|
DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ CİLT : 17 81’inci Birleşim 25 Mart 2008 Salı İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN
KÂĞITLAR III. - YOKLAMA IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Kars
Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın, Kars ilinde tarım ve
hayvancılıkta yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı 2.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Türk dünyasında nevruz ve önemine ilişkin gündem
dışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı 3.- Edirne
Milletvekili Necdet Budak’ın, 22 Mart Dünya Su Günü’ne ilişkin gündem dışı
konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Tezkereler 1.- 5018 ile 2919
sayılı Kanunlara göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın
2006 yılına ilişkin dış denetimlerini yapmak üzere görevlendirilen komisyon
tarafından hazırlanan dış denetim raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/367) 2.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk
Kongresi Daimi Komitesi Başkanı WU Bangguo’nun
davetine icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Çin Halk
Cumhuriyeti’ne resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/368) 3.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan'ın, Slovenya Parlamento Başkanı France Cukjatı'nin davetine
icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Slovenya'ya resmî
ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/369) 4.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan'ın, Suudi Arabistan Şûra Meclisi Başkanı
Dr. Saleh Bin Abdullah Bin Hamid’in
davetine icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Suudi
Arabistan'a resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/370) 5.- Almanya’ya
resmî ziyarette bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a refakat eden heyete
iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/371) 6.- Suudi
Arabistan’a resmî ziyarette bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a refakat eden heyete iştirak etmesi uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/372) 7.- Bazı
milletvekillerinin belirtilen sebep ve sürelerle izinli sayılmalarına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/373) B) Önergeler 1.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın (6/479) esas
numaralı sözlü sorusunu geri aldığına ilişkin önergesi (4/36) 2.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 5.1.1961 Tarihli ve 222
Sayılı İlköğretim Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi’nin (2/44) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi (4/37) C) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 30 milletvekilinin, Antep fıstığı üretimi ve
ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/158) 2.- Kastamonu Milletvekili
Mehmet Serdaroğlu ve 19 milletvekilinin,
kamyoncu-nakliyeci esnafın sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/159) 3.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 22 milletvekilinin,
Boğaziçi’ndeki kaçak ve çarpık yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/160) VI.- ÖNERİLER A) Danışma Kurulu Önerileri 1.- Gündemdeki
sıralamanın ve çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ile Genel Kurulun 25/3/2008 Salı ve 26/3/2008 Çarşamba günkü birleşimlerinde
sözlü soruların görüşülmemesine; 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve
Tekliflerinin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler
halinde görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI A) Ön Görüşmeler 1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat ve 20 milletvekilinin,
termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/3) 2.- Tekirdağ
Milletvekili Enis Tütüncü ve 38 milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde
çevre konularındaki gelişmelerin Ergene Çevre Düzeni Havza Planı’na etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/8) 3.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış ve 23 milletvekilinin, Kırklareli ili Vize
ilçesindeki bir arazi ile ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması
planlanan çimento fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/12) 4.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur
ve 23 milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu çevresel
risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/28) 5.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya ve 22
milletvekilinin, Bartın’da kurulması planlanan termik santralin olumlu ve
olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/31) 6.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük ve 22 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik
faaliyetlerinin araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/33) 7.- Konya
Milletvekili Hasan Angı ve 19 milletvekilinin, Konya
Kapalı Havzası’ndaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38) 8.- Konya
Milletvekili Orhan Erdem ve 28 milletvekilinin, Akşehir ve Eber Göllerindeki
kirlilik ve diğer çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/42) 9.- Çanakkale Milletvekili
Mustafa Kemal Cengiz ve 27 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik
faaliyetlerinin araştırılarak çevrenin korunması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/47) 10.- Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21 milletvekilinin,
Büyük Menderes Nehri’ndeki kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/56) 11.- İzmir Milletvekili
Selçuk Ayhan ve 25 Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevreye ve turizme
olumsuz etkilerinin araştırılarak su ürünleri yetiştiriciliğinin çevreyle
uyumlu gerçekleştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/59) 12.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Ünlütepe
ve 23 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre kirliliğinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/62) 13.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam ve 29 milletvekilinin, altın arama
faaliyetlerinin hukuki durumu ile çevreye etkilerinin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/64) 14.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse ve 23 milletvekilinin, Van Gölü’ndeki kirlenmenin
önlenmesi ve Van ilinde turizmin geliştirilmesi için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/65) 15.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı ve 26 milletvekilinin, Küçük Menderes Nehri’ndeki
kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68) 16.- Artvin
Milletvekili Metin Arifağaoğlu ve 24 Milletvekilinin,
Artvin Cerattepe’deki madencilik faaliyetlerinin
çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/71) 17.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir
Akcan ve 21 milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak
gölün korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84) 18.- Van
Milletvekili Kayhan Türkmenoğlu ve 19 milletvekilinin, Van Gölü’ndeki çevre
sorunlarının ve gölün potansiyelinin araştırılarak korunması ve
değerlendirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/87) 19.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 23
milletvekilinin, başta Afşin Elbistan olmak üzere termik santrallerin çevreye
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/89) 20.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner
ve 25 milletvekilinin, Isparta ilindeki göllerin çevre sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/98) 21.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 22 milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevre ve
turizm üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/101) 22.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu ve 39
milletvekilinin, denizlerdeki kirliliğin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/119) 23.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş'ta Narlı Ovası'na
kurulması planlanan katı atık depolama tesisinin çevreye etkilerinin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/145) 24.- Isparta
Milletvekili Haydar Kemal Kurt ve 23 milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve
Havzası’ndaki çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/146) VIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Manisa
Milletvekili Ahmet Orhan’ın, bazı ilçelerdeki adliyelerin kapatılmasına ilişkin
sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/1809) 2.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Türk Ceza Kanunu’nun
301’inci maddesinin değiştirilmesine ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/1814) 3.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, Almanya’da Türklere yönelik ırkçı saldırı ve diğer
olumsuzluklara ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın
cevabı (7/1925) 4.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, bazı kişilerin servetlerini yurt dışında
tuttukları iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Nazım Ekren’in cevabı (7/1926) 5.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Almanya’da Türklerin ırkçı saldırılara maruz
kalmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı
(7/1927) 6.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, Nazım Hikmet’in mezarının ülkemize
getirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın
cevabı (7/1928) 7.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, LÖSEV’in arazi tahsisi
taleplerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/1933) 8.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş’ta
öğretmen lisesinin yapımıyla ilgili iddialara ve İl Millî Eğitim Müdürlüğü
personeline banka promosyonu verilmemesine ilişkin
Başbakandan sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1934) 9.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Bitlis Sigara Fabrikasının özelleştirmesine
ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
cevabı (7/1935) 10.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, ülkemizde bulunan
siyasi mültecilere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı
(7/1945) 11.- Bursa Milletvekili
Kemal Demirel’in, Mudanya’nın bir köyüne gölet yapımına ilişkin sorusu ve
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/1946) 12.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Mudanya’nın bir köyünün içmesuyu
ve kanalizasyon sorununa ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın
cevabı (7/1947) 13.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
atıl durumdaki tankerlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın
cevabı (7/1948) 14.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, Mudanya’daki bir göletten yapılacak sulama
projesine ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/1952) 15.- Isparta
Milletvekili Mevlüt Coşkuner’in,
DMO Isparta Bölge Müdürlüğünün kapatılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı
Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/1954) 16.- Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, Ayvalık otelcilik ve turizm meslek lisesi
inşaatına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
(7/1955) 17.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, Adıyaman’da sulamaya yönelik yatırımlara ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in
cevabı (7/1969) 18.- Aydın
Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, bazı kurul ve
kurumların başkan ve üyeleri ile Başbakanlık ve kamu bankaları bürokratlarının
ücretlerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/1973) 19.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
büyük mağazalar konusundaki kanun tasarısı taslağına ilişkin Başbakandan sorusu
ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/1983) 20.- Konya Milletvekili
Atilla Kart’ın Seydişehir Eti Alüminyum’un özelleştirilmesinin iptaline yönelik
yargı kararının uygulanmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan’ın cevabı (7/1987) 21.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, konut edindirme yardımı ödemelerine ilişkin sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in
cevabı (7/2005) 22.- Adıyaman
Milletvekili Şevket Köse’nin, GAP bölgesinde yatırımda öncelikli illere ilişkin
sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’in
cevabı (7/2007) 23.- Van
Milletvekili Fatma Kurtulan’ın, Van’ın bir köyünde
meydana gelen bir ölüm olayına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı (7/2010) 24.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun Aydın’ın Umurlu
beldesinin ilçe yapılıp yapılmayacağına ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı (7/2014) 25.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, Haliç Tersanesindeki yıkıma ilişkin sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/2028) 26.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, İstanbul’daki
tarihi evlere ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2029) 27.- Ankara
Milletvekili Tekin Bingöl’ün, Haymana’nın bir köyündeki sit alanının tahrip
edildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2030) 28.- Bursa
Milletvekili Hamza Hamit Homriş’in, AB Türkiye Karma
Parlamento Komisyonu Eşbaşkanının 301’inci madde ile
ilgili açıklamasına ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı (7/2054) 29.- Antalya
Milletvekili Tunca Toskay’ın, ihalesiz kiraya verilen
yerlere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın
cevabı (7/2055) 30.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Tekel Başmüdürlüğü
binasının restorasyonuna ilişkin sorusu ve Kültür ve
Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/2092) 31.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın, Kitap İnceleme
Komisyonuna ve Talim Terbiye Kurulu Başkanının istifasına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/2097) 32.- İzmir Milletvekili
Oktay Vural’ın, özürlü araçlarından alınan teknik muayene harcına ilişkin
sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı
(7/2108) 33.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
rahim ağzı kanserine yönelik çalışmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı (7/2121) 34.- İstanbul
Milletvekili Mehmet Ufuk Uras’ın, 1981’de idam edilen bir kişinin mezarına
ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın cevabı (7/2140) 35.- İzmir
Milletvekili Recai Birgün’ün, Polis Meslek Eğitimi Ön
Lisans Programından ilişiği kesilenlere ilişkin sorusu ve İçişleri Bakanı Beşir
Atalay’ın cevabı (7/2141) 36.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’de yapılan
bir atamaya ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
(7/2150) 37.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, hizmete açılmayan yatırımlara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/2184) 38.- Kocaeli
Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, Spor Toto Teşkilat
Müdürlüğündeki personel politikasına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’nun cevabı (7/2185) 39.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, hizmete açılmayan yatırımlara, - İzmir
Milletvekili Canan Arıtman’ın, kadın sığınma
evlerine, İlişkin soruları
ve Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/2186,
2187) 40.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, hizmete açılmayan yatırımlara ilişkin sorusu ve
Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/2214) 41.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, coğrafi işaret
tesciline ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın
cevabı (7/2215) 42.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, hizmete açılmayan yatırımlara ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun
cevabı (7/2230) 43.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in bazı soru önergelerinin cevaplandırılmamasına
ilişkin soruları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Nevzat Pakdil’in cevabı (7/2383, 2384) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.00’te açılarak beş oturum yaptı. Birinci Oturum CHP Grubu adına
Grup Başkan Vekilleri Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu
ve İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol’un, Türk
Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak Operasyonu konusunda genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesinin (8/4) görüşmelerine başlandı. Samsun
Milletvekili Suat Kılıç ve 19 arkadaşınca verilen, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin
Kuzey Irak Operasyonu” ile ilgili genel görüşme önergesinin ön görüşmelerinin,
İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre, kapalı oturumda yapılmasına dair önerge
okundu. Kapalı oturumda: Yeminli
stenograflar ile yeminli görevlilerin salonda kalmaları hususu, Dışişleri Bakanı
Ali Babacan’ın, Dışişleri Bakanlığını temsilen listede adları bildirilen
görevlilerin de oturuma katılmasına ilişkin tezkeresi, Kabul edildi. Saat 14.06’da
açık oturuma son verildi. İkinci Oturum (Kapalıdır) Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Oturum Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında
bulunan, Bursa Milletvekili Mehmet Altan Karapaşaoğlu
ve 3 milletvekilinin, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun ve Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi’nin (2/146) (S. Sayısı: 111) görüşmelerine devam edilerek 3’üncü
maddesine kadar kabul edildi; 3’üncü maddesi üzerinde bir süre görüşüldü. 25 Mart 2008 Salı
günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.41’de son verildi.
No.: 114 II.- GELEN KÂĞITLAR 25 Mart 2008 Salı Tasarılar 1.- Atatürk
Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı (1/548) (Plan ve Bütçe ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 12.3.2008) 2.- Serbest
Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/549) (Plan ve Bütçe
Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.3.2008) 3.- Türkiye
Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ile Oman Sultanlığı
Sağlık Bakanlığı Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Mutabakat Zaptının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/550) (Sağlık, Aile,
Çalışma ve Sosyal İşler ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
14.3.2008) Raporlar 1.- Genel Kadro
ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Eki Cetvellerin Gençlik ve Spor
Genel Müdürlüğüne Ait Bölümünde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/518) (S. Sayısı: 121) (Dağıtma tarihi:
25.3.2008) (GÜNDEME) 2.- İstanbul
Milletvekili Atila Kaya ve 10 Milletvekilinin; Ulusal
Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanuna Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifinin (2/121), İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre
Doğrudan Gündeme Alınma Önergesi (S. Sayısı: 122) (Dağıtma tarihi: 25.3.2008)
(GÜNDEME) 3.- Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel
Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin
Üretimine, İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın ve 12
Milletvekilinin; 4733 Sayılı Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri
Genel Müdürlüğünün Yeniden Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine,
İç ve Dış Alım ve Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi ile Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin; 4733 Sayılı Tütün,
Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğünün Yeniden
Yapılandırılması ile Tütün ve Tütün Mamullerinin Üretimine, İç ve Dış Alım ve
Satımına, 4046 Sayılı Kanunda ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/538, 2/155, 2/186) (S. Sayısı: 125) (Dağıtma tarihi: 25.3.2008) (GÜNDEME) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 30 Milletvekilinin, Antep fıstığı üretimi ve
ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/158)
(Başkanlığa geliş tarihi: 19/03/2008) 2.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 Milletvekilinin,
kamyoncu-nakliyeci esnafın sorunlarının araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/159)
(Başkanlığa geliş tarihi: 20/03/2008) 3.- Kastamonu
Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 22 Milletvekilinin,
Boğaziçi’ndeki kaçak ve çarpık yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/160)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/03/2008) 25 Mart 2008 Salı BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.03 BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatoş GÜRKAN (Adana) BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 81’inci Birleşimini açıyorum. III. - Y O K L A M A BAŞKAN -
Elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için üç
dakika süre vereceğim. Sayın
milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını
bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen
milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım
istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını
görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa
ulaştırmalarını rica ediyorum. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN – Toplantı
yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, Kars’ta tarım ve hayvancılık konusunda söz isteyen Kars Milletvekili Sayın
Gürcan Dağdaş’a aittir. Buyurun Sayın Dağdaş. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakika. IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları 1.- Kars Milletvekili Gürcan Dağdaş’ın,
Kars ilinde tarım ve hayvancılıkta yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı
konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı GÜRCAN DAĞDAŞ
(Kars) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kars ilimizin tarım ve
hayvancılık sektöründe yaşadığı sorunları bilginize sunmak için gündem dışı söz
aldım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, vaktin elverdiği ölçüde sizlere serhat ilimizin tarım ve
hayvancılıkta yaşadığı sıkıntıları ve Kars’ın genel sorunlarını duyurmaya
çalışacağım. Kars’ta
hayvancılık, kırsal nüfusun büyük bir bölümünün geçim kaynağıdır. Ancak
istikrarlı bir hayvancılık politikası olmadığı için istenilen düzeye
ulaşamamıştır. İlimizde tarım ve hayvancılığın kara yazgısı, et kombinası ile
süt ve yem fabrikalarının özelleştirilmesiyle başlamıştır. Özelleştirilen bu
tesisler kısa bir süre sonra kapanmış ve Kars’ın üretim damarları kesilmiştir.
Bu sürecin önümüze getirdiği sonuç tam bir felakettir. Sektörde yaşanan
tıkanma… BAŞKAN – Sayın Dağdaş, bir dakika. Sayın
milletvekilleri, çok büyük bir uğultu var. Lütfen, sohbet etmek isteyenler
dışarıda sohbetlerine devam edebilirler. Hatibi dinlersek çok daha faydalı
olur. Buyurun Sayın Dağdaş. GÜRCAN DAĞDAŞ
(Devamla) – Teşekkür ederim. Sektörde yaşanan
tıkanma işsizliğin yüksek orana ulaşmasına, kapanan iş yerlerinin çoğalmasına…
Sürekli göç veren, umudunu tüketmiş insanların yaşadığı bir il manzarası ortaya
çıkarmıştır. Değerli
milletvekilleri, kış mevsimini en ağır şartlarda yaşayan Kars ilimizde samanın
kilosu 280 kuruştan 400 kuruşa çıkmıştır. 2007 Kasım ayında ödenmesi gereken
yem paraları hâlâ ödenememiştir. Hayvanını satmak için yüksek nakliye bedelini ödeyerek
başka illere taşımaya çalışan Kars köylüsü elindeki hayvanı yok pahasına
satarak, çoğunu da satamayarak büyük bir kayıpla geriye dönmektedir. Tarım ve
hayvancılıkla uğraşan nüfusun yarısına yakını icra kapılarında, tefeci elinde
çırpınmaktadır. 7 ilçe, 386 köy ve 49 mahalleden oluşan Kars ilimizin alt ve
üst yapılanması, televizyon ekranlarına yansıyan Afganistan görüntülerini
aratmayacak durumdadır. Değerli milletvekilleri, daha evvel bu kürsüden Kars’la ilgili
yapmış olduğum gündem dışı konuşmada Afganistan benzetmemi yakışıksız bulan
Sayın Sağlık Bakanımıza, bu değerlendirmemi onlarca benzerlik taşıyan örnek
üzerinden ifade ettiğimi, bu durumu somutlaştırırsak merkeze bağlı Davul
köyünün ilkokulunda, elektrik hattı döşenmemiş okulda eğitim gören öğrencilerin
durumunu onlarca örnekten biri olarak gösterebiliriz. Kars’ın Afganistan’a benzemesinden keyif değil, acı duyduğumu da
Sayın Bakana hatırlatmak isterim. Değerli
milletvekilleri, Kars’ın sağlık konusu başlı başına bir dramdır. Yeni bir
hastaneye sahip olması ve yetkililerin “Hiçbir eksiğimiz yok.” açıklamalarına
rağmen sanki Erzurum Araştırma Hastanesinin sevk bürosuymuş gibi hasta sevkiyle
uğraşan trajikomik bir teşhis ve tedavi anlayışı gözlenmektedir. “Erzurum’a
hastamızı yetiştirmeye çalışırken yolda ölüyoruz.” diye feryat figan eden hemşehrilerimizin sayısı azımsanmayacak kadar yüksektir.
Tıp fakültesi için yapılması gereken araştırma hastanesi, ödeneksizlikten ve
proje tadilatının sonuçlandırılamamasından dolayı başlatılamamıştır.
Üniversitenin kendi imkânlarıyla hazırlamış olduğu hastaneye gerekli olan
teknik malzeme ve doktor takviyesi yapılamamıştır. Değerli
milletvekilleri, cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadar devletin kurduğu
altı tesisten beşi özelleştirilmiş, özelleşen tesislerin dördü kapanmıştır.
Şimdilik Karslının elinde sadece şeker fabrikası kalmıştır. Şeker fabrikasının
özelleştirilmesi için de çalışmalar sürdürülmektedir. Bu gidişle şeker
fabrikasının akıbeti de diğerleri gibi olacak, önce özelleşecek, sonra
kapanacaktır. 440 çalışanı, aileleri, 1.100’e ulaşan şeker pancarı üreticisi ve
ailesi ekmeğe muhtaç duruma gelecektir. Kars’ta esnaf ve sanatkâr güç
durumdadır. Esnaf SSK ve BAĞ-KUR primlerini ve vergisini ödemekte ya güçlük
çekmekte ya hiç ödeyememektedir. Kars’ta ücretlilerin büyük çoğunluğu kredi
kartı batağı içinde çırpınmaktadır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum Sayın Dağdaş. Buyurun. GÜRCAN DAĞDAŞ
(Devamla) – Bankalara para bulma derdindeki insanların tüketimleri yok denecek
kadar azalmıştır. Bu durum, esnafın siftahsız dükkân kapatmasına sebep
olmaktadır. 5084 sayılı
Teşvik Yasası yeterince uygulanamadığı ve yeterince cazip hale getirilemediği
için sanayisi hiç oluşamamış Kars’ın neresinden tutarsanız bin ah işiteceğiniz
bir haldedir. Standardı düşük
kömürün hava kirliliğini en üst düzeye çıkardığı Kars’ta doğal gazın geç de
olsa sonunda getirilmiş olması insanları mutlu etmemiştir, çünkü doğal gazı
yaşam alanlarına bağlayacak proje ve tesisat parası verecek durumda insan
sayısı azdır. Bu hâle bir çözüm üretmek zorunda olan hükûmet
edenlerin kömür dağıtarak oy devşirme arayışından vazgeçip doğal gazın tüm
mekânlara bağlanmasını sağlayacak formülü geliştirmeleri gerekir. Kars’ın
sorunlarından sadece birkaçını vaktin elverdiği ölçüde dikkatinize getirdim.
Muradım Kars’ın feryadını hükûmet edenlere duyurmak
ve yüce heyetinizin duyarlılığını talep etmektir. Kars’ın
fotoğrafının hüzün ve acı hissettiren duygularıyla, heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Dağdaş. Gündem dışı
ikinci söz, Türk dünyasında nevruz ve önemi hakkında söz isteyen Adıyaman
Milletvekili Sayın Şevket Köse’ye aittir. Buyurun Sayın
Köse. (CHP sıralarından alkışlar) 2.- Adıyaman Milletvekili Şevket Köse’nin, Türk dünyasında
nevruz ve önemine ilişkin gündem dışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı ŞEVKET KÖSE
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk dünyasında nevruz ve
önemini konuşmak üzere gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Konuşmama başlarken
hepinizi en içten sevgilerimle selamlarım. “Yeni gün”
anlamına gelen nevruz, Asya’nın bir ucundan Balkanlara kadar geniş bir
coğrafyada “doğanın dirilişi, baharın gelişi” anlamında bir bayram havasında
kutlanmaktadır. Nevruz binlerce yıldır kutlanan bir bayramdır. Bu bayram
şenliklerle kutlanır ve en önemli özelliği ise kardeşliğin pekiştiği gün olarak
kabul edilmesidir. Eskiden, devlet yöneticileri Nevruz Bayramı’nda ihtiyaç
sahiplerinin ihtiyaçlarını karşılar, mahkûmları serbest bırakır ve şenlikler
düzenlerdi. Halk ise bugüne özgü yemekler yapar, şenliklere katılıp eğlenirdi.
Bahar ile yeni renklerine boyanan doğa insanların ümitlerini yeşertirdi.
Dolayısıyla insanlar o an için sıkıntılarını, yokluklarını bir kenara
bırakırdı. Dargınlar barışır, öfkenin yerini sevgi alırdı. Yani insan nevruz
ile kendini yenilerdi. Birçok ülkede nevruzun yılbaşı olması da bunun bir
göstergesidir. Değerli
milletvekilleri, doğanın dirilişi demek, tabiatın yeniden can bulması demektir.
Oysa, ülkemize neler yapıldı: Rant uğruna ağaçlar
kesilip yok edildi, topraklar peşkeş çekildi ve yeşil alan kalmadı, zehirli atıklar
ırmaklara bırakıldı ve ırmaklar kirletildi. Böylece, o güzelim tabiat tabiat olmaktan çıkarıldı. Ne yazık ki artık doğanın
dirilişini gerçek anlamıyla görememekteyiz. Nevruz “kardeşlik” demektir ama
kardeşlerin arasına nifak sokuluyor, insanlar kamplara bölünüyor. Bu bağlamda,
ülkemizde halk Alevi-Sünni, Kürt-Türk, laik-antilaik
diye ayrıştırılmaya başlandı. Oysa nevruzda kutuplaşma, kamplaşma ve öfke
yoktur; hoşgörü, birlik, beraberlik ve dayanışma vardır. Değerli
milletvekilleri, tarih bize bunu öğretmiştir. Yani öfke, sanat değildir; sevgi,
kardeşlik ve barış sanattır. Yöneticiler hangi makamda olursa olsun öfkeyi
bırakıp hoşgörüyü egemen kılmalıdırlar. Bütün insanlar da kardeşliğini
pekiştirmeli, yaşadığı doğasını korumalı ve gelecek günlerine sahip çıkmalıdır.
Bunun için geç kalmış sayılmayız. Sayın Başkan,
değerli milletvekillerim; nevruzun bir de kutsal anlamı vardır. İlk insan olan
Hazreti Adem’in bugün doğduğuna inanılır. Yine,
Hazreti Nuh Peygamber’in gemisinin bugün karaya ulaştığına inanılmaktadır.
Böylesine kutsal anlamları olan nevruzun Alevilerin dünyasında da ayrı bir
değeri ve kutsallığı vardır. Aleviler nevruzu, diğer ismi “Ebu Turab” olan Hazreti Ali’nin doğum günü olarak kabul
etmektedirler. Ebu Turab’ın Türkçesi “toprağın oğlu”
demektir. Yani Aleviler nevruzda toprağın dirilişini, canlanmasını ve hayat
bulmasını Hazreti Ali’yle özdeşleştirirler. Sayın
milletvekilleri, her bayram gibi Nevruz Bayramı da iyiliğin, güzelliğin ve
umudun tekrar dirildiği ve çoğaldığı gündür. Günümüzde ise yeniden umutlanmaya,
iyiliği ve güzelliği çoğaltmaya ihtiyacımız vardır. Bu vesileyle,
hepinizin Nevruz Bayramı’nı kutlar, yüce heyetinizi en derin sevgilerimle
selamlarım. (CHP, MHP ve DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Köse. Hükûmet adına söz,
Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay’da. Buyurun Sayın Günay. (AK Parti sıralarından alkışlar) KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben
de nevruz vesilesiyle iyi dileklerimi sunmak için ve bu konuyu gündeme getiren
arkadaşıma teşekkür etmek için söz aldım. Gerçekten,
değerli arkadaşımın söylediği gibi, nevruz, çok büyük bir coğrafyada, aslında
tarımla iç içe olan toplumların önemini doğadan hissederek ortaya çıkardıkları,
hiçbir özel toplum kesimine ait olmayan, hiçbir kavme ait olmayan, toprakla
yaşayan, toprakla barışan, bir ölçüde herkesin dünyasına ait olan ortak bir
doğal bayramın adıdır. Adı, zaten bizim dilimizde, bizim dilimizdeki
sözcüklerle “yeni gün” ve bunun kutlandığı gün, küçük farklılıklarla da olsa
Atlantik’ten Pasifik’e kadar olan büyük coğrafyada martın
21’i, hepimizin bildiği gibi, gece ile gündüzün eşit olduğu, gecelerin
uzamasının durduğu, günün uzamaya başladığı, yani güneşin daha çok toprağı
ısıttığı, böylece toprağın bereketinin yeşermeye başladığı, bir anlamda doğanın
çiçeğe durduğu, bir anlamda doğanın şiire durduğu bir gerçek tabiatın tespit
ettiği bayramın adıdır. Bana Erzurumlu
Emrah’ın şiirlerini hatırlatır hep 21 Mart, nevruz, bahar sözcükleri: “Salındı bahçeme
girdi, Çiçekler selama
durdu. Mor menevşe boyun eğdi, Gül kızardı
hicabından.” Gerçekten o
donmuş doğanın birdenbire dal uçlarından selama durmaya başladığını,
yeşillenmeye başladığını, filizlenmeye başladığını, bereketin, toprağın
bereketinin, o karşı konulmaz, doyulmaz, sonu gelmez bereketinin yeniden
hissedilmeye başladığını martın sonlarına doğru, nisanın başlarına doğru
hissedersiniz. Geçmiş yıllarda
yanlış yapıldığının söylenmesinden bazı arkadaşlarımız hoşlanmıyorlar, hiçbir
zaman devletin yanlış yapmamış olacağı gibi bir önyargı bizim zihinlerimize
egemen kılınmaya çalışılıyor ama geçmiş yıllarda bir kesim nasıl Nevruz’u
sadece kendine ait sanmak gibi bir yanlışa kapılmışsa, bir kesim de Nevruz’un
kutlanmayacağı gibi bir yanlışı dayatmaya çalışmıştı. Şükürler olsun ki zaman
birçok şeyi değiştiriyor, akılların başlara gelmesine de yardımcı oluyor, katkı
sağlıyor. Bugün, hiçbir kesime ait olmadığını, her kesime ait olduğunu
Nevruz’un artık hepimiz kabul ediyoruz ve Nevruz’u artık yaptırmamak değil, hep
beraber yapmak konusunda bir gayreti hep beraber seferber etmeye çalışıyoruz. M. NURİ YAMAN
(Muş) – Hâlen yaptırmayanlar var, hâlen… KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Biz de bu
çerçevede, bu yıl, önce Millî Kütüphanenin önünde Nevruz’la ilgili geleneksel
bir, Ankara’da -Türkiye’nin her yerinde tabii, ama Ankara’da- geleneksel bir
şölen başlangıcı yaptık, sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün 1921 yılında ilk Nevruz
kutlamasına katıldığı Keçiören’de de bu geleneği devam ettirmeye çalıştık. Türkiye’nin her
tarafında Nevruz’un kutlanmasından, her tarafında baharın, barışın, toprağın
bereketinin, güneşin daha fazla bizi ısıtmasının kutlanmasından yanayım, ama
Nevruz -Sayın Başbakanın da söylediği gibi- Nevruz ateşi hiçbir yerde bir kavga
ateşine, bir öfke ateşine dönüştürülmemeli. Her yerde barış ateşi ısıtsın bizi
diye, yaksın bizi diye değil, ısıtsın bizi diye yakılan, toprağın bereketinin
yeniden hissedildiği bayram ateşlerine dönüştürülmeli. Ne yazık ki bazı
yörelerde, bazı kesimlerde, bilerek bilmeyerek, eski yanlışların tekrar
edilmeye çalışıldığı olaylar yaşandı, bazı yerlerde ne yazık ki acı sonlara
varan olaylar yaşandı. Ama çok daha geniş bir kitlede,
Türkiye’nin çok daha büyük bir coğrafyasında, çok daha geniş bir kitlede artık
birlikte, bu bayramın herkese ait olduğunu, hepimize ait olduğunu, hiçbir etnik
köken ayrımı gözetmeksizin, hiçbir inanç farkı gözetmeksizin, herhangi bir
coğrafya ayrımı gözetmeksizin herkese ait olduğunu, sadece Türkiye’de
yaşayanları, içindekileri kastederek söylemiyorum, bütün bu coğrafyada, yani
Avrupa’nın ortalarından Asya’nın uçlarına kadar bütün bu coğrafyada yaşayan,
kim ki toprakla ilgilidir, kim ki topraktaki o bereketin fışkırmasını günlük
hayatında hisseder, onların hepsinin içselleştirdiği bir bayram olduğunu fark
etmeye başladık. Geçmiş yıllarda,
doğanın bahara dururken, şiire dururken ortaya çıkardığı renkler bir kesim
tarafından sahiplenmeye çalışılıyordu. Şimdi, o renklerin bir bereket işareti
olduğu, doğanın kendi yüreğinden fışkırttığı karşı konulmaz renkler olduğunu
hepimiz görmeye başladık. Bu renkleri kendi tekelimize alma gayretlerinden de
vazgeçmeye başladık ve eski yıllara göre bir adım daha güzellikle ve bir adım
daha birlikte bayram kutlamaya başladık. Bu yıl yaşanmış
olan bazı olayların olmamasını temenni ederdim. Umuyorum ve
diliyorum ki her şeye rağmen barışın erdemini, her şeye rağmen birlikte
yaşamanın erdemini, her şeye rağmen bu ülkenin demokrasi içinde yaşamasının,
barış içinde, esenlik içinde yaşamasının erdemini önümüzdeki yıllarda çok daha
fazla, hep beraber fark edeceğiz ve herhangi bir tatsız olaya meydan vermeden
bütün bu bayramları, hem doğanın bize sunduğu bayramları hem inançlarımızın
bize sunduğu bayramları hem ulusal günlerimizi, ulusal bayramlarımızı,
bağımsızlıkla ilgili, özgürlükle ilgili, cumhuriyetle ilgili bayramlarımızı hep
beraber, hiç ayrımsız, hep beraber kutlayacağımız esenlik dolu, barış dolu
güzel günleri yaşayacağız. Bu duygularımla
tekrar Nevruz’u kutluyorum, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Gündem dışı
üçüncü söz, Dünya Su Günü münasebetiyle söz isteyen Edirne Milletvekili Sayın
Necdet Budak’a aittir. Buyurun Sayın
Budak. (AK Parti sıralarından alkışlar) 3.- Edirne Milletvekili Necdet Budak’ın, 22 Mart Dünya Su
Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı NECDET BUDAK
(Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 22 Mart Dünya Su Günü
dolayısıyla gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. ZEKERİYA AKINCI
(Ankara) – Sen su koyvereli çok oldu! NECDET BUDAK
(Devamla) – Su, sınırlı bir doğal kaynaktır. Dünyadaki hızlı nüfus artışı ve
sanayileşme iklim değişikliklerine, kuraklığa, tatlı su rezervlerinin
azalmasına ve su kirliliğine yol açmaktadır. Bunun sonucunda günümüzde kaliteli
su, petrol kadar, hatta ondan daha değerli hâle gelmiştir. Su bakımından yoksul
ülkeler için yıllardır tehlike çanları çalarken dünyanın büyük bir bölümü
konuya hâlen duyarsız kalmaktadır. Değerli
milletvekilleri, ülkemiz sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. 2030
yılında nüfusu 100 milyona ulaşacağı tahmin edilen ülkemizde kişi başına düşen
kullanılabilir su miktarının 1.000 metreküpün altına düşeceği ve bu nedenle de
su fakiri bir ülke olacağı iddia edilmektedir. Petrol zengini
olan Orta Doğu dünyanın su bakımından en sorunlu bölgesidir. Bu bölge dünyadaki
temiz su kaynaklarının sadece yüzde 1’ine sahiptir. Türkiye, su ihtiyacının
yüzde 30’unu sınır aşan Fırat, Dicle ve Asi nehirlerinden karşılamaktadır. Bu
nedenle, önemli su kaynaklarına sahip Türkiye’nin suyu Orta Doğu ülkeleri için
petrol kadar önemlidir. Bu görüşü Gorbaçov’un “Yerküre Manifestom”u,
İsmail Kapan’ın “Suyun Stratejik Dalgaları”, Ali Rıza Karacan’ın
“Çevre Ekonomisi ve Politikası” gibi birçok yayın desteklemektedir. Değerli
arkadaşlar, 1967 İsrail-Filistin Savaşı’nın aslında bir su savaşı olduğu
bilinmektedir. Yine yıllardır ülkemizde yaşanan terör olaylarının perde
arkasında su da vardır. 21’inci yüzyılın en büyük kavgasının da su için
verileceği açıktır. Bu bakımdan, Türkiye, Orta Doğu su politikasını
yönlendirici bir pozisyon alabilir ve Orta Doğu barış sürecine ciddi katkıda
bulunabilir. Bu nedenlerle, suyun ülkemiz için politik önemini çok iyi
değerlendirmemiz gerekir. Sayın
milletvekilleri, birçoğumuzun siyaset yapma nedeni bazı itirazlara
dayanmaktadır. Ben de Edirne Milletvekili olarak kültür ve tarihî eserleriyle
medeniyetler şehri, verimli topraklarıyla tarım şehri, Meriç, Tunca, Arda
nehirleriyle nehirler şehri, Saroz Körfeziyle de deniz şehri olan Edirne’de
yapılması gereken, ama yıllardır çözüm üretilmeyen konulara olan itirazımdan
dolayı bu yüce çatı altında bulunmaktayım. Başta Başbakanımız ve bakanlarımızın
desteğiyle, 2004-2008 yılları arasında Hamzadere
Barajı’nın fizikî yapımı yüzde 1’den yüzde 40’a çıkarılmış, Çakmak Barajı ile
Meriç-Ergene iletim kanal ihaleleri tamamlanmıştır. Değerli
arkadaşlar, Türkiye, su ihtiyacını yirmi beş nehir havzasından karşılamaktadır.
Ancak, son kırk yıllık süreçte nehirlerimizde ciddi bir kirlenme yaşanmaktadır.
Trakya’da buna örnek Ergene Nehri klasik olarak verilebilir. Sorunun çözümüne
yönelik olarak master planı projesi çalışmaları Ocak
2008’de tamamlanmıştır. Değerli
milletvekilleri, su, ağırlıklı olarak tarımda kullanılmaktadır. Bu nedenle,
ülkemizin tarım ve su politikaları paralel yürütülmelidir. Bütün bunlar için su
kanunu ve sulama birlikleri yasasını hep birlikte öncelikle çıkarmalıyız.
Mevcut su iletim kanallarında -ki, yüzde 50’ye varan su kayıplarının önlenmesi
için kapalı sisteme geçmeliyiz- yine vahşi sulamadan 10 kat daha ekonomik olan
yağmurlama ve damlama sulamaya geçilmesi ve bu yönde çiftçilerimizin
bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir. Yap-işlet-devret modeliyle sulama
yatırımlarının nasıl hayata geçirileceği konusunda, burada Sayın Bakanımızın, Parlamentoyu
ve bizi dinleyen çiftçileri bilgilendirmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Ülkemiz yer altı
ve yer üstü su kaynakları envanterleri
çıkartılmalıdır. Bütüncül havza yönetimi anlayışı benimsenmelidir. Gece sulama
yapılması, anızların yakılmaması, su durumuna göre ürün deseninin yönlendirilmesi, arazi
toplulaştırması, su fiyatında alan değil kullanılan su miktarının dikkate
alınması gibi önlemler su tasarrufu konusunda büyük fayda sağlayacaktır. Türkiye’de su
bilimleri enstitüleri kurulmalıdır. Üniversitelerle suyla ilgili çalışma
yapanlar, ilgili bakanlıklarla eş güdüm hâlinde Türkiye’nin on, yirmi hatta
elli yıllık su politikalarını ortaya koymalıdırlar ve Türkiye’nin aktif su
politikasını uluslararası platformlara taşımalıyız. Bu anlamda, 2009 yılında
başbakanların, bakanların, büyükşehir belediye başkanlarının ve 20 bin uzmanın
katılacağı Beşinci Dünya Su Forumu, ülkemizin aktif su politikasının
uluslararası platforma taşınması bakımından önemli bir gelişmedir. Ayrıca, 2008
yılının “Vakıf Medeniyeti Su Yılı” ilan edilmesi de ülkemiz için çok
faydalıdır. Bu duygu ve
düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, Dünya Su Günü’nü kutluyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Budak. Hükûmet adına Çevre ve
Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu. Buyurun Sayın Eroğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar) ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Saygıdeğer
Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Efendim, ben
özellikle Kars Milletvekili Sayın Gürcan Dağdaş’ın
Kars’la ilgili birtakım konuşmalarına cevap vermek, aynı zamanda Sayın Profesör
Doktor Necdet Budak’ın Dünya Su Günü’yle, suyla alakalı hususlarına bir açıklık
getirmek maksadıyla söz almış bulunuyorum. Efendim,
özellikle Kars, serhat şehrimiz. Hakikaten, Kars güzel bir
şehir. Dolayısıyla orada Hükûmetimiz ciddi
yatırımlar yaptı. Bir kere, Kars’a Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün çok
modern bir binasını, aynı zamanda muazzam bir atölyeler ve ayrıca Kars’ın
ihtiyacı için de kullanılsın diye orada son teknolojiye sahip bir konferans
binası hazırladık, açılışını yaptık. Ayrıca,
malumunuz, Kars’ın acil içme suyu ihtiyacı vardı. Yıllardan beri bu acil içme
suyu, her seferinde, üç defa temel atılmış, ancak su getirilememişti. Yıldırım
hızıyla, 135 günde Bir de, özellikle
tarım ve hayvancılıkla ilgili teşvikler gerçekten Kars’ta çok ciddi oranda
arttı. Bunu da burada açıklıkla ifade etmek isterim. Misal olarak, Kars ilinde
tarımsal destekler 2002 yılında 44,1 milyon YTL iken, 2007 yılında 56,1 milyon
YTL’ye çıkmıştır. Türkiye’de 1,5 milyar YTL mazot desteği çiftçilere verilmişken,
Kars ilinde 16,8 milyon YTL, keza kimyevi gübre desteği 4,1 milyon YTL. 2007
yılında prim destekleri Türkiye’de 6 katına ulaştı. 2002 yılında çiftçilere
prim desteği 186 milyon YTL verilirken, 2007 yılında 1,2 milyar YTL’ye ulaştı.
Kars ilinde de 2007 yılında 500 bin YTL prim desteği verildi. Bunun dışında,
hayvancılıkla ilgili verdiğimiz destek miktarı da Kars’ta arttı. Son zamanlarda
Kars’ta hayvancılığın gelişmesi de takdirle takip edilmektedir. Misal olarak,
Türkiye genelinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının
hayvancılığa verdiği destek miktarı geçmişe göre 8,5 kat artmasına rağmen,
Kars’ta tam 72 kat arttı. Misal olarak, Kars ilinde hayvancılık destekleri 2002
yılında 451 bin YTL iken, 2007 yılında 25,8 milyon YTL’ye ulaştı, yani 72 kat
arttı. Bunun dışında, diğer destekler de, hububat desteği, sertifikalı tohum
desteği verilmiştir; bu destekler 2008 yılında da devam etmektedir, onu
özellikle vurgulamak istiyorum. Tabii, sağlıkla
ilgili, Sayın Milletvekili bazı problemlerden bahsetti. Sağlık konusunda da
Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Kars’ta da yeteri kadar adım atıldı, fakat
iyinin daha iyisi var, bunun farkındayız. Kars’taki sağlık problemlerini daha
iyileştirmek için Sağlık Bakanlığımız gerekli çalışmaları yapacaktır. Ben de Nevruz’unuzu
tebrik ediyorum. Sayın Adıyaman Milletvekilimiz ve Sayın Kültür ve Turizm
Bakanımız çok güzel ifade ettiler, hakikaten, Nevruz, bizim milletimizin güzel
bir geleneği. Esasen, 21 Mart aynı zamanda Dünya Ormancılık Günü. Dolayısıyla,
biz de 21 Martta hem Nevruz’u hem de Dünya Ormancılık Günü’nü kutladık.
Arkasından, 22 Mart -tesadüfen, gene Bakanlığıma bağlı- Dünya Su Günü’ydü, onu
kutladık ve 23 Mart da bildiğiniz gibi Dünya Meteoroloji Günü, o günü de
kutladık. Ben, hem Dünya Ormancılık Günü’nüzü, Nevruz’unuzu hem Dünya Su
Günü’nüzü hem de Dünya Meteoroloji Günü’nüzü gönülden tebrik ediyorum.
İnşallah, bu güzel günlerin, bizlerin birlik beraberliğine, karşılıklı sevgiye,
saygıya vesile olmasını canı gönülden temenni ediyorum. Müsaade
ederseniz, ben bir de kısaca Sayın Profesör Doktor Necdet Budak’ın sorduğu
suallere cevap vermek istiyorum. Bilindiği gibi,
bütün dünyada 22 Mart Dünya Su Günü olarak kutlanmakta. Türkiye’de de kutlandı
bu her yerde. Özellikle, biz, bu sene, Dünya Su Günü’nü, 2009 yılında yapılacak
dünyanın suyla alakalı en büyük organizasyonlarından biri olan Beşinci Dünya Su
Forumu’na hazırlık olmak üzere İstanbul’da gerçekleştirdik. Yaklaşık olarak
yetmiş ülkeden çok sayıda uzman, ilim adamı, belediye yöneticisi, belediye
başkanları İstanbul’da Harbiye’de askerî müzede yapılan bu toplantıya katıldı.
Hakikaten bu toplantıdan çok iyi neticeler elde ettiğimizi ben ifade etmek
istiyorum. Bilhassa, küresel iklim değişimi, risk yönetimi, su kaynaklarının
korunması, insani kalkınma ve binyıl kalkınma hedefleri, su konusunda eğitim,
bilgi ve kapasite geliştirme başta olmak üzere su gündeminin ilk sıralarını
teşkil eden pek çok konuda çeşitli tebliğler sunuldu. Su problemlerinin çözümü
için önemli birtakım tavsiyeler teklif edildi. Efendim, özellikle
şunu belirteyim: Beşinci Dünya Su Forumu’na hazırlık olmak üzere, bu geçtiğimiz
cumartesi yapılan 22 Mart Dünya Su Günü’nde İstanbul çok güzel bir husus için
adım attı, bu da şudur: “İstanbul Mutabakatı” veya “İstanbul Konsensüsü” adıyla
anılan bir mutabakat sağladık. Yani özellikle bütün şehirlere, bütün insanlara
yeterli miktarda, istenilen kalitede, arzu edilen kalitede su verebilmek için
İstanbul Mutabakatı imzaya açıldı. İnşallah, bunun, bu yıl ağustos ayına kadar
tamamlanarak 2009 yılında yapılacak olan Beşinci Dünya Su Forumu’nda ilan
edilmesini bekliyoruz, İstanbul Mutabakatı olarak tarihe geçecektir -çok önemli
bir mutabakat- veya İstanbul Konsensüsü. Şimdi, değerli
milletvekillerim, Sayın Başkanım; özellikle Beşinci Dünya Su Forumu çok önemli.
Bu bakımdan, ben yüce Meclisimizin tam desteğini istiyorum. Bütün
milletvekillerimizin, bütün gruplarımızın buna özel bir alaka göstermesini,
tenkit ve tavsiyelerde bulunmasını özel olarak istirham ediyorum. Sizlerin
tenkitleriniz, tavsiyeleriniz bizim için fevkalade önemlidir. Maksadımız zaten
her şeyin en iyisi, en iyisini, en güzelini yapmak için gayret sarf etmektir.
Bu yüzden, zaten parlamentolar arasında da birtakım çalışmalar yapılacaktır.
Milletvekillerimiz özellikle bunlara katılır, bizlere fikirlerini,
kanaatlerini, tavsiyelerini iletirlerse çok büyük bir memnuniyet duyacağımızı
ben burada açıkça ifade etmek istiyorum. Özellikle, Beşinci Dünya Su Forumu’na
yüz elli beş ülkeden yaklaşık 20 bin kişi katılacak. Dünyanın bütün medyası
orada olacak. Bu bakımdan, bununla alakalı bölgesel toplantılar da yapılıyor.
İnşallah, bu forumu yüzümüzün akıyla başaracağımıza ben inanıyorum. Hatta, yabancılar bu çalışmaları, bu gayretleri görünce
“Beşinci Dünya Su Forumu, su konusunda bir milat olacaktır ve İstanbul’dan önce
ve İstanbul’dan sonra diye anılacaktır.” dediler. Tabii, bu konuda böyle
anılması için sizlerin gerçekten yardımınıza ihtiyacım var. Saygıdeğer
milletvekillerim, bir de şunu ifade etmek istiyorum: Tabii, Sayın Necdet
Budak’ın da ifade ettiği üzere, biz havza bazında su yönetimini prensip olarak
ele alıyoruz, bu prensipten hareket ediyoruz. Zaten, bütün dünyada suyun
yönetiminin havza bazında olması gerekir. Biz de bu konudaki, havza bazında
yönetimle ilgili hazırlıklarımızı tamamladık, zaten o istikamete doğru hareket
ediyoruz. Bu maksatla, bildiğiniz gibi, sadece havza bazında nehirlerin
yönetimi değil, aynı zamanda seksen bir vilayetimizin içme ve kullanma sanayi
suyu temini de fevkalade önemlidir. Buradan sizlere şu müjdeyi vermek
istiyorum: Şu anda, en son nüfus sayımına göre bütün şehirlerimizin, seksen bir
vilayetimizin 2040 yılına kadar gelecekteki nüfus tahminlerini, su ihtiyacını,
evsel su ihtiyacını, sanayi su ihtiyacını, hepsini hesapladık. Bunların
grafiklerini çizdik. İhtiyaç grafikleri, arz-talep grafikleri çizildi ve bunlar
bir kitapçık hâline getirildi. İnşallah, önümüzdeki hafta veya eğer müsait
olmazsa Bakanlar Kurulu, ondan sonraki pazartesi günü Bakanlar Kuruluna arz
edeceğim ve seksen bir vilayetimizde hiçbir şekilde yakın bir gelecekte hatta
2040 yılına kadar su sıkıntısı olmaması için gerekli her türlü çalışmayı
yapacağımızı ben burada ifade etmek istiyorum. Bir de sulamalara
temas edildi. Sulamalar konusunda da zaten biz çok büyük bir çalışma yapıyoruz.
Bu çalışmamızın özü şu: Artık, eskisi gibi açık sistem iptidai sulama
sistemlerini tamamen terk ettik. Şu anda tamamen kapalı sistem veya basınçlı
sulama sistemleri denilen veya damlamalı veya yağmurlamaya imkân veren bu
şekildeki sulama sistemlerini tercih ediyoruz hatta yürüyen projeleri de mümkün
olan hepsini bu şekilde tadil ederek, revize ederek çalışmalarımızı
sürdürüyoruz. Bunun dışında,
özelikle bazı havzalardaki kirlenme problemini işaret ettiler. Evet, bazı
havzalarımız hakikaten kirlenmiştir, bunların başında Ergene Nehri ve Havzası
gelmektedir, Gediz, Büyük Menderes, Kızılırmak Havzası gibi bazı havzalarda
kirlenme büyük boyutlara ulaşmıştır ancak bu konuda Bakanlığımız ciddi çalışmaları
başlatmıştır, bakın bunu çok açık olarak söylüyorum. Birinci husus, Büyük
Menderes Havzası’yla ilgili, projelendirme, etüt ve tatbikat projeleri
hazırlanmasıyla ilgili protokol imzalandı, şu anda çalışılıyor. Ayrıca,
Gediz’le ilgili sözümüz vardı, şu anda, bu hafta sonunda yani cuma günü “Gediz
Havzası nasıl kurtulacak?” bununla ilgili eylem planını İzmir’de, o bölgedeki
bütün valilerimizin, belediye başkanlarımızın, ilgili kurum ve kuruluşların
yöneticilerinin de hatta sivil toplum kuruluşlarının da katılımıyla bunu biz
kamuoyuna açıklayacağız. Hakikaten önemli bir proje, hatta bunun en son
hazırlıklarını az önce Bakanlıktan gelirken takip ettim. İnşallah, Gediz
Havzası’nı, arkasından Ergene Havzası’nı, Büyük Menderes’i, Kızılırmak
Havzası’nı, teker teker bunları ben kurtaracağımıza
inanıyorum. Tabii, havzaları
kurtarırken bir kere, sadece nehrin tanzimi yetmiyor yani bunlar komplike bir çalışma. Bakın, bir nehir havzasının
kurtarılmasını ben kısaca burada özetlemek istiyorum: Bir kere, bir nehir
havzasını kurtarmak için birincisi, evvela, evsel ve tıbbi atıkları, bütün katı
atıkları, çöpleri vesaire, bunları uygun şekilde toplamak, bertaraf etmek
gerekiyor. Yani, sadece suyu kontrol etmek havzada yetmiyor. Arkasından,
zehirli, zararlı atık üreten fabrikalar veyahut arıtma çamuru üretenler varsa
bunlarla ilgili bertaraf tesislerinin kurulması şart. Arkasından, her bir
sanayinin ve şehirlerin, kasabaların atık su arıtma tesislerini inşa ederek
bunları uygun şekilde alıcı ortama deşarj etmesi gerekiyor. Arkasından -daha
bitmedi- nehirlerin tanzimi, derelerin ıslahı gerekiyor. Bunun dışında,
havzanın ağaçlandırılması, nehirlere veya havza içindeki barajlara, su alınacak
olan içme suyu kaynaklarına, rüsubat, herhangi bir sürüntü maddesi gelmemesi için yukarı havza tedbirleri
dediğimiz erozyon ve rüsubatı kontrol tesislerinin,
ağaçlandırma, tersip bentleri, nehir yukarı havza
tedbirlerinin alınması gerekiyor, yani biz bunları komplike
olarak düşünüyoruz. Şu anda, İzmir
milletvekillerimizi veya o civardaki, Manisa milletvekillerimizi, cuma günü
müsait olursa bütün milletvekillerimizi davet ediyoruz. Bu Gediz Havzası’nın
Kurtarılması Projesi diğer havzalar için de örnek teşkil edecektir.
Dolayısıyla, bu konuda gerçekten tavsiyesi veya tenkidi olan dostlarımız,
milletvekillerimiz, ilim adamlarımız olursa bundan çok büyük bir memnuniyet
duyacağımızı ifade etmek istiyorum. Arkasından zaten
eylem planı hazırlandı. Bu eylem planında, az önce de ifade ettiğim üzere,
nerelerde katı atık tesisleri kurulacak, zararlı atıkları bertaraf etmek için
kurulacak tesisler, atık su arıtma tesisleri, organize sanayi bölgelerinin
kontrolü vesaire, bunların tamamı ele alınacak. Böylece, havzalar da mutlaka
kurtarılacaktır, bu da çok zor bir şey değildir. Bakın, inşallah, ciddi bir
şekilde adım atıldığı zaman, yeteri kadar ödenek ayrıldığı zaman, bu havzaların
hepsini tertemiz yapacağız, buna muktediriz. Bunu çünkü ben biliyorum,
“İstanbul’da Haliç kurtulamaz.” derlerdi. Bakın, şu anda Haliç’te otuz üç türde
balık var. Yeteri kadar akıllıca yönetirseniz, tesisleri yaparsanız, şu elden
çıkmış gözüken tesisleri bile kurtarmak mümkündür, yeniden onları inşa etmek
bize gerçekten büyük bir haz verecektir. Efendim, ben bu
güzel duygularla tekrar Nevruz’unuzu, Dünya Su Günü’nü, Dünya Meteoroloji ve
Dünya Ormancılık Günü’nüzü kutluyorum. Hepinize sıhhat, afiyet, güzel,
sağlıklı, uzun bir ömür diliyorum. Saygılarımı sunuyorum efendim. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Gündeme
geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize
sunacağım. V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Tezkereler 1.- 5018 ile 2919 sayılı Kanunlara göre, Türkiye Büyük
Millet Meclisi ve Sayıştayın 2006 yılına ilişkin dış
denetimlerini yapmak üzere görevlendirilen komisyon tarafından hazırlanan dış
denetim raporlarının inceleme sonuçlarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/367) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna 5018 sayılı Kamu
Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile 2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Sekreterliği Teşkilat Kanununa göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştayın 2006 yılına ilişkin dış denetimlerini yapmak
üzere görevlendirilen Komisyon tarafından hazırlanan dış denetim raporları,
Başkanlık Divanınca üst yöneticilerin cevapları da dikkate alınarak 11/03/2008 tarihli toplantısında görüşülmüş; dış denetim
raporlarının ve üst yöneticilerin cevaplarının kabul edilerek, raporlarda
tenkit ve tavsiye edilen hususlarda gerekli tedbirlerin alınmasına ve ekteki
inceleme sonuçlarının Genel Kurulun bilgisine sunulmasına karar verilmiştir. Bilgilerine
sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi Ve Sayıştayın
2006 Yılına İlişkin Dış Denetim Raporlarının İnceleme Sonuçları 1- Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2006 yılı harcama belgeleri
üzerinde yapılan incelemeler çerçevesinde hazırlanan Dış Denetim Raporunda,
öncelikle 2006 yılı Bütçesi ve Kesinhesap sonuçları
incelenmiş, ekonomik bir harcama politikası yürütüldüğü sonucuna varıldığı
görülmüştür. Harcamalar içerisinde yer alan personel giderleri, tedavi
giderleri ve yurt içi geçici görev yolluklarının mevzuata uygun olarak
gerçekleştirildiği, tedavi giderlerine ilişkin olarak 2004 yılı ve daha sonraki
yıllarda Tedavi Yönetmeliğinde düzenlemelere gidilmek suretiyle tedavide genel
kabul görmüş kuralların ve sınırlamaların getirildiği ve bu düzenlemelerin uygulamaya
konulmasıyla tedavi giderlerinde hem nominal hem de
reel anlamda tasarruf sağlandığı ifade edilmiştir. Mal ve hizmet alımları ile
ilgili olarak, bütçe ödeneğinin verimli ve ekonomik şekilde kullanıldığı, mal
ve hizmet alımında tasarruf sağlandığı, hizmet alımı konusunda bütçe ödeneğinin
%27,5'luk kısmının tasarruf edildiği ve alımlarda ödeneğin ekonomik olarak
kullanıldığının görüldüğü belirtilmiştir. Sonuç olarak; - Ödeme emri belgeleri ve muhasebe işlem fişlerine dayalı
olarak ilgililerin hesaplarına aktarılan paraların banka hesap özetleri ile
mutabık olduğu, kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının
doğru ve denk olduğu, ayrıca kullanılabilir bütçe ödenekleriyle uyumlu
bulunduğu, bütçe ödeneklerinin kullanılması esnasında Merkezi yönetimin tabi
olduğu harcama mevzuatına uygun tasarrufta bulunulduğu, mal ve hizmet
alımlarında kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde
kullanılmasının temin edilmesine çalışıldığı, - Harcama yetkilisi, muhasebe yetkilisi, mali hizmetler birim
yöneticisi ve gerçekleştirme görevlilerinin Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu ve diğer harcama mevzuatı çerçevesinde harcama işlemlerini yürüttükleri,
- Bütçe ile tahsis edilen ödeneklerin kullanılmasında Kurumun
hedefleri doğrultusunda 2006 yılı programında yer alan amaçların gerçekleşmesi
için tahsis edilen ödeneğin harcanmasında ekonomik davranıldığı, idarenin mali
faaliyet, karar ve işlemlerinin; Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve buna
dayalı olarak çıkarılan diğer mevzuata genel olarak uygun olduğu sonucuna
varılmıştır. Bunların dışında, Raporda yer verilen tenkit ve önerilere ilişkin
olarak Üst Yönetici cevapları Başkanlık Divanınca kabul edilmiş olup, tenkit ve
tavsiye edilen hususlarda ise gerekli tedbirlerin alınması önerilmiştir. 2- Sayıştay Başkanlığının 2006 yılı harcama belgeleri
üzerinde yapılan incelemeler çerçevesinde hazırlanan Dış Denetim Raporunda,
öncelikle 2006 yılı Bütçesi ve Kesinhesap sonuçları
incelenmiş ve 2004, 2005 ve 2006 yılı bütün olarak değerlendirildiğinde
harcamaların az da olsa artış eğilimi içerisine girdiği anlaşılmış ve tasarruf
tedbirlerine daha fazla özen gösterilmesinin sağlanması istenmiştir. Raporda ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştay
Başkanlığı hesaplarının TBMM Saymanlık Müdürlüğünce tek bir banka hesabından
yürütüldüğü, ancak hem TBMM harcamaları hem de Sayıştay harcamaları için tek
bir banka hesabıyla çalışılmasının hesapların izlenmesini güçleştirdiği
belirtilerek, ileride doğabilecek muhtemel karışıklıkları önlemek ve
harcamaları sağlıklı takip edebilmek için Sayıştayın
muhasebe işlerinin Sayıştay nezdinde kurulacak muhasebe birimince yürütülmesi
veya TBMM'nin çalıştığı bankada Sayıştayın ayrı bir
hesap numarasının olması ve harcamaların bu hesaptan yürütülmesi tavsiye
edilmiştir. Sonuç olarak; Harcama belgelerinin incelenmesinden Sayıştay Başkanlığı ödeme
emri belgeleri, muhasebe işlem fişleri ve banka hesap özetleri mukayeseli
olarak kontrol edilmiş, kurumca tahakkuk ettirilen ödemeler ile banka
rakamlarının mutabık olduğu, kesin hesap cetvellerinde gösterilen gelir-gider rakamlarının doğru
ve denk olduğu, kullanılabilir bütçe ödenekleriyle uyumlu bulunduğu, - Sayıştay Başkanlığınca, bütçe ile temin edilen mal ve
hizmetlerde kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılmasını
temin edecek tedbirlerin alındığı, - Harcama yetkilisi, muhasebe yetkilisi, mali hizmetler birim
yöneticisi ve gerçekleştirme görevlilerinin bahsedilen tedbirlerin uygulanması
yönünde azami gayret gösterdiği, - Bütçe ile tahsis edilen ödeneklerin Kurumun amaç ve planlanmış
hedefleri doğrultusunda, iyi mali yönetim ilkelerine uygun olarak kullanıldığı,
idarenin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin mali yönetim ve kontrol başta
olmak üzere ilgili diğer mevzuata uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bunların dışında, Raporda yer verilen tenkit ve önerilere ilişkin
olarak, Üst Yönetici cevapları Başkanlık Divanınca kabul edilmiş olup, tenkit
ve tavsiye edilen hususlarda gerekli tedbirlerin alınması önerilmiştir. BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Sözlü soru önergesinin geri alınmasına dair bir önerge vardır,
okutuyorum: B)
Önergeler 1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın (6/479) esas numaralı sözlü sorusunu geri
aldığına ilişkin önergesi (4/36) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Gündemin sözlü sorular kısmının 147 nci
sırasında yer alan (6/479) esas numaralı sözlü soru önergemi geri alıyorum. Gereğini saygılarımla arz ederim. İsmet
Büyükataman Bursa
BAŞKAN – Sözlü soru önergesi geri verilmiştir. Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, önergeleri
sırasıyla okutuyorum:
C) Meclis
Araştırması Önergeleri 1.- Gaziantep Milletvekili Hasan
Özdemir ve 30 milletvekilinin, Antep fıstığı üretimi ve ticaretinde yaşanan
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/158) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Antepfıstığı üretimindeki, ticaretindeki, tanıtımındaki, ihracatındaki
sorunlar ve çözüm yollarını belirlemek amacıyla Anayasa'nın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri gereğince ekteki gerekçe doğrultusunda Meclis
Araştırması açılmasını arz ederiz. Gerekçe: Antepfıstığı, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Siirt illerinin
temel tarım ürünü ve 200.000 kişinin geçim kaynağıdır. Türkiye'deki toplam
Antepfıstığı alanlarının % 62,41 Gaziantep ili sınırları içindedir ve Gen
merkezi de Gaziantep'tir. Gaziantep'teki çiftçilerinin %26'sı Antepfıstığı
tarımıyla uğraşarak geçimini bu üründen sağlamaktadır. Antepfıstığı ticaretinin
yaklaşık %90'ı, Gaziantep ilinden yapılmaktadır. Antepfıstığı, kıraç, taşlık arazilerde yetişebildiğinden, geniş
verimli arazilere sahip olmayan Bölgemiz ve Gaziantep için çok önemli bir
üründür. Böylece, tarıma uygun olmayan araziler değerlendirilerek ülke, bölge
ve Gaziantep ekonomisine önemli katkılar sağlanmaktadır. Ülkemiz, dünya Antepfıstığı üretiminde İran ve ABD'den sonra
üçüncü sırada gelmektedir. Antepfıstığı üretimde ve ticaretinde çeşitli sorunlar mevcuttur.
Şöyle ki; Antepfıstığının verime geçmesi için uzun yılların gerekmesi, bir
yıl iyi ürün verirken diğer yıl ürünün yarıya düşmesi, iyi bakım ve sulu
tarımın yapılamaması önemli sorunlardır. ABD ve İran sulu tarım yaparken, ülkemizde sulu tarımın
yapılamaması rekabet şansımızı zora sokmaktadır. Üretim maliyetlerimiz yüksek
olduğundan fiyatımız dış pazardan yüksek olmakta, ihracatçı firmalar diğer
ülkelerle yarışamamaktadır. Ayrıca, İran ve ABD fıstığına göre daha lezzetli ve
yeşil içli olan Antepfıstığının, irilik ve çıtlaklık
açısından zayıf olması, kurutulduktan sonra ıslatılıp kavlatılması sonucu sert
kabuğunun kararması gibi nedenlerle albenisi zayıftır. Antepfıstığının yeterince tanıtılamaması, tanıtıma ve ARGE'ye yeterli kaynak ayrılmaması da önemli bir sorundur.
Antepfıstığına yeni pazarlar bulmak amacıyla etkin bir tanıtım kampanyası düzenlenmelidir.
Planlı ve istikrarlı bir şekilde yapılacak tanıtım faaliyetleri Antepfıstığının
satışında önemli bir rol oynayacaktır. Antepfıstığının kendine has aroması ve yeşil içli olması yanında insan sağlığına olan
yararları tanıtımda ön plana çıkarılmalıdır. Ayrıca, daha düşük maliyetle
üretilen İran fıstığının ülkemize kaçak yollarla getirilip kendi çeşitlerimizle
karıştırılıp satılması engellenmelidir. İran fıstığında daha fazla aflatoksin olduğundan bu, başka ülkelerde olumsuz tanıtıma
yol açmaktadır. Çeşitlerimizin dış pazarlarda iyi tanıtılması durumunda ülkemiz
Antepfıstığı yetiştiriciliğinin önü açıktır. Sadece AB ülkeleri 2006 yılında
İran'dan ithal ettiği 90-100 bin ton arasında Antepfıstığı tüketmektedir ki
bunun değeri 400 milyon Eurodur. Oysa ülkemizin, AB
ülkelerine yakınlığı, yetiştirme koşullarının elverişli olması ve aflatoksin riskinin İran'a göre daha az olması ülkemizi
şanslı konuma getirmektedir. Bu potansiyel değerlendirilmelidir. Antepfıstığının modern entegre işletme
tesisleri kurularak ABD ve İran'da olduğu gibi el değmeden işlenip
ambalajlanarak iç tüketime ve ihracata yönelik tüketicilerin hizmetine
sunulması gerekmektedir. Antepfıstığı üreticilerinin, hasattan hemen sonra ekonomik
yetersizlikten ve üretim maliyetlerinin yüksek olmasından dolayı ürünlerini
aynı anda pazara çıkarması, fiyatı çok düşürmektedir. Bu sorun, o yılki ürünün
en az % 10'unu alarak fiyatın aşırı düşmesini engelleyecek bir Üretici Birliği
veya kooperatifin kurulmasıyla çözümlenebilecektir. Bu birlik veya
kooperatifin, ürünün pazar değerini düzenleyecek miktarı elinde tutması ile
aşırı fiyat yükselmesi de önlenebilecektir. Böylece, ihracatçıların ya da tüketicilerin
Antepfıstığı alımı ve tüketimi daha cazip hale getirilecektir. Sonuç olarak Antepfıstığı ülkemiz, bölgemiz ve Gaziantep için çok
önemlidir. Antepfıstığı, üretiminde, tanıtımında, iç tüketiminde, ihracatında
vb. gibi konularda çok acil ve ağır sorunlarla karşı karşıya bulunduğundan,
konunun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulacak bir meclis araştırma
komisyonu tarafından bütün boyutlarıyla incelenmesi ve alınması gereken
tedbirlerin belirlenmesi hayati önem arz etmektedir. 1) Hasan Özdemir (Gaziantep) 2) Muharrem Varlı (Adana) 3) Recai Yıldırım (Adana) 4) Mehmet Şandır (Mersin) 5) Rıdvan Yalçın (Ordu) 6) Hamza Hamit Homriş (Bursa) 7) Yılmaz Tankut (Adana) 8) Hüseyin Yıldız (Antalya) 9) Hakan Coşkun (Osmaniye) 10) Mümin İnan (Niğde) 11) Süleyman Turan Çirkin (Hatay)
12) Zeki Ertugay (Erzurum) 13) Gürcan Dağdaş (Kars) 14) Osman Çakır (Samsun)
15) Bekir Aksoy (Ankara)
16) Kamil Erdal Sipahi (İzmir)
17) Beytullah Asil (Eskişehir) 18) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) 19) Ahmet Orhan (Manisa) 20) Mithat Melen (İstanbul) 21) Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta)
22) Şenol Bal (İzmir)
23) Osman Durmuş (Kırıkkale) 24) Münir Kutluata (Sakarya) 25) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon) 26) Atila Kaya (İstanbul) 27) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) 28) Ahmet Bukan (Çankırı) 29) Metin Ergun (Muğla) 30) Osman Ertuğrul (Aksaray) 31) Yıldırım Tuğrul Türkeş (Ankara) 2.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 19 milletvekilinin, kamyoncu-nakliyeci
esnafın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/159) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Kamyoncu-Nakliyeci esnafının sorunlarının araştırılarak, alınacak
tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105.
maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu Kurulmasını arz ve teklif
ederiz. 1) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu) 2) Oktay Vural (İzmir) 3) Hasan Çalış (Karaman) 4) Mümin İnan (Niğde) 5) Yılmaz Tankut (Adana) 6) Hüseyin Yıldız (Antalya) 7) Şenol Bal (İzmir) 8) Osman Durmuş (Kırıkkale) 9) Hamza Hamit Homriş (Bursa) 10) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın) 11) Osman Ertuğrul (Aksaray) 12) Alim Işık (Kütahya) 13) Reşat Doğru (Tokat) 14) Mustafa Kalaycı (Konya) 15) Süleyman Nevzat Korkmaz (Isparta) 16) Akif Akkuş (Mersin) 17) Ali Uzunırmak (Aydın) 18) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) 19) Kamil Erdal Sipahi (İzmir) 20) Muharrem Varlı (Adana) Gerekçe: Taşımacılık faaliyeti, insanlık tarihi kadar eski, teknolojik
gelişmelere bağlı olarak şekillenen, sosyal, kültürel ve ekonomik yönü olan bir
olgudur. 1950'li yılların başlarında karayolları yatırımlarına verilen
siyasi destekle, karayolları taşımacılığı ön plana çıkarak önem kazanmış, bu
gelişme ise sektörde daha örgütlü olmayı, düzenli ve sistemli çalışma düzenini
gerekli kılmıştır. Karayolu taşımacılık sektörümüz 1970'li yıllardan itibaren hızla
gelişme göstermiş ve bugün Avrupa'nın en fazla kamyon ve TIR sayısına sahip
olan ülke konumuna getirmiştir. Bugün kamyon sayımız 750 bine ulaşırken,
ülkemizde yurt içi eşya taşımacılığının yüzde 92'si karayolu ile
gerçekleşmektedir. Günümüzde hemen hemen her sektörde
yaşanan ekonomik sıkıntılar yoksulluk ve işsizliği artırmış, bu olumsuz
gelişmelerden en fazla etkilenen kesimlerden biri de kamyoncu esnafı olmuştur. Nakliye sektörü kazanç açısından en sıkıntılı dönemini
yaşamaktadır. Maliyet girdileri ve akaryakıt fiyatlarının yüksekliğinden büyük
sıkıntı çeken nakliyeciler bunun yanında iş yokluğu da yaşamaktadırlar. Yurt içi ve yurt dışı karayolu taşımacılığı yapan firmalarımız
bile yüksek girdi fiyatları ve akaryakıt fiyatları ile baş edemez durumda iken,
bireysel kamyonculuk ise bitme noktasındadır. Nakliyeci-kamyoncu esnaf yıkıcı bir rekabet ortamında çoğu kez
düşük ücretle, hatta mazot parasına taşıma yapma zorunda kalmaktadır. Mazot
fiyatlarındaki büyük artışlar, nakliye fiyatına bile yansıtılamamaktadır. Zaten, çok ağır bürokrasi ve maliyetlerle boğuşan sektörde,
denetimsizlik de haksız rekabet yaratmaktadır. Yabancıların sektördeki ağırlığı
ve sanayicilerimizin de tercih yaparken yerli firmaları seçme konusunda titiz
davranmamaları, yakında yüklerini taşıyacak uluslararası taşımacı bulamamaları
sonucunu doğurabilir. Bu gidişle sektörü yabancı tekellere terk etmek zorunda
kalabileceğimiz düşünülürse, başta ihracatçılarımız ve sanayicilerimiz bugünden
doğru tercihler yapmak durumundadırlar. Gelir vergisi, motorlu taşıtlar vergisi, araç muayenesi, egzoz pulu,
yeni araçlarda ÖTV, geçici vergi gibi birçok vergi çeşidi ile boğuşan ve
Bağ-Kur primini ödeyemeyen kamyoncu esnafına, K1, C2, SCR gibi yetki
belgelerinin ücretlerinin çok yüksek olması ayrı bir maliyet getirmektedir. Yurt içi taşımacılık yapan bireysel kamyoncuya yapılan uygulamalar
ile yurt dışı çıkışı olan ya da deniz yoluyla taşımacılık yapanlar arasındaki
uygulamalar da birbiriyle çelişmektedir. Bu kadar olumsuz çalışma şartlarına
dayanamayan kamyoncu esnafı bir bir tükenmektedir. Kamyoncu esnafının vergi ve sigorta primlerinin yeniden ele
alınması, kilometre başına fiyat hesabı getirilmesi, nakliye ücretlerine, tonaj
ve kilometre hesabını baz alarak standart bir ölçü
belirlenmesi ve kayıt dışılığın önlenmesi adına çıkarılan denetimlerin etkin
bir şekilde devam edilmesi gibi birçok haklı talebinin değerlendirilmesi
gerekmektedir. Ayrıca taşıt pulu taksit sayısının artırılması, birikmiş vergi
borçlarının yeniden yapılandırılması, kamyoncu esnafına nefes aldıracaktır. İşte tüm bu nedenlerle kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının
çözümü için alınacak tedbirleri belirlemek amacıyla Anayasamızın 98 ve
İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu
Kurulmasını arz ve teklif ederiz. 3.- Kastamonu Milletvekili Mehmet Serdaroğlu ve 22 milletvekilinin, Boğaziçi’ndeki kaçak ve
çarpık yapılaşmanın araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/160) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Boğaziçi'ndeki kaçak ve çarpık yapılaşmanın araştırılarak,
alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve
105. maddeleri gereğince bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve
teklif ederiz. 1) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu) 2) Oktay Vural (İzmir) 3) Mithat Melen (İstanbul) 4) Ümit Şafak (İstanbul) 5) Osman Durmuş (Kırıkkale) 6) Şenol Bal (İzmir) 7) Hüseyin Yıldız (Antalya) 8) Hamza Hamit Homriş (Bursa) 9) Osman Ertuğrul (Aksaray) 10) Mustafa Kalaycı (Konya) 11) Zeki Ertugay (Erzurum) 12) Alim Işık (Kütahya) 13) Yılmaz Tankut (Adana) 14) Metin Ergun (Muğla) 15) Gürcan Dağdaş (Kars) 16) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) 17) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon) 18) Mustafa Enöz (Manisa) 19) Yıldırım Tuğrul Türkeş (Ankara) 20) Ahmet Bukan (Çankırı) 21) Metin Çobanoğlu (Kırşehir) 22) Hakan Çoşkun (Osmaniye) 23) Cumali Durmuş (Kocaeli) Gerekçe: İstanbul Boğazı, stratejik konumu, doğal güzellikleri ve tarihî
değerleri ile dünya ölçeğinde öneme sahiptir. İstanbul şehri, Boğazı sayesinde
tüm çağlarda dünyanın en güzel ve büyük şehirlerinden birisi olmuştur. İstanbul'a güzelliğini veren Boğaziçi bölgesini korumak için 1983
yılında Boğaziçi İmar Kanunu çıkarılmış ve bu kanuna dayanılarak 1984 yılında
Boğaziçi İmar Müdürlüğü kurulmuştur. Sit alanı olarak belirlenen Boğaziçi
toplam 11 bin Boğaziçi İmar Müdürlüğü'nün yetki alanında yaklaşık 29 bin bina
bulunmaktadır. Bu binalardan 3 bininin kaçak olduğu ve yıkılması gerektiği
tespit edilmiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Encümeni tarafından 2007 yılında
yıkım kararı alınmıştır. Ancak bugüne kadar yıkım gerçekleştirilememiştir.
Boğaziçi'nde ayrıca 6600 civarında gecekondu da bulunmaktadır Boğaziçi'nde, kamu kurum ve kuruluşlarından spor kulüplerine, lüks
villalardan hazine arazilerine hatta başka şahıslara ait arazilere yapılmış
gecekondulara kadar mevzuata aykırı yapılar mevcuttur. Boğaziçi'ndeki mevzuata aykırı yapılaşmanın engellenememesinin
değişik sebepleri vardır. Bu sebepler arasında, İmar Planı ve Boğaziçi İmar
Kanunu'ndaki boşluklar, yerel seçimler öncesi siyasetçilerin kaçak yapılaşmaya
göz yumması, rüşvet ve hatırlı kişi ilişkileri ile yeni yapılar yapılması ya da
yıkımların engellenmesi sayılabilir. Önceki yıllarda, Bayındırlık ve İskan
Bakanlığı tarafından Boğaziçi'nde yaşanan kaçak ve çarpık yapılaşmayı önlemek
için yeni bir imar planı ve yeni bir kanun çalışması yapıldığı medya
organlarına yansımış, ancak herhangi bir ilerleme sağlanamamıştır. Dünyanın incisi Boğaziçi'nin, çirkin ve kaçak yapılaşmadan
kurtarılması ve alınması gereken hukuki ve idari tedbirlerin belirlenmesi için
Anayasamızın 98 ve İçtüzüğün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir Meclis
Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz. BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp
açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının üç tezkeresi vardır,
ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım: A) Tezkereler (Devam) 2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Köksal Toptan’ın, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Daimi
Komitesi Başkanı WU Bangguo’nun davetine icabet etmek
üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Çin Halk Cumhuriyeti’ne resmî
ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/368) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan’ın, Çin
Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Daimi Komitesi Başkanı WU Bangguo’nun davetine icabet etmek üzere, beraberinde
Parlamento heyetiyle, Çin Halk Cumhuriyeti’ne resmi ziyarette bulunması hususu
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi hakkında 3620
sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Diğer tezkereyi okutuyorum: 3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Köksal Toptan'ın, Slovenya Parlamento Başkanı France
Cukjatı'nin davetine icabet etmek üzere, beraberinde
Parlamento heyetiyle, Slovenya'ya resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/369) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan'ın, Slovenya
Parlamento Başkanı France Cukjatı'nin
davetine icabet etmek üzere, beraberinde bir Parlamento Heyetiyle Slovenya'ya
resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurul'un
tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Diğer tezkereyi okutuyorum: 4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Köksal Toptan'ın, Suudi Arabistan Şûra Meclisi Başkanı Dr. Saleh Bin Abdullah Bin Hamid’in
davetine icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Suudi
Arabistan'a resmî ziyarette bulunmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/370) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Köksal Toptan'ın, Suudi
Arabistan Şura Meclisi Başkanı Dr. Saleh Bin Abdullah
Bin Hamid’in davetine icabet etmek üzere, beraberinde
Parlamento heyetiyle, Suudi Arabistan'a resmi ziyarette bulunması hususu
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620
sayılı Kanun'un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurul'un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Başbakanlığın Anayasa’nın 82’nci maddesine göre verilmiş
tezkereleri vardır, iki adet; ayrı ayrı okutup
oylarınıza sunacağım: 5.- Almanya’ya resmî ziyarette
bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a refakat eden heyete iştirak etmesi
uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/371) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle birlikte 7-10 Şubat 2008
tarihlerinde Almanya'ya yaptığım resmi ziyarete, ekli listede adları yazılı
milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar
Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir. Anayasanın 82 nci maddesine göre
gereğini arz ederim. Recep
Tayyip Erdoğan Başbakan
Liste:
BAŞKAN – Kabul edenler… KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.
Bu kadar milletvekilinin de iştirak etmesini kınıyorum efendim. BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım Sayın Genç. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur. Birleşime on beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 16.11 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 16.29 BAŞKAN: Başkan Vekili Meral
AKŞENER KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa), Fatoş GÜRKAN (Adana) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
81’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. Başbakanlığın Anayasa’nın 82’nci maddesine göre verilmiş
tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, tezkereyi
yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Diğer tezkereyi okutuyorum: 6.- Suudi Arabistan’a resmî
ziyarette bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a
refakat eden heyete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/372) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın,
Riyad’da yapılan Jenadriye
Festivali’ne katılmak üzere bir heyetle birlikte 4-5 Mart 2008 tarihlerinde
Suudi Arabistan’a yaptığı resmi ziyarete, ekli listede adları yazılı
milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar
Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir. Anayasanın 82 nci maddesine göre
gereğini arz ederim. Recep
Tayyip Erdoğan Başbakan Liste
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bazı sayın
milletvekillerinin izinli sayılmalarına dair bir tezkeresi vardır, okutup
oylarınıza sunacağım. 7.- Bazı milletvekillerinin
belirtilen sebep ve sürelerle izinli sayılmalarına ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/373) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna Aşağıda adları yazılı sayın milletvekillerinin hizalarında
gösterilen süre ve nedenlerle izinli sayılmaları Başkanlık Divanının 11 Mart
2008 tarihli toplantısında uygun görülmüştür. Genel Kurulun onayına sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı “Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir,
hastalığı nedeniyle 11/12/2007 tarihinden itibaren 11
gün ve 22/12/2007 tarihinden itibaren de 33 gün olmak üzere toplam 44 gün” BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. “İzmir Milletvekili Tuğrul Yemişci,
hastalığı nedeniyle 28/01/2008 tarihinden itibaren 15
gün” BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. “Sinop Milletvekili Kadir Tıngıroğlu,
hastalığı nedeniyle 05/02/2008 tarihinden itibaren 20
gün” BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. “Samsun Milletvekili Birnur Şahinoğlu, hastalığı nedeniyle 08/01/2008
tarihinden itibaren 25 gün” BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. “Hatay Milletvekili Abdulaziz Yazar,
hastalığı nedeniyle 08/02/2008 tarihinden itibaren 20
gün” BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. “Elâzığ Milletvekili Tahir Öztürk, hastalığı
nedeniyle 08/02/2008 tarihinden itibaren 24 gün” BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. “Erzurum Milletvekili Zeki Ertugay,
mazereti nedeniyle 11/02/2008 tarihinden itibaren 15
gün” BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup oylarınıza sunacağım. VI.- ÖNERİLER A) Danışma Kurulu Önerileri 1.- Gündemdeki sıralamanın ve
çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesi ile Genel Kurulun 25/3/2008
Salı ve 26/3/2008 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların
görüşülmemesine; 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve Tekliflerinin İç Tüzük’ün
91’inci maddesine göre temel kanun olarak ve bölümler halinde görüşülmesine
ilişkin Danışma Kurulu önerisi Danışma Kurulu Önerisi No: 29 Tarihi:25.3.2008 Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler” kısmının 55, 56, 24 ve 31 inci sıralarında yer alan 119,
120, 48 ve 69 sıra sayılı kanun tasarısı ve tekliflerinin bu kısmın 4, 6, 7 ve
10’uncu sıralarına alınması, Gelen Kâğıtlar listesinde yayımlanan ve
bastırılarak dağıtılan 125 sıra sayılı Kanun Tasarısının 48 saat geçmeden bu
kısmın 5 inci sırasına alınması ve diğer kanun tasarı ve tekliflerinin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesi, Genel Kurulun 25.3.2008 Salı ve 26.3.2008 Çarşamba günkü
Birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi, Genel Kurulun 26.3.2008 Çarşamba
ve 27.3.2008 Perşembe günkü Birleşimlerinde 14:00-20:00
saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi ve 119 sıra sayılı Kanun Tasarısı ve
Tekliflerinin İçtüzüğün 91 inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi
ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olmasının Genel Kurulun onayına
sunulması Danışma Kurulunca önerilmiştir.
119 SIRA SAYILI SOSYAL SİGORTALAR
VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUN TASARISI (1/465) BÖLÜMLER BÖLÜM MADDELERİ BÖLÜMDEKİ MADDE SAYISI
BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi hakkında aleyhte söz talepleri
vardır. İlk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Hasan Macit’e aittir. Buyurun Sayın Macit. (DSP sıralarından alkışlar) Söz süreniz on dakika. HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce
heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Sayın milletvekilleri, gün salı, bir Danışma Kurulu önerisi. Her
salıda olduğu gibi, rutin olarak Danışma Kurulu önerisini görüşüyoruz. Danışma
Kurulunun önerisinde, 125 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın gündemin 5’inci
sırasına alınması diye bir öneri var. Değerli arkadaşlar, sizlere soruyorum: 125 sıra sayılı Kanun
Tasarısı nedir, neyi ilgilendiriyor? Ben bilmiyorum. Bilmediğim bir kanunla
ilgili burada hangi düşüncemi sizlerle paylaşacağım, hangi katkıyı -bu yasanın
görüşmelerinde- koyacağım? Yoksa, muhalefet
milletvekillerinin katkılarını, düşüncelerini almamak için mi düzenliyorsunuz
bu Danışma Kurulu önerilerini? Değerli arkadaşlar, yoksa siz de mi bilmiyorsunuz? Biliyor
musunuz? 125 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın neyi içerdiğini, konusunun ne
olduğunu biliyor musunuz? Demek ki siz de bilmiyorsunuz. O zaman, sanal bir
kanun tasarısı üzerinde burada Meclisi, Meclisin gündemini işgal ediyoruz. Değerli arkadaşlar, lütfen, lütfen… Kanun tasarıları gelsin,
birkaç gün hiç olmazsa milletvekili arkadaşlarımız bu tasarıların üzerinde
çalışmalarını yapsınlar ve burada olumlu katkılarını sunsunlar ve böyle bir
katkıyı istemediğiniz, bu Danışma Kurulu önerisi üzerinde anlaşılıyor ne yazık
ki. Değerli arkadaşlar, bir de bu “sosyal güvenlik reformu” adı
altında getirilen kanun tasarısının da bölümler hâlinde görüşülmesini son
derece yanlış buluyorum. Bu kanun tasarısı çalışanlarımızı, emeklilerimizi
ilgilendirdiği kadar 70 milyon insanımızı ilgilendiriyor ve 70 milyon
insanımızı ilgilendiren bir kanun tasarısının, maddelerinin tek tek görüşülerek, burada tek tek
iktidar ve muhalefet bütün milletvekillerinin düşünceleri, katılımları,
katkıları alınarak çıkarılmasında yarar görüyorum. Kamuoyunda bu kanun tasarısı
görüşülüyor, kamuoyunda tartışılıyor. Kamuoyunda tartışılması
çok güzel bir olay. Keşke uzun süre kamuoyunda tartışılabilse; bu yasa
tasarısıyla ilgili olan kurumlar, kuruluşlar düşüncelerini paylaşabilse. Ama ne
yazık ki iktidarın, böyle bir paylaşımdan faydalanması gerekirken
faydalanmadığını görüyoruz. Sayın Başbakan, bu kanun tasarısıyla ilgili
tarafların söylediği, yani sendika başkanlarının söylediklerini -işçileri,
memurları temsil eden sendika başkanlarının söylediklerini- muhalefet
partilerinin söylediklerini neyle itham etti? Yalan olmakla itham etti, yalan
söylemekle itham etti “Yalan söylüyorlar.” dedi. Değerli arkadaşlar, kimin yalan, kimin doğru söylediğini gelin,
maddeleri tek tek görüşerek, irdeleyerek, masaya
yatırarak, tartışarak görelim; kim yalan söylüyor görelim. Acaba, “Yalan
söylüyorlar” diyenler mi yalan söylüyor, kamuoyunda düşüncelerini paylaşanlar
mı yalan söylüyor; yalan söyleyen bir ortaya çıksın diye düşünüyorum. Değerli arkadaşlar, lütfen, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemini burada en verimli bir şekilde düzenleyelim, en verimli bir şekilde
burada çalışmalarımızı sürdürelim. Hükûmetin bir uygulaması
da ne yazık ki denetimden kaçma gibi bir olayın, denetimden kaçırma gibi bir gündem
düzenlemesiyle seçimlerden bu tarafa karşılaşıyoruz. Bu hafta, sözlü soruların
görüşülmeyeceği bu Danışma Kurulu önerisiyle geldi. Değerli arkadaşlar, gelin, cuma günü de çalışsın Meclis,
cumartesi, pazar günü de çalışsın ama gündemin, İç Tüzük’ün emrettiği denetim
konularına da ağırlık verilsin. Yani, bugün ve yarın sözlü soruları, denetim
olayına ayrılan süreleri koyalım, bunun karşılığı olarak daha fazla çalışmayı
cuma, cumartesine de sarkıtalım. Neden korkuyoruz? Denetim konularının Türkiye
Büyük Millet Meclisi gündeminden kaçırılmasından neden çekinti ediyoruz? Değerli arkadaşlar, bir diğer konu, biraz önce -buna söyleyecek
bir şeyimiz yok- bir arkadaşımız, beş dakikalık gündem dışı bir konuşma
yapıyor, Hükûmet yetkililerim, bakanlarımız buna yirmi
dakikayla yanıt veriyorlar. Bu, İç Tüzük’ün gereği, bunu eleştirecek durumumuz
yok ama ne yazık ki, buradaki beş dakikalık süre içerisinde söylenen sözlerin
arkasından yirmi dakika gibi, doğru olmayan sözler anlatıldığı zaman, bir
önceki beş dakikalık konuşma da yok olup gidiyor. Biraz önce, Sayın Bakan, tarım konusundaki desteklemelerle ilgili
gündem dışı bir konuşmaya yanıt verirken burada bilgiler sundu. Yani, milyar
YTL’lerin tarımsal destekleme olarak verildiğini söyledi: “Şu konuda şu kadar
verildi, bu konuda bu kadar verildi.” Değerli arkadaşlar, tarımsal destekleme politikaları beş yıldızlı
otellerde açıklanmaz. İki yıl önce tarımsal destekleme projesini koyup iki yıl
sonra beş yıldızlı otelde bir projeksiyon daha
açıklanmaz. Uymadığınız, yapmadığınız, vaat ettiğiniz konularıysa âdeta yapmış
gibi burada söylerseniz, bizi yanıltırsınız ama kamuoyunu yanıltamazsınız.
2007’nin hayvancılık desteklemeleri nerede Sayın Bakanım? “Ödendi.” diyorsunuz.
2007 hayvancılık desteklemelerinden bir kuruş ödediniz mi? Geçen gün Sayın
Başbakan açıklama yaptı, “Efendim, desteklemeleri bir ay, iki ay öne çekeceğiz
ve Mart ayı içerisinde ödenecek” dedi. Bugün Martın 25’i… TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Nisanda, nisanda. HASAN MACİT (Devamla) – “İnsaf” diyen arkadaşımız, yanlışımız
varsa gelir burada konuşur. TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Nisanda. HASAN MACİT (Devamla) – Geçen yılın desteklemelerini ödediniz mi?
Geçen yılın hayvansal desteklemelerini mart ayı içerisinde ödeyeceksiniz, yani
bir yıl sonra ödeyeceksiniz… Sayın Başbakan “Mart ayında ödenecek.” dedi, ama
şu ana kadar bir kuruş ödenmişlik yok. NURİ USLU (Uşak) – Devam ediyor. HASAN MACİT (Devamla) – Nerede ödeniyor Sayın Milletvekili? NURİ USLU (Uşak) – Uşak’ta ödeniyor mesela. HASAN MACİT (Devamla) – Uşak’ta ödeniyor… Türkiye, sadece Uşak
değil. Evet arkadaşlar,
maalesef, televizyonları başında buradan bizi dinleyen yurttaşlarımız
değerlendirmesini çok iyi yapıyor. Değerli arkadaşlar, bu yıl tarımsal desteklemelerle ilgili yeni
bir proje, yeni bir uygulama getiriyorsunuz. Bu getirdiğiniz, geriye giden
desteklemenin âdeta kösteklemeye dönüştüğü bir programdır. Hayvancılık
desteklemelerini kaldırıyorsunuz, hayvan başı tek bir ücret destek
veriyorsunuz, bu da, gerçek hayvancılığı yapan insanlarımızı, çiftlik
sahiplerimizi değil, birilerini âdeta destekleyen bir proje hâline getiriliyor.
Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemi, biraz
önce söyledim, denetimlere ağırlık verilmesi gerekiyor dedim. İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin yaptığı 53 tane ihaleyi Kamu İhale Kurumu iptal
etmiştir; 43 tanesini, sözleşme imzaladığı için etkisi olmamıştır ama
yanlışlığını bulmuştur, 10 tanesini de iptal etmiştir. Neden bunları masaya
yatırmıyoruz? Bu 53 tane ihalenin kamuya ne kadar maliyeti olduğunu, ne kadar
kamu kaynağının yanlış bir şekilde harcandığını niçin burada tartışmıyoruz?
Belediyelerimizdeki âdeta kanunsuzluk hâline gelen bu uygulamaları niçin
Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminden kaçırıyoruz? Değerli arkadaşlar, gelin, Meclisin gündeminde, denetim
konularını, denetim mekanizmasını işletelim. Denetimden korkmayalım. Doğru iş
yapanlar, doğru çalışma yapanlar denetimden ve kontrolden korkmazlar. Yasalara
uygun iş yapmayanlar, yasalara uygun çalışma yapmayanlar denetimden kaçarlar.
Gelin, bu anlayışımızı, yani denetimi işletme anlayışımızı burada gösterelim. Değerli arkadaşlar, hep 2002-2008 arası kıyaslanıyor. Hiç, TÜİK
rakamlarına göre Türkiye’deki işsizliği irdelediniz mi? İktidar milletvekili
arkadaşlarıma söylüyorum, Türkiye’deki işsizlik ne kadar biliyor musunuz
değerli arkadaşlar? TÜİK verilerini bir masaya yatırıp da, Türkiye’nin
işsizliğinin… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Macit. HASAN MACİT (Devamla) -…ne kadar arttığını, hangi boyutlara
ulaştığını, 2002’de neydi 2008’de ne olduğunu araştırdınız, baktınız mı değerli
arkadaşlar? TÜİK rakamlarında her türlü oynamaya rağmen, yani iş aramaktan
vazgeçenler işsiz sayılmıyor, iş bulma ümidini kesenler işsiz sayılmıyor;
bunlar dışarıya çıkarıldığı hâlde, 2002 rakamlarından daha büyük bir işsizliğin
olduğunu… Hani hep övünerek söylüyorsunuz: Ekonomi şöyle büyüdü, böyle büyüdü…
Ekonomi büyüdüyse Türkiye’de işsizlik sorunu kalkmış olması lazım ama bugünkü
geldiğimiz noktada o beğenmediğiniz, kriz dönemleri dediğiniz yıllardan daha
büyük bir işsizlik, daha büyük bir ekonomik sıkıntı ve krizle Türkiye’nin karşı
karşıya olduğunu düşünüyorum ve TÜİK’in rakamları da
bunu veriyor. Değerli arkadaşlar, gelin bu gündemi Türkiye’nin, Türk halkının
gündemine göre belirleyelim. Danışma Kurulu önerisinin aleyhinde olduğumu söylüyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Macit. Danışma Kurulu önerisi hakkında, aleyhte söz talebi, Tunceli
Milletvekili Sayın Kamer Genç’e aittir. Buyurun Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Danışma
Kurulu önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Tabii, Danışma Kurulu… Aşağı yukarı yedi aya yakın bir süredir
burada görev yapıyoruz, bu yedi aya yakın, İç Tüzük her hafta iki saat sorulara
yer ayrılmasını öngördüğü hâlde, maalesef, çarşamba günü daha şimdiye kadar
soru sorulduğunu görmedim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye bir çiftlik gibi
yönetiliyor. Bakın, biraz önce Başbakanlığın önergesi okundu. Bu nedir? Tayyip
Erdoğan, Abdullah Gül keyfi estiği zaman yakınlarını uçaklara dolduruyorlar,
getiriyorlar, devletin hem uçaklarından yararlandırıyorlar hem devlet
paralarını veriyorlar hem de bunlara harcırah veriyorlar. Gördünüz işte, bir
yere gitti, 10 tane milletvekilini yanında getiriyor. Hakkın var mı buna
kardeşim? Her birisine günde 200 dolar harcırah veriyorsun, bir de eşlerini
getirirsen onlara ayrıca harcırah veriyorsun; otel parasını veriyorsun, yiyecek
parasını veriyorsun. Giderlerse, bunlar kendi ceplerinden gitsinler. Bir bakan da Suudi Arabistan’a gitmiş, yine 7-8 tane
milletvekilini de takmış götürmüş. Hacca gideceksen kendi paranla git kardeşim,
benim paramla niye gidiyorsun yahu? Niye benim paramla gidiyorsun? Böyle devlet yönetilmez beyler. Bu, devleti çiftlik gibi yönetmek
demektir. Bu, çiftlik gibi devleti yönetenlerin sonu da felakettir, onu
bilesiniz. Burada, gün gelecek, bunların hesapları sorulacak size. Bu milletin
parasını yiyemezsiniz. Bu memleketin paralarını yiyip de 340 milletvekilinin
parmağına güvenerek aklanamazsınız. Bu 340 milletvekilinin yarın bu salonda
olmayacağını da bilmenizi istiyorum. Türkiye bir huzursuzluk memleketi hâline geldi, insanlar
güvensizlik hâline geldi. İsmet Paşa’nın zamanında dediği gibi “Eşkıyanın gece
ne yapacağı belli değil.” Bir bakıyorsunuz, efendim, gece yarıları sabaha
kadar- bu ülkenin en saygın insanları, evlerine baskın yapılıp alınıyor. Böyle
mi bu devleti yönetmek? Soruyorum size: Siz, demokrasiden, insan haklarından
bahsediyorsunuz. Yani sizin bahsettiğiniz demokrasi ve insan hakları sırf… Siz,
bu memlekete, laik düzeni yıkıp da yerine kendi kafanızda geçen şeriat düzenini
getirmeye yönelik demokrasi mi istiyorsunuz? Böyle bir anlayış biçimi olur mu
sayın milletvekilleri? Anayasa Mahkemesine dava açılmış. Birileri diyor ki: “Benim
ismimin o dava iddianamesinde yer alması bana şeref kazandırır.” İddianame ne?
İddianamedeki o iddiaları… Aslında insanlar sorumluluk taşıyan insanlar olması
hâlinde, o iddialar karşısında, toplum içine çıkamazlar. Birileri diyor ki: “Bizim tarlamıza oy bereketi yağdırır.” Yahu
beyler, efendiler, bu milleti bu kadar mı idrakten, akıldan, izandan yoksun
gibi kabul ediyorsunuz? Öyle gün gelir ki, atın size attığı çiftenin çiftesi
size isabet etmedi ama, bu milletin attığı çifte çok
isabetli yerinize isabet eder, onu da bilesiniz. O bakımdan, böyle, milleti
hiçbir şeyden anlamıyor gibi, ondan sonra, ben istediğim gibi konuşurum
düşüncesiyle hareket edip de halkın karşısına çıkıp halkı küçük düşürmeyin.
Halk biliyor ama… Tabii, geçmişte, işte 22 Temmuzda biraz aldandı. Biraz değil
tam aldandı. Ben, İznik’e gitmiştim, orada bir çevre komisyonu toplantısına
katıldım. Bir benzinlikten benzin alıyorum. İki parmağı yok, esmer bir vatandaş
geldi benim yanıma, dedi ki: “Sayın Milletvekilim, ben bu memlekette çobanlık
yapıyordum, o kadar rahat biçimdeydim ki ama bu son zamanlarda bu memlekette
çobanlık yapmayı dahi onuruma yediremiyorum.” Bu memleketi o duruma düşürdünüz.
Yani yönetiminizle bu memleketi bu duruma getirdiniz. Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün konuşmalarını
alıyorsunuz. Yahu, iktidar partisi konuşmaz ki kardeşim! İktidar partisi icraat
yapar. Şimdi, getirdiniz Sosyal Sigortalar Kanunu’nu. Ben gittim söz istedim,
bütün sözler kapatılmış! Yani, Türkiye’nin bu kadar bütün insan kesimlerini
ilgilendirdiği bu kanunun üzerinde muhalefet milletvekillerini konuşturmamak
size ne kazandırıyor? Sizin amacınız burada ülke, millet yararına kanun
çıkarmak mı, yoksa her şeyi milletin gözünden kaçırarak kendi istediğiniz o
dikta rejimi benzeri birtakım uygulamalarla bu memlekette gerçekleri gizlemek
mi istiyorsunuz? Böyle bir yönetim olmaz bu yerde. Geçmişte sizin bu
tutanakları, bu memlekette, bu kürsülerde yapılan konuşmaları buraya getirsek,
gerçekten burada oturamazsınız. Sayın milletvekilleri, şimdi burada Parlamenteriz. Biz buraya niye
geldik? Burada yasaların usulüne göre çıkıp çıkmadığını denetlememiz gerekiyor.
Getirdiğiniz kanunları gördük. Mesela, bir vergi kanunu; yani çok önemli de
onun için… Vergi kanunlarıyla kimi affettiniz? Kendi yandaşlarını. Çünkü, yani adam, davası varsa Maliye Bakanlığı uzlaşma
komisyonuna gidecek ve Danıştaydan karar da çıkmışsa,
bildiği hâlde birisine tebliğ etmemişse, adamın, farz edelim 100 trilyon borcu
varsa “Gel anlaşalım.” diyecek. Yani adam zaten 100 trilyonu ödeyecek. Ondan
sonra o ne kadar az öderse… Onun hesabı bu. Yani getirdiğiniz kanunlar Türkiye
Cumhuriyeti devletinin vatandaşlarının menfaatine uygun kanunlar değil. Bu
kanunla bu memlekete sıkıntı getiriyorsunuz, suistimal
getiriyorsunuz, soygun getiriyorsunuz. İşte, geçmiş dönemde getirdiğiniz 5018
sayılı Kamu Mali Yönetim Kanunu’yla da denetimi kaldırdınız. Denetimin olmadığı
bir memlekette hangi kişi dürüst çalışır? İşte, bugünkü gibi, bakanlarınız, başbakanlarınız, kafalarına
estiği gün kendi yandaşlarını devletin parasıyla istedikleri gibi gezmeye
götürüyorlar. Bu, denetimsizliktir. Eğer, Anayasa’nın 82’nci maddesine göre,
burada yapılan böyle bir uygulamada, bu salonda “Arkadaş, sen, 10 tane kendi
yandaşını, partili milletvekillerini götürüp de Avrupalarda, Amerikalarda
yedirip içiremezsin, ben bunun parasını sana verdirtmem devlet hazinesinden”
denilse, kimse götüremez. Hele bazı milletvekilleri de bazıları da kendi çoluk
çocuğunu dolduruyorlar. İşte, keyiflerine geldiği zaman uçağa doldur
Amerika’lara götür gezdir, Suudi Arabistan’a götür gezdir, Dubai’ye götür
gezdir. Şimdi, bu arada bir şey öğrenmek istiyorum kim yetkiliyse eğer. Bu
Anayasa Mahkemesi Başkanı bu sırada neden birdenbire Dubai’ye gitti? Niye
gittiğini ben öğrenmek istiyorum. Şimdi Anayasa Mahkemesinin gündeminde hayati,
Türkiye'nin rejimiyle ilgili iki tane önemli dava varken bunlar neden
bırakıldı, niye gidildi? Şimdi, Türkiye’de olsa kiminle görüştüğü belli olur. Ama Dubai’ye
gidince orada kimlerle görüşüyor? Ben bir milletvekili olarak bunu bilmek
zorundayım. Bu kritik dava öncesinde acaba neden yurt dışına böyle bir seyahat
öngörülüyor? Kaç gün kaldı orada, kimlerle görüştü? Ben bilmek istiyorum,
bunlar bizim doğal hakkımız. Bakın, 3 Kasım seçimlerinde yapılan büyük bir seçim hilesi
konusunda Yüksek Seçim Kuruluna biz dava açtık o zaman. Davalarımızın tam
görüşüleceği zaman Yüksek Seçim Kurulu Başkanı birden ortadan kayboldu
“Efendim, ben yoğunluktan bıktım.” dedi. Sonra baktık ki Antalya’da yatlarda
geziyor! Şimdi, devletin belli bir kadrosunda yer alan kişilerin her hareketine
dikkat etmesi lazım. Şimdi, bu Anayasa Mahkemesi Başkanının orada dürüst görev yapacağı
konusunda benim ciddi kuşkularım var. Çünkü neden gitti? Bana çıkıp açıklaması
lazım. Kaldı ki orada basın takip etmiyor ki kimle görüşüyor, oraya kim davet etti… Bugün basına bir
açıklama yapmış: “Daha önceden kararlaştırılmış bir seyahat.” diyor. İyi de
yani, bu, bu güne mi rast geldi? Sonra, kimle görüştün? Ben onu öğrenmek
istiyorum. M. NURİ YAMAN (Muş) – Ertelesin, ertelesin… KAMER GENÇ (Devamla) – Burada, Türkiye’de çok kritik, mesela
yürütmenin durdurulmasıyla ilgili, türbanla ilgili Anayasa değişikliğinde hemen
bir karara varılması lazımken neden bu görüşülmüyor? Tabii, bunları sormak bizim görevimiz. Herkes kendi üzerine aldığı
sorumluluğun hesabını vermek zorundadır, insanların kafasında istifham ve şüphe
uyandıracak davranışlardan kaçmak zorundadır. Anayasa Mahkemesi gibi çok yüce
bir kurumun başında olmak çok onurlu ve soylu bir görevdir, ben onu kabul
ediyorum ama oradakilerin de insanların kafasında istifham yaratabilecek
davranış içerisinde olmamalarını diliyorum. İşte, biraz önce arkadaşımız “Efendim, getirilen -yani muhalefet
partilerine de şey ediyorum- bastırılarak dağıtılan 125 sıra sayılı Kanun
Tasarısı” diyor. Burada çalışan arkadaşa sorduk: “Bastırılarak dağıtılan o 125
sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı getir.” dedik, “Efendim, daha gelmedi, bize
gelmedi.” dedi. Bastırılmamış daha! Ya, hiç olmazsa şu Meclisin karşısına
getirdiğiniz metne de Meclise gösterdiğiniz saygı gereği doğru bir metin yazın,
dürüst bir yazılım yazın. Yani daha bastırılmamış, matbaadan çıkmamış bir
metni, siz, “Efendim, bastırılarak dağıtılan…” Ee, yalan…
Bastırılarak dağıtılmamış! Yani böyle bir şey olur mu? Sonra, şunu üç gün sonra getirseniz ne olur, basılıp dağıtıldıktan
sonra getirseniz… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) – Evet, Sayın Başkan… BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, soru müessesesini burada işlemez
hâle getirdiniz. Geçen hafta, Tokat Tekel fabrikasına İspanya’dan satın alınan
makineyle ilgili bir sorum vardı, soru şuydu… Maliye Bakanı o sözleşmeyi
imzaladıktan iki gün sonra sözleşmeyi imzalıyor. Sözleşmeyi imzaladıktan iki
gün sonra Maliye Bakanının çocuklarının iş yerinde çalışan bir memura 30 bin
dolar gidiyor. Bunu bir denetim elemanı tespit ediyor. Ben diyorum ki Sayın
Bakan, bu para niye geldi bu senin iş yerinde çalışan bir adama? “Efendim, o
denetim elemanı yetkisini aşarak denetim yapmıştır.” diyor. Yahu, sen onu
diyeceğine de ki: “Ben bu parayı almadım, benimle ilgisi yok.” Varsa gelin
araştıralım diyorum, hakikaten, Maliye Bakanının çocuklarının iş yerinde
çalışan kişiye 30 bin dolar gitmiş mi gitmemiş mi? Gitmişse bu parayı almış
kime vermiş? Meclis işte bunu araştıracak. Hırsızlıklar böyle önlenebilir. “Yok efendim” diyor “denetim elemanı” diyor… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla) – Teşekkür ederim. Danışma Kurulu kararının da aleyhindeyim. BAŞKAN – Danışma Kurulu önerisi üzerinde, lehte söz isteyen Yozgat
Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ. Buyurun Sayın Bozdağ. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Danışma Kurulu önerisi lehinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Danışma Kurulu önerileri, mutat olduğu biçimde, Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulunun haftalık çalışmaları üzerinde gruplar arası bir mutabakat
olduğu zaman buraya geliyor. Yine aynı biçimde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
bu haftaki çalışması üzerinde gruplar arası bir mutabakat temin edildi. Bu
mutabakat çerçevesinde Danışma Kurulu huzurlarınıza getirildi. Oylarınızla
kabul edildiği takdirde de Genel Kurul burada belirlenen kanun tasarı ve
tekliflerini görüşmeye devam edecektir. Bu, sadece bugünün işi değil, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin, geçmişe dönük de baktığımızda, sürekli uyguladığı yöntemlerden
birisi. Biz de bunu bu şekilde bir anlaşmayla getiriyoruz ki bu, Meclisimiz
için de olumlu, önemli bir adımdır, bir gelişmedir. Ben onun için de bütün
gruplara, bu noktada gösterdikleri yaklaşım ve anlayıştan dolayı teşekkür
ediyorum. Burada zaman zaman konuşulurken işte
“muhalefetin sesi” veyahut da “grupları olmayan muhalefetin sesi” veya “bir
şekilde sesin kısıldığı”yla ilgili de konuşmalar
yapılıyor. Esasında, bakıldığı zaman, Mecliste bulunan her milletvekilinin
konuşma hakkı vardır. Bir milletvekilinin diğer bir milletvekilinden farklı bir
durumu söz konusu değil, herkes eşit. Eğer, biz 550 milletvekilinin hepsine
aynı şekilde eşit bir konuşma verdiğimiz takdirde, bunu İç Tüzük’te veya
Anayasa’da bir değişiklik yapıp sıraya koyduğumuz takdirde, burada bol bol konuşan arkadaşlara ne kadar sıra gelebileceğini şöyle
bir düşünmek lazım. Şimdi, Mecliste ne yapılıyor? Bu çerçevede, milletvekilleri
konuşulurken bizim Parlamento hukukumuz çerçevesinde gruplar esaslı çalışma
benimsendiği için de bir nevi Parlamentonun çalışmasına bu yöntemle devam
ediliyor. Onun için de burada bir haksızlık yok. Belki, haksızlık varsa, sayısı
çok olanlar -milletvekili bazında söylüyorum, grup bazında değil- tek tek, en çok konuşamayanlar iktidar grubuna mensup
milletvekilleridir ve bu kürsüye, bugüne kadar, gelip bir defa konuşmayan
arkadaşlarımız da var. Bir başka konu, değerli arkadaşlar, tabii burada konuşurken, ifade
ederken, birtakım iddiaları, birtakım söylemleri bizim kanaatimiz gibi bu
kürsüden yansıtmak, ifade etmek de işin doğrusu bir başka yanlıştır. Kürsüye
gelindiğinde, konuşulduğunda başkalarının bizim hakkımızdaki kanaatlerini veya
söylemlerini veya ifade ettiği hususları bizim kanaatimiz gibi, bizim ifade
ettiğimiz gibi ifade edip onunla bizi itham etmek, işin doğrusu, büyük bir
haksızlıktır, büyük bir yanlışlıktır. AK Parti, kurulduğu günden beri Türkiye Cumhuriyeti devletinin
daha güçlenmesi, cumhuriyetin demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan
niteliklerinin daha güçlenmesi için elinden gelen çalışmayı, gayreti yapmıştır,
yapmaya da devam edecektir. Birileri, farklı düşünüyor diye, kendi
anlayışlarına göre bizi farklı farklı
değerlendirebilirler ama bizim yaptıklarımız ortadadır, bizim söylediklerimiz
de ortadadır. Bizi bağlayacak bizim yaptıklarımız ve söylediklerimizdir.
Birilerinin bizim hakkımızda söyledikleri bize ait sözler değildir. Onun için, AK Parti -tekrar ifade ediyorum- kurulduğu günden beri
cumhuriyetin temel niteliklerine ve temel kazanımlarına sahip çıkarak ve
bunları güçlendirici yapılması gereken neler varsa hem yasamada hem yürütmede
yapma noktasında gayret ederek çaba sarf etmiş; Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa
Birliği sürecinde en önemli adımları, en önemli gelişmeleri, en önemli
reformları bu dönemde atmıştır. O nedenle, bizi “laiklik karşıtı”
veyahut da bizi “şeriatı isteyen” diye takdim edenler AK Partiye ve bu gruba
iftira ediyorlar, ben onu iade ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozdağ. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, lehinde konuşmak
istiyorum. BAŞKAN – Buyurun Sayın İçli. Lehinde konuşuyorsunuz, buyurun. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Evet Sayın Başkanım, çok teşekkür
ediyorum. Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Danışma Kurulu
önerisinin lehinde konuşmak için söz aldım ancak bir konuya saygıdeğer
milletvekillerimin dikkatini çekmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, Danışma Kurulu önerisi, 25 Mart 2008… Bakın,
aynen -sizlerin elinizde olmadığı için bunları bilmiyorsunuz- şu ifadeye yer
verilmiş, denilmiş ki: “Gelen kâğıtlar listesinde yayımlanan…” Yani önünüzde
bulunan 25 Mart 2008 Salı Gündem… Açın gündemi… Burada “yayımlanan” diyor ve
bastırılarak dağıtılan 125 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kırk sekiz saat
geçmeden bu kısmın 5’inci sırasına alınmasını öneriyor Danışma Kurulu önerisi
ve altında dört siyasi partimizin sayın grup başkan vekillerinin imzası var. OSMAN DEMİR (Tokat) – Lehinde konuşuyorsun değil mi? H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Lehinde konuşuyorum ama sizi de
bilgilendiriyorum. Değerli arkadaşlarım, bakın, Türkiye Büyük Millet Meclisi ciddi
bir kurum ve Başkanlık Divanı sayın milletvekillerine gündemi dağıtıyor ve
gündemin 120’nci sırasında bu iş yok, yazılmamış. “…ve basılıp dağıtılan”
deniliyor, hiçbir milletvekiline -daha matbaada- daha basılmamış ve
dağıtılmamış. Türkiye Büyük Millet Meclisi -arkadaşlarım, her seferinde bunu
defaten size tekrar ediyorum- Türkiye Büyük Millet Meclisi ciddi bir kurum.
Sizler iktidar milletvekili olabilirsiniz ama muhalefet milletvekilleri
açısından da aynı, sayın grup başkan vekillerinin dikkatini çekmek istiyorum.
İktidar bunu yapabilir. Peki, muhalefet milletvekili grup başkan vekili
arkadaşlarımız bu ciddiyetsizliği görmüyor mu bu Danışma Kurulunun altına imza
atıyor? Böyle şey olmaz değerli arkadaşlar, böyle şey olmaz. Milletvekillerini
ciddiye almak durumundadır Başkanlık Divanı, Danışma Kurulu. Şimdi de bunu Sayın
Başkan oylatacak. Sayın Başkan, bu gündemde yazılı mı bu? Yazılı değil. Peki,
matbaadan çıktı mı? Çıkmadı. Peki, dağıtıldı mı? Dağıtılmadı. Matbaada
basılmayan, dağıtılmayan ve gündemde yer almayan bir olayı nasıl
oylatacaksınız? İç Tüzük’e aykırıdır Sayın Başkan, bunu oylatamazsınız. Bunu
oylatamazsınız, İç Tüzük’e aykırıdır. Bu birinci itiraz nedenim. Lehinde konuşuyorum. Niçin lehinde konuşuyorum? Türkiye Büyük
Millet Meclisi yüce bir kurum olduğu için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu
yüceliğini, keyfilikle yönetilemeyeceği için lehinde konuşuyorum. (DSP
sıralarından alkışlar) İkinci konu, değerli arkadaşlar: Yine, bu, Danışma Kurulu olarak
değil de grup önerisi olarak geldiğinde de aynı eleştiride bulunmuştum. Salı
günleri Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim günüdür. Milletvekilleri
yürütmeyi, Bakanlar Kurulunu, iktidarı sorularla bir anlamda denetler, yanıt
ister ama 22 Temmuz seçimlerinden bugüne kadar, ya Danışma Kurulu önerisi
olarak gündem değiştirilmekte ya da grup önerisi olarak, muhalefet partileriyle
iktidar partisi anlaşamadığı takdirde grup önerisi olarak, salı günleri,
denetleme günü olmaktan çıkarılmaktadır. İç Tüzük’e bu hüküm boş yere
konmamıştır. Milletvekilleri iktidarı ne zaman denetleyecektir? Gerçi,
sorularına her zaman gerektiği şekilde yanıt alamamaktadır ama… Salı günlerini
o zaman kaldıralım, İç Tüzük değişikliği yapalım. İktidarın 340 milletvekili
var. Yapın İç Tüzük değişikliğini, iktidarın denetlenmesi olayını kaldıralım,
bu İktidar denetlenmesin. İktidar istediği işi keyfî bir şekilde istediği gibi
yapsın. Salı günleri eğer milletvekilleri soru yöneltmeyecekse, iktidara soru
sormayacaksa, salı gününü denetleme günü olarak yapmayacaksa, İç Tüzük
değişikliği yapalım. Buradan Hükûmete sesleniyorum, AKP’ye
sesleniyorum: Bunu bir alışkanlık hâline getirmeyin. Söyledim, partinin
programı vardı, seçmenlere “Acil Eylem Planı” dediniz, acil olarak neyi
yapacağınızı söylediniz ama 120’nci sıradaki bir kanun tasarısını veya
teklifini 1’inci sıraya getiriyorsunuz. Bu plansızlıktır o zaman, hiçbir
planınız yok. Akşam düşünüyorsunuz sabah uyguluyorsunuz, akşam düşünüyorsunuz
sabah uyguluyorsunuz. Hükûmetlerin bir plan, programı
olması lazım. Seçimden önce seçmenlere verdiği sözü yerine getirecek bir eylem
planı olması lazım ama 22 Temmuzdan bugüne kadar Hükûmetin
hiçbir eylem planının olmadığı, Acil Eylem Planı’nın olmadığını görüyoruz.
Kendine göre gündem belirliyor, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir anlamda
dayatıyor AKP bu gündemi. Bu getirilen kanunların, dediğim gibi, işçinin, memurun,
emeklinin sıkıntısını giderecek ne gibi teklifler getirdiğini bilebiliyor
muyuz? Bir de biraz evvel söylediğim gibi 125 sıra sayılı kanun… Kanunun
adı ne? Hangi kanunu görüşeceğiz değerli arkadaşlarım? Ben bir milletvekili
olarak bunu bilmek durumundayım. Bilmek durumunda olduğum gibi, yani gelen
kanun tasarı veya teklifinin benim tarafımdan incelenmesi de benim için
gerekli, bu benim anayasal görevim. İç Tüzük bana bunu emretmiş: “Milletvekili,
gelen kanun tasarı ve teklifini incele, bu konuda bir yasa koyucu olarak
görüşünü bildir.” demiş. Siz benim bu anayasal hakkımı elimden alıyorsunuz
diyorum, sözlerimi fazla uzatmıyorum. Sabrınız için teşekkür ediyorum. Saygılar sunuyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İçli. Danışma Kurulu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme
alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım. V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA
SUNUŞLARI (Devam) B) Önergeler (Devam) 2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 5.1.1961 Tarihli ve 222 Sayılı İlköğretim
Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin (2/44)
İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi
(4/37) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına (2/44) esas numaralı Kanun Teklifim kırk beş gün içinde komisyonda
görüşülmediğinden, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince doğrudan gündeme
alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim. Ensar Öğüt Ardahan BAŞKAN – Sayın Öğüt, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; İç Tüzük
37’ye göre vermiş olduğum kanun teklifim komisyonda görüşülmediği için, Genel
Kurulda görüşülmesi için üzerinde konuşma yapacağım. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, öncelikle -demin arkadaşlarımız da konuştu- şu
anda bahar geliyor, bahar nedeniyle köylümüz çok zor durumda. Demin buradaki
arkadaşımız dedi ki: “Uşak’ta ödeniyor desteklemeler.” Desteklemeler, bir yerde
ödenmiyor. Doğrudan gelir destek parası daha ödenmedi, duruyor; mazot destek
parası daha ödenmedi, duruyor; gübre destek parası daha ödenmedi, duruyor. Bunların derhâl ödenmesi lazım. Şu anda köylümüz çok mağdur
durumda. Şimdi kanun teklifime geliyorum. Değerli arkadaşlar, geçen dönemde vermiş olduğum kanun teklifimde
şu var: 222 sayılı Millî Eğitim Kanunu’nda, İlköğretim Kanunu’nda “Köy
okullarının yakacağı köy bütçesinden karşılanır.” diyor. Ben de vermiş olduğum
kanun teklifinde diyorum ki, köy okullarının yakacağı devlet tarafından
karşılansın, il özel idareleri tarafından karşılansın. Geçen defa CHP “Evet.”
dedi, Adalet ve Kalkınma Partisi “Hayır.” dedi, kabul edilmedi. Ancak, Bakan
Bey’le tartıştık, konuştuk; olmadı, Ardahan’dan tezek getirdim. Tezekli basın
toplantısı yapınca bütçeye 15 trilyon para kondu. Ama 15 trilyon para
Türkiye’deki köylüye yetmesi mümkün değil. Şimdi, Sayın Bakana diyorum ki, bir kanun çıkartalım. “Yahu,
kanuna gerek yok. Biz valilere söylemişiz, Sosyal Yardımlaşma Fonu’ndan köylere
kömür yardımı yapıyoruz.” diyor. Şimdi, köylü arıyor beni, diyor ki: “elli tane
çuval geldi bize. Yetmiyor.” Şimdi, Sosyal Yardımlaşma Fonu yoksullara
dağıtılan bir fondur. Bu fonun parasını okula niye veriyorsunuz? İkincisi: Biz muz cumhuriyeti değiliz, aşiret devleti de değiliz,
bedevi devleti de değiliz. Biz, saygın, büyük bir devletiz. Biz sosyal hukuk
devletiyiz. Bu Meclisten çıkacak kanunlarla devlet yönetiliyor. O zaman,
lütfen, bu kanun teklifine “evet” deyin, kanunlaşsın, kanunda yer alsın ve
devlet bunu her yıl bütçesine koysun. Şimdi, bunu kabul etmelerini rica ediyorum. Bu, aksi takdirde,
hakikaten, köylerimizde insanlarımız perişan. Şimdi, belki… Sayın Bakan burada mı? Burada, iyi. Daha önce soru
önergelerine cevap verirken “Her şey güllük gülistanlık, kalorifer var.” dedi,
“Yol var.” dedi, “Çatı yapılmış.” dedi, “İhata duvarı yapılmış.” dedi,
“Öğretmen var.” dedi. Öyle değil arkadaşlar. Bakın, şimdi, illerden gelen -sadece benim ilimden değil- şeyleri
okuyacağım. Ardahan’dan gelmiş; diyor ki: “Ardahan ili Hanak ilçesi köy
muhtarları olarak, memleketimizde kış ağır ve uzun geçiyor. Bu nedenle kömür
verilmesini istiyoruz. Tezekle ısınamıyor çocuklar.” Bakın, burada, Geç Köyü
Muhtarı, Sevimli Köyü Muhtarı, Yünbüken Köyü Muhtarı,
Dilekdere Köyü Muhtarı, Çavdarlı Köyü Muhtarı, Çiçeklidağ Muhtarı, Sazlıçayır
Köyü Muhtarı, Aşağı Aydere Muhtarı, Arıkonak Muhtarı bir de. Şimdi, burada, Kars’tan, Kars İl Başkanımız Çetin Bilgir’in göndermiş olduğu şey. Kars’tan geliyor. Kars’taki
15 tane muhtar da -burada yazısı var, Sayın Bakana vereceğim- bunlar da diyor
ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisine güveniyoruz ve sunuyoruz. Tezek yakmaktan
bıktık artık, kömür verin. Kaloriferli yerde çocuklarımız ısınsın.” Bu da Ağrı İl Başkanı Sayın Savcı Sayan’dan
geldi. “680 ilköğretim okulu var. 538 okul da öğrencilerden tezek toplanarak
ısınıyor.” diyor, Ağrı’dan... Bu da Van’dan geldi. Kendi ili Sayın Bakanın. Halil Kartal, Van İl
Başkanımız göndermiş. “Gürpınar, Güneş, Erciş ve buna benzer Başkale,
Bahçesaray köylerinin okullarında tezek yanmaktadır. Lütfen, Sayın Bakanımıza
söyleyin, bütçeye para koysun, kömürlü, kaloriferli okul istiyoruz.” diyorlar. Bu da Hakkâri’den gelmiş. Hakkâri’den de diyor ki… Bakın, aynen
okuyorum burasını: “Köylerinde bulunan köy okullarının kışlık yakacak
ihtiyaçlarının tamamı köy halkı ve öğrenci aileleri tarafından
karşılanmaktadır. Bu konuda devlet hiçbir katkı sunmamaktadır, yardım
etmemektedir.” diyor. RÜSTEM ZEYDAN (Hakkâri) – Hangi okul efendim, hangi okul? ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sunuyorum: Konak Köyü… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) RÜSTEM ZEYDAN (Hakkâri) – Evet… ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Zeydan,
şimdi bakın, not alın, tutanaklardan okuyun: “Konak Köyü Muhtarı Sadettin Atan,
Oğul Köyü Muhtarı Sabri Adıyaman, Ceylanlı Köyü Muhtarı Hasan Ege, Ağaçdibi Köyü Muhtarı Şükrü Turan, Cevizdibi
Köyü Muhtarı Hacı Er, Kavalköy Muhtarı Hüseyin Kaval,
Çaltıkuru Köyü Muhtarı Fevzi Şahin, Kaymaklı Köyü
Muhtarı Rıza Alparslan.” Şimdi, değerli arkadaşlar, ben belgelerle konuşuyorum. Sayın
Bakan, tahmin ediyorum buna cevap verecektir. Burada bir belge daha sunuyorum:
Şu, köy okullarına tezek götürerek çocuklarımızın ısındığının resmidir. Bu
resmi bana muhtar gönderdi. Evet. Bu, 21’inci yüzyılda Avrupa Birliğine giren
Türkiye’nin yüz karasıdır. Kimse çağdaşlıktan, aydınlıktan, kalkınmışlıktan,
refahtan, mutluluktan bahsetmesin. İşte çocuklar koltuğuna almış, tezek götürüyor.
Tezek yakmasa ısınamıyor. Düşünebiliyor musunuz, bu çocuk tezeği götürecek,
okulda ısınacak, okuyacak, üniversiteye girecek, kolejde okuyan çocukla yarış
yapacak… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt. ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bir dakika daha rica edeyim. BAŞKAN – Bir dakika ekledim ben size Sayın Öğüt. ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Efendim? BAŞKAN – Çok teşekkür ederim, sağ olun. ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Teşekkür edeyim Sayın Başkanım, mümkünse. BAŞKAN – Hükûmet adına… ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Başkanım, yani bunu doğu ve
güneydoğuya çok görmeyin. BAŞKAN – Şimdi bakın, bir kural koyduk, başından itibaren de
gidiyoruz. Bu tür polemikler, lütfen… Lütfen Sayın
Öğüt… ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın, milletin Meclisinde otuz saniye bile
müsaade etmiyorsunuz. Ayıptır! Yazıktır! BAŞKAN – Sayın Öğüt, bu tarz bir polemik
hiç doğru değil. ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Doğu ve güneydoğuda insanlar kıvranıyor,
hâlen daha otuz saniye esirgiyorsunuz. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Ülkemizin batısı da doğusu da kuzeyi de güneyi de birdir.
Sizin bu tarz konuşmanız hiç doğru değil. Buyurun Sayın Hüseyin Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar) FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bir milletvekili sıfatıyla söz
talebim vardı Hanımefendi. BAŞKAN – Daha sonra. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Daha sonra mı? Tamam. MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Sayın Başkan, değerli
milletvekili arkadaşlarım; Ardahan Milletvekili Sayın Ensar
Öğüt’ün İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan Genel Kurulun gündemine
getirdiği bu yasa teklifiyle ilgili olarak Hükûmet
adına görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, malumunuz, köylerimizde her geçen gün
imar-inşa faaliyetleri ve köylümüzün hayatını kolaylaştıracak olan hizmetler
artarak devam ediyor. Bir hususu özellikle sizlerle paylaşmak istiyorum: 1950’ye kadar
Türkiye’de devlet köylüye okul yapmıyor. 1950’ye kadar devletin köylüye okul
yapması diye bir şey söz konusu değildir. İlk defa 1951 yılında, Demokrat Parti
iktidarı döneminde, Millî Eğitim Bakanı merhum Tevfik İleri’nin hazırlayıp
Türkiye Büyük Millet Meclisine hükûmet olarak
getirdiği bir yasa tasarısı sonucunda devlet vatandaşa, köylüye okul yapmaya
başlamış. O gün bugündür köylümüzün okulu yapılıyor. Köylü çocuklarımızın ders kitaplarını sıralarının üzerine
koyuyoruz. Her eğitim-öğretim yılının başlangıcında Sosyal Yardımlaşmayı ve
Dayanışmayı Teşvik Fonu’muz tarafından özellikle
giyim sıkıntısı çeken, dar gelirli olan yavrularımızın ihtiyaçlarını karşılamak
üzere kaymakamlıklar bünyesindeki vakıf merkezlerine ciddi paralar aktarılıyor.
Ayrıca, yavrularına harçlık vermekte sıkıntı çeken, yavrularına karşı boynu
bükük olan annelerimizin hesabına şartlı nakit transferinden -çocukların
hesabına- paralar yatırılıyor. Bütün bunlar aslında ülkemizde bu alanda çok
önemli gelişmelerin olduğunu gösteriyor. Bildiğiniz gibi, 8 Yıllık Kesintisiz Eğitim Yasası çıktıktan
sonra, taşımalı eğitim uygulamasıyla birlikte tek derslikli, iki derslikli, üç
derslikli köy okullarımızın sayısı gittikçe azalmıştır ve bunlardan da yaklaşık
on altı bin küsur adedi şu anda kapalı durumdadır. Yaptığımız bir çalışma ile
bunlardan üç bin beş yüz kadarını açtık; ya ilköğretim okulu olarak tekrar
kullanıyoruz ya okul öncesi eğitime giden yavrularımız devam ediyorlar. Bir
şekilde orada bacanın tütmesini sağlamaya çalışıyoruz. Ancak Türkiye’de
ekonomik ömrünü tamamlamamış olan bütün köy okullarının bir şekilde tekrar
ayağa kaldırılması için planlarımızı, projelerimizi yaptık, valiliklerle
gereken bilgileri paylaştık. Bütün köy okullarını ya okul öncesi eğitim olarak
kullanacağız ya ilköğretim okulu olarak kullanacağız. Bunların hiçbirisine
ihtiyaç yoksa yaygın öğretim faaliyetlerinde kullanacağız. Kız çocuklarımızın
biçki dikiş kurslarından tutun da meslek edindirme kurslarına varıncaya kadar
bu amaçla kullanacağız bunları. Gelelim bu okullarımızın ısıtılmasına. Şüphesiz, Millî Eğitim
Bakanlığının bütçesi içerisindeki bu bütçeyi -biz illerimizde bulunan okulların
sayısı, öğrenci sayısı, derslik sayısına göre bir hesaplama yaparak- seksen bir
vilayetimize dağıtıyoruz. Cari harcamalar içerisinde çok önemli bir kalem
tutuyor yakacak yani ısıtma giderleri. Öte taraftan su, elektrik paraları gibi
cari giderler vilayetlerimize, il özel idarelerinin emrine gönderiliyor, oradan
da okullarımıza harcanıyor. Dediğim gibi, daha önce de ben bu Genel Kurulda,
değerli milletvekillerimizin huzurunda bunu dile getirdim. Bütün
valiliklerimize verilen talimat da “Köy okullarımız kesinlikle yakacaksız
bırakılmasın.” şeklindedir. Sayın Öğüt bir fotoğraf gösterdi, tezek götüren çocuklar var.
Değerli arkadaşlarım, Kastamonu’da orman köylerinde çocuklar okula giderken bir
odun parçası götürüyorlar. Köylü kendisi neyle ısınıyorsa okulunu da o şekilde
ısıtıyor. “Kaloriferli ve kömürlü okul istiyoruz.” deniyor. Bir derslikli,
iki derslikli köy okullarımıza kalorifer tesisatı henüz kurabilmiş değiliz.
Elbette hedef budur; bütün okullarımızın kaloriferli olması, kaloriferle
ısıtılması, kömürle ısıtılmasıdır. Sayın Öğüt, fiziki mekân olarak da buna
müsait değil okullarımız. ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Kanun teklifini kabul edelim bitsin bu iş. MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) – Dolayısıyla,
okullarımızı kömürsüz bırakmıyoruz. Sayın Öğüt 222 sayılı Kanun’da bir değişiklik
istiyor. Buna gerek yok. 222 sayılı Kanun, ilkokullar gündemdeyken çıkarılmış
olan, 1961 yılında çıkarılmış olan bir kanundur. Bugünün ihtiyacına cevap
vermemektedir. 222 sayılı Kanun’un bir bütün olarak elden geçmesi, revize
edilmesi gerekmektedir. Zaten, her yıl mali bütçe yılı içerisinde dediğiniz bu
ihtiyacı karşılamak üzere bir şekilde bütçeye para konuyor ve bu problem
gideriliyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkan. Bu açıdan bakıldığı zaman, Meclisimizin gündeminde bu kadar yoğun
kanun tasarıları ve teklifleri varken, Sayın Öğüt’ün burada sizlere takdim
ettiği şekilde bir yasa teklifinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine
gelmesinin ben doğru bir tercih olmadığı görüşündeyim. Heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan. Önerge hakkında son söz bir milletvekiline ait. Malatya Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu. Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar) FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; hepinize saygılar sunarım. Sayın Bakanım, çocuklarımızdan daha önemli bir şey yoktur. Eğer bu
ülkeyi çocuklara emanet edeceksek, bu Mecliste ilk konuşulacak konulardan
birisi çocuklarımız olmalı. Hakikaten, söylediğiniz sözle “Mecliste çok önemli
şeyler varken bu kanuna ne gerek var?” demenizi inanın yadırgadım. Bunlar bizim
çocuklarımız. Siz de diyorsunuz ki “Bu yasa, çok eski bir yasa.” Tamam, bir tek maddesini
değiştirelim. Eğer eşitlik ilkesi varsa ülkede, hak varsa, adalet varsa, bazı
ilkokullarımızın, bazı okullarımızın ısıtma giderlerini devlet karşılıyorsa,
aynı şekilde köy okullarımızın da bu ülkenin bir ferdi olarak en tabii
hakkıdır. Biz bunu istiyoruz. Yani istediğimiz fazla bir şey yoktur. Yani, eğer
eşitlik varsa köyde insanlara her gün bir ailenin, bir velinin okula yakacak getirmesi
veya bu şekilde… Bu olayları siz çok iyi biliyorsunuz, kimi odun getiriyor,
kimi tezek getiriyor. Gelin, çok zor değil, bir tek madde bunu ekleyelim. Özel
idare bütçesinden… Yani bir okulun yıllık masrafı nedir ki? Eğer kömür
veriyorsanız adil verilsin, ihtiyaç giderilsin. Ama sırf birazcık kömür
vererek, birazcık, diğerini köylü karşılıyorsa… Türkiye’de tüm velilerin eşit
koşullarda olmasını istiyoruz. Yani devlet doğal gazlı okullarda, devlet
kaloriferli okullarda bunu karşılıyorsa, bunu da karşılamak en tabii görevidir
Sayın Bakanım. Tabii, bir de diğer konuya geleceğim. Özellikle kaloriferli
okullarda veya mazot yakan okullarda bir ihale sistemi uygulanıyor illerde ve
akaryakıt ihale ediliyor. Arkadaşlar, mutlaka bu devlette benzinin, mazotun ve
kalorifer yakıtının bir fiyatı vardır. Bunun altında ihale edilen bir ihalede
dürüstlük, erdemlilik var mıdır arkadaşlar? Bir şekilde bu ihaleler de yakıt
fiyatının altında ihale ediliyor. Sayın Bakanım, böyle bir ihalede kamu
kurumları… Yani sadece bu okullarımızda yoktur, tüm kamu kurumlarımızda
akaryakıt ihalesi yapılıyor, akaryakıt fiyatının altında arkadaşlar. Bunu
takdirlerinize sunuyorum. Acaba Türkiye’de hangi akaryakıt bayisi, dürüst ve
erdemli bir akaryakıt bayisi alış fiyatının altında fiyat verir? Bunun için Sayın Bakanım, köy okullarımız, bizim… O çocuklar eğer
eşit koşuldaysa, bunlar sağlıklı büyüyecekse, onların hakkını yememek adına…
Bir şekilde hakkını yiyoruz, onlara sahip çıkmıyoruz. Gelin, 1 maddelik kanun arkadaşlar, 1 maddelik. Çok zor değil. Köy
okullarımızın yakıt giderleri… 1 madde arkadaşlar, zamanınızı almayacağız. Şu
anda kabul edin şu anda biter burada, çok zor iş değil ki. Yani burada, bunu
içimize sindirmemiz lazım çocuklarımızın geleceğini eğer düşünüyorsak. Arkadaşım Sayın Öğüt bu yasayı geçen dönemde vermişti. Geçen
dönemden bu yana bu sorunu eğer bu Meclis veya… Bu ülkenin geleceği
çocuklarımızın, köy çocuklarımızın sorununu çözemiyorsak… Ne zaman?.. Daha önce daha önemli kanunlar var. Sayın Bakanım, Sayın
Öğüt geçen dönem de… Aradan altı yıl geçti, altı yıldır bu sorunu çözmedik. Gelin, arkadaşlar, 1 maddelik kanun. Bu çocuklar bizim
çocuklarımız. Ben hepinizin, toplum adına, hak adına, adalet adına,
vicdanlarına sunuyorum. Bu yasayı bir an önce getirelim. Tek bir madde
arkadaşlar. Sayın Öğüt’ün teklifine hep beraber evet diyelim. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aslanoğlu. ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkan, yerimden,
60/dörde göre bir açıklama yapmak istiyorum. BAŞKAN – Çok kısa, buyurun. ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, çok
teşekkür ederim. Sayın Öğüt’ün teklifine acaba destek mi versem, yoksa ret oyu mu
kullansam diye düşünürken mevcut yasayı getirttim. Teklifinde ne diyor, buna
baktım. Hiçbir değişiklik getirmiyorsunuz. ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – 76’ncı maddenin (d) fıkrası. ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Aslında, ilköğretime
ait kaynaklar şunlardır diyor 76’ncı madde: “b) Özel
idare bütçesine konulacak ödenekler…” Siz ne diyorsunuz, (b)’yi
değiştiriyoruz. Ne diyor? “Özel idare bütçesine konulacak ödenek.” Hiçbir
değişiklik yok ki. Zaten var bu. ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – (d)’yi okuyun. ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – O nedenle Sayın
Başkanım… ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – (d)’yi okuyun. ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Yani, kanunda var olan
bir şeyi buraya tekrar getirmişler. ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – (d)’yi
okuyacaksınız Sayın Bakan. Olur mu öyle şey? ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Milletvekili
arkadaşlarımızın bilgilerine sunuyorum. Teşekkür ederim. ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – 76’ncı maddenin (d) fıkrası. Olur mu öyle şey ya? ADALET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biraz okuyun da gelin
ya! BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve
gündemin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmına geçiyoruz. Sayın milletvekilleri, geçen hafta görüşmelerine
başladığımız ve yarım kalan çevre ve çevre kirliliğinin önlenmesi konusundaki
(10/3, 8, 12, 28, 31, 33, 38, 42, 47, 56, 59, 62, 64, 65, 68, 71, 84, 87, 89,
98, 101, 119, 145, 146) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin birlikte
yapılan görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. VII.- MECLİS ARAŞTIRMASI A) Ön Görüşmeler 1.- Kahramanmaraş Milletvekili
Durdu Özbolat ve 20 milletvekilinin, termik
santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/3) 2.- Tekirdağ Milletvekili Enis
Tütüncü ve 38 milletvekilinin, Trakya ve İstanbul ilinde çevre konularındaki
gelişmelerin Ergene Çevre Düzeni Havza Planı’na etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/8) 3.- Kırklareli Milletvekili Tansel
Barış ve 23 milletvekilinin, Kırklareli ili Vize ilçesindeki bir arazi ile
ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması planlanan çimento fabrikasının
çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/12) 4.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur ve 23
milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu çevresel
risklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/28) 5.- Bartın Milletvekili Muhammet
Rıza Yalçınkaya ve 22 milletvekilinin, Bartın’da
kurulması planlanan termik santralin olumlu ve olumsuz etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/31) 6.- Çanakkale Milletvekili Ahmet
Küçük ve 22 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik faaliyetlerinin
araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/33) 7.- Konya Milletvekili Hasan Angı ve 19 milletvekilinin, Konya Kapalı Havzası’ndaki su
kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/38) 8.- Konya Milletvekili Orhan Erdem
ve 28 milletvekilinin, Akşehir ve Eber Göllerindeki kirlilik ve diğer çevre
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/42) 9.- Çanakkale Milletvekili Mustafa
Kemal Cengiz ve 27 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik
faaliyetlerinin araştırılarak çevrenin korunması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/47) 10.- Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 21 milletvekilinin, Büyük Menderes Nehri’ndeki
kirliliğin ve çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/56) 11.- İzmir Milletvekili Selçuk
Ayhan ve 25 Milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevreye ve turizme olumsuz
etkilerinin araştırılarak su ürünleri yetiştiriciliğinin çevreyle uyumlu
gerçekleştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/59) 12.- Afyonkarahisar
Milletvekili Halil Ünlütepe ve 23 milletvekilinin,
Eber Gölü’ndeki çevre kirliliğinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/62) 13.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali
Susam ve 29 milletvekilinin, altın arama faaliyetlerinin hukuki durumu ile
çevreye etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/64) 14.- Adıyaman Milletvekili Şevket
Köse ve 23 milletvekilinin, Van Gölü’ndeki kirlenmenin önlenmesi ve Van ilinde
turizmin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/65) 15.- İzmir Milletvekili Bülent
Baratalı ve 26 milletvekilinin, Küçük Menderes Nehri’ndeki kirliliğin
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/68) 16.- Artvin Milletvekili Metin Arifağaoğlu ve 24 Milletvekilinin, Artvin Cerattepe’deki madencilik faaliyetlerinin çevreye
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/71) 17.- Afyonkarahisar
Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 milletvekilinin,
Eber Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak gölün korunması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/84) 18.- Van Milletvekili Kayhan
Türkmenoğlu ve 19 milletvekilinin, Van Gölü’ndeki çevre sorunlarının ve gölün
potansiyelinin araştırılarak korunması ve değerlendirilmesi için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/87) 19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet
Akif Paksoy ve 23 milletvekilinin, başta Afşin
Elbistan olmak üzere termik santrallerin çevreye etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/89) 20.- Isparta Milletvekili Mevlüt Coşkuner ve 25
milletvekilinin, Isparta ilindeki göllerin çevre sorunlarının araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/98) 21.- İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin ve 22 milletvekilinin, balık çiftliklerinin çevre ve turizm üzerindeki
etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/101) 22.- İzmir Milletvekili Ahmet
Kenan Tanrıkulu ve 39 milletvekilinin, denizlerdeki
kirliliğin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/119) 23.- Van Milletvekili Fatma
Kurtulan ve 19 milletvekilinin, Kahramanmaraş'ta Narlı Ovası'na kurulması
planlanan katı atık depolama tesisinin çevreye etkilerinin araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/145) 24.- Isparta Milletvekili Haydar
Kemal Kurt ve 23 milletvekilinin, Eğirdir Gölü ve Havzası’ndaki çevre
sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/146) (x) BAŞKAN –Hükûmet? Burada. Sayın milletvekilleri, araştırma önergeleri üzerinde gruplar adına
yapılan konuşmalarda söz sırası, şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına
Hatay Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk’te. Buyurun Sayın Öztürk. (AK Parti sıralarından
alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZTÜRK (Hatay) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan yirmi dört adet
çevre ve çevre kirliliğiyle ilgili açılan araştırma önergeleri hakkında AK
Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu önergelerin ana başlıklarını incelediğimiz zaman,
göllerin ve akarsuların kirlenmesi, maden işletme ve kirlenme, kültür
balıkçılığı ve denizlerin kirlenmesi, termik santrallerin meydana getirdiği
hava kirliliği, çimento fabrikasının kurulması ve çevre kirliliği, Trakya
bölgesi Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı, denizlerin kirlenmesi, lagünlerin
ortadan kaldırılması ve Konya bölgesinde yaşanan kuraklık ve su sıkıntısıyla
ilgili yapılması gereken çalışmalarla ilgili araştırma önergeleri verilmiştir. Ben, özellikle sevindiğim bir şeyi belirtmek istiyorum:
Meclisimizde bundan önceki devrede yaklaşık dört ay önce yine çevreyle ilgili
on iki tane araştırma önergesi verilmiştir. Bu araştırma önergeleri de,
özellikle su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi ve küresel ısınmanın
etkileriyle ilgiliydi. Bu araştırma bitmiştir ve Meclisimizin Başkanlığına
sunulmuştur. Şimdi, yine yirmi dört tane böyle araştırma önergesi verilmesi ve
Meclisimizin çevreyle ilgili konularda duyarlı olarak bu işlerin devam etmesini
sağlaması bir çevre profesörü olarak şahsen beni ve grubumuzu çok olumlu bir
şekilde yönlendirmiştir. Bu konuda, özellikle, küresel ısınmanın etkileriyle,
yine evsel ve endüstriyel atık suların etkileriyle, su kaynaklarının tarımda
çok sağlıksız bir şekilde kullanımıyla, su yönetimimizde artık bir dizi önlemin
alınması gerektiğini ve bu konuda bir dizi önlemin zaten alındığını, ama
ilaveten de bir dizi önlemin alınması gerektiğini bize bildirmektedir.
Özellikle, su konusunda bir su kanununun çıkartılıp göllerimizde,
akarsularımızda, yer altı sularımızda su tahsisi ile su kalitesinin -altını
çizerek söylüyorum- bir yönetim tarafından yönetilmesinde yarar olduğu
düşüncesindeyiz. Bu konuda Devlet Su İşlerinin Çevre ve Orman Bakanlığına
bağlanması olumlu ve güzel bir gelişmedir. Bu çalışmanın devam etmesinde yarar
olduğu düşüncesindeyiz. Yani ülkemizde havza bazlı entegre
su yönetimi oluşturulduğu zaman, başta merkezde bir otorite, havza bazında
yerelde bir otorite, il bazında da suyla ilgili otoritenin oluşturulmasıyla,
böylece su kaynaklarımızın daha sağlıklı, daha verimli, daha iyi bir şekilde
yönetileceğini, yönetilmesi gerektiğini özellikle belirtmek istiyoruz. Özellikle, Eber Gölü, Van Gölü, Beyşehir Gölü, Isparta’daki diğer
göller, Küçük Menderes ve Büyük Menderes’teki kirliliklerin genel durumuna
baktığımız zaman, burada çok başlı bir yönetim modelinin olduğunu görüyoruz.
Yani sadece Çevre Orman Bakanlığı değil, bunun dışındaki diğer kurumların da
yetkili ve etkili olduğunu görüyoruz. Bunun daha sağlıklı çalışması için,
tekrar tekrar üzerinde durduğumuz, suyla ilgili
sağlıklı bir yönetim modelini oluşturmamızda yarar olduğu düşüncesindeyiz. Bu
konuda da Çevre Orman Bakanlığımızın ciddi çalışmalar yaptığını da biliyoruz. Yine bu çalışmalar kapsamında, özellikle maden işletmeleriyle
ilgili, bazı arkadaşlarımız tarafından araştırma önergesinde, millî parklar
içerisinde maden arama faaliyetine izin verildiği belirtilmiştir. Böyle bir
şeyin olması hukuken mümkün değildir, böyle bir işlem mümkün değildir, hukuken
böyle bir maden arama faaliyetine millî parklar içerisinde izin verilemez;
böyle bir faaliyet de Türkiye'nin hiçbir yerinde yapılmıyor, bunu da özellikle
belirtmek istiyorum. Maden arama faaliyeti demek kesinlikle üretim demek
değildir. Arama faaliyetiyle üretim olayını birbirinden kesinlikle
ayrıştırmamız gerektiğini özellikle belirtmek istiyoruz. Maden olup olmadığının
araştırması yapılır, daha sonra çevresel etki değerlendirme raporuyla ilgili
çalışmalar yapılır, daha sonra da bununla ilgili tesis kurma yoluna gidilir ve
tesiste gerekli çevresel önlemler alınır. Bergama’daki -altını çizerek söylüyorum- altın madeniyle ilgili,
Avrupa Birliği Çevre Ajansı dünyanın en iyi teknikleri diye ödül vermiştir;
bunu da özellikle belirtmek istiyorum. Dünyanın en iyi tekniklerini uygulayan
tesis diye de buna ödül verilmiştir. Bu belgeyi herkese rahatlıkla sunabiliriz,
onu da özellikle belirtmek istiyorum. Yine Türkiye’de özellikle şu anda yedi, sekiz bölgede altın madeni
arama faaliyeti yapılıyor. Bu faaliyetler yapılırken şu gördüğünüz çiçek
büyüklüğünde bir alanda yapılıyor. Bu kadar odanın içerisinde, şu gördüğünüz
çiçek büyüklüğündeki alanda yapılıyor ve bu alanda bu çalışma yapılırken
çevreye zarar verici hiçbir faaliyette bulunulmuyor. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Allah Allah! MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Evet. Sizlerin hepinizi, bu faaliyetin yapıldığı yerlere, şu anda arama
faaliyetinin yapıldığı yerlere götürür gösteririz. Bunu özellikle belirtiyoruz,
arama faaliyetiyle, çıkartma faaliyetini, işletme faaliyetini lütfen birbiriyle
karıştırmayınız. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Kaz Dağlarına git de bak! MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Türkiye’de yine en önemli tesislerden
termik santraller. Türkiye, kişi başına 1.600 kilovat saat elektrik enerjisi
tüketiyor; Avrupa Birliği ülkelerinde 4.500 kilovat saat minimum elektrik
enerjisi tüketiyor. Biz, konfor yapımız mutlaka artmalı, gelişmeyiz diyoruz.
Amerika’da, 13 bin kilovat saat elektrik enerjisi tüketiyor. Yine, mutlaka
gelişmeli Türkiye, enerjiyle ilgili altyapısını daha güçlendirmeli diyoruz ama
bir yere termik santral veya buna benzer santral kurulduğu zaman, kurulacağı
zaman, çevresel önlemlerini almak istediğiniz zaman, hemen ilk etapta
düşüncemiz: Hayır. Çevresel önemlerini alan her faaliyetin… Artık, bu
memlekette hepimiz bunun önünü açıcı faaliyetlerin, desteklerin önünü açmamız
lazım. Özellikle Yatağan, şu anda, Türkiye’nin çevre bakımından en temiz
ilçelerinden biri. Girin, Çevre ve Orman Bakanlığının web sayfasında hava
kalitesinin izlenmesiyle ilgili değerlere, şu anda Yatağan -daha hava kirliliği
anlık olarak ölçülüyor, partikül ve kükürtdioksit kirliliği- çevresel bakımından fevkalade
temiz ilçelerimizden biri. Yine, altını çizerek söylüyorum: Türkiye’de 15 tane kömüre dayalı
termik santral var, 6 tanesi çevresel önlemlerini almıştır, 9 tanesinin de
mutlaka çevresel önlemlerini kükürtdioksit bakımından
almasında yarar olduğu düşüncesindeyiz. Bunlarla da ilgili çalışmaların
başladığını biliyoruz. Yine, Trakya bölgesinde Ergene Havzası’nda 1/100.000’lik çevre
düzeni planı yapılmış, 2004 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından bu
onaylanmıştı ve yürürlüğe girmişti. Çevre düzeni planı statik bir olay
değildir, dinamiktir, sürekli kendini yenileyen bir işlemdir. Eğer siz çevre
düzeni planlarını statik olarak tutarsanız, o zaman gelişmelere ayak
uyduramazsınız. Bu konuyla ilgili 1/100.000’lik planın
altında 1/25.000’lik planın mutlaka yapılması gerekiyordu, ama bu bölgede bu
plan yapılmayınca alt ölçekli planlar sağlıklı çalışamadığından dolayı bu
konuyla ilgili Çevre ve Orman Bakanlığı, özellikle Trakya’da “TRAKAB”
dediğimiz, Edirne Valisinin başkanlığını yaptığı birim, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi bu konuda bir protokol imzalamışlardır. Bu protokol
çalışmasında 1/25.000’lik planın yapılmasına katkı sağlanacaktır. Kesinlikle
Trakya’ya bir göç, o bölgeye bir yoğunluk getirilmesi düşünülmemektedir. Alt
ölçekte planın yapılması, yine, diğer Marmara Bölgesi’nde de bu tip planların
yapılarak o bölgede entegre bir çevre düzeni planının
oluşturulması sağlanmaktadır. Bunu da özellikle belirtmek istiyorum. Yine, balık çiftlikleriyle ilgili, Çevre Kanunu’nda, 2006 yılında
çıkan Çevre Kanunu’nda “Kapalı koy ve körfezlerde ve de arkeolojik sit
alanlarında balık çiftlikleri kurulamaz…” Türkiye’de 267 tane balık çiftliği vardır. Bu balık
çiftliklerinin ağırlıklı olarak yüzde 54’ü Muğla’dadır, yüzde 29’u İzmir’de,
yüzde 7’si Aydın’da ve yüzde 10’u da diğer illerdedir. Bunlarla ilgili
yönetmelik, tebliğ yayımlanmıştır. Bu tesislerden bir grubu kapatılmaya
başlanmıştır, ama çevreyle ilgili, uyumlu çalışan, bu alanların dışındaki
bölgede tabii ki balık çiftlikleri faaliyetine devam edecektir. Bu alanda bu
işlemleri bunların yerine getirmeleri mümkün değildir, bunu da özellikle
belirtmek istiyoruz. Yine Konya bölgesinde yaşanan kuraklıkla ilgili olaya genel olarak
baktığımız zaman, Türkiye’nin en kurak bölgesi olarak İç Anadolu Bölgesi’ni
söylüyoruz. İç Anadolu Bölgesi Türkiye’nin en kurak bölgesi. Yine geçen
yaptığımız çalışmanın ışığında gördüğümüz bir olay var: Akdeniz Bölgesi
kuraklığın etkisi altına girmiştir, Ege Bölgesi girmiştir, Trakya bölgesi de
girmiştir. Bu bir işarettir. Bununla ilgili önlemleri aldığımız zaman
problemleri de kısa zamanda çözeceğimiz kanaatindeyim. Özellikle Konya bölgesindeki vahşi sulamaya hep beraber son
vermemiz lazım. Çünkü, Konya bölgesinde 5 metreden
çıkan su, 40 metreden, 45 metreden çıkan yerler, bazen 50 metreden çıkan yerler
var. En büyük suyun da özellikle tarımda tüketildiğini görüyoruz. Bunun için
Çevre ve Orman Bakanlığımız, Tarım Bakanlığımız bir dizi çalışma yaparak bu
konuda, bu bölgenin yer altı suyunun korunması için çalışmalara başladı. Özellikle Konya bölgesinde elli binin üzerinde kaçak kuyu olduğunu
biliyoruz, elli binin üzerinde… Bu tespitler yapılıyor. Bu tespitler
yapıldıktan sonra, gerekli düzenlemelerin, yasal düzenlemelerin, önlemlerle
ilgili çalışmaların da yapılacağını özellikle belirtmek istiyorum. Bir bölgeye özellikle tesis kurulacaksa… Özellikle Trakya
bölgesinde bir çimento fabrikası kurulması isteniyor. Bu çimento fabrikası
kurulmadan önce, ilgili firma, özellikle çevresel etki değerlendirmeyle ilgili
gerekli çalışmasını yapar; bu çalışmaları yaptıktan sonra bu bir kanundur-
ilgili sivil toplum örgütleri de başta olmak üzere, bütün toplumlarla bir araya
gelinir ve bu tartışılır, değerlendirilir. Hayır demek değil, niye hayır
diyorsun? Neden istemiyorsun buraya? Bunların da bütün değerlendirmeleri
yapılır; bu değerlendirmeler yapıldıktan sonra bunun olumlu tarafları, olumsuz
tarafları değerlendirilir -ÇED raporu çalışması esnasında- gerekli önlemlerle
ilgili, kapasite kaldırımıyla ilgili çalışmalar yapılır. Sonra, bu şartlarda
dahi bu çevreye bir zarar veriyorsa bu tesisin kurulmasına izin verilmez. Ama
gerekli çevresel önlemleri aldığı hâlde buraya, bu kapasiteye bir zarar
vermiyorsa bu tesislerin de kurulmasına lütfen izin verelim. Burada geçen gün, özellikle bazı bölgelere “Katı atık bertaraf tesisi
kurulmasın.” diyor arkadaşlar veya işte “Çimento fabrikaları kurulmasın, termik
santraller kurulmasın.” diyor arkadaşlarımız. O zaman bizim de Ankara’da her
birimizin her gün evimizde çıkardığı 1,5- Yine, Akdeniz Bölgesi’nde lagünlerle ilgili yaşanan sorunlarla
ilgili bir dizi problemler var. Bunlarla ilgili alınması gereken önlemlerle
ilgili problemler bu araştırma önergelerinde verilmiştir. Özellikle bu konuyla
ilgili sadece Türkiye değil, dünya, özellikle küresel ısınmadan dolayı
anormallikleri çok sık yaşayacaktır artık. Yani dünyada artık yağışlar normal
yağış rejimi gibi değil, karlar normal kar gibi değil ve yine rüzgâr normal
şartlar gibi esmeyecek, anormallikler çok fazla olacak. Özellikle bunu
belirtmek istiyorum. Dolayısıyla, bu tip anormallikleri minimize etmek için,
Çevre ve Orman Bakanlığımızın da başlatmış olduğu ağaçlandırma seferberliğinde,
başta bütün milletvekillerimiz olmak üzere, yerel yönetimlerimiz de bu
çalışmalara ciddi destek vermeli, bu küresel ısınmanın etkilerini minimize
etmeliyiz, özellikle tarımda vahşi sulamayı ortadan kaldırmalıyız, özellikle
evsel atık suların içme suyu kaynaklarımıza, akarsularımıza, denizlerimize,
göllerimize verdiği zararları minimize etmek için atık su arıtmada seferberlik
ilan etmeliyiz. Bunu özellikle
yapmak zorundayız, çünkü küresel ısınmayla birlikte daha fazla suyun
buharlaşacağını ve daha fazla su kaynaklarımızın atmosfere kayacağını özellikle
belirtmek istiyorum. Son olarak, özellikle Kyoto Protokolü’yle ilgili süreçte Türkiye,
şu anda imza atsa dahi çok anlamlı ve çok doğru bir yol değildir. Bugün,
özellikle Bangkok’ta şu anda bir toplantı başladı. Bu Bangkok’taki toplantı
2009 yılının sonuna kadar devam edecek. Kopenhag’ta
bu toplantı sonuçlanacak ve Kopenhag’ta da 2012
yılından itibaren yeni sera gazı salınımıyla ilgili,
iklim değişikliğiyle ilgili yol haritaları belirlenecek. Bu yol haritasıyla
ilgili, özellikle Çevre ve Orman Bakanlığımızın, Devlet Planlama
Teşkilatımızın, Dışişleri Bakanlığımızın bu konuda ciddi çalışmalar yapacağını,
yapması gerektiğini ümit ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum, bu
çalışmaların başarılı geçmesini diliyorum. Sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk. Şimdi önerge sahiplerine söz vereceğim. İlk söz, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat’ta. Buyurun Sayın Özbolat. (CHP sıralarından
alkışlar) DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; termik santrallerin çevreye verdikleri zararlarla ilgili, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla
selamlarım. Aslında bu sözü, Afşin’in kasabası Çoğulhan
Belediye Başkanı Adem Yıldız için, eski Belediye
Başkanı Abidin Gözükara için, ev hanımı Hatice Tatar
için, mezarlık bekçisi Ahmet Bingöl için ve onların şahsında, termik
santrallerden etkilenen Türkiye'nin değişik bölgelerinde yakınlarını kanser ve
çeşitli hastalıklardan kaybetmiş tüm vatandaşlarımız adına kullanıyorum. Bu meseleyle ilgili biraz araştırma yapan her insanın rahatlıkla
bir fikir oluşturması mümkün. Ama beni en çok yaralayan ve benim bölgem olduğu
için dikkatimi daha fazla çeken, Afşin-Elbistan Termik Santrali, özellikle (A)
ünitesinin etki alanına giren bölge halkı. Yaklaşık 500 bin insanın çığlığını
duymamak için vicdansız olmak gerekiyor. Termik santraller, özellikle baca filtre sistemi olmadan
kullanıldığı zaman insan sağlığı açısından son derece zararlı atıkların havaya
karışmasına neden olmaktadır. Bu meseleyle ilgili elbette rakamsal değerler
sunacağım. Ama bundan önce şu ifadeleri dinlemenizi ve bir insan olarak
vicdanlarınızla baş başa kaldığınızda değerlendirmenizi diliyorum. Bakınız,
halkımız ne diyor: Abidin Gözükara, altmış beş
yaşında, Çoğulhan eski Belediye Başkanı: “Bu kasabada
çok kanser hastası var. Bütün bunların kaynağı bu santrallerken, devlet buna
neden önlem almıyor? Benim oğlum şu anda hasta, Ankara’da tedavi görüyor. Çok
babayiğittir benim oğlum, 110 kilo. O koca adam bir ay içerisinde 60 kiloya
düştü. Hızla eriyor. Yetkililer, vicdanları varsa, bir an önce kendi
çocuklarını bu şekilde düşünsün.” Hatice Tatar, ev hanımı: “Üzerimize küller yağıyor. Buraya yağan
kar bile siyah yağıyor. Dışarıya çamaşır asamıyoruz. Özellikle geceleri
santralden korkunç gürültüler geliyor. Bu gürültülerden birçok ev yıkıldı.
Kaburgalarım batıyor, nefes almakta güçlük çekiyorum. Ben de eşimi kanserden
kaybettim. Doktorlar Çoğulhan’dan geldiğimizi
öğrenince ‘Vay halinize’ diyorlar. Kurtarın bizi, ölüyoruz.” diyor. Ahmet Bingöl, mezarlık bekçisi: “Sabah geldiğimiz zaman yer iki
parmak kül oluyor, ayak izlerimiz çıkıyor. Ağaçlar, otlar, tarlalar külden
yanıyor. Üç yılda 85 kişiyi kanserden toprağa verdik. Santralden önce hastalık
nedir bilmezdik. Şimdi beş yaşındaki çocuklar kanser oluyor, çocuklar sakat doğuyor.
Parası olan buradan göçüp gidiyor. Bizim gibi garibanlar burada kanser olup
ölmeyi bekliyor.” Aslında, örnek olsun diye bu vatandaşların çığlığını sizlere ifade
ettim. Ama, termik santrallerin olduğu her ilçede,
kasabada insanlarımızın duyguları emin olun böyledir. Bu insanlar yabancı
değildir. Kendileri, bizi buraya gönderen, kendilerini temsil etmemiz için,
seslerini duyurmamız için, sorunlarına çare bulmamız için gönderdikleri, “Benim
vekilim olun.” dedikleri kişiler bizleriz ve onlar “Biz ölüyoruz, bizi duyun.”
diyorlar ve bu sesi duymak, benim olduğu kadar hepinizin görevidir. Değerli milletvekilleri, termik santrallerde baca filtre sistemi
kullanılmadığı zaman ortaya çıkan atık maddeler bacalardan gökyüzüne salınıyor
veya arazide depolanıyor. Ortaya çıkan küllerin yeniden kullanımı mümkün
olmadığı gibi yağmur, rüzgâr ve çeşitli nedenlerle yer altı sularını
kirleterek, çevrede yaşayan halkın hem üretim yaptığı tarlaların zehirlenmesine
hem de halkın içme sularının zehirlenmesine yol açıyor. Bilimsel araştırmalar sonucu elde edilen verilere göre bilim
adamları ne diyor? Afşin-Elbistan (A) Termik Santrali geçtiğimiz on yıl
içerisinde çevreye 38,7 milyon ton kül, 117,4 milyon ton karbondioksit, 5,8
milyon ton kükürt gazı, 0,28 milyon ton azot gazı yaydı. Bunun yanı sıra, 23
milyon ton toryumu ve 56,7 ton uranyumu çevreye bıraktı. Dünya normlarına göre
havada olması gereken kükürtdioksit oranı 150
miligram/metreküpken, temmuz ayında santral çalışmazken, Elbistan’da yapılan
ölçüm sonucunda bu değerin 1.441 miligram/metreküp olduğu saptandı. Elektrik Üretim AŞ’ye bağlı Çevre-Yeni ve Yenilenebilir Enerji
Daire Başkanlığının 2007 yılının nisan ayında hazırladığı rapor, termik
santrallerimizin ölüm kustuğunu ortaya koydu. Basından gizlenen rapor bir
şekilde basına sızdı ve yalnızca Radikal gazetesinde yer aldı. Ülkemizde kurulu
yalnızca dört santralin -Çanakkale 18 Mart Çan, Afşin-Elbistan (B), Bursa
Orhaneli ve Muğla Kemerköy- geçer not aldığı raporda, diğer santrallerin sınır
değerinin onlarca kat üzerinde hava kirliliği yarattıklarını ortaya koydu. Çevre mevzuatınca metreküpte 100 miligram olması gereken toz kül emisyonu, Manisa Soma (A) Termik Santrali’nde 7.538
miligram, Kütahya Tunçbilek Termik Santrali’nde 7.398
miligram, Sivas Kangal Termik Santrali’nde 1.595 miligram, Kahramanmaraş
Afşin-Elbistan Termik Santrali’nde 1.298 miligram, Zonguldak Çatalağzı (B)
Termik Santrali’nde 1.224 miligram, Kütahya Seyitömer
Termik Santrali’nde 1.115 miligram. Değerli milletvekilleri, rakamlar şöyle diyor: Afşin - Elbistan’da
13 kat, Manisa Soma’da 75 kat toz kül emisyonu vardır,
yani halk zehir soluyor ve insanlarımızı, tarlalarımızı, çevreyi, yani dünyayı
katleden küresel ısınma denen şeye katkı sunan bu değerler hep birlikte
sonumuzu hazırlıyor. Bu değerleri görmezlikten gelmek mümkün müdür? Görmek
istemeyebilirsiniz, ama gerçektir ve gerçeklerden kaçılmaz. Çernobil Nükleer Reaktörü’nün 1986 yılında sızdırdığı zehrin
açtığı yaralar, o zamanın Bakanı tarafından görmezden gelinmiş, hatta
radyasyonlu çaylarla ilgili uyarıyı dikkate almadan çayını yudumlamıştı. Bugün
Karadeniz kanser vakalarıyla anılır oldu. Bu arada, değerli sanatçımız Kazım Koyuncu’yu saygıyla ve rahmetle anıyorum. Hastanelere gidip bakabilirsiniz, onkoloji servisleri dolup
taşıyor. İnsanlarımız grip, nezle olur gibi kanser oluyor, ama en çok da termik
santrallerin olduğu yerlerin insanları hastalanıyor. Enerji, olmazsa olmaz bir şeydir. Elbette onsuz bir ülkenin
kalkınması mümkün değildir ama enerjinin de çeşitleri, alternatifleri vardır ve
çevre dostu olanları, insanlara zarar vermeyenleri, bizi ele güne muhtaç
etmeyecek olanları vardır. Enerjide dışa bağımlı olduğumuzu sağır sultan biliyor ama
kendimize yetecek enerji kaynaklarına sahip olduğumuzu da biz biliyoruz. Yenilenebilir enerji kaynaklarının hızla devreye sokulup, fosil bazlı yakıtlardan uzaklaşmak öncelikle insanlık sorunu
hâline gelmiştir. Daha temiz bir dünya için rüzgâr, güneş, jeotermal, hidrolik
santrallerine öncelik verilmelidir. Bakın, dünya hızla biyoyakıtlara,
hidrojenlere yönelirken biz hâlâ onların terk ettiği yöntem ve teknolojileri
kullanmaya devam ediyoruz. Onlar nükleer santralleri kapatırken, biz dünya
güzeli Sinop’ta nükleer santral kurmaya çalışıyoruz. İyiyse onlar niye terk
ediyorlar? Kötüyse biz niye kullanıyoruz? Termik santrallerde baca filtre
sistemleri hangi amaçla kullanılmıyor, çok mu pahalı, kullanınca az mı kâr
ediliyor ya da baca filtre sistemi takılsa bile külleri açık alanda toplamayı
nasıl izah edebiliriz? Rüzgârla savrulan küller hem insanları hem arazileri
mahvediyor, Afşin B Santrali’nde olduğu gibi. Değerli milletvekilleri, bakın bir Kızılderili atasözü ne diyor:
“Son ağaç da kesildikten, son ırmak da kuruduktan sonra paraları yiyin
yiyebilirseniz.” Kapitalist, emperyalist sistem doğaya fazlasıyla tahripkâr
davranarak geleceği yok ederken aslında insanlığın geleceğini de yok
etmektedir. Meseleye sadece termik santraller ve zararları diye bakmak büyük
resmi görmemizi engellememeli. Son yüzyılda teknolojik gelişme insanlığın
enerji ihtiyacını da aynı oranda, belki de fazlasıyla artırmıştır. Tabii, ülkelerin
gelişme ölçüsü, enerji üretiminde çevrede yaratılan zararları göz ardı
etmelerine de yol açmış durumdadır. Hepinizin de bildiği gibi bir Kyoto Sözleşmesi var, 1997’den beri
imzalanmayı bekliyor. Nedir bu Kyoto Sözleşmesi? Küresel ısınmaya karşı, sera gazlarının
atmosferde oluşturdukları etkiye karşı, biz insanların bir şeyler yapmasını
sağlamak için yapılan bir sözleşme. Niye? Çünkü bu gezegeni biz kirletip hızla
kendi sonumuza doğru gidiyoruz. Bu sözleşmeyi kim imzalamıyor? Amerika Birleşik
Devletleri, hem de sera gazlarının yüzde 25’ini üreten ülke imzalamıyor
-dünyada 190 ülkenin 168’i imzalamış- bir de biz imzalamamışız. Neden
imzalamıyoruz? Amerika Birleşik Devletleri imzalamadı diye mi? Bunun bir nedeni
var mı? Varsa bilelim. Bakın, bu dünya hızla sona doğru gidiyor ve bu, biz insanların
eseridir. Kapitalizmin özü para kazanma hırsıdır… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Özbolat. DURDU ÖZBOLAT (Devamla) – …ve insan, parayı kazanırken
çalıştırılması gereken unsurdur. Ama böyle giderse çalıştıracak insan bulmak
mümkün olmayacak. Çünkü kâr hırsıyla tahrip edilen çevre ve hastalanan
insanları çalıştırmak mümkün değildir. Küresel ısınma dünyayı bekleyen en büyük tehlikedir. Siyasal
anlayış veya sistemlerin neresinde durursak duralım, temiz bir dünyaya
ihtiyacımız var ama önce temiz bir Türkiye’ye. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özbolat. Şimdi sıra Tekirdağ Milletvekili Sayın Enis Tütüncü’de.
Buyurun Sayın Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar) ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, Trakya’nın geleceğine sahip çıkmak
amacıyla vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.
Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Neden böyle bir önerge verdik? Şunun için: Çünkü Tekirdağ, Edirne
ve Kırklareli’nin hem tarım toprakları, ormanları, yer altı ve yer üstü suları
hem de kıyıları ve çevre değerleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Sayın Bakan önergelerin geneli üzerindeki konuşmasında bizim
önergemizi yalnızca Ergene Havzası’ndaki kirlilik açısından ele aldılar. Oysa
çevre kirliliği önergemizdeki gerekçelerden yalnızca biriydi. Bu nedenle,
araştırma önergemizin daha iyi anlaşılması açısından, burada, Trakya’daki
sorunlarla ilgili kısa bir bilgilendirmeyi dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bir kere, Trakya topraklarının yaklaşık dörtte 1’i yanlış
kullanılıyor. Birinci ve ikinci sınıf tarım arazileri hızla elden çıkıyor. Şu
an için verimli topraklardan yaklaşık 50 bin hektarlık bölümü elden çıkmış
durumdadır. Plansız sanayileşme ve konut inşatlarındaki patlamalar Trakya’ya
göçü hızla artırmaktadır. Nüfus artışı, yanlış su kullanımı, hızla yükselen
imar rantı Trakya’nın belli bölümlerini yeşil alana
hasret bırakmaya başladı. İstanbul’u, Silivri’yi aştı, Tekirdağ-Çorlu
ayrımındaki Kınalıköprü’ye doğru pompalanıyor. İkinci olarak, Trakya’daki su havzalarımız kurumakta, yer altı ve
yer üstü su kaynaklarımız hızla tükenmektedir. Bölgemizde yakın zamanlara kadar
40-50 metreden ve tertemiz çıkarılan artezyen suyu, şimdi ancak 400-500
metreden hem de daha yetersiz ve çok daha kirlenmiş olarak çıkartılabiliyor. Bu
nedenle, İstanbul’a tahsis edilmiş olan Istranca
dereleri suyuna Trakya şiddetle ihtiyaç duymaya başladı. Üçüncü olarak, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toprak ve
su, hava kirliliğindeki artış Trakya’da insan yaşamını tehdit eder boyutları
çoktan aşmış durumda. Şimdi ise Vize Çakıllı’da
çimento fabrikası kurulacağından söz ediliyor. Bakınız, Ergene Nehri’nin çıkış noktası bunun az ilerisindeki
ormanlık alan içinden başlıyor. Böylesine bir doğa katliamına hiç kimsenin
seyirci kalması kesinlikle mümkün değildir. Bilindiği gibi, hâlihazırda Ergene
ve Çorlu derelerinde zehir akıyor su yerine. Havadaki kükürt dioksit kirliliği
açısından, Türkiye’deki en kirli iller açısından, Tekirdağ 5’inci sırada,
Edirne 8’inci sırada. Dördüncü olarak, erozyona maruz kalmayan topraklarımız Trakya’da
hemen hemen yok gibidir. Üç ildeki toplam
topraklarımızın yüzde 52’si orta ve ağır şiddetli erozyona, yaklaşık yüzde 48’i
ise hafif derece erozyona maruzdur. Bu nedenden ötürü topraklarımızdaki organik
madde oranı yüzde 1’in altına düşmüştür. Oysa Avrupa Birliği ülkelerindeki
organik madde oranı topraklarda yüzde 20’ler dolayındadır. Önergemizin gerekçeleriyle ilgili daha fazla ayrıntıya girmek için
burada fazla zamanımız yok ancak durumun daha iyi anlaşılabilmesi için değerli
gazeteci arkadaşımız Sayın Yalçın Bayer’in bir
tespitini sizinle paylaşmak istiyorum. Diyor ki Sayın Yalçın Bayer: Sanayi ve yapı sektörü Bolu Dağlarından Edirne’ye
acımasız bir şekilde doğayı yara yara ilerliyor.
Toprak ve suyun yenilgisi… Doğa küskün, yağmur bulutları İstanbul’a, Trakya’ya
pek uğramıyor. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte burada bir bölümüne
değindiğimiz sorunların çözülmesi amacıyla Trakya Üniversitesi tarafından
1/100.000 ölçekli Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı hazırlandı. Bu plan 2020
yılı Trakya’sını hedeflemişti ve 2004 yılında da onaylanmıştı. Daha sonra
1/25.000 ölçekli planın yapılması süreci başlatıldı. Bu süreçte oluşturulan
Trakya Kalkınma Birliği -ki kısaca “TRAKAB” diye adlandırılıyor- 1/25.000’lik
planın yapılması için ihaleye çıktı. Ne var ki bu ihale sonradan iptal edildi,
yasalara ve hukuka aykırı olarak iptal edildi ve böylece 1/25.000’lik planı
hazırlama işi İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İstanbul Metropoliten
Planlamaya aktarıldı. Takiben, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, TRAKAB ve Çevre
ve Orman Bakanlığı arasında bir protokolün imzalandığına tanık olduk. Burada,
1/100.000’lik planın İstanbul’a uygun hâle getirilmesi öngörüldü. Yani, Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; bu protokol ile Trakya’nın çevre düzeni
planında İstanbul lehine değişiklik yapılması kabul edilmiş oldu. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte bu nokta, verdiğimiz
araştırma önergesinin özünü, esasını oluşturuyor. Önergemizin amacı, Trakya’nın
1/100.000 ölçekli çevre düzeni planının temel ilkelerine sahip çıkmaktır.
Endişemiz nereden kaynaklanıyor? İstanbul Metropoliten Planlamadan bazı
yetkililer, İstanbul’dan Trakya bölgesine en az 2 milyon nüfusun
kaydırılacağını, bu nüfusla birlikte, İstanbul’da bulunan sanayi kuruluşlarının
da önemli bölümünün bölgeye yani Trakya’ya aktarılacağını dile getirmişlerdir.
Buna karşılık, Trakya’daki yerel yöneticilerin bu konularla ilgili hiçbir
hazırlığı yoktur. Daha da ötede, ne İstanbul Metropoliten Planlama ve ne de
TRAKAB, yerel yönetimleri bu çerçevede bilgilendirmiş değildir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Trakya’nın üç ili olarak
biz, İstanbul’un giderek ağırlaşan sorunlarının çözümünde ana yüklenici rolünü
üstlenemeyiz; bu, Trakya’yı bitirir. Bize diyorlar ki: “Trakya İstanbul’suz, İstanbul da Trakya’sız
planlanamaz. Bu düşünce, İstanbul uğruna Trakya’nın gözden çıkarılması anlamına
gelmez.” diyorlar. Değerli milletvekilleri, siz eğer 1/100.000 ölçekli Ergene
Havzası Planı’nın ana ilkelerini çiğnerseniz
-ki, protokol ile bunun yolu açılmıştır- sonuçta, Trakya’yı İstanbul
için gözden çıkarıyorsunuz demektir. Nitekim 100.000 ölçekli planda,
onaylanmasından hemen sonra, çok sayıda değişiklik yapıldığını üzülerek tespit
ediyoruz. Marmara Ereğlisi-Kumbağ arasında, Tekirdağ
sahil şeridi için İstanbul kentsel yoğunluğunun azaltılması amacıyla “Kullanım
alanı genişletilebilir.” hükmü getirilmiştir. Hâlihazırda bazı rant çevreleri bunları fırsat bilerek büyük miktarda araziyi
kapatmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki rantçı
zihniyetin plan değişikliklerine hâkim olabileceğinden endişe duyuyoruz. İstanbul’un sorunlarının çözümünde Trakya olarak üzerimize düşeni
elbette yaparız. Bu, bizim hem tarihsel sorumluluğumuzun hem de vatandaşlık
bilincimizin bir gereğidir. Ancak, elimizde kalan son Avrupa topraklarını, imar
rantına, çarpık sanayileşmeye, ekolojik dengeyi ve doğayı tahrip edecek uygulamalara
daha fazla açamayız; Trakya’yı vahşi rant kavgalarına
terk edemeyiz. Bunu bizden hiç kimse beklemesin. İstanbul’a göçü önlemek
istiyorsanız, AKP olarak rant ekonomisini bırakınız ve
yatırım, üretim ekonomisine geçiniz. Bu çerçevede başlatılacak yeni bir
sanayileşme hamlesiyle Anadolu’nun belli yörelerinde yıllar önce düşünülen ve
tartışılan 1 milyon, 1,5 milyon, hatta 2 milyon nüfuslu şehir çekim
merkezlerini oluşturunuz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ENİS TÜTÜNCÜ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aksi hâlde, Muğla’dan Zonguldak’a çekilecek bir düz çizginin
üstünde kalan bölgeye, yani kuzeybatı bölgesine -ki buraya İzmir, Manisa,
Denizli, Balıkesir, Bursa, Bilecik gibi iller de girer- 40-50 milyon insanın
yığılmasına engel olamazsınız. Sonuçta imar ekonomisini İstanbul’a daha da
fazla kenetlemiş olursunuz. Böylece, Türkiye'nin en değerli topraklarının
kiremitle, betonla ve asfaltla kaplanmasını engelleyemezsiniz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada ana hatlarını dile
getirmeye çalıştığım önergemize sahip çıkılmasını istiyoruz, ümit ediyoruz,
talep ediyoruz. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, hepinizi en
iyi dileklerimle tekrar sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tütüncü. Şimdi söz sırası Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek’te. Buyurun Sayın Dibek. (CHP sıralarından alkışlar) TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Başkanım. Değerli milletvekili arkadaşlarım, biz de milletvekili
arkadaşlarımızla birlikte, Kırklareli ilimizin Vize ilçesinin Çakıllı
beldesinde üzerine çimento fabrikası yapılmak üzere satışı yapılan bir arazimiz
var, bu araziyle ilgili olarak bir araştırma önergesi verdik. Bu önerge
üzerinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu konuyu gerçi ben daha önce iki kez Meclis kürsüsünde gündeme
getirmiştim. Konu neydi? Konu: Bizim Vize ilçemize yaklaşık Değerli arkadaşlar, öncelikle birinci noktadan konuyu
değerlendirmek istiyorum. Tabii bu arazinin satışıyla ilgili olan kısma da
konuşmamın sonunda kısaca değineceğim. Belirttiğim gibi, Çakıllı beldesi her belde gibi çok güzel, şirin
bir belde; Vize-İstanbul yolu üzerinde. Bu beldemizin hemen kuzeyinde çok
güzel, geniş bir ormanlık alan var meşe, gürgen, kısmen çam ağaçlarıyla kaplı.
Tabii o ormanlık alan… Az önce Sayın Tütüncü’nün de
belirttiği gibi, Çakıllı beldemiz bizim Ergene’nin doğduğu alan, yani orada
doğuyor ve bu ormanlık alan da hem oksijen kaynağı hem de su kaynağı. Beldenin
güneyinde de yaklaşık 15 bin dekara yakın, birinci sınıf diyebileceğim
sulanabilir bir toprak var. Zaten belde halkının hemen hemen
yüzde 90’ı tarım yapıyor, yani geçimini tarım yaparak, buğday, ayçiçeği, mısır,
pancar ve bizim bölgemizde, Trakya bölgesinde ekilen, üretilen diğer ürünleri
üreterek, elde ederek geçimini sağlıyor. İşte bu fabrika da hemen bu tarım
alanlarının bitişiğinde, 15- Şimdi, daha önceki konuşmalarımda belirtmiştim, Kırklareli’nde
-Pınarhisar’da- bir çimento fabrikası var, uzun yıllar evvel kurulmuş olan ve
şu anda yine Vize ilçemizin -yani Çakıllı beldesinin bağlı olduğu Vize
ilçemizin hemen girişinden evvel Evrencik köyümüz var- Evrencik köyünde de bir
çimento fabrikası bitmek üzere. Yaklaşık 200 dekarlık bir alanda bir çimento
fabrikası yakında üretime başlayacak noktada. Yani iki tane fabrika zaten şu
anda o bölgede faaliyette diyebiliriz, üçüncüsü kurulacak. Yani, olayın bu
boyutunu da görmemiz lazım. Pınarhisar’ Değerli arkadaşlar, burada -tabii burada ekrandan görmek belki zor
ama- Çakıllı beldesinin bir krokisi var. Şu kırmızıyla çizili alan belediye
sınırları, şu turuncuyla belirtilen alan da fabrika kurulması düşünülen arazi,
yan taraf da Çakıllı beldesinin yerleşim yeri, maviyle gösterilen alan, yani şu
morla çizili olan alan da kalker sahası. Yani buraya fabrika kurulacaksa kent
içinden geçilecek, bu kalker sahasından malzemeler alınacak tonlarca, binlerce
kamyonla yine kent içinden geçirecek ve orada bir fabrika kurulacak. Tabii olayın bu boyutu çevresel açıdan çok büyük sakıncalar
taşıyor. Bu konuda, özellikle Vize ve Çakıllı beldesinde bu hafta sonu da bir
toplantı vardı, Marmara Çevre Platformunun düzenlediği bir toplantı. Bu
toplantıda da, bu konu geniş bir şekilde görüşülmüştü. Halk, bu fabrikanın
burada kurulmasını kesinlikle istemiyor. Zaten kurulması, belirttiğim
nedenlerle, çevresel nedenlerle mümkün gözükmüyor ama böyle bir girişim
başlatıldı. Değerli arkadaşlar, az önce Sayın Tütüncü, Tekirdağ
Milletvekilimiz, Trakya ile genel bilgiler verirken Trakya Üniversitesince
hazırlanmış olan Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı’ndan bahsetti, 1/100.000
ölçekli. Bu plan düzenlendi, onaylandı Çevre Bakanlığında. Gerçi, onaylandıktan
sonra üzerinde değişiklikler de yapıldı, yani o da pek normalde olmaması
gereken bir şeydi. Bu planda, Çakıllı beldesinin bulunduğu alan, değerli
arkadaşlar, yer altı suyu besleme alanı olarak gözüküyor. Böyle tespit edilmiş
ve bu alanda plan dışı gözüken şu anda… Yani zaten imar planı
hemen yanında. 1/25.000’likler, az önce bahsedildiği gibi “TRAKAB” adı
altında şu anda onlar henüz onaylanmadı, yani TRAKAB Projesi içerisinde
1/25.000’likler onaylanmadı. Zaten, 1/25.000’likler onaylanmadan, yani bu
1/100.000’lik onaylanan projeye göre alt planların yapılması mümkün değil. Yani, şimdi, burada bu araziyi alacak olan firma, “Ben buraya
çimento fabrikası yapmak istiyorum.” dediğinde şu anda yapması gereken olay,
işte, ilgili yerlerden, Çevre Bakanlığından -Çevre Bakanımız da burada-
izinlerini alacak, daha sonra da bir mevzi imar planı düzenleyecek ve ona göre
de burada bir fabrika inşaatına başlayacak ama bunu yapabilmesi için önce
1/25.000 ölçekli planının onaylanması gerekiyor, alt planların onaylanması
gerekiyor. Dolayısıyla bu, şu an için mümkün gözükmüyor zaten, yasal
olarak mümkün değil. Fakat belirttiğim tüm bu sakıncalara rağmen bu arazi,
arkadaşlar, kamuoyunun çok yakından tanıdığı Taşyapı
firmasına satıldı. Satışı da ayrı bir hikâye. Yani
nasıl satıldı? İhalesiz satıldı, doğrudan satıldı. Nasıl satıldı? Yani, Maliye
Bakanlığının kendi birimi Vize Emlak Müdürlüğü bir değer biçti, emlak değeri
biçti 13 trilyon lira. 13 trilyon lira değer üzerinden bunun ihaleye
çıkarılması gerekiyordu, çıkarılmadı. 2 trilyon lira bedelle bu arazi doğrudan
ve bu 2 trilyonluk bedel de arkadaşlar, dört taksit hâlinde ödenmek üzere, yani
500, 500 dört taksit hâlinde ödenmek üzere, taksitlendirilerek bu firmaya
verildi. Tabii, ben bu konuyu Meclis gündemine getirdiğimde, Maliye
Bakanımız, 7 Kasım 2007 tarihinde Milliyet gazetesine açıklayıcı bir cevap
verdi, yani bizim bu iddialarımızla ilgili olarak. Aslında yanıta bakarsanız
iddiaların tümü doğru: “Evet, 2 trilyon liraya verdik. Evet, ihalesiz verdik,
-ama verme gerekçesi şu… Yani, mutlaka bir kılıf var, mutlaka bulunmuş- 4706
sayılı Yasa’nın -yani hazineye ait olan arazilerin ekonomiye kazandırılmasıyla
ilgili olan bir yasa bu- 4’üncü maddesine göre, bize bu firma geldi başvurdu,
ben burada 140 milyon dolarlık bir yatırım yapacağım dedi ve burada 200 kişiyi
istihdam edeceğim, çalıştıracağım dedi. Dolayısıyla, biz de bu Yasa’daki bu
ayrık, istisna hükme dayanarak kendilerine harç değeri üzerinden -emlak değeri
üzerinden değil- bu satışı yaptık.” Değerli arkadaşlar, şimdi, bu arazinin satılması için öncelikle bu
arazinin üzerine bir çimento fabrikasının yapılabilmesi, bu arazi üzerine bir
çimento fabrikasının kurulabilmesinin hukuken, yasal olarak mümkün olması
lazım. Öncelikle bu mümkün olacak ki, ondan sonra satış işlemi düşünülecek.
Şimdi, Bakanlık diyor ki… RASİM ÇAKIR (Edirne) – Bunun adı “Babalar gibi satmak.” TURGUT DİBEK (Devamla) – Evet, yani o konuyu biraz daha anlaşılır
bir şekilde anlatmaya çalışıyorum. Bakanlık diyor ki: “Evet, şu anda buraya
çimento fabrikası kurulamaz -Yani, Maliye Bakanımızın yanıtı. Tarihini de
veriyorum 7/11/2007; 7 Kasım 2007, isteyenler açar, bakar- ama,
biz bir şartla sattık.” Şimdi, bu planlar yarın onaylandığında, alt planlar yapıldığında
burada bir sanayi tesisi ki… 1/100.000 ölçekli onaylanmış plana göre, burada
sadece ve sadece şu anda, değerli arkadaşlar, tarım ve hayvancılık, besicilik
amaçlı bina yapılabilir ve buna ruhsat verilebilir. Bu alt planlarda burası
tarım amaçlı ve hayvancılık amaçlı olmaktan çıkarılırsa ve sanayi tesisi, yani
bir çimento fabrikası kurulabilir noktaya getirilirse sen bunu yaparsın, ama
getirilemezse, biz bunu senden geri alma şartıyla satıyoruz diyor. Yani, Maliye
Bakanlığının açıklaması böyle, veriyoruz ama, malımıza
da sahip çıkacağız diyor bir anlamda ve bu şekilde bir uygulama olmazsa,
yatırmış olduğu -500, 500 yatan- paranın da yüzde 10’unu keserek bunu geri
alacağız diyor. Ama değerli arkadaşlar, yani bunu derken şöyle bir şey de demiyor
mu, yani onu da biraz irdelemek gerekir diye düşünüyorum: Yasal olarak sen
fabrikayı şu anda kuramazsın. Yani, planlara göre mümkün değil. Ama, sen biraz çalış, birazcık gayret göster. Git bu alt
planlarda birazcık işte, iyi diyaloglar kur, nereyle kuracaksan… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun Sayın Dibek. TURGUT DİBEK (Devamla) – 1/25.000’likler şu anda hazırlanıyor, onu
hazırlayan bir Metropolitan Proje Merkezi var, git o
arkadaşlarla birazcık yakın temas kur, o arkadaşlara ricada bulun, onlarla aran
iyidir. Taşyapı, biliyorsunuz, özel bir şirket, son
beş yılda gerçekten çok büyük ciroları olan, işte çok büyük bir yere ulaştı…
Tabii, basında tartışılıyor, işte, Başbakanın hemşehrisi
olması, Rizeli olması sahibinin… Tabii, o da, bizim bu eleştirilerimize karşı
“Siyaseten üzerimize geliniyor.” diye söylüyor ama,
bir de gerçek var, böyle büyüyen bir firma var. Gidin bu çalışmalarınızı yapın,
1/25.000’liğin içerisine bunu alın. Daha sonra gelin, belediye imar planı
içerisinde bunu 1/1.000’likler düzenlenirken orada da halledin, ondan sonra
fabrikanızı yaparsanız yapın kardeşim, ama yapamazsanız da biz bunu geri
alırız. Değerli arkadaşlar, böyle bir satış olabilir mi? Yani, Meclis
araştırma önergemizin iki boyutu var: Bir, çevresel açıdan bu fabrikanın buraya
kurulması cinayettir. İkincisi de, en hafif tabiriyle, peşkeş çekilmiş olan bir
arazi var, bu arazinin de bu satışıyla ilgili mutlaka iddiaların araştırılması
lazım. Önergemizi bu iki hususla birlikte verdik, ben,
milletvekillerimizin önergemizi destekleyeceğine inanıyorum. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dibek. Buyurun Sayın Kaplan. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Kırklareli Milletvekilinin verdiği bu önergenin lehinde ben de bir
iki söz söylemek istedim. Gerçekten bu kurulacak çimento fabrikaları ilk değil, daha
öncesi de Sergen’de kurulmuştu ve Istranca
ormanlarının yeşilliğini ve İğneada denizinin
mavisini mahvedecek bu çevre kirlenmesi konusunda Limanköy
Deniz Ürünleri Kooperatifi idare mahkemesinde hem iptal davası açmış hem Turizm
Bakanlığının 2023 Turizm Stratejisi’nde İğneada-Kıyıköy arası on ekokent içinde
birinci sırada yer almaktadır. Longoz
ormanlarından geçen bir kara yoluyla şu an İğneada
Limanı’na da bir çimento iskelesi yapılmaktadır, ki
orası turizm ve balıkçılık merkezidir. Bu yönleri dikkate alındığında gerçekten böyle bir araştırma
yapılmasında büyük yarar olduğunu düşünüyoruz. Trakya’yı kurtaracak bir
projenin mahvı söz konusudur. Bu nedenle destekliyoruz. Teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan. Şimdi söz sırası Adana Milletvekili Sayın Nevingaye
Erbatur’da. Buyurun Sayın Erbatur. (CHP sıralarından
alkışlar) NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sözlerime başlamadan önce Divanda 3 kadın milletvekili görmekten duyduğum
memnuniyeti dile getirmek istiyorum. Adana’daki lagünlerin karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin
araştırılması için verdiğimiz araştırma önergesi üzerinde söz almış
bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım. Lagün veya deniz kulağı, koylarda veya
körfez ağızlarının kıyı okları ile kapanması sonucu kıyı gerisinde oluşan
göllerdir. Denizle yer altından veya yer üstünden bir su
yoluyla bağlantısı bulunan, denizden çoğunlukla da dar bir karayla
ayrılmış olan göllerdir. Lagünler, ekolojik ve
ekonomik yönden önemli ekosistemlerdir. Çukurova deltasında gerek ekonomik gerekse ekolojik
önemleri bakımından çok değerli habitatlar olan lagünler batıdan doğuya, Dipsiz
Tuzla, Akyatan, Ağyatan, Yelkoma
ve Yumurtalık lagün sistemleri olarak sıralanmaktadır. Bu lagünler Adana için
doğal birer zenginlik kaynağı olmasının yanında birçok canlının da üreme,
beslenme, korunma ve yaşama ortamı olması açısından da büyük önem taşımaktadır.
Binlerce yıllık tarihî geçmişi, bu geçmişten günümüze kalan
sayısız tarihî eserleri, Yumurtalık ve Karataş sahillerinin doğal güzelliği ile
Torosların yemyeşil yaylaları, şifalı suları, bitki
ve hayvan türleri bakımından çeşitliliğiyle Adana büyük bir turizm
potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin bacasız sanayi niteliğini devam
ettirebilmesi için ve daha da önemlisi, gelecek kuşaklara yaşanabilir bir
coğrafya bırakabilmemiz için, Adana ilinin ve yok olmaya yüz tutmuş lagünlerin
bir an evvel koruma altına alınması ve gerekli tedbirlerin yerine getirilmesi
şarttır. Günümüzde kirlilik ve diğer çevresel etkilerle, Adana’da ismi
sayılan lagünler hızla yok olmaktadır. Nehirlere yapılan barajlar ve diğer
müdahalelerle deltalarda geriye doğru aşınmalar başlamıştır. Tatlı su, deniz ve
taşkın suları rüzgâr nedeniyle lagünlerde sığlaşmaya yol açmaktadır. Ayrıca,
lagünlerin yakın çevrelerindeki alanlarda tarımsal faaliyetlerin yapılması
lagünlerin ve lagünleri doğal yaşam alanı olarak kabul eden canlıların
habitatlarına zarar vermektedir. Bu alanlarda kullanılan pestisitlerin,
yani zehirlerin kalıntıları yağmurlar sırasında üstten akmayla ve ayrıca Akyatan Lagünü’ne dökülen DSİ drenaj kanalı aracılığıyla
lagün sularına karışmaktadır. İskenderun Körfezi’nde mevcut sanayi tesisleri, boru hattı,
tankerler, tersaneler ve rafineriler ile Sugözü
Termik Santrali lagünler için önemli kirlilik kaynaklarını oluşturmaktadır.
Bölgedeki hızlı nüfus artışı da bu süreci hızlandırıcı bir etki yapmaktadır. Ayrıca bölgede uzun yıllardır stok tespit çalışması da yapılmadığı
için, lagünlerde yaşayan canlı sayısına ilişkin net bir veri de yoktur. Örneğin,
Seyhan Nehri’nin yarattığı Tuzla ve Akyatan Lagünleri
ile Ceyhan Nehri’nin yarattığı Ağyatan Lagünü, Ceyhan ve Yumurtalık dalyanı ile
bunlara bağlı diğer lagünler nadir kara ve deniz canlıları ile kuşların ürediği
ve barındığı alanları oluşturmaktadır. Ancak, Türkiye’nin en büyük lagünü olan Akyatan’da mevcut balık miktarında önemli bir azalma
olduğu, konunun uzmanı kişilerce dile getirilmektedir. Adana’daki lagünler, dünyada nesli tükenmekte olan caretta caretta ile yeşil
kaplumbağaların yaşam alanları olmaları açısından da büyük önem taşımaktadır.
Ayrıca bölgede iki yüz yetmiş iki önemli kuş türü de varlığını sürdürmektedir.
Ancak DSİ tarafından sulama ve kurutma uygulamaları ve çiftçilerin kendi
imkânlarıyla derin kuyu pompaları kullanmaları lagünlere büyük zarar
vermektedir. Konuyla ilgili olarak dikkate alınması gereken bir veri de Doğal
Hayatı Koruma Vakfı tarafından 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü nedeniyle
yayınlanan Türkiye’nin 12 Ramsar Alanı Değerlendirme
Raporu’dur. Rapora göre, Türkiye’de son kırk yılda yaklaşık 1 milyon 300 bin
hektar sulak alan, kurutma, doldurma, su sistemlerine müdahaleler ve kirlilik
nedeniyle ekolojik ve ekonomik özelliğini yitirdi. Bu
oran, Türkiye’nin sulak alanlarının yarısını son kırk yılda kaybettiğini ortaya
koyuyor. Uluslararası öneme sahip on iki sulak alan, aşırı tarımsal sulama, yer
altı sularının kaçak kullanımı, tarımdan dönen suların yarattığı kimyasal
kirlilik, arıtılmadan sulak alanlara verilen sanayi ve evsel kaynaklı kirlilik
gibi nedenlerle tehdit altındadır. Türkiye’nin en büyük lagünü olan ve en büyük kumullarını
barındıran Akyatan Lagünü’ne de drenaj kanallarıyla
tarım ilacı, gübre ve alüvyon taşınmaktadır. Üst kesimlerdeki tarım alanlarının
yerleşime ve sanayiye açılması, hızlı nüfus artışı ve yoğun göç deltadaki doğal
alanlar üzerindeki baskının artmasına neden olurken göl çevresindeki geçici
sulak alanların tamamına yakını drene edilerek tarıma açılmasına sebep
olmuştur. Ayrıca, otuz altı yıl önce uluslararası Ramsar
Sözleşmesi’yle koruma altına alınan Adana Akyatan
Lagünü’nde, DSİ’nin tarım amaçlı arazi kazanmak
amacıyla başlattığı drenaj kanalı açma çalışmalarının da etkisiyle bölge
neredeyse çöle dönüşmüştür. Avrupa ile Afrika arasında göç eden milyonlarca
kuşun geçiş yolu üzerindeki en önemli sulak alanlardan olan Adana Akyatan Lagünü kuraklık alarmı vermektedir ve ne yazık ki
bu uygulama devlet eliyle gerçekleştirilmektedir. 272 türde milyonlarca kuşa
yuva olan lagünde bugüne dek yaklaşık 40 bin dönüm alanda sular çekilmiştir.
Oysaki deltada şimdiye dek saptanan 272 kuş türünden 170 adedi, yani yüzde
62,5’u Bern Sözleşmesi’ne göre özellikle korunması gereken türlerdir. Ayrıca, Çukurova Deltası, Uluslararası Kuşları Koruma Örgütü
tarafından “Önemli kuş alanı” olarak tanımlanmıştır. Yani Delta’nın,
uluslararası sözleşmeler gereğince de önemi çok büyüktür. Bu nedenle, bir an
evvel, DSİ’nin kanal açma çalışmaları lagünlerin
ıslahı açısından da ele alınmalı ve lagünlerin temizlenmiş tatlı suyla
beslenmelerinin sağlanması için projeler yapılmalıdır. Yumurtalık Lagünü’nde de durum farklı değildir. Barajlar yüzünden
tatlı su girişi azalmıştır. Ekmeğini bu lagünlerden kazanan balıkçılar,
Yumurtalık Lagünü’nde avlanan balık miktarının son on yılda yüzde 40 oranında
azaldığını söylemektedirler. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; peki, sulak alanlar ve
lagünler neden bu kadar önemlidir? Sulak alanlar çevrenin nem oranını
yükselterek başta yağış ve sıcaklık olmak üzere yerel iklim üzerinde olumlu
etkiler meydana getirirler. Yer altı suları için kaynak görevi yapan sulak
alanlar su kaynaklarını veya başka bir sulak alanı beslerler. Yani ben, işin
ekonomik boyutunu, turizm faaliyetlerine olan etkisini hesaba katmıyorum bile.
İmza attığımız uluslararası sözleşmeleri de hatırlatma gereği duymuyorum.
Sizlere, yalnızca, bu dünyanın sadece bize ait olmadığını hatırlatmak
istiyorum. Yaşadığımız gezegen bugünün çocuklarına ve gelecek kuşaklara aittir.
Oysaki biz, gezegenimiz de bizimle birlikte yok olacakmışçasına bir zihniyetle
yaşıyor ve durmadan tüketiyoruz. Bu gidişata dur demek için henüz çok geç değil. Örneğin, Tuzla ve
Yumurtalık Lagünü arasında kalan 110 kilometrelik alan Akdeniz sahillerindeki
diğer yerlerin aksine henüz tahribata uğramamıştır. Üç tarafı denizlerle kaplı olan ülkemizde balıklar doğal
alanlarında yaşayamazken ülkemizde balık çiftlikleri kurup bir de denizi böyle
kirletiyoruz. Kirlettikten sonra da “Burası kirlendi, hadi bu balık
çiftliklerini buradan alıp başka bir bölgeye taşıyalım.” diyoruz. Şimdi, arkadaşlar, İzmir’de, Muğla’da balık çiftliklerinin yaptığı
zararlar ortada. Bunlar Mersin’e taşınmak isteniyor. Şimdi Mersin de
kirletilecek. O hâlde, alınması gereken önlem, bu balık çiftliklerini doğaya
uygun olarak yapmak ve küçük kapalı koylardan çıkarmaktır. Bunu da burada
söylemeden geçemeyeceğim. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye gibi önemli doğal
zenginlikleri olan bir ülkede, Adana’da bulunan lagünlerin doğa dışı etmenlerle
yok olmaya yüz tutmasına izin verilmemelidir. İsmi sayılan
lagünlerin doğal zenginliklerinin sürdürülebilmesi için gerekli önlemleri
almak, lagünlerin karşı karşıya olduğu sorunları araştırmak, bu sorunlara
yönelik çözüm üretmek için bu araştırmanın mutlaka açılması ve bunun sonucunda
sadece ulusal değil, başta Avrupa Birliği kaynakları olmak üzere uluslararası
kaynaklardan da destek alınarak bu bölgede örnek bir ıslah ve
kurtarma-geliştirme projesinin geliştirilmesini sağlamalıyız. Tabii sadece Adana’da bulunan sulak alanlar değil, Türkiye’de bulunan
diğer yetmiş üç adet doğal yaşam alanının da çevresel baskı altından
kurtarılması ve doğal hâlinde yeniden yaşam içine geçirilmesi gerekir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) NEVİNGAYE ERBATUR (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan. Çevresel sorunlar son derece önemli bir sorundur. Bir kimyacı
olarak, evet, üretmeliyiz, bunu yapmalıyız, bu hepimiz için gerekli ama
üretirken çevreye de dikkat etmeli, çevre sorunlarını minimuma indirecek
önlemleri almalıyız. Avrupa Birliğine girmeye çalışan Türkiye'nin yapılan müzakerelerde
en çok problem yaşayacağı alanın çevre alanı olduğu düşünülürse bugün
konuştuğumuz konuların önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Hepinizi saygıyla selamlıyor, beni dinlediğiniz için teşekkür
ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erbatur. Şimdi söz sırası, Bartın Milletvekili Sayın Muhammet Rıza Yalçınkaya’da. Buyurun Sayın Yalçınkaya. Sayın Yalçınkaya yok mu? K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ahmet Küçük konuşacak. BAŞKAN - Çanakkale Milletvekili Sayın Ahmet Küçük. Buyurun Sayın Küçük. (CHP sıralarından alkışlar) AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; bu Hükûmet döneminde -geçtiğimiz 22’nci
dönem de dâhil olmak üzere- yeni Meclis uygulamalarına şahit oluyoruz. Torba
kanun görmüştük önce, şimdi de çuval araştırma önergesi; yirmi dört tane
araştırma önergesini beraberce değerlendiriyoruz. Bu garip
uygulamayı, öncelikle, doğru bulmadığımı, şık bulmadığımı, konuyu ciddiye
almamak olduğunu, bu kadar değişik çevre sorunlarını bir arada, bir şekilde,
bir anda görüşmenin yasak savmaktan başka hiçbir işe yaramayacağını,
çevreciliğe, çevre anlayışına, çevreye duyarlı olan insanlara, çevremize hiçbir
saygı ifade etmediğini, tam manasıyla bir işi yapıyormuş gibi yapmaktan ibaret
bir anlayışı ifade ettiğini ifade ediyorum ve bu anlayışı benimseyen ve
Mecliste bu anlayışla bu araştırma önergelerini görüşme anlayışını benimseyen
anlayışı da kınıyorum, doğru bulmuyorum arkadaşlar. Değerli arkadaşlarım, bu bir yasak savmadır; bu, çevreyi ciddiye
almamaktır, çevrecileri ciddiye almamaktır. Çevreyi ciddiye alıyor gibi yapıp
aslında “Siz bildiğiniz gibi yapın.” anlayışıdır. Esas olarak, bu İktidarın çevreye nasıl baktığını Çevre
Bakanlığını kaldırmasından biz biliyoruz. Çevre Bakanlığını
bir başka bakanlığın kuyruğuna takarak ve başka ülkelerde, çağdaş ülkelerde,
içine girmeye çalıştığımız AB ülkelerinde, çevreyle ilgili, yeşille ilgili
partiler kurulup iktidar ortağı olurken biz böyle önemli bir konuyu, ayrı bir
bakanlık olmasını bile lüks bulup bir başka bakanlığın, Orman Bakanlığımızın
kuyruğuna takmıştık ve dolayısıyla, işte böyle bir anlayış, şimdi böyle çuval
araştırma önergelerini -çevre konusunda- görüşmeyi bir maharet olarak karşımıza
çıkarıyor. Değerli arkadaşlarım, biz de Kaz Dağlarında ve yöredeki kirliliği,
çevre sorunlarını, altın aramaları temelinde ortaya çıkan duyarlılık nedeniyle
verdiğimiz araştırma önergesi çerçevesinde burada söz almış bulunuyoruz. Değerli arkadaşlarım, Kaz Dağları, hepimizin bildiği gibi, Türkiye
Anadolu coğrafyasının çok önemli anıt niteliğinde bölgelerinden bir tanesidir.
Bu, bugünün işi değil, bugüne özgü değil. Kaz Dağları milattan önce 5000’li
yıllardan bu yana dünya tarihinde hep önem arz etmiş, mitolojinin, tanrıların
oturduğu yer olmuş, Yunanistan’da Olimpos’la
birlikte, Zeus’un yerleşik olduğu ve tanrıların babası Zeus’un vatanı olan bir
bölge olarak anılmıştır. Yani tanrılara ithaf edilen bir dağ her hâlde önemli
bir dağdır. Yedi bin yıldır, on bin yıldır önemlidir, bugün de çok önemlidir.
Yapısı itibarıyla önemlidir, ekolojisi itibarıyla
önemlidir, barındırdığı endemik bitkiler itibarıyla önemlidir, ormanlarıyla
önemlidir, ürettiği su kaynaklarıyla önemlidir; etrafında barındırdığı insan
sayısı ve o insanların yaşam kalitesini yükselten ürünleri barındırması
niteliğiyle önemlidir; Kaz Dağları kesinlikle çok önemlidir arkadaşlar, turizm
olarak önemlidir, tarımsal üretim olarak önemlidir, ürettiği oksijen olarak
önemlidir ve doğa olarak önemlidir, her açıdan çok önemlidir ve dolayısıyla bu
önemi veren bir anlayış içinde Kaz Dağlarına bakmak lazımdır. Yani “Kaz Dağlarında şu kadar altın olduğunu farz ediyoruz, bunu
çıkarmak lazım.” anlayışı içinde Kaz Dağlarına “İstediğiniz yerde istediğiniz
gibi altın arayabilirsiniz.” diye onlarca altın arama ruhsatı verirseniz, o
yörede yaşayan insanları ayağa kaldırırsınız. Çünkü o yörede yaşayan insanlar,
ülkesinin geleceğine ve bugünkü ülkemizin değerlerini, varlıklarını gelecek
nesillerden borç aldığına inanan insanlardan oluşan duyarlı insanlardır ve
siyanür gibi çok tehlikeli bir maddeyle altın aramanın olduğu bir dönemde de
burada altın arama işi her zaman o yöredeki insanların tepkisini çekecektir. Değerli arkadaşlarım, şu anda yörede onlarca altın arama ruhsatı
verilmiştir. Bazıları işletmeye geçmiştir ve artık bazıları altın rezervlerinin
tespitlerini yapmışlar ve işletme ruhsatına başvuru aşamasına gelmişlerdir.
Yörede insanlar ayaklanmıştır. Bakın, yarın 100 bin imza Meclis Başkanlığımıza GÜMÇET’in başkanlığında 7 kişilik bir heyet tarafından
teslim edilecektir ve burada ciddi sıkıntılarla karşılaşacağız,
karşılaşacaksınız. Dolayısıyla, bu konuya herkesi duyarlı olmaya çağırıyorum.
Yöre 1 milyona yakın insanı barındırmakta ve Kaz Dağları, çıkan sularla,
hinterlandında barındırdığı potansiyelle esas olarak yöre halkını ve Türkiye’yi
yakından ilgilendirmektedir. Yörede dünyanın en kaliteli kirazı, elması,
şeftalisi ve en önemlisi dünyanın en iyi zeytinyağının üretildiği zeytin
ağaçları bulunmaktadır. Gene, endemik bitki türleriyle beslenen hayvanların
ürettiği kaliteli sütlerden dünyaca ünlü Ezine peynirlerinin üretildiği bir
bölgedir ve Ezine peyniri üretiyorum diye Türkiye’nin çeşitli yerlerinde
üretenler kesinlikle o kaliteyi tutturamamaktadırlar. Çünkü,
o yöredeki yetişen otlarla beslenen koyunlardan alınan sütlerden elde edilen
kaliteyi hiçbir yerde tutturmak mümkün olmamaktadır. Değerli arkadaşlarım, yöre, madencilerin tam bir saldırısıyla
karşı karşıyadır. Ama, tehlike sadece madencilerden
gelmiyor. Bazısı yerin altından çevreyi kirletirken, yani altındaki değerleri
almak için üstünü tehlikeye atarken bir taraftan da yöre ciddi bir termik
saldırıyla karşı karşıyadır. Bu konuya da dikkatinizi çekiyorum. Bakın, şu anda
yörede 480 megavat kurulu güç termik santral vardır. 320 megavat Çan’da
devletin işlettiği bir termik santral, 130 megavat gene özel sektörün işlettiği
bir termik santral vardır. Yörede gene Orta Doğu’nun ve Balkanların en büyük
çimento fabrikası bulunmaktadır. Yörede gene Orta Doğu ve Balkanların en büyük seramik
fabrikası bulunmaktadır. Ciddi, 65 megavat büyüklüğünde bir doğal gaz çevrim
santrali, doğal gazla çalışan bir elektrik santrali bulunmaktadır. İki tane
organize sanayi bulunmaktadır Biga ve Çanakkale’de -her ne kadar inşaatlar tam
olarak tamamlanmadıysa- ama en önemlisi arkadaşlar, şu anda, 500 megavatı
Ezine’de, 1.200 megavatı da Biga’da olmak üzere alınmış termik santral izni
vardır. Dikkatinizi çekiyorum arkadaşlar. 1.200 megavatı Biga’da, 500 megavatı
Ezine’de ve 1.025 megavatı da Bandırma’da olmak üzere 2.700 megavat şu anda
alınmış izin vardır. Bir sürü izin almak için sırada insan vardır, şirket
vardır. Yöre tam bir termik santral mezarlığına dönüşmek üzeredir ve yöre tam
bir katliamla karşı karşıyadır. Aklımızı başımıza alalım. Türkiye’de hâkim rüzgârlar poyraz
yönünden daha çok esmekte ve batıdan doğuya doğru. Yani o yörede oluşacak duman
kirliliği, Anadolu’nun tamamını yalayacak ve kirliliği Anadolu’nun tamamına
yayacak bir yapı arz etmektedir. Dolayısıyla, bir taraftan madencilerin
saldırısını durdururken esas olarak yöredeki bu termik saldırıyı da önlememiz
gerekmektedir. Elbette bu ülkeye enerji lazımdır. Bu ülke, termik yolla, rüzgâr
yoluyla, her yoldan enerji üretecektir. Mesela Çanakkale, rüzgâr santralleri
açısından çok önemli bir potansiyeldir ve çok izin alınmıştır ve şu anda dört
beş tane de çok önemli grup yatırım yapmış, üretime geçmişlerdir. Bunları
değerlendirin, bu rüzgârımızdan yararlanın. Termik santral olarak da biz 500
megavat şu anda kurulu güçle zaten Türkiye’ye borcumuzu ödüyoruz, ama
2.700-3.000 megavat termik santrali siz Çanakkale’ye yaparsanız, Çanakkale’yi
nefes alamaz, Kaz Dağlarını yaşayamaz hâle getirirsiniz. Kaz Dağları bugün
Türkiye’nin oksijen depolarından ve Türkiye’nin turizmle ilgili, tabiat
varlıklarıyla ilgili en önemli gelecek yerinden bir tanesidir. Bu konuya dikkatinizi çekiyorum. Yöre halkı bu konuya duyarlıdır.
Çok önemli direnç ve direnişle karşı karşıya geleceğimizi unutmayın. Nasılsa
alışırlar, bunu aşarız, hallederiz anlayışı içerisinde hareket edenlerin
Çanakkale’de hiç görmedikleri kadar önemli bir dirençle karşı karşıya
kalacaklarını ve çevrecilik açısından önemli bir mücadelenin Çanakkale’de
yaşanacağını hiç kimse unutmasın. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Çanakkale geçilmez. AHMET KÜÇÜK (Devamla) – Evet, Çanakkale geçilmez, doğrudur. Değerli arkadaşlarım, Çanakkale, Türkiye Cumhuriyeti’nin ön
sözünün yazıldığı yer. 18 Mart törenleriyle çok yakında andık oradaki yüz binlerce
şehidimizi. Ama, şimdi, o şehitlerin üzerine böyle bir
kirliği yaratıp ondan sonra da Çanakkale’yi yaşanmaz hâle getirmeyelim.
Çanakkale geçilmez olarak kalsın, yaşanmaz olarak anılmasın; Çanakkale de
anılmasın, Balıkesir de anılmasın. Kaz Dağlarının güney yüzü de kuzey yüzü de
temiz kalsın ve bu yörenin insanları gene bu Türkiye’ye Kaz Dağlarının üstünde
güzel ürünler üretmeye devam etsin. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Küçük. Şimdi söz sırası Konya Milletvekili Sayın Hasan Angı’da. Buyurun Sayın Angı. (AK Parti
sıralarından alkışlar) HASAN ANGI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
19 milletvekili arkadaşımla birlikte vermiş olduğumuz Konya kapalı havzasındaki
yer altı ve yüzey su kaynaklarının korunması, var olan problemlerinin
giderilmesi ve yaşanan kuraklığa, susuzluğa karşı gereken önlemlerin alınması
amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca
10/38 sıra sayılı Meclis araştırması açılması önergemiz üzerine söz almış
bulunuyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Global bir sorun olarak karşımıza çıkan iklim değişiklikleri
giderek üstesinden gelinemez bazı sorunları da tetiklemektedir. En büyük
yansımalar, sıcaklıklarda artış, karasal yağışlarda azalma ve bunlara bağlı
olarak ortaya çıkan kuraklık ve iklim rejimlerindeki dengesizliklerdir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; su, yaşam kaynağımızdır ve
hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar
bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur.
Dünyada mevcut suyun yüzde 97,5’u okyanuslarda ve iç denizlerde bulunmaktadır
fakat tuzlu su olduğu için içme suyu olarak kullanılması, sulamaya ve
endüstriyel kullanıma uygun değildir. Dünyadaki suların ancak yüzde 2,5’u tatlı
sudur. Bunun da yüzde 87’si buzullarda, toprakta, atmosferde ve yer altı
sularında bulunmakla birlikte kullanılamaz durumdadır. Bu nedenle, insanoğlu su
ihtiyacını yüzeysel sulardan veya yer altı su kaynaklarından temin etmektedir.
Yeryüzündeki su kaynakları bilinçsiz tarım, düzensiz kentleşme, çarpık
sanayileşme ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle ülkemizdeki gibi dünyanın
birçok bölgesinde büyük bir hızla kirletilmekte, tahrip edilmekte ve
tüketilmektedir. Ülkemizde tarım ve endüstride kullanılan su ile içme ve kullanmada sarf
edilen suyun giderek artması, mevcut kaynakların yağış rejimine bağlı olarak
azalması, yağış getirecek ve suyu toprakla buluşturacak bitki örtüsünün yok
olması, erozyon tahribatı yanında kurak periyot ve küresel ısınma gibi olumsuz
etkenler suya duyulan ihtiyacı artırmaktadır. Bu itibarla, gelişen sanayi ve
tarımsal faaliyetler, artan nüfus ve çevre kirliliği de göz önünde
bulundurulduğunda mevcut su kaynakları ile tüketimi arasında dengenin bozulduğu
görülmektedir. BAŞKAN – Sayın Angı, bir
saniyenizi alabilir miyim. Hatibin konuşması bitinceye kadar çalışma süremizi uzatmamızı
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Buyurun Sayın Angı. HASAN ANGI (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Bilinmekten öte yaşanan bir gerçektir ki son yıllarda bütün
planları, politikaları, hatta günlük yaşantıları altüst eden ve ne kadar
süreceği kestirilemeyen bir kuraklık yaşanmaktadır. Bugün dünya genelinde tüm
tatlı su kaynaklarındaki kirlenme hızla ilerlemekte ve kullanılabilecek su
potansiyeli de buna bağlı olarak azalmaktadır. Dünyanın yıllık yağış ortalaması
Kış aylarında kar yağışı azalmış, ilkbaharda düşmesi gereken yağış
alınamamış ve sonuçta, özellikle kuru tarım alanlarında, tahıllarda yüzde 80’e
varan verim kaybı yaşanmıştır. 2007 Ağustos ayındaki NASA raporunda ise, durum böyle devam eder
ve gerekli önlemler alınmazsa 2030 yılında İç Anadolu’nun çölleşeceği, resmî
kayıtlara göre kuraklık, özellikle de ülkemizin yüzde 70’lik bir kesimi için
kaçınılmaz bir tehlike olduğu öngörülmüştür. Dünyada ise doğal kaynaklarımızın
aynı hızla kaybedilmesi hâlinde, 2050 yılına gelindiğinde iklim değişiklikleri
nedeniyle 60 ülkede 7 milyar insanın su kıtlığıyla karşı karşıya geleceği
belirtilmektedir. Kullanılabilir suya ihtiyaç giderek artıyor çünkü nüfus artıyor,
teknolojiyle beraber yaşam kalitesi yükseliyor ama toplam su miktarı hâlen aynı
ve bilimsel gerçeklerin aydınlattığı yolda kaynakların sürdürülebilirliği
endişesi görünüyor. Bugün yetiyor olmasının gelecekte yeteceği anlamına gelmediği
gerçeği sayılarla ifade edilebiliyor artık. Mevcut büyüme hızı, su tüketim alışkanlıklarının değişmesi gibi
faktörlerin etkisiyle su kaynakları üzerine olabilecek baskıları tahmin etmek
mümkündür. Ayrıca bu tahminler, mevcut kaynakların yirmi beş yıl sonrasına hiç
tahrip edilmeden aktarılması durumunda söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla,
Türkiye’nin gelecek nesillere sağlıklı ve yeterli su bırakabilmesi için
kaynakların çok iyi korunup akılcı kullanılması gerekmektedir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Konya kapalı havzası İç
Anadolu platosunun ana bölümündeki Konya, Aksaray, Karaman, Isparta, Niğde,
Ankara, Nevşehir ve Antalya illerine bağlı otuz dokuz ilçe bulunmaktadır.
Türkiye’nin toplam alanının yaklaşık yüzde 8’ine denk gelen bir alanı
kapsamaktadır. Ayrıca ovalık alanlar bakımından da yüzde 40’lık bir ova alanını
içermektedir. Bu alanda, yüzde 45’i kırsal alanlarda, yüzde 55’i kentsel
alanlarda olmak üzere yaklaşık 3 milyon kişi yaşamaktadır. Havza, Türkiye’nin
tahıldan elde ettiği toplam gelirinin yüzde 9,2’sini, baklagillerin yüzde
6,2’sini, şeker pancarının da dâhil olduğu endüstriyel mahsullerin yüzde
8,5’unu sağlamaktadır. Türkiye’nin en büyük kapalı havzası olan Konya kapalı havzasında
son on-on beş yıldır yapılan modelleme çalışmaları sonucu ortaya konan kuraklık
senaryoları aslında yaklaşan tehlikeyi yeterince gözler önüne sermekteydi.
Ancak, toplumsal genel alışkanlıklar öngörülene göre değil de somut yaşanana
göre önlem alınması üzerine kuruludur. Bu sebeple kuraklık için yapılan
çalışmalar bu sorun kapımızdan içeri girdikten sonra gündemde önem kazanmıştır.
Konya kapalı havzası, kapalı bir havza olup yağışlarla beslenir.
Bölgede yaşanan iklimsel değişimin yanı sıra yürütülen tarımsal çalışmaların
suya olan gereksinimini de gün geçtikçe artırmakta ve yer altı sularının daha
fazla tüketilmesine yol açmıştır. Son yirmi yılda artan su sondaj çalışmaları
sonucunda, bugün, ovada yaklaşık 35 bini ruhsatlı, 35 bini ruhsatsız olmak
üzere 70 bine yakın su kuyusu bulunmaktadır. Bu kuyulardan çok farklı
debilerde, sulama suyu ihtiyacını karşılamak amacıyla yer altı suyu
çekilmektedir. Yer altı suyunun güncel beslenim
miktarından fazla su çekilmesi nedeniyle akiferdeki
rezervi beslemekten uzaktır. Havzada 1980 yılından itibaren yirmi yedi yılda
yer altı suyu seviyesi yaklaşık Konya Ovaları Sulama Projeleri, kısa adı KOP, uzun yıllardan beri
devam eden büyük ve küçük su projeleridir. Havza dışından kapalı havzaya su
aktarma çalışmalarının hızlandırılması ve artırılması gerekmektedir. Türkiye’de zaman zaman kurak dönemler
olmuştur, fakat kuraklık problemi son yıllarda endişe verici bir tablo olarak
karşımıza çıkmaktadır. Konya ilini şu anda en fazla tehdit eden sorun
kuraklıktır. Konya ilinin yıllık ortalama yağışı Bu gelişmeler esnasında bölgede yürütülen tarımsal çalışmaların
suya olan gereksiniminin gün geçtikçe artması da yer altı sularının daha fazla
tüketilmesine yol açmıştır. Önceki yıllarda şehrin nüfusu
düşük ve su kullanımı kısıtlıyken yer altı su seviyesi problem oluşturmamakta
idi. Son yıllarda nüfusun ve yapılaşmanın artışıyla sanayi ve tarımda su
ihtiyacı artmış, zamanla havzadaki su kullanımı beslenme miktarını aşar hâle
gelmiş ve tehlikeli bir seyir gösteren bu tablo Konya kapalı havzasının
geleceğini olumsuz etkilemektedir. Bu durum üretimden sanayiye ve
tüketiciye kadar tüm zinciri ve doğal hayatı önemli ölçüde etkilemeye başlamış,
tarım ürünlerinde verim yanında kalite de etkilenmiştir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HASAN ANGI (Devamla) – 2006 ve 2007 yıllarındaki Konya Ovası’nın
buğday rekolteleri arasında kuraklık ve benzeri
etkiler nedeniyle yüzde 40’lara varan kayıp söz konusudur. Dünyada sadece Konya ili ve civarında bulunan 102 adet endemik
bitki türünün nesli kuraklık nedeniyle tehdit altına girmiştir. Bu türlerin
acil koruma ihtiyacı vardır. Ancak bu bitkiler için henüz bir koruma programı
uygulanmamaktadır. Bölgede sadece yaşam alanı daraldığı için nesli tehlikeye
giren yaban koyunlarına yönelik koruma başlatılmıştır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ısınmaya bağlı
kuraklık bölgemizde olumsuz etkiler bırakmıştır. Kuraklık sadece tarımı değil,
doğal hayatı ve tarıma dayalı sanayi kollarını da etkilemektedir. Mevcut
durumun devam edeceği göz önüne alındığında durumun önemi daha da artmaktadır.
Bizler elimizdeki sınırlı doğal kaynakları korumak için acil tedbirler almalı,
bilinçlenmeli ve bilinçlendirmeliyiz. Yaşanan kuraklık probleminin bireysel bir
olgu değil, küresel bir tehdit olduğunu artık anlamalıyız. Bu süreçte havza dışından havzaya getirilecek sular, yer altı
sularının kontrolü, ekimi yapılacak… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Angı. HASAN ANGI (Devamla) – Teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Alınan karar gereğince kanun tasarı ve tekliflerini
sırasıyla görüşmek için 26 Mart 2008 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak
üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati: 19.03 |
|