|
DÖNEM: 23 CİLT: 13 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 59’uncu
Birleşim 6 Şubat 2008 Çarşamba İ Ç İ N D E K İ L
E R I. -
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III.
- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
TEZKERELER 1.- (10/35, 43,
49, 70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının,
Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin tezkeresi
(3/275) IV.-
ÖNERİLER A)
SİYASÎ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ 1.- Genel Kurulun
çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 6/2/2008 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların
görüşülmemesine, 101 sıra sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri ve birinci tur oylamasının
bitimine kadar çalışmalarını sürdürmesine, 9/2/2008 Cumartesi günü saat
11.00’de toplanmasına ve bu birleşimde 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci
tur oylamasının tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin AK
Parti ve MHP gruplarının müşterek önerisi V.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- 9.11.2006
Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar Kanunu ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek
Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24) (S. Sayısı: 98) 2.- İstanbul
Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile
346 milletvekilinin; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141)
(S. Sayısı: 101) VI.-
USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER 1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi gündemine getirilmiş olan 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne
ilişkin işlemlere geçilmeden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri
açısından anılan teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı hakkında VII.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR 1.- Eskişehir
Milletvekili H. Tayfun İçli’nin, söz taleplerinin
istem sırasına göre verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması 2.- Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in, Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın konuşmasında şahsına
sataşması nedeniyle konuşması 3.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, İstanbul Milletvekili
Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması 4.- Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın,
İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle
konuşması 5.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması 6.- İstanbul
Milletvekili Burhan Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması 7.- İstanbul
Milletvekili Egemen Bağış’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle
konuşması 8.- Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ’ın, Konya Milletvekili
Atilla Kart’ın konuşmasında partisine ve Başbakana sataşması nedeniyle
konuşması 9.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Yozgat
Milletvekili Bekir Bozdağ’ın konuşmasında partisine
sataşması nedeniyle konuşması 10.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun , Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in konuşmasında Genel
Başkanlarına sataşması nedeniyle konuşması VIII.-
SORULAR VE CEVAPLAR A)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat’ın, bir Alman televizyon
kanalında yayınlanan bir diziye ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı
Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun
cevabı (7/1352) 2.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, İstanbul’daki su havzalarının korunmasına, - Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, Manisa’daki hava
kirliliğine, - Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Çayırdere Barajı ve
sulama projesine, İlişkin soruları ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1362, 1366, 1417) 3.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Aşağı Seyhan Ovası IV.
Merhale Projesine, - Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’ndeki bazı köylerin tarım alanları
sulamasına, - İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Yeşilırmak’ın kirletilmesine ve ıslahına, İlişkin soruları ve Çevre ve Orman
Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1363, 1416, 1418) 4.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, müfredat dışı ders anlatımına ilişkin sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1392) 5.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Çanakkale’deki derslik
ve öğretmen ihtiyacına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in
cevabı (7/1395) 6.- Sinop
Milletvekili Engin Altay’ın, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğünün sınav ve
matbaacılık hizmetlerine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in
cevabı (7/1438) 7.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
cuma vaazlarının içeriğinin denetimine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun cevabı
(7/1464) 8.- İzmir
Milletvekili Abdurrezzak Erten’in,
finansal kiralama işlemlerindeki KDV oranının artırılmasına ilişkin sorusu
ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/1499) 9.- İzmir
Milletvekili Abdurrezzak Erten’in,
Yunanistan’la düzenlenen bir ekonomi zirvesine ve Ege Bölgesindeki laboratuvarlara ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/1532) 10.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, Kapıkule Sınır Kapısı’nın tadilat ve
yenileme ihalesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/1546) 11.- Edirne
Milletvekili Rasim Çakır’ın, Edirne-Uzunköprü Eskiköy
gümrük kapısının açılmasıyla ilgili bir çalışma olup olmadığına ilişkin sorusu
ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın
cevabı (7/1615) 12.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, AK Parti Genel Merkezinin bastırdığı 2008 yılı
ajandasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Cemil Çiçek’in cevabı (7/1618) 13.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, eğitim kurumları yöneticilerinin atama
yönetmeliğine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
(7/1626) 14.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova’daki sosyal yardımlaşma ve dayanışma
mütevelli heyetlerinin üye seçimine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/1631) 15.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, hacı adaylarının konaklama ve ulaşım
sorunlarına ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mustafa Said
Yazıcıoğlu’nun cevabı (7/1632) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 15.03’te açılarak üç oturum yaptı. Mersin
Milletvekili Mehmet Zafer Üskül’ün, İstanbul
Milletvekili Necla Arat’ın, Laiklik ilkesinin
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na girişinin 71’inci yıl dönümüne ilişkin gündem
dışı konuşmalarına, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin cevap verdi. Yozgat Milletvekili
Mehmet Ekici, Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde
yaşanan katliamın 11’inci yıl dönümüne ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı. Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/309), Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın (6/333), Esas numaralı
sözlü sorularını geri aldıklarına ilişkin önergeleri okundu; soruların geri
verildiği bildirildi. Aydın
Milletvekili M. Fatih Atay’ın Dilekçe Komisyonu üyeliğinden çekildiğine ilişkin
önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu. Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 23 milletvekilinin,
enerji üretiminde ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımında
karşılaşılan sorunların araştırılarak (10/114), Adana
Milletvekili Hulusi Güvel ve 22 milletvekilinin,
kırmızı palmiye böceği zararlısı ile etkin mücadele için (10/115), İstanbul
Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ ve 29
milletvekilinin, Hristiyan din adamları ile bazı
gayrimüslimlere yönelik saldırıların araştırılarak (10/116), Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı. Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin (2/47) İç Tüzük’ün 37’nci
maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan
görüşmelerden sonra kabul edildi. İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Sivas Madımak Oteli’nin “Kardeşlik, Anma, Kültür
ve Sanat Müzesi”ne Dönüştürülmesine Dair Kanun Teklifi’nin (2/89) İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi, yapılan
görüşmelerden sonra kabul edilmedi. Gündemin “Sözlü
Sorular” kısmının: 1’inci sırasında bulunan
(6/181), 3’üncü “ “ (6/183), 4’üncü “ “ (6/188), 5’inci “ “ (6/196), 8’inci “ “ (6/205), 9’uncu “ “ (6/231), 10’uncu “ “ (6/235), Esas numaralı
sözlü sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından,
ertelendi; 2’nci sırasında
bulunan Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın (6/182), 43’üncü sırasında
bulunan Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun (6/283), Esas numaralı
sorularına Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin cevap verdi; Kütahya Milletvekili Alim Işık ve Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt
Aslanoğlu da cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar; 6 ve 7’nci
sıralarında bulunan İstanbul Milletvekili Necla Arat’ın
(6/201), (6/204), 80’inci sırasında
bulunan Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün
(6/329), Esas numaralı
sorularına Devlet Bakanı Nimet Çubukçu cevap verdi; Gaziantep Milletvekili
Yaşar Ağyüz ve İstanbul Milletvekili Necla Arat da
cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar; 11’inci sırasında
bulunan Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/237), 14’üncü sırasında
bulunan Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün
(6/241), 26’ncı sırasında
bulunan Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in (6/263), 45 ve 82’nci
sıralarında bulunan Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in
(6/285), (6/331), 56’ncı sırasında
bulunan Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün (6/301), 58’inci sırasında
bulunan Balıkesir Milletvekili Ergün Aydoğan’ın
(6/303), 59 ve 97’nci
sıralarında bulunan Karaman Milletvekili Hasan Çalış’ın
(6/306), (6/349), 60, 85 ve
103’üncü sıralarında bulunan Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın
(6/308), (6/334), (6/356), 93’üncü sırasında
bulunan Ordu Milletvekili Rıdvan Yalçın’ın (6/344), 105 ve 134’üncü
sıralarında bulunan İzmir Milletvekili Şenol Bal’ın (6/358), (6/387), Esas numaralı
sorularına Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik cevap verdi; Gaziantep Milletvekili
Yaşar Ağyüz, Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Karaman Milletvekili Hasan Çalış ve Antalya
Milletvekili Tayfur Süner de cevaplara karşı
görüşlerini açıkladılar. İstanbul
Milletvekili Algan Hacaloğlu
ve 19 milletvekilinin, işsizlik sorunu ve İşsizlik Sigortası Fonu’nun daha
etkin kullanımı konularının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına (10/2), Ankara Milletvekili
Yılmaz Ateş ve 27 milletvekilinin, basın-siyaset ilişkileri ve basın özgürlüğü
konusunda genel görüşme açılmasına (8/1), Kahramanmaraş
Milletvekili Durdu Özbolat ve 20 milletvekilinin,
termik santrallerin çevreye verdiği zararların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına (10/3), İlişkin
önergelerinin ön görüşmeleri, Hükûmetin Genel Kurulda
hazır bulunmaması nedeniyle, ertelendi. Birleştirilerek
görüşülmesi kabul edilen: İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 20 milletvekilinin, uyuşturucu kaçakçılığı ve
üretiminin tespiti ile uyuşturucu kullanımındaki artışın sebeplerinin
araştırılarak (10/6), Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş ve 35 milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının
ve madde bağımlılığı sorununun araştırılarak (10/19), Kırklareli
Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 milletvekilinin, uyuşturucu
kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin araştırılarak
uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için (10/36), Adana
Milletvekili Necdet Ünüvar ve 23 milletvekilinin,
madde bağımlılığının nedenlerinin, boyutlarının ve etkilerinin araştırılarak
mücadele edilmesi için (10/39), İstanbul Milletvekili
Halide İncekara ve 22 milletvekilinin, uyuşturucu
bağımlılığının toplum üzerindeki etkilerinin (10/41), Bitlis
Milletvekili Vahit Kiler ve 24 milletvekilinin, uyuşturucu, alkol ve sigara
bağımlılığı ile kaçakçılığının nedenlerinin, ulaştığı boyutların, sosyal ve
ekonomik etkilerinin (10/51), Gaziantep
Milletvekili Hasan Özdemir ve 26 milletvekilinin, uyuşturucuyla mücadelede
yaşanan sorunların araştırılarak (10/103), Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergelerinin ön görüşmelerine bir süre devam edildi. 6 Şubat 2008
Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşime 19.04’te son verildi.
No.: 85 II.- GELEN KÂĞITLAR 6 Şubat 2008 Çarşamba Tasarılar 1.- Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/503) (Milli
Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.1.2008) 2.- Şeker
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı (1/504) (Tarım, Orman ve
Köyişleri; Plan ve Bütçe ile Sanayi, Ticaret, Enerji,
Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.1.2008) 3.- İl Özel
İdaresi ve Belediye Gelirleri Kanunu Tasarısı (1/505) (İçişleri ile Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008) 4.- Uzman
Jandarma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/506) (İçişleri
ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008) 5.- Türk Silahlı
Kuvvetleri Stratejik Hedef Planının Gerçekleştirilmesi Maksadıyla Gelecek
Yıllara Sari Taahhütlere Girişme Yetkisi Verilmesi
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/507) (Milli
Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008) 6.- Çavuş ve
Uzman Çavuş Kanununun Bir Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/508) (Milli Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008) 7.- Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı (1/509) (Milli Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
25.1.2008) 8.- Devlet
Memurları Kanunu ve İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı
(1/510) (Avrupa Birliği Uyum; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008) 9.- Harp
Akademileri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/511) (Milli
Savunma Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.1.2008) 10.- İstanbul
Teknik Üniversitesinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde Eğitim-Araştırma
Yerleşkeleri Kurmasına İlişkin Çerçeve Protokolünün Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/512) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor
ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 1.2.2008) 11.- Türk Silahlı
Kuvvetleri Personel Kanunu ile Uzman Jandarma Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı (1/513) (İçişleri ve Milli Savunma Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 1.2.2008) Teklif 1.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü ve Tokat Milletvekili Orhan
Ziya Diren’in; 5393 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/145) (İçişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.1.2008) Raporlar 1.- Askeri Yasak
Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/455) (S. Sayısı: 103) (Dağıtma
tarihi: 6.2.2008) (GÜNDEME) 2.- Er ve Erbaş
Harçlıkları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli
Savunma Komisyonu Raporu (1/459) (S. Sayısı: 104) (Dağıtma tarihi: 6.2.2008)
(GÜNDEME) 3.- İstiklal
Madalyası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma
Komisyonu Raporu (1/472) (S. Sayısı: 105) (Dağıtma tarihi: 6.2.2008) (GÜNDEME) 6
Şubat 2008 Çarşamba BİRİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 15.03 BAŞKAN:
Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN –
Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşimini
açıyorum. Toplantı yeter
sayısı vardır, gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. 10/35, 43, 49, 70
esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının başkan, başkan
vekili, sözcü ve kâtip üye seçimine ilişkin bir tezkeresi vardır, okutuyorum: III.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
TEZKERELER 1.-
(10/35, 43, 49, 70) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici
Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimine
ilişkin tezkeresi (3/275) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Komisyonumuz,
Başkan, Başkanvekili, Sözcü ve Kâtip üyelerini seçmek üzere 05.02.2008 günü
saat 17.00’de B Blok 2.Kat 4.Banko’daki Araştırma Komisyonu Toplantı Salonunda
10 Üye ile toplanmış ve
aşağıda isimleri yazılı sayın üyeler belirtilen görevlere
seçilmişlerdir. İbrahim
Kavaz Erzurum
Komisyon
Geçici Başkanı Adı
ve Soyadı Seçim
Bölgesi Aldığı Oy
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi
Gruplarının İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş müşterek bir önerisi
vardır, okutup oylarınıza sunacağım. Buyurun. IV.- ÖNERİLER A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ 1.- Genel Kurulun çalışma gün ve
saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 6/2/2008
Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların görüşülmemesine, 101 sıra sayılı
Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin
görüşmeleri ve birinci tur oylamasının bitimine kadar çalışmalarını
sürdürmesine, 9/2/2008 Cumartesi günü saat 11.00’de toplanmasına ve bu
birleşimde 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci tur oylamasının tamamlanmasına
kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin AK Parti ve MHP gruplarının müşterek
önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Danışma Kurulu 06.02.2008 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından,
İçtüzüğün 19 uncu maddesi gereğince, Gruplarımızın aşağıdaki ortak önerisinin
Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederiz.
Öneri: Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen
Diğer İşler” Kısmının 54 ve 55 inci sıralarında yer alan 101 ve 102 Sıra Sayılı
Kanun Tekliflerinin bu kısmın 2 nci ve 3 üncü
sıralarına alınması ve diğer Kanun Tasarı ve Tekliflerinin sırasının buna göre
teselsül ettirilmesi, Genel Kurulun; 6.2.2008 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde sözlü
soruların görüşülmemesi, Genel Kurulun Çalışma sürelerinin; 6.2.2008 Çarşamba günkü (bugün)
birleşiminde 101 Sıra Sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin Görüşmeleri ve Birinci Tur Oylamasının
bitimine kadar, 7.2.2008 Perşembe günü 14:00-20:00
saatleri arasında olması, Genel Kurulun 8.2.2008 Cuma günü saat 14:00’te
toplanarak çalışmalarının saat 19:00’a kadar sürdürmesi ve bu birleşimde Kanun
Tasarı ve Tekliflerinin görüşülmesi, 9.2.2008 Cumartesi günü saat 11:00’de
toplanması ve bu Birleşimde 101 Sıra Sayılı Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin İkinci Tur Oylamasının
tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi, Önerilmiştir. BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, şu anda grup
önerisinin lehinde 3 tane söz talebi var, fakat 2 tane söz talebi daha önceden
Başkanlığımıza intikal etmiştir, eğer bu 2 milletvekili arkadaşımız konuşmazlar
ise 3’üncü sıradaki milletvekiline söz vereceğim. Evet, lehte, Sadullah Ergin, Hatay
Milletvekili; Oktay Vural, İzmir Milletvekili; 3’üncü sırada Tayfun İçli,
Eskişehir Milletvekili. Aleyhte, Başkanlığımıza aynı anda intikal eden 12 tane söz talebi
vardır, şimdi, söz talep eden bu milletvekili arkadaşlarımız arasında kura
çekimi yapacağız. Evet, ilk söz, lehte, AK Parti Grup Başkan Vekili ve Hatay
Milletvekili Sadullah Ergin’e aittir. Sayın Ergin, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) SADULLAH ERGİN (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili
arkadaşlarım; AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi Gruplarının Meclis
gündemini ve çalışma saatlerini belirlemek maksadıyla vermiş oldukları grup
önerilerinin lehinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, bugün, Danışma Kurulumuzu saat 14.30’da
toplantıya davet ettik, ancak gruplarımızdan bir tanesi, Demokratik Toplum
Partisi katılamayınca toplantı yapılamadı ve şimdi sizlere arz edeceğim
hususları grup önerisiyle getirme zarureti hasıl oldu.
Grup önerimizin içeriğinde neler var? Geçtiğimiz günlerde Anayasa
Komisyonumuzda görüşülen ve kabul edilen 101 sıra sayılı Anayasa değişiklik
teklifinin bugün Genel Kurulda gündemin 2’nci sırasına alınması talebimiz var.
Arkasından, 102 sıra sayılı Gaziantep’e İstiklal Madalyası Verilmesi Hakkında
Kanun Teklifi’nin gündemin 3’üncü sırasına alınması ve bugün sözlü soruların
görüşülmemesi; yine Anayasa değişiklik teklifiyle ilgili 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’mizin birinci tur görüşmelerinin ve oylamalarının
bitimine kadar görüşme süresinin devam etmesi; yarın saat 14.00 ile 20.00
arasında çalışılması, 8/2/2008 Cuma günü saat 14.00
ile 19.00 arasında yine çalışılması ve yasama faaliyetlerinin sürdürülmesi ve
nihayet 9/2/2008 Cumartesi günü saat 11.00’de Genel Kurulun çalışmaya başlaması
ve aynı gün 101 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin oylamalarının bitimine kadar
Genel Kurulun çalışması talebiyle huzurlarınızdayız. Bu talebimize
desteklerinizi bekliyoruz. Arz ediyoruz. Bunun dışında, Anayasa değişiklik teklifimizin Genel Kurulda,
öncelikle Komisyonda görüşülememesi gerektiği… Bugün de zannediyorum, biraz
sonra, Cumhuriyet Halk Partisinin, bu değişiklik teklifinin Anayasa’mızın 2’nci
ve 175’inci maddeleri gereğince Genel Kurulda görüşülemeyeceğine dair bir
itirazı söz konusu. Değerli arkadaşlar, ben detaya fazlaca girmeyeceğim. Ancak, bizim,
Genel Kurulumuzun huzuruna getirmiş olduğumuz Anayasa değişiklik teklifimiz iki
esas, bir de yürütme maddesine dayalı. 1’inci maddemiz, malumunuz, Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde
değişiklik öngören ve devletin ve organlarının “bütün işlemlerinde” ibaresinden
sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi
konulmak suretiyle, eşitlik maddesinin daha vurgulu ve anlaşılabilir şekilde
yazımını içeren bir madde. Diğer maddemiz, Anayasa’mızın 42’nci maddesinde düzenlenmiş olan
eğitim, öğretim hakkıyla ilgili olup, burada zaten mevcut olan “Kimse, eğitim
ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” ifadesi vardı. Bu maddeye yedinci
fıkra olarak “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse
yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının
sınırları kanunla belirlenir.” fıkrasının ilave edilmesi talebidir. Sizlerin de açıkça görebildiğiniz gibi, getirmiş olduğumuz Anayasa
değişiklik teklifimiz, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik kavramı ve
42’nci maddesindeki eğitim ve öğretim hakkıyla ilgili olup, Anayasa’mızın 2’nci
maddesiyle herhangi bir suretle pozitif hukuk açısından hiçbir irtibata sahip
değildir. “Efendim, bu 2’nci maddedeki laiklik ilkesinin bir şekilde arkasından dolanılarak
bu maddenin etkisiz kılınması, Anayasa Mahkemesi kararlarından 89 ve 91 tarihli
kararların işlevsiz bırakılması maksadıyla getirilmiş bir değişiklik
teklifidir” şeklinde itirazlar Anayasa Komisyonunda da yapılmıştır. Değerli arkadaşlarım, bu Anayasa metni, yasamayı da, yürütmeyi de,
yargıyı da bağlayan, hepimizi bağlayan bir üst metin, hukuk normu.
Anayasa’mızın 2’nci maddesinde sadece laiklik vurgusu yapılmamış “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk Devletidir.” Burada yapılan
vurgular: Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti. Dolayısıyla bu ilkelerin her
biri bir diğerinden daha önemli olup, hiçbiri bir diğerine feda edilemeyecek
kadar önemli düzenlemeler. Anayasa’mızın düzenlendiği, 82 Anayasası’nın yapıldığı
Parlamentoda, Mecliste, laiklikle ilgili gerekçe kısmında şu tanım çok açık
yapılmış: “Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin
istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dinî
inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması
anlamına gelir.” Bunu kim diyor? Bu Anayasa’yı yapan asli kurucu iktidar, o
günün Anayasa’sını yapan Parlamento söylüyor gerekçe kısmında. Tekrar ediyorum:
“…dinî inançlarından dolayı diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi
kılınmaması anlamına gelir.” Gene, Anayasa’mızın 5’inci maddesine de vurgu yaparak ben
sözlerimi sonlandıracağım. “Devletin temel amaç ve görevleri:
Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve
bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır.” Devlet tüzel kişiliğine yüklenen temel görev -biraz önce
de ifade ettim- kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve
adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmak devletin görevidir. Değerli arkadaşlar, Komisyonumuzun huzurlarınıza getirmiş
olduğu teklif, tam da Anayasa’mızın 5’inci maddesinin emrettiği bir işlevi, bir
fonksiyonu görmek üzere, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde zikredilen laiklik
ilkesinin, yine Yasama Meclisi yorumuna göre tanımında ifadesini bulan ve
inançlarından dolayı vatandaşlarına farklı muamele yapılmamasını öngören
laiklik ilkesinin ve 5’inci maddenin gereği olarak bu Parlamento, en tabii
şekilde, bu değişikliği görüşebilir diye düşünüyorum. Bu duygularla, teklifimizin lehinde oy kullanmanızı talep ediyor,
Genel Kurula saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ergin. Saygıdeğer milletvekilleri, aleyhte olan söz talepleriyle ilgili
olarak çekilen kura sonucunda: 1) Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 2) Sayın Kemal Anadol, 3) Sayın Atila Emek, 4) Sayın Halil Ünlütepe kurada
çıkmışlardır. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, verdiği
dilekçeyle, aleyhte olan söz talebini Ankara Milletvekili Emrehan
Halıcı’ya devretmiştir. Evet, aleyhte ilk söz, Ankara Milletvekili Emrehan
Halıcı’ya aittir. Sayın Halıcı, buyurun efendim. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, beni de oraya dâhil ettiniz
mi? Kuraya dâhil ettiniz mi? Onu soruyorum. BAŞKAN – Kuraya dâhil oldu. Arkadaşlarımız burada kurayı çekti,
ilk dörtteki kura neticesi budur efendim. Buyurun Sayın Halıcı. MEHMET EMREHAN HALICI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemini düzenleyen bu öneriye
karşı olduğumu bildirmek üzere söz aldım. Sözlerime başlarken, Demokratik Sol
Parti ve şahsım adına, hepinizi sevgilerimle ve saygılarımla selamlıyorum.
Ayrıca, bana söz hakkını verme nezaketini gösteren Değerli Milletvekili
Arkadaşımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da
teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Bu öneriye karşıyım. Çünkü “türban düzenlemesi” olarak
adlandırılan bu değişikliğin yüce Meclisimize getiriliş biçimini doğru
bulmuyorum, yanlış buluyorum. Kabul edelim ki, ülkemizde “türban sorunu” adıyla
bilinen bir sorun vardır. Siyasetçiler tarafından yaratılan ve büyütülen bu
sorun hem önemlidir hem de çözülmelidir. Maalesef, siyasetçiler, yani bizler,
bu sorunu hem büyütürken siyasi bir beklenti içerisinde olduk hem de şimdi bu
sorunu çözmeye çalışırken de aynı beklentiler içerisinde hareket ediyoruz. Bu
yüzden de ”Siyasetçiler türbandan elini çeksin. ”diyoruz, “Din üzerinden
siyaset yapılmasın.” diyoruz. Kutsal dinimizi siyasete alet eden çevrelere de,
inançları nedeniyle başlarını örten kardeşlerimizin sorunlarına çözüm bulmak
isteyen çevreleri de rejim düşmanı olarak gören çevrelere de ben hem sükûnet
hem de anlayış tavsiye ediyorum. Biz bir sol partiyiz, bir sol parti olarak hem demokrasiden hem de
özgürlüklerden yanayız. Yasakları savunmamız asla mümkün değildir. Ancak, bir
özgürlük adına bir yasağı ortadan kaldırırken başka özgürlük alanları için de
riskler ve tehditler yaratmamalıyız. Üniversitelerimizde baş
örtüsü yasağının kalkmasını isteyen birçok insanımız mevcuttur, ben de
bunlardan biriyim. İnançları nedeniyle samimiyetle başını örten herhangi bir
kızımızın üniversitede okuma hakkının engellenmiş olmasından büyük bir üzüntü
duyuyorum ve çözüm üretilsin istiyorum. Ancak, çözüm üretilirken, başlarını
örtmeyen insanların da kuşkularına, kaygılarına önem verilmesini, çok ama çok
önem verilmesini de bütün kalbimle istiyorum. Komşumuz olan ülkelere baktığımız zaman, bu kaygıların, bu
kuşkuların ne kadar haklı olduğunu gösteren örnekler mevcuttur. Peki, bu sorun
nasıl çözülecek? Değerli milletvekilleri, bu sorun, kendimizi karşımızdakinin
yerine koyarak, hoşgörüyle ve sağduyuyla çözülecek. Türkiye Büyük Millet
Meclisinde görüşülen her yasa önemlidir ve bu yasaların görüşülmesi sırasında Hükûmet, iktidar partisi, bazen muhalefetle ilgili bir
uzlaşma arayışına girmek istemeyebilir, böyle bir gereksinme duymayabilir,
sayısal çokluğuna dayanarak istediği yasaları çıkartabilir. Ancak, bazı yasalarda
durum farklıdır; örneğin bu yasa, hepimizi yakından ilgilendirmektedir.
Herhâlde, hepimizin yakın çevresinde, ailesinde hem başını örtmeyen hem de
başını örten insanlar mevcuttur. Başını örtmek, bir inanç, bir gelenek, bir
âdet meselesidir, bir siyaset meselesi değildir, bir siyaset simgesi ise hiç
ama hiç olmamalıdır. Başını örtenlerin sadece belli bir siyasi görüşe ya da
belli bir siyasi partiye mensup olduklarını düşünmek hem başını örten bu
kişilere hem de dinimize karşı yapılan büyük bir haksızlıktır, saygısızlıktır.
Başını örten insanlarımız AKP’de de vardır, MHP’de de vardır, CHP’de de vardır,
DSP’de de vardır. HASİP KAPLAN (Şırnak) – DTP’de de var. MEHMET EMREHAN HALICI (Devamla) – DTP’de
de vardır. Bu insanlarımızın Allah’la olan ilişkisine siyasetçilerin, yani
bizlerin girmesi, en kibar deyimle, ayıptır. O yüzden, bu düzenleme, Türkiye
Büyük Millet Meclisinde, yargıda, üniversitede ve sivil toplum kuruluşlarında
geniş bir uzlaşma arayışıyla ele alınmalıdır. Genel Başkanımız Sayın Zeki Sezer,
bu amaçla siyasi parti liderlerini ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı
Sayın Köksal Toptan’ı ziyaret etmiş ve Demokratik Sol Partinin bu uzlaşma
arayışını dile getirmiştir. Bu arayışın hedefi, rahmetli Bülent Ecevit’in
ortaya koyduğu “inançlara saygılı laiklik” hedefidir. Değerli milletvekilleri, bu yasanın şimdi görüşülmeyip de daha
sonra Meclisin gündemine getirilmesi iktidar için bir vakit kaybı, bir zaman
kaybı değildir, olsa olsa çıkabilecek gerginliklerin,
sıkıntıların, problemlerin bir kaybı anlamına gelmelidir. Bu yasa
değişikliğinin şimdi gündeme gelmemesi muhalefet için de bir zaman kazancı
değildir, olsa olsa gerçekten inanarak örtünen
insanların problemlerine çözüm bulmaya çalışmanın bir güvenini kazanmaktır.
Dolayısıyla, ne muhalefet ne iktidar için bir kazanç yahut kayıp söz konusu
değildir. İfade etmek istediğim bir konu, deminden beri anlatmaya
çalıştığım: Bu konu ağırlıklı, ama çok ağırlıklı bir konudur. Bir ağırlığı
kolayca kaldırmanın yolu sadece tek uçtan değil iki uçtan birden tutmaktır.
Örneğin, sadece sağ uçtan kaç kişi tutarsa tutsun kaldırılamayacak bir ağırlık,
hem sol hem sağ uçtan tutulduğunda kolayca, ama kolayca kaldırılabilir. Bu yasanın, sadece iki partinin uzlaşmasıyla değil, biraz önce
bahsettiğim biçimde, geniş bir uzlaşmayla Türkiye Büyük Millet Meclisinin
gündemine gelmesinin çok daha yararlı, gerekli ve hayırlı olduğuna inanıyorum.
Dolayısıyla, bu öneriye karşı olduğumu ifade ederken tekrar hepinizi
sevgilerimle ve saygılarımla selamlıyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Halıcı, teşekkür ediyorum. Evet, önerinin lehinde İzmir Milletvekili Oktay Vural. Sayın Vural, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Meclis çalışmalarını düzenlemek amacıyla Danışma Kurulu toplantıya çağrılmasına
rağmen, maalesef, Danışma Kurulu toplanamadı. Bu bakımdan da Meclis
çalışmalarının cumartesi gününe kadar yeniden düzenlenmesine ilişkin iki grup
-AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi- olarak bir öneride bulunduk. Bu öneri,
açıkçası, birincisi: 348 milletvekilinin imzasını havi bir Anayasa
değişikliğini görüşmek, öncelikli olarak görüşmektir. Dolayısıyla, bu kadar son
derece önemli bir Anayasa değişikliğini Meclisin gündemine alarak öncelik
vermesi, bence, çalışmalarımız açısından son derece önemli. Ayrıca, Anayasa
gibi önemli bir konuda, açıkçası, Meclisin, önüne gelen bir konuyu ivedilikle,
bu iradeyi görüşerek karara bağlaması gerekmektedir. O bakımdan, Danışma Kurulu
kararı yerindedir. Aslında baktığımız zaman, bu karar gereğince, bugün bitimine kadar
görüşmeleri yapacağız. Cumartesi gününde de, açıkçası, bitimine kadar ikinci
tur oylamayı yapacağız. Önümüze gelen bu kanun tekliflerine baktığımız zaman,
bu teklif, Anayasa dâhil olmak kaydıyla, aslında hem Anayasa’ya hem İç Tüzük’e,
usule uygun bir şekilde Meclis gündeminde yer almıştır ve şu anda Meclis
gündeminin 54’üncü sırasında yer almaktadır. Bu teklif verildikten sonra, yine
İç Tüzük’e uygun bir şekilde, kırk sekiz saatten sonra Anayasa Komisyonu
gündemine almıştır. Bu rapor dağıtıldıktan kırk sekiz saat sonra Meclis
gündemine alınmıştır. Şimdi, Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun bir şekilde Meclis gündemine
alınan Anayasa değişikliğinin öncelikle görüşülmesi için bir Danışma Kurulu
kararı getirdik. Bu da, zannederim, son derece tabii adlandırılmalıdır. Daha sonra, bu tekliflerle ilgili muhtevanın görüşülmesi sırasında
her grup ve milletvekilerimiz görüşlerini
paylaşacaktır ama böyle önemli bir konunun öncelikle Mecliste görüşülmesi ve
karara bağlanmasını öncelikli hâle getiren bu Danışma Kurulu kararının lehinde
olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bir başka husus da Gaziantep. Gaziantep, 8 Şubat 1921’de gazilik unvanına, şerefine nail olmuş
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından. Yarın 7 Şubat. Dolayısıyla bu 7
Şubat’ta da, eğer bizim, Gaziantep’e gazilik unvanı yanında, ayrıca istiklal
madalyası da vermemiz, bence, zamanlama açısından ve Meclis gündemi açısından
tarihine yakışır bir davranış olacaktır. Bu bakımdan, bunun da öncelikli hâle
gelmesini, öncelikli olarak görüşülmesini öngördük. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Meclis
çalışmalarının bu eksende yürütülmesinin lehinde olan bu grup önerisinin
lehinde olduğumuzu ve bu çalışmaların, tarihimizden aldığımız ilhamla,
cumhuriyetimize ve demokrasimize yakışır bir tartışma ortamı içerisinde,
geleceğe ışık tutacak şekilde yüce Meclis tarafından karara bağlanacağını
düşünüyor, bu vesileyle hepinize saygılarımı arz ediyorum. Teşekkür ederim. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural. Önerinin aleyhinde İzmir Milletvekili Sayın Kemal Anadol. Sayın Anadol, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar) K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer
üyeleri; şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, her iki partinin vermiş
olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, dünyanın ve Türkiye’nin gündeminde ne var?
Bunu, politikayla hiç ilgisi olmayan sokaktaki yurttaştan, üniversitelerin
iktisat kürsülerindeki bilim adamlarına kadar herkes cevaplandırıyor.
Televizyonu açıyoruz, gazete sayfalarını açıyoruz, hepsi, bize okyanus
ötesinden gelen bir ekonomik tsunami karşısında
uyarıyorlar. Amerika’dan gelecek Avrupa’yı etkileyecek, Avrupa’yı etkilerse
Türkiye’de ne olacak ve devamlı, televizyonlarda, gazetelerde, Türkiye’nin iç
borcu, dış borcu, özel sektörün borcu, kamu sektörünün borcu, toplam borç, cari
açık, dış ticaret açığı, bunlar tartışılıyor ve gerçekten Türkiye’yi, dünyayı
beklediği gibi, zor günler bekliyor. Hele, Türkiye gibi ekonomisinin kırılgan
olduğu uluslararası ekonomik kuruluşlar tarafından raporla tespit edilen bir
ülke için bu çok önemli. Ne beklenir? Finans kuruluşlarıyla, TÜSİAD’dan MÜSİAD’a kadar siyasal
ve ekonomik yelpazenin çeşitli yerlerinde yer alan, Odalar Birliği gibi, DİSK
gibi, Türk-İş gibi, Hak-İş gibi emek ve sermaye kuruluşları, finans kuruluşları
toplansın, hep birlikte, iktidarıyla, muhalefetiyle, Parlamentodaki partilerle,
Parlamentonun dışındaki sivil toplum örgütleriyle, üniversitelerle, ne yapalım,
bu ekonomik tsunamiye karşı hangi önlemleri alalım? Tartışmamız
gereken bu değil mi? Eğer kadının özgürlüğüyle ilgili bir şey tartışacaksak, taa geçmişten bugüne kadar, dün akşam televizyonlar verdi,
OECD raporlarına göre Türkiye Cumhuriyeti’nde kadının istihdamdaki yeri yüzde
60 istihdam dışı. Yüzde 60 istihdam dışı bir kadın nüfusumuz var. Eğitimde
kadının yeri belli, okuma yazmasından ilkokul mezunlarına, ortaöğretim
mezunlarına, üniversite mezunlarına kadar. Bu gerçekler var. Hayır, biz bunları
tartışmıyoruz, bunları konuşmuyoruz. Ne yapıyoruz biz? İronik
biçimde laiklik ilkesinin kabulünün yetmiş birinci yıldönümünde türbanla ilgili
Anayasa değişikliğini Meclis gündemine sokuyoruz. Bu bizim için üzücüdür,
seksen beş yaşındaki cumhuriyetimiz için gerçekten bir talihsizliktir. Sayın Sadullah Ergin arkadaşım, iktidar
partisinin Grup Başkan Vekili bu gelen değişikliklerin Anayasa’nın 2’nci
maddesine aykırı olmadığını, Anayasa’nın 2’nci maddesinin arkasından dolaşma
anlamına gelmediğini, Cumhuriyet Halk Partisinin biraz sonra görüşülecek
önergesi üzerinde daha düşüncelerimizi söylemeden bunların geçerli olmadığını
belirtti. Genel Sekreterimiz ve Ankara Milletvekili Sayın Önder Sav biraz
sonra bu iddialara karşı gerçekten 2’nci maddenin ihlal edilme niyetinin
açıklığını bu kürsüden izah edecek, onun için ben bu konuya girmiyorum ama şunu
söylüyorum: Arkadaşlar, gündem türban filan değil, hedef laiklik! Şunu doğru
dürüst bir tespit edelim, hedef laiklik! (AK Parti sıralarından “Hayır”
sesleri, gürültüler; CHP sıralarından alkışlar) Niye rahatsız oluyorsunuz? Niye
rahatsız oluyorsunuz? Gerçekten Anayasa’nın 2’nci maddesini, arkadan dolaşarak, laiklik
ilkesini, her zaman yaptığınız gibi, takiyeci bir
anlayışla delmek istiyorsunuz. Onun için, bu grup önerilerinin amacı bu. Dün akşam Sayın Başbakan, gözümüzün içine baka baka,
televizyon ekranlarından, AKP Grubundan, soruyor: “Niye telaşlısınız?” Laiklik
elden gidecek mi kuşkusunu duyan milyonlara hitap ederek, gözlerinin içine baka
baka “Niye telaşlısınız?” diyor. “Bu Mecliste laiklik
karşıtı parti mi var? Laiklik karşısında olduğunu söyleyen milletvekili mi
var?” Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Başbakan “Hafızayı beşer nisyan ile
maluldür.” deyip, bizleri unutkan, bellekleri yok sayıyor. Laiklik karşısında
olduğunu söyleyen milletvekili var Sayın Recep Tayyip Erdoğan, siz varsınız,
siz söylediniz! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK Parti
sıralarından gürültüler) DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) - Hadi ya! K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Okuyun! Merak edenlere, meraklılarına,
1995 yılında Ümraniye’de yaptığı konuşmadan bir cümle, Sayın Recep Tayyip
Erdoğan söylüyor: “Tutturmuşlar, laiklik elden gidiyor. Yani, bu millet
istedikten sonra tabii elden gidecek yahu! Sen bunun önüne geçemezsin ki!
Millete rağmen bu yürümez zaten. Sonra, nedir bu laiklik Allah aşkına? Bir
tarif edin diyorsun, tarif etmiyor. Bu ne menem şey
yahu!” Bu sözler, Sayın Recep Tayyip
Erdoğan’ın sözleri. Şimdi, bunları yok farz edip “Mecliste laiklik karşıtı
milletvekili mi var?” dediğiniz vakit, biz bunları söyleyince, cevap hazır.
Cevap ne? “Biz millî görüş gömleğini çıkarttık.” Ben de her zaman söylüyorum:
Gömlek değiştirmek kolay, deri değiştirmek imkânsız, mümkün değil! (CHP
sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Dövmeler duruyor yerinde. Çıkıyor işte
ortaya. Bazıları daha cesur arkadaşlarımızın. Bunlardan işte Konya Milletvekili ve Anayasa Komisyonumuz üyesi
Hüsnü Tuna “Ne münasebet yükseköğrenimde, kamunun her kesiminde bu türban
yasağı kalkmalı.” dedi. Sonra, Anayasa Komisyonuna göndermediniz arkadaşı,
müzakerelere katmadınız. Isparta Belediye Başkanı… METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Asmak lazım! K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Niye asalım canım! Düşüncesini özgürce
söyleyecek. METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Asmak lazım! K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Biz asmıyoruz, disiplin kuruluna siz
gönderiyorsunuz. Biz asmıyoruz. Biz takdir ediyoruz takiye
yapmadığı için, doğru söylediği için. (CHP sıralarından alkışlar) METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Asın o zaman. K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Isparta Milletvekili Hasan Balaban
söyledi ve Kadın Kolları Başkanı Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin söyledi.
“Adım adım gitmek lazım.” diyor Fatma Hanım ve
“Eğitim hakkının verilmesine ilişkin adım atılmadan kamuda çalışanların
tartışmasını yaparsak, bu da çözümsüzlüğe gider.” diyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, bunlar, birinci söz, cümle, okuduğum
cümle takiye cümlesi. Bunlar daha cesur olanlar ama
bunlar da galiba sizce erken öten horoz işlemine tabi tutuldular, disiplin
kuruluna verilmek üzere haklarında dosya düzenleniyor. Zaten, İstanbul
Milletvekilimiz Sayın Nur Serter’in, Sayın Mesut
Yılmaz’ın ve birkaç milletvekilinin katıldığı NTV’deki açık oturumda Sayın
Burhan Kuzu, Anayasa Mahkemesi Başkanımız (AK Parti sıralarından “Anayasa
Komisyonu Başkanı” sesleri) “Parti kapatmasını engellemek için bunların
disipline verilmek zorunda olduklarını” söyledi televizyon ekranında, ben
söylemiyorum. Sayın Burhan Kuzu söyledi. Bunlar, erken öten horoz. (AK Parti
sıralarından gürültüler) Hele bir dinleyin canım, dinleyin, az kaldı. Ankara’ya çelik halat çekenlere birkaç sözüm olacak. Ankara’ya
çelik halat çekiyorsunuz, Anayasa’yı da pamuk ipliğine bağlıyorsunuz. Yani,
kamudaki türban sorunu olmayacak, bu değişiklikler münhasıran yükseköğrenimde
geçerli olacak diyorsunuz, o tıp fakültesindeki (intern)
intörnler, polis okulları, öğretmen okulları, stajyer
hemşireler vesaire… Bunları ne yapacaksınız? Bütün gün televizyon ekranında tıp
profesörleri “Böyle bir şey olmaz!” diyorlar. “Hem hizmet alan hem hizmet veren
bir meslektir.” diyorlar. Bırakalım onları canım, dört sene okuttunuz hukuk
fakültesinde kız çocuğumuzu. Anayasa’yı değiştirdik, türbanı takacak. Ne için
takacak? Dinî inancı gereği takacak, tamam. Sonra, hukuk fakültesi bitecek,
avukat yahut savcı, hâkim stajyeri olacak “Ben, dinî inancım gereği bunu
takacağım, çıkarmam.” derse ne yapacaksınız? O zaman bir Anayasa değişikliği
daha getireceksiniz değil mi? İkinci aşama, adım adım
gitmek lazım, adım adım. Şimdi, değerli arkadaşlar, açık öğretim sınavları yapıldı,
gazetelerde gördük hep birlikte fotoğrafları… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Anadol, konuşmanızı
tamamlayınız. Buyurun. K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Hemen bitiriyorum. Yani, ilköğretimde ve ortaöğretimdeki manzaraları da gördünüz. Bir
şey yapacağız mı, yapmayacak mı, yükseköğretime münhasır mı, değil mi? Değil.
Şu anda Meclisin Halkla İlişkilerine gidelim, orada türbanlı danışmanlar,
sekreterler yok mu? Sağlık Bakanlığına gidelim, iki üç kişi, tesadüfen, kura
çekelim gidelim… Bunlar, zaten Anayasa değişikliği yapılmadan uygulama alanı
açılmış kamuda. Şimdi nasıl önleyeceksiniz, onu çok merak ediyoruz. Bir de son olarak, kürsüden ayrılmadan önce, şunu söylemek
istiyorum: Türkiye’nin yazgısıyla ilgili bu Anayasa değişiklikleri
tartışılacak, Ankara kuşatılmış, Meclise kimse sokulmuyor, dinleyici locasına
bakın, nasıl girdi o arkadaşlar da merak ediyorum… FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Onlar polis. K. KEMAL ANADOL (Devamla) – Ve Ankara’nın her tarafı polis
kordonu. Tepkisini gösteren vatandaşlar çember içinde. Bunu da bu kürsüden
millet adına kınıyorum. Yüce Meclise saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Anadol. Sayın milletvekilleri, öneri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Öneri kabul edilmiştir. Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler”
kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada yer alan, 9.11.2006 Tarihli ve 5555 Sayılı Vakıflar
Kanunu ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca
Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- 9.11.2006 Tarihli ve 5555
Sayılı Vakıflar Kanunu ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri
Gönderme Tezkeresi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/24) (S. Sayısı: 98) BAŞKAN – Komisyon? Yok. Ertelenmiştir. 2’nci sıraya alınan, İstanbul Milletvekili Recep Tayyip Erdoğan ve
Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 Milletvekilinin; Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun birinci görüşmesine başlayacağız. 2.- İstanbul Milletvekili Recep
Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (x) BAŞKAN – Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. (AK Parti sıralarından alkışlar) Komisyon raporu 101 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, teklifin görüşmelerine
başlamadan önce, Ankara Milletvekili Sayın Önder Sav’ın yazılı bir başvurusu
vardır, bu başvuruyu okutuyorum: VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER 1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi
gündemine getirilmiş olan 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı
Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin işlemlere
geçilmeden önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından anılan
teklifin görüşülmesine yer olup olmadığı hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 101 Sıra Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun Teklifine ilişkin işlemlere geçilmesinden
önce, Anayasa’nın 2, 4 ve 175’inci maddeleri açısından anılan teklifin
görüşülmesine yer olup olmadığı konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğünün 63’üncü maddesi uyarınca usul hakkındaki söz talebimi Sayın
Başkanlığın 22. Dönem 1 inci Yasama Yılı 39 uncu Birleşimde 1 Mart Tezkeresinin
görüşüldüğü oturum ile 4 üncü Yasamı Yılı 124 üncü Birleşimde Lübnan’a Türk
Silahlı Kuvvetlerinin gönderilmesine izin verilmesine ilişkin Tezkerenin
görüşüldüğü oturumlardaki taleplerimin usulüne uygunluğuna yönelik görüşleri
doğrultusunda saygılarımla bilgi ve takdirlerinize sunarım. Önder
Sav Ankara (x) 101 S. Sayılı Basmayazı
tutanağa eklidir. BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Sayın Sav’ın istemini işleme
almadan önce Başkanlığımızın bu konudaki görüşünü kısaca açıklamak istiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Anayasa ve İç Tüzük
hükümlerine uygun olarak verilmiş olan Anayasa değişikliği kanun teklifi
Başkanlığımız tarafından Anayasa Komisyonuna havale edilmiş ve Komisyon
tarafından da görüşülerek rapora bağlanmıştır. Komisyon raporu Başkanlığımıza
intikal etmiş ve teklif, gündemimizdeki yerini almıştır. Biraz evvel kabul
edilen iki siyasi partinin grup önerisi doğrultusunda da görüşmelerimize
başlayacağız. Teklifin görüşmelerine başlanmasında Anayasa ve İç Tüzük’e
aykırılık bulunmamaktadır. Ancak, istem üzerine bu konuda usul tartışması
açacağım ve görüşme sonunda oya başvurmak gerekirse işaretle oylama yapacağım. Görüşümün aleyhinde olmak üzere ilk söz Ankara Milletvekili Sayın
Sav’a aittir. Sayın Sav, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, aleyhinde ikinci sözü ben
istiyorum. ÖNDER SAV (Ankara) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri;
Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün 63’üncü maddesi uyarınca vermiş
olduğum önergenin Sayın Başkanlıkça işleme alınmasını şükranla yâd ediyorum,
çok teşekkür ediyorum kendilerine. Türkiye Büyük Millet Meclisi, cumhuriyet tarihimizin önemli
oturumlarından, önemli birleşimlerinden birini daha gerçekleştiriyor. Çok masum
ve sıradan bir Anayasa değişikliği gibi sunulmaya çalışılsa da üç maddelik
değişiklik, sıradan, basit bir Anayasa değişikliği değildir. Değişiklik teklifi, metninde ismen yazılı olmasa da
üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasına yönelik bir tekliftir. 1984
yılından bu yana, Danıştay, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararları, bu kararlarda ele alınan konularla konu açıklığa kavuşturulmuş,
türban konusu, “Velev ki türban siyasi simge olsa ne fark eder?” sözleri
üzerine, yeni ve kritik bir aşamaya gelmiştir. Türbanı “dinî kökenli siyasi bir simgedir” anlayışından yola
çıkılarak üniversitelerde serbest bırakmaya çalışmak, tabii, Türkiye Büyük
Millet Meclisi içinde ve dışında bu anlayışı bölüşen yol arkadaşlarını da bir
araya getirmiştir. Yüksek Mahkeme kararlarına aykırı olarak getirilmek istenen
düzenleme, üniversiteleri, bilimsel özgürlüklerin değil inançların
konuşulacağı, ayrımcılığın ve çatışmaların yaşanacağı alan hâline getirecektir
kuşkusunu taşıyorum. Üzülerek söylemek isterim ki, türban tartışmaları, sadece
üniversitelerle sınırlı kalmayacak, tüm topluma yayılacak, cumhuriyetin kazanım
ve birikimleri türban tartışmalarıyla kemirilmeye çalışılacaktır. Türbanla ilgili değişikliğe karşı olmamız, inançları gereği
örtünenlere saygımızı ötelemez. Anadolu kadınının yüzyıllardır taktığı baş örtüsüyle türbanı eş değer tutmak yanlıştır. Türban bir
simge olarak benimsenir ve “Müslüman kadının kimliğidir” algılamasına
oturtulursa, türban takmayan üniversite öğrencisi veya kadın Müslüman sayılmaz
yanılgısına varılabilir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarında değinildiği gibi,
Türkiye’de, İslami türbanın, bunu takmayanlar üzerinde baskı oluşturabileceği
gerçeği unutulmamalıdır. Yine aynı kararda “Laik üniversiteler öğrencilerin
kıyafetlerine ilişkin kurallar vazettiğinde, belli kökten dinci hareketlerin
yükseköğretimde kamu düzenini bozmamasını yahut başkalarının inançlarına
tecavüz etmemesini temin etmelidir.” denilerek, düzenlemenin sakıncaları
vurgulanmaktadır. Görüşülecek olan Anayasa değişikliği metninde -teklifinde- her
türlü kamu hizmetlerinden yararlanmakta eşitlikten söz edilmekle “Kanunda
açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını
kullanmaktan mahrum edilemez.” denilmekte “Bu hakkın kullanımının sınırları
kanunla belirlenerek…” denilip, Anayasa’nın 2’nci ve 4’üncü maddelerine aykırı
bir düzenlemenin yolu açılmaktadır. Anayasa değişikliğini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri
birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi bir biçim
kuralı olduğunda kuşku yoktur. Çünkü bu yasak, belli sayıda Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyesinin, esasında kendileri için bir hak teşkil eden ve
niteliği bakımından da bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği teklif
etmelerini önlemektedir. Başka bir deyimle, değişiklik teklifi değişmezlik
ilkesi ile çatışıyorsa, Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygun olarak
yöntemi içinde yürütülecek ve şayet çatışıyorsa hiç yapılamayacak, yapılmış ise
yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüşse kabul edilip kanunlaşamayacaktır.
Bu aktardığım konu Anayasa Mahkemesinin kararıdır, 4’üncü maddedeki değişmezlik
yasağına da açıkça aykırıdır. Teklif, bize göre, yapılmamalıydı, buraya da
gelmemeliydi, gelememeliydi. Anayasa’ya karşı hile niteliğini taşımaktadır.
Çoğunluğa dayanarak Anayasa’nın tebdili, tağyiri niteliğini de taşımaktadır. Milletvekillerinin olmayan yetkiyi kullanmaları da mümkün
değildir. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri elbette yasama faaliyetlerinde
bulunacaklar, elbette Anayasa değişiklikleri verecekler. Ama kendilerine
Anayasa’nın vermediği bir yetkiye dayanarak teklif hazırlayıp, çoğunlukla bunu
Parlamentodan geçirmenin ileriye dönük sakıncalarına değinmekte yarar
görüyorum. Düzenlemeye karşı Yargıtay Başkanlar Kurulu da düşüncelerini
belirtmiştir ve Yargıtay Başkanlar Kurulu tamamen bu düzenlemenin Anayasa’nın
laiklik ilkesine karşı olduğunun altını çizmiştir. Ayrıca, değişiklik teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisine
sunulmadan kimi siyasilerin verdiği güvenceler herhâlde anayasalardan,
yasalardan üstün değildir. Benim de beğendiğim, sevdiğim bir siyaset adamı
“ilk, orta ve liselerde türbanın kullanılamayacağını, liselerin kapısından
türbanın giremeyeceğini” söylüyor, “Devlet dairelerinde başı kapalı kadınlar
çalışamayacak, başı örtülü olarak da üniversiteye giden bir kız ileride devlet
dairesinde çalışacağını düşünmesin.” diyor. Tabii, bu güvenceler buza yazılan
yazı gibidir, kısa zamanda unutulur, bu yasaklar da aşılır ve delinir. Bu
sözler… “Ne delinecek, -herhâlde- onlar anlamaz, biz daha iyi anlarız.” mı
demek istiyor siyasiler? Cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan
laiklik ilkesinin ve Yüksek Mahkeme kararlarıyla çerçevesi çizilmiş olan laikliğin
doğrudan ve dolaylı düzenlemelerle zayıflatılması kesinlikle kabul edilemez. Yargıtayın, yargı kuruluşlarının kararlarını yok sayarak
geçiştirmeye çalışmak çok haklı gerekçelere dayanmaz. Tabii, bu sözlere karşı
türbanla nasıl siyaset yapılacağını, altını çizerek, örneklerini vererek
topluma duyurmanın da pek yararı yoktur. Belki, din ulemasına sorarak bunu
çözmek daha mümkün olabilir, bazılarına göre. MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Baykal’a sor yeter, dün açıkladı. ÖNDER SAV (Devamla) – Ellerine geçirdiklerini sandıkları yetkiyi
Türkiye Büyük Millet Meclisinde kullanmadan önce çok dikkatli davranmaları
gerekir. Tabii, türbanla nasıl siyaset yapılacağının çok kaba örnekleri de
sergilenmektedir. Bir siyaset adamı “Biz bunun sonuçlarına razıyız, biz ne
yaptığımızı biliyoruz; maliyetini de, bedelini de ödemeye hazırız, hasadını da
yapacağız.” diyor. Korkarım, türban üzerinden siyaset yaparak hasada çıkanlar,
amiyane tabirle, haşat olacaklardır. (CHP sıralarından alkışlar) Ellerine
geçirdiklerini sandıkları elma şekerini Adalet ve Kalkınma Partisi yiyecek,
sapı da hasada çıktığını sananların elinde kalacaktır. (CHP sıralarından
alkışlar) Tabii, deneyimli siyaset adamları da endişelerini dile getiriyor,
türban ortaklarını uyarıyor, “Toplumu kamplara bölmeyin, yol yakınken dönün,
bindiğiniz alamet sizi kıyamete götürür.” diyor. Kimi siyaset adamları da
Anayasa’nın ve hukukun üstüne çıkarak hukukun üstünlüğünden habersiz sözler
söylemek cesaretini gösterebiliyorlar. “Güvence biziz, laik sistemi bizler
savunuyoruz.” diyebiliyorlar. Bu kürsüde İsmet Paşa olsaydı, herhâlde “Hadi
canım sen de!” der, geçer giderdi. Laiklik klasik tanımıyla din ve devlet ayrılmasından daha geniş
kapsamlıdır. Laiklik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur. Aklın
öncülüğünde, bilimin ışığında, uluslaşmanın, ulusal egemenliğin, çağdaşlaşmanın
temel harcıdır, şemsiyesidir. O şemsiye delinirse herkes sağanak altında kalır.
Bu anlamdan, bu tariften yola çıkıldığında, tarikat şeyhi Gulbettin Hikmetyar’ın önünde diz
çöken siyasetçiler asla laikliğin güvencesi olamazlar! (CHP sıralarından
alkışlar) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Sav, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. ÖNDER SAV (Devamla) – 1912 yılında Ziya Gökalp’in
yazdığı meşhur “Askerin Duası”nı değiştirerek, dejenere
ederek “Minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz, camiler kışlamız.”
diyen siyaset adamları laikliğin güvencesi olamazlar! (CHP sıralarından
alkışlar) Kimileri toplumda aymazlık, dalgınlık, dikkatsizlikle laikliğe
karşı geliyorlarsa, onlar yüce Atatürk’ün deyimiyle “gaflet” içindedirler.
Kimileri sapkınlık, doğru yoldan ayrılma gibi nedenlerle laikliğe karşı
çıkıyorlarsa, onlar “dalalet” içindedirler. Kimileri yaptıklarının nereye
vardığını, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik
ilkesini deleceklerini, yok edeceklerini bilerek davranıyorlarsa, onlar tam
“hıyanet” içindedirler. (CHP sıralarından alkışlar) Gaflet, dalalet, hıyanet içinde olmayalım. Yol yakınken bu teklife
ret oyu verelim diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sav. Usul hakkında lehte, Mersin Milletvekili Sayın Mehmet Şandır. Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar) MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasanın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesiyle İlgili Kanun Teklifi’nin
görüşülmesi üzerine İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre usul tartışması
açılmasını isteyen önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Tabii, burada, birlikte, kırk yıldır tartışılan bu tartışmayla
toplumsal ayrışmaya, cepheleşmeye hatta çatışmaya sebep olan bir konu üzerinde
çözüm üretmek üzere bir aradayız, görüşmeleri başlattık. Bunları, bu iyi niyetli girişimi başka alanlara çekerek yeni
tartışma alanları, yeni gerginlik alanları yaratmak niyetini halkımız birlikte
değerlendirecektir ve gereğini yapacaktır. BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Gerginliği yaratan sizsiniz siz! MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bize göre, Milliyetçi Hareket Partisinin
iyi niyetle ortaya koyduğu bu çözüm, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yüzde
60’ını geçen sayıda milletvekili tarafından benimsenmiş ve bir kanun teklifi
hâline getirilmiş, sunulmuştur. Bu kanun teklifinin laikliğe aykırı olduğunu
iddia etmek, maksadı aşan, farklı kavgaların gerekçesi olarak ortaya konan bir
davranıştır. Bu kanun teklifi ve bu kanun teklifinin görüşülmesiyle ilgili
ortaya konan program usule uygundur, İç Tüzük’e uygundur ve kesinlikle bu kanun
teklifi Anayasa’nın değiştirilemez hükmü olan laikliğe de aykırı değildir. (MHP
sıralarından alkışlar) BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Yapma yahu! MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Özellikle Milliyetçi Hareket
Partisi olarak, biz, cumhuriyetimizin laik ve demokratik yapısını, devletimizin
üniter yapısını, devletimizin kuruluş felsefesini,
kurucuların ortaya koyduğu ilkeleri siyasetinin merkezi yapan, temeli yapan,
asla bunlardan taviz vermeyen bir siyasetin partisi olarak, mensubu olarak iyi
niyetle getirilen bu teklifin laiklik ilkesine aykırı olduğunu asla kabul
etmeyiz. Böyle bir iddiayı şiddetle reddederiz. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, toplumun değerleriyle,
toplumun içinde yaşadığı sorunların çözümü için ortaya konan iyi niyetli
tekliflerle devletimizin vazgeçilmez, değiştirilemez ilkelerini karşı karşıya
getiren bu gerginliğin… Bu tartışmayı da bir anlamda reddediyoruz. Bundan medet
uman, bunun üzerinden siyaset yapılmasını da asla ve asla doğru bulmamaktayız.
Mesele, inanç özgürlüğü ile laikliğin karşılıklı tartışılması meselesi değil,
mesele, bir toplumsal sorunun çözülmesi meselesi. Çözmeyelim mi? Kırk yıldır
tartışıyoruz. Bir kırk yıl daha mı tartışacağız? Yeni bir yüzyılın başında,
özgürlüklerin, eğitim özgürlüğünün, öğrenim özgürlüğünün sınırlandırılmasını
nasıl savunabiliriz? Milliyetçi Hareket Partisi olarak altında imzamızın
bulunduğu bu teklif, vatandaşlarımızın kamu hizmeti almakta kanun önünde eşit
olmasını amaçlayan bir tekliftir. Bunun laiklikle ilgisi yok. Buradan ifade ediyorum: Tabii, hassasiyetlerin geliştirdiği
endişelere saygı duyuyorum. O hassasiyetleri biz de paylaşıyoruz. Bu Mecliste
bulunan herkes bu devletin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olması
niteliğini sonuna kadar savunur, bunun üzerine yemin etmiştir. Hiç kimsenin
niyet okuyarak gelecekte bugün böyle söyleniliyor, yarın başka şeyler
yapılacaktır endişesiyle bu toplumu germeye hakkı yok. Tekrar ifade ediyorum: Anayasa’nın 14’üncü maddesi burada,
Anayasa’nın 1’inci ve 2’nci, 3’üncü maddesi burada, Anayasa’nın dibacesindeki
hükümler burada. Bunların değiştirilmesi teklif edilmiyor. ABDULLAH ÖZER (Bursa) – İçi boşaltılıyor! MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunlar, bu Anayasa’da var olduğu sürece,
hiç kimse endişeye ve korkuya kapılmasın. Bu Anayasa’nın savunucusu Türk milletidir,
onların temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisidir. (MHP ve AK Parti
sıralarından alkışlar) Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, laikliğin, laiklik
ilkesinin bu ülkenin birlik ve beraberliğinin her anlamda ve her kapsamda
teminatı olduğuna inanıyoruz ve asla zedelenmesi, sulandırılması, içi
boşaltılması yönündeki niyet ve eylemlerin karşısında öncelikle bu Meclisin,
öncelikle Milliyetçi Hareket Partisinin olacağını burada milletin önünde ifade
ediyoruz. (MHP sıralarından alkışlar) Niyet okuyarak, satır arası okuyarak, birtakım yakışıksız
yakıştırmalar yaparak, bu iyi niyetli teklifi mahkûm etmeye kimsenin hakkı yok.
Sorun çözülmesin mi? Buraya çıkın, bunu ifade edin. Bu sorun
çözülmesin, devam mı etsin? RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sorun yok! MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sorun yok! MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yapılan teklifi eksik, yetersiz
bulabilirsiniz, uygulanabilirlilik noktasında problemler, yeni problemler
çıkartılacağını söyleyebilirsiniz ama herkes, her kurum, her siyaset, her siyasetçi
bir çözüm üretmek, bir çözüm ortaya koymak sorumlusu. Milletin sorunlarını çözmek göreviyle ve yetkisiyle buraya geldik.
Ortaya konan iyi niyetli çözümleri, geçmiş kavgaların da etkisinde kalarak,
gelecek hesapların peşinde istismar etmek kimseye fayda getirmeyecektir. Bu
fayda olmadığını, böyle bir siyasetin, böyle bir tavrın kimseye yarar
getirmediğini tarih göstermiştir. Israr edilmesi hâlinde tekrar bu görülecektir
ve yaşanacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak söylüyorum, bu kanun teklifi,
yalnız yükseköğrenimde eğitim ve öğrenim özgürlüğünün alanını genişleten,
anayasa, hukuk önünde vatandaşlarımızın eşit muameleye tabi tutulmasını isteyen
bir anayasa teklifidir, değişikliğidir. Bunun bir başka anlama, bir başka alana
çekilmesi niyetleri samimi değildir. Bu sorunun çözümüne katkı vermez bu tür
davranışlar. O sebeple, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu usul
tartışmasının doğru olmadığını, ortaya konan usulün doğru olduğunu, kanun
teklifinin Anayasa’mıza uygun olduğunu ifade ediyor, hepinize saygılar
sunuyorum. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır. Aleyhte, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç. Buyurun Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasa değişikliği teklifinin incelenemez yolundaki bir önergenin, kanun
teklifinin işleme konulmaması konusunda verilen önergenin lehine söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok ağır kış şartlarının geçtiği ülkemizde, gerçekten kendi seçim
bölgem olan Tunceli’den ve birçok yerlerden aldığımız telefonlarda insanların
çok zor durumda olduğu, hatta ölülerini dahi kaldırmadıkları, yolların
açılmadığı ve bunun Karayollarından ve Köy Hizmetlerindeki yakıt sıkıntısından
kaynaklandığını birkaç defa, dün de burada ifade ettim. Fakat Millî Eğitim
Bakanı dün benim arkamdan demiş ki: “Bu, okulları diyor.” Ben “okulları”
demedim. Bunların bir an önce giderilmesi gerektiğine inanıyorum. Değerli milletvekilleri, tabii bu anayasa teklifinin
Anayasa Komisyonunda müzakeresi sırasında, maalesef, Anayasa Komisyonu Başkanı
İç Tüzük’ün 31’inci maddesine göre “Komisyon üyesi olmayan milletvekilleri de
gider orada konuşur.” hükmünü kale almadan, bize orada yer vermeden ve bizi de
konuşturmadan, gidip bir kara tahtanın üzerine oturtma zorunda bırakarak bizi,
böyle, yasama faaliyetlerinden mahrum bıraktığı için kendisini kınıyorum. Bir daha da böyle yaparsa kendisine ona göre davranacağımı da
bilmesini istiyorum. Milletvekilinin değerini bilecek. Eğer bir milletvekilinin
gidip de ciddi bir anayasa taslağının değiştirilmesinde katkıda bulunması
engelleniyorsa, Sayın Kuzu bunu bilsin ki, kendisine sert tepki göstereceğim. Şimdi, değerli milletvekilleri, laiklik nedir? Bu laikliği kim,
nerede tarif edecek? Deniliyor ki, bakın… Şimdi, dün burada bir hükûmet temsilcisi dedi ki: “İşte, bakın ‘Egemenlik
kayıtsız şartsız milletindir.’ “ Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, sosyal bir hukuk devletidir.
Nasıl bir hukuk devletidir? Laikliğe dayanan bir hukuk devletidir. Laiklik
olmadığı zaman din kurallarına dayalı bir hukuk devleti olur. Nasıl bir sosyal devlettir? Laikliğe dayanan bir sosyal devlettir.
Laiklik ortadan kaldırıldığı zaman dine dayalı bir sosyal devlet olur. Bir demokratik devlettir. Nasıl demokratik devlet? Laikliğe dayalı
demokratik bir devlettir. O zaman, siz laikliği kaldırdığınız zaman devlet yönetimi
anayasalara göre yönetilmez. Nitekim, geçmişte de
Fazilet Partisinden, Refah Partisinden arkadaşlarımız diyorlardı ki: “Yahu, biz
Müslüman değil miyiz kardeşim? Müslüman’ız. Bu Anayasa’ya, kanunlara ne gerek
var. İşte, Kur’an’a göre yönetilelim.” Yani, denilen bu. ABDURRAHMAN DODURGALI (Sinop) – Ne zaman dedi? AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Hayal görüyorsun, hayal! KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, burada siz eğer “laiklik” kelimesini
kaldırdığınız zaman, buraya “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” değil,
buraya “Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır.” yazacaksınız ve burada millet
değil, ümmet olacak. Onun için bunları iyi kavrayalım, bunları iyi bilelim. Şimdi, Anayasa’mızın bir “Başlangıç” hükmü var. “Başlangıç”
hükmünde diyor ki: “Laiklik ilkesi gereği kutsal din duyguları devlet işlerine
ve politikaya karıştırılamaz.” Bu, Anayasa’nın “Başlangıç”
maddesinde. Yine 2’nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti devleti laik, sosyal
hukuk devletidir” diyor. Yine, 24’üncü maddesinde, “Kimse, devletin ekonomik,
sosyal, siyasi düşüncelerini veya yapısını din ve dince kutsal sayılan
kurumlara bağlayamaz” diyor. Şimdi, değerli arkadaşlarım, bizim burada karar verme şeyimiz…
Bakın, politikacılar olarak biz oy peşindeyiz, oy. Acaba, biz, nasıl milleti
dolandırarak, yalan söyleyerek, kandırarak oy alacağız diye milletin peşinde
koşuyoruz, ama bu doğrusu böyle. Gerektiği zaman para veriyoruz, gerektiği
zaman her türlü yalanı söylüyoruz. Türkiye’de… (AK Parti sıralarından
gürültüler) METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Sen neymişsin!.. KAMER GENÇ (Devamla) – Ben doğruları söylüyorum size. Bakın, size
doğruları söylüyorum. Neyse… Dinleyin… Şimdi, ama, arkadaşlar oy peşinde
olmayan, bu memleketin hakikaten tarafsız… İşte tarafsız yargı mensupları var,
işte üniversite öğretim görevlileri var. Yani üniversite öğretim görevlileri,
profesörler diyor ki: “Ey Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kanunu çıkarma
kardeşim, bu kanunu çıkardığın zaman memleketi, üniversiteleri kan gölüne
çeviriyorsun, bu milleti birbirine düşüreceksin.” diyor. Yine, yargı mensubu
“Kardeşim, sen, siyasi geleceğini düşünerek bunu çıkarma, etme eyleme, bu
memlekete kötülük yapma.” diyorsa, bunlara kulak vermemiz lazım. Şimdi, kanunu çıkardık. Üniversitelere türbanlı, türbansız
öğrenciler geldi. Kavga başlayacak. Şimdi, biz de… Bakın ben size bunun
olacağını söyleyeyim: Üniversiteye gitti şimdi… Öğretim görevlilerimizin çoğu…
Burada profesörleri görüyoruz. Hayret ediyorum bunlar nasıl profesör olmuş?
Yani, acaba gitmiş kimin tezini intihal etmiş, buraya getirmiş, onları da şey
edelim… “Efendim biz Anayasa’nın 10’uncu ve 40’ıncı maddesini değiştiriyoruz.”
diyor. Değiştiriyorsun, ama orada da Anayasa’nın temelini kaldırıyorsun. Bakın, bir binayı nazara alın. Binanın bir tarafını, çatısını,
duvarını tamir edebilirsiniz. Ama, binanın taşıyıcı
kolonunu eğer keserseniz o bina yıkılır. Burada, getirdiğiniz bu kanun teklifi
ile Anayasa’nın taşıyıcı kolonu olan “laiklik” ilkesini kesiyorsunuz. Yani,
bunun sonunda, bu kanun çıktıktan sonra 1920’lerde kurulan laik Türkiye
Cumhuriyeti devletinin cenazesini kaldırıyorsunuz. Bunun başka bir tarifi yok arkadaşlar. Yani, bakın, bunu kim
söylüyor: Bunu üniversite hocaları söylüyor. Demin de söyledim, biz oy
peşindeyiz, ama biz taraflı düşünüyoruz, biz günlük menfaatimizi düşünüyoruz. Zaten, bu Türkiye Cumhuriyeti devletini yöneten insanlar ne zaman
ki, kendi kişisel ve cepsel sorunlarını düşünmedikleri zaman, ne zaman ki,
halkı ve milleti düşündükleri zaman, doğruya doğru dedikleri zaman, o zaman
Türkiye’de politikanın itibarı olur, o zaman politikacının itibarı olabilir,
ama karşınızda tarafsız yargı organları diyor ki: “Kardeşim bunu çıkarmayın,
memleketi ateşe atmayın.” Şimdi, bir Cumhurbaşkanı seçmişsiniz, ikide bir Arabistan’a
gidiyor. Niye gidiyor buraya? Ne var, bizim Arabistan’da alacağımız ne var? Bu
Suudi Arabistan Cumhurbaşkanı geldiği zaman yedi tane tır geldi arkadaşlar,
yedi tane tır boşaldı. Bu tırlarda ne geldi? Ne geldi
bir söyleyin bize ya! Bu devletin… Siz şimdi çağdaş bir ülkeye gittiğiniz
zaman, bir Almanya’ya, bir Amerika’ya gittiğiniz zaman, gelen adamların
ayakkabısını bile çıkarıyorlar, ama o yedi tırda ne
geldi bilmiyoruz. Bunlar ne getirdiler Türkiye’deki, bizim... METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Her şeyi merak etme, her şeyi! KAMER GENÇ (Devamla) – İstiyorlar ki… Bakın, Anadolu insanı,
arkadaşlar, inançları itibarıyla hoşgörülüdür, insanı seven, sayan şeyler… Ama, Vahabilerin acımaz bir
tutumları var. O Vahabi inancını siz Türkiye’ye hâkim
kılmaya çalışıyorsunuz. Bırakın, Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesini
ortadan kaldırmak, Vahabi mezhebindeki o düşünceler,
onlarla çünkü haşır neşirsiniz. Şimdi, gazetecinin
birisi, yahu geldiği günden beri soruyor, diyor ki: “Yahu Abdullah Gül, kaç
lira geldi, sana ne hediye verildi? Bunu açıkla.” Yani, bir devleti yöneten
insanların… Tabii, Tayyip Erdoğan Bey için de söylüyor, öteki… “Yahu ne
geldiyse açıkla kardeşim, niye bunu yani gizliyorsun?” diyor. “Yok ben açıklayamam.” O zaman niye açıklamıyorsun? O yedi
tır arkadaşlar, o yedi tırda ne geldi? Dolar mı
geldi, mücevherat mı geldi, kime ne geldi? AHMET YENİ (Samsun) – Oo! KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu geldi geldi,
onun için zaten… Ben biliyorum da geldiğini… Şimdi, bunları niye... Bakın, şimdi Türkiye Cumhuriyeti devletinin
bir yandan kemiriliyor, bir yandan kemiriliyor. Bakın, Türkiye’de çok ciddi
sıkıntılar var arkadaşlar. Kış, çok kötü şartlar gösterdi. Bugün Anadolu’nun,
Trakya’nın, Ege’nin her tarafında insanlar evine yakıt bulamıyor, yol
bulamıyor, hastasını hastaneye getirmiyor; devlet ekonomik politika altında
inim inim inliyor, Türkiye ekonomisi iflas etmiş.
Efendime söyleyeyim, yani bir dış, ihracat ve ithalat patlaması diyorsunuz.
Beyler, ihracatın yüzde 80’i yabancı kaynakları, yerli üretim değil. Dolar ucuz
olduğu için dışarıdan getiriyorsunuz, ihraç ediyorsunuz. Efendime söyleyeyim,
bugün cari açık gayrisafi millî hasılanın yüzde
7,5’unu aşmış, en büyük tehlike. Bunları düzeltmek için bir şey yapmıyoruz,
gelmişiz türbanla uğraşmışız! Bu neye benziyor biliyor musunuz? Osmanlı
İmparatorluğu İstanbul’u işgal ederken, o zamanki Bizanslıların “Yahu acaba
melekler dişi miydi-erkek miydi”, ona benziyor, aynı şartlara benziyor. ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – İşgal değildi
o. KAMER GENÇ (Devamla) - Benim size tavsiyem, bakın, bu memleketin
kan gölüne çevrilmesini istemiyorsanız, bu memlekette… Bakın, bu kanunu
çıkarmakla da halledemezsiniz. Yani bu kanunu çıkardığınız zaman siz sorunu
çözemezsiniz arkadaşlar. Sorun gittikçe kangrenleşecek. Ne yapacaksınız? Hadi
şimdi ondan sonra mahalle baskısı, üniversite baskısı, ondan sonra başı açık
okula gidilmeyecek… Bu memlekette ne olacak? Alevi inançlı insanlar o zaman
çocuklarını okullardan almak zorunda kalacak. Çünkü onları türbana sokmak
zorunda kalacaksınız. Çünkü, sokmadığı zaman,
üniversitenin karşısına gittiği zaman hoca kız çocuğa -başı örtünen bir kız
çocuğu var, bir de örtmeyen çocuk var- “Bak kızım yahu, sen ne kadar terbiyesiz
bir kızsın.” diyecek; “Bak, ne kadar kibar, terbiyeli bir kız varken sen niye
kendini böyle teşhir ediyorsun?” diyecek. Bunlar Türkiye’de olan şeyler.
Türkiye’de öyle bedava profesör olmuş insanların hâletiruhiyelerini bildiğim
için, uygulamalarını bildiğim için bunları söylüyorum size. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Genç, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, bu kanun çıktığı zaman dahi
üniversitede sorun çözülmeyecek. Şimdi bu sorunu çözmenin bir yolu var. Abdullah Gül’ün karısı,
Tayyip Erdoğan’ın karısı ve bakanların bütün karıları çıkacaklar başlarının
örtüsünü çıkaracaklar. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bir dakika… Bir
dakika beyefendi… Başlarının örtülerini çıkaracaklar, diyecekler ki: “Ey
üniversitede okuyan kızlarımız, vallahi de billahi de bu baş
örtüsü İslam dininin bir gereği değildir. Biz bugüne kadar bunu…” (AK
Parti sıralarından gürültüler) MURAT YILDIRIM (Çorum) – Geç onları! KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim işte hocalar diyor... “İslam dininin gereği değildir; biz bunları çıkaralım ve siz de
çıkarın, bu memlekette bu mesele hallolsun.” demeleri lazım. Bakın, ben o gün İstanbul’dan gelirken Katar’dan bir hanım
gelmişti, kara çarşaflı hanım; Fransızca sordum: “Bu revizyon
mu, tradisyon mu?” Kadın dedi ki: “Tradisyon, yani gelenekten kaynaklanan
giyimdir bu.” Ben size doğrularını söylüyorum. Bunun çözümü odur. İşte, siz de
iktidar mensubusunuz, iktidarın sorumluluğu budur, bu iş böyle çözülür. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Saygıdeğer arkadaşlarım, konuşmalar sırasındaki üslubumuza dikkat
etmemiz lazım. Annelerimiz, bacılarımız, kız kardeşlerimiz olan hanımefendileri
incitecek şekildeki bir üslubu, doğrusu, Meclise ben şahsen yakıştıramadım. (AK
Parti sıralarından alkışlar) METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Ona yakışıyor. BAŞKAN – Lehte, Yozgat Milletvekili Sayın Bekir Bozdağ. Buyurun Sayın Bozdağ. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
açılan usul tartışmasında, Başkanlık Divanının tutumu lehinde görüşlerimi
açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik,
sosyal bir hukuk devletidir. Hukuk devleti, adil bir hukuk düzeni kurar, bütün
vatandaşları için güvenceleri, teminatları tanır ve bununla ilgili
mekanizmaları, yargı yolu dâhil bütün mekanizmaları kurar ve bunun sağlıklı bir
biçimde işlemesini de takip eder, deruhte eder. Şimdi, buradaki konuşmalar çerçevesinde olaya baktığımızda
söylenen şu: Anayasa’nın ilk üç maddesiyle ilgili, değiştirilemez,
değiştirilmesi teklif dahi edilemez konularıyla alakalı bir Anayasa değişiklik
görüşmeleri yapılıyor. Şimdi ben bakıyorum, bizim teklifimiz Anayasa’nın 1’inci
maddesiyle ilgili mi? Değil. 2’nci maddesiyle ilgili mi?
Değil. 3’üncü maddesiyle ilgili mi? Değil. Anayasa’nın 1’inci, 2’nci ve
3’üncü maddeleriyle ilgili olmayan, uzaktan yakından alakası olmayan bir
anayasa değişiklik teklifidir. Yorumla, teville, şahsi, indî birtakım
değerlendirmelerle, oradan buradan çekmelerle, bunun 2’nci maddeyle
iliştirilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Anayasa’nın 10’uncu maddesi çok
açık, okuyorum ikinci fıkrasını, diyor ki: “Kadınlar, erkekler eşit haklara
sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.” Bir
yandan, kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir deniyor ve arkasından da
devlete bu eşitliğin hayata geçmesi için gerekli şartları hazırlamayı bir ödev
olarak yüklüyor. Öte yandan, Türkiye’de yaşanan sorunlara baktığımız zaman
üniversitelerimizde, yükseköğrenimde birtakım gençlerimizin yükseköğrenim
haklarını kullanma noktasında sıkıntılar yaşadığı ve Anayasa’nın 10’uncu
maddesindeki eşitlik ilkesiyle bağdaşmayacak bir ayrımcılığın bulunduğu da bir
hakikattir. Ne diyor Anayasa? “Devlet, bu eşitsizliği ortadan kaldırmakla
yükümlüdür.” Öte yandan, devletin amaçlarını düzenleyen 5’inci maddesinde de,
bireyin maddi ve manevi varlığını geliştirmeyi ve bunun önündeki engelleri
kaldırmayı da devlete bir görev olarak Anayasa’mız yüklüyor. Şimdi, siz bütün
insanlarınıza haklarını vereceksiniz, eşit olarak tanıyacaksınız. Sadece
tanımakla kalmayacaksınız, bunu teminat altına alıcı düzenlemeler yapacaksınız.
Maddi ve manevi varlığını geliştirmesi için de katkı sunacaksınız. Şimdi, bir
insanın maddi ve manevi varlığını en iyi geliştireceği unsur nedir? Donanımlı
olması, iyi bir eğitim almasıdır. Siz ona iyi bir eğitim vermezseniz, okumasını
temin etmezseniz, dünyanın, çağın gerektirdiği gerekliliklerle, bilgilerle
donatmazsanız ve bu bilgiyi vermeyi teminat altına almazsanız, o zaman,
bireylerin bu kendilerini geliştirme sürecini doğru bir biçimde işletemezsiniz.
İşte, bu düzenlemeler, işin esasında cumhuriyetimizin niteliklerini
güçlendiren, taçlandıran, kuvvetlendiren düzenlemeler ve insanımızın önünde
haklarını kullanma noktasındaki eşitlik ilkesiyle bağdaşmayacak biçimde olan
engelleri kaldırma yükümlülüğü altında olan devletimizin yapması gereken
işlerden bir tanesidir. Onun için, bunun laiklik ilkesiyle uzaktan yakından bir
ilgisi yoktur, aleyhte bir ilgisi yoktur. Belki, şöyle denebilir: Laiklik
ilkesini güçlendiren, cumhuriyetin niteliklerini güçlendiren bir yapısı vardır.
Her vatandaşa eşit bir şekilde eğitim ve öğrenim hakkını vermenin neresi hukuk
devletine aykırıdır? Hukuk devletine aykırı olabilir mi? Biri bunu söyleyebilir
mi? Veya demokrasiye neresi bunun aykırı olabilir? Veya laiklik herkesin eşit
eğitim, öğrenim hakkından yararlanmasının teminatı, güvencesi değil midir?
Dolayısıyla, bütün bunlar bu müesseseleri güçlendiren düzenlemelerdir, farklı
noktalara çekmek yanlıştır, bu bir. İki: Şekil bakımından denetim noktasında. Şimdi, bizim
Anayasa’mızın, 82 Anayasa’mızın öncesi bir dönem var -1961 Anayasası’nın
uygulandığı dönem- bir de 82 Anayasası’nın uygulandığı dönem var. 61
Anayasası’nın 147’nci maddesi aynen şöyle, orijinal metni: “Anayasa Mahkemesi,
kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüklerinin Anayasaya
uygunluğunu denetler.” Dikkat ederseniz, Anayasa’yla ilgili bir denetim görevi
Anayasa Mahkemesine verilmemiş. Ancak, buna rağmen, Anayasa Mahkemesi, konu
gittiği zaman, şekil ve esas bakımından denetimde bulunmuş ve bu yönde kararlar
tesis etmiş. 1971 yılında, bu durumun sakıncaları değerlendirilmek suretiyle
yeni bir düzenleme yapılıyor 147’nci maddede, o da aynen şöyle: “Anayasa
Mahkemesi kanunların ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüklerinin Anayasaya,
Anayasa değişikliklerinin de Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygunluğunu
denetler.” Ama, burada dikkat buyurun, bir incelik de
şu: “Şekil şartlarına uygunluğunu denetler.” demiş, fakat bu şekil şartlarının
neler olduğunu hem belirtmemiş hem de tadat etmemiş, tanımlamamış, tamamen,
şekil şartına dair değerlendirmeyi Anayasa Mahkemesine bırakmış. Anayasa
Mahkemesi de bu noktada şekil değerlendirmesi yaptığı gibi, esasa girecek
şekilde de birtakım değerlendirmelerde bulunmuş. 1982 Anayasası’na geldiğiniz zaman, bu uygulamalardan dolayı
yaşanan sıkıntıları da giderici pek çok mekanizmayı 82 Anayasası’nın
getirdiğini biliyoruz. Orada, bakın, 148’inci madde diyor ki
–ilgili kısımları okuyorum- “Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil
bakımından inceler ve denetler.” dikkat buyurun “sadece” ifadesini kullanıyor
ve tahsis ediyor ve devam eden fıkrada da şunu söylüyor “Anayasa
değişikliklerinde ise -bu şekil denetiminin nasıl olacağını izah ederken-
teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup
uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.” Dikkat buyurun, “teklif ve oylama
çoğunluğu, ivedilikle görüşülüp görüşülemeyeceği hususları ile sınırlıdır”
diyor. Konu daha sonra Anayasa Mahkemesine bir kez daha gitmiş. 1987/9 esas, yine, 1987/15 kararda, Anayasa Mahkemesi, bu konuyla
ilgili 70’li yıllarda verdiği içtihattan farklı bir içtihat veriyor ve diyor ki
“Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerini belirleyen Anayasa’nın 148’inci
maddesinde, Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaların esas yönünden denetimine
yer verilmediği gibi, bunların biçim yönünden denetimleri de teklif ve oylama
çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları
ile sınırlı tutulmuştur. İptali istenen bu sınırlı sebeplerden herhangi
birine ilişkin bulunmadığı sürece davanın dinlenmesi olanağı yoktur.” Anayasa
Mahkememizin verdiği içtihattır. Şimdi konuşmalar sırasında bir başka şey de söyleniyor: Medyaya
yansıyan biçimiyle de Anayasa’nın içerisinde, Anayasa hükümlerinin, yine
Anayasa’da yer alan başka hükümlerle mukayese edilerek âdeta, Anayasa
içerisinde bir üst Anayasa oluşturup diğer normları bunun terazisine vurarak
yeni bir denetim mekanizması ve yolu ihdas etme çabaları var, böyle
değerlendirmeler var. Bunlarla ilgili değerlendirmelerde bulunan kimi Anayasa
hukukçularımız var. Biz çok net söylüyoruz: Anayasa’nın 1, 2, 3 ve 4’üncü
maddeleriyle ilgili bir değişiklik teklifimiz yoktur, bununla ilgili, bu
maddelerin de hiçbir alakası yoktur. Ancak, bakın, bugün bu lafları söyleyen kimi Anayasa
hukukçularımız, başta, Sayın Erdoğan Teziç olmak
üzere, bakıyorum, bir sürü, Bülent Tanör, Süheyl Batum, Necmi Yüzbaşıoğlu,
TÜSİAD’a, başka birtakım sivil toplum örgütlerine
hazırladıkları Anayasa değişiklik önerisi taslaklarında, bu ilk üç maddeyle
ilgili, noktasına virgülüne dokunarak birtakım değişiklik önerileri ilave
etmişler. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Bozdağ, konuşmanızı
tamamlayınız lütfen. BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Topluyorum Sayın Başkan. Şimdi, dün böyle söylüyorlar, bugün başka türlü söylüyorlar. Biz,
bunlara dokunmuyoruz, bunlarla ilgili en ufacık bir düzenleme yapma niyetimiz
de yok, böyle bir çalışmamız da yok. Yaptığımız çalışma farklı bir çalışmadır.
Buna rağmen, konuyu bugün farklı noktalara çekmeleri hususunu da yüce
heyetinizin takdirine bırakıyorum. Yine, Anayasa Mahkememizin bir kararında, 98/54 esas, 98/74
sayılı kararında, Anayasa Mahkememiz aynen şöyle söylüyor: “Anayasa kuralları
etki ve değer bakımından eşit olup hangi nedenle olursa olsun birinin ötekine
üstün tutulmasına olanak bulunmadığından, bunların bir arada veya hukukun genel
kuralları göz önünde tutularak uygulanmaları zorunludur.” diyor ve bu
çerçeveden olaya baktığımız zaman, Anayasa hükümleri arasında rüçhaniyet ihdas etmek de doğru değil. Elbette ki düzenledikleri konular açısından önemli olabilirler ama
birbiri içerisinde de böyle bir düzenleme söz konusu değildir. Bu nedenle, Meclis Başkanlık Divanının tutumu doğrudur. Lehinde
olduğumuzu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozdağ. Saygıdeğer milletvekilleri, usul tartışması üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır. Bu konuda, başta da ifade ettiğim şekilde, tutumumda ve görüşlerimde
bir değişiklik olmamıştır. Teklifin görüşmelerine başlanmasında Anayasa’ya ve
İç Tüzük’e aykırı bir husus bulunmamaktadır. Teklifin görüşmelerine başlıyoruz. V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 2.- İstanbul Milletvekili Recep
Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam) BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde söz talep eden milletvekilli
arkadaşlarımı heyetinize arz ediyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın
Hakkı Suha Okay, Demokratik
Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal, AK Parti Grubu
adına İstanbul Milletvekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı söz talebinde
bulunmuşlardır. Şimdi, saygıdeğer milletvekilleri, şahısları adına aynı anda
verilmiş çok sayıda söz talebi ve önerge vardır. Şimdi, şahsı adına söz
talepleri için kura çekeceğim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, efendim, usul konusunda
konuşmak istiyorum. Efendim, Meclis Başkanlığını… BAŞKAN – Önergeler için de ilgili maddelerin görüşmelerinden önce
kura çekeceğim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bir şey arz edebilir miyim Sayın
Başkanım? Sayın Başkanım, biraz evvel lehe konuşmak istedim, arkaya geldim.
Dediniz ki, konuşmalar, Emrehan Bey’le geldikten
sonra… Ama lehe konuşanlarda beni dikkate almadan, kuraya almadan işlem
yaptınız. İki gün önce saat 12.00’de… BAŞKAN – Sayın İçli… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İzin verir misiniz Başkanım, kendimi
ifade edeyim. BAŞKAN – Buyurun efendim, dinliyorum sizi. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kürsüye geleyim… BAŞKAN – Hayır, hayır, o hususta söz vermedim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, iki gün önce… İzin verir misiniz. BAŞKAN – Sayın İçli, ben şunu ifade etmek istiyorum: Saygıdeğer
arkadaşlarım, bakınız, bu hususta söz taleplerinin nasıl olacağı -sizler
deneyimli parlamentersiniz- açıkça belli. Yani Başkanlığa, oraya intikal
ettikten sonra arşive… Orada bulunan milletvekilleri arasında kura çekiliyor. Yoksa, hiç oraya intikal etmeden, önceden gidip “Ben önceden
geldim.” diye bir husus olmaz ve bu hususta daha önceden Kanunlar Kararlarda bu
konuyu tartıştığınız için ortaya çıkan hususlar üzerinde tekrar ben
tartışmayacağım ve kura çekim işlemini başlatacağım efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, bakın, milletvekilini
dinlemek durumundasınız. Memur arkadaşı dinliyorsunuz. BAŞKAN –Dinledim zaten, buyurun, tekrar dinleyeyim, buyurun. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Beni dinlemediniz ki, kendi
hakkınızdaki görüşü belirttiniz. Bakın, ben bir şey ifade etmeye çalışıyorum. BAŞKAN – Evet. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İki gün önce saat 12.00’de ilk giden
milletvekili bendim, Daire Başkanı arkadaşla görüştüm. Kanun teklifi
dağıtılırken oradaydım, Kamer Bey de oradaydı. KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanak düzenlendi Sayın Başkan. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – AKP’li arkadaşlarla birlikte tutanak
tutuldu. KAMER GENÇ (Tunceli) – 4 milletvekili vardı. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bakın bir örnek vereyim size. İzin
verin, ama mikrofonda… Böyle, ben bağıra bağıra
sesimi kısmayın. BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım… Sayın İçli, evet, orada
olduğunuza… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) –
Usul tartışması… BAŞKAN – Zaten aksini kimse iddia etmiyor. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince… BAŞKAN – Ama sizinle
birlikte pek çok milletvekili de vardır orada. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) –
Sayın Başkanım… BAŞKAN – Şimdi, onları yok kabul edip sizi var kabul edemem. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince
sizi tarafsız yönetmeye davet ediyorum. BAŞKAN – Tarafsız yönetiyorum ve onun için kura çekeceğim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Taraflı davranıyorsunuz ve İç
Tüzük’ün… BAŞKAN – Kurayı getirin, çekeceğim efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü
maddesi gereğince söz talep ediyorum. Bu tutumunuz doğru değil. BAŞKAN – Hayır efendim, tutumum doğrudur… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Beni 549 milletvekiliyle birlikte
aynı işleme tabi tutamazsınız. BAŞKAN – … ve kurayı çekiyorum. Lütfen
Sayın İçli… KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, orada bulunan 4 milletvekili… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Tutanak var burada Sayın Başkan ve
orada… Sayın Başkan… Sayın Başkanım, bakın… BAŞKAN – Evet, kurayı çekiyorum. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, Kanunlar Kararlarda,
bakın, elle tutulan… KAMER GENÇ (Tunceli) – 4 milletvekili vardı orada Sayın Başkan! BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde, Gülşen Orhan, Van
Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar) H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kabul etmiyorum Sayın Başkanım.
Bakın, burayı terk etmem! Bakın, memur arkadaşın tuttuğu belgenin üstüne bakın,
el yazısıyla, birinci sırada ben varım Sayın Başkanım. BAŞKAN – Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul
Milletvekili. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım burayı terk etmem! KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın, bu milletvekillerinin
hiçbirisi orada yoktu efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Taraflı davranıyorsun Sayın Başkan! BAŞKAN – Ahmet Gökhan Sarıçam Kırklareli Milletvekili,
üçüncü sırada. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, taraflı
davranıyorsunuz! Bu işlem usule, İç Tüzük’e aykırı! Söz talep ediyorum Sayın
Başkanım. BAŞKAN – Hayır… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Milletvekiline söz vermek durumundasınız.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bakın… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bize tahammül göstermek
durumundasınız! BAŞKAN – Efendim, lütfen… Sayın İçli istirham ediyorum, lütfen
yerinize oturunuz. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Burası keyfî yönetim yeri değildir Sayın
Başkan! BAŞKAN – Başkanlığın
yaptığı iş, usule, İç Tüzük’e uygundur. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) –
Anayasa’yı konuşuyoruz Sayın Başkan! BAŞKAN – Evet, 1’inci madde üzerindeki kuraları çekiyorum: H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Taraflı davranıyorsunuz Sayın Başkan!
(AK Parti sıralarından gürültüler) Bakın, benim üslubum her zaman kibardır. Her
zaman üslubuma dikkat ederim. Taraflı davranıyorsunuz! Tahammül gösterin! Beş
dakika söz hakkı vermek durumundasınız. Keyfî davranıyorsunuz! Önerge hakkında
söz talep ettim, beni kuraya tabi tutmadınız. BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen oturun, ben kuralarımı çekeyim
efendim. Lütfen… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – MHP’li ve AKP’li arkadaşlarımı
konuşturdunuz, beni, üçüncü önerge diye… Taraflı davrandınız, ses çıkartmadım. BAŞKAN – Sayın Kerim Özkul… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kabul etmiyorum Sayın Başkanım! Sayın
Başkanım… BAŞKAN – …1’inci madde üzerinde, Konya Milletvekili... (AK Parti
sıralarından alkışlar) H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, burayı terk
etmiyorum! Terk etmiyorum! Yaptığınız işlem İç Tüzük’e aykırı! BAŞKAN – Sayın Ahmet Ersin, İzmir Milletvekili. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Yapamazsınız Sayın Başkan! BAŞKAN – Sayın Veysi Kaynak… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, taraflı
davranıyorsunuz! BAŞKAN – …üçüncü sırada, Kahramanmaraş Milletvekili… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, Anayasa’ya aykırı
davranıyorsunuz! BAŞKAN – 1’inci madde üzerindeki görüşmeler… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e aykırı
davranıyorsunuz! BAŞKAN – Sayın İçli böyle bir üslup yok, lütfen yerinize oturunuz. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkan!
Taraflısınız! (AK Parti sıralarından “Dışarı atın.” sesleri) BAŞKAN – Ne demek oturmuyorum? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Atsın, atsın; yetkisi var, atsın! Taraflı davranıyorsunuz… BAŞKAN – Hayır efendim, hayır. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu milletvekilleri orada
yoktu. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince
söz talep ediyorum. Milletvekilinin sözünü kesemezsiniz. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu milletvekilleri orada
yoktu efendim, 4 tane milletvekili vardı. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kendi takdir hakkını kullanamazsın. KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, söz sırasında 4 milletvekili
vardı… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Burada İç Tüzük var Sayın Başkan, İç
Tüzük, İç Tüzük… İç Tüzük’ü uygulayacaksınız, keyfî kararları
uygulayamazsınız. BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde: Ali İhsan Köktürk, Zonguldak
Milletvekili; Yıldırım Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, kendimi ifade etmek
istiyorum. BAŞKAN -… Zeki Ertugay, Erzurum
Milletvekili… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, kendimi ifade etmek
istiyorum. BAŞKAN - Sayın İçli, lütfen oturur musunuz? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkan. BAŞKAN - Ben kuraları tamamlayım, ondan sonra… Böyle bir üslup
yok! H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Çünkü bu işleminiz İç Tüzük’e aykırı. BAŞKAN – Hayır efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 63’üncü
maddesi gereğince, taraflı davranmanız nedeniyle, İç Tüzük’ün 63’üncü amir
hükmüne dayanarak, ben, sizden söz talep ediyorum. Oylamaya sunarsınız,
işleminizin doğru olup olmadığına Genel Kurul karar verir. BAŞKAN - …Turan Kıratlı, Kırıkkale Milletvekili… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Burası bir diktatörlük değil Sayın
Başkan. Sayın Başkan, burası bir diktatörlük değil. BAŞKAN - …Hakkı Suha Okay,
Ankara Milletvekili… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir. (AK Parti sıralarından gürültüler) Ben milletin vekiliyim. METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Otur yerine! BAŞKAN – …Hüseyin Tayfun İçli, Eskişehir Milletvekili… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın milletvekilleri, oy
kullanırsınız, beş dakika sonra reddedersiniz ama taraflı davranıyor. Sayın Başkanım, taraflı davranıyorsunuz. Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gereğince söz talep
ediyorum. Her kanun teklifinde AKP’li arkadaşlar sayısal çoğunluklarına
dayanarak bütün söz hakkını milletvekillerinin tıkıyorlar. Bu Parlamentonun,
muhalefetin sesini kesmek… BAŞKAN - Sayın İçli… Sayın İçli, lütfen yerinize oturur musunuz
efendim? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkan! BAŞKAN – Ne demek oturmuyorum? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bana İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi
gereğince söz vermek durumundasınız. BAŞKAN – Siz oturun, ben konuyu izah edeyim. Lütfen… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkanım, bana söz
vermek durumundasınız. BAŞKAN – Böyle bir üslup var mı? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Var Başkanım. BAŞKAN – Yani her buraya gelen, bu şekilde “oturmuyorum” diyerek
söz mü alacak? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Hayır, ben… BAŞKAN - Böyle bir üslup yok Sayın İçli. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini okur
musunuz? Ben, sizin taraflı davrandığınızı iddia ediyorum. BAŞKAN – Hayır efendim, hayır. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Onun için, bana söz vermek
durumundasınız. BAŞKAN - Bakınız, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, milletimiz
de bizi televizyonları başında izliyor. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Evet… BAŞKAN - Burada, gittiğiniz anda… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini okuyun
Sayın Başkan. BAŞKAN – Ben, buradaki arkadaşlarımla görüştüm. Rapor dağıtıldığı
anda, siz ve başka olan arkadaşlarımız, Cumhuriyet Halk Partisinden, diğer
partiden olan arkadaşlarımız, Rahmi Güner, Veysi Kaynak, diğerleri, aynen, hepiniz oradasınız ve
arkadaşlarımız bunu tespit etmişler. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Hayır Sayın Başkan, bakın, arkadaki
Daire Başkanı biliyor. BAŞKAN – Sayın İçli, bir tek siz mi doğru söylüyorsunuz? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Tutanak var Sayın Başkan, tutanak… BAŞKAN - Sayın İçli, lütfen… Lütfen… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – AKP Kahramanmaraş Milletvekilinin
imzası var. 4 milletvekilinin imzası var, tutanak var burada. KAMER GENÇ (Tunceli) – 4 milletvekilinin imzası var. Efendim, o 4
milletvekili arasında kura çekeceksiniz Sayın Başkan. BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan, bakın Kamer Bey de
söylüyor, tutanak var. Sayın Başkan, bakın, Daire Başkanına sorun. Ben yalan
söylemiyorum, doğruyu söylüyorum, burada 4 sayın milletvekilinin imzası var,
birisi de Kahramanmaraş Milletvekilinin. BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen yerinize oturunuz. Ben konuyu, sonra, bir usul hatası yapmışsam değerlendiririm.
Lütfen efendim… Usulümde bir hata yoktur. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, usul hatası yapıyorsunuz. BAŞKAN - İlk konuşmacı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara
Milletvekili Hakkı Suha Okay. Sayın Okay, buyurun efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Parlamentoda muhalefetin sesini
keserseniz, demokrasi çalışmazsa, o zaman herkes hakkını başka şekilde arar.
Burası yüce Meclistir. BAŞKAN – Ana Muhalefet Partisi Grup Başkan Vekili konuşacak
efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) - Bana burada, iki dakika da olsa, usul
hakkında söz vermek durumundasınız. BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun efendim.
İstirham ediyorum. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, arkadaşımızın söz talebi var.
Tartışma bitmeden… BAŞKAN – Sayın İçli, lütfen oturun efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Oturmuyorum Sayın Başkanım. (AK Parti
sıralarından gürültüler) Bu tutumunuz doğru değil! BAŞKAN – Hayır, oturacaksınız efendim. Böyle bir üslup yok. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, bu tutumunuz doğru
değil! BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun efendim
lütfen. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bakın, milletvekillerinin imzası var.
(AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) Ben yalan söylemiyorum değerli arkadaşlarım. HASAN MACİT (İstanbul) – Burada bir haksızlık yapılıyor! H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bakın, milletvekili arkadaşların
imzası var. Sadece benim değil, AKP’li arkadaşın imzası var. HASAN MACİT (İstanbul) – Söz hakkı konusunda haksızlık yapılıyor. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Haksızlık yapılıyor! Böyle bir usul
yok Türkiye Büyük Millet Meclisinde! BAŞKAN – Sayın Okay… Sayın İçli, lütfen… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle
bir usul yok! BAŞKAN – Sayın Okay, istirham ediyorum
efendim. Buyurun efendim, siz buyurun. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – O zaman, Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün
63’üncü maddesi gereğince söz talep ediyorum. BAŞKAN – Sayın Okay, başka bir gruba
geçmek durumunda bırakmayın. Buyurun efendim, siz buyurun. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, arkadaşın usule ilişkin
itirazı var. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Söz talep ediyorum. Arkadaşlarımız da vardı Cumhuriyet Halk Partili, AKP’li. MHP’li
arkadaşlar gelmedi, onların önergesini de AKP’li arkadaşımız verdi. (Gürültüler) BAŞKAN – Efendim, onlar otururlar; Sayın Okay,
siz buyurun efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Hayır efendim. Ben İç Tüzük gereğince
söz talep ediyorum. BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Muhalefet az diye, 13 kişiyiz diye,
çoğunluğunuza dayanarak işlem yapamazsınız! 13 kişiyiz diye yapamazsınız bunu!
Bağımsız milletvekilleri de var. KAMER GENÇ (Tunceli) – Ara verin… BAŞKAN – Sayın İçli, bakınız, Genel Kurulun sükûnetini
bozuyorsunuz. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bozmuyorum efendim. HASAN MACİT (İstanbul) – Siz bozuyorsunuz efendim! Bozan sizsiniz. BAŞKAN – Efendim, bakın, siz deneyimli bir parlamentersiniz.
Lütfen başka bir işleme gerek koymayınız. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Okuyun İç Tüzük’ün 63’üncü maddesini.
Okuyun İç Tüzük’ü, vatandaşlarımız da duysun. BAŞKAN - Lütfen yerinize oturunuz, değerlendirelim. Lütfen
efendim… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Hayır, taraflı davranıyorsunuz! Biz, bakın, geldiğimizden beri Parlamentoda sizin yönetim
tarzınızı hep eleştirdik. Tutanaklara bakın. Taraflı davranıyorsunuz! Niye tahammül gösteremiyorsunuz Sayın
Başkan iki dakika? HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, haksızlık yapmayın! H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Kendimi ifade etmeme niye tahammül
edemiyorsunuz? HASAN MACİT (İstanbul) – Hak kiminse ona verin! BAŞKAN – Sayın İçli, böyle bir üslup yok! H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Var! Siz yaratıyorsunuz! BAŞKAN – Yok efendim, lütfen… Sayın Okay, istirham ediyorum. Sayın Hakkı Suha Okay,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına buyurun efendim. Buyurun Sayın Okay. (Gürültüler) HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, arkadaşımızın söz talebi var. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Var mı efendim kura çekmek? Kura
çekiliyormuş! Nereden çıkıyor kura çekmek? İç Tüzük’ün 61’inci maddesi bakın ne
diyor: “Söz, kayıt veya istem sırasına göre verilir.” diyor. (Gürültüler) BAŞKAN - Sayın Okay, konuşmayacaksanız
bir sonraki milletvekilini okuyacağım efendim. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, arkadaşımızın… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sizin elinizdeki belgede kayıt ve söz
istem sırasında birinciyim. Bürokratın el yazısıyla olan yazısı gelsin bakalım,
Genel Kurula gösterin. Birinci sırada benim ismim var. Sizin elinizdeki
belgede… BAŞKAN - Sayın İçli, lütfen yerinize oturun. Parmağınızı
sallayarak Başkanlık Divanına bir hitapta bulunmayın. Oturun yerinize lütfen
efendim! H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Ben Başkanlık Divanına hakaret
etmiyorum. BAŞKAN – Oturunuz efendim. Lütfen oturunuz. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sizin orada oturmanızla beni azarlama
hakkınız yoktur. BAŞKAN – Lütfen oturunuz. Oturunuz lütfen efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Başkan milletvekilini azarlayamaz! NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Sen Başkana bağırıyorsun! BAŞKAN – Ben kimseyi azarlamıyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – İç Tüzük’e davet ediyorum. (AK Parti
sıralarından “Ne bağırıyorsun” sesleri, sıra kapaklarına vurmalar) Efendim,
mikrofona çıkayım diyorum. Başkana bu mesafeden bağıracağım ki Başkan duysun.
(AK Parti ve DSP milletvekilleri arasında karşılıklı laf atmalar) BAŞKAN – Sayın İçli, şu anda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
bir milletvekili ve Grup Başkan Vekili bir arkadaşımı kürsüye davet ettim.
Sükûneti bozuyorsunuz, söz hakkını ihlal ediyorsunuz. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Etmiyorum Sayın Başkanım. SÜLEYMAN YAĞIZ (İstanbul) – Siz ediyorsunuz! BAŞKAN - Beni başka bir müeyyide uygulamaya mecbur etmeyin. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Siz illa tutumunuza göre mi hareket
edeceksiniz? (Gürültüler) BAŞKAN – Sayın Okay, buyurun efendim.
Tekrar çağırıyorum, Sayın Okay… HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkanım, arkadaşın söz talebi… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Efendim, tutanaktan… Elinizdeki
belgeyi söylüyorum size. Elinizdeki belgeye bakın ve tecrübeli memur
arkadaşlara sorun. (Gürültüler) BAŞKAN – Efendim, şu anda konuşmak istemiyor. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili
Aysel Tuğluk… Burada mı efendim? (CHP sıralarından gürültüler) FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Bir dakika efendim, bir dakika!
Hayır! Ne yapıyorsun? (AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) BAŞKAN – Yok. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olmaz öyle şey! Sayın Başkan, lütfen
sırayı takip edin. CHP Grubu söz hakkından vazgeçiyorsa konuşuruz. HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Olmaz ki böyle! Sayın Başkan, böyle
yönetim mi olur? BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara
veriyorum. Kapanma Saati:16.42 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 16.54 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat
PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN
(Bilecik), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 59’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. 101 sıra sayılı Teklif üzerinde görüşmelere kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili ve Grup
Başkan Vekili Sayın Hakkı Suha Okay’a
söz vermeden önce, Sayın İçli’ye çok kısa bir
açıklama yapması için söz vereceğim, tutumumla ilgili olarak. Sayın İçli, buyurun. VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR 1.- Eskişehir Milletvekili H.
Tayfun İçli’nin, söz taleplerinin istem sırasına göre
verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Aslında biraz evvel benim derdim Başkanlığa veyahut da Genel Kurula
bir saygısızlık yapmak değildi, bir durumu tespit etmek istedim. İki gün önce ben saat 12.00’de geldim ve hiç oradan ayrılmadım ve
daha önce önergeler… İktidar partisi milletvekili arkadaşlarımız tarafından birçok
kanun önergelerle tıkanıyor. Ben hakkımı kötüye kullanmak için değil, Demokratik Sol Parti için
kendimi ifade etmek istedim ve İç Tüzük’ün 61’inci maddesinde “Söz, kayıt veya
istem sırasına göre verilir.” hükmünü anlatmak istedim, derdim de ... Düşünün, devlet daireleri sekiz buçukta açılıyor, binlerce
vatandaş kapının önünde. Hangi esasa göre yapılıyor işlem? İlk gelen sıraya
giriyor. Ben de ilk gelendim. Şimdi, beni 449 milletvekiliyle aynı torbaya atıp
aynı işleme tabi tutmak istiyorsunuz. Hâlbuki öyle değil. Ben, bir siyasi
partinin milletvekiliyim. Siyasi partiyi bırakın, dost acı söyler, benim iyi
niyetli -kabul edersiniz, etmezsiniz iktidar- görüşlerimin tutanağa geçmesi
Türkiye için önem arz ediyor. Ben buna inanıyorum. Onun için değerli milletvekili arkadaşlarımdan ve Divandan, eğer kastımı
aşan bir davranışım olduysa, hepinizden özür diliyorum, teşekkür ediyorum. (DSP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Nezaketinize teşekkür ediyorum Sayın İçli. V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 2.- İstanbul Milletvekili Recep
Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu
(2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam) BAŞKAN – Evet, ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara
Milletvekili Sayın Hakkı Suha Okay’a
aittir. Sayın Okay, buyurun efendim. (CHP
sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yüce heyetinizi şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
selamlıyorum. Bugün, bu çatı altında, cumhuriyet tarihimizin en önemli
toplantılarından birini yapıyoruz ve özgürlükler için getirilen bir düzenleme
bugün Ankara sokaklarında özgürlükleri kısıtladı. Şu an, Ankara sokaklarında
güvenlik tedbirleriyle vatandaşlar rahat hareket edemez hâlde. Bu, nasıl bir
özgürlük hâli? Bunu da takdirlerinize sunuyorum. Bugün, temel tartışma konumuz, dün 71’inci yılını kutladığımız
Anayasa’mızın laiklik ilkesini etkisiz hâle getirmek için getirilen iki siyasi
partimizin ortak teklifidir. Laiklik karşıtı akımlar cumhuriyet kurulduğundan beri vardır ve
bundan sonra da olmaya devam edecektir. Türkiye, 80’li yıllardan itibaren dış
kurgulu bir oyunun odağı hâline getirildi. Gelişen süreçte, tüm demokrat,
ilerici, cumhuriyetçi kesimler tasfiye edilmeye çalışıldı. Karşı devrimciler,
oluşan iklimde sistemden beslendi, palazlandıkça palazlandı, dış destekle daha
da büyüdü. Bazı kesimlerin baş tacı yaptığı tarikat, cemaat önderlerinin, hatta
okyanus ötesinden, Türkiye'ye hükmetmeye çalıştığına tanık olduk. Şimdi sorumluluk mevkisinde olan bir zamanların İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı bile “Tutturmuşlar, laiklik elden gidiyor. Yani bu
millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu. Sen bunun önüne geçemezsin
ki. Millete rağmen bu yürümez zaten.” şeklindeki görüşlerini, rahatlıkla bir
zamanlar toplumla paylaştı. Şimdi, bu sözlerin sahibi “Laikliğin güvencesi
biziz.” diyor ve toplumun kendisine inanmasını bekliyor. Laikliğin güvencesi Anayasa’dır,
Anayasa’nın değişmez hükümleridir, laiklik kimseye emanet edilemez. (CHP
sıralarından alkışlar) 2002 seçimlerinde başa gelen siyasi iktidar, önce devlet aygıtını
dönüştürmeye çalıştı. Devlet aygıtını dönüştürüp kuvvetlendiğini düşündüğü
noktada, laik, demokratik cumhuriyeti törpüleyecek adımlar attı. Direnç gördüğü
noktada, geri çekilerek yeni hamlelere hazırlandı. Bu siyasi iktidar, topluma halüsinasyonlar göstererek siyasi kimlik oyunlarına girişti.
Kimi zaman muhafazakâr oldu, kimi zaman demokrat oldu, kimi zaman milliyetçi
oldu, kimi zaman da liberal oldu. Bu kimlik farklılaşmasıyla, her siyasi
ideolojiden besleme destekçileri de kotarmayı amaçladı. Kamu kuşatıldı ve
“Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerinin
yerini daha katılımcı, daha ademimerkezî, daha
Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği
düşüncesindeyim.” diyenler, devletin en üst makamlarına getirildi. Şimdi de
aramızda parlamenter olarak görev yapıyor. Eşi türbansız kamu görevlisi istisna hâline getirildi. Millî
Eğitim Bakanlığı hallaç pamuğu gibi atıldı. Belediyeler eliyle mahalle baskısı
kuruldu. Anadolu’nun birçok bölgesinde ramazan aylarında yemek yiyecek lokanta
bulunmaz oldu. Bütün bunlar mevzuatla oynamadan, yürütme gücüyle yapıldı. SONER AKSOY (Kütahya) – Yalan söyleme. HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Cumhuriyetin değerleri yerine,
normalin bu tarz yaşam olduğu belleklere kazınmak istendi. Bunda başarılı
olunduğunu da üzülerek ifade ediyorum. Tüm anayasal organlara savaş açıldı; zamanı geldikçe birer birer ele geçirilmeye çalışıldı. Şimdi geldiğimiz noktada,
Türkiye tam bir kırılma noktasına taşındı. Toplum, Müslüman olan-olmayan,
inanan-inanmayan, dinin gereklerini yerine getiren-getirmeyen şeklinde kamplara
bölündü. Cumhuriyet kurulduktan sonra oluşan toplumsal barışın yerini gerilim
siyasetiyle toplumun farklılıklarından siyasi rant
sağlama girişimleri aldı. Bu açıdan, siyasi iktidar ve bir muhalefet partisinin
attığı bu adımın Türkiye’deki karşı devrim odaklarını cesaretlendirecek çok
önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Bu teklif, ardından birçok şeyi tetikleyecek bir fünye
mahiyetinde, kabul edilmesi durumunda diğer taleplerin nerede duracağını kimse
garanti edemez. Adı takiyeciye çıkan, bir gün
söylediğini öbür gün inkâr eden bir siyasi akımın sözüne kimse inanamaz. Kaldı
ki, daha teklif Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmeden gerçek niyetlerini
ortaya koyan açıklamalara tanık olduk. Biraz evvel Grup Başkan Vekilimiz Sayın Anadol ifade etti, Isparta Belediye Başkanının
söylediklerinden bahsetmeyeceğim. Anayasa Komisyonu Üyesi Konya
Milletvekilinin, Kadın Kolları Başkanı Gaziantep Milletvekili AKP’li
arkadaşlarımın söylediklerini bir kez daha tekrar etmeyeceğim. Bunlar
belleklerde ve zabıtlarda yerini buldu. Ama sadece bu milletvekilleri değil,
Anayasa’mızın değiştirilmez maddelerini değiştirmeye yönelik anayasa
değişikliğinin teklif edilemeyeceğini söyledik. Anayasa Komisyonunda bu
tartışıldı, gerek Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı gerekse Sayın Başbakan
Yardımcısı tutanaklara geçen ifadeleriyle kafalarının ardındakileri kelimelere
döküverdi. Komisyon çalışmalarına yansıyan bu konuşmaları Genel Kurul
tutanaklarına da yansıması için ve bir kez daha tarihe not düşülmesi için aynen
Komisyon tutanakları ifadelerini okuyacağım. Komisyonda, Manisa Milletvekilimiz Sayın Şahin Mengü’nün,
değişikliğin Anayasa’nın ilk üç maddesini açıkça arkadan dolanmaya yönelik
olduğunu belirtmesi üzerine, Sayın Kuzu aynen “Konuşmaların yani geneli çok
güzel de ‘açıkça’ lafı pek iyi gitmedi orada. Açıkça
yapamayız çünkü. ‘Açıkça’ deyince, açıkça teklif nasıl getirilir, böyle bir şey
olabilir mi yani? İlk dört maddede açıkça teklif burada nasıl görüşülür?” Sayın
Kuzu ‘açıkça’ kelimesine takılarak, kendi ağzıyla, değiştirilmesi teklif
edilemeyecek bir konuda teklif getirilemeyeceğini, ancak kendi getirdikleri
teklif ile bu işi arkadan dolanarak yaptıklarını itiraf ediyor. Benzer bir kabulü Sayın Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de yaptı.
Anayasa Komisyonu çalışmaları sırasında Sayın Çiçek yaptığı konuşmada “Bu
teklifi getirenlerin laiklikle bir problemi yok.” dedikten sonra, teklifin
laiklikle ilişkilendirilmesini “Bu, Anayasa Mahkemesine ‘Bunlar bu iş için
getirildi.’ demek noktasında delil hazırlamaktan ibarettir. Biz bu tuzağa
düşmeyiz.” Yani hazırlar, tedbirlerini almışlar “Aman tuzağa düşmeyelim.” diye.
Muhtemelen sizlere de bu ikaz edildi, sizlere de tembih edildi: “Aman laf
atmayın, olmadık bir şey söylemeyin.” diye. “Biz bu tuzağa düşmeyiz.” diyor.
Aslında, niyetlerinin Anayasa’nın değiştirilmez hükümlerinin arkasından
dolanmak olduğunu kabul ve tevil yoluyla ikrar ediyorlar; Anayasa Komisyonu
Başkanı, Başbakan Yardımcısı. Bunlar Anayasa Komisyon tutanaklarında aynen yer
alıyor. Bu teklif, karşı devrim yanlılarını cesaretlendirecek, yeni bir
konuma taşıyacak içerikte, cumhuriyetle bir hesaplaşma amacı gütmektedir.
Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerini arkadan dolanarak değiştirmeye yönelik
olduğundan, bu teklif “yok” hükmündedir. Bu açıdan, Sayın Teziç’in
belirttiği gibi, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini, başka maddeleri
değiştirerek dolanmak, etkisiz kılmak, usul saptırmasıdır ve Anayasa’ya karşı
hiledir. Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü’nün “Anayasaya uygunluğun
incelenmesi” başlıklı 38’inci maddesinde de, tasarı ve tekliflerin ilk önce
Anayasa’nın metin ve ruhuna uygun olup olmadığının incelenmesi ve aykırı olduğu
takdirde maddelerin müzakerelerine geçilmeden reddedilmesi gerektiği hükmüne
yer verilmiştir. Bu açıdan, bu teklif, Anayasa Komisyonunda da ve dolayısıyla
da şu an görüşmekteysek de hatalıdır ve Anayasa’ya aykırı bir görüşmeyi
gerçekleştiriyoruz. Bu konuyla ilgili, Anayasa Mahkemesinin 1975 tarihli bir kararında
da şu değerlendirmede bulunulmuştur: Anayasa’nın 91’inci maddesine göre kanun
teklif etmeye Bakanlar Kurulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri yetkili
oldukları hâlde, Anayasa’nın değiştirilmesi ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi
üye tam sayısının en az üçte 1’ince yazılı olarak teklif edilebilir. Demek ki,
Anayasa’nın 9’uncu maddesinde Anayasa değişiklikleri için öngörülen teklif
yasağı doğrudan doğruya yasama Meclisi üyelerini ilgilendirmektedir. Tanım ve o
nitelikte bulunan Anayasa değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa
hükümleri birer biçim kuralı olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi
biçim kuralı olduğundan hiç kuşku yoktur. Başka bir deyimle, değişiklik teklifi
değişmezlik ilkesiyle çatışmıyorsa Anayasa’da gösterilen şekil şartlarına uygun
olarak yöntemi içinde yürüyecek ve şayet çatışıyorsa hiç yapılmayacaktır.
Yapılmış ise yöntemi içinde yürütülemeyecek, yürütülmüş ise kabul edilip
kanunlaşamayacaktır. Özetlemek gerekirse, Anayasa, Anayasa’nın üstünlüğünü ve
bağlayıcılığını sürdürmek ve Anayasa’ca saptanan şekil şartları ve yöntemi
dışında değiştirilmesini önlemek amacıyla hükümler düzenlemiştir. Anayasa’nın
değişik 147’nci maddesiyle Anayasa değişikliklerinin Anayasa’da gösterilen
şekil şartlarına uygunluğunu denetleme yetkisinin Anayasa’yı yargısal denetim
yoluyla korumakla görevli Anayasa Mahkemesine tanımakla güdülen erek de budur. Yukarıda açıklandığı üzere, 9’uncu madde de yer alan yasak kural
da bir şekil şartı olduğundan 1696 sayılı Kanun’un dava konusu maddeleri diğer
şekil şartları açısından, bu yasak açısından da Anayasa’ya uygunluk
denetiminden geçirilmelidir. Değerli milletvekilleri, biraz evvel, değerli teklif sahibi grupların
başkan vekilleri tarafından 1982 Anayasası sonrası kimi Anayasa maddeleri
arasında rüchaniyyet olmadığına dair Anayasa
Mahkemesi kararları ifade edildi. Ama, bilirsiniz ki,
o Anayasa Mahkemesinin hiçbir kararı Anayasa’nın ilk dört maddesiyle ilgili
değil. Eğer Anayasa’nın ilk dört maddesiyle ilgili rüchaniyyet
olmadığına ilişkin bir Anayasa Mahkemesi kararı varsa, merakla bekliyorum, bu
kürsüde, zannederim, onu da getirirler ifade ederler. Yani, bir bilgi
kirlenmesini de önlemek istiyorum. Anayasa Mahkemesi kararı, Anayasa’nın
değiştirilmez maddeleriyle çelişen Anayasa değişikliği tekliflerini biçim
kuralı sayılması gerektiğine ve Anayasa Mahkemesinin görev alanına girdiğine de
kuşku bırakmamaktadır. Tüm bu gerçekler ortadayken iki siyasi partimiz niye bu işe
soyundu? Sayın Başbakanın bir lafı vardır, çok sık kullanıyordu: “Kazan kazan politikası.” Biz, bu politikanın Türkiye’ye bugüne
kadar bir şey kazandırdığını görmedik, ama bu konuda eğer bu değişiklikler
yargıdan dönerse olabilecekleri şimdiden görüyoruz. Sayın Başbakan ortaya
çıkacak ve diyecek ki: “Cumhuriyet Halk Partisi engelledi.” Meydan meydan dolaşacak, yerel seçim öncesi türban olayını yine
oya dönüştürmeye çalışacak, yani din üzerinden siyasi rant
çalışmaları devam edecek. Olmadı, yerel seçimden sonra “Yine deneyeceğim.”
diyecek. Sayın milletvekilleri, bunun halkı karşı karşıya getirmek olduğunu
niye düşünmüyoruz? Türkiye'nin yaşamsal sorunları dururken kriz üzerinden
siyaset yapmanın, bu ülkeyi kamplara bölmenin kime ne yararı var? Bu,
sorumlulukla bağdaşır mı? Teklifin hukuk normları arasına girmesinden sonra din
eksenli devlete doğru gidiş hızlandırılacak, yeni değişiklik talepleri gündeme
gelecektir. Bu konuda bazı sivil toplum kuruluşları ile biraz önce belirttiğim
bazı AKP’li yetkililerin açıklamaları, bu tehlikenin hiç de uzak olmadığını
ortaya koymaktadır. Doktorların, yargıçların, kaymakamların “Okurken türban
takıyordum, şimdi mesleğimi yaparken niye takmayayım? Bu, Anayasa’nın 49 ve
70’inci maddesi uyarınca benim hakkım.” demesi durumunda ortaya çıkacak kaosun sorumlusu kim olacak? O zaman “Bu konuyu özgürlükler
söylemiyle nasıl hallederiz?” diye mi düşünürsünüz? Zaman zaman
liselerde, alt öğrenim kurumlarında rastlanan türban takma olayının,
uygulamasının fiiliyatta genişlemesinin ardından “Üniversitede dinin gereği
olan bir uygulama, niye öbür öğrenim kurumlarında dinin gereği olarak
görülmesin?” denirse şimdi kullandığınız özgürlük söylemini o zaman da
kullanmayacağınız garantisini kim verecek? AKP’ye sipariş Anayasa taslağı hazırlayan
Sayın Özbudun’un da söylediği gibi, başkalarının
özgürlüklerini ihlal etmeme açısından bir hüküm içermediği için, başı açık
çocuklarımızın baskı görmesi noktasında kaçınılmaz bir zemin yaratacaktır.
Kaldı ki, başı açık kızlarımıza yönelik bir baskı yapılmayacağının garantisini
kim verecek? Oruç tutmayanların bıçaklandığı, Alevi ilköğretim öğrencisine
baskı yapıldığı sırada Türkiye'yi yönetenler bunun garantisini verebilirler mi?
Bu açıdan teklif, özgürlük kamuflajı altında
eşitsizliği öngörmektedir. Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'nin kazanımlarını
masaya sürmekten çekinmeyen siyasi iktidarın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarını da görmezden gelmesi tam bir çifte standarttır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararından da bir alıntı yapmak
istiyorum: “Mahkeme, Türk anayasal sisteminde kadın haklarının korunmasına
ilişkin yapılan vurguya dikkat çekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi
tarafından Sözleşme’nin temelini oluşturan en önemli ilkelerden biri, aynı
zamanda Avrupa Konseyine üye devletler tarafından ulaşılması gereken bir hedef
olarak kabul edilen kadın-erkek eşitliği Türk Anayasa Mahkemesince Anayasa’nın
temelini oluşturan değerlere ilişkin bir ilke olarak görülmüştür.” diyor ve
“Anayasa Mahkemesi gibi Mahkeme de İslami baş örtüsü sorununu Türkiye bağlamında incelerken zorunlu
bir dinî görev olarak sunulan veya algılanan böyle bir simgeyi giymenin onu
giymemeyi tercih edenler üzerinde bir etkisi olabileceğinin göz önünde
bulundurulması gerektiğini düşünmelidir.” diyor. Yani, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi açıkça bunun, bu düzenlemenin Türkiye'de eşitsizlik yaratacağını
söylüyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başkasının hak ve özgürlüklerinin
korunması, eşitlik ve çoğunluğun korunması ilkelerinden bahsediyor. Bunların
sizin için bir anlamı olması gerek. Türkiye'de sizin gibi, kendini sizin gibi
düşünmek zorunda hisseden bazı liberal geçinenlerin dışında bir kesim yok mu?
Siz Türkiye'yi sadece sizin gibi düşünenlerden mi ibaret sanıyorsunuz? Karşı oy
yazımızda da vurguladık: “Kadınlarımızın günlük hayatta, özel ilişkilerinde,
ortak toplumsal alanlarda; başı açık, baş örtüsü ya da
türban ile tercihlerini yapmalarına hiç kimsenin bir diyeceği olamaz. Bu
tercih, kendi kararlarıdır ve saygıdeğerdir. Bu konuda zaten bir ihtilaf da
yoktur.” O açıdan bu teklif, başka amaçlara yönelik olarak hazırlanmıştır. 22 Temmuz seçimlerinden sonra siyasi yaşamımızda yeni bir sentez
ortaya çıktı. Bazılarının “ip sentezi”, “hasat sentezi”
olarak nitelediği bu, iş birlikçi bir sentez. Türkiye’nin en önemli
kararlarına damgasını vurdu bu sentez. İki siyasi partimiz sayesinde, söz
konusu siyasi menfaatse gerisi teferruat ilkesi siyasi yaşamımıza hâkim oldu. Oysa hatırlayınız, ne diyordu Sayın Başbakan, Sayın Bahçeli için?
“Önce saygıyı öğren. Senin düştüğün seviyeye düşmeyeceğim. Aldığım eğitim buna
müsaade etmez. Yanına mafya kopuklarını toplamışsın, konuşuyorsun.” Peki Sayın Bahçeli, Sayın Başbakan için, hangi tanımlamayı
kullanıyordu? “İnanç hortumcusu.” Şimdi, bu iki siyasi partimiz siyasi rant
paylaşımına girdi, hasat savaşları yaşanıyor. Ancak harmanın sahibi belli,
hasat hesabını yapanlar tarihî sorumluluklarıyla baş başa kalacaklardır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Okay, konuşmanızı
tamamlayınız. Buyurun. HAKKI SUHA OKAY (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım. Anayasalar, bir devletin dayandığı hukuki yapının omurgasıdır,
devlet yapısının temelidir. Cumhuriyetin niteliklerinden olmazsa olmaz şartı,
laikliği işleyemez duruma getirecek olan anayasa değişikliklerinin
yapılamayacağı, Anayasa’mızın gerek açık hükümlerinden gerekse ruh ve
felsefesinden çıkmaktadır. Çağdaş anayasalar, kendilerini koruyan, teminat
altına alınan hükümler ve kurumları da birlikte getirmeyi sağlamışlardır. Anayasa’nın tam bir uyum içinde birbirini tamamlayan genel
hükümlerinin anayasa değişiklikleriyle sistem ve düzenin bozulması ve
karışıklıklar içine düşürülmesi, bir bütün teşkil eden hukuki yapıyı sarsar ve
yıkar. Buna onun için izin vermeyeceğiz. Cumhuriyeti rotasından çıkartmak istiyorsunuz,
aydınlanma devriminden rövanş almak istiyorsunuz, bu rövanşı da alamayacaksınız
ve hiçbir zaman unutmayın ki, din sömürüsüne dayanan iktidarların gün gelip
nasıl yok olduğunu yakın tarihimiz de görmüştür ve siyasi tarih bunlarla
doludur. Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Okay. Sayın Bakanım, söz talebiniz mi var? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Evet. Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz
talebim var. BAŞKAN – Hükûmet adına zaten söz
talebiniz olabilir. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – O
ayrı, o Hükûmet adına, bu şahsımla ilgili, şahsi bir
sataşma olduğu için tutanağa… BAŞKAN – Açıklama yapacaksınız… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Açıklama yapacağım, evet. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, tutanak okudu, bir şey söylemedi. ATİLA EMEK (Antalya) – Komisyon tutanaklarını inceleyiniz Sayın
Başkan. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Komisyonda yaptığım bir konuşmayı maksadı dışına çıkarmak suretiyle bir yanlış anlamaya
meydan vermemek için… BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, işittiğimiz konu
açık. Yani, komisyonda Sayın Çiçek’in yapmış olduğu bir konuşmayla ilgili
olarak Sayın Okay’ın bir açıklaması oldu. Sayın Bakan
da, bu konuşmaya açıklık getirmek istiyor. Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar) K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yorum yapmadı, tutanak okudu. Yorum
yapmadı. Olmaz ya! MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tutanakta bu ifade var mı yok mu,
varsa nesine söz veriyorsunuz? BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, İç Tüzük’te böyle bir ifade var,
kendisine ifade edilen, atfedilen sözü kendisinin söylemediğini ifade eden bir
milletvekilinin söz alma hakkı vardır. Buyurun Sayın Bakanım. VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam) 2.- Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Cemil Çiçek’in, Ankara Milletvekili Hakkı Suha
Okay’ın konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle
konuşması DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Okay, benim ismimden de bahisle,
Anayasa Komisyonunda yaptığım uzun bir konuşmanın içerisinden, önünü arkasını
çıkararak ya da konuşmanın bütününü bir tarafa bırakmak suretiyle bir şark
kurnazlığı yapmaya çalışıyor. Doğrusu bunu yadırgadığımı ifade etmek isterim,
çünkü bugünkü oturum son derece önemli bir oturum, önemli bir konuyu müzakere
ediyoruz. Kamuoyunun olup bitenleri bütün açıklığıyla bilmesi
lazım. En azından kamuoyuna karşı da olabildiğince şeffaf ve dürüst
olmamız gerekir diye düşünüyorum. Şimdi bakınız, bu türlü saptırmaların hep geçmişte de olduğunu
bildiğim için, şimdi bundan da bir şey çıkaracaksanız, daha konuşmanın
başlangıcındaki cümlelerden okuyorum, birinci cümleden itibaren, yine
tutanaklardan, herkes şahit olsun: “Teşekkür ederim Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, değerli Komisyon üyeleri; müsaade
ederseniz, daha sağlıklı bir ortamda konuyu tartışma noktasına geldik. Çünkü
sabahki oturum biraz tartışmalı geçti. Victor Hugo, öğrencilerine yazmış olduğu bir metni vermiş, demiş ki:
Buradan yazar ne kastediyor? O metni okuyan herkes demiş ki, işte, yazar bundan
şunu kastediyor, bir başkası bunu kastediyor vesaire. Sonra Victor Hugo kendi
kendine demiş ki: Yahu ben neleri kastediyormuşum da haberim yokmuş. Şimdi, öyle bir noktaya geldi ki konu, teklifi verenler neredeyse
rejimin yıkılması noktasında bir kararlılık içerisinde. Bütün bu anlatılanları
görmüyor, düşünmüyor, böyle bir değişikliği getiriyor gibi bir üslup
içerisinde, bir mübalağa içerisinde konu gündeme getiriliyor. Evvela söylediklerimin ne anlam ifade ettiğini arz etmek için bir
iki hususu baştan söylemem lazım.” Daha ilk paragraf bu. Bir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes ve bu
vatandaşlıktan gurur duyan herkes için Anayasa’nın ilk üç maddesi bizim ortak
paydamızdır. 70 milyon insanız, şimdi 74 milyon olduk, dışarıdaki
vatandaşlarımızla beraber 74 milyon insanı bir arada tutan, kamu barışını,
sosyal barışı sağlayan ve çok şükür bu değerlere sahip olduğumuzdan dolayı da
bu değerleri bize kazandıranlara şükran duygusu içerisinde olduğumuz bu
başlangıçtaki ilk üç madde bizim ortak paydamızdır. Bunu baştan bir defa ifade
edelim. Şimdi bunu açıklıkla daha baştan söylüyoruz ki, bu türlü
saptırmalar, konu dışına yaptığımız konuşmaları çıkarmalar olmasın diye. İlk
cümlede de bunu söyledik. Bunları açıkça söyleyen insan benim, sonra bunların
içerisinden, bu mealde yapılan bir konuşmadır, bütün konuşmalar böyle
değerlendirilmesi gerekirken, âdeta, biz, kafamızda, iki parti olarak oturduk,
laikliği neresinden aşarız, neresinden aşınırız diye topluca bir araya geldik,
karar verdik ama bunu söylemiyoruz. Hatta burada da şunu söyledim ben, dedim ki: Bu ülkede, bir
demokratik ülkede hiç kimse kendi fikrinin, kendi düşüncesinin, laikliğe olan
inancının doğruluğunu bir başkasına onaylatmak mecburiyetinde değildir,
herhâlde onaylayacak makam da Cumhuriyet Halk Partisi değildir. Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 2.- İstanbul Milletvekili Recep
Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam) BAŞKAN – Komisyon adına Komisyon Başkanı Sayın Burhan Kuzu -Sayın
Tuğluk, bundan sonra da size söz vereceğim- buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar) ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım,
değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. 1 Şubat Cuma günü, malumunuz, Anayasa Komisyonumuzda, şu an
görüşmekte olduğumuz Anayasa Değişikliği Teklifi’ni görüşerek bu hâle getirdik.
Tabii on bir saat süren bir çalışma yaptık ve on bir saat süren bu çalışma içerisinde,
geneli hakkında ve maddeler üzerinde birçok arkadaşımız söz talebinde bulundu
ve hemen hemen herkese söz verdik. Demin Sayın
Bakanın elinde gördüğünüz o yüz elli beş sayfalık tutanak, iki madde üzerinde
yapılan görüşmelerin tutanağı. Koca bir kitap oluşmuş görüyorsunuz. Oturup onu
ben yazmadığıma göre, demek ki orada konuşma yapılmış. Orada Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ, Şahin Mengü, Faruk Bal,
Tayfun İçli, Muhsin Yazıcıoğlu, Necla Arat, Canan
Arıtman, Kamer Genç, Atila Emek, Aysel Tuğluk, Mehmet
Ali Özpolat, Fatma Nur Serter,
bunlar geneli hakkında konuşmuşlardır. Sonra, maddelere geçtiğimiz zaman,
10’uncu madde, eşitlik maddesi üzerinde Ayşe Nur Bahçekapılı, Zafer Üskül, Atilla Kart, Behiç Çelik, Tayfun İçli, Nevzat
Korkmaz, Bihlun Tamaylıgil,
Turgut Dibek, Şahin Mengü, Faruk Bal, Atila Emek konuşmuştur. 42’nci madde üzerinde de Güldal Akşit, Atilla Kart, Suha Okay, Oktay Vural… Alışık
olmadığımız bir üslup, zabıtlarda belki ilk defa böyle bir şey geçiyor. Bunu
söylemek durumundayız, çünkü basına baktığımız zaman “Anayasa Komisyonu Başkanı
bizi susturdu, ağzımıza bez bağladı.” vesaire gibi birtakım şeyler
duyuyorsunuz. Belki ilave ettim, ama buna yaklaşan şeyler. Genelle alakalı olarak, biz, konuşmayı tamamladığımızı
düşündüğümüz bir anda, tabii Sayın Atilla Kart geneli hakkında konuşmak
istemiş. Daha önce bir konuştu ama kendisinin o konuşmasında bir önerge üzerine
konuştuğunu sonradan fark ettik ama bir defa oylama yapmış olduk. Arkasından
vermiş olduğum söz talebinde Sayın Kart tam on bir sayfaya varan –zabıtlarda
var- bir buçuk saate yakın bir konuşma yapmıştı kesmeden. Dolayısıyla yani,
bunlar varken “El insaf”, “El merhamet” demek lazım. Şimdi, az önce, malumunuz, buraya çıkan Sayın Kamer Genç, önceki
konuşmasında işte “Bizi dışarı attı, konuşturmadı…” filan gibi… İşte, yaşına
başına bakıyorsun, hakikaten insan üzülüyor yani. Meclis Başkan Vekilliği
yapmış bir insan şurada. Dolayısıyla 54’üncü sayfadan 60’a kadar varan 7
sayfalık konuşma Sayın Genç’e ait, zabıtlar burada. Dolayısıyla bir ara kayboldu,
nereye gitti bilmiyoruz, on bir saatin sonunda geldi. Tam geldiği anda da,
konuşmalar bitmiş, oylamalar bitmiş, gece saat on bir buçuktu. Dolayısıyla
herhâlde son konuşmayı yapamadığı için burada biraz hayıflandı. Biz, yer konusunda, malum, Anayasa Komisyonu rağbet edilen bir
komisyon, biraz fazla, üye olmayan arkadaşlarımız da geliyor, en tabii doğal
haklarıdır elbette ki. Yer sorunu şöyle yaşanıyor: Şimdi, Komisyonumuzun
etrafındaki bizim sandalye sayımız belli. Oylama yapacağız hâliyle, Komisyon
üyelerimize söz vermemiz gerekiyor öncelikle ve konuşması gerekiyor. Benim üyem
arkada oturuyor, benim arkamda, oylarken arkaya bakıyorum, sağa, sola, böyle,
acaba kim “Evet” diyor, kim “Hayır” diyor filan… Sayın Genç oraya oturmuş “Beni
buradan kaldıramazsın.” diyor. “Gücün varsa kaldır.” diyor. Benim gücüm filan
yok, benim soyadım “Kuzu” zaten, ne gücüm olacak, netice itibarıyla idare
amirim yok orada, bir şey yok. O açıdan, “Senin yaşına, başına bırakıyorum,
tecrübene bırakıyorum” dedim, yine kalkmadı. Netice itibarıyla, sonra Sayın
Bakanımızın gelmesi üzerine ayağa kalktı ve yerini vermiş oldu. Ona da teşekkür
ederiz, ayrı bir mesele. Şimdi, bu ana bilgiden sonra, gelelim işin biraz daha özüne.
Şimdi, değerli arkadaşlar, konuştuğumuz mesele 10’uncu maddede eşitlik ilkesi,
42’nci maddedeki eğitim hakkıyla alakalı bir düzenleme. Hakikaten şurada
anlatılanları görüyorum, kitap açıyorum, arkasına bakıyorum, gerekçesini
okuyorum, maddeyi bir daha okuyorum, yirmi sekiz-otuz yıllık Anayasa
profesörüyüz, doçentiyiz, üniversiteye ömrümüzü verdik. Ben mi anlamıyorum
gerçekten, arkadaşlarımız mı haklı, biz mi haksızız; ölçüyorum, tartıyorum bir
şey bulamıyorum. Bu getirilen değişiklikler dedikleri anlamda bir tablo
oluştursa bu işe en evvela ben karşı çıkarım. Böyle bir şey katiyen olmaz. Nitekim, Hakkı Suha Okay Bey demin söylerken, Sayın Şahin Mengü’nün
“Efendim, açıkça bu dört maddeye aykırı.” deyip, “Dört maddeye açıkça nasıl
olur Sayın Mengü, böyle bir şey olabilir mi?” şeyini
“Demek ki bunu kapalı getirdiler…” Ne güzel vallahi, ne söylersen ille buradan
bir şey çıkacak. Sayın Mengü, ayıp olmuyor mu? Utanmıyor
musun bunları söylerken burada, kürsüde? O kayıtlarda böyle bir niyet var mı?
Böyle bir şey konabilir mi? Demek istiyoruz ki, hiçbir hükûmet,
hiçbir siyasi parti bunu açıkça tabii ki getiremez. Ha, farkında olmadan
getirmiş olabilir, onu ben bilemem, ama burada bu vardır demiyoruz. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, bana “terbiyesiz” diyor. Ben
burada oturuyorum… ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Size
“terbiyesiz” filan demedim. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, “terbiyesiz”
dediniz. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Ne güzel
vallahi, her şeyi böyle anlıyorsunuz siz! KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim… ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Hayır, ben
“terbiyesiz” filan demedim. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – “Utanmıyor musun” dedin, tutanakta var. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sözünü geri alsın efendim. BAŞKAN – Sayın Anadol, tutanaklara bakacağım
efendim. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – “Terbiyesiz”
demedim, bu anlamda söylemişsem özür dilerim. Bu anlamda kimseye ben bir şey
söylemedim. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır efendim… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Tutanaklara bakar mısınız. BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu… Tutanaklara bakacağım efendim. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – İşte, söyledik
biz de… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – “Utanmıyor musun” dedi Sayın Başkan. BAŞKAN – Sayın Mengü, tutanaklara
bakacağım, lütfen. Buyurun. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – “Utanmıyor
musun” sözü “terbiyesiz” anlamına gelmez, bakın da bana neler demiş orada,
okuyun, siz görün orada. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Görürsün ne dediğini! ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Bakın, onu
okuyun, görün, bakın, neler demişsiniz. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sen doğru konuş! ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Ben doğru
konuşuyorum. BAŞKAN – Sayın Kuzu, lütfen… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) - Sen konuşmasını bilmiyorsun! ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Sizden öğrenecek
değilim Sayın Mengü. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ne diyorsunuz anlamadım? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) –Konuşmayı sizden
öğrenecek değilim. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Benden öğreneceksin! ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Niye öğreneceğim
sizden! ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yalan söylüyorsun! Yalan söylüyorsun!
Benimle ilgili olmayan bir şeyi söylüyorsun burada! Saygısız! ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Neden yani, kim
yalan söylüyor? BAŞKAN – Sayın Kuzu, Sayın Mengü… Sayın Başkan, lütfen karşılıklı konuşmayalım. Buyurun. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Evet, sayın Genel Kurula hitap ediyoruz biz Sayın Başkanım. (CHP
sıralarından gürültüler) Gerçekler acı geliyor değil mi söylendiği zaman. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bana acı gelmiyor, senin gibi Anayasa hukukuna
acı geliyor. Sekiz tane Anayasa kitabı
okudum, bir tane atıf yok sana be! ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Sekiz kitap
yazdım bir de onları oku! Başka kitap okuyorsun gidiyorsun, düzgün kitap oku,
düzgün. Yanlış kitap okuyup yanlış söylüyorsun geliyorsun burada. (AK Parti
sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Şimdi, değerli arkadaşlar, bu tartışılan konu, malum ilk dört
maddeyle alakalı mesele, Anayasa Mahkememizin ta 1970-1971’de başlattığı bir
mesele. Sayın Bozdağ buna özet olarak değindi, birkaç
kelam da ben edeyim. Şimdi, efendim, bu yedi madde 1970, 71, 75, 76 -iki karar- 77 -iki
kararı var- 7 kez karar vermiş bu konuda. Şimdi, bunlara baktığımız zaman
aslında Anayasa Mahkemesinin bu kararlarında değindiği konuların önemli bir
bölümü hukuk devletiyle ilgili ve yargı alanı değişikliğiyle alakalı, kişi güvenliği,
mülkiyet hakkı, eşitlik, tabii hâkim ilkesi, mahkemelerin bağımsızlığı, hâkimin
güvencesi, dava açmak ve insan hakları konusunda. Yani, hukuk devletiyle
alakalı kimi konularda, Anayasa Mahkemesi kendisine verilmeyen bir yetkiyi
kullanarak, o dönemde, 71’de, Anayasa’yı da aşarak böyle bir denetim yaptı. Şimdi, Anayasa Mahkemesinin bu denetimi üzerine 71 yılında Anayasa
değiştirildi ve dedi ki Anayasa Mahkemesine, yasa koyan, Anayasa yapan organ:
“Ey Anayasa Mahkemesi, sen Anayasa değişikliğinde sadece şekle bakabilirsin.
Hiçbir şeye bakamazsın -bugüne kadar- ama mademki uygulamada fiilen sen bu işi
başlattın, hem şekilden hem esastan denetliyorsun, şekil değişikliğini ve
denetim imkânını verelim.” şeklinde bir değişiklik yapıldı. Anayasa Mahkemesi
bununla kalmadı, bu değişikliğe rağmen, yine eski usulünü devam ettirdi ve gene
değişiklikleri denetlemeye başladı. İşte bunun üzerine, 1982 Anayasa’sını yapan
organ, bu durumu da dikkate alarak, görerek bu meseleye bir son vermek istedi.
Dedi ki Anayasa Mahkemesine: “Evet, 60, 71 yılında sana şekil bakımından
denetim yetkisini verdik, verdik ama, sen yine
değişiklikle alakalı eski uygulamalarını sürdürdün, yeni dönemde ancak üç
konuda değişiklik, teklifle alakalı denetim yapabilirsin. Bunlardan birisi: 184
imzalı teklif var mıdır, Anayasa değişikliği teklifi. 2/3 çoğunluğuyla bu
görüşülmüş müdür ve nihayet ‘İvedilikle görüşülemez.’ dediğimiz, Anayasa
Mahkemesi kararlarına da yansımış bulunan iki görüşme arasında kırk sekiz saat
geçmiş mi geçmemiş mi. Bununla sınırlısın, başka bir şeye bakamazsın.” diyor. Nitekim, Danışma Meclisinde bu konu gündeme geliyor, uzun uzun tartışılıyor ve bunun dışında böyle bir yetkinin
verilmeyeceği sonucuna varılıyor ve bugünkü duruma getiriliyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu, o günlerde uzun makalelere konu
oldu 70’li yıllarda, bir tanesi de elimde, koca, yetmiş sayfalık bir makale de
var burada. Burada, o günkü Anayasa öğretim üyeleri buna karşı çıkıyorlar,
Anayasa Mahkemesinin bu tutumuna. Ne diyorlar mesela? Birisi diyor ki: “Çok
tehlikeli bir gidiş ve gerekçedir bu.” Söyleyen Mümtaz
Soysal. Bugün bunu söylemez ama, sorsanız başka
şey söyler. Cem Eroğlu “Efendim, kavramları gereksiz
yere zorlamaktır bu.” diyor. Mehmet Turan “Biraz fazla zorlama olmuyor mu bu
gidiş?” diyor. Bülent Tanör “Çok tartışmalı bir
gidiştir, tehlikelidir.” diyor. Dolayısıyla, bu konular, o dönemde, söylediğim
gibi, bir yargıçlar devletine gidileceğini söylüyor. Bu gidişin yargıçlar
devletine gideceğini Mümtaz Sosyal söylüyor ve Server Tanelli
söylüyor. Bunlar hep, bildiğimiz, sosyal demokrat –genellikle- çizgide olan
Anayasa hukukçuları, hepimizin bildiği şekilde. Şimdi, tabii, Anayasa Mahkemesi bunları verdi ama bir şey daha
yaptı. Bu verdiği kararı, yine Anayasa’dan yetkisini kullanarak dedi ki: “Benim
bu iptal ettiğim konular bir sene daha geçerlidir.” Yani, bir sene daha,
cumhuriyetin özüne aykırı olan bu kanun uygulamada kalsın dedi. Eğer, özüne
aykırıysa bunu nasıl yapabiliyorsun? Demek ki, aslında Anayasa Mahkemesi de o
anlamda yaptığı… Çok inanmıyorum, belki de o günün şartlarında böyle bir karara
varması gerekmiş olabilir. Şimdi, değerli arkadaşlar, tabii, 82 Anayasası döneminde bu nasıl
seyretti, bu gidiş? Baktığımız zaman, burada, Anayasa Mahkememizin -demin
bahsettiğim şekilde- yeni dönemde eski kararına dönmediğini ve doğru bir
çizgide olduğunu görüyoruz. İki kararında bunu görüyoruz: Birisi, en son
referandumla alakalı bildiğiniz gibi; halk tarafından Cumhurbaşkanı seçimi
konusu gündeme geldiğinde buna değinmiş. İkinci bir kararı da 87 tarihli kararıdır.
Bakın, oradan şu cümleyi okuyorum -kararın kendi sonuç
bölümü- aynen buradaki satırları okuyorum: “Anayasa Mahkemesinin görev ve
yetkilerini belirleyen Anayasa’nın 148’inci maddesinde Anayasa değişikliklerine
ilişkin yasaların esas yönünden denetimine yer verilmediği gibi, bunların biçim
yönünden denetlenmeleri de teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle
görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususlarıyla sınırlı tutulmuştur.”
diyor, demin okuduğum maddeyi söylüyor. “İptali istenen bu sınırlı sebeplerden
herhangi birine ilişkin bulunmadığı sürece davanın dinlenmesi olanağı yoktur.”
diyor. “Dava dilekçesinde ileri sürülen hususlar Anayasa’nın 148’inci ve
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 21’inci
maddesinde sayılı ve sınırlı olarak belirlenen şekil bozukluklarından değildir.
Bu itibarla, işin esasına girilmeden yetkisizlik nedeniyle davanın reddine
karar verilmiştir.” diyor. Şimdi, burada, baktığınız zaman, 10 üyenin imzasını görüyorsunuz.
Yani, 11 kişilik Anayasa Mahkemesinde böyle bir durumu görüyorsunuz ve
referandumla alakalı meselede de, aynı şekilde, bu yönde bir uygulama başlatmış
Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkememizi, şu normal gidişinin dışına çıkartmaya
zorlamayalım, yanlış bilgilendirme yapmayalım değerli arkadaşlar. Yapılanlar
yanlışsa, bu yanlışı burada söyleyin. Ama, Anayasa
Mahkemesini yetkisi dışına çıkaracak birtakım tavsiye ve telkinlerde
bulunmayalım. Şimdi, dedik ki: İlk dört madde değişmez, elbette, teklif de
edilemez. Bu da var. Şimdi, bakın, benim elimde -demin burada da değinildi kısmen- bu
Anayasa hazırlıkları var. Bunlara baktığımız zaman -TÜSİAD’a
hazırlanan Anayasa’nın sadece bir kısmını okuyacağım size- diyor ki sonuç
olarak… 7 tane anlı şanlı Anayasa profesörü bunlar. Şu an bunların hepsi
Cumhuriyet Halk Partisi gibi düşünüyor, “Anayasa Mahkemesi bu davaya bakar.”
diye düşünüyor. Ama, bunların yapmış olduğu Anayasa’da
sonuç olarak şunu söylüyor. Diyor ki: “Çalışma grubumuz, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin yeni bir Anayasa taslağını oluşturma aşamasında, kendisini,
cumhuriyet hükûmet şeklinin değişmezliği ilkesi dışında özgür ve
bağımsız hissetmesi sonucuna varılmıştır.” Bunun gerekçesini de yukarıda
açıklıyor, diyor ki: “Cumhuriyet ilkesinin değişmezliği cumhuriyetimizin
kurulduğu yıldan beri olan bir ilke ve değişmez ilkedir. Laiklik ve diğer
ilkelerin değişmezliği 82’yle gelmiştir.” şeklinde de bir gerekçe ileri
sürmüşlerdir. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yani kendi gerekçeniz değil mi
Hocam? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (Devamla) – Hayır, hayır,
sizin gerekçeleriniz, sizin. TÜSİAD’ın Anayasa
gerekçesi. İşte “Anayasa Mahkemesine gitsin.” diyenler bir zaman neler
demişler, bugün neler söylüyorlar, bunları bilmeleri… Nihayet son bir cümle daha söyleyerek ayrılmak istiyorum. Efendim,
o da şu: Şimdi, 1993’te Sayın Cindoruk “Anayasa
taslaklarınızı getirin.” demiş siyasi partilere. Cumhuriyet Halk Partisi de o
dönemde bir metin vermiş, SHP de bir metin vermiş. Bakın ne diyor orada: “1)12 Eylül Anayasası’nın başlangıç bölümü metinden çıkarılsın.” Hani, bu aykırılık ileri sürülemeyen bir şey, nasıl bunu
söyleyebiliyorsunuz? Sayın Deniz Baykal’ın, imzası elimde, önerge var
“değişsin” şeklinde. Burada “Tamamen çıkarın.” diyor. “2) Uygulamalar YÖK’ün sakıncalarını ortaya koymuştu, bu YÖK
kurumu kaldırılsın, Millî Güvenlik Kurulu Anayasa’dan çıkarılsın, Askerî Yüksek
İdare Mahkemesi kaldırılsın, Yüksek Askerî Şûra kararları yargı dışı
tutulmaktan kurtarılsın.” Şimdi, bir taraftan diyorsunuz ki: “İlk dört madde değiştirilemez,
Başlangıç buna dâhildir. Ama o gün verilen teklifinizde Başlangıç hükmünün
tamamen çıkarılmasını istiyorsunuz. Samimi değilsiniz, kusura bakmayın, samimi
değilsiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Netice itibarıyla, benim tespit ettiğim hususlar bunlardır. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, saygılarımı sunuyorum
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine
göre söz istiyorum, adım geçti. BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, efendim, önce… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Onun özür dilemesi için getirtiyorsunuz
onu. Benim adım geçti, bana o hakkı vermek durumundasınız Sayın Başkanım. BAŞKAN – Sayın Mengü, efendim, lütfen
yerinize buyurun da, yani ben dinleyeyim sizi karşılıklı. Benim bir itirazım
yok, demin de aynı tartışmalar oldu. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yerimdeyim Sayın Başkan. BAŞKAN – Efendim, bakın, orada sıra var, lütfen... ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Şu köşeye mi geçeyim? BAŞKAN – Ben sizi dinliyorum, buyurun efendim. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkanım, 69’uncu madde… Benim adım
geçti, Anayasa Komisyonu Başkanı adımdan bahsetti, söylemediğim sözlerden
bahsetti. Şimdi, tutanağı getirtiyorsunuz, o yakışıksız sözleri söylemişse özür
dileteceksiniz. Ben kendimle ilgili söylenen sözlere cevap vermek istiyorum,
69’uncu madde açık. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım,
ben bir açıklama yapayım müsaade ederseniz. “Hakkı Suha Okay”
derken, “Şahin Mengü” dedik… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Ha, şimdi kabul etti, duydunuz mu Sayın
Başkan? O zaman bir söz hakkım var herhâlde. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Daha iyi, daha iyi. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Şimdi daha çok hakkım. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Çünkü konuşan
Hakkı Suha Okay’dı. Suha Bey varsa bir şey söylesin. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hayır, efendim. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Olur mu öyle şey ya! Sizin kimi
kastettiğinizi biz nereden bileceğiz? BAŞKAN – Sayın Mengü, efendim şöyle,
isminizin geçtiğini ben de duydum, doğrudur. Ama, yani
o anda neler söylendi… Şimdi tutanağı getirtiyorum. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Kendi itiraf ediyor Sayın Başkan. (CHP
sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Arkadaşlar, bakınız… Sayın milletvekilleri, neye itiraz
ediyorsunuz, ben bunu anlamıyorum. Sayın Milletvekilimiz burada kendisini ifade
eder, siz oradan niçin müdahale ediyorsunuz? Sayın Mengü, size, söylemediğiniz neyi
isnat etti, onu ifade etmek istiyorum. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Tutanak geldi Sayın Başkan, tutanak geldi. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tutanak geldi efendim, tutanağa
bakarsanız, zaten o sözlerin bir öğretim üyesi tarafından söylenemeyeceğini siz
de göreceksiniz efendim. BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın
Başkan, bakayım ben efendim, bir dakika. Evet, Sayın Mengü… Sayın Okay burada mı efendim? ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Dışarıda. BAŞKAN – Yok. Şimdi, burada ifade edilen -Türkçe metinden anlıyorsam- yani sizin
isminiz geçiyor, ama Sayın… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bana “Utanmıyor musunuz?” dedi. BAŞKAN – Evet, o ifade geçmiş burada. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Özür dilesin Sayın Başkan. BAŞKAN – Fakat bu ifadenin direkt olarak muhatabı… ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Özür dileyecek. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Muhatabı siz
değilsiniz bunun. BAŞKAN – Sayın Kuzu, efendim, bir dakika, söz hakkınız baki. (CHP
sıralarından “Tutanağı okuyun, biz de dinleyelim.” sesi.) AHMET ERSİN (İzmir) – Efendim, isminin geçmesi yeter. BAŞKAN – Arkadaşlar, niçin heyecanlanıyorsunuz, ne var bunda?
Sakin olun, sakin olun. Evet, buyurun Sayın Kuzu. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, Sayın
Başkanım, şimdi, tabii, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, malumunuz, Hakkı Suha Okay konuştu. Ben konuşma
sırasında “Sayın Okay” derken “Sayın Mengü” de dedim. Doğrudur, ama hedefimin kendisi olmadığını
da söylüyorum,
ama ille konuşmak istiyor kendisi. BAŞKAN – Hayır, orasını siz karıştırmayın Sayın Kuzu, lütfen
efendim. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sen değil, Başkan takdir edecek onu. Ona
Başkan karar verecek. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Teşekkür
ediyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) – Ağzından çıkanı kulağı duymuyor. BAŞKAN – Sayın Mengü, buyurun efendim.
(CHP sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Mengü, o cümleyle ilgili
olarak açıklamanızı alayım, buyurun efendim. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Kaç dakika sürem var Sayın Başkan? BAŞKAN – İki dakika. VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam) 3.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun
konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
burada yapılan bir ciddi Anayasa tartışması var. Ben de bu tartışmayı arkada
hepiniz gibi dinliyordum ve benim Anayasa Komisyonunda Anayasa Komisyonu
Başkanıyla bir söyleşimden de bahsedildi. Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı aynen
Komisyonu idare ettiği gibi gene kendini kaybetti, dengesini kaybetti, benimle
hiç alakası olmayan bir yerde çok yakışıksız bir söz söyledi. Şimdi, bunun ne
alakası var benimle? Elbette insanların üslubu kalitesini getirir, kalitesini
belli eder. Neyine cevap vereyim? Ne söylediğinin farkında değil Başkan, ne
söylediğinin farkında değil. (CHP sıralarından alkışlar) Kiminle muhatap
olduğunun farkında değil. Haa, “Ben yüz on sekiz
kitap da yazarım.” diyor. Vallahi, bu üsluptaki adam yüz on sekiz değil, bin
altı yüz kitap da yazsa, kimse itibar etmez. Bana bir tane kitaptan kendine
ciddi atıf göstersin, ben yüce Meclisin huzurunda kendisinden özür dileyeceğim. Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Efendim Sayın Okay. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Kuzu “Ben Sayın Mengü’yü değil, Sayın Okay’ı…”
Bana sataşmış oluyor böylece. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) –
Müsamere, müsamere. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – İzin verin, 69’uncu madde uyarınca söz
hakkımı kullanayım. BAŞKAN – Şimdi, Sayın Okay, şöyle: Yani,
konuşma sırasında… HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Çok fazla da bir şey söylemeye gerek
yok ama izin verin, kullanmam lazım. BAŞKAN – Neyi kullanacaksınız? HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – “Utanmıyor musun?” dedi. “Sayın Mengü’ye demedim, Sayın Okay’a
dedim.” İzin verin. İzin verin. BAŞKAN – Sayın Okay... (CHP sıralarından
gürültüler) Arkadaşlar, lütfen… Sayın Okay, bu görüşmeleri bugün mutlak
surette gerçekleştireceğiz. Onun için, hepimiz de buradayız… HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Efendim, selametle götüreceğiz ama
Sayın Kuzu’nun da bu söylemini cevapsız bırakmayacağız. BAŞKAN – Yani, şöyle: Ben kimsenin söz hakkını kısmak istemem o
anlamda. Haa, on beş dakika önce olmaz da, on beş
dakika sonra biter. Üçte bitmez de dörtte biter, ikide biter, fark etmez o.
Yani, bugün bunu neticelendireceğiz inşallah. HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Şahsıma yönelik bir hakaret var. Yani,
Sayın Kuzu söyledi, önemsemeyeyim diyemem. İzin verin. Burada bizi izleyenler
var. BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) 4.- Ankara Milletvekili Hakkı Suha Okay’ın, İstanbul
Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması HAKKI SUHA OKAY (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biraz evvel, Anayasa Komisyonu Başkanı Sayın Kuzu Anayasa Komisyonu
tutanaklarından okuduğum bölümle ilgili, önce partimizin değerli milletvekili
Sayın Mengü’ye, daha sonra da “Ben Sayın Mengü’ye değil, Sayın Okay’a
dedim.” diye, bir “utanmazlık” ifadesi kullanmış. Kem söz sahibine aittir. O
sözü aynen kendisine iade ediyorum, ancak şundan da büyük mutluluk duyuyorum:
Sayın Kuzu gibi bir Anayasa Komisyonu Başkanı olduğu sürece, biz burada çok
renkli Meclis Genel Kurulu toplantıları yaşayacağız. Hani bir laf var: “Bu
kadar cahil olmak için tahsil etmeye gerek yok.” diye. (CHP sıralarından
alkışlar) Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkanın sözünü kendisine iade
ediyorum. Sayın Başkan’a da teşekkür ediyorum söz verdiği için. (CHP
sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Sayın Okay… Arkadaşlar, bakınız, Sayın Genç, Sayın Okay,
şunu ifade etmek istiyorum: Bakınız, belki bir espri yaptınız, bir deyim
kullandınız ama yani bu verilen unvan da nihayetinde akademik hocaların verdiği
unvanlardır. Belki Sayın Kuzu’ya profesörlük unvanını veya doçentlik unvanını
verenler de sizin çok takdir ettiğiniz insanlardır, bunu da gözden kaçırmamak
gerekir diye düşünüyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanı…
(Gülüşmeler) BAŞKAN – Evet, Sayın Genç siz ne diyorsunuz efendim? Buyurun dinliyorum. KAMER GENÇ (Tunceli) – Gülünecek bir şey demiyorum. Komisyon Başkanı konuşmasında, benim Komisyonda gidip başkasının
yerine oturduğumu, yaşıma göre, başıma göre hareket etmediğimi ve birtakım
gerçek dışı konuşmalar yaptığımı… İsmimi iki defa, üç defa anarak şahsıma
sataştı. Uygun görürseniz iki dakika da ben kendisine cevap vereyim. BAŞKAN – Hayır. Sizin isminizi ifade etti. Komisyon sıralarına
oturduğunuzu ve Komisyondaki üyelerin açıkta kaldığını, sonradan kalktığınızı
söyledi. KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, yani ben burada
bağımsız bir milletvekiliyim. Tabii, benim arkamda grubum olmadığı için, tabii
ki hep benim … Bana söz vermemek için gayret sarf
ediyorsunuz. Ama bir komisyon başkanı sorumsuz şekilde hareket edip de benim
ismimi zikrediyorsa ve bana hakaret ediyorsa, iki dakika bana… BAŞKAN – Buyurun efendim, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) 5.- Tunceli Milletvekili Kamer
Genç’in, İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’nun konuşmasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
biraz önce, tabii, Sayın Kuzu’yu dinledik. Bir Anayasa profesörüymüş.
Bilmiyoruz tabii, Anayasa profesörleri memlekette çok. Yalnız, burada Anayasa…
Mümtaz Soysal’la ilgili… BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… KAMER GENÇ (Devamla) - …Süheyl Batum’la
ilgili birtakım laflar söyledi. Çık televizyon kanallarında onunla konuş. Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, İç Tüzük’ümüzün 31’inci
maddesinde, komisyon üyesi olmayan milletvekilleri komisyonlara gider, orada
söz alır. Anayasa teklifi gibi, hele biraz önce de burada bahsettiğim gibi,
laik cumhuriyetin temel niteliklerini değiştirecek, laikliği silecek, Anayasa
Mahkemesi kararıyla sabit olan bir konuda bir Anayasa değişikliği yapılıyor.
Ki, ben de yani sıradan bir milletvekili değilim. 80’den beri bu Parlamentoda
görev yapan… SIRRI SAKIK (Muş) – Ne demek istiyorsunuz? KAMER GENÇ (Devamla) - …ve Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü üzerinde
en hassas… BAŞKAN – Sayın Genç, yani… KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkan. BAŞKAN – Hayır, hayır… KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika, iki cümle konuşayım. BAŞKAN - Yani, ben bir dönem milletvekilliği yapıyorum
diyeceksiniz. Yoksa sıradan olan sıradan olmayan milletvekili olur mu? KAMER GENÇ (Devamla) – Ona geleceğim. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü ve Türkiye’nin değerleri üzerinde
çok hassas bir insanım. SIRRI SAKIK (Muş) – Parlamentodan özür dilemesi lazım. Onlar
sıradan milletvekili mi? KAMER GENÇ (Devamla) – Anayasa Komisyonuna gittim. Anayasa
Komisyonu Başkanının orada dışarıdan gelecek milletvekillerine de yer ayırması
lazım. Bize bir yer verilmedi. Tesadüfen, orada… Sizin bu, Konya Milletvekiliniz dedi: “Bütün herkese verelim bu hakkı.” O arkadaş yoktu -Hüsnü Bey galiba- onun yerine
oturdum. Bana gelmiş diyor ki: “Kalk oradan.” Yetkin varsa gel, kaldır.
Milletvekiline bir odacı gibi muamele yapamaz. Bu arkadaşı… Ben size bir
tavsiyede bulunuyorum. Bunu en süratli bir şekilde emekliye ayırın. (AK Parti
sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Lütfen Sayın Genç… KAMER GENÇ (Devamla) – Bu arkadaş Anayasa Komisyonu Başkanlığı
yapacak kapasitede bir insan değil. BAŞKAN - Lütfen Sayın Genç… Olur mu böyle
bir ifade? KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü, buradaki
konuşmaları Anayasa profesörünün davranışlarına, bilimine, kariyerine uymuyor. BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… Lütfen… KAMER GENÇ (Devamla) – Ben, ayrıca kendi tezini nereden aldığını
bir inceleyeceğim. Nasıl olsa… Hakikaten Anayasa profesörü olmak için verdiği
bilimsel kariyeri nasıl kazandığını da incelemek gerekir. BAŞKAN – Sayın Genç… KAMER GENÇ (Devamla) – Ben daima sorumlu hareket ediyorum. İç
Tüzük’e, Anayasa’ya uygun hareket ediyorum. Bana karşı, lütfen, bundan sonra
dikkatli olman lazım Sayın Kuzu. Yoksa senin haddini bildiririm sana. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Arkadaşlar… Sayın milletvekilleri… SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Genç, sıradan milletvekili
olmaz. Özür dile Genel Kuruldan. M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Olur, olur… BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen… Sayın Genç… KAMER GENÇ (Tunceli) – Onu anlayan anlıyor. BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım… Sayın Genç, sizi
biraz önce de ikaz etmiştim. Yani, siz, üç dönem, dört dönem, beş dönem
milletvekilliği yapabilirsiniz, ama Meclisin içindeki milletvekillerinin bir
kısmı sıradan milletvekili, bir kısmı sıra dışı milletvekili… Böyle bir üslup
olmaz. Bunların hepsi Türk milletinin temsilcileridir, seçilmiş gelmiştir. O
sözünüz doğru değil. Artı, bakınız Sayın Genç -şimdi Sayın Kuzu’ya da söz vereceğim-
kendi ilmî kariyerini ispat etmiş, Anayasa hukuku profesörü olmuş ve Mecliste
Anayasa Komisyonu Başkanlığı yapmış olan bir kişinin ilmî kariyerini tartışmak
kimsenin haddi değildir. Böyle bir şey olmaz. Ha, sözlü üslubunu beğenirsiniz
beğenmezsiniz, üsluptaki yanlışlıklar olabilir. Ama,
ilmî kariyerleri biz burada ispatlamıyoruz. Lütfen, o husustaki ifadeleri kullanalım. Sayın Kuzu, çok kısa lütfen, kapatıyorum bu konuyu. Buyurun efendim. 6.- İstanbul Milletvekili Burhan
Kuzu’nun, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım,
şimdi, tabii “Kem söz sahibine aittir.” sözünü aynen iade ediyorum geldiği
tarafa. İkinci bir husus, siyaset bir seviye meselesidir, herkesin
yapacağı bir iş değil. Zaten yıllardan beri bu tür siyaset yapıldığı için
Türkiye bu hâle gelmiş. İyi ki AK Parti yetişti de bu işi düzeltmeye çalışıyor. Üçüncü bir husus, 15 Anayasa hukukçusu var Türkiye’de, biri de
benim. Sorbonne eğitimi almış Anayasa hukukçusuyum ve
dünya çapında da atıf almış bir bilim adamıyım. Onu da belirtmek istiyorum. Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 2.- İstanbul Milletvekili Recep
Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam) BAŞKAN – Evet, şimdi, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına
Diyarbakır Milletvekili Sayın Aysel Tuğluk. Buyurun. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA AYSEL TUĞLUK (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde değişiklik öngören
kanun teklifi hakkında DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Başlamadan evvel, operasyonların ve çatışmaların Kürt sorununda
bir çözüm olmadığını göstermek için demokratik ve sivil itaatsizlik eylemiyle
çözüm yürüyüşünü gerçekleştiren, bunu özveri ve sağduyu içinde gerçekleştiren
halkımızı buradan saygıyla selamlamak istiyorum. (DTP sıralarından alkışlar) Kişi hak ve hürriyetleriyle ilgili olduğu kadar din ve
vicdan özgürlüğüyle de ilgili olan, ideolojik bir simge olmak kadar herkesin
kendine göre kullandığı politik bir malzeme de olan, rejim krizlerine sebebiyet
veren, toplumu “ilerici-gerici”, “laik-antilaik” diye
bölen “türban” veya “başörtü” sorununu bu aşamadan sonra bir çözüme kavuşturmak
gerekmektedir. En baştan belirtmek isterim ki, partim DTP, bu sorun etrafında
oluşturulan yeni denge, ilişki, ittifak ve krizlerin bir tarafı değildir ve
asla olmayacaktır. Ne AKP-MHP ittifakının bir parçasıyız ne de CHP’nin
yaklaşımlarıyla aynileşmemekteyiz, yani politik ifadesiyle, muhafazakâr
ittifakın siyasal İslam projesinin de otoriter ittifakın ulusalcı dayatmasının
da karşısındayız. Demokrasiden, özgürlüklerden ve adaletten yana yapıcı
tutumumuzu ısrarla sürdüreceğiz. Partim DTP, başörtü meselesinde özgürlüklerden yanadır. Yasaklara
karşı koşul ve zaman bahanesinin ardına sığınmadan kişi hak ve hürriyetlerinin
savunuculuğunu yapmaktadır. Bu, siyasetimiz için ilkesel bir tutumdur. Ancak,
genç kızlarımızı, kadınlarımızı ilgilendiren, insanların inancıyla, yaşam
tarzıyla ilgili bu meselenin nasıl suistimal
edildiğini, statükonun korunması adına nasıl
politikleştiğini ve nasıl halklarımızın, Kürt halkının özgür geleceğine,
birlikte yaşama iradesine karşı bir gerici ittifak hâline dönüştürüldüğünün de
sorgulamasını yapacağız. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, uzun zamandan beri
iki dayatmanın kuşatması altındadır. Bir yandan küresel sermayenin tam
desteğini alarak yürütülen ılımlı İslam politikaları, öte yandan da ulusalcı
milliyetçi cephenin dayattığı inkârcı politikalar. Bu iki siyasi yaklaşımın
politik aktörleri, zamana ve koşullara göre kâh yan yana kâh karşı karşıya
dursa da en nihayetinde demokrasimiz üzerinde hegemonik
tutumlarını sürdürmektedirler. Halklarımız bu dayatmalar karşısında seçeneksiz
bırakıldı. İnsanlara demokratik bir alternatif sunulmadı. CHP’nin
ulusalcılardan daha koyu biçimde ulus devleti savunan milliyetçi şoven çizgisi
ile AKP’nin MHP’yi de yanına alarak yürüttüğü siyasal İslam çizgisi arasında
tercihe zorlanmaktayız. Türkiye’de statükocu partiler,
son yıllarda devlet bürokrasisinin de bir kesimini yanına alarak bir ulus
devletçik geliştirdiler. Kürtleri tamamen dışlayan, farklı düşünce ve eğilime
hiç yer vermeyen, AB’yi, demokrasiyi ve sivilleşmeyi reddeden bu neoittihatçı çizginin Türkiye’ye kazandırdığı hiçbir şey
yoktur. Çok şey kaybettirdiği ise kesindir. Askerî, siyasi ve bürokratik
kesimin oluşturduğu bu anlayış sayesindedir ki, otoriter cumhuriyet, demokratik
cumhuriyete dönüştürüleceğine, siyasal İslam’a teslim edilmek üzeredir. Bugün
artık Mustafa Kemal’in cumhuriyeti bitmek üzeredir. Ilımlı İslam dönemi ise
başlamak üzeredir. Bunun böyle olmasında, adı cumhuriyetle birlikte anılan partilerin
çok büyük günahı vardır. Bu gelişmeye ordudan da bir kesimin katkısı oldu.
Sosyal demokrat ve cumhuriyet partisi olduklarını iddia edenler, yine
cumhuriyet aydınları eğer Kemalizmin sol demokrat
yorumunu yaparak güncelleştirebilseydiler, Kürt inkârını bugünkü düzeyine
vardırmasaydılar bunun önüne geçilebilirdi. Ancak ulusalcı-milliyetçi
söylemlerinde direndiler ve bugünkü gelişmelerin önünü açtılar. Kürt sorunu
karşısında ulusalcı tutumları ve retçi yaklaşımları, üç beş emekli bürokratın
etkisinde kalarak ısrarla bu ulusalcı-milliyetçi çizgiyi savunmaları kendileri
açısından bu hazin sonucu getirmiştir. Siyasal İslam ise, uluslararası güçlerin stratejik desteğiyle
bugün nihayet sadece iktidarda değil, devleti de ele geçirmiştir. Bu, çok
açıktır. Bu, iki yüz yıllık sürecin finalini ifade etmektedir. AKP
devletleşmiştir, devlet AKP’lileşmiştir. Bunu herkesin çok iyi anlaması
gerekmektedir. AKP, cumhuriyeti demokratikleştireceğine, en pragmatist hâliyle
siyasal dinciliği, siyasal İslam’ı geliştirerek cumhuriyeti bugünkü muhafazakâr
ve otoriter düzeyine ulaştırmıştır. Şu an AKP’nin duruşu, demokrasi de dâhil
olmak üzere çağdaş toplumun birçok kazanımlarını riske etmektedir. Türkiye’yi
çağdaş demokratik değerlerle buluşturmak yerine, toplumsal gerilimi ve
kaygıları artıracak bir siyaset tarzı yürütülmektedir. Avrupa Birliği reform süreci, Kürt sorunu, sivil anayasa çalışması
ve başörtü gibi hassas konularda izlenen siyaset bu kaygıların oluşmasına neden
olmuştur. İlkeli, tutarlı, çözüme ve uzlaşmaya dönük bir siyaset tarzı hâlen
gösterilmemektedir. Çok iyi biliyoruz ki siyasal İslam cumhuriyetin başından beri
partilerle ilişki içindedir. Bu yeni bir durum değildir. Geçmişte Demokrat
Parti, daha sonra Adalet Partisi, Millî Selamet, Refah Partisi ve şimdi de AKP
ile bu devam etmektedir. Bu eğilim aynı zamanda Nakşi geleneğinden
gelmektedir. Yeniçeri Ocağının 1926’da katliam düzeyinde tasfiyesinden sonra Nakşicilik bir çeşit devlet tarikatı hâline geldi,
getirildi. Şimdi içine kimi Kürt kesimlerini de alarak kendi projesini
uygulamaktadır. Yeni hedefleri Kürt HAMAS’ını
yaratmaktır. Demokratik Kürt siyasetinin türlü dayatmalarla baskı altına
alınmak istenmesinin, marjinalize edilmek
istenmesinin, yasa dışı, gayrimeşru bir konumda bırakılmak istenmesinin gayesi
bundan başkası değildir. Burada uluslararası bir projeden bahsediyorum. Siyasal İslam’ın
bir kısmı Suriye’den Arabistan’a dayanıyor. Bir kısmı İran ile ilişkilidir.
Ilımlı İslam modelini dayatan ABD de bu ilişkiler ağı içerisindedir. Binlerce
Kürt yurtseverini vahşice katleden Hizbullah da aynı ilişkiler ağı
içerisindeydi. Yaşanan vahşeti unutmamak gerekiyor. Diyarbakır’da, Batman’da
binlerce yoksul Kürt yurtseverini bu anlayış öldürmüştür. Yarattıkları bu
vahşet… MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – PKK ne yaptı? BAŞKAN – Sayın Tuğluk, Anayasa değişikliği görüşmesi yapıyoruz,
ama dikkatle takip ettim… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, lütfen karışmayın. Sayın
Başkan, hatibe karışmayın, lütfen… BAŞKAN – “Hatibe karışmayın” değil de… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siyaset, felsefe konuşulur, lütfen Sayın Başkan. BAŞKAN – Hayır efendim,
hatibi konuya davet etmek benim hakkımdır, İç Tüzük gereğidir, görevimi yapmak
istiyorum. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz AK Parti Başkanı değilsiniz, Meclis
Başkanısınız orada. Lütfen… BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Müdahale etmeyin efendim. Grubumuz adına
konuşuyor, lütfen… BAŞKAN – Hayır… Grubunuz adına konuşuyor. Ben… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Lütfen müdahale etmeyin efendim.
Uyarıyorum… BAŞKAN – Sayın Kaplan… Neyi uyarıyorsun Sayın Kaplan?! (AK Parti sıralarından gürültüler) HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Meclis Başkanısınız,
karışmayın hatibe. Karışamazsınız efendim. MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – Otur yerine. BAŞKAN – Ben hatibi konuya gelmeye davet ediyorum, sen beni
uyarıyorsun… Maşallah! Oturun lütfen. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siyaset, yasa, felsefe, her şey konuşulur
elbet burada. AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sayın Başkan… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu alışkanlığı bırakın artık. BAŞKAN – Sayın Tuğluk, konuyla ilgili görüşelim efendim. Buyurun efendim. AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Konudayım efendim, konuyu anlatıyorum. Diyarbakır’da, Batman’da binlerce yoksul Kürt yurtseverini bu
anlayış öldürmüştür. Yarattıkları bu vahşet kendilerine yönelmeseydi, hepimizi
vahşice katlederlerdi. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu gibi
soy Kemalistleri katledenler de bunlardır. Şimdi, silahsız olmaları bu gerçeği
değiştirmemektedir. Diyarbakır’da bu kadar tarikatın önünün açılması, sivil
toplumculukla izah edilemez. Buna söz konusu projeleri adına göz
yummaktadırlar. Siyasi iktidar, başta Diyarbakır Belediyesi olmak üzere modern
ve demokratik Kürt siyasetinin bütün kazanımlarını ele geçirmek için bunu bir
devlet politikası hâline de getirmiştir. Ancak, geçmişte nasıl Hizbullah
kontrolden çıktı ve bugün bir kısmı El Kaide’ye dönüştüyse, bu ülke ve bu
toplum yine aynı tehdit ve tehlikeyle yüz yüze kalacaktır, kalmaya başlamıştır. Kürt sorununun demokratik ve siyasal çözümünü engelleme adına
ordusu, AKP’si, tarikatı, gericisi, milliyetçisi birleşmiş, birleştirilmiştir.
Ama bu ittifakın sonu parçalanmış toplum, parçalanmış ülke olacaktır. Maalesef,
bunları belirtmek zorunda kalıyoruz. MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – PKK’dan bahset! AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Önemle belirtmeliyim: İslam dinine,
kültürüne karşı değiliz. ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – O söylediklerin doğru değil!
Bunların arkasında din karşıtlığı, İslam karşıtlığı var! AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sadece İslami milliyetçiliğe, İslam adına
yapılan politikalara, siyasal dinciliğe karşıyız. Dinin politik bir araç
durumuna getirilmesine, dinin siyasette iktidar uğruna, rant
uğruna kullanılmasına karşı her zaman demokratik tutumumuz olacaktır. Ancak,
kültürel İslam’a inananların özgürlüğüne, inançların özgürce, barış içinde
yaşamasına katkı sunmak kadar bunun güvencesi olduğumuzu da büyük bir öz
güvenle belirtiyoruz. ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Doğru söylemiyorsun. Dine karşı
tutumunuz düşmanca. Takiye yapıyorsun orada! AYLA AKAT ATA (Batman) – Takiye yapanlar
belli ya! AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… ABDURRAHMAN KURT (Diyarbakır) – Hayır, yanlış yapıyorsunuz! AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Neden rahatsız oluyorsunuz? Biz sizleri
dinliyoruz. MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – PKK’dan bahset, rahatsız olmuyoruz biz. AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Türkiye demokrasisi ve halklarımızın
özgür, barışçıl birlikteliği açısından bu anlayışların tehlikeli olduğunu
söylüyoruz. Bu otoriter, muhafazakâr anlayışların dışında üçüncü bir
seçeneğimiz var. Bu, demokratik cumhuriyet seçeneğidir. Türkiye, bu otoriter
muhafazakâr iki çizgi arasında seçim yapmak zorunda değildir. Bu sebeple,
demokratik cumhuriyet seçeneğini yeniden ciddi biçimde tartışmaya açacağız.
Demokratik cumhuriyet, ne üniter yapıyla ne
sınırlarla ne insanların inancı ve kılık kıyafetiyle ne de politik
düşünceleriyle sorunu olmayan çağdaş bir projedir. Farklı kültürlerin bir arada
yaşadığı, dillerin, kültürlerin ve kimliklerin özgürce kendini ifade ettiği,
eşit, özgür yurttaşlık hukukuna dayalı bir çözüm projesinin ülkemiz için en
gerçekçi ve en demokratik model olduğuna inanıyoruz. 20’nci yüzyılda kurulan
otoriter cumhuriyetten artık 21’inci yüzyılın demokratik cumhuriyetine geçişi
sağlamak gerekiyor. Bizim söylediğimiz de budur, otoriter cumhuriyetten
demokratik cumhuriyete geçiştir ve halklarımızla birlikte bunu gerçekleştirme
kararlılığındayız. Parti olarak her alanda ve her zaman kişisel ve toplumsal
özgürlüklerin yaşanmasından yana olduk. Kişi hak ve hürriyetleriyle ilgili
başörtü sorununun laik-dinci kamplaşması yaratılarak çözümsüz bırakılması,
sözünü ettiğimiz iki anlayışla ilgilidir. Çözümsüzlük, uzun zamandır hem ciddi
mağduriyetlere hem de toplumsal gerginliklere sebep olmaktadır. Her ne kadar
bir simge durumuna getirilmişse de bu konunun daha fazla suistimal
edilmesine izin vermeden, inancın ve kültürel yaşamın bir parçası olarak
değerlendirmek ve özgürlükleri esas alarak bir çözüme kavuşturmak
gerekmektedir. Bu anlamda, kişisel tercihlere saygı duyarak, adaletli ve
eşitlikçi bir anlayışla yasakların ve mağduriyetlerin ortadan kalkmasını
sağlamak yükümlülüğündeyiz. Ancak, bir başına bu sorunun çözülmüş olmasının
demokrasimiz açısından bir yararı olmayacaktır. Hak ve özgürlükler sorununu,
reformist bir anlayışla, kapsamlı bir demokrasi kurgusu içinde değerlendirmek
gerektiğini düşünüyoruz. Ülkemizin özgürlükler bağlamında çok daha ciddi sorunları
vardır ve başörtü sorunu da dâhil olmak üzere tümünü sivil ve demokratik bir
anayasa çalışmasıyla ele almak gerekmektedir. Toplumsal bir konsensüs
sağlanmadan ve hukuki açıdan da sorunlar barındıran bu düzenlemenin bir başına
çözümü yoktur, olmayacaktır. Kaygımız odur ki bu düzenlemeyle çözüm umuluyorken
çok daha büyük sorunlara ve karmaşaya yol açılacaktır. O nedenle diyoruz ki
aşırı politikleştirilmiş ve bir siyasi simge, kullanılacak bir malzeme durumuna
getirilmiş bu sorunun, yöntem, biçim ve içerik itibarıyla bu şekilde gündeme
getirilmiş olması, açık ki, siyasi rantla ilgilidir,
çözümü de çözümsüzlüğü de partiler için hasat mevsimidir. Bu düzenleme, AKP’yi
de MHP’yi de özgürlükçü yapmayacaktır. Bir yasağın, yüzlerce yasak duruyorken
kaldırılacak olması, kimseye özgürlükçülükle ilgili bir itibar
kazandırmayacaktır. Madem bu kadar özgürlükçüsünüz, buyurun, 301’i de değiştirelim.
Madem inançlara bu kadar saygılısınız, başta Alevi yurttaşlarımız olmak üzere,
farklı inanç ve kültürlere sahip insanlarımızın sorunlarını çözün, zorunlu din
dersini kaldırın ki samimiyetiniz tescil edilsin. Madem haktan, hukuktan,
eşitlikten yanasınız, buyurun, Kürtlerin hak ve özgürlük taleplerini demokrasi
içinde bir çözüme kavuşturun ki demokratlığınıza inanalım. Sayın Başbakan diyor ki: “Siyasetçinin görevi, bir sorun varsa onu
çözmektir.” Peki, 40 bin insanımızın ölümüne neden olan, milyonlarca insanın
dili, kültürü ve kimliğiyle ilgili olan Kürt sorununu niye orduya, ABD’ye
havale ediyorsunuz Sayın Başbakan? Siyasetçiliğiniz Kürtlere gelince mi çözüm
gücü olmaktan çıkıyor? Eğer bütün hak ve özgürlükler konusunda aynı hassasiyeti
ve siyasetin çözüm iradesini gösterseydiniz söyleyecek lafımız olmazdı, ancak
değiştirmeye çalıştığınız 42’nci maddenin başka bir fıkrasında ana dil yasağı
duruyorken sadece başörtü yasağını kaldıracak olmanız, sizi özgürlükler
karşısında tutarlı ve ilkeli yapmayacaktır. 21’nci yüzyılda hâlen ana dil
yasağı gibi bir ayıbı bu ülkeye yaşatanların özgürlükçülüğüne inanmamızı da
kimse ama hiç kimse beklememelidir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; başörtü meselesinde
oluşturulan ittifakın politik karakteri ve içeriği bizleri ciddi olarak
kaygılandırmaktadır. Şimdiye kadar çatışmalı ve çelişkili görünen iki siyasi
anlayışın başörtü meselesi dışında hangi konular üzerinde ya da neye karşı
uzlaştıkları mutlaka kamuoyuna açıklanmalıdır. Ancak, en genel anlamda,
demokratik reformların askıya alınması konusunda bir uzlaşıya varıldığını da
öngörmek mümkündür ki bu yönlü tartışmalar da yapılmaktadır. AKP’nin sivil ve askerî
ulusalcılarla oluşturduğu bu gerici ittifak açıktır ki Türkiye demokrasisinin
üzerinde oluşturulan yeni hegemonyadır. Kanımca, AKP ve MHP’nin oluşturduğu bu
muhafazakâr, otoriter ittifakın kurbanı başta Kürtler olmak üzere, 301’inci
madde ve demokratikleşme hedefini içeren Anayasa çalışması ile diğer siyasi
reformlar olacaktır. Askerin de içinde yer aldığı bu ittifakın gizli gündemi
Kürt sorunudur. Kürtlerin özgürlük ve hak talepleri, bu güçlerin kimi çıkarları
uğruna yine orduya havale edilmiştir. Baharda kara harekâtı gibi, sonuçları bir
katliamı andıracak maceralara izin verilerek bugünkü uzlaşmanın önü açılmıştır.
Politik öngörümüzle bir kez daha uyarma gereği duymaktayız. Sınır
ötesi operasyonlar, bu ülkeyi Irak’taki kaosa
sürüklemekle kalmayacak, bu ülkede Iraklılaşmayı yaşatacaktır. Ölecek binlerce
genç insanımızın vebali bu ittifakın sahiplerine ait olacaktır. Aralarında JİTEM’in kurucusunun da bulunduğu, askerî ve siyasi
bürokraside uzantıları olduğu tahmin edilen Ergenekon çetesine yönelik operasyonun
sınırını da yine bu ittifak belirlemiştir. Artık çok iyi bilmekteyiz ki her
fırsatta “Mecliste çoğunluk bendedir, millî irade benim.” diyen AKP,
demokrasiyi çoğunluğun tahakkümüne indirgemiştir. Bu, demokrasimiz açısından
kronik kriz hâlinin sürdürülmesidir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; toplumu daha fazla
parçalamadan, kaygı ve korkuların yıkıcı bir düzeye ulaşmasına mahal vermeden,
önce toplumda, sonra Mecliste bir mutabakatı geç kalmadan sağlamak gerekiyor.
Bu anlamda, farklı kesimlerin seslendirdikleri kimi kaygıları doğru okumak ve
anlamak gerekmektedir. Yersiz ve temelsiz kaygılar değildir ve mutlaka bu
kesimler rahatlatılmalıdır. Aynı şekilde, laiklik ilkesinin de daha geniş ve
çağdaş yorumuna ihtiyacımız olduğu kanaatini taşımaktayız. Hakeza, din ve
vicdan özgürlüğünü çok kültürlü, çok dinli ülkemizde başörtü meselesine
indirgemek… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Tuğluk, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. AYSEL TUĞLUK (Devamla) - … diğer
inançlara ve kültürlere değersiz yaklaşıldığının da bir göstergesi olmaktadır.
Eğer bir güvence getirilecekse, bütün inanç ve kültürlere yönelik, eşitlikçi
temelde olmalıdır. Bu sorunu basitleştirmeden belirtmek isterim ki, ülkemizin
özgürlükler bağlamında çok daha ciddi sorunları vardır. Bu ve benzeri sorunları
palyatif yöntemlerle değil, kapsamlı bir demokrasi
programı ve geniş bir toplumsal mutabakatla gündemimize almak durumundayız. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kadın olarak özellikle
belirtmek isterim ki, kadın hemcinsimin erkek egemen siyaset çatışmasında
politik bir figür, bir araç durumuna getirilmiş olmasından üzüntü duymaktayım.
Kadınların özgür iradesi üzerinde yapay korkular ve manevi baskılar yaratılarak
tahakküm kurulmak istenmesine en başta biz kadınlar izin vermemeliyiz. Sonuç olarak, bir… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim. AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Sayın Başkan, efendim, tartışmadan dolayı
süre kaybım olmuştu. SIRRI SAKIK (Muş) – Son cümlelerini bağlasın. Ne olacak Başkan
yani! BAŞKAN – Sayın Tuğluk, bütün milletvekillerimize sadece bir dakika
ilave ettim. SIRRI SAKIK (Muş) – Bu kadar militanca davranılmaz ki ya! BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, adaleti uyguladığınız zaman
“militanca davranıyorsunuz…” Bu nasıl işlemdir, ben anlamadım! SIRRI SAKIK (Muş) – Ne adaleti! Ne hukuku! Ne adaletten
bahsediyorsun? BAŞKAN – Bütün arkadaşlarımıza, grup başkan vekilleri dâhil,
bittiğinde sözlerini uzatmadım. Bunu herkes görüyor. Bunda şaşılacak bir şey
yok. M. NURİ YAMAN (Muş) – Cümlesini tamamlasın, cümlesini. AYLA AKAT ATA (Batman) - Sayın Başkan, siz böldünüz ama. AYSEL TUĞLUK (Devamla) – Efendim, arada bir tartışma yaşandı… BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tuğluk. M. NURİ YAMAN (Muş) – Cümlesini tamamlasın. SIRRI SAKIK (Muş) – Yaşasın adaletiniz! HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz tamamlarız, siz merak etmeyin Başkan. AYSEL TUĞLUK (Devamla) – …ve süre kaybı oldu. Teşekkür ederim. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Evet, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili
Sayın Faruk Bal. Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa değişikliğine dair kanun teklifi
üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum. Bu vesileyle partim ve şahsım adına yüce heyeti saygıyla
selamlıyorum. Bugün, laiklik ilkesinin Anayasa’mıza girişinin 71’inci yıl
dönümünü idrak ettiğimizin ikinci günü olmaktadır. Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi cumhuriyetin
kuruluş ilkelerini, kuruluş felsefesini, demokrasiyi, laiklik ilkesini ve ortak
millî ve manevi değerlerimizi kucaklayan, bunları bir arada yaşatan ve yücelten
bir anlayışa sahiptir. Milliyetçi Hareket Partisi yetmiş bir yıldır devlet ve
millet hayatımızda yer alan laiklik ilkesini ve Türk milletinin bu değerlerini
savunmak ve sonsuza kadar yaşatmak iradesi ve kararlılığı içerisindedir. Değerli milletvekili arkadaşlarım, yükseköğrenim kurumlarında
yaşanan baş örtüsü sorunu kırk yıla yakın bir süredir
günlük hayatımızı meşgul etmektedir. Bu süre içerisinde sorun tartışmalarla
genişlemiş ve derinleşmiş, toplumsal bir mesele hâline dönüşmüştür. Milliyetçi
Hareket Partisi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin bu sorunu ülke gündeminden
çıkarmak ve makul bir çözüme kavuşturabilmek amacı ile hazırladıkları ortak
Anayasa değişikliği teklifi Anayasa Komisyonunda görüşülerek kabul edilmiş ve
yüce Meclisin huzuruna getirilmiştir. MHP ve AKP arasında varılan mutabakat, Anayasa değişikliğinin
çerçevesini şu ilkelerle belirlemiştir: Değerli arkadaşlarım, baş örtüsü sorunu,
kanun önünde eşitlik ve ayrımcılığın birlikte değerlendirilmek suretiyle kanun
önündeki eşitsizliğin ortadan kaldırılması ve ayrımcılığın önlenmesi zemininde
değerlendirilecektir. Diğer taraftan, kamu hizmeti alanlar ile kamu hizmeti
verenler arasında ayrım yapılması gerekecektir. Kamu hizmeti verenlerin
devletin düzenleme yetkisine tabi olması ve herkesin bu kurala uyması
gerekecektir. Bir başka açıdan, devletin kamu hizmetinden yararlananlar
arasında kanunlarda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple ayrım yapmaması
ilkesi benimsenecektir. Yükseköğrenimde, sadece yükseköğrenimde baş örtüsü yasağının kaldırılması esasına dayanacaktır. Bu çerçevede huzurunuzda bulunan teklif, Anayasa’nın iki
maddesinde değişiklik yapmayı ortaya koymaktadır. Bunlardan birincisi,
Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasıyla ilgilidir. Kamu
hizmetlerinden yararlananlar arasında din, dil, ırk, cinsiyet, felsefi inanç
gibi nedenlerle ayrımcılık yapılmaması evrensel bir ortak değerdir. Bu kural,
pek çok uluslararası belgede güçlü bir biçimde yer almıştır, ayrımcılık
yasaklanmıştır. Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde de kanun önünde eşitlik kuralı
yer almasına rağmen, yükseköğrenim hizmeti alan başörtülü kız öğrencilere
yükseköğrenim hizmeti sunulur iken ayrımcılık yapılmaktadır. Bu ayrımcılığın
ortadan kaldırılabilmesi, kanun önünde eşitliğin tam olarak hayata
geçirilebilmesi ve uluslararası belgelerde güçlü bir şekilde ifade edilen
ayrımcılığın yasağına işlerlik kazandırılabilmesi için Anayasa’nın 10’uncu
maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik yapılması teklif edilmiştir. Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrası, esasen “Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine
uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” hükmünü ifade etmektedir. Ancak, bu
hüküm bulunmasına rağmen, kırk yıla yakın bir süredir baş
örtüsüyle ilgili eşitsizlik sürmektedir. İşte, bu hükme işlerlik
kazandırılabilmesi için bu fıkraya “her türlü kamu hizmetlerinden
yararlandırılmasında” ibaresinin eklenmesi suretiyle eşitliğe vurgu yapılarak
ayrımcılığın önlenmesi güçlü bir ifadeye kavuşturulacaktır. Kamuoyunda yapılan tartışmaların aksine, bu maddedeki değişiklik
önerisi, kesinlikle kamu gücünü kullananları, yani kamu hizmeti verenleri, yani
devlet memurlarını kapsamamaktadır. Bu ibarenin 10’uncu maddenin dördüncü
fıkrasına eklenmesi, kamu hizmetlerinden yararlanan vatandaşlarımız arasında
eşitliği temin etmek ve ayrımcılığı önlemektir. Baş örtüsü
meselesiyle ilgisi ise, sorunu genişleten ve derinleştiren din ve vicdan
hürriyeti ile laiklik ilkesi çatışması zemininden kurtararak meseleye eşitlik
çerçevesi üzerinden çözüm bulunmasını amaçlamaktadır. Değerli arkadaşlarım, 2’nci maddeyle ilgili değişiklik teklifi,
Anayasa’nın 42’nci maddesine bir fıkra eklenmesiyle ilgilidir. Bilindiği gibi,
Anayasa’nın 42’nci maddesi, esasen hiç kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından
yoksun edilemeyeceğine dair genel bir kural getirmekte ve bu hak ile ilgili
ayrıntılı düzenlemeleri içermektedir. Yüce Meclisin kabul etmesi hâlinde
eklenecek yedinci fıkra ile “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple
kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın
kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” ifadesi Anayasa’mız metnine dâhil
edilecektir. Böylece Anayasa’nın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasında
gerçekleştirilen ayrımcılığın önlenmesine dair vurgu, eğitim ve öğrenim
hakkının kullanılmasıyla ilgili bu maddede de yer almak suretiyle
pekiştirilecektir. Ancak, sanılanın ve kamuoyunda tartışılanın aksine, bu
değişiklik ilköğretim ve liseleri kapsamamaktadır. Değişiklik teklifi sadece
yükseköğrenimden yararlanan öğrencilere hasredilmiştir. Bu fıkranın baş örtüsüyle ilgisi ise yükseköğrenim hakkından baş örtüsü
sebebiyle yararlanamayan kız öğrencilerimizin tabi olduğu ayrımcılığın ortadan
kaldırılması ile sınırlıdır. Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve
Kalkınma Partisinin üzerinde mutabakata vardığı üçüncü konu YÖK Kanunu’nun ek
17’nci maddesine ikinci bir fıkra eklenmesiyle ilgilidir. Bilindiği gibi, YÖK
Kanunu’nun 17’nci maddesine göre bu kurumlarda kılık ve kıyafet, yürürlükteki
kanunlara aykırı olmamak kaydıyla serbesttir. Ancak bu maddenin varlığına
rağmen bu kurumlarda başörtülü genç kızlarımız yükseköğrenim hakkından
yararlanamamaktadır. Eklenen fıkra ile başın örtülmesi, kişinin kim olduğunun
anlaşılabilmesine imkân sağlayacak şekilde yüzün açık olması ve baş örtüsünün çene altından bağlanması esasına tabi
tutulmuştur. Kamuoyunda yapılan tartışmaların aksine, bu maddeye eklenen fıkra,
çarşaf, sarık, cübbe ve benzerlerini kapsamamakta, aksine Anadolu insanının
günlük hayatında kullandığı baş örtüsünü işaret
etmektedir. Değerli milletvekilleri, yukarıda sizlere izah etmeye
çalıştığım üç madde halinde ve organik bir bütünlük içerisinde ikisi Anayasa
maddesinde değişiklik, biri de YÖK Kanunu’nda değişiklik olmak üzere yüce
Meclisin huzurunda bulunan bu teklif birlikte değerlendirildiğinde, toplumsal
bir sorun haline dönüşen ve din ve vicdan hürriyetiyle laiklik ilkesinin kırk
yıla yakın bir süredir çatışmasının ürünü olarak karşımıza çıkan toplumsal
boyuttaki bu sorun çözülmüş olacaktır. Bu sorunu Türkiye’nin gündeminden çıkarmak için iyi niyetle
başlatılan süreç, toplumun çeşitli kesimlerinde farklı tepkilere yol açmıştır.
Toplumsal kangren hâline gelen ve hemen hemen her
apartmanda birkaç mağdur yaratan sorunun çözümünde elbette herkes, her kesim
düşüncesini açıkça söyleyecektir. Ancak, gerçekler saptırılmamalıdır, iyi
niyetten uzaklaşılmamalıdır. Bu, herkes için asgari bir ahlaki yükümlülüktür.
Başta siyaset kurumu olmak üzere toplumsal düşüncenin oluşmasında etkili olan
her kesimin bunun bilincinde hareket etmesi gerekmektedir. “Kılık ve kıyafeti
diğer ilköğretim ve liseler ile kamu hizmeti verenler, yani memurlar için
serbest bırakmanın yolu açılmıştır.” iddiası bu çerçeve içerisinde doğru
değildir. Yüce Meclis tarafından kabul edildiği takdirde, getirilen
değişiklikler ile sadece yükseköğrenim kurumlarında ve sadece hizmet alanlara
yapılan ayrımcılığın kaldırılmış olduğundan, diğer öğretim kurumları ve hizmet
verenler açısından eğer bir değişiklik gerekecekse, bu ancak anayasa
değişikliğiyle mümkün olabilecektir. Dolayısıyla, bu yöndeki endişeler ve
kaygılar yerinde değildir. Diğer taraftan, laiklik ilkesi ve cumhuriyetin niteliklerinin
zayıflatıldığı iddiası doğru değildir. Çünkü Anayasa’nın 10’uncu maddesinin
dördüncü fıkrasıyla hizmet alanlara uygulanması gereken eşitliğin
güçlendirilmesi ve ayrımcılığın önlenmesi, temel bir hak ve hürriyet olan
yükseköğrenim hakkının Anayasa’nın 14’üncü maddesinde belirtilen temel hak ve
hürriyetlerin kullanılmasıyla ilgili genel sınırlamaya tabi tutulacaktır.
Anayasa’nın 14’üncü maddesinin birinci fıkrası, bu hakkın devletin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, laik cumhuriyeti ortadan kaldırmak
amacıyla kullanılmasını yasaklamıştır. Anayasa’nın 14’üncü maddesinin ikinci
fıkrası, yine bu hakkın diğer kişilere Anayasa’yla tanınan temel hak ve
hürriyetleri sınırlandırmayı amaçlayan bir faaliyette bulunmasını da
yasaklamaktadır. Teklif yasalaştığı takdirde, bu sınırların içerisinde kalarak
hayatiyet kazanacaktır. Dolayısıyla, laiklik ilkesi ve cumhuriyetin temel
nitelikleriyle ilgili endişeler ve kaygılara gerek yoktur. Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bu teklif ile birinin başının
örtülü olması nedeniyle yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağına dair
ilke kabul edilirken, bu hakkın başkalarının hak ve hürriyetlerini tehdit
edecek ve tehlikeye düşürecek şekilde kullanılamayacağı da peşinen kabul
edilmiştir. Keza Anayasa’nın 42’nci maddesine eklenen yedinci fıkra ile
yükseköğrenim hizmeti alanlar bu hakkı aynı maddenin üçüncü fıkrasının gereği
olarak Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda,
devletin gözetim ve denetimi altında kullanacaklar ve beşinci fıkra gereği de
Anayasa’ya sadakat borcu altında bulunacaklardır. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; YÖK Kanunu’nun 17’nci
maddesinin, yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak şartıyla üniversitelerde
kıyafetin serbest olacağını düzenlediğini daha önce ifade etmiştim. Yani başta inkılap kanunları, Ceza Kanunu ve ceza hükmü taşıyan
kanunlar ile diğer yasaların men ettiği kıyafetler bu maddeyle yasaklanmış
durumdadır. Diğer taraftan, ek 17’nci maddeye eklenecek olan fıkra ile başın
örtülmesi, kişinin kim olduğunu belirlemeye elverişli şekilde yüzü açık ve
Anadolu insanının günlük hayatında kullandığı tarz işaret edilerek “çene
altından bağlanmak” şeklinde ifade edilmiştir. Bunun dışındaki kıyafetler kanun
kapsamı dışında bırakılmak suretiyle kamuoyunda tartışılan endişe ve kaygılar
giderilmeye çalışılmıştır. Bütün bu gerekçeler karşısında, cumhuriyetin temel
niteliklerinin ve laikliğin zayıflatıldığı ve peçe, çarşaf, sarık ve cübbenin
de üniversiteye gireceğine dair iddialar gerçek dışıdır. Değerli milletvekilleri, yüce Meclisin önünde bulunan Anayasa
değişikliği teklifinin anayasa hukuku açısından değerlendirilmesinin özü
bunlardan ibarettir. Değerli milletvekilleri, yüce Meclisin önünde bulunan Anayasa
değişikliği teklifinin bu şekilde değerlendirilmesi sırasında değişik kurum ve
kuruluşlarca kamuoyunda tartışmalar da başlatılmıştır. Milliyetçi Hareket
Partisi ülke sorunlarına millî irade ile çözüm arayan ve çözüm önerilerini
ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, cumhuriyetin temel nitelikleri, laiklik
ilkesi, parlamenter demokrasi ve kamu menfaati gibi vazgeçilmez ölçülerimize
uygunluğunu kılı kırk yaran bir hassasiyetle inceledikten sonra kamuoyuyla
paylaşmaktadır. Hâl böyle iken kamuoyunda yer alan tartışmalar vesilesiyle bir kez
daha tekrar etmekte yarar vardır ki: Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye
Cumhuriyeti devletinin laik niteliğinin idraki içerisindedir. Milliyetçi
Hareket Partisi cumhuriyetin temel ilkelerinin idraki içerisindedir. Milliyetçi
Hareket Partisi, herkesten daha fazla, devletimizin Mustafa Kemal Atatürk’ün
önderliğinde verdiği muhteşem bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi ile
kurulduğunun idraki içerisindedir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletimizin
seksen dört yıl boyunca varlığında ruh ve anlam bulduğu cumhuriyetimizin
himayesi ve koruması altında yüceldiğinin de idraki içerisindedir. Milliyetçi
Hareket Partisi, devletimizin bütün kurum ve kuruluşlarının hizmetlerinden eşit
olarak yararlanması gereken ve aralarında hiçbir ayrım yapılmaması gerektiği
hâlde bir kısım vatandaşlarımızın vatandaşlık hakkından doğan temel
yükseköğretim hakkının ihlal edildiğinin ve bu haktan yararlandırılmadığının da
idraki içerisindedir. Bu idrakten hareketle Milliyetçi Hareket Partisinin en önemli misyonu, milletimizin değerleri ile devletimizin yönetimi
arasında yapay ve anlamsız gerilimi ortadan kaldırmaktır. Bu amacı
gerçekleştirmek üzere Milliyetçi Hareket Partisi, ilkeli, etkin, uzlaşmacı ve
katılımcı muhalefet anlayışı ile millete hizmet görevini sürdürecektir,
tahriklere kapılmayacaktır, başkalarının yazdığı senaryolarda rol almayacaktır,
Türk milletinin çıkarı için ortak aklı bulmaya çalışacaktır, inatlaşmanın ve
kutuplaşmanın tarafı olmayacaktır, doğrunun yanında, yanlışın karşısında
olacaktır. Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, Sayın Genel Başkanımızın
ifade ettiği gibi, Ankara’da, başkentimizde iki tepe bulunmaktadır bilindiği
gibi. Bunlardan biri devletimizi kuran ve milletimizin istiklalini kurtaran
aziz Atatürk’ün naaşının bulunduğu Anıtkabir’i
barındıran Anıttepe’dir, diğeri ise inanç
hürriyetimizin ve manevi değerlerimizin sembolü olan bir mabedi barındıran
Kocatepe’dir. Milliyetçi Hareket Partisi bu iki tepe arasında manevi bir bağı
anlatan çelikten bir halat olacaktır ve Milliyetçi Hareket Partisi Anıttepe ile Kocatepe arasında bu bağı kopartmayacaktır.
Milliyetçi Hareket Partisi Türkiye'nin millî birliğinin, toplumsal huzurunun ve
dayanışmasının temel harcı ve sigortası olmaya devam edecektir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi baş örtüsüyle ilgili bu ciddi sorunu çözmek, mağduriyetlere
son vermek, erkek öğrencilerimizin ve başı açık kız öğrencilerimizin yanı sıra
belirlenen sınırlar dâhilinde başı örtülü kız öğrencilerimizin de yükseköğrenim
hakkından yararlandırılmasını temin etmek amacıyla, Adalet ve Kalkınma
Partisiyle uzlaşarak Anayasa değişikliği teklifini yüce Meclisin huzuruna
getirmiştir. Amacımız, her alanda olduğu gibi yükseköğrenim alanında da uzlaşma
kültürünün katkısıyla kardeşlik hukukunu, huzuru ve sükûnu hâkim kılmaktır.
Teklifimiz kanunlaştığı takdirde, yükseköğrenim alanında gerilim ortadan
kalkacaktır, yükseköğrenim gençliğimizin birlikte öğrenime girmenin hazzını
yaşayacağına birlikte şahit olacağız, üniversitelerimizin değerli
yöneticilerinin öğrencilerine ayrımcılık yapmanın tedirginliğinden
kurtulacağına birlikte şahit olacağız. Tabiidir ki uygulama önemlidir. Bu Anayasa değişikliğinden ve
diğer düzenlemelerden yararlanarak, yükseköğrenim hakkından mahrum olan
başörtülü genç kızlarımızın, kaybetmekle değerini daha iyi anlamış oldukları bu
haktan yasanın belirlediği sınırlar çerçevesinde yararlanırken bunu suistimal etmeyeceklerine, diğer öğrencilerin tedirgin
olmalarına sebebiyet vermeyeceklerine inanıyoruz. Muarızı, muvafığıyla yükseköğrenim kuruluşlarımızda görev
yapan yöneticilerimizin ve hocalarımızın da iyi niyet ve hoşgörü ortamında bir
uygulama yapacaklarına inanıyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşünce ve inançla
Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşülmekte olan Anayasa değişikliği
teklifine olumlu oy vereceğini yüce heyetin bilgisine saygıyla sunarım. Teşekkür ederim. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal. Gruplar adına, AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Ayşe Nur
Bahçekapılı. Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU ADINA AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Sayın
Başkan, sayın milletvekilleri; AK Parti Grubu adına söz aldım ve 101 sıra
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi üzerinde Grubumun görüşlerini açıklayacağım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Türkiye, günlerdir, Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddeleri
üzerinde yapılmak istenen değişiklikleri tartışıyor. Gerek yazılı gerekse
görsel basında gündem bu değişiklikler üzerine yoğunlaşmış durumda. Bizler de
bugün, Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yapılacak olan değişikliklere
ilişkin tasarıyı burada oylayacağız. Sorumluluğumuz büyük. İnancımız odur ki,
bu büyük sorumluluğun gereğini başarıyla yerine getireceğiz. Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 11’inci maddesi “Anayasanın
bağlayıcılığı ve üstünlüğü” kenar başlığını taşır. 11’inci maddeye göre:
“Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve
diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya
aykırı olamaz.” Anayasa’nın bu hükmü, hepimizin, elbette ki Türkiye Büyük Millet Meclisinin
rehberi, yol göstericisidir ve aynı zamanda yetkilerimizin kullanılmasının
sınırlarını belirler. Grubumun Anayasanın Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin hazırlanmasında unutmadığı ve bağlı
kaldığının bu hüküm olduğunu öncelikle bilginize sunmak isterim. Anayasa’nın ikinci kısmını oluşturan “Temel Haklar ve Ödevler”
başlıklı bölümde yer alan 12’nci madde ise temel hak ve hürriyetlerin
niteliğinden bahsetmektedir ve “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz,
devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve
hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve
sorumluluklarını da ihtiva eder.” demektedir. Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerde de temel hak ve
özgürlüklerin niteliğine ilişkin bazı düzenlemeleri görmemiz mümkündür. İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi, Helsinki Nihai Senedi, Kişisel ve Siyasal Haklar
Uluslararası Sözleşmesi ve İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma
Sözleşmesi’nde benzeri düzenlemeler bulunmaktadır. Sayın milletvekilleri, siyaset, toplum sorunlarına çözüm üretmek
için yapılır. Demokratik ve laik bir devlette çözümler, halkın temsilcilerinin
oluşturduğu Parlamentoda üretilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, hem kurucu
organ hem de yasama organı olarak halkın sorunlarına çözüm üretmenin meşru
mekânıdır. Bildiğiniz gibi, Anayasa’yı değiştirme ve kanun yapma yetkisi,
millet adına yasama organına verilmiştir. Yasama yetkisi, egemenliğin kayıtsız
şartsız millete ait olduğu ilkesinden kaynaklanır ve Türk milleti adına Türkiye
Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulusal iradenin olduğu kadar ulusal
karakterin, ulusal vicdanın, ulusal onurun, kısaca ulusun kişiliğinin ve
soyluluğunun temsilcisidir. “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” diyen
Anayasa’nın 6’ncı maddesinden gücünü alan Türkiye Büyük Millet Meclisi, yasama
yetkisini Anayasa’nın 7’nci maddesine dayanarak yerine getirir. Anayasa’nın 7’nci maddesi ise “Yasama yetkisi Türk Milleti adına
Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” düzenlemesini
içermektedir. Şimdi, burada, seçilmiş milletvekilleri olarak anayasal yetkimizi
kullanacağız. Görüşmekte olduğumuz 101 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’yle
Anayasa’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinde yapılacak olan değişiklikleri bir
kez daha kamuoyunun önünde sorumluluğumuzun bilincinde olarak gözden
geçireceğiz. Ben ve grubum inanıyoruz ki ve umuyoruz ki, bugünün akşamında ve
yarınında, yaratılan ortamın normalleşmesine katkı sunacağız. Yıkıcı değil
yapıcı bir yaklaşımla hareket edeceğiz. Sayın milletvekilleri, huzurunuzda, değişiklik teklifi getirilen
Anayasa’nın 10’uncu maddesinden başlamak istiyorum. 1982 Anayasası’nda eşitlik konusu “Genel Esaslar” kısmına
yerleştirilmiştir. Bu nedenle, eşitlik ilkesini, “sosyal devlet” ilkesi, “hukuk
devleti” ilkesi, “laiklik” ilkesi, “cumhuriyetçilik” ilkesi, “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık” ilkesi gibi, anayasal sistemin temel
yapısını belirleyen temel bir ilke olarak kabul etmek gerekir. 10’uncu maddeyi genel olarak inceleyecek olursak, maddenin birinci
fıkrası şu şekildedir: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce,
felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir.” Burada sayılan özellikler doktrinde ve yargı pratiğinde
adlandırmayla “özgül ayırım yasağı” olarak nitelendirilmektedir. Maddenin ikinci fıkrası, kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip
olduklarını vurgulamaktadır ve devleti bu eşitliğin yaşama geçirilmesini
sağlamakla yükümlü kılmaktadır. Maddenin son fıkrası ise değişikliğin yapıldığı fıkradır. Bu
fıkrada “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir.
Burada, eşitlik ilkesinin anayasal sistem içinde kimin yükümlülüğünde olduğu
açıklanmaktadır. Bu fıkra, devlet organlarının ve idare makamlarının bütün
işlemlerinde ”kanun önünde eşitlik” ilkesine bağlı kalmakta zorunlu
kılmaktadır. İdarenin yanında yasa koyucunun da bu anlamda bir bağımlılığı söz
konusudur. Yani yasa koyucuların da yasal düzenlemelerinde vatandaşlar arasında
ayrım gözetmemesi gerekmektedir. Değişiklik ile bu maddeye “bütün işlemlerinde” vurgulamasından
sonra “her türlü kamu hizmetinden yararlanılmasında” cümlesi eklenmiştir.
Maddedeki değişiklik budur. Eklenmek istenen değişiklik ile maddedeki eşitlik
ilkesinin korunmasına vurgu yapılmıştır. Bu vurgu ile anayasal sistemin temel
ilkesi olan eşitlik ilkesinin, kanunlarda ve gerçek hayatta uygulamada anlamını
bulması amaçlanmaktadır, çünkü 10’uncu maddedeki eşitlik eylemli değil, hukuki
bir eşitliktir. Her ne kadar eşitlik ilkesi bu maddeyle teminat altına alınmış
ise de bu temel ilkenin uygulamada tam karşılığını bulamayabiliyoruz. Çok somut
bir örnek verirsek, 1934 yılında seçme ve seçilme hakkına sahip olan kadın,
siyasal anlamdaki bu eşitliğinin tam karşılığını siyasi hayatın içinde tam
anlamıyla sağlayabilmiş değildir. Sayın milletvekilleri, Türkiye, Kadınlara Karşı Her Türlü
Ayrımcılığın Önlenmesine İlişkin Sözleşme’ye taraf bir ülkedir. Kısaca “CEDAW”
diye anılan bu Sözleşme, taraf ülkelere “hukuki alanda tedbirler alma
yükümlülüğü” adı altındaki 2’nci maddesiyle bir dizi hukuki düzenleme yapma
yükümlülüğü yüklemektedir. CEDAW anayasal süreçten geçmiş bir Sözleşme’dir. Bunun sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Kısaca CEDAW, taraf ülkelere olduğu gibi Türkiye’ye de, hukuki
düzenlemelerin pratikteki karşılığını sağlamak, kamu kurum ve kuruluşlarının
hizmetlerinden yararlanılmasında kadınlar aleyhine bulunan hükümlerin
ayaklanması gibi yükümlülükler yüklemektedir. Grubum, Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki değişikliği, her alanda
olduğu gibi yükseköğretimde de kadınlarla erkeklerin arasında eşitliğin
sağlanması yönünde olumlu ve önemli bir adım olarak görmektedir. Bu bağlamda,
teklif ile Anayasa’nın 42’nci maddesine ve bu maddeye eklenen altıncı fıkrayla
ortaya çıkan değişikliğe de değinmek istiyorum. Anayasa’nın 42’nci maddesinde düzenlenen
eğitim-öğrenim hakkı ve ödevi, Anayasa’mızın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve
Ödevler” başlıklı üçüncü bölümünde yer almaktadır. 42’nci maddedeki düzenleme,
herkesin bu haktan eşit olarak yararlanacağını da belirtir. Sayın milletvekilleri, eğitim ve öğretim hakkını insan hakları
bağlamında değerlendirmemiz gerekmektedir. Eğitim ve öğrenim hakkı, klasik hak
olan kişi dokunulmazlığı, kişi özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, din ve
vicdan özgürlüğü ayrımcılık yasağına bağlantılı olarak, ikinci kuşak insan
hakları bağlamında değerlendirilmektedir. İnsan haklarının kaynağı, insan
doğası ve bu doğanın özünden var olan insan onurudur. Tüm insanlar, insan
olmanın gereği olarak, bu haklara, din, dil, ırk, cinsiyet, toplumsal köken,
ulusal aidiyet ve bunun gibi, hiçbir ayırım gözetilmeksizin, eşit bir şekilde
sahiptirler. Yani insan hakları evrenseldir, zamandan, mekândan, ekonomiden ve
kültürden bağımsız olarak, insanın varoluşuyla birlikte vardır. 42’nci maddede bahsedilen eğitim ve öğrenim hakkı, belirttiğim
gibi, evrensel bir haktır. Değişikliği içeren altıncı fıkra, bu düşünceyle
42’nci maddeye eklenmiştir. Değişik altıncı fıkra şöyledir: “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir
sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın
kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” Öğrenim hakkı tabii ki
yükseköğrenim hakkını da kapsamaktadır. Öğrenim hakkı, yükseköğrenim hakkı da
tüm insan hakları belgelerinde tanınan temel bir haktır. Yükseköğrenim hakkı,
hem evrensel insan hakları belgelerinde hem de Türkiye'nin bir parçasını
oluşturduğu Avrupa İnsan Hakları belgelerinde ve Avrupa Konseyi kararlarında
öğrenim hakkı içinde değerlendirilmektedir. Yükseköğretim
alanında Avrupa Konseyiyle UNESCO arasında Nisan 1997 tarihinde imzalanan ve
Avrupa Bölgesindeki Yükseköğretim Niteliklerinin Tanınmasına İlişkin
Sözleşme’nin başlangıç bölümünde “Eğitim hakkının bir insan hakkı olduğunun,
bilgiye ulaşmak ve geliştirmek için bir araç olan yükseköğretimin hem kişiler
hem de toplum için ayrıcalıklı, zengin bir kültürel ve bilimsel bir varlık
teşkil ettiğinin bilincinde olarak…” ifadesi yer almaktadır. Sayın milletvekilleri, yükseköğrenimin yapıldığı üniversiteler,
öğrencileri belirli algı kalıplarına uyumlu davranışlar sergileyen tek tip
insan yetiştirme yeri değil, özgürleştirici, bilgi sürecini ve eleştirel
düşünmeyi harekete geçiren ortam demektir. Bilgi, insanların dünya ile ve
birbirleriyle durmak bilmeden, sürekli umut dolu araştırmaları ve ideallerinin
peşinden koşmaları sayesinde oluşur. Üniversitenin yalnızca iyi bir meslek
edinmek için bir araç olduğu düşünülüyorsa, üniversite kavramı evrensel
içerikten, gelenekten ve bağlarından koparılmış olur. Diyalogsuz, iletişimsiz,
eleştirel bakış açısının reddedildiği, karşılıklı ve hep birlikte bilgi
üretiminin olmadığı geleneksel eğitim anlayışının üniversite kavramıyla
uzlaştırılması çabası, üniversallık ile bağdaştırılması mümkün olmayan bir
yaklaşım tarzıdır. Üniversiteler evrensel bilgi üretim merkezi oldukları sürece
üniversite kimliğini kazanacaklardır. Öğrencilerin kendi bilinçlerini oluşturma
ve giderek özgür bireyler olarak yaşama katılmalarına imkân sağlanması
bağlamında üniversitelerimiz, kişinin topluma kazandırılmasında ve aydın
insanların yetiştirilmesinde kendinden beklenen öncülüğü yerine getirmekle
görevlidir. Tam da bu noktada toplumsal gelişmenin doğrudan bağlı olduğu
yükseköğrenim hakkı önündeki ihlaller hakkında, biraz düşünmemiz, biraz da empati yapmamız gerekmektedir. Bu değişiklik teklifine karşı duranların kamuoyuna sunduğu bazı
resimler var, elbette ki, bu resimleri kabul edebilmemiz mümkün değildir, ama
başka bazı resimleri de bilmek ve görmek gerekiyor. Örneğin,
fakülteyi birincilikle bitiren kızının diploma törenini izlemekten sadece kılık
ve kıyafetinden dolayı mahrum bırakılan bir anneyi, hiçbir sorun yaşamadan
üniversite eğitimine devam eden ancak bitirme sınavı gününde giyim tarzına
müdahale edilen bir genç kızın yaşadıklarını, sadece giysi tercihinden dolayı
aşağılanan, cahil, dışlanmış muamelesi gören genç kızların, kadınların
resimlerini de bilmek gerekiyor, aynı duyarlılığı onlara da göstermek
gerekiyor. Sayın milletvekilleri, hepimizin ve tüm kamuoyunun yakından
izlediği değişiklikle ilgili tartışma sürecinde, bu değişikliklerin laiklik
ilkesiyle çatıştığı, çeliştiği özellikle ve yoğunlukla vurgulandı. Laiklik
ilkesi, ifadesini Anayasa’nın 2’nci maddesinde bulur. Anayasa’nın 2’nci
maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devletidir. Kalkınma, bilim ve demokrasiyi içselleştirme çabasıdır. Bunlar ise
ancak ve ancak özgür ortamlarda gelişebilir. Bu özgürlüğün temel
güvencelerinden birisi de laikliktir. Laikliğin özümsenmesi, onun anlaşılmasına
bağlıdır. Laiklik, ister doğal isterse toplumsal olsun, her tür olay ve olgu
karşısında nesnel bir tutum takınmak, hiçbir etkiye, önyargıya kapılmadan
gerçeği olduğu gibi algılayıp tarafsız olarak incelemektir. Bu ise bilimsel
anlayıştan başka hiçbir şey değildir. Belirtmek isterim ki, Anayasa’nın inkılap
kanunlarının korunmasına ilişkin 174’üncü maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin
laiklik ilkesini koruma amacı güden inkılap kanunları da belirlenmiştir.
Yapılan değişikliklerde, inkılap kanunlarımıza aykırı
hiçbir felsefe, düşünce, amaç bulunmamaktadır. Yükseköğrenim hakkı kullanmak
isteyecek genç kızlarımızın şeklî düzenlemeler ile bu haklardan yoksun
bırakılması, aksine, laiklik ilkesiyle bağdaşmayacak bir tutumdur. Bu tutum, aynı
zamanda eşitlik ilkesine, hukuk devleti ilkesine, sosyal devlet ilkesine aykırı
da bir tutum arz etmektedir. Bir kez daha ilan ederiz ki, ben ve grubum, demokrasiden ve
cumhuriyetten yana taraftır. Sosyal devlet ilkesi ve hukuk devleti ilkesinden
yana taraftır ve özellikle laiklik ilkesinden yana taraftır. (AK Parti
sıralarından alkışlar) CANAN ARITMAN (İzmir) – Ne inandık ne inandık! AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) - Bu, böyle bilinmelidir. CANAN ARITMAN (İzmir) – Ayağını kaldır! Doğru söylemiyorsun, bari
günaha girme. AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Sayın milletvekilleri, Mustafa
Kemal Atatürk ve yol arkadaşları cumhuriyeti kurarken korkmadılar, büyük bir
cesaret gösterdiler. Her alanda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini
atarken cesaret ile konuştular ve Mustafa Kemal Atatürk, o en karanlık günlerin
sonrasında devrimci kimliğine bağlı olarak şöyle konuştu… CANAN ARITMAN (İzmir) – Atatürk’ün ismini ağzınıza almayın! AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – “Erkek ve kız çocuklarımızın,
aynı suretle bütün tahsil derecelerindeki talim ve terbiyelerinin amelî olması
mühimdir. Memleket evlâdı her tahsil derecesinde, iktisadî hayatta âmil, müessir ve muvaffak olacak surette teçhiz
olunmalıdır. Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya azmetmiştir. Bugünün
levazımından biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini temindir. Kadınlarımız da âlim ve mütefennin olacaklardır
ve erkeklerin geçtikleri bütün derecat-ı tahsilden
geçeceklerdir. Sonra kadınlar hayat-ı ictimaiyyede
erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin muin ve müzahiri olacaklardır. Bizim hey’et-i içtimaiyyemiz için ilim
ve fen lazımsa bunları aynı derecede hem erkek hem de kadınlarımızın iktisap
etmeleri lâzımdır.“ Bütün bu sözler, Atatürk’ün kadın eğitimi konusunda ne kadar
dikkatli ve hassas olduğunun sözlü tanıklarıdır. CANAN ARITMAN (İzmir) – Atatürk’ün kadın giyimiyle ilgili
sözlerini de söyle! AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (Devamla) – Bizler, sürekli evrim ve gelişme
sürecinde bugünümüzü ve yarınımızı korkular üzerine kurmayalım. Çocuklarımıza
ve gençlerimize, kırılmayı ve korkmayı değil, umudu, güveni ve cesareti
öğretelim. Bu gökyüzü ve bu topraklar, farklılıklarımızı kucaklayarak kardeşçe
yaşamımızı sağlayabilecek kadar şefkatlidir. Ben ve gurubum, bir ağaç gibi tek
ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşayacağımıza yürekten inanıyoruz. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Bizim olan bu hasretin bir gün biteceğini biliyorum ve
sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Bahçekapılı, teşekkür ederim. Tasarının tümü üzerinde şahsı adına İstanbul Milletvekili Güldal Akşit. Sayın Akşit... Yok. Manisa Milletvekili Sayın Şahin Mengü. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Efendim? H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Arkadaşlarla içeride görüşmüştük,
AKP’li arkadaşlar çekilip ben konuşacaktım. Mutabakat sağlamıştık içeride.
Sayın Başkan, siz yok muydunuz? İçeride birlikte konuşmuştuk. BAŞKAN – Sayın İçli, bir dakikanızı rica edeyim. Sayın Mengü, buyurun efendim. ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasa’mızın 10’uncu maddesinin dördüncü fıkrasına bir cümle ilavesi ve 42’nci
maddenin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere bir fıkra ilavesiyle ilgili
Anayasa değişikliği hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu Anayasa değişikliğinin genel gerekçesine baktığınız zaman,
yükseköğrenim kurumlarında kılık ve kıyafetlerinden dolayı bazı öğrencilerin
eğitim ve öğrenim hakkının engellendiği, kronik hâle gelen bu sorunun aşılmak
istenildiği, ülkemizde uzun bir süreden bu yana bu üniversitelerde bazı kız
öğrencilerin başlarını örtmede kullandıkları kıyafetler nedeniyle eğitim ve
öğrenim haklarını kullanamadıkları gösterilmiştir. Sayın milletvekilleri, Anayasa’mızın ilk üç maddesinin
değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecektir. Anayasa, Anayasa’nın üstünlüğünü ve
kendini korumak için, gerek 61 Anayasası’nda gerek 82 Anayasası’nda hükümler
getirmiştir. 61 Anayasası’nda bu hüküm 147’nci madde, 82 Anayasası’nda da
175’inci maddedir. 1971 değişikliğinden sonra, 61 Anayasası’ndaki 147’nci maddenin
şekliyle bugünkü Anayasa’mızın şekli, getirdiği hükümler aynıdır. Yani, 1971
değişikliğinden sonra Anayasa’ya getirilen Anayasa değişikliklerinin Anayasa
yargısı tarafından sadece şekil yönünden inceleneceği yönündeki hüküm aynen 82
Anayasası’na da alınmıştır. Bu nedenle, 1975 yılında verilen, Anayasa’nın
laiklik ilkesinin, Anayasa’nın değişmez ilkelerinden herhangi bir tanesinin
değiştirilmek üzere teklif edilmesinin veya bunun dolaylı yollardan yapılmaya
çalışılmasının, “Anayasa’nın değiştirilemeyeceği” şekil ilkesiyle engellendiği
Anayasa Mahkemesi tarafından karar altına alınmıştır. Bakın “Anayasa’nın değiştirilmesi ancak Türkiye Büyük
Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte biri tarafından yazılı olarak
teklif edilir” diyor, şekli getiriyor ve sonunda diyor ki: “Anayasa
değişikliklerini teklif etmeyi düzenleyen Anayasa hükümleri birer biçim kuralı
olduklarına göre, bunu yasaklayan bir kuralın dahi bir biçim kuralı olduğunda
hiç kuşku yoktur. Çünkü, bu yasak, belli
sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, esasında kendileri için bir
hak teşkil eden ve niteliği bakımından bir yasama işlemi olan Anayasa değişikliği
teklif etmelerini önlemektedir.” Bugün tartıştığınız Anayasa değişikliği, işte böylece,
değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek bir Anayasa değişikliğidir. Bu nedenle,
aslında bu Meclisin, bu Anayasa değişikliği teklifini görüşmemesi gerekir. Çünkü, hiç kimse ve şahıs veya grup veya bir yetkilinin
Anayasa’dan almadığı bir yetkiyi kullanması mümkün değildir. Şu anda yaptığımız
işlem, Anayasa’dan almadığımız bir yetkiyi kullanmaktır. Bu, böyle yapacağınız bir değişiklik Anayasa’ya niçin aykırı olacaktır?
Çünkü Anayasa’nın 153’üncü maddesi, Anayasa Mahkemesinin kararlarının yasama
dâhil bütün kurumları bağladığını amirdir. Huzurunuzda görüştüğümüz Anayasa maddesi değişikliği, Anayasa
Mahkemesinin çeşitli kararlarında bu söylenilen bir kısım giysinin Anayasa’nın
laiklik ilkelerini çiğnediğini açıkça ortaya koymaktadır. Sade Anayasa
Mahkemesinin bu kararı mı? Hayır. Anayasa’mızın 90’ıncı maddesinde yaptığımız
değişiklikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da Türkiye
Cumhuriyeti’nin tüm kurumlarını bağladığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
kararlarına bütün kurumların uymak mecburiyetinde olduğu, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin 46’ncı maddesinde aynen “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf
oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler.”
denilmektedir. Şimdi, bakın, 2004 yılında verilmiş meşhur Leyla Şahin kararı var.
Bu kararı okuduğunuz zaman, bu bir kısım genç kızımızın üniversitede
okuyamamasına neden olan türbanın laiklik ilkesini çiğnediğini, bir din lehine
ayrımcılık yarattığını açıkça yazmaktadır. Aynı konu Anayasa Mahkemesinin kararlarında vardır. Nitekim
Anayasa Mahkemesinin eski Başkanı Sayın Mustafa Bumin
43’üncü kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşmada (Aynen okuyorum.) “Anayasa
Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin baş örtüsüne
ilişkin istikrar bulmuş kararları varken, kimi yazılı ve görsel yayın
organlarınca bu konunun gündemde tutulmaya çalışılması kimi siyasal partiler
yetkililerince de yasal düzenlemeler yapılarak türbanla öğrenim yapma
olanağının tanınacağı yolunda beyanlarda bulunulması bu konudaki yargı
içtihatlarını bilmemekten kaynaklanmıyorsa din duygularını kullanarak siyasi
avantaj sağlamaya yöneliktir. Anayasa’daki laik düzenlemeler kaldığı sürece türbanlı kızların
yükseköğretim kurumlarına öğrenci sıfatıyla, öğrenimlerinden sonra da resmî
dairelere kamu görevlisi olarak girmelerini sağlayacak tüm yasal düzenlemeler
Anayasa'ya aykırı olacaktır. Hatta bu konuda Anayasa'ya kural konulsa bile bu
kez Anayasa'nın bu yeni kuralı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun
olmayacaktır.” dedi. Öte yandan “Anayasa Mahkemesi'nin 2547 sayılı Yükseköğretim
Kanunu'na eklenen ek madde 17’de yer alan 'yürürlükteki kanunlara aykırı
olmamak kaydıyla Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir'
kuralının iptali istemiyle açılan davada -91 yılındaki karara atıf yaparak-
verilen ret kararından söz edilerek Yükseköğretim Kurumlarında türban
takılmasını sağlayacak yasal düzenleme yapılabileceğini söylemenin ya alınan
kararın gerekçelerini bilmemek veya gerekçe göz ardı edilerek sadece sonuç
bölümüne bakıp değerlendirme yapmak olduğunu ifade etti.” Bilindiği gibi, “Mahkeme kararlarının gerekçeleriyle bir bütün
teşkil ettiğine, idareyi ve yasamayı bağladığına işaret eden Bumin, 'Başka bir söylemle, kararların sonuç bölümüne anlam
kazandıran kararların gerekçeleridir' dedi.” Şimdi, bütün bunlar varken ortada “Biz Anayasa’da değişiklik
yaparak, sonra YÖK Kanunu’nda değişiklik yaparak biz bu kızlara öğretim yolunu
açarız.” demek o insanlara saygısızlıktır. Çünkü, bu
yapacağınız değişiklikler, sonunda yargıdan dönme ihtimali çok kuvvetlidir.
Peki, bu düzenlemeyi yapıyorsunuz, bu karışıklığı yaratıyorsunuz, yargı yarın
bunu iptal ederse nasıl hesap vereceksiniz? Sorunun asıl önemli kısmı burada
başlıyor. Yargı bunu iptal ettiği zaman altından kalkamayacağımız sorunlar
çıkar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına baktığınız zaman “Böyle
öğrencilerin okula girmesi bir din lehine ayrımcılık yaratır.” diyor. Bunların
hiçbirini göz önüne almıyorsunuz ve kendiniz açısından, bir siyasi hasat elde
etmek açısından bu yasayı getiriyorsunuz. Türkiye’nin gündemine baktığınız zaman, türban konusu –doğrudur-
kırk yıldır tartışılıyor. Bu 10’uncu maddede 2004 yılında da değişiklik
yaptınız. Biraz evvel Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü arkadaşım anlattı
2004’teki değişikliği de, kadın-erkek eşitliği diye. Niye o gün getirmediniz? Bu değişikliği o
gün de getirebilirdiniz. Ama, okyanusun öbür
tarafından gelmekte olan büyük ekonomik krizin üstüne bir şekilde şal örtmek
gerekiyordu. Bakın, Türkiye on gündür hiçbir şeyi tartışmıyor. Ne gübre
fiyatlarındaki yüzde yüz zammı tartışıyor ne elektriğe, doğal gaza gelen zammı
tartışıyor. Türkiye on gündür türbanla yatıyor türbanla kalkıyor ve kırk yıldır
–sizin tabirinizle- çözülmemiş bir sorunu, geldiniz ekonomik krizin başlama
noktasında getirdiniz. Bu türban olayı da sadece sizin buradaki bir iyi niyeti çözmeniz
değil, türban, başlı başına İran devriminin Türkiye’ye ihraç etmeye yönelik bir
eyleminin sonucudur. Bakın, bir gazetede yazı var. İran’dan kaçan bir heykeltıraş
“Türkiye, bu kanun geçerse İranlaşır.” diyor. Geçen hafta gazetelerde yazılar
vardı. İran’daki çok güçlü bir gazete “Bu kanun geçtiği gün, İran’da millî
bayram ilan edelim.”diyor. Çok mu seviyorlar sizi? Çok mu beğeniyorlar sizi?
İranlılar söylüyor. AHMET KOCA (Afyonkarahisar) – Söylesin. ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Her şeyi dışarıdan almaya çok alıştık.
Avrupa Birliği emir veriyor, bir yasayı üç defa değiştiriyorsunuz. Yarın gene
getireceksiniz. Hiç mi bizim bir şeyi kendi irademizle yapma gücümüz yok? SONER AKSOY (Kütahya) – Ne zamandan beri İran’ı kaynak almaya
başladınız? ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Biz her yerden kaynak alırız. Biz her şeye
açığız. Oradan laf atarsan, ben susmam öyle laf atmakla. Çok hafif
gelirsin. Değerli arkadaşlarım, yapılan işlemin tümü, Anayasa’nın
değiştirilemez ilkelerinin arkasına dolaşmaktır. Burada hep beraber bir Anayasa
değişikliği yaparken Anayasa’yı ihlal etmiş oluyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Mengü, konuşmanızı
tamamlayınız. Buyurun efendim. ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Bu nedenle, bu Anayasa değişikliğinden
vakit erkenken bir an evvel dönmenizi, dönme yönünde oy kullanmanızı saygıyla
arz ediyorum. Teşekkür ederim. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mengü. Hükûmet adına Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek. Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Önemli bir konuyu konuştuğumuz muhakkak. Ortada çözülmesi gereken
de bir sorun var. Hiç bu sorunun kenarından, köşesinden dolaşmaya gerek yok.
Kırk yıldır bu konuda söz etmeyen hiçbir siyasi parti lideri yok. Özellikle
seçim zamanları dahil, bu konu, kırk yıldır Türkiye
siyasetinin gündeminde. Yeni çıkan bir sorun değil. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sizinle beraber. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Dolayısıyla, eğer bu sorun çözülebilmiş olsaydı bugün bu müzakereleri yapma
durumunda olmazdık. O hâlde, bu Anayasa değişikliği ne getiriyor ne götürüyor
diye baktığımızda, işte, kırk yıldır çözülemeyen bir toplumsal sorunu çözmek
için iki siyasi parti bir araya geliyor, soruna bir çözüm aramaya çalışıyor.
Sorun nereden kaynaklanıyor? Anayasa’nın iki maddesinden. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sizden kaynaklanıyor. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla)
– Birincisi 10’uncu madde, “Kanun önünde eşitlik” ilkesi. Kamu hizmetlerinden yararlanma noktasında Türkiye’de keyfî bir
uygulama var. Bu sadece benim fikrim, bizim fikrimiz değil ki, bu ülkede hukuku
uygulamış olanlar da dahil olmak üzere sorunun
kaynağında bir hukuksuzluğun, bir kanunsuzluğun olduğu ifade ediliyor.
Dolayısıyla “Kanun önünde eşitlik” ilkesine aykırı olarak bir ayrımcılık
yapılıyor bu ülkede. Dolayısıyla bu değişiklikle bu ayrımcılık ortadan kalksın.
Bir demokratik ülkede kanun önünde herkes eşittir, dolayısıyla eşit haklardan
da yararlanması gerekiyor. Peki, bu ayrımcılığın yapıldığı alan neresi?
Yükseköğretim alanı. Dolayısıyla getirilen 42’nci maddeyle de -bu iki madde
birbiriyle irtibatlı olarak- kanun önünde eşitliğin sağlanması ve
yükseköğrenimde ayrımcılıktan kaynaklanan hak kayıplarının, hak kullanımının
ortadan kaldırılmasıdır. Dolayısıyla özgürlüklerle ilgili, hak ve özgürlüklerle
ilgili bir düzenlemedir. Hiç konuyu bunun dışına saptırmaya, konuyu bunun
dışına çıkarmaya gerek yok. Neden yok? Çünkü bugüne kadar herkes meseleyi böyle
anladı. Şimdi, bazı beyanları geriye doğru okursam o takdirde, zannediyorum,
bir kısmının “ya, biz geçmişte neler söylemiştik” diye oturup düşünmesi lazım. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Oku Sayın Bakan, oku! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Okuyacağız, sabırlı olursanız okuyacağım. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Oku onları, oku da bilelim. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hiç
merak etmeyin, bir şeyi söylüyorsam onun delili, belgesi, bilgisi vardır.
Allah’a şükür ki Türkiye’de her şey kayıtlara geçiriliyor, yazılıyor. Dolayısıyla bu işi herkes konuştu. Seçim zamanı gelince farklı,
başka zaman farklı… ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Onu siz yaptınız. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –…o
zaman öyle, şimdi böyle, yok. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – O sizin anlayışınız. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hiç
merak etmeyin. Telaşlanmayın… Telaşlanmayın… Bakın, bu, üslup değil Sayın Bakan. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Sizin anlayışınız. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Kürsüdeki hatibin sözü iki sebeple kesilebilir. Onu da sadece Sayın Başkan
keser. Bir, üslup kabaysa ondan dolayıdır… MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, sizin kıyafetiniz de İç
Tüzük’e uygun değil. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – İki,
konu dışına çıkıyorsa ondan dolayıdır. Onun dışında kimsenin şu veya bu
şekilde… MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan İç Tüzük’e
uygun giyinmemiş, koyu renk giyinmemiş. BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanı dinleyelim. Buyurun. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Bunları dakikalarımdan mahsup etmeniz lazım Sayın Başkan. BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım, Genel Kurula hitap edin. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Konuştuğumuz konu özgürlükler hukukuyla ilgilidir. İyi kötü, bu alanda yazılmış
kitapları, makaleleri okuyan herkes bilir ve görür ki, özgürlükler hukuku üç
sütun üzerinde dayanır. Bir tanesi özgürlük, bir tanesi eşitlik, bir tanesi de
insan onurudur. Eğer bu üçü varsa zaten o rejimin adı demokrasidir, o ülkede
özgürlükler vardır. Özgürlük yok, eşitlik yok, ayrımcılık var ve bunun tabii
sonucu olarak da insan onuru denilen konu tartışma konusu olur. O nedenle,
özgürlükler hukukunun temel ögesi, omurgası olan bir
konuyu konuşuyoruz. Konuyu bunun dışına saptırdığımız anda, bu, işin bir başka
türlü ticaretini yapmaktır, bir başka türlü istismarını yapmaktır. O nedenle…
(CHP sıralarından “Ticaretini yapan sizsiniz.” sesi, gürültüler) RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sizin yaptığınız gibi. BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Seksen beş yıldır onu yapageldiniz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Hayır
yok, onu biz bilmeyiz. Biz, inandıklarımızı söyleriz. Bakınız… BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Seksen beş yıldır onu yapageldiniz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Sayın
Genel Başkan, bu, çok doğru bir şey değil. Ben size saygı duyarım. Ama, böyle bir atışmayla olursa, o zaman başka türlü
tartışmaları gündeme getirmemiz gerekir. Bunu çok doğru bulmuyorum. Çünkü, özgürlük bir haktır. Özgürlük bir haktır ve bu, kamu
görevlilerinin, üniversite rektörlerinin, valilerin, kaymakamların, yasaları
uygulayanların insafına, lütfuna, lütfu
şahanesine ve toleransına bağlı bırakılamaz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bu, anayasayla tanınır, evrensel hukukla tanınır ve herkes de buna uygun
uygulamayı yapmak mecburiyetindedir. Böyle bir uygulama olmadığı içindir ki
bugün bu konuyu tartışıyoruz. Diğer taraftan, eşitlik ise özgürlük hukukunun omurgasıdır ve
herkes tarafından ulaşılabilir değilse ortada özgürlük de yoktur, eşitlik de
yoktur. Şimdi tartıştığımız konu ne? Eğitim ve öğretim hakkı. Eğitim ve
öğretim hakkı ise sosyal hakların, kültürel hakların başında gelen bir husustur
ve bugün Türkiye bu noktada iyi bir sınav vermemektedir. MUHARREM İNCE (Yalova) – Liseler ne olacak? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Şimdi, değerli milletvekilleri, “Ortada kırk yıldan beri süren bir sorun var.”
diyoruz. Bu sorun çözülemedi. Bu sorun çözülemedi, ama herkes bunu konuşmaya
devam etti. İlk defadır ki daha derli toplu ve barışçıl bir yoldan hareketle bu
konu gündeme geliyor. Bakınız, Türkiye’nin her sorununun konuşulacağı yer burasıdır,
sokak değildir. İnsanlar demokratik tepkilerini koyabilir, yasalar çerçevesinde
olduğu sürece o onların hem hakkıdır, biz de bu hakkı sağlarız, buna saygı
duyarız, ama sorunların çözüleceği yer burasıdır. Buranın dışında kim nerede ne
çözüm arıyorsa, demokrasiden bahsetmemesi lazım. Bu da üzerinde durmamız
gereken bir başka konudur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Üçüncüsü, değerli milletvekilleri, bir şeyi daha göz ardı
etmememiz gerekir. Elbette, siyaset yapan insanlar olarak, bizi buraya millet
getirdi. Tabiatıyla, bir demokratik ülkede 30 üyeli bir örgütün de tepkisini
alırız, 40 üyeli bir derneğin de talebini dikkate alırız. Herkesin sözlerini
dikkate alırız, ama hepimizin en evvel dikkate alması gereken şey, milletin
bizatihi kendisidir. Millet ne diyor, ona bir bakmak lazım. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Şimdi, millet ne diyor? Milletin oyunu almak gerektiğinde son
derece yumuşak, son derece demokrat, sen derece toleranslı, ondan sonra tu
kaka. Bu olmaz işte. Bu ikiyüzlülüktür. Bu ikiyüzlülüğün daniskasıdır ve şu
günlerde yapılan tartışmaların özünde de bu var. (AK Parti sıralarından
alkışlar) ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – O sizsiniz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Şimdi
millet ne diyor, bir bakalım. Ne diyor millet? Bu tartışmaları 22 Temmuz
öncesinde de yaptık, ama hâlen bunun değerlendirilmesi bir türlü yapılamadı. Yapılamadığı
sürece de herkesin aynı akıbete düçar olması
kaçınılmaz oluyor. Bakınız, şimdi kamuoyu araştırmaları var, zaman zaman siz de onlara atıf yapıyorsunuz, biz de yapıyoruz. Bu
araştırmaların hiçbirisini de biz yaptırmadık, Milliyetçi Hareket Partisi de
yaptırmadı -bildiğim kadarıyla- çünkü esas itibarıyla bu araştırmaları yapanlar
daha çok sosyal demokrat çizgide olanlar, yani muhtemeldir ki size rey vermiş
olanlar. Vermediyseler de sizi beğenmediklerinden dolayı vermemiş olanlar. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Şimdi, bakınız ne diyor? Diyor ki… KONDA’nın
yaptığı, bir süre evvel Cumhuriyet Halk Partisinin sorumlu mevkilerinde
bulunmuş değerli bir insan, değerli bir araştırmacı, onun başında bulunduğu bir
şirket, yaptığı araştırmada… MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaç tane parti değiştirdin? Zamanında
bütün partilere geç… Elli tane parti değiştirdin! BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Dün orada, bugün burada! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -
“Türkiye’nin yüzde 78’i üniversitelerde türban yasağının kalkmasını istiyor.
Yüzde 78’i…” TESEV’in yaptığı araştırma, aşağı yukarı
aynı sonuçları veriyor. Metropol’ün yaptığı araştırma, Poll
Mark’ın yaptığı araştırmalar yüzde 70’in üzerinde üniversitelerde bu yasağın
kalkmasını istiyor. Dolayısıyla bu yüzde 70-75’in içerisinde her partiden
olanlar var. CANAN ARITMAN (İzmir) – Onun için mi bugün milleti sokmuyorsunuz
Meclise! Milletten korkuyorsunuz! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Eğer,
bu araştırmaları bir veri olarak kabul edeceksek, yüzde 36’sı, Cumhuriyet Halk
Partisine rey verenlerin de yüzde 31,6’sı başörtüsü, yüzde 2,7’si de türbanı
kullanıyor ve önemli bir kesimi bu yasağın kalkmasını istiyor. Dolayısıyla bir
toplumsal talebi herkesin dikkate alması gerekir. Ha, şimdi bize düşen nedir değerli milletvekilleri? TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Kaçıncı sırada türban sorunu, onu da
söyle! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -
Bakınız, bu türlü bir üslupla hiçbir yere varamayız. İşte, niye varamadığımızın
sebebi bu. (CHP sıralarından gürültüler) Bir ülke düşünün ki, kırk yıldır aynı
işi konuşuyor, bir noktaya gelememiş. (CHP sıralarından gürültüler)
Gelememesinin en baş sebeplerinden bir tanesi işte bu üsluptur, bu yaklaşımdır,
bu önyargılardır. Şimdi, bir şey söylemeye çalışıyorum: Siz, laikliğin kantarı
değilsiniz, benim laik olduğumun, laik olup olmadığımın onayını da siz verecek
değilsiniz, noter değilsiniz, laiklik noteri değilsiniz siz! (AK Parti
sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Şimdi, oturun oturduğunuz
yerde. Oturun oturduğunuz yerde. Ya millet sizi anlamıyor, ya siz milleti
anlamıyorsunuz! (AK Parti sıralarından alkışlar) Her seçim öncesi bunları
getiriyorsunuz. Bir şeyi söylemem lazım: Elli yıldan beri iktidara gelenleri suçluyorsunuz.
Geriye dönüp bir bakın 1950’den bu tarafa sizin dışınızda iktidara gelenler ya
gericidir, ya yobazdır, ya çağdışıdır, ya laiklik düşmanıdır! Elli senedir
anlatıyorsunuz, millet mi anlamıyor, siz mi anlatamıyorsunuz! Gelin evvela şuna
bir karar verelim. (AK Parti sıralarından alkışlar) Evvela buna bir karar
verelim. Beni de böyle bir şekilde konuşmaya zorlamayın. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Siz başlattınız! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Çünkü, netice itibarıyla, Türkiye’de ocakların sönmesine,
gençlerin hayallerinin yıkılmasına sebep olan bir dramatik olayı konuşuyoruz.
Niye bu iş böyle? Niye iş böyle? ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Karanlığa götürüyorsunuz karanlığa! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -
Hâlbuki biz şunu yapabiliriz, bakın: Size herkesin huzurunda açıkça teklif
ediyorum. Biz burada bir yasak getirmiyoruz, tam tersi, bir yasağı kaldırmaya
çalışıyoruz. Gelin hem bu yasağı kaldıralım hem de samimi olanların bazı
endişeleri varsa, bu endişeleri ortadan kaldıracak bir düzenlemeyi yapalım.
Hiçbir şey geçmiş değil. MUHARREM İNCE (Yalova) – Faizi de kaldırın! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Ama, bakınız, açıkça teklif ediyorum. Diyorum ki: Bu
yasakları, bu ayıpları kaldıralım Türkiye’den. Yakışmıyor bunlar. Bunlar,
rüştünü ispat etmiş, üniversite çağına gelmiş insanlar. Bir taraftan “Haydi
Kızlar Okula”, bir taraftan “Baba Beni Okula Gönder” kampanyaları, öbür
taraftan üniversitenin kapılarını kapat bu memleketin çocuklarına! Bu doğru
değil, bu yanlış. Bu yanlış. Bu ayıpla bir yere varamazsınız. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Vatandaş iş bekliyor, aş bekliyor. Ekmek
bekliyor vatandaş. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) - Ha,
bu ayıbı sadece ben de söylemiyorum. Bakınız, bir sene evvel, rahmetle
andığımız, son derece çağdaş, demokrat, aydınlıkçı bir insan diye hakkında hak
ettiği sıfatları söylediğimiz Sayın İsmail Cem de söylüyor: “Bunu Avrupa’ya
izah edemezsiniz. Gitmeleri lazım. Üniversite alanı özgürlük alanıdır. Bu
yasakları koruyarak Avrupa Birliğine giremezsiniz.” diyor. Sizin üyeleriniz
söylüyor. Geçen dönem milletvekili olan Memduh Hacıoğlu
söylüyor. İstiyorsanız daha da çıkarayım yani. Şimdi bunları siz de söylediniz.
Ha, şimdi bakın, gelin bu yasakları kaldıralım, ama,
toplumun kafasında ne endişe varsa onu da giderecek düzenlemeyi yapalım. Bize
yakışan budur. Niye uzlaşmaya yanaşmıyorsunuz da, Çernobil santrali gibi
radyoaktif korku ve dehşet saçıyorsunuz bu ülkeye. Olacak iş midir bu? Olacak
iş midir? (AK Parti sıralarından alkışlar) Yazıktır, bu memleketin huzurunu
kaçırmayalım artık. Gelin, bu ikisinin ortasını bulacak bir düzenlemeyi yaparız. Çünkü, anayasa tekniği açısından eğer her endişeyi rejim
bağlantısına çıkaracaksanız, her gelen kanun tasarısından, her Anayasa
değişikliğinden demokratik rejim zarar görecek, laiklik bundan zarar görecek
diyorsanız, o zaman biz neyi, nasıl yapacağız, doğrusu bunu da burada ifade
etmekte zorlanıyoruz. Çünkü, laiklik Türkiye’de yetmiş
bir yıldır ayakta. Yetmiş bir yıl evvel bir fidan olarak dikilmiş, bugün
kocaman bir çınar ve hepimiz onun altında oturuyoruz, bundan dolayı hiçbir
sıkıntımız yok. Bu teklifin altında imzası olan hiçbir milletvekilinin ve iki
partinin laiklikle ilgili bir sorunu yok, bir sıkıntımız yok. Tam tersi,
laikliği, ayrıştırıcı değil, birleştirici bir ilke olarak görüyoruz. Laikliği,
bir seküler din olarak görmüyoruz. İşte belki
ayrıştığımız noktalardan bir tanesi bu. Laiklik, bir seküler
din değildir; din laikliğin, laiklik de dinin alternatifi değildir. Tam tersi,
laiklik, bir anlamda özgürlük ilkesidir, ikinci anlamı da devletin temel
nizamlarının din esaslarına dayandırılmaması ve meşruiyetin kaynağının din
kuralları olmamasıdır. Bunun neresine itiraz ediyorsunuz, ben şahsen anlamadım. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Şimdi siz din esasına dayandırıyorsunuz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Bizim
laiklikten anladığımız bu. Ama siz, her demokratik talebi, her hak ve özgürlük
talebini illa da rejimle, rejimin nitelikleriyle “ya ileride şöyle olursa,
ileride böyle olursa” diye papatya falı açmaya kalkarsanız… SIRRI SAKIK (Muş) – Sizden öğrendiler, sizden! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – … o zaman bugün sahip olduğumuz, sahip olduğunuz birçok
hakların izahını yapamamışsınız, hak etmemişsiniz demektir. Şimdi misal
verelim. Evet, bugün sahip olduğumuz bir kısım haklar var ki, bir süre evvel
bunlar bu ülkenin yasaklarıydı. Mesela örgütlenme hakkı. Şimdi diyebilir
misiniz ki bu mantıkla gittiğinizde, örgütlenme hakkını vermeyelim bu millete.
Niye? Bu ülkenin içeriden, dışarıdan bir kısım yaramaz adamları bir araya
gelir, memleketin canına okur, cumhuriyete karşı tertibe girişir, laikliği
ortadan kaldırır… ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Din dersi ne oldu? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Böyle
diyebilir miyiz? Ee, böyle derseniz, Anayasa’nın bazı
maddelerini çıkarmanız lazım veya diyebilir misiniz ki, grev hakkını
vermeyelim, gelişmekte olan bir ülkeyiz biz… ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Zaten vermiyorsunuz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – … sendika kurma hakkını verirsek, grev hakkını verirsek
ekonomi bundan zarar görür, hâlbuki ekonominin diri olması lazım, iri olması
lazım, şimdi kaybedecek bir tek günümüz yok… O zaman grev hakkını vermemeniz
lazım. Daha buna benzer birçok şey. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Vermiyorsunuz zaten. Örgütlenme hakkını
vermiyorsunuz? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Şimdi, başka bir söyleyeyim. Bakınız, şimdi bir kısım öğretim üyeleri
toplantılar yapıyorlar, bununla ilgili görüşlerini söylüyorlar ama arkasından
da bir özgür üniversite, özerk üniversite talepleri var. Şimdi aynı mantıkla
gidersek, iyi dinlesinler, aynı mantıkla gidersek varacağımız sonuç şu olur:
Eğer bunların özgürlüğünü verirsek, o zaman bunlar Yeniçeri Ocağına döner, ikide
bir Sultanahmet’e giderler, bunları yola getirmek için de bir Nizam-ı Cedit
lazım. Böyle mi dememiz gerekir? Yoksa, hakikaten, bu
özerk üniversite talebine, özgür üniversite talebine kulak tıkamak yerine,
dikkatle takip edip… MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakan, yanlış bir laf… Size bu demagojiler yakışmıyor. RAHMİ GÜNER (Ordu) – Sayın Bakan, nasıl benzetme bu? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) -… evet, bunda söylenen doğru taraflar vardır deyip düşünmek mi
gerekir? (CHP sıralarından gürültüler) O hâlde, değerli milletvekilleri, bir
hukuk devletinde haklar verilir, özgürlükler verilir, bunun sınırları
Anayasa’da ve yasada korunur, denir ki: “Size bu hakkı veriyoruz, bu özgürlüğü
veriyoruz, bunun dışına çıkarsanız devletin yapacağı çok şey var.” Ne var?
Evvela ceza hukuku tedbirleri var. İkincisi, disiplin hukuku tedbirleri var,
idare hukuku tedbirleri var. Benim de işte tam bu noktada sizlere teklif etmeye
çalıştığım husus budur. Bu ayrımcılığı uzun süre götüremezsiniz, bu vicdan
azabıdır. Hakikaten, buralarımızda bir şey taşıyorsak, bu kadar insanın hak
mağduriyetine göz yumamayız. “Efendim, bu istismar edildi, ediliyor” filan.
Başkalarının istismar etmiş olması, bugün üniversiteye gidemeyen çocuğumuzun
sorununu çözmez, onun vebalini almamızı gerektirmez. Kim bu işi istismar
ettiyse, onu tarih yazacaktır. ATİLA EMEK (Antalya) – Siz yaptınız Sayın Bakan. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Millet de zaten gereğini yapıyor ve yapacak. Şimdi, gelin, bu eşitsizliği ortadan kaldıralım. Yükseköğrenimle
sınırlı olarak… ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Çalışanları da kat, haksızlık yapma! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Ne
diyorsanız, yükseköğrenimle sınırlı olarak, diyelim ki… ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Haksızlık yapma! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
…gelin “bu hakkı kullanırken şunun dışına çıkamaz, bu kayıtlamaların dışına
çıkamaz” diye, yapacağımız yasada bunların hepsini birlikte yapalım, bundan
daha tabii bir şey yok. Yoksa bu sorunu nasıl çözeceksiniz? ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Çalışanlara niye haksızlık yapıyorsunuz? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Siz
de söylemişsiniz… Yani toplumda yeri geldiği zaman korkuyu, dehşeti pompalayıp,
ondan sonra dün var, bugün yok… Mesela, şöyle bir şey geçti benim elime, doğru
mudur, yanlış mıdır bilmem. Eğer yanlışsa düzeltirim, özür de dilerim. AKİF EKİCİ (Gaziantep) –Sende doğru var mı? Hangisi doğru? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Mesela deniliyor ki: “Sevgili yurttaşlarım, 24 Aralıkta oylarımızı
kullanacağız. Bizi tehdit eden iki tuzaktan kendimizi korumalıyız. Bunlardan
biri, Türkiye İran’a, Cezayir’e döner paranoyasıdır.” Kim diyor bunu? Bilen var
mı? AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Sen diyorsun! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Kim
diyor bunu, kim? AKİF EKİCİ (Gaziantep) – Onu sen arzu ediyorsun! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Kim
diyor? Evvela bir söyleyin, kim diyor? (CHP sıralarından gürültüler) MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Tamamını bir okuyun da… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
“Sevgili yurttaşlarım, bak, 24 Aralıkta oylarımızı kullanacağız. Bizi tehdit
eden iki paranoya var.” (CHP sıralarından “Tarihini de söyle” sesleri) MUHARREM İNCE (Yalova) – Böyle bir üslup olur mu ya! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – “İki
tuzaktan kendimizi korumalıyız. Bunlardan biri Türkiye İran’a, Cezayir’e
döner.” Biraz evvel, İran’la ilgili burada atıf yapılmadı mı? Siz, yeri geliyor
“bu paranoya” yeri geliyor “bir vakıa”; şimdi bu ikisinden birisine bir karar
verin de milleti de tereddüt de bırakmayın. Olacak iş değil! (AK Parti
sıralarından alkışlar) OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Bakan, anlamıyorsunuz onu. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Şimdi, bir başka sorun. Şimdi, siz ne dediniz? Dediğiniz şey şu: “Biz türbana
karşıyız. Bu bir siyasi simge.” Kabul. Anamız gibi
örtene bir şey diyor muyuz? Yengemiz de örtüyor, biz ona da bir şey diyor muyuz?
Vallahi, aynen getirip koyalım, isterseniz fotoğrafını çekip, getirip koyalım.
Şimdi, bakınız, oradan da vazgeçtiniz. Ne oldu? Bula bula,
biraz evvel burada bir çözüm söylendi ve büyük ölçüde de alkış aldı. Filanca
makamda oturanların, Sayın Başbakanın, Sayın Cumhurbaşkanının, Bakanların
hanımları başları açsın, sorun bitmiş oluyor. Öyle mi? Geldiğiniz nokta burası
mı? Bunu mu diyorsunuz? Ha, bunu diyorsanız, o zaman, bir ay evvelki
söylediklerinizle tezada düşüyorsunuz demektir. Tezada düşüyorsunuz. Ne
diyorsunuz bir ay evvelki konuşmalarınızda? “Biz türbana karşıyız. Yani, baş örtüsüne kim ne diyor?” Bir şey demiyorsanız baş
örtüsüne, yani Anadolu’daki Ayşe bacının, Fatma yengenin giydiğine hiçbir
diyeceğiniz yoksa, sizin ve şimdi bu özgürlükleri kısıtlayan,
keyfî davrananların diyeceği hiçbir şey yoksa, benim kızım bırakılsın da anası
gibi örtsün, Ayşe teyzem gibi örtsün. Anadolu insanı, bu coğrafyada bin yıldır
böyle bir tercih yapmış, niye buna saygılı olmuyoruz? Niye buna saygılı
olmuyoruz? (AK Parti sıralarından alkışlar) Evvela, bunların cevabını verin.
Lafı hiç dolaştırmayın, oraya buraya götürmeyin. Lafı oraya buraya götürmeyin. ATİLA EMEK (Antalya) – Tam takiye
yapıyorsun Sayın Bakan. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Her
özgürlük talebini de laikle irtibatlandırmayın, o
laiklik istismarı olur. Bu millet, laikliğin en büyük teminatıdır. 70 milyon
insan bunu özümsemiş ve benimsemiştir. Onun için, kimse laiklik üzerinden böyle
ucuz kahramanlık filan da yapmaya kalkmasın. Hiç kimse, diğerinin bu noktadaki
samimiyetini tartma kantarı da değildir. Kaldı ki, bir demokratik ülkede hiç
kimse kendi inancını, kendi düşüncesini, kendi tercihini bir başkasına
onaylatmak durumunda değildir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Hangi tarikat söyletiyor bunları? BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun efendim. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) – Onun
için, bakınız, bizim laikliğimizin Kuzey Kore’deki laiklikten, eski Sovyet
rejimindeki laiklikten de bir farklı tarafı var. ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Hangi tarikatın sözcüsüsünüz? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Devamla) –
Oradakiler de laiktir ama bizim laikliğimiz insan haklarına dayalı demokratik
laikliktir. Bu ikisi arasındaki fark, siyahla beyaz arasındaki farktır ama
gelin görün ki şu an Türkiye’de bir kısmının arzuladığı laiklik Kuzey Kore tipi
laikliktir, buna bu millet müsaade etmez. Hepinize saygılar sunuyorum (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Güldal Akşit,
İstanbul Milletvekili, buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) GÜLDAL AKŞİT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10’uncu ve 42’nci maddelerinin değiştirilmesi
hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ilk dört
maddesinin değiştirilemeyeceği hatta değiştirilmesinin dahi teklif
edilemeyeceği hepimizce bilinmektedir. İşte bu maddeler arasında yer alan 2’nci
maddede, cumhuriyetin nitelikleri açık ve net bir şekilde sayılmaktadır.
Müsaade ederseniz, bu maddeyi huzurlarınızda okumak isterim: “Türkiye
Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan
haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Ve hemen bu tanımlamanın ardından madde 5’te devletin temel amaç ve
görevleri sayılmaktadır: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve
demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli
şartları hazırlamaya çalışmaktır.” denilmektedir. Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti’nin asla
değiştirilemeyecek olan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu
tanımlamasından sonra gelmek üzere, yine devletin asli görevleri arasında,
temel hak ve hürriyetlerinin adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde
sınırlanmaması ve şayet böyle bir sosyal, siyasal, ekonomik sınırlama varsa
bunların kaldırılması ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli şartların hazırlanması sayılmaktadır. Bu hususlara ne kadar önem verildiği, açık ve net bir şekilde,
hiçbir tereddüde meydan vermeyecek şekilde ortaya konulmuş bulunmaktadır. Yine, Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10’uncu
maddesinde ise “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin
yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
denilmektedir. İşte, bugün üzerinde görüştüğümüz ve değişiklik teklifi verilen
ilk madde bu 10’uncu madde olup “Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında –ki maddeye
ilave edilen tek husus da budur- kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak
hareket etmek zorundadır.” denilmektedir. İşte, bugün yapmaya çalıştığımız,
kişilerin temel hak ve hürriyetleri önündeki, eşitlik ilkesini ihlal eden bazı
kısıtlamaları Anayasa doğrultusunda ortadan kaldırmak olacaktır. Bizler,
Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, siyaset kurumunun bize yüklediği
toplumsal sorunlara çözüm bulmak ve sorunları çözmek üzere toplanmış
bulunuyoruz. Değerli milletvekili arkadaşlarım, konuşmamın başından itibaren
her kişinin insan haklarından, temel hak ve hürriyetlerinden bahsettim. Nedir
bu temel hak ve hürriyetler? İşte, Anayasa’nın 12’nci maddesinde “Herkes,
kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve
hürriyetlere sahiptir.” denilmekle bu hakların belirli kişi ya da kişilere
değil, herkese ait olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Yine,
takip eden 13 ve 14’üncü maddelerinde ise, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerle
ve kanunla sınırlanabileceği, 14’üncü maddesinde ise “Anayasada yer alan hak ve
hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü
bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan
kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa
hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve
hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde
sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde
yorumlanamaz.” denilmektedir. Görüldüğü üzere, Anayasa’daki ve yasalardaki tüm düzenlemeler,
özgürlüklerin genişletilmesi, adalet ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmayan
sınırlamaların kaldırılması yönündedir. Yasaklar, demokratik rejimlerin,
sistemlerin değil, antidemokratik rejimlerin ürünüdür. Değerli arkadaşlarım, öyle zannediyorum ki, pek çoğumuz öğrencilik
döneminde eğitim özgürlüğünün çok zor gerçekleştiği dönemleri yaşadık ya da bu
dönemleri hatırlıyoruz. Hatta bu yüzden eğitimini tamamlayamayan, eğitim
hakkından mahrum kalan pek çok gencimiz oldu. Hepimiz genç olduk, hepimiz
öğrenci olduk, dolayısıyla onların hassasiyetlerini çok iyi değerlendirmemiz
gerekir. İşte, tüm bu nedenlerle, yine bugün üzerinde görüşmekte olduğumuz
Anayasa’nın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42’nci maddesinde
“Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının
kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk
ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre,
Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve
öğretim yerleri açılamaz. Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan
kaldırmaz.” denilmekte ve madde devam etmektedir. İşte bu noktada değinmemiz gereken en önemli husus, genç
kızlarımızın, kadınlarımızın daha eğitimli daha sosyal bir hâle gelmeleridir. Bir yandan, biz kadınlar, erkeklerle -biraz evvel- Anayasa’nın
10’uncu maddesinde ifadesini bulan eşit haklara sahip olma ve devletin bunun
yaşama geçirilmesinde en büyük güvence olması hakkını Anayasa’sına koyan nadir
ülkelerden birisi olmaktan gurur duyarken ve bunu iftiharla her uluslararası
ortamda ifade ederken, öte yandan hâlen bazı genç kızlarımızın yükseköğrenim
hak ve özgürlüklerinin önünde kılık kıyafetlerinden ötürü engeller var demek
maalesef bir çifte standardı ortaya koymaktadır. Eğitim, hele de yükseköğrenim, insanların kişiliğinin gelişimine
çok büyük katkı sağlayan en önemli unsurlardan birisidir. Nitekim Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi bu konuda verdiği bir kararında: “Kimsenin kişiliğinin
gelişiminin, özellikle eğitim özgürlüğü kısıtlanmak suretiyle engellenmemesi
gerektiği” şeklinde bir ifadeyle kararında buna yer vermiş bulunmaktadır.
Üstelik bu kısıtlamanın Anayasa’da ya da yasalarda sayılan bir sebeple değil,
sadece kılık kıyafet tercihleri sebebiyle yükseköğrenimdeki genç kızlarımızın
önüne konulması son derece incitici ve utanç vericidir. Kaldı ki, Birleşmiş
Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komisyonunun 2005
yılında verdiği CEDAW Türkiye raporunda: “Baş örtüsü
yasağının yükseköğrenimdeki genç kızların eğitim özgürlüğü önünde bir engel
olduğu ve bunun giderilmesi gerektiği, devletin bu konuda çözüm üretmesi
gerektiği” ifade edilmiş olmasına rağmen bugüne kadar hiçbir çözüm maalesef
üretilememiştir. Kaldı ki, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin hiçbirisinde de böyle
bir yasak söz konusu değildir. İşte tüm bu hususlar, Anayasa’nın 42’nci maddesinde yer alan
eğitim hak ve özgürlüğünün kısıtlanamayacağının bir kez daha vurgulanması
amacıyla, maddenin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere “Kanunda açıkça
yazılı olmayan bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum
edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” ifadesinin
ilave edilmesi teklif edilmektedir. Değerli arkadaşlarım, bir yandan kadınlarımızın erkeklerle
eşit haklara sahip olmasından bahsederken, bir yandan yine kadınlarımızın ve
genç kızlarımızın yüzde 100 oranında eğitimli, tahsilli olmaları için çaba
harcarken, devletiyle, özel sektörüyle el ele kampanyalar düzenlerken,
yükseköğrenimin insanların kişiliğinin gelişimine katkı sağlayan bu kadar
önemli bir husus olduğunu ifade ederken, başörtülü genç kızlarımızın
yükseköğrenim hakkının önündeki engelleri bertaraf etmek amacıyla… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Akşit, konuşmanızı
tamamlayınız. Buyurun. GÜLDAL AKŞİT (Devamla) – …eğitim özgürlüğünün önemini bir kez daha
vurgulamak üzere, üzerinde görüştüğümüz bu değişiklikleri hepinizin hoşgörü ve
saygıyla karşılayacağını ve bu şekilde yaklaşacağını ümit ediyorum. Bir kadın
olarak, böyle bir kısıtlamanın varlığı ise, beni incitiyor ve yaralıyor. Bu duygu ve düşüncelerle, Anayasa’nın 10 ve 42’nci maddelerinde
yapılması düşünülen, Anayasa Komisyonunun oy çokluğuyla kabul ettiği değişiklik
teklifinin sizler, toplumsal sorunlara çözüm üretmesi gereken siyaset kurumunun
temsilcileri tarafından destekleneceğinden emin olarak, hatta bunu ümit ederek,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akşit. Sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır. Sayın İçli, ekrana girmişsiniz. Soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Buyurun efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, sizin tanıklığınızda,
Sayın AKP Grup Başkan Vekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekili,
geneli hakkındaki konuşmam konusunda söz vermişlerdir, mutabık kalmışlardır. Bakın, özgürlükleri konuşuyoruz. Benim hakkım, bir milletvekilinin
hakkı… Söz verilmiş olmasına rağmen kaygı duydum. Ben, Demokratik Sol Partili
bir milletvekiliyim. Bakın, burada, belki tatlı belki tatsız birtakım
tartışmalar oldu ve ben kendimi ifade etmeye çalıştım. Saygıdeğer vatandaşlarımız
da Türkiye Büyük Millet Meclisinde kavga olduğunu zannediyor. Bir milletvekili,
Anayasa gibi, hele özgürlüklerle ilgili bir konunun konuşulduğu bir ortamda,
AKP’li arkadaşlar tarafından, diğer milletvekillerinin söz hakkını ambargoya
tutma işlemleriyle karşı karşıya kalabiliyorsa, bu ülkede demokrasiden, bu
ülkede özgürlükten söz edilemez. Sayın Bakan çıktı, burada özgürlüklerden söz etti. Peki, ben
kendimi ifade edemeyeceksem, milletvekili olarak ben milleti nasıl savunacağım?
Eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde sizin tanıklığınızda söz verilmiş olmasına
rağmen, İç Tüzük ihlal ediliyorsa, bu ülkede demokrasiden nasıl bahsedilecek?
Tanık değil miydiniz Sayın Başkanım? Sizin tanıklığınızda… Yukarıda Allah var,
değil mi? Demokratik cumhuriyetten, Allah’tan, Tanrı’dan söz ediyoruz. Tanık
mısınız, değil misiniz Sayın Başkan? Söz verildi mi verilmedi mi? Siz tanık
değilseniz diğer arkadaşlar, bakın, milletvekili arkadaşlar, AKP’li arkadaşlar
da içerideydi. Eğer bizler sözümüze sadık olmayacaksak Türk halkına verdiğimiz
sözleri nasıl yerine getireceğiz? Neden bizim konuşmamızdan korkuluyor? Neden,
iddialarında o kadar hak varsa bizim konuşmamız engelleniyor? Sayın Başkanım,
lütfen, Allah’ın önünde de tanıklık ettiniz. BAŞKAN – Sayın İçli, sorunuz bittiyse teşekkür ediyorum. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Bu, soru değildi Sayın Başkanım,
açıklama bekliyorum. İç Tüzük ihlali yapılıyor. Siz tanık mısınız, değil
misiniz? Söz verildi mi, verilmedi mi ara verildikten sonra? BAŞKAN – Şimdi, arkadaşlarımızın buradaki ifadeleri, konuşmalar
arasındaki bir mutabakat noktasında farklılık oluyor. Onlar yani “Önergeler
üzerinde arkadaşlarımıza söz hakkı verdik. Hatta bu önerge sayısını
çoğaltacağız.” diyorlar ve bu konudaki sözlerine de devam ediyorlar. Ama… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Önergeyi ben verdim zaten. Anayasa’ya aykırılık önergesi. BAŞKAN - Yani, bu soru cevaba girmedi ama,
Sayın Tuğrul Türkeş de madde üzerindeki söz talebini size devredecekti. Sayın
Genel Başkanımın da o hususta bir talebi olmuştu. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Eksik olmasınlar. Doğru… BAŞKAN – O hususlar da duruyor. Bunu ben böylece Genel Kurulun
bilgisine sunuyorum. Teşekkür ediyorum. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Peki, teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Sayın Tütüncü. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. BAŞKAN - Konuşma talepleri çoğaldı, onun için sınırlamak
durumundayım. Buyurun. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Evet. İki soru soracağım Sayın Bakana izninizle. Birincisi: Bu yasa
değişikliği gerçekleştikten sonra acaba lise son sınıfta ergin bir kızımız dinî
inancı nedeniyle türban takmak ister ise bunun, bu kızımızın bu isteğini nasıl
karşılayacaksınız ve hangi gerekçeyle “Hayır sen dinî inancın nedeniyle türban
takamazsın.” diyeceksiniz ya da diyebileceksiniz? İkinci sorum: Dinî inancı nedeniyle türbanı üniversitede takmış
olan bir kızımız, üniversiteyi bitirdikten sonra çalışma yaşamında kamuyla ilgili bir çalışma
kulvarında çalışmak ister ise buna hangi gerekçeyle… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Tütüncü teşekkür ediyorum. Sayın Gök buyurun. İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Ben tespitte bulunmak istiyorum. Bu tasarı veya teklif –adı neyse-
sanıyorum kadın haklarına karşı indirilen büyük bir darbe fakat bugünün bir
özelliği var, Sayın Başbakanın yanında bir bayan
Başbakan Yardımcısı Sayın Nimet Hanım oturuyor. Derken ilk kez AKP Grubu adına
bir hanımefendi
milletvekili konuştu. Ardından ilk kez yine bu önemli tasarı
hakkında şahsı adına yine AKP’den bir bayan milletvekili konuştu. Bu, bugüne
özgü bir mizansendi. Çok merak ediyorum, enteresan bir şey bu. (AK Parti
sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın Dibek… TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sayın Bakanımızı az önce dinlerken, aslında buradan ben sormuştum
kendisine ama şu anda soru-cevap kısmında da sormak istiyorum: Kendisi birtakım
anketlerden bahsetti. Bu konunun, türban konusunun yapılan değişik anketlerde,
Türkiye’de yüzde 75-80 gibi büyük bir çoğunlukla bir an evvel çözümlenmesi
gerektiğini belirttiler ve ben de buradan sordum kendisine: Bu anketlerde
türban sorunu Türkiye'nin acil sorunları içerisinde kaçıncı sırada yer alıyor?
Bunu öğrenmek istiyorum. Çünkü daha önceki zamanlarda sanıyorum kendisi de
olabilir, diğer bakanlardan biri de bunu söylemişti. “Türban
yüzde 2’nin sorunu. Bunu şu anda düşünemeyiz.” demişlerdi. Bu noktada
kendisinin düşüncelerini almak istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Kaplan, buyurun. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Bakan, şunu sormak istiyorum: Bu
tartışmada kamuoyunun beklediği birçok sorunun yanıtı var. Yani şöyle bir şey
de söyleniyor: “Baş örtüsünü takanlar namuslu,
iffetli; takmayanlar namussuz, iffetsiz.” (AK Parti sıralarından gürültüler) Şimdi, bakın, çok ciddi olarak bu konuda Hükûmetin
kamuoyunu ikna etmesi gerekir ki bu gerginlikler bitsin. (AK Parti sıralarından
gürültüler) Birazdan konuşacağım ve açıklayacağım. Ne olur, bu mutabakatı partilerle sağlayın ve ek 17’nci maddenin
çerçevesini de şimdiden kamuoyunun gündemine açıklayın. Bu ek 17’nin
çerçevesini sizler açıklamadığınız sürece bu gerginlik sürer, bunun da baş
sorumlusu bunu getiren hükûmet olur. Bunu açık
söylüyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan. Şimdi Sayın Kaplan, böyle bir ifade tabii ki, söylediğiniz husus,
hem örtünen hem örtünmeyen bayanlarımız için böyle bir şey varit olamaz. Böyle
bir ifade sizin de kastınız değildi zaten ama tutanaklara böyle bir şey girdi.
Yani açık, kapalı olan bütün insanlarımız, bütün vatandaşlarımız bizim namuslu
vatandaşlarımızdır. Onu belirtmek istiyorum. LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Ayıp! Özür dilemesi
lazım. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, yasa koyucu tereddüde yer
vermemek zorundadır. Bizim bir sorumluluğumuz var ve tereddüde yer vermemek
zorundayız hassas konularda. Şimdi, zaten, birazdan konuşacağım, açıklayacağım.
BAŞKAN – Sayın Bakanım, buyurun efendim. (AK Parti sıralarından
alkışlar) DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Evvela en aykırı sorudan, müsaade ederseniz, cevaplamaya
çalışayım. Bu çok doğru bir şey değil, çok haksız bir suçlama. Zaten
ayrımcılığın bir yönünde de biz farkında olsak da olmasak da, biz içerisinde
bulunsak da bulunmasak da geçmişten gelen şöyle bir şey var: “Başı örtülü olan
laik olamaz, başı açık olan Müslüman olamaz.” gibi. Maalesef, bu tezatları, bu
fesatları bu ülke yaşıyor. Başı örtülü olan laik olur, başı açık olan hangi
dini seçiyorsa ondan olabilir. İffet namus meselesi ise bunun çok daha dışında
olan bir kavramdır. Dolayısıyla, getirip böylesine önemli bir olayın içerisinde
bu türlü fitne fesadı sokanlar, bizatihi bu sorunun çözülmesini
istemeyenlerdir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu tuzağa hiç kimsenin düşmemesi lazım. Bu memleketin insanları ister açık olsun ister örtülü olsun hepsi
namuslu iffetli insanlardır, saygı duyarız, büyüklerin ellerinden öperiz,
küçüklerin gözlerinden öperiz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Meseleye böyle bakmamız lazım. Onun için,
zaten “Kurt bulanık havayı sever.” diyorlar ya, bir de o var şimdi “Bu ortamda
acaba ne yaparız da bir kavga çıkarırız, bir maraza çıkarırız.” (AK Parti
sıralarından alkışlar) Bunların toplumsal kökleri yok. Bunların halkla
ilişkileri yok. Halka sırtını dönmüş, halktan kopuk kesimlerin ortaya çıkardığı
karmakarışık bir kısım laflardır. Bunları şiddetle reddediyoruz. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gerçek onlar Sayın Bakan. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Bu
teklifin altında imzası bulunanların hiçbirisinin aklının köşesinden dahi
geçmeyecek şeylerdir. Bu suçlamaları kati surette kabul etmiyoruz. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bize danışılsaydı tereddütleri açıklardık
o zaman. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
İkincisi, tabiatıyla, gerçekten bir uzlaşma arıyoruz. Bakın, değerli milletvekilleri, yirmi dakika yetmediği için ben
birçok şeyi söylemedim, birçok şeyi de okuyamadım. Emin olun, baş örtüsü konusunda biz bu işi çözeceğiz. Burada bulunan,
bulunmayan, Allah’ın rahmetine kavuşmuş olan ve olmayan, aktif siyasette
bulunan, bulunmayan herkes baş örtüsü meselesini bir
trajik olay olarak görmüş “Ben gelirsem çözerim.” demiş, çözülememiş, geriye
dönük herhangi bir şey de yapmak istemiyorum, çözülememiş. Dolayısıyla, şimdi, biz bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. Gelin, ne
olur hepimiz, sorunun parçası olacağımıza, çözümün parçası olalım, çözümün bir
parçası olalım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Niye hep suyu yokuş yukarı
akıtmaya çalışıyoruz? Diyoruz ki:
Anayasa hukuku açısından… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama Sayın Başkan… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Size
demiyorum, soruyu siz sorudunuz, ama herkes dinlediği için… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama grubu dışladınız, bizim grubu
dışlamasaydınız anlatırdım size. Lütfen ama yani, dolaştınız, grubu olmayan
partilerle de konuştunuz, ama bize gelmediniz. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hayır,
hayır, şimdi, Sayın Kaplan, söylemek istediğim şey şu: Siz soruyu sordunuz… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zaten mutabakat arıyorsanız hikâye yani… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Bu
konuşmaları herkes dinlediği için, herkesin gözü önünde, şahadeti içerisinde
bir şey söylemeye çalışıyoruz. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Uzlaşma istemiyorlar. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Kimileri aba altından sopa göstermeye çalışıyor, kimi karanlık senaryolar
çiziyor, çiziyor, çiziyor… Antidemokratik gelişmelerden medet ummaya çalışanlar
var, halkın vermediğini yatay geçişlerle almaya çalışanlar var, biz yatay
geçişlerle buraya gelenlerden değiliz, halkın iradesiyle hep beraber geldik.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Şimdi, biz bir soruna çözüm arıyoruz. Diyoruz ki, gelin, anayasa
hukuku açısından, tekniği açısından haklar verilir, bunun sınırları genel
sınırlamalardır. Ya kötüye kullanan olursa, ya bunu suistimal
eden olursa? Ee, olursa, Anayasa’nın 13’üncü maddesi
var, 14’üncü maddesi var, her hakkın düzenlendiği maddede özel sınırlamalar
var. Bu da yetmiyor diyorsanız, Ceza Kanunu var, ceza hükmü içeren özel
kanunlar var, disiplin hukuku var, idare hukuku var. Gelin, şunu yapalım, ne
olur, yani Türkiye'yi bu sıkıntıdan kurtaralım. Rica ediyorum. Bu kadar insan
adına rica ediyorum; mağdur olanlar adına, endişe duyanlar adına rica ediyorum.
Tamam, bu değişiklik bugün biter, ek 17’yle ilgili değişiklik
gelecek. Gelin, hep beraber bir komisyon kuralım, diyelim ki, tamam, bu
ayrımcılık kalksın. Kim, neden endişe ediyorsa, bu endişeleri ortadan
kaldıracak düzenlemeleri de buralarda koyalım. Dolayısıyla, bu istismar da
bitsin. Bundan daha açık bir çare olur mu? Bundan daha açık bir demokratik
çözüm yöntemi olur mu? (AK Parti sıralarından alkışlar) Peki, bizim bu dediğimizi yanlış bulanlar varsa. Peki, Allah’ınızı
severseniz ne diyorlar? On bir saat Anayasa Komisyonunda biz dinledik, çözüm
adına kim ne söyledi? Çözüm adına, bakınız, şurada bir çözüm geldi, onu aziz
milletimizin iyi dinlemesi lazım. Niye? Geçmişte deniliyordu ya hani “Anamız
gibi örterse mesele yok, bacımız gibi örterse mesele yok, biz türbana
karşıyız.” Şimdi, burada bir çözüm geldi “Herkes başını açsın, buyursun
bitsin.” diyor. Bu çözüm müdür? Bu dayatma mıdır? Hangisi çözüm? İnsaf edin ya!
(AK Parti sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, biz çözüm arıyoruz. Ayrımclığı kaldıralım, verilen hakkı kötüye kullanmak
isteyen varsa, bu çerçevenin dışına çıkacaklar varsa, onun da müeyyidelerini
bir hukuk devleti içerisinde ortaya koyalım. Bunun hukuka aykırı bir yanı yok,
Anayasa’ya aykırı bir yanı yok. Bu, zannediyorum diğer soruların da bir ölçüde
cevabıdır. Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Bakan, süre tamamlanmadı, bazı arkadaşlarımızın soru sorma
talepleri var, onları yerine getireceğim. Sayın İnce, buyurun efendim. MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan, konuşmanızda grubumuza bakarak “İkiyüzlü siyaset
yapmayın.” diye eleştiride bulundunuz. (AK Parti sıralarından “Sana söyledi”
sesleri) Ben hayatım boyunca Cumhuriyet Halk Partisinden başka hiçbir partide
siyaset yapmamış birisi olarak size şunu sormak istiyorum: Siz, bildiğim
kadarıyla, 80 öncesinde Bayrak dergisi etrafında Millî Mücadele grubundaydınız;
sonra MHP’li oldunuz, sonra ANAP’lı oldunuz, sonra Refah Partili oldunuz, sonra
AKP’li oldunuz. Başka parti kaldı mı? Unuttuysam, affınıza sığınırım. İkiyüzlü
siyasetten anlayışınız nedir? Lütfen bunu açıklayınız. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Sayın
Başkan, söz istiyorum. BAŞKAN – Vereceğim Sayın Bakanım. Sayın Erçelebi… TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sayın Bakan, ben sormuştum soru
olarak. Sayın Mehmet Ali Şahin “Yüzde 2’nin meselesi.” demişti. BAŞKAN – Buyurun Sayın Erçelebi. HASAN ERÇELEBİ (Denizli) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanımızın açıklamalarından sonra söz alma ihtiyacı duydum. Sayın Bakanımız çözümden bahsediyor. Gerçekten, samimiyetine
inanıyoruz. Bu kapsamda, Genel Başkanımız Sayın Zeki Sezer hafta başında Sayın
Başbakanımızı ve Sayın Bahçeli’yi, Sayın Baykal’ı ziyaret ettiler. Eğer
gerçekten çözüm isteniyorsa, o zaman, şimdi görüşmekte olduğumuz bu Anayasa maddelerini önce bir geri
çekelim. Çünkü, bu Anayasa maddelerinden sonra yasayla
yapılacak hiçbir çözüm mümkün olmayacaktır. (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen. HASAN ERÇELEBİ (Denizli) - Çünkü, o
yasalar, bu çıkardığımız Anayasa’ya, Anayasa maddeleriyle uyuşmayacaktır. O
nedenle, gerçekten bir uzlaşma, gerçekten bir çözüm isteniyorsa, lütfen, bu
Anayasa maddelerini çekin, vaktimiz var. Gerçekten, toplumsal uzlaşma… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Erçelebi.
Sayın Baytok… NESRİN BAYTOK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan, çeşitli kaygıları burada telaffuz etmek istiyorum
izninizle. “Gizli gündem var.” kaygıları vardı. Şimdi, açık gündem olduğu
anlaşılıyor. “Millî görüş gömleği geri giyildi. Laiklik
saldırı altında.” (AK Parti sıralarından gürültüler) “Bir parti hasılat yapma yarışına soyunmuş görünüyor.” “Türban
üniversitelerle sınırlı kalmaz, lise ve ilköğretimde de hızla yaygınlaşır.”
kaygıları söyleniyor. “Türban eğitim kurumlarıyla sınırlı kalmaz, devlet
dairelerinde de hızla yaygınlaşır.” diye değerlendiriliyor. “Türbanın ardından
kara çarşaf ve sarık gelir. Kara çarşaf ve sarığın ardından da domuz bağıyla
adam öldüren terör örgütü…” (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum. Saygıdeğer arkadaşlarım, bu ek sürelerde soru sorma hakkını
kullandı arkadaşlarımız, Sayın Bakanımız cevap versin, ek süre kalırsa diğer
soru sahiplerine de soru sorma hakkı vereceğim. Buyurun Sayın Bakanım. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Evvela Sayın Baytok’un gündeme getirdiği
konular da daha evvel gündeme geldiğinde, sorduğu sorunun muhatapları bunlara
çok açık cevaplar verdi, ama bir defa daha verilsin istiyorsanız, fikrinizi
değiştirecekseniz bir şey demem ama fikrinizi değiştirmeyecekseniz bunun bir
anlamı da yok. O nedenle, bizim bir gizli gündemimiz yok. Bu türlü… MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Zaten bütün devlet dairelerine,
şimdi, herkes türbanla gidiyor. Açık gündem, gizli gündem değil ki. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Şimdi,
demin okuduğum ilanda olduğu gibi paranoyalarla toplumu meşgul etmenin kimseye bir faydası da yoktur.
Demokratik toplum açık toplumdur. Ne yapılırsa halkın gözü önünde yapılır. Ne
yapılıyorsa yasalar çerçevesinde, Anayasa teminatı altında yapılır. Birilerinin
beğenmediği bir şey varsa, onun da denetim mekanizmaları var. Çok şükür bu
ülkenin özgür Parlamentosu var. Burada herkes özgürce konuşuyor. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Belediyelerdeki türbanlı memurlar
için ne diyorsunuz Sayın Bakan? BAŞKAN – Sayın Özyürek, lütfen efendim. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Basın
var, sivil toplum kuruluşları var. Bakınız, herkes her istediğini söylüyor,
üstelik de demokratik ölçüleri aşacak tarzda da söylüyor. Herkes sabırla diyor
ki: Demokrasi sabır rejimidir. Sabır da gösteriyor. ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Siz de bildiğinizi okumaya devam
ediyorsunuz. Değişen bir şey yok. DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – O
zaman, her şeyin o kadar açık olduğu yerde ne nasıl oluyor da gizli gündem
konusu oluyor? Bunu anlamak doğrusu mümkün değildir. Bu türlü korkularla
toplumu germeyelim. Doğrusunu istiyorsanız, sorunu birlikte çözelim. Sizi
dışlayarak çözelim istemedik. Bakınız, hâlen siz benim sorduğum soruya cevap
vermiyorsunuz, itham ederek konuyu gündemde tutmaya devam ediyorsunuz. Bakınız
“Bu ülkede ayrımcılık vardır, yoktur” denilemez, denilemez. Bu ülkenin
insanları gidiyor Avusturya’da okuyor, Fransa’da okuyor, Almanya’da okuyor,
Türkiye’de okuyamıyor. Biz laikliği Fransa’dan aldık. Oradan mukayese yaparak
Türkiye’nin sorununa çözüm getirmek de beni rahatsız ediyor. Niye bu ülkenin
insanları kendi Parlamentosunda bu sorunu çözemiyor da ille de Fransa’dan misal
gösterecek, ille de Almanya’dan misal gösterecek? Bu ayıp oluyor. ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Çürük gerekçe! Çürük gerekçe! DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Kendi
tarihimize, kendi kültürümüze, kendi değerlerimize de yakışmıyor. Geliniz, şu
önyargıları bırakalım. Bakın, teklif ediyorum. Yarın sabahtan itibaren –belli
ki, bu gece bire, ikiye, üçe, bilmiyorum ne kadarsa- yarın sabahtan itibaren,
şu endişeleri ortadan kaldıracak çalışmayı birlikte yapalım. Sayın Sezer’e
söylenen de budur. Şimdi, ortada olan ne var? Diyorsunuz ki: “Bu işi çekelim.” Şimdi
istiyorsanız okurum, vakit dolmak üzere. 1992’de Türkiye Büyük Millet Meclisine
bu konu gelmiş. Şimdiki Sayın Meclis Başkanımız da Millî Eğitim Bakanı. O
tarihte Parlamentoda görev yapan arkadaşlarımız var, sayın üyeler de var.
Konuşulmuş, rektörlerle konuşulmuş. Araştırma önergesi, 1992’de... İki büyük partinin bir koalisyonu. Keşke o zaman
çözülebilseydi. Denilmiş ki: “Bu konuyu biraz zamana bırakalım.” Sene 1992,
sene 2008. On altı senede bir arpa boyu yol alamamışız, hâlen bu konuları
konuşuyoruz. Neden? Çünkü, sorun çözme mantığımızda
bir yanlışlık var, önyargılarımızdan kurtulamıyoruz. Niyetleri, işte -söylendi-
birileri şu kıyafetli olursa muhakkak bu laikliğe karşıdır, eğer şöyle olursa
buna karşıdır… Yapmayın, etmeyin yani! Bu, başkasının ekmeğine yağ sürer.
Türkiye’yi bu paranoyalardan kurtaralım. Paranoya budur. Şimdi, söylemek
istediğim bir tanesi bu. İkincisi: Sayın İnce, ben geçmişimi biliyorum, geçmişimin gizli
bir tarafı da yoktur. Ben, yasalara aykırı hiçbir iş yapmadım. Ben, kendi
partimden ihraç edildim, o dönem sizin partinizin “evet” dediği bir yasa
tasarısına “evet” demediğim için. O “evet” demediğim tasarı, bugün, Türkiye’yi
mesleksizler toplumu hâline getirdi. Kelimeyi tam anlayalım da, yine yanlış
anlayanlar olur, Türkiye’yi mesleksizler toplumu hâline getirdi. Hepsi lise
mezunu, iş arıyor. Hiçbir şeyi yok, becerisini ortaya koyamamış, niteliklerini
ortaya koyamamış, okulda da bunu öğrenememiş. O zaman, benim partim beni ihraç
etti. Benim partim… MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hangi parti? Birkaç misal olunca… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Hani
yeri gelince deniliyor ya, işte, şudur, budur diye. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hangisi ihraç etti? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Evet…
Ondan sonraki sürece bakarsanız, Türkiye’de, ben Refah Partili olmadım. Eğer
her bildiğiniz böyleyse, yazıklar olsun! O zaman, bilmeden nelerin yanlış şeyi
içerisindesiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) –
Milliyetçi Hareketi Partili olmadım. ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Hangi partiden oldun? DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Bir
organik bağım olmadı, bir organik bağım olmadı. O da Türkiye'nin bir
partisidir, bir saygın partisidir, paylaştığım değerler var. Ama bir siyasi
ilişki olarak Milliyetçi Hareket Partisiyle benim bir siyasi ilişkim olmadı.
Bunu da böyle bilin. Eğer her bildiğiniz böyleyse yazıklar olsun size. Evet,
yazıklar olsun! (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) BAŞKAN – Sayın Bakanım… DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) – Onun
için, bir cümleyle bitiriyorum Sayın Başkan. Komisyonda dedim ki “Benim bir hocam vardı, yarım hoca dinden,
yarım doktor candan, yarım hukukçu da maldan, candan eder...” Ee, yarım siyasetçi de bunların hepsinden eder! İşte! sizinki gibi siyasetçilerin Türkiye’yi getirdiği nokta da
burasıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan bana “Yazıklar
olsun!” dedi. Aynen iade ediyorum, kendisine aynen iade ediyorum. Hangi partiyi
değiştirdiğini de çok iyi biliyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa değişikliğine dair
teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Teklifin maddelerine geçilmesi hususunda gizli oylama yapacağız. Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden komisyon
sırasındaki kâtip üyeler Adana’dan başlayarak Denizli’ye kadar (Denizli dâhil)
ve Diyarbakır’dan başlayarak İstanbul’a kadar (İstanbul dâhil)… Arkadaşlar, lütfen pulları vermeyelim, çünkü bazen arkadaşlarımız
oyunu kullanıyor, işaretletmiyor kendisini “oy pusulası aldım” demiyor, bu defa
sorunlar yaşanıyor. Hem partisi için sorun oluyor hem ondan sonra Meclisle
kendisi arasında sorun yaşanıyor lütfen. Hükûmet sırasındaki
kâtip üyeler ise İzmir’den başlayarak Mardin’e kadar (Mardin dâhil) ve
Mersin’den başlayarak Zonguldak’a kadar (Zonguldak dâhil) adı okunan
milletvekiline biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere üç yuvarlak
pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterine
işaretleyecektir. Milletvekilleri, Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan
kabinlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da, yerine oy kullanacakları
bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır. Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olan kabul, kırmızı olan ret,
yeşil olan çekimser oyu ifade etmektedir. Oyunu kullanacak sayın üye, kâtip üyelerden üç yuvarlak pul ile
mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettirdikten sonra kapalı oy
verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine
koyacak, diğer iki pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahare, oy verme
yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı
kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır. Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.
Sayın kâtip üyelerimizden bu hususlara riayet etmelerini ve milletvekillerinin
de pul ve zarfı aldıktan sonra adlarının ad defterine işaretlendiğine dikkat
etmelerini istirham ediyorum. Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz. (Oyların toplanmasına başlandı) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bulunup, oyunu
kullanmayan üyeler varsa, lütfen oylarını kullansınlar. Sayın milletvekilleri, 101 sıra sayılı Anayasa Değişiklik
Teklifi için yapılacak oylamalarda: Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın
Hayati Yazıcı’nın yerine Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Sayın Nazım Ekren, Devlet Bakanı Sayın
Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun
yerine Devlet Bakanı Sayın Mehmet Aydın, Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan’ın yerine Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Mehmet
Zafer Çağlayan, Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan’ın yerine İçişleri Bakanı
Sayın Beşir Atalay, Bayındırlık ve İskân Bakanı Sayın Faruk Nafız
Özak’ın yerine Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım, Millî Savunma Bakanı Sayın Mehmet Vecdi
Gönül’ün yerine Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi
Eker oy kullanacaktır. (Oyların toplanmasına devam edildi) BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı ?
Yok. Oy kullanma işlemi bitmiştir. Kupaları kaldıralım. (Oyların ayrımı yapıldı) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının
Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin maddelerine
geçilmesinin gizli oylama sonucunu arz ediyorum:
Böylece, teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir. Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, birleşime bir saat ara
veriyorum. Kapanma Saati :
20.38 ÜÇÜNCÜ
OTURUM Açılma
Saati: 21.43 BAŞKAN:
Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
59’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 101 sıra sayılı Anayasa Değişikliği Teklifi’nin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. Teklifin 1’inci maddesini okutuyorum… KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, usulle
ilgili bir şey söyleyeyim. Hükûmetin orada temsil
yetkisi yok. Bu, Anayasa değişikliğidir. Anayasa değişikliği Meclisin işidir.
Usulsüz olarak Hükûmeti orada oturttunuz ve söz
verdiniz. Yani daha önceki bizim zamanımızda yapılan Anayasa değişikliği… Yani
usulsüzlük yapıyorsunuz. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Maddeyi okutuyorum: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASININ
BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ MADDE 1- 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde”
ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden
yararlanılmasında” ibaresi eklenmiştir. BAŞKAN – Madde üzerinde söz alan milletvekili
arkadaşlarımızın isimlerini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Behiç Çelik, Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan;
şahısları adına, Konya Milletvekili Kerim Özkul,
İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak. Evet, ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul
Milletvekili Fatma Nur Serter’e aittir. Sayın Serter, buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar) CHP GRUBU ADINA FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili olarak
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum ve yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. Anayasa’mızın 10’uncu maddesinde yapılmakta olan değişiklikle,
mevcut maddeye “her türlü kamu hizmetinden yararlanılması” ibaresinin
eklenmesiyle maddenin anlamına bir genişletme kazandırılmış ve madde
gerekçesinde bu ilavenin sebepleri açıklanmıştır. Madde gerekçesinde yapılan
açıklamalar incelendiğinde, bu değişikliğin temel sebebinin üniversitelerde
giyim kuşam alanında yaratılmak istenen serbestiyet
olduğuna da açıkça yer verilmektedir. Yani halkın daha iyi anlayacağı bir dille
konuyu özetlememiz gerektiğinde, türbana üniversitelerde serbestiyet
kazandırmak için yapılan bir Anayasa değişikliğidir bu değişiklik. Siyasal ve
dinsel nitelikli bir üniforma olan türbanın üniversitelerde serbest
bırakılmasıyla laik devlet açıkça hedef alınmakta ve kısa sürede önü
alınamayacak olan uygulamalara kapı açılmaktadır. Türban sadece bir giyinme biçimi değildir. Türban bir kimliğin
ifade aracıdır ve bu kimlik siyasallaştırılmış dinsel inancı ifade eden bir
kimliktir. Türbanın neyi ifade ettiğini Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay
kararları açıkça ortaya koymakta ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin almış
olduğu kararlar da bu kimliğin yeniden nitelendirilmesine katkı yapmaktadır. Şimdi, görüyorum, bu sözlerimi gayet mütebessim bir şekilde
dinliyorsunuz. Umarım, şu anda okuyacaklarımdan sonra da yüzlerinizdeki
tebessüm eksik olmaz. 2003 yılında Leyla Şahin davasında, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bir savunma
gönderdi, yani birinci AKP dönemi, yani yine Sayın Erdoğan’ın Başbakan olduğu
ve Sayın Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde. Bu savunmada türban
bakalım nasıl nitelendirilmiş. Deniliyor ki: “Davacının -yani Leyla Şahin’in-
türban takmakta ve türban eylemlerinde yer almaktaki ısrarı onun cumhuriyetin
temel ilkeleriyle mücadeledeki kararlılığını göstermekte olup, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’yle bağdaşmayan din devletinin kurulması için kökten
dinciliğin bayraktarlığını yaptığını düşündürtmektedir.” Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; bu ifadeler birinci
AKP Hükûmeti tarafından Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesine gönderilen savunmadan alınmış cümlelerdir. Görüyorum eskisi kadar tebessüm etmiyorsunuz bunları duyduktan
sonra. (AK Parti sıralarından “Ne alakası var?” sesleri, gürültüler) Türbanı ikinci AKP döneminde farklı bir biçimde yorumladığınıza
göre… BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… FATMA NUR SERTER (Devamla) - …zannediyorum Sayın Başbakan ulemadan
yeni bir fetva aldı. Yoksa bu kadar farklı bir uygulama söz konusu olamazdı.
(CHP sıralarından alkışlar) Türbanla üniversitelere girmeyi temel hak ve özgürlükler
kapsamında değerlendiremezsiniz, çünkü türban, kadını ikinci sınıf birey
konumuna indirgeyen, kadın-erkek eşitliğini ortadan kaldıran, özgürlük olarak
nitelendirilemeyecek olan bir giyim tarzıdır. (AK Parti sıralarından
gürültüler) AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsun! FATMA NUR SERTER (Devamla) - Üniversitelerde bireysel özgürlük
adına türbana serbestiyet tanımak hiçbir hukuki
sistem için kabul göremez. Özgürlüklerde geriye gidiş yoktur değerli
milletvekilleri, özgürlükler ileriyi yürür, özgürlükler bin dört yüz sene öncesine
gitmez. (CHP sıralarından alkışlar) Özgürlükler 2000’li yılları aşan süreçlerle
kucaklaşır. Onun için temelde bu savınız, bu iddianız yanlıştır. Türbanın bir
ayrışma yaratacağına ilişkin çok sayıda konuşma oldu. Tabii siz bunların
hiçbirine aldırmadınız. Çünkü sizler oy alarak gelmiş, Meclisin yarısından
fazlasını doldurmuş, dolayısıyla çok oy almanın rahatlığı içerisinde ve
şımarıklığı içinde her türlü şeyi kendinize hak gören milletvekillerisiniz. (AK
Parti sıralarından gürültüler) ZEYİD ASLAN (Tokat) – Şımarık sensin! (CHP sıralarından “Otur
yerine!” sesleri) ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – İşinize gelmedi mi? (CHP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın Serter… FATMA NUR SERTER (Devamla) – Dolayısıyla halkın taleplerini,
dolayısıyla, sokaklarda haykıran kitlelerin sesini elbette duymayacaksınız. (AK
Parti sıralarından gürültüler) O kadar duymuyorsunuz ki… (AK Parti sıralarından
gürültüler) O kadar duymuyorsunuz ki, geçenlerde eski Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanı ne dedi biliyor musunuz? Ne dedi? Türbanlı bir kısım insanla
konuşuyor bir salonda, dedi ki: “Bu kadar kin, nefret size az bile” dedi
laikleri göstererek. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Cumhuriyetten intikam almaya
çalışıyorlar. FATMA NUR SERTER (Devamla) – Yani bölmekse bölmek, ayrıştırmaksa
ayrıştırmak. ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Ayrıştırmayı en fazla siz yaptınız. FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bu toplumu bölen de, ayrıştıran da
AKP zihniyeti olmuştur ve açıkça bunu her koşulda dile indirmişsinizdir. (CHP
sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Hiç de çekinmiyorsunuz bunları
söylemekten, hiç çekinmiyorsunuz. Bakınız değerli milletvekilleri, üniversitelerde türban sorunundan
bahsediyorsunuz ama türban eylemleri yok. ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Nazi ikna odalarından bahseder misin Nur
Hanım! AHMET YENİ (Samsun) – Batıyorsun! FATMA NUR SERTER (Devamla) – Neden yok acaba türban eylemleri,
neden yok? Neden yok biliyor musunuz? Bütün üniversite rektörleriyle tek tek görüştüm. Şunun için yok: Çünkü ÖSS sınavını kazanan
başı örtülü bütün öğrenciler başlarını açarak üniversitelerde eğitim
görmektedirler. Onun için yok. (AK Parti sıralarından gürültüler) Siz
üniversitelerde eğitim görenleri kışkırtarak tekrar toplumu ayrıştırmak, tekrar
huzursuzluk yaratmak ve bu huzursuzluğun üzerinden siyasi rant
sağlamak istediğiniz için bu uygulamayı yeniden başlattınız. LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Nazi ikna odalarını unutmadık! Faşizmin
bürosunu açtınız. Bu ayıp size yeter zaten! ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Siz kendi ayıplarınıza bakın! Kendi
ayıplarına bak sen! FATMA NUR SERTER (Devamla) – O kızların eğitim özgürlüklerini
geçmişte engellediğiniz gibi gelecekte de engellemek için, siyasi rant amacı olarak kullanmak için türbanı, yeniden bu
kapıları açtınız ve bu huzursuzluğu başlattınız. Hepiniz çok iyi biliyorsunuz, türban üniversiteye girdiğinde… LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Faşizmin İstanbul’daki temsilciliğini
yaptınız. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, ne oluyor Sayın Başkan? FATMA NUR SERTER (Devamla) – …çok iyi biliyorsunuz, liseye de
ortaokula da yayılacak. Şu anda var, liselerde türban takılıyor. Bunu görmezden
gelebilir misiniz? Bireysel hak olarak, inanç özgürlüğü olarak üniversitelerde
kabul ettiğiniz türbanı liselerde hangi gerekçeyle reddedeceğinizi izah
edebilir misiniz? Ya da türbanlı eğitim gördükten sonra, hangi gerekçeyle, o
eğitimden mezun olup diploma alan genç kızların hâkim olmayacaklarını ya da
Sayın Egemen Bağış’ın temennisi gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisine
girmeyeceklerini ya da üniversitede öğretim üyesi olmayacaklarını nasıl teminat
altına alıyorsunuz? Alamıyorsunuz, alamıyorsunuz ve olayı tam merkezinden
girerek, üniversiteden başlatarak toplumun her kesitine yaygınlaştırmak
istiyorsunuz. Ayrıca, hiç düşünmediğiniz başka şeyler de var: Bakınız,
üniversitede öğrenci temsilcileri var. Bunlar üniversite senatolarına
giriyorlar ve oy kullanıyorlar. AVNİ DOĞAN (Kahramanmaraş) – İkna odaları! İkna odaları! FATMA NUR SERTER (Devamla) – Üniversitede part
taym çalışan öğrenciler var hem öğrenci hem de maaş
alıyor, para karşılığı çalışıyor. Üniversitede araştırma görevlileri var, bir
taraftan yüksek lisans ve doktora öğrencisi, öbür tarafta öğretim elemanı. Intörn asistanlar var tıp fakültelerinde iki işi birden
gören. Staj yapan öğretmenler var, eğitim fakültesi öğrencileri var. Bunları ne
yapacaksınız? Bunlarla ilgili ne gibi bir düzenleme düşünüyorsunuz? Hiçbir şey
duymadık bugüne kadar. ZEYİD ASLAN (Tokat) – Siz de önermiyorsunuz. FATMA NUR SERTER (Devamla) – Dinsel referanslı talepleriniz, çok
açık ve net bir biçimde Türkiye’de laik devleti tartışmaya açmaya yöneliktir.
Bunu biz biliyoruz. Siz Anayasa’ya karşı açıkça hile yapıyorsunuz ve bu
hilenizi Türk toplumu görüyor ve biliyor. Bugün türbana serbestiyet
tanıdığınızda, yarın yeni Anayasa’nın hazırlanması sürecinde, bunun yarattığı
meşru zeminden yararlanarak değişik bir laiklik tanımıyla Türkiye Büyük Millet
Meclisine geleceğinizden hiç kuşku duymuyorum. Bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma lütfen bir bakın:
Bebekler başları türbanlı televizyon ekranlarında arzı endam ediyorlar ve
insanlar nasıl bir İslami düzen isteklerini ekranlarda avaz avaz
haykırıyorlar. Türkiye’nin nereye gittiği belli… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Bebekleri de ikna odalarına alın! BAŞKAN – Sayın Serter, konuşmanızı
tamamlayınız. Buyurun. FATMA NUR SERTER (Devamla) – Biz, geçmişi geçmişte bırakmak
istiyoruz değerli milletvekilleri ve değişime inanmak istiyoruz, ancak içi boş
laiklik teminatları dışında, bugün yapılanlar ne yazık ki bize geçmişi
hatırlatıyor, ne yazık ki! “Hem Müslüman hem laik olunmaz, ters mıknatıslanma yapar.” “Şalvar
ve cübbe giyenlere saygı duyuyorum, onlar bizim kardeşlerimizdir.” “Türkiye'nin
yarınlarında artık Kemalizm ve benzeri rejimlere yer yoktur. En üst belirleyici
İslam’ın ilkeleridir.” diyenler, bugün laik sistemi delerek… AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsun! FATMA NUR SERTER (Devamla) – …işte, bizi ılımlı İslam devletine
sürüklemenin gayreti içindedirler. Bunu toplum görmektedir. Bunu sizler
biliyorsunuz. Dolayısıyla, bu taammüden yapılmış, taammüden yapılmış bir
suçtur, bunun altını bir kez daha çiziyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak ret oyu vereceğimizi bir kez daha
tekrarlıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın
Behiç Çelik. Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Anayasa’mızın “Kanun önünde eşitlik” başlığını içeren 10’uncu
maddesinin dördüncü fıkrasında yapılması planlanan Anayasa değişikliği
hakkındaki kanun teklifiyle ilgili olarak parti grubum adına söz almış
bulunmaktayım. Bu çerçevede hepinizi saygıyla selamlıyorum. Malumları olduğu üzere, Anayasa’mızın 10’uncu maddesi, herkesin,
dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu vurgulayarak,
devletin de bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtir.
Yine aynı maddenin son fıkrasında, devlet organları ve idare
makamlarının bütün işlemlerinde -ve ilave edeceğimiz ibareyle- ve her türlü
kamu hizmetlerinden yararlanılmasında “kanun önünde eşitlik” ilkesine uygun
olarak hareket etmek zorunda olduğu kesin olarak hükme bağlanır. Kamu hizmetlerinden yararlanmada “eşitlik” ilkesi olması
gereklidir. Bu amaçla Anayasa’nın 10’uncu maddesinde yapılan değişiklik
teklifiyle eğitim, adalet ve yargı gibi kamu hizmetlerinin sunulmasında bu
hizmetleri alanlar bakımından hukuki eşitliğe aykırı uygulamalar
yapılamayacağının hükme bağlanması amaçlanmıştır. Kamu kurum ve kuruluşlarında
kamu görevi yapanlar, kamu hizmeti verenler kılık kıyafet düzenlemelerine
uyacaklardır. Bu sorun, esas itibarıyla yükseköğrenim gören gençlerimizin
eğitim hakkı sorunu olarak da ortaya çıkmıştır. Yükseköğrenim dışındaki eğitim
kurumlarındaki mevcut uygulama bundan etkilenmeyecek ve aynen sürdürülecektir. Genel Başkanımız Sayın Doktor Devlet Bahçeli’nin partimizin grup
toplantısında vurguladığı gibi, Anayasa’da yapılan değişiklikle kamu
hizmetlerinden bireysel hak olarak yararlananlar bakımından bir ayrımcılık
yapılamayacağı daha açık olarak hüküm altına alınmış ve kanunda açıkça yer
almayan nedenlerle hiç kimsenin yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağı
hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemenin yükseköğrenim kurumlarıyla ve bu haktan
yararlananlarla sınırlı olacağı Anayasa normu hâline getirilmiştir. Bu
gerekçeler ortadayken, bu düzenlemenin ilk ve ortaöğretime yaygınlaşacağını ve
kamu hizmetlerinde çalışanların da aynı haklardan yararlanacağını iddia etmek
çok açık bir istismar çabasıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, daha önce her vesileyle açıkladığı
gibi, üniversiteler dışında böyle bir düzenlemeye kesinlikle karşıdır. Bu
konuda partimizin kararlılığını herkes bilmelidir. Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin toplumsal
bünyemizi zehirleyen ve siyasi istismar kapısı hâline getirilen bu sorunu
gündemden çıkartmak için ortaya koyduğu yaklaşımın amacı ve kapsamının bu
esaslar ışığında anlaşılmasına, yersiz endişe ve tereddütlere düşülmesine gerek
yoktur. Aslında MHP tarafından ortaya konulan bu sağduyulu yaklaşım, sorunun
çözüme kavuşturulabilmesi için bütün kesimler tarafından da sergilenmelidir. Cumhuriyetin değerlerini koruma düşüncesiyle ortamı tahrik edenlerin
çok iyi bilmesi gerekir ki kanunların tanınmayacağının peşinen ilan edilmesi ve
herkesin ön yargılara dayalı kendi hukuk alanını yaratmaya çalışması hukuk
devletine olan inançla bağdaşmayacak, ortak değerlerin korunması amacına da
hizmet etmeyecektir. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorunun çözüm yeri yüce
Meclistir. Bu sorun, siyasi istismardan uzak, karşılıklı iyi niyet, sağduyu ve
anlayış ortamında, ortak akıl ve ortak çabalarla çözüme kavuşturulabilecektir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda geniş çaplı bir ortak anlayışın
şartlarını gerçekleştirmek için öncülük yapmalıdır. Meselenin kanayan yara
olmaktan çıkarılması için bulunacak çözüm insani olmalı, siyasal ve toplumsal
huzuru amaçlamalı, adil ve hakkaniyete uygun bir şekilde sonuçlandırılmalı ve
hukuki çerçevede çözüme kavuşturulmalıdır. Toplumsal taleplerin siyasette karşılık bulması ve çözüme yönelik
iradenin ortaya çıkması, olması gereken bir durumdur. Zira böyle olmasa
siyasetin meşruluğu ve mevcudiyeti tartışılacaktır. Yani toplumda var olan
sorunlar mutlaka milletin temsilcileri eliyle, müşterek kanaat doğrultusunda
sonuçlandırılmalıdır. Ülkemizde toplumsal müştereklerdeki zayıflıklar, sorunlar
karşısında yeni cepheleşmelerin oluşmasına sebep olmaktadır. Böyle olunca,
toplumsal birlik duygusu derin bir sarsıntı geçirmektedir. İçinden geçtiğimiz zaman sürecinde laiklik etrafında koparılan
fırtınalar, ortak paydaların sözde olduğunu maalesef ortaya çıkarmaktadır.
Üniversitelerde en temel hak olan eğitim ve öğrenim hakkının tanınmasına
yönelik çözüm hamlesinin toplumun bir bölümünde derin kaygılara yol açması,
bunun cumhuriyetin kazanımlarının bertaraf edilmesine yönelik bir girişim
olarak tanımlanması, benzerliklerimizi daha çok arttırabilmemiz için daha da
çok emek sarf etmemiz gerektiğini bize işaret etmektedir. Bizler, milleti hakir gören çevrelerin baskı ve dayatmaları
karşısında milletin yanında yer almış, millî bütünlüğümüz ve birliğimiz ile
devletimize yönelen tehlikeler karşısında ise cumhuriyetin nasıl korunması
gerektiğini, her türlü çile ve meşakkate katlanarak göstermişizdir. Milliyetçi
Hareket Partisi, cumhuriyetimizin laik ve demokratik yapısının tavizsiz
savunucusudur. Milletinden kopuk bir devlet yapılanmasını dayatmak isteyenler
ile devleti kendi istekleri ve istismar alanları doğrultusunda kurgulamak
isteyen odakların her buhran yarattıkları dönemde karşılarında milliyetçi
hareket ve onun seçkin mensupları yer almış, kutlu değerleri uğruna her zaman
hedef olmuşlardır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak tekrar ifade ediyoruz: Türkiye
Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu anlayış, din ve
vicdan özgürlüğünün de teminatıdır. Bu noktadan geri dönüş mümkün değildir. Bu
durum, aynı zamanda, cumhuriyetin kuruluş felsefesinin bir gereğidir. MHP, bu
değerlerin siyasetini yapmaktadır. Toplumda var olan bir sorunun giderilme
çabasını taviz olarak değerlendirmek, temel insani değerlere karşıtlığın başka
türlü bir ifadesidir. Teklifimiz, vatandaşların Anayasa’nın verdiği güvenceler
çerçevesinde hiçbir şekilde ayrımcılığa tabi tutulamayacağı ve kanun önünde
eşit olacağının devlet tarafından temin edilmesidir. Toplumu bir bütün olarak
ilgilendiren hassas konularda geniş tabanlı bir anlayış birliği oluşması için
demokratik bir tartışma zemininin mevcudiyeti vazgeçilmez bir gerekliliktir.
Eğitim ve öğrenim hakkı sorununun çözümü sürecinde, konunun böyle bir zeminde
her yönüyle tartışılması ve bu sürecin her aşamasının tam bir açıklık içinde
yürütülmesi, haklı endişe ve kaygıların giderilmesi bakımından da büyük önem
taşımaktadır. Bunun herkes için asgari bir ahlaki yükümlülük olduğu ve başta
siyaset kurumu olmak üzere toplumsal düşüncelerin oluşmasında etkili olan her
kesimin, bunun bilinci içinde hareket etmesi gerektiği kabul edilmelidir. Temel
hak ve özgürlüklerin asla başkalarının hak ve özgürlüklerine tecavüz edecek
veya bunları yok edecek şekilde kullanılamayacağı evrensel bir hukuk ilkesidir.
Bu konuda ilgili her kesimin görüşünü açıklaması, endişe ve kaygıların Türk
toplumuyla paylaşılması doğal ve gereklidir. Ancak, bu konu hassas ve naziktir.
Bu meselede hemen toplumun karşıtlıklarını tahrik edip ortalığı ayağa
kaldırmak, geleceğe yönelik ümitvar bekleyişleri de
çok olumsuz etkilemektedir. Kaldı ki Türk milleti cumhuriyet değerleri
bağlamında taleplerini dile getirebilmelidir. Teşkilatlı ve organize azınlık
oluşumları, kendi isteklerine yönelik bir toplum yapısında diretir ve bunu
dayatırsa bu durum en azından fertler arasında eşitlik prensibine aykırılık
teşkil edecek ve toplumsal buhranı tetikleyecektir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Çelik, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Tamamlıyorum efendim. Sayın milletvekilleri, Ulu Önder Atatürk’ün laiklikle ilgili
görüşü bizim temel ilkemizdir. Bu, tartışma kabul etmeyecek kadar kesindir.
Büyük Atatürk, son olarak Türkiye Cumhuriyeti için şöyle ifade ediyor: “Temeli
yüksek Türk kültürü ve kahramanlığı olan Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar
kalacaktır.” Teşekkür ederim. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Çelik. Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan. Buyurun Sayın Kaplan. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Demokratik Toplum Partisi Grubu adına 10’uncu maddeyle ilgili
söz almış bulunmaktayım. Doğrusu, bugün uçaktan inip Meclise geldiğimde üzücü bir tabloyla
karşılaştım. Meclisin etrafı sarılıydı polislerle ve çok fazlaydı sayıları. Oysaki, sabah, ben Şırnak’tan, Gabar
ve Cudi Dağlarının arasındaki Kasrik
Boğazı’nda gece konakladığım bir çadırdan… Ve üstelik binlerce araç ve 10 bine
yakın insanla gece karanlığında bir askerî bölgede kaldım. Polis ve askerimiz,
partililerimiz ve vatandaşlarımızın olduğu bir ortamda böylesi bir gerginlik ve
gerilim yoktu. Başkentteki bu gerginlik ve gerilim, doğrusu bizi üzmüştür. Şunu şu açıdan ifade etmek istiyorum: Toplumda hassas konular var;
bunlardan birisi baş örtüsü konusudur, birisi Kürt
sorunudur. Bu konularda Meclis olarak ortaklaşmamız ve 21’inci yüzyıla yaraşır
özgürlükleri birlikte, mutabakat sağlayarak getirmemiz gerekiyor. Biz başında
açıkladık. Partimiz, kadın hakları konusuna programında en fazla yer veren
parti. İki sayfa sadece kadın haklarına yer ayıran partimiz, bunu sözde,
teoride bırakmayarak kadın haklarının bir baş örtüsüne
indirgenmeyecek kadar çok kapsamlı olduğuna yer vermiş ve bunu, bugün
Türkiye’deki 4 bine yakın belediye başkanlığından 18’inin 9’unu DTP’li kadın belediye başkanlarıyla kanıtlamış, Mecliste 50
kadın üyeden 8’inin DTP’li kadın milletvekili
olmasıyla kanıtlamış ve bu konuda programı en zengin parti olması nedeniyle
bacımızın, anamızın, kardeşlerimizin, çocuklarımızın baş örtüsü nedeniyle
21’inci yüzyılda üniversite kapılarının önünden dönmesine elbette ki karşı
çıkacağız, elbette ki bu insanlarımızın özgürce eğitimlerini yapmalarının,
din-vicdan özgürlükleri açısından, kadın hakları açısından, insan hakları
açısından artık aşılması gereken bir sorun olduğunu görüyoruz. Ancak bu tür
toplumsal sorunları aşarken toplumu gerilime itmeden, laik-antilaik
tartışmasına ve gerilimine sokmadan, ustalıkla, ince bir siyasetle bunu aşmanın
yol ve yordamı vardır. Ancak, iktidar partisi bir Anayasa taslağı
hazırlamışken, çok ciddi bir demokratik dönüşümden bahsederken, birdenbire,
yeri yokken gündeme baş örtüsü olayını getirdi.
Hâlbuki ondan önce Eve Dönüş Yasası vardı. Baş örtüsü,
ne oldu da damdan düşer gibi birdenbire geldi? Doğrusu, Hükûmetin
bunu açıklaması gerekiyor. Ayrıca, kamuoyunu
bilgilendirmeden, yeterince bir açılım yapmadan da getiriş biçimi yanlış. Biz
bunun bir yasal düzenlemeyle mümkün olduğunu hep söyledik -YÖK Yasası’nda- ama
partilerin mutabakatıyla, toplumu germeden buna çözüm bulabiliriz, dedik. Ancak
iktidar partisi, cebinde Anayasa taslağı dolaşırken nedense Anayasa’yı
perakende, parça parça değiştirmeyi
kafasına koymuş durumdadır. Bu da şuradan anlaşılıyor: Anayasa taslağını artık
çıkmaz bahara getirecek, gelmeyecek demektir, bundan sonra böyle yapacak
demektir. Bu da samimi olmadığının bir göstergesi. Şimdi, burada şunu çok açıklıkla ifade etmekte yarar var: 10’uncu
madde çok açık, diyor ki: Herkes eşittir. Bakıyoruz, herkes dil, ırk ve
cinsiyet açısından eşit midir? Din açısından, mezhep açısından eşit değildir
arkadaşlar. EYÜP FATSA (Ordu) – Nereden çıkarıyorsun? HASİP KAPLAN (Devamla) – Gerçekçi olalım. Alevi yurttaşlarımız,
Sünni mezhep, İslam dininde Hanefi mezhebi kadar eşit değildir. Gerçekçi
olacağız. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – O senin gerçeğin. HASİP KAPLAN (Devamla) – Zaten, muharrem orucunda AKP’nin verdiği
yemekler de o açığı kapatmak içindir, ama yetmiyor. Bunu gerçekçi olarak… CHP
de zaman zaman aşure yemekleri veriyor. Aşure yemeği
vermekle, iftar yemeği vermekle siz Alevilerin inanç serbestliğini, eşitliğini
yakalayamazsınız. Burada samimiyet gerekir. Alevisi
de, Sünnisi de, azınlık diğer dinlere mensup olan
insanlar da bu ülkenin yurttaşı olarak eşit inanç özgürlüğüne sahip olduğu
zaman bu ülke gerçek bir demokrasiyi yakalar. İnsanlar etnik dilleri nedeniyle de özgür değil. Eğer etnik dilleri nedeniyle
özgür olsaydı, Anayasa’nın 42’nci maddesini de değiştirmeyi düşünen AK Parti Hükûmeti 20 milyona yakın Kürt yurttaşımızın anasının
başındaki örtüyü serbest bırakacağına, onun doğuştan da gelen dil hakkının
özgürlüğünü sağlardı. Sormak istiyorum: AKP Kürt dilinin serbest
bırakılmasından yana mıdır, değil midir? VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Yasak mı? HASİP KAPLAN (Devamla) - Yanaysanız, onu da getirirdiniz, 42’nci
maddenin son fıkrasını kaldırırdınız, bunu bir yasal düzenlemeye bırakırdınız.
Özgürlükler bir bütündür, ayrılamaz şeylerdir. Yine, siyasi düşünceleri nedeniyle de ayrımcılık yapmak insan
haklarına aykırıdır. Burada Evrensel Beyanname’yi okursunuz. Hoş, arkasından da
şunu yaparsınız: Hükûmet kalkıyor, MHP’yle bir
Anayasa taslağı hazırlıyor; gidiyor CHP’ye, grubu olmayan partilere; tek
milletvekili olan partilere geliyor ama Demokratik Toplum Partisine gelmiyor. Bunu, Başbakanın çıkıp bu kürsüden açıklaması lazım. 2
milyon seçmeni temsil eden, onun gibi oyla seçilmiş olup gelen Meclis grubumuzu
dışlamasının mantığı nedir? Neden dışlama gereğini duyuyor? Böyle mi sağlayacak
toplumsal barışı? Toplumsal gerginliklerin önüne böyle mi geçecek? Bizim
grubumuza karşı Hükûmetin, Başbakanın öncelikle bir
özür borcu vardır. Bunu, ısrarla, her zaman, özür dileyene kadar tekrar
edeceğiz. Neden bu ayrımcılık? 2 milyon yurttaşımız -ki doğu, güneydoğudan en
çok oyu almışız- ve buradan aldığımız oylar gösteriyor ki bölgede iki tane
parti güçlü, AKP ve DTP. Bunu siyasi rant hesabına
dönüştürmek akıllıca bir iş değildir, bu ülkeye zarar verir. Demokrasi, özgürlükler bir bütündür. Din, vicdan özgürlüğü
konusunda bizim gösterdiğimiz samimiyeti herkesin göstermesini istediğimiz
kadar AKP Hükûmetinin de göstermesini isteriz.
Onların bu yanlış durumuna, bu ayrımcı tavrına, bu yanlışlarına rağmen
Anayasa’nın bu getirildiği hükümlerin de tek başına çözüm olmadığına
inandığımız hâlde, bu getirilen değişikliklerin ikisine bir hukukçu olarak
baktığımızda, zaten var olan eşitlik ve özgürlüklere yeni bir anlam, ifade
katmadığını, 42’nci maddede de yeni bir anlam, ifade katmadığını görürsünüz.
Gidin akademisyenlere inceletin ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılır…
Zaten eşitlik var bu yasanın içinde, 42’nci maddede de bir rötuş yapıyoruz.
Değil. Bundan sonrası, önemli olan ek YÖK’ün 17’nci maddesi. Bakacağız, bunun
içeriğini dolduracak mıyız? Toplumdaki kaygıyı, korkuyu giderecek miyiz?
Gerçekten şu an kaygı var, korku var, gerginliğin nedeni budur. Diyorlar ki kipayla, gamalı haçla, Mussolini’nin kara gömleğiyle, Nazi’nin SS’leriyle
veya bilmem hangi dinî sembolle, isteyen istediğini takıp takıştırıp
üniversitelere gidebilecek mi? Bu nasıl olacak? Yani inançları nedeniyle başı
açık olanlar baskı görecek mi? Ben demin bir soru sordum, bunu bilinçli olarak sordum. Kamuoyunu
Meclisimizin aydınlatma sorumluluğu vardır, Hükûmetin,
öncelikle bu yasayı getirenlerin vardır. Anayasa taslağını getirip ek 17’nci
maddenin çerçevesini koymadığınız zaman toplumun kafası karışır, gerginlik
doğar, gerginlik doğduğu zaman da sokakta elbette ki vatandaş sivil
muhalefetini yapar, sivil muhalefet için de Meclisin etrafını polis kordonuyla
çevirirsiniz, bu ülkede de demokrasi var, özgürlük var dersiniz. Olmaz; bu,
demokrasi, özgürlük değil, bu, resmen dikta anlayışıdır. Bakın, tartışmalar başladığında bu kürsüden bir konuşma yapmıştım
mutabakat arayalım diye. O zaman MHP’nin bir önerisi olmuştu. Sonradan bu öneri
değiştirildi, makul bir çerçeveye çekildi. AKP’nin de bir önerisi vardı,
değiştirildi, bir çerçeveye çekildi. Eğer bizimle konuşulmuş olsaydı, belki
bizim de önerilerimizde farklı bir mutabakat sağlardık, belki CHP’yle
konuşurduk… Bunun, çerçevesi, 17’nci maddede, diğer yerlerde ne olur? Belki
asgari düzeyde bir mutabakat sağlardık. O zaman bu toplumu germezdik. Laik-antilaik kamplaşması yaratılmazdı, Kürt-Türk kamplaşması
yaratılmaz, sağcı-solcu kamplaşması yaratılmaz. Bu ülke geçmişte bundan çok
çekti. Artık bundan sonra bizim hassasiyet göstermemiz gerekiyor. Gerçekten şu
an öyle bir açıklamalar getiriliyor ki… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. HASİP KAPLAN (Devamla) – …din ve vicdan özgürlüğü kullanıldığı
zaman üniversiteye bir kardeşimiz baş örtüsüyle
gittiği zaman sanki laiklik elden gidiyor. Hiç de laiklik elden gitmiyor. Eğer
laiklik bir ülkede baş örtüsüne bağlanmışsa o ülke
zaten ne hukuktan nasibini almış ne demokratik deneyimi var ne demokratik
erişime ulaşmıştır. Bu kadar da sığa indirmemek gerekiyor. Özgürlükler
konusunda da bu ülkenin olgunluk sınavı iki noktadadır. Birisi başörtüsüdür,
ikincisi Kürt sorunudur. Bu ülkenin harcı da betonu da farklılıkları
birleştireni de demokrasinin güzelliği de bu iki noktadadır. Özgürlükse
her alanda özgürlük, eşitlikse her alanda eşitlik; herkese eşitlik, herkese
özgürlük. Baş örtüsü konusunda biz
engel olmayacağız. Açıktan söylüyoruz, yürekten söylüyoruz, inanarak
söylüyoruz, programımızda yazdık, baş örtüsü
kampanyalarında kadın arkadaşlarımız gitti destek oldu, burada da açık açık oy vereceğiz. Bununla da laiklik bu ülkede elden
gitmez diyoruz. Özgürlüklerin kapısını açmada statüko
ve tabuları yıkmada birlik olma günüdür diyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu duygularla hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Helal olsun, helal! MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Helal olsun! AKP’ye çok güzel yağ
yaktınız, bundan daha güzel yağ yakılamazdı! BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Başbakan sizi muhatap almamakta
haklı, zaten siz peşin açık bonoyu vermişsiniz. BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Özyürek, lütfen… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz zaten erimişsiniz, kaymışsınız,
gitmişsiniz. Zaten sizi artık kimse muhatap alıyorsa inanın iltifat ediyor. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sizi ziyaret etmesine hiç gerek yok.
Açık bono; biliyor, sizin çantada keklik olduğunuzu biliyor! BAŞKAN – Sayın Özyürek, lütfen… HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bizi, muhalefet olduğumuz için korkudan
dikkate almıyor Başbakan. BAŞKAN – Sayın Kaplan… Karşılıklı konuşmayalım arkadaşlar. Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Sayın Egemen Bağış,
Başkanlığımıza verdiği bir dilekçeyle diyor ki: “Sayın Nur Serter,
konuşması sırasında adımı anarak benim bir açıklamama atıfta bulunmuş ve farklı
bir anlam yüklemiştir.” Ve 69’a göre söz talebinde bulunuyor. Sayın Nur Serter’in konuşmasını
getirdim. Konuşması sırasında ne yapıyor? Şu kısımda geçiyor: “…ya da Sayın
Egemen Bağış’ın temennisi gibi Türkiye Büyük Millet Meclisine girmeyeceklerini
ya da üniversite öğretim üyesi olmayacaklarını nasıl teminat altına alıyorsunuz?”
diyor. Sayın Bağış herhâlde böyle bir düşüncesinin olmadığını veya farklı
bir anlama geldiğini ifade ediyor. Sayın Bağış, buyurun, iki dakikalık süre içinde açıklamanızı
yapınız. (AK Parti sıralarından alkışlar) RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Oturduğu yerden, oturduğu yerden. VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN
KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam) 7.- İstanbul Milletvekili Egemen
Bağış’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in
konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; burada söz alan
muhalefet sözcüsü aslında bütün zihniyetlerini çok net bir şekilde ortaya
koymuş durumda. Benim hiçbir zaman için böyle bir temennim ya da açıklamam
olmadı. Tamamen çarpıtılarak verilmiş bir şey. Ama şunu da söylemeden
geçemeyeceğim: Bu ülkede yaklaşık 23 milyon çalışan var. Bunların ne kadarı
kamuda çalışıyor acaba diye baktığımız zaman 2,5 milyonu, yani yüzde 10’undan
azı. Bunların yarısından fazlası da büyük ihtimalle üniversite mezunu zaten
değildir. Yani, kamuda çalışmayla alakası olmayan bir konuda tamamen çarpıtarak
mantalitelerini ortaya koyuyorlar. Çünkü o manyetolu
telefon, siyah beyaz, tek kanallı televizyon mantalitesi, o eski kuyrukların,
Sana yağı için bile kuyrukların olduğu mantalite… K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sen nereden biliyorsun? EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - …sadece tek istihdam kapısının devlet
olacağını zannediyor. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, bunun için mi söz
verdiniz? EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Arkadaşlar belki farkında değiller, ama
özel sektör bu ülkede hızla büyümektedir. Sizin iktidarda olduğunuz
zamanlardaki gibi artık ekonomimiz küçülmüyor. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, niçin söz verdiniz? EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Son yirmi üç çeyrektir
devamlı büyüyen bir ekonomimiz var, özel sektör büyüyor. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hatip dedi ki: “Benim böyle bir
demecim olmadı.” Var mı yok mu, onu söylesin. EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Özel sektör büyüdüğü zaman da, özel
sektör büyüdükçe de yeni istihdam kapıları açıyor. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Ekonomi mi konuşuyoruz burada gecenin
bu saatinde? EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Biz, artık sizin zihniyetinizdeki gibi
devletin buzhane işlettiği bir kuruluş olmasını istemiyoruz. Biz, sizin mantalitenizdeki gibi devletin toplu iğne yahut da ayakkabı
üretmesini istemiyoruz. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bırak şunları yahu, bırak! MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Söyledin mi söylemedin mi? EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Biz devletin huzur sağlamasını istiyoruz,
biz bu ülkede demokrasinin güçlenmesini istiyoruz, refahın artmasını istiyoruz.
MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hanım milletvekilleri başörtülü olsun
dedin mi demedin mi? K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ölen sigortasız işçiler var, sigortasız
işçiler var. Hepsi öldü gitti. EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Onun için, zihniyetinizi ortaya koymayın,
zihniyetinizi bu kadar bariz belli etmeyin. Bakın değerli arkadaşlar, şimdi, bu ülkedeki Türk kadınının büyük
bir ekseriyetinin… M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Başkan, uygun mu bu? EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …öyle ya da böyle, bir şekilde baş örtüsü kullandığı bilinen bir gerçek. Bunu bizim değil,
bağımsız düşünce kuruluşlarının yaptığı anketler ortaya koyuyor. Peki, ben size şunu sormak istiyorum… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Süreniz tamam oldu efendim. Sayın Bağış, teşekkür ediyorum MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Sayın Başkan, hatibe bir demecinin
yanlış anlaşılması noktasında tavzihen söz verdiniz.
Yanlış anlaşılma üzerinde konuşmuyor.
Burada ekonomi konuşacaksak konuşalım. (AK Parti sıralarından sürekli
alkışlar, CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) BAŞKAN – Sayın Bağış, teşekkür ediyorum. EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım… KEMAL ANADOL (İzmir) – Devam ediyor devam… EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Hepinize saygılar sunarım. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Bağış, teşekkür ederim. MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) – Söylemiş mi söylememiş mi, anlayamadık
yalnız. Yani kadınlar türbanla Meclise girecek mi, girmeyecek mi? V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE
KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
(Devam) 2.- İstanbul Milletvekili Recep
Tayyip Erdoğan ve Osmaniye Milletvekili Devlet Bahçeli ile 346 milletvekilinin;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/141) (S. Sayısı: 101) (Devam) BAŞKAN - AK Parti Grubu adına Mesude
Nursuna Memecan, İstanbul Milletvekili. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın Memecan. AK PARTİ GRUBU ADINA NURSUNA MEMECAN (İstanbul) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün konuşmama insan hakları konusunda unutulmaz bir
fotoğrafı anlatmakla başlamak istiyorum. Fotoğraf 1957 yılında Amerika’da
çekilmiş, Arkansas eyaletinin Little
Rock kasabasında. O seneye kadar zenciler ve beyazlar
ayrı okullara gidiyor. O yıl federal hükûmet
zencilerin de beyazların okuluna gidebileceğine karar veriyor. Fotoğrafta ilk
gün zenci öğrenci kız beyazların gittiği okula doğru yürürken beyaz öğrenciler
arkasından bağırıp protesto ediyorlar. Zenci kız binbir
aşağılanma arasında okula yürümeye çalışıyor. Ben size bu resimdeki zenci
kızdan değil, arkada kızgınlıkla bağıran bir beyaz kızdan bahsetmek istiyorum.
Kızın adı Heysel Massari.
İngiliz The Guardian
gazetesi Heysel’i kırk yıl sonra bulup söyleşi yaptı.
Heysel söyleşisinde büyük bir pişmanlık içinde
olduğunu anlattı. Niye böyle yaptığını tam olarak bilmediğini, çevre etkisiyle
böyle davrandığını söyledi. Şimdi, bu yaşında huzura kavuşabilmek için
affedilmeyi istediğini belirtti. Bizim doğruları görmemiz için kırk yıl daha beklememiz
gerekmemeli. Yıllar sonra pişman olacağımız yanlışlarımızdan bir an önce dönüp, enerjimizi
ilerlemeye harcamalıyız. Uyguladığımız yasakların temel hak ve özgürlüklerimize
kısıtlama olduğunu bir an önce fark etmeli ve düzeltmeliyiz. Temel hak söz
konusu olduğunda birilerine haklarının verilmesi, verilmemesi söz konusu olamaz. O hak zaten o
kişinin insan olmaktan gelen hakkıdır, doğduğundan beri ondadır. Ben, nasıl benim temel haklarımdan hiçbir şekilde hiç kimsenin… CANAN ARITMAN (İzmir) – Amerika’da önce zencilerin oy hakkı oldu,
kadınlar ondan sonradır. Zenciler oy hakkı aldı, kadınlar alamadı. Amerika
tarihini de bilmiyorsun. Hikâye anlatma! NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Bir dakika, konuşuyorum, lütfen… BAŞKAN – Sayın Arıtman, lütfen… (AK Parti sıralarından alkışlar) Sayın Memecan, siz Genel Kurula hitap
ediniz efendim, buyurun. NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Ben, nasıl benim temel haklarıma
hiçbir şekilde hiç kimsenin karışmasını istemiyorsam ve böyle bir karışma
belirtisi karşısında en ciddi mücadeleyi vereceksem, benim aynı şekilde
başkasının temel haklarına en ufak bir müdahaleye hakkım olmadığını çok çok iyi biliyorum. “Ben daha akıllıyım, ben daha güzelim,
ben daha yaşlıyım, ben daha eğitimliyim, şuyum, buyum” diyerek kendimde
başkasının herhangi bir seçimine müdahale hakkını asla bulamam. Ben kendimde
böyle bir hak bulduğum an, başkasının da kendinde bu hakkı bulabileceğinden
korkarım. Gayet bencil bir şekilde kendi temel haklarımı korumak, bireysel hak
ve özgürlüklerime sahip çıkmak, benim için her şeyden önemlidir. Bunun için en
beğendiğim düzen demokratik düzen ve referansım evrensel insan haklarıdır. Demokrasi ve evrensel insan hakları, hepimiz için taviz
vermeyeceğimiz referansımız olmalıdır. Orasını burasını eğip bükmek, bize göre
yeni bir versiyon üretmeye çalışmak olmaz. Sonunda
döner dolaşır bize de zarar verir. Onun için dört elle demokrasinin ve insan
haklarının değerlerine sarılalım. Bilmeyenlere, anlamayanlara da anlatalım. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aferin. NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Demokrasi her iki lafın birisinde
“demokrasi, demokrasi” diyerek olmuyor. Bunu iyi anlamak
lazım. Demokrasi ancak kararlarımızda demokratik olmakla, bu da
başkalarının haklarına saygı göstermekle oluyor. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Bunun için cesur olmak, kendimize güvenmek ve demokrasiye güvenmek
gerekiyor. Çok beğendiğimiz, örnek aldığımız batı toplumları da tarihleri
boyunca birçok sınavdan geçerek bugünkü durumlarına geldiler. Demokrasiyle
geliştiler, zenginleştiler, insanları hem ekonomik güvenceli hem de adalet
güvencesiyle yaşıyor. Bizim kızlarımızın en temel haklardan olan eğitim-öğrenim hakları
kısıtlanmış durumda. CANAN ARITMAN (İzmir) – Koca bir yalan! NURSUNA MEMECAN (Devamla) – On binlerce kızın tamamı art niyetleri
olan bir grup gibi görülmekte. Onlar bir grup filan değiller. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Şimdi sen geldin onları kurtarmaya,
değil mi? NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Onlar farklı evlerden gelen, farklı
zevkleri, farklı hayatları, farklı siyasi tercihleri olan birer şahsiyetler.
Ben onları ne kadar tanıyorsam, onlar da birbirleriyle o kadar tanışıyorlar. En
büyük hatalarımızdan biri, onları tanımadığımız için onlara ön yargıyla
davranmamız. Tanımadığımız, anlamadığımız insanlar bizleri korkutmamalı.
Birlikte yaşadığımız insanları tanımamız veya beğenmemiz şart da değil, ama onlara
saygı duymamız şart ve demokrasinin gereği. Kendi yersiz endişelerimizden ötürü
onları kısıtlamaya çalışmamız demokrasiden taviz vermemiz demektir.
Demokrasiden bir taviz vermeye başlandı mı onun da sonu gelmez, gün gelir bu
tavizler bizi incitir. Komşumun kızı her ne sebeple olursa olsun okuluna gidemiyorsa
benim vicdanım sızlıyor, üzülüyorum. Komşumun kızının okula gidip gidememesi
burada benim, sizin sorununuz olmayacaksa kimin sorunu olacak? Komşumun kızının
sorununu burada ben, siz çözmeyeceksek buralara niye geldik? Her şeyin başı
eğitim demiyor muyuz? Bizi çağdaş medeniyet seviyesine, refaha kavuşturacak en
önemli yol eğitim demiyor muyuz? CANAN ARITMAN (İzmir) – Ya bu ülkede 6 milyon kadın kör cahil;
okumaz, yazmaz. Hiç onları dert etmiyorsunuz. Varsa yoksa kadını kapamak! NURSUNA MEMECAN (Devamla) - Kızlar okula gitsin diye kampanyalar
yapmıyor muyuz, bağışlarda bulunmuyor muyuz? Daha çok okullaşma sağlamak için
seferber olmuyor muyuz? Kendi çocuklarımıza iyi eğitim vereceğiz diye hiçbir
fedakârlıktan kaçınmıyor muyuz? Kendi çocuklarımız için hak gördüğümüz şeyleri
komşumun kızı için nasıl hak görmeyebiliyoruz? CANAN ARITMAN (İzmir) – Dünyanın neresinde kadın kapatılarak
okutulacak! NURSUNA MEMECAN (Devamla) - Biz eğitim konusunda bu kadar duyarlı
bir millet iken, bazı kızları, en doğal temel hakları olan bireysel
tercihlerinden dolayı niye eğitimden mahrum etmeye çalışıyoruz, niye
cezalandırıyoruz? Vicdanımız buna nasıl elveriyor? Ellerin çocukları başka ülkelerde istedikleri kıyafetlerle, istedikleri
okulda, istedikleri konularda okuyorlar; birlikte eğleniyorlar, birlikte
öğrenip, birlikte yarınlarını şekillendiriyorlar. Kimse kimsenin kılık
kıyafetini dert etmiyor, ardında art niyet aramıyor. Farklılıkların zenginlik
olduğunu öğrenmişler, bundan yararlanmaya bakıyorlar; birbirlerinden
öğreniyorlar, ufuklarını genişletiyorlar. Çocuklarımıza farklılıklarıyla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu
ve bunun çok büyük bir zenginlik olduğunu öğretmeliyiz. Herkesi kendilerine
benzetmeye çalışmamalarını, herkesi oldukları gibi kabul etmelerini
öğretmeliyiz. Biz ise kendi çocuklarımızı aynı okula sokmamaya, bir araya
getirmemeye çalışıyoruz. Yasaklar koyup, yasakları da cansiparane
savunuyoruz. Farklılıklara tahammülsüzlüğü öğretiyoruz, farklı olandan korkmayı
öğretiyoruz; hem ufuklarını daraltıyoruz hem kafalarını genç yaşta yalan yanlış
yasak kavramlarıyla, üstünlük-eziklik kavramlarıyla, çeşitli korkularla
şekillendiriyoruz. Sonra da bu şekiller yerleşiyor, demokrasi, insan hakları
gibi konuları kavramaları çok zor oluyor. Bütün bu yasak konuları, insan
hakları ihlalleri hepimizin çocuklarını çok olumsuz şekilde etkiliyor.
Toplumumuzun geleceği olan çocuklarımızı yanlış değerlere maruz bırakıyoruz. Bu
yasaklar, kılık kıyafete karışmalar, bize, hem kısa vadede çocuklarımızın,
ailelerinin acı çekmelerine hem de uzun vadede tüm toplumumuzun gelişmesine mal
oluyor. CANAN ARITMAN (İzmir) – Kadınları kapatarak gelişeceğiz! NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Bugün bu görüştüğümüz yasa
değişiklikleriyle kızlara sağlayacağımız hak ve özgürlükler, birçoğumuzun
korkularını giderecek en önemli güvencedir. Bu değişikliklerle, kimse kimsenin
saçına başına, kılık kıyafetine karışma hakkını kendinde bulmayacaktır. Beni
mutlu eden kendi seçimlerim, başkalarının da kendi seçimlerini mutlu olacakları
şekilde yaptıklarına inanıyorum. Hiç kimsenin tercihini neye göre yaptığını
anlamam gerekmiyor. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Az bir nefes al ya! NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Farklı tercihlerin yanlış olduğunu
düşünmeye hakkım var ama bunu kimseye empoze etmeye
hakkım yok. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Bir nefes al ya! Bir yudum su iç! NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Anlamadığım tercihleri küçük görüp
aşağılamaya hiç hakkım yok. CANAN ARITMAN (İzmir) – Tabii, bu ülke kadını çarşafa sokulduğunda
sen Amerika’ya kaçacaksın, olan buradakine olacak. NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Benim tercih etmediğim kılık kıyafetin
baskı altında seçildiğini, hürriyeti kısıtlayıcı olduğunu varsaymam hiç doğru
olmaz. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Ya, bir nefes al ya! NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Beğendiğim kıyafette çok baskı altında
ve gayet bağnaz bir sürü insan da tanıyorum, beğenmediğim kıyafette bir sürü
insanın da çok açık fikirli olduğunu biliyorum. Bu konunun beni üzen bir yanı da bütün bu infiale özellikle
kızlarımızın konu olmaları. Yarının anneleri
olacak, çocuklarımızı yetiştirecek olan kızlarımızın eğitim almamaları değil,
almaları bizim önceliğimiz olmalı. Bu yanlışı düzeltmemiz gerekir, bu soruna
çözüm bulmamız gerekir. Bu sorun, AK Partinin, MHP’nin, CHP’nin sorunu değil,
on binlerce kızın, ailelerinin ve hepimizin sorunudur. Bu utanç verici
yasaklar, kızların en temel haklarının kısıtlanmasıdır ve kaybettiklerinin
telafisi mümkün değildir. Bu sorunu daha fazla ertelemek isteyenleri anlamama
imkân yok. CANAN ARITMAN (İzmir) – Kaçacaksın. NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Komşumun kızının daha ne kadar süreyle
ıstırap çekmesini istiyoruz? Çözüm için biz elimizi taşın altına koyduk. Çözüm
çok basittir, bir temel hakkın tanınması kadar basittir. Çözüm için de tek
çaremiz, tavizsiz, amasız, fakatsız demokrasidir. Toplumumuzun bir kesiminin tercihleri benimkinden farklıdır. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Nefes al, nefes! Bir yudum su iç! Bir
nokta koy, anlamıyoruz! NURSUNA MEMECAN (Devamla) – Farklılığın sebebi ne olursa olsun,
bizim yapacağımız tek şey, tercihleri farklı insanların da benimle aynı hak ve
özgürlüklere sahip olduğunu kabul etmektir. Kanun, kural ve yönetmeliklerimizi
bu özgürlüğü yansıtacak şekilde düzenlemektir. Birbirimizin kendimiz için
seçtiğimiz kılık kıyafetlerine saygı göstermektir. Beğenmek demiyorum,
birbirimizin kılık kıyafetini beğenmek zorunda değiliz, ama saygı göstermek
zorundayız, tabii kendi kılık kıyafetimize, kendi seçimlerimize saygı görmek
istiyorsak. Onlar benim seçimime saygı göstersin ama ben hele bir düşüneyim
demek olmuyor. Ona demokrasi denmiyor. Öyle toplumlar gelişemiyor, dünyayla entegre olamıyor, yalnız ve zayıf kalıyorlar. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Aferin, çok iyi okuyorsun! Bravo! Çok
güzel okudun, çok güzel! CANAN ARITMAN (İzmir) – Nefes almadan okudun, nefes almadan. K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Çok güzel okudun, çok! BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Memecan. Şahsı adına İstanbul Milletvekili Özlem Piltanoğlu
Türköne. Buyurun Sayın Türköne. (AK Parti
sıralarından alkışlar) ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Anayasa’mızın 10’uncu maddesine ilişkin değişiklik teklifiyle
ilgili olarak söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, yüce Meclisimizi saygıyla
selamlıyorum. Bugün bu kürsüde bana siyasetçi coşkusu verebilen şey, çözüme
katkıda bulunmuş olmanın kazandırdığı güven ve inançsa eğer, bunu, Türk
hukukunun, insan haklarında, fırsatta ve eğitimde her birimize eşitçe dağıtmayı
garanti ettiği çok açık bir sözüne bağlıyorum. Hukukun yanılmaz, dosdoğru bir
sözü bu: “Demokratik devlet, insanların eşitliği üzerinden yükselir.” Devlet
organlarınca kanun önünde eşitlik prensibi uygulanmadan hukuk devletinden
bizler bahsedemeyiz. Laiklik prensibine hayat veren ve onu vazgeçilmez kılan
gerekçe de eşitliğin tesis edilmesidir. Nitekim,
Anayasa’nın değiştirilmesi öngörülen 10’uncu maddesi, herkesi, din ve mezhep
ayrımı gözetmeksizin kanun önünde eşit ilan ederek laiklik prensibini eşitlik
vurgusu ile pekiştirmektedir. Türkiye'nin yüzü çağdaş medeniyete dönüktür. Medeniyet ise insan
haklarıdır, hukukun üstünlüğüdür ve herkese demokrasidir. CANAN ARITMAN (İzmir) – Ve kadını kapatmaktır! ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) - Bakınız, kurucusu ve üyesi
bulunduğumuz Avrupa Konseyine üye 47 ülkenin -biz hariç- hiçbirinde,
yükseköğrenim düzeyinde eğitim hakkının sınırlandırılmasına yönelik herhangi
bir sınırlandırma bulunmamaktadır. Hatırlanmalıdır ki, insan hakları, insanların sırf insan olma
vasıflarından dolayı edindikleri bir haktır. İnsanın henüz doğar doğmaz
kazandığı eğitim hakkının, eğitim özgürlüğü taleplerinin siyasete yansıması
kadar meşru ve doğal bir şey olamaz. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Çalışma hakkını da ver, çalışma hakkını.
ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Sorunlar elbette siyasete
yansıyacak, siyaset onu çözecek ve bu sayede bizler, siyasetçi olduğumuzu
hatırlama fırsatını bulacağız, siyasetin bir sorun çözme alanı olduğunu
anımsayacağız. CANAN ARITMAN (İzmir) – Yani, kadın haklarının kadınların
yardımıyla geri götürülmesi, kabul edilir gibi değil, en büyük acı! ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Gazi Mustafa Kemal’in 1 Mart
1922’de Büyük Millet Meclisinde yaptığı bir konuşmada dile getirdiği şu sözler,
en birincil haklardan biri olan eğitim hakkının belki önemini hatırlamamıza da
yardımcı olabilir. Diyor ki Gazi Mustafa Kemal: “Kadınlarımızın da aynı
dereceyi tahsilden geçerek yetişmelerine atf-ı
ehemmiyet olunacaktır. Kadınlarımız hatta erkeklerden daha çok münevver, daha
çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar. Eğer hakikaten milletin
anası olmak istiyorlarsa bu böyle olmalıdır.” Bakın, bu sözlerin üzerinden tam seksen dört yıl geçti.
Cumhuriyet, kadınların önüne parlak bir ufuk yerleştirmişti ve biz, seksen dört
yıl sonra, yasaklardan medet ummak, yasakların arkasına saklanmak, cumhuriyete
ve cumhuriyetin başarılarına sırtımızı dönmekteyiz. ÇETİN SOYSAL (İstanbul) – Kadının özgürlüğünü elinden alıyorsunuz!
ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; seksen dört yıl boyunca, sadece biz değil, bütün dünya çok
önemli tecrübeler yaşadı. CANAN ARITMAN (İzmir) – İran’da kadının başını açma özgürlüğü var
mı? ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) - Tarihin en kanlı savaşı olan
İkinci Dünya Savaşı, özgürlükçü demokrasileri ve totaliter diktatörlükleri
karşı karşıya getirdi. Soğuk savaş, aynı zamanda, özgür birey ile devlet
tarafından planlanan ve düzenlenen özel hayatı da birbirinin karşısına getirdi.
Bireyin iradesini, seçme özgürlüğünü, kişiliğini inkâr eden, onun yerine
düşünen, karar veren bir devletin varlığını şart koşan bu totaliter dünya
bütünüyle çökmüştür. Kazanan özgürlükler oldu, özgür dünya oldu. Tarihin özü
insanlığın özgürleşmesidir. Zengin, güvenli ve üretken bir toplum ancak özgür
bir iklimde yaşayabilir. (AKP ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar,
gürültüler) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Arkadaşımız bir bayan,
hanımefendi milletvekili arkadaşımız konuşuyor, lütfen dinleyelim. Sayın Türköne, buyurun. Sayın Türköne, siz konuşun efendim. ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Devam edeyim mi Sayın
Başkanım? BAŞKAN – Devam edin. ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Yasaklamak, sınırlamak,
bireye ve topluma güvensizliktir. Bu güvensizlik, aynı zamanda bireyi ve
toplumu reşit kabul etmemektir. Tarihin gösterdiği istikamette ileri ve çağdaş
bir topluma, özgür bireyler ve ancak özgür bir toplum yoluyla ulaşabiliriz. 90’lı yıllarda öğrenim hayatına başlamış olan kız çocuklarımız,
2000’li yıllara gelindiğinde, okumayan gençlere dönüştüler ve bunun bir hesabı
var, bunu istatistikçiler oturur yaparlar. Ancak, bizler tarafından verilecek
hesap ise bu matematiğin çok daha ötesindedir ve vicdani bir yük olacaktır.
(AKP ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler ve ayağa kalkmalar) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım,
lütfen... Arkadaşlar, yerlerimize oturalım. Evet, Sayın Kutlu… Sayın Küçük… Arkadaşlar, lütfen yerlerimize
oturalım. Sayın Türköne, bekleyin. (AKP ve CHP
sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler) Sayın milletvekilleri, lütfen yerlerimize oturalım. Sayın Küçük,
Sayın Kutlu, yardımcı olun. Evet, Sayın Türköne, size ek süre
veriyorum. Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız efendim. Buyurun Sayın Türköne. ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Değerli milletvekilleri
oturacaklar mı yerlerine acaba? Ben konuşamam bu şekilde. BAŞKAN – Siz konuşmanıza devam edin efendim, buyurun. Sayın Türköne, buyurun, konuşmanıza
devam edin. ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Ve biz böylesi bir
sorumluluğun altında da ezilmeyi aslında bir utanç olarak görüyoruz. İşte tam bu noktada ben elimde olmayarak şu soruları soruyorum,
bizler için, sizler için sorular soruyorum: On sekiz yaşını doldurmuş bir genç
kızımıza “Sen artık reşitsin, ehliyet almakta, oy kullanmakta ve evlenmekte
senin hür iraden her şeyin üstündedir.” diyoruz ve ardından, kocaman üniversite
kapılarını kibarca yüzlerine kapatıyoruz ve diyoruz ki “O hür iradeleriyle pek
çok başka şey yapmaya ehiller ancak bunlar arasında üniversiteli olmak yok.” Biz, “evren-kent” olarak anılan ve dışarıda, doğada, evrende olup
biten her şeyi içeri buyur etmeye hazır olan bir yapıdan bahsediyoruz ama oraya
başörtülüler giremiyor ve gayet tabii bir refleksle başörtülüler bize soruyor,
bana kadın olarak ve burada çoğunluğu erkek olan Meclis üyelerimize soruyorlar:
“Üniversite kapılarındaki bekleyişlerin, Türkiye’ye, eğitim profilinde
koca bir gölge ve bu mecburi aşağı inişten başka kazandıracağı ne var?” Bir tersine gidişten, eğer bir geriye dönüşten bahsedeceksek… (AK
Parti sıralarından alkışlar) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Sayın Başkan, süre ekleyecek
misiniz? BAŞKAN – Sayın Türköne, ben konuşmanız
sırasında müdahale ettim, on beş-yirmi saniye içinde teşekkür edin, konuşmanızı
tamamlayın. Buyurun. ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Biz eğer bir tersine
gidişten, bir geriye dönüşten bahsedeceksek, ben bundan daha fazla tersine bir
gidişi ve daha vahimini düşünemiyorum bile. (AK Parti sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar) MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Öyle mi! ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Bakın, eğer mesele değerler
meselesiyse, biz, cumhuriyetin bu temel değerlerine dün nasıl sahip çıktıysak,
bugün nasıl sahip çıkıyorsak, yarın da aynı şekilde sahip çıkmaya devam
edeceğiz. (AK Parti sıralarından alkışlar) (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Türköne, teşekkür
ediyorum. ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Ancak, ben, yasaklarla
korunan bir değerler sisteminin, Türkiye’nin kararan eğitim geleceğine hangi
aydınlık çareyi bulacağını tahmin edebilmek istiyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Sen de türban takacak mısın? (AK Parti
sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, yani, kürsüde
konuşan bir hanımefendiye karşı, ayağa kalkarak bu sözleri ifade etmek ne demek
oluyor? MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen de türban takacağına söz ver, ben de
oy vereceğim, erkek sözü! BAŞKAN – Şahsı adına, İzmir Milletvekili Ahmet Ersin. Buyurun Sayın Ersin. (CHP sıralarından alkışlar) AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Bugün, bu kutsal çatı altında çok önemli, tarihî bir gün
yaşıyoruz. İlanından seksen beş yıl sonra cumhuriyetin misyonunun,
cumhuriyetin ve demokrasinin ilkelerinin sulandırılma girişimlerinin
tartışıldığı, konuşulduğu tarihî bir gün yaşıyoruz bugün. MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Cumhuriyet, eli cebinde savunulmaz! METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Elini cebinden çıkar! AHMET ERSİN (Devamla) – Ancak, bakın, değerli arkadaşlarım, bu
Meclis, Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden Meclis. Bu Meclis, yedi düvele karşı
Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden ve başarıya ulaştıran Meclis. Ama bugün bir
farklılık var: Milletin Meclisine milletin girmesini yasakladınız. Meclisi
abluka altına aldırdınız ve millet, asıl sahibi olan millet Meclise giremiyor,
yasakladınız. (CHP sıralarından alkışlar) NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Temsilcileri burada. AHMET ERSİN (Devamla) – Bu kadarla kalsa iyi. Meclise giriş yasak,
ama çıkışı da yasakladınız, milletvekillerinin Meclisten çıkmasını da
yasakladınız. Yani Türkiye Büyük Millet Meclisine milletin girişi de yasak,
vekillerin çıkışı da yasak. İşte böylesine garip bir günle karşı karşıyayız,
böylesine garip bir olayla karşı karşıyayız. Değerli arkadaşlarım, yine, bununla da kalsa iyi. Demokratik
hakkını kullanan insanlara sokakta dayak atıldığı günleri yaşıyoruz bugün. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Millete dayak atıyorsun. AHMET ERSİN (Devamla) – Demokratik hakkını kullanan, yapılan bir
yasa değişikliğini -anayasa değişikliğini- protesto etmek için eylem yapan,
görüşlerini anlatmaya çalışan insanların sokaklarda dövüldüğü, emekli paşaların
sokakta dövüldüğü, dövülmek istendiği günleri yaşıyoruz. (AK Parti sıralarından
“Yalan söyleme!” sesleri) VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – İftira ediyorsun! AHMET ERSİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, bugün, türban
üniversitelerde serbest olsun mu olmasın mı, bunu tartışıyoruz ama türban
serbest olsun diyenlerin bazıları bunu bir inanç özgürlüğü olarak takdim
ediyor, bazıları da eğitim özgürlüğü olarak takdim ediyor. Peki
bunların hangisi doğru? Ve şunu da söyleyeyim… (AK Parti sıralarından “İkisi de
doğru” sesleri) Peki, ikisi de doğru, onu da kabul edeyim. (AK Parti sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar) Peki, bu ülkede yaşayan… METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Yalnız şu cebinde ne varsa çıkar şu
elini! AHMET ERSİN (Devamla) – Siz kendi garipliğinizi, garibanlığınızı
alkışlıyorsunuz, onu görüyorum. BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen hatibe müdahale etmeyelim. Buyurun. AHMET ERSİN (Devamla) – Bu ülkede 20 milyon Alevi yaşıyor ve bu
Alevi toplumu, 20 milyonluk Alevi toplumu… LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Aleviler bizim kardeşimiz, bölücülük
yapmayın! AHMET ERSİN (Devamla) – …inanç merkezlerinin yasallaşması için,
din derslerinin kaldırılması için yıllardan beri mücadele veriyorlar. Onlar da
inanç özgürlüğü istiyorlar ve bir milyonun üzerinde davalar açıldı. Peki onların taleplerine niye hiç ses çıkarmıyorsunuz? Niye
bu kadar ilgisiz kalıyorsunuz? MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Uzaydan mı geldiniz! M. CEVDET SELVİ (Kocaeli) – Sayın Başkan, bir müdahale edin yani. BAŞKAN – Müdahale ediyorum Sayın Selvi. AHMET ERSİN (Devamla) –
Değerli arkadaşlarım, şimdi, yüzde 46 küsur oy aldınız diye, bu, size
her istediğinizi yapma hakkını vermez, dayatma yapma hakkını vermez. Bugün
karşı karşıya kaldığımız sorun, AKP’nin MHP’yle birlikte oluşturduğu blokun, kutsal ittifakın dayatmasıyla, cumhuriyete karşı,
demokrasinin ilkelerine karşı ortaya sürdüğü dayatmayla karşı karşıyayız ve
yüzde 46 küsur oy değerli arkadaşlarım… MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – MHP’yi de ekle, yüzde 62. AHMET ERSİN (Devamla) – …sizin “Ne istersem yaparım.”
anlayışınızın hayata geçireceği, sizin faşizan eğilimlerinizi yaşama geçirme
hakkını vermez size. (AK Parti sıralarından “Oo”
sesleri, sıra kapaklarına vurmalar) NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, kimseye
böyle konuşma hakkı veremezsiniz. Sayın Başkan, hatip özür dilesin! BAŞKAN – Sayın Ersin, cümlelerimizi özenle seçelim efendim. Buyurun Sayın Ersin, devam ediniz. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Özür dilemesi gerekiyor, sözünü geri
alsın! LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Sözünü geri al! AHMET ERSİN (Devamla) – Şimdi, bakın, Anayasa gibi bir metinde,
Anayasa metinlerinde değişiklik yapılacaksa -zaman içinde bu gerekebilir- o
zaman bir geniş konsensüs aranması lazım. Siz ne
yaptınız? METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – O, oy birliği değil. AHMET ERSİN (Devamla) – İki parti bir araya gelip birlikte hareket
edip bir metin ortaya çıkardınız ve bunu milletin önüne dayattınız ve
önümüzdeki günlerde de bir şey daha yapacaksınız, onu da söyleyeyim size:
Anayasa’nın değiştirilemez ve teklif edilemez diye tanımlanan 3’üncü maddesinde
de değişiklik yapmaya
çalışacaksınız. Daha doğrusu, açıktan değişiklik yapma
girişiminde bulunmasanız da, Ankara’nın içini boşaltarak, cumhuriyetin simgesi
olan… AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ora dolu, ora dolu! (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Ersin, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun efendim. AHMET ERSİN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan, son sözlerimi
söylüyorum. …Ankara’nın içini boşaltarak, yine o değiştirilemez maddenin
arkasında dolanarak istediğinizi elde edeceksiniz. İşte bugün yapmaya
çalıştığınız gibi. Tehlikeli bir yoldasınız değerli arkadaşlarım. Bakın, yarın bu
sorun daha da büyümüş olarak sizin önünüze gelir ve sizi de aşar, başa
çıkamazsınız. Bugün sadece üniversiteler için bu sorunu önümüze getiriyorsunuz,
üniversitelerde eğitim özgürlüğü olsun diye ya da inanç özgürlüğü olsun diye bu
sorunu önümüze getiriyorsunuz. Peki, birkaç yıl sonra bu okullardan mezun olan
çocukların getirecekleri çalışma hakkına karşı ne yapacaksınız? AHMET YENİ (Samsun) – Onu da siz hâlledersiniz
(!) AHMET ERSİN (Devamla) – Devletin milyonlarca dolar masraf edip
eğittiği insanlar yarın çalışmak istediklerinde, yine türbanıyla kamu
kurumlarında çalışmak istedikleri zaman ne yapacaksınız, onu soruyorum. İşte
“Adım adım gidelim.” dediğiniz budur işte. Adım adım Türkiye’yi, Türkiye'nin cumhuriyetini, demokrasisini
sulandırmaya çalışıyorsunuz ama bu girişiminiz başarıya ulaşmayacak hiçbir zaman . Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sayın İnce, buyurun. MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Daha önce Sayın Cemil Çiçek’e, Bayrak dergisi etrafında, Fazilet
Partisinde, ANAP’ta olduğunu söylemiştim. O da bana Fazilet Partisinde hiç
olmadığını söyledi. (AK Parti sıralarından gürültüler) METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Yalan konuşma! MUHARREM İNCE (Yalova) – Doğru, şey… Refah Partisinde olmadığını
söyledi. Karıştırdım, o kadar çok kapatıldı ki. Meğer Faziletteymiş. Şimdi, Anayasa’nın eşitlik ilkesinden bahsediyoruz. Sayın Cemil
Çiçek, oğlunuz Çağrı Çiçek, KPSS’ye girmeden işe
başladı mı? Maaşını beğenmediği için Özelleştirme İdaresine gitti mi? MEHMET EMİN EKMEN (Batman) – Anayasa’yı onun için
değiştiriyoruz(!) MUHARREM İNCE (Yalova) - Gelininiz Seda Çiçek kaç puanla devlet
memuru oldu? Bir buçuk yılda uzman yardımcısı oldu mu? Fakir fukaranın çocukları KPSS kuyruklarında beklerken, sizin
eşitlik anlayışınız türbandan mı ibaret? Kendi çocuklarınızı KPSS’ye girmeden devlet memuru yapıyorsunuz, fakir
fukaranın, garip gurebanın çocukları KPSS önünde bekliyor.
Bu mu sizin eşitlik anlayışınız? Bu mu sizin adalet anlayışınız? Siz, adaleti dağıtan bir Bakan olarak… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Tütüncü... ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. İki sorum var. Birincisi: Türban bir tek saç telinin dahi gözükmesine imkân
vermeyen bir örtünme biçimidir. VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Kim diyor? ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Bizim kültürümüzde hangi dönemde
böylesine katı bir örtünme biçimi vardır? Yanıtı istiyorum, bir. İki: Az önce, bundan önceki turda sorduğum ama yanıtını alamadığım
bir soruyu şu şekilde sormak istiyorum: Türbanı yüksekokullarda serbest
bırakıyoruz, liselerde bırakmıyoruz. Türbanlı olarak üniversiteyi bitirenler
eğer kamuda çalışacaksa izin vermiyoruz. Bu bir çelişki değil midir? Bu
çelişkiyi nasıl izah edebiliyorsunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Birgün… RECAİ BİRGÜN (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Başkanım, bundan önceki bölümde Sayın Çiçek, 92’de başlayan
ve günümüze kadar çözülmeyen soruna bugüne kadar el atılmadığını söylemişti,
“Bugün yapmayacağız da ne zaman yapacağız düzenlemeyi?” demişti. Ancak bu geçen
sürenin yarıya yakınını kendilerinin tek başına iktidar olduğu bir dönemde
geçirdiğini hatırlatmak isterim. Ayrıca, bugün haberleri izlediğimizde, sanki Anayasa’nın bu iki
maddesinde bir değişiklik yapıldıktan sonra üniversitelere türbanla giriş
serbest olacakmış gibi bir haber yayını var medyada. Sayın Kuzu belki bunu
cevaplayabilir. Bu doğru mudur? Yoksa, YÖK’teki ek
17’nci maddeden sonra mı bu mümkün olacaktır? Bunu soruyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birgün. Sayın Ağyüz… YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim. Bu türban örtünme biçimi Türk toplumunda nerede rastlanan bir
örtünme biçimidir? İthal bir örtünme biçimi olduğu konusunda herkes hemfikir,
İran’dan ithal bir örtünme biçimidir. Ayrıca Sayın Çiçek diyor ki: “Cumhuriyet Halk Partililer bu işin
çözümünü buldu.” Kürsüden konuşmaları iyi dinleseydi, Cumhuriyet Halk
Partisinin, ne Sayın Cumhurbaşkanının ne Sayın Başbakanın hanımlarının başını
açarak bu sorunu çözümlemediğini bilir idi. Türban Türk toplumunun genel sorunu değildir. Türban kırk yıldır
tartışılmıyor. Türban, AKP’nin 2002 iktidarından beri tartışılıyor, siyasi bir
malzeme yapılıyor AKP tarafından, bir parti tarafından da oy hasatı yapılmak için yapılıyor. O nedenle bu çok yanlış bir
uygulamadır. Türkiye’de işsizlik, açlık, yoksulluk var iken bir iktidar
partisinin türbanla uğraşması da çok yakışır bir davranış değildir. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın Öztürk… ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla bir soru
sormak istiyorum: Şimdi, bu, üniversitedeki olay, ne türban olayıdır
-tartıştığımız olay- ne de inanç ne de hak, özgürlükler sorunudur.
Üniversiteler özgür bilimin yuvalarıdır. Şimdi, her hak kullanılırken uyulması gereken yöntemler vardır.
Bir kişi, hakkını kullanırken uyulması öngörülen yöntemlere uymaması nedeniyle
eğer kendi davranışından dolayı o hakkını kullanamıyor ise sonuçlarına
katlanmak durumundadır. Bugün, Türkiye’de ekonomik sıkıntı nedeniyle okuyamayan binlerce
genç kızımızın, binlerce genç
erkeklerimizin eğitim haklarını kullanmaları konusunda acaba Hükûmet aynı titizliği gösteriyor mu? BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk. Sayın Bakanım, buyurun efendim. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok
teşekkür ediyorum. Genel Kurulu da saygıyla selamlıyorum. Öncelikle bugün, burada, düzenlemeye çalıştığımız Anayasa’nın
10’uncu maddesi ve 40’ıncı maddesindeki değişiklikleri, eğitim ve öğrenim
hakkıyla birlikte eşitlik kuralında yapılacak düzenlemeler ile üniversitede
eğitim görmesini arzu ettiğimiz ve ayrımcılığa uğradığını düşündüğümüz kız
öğrencilerin üniversite eğitim haklarının verilmesine yönelik her iki partinin
ortaklaşa hazırladığı bir değişiklik teklifini görüşüyoruz. Dolayısıyla, her
şeyden önce, uluslararası sözleşmeler, taraf olduğumuz sözleşmeler ve
Anayasa’nın kendi içinde ayrımcılık kuralını göz önüne aldığımızda, bugüne
kadar, yetişkin, ne giyip ne giymeyeceğine karar verebilme yetisine sahip olan
kız öğrenciler bir şekilde üniversite eğitiminden mahrum bırakıldılar. Her ne
kadar var olan -bir hukukçu olarak görüşümü söylüyorum- Anayasa kuralı
çerçevesinde de böyle bir yasak yok idiyse de, Türkiye’deki var olan fiilî
durum ve fiilî uygulama, bugün siyasetçiye bu Parlamento çatısı altında bu
sorunu çözme yükümlülüğü vermiştir. Nitekim aynı düşünceye sahip erkekler
hiçbir kısıtlamaya uğramaksızın okula giderken, kız çocukları bir şekilde
eğitim hakkından mahrum bırakılıyorlar. Burada çok defa dile getirildi,
başörtülü kız öğrenciler laik sistemi, demokratik sistemi herhangi bir şekilde
tehlikeye atma gibi bir çaba ve çalışma içinde olmadıkları gibi, tam tersine,
bu ülkenin kurucu unsurlarına en az başı açık kadınlar kadar inanmışlardır,
ki ben buna yürekten inanıyorum. Acaba kız çocuklarını eğitmeyerek mi laik
sistemi koruyacağız? Kız çocuklarını üniversitenin dışına atarak mı laik
sistemi koruyacağız? Yoksa bu ülkede eşitlik ve adalet kuralı çerçevesinde kız
çocuklarımızı da erkeklerle birlikte eşit olarak eğiterek mi bu sorunu
çözeceğiz? Bugün burada tipik bir cinsiyet ayrımcılığı olarak gördüğümüz bu
değişikliğin her iki parti tarafından yapılması, Türkiye tarafından, bu millet
tarafından da takdir edilecektir diye düşünüyorum. Burada dile getirilen görüşler, Cumhuriyet Halk Partili üyeler
tarafından özellikle sorulan “Başının örtülmesi şeklinde saçının bir telinin
bile gözükmemesi… Peki, bunlar yarın nasıl çalışacaklar, nasıl liseye
gidecekler? Bunlar çelişki değil mi?” diyorlar. MUHARREM İNCE (Yalova) – Cevap vermiyor, kâğıttan okuyor! DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Cumhuriyet Halk Partili
üyeler burada bir çelişki görüyorlarsa, bunu bir sorun olarak görüyorlarsa, bu
değişiklikler görüşülürken, bir önergeyle “düzeltilsin” diye teklif
edebilirler. Yani, varsa böyle bir planınız, çözüm öneriniz… [AK Parti
sıralarından alkışlar; CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar (!)] Bugün burada yükseköğrenim hakkını tartışıyoruz, yükseköğrenim
kurumlarına kız öğrencilerin kıyafetlerini isteyerek seçmeleriyle ilgili
giriyoruz. Efendim, İran benzetmeleri, mahalle baskıları, üretilen korkular… Bu korku siyaseti, gerçekten, artık Türkiye'nin çok geride
bırakması gereken siyaset. Nitekim çok yakın bir tarihte bir seçim
geçirdik. Bu ülkenin kadınları ayrımcılığa uğramak istemiyorlar. Bu ülkenin kız
çocukları okumak istiyorlar. Bir yandan eğitimi destekleyen çalışmalar
içerisinde bulunurken, bir taraftan bazı kız öğrencileri ayrımcılığa
uğratıyoruz. Nitekim, ülkemiz siyasetinde bugün artık
kadın haklarını konuşacaksak, eşitliği konuşacaksak, adaleti konuşacaksak,
özgürlüğü konuşacaksak, bu ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerekiyor. Dolayısıyla, dinî hükümleri din adamlarına bırakın. Başının örtü
şeklinde bir teli gözükür ve de gözükmez. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Bakan, hangi soruya cevap
veriyorsunuz? DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Dolayısıyla o, tercihi,
yarım örter, tek telini gösterir, türban şeklinde bağlar. Bu, sizin sorununuz
değil. O seçim, o kişilere ait bir şeydir, bireysel bir seçimdir. Dolayısıyla,
bireysel seçimlere de saygı göstermek zorundasınız. MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Hükûmet
adına konuşacaksa çıksın konuşsun, ama soruların cevabı değil. DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Burada getirilen soruların
hiçbirisi Anayasa’nın ilgili maddelerinin değişiklik teklifi doğrultusunda
olmadığı için bu çerçevede sorulara cevap vermiş oluyorum. Saygılarımla. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Buyurun Sayın Başkan. ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Evet, Sayın
Başkanım, Sayın Birgün’ün sorusu “Bu ek 17’nci
maddeye ihtiyaç var mı? Yapılan Anayasa değişikliği direkt uygulanır mı?” diye,
bir teknik soru aslında bu. Şimdi, aslında, prensip olarak bilinir ki Anayasa hükümleri soyut
hükümlerdir, araya bir yasa girmeden genelde uygulanmaz, ama Anayasa
Mahkemesinin muhtelif kararlarında, şayet bir düzenleme somut bir nitelik arz
ediyorsa, özellikle rakamsal olanlarda ya da ifade çok net ise, bu gibi
durumlarda idare, yürütme, doğrudan doğruya uygulamaya koyabilir. Şimdi, elimizdeki metinde, özellikle 10’uncu maddeden ziyade
42’nci maddede daha somut bir düzenleme var. Sanırım, YÖK’ün bu konudaki
durumunu, uygulamasını görmek lazım diye ben düşünüyorum. Eğer ek 17’nci
maddeye ihtiyaç doğarsa, yürütme bakımından, bu da zaman içinde düşünülür
şeklinde bir cevap vermiş olayım Başkanım. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri, madde üzerinde dört önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutacağım, sonra aykırılık
sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan 101 sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Madde 1- 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün
işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ülkemizin tarihsel gerçekliği ve
kültürel zenginliğini, farklılıklara saygı temelinde, uluslararası sözleşmeler
ve evrensel hukuk ölçütlerini dikkate alarak ayrımcılık yapamaz ve tüm
yurttaşlarımızın her türlü kamu hizmetlerinden yararlanmasında” ibaresi
eklenmiştir. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım üç önerge, 1’inci maddenin
Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle metinden çıkarılmasına ilişkindir. Her üç
önergeyi ayrı ayrı okutup işlemlerini birlikte
yapacağım, üç önerge sahibine de talepleri hâlinde söz vereceğim. Önergeleri okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Anayasa’nın değiştirilmesine dair yasa teklifinin 1 maddesi
Anayasamıza aykırıdır. Madde metninden çıkarılmasına ilişkin ekli gerekçede
belirtilen anayasaya aykırılık önergemi sözlü olarak bildirmek için iç tüzüğümüzün
84. maddesi gereğince ve diğer önergelerden önce oylanmak kaydı ile söz
talebinde bulunmaktayım. Saygılarımla arz ederim. 04.02.2008 Tayfun
İçli Eskişehir TBM Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Anayasa teklifinin birinci maddesinin teklif metninden
çıkarılmasını arz ederim. Kamer
Genç Tunceli Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 1/101 S. Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1 inci maddesinin Teklif metninden
çıkarılmasını ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve
teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon, muhtevası aynı olan bu önergelere katılıyor mu?
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Önerge sahipleri… H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Söz istiyorum. BAŞKAN – Sayın Tayfun İçli, buyurun efendim. H. TAYFUN İÇLİ (Eskişehir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür
ediyorum. Nihayet bu kürsüye çıkıp kendimi ifade edebilme fırsatı buldum. Değerli Başkanım, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, iktidarın muhalefete tahammül göstermesi
lazım. Muhalefet sizler gibi düşünmek durumunda değil. Sizlerin çoğunluğunuz
herkes tarafından biliniyor, 340 sayın milletvekili var. Burada İç Tüzük
ihlalleri konusuna girmeyeceğim. Çünkü, bana tanınan
beş dakika içinde asıl konuya girmek istiyorum. İleriki zamanlarda bu konudaki
eleştirilerimi arz edeceğim. Değerli arkadaşlarım, hukuk fakültesine yeni başladığımızda Medeni
Kanun’un 2’nci maddesi, bize değişmez, uyulması kurallardan biri olarak
öğretilir. Medeni Kanun’un 2’nci maddesi der ki: Herkes haklarını kullanırken
iyi niyet kurallarına riayet etmeli. Hakkın kötüye kullanılmasını Kanun himaye
etmez. Anayasa’mızın 14’üncü maddesi de çok açık bir hüküm taşımaktadır:
“Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması.” Zamanım dar olduğu için
burada sizlere arz etmiyorum. Ben bütün konuşmacıları hayretle dinledim, ama dinlerken de inanın
çok büyük sıkıntıya düştüm. Çünkü bir taraftan Komisyon
Başkanı, sayın bakanlar, bu Anayasa değişiklik metninde türbana ilişkin,
örtünmeye ilişkin, dinî kurallara ilişkin hiçbir hüküm olmadığını ifade ederken
ve ifade olmaması nedeniyle Anayasa’nın değiştirilmez, değiştirilmesi dahi
teklif edilmez hükümlerinin arkasından dolanılmadığı şeklinde savunmada
bulunurken, bir taraftan da türban özgürlüğü konusunda burada çok net
ifadelerde bulundular AKP’li sözcüler de, MHP’li arkadaşlarım da, sözcüler de. Değerli arkadaşlarım, bundan birkaç gün önce AKP’li ve MHP’li
arkadaşlarımız birbirlerini ziyaret ettiler, mutabakat zaptı imzaladılar, sonra
da siyasi partileri ziyaret ettiler. Ben değerli arkadaşlarımı… Ki Anayasa
Komisyonu Başkanı Sayın Kuzu AKP Grup Başkan Vekiliyle geldiğinde, dosyanın
içinde iki kanun teklifiyle bize geldiler. Birincisi,
Anayasa’nın 10’uncu maddesi ve 42’nci maddesinin değiştirilmesine ilişkin
Anayasa değişiklik teklifine ilişkin kanun teklifi. Diğeri de değerli
arkadaşlarım, Yükseköğretim Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanunun ek
17’nci maddesindeki bir değişikliği getirdiler. Değerli arkadaşlarım, işte biraz evvel söylediğim gibi, yasa kötü
niyeti himaye etmeyeceği gibi, Anayasa’nın 14’üncü maddesine aykırı bu girişim,
ne kadar farklı söylenirse söylensin, gerçek niyetin ötesindeki başka bir
niyeti ortaya koyuyor. Eğriye eğri, doğruya doğru konuşmak
lazım. Değerli arkadaşlarım, aslında bu Yükseköğretim Kanunu’nda
değişiklik teklifi, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir teklif görülmemiştir. Niyet bu kanunu çıkartmak, ama bu kanuna uygun olarak Anayasa
değişikliği yapmak. Sizler, niyeti bu olan bir kanun değişikliğine uygun
olarak bir Anayasa değişikliği yapmak istiyorsunuz. Bütün iddialar yanlışsa
sizin tezinize göre, değerli arkadaşlarım, biraz yürekli olmak lazım,
Anayasa’nın 10’uncu maddesi ile 42’nci maddesinde şunu ifade etmek lazım:
“Herkes başını örtebilir.” Hiç ürkek davranmamak gerekir, eğer bu, sizin iddia
ettiğiniz gibi özgürlük anlamında savunulacaksa. Diyeceksiniz ki: Buna yürek
ister, çünkü belirli kesimler bizi sıkıştırabilir. Onun için, biz böyle bir
yola gidiyoruz. Bunu da söylersiniz, bunu da takdirle karşılarım, ama ne yazık
ki, bunu da söylemiyorsunuz. Ama, çok garip bir
şey daha söyleyeyim: Dünya evrensel hukuk sisteminde özgürlükler ilkedir,
yasaklar istisnadır. Sizler burada… Hanımların kafasına neyin nasıl
örtüleceğini anlatmaya çalışıyoruz değil mi, hanımların? Hanım özgürlüğü…
Beyler, burada “hanım” ibaresi yok. Siz bu kanun tasarısını çıkarttığınız zaman
-biraz gerilimi hafifleteyim- erkeklerin başına türban geçireceksiniz,
erkeklerin başına türban geçireceksiniz. Haa,
geldikleri birtakım yerlerden taviz vermek istememek için takla atan erkeklerin
türban takıp takmaması ayrı bir konu, onların tercihi, ama bakın, burada, kanun
tasarısında cinsiyet ibaresi yok. Okuyorum zabıtlara geçsin diye: “Hiç kimse başının örtülü olması sebebiyle
yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz ve bu yönde uygulama ve düzenleme
yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin…” Bakın “kadının” veyahut “erkeğin”
demiyor… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın İçli, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. H. TAYFUN İÇLİ (Devamla) – Tamamlıyorum. Biraz rahatlayın diye söylüyorum. Bakın “…kişinin yüzü açık ve
kimliğinin tanınmasına imkân verecek ve çene altından bağlanacak şekilde olması
gerekir.” Beyler, ben cumartesi günü… “Hanım” ibaresi yok, “kişi” diyor, erkek…
Şunu söylüyorum: Ben cumartesi günü, Anıtkabir’de, düşündüklerini açıkça ifade
eden mert hanımları gördüm, ama ben, bugün, ülkemizde düşüncelerini açıkça
savunamayan, etek giymekten de çekinen erkekleri de ne yazık ki görüyorum. Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (DSP ve CHP sıralarından
alkışlar) ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ayıp ya! Yakışıyor mu? BAŞKAN – Teşekkür ederim. Diğer önerge sahibi… Sayın Arat, siz mi konuşacaksınız efendim? NECLA ARAT (İstanbul) – Evet. BAŞKAN – Buyurun Sayın Arat. (CHP sıralarından alkışlar) NECLA ARAT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
AKP, MHP ve DTP’nin birlikte destekledikleri Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi’nin 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını istediğimiz önerge
lehinde söz almış buluyorum. Ama, daha önce, AKP
kadın milletvekillerinin yaptıkları konuşmalarda birkaç resim çizdiklerini ve
bu resimlerden ders almamızı istediklerini görmüş olduğum için ben de izin
verirseniz, bir küçük resim yahut sizin hayal edeceğiniz bir resim çizmeyi
istiyorum. Aslında yapacağım bu katkı her ne kadar sol gösterip sağ vuruyorsa
da Sayın DTP Milletvekiline de bir katkı olacak. Şöyle bir metin okuyacağım size: Bakın, kızacaksınız, ama kızmadan
düşünmemiz lazım üzerinde. Bir soru soruluyor: “Tesettürlü
Müslüman kadını, tesettürsüz ve iffetsiz bir kadınla oturup konuşabilir mi?”
Yanıtı şöyle: “Tesettürlü bir kadının tesettüre riayet etmeyen bir kadınla
oturup gezmesi, İslam’ı anlatıp onu irşat etmek için ise, elindeki bütün
imkânları kullanıncaya kadar zaman zaman oturup
kalkabilir ve oturup kalkması da lazımdır, yoksa caiz değildir. Bu hüküm
yalnız tesettüre riayet etmeyen kadına mahsus değildir. Namaz kılmayan, oruç
tutmayan, içki içen kadın da onun gibidir. Böyle bir kadınla tebliğ etmeksizin
keyfî oturup kalkmak günahtır.” Şimdi, diyeceksiniz ki: ”Bunlar uydurulan,
istisnai şeyler.” Bu metin İzahlı Kadın İlmihali’nden alınmış bir metin ve
varoşlardaki kadınlarımıza, Kur'an kurslarındaki
kızlarımıza bu bilgiler, ne yazık ki, aşılanıyor. CHP olarak biz, işte bu yüzden, yükseköğretim kurumlarında dinsel,
siyasal bir simge olan türbanın serbest bırakılmasının, bir ayrımcılığın
ortadan kaldırılması olmayıp bir ayrımcılığa yer vermek olduğunu, hukuk devleti
ve adalet ilkeleri doğrultusunda alınmış olan Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve
AİHM kararlarının ihlal edilmesi anlamını taşıdığını düşünüyoruz. Hiçbir kişi,
aile, zümre ve sınıfa imtiyaz tanınmayacağını söyleyen bu madde, şimdi bütün
dünyada İslamcı hareketin ve din devletinin simgesine dönüştürüldüğü bilinen
türbanın taşıyıcısı olan bir gruba veya gruplara, laiklik ilkesine aykırı
olarak, bir imtiyaz vermekte kullanılmaktadır. Sayın milletvekilleri, bu maddeye karşı olmamızın nedeni,
türbanın, apaçık bir şekilde Anayasa’mıza aykırı bir akımın simgesi olmasıdır.
Bu durum mahkeme kararlarıyla saptanmış olduğu için üniversitelerimizde türban
kullanımına getirilen sınırlama, laik, demokratik cumhuriyetin kendini koruma
refleksi olup, hakça ve doğaldır. Kanımızca, dinsel inanç, devlet işlerinde
etkili ve egemen olmamalıdır. Laikliğin özünü de zaten bu yaklaşım oluşturur.
Türbana getirilen sınırlama da kamu düzeninin korunması ve dinin kötüye
kullanılmaması içindir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın laiklik anlayışı,
yapılan düzenlemelerin devlete herhangi bir dinsel kimlik kazandırmamasını
gerektirir. Ama türban özgürlüğünü sağlamak üzere Anayasa’ya konulması istenen
maddeler, laiklik ilkesini uygulanmaz hâle getireceği için Anayasa’yı ihlal
anlamına gelebilecektir. Ayrıca, AİHM’in kararına rağmen
tanınmaya çalışılan bu özgürlük, bir Avrupa Birliği normuna karşı gelmek
anlamını da taşımaktadır. Sayın milletvekilleri, bu Anayasa değişikliğine karşıyız, çünkü
türban sorunu artık toplumu ikiye bölen, kamu yararını zedeleyen bir hâle
gelmiştir. Meclisin bugünkü manzarası, Türkiye'nin bir küçük aynası hâlindedir
zaten. Çağdaş yaşam biçiminin güvencesi olan laik sistemimiz yara almıştır ne
yazık ki. Demokrasi, biliyorsunuz bir kurumlar ve kurallar rejimidir. Ne var ki
hukuk kuralları iktidar tarafından çiğnenmeye çalışıldığı için laik cumhuriyet
kurumları ile iktidar arasında da önemli bir ayrışma oluşmuştur. Bu, tehlikeli
bir ayrışmadır. Sayın milletvekilleri, türban sorunu laiklik sorunu olduğu kadar
önemli bir kadın sorunudur da. Türbana özgürlüğü savunan kadınların, din
devletlerinde kadının içine düştüğü konumu hiç unutmamaları gerekir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Arat, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. NECLA ARAT (Devamla) – Yüzyıllar boyunca ve günümüzde İslam’ı
yaşayan ülkelerde kadınların toplumsal, kamusal yaşam içindeki yerlerine
bakmamız, Cezayir, Afganistan, İran, Sudan, Fas deneyimlerini değerlendirmemiz,
Türkiye'de milyonlarca kadının niçin bu Anayasa değişikliğine karşı çıktığını
göstermektedir. Neden türbana masum bir örtünme biçimi olarak değil de
uluslararası İslamcı hareketin bir uzantısı olarak baktığımızı açıklamaktadır.
Dinsel egemenliğin devlette kendini gösterdiği bütün ortamlarda kadınlar için
artık kaskatı kurallar ve sınırlanan yaşamlar söz konusudur. Dinci siyaset kadınları da karşı karşıya getirip birbirine
düşürür. Nitekim, Türkiye'de de benzer bir tehlikeyle
karşı karşıyayız. Meclisteki kadın milletvekilleri de bugün birbirlerine karşı
oldular kadınla ilgili önemli bir konuda. Çözüm ne mi olmalıdır? Çözümün bir
parçası olmak istiyorum dersem eğer, her şeyden önce dinsel inanç göstergesi
olan türbana üniversitelerde özgürlük tanımanın eğitim-öğretim hakkı, eşitlik
ve bireysel özgürlük açılımı olmayıp çok önemli bir rejim sorunu olduğu
görülmelidir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Arat, teşekkür ediyorum. NECLA ARAT (Devamla) – Evet, CHP olarak biz bu Anayasa tasarısına
olumlu oy vermeyeceğiz. Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Genç, buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa değişiklik teklifinin 1’inci
maddesiyle ilgili olarak verdiğim önerge üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şimdi, AKP’liler bütün konuşmaları hanımlara yaptırıyorlar… KEMALETTİN GÖKTAŞ (Trabzon) – AK Parti… KAMER GENÇ (Devamla) – Ne diyorlar? Diyorlar ki: “Ey hanımlar, siz
kendinizi kara çarşafın içine sokun.” Bakın, bu çok güzel bir erkek
politikasıdır. (CHP sıralarından alkışlar) Hatta “Ve siz kendi kendinizi kara
çarşafa sokun, siz kendi kendinize etmiş olursunuz.” diyor. Ben size bir
teklifte daha bulunuyorum: Bunu referanduma götürelim. Bu referandumda da
yalnız kadınlar oy kullansın, nasıl olsa kadınları ilgilendiriyor. Yani, kara
çarşafa girecekse kadın girecek. Ayrıca da İslam kurallarını uygulayacağınıza
göre, erkekler dört tane kadınla da evlenme hakkını da elde edecekler. (CHP
sıralarından gülüşmeler) Yahu, niye gülüyorsunuz arkadaşlar? Yani, İslam
kurallarını uygulayacağız. O zaman zaten Anayasa’nın… Yani, birilerinin kavramadığı olay şu: Anayasa’da… Şimdi,
hesabınıza geldiği zaman İslam kurallarını uygulayacaksınız, gelmediği zaman
kendi kurallarınızı uygulayacaksınız. İslam’da faiz haram. Niye
yiyorsunuz haram şeyleri? Bakın beyler, ben inceledim, din adamlarına sordum. Türban dinde
yok, dinî gereklilikte yok. Bunu bir erbabı bilir. METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Baykal’a mı sordun? KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, İslam dini, yüce İslam dini akıl ve
izan işidir. Akıl ve izana dayanan şey de… Bir kadının güzel olan tarafı
gözleridir, dudaklarıdır, yüzüdür… (Gülüşmeler) Yahu, gülmeye gerek yok
kardeşim. Eğer örtmek istiyorsanız, erkek etkisinden örtmek istiyorsanız, kadının
tüm yüzünü örtün. Şimdi, herkesin yüzünü örtelim, şu saçını çıkaralım ortaya.
Bir tane erkek, bir tane kadını yan yana getirelim, saçları yalnız açık olsun.
Hangisinin saçı erkek saçıdır, hangisinin kadın saçı olduğu belli olmaz beyler.
Böyle akılsız, mantıksız birtakım şeylerle bu memleketi meselelere boğmayalım. Biraz önce… Tabii, Meclis Başkanlık Divanı da yanlış yapıyor. Bu
Anayasa değişikliği Meclisin işidir, İç Tüzük değişikliği Meclisin işidir.
Burada Hükûmetin işi yok. Şimdi, biraz önce Cemil Çiçek
çıktı, burada, ooo neler söylemedi, neler söylemedi…
Efendim, bir numaralı demokrat, bir numaralı özgürlükçü… Hep demagoji…
Yahu, şimdi, Cemil Çiçek, biz birbirimizi tanıyoruz. Şimdi, bakın, AKP’liler, siz iktidara geldiğiniz günden bugüne
kadar bürokrasinin en üst seviyelerine getirdiğiniz adamlardan karısı çarşaflı
olmayan veya başı örtülü olmayan kişiyi bürokrasinin önemli bir yerine
getirdiniz mi? ASIM AYKAN (Trabzon) – Yalan konuşma! KAMER GENÇ (Devamla) – Getirmediniz. Müteahhitler kendileri söyledi, siz söylediniz. Sizin iş
verdiğiniz müteahhitlerden karısının başı açık olanı
var mı? Çok az, o da gözden kaçmış olabilir. Yani siz diyorsunuz ki… NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yalan söylüyorsun! KAMER GENÇ (Devamla) – Biz eşitlik ilkesini… Sizde eşitliğin e’si yok. NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yalan söylüyorsun! Hakaret ediyorsun!
KAMER GENÇ (Devamla) – Beyler, siz insanları kandırıyorsunuz.
Bakın, ben, sizin pirlerinizle, bu kürsülerde, demokrasi konusunda, Anayasa’da
daha demokrasiye, daha insan haklarına, daha özgürlüklere yön veren maddelerin
değiştirilmesi için buraya önerge getirdiğimiz zaman, sizin partinin o zamanki
sözcülerinin tek üzerinde durdukları, İslam dininin önündeki engelleri
kaldırın, siyasi partilerin kapatılmasının önüne engeller koyalım… Hep bu
şartları öne sürüyorlardı en temel haklarda. Şimdi, tabii, yargı bu konuda, bence, Cumhuriyet Başsavcısı bir
görevini yapmalıdır. NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Çok geride kaldınız, çok… KAMER GENÇ (Devamla) – Onu bilir, herkes bilir… Türkiye çok ciddi bir İslami dikta yönetime doğru sürüklenmektedir. ASIM AYKAN (Trabzon) – Yazık sana, yazık! Savcıyı göreve mi
çağırıyorsun? KAMER GENÇ (Devamla) – Zaten sizin kendilerine, emirlerine,
emirleri doğrultusunda hareket ettiğiniz Büyük Orta Doğu Projesi’ni size empoze edenlerin, size telkinleri diyor ki: “Siz Müslüman
bir ülkesiniz, siz ılımlı İslam olacaksınız, bu laiklik maiklik
sizin neyinize kardeşim?” Daha geçen gün gazeteler yazdı, diyor ki, işte,
Amerika’ya giden büyükleriniz diyor ki: “Demeyin bize laik Türkiye, bize laik maik demeyin kardeşim.” Yani bunlar, hepsi gerçeklere
dayanan şey. Avrupa Birliği… Avrupa Birliğinin şimdi başkanları çıkıyor diyor
ki: “Efendim, yani bu türban Türkiye meselesidir.” Peki, ben size söylüyorum:
Fransa’da okullara giriyor mu türbanlı kızlar, okula? NURETTİN AKMAN (Çankırı) – Fransa’da serbest, serbest… KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, bakın, beyler, biz türban meselesi
nasıl… Siz yedi sekiz yaşındaki kızları alır, onu, kızım başını örtmezsen günah
işlersin, böyle birtakım yobaz düşünceleri o çocukların o yaşta kafalarına vurursanız,
o çocuk artık kendi iradesiyle karar veremiyor. Orada da üniversitede okuyan
kızlarımız da… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) – Evet Sayın Başkan… METİN KAŞIKOĞLU (Düzce) – Söz verme Başkanım, söz verme! BAŞKAN – Buyurun, konuşmanızı tamamlayınız. KAMER GENÇ (Devamla) – Üniversitede okuyan genç, yani onların
aklında, beyninde bir şeytanlık yok. Onlar dürüst, inanan, tertemiz beyinler,
tertemiz insanlar. Onlar da aileden, çevreden böyle sapıkça birtakım, ondan sonra,
telkinler de gelince o insanlar da o yaşlarda mecburen takıyorlar. Yoksa ki
çocukları siz on altı, on yedi… Yani on sekiz yaşına kadar o çocuklar özgür bir
ortamda yetişseler, tam bir kişilik kazansalar ondan sonra zaten böyle şeylerin
beyhude olduğunu kendileri de bilir. Kadını kara çarşaf içine sokarak, ikinci sınıf vatandaş durumuna
sokarak siz bu memlekete bir şey kazandıramazsınız. Bu getirdiğiniz yasa
değişikliği, zaten bu maddeyle eşitlik, zaten herkes için şey. “Kamu hizmetinden yararlanmada eşitlik” ilkesi. Kamu hizmeti
nerede başlar nerede biter biliyor musunuz? Onun tarifini nereden alacak? Kim
tarifini yapacak? Birisi “Şu kamu hizmetidir”, ötekisi diyor “Kamu hizmeti
değildir.” Onun için, getirilen konum Türkiye’ye bir mesele çözmek için
getirilmemiştir, Türkiye’de sorunları ağırlaştırmak için getirilmiş bir
tekliftir. Uygulamada göreceğiz. Buralardayız. Daha bir iki sene buralarda
kalabilirsek o sonucu göreceğiz… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla) – Saygılar sunuyorum. Önergemin kabulünü
istiyorum. (CHP ve DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç. Evet, muhtevası itibarıyla beraberce işleme aldığım üç önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan 101 sayılı yasa tasarısının 1 inci maddesinin
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları Madde 1- 7.11.1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün
işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ülkemizin tarihsel gerçekliği ve
kültürel zenginliğini, farklılıklara saygı temelinde, uluslararası sözleşmeler
ve evrensel hukuk ölçütlerini dikkate alarak ayrımcılık yapamaz ve tüm
yurttaşlarımızın her türlü kamu hizmetlerinden yararlanmasında” ibaresi
eklenmiştir. BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz
Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın
Başkanım. Sayın Kaplan, konuşacak mısınız? HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet. BAŞKAN – Buyurun. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
özgürlükler ele alındığı zaman ve özellikle de Anayasa’nın 10’uncu maddesi…
Sadece baş örtüsü nedeniyle yasal düzenleme yaparsanız
sakatlıklar ortaya çıkıyor tabii. Çünkü, temel bir
Anayasa taslağı hazırlamışsınız. Onun üzerinde köklü bir değişim yapmak yerine,
ne aceleyse… Ki, bu Anayasa taslağını ne zaman gündeme getirecek AKP
bilmiyoruz. Ama perakende Anayasa maddesi değiştirerek yamalı bohçaya çevirdi
82 Anayasası’nı. Yine bu şekilde değiştirmeye kalkınca, biz de, tabii ki, bunun
yanlışlığını vurgulamak için bir önerge verdik, dedik ki: Sadece baş örtüsü değil sorun. Çünkü 10’uncu maddede sayılıyor:
Farklı din, ırk, mezhep ve cinsiyetler… Alevi yurttaşlarımızın sorununu burada dile getiriyoruz.
Milyonlarca yurttaşımızın ve diğer mezhep ve dinî inançta olan yurttaşlarımızın
eşitliğini nasıl sağlayacağız? Bunun konuşulması ve bu konuda bir toplumsal
mutabakatın sağlanması gerekiyor. Bu konuda samimi olmak gerekiyor. Samimiysek
bir bütün olarak ele alıp değiştirelim, bunu gerçekleştirelim diyoruz. Kürsüye çıktığı zaman Cumhurbaşkanı, “Farklılıklarımız zenginliğimizdir.”
diyor. Başbakan da çıktığı zaman, “Farklılıklarımız zenginliğimizdir.” diyor.
Sonra? Havaya yazıyor, buza yazıyor, suya yazıyor, unutuluyor. Farklılıklarınız zenginliğinizse, vatandaşlarınız eşitse,
Anayasa’nın 10’uncu maddesi bunu düzenliyorsa, o zaman gelin bu eşitliği
sağlayalım. Baş örtüsünde de sağlayalım. din de sağlayalım, dilde de sağlayalım. Yani, resmî dil
Türkçedir, ama onun dışındaki ana dilleri de yasaklamak 21’inci yüzyılda
bağnazlık değil midir? Bu bağnazlıktan da kurtulalım, hep beraber
çağdaşlaşalım. Bu da 10’uncu maddenin hükmüdür. Niye Kürtçe üzerindeki yasağı
kaldırma konusunda gayret göstermiyoruz? İşte, farklılıklarımız
zenginliğimizdir, saygı görmeli ve yaşatılmalı diye verdiğimiz önergenin
içeriği budur. Örneğin siyasi düşünce nedeniyle Türkiye’de 12 Eylülden bu yana
kapatılan siyasi partilerin sayısını ele aldığımız zaman, Türkiye bir siyasi
partiler mezarlığına dönüşmüş. Bu sizleri rahatsız etmiyor mu? Bu Mecliste görev alan, Atatürk’ün kurduğu CHP dahil,
MHP dahil, 12 Eylülde bütün partiler kapatılmadı mı? Kapatıldı. Peki,
arkasından Anayasa Mahkemesinde otuz tane parti kapatılmadı mı? Kapatıldı.
AKP’nin varisi olduğu Refah Partisi iktidarken kapatılmadı mı Türkiye’de?
Kapatıldı. Ne oldu? Başbakanından milletvekillerine kadar yasaklama geldi. Ya, biraz kendiniz için demokrasi isteyin, kendiniz için yapın
bari. Yani, bu özgürlükler, siyasi düşünce farklılıkları konusunda artık bir
güvenceye, bu ülke konuşabilir bir düzeye gelmelidir. Bizim partimiz hakkında kapatma kararı talebiyle dava açılmış.
Bakıyorum ki, yargı kendini yasama Meclisinin üzerine koyuyor. Yargı nereden
yetkisini, gücünü alıyor? Anayasa’dan ve yasalardan alıyor. O Anayasa’yı,
yasaları kim yapıyor? Yüce Meclis. Yüce Meclisin üzerinde elbette ki hiçbir güç
yok. Bir kere bu yanlışı bu Meclisin teyit etmesi lazım. Bu
teyit lafla değil, icraatla olur. Bu icraatla siyasi partiler mezarlığına dönen
Türkiye’yi, Guinness kitaplar rekoruna aday olan Türkiye’yi, demokratik bir
toplumu, konuşan bir toplumu, farklı dili olduğu için de konuşana özgür, farklı
düşüncesi olduğu için de konuşana özgür, baş örtüsü
olduğu için de konuşanı özgür, konuşan bir Türkiye, sorunlarını tartışan bir
Türkiye, susmayan bir Türkiye yarattığımız zaman, demokrasiyi güçlendirdiğimiz
zaman, hukuku güçlendirdiğimiz zaman, hukuk ve demokrasinin güçlendiği yerde
laiklik de hukuk devleti de sosyal devlet de güçlü olur. İşte, biz bu
önergemizle, aslında AK Parti Hükûmetinin zamanlama
olarak uygun görmediği veya gücünün ermediği veya cesaret edemediği
değişiklikleri bu vesileyle hatırlatmak istiyoruz… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kaplan, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. HASİP KAPLAN (Devamla) - Bunlar ertelenmez şeylerdir.
Ertelerseniz, ertelerseniz Refah Partisi gibi gelir, bumerang gibi sizi vurur.
Zaten, bu yasa çıktıktan sonra buradan Anayasa Mahkemesine gidecektir. Anayasa
Mahkemesi tartışmalarına boğulursunuz, kendinizin yarattığı sorunlar ayağınıza
dolanır, bu sorunlarla toplumu germeye devam edersiniz. Bu, size de hayır
getirmez. Onun için köklü değişimler, köklü çözümler, aslında sizin
hazırladığınız Anayasa taslağında vardı, onu erteleyerek aslında kendinize haksızlık,
vatana haksızlık, hepimize haksızlık, yurttaşlarımıza haksızlık ediyorsunuz.
Biraz daha özenli olursanız, memlekete daha çok faydanız dokunur diye
düşünüyorum. Teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge, kabul edilmemiştir. Saygıdeğer milletvekilleri, 1’inci madde üzerindeki görüşmeler
tamamlanmıştır. Şimdi, maddenin gizli oylamasına Adana ilinden başlıyoruz: (Oyların toplanmasına başlandı) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 101 sıra sayılı Anayasa
Değişiklik Teklifinin maddelerinin oylamasında, Devlet Bakanı Sayın Murat Başesgioğlu’nun yerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı
Sayın Faruk Çelik, Millî Savunma Bakanı Sayın Vecdi Gönül’ün yerine Çevre ve
Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu, Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Sayın Mehmet Hilmi Güler’in yerine
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay vekâleten oy
kullanacaktır. Bilgilerinize sunarım. (Oyların toplanılmasına devam edildi) BAŞKAN – Oyunu kullanmayan milletvekili arkadaşımız var mı? Yok. Kupaları kaldıralım. (Oyların ayrımına başlandı) BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, oy sayımı
yapılırken konuşmalara devam edeceğiz, lütfen arkadaşlarımız yerlerine
otursunlar efendim. 2’nci maddeyi okutuyorum: MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 42 nci
maddesine altıncı fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse
yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının
sınırları kanunla belirlenir.” BAŞKAN – Madde üzerinde söz alan milletvekili arkadaşlarımın
ismini okuyorum: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın
Atilla Kart, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Isparta Milletvekili Sayın
Süleyman Nevzat Korkmaz. Şahısları adına Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek ve İzmir Milletvekili Oktay Vural. İlk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Konya Milletvekili
Atilla Kart’a aittir. Sayın Kart, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Arkadaşlar, görüşmelerimiz başlamıştır, lütfen
yerlerimize oturalım ve hatiplerimizi dinleyelim. Buyurun Sayın Kart. CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; görüşülmekte olan Anayasa Değişikliği Teklifi’nin 2’nci
maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım, öncelikle ve önemle ifade ediyoruz,
cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının din ve vicdan
özgürlüğünü engelleyen politik ve kurumsal bir yapılanma hiçbir zaman söz
konusu olmamıştır. Yine cumhuriyet tarihi boyunca din eğitimi resmî ve gayriresmî zeminlerde hep verilmiştir. Günümüzde Diyanet
bütçesinin sekiz bakanlığın toplam bütçesi kadar olduğunu, üniversitelere
ayrılan bütçenin 20 katı olduğunu görüyoruz. Günümüzdeki din eğitiminin
laikliği örseleyen ve Aleviliği dışlayan boyutu her zaman tartışılmalıdır. Bu
konu ayrıca tartışılması ve değerlendirilmesi ve sorgulanması gereken bir
konudur. Değerli arkadaşlarım, bütün bu süreçte eksisi ve artısıyla ortaya
çıkan gerçek şudur: Türkiye, Orta Doğu coğrafyasında ve Müslüman dünyada İslamiyetin en güzel yaşandığı bir ülkedir. Zira, laiklik, inançların birbirine tahakkümünü ve baskısını
önlemektedir, her tür inancın yaşamasını hedeflemekte ve teminat altına
almaktadır. Bu sebeple, Türkiye’de cumhuriyet ile birlikte insan unsuru ve
sosyal yaşamda bir dönüşümün başladığını görüyoruz, insanların birey olmaya
başladığını görüyoruz. Bir taraftan insanlar özel hayatlarında ve ortak
toplumsal alanlarda din ve vicdan özgürlüğüne sahip olmuşlar, diğer taraftan
ise kamu yönetiminde bilim ve akılcılığı esas alan bir dönüşüm başlamıştır. Bu
dönüşüm, tekrar ifade ediyoruz, laiklik sayesinde olmuştur. İnsaf sahibi olan,
vicdan sahibi olan, sorumluluk sahibi olan herkes bu gerçeği kabul eder, inkâr edemez.
Peki, değerli arkadaşlarım, o hâlde sorun nedir, ihtilaf nedir?
Türkiye bu kaosu neden yaşıyor? Olay neden bir iktidar
kavgasına dönüşüyor? Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa’nın “Başlangıç”
bölümünün dördüncü fıkrası, 6, 7 ve 11’inci maddeler hep birlikte
değerlendirildiğinde ve esasen, demokrasinin gereği olarak kural koyma, norm
koyma, norm yapma yetkisinin münhasıran Meclise ait olduğunda hiçbir kuşku yok.
Ancak, yine kabul edilmelidir ki, yine bilinmelidir ki, demokrasilerde hiçbir kurumun
yetkisi mutlak değildir. Meclis, bu yetkisini, biraz evvel söylediğim kurallar
çerçevesinde kullanacaktır. Bu yetkisini kullanırken, ayrıca, bu kuralların
yanında Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin beşinci fıkrası, 138 ve 153’üncü
maddelerin son fıkraları mutlaka göz önüne alınacaktır. Muhalefet gerekçemizde ve Komisyon görüşmelerinde ayrıntılı
olarak açıkladığımız gibi, 1984’ten bu yana tesis edilen onlarca Danıştay
kararı, 1989 ve 91 tarihli Anayasa Mahkemesi kararları ve nihayet, 1993’ten
2004’e kadar tesis edilen yedi adet AİHM kararında, hepsi birlikte
değerlendirildiğinde, türban ve benzeri çağrışımlar yapan sembollerin dinî ve
siyasi simge olması sebebiyle aşama aşama kamu
yönetiminde, işlevsel mekânlarda ayrımcılığı, bölünmeyi ve devamında da kamplaşmayı
yarattığı tespit ediliyor. Türbanın güçlü
dışsal bir sembol olduğu ifade ediliyor ve ne dramatiktir ki, ne üzücüdür ki,
AİHM kararlarında türbanın Türk siyasi hayatında hep sömürü aracı olarak
kullanıldığı birkaç kez ifade ediliyor, tespit ediliyor, hüküm altına alınıyor.
Türbanın Türk siyasi hayatında hep referans alındığı, bu referansların kamu
yetkisinin kullanılmasında etkili olduğu ifade ediliyor. Türbanın bütünüyle
masum bir alışkanlık olmaktan çıkarak, özde ve sonuçta kadın özgürlüğüne ve cumhuriyetimizin
temel ilkelerine karşı bir dünya görüşünün simgesi hâline geldiği ifade
ediliyor. Değerli arkadaşlarım, kamusal alanlarda, daha doğru bir ifadeyle
işlevsel mekânlarda devlet, inanç konusunda nötr olmak
zorundadır. Sürekli kamu hizmeti üretilen alanlardan söz ediyorum, böyle bir
alanda kamu hizmeti alan, kamu hizmeti veren ayrımını yapamazsınız. Böyle bir
alanda inanç beyanı anlamına gelen semboller kullanılmaya başlandığı takdirde
bunun üstünlük sürecine dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu takdirde ise hiç kimsenin
din ve vicdan özgürlüğünden söz edilemez. Devlet ancak nötr
tavrını sürdürdüğü takdirde inanç çatışması ve iktidar kavgası söz konusu
olamayacaktır. Devletin inançların birbirine baskısını önlemesi laik ve
demokratik devletin en önemli görevidir. Bu süreçler tarihin her döneminde
yaşanmıştır değerli arkadaşlarım. Kamu yönetimi laik tavrını korumadığı
takdirde sözünü ettiğimiz çatışma ve iktidar kavgaları sosyolojik olarak
yaşanacaktır. Bu süreç kaçınılmazdır. Peki, bu tarihî ve sosyolojik süreçlere rağmen, neden bu
düzenlemede ısrar ediliyor? Değerli arkadaşlarım, şu tabloyu görüyoruz: Türk
siyasetinin, Türk siyasi tarihinin geldiği tıkanmayı görüyoruz. Özde ve nihai
değerlendirmede Türkiye’yi demokratikleştirme misyonu
olmayan, demokrasiyi araç olarak gören, ekonomik yönden ve dış politika
boyutlarında ülkemizi bağımlı hâle getiren, Türkiye’yi müstemleke bir ülke
hâline getirme misyonunu üstlenen ve ülkenin kaynaklarını elden çıkaran bir
siyasi kadronun yurttaşlarımızın kutsal dinî değerlerini kullanma yoluna
gittiğini bir kez daha üzülerek ve kaygıyla görüyoruz. Sorunu çözme ve katkı sağlama iddiasında olanların da bu aşamada,
bu süreçte Anayasa’nın 49 ve 70’inci maddelerinin devreye gireceğini görmezden
geldiklerini veya gözden kaçırmaya çalıştıklarını görüyoruz. Şu sorunun tam zamanıdır sayın milletvekilleri: Olaya özgürlükler
açısından bakıyoruz, gayet güzel. Hemen şunu ifade etmek istiyorum: Salt
özgürlükler açısından bakanlara ben saygı duyuyorum. Ama işin esası, olayın
esası gerçekten böyle midir, bunu cesaretle sorgulamanız gerekiyor. Peki, türbanı veya baş örtüsünü -ama
hangi alanlarda: İşlevsel mekânlarda- istismar edilmemesi için -bunun altını
çizerek ifade ediyorum- bunu özgürlükler sorunu olarak görüyoruz. Çarşaf da bir
özgürlük sorunu değil mi değerli arkadaşlarım? Bunun sınırını, bunun adını siz
hangi yetkiyle koyabilirsiniz? Böyle bir yetki var mı sizde? Bunu tayin edecek
bir ölçü var mı? O zaman bunun devamında şu gelmez mi: Bakın, insanlara
diyorsunuz ki, kadınlarımıza diyorsunuz ki, genç kızlarımıza diyorsunuz ki:
“Efendim, dört yıl, beş yıl, altı yıl eğitimini bu şekilde yapacaksın.” O
insanlar ne yapıyor? Dört yıllarını, beş yıllarını, altı yıllarını o şekilde
programlıyorlar. E peki, bunun devamında o insanların, o kardeşlerimizin, o
bacılarımızın, aynı sembollerle kamu hizmetini yapmalarını, mesleklerini icra
etmelerini… Burada hemen şunun altını çizmek gerekiyor: Efendim, devlet artık
günümüzde bir istihdam yaratan kaynak değilmiş. Burada iktidar sözcüleri bunu
ifade ettiler. Biz neden söz ediyoruz? Sizin bu ekonomik liberal anlayışınızın
tartışmasını bir tarafa bırakalım. Biz, yargıç olmaktan söz ediyoruz, doktor
olmaktan söz ediyoruz, kaymakam olmaktan söz ediyoruz. O insanlar o tahsili
yaparken, dört yıllarını, beş yıllarını, altı yıllarını programlarken yargıç
olmak amacıyla, kaymakam olmak amacıyla o tahsili yapıyorlar. Doğal olanı da bu
değil mi? E peki, o insanların bu taleplerini, bu bireysel taleplerini, bu
özgürlük taleplerini hangi gerekçeyle engelleyeceksiniz? Hangi gerekçeyle
engelleyeceksiniz? LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Engellemeyin! ATİLLA KART (Devamla) – E onun adını, doğru dürüst, samimi bir
şekilde koysanıza. Neden bundan korkuyorsunuz? Neden ikiyüzlülük yapıyorsunuz?
Neden takiye gösteriyorsunuz? (AK Parti sıralarından
gürültüler) MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Size hiç yakışmıyor. Sizin bu
üslubunuzla olmaz. Lütfen… ATİLLA KART (Devamla) – Klasik tavrınızı burada da neden hemen
gösteriyorsunuz? Bunu anlatmaya çalışıyoruz, bunu ifade etmeye çalışıyoruz. Bunun devamında, nedir? Bakın, bunun devamında, kaçınılmaz olarak
Anayasa’nın 49 ve 70’inci maddeleri gereğince, bu insanların doğal olarak kamu
hizmetine girmelerinin yasal altyapısını hazırlıyorsunuz. Yine, burada
ikiyüzlülüğünüzü, takiye amacınızı da gösteriyorsunuz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Kart, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. ATİLLA KART (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, artık, bunları
cesaretle ve dürüst bir şekilde konuşmanız gerekiyor. Sayın Başbakan Yardımcısı, Komisyon görüşmelerinde, kendisinin de
cumhuriyet çocuğu olduğunu ve laikliğe yürekten inandığını ifade ediyor. Sayın
Başbakan da benzer ifadeleri söylüyor. Ancak unutmayalım ki değerli
arkadaşlarım, diğer olaylar ve gelişmeler bir tarafa, bunu diyenlerin öncelikle
samimi, tutarlı ve siyaseten dürüst olmaları gerekir. Bunu
diyenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinin, başta laiklik olmak üzere,
öneminin kalmadığını akademisyenken ifade eden, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir
numaralı bürokratı olduğu zaman da bu görüşlerin arkasında olduğunu ifade eden,
bunu uygulayan, bürokrasiyi buna göre yapılandıran ve Başbakanlık Müsteşarı
olarak görev yapan, ayrıca 142 sanıklı, 400 trilyonluk İGDAŞ dosyasının
sanıkları arasında bulunan Başbakanlık Müsteşarından, bir yerlerden başlaması
gerekmez mi? Buradan, bir yerlerden başlamak gerekmez mi? Onun için Sayın Bakana, Sayın Başbakan Yardımcısına, hamaset ve demagoji yapmadan bu konuları samimi bir şekilde, dürüst bir
şekilde anlatması gereğini bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın Kart, konuşma sürenizi tamamlandınız. Teşekkür
ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili
Süleyman Nevzat Korkmaz. Sayın Korkmaz, buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 42’nci maddesinde yapılacak değişiklikle
ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere
huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Söz konusu değişiklik, kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir
sebeple, hiç kimsenin yükseköğretim hakkından mahrum bırakılmamasını
getirmektedir. Bu da hukuk devletinin değişmez ilkelerinden olan kanunilik
prensibinin gereğidir. Değerli milletvekilleri, bir milleti millet yapan ortak değerler
manzumesidir ki bunların başında din, dil, ortak kültür ve ortak tarih bilinci
gelir. Bu değerler, bir milletin millî güç unsurlarıdır, ancak ne gariptir ki
milleti olumsuz yönde etkilemenin, toplumsal kargaşa yaratmanın da en kolay
ulaşılabilen vasıtalarıdır. İşte, tam bu noktada, milletimize hizmetle yükümlü olan kişi ve
kuruluşlar, bu değerleri sahiplenme esnasında, birini diğerine tercih etmeden,
toplumsal zıtlaşma ve kutuplaşmalara meydan vermeyerek, hepsini kucaklamak
mecburiyetindedirler. Yaklaşık kırk yıldan beri kaşınarak âdeta kangren hâline
getirilmiş, kimilerince türban, kimilerince de baş örtüsü
meselesi olarak adlandırılan bu sorun, sonuçta başını örtmüş binlerce genç
kızımızı yükseköğrenim imkânından mahrum bırakmış, engellemiş, fırsat
kollayanlarca yaratılan mazlum ve zalim edebiyatıyla beslenerek, bazı siyasi
teşekküllerce istismar alanı olarak kullanılagelmiştir. Bu istismarın tek yönlü
olmadığını, bazen baş örtüsü yasağının kaldırılması
yönünde, bazen de bu yasağın devamından yana tavır alınarak çok boyutlu yapılageldiğini üzüntüyle hatırlatmak isterim. Milletimizin kültüründen kaynaklanan değerlerine sahip çıkmak bir
yana, çözümün değil sorunun ve sorun üretmenin bir parçası hâline gelen ve
böylece insanlarımızı kamplaştıran, sorunun bir tarafından bahsederken sanki
kendi evlatlarından değil de bir başka ulusun fertlerinden bahsedermiş gibi
davranan kesimleri, aziz milletimiz hayretle, ibretle ve üzüntüyle
izlemektedir. CANAN ARITMAN (İzmir) – Artık millet demeyin, ümmet deyin! S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu meselenin, devletin bütünlüğü ve
manevi değerlere hürmet çerçevesinde, eşitlik ve adalete uygun olarak bir an
önce çözümlenmesini talep eden, hiçbir platformda bu hususu siyasi rant malzemesi olarak kullanmayı aklının ucundan dahi
geçirmeyen yegâne parti, milletimiz de çok iyi bilmektedir ki, Milliyetçi
Hareket Partisidir. Milliyetçi Hareket Partisi on yıl önce ne söylemişse, bugün de
aynı şeyi söylemektedir, ne bir eksik ne bir fazla. Geçmişte ne söylediğimizi
merak etme zahmetine bile katlanmayan yaftalama meraklısı çevreler MHP’nin
bugünkü durumunu anlamakta zorlanmaktadırlar. Milliyetçi Hareket Partisi, kendilerine yükseköğretimde kılık
kıyafet meselesi sorulduğunda, meselenin doğru tanımlanması ve birleştirici
duruşunun âdeta bir millî refleks olarak milletimizce de benimsenmesi açısından
üç cümle kurmaktadır. Nedir bu üç cümle: Bir: Milliyetçi Hareket Partisinin, kadınımızın inancı ve
geleneklerini ifade etmek üzere kullandığı baş örtüsüyle
en küçük bir meselesi yoktur. İki: Kılık kıyafet meselesi siyaset kurumunun istismar alanı
olmaktan çıkarılmalıdır. Üç: Hiçbir gencimiz, kılık kıyafetinden, başına taktığı örtüden
dolayı en temel insan hakkı olan eğitim hakkından mahrum bırakılmamalıdır. “Peki, bu meselenin çözüm yöntemi nasıl olacaktır?” sorusuna da
hep bizce malum sihirli sözcük söylenerek cevap verilmiştir: “Toplumsal uzlaşma.”
CANAN ARITMAN (İzmir) – Nerede? S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Keşke bu sorun herhangi bir
istismara sebep verilmeden ve Milliyetçi Hareket Partisinin müdahalesine gerek
kalmaksızın çözülebilmiş ve binlerce genç kızımız bu sıkıntıları yaşamamış
olsaydı. O gün, bu sorunu kaşıyanlar yahut seyirci kalanlar, eşitlik adına
hiçbir çözüm üretememiş olanlar, bugün, maalesef, nezaket kurallarını zorlayan
bir üslupla yine çözümsüzlüğü, kargaşaya dönüşmüş mevcut durumun muhafazasını
dayatmaktadırlar. Çözümsüzlüğün mimarları ve müdavimleri, bugüne kadar bu
meseleyle ilgili olarak hiçbir öneri getirmedikleri gibi, iyi niyetle çözüm
gayretinde olanları da hemen “cumhuriyet ve laiklik düşmanı” olarak kategorize
etmektedirler. Ülkemizin başkentinde millî ve manevi değerler arasına sarsılmaz
bir çelik bağ çekme gayretinde olan Milliyetçi Hareket Partisini “Yarın duvar
çekersiniz.” şeklinde itham edenler, milletimiz ve onun değerleriyle aralarına
nasıl duvarlar çektiklerinin izahı da yapmaya hazır olmalıdırlar. (MHP ve AK
Parti sıralarından alkışlar) Biz, gerginlikten medet umarak toplumu kutuplaşmalara götürmeyi
arzulayan tüm kesimlere sorumluluk ve ağırbaşlılık tavsiye ediyoruz. Değerli milletvekilleri, Meclisteki tüm partilerden, konunun bir
çözüme kavuşturulması ve yükseköğrenim hakkından kimsenin mahrum bırakılmaması
için yapıcı öneriler beklediğimizi defalarca beyan ettik. Çünkü inanıyoruz ki
siyaset kurumunun mevcudiyet nedeni, toplumun önündeki engelleri kaldırmak
olmalıdır. Yoksa sorunu görmezlikten gelip zamanın usandırıcı ve yıpratıcı
çarklarına havale etmek ve böylece ülkedeki kardeşliğin kan kaybetmesine
seyirci kalmak siyaset olmasa gerektir. Önerimizi Meclisteki tüm partilere açtık. Bu önerimizin iktidar
partisi tarafından benimsenmiş olmasından ancak memnuniyet duyarız. Keşke diğer
yaklaşımlar da baştan reddetmek yerine, sorunu tespit ederek kendi çözümlerini
tartışmaya açma zenginliğini ihtiva edebilseydi. Kanun uygulamasıyla ilgili olarak bazı kaygılar var mı? Var,
olabilir, olağandır. Her zeminde olduğu gibi bu hususta da dilinin ölçüsü
olmayan insanlar, fanatikler bulunabilir. Ancak hatırlatmak isterim ki, iki
partinin mutabakatında, kaygıları gidermek üzere sınırlandırmalar da mevcuttur
ve bu sınırlandırmalar anayasal düzeye çıkarılarak âdeta aksi yöndeki
gelişmelerin önüne perçin atılmıştır. Bunun da ötesinde, her iki partinin
yetkilileri, kanun uygulamasının yalnızca yükseköğrenim ile sınırlı olduğunu defalarca
kamuoyuna deklare etmişlerdir. Sayın Genel Başkanımız, özelikle taşradaki bazı
üniversitelerde karşılaşılabilecek ve başı açık öğrencileri zor duruma
sokabilecek uygulamaların olabileceği kaygısının yok sayılamayacağını, bu
kesimlerin kaygılarının mutlaka giderilmesi gerektiğini söylemiştir. Milliyetçi
Hareket Partisinin, kesin olarak, üniversiteler dışında böyle bir düzenlemeye
karşı olduğunu belirtmiştir; başın örtülmesi, devlete ve rejime meydan okuma
vasıtası hâline getirilmemelidir, üniversite yönetimleri bunu sağlamaya yönelik
gerekli her türlü zorlayıcı tedbiri almalıdır, uyarısında bulunulmuştur.
Milletine verdiği sözün yıllar geçse de arkasında durmayı bir namus ve şeref
borcu sayan Milliyetçi Hareket Partisinin Türk siyasi hayatındaki varlığı bile,
kaygı duyan kesimler için başlı başına bir teminattır. CANAN ARITMAN (İzmir) – Ağzınıza almayın! S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) –
Milliyetçi Hareket Partisinin geçmişinde, devletimizin ve
cumhuriyetimizin temel ilkeleriyle ilgili olarak en küçük bir leke yoktur, hiç
kimse böyle bir şey iddia edemez. Bugünkü kararlılığını, gerektiğinde yarın,
başı açık öğrencilerin haklarını savunma konusunda da göstereceğinden hiç kimse
şüphe etmemelidir. Bu yasağın kaldırılmasını kendi emellerinin gerçekleşmesi yolunda
bir adım olarak gören çevreler, Milliyetçi Hareket Partisini ve Atatürk’ün
kurduğu Türkiye Cumhuriyetine gönül vermiş Türk milliyetçilerini karşılarında
bulacaklarından bir an dahi tereddüt etmemelidir. Bugün, uygar dünya yalnızca kadın erkek eşitliğini değil, bazı
hizmet alanlarında kadınlar lehine pozitif ayrımcılığı konuşmakta, kadını
toplum içerisinde daha katılımcı, daha eğitimli, daha üretken nasıl kılabiliriz
sorusunun cevaplarını aramaktadır. Tüm ülkeler ile standart uygulamalar
oluşturmak üzere uluslararası antlaşmalar imzalamaktadır. Ülkemiz, kadına
yönelik ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına yönelik uluslararası sözleşmeyi
1985’te imzalamış ve uluslararası camiaya bazı taahhütlerde bulunmuştur. Kılık
kıyafet sınırlandırmasının devamından siyasi medet uman bazı kesimler,
söylemleri ve fiilleri ile bu çağdaş çizgiye ne kadar uygun düştüklerini gözden
geçirmek durumundadırlar. CANAN ARITMAN (İzmir) – Literatüre geçecek! Kadınlar adına pozitif
ayrımcılık! Örneği yok dünyada… S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Çünkü bu sınırlama dolayısıyla
kızlarımızın bir kısmının, haklarını kullanırken ayrımcılığa uğradıklarını
bilmeyen yoktur. İstedikleri eğitim hakkı nedeniyle potansiyel tehdit gibi
görülen kızlarımızın, her evlat gibi, anne babalarının gözlerinin nuru olduğu
unutulmamalıdır. Ülkemizde yüksek tahsil yapmış kadınlarımızın oranı, 2000
verilerine göre, sadece yüzde 4’tür. CANAN ARITMAN (İzmir) – 3,8… S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – İş gücüne katılım oranı yüzde
25’tir. Yüce Meclis, bugün, bu yasağı kaldıralım mı kaldırmayalım mı
tartışmasından ziyade, bu oranları nasıl yükseltebiliriz, kızlarımızı daha
eğitimli hâle nasıl getirebilirizi tartışıyor
olmalıydı. CANAN ARITMAN (İzmir) – Niye kadınlar okuyamadı bu ülkede? MURAT YILDIRIM (Çorum) – Siz okutmadınız, siz okutmadınız! S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu sürece, tüm dünyada özgürlükçü yaklaşımlar sergileyen s |