştirmek, yeniden düzeltmek mecburiyetinde kalmayız diye düşünüyorum.
Özellikle bir hukuk tanzim ederken hukuka aykırı bir davranış içerisinde
olmamamız lazım. Anayasa Mahkemesinin iptali konusundaki hususların
giderilemediği yönünde Sayın Kamu-Sen Genel Başkanının hazırlamış olduğu raporu
Sayın Bakanın ciddiye aldığını ümit etmek istiyorum. Bütün bunların
ötesinde söyleyeceğim bir şey var: Değerli milletvekilleri, sağlık
hizmetlerinden yararlanmak en tabii insan haklarıdır. Sağlık hizmetlerinden
yararlanmayı kısıtlayıcı, ona birtakım katkı payları koyarak toplum içerisinde
ayrıştırıcı bir fonksiyon yüklersek, bir hukuki zemin yüklersek geleceğe
haksızlık yapmış oluruz, bir insan hakkını ihlal etmiş oluruz diye düşünüyorum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ŞANDIR
(Devamla) - Bu sebeple, bu kanunda, özellikle vatandaşlarımızın sağlık
hizmetinden yararlanması konusunda, devletimiz üzerine düşen katkıyı bir sosyal
maliyet olarak ödemelidir. Tekrar ediyorum: “Devletin katkısını yüzde 1’e
düşürmek” hedefi doğru bir hedef veya doğru bir tanzim şekli değildir. Sosyal
güvenlik bir devlet görevidir, bir sosyal maliyettir. “Sosyal”in en üst örgütü
olarak devlet bu maliyeti karşılamak, en azından, vatandaşların sağlık
hizmetlerini eşit olarak, karşılıksız olarak vermek zorundadır, vermelidir.
21’inci yüzyılın Türkiye’sine bu yakışır. Bu kanunu bu noktada çok eksik
buluyoruz ve bunun düzeltilmesi yönünde, ümit ediyoruz ki Genel Kurulda ve bu
görüşmelerde… Sayın Bakan “Önergeler hazırladık, birlikte verelim.” diyor. Ümit
ediyorum ki bu önergelerde bu eksikleri de düzeltici… Özellikle, tekrar
söylüyorum: Çalışandan yana, emekliden yana, dar gelirli ve sabit gelirliden
yana bir pozitif ayırımcılık yaparak ama kayıt dışılığı önleyici… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Sayın Başkanım, bitiriyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Sağ olun, çok teşekkür ediyorum. Kanunun
görüşmelerinin hayırlı olmasını, başarılı geçmesini temenni ediyor, saygılar
sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır. Şahısları adına… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, önce grupları öğrenelim. BAŞKAN – Tamam,
okuyacağım. Sayın Genç, önce
“Sayın Başkan, şahısları adına kimler söz istedi okusana.” dediniz, ben de
okuyorum, ama şimdi “Gruplar adına okuyun.” dediniz, onu da okuyorum. Emir
kipinize uydum. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Sayın Kemal Kılıçdaroğlu,
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Sayın Gültan Kışanak; şahısları adına, İstanbul Milletvekili Sayın Nur Serter, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Açıkalın, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, İstanbul
Milletvekili Sayın Ufuk Uras, Sivas Milletvekili Sayın Muhsin Yazıcıoğlu. Şimdi söz sırası,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nda. Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli
milletvekilleri, az önce Milliyetçi Hareket Partisi adına konuşan Sayın Mehmet
Şandır, oldukça karanlık bir tablo çizdi. Bu tabloda, sosyal güvenlik
sistemiyle ilgili bir şeylerin yapılması gerektiğinin altını çizdi. Ama Sayın Şandır’ın çizdiği karanlık tablonun bütün rakamları Hükûmet kaynaklı. Yani bu konuda elimizde net, objektif bir
veri, maalesef, söz konusu değil. Şimdi, bu yasa
hazırlanırken yasa dört temel ayak üzerine inşa ediliyor. Önce deniyor ki:
“Sistemde, eskiye oranla insanlar daha fazla kalsınlar.” Bunun yolu ne?
“Emeklilik yaşını uzatıyoruz. Böylece, sistemde daha geç emekli olacaklar,
dolayısıyla, insanlar sisteme daha fazla prim katkısı verecekler.” İkinci önemli
ayağı: İnsanlar daha geç emekli olacaklar ama mevcut sisteme göre daha az
emekli aylığı alacaklar. Böylece, sistemin finansman dengesi bir şekliyle
sağlanmış olacak. Üçüncü önemli
ayak: Prim almakta zorlanılan alt ve orta kesimler -örneğin tarımda çalışan
işçiler gibi- sistemin dışına itiliyor. Bunlara deniyor ki: “Siz arkadaş,
kusura bakmayın; siz sosyal güvenlik sisteminin dışında kalın çünkü biz sizden
prim toplayamıyoruz.” Dördüncü ayak:
Bugüne kadar yasalarla sigortalılara verilmiş olan hakların bir kısmı
ellerinden alınıyor ve dolayısıyla, deniliyor ki: “Bu sistem, bunlar yapılırsa
dengeye gelmiş olacak.” Şimdi, değerli
arkadaşlar, ben size, yine bu Parlamentonun geçen yasama döneminde oy
birliğiyle çıkardığı bir kanunun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu’nun 14’üncü maddesini okuyorum, şöyle diyor: “Sosyal güvenliğe yönelik
kanun tasarılarında ise en az yirmi yıllık aktüeryal
hesaplara yer verilir. Ayrıca, bu kanun tasarılarına Maliye Bakanlığı ile
ilgisine göre Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı veya Hazine
Müsteşarlığının görüşleri eklenir.” Değerli
arkadaşlar, kanun tasarısı bu. Acaba, açın sayfalarına bakın, yirmi yıllık aktüeryal hesap görüyor musunuz? Yok. Peki, bu kanun ne
zaman Parlamentoya sevk edildi. Bu Yasadan sonra. Peki,
bu Yasayı uygulamayacaksanız, bu yasayı niye Parlamentoya gönderdiniz? Böyle
bir anlayışı makul kabul etmek mümkün mü? Sayın MHP Grup
Başkan Vekili çok karamsar bir tablo çizdi. Şimdi sizler de diyeceksiniz ki:
“Biz buna evet diyoruz.” Peki, bununla bu sistemin düzeleceğini nereden
biliyoruz? Kimse bilmiyor. Ne zaman artıya doğru gidecek? Kimse bilmiyor. HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Onlar da bilmiyor, onlar da bilmiyor. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Rakamlar doğru değil. Şimdi, ben, yirmi
yıllık aktüeryal hesabın bunun ekinde olmasını
isterim. Eğer bunun ekinde varsa… HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) – Komisyonda dağıtıldı Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ben komisyon üyesi değilim… Burada, ayrıca,
Maliye Bakanlığının, Devlet Planlama Teşkilatının da görüşünü isterim. Bunlar
olursa benim itirazım yok; olsun, hiçbir itirazım yok. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – İletişim yok. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Ne ilgisi var? Bir milletvekilinin hakkı değil mi? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ayrıca daha önemli bir şeyden bahsedeceğim değerli
arkadaşlar size: Sayın Başbakan 20/11/2007 tarihinde
AKP Grubunda bir konuşma yapıyor. Sayın Başbakanın yaptığı konuşma aynen şöyle:
“Bir sosyal güvenlik yasası için neler yaptılar, biliyorsunuz... Düşünün, her
doğanın sosyal güvence altında doğmasını hedefleyen bir yasa engellenir mi?
Kim? Halkçı oluğunu söyleyen CHP. Bunun halkçılıkla alakası yok. Bunlar halkçı
olamaz. Bunlar, bu ülkede kaymak takımıyla birlikte yürüyenler.” LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Çok doğru. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bir arkadaşımız
da diyor ki: “Çok doğru.” Eğer bu ülkenin
işçileri, emeklileri, çiftçileri, bu ülkenin kaymak tabakasıysa, evet, biz
onlarla yan yanayız. Eğer bu ülkenin işçisinin, memurunun, emeklisinin,
esnafının, sanatçısının hakkını koruyorsak biz onlardan yanayız. Biz onların
hakkını korumak için zaten Anayasa Mahkemesine gittik. Peki, Anayasa Mahkemesi
iptal etmeseydi, siz dokuz bin günü yedi bin iki yüze indirecek miydiniz? Bana
söyler misiniz kimin için indirdiniz? Yedi bin iki yüze kimin için indirdiniz?
İşçi iki saat meydana indi, siz hemen geri adım attınız. Kimin sayesinde? Cumhuriyet Halk Partisinin sayesinde. Cumhuriyet Halk
Partisi bunu Anayasa Mahkemesine götürdü ve size bu fırsatı verdi. Siz de bunu
değerlendirdiniz. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Memuru niye devre dışı bırakıyorsunuz? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Memurla ilgili de biz Anayasa Mahkemesine gittik,
memuru devre dışı bırakmadık. Ama siz hâlâ Anayasa Mahkemesi kararlarını
uygulamıyorsunuz -altını çizeyim- memurlarla ilgili tekrar biz Anayasa
Mahkemesine gideceğiz, hiç endişe etmeyin. Hiç endişe etmeyin, gideceğiz. Bakın, biz
muhtarlarla ilgili de söyledik. Madem toplumda bir düzenleme yapıyorsunuz,
seçimle gelen herkes aylık alıyor, muhtar da aylık alıyor, muhtarın sosyal
güvenlik primi niye yatmıyor? Muhtar bu ülkede yurttaş değil mi? Koymuyorsunuz
buraya. İtiraz ediyoruz, koymuyorsunuz. Cezaevinde
çalışan ve üreten, aylık gelir elde eden mahkûmlar var, Sivas’ta var,
Kütahya’da var. Bu insanlar üretiyorlar, ürettiklerini satıyorlar ve gelir elde
ediyorlar. Bunların niçin sosyal güvenliğini vermiyorsunuz? Bu insan
hapishaneden çıktıktan sonra yedi bin iki yüz günü, eğer yeni düzeltilirse,
dokuz bin günü nasıl dolduracak? Biz bu insanı toplumun dışına itmeye mecbur
muyuz? Bakın, Sayın
Başbakan bir şey daha söylüyor. Bu sefer 11 Mart 2008’de AKP Grubunda
konuşuyor: “Bazıları yasa tasarısının tek bir cümlesini bile okumadan spekülasyon üretiyorlar. Çalışanların, emeklilerin
haklarında gerileme olacakmış. Açık söylüyorum, asla böyle bir şey söz konusu
değildir. Dürüst davranmıyorlar ve yalan söylüyorlar. Böyle bir şey yok,
kazanılmış haklar aynen devam edecek.” Ben altını
çizerek söylüyorum ve iddia ediyorum: Bu kanun tasarısının tek satırını, tek
cümlesini Sayın Başbakan okumamıştır. Açık ve net söylüyorum. Her yerde
ispatlamaya, kanıtlamaya da hazırım. (CHP sıralarından alkışlar) Bu ifadeleri
kullanan, bu yasayı eleştiren… Ne diyor: Çalışanların haklarında hiçbir
gerileme olmayacakmış! Söyleyenler yalan söylüyor.” İnsaf arkadaşlar!
Gazeteciler bana bu soruyu sorduklarında ben şu yanıtı verdim, dedim ki: “Şimdi
ben size bir sürü örnek versem siz diyeceksiniz ki ‘ya, politikacı yanlış örnek
verdi.’ Sizden örnek vereceğim. Sizin yıpranma hakkınız elinizden alınıyor mu,
alınmıyor mu? ‘Alınıyor.’ dediler. E, mesele yok o zaman.” Kim bir satırını
okumamış bunun? Sayın Başbakan elbette ki bütün kanunu okumaz. Doğru da değil
okuması ayrıca. Sayın Başbakan bu kanunu okusa da anlamayabilir. O da doğrudur. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Niye anlamasın? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Efendim, herkes anlayamayabilir. Ben Ceza Kanunu’nu
anlayamayabilirim. Hukukçular anlar onu. Ama, sosyal
güvenliği de anlayamayabilir. Onu da normal karşılıyoruz. Başbakanlar elbette
ki Bakanlar Kurulunda gelir, brifing alırlar ve
imzalarlar. Satır satır okuyamazlar. Ama, yasayı eleştirenlere “Siz tek satırını okumuyorsunuz.”
demesi Sayın Başbakanın en büyük gafıdır ve doğru değildir. Bununla kalsa
diyeceğiz ki: “Ya, mesele yok, yani ne yapalım, bu kadar.” Şimdi bakın “açık”
diyorsunuz. Değerli arkadaşlar, emeklilik sigortasındaki açıklar her yıl
azalıyor. Haberiniz var mı? ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Var. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Niçin azalıyor? Çünkü, Ecevit
döneminde çıkan bir yasa var. Emeklilik yaşı elli sekiz-altmışa çıktı. Her yıl
süre uzuyor. Dolayısıyla açıklar da azalıyor. HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) – 2030’dan sonra ne olacak? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Ondan sonra altmış beş yaş devreye girecek. Onu
getiriyorsunuz. ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Bu girmezse ne olacak? 2030’da ne olacak, 2040’da ne olacak? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, eğer sizler kamuoyuna doğru
bilgi verirseniz bizler saygı duyarız. Doğru bilgi vereceksiniz ki bizler de
tepkilerimizi onun üzerine inşa edelim. Siz kamuoyuna doğru bilgi
vermiyorsunuz. Sistemdeki en büyük açık sağlık sigortasından çıkıyor, en büyük
açık oradan çıkıyor. Onun için de yetki veriyorsunuz kuruma. Kurum onları
kısıtlayacak. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Siz olsaydınız ne yapardınız? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bakın, ben size bir örnek daha vereyim Sayın
Başbakandan: “Tasarı kanunlaşıncaya kadar bütün kesimlerden görüş ve öneri
aldık, kapımız açıktır.” Bakın, değerli
arkadaşlar, “Ekonomik Sosyal Konsey” denilen bir kurul var değil mi? Niçin
tasarı Genel Kurula indikten sonra Sayın Bakan sosyal taraflarla görüşüyor?
Niçin uzlaşma Ekonomik Sosyal Konseyde sağlanmıyor? Niçin toplum gerilime
itiliyor? Niçin işçiler, esnaflar, memurlar sokağa inmeye davet ediliyor?
İzlediğiniz yanlış politika nedeniyle. Zamanında görüşme olsa, zamanında
uzlaşma olsa, bunların hiçbirisi olmayacak. Başka ne diyor
Sayın Başbakan? Efendim, Sayın Başbakan diyor ki: “Sosyal devlet ilkesinin
gereği olarak, bu düzenlemeyle emeklilik koşullarını ve maaş hesaplarını işçi
ve memur için eşitliyoruz.” Doğru diyor. Herkes için dokuz bin gün geldi ya,
eşitliyoruz. Peki, çalışma koşulları da eşit mi arkadaşlar? Bir işçinin iş
güvencesi var mı memur gibi? Memur gibi iş güvencesi vermezseniz, eşitliği
sağlayamazsınız. İşsizlik sigortası kim için geçerli, devlet memuru için mi?
Hayır. İşsizlik sigortası, işçi için geçerli. Demek ki, eşitleme farklı normda
olmak zorundadır. Onun içindir ki, son olarak, önerge verilirse burada yedi bin
iki yüze düşmüş olacak işçiler için ve böylece, çok önemli bir haksızlık
giderilmiş olacak. Sayın Başbakan
yine diyor ki: “Mevcut sistemde, bir gün dahi prim borcu varsa, esnaf sağlıktan
yararlanamıyordu, şimdi prim borcunu otuz güne çıkardık.” Tam bir aldatmaca
arkadaşlar, tam bir aldatmaca. Çünkü konuyu bilenler şunu gayet iyi bilirler:
Esnaf zaten otuz gün üzerinden prim öder arkadaşlar, bir gün üzerinden prim
ödemez. İster bir gün deyin, ister otuz gün deyin, hiç fark etmez. altmış deseniz fark eder. Ama uyanıklık yapıp, biz otuz
dersek esnaf bunu anlamaz diye… İnsaf! Niye anlamasın esnaf? O bu işi yaşıyor
zaten. Efendim, bir
başka konu daha... Sayın Başbakan diyor ki: “Biz, emzirme ödeneğini 50 YTL’den
203 YTL’ye çıkarıyoruz.” Bu da doğru değil. Emzirme ödeneğini 1.215 YTL’den 203
YTL’ye indiriyorsunuz çünkü 5510 sayılı Yasa’da emzirme ödeneği 1.215 YTL. Demek ki bir
politikacının temel görevi yurttaşlara doğru söylemek. Yurttaşlara doğruyu söylemediğiniz andan itibaren Parlamentonun da
siyasetin de saygınlığına gölge düşürüyorsunuz. Sayın Başbakan
bununla yetinse diyeceğiz ki: Tamam, mesele yok. Ne yapalım bu kadar olur. Bu
kadar kabahat kadı kızında da olur, dersiniz. Ama Sayın Başbakan bir şey daha
söylüyor: “Ben de emekçiyim, ben de damdan düşenim. Bütün işçilerimizle,
çiftçimizle, memurumuzla, esnafımızla her zaman kendimi beraber hissediyorum.
Ben bir işçi emeklisiyim, oradan geliyorum.” Sayın Başbakan işçi emeklisi mi? ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (İstanbul) – Evet. ÜNAL KACIR
(İstanbul) - İşçi emeklisi. İşçi emeklisiydi. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başbakan milletvekili emeklisi benim bildiğim
kadarıyla. Tabii, ben size rakamları da vereyim. ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Milletvekili olmadan önce işçi emeklisiydi. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, milletvekili olmadan önce işçi emeklisiydi,
doğrudur. ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Değil miydi? HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yadırganacak ne var? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ama, bakın ben size
anlatayım. Lütfeder dinlerseniz anlatayım: Sayın Başbakan 15 Nisan 2003’te
Emekli Sandığına kaydını yaptırıyor. YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Baykal ne zaman yaptırdı? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – 3/3/2000 tarihinde SSK’ya
emeklilik için başvurdu, 1/4/2000’de de emekli aylığı almaya başladı. Biriken
emekli aylığı SSK’da 6 milyar 320 milyon lira. Sayın Başbakan o paraya hiç el
sürmedi, Emekli Sandığına devretti ve şu anda milletvekili emeklisi. Eğer hatırlarsanız,
Sayın Başbakan, Schröder’e de şöyle söylemişti: “Ben
aldığım 8 milyar lirayla geçinemiyorum, onun için ticaretle uğraşıyorum.” diye.
Eğer bir başbakan milletvekili emeklisi olduğu sırada o emekli aylığını gidip
-2.500 YTL emekli aylığını- Emekli Sandığından alırken çıkıp da medyanın önüne
AKP Grubunda “Ben işçi emeklisiyim.” diyorsa işte orada doğru söylemiyor.
Kusura bakmayın, doğruyu söyleyemiyor. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (İstanbul) – İlk emekliliği işçi emeklisi. ÜNAL KACIR
(İstanbul) – İşçi emeklisi olmamış mı? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır efendim. Hayır efendim,
işçi emeklisi değil. Emekli Sandığı da orada. Sayın
Başbakan milletvekili emeklisi ve Emekli Sandığı emeklisi. ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (İstanbul) – İlk işçi emeklisi olmuş. ÜNAL KACIR (İstanbul)
– 1/4/2000’de işçi emeklisi olmamış mı? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hiç endişe duymuyorum bundan. Sayın Başbakanın nerede,
hangi saatte, ne kadar çalıştığını da burada size verebilirim. ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Siz söylüyorsunuz zaten. Olmamış mı işçi emeklisi? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, evet. Ve Sayın Başbakan
bir şey daha söylüyor: “Devlet ilk kez
‘Ben sizin açığınızı kapatıyorum.’ demeyecek, ilk defa primli sistem
getiriliyor.” İnsaf ya! İnsaf! Yani, ben şunu
kabul ediyorum tabii: AKP döneminde her şey sanki Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç
yapılmamış ve onlar gelir gelmez bunlar oldu, ondan önce hiç böyle bir şey
yoktu. Sizin işsizlik
sigortasından haberiniz var mı arkadaşlar? İşsizlik sigortasına devletin yüzde
1 oranında katkı yaptığını biliyor musunuz? Kimin zamanında çıktı işsizlik
sigortası? Ecevit Hükûmeti zamanında çıktı ve devletin katkısı ilk kez o
zaman oldu. Emekli için,
değerli arkadaşlar… HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – O açıklar kimin zamanında doğdu? KEMAL KILIÇDAROĞLU
(Devamla) – Başkana rica edin, ek süre verirse ben onu da yanıtlarım. Emekli olan
yurttaşı siz ikinci sınıf yurttaş yapıyorsunuz. Emekli olan yurttaşa millî
gelir artışından pay vermiyorsunuz. Mademki kişi başına gelir 2.500 dolardan 9
bin dolara çıktı, niye emekliye millî gelir artışından pay vermiyorsunuz? Ve
bunu kanunla yapıyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Emekli millî gelir artışından pay
almayacak, onun artışı ancak TÜFE oranında olacak.” Olmaz… Olmaz arkadaşlar… HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – 0,30 ne ya? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – O ayrı… Halil Bey, o ayrı… O farklı bir şey, benim
söylediğim daha farklı bir şey. HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) – O hesap emekli olacaklar için yapılıyor üstat. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet efendim. Emekli olanlar ayrı, emekli oluncaya
kadar ayrı. Emekli oluncaya kadar aylık bağlama oranında millî gelir artışından
yüzde 30 pay veriyorsunuz. O, geçmiş çalışmaların bugüne kadar getirilmesidir.
Kişiye emekli olduktan sonra millî gelir artışından pay vermiyorsunuz. Emekli
artışları sadece TÜFE oranında artıyor. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Bir de açıkların hesabını verin. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, Sayın Başbakan diyor ki: “Yatarak tedavi
gören vatandaşlarımızdan katkı payını tamamen kaldırıyoruz.” İnsaf ya! Olmayan
bir şeyi nasıl kaldırıyorsunuz? Yok ki zaten! Siz getirdiniz, yasalaşmadan
kaldırıyorsunuz. Yani hem getiriyorsunuz hem kaldırıyorsunuz, bir de dönüp
övünüyorsunuz “Ben bunu kaldırdım.” diye.
İnsaf! Yani, vatandaşı bu kadar enayi yerine koymayın, istirham
ediyorum. Bakın, Sayın
Başbakan bir şey daha söylüyor, o da çok ilginç: “Türkiye’de ilk kez bağımsız
çalışanlar yani kendi nam ve hesabına çalışanlar da devlet sosyal güvenlik
şemsiyesi altına alınıyor ve hakları korunuyor.” Neresini düzelteceksiniz?
BAĞ-KUR ne zaman çıktı arkadaşlar? 1970’lerde çıktı. 1970’lerde çıkan esnafın
kanununu “İlk kez biz çıkarıyoruz.” demek… Ya, insaf arkadaşlar, gerçekten
insaf ve tabii, Sayın Başbakan bunları söyledikten sonra da AKP Grubundan alkış
alıyor. Bunu da anlamak mümkün değil. Onun içindir ki zaten Sayın Başbakan
kendisini sultan gibi görmeye başladı, “Ben her istediğimi yaparım.” demeye
başladı. Bakın, Sayın
Başbakan bir şey daha söylüyor -sendikalara kızıyor- diyor ki: “Hele hele kaynağından işçinin parası kesilmese, sendikalar belki
de kaynak bulamayacaklar.” Sayın Başbakan, tabii, sendikal hayatı bilmediği
için, sanıyor ki sendikalar holding kuruyorlar, holdinglerden gelir elde
ediyorlar. Yok arkadaşlar, sendikaların tek bir asli
görevi vardır, işçiden prim kesmek yani sendika aidatı almak. Sendika aidatını
da işçi alın teriyle kazandığı ücretten pay veriyor. Elbette oradan alacak,
başka bir geliri yok ki zaten sendikanın. Peki,
diyeceksiniz ki: “Sayın Başbakan bunu nasıl bilmiyor?” Ee,
bilmiyor. Sayın Başbakan bilmiyor, sizlerin hatırlatması lazım. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Çok iyi bilir, size de öğretsin. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben, Gölcük’e, Karabük’e, pek çok
yere gittim. İşçilerle, memurlarla, emeklilerle bu konuların hepsini görüştük.
İşçilerin özellikle bana, Sayın Başbakana iletilmek üzere söyledikleri bir şeyi
söylediler, ben de aynen söylüyorum. Asgari ücretli işçiler gittiğim her yerde
şunu söylediler; dediler ki: “Biz 435 YTL net asgari ücret alıyoruz. Bunun 200
YTL’sini kira olarak ödüyoruz, geriye kalıyor 235 YTL. Ben 235 YTL’yle üç
çocuğa nasıl bakacağım?” Şimdi, Sayın
Başbakan veya Sayın Bakan kürsüye çıkarsa, bu 235 YTL’yle üç çocuğa nasıl
bakılacağının mucizesini bize gösterirse, gerçekten de bizi izleyen işçiler
diyecek ki: “Ya, Sayın Bakanı tebrik ediyoruz, hiç böyle bu 235 YTL’nin bu
kadar bereketli harcandığını, bu kadar güzel, güllük gülistanlık içinde üç
çocuğa bakacağımızı öğrenmiş olduk.” Biz de öğrenmiş
olacağız. Bu rakamı göreceğiz. Değerli
arkadaşlar… HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) - 2002’de kaç liraydı? 180 liraydı. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Sizin bir öneriniz var mı? HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) – 3 kat arttı. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – “Öneriniz var mı?” Biz bir öneride bulunduk; dedik ki:
“Bu yasayı çıkarıyorsunuz, aile sigortasını da koyun bunun içine.” Nedir aile
sigortası biliyor musunuz değerli arkadaşlar? 1971 yılında Türkiye
Cumhuriyeti’nin bu Parlamentodan geçirdiği Sosyal Güvenliğin Asgari Normları
Sözleşmesi’nin 9’uncu sigorta dalı. İşsizlik Sigortası Ecevit Hükûmeti zamanında çıktı. 9’uncu sigorta dalı da henüz
yürürlüğe girmedi. Israr ettik, ısrarla söyledik. Sadece Parlamentoda değil,
Hak-İş’in genel kurulunda söyledik, memurların genel kurulunda söyledik. Dedik
ki işçilere: “Mutlaka ama mutlaka bu yasanın içine aile sigortasını koyun. Her
aileye asgari gelir güvencesi sağlayın. Eğer bunu yaparsanız Türkiye
Cumhuriyeti’nde sosyal yaraları açmazsınız.” Bakın, ben size bir örnek vereyim
değerli arkadaşlar: Emeklilik yaşını altmış beşe… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, bağlıyorum efendim. Sayın Başkan,
teşekkür ediyorum. Bakın, altmış
yaşında bir işçinin işsiz kaldığını düşünün, iş bulamadı, ne yapacak? Hadi
diyelim bir buçuk yıl işsizlik sigortasından para aldı. Sonra ne yapacak? Aç
kalacak arkadaşlar, altmış beş yaşına kadar, emekli oluncaya kadar aç kalacak. Oysa biz diyoruz ki: Aile sigortasını bunun içine koysaydınız, her
aileye asgari gelir güvencesi verseydiniz, işsiz kaldığı ve işsizlik fonundan
aylık almadığı süre içinde de aile sigortasından para almış olacaktı ve biz bu
aileyi korumuş olacaktık ve biz, bu ailenin sosyal güvencesini sağladığımız
zaman, Anayasa’nın 60’ıncı maddesindeki “Sosyal güvenlik her yurttaşın bir hakkıdır”ı da yerine getirmiş olacaktık. Ama siz
bunu yapmadınız. Bizim önerilerimizin tamamına kulak tıkadınız. Bakın, şunun
ekinde otuza yakın sayfada bizim muhalefet şerhimiz var. Biz şöyle bir uygulama
yaptık: Bir tabloda sizin düşünceler var, öbür tabloda da bizim önerilerimiz
var Halil Bey. “Önerileriniz ne?” diyorsunuz, değil mi? (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Açıkların sebebini bir izah ederseniz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Evet, Sayın Başkan verirse ben açıkları da, açığın ne
zaman çıktığını da gayet güzel anlatırım. Teşekkür ederim.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Çok
teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu, çok sağ olun. Gruplar adına,
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Gültan Kışanak. Buyurun Sayın Kışanak. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA
GÜLTAN KIŞANAK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz 119 sıra sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı’na ilişkin Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini dile
getirmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu kanun
tasarısıyla ilgili görüşlerimizi ifade etmeden önce, “Nevroz” Bayramı’nı
kutlamak isteyen, en demokratik hakkını kullanmak isteyen sivil, savunmasız
halka karşı yapılan şiddetli saldırıyı kınadığımı belirtmek istiyorum. Kin ve
nefret gösterisi niteliği taşıyan bu saldırılar yurttaşlarda derin kırılmalar
yaratmakta ve toplumsal barışı tehdit etmektedir. Saldırılarda yaşamını yitiren
Zeki Erinç ve İkbal Yaşar’ı saygıyla anıyor, yaralılara acil şifalar diliyor ve
bir milletvekili, bir yurttaş olarak bu saldırıların sorumlularının bir an önce
yargı karşısına çıkartılmasını bekliyorum. Değerli
milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı tüm toplum kesimlerini bire
bir ilgilendiren bir yasa tasarısı, bu nedenle de çok büyük önem atfedildi.
Yasa tasarısının uzun bir geçmişi ve tartışma süreci var. Son dönemlerinde
kısmen de olsa sosyal diyalog sürecinin yaşanmasını olumlu buluyoruz. Fakat bu
diyalogun da yeterli olmadığı, önümüze getirilen yasa tasarısında ortaya
çıkıyor. Çünkü, aslında bu yasa tasarısına ilişkin
itirazların özünde tasarının felsefesine ilişkin itirazlar var. Anlaşılmayan taraf da bu. Tasarının neoliberal
politikalarla özdeşleşen özüne dokunmadan bazı maddelerinde kısmi değişiklikler
yapılarak iyileşmenin sağlandığını söylemek çok doğru olmayacaktır.
“Küreselleşme” adı altında geliştirilen neoliberal
politikalar ülkemizde de hızla ve ne pahasına olursa olsun uygulanmaya
çalışılıyor. Son yıllarda ardı
ardına kabul edilen yasa tasarılarına topluca bakıldığında, 12 Eylül 1980
darbesinden sonra uygulamaya konulan neoliberal
politikaların eksik kalan yönlerini tamamlamaya yönelik olduğunu görüyoruz. Bu düzenlemelerle
kamu yararı ve kamu hizmeti hızla tasfiye edilmektedir. Yurttaşların hak ve
özgürlük alanı önemli ölçüde daraltılarak içeriği boşaltılmaktadır. Yurttaşların
sosyal hak ve özgürlük alanına yapılan müdahaleler, çalışma ilişkileri ve kamu
hizmetleri alanlarında önemli tahribatlar yaratmaktadır. İş hukukunda
çalışanlar aleyhine önemli gerilemelere yol açacak düzenlemeler yapılmıştır
şimdiye kadar. “Kamunun Yeniden
Yapılandırılması”, “Sağlıkta Dönüşüm Projesi”, “Sosyal Güvenlik Reformu” gibi
isimler adı altında gündeme getirilen düzenlemelerle sosyal devlet ilkesi âdeta
rafa kaldırılmış, kamusal hizmet ve sosyal haklar tasfiye edilmiştir. Bu bakış açısı,
yurttaşları piyasadaki müşterilere, devleti ise bu piyasayı düzenleyen bir üst
kurula dönüştürmektedir. Oysa, sosyal devlet toplumsal
eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı amaçlar. Piyasacı, düzenleyici devlet ise
devleti piyasanın kurallarına göre yöneterek, eşitsizliklerin giderek
derinleşmesine yol açar. İşte bugün
yaşadığımız süreç de budur. Söz konusu yasal düzenlemelerle yaygınlaştırılan
taşeronlaşma, örgütlenme hakkını neredeyse ortadan kaldırmıştır. Sınırlı
sendikal hak ve özgürlükler ise fiilî engellerle karşılaşmış, âdeta işlevsiz
bırakılmıştır. İşsizlik giderek artmış, kayıt dışı istihdam yüzde 50’lerin
üzerine çıkmıştır. “Reform” adı altında yapılan düzenlemeler sermaye için
dikensiz gül bahçesi yaratırken, emekçilere sadece ve sadece sınırsız sömürülme
hakkı tanımıştır. Önümüze getirilen
bu yasa ile sosyal güvenlik hakkı da fiilî olarak kullanılamaz hâle
getirilmekte ve sağlık hizmetlerinin ticarileştirilmesi sürecine yeni bir halka
daha eklenmektedir. Bu nedenle bu yasayı kabul edilmez buluyoruz. Değerli
milletvekilleri, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu yazılıdır. Bu tanımda yer
alan sosyal hukuk devletinin temelini sosyal adaletin ve sosyal güvenliğin
yurttaşlara eşitlikçi bir biçimde sağlanması oluşturmaktadır. Hukuk devletinin
anlayışı yasa önünde eşitliği sağlamaktır. Sosyal devletin anlayışı ise sosyal
adalete uygunluğu sağlamaktır. Sosyal devlet, hukuk devletinin sağladığı hukuki
güvenceleri fiilen geçerli kılacak ekonomik ve sosyal güvenceleri
sağlamaktadır. Dolayısıyla, hukuk devleti ilkesi ile sosyal devlet ilkesi
birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Sosyal devlet ilkesinin yara alması, hukuk
devleti ilkesinin de işlevsiz kalmasına zemin sunacaktır. Anayasa
Mahkemesi, verdiği bir kararda sosyal devlet ilkesinin Anayasa’nın 5’inci
maddesiyle de bağlantısını kurarak şöyle bir değerlendirme yapmıştır: “Devletin
temel amaç ve görevleri arasında insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi
için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak, kişiyi mutlu kılmak, onların hayat
mücadelesini kolaylaştırmak, insan haysiyetine uygun bir ortam içinde
yaşamalarını sağlamak gibi unsurlar da yer alır.” Yarattığı gelecek güvencesiyle bu mutluluğa hizmet eden araçlardan
biri de, kişinin sosyal güvenlik hakkının temin edilmiş olmasıdır.
Anayasa’mızın 60’ıncı maddesinde de “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.”
hükmü yer almaktadır. Bu hüküm de devletin sosyal sorumluluğuna işaret
etmektedir. Bütün bu
metinlerde ortaklaşılan nokta, sosyal devletin,
sosyal adalet ve sosyal güvenliği sağlamak ve herkes için insan onuruna yaraşır
asgari bir yaşam düzeyini gerçekleştirmekle yükümlü devlet olarak
tanımlanmasıdır. Kısaca özetlediğimiz bu yorumlar göstermektedir ki, sosyal
güvenlik kişilere sağlanan anayasal bir güvencedir ve devlet sosyal güvenlik
hakkını, bu konudaki gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Sosyal güvenlik
hakkı uluslararası belgelerde de güvence altına alınmış en temel insan
haklarından biridir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 22’nci maddesinde
“Herkes, toplumun bir ferdi olarak sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Sosyal
güvenlik, bireyin onuru, kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik,
sosyal ve kültürel hakların tatmin edilmesine dayanır.” ifadesi yer almaktadır.
Uluslararası
Çalışma Örgütü belgelerinde de sosyal güvenlik hakkı temel bir hak olarak
güvence altına alınmıştır. Avrupa Sosyal Şartı’nın “Sosyal güvenlik hakkı”
başlığını taşıyan 12’nci maddesine göre, taraf devletler sosyal güvenliğin tam
anlamıyla sağlanması için bir sosyal güvenlik sistemi oluşturmakla yükümlü
kılınmıştır. Görüldüğü gibi,
ülkemizin taraf olduğu uluslararası metinler de sosyal güvenlik hakkını temel
bir insan hakkı olarak tüm yurttaşlara tanımakta ve bu hakkın hayata
geçirilmesi sosyal hukuk devletinin görevleri arasında sayılmaktadır. Yoksul kesimleri
sosyal güvenlik hakkından dışlayan, sosyal güvenlik hakkından yararlanma
koşullarını zorlaştıran, yasayla korunması gereken hakları idarenin tasarrufuna
bırakan, sosyal güvenliği bir yurttaş hakkı olmaktan çıkartarak yurttaşı
müşteri sayan bu yasa tasarısı Anayasa’nın sosyal adalet ilkesinde olduğu gibi,
uluslararası sosyal politika belgelerine de aykırıdır. Önümüze getirilen
yasa tasarısının özü, kendi kendini finanse eden sosyal güvenlik sistemi
oluşturma esasına dayanmaktadır. Bu nedenle, tüm maddelerinde gelir
artırıcı-gider azaltıcı önlemler yer almaktadır ve âdeta sosyal güvenlik
sistemi özel sigortacılık sistemine çevrilmek istenmektedir. Sosyal güvenlik
transferleri bütçede kara delik olarak görülmektedir, oysa kamu desteği olmayan
bir sistem, sosyal güvenlik sistemi olamaz. Sosyal koruma harcamaları, sosyal
devletin en önemli göstergesidir. Sosyal güvenlik sistemi, adaleti sağlamanın
en önemli araçlarından biridir. Çalışanla iş bulamayan, genç ile yaşlı, hasta
ile sağlıklı, düşük ücretli ile yüksek ücretli, kadın ile erkek arasında sosyal
haklar açısından bir denge kurmanın en önemli aracı, sosyal güvenlik sistemidir.
Eğer sistem “ne kadar prim, o kadar sosyal hak; ne kadar
para, o kadar sağlık” mantığı üzerine kurulursa, asgari ücretle kırk beş yıl
çalışan emekçiyi, emekli olduğunda da ömür boyu çektiği yoksulluğun birkaç kat
daha fazlası yoksulluğa mahkûm edersiniz, hatta emeklilik yaşını altmış beşe
çıkarttığınız için belki de emekliliğini görmeden mezara gönderirsiniz. Sosyal güvenlik
sistemine sağlanan kamu desteği, merkezî yönetim bütçesinde tasarrufa konu
olacak türden bir harcama kalemi değildir, toplumun varlığını, sağlığını ve
bütünlüğünü sürdürebilmesi açısından hayati önemdeki bir harcama kalemidir,
çünkü ancak bu destekle sistem dışında kalanlar korunabilir, sistem içindeki
güçsüzlere de insanca yaşam imkânı veren sosyal haklar tanıyabilirsiniz. Türkiye, Avrupa
Birliği ve OECD ülkeleri arasında sosyal güvenlik sistemine en az kaynak
aktaran ülke konumundadır. Sisteme 2006 yılında faturalı ödemeler de dâhil
olmak üzere bütçeden yapılan transferin toplamı gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 4’üdür. Yeni hesaplara göre bu oran biraz
daha da düşecektir. Durum böyleyken,
bir felaket senaryosu çizerek, kazanılmış hakların bile gasbedileceği,
ama kimsenin buna ses çıkartamayacağı bir ortam yaratılmak isteniyor. Kamuoyuna
sunulan Avrupa Birliği ve OECD ülkelerine ilişkin farklı verilerle, Türkiye
âdeta bir sosyal güvenlik cennetiymiş gibi sunulmaya çalışılıyor ve bunlarda
kısıtlamaya gidilmek istendiği ileri sürülüyor. Bütün bu veriler sunulurken, bu
ülkelerdeki ilk işe başlama yaşı, çalışma koşulları, çalışırken alınan ücret,
çalışanların bakmakla yükümlü olduğu nüfus, ortalama ömür süresi, ülkedeki
genel refah düzeyi gibi birçok etken göz ardı ediliyor. Sanki,
tüm koşullarımız Avrupa Birliği ülkeleriyle aynıymış, bir tek emekli yaşımız
düşükmüş, bari onu da yükseltip Avrupa Birliği ülkeleri seviyesine çıkalım
deniliyor. Soruyoruz: Hangi
Avrupa ülkesinde, birkaç ay içerisinde, tersanede çalışan 18 işçi iş kazasında
yaşamını yitiriyor? Soruyoruz: Hangi
Avrupa ülkesinde asgari ücret 400 YTL’ye denk geliyor? Soruyoruz: Hangi
Avrupa ülkesinde çalışanların yarıdan fazlası asgari ücretle çalışıyor? Soruyoruz: Hangi
Avrupa ülkesinde çalışan bir kişinin bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı
ortalama 5 kişidir? Soruyoruz: Bir
tekstil atölyesinde haftanın altı günü günde en az on saat çalışan, sigorta
primleri hep eksik yatırılan, itiraz ettiği an kendisini kapının önünde bulma
tehlikesiyle karşı karşıya olan asgari ücretli bir işçi, bu çalışma
koşullarında kırk beş yıl dayanabilir mi? Bu koşullarda çalışan bir işçi, dokuz
bin gün prim ödeyerek emekli hakkını elde edebilir mi? Emekli olsa bile alacağı
200 YTL’ye denk gelen bir maaşla geçinebilir mi? İşte, önümüze
getirilen yasa tasarısının özü budur. İşte bu nedenle, emek örgütleri bu yasa
tasarısına “mezarda emeklilik yasası” adını vermiştir. Hükûmete bir kez daha sesleniyoruz: Türkiye'nin gerçekleriyle hiçbir
alakası olmayan bu yasa tasarısını geri çekelim ve sosyal güvenlik sistemini
adaleti sağlamaya daha fazla imkân tanıyacak şekilde yeniden düzenlemenin
yollarını arayalım ve sosyal güvenlik açıklarını sorun olmaktan çıkartmak
istiyorsak, önce istihdam yaratan ve kayıt dışı istihdamı önleyen politikalar
geliştirelim. İşsizliğin ve
kayıt dışının bu kadar yüksek olduğu bir ülkede tabii ki sosyal güvenlik
sisteminde aktif-pasif dengesi kurulamaz. Aktif-pasif dengesi, sistemdeki
çalışan daha uzun süre sistem içinde tutularak sağlanamaz. Bu dengeyi,
sistemdeki çalışanların sayısını artırarak, yani işsizliği önleyerek, yani
kayıt dışıyla mücadele ederek sağlayabilirsiniz. Önümüze getirilen
yasa tasarısı sosyal güvenlik sistemi içinde olanlardan daha fazla gelir elde
etmeyi, ama onlara daha az harcama yapmayı esas almaktadır. Bu yol, sistemin
içindeki çalışanları da sistemin dışına itecektir. İnsanlar öngöremedikleri bir
tarihte emekli olmak yerine birkaç kuruş daha fazla maaş alabilmek pahasına
kayıt dışında çalışmayı tercih edeceklerdir. Sosyal güvenlik
sisteminin gelirleri ancak işsizlik önlenerek, kayıt dışı istihdamla mücadele
edilerek ve genel kamu ekonomisi düzeltilerek sağlanabilir. Değerli
milletvekilleri, görüştüğümüz yasa tasarısı hazırlanırken ve daha sonra sosyal
taraflarla görüşmeler yapılırken kadın kurumlarının görüş ve önerilerinin
alınmamasını da önemli bir eksiklik olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum.
Kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesi içerisinde ekonomik hayata aktif ve
etkin olarak katılmalarının çok önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Hatta, kadına yönelik şiddetin önlenmesi mücadelesinde dahi
kadının ekonomik bağımsızlığını kazanmasının ne kadar önemli olduğunu
biliyoruz. Türkiye’de ise kadın istihdamı giderek azalıyor. Şu anda, Türkiye,
OECD ülkeleri içerisinde kadın istihdam oranı en düşük ülke durumundadır.
Türkiye’de çalışan kadın sayısı her geçen gün azalmaktadır. Hükûmet
bunu ciddi bir sorun olarak görüp kadın istihdamını artıracak önlemler alması
gerekirken önümüze getirdiği yasa tasarısında kadınlara âdeta “Çalışma, evine
dön.” diyor. Bu yasa
tasarısında kadınlar lehine en küçük bir düzenleme görülmediği gibi emekli yaşı
ve prim ödeme gün sayısı erkeklerle eşitlenerek kadınlar ya hayatları boyunca
hem evde hem işte çalışmaya mahkûm ediliyor ya da çalışma hayatından geri
çekilerek eve dönmeye zorlanıyor. Ayrıca, ev içi emeği yok sayılarak kadınlar,
erken evliliğe, koca ya da baba eline bakmaya mahkûm ediliyor. Kadınlar, gerçek
fiilî eşitlik sağlanıncaya kadar, kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizlik
uçurumu kapatılıncaya kadar kadınlar lehine geçici özel önlemler alınmasını
talep ediyorlar, bu taleplerini her fırsatta dile getiriyorlar. Ne yazık ki
önümüze getirilen yasa tasarısında kadınların bu taleplerine dair hiçbir işaret
görülmüyor. Bu yasa tasarısı
hem kadın-erkek herkesin kazanılmış haklarını ellerinden almakta hem de
kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliği derinleştirmektedir. Çalışanların
emekli olma koşullarını zorlaştıran, emekli aylıklarını düşüren, sağlık
hizmetlerini de paralı hâle getiren bu yasa tasarısı, tüm çalışanlar gibi
kadınlarda da büyük hak kayıplarına neden olmaktadır. Bu yasa tasarısını bu
nedenle de kabul edilmez buluyoruz. Bu yasa tasarısı
hazırlanırken bir iş yerinde çalışsa bile evde yemek yapmak; bulaşık, çamaşır
yıkamak; çocuk, yaşlı ve hasta bakmakla görevli gibi görülen kadınların ev içi
emeği dikkate alınmamıştır. Ev işlerinin ve bakım hizmetlerinin erkekler, özel
ve kamu işverenleri tarafından paylaşıldığı bir toplumsal yapı oluşturuluncaya
kadar kadınlara yasalarda pozitif ayrımcılık sağlanmasını istiyoruz. Değerli
milletvekilleri, bu yasa tasarının en önemli sorunlarından birisi de Anayasa
Mahkemesi tarafından yeniden iptal edilme ihtimaliyle yüz yüze olmasıdır.
Anayasa Mahkemesinin 5510 sayılı Yasa’yla ilgili olarak verdiği iptal kararının
en önemli gerekçelerinden biri, aynı hukuksal konumda bulunmayan memurlar ve
diğer kamu görevlileriyle bunların dışında kalan sigortalıların özelliklerinin
göz önünde bulundurularak aynı sisteme bağlı tutulmalarıydı. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) GÜLTAN KIŞANAK
(Devamla) – Anayasa Mahkemesi, iptal kararında, buna dikkat edilmesini ve
memurlarla ilgili ya ayrı bir düzenleme yapılmasını ya da aynı yasa içerisinde
başka bir bölümde tasnif edilmesini istemişti. Oysa önümüze getirilen tasarıda
bunun da dikkate alınmadığını görüyoruz. Ayrıca, Anayasa Mahkemesinin kararı,
aslında üst sınırda eşitliği teşvik eden bir karardı. Tam tersine, alt sınırda
eşitliği esas alan bir yaklaşımla hazırlanmıştır. Değerli
milletvekilleri, sosyal güvenlik harcamalarını kara delik olarak gören, sosyal
güvenlik kurumlarını işletmeye dönüştüren, sosyal hakları gelir artırıcı-gider
azaltıcı bir finansman anlayışıyla kısıtlayan, sağlık hakkını piyasanın
insafına terk eden, kadınların çalışma hayatından geri çekilmesine neden olabilecek
hükümler taşıyan bu yasa tasarısı derhâl geri çekilmeli diyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (DTP ve CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kışanak. Gruplar adına söz
sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ünal
Kacır’da. Buyurun Sayın Kacır. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte
olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı’nın geneli
üzerinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. AK Parti olarak
ülke problemlerini bir bir çözmeye devam ediyoruz, bu
görevimizi aksatmadan sürdüreceğiz. Ülkemizin problemlerini ertelemeden çözmek,
otuz kırk yıl sonrasında karşılaşılması muhtemel problemleri de bugünden görmek
ve çözüme kavuşturmak iktidarların görevi olmalıdır. Biz bu görevimizin
bilincinde olarak görevimizi en iyi şekilde yapmanın azmi ve gayreti
içerisindeyiz. Sosyal güvenlik
konusu sadece ülkemizde değil, dünyanın birçok ülkesinde, komşumuz Avrupa
ülkelerinde de sorun teşkil etmektedir. Elbette bu sorunu çözmek çok kolay
olmamaktadır. Ülkemizde bu sorunu çözmek için Hükûmetimiz
sosyal taraflarla ciddi müzakereler yaparak, belli oranda bir mutabakat
sağlanmıştır. Böylece bu reformu tüm sosyal kesimlerle birlikte
gerçekleştiriyoruz. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; bildiğiniz gibi ülkemizde üç ayrı sosyal güvenlik kurumu
vardı: Devlet memurları için kurulmuş olan Emekli Sandığı, işçiler için
kurulmuş olan Sosyal Sigortalar Kurumu, kendi nam ve hesabına bağımsız
çalışanlar, yani esnaflar için ve tarım sigortalıları için kurulmuş bulunan
BAĞ-KUR. Bu üç sosyal güvenlik kurumunda altı farklı kanunla sosyal güvenlik
sistemi işletilmeye çalışılmaktaydı. Her kanunda, emekli olma koşulları, iş
göremezlik ve sağlık konularında farklı farklı uygulamalar
vardı; norm ve standart birliği yoktu. Her kurum her konuda farklı uygulama
yapıyordu. Kurumların hizmet aldığı hastaneler farklı, hastanelerle yapılmış
olan sözleşmeler farklı, sigortalıların karşılaştığı muameleler farklı
farklıydı. Âdeta birinci sınıf-ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyordu
insanımız. Bir reforma ihtiyaç olduğu tartışmasızdı. Şimdi
gerçekleştirilmeye çalışılan bu reform dört ana bileşenin üzerinde
kurgulanmıştır. Birincisi: Emeklilik sigorta sisteminin
kurulması. İkincisi: Genel sağlık sigortası sisteminin kurulması. Üçüncüsü: Primsiz ödemelerin toplulaştırılması. Dördüncüsü:
Yeni kurumsal yapının oluşturulması. Bütün bunları teminen 22’nci Dönemde iki ayrı yasa çıkarılmıştır. Bunlardan birincisi tek çatı yasası. Bu Yasa 16 Mayıs 2006
tarihinde Meclisimizce kabul edilmiştir: Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu. Sosyal
Güvenlik Kurumu 25/11/2006 tarihinde ilk genel
kurulunu gerçekleştirdi ve böylece, SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığının hükmi
şahsiyetleri sona erdi. Bu Yasa, sosyal güvenlik sisteminin kurumsal yapısını
değiştirmiş, tek çatı altına toplamış oldu. Diğer çıkarılan yasa ise, 1 Ocak
2007 tarihinde yürürlüğe girecek iken yürürlük tarihinden önce bazı maddeleri
Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden, iptal sonrası gerekli düzenlemeler
yapılmak üzere yürürlüğü 1/6/2008 tarihine kadar
ertelenmiş olan ve bugün üzerinde değişlik yapmaya çalıştığımız 5510 sayılı
Yasa’dır. Bu Yasa, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından uygulanacak olan devlet
memurları, işçiler ve BAĞ-KUR’luların emeklilik, iş
göremezlik ve sağlık konularında alacağı hizmetler ile hak ve yükümlülüklerinin
norm ve standartlar birliği içinde olmasını amaçlayan bir yasadır. Bu Yasa,
ayrıca, ülkemizde ilk defa genel sağlık sigortası sistemini kurmakta ve
sigortalı olsun olmasın tüm vatandaşların sağlık hizmetlerinden yararlanmasını
sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçeleri de dikkate alınarak,
olabildiğince norm ve standart birliğinin sağlanması amacıyla bu kanun tasarısı
düzenlenmiş bulunmaktadır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; sosyal güvenlik sistemi, genel sağlık sigortası da
dikkate alındığında, ülke insanımızın tamamını ilgilendiren bir yasadır. Bu
yasa hazırlanırken, sistemin tüm aksayan yönlerinin düzeltilmesiyle birlikte,
ileride karşılaşılabilecek sorunlar da dikkate alınarak düzenleme yapılmıştır. Sosyal güvenlik
sistemimizin bugünkü durumuna bir göz attığımızda, 2007 yılı on iki aylık fiilî
nakit akım tablosuna göre, SSK’nın geliri 33,8 katrilyon, gideri 46,6
katrilyon, açığı 12,8 katrilyon; BAĞ-KUR’un geliri
6,2; gideri 13,4; açığı 7,1 katrilyon; Emekli Sandığının geliri 16,7; gideri 21,8;
açığı 5 katrilyon olmak üzere toplam açık 25 katrilyon liradır. Bu açık,
hazineden karşılanmaktadır. Emeklilik sistemindeki açıkların gayrisafi millî hasılaya oranı şu anda yüzde 4’ler civarındadır. Ancak,
önümüzdeki yıllarda, 2050 yıllarında yüzde 6’lar, 2070’li yıllarda yüzde 7’ler
seviyesine hızla yükseleceği görülmektedir. Değerli
milletvekilleri, şu anda aktif-pasif oranı 1,97’dir. Yani, 2 çalışana 1 emekli
düşmektedir. 2 çalışandan alınan prim, 1 emeklinin sadece maaşına dahi
yetmemektedir. Çalışanlar sigorta primlerinin yüksekliğinden şikâyet etmekte,
emekliler aylıklarının düşüklüğünden yakınmakta. Buna rağmen hazine, yaklaşık
20 katrilyonluk sağlık harcamalarının tamamını karşılıyor ve ayrıca da 5
katrilyon emekli maaşlarına katkıda bulunmuş oluyor, 25 katrilyon açığı
karşılarken. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; sigorta fonlarında biriken primlerinin özenli ve
becerili bir şekilde değerlendirilmemesi ve genç yaşta emeklilik uygulamaları
nedeniyle bu tablolarla karşı karşıya kalınmış olduğu ortadadır. Çalışabilir
nüfusun yaşlı nüfusa oranı yüzde 6,2 seviyesinde iken aktif-pasif oranının 2
seviyesinde olması dikkate alındığında, şu anda var olan genç nüfusumuzun hızla
yaşlandığı da göz önünde tutulunca, tedbir alınmadığı takdirde ileride bu
oranları da korumanın çok zor olacağı ortadadır. Altmış beş yaş üstü nüfusun
toplam nüfusa oranının ülkemizde 2012 yılında yüzde 7’lere, 2037 yılında yüzde
14’lere ulaşacağı hesap edilmektedir. Yani, yaşlı nüfus yirmi beş yılda 2
katına çıkacaktır. O hâlde, bugünden tedbir alınması, çocuklarımıza ve hatta
torunlarımıza karşı görevimizdir. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; emekli aylıkları, çalışma süresinde elde edilen
ücretlerin bir fonksiyonu olması gerekirken, maalesef yürürlükteki sistemde bu
böyle olmamıştır. Bu yasayla getirilen yeni emeklilik sisteminin özü bence
şudur: 1) Herkes ödediği
primin karşılığında bir emekli maaşı alacaktır. Sigortalı işe başladığı ilk
yılda dahi ödediği prime esas kazanç güncelleme kat sayısıyla çarpılarak emekli
olduğu tarihe taşınacak ve tüm yılların prime esas kazançlarının emekli
tarihine taşınması sonucu bulunacak olan ortalama prime esas kazanç aylık
bağlama oranıyla çarpılması sonucu emekli maaşı hesap edilecektir. 2) Uzun yıllar
prim ödeyen sigortalıların aylık bağlama oranları da daha yüksek olacak,
dolayısıyla, daha yüksek emekli aylığı hak edecektir. Emeğinin, priminin
ötesinde emekli aylığı bağlanması devri sona ermektedir. Hep asgari ücretten
gösteriyim de son yıllarda yüksek göstererek yüksek emekli maaşı alırım devri
bitmektedir. Artık herkes gerçek kazancı üzerinden prim ödemenin emekli maaşı
bağlanırken lehine olacağını bilecek, buna göre prim ödenip ödenmediğinin de
takipçisi olacaktır, olmalıdır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; bu yasa neler getirmektedir? Bu yasa, şu anda emekli
aylığı almakta olan emekli vatandaşlarımızın aylıklarında ve haklarında hiçbir
değişiklik getirmemektedir. Şu anda ne alıyorlarsa aynı emekli aylıklarını
almaya devam edecekler. Altı ayda bir aylıklarında, bugüne kadar olduğu gibi,
artışları da devam edecektir. Anayasa Mahkemesi
kararı göz önüne alınarak düzenlenen yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önce
memur statüsünde işe başlamış olan tüm memurlar, mevcut yasalardaki hükümler
çerçevesinde çalışmalarını sürdürecekler ve bugüne kadar olduğu gibi, 5434
sayılı Yasa’ya tabi olarak emekli olacaklar, emekli olduklarında da bu Yasa
hükümleri aynen uygulanacaktır. Yasa yürürlüğe girdikten sonra memur statüsünde
işe başlayanlar ise bu yeni yasaya tabi olacaklardır. Hâlen çalışan ve
yasa yürürlüğe girmeden önce sigortalı olan işçi ve BAĞ-KUR statüsündeki
sigortalıların emekli yaşlarında ve prim ödeme gün sayılarında hiçbir
değişiklik olmayacaktır. Bu sigortalılar emekli olmaları hâlinde, bu yasanın
yürürlüğe girdiği tarihten önceki çalışmaları ayrı, sonraki çalışmaları ayrı
olarak değerlendirilerek emekli aylığı bağlanacaktır. Kazanılmış hakları
korunacaktır. Bu yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki çalışmalarında, bu
kanuna göre belirlenecek güncelleme kat sayısı dikkate alınarak hesap
edilecektir. Yasanın yürürlük
tarihinden sonraki kısımla ilgili aylık bağlama oranı ise on yılı
tamamlanıncaya kadar her yıl için yüzde 3, on yılı tamamladıktan sonraki her
yıl için de yüzde 2 olarak uygulanacaktır. Yasa yürürlüğe girdikten sonra işe
başlayanlar için bu yeni yasa hükümleri uygulanacaktır. Yasa yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren işe girenler dâhil, 2036 yılından önce prim ödeme gün
sayısını tamamlamış olanlar, mevcut yasalardaki yaş sınırı olan elli sekiz
(kadınlar için), altmış (erkekler için) yaşlarında emekli olacaklardır. Kanunun
yürürlük tarihinden sonra işe girecekler için, 2036 yılına kadar emekli yaş
sınırlarında bir değişiklik yoktur. Kadınlarda elli sekiz, erkeklerde
altmıştır. 2036 yılından
itibaren kademeli olarak, iki yılda bir yaş olmak üzere, emekli yaş sınırı
yükselecek; erkeklerde 2044, kadınlarda 2048 yılından itibaren altmış beş yaş
uygulamasına geçilecektir. Yani, yirmi sekiz yıl sonrasına kadar yaş
sınırlarında bir değişiklik olmayacaktır. İlmî veriler olarak ortaya konulan
ortalama ömrün uzaması veya altmış beş yaş üzerindeki bir kişinin yaşam
beklentisi artışları bu veriler doğrultusunda gerçekleşmeyeceğinin görülmesi
hâlinde, 2036 yılından önce yapılacak yasal değişiklikle altmış beş yaş
uygulamasından vazgeçilmesi her zaman mümkündür. Yapılan bu kanun
değiştirilemez bir kanun değildir. Düzenlediğimiz kanunları ülke insanımız için
düzenliyoruz. İlmî veriler olarak ortaya konulan verilerin isabetsiz olduğunun
görülmesi hâlinde, elbette yeni bir kanunla bu altmış beş yaş sınırı
uygulamasından vazgeçilebilir. Sayın Bakan,
sayın milletvekilleri; yasa, prim ödeme gün sayıları bakımından bir değişiklik
getirmemektedir. Eskiden olduğu gibi Emekli Sandığında yani memurlar için dokuz
bin gün, BAĞ-KUR’lular için dokuz bin gün, SSK için
yedi bin gün olan prim ödeme gün sayıları sadece SSK’lılar için yirmi yıl çarpı
üç yüz altmış beş, yedi bin iki yüz gün olarak belirlenmiştir. Bu durum her ne
kadar standart birliğine uygun görülmüyorsa da, işçilerin iş bulma zorlukları
dikkate alındığında isabetli bir tercih yapıldığı ortadadır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; emzirme yardımı konusuna değinmeyecektim ama bu konuyu
Sayın Kılıçdaroğlu gündeme getirdiği için bir iki
cümleyle değinmek istiyorum. Çünkü, bu konuda sosyal
taraflar arasında varılan anlaşma gereği miktar belirleme yetkisi Sosyal
Güvenlik Kurumu Yönetim Kuruluna bırakılmış bulunmaktadır. Tasarıdaki durum
da şudur: Sadece SSK’lılarda 50 YTL olarak uygulanıyor idi ve bugüne kadar da
50 YTL’nin üzerinde hiçbir uygulama yoktur. Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR’lularda böyle bir uygulama hiç yoktu. Şimdi, SSK,
BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı mensuplarını kapsayacak şekilde, yani tüm sigortalıları
kapsayacak şekilde, 50 YTL değil, 202 YTL’ye çıkarılmaya çalışılmıştır. Ancak,
bu konulardaki tartışmalar nedeniyle sosyal taraflar anlaşarak bunu Sosyal
Güvenlik Kurumu Yönetimine bırakmıştır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; evlenme ödeneğine değinmek istiyorum. Mevcut yasalara
göre SSK’dan yetim aylığı bağlanan kız çocuklarına iki yıllık, Emekli
Sandığından dul ve yetim
aylığı bağlananlara bir yıllık aylıkları karşılığında evlenme
ödeneği verilmekte idi. BAĞ-KUR’lulara böyle bir hak
yoktu. Bu yasaya göre, SSK, Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR’dan
yetim aylığı alan kız çocuklarının hepsine yirmi dört aylıkları karşılığı
evlenme ödeneği verilecektir. Ölüm aylığı
bağlanması SSK’da beş yıl sigortalı ve dokuz yüz gün -Onu da biz geçen dönem
getirmiştik- BAĞ-KUR’da bin sekiz yüz gün, Emekli
Sandığında da on yıl idi. Bu yeni yasaya göre ölüm aylığı bağlanabilmesi için
SSK’lılarda -borçlanma hariç- beş yıl sigortalılık ve dokuz yüz gün prim ödeme,
BAĞ-KUR’lularda ve Emekli Sandığı mensuplarında -memurlardan
yani- bin sekiz yüz gün prim ödeme şartı aranacaktır. Bu uygulama ile memurlar için geriye dönük de uygulama yapılacak,
beş yıldan fazla on yıldan az süreyle memur iken vefat eden memurların eş ve
çocuklarına ölüm aylığı bağlanması sağlanacaktır. Bugüne kadar uygulanmayan bir
husus bugün uygulanacak. Sosyal Güvenlik
Destek Primi en çok tartışılan konulardan bir tanesi. Emeklilik sonrası emekli aylıkları kesilmeksizin esnaf olarak
çalışmak isteyen emeklilerden asgari ücretin yüzde 12’si kadar Sosyal Güvenlik
Destek Primi kesilecektir. Takriben 73 YTL’dir. Evvelden de bu oran yüzde 10
civarındaydı -zannediyorum 60 lira civarındaydı- büyük bir değişiklik
mevzubahis değildir. BAĞ-KUR’lularda basamak sistemi kaldırılarak beyan usulüne
geçilmektedir. Prime esas kazanç alt sınırı olan asgari ücret ile asgari
ücretin 6,5 katı arasında, yanında çalışan en yüksek maaşlı sigortalının
kazancından aşağı olmamak kaydıyla, tercih ettiği prime esas kazanç üzerinden
prim ödeyeceklerdir. Buna göre asgari ücret üzerinden ödemesi hâlinde 204 YTL
prim ödeyecektir BAĞ-KUR’lular. On ikinci
basamaktan prim ödeyen BAĞ-KUR’lu bugün 286 YTL
ödemekteydi. Tarım BAĞ-KUR’luları ve köy muhtarları
için aylık prime esas kazanç alt sınırı on beş günlük asgari ücret olarak
belirlenmekte ve her yıl bir gün artırılmaktadır. Buna göre tarım BAĞ-KUR’luları ve köy muhtarları 98 YTL prim
ödeyebileceklerdir. Geçici iş
görmezlik ödeneğine gelince, BAĞ-KUR’lular için böyle
bir ödenek yok iken iş kazası ve meslek hastalığı hâllerinde yatarak tedavileri
sırasında BAĞ-KUR’lular brüt kazancının yarısı kadar
iş görmezlik ödeneği alacaklardır. Ayrıca, BAĞ-KUR
ve SSK’lılar için iş kazası ve meslek hastalığında bakıma muhtaç derecede
sürekli iş görmezlik hâlinde kişilere asgari ücretin yüzde 85’inden daha az
ödenek verilmemesi sağlanacaktır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; bu yasanın getirdiği en önemli yenilik… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÜNAL KACIR
(Devamla) – Evet, maalesef süre bitiyor. Bir başka madde
üzerinde belki daha geniş açıklama fırsatı bulmaya çalışırım ama özetlemeye
çalışayım ki, bu, genel sağlık sigortası sistemidir. Tüm vatandaşlar,
Türkiye’de ikamet eden yabancılar, vatansızlar ve sığınmacılar genel sağlık
sigortası kapsamına alınmakta, on sekiz yaşından küçük tüm çocuklarımız sigorta
kapsamına alınmaktadır. MUHARREM VARLI
(Adana) – Aynı Başbakan gibi konuştu. ÜNAL KACIR
(Devamla) – Evet, Başbakan ne diyorsa biz de onu söylüyoruz. Bundan kimse
rahatsız olmasın. MUHARREM VARLI
(Adana) – Yok, rahatsız olduğumuz yok zaten. ÜNAL KACIR
(Devamla) – Bu arada “Emeklilik sisteminde bu yasa ne getirecek?” denildi,
“Elinizde böyle bir veri var mı?” denildi. Sayın Kılıçdaroğlu, evet, sosyal güvenlik, emeklilik sistemindeki
açıkların ne şekilde düşeceği grafik olarak dağıtıldı. Zannediyorum arkadaşlar
size getirmemişler. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Bunlar doğru değil Sayın Milletvekili. O rakamlar
doğru değil. MUHARREM VARLI
(Adana) – Doğru olup olmaması önemli değil ki. ÜNAL KACIR
(Devamla) – Ben konuşmamı bitirdikten sonra size takdim edeyim. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; konuşmamı burada tamamlarken yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyor, yasanın hayırlı olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kacır. Birleşime on dakika
ara veriyorum. Kapanma
Saati: 16.08 İKİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 16.24 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. 119 sıra sayılı
Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. Şimdi, söz
sırası, şahısları adına -Sayın Nur Serter Sayın Harun
Öztürk’e devretmiştir konuşma hakkını- İzmir
Milletvekili Sayın Harun Öztürk’te. Buyurun Sayın Öztürk. (DSP sıralarından alkışlar) HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım ve Demokratik Sol Parti
adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Sosyal güvenlik kuruluşlarıyla
ilgili bu son derece önemli tasarıyı değerlendirmeye geçmeden önce, öncelikle,
temel yasa olarak görüşülmesine Parlamentoda iktidar partisi dışındaki diğer
muhalefet partilerinin izin vermesi ve uzlaşmasını son derece yadırgadığımızı
ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Toplumun, emeklinin, işçinin ve
esnafın çok yakından ilgilendiği bu tasarının, hem Parlamentoda grubu olan
muhaliflerle birlikte uzlaşı içinde çıkarılıyor gösterilmesini hem de Hükûmetin sosyal taraflarla gerçekte uzlaşmadığı hâlde,
kamuoyuna sanki bu konuda tam bir mutabakat varmış gibi sunulmuş olmasını da
kınadığımı ifade etmek istiyorum. Değerli
milletvekilleri, tasarı, sosyal güvenlik kurumlarının 25-26 milyar YTL’ye
ulaşan açığı üzerine kurgulanmıştır. Kamuoyu da hesabın detayına inilmeden,
açık konusunda ne yazık ki ikna edilmiş görünüyor. Meclisin çatısı altında
bulunan iktidar ve muhalefet partileri de bu koşullandırılmaya uyum göstermiş
görünüyorlar. Değerli
arkadaşlar, şu anda 2007 yılı için 25 ve 26 milyar YTL’lik bir açıktan söz
ediliyor ve bu açık gayrisafi millî hasılamızın yüzde
4’ü. AB ülkelerinde bunun yüzde 20’ler civarında olduğu kamuoyunun
dikkatlerinden kaçırılıyor. 2008 yılında devlet bütçesinden sosyal güvenliğe
28,9 milyar YTL’lik yeniden aktarma yapılacak ancak bunun yanı sıra 33,8 milyar
YTL tutarında başka kamu hizmetleri için de aktarma var. Şimdi, bunların
tamamını kara delik olarak mı nitelendirmek gerekiyor? AKP’nin bu
tabloyla ilgili olarak karşımıza getirdiği tasarı önümüzde, incelediniz ve
kamuoyu da yeterince tartışmaya çalıştı ve bunun bir IMF dayatmasıyla gündeme
geldiğini de hepimiz biliyoruz. Bu konuda kamuoyundan saklanan ve konuşulmayan
rakamlar var. Dikkatlerinize sunmak istiyorum: -Sayın Bakan gelip söyler-
SSK’nın, bugün, sigortalılardan 11,5 milyar YTL alacağı olduğu -cezayla
birlikte- doğru mudur? BAĞ-KUR’dan 32,9 milyar
YTL’lik alacağı olduğu doğru mudur? Devletin tahsil edemediği 13 milyar YTL’lik
vergi geliri doğru mudur? Peki, kayıt dışı istihdamla ilgili olarak ilk etapta
12 milyar YTL gelir elde etmek imkânının elinizde olduğunun farkında mısınız? Çünkü, 11 milyon kayıt dışının 4 milyonu ücretli ve yevmiyeli konumda çalışıyor ve bunu mevcut sigortalılardan
elde edeceğiniz gelire orantılarsanız, aşağı yukarı SSK’ya bir yıl içerisinde
yapılan 12 milyar YTL tutarındaki transfer rakamına ulaşırsınız. Peki, genç
nüfusunuza rağmen, sistemin bu şekilde açık vermesinin mantıklı olmadığını bile
bile, bu söylediğim konular üzerinde de niçin
durmuyorsunuz ve kümese girmiş olanlarla uğraşıyorsunuz ve emekliliği
zorlaştırmak, imkânsızlaştırmak için çaba gösteriyorsunuz? Değerli
milletvekilleri, ortaya konulan aktüerya hesaplarının
dayandığı nüfus hesabının, son, adrese dayalı nüfus hesabı değil de önceki 3,5
milyon daha fazla olan nüfusun dikkate alındığının farkında mısınız? Yaş
beklentileri olarak önümüze getirilen, yaşlarla ilgili olarak Hükûmetin yaptığı hesaplara ne kadar güveneceksiniz? Bu
hesaplamalara, yetmiş beş yılla ilgili olarak yaptıkları projeksiyonlara
büyüme ve millî gelir artışlarını, değerlendirmelerini nasıl dikkate
alabiliriz? Enflasyon konusunda yüzde 4 deyip yüzde 9’lar civarında kalan Hükûmetin, yetmiş beş yıl ötesi konusundaki yaptığı
hesaplara güvenerek sosyal güvenliği altüst etmeye izin vermeye razı mısınız?
İstihdam, işsizlik konusunda ne tür çabalar göstererek sosyal güvenliğin
açıklarını aşağıya çekmeyi düşünüyorlar, böyle bir çabaları var mı? Yok. Ama
sadece kolaycılık seçiliyor. Mevcutlar üzerine yüklenin, emekliliği imkânsız
hâle getirin, emeklilik imkânını yakalayanlara da düşük maaşları ödeyerek
sistemi idare edin! Değerli
arkadaşlar, Hükûmet kamuoyuna doğruları
söylememiştir. Soysal güvenlik reformuyla emekliler arasındaki eşitsizlik ve
adaletsizliği gidereceğini söyleyen Hükûmetin,
huzurunuza getirdiği tasarıda, mevcut emeklilerle ilgili olarak tek bir, adalet
ve eşitlik sağlamaya yönelik hüküm yoktur, varsa gelip kendileri buradan ifade
ederler. Peki, mevcutlarla ilgili olarak söyledikleri şu -aslında
söyledikleriyle açığa düşüp yakalanmış oluyorlar- ne diyorlar kamuoyuna:
“Vallahi billahi biz kazanılmış haklara dokunmuyoruz.” Milletimizin düşünmesini
istiyorum, bu lafın arkasında… Kazanılmış haklara dokunuyorlar, o kamuoyunda
tartışıldı. Sosyal taraflarla da neyi görüştüler? Kazanılmış haklara yapılan dokunmaları
görüştüler. Ama bu lafın arkasında gizlenen ifadeye milletimizin dikkatini
çekmek istiyorum: “Mevcut emeklilere dokunmuyorum ama yeni girenlerin ve
çalışmakta olanların vay hâline!” demektir bu itiraf. Değerli
arkadaşlar, bu tasarıyla eşitliği sağlamadıkları gibi, mevcut sistemde üç
sosyal güvenlik kuruluşunda beş ayrı emekli maaşı alan grup vardı; getirilen bu
tasarıyla, tasarının yasalaşması durumundaki tarihi milat kabul ederseniz,
milattan önce emekliler için beş grup oluyor mu? Oluyor. Peki, milat
itibarıyla, kanun çıktığında memur, işçi ve esnaf olarak çalışanlar için yeni
ayrı gruplar oluyor mu? Oluyor. Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra işe
girecekler için ayrı ayrı gruplar oluyor mu? Oluyor.
Ben, bunu saydım -atlamış olabilirim- mevcut durumda beş ayrı emekli maaşı alan
grup sayısı on dörde çıkıyor ve sonra da bu kürsüden gelip deniliyor ki: “İşçi
emeklisi, memur emeklisi ve BAĞ-KUR emeklileri arasında eşitlik sağlıyoruz,
adalet sağlıyoruz.” İnsaf diyorum! Değerli
arkadaşlar, biz bu eleştirilerimizi Plan ve Bütçe Komisyonunda da
yönettiğimizde, iktidar partisine mensup milletvekili arkadaşlarımız, bizim
memurları koruduğumuz şeklinde suçlamalarda bulundular. Halkımız çok iyi
biliyor ki Demokratik Sol Parti, çalışanların bugün kullanmakta olduğu
kazanılmış hakların verildiği mücadeleden doğan bir partidir. (DSP sıralarından
alkışlar) Bugün işçiler sendikal haklarını kullanabiliyorlarsa, bugün grevli
toplu iş sözleşmesi haklarını kullanabiliyorlarsa, bugün memurlar, eksik de
olsa, sendikal haklarını kullanabiliyorlarsa, işsizlerimiz iş sigortasından
yararlanabiliyorsa, gerekçesiz işten çıkarılanlar iş güvencesinden
yararlanabiliyorlarsa bu projelerin arkasında Demokratik Sol Parti ve rahmetli
Bülent Ecevit vardır. (DSP sıralarından alkışlar) ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – İş kanunları da o zaman mı çıktı? El insaf edin! HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz soruyoruz: AKP olarak altı yıldır iş
başındasınız; altı yıldır çalışanlarla ilgili olarak buraya gelip deyiniz ki:
Biz de şu hakları getirdik. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN - Buyurun. HARUN ÖZTÜRK
(Devamla) – Ama ben size, DSP’nin vermiş olduğu bir hakkı geri nasıl aldığınızı
söyleyeyim: İş güvencesiyle ilgili olarak 30 işçiden fazla çalışan yerlerdeki
işçi sayısını, iktidara gelir gelmez 10’a düşürerek büyük bir işçi kesimini iş
güvencesinden mahrum bıraktınız. Değerli
arkadaşlar, bu tasarı, Anayasa’ya aykırılıkları muhafaza ediyor; yeni,
Anayasa’ya aykırılıklar içeriyor; Türkiye Cumhuriyeti’nin bir sosyal devlet
olduğunu unutuyor; norm ve standart birliğini sürekli olarak çalışanların ve
emeklilerin aleyhine olan noktalarda düzenliyor. Dolayısıyla,
ülkenin gerçeklerine uygun olmayan bu tasarının kabul edilmemesi ve geri
çekilmesi dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (DSP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Öztürk. Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik. Buyurun Sayın
Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar) ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. “Sosyal güvenlik”
insanla ve toplumla özdeş bir kavram bildiğiniz gibi; insanın, insanlığın
geleceğini güvende hissetme duygusu; insan var olduğundan beri olan bir duygu,
olan bir his. Bu kavram yıllarca olagelmiş ve bundan sonra da, insanlık tarihi
boyunca da olacak. İki türlü
güvenlik sistemi var bildiğiniz gibi. Bunlardan biri, genel vergilerle finanse
edilen sosyal güvenlik sistemi; diğeri ise, bizdeki uygulamalarda olduğu gibi,
primlere dayalı sigorta sistemi. Tarihimiz
açısından bakacak olursak, Osmanlı döneminde, Osmanlılarda sosyal güvenlik
dayanışma ağırlıklı bir görüntü arz eder ve aile içi, dinî emirler ve toplumsal
yardımlaşma üzerine oturur Osmanlı toplumundaki sosyal güvenlik sistemi. Daha
sonraları meslekî kuruluşlar veya meslek teşkilatları oluşmuş, loncalar ve
Ahilik teşkilatı gibi. Cumhuriyetin ilk döneminde, Osmanlının bir devamı gibi,
ilk yıllarda işçi birlikleri, sandıklar ve cemiyetler kurulmuş –bugün, yine
Bakanlığımızın bünyesinde Zonguldak Amelebirliği
cemiyeti var- bu şekilde 1945’lere gelinmiş. 1945’te, ilk olarak, İşçi
Sigortaları Kurumu Kanunu çıkarılmış ve cumhuriyet döneminde sosyal güvenlik
sistemimiz kurumsallaşma adımlarını atmaya başlamıştır. 1949’da Emekli Sandığı
Kanunu, 1971’de BAĞ-KUR Kanunu, 1983’te Tarım Sigortası Kanunu, 1999’da
İşsizlik Sigortası Kanunu ile hukuksal altyapı bu şekilde tamamlanmış oluyor. Şimdi, uzunca
süredir Türkiye’de bu reform, sosyal güvenlik konusunda atılması gereken
adımlar tartışılıyor. Bu reforma neden ihtiyaç duyuldu? Çeşitli kalemlerde
toplanıyor. Aslında çok da uzunca anlatılabilir ama kısaca özetlemek gerekirse:
Az önce arkadaşlarımız burada ifade ettiler. Nüfus yapısındaki değişim bize
böyle bir reformu zorunlu kılmaktadır. Bildiğiniz gibi, genç bir nüfusa sahibiz
–genç bir nüfusa sahiptik- ama gelecekte aynı avantajları elinde bulundurma
şansımızın artık zayıflamaya başladığını görmemiz gerekiyor. Genç nüfusu bugüne
kadar bir avantaj olarak değerlendiremedik ama bu süreç içerisinde bu avantajı
iyi kullanma zorunluluğumuz var. İkincisi,
aktif-pasif oranındaki değişimler veya bu oranın düşüklüğü. 2 çalışana 1 emekli
şu anda söz konusu. Aslında, çalışabilir nüfus açısından bakarsak, 7 çalışana 1
emekli imkânı varken, maalesef, Türkiye, şu anda 2 çalışana 1 emekli
konumundadır. Bunlar Türkiye’nin gerçekleridir. Olması gereken, sürdürülebilir
aktif-pasif oranı ise 4 çalışana 1 emekli. Tabii, bunun
nedenlerinden biri… Aktif-pasif oranının bu derece bozulmaya gitmesinin ana
nedenlerinden ikisini söyleyebiliriz: Bunlardan biri erken emeklilik, diğeri
ise kayıt dışılık. Kayıt dışı istihdam iki türlü gerçekleşiyor. Yani,
sistemimize yük anlamında söylüyorum: Biri, kayıt altında olmasına rağmen kayıt
altındaki kayıt dışılıklar; diğeri ise bildirilmeden, yani direkt olarak kayıt
dışı çalışanları ifade edebiliriz. Ayrıca, bu
reforma ihtiyaç duymamızın nedenlerinden bir diğeri de 1991 yılından beri
sürekli artan açıklar. Bu açıklar sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Yine bu
çerçevede, OECD’nin ülkeler içerisinde en yüksek aylık bağlama oranının bizde
olduğunu, Türkiye’de olduğunu da belirtmekte yarar görüyorum ve sistem öyle
kurulmuş ki vatandaşımızın sistemde kalması değil, sistemden bir an önce
çıkmasına dönük bir aylık bağlama oranı uygulaması var, o da şöyle: Sosyal
Sigorta ve BAĞ-KUR’da ilk on yıl için yüzde 3,5; daha
sonraki on beş yıl için yüzde 2, yirmi beş yıldan sonra ise yüzde 1,5 olarak
aylık bağlama oranları belirlenmiş. Bu, yani önden
aylık bağlama oranlarının yüksek olması -geçmiş zamanlar içerisinde sisteme
siyasi müdahaleleri de buna ilave ederseniz- kısa süreli çalışma ve yüksek
aylık bağlama oranıyla vatandaşların bir an önce sistemden çıkışını
sağlamıştır. Emekli Sandığında, bildiğiniz gibi, yirmi beş yıl için yüzde 3,
yirmi beş yıldan sonraki her yıl içinse aylık bağlama oranı yüzde 1 olarak şu
anda uygulamadadır. Bir diğer
sorunsa, reforma ihtiyaç duyulmasının gerekçelerinden biri de, dağınık ve
karmaşık bir mevzuat ile sistem karşı karşıya kalmıştır. Bunun, derlenip,
toparlanma ihtiyacının olduğu da bir gerçektir. Değerli
milletvekilleri, sosyal güvenlik reformu, bildiğiniz gibi, henüz biz iktidara
gelmeden önce Acil Eylem Planı’nda programımıza aldığımız, iktidara gelirsek bu
konuyu mutlaka hayata geçireceğimizi ifade ettiğimiz bir önemli reform ve daha
sonraları Hükûmet programında yer aldı, 58’inci Hükûmet döneminde konular üzerinde o kısa süre içerisinde
değerlendirmeler yapıldı, daha sonra 59’uncu Hükûmet
döneminde de bildiğiniz gibi bu Meclisten bu yasa geçti ve yasalaştı. Bu süre içerisinde Anayasa Mahkemesine konunun götürülmesi
neticesinde Anayasa Mahkemesi yirmi iki maddesini iptal etti ve 60’ıncı Hükûmet olarak da iptal gerekçelerini karşılayan bir
düzenleme yaparak sosyal diyalog çerçevesinde, önce taslağı, daha sonra da
tasarıyı sosyal taraflara açtık. Sosyal taraflarla beş ayı aşkın bir süre
değerlendirmeler yaptık ve neticede de bugün Genel Kurulun huzuruna getirmiş
bulunuyoruz. Öncelikle bu altı
aylık süre içerisinde bu kadar önemli bir yasanın getirilişinde -çok büyük
emekler var tabii, çok büyük çalışmalar var- buna katkı sağlayan tüm bürokrat
arkadaşlarımıza, tüm çalışanlara ama özellikle sosyal diyalog çerçevesinde
siyasi partilerin komisyon safhasındaki katkılarına ve sivil toplum örgütleriyle,
sendikalarla -işveren-işçi sendikalarıyla- yaptığımız değerlendirmelerde -gerek
taslak dönemi safhasında gerekse tasarı safhasındaki- katkılarından dolayı, hem
siyasi partilere hem sivil toplum kuruluşlarına, ayrıca bu yasanın önemine
binaen köşelerinde bu konuyu makale olarak dile getirip bunun önemini ortaya
koyan yazarlarımıza da bu vesileyle huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bildiğiniz gibi
değerli arkadaşlar, bu reformun dört ana bileşeni var: Bunlardan biri
Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu idi, bu yürürlüğe girdi ve bununla ilgili, tek
çatıyla ilgili şu anda kurum bünyesinde önemli çalışmalar var. İl müdürlerimiz
atandı, merkez müdürlerinin atanma aşaması var. En ücra köşeye kadar bu önemli
Kurumun yapılanmasıyla ilgili ciddi çalışmaların şu anda sürdüğünü ifade etmek
istiyorum. İkinci ana bileşeni ise Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
Yasası. Onu da şu anda değerlendiriyoruz, görüşüyoruz ve kısa süre içerisinde
yasalaşmasını ümit ediyoruz. Diğer bir ana
bileşen ise sosyal yardımlar ve primsiz ödemelerin toplulaştırılması ve sosyal
yardımların objektif kriterlere bağlanması
çalışmasıdır ki bunu da bu yıl içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk
etmiş olacağız. Bu düzenleme, bu
reform, şu anda huzurlarınızda bulunan bu yasa tasarısı iki bölümden
oluşmaktadır: Bunlardan biri kısa ve uzun vadeli sigorta hükümlerinin bulunduğu
bölüm, sosyal sigortalar bölümü; diğeri ise genel sağlık sigortası
düzenlemesidir. Şimdi, değerli
arkadaşlar, tasarı ne getiriyor? Çok şeyler söylendi. Tabii bu söylenenler
çerçevesinde yeni bir sayfa açmak, yeni bir polemik
yaratmak için bunları söylemiyorum. Ama bu kadar önemli ve bütün sosyal
tarafların, mutlaka bu konuda bir şeyler yapılmalı, Türkiye bu konuda geleceğe
daha ümitvar bakabilmeli… Onun için
bütün siyasi partiler, görüştüğümüz bütün sosyal taraflar, bu konuda bir şeyler
yapılması konusunda ittifak hâlinde olmalarına rağmen, o kadar çok şeyler
yazıldı, o kadar çok şeyler çizildi ki gerçekten, milletimizin kafası
karıştırılmaya çalışıldı, işin özünden sapıldı, tartışılması gereken konular
değil, tartışılmaması gereken konular gündeme geldi ve bunun üzerine de, ister
istemez, siyaset devreye girdi ve siyasi değerlendirmeler ağırlık kazanmaya
başladı. Oysa bu konunun -bir politika malzemesi olmaktan ziyade ülkenin
geleceği olarak, madem bütün taraflar tarafından bir şeyler yapılması gerekiyor
çerçevesinde ele alınıyor idi- bu derece politize
edilmemesi daha doğru olurdu düşüncesindeyim. Şimdi, ana
parametrelerden emeklilik yaşı, bu düzenlemeyle, bu yasayla altmış beşe
çıkıyor. Fakat şu konuda da bir haksızlık yapmayalım: Bildiğiniz gibi 4447
sayılı Yasa ile emeklilik yaşı şu anda altmış; 2000 yılından sonra işe başlayan
vatandaşlarımız, ilk olarak işe başlayan vatandaşlarımız altmış yaşında emekli
olacaklardır. Yani şu anda sistemin içerisinde 2000 yılından sonra işe başlayan
vatandaşlarımızın altmış yaşında emekli olacaklarını hepimizin bilmesi
gerekiyor. Bizim yaptığımız
düzenleme nedir? Biz şunu söylüyoruz: Sosyal güvenlikle ilgili günübirlik,
mevsimlik düzenlemeler, maalesef bu konudaki kalıcı tedbirlerin ve önlemlerin
alınmaması, Türkiye’yi bugün ciddi sıkıntılarla karşı karşıya bırakmıştır. Madem Türkiye’de siyasi istikrar var, madem Türkiye ekonomik
istikrar açısından artık sürdürülebilir bir noktaya gelmiş, ekonomik
istikrarını sürdürülebilir bir noktaya getirmiş o hâlde sosyal güvenlik gibi
çok önemli konuda da yapılması gerekenlerle ilgili, alınması gerekenlerle
ilgili tedbirleri alıp iktidar olarak, bu risk oluşturuyorsa da, bu riski
gelecek nesiller için, ülkemiz için, milletimiz için almamız gerekir inancıyla
bu düzenlemeyi getiriyoruz ve altmış beş yaşla ilgili çok acımasız
değerlendirmeler yapıldı. Bakınız şunu
ifade ediyorum: Altmış beş yaş uygulaması, 2036 yılından sonra kademeli bir
şekilde… 2048 yılında kadın-erkek altmış beş yaş emekliliği söz konusudur. Yani
kırk sene sonrasından bahsediyoruz. Umarız ki Türkiye’deki gelişmeler… Yani
normal Türkiye şartları -bu projeksiyonlar buna göre
yapılmıştır- yani enflasyonun düşük olduğu, enflasyonun tek haneli rakamlarda
kaldığı ama büyümenin 6, 7, 8 oranlarda gerçekleştiği bir Türkiye’den
bahsediyoruz. Türkiye bunları gerçekleştiremedikten sonra birçok şeyi konuşmaya
bile gerek yok. Yani küçülen bir Türkiye’de, büyümesini eksi olarak gerçekleştiren
bir Türkiye’de tabii ki bunları konuşmak hiçbir anlam ifade etmez ama normal,
şu anda yakalanan bu düzeyden, Türkiye'nin sosyal güvenliğini de elli yıllık,
altmış yıllık bir perspektifte görme zorunluluğu var, zarureti var. Yani
geleceğin elli yılını, yetmiş yılını düzenlemeye dönük bir çalışmadır. Yoksa
yarın yasa yürürlüğe girdikten sonra, vatandaşlarımız, sanki “altmış beş
yaşında emekli olacaklarmış” gibi bir yakıştırmayı da doğru bulmuyoruz. Bu düzenlemeleri
sosyal taraflarla uzunca konuştuk ve prim gününü dolduran vatandaşımız, prim
gününü doldurduğu zaman hangi yaştaysa, emekliliği hangi yaştaysa o yaşta
emekli olacak. Bununla ilgili önergeleri değerli muhalefet temsilcileriyle de
paylaşıyoruz ve inşallah, birlikte bunları gerçekleştireceğiz. Diğer bir
parametre “prim ödeme gün sayısı”ydı. Bunu da “norm ve standart birliği çerçevesinde “dokuz bin” olarak
yine bu Parlamento kabul etmiş idi ama sosyal taraflarla sosyal diyaloğun gereği olarak yaptığımız değerlendirmelerde, SSK
yani işçilerimiz için, yasa açısından bakarsak 4/A kapsamında olan
vatandaşlarımız için dokuz bin prim gününün ağır olduğu ve bunu doldurma
konusunda, mevsimlik işçileri ve diğer unsurları da dikkate aldığınız zaman,
sıkıntılar yaşanabileceği düşüncesiyle bu konuda işçilerimiz açısından bir
iyileştirmeye gidilmiştir ve sosyal taraflarla “yedi bin iki yüz” gün üzerinde
mutabakat sağlamış bulunuyoruz. Bunun yanında,
güncelleme kat sayısı da son derece önem ifade etmektedir bu düzenlemede.
Güncelleme kat sayısıyla ilgili olarak da yaptığımız değerlendirmede… Anayasa
Mahkemesi, bildiğiniz gibi, güncelleme kat sayısıyla ilgili bir iptali
gerçekleştirmiş ve “Mutlaka, ücretlere, emekli maaşlarına gelişme hızından,
Türkiye'nin kalkınmasından bir pay verilmesi.” noktasında bir amir hükmü vardı.
Bu çerçevede yaptığımız değerlendirmede de iş gücünün gayrisafi millî hasıladaki payı -TÜİK verilerine göre baktığımızda- 26,3
civarında. Bunu da yine sosyal taraflarla görüştük. Onların talepleri daha da
yüksek olmasına rağmen, bunu, gerçekçi ve bilimsel verilere dayandırmayı uygun
bulduk ve gelişme hızından da yüzde 30 pay vererek bu güncelleme kat sayısını
bu şekilde belirlemiş olduk. Aylık bağlama
oranına gelince: Yine sosyal taraflarla görüşerek, şu anda sistemimizin
içerisinde çalışan değerli işçilerimize, emekçilerimize dönük bir uygulama
getirdik. O da –önergeyle- tarafınızdan kabul edilirse inanıyorum ki son derece
yerinde olacaktır. Yüzde 3, üç bin altı yüz günü dolduruncaya kadar… Sistemin
içerisinde şu anda çalışmakta olan, mevcut çalışanlarla ilgili üç bin altı yüz
gün, on yıla kadar aylık bağlama oranını yüzde 3’e çekiyoruz, yasa yürürlüğe
girdikten sonra ise aylık bağlama oranı bütün çalışanlar için yüzde 2 olarak
devam edecektir. Bu çerçevede,
isteğe bağlı sigortalılıkta getirdiklerimizi, tarımda çalışanlarla, köy
muhtarlarına dönük getirdiklerimizi, BAĞ-KUR çalışanlarıyla ilgili,
sigortalılarla ilgili getirdiklerimizi arkadaşlarımız uzun uzun
anlattılar. GSS’yle ilgili yaptığımız düzenlemeler -bütün vatandaşlarımızın genel
sağlık sigortası kapsamına alınması düzenlemeleri- üzerinde de uzunca durmak
istemiyorum. Yalnız burada,
gerçekten, az önce değerlendirme yapan arkadaşlara da teşekkür ediyorum.
Öncelikle Sayın Şandır, son derece sorumlu ifadelerde bulundular, sorumluluğun
gereğini ortaya koydular. Yani muhalefet de olsalar, geçmiş Türkiye’yi değil
geleceğin Türkiye’sine dönük değerlendirmeler yaptılar. Kendilerine çok
teşekkür ediyorum. Sayın Kılıçdaroğlu da kendilerinden, gerçekten sosyal güvenlik
açısından istifade edeceğimiz bir değerli arkadaşımız, yıllarını bu kurumda
hizmetle geçirmiş olan bir arkadaşımız. Dolayısıyla, yaptığı değerlendirmelerin
siyasi boyutunu dikkate almadan, diğer boyutlarını her zaman dikkate
alacağımızı… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bakan. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …her zaman istifade edeceğimizi de yani
bizatihi görüşmemizde de ifade etmişimdir, buradan da ifade etmeyi son derece
uygun buluyorum. Değerli
arkadaşlar, burada yapılan ifadelerde, beyanlarda “Bu yasanın oy birliğiyle
kabul edilmesi son derece yerinde olurdu.” ifadesi kullanıldı. Yani doğrusu,
bizim de bunun için çok gayret ettiğimizi bilmenizi istiyorum. Fakat “Ana
parametreler konusunda eskiye dönelim, hiçbir değişiklik yapmayalım.” deme ile
“Bu reform mutlaka yapılmalıdır.” çelişkisinden de kurtulmamız gerekiyor. “Bu
reform mutlaka yapılmalıdır ama hiçbir şey yapılmamalıdır.” gibi bir bakış
açısı değil, ne yapılması gerekiyorsa onlarda ittifak edilmesi gerekiyor. Ben, özelde
çok ciddi sorunlar yaşamadığımızı, bu son önergelerle yapacağımız
düzenlemelerle herkesin gerçekten “evet” diyebileceği bir düzenlemeyi buraya
getirdiğimizi bir kez daha ifade etmek istiyorum ve… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - …sürem yetmediği için hepinize çok
teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Şahıslar adına
son söz Sivas Milletvekili Sayın Mustafa Açıkalın’da.
Buyurun Sayın Açıkalın. (AK Parti sıralarından alkışlar) MEHMET MUSTAFA
AÇIKALIN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5510 sayılı Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun Tasarısı üzerine şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tasarının önce
amacı, ulaşmak istediği gaye nedir? Bu gayeye ulaşmak için hangi parametreler
üzerinde düzenleme, değişiklikler getirmektedir? Bu reform ihtiyacı hangi
sebeplerle ortaya çıkmış bulunmaktadır ve bunun dayandığı unsurlar nelerdir?
Son olarak da emeklilik sigortası üzerinde ve genel sağlık sigortası üzerinde
ana hatlarıyla yapmış olduğu düzenlemeler nelerdir? Onun üzerinde konuşmak
istiyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; reformun amacı, bilindiği üzere, sigortalı, sigorta
hak ve yükümleri bakımından norm ve standart birliği getirmek, nimet-külfet
dengesini sağlamaktır. Ulaşmak istediği ikinci amacı, kapsamlı, kolay
ulaşılabilir bir genel sağlık sigortası sistemi, rejimi kurmaktır ve son olarak
da yoksulluğa karşı belirli bir koruma oluşturmaktır. Bu tasarı,
bilindiği üzere, bu amaca ulaşmak için dört ana unsur içermektedir. Bunlardan
birisi kurumsal yapıdır. Bugüne kadar SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığı çatısı
altında yürüyen sistem birleştirilmiş ve tek çatı altında toplanmıştır. İkinci unsur,
sistemin vermiş olduğu açıklar sebebiyle mali olarak sürdürülebilir olmaktan
çıkmış bir sistemi yeniden sürdürülebilir bir finansal yapıya kavuşturmaktır. Üçüncü unsur,
biraz önce de amaç maddesinde ifade ettiğim gibi, kolay ulaşılabilir, adil ve
kapsayıcı bir genel sağlık sistemi kurmaktır ve son olarak da dağınık olarak
yürütülmekte olan primsiz ödemeleri bir merkezde toplamak ve tek elden yönetim
ve denetimini sağlamaktır. Bu sosyal
güvenlik reformu hangi ihtiyaçtan, hangi zaruretlerden kaynaklanmıştır? Buna
baktığımızda, birinci olarak, elbette ki, ülkemizin demografik yapısının, genç
nüfusa sahip olmakla birlikte, ileriye yönelik projeksiyonlarda
çok kısa bir dönem içerisinde, Batı Avrupa ülkeleriyle mukayese edilemeyecek
kısa bir süre içerisinde yaşlı nüfusa dönüşüyor olması böyle bir reform yapma
ihtiyacını süratlendirmemizi gerekli kılmaktadır. Gerçekten de ülkemiz şu anda
genç bir nüfusa sahiptir. Ancak, ileriye yönelik yirmi beş yıl içerisinde yaşlı
nüfusun oranı ikiye katlanmak suretiyle bu avantajı kaybetmek riskiyle karşı
karşıya bulunmaktadır. Diğer bir
zaruret, sistemin erken emekli etmesidir. Sosyal güvenlik sisteminden istifade
eden iştirakçilerin yüzde 62’si asgari standardın altında erken emekli
olmaktadır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en uzun süre emekli maaşı ödeyen
ülke konumundadır. Her zaman ifade edildi bu kürsüden, aktif-pasif dengesi
bozulmuştur. Standart olan aktif 4’e 1 olmasına karşılık, ülkemizde bu 2’nin altına
düşmüştür. Diğer bir sebep,
prime esas kazançların düşük olarak asgari ücret düzeyinden gösterilmesi bir
reform ihtiyacını acil kılmaktadır. Aynı şekilde,
kayıt dışı istihdam, sadece sosyal sigorta açısından değil, vergi açısından ve
diğer bakımlardan da bu konuda bir reform yapma ihtiyacını zaruri kılmaktadır.
Birtakım hesaplamalara göre ülkemizdeki kayıt dışı istihdam yüzde 50
mertebesindedir. Diğer bir konu,
yine kurumsal olarak, prim tahsilatında idarenin
tahakkuk-tahsilat oranlarının fevkalade düşük olması, idarenin performansının
düşüklüğü bir reform ihtiyacını gerekli kılmaktadır. Son olarak da,
aylık bağlama oranları her zaman ifade edildi. Sayın Bakanımız da burada, farklı
görüşmeler sonucunda tasarıdan farklı bir oranın tespit edildiğini ifade
ettiler. Aylık bağlama oranı yine OECD ülkeleri içerisinde en yüksek orandır.
Yüzde 2’yi geçen sadece OECD ülkeleri içerisinde İspanya bulunmaktadır. Önemli
bir kısmı OECD ülkelerinin yüzde 1’in altındadır; İngiltere, Fransa, Polonya,
Japonya buna dâhildir. Diğer ülkeler de 2 ile 1 arasında aylık bağlama oranına
sahip bulunmaktadırlar. Son iki sebep,
reform yapmayı gerekli kılan son iki sebep, prim ödeme gün sayısının düşük
olmasıdır ülkemizde. Gelişmiş ülkelere, Avrupa ülkelerine baktığımızda
Avusturya, Portekiz, Norveç’te on dört bin dört yüz, İspanya’da on iki bin,
İngiltere’de on dört ila on altı bin arasında prim ödeme gün sayısı
istenmektedir. Son olarak,
reform ihtiyacını gerekli kılan sebepler içerisinde, sosyal güvenlik hak ve
yükümlülükler arasında norm birliğinin bulunmamasıdır. Bilindiği üzere, burada
506 sayılı SSK Kanunu, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu, BAĞ-KUR Kanunu ve
tarımda çalışanlar bakımından da hem kendi hesabına hem de bağımlı olarak
çalışanlar bakımından olmak üzere iki adet düzenleme bulunmaktadır. Bunun
dışında, geçici 20’nci madde kapsamındaki sandıklara tabi olanlar bakımından da
vakıf senetleri bulunmaktadır. Tasarı, hangi
konularda düzenleme yaparak amacına ulaşmak istemektedir diye baktığımızda,
birinci olarak, elbette ki ana parametre -sosyal güvenlikte- yaştır. Erken
emeklilik maddesinde de söylediğimiz üzere, yaş haddinin yükseltilmesi icap
etmektedir. Altmış beş yaşa 2036 yılında emekli olanlar bakımından
ulaşılacaktır. Şu andaki geçerli olan yaş 5510 sayılı Kanun’da da, ilk defa
kanun yürürlüğe girdiği tarihte işe başlayanlar bakımından elli sekiz ve altmış
olarak sabit bulunmaktadır. Diğer bir
parametre, amaca ulaşmak bakımından, prim ödeme gün sayısıdır. Prim ödeme gün
sayısı, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığına tabi çalışanlar bakımından herhangi bir
değişiklik olmamıştır; SSK’ya tabi olanlar bakımından da uzlaşmayla, biraz önce
Sayın Bakanın da ifade ettiği üzere, yedi bin iki yüz iş günü olarak kararlaştırılmış
bulunmaktadır. Önemli bir
parametre, amaca ulaşmak bakımından, aylık bağlama oranıdır. Yine ülkemiz aylık
bağlama oranı bakımından, OECD ülkeleri arasında en yüksek aylık bağlama
oranına sahip bir ülke konumundadır. Mevcut aylık bağlama oranı sistemden
çıkışı âdeta teşvik etmektedir, erken emekliliği teşvik etmektedir. Getirilmek
istenen düzenleme, sistemde kalmayı cazip kılacak düzenlemelerdir. Ana
parametrelerden bir tanesi ve son olanı güncelleme kat sayısıdır. Bilindiği
üzere, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra güncelleme kat sayısına
ekonomik gelişmedeki refah payı monte edilmiştir. Buna göre, güncelleme kat
sayısı TÜFE artı sabit fiyatlarla oluşacak gayrisafi millî hâsılanın yüzde 30’u
ve artı 1 formülüyle oluşturulmuştur. Emeklilik
sigortası yönünden tasarı neler getirmektedir? BAĞ-KUR’lular
yönünden, bilindiği üzere en önemlisi, basamak sistemi kaldırılmıştır BAĞ-KUR’lularda. Kazancın üst ve alt sınırları arasında olmak
kaydıyla, beyan usulü getirilmiştir. Sigortalılar
yönünden fiilî hizmet süresi yeniden tanzim edilmiştir dünyadaki standartlar
dikkate alınmak suretiyle. Kamu görevlileri yönünden mevcut memurlar genel
olarak kanun kapsamı dışında tutulmuştur bilindiği üzere; ilk defa memur
olacaklar bu yasanın kapsamına alınmıştır. İşverenler
yönünden, mevcut olan asgari işçilik uygulamasına uzlaşma müessesesi monte
edilmiştir. Diğer bir yenilik de işverenler yönünden, ayni yardımlar prime esas
kazanç matrahı dışında tutulmuştur. Bunun dışında bunlarla alakalı ortak
hükümler bulunmaktadır. Son olarak ifade
etmek istediğim, üzerinde durmak istediğim husus, genel sağlık sigortasıyla
alakalıdır. Genel sağlık sigortası kapsamlı bir genel sağlık sigortası getirmek
üzere mevcut vatandaşlara, tüm vatandaşlara -genel sağlık sigortasına ilave
olarak- isteğe bağlı sigortalılar, on sekiz yaşına kadar olan çocuklar ve
gençler, vatansız ve sığınmacılar ve Türkiye’de ikamet eden ve kendi ülkesinde
sigorta olmayan yabancı ülke vatandaşları kapsama dâhil edilmiştir. Genel sağlık
sigortasından yararlanma şartları yeniden düzenlenmiş ve kolaylaştırılmıştır
genel sağlık sigortasından istifade edinme şartları. Daha önce SSK’da doksan
gün, BAĞ-KUR’da iki yüz kırk gün olan… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET MUSTAFA
AÇIKALIN (Devamla) - …hastalık sigortası prim ödeme şartı yeni düzenlemeyle
otuz güne indirilmek suretiyle kolaylaştırılmıştır. Ödenen genel sağlık
sigortası primi ile alınan hizmetler arasındaki ilişki koparılmıştır, böylece
bütün vatandaşların eşit şekilde genel sağlık sigortasından istifade etmeleri
imkânı getirilmiş bulunmaktadır. Ayrıca, tasarıda
katılım payı alınacak hizmetler, katılım payı alınmayacak hizmetler ve kişiler
sayılmıştır. Katılım payının üst sınırı belirlenmiştir tasarı ile. Prensip
olarak sigortalıların sözleşmeli kamu ve özel sağlık hizmeti sunucularından
istediklerine müracaat edebilmeleri hakkı getirilmiş bulunmaktadır. Bunun dışında
yurt dışı tedaviler kolaylaştırılmış, tetkikler için dahi yurt dışına
gidebilme, başvurabilme imkânı getirilmiş bulunmaktadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tasarının hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Açıkalın. Tasarı üzerinde
soru-cevap işlemine geçiyoruz. Sayın Işık… ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım,
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde herhangi bir sosyal
güvenlik kuruluşuna tabi olmadan kayıt dışı çalışarak geçimini sağlayan
yaklaşık 11 milyon dolayındaki kişinin kayıt altına alınarak kayıtlı
çalışanların yüklerinin azaltılmasına yönelik şimdiye kadar hangi tedbirleri
aldınız ya da şu anda bundan sonraki dönemde hangilerini alacaksınız? Kayıt
dışı çalışanların oranı son altı yılda nasıl değişmiştir? İki: AKP Hükûmetleri döneminde yaratılan yeni istihdam toplamı ne
kadardır? Bu yeni istihdamın yaklaşık yüzde kaçı asgari ücret düzeyindedir? Hükûmetinizin bu istihdam politikasını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Son sorum: En son
değerlendirmelerde açlık düzeyi yaklaşık 700… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Doğru… REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. 2022 sayılı
Kanun’a göre, altmış beş yaşın üzerindeki insanlarımıza yani kimsesiz, mağdur,
fakir olan insanlarımıza maaş veriliyor. Bu maaşın miktarı yaşlı aylığı olarak
83,14 YTL’dir. Özürlü yakınlarına da aynı şekilde 166,27 YTL miktarında maaş
veriliyor. Acaba bu insanlar bu alınan paralarla geçinebilir mi, bunu öğrenmek
istiyorum. İkinci olarak da:
Bu kanunla beraber 4/B ve 4/C’yle ilgili bir çalışma
yapılamaz mı? Yani devlet memurlarının şu an itibarıyla bir kısmı 4/B’li çalışıyor, bir kısmı 4/C’li
çalışıyor. Bu da ilerideki dönemlerde bir karışıklığa sebep olabilir diye
düşünüyoruz. Bu noktada bir şeyler söylemek ister misiniz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Asil… BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakan,
görüşmelerine başladığımız, Bakanlığınızca “reform” diye adlandırılan bu
düzenleme, tümüyle emekli, dul ve yetimlere yapılan aylık ve diğer ödemelerin
azaltılması yoluyla sistemin açıklarının kapatılmasını esas almakta, sistemin
asıl sorunu olan aktif-pasif dengesinin düzelmesini sağlayacak ana
düzenlemeleri içermemektedir. Her zaman olduğu gibi yine işin kolayına
kaçılmış, kayıt dışı istihdamın yaygın bir seyir izlemesine göz yumulmuş,
sisteme prim girişini artırmak yerine emeklilik yaşı yükseltilerek sistemden
para çıkışı azaltılarak insanların geleceğe umutla bakmasının önüne
geçilmiştir. Bu durumu düzeltmek adına bir çalışmanız var mıdır? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Sayın Paksoy… Sayın Genç… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Efendim, önce, bu
yaşlılar ve özürlülerin aldıkları maaşlar çok düşük bugünkü hayat standartları
karşısında. Bunları artırmayı düşünüyor musunuz? İkincisi, basın
çalışanlarının yıpranma payını neden kaldırdınız? Üçüncüsü, tahsil
edilmeyen işveren primi ve cezaları ne miktardır? Bunların tahsili konusunda ne
düşünüyorsunuz? Komisyona şunu
sormak istiyorum: Hükûmetin getirdiği tasarı 31
madde, siz 96 madde… Tabii, bu 172’ye de çıkıyor. İç Tüzük’ün 35’inci maddesine
göre komisyonlar kanun teklif edemezler. Neden bu İç Tüzük’ün 35’inci maddesine
uymuyorsunuz? Ayrıca da,
muhalefet partili arkadaşlarımızın… 70 milyonu ilgilendiren bu kanunun bu
Mecliste müzakere edilmesini engellemek için altı madde hâlinde, yani temel
kanun olarak görüş… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Uslu… CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım, bu
yasa tasarısıyla emeklilik yaşını altmış beşe çıkarıyorsunuz. Bu sayede aktif
sigortalı sayısını zamanla artırmayı düşünüyorsunuz. Diğer taraftan, Hükûmetinizce birçok bakanlıkta emeklilik hakkını kazanmış
yaşı daha genç birçok çalışanı ya görev değişikliğine uğratarak ya bizzat
teklif ederek emekliliğe zorluyorsunuz. Bu bir çelişki değil midir? Yoksa bu
AKP’nin bir kadrolaşma hareketi midir? Dilerseniz bu hususta birçok bürokrat
ismi verebilirim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Yıldız… HÜSEYİN YILDIZ
(Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakanım, Hükûmetinizin altı yıldır uyguladığı ithalata dayalı düşük
kur, yüksek faiz nedeniyle işletmeler rekabet edebilmek için kayıt içinden
kayıt dışına çıkarak faaliyetlerini devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Kendi Hükûmetinizin yanlış ekonomik politikalarının bedelini dar
gelirlilere ödeterek küresel, emperyalist sermayeyi ödüllendirmeye devam
etmiyor musunuz? İki: Bu yasanın
mutlaka çıkarılmasını sizden isteyen oldu mu? Samimi misiniz? Siz ve partinizin
milletvekillerinin önceki dönemlerde sosyal güvenlik yasalarıyla ilgili
düşünceleri şimdiki düşündüğünüz gibi mi? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Sayın
Taner… RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Bakanım, görüşmekte olduğumuz kanun ile belli kesimlerin
yıpranma payları kaldırılmakta. Örneğin, yaz kış sırtında 20 kilo çanta ile
kilometrelerce yol kateden posta dağıtıcıları veya
kameraları ile haber takibi yapan basın mensupları normal SSK’lılarla aynı
seviyeye getirilmekte. Prim tahsilatında farklı
oranlarda prim tahsilatı yaptığınız bu kesimin sosyal güvenlik açıkları
içindeki payı nedir ki böyle bir uygulama şu anda gündeme gelmiştir? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Durmuş… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Sayın Bakan, bir
önceki Bakan zamanında 25 katrilyon, şimdi 26 katrilyon tahsil edilemeyen
sosyal güvenlik primi, işveren nezdinde bloke edilen paradır. Siz bunu bir
yönetim ve uygulama zaafı olarak görüyor musunuz? İkinci sorum:
İsteğe bağlı sigortada yüzde 25’lik primi yüzde 32’ye çıkarmanız bu kitle için
caydırıcı olmayacak mı? Üçüncü sorum:
BAĞ-KUR’lunun bir aydan fazla prim borcunun olması
hâlinde sağlık hizmetinden yararlanmasını engelliyorsunuz. BAĞ-KUR’lu esnafımızın takriben yüzde kaçının bir ayı aşan
borcu var? BAĞ-KUR’lu esnafın siftah yapmadığı
günümüzde primini düzgün ödeyebilen yüzde 25’i bulabiliyor mu? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Sayın
Akçay… ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan
tarafından Emek Platformuyla müzakereler sonunda emeklilik için doldurulması
gereken prim ödeme gün sayısının SSK’lılar için dokuz bin günden yedi bin iki
yüz güne indirileceği ifade edilmektedir. BAĞ-KUR’lular
için ise dokuz bin gün olarak devam etmektedir. Çalışanlar arasındaki bu ayrım
Anayasa’nın eşitlik ilkesine ve bu tasarının ruhuna aykırı değil midir? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Gök… İSA GÖK (Mersin)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başbakan,
bu dokuz bin prim gün sayısını ve altmış beş yaşı son derece hararetli
savunmuştu ve bunun aksini düşünmenin, yani işçi haklarının, çalışan haklarının
aleyhine olduğunu düşünmenin yalancılık olduğunu -affınıza mağruren
söylüyorum, Başbakanın nitelemesi bu- beyan etmişti. Sayın Bakan emek
güçleriyle görüşmesi sonrasında prim ödeme gün sayısını yedi bin iki yüze
çekti. Yine affınıza mağruren soruyorum: Bu durumda
Sayın Bakan Sayın Başbakanı yalancı çıkartmış olmadı mı? İkinci bir sorum
var: Altmış beş yaş ile prim ödeme gün sayısının aşağıya çekilmesi bire bir
götürülmesi gereken bir sorun. Her ne kadar Sayın Bakan Başbakanı yalancı
çıkartma pahasına da olsa yedi bin iki yüz güne çekti, ama altmış beş yaş
sınırı aşağıya çekilmediğinde yedi bin iki yüz prim ödeme gün sayısının hiçbir
anlamı olmadığı muhakkak. Bu bir aldatı değil mi? İkisi beraberse… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) İSA GÖK (Mersin)
-…beraber aşağıya çekilirse bir anlam ifade edecek. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Kaplan… HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Bakan,
altmış beş yaş emeklilikte neden ısrar ediyorsunuz? Türkiye’nin gerçekliği otuz
yıldaki değişimi dikkate almıyor musunuz? Kıdem
tazminatında hak kaybı kaygıları yine giderilmiyor. Bu konuda ne
düşünüyorsunuz? “Yeşil kartlar
yine iki yıl daha sürecek.” diyorsunuz. Bunların da çoğu polis onayıyla,
birçoğu da artık iptal edilmeye başlandı ve biraz seçimle ilgili kaygılar
taşıyor. Ne diyorsunuz? Dünyada en az
parayla en iyi sağlık hizmeti veren Küba. Küba konusunda bir inceleme yapmayı
düşündünüz mü? “Sadaka devlet”
ile “sosyal devlet” arasındaki en önemli unsurlardan biri şüphesiz kayıt dışı
ekonomi ve kayıt dışılıkla mücadeledir. Bu konuda bir planınız var mı? Bir de, sosyal
yardımlar konusunda bir şey yapmayı düşünüyor musunuz? BAŞKAN – Sayın
Bayındır… SEVAHİR BAYINDIR
(Şırnak) – Sayın Bakan, kadınlara dönük pozitif ayrımcılık ilkesi evrensel bir
ilke iken geçmişte, yani şu gün uygulanan elli sekiz ve altmış yaş arası, iki
yıllık farkı da kaldırarak, altmış beş yaşta kadın ve erkek arasındaki eşitliği
sağlayıp, bu ilkeyi ihlal etmiş olmuyor musunuz? İkinci sorum:
Tarım işçilerinin de namı hesabına prim ödemeleri öngörülüyor. Peki, bugüne
kadar tarım işçisi olup emekli olan bir örnek verebilir misiniz? Diğer bir sorum:
Bağımsız çalışanlar arasında bugün borçlu olanların sayısının 6 milyon 886 bin
291 kişi olduğu belirtiliyor. Bu borçlu bağımsız çalışanlar, bu gidişatla
sağlık hizmetlerinden men edilmiş oluyor. Borcuna rağmen sağlıktan men edilmesi
cezalandırma değil midir diye sormak istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Bakan… ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Sayın Başkan, çok teşekkür ederim. Gerçekten, çok
yoğun bir şekilde sorular aktı ve her bir soru da son derece önemli, doğrusu
kaydetmekte bile zorlandığımızı ifade etmek istiyorum. Bizim tespit
edebildiğimiz, yani kaydedebildiğimiz ve bazen de algılamakta zorlandığımız,
mikrofondan dolayı algılayamadığımız bazı soruları yazılı olarak
cevaplandıralım. Ama şu şekilde başlayalım: BAĞ-KUR’lular
için dokuz bin prim günü var şu anda zaten, Emekli Sandığı için de dokuz bin
prim günü şu anda geçerli, SSK çalışanları için ise -bildiğiniz gibi- yedi bin
prim günü, sosyal taraflarla bir araya geldiğimizde yedi bin iki yüz günde
mutabakat sağladık. Bu, çalışanların, işçilerin aleyhine mi?
Yeni sistem açısından bakarsanız, aleyhine. Neden? Çünkü sistem
içerisinde ne kadar uzun süre kalırsanız, ne kadar çok prim öderseniz, o derece
sizin emekli aylığınıza bu yansıyacaktır. Ama şöyle bir psikolojik durumla da
karşı karşıya kaldığımızı net olarak ifade etmek istiyorum: Her kesim,
bulunduğu yasa çerçevesinden bu tasarıya bakmaya çalıştı. Yani 506 sayılı
Yasa’ya mensup olan vatandaşlarımız 506 sayılı Yasa’dan, BAĞ-KUR Yasası
çerçevesinde olanlar o çerçeveden bu yasayı algılamaya çalıştılar. Oysa mahiyet itibarıyla,
felsefe itibarıyla bu yasalar arasında çok ciddi farklılıklar var. Mevcut
sistem, kısa süreli bir şekilde çalışıp yasadan çıkmayı öngörüyor. Oysa
getirdiğimiz sistem, bu düzenleme, uzun süreli sistem içerisinde kalıp
ödediğiniz prime göre de aylık bağlanmasını sağlıyor. Dolayısıyla bu, şu demek
değildir: Yedi bin iki yüz gün, Türkiye’deki SSK bünyesinde çalışanlarımız
açısından önemli bir düzenlemedir. Yani prim gün sayısını dolduramama durumuyla
da karşı karşıya kalabilir, mevsimlik işçileri filan dikkate aldığımız zaman.
Bu açıdan bu düzenleme önemlidir, ama sistem içerisinde vatandaşlarımızın uzun
süreli çalışma imkânları olacaktır. Dolayısıyla da emekli maaşlarını yükseltme
imkânları olacaktır. Çünkü, yaş faktörü esastır. Yaş
açısından bakacak olursak, emeklilik yaşında şu anda altmış uygulaması vardır.
2036 yılından sonra ancak 2028’de ilk olarak işe girecek olan vatandaşta altmış
beş yaş sorgulaması, altmış beş yaş aranacaktır. Dolayısıyla prim gün sayısı
düşünce aleyhe olur mu? Aleyhe olur, ama yaş faktöründen dolayı da o prim gün
sayısı, çalışma imkânı olanlar için, artıya da dönüşebilir. Bir diğer konu,
kayıt dışılıkla ilgili bir soru vardı. İşte, TÜİK verilerine göre sosyal
güvenliğe tabi olmayan 11 milyon kayıt dışı çalışanla ilgili bu tasarıda önemli
düzenlemeler var. Ücretlerin banka kanalıyla ödenmesi yetkisini Kurum alıyor.
Ayrıca, bankalardaki tüm işlemlerin sosyal güvenliğe bildirilmesi sağlanıyor.
Ayrıca, Kurum bünyesinde “Alo Ayrıca,
istihdamın üzerindeki yükleri azaltmaya dönük çok yakın bir süreçte de istihdam
paketini huzurlarınıza getireceğiz. Bu şekilde istihdamın yükünü de
hafiflettikten sonra denetim, banka işlemleri ve banka kanalıyla ücretlerin
yatırılması çerçevesinde olayı bir bütün olarak ele aldığımız zaman ciddi bir
şekilde kayıt dışılığın önüne geçeceğimizi herhâlde görmekte zorlanmayız diye
düşünüyorum. İsteğe bağlı
sigorta primi: Bildiğiniz gibi, şu anda SSK mensubu vatandaşlarımız bin seksen
gün, yani üç yıl prim ödedikten sonra, çalıştıktan sonra ancak isteğe bağlı
sigortalı olabiliyorlar. Fakat bunların sağlıktan da istifade etme imkânı yok,
yani isteğe bağlı oldukları süre içerisinde. Burada yeni yasada, çalışmayan
veya çalışamayan vatandaşlarımızın uzun vadeli sigortalı olma açısından isteğe
bağlılığını hemen getiriyoruz. Aynı zamanda da, isteğe bağlı olan bu
vatandaşlarımız GSS’den de istifade etme imkânını
bulacaklardır. Yani bugün olmayan bir imkân bu yasayla vatandaşlarımıza
sağlanmış oluyor. Burada da oranın yüzde 25’ten yüzde 32’ye çıkmasını, GSS
priminin yüzde 12 olduğunu dikkate alırsanız çok anormal bir düzenleme değil,
çalışanın lehine bir düzenleme olduğunu görürüz. Yıpranma payıyla
ilgili olarak en çok tartışılan bir konu… Yıpranma payı çerçevesinde eğer
mevcut sistem içerisindeki meslek gruplarını dikkate alırsanız, gelişen şartlar
ve Türkiye’nin, dünyanın geldiği teknolojik seyir açısından olay irdelenince,
olmaması gereken birçok mesleğin olduğunu göreceksiniz; mesela, gemi
kömürcüleri, gemi ateşçileri de şu anda -yani böyle bir gemi olmamasına rağmen-
fiilî hizmet zammından istifade etsinler diye. Kapsam çok farklı ve bu kapsamın
nasıl belirlendiğini biz araştırdığımızda, gerçekten çok ciddi siyasi
müdahalelerle fiilî hizmet zammı kapsamının belirlendiğini de müşahede ettik. Yani
bir bölgenin bir bakanı, o bölge içerisindeki herhangi bir sektörde, herhangi
bir meslek grubunda çalışanları fiilî hizmet kapsamına almış. Geçmiş yıllar
itibarıyla söylüyorum, çok ciddi siyasi müdahalelerin olduğunu tespit ettik.
Bugün, bilimsel bir kritere bunun oturtulmasının zaruri olduğu düşüncesiyle -İş
Güvenliği Yönetmeliği’nde belirlenmiş beş grup var risk gurubu olarak- risk
gruplarından beşincisini biz baz aldık, yani en riskli
grupları baz alarak fiilî hizmet zammı kapsamına bunları dâhil ettik. Doğru
yaptığımıza inanıyoruz ve bu konuda görüştüğümüz tüm kesimlere söyledik ki:
“Sizin farklı bir teklifiniz varsa getirin, bunu değerlendirelim.” Bize,
ağırlıklı olarak, çeşitli meslekler de tavsiyelerde bulunuldu “bu meslekleri de
alabilir misiniz” şeklinde. O meslekleri de alabiliriz, fakat o bahsettiğiniz
mesleğin üçüncü risk grubunda olduğunu dikkate alırsanız, üçüncü risk
grubundaki bütün meslekleri de fiilî hizmet kapsamına almanız gerekiyor, ki böyle bir yaklaşımın, yani bilimsel olmayan,
kriterlere oturtulmayan yaklaşımın fiilî hizmet zammını -bugün olduğu gibi-
saptıracağı düşüncesiyle, bir bilimsel kritere bunları oturttuğumuzu ifade
etmek istiyorum. BAŞKAN – Sayın
Bakan, çok az vaktimiz kaldı, Sayın Genç Komisyona da bir soru sormuştu. Komisyon… ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Yani, gerçekten birçok konu var. BAĞ-KUR prim
borçlarıyla ilgili olarak, Sayın Başkanım müsaade ederseniz… BAŞKAN – Tabii,
buyurun. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – BAĞ-KUR’lularla
ilgili şu andaki uygulamalar aslında yoksulluğu artırmaktadır. Sosyal güvenlik
alacaklarına baktığımız zaman bunun 42 katrilyona ulaştığını görürsünüz. Bunun
içerisinde 32 katrilyonun BAĞ-KUR’a,
yani esnaf ve sanatkârımıza ait olduğunu görürsünüz. Bunun mevcut sistemin
uygulamasından kaynaklandığı bir gerçektir. Bununla ilgili çok uzunca bir
değerlendirmeyi konuşmalarımızda yaparız. Yani yoksulluğu azaltan değil,
maalesef yoksulluğu artıran bir düzenleme şu anda yürürlüktedir, bunu kaldırıyoruz.
Hem BAĞ-KUR’luların prim oranını düşürüyoruz, ayrıca
BAĞ-KUR’lulara prim ödemede oran değil, beyana tabi
bir düzenleme getiriyoruz. Çünkü BAĞ-KUR’lunun geliri
değişmediği hâlde sürekli BAĞ-KUR’lunun basamak
çerçevesinde primleri artıyor. Primleri artan fakat geliri artmayan bir BAĞ-KUR’lu gitgide maalesef prim borçlarının yoğunluk arz
etmesiyle kurumu karşı karşıya bırakmıştır. Bu yeni düzenleme bu sorunu da
çözecek olan bir düzenlemedir. Teşekkür
ediyoruz. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Buyurun. PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – İç Tüzük’e aykırı olarak bir
şey söz konusu değildir Sayın Başkanım ve yapılan bütün düzenlemeler de kanun
tekniğine uygun olarak yapılmıştır. Bilgilerinize arz
olunur. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Şimdi, birinci
bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm 1
ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır. Birinci bölüm
üzerinde söz isteyen Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili
Sayın Bayram Meral. Sayın
milletvekilleri, çok büyük bir uğultu var. Lütfen sohbet etmek isteyenler… Sayın
milletvekilleri, çok önemli bir kanun görüşülüyor. Kanun yerine sohbet etmeyi
tercih edecek olanlar lütfen kulise çıksınlar. Buyurun Sayın
Meral. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
BAYRAM ALİ MERAL (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu hakkında Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlarım. Değerli
arkadaşlarım, bu yasa tasarısı, bugün değil 54’üncü Hükûmet
döneminde de gündeme geldi. O zaman ben TÜRK-İŞ Genel Başkanıydım. Bugün bu
masada oturan, yani AK Partili bazı milletvekili arkadaşlarım o zaman Saadet
Partisi milletvekilleriydi. Onlarla birlikte meydanlarda yürürdük, “Mezarda
emekliliğe hayır.” derdik. Sayın Bakanımız da bunun canlı şahidi. Bugün, kadere
bakın, Sayın Başbakanımın dediği gibi, dokuz bin günü savunur duruma geldiniz!
Bunun adına ne derler biliyor musun? Nereden nereye! Saygıdeğer
arkadaşlarım, bugün bir milletvekili arkadaşım soru sordu “Bu yasa tasarısını
çıkarmanızı kim istiyor?” dedi. Değerli arkadaşlarım, bunun gibi birçok yasa
tasarısının çıkarılmasını isteyen güçler var. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – IMF! BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) - Bunların başında IMF gelmektedir. IMF yalnız bunu istemedi değerli
arkadaşlarım, kamunun küçültülmesini istedi; yatırımların durmasını istedi;
tarıma, hayvancılığa verilen desteğin kesilmesini istedi; özelleştirmenin bütün
hızıyla yağmalanmasını istedi; işçinin, memurun, emeklinin, yani dar gelirli
vatandaşların ücretlerinin dondurulmasını istedi, bugün olduğu gibi; emeklilik
yaşının kadınlarda altmış, erkeklerde altmış beşe çıkarılmasını istedi. İşte,
bugün, bu saygıdeğer Meclis bunları görüşüyor değerli arkadaşlarım. Bakınız, değerli
arkadaşlarım, geldiniz geleli, işçilerin haklarının, emeklinin haklarının
kısılması için ne gerektiyse onu yaptınız. İş Yasası ile 54’üncü Hükûmet döneminde çıkarılan İş Güvencesi Yasa Tasarısı’nı
ortadan kaldırdınız ve ne acıdır ki, 12 Eylülün dile getirmediği, konu etmediği
kıdem tazminatını bugün gündeme getirdiniz, “Nasıl budarız, ne yaparız?” onu
tartışıyorsunuz. Değerli
arkadaşlarım, ne acıdır ki, emeklilerin aylıkları çok yüksekmiş! Siz kimin
ağzıyla konuşuyorsunuz? IMF’nin bir temsilcisi de geldi, Türkiye’de dedi ki:
“Öğretmenlerin aylıkları çok yüksek.” Öyle mi arkadaşlar, emeklinin aylıkları
yüksek mi? Hiç olacak şey mi değerli arkadaşlarım ve bu kürsüye çıkıyorsunuz
sayın milletvekilleri, bunu konuşuyorsunuz, bunlar çok acı. Biz aldığımızdan
nerelere gittiğimizin farkındayız, detayına inmiyorum. Siz ortalama 700 lira
ücret alan bir işçinin, bir emeklinin aylığının yüksek olduğunu nasıl burada
çıkar da söylersiniz! Saygıdeğer
arkadaşlarım, bakınız, Avrupa’da emekli olan insan gelir bizim kıyılarımızda
tatil yapar, bizim emeklilerimiz de, değerli arkadaşlarım, ya Millî Piyango
bileti satar ya gider bir yerde bekçilik yapar. İşte sizin “Ücretleri fazla.”
dediğiniz arkadaşlar. Değerli
arkadaşlarım, bakınız, bu yasayla bir konuyu özellikle gündeme getiriyoruz.
Biliyorsunuz yeni yeni müesseseler icat edildi. Nedir
bunlar? Değerli arkadaşlarım, şu anda inşaatta çalışan arkadaşlarımız, tarımda
çalışan arkadaşlarımız, ormanda çalışan arkadaşlarımız, şeker fabrikasında
çalışan arkadaşlarımız, güvenlik görevlileri, temizlik şirketinde çalışan
arkadaşlarımız, bunların yılda ne kadar çalıştığını biliyor musunuz? Devlet
müessesesinde çalışan, şeker fabrikasındaki işçiler yılda dört ay çalışır -onu
da toplu sözleşmeye zorla koyduk ki yüz yirmi gün prim ödesin de çoluğu çocuğu sosyal haklardan yararlansın- diğerleri üç ay
çalışıyor. Şimdi, bakınız, bırakın altmışı, altmış beşi, değerli arkadaşlarım,
üç ay çalışan bir orman işçisinin emekli olabilmesi için değerli arkadaşlarım,
seksen yıl çalışması lazım. Hesabı gayet basit, 7.200’ü 90’a bölerseniz 80
çıkar, bu kadar basit ama siz böyle ufak hesaplarla uğraşmazsınız. Değerli
arkadaşlarım, dört ay çalışan bir arkadaşımızın altmış yıl çalışması lazım ki
emekli olsun. Altı ay çalışan bir arkadaşımız, kırk yıl çalışması lazım ki
emekli olsun. Yirmi yaşında işe girse bu arkadaşımız, kırk yıl da çalışacak,
altmış yıl; beş yıl da bekleyecek ki altmış beşi doldursun, emekli olsun. İşte,
sizin getirdiğiniz yasa bu değerli arkadaşlarım. Birçok hakkı
buduyorsunuz. Bu ne yapar biliyor musunuz muhterem arkadaşlarım? Türkiye’de çok
önemli bir konuyu geliştirdiniz. Ne acıdır ki İstanbul’da bir işçi telefon
ediyor bana “Sayın Başkanım, senden bir şey öğrenmek istiyorum.” diyor. “Buyur
gözüm.” dedim. “Eşime bir yerde iş buldum. Nasıl olsa emekli olamayacağı
söyleniyor. İşveren de ‘İsterseniz ben sigorta primini size veririm, siz de
benden davacı olmazsanız işi yürütürüz.’ diyor.” dedi. Şimdi, Türkiye bu
noktaya geldi değerli arkadaşlarım. Adam diyor ki: “Ben nasıl olsa emekli
olamıyorum ve olamayacağım.” İsterseniz 2036 yılında deyin isterseniz 2002
yılında deyin, vatandaşın kafasında emekli olamayacağını yerleştirdiniz ve
doğrudur da ve bugün, bunlar, değerli arkadaşlarım, kayıt dışı azalmayacak,
artacak, bunun önüne de geçemeyeceksiniz; bu, bir. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Şuraya müdahale eder misiniz Sayın Başkan. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – İki: Birçok hakkı budadınız. İş kazası, meslek hastalıkları değerli
arkadaşlarım, yüzde 25 rapor aldığı zaman 420 lira aylık bağlanıyordu. M. CEVDET SELVİ
(Kocaeli) – Dinlemiyor kimse de hoş olmuyor. Sayın Başkan uyarmıyorsunuz. ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sayın Bakan çok bildikleri için dinlemiyorlar! BAŞKAN – Sayın
Meral, siz devam edin. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakanım 54’üncü Hükûmet
döneminde burada konuşurken ve çok acımasızca bunları eleştirirken “Bu, mezarda
emekliliğin bedelini ödeyemezsiniz.” dediği zaman biz onu dinliyorduk. O zaman,
değerli arkadaşlarım, muhalefetin sıralarında oturuyordu, burada canlı
şahitleri var, o zamanki hükûmet ortakları da burada.
Değerli
arkadaşlarım, yaptığı iş hoşuna gitmiyor ki dinlesin! Yani, nasıl dinlesin?
Niye bekliyorsunuz Sayın Bakanın... “Ben bir işçi çocuğuyum.” dedi, Sayın
Bakanı rahatsız etmek istemiyorum. Gitsin babasına sorsun, babası da bu yasaya
karşıdır, emin olun ki öyledir değerli arkadaşlarım, babası da bu yasaya
karşıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Ama ne yapsın, yani yapacak başka bir şey
yok, kendi zaten söylüyor. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Hafife almayın o yasayı, o kadar hafife almayın. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, emekli aylıkları daha önce neydi biliyor
musunuz? Muhterem arkadaşlarım, emekli aylıkları, daha önce, bütün çalışma
süresinin, emekli olduğu zaman, en son yüksek ücretinin üç yılının ortalaması
alınırdı, emekli aylığı bağlanırdı. Burada, içinizde genel müdürlük yapan
arkadaşlarımız var. Şimdi ne oldu biliyor musunuz? Bütün hizmet süreleri
toplanıyor, onun ortalaması bulunuyor. Yani bu demektir ki emekli aylıkları
geçmiş dönemlere göre daha da düşürülüyor. Siz daha da düşürüyorsunuz değerli
arkadaşlarım. Emeklilerin ücreti, ne olursa olsun, bir taban ücreti vardı, 421
liradan aşağı düşmezdi. Şimdi siz tabanı kaldırdınız, bu 200’e düştü. Yani
asgari ücretle çalışan bir işçi emekli olsa dahi, eskiden 420 bin lira alırdı,
şimdi 230 bin lira alacak. Tabanı kaldırdınız. Budadınız insanların haklarını,
birçok çalışanın haklarını değerli arkadaşlarım. Muhterem
arkadaşlarım, Sayın Bakanım diyor ki: “Efendim, biz sendikalarla anlaştık,
belli bir noktaya geldik.” Yüzde yüz anlaştıkları kanısında değilim.
Sendikaları da kutluyorum, o işçileri de kutluyorum değerli arkadaşlarım. O
hareketi yapmakla yüreğime su serptiler, onları kutluyorum değerli
arkadaşlarım. Neden kutluyorum? Kendinize geldiniz biraz. Gidiyorsunuz, yol virajdır, taşlıdır, bilmem nedir. Ondan sonra baktınız ki,
eskiden “Dur Yolcu!” diye bir şiir vardı, orada durdunuz. Haklı bir şey
yaptınız, akıllıca bir şey yaptınız. Oturursunuz, taraflarla konuşursunuz,
gelirsiniz siyasi partilerle konuşursunuz; ortak bir yol çizersiniz, ondan siz
de huzurlu olursunuz, biz de huzurlu oluruz. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Ülkeye de huzur gelir değerli arkadaşlarım. Bunu böyle yapalım,
böyle yapmalıyız, böyle yaptıklarımızdan hepimiz yarar görüyoruz.
Körüklüyorsunuz, ondan sonra da birilerine gidip rica ediyorsunuz: “Ya, hele
gelin bu tansiyonu düşürün, bize yardım edin.” “Niye yapıyorsunuz? Niye ondan
sonra birisinden ricada bulunuyorsunuz? Değerli
arkadaşlarım, Türkiye’yi yönetiyorsunuz, Türkiye’yi. Türkiye’yi yöneten, attığı
her adımı hesap etmek zorundadır. Kişisel işlerinizi takip etmiyorsunuz.
Dünyaya karşı, ülkeye karşı… Ülke yönetiyorsunuz. Sorumluluğunuzun idrakinin
farkında olmanızı bekliyorum sizden, onu istiyorum. Biz de yaşadık geçmişte
birçok hükûmetlerle. Giderdik meydanlarda
“Çankaya’nın -Allah rahmet etsin- şişmanı, işçilerin düşmanı.” derdik, akşam da
giderdik sorunu çözerdik. Maazallah! Burnunuzdan kıl aldırmıyorsunuz. Hükûmetsiniz, eleştirileceksiniz de, ama oturacaksınız
vatandaşın sorunlarını da çözeceksiniz. Geçmişte bir başbakan yardımcısı… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Efendim, bitirmeme müsaade edin. BAŞKAN – Böyle
bir kuralım yok. Çok teşekkür
ederim. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Vallahi, kusura bakma, ben senin genel başkanını methedecektim, sen
fırsat vermedin. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Meral. Gruplar adına
ikinci söz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın
Mustafa Kalaycı’ya aittir. Buyurun Sayın
Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte
olan 119 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket
Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu
vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Sosyal güvenlik,
mesleki, fizyolojik veya sosyoekonomik herhangi bir riske düçar
kalınması sonucu, çalışma ve gelir elde etme imkânından geçici veya sürekli
olarak yoksun bulunan bireye, insan onuruna yakışır biçimde hayatını devam
ettirebilmesini sağlayan önlemlerin ve katkıların bütünü olarak tanımlanabilir.
Hayatın kaçınılmaz doğal bir sonucu olarak karşılaşılacak risklere karşı korunabilmek, kimi
yaşlılık ve ölüm gibi mutlak, kimi hastalık ve muhtaçlık gibi muhtemel tüm
risklere karşın geleceğe güvenle ve ümitle bakabilmek, toplumsal barış ve
huzurun sağlanması açısından da çok büyük önem ve değer taşır. Türkiye’de
uygulanan mevcut sosyal güvenlik sistemi, bireylerin çalışma statülerindeki
farklılıklara göre kurgulanmış bir sistemdir. Gerek emeklilik gerekse sağlık
sistemlerinde beş ayrı yasayla sigortalıların hak ve yükümlülükleri
tanımlanmaktadır. Bunlar arasında prime esas kazanç, aylık bağlama oranı,
kazancın güncellenmesi, prim oranları, sigorta yardımlarının türü ve kapsamı
gibi konularda norm ve standart farklılıkları bulunmaktadır. Haklar ve
yükümlülükler arasında aktüeryal denge
kurulamadığından, sosyal güvenlik kurumunun bütçesi giderek artan bir şekilde
açık vermektedir. Bu açıklar bütçeden yapılan transferlerle kapatılmaya
çalışılmaktadır ancak açıkların bütçeye yükü önemli oranlara ulaşmıştır. Bu
durum, sosyal güvenlik sisteminin finansal açıdan sürdürülebilirliğini gittikçe
zorlaştırmaktadır. Diğer taraftan, mevzuatın karmaşıklığı, aşırı bürokratik
işlemler, bilgiişlem yapısının yetersizliği ve personele ilişkin sorunlar,
sosyal güvenlik kurumlarının etkin çalışmasına engel olmuştur. Sayın Başbakan,
11 Mart 2008 tarihli grup konuşmasında, mevcut sosyal güvenlik sorunlarının
sorumlusunun 1969 yılı sonrasında sorumsuz, kaygısız, düşüncesiz, popülist
uygulamalar olduğunu belirterek, popülist siyasetin aktörlerinin kimler
olduğunu açıklamayacağını, bunların bilindiğini belirtmiştir. Bahsettiği otuz dokuz
yıllık dönemde otuz hükûmet kurulmuş olup, bunlardan
tek başına iktidar olup ardı ardına iki hükûmette en
uzun süreyle yaklaşık altı yıl Başbakanlık yapan rahmetli Turgut Özal’dır ancak
Özal döneminde sosyal güvenlik sistemine yönelik önemli düzenlemeler yapılmış,
emeklilik yaş hadleri elli-elli beş yaş olarak belirlenmiştir. Tek başına
iktidar olup, en uzun süreyle Başbakanlık yapan ikinci kişi Sayın Erdoğan olup,
Başbakan olduğu 14 Mart 2003 tarihinden bugüne geçen beş yılı aşkın süre
içerisinde sosyal güvenlik sisteminin sorunlarını gidermeye yönelik hiçbir
hukuki düzenleme yapılmamıştır. Gerekli düzenlemelerin yapılmaması nedeniyle
sistemdeki adaletsizliklerin ve açıkların her geçen yıl daha da artmasına yol
açıldığı bir gerçektir. Bu durumda, Sayın Başbakan, sorumsuz, kaygısız,
düşüncesiz, popülist siyasetin başaktörünün kendisi ve
AKP Hükûmetleri olduğunu da kabul ettiği
anlaşılmaktadır. Sosyal güvenlik
reformu çok zor bir reformdur. Bir koalisyon hükûmeti
olan 57’nci Hükûmet döneminde bu reformun önemli bir
ayağı gerçekleştirilmiş, emeklilik yaş haddi elli sekiz-altmış, prim ödeme gün
sayısı da yedi bin gün olarak belirlenmiş, kademeli bir geçiş süreci
öngörülmüştür. Bu reform yapılmamış olsaydı, bugün sosyal güvenlik açıklarının
çok daha büyük boyutlara ulaşmış olacağı da bir gerçektir. Değerli
milletvekilleri, 5510 sayılı Kanun ile emeklilik yaş haddinin altmış beşe,
yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için gerekli prim ödeme gün sayısının da dokuz
bin güne yükseltilmesi öngörülmüştür. Her ne kadar, altmış beş yaş için,
2036-2047 yılları arasında, elli sekiz-altmış yaştan altmış beş yaşa kademeli
geçiş öngörülmüş olmakla birlikte burada bir aldatmaca bulunmaktadır. Zira, kanunda belirtilen kademeli geçiş sürecinden, bu kanunun bu yıl
yürürlüğe girmesi hâlinde, ilk defa sigortalı olacak kadınlarda otuz bir,
erkeklerde otuz üç yaşını dolduranlar yararlanabilecektir. Yani bu kanun
yürürlüğe girdikten sonra, ilk defa sigortalı olacak on sekiz ila otuz bir-otuz
üç yaş arasında bulunan herkes altmış beş yaşa tabi bulunmaktadır. Kimseyi
kandırmayalım, gerçekleri kamuoyuna açıklayalım. Aylık
bağlanabilmesi için aranan prim ödeme gün sayısı dokuz bin gün olarak
belirlenmiş olmakla birlikte, Emek Platformu ile SSK’lılar için yedi bin iki
yüz gün üzerinde uzlaşıldığı açıklanmıştır. Bu kanunun temel amaçlarından biri
olan, norm ve standart birliği sağlanması hususuna riayet edilmediği
görülmektedir. Ayrıca yaş şartı
altmış beş olduğundan, on sekiz yaşında işe giren ve yirmi yıl sonra, otuz
sekiz yaşında prim ödeme gün sayısı şartını tamamlayan sigortalının emekli
olabilmek için yirmi yedi sene beklemesi gerekecektir. Bu durum kayıt dışı
çalışmayı teşvik edecektir. Bu kanuna tabi
geçecek hizmetler için bağlanacak aylıklar mevcut uygulamaya nazaran önemli
oranda azaltılmaktadır. Mevcut uygulanan hükümler ve bu tasarıda öngörülen
düzenlemeler açıktır. Emekli aylığı bağlanmasına esas olan, prime esas
kazançların güncellenmesini sağlayan kat sayının hesabında mevcut uygulamada
TÜFE değişim oranı ile gayrisafi yurt içi hasıla gelişme
hızı dikkate alınmaktadır. Yeni düzenlemede, TÜFE değişim oranı ile gayrisafi
yurt içi hasıla gelişme hızının yüzde 30’u esas
alınmıştır. Yeni düzenleme, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki
hizmetlere ilişkin prime esas kazançların güncellenmesinde mevcut uygulamaya
göre önemli azalmaya yol açacağından, bağlanacak aylıkların da azalmasını
beraberinde getirecektir. Ayrıca, bu
düzenlemede, büyüyen ekonomiden bireye düşecek refah payının tamamı
gözetilmediğinden, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi de karşılanmamıştır. Aylık bağlama
oranı hâlen 1479 ve 506 sayılı Kanunlara göre sigortalılık süresinin ilk on
yılının her yılı için yüzde 3,5, takip eden on beş yılın her yılı için yüzde 2
ve sonraki her yıl için yüzde 1,5 oranlarının toplamı, 5434 sayılı Kanun’a göre
hizmet toplamı yirmi beş yıl olanların yüzde 75’i, yirmi beş yıldan fazla
olanlara da her yıl için yüzde 1 fazlası uygulanmaktadır. Bu düzenlemede ise her yıl için yüzde 2 uygulanması öngörülmüştür.
Bu durumda yirmi beş yıllık hizmete karşılık mevcut uygulamada 5434 sayılı
Kanun’a göre yüzde 75; 1479 ve 506 sayılı Kanunlara göre ise yüzde 65 olan
aylık bağlama oranı yeni düzenlemeyle yüzde 50’ye düşmektedir. Gerek güncelleme
kat sayısı gerekse aylık bağlama oranı konusunda öngörülen düzenlemeler dikkate
alındığında, bu kanunun yürürlük tarihinden sonraki hizmetlere bağlanacak
emekli, malul, dul ve yetim aylıklarında mevcut duruma göre önemli miktarda
azalma olacağı açıkça görülmektedir. Bunu çok net söylüyorum, yani hiç kimseyi
kandırmayalım, hükümler ortada, tablo ortada, hesap ortada, lütfen gerçekleri
söyleyelim. Eğer vatandaşlarımızdan fedakârlık bekliyorsak, bunu çok açık bir
şekilde söyleyelim diyorum. Zaten, mevcut
aylıkların dahi açlık sınırının altında olduğu dikkate alındığında, bu kanuna
göre bağlanacak aylıklarla emeklilerin hayatını nasıl idame ettirebilecekleri
tümüyle göz ardı edilmektedir. Bu düzenlemeler sosyal devlet ilkesiyle
bağdaşmamaktadır. Emek Platformuyla
varıldığı açıklanan uzlaşmaya göre aylık bağlama oranının üç bin altı yüz günü
doldurmamış olanlar için her yıl yüzde 3 uygulanması öngörülmektedir. Hâlen üç
bin altı yüz güne kadar her yıl için yüzde 3,5 uygulandığı dikkate alındığında
yine önemli bir hak kaybı söz konusudur. Ayrıca, ilk defa
sigortalı olacaklar uzlaşılan bu düzenlemeden yararlanamayacaktır. Buradan
AKP’ye sormak istiyorum: Sizin hak, adalet ve eşitlik anlayışınız bu mudur? Bu
kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ilk defa sigortalı olacaklar bu vatanın, bu
milletin evladı değiller mi? Ayrıca, gerek
Sayın Başbakan gerekse AKP yetkilileri her fırsatta ne diyor? “İşte, millî
gelir 2002’de -hatta 2002’de de denmiyor, yetmiş dokuz yılda- 181 milyar
dolar... Biz beş senede bunun üzerine 308 milyar dolar koyduk, 489 milyar
dolara geldi.” Şimdi de revizyon diye yapılan çalışma
sonucu millî gelirimiz bir gecede yüzde 31,6 arttı, nüfustaki azalmayla
birlikte kişi başına gelirimiz 2006 yılında 7.500 doları, 2007 yılında da 9.300
doları geçti deniliyor. Allah aşkına, siz
Türk milletiyle dalga mı geçiyorsunuz? Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu
hayatını kredi kartlarıyla, kredi ve borçlarla sürdürmeye çalışıyor, siz 9 bin
dolarlardan bahsediyorsunuz. Madem millî gelir arttı, bu kanuna göre bağlanacak
emekli, dul, yetim aylıklarında neden azalma öngörüyorsunuz? Bu bir çelişki
değil midir? Sadece, fildişi
kulelerde, yedi yıldızlı otellerde yaşayan, zengin ettiğiniz mutlu azınlığı,
kendi çevrenizi değil, gelin çiftçinin, emeklinin, dul ve yetimin, esnafın,
işçinin, memurun, işsizin hâlini bir görün. Ülkemizi ne hâle getirdiniz. Hayalî
başarı senaryolarınız, pembe tablolarınıza rağmen gerçekler ortadadır, ama
başarısızlığınız, beceriksizliğiniz karşısında şunu iyi bilin ki, mapushane edebiyatınız, mazlum ve mağdur edebiyatınız da
artık sökmeyecek, bu millet hak ettiğiniz dersi ilk seçimde size verecektir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Kalaycı. MUSTAFA KALAYCI
(Devamla) – AKP dul ve yetimler ile muhtaç durumdaki malullere bağlanacak
aylıklara ilişkin şartlarda, sigortalıların emzirme, evlilik ve cenaze
yardımları ile fiilî hizmet süresi zamlarında büyük bir tutarsızlık,
ciddiyetsizlik sergilemektedir. Emek Platformuyla son yapılan düzenlemede
tekrar bu hususlar yeniden düzenlenmektedir. Yasa âdeta yazboz tahtasına
çevrilmiştir. Bu görüş ve
düşüncelerle hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kalaycı. Birleşime on
dakika ara veriyorum. Kapanma
Saati: 17.55 ÜÇÜNCÜ
OTURUM Açılma
Saati: 18.16 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Harun TÜFEKCİ (Konya), Canan CANDEMİR ÇELİK(Bursa) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 83’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 119 sıra sayılı
Kanun Tasarısı üzerindeki görüşmelere kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. Şimdi söz sırası
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Selahattin Demirtaş’ta. Buyurun Sayın Demirtaş. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA
SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; 119 sıra sayılı yasanın birinci bölümü üzerine DTP
Grubu adına görüşlerimizi ifade etmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Şüphesiz ki son
derece önemli, toplumun neredeyse tamamını ilgilendiren bir konu hakkında,
geçmiş dönemlerde de mütemadiyen Türkiye gündemine gelmiş, Meclis gündemine
gelmiş bir konu hakkında bugün de önemli bir yasama faaliyeti yürütüyoruz. Elbette ki
toplumun büyük bir çoğunluğunu ilgilendiren bu yasa tasarısının hazırlıklarıyla
ilgili Sayın Bakan ifade ettiler, altı aydır bir hazırlık yapılıyor, bu konunun
sosyal taraflarıyla da değişik görüşmeler gerçekleştirildi, mümkün olduğunca
mutabakat sağlanmaya çalışıldı ama tam anlamıyla herkesin içine sinen,
hepimizin arzuladığı bir yasa tasarısıyla karşı karşıya olduğumuzu söylemek de
maalesef ki mümkün değil. Ülkemizdeki
sosyal güvenlik alanında ciddi sıkıntıların yaşandığı bir gerçek. Bu alanda düzenlemelerin yapılması ihtiyacı, zorunluluğu da bir
gerçeklik olarak önümüzde duruyor. Dolayısıyla DTP Grubu olarak biz zaten
tıkanmış durumda olan, sinyal veren bu alanın mutlaka düzenlenmesi gerektiği
konusunda hemfikiriz. Ancak bu düzenlemeler yapılırken yine
Anayasa güvencesi altında olan sosyal devlet ilkesinin mümkün olduğunca
korunması, ihlal edilmemesi de gerektiğini savunuyoruz ve muhalefet olarak da
bu yasanın görüşmelerinde bir yandan bu değişikliğin derli toplu bir şekilde
yapılmasının olumlu olduğu, sosyal taraflarla görüşmelerin yapılmasının olumlu
olduğunu belirtirken ama aynı zamanda eksik bulduğumuz, yetersiz bulduğumuz
konularda eleştirilerimizi, görüşlerimizi, değişiklik önergeleriyle
katkılarımızı da sunma gayreti içerisinde olacağız. Sosyal güvenlik
meselesi, ağırlıklı olarak, çalışanları, emekçileri, yoksulları, işsizleri
doğrudan ilgilendiren bir mesele. En nihayetinde toplumda güvence altına
alınması gereken, devlet koruması altında bulunması gereken kesimler ağırlıklı
olarak bunlar. Bu nedenle, yapılacak düzenlemelerde eğer bu kesimlerin
çıkarlarını gözeten bir düzenleme yapılmamışsa, bu saydığım kesimlerin
çıkarları ihlal ediliyorsa tabii ki sosyal devlet ilkesi ihlal ediliyordur,
zedeleniyordur demekte bir sakınca görmemek lazım. Mevcut tasarı, önceki düzenlemelere
kıyasla bazı yenilikler, bazı pozitif düzenlemeler getirmekle birlikte, bize
göre, sosyal devlet ilkesini zedeleyen, yoksulların, çalışanların, emeklilerin,
emekçilerin haklarını, kazanılmış haklarını da gasp etmeye yönelik düzenlemeler
içermektedir. Bu tasarının geneli üzerinde sunum yapan arkadaşlarımız detaylı
bir şekilde ifade ettiler. Her şeyden önce tasarıya hakim
anlayış, sosyal güvenlik hukuku ile iş hukuku, çalışma hukuku arasındaki
tamamlayıcı, bütünleyici ilişkiyi koparmaktadır; gerçekleştiği ölçüde, hukuk
devleti ilkesinin toplumsal yaşamın gerçekleriyle bağı zayıflayacaktır diye
düşünüyoruz. Bilindiği gibi,
sosyal güvenlik hukuku, çeşitli riskler nedeniyle geçici veya sürekli çalışamaz
duruma gelmeleri hâlinde çalışanlara güvence sağlarken çalışma hukuku,
çalışanların çalıştıkları süre içinde çeşitli yöntemlerle gelirlerini güvence
altına almaya çalışır. Her iki hukuk dalında da görüldüğü üzere, temel amaç,
yurttaşın gelir güvencesinin sağlanmasıdır. Örneğin, işçiler için iş hukuku, işçilerin
feshe karşı korunmasına, değişik yöntemlerle işçilerin haksız işten
çıkarılmalarına karşı güvence ve tazminatlar getirmeye çalışırken sosyal
güvenlik, fesih olayı gerçekleştiğinde işsizlik sigortası yoluyla çalışanları
korur. Diğer bir örnek, çalışanların sağlığının korunmasını, iş kazaları ile
meslek hastalıklarının önlenmesini ve önlenemediğinde değişik yöntemlerle
tazminini amaçlar. Dolayısıyla, birbirini tamamlayıcı, deyim yerindeyse
ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Bu çerçevede, günümüze değin sosyal sigorta
rejimleri, ilgili çalışma ilişkilerinin özellikleri doğrultusunda
şekillenmiştir. 657 sayılı Devlet Memurları Yasası ile 5434 sayılı Emekli
Sandığı Yasası bunun tipik örnekleridir. Ulusal sosyal
güvenlik sisteminin fon yönetimine indirgenmesi, bu tasarıyla birlikte söz
konusudur. Sosyal güvenlik bir hak olmaktan çıkarılmakta ve dolayısıyla, kamu
hizmeti yerine piyasada satın alma güçleri ölçüsünde tüketicilerin
yararlanabileceği bir meta hâline dönüştürülmekte ve kârlılığa konu
yapılmaktadır. Sosyal güvenlik, toplumsal ve kamusal bir sorumluluk yerine
bireyin kendi sorumluluğu hâline getirilmektedir; gerçekleştiği ölçüde,
cumhuriyetin sosyal devlet ilkesi maalesef ki zayıflayacaktır, toplumun geniş
kesimleri sosyal dışlanmışlığa maruz kalacaktır. İş Yasası’na
göre, esnek çalışma ilişkileri içinde istihdam edilecek işçiler, tarımda hizmet
akdiyle süreksiz çalışan tarım işçileri, tarımda kendi nam ve hesabına
çalışanlardan düşük gelirliler, ev hizmetlerinde çalışan kadınlar, cezaevinde
hükümlü ve tutukluların bakmakla yükümlü oldukları kişiler ve yevmiyeli çalışanlar sosyal korumadan yoksunlaşması
durumuyla karşı karşıya kalacak, hatta bunlar bu tasarı ile yasal güvenceye
kavuşacaktır. Yine değerli
arkadaşlar, bu bölümle ilgili olarak… Otuz madde birinci bölümde ele alınmış ve
tasarının çok önemli maddeleri bu bölümde tartışılacak. Dolayısıyla bu
şekildeki bir düzenleme de -özellikle birinci bölümle ilgili olarak-
tartışmaların yeterli derecede yürütülemeyeceği kaygısını bizde uyandırmıştır. Öncelikle,
yükseköğrenim görenlerle ilgili yapılan düzenleme son derece yetersizdir.
Üniversite öğrencilerinin sadece yirmi beş yaşına kadar hak sahibi olarak
tanımlanması, yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin kapsam dışı bırakılması
önemli bir eksikliktir. Tasarının birinci
bölümünde düzenlenen kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından
hak sahipleri sayılırken ev hizmetlerinde çalışanlar ile ceza infaz kurumları
ile tutukevleri bünyesinde oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde
çalıştırılan tutuklu ve hükümlülerin de uzun vadeli sigortalılık kapsamı içine
alınması ve durumlarının bu şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Önceki
düzenlemelerde kız ve erkek ayrımı olmaksızın bütün çocuklar için evlenme
ödeneği öngörülmüşken yeni düzenlemede sadece kız çocukları bu kapsama alınmış,
erkek çocukları için evlenme ödeneği iptal edilmiştir. Kız ve erkek çocukların
arasında yapılan bu ayrımın giderilmesi gerekmekte. Bunun hangi açıdan, hangi
gerekçelerle bu şekilde yapıldığını anlamak da mümkün değildir. Bir başka konu bu
bölümde düzenlenen “emzirme ödeneği” hususudur. Daha önceki düzenlemelerde
doğumdan sonraki altı ay boyunca ödenmesi öngörülen emzirme ödeneği bu
tasarıyla bir aya indirilmiştir. Bu düzenleme de yaşamın gerçekliği karşısında
hiçbir anlam ifade etmemektedir. Bir yandan Sağlık Bakanlığı yürüttüğü
kampanyalar ile ilk altı ayda anne sütünün hayati derecede önemini anlatmaya ve
anneleri ilk altı ay için emzirmeye teşvik etmeye çalışmaktayken diğer yandan
yapılan bu düzenlemeyle sadece ilk bir ay için emzirme ödeneğinin veriliyor
olması çelişkilidir. Bu çelişkinin giderilmesi açısından da emzirme ödeneğinin
altı aya çıkarılması ve bu hakkı kazanabilmek için de sigortalılık süresinin
genel sağlık sigortasında olduğu gibi otuz gün olarak belirlenmesi önemlidir. Bu düzenlemeye
benzer bir başka düzenleme de geçici iş göremezlik ödeneğinin hak edilmesi
hususudur. Geçici iş göremezlik ödeneğinin hak edilmesi için doksan günlük prim
ödeme şartı kaldırılmalıdır. Örneğin seksen dokuz gün prim ödeyen ancak geçici
olarak iş göremez hâle gelen bir çalışan, bu tasarıya göre maalesef ki bu
haktan yararlanamayacaktır. Bu nedenle, bu konuda süre sınırı konmamalı, doksan
günlük süre tümden kaldırılmalıdır diye düşünüyoruz. Ayakta ve yatarak
tedavilerde günlük kazancın yarısı ve üçte 2’si şeklinde ikili bir düzenleme
yerine, bu oran her iki hâl için de eşitlenerek üçte 2 olarak belirlenebilir.
Bu şekilde de yatarak tedavilerde suistimallerin
önüne geçilmiş olabilir. Bir başka hak
gaspı da malullük sigortasından yararlanma şartlarında yaşanmaktadır. Bu haktan
yararlanabilmek için prim gün sayısı ve hizmet süresi 2 katına çıkarılıyor, bu
şekilde de yine sosyal devlet ilkesi, anlayışı açık bir şekilde ihlal edilmiş
oluyor. Bu konuda mevcut uygulama esas alınarak düzenleme yapılmalıdır.
Tasarıdaki hâlinin değiştirilmesinde çok büyük fayda görmekteyiz. Önemli
eksiklerden biri de yaşlılık aylığına hak kazanabilmek için altmış beş yaş
sınırının getiriliyor olmasıdır. Belki kamuoyunda en çok tartışılan husus
olması itibarıyla altmış beş yaş meselesinin, Genel Kurulda, muhalefetin de
katkısıyla tekrar gözden geçirilmesi ve ülke gerçekliğine uygun bir hâlde
yeniden düzenlenmesinde fayda görmekteyiz. Emekli
aylıklarının hesaplanmasında kullanılan güncelleme katsayısının da gayrisafi
yurt içi hasılanın yüzde 100’ü olarak düzenlenmesi
gerektiği kanaatindeyiz. Mevcut tasarıda yüzde 30 olarak ele alınması da bir
çelişkidir. Bu düzenlemeye göre, devlet, gelir dağılımının adil yapılmadığını
ve yapılmayacağını bu şekilde teyit etmektedir. Ayrıca, gelir dağılımının
emeğin aleyhine sermayenin lehine bozulmaya devam edeceği de bu tasarıya göre
varsayılmaktadır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Devamla) – Güncelleme katsayısı için belirlenen bu yöntem, adil
olmayan bir uygulama olduğu gibi, sosyal güvenliğin asgari hayat standardını
sağlamadaki rolünü de görmemek anlamına gelecektir değerli arkadaşlar. Bu bölümle
ilgili, zannedersem iktidar grubunun da değişiklik önergeleri olacaktır. Umut
ediyoruz ki bizim de bu önergelere sunacağımız katkılarla toplumdaki
hassasiyetler, beklentiler dikkate alınarak düzenlemeler yapılacak ve hepimizin
içine sinen bir yasa tasarısını bugün, hep birlikte bu Genel Kuruldan çıkarmış
olacağız. Hepinize, bu
duygularla bir kez daha saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum. (DTP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirtaş. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır. Buyurun.(AK Parti
sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte
olan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı’nın birinci
bölümü üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, bu yasanın en önemli getirdiği yenilik genel sağlık sigortası
sistemidir. Bu yasa ile tüm vatandaşlar, Türkiye’de ikamet eden yabancılar,
vatansızlar ve sığınmacılar genel sağlık sigortası kapsamına alınmaktadır. Tüm
genel sağlık sigortalıları için kendileri, iş verenleri
ya da devlet tarafından genel sağlık sigortası primi ödenecektir. Böylece
herkes sağlık sigortasından yararlanacaktır. On sekiz yaşından küçük olan bütün
vatandaşlarımız, bütün çocuklarımız bu genel sağlık sigortası kapsamına
alınmaktadır. Babası çalışıyor mu çalışmıyor mu, prim ödenmiş mi ödenmemiş mi
buna bakılmaksızın on sekiz yaşına gelinceye kadar bütün çocuklarımız genel
sağlık sigortası kapsamında olacaklardır. Çalışmayan ve yeterli geliri olmayanlar
ve kurumdan gelir ve aylık alanlar da prim ödemeksizin genel sağlık sigortası
kapsamına alınacak ve sağlık hizmetlerinden yararlanacaklardır. Mevcut yeşil
kart uygulaması iki yıl daha devam edecek, bu arada yeşil kartlıların genel
sağlık sigortası kapsamına alınması sağlanacaktır. Yeni sistemde zorunlu
sigorta kapsamında olmayıp da aile içindeki kişi başına geliri asgari ücretin
üçte 1’inden daha az olanlar, yani aile içerisinde gelirin nüfusa bölünmesi,
aile fertlerine bölünmesi neticesinde her 1 kişi için düşen miktar 203 YTL’nin
altında ise genel sağlık sigortası primleri devlet tarafından ödenecektir.
Çalışmayıp geliri olanlar, çalışmıyor ama belli bir oranda geliri var ise, en
azından şu 203 liranın biraz üzerinde bir geliri varsa ne olacak diye
sorulduğunda, burada 203 lira ile 608 lira arasında geliri olanlar 24 YTL prim
ödeyerek genel sağlık sigortası kapsamında olacak. 609 ila 1.217 YTL arasında
geliri olanlar da 73 YTL genel sağlık sigortası primi ödeyerek sağlık
hizmetlerinden yararlanacaktır. Sağlıktan
yararlanma şartlarına gelince: Değerli milletvekilleri, bugün bir esnaf iş yeri
kursa ve dükkânını açsa ancak sekiz ay sonra sağlık hizmeti alabiliyor, yani
iki yüz kırk gün sonra. SSK’da kendisi için karne alabilmesi için, kendisi
sağlıktan yararlanabilmesi için doksan gün prim ödeme şartı, ailesi için sağlık
karnesi alabilmesi için de yüz yirmi gün prim ödeme şartı varken, bu yasayla,
şimdi otuz gün prim ödeyen tüm sigortalılar genel sağlık sigortası kapsamında
sağlık hizmetinden yararlanmaya başlayacaklardır. İşsizlik
sigortasından ödenek alan sigortalılar ödenek aldığı sürece, genel sağlık
sigortası primi İşsizlik Fonu’ndan karşılanacaktır. Herhangi bir nedenle işten
ayrılan sigortalıların sigortalılık niteliğinin bitirildiği tarihten itibaren
üç ay, yani doksan gün süreyle genel sağlık sigortası prim borcu bulunup
bulunmadığına bakılmaksızın sağlık yardımından yararlanacaklardır. Kamu idaresine
ait iş yerlerinde çalıştırılan sigortalıların iş sözleşmesinin askıda kaldığı
aylara, yani geçici işçilerin boşta kaldığı sürelere ait genel sağlık sigortası
primi de prime esas kazancın alt sınırı üzerinden ilgili kamu idaresince
ödenecektir. Katılım paylarına
gelince değerli arkadaşlarım, yatan hastalardan katılım payı alınmayacaktır.
Ayakta tedavide muayenelerde 2 YTL, sevk durumlarına göre ise Sosyal Güvenlik
Kurumunun belirleyeceği 0 ila 10 YTL arasında katılım payı belirlenebilecektir.
Ayakta tedavi ilaçlarında ve ortez protezde
de bundan önce olduğu gibi emeklilerden yüzde 10, çalışanlardan yüzde 20 katkı
payı alınması bundan önceki durumla devam edecektir. Diş protezlerinde yaş sınırı ve yüzde 50 tedavi bedeli
kaldırılmıştır. Böyle bir uygulama olmayacaktır. Ayrıca bu tasarı
ile 442 sayılı Köy Kanunu’na göre aylık bağlanan köy korucuları, 2913 sayılı
Dünya Olimpiyat ve Avrupa Şampiyonlarına Aylık Bağlanması Kanunu hükümlerine
göre aylık bağlanan kişiler ile İş Kanunu gereğince kısa çalışma ödeneği alan
işçiler genel sağlık sigortası kapsamına dâhil edilmişlerdir. Değerli
arkadaşlar, bundan önceki mevzuata göre kamu hastaneleri sadece otelcilik ve
öğretim ücreti farkı alabiliyorlardı. Bu, yine aynen böyle devam edecek.
Yalnız, özel hastanelerde ön bildirim koşuluyla serbest şekilde fark
alınabiliyordu. İşte bu, şimdi bu yasayla kaldırılıyor. Ancak belirlenen
fiyatın, Fiyatlandırma Komisyonu tarafından belirlenen fiyatın yüzde 20’si
kadar fark alabilecekler, sözleşme yapan özel hastaneler yüzde 20’sinden daha
fazla fark alamayacaklardır. Değerli
arkadaşlar, ayrıca, kayıt dışılığın önüne geçilmesi için, işverenler bundan
sonra işçilerin ücret, prim, ikramiye gibi her çeşit ödemelerini banka hesabına
yatırmak zorunda olacaklar ve bu konuda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığına bu yasayla yetki verilmekte, banka
yoluyla ödenmeyen ücretler ödenmemiş sayılacağı için kayıt dışılığın önüne bu
şekilde geçilmeye çalışılacaktır. Değerli
arkadaşlar, tabii burada bazı arkadaşlarımız asgari ücretle geçinilip
geçinilemeyeceğini sordular. Ülkemizin bazı gerçekleri olduğunu hepimiz de
biliyoruz. AK Parti iktidara geldiğinde asgari ücret 180 YTL iken, bugün asgari ücretlinin eline 435 YTL ila 481
YTL geçmektedir. Bu hesaplandığında enflasyonun çok üzerinde artış olduğu
görülmektedir. Ülkemizin ekonomik durumu düzeldikçe bu artışlar daha da yüksek
oranla yapılabilecektir. Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; şimdi burada bir arkadaşımız Sayın Başbakanın sözlerini
tenkit ederek, devletin, sosyal güvenlik kurumlarına ilk defa katkı
yapmadığını, İşsizlik Sigortası Fonu’na böyle bir katkının yapılmış olduğunu
dile getirdiler. Doğrudur, işsizlik sigortasına böyle bir katkı vardır, ama
genel sağlık sigortası için, uzun vadeli sigortalı için ve genel sağlık
sigortası için böyle bir katkı bugüne kadar resmen yapılmamıştır, sadece açıkların
kapatılması cihetine gidilmiştir. Ama bu yasayla, ilk defa, uzun vadeli ve
genel sağlık sigortası primleri toplamının yüzde 25’i kadar… Yani bu ne
kadardır? Toplam olarak toplanan 42 katrilyon olduğu düşünülürse, uzun vadeli
sigorta primi ve genel sağlık sigortası primi, 10,5 katrilyon her sene resmen,
yani açık kapama şeklinde değil, sigorta sistemine katkı şeklinde zorunlu
olarak bu katkı bütçeden verilecektir. Değerli
arkadaşlar, tabii burada, geçmiş dönemlerde iktidar olan, iktidar ortağı olan
bazı arkadaşlarımızın bazı sözlerini dinlerken hayretler içerisinde kalmamak
mümkün değil. Ülkeyi nereden nereye getirdiğimiz sorulmakta. Ülkeyi nereden
nereye getirdiğimiz çok iyi biliniyor. İşte, sizin döneminizde yüzde 70’ler
civarında olan faiz bugün yüzde 18’ler civarındadır. 1 puan faizin ülkeye yılda
2 katrilyon liraya mal olduğunu hesap ederseniz bunun neye tekabül ettiğini çok
iyi görürsünüz. Enflasyonu yüzde 30’lardan almış yüzde 10’ların altına
indirmişiz. Sizin döneminizde toplanan vergilerin tamamı faize yetmezken,
bugün, biz, topladığımız vergileri sadece yüzde 40’ın altındaki bir oranda
faize vermek durumundayız. O da bize sizin bıraktığınız bir mirastır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
efendim. ÜNAL KACIR (Devamla)
– Değerli arkadaşlar, bir arkadaşımız da şunu söylediler: “Bundan sonra işe
girecek olanlar için emeklilik yaş sınırı altmış beştir.” Hayır, böyle bir şey
yok. Altmış beş yaş uygulaması 2044 ile 2046 yıllarında gündeme gelecek. Şimdi, bu yasa
yürürlüğe girdikten sonra, 2010 yılında işe girdi, yirmi yıl çalıştı, yirmi
yıllık prim ödeme gün sayısını yani yedi bin iki yüz günü tamamladı. Ne yaptı?
2010, yirmi daha, 2030; bu arkadaşımız bugünkü mevzuata göre, erkekse altmış
yaşında, kadınsa elli sekiz yaşında emekli olacaktır. Yasanın ülkemize,
milletimize tekrar hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kacır. Tasarı üzerinde
şahsı adına söz talebi, İstanbul Milletvekili Sayın Fatma Nur Serter’e aittir. Buyurun Sayın Serter. (CHP sıralarından alkışlar) FATMA NUR SERTER
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıyla ilgili olarak
şahsım adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Tasarıyı
incelediğimizde, öncelikle bu tasarıda, sosyal devlet anlayışının Türkiye’de
yavaş yavaş dışlanmakta olduğunu ve devletin hizmet
sunan konumundan hizmet satan konumuna getirilmekte olduğunu, yani sosyal
devletin, baba devletin o koruyucu elinin yavaş yavaş
kitlelerin üzerinden çekilip, yerine tüccar devlet anlayışının hâkim kılınmaya
çalışıldığını görmekteyiz. Tasarı, birçok
risk grubunu, ne yazık ki, ihtiyacı olan sosyal korumadan, “reform” adı altında
hazırlanmış olmasına rağmen, yoksun bırakmaktadır. Türkiye, kayıt
dışı istihdamın giderek arttığı ve TÜİK verilerine göre, kayıt dışı istihdamın
yüzde 47 oranına ulaştığı bir ülkedir. Kayıt dışı istihdam demek, emeklilik
güvencesinden, yaşlılıkta bir gelir elde etme güvencesinden yoksunluk demektir.
Kayıt dışı istihdam demek, sağlık hizmeti almaktan yoksunluk demektir. Ancak,
tasarıya baktığımızda, kayıt dışılığın özendirildiğini, cesaretlendirildiğini
hatta meşrulaştırıldığını ne yazık ki görmekteyiz. Belirli gruplar,
düşük gelir elde ettikleri için ve prime esas kazanç için gerekli olan gelirin
altında bir gelir elde ettikleri için tümüyle sosyal güvenlik kapsamı dışına
çıkarılmıştır. Bu grupları incelediğimizde, özellikle Meclisteki kadın
milletvekillerinin çok duyarlılık göstermesi gereken, kadınların ağırlıklı
olarak çalışmakta olan gruplar olduğu da ortaya çıkmaktadır. Ev işlerinde
çalışan kadınlar, aile işletmelerinde çalışan kadınlar, yardımcı aile işçisi
olarak çalışan kadınlar, bu tasarıyla, düşük gelir elde ettikleri için, yani
aslında en fazla korunmaya muhtaç oldukları hâlde, düşük gelir sahibi oldukları
için, sosyal güvenlik şemsiyesinin, ne yazık ki, dışında bırakılmıştır. Bu,
kadınlar adına son derece üzüntü verici bir durumdur. Yine tasarıyı
incelediğimizde ikinci bir önemli hususla karşılaşıyoruz. Sayın Bakana sormak
istiyorum… “Altmış beş yaş belirli bir süre içerisinde uygulamaya konulacak.”
denildi. Kadınların bir küçücük ayırımı vardı, ayırımcılık, bir küçücük pozitif
ayırımcılık, kadınlar iki yıl daha erken emekli oluyorlardı. Ben kadınlara bu
iki yıl erken emekli olma hakkının çok görülmüş olmasına hiçbir mantıki gerekçe
göremiyorum. Çünkü kadınlar, çalışan kadınlar iki işte birden çalışmaktadır
değerli milletvekilleri. Onlar hem evlerinde çalışırlar, çocuklarına bakarlar,
evdeki yaşlılara bakarlar, eşlerine bakarlar, yemek pişirirler, bulaşık
yıkarlar hem de çalışma yaşamında erkeklerle eşit koşullarda çalışırlar. (CHP
sıralarından alkışlar) Doğal olarak yıpranmaları erkeklerin 2 katıdır. Şimdi Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığının hazırladığı kitapçığa bakıyorum, diyor ki: “Altmış
beş yaşın uygulamaya geçeceği dönemde kadınların ortalama ömrü seksen beş yıl
olacak.” Gerçekten trajikomik bir saptama. Seksen beş yıl olacak… Değerli
milletvekilleri, bakın bu neye benziyor: Vahşi kapitalizm döneminde Darwin’in meşhur doğal seleksiyon yasasını insanların
üzerine uyguladılar “sosyal Darwinizm” diye ve
dediler ki: “Kalan sağlar üzerinde insan nesli üresin.” Bu da bir sosyal Darwinizmdir değerli milletvekilleri. Kalan sağlar
emeklilik hakkından istifade edebilecektir. Ölen kadınların, yıprandıkları için
sakat kalanların, malul olanların yaşama hakkını gasbetmekte
olduğunuza burada dikkat çekiyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Kadınlara ilişkin
bir diğer önemli düzenleme sigortalıların kız çocuklarıyla ilgili. Bir anda, on
sekiz yaşına gelip de çalışmayan, eğitim görmeyen ya da evli olmayan kız
çocuklarını, ortaöğretimde olup yirmi yaşını aşanları ya da yükseköğretimi
bitirip de yirmi beş yaşını aşanları sağlık sigortası kapsamının dışına
çıkardınız. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) FATMA NUR SERTER
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, bir şeyi hatırlatmak istiyorum: Türkiye’de
her 10 genç kızdan 7’si ne öğrenim görüyor ne çalışıyor, OECD verisi bu. 5,5
milyon ev kızı var Türkiye’de. Kızlarda atalet oranı yüzde 57,4. Son yılda iş
bulma ümidini yitiren 630 bin kişi var. İşsizlik oranı yüzde 20’leri aşıyor,
genç kızlarda daha da yükseliyor. Siz, bu koşullarda, 5,5 milyon ev kızını
sağlık hizmetinden yararlanma hakkından mahrum bırakmaktasınız. Değerli
milletvekilleri, ben, AKP sıralarında oturan kadın milletvekillerinin bu konuda
bir dayanışma içine girmesini gerekli görüyorum. Bu yasayı oylarken lütfen empati yapın, kendinizi bu ülkedeki kadınların, bu ülkedeki
emeklilerin yerine, ellerinizi de lütfen vicdanlarınızın üzerine koyun. Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Serter. Şahsı adına Sayın
Akcan, Afyonkarahisar Milletvekili. Buyurun Abdülkadir Akcan Bey. (MHP sıralarından alkışlar) ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci
bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. “Değerli
milletvekilleri, iktidar olarak Meclis çalışmalarından dolayı pek fırsat
vermiyorsunuz; fakat, fırsat buldukça, seçim
bölgelerimizde esnaf, işçi, sanayici, köylü, işsiz ve sivil toplum örgütleriyle
bir araya geliyor, onları ziyaret ediyoruz. Hükûmetin
icraatıyla ilgili olarak yoğun bir soru bombardımanına tutulduğumuzu ifade
etmek istiyorum. Halkın arasına girince, milletin gündeminin başka, iktidarın
gündeminin çok başka olduğunu göreceksiniz… Oysaki,
halkın gündemine baktığımız zaman, halk, geçim derdiyle, geçim sıkıntısıyla
karşı karşıya, işsizlikle karşı karşıya; 20 milyonluk bir kitleyi ilgilendiren
esnaf, siftahsız kepenk kapatıyor ve ciddî sorunlarla karşı karşıya. Çiftçi,
köylü, üretici, orman köylüsünün birçok sorunları var, çözüm bekliyor.” Değerli
milletvekilleri, bu sözler bana ait değil, bu sözler Sayın Faruk Çelik Bey’e
ait. Sayın Bakanımızın beni çok sevdiğini biliyorum, ben de kendisini çok
seviyorum, onun da benim kendisini sevdiğimi bildiğini ve inandığını biliyorum.
Değerli
milletvekilleri, devletler günübirlik politikalarla idare edilmez, devletler
“devlet-i ebet müddet” mantığıyla idare edilir ve bunun sorumlusu da hükûmetler olmalıdır. Şimdi, ben, Sayın
Çelik’in 16 Ağustos 1999 Pazartesi günkü oturumdaki konuşmasının başlangıcını
okudum, devamını müsaade ederseniz okuyayım: “Hepinizin büroları tıka basa
dolu. Her gün 50-60 vatandaşınızı bürolarınızda karşılıyorsunuz. Aslında,
yerinden yönetim, yerel yönetim reformu yapılsa, bu sıkıntılardan da
kurtulacağız.” Sayın Bakanım,
şimdi şu salonda -ben sayıyorum- 46 kişi yok, odalarda da kimse yok, millet iş
takibinde ve muhalefetin gücüne dayanarak bir yasa çıkartılmaya çalışılıyor ama
hangi yasa? Sayın Bakanım, bundan takriben sekiz sene önce söylediği sözleri
şimdi tekrar kendisine okuduğumuzda umarım bize kızmayacaktır: “Değerli milletvekilleri, bu dört aylık
icraatınızla da, bundan sonra, çok kolay bir şekilde halkla bütünleşme imkânını
bulacağınızı zannetmiyorum. Onun için, Meclis çalışıyor. Geçen yaz da Meclis
çalıştı; ama, bu yaz, kalktınız, geçen yaz bozduklarınızı
düzelttiniz.” Sanki bu seneyi tarif ediyor. 59’uncu Hükûmette
Türk Ceza Kanunu çıkartıldı, bir ay önce bir çuval yasayla -torba yasayla da
değil, bir çuval yasayla- bu çıkarttığımız kanunu düzeltmeye kalktık. Değerli
milletvekilleri, devamen Sayın Bakan: “Değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısı
hazırlanırken, aslında, Hükûmetin önünde önemli bir
fırsat vardı. Hiç kimse otuz sekiz ve kırk üç yaşında emekliliği savunmuyordu.
Hiçbir Allah’ın kulu yok ki, bu otuz sekiz ve kırk üç yaşındaki emekliliği
savunsun; ama, bu düzenleme, ülke ve emek yararına çok
daha sağlıklı bir şekilde yapılabilirdi, ama, hükümet ve Sayın Bakan,
özellikle, ısrarla, elli sekiz ve altmış yaş üzerinde inat ettiler ve
direttiler.” Şimdi altmış beş yaş üzerinde, biraz önce Sayın Serter’in ifade ettiği iki yıllık farkı da kaldırarak,
ısrarla direniyoruz ve deniliyor ki: “Anlaştık.” Kiminle? “Konunun
muhatabı sivil toplum örgütleriyle.” Anlaşarak, kanun tasarısının Meclis
Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiğini iddia edenler, dönüp, bu geçtiğimiz
pazartesi günü aynı sivil toplum örgütleriyle neyin görüşmelerini yaptı? Neyin
üzerinde anlaşmaya çalıştıklarını cidden merak ediyoruz. Devamen Sayın Bakanım: “Değerli milletvekilleri, bu tasarı, Türkiye
gerçeklerine aykırı bir tasarıdır. Bu tasarı, bilimsel analizin ürünü
değildir.” O tasarıyla ilgili olarak söylüyor. Fiilî hizmet
zammıyla ilgili olarak vermiş olduğumuz önergede, bu tasarının -şimdi önümüzde
incelediğimiz tasarının da- özellikle sağlıkla ilgili konularda bilimsel zemine
oturtulmadan Meclisin huzuruna getirildiğini ısrarla ifade edeceğim, o önerge
üzerinde konuşarak bu durumu ifade etmeye çalışacağım. Bugünkü anlamda
ilk sosyal güvenlik tasarısını 1889 yılında Prusya Kralı Bismarck’ın
hazırladığını ifade ediyor Sayın Bakan. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ABDÜLKADİR AKCAN
(Devamla) – “Bismarck altmış beş yaşında emeklilik
vaat ederken, Prusya’da ortalama yaşam süresi kırk beş yıldı. İşte bu tasarı
Batı’yı örnek alıyor; ama, 1889’lardaki Batı’yı mı yoksa 2000’li yılların
çağdaş Batı dünyasını mı, sosyal güvenlik sistemini mi örnek alıyor?! Bunu dikkatlerinize arz ediyorum. Hiç şüphemiz yok ki,
dünya ve Türkiye gerçeklerine kapalı bir şekilde, 1889 Avrupa’sını örnek
almaktasınız.” diyor. Yani Bismarck altmış beş yaşında
emekliliği öne getirdiğinde, o zaman Avrupa’da ölüm ortalaması, ömür kırk beş
yaşındaydı. Şimdi de ifade ediliyor ki: “Efendim, bu kanuna tabi olacak
çalışanlar, işte, seksen beş yaşına kadar yaşayacaktır.” Neyin kehanetiyle,
hangi refah düzeyinin sağladığı ömür ilerlemesiyle? Bir ülkede ölüm ortalaması
elli sekiz, elli dokuz olacak ve siz, insanları altmış beş yaşında emekli
etmeyi hedef alacaksınız. Bu hususu, bir
ciddi anlayışı Meclise taşıma adına huzurlarınıza getirdim; yoksa,
Değerli Bakanımı, değerli kardeşimi mahcup etmek düşüncesi asla söz konusu
değildir. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akcan. Tasarı üzerinde
soru-cevap işlemine geçiyoruz. Sayın Süner… Yok. Sayın Serter… FATMA NUR SERTER
(İstanbul) – Ben konuştum. BAŞKAN – Sayın
Barış… TANSEL BARIŞ
(Kırklareli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım,
yine kızacaksınız ama yine “altmış beş yaş” diyorum. Yani halkımızın yaşam
koşulları… Eğitimde, sağlıkta ve diğer yaşamlarda altmış beş yaşı, gerçekten,
siz de vicdanınıza dayanarak söylüyor musunuz? Bugün ülkemizde
“altmış yedi yaş” ortalama ömür. Gerçi, “2000’li yıllarda” diyorsunuz da,
2038’den sonra… Ama ülkemizin yaşam koşulları gerçekten bu hâldeyken “mezarda
emeklilik” sizce nasıl olacak? Ülke insanımızın
gerçekten psikolojik bir baskı altında olduğu bugünlerde bu “altmış beş” rakamı
gerçekten ciddi bir sorun olarak karşımızda duruyor. Bu konuda vicdanınızın
sesine bakıyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Uslu… CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Geçen bölümde
sorduğum sual mikrofondan dolayı anlaşılamamıştı, Sayın Bakanıma tekraren
sormak istiyorum. Sayın Bakanım, bu
yasa tasarısıyla emeklilik yaşını altmış beşe çıkarıyorsunuz. Bu sayede, aktif
sigortalı sayısını zamanla artırmayı düşünüyorsunuz. Diğer taraftan, Hükûmetinizce, birçok bakanlıkta, emeklilik hakkını
kazanmış yaşı daha genç birçok çalışanı ya görev değişikliğine uğratarak ya da
bizzat teklif ederek emekliliğe zorluyorsunuz. Bu bir çelişki değil midir? Yoksa, bu, AKP’nin bir kadrolaşma hareketi midir? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Kaplan. HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Mevsimlik
işçilerden doksan gün prim ödeyenler yüz yılda, yüz yirmi gün prim ödeyenler de
yetmiş beş yılda emekli olabilecekler. Bunlar açısından bir esneme düşünüyor
musunuz? Bir de, sosyal
güvenlik fonlarına devletin katkısı dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında
Türkiye'nin çok düşük. Gayrisafi hasılaya göre Avrupa
Birliği ülkelerinde yüzde 7,1; Türkiye’de yüzde 2. Devlet katkısı Avrupa
Birliği ortalamasında yüzde 37,4; Türkiye’de bu oran binde 6. Çalışanların
gelirlerine göre sosyal güvenlik ödemelerine katkıya gelince, Türkiye’de yüzde
11,7; Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde
11,9. Yani emekçiler ödemede Avrupa Birliğiyle eşit, ama alırken katkı payı çok
düşük. OECD ülkeleri içindeki en fazla maaş ödeyen ülke olduğumuz iddia
ediliyor. Avrupa emeklileri bizim valilerden, generallerden,
milletvekillerinden daha fazla maaş… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kışanak... GÜLTAN KIŞANAK
(Diyarbakır) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Somut bir soru
sormak istiyorum. Bu yasa tasarısıyla genel sağlık sigortası kapsamı dışında
kimsenin kalmayacağı söyleniyor. Yeşil kartların da süre içerisinde tasfiye
olacağı, iki yıl içerisinde… Somut olarak
soruyorum: On sekiz yaşını doldurmuş herhangi bir sigortalı işte çalışmayan bir
kız çocuğunun sigorta primini, genel sağlık sigortası primini kim yatıracak?
Babası mı yatıracak? Babasıyla birlikte yaşamak zorunda mı o kız çocuğu?
Babasının geliri asgari ücretin işte bilmem ne kadarıysa, babası mı ödeyecek?
Ailenin toplam geliri neden bu kızın sağlık sigortasından yararlanmasını
etkiliyor? Bunlara somut bir cevap verilmesini istiyorum. Ayrıca, şu
tartışmanın da ortadan kalkması için… 2010 yılında yeni sigortalı işe giren bir
kişinin kaç yıl sonra, kaç yaşında, kaç gün prim ödeyerek ve ne kadar emekli
aylığı bağlanarak emekli olacağını… Asgari ücretten 2010 yılında işe giren bir
kişinin somut bu göstergelerini bize söylerlerse… Gerçekten bu altmış beş yaş
izafi bir şey mi? İzafiyse niye o zaman yasaya konuldu, biz de bunu anlamış
olacağız. Bunlara somut bir örnek tahsis yapılmasını… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Köse… ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım, şu
anda 100’e yakın BAĞ-KUR sigorta müdürü illerinden Ankara’ya çekilmiştir.
Yıllarını sigorta uygulamaları içinde geçiren bu cefakâr kamu görevlileri bugün
Ankara’da otel köşelerinde sürünmektedirler. Bu müdürleri niçin Ankara’ya
çektiniz? Bunların aileleri Ankara’da değil. Bir Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı olarak aile dramlarına yol açan bu garip uygulamalara son vermeyi
düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Sakık… Yok. Sayın Yalçın… RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanım, şu
anki mevzuata göre elli sekiz ve altmış yaşları itibarıyla çalışanlarımızın
yüzde kaçı emekli olamadan hayatını kaybediyor? Altmış beş yaş esas alındığında
bu oranın nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Öztürk… HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Tasarıda
memurların yeniden sisteme dâhil edilmesi, Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu
önceki iptal kararına karşı yasama organının direnmesi olarak yorumlanamaz mı?
Bu takdirde, yasama organını Anayasa’nın 138’inci maddesinin dördüncü fıkrasına
aykırı bir eylem içine sokmuş olmuyor muyuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Paksoy… MEHMET AKİF
PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakanım,
sigortalının evli olmayan, sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak çalışmayan,
bu kurumlardan gelir veya aylık almayan kız çocuklarını, hangi yaşta olurlarsa
olsunlar, sağlık yardımlarından yararlandırmayı düşünmez misiniz? İki: İllere
atanan Sosyal Güvenlik Kurumu müdürlerinin kaçı kurum personeli, kaçı kurum
dışındandır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Birgün… RECAİ BİRGÜN
(İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Bakanıma
soru sormak istiyorum. Bundan önce
verilen arada Sayın Bakanıma bizzat ben bir bilgi notu iletmiştim. Burada,
asker veya polis arkadaşlarımızın terörle mücadele sırasında yaralanmaları
sonucu gazi olmaları ve gazi olduktan sonra göreve devam ettikleri takdirde
gazilere tanınan hiçbir haktan faydalanmadıklarını söylemiştim. Türkiye’de,
sanıyorum, bu sayı, asker ve polis dâhil 10-15 kişi. Bürokrat arkadaş da bunun
madde 23’te yer alan geçici madde 4’te düzenlenebileceğini söylemişti, kısa
bilgi sonucu. Bu değişikliği düşünüyor musunuz? Ayrıca, gelir
açığını karşılamak için elinizde başka parametrelerinizin de olduğu anlaşılıyor
konuşmalardan. Bu durumda, mevcut emeklilik sisteminde emekli olmayı
zorlaştırmaktaki amaçlardan biri de acaba bireysel emekliliğe teşvik etmek mi
vatandaşları? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Sayın
Genç… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Efendim, demin de
sormuştum, tabii cevap verilmedi. Yaşlılarla özürlülerin
aldığı maaş çok düşük. Bunları artırmayı düşünüyor musunuz? “Bütçe
imkânları” derseniz bütçede çok büyük kaynaklar birtakım insanların lehine
kullanılıyor. Tabii, söz sırası gelirse bunları da açıklarız. Ayrıca, tabii,
otuz tane madde var, otuz maddenin neresine soru soralım; gerçekten biz de zor
duruma düşüyoruz. Bu kadar kapsamlı ve her kesime… 70 milyonu ilgilendiren bir
kanunu böyle getirip de burada temel kanun olarak müzakere etmek bence facia. Biraz önce
komisyona sordum, dedim ki, bu Hükûmet otuz bir madde
önermiş, siz doksan altı, ki, bunların içinde yüz
yetmiş iki maddeye çıkıyor… Tabii komisyonda bilenler, orada oturanlar İç
Tüzük’ü hiç nazara almadıkları için “Burada İç Tüzük’e aykırı bir şey yok.”
diyorlar. Keşke imkân olsa da, bunun İç Tüzük’e çok aykırı olduğunu kendilerine
izah edelim. Gerçekten böyle
bir kanun düzenlemesi olmaz Sayın Başkan. Yani, aslında Başkanlık Divanının… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. Sayın Bakan… ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım. Şimdi, efendim,
önce özürlülerle ilgili… 2002 yılında ağır özürlü aylığı 23 YTL idi, yapılan
değişiklik sonucu aylık 250 YTL’ye çıkarıldı. Ayrıca, özürlüye fiilen bakan
kişiye asgari ücretin neti tutarında Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumunca sosyal hizmet yardım ödemesi yapılmakta. Özel bir bakım merkezinde
özürlüye bakılıyorsa da iki asgari ücret şu anda ödenmektedir. Şimdi, Sayın
Barış, altmış beş yaşla ilgili ve bazı arkadaşlarımız yine soruyu tevcih
ettiler. Türkiye geleceğe dönük bu düzenlemeyi yapıyor. Benim 1999 yılında yeni
milletvekili olduğumda, o günün hükûmetinin -Sayın
Bakanımız buradalar- yaptıkları bir düzenleme üzerine yaptığımız konuşma,
muhalefet sıralarından kalkıp yaptığımız bir konuşmayı sık sık
hatırlatıyor arkadaşlarımız. Yani bir anlamda şunu söyleyebiliriz: Diyelim ki
ben o gün yanlış yapmışım, yeni bir milletvekili olarak ben yanlış yapmışım.
Bunu, bugün devlette, kamuda önemli bir görev alan bir bakan olarak bunu ifade
etmeyi de zül filan telakki etmiyorum, bir dürüstlüğün gereği olarak ifade
ediyorum. Şu şeylere
dayandırıyorum ben kendi görüşlerimi: O günün şartlarında Türkiye’de iktidarın
durumu ortadadır. İktidarın parçalı bulutlu hâli ortadadır. Yarınını göremeyen
bir Türkiye vardır. Nitekim de çok kısa süre sonra cumhuriyet tarihinin en
büyük iki ekonomik krizi yaşanmıştır ve Türkiye o süreçte, sosyal güvenlik
açıklarına baktığımız zaman 2,5 katrilyon civarında bir sosyal güvenlik
açıkları vardır. Tüm bunlar böyle bir düzenlemeyi, devletin
içini de bilmediğimiz için, böyle bir düzenleme ve bu orandaki bir yaş sınırı
açısından bizleri ve kamuoyunda da bu konuda birliktelik olmadığı için, yani
toplumsal bir duyarlılık da oluşmadığı için sosyal güvenlikle ilgili, biz bu
konuşmayı yapmış olabiliriz ama bugün bir farklı gerçek var. Bugün tüm
sosyal kesimler, tüm siyasi partiler -ve ben de çok açık yüreklilikle teşekkür
ettim- sosyal güvenlik açıklarının 1991’deki yanlış uygulamalardan dolayı çok
kötü bir noktaya gitmekte olduğunu, kara delik diye tabir edilen sosyal
devlette sürdürülebilir olmaktan çıkmaya başladığı noktasında herkes ittifak
hâlindeler. O hâlde bu düzenlemenin zarureti bugün ifade ediliyorsa, böyle bir
mutabakat varsa, çok çok geçmişe dönmenin doğru
olmadığı düşüncesindeyim. Türkiye mevcut duruma neşter atmalıdır ve burada da
akılcı ve bilimsel yolu kullanmalıdır. Türkiye bu düzenlemeyi geleceğe dönük
yapıyor. Bakınız, altmış beş yaşı…
Tekrar ediyorum biraz sonra gruplarla birlikte bir önergeyi vereceğiz,
2010 yılında, 2015 yılında filan giren vatandaşlarımız çalıştıkları ve prim
gününü doldurdukları yaş ne ise oradan emekli olacaklardır. Yani 2015 yılında
işe başlayan bir vatandaşımız yedi bin gün, yedi bin iki yüz gün çalışınca bu
vatandaşımız 2035 yılına gelmiş bulunuyor, 2035 yılında ise emeklilik yaşı şu
anda uygulanmakta olan altmış yaştır. Dolayısıyla bunları, birlikte, sosyal
taraflarla birlikte rehabilite ediyoruz, düzeltiyoruz. Burada amacımız
işçiye, vatandaşa zulüm etmek değil. İsterseniz şöyle popülist
bir yaklaşım da yapabiliriz: Elli beş yaşında değil, kırk beş yaşında
emekliliği de kabul eder Parlamento. Bunu da getirebiliriz. Ama bunun doğru
olmadığını muhalefetiyle, iktidarıyla, sosyal taraflarıyla hepimiz biliyoruz.
Bu, geleceğe dönük bir düzenlemedir. Siyasi rant söz
konusu değildir ve bunları da çok geçmişle fazla ilintili hâle getirme
noktasında Türkiye değildir ve bu konuda bir duyarlılığı da konuşmalarda ben
gördüm. Ama politik amaçlı söylemlere de saygı duyuyorum. Bunlar her zaman
olmuştur. Bu kürsü öyle bir kürsüdür, siyasi değerlendirmeler de yapılabilir.
Bunu ifade ediyorum, bir. İkincisi, kız
çocuklarımızla ilgili bir değerlendirme yapılıyor. Bakınız, bu yasayı iyi
anlamamız gerekiyor. Eğer bulunduğumuz konumda şu andaki mevzuat çerçevesinde
bu yasayı algılamaya çalışırsak birçok yanlışlıklar yaparız. Mevcut yürürlüğe
koymayı düşündüğümüz yasa bütün vatandaşlarımızı GSS, yani Genel Sağlık
Sigortası kapsamına alıyor. Hiç kimsenin GSS kapsamı dışında kalması söz konusu
değildir. On sekiz yaşını doldurmuş olan bir kızımız eğer okumuyor ise, eğitim
hayatı devam etmiyor ise… Devam ediyorsa yirmi beş yaşına
kadar. Ama kim bunlar? İlk olarak yasa yürürlüğe girdikten sonra
sigortalı olup o vatandaşımızın kız çocuğu on sekiz yaşını doldurunca veya
eğitim görüp yirmi beş yaşını doldurunca. Yoksa mevcut sigortalılar mevcut
mevzuata bu anlamda tabiler. Yani onlar hayatlarının sonuna kadar, kız
çocuklarımızın yaşamları değişmiyor ise, yani çalışmaya başlamıyorlarsa veya
medeni hayatlarında bir değişiklik olmuyorsa, bunlar, yine, aynen, şu anda
kapsam içerisinde GSS’den anne-babalarına bağımlı
olarak istifade edecekler. Bu yasanın özü
şunu getiriyor: Bireyin özgürlüğü. Himayeci bir anlayış değil, anne-babaya
dayanan, bir başkasına dayanan bir anlayış getirmiyor bu yasa. Bu yasa sosyal
devlete dayanmayı getiriyor. On sekiz yaşını dolduran kız çocuğumuz “Sosyal
devletim var.” diyecek, “Benim devletim var.” diyecek. Eğer prim ödeme imkânı
varsa, çalışma imkânı varsa çalışacak; prim ödeme imkânı varsa, varlıklıysa
prim ödeyecek; isteğe bağlı olmak istiyorsa olacak; ama değil ise -on sekiz
yaşını dolduran bir kızımızın bir dilekçesi ve bir beyanı yeterlidir;
ki, zaten Kurum bu tespitleri gerçekleştirecek- eğer bu imkânlardan yoksun ise
sosyal devlet onu genel sağlık sigortası kapsamı altına alacak. Dolayısıyla,
bütün bu yanlışlıklar bu yasa çerçevesinden bakılmamaktan kaynaklanmaktadır. Bu
yasa sosyal devlet olmanın gereği olarak hiç kimseyi dışlamamaktadır, dışarı
bırakmamaktadır. Ayrıca, az önce
Sayın Serter’i dinledim, kayıt dışılığı önlemek sosyal
devlete karşı olmak demek değil. Bakınız, bu düzenleme, bu getirdiğimiz yasa
aynı zamanda kayıt dışılığı da ortadan kaldırmayı içeren düzenlemeleri içeriyor
özellikle. Herkesi sistem içerisinde tutma, uzun süreli sistem içerisinde
tutma, kayıt dışılığa itmeme konusundaki düzenlemeleri de sosyal devlete aykırı
bulmayalım. Bakınız, şu anda
2 milyon 135 bin vatandaşımız kırk yaşında, kırk iki yaşında emekli olup şu
anda çalışmaya devam ediyor. Ama bu 2 milyon 135 bin vatandaşımız kayıt dışı
çalışmaya devam ediyor. Bunların bir maliyet hesabını yaparsanız, ortalama 600
milyon maaş aldıklarını ve 200 milyon lira da prim ödemediklerinin hesabını
yaparsanız 21 katrilyon liralık bir yekûn teşkil etmektedir. Oysa sosyal
güvenliğin 2007 yılındaki açığı 25 katrilyon lira. Yani kayıt dışılığı
savunacak bir sistemi sosyal devlet diye lanse etmemiz doğru değildir. Bu da… BAŞKAN – Sayın
Bakan, zamanımız doldu. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Efendim, gazilerle ilgili bir soru
soruldu Sayın Başkanım. BAŞKAN – Peki. ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Gazilerle ilgili durumu arkadaşlarımız
inceliyorlar. Eğer yasaya koyma imkânımız varsa, o düzenlemeyi
gerçekleştiriyoruz. Emekliliği
zorlaştırma diye bir şey söz konusu değildir. Türkiye, dünya nereye koşuyorsa,
bu anlamda, sosyal güvenlik anlamında, Türkiye de o yola girmek durumundadır.
Artık, o popülist yaklaşımlar dönemini Türkiye
kapatmak durumundadır. Dünya uzun süreli sistem içerisinde kalma… Tabii ki, biz
Türkiye’nin de şartlarını dikkate alarak, Türkiye’nin millî gelirini de dikkate
alarak, Türkiye’nin kalkınma hızını da dikkate alarak bu projeksiyonları
gerçekleştiriyoruz. O çerçevede yapılan bir plandır. Allah vermesin,
Allah korusun, Türkiye’de şartların kötü gittiği noktada da bunları konuşmanın
hiçbir anlamı yoktur. Öyle bir şey temenni etmeyiz. O zaman
bununla ilgili her türlü düzenlemeyi o günün Parlamentosu gelir yapar, ama biz
iyiye giden Türkiye’nin geleceğinin elli yılının, altmış yılının, yetmiş
yılının planlarını yapan Türkiye olmamız gerekiyor, mevsimlik ve seçimlik
siyaset anlayışından, artık, Türkiye’yi kurtarmamız gerekiyor ki, çok önemli
sayıda siyasiler ve siyasi partiler bu noktaya gelmişlerdir, bunları çok
dikkatle de izliyoruz, çok ilkeli bir siyaset izlendiğini de Parlamentoda
muhalefetiyle iktidarıyla görmekten de memnuniyet duyuyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Birinci
bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi birinci
bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini
yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım. 1’inci maddeyi
okutuyorum: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI
KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN
TASARISI MADDE 1- BAŞKAN – Madde
üzerinde dört adet önerge vardır, önergeleri önce geliş sırasına göre
okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım. Önergeleri
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 1. maddesi ile değiştirilmek istenen 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı kanunun 3.
maddesinin birinci fıkrasının 10 numaralı bendinin b fıkrasında geçen, “…
Yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmamış…” ibareleri yerine “… yüksek öğrenim (Yüksek lisans ve doktora dahil) görmesi
halinde 33 yaşını doldurmamış…” şeklinde değiştirilmesini; ve 119 sıra sayılı kanun tasarısının 1. maddesi ile değiştirilmek
istenen 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı kanunun 3. maddesinin birinci
fıkrasının 29 numaralı bendinde geçen “… % 30’unun…” ibaresi yerine “…%
100’ünün…” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz. Teklif edenler:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Tasarının 1. Maddesi ile değiştirilen 31/5/2006 tarihli ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 3. maddesinin (10) numaralı
ve (29) numaralı bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
“10) Bakmakla
yükümlü olduğu kişi: Genel sağlık sigortalısının, sigortalı veya isteğe bağlı
sigortalı sayılmayan, kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık
bağlanmamış olan; a) Eşini, b) 18 yaşını,
orta öğretim görmesi hâlinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi hâlinde 25
yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak derecede malul olan ve Sosyal
Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık
almayan çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber
sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi
bir işte çalışmayan, buralardan gelir ve aylık almayan çocuklarını, c) Geçiminin
sigortalı tarafından sağlandığı Kurumca belirlenen kriterlere
göre tespit edilen ana ve babasını,” “29) Güncelleme
katsayısı: Her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim
oranının % 100’ü ile sabit fiyatlara gayrisafi yurt içi hasıla
gelişme hızının % 100’ünün toplamına (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucunda
bulunan değeri,” Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1. maddesi ile değiştirilen, 5510 Kanunun 3.
maddesinin birinci fıkrasının (29) numaralı bendinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Saygılarımla.
“29) Güncelleme
katsayısı: Her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim
oranının % 100’ü ile sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla
gelişme hızının % 100’ünün toplamına (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucunda
bulunan değeri,” BAŞKAN – Şimdi,
maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Sosyal Sigortalar
ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. maddesi ile 5510 sayılı
yasanın 3. maddesinin 29. bendinin değiştirilmesine ilişkin hükmün aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. 27.03.2008 Ufuk
Uras İstanbul “Güncelleme
katsayısı: Her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim
oranının % 100’ü ile sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla
gelişme hızının % 30’un, % 100’nün olarak değişmesini toplamına (1) tam
sayısının ilave edilmesi sonucunda bulunan değeri,” BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. MEHMET UFUK URAS
(İstanbul) – Söz istiyorum. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Uras. (DTP sıralarından alkışlar) MEHMET UFUK URAS
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli vekiller; Sayın Bakan bu tasarıyı getirirken
nüfus yapısındaki değişimin önemli olduğunun altını vurguladı. Aslında kafa
yapısındaki değişim daha önemli. Çünkü, nasıl Turgut
Özal “70 milyon olduğumuzda günlerini gösteririz.” dediklerinde bir tuhaf laf
ettiyse, her aileye 3 çocuk önererek aslında bir başka tuhaflıkla bu tek başına
nüfus yapısındaki değişimi çözmemiz mümkün değil. Herkes bereketiyle gelseydi
bugün Afrika’da açlık olmazdı. Sürekli popülizmden bahsediyor Sayın Bakan. Şu popülist
yaklaşım nedir ve kötü müdür, bir üstünde duralım. Bu popülist
yaklaşım, kendi hakkını halka da tanımak demek. Gelin, vekillerin özlük
haklarını asıllarıyla ilişkilendirelim. Ben Meclise geldim, dediler ki: “Hocam,
geçmiş bir tarihte kendinize bir şirket bulursanız sizi emekli edelim.” Ya, bu
nasıl olur, çalışmadığım yerde nasıl kendimi gösteririm? “Vekillere biz bu
hakkı tanıdık.” Şimdi böyle bir şey olabilir mi? Gelin, özlük haklarımızı
yurttaş haklarımızla ilişkilendirelim, gelin onlarla orantılandıralım. Dünyanın
hiçbir yerinde hiç kimse kendi özlük hakkını belirlemez, maaşını belirlemez.
Avrupa’ya bakıyorsunuz 1’e 7, bizde 1’e 24. Ya kamu çalışanıyla ya başkasıyla
ilişkilendiriliyor. Patron bile olsanız, bütçenizle tarif edersiniz,
dolayısıyla bu keyfîliği bir yana bırakalım. Şimdi, belli ki Hükûmet bütün eleştiri ve tepkilere karşı, reform olarak
adlandırdığı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Tasarısı’nı
yasalaştırmakta kararlıdır. Bilindiği gibi, yasa bir reform ve iyileştirme
değil, açık bir deforme etmektir, ciddi hak kayıpları yaratacak ve sosyal
devleti tasfiye edecek bir düzenlemedir. Sendikalar ve sağlık meslek odaları
yürüttükleri bir kampanya ile yasanın yaratacağı tahribatı kamuoyuna anlatmaya
çalıştılar, artık, Hükûmet de, bugün, yasanın
çalışanlar yararına olduğunu açıkça iddia edememektedir. Yasanın sosyal
güvenlikte yaratacağı hak kaybı ve tahribat saklanamaz hâle gelince, bu sefer,
gelecek için fedakârlık söylemiyle, bence gerçekler alt üst edilmeye
başlanmıştır. Sayın Başbakan 4
Ocak 2008 günü toplanan Ekonomik ve Sosyal Konseyde, 1994 yılından günümüze
kadar 851 milyar YTL’lik sosyal güvenlik açığı gerçekleştiğini ve reform
yapılmazsa sistemin iflas edeceğini zamanında iddia etmişti. Üç ayda bir
Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplamakla yükümlü olan Başbakan, nedense yirmi yedi
aydır bunu yapmayı akıl etmemişti, ancak yasa Meclise sunulduktan sonra,
giderayak, sosyal tarafların görüşlerini de aldık görüntüsünü vermek için
göstermelik bir toplantı yapıldı. Sendikaların ve meslek örgütlerinin yasaya
ilişkin temel taleplerinin hiçbiri kabul edilmediği hâlde, Sayın Erdoğan, dile
getirilen yüz yetmiş dokuz önerinin yüz onunun tasarıya yansıdığını söylemekten
de çekinmedi. Oysa, yasanın temel parametrelerinde
hiçbir değişiklik kabul etmeyen Hükûmet bununla da
kalmadı ve Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği yasada yer alan düzenlemeleri de
daha da olumsuz hâle getirdi. Başbakanın ESK’da yaptığı konuşma, bir kez daha, Sosyal Güvenlik
Yasası’nın temel amacının, sosyal güvenliğe bütçeden aktarılan kaynakların
ciddi bir biçimde azaltılması olduğunu ortaya koyuyor. Bu amaç başından bu yana
gizlenmemiş ve sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar açık ve kara delik olarak
nitelenmişti. Kara deliğin esas itibarıyla zihniyet yapımızda olduğu vereceğim
rakamlardan gözüküyor. Hükûmet tarafından daha 2005
yılında hazırlanan “Beyaz Kitap” adlı gerekçe metni de, sosyal güvenliğe
ayrılan kaynakların bütün kötülüklerin anası olduğunu ilan etmişti. Başbakan konuşmasında SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığına bütçeden
yapılan toplam transferin 2006 yılında yaklaşık 23 milyar YTL olduğunu, bu
rakamın GSMH’nin yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturduğunu
ve bu transfer tutarı ile dört yüz yataklı yüz elli hastane ya da on altı
derslikli sekiz bin ilköğretim okulu yapılmasının mümkün olduğunu iddia
etmişti. Peki, zaten sosyal güvenliğe aktarılan bu kaynaklarla 60 milyon
yurttaşa hastaneler yoluyla hizmet ulaştırılmıyor mu? Hükûmet
bu kaynağı sosyal güvenlik kurumlarına aktarmasa, bunun yerine yine hastane mi
yapacaktı? Başbakanın bu sözleri açık bir çarpıtmadan öte başka bir anlam
taşımamaktadır. Oysa, yaygın iddianın aksine, sosyal
güvenlik sisteminde açık yoktur arkadaşlar ve sosyal güvenliğe aktarılan
kaynaklar kara delik de değildir. Dahası, ülkemizde devlet sosyal güvenliğe
yeterince kaynak aktarmamaktadır. Sosyal güvenlik açığı değil eksiği vardır. Öte
yandan, bütçeden aktarılan kaynakların miktarı da çarpıtılarak aktarılmaktadır.
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET UFUK URAS
(Devamla) - Örneğin, 2006 yılı için bütçeden üç sosyal güvenlik kurumuna
aktarılan pay 23 milyar YTL olarak açıklanmıştır. Bu miktarın 10 milyar YTL’si
Emekli Sandığına aktarılmıştır, oysa Emekli Sandığı kendi görevi olmayan
hizmetler için hazine adına 2006 yılında 5 milyar YTL harcama yapmıştır. Emekli
Sandığına aktarılan gerçek miktar 10 değil 5 milyar YTL’dir. Geçmiş yıllarda da
bu yöntemle sosyal güvenlik kurumlarına aktarılan kaynaklar abartılmıştır.
Dolayısıyla, 2006 yılında sosyal güvenliğe bütçeden aktarılan kaynak 23 değil
18 milyar YTL’dir. Yani, öncelikle rakamlarda tahrifat yapmamak gerek. Açık
değil, devletin katkısı üzerine kafa yormamız gerekmektedir. Bütçeden aktarılan
kaynakların abartılması, açık ve kara delik olarak nitelendirilmesi gerçeklerin
üzerini örtmektir. Konu, açık değil, devlet katkısı olarak ele alınmalıdır. Bir sonraki
sözümde kaldığım yerden devam ederim. Teşekkür ederim.
(DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uras. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1. maddesi ile değiştirilen, 5510 sayılı
Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasının (29) numaralı bendinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Saygılarımla. Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları “ 29) Güncelleme
katsayısı: Her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim
oranının % 100’ü ile sabit fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla
gelişme hızının % 100’ünün toplamına (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucunda
bulunan değeri,” BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Sayın
Vural… OKTAY VURAL
(İzmir) – Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay konuşacaklar Sayın Başkan. BAŞKAN – Sayın
Akçay, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra
sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanun’un
3’üncü maddesinin birinci fıkrasının 29 numaralı bendi hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi olarak verdiğimiz değişiklik önergesi üzerinde söz almış
bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, tasarının 1’inci maddesiyle, emekli aylığını hesaplamaya esas
olan ve prime esas kazançların güncellenmesini sağlayan güncelleme kat sayısı
düzenlenmektedir. 5510 sayılı Kanun’da prime esas kazanç değişim oranı ile
tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranı toplamının yarısının esas
alınması öngörülmüş, ancak Anayasa Mahkemesi ekonomiden bireye düşecek refah
payının ekonomik büyüme nispetinde gözetilmemesi nedeniyle bu hükmü iptal
etmiştir. Tasarıyla öngörülen düzenlemede ekonomiden bireye düşecek refah payı
büyüme nispetinde gözetilmemiş ve Anayasa Mahkemesi kararı tam olarak dikkate
alınmamıştır. Milliyetçi
Hareket Partisinin bu teklifiyle Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesinin
karşılanmasını, Anayasa’nın 2’nci ve 60’ıncı maddelerine aykırılığın
giderilmesini amaçlıyoruz. Tasarıdaki hâliyle: “Güncelleme katsayısı: Her yılın
Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan en son temel
yıllı tüketici fiyatları genel indeksindeki değişim oranının % 100’ü ile sabit
fiyatlarla gayri safi yurtiçi hasıla gelişme hızının %
30’unun toplamına (1) tamsayısının ilâve edilmesi sonucunda bulunan değeri”
şeklinde düzenlenmektedir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak sabit
fiyatlarla gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızının
yüzde 30’dan yüzde 100’e yükseltilmesini teklif ediyoruz. Değerli
milletvekilleri, Anayasa’mızın 60’ıncı maddesi ile güvence altına alınan sosyal
güvenlik hakkı ve bu güvenliğin uygulanmasına yönelik gerekli tedbirlerin
alınması konusundaki uygulamalar yıllar itibarıyla irdelendiğinde eşitlik ve
adalet ilkesinin gerektiği şekilde yerine getirilemediği, sosyal güvenlik
sisteminin karşı karşıya kaldığı sorunların ve açmazların giderek büyüdüğü
görülmektedir. Bu kanun hazırlanırken ve yasalaşırken meselenin sadece ekonomik
ve mali yönü dikkate alınmakta, sosyal güvenlik hakları daraltılmakta, sosyal
devlet ilkesi ile sosyal güvenlik hukukunun temel kuralları göz ardı
edilmektedir. Getirilen
tasarıda emekli aylığının alt sınırının asgari ücretin brüt tutarının üçte 1’i
yani 203 YTL olarak öngörülmesi, aylıkların bu miktarlara kadar düşebileceğinin
başlı başına bir delilidir. Emekli aylıklarının hesabında güncelleme kat sayısı
ile aylık bağlama oranı büyük önem arz etmektedir. Emekli aylığı bağlanmasına
esas olan prime esas kazançların güncellenmesini sağlayan kat sayının
hesabında, mevcut uygulamada TÜFE değişim oranı ile gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızı dikkate alınmaktadır. Yeni düzenlemede,
TÜFE değişim oranı ile gayrisafi yurt içi hasıla
gelişme hızının yüzde 30’u esas alınmıştır. Yeni düzenleme bu kanunun yürürlüğe
girdiği tarihten sonraki hizmetlere ilişkin prime esas kazançların
güncellenmesinde mevcut uygulamaya göre önemli azalmaya yol açacağından,
bağlanacak aylıkların azalmasını da beraberinde getirecektir. Ayrıca, bu
düzenlemede, büyüyen ekonomiden bireye düşecek refah payının tamamı maalesef gözetilmemiştir.
Gerek güncelleme kat sayısı gerekse aylık bağlama oranı konusunda tasarıyla
öngörülen düzenlemeler birlikte dikkate alındığında, bu kanunun yürürlük
tarihinden sonraki hizmetlere bağlanacak emekli aylıklarında, mevcut duruma
göre önemli miktarda azalma olacağı açıkça görülmektedir. Zaten emekli
aylıklarının dahi açlık sınırının altında olduğu dikkate alındığında, bu kanuna
göre bağlanacak aylıklarla emeklilerin hayatını nasıl idame ettirebilecekleri
tümüyle göz ardı edilmektedir. Bu düzenlemeler maalesef sosyal devlet ilkesiyle
bağdaşmamaktadır. Ayrıca, bu kanundan önceki hizmetler ile sonraki hizmetler
için bağlanan aylıklar arasında da büyük farkların doğmasına, yeni eşitsizlik
ve adaletsizliklerin oluşmasına neden olacaktır. Değerli milletvekilleri,
verdiğimiz önergemize desteklerinizi bekler, yüce heyetinize saygılarımı
sunarım. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akçay. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, 1’inci madde üzerinde iki önergeyi işleme koydunuz.
Temel kanun olduğuna göre, her maddede iki önerge işleme konacağına göre, bu
nasıl oluyor? Hayır, yani, uygulamayı bilmek istiyorum. Şimdi, temel kanunda,
İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre, her maddede iki önerge işleme konulur. BAŞKAN – Sayın
Genç, hatırladığım kadarıyla, bu temel kanunun bir benzerini beraberce burada
geçirmiştik, aynı tartışmayı yapmıştık. Bu tartışmanın sonucunda da bir sonuç ortaya
çıkmıştı. İç Tüzük’e göre davranıyoruz. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Tasarının 1. Maddesi ile değiştirilen 31/5/2006 tarihli ve 5510
sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 3. maddesinin (10) numaralı
ve (29) numaralı bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz. Kemal Kılıçdaroğlu
(İstanbul) ve arkadaşları “10) Bakmakla
yükümlü olduğu kişi: Genel sağlık sigortalısının, sigortalı veya isteğe bağlı
sigortalı sayılmayan, kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık
bağlanmamış olan; a) Eşini, b) 18 yaşını,
orta öğretim görmesi hâlinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi hâlinde 25
yaşını doldurmamış olan veya çalışamayacak derecede malul olan ve Sosyal
Sigortaya, Emekli Sandıklarına tabi çalışmalarından do-layı
gelir veya aylık almayan çocuklarla yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli
olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan ve Sosyal Sigortaya, Emekli
Sandıklarına tabi bir işte çalışmayan, buralardan gelir ve aylık almayan
çocuklarını, c) Geçiminin
sigortalı tarafından sağlandığı Kurumca belirlenen kriterle-re
göre tespit edilen ana ve babasını,” “29) Güncelleme
katsayısı: Her yılın Aralık ayına göre Türkiye İstatistik Kurumu tarafından
açıklanan en son temel yıllı tüketici fiyatları genel indek-sindeki
değişim oranının % 100’ü ile sabit fiyatlara gayrisafi yurt içi hasıla ge-lişme
hızının % 100’ünün toplamına (1) tam sayısının ilave edilmesi sonucun-da
bulunan değeri,” BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Selçuk Ayhan konuşacak. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Ayhan. (CHP sıralarından alkışlar) SELÇUK AYHAN
(İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; 119 sıra sayılı Tasarı’nın
çerçeve 1’inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 31 Mayıs 2006 tarihli ve
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3’üncü
maddesinin birinci fıkrasının (10) ve (29) numaralı bentlerinin
değiştirilmesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına verdiğimiz
önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, halkımız geleneksel olarak aile yapısı birbirine bağlı olan,
dededen toruna ilişkilerini, dayanışmasını devam ettiren bir halktır. 10’uncu
bentle ilgili verdiğimiz değişiklik, halkımızın bu geleneksel değerlerini korumasını
sağlayan, bir sigortalının eşinden, öğrenim gören çocuklarına, evlenmeyen
çocuklarına, evlendiği hâlde boşanmış çocuklarına, anne ve babalarına değin
herhangi bir sosyal güvencesi olmayan ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerle
ilgili değişikliği içermektedir. Bu nedenle çok önemlidir. Dikkate alınmasını
ve olumlu bulunmasını sizlerden talep ediyorum. 29’uncu maddeye
geldiğimizde: Hepinizin bildiği gibi daha önce 5510 sayılı Yasa’yla emekli
olanların aylıkları TÜFE artışının yarısı kadar artırılmıştı, ancak Anayasa
Mahkemesi “Güncelleme Katsayısı” başlığı altında yer alan bu düzenlemeyi sosyal
devlet ilkesine aykırı bularak iptal etmişti ve iptal gerekçesinde de
aylıkların güncellemesinde refah payının gözetilmesi gerektiğini açıkça
belirtmişti. Şimdiki tasarıda da güya, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi de
göz önüne alınarak, gayri safi yurt içi hasıla gelişme
hızının yüzde 30’unun toplamına 1 tamsayı ilave edilmesi sonucu bulunan değer
üzerinden artış öngörülmektedir. Bu tasarıyla, emekli aylığının TÜFE artışı
kadar artırılması, refahtan pay vermemeyi bir kanun maddesi haline
getirmekteyiz. TÜFE artış oranlarının, piyasadaki gerçek artış oranlarının her
zaman altında gösterildiğini hepimiz biliyoruz. Ulusal gelir
artışında, bu yasa kapsamındaki tüm kesimlerin katkısı yadsınamaz bir gerçek
iken, ulusal gelir artışından yüzde 30’luk bir pay verilmesi emeklilerin artan
refahtan dışlanması, yoksullaşması ve var olan yoksulluğun daha da derinleşmesi
anlamına gelmeyecek midir? Daha dün, bu kürsüden, zaten yüzde 80’inin açlık
sınırı altında yaşadığını resmî rakamlarla ifade ettiğim emeklilere, bunu reva
görmek hangi akla, hangi vicdana, hangi insafa sığar? Sizin, dikte ettirilen
grup kararlarınıza değil, vicdanlarına soruyorum bu soruyu. İnsanların karşısına
hangi yüzle çıkacaksınız? Değerli
arkadaşlarım, daha dünkü konuşmamda belirttim, 130 gıda maddesi üzerinden
yapılan araştırmaya göre, mutfak enflasyonu yüzde 25, elektrikte yüzde 17,
ulaşımda yüzde 20. Bunları uzatabiliriz ama verdiğimiz zam zaten yüzde 2 ilk
altı ay için, ikinci altı ay için yine yüzde 2. Bu yasayla, giderek, emeklileri
iyice geçinemez duruma getirmeye çalışıyoruz. İktidara
geldiğinizden bu yana, 123 adet KİT ve kamu malını yabancılara ya doğrudan ya
da önce yandaşlar aracılığıyla para kazanılmasını sağlayarak sattınız ama
ekonomide hiçbir düzelme olmadı. İç ve dış borcumuz arttı, cari açığımız arttı,
insanlarımız daha da yoksullaştı ve yoksullaşmaya devam ediyor. Şimdi de
insanları açlığa mahkûm ederek sonuç alacağınıza inanıyor musunuz? Bir günde
bir tasarı getirip sayısal çoğunlukla buradan geçirmeyi vicdanınızla,
aklınızla, aldığınız eğitimle, kültürle nasıl bağdaştırıyorsunuz anlayamıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; güncelleme kat sayısı için belirlenen bu yöntem, adil
olmadığı gibi sosyal güvenliğin asgari yaşam standardını sağlamadaki işlevini
de görmemek anlamına gelmektedir. Bu nedenle, ilgili maddenin verdiğimiz önerge
doğrultusunda değiştirilmesini, yurttaşlarımızın yüzüne utanmadan bakabilmeyi
isteyen bir milletvekili olarak… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Ayhan. SELÇUK AYHAN
(Devamla) – …ve burada o yurttaşların bir vekili olduğumun bilincinde olarak
sizlerden talep ediyorum. Eğer bunu yapamayacaksak, emekliliği ortadan kaldırın.
Seçim
çalışmalarında, il başkanıyken, bir ilçemizde “Emeklilerin sorunu ne olacak?”
diye sormuşlardı bana. Merak etmeyin, Hükûmet
emekliliği toptan kaldıracak, emeklilik sorunu diye bir şey kalmayacak
demiştim. Türkiye ne yazık ki oraya doğru gitmektedir. (AK Parti sıralarından
“çarpıtmışsın” sesi) Ben çarpıtmadım,
sen öğren, sonra konuşuruz. Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ayhan. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN –
Arayacağım Sayın Genç. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır. Diğer önergeyi
okutuyorum: TBMM Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 1. maddesi ile değiştirilmek istenen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasının 10 numaralı bendinin b
fıkrasında geçen, “…Yüksek öğrenim görmesi hâlinde 25 yaşını doldurmamış…”
ibareleri yerine “…yüksek öğrenim (Yüksek lisans ve doktora dâhil) görmesi hâlinde
33 yaşını doldurmamış…” şeklinde değiştirilmesini, ve 119 sıra sayılı kanun tasarısının 1. maddesi ile değiştirilmek
istenen 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı kanunun 3. maddesinin birinci
fıkrasının 29 numaralı bendinde geçen “… %30’nun…” ibaresi yerine “…%100’nün…”
ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz. Gültan Kışanak (Diyarbakır) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Demirtaş. SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın milletvekilleri,
sizleri öncelikle saygıyla selamlıyorum. Verdiğimiz
değişiklik önergesinde, değerli arkadaşlar, sadece lisans öğrencileri için
öngörülmüş olan “hak sahibi olma” tanımını genişleterek, doktora ve yüksek
lisans öğrencilerini de kapsayacak şekilde genişletilmesini ve otuz üç yaş
sınırına çekilmesini öneriyoruz. Nitekim, bu haliyle eğer tasarı kanunlaşırsa, sadece lisans öğrencileri ve
yirmi beş yaşına kadar olanlar hak sahibi olarak tanımlanmış olacaklar.
Öğrenimine yüksek lisans ve doktora öğrencisi olarak devam eden öğrenciler ki,
bunlar yine öğrenci statüsünde olacaklar ama hiçbir şekilde hak sahibi olarak
tanımlanmadıkları için sisteme dâhil olmayacak, sistemden çıkmış olacaklar. Bu
kişiler yani yüksek lisans yapan veya doktora yapan öğrenciler çalışan
statüsünde olmadıkları için de ara bir yerde duracaklar ve yüksek lisans ya da
doktora öğrenimleri tamamlanıncaya kadar sisteme dâhil olma şansları olmayacak.
Dolayısıyla, bizim verdiğimiz önergede, sadece lisans öğrencileri ve yirmi beş
yaş sınırı şeklinde yapılan düzenlemenin, yüksek lisans ve doktora dâhil
edilerek otuz üç yaş
sınırına çekilmesi önerilmektedir. Aslında, sayıları çok olmayan,
her fakültenin sınırlı sayıda kabul ettiği yüksek lisans veya doktora
öğrencileri göz önünde bulundurulduğunda, sisteme ciddi bir yük, külfet getirmeyeceği
de açık olan bu düzenlemenin gözden kaçırılmış olduğunu düşünerek bu önergeyi
sizlerin takdirine sunduk değerli arkadaşlar. Yine önergemizde
bir başka düzenleme diğer önergelerle benzerlik taşımakta. Burada da değerli
arkadaşlar, emekli aylıklarının hesaplanmasında kullanılan güncelleme kat
sayısına gayrisafi yurt içi hasılanın gelişim hızının
eklenmemesi, yani refah payının yansıtılmaması nedeniyle Anayasa Mahkemesi 5510
sayılı Yasa’nın 3’üncü maddesinin yirmi dokuzuncu bendini iptal etmişti. Tasarıyla,
iptal hükmünün gereğinin yerine getirildiği ileri sürülmekte ise de gayrisafi
yurt içi hasılanın sadece yüzde 30’unun alınacak olması yetersiz bir düzenlemedir. Bu hesaplamada,
ulusal gelir artışının neden yüzde 30’unun alındığı sorusunun yanıtı, sosyal
devlet ve gelirin adil dağılımını gerçekleştirmeyi amaçlayan bir anlayışı
yansıtmaktan uzaktır. Bu uygulama, gelir dağılımının emekten yana bozulduğu ve
sermayeden yana bir gelir dağılımı politikasının sürekliliği anlamına geldiği
aşikârdır. Yıllardır
gerçekleşen TÜFE artış oranları ile en az 3 kat artan reel faiz oranlarının
karşılaştırılması, bu konuyu netleştiren en önemli somut göstergedir. TÜFE’nin belirlenme yöntemi de bu parametreyi ayrıca
tartışmalı kılmaktadır. Güncelleme katsayısı için belirlenen bu yöntem, adil
olmayan bir uygulama olduğu gibi, sosyal güvenliğin asgari hayat standardını
sağlamadaki rolünü de görmemek anlamına gelir. Bu nedenle, güncelleme
katsayısının hesaplanmasında gayrisafi yurt içi hasılanın
da yüzde 30 yerine yüzde 100 olarak hesaplanmasının sosyal devlet ilkesi
gereğince daha adil olacağı kanaatiyle önergemizi takdirinize sunmuş
durumdayız. Önergemizi
destekleyeceğiniz ümidiyle hepinize saygılarımı sunuyor, teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirtaş. HASAN MACİT
(İstanbul) – Karar yeter sayısının aranmasını istiyoruz. BAŞKAN – Karar
yeter sayısı arayacağım. Önergeyi
oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Karar yeter sayısı vardır. 1’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir. 2’nci maddeye
geçiyoruz. Madde üzerinde üç
önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık
sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına 119 sıra sayılı
kanun tasarısının 2. maddesi ile değiştirilmek istenen 31.05.2006 tarihli ve
5510 sayılı kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki d ve e
bentlerinin eklenmesini arz ve teklif ediyoruz. “d) Ev hizmetlerinde
çalışanlar” e) Hizmet akdi
ile çalışmamakla birlikte, ceza infaz kurumları ile tutukevleri bünyesinde
oluşturulan tesis, atölye ve benzeri ünitelerde çalıştırılan hükümlü ve
tutuklular”
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 2. maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin
(1) ve (2) numaralı alt bentlerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz.
BAŞKAN – Şimdi,
maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 sıra sayılı Kanun Tasarısının 2. maddesi ile değiştirilen, 5510 sayılı
Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin metinden çıkarılmasını
dördüncü fıkrasının (d) ve (e) bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederim. Saygılarımla.
d) Harp okulları
ile fakülte ve yüksek okullarda, Türk Silâhlı Kuvvetleri hesabına okuyan veya
kendi hesabına okumakta iken askerî örgenci olanlar ile astsubay meslek yüksek
okulları ve astsubay naspedilmek üzere temel askerlik eğitimine tâbi tutulan
adaylar ile fakültelerde veya meslek yüksek okullarında kendi hesabına
okuduktan sonra veya askerlik hizmetini müteakip subaylığa veya astsubaylığa
geçirilenlerin, okullarda geçen normal eğitim süreleri, e) Polis
Akademisi ile fakülte ve yüksek okullarda, Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına
okuyan veya kendi hesabına okumakta iken Emniyet Genel Müdürlüğü hesabına
okumaya devam eden öğrenciler ile fakültelerde veya meslek yüksek okullarında
kendi hesabına okuduktan sonra komiser yardım-cılığına
veya polisliğe geçirilenlerin, okullarda geçen normal eğitim süreleri,” BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Sayın
Ayhan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) EMİN HALUK AYHAN
(Denizli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
yüce Meclisin değerli üyeleri; görüşülmekte olan 119 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 2’nci maddesiyle değiştirilen 5510 sayılı Kanun’un 4’üncü
maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin madde metninden çıkarılmasını ve
aynı maddenin dördüncü fıkrasının (d) ve (e) bentlerinin değiştirilmesini
öngören MHP Grubu önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli Başkan,
değerli milletvekilleri; sosyal devlet anlayışında farklılıklar olmakla
birlikte, bütün ülkelerde, bir şekilde, bireylere sosyal güvenlik hizmeti sunma
zorunluluğunda olduklarını kabul etmiş, farklı şekillerde de olsa sosyal
güvenlik hizmeti sunulmaktadır. Sosyal güvenlik
hizmeti, çağdaş devletlerde, çağın gereklerine uygun, insan onuruna yakışır bir
şekilde ve çağın gereklerine uygun kurumlarla yerine getirilmesi gerekir.
Ülkemizde de bu işin yasal çerçevesi, diğer bir ifadeyle sosyal güvenlik
hizmetinin sunulması, yerine getirilmesi Anayasa’da yer almıştır. Bu nedenle,
gerek sosyal güvenlik gerekse uygulamadaki sağlık hizmetlerinin verilmesinde
ortaya çıkan problemlerin giderilmesi veya ortaya çıkan yeni ihtiyaçlara binaen
gerekli düzenlemelerin yapılması kaçınılmazdır. Ancak, burada, kurumlarda
çalışanlar arasında eşitsizliğin de giderilmesi gerekir. Hükûmetin
2003 yılındaki dokümanlarında yer almasına rağmen, aradan bu kadar süre
geçmesine rağmen, bu hususta önemli bir gelişme, maalesef şimdiye kadar
sağlanamamıştır. 5510 sayılı
Kanun’un 31/5/2006 tarihinde Resmî Gazete’de
yayımlanması sonucunda bazı maddeler Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.
Yeniden ele alınması gereken bu Yasa’yı ele almaya, seçim öncesi AKP Hükûmeti maalesef cesaret edememiştir. Şu anda yapılan bu
düzenlemeler, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarını karşılayamadığı
gibi, çok kısa bir süre önce yasalaşmış maddelerini, çok önemli maddelerini de
maalesef değiştiriyoruz. 5510 sayılı
Kanun’un Anayasa Mahkemesince iptal edilen maddeleri açısından incelendiğinde,
iptal kararlarının büyük bir çoğunluğunun memurlar ve kamu görevlileriyle
ilgili düzenlemelerden oluştuğu görülmektedir. Yapılan
düzenlemelerle, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra ilk defa göreve
başlayan memurlar ve diğer kamu görevlileri, 4’üncü maddenin birinci fıkrasının
(c) bendi kapsamında yeni sisteme dâhil olmaktadır. Hâlen çalışmakta olan
memurlar ve diğer kamu görevlileri için ise eski hükümlere tabi olacağı bu
tasarıya göre açıktır. Yasanın yürürlük
tarihinden önce göreve başlayanlar ve yasadan sonra başlayanlar açısından iki
farklı emeklilik aylığı bağlama sistemi getirilmektedir. Memuriyete giriş
sınavını kazanan, ancak ataması yasanın yürürlük tarihinden sonra yapılan bir
memur yeni düzenlemelere tabi tutulurken, yasanın yürürlüğü tarihinden bir gün
önce aynı kadroda işe başlayan bir memur ise eski mevzuat hükümlerine tabi
olacaktır. Bu nedenle, 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin madde
metninden çıkarılmasının uygun olacağını düşünüyoruz. Diğer taraftan,
eşitlik ilkesi çerçevesinde kurum içinde… HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Sayın Başkan, Komisyon temsil edilmiyor. BAŞKAN – Sayın
Ayhan, siz devam edin. EMİN HALUK AYHAN
(Devamla) – …eşitsizliğe yol açılmaması açısından, fakülteler veya meslek
yüksekokullarında kendi hesabına okuduktan sonra veya askerlik hizmetini
müteakip subaylığa ve astsubaylığa, komiser yardımcılığına veya polisliğe
geçirilenlerin okullarda geçen normal eğitim sürelerinin de madde kapsamına
alınması bu önergeyle öngörülmektedir. Diğer taraftan
ayrıca, 5744 sayılı Kanun’a tabi uzman jandarma personelinin, Uzman Jandarma
Okulundaki safahatıyla, bu okulu başarıyla bitirenlerin altı aylık stajyer
görev başı eğitiminin de dikkate alınmasının yararlı olacağını düşünüyoruz. Bu vesileyle,
önergemizi desteklemeniz talebiyle yüce Meclise saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim
Sayın Başkanım. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ayhan. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… HARUN ÖZTÜRK
(İzmir) – Komisyon yerinde yok Sayın Başkan. BAŞKAN – Komisyon
raporuna bakarsanız görürsünüz. Kabul etmeyenler…
Kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
119 Sıra Sayılı Tasarının çerçeve 2. maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel
Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin
(1) ve (2) numaralı alt bentlerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz. M. Akif Hamzaçebi
(Trabzon) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon
katılıyor mu? PLAN VE BÜTÇE
KOMİSYONU SÖZCÜSÜ NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ÇALIŞMA VE SOSYAL
GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Bursa) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Köse. (CHP sıralarından alkışlar) ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 119
sıra sayılı Tasarı’nın çerçeve 2’nci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 4’üncü
maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin 1 ve 2 numaralı alt bentlerinin madde
metninden çıkarılmasına dair verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunmaktayım.
Konuşmama başlarken hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım. Değerli
arkadaşlar, iktidarın hukuka rağmen düzenleme yapma girişimi bu yasa tasarıyla
da devam etmektedir çünkü ilgili madde Anayasa Mahkemesi tarafından 2006
yılında iptal edilmiştir. Aynı düzenlemenin tekrar gündeme geldiğini
görmekteyiz. Bu sürede de Anayasa’nın ilgili maddelerinde bir değişiklik oldu
mu? Hayır. Demek ki iktidar, Anayasa’ya rağmen bir düzenlemeye yapmaya kararlı
görünüyor. Değiştirilen ilgili hükümlerde, memur ve diğer kamu görevlisi
statüsündeki sözleşmeliler sigortalı sayılmıştır. Bu yasanın yürürlüğe
girmesinden sonra göreve başlayan memurlarla sözleşmeli personel, kendi
statüleri dışındaki sigortalılarla aynı sisteme bağlı kılınmıştır. Anayasa
Mahkemesi ise, Anayasa’nın 128’inci maddesinde geçen memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin statülerinin diğer sigortalılarla aynı olmayacağını
vurgulamıştır. Bu durum, hukuk devleti ilkesine aykırı bir düzenleme olarak
görülmüştür. Aynı şekilde, bu düzenleme eşitlik ilkesine de aykırı bir
düzenlemedir. Bundan dolayı, Anayasa Mahkemesi iptal gerekçesinde, Anayasa’nın
2, 10 ve 128’inci maddelerine aykırılık tespit etmiştir. Değerli
milletvekilleri, sosyal güvenlik alanında bu gibi değişiklik yapılması
isteniyorsa, ayrı hukuki düzenlemeler yapılmalı ve buna göre uygulamalara
girişilmelidir. Üstelik bu düzenlemeler de sosyal devlet ilkesi kapsamında ele
alınmalıdır. Maalesef, hem hukuk devleti hem de sosyal devlet ilkesi bu
tasarıyla rafa kaldırılmaktadır. Hükûmetten açıklama
yapan herkes, sosyal devlet ilkesine bağlı olduğunu her seferde
vurgulamaktadır. Yapılan düzenlemelere bakılınca, aklımıza “Bu ne perhiz bu ne
lahana turşusu?” lafı gelmektedir. Üstelik bu düzenlemeler hukuka rağmen ve
inatla yapılmaktadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarı, sadece çalışanların sosyal
haklarını değil, emeklilerin, sigortalıların, eş ve çocuklarının da haklarını
elinden almaktadır. Özürlü sigortalılara yaşlılık aylığı bağlanmasının şartları
zorlaştırılmaktadır. İşsizlik sigortasından yararlananların sağlık yardımı alma
hakları ellerinden alınıyor. Emekli aylıkları ise sadece TÜFE artışları
oranında artırılmaktadır. Sorarım size: Bu nasıl sosyal devlet anlayışı? Sosyal
güvenlik sisteminin kapsamı daraltılarak, emekli aylığı azaltılarak, işsize
sağlık hakkı vermeyerek sosyal devlet ayakta tutulabilir mi? Sorduğumuz
sorulara iktidar partisi milletvekillerinin de “hayır” dediğini biliyorum. Değerli
milletvekillerim, sosyal devlet ilkesini gerektiren bu konuda daha çok özen
vermek gerekirken çalışanların kazanılmış hakları da ellerinden alınmaktadır.
Sosyal güvenlik devletin sırtında bir yük değildir. Aksine, iyi bir sosyal
güvenlik sistemi daha iyi fiziksel ve sosyal şartlarda yaşayan insan demektir.
Yani iyi bir sosyal güvenlik sistemi demek, daha ileri, daha uygar ve daha
refah içerisinde olan bir ülke demektir. Sayın Başkan,
değerli milletvekillerim; Hükûmetin sosyal devlet ve
hukuk devleti ilkesini, ayrıca Anayasa Mahkemesi kararlarını dikkate alması
gerekir. “Nasıl olursa Cumhurbaşkanı onaylıyor.” mantığıyla hukuki düzenlemeler
yapmaması doğru olacaktır. Bu düşüncelerle
yüce heyetinizi en derin sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köse. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Sözlü soru
önergeleri ile diğer denetim konularını sırasıyla görüşmek için 1 Nisan 2008
Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma
Saati: 19.59 |
|