|
DÖNEM: 23 CİLT: 11 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 46’ncı
Birleşim 8 Ocak 2008 Salı İ Ç İ N D E K İ L
E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, finansal kiralama işlemlerinde
uygulanan KDV oranının yüzde 18’e çıkarılmasının üretim üzerindeki olumsuz
etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet
Zafer Çağlayan’ın cevabı 2.- Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Edirne ilinin ekonomik sorunlarına ilişkin
gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın
cevabı 3.- Bayburt
Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’in, Teşvik Kanunu ve uygulamalarındaki sorunlara
ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer
Çağlayan’ın cevabı IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve 20 milletvekilinin, asgari ücretliler ile özellikle
kamu kurumlarında hizmet alım ihaleleriyle çalıştırılan personelin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83) 2.-
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 milletvekilinin, Eber
Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak gölün korunması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/84) 3.- Kocaeli
Milletvekili M. Cevdet Selvi ve 21 milletvekilinin, asgari ücretin belirlenme
yöntemi ve yeterliliği konusunda Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/85) B) Tezkereler 1.- Brüksel’de
yapılacak olan “Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği” konulu toplantıya
davet edilen Kütahya Milletvekili TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un davete icabet
etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/260) 2.- İngiltere’ye
resmî ziyarette bulunan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a refakat eden
heyete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi
(3/261) C) Önergeler 1.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Muhtar Ödeneklerinin Artırılmasına ve
Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifi’nin (2/42) İç Tüzük’ün 37’nci
maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/10) D) Çeşitli İşler 1.- Genel Kurulu
ziyaret eden Brezilya Parlamentosu Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı ve
beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş geldiniz” denilmesi V.-
SORULAR VE CEVAPLAR A) Sözlü Sorular ve Cevapları 1.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ziraat Bankası Hanak Şubesinin personel ihtiyacına
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren’den sözlü soru
önergesi (6/140) ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı 2.- Tunceli
Milletvekili Kamer Genç’in, personel atamaları ile tadilat ve tamirat işlerine
ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru önergesi (6/141) 3.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarket ve hipermarketlere ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/142) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı
Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı 4.- Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun, esnaf ve sanatkârların kredi kullanımında
yaşadığı bir soruna ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi
(6/166) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı 5.- İzmir
Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, sanayi ve ticaret sektörlerinin
sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü
soru önergesi (6/254) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın
cevabı 6.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Ege Bölgesinde verimliliği artırma projesi
uygulanan illere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi
(6/270) (Cevaplanmadı) 7.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, sanayide doğalgaz kullanımının özendirilmesine
ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/291) (Cevaplanmadı) 8.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Akseki’deki çok programlı liseye ilişkin Millî
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/148) 9.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, yeşil kartların iptal edilmesine ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/149) 10.- Mersin
Milletvekili İsa Gök’ün, bir okuldaki öğrencilere oruç tutmaya yönelik baskı
uygulandığı iddialarına ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi
(6/151) 11.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, yeşil kart verilen kişilere ilişkin Sağlık
Bakanından sözlü soru önergesi (6/154) 12.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir müsteşar yardımcısına tahsis edilen odaya
ilişkin Millî Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/160) B) Yazılı Sorular ve Cevapları 1.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, madencilik faaliyetlerine ilişkin Başbakandan
sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel
Eroğlu’nun cevabı (7/564) 2.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Yatağan ilçesinin adliye binası ihtiyacına ilişkin
sorusu ve Adalet Bakanı Mehmet Ali
Şahin’in cevabı (7/777) 3.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, vekâleten görev yapan personelden asaleten
atananlara ilişkin sorusu ve Adalet
Bakanı Mehmet Ali Şahin’in cevabı (7/860) 4.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, bazı bankacılık göstergelerine ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/928) 5.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, yerel yönetimlerin kullandığı yabancı kaynaklı
hibelere ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/929) 6.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, ABD Dışişleri Bakanı ile Papa’nın
kullandığı bir ifadeye ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı
(7/966) 7.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Suudi Arabistan Kralına Devlet Şeref Madalyası
verilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın cevabı
(7/972) 8.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, kurutulan sulak alanlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun
cevabı (7/984) 9.- Mersin
Milletvekili Akif Akkuş’un, Mersin’in teşvik kapsamına alınıp alınmayacağına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı
(7/1017) 10.- Samsun
Milletvekili Osman Çakır’ın, dış temsilciliklere ilişkin sorusu ve Dışişleri
Bakanı Ali Babacan’ın cevabı (7/1023) 11.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Diyarbakır’daki sulama kanallarının
durumuna ilişkin sorusu ve Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1045) 12.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Bodrum Yarımadası acil içme suyu ve isale hattı
projesine ilişkin sorusu ve Çevre ve
Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1047) 13.- Kocaeli
Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, İzmit’teki madencilik faaliyetlerine ilişkin
sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı
(7/1054) 14.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, Aydın-Kuyucak’ta açılacak olan bir maden
ocağına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi
Güler’in cevabı (7/1055) 15.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’daki turizm tesislerine ve taşınmaz
sahibi yabancılar ile ilgili bir iddiaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1057) 16.- Van
Milletvekili Özdal Üçer’in, Van İl Millî Eğitim Müdürlüğündeki bir atamaya
ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1060) 17.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, okullardaki temizlik hizmetlerine ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı (7/1064) 18.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, TSE’nin yeni bir gıda standardı uygulamasına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı
(7/1072) 19.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, ara malı ithalatına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/1094) 20.- Giresun
Milletvekili Murat Özkan’ın, Karadeniz kıyılarının katı atıklardan korunmasına
ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı
Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/1101) 21.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, Bartın Kültür Merkezi inşaatına
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1105) 22.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Marmaris’te meydana gelen sel felaketine ilişkin
sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1106) 23.- Adana
Milletvekili Hulusi Güvel’in, Adana ve Karataş-Yumurtalık için turizm master
planı hazırlanmasına ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul
Günay’ın cevabı (7/1108) 24.- Tokat
Milletvekili Orhan Ziya Diren’in, Turhal Şeker Fabrikasının özelleştirme
programına alınmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı
(7/1109) 25.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Büyük Mağazalar Kanun Tasarısı taslağına
ilişkin sorusu ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı
(7/1127) 26.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Pazarkule sınır kapısının ticarete açılmasına
ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/1143) 27.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Kaleiçi bölgesinin değerlendirilmesine
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1147) 28.- İstanbul Milletvekili
Hüseyin Mert’in, tarihi Şahruh Köprüsü’nün korunmasına ilişkin sorusu ve Kültür
ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/1148) 29.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, özürlü çocukların eğitimlerine ilişkin sorusu ve
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun cevabı (7/1225) VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (Temel Ceza Kanunlarına Uyum
Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı) ve
Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56) I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.03’te açılarak üç oturum yaptı. Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut, Adana
Milletvekili Hulusi Güvel, Adana’nın düşman
işgalinden kurtuluşunun 86’ncı yıl dönümüne; Muş Milletvekili
Sırrı Sakık, Benazir Butto’nun bir suikast sonucu ölümüne, İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar. Niğde
Milletvekili Mümin İnan, Niğde’de tarımsal sulamada kullanılan elektrik
borçlarını ödeyemeyen çiftçilerin
durumuna, Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Alman televizyonunda Alevi inançlı vatandaşlarımızı
aşağılatan yayın yapılmasına, İlişkin birer
konuşma yaptılar. Tokat
Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/236) esas numaralı sözlü sorusunu geri aldığına
ilişkin önergesi okundu; sorunun geri verildiği bildirildi. Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin, spor kulüplerinin
mali sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
(10/80), Kahramanmaraş
Milletvekili Mehmet Akif Paksoy ve 26 milletvekilinin, tekstil sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi (10/81), İstanbul
Milletvekili Mehmet Ufuk Uras ve 19 milletvekilinin, altın madenciliğinin bütün
yönleriyle araştırılması (10/82), Amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu;
önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde
yapılacağı açıklandı. 25-27 Kasım 2007
tarihlerinde Fransa’ya giden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e refakat eden heyete katılması uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi kabul edildi. Genel Kurulu
ziyaret eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a Başkanlıkça “Hoş geldiniz”
denildi. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında
bulunan, Trabzon Milletvekili Cevdet Erdöl’ün, Tütün Mamullerinin Zararlarının
Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/9) (S.
Sayısı: 55) görüşmeleri tamamlanarak, yapılan açık oylamadan sonra, kabul
edildi. 2’nci sırasında
bulunan, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun Tasarısı (1/437)
(S. Sayısı: 54) komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından
ertelendi. 3’üncü sırasında
bulunan ve İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında değerlendirilerek temel kanun
olarak bölümler hâlinde görüşülmesi kararlaştırılmış olan Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın (1/335) (S. Sayısı: 56) tümü üzerinde bir süre görüşüldü. İstanbul
Milletvekili Bayram Ali Meral, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in, Tokat
Milletvekili Reşat Doğru, Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, Konuşmalarında
şahıslarına sataştıkları iddiasıyla birer konuşma yaptılar. 8 Ocak 2008 Salı
günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.58’de son verildi. Meral AKŞENER Başkan Vekili Harun
TÜFEKCİ Fatma
SALMAN KOTAN Konya Ağrı Kâtip
Üye Kâtip
Üye No.: 63 II.- GELEN KÂĞITLAR 4 Ocak 2008 Cuma Raporlar 1.- Türkiye
Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölge Ofisi Arasında
İki Yıllık İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun
Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/277) (S. Sayısı: 88) (Dağıtma tarihi:
4.1.2008) (GÜNDEME) 2.- Trabzon
Milletvekili Cevdet Erdöl’ün; Çocukların Uçucu Maddelerin Zararlarından
Korunmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler
Komisyonu Raporu (2/8) (S. Sayısı: 89)
(Dağıtma tarihi: 4.1.2008) (GÜNDEME) Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun,
Aydın Doğalgaz Dağıtım ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/925) 2.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Samsun
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/930) 3.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in,
İstanbul Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/931) 4.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, İzmir
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/932) 5.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Kayseri
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/933) 6.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Kocaeli
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/934) 7.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Konya
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/935) 8.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Mersin
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/936) 9.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Erzurum
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/937) 10.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Eskişehir
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/938) 11.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Gaziantep
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/939) 12.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Bursa
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/940) 13.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in,
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/941) 14.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Adana
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/942) 15.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Adapazarı
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/943) 16.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Ankara
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/944) 17.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, Antalya
Büyükşehir Belediyesinin çevre düzenlemesi çalışmalarına ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/945) 18.- İstanbul Milletvekili Atila Kaya’nın,
Afganistan’dan gelen soydaşların ikamet izinlerine ilişkin İçişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/946) 19.- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, terörle
mücadelenin bedeline ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/947) 20.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in,
Antalya’daki hava kirliliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/948) 21.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün,
Antalya’da şehir içi minibüslerin yenilenmesi ihalesine ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/949) 22.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, bir
gazeteciyle ilgili bazı iddialara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/950) 23.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Milas’ın
Çökertme Köyünün içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/951) 24- Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün’ün, maden
ruhsatları konusundaki düzenleme çalışmalarına ve Karaman’da verilen maden
arama ruhsatlarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru
önergesi (7/967) 25.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, evrensel
hizmet gelirine ve kullanımına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/968) 26.- Osmaniye Milletvekili Hakan Coşkun’un,
Denizcilik Müsteşarlığı bölge müdürlüklerinin kapatılacağı iddiasına ilişkin
Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/970) 27.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, TMSF’nin
el koyduğu şirketlerin yönetimine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/973) 28.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, elektrik
ücretlerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/975) 29.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
Mersin’deki altyapı sorunlarına ve turizmin geliştirilmesine ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/976) 30.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın,
şehit çocuklarının eğitimlerinin desteklenmesine ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/977) 31.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, özel bir
kanaldaki haber programına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/978) 32.- Edirne Milletvekili Bilgin Paçarız’ın,
Edirne’de yaşanan su taşkınlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/980) 33.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, polis
memurlarının çalışma şartlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi
(7/981) 34.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un,
Devlet Demiryollarında işkolu nedeniyle kadro verilmeyen işçilere ilişkin
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/987) 35.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın,
yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/991) 36.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun’da
kurulacağı iddia edilen termik santrallere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/992) 37.- Balıkesir Milletvekili Hüseyin Pazarcı’nın,
Kaz Dağlarındaki maden arama çalışmalarına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanından yazılı soru önergesi (7/993) 38.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif
Paksoy’un, Afşin-Elbistan B Termik Santralinin çevreye etkilerine ilişkin
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/994) 39.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, bir il
özel idaresinde yapılan atamaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/995) 40.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, bir
kişinin polis müdahalesi sonucu ölümüne ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/996) 41.- İzmir Milletvekili Bülent Baratalı’nın, bir
kişinin polis müdahalesi sonucu ölümüne ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/997) 42.- İstanbul Milletvekili Mehmet Ali Özpolat’ın,
bir kişinin polis müdahalesi sonucu ölümüne ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/998) 43.- İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın,
polis müdahalesi sonucu ölüm olaylarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/999) 44.- Diyarbakır Milletvekili Selahattin
Demirtaş’ın, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanunundaki değişikliğin etkilerine
ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1000) 45.- Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın,
belediye işçilerine sendika değiştirme baskısı yapıldığı iddiasına ilişkin
İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1001) 46.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın,
yükseköğretim kuruluşlarının kadro taleplerine ilişkin Maliye Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1004) 47.- Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif
Paksoy’un, nüfusu onbinin altındaki belediyelerin borçlarına ilişkin Maliye
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1005) 48.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, boş
bulunan Yükseköğretim Yürütme Kurulu üyeliklerine ilişkin Milli Eğitim
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1011) 49.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, eğitimde
dini içerikli propaganda iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1013) 50.- Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın,
Amasya’daki bir lisede bazı öğrencilere baskı uygulandığı iddialarına ilişkin
Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1014) 51.- Mersin Milletvekili Akif Akkuş’un,
Tarsus-Mersin arasındaki atıl fabrikalara ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1018) 52.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, bahçe
tarımına zarar veren bir zararlıya ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/1021) 53.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, muz
ithalatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1022) 54.- Samsun Milletvekili Osman Çakır’ın, Samsun batı
çevre yolu planına ve Sinop bölünmüş yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma
Bakanından yazılı soru önergesi (7/1024) 55.- Amasya Milletvekili Hüseyin Ünsal’ın, TRT
bürokratlarının istifalarının alındığı iddiasına ilişkin Devlet Bakanından
(Mehmet Aydın) yazılı soru önergesi (7/1026) 56.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, arıcılığın
desteklenmesine ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1029)‑ No.: 64 7 Ocak 2008 Pazartesi Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, Yapı Denetimi Hakkında Kanunun uygulamasındaki
sorunlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1032) 2.- Kocaeli
Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, endüstriyel atıkların bertarafına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1033) 3.- Muğla
Milletvekili Fevzi Topuz’un, bankacılık sektöründeki yabancı payına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1034) 4.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, ücretsiz kömür dağıtımına ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1035) 5.- Hatay
Milletvekili İzzettin Yılmaz’ın, yakalandığı iddia edilen bölücü terör örgütü
yöneticilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1036) 6.- Hatay
Milletvekili İzzettin Yılmaz’ın, Hatay’da ücretsiz dağıtılan kömürlere ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1037) 7.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, Kızılay’ın atıl bir binasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/1038) 8.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Botaş ihaleleriyle ilgili soruşturmaya ilişkin
Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1042) 9.- Ankara
Milletvekili Nesrin Baytok’un, TMSF yönetimindeki bir yayın grubunun satış
ihalesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/1043) 10.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Organize Sanayi Bölgesinin atık sularına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1044) 11.- Hatay
Milletvekili Süleyman Turan Çirkin’in, büyükşehirlerdeki hava kirliliğine
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1046) 12.- İstanbul Milletvekili
Ayşe Jale Ağırbaş’ın, geçici görevlendirilen kadın il müdürlerine ilişkin Çevre
ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1048) 13.- İstanbul
Milletvekili Necla Arat’ın, kadın çalışanlara karşı ayrımcılık yapıldığı
iddialarına ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/1049) 14.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, TMSF’nin devredilen bankalar dolayısıyla yaptığı
tahsilata ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Nazım Ekren) yazılı
soru önergesi (7/1052) 15.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, TÜBİTAK uzmanlarının Zonguldak Taşkömürü
Havzasında yaptığı incelemelere ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanından
yazılı soru önergesi (7/1056) 16.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, özürlü çocuklara yapılan eğitim yardımına ilişkin
Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1059) 17.- Edirne
Milletvekili Bilgin Paçarız’ın, engelli çocukların eğitimi için verilen bir
desteğin kaldırılmasına ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/1061) 18.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, kitap inceleme komisyonlarında
görevlendirilen öğretmenlere ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1062) 19.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Serik Meslek Yüksekokulunun bina ve yurt sorununa
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1063) 20.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, okullardaki şiddet olaylarına ilişkin Millî
Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1068) 21.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir proje kapsamında gerçekleştirilen ihalelere
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/1069) 22.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya’daki yeni Devlet Hastanesi binasına
ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1070) 23.- Muğla Milletvekili
Metin Ergun’un, virütük hastalıkların önlenmesine yönelik çalışmalara ilişkin
Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/1071) 24.- Manisa
Milletvekili Mustafa Enöz’ün, Manisa Bağcılık Araştırma Enstitüsünün
kapatılacağı iddiasına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1075) 25.- Adana
Milletvekili Muharrem Varlı’nın, narenciye sektöründeki ürün analizi sorununa
ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1076) 26.-
Kahramanmaraş Milletvekili Mehmet Akif Paksoy’un, çiftçilere ödenmesi gereken
desteklere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/1077) 27.- Diyarbakır
Milletvekili Selahattin Demirtaş’ın, Diyarbakır’daki karayollarına ve
demiryoluna ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1078) 28.- İstanbul
Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş’ın, Türk Telekom bilgilendirme hatlarının
ücretlendirilmesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1079) 29.- Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük’ün, Kepez Liman İşletmesinin faaliyetinin
durdurulmasına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/1080) 30.- Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış’ın, TRT Genel Müdürünün bürokratlarla yaptığı
toplantıyla ilgili bazı iddialara ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Aydın) yazılı
soru önergesi (7/1081) 31.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya-Alanya çevre yolundaki ve kent
merkezindeki trafik güvenliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/1082) No.:
65 8 Ocak 2008 Salı Meclis Araştırması Önergeleri 1.- İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve 20 Milletvekilinin, asgari ücretliler ile özellikle
kamu kurumlarında hizmet alım ihaleleriyle çalıştırılan personelin sorunlarının
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98
inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/83) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2007) 2.-
Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21 Milletvekilinin, Eber
Gölündeki çevre sorunlarının araştırılarak Gölün korunması için alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve
105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/84) (Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2007) 3.- Kocaeli
Milletvekili Cevdet Selvi ve 21 Milletvekilinin, asgari ücretin belirlenme
yöntemi ve yeterliliği konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/85)
(Başkanlığa geliş tarihi: 27/12/2007) 8 Ocak 2008 Salı BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER:Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan CANDEMİR ÇELİK
(Bursa) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, Türkiye’de finansal kiralama hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili
Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na aittir. Buyurun Sayın
Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A) Milletvekillerinin Gündem Dışı
Konuşmaları 1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun,
finansal kiralama işlemlerinde uygulanan KDV oranının yüzde 18’e çıkarılmasının
üretim üzerindeki olumsuz etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar
sunuyorum. Değerli
milletvekilleri, finansal kiralama nedir? Finansal kiralama, Türkiye’deki,
özellikle KOBİ’lerin, özellikle küçük sanayicilerin, özellikle küçük esnafın,
araç gereç, bu tür üretim ihtiyaçlarını alıp beş yıl vadeyle ödedikleri bir
ödeme şeklidir. Yani, bu insanlar bankalardan kredi alamıyorlar, bir proje
kredisidir. Ben araba alacağım, kamyon alacağım -bir kamyon şoförü- ben matbaa
makinesi alacağım, ben dozer alacağım, ben loder alacağım, ben üretim yaptığım
bir tekstil makinesi alacağım deyip, beş yıl vadeyle aldığı malın mülkiyeti
kiralama şirketinde kalıp, her ay borcunu ödeyerek, beş yıl sonra borcu
bittiğinde kendisine teslim edilen bir finansal yöntemdir. Türkiye’de bugüne
kadar -yaklaşık yirmi iki yıl olmuş kurulalı, finansal kiralama şirketleri
yirmi iki yıldır üretim yapıyorlar- ülke üretimine yaklaşık 35 milyar dolar
finansal kiralama yapmış arkadaşlar bu şirketler. Yani bunlar üretim için
yapılıyor. Ülkede üretim için, üreten insanlara yardımcı olunuyor. Üretimi daha
fazla üretmek için yapılıyor arkadaşlar. Siz,
31/12/2007’de, gökten bir şey düşüyor: “Ben bu şirketlerin yapılan bu kiralama
işlemlerinin KDV’sini yüzde 18’e çıkardım.” Kime sordunuz? Bunlar, bu şirketler
BDDK’ya bağlı. BDDK’nın görüşünü aldınız mı? Meslek örgütlerinin görüşünü
aldınız mı? Arkadaşlar, ülkede üreten insanların üretimini yok eden bir
uygulamadır bu. Değerli
arkadaşlarım, size birkaç rakam vermek istiyorum: Bu şirketlerimiz yaklaşık 22…
Sadece 2006 ve 2007’de birkaç rakam vermek istiyorum. Arkadaşlarım, 2006’da 42
bin işlem yapılmış. Yani, 42 bin işlem yapılarak yaklaşık 7 milyar yahut 5,2
milyar dolarlık işlem yapılmış. Bunu bölerseniz, ortalama işlem miktarı 123 bin
dolar arkadaşlar. Yani, küçük işletmeler, küçük firmalar kendi ihtiyaçları için
bunu yapıyorlar. 2007 yılında ise arkadaşlar, şu ana kadar henüz daha 30/9
tarihine kadar, yani 1/1/2007-30/9/2007 arasında ise 36 bin işlem yapılmış.
Bunların da toplamı, arkadaşlar, yine, 5,6 milyar dolar. Değerli
arkadaşlarım, size yine birkaç örnek vereceğim: 2007 yılında yapılan işlemlerin
-hakikaten dikkatinizi çekmek istiyorum- kamyon, kamyonet yaklaşık 147 milyon
dolarlık... Şoför esnafı… İnşaat makineleri yaklaşık 1,4 milyar dolar. Yani,
loder, ekskavatör, taşıyıcı, forklift. Arkadaşlar, üretimde kullanılan şeyler
bunlar. Yine, makine ekipman -yani, üretim makineleri- yaklaşık 1,3 milyar
dolar. Yine, tıbbi cihazlar 250 milyon dolar. Yine, tekstil makineleri 448 bin
dolar. Yine, turizm ekipmanları... Bunların hepsi… Yani, sıralarsam, bir
sürü... Elektronik cihazlar, optik makineleri 219 milyon dolar. Arkadaşlar,
bunların hepsi üretim. Yani, Maliye Bakanlığı diyor ki, arkadaş, siz üretim
yapmayın, sizin yaptığınız üretimi biz ithal edeceğiz, bu ülkede üretim
yapılmasın. Arkadaşlar,
üretimden vergi alacaksın sen. Sen yumurtlayan tavuğu kesiyorsun. Bunların
hepsi kayıtlı ekonomiye geçişin bir yoludur arkadaşlar. Leasing şirketlerinin
hepsi kayıtlı ekonomi içerisinde işlem yaparlar ve kayıtlı ekonominin ilk
halkalarından biridir. Tabii, burada
üretimden sorumlu bakanlarımız var. Hakikaten, Maliye Bakanlığı durup dururken
böyle bir karar alıyor ama üretimden sorumlu bakanlıklarımız acaba ne
düşünüyor? Değerli
arkadaşlarım, bu, Türkiye’deki KOBİ’lerin, küçük esnafın, üretimin sorunudur.
Üretimi yok etmeyelim. Gelin, bu kararı bir kez daha gözden geçirelim.
Türkiye’de leasing şirketleri dürüstçe, namusluca işlem yapmaktadır, ama,
bazılarına yıllardır ses çıkarmadınız. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Aslanoğlu, lütfen sözlerinizi tamamlayınız. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum efendim. Yıllardır, mevcut
yasal leasing şirketlerinin dışında bazıları büyük vergi oyunu yaptılar.
Bunlara niye ses çıkarmadınız? Türkiye’deki
mevcut leasing şirketleri son derece yasal boyuttadır ve ülke üretimine her
türlü imkânı sunmaktadır arkadaşlar. Bu insanlara teşekkür etmemiz lazım.
Bankaların kredi vermediği, açıkça söylüyorum, bankaların finanse etmediği
gruba, o bir makinesi olan insanlara leasing şirketleri yıllarca kucak açmıştır
arkadaşlar. Bu açıdan, bu karar,
Türkiye'de üretim için bir yaradır, Türkiye'de üretim için bir hançerdir.
Yatırım indirimini kaldırdınız, yerli üreticiyi yok etme hançeridir bu. Değerli
arkadaşlarım, ben bir kez daha buradan Hükûmeti uyarıyorum, özellikle küçük
ölçekli firmaları Türkiye'de yok etmeyin, Türkiye'de istihdam ve üretim
bunlardadır. Hepinize teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Çok
teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu. Hükûmet adına Sayın Zafer Çağlayan, buyurunuz
efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hepinize sağlıklı, mutlu bir yıl diliyorum. Sayın Aslanoğlu,
"Küçük firmaları, yerli sanayiyi yok etmeyin." dediler. Bilakis, AK
Parti Hükûmetinin, 58'inci, 59'uncu Hükûmetin ve 60'ıncı Hükûmetin bütün
gayreti daha fazla yerli sanayi, daha fazla istihdam, daha fazla üretim, daha
fazla yatırım ve daha fazla ihracattır Sayın Aslanoğlu. Bunu yaparken diğer
taraftan da… FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Öyle değil. SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Geleceğim… Yani, göstermeyin, zaten
onun için, cevap vermek için geldim ben de. Yirmi iki çeyrek
arka arkaya büyüyen bir Türkiye'den bahsediyoruz ve yirmi iki çeyrek arka
arkaya büyüyen bir Türkiye özel sektör marifetiyle büyüyor, küçüğüyle,
ortasıyla, büyüğüyle bütün işletmeleriyle bir bütün halinde büyüyor.
Dolayısıyla, şu anda, 60'ıncı Hükûmet
Programı’mızda da, Sayın Başbakanımızın burada yapmış olduğu takdimde
olduğu gibi, daha fazla yatırımı, daha fazla üretimi, istihdamı ve ihracatı
sağlamanın ciddi gayreti ve çalışması içindeyiz. Bir taraftan sanayi stratejisi
ve sanayi politikaları -ki, gündemin ilerleyen dakikalarında tekrar bunlarla
ilgili görüş ifade edeceğim- bir taraftan Türkiye'de cumhuriyet tarihinde
olmamış yeni bir çalışmayı yaparak bir sanayi envanteri çalışması, ülkemizin
ulusal envanterinin ne olduğu ve bunun yanı sıra da özelikle bu konularda yeni
politikaların oluşturulması noktasında
çok ciddi gayret içindeyiz. Yani, şunu çok net söyleyeyim, öyle,
hiçbirimizin- ki, Hükûmetimizin- kesinlikle, böyle, işte yerli sanayiyi, küçük
sanayiyi göz ardı etme gibi bir şey söz
konusu olamaz. Efendim, konuşulan
konu leasing konusu. Ülkemizde 1980'li yıllardan beri uygulanagelen bir süreç.
Zaman içinde çeşitli uygulamalar söz konusu olmuş, zaman içinde zaman zaman
yanlış uygulamalar gündeme gelmiş, zaman zaman bu konuda doğru uygulamalar
yapılmış. Şu anda son şekliyle ilgili gelmiş olduğumuz noktada, leasing
konusundaki düzenlemenin yeniden bir gözden geçirilmesi söz konusu ve bununla
ilgili olarak da dün ilgili bakan arkadaşlarımız, Sayın Maliye Bakanımızla ve
Sayın Başbakan Yardımcımız Nazım Ekren’le beraber oturup konu üzerinde tekrar,
yeniden çalıştık, etüt ettik. Şu anda üzerinde yeniden çalışmalar yapıyoruz. Bu
çalışmaları yaparken geçmiş dönemde bu konuda yapılmış olan bazı istismarların
önlenmesi; ki, zaten siz de bu konuda farklı bir şey söylemezsiniz… FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Evet. SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Hem yeni düzenlenmesi hem çağa uygun
hâle getirilmesi hem de özellikle katma değer vergisi konusunda devletin bir
kaybı olmaksızın, ama bir taraftan da yatırım ve üretimin tekrar devam etmesini
sağlayacak olan çalışmaların yapılması noktasında gayretimiz devam ediyor.
Önümüzdeki bir iki gün içinde zannediyorum ki bununla ilgili gerekli
çalışmaları, gerekli toparlamayı yapacağız ve bunu bütün kamuoyuyla paylaşacağız.
Ama tekrar
geldiğim nokta şu: Efendim, biz, daha fazla yatırım, daha fazla üretim, daha
fazla istihdam ve daha fazla ihracatı sağlamaya çalışıyoruz. Zaten beş yılda
rakamların nereden nereye geldiğini hepimiz gördük, yaşadık ve inşallah, geçen dönemde
elde edilmiş olan makro ekonomik kazanımların bu dönem mikro reformlarla
taçlandırılacığı ve daha fazla bu konuda mesafe katedileceği bir dönem olacak.
Onun için, bu konuda, dediğim gibi, leasing konusunda geçmiş dönemde yapılmış
olan bazı uygulamaların, yanlış uygulamaların yeniden düzenlenmesi,
düzeltilmesi ve yeni bir anlayış getirilmesi, belki kapsamı konusunda bir
çalışma yapılması, vergi oranlarıyla ilgili yeniden bir çalışma yapılması
noktasında şu anda çalışıyoruz. Önümüzdeki bir iki gün içinde zannediyorum konu
gündeme getirilecektir. Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım, sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar) FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Çağlayan. Gündem dışı
ikinci söz, Edirne ilinin ekonomik durumu hakkında söz isteyen Edirne
Milletvekili Cemaleddin Uslu’ya aittir. Buyurun Sayın
Uslu. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. 2.- Edirne Milletvekili Cemaleddin Uslu’nun, Edirne ilinin
ekonomik sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi ve Ticaret Bakanı
Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Edirne ilinin ekonomik sorunlarıyla ilgili gündem dışı
söz almış bulunuyorum. Sizleri saygılarımla selamlıyorum. Bu vesileyle 2008
yılının siz sayın üyeler ve tüm insanlığa barış, huzur, başarı ve mutluluk
getirmesi dileklerimle sözlerime başlamak istiyorum. Değerli
milletvekilleri, Edirne ülkemizin kuzeybatısında yer alan, batıda Pazarkule ve
İpsala Sınır Kapıları ile Yunanistan, kuzeyde Kapıkule ve Hamzabeyli Sınır
Kapıları ile Bulgaristan’a açılan sınır ilidir. Edirne, Avrupa’yı petrol üreten
Orta Doğu’ya bağlayan en kısa kara yolu olan D-100 kara yolunun son kapısıdır.
Ayrıca, Türkiye’nin sanayi merkezi İstanbul’a Edirne halkı için
sınır kapılarının önemi çok büyüktür. Sınır şehri olmanın avantajını kullanarak
Yunanistan ve Bulgaristan ile ticari ilişkilerini geliştirmek istemektedir,
ancak bu avantajını kullanamamaktadır. Bu husustaki en büyük engel günübirlik
geçiş sorunudur. Kara Ulaştırma Genel Müdürlüğünün talimatıyla, günübirlik
geçiş için son altı ay içerisinde 100 bin dolar hacminde gümrük beyannamesi ve
fatura sureti istenmektedir. Bu hacimdeki ticareti, sınır ticareti şeklinde bir
esnafın yapması mümkün değildir. Bu hususta
önerimiz: Edirne ilinde faaliyet gösteren esnaf ve sanatkâra günübirlik
giriş-çıkış özel izin belgesi verilerek, ticari ya da şahsi araçlarıyla, bir
zaman sınırlaması olmadan sınırdan geçebilmeleri ve ticaret yapabilmeleri
sağlanmalıdır. Aksi hâlde, büyük marketlerin küçük esnafı bitirdiği bir
gerçektir. Pazarkule Sınır
Kapısı’nın altyapı eksiklikleri vardır. Pazarkule Sınır Kapısı hâlen tam gün ve
uzun süreli açık tutulmamaktadır. Günübirlik ziyaret için Edirne’ye gelen
ziyaretçiler dört, beş saatlerini sınır kapısında harcamak zorunda kalmakta ve
aynı çileyi dönüş yolunda da yaşamaktadırlar. Yunanistan’dan
Edirne’ye turist taşıyan taksiler ile ilgili kota sorunu bulunmaktadır.
Ulaştırma Bakanlığımızca vize ve taşıma izni almak isteyen Yunanlı
taksicilerden 20 adedine izin verilmiştir, bunun artırılması gerekir. Edirne’nin
Karaağaç semtiyle bağlantısını sağlayan yol üzerinde bulunan Meriç ve Tunca
Köprülerinin restorasyon çalışmaları tamamlanmıştır. Dolayısıyla, bir an önce
trafiğe açılmalıdır. Değerli
milletvekilleri, Edirne ili ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalı ve tam
olarak sanayileşmemiş bir yapıdadır. Tarımla uğraşan insanlarımızın ciddi
sorunları vardır. Gübre fiyatları son günlerde çok aşırı yükselmiştir. Mazot
fiyatı üreticinin belini bükmektedir. 2007 tarım destekleri ödenmemiştir. Süt
teşvik primleri bir yıldan beri ödenmemektedir. Çiftçi yüzde 45 faizle
bankalardan zorunlu olarak kredi kullanmaktadır. Buna çare bulunmalıdır. Ergene Nehri
kirlidir, temizlenmesi gerekir. Tarımda sulanan alanlar ve bu konudaki
yatırımlar yetersizdir. Hamzadere ve Çakmak Barajları inşaatı bir an önce
bitirilmelidir. İldeki tarım
alanlarının parçalı oluşu tarımsal üretimde ekonomik verimliliği azaltmaktadır.
Bu durumu engellemek amacıyla arazi toplulaştırma uygulamalarının
yaygınlaştırılması önemlidir. Edirne ili, gelir
hesaplamalarından doğan ve kalkınmışlık düzeyini gösteren verilerin gerçek
durumu yansıtmaması nedeniyle kalkınmada öncelikli yöreler kapsamına
alınmamıştır. Bu durum, Süloğlu ilçesi hudutları içerisinde bulunan organize
sanayi bölgesinin gelişmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Gelir seviyesi
düşük olan Lalapaşa ve Süloğlu ilçelerinin kalkınmada öncelikli yöreler
kapsamına dâhil edilmesi, ilin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Tarihî mirasa
saygılı ve bu özelliği ön plana çıkaran turizm anlayışı çerçevesinde ilde
bulunan tarihî eserlerin korunması, iyileştirilmesi ve tanıtılması bölgenin
turizm değerini artıracaktır. Bu çerçevede yapılacak altyapı çalışmaları ile
turizm tesislerinin yeterli, kaliteli ve gerekli sayıya ulaşması sağlanacaktır. Diğer taraftan,
Enez Limanı’na mutlaka işlerlik kazandırılmalı, Dedeağaç-Enez seferleri
açılmalıdır. Keşan-Enez arası
duble yol yapılmalıdır. Keşan-Edirne duble yol çalışmaları bir an önce
bitirilmelidir. Edirne-Karaağaç
arasında, Meriç Nehri üzerinde, Pazarkule yakınlarından TEM otoyoluna
bağlantının sağlanabilmesi için bir köprüye ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece
Yunanistan’ı TEM’e bağlama imkânı sağlanacaktır. Yunanistan ile
arasındaki ticarette etkin rolü olun Eskiköy Sınır Kapısı yeniden faaliyete
geçirilmelidir. Ayşekadın Tren
İstasyonu modernize edilerek ihtisas gümrüğü hâline dönüştürülmelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Uslu. CEMALEDDİN USLU
(Devamla) – Edirne organize sanayi bölgesi bir an önce faaliyeti
geçirilmelidir. Uzunköprü ve
Keşan’da organize sanayi bölgeleri oluşturulmalıdır. Keşan’da organize
hayvancılık bölgesi gerçekleştirilmelidir. Bütün bunların
neticesinde Edirne ilinde gerek tarımsal gerekse sanayi üretimi artacak ve
işsizlik azalacaktır. Sözlerime son
verirken yüce heyetinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Çok
teşekkür ediyoruz Sayın Uslu. Siz cevap verecek
misiniz Sayın Çağlayan? SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Evet. BAŞKAN – Hükûmet
adına Sayın Çağlayan, buyurunuz. (AK Parti sıralarından alkışlar) SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) –Sayın Başkanım, yüce heyeti tekrar
saygıyla selamlıyorum. Sayın
Milletvekilimizin Edirne ile ilgili getirmiş olduğu konu üzerinde özet de olsa
görüşlerimi aktarmaya çalışacağım. Efendim, şimdi,
bu önümüzdeki dönemde, yine yapılacak olan çalışmalarımız içinde, Hükûmet
Programı’mızda da belirtildiği gibi,
teşvik sistemi değişecek, yeni bir teşvik sistemi, yeni bir teşvik anlayışı
getirilecek ve Türkiye’de yine bir ilk olacak -biraz evvel bahsettiğim- bir
sanayi envanteri oluşturulmasıyla ilgili yoğun çalışmalarımız olacak. Bu noktada, bütün
illerin âdeta bir yerde kimlik taramasını yapıyoruz, yani MR’ını çekiyoruz. Bu
noktada gerek Bakanlığıma bağlı seksen bir ildeki ticaret, sanayi il
müdürlükleri gerek bunun yanı sıra yine Bakanlığıma bağlı KOSGEB, ilgili
kuruluşlar, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin elinde bulunan kayıtlar,
Türkiye İstatistik Kurumunda bulunan kayıtlar, Maliye Bakanlığı, Çalışma
Bakanlığı gibi bütün kuruluşların elinde bulunan kayıtlar, hepsi bir anlamda
toplanıyor ve buradan, özellikle ülkemizin neresinde ne kadar sanayi tesisi
var, ne kadar istihdam kapasitesi var, ne kadar girdiler var, ne kadar çıktılar
var, bunlar tespit edilecek. Bunun yanı sıra,
ben Bakan olarak da şu anda on bir ili gezmiş durumdayım. Bir taraftan gerek
Bakanlıkta gerek Büyük Millet Meclisinde çalışmalarımız devam ederken, bir
taraftan da yurt dışında yapmış olduğumuz seyahatlerimizle beraber, bu arada da
illerimize bire bir giderek bütün illerin ekonomi kurmaylarıyla, o ilin ticaret
odası, sanayi odası -özellikle tarım ve hayvancılığın temsilinin yapıldığı-
ticaret borsası ve esnaflarımızla sürekli bir araya gelerek, ilin
milletvekilleriyle –ki, birçok milletvekilimiz zaten gitmiş olduğumuz illerde
benimle beraber olmuşlardı, kendileri de görmüşlerdi- yapmış olduğumuz
ziyaretlerde, valilerimizle beraber, belediye başkanlarımızla beraber ilin mevcut
potansiyellerini araştırıyoruz. Bu noktada, Edirne ili de önümüzdeki dönemde
ziyaret edeceğimiz iller arasında. Ancak ziyaret ederken eldeki bilgilerimizle
beraber bunları birleştirip örtüştüreceğiz. Burada
yapacağımız çalışma önümüzdeki dönemde teşvik sisteminin altyapısı olacak ve
teşvik sisteminde neyin, nerede, nasıl destekleneceğini belirtecek ve hemen
hemen her ile bir kimlik oluşturacak. Her ilin hangi anlamda, hangi sektörde
ileri, öne çıkabileceğini, gerek o malın istihdamıyla, katma değeriyle,
üretimiyle, transportuyla yapacağı ulaşım dikkate alınarak, bütün konular alt
alta getirilerek, her ilin bir yerde bir kimlik tanımlaması yapılacak ve bu
noktada, Edirne ilimizde -diğer seksen bir ilimizde veya onun dışındaki seksen
ilde olduğu gibi- önümüzdeki dönemde Edirne’nin hangi konularda istihdam
yaratabileceği, hangi konularda kalkınmışlığının daha fazla sağlanabileceği
konusunda -diğer illerde olduğu gibi- bir çalışma yapılacak. Zaten çalışmanın
esasını bu oluşturuyor. Bunlar yapılırken, kuşkusuz, fiziki altyapılar, bu ham
maddenin gelişi veya elde edilen ürünlerin sevk edilmesi noktasındaki fiziki
imkânlar da araştırılacak ve bunlarla ilgili gerekli çalışmalar da yapılacak. Bu yapılırken,
yine -organize sanayi bölgeleri tabii ki oldukça önemli bir konu- organize
sanayi bölgeleri konusunda zaten şu anda Bakanlığımız bir çalışma içinde ve
önümüzdeki çok kısa bir süre içinde, önce Başbakanlığa, Bakanlar Kuruluna, daha
sonra da Büyük Millet Meclisimize sevk ederek, “organize bölgeler kanunu”
altında çok geniş bir başlıkta yeni bir çalışma başlatıyoruz. Bu noktada, yine
Hükûmet Programı’mızda, AK Parti Hükûmet Programı’nda belirtildiği gibi,
ihtisas organize sanayi bölgeleri; ki, bu konuyla ilgili zaten çalışmalar
başlatılmıştır. Yine illerin içinde bulunduğu tarım ve hayvancılık konusundaki
mevcut potansiyelleri dikkate alınarak, oradaki planlamalar yapılarak, illerde
tarıma dayalı organize sanayi bölgeleri veya besi organize sanayi bölgesi,
seracılık, çiçek gibi organize sanayi bölgeleri, organize bölgeler konusunda
çok kapsamlı çalışmalar yapacak bir organize bölgeler kanunu çalışmasını da
yapıyoruz. Bu konuda illerde veya bağlı olan ilçelerde ihtiyaç duyulan
konularda ve ihtiyaç duyulan sektörlerde organize bölgeler yapılmasını bir kere
temin edecek. Ancak şunu da ifade etmeliyim ki, maalesef, birçok ilde, birçok
ilçede geçmiş yıllarda, geçmiş dönemlerde yapılmış ve bugün hâlâ dolmamış olan
organize sanayi bölgeleri var. Burada da, her ilin sanayici olması, her ilin
tarım veya hayvancılık noktasında hangi rolü alması konusunda, biraz evvel
bahsettiğim çalışmaların ve tanımlamaların yapılması gerekiyor. Bu çalışmalar
yapıldıktan sonra, o ilde mevcut organize sanayi bölgesindeki potansiyel nedir,
mevcut organize sanayi bölgesinde işletmeye, üretime geçen firma sayısı ne
kadardır, istihdam ne kadar elde edilmiştir, önemli olan, istenilen katma
değere, istenilen hedefe ulaşılmış mıdır, bunların sorgulamaları yapılacak ve
bu dönemde, özellikle organize sanayi bölgeleri, yeni organize sanayi bölgesi
teklifi gelirken -il valilerimizden, belirli kuruluşlardan, ki valiler
kanalıyla biliyorsunuz bu teklifler Bakanlığımıza geliyor- bunlar yapılırken
mevcut durumun bir değerlendirmesini, mevcut potansiyelin ne olduğunu, yapılan
yatırımların hangi noktada olduğunu tespit ettikten sonra, o ilde veya ilçede
organize sanayi bölgesi yapılıp yapılmayacağı konusunda çalışma yapılacaktır. Yani özetlersem,
organize sanayi bölgelerinde daha seçici, organize bölgeler yapılırken daha
böyle katma değeri esas ve çok kısa sürede üretime geçecek, çok kısa sürede
katma değer sağlayacak, istihdamı yaratacak olanlara öncelik verilecek. Bir
diğeri de, ilin veya ile bağlı olan ilçelerin kendi ekonomik altyapısı, tarım,
hayvancılık konusunda, sanayi konusunda, ticaret veya turizm konusundaki hangi
konularda o il daha öndeyse bu çerçevede çalışma yapılacak. Örneğin,
geçenlerde ben Isparta’ya gitmiştim. Isparta’da gül çok önemli bir sektör
hâline gelmiş ve bunun artık endüstrileşmesine başlanmış, sanayisi oluşmuş,
kozmetik yapılmaya başlamış, deterjan ve birtakım hijyenik şeyler yapılmaya
başlamış. Bunlar da dikkate alınarak önümüzdeki dönem, yani bu dönemde -önceki
dönemden kastım bu- yapacağımız çalışmalar, aynen Edirne ilinde olduğu gibi,
Türkiye’nin seksen bir vilayetinde, hangi konularda rekabet edebilir? Hangi
konularda yatırım alabilir? Hangi konularda istihdam sağlayabilir? Tabii,
bunları yaparken kuşkusuz, bu illerin nitelikli eleman konusunda veya istihdam
konusundaki altyapılarını da dikkate alarak bir çalışma yapılacaktır. Teşekkür ediyorum
Sayın Başkanım, sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Çağlayan. Gündem dışı
üçüncü söz, Teşvik Kanunu ve uygulamadaki sorunlar hakkında söz isteyen Bayburt
Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’e aittir. Buyurun Sayın
Güney. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. 3.- Bayburt Milletvekili Ülkü Gökalp Güney’in, Teşvik
Kanunu ve uygulamalarındaki sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması ve Sanayi
ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, sizlerle, hepinizi
çok yakından ilgilendiren, yurdumuzdaki teşvik ve uygulamalarla ilgili
sorunları çok kısa da olsa konuşmak istiyorum. Hepinizin bildiği
gibi, takriben on yıl önce 4325 sayılı Teşvik ve Uygulama Kanunu çıkarılmıştı.
Bu Kanun’un amacı, kalkınmada öncelikli yöreleri, diğer yörelerle, kalkınan
yörelerle aralarındaki farkı gidermek, onların seviyesine yükseltmek amacını
taşıyordu. Ne getiriyordu bu
Kanun? İşte, bu yörelerde yatırım yapanlara bazı kolaylıklar getiriyordu,
devlet arazilerini veriyordu, hazine arazilerini, işte, işverenin sigorta
primleri devlet tarafından ödeniyordu, beş yıl vergi alınmıyordu vesaire. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Elektrik bedelleri… ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) – Ha, elektrik bedellerinde yüzde 50’ye kadar indirim yapılıyordu. Şimdi, on yıldan
beri bu Kanun iki defa da revize edildi, biri altı yıl sonra, birisi de bir yıl
sonra. İşte, eskiden 10 işçi çalıştırana yapılan bu yardımlar veyahut da destek
30 işçiye filan çıkarıldı vesaire, ama bugün bir noktaya geldik. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Hiç yok! ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) – Bugün geldiğimiz nokta, bu Kanun fiyaskoyla neticelenmiştir. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Bravo! ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) – Yani, on yıldan beri uygulanan bu Kanun’la, Güneydoğu’ya, Doğu
Anadolu’ya, kalkınmada öncelikli olan yörelere herhangi bir ciddi yatırım
yapılmamıştır. Misal verelim. Niye olmuş bu? Evvela 11 ille
başlamışlar. Ondan sonra, araya birileri girmiş, hepimiz girmişiz, bunu 36 ile
çıkarmışız. Sonra, 49 ile çıkmış. Yani, Türkiye’de 49 il Teşvik ve Uygulama’dan
istifade eder hâle gelmiş. Gelsin, onların da ihtiyacı var, tabii; ama, şimdi,
benim seçim bölgem Bayburt’ta sekiz ay kış, Teşvik ve Uygulama’nın uygulandığı
bir yer. Benim hemşehrilerim de hep tekstilci. Ama, bir tanesi gelip Bayburt’ta
çalışamıyor. Diyor ki: “Düzce de var, Bartın da var. Oradaki maliyet ile bizim
oradaki maliyeti karşılaştırdığım zaman ben bu işin içinden çıkamıyorum çok
istememe rağmen.” Ve biz, Bayburt’ta şu ana kadar beş firmayı ancak tutabildik
ve on yıldan beri bu firmalarda çalışan insan sayısı da 150. Buradan
anlaşılıyor ki, bu haklı bir uygulama olmadı Türkiye genelinde, yapılamadı. O
zaman amacımız neydi? Bir amacımız vardı, bu bölgeler arası farklılığı
gidermek, buralarda istihdamı artırmak ve yatırımları da buralara kaydırmaktı.
Anlaşılıyor ki, bu çıkarmış olduğumuz Kanun yeterli olmadı, uygulamada
aksaklıklar oldu zaten. Sayın Bakanımız,
biraz evvel, benden evvel konuşan arkadaşlarımıza cevap verdiler, çok da güzel
şeyler söylediler. Yani, sanki benim buradaki konuşmama cevap veriliyormuş gibi
de algıladım bir kısmını. İnşallah, bu yapılır. Ama, ben bu konuda iki veya üç
defa, bundan önce, geçen sene, evvelki sene bunları gündeme getirdim, burada
konuştum, ama, hep “yapacağız”, “edeceğiz” dendi, Türkiye için çok önemli olan,
ülkemiz için çok önemli olan bu Teşvik ve Uygulama maalesef yapılamadı. Önerim ne? Önerim
şu: Böyle 10 il, 15 il, yahu bir il daha
alalım, bir il daha katalım şeklinde bu olmaz. Böyle bir kriter de olmaz. Böyle
bir ölçü de olmaz. Getirilen ölçüler de zaten yanlıştır. Bana göre burada
yapılacak şey… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayın Sayın Güney. ÜLKÜ GÖKALP GÜNEY
(Devamla) – Burada yapılacak, bir bölgesel teşvik uygulanmalıdır; kanımca bu.
İki, sektörel teşvik uygulanmalıdır. Mesela, yine
kendi seçim bölgemden bahsedeyim: Bizim memleketimizde taş, arıcılık,
hayvancılık bunlar ön plandadır. O zaman uygulamayı bölgelere göre ve o
bölgenin özelliklerine göre yapmamız lazım. Tabii, zamanım
kısa çok söyleyeceğim söz var. Demin dediğim gibi, bunun mutlaka yeniden ele
alınması lazım. Kısa bir süre içerisinde bunu bizim hayata geçirmemiz lazım.
Aksi hâlde, bizim bölgelerimizde herhangi bir yatırımcıyı, yeniden bir
yatırımcıyı bulamadığımız gibi, mevcutların zaten bir kısmı kaçtı, kalanları da
elimizde tutmamız mümkün değildir. Sayın Bakandan
yüce Meclisin huzurunda rica ediyorum. Bu konuda en etkili ve ülkemize en uygun
kanun teklifini getirsinler destekleyelim ve bu önemli olayı birlikte
halledelim diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Güney. Hükûmet adına,
buyurunuz Sayın Çağlayan. (AK Parti sıralarından alkışlar) SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum. Evet, konu,
üzerinde çalıştığımız konular sanayi sektörü, üretim, teşvik olunca, Sayın
Güney’in de bahsetmiş olduğu konular hakkında yapmış olduğumuz çalışmalardan
kısa da olsa aslında bilgi vermek istiyorum. Daha sonra da sanayi stratejisi ve
sanayi politikaları bölümünde bunlara değineceğim için, mümkün olduğunca,
burada yine izninizle kısa anlatmaya çalışacağım. Evet, Türkiye,
birçok ülkenin yaptığı gibi geçmiş dönemde de çok değişik teşvik sistemleri
uygulamış. Hepimizin bildiği gibi cumhuriyetin kuruluşundan sonra, müteşebbisin
olmadığı ortamda kamu eliyle yatırımlar yapılmış; kamu eliyle yapılan
yatırımlarda gerekli verimliliğin, randımanın elde edilmemesi, daha sonra bunun
özel sektör marifetiyle yapılmasının gerekliliği ve bunun arkasından,
müteşebbis oluşturmak için de özellikle belli yörelere de teşvikleri vererek, yatırımların,
istihdamın önü açılmıştır ve bunun özel sektör tarafından yapılmasının imkânı
sağlanmıştır. Geçmiş dönemde şu
veya bu şekilde çeşitli teşvikler uygulanmıştır. Evet, bu teşviklerden
istenilen sonuçlar elde edilmiş midir edilmemiş midir? Rakamlar var, ama bu
rakamlara girmek istemiyorum. Ancak bugün itibarıyla gelmiş olduğumuz noktada,
yine AK Partinin, 60’ıncı Hükûmetimizin Hükûmet Programı’nda da çok önemle
belirtildiği gibi ve gerçekten cumhuriyet tarihinde bir ilk olacak, belki de
teşvik konusunda bir devrim mahiyetinde olacak yeni bir teşvik anlayışıyla
ilgili yoğun çalışmalarımız devam ediyor. Bu çalışmaları
yaparken, biraz evvel de bahsettiğim gibi, özellikle neyin, nerede, nasıl ve
kiminle destekleneceği şeklinde bir çalışma içindeyiz, öncelikle
politikalarımızı bunun üzerine monte etmeye çalışıyoruz. Ve yeni teşvik sistemi
uygulanırken, bir ilin diğerine haksız rekabet yaratması, bir sektörün diğer
sektöre karşı haksız rekabet yaratması veya o duruma düşmesi kesinlikle
önlenecektir. Bunlar yapılırken, yine, illerin sosyoekonomik gelişmişlik
imkânları; o illerin özellikle hangi konularda, hangi sektörlerde öne
çıkabileceği ve bu konuda, önümüzdeki dönemde yapılacak olan politikaların
hangi alanda sağlanması gerektiği; sadece, o bölgeye götürülecek olan
teşviklerin maddesel teşvikler, vergi desteği, sosyal güvenlik desteği veya
enerji desteği değil, bunlar yapılırken o ilde üretilen ürünlerin hangi
pazarlara, nasıl ulaştırılmasının yapılacağı konusunda da çok çeşitli
çalışmalar yapılacağı bir dönemle hareket edeceğiz. Bu dönemde yeni
yapacağımız teşvik sisteminde -öncelikle onu söyleyeyim, sonra altını doldurmam
gerekirse- teşviklerimizi: 1) Sektörel bazda, 2) Proje bazında yapacağız. Sektörel bazda
yapılacak olan teşvik sisteminde de o sektörlerin yine bölgeler arası
kalkınmışlık farkı, bölgeler arası gelişmişlik farkı da dikkate alınarak, aynı
sektörün, kalkınmış bir yöreyle geri kalmış bir yöre arasında desteklenmesi
sağlanırken, yine, buradaki balans da son derece dikkatle izlenecek. Yani, bir
sektöre destek verilirken, o sektörün bölgeler arası gelişmişlik farkı dikkate
alınarak, bir tarafta bu sektör olarak desteklenecek ve sektörle ilgili
destekler yapılırken, bu desteklerin yanı sıra, tabii ki yine, vergisel
destekler, istihdam üzerindeki yükler noktasında destekler devam edecek, sosyal
güvenlikle ilgili destekler devam edecek. Ki, bu konuda,
zaten, teşvik konusunu beklemeden dahi, Hükûmet Programı’mızda belirtmiş
olduğumuz gibi, bugün sosyal güvenlik sisteminde, gerçekten Türkiye’nin karşı
karşıya bulunduğu, çok önemli, çok sıkıntılı bir duruma karşı ve işte, yapmış
olduğumuz bütçe görüşmelerinde ilgili bakan arkadaşlarımızın da söylediği gibi,
bugün sosyal güvenlik sistemi sadece 2008 yılında 37 milyar YTL’lik bir
transfer gerçekleştirecekken, buna rağmen, bir yerde rekabet gücünün
artırılması ve bir yerden istihdamın ve işsizliğin, özellikle istihdamın
artırılması, işsizliğin sağlanması noktasında, sosyal güvenlik primlerinin
işveren yükünden 5 puan indirilmesi uygulaması 2008 yılında gerçekleştirilecektir.
Bu konuda zaman zaman kamuoyunda çeşitli görüşler ifade ediliyor, hatta,
Hükûmetin bakanları arasında, çeşitli şekilde çelişkili görüşler ifade edildiği
söyleniyor. Bunlar kesinlikle, Sayın Başbakanımızın da ifade ettiği gibi ve Hükûmet
Programı’mız sunulurken Hükûmet Programı’nda olduğu gibi, 2008 yılında sosyal
güvenlik yüklerinden işveren hissesinden 5 puan düşürülmesi uygulanacaktır. Ama, bunu
söylerken, özellikle şunu da ifade etmemiz lazım: Efendim, zaman zaman, benim
de Sanayi Odası Başkanıyken hep dile getirmiş olduğum görüş, istihdam
yüklerinin Türkiye’de en fazla olduğunu, OECD’nin en yüksek istihdam
yükleriyle, maliyetleriyle karşı karşıya kaldığımızı her fırsatta ifade
ederdik, doğrudur, ancak değerli arkadaşlar, şunu söylemek lazım ki, bu, geçmiş
dönemlerde, maalesef, sosyal güvenlik sisteminin iyi idare edilmeyişinin,
sosyal güvenlik sisteminin, bir yerde, politikaya kurban edilmesinin ortaya
çıkartmış olduğu bir sonuçtur. Sizlere soruyorum: Bugün sosyal güvenlik sisteminin
bu hâle gelmesinin, sosyal güvenlik sisteminin bu kadar açık vermesinin ve 70
milyonu finanse etmesinin altında yatan en önemli sebeplerden biri, hepiniz
hatırlayın, geçmiş dönemlerde “Kim ne veriyorsa ben 5 fazlasını veririm.” diyen
zihniyetin ortaya çıkartmış olduğu bir durumdur bu. Dolayısıyla, Türkiye’yi,
otuz sekiz yaşında genç emekliler cennetine çevirenlerin ortaya çıkartmış
olduğu bir durumdur. Ha, bugün, bu tabloyu 70 milyon ödüyor. 70 milyon olarak,
işte, bunu sosyal güvenlik primleri olarak veya bu transferi yapmak için
devletin iki tane geliri var: Ya özelleştirme ya vergi veya bir üçüncüsü,
borçlanmaya gideceksiniz. Yani, neticede bunların finanse edilmesi için bu
belirtilen üç kaynağa müracaat edeceksiniz. Onun için bu noktada önümüzdeki dönemde
teşvik sistemi yapılırken bir kere kesinlikle, burada kamuya en az maliyet
getirecek ve gerçekten üretime, istihdama, ihracata ve yüksek katma değeri
temin edecek olan çalışmalar içinde olacağız. Bu yapılırken yine teşvik
politikasında en önemli unsur şu: Bugün, Türkiye'nin gelmiş olduğu durum ve
dünyanın içinde bulduğu durumu hep beraber görüyoruz. Bugün, küreselleşme… Bir
kere, artık, yapmış olduğunuz ürünleri, sadece ülkeniz bazında değil, ulusal
bazda değil, uluslararası bazda yapıp, üretme, satma bir kere mecburiyeti
getiriyor. Bunu dikkate aldığımız zaman da yapacağımız teşvik sisteminin yine
asıl anasını “3Y” dediğimiz yüksek teknoloji, yüksek katma değer -yani mümkün
olduğunca Türkiye’de ve Türk insanının katma değeriyle üretilmiş olan şekilde yapılması-
ve yüksek rekabet gücünün sağlanması noktasında bir teşvik politikası olacak.
Biraz evvel bahsettiğim bu teşvik politikası yapılırken başka araçlarla, başka
politikalarla desteklenecek. Biraz evvel bahsettim, özellikle Organize Sanayi
Bölgeleri Kanunu bunun çok önemli bir unsuru olacaktır ve bu konuda Türkiye üç
tarafı denizle çevrili olan bir ülke. İçeride kalan illerin, tabii, deniz
getirme gibi bir imkânı olmayacağına göre, bu sefer o illerde yapılan
üretimlerin, o illere gelecek olan ham maddelerin ve elde edilmiş olan
çıktıların en azından buralara ulaştırılması noktasında ulaşım altyapısında
ciddi çalışmalar yapılacak. Özellikle, fiziki altyapı da, demir yolu da, kara
yolu da bu konuyla ilgili… Yani, topyekûn bir planlamanın, topyekûn çalışmanın
yapıldığı bir teşvik sistemi ortaya çıkacak ve bu teşvik sistemi -biraz evvel
bahsettiğim gibi- organize sanayi bölgesi ve planlanmış olan bölgeleri, küçük
sanayi sitelerini de içine alacak bir çalışma içinde olacak. Bunu yaparken,
yine bir teşvik unsuru olarak da, tabii ki, dünyada gelişen teknolojiyi hep
birlikte görüyoruz. Gerçekten dünya teknolojide çok önemli mesafe katetmiştir
ve bu teknolojik mesafe katedilirken Türkiye'nin de bulunduğu yarıştan geri
kalmaması gerekir. Türkiye bu noktada özellikle araştırma, geliştirmeye
fazlasıyla ehemmiyet, önem verecektir. Size çok basit iki tane rakam vermek
istiyorum: 2002 yılında Türkiye araştırma-geliştirmeye o tarihlerde gayrisafi
millî hasılasının binde 6’sını ayırabiliyordu. Ben de o dönemlerde Oda Başkanı
olarak, çıkıp her fırsatta “Efendim, ne zaman benim ülkem de gayrisafi millî
hasılasının gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yüzde 2’sini, yüzde 3’ünü
araştırma-geliştirmeye harcayacak?” diye bir serzenişte bulunurdum. Evet,
2007’de gelmiş olduğumuz ortamda, Türkiye, bugün gayrisafi millî hasılasının
binde 8’ini ar-ge’ye harcar duruma gelmiştir. Diyebilirsiniz ki: “Ya nedir
efendim, aradaki binde 2’den mi bahsediyorsun, binde 2’nin mi havasını
atıyorsun?” Hayır. 2002 yılında 181 milyar dolarlık gayrisafi millî hasılanın
binde 6’sını Türkiye ar-ge’ye harcarken, 2007 yılında yaklaşık çıkacak olan
489-490 milyar dolarlık bir gayrisafi millî hasılanın binde 8’ini harcayacak.
Yeter mi? Yetmez. Bu noktada iki
tane önemli proje var. Bunun bir tanesi: Özellikle 2013 yılında, Türkiye’nin
-Hükûmetimizin koymuş olduğu hedef- gayrisafi millî hasılasının yüzde 2’sini
ar-ge’ye kullanmaktır. Efendim “yüzde Bu yapılırken,
Büyük Millet Meclisimize sevk edilmiş olan, 60’ıncı Hükûmet olarak gelir gelmez
hemen Bakanlar Kurulundan çıkardığımız ve yüce Meclisimize sevk edilmiş olan
bir kanun var, komisyonlarda görüşüldükten sonra Genel Kurula gelecektir. Bu
konuda da, araştırma-geliştirmeye, özellikle araştırma-geliştirmede yapılan
istihdama, istihdam yüklerine, gerek sosyal güvenlik gerek vergisel yükler
konusunda yeni bir teşvik sistemi gelecektir. Bu yapılırken, elinde belli bir
sermaye imkânı olmayan, birikimi olmayan, ancak teknolojik buluşu olanlara da
yeni imkân sağlanacak ve adına “teknogelişim sermayesi” dediğimiz kefilsiz,
teminatsız o insanlara bir ivme verecek, onu müteşebbis yapabilecek olan bir
çalışmanın da bu arada bu kanunla yapılması sağlanacak. Tabii, bunun yanı sıra,
biraz evvel bahsettim, sadece, teşvik politikasını, efendim ben vergisel
desteği verdim, sosyal güvenlik desteğini verdim, fiziki altyapıyı sağladım,
ar-ge desteğini verdim demek de yetmez. Yine bu sistemin içinde, teşvik
politikaları içinde, istihdam meselesini de mutlaka, Türkiye'nin bir şekilde
çözmesi gerekir ve bu noktada şu anda yapmış olduğumuz çalışma, yeni bir iş
gücü planlaması yapıyoruz. Değerli
arkadaşlar, zaman zaman ben ifade ediyorum -yirmi yedi yıl sanayicilik yapmış
bir insanım, işsizlik meselesini en derinden yaşamış ve bu konuda, geçmiş
dönemde Türkiye'nin gündemine çok proje getirmiş bir insanım ve bu konuda
düşündüklerimi de hiç kimseden çekinmeden, korkmadan, her zaman Türkiye
gündemine getirmiş bir insanım- bugün tekrar söylüyorum, diyorum ki: İstihdam
konusunda Türkiye'nin problemi, evet, milyonlarca işsizimiz var, ama
Türkiye'deki asıl problem, istihdamın arzı ile istihdamın talebinin
çakışmamasıdır. Problem budur. Yani, bir yerde, gerek sanayide olsun gerek
ticari kesimde olsun gerek diğer kesimlerde olsun ihtiyaç hissettiği alanlarda
eleman bulamazken, diğer taraftan da üniversitelerimizi bitirmiş, pırıl pırıl,
belli bir lisan altyapısına sahip olan, ancak iş bulamayan birçok gencimiz var.
Yine, teşvik
sistemini yaparken bu istihdam politikalarında bir şeyi daha göz ardı etmemek
gerekiyor. Bu konuyu da dikkate alacağız. Evet, bundan sonra istihdamın hangi
sektörlerde ve hangi konularda olması noktasında da bir çalışma yapmamız
gerekiyor. Bu noktada da 2002-2006 yılları arasında, özellikle istihdama
sanayinin, ticaret kesiminin, tarım veya diğer sektörlerin yapmış olduğu etkiye
baktığımız zaman, analiz yaptığımız zaman çok önemli rakamlar var. Bu rakamlar
diyor ki: 2002-2006 yılları arasında sanayi sektörünün istihdama katkısı yüzde
19’dan yüzde 20’ye çıkmıştır. Ama buna karşılık ticaret ve hizmetler sektörünün
istihdama katkısı ise yüzde 46’dan yüzde 53’e çıkmıştır. Tarım sektöründe
kısmen gerileme olmuştur ve bugün özellikle bilişim sektörü de teknoloji
üreten, yazılım üreten sektör de yeniden devreye girmiştir. O zaman önümüzdeki
dönemde, bir kere, bu çeşitliliğin mutlaka dikkate alınması gerekiyor. Bir diğer konu:
Teşvik ve Uygulama Genel Müdürlüğünün kendi rakamlarıdır bu, Teşvik ve Uygulama
Genel Müdürlüğünün rakamlarına göre
-ki, ben bunların bir kısmını iskonto ederek söylüyorum- bugün sanayide
1 kişiye istihdam yaratmak için yapılacak olan yatırım yaklaşık 100 bin
dolardır. Hizmetler sektöründe, ticaret sektöründe ise bu rakam yaklaşık 45 ila
50 bin dolardır. Ama bilişim sektörüne, yazılım sektörüne geldiğiniz zaman
yapılacak olan, yani bir kişilik istihdamı sağlamak için yapacağınız yatırım 5
bin ila 10 bin dolardır. Şimdi, bunu da önümüze aldığımız zaman, önümüzdeki
dönemde hangi sektörlerde istihdam ve işgücü planlaması yapılacağını, nerede
istihdamın daha fazla önemli olduğunu, hangi bölgede, hangi yörede hangi konuda
istihdama ihtiyaç duyulduğunun planlaması ve çalışmasının yapılıyor olması
gerekiyor. Bu nokta dikkate alınırken ki, teşvikin önemli unsurlarından, ana
esaslarından biri bu olurken, diğer taraftan da işte, bugün, sanayinin, ticaret
ve hizmetler sektörünün asıl ihtiyaç duyduğu, asıl arayıp, her gün gazetelerin
sayfalarında çarşaf çarşaf ilanlar verdiği, organize sanayi bölgelerinin
girişlerinde çarşaf çarşaf ilanlar olarak görmüş olduğunuz nitelikli eleman
bulunması konusunda yoğun gayretler var. Bu noktada, mesleki eğitim sistemini
yeniden gözden geçiriyoruz. Mesleki eğitim
konusunda, yine yıllar öncesinde -bunu en derinden hissetmiş biri olarak- ne
zaman benim ilçemde de, gelişmiş ülkelerdeki gibi meslek lisesi mezunları düz
lise mezunlarından daha fazla olacak diye böyle bir hayal kurardım kendi
kendime ve maalesef, geçtiğimiz dönemlerde -2002 yılına kadar- Türkiye’de lise
mezunları içinde meslek lisesi mezunlarının oranı yüzde 25, düz lise mezunlarının
oranı ise yüzde 75 idi. Bugün, şükürler olsun, meslek lisesi mezunlarının oranı
yüzde 25’ten yüzde 35’e çıkmıştır. Düz lise mezunları yüzde 75’ten yüzde 65’e
inmiştir. Hükûmet Programı’mızda yapmış olduğumuz çalışmalarla, 2013 yılına
kadar, inşallah, bu dengeyi yüzde 50’ler seviyesine getirmeyi umuyoruz. Diğer taraftan
meslek liselerimizde, orada okuyan çocuklarımızı, sadece teori alanı değil,
mutlaka bunun pratiğini de yapan bir şekilde şu anda çalışıyoruz. Bu konuda
Millî Eğitim Bakanlığımızla, organize sanayi bölgeleriyle, sivil toplum
kuruluşlarıyla, odalar birliğiyle, tüm odalarla bir çalışma ve gayret içindeyiz
ve bunun örnekleri de başlatılmış durumda. Bugün, özellikle Ankara’nın
Sincan’ında, OSTİM’inde başlatılmış olan çalışma tüm Türkiye sathına
yayılacaktır. Örneğin, meslek lisesinin elektronik bölümünde okuyan bir
çocuğumuz, haftanın belli saatinde –Almanların “dual” dediği sistem- eğitim
alırken okulda, diğer geri kalan günlerinde de bizzat sektörün içinde, sanayi
sektörünün, işletmelerin içinde bunun pratiğini de alacaktır. Dolayısıyla,
okulu bitirdiği zaman, hem teorisini hem pratiğini almış meslek lisesi
mezunları ortaya çıkacak. Ama bunu yaparken –bakın, tekrar söylüyorum- yine
yapılması gereken çok önemli bir konu var. Bunun, yıllar öncesinden
bahsediyorum, yani, yedi sekiz yıl öncesinden bahsediyorum. Değerli
arkadaşlarım, bir ilimizde bir meslek lisesi var. Bu meslek lisesinin de, o
zamanki adıyla, torna tesfiye bölümü var. Tabii, bugün artık CNC tezgâhlar
oldu. Bu torna tesfiye bölümünde, okulun
bu bölümünde 15 tane öğrencisi var ve bu ilde sadece bir tane torna tezgâhı var
ve bu torna tezgâhı da sadece bu okulun kendisinde var! Şimdi, düşünün,
bakın, bu ilde bulunan bu okuldan bu 15 çocuk torna tesfiye bölümünden mezun
oldukları zaman, bunların ilde çalışabileceği ikinci bir torna tesfiye aleti
yok. Şimdi, bunları yaparken, hangi illerin, hangi konularda istihdam ihtiyacı
olduğunun planlamasının yapılması lazım. Bu çalışmaların başlangıç
safhasındayız. Dolayısıyla, sanayi sektöründe, ticaret sektöründe, hizmet
sektöründe, tarımda, bilişim sektöründe, turizm sektöründe, hangi sektör olursa
olsun, o ilin kendi altyapısına, o ilin kendi özelliklerine, kendi kimliğine
göre istihdam politikasının da o ile uygun şekle getirilmesi lazım. Bir diğer
önemli konu da burada… Yine, özellikle YÖK’ün, zannediyorum ki, bu dönemde
yapacağı çalışmalar içinde olması gereken bir çalışmadır. Yeni YÖK Başkanımızla
da telefonla görüşürken bu dileğimi sadece kendisine ilettim. Tabii ki,
kendilerinin alacağı görüştür. Değerli
arkadaşlar, burada şunu ifade etmemiz lazım ki, bugün özel okulda okuyan bir
çocuğun ana babaya maliyeti ortalama 100 bin dolar mertebesindedir. Devlet
okulunda okuyanların da devlete maliyeti en az 40-50 bin dolar seviyesindedir.
Ama, bugün çocuklarımız üniversitelerin o bölümünden mezun edilirken, acaba
sanayinin, ticaret kesiminin üniversitelerin o bölümünden mezunlarına ihtiyacı
var mıdır yok mudur? Bugüne kadar bu yapılmamıştır ve bugün üniversite mezunu
genç nüfusun özellikle iş bulamamasının altında yatan temel sebep de budur. O zaman, bu
dönemde, YÖK’ün de bu planlamayı yapıyor olması, üniversitelerimizin
bölümlerinin de, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin hangi sektörlerde rekabet
yapacağı tespit edilerek ve hangi konularda eleman ihtiyacının olduğuna dikkat
edilerek, buna göre bir çalışma yapması gerekecek ve bu noktada yapacağımız
teşvik politikasını özetleyecek olursam, biraz evvel bahsettiğim, istihdamıyla,
yatırımıyla, yatırım çeşidiyle, iş gücü planlamasıyla ve oralara verilecek olan
desteklerin hangi destekler ve nasıl olacağı konusunda topyekûn bir çalışma
olacak. İnşallah, bu çalışmanın temel hedefi, dediğimiz gibi, temel unsur hep o
olmuştur. Bir kere,
verimliliği esas alan ve özel sektör marifetiyle büyümedir, sürdürülebilir bir
büyümenin oluşturulmasıdır ve sürdürülebilir büyümenin de özel sektör
marifetiyle ve serbest piyasa kurallarına uygun şekilde yapılması ve bunun
araçlarının sağlanmasıdır. Önümüzdeki dönemde yapacağımız çalışmaların özünde,
dediğim gibi, teşvik politikalarımız kesinlikle sektörel bazda, teşvik
politikalarımız özellikle yine proje bazında yapılacaktır. Sayın Güney’in de
kendisine bu konuşma imkânı için teşekkür ediyorum. Evet, aslında bu
konuda önümüzdeki dönemde yine konuşacağımız, sizlerle paylaşacağımız çok şey
olacaktır, ancak şunu biliniz ki: Bu konu üzerinde, gece gündüz, gerek
Bakanlığımız gerek diğer bakanlıklarımızın ilgili birimleri topyekûn bir
çalışma ve gayret içindeyiz. Önümüzdeki dönem tek bir hedefimiz var: Bugün
dünya ekonomisinde on yedinci sıraya gelmiş, bugün Avrupa’da altıncı sıraya
gelmiş olan Türkiye ekonomisini dünyanın -inşallah çok kısa süre içinde- ilk on
ekonomisi içine sokmaktır. Bunun gayreti, bunun çalışması ve bunun arayışı
içindeyiz. Çok kısa sürede -inşallah yeni teşviklerle- bu belirtmiş olduğumuz
hedefe ulaşacağımızı tekrar sizlere ifade ediyor, hepinizi tekrar saygıyla ve
hürmetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun. (AK Parti sıralarındın alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çağlayan. Şimdi gündeme
geçiyoruz. Sayın
milletvekilleri, bugün bir saat süreyle sözlü soru işlemi yapacağız. Sanayi ve Ticaret
Bakanı Sayın Zafer Çağlayan, gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 3, 10, 79, 91 ve
111 sıralarındaki; Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek “Sözlü
Sorular” kısmının 9, 17, 22, 30, 60, 62, 66, 73, 74, 92, 98, 100, 102 ve 114
sıralarındaki; İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay “Sözlü Sorular” kısmının 15,
21, 26, 27, 28, 78, 89, 108 ve 109 sıralarındaki soruları birlikte
cevaplandıracaklarını iletmişlerdir. Sayın Bakanların
bu istemlerini sırası geldiğinde ve süremiz yettiği sürece yerine getireceğim. Bilgilerinize
sunuyorum. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, bu konuda bir şey söyleyebilir miyim? Efendim, sayın
bakanlar sorulara doğru dürüst cevap vermiyorlar -şimdi bakın, kaç tane soruya cevap
vereceklerini söylüyorlar- verdikleri cevapların da yüzde 90’ı yalan yanlış. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen adabını düzeltsin. BAŞKAN – Sayın
Genç, sırası geldiği zaman, süremiz yettiği sürece, bakanların sözlü sorulara
cevap vermelerini gözeteceğim. Şimdi… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Müsaade edin… Bu tip bir uygulama var efendim. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, lütfen, bu Beyefendi ne yapıyor! BAŞKAN - Sayın
Genç, İç Tüzük’ün hükümleri gayet açıktır. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır. Önergeleri
okutuyorum: IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 20 milletvekilinin,
asgari ücretliler ile özellikle kamu kurumlarında hizmet alım ihaleleriyle
çalıştırılan personelin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/83) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Asgari ücretliler
ile özellikle Kamu kurumlarında hizmet alımı ihaleleri sonucunda istihdam
edilen personelin karşılaştıkları sorunları ve bu sorunların çözüm yollarını
tespit etmek amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 1) Oktay Vural (İzmir) 2) Mehmet Şandır (Mersin) 3) Hasan Özdemir (Gaziantep) 4) Şenol Bal (İzmir) 5) Muharrem Varlı (Adana) 6) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) 7) Beytullah Asil (Eskişehir) 8) Kürşat Atılgan (Adana)
9) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın) 10) Ahmet Orhan (Manisa) 11) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) 12) Münir Kutluata (Sakarya) 13) Hamza Hamit Homriş (Bursa) 14) Emin Haluk Ayhan (Denizli) 15) Ali Uzunırmak (Aydın) 16) Mustafa Enöz (Manisa) 17) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon)
18) Osman Durmuş (Kırıkkale) 19) İsmet Büyükataman (Bursa) 20) Ümit Şafak (İstanbul) 21) Ali Torlak (İstanbul) Gerekçe: Ülkemizde
uygulanan ekonomik politikaları başta çalışanlar olmak üzere dar ve sabit
gelirli kesimlerin yaşama ve çalışma koşullarını daha da ağırlaştırmıştır.
Toplumun düşük gelirli kesimleri mağdur edilmekte, ancak aynı zamanda ekonomi
politikalarında başarı çalışanların fedakârlığına dayandırılmak istenmektedir. Asgari ücret,
çalışanların yaşama ve çalışma şartlarının düzenlenmesine yönelik önemli
uygulamalardan birisidir. Asgari ücret, işçi ve ailesinin günün ekonomik ve
sosyal koşullarına göre insanca yaşamasını mümkün kılacak bir ücrettir. Bu
yönüyle esasen daha sınırlı bir istihdam türü olması gerekirken günümüzde
uygulanan politikaların sonucunda asgari ücretli çalışma genel bir istihdam
türü olarak ağırlık kazanmaktadır. Öte yandan
işsizliğin artması sonucunda asgari ücretliler üzerinde de bir emek arzı
baskısı oluşmakta ve asgari ücretle çalışmaların bazen genel bazen de özel
uygulamalarla fedakârlığa zorlandığı görülmektedir. Bugün asgari
ücretle çalışanlar açlık sınırı altında ücrete mahkûm edilmişlerdir. Öte yandan
Anayasamızın 128 inci maddesinde; “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve
diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü
oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve
diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” hükmü yer almaktadır. 657 sayılı Devlet
Memurları Kanununda da Anayasanın 128 inci maddesinin hükmüne paralel biçimde
istihdam şekilleri düzenlenmiş ve 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin 1 inci
fıkrasında “Kamu hizmetleri, memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve
işçiler eliyle gördürülür.” hükmüne yer verilmiş; 5 inci maddesinde de, bu
kanuna tabi kurumlarda dört istihdam şekli dışında personel çalıştırılması
yasaklanmıştır. Ancak, süreç
içinde 657 sayılı Kanunun 36. maddesinin VIII sayılı bendinde yer alan “kurumlarda
her türlü yazı ve dosya dağıtmak ve toplamak, müracaat sahiplerini karşılamak
ve yol göstermek; hizmet yerlerini temizleme, aydınlatma ve ısıtma işlerinde
çalışmak veya basit iklim rasatlarını yapmak; ilaçlama yapmak veya yaptırmak
veya tedavi kurumlarında hastaların ve hastanelerin temizliği ve basit bakımı
ile ilgili hizmetleri yapmak veya kurumlarda, çarşı ve mahallelerde koruma ve
muhafaza hizmetleri gibi ana hizmetlere yardımcı mahiyetteki görevlerde”
çalıştırılmak üzere yardımcı hizmetler sınıfı kapsamındaki birçok iş hizmet
alımı ihaleleriyle özelleştirilmiştir. Bu konuda
herhangi bir yasal düzenleme de yapılmamıştır. Böylece hizmet
alımı ihaleleriyle söz konusu işlerin özel şirketlere devri ve özel şirketlerin
de söz konusu işleri asgari ücretle personel istihdamı nedeniyle kamu
kurumlarında 657 sayılı kanunda yer almayan yeni bir personel çeşidi ortaya
çıkmıştır. Kamu kurumlarında
temizlik v.b işlerde çalıştırılan bu kişilere de yıllık izin kullandırılmadığı,
SSK prim ve vergi iadesi ödemelerinde düzensizlikler olduğu, iş kanununda
belirtilen haftalık çalışma saatlerinden uzun süre çalıştırıldıkları, resmi ve
bayram tatilleri için ücret ödenmediği hususları sıkça basında yer almaktadır. Bu hususlar;
Anayasamızın 55 inci maddesinde açıkça tanımlandığı üzere; “Devlet,
çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer
sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.” hükmü ve
hukuk devleti ilkeleriyle hiçbir biçimde bağdaşmamaktadır. Bütün bu hususlar
dikkate alınarak . Genel olarak
asgari ücretlilerin karşılaştıkları sorunların tespiti ve çözümü, . Kamu kurum ve
kuruluşlarında sürekliliği olan yardımcı hizmet işlerinde ortaya çıkan bu
istihdam modelinin boyutunun belirlenmesi, bu hizmet ihalelerinin yapılmasında
doğan sorunlar, sözleşmelerin uygulanmasındaki aksaklıklar, imzalanan
sözleşmelere uygunluğunun denetimindeki eksikliklerin tespiti, . Bu işlerde
çalışanların yasal özlük haklarını kullanmalarında karşılaştıkları güçlüklerin
giderilmesi için alınacak
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci İç Tüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir. 2.- Afyonkarahisar Milletvekili Abdülkadir Akcan ve 21
milletvekilinin, Eber Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak gölün
korunması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis
araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/84) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Bölge
ekonomisini, doğal yaşamı ve bölge insanının geleceğini etkileyecek “Eber
Gölünün kirliliğinin önlenmesi ve gölün korunması için alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin oluşturulması” amacıyla
Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis
Araştırması açılması hususunda gereğini arz ederiz. Saygılarımızla. 1) Abdülkadir Akcan (Afyonkarahisar) 2) Oktay Vural (İzmir) 3) Süleyman Latif Yunusoğlu (Trabzon) 4) Yılmaz Tankut (Adana) 5) Beytullah Asil (Eskişehir) 6) Recep Taner (Aydın) 7) İsmet Büyükataman (Bursa) 8) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir) 9) Şenol Bal (İzmir) 10) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın) 11) Mümin İnan (Niğde) 12) Muharrem Varlı (Adana) 13) Hüseyin Yıldız (Antalya) 14) Rıdvan Yalçın (Ordu) 15) Sabahattin Çakmakoğlu (Kayseri) 16) Akif Akkuş (Mersin) 17) Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale) 18) Alim Işık (Kütahya) 19) Mustafa Enöz (Manisa) 20) Osman Durmuş (Kırıkkale) 21) Mehmet Serdaroğlu (Kastamonu) 22) Hasan Çalış (Karaman) GEREKÇE Uygarlıkların
beşiği olarak zengin bir kültürel ve tarihi mirasa sahip olan ülkemizin bu zenginlikleri
eşsiz doğal güzelliklerle de desteklenmektedir. Ancak özellikle 20. yüzyılın
ikinci yarısında baş döndürücü bir hıza ulaşan teknolojik ve endüstriyel
gelişmeler çevresel değerlerin tahribi ve çevre kirliliğini beraberinde
getirmiştir. Yeraltı su düzeylerinin inanılmayacak derecede hızlı düşüşü,
sanayide ve tarımda su kullanımının son derece artması ve yanlış tarımsal
sulama teknikleri ile gölden kontrolsüz su alımı, bunların beraberinde yaşanan
kuraklık gibi nedenlerle doğal kaynaklarımız hızla tükenme eğilimine girmiştir.
Türkiye; doğal zenginlikleri arasında önemli bir yere sahip olan göllerini
kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Eber Gölü bu kötü
kaderi yaşayan göllerimizden biridir. Türkiye'nin 12. büyük gölü olan Eber gölü
Afyonkarahisar ilinin Bolvadin, çay ve Sultandağı ilçeleri sınırları içinde
bulunmaktadır. Göl su seviyesi ve göl alanı mevsimlere ve yıllara göre
farklılık göstermektedir. 1961 -1991 yılları arasında en düşük su seviyesi Ekim
1991'de görülmüştür. Buna göre su kotu Gelişen Dünya
şartlarına karşılık gerileyen doğal kaynaklarda tarımın sürdürülebilir bir
şekilde yapılması için özel mikro havzalar oluşturulmaktadır. Özellikle kiraz
üretiminde Eber gölünün etkisi ile oluşan mikro havzalarda üretilen kiraz,
Sultandağı ve çay ilçelerinden. Bütün Dünya'ya ihraç edilegelmiş ve Eber'in bu
havzalardaki rolü örnek alınarak Türkiye'de yeni mikro havza oluşumları için
çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalar sürerken mikro havza olarak önderlik
etmiş Eber'in yok olması hem bir doğal varlığın yok oluşu, hem de buna dayalı
olarak gelişen tarımsal üretimin istenilen nitelikte yapılamaz hale gelmesi
gerçekten üzücü ve önlem alınması gereken bir durumdur. Sonuçlarının ise bölge
halkının geçimini ve refahını doğrudan etkilemesi kaçınılmazdır. Eber gölü,
Afyonkarahisar şehrinin atıkları başta olmak üzere, Afyonkarahisar ile Eber
gölü arasında akan Akar Çay'a atıklarını deşarj eden ilçe ve beldelerin
atıkları, bölgede yoğun faaliyet gösteren et ve süt sanayilerinin atıkları, bu
havzada faaliyet gösteren Alkolid ve Şeker fabrikaları ile kirletilmiştir.
Çiftçilerin yanlış sulama yapmaları ve yaşanılan kuraklık nedeniyle yok olma
tehlikesi altındadır. Yukarıda arz
edilen nedenlerle Anayasanın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri
gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir. 3.- Kocaeli Milletvekili M. Cevdet Selvi ve 21
milletvekilinin, asgari ücretin belirlenme yöntemi ve yeterliliği konusunda
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/85) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Çalışma yaşamının
temel unsurlarından olan asgari ücretin düzeyi, gelir dağılımının uçurum
boyutuna ulaştığı, yoksulluğun sosyal barışı tehdit eder hale geldiği bir
ortamda her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Ülkemizde asgari
ücret; 4857 sayılı İş Yasasının 39. maddesine dayanılarak çıkarılan
"Asgari Ücret Yönetmeliği"ne göre; Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığının çağrısı üzerine toplanan ve yine Bakanlığın belirlediği gündemle
çalışan "Asgari Ücret Tespit Komisyonu" tarafından, İş sözleşmesi ile
çalışan ve 4857 sayılı İş Kanununun kapsamında olan veya olmayan, her türlü
işçinin çalıştığı bütün işkollarını kapsayacak şekilde, en geç iki yılda bir
olmak üzere işçilerin 16 yaşını doldurmuş olup olmadıklarına göre ayrı ayrı
belirlenmektedir. Asgari ücretin
tespitinde işçinin ailesi dikkate alınmamaktadır. Ancak, tek işçi için
belirlenen asgari ücret düzeyi de "Asgari Ücret Yönetmeliği"nde
tanımlanan "işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi
zorunlu ihtiyaçlarını" karşılamaktan uzak kalmaktadır. TÜİK tarafından
komisyona önerilen "asgari ücret" dahi kabul edilmediği gibi
özellikle 2002 yılından bu yana, TÜİK'in belirlediği asgari ücret ile açıklanan
asgari ücret arasındaki fark artarak devam etmektedir. Ocak 2002'de
TÜİK'in belirlediği asgari ücretin 90 YTL altında ilan edilmiş, Ocak 2006'da bu
rakam 127 YTL'ye, Ocak 2007'de ise 186 YTL'ye ulaşmıştır. Her defasında,
ilan edilen asgari ücretin yönetmelikteki tanıma uygun olarak bir işçinin
ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğu yetkililer dahil herkes tarafından
açıkça ifade edilmektedir. Bu da, bir
pazarlık ücreti olmayan, bilimsel, objektif yöntemler ve güvenilir verilerle
tespit edilmesi gereken asgari ücretin, hukuka ve gerçeklere uygun olmayan bir
biçimde siyasal erkin tercihine göre yapılır hale geldiğini açıkça
göstermektedir. 131 sayılı ILO
sözleşmesi, asgari ücret belirlenirken "işçinin ve ailesinin
gereksinimlerinin dikkate alınmasını" temel ilke olarak benimsemektedir.
Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın çekince konulan 4. maddesinin 1. fıkrası"
çalışanların kendilerine ve ailelerine yeterli bir yaşam düzeyi sağlamak için
adil bir ücret alma hakkına" sahip olduklarını belirtmektedir. Anayasamız
"Ailenin korunması" başlıklı 41. maddesi ile aileyi Türk toplumunun
temeli olarak kabul etmekte, ailenin huzur ve refahı için devletin gerekli
tedbirleri almasını emretmektedir. Yine Anayasa'nın
55. maddesinde devlete, "çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir
ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli
tedbirleri alma" görevi verilmektedir. Ülkemizde
"asgari ücret" gerçeğinin bütün yönleriyle ele alınarak ortaya
konması ve "asgari ücret”in hukuka ve gerçeklere uygun bir biçimde tespit
edilebilmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'nci
ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105 inci maddelerine göre Meclis Araştırması
açılmasını dileriz. SaygılarımızIa 1) Cevdet Selvi (Kocaeli)
2) Bayram Ali Meral (İstanbul)
3) Vahap Seçer (Mersin)
4) Fehmi Murat Sönmez (Eskişehir)
5) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak)
6) İsa Gök (Mersin)
7) Tacidar Seyhan (Adana)
8) Çetin Soysal (İstanbul) 9) Canan Arıtman (İzmir) 10) Orhan Ziya Diren (Tokat) 11) Ali Koçal (Zonguldak) 12) Şahin Mengü (Manisa)
13) Turgut Dibek (Kırklareli)
14) Atilla Kart (Konya)
15) Derviş Günday (Çorum)
16) Tansel Barış (Kırklareli)
17) Muhammet Rıza Yalçınkaya (Bartın)
18) Hulusi Güvel (Adana)
19) Metin Arifağaoğlu
(Artvin) 20) Ahmet Ersin (İzmir)
21) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
22) Şevket Köse (Adıyaman)
BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler,
gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön
görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım: B) Tezkereler 1.- Brüksel’de yapılacak olan “Yenilenebilir Enerji ve
Enerji Verimliliği” konulu toplantıya davet edilen Kütahya Milletvekili TBMM
Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’un davete
icabet etmesine ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/260) 04
Ocak 2008 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kuruluna Avrupa Birliği
2008 Sürdürülebilir Enerji Haftası kapsamında, 29 Ocak 2008 tarihinde
Brüksel’de yapılacak olan “Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği” konulu
Toplantı’ya Kütahya Milletvekili TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar,
Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy davet edilmektedir. Söz konusu davete
icabet edilmesi hususu “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkileri’nin
Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi” uyarınca Genel
Kurul’un tasviplerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Başbakanlığın
Anayasa’nın 82’inci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır, okutup
oylarınıza sunacağım: 2.- İngiltere’ye resmî ziyarette bulunan Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’a refakat eden heyete katılması uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/261) 02/01/2008 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay’ın, Londra’da düzenlenen “World Travel Market” isimli
turizm ihtisas fuarına katılmak ve görüşmelerde bulunmak üzere bir heyetle
birlikte 11-14 Kasım 2007 tarihlerinde İngiltere’ye yaptığı resmi ziyarete,
ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş
ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir. Anayasanın 82 nci
maddesine göre gereğini arz ederim. Recep
Tayyip Erdoğan Başbakan Liste Sadık Badak Antalya
Milletvekili İdris Güllüce İstanbul
Milletvekili Fevzi Topuz Muğla
Milletvekili BAŞKAN – Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. İç Tüzük’ün
37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır,
okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım: C) Önergeler 1.- Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Muhtar
Ödeneklerinin Artırılmasına ve Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun Teklifi’nin
(2/42) İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin
önergesi (4/10) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına 18.10.2007
tarihinde CHP Grup Başkanlığının 12 nolu yazısı ile verdiğim Muhtar
Ödeneklerinin Artırılması ve Muhtarların Sosyal Güvenliklerine İlişkin Kanun
Teklifi (2/42) esas sayı ile bugüne kadar komisyonlar ve Genel Kurulda ele
alınmamıştır. Meclis İçtüzüğünün 37. maddesi uyarınca kanunun Meclis Genel
Kuruluna getirilmesini bilgilerinize arz ederim. Saygılarımla. Ferit
Mevlüt Aslanoğlu Malatya BAŞKAN – Önerge
sahibi Sayın Aslanoğlu, buyurunuz efendim. Beş dakika
süreniz var. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize
saygılar sunuyorum. Değerli
arkadaşlarım, bu önerim muhtarlarla ilgili. Geçtiğimiz beş yılda da aynı şeyi
söyledik. Her seferinde çıkıp iktidar cevap verdi: “Getiriyoruz, yapacağız,
yapıyoruz.” Birkaç bakan… Tutanaklara dönüp bakabilirsiniz. O dönemin İçişleri
bakanı, o dönemin ilgili bakanları çıkıp, işte “Hazırlanıyor…” “Maliye Bakanlığında hazırlanıyor.” “Ek göstergelerle en kısa sürede
getiriyoruz.” dediler. Değerli
arkadaşlarım, bu insanlar bizim gibi seçilmiş insanlar. Bunlar tüm halkın
yükünü çeken insanlar. Değerli
milletvekilleri, 53 bin tane muhtarımız var. 275 lira ücret ödüyoruz ve 275
lira Bağ-Kur primi alıyoruz. Deyin ki bu insanlara: “Arkadaş, ben sana maaş
vermiyorum, sadece Bağ-Kur primini alırım.” “Size maaş veriyoruz.” demeyin. Arkadaşlar,
Türkiye’deki muhtarların yarısı hacizli, yarısı. Bakın Sosyal Güvenlik
Kurumuna, Bağ-Kur’dan sorun rica ediyorum, yüzde 50’si hacizli. Evinden
buzdolapları… Bu insanların köyüne, evine icra gidiyor arkadaşlar. Değerli
arkadaşlarım, bu insanların kendisine acımıyorsanız çoluk çocuğuna acıyın.
Bağ-Kur’a icra borcu olan, Bağ-Kur’a borcu olan muhtarlar hastaneye gidemiyor,
doktora gidemiyor. Kendisini bırak, çoluk çocuğuna acıyın, onlar da gidemiyor,
ilaç alamıyorlar. Bir muhtar yeşil kart veriyor köyündeki insanlara, yeşil
kartlı insanlar ilaç alabiliyor, yeşil kartlı insanlar hastaneye gidebiliyor.
Ama, bir muhtar veya çocuğu veya eşi hastalandığı zaman hastaneye gidemiyor,
ilaç alamıyor ve hastaneden çıktığı zaman senet imzalatıyorlar. Türkiye’deki
muhtarların çok önemli bir miktarı gerek üniversite hastanelerinden gerekse devlet
hastanelerinden icralık ve hepsinin buralarda borçlu olduğu bir sürü senetler
var. Değerli
arkadaşlarım, devletin devamlılığı esastır. Bu insanları muhtar yapıyorsunuz,
zorunlu Bağ-Kur’lu yapıyorsunuz. İnsanların sosyal güvenliğini sağlamak sosyal
devletin görevidir. Ancak arkadaşlar -takdir sizin- geçen dönemde sözler
verildi, hiçbiri yerine gelmedi. Bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum.
Hepimizin muhtar amcası, hepimizin muhtar babası; her türlü sorumluluğu var bu
insanların, köydeki her türlü olaya karşı bu insanları birinci derecede sorumlu
tutuyorsunuz. Köyündeki ve mahallesinde her şeye bu insanlar birinci derecede
sorumlu ama bu insanların sosyal güvenliği, bu insanların özlük haklarına
gelince, arkadaşlar hepimiz böyle bakıyoruz. Değerli arkadaşlarım,
insana insanca bakalım. Bunlar, yörelerinde, köylerinde, mahallelerinde
seçilmiş insanlar. Benden bir farkı yok, sizden bir farkı yok bu insanların.
Aynı şekilde, bir milletvekilinin sosyal güvenliğine veya özlük haklarına bu
şekilde mi bakıyorsunuz arkadaşlar? Bu çok acıdır. Değerli
arkadaşlarım, ben hepinizden rica ediyorum. Meclis Genel Kurulu buna karar
versin. Bu kanunu buraya getirin ve hep beraber teklifi siz yapın, ne
öneriyorsanız ama bu insanları icra kapılarından kurtarın. Bu insanları hastanede
hacizli hasta muamelesinden kurtaralım arkadaşlar. Bunlar, hepimizin saygı
duyduğu bu muhtarlar, hepimizin orada toplum önderi yaptığımız arkadaşlar.
Yazık ediyoruz. Söz, benim bildiğim söz her şeydir. Bakın, rica ediyorum,
geçtiğimiz 22’nci Dönem tutanaklarına bakın, kaç defa söz verildi? Değerli
arkadaşlarım, ben, iktidarı muhalefeti, hepinizden rica ediyorum: Bunlar,
muhtarlarımız, demokrasinin ilk halkası. Bu insanları yok etmeyelim, bunları
sersefil, borç içinde bırakmayalım. Gelin, yüce Meclis hep beraber, iktidarı
muhalefeti, muhtarların sorunlarına çözüm bulalım. Hepinize saygılar
sunarım. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Çok
teşekkür ediyoruz Sayın Aslanoğlu. Bir milletvekili
olarak, beş dakika, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin söz istemiştir. Sayın Ersin… Yok. Başka söz talebi
olmadığı için önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. (CHP, MHP ve DTP sıralarından alkışlar) Sayın
milletvekilleri, gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz. V.- SORULAR VE CEVAPLAR A) Sözlü Sorular ve Cevapları 1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ziraat Bankası
Hanak Şubesinin personel ihtiyacına ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Nazım Ekren’den sözlü soru önergesi (6/140) ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı BAŞKAN – Soruyu
cevaplandıracak olan Sayın Bakan? Burada. Soruyu
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Nazım Ekren tarafından
sözlü olarak cevaplandırılması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz
ederim. Ensar
Öğüt Ardahan Ardahan ili Hanak
ilçesinde bulunan TC Ziraat Bankası Hanak Şubemizde çalışan elemanların
yetersiz olması nedeniyle işlemler çok ağır ilerlemekte, vatandaşlarımız şubede
zaman kaybetmeleri nedeniyle mağdur olmaktadır. 1- TC Ziraat
Bankası Hanak Şubesindeki işlemlerin hızlanması ve vatandaşlarımızın
mağduriyetinin giderilebilmesi için şubeye 2 personel atanması için bir girişimde
bulunacak mısınız? BAŞKAN – Evet
Sayın Çiçek, süreniz beş dakikadır. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Teşekkür ederim. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Ensar Öğüt’ün Ziraat Bankası Hanak ilçesinde
bulunan şubesiyle ilgili işlemlerde personel yetersizliği sebebiyle bazı
sıkıntılarının olduğunu ifade etmektedir. Ziraat Bankasının
hangi şubede ne kadar personel çalıştıracağı 15/06/2004 tarih ve 153 sayılı
Yönetim Kurulu Kararı’yla belirlenmiştir. Bu çerçevede Hanak Şubesinin norm
kadrosu 6 personel olarak tespit edilmiş olup hâlen söz konusu şubede 6
personel görev yapmaktadır, 2 personel değil 6 personel. Ayrıca bugüne kadar
söz konusu şubeye ilişkin, personel yetersizliği konusunda, Erzurum Bölge
Müdürlüğüne intikal etmiş bir şikâyet de bulunmamaktadır. Şubenin personel
sayısı ilçenin mevcut potansiyeli ve iş hacmi dikkate alındığında yeterli
olarak gözükmektedir. Saygıyla arz
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Bakan. 2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, personel atamaları ile tadilat ve
tamirat işlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından sözlü soru
önergesi (6/141) BAŞKAN - 2’nci
sırada yer alan sözlü soru, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in personel
atamaları ile tadilat ve tamirat işlerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanından sözlü soru önergesidir. Başkanlık
temsilcisi olmadığı için bu soru görüşülemiyor, erteledik. 3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, süpermarket ve
hipermarketlere ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi
(6/142) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı 4.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, esnaf ve
sanatkârların kredi kullanımında yaşadığı bir soruna ilişkin Sanayi ve Ticaret
Bakanından sözlü soru önergesi (6/166) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Zafer
Çağlayan’ın cevabı 5.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, sanayi ve
ticaret sektörlerinin sorunlarına ve çözüm önerilerine ilişkin Sanayi ve
Ticaret Bakanından sözlü soru önergesi (6/254) ve Sanayi ve Ticaret Bakanı
Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı 6.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Ege Bölgesinde
verimliliği artırma projesi uygulanan illere ilişkin Sanayi ve Ticaret
Bakanından sözlü soru önergesi (6/270) (Cevaplanmadı) 7.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, sanayide doğalgaz
kullanımının özendirilmesine ilişkin Sanayi ve Ticaret Bakanından sözlü soru
önergesi (6/291) (Cevaplanmadı) BAŞKAN - Şimdi
Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan’ın gündemin sözlü sorular kısmının 3,
10, 79, 91 ve 111’inci sıralarındaki soruları birlikte cevaplandırma isteğini
yerine getiriyoruz. Şimdi bu soruları
sırasıyla okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorumun
Sanayi ve Ticaret Bakanı Sn. Zafer Çağlayan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını,
Arz ederim.
13.09.2007 Dr.
Reşat Doğru Tokat
Soru: 2003-2007
(Ağustos) tarihleri arasında İl ve şehir merkezlerinde açılan süpermarket ve
hipermarket sayısı nedir, süpermarket ve hipermarket açılan yerleşim
merkezlerindeki kapanan bakkal sayısı nedir, hipermarket ve süpermarketlerin
şehir merkezleri dışına çıkarılması için yasal düzenlemeler yapılacak mıdır? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorumun
Sanayi ve Ticaret Bakanı Sn. Zafer Çağlayan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını, Arz ederim. Dr.
Reşat Doğru Tokat Soru: 2003-2007
(Eylül) tarihleri arasında T.C. Merkez Bankası verileri incelendiğinde;
protesto edilen senet miktarı ve sayısı, ödenmeyen çek sayısı ve ödenemeyen
tüketici kredi miktarlarında önemli derecede artışlar olduğu, 2007 (yılın 7-8
ayında) yılı rakamlarının 2006 yılı miktarlarına yaklaştığı dikkate
alındığında, bu durumun esnaf ve sanatkarımızı güç durumda bıraktığı, olumsuz
sicilleri nedeniyle yeni kredi kullanamadıkları, kamuoyunda bu konuda büyük
yakınmaların olduğu, esnaf ve sanatkarımızın bu mağduriyetinin giderilmesi için
sicil affı çıkarmayı düşünüyor musunuz? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan tarafından sözlü olarak
yanıtlanmasını; saygıyla talep ederim. 20.10.2007 Ahmet
Kenan Tanrıkulu İzmir 1) Türk Sanayi ve
Ticaret sektörlerinin; tespit ettiğiniz sorunları ve çözüm önerileriniz
nelerdir? 2) Bu tespit ve
çözüm önerilerinizi hayata; hangi takvime göre geçireceksiniz? 3) Bakanlık
olarak yeni sanayi stratejiniz, KOBİ anlayışınız, plânlamanız ve bu yöndeki
çalışma takviminiz ne olacaktır? 4) Sanayi
envanteri çalışmalarınız hangi düzeyde olup, ne zaman sonuçlanacaktır? 5) Sanayi
envanteri çalışmalarınız hangi kriterlere göre yapılmaktadır? 6) Bölgesel
asgari ücret uygulaması konusundaki çalışmalarınız nelerdir? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan tarafından Sözlü
olarak yanıtlanması hususunda gereğini arz ederim. 26.11.2007 Prof.
Dr. Metin Ergun Muğla Verimlilik;
çağdaş yönetim anlayışında kalkınmanın, kalkınmış Ülke veya toplum olmanın en
somut ölçütlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu anlayışa binaen
Ülkemizde kurulmuş olan Millî Prodüktivite Merkezinin iller düzeyinde
verimliliği artırma projesinde, sanayinin en önemli bölgelerinden olan Ege
Bölgesinin VAP Projeleri açısından ihmal edildiğini görmekteyiz. Bu bağlamda; 1- Ege
Bölgesi’nde hangi illerde “Verimliliği artırma projesi” yapıldı? 2- Muğla ilimizde
“Verimliliği artırma projesi” yapmayı düşünüyor musunuz? Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki
sorularımın Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan tarafından sözlü
olarak cevaplandırılması için gereğini saygılarımla arz ederim. Tayfur
Süner Antalya Ülkemizde başta
Trakya Bölgesi olmak üzere büyük üretim tesislerinde ve fabrikalarda, doğalgaz
kullanımından vazgeçilip, tekrar kömür kullanımına geçilmiştir. Soru 1: Başta
düşük kur nedeniyle zarar eden üretim merkezlerini tekrar doğalgaz kullanımına
teşvik etmek için bir çalışmanız var mı? Bu konuda bir yasal düzenleme yapmayı
düşünüyor musunuz? Soru 2: Bu
fabrikaların ve üretim merkezlerinin bacalarından çıkan zehirli gazların
kontrolü düzenli olarak yapılmakta mıdır? Soru 3: Isınma ve
kullanım maliyeti doğalgazda yükseldiği için mi halk ve sanayi kömür
kullanımına yönelmiştir? Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ortaklaşa bir
çalışma yaparak üretimi teşvik adına sanayide kullanılan doğalgazın birim
fiyatlarında bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz? BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Çağlayan. SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Sanayi ve Ticaret Bakanı olarak tarafıma yöneltilen sözlü soru önergelerini
cevaplandırmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum. Yüce Meclisi tekrar saygıyla
selamlıyorum. Efendim,
öncelikle, Tokat Milletvekili Sayın Doktor Reşat Doğru’nun, 2003-2007 Ağustos
ayı itibarıyla açılan süpermarket ve hipermarket sayısı ile kapanan bakkal
sayılarına ilişkin sözlü soru önergesini cevaplandıracağım. Evet,
araştırmalara göre, ülkemizde faaliyette bulunan hipermarket sayısı 182,
süpermarket sayısı 6.600, indirim marketleri sayısı ise 3.790’dır. Bunların
toplamı 10.272’dir. Esnaf ve Sanatkâr
Sicil Gazetesi’yle, Bakanlığımız e-esnaf ve sanatkâr veri tabanı verilerine
baktığımız zaman… Sayın Milletvekilimizin buradaki sorusu kapanan bakkal
sayısıyla ilgilidir ancak, tabii, ben, kapanan bakkal sayısını verirsem, bu
sadece tek taraflı bakış olur. Kapanan bakkal yanında ne kadar bakkal
açıldığını da sizlere verirsem zannediyorum ki daha geniş, daha net bir
bilgilendirme yapacağım. 2003 yılında 8.978 bakkal kapanmış, buna karşılık
14.780 bakkal açılmıştır. 2004 yılında kapanan bakkal sayısı 8.448, buna
karşılık açılan bakkal sayısı ise 14.451’dir. 2005 yılında 11.106 bakkal
kapanmış, yine buna karşılık 16.700 bakkal dükkânı açılmıştır. 2006 yılında ise
yeni çıkan 5362 sayılı -o tarihte çıkan- Esnaf Kanunu’nun getirmiş olduğu bir
düzenlemeden dolayı 22.208 bakkal kapanırken 15.004 bakkal açılmıştır. 2007
yılı yıl sonu rakamlarına baktığımız zaman, 2007 yılında da -önemli bir
rakamdır bu- 10.466 bakkal kapanırken, değerli arkadaşlar, 18.325 bakkal
açılmıştır. Sonuç olarak,
2003-2007 yılları arasında kapanan toplam 61.206 bakkala karşılık 79.260 yeni
bakkal açılmıştır. Oranladığımızda, kapanan her 77 bakkala karşılık 107 bakkal
açılmıştır. Sadece bakkallar değil, tüm esnaf ve sanatkârlarımız
düşünüldüğünde, 2007 yılında kapananın çok üzerinde açılan iş yeri bulunmaktadır.
Bakanlığın
e-esnaf ve sanatkâr veri tabanı kayıtlarına baktığımızda, 2007 yılının
bütününde esnaf ve sanatkârlara ait kapanan iş yeri sayısı 118.776 olurken
açılan iş yeri sayısı ise 171.236 olmuştur. Esnaf veri tabanına göre, 2007
yılında açılan iş yeri sayısı kapanan iş yerine göre 52.460 daha fazladır.
Esnaf ve sanatkârımıza ait kapanan her 69 iş yerine karşılık, değerli
arkadaşlar, 100 yeni iş yeri açılmıştır. Yine, bu kapanan
esnafların neden kapandığını da tabii analiz edersek doğru bir tanımlama yaparız.
2007 yılında kapanan 118.776 iş yerinin kapatılma nedenleri ise şöyledir:
2.620’si ölüm, 754’ü il dışına çıkma, 68 adedi çalışma bölgesini değiştirme,
759’u SSK’lı olma, 1.023’ü bir üst lige terfi ederek tacir olma, 3.474’ü devir,
16.471’i iflas, 81.020’si mesleği terk, 7.450’si yasa gereği güncelleme,
5.137’si diğer nedenler ve 12 bine yakın esnafımız da birden fazla mesleği ya
da işyeri olup esnaflığı değil, yaptığı mesleklerden bir tanesini
bırakmışlardır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yönetimler ve yöneticiler, toplumun menfaatlerini
gözeterek hareket ederler. Kendisini toplumdan ve toplumun oluşturduğu
kuruluşlardan soyutlayan hiçbir yönetimin başarılı olması kesinlikle mümkün
değildir. Onun içindir ki Anayasa’mızın 173’üncü maddesine “Devlet, esnaf ve
sanatkârı koruyucu ve destekleyici tedbirler alır.” hükmü konulmuş; aynı
zamanda, 135’inci maddesiyle de meslek kuruluşları Anayasa’mızın teminatı
altına alınmıştır. Esnaf ve
sanatkârlar, her toplumda olduğu gibi, ülkemizde de özellikle sosyal ve
ekonomik çalkantıların olduğu, büyük krizlerin yaşandığı dönemlerde bir denge
ve istikrar unsuru olmuştur. Esnaf ve sanatkârlarımız, yarattıkları istihdam,
katma değer ve hizmet potansiyeli itibarıyla sosyal barışın ve gelir
bölüşümünde adaletin sağlanmasında, gelenek ve göreneklerimizin temsilinde çok
önemli bir role sahiptir. Çalışma hayatının yaratıcı ve itici gücünü oluşturan
istihdam, yatırım ve üretime katkısıyla ülke ekonomisine destek olan esnaf ve
sanatkârlar, hızlı değişen dünya şartlarına, bilimsel ve teknolojik gelişmelere
kolaylıkla ayak uydurabilen esnek bir yapıya sahiptirler. Dolayısıyla, esnaf ve
sanatkârlarımıza yapılacak her türlü yatırım, toplumumuzun sosyoekonomik
yapısına yapılan bir yatırım olarak değerlendirilmelidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; esnafın kısıtlı sermayeyle siyasal ve ekonomik anlamda
ülkemize sağladığı katkılar, kuşkusuz bizim için çok önemlidir. Bu nedenle,
esnaf ve sanatkârlar ile küçük işletmelere daha fazla önem verilmesi ve
gelişmeleri için fedakârlıktan kaçınılmaması gerektiğine inanıyor ve
çalışmalarımızı hep bu anlayış içinde yapıyoruz. AK Parti Hükûmetlerinin esnaf
ve sanatkârlara yönelik olarak 2002 Kasım ayında başlayıp devam eden
çalışmaları, bu anlayışın çok somut göstergesidir. Değerli
arkadaşlar, sizlere yine birkaç rakam vermek istiyorum izninizle: 2002 yılında
esnaf ve sanatkârımıza verilen kredilerin faizleri yüzde 59 idi. Bugün,
şükürler olsun, sağlanan ekonomik istikrarla beraber ve faizlerin düşmesiyle
beraber, bundan beş yıl öncesinde yüzde 59 faizle kredi alan esnaflarımız,
bugün yüzde 13 faizle kredi almaktadır. Yine, 2002 yılına
kadar esnafa verilen toplam kredi miktarı 153 milyon YTL idi, yani eski rakamla
hatırlarsak 153 trilyondu. Değerli arkadaşlar, 2007 yılı ekim sonu itibarıyla
geldiğimizde bu rakam -bakın çizerek söylüyorum altını- tam 17 kat artışla 2,7
milyar YTL’ye çıkmıştır. Bu, tarihî bir rekordur. Yine, 2002
yılında toplam 50.435 esnafımız o tarihe kadar kredi alırken, değerli
arkadaşlar, bugün yine sağlanan bu ekonomik istikrarla ve Türkiye’nin gerçekten
gelişmesinde, kalkınmasında rolü olan göstergeyle, bu esnaf sayımız bugün tam
16 kat artışla 752 bin esnafa çıkmıştır. Bir diğer rakam
da 2002 yılında esnaf ve sanatkârımız sadece 5 bin YTL kredi alırken, bu, AK
Parti Hükûmetlerinin göreve gelmesiyle beraber önce 25 bine, sonra geçtiğimiz
yıllarda da 35 bin ve 50 bin YTL’ye çıkartılmıştır. Verilen bu kredilerle zor
şartlar altında çalışan esnaf ve sanatkârlarımızın desteklenmesi ciddi anlamda
sağlanmıştır. Bu destek bundan sonra da artarak sürdürülecektir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bir diğer soru da büyük mağazaların kurulmaları,
ticari faaliyette bulunmaları ve denetlenmelerine ilişkin usul ve esasların
düzenlenmesi amacıyla büyük mağazalar kanununun hazırlanmasına yönelik
çalışmalarımız süratle devam etmektedir. Tasarı taslağını bu yılın ilk
aylarında Büyük Millet Meclisine sevk edilmek üzere Başbakanlığa sunacağız.
Büyük mağazacılık konusu bizim çok önemsediğimiz, önem verdiğimiz bir husustur.
Evet, burada herkes bilmelidir ki, ülke olarak hepimizi ilgilendiren yasal
düzenlemeler yapılırken sadece bir kesimin hak ve menfaatlerini gözetmek değil,
tüm toplumun, tüm birimlerin, tüm katmanların ve öncelikle ülkemizin haklarının
ve menfaatlerinin görüşülmesi, göz önünde tutulması ve mutlaka böyle bir kanun
çıkarken bu kanunun tüm taraflarının da bir uzlaşı içinde olması temel
özelliğimiz ve önceliğimiz olacaktır. Bakanlık olarak da, Hükûmet olarak da,
yasal düzenlemeleri geniş bir uzlaşma anlayışıyla yapma noktasında kararlıyız.
Bu düzenlemeleri yaparken bizim amacımız, üretici ve tüketiciyi korumak,
ekonomik ve ticari katma değer üretmek, istihdamı artırmak ve işsizliği
azaltmaktır. Büyük mağazacılık
konusunda Bakanlığımızca geniş ve kapsamlı bir çalışma sürdürülmektedir. Konuya
ilişkin dünyadaki bütün uygulamalar inceleniyor. Düzenlemeler, konuyla ilgili
tüm taraflar bir masa etrafında buluşturularak ve uzlaşmayla yapılacaktır.
Ancak, çok iyi bilinmelidir ki, tarafların sağlayacağı bir uzlaşma söz konusu
olmazsa, Hükûmet ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı olarak dünyada bu konudaki
örnekleri de inceliyoruz, bu örneklerden ortaya çıkaracağımız metni
Başbakanlığa ve daha sonrasında da Büyük Millet Meclisine yasalaşmak üzere
göndereceğiz. Bu düzenlemeler
yapılırken ülkemizin şartları, dünyadaki örnekler, kanunun ilgilendirdiği tüm
tarafların görüş ve önerisi, en önemlisi düzenleyici etki analizi sonuçları
mutlaka değerlendirmeye alınacaktır. Biraz evvel bahsettiğim gibi, önceliğimiz
ülke menfaati, ekonomimiz ve başta tüketicilerimiz, esnafımız ve istihdam olmak
üzere olayın sosyal boyutudur. Sayın Başkan,
saygıdeğer milletvekilleri; yine, Tokat Milletvekili Sayın Doktor Reşat
Doğru’nun sicil affı çıkarılmasına ilişkin olarak tarafıma yönelttiği sözlü
soru önergesiyle ilgili olarak Bakanlığımın görüşleri şöyledir: Malumlarınız
olduğu üzere, ülkemizde 2000 Kasım ve 2001 Şubat aylarında yaşanan ekonomik
krizler toplum katmanlarını derinden etkilemiştir. Geçmiş hükûmetlerin ulusal
ekonomiyi yönlendirmede seçtiği yanlış ekonomi politikaları, sık aralıklarla
seçim ekonomisi uygulamalarının gündeme gelmesi, makroekonomik istikrarı
oluşturmak yerine günü kurtarmaya yönelik politikalar uygulanması ve siyasi
istikrarsızlık bu krizlerin en temel nedenleri arasındadır. Bu saydığımız
gerekçelerle oluşan kriz ortamı tüm toplum katmanlarını etkilediği gibi, tacir,
esnaf ve sanatkâr kesimleri de etkilemiş, birçok iflas ve kapanma yaşanmasına
maalesef neden olmuştur. 2001 yılı krizi
sonunda durma noktasına gelen ekonomi, artan işsizlik ve bunlara paralel bir
seyir izleyen siyasi istikrarsızlık ülkemiz ekonomisindeki sorunların artarak
büyümesine neden olmuştur. Faiz oranları ve döviz kurlarının aşırı yükselişi,
müteşebbislerin ileriye dönük plan, proje ve program yapmalarını ciddi manada
engellemiştir. Makro dengelerdeki bozulma, piyasanın döndürülmesinde önemli bir
işlev gören çek ve senetlerin zamanında ödenememesi ve protesto edilmesi
sonucunu da ortaya çıkarmıştır. Ekonomide ortaya çıkan krizler en çok, eli
taşın altında olan ve bu tür türbülanslara hazırlıksız yakalanan geniş
girişimci kitlelerini etkilediği bilinen bir gerçektir. Çağdaş devletlerin bir
vazifesi de bu tür istisnai durumlarda devreye girerek dengeyi yeniden
sağlamaya yönelik düzenlemeler yapmasıdır. Bu bakış açısıyla, bu durumdaki
gerçek ve tüzel kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi için, AK Parti Hükûmeti
harekete geçmiş ve 5033 sayılı Karşılıksız Çek ve Protestolu Senetler ile Kredi
ve Kredi Kartı Borçlarına İlişkin Kayıtların Dikkate Alınmaması Hakkında Kanun
25 Aralık 2003 tarihinde Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiştir.
31/12/2003 tarihinde yürürlüğe konulan Kanun’dan 824 bin gerçek ve tüzel kişi
yararlanmıştır. Bu Kanun’la, haksızlara, kanuna uymayanlara af getirmek değil,
devletin yanlış yönetilmesinden dolayı vatandaşın daha fazla zarara uğramasının
önlenmesi amaçlanmıştır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hiç kimsenin inkâr edemeyeceği rakamlarla ortada olan
gerçekler, başka bir deyişle Türkiye’nin ekonomik krizler içinde savrulduğu
gerçeği 2002 yılında AK Parti Hükûmetinin iktidara gelmesiyle köklü bir değişim
süreci içine girmiştir. Şükürler olsun, Türkiye, AK Parti Hükûmetleriyle
ekonomik krizi bir daha kullanmamak üzere çöplüğe atmıştır. Bu köklü değişimi
Türkiye’de de tüm kesimler bilmekte ve hissetmektedir. Değişim sürecinin en
açık göstergesi, Türkiye’nin arka arkaya özel sektör marifetiyle -bir rekor
olan- yirmi iki çeyrektir büyümesi olmuştur. Evet, bugün, artık, herkesin
kâbusu hâline gelen yüzde 100’lere varan enflasyon belasından bahsetmiyoruz.
Tek haneli enflasyon rakamlarıyla, doğrudan yatırımlarla, -106 milyar dolara
ulaşan- ihracatta rekorlar kırılan bir dönemin içindeyiz. İhracat rakamlarımız
dünyada bizimle aynı kategorideki ülkelerin daha önüne geçtiğimizi çok net gösteriyor.
Özetle bugün,
2001 yılı ekonomik krizinin sebep olduğu ekonomik ortamdan söz etmek mümkün
değildir. Türkiye, bugün, ekonomik büyüklükte dünyanın -biraz evvel de
bahsettim- ilk 20 ekonomisinde 17’nci sırada, Avrupa ekonomisinde ise 6’ncı
sırada, önü, ufku ve görüşü açık bir ülkedir. AK Parti Hükûmetleri döneminde
sağlanan istikrar ve güven ortamı sayesinde oluşan bu gelişmeler, iddia
edildiği gibi, Merkez Bankasının yüksek faiz, düşük kur politikası uygulaması
sonucu elde edilmemiştir. Bunları söylersek özel sektörümüzü inkâr ederiz. Bu
gelişmeler, başta enflasyon olmak üzere, belirsizlik alanlarının azalması,
makro dengelerin ve güven ortamının kalıcı şekilde tesisi, nominal ve reel
faizlerin düşmesi sonucunda sağlanmıştır. Allaha şükür ki, bugün, krizler,
buhranlar nedeniyle fırtınaya hazırlıksız yakalanmış bir ülke konumunda
değiliz. 2001’deki gibi, olağanüstü dalgalanmalarla nereye gideceğini bilemez
durumda oradan oraya savrulmuyoruz. Bu itibarla da yeni bir sicil affının
çıkarılması kesinlikle düşünülmemektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; İzmir Milletvekili Sayın Kenan Tanrıkulu’nun tarafıma
yönelttiği sözlü soru önergesine yönelik olarak cevaplarımız ise şöyledir:
Bildiğiniz gibi, 29 Ağustos 2007 Çarşamba akşamı Sanayi ve Ticaret Bakanlığını
devraldım. Evet, bu dört aylık süre içinde, yirmi yedi yıllık sanayici olmam,
yirmi yıl Ankara Sanayi Odasında Meclis ve Yönetim Kurulu Üyesi olmam, on iki
yıllık Ankara Sanayi Odası Başkanı olarak gördüğüm kadarıyla Bakanlığım 70
milyonun yaşamını direkt olarak etkileyen, hatta belirleyecek kadar önemli bir
misyon yüklenmiş bir kurumdur. Hizmetlerimizin tümü, vatandaşımızı,
üreticilerimizi, esnaf ve sanatkârımızı birebir etkileyen alanları ihtiva
etmektedir. Benim çalışmam, Sanayi ve Ticaret Bakanlığını yeniden
yapılandırmaya dönüktür. Hedefimiz, girişimci odaklı bir bakanlık oluşturmak ve
girişimcinin önünü açarak, yoluna çıkabilecek engelleri temizlemek, Türkiye’yi
geleceğe taşıyacak yolda destek sağlamaktır. Biz, sağladığı istihdamla, yenilikleriyle,
markalarıyla, ürettiği katma değerle Türk üreticisi küresel rekabet yarışında
nasıl önde kalır, nasıl önde gider, bunun için çalışıyoruz. Bunun yanında,
KOBİ’lerin sorunlarının çözümü, daha fazla üretim ve istihdam yapmalarını
sağlayacak, ticareti, esnaf ve sanatkârın çalışma koşullarını yeniden
düzenleyecek çalışmalarımızla ilgili çok önemli bir stratejik eylem planı
hazırlıyoruz. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türkiye, AK Partinin Hükûmetinin ilk döneminde makro
ekonomide sağladığı başarıya dayalı olarak, iş yapabilmenin ön şartı olan
istikrar, huzur ve öngörülebilirlik ortamına kavuşmuştur. İnşallah, bu dönemde
de artık sıra üretim ve istihdama gelmiştir. Bu çerçevede, ticareti
geliştirmek, üretim ve istihdamı artırmak için ne gerekiyorsa onu yapmaya
kararlıyız, azimliyiz. Bu kapsamda en
önemli projelerimizden biri -biraz evvel de konuşmamda bahsettim- Türkiye’nin
sanayi stratejisinin hazırlanmasıdır. Sanayi stratejimiz, Bakanlığımızın
sorumluluğunda, DPT başta olmak üzere devletin diğer ilgili kurumlarıyla
birlikte, özel sektör temsilcilerimizle birlikte saptanacak ve uygulanacaktır.
Bu konudaki en önemli adımı oluşturan sanayi envanterinin çıkarılması ve buna
dayalı olarak sanayi stratejisi çerçevesinin ve sanayi politikalarının belirlenmesi
temel işlevimiz olacaktır. Evet, cumhuriyet
tarihinde bir ilk olan bu sanayi stratejimizin temelleri, değerli arkadaşlar,
dört ana eksen üzerine kuruludur. Bunlar: 1)
Girişimcilerimiz için öngörülebilir ve sürdürülebilir bir iş ortamının
sağlanması, 2) Piyasadaki
geçici aksaklıkları giderecek doğru teşviklerin tespit edilip uygulanması, 3) Özel
sektör-kamu sektörü diyalog ve iş birliğinin sağlanması, Son olarak da,
ülkemizi global rekabette öne geçirecek kümelerin tespiti ve gerekli
tedbirlerin alınması olacaktır. Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı bütün bu çalışmaların bizzat kalbinde yer alacaktır. Hem sanayi
politikalarını belirleyecek, uygulayacak hem uluslararası standartlarda piyasa
gözetim ve denetimi yapacak hem tüketici haklarının takipçisi olacak hem de tüm
girişimcilerin yol göstericisi olacaktır. Sanayi envanteri
ülkemizin son yıllarda hep gündeminde olmuştur. Yine, cumhuriyet tarihinde bir
ilk olan, özellikle sanayimizin durumuyla ilgili veri ihtiyacı sanayi
envanterinin önemini bir kez daha artırmaktadır. Yatırım yapmak isteyen yeni
girişimcilerin karşılaştıkları en temel sorun, yatırım yapacakları sektörle
ilgili yeterli veriye ulaşamamaktır. Özellikle yatırım öncesi araştırma yapmak
için yeterli kaynağa sahip olmayan girişimciler için, bu durum, üretim
teknolojisi, ham madde temini, kapasite kullanımı gibi risklerin
değerlendirilebilmesine çok önemle engel teşkil etmektedir. Sağlıklı bir
sanayi envanteri, yeni girişimcilerin yatırım tercihlerini doğru
yapabilmelerine imkân verecektir. Dolayısıyla da rekabete açık ve ihtiyaç
duyulan alanlarda yapılacak yeni yatırımlarla ülke kaynaklarının verimli
kullanılması sağlanarak ülkemizin uluslararası arenadaki rekabet gücüne ivme
kazandırılacaktır. Bakanlığımızın
ana görevlerinden birisi, sanayi işletmelerine ait sicilleri tutmak, envanter
yapmak, istatistiki bilgi toplamak ve değerlendirmektir. Bu görev, 6948 sayılı
Sanayi Sicil Kanun’u çerçevesinde yürütülmektedir. Sağlıklı bir
kayıt sisteminin oluşturulması ve hizmetin yerinden verilmesi anlayışı çerçevesinde
Bakanlık merkez teşkilatınca yapılan sanayi sicil işlemleri, ilde bulunan
sanayi ve ticaret il müdürlüğüne devredilmiştir. 2004 yılında 20 bin civarında
olan kayıt sayısı bugün itibarıyla 60
bini geçmiştir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sanayi envanteri çalışmalarında, 6948 sayılı Sanayi
Sicil Kanun’u, bu Kanun gereği sanayi işletmelerinin her yıl vermek zorunda
oldukları yıllık işletme cetveli ve Avrupa Birliği tarafından kullanılan ürün
sınıflamasına uygun olarak TÜİK tarafından hazırlanan ürün sınıflaması esas
alınmaktadır. Sanayi Bilgi
Sistemi olarak da adlandırdığımız projenin şu aşamalardan geçerek
gerçekleştirilmesini öngörmekteyiz: Önce mevcut durumun analizi. Sonra, çevre
analizi. Daha sonra proje paydaşlarıyla protokollerin imzalanması. Görev ve yetkilerin belirlenmesi. Hedeflerin
şekillendirilmesi ve hedeflere ulaşma yöntemlerinin belirlenmesi. Projenin
olgunlaştırılması ve şekillendirilmesi, yapılabilirlilik araştırmasının
hazırlanması. Projenin onaylanması ve yatırım programına dâhil edilmesi.
Altyapı oluşturma hazırlıkları. Sayım ve sanayi envanterinin çıkartılması,
verilerin derlenmesi, işlenmesi ve paylaşılması ve son derece önemli olan
sanayi haritasının çıkartılması. Sanayi stratejileri ve politikaların
oluşturulması. İl, bölge ve Türkiye geneli için sanayi planlarının
hazırlanması. Ayrıca, artık bu proje, yıllar öncesinde ilk ortaya atıldığındaki
bugün için geçerliliğini yitirmiş teknolojilere göre değil, aradan geçen on
yıldan fazla sürede İnternet ortamı, uzay fotoğraflarına dayalı haritalar gibi
ortaya çıkan yeni gelişmeler için de tasarlanacaktır. Artık iller, bölgeler ve
Türkiye geneli itibarıyla sektörler ve alt sektörler, esasında faaliyette olan
işletmeler, üretim konuları, kurulu kapasiteleri, üretilen ürünler ve üretim
miktarları, sağlanan istihdam, oluşturulan katma değer, ar-ge birimleri ve
ar-ge faaliyetleri, ithalat ve ihracat, karşılaşılan sorun ve darboğazlar gibi
hususlara yönelik veriler derlenecek ve bunlar sürekli güncellenecektir. Bu proje, sadece
Sanayi ve Ticaret Bakanlığının değil, DPT, Maliye Bakanlığı, TÜİK, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Merkez Bankası ve diğer kamu kurumlarının yanı sıra,
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ve diğer sivil toplum kuruluşlarının etkin
katılımlarıyla gerçekleştirilecektir. Bu proje, kamuda
olsun özel sektörde olsun, karar alıcıların gözünün önündeki perdeyi
kaldıracaktır. Buradan söylüyorum: Allah izin verirse, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığım döneminde bu büyük ülke projesi özel-kamu tüm kurumlarımızın katılımıyla
kurulacak ve ülkemizin hizmetine sunulacaktır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; gelecekte ekonomilerin gelişimini şekillendirecek
gerçekler, tıp devrimiyle insan ömrünün uzaması ve nüfus patlamasına bağlı
olarak artarak karşılanması gerekecek temel ihtiyaçlar, iklim krizine dayalı
sınırlamalar, petrolün azalmasına bağlı ortaya çıkacak enerji krizi,
küreselleşmeye dayalı fırsatlar, teknolojideki geometrik büyümeye dayalı
esneklik ve hızlı hareket edebilme ihtiyacı olacaktır. Dokuzuncu
Kalkınma Planı döneminde ekonomik büyümenin ve sosyal kalkınmanın istikrarlı
bir yapıda sürdürülmesi ve plan vizyonunun gerçekleşmesi yolunda rekabet
gücünün artırılması temel bir stratejik amaç olarak belirlenmiştir. Evet, devlet
ekonomiden çekilmeli ve piyasa dinamiklerinin sihirli gücünün nimetlerinden
yararlanmalıdır. Ama tecrübeler göstermiştir ki, bizim gibi gelişmekte olan
ülkelerde devlet bazı noktalarda bilinçli, sınırlı, hesaplı, adil, şeffaf, iyi
ders çalışılmış desteklerle bazı sektörlere can suyu verebilmekte ve bu ülkeler
daha başarılı sonuçlara ulaşabilmektedirler. Burada kaba,
vahşi, iyi hesaplanmamış genel teşviklerden değil, sonuç odaklı ve hesap
verilir desteklerden bahsediyoruz. Bu bağlamda, ekonominin yüksek teknolojik
kabiliyete ve nitelikli iş gücüne sahip, değişen şartlara hızla uyum sağlayan,
ulusal ve uluslararası pazarlarda rekabet gücü olan, istikrarlı ve verimlilik
düzeyi yüksek bir yapıya kavuşturulması en öncelikli hedefimizdir. Türk sanayisinin
rekabet gücünü artırmak ve dünya ihracatından daha fazla pay almak üzere yüksek
katma değerli mal üretiminin artırılması temel ve kaçınılmaz önceliğimizdir. Bu
çerçevede, orta vadede imalat sanayisinin dışa dönük bir yapı içinde ekonomik
büyümeyi sürükleyen temel sektör olması hedeflenmektedir. Haksız rekabeti
önlemek üzere AB Teknik Mevzuatı’na uyum çalışmaları hızlandırılacak, mevzuata
uygun olmayan malların piyasaya arzının ve dolaşımının engellenmesi amacıyla
uygunluk değerlendirmesiyle piyasa gözetim ve denetim sistemleri daha da
güçlendirilecektir. Üreticilerin,
haksız rekabetin önlenmesine yönelik ticaret politikası tedbirlerinden etkin
yararlanması amacıyla, ithalatta işlem bazında ve “ticari sır” niteliğinde
olmayan detaylı bilgilere hızlı ve kolay erişim için gerekli altyapı kurulacak
ve şeffaflık artırılacaktır. İşletmelerin
rekabet gücünü artırmak üzere belgelendirme sistemi ve kalite altyapısı
iyileştirilecek ve desteklenecektir. Geleneksel sektörlerde katma değeri yüksek
ürün ve faaliyetlere ağırlık verilerek uluslararası rekabete uyum sağlayacak
yapıya dönüşüm desteklenecektir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Çağlayan, lütfen sözlerinizi tamamlayınız. SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkanım, daha üçüncüdeyim.
Üçüncüyü tamamlayayım, izin verir misiniz? Birkaç dakika içinde tamamlarım, ama
diğer iki soruyu da, izin verirseniz onları da bitirmek isterim. BAŞKAN – Her soru
için beşer dakika süreniz vardı, size tamamen yirmi beş dakika verdim beş soru
için. Lütfen, daha ekonomik kullanmanızı rica edeceğim. SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Birkaç dakika içinde
toparlıyorum.Teşekkür ederim, sağ olun Sayın Başkanım, çünkü çok önemli bundan
sonraki kısım. Tekstil, hazır
giyim ve deri sektöründe ileri teknolojiler içeren ve çok fonksiyonlu ürünler
geliştirmeye yönelik çalışmalar ve ar-ge özendirilecektir. Yine, tekstil,
hazır giyim, deri, seramik, cam, mobilya, kuyumculuk gibi sektörlerin tüketime
yönelik ürünlerinde özgün tasarım faaliyetleri özendirilecek, kaliteli
tasarımcı yetiştirilmesi sağlanacak, ulusal ve uluslararası marka oluşturulması
desteklenecek, tanıtım ve pazarlama konusundaki destekler ihracatçılarımızın
ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilecektir. Demir çelik
sektöründe kaliteli ve katma değeri yüksek ürünlerin geliştirilmesine ve
çevrenin korunmasına yönelik ar-ge çalışmaları desteklenecektir. Dünyadaki
otomotiv talebi açığı dikkate alınarak, orta ve yüksek teknoloji seviyesindeki
otomotiv, beyaz eşya, makine, elektronik sektörlerinde Türkiye’nin önemli
üretim merkezlerinden biri olması sağlanacaktır. Zaten, bu konudaki gelişmeleri
sizler de takip ediyorsunuz. Otomotiv
sanayisinde yüksek katma değer yaratan, sürdürülebilir rekabet gücü bulunan,
öncelikle gelişmiş pazarlara ihracatı hedefleyen ve gelişmiş ar-ge yeteneğine
sahip bir sanayi yapısı oluşturulması öngörülmektedir. Otomotiv
sanayisinde rekabet gücünün sürdürülebilirliği için üretim alanında sağlanan
yetkinlik devam ettirilecek, teknoloji geliştirme ve ar-ge alanlarında
yetkinlik geliştirilecek, ana ve yan sanayi arasında motor ve elektronik aksamı
içeren, konsept ve tasarım aşamasında başlayan bir iş birliği gelişecek. Değerli
arkadaşlar, bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Zaman zaman,
Türkiye’nin yüz akı olan ve dünyada her bin aracın 14’ünün üretildiği ülkemizde
otomotiv sektörünün gelmiş olduğu noktayı anlamakta bazen zorlananlar oluyor.
Onlar için şöyle çok önemli bir detay vermek istiyorum: Değerli arkadaşlar,
bugün Türkiye otomotiv ana ve yan sektöründe yapmış olduğu her 100 dolarlık
ihracatı bugünlerde ancak 43 dolarlık ithalatla yapmaya başlamıştır. Bu,
giderek daha azalmakta ve katma değer ülkemizde kalmaktadır. Diğer yandan,
makine ve beyaz eşya sanayisinin tasarım, mühendislik ve yenilik yaratma
yeteneği desteklenecek, kamu alanlarında yerli üreticilerin karşılaştığı dış
alımlardan kaynaklanan haksız rekabetin önlenmesi için farkındalık
oluşturulacaktır. Elektronik
sanayisinde yüksek katma değer yatırımını teminen elektronik bileşenler alt
sektörü geliştirilecektir. Tüketim ve telekomünikasyon cihazlarında yüksek
rekabet gücünü sürdürmek üzere entegre devre tasarımının güçlendirilmesinin ve
üreticiler arası iş birliği ile düz panel ekran tesisi yatırımı
gerçekleştirilmesine önem verilecektir. Sektörde rekabet
öncesi ar-ge teşvik edilecek, laboratuvar kapasitesi ve görüntü teknolojileri
konusunda araştırma altyapısı geliştirilecektir. Kimya sanayisinde
katma değeri yüksek yeni kimyasal üretilmesine ve ihtisas organize sanayi
bölgeleri kurulmasına önem verilecektir. Orta ve yüksek
teknoloji sektörlerinde ar-ge ve yenilikçilik faaliyetlerine ve ar-ge
altyapısına öncelik verilecek, büyük ölçekli yatırım, ortak yatırım ve kapsamlı
ar-ge projeleri desteklenecektir. KOBİ’lerin ve
girişimcilerin rekabet güçlerini artırmak ve yeni pazarlara açılımlarını
sağlamak için iş kurma ve iş geliştirme aşamalarında eğitim ve danışmanlık
hizmeti sağlanacaktır. Bu amaçla İŞGEM ve benzeri yapılanmalar
yaygınlaştırılacak ve etkinliklerini artırmak üzere gerekli düzenlemeler
yapılacaktır. İşletmelerin
ortak ar-ge, ortak tedarik ve pazarlama faaliyetlerine önem verilecektir,
işletmelerin fiziki altyapı ihtiyaçları karşılanacak, ağ oluşturma ve kümelenme
girişimleri desteklenecek, işletmelerin belirlenmiş sanayi bölgelerinde
kurulması ve mevcutların da bu alana taşınması özendirilecektir. Nitelikli insan
gücü yetiştirilecek ve mevcut işletmede çalışan mesleki ve teknik niteliklerin
iyileştirilmelerine yönelik çalışmalar desteklenecektir. Eğitim
programlarıyla teknoloji üretimine ve ar-ge’ye yatkın iş gücü yetiştirilmesi
sağlanacaktır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; işsizliğin azaltılması ve yeni istihdam alanlarının
yaratılmasında oynadıkları rolleri, dengeli ekonomik ve sosyal kalkınmanın
sağlanması ve sürdürülmesine yaptıkları olumlu katkıları ve piyasa koşullarında
meydana gelen değişmelere hızla uyum sağlayabilen esnek üretim yapısına sahip
olmaları, evet bahsetmiş olduğum, yani KOBİ’leri günümüz dünyasında çok önemli
bir konuma getirmektedir. Bu doğrultuda,
ekonomik yapımızın üretimde ve rekabet edilebilirliğinde son derece önemli bir
yere sahip olan KOBİ’lerimize özel bir önem verilmekte, KOBİ’lerin doğması,
büyümesi, gelişmesi ve korunması için uygun ortam hazırlayacak politikalar
geliştirmekte ve uygulamaktayız. KOBİ’lerin
rekabet gücünün geliştirilmesi için teknoloji düzeyinin ve ürün kalitesinin
yükseltilmesi, bilgiye erişimin kolaylaştırılması, rehberlik ve danışmanlık
hizmetleri sağlanması, finansman, kaynak ve üretim araçlarının geliştirilmesi,
ana yan sanayi bütünleşmesi, ortak pazarlama örgütlerinin yaygınlaştırılması,
işletmeler arası iş birliği ve elektronik ticaret imkânlarının artırılması
desteklenmektedir. Bu kapsamda
KOBİ’lere, Bakanlığıma bağlı KOSGEB vasıtasıyla yatırım, üretim, yönetim ve
pazarlama konularında danışmanlık hizmetleri verilmiş, ortak kullanım
atölyeleri ve laboratuvar hizmetleriyle, özellikle imalat sanayisinde çalışan
firmaların gelişmiş teknolojilerle tanışması sağlanmıştır. Küçük ve Orta Boy
İşletmeler Bilgi Ağı Projesi ve ürünlerinin dış pazarlarda tanıtımı yapılmış ve
elektronik ticaretin ilk adımları atılmıştır. KOBİ’lerin AB
Teknik Mevzuatı’na uyumunun metroloji, standardizasyon test ve kalite
sistemlerinden yararlanmasının yaygınlaştırılması doğrultusunda kalite bilinci
oluşturulmasına ve teknoloji altyapılarının geliştirilmesine yönelik eğitim,
danışmanlık ile özel kalite ve sertifikasyon sistemlerinin geliştirilmesi için
çalışmalar yapılmaktadır ve mali destekler verilmektedir. Ayrıca, revize
edilen ve 2007-2009 dönemine yönelik olarak hazırlanan KOBİ Stratejisi ve Eylem
Planı’nın uygulanmasıyla KOBİ’lerin verimliliklerinin istihdama katkılarının
katma değer içindeki paylarının ve uluslararası rekabet güçlerinin
artırılmasını da hedefliyoruz. Bu çerçevede
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bana sorulan soruların ancak üçüne
-çünkü sorulan sorular çok önemli, çok kapsamlı ve çok detaylıydı- cevap
verebildim. Sayın Başkanım,
diğer ikisine sonra galiba cevap vereceğim, değil mi efendim? MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Bakan… Sayın Bakan, sizin… BAŞKAN – Sayın
Çağlayan, bu sorularla ilgili, ek olarak, Sayın Doğru’nun ve Sayın
Tanrıkulu’nun ek açıklama talebi vardır, soru talebi. MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Bir soru da ben sormak istiyorum. BAŞKAN – Çok kısa
olarak, Sayın Doğru’ya söz veriyorum. Buyurunuz Sayın
Doğru. REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkanım, Sayın Bakana teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Ancak
Sayın Bakan, özellikle süpermarket ve hipermarketler konusunda, açılmasıyla
ilgili bilgiler verirken, bakkalların da daha fazla sayıda açılmış olduğunu
ifade ettiler. Ben özellikle şunu söylemeye çalışmıştım: Şimdi, bir bölgede
süpermarketler açılırken, yaklaşık olarak altmış beş- yetmiş civarında da o
bölgenin esnafı dükkânını kapatıyor. Gerçi Sayın Bakan bunun tam tersini
söylemiştir ama, bakınız, Tokat ilinde, neredeyse her mahalleye, her caddeye
bir tane süpermarket açılıyor. Onun açılmasıyla beraber, süpermarketin
içerisine, ayakkabı tamircisinden, manavına hatta kuru temizlemecisine kadar
her türlü dükkân açılıyor. Onların açılmasıyla beraber, Tokat ilinde çok büyük
oranda esnafın iş yerini kapatmış olduğunu ben, kendim, gezilerimde ve
çalışmalarımda gördüm. Yani, burada bir tenakuz var diye düşünüyorum. İkinci olarak:
Esnafların durumlarının gayet iyi olduğunu ifade etmeye çalıştılar ve sicil
affının sadece 2001 krizinden sonra, 2003’te çıkarıldığını ve şimdi
çıkarılmadığını ifade etmeye çalıştılar. Sayın Bakanım, şu
anda “Kriz çıkmayacak.” diyorsunuz ama cari açıklar, bütçe açıkları, ödemeler
dengesindeki durumlar ortadadır. Bu durumlar ortadayken, bazı esnafların
dükkânlarını siftah bile yapmadan kapattıklarını -yine Tokat’tan örnek vermek
istiyorum- bir Sanayi Çarşısı’na gittiğiniz zaman veyahut da diğer esnafın
arasında dolaştığınız zaman bunu açık bir şekilde görüyorsunuz. Ama sizin
anlattıklarınız da tam tersi. “Sicil affı çıkmayacak.” derken, tahmin ediyorum
ki, bunu izleyen tüm izleyicilerimiz ve esnaflarımız da üzülmüşlerdir diye
düşünüyorum ve teşekkürlerimi sunmak istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Doğru. Sayın Tanrıkulu’nun
da ek bir açıklaması var. Buyurunuz Sayın
Tanrıkulu. AHMET KENAN
TANRIKULU (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakana da teşekkür
ediyorum. Sayın Bakan
göreve yeni gelmiş olabilir, ama geçmiş müktesebatı herhâlde bu soruları
cevaplandırabilecektir diye düşünüyorum. AKP Hükûmetleri 2003 yılından bugüne
kadar devam edegeliyor, bu da devam eden bir süreç demektir. Biz de
sorularımızda “2003’ten bugüne kadar niye bunlar bitirilemedi, yapılamadı ve ne
zaman yapılacak?” diye soruyoruz. Örneğin,
hipermarket diye bilinen Büyük Mağazalar Kanunu Tasarısı, 2002 yılında
hazırlanıp o günün hükûmeti tarafından tasarı hâline getirilmiştir. Yıl
2008’dir, hâlâ Hükûmet tarafından Meclisimize getirilememiştir. Ayrıca, esnafa
verilen kredilerle ilgili faiz ve enflasyon oranlarına da o günün şartlarında
bakılırsa eğer, reel enflasyon, reel faiz nedir, bugün nedir? Kıyaslamalı
olarak buna da dikkat edilmesi gerekir diye düşünüyorum. Ekonomik ve
sosyal olarak çok önemli bir görev üstlenen KOBİ’lerin mutlaka yeni bir sanayi
stratejisiyle rekabet edebilmesi gerekir diye belirtiyorum ve özellikle
üzerinde duruyorum. Bunun için de öğrenmek istediğim şuydu Sayın Bakandan:
Geçtiğimiz yıl, 2007 Ocak ayında revize edilen ve mayıs ayında Yüksek Planlama
Kurulunda görüşülen KOBİ Eylem ve Strateji Planı’nın neden hâlâ daha Türkiye
Büyük Millet Meclisi gündemine ve Türkiye kamuoyuna getirilmediğidir. Değerli
Bakandan bu soruları cevaplandırmasını beklerdim. Çok teşekkür
ederim efendim. Saygılar sunuyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Tanrıkulu. Sayın Çağlayan,
buyurunuz efendim. Her bir soru
sahibi için beşer dakika; on dakika süreniz var. MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Bakan başlamadan önce bir şey de ben açıklamasını rica edebilir
miyim? BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, sadece soru sahipleri ek açıklama isteyebiliyorlar, diğer
milletvekilleri bunu talep edemiyorlar. MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Sayın Bakan adına söz verilmişti de. Buradayken kendisi de bunu teyit
etsin istiyorum. Sayın Bakan
adına, Sayın Mehmet Ali Şahin hipermarket yasasını ocak ayında Meclise
getireceğini söylemişti, sizinle yaptığı telefon konuşmasına istinaden. Bu söz
geçerli midir? Bunu da öğrenmek istiyorum. BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Bakan. SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
madem Sayın Susam aradan bir soru sordu, onun sorusuna cevap vererek
başlayayım. Efendim, biraz
evvelki konuşmamda da vardı, şu anda, Büyük Mağazalar Kanunu diye
değerlendirdiğimiz kanun, bütün kesimlerin görüşleri alınmıştır; aslında
yılbaşından önce bitirecektik, Bakanlar Kuruluna, Başbakanlığa gönderilecekti,
ancak iki tane kuruluşumuz yıl sonu itibarıyla işlerinin çok olduğunu ifade
ettiler ve dün itibarıyla Bakanlığımıza gelerek onlar da görüşlerini verdiler,
önümüzdeki günlerde, ocak ayı içinde belirlenen takvim içinde Sayın
Başbakanlığımıza, Bakanlar Kuruluna, Büyük Millet Meclisine sevk edilmek üzere
düzenleyici etki analiziyle beraber gönderilecektir. Tekrar ifade
ediyorum: Bunu yaparken mümkün olduğunca geniş uzlaşma, geniş mutabakat arayışı
içindeyiz. Son gelmiş olduğumuz noktada, bütün tarafları bizzat ben toplayarak
arkadaşlarımızla beraber görüşeceğiz ve mümkün olan en fazla uzlaşmayı
sağlayarak böyle bir kanunun çıkmasını sağlamaya çalışacağız. Diğer taraftan,
Sayın Doğru’ya, evet, biraz evvel rakamlardan… Sayın Doğru, bu rakamlar
devletin resmî rakamları. Yani, bunlar, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar
Konfederasyonunun, Bakanlığıma bağlı 1 milyon 800 bine yakın esnafın, esnaf
e-veri tabanında bulunan rakamlardır. Yani, bu rakamları, ben, tabii, başkası
istiyor diye değiştiremem. Dolayısıyla, şu an için ortada bulunan rakamları ben
size verdim. Evet, doğrudur… Şunu çok net
bilmek lazım. Gerek esnaf noktasında gerek bakkallar noktasında, 2005’ten sonra
yaşanan o kapanıyor gözükenlerin birçoğu, mevcut bakkal eski görevini
bırakıyor, bir başkası çocuğuna devrediyor, bir diğeri bir başkasına
devrediyor. Oysa, bunu getirip, tabii, bakkalı kapandı-açıldı şeklinde
değerlendirirsek, yanlış bir noktaya geliriz. Ancak, devletin resmî verileri,
resmî rakamları bunlardır. Diğer taraftan,
sicil affıyla ilgili konuya tekrar dönmek istiyorum. Evet, sicil affı 2001’de
ortaya çıkan, o geçmiş yıllardaki ekonomik ihmallerin getirmiş olduğu, biraz
evvel konuşmamda söyledim, “Kim ne verirse ben 5 fazlasını veririm.” diyen
zihniyetin, yıllar öncesinde ekonomik birikenlerin ve sıkıntıların ortaya
çıkartmış olduğu bir sıkıntıydı ve o tarihte, birçok esnaf, sanayici, sanatkâr,
tüccar, ister istemez çekleri, senetleri protestoyla karşı karşıya kaldı. Evet, böyle bir
şeyin çıkartılması o dönemde doğruydu. O tarihte Türkiye'de 181 milyar dolarlık
bir gayrisafi millî hasıla vardı. Bugün Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası
-biraz evvel de bahsettim- 2007 sonu itibarıyla 490 milyar dolara yakın bir
rakamdır. Yani, şu geçen beş yıllık süre içinde Türkiye, mevcut gayri safi
millî hasılasına 308 milyar dolarlık bir gayri safi millî hasıla daha
eklemiştir. Böyle bir ortamda, tabii ki, sanayi ve ticaret kesimleri
büyümüştür. Bu büyürken, bu arada tabii ki çekler karşılıksız çıkacaktır,
senetler protesto olacaktır, mevsimsel etkiler vardır, dönemsel etkiler vardır,
firmaların kendi içinde bulunduğu yönetim problemleri vardır; birçok problem
vardır. Ancak, şükürler olsun, bugün Türkiye’de artık “ekonomik kriz”
kelimesini, biraz evvel söylediğiniz gibi, kullanmamak üzere çöpe atmış
durumdayız. Rakamlar en azından ortada. Bugün Türkiye’nin gelmiş olduğu seviye
ortada. Bugün Türkiye… Biraz evvel de bahsettim, otomotiv sektöründe 21 milyar
dolarlık ihracatı gerçekleştiren bir ülkeden bahsediyoruz. Yani, unutmayalım
ki, beş yıl öncesinde toplam ihracat zaten 36 milyar dolar seviyesindeydi.
Bugün sadece otomotiv sektöründe 21 milyar dolar ve katma değeri Türkiye’de
olan bir sektör ve ihracattan bahsediyoruz. Diğer taraftan,
biraz evvel bahsettiğiniz için söylemek istiyorum, cari açık, dış açık
konusunda, bakın, dış açığı olan birçok ülke vardır. Cari açık konusunda, ben
de Başkanken hep aynı şeyi söylerdim. Cari açık, evet, üzerinde önemle durulması
gereken, özenle takip edilmesi gereken bir olgudur. Ancak, önemli olan cari
açığın finansman kalitesidir, cari açığın nasıl finanse edildiğidir. Cari
açığın Türkiye’nin başına bela olduğu dönemlerde Türkiye’nin borç yükü oldukça
fazlaydı ve Türkiye’nin cari açığının çok fazla yüksek olduğu dönemlerde
Türkiye’ye dışarıdan gelen döviz veya yabancı sermaye yoktu. Ama, bugün,
Türkiye, şükürler olsun, sadece 2007 yılında 20 milyar dolarlık doğrudan
yabancı sermaye ülkesine getirmiştir ve cari açıkta bir problem yaşanmayışının
temel nedeni de dışarıdan gelen yabancı doğrudan yatırım dediğimiz, yani, bir
ülkede yatırıma, üretime dönen bu doğrudan yatırımlardır ve buradaki finansman
kalitesidir. Bunu söylerken
bir şeyin de altını çizmek lazım: Yine, yirmi yedi yıl sanayicilik yapmış… Ben
sanayiciliği kitaptan öğrenmedim. Sanayiciliği bizzat yaşayarak öğrendim ve
sekiz yaşımdan beri –elli yaşındayım- kırk iki yıldır hem çalıştım hem okudum.
Organize sanayi bölgelerinde benim on yedi senem geçti. Dolayısıyla, bunların
ne anlama geldiğini çok yakinen bilen, bire bir yaşayan ve bunu iliklerinde
hisseden biriyim. Burada bütün hadise şudur: Cari açık konusunda… Türkiye,
petrol ve enerji ithalatı yapan bir ülkedir. Ne yapalım, Allah Türkiye’ye
petrolü vermemiş. 2002 yılında, petrol ve enerji ithalatına 9 milyar dolar
ödeyen bir Türkiye, bugün petrol ve enerjiye 30 milyar doların üzerinde bir
bedel ödemektedir. Hiç kimsenin öngörüsü yoktu. Hiç kimsenin hesabında petrolün
fiyatının 100 dolar olacağı diye bir öngörüsü yoktu, petrol üreten ülkelerin
dâhil. Dolayısıyla bu noktadan baktığımızda, cari açığın temel sebebinin
özellikle petrol ve enerji ithalatında yaşanan bu fiyat artışlarından
kaynaklandığını çok net çizmemiz lazım. Buna rağmen
tekrar şunu söylüyorum: Evet, cari açık her zaman üzerinde durulması gereken
bir olgudur. Ama cari açık yabancı doğrudan yatırımla finanse edildiği müddetçe
hiçbir sıkıntı yaratmaz. Nitekim 2007’de oldu ve 2008 yılında da Türkiye’ye
gelecek olan yabancı doğrudan yatırımlar aynı şekilde bu işi düzeltecektir. Diğer yandan,
Sayın eski Bakanımın, Sayın Tanrıkulu’nun… Ben aslında sanayi stratejisi,
sanayi politikasıyla, tabii bunlarla ilgili üç saat, beş saat -aslında öyle bir
imkân, öyle bir zaman yok ama- konuşabilecek bilgiye, imkâna, altyapıya
sahibim. Bunu Sayın Bakanım da kendisi zaten bilir. Onun için, burada mümkün
olduğunca kısa, özet, bazı kısımları da vakte fazla tecavüz etmemek için daha
fazla böyle kısaltarak ve özetleyerek ve bir kısmını da çabuklaştırarak sarf
ettim. Zannediyorum ki, bunlar da zaten tutanaklarda da görülecektir. Bundan
sonraki, özellikle 2003 yılından başlamış, 2002 yılından başlamış olan yeni
sanayileşme stratejisi, yeni sanayi politikası, KOBİ’ler, esnaf ve sanatkârlara
verilen tüm argümanlar, tüm çalışmalar zaten bunu göstermiştir ve bugün tekrar
söylüyorum: Türkiye, 22 çeyrek arka arkaya büyümüşse, bakın, tekrar Türk özel
sektörünün, reel sektör marifetiyle büyümüştür ve bugün Türkiye, 106 milyar
dolar ihracatı gerçekleştirirken yüzde 92 sanayi mamullerinden oluşan bir
Türkiye’den bahsediyoruz. Bu konuda Türkiye, zaten gerekli istimi almıştır. Konuşmamın
başında da söyledim. Makroekonomik altyapı sağlanmıştır. İyi bir temel inşa
edilmiştir. Şimdi bu temelin üzerine yapılacak olan çok mikro reformlarla
-mikro derken, küçültmek adına söylemiyorum- ani şoklarla, düzenlemelerle,
sosyal güvenlik sistemi, araştırma geliştirmede, vergiyle ilgili yapılacak
düzenlemeler, biraz evvel bahsettiğim teşvik politikalarıyla bu sefer
sürdürülebilir bir büyümeyi esas alan bir model oluşturma durumundayız. Diğer taraftan,
bu KOBİ’lerle ilgili yapılan çalışmalar başlamıştır, devam ediyor. Başbakanlık
geçen dönemde bana göre son derece doğru bir çalışma başlatmıştır. Büyük Millet
Meclisine gelecek olan kanunların hepsinin değerlendirme etki analizi yapılması
ve bu kanunun faydasının, getirisinin götürüsünün ne olduğu, tarafların, bütün
tarafların bu konudaki görüş ve önerilerinin alınması noktasında bir çalışma
başlatılmıştır. Bu çerçevede, sadece Bakanlığımla ilgili yirmi üçe yakın düzenleme
olacaktır. Büyük Mağazacılık Kanunu, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu,
Bakanlığıma bağlı birçok kuruluşun da kanunlarının yeniden görüşüleceği bir
dönemle zaten karşı karşıya geleceğiz. Çünkü Türkiye çok önemli bir değişim ve
dönüşüme girmiştir. Türkiye çok önemli bir değişim, dönüşüm oranında, çok kısa
süre içinde bütün gereklerini yerine getirecek çalışmalara devam etmektedir. Bu
konuda Bakanlığımızın tabii ki, kabiliyeti, kapasitesi, altyapısı, bağlı
kuruluşları, ilgili kuruluşları, merkez teşkilatı ve taşra teşkilatı topyekûn
bunun altyapısına, bilgilerine sahip ve bunlar yapılırken, biraz evvel de
bahsettiğim gibi, gerek Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği gerek TESK (Türkiye
Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu)’imiz diğer taraftan diğer kuruluşlarımız,
TÜİK’imiz, DPT’miz, Maliye ve Çalışma Bakanlığımız topyekûn bir çalışma içine
girecek. Yapacağımız
çalışmalarda, şunu bilmenizi isterim ki: Bundan sonra yapılacak olan tüm teşvik
mekanizmaları, bundan sonra yapılacak tüm düzenlemeler, sonuç-etki analizleri
yapılarak düzenlenecektir. Sonucunda, bunun Türkiye'ye ne getirdiğinin ne
götürdüğünün çok net şekilde ortaya konması lazım. Evet, değerli
arkadaşlar, Türkiye'nin kaynakları sınırlıdır, Türkiye'nin kaynakları
pahalıdır. Bu çerçeveden hareketle, yapılacak olan çalışmaların sonuçlarının en
iyi, en doğru şekilde, en rasyonel şekilde alınacağı bir dönemle karşı
karşıyayız. Türkiye her sene yeni iş gücüne 600 bin insanını gönderen bir
ülkedir, yani bir taraftan mevcut işsizine iş bulacaksınız, diğer taraftan da
her sene yeni 600 bin insana iş bulacaksınız ve diğer taraftan da iş gücünün
niteliğini ve iş gücünün planlamasını da yapacaksınız. Bunların tamamı bizim
sanayi stratejimizin esasını oluşturacak. Hangi sektörler desteklenecek, hangi
sektörlere öncelik verilecek, bunlar zaten tespit edilmiş ve belirlenmiştir.
Yine söylüyorum: Yüksek katma değer, yüksek teknoloji ve uluslararası yüksek
rekabet gücü bizim olmazsa olmazımız olacaktır. Bu temel esaslara dayanan ve
verimliliği öngören bir sanayi stratejisi, sanayi politikası bütünlüğü
oluşturulacak ve bu noktada daha fazla üretim, daha fazla yatırım, daha fazla
istihdam oluşacaktır. Bu noktadan
hareketle, 2013 yılında Hükûmetimizin koymuş olduğu ihracat hedefi 200 milyar
dolardır. Ben inanıyorum ki, bu gidişle 200 milyar doları çok daha erken
yakalamamız söz konusu olacaktır. Türkiye bugün, yıllar önce dışarıdan ithal
ettiği sektörlerde ihraç eder hâle gelmiştir. Şükürler olsun, Türk firmaları,
gerçekten -ben bu ülkenin bir ferdi olarak bununla iftihar ediyorum, gurur
duyuyorum- bizim firmalarımız artık, yurt dışında, dünyada tanınmış firmaları
birer birer satın almaya başlamıştır. Bir çikolata firmamız, dünyanın en
tanınmış çikolata firmasını kendi bünyesine katmıştır, hepimiz adına gurur
kaynağıdır. Bir firmamız, yıllar önce hepimizin ilk başta tanıdığı bir
televizyon, bir radyo markası olan Grundig’i satın almıştır. Bunlar son derece
önemli gelişmelerdir. Bunlar, Türk insanının, Türk motivasyonunun ve önümüzdeki
dönemde neler yapacağımızın çok net göstergesidir. Bunları biliyoruz, anlıyoruz
ve bunlara uygun politikalarımızı yapmaya devam edeceğiz. Hepinizi tekrar,
saygı ve hürmetle selamlıyorum. Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çağlayan. Sanırım soruların
hepsi cevaplandı. SANAYİ VE TİCARET
BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Ankara) – İki tane daha soru var. BAŞKAN – İki soru
eksik olarak, son iki soru hariç, sorularımız cevaplandı. Son iki soru
gündemde kalacaktır. 8.- Antalya Milletvekili Tayfur SÜNER’in, Akseki’deki çok
programlı liseye ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/148) BAŞKAN – Bakan
burada olmadığı için soru ertelendi. 9.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün, yeşil kartların
iptal edilmesine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/149) BAŞKAN – Bakan
burada olmadığı için ertelendi. 10.- Mersin Milletvekili İsa GÖK’ün, bir okuldaki
öğrencilere oruç tutmaya yönelik baskı uygulandığı iddialarına ilişkin Milli
Eğitim Bakanından sözlü soru önergesi (6/151) BAŞKAN – Bakan
olmadığı için ertelendi. 11.- Gaziantep Milletvekili Akif EKİCİ’nin, yeşil kart
verilen kişilere ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/154) BAŞKAN – Sağlık
Bakanı olmadığı için soru ertelendi. 12 - Yalova Milletvekili Muharrem İNCE’nin, bir müsteşar
yardımcısına tahsis edilen odaya ilişkin Milli Eğitim Bakanından sözlü soru
önergesi (6/160) BAŞKAN – Bakan
olmadığı için soru ertelendi. Sayın
milletvekilleri, sözlü soru önergelerine ayırdığımız bir saatlik süre
bitmiştir. On beş dakika ara
veriyorum. Kapanma Saati: 17.12 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati:17.31 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Yusuf COŞKUN
(Bingöl) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. Alınan karar
gereğince, diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada yer
alan Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A) Kanun Tasarı ve Teklifleri 1.- Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ( Temel
Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı) ve Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56) (X) BAŞKAN – Komisyon?
Burada. Hükûmet? Burada. Geçen birleşimde
tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokratik Toplum Partisi
grupları adına konuşmalar tamamlanmıştır. Şimdi, söz
sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Faruk
Bal’a aittir. Buyurunuz Sayın
Bal. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi
dakikadır. MHP GRUBU ADINA
FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 56 sıra sayılı çeşitli kanunlarda
değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket
Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle, ilk
günlerini idrak ettiğimiz yeni yılın ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini
Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum. Son günlerde
yaşanmış olan terör hadiselerinin bir yenisini yaşadığımız Diyarbakır’da
Hakk’ın rahmetine kavuşan şehitlerimize Cenabı Allah’tan rahmet diliyorum,
yaralılara da acil şifalar diliyorum. Temennimiz odur ki hain saldırıların bir
an önce kökünün kazınması. Ancak bu kökü kazıyabilecek bir siyasi kararlılığı
görememenin de üzüntüsü içerisindeyim. Sayın Başkan,
görüşmekte olduğumuz Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, 24 Haziran 2006 günü dört tek madde
hâlinde Türkiye Büyük Millet Meclisine Bakanlar Kurulu tasarısı olarak
sunulmuştur. Bu dört madde, ceman 416 sayfayı bulan komisyon raporuyla birlikte
bir cilt hâlinde kitap hâline gelmiştir ve dört maddelik bu kanun tasarısının
1’inci maddesi 170 tane kanunda değişiklik yapılmasını öngörüyordu, 2’nci
maddesi 62 tane kanunun yürürlükten kaldırılmasıydı, 3’üncü ve 4’üncü maddesi
ise bu kanunu kimin yürüteceğine, hangi tarihte yürürlüğe gireceğine ilişkindi.
Tabii, kanun
yapma tekniğinde, gerek ülkemizde gerek uluslararası mukayeseli hukukta,
incelediğimizde, böyle bir garip tasarı herhangi bir parlamentoya sunulmadığı
gibi Türkiye Büyük Millet Meclisine de böyle bir kanun tasarısı sunulmamıştır. Bu kanun tasarısı
daha sonra komisyonda altı yüz elli bir maddeye dönüştürülmüştür. Altı yüz elli
bir adet madde de temel kanun çerçevesi içerisinde görüşülmek üzere huzurunuza
gelmiştir. Değerli
arkadaşlarım, bu kanun bir temel kanun değildir. Bu kanun münferit bir kanun da
değildir. Bu kanuna, İç Tüzük’te hüküm bulunmamakla birlikte “torba kanunu”
demek belki mümkündür. Parlamento geleneğinde buna benzer uygulamalar vardır.
Fakat altı yüz elli bir maddeyi içine alacak bir torbayı da bulmak mümkün
değil. Altı yüz elli bir maddeyi bir torba içerisine sığdırmak mümkün
olmadığına göre, herhâlde -kimseyi rencide etmek için kullanmıyorum ama- bu bir
çuval kanunu. Değerli
arkadaşlarım “Bu kanun niçin bu hâle geldi?” sorusunun cevabını birlikte
bulmamız lazım. Bu kanun, bilindiği gibi, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi
Kanunu, Ceza İnfaz ve Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanması Hakkında Kanun ve
Kabahatler Kanunu’nun 1 Haziran 2001 tarihinde yeniden düzenlenerek yürürlüğe
girmesi ile bu kanunlarda yapılmış olan değişiklikleri yüz yetmiş tane kanuna
uyum sağlama amacıyla getirilmiş bir kanundur. O zaman, başa dönüp birinci
hadiseden başlamak gerekmektedir. Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza
Muhakemesi Kanunu ve ceza tedbirleri ile güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına
ilişkin kanuni düzenlemeler yapılırken baktığımızda, Türk ceza hukukunun kültür
olarak hukuk tarihimize yerleşmiş, 1926 yılından beri uygulanagelen bu kanunun
bir ceza hukuku kültürü yarattığı, bir ceza hukuku hafızası yarattığı, bir ceza
hukuku içtihatları bütünlüğü yarattığı, uygulayıcılara, hâkimlerimize,
savcılarımıza, yüksek mahkemeye, yargının bir ayağını teşkil eden savunma
mesleğinin mensuplarına bilgi birikimi yaratmış idi. Yaratılan bu bilgi
birikimi, 1/5/2006 tarihi itibarıyla, maalesef bir gecede hâk ile yeksan
edilmiştir. Bu kanunla ceza hukukunun temel prensipleri ya biri diğerine kaim
olacak şekilde değiştirilmiştir ya aralarındaki ayrım ortadan kaldırılmıştır ya
da külliyen hukukumuzu terk etmiş hâle getirilmiştir. İşte bu değişiklikler:
Asli ceza-ferî ceza arasında ayrım kalkmıştır. Cürüm ile kabahat arasında,
suçlar arasında ayrım kalkmıştır. Hafif hapis ve hapis cezaları arasındaki
ayrım kalkmıştır. Hafif para cezası ile ağır para cezası arasındaki ayrım
kalkmıştır. Taksir ve kasıt mahiyet değiştirmiştir, nevileri farklılaşmıştır.
“Müsadere” dediğimiz kavram değiştirilmiştir, farklı bir manaya gelecek,
uygulamayı da zorlaştırabilecek bir hâle getirilmiştir. Memnu hakların iadesi
gibi kavramlar değiştirilmiş ve hâkimin de önündeki davalarda takdir yetkisi
olabildiğince artırılmıştır. Değerli
arkadaşlarım, bütün bu değişiklikler yapılırken ceza hukukunun sistematiği
değişmiştir, maddeler havada uçuşmuştur, fasıllar uçuşmuştur, bablar
uçuşmuştur, kitaplar uçuşmuştur. Netice itibarıyla –karşımıza- biraz önce ifade
ettiğim gibi, 1926 yılından beri oluşturulmuş olan ceza hukuku kültürü, ceza
hukuku hafızası, ceza hukukuyla ilgili içtihatlar bütünü ve bilgi birikimi hâk
ile yeksan olmuştur. Yargının mensupları, hâkimler, savcılar başta olmak üzere,
avukatlar, hatta çoğu defa mahkemelere gelip giden insanların hukukla ilgili
bilgileri yenilenmek zorunda kalmıştır. Bundan dolayı pek çok meslektaşımız
hâkim, savcı emekliliği tercih etmiştir. Değerli
arkadaşlarım, işte böyle bir değişiklik, radikal bir değişikliktir. Bu radikal
değişikliği bir başka kelimeyle ifade edecek olursak bu, ceza hukuku alanında
yaşanılmış olan bir tsunamidir. Tsunaminin birinci dalgası budur. Bu tsunaminin
ikinci dalgası da bugün görüştüğümüz kanundur. Bugün görüştüğümüz kanunla, altı
yüz elli bir maddelik bu kanundaki maddeleri, temel kanun çerçevesi içerisinde,
bölümler hâlinde görüşeceğiz. Ancak, bölümler hâlinde görüşülmeden önce bunun
olgunlaştırılması gerekmekteydi. Hükûmet tasarısı olarak tam bir hamlık ile
Meclise sunulmuş olan kanun, Adalet Komisyonu çalışmaları sırasında bir parça
işlenmiştir. Ancak, eksiklik ve yanlışlıkları bir hayli fazlaydı ki daha sonra
Parlamentoda grubu bulunan partilerden birer tane temsilci alınmak suretiyle bu
eksiklik ve yanlışlıkların düzeltilmesine gayret edilmiştir -bu Komisyonda
görev alan arkadaşlarımın çalışmalarını tebrik ediyorum- ancak bu da yeterli
değildir. Bu da yeterli değildir, çünkü o derecede yoğun bir işi bu kadar dar
bir zaman içerisinde halletmek mümkün değildir. Kanun dediğimiz hadise, basit
bir makale yazımı gibi, basit bir yazı yazımı gibi, basit bir cümle kurumu gibi
değerlendirilebilecek bir hadise değildir. Kanun, kul hakkının tartıldığı
kuyumcu terazisidir. Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki kanun kul hakkının
tartıldığı kuyumcu terazisi niteliğinde değildir. Bu ancak kantara
benzemektedir. Bu kantarı olabildiğince kuyumcu terazisine dönüştürmek bu yüce
Meclisin görevidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak başlangıçtan beri uyumlu,
olumlu ve olabildiğince katılımcı bir anlayışla bu kanunun düzeltilebilecek
maddelerini düzeltme yönünde katkı vereceğimizi ifade etmek istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, bu kanunun yürürlüğe girmesi tarihine kadar yaşanılmakta olan
sıkıntıdan bahsetmek istiyorum sizlere. Yüz yetmiş tane kanunda altı yüz elli
küsur tane madde ihtiva eden bu kanunla ilgili mahkemelere açılmış davalar
bulunmaktadır. Mahkemeler bu davaları şu gerekçeyle ertelemektedir: Bu kanunun
Ceza Kanunu’na göre değiştirileceğine ilişkin Parlamentoda çalışma vardır. Eğer
çalışma sonuçlanır ise ciddi mahiyette bir değişiklik olacaktır. Verilecek
hüküm her hâlükârda bozulacağına göre bu davayı erteliyoruz. Bu erteleme iki
açıdan sıkıntı yaratmaktadır: Birincisi, 2006 tarihi itibariyle sevk edilmiş
olan bu kanun, mehazına gittiğimiz takdirde 1/6/2005 tarihine kadar ulaşmamızı
gerektiriyor. Çünkü o tarih itibarıyla temel kanunlarda değişiklik yapılmıştır.
Şimdi 2008 yılına geldik. 1/6/2005 tarihinden 2008 yılına kadar geçen süre
içerisinde bu görüştüğümüz kanunlarla ilgili açılmış davaların hepsi
mahkemelerde sonuçlandırılamamakta ama bir şey çalışmaktadır: Çalışan zaman
aşımıdır. Zaman aşımı nedeniyle iki buçuk yıllık bir süre içerisinde pek çok
dava ortadan kaldırılacaktır. Hukuki tabiriyle ortadan kaldırılan bu davaların
anlamı şudur: Bu suçları işlemiş olan kişiler cezasız kalacaklardır.
Dolayısıyla toplumun içerisine işlenmiş bir suçun faili cezasını çekmeden
karışmış olacaktır. Değerli
arkadaşlarım, diğer bir yönü itibarıyla 1/6/2005 tarihinden önce verilmiş olan,
mahkemelerin vermiş olduğu kararlar Yargıtaya gönderilmiştir. Yargıtay da bu
kanunun çıkacağı günü beklemektedir ve dosyaları bu nedenle bekletmektedir. Bu
kanun çıktığı takdirde bu kanuna göre dosyaları yeniden görüşmek üzere iade
edecektir mahkemelere ve mahkemeler yeni kanuna göre sanık lehine hüküm tesis
etmek üzere verilmiş kararları tekrar değerlendireceklerdir. İşte burada
yapılmış olan birinci tsunami dalgası ve bugün görüştüğümüz kanunla ikinci
tsunami dalgasının yarattığı sonuç, adliyelerdeki iş yükünü, mahkemelerdeki iş yükünü,
adli görev yapan jandarma ve polis birimlerindeki iş yükünü katlayarak
artırmıştır. Bu artışı sizlere bir gazete kupürüyle göstermek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, bir Yargıtay üyesi “Yargıtay isyanda.” diyor. Onun ifade
ettiği sözler, bir gazetemizin manşetine düşüyor. Hakikaten isyan edilecek bir
durumdayız ve bu isyanla da yargıyı baş başa bırakmamamız lazım. O zaman, çözüm…
Çözüm: Değerli arkadaşlarım, kanunları çıkarmakla elbette ki Parlamento yüce
bir görev yapmaktadır. Bununla çözülmez. Aksine, bu kanunları çıkarmakla, biraz
önce ifade ettiğim gibi, mahkemelerin iş yükünü de artırdık. Bunlar yapılmalı
mıydı? Yapılmalıydı. Ayrı konu. Fakat çözüm için yapmamız gereken en önemli iş,
bir bütün hâlinde, yargıya makro bir bakış açısıyla, yeniden yapılandırılması,
otomasyonu, motivasyonu, bunların hepsini bir bütün hâlinde değerlendirerek
çözüm sunmamız lazım. İşte, Milliyetçi Hareket Partisinin hazırlamış olduğu
“millî yargı” dediğimiz hazırlık, proje, bunun çözümüdür. Değerli
arkadaşlarım, bu, Türk yargısına yeni yüzyılın getirdiği vizyon ve misyonla bir
çözüm getirmekle kalmamakta, aynı zamanda yargı sorununu çözememiş olan az
gelişmiş ülkeler, gelişmiş ülkeler dâhil olmak üzere, hepsine örnek olabilecek,
ihraç kabiliyeti bulunan bir yeni tasarımı da ortaya koymaktadır. Milliyetçi
Hareket Partisinin “millî yargı reformu” adı altındaki bu çözümü, suçun
işlendiği andan itibaren başlamak üzere ya da hukuki uyuşmazlığın doğduğu andan
başlamak üzere ya da idari uyuşmazlığın doğduğu andan başlamak üzere, iki
alanda bilimi ve teknolojiyi rehber edinerek suç faillerinin bulunması,
delillerinin toparlanması ve tam tekmil olarak, elinde kuyumcu teraziyle
bekleyen hâkimin huzuruna karar vermek üzere getirtilmesi amacını taşımaktadır.
İşte, suç delillerinin toparlanması dediğimiz hadiseyi veri madenciliği olarak,
bilişim teknolojisinde ifade edilen, yabancı tabirle “data mining” dediğimiz
veri madenciliği sistemini yargıya monte etmek, ikincisi ise yargı görevini ifa
eden kolluk kuvvetlerinden başlamak üzere cumhuriyet savcılarına, hâkimlere,
Yargıtaya, arkasından Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne, adli sicile, oradan
da yine öngördüğümüz suç ve hukuki uyuşmazlıkları ortadan kaldırma ile görevli
olan kurula kadar taşıyabilecek, rehberlik edebilecek yapay zekâ modellemesini
yargıya monte etmekle mümkündür. Değerli
arkadaşlarım, bu şekilde, toplumun kanayan yarası dediğimiz adli olayların
verilerini hem yargının çözümünde kullanmak hem de bu adli olayların ortaya
çıkmasıyla toplumun hassasiyetini belirleyen, toplumun sorunlarını belirleyen
ve tümüyle Türkiye’yi bir röntgen gibi görebilen bu veri madenciliği
sisteminden yararlanmak suretiyle, ülkenin ekonomik, toplumsal, idari
sorunlarına bu manada çözümler üretme ile öngörmekteyiz. İşte bu öngörü ile
hareket edebilir ve bu sistemi uygulayabilir isek o takdirde Türkiye'nin suç ve
hukuki ve idari uyuşmazlıklarla ilgili türemiş olan sinekleri öldürmek gibi
beyhude gayret sarf etmeyiz, onun yerine bataklığı kurutabilecek tedbirleri
alabiliriz. Milliyetçi
Hareket Partisi, bunu, toplu bir bakış açısında bu şekilde değerlendirmek
suretiyle bir proje hâline getirmiştir. İşte yüz yetmiş tane kanunda… Altı yüz
elli bir maddelik olan bu kanunu hangi hafızayla hâkimlerimiz, hangi bilgi
birikimiyle hâkimlerimiz yeni tanıştıkları bu yasalarla uğraşacaklardır. İşte
bu yeni çıkacak olan yasaları da o sisteme monte etmemiz hâlinde, bilginin,
teknolojinin hâkimin emrine, yargının emrine sunulması suretiyle meseleye çare
bulabiliriz. İşte bu çerçeve içerisinde değerlendirdiğimiz takdirde, çarenin
21’inci yüzyıl vizyonuna ve Türk yargısını makul sürede yargılama sürecini
tamamlayabilecek, adil yargılama hakkını hakkıyla teslim edebilecek,
insanlarımıza evrensel hukukun tanımış olduğu tüm imkânları tanıyabilecek bir
sistemi hayata geçirmiş olabiliriz. Diğer taraftan,
bu sistemin tamamlayıcı unsurlarından bahsetmek istiyorum sizlere. Değerli
arkadaşlarım, yargının eline 1 tane zeytin vererek bundan 1 kilo ya da BAŞKAN – Sayın
Bal, bir dakika müsaadenizi rica edeceğim. FARUK BAL
(Devamla) – Buyurun Sayın Başkanım. IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI D) Çeşitli İşler 1.- Genel Kurulu ziyaret eden Brezilya Parlamentosu
Dışişleri ve Savunma Komisyonu Başkanı ve beraberindeki heyete Başkanlıkça “Hoş
geldiniz” denilmesi BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Murat Mercan’ın konuğu
olarak ülkemizi ziyaret etmekte olan Brezilya Parlamentosu Dışişleri ve Savunma
Komisyonu Başkanı ve beraberindeki heyet şu anda Meclisimizi teşrif
etmişlerdir. Kendilerine yüce Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum.
(Alkışlar) VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam) 1.- Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ( Temel
Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun Tasarısı) ve Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56) (Devam) BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Bal, devam edebilirsiniz. FARUK BAL
(Devamla) - Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Ben de sayın
konuklara “Hoş geldiniz.” diyorum. Bir cümleyi de sayın konuğumla ilgili olarak
ifade edeceğim, ama bölünmemesi açısından devam ediyorum sözüme. BAŞKAN – Lütfen,
sözlerinizi de tamamlarsanız, süreniz de dolmak üzere. FARUK BAL
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun. FARUK BAL
(Devamla) – Alternatif yargı yolları Türk yargı sisteminin yabancısı değildir.
Sivil toplum örgütlerini, kamu tüzel kişilerini, idari mercileri bazı suç
tiplerinde ve hukuki uyuşmazlıklarda yargının önüne gitmeden çözebilecek şekilde
bir düzenleme yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan da yargıya gitmeden önce
tarafları uzlaştırıcı ve yargı sürecinde de tarafları uzlaştırıcı bir şekilde
yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Sayın Başkan,
sayın konuğa hitaben ifade etmek istiyorum: Milliyetçi Hareket Partisinin
teknolojik yargı reformunu hazırlarken dünyaya da baktık. Sayın konuğun
ülkesini tebrik ediyorum. Brezilya’da data mining yolu ile yargının bazı
sorunlarına çözüm için gelişmelerin olduğunu gördük. Brezilya’yı bu açıdan
tebrik ediyorum. Sayın Başkan,
zatıalinizi ve yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. Bu kanuna,
Milliyetçi Hareket Partisi, katılımcı, uzlaşmacı bir anlayışla olumlu bir
muhalefet açısıyla yaklaşmaktadır. Yüce heyeti
saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ederim.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Çok
teşekkür ediyoruz Sayın Bal. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Kastamonu Milletvekili Sayın Hakkı Köylü
konuşacaktır. Buyurunuz Sayın
Köylü. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz yirmi
dakikadır. AK PARTİ GRUBU
ADINA HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; konuşmama
başlamadan önce yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. Ayrıca,
geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’da meydana gelen o melun terör olayını kınıyor,
bu terörden dolayı hayatını kaybeden genç yavrularımıza Allah’tan rahmet,
yakınlarına başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Değerli
arkadaşlarım, şu anda görüşmekte olduğumuz temel ceza yasalarına uyum amacıyla
hazırlanmış olan ve altı yüz elli maddeyi geçen tasarı neden gündeme geldi,
neden böyle bir tasarıya ihtiyaç duyuldu ve bu tasarı nasıl hazırlandı, kısaca
bundan bahsetmek istiyorum. Bu arada, tasarının dilinin neden düzeltilmediği ve
neden dört madde olarak görüşüldüğü şeklindeki eleştirilere de kısaca cevap
vereceğim. Ceza Kanunu ve
Kabahatler Kanunu gibi temel kanunlar yanında sosyal ve ekonomik konuları
düzenleyen ve ceza hükmü içeren yardımcı kanunlar da dünyanın her yerinde
olduğu gibi Türkiye’de de vardır. Hukuka aykırı fiillerin hangilerinin suç
olduğu, hangisinin suç olması gerektiği suç siyasetiyle belirlenmektedir. Suç siyasetiyle
güdülen amaca ulaşmak için gereken ana ilkeler, kusur ilkesi, hukuk devleti
ilkesi ve hümanizm ilkesidir. Meydana gelen eylemden dolayı kişiye ceza
verilebilmesi için taksir veya kasta dayalı bir kusurunun olması gerekmektedir.
Ayrıca,
Anayasa’mızın “kanun önünde eşitlik” prensibi ile “cezaların şahsiliği”
prensibi göz önüne alınarak düzenlenmiş olan Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanunu,
diğer kanunların da bu temel kanunlara uygun olması gerektiğini ve aykırı
hükümler taşımaması gerektiğini öngörmüştür. Bu konuyla ilgili olarak, Türk
Ceza Kanunu’nun 2’nci maddesi, kanunun açıkça suç saymadığı fiil için kimseye
ceza verilemeyeceğini, güvenlik tedbiri uygulanamayacağını, keza kanunda yazılı
olandan başka ceza ve güvenlik tedbirlerinin uygulanamayacağını, idarenin
düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamayacağını, ayrıca suç ve ceza
içeren hükümlerin uygulanmasında kıyas yapılamayacağını ve ayrıca bu hükümlerin
kıyas yoluyla aleyhe yorumlanamayacağını, geniş yorumlanamayacağını
öngörmüştür. Ceza Kanunu’nun 3’üncü
maddesi, suç işleyen kişiye, eylemin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik
tedbiri uygulanabileceğini öngörmüştür. 5’inci maddesi ise, Kanun’un genel
hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza hükmü içeren özel kanunlardaki suçlar
hakkında da uygulanacağını düzenlemiştir. Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi
Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun ve Kabahatler
Kanunu, özel suç tanımlarına yer veren diğer kanunlar arasındaki ilişkiyi
Anayasa ile teminat altına almış olan hukuk devleti, adalet, eşitlik nazara
alınarak yeniden belirlemiştir. Türk Ceza Kanunu’nun izlediği suç siyaseti de
diğer kanunlara sirayet ettirilmiştir. İşte, bu temel hükümler çerçevesinde
böyle bir tasarının hazırlanması gerekmiştir. Şimdi, Ceza
Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanun ve Kabahatler Kanunu hükümleri karşısında, Türkiye’de uygulanan
yüz yetmiş tane kanundaki ceza hükümlerinin, Ceza Kanunu’nun genel hükümlerinin
uygulanmaya başlayacağı 31/12/2008 tarihine kadar mutlaka Ceza Kanunu’na
uyarlanması gerekiyordu. Esasında bu tarih 31/12/2006 idi. Ancak o tarihe kadar
yetiştiremediğimiz için 2008’e bunu erteledik. Bu kanun tasarısı
2006 yılından itibaren hazırlanmaya başlandı ve aynı yıl komisyonlarda
görüşüldü. Tasarı, iddia edildiği gibi çok kısa sürede hazırlanmış değildir,
komisyondan da çok kısa sürede geçmiş değildir. Bir yılı aşan bir süreden beri
Adalet Bakanlığındaki hâkim sınıfından bürokratlar, akademisyenler, Yargıtay
üyeleri birlikte çalışarak büyük bir tasarı meydana getirmişlerdir. Bu tasarı
hazırlanırken, iddia edildiği gibi dört madde olarak sunulmuştur, ama
komisyonda maddeler, şu anda altı yüz elli madde nasıl varsa, bunlar tek tek
ele alınmış, fıkraları ve bentleri de tek tek ele alınmış ve hepsi tek tek
oylanmıştır. Ayrıca, bütün kurumlar bu toplantılara katılmıştır, bütün
bakanlıkların ilgili uzmanları toplantılara katılmıştır, ilgili sivil toplum
kuruluşları da bu toplantılara katılmıştır. Adalet
Komisyonunda kanun çalışması yapılırken, görüşülürken, bakanlıkların mensupları
içeride yer olmadığı için kapı önünde beklemiştir. Her gün orada en az 50-60
kişi bekliyordu. Kendilerine sıra geldiği zaman kendi kanunları ile ilgili
görüşlerini bildiriyorlar, daha sonra dışarı çıkıyorlar, diğer bakanlığın
elemanları geliyor, görüşlerini bildiriyor, dışarı çıkıyor ve bu şekilde bir
hazırlık yapılıyordu. Görüldüğü gibi,
bu altı yüz elli maddeyi biz görüşmedik. Şu masanın üzerinde, komisyon ve
Hükûmetin bulunduğu masanın üzerindeki klasörleri eğer arkadaşlarımız görürse,
o klasörlerde yazılı bütün kanunlar ve bu kanunların ilgili bütün maddeleri
elden geçirilmiştir. Yuvarlak bir deyişle, altı yüz elli değil, altı bin beş yüz
madde incelenmiştir. Şunu söyleyebilirim: Bu Meclise gelen, en itinalı
hazırlanmış, en titiz hazırlanmış, en dikkatli hazırlanmış kanun tasarılarından
birisidir. Arkadaşlarımın hiç endişesi olmasın. İnceleyememiş olabilirler,
detaylarına girememiş olabilirler, ama bu tasarı gerçekten çok titizlikle
hazırlanmıştır. Değerli
arkadaşlarım, tasarılar hazırlanırken bazı kanunların içine de nüfuz
edilmiştir, sadece uyarlama yapılmamıştır. Onlardan bir iki örnek biraz sonra
vereceğim. Ama bu tasarı şimdi neler getirdi, birkaç örnekle izah edeyim, ondan
sonra diğerine geçeceğim. Bu ana
kanunlarımızdaki genel hükümler nazara alınarak, asli ceza-ferî ceza ayrımı
kaldırılmış, ceza ve güvenlik tedbiri olarak sistem kurgulanmıştır. Hürriyeti
bağlayıcı cezalar, hapis, müebbet hapis, ağırlaştırılmış müebbet hapis olarak
düzenlenmiştir. Para cezaları
adli ve idari para cezası olarak düzenlenmiş, adli para cezasının
uygulanmasında da “gün para cezası sistemi” getirilmiştir. Ekonomik suçlarda
genel olarak ve ağırlıklı olarak, para cezası hapis cezasının yanında
konulmuştur, diğer suçlarda ise, istisnaları hariç tutarsak, hapis cezalarının
yanında ayrıca para cezası öngörülmemiştir. Hak yoksunlukları
kural olarak hükmün infazı ile birlikte sona ermekte iken, bu özel kanunlardaki
hak yoksunluklarının iadesi için memnu hakların iadesi yolu açılmış ve o
şekilde hak yoksunlukları giderilmeye çalışılmıştır. Müsadere bu
sistemde bir ceza değil, bir güvenlik tedbiri olarak öngörülmüş ve müsadere,
eşya ve kazanç müsaderesi olarak düzenlenmiştir. “Suçta kanunilik”
ilkesi gereği, kanunda yazılı olmayan fiiller suç olmaktan çıkarılmıştır. Teşebbüs,
iştirak, içtima hükümlerinden Türk Ceza Kanunu’na aykırı olanlar da Ceza
Kanunu’na uyarlanmıştır. Bu surette hukuk ve uygulama birliği sağlanmıştır. Haksızlık
oluşturan ve suç oluşturmayan fiiller “kabahat” olarak tanımlanmış ve o şekilde
düzenlenmiştir. Fiil haksız değilse, tabii ki kabahat dahi oluşturmamaktadır. Teşebbüs,
suçlarda kabul edilmiştir, kabahatlerde kural olarak teşebbüs kabul
edilmemiştir, ancak istisna olarak kabul edilmiştir. Kabahatlerde,
keza kural olarak, tekerrür hükümlerine yer verilmemiştir. Ancak, hükmün
tekrarı hâlinde cezada ayrı bir artırım öngörülmüş veya ayrı bir ceza
öngörülmüştür. Bazen de bu ikisi de yapılmamış, cezanın alt ve üst sınırları
arasındaki makas açılmak suretiyle, uygulayacak merciye geniş takdir hakkı
tanınmıştır. Ağır para cezaları da adli para cezasına dönüştürülmüştür. İdari yaptırım
kararlarının verilmesinde ve uygulanmasında şu andaki sistemimizde bir birlik
yoktur, uygulamada yeknesaklık bulunmamaktadır. İşte, Kabahatler Kanunu zaten
idari yaptırımların ne şekilde olacağını ve nelerin genellikle idari yaptırım
altına alınacağını düzenlemiştir. Kabahatler Kanunu’ndaki düzene uygun olarak idari
yaptırımın niteliği, yaptırım kararını verecek merci burada açıkça belirtilmiş,
bu idari yaptırımlarla ilgili olarak tebliğ, itiraz yolları, tahsil usulü
Kabahatler Kanunu’nda açıkça ve teferruatlı bir şekilde düzenlenmiş olduğundan,
bu incelediğimiz tasarıda bulunan kanunlardaki bu yöne dönük hükümler
kaldırılmıştır. Cezaların üst
sınırı gösterilmeyen hâllerde üst sınırları belirlenmiştir. Alt ve üst
sınırların tespitinde de bir hususa dikkat edilmiştir. Bazı arkadaşlarımızın
belki dikkatini çeken genel olarak cezalarda indirim yapılmamış, ancak, şu
husus da göz ardı edilmemiştir: 2005 yılında çıkarmış olduğumuz Ceza ve
Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile cezaların üçte 1’i, yaklaşık
söylüyorum, yaklaşık üçte 1’i veya başka bir deyimle beşte 2’si infaz
edilirken, bu yeni çıkarmış olduğumuz kanunla üçte 2’si infaz edilmekte ve
hapiste kalma süresi daha da çoğalmaktadır. İşte, cezalar tespit edilirken bu
süre de zaman zaman göz önüne alınmıştır. Yasa bozması
sonucu zaman aşımının işlemesini önlemek için özel hüküm konulmuştur. Bazı kanunlardan
da birkaç örnek vermek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, burada yapmış olduğumuz
çalışmalarda, özellikle Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun düzenlemesinde,
kanunun detaylarına girilmiştir, içine nüfuz edilmiştir. Bu da, mevcut kanunun
uygulanmasının çok zor olduğundan, uygulamada sıkıntılar yarattığından, ayrıca
bu konuda hakları ziyana uğrayan kişilerin, yani fikir ve sanat haklarını,
sahiplerinin haklarını yeterince korumadığından, kendilerinin bize müracaat
etmeleri sonucu, onların da katıldığı… Altı kişi komisyonumuza katılmıştır,
başta Sayın Ali Rıza Binboğa olmak üzere altı kişi komisyonumuza katıldılar ve
onların bütün istekleri nazara alınarak, bütün istekleri değerlendirilerek,
olabilecek en iyi düzenleme yapılmıştır. Sonunda da kendileri bize teşekkür
etmişlerdir. Hatta, basında da çıkmıştır, bu teşekkürün karşılığı olarak,
kendileri komisyonumuzda türkü söylemişlerdir ve teşekkürünü o şekilde
belirtmişlerdir. Bu istisnai bir durum, böyle bir şey olmamış şimdiye kadar. 6136 sayılı
Kanun’da bazı küçük değişiklikler yaptık. Mecliste, yanılmıyorsam gelmek üzere
olan bir tasarı var herhâlde. Onu ben incelemedim ama bu gaz fişeği, kurusıkı
fişek atan silahların ölümcül silah hâline dönüştürülmesi, yani namlusunun
değiştirilmesi suretiyle ölümcül silah hâline dönüştürülmesi hâlinde, bunlara
verilecek cezanın 6136 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinde belirlenen ceza
olacağı yönünde bir hüküm konulmuştur. Yani, normal tabanca taşımanın veya
bulundurmanın cezası verilmiştir. Ayrıca, bir
hususa daha yer verilmiştir. Hepimiz biliyoruz, özellikle büyük şehirlerde
-küçük, büyük şehir de fark etmiyor- şu anda ve daha öncesinde, önüne gelen bir
bıçak taşıyor. Kimisi satır taşıyor, kimisi balta taşıyor, bazıları da döner
bıçağı taşıyor. Bunu biz zaman zaman, görev yaptığımız sırada da rastladık.
Sırtından döner bıçağını çekmek suretiyle kavgaya karışıyor, yaralamalarda
bulunuyor ve bunun hiçbir cezası yoktu. İşte, burada ona da bir düzenleme
getirildi. Bu düzenlemeyle, üç aydan başlayan bir hapis cezası var. 6136 sayılı
Kanun kapsamına girmediği hâlde, bu tarz silah cinsinden bıçakları, kesici,
delici aletleri taşıyanlar bunları salt saldırı ve savunma için taşıyorlarsa
buna ayrıca bir ceza öngörülmüştür. Bu arada, Sporda
Şiddetin ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’da bir düzeltme yapılmıştır.
Hepimiz biliyoruz, stadyumlara giderken kimisinde patlayıcı var, kimisinde
delici alet yarası var. Hatta polis bir arama yaptığı takdirde, neredeyse bir
küçük arabanın bagajını dolduracak kadar kesici, delici alet çıkıyor. Bunlar
elinden alınıyor ve hiçbir şey yapılmıyor. Sadece idari tedbir olarak maça
girmesi yasaklanıyor. Ama bundan sonra kesici, delici aletlerle, yakıcı
aletlerle bu patlayıcı sis bombası ve ses bombası gibi eşyalarla spor
müsabakalarının olduğu yere gidenler hakkında üç yıldan bir yıla kadar hapis
cezası öngörülmektedir. Ayrıca, bunların stadyumlara veya spor müsabakalarına
girmeleri belli sürelerle yasaklanmaktadır. Spor müsabakalarına girmesi yasaklanan
kişileri bu müsabakalara alan kişiler hakkında da ayrıca hapis cezası
öngörülmüştür. Bu işin ciddiyetini herkesin bilmesi gerekir. Değerli
arkadaşlarım, başka bir şey daha var, kısaca… Halkımızı çok ilgilendiren çok
değişiklik var, ama, bunlar önemli olduğu için size izah etmek istiyorum. Kıyı
Kanunu’nda bazı değişiklikler yaptık. Hepinizin bildiği gibi “Kıyılar
yağmalanıyor.” dedik. Kıyılara yapılan yazlık evler, oteller, moteller, herkes
kendi önüne gelen kısmını, kıyıyı kapatıyor. Halka açık olması gereken kıyıya
halkımız giremiyor. Şimdi, kıyıyı, halka açık olması gereken kıyıyı, duvar,
çit, tel örgü, her ne olursa olsun, bununla kapatan, çeviren kişilere önemli
miktarda idari para cezaları koyduk ve beş gün içerisinde de kendisinin yıkması
gerekiyor. Bu para cezasını mülki amir veriyor. Bunun dışında kıyıdan kum,
çakıl alana gene ayrı bir ceza öngörülmüştür. AHMET ERSİN
(İzmir) – Balık çiftlikleri dâhil mi? HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Onlar ayrı. Onların düzenlemesi ayrı. Bunun içinde değil. AHMET ERSİN (İzmir)
– O zaman eksik kalıyor. HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Ama, şunu söyleyeyim tabii ki: Çevre ile ilgili düzenleme bunun
içinde gene var. Eğer kıyıyı, çevreyi kirletiyorsa çöp, moloz vesaire atmak
suretiyle, ayrıca cezası var. Bu ceza, şekline göre, eylemin durumuna göre, ya
Kabahatler Kanunu’na göre cezalandırılacaktır ya da Türk Ceza Kanunu’nun ilgili
hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Burada bir hususu
da müsaadenizle belirtmek istiyorum. AHMET ERSİN
(İzmir) – Sayın Vekilim, Çevre Yasası uygulanmıyor. Onu söylemek istiyorum. HAKKI KÖYLÜ
(Devamla) – Ceza Kanunu’nda ve burada hüküm var. Bir hususu da
belirtmek istiyorum kıyılarda ruhsatsız inşaat yapanlar için: Ruhsatsız inşaat
yapmanın cezası, biliyorsunuz, Türk Ceza Kanunu’muzda “imar kirliliği” adı altında
184’üncü maddede düzenlenmiştir. İki yıldan başlayan hapis cezası vardır. Şayet
bu bahsettiğimiz kıyılarda birisi ruhsatsız inşaat yapıyor ise ceza 1 kat
artırılarak hükmedilecektir. Bu da çok önemli, caydırıcı bir hükümdür. Kısacası, değerli
arkadaşlarım, bu tasarı gerçekten büyük emek sarf edilerek, üzerinde titiz bir
şekilde gayret sarf edilerek hazırlanmıştır. Arkadaşlarımın da belirttiği gibi,
Yargıtay ve mahkemeler bunu beklemektedirler. Bunun çıkması çok elzemdir. Ama,
bunun çıkması sadece yargının bunu beklediğinden dolayı değil, gerçekten doğru
olduğundan ve ceza sistemimizin dört başı mamur bir şekle getirilmesini
sağladığından, hukuk sistemimizin tek kalan bu ayağının, topal kalan bu
ayağının da bir an önce düzeltilmesi gerektiğinden dolayı bu tasarının çıkması
gerekir diye düşünüyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Köylü. Tasarının tümü
üzerinde şahsı adına Adıyaman Milletvekili Sayın Ahmet Aydın. Buyurunuz Sayın
Aydın. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. AHMET AYDIN
(Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, görüşülmekte olan tasarıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra idari yaptırım
kararı gerektiren fiiller ve suçlar açısından uygulama birliğinin sağlanması,
ceza hükmü içeren kanunların uygulanmasından kaynaklanan tereddütlerin
giderilmesi, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve Kabahatler Kanunu
hükümleri dikkate alınmak suretiyle ceza hükmü içeren diğer kanunlarda yer alan
hükümlerin bu kanunlarla uyumlu hâle getirilmesi ve ayrıca, bazı suçların
unsurlarında 5237 sayılı Kanun’a uyum sağlanması amaçlanmıştır. Söz konusu tasarı
alelacele gelmiş değil. Bu tasarı bir önceki dönemde, yani 22’nci Yasama
Döneminde de Adalet Komisyonunda çokça görüşülmüş ve tartışılmıştır ve daha
ayrıntılı bir çalışma ve tartışma ortamı için de alt komisyon kurulmuş ve
yaptığımız çalışma neticesinde, alt komisyonda da yirmiden fazla toplantı
yapıldığı belirlenmiştir. Alt komisyon toplantı raporunu komisyona sunduktan
sonra, komisyon birçok kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin
katılımıyla 10’un üzerinde toplantı yapmış, rapor ve metni hazırlamıştır, ancak
yasama dönemi sona erdiğinden hükümsüz kalmıştır. Bu vesileyle de herhâlde İç
Tüzük’ün 77’nci maddesi bu anlamda haklı olarak uygulanmış ve yeniden, yeni
dönemde de gündeme gelmiş, şu anda da hep birlikte görüşüyoruz. Görüldüğü üzere,
tasarıya ilişkin 22’nci Yasama Döneminde uzun süre tartışmalar olmuş, komisyon
görüşmelerinde gerekli olan hususlarda konunun uzmanlarına başvurulmuş ve
onların görüşlerine de yer verilmiştir. Kamuoyunda da artık bu tasarı kanun
olarak beklenmektedir. Tasarının
kanunlaşmaması veya geç kanunlaşması sebebiyle oldukça yüklü sayıda dava dosyasının
Yargıtayda beklemekte olduğunu değerli konuşmacı arkadaşlarımız da ifade etti
ve bu dava dosyalarının zaman aşımına uğrama ihtimali çok yükseliyor. Bu manada
da, aynı zamanda, temel ceza kanunu prensiplerine aykırılık teşkil eden 170’ten
fazla kanun bulunmakta ve bunların mümkün olan en kısa zamanda temel ceza
kanunlarıyla uyumlu hâle getirilmesi gerekmektedir. Sayın Başkan,
değerli üyeler; ceza mevzuatının, çağın gereklerine ve yeniden oluşan
insanlığın ortak değerlerini vurgulayan, insan haklarını ve toplumsal güveni
korumayı hedefleyen bir suç ve ceza siyasetine dayandırılması gerekmektedir.
Suç siyaseti, toplum düzeninin korunması için hukuka aykırı fiillerin
hangilerinin suç olarak tanımlanması gerektiğinin belirlenmesinde izlenen yolu
göstermektedir. Bilindiği üzere,
ceza adalet sistemimizi oluşturan “Temel ceza kanunları” olarak adlandırılan
Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza ve Güvenlik
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmiş
ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmişti. İşte söz konusu bu tasarı ile
de Türk Ceza Kanunu ile özel suç tanımlarına yer veren diğer kanunların
arasındaki ilişki yeniden belirlenmiştir. Böylece tasarı ile asli ve ferî ceza
ayrımı yerine, yaptırımlar “cezalar” ve “güvenlik tedbirleri” olmak üzere iki
ana tasnife tabi tutulmuştur. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlar, hapis ve
adli para cezası olarak belirlenmiştir. Ayrıca özel hukuk tüzel kişileri
hakkında ceza yaptırımının yerine, güvenlik tedbirlerine hükmedilecektir.
Suçlar arasındaki cürüm ve kabahat ayırımı da bu tasarıyla terk edilmektedir. Yine, hapis
cezasına mahkûm edilen kişi, kural olarak, hapis cezasının sonuna kadar
toplumda belli hakların kullanımından yoksun bırakılmaktadır. Tasarı ile aynı
zamanda, suç ile yaptırımlarla ilgili olarak, Türk Ceza Kanunu’nda belirlenen
genel ilkelerin özel kanunlarda tanımlanan suçlar açısından da uygulanmasının
temin edilmesi amaçlanmaktadır. Suç ve ceza
siyaseti ilkelerine uygun olarak ceza hükmü içeren kanunlarda tasarıyla yapılan
değişikliklerde bazı temel ilkeler de esas alınmıştır. Gelişen sosyal, siyasal
ve ekonomik şartlar karşısında suç politikalarında bir değişim zorunlu hâle
gelmiş ve ayrıca adliyelerin iş yükünü de hafifletmek ve benzeri nedenlerle,
bazı fiillerin yaptırımı idari yaptırım olarak değiştirilmiştir. Bazıları da
kabahat nevinden olan yaptırım çeşidinden çıkartılarak suç karşılığı olan bir
ceza yaptırımına dönüştürülmüştür. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlarda
cezaların alt ve üst hadleri arasındaki fark açık tutularak hâkime takdir
yetkisini kullanma imkânı tanınmıştır. Tasarıda idari
yaptırım kararlarını verecek merciler de açıkça gösterilmiştir. Böylece,
uygulamada doğabilecek tereddütler giderilmiş olacaktır. İdari yaptırım
kararlarının tebliği, kanun yoluyla takip ve tahsile ilişkin düzenlemeler
Kabahatler Kanunu hükümleri dikkate alınarak ilgili kanun hükümlerinden
çıkarılmış, tabii, bu arada bazı istisnalar da hariç tutulmuştur. İlgili kanunlarda
yer alan hafif hapis ve hafif para cezaları, yine, kural olarak idari para
cezasına dönüştürülmüştür. Ağır para cezaları ise adli para cezasına
dönüştürülmüştür. Ceza hükmü içeren
kanunlarda bir mahkûmiyet hükmünün sonucu olarak belirtilen hak yoksunlukları
bakımından da yasak hakların geri verilmesine yönelik olarak yeni hükümlere yer
verilmiştir. Sayın Başkan,
değerli üyeler; daha önceki dönemde de çokça tartışılan bu tasarının bir an
önce yasalaşması gerekmektedir. Zira, Yargıtayda -az önce de ifade ettiğimiz
üzere- yüklü, binlerce, on binlerce ve hatta yüz binlerce diye ifade edilen
sayıda çok ciddi manada dosya bu kanunu beklemektedir. Bu nedenle, daha modern,
çağdaş ve gelişen hukuk kurallarına göre ceza normlarının geliştirilmesi için
tasarının kanunlaşacağına olan inancımla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Aydın. Şahsı adına Konya
Milletvekili Sayın Ali Öztürk. Buyurunuz Sayın
Öztürk. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. ALİ ÖZTÜRK
(Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 56 sıra
sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. İnsanların
hayatını düzenleyen kanunlar da insanların doğup ölmesi gibi doğar, gelişir,
bir gün ihtiyaca cevap veremez hâle gelirler. Toplumlardaki gelişim ve
değişimler, ekonomik, sosyal, siyasal ve teknolojik gelişmeler, beraberinde
yeni sorunlarını da getirmektedir. Toplumun hukuk düzeninin sağlanması,
kişilerin hak ve yükümlülükleri de bazı müeyyidelere bağlanmalıdır. Hukuk
düzeni, kişilerin hak ve yükümlülüklerine, özgürlüklerine sınır koyar. Hak ve
özgürlüklerin aşılması, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi hâlinde kişiler
hukuk düzenini ihlal etmiş olurlar. Bu takdirde hukuk düzeni de elbette
kendisini ceza müeyyidesi, ceza yaptırımıyla koruyacaktır. Kanunlar zamana,
şartlara ve ihtiyaçlara cevap verecek şekilde yapılırlar. Atatürk 5 Kasım 1925
tarihinde Ankara Hukuk Fakültesinin açılışında yaptığı konuşmada, kanunların
değişen toplumsal şartlara ve ihtiyaca göre geliştirilmesi ve değiştirilmesi
gerektiğini belirtmiştir. Anayasa’mızda
“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” prensibi gereğince suçların tanımlanması ve ceza
hukuku yaptırımlarının, bireyin maddi ve manevi varlığı üzerinde derin etkiler
yapan suç ve cezaların millî iradeyi temsil eden organ tarafından yapılması da,
ayrıca kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan önemli anayasal güvencedir. Hem
toplumun adalet, güven ve barış esasına dayanan hukuk düzeninin korunması hem
de bu esaslara zarar verme hâlinde toplumun ortak değerlerinin korunması ve
şartların gerektirdiği şekilde cezalandırılması, sonuçta suç ve ceza
politikasını gündeme getirmektedir. Gelişen sosyal,
siyasal, ekonomik şartlar, teknoloji, iletişim ve bilişim alanındaki hızlı
değişmeler, suç ve ceza politikalarında da zaman zaman değişimlere de sebep
olmaktadır. Nitekim, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu yapıldığı sırada en
demokratik, insan hak ve özgürlüklerine geniş yer veren örnek ceza kanunu
olmasına rağmen, zaman içinde toplumun ihtiyaçlarının gerisinde kalması, Avrupa
Birliği müktesebatıyla uyum, insan hak ve özgürlükleri alanlarındaki yeni
açılımlar, Ceza Kanunu’muzda birçok hükümlerin değişmesine sebep olmuştur. “Suç
ve yaptırım” teorisindeki gelişmeler karşısında artık eskimiştir. Bu nedenle,
765 sayılı Türk Ceza Kanunu, kabul tarihi 1 Mart 1926 tarihinden itibaren, yürürlükten
kaldırıldığı 1 Haziran 2005 tarihine kadar altmıştan fazla kanunla değişikliğe
maruz kalmış, böylece kanun bütünlüğü de bozularak suç ve ceza teorisine aykırı
hükümler de kişi aleyhine olarak kanuna girmiştir. Bu sebepledir ki, yeni bir
ceza kanunu yapılması ihtiyacı doğduğundan, 1980 yılından bu tarafa çalışmalara
devam edilerek, neticede 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı
yeni Türk Ceza Kanunu yapılmıştır. Yeni Türk Ceza
Kanunu herhangi bir ülke ceza kanunundan iktibas edilmemiştir. Türk hukuk bilim
adamlarınca hazırlanan bir yasadır. Arkasından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun yeniden düzenlenerek yürürlüğe girmesinden sonra suç ve ceza
politikası tamamen yenilenmiştir. İşte, yenilenen
suç ve ceza politikasının bir sonucu olarak, değişen toplumsal ihtiyaçlara ve
temel ceza yasalarına göre uyarlamaların da diğer özel kanunlarda da yapılması
ihtiyacı hemen kendini göstermiştir. Zaten, kanun uygulayıcıları da, çok eski
olan özel yasalardaki hafif hapis, hafif veya ağır cezai nakdî gibi cezaları
uygulamakta zorluk çekmekteydiler. Para cezalarında değişiklik yapan veya o
maddede en son değişiklik yapan yasalar birbirlerine atıf yaparak sanki problem
çözercesine uygulamalar yapılmaktaydı. Bazen de elde edilen cezalar, bugünün
şartlarında gülünç kalmakta veya infaz edilemez hâle gelmekte idi. Bu durum
mahkemelerin hem iş yükünü artırıyor hem dava ekonomisi, ceza ekonomisi
açısından ceza politikası amacına uygun gelmiyordu. 56 sıra sayılı
Tasarı, temel ceza kanunlarına uyum amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklikleri
öngörmektedir. Adına uygun olarak, tamamen teknik bir uyum yasa tasarısıdır.
Temel ceza kanunlarına uygun olarak özel yasalardaki ceza hükümleri
uygulanırken, ceza hukukuyla ilgisi olmayan düzenlemeler de yapıldığı, dilinin
sadeleştirilmediği karşı görüş olarak ileri sürülmüş ise de, asıl olan suç
politikasındaki gelişmelerdir. Her eylem suç teşkil etmiyorsa, her eylem
haksızlık ya da hukukun ihlalini oluşturmuyorsa o zaman cezaya neden olacak suç
da ortada olmayacaktır. Millî irade, kanun koyucu, bazı eylemleri suç olarak
tanımlamamış olabilir veya artık zamana göre böyle bir eylemi suç saymak da
istememiş olabilir. O zaman eski özel yasadaki artık suç oluşturmayan
ifadelerin hâlâ fazlalık olarak kalmalarına da hiç gerek yoktur. Mademki özel
yasalar yeniden süzgeçten geçiriliyorsa, tam da şimdi fazlalıkların çıkarılması
kanun tekniğine de uygun olacaktır. Zira, fazla cümleler belki de
uygulayıcıları tereddüde düşürecek ve uygulamalardaki birliği bozabilecektir. Görüşülmekte olan
tasarının bir uyarlama tasarısı olduğunu belirttikten sonra, neden uyarlama
yapma ihtiyacı duyulduğunu bazı ana hatlarıyla belirtmek gerekir. Temel ceza
sistemi, cezalar ve güvenlik tedbiri olarak tasnife tabi tutulmuş, ceza şekli
de hapis ve adli para cezası olarak belirlenmiştir. Ceza sorumluluğunun
şahsiliği prensibine göre, özel hukuk tüzel kişisine güvenlik tedbiri
niteliğinde ceza verilebilecektir. Temel ceza kanununda cürüm ve kabahat ayrımı
kaldırılarak temel ceza olarak hapis cezası ve adli para cezası benimsenmiş,
hapis-hafif hapis ve ağır para cezası-hafif para cezası ayrımı kaldırılmıştır.
Bilindiği gibi, kişi, hapis cezasının sonucu olarak belli hakları kullanmaktan
belli süre için mahrum ediliyordu. Yeni suç ve ceza anlayışı ve temel
kanunlardaki suçların yeniden düzenlenmesi sonucunda, suçta kanunilik ilkesi
gereği, mahrum edildiği haklarla ilgili yeniden düzenleme yapılması
gerekmektedir. Temel ceza
yasasında kabul edilen suç ve ceza ilkelerine göre, haksızlık oluşturan bir
eylemin suç veya kabahat olarak tanımlanması da önem arz etmektedir. Zira,
haksızlık oluşturan eylemin suç veya kabahat oluşturmasının bazı önemli
sonuçları vardır. Örneğin, Türk Ceza Kanunu’nda teşebbüs cezalandırılırken,
kabahatlerde teşebbüs cezalandırılmamaktadır; suça iştirak mümkün iken,
kabahatlerde iştirak mümkün değildir. 30/3/2005
tarihinde kabul edilen 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’yla bazı kabahatler ceza
kanunlarının kapsamı dışına çıkarılmış, böylece, adli para cezası ile idari
para cezası kavramları getirilmiştir. Bunun sonucu olarak, karar veren makam
veya merci, infaz şekli, cezaya bağlanan sonuçları, kanun yolları bakımından
önemli farklılıklar oluşmuştur. Adli ceza gerektiren kabahatlerde adli yargı
mercileri karar verirken, idari ceza gerektiren kabahatlerde idari makamlar
karar vermektedir. Bazı özel kanunlarda cezanın alt sınırı gösterilmiş, üst
sınırı gösterilmemiş olabilir. Bu durum, yeni temel Ceza Yasası karşısında
uygulamada sakınca çıkarmıştır. Yukarıda
anlatıldığı şekilde, 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu açısından uygulamada birlik
sağlanması, yeni suç ve ceza anlayışının bütün temel ve özel yasalarda bütünlük
arz etmesi bakımından bu uyarlamanın yapılması gerekir. Temel Ceza Yasası’nda
adli para cezası, gün para cezası olarak uygulanırken, hâlâ, özel yasalarda,
otuz liraya kadar ağır cezai nakdî uygulanması gülünç olacaktır. Bu itibarla,
özel yasalardaki cezaların temel ceza yasalarına uyarlanması, devam eden davalar
nedeniyle de çok faydalı olacak, yargıda büyük rahatlama oluşacaktır. Tamamen
teknik bir yasadır. Bu arada -bunu
fazladan not olarak belirtmek istiyorum- yeni UYAP projesi, hâkim ve
savcıların, bilgi bankası içerisindeki kanun ve içtihatlara ulaşması bakımından,
gerçekten, Bakanlığımızın adliyelere sağladığı büyük bir kolaylık ve imkândır.
Bu nedenle, mahkemeler bu özel yasaları kullanmakta ve uygulamakta zorluk
çekmemektedirler. Ben, görüşülmekte
olan yasanın, adliyelerimiz, milletimiz ve ülkemiz için hayırlı olacağını
düşünüyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Öztürk. Sayın
milletvekilleri, şimdi soru-cevap işlemine geçiyoruz; yirmi dakika süresi
vardır, on dakika sorulara, on dakika da cevaplara ayrılacaktır. Sayın Asil, Sayın
Taner, Sayın Çalış, Sayın Ağyüz ve Sayın Birgün söz istemişlerdir, sırayla söz
veriyorum. Buyurunuz Sayın
Asil. BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan, Türk
Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiyle ilgili değişikliğin hazır olduğunu ifade
ettiniz. Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek ise Bakanlar Kurulunda konunun
görüşülmediğini ifade etmektedir. Sayın Bakan, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci
maddesiyle ilgili değişiklik, ifade ettiğiniz gibi hazır mıdır? Hazır ise
değişikliği hangi gerekçelere dayandırmaktasınız? Başbakan Yardımcısı Sayın
Cemil Çiçek ile farklı şeyler ifade etmenizden, bu konuda Hükûmet içerisinde
Yasa maddesini tümden kaldırma görüşünün ağır bastığını anlayabilir miyiz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Asil. Sayın Taner,
buyurun. RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanımıza sormak istiyorum:
Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesiyle ilgili Sayın Başbakanın açıklamaları
ile Sayın Bakanımızın ve Hükûmetin sözcülerinin açıklamaları çelişmektedir.
Türk Ceza Kanunu’nun 221’inci maddesiyle ilgili bir çalışma var mıdır? Çalışma
varsa -Sayın Başbakanımız esnetmekten bahsetmektedir- ne tür esneklikler
düşünmektesiniz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Taner. Sayın Çalış,
buyurun. HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanın cevaplaması dileğiyle
sorumu soruyorum: Efendim, bu görüşmekte olduğumuz tasarının birinci bölümünün
5’inci maddesi iktisadi müesseselerde mecburi Türkçe kullanımıyla ilgilidir. Bu
Kanun’la ilgili olarak, son beş yıl içerisinde kaç kişi hangi cezaları
almıştır? Bunu öğrenmek istiyorum. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Çalış. Sayın Ağyüz,
buyurun. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim. Özellikle bu
Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı çok geniş kapsamlı bir tasarı. Bunun içerisinde özellikle
afetlerle ilgili olan kısımlar da var ama İmar Kanunu öncelikli kanun olmasına
rağmen, Afet Kanunu önemli bir kanun olmasına rağmen bunlara sıra ne zaman
gelecek? Bunları da önemli kanunlar gördüğüm için, bu kapsam içerisinde, bilmek
istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Ağyüz. Sayın Birgün,
buyurun. RECAİ BİRGÜN
(İzmir) – Sayın Başkan, teşekkürler. Görüşülen kanun
tasarısının 342, 343 ve 344’üncü maddelerinde geçen Özel Öğretim Kurumları
Kanunu’nda bazı değişiklikler öngörülüyor burada. Fakat, 2007 tarihli ve 5580
sayılı Kanun’un 14’üncü maddesiyle de bu Kanun yürürlükten kaldırılmış. Burada
acaba maddi bir hata mı vardır? Yine, aynı kanun
tasarısının 433 ve 434’üncü maddelerinde geçen Milletvekili Seçim Kanunu’nda
yapılması öngörülen değişiklikler daha sonra 5550 sayılı Milletvekili Seçimi
Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’la yapılmıştır, öyle
anlaşılıyor. Yine, bir maddi hata mı vardır burada acaba? BAŞKAN –Teşekkür
ederiz Sayın Birgün. Sayın Kaplan,
buyurun. HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Bakana sormak istiyorum. Son yılbaşında,
Taksim Meydanı’nda bir rezalet yaşandı; toplu bir şekilde cinsel taciz suçu. Ne
yazık ki, daha önceki yıl da yaşandı ve Türkiye’nin en gözde mekânlarında,
İstiklal Caddesi’nde, Bağdat Caddesi’nde, Nişantaşı’nda güvenlik problemi
yaşıyoruz. Böylesi suçlarla ilgili kamuoyuna yansıyan 57 YTL kabahat nevinden
bir para cezasıyla olayın geciştirilmesi kamuoyunda infial yarattı. Türkiye’nin
imajını son derece zedeleyen, örf, âdet, geleneklerimize de son derece aykırı
olan, böylesi, gözler önünde işlenen fiillere karşı Türk Ceza Kanunu’nun
105’inci maddesindeki hükümleri değiştirmeyi, bu tür aleni yerlerde ve özel
günlerde, sosyal alan olarak tabir edilen yerlerdeki bu tür fiillere daha ağır
cezai müeyyideler getirmeyi düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Kaplan. Sayın Bakan,
süreniz on beş dakikadır. Buyurunuz. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim. Sayın Asil,
görüşmekte olduğumuz kanun tasarısında bulunmayan, Türk Ceza Yasası’nın bir
maddesiyle ilgili bir soru yönelttiler. Ama, milletvekili arkadaşımıza olan
saygım nedeniyle kısaca cevap vermeye çalışacağım. Sanıyorum bir
yılı aşkın bir süredir Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinin ifade özgürlüğü
açısından yeniden ele alınması konusu Türkiye’nin gündemindedir. Bu konuda
Adalet Bakanlığınca çalışmalar yapıldı. Sivil toplum örgütleri ve özellikle
Barolar Birliği, üniversitelerimizin hukuk fakülteleri bu konuyla ilgili
değerlendirmelerde bulundular. Özellikle medya dünyasıyla ilgili sivil toplum örgütleri,
başta Basın Konseyi olmak üzere, 301’inci maddeyle ilgili gerek dünya
örneklerinden hareketle gerekse mukayeseli hukuka dayalı olarak birtakım
öneriler getirdiler. Adalet Bakanlığı olarak, bütün bunlar üzerinde bir çalışma
yaparak bir metin hazırladık. Benim dün yapmış
olduğum basın toplantısında ifade ettiğim –tabii, Mecliste görüşülecektir-
tasarı olarak mı gelsin, teklif olarak mı gelsin konusu gündeme geldiğinde,
bunun teklif olarak verilmesinin zamanı iyi kullanma açısından daha uygun olacağı
ifade edildi ve şu anda üstünde mutabakat sağlanan bir metin oluştu. Sanıyorum
çok kısa sürede de milletvekili arkadaşlarımız tarafından Meclis Başkanlığına
verilecek. Tabii ki Meclis Başkanlığına verildikten sonra, artık, konu Türkiye
Büyük Millet Meclisinin malı olacaktır, gerek komisyonda gerekse Genel Kurulda
bu konudaki teklif enine boyuna tartışılacak ve görüşülecektir. Hükûmet
sözcümüzün dün yapmış olduğu açıklama “Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk
edilen kanun tasarıları arasında 301’le ilgili düzenleme yoktur” şeklinde bir
açıklamadır. Yoksa, 301’inci maddeyle ilgili, dün Bakanlar Kurulumuzda da bir
değerlendirme yapılmıştır. O nedenle, bizim, bakanlar olarak aramızda herhangi
bir çelişki, herhangi bir tezat söz konusu değildir. “Hangi gerekçelere
dayandırıyorsunuz?” dedi değerli milletvekili arkadaşım. Bu teklif Türkiye
Büyük Millet Meclisine geldiğinde, Komisyonda ve Genel Kurulda görüşülürken
hangi gerekçelere dayandırıldığı, zaten, bu kanun teklifi görüşülürken ortaya
konacaktır. Şimdi bunun dışında başka bir açıklama yapmayı gereksiz görüyorum. Sayın Taner, Türk
Ceza Kanunu’nun etkin pişmanlığı düzenleyen ve 2005 yılının Haziran ayında
yürürlüğe giren 221’inci maddesiyle ilgili bir çalışma olup olmadığını
sordular. Şu an itibarıyla Adalet Bakanlığımız böyle bir çalışma içerisinde
değildir. Adalet Bakanlığımızın gündeminde Türk Ceza Yasası’nın 221’inci
maddesiyle ilgili bir gündem söz konusu değildir. Sayın Başbakanımız, bir soru
üzerine “Bu maddeyle ilgili de bir çalışma yapılabilir.” demiştir,
“Esnetilebilir.” demiştir. Bu, kendi değerlendirmesidir. Ama, ne Bakanlar
Kurulunda ne -biraz önce de ifade ettiğim gibi- Adalet Bakanlığı olarak bu
konuda şu an itibarıyla herhangi bir çalışmamız mevcut değildir. Sayın Çalış’ın
bir sorusu var Türkçe kullanımıyla ilgili. Biraz sonra, zannediyorum, bu ilk
bölümde, bir kanunda değişiklik yapıyoruz mecburi Türkçe kullanımıyla ilgili.
“Bu kanuna aykırılık nedeniyle acaba kaç kişi yargılanmış, kaç kişi ceza
almıştır?” diye bir soru yönelttiler yanlış anlamadımsa. Elimde şu anda bu
soruya cevap verebilecek bilgi yok. Eğer, kısa sürede, ilgili arkadaşlarımız,
bürokrat arkadaşlarımız, ellerinde böyle bir bilgi varsa, bana yetiştirirlerse,
bundan sonraki bölümde soru-cevap faslı olacaksa, orada bu sorunun cevabını
vermeye çalışacağım. Sayın Ağyüz’ün
“İmarla ilgili de çok ciddi çalışmalara ihtiyacı var Türkiye’nin. Acaba bu
konuda Hükûmet olarak bir çalışma yapıp Parlamentoya sevk edecek misiniz?”
anlamında bir soru yönelttiklerini tahmin ediyorum. En azından ben öyle
anladım. Benim bildiğim, Adalet Bakanlığı olarak veya Adalet Bakanı olarak
bildiğim böyle bir çalışma yok, ama, tabii, imar deyince Bayındırlık Bakanlığı
öncelikle akla gelir. Bayındırlık Bakanlığının bu konuda bir çalışması olup
olmadığını bilmiyorum, Bakanlar Kurulumuzun gündemine de böyle bir çalışma şu
an itibarıyla gelmiş değil. Yine Sayın Ağyüz
bir soru daha sordular: “Tasarıda bazı maddeler var ki, burada değişiklik
önerilen hususlar çok yakın bir zamanda çıkarılan başka kanunlarla zaten düzeltilmişti.”
dediler. Haklılar. Zaten, o nedenle, sanıyorum, 90 civarında da önerge var. Bu
hususları düzeltmek için hazırlanmış olan önergelerdir. Sayın Kaplan
güncel bir konuyu gündeme getirdiler. Yılbaşı gecesi Taksim’de yaşanan ve tabii
ki, haber kanallarının da çokça gündeme getirdiği ve bu nedenle de, sanıyorum,
dış dünyadaki haber kanallarında da gündeme gelen bir konudan rahatsızlığını
ifade ettiler. Kendisinin rahatsızlık duymasını anlayışla karşılıyorum, çünkü,
seyreden her vicdan sahibi insan da bundan rahatsızlık duymuştur. Hemen şunu ifade
edeyim: Türk Ceza Yasası’nın -kendileri de belirttiler- 105’inci maddesi cinsel
tacizle ilgili suçu düzenlemektedir. Kendileri de hukukçudur. Şikâyete bağlı
bir suçtur. HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Birinci fıkrası şikâyete bağlı, ikincisi değil. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Yani, mağdur veya mağdure herhangi bir kişiden
şikâyetçi olmadığı takdirde, cumhuriyet savcısının resen dava açabileceği bir
suç değildir. Ama “Bunun düzeltilmesi mümkün mü? Bu tür olaylar kamu vicdanını
rahatsız ediyor, acaba yasada yeniden bir düzenleme yapılabilir mi?” dediler.
Bu konuyla ilgili Bakanlığımıza çokça müracaat geldi doğrusu. Ben de bunları
Kanunlar Genel Müdürlüğümüze gönderdim, “Bunları bir değerlendirin. Gerçekten bir
çalışma yapılabilir mi, bir düzenleme yapılabilir mi?" diye;
arkadaşlarımızın gündemindedir. Ancak, sırası gelmişken şu kanaatimi de
sizlerle paylaşmak isterim: Bu tür, bizim geleneklerimize, kültürümüze, ahlak
anlayışımıza uygun olmayan davranışları sadece yasa düzenlemeleriyle önlemeniz
mümkün değildir. Dolayısıyla, insan malzememizi iyi yetiştirmek zorundayız.
Yani, o saldırıda bulunan, o herkesin gözünün önünde oradaki hanımefendilere
yönelik olumsuz davranışlarda bulunan kişiler, gençler bizim ülkemizin
gençleridir, gökten zembille düşmediler. Niye bu gençlerimiz bu tür
davranışlarda bulunuyorlar? O hâlde, eğitim sistemimizi de yeniden
sorgulamamız, bu gençlerin neden bu tür davranışlar içerisinde bulunduğu
konusunu sadece yasal düzenlemelerle
değil, başka önlemlerle de önlemenin çarelerini bulmamız gerekiyor. Bu,
toplumsal bir sorundur aynı zamanda. Demek ki çocuklarımızı, gençlerimizi iyi
yetiştirmek ve onları geleceğe iyi hazırlamak mecburiyetindeyiz. Buradan
alacağımız böyle bir ders olduğunu da düşünüyorum. Sayın Başkanım,
çok teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Şahin. Sayın Vural bir
soru sormak istiyor. Buyurunuz Sayın
Vural. OKTAY VURAL
(İzmir) – Evet, Sayın Bakana iki sorum var. Dün yaptıkları basın toplantısında
Bakanlık faaliyetleriyle ilgili ifadelerde bulunurken, Antalya'dan İzmir'e
kadar özellikle kıyı kentlerinde, turizm kentlerindeki adalet binalarının çok
iyi hâle getirildiğini ifade ettiler. "Böylelikle yabancılar karşısında
bir bakıma işte mahcup bir duruma düşmekten de kurtarmış olduk." dediler. Sizce, bu adalet
binalarının yapılması sadece yabancıların gözünü gönlünü memnun etmek için mi
olmalı, yoksa milletimize hizmet etmenin bir aracı olarak mı kabul edilmeli?
Türkiye Cumhuriyeti'nin öncelikli görevi bence kendi milletine hizmettir. Bir başka sualim
de şu: Sayın Başbakanla ilgili bir davadan dolayı bir mahkûmiyeti söz konusu,
biliyorsunuz şehitlere "kelle" dediğinden dolayı. Şimdi, Sayın
Başbakan bugünkü konuşmasında: "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanıyım. Neymiş?
Birine ‘Sayın’ demişim. Açılan dava da üç kuruşluk tazminat davası. Ne demek
bu? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını manevi tazminata mahkûm ettik. Hukuk bu
kadar zedelenmemeli. Nefislerimizi bu kadar tatmin yoluna gitmemeliyiz.” Gerçekten bu
davayla acaba hukuk mu zedelenmiş oluyor, yoksa böyle bir ifadeden dolayı
manevi şahsiyeti rencide olan kesimler vasıtasıyla hukuk bununla ilgili bir
tedbir mi almış olmaktadır? Bu konudaki düşüncelerinizi almak istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Vural. Buyurunuz Sayın
Şahin. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Adalet Bakanlığı olarak adliyelerimizi yenileme,
onları modern fiziki mekânlar hâline getirme çalışmamız sadece sahil
kasabalarımızda yapılmıyor. Hemen sağ yanınızda oturan Faruk Bey çok iyi bilir,
Konya’da bundan bir süre önce, sanıyorum, Türkiye’nin en modern adliye
saraylarından birini açtık. Tabii ki bu
adliye saraylarımızı önce kendi ülkemiz için yapıyoruz, yargı hizmetlerini
vatandaşlarımıza daha iyi sunabilmek için yapıyoruz, ama kuşkusuz ki ülkemize
gelen yabancıların ülkemizden çok iyi intibalarla ayrılmaları da Türkiye’nin
tanıtımı açısından, takdir edersiniz ki, son derece önemlidir. Hatta, dün bir
misal vermiştim, Fethiye’de, daha önceki dönemde adliyeyi ziyaret eden yabancılar,
hâlâ eski tip bir daktiloyla orada zabıt tutulduğunu görünce “Burası müze
midir?” diye sormuşlardı. Dolayısıyla, şimdi “müze midir?” diye sorulan yerde
bilgisayar donanımlı, son derece teknolojik imkânlarla mücehhez bir adliye
binamız, adliye sarayımız Türk yargısına hizmet vermektedir. Benim vurguladığım
buydu. Bu, herhâlde Türkiye için, bizler için övünç kaynağı olmalıdır. Ama şunu
hemen ifade edeyim ki, 80’e yakın adliye sarayımız şu anda hizmete girdi. Bu
sene 28 tanesini daha açacağız. İnşaatların önemli bir bölümü devam ediyor.
Zannediyorum, 2009 yılı sonunda 150’yi aşkın adliye sarayımızı Türkiye’mizin
muhtelif yerlerinde, ihtiyaç olan yerlerde devreye sokmuş olacağız. Bununla
Türk yargısına hizmet ettiğimize inanıyoruz, birer prestij kurumu olan adliye
saraylarımızı, gerçekten, yargı erkine yaraşır bir hâle getirmeye çalışıyoruz. Sayın Vural,
Sayın Başbakanımızın bugün grupta yapmış olduğu bir açıklamaya atıfta
bulunarak, bir yargı kararıyla ilgili benim değerlendirme yapmamı istediler ki,
Adalet Bakanı olarak herhangi bir yargı kararıyla ilgili değerlendirme yapmam,
takdir edersiniz ki bana yakışmaz. Bu yargı kararı eleştirilebilecek nitelikte
bir yargı kararı da olabilir. Eğer bu sıfatım üstümde olmasaydı belki farklı
şeyler söyleyebilirdim, ama şimdi Adalet Bakanı olarak bir yargı kararıyla
ilgili, o yargı kararını veren yargıçlarla ilgili benim bir değerlendirme
yapmamın yanlış olacağı kanaatindeyim. Sayın Başkanım,
çok teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Şahin. Soru-cevap
işlemimiz sona ermiştir. Şimdi, tasarının
tümü üzerindeki görüşmeleri bitirmiş bulunuyoruz. Maddelere
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Maddelere
geçmeden önce kırk dakika ara veriyorum. Teşekkürler. Kapanma Saati: 18.52 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 19.34 BAŞKAN : Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU KÂTİP ÜYELER : Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatoş GÜRKAN
(Adana) BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 46’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 56 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve
Hükûmet yerinde, ama, milletvekilleri yerinde değil! Şimdi, birinci
bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Birinci bölüm, 1
ila 30’uncu maddeleri kapsamaktadır. Birinci bölüm
üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Eskişehir
Milletvekili Sayın Beytullah Asil. Buyurunuz Sayın
Asil. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. MHP GRUBU ADINA
BEYTULLAH ASİL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda, Temel Ceza Kanunlarında ve Diğer
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü
üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, ilk
günlerinde olduğumuz 2008 yılının milletimize ve şahsınıza hayırlar getirmesi,
yüce heyetimizin ülkemizin selameti, huzuru için önemli kararlara imza atması
dileklerimle yüce heyeti saygıyla selamlarım. Ceza kanunlarının
amacı, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini,
kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.
Anayasa’mızda da
ifade edilen ve evrensel nitelikteki “Kanunsuz suç ve ceza olmaz.” ilkesinin
gereği olarak suçların tanımlanmasına ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisine
sadece bu Meclis sahiptir. Yine Anayasa’mıza
göre bu yasama görevi devredilmesi mümkün olmayan bir yetkidir. Kanunda yazılı
cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine
hükmolunamaz. Bu hükmü getiren bu Meclistir. O hâlde, ceza sınırlarını aşağıya
çekmekle, kişi hak ve özgürlükleri, kamu düzen ve güvenliği, hukuk devleti,
kamu sağlığı ve çevre, toplum barışı nasıl korunacaktır, suç işlenmesi nasıl
önlenecektir? Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Türk Ceza Kanunu’nda yapılan
değişikliklerin kamu düzen ve
güvenliğini, kişi hak ve özgürlüklerini artırdığını, suçun işlenmesini önlemeye
bir katkısının olduğunu söyleyebilir miyiz? Aksine, kamu düzen ve güvenliği
bozulmuş, kişinin hak ve özgürlüklerine saldırılar artmıştır. Kapkaç,
hırsızlık, can ve mala yapılan saldırılardaki artış, yakılan araçlar, terör
suçlarındaki artışlar bunlardan bazılarıdır. Değerli
milletvekilleri, bir örnek üzerinden gitmek suretiyle, bu konu üzerinde siz
sayın milletvekillerinin dikkatini çekmek istiyorum. Bu tasarının 28’inci
maddesindeki 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair
Kanun’un 41’inci maddesi -Ceza Kanunu’nun amacına uygun olarak- Haziran 2004
yılında değiştirilerek, kamu sağlığını tehdit eden sahte diş hekimleri
yaptıkları kanunsuz işten vazgeçmek zorunda bırakıldı. Haziran 2004’ten bu yana
ne değişti de üç yıl olan alt sınır iki yıla çekilerek cezanın caydırıcılığı
azaltılmıştır? Bu işin eğitimini
almamış, icra ettiği sanatın öneminin, kamu sağlığına oluşturduğu tehdidin
farkında olmayan birinin topluma vereceği zararın ikisi üzerinde durmak
istiyorum: AIDS ve Hepatit B. AIDS’in üç önemli bulaşma yolundan biri, virüslü
kanla bulaşık aletlerin sağlam kişilerde kullanılmasıdır. Bu bulaşma yolu
Hepatit B için de geçerlidir. AIDS hastası şöyle tanımlanmaktadır: “Hastalık
belirtisi gösteren HIV enfekte kişidir ve sonuç er geç ölümdür.” Peki, HIV enfekte
olan kişinin enfekte olması ile sonuç arasındaki sürede topluma maliyeti maddi
ve manevi olarak nedir? Kamu sağlığına ve çevreye tehditleri saymakla biter mi?
Hepatit B için de aynı şeyleri söylemek mümkündür. Dünya üzerinde 2 milyar
kişinin Hepatit B virüsü taşıdığı düşünüldüğünde işin vahametini daha iyi
anlayabiliriz. Bir mesleğin
icrası meslek sahibi tarafında icra edilmiyorsa işin ticari boyutu ön plana
çıkmış demektir. Müşteri çekebilmesi için meslek erbabının talep ettiği ücretin
çok altında bir ücretle iş yapmayı talep edecektir. Örneğimize döndüğümüzde,
çok düşük ücretlerle bu işi yapmayı talep eden sahte diş hekimlerinin yukarıda
sadece birkaçını saydığım tehlikelerden insanları koruyacak hijyenik koşulları
sağlayabileceklerini düşünebilir miyiz? Ülkemize çeşitli yollarla sokulan
sağlıksız, miadı dolmuş ürünleri kullanmakla ağız ve diş sağlığına vereceği zararları
hesaplayabilir miyiz? Hepimizin vergileriyle oluşturulmuş devlet bütçesine
birkaç 100 bin yeni Türk lirasına, yine ailelerin kıt kaynaklarından özveriyle
ayırdıkları binlerce yeni Türk lirasına mal olarak yetişen diploma sahibi diş
hekimleri yerine, hiçbir eğitimi olmayan sahte diş hekimliği, eğitimli toplum
anlayışıyla nasıl bağdaştırılabilir? Değerli
milletvekilleri, bu kısa sürede açıklayabildiğim bu örnek bile, yasa tasarısı
üzerinde daha fazla mesai sarf etmemiz gerektiğini göstermektedir. İfade
ettiğim ceza kanunlarının amacı, kişiyi, hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve
güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını
korumak, suç işlenmesini önlemektir. Bu amaç doğrultusunda düzenlenmeyen birçok
madde bu yasa tasarısı içerisinde yer bulmuştur. Cezaların alt ve üst
sınırlarını aşmakla, Anayasa’mızla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen,
devredilmesi de mümkün olmayan yasama görevinin devredilmesi gibi bir durum
ortaya çıkmamakta mıdır? Aynı suça mahkemelerden farklı ceza tayininin, adalete
olan güveni sarsmayacağını söyleyebilir miyiz? Adalet mülkün temeli değil
midir? Temeli sarsılmış bir mülk nasıl ayakta kalacaktır? Suç olarak
tanımlanacak fiilleri ve bunların karşılığı olan cezaları belirlediğimiz bu
yasaların hazırlanması sırasında, bir yandan bireylerin ve sivil toplum
örgütlerinin düşüncelerini korunması gereken ortak değerlerde buluştururken,
diğer taraftan ilgili bilim alanlarında uzmanlaşmış akademisyenlerin ve meslek
kuruluşlarının tecrübelerinden yararlanılır. Geçmişte uygulanan yasaların
oluşturduğu içtihat ve hukuk kültürü ile insanlığın ulaşmış olduğu evrensel
değerlerden istifade edilir. Bu ilkeleri dikkate almak zorundayız. Bunun ceza
normu olması, hukuk normu olması da çok fark etmez, ülke gerçeklerine hitap
eden, ülkenin sorunlarına çözüm getiren normlar olması gerekir. Değerli
milletvekilleri, çok geç olmamıştır. Toplum hak ve özgürlüklerini, kamu düzen
ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını korumakla görevli olan
bizlerin, bunun hilafında bir iş yapabilmemiz mümkün değildir. Suçların
tanımlanması ve ceza hukuku yaptırımları koyma yetkisi sadece bu Meclisin ise
vebalinin de bu Meclise ait olacağını sizlere hatırlatıyor, bu düşüncelerle
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, yasa koyucu olarak bizlerin, kurunun
arasında yaş da yanmasın mantığından kurtularak, bu mantıkla düzenlenmiş
maddelerin Genel Kurulda düzeltileceğini umuyor, hepinize saygılar sunuyorum.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Asil. Şimdi, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Kırklareli Milletvekili Sayın Turgut Dibek. Buyurunuz Sayın
Dibek. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. CHP GRUBU ADINA
TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli
arkadaşlar, ben de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, değişik kanunlardaki
temel ceza kanunlarına uyum sağlanması amacıyla yapılan değişiklikle ilgili,
birinci bölüm hakkında söz aldım. Sizleri öncelikle saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, öyle bir kanunla karşı karşıyayız ki, gerçi daha önce de
gösterilmişti, yani şöyle kalın bir kanun, 651 maddeden ibaret. Son iki
maddesi, yani yürütme ve yürürlük maddelerini bir kenara koyarsak, 648 maddede
yaklaşık 170 küsur kanunda değişiklik yapan düzenlemeler mevcut. 649’uncu maddede de,
yine 60’tan fazla kanunda kısmen veya tamamen bu kanunları değiştiren,
yürürlükten kaldıran bir düzenleme var. Yani bu kanunu bizim milletvekilleri
olarak alıp, okuyup, inceleyebilmemiz için çok ciddi bir çalışma yapmamız
lazım. Hukukçu arkadaşlar bilir meri kanunlarımız var, uygulamadaki tüm
kanunlar. Gerçi şimdi Allah’tan “İnternet” diye bir çağdaş kolaylık var. Ama o
tüm meri kanunları alacağız, önümüze böyle dizeceğiz onları. Daha sonra
samanlıkta iğne arar gibi bu maddelere tek tek bakacağız, bulacağız ve buradaki
değişikliklerle karşılaştıracağız ve ona göre de ne düzenleniyor, ne
amaçlanıyor, neler yapılıyor bunları göreceğiz. Tabii, bunun çok zor olduğunu
takdir edersiniz. Bu arada şöyle
bir durum da var: Bakıyoruz, Sayın Adalet Bakanımız da belirtti ara verilmeden
önceki süre içerisinde. Bu kanun tasarısı
Komisyona gelmeden önce, yetmişten fazla maddesiyle ilgili değişiklikler zaten
yapılmış. Yani bir kısmı yürürlükten kaldırılmış kanunların, ama yürürlükten
kaldırılan kanunlarla ilgili burada da bazı ceza miktarlarını değiştiriyoruz,
artırıyoruz. Böyle bir şey, tabii, olmaması gerekir diye düşünüyoruz. Şimdi, bunu nasıl
düzelteceğiz? Burada önergeler verilecek, önergelerle bunlar metinden
çıkarılacak ama arkadaşlar, böyle mi olması gerekir? Yani, bunun Komisyonda
halledilmesi gerekmez mi, metinden çıkarılması gerekmez mi? Bakın, ben size
bununla ilgili bir örnek vereyim, benimle ilgili birinci bölümde 7’nci madde
diyor ki: “859 sayılı İpek Böceği ve Tohumu Yetiştirilmesi ve Muayene ve
Satılması Hakkında Kanun’un 20’nci maddesi şu şekilde değiştirilmiştir.”
Bununla ilgili bir para cezası artırılıyor, güncelleştiriliyor, ama bu Kanun’un
26 Nisan 2007 tarihinde tamamı yürürlükten kaldırılmış, yani kanun yok ortada;
ama bu, metinde var, bize verilen kitapçıkta var. Yine 8’inci
madde, orada da diyor ki… 927 sayılı sıcak ve soğuk maden sularının istismarı
ve kaplıcalarla ile ilgili bir kanun. Bu Kanun da 3 Haziran 2007’de, yani
22’nci Dönemde yürürlükten kaldırılmış, kanun ortada yok. Bu Kanun’a da aykırı
hareket edenlerle ilgili bir ceza maddesi içeriyor. Şimdi, kanunun
1’inci ve 2’nci maddeleri var, ben okudum hiçbir şey anlamadım. Bir maddesini
okuyayım size kısaca, sizler anlayacak mısınız ya da bizleri televizyonları
başında izleyen vatandaşlarımız anlayacak mı? Bakın, diyor ki… Bu Kanun ne
kanunu arkadaşlar? 1332 tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu. 2’nci
maddesini okuyayım: “Bilamüsaade mecraların tarafeyn süddelerinde fetha ve
mehaz küşat edenler ile süddeler üzerine tarik ihdas eyleyenler tahakkuk edecek
zararuziyanın tazmininden maada mahallî mülkî amir tarafından beşyüz Türk
lirası idarî para cezasıyla cezalandırılır.”
Neyi anladık? “500 lira” ve “idari para cezası.” Değerli
arkadaşlar, madem değiştiriyoruz bunu… Bunun 1’inci maddesi de var -şimdi,
süreyi de dikkatli kullanmak istiyorum- 1’inci maddede de diyor ki, 32’nci
maddesinin son kısmı değiştiren bölümü: “Mecra dahilinde her ne suretle olursa
olsun balık sayhgahı tesis edenler ef’ali mezkûreden tahaddüs edecek zarar ve
ziyanı tazminden maada...” K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Mecelle’de yazıyor herhâlde. TURGUT DİBEK
(Devamla) - Kim ne anladı bunlardan arkadaşlar? Hiç kimse anlamadı. Ama
sonunda, para kısmını değiştirmiştik, yani, Türkçe yapmıştık, o kısmı
düzeltmiştik. Yani hiç olmazsa, bu değişikliği yaparken -ben Komisyondaki arkadaşlarımızdan, şöyle
bir kolaylık olsun diye- bunları da Türkçeleştirerek, bu değişikliği buraya
koysaymışız. Hele hele 5’inci maddeyi de
okuduğum zaman -ki, burada bir soru önergesi verilmişti- olay biraz da
gülümsetiyor bizleri, 5’inci madde de şöyle arkadaşlar: 1926 tarihli 805 sayılı
İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’un 7’nci
maddesi değişmiş. Yani, iktisadi müesseseler, işte, “finans kuruluşları”
diyebiliriz belki bugün için, buralardaki tutanaklar, evraklar, bunların
mutlaka Türkçe tutulması, kullanılması gerekiyor ve bu kanuna uymayan kişiler
hakkında, diyor ki: “…yüz günden az olmamak üzere adlî para cezası…” Yani,
Türkçe’yi kullanmazsan, Türkçeyle işini görmezsen, mecburen bunu kullanmazsan
sana ceza veririm diyor, ama yukarıda, Türkçe bir tane kelime yok. Böyle tuhaf
bir kanun. Değerli
arkadaşlar, aslında, kanunla ilgili otuz madde var. Ben on dakika içerisinde
bunların neresine, tabii, değinebilirim. 28’inci madde, o da önemli, ona da
değinmek istiyorum, onunla ilgili bir önerge verdik çünkü. Bu ilk iki maddeyi
az önce okudum, ama, bizlerin de anlaması mümkün olmayan, ancak, bilirkişi
incelemesiyle belki okunabilecek ve anlanabilecek olan bu maddelerle ilgili de
bunların Türkçe karşılıklarını da içeren birer değişiklik önergesi grup adına
verildi. Sanıyorum AKP’li arkadaşlarımız ve diğer milletvekili arkadaşlarımız
da bu önergelere destek vereceklerdir. 28’inci maddede
diş hekimleriyle ilgili, yani, diş hekimi olmayan, hiçbir şekilde bu konuda
yeterli diploması da olmayan, “sahte” diyebileceğimiz bir şekilde bu görevi
yapanlar hakkında, mevcut kanunda üç yıldan beş yıla kadar bir ceza vardı. Her
nedense iki yıla çekilmiş bu, iki yıldan beş yıla yapılmış. Yani, bu da niye
yapılmış? Yani, caydırıcı bir özelliği de yok baktığımızda; yani, tecil
sınırları içerisine alınmış. Bununla ilgili de bir önerge verdik biz Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına. Bunun da yine, mutlaka, caydırıcılık unsurunun
bulunması için “üç yıl” olarak kalması gerekir. Yoksa arkadaşlar, yani bu
düzenlemeleri yapıyorsak… Diş hekimleri odasının bilmiyorum görüşünü aldınız mı
iki yıla inmesi konusunda? Bize gelen talepler, kesinlikle üç yılda kalması,
mevcut uygulamanın kalması yönünde. Değerli arkadaşlar,
tabii, çok sayıda maddede değişiklik yapıyoruz. Para miktarlarını artırıyoruz.
Tabii, bu cezaları ödeyecek olan vatandaşlarımız, halkımız ne âlemde, ne
durumda, bugünkü koşulları nedir diye baktığımızda, pek onlarla ilgilenmiyoruz.
Bugün grup toplantılarında da konuşuldu. Son dönemde, işte, çok sayıda zam arka
arkaya geldi. Bir de üstüne üstlük, burada, altı yüz küsur maddeyle çok sayıda
ceza miktarını artırarak insanlarımıza yeni yükümlülükler, yeni ilave yükler
getiriyoruz. Ben, dün,
bölgemden geldim, Kırklareli’ndeydik, hafta sonu oradaydık. Tabii, insanların
sıkıntılarıyla karşılaşıyoruz. Bizi gören herkes dertlerini tabii ki bize
aktarıyor. Yani, bu paraları tahsil edeceğimiz, ilave artıracağımız bu insanlar
da şunu söylüyorlar -özellikle ben tarım kesimindeki arkadaşlarımızın isyanını
burada bir iki cümleyle kalan süre içerisinde dile getirmek istiyorum- ne
diyorlar biliyor musunuz? Çiftçi… “Bugün, üre gübre 760 bin lira oldu. Bizim
bunu alıp atmamız mümkün değil.” diyorlar. Yani “Nitrat gübre, işte çiftçinin
<çimen gübresi> dediği gübre yılbaşında, 30 Aralıkta 320 liraydı.”
diyorlar. Bugün, arkadaşlar, 530-540 lira, fabrikadan çıkışı 490 lira. Değerli
arkadaşlar, bakın, çiftçinin yine, “alt gübre” diye tabir edilen bir, çinkolu
20-20 ve 15-15-15 gübreleri 3 Ocak tarihinde, 3 Ocakta 550 liraydı, bugün 750
lira. Değerli
arkadaşlar, yani, şimdi, bu insanlar, tamam bu cezaları da ödesinler artırın,
bu cezalar da artsın, yani güncelleşsin. Paraya da ihtiyaç var mutlaka, yani
para mutlaka gerekiyor. Şimdi, tabii, burada farklı konulara girmek
istemiyorum. Ama, yani buğdaya 20 bin lira bir zam geldi veya buğday piyasada
20 bin lira arttı, 420 bin lira oldu. Bakıyorsun uygulamaya, hemen ithalattaki
gümrük vergileri indiriliyor, aşağı çekiliyor ve ithalat kapıları açılıyor ve
fiyat hemen aşağıya iniyor. Yani, çiftçi diyor ki: “Biz ekonomik olarak çok zor
durumdayız, tek şey yapıyoruz. Ya tarım kredilerden borç alıyoruz ya da gidip
bankalardan kredi alıyoruz.” Buradan bir uyarı yapmak istiyorum. Özellikle yabancı
sermayeli, tamamı veya büyük çoğunluğu yabancı sermayeli olan özel bankalar bir
uygulama yapıyor arkadaşlar. Bu uygulamada “Tapunu getir, sana kredi verelim;
başka hiçbir şey istemiyoruz, tapu getir.” diyorlar. 30 dönüm, 40 dönüm, 50
dönüm tapusunu götürüyor köylü, zaten borca batmış, bitmiş -yani, bu fiyatlarla
bu gübreyi nasıl alacak arkadaşlar, yani alıp atması mümkün mü?- gidiyor
bankadan kredi alıyor. Krediyi aldıktan sonra tabii süresi içerisinde
ödemeyince ne yapıyor, banka ne yapacak arkadaşlar? İcra takibi yapacak. İcra
takibi yaptığında, tabii ki bu tarlalar satışa çıkarılacak ve bu satış sonunda
da… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET ALİ SUSAM
(İzmir) – Satışa çıkarmadan portföyündeki bütün şeyleri büyüklere kiralayacak. BAŞKAN – Lütfen
sözünüzü tamamlayınız Sayın Dibek. TURGUT DİBEK
(Devamla) – Evet, bir dakikalık sürem kaldı, onu da hemen bu şekilde
kullanayım. Bu satış sonunda
da, inanın, yüzde 60 veya yüzde 40’ına “alacağına mahsuben” dediğimiz yöntemle
bu tarlaların hepsini bankalar alacaklar. Hani Sayın Maliye Bakanımız diyor ya
“İşte millet cebine alıp tarlayı, fabrikayı gidiyor mu?” İşte, insanlar,
tarlalarını bir şekilde özel bankalara kaptırıyorlar, kaptıracaklar ve bu
konuda Hükûmeti de uyarıyorum. Yani, Kırklareli’nden bahsedeyim -banka ismi
vermeyeceğim- çok sayıda çiftçi bu konuda… Bu tarlaların tümü, bu bankaların
tapulu mülkü olacak icra takipleri sonunda arkadaşlar. Bu noktaya gelmişler. Tarım kredi
kooperatifleri müdürleri ne yapıyor biliyor musunuz? Orada da bir çiftçi
neredeyse ağlayarak anlatacak hâlini, diyor ki: “Ben gittim, borcumu falan
sorayım, derdimi anlatayım diye, bana soruyor: ‘Ya sizin köyden şu vatandaşın
tarlası var, borcunu ödemedi, bunun dekarı kaç para yapar? İcraya vereceğiz,
satacağız.’ diyor.“ Kıymet takdiri yapmak üzere vatandaşa bunu soruyor. Yani,
benim Sayın Başbakandan ricam, bir talimat versin… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) TURGUT DİBEK
(Devamla) – …Sayın Maliye Bakanına ve Tarım Bakanına, değerli arkadaşlar biliyorsunuz
yani valilerimize ve kaymakamlarımıza verilen talimatlar var, şu çiftçimizin de
sorunlarına bir eğilsin diyorum. Bu vesileyle de
hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Çok
teşekkür ediyoruz Sayın Dibek. Birinci bölüm üzerine,
şahsı adına söz isteyen Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Tunçak? Yok. Aksaray
Milletvekili Sayın İlknur İnceöz… Buyurunuz Sayın
İnceöz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. İLKNUR İNCEÖZ
(Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, hepinizin de bildiği üzere ceza sistemimizi oluşturan “temel
ceza kanunları” olarak isimlendirdiğimiz Türk Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu,
Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilerek 1 Haziran 2005 tarihinde
yürürlüğe girmiştir. Bugün ise daha önce çıkardığımız mevcut kanunlardaki ceza
hükümlerini temel ceza kanunlarına paralel olarak yeniden düzenlemek ve böylece
temel ceza yasalarına uyumu sağlamak amacıyla yüz yetmiş yasada değişiklik yapılmasını
öngören altı yüz elli bir maddelik kanun tasarısının birinci bölümü üzerine
tartışmaya başladık. Sayın
milletvekilleri, cezanın amacı, kişinin işlediği suçtan pişman olmasını ve o
insanı yeniden topluma kazandırmasını sağlamaktır. Bu bakımdan, benimsenen
yaptırım sisteminde ömür boyu hak yoksunluğundan söz edilemez. Hangi fiillerin
suç oluşturduğunun kanunda açıkça yer alması ve kanunlar arasında bu anlamda
ikiliğin olmaması temel hukuk kurallarındandır. Bu amaçla
hazırlanan tasarının hazırlanmasında gerek savcı gerek hâkim gerek Bakanlık
bürokratları gerekse sivil toplum örgütlerinin temsilcileri çok yoğun ve
özverili bir çalışma içerisine girmişler ve sonuçta adliyelerin, Kabahatler
Kanunu’nu uygulayacak olan mülki amirlerin ihtiyaçları göz önüne alınarak, Ceza
Kanunu’yla özel suç tanımlarına yer veren diğer kanunlar arasındaki ilişki
hukuk devleti, adalet ve eşitlik ilkelerine uygun olarak yeniden
belirlenmiştir. Sayın
milletvekilleri, tasarının birinci bölümünde neler varsa burada kısaca bundan
bahsetmek istiyorum: Tasarının birinci
bölümünde, hukuk usulü muhakemeleri kapsamında hâkimin reddi, ıslah, ihtiyati
tedbir ile ilgili düzenleme, tanığın zorla getirilmesi, tanığa tazminat
ödetilmesi, mahkemede düzenin ve disiplinin sağlanması bakımından, Ceza
Muhakemesi Kanunu’nda yapılmış olan düzenlemelere paralel düzenlemeler
yapılmıştır. Ayrıca, sahte
tabiplik, diş hekimliği ve eczacılık konularında caydırıcı hükümler yer
almaktadır. Sağlık alanında sahte tabiplik, diş hekimliği sorunu, seksen yıldır
Türkiye’nin gündeminde olan ve halkın sağlığını tehdit eden önemli bir kamu
sorunudur. Bu anlamda 1219 sayılı Yasa ve 1987 yılında çıkarılan 3575 sayılı
Yasa, sahte diş hekimliğini engelleyememiştir. Bu nedenle, tasarının 28’inci
maddesiyle, 1219 sayılı Kanun’un 41’inci maddesi değiştirilmiş ve diplomasız
olarak diş hekimliği mesleğini icra edenlere iki yıldan beş yıla kadar hapis
cezası öngörülmüş ve bin güne kadar adli para cezası verilmiştir. Yapılan bu
değişikliklerle, artık kimse “yaptığım yanıma kâr kalacak” diye düşünemeyecek,
başkalarının emeğini çalan, sahtecilik yapan, yaptığının karşılıksız
kalmayacağını bu uyum yasa tasarısıyla görecektir. Tasarının bir
diğer maddesi de İktisadi Müesseselerde Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun’a
aykırı hareket edenler hakkında yüz günden az olmamak üzere adli para cezası
verilmesidir. Bu madde, geçen gün bazı arkadaşlarımız ve biraz önce
konuşmacılarımız tarafından da eleştirilmiştir “Neden Türkçe zorunluluğu
getiriliyor?” diye. Bu yasa, 1926 yılından beri yürürlükte olan bir yasadır. Bu
düzenlemeyle, yalnızca günün koşullarına uyum sağlamak amaçlanmıştır. Yasada
“Türkçeden başka bir dil öğrenmeyin.” denilmiyor elbette. Öğrenilecek ama kendi
iktisadi terimlerini rahatlıkla ifade edecek zenginlikte olan Türkçeden başka
bir dili neden tercih edelim? Bu anlamda, neden Türkçenin kullanılmasından
rahatsızlık duyulduğu düşündürücüdür. Tasarının ilk
bölümünde, akarsuların üzerinde balık üretimi yapan tesislerin birtakım
fiilleri işlemesi suretiyle zarar ziyan meydana gelmişse, bu zararın tazminiyle
ilgili düzenleme, Limanlar Kanunu’nun 11’inci maddesiyle alakalı düzenlemeler
bulunmaktadır. Her limanın bir yönetmeliği vardır. Bu yönetmeliklerde öngörülen
koşullar yerine getirilmez, bu kurallara aykırı hareket edilirse liman başkanı
tarafından 500 YTL ile 20 bin YTL’ye kadar idari para cezası öngörülmektedir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın İnceöz. İLKNUR İNCEÖZ
(Devamla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; suç ve ceza siyaseti
ilkelerine uygun olarak ceza hükmü içeren kanunlarda tasarıyla yaptığımız
değişikliklerde ana ilke, gelişen çağa, ekonomik koşullar karşısında suç
politikalarımızı yenilemektir. Tasarıyla bu değişim bu ilkelere uygun olarak
haksızlık oluşturan suçun niceliği, topluma etkileri göz önünde bulundurarak
bazı fiilleri idari yaptırım olarak değiştirilmiş, bazıları ise kabahat nevi
suç olmaktan çıkarılarak suç karşılığı ceza yaptırımına dönüştürülmüştür.
Böylece, Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu hükümleri
dikkate alınarak ceza hükmü içeren kanunlarda yer alan hükümlerin bu kanunlarla
uyumu sağlanmıştır. Hükûmet olarak
amacımız, çağdaş, çağın gereklerini yakalayabilmiş, insan hak ve hukukuna
saygılı kurallarını uygulamaktır. Bu düşüncelerle
hazırlanan bu tasarının hazırlanmasında
emeği geçen herkese şimdiden teşekkür ediyor, tasarının görüşülmesinin
hayırlara vesile olmasını temenni eder, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın İnceöz. Birinci konuşmacı
olmadığı için, üçüncü sırada söz isteyen Sayın Kamer Genç… O da yok. Şimdi, soru-cevap
işlemine geçiyoruz. On beş dakikadır. Sayın Birgün,
Sayın Mert, Sayın Doğru, Sayın Özensoy söz istemişler. Şimdi öyle görünüyor.
Sırayla söz vereceğim. Sayın Birgün,
buyurunuz. RECAİ BİRGÜN
(İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkanım. Sayın Adalet
Bakanımızın nezaketine dayanarak bir soru sormak istiyorum, kanun tasarısıyla
ilgisi yok ama. Show TV ana haber
bülteninde bugün ana haberleri izlerken AKP Grubundaki uçuşan referans notları
ve torpil notlarıyla ilgili bir haber geçti. Bu haberde uçuşan notlardan bir
tanesi Sayın Bakanımızın şahsına yazılmış bir nottu. Kılınç soyadlı bir şahıs
hakkında, bu hâkimler ve savcılarla ilgili sınavda bir referans notu gidiyordu
bir milletvekilimizin. Acaba bu not Sayın Bakanımıza ulaştı mı, ulaşmadı mı?
Bunu merak ediyorum. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Soruyu anlayamadım. Çok uğultulu geldi. Arkadaşlar
da anlayamadı. RECAİ BİRGÜN (İzmir)
– Efendim, bugünkü AKP Grubunda şahsınıza yazılan bir referans notundan
bahsedildi Show TV ana haberlerinde. Bu sınava giren avukatlarla ilgili, savcı
veya hâkim olmak isteyen avukatlarla ilgili bir referans notu, size, AKP’li bir
milletvekili arkadaşımız tarafından yazılmış ve gönderilirken çekilmiş hâlde
haberlerde yayınlandı. Kılınç soyadlı bu şahsın torpil notu şahsınıza ulaştı
mı? Bunu merak ediyorum. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Teşekkür ediyorum, anladım şimdi. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Birgün. Sayın Mert. HÜSEYİN MERT
(İstanbul) – Teşekkür ederim. Sayın Başkanım,
aracılığınızla, Sayın Bakana sormak istediğim sorum şu şekilde: Yasayla meslek
mensubu olmayan hekim, diş hekimi, ebe gibi insan sağlığıyla doğrudan ilgili
olan mesleklerin icrasını yapanlar hakkında verilen cezalar düşürülmekte. Hâlen
hükümlü olan ve bu yasadan yararlanacak tabii ki çok sayıda hükümlü vardır.
Bunların sayısı hakkında bilgi alabilir miyim? İkinci olarak da,
bu yasa örtülü bir af olmayacak mıdır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Mert. Sayın Doğru. REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkanım, aracılığınızla sormak istiyorum Sayın Bakana. Bu kanunun
birinci bölümü, sahte doktorlar ve sahte diş hekimleriyle ilgili hükümler
içeriyor. Bizim ülkemizde son beş yılda acaba ne kadar sahte doktor tespit
edildi yahut sahte diş hekimi tespit edilmiştir? Bir ikinci sorum
da: Yurt dışında bazı üniversitelerden, mesela Azerbaycan’dan veya Türk
dünyasındaki bazı üniversitelerden mezun olmuş, tıp fakültesinden mezun olmuş
doktorların bir kısmı Türkiye’de çalışmaya çalışıyorlar bildiğimiz kadarıyla.
Bunlar sahte doktor olarak mı değerlendiriliyor? Bu konuda neler
söyleyeceksiniz? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Doğru. Sayın Özensoy. NECATİ ÖZENSOY (Bursa)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakanım
biraz önce Türkiye’de modern adliyeler yaptırdığından bahsetti. Harmancık
Bursa’nın on yedi ilçesinden bir tanesi. Burada 2003 yılında, bırakın modern
adliye sarayını, adliye kapatıldı. Şu anda o ilçede bulunanlar, Bursa’ya bağlı
olmasına rağmen, Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine, Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Özensoy. Sayın Ağyüz. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Teşekkür ederim. Sayın Bakanım,
madde 28’le yapılan değişiklik, sahte diş hekimini güvence altına alan bir
düzenleme olarak görülmektedir. Bu konuda, her partiden doktor, diş hekimi,
eczacı vardır. Böyle bir yasal düzenlemeyi yapmak kanımca sakıncalıdır. Buna
neden gerek duyuldu? Sivil toplum örgütlerinin görüşü alındı mı? Başlangıcının üç
yıldan iki yıla düşürülmesi, tecili mümkün olan cezalar konumuna sokmaktadır.
Kamu yararı, sağlığı açısından bunu sakıncalı görüyorum. Bunun üç yıla
çıkarılması mümkün değil midir? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Teşekkür
ederiz Sayın Ağyüz. Sayın Bakan,
buyurunuz. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, Sayın Birgün’ün bir sorusu oldu.
Ben bu akşam ana haberleri izleme imkânı bulamadım. Bir televizyon kanalında
bir haberden bahsetti Sayın Birgün ve bana, hâkimlik ve savcılık sınavlarına
girecek bir kişiyle ilgili, yardımcı olunması talebiyle bir not iletildiğini
ifade ettiler. Bana ismini de verdiniz sanıyorum Birgün, değil mi, ismi de var? RECAİ BİRGÜN (İzmir)
– Evet. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Böyle bir nottan haberim yok. Bana böyle bir not
iletilmedi. Ancak, siz çok önemli bir konuyu gündeme getirdiniz. Burada, sizin
içinizden çıkarak 60’ncı Cumhuriyet Hükûmetinde Adalet Bakanlığı sorumluluğunu
üstlenmiş bir arkadaşınız olarak, izin verirseniz, bir iki konuda, özellikle
sınavlarla ilgili, hâkim ve savcı alımlarıyla ilgili düşüncemi sizlerle
paylaşmak istiyorum: Tabii ki her
meslek son derece onurludur. Ama hâkimlik ve savcılık mesleği çok daha farklı
bir konumdadır. Çünkü millet adına yargı yetkisini kullanırlar. Tarafsız,
yansız ve her türlü siyasi mülahazadan uzak, tabii ki başta Anayasa, kanunlar
ve vicdanlarına göre karar verirler, karar vermelidirler. Bundan bir süre
önce burada Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile ilgili bir düzenleme yaptık,
mülakatla ilgili yeni bazı kriterler getirdik; amacımız hâkim ve savcı alımında
objektif davranılsın -objektif davranılmadığını söylemek için bu cümleleri
söylemek istemiyorum- istismar edilme kapılarını kapatalım düşüncesiyle mümkün
olduğu kadar objektif kriterler getirdik. O bakımdan,
Adalet Bakanlığı olarak, bu komisyonda görev alacak arkadaşlarımız olarak hiç
kimseyi kimseye, objektif ölçülerin dışında, tercih etme gibi bir düşüncemiz
olamaz, bir kanaatimiz olamaz. Ben Adalet Bakanı görevinde kaldığım sürece buna
asla izin vermeyeceğim. Şimdi, zaman
zaman, bana, sınavlara, mülakata girecek arkadaşlarla ilgili -Sayın Birgün
ifade ediyorum- notlar geliyor. Bu notlarla ilgili şu ana kadar hiçbir işlem
yapmadım, yapmayacağım. Şöyle
düşünüyorum: Hâkim ve savcı olacak bir arkadaşımız, daha sınava girerken
birinin tavassutuna ihtiyaç duyarsa, hâkim ve savcı olduktan sonra da bu
alışkanlığını devam ettirir diye bir düşünceye sahibim. Hâkim ve savcı olacak
arkadaşlarımız lütfen kendilerine güvensinler, birikimlerine güvensinler, hiç
kimseyi aracı kılmasınlar. Ben bu şekilde önüme gelen notlarda ismi geçen
arkadaşlarımı taltif edilecek değil, dikkat edilecek kişiler olarak
değerlendiriyorum. Benim bu açıklamamı izleyen hâkim ve savcı adayı
arkadaşlarım lütfen ne demek istediğimi iyi algılansınlar. Hiç kimseyi de aracı
kılmasınlar. Hâkim ve savcı sınavlarıyla ilgili Bakanlığım bu titizliği bundan
sonra da gösterecektir. Televizyon haberinde yer alan, işte o tavassut mektubu,
her neyse, o ve benzerlerine asla itibar etmediğimi ve etmeyeceğimizi herkesin
bilmesini istiyorum. Bunu özellikle milletvekili arkadaşlarım da bilmesini
istiyorum. Zaten 100 kişi alınacaksa, 200 kişi mülâkata alınıyor, çok titiz bir
inceleme yapılıyor. Bunun kriterleri var. Dolayısıyla hiç kimseyi kimseye bu
noktada tercih etmemeliyiz. Etmeme konusunda Adalet Bakanlığı olarak kararlı
olduğumuzu huzurunuzda ifade etmek istiyorum. Sayın Mert bir
soru sordu, sayısal bazı veriler istedi benden, şu anda bu veriler elimde
değil. Arkadaşlarımız not aldılar, kendilerine yazılı cevap vereceğim. Sahte doktorlar
ve sahte diş hekimleriyle ilgili bir soru sordu Sayın Doğru. Herhalde bu konuda
da siz benden sayısal veriler istediniz. Biraz acele yazmışım. Doğrusu böyle
bir sonuç bende yok -Adalet Bakanlığında- olsa olsa bu Sağlık Bakanlığında
olabilir. Ama siz sordunuz, bu konuyla ilgili de mutlaka sorunuza yazılı cevap
vereceğim. Bunun cevabını Sağlık Bakanlığından alır, size yazılı olarak
iletiriz. “Yurt dışından
gelip, Türkiye’de görev yapanlar, acaba onlar da mı suçlu olarak kabul
ediliyor?” diye bir soru sordunuz. O konuda da şu anda bir bilgi sahibi
değilim, ona da yazılı cevap vereceğim. Sayın Özensoy,
“Harmancık, herhâlde Bursa’mızın ilçelerinden biri, adliye hizmetleri
bakımından Kütahya’nın bir ilçesi olan Tavşanlı’ya bağlı. Herhâlde sizde adliye
yok? NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – 2003’te kapatıldı Sayın Bakanım. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Evet, siz, adli teşkilatı olmayan bir yere adliye
binası istiyorsunuz benden. Yüz otuz altı tane ilçede adliye teşkilatı,
sanıyorum, bundan bir süre önce kapatıldı. Çünkü dosya adetleri son derece
azdı. En yakın adliye olan yerlere bağlandılar. Bunları doğrusu yeniden açmayı
Adalet Bakanlığı olarak düşünmüyoruz. Bu hususu
belirtmek ihtiyacını duyuyorum. Şimdi, “Sahte diş
hekimlerini koruyan bir düzenleme yapılmış.” dedi Sayın Ağyüz. Sayın Başkanım,
bu soruya Komisyon Başkanımız cevap vermek istiyor, izin verirseniz. BAŞKAN –
Buyurunuz. ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Şimdi, bunun
biraz geçmişine bakacak olursak, sahte diş doktoru, yani diş teknisyenlerinin
doktor görevi ifa etmesiyle ilgili suçun cezası ile doktor olmadığı hâlde
doktorluk görevi ifa eden kişilerin suçlarının cezası daha önce bir aydan altı
aya kadar hapisti. 1989 yılında sadece diş doktorlarıyla ilgili olarak bir
değişiklik yapılmış, bu ceza bir yıldan üç yıla kadar hapse çevrilmiş,
doktorlar için bir değişiklik yapılmamış. 2004 yılında yeniden bir değişiklik
yapılmış, bu sefer alt sınır üç yıl, üst sınır beş yıl olmak üzere üç yıldan
beş yıla kadar bir ceza öngörülmüş. Fakat doktorlara gene hiç dokunulmamış,
sahte doktorluk yapanlar gene bir aydan altı aya kadar ceza alıyorlar. Şimdi, değerli
arkadaşımızın dediği gibi değil bu işin esası. Biz bir ceza sistemi kurduk.
Ceza Kanunu’nda değişiklik yaptık ve benzer suçlara benzer tarzda cezalar
getirdik. Eylemle verilecek cezayı orantılı hâle getirdik. Daha önce, yani 2004
yılında üç yıl olarak verilen bir cezada
-alt sınır olarak kabul ediyorum- cezayı alan kişi cezaevinde bir yıl
iki ay on sekiz gün yatıyordu. Şimdi ise, iki yıl ceza alan bir kişi cezaevinde
bir yıl dört ay yatıyor. Yani, bir ay on iki gün daha fazla yatıyor. Burada
infaz sistemimizi de hesaba katmamız lazım. Yani, infazda eskiden beşte 2
yatarken şu anda üçte 1 yatıyor. Bunu da hesaba kattığımız takdirde, diğer
suçlarla bunlar arasında bir paralellik kurduğumuz takdirde, cezanın alt
sınırının iki yıl, üst sınırının beş yıl olarak düzenlenmesi daha uygundu ve
daha adil idi ve bu düşünceyle bu şekilde yapılmıştır. Ayrıca, doktorların
cezası da bu şekle, iki yıldan beş yıla kadar eşit hâle getirilmiştir. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Cezanın amacı caydırıcılıktır. Onları yükseltin. ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Bu cezanın paraya çevrilme imkânı
yoktu. Eğer tecili soruyorsanız, birçok suçta tecil olduğu gibi, bunda da bir
defa tecil edilebilir. İkinci defa tecil etme imkânı yok. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
– Onları yükseltin, diğerlerini yükseltin. ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Ayrıca, bir hususu daha belirtmek
istiyorum arkadaşlarıma. Tecil, eskiden olduğu gibi değil. Tecil edilen bir
cezadan sonra o kişi beş yıl suç işlemediği takdirde ceza hiç yokmuş kabul
ediliyordu, sicilden siliniyordu. Ama bu bizim yeni sistemimizde, tecil edilen
ceza yok sayılmıyor, infaz edilmiş sayılıyor. Sabıka kaydı aynen duruyor,
ayrıca denetimli serbestliğe tabi tutuluyor. Tecil edildiği süre içerisinde
herhangi bir suç işlerse, hatta suç işlemesi de gerekmez, mahkemenin, hâkimin
gösterdiği denetimli serbestlik tedbirlerinden herhangi birisine uymazsa tecil
kaldırılıyor ve cezaevinde cezasını çekmeye devam ediyor. Bu bakımdan, mantıklı
düşünürsek, objektif düşünürsek, meslek yönümüz ağır basmazsa, ceza sistemimize
uygun olan, iki yıl ile beş yıl arasındaki cezadır. Bunu izah etmek
istedim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Köylü. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Onlar makul gerekçeler değil efendim. Diğerini de üç yıla
çıkarırsınız, yükseltirsiniz. ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, bir şey daha söylemek
istiyorum. BAŞKAN – Tabii,
buyurun. ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Değerli arkadaşlarım, gene
arkadaşlarımızın daha ziyade söyledikleri bir husus daha var: Bir diş çekerken
çenesi çıkar veya yaralanma olur yahut hastalık kaparsa diye. Bunların hepsi
yeni ceza sistemimize göre ayrı cezalara tabi. Yani, ceza kanunu diş çekmenin
ayrı cezasını koymuştur, bu kanuna göre konulmuştur. Bunun yanında, diğer
fiillerin hepsi Ceza Kanunu’na göre ayrı suç teşkil etmektedir. Daha önce,
hangisi ağırsa ondan ceza veriliyordu, yani ikisinden ayrı ayrı ceza
verilmiyordu. Bu da bu şekildeki düzenlemenin önemli bir gerekçesidir. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Köylü. Birinci bölüm
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, birinci
bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini
yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım. 1’inci madde
üzerinde iki önerge vardır. Birinci önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Kemal Kılıçdaroğlu Şevket Köse Ahmet Ersin İstanbul Adıyaman İzmir Hulusi
Güvel Orhan Ziya
Diren Adana Tokat MADDE 1- 1 Şubat
1329; 18 Rebiülevvel 1332 tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu Muvakkatının
32 nci maddesinin birinci fıkrasının bağlama cümlesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. “Akarsularda her
ne adla olursa olsun balık tutmak için yer kuranlar, bu fiillerinden doğacak
zarar ve ziyanı tazmin ettikten başka, mülki amir tarafından ikiyüzelli Türk
Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.” BAŞKAN – Şimdi,
tasarının başlığını değiştiren ikinci önergeyi okutup işleme alacağım. Önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda, Temel
Ceza Kanunlarında ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı”nın adının “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda ve
Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Mustafa Elitaş Hakkı Suha Okay Mehmet Şandır Kayseri Ankara Mersin Selahattin
Demirtaş Abdulkerim Aydemir Diyarbakır Ağrı BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim. BAŞKAN – Önerge
hakkında söz istiyor musunuz, yoksa gerekçeyi mi okutayım? MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Bu Tasarı
içerisinde yer alan temel ceza kanunlarında öngörülen değişiklikler 06/12/2006
tarihli ve 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla
gerçekleştirilmiş olduğundan, söz konusu değişikliğin yapılması amacıyla iş bu
önerge verilmiştir. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. Şimdi, 1’inci
madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 1. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Kemal
Kılıçdaroğlu (İstanbul) ve arkadaşları MADDE 1- 1 Şubat
1329; 18 Rebiülevvel 1332 tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu Muvakkatının
32 nci maddesinin birinci fıkrasının bağlama cümlesi aşağıdaki şekilde
değiştirilmiştir. “Akarsularda her
ne adla olursa olsun balık tutmak için yer kuranlar, bu fiillerinden doğacak
zarar ve ziyanı tazmin ettikten başka, mülki amir tarafından ikiyüzelli Türk
Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır.” BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet
önergeye katılıyor mu? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, bu önerge çok iyi niyetle
hazırlanmış bir önerge ancak kanun çok maddeli bir kanun. Sadece bu kanundaki
bir cümleyi bugünkü dile çevirmek işi çözmüyor. Eğer bugünkü dile çevrilmesi
düşünülüyor -ki böyle de yapılması lazım- kanunun bütününü baştan sona bugünkü
dile çevirmek lazım. Çok büyük bir bölümü bugünkü dilde yazılmamış olan bir
kanunun sadece bir cümlesini değiştirmenin doğru olmadığı düşüncesiyle
katılamadığımızı ifade etmek istiyorum. BAŞKAN – Önerge
hakkında söz ister misiniz, gerekçeyi mi okutayım? HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Yasa
metninin anlaşılır olması amaçlanmıştır. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. Kabul edilmemiştir. BAŞKAN –
Komisyonun düzeltme talebi var mı bu konuyla ilgili? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, 1’inci maddede
“sayhgah” olarak yazılan kelimedeki “h” harfi yerine “d” olması gerekir, orada
bir düzeltme istiyoruz; “saydgah” olacak. BAŞKAN – Not
alınmıştır. Şimdi, kabul
edilen önerge doğrultusunda, bütün değişikliklerle birlikte 1’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 2’nci madde
üzerinde bir önerge vardır. Önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 2. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Kemal Kılıçdaroğlu Ahmet Ersin Şevket Köse İstanbul İzmir Adıyaman Hulusi
Güvel Orhan Ziya
Diren Adana Tokat MADDE 2- 1332
tarihli Ameliyatı İskaiye İşletme Kanunu Muvakkatının 33 üncü maddesinin
birinci fıkrasının bağlama cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “İzin almaksızın
akarsuların iki tarafında delik veya ark açanlar ile iki tarafına yol yapanlar,
ortaya çıkacak zarar ve ziyanın tazmininden başka, mahalli mülki amir
tarafından beşyüz Türk Lirası idari para cezasıyla cezalandırılır. Ancak
verilen para cezasının miktarı meydana gelen zarar ve ziyandan az olamaz. “ BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet
önergeye katılıyor mu? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) - Deminki gerekçelerle biz de katılamıyoruz efendim.
BAŞKAN – Gerekçe
mi okunsun? HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Yasa
metninin anlaşılır olması amaçlanmıştır. BAŞKAN - Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 2’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul
edilmiştir. 3’üncü madde
üzerinde önerge yoktur. Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 3’üncü madde kabul edilmiştir. 4’üncü madde
üzerinde önerge yoktur. Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde Kabul edilmiştir. 5’inci madde
üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı kanun tasarısının 5’inci maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz
ve teklif ederiz. Hasip Kaplan Aysel Tuğluk Mehmet Nezir Karabaş Şırnak Diyarbakır Bitlis Selahattin
Demirtaş Sevahir
Bayındır Diyarbakır Şırnak BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Önerge
hakkında söz ister misiniz yoksa gerekçeyi mi okutalım? HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Gerekçe… BAŞKAN –
Gerekçeyi okutuyorum. Gerekçe: 21’inci yüzyılda
iktisadi müesseselerde zorunlu Türkçe kullanılması, diğer dillerin yasaklanması
insan haklarına, hukuka, demokrasiye aykırı olup ayrıca uygulanma şansı
bulunmadığı gibi AB uyum yasalarına da aykırıdır. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 5’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul
edilmiştir. 6’ncı maddede
önerge yoktur. Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir. 7’nci maddede bir
önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7’nci maddesinin Tasarı metninden
çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve
teklif ederiz. Mustafa Elitaş Hakkı Suha Okay Mehmet Şandır Kayseri Ankara Mersin Selahattin
Demirtaş Abdulkerim Aydemir Diyarbakır Ağrı BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Gerekçe… BAŞKAN –
Önergenin gerekçesini okutuyorum: Gerekçe: 26/4/2007 tarihli
ve 5637 sayılı Uygulama İmkânı Kalmamış Bazı Kanunların Yürürlükten
Kaldırılmasına Dair Kanunla, 859 sayılı İpek Böceği ve Tohumu Yetiştirilmesi ve
Muayene ve Satılması Hakkında Kanun tümüyle yürürlükten kaldırıldığından iş bu
önerge verilmiştir. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir
ve 7’nci madde çıkarılmıştır. Şimdi, 8’inci
madde üzerinde de bir önerge vardır, onu okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin Tasarı metninden
çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve
teklif ederiz. Mustafa Elitaş Hakkı Suha Okay Mehmet Şandır Kayseri Ankara Mersin Selahattin
Demirtaş Abdulkerim
Aydemir Diyarbakır Ağrı BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Gerekçe okunsun Sayın Başkan. BAŞKAN – Önergenin
gerekçesini okutuyorum: Gerekçe: 927 sayılı Sıcak
ve Soğuk Maden Sularının İstismarı ile Kaplıcalar Tesisatı Hakkında Kanun,
3/6/2007 tarihli ve 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular
Kanununun 21 inci maddesiyle tamamen yürürlükten kaldırıldığından iş bu önerge
verilmiştir. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir
ve 8’inci madde çıkarılmıştır. Sayın
milletvekilleri, kabul edilen önergelerle tasarıdan iki madde çıkarılmıştır.
Ancak, bir karışıklığa meydan vermemek için, tasarının maddelerini mevcut
numaralarıyla okumaya devam edeceğiz. Kanunun yazımında gerekli düzenleme
yapılacaktır. 9’uncu maddede
önerge yok. 9’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul
edilmiştir. 10’uncu maddede
önerge yok. 10’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul
edilmiştir. 11’inci maddede
önerge yok. 11’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 11’inci madde kabul
edilmiştir. 12’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 12’nci madde kabul
edilmiştir. 13’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 13’üncü madde kabul
edilmiştir. 14’üncü maddede
bir önerge vardır, okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı kanun tasarısının 14’üncü maddesinin “Madde 113/A-”da
“oluşturmadığı takdirde,” ibaresinden sonra gelen ibarenin “altı aydan iki yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz. Hasip Kaplan Aysel Tuğluk M. Nezir Karabaş Şırnak Diyarbakır Bitlis Selahattin
Demirtaş Sevahir
Bayındır Diyarbakır Şırnak BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim. HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Söz istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN – Sayın
Hasip Kaplan önerge üzerinde beş dakika konuşacaktır. Buyurunuz. HASİP KAPLAN
(Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; belki gözden kaçmıştır,
hukukçu arkadaşların biraz daha dikkatli durmaları gereken bir madde. Hukuk Usulü
Muhakemeleri Kanunu’nda tedbirler vardır. Bu tedbirler farklı alanlarda; eşya
hukukunda olabilir, özel hukukta olabilir. Örneğin, bir gayrimenkul davasında,
davacılar, kuvvetli delilleri vardır, mahkemeden tedbir kararı isterler. O
gayrimenkul -50 bin dönümün- üzerine ihtiyati tedbir konulmasına ve tedbir
konulan gayrimenkullerin davacıların yedinde tutulmasına diye bir karar verdi
mahkeme. 50 bin dönüm, dikkat edin veya 5 bin veya 500… Önemli değil. Şimdi, bu tedbir
kararına uymamanın cezası, şu an mevcut hâliyle, 113/A’ya göre, bir aydan altı
aya kadardı -önceki hüküm- şimdi de altı aya kadar hapis. Şimdi, altı aya kadar
hapsi paraya çevirdiğiniz zaman 200-300 YTL yapıyor. Yani, 5 bin dönüm arazi
üzerine tedbir konulmuş, bir hasıla döneminde, uymadığı zaman, alacak, bilmem
kaç milyar lira para kazanacak oradan. Ee, 250 YTL cezayı da seve seve öder ve
her seferinde bu tedbir kararına da aykırı davranır o zaman. Çünkü, bu olanağı
tanıyor. Bir olay daha
anlatayım. Özel hukukta, çok önemli bu, aile hukukunda özellikle, aile
mahkemeleri, boşanma davalarında velayet konusu gündeme gelince çocukların
ebeveynleriyle görüşmesi için haftada bir gün veya iki gün bir görüşme yönünde,
şahsi irtibatın tesisi yönünde, tedbir kararları verirler. Bu tedbir kararına
uyulmadığı zaman bir taraf icra kanalıyla icraya konulur. Sonra, icra memurunu
alırsınız, polisi de alırsınız, infaz memuruyla gidersiniz. Bir icra infazı
size 1.500 YTL'ye patlar. Bu, sadece o infazın rakamı. Buna uymayan ne kadar
ödeyecek? Bir aya kadar hapis. Bunu ben bir uluslararası hukuk davasında
yaşadım. Gelen davacı -mahkeme kararı var, tedbir kararı alıyor- uçak bileti 2
bin dolar -otel konaklama ayrı- 1.500 YTL icra infaz, polis ödeneklerini
yatırıyor, infaza gidiyor, karşı taraf çocukları göstermiyor. Niçin? Çünkü küs.
O dönemde bir ay hapisti. 7 defa mahkeme kararını uymamanın bedeli 47 dolardı. Şimdi, 47 dolar,
7 kez tedbire aykırı davranan birisi 47 dolar öderse, bir kişi de 2 bin dolar
uçak parası ödeyip gelirse bu hükümden adil… Yani, mahkemenin verdiği tedbir
kararını uygulamak mümkün değil. Yani, mahkeme tedbir kararı veriyor ama tedbir
kararını uygulama imkânı yok. Çünkü bu durumda birkaç kez tedbir kararına
aykırı davranan kişi -davacı veya davalı önemli değil- sonuçta teselsül
ediliyor. Bunların tamamına bir defada ceza veriliyor, o da 47 dolar. Şimdi, burada
"bir aydan altı aya kadar" hükmünü, "altı aya kadar hapis"
cezası diye değiştiriyoruz. Şimdi, bu mantığı anlamak mümkün değil ki. Önceki
hükümden de geri giden bir hüküm. Şimdi, burada
ceza yasalarında, Türk Ceza Kanunu'na uyumu sağlayacağız diye bu kadar da
anlamsız, işlevsiz yasalar yapmak gerekmiyor ki. Yapılacaksa etkili olur.
Etkili olması için de en azından dedik ki, bunu makul bir şeyde, altı aydan iki
yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Mahkemenin takdirine bu verilir.
Böylesine önemli, özellikli davalarda hâkimine, bağımsız yargısına bu ülke
güvenecek ve biraz da takdir yetkisine, zaten vicdani delil sistemini kabul
eden ülkemizde, bu karma sistemde mahkemenin takdir yetkisine de biraz
güvenecek ve caydırıcı bir hüküm hâline getirilecek. Bu getirdiğimiz önergenin
amacı budur. Yoksa önceki bir aydan altı aya kadar, şimdiki altı aya kadar.
Altı ayın alt sınırı nedir? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Bir ay… HASİP KAPLAN
(Devamla) – O zaman, niye bir aydan altı aya kadar değiştirmek için… ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Bir ay… HASİP KAPLAN
(Devamla) – Hayır, altı aya kadar diye değişiklik yapıyoruz. Ne anlamı var?
Şimdi hiç değişen bir şey yok zaten. Burada değişikliğin bir caydırıcılığı
olması lazım. Biz diğer yasalarda ortaklaştık, dedik ki, cezaları artıralım,
etkili olsun, caydırıcı olsun. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayın Sayın Kaplan. HASİP KAPLAN
(Devamla) – Biz, bu anlamda bu önergenin etkin ve caydırıcı olması açısından,
tedbir kararları açısından yararlı olduğu düşüncesindeyiz. Bu nedenle bu
önergeyi verdik. Kabul oyu verilmesini diliyoruz. Saygılarımızla.
(DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Kaplan. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 14’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 14’üncü madde kabul
edilmiştir. 15’nci maddede
önerge yok. 15’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 15’inci madde kabul
edilmiştir. 16’ncı madde
üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan
(56 sıra sayılı) Yasa Tasarısının 16. maddesinin birinci fıkrasının tasarı
metninden çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz. Kamer Genç Recai Birgün Emrehan
Halıcı Tunceli İzmir Ankara Hüseyin
Mert A.
Jale Ağırbaş İstanbul İstanbul BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Önerge
hakkında söz istiyor musunuz? KAMER GENÇ
(Tunceli) – İstiyorum efendim. BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Genç. Konuşma süreniz
beş dakikadır. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Artık ismimiz gibi biliyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Olsun,
biz tekrar anımsatalım. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, biraz önce burada
tasarının hakkında konuşan MHP’li Grup Sözcüsü dedi ki: “Bu, torba değil;
çuval.” Çuvala da çok sığmayan bu maddeler, altı yüz elli bir tane madde
getiriyoruz. Aslında, tabii,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde hukuk tevessü etmiş, ne komisyonlarda işliyor
ne Başkanlık Divanında işliyor. Şimdi, İç Tüzük’ün 35’inci maddesi var, diyor
ki: “Komisyon, kendisine gelen kanun tasarısı ve tekliflerini aynen veya
değiştirerek kabul veya reddedebilir.” Ama dört maddelik bir kanun tasarısı
–tasarısı mı, teklifimi- gelmiş, altı yüz elli bir tane maddeye çıkarılmış, bu,
dünyanın neresinde görülmüş? Biraz önce, bir
yandan Komisyonun Başkan Vekilliğini yapıyor, bir de AKP’nin grup sözcülüğünü
yapıyor. Bu da hiç görülmemiş, emsali görülmemiş. Ya sen komisyonun sözcüsü
olacaksın ya grubun sözcüsü olacaksın. Hem komisyonun sözcüsü olup da hem
grubun sözcüsü olamaz. Diyor ki:
“Efendim, işte, biz getirdik, şarkıcılara da Komisyonda şarkı söylettik.”
diyor. Herhâlde yarın da buraya getirip de bir konser de vermezsiniz herhâlde
bu Meclisin kürsüsünde. Yahu böyle, bir Meclis bu kadar aşağılanabilir mi? Bu
kadar kötü kullanılabilir mi? Meclis meclistir, gazino gazinodur, ondan sonra,
komisyon komisyondur. Böyle bir şey olmaz arkadaşlar. Şimdi, çuvallarla
ceza kanunlarını getiriyoruz. Değerli milletvekilleri, bu kanunla getirilen
cezaları siz bilemezsiniz, okumadınız ki çünkü. Sizin bu Komisyonunuz da
bilmiyor, işin içine girmedi ki, “İçinde ne var?” diyor. Şimdi, şu maddede
ne getiriliyor? Duruşma sırasında hâkim isterse… Yani, siz gittiniz, tanınan
bir kişisiniz, ondan sonra, hâkimin de hoşuna gitmediniz, bir laf söylediniz,
hemen sizi dört gün tutukluyor. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – İhtar edecek ama önce. KAMER GENÇ
(Devamla) – Dört gün…Güzel mi? MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Önce ihtar edecek. KAMER GENÇ
(Devamla) – Yahu, seni getirsinler de bir dört gün tutuklasınlar. Ondan sonra
“AKP’nin Grup Başkan Vekili tutuklandı.” desinler. Ardından da, böyle değil… Ha, şimdi tabii
gülüyorsunuz. Tabii, tutuklanmak sizin onurunuzu zedelemiyor, ama haysiyetli ve
onurlu insanlar sebepsiz yere tutuklandıkları zaman onurlar zedeleniyor. Onun
için, beyler, yani… MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Haysiyetsizlik seninkisi! KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, hiç, şimdi… Ben, haysiyetli insanların tutuklanmaması
gerektiğine inanıyorum. Şimdi, Türkiye’de
bir yargı sistemini getirdiniz, mülakatı getirdiniz, kendi bürokratlarınızın
emrine verdiniz. Siz zannediyorsunuz ki, üç sene sonra, beş sene sonra biz de
burada olacağız. Göreceğiz burada kimin olup olmayacağını. Şimdi, değerli
milletvekilleri, bir kişinin bir saat dahi özgürlüğünden yoksun bulunması, o
onurlu ve soylu insanlar için çok ağır bir cezadır. Mahkeme sırasında… MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) – Vardır… 150’nci madde… KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, bilmediğiniz şeylerde konuşmayın ya! Konuşmayın kardeşim! MUSA SIVACOĞLU
(Kastamonu) – 150’nci madde… KAMER GENÇ
(Devamla) – Çık, burada konuş kardeşim! Çık konuş! Şimdi, bakın, ben
başımdan geçen bir olayı anlatayım size. Bir tane AKP’nin yetkili birisi
aleyhimde bir tazminat davası açmış. Gittim, kendimi savunacağım. Birinci
duruşmaya gitmedim, haberim olmadı. İkinci duruşmaya gittim. Bir laf
söylüyorum, hâkim “Sus! Seni atacağım dışarı.” dedi. Ben bilinen bir insanım.
“Bir daha konuşma.” diyor, “Atacağım seni dışarı. Bir daha duruşmaya kabul
etmeyeceğim.” diyor. Bakın, sevgili
milletvekilleri, ben şimdi anlayan, özgürlüğüne değer veren, haysiyetine değer
veren insanlara konuşuyorum. Siz nasıl anlarsanız, edin. Sonra, avukatlar,
bu kanunu hazırlayan avukatlar… Diyor ki: Avukatlar ve çocuklar hariç,
duruşmada birisi, yani mahkeme adabına aykırı -Adabı dediği de nedir, belli
değil- davranırsa, efendim, hâkim diyecek ki: “Kardeşim böyle konuşma.” E
konuştu, karşıdaki avukat sizi rencide etti, size hakaret etti. Siz de
insansınız kardeşim, diyorsun ki: “Yahu, hâkim bey, bak bu adam beni rencide
ediyor. Bu avukat beni rencide ediyor. Lütfen bunu susturur musunuz?” O durumda
ne yapacak? Sizi dört gün içeri atacak. Böyle olmaz ki
arkadaşlar! Ha, şimdi, mahkeme adabının düzeninin bozulmasını istemiyorum, ama,
yani, şimdi siz kendinizi savunurken karşı tarafta güçlü bir avukatın, güçlü
bir siyasetçinin karşısında, iktidara yakın bir siyasetçinin açtığı bir davada
gidip de kendinizi savunduğunuz zaman hâkim de sırf onun gözüne girmek için
sizi dört gün tutuklarsa böyle bir şey olur mu arkadaşlar! Sonra, aklı başında
olan bir insan niye mahkemenin düzenini bozsun, kendisini savunacak. Ama,
bence, buraya getirilen bu maddeyi kaldıralım, diyoruz. Ha, para cezasını
getirelim, yani bir insan mahkemede olabilir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) – Peki. “Bir kimse ihtara
rağmen mahkemenin düzenini bozar veya mahkeme huzurunda münasip olmayan bir söz
söylemeye devam ederse…” diyor. Hâkim bir defa sizi ikaz etti, olabilir, ama
avukat da sizi tahrik etti, çünkü avukatları istisna etmiş. Ondan sonra,
söylerseniz gerekirse hâkim sizi dört gün tutuklar. Yani, ben anlayan
insanlara konuşuyorum. Reddedebilirsiniz, ama yani bu hüküm hakikaten insanları
çok zor durumlara düşürebilir. Diyorum ki, bunu kaldıralım yerine para cezasını
getirelim. Yani, adam hâkimin ihtarına uymuyorsa verelim para cezasını, ama o
insanı da dört gün içeriye, cezaevine atmayalım. Benim önergem
budur. Kabul edersiniz, etmezsiniz. Saygılar
sunuyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. 16’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul
edilmiştir. 17’nci maddede
önerge yoktur. Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 17’nci madde kabul edilmiştir. 18’inci madde
üzerinde bir önerge vardır. Önergeyi
okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı yasa tasarısının 18. maddesinin son cümlesinin madde metninden
çıkarılmasını saygılarımızla arz ederiz. Kamer Genç Recai Birgün Emrehan
Halıcı Tunceli İzmir Ankara Hüseyin
Mert Ayşe
Jale Ağırbaş İstanbul İstanbul BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Önerge
hakkında söz mü istersiniz, yoksa gerekçeyi okutalım mı? KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, konuşacağım. BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Genç. Süreniz beş
dakikadır. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın
milletvekilleri, tabii, altı yüz elli bir tane maddeyi inceleyip bu altı yüz elli bir maddede insanlara ne
cezalar getiriliyor, onu teşhis etmek zor bir olay. Ben inanıyorum ki, bu kanun
geçtikten sonra, en başta bu kanuna “evet” oyu veren insanlar ciyak ciyak
bağıracak ve diyecekler ki: “Biz bu kanunu okumadan geçirdik, bilmeden parmak
kaldırdık, dolayısıyla, biz bu kanunu değiştirelim.” Şimdi, değerli
milletvekilleri, işte, bu, benim, ayrıca tanıklığın ve yemin etmek üzere… Bir
kişinin tanıklık yapıp yapmamakta özgür olması lazım, yemin yapıp yapmamakta
özgür olması lazım. Diyor ki: “Yemin yapmıyorsan on beş güne kadar seni hapse
atacak.” Yapmıyor adam. Yapmıyorsa niye bunu hapse atacaksınız ki yani? Buna
yine bir para cezasını getirelim diyorum. Bakın, insanın özgürlüğü ayrı bir
şey, para cezası ayrı bir şey. Bir gün, bir saatlik özgürlükten yoksun bulunma,
haysiyetli ve onurlu insanlar için çok büyük, ağır bir sonuçtur. Dolayısıyla,
bu gibi konularda kişinin topluma, ülkeye bir zararı yok. Ne olacak? Adam
tanıklık yapmak istemiyor. Kaldı ki, niye tanıklık yapmadığı da burada da,
maddede de belirtilmemiş. Daha açık, “şu, şu sebeplerle tanıklık yapmak
istemezse” denilmesi lazım, onu da söylemiyorsunuz. Tanıklık yapmak istemezse,
yemin de etmek istemezse, efendim, bu kişiyi on beş gün getirip hapse
atacaksınız. Niye atsın ki adam yani? “Etmiyorum kardeşim.” Şimdi, bu
kanunlar, işte, biraz önce AKP adına konuşan Komisyon Başkan Vekili, şuradaki
dosyaları bize gösteriyor. Yahu, sevgili milletvekilleri, eğer bürokratlar bu
kanunları yapıyorsa, eğer bu bilmem Yargıtaydı işte, Adalet Bakanlığı
bürokratları bu kanunları yapıyorsa sizin göreviniz ne? Siz niye gelmişsiniz
buraya? 550 milletvekili maaş alıyorsunuz burada. “Ee, biz yorulmayacağız.
Bürokratlar orada gitsin, kanunları hazırlasın gelsin. Biz, okumadan bunlara
evet oyunu verelim.” Sizin göreviniz ne yahu? Göreviniz ne söyleyebiliyor
musunuz yani? Sonra, bu kanunları hazırlayan bürokratların hangi kişilere
hizmet ettiğini biliyor musunuz? Kimin lehine kanunlar çıkarmak istediklerini
biliyor musunuz? Veyahut da, burada, güç odaklarıyla paralel hareket eden
birtakım etkili ve yetkili kişiler, hükûmetin temsilcilerinin hangi güç
odakları ile hangi kanunları ülkenin geleceğini karanlığa sokacak davranışlar
içinde biliyor musunuz? Bunu bilebilmemiz için, buna engel olabilmemiz için
buraya gelen kanunları enine boyuna tartışmamız lazım, anlamamız lazım.
Efendim, altı yüz elli bir tane maddeyi getir, torba kanun… Hangi torba? O
torbayı getirsin bakalım bu Komisyon ile bu Hükûmet, bu büyüklükte bir torba
varsa koyalım bunları içine. Yok
Türkiye’de bu büyüklükte bir torba. Dolayısıyla, tabii,
ileride daha çok ciddi maddeler var yani. İşte, vergi kaçakçılığını
kolaylaştıran, hileli vergi suçunu kolaylaştıran, ondan sonra, yalancı
şahitliği kolaylaştıran çok maddeler var. Yani, bunları, tabii, maddeleri
gelince… Seçimdeki hileleri kolaylaştıran maddeler var, ama sizler, tabii,
diyorsunuz ki: “Burada hangi gerçek söylenirse söylensin biz yine bildiğimiz
şeyi yaparız.” Bakın, siz AKP’liler, siz diyorsunuz ki: “Biz Türkiye’nin
düzenini değiştireceğiz.” Türkiye’nin düzenin değiştirme gücü ve yeteneği yok
sizde. Bunu bilesiniz. Bunu değiştirdiğiniz zaman bunun en büyük sıkıntısını
siz çekeceksiniz. Bu kürsülerden, bu salonlardan nice insanlar geldi geçti ve
onlar, bu iktidarın bu tarafındaki olanlar, öyle anlar oldu ki kendilerini çok
güçlü hissettiler, şimdi esamileri okunmuyor, ama ben, 80’den beri bu kürsüde
konuşuyorum, yine buradayım. [AK Parti sıralarından alkışlar (!)] Ama, şimdi
tekim, yarın da iktidar olacağım, onu bilesiniz. Öyle bir parti kuracağım ki,
hem de… Bakın, sizin
zamanınızda, çok soyguncuların yaptığı hırsızlıkları zaman aşımına uğrattınız,
bunun günahı sizin boynunuza. Bakın, siz, altı senedir iktidardasınız, bütün
soyguncuların, yapılan hırsızlıkların, yolsuzlukların üzerine set çektiniz,
gerekli soruşturmaları açmadınız, en büyük hırsızlıkları yapan bakanlar
hakkında soruşturmaları açmadınız. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – İspat et! İspat et! KAMER GENÇ
(Devamla) – Onları zamanında ben size söyleyeceğim. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözünüzü tamamlayınız Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) – Tamamlayacağım Sayın Başkan. Şimdi, zaten bu
kanunla ilgili çok kürsüye çıkacağız, arkadaşlar da beni dinlemeye alışacaklar,
onlara epey bir ders vermeyi de düşünüyorum, çünkü bu Parlamentonun bir
parlamento olarak bir ülkeye karşı duyması gereken sorumluluk duygusunun
teşekkül etmesi lazım. Bu olmadan, yalnız siyasi partideki liderlerin ağzına
bakarak Türkiye'de siyaset yapılmaz, yapıldığı zaman da bir devre yaparsınız,
onun sonucu yok olur. Şimdi, değerli
milletvekilleri, yemin yapmak istemeyen, tanıklık yapmayan insanları, on beş
gün, diyorum ki içeri almayalım, buna bir para cezası verelim. Ama, siz
hangisini uygun görürseniz ona göre oy verirsiniz. Saygılar
sunuyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 18’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 18’inci madde kabul
edilmiştir. 19’uncu maddede
önerge yoktur. Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…19’uncu madde kabul edilmiştir. 20’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…20’nci madde kabul
edilmiştir. 21’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…21’inci madde kabul
edilmiştir. 22’nci madde
üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı kanun tasarısının 22’nci maddesinin, son fıkrasının, son
cümlesindeki “ Bu hallere vekil sebebiyet vermiş ise idari para cezası vekil hakkında
uygulanır” ibaresinin çıkarılmasını arz ve teklif ederiz. Hasip Kaplan Aysel Tuğluk M. Nezir Karabaş Şırnak Diyarbakır Bitlis Selahattin
Demirtaş Sevahir
Bayındır Diyarbakır Şırnak BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılamıyoruz efendim. BAŞKAN – Önerge
hakkında söz ister misiniz, gerekçeyi mi okutalım? SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN – Buyurun. Gerekçe: Vekillerin görev
kusurları ili ilgili özel yasalarında etkili müeyyideler yer aldığından, ayrıca
böylesi bir cümlenin tasarıda yer almasına gerek yoktur. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 22’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 22’nci madde kabul
edilmiştir. 23’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 23’üncü madde kabul
edilmiştir. 24’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 24’üncü madde kabul
edilmiştir. 25’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 25’inci madde kabul
edilmiştir. 26’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 26’ncı madde kabul
edilmiştir. 27’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 27’nci madde kabul
edilmiştir. 28’inci madde
üzerinde üç önerge vardır, fakat biz iki önergeyi almak durumundayız. Onun için
ilk iki önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 28. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Madde 28- 1219
sayılı Kanunun 41 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Madde 41- Kişisel
çıkar amacı olmasa bile diplomasız olarak diş hekimliği mesleğine ilişkin
herhangi bir muayene veya müdahale yapan, diş hekimliği klinik hizmetleri ile
ilgili işyeri açanların meslek icraları durdurulur. Bu kimseler hakkında 3 yıldan
beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Mehmet Ali Susam Turgut Dibek Sacid Yıldız İzmir Kırklareli İstanbul Tansel
Barış Kemal
Anadol Kırklareli
İzmir Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı kanun tasarısının 28. maddesinin aşağıdaki şekilde
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Madde 28 – 1219
sayılı kanunun 41. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Madde 41 –
Kişisel çıkar amacı olmasa bile diplomasız olarak diş hekimliği mesleğine
ilişkin herhangi bir muayene veya müdahale yapan, diş hekimliği klinik
hizmetleri ile ilgili işyeri açanların meslek icraları durdurulur. Bu kimseler
hakkında üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli para cezası
uygulanır. Beytullah
Asil Oktay Vural Ali Torlak Eskişehir
İzmir İstanbul Mustafa
Kemal Cengiz Abdülkadir Akcan Mustafa Enöz Çanakkale
Afyonkarahisar Manisa BAŞKAN – İki
önerge de aynı mahiyette olduğu için… HÜSEYİN MERT
(İstanbul) – Sayın Başkan, iki önerge de aynı mahiyette. Üçüncü önergeyi işleme
almak gibi bir durumunuz olamaz mı? BAŞKAN –
Önergeleri geliş sırasına göre alıyoruz. Onun için kusura bakmayınız. İki önerge de
aynı mahiyette olduğu için işlemlerini birlikte yapacağım. Komisyon, aynı
mahiyetteki iki önergeye katılıyor musunuz? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) - Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Efendim, biz takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Birinci
önerge sahibi, gerekçe mi okunsun? TURGUT DİBEK
(Kırklareli) – Gerekçeyi okutalım. BAŞKAN – Birinci
önergenin gerekçesini okutuyorum: Gerekçe: Tasarının 28 inci
maddesiyle 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair
Kanunun 41 inci maddesi değiştirilmektedir. Maddeyle yaptırım altına alınan
fiilin önemi nedeniyle yaptırımın alt sınırının artırılması amacıyla iş bu
önerge verilmiştir. BAŞKAN – İkinci
önergenin gerekçesini mi okutayım, yoksa konuşacak mısınız? BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Konuşacağım. BAŞKAN - Sayın
Asil, buyurunuz efendim. BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı Kanun
Tasarısı’nın 28’inci maddesinde, “Kişisel çıkar amacı olmasa bile diplomasız
olarak diş hekimliği mesleğine ilişkin herhangi bir muayene ve müdahale yapan,
diş hekimliği klinik hizmetleriyle ilgili işyeri açanların meslek icraları
durdurulur. Bu kimseler hakkında üç yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne
kadar adli para cezası uygulanır.” şekliyle değiştirilmesi için, önerge vermiş
bulunmaktayız. Değerli
milletvekilleri, Komisyon Başkanı, birinci bölüm üzerindeki soru-cevap
bölümünde ifade ettiği gerekçede, “bu yasa maddelerinde, diğer doktorluk
hizmetleri ve başka hizmetlerde de iki yıllık alt sınır uygulandığı…” şeklinde,
alakasız bir savunma, gerekçe içerisine girdi. Değerli arkadaşlarım -konuşmamda
da ifade ettim- ceza kanunlarının amacı, kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen
ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını
korumak, suç işlenmesini önlemektir. Şimdi, her meslek
ve her mesleğin icrası, kendine has özellikleri bulunmaktadır. Şimdi, insanlık
için son derece tehlikeli, çağın hastalığı diye nitelendirdiğimiz AIDS
hastalığının üç bulaşma yolundan, temel bulaşma yollarından birisi kan yoluyla
bulaşmadır. Bir diş hekiminin koltuğuna oturduğunuzda o koltukta size ağzınızda
yapılan işlemlerin başından sonuna kadar hijyenik bir ortamın sağlanması
gerekmektedir. Bir meslek erbabı sahibinin dışında başkaları bu mesleği icra
etme telaşında ve uğraşısında iseler bunun karşılığında meslek erbabının ortaya
koyduğu, bu iş için istediği ücretlerin çok altında bir ücretle bu işi ifa
etmek isteyeceklerdir. Böyle olunca, az önce ifade ettiğim, bu hijyenik ortamın
sağlanması mümkün müdür? Yine, en önemli
hastalıklardan birisi de hepatit B virüsüdür. Bunun da yine kan yoluyla
bulaştığını biliyoruz ve Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre, dünya üzerinde
2 milyardan fazla hepatit B virüsü taşıyan insan vardır. Bu işi meslek
edinmemiş, mesleği olmayan, eğitimi olmayan ve az önce ifade ettiğim ticari
kaygılarla, para kazanma kaygılarıyla çok düşük bedellerle bu işi yapmaya
kalkışanların o sağlıklı ortamı, o dişçi koltuğunda o sağlıklı ortamı
sağlamalarını düşünmek mümkün değildir. O hâlde, bu işi kökünden halletmek
zorundayız. Yani, bu eyleme hiç kimse tevessül etmemeli. Bunun yolu da ağır
cezalar uygulanmasıdır. Şimdi, çok değil 2004 yılında bu yasa maddesi
değiştirilmek suretiyle, bu cezaların alt sınırı üç yıl, üst sınırı beş yıl
olarak uygulanmaya başlandı. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayın Sayın Asil. BEYTULLAH ASİL
(Devamla) – Ve tüm sektörden, tüm hastalardan olumlu bir tepki aldı. Bunu bugün
iki yıla çekmek suretiyle yanlış bir iş yapılmaktadır diye düşünüyor, önergemizin
kabulü yolunda oy kullanacağınızı umuyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Asil. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… OKTAY VURAL
(İzmir) – Kabul edilmiştir efendim. BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Kabul edildi. BAŞKAN – Önerge
kabul edilmiştir. OKTAY VURAL
(İzmir) – Kabul edilmiş gözüküyor. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, saymadınız. BAŞKAN – Kabul
edilen… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Saymadınız ki! OKTAY VURAL
(İzmir ) – Sayın Başkanın takdiri, sayıldı. BAŞKAN – Kabul
edildi. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri ) – Sayın Başkan, saymadınız, neye göre “Kabul edildi.” dediniz?
Kâtiplere sormadınız, saymadınız. BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Hangi maddede sayıldı? OKTAY VURAL
(İzmir) – Başkan yönetiyor, siz yönetmiyorsunuz Sayın Elitaş! BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Oradan da el kalktı. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Buradan kabul eden arkadaş varsa saymanız gerekir. OKTAY VURAL
(İzmir) – Öyle bir itirazınız olmadı ki o zaman. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, saymanız gerekir ama, itiraz ediyoruz. OKTAY VURAL
(İzmir) – Oylamadan sonra yapıyorsunuz, oylamadan önce o zaman açık oylama
isteseydiniz, karar yeter sayısı isteseydiniz. BEYTULLAH ASİL
(Eskişehir) – Kabul edilmiştir Sayın Başkan. BAŞKAN – Kabul
edilen önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… (Gürültüler) Maddeyi oyluyorum
sayın milletvekilleri… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, bunu niye soruyorsunuz, diğerini sormuyorsunuz? BAŞKAN – Maddeyi
reddedin. OKTAY VURAL
(İzmir) – “Kabul edenler…” dedik efendim. Kabul edilmiştir. BAŞKAN – Kabul
edilen önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum sayın
milletvekilleri… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Az önceki yaptığınız neydi Sayın Başkan? BAŞKAN - Kabul
edenler… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Az önce bir şey oyladınız, neydi o? BAŞKAN –
Önergeydi Sayın Milletvekili. OKTAY VURAL
(İzmir) – Maddeyi kabul ediyoruz, maddeyi… Diğeri önerge. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Daha önce bir madde oyladınız, neydi o? BAŞKAN – Hayır
efendim. OKTAY VURAL
(İzmir) – Tekrarlıyor oylamayı, madde oylamasını. BAŞKAN – Sayın
Elitaş, önergeyi oylamaya sundum ve önerge kabul edildi. Önerge kabul edilince,
kabul edilen önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylamaya sundum. 28’inci
maddeyi tekrar oylamaya sunuyorum. Kabul edilen
önerge doğrultusunda 28’inci maddeyi oylamaya sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… 28’inci madde kabul edilmiştir. 29’uncu maddede
önerge yoktur. Sayın
milletvekilleri, 29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… 29’uncu madde kabul edilmiştir. 30’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 30’uncu madde kabul
edilmiştir. Sayın
milletvekilleri, birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, ikinci
bölümün görüşmelerine başlıyoruz. İkinci bölüm 31
ila 60’ıncı maddeleri kapsamaktadır. İkinci bölüm
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Hasan
Çalış söz istemiştir. Sayın Çalış,
buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. MHP GRUBU ADINA
HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz tasarının ikinci bölümüyle ilgili, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, yasanın geneline baktığımız zaman gördüğüm iki husus var, bunlara
öncelikle dikkat çekmek istiyorum. Birinci husus şu değerli arkadaşlarım:
Yasaların, tüzük, yönetmelik ve genelgelerin yaşayan Türkçeyle kaleme alınmış
olması, uygulayıcılar ve eğitim seviyesi ne olursa olsun, muhataplar yönünden,
muhataplar tarafından anlaşılması da en az o kadar önemlidir. Böyle bir bakışla
yasalarımızın geneline baktığımız zaman, gerçekten, yasalarımızın günümüzün
Türkçesine redakte edilme ihtiyacı vardır ve günün ihtiyaçlarına cevap
veremeyen bölümlerin de tekrar elden geçirilme ihtiyacı vardır değerli
arkadaşlarım. Buna dikkat çekmek istedim, bir. Bir diğer husus:
Bu kanun tasarısı görüşülmeye başladığı andan itibaren grup başkan
vekillerimizin önünde önergeler dolaşıyor. “Nedir bunlar?” diye soruyoruz.
“Efendim, bunlar, aslında daha önce görüşülmüş, daha önce başka yasaların
içerisinde neticeye bağlanmış, yürürlükten kaldırılmış, bu yasanın içerisinde
olmaması gereken maddeler…” Pardon! Değerli
arkadaşlarım, şimdi bu yasaya Bakanlıktan çıkarak Meclisimize gelişi,
komisyondan aşağıya inişi yönüyle ve komisyonlarda ele alınışı yönüyle
baktığımız zaman, gerçekten siyasi geçmişine, tecrübesine değer verdiğimiz,
hukukçu kimliğine değer verdiğimiz Bakanımızı bu yasanın mutfağında çalışan
arkadaşlar çok zor bir duruma sokmuştur. Bu konuya dikkat çekmek istedim. Değerli
arkadaşlarım, eğer görev verdiğiniz bürokratlar görevini hakkıyla yerine
getiremiyorsa o zaman komisyonlarda yeterli tartışma imkânı verirsiniz.
Komisyonlarda tartışma imkânı verirsiniz ki, Genel Kurulda milletin huzurunda
“Pardon” demek ihtiyacı olmaz. Temenni ediyorum ki, üç ay sonra,
beş ay sonra,
üç yıl sonra
insanların canı yandıkça -parmaklarımızı kaldırıyoruz
“Kabul” diyoruz- vicdanlarımız sızlamaz değerli arkadaşlarım. Buna dikkat çekmek
istedim. Değerli
arkadaşlar, benim konuşmak istediğim bölüm, daha çok, doktor, diş hekimi, diş
teknisyeni, eczacı, hasta bakıcı, sünnetçi, ebe, hemşire gibi meslek erbabının
mesleğini yaparken işlediği suçlar ve kabahatleri ve bu meslekleri icra etme
yetkisi olmamasına rağmen meslekleri iyi niyetle, hiçbir menfaat karşılığı
olmadan ya da menfaat temin etmek amacıyla icra eden insanlara verilecek
cezaları içermektedir. Değerli
arkadaşlar, verilecek cezalar bellidir, suçlar da belli. Ama, Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmetini yürüten yetkililerin, bu yasaları yapan bizlerin önemli
bir sorumluluğumuz vardır. Nedir sorumluluğumuz değerli arkadaşlarım? Ehliyeti
olmayan, yeterli olmayan insanlardan, hatta kendisini bir hastalığıyla ilgili
“halk hekimi” olarak tanıtan kişilerden, hatta yatırlardan, türbelerden,
ocaklardan şifa bekleyen insanlarımız varsa, buralardan iyi olma ümidi
besliyorsa bu insanları suçlayamayız değerli arkadaşlarım. Bizim, bu
insanlarımıza, öncelikle ehil kişilerden hizmet alacağı ortamı oluşturma
mecburiyetimiz vardır. Ondan sonra yapacağımız iş nedir? Hizmeti alan
insanların hizmeti ehil insanlardan alabileceği eğitim seviyesine, kültür
seviyesine, hayat standardına yükseltme mecburiyetimiz vardır. Bu konuda millet
önünde birinci derecede sorumlu olan, değerli arkadaşlar, sizlersiniz,
bizleriz. Bunu yürütecek olan kimdir? Hükûmetlerdir değerli arkadaşlarım. Bu
konuya dikkat çekmek istedim. Değerli
arkadaşlarım, işte, bu kanun gündeme geldiği andan itibaren televizyonları
izliyoruz. “Efendim, sahte doktorlara, sahte diş hekimlerine büyük cezalar
geliyor.” Diş hekimleri odası da bizi arıyor, “Hayır, işler böyle değil,
bilakis cezalar düşürülüyor.” diyor. Başka meslek kuruluşları da bizleri
arıyor, benzer şeyler söylüyorlar. Demek ki, insanların kafasını
karıştırıyoruz, insanları doğru bilgilendirmiyoruz değerli arkadaşlarım. Bakınız, yanlış
yapan her meslekte vardır, doktorlarda da vardır, diş hekimlerinde de vardır,
başka gruplarda da vardır ama bir tane yanlış insandan hareket ederek
Türkiye’de çok önemli hizmetlere, çok önemli işlere imza atmış, dünya çapında
tıp alanında önemli hizmetler vermiş değerli hekimlere, değerli diş
hekimlerine, işini düzgün yapan insanlara haksızlık yapıyoruz. Basın ve medya
aracılığıyla düzgün insanları resmen linç ettiriyoruz arkadaşlar. Buna kimsenin
hakkı yoktur. Buna kimsenin hakkı yok değerli arkadaşlarım. Bir diğer konu, diploma
kiralama meselesi değerli arkadaşlarım. İşte, bu son zamanlarda poliklinikler,
özel poliklinikler, tıp merkezleri, eczaneler, diş tedavi merkezleri çoğalıyor.
Bunlar çoğaldıkça yeterli eleman ihtiyacını karşılamak için, gerçekte hizmet
vermeyen meslektaşların diplomalarını kiralıyorlar. Değerli
arkadaşlarım, buna el koymak gerekiyor. Bunun da en kestirme yolu nedir?
Ehliyetli ve yeterli insanlarca en iyi şekilde denetimdir. Değerli
arkadaşlarım, bunu düzgün denetleyemezsek ne olur? Görevi ehil insanlar
yapacakken, insanımız, bir uzman hekime tedavi olmak niyetiyle giderken bu işin
ehli olmayan bir başka insanının tedavisini kullanmak durumuyla karşı karşıya
kalıyor. Özellikle bu konularla ilgili yetkili olan makamları bu konuda göreve
çağırmak istiyorum değerli arkadaşlarım. Değerli
arkadaşlar, gerçekten, doğum, sakat doğum insan hayatında çok önemli bir
aşamadır. Aslında doğum fizyolojik bir olay. Ama bazılarımızı köylerimizde,
mahallelerimizde halk ebeleri doğurtmuştur. Değerli arkadaşlar, bazılarımız da
işin ehli olan ebeler, doktor beyler tarafından doğurtulmuş şanslı insanlardır.
Ama milletin yetki verip buraya gönderdiği siz değerli arkadaşlarım, bizim bir
mecburiyetimiz vardır. Bu milletin her evladına bu şansı vermek zorundayız. Bir diğer husus
nedir değerli arkadaşlarım? Sünnet olayı. Bazılarımızı berber Hasan Amca sünnet
etmiştir, bazılarımızı Tıkır Hüseyin, Hatice Teyze sünnet etmiş, ama
bazılarımızı fennî sünnetçiler, doktor Mehmet Beyler sünnet etmiştir. Değerli
arkadaşlar, gene bizlerin görevi, bütün insanlarımızın, cebinde Türkiye
Cumhuriyeti kimliği taşıyan, bununla gurur duyan herkesin sağlıklı, hijyenik
ortamlarda, geleceğini sıkıntıya atmayacak şekilde bu hizmeti alacağı ortamı
sağlama gibi bir mecburiyetimiz vardır. Değerli arkadaşlar,
bir diğer husus, okullar açıyoruz. Okullarımızı açarken oralara çocuklarımızı
veriyoruz, çocuklarımız yetişiyor, okulu bitiriyor, boşta kalıyor. Şimdi ne
görüyoruz… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Çalış, lütfen sözlerinizi tamamlayınız. HASAN ÇALIŞ
(Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım. Boşta gezen ebe
hanımlar, boşta gezen hemşire hanımlar, boşta gezen optisyenler, boşta gezen
diş teknisyenleri, ama aynı kadrolar da boş. Hatta, aynı yerde, ataması
yapılmadığı için bu hizmeti veremeyen, gönüllü olarak vermek istediği hâlde
veremeyen insanlar var değerli arkadaşlarım. İşte, bunları da bir şekilde
mutlaka sağlamamız gerekiyor. Bunlardan da daha
önemlisi değerli arkadaşlarım, bu milletin evladı olmaktan gurur duyan herkese
arzu ettiği, beklediği sağlık hizmetini vermek her şeyden önce bir insan
hakkıdır. Bunu sağlamakta da en yetkili ve görevli organ bu müessesedir değerli
arkadaşlarım. Kanunun hayırlı
olmasını diliyorum.Yüce heyetinizi saygılarımla tekrar selamlıyorum. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Çalış. İkinci bölüm
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Sacid
Yıldız söz alacaktır. Buyurunuz Sayın
Yıldız. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. CHP GRUBU ADINA
SACİD YILDIZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı
Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu’nun 31-60’ıncı maddeleri
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış
bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce heyetinizi selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, benden evvel de çok arkadaşımız bahsetti bu Türkçe konusunu.
Ama, ben şunu hatırlatmak istiyorum, sanıyorum ondan bahseden olmadı: Daha iki
hafta evvel, 25 Aralık tarihinde Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın
araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi amacıyla Meclis
araştırması açılması kabul edilerek, inceleme yapmak üzere Meclis Araştırması
Komisyonu kuruldu. Burada üç büyük partinin önergeleri vardı. AKP’nin, CHP’nin
ve MHP’nin önergeleriyle iki hafta evvel salı günü bu kuruldu. Bunun
arkasından, bizim önümüze -bütün diğer arkadaşların söylediği gibi- bir garip
Türkçe ile bir yasa geliyor, yani önce buna Mecliste başlamak lazım. Bu konuda
on altı kişilik komisyon oluşturuldu veya oluşturulmak üzere, “oluşturuldu”
diyor Başkanım. Fakat elimdeki sıra sayısının, işte, bazı maddelerine ben de
değinmeden geçemeyeceğim. Mesela 31’inci maddesinin değiştirilmiş şeklinde
“İcrayı sanata mani ve gayri kabili şifa bir marazı akli ile malul olduğu…”
Yani, buradan ne anlaşılıyor bilemiyorum. Yine 35’inci maddeye baktığımızda
“şahadetname vesikası” deniyor. Benzer örnekleri Turgut arkadaşımız da verdi.
40’ncı maddede “Dişçiler” deniyor ki, “dişçi” diye bir meslek grubu yok, diş
hekimi var. Yani burada arkadaşlarımız var, sizin grubunuzda, diğer gruplarda,
“dişçi” diye bir meslek şeyi var mı bilmiyorum. “Diş hekimi” var. Bazı yerlerde
de “tabip” diye geçiyor. “Tabip” diye de bir şey yok, “hekim” var. Hani eskiden
“baştabip” vardı, çok eskiden de “sertabip” deniyordu, ama şimdi “tabip” değil,
“hekim” var, bazen “doktor” da deniyor. İşte, burada 40’ncı maddede “…dişçiler…
tahtı hacirde… büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması
lazımdır.” gibi şeyler, “düçar” gibi deyimler, bunlar geçiyor. Biraz evvel Sayın
Bakan “Tek maddeyi Türkçeleştirmeyelim, bütünlük bozulmasın” benzeri bir şey
söyledi, ama madde 60’da da yine “Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletiyle
İktisat Vekaleti” deyimleri var. Bunlar da aynen kalacak mı bilemiyorum, ben
hukukçu değilim, yani öyle bir vekâlet yok, öyle bir bakanlık yok, ama 60’ncı
maddede o vekâletlerin adı geçiyor, yani bunu da ben bilgilerinize sunuyorum. Değerli
milletvekilleri, içinde bulunduğumuz hafta, geçen hafta ve bu hafta “Verem
Eğitimi ve Propaganda Haftası” idi. Halkın verem hastalığı ve bu hastalıkla
nasıl mücadele etmesi konusunda eğitimleri içeren bir hafta. Ülkemizde veremle
mücadele konusunda da olumlu gelişmeler olmasına rağmen, verem halen ülkemizde
önemli bir sorundur. Bu, AIDS olan ülkelerde de verem önemli bir sorundur.
Türkiye’de 20 bini aşkın yeni verem vakası vardır, 2006 yılında 20 bini aşkın,
bunun üçte 1’i de İstanbul’dadır değerli milletvekilleri. İstanbul’un Esenler,
Gaziosmanpaşa, Küçükçekmece, Bağcılar, Güngören bölgelerinde çok yüksek
orandadır. Diğer hastalıkların tanısında olduğu gibi veremin tanısında da
gelişmiş laboratuvarlara ihtiyaç vardır. Kapsamlı bir merkezde laboratuvar
ücretleri 600 YTL’den başlamaktadır. Bu da verem gibi önemli bir hastalıkta
bizi zor durumda bırakmaktadır. Değerli
milletvekilleri, nitelikli sağlık hizmeti almak, tüm vatandaşlarımızın en temel
insani hakkıdır. Hükûmetlerin öncelikli görevi de sağlık sorunlarına çözüm
getirmektir. Günümüzde yapılan uygulamalarla sorunlara yalnızca günlük çözümler
getirilmektedir. Halkımızın sağlık hizmetlerinden gerekli ölçüde
yararlanamaması sosyal bir sorundur ve bunun için doğru sağlık politikalarının
izlenmesi şarttır. Devletin her hastaya tedavi olanağı sağlamasının yanında,
sağlam vatandaşlarını da hastalıktan koruması görevidir. Hükûmetler sağlık
düzeyini yükseltmek zorundadırlar.
Bilindiği gibi sağlık alanındaki sorunlar çığ gibi büyüyerek artmaktadır.
Zaten, komisyonlara yeni gelen ve meclise sevk edilen şu andaki yasa
tasarılarında da “özerkleşme” adı altında bir özelleşmeye gidilmektedir. Buna
“özerkleşme” deniyor, ama orada kiralama, satın alma hükümleri de
getirilmektedir. O tasarılar da yakında Meclis gündemine gelecektir. Hükûmet yaptığı
düzenlemeleri sivil toplum örgütlerinin fikirlerini almadan, onların seslerine
kulak vermeden hayata geçirmektedir. AKP Hükûmetinin sağlık alanında yapmaya
çalıştığı düzenlemeler, sağlığı doğuştan kazanılmış bir hak olmaktan çıkarmış,
parayla satın alınan bir mala dönüştürmüştür. Her alanda bir para geçerlidir.
Daha yeni Sosyal Güvenlik Yasası’nda da yatan hastalara yüzde 1 bir yükümlülük
getirmektedir. Daha evvel Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç böyle bir şey yok. Yatan
hastalar yüzde 20 ücret vereceklerdir, öyle maddesi vardır. Sağlık bir rant
kapısı, hekimler ise giderek değerleri hiçe sayılan bir mesleğin mensupları
olarak gösterilmek istenmektedir. Hükûmetin, hekim saygınlığını yok etmeye
çalıştığı politikaları, uygulamalardaki adaletsizlikleri, katı performans
uygulamalarını doğru bulmadığımı buradan belirtmek istiyorum. Bu vesileyle,
daha iki hafta evvel, gene 27 Aralıkta, yaklaşık on iki gün önce -iki hafta da
olmadı- İstanbul Okmeydanı Hastanesinde bir hekime saldırı oldu. Yani, bu
sağlık sisteminin tüm bozukluklarından hekimler sorumlu tutulmaktadır.
Hekimlere de her gün saldırı… Bundan yaklaşık bir ay evvel de Ankara’da Gazi
Üniversitesinde bir saldırı olmuştu. Ben bu konuda da bir soru önergesi
vermiştim Sağlık Bakanına, hâlâ cevap alamadım, buradaki arkadaşımıza.
İstanbul’daki arkadaşımız -bugün ben son bilgileri aldım başhekimden- işte, bu
saldırı sonucunda tek böbreğini kaybetmiş, alınmış, dalağı alınmış. O sırada
beyin belli bir süre kansız kaldığı için vücudunun yarısı güçsüz durumda, halen
yoğun bakımda hayat mücadelesi vermektedir. Bu hekimlere saygının, saygınlığın
artırılması için -biz geçen hafta konuştuk, işte, televizyonlarda sigara
yasağını biz tanıtalım, edelim dendi- bu konuda programların yapılması gerekir.
Yani, her konuda hekim eğer sorumlu tutulursa bununla başa çıkamayız. Sağlık
çalışanlarının özlük hakları yok sayılmış, geçici atamalardaki keyfî
davranışlar bir siyasal kadrolaşmaya dönüşmüştür. Bu arada gene
Sağlık Komisyonumuza geldi, şef, şef yardımcılığı atamaları yakında Genel
Kurula da inecek. Daha evvel iki kez 10’uncu Cumhurbaşkanı geri çevirmiş,
Anayasa Mahkemesinden geri dönmüş, ama gene Komisyonumuza geldi, oradan geçti,
Genel Kurula inecek. Bu son
düzenlemelerde gene sağlık konusunda “Yatan hastaların ilaçlarını hastaneler
verecek.” dendi. Yaklaşık yılbaşından itibaren bugüne kadar büyük bir karmaşa
var. Hastaneler yeterli ihaleleri yapamadılar değerli arkadaşlar. Hastalar
tedavi olamama durumunda. Bunu ben hekim olduğum için ve Sağlık Komisyonunda
olduğum için direkt söylediler. Sizler de herhâlde biliyorsunuz, sizlere de
-hekim arkadaşlara- yansımıştır. Bir karmaşa var bu konuda, tedaviler
aksamaktadır. Aynı zamanda,
birinci derecede sağlık hizmeti veren üniversite hastaneleri zor durumda
bırakılmış, fatura bedellerini zamanında alamamışlardır. Üniversite
hastanelerinin yanı sıra hastalar da büyük ölçüde mağdur edilmişlerdir. Ülkemizde hasta
ve hekim hakları konusunda yasal boşluklar bulunmaktadır. Hekimlerin meslek
uygulamaları sırasında karşılaşacakları risklerden korunma hakları olmalıdır.
Bunların başında enfeksiyon ve radyasyon gelmektedir. Arkadaşlarımız
söylediler, işte, HIV pozitif hastalarla temas ediyor diş hekimleri. Diğer
hekimler de temas ediyor. Radyasyon konusunda birtakım kazanılmış haklar geri
alındı. Bu konuda hekimlere belirli haklar verilmelidir. AKP Hükûmetinin,
çalışma koşullarında hekimlerin korunma ve kollanmasına yönelik düzenlemeleri
yerine getirmesi gerekmektedir. Bu arada, sağlık
hizmeti alamama konusunda, mesela yeni sosyal güvenlik tasarısında, bir aylık
Bağ-Kur borcu olan hasta sağlık hizmeti alamamaktadır. Mesela bunun bir eczacı
olduğunu düşünelim -burada eczacı arkadaşlarımız da var- devletten alacağı var
fakat borcunu yatıramamış, sağlık hizmeti alamama durumu var. Böyle garip bir
şey olmaz arkadaşlar. Yani, devletten kendisi alacağını alamadığı için prim
borcunu yatıramamış, sağlık hizmeti alamıyor. Sağlık hizmeti beklemez, acildir,
yani bir an evvel sizin kendiniz ve çocuğunuzun sağlık hizmeti alması lazım,
beklemez. Hekimlere altmış
beş yaş sınırlaması getirilmişti, neyse bu Danıştaydan geri döndü. Bir de ayrıca
şuna değinmek istiyorum: Reçetesiz satılacak ilaçlar ve ilaçta reklam yakında
hayata geçirilmek istenmektedir, son zamanlarda bu konu işlenmektedir. Yani,
raf üstü olan ilaçlar, OTC denilen ilaçlar reçetesiz satılacak. İlaç sektörünün
amacı, ürünlerde daha çok kâr etmektir. Kâr için daha çok satış, satış için ise
talep gerekmektedir. Talebi yaratmak için de reklam kaçınılmazdır. Değerli arkadaşlar,
reçetesiz ilaçların reklamını serbest şekilde yapmak devlet tarafından
sağlanacaktır. RTÜK, reçetesiz ilaç reklamlarının yapılabileceğine dair
açıklama yapmıştır. Bu korkunç bir şey bana göre. Burada hükûmet halk sağlını
koruma görevini göz ardı etmektedir. İnsan sağlığı ve ilaç üzerinden haksız
kazancın yolu, yerli ve yabancı büyük sermaye sahiplerine açılmaktadır.
Türkiye’de 24 bin, 25 bin eczacı vardır. Bu satıldığı takdirde 24 bin, 25 bin
eczacı -çalışanlarıyla birlikte 80 bin civarında bunlar- mağdur edilmiş olacak. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayın Sayın Sacid. SACİD YILDIZ
(Devamla) – Teşekkür ederim. Belli ilaçlar
raflarda, reçetesiz satılacak, büyük süpermarketlerde satılacak. Bu, bazı
kimseleri mağdur edecektir. İlaç, sadece ihtiyaç olduğunda zorunlu olarak
kullanılan bir ürün olduğundan reklama gerek yoktur. Yani zorunlu kullanacak,
bunun reklamına gerek yok değerli arkadaşlar. Reklam ile ilaç tüketiminin
artırılması hedeflenmektedir. Reçetesiz ilaç
listeleri Sağlık Bakanlığında kapalı kapılar ardında yapılmaktadır ve eczacı
odaları buna her zaman dahil edilmemektedir. Reklam ile
bilinçsiz ilaç tüketimi de artacaktır değerli milletvekilleri. Bu sorunları dile
getirmiş bulunuyorum. Konuşmama son verirken yüce heyetinize saygılarımı
sunuyorum. İnşallah, daha Türkçe kanunlar yapmak üzere diyorum, daha iyi
günlere diyorum. Teşekkür ederim,
sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Yıldız. İkinci bölüm
üzerinde şahsı adına söz isteyen Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç. Buyurunuz Sayın
Tunç. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Ceza Kanunlarına Uyum
Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
31’inci maddesinden 60’ıncı maddesine kadar olan ikinci bölümü hakkında şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla
selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi, adından da anlaşılacağı üzere, her
alanda adaletin tesisini siyasi vizyonunun merkezine yerleştiren bir siyasi
hareket olarak iktidarının birinci döneminde hukuk devleti ilkesine uygun,
bireyi öne çıkaran, insana saygı esasına dayanan, özgürlükçü karakteri ön
planda olan bir ceza hukuku düzeninin kurulması için önemli değişikliklerin
gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Bu amaçla Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi
Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
ve Denetimli Serbestlik Kanunu çıkarılarak yeni bir ceza adaleti anlayışına
geçilmiştir. Görüşmekte
olduğumuz 651 maddelik tasarıyla da ceza hükmü içeren muhtelif kanunlarda yer
alan hükümlerin, yeni Ceza Kanunu’muza ve Kabahatler Kanunu’muza uyumlu hâle
getirilmesiyle önemli eksiklikler giderilmiş olacaktır. Değerli
milletvekilleri, tasarının ikinci bölümünde yer alan maddelerle, sağlık ile
ilgili ceza hükümlerini içeren bazı kanunlarımızda yerinde değişiklikler
yapılarak yeni ceza sistemimize uyum sağlanmıştır. 1219 sayılı Tababet ve
Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 45’inci maddesinde yapılan
değişiklikle, diş hekimleri ile diğer meslek gruplarının mesleklerini icra
etmeleri için aranan şartlara uyumun sağlanması amaçlanmıştır. 1219 sayılı
Kanun’un 54, 55, 56, 61, 62 ve 67’nci maddelerinde diploma, ruhsat veya belgesi
olmadığı hâlde ebelik, sünnetçilik, hasta bakıcılık mesleğini icra edenlere,
fiilleri suç oluşturmadığı takdirde, korunan hukuki yarar ve fiilin ağırlığı
dikkate alınarak verilecek ceza miktarları yeniden düzenlenmiştir. 1219 sayılı
Kanun’un 70’inci maddesinde yapılan değişiklikle, büyük cerrahi müdahaleler
için yazılı olmak şartıyla, her çeşit cerrahi müdahale için hastanın
muvafakatini almayan tabipler ve diş tabiplerine verilecek idari para cezaları
yeniden düzenlenmiştir. 73’üncü maddede
yapılan değişiklikle de protokol defterinde tahrifat yapan ve gerçeğe aykırı
rapor düzenleyen doktorlar, diş tabipleri ve ebelerin Türk Ceza Kanunu’nun
belgede sahtecilik suçundan yargılanacakları düzenlenmiştir. 1219 sayılı
Kanun’un ek 7’nci maddesinde yapılan değişiklikle, diş protez teknisyenlerinin
sahip oldukları diploma veya belgelerin hak kazandırdığı unvanlardan
başkalarını kullananlara iki yıldan beş yıla kadar hapis ve bin güne kadar adli
para cezası verileceği; ek 8’inci maddede yapılan değişikle de diploması
olmadan diş protez teknisyenliği yapanlara bir yıldan üç yıla kadar hapis ve
bin güne kadar adli para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. 1262 sayılı
İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu’nun 18’inci maddesinde yapılan
değişiklikle, ilaçların terkibinde bulunan maddelerin saf olmadığı veya ruhsat
almak için verilmiş olan formüle uymadığı veya ilacın tedavi özelliklerini
azaltacak veya kaybedecek şekilde imal edilmiş olduğu anlaşılırsa ruhsat sahibi
ve ilaçların bu şekilde imal edildiğini bilerek satan, sattıranlara, fiil başka
bir suçu oluşturmadığı takdirde bin Türk lirasından 25 bin Türk lirasına kadar
idari para cezası verileceği, ruhsatnamenin geri alınacağı düzenlenmiştir. 19’uncu
maddede de ruhsatsız ilaç imal eden, bunları satan ve sattıranlara verilecek
para cezaları yeniden düzenlenmiş, yurt dışından ruhsatsız ilaç ithal edenlere
Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun uygulanacağı hükme bağlanmıştır. 1593 sayılı Umumi
Hıfzıssıhha Kanunu’nun 110’uncu maddesinde zührevi hastalıklarla mücadele için
önemli bir değişiklik yapılmış, zührevi hastalık taşıyanların bilerek veya
bilmesi gerektiği hâlde hastalığı başkasına bulaştırması hâlinde... (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözünüzü tamamlayın Sayın Tunç. YILMAZ TUNÇ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. …yapılacak
soruşturma için şikâyet şartının kaldırılması yerinde bir değişiklik olmuştur.
Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 282’nci maddesinden 302’nci maddesine kadar olan
ceza hükümlerinde gerçekleştirilen değişiklikler temel ceza kanunlarımıza uyumu
sağlayan olumlu düzenlemelerdir. Bu duygu ve
düşüncelerle, tasarının hazırlanmasında emeği geçenlere şükranlarımızı sunuyor,
kanun tasarısının yargı camiamıza ve milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce
heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Tunç. İkinci bölüm
üzerinde, şahsı adına Düzce Milletvekili Celâl Erbay söz istemiştir. Sayın Erbay,
buyurunuz lütfen. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. CELÂL ERBAY
(Düzce) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüşülmekte olan kanunun ikinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Biraz önce şahsı
adına söz alan Bartın Milletvekili meslektaşım, ikinci bölümün maddeleri
üzerinde gerekli bilgiyi verecek tarzda tahlilde bulundu. Ben, daha ziyade,
gerek temel ceza kanunları ile özel anlamda davranışları suç belirleyen özel
kanunlar arasındaki ilişkinin, münasebetin kurulması açısından, suçun
kanuniliği açısından ve takdir edilen cezada güdülen gaye açısından bir
değerlendirme yapacağım. Hakikaten, temel
ceza kanunları -tekrar adlarını özel olarak tadat etmiyorum, saymıyorum- bundan
önceki dönemde iktidarımız tarafından büyük bir gayret ve çalışma temposuyla
birlikte yeniden çıkartılmış ve Türk hukuk tarihine, adli hayatına sunulmuştur.
Bununla birlikte, özel mahiyette, davranışları, fiilleri suç olarak belirleyen
yüz yetmiş kadar kanun ile temel ceza kanunları arasında dengeyi temin etmek,
ilgi ve münasebeti belirlemek, Anayasa’mızın belirlemiş olduğu “suçun
kanuniliği ilkesi” bakımından bir zorunluluk ifade etmektedir. İkinci bölümde,
bu yüz yetmiş çeşit kanundan 1219, 1262 ve 1593 sayılı Kanunların ilgili
maddeleri -tabir caizse lisan açısından arkadaşlarımın ortaya koydukları
serzenişlere kulak asmakla birlikte- cezanın belirlenmesi bakımından
güncelleştirilmiş ve temel ceza kanunlarına uyumu sağlanmıştır. Tabii ki, ceza,
kanun tarafından suç olarak belirlenen, toplumun sosyal dengesini bozacak
tarzdaki davranışlarına yine kanun tarafından belirlenen müeyyidenin adıdır. Bu
müeyyideleri biz “cezalar” ve “güvenlik tedbirleri” mahiyetinde iki alt başlık
altında ifade edebiliriz. Cezaları da “hapis cezaları”, “para cezaları” olarak
ifade edebiliriz. Tasarı şöyle bir
yöntem takip etmektedir: Mümkün mertebe toplumun düzenini ihlal eden
davranışları sık bir şekilde cezai takibe tabi tutmadan, aynı zamanda idari
takibi de devreye sokmak suretiyle ceza hukukunun, adliyenin yükünü hafifletici
tarzda bir sistem takip etmektedir. Tabii ki, cezadan
maksat, cezanın gayesi, hakkında ceza kararı verilen, artık sanık olmaktan
mahkûm olma durumuna ulaşan kişinin hakkında takdir edilen cezanın infaz
edilmesi suretiyle, cezanın infazı suretiyle mahkûmun ıslah olması, yaptığına
pişman olması ve onun tekrar topluma kazandırılması esastır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Erbay. CELÂL ERBAY
(Devamla) – Bu doğrultudan bakılınca, takdir edilen cezalar elbette ki
gerek hukuk fakültelerinde okutulduğu şekliyle ve gerekse bizim ideal
anlamda, hukukçu olarak dillendirdiğimiz şekliyle, efendim, mahkûmun topluma
kazandırılmasını hedef edinmiştir, edinmelidir, bu sonucu elde etmelidir ama
pratiğe baktığımız zaman bunun böyle olmadığı görülebilir. Burada asıl olan her
şeye rağmen yine hukuktan ayrılmamak, düzenlemeleri güncelleştirmek ve hukuki
düzenlemeleri, cezayı belirleyecek olan, suçu belirleyecek olan düzenlemeleri
toplumun yaygın kanaatine dayalı olarak, toplumun sosyal değerleriyle barışık
olarak ve toplum iradesinin yaygın ürünü mahiyetinde üretmeye yönelik gayret
sarf etmek ve bu doğrultuda adli hayatı canlı ve diri tutmak olmalıdır. Tasarı
bu gayeyi, bu hedefi gütmektedir. Ben tasarının
kanunlaştırılması suretiyle elde edilecek hususun, neticenin Türk adli
hayatına, hukuk hayatına, hukuk eğitim ve öğretim hayatına hayırlı olması
dileğiyle, niyazıyla hepinizi saygıyla selamlıyorum. Saygılar efendim.
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Erbay. Şimdi, ikinci
bölüm üzerinde soru-cevap işlemine geçiyoruz. Süre on beş
dakikadır. Sayın Çalış,
Sayın Ural, Sayın Mert ve Sayın Doğru söz istemişlerdir, sırasıyla söz
vereceğim. Sayın Çalış… Yoklar.
Sayın Ural… O da
yok. Peki, Sayın
Mert… Buyurunuz. HÜSEYİN MERT
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Aracılığınızla sormak istediğim
soru şu şekildedir: Bir önceki bölümde 28'inci maddede 1219 sayılı Yasa'nın
41’inci maddesini değiştirdik. Burada tamamen çıkartılan bir bölüm var: ”Ayrıca
işyerlerinde bulunan ve münhasıran diş hekimliği mesleğini icra etmekte
kullanılan araç ve gereçler kime ait olursa olsun müsadere edilir.” demekte. Bu
bölüm tamamen çıkartıldı. O madde üzerinde bir önerge vermiştim ama üçüncü
sırada olduğu için, doğal olarak işleme almadınız. Bu konuyla ilgili bir
düzenleme olacak mı? Sormak istediğim soru bu. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederiz Sayın Mert. Sayın Doğru. REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Sayın Başkan, aracılığınızla sormak istiyorum. Ülkemizde yaz
aylarında özellikle toplu sünnetler yapılmaktadır. Bu toplu sünnetlerin
yapılması da belediyeler tarafından propaganda aracı olarak da
kullanılmaktadır. Toplu sünnetlerde hijyenik ortamın çok iyi olmadığı da bilinir.
Bir sünnetin de cerrahi bir operasyon olduğu düşünülürse yapılan bu işlem
yanlış ve hatalıdır. Toplu sünnetlerle ilgili olarak yapanlar ve yaptıranlar
hakkında bu kanunda herhangi bir yaptırım veyahut da bir ceza var mıdır?
Birinci sorum budur. İkinci sorum:
Muvazaalı eczaneler konusu Türkiye’mizde bazı yerlerde vardır. Muvazaalı eczane
demek, yani eczacı diplomasını kiralamakta ve beraberinde de ondan menfaat
temin ederken eczacı olmayan insanlar da dükkân açmaktadır. Muvazaalı
eczanelerle ilgili olarak, diplomasını verenler ve bu işi yapan insanlarla
ilgili olarak bu kanun içerisinde bir cezai müeyyide var mıdır veyahut da böyle
bir şey eklenebilir mi? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Doğru. Evet, Sayın
Şahin, buyurunuz. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Sayın Başkanım, önce Sayın Mert’in sorusundan
başlıyorum. Biraz önce görüştüğümüz birinci bölümdeki 28’inci maddeyle ilgili
bir soru yönelttiler. Sorusuyla gündeme getirdiği konu ve sorun, genel
hükümlere göre zaten bir müsadereye tabidir Türk Ceza Kanunu’nun 54 ve 55’inci
maddelerine göre. O nedenle, burada herhangi bir yeni düzenleme yapılması
ihtiyacı duyulmamıştır. Yalnız, izin
verirseniz şöyle bir değerlendirme yapma ihtiyacını hissediyorum: Biraz önce
gerek önergeler üzerinde söz alan bazı arkadaşlarımız gerekse bölümler üzerinde
görüşlerini bizimle paylaşan arkadaşlarımız, sanki bu kanun tasarısıyla yeni
düzenlemeler getirdiğimizi, yeni cezalar ihdas ettiğimizi ifade eden cümleler
kullandılar. Aslında birtakım yasalarımızda, tamamlayıcı yasalarımızda var olan
suçların cezalarıyla ilgili uyumlaştırma çalışması yapıyoruz. Temel ceza
kanunlarımızda bundan iki yıl kadar önce -Ceza Kanunu, Usul Kanunu, işte,
Kabahatler Kanunu’nda- yapılan değişiklikleri veya o değişikliklerdeki cezaları
tamamlayıcı mahiyetteki ceza kanunlarına veya diğer kanunlarına aktarmış
oluyoruz. Mesela dendi ki:
“Zorla tanık mahkemede çağrılarak dinlenebilir mi? Gelmezse buna ceza
verilebilir mi?” Bu burada düzenlenmiş olan bir şey değil, zaten bu usul
kanunlarımızda var. Yani, tanıklık yapmayla ilgili düzenleme zaten
mevzuatımızda var. Burada yapılan şey, sadece buna uymamayla ilgili cezada
uyumlaştırma çalışmasıdır yapılan iş. Efendim, mahkemenin düzeniyle ilgili
zaten düzenlemeler var, bunları yeni getirmiyoruz. Bu hususları açıklama
ihtiyacını duydum. Sayın Doğru,
“Toplu sünnetlerde sağlık kurallarına uyulma konusunda birtakım sorunlar
yaşanıyor. Acaba biz yasalarla toplu sünnetlere bir tedbir alabilir miyiz?” o
anlamda bir şey söylediler. Doğrusu, bu konuyu araştırmadan size hemen bir
cevap veremem, ama şu değerlendirmenize katılırım. Tabii toplu sünnetlerde
sağlık kurallarına uyma konusunda zaman zaman zaaflar yaşandığı da doğrudur.
Siz de ifade ettiniz, bunu daha çok yerel yönetimler, yani belediyeler
yapıyorlar. Bunu da bir halkla ilişkiler, halkın sorunlarını çözme konusundaki
bir hizmet olarak değerlendiriyorlar. Ama
sizin bu mesajınız zannediyorum alındı. İlgili arkadaşlarımız bu konuda
düşünmeliler. Özellikle Sağlık Bakanlığımız da sizin bu sorunuzdan birtakım
sonuçlar çıkarabilmelidir. “Muvazaalı
eczane” diye bir tabir kullandınız. Sanıyorum, bir eczacılık ruhsatı olan
kişinin ruhsatını kullanarak bu mesleği icra edenleri kastettiniz. REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Evet. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Bununla ilgili yasalarımızda bir düzenleme var mı?
Yani, böyle bir tespit yapıldığında eczacı olmadığı hâlde bir eczacının
ruhsatını kiralayarak eczacılık yapan kişilerle ilgili bir müeyyide uygulanıyor
mu? Var mı böyle bir şey? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Evet… ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Komisyon Başkan Vekilimiz -ki, eski yargıçtır-
bunun ceza kanunlarımızda yeri olduğunu ve ruhsatsız eczacılık yapma şeklinde
değerlendirilebileceğini ifade etti. REŞAT DOĞRU
(Tokat) – Çok düşük Sayın Bakanım. ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Ben Sayın Doğru’nun bu iki önemli konuyu gündeme
getirmiş olması dolayısıyla kendisine teşekkür ediyorum. Bunlar zapta
geçiyor. İlgili arkadaşlarımız veya ilgili kurumlar mutlaka bunlar üzerinde
değerlendirmeler yapacaklardır. Sayın Başkanım,
herhâlde sürem de doldu. Ben çok teşekkür ederim. BAŞKAN – Süreniz
var, fakat cevap işlemi tamamsa teşekkür ediyoruz size Sayın Şahin. Böylece, ikinci
bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, ikinci
bölümde yer alan maddeleri ve varsa o maddeler üzerindeki önerge işlemlerini
yaptıktan sonra, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım. 31’inci maddede
önerge yoktur. Oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 31’inci madde kabul edilmiştir. 32’nci maddede
bir önerge vardır, okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı yasa tasarısının 32. maddesinde geçen (iki yüz elli) ibaresinin
(bin ) olarak değiştirilmesini arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Sayın
Genç, önergeniz hakkında söz istiyor musunuz? KAMER GENÇ
(Tunceli) – Evet. BAŞKAN –
Buyurunuz efendim. Süreniz beş
dakikadır. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Başkan,
tabii AKP yine altı yüz elli bir maddelik bir kanunu getirmiş Türkiye Büyük
Millet Meclisinin karşısına, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kendi grubunu
konuşturmuyorlar, her madde, yani bölüm tabii, otuzar maddeyi bir madde olarak
kabul edip konuşturuyorlar ve öteki muhalefet partisi, hele bizim gibi bağımsız
milletvekillerinin konuşmasını da engelliyorlar. Bu bir defa dürüstlüğe
sığmayan bir davranış biçimi. Siz iktidarsınız kardeşim, ne konuşacaksınız ya!
Siz icraat yapın, icraat! Bu halka bir şey verecekseniz onu verin. Çıkıp da
burada boş konuşmayın kardeşim, burada boş konuşmayın. Burada muhalefet
konuşur, iktidar konuşmaz. Üstelik de siz çıkıp da konuştuğunuz zaman… Bakın, Bakanlar
Kurulunuzda kimse var mı? Yok. Nerdeler? Şimdi gelin gidelim, şu saatte… MEHMET NİL HIDIR
(Muğla ) – Bak, orada bak. KAMER GENÇ
(Devamla) - Efendim, sizin Bakanlar Kurulu kaç kişi? ORHAN KARASAYAR
(Hatay ) – Bakanlarımız icraat yapıyorlar. KAMER GENÇ
(Devamla) – Bakın, gidelim, şu saatte -hangi bakanlığa istiyorsanız gidelim-
bir tane bakan makamında oturuyor mu? Gidip keyiflerine bakıyorlar arkadaşlar.
Belki yine devletin uçağına atlamışlardır, gitmişlerdir kendileri bir yerlerde
eğleniyorlardır. Siz de burada oturuyorsunuz. Eğlence kötü bir
şey değil de. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine hakaret ediyorsun! KAMER GENÇ
(Devamla) – Niye, eğlenmek hakaret mi? MEHMET NİL HIDIR (Muğla) - Hangi bakan şu anda
gazino ya da pavyondadır? KAMER GENÇ
(Devamla) - Ben gazino demedim ki. Aklından geçen gazino, pavyon. BAŞKAN – Sayın
Genç… Sayın Genç… KAMER GENÇ
(Devamla) – Ben gazino, pavyon demedim arkadaşlar. Eğlenmek yalnız gazino ve
pavyonda olmaz, evde de eğlenilir. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Hakaret etmeyin. KAMER GENÇ
(Devamla) - Ne hakareti yahu? Ben diyorum ki, bakın… BAŞKAN – Sayın
Genç, sözlerinizi lütfen özenli seçiniz. KAMER GENÇ
(Devamla) – Efendim, Sayın Başkanım, bakın, ben şimdi önergeme geleceğim de
benim bu önergemde söylediğim şeyleri buradaki Bakanlar Kurulu üyelerinin
oturup dinlemesi lazım. Yani, bu milletvekilleri bu saatte burada oturuyor da
bu Hükûmet üyeleri nerede? Aslında, bunu, Başkanlık Divanı olarak, ben Meclis
Başkan Vekili olduğum zaman, Hükûmet burada olmadığı zaman… Gel burada otur
kardeşim, bakansın, senin görevin. Burada, Parlamentoya gösterdiğin saygı
gereği, sen burada oturup parlamenterin konuşmalarını dinleyeceksin, ona göre
kendine yön vereceksin. Sen şimdi kendini… Zaten bir ufkun yok. Ondan sonra,
gel, hiç olmazsa bu Parlamentoda aldığın feyzlere uygun bir icraatta bulun.
Şimdi, bu saatlerde gelmiyorlar. Yani, bunu ciddi söylüyorum. Parlamentoyu bu
Hükûmetin ciddiye alması lazım. Almadığı zaman, bu Parlamentodan da bir şey
çıkmaz, bu Hükûmetten de bir şey çıkmaz. Şimdi, burada,
sağlıkla ilgili çok önemli düzenlemeler getirmişiz. Biraz önce konuşuldu. Güya
bana cevap veriyorlar. Sevgili milletvekilleri,
her kanunda düzenleme var, ceza hükümleri de var. E niye bunu getiriyorsunuz,
tekrar bunları böyle bir toplu kanunda şey ediyorsunuz? Geçen hafta daha biz
tütün mamullerine ilişkin kanun getirdik, bir sürü ceza getirdik. Siz, şimdi,
böyle, her geçen ceza hükümlerini böyle bir temel kanunda eğer toplarsanız,
yarın da bu Parlamentoda geçen, getirilen kanunları yine bu kanunlarla
dercetmeniz lazım. Buna gerek yok. Yani, bugün, Tababet Kanunu ile İspençiyari
ve Tıbbi Müstahzarlar Kanunu veya başka bir kanun, Vergi Usul Kanunu, Amme
Alacakları Kanunu’yla, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’yla, İstimlak Kanunu’yla
ilgili ceza hükümleri varsa, bu kanunlarda yer alırsa, insanlar o kanunları
incelediği zaman, o kanunlara aykırı hareket eden insanların ne tip bir cezaya
maruz kalacaklarını o kanun içinde görmeleri daha sağlıklıdır. Şimdi bu
kanunları getirmenizin temel nedenini ben biliyorum. Bu Parlamentoda meslek
grupları var. İşte, Sayın Başkanı da görüyorum. Mesela şimdi bu kanunda
getirilen önemli hükümlerden bazıları avukatlara… Avukat arkadaşlarımız var.
Onlar da bu kanun içinde kendilerine özel birtakım imtiyazlı hükümler
getirmişlerdir. HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – O bölüm gelince onu konuşuruz. KAMER GENÇ
(Devamla) – Görüşürüz, görüşürüz. Zaten o kanunla ilgili şey… Seçimlerle ilgili
kanunlar getirmiş, orada birtakım özel, iktidarı güçlendiren kanunlar
getirmiştir. Sağlıkla ilgili…
Şimdi, bakın, bir ebe, eğer ebelik sertifikası yoksa, tedavi yapıyorsa -insan
hayatı çok önemli- bunlara caydırıcı cezalar getirmemiz lazım arkadaşlar. Eğer
bir şey yapıyorsanız usulüne uygun yapın. 250 milyon! 250 milyon olarak bir
cezayı getirdiğiniz zaman o caydırıcı değil. Ona, insan sağlığına -tabii,
ileride başka önergelerimiz de var- gerekli değeri vermeyen, kişisel menfaati
için insan sağlığıyla oynayan insanlara gerekli miktarda ağır ceza verelim.
Eğer bir şey yapıyorsak, mademki bütün Türkiye Cumhuriyeti devleti hudutları
içinde, mevzuatında yer alan cezaları bu 651 maddelik kanun içinde topladınız,
toplarken çağın gereklerine uygun bir şekilde toplayalım ve bunlara caydırıcı
bir yön verelim diye ve ona göre ciddi bir şey verelim, ama bunlar yapılmıyor.
İşte, tabii, iktidar gelmiş, “Çoğunluk bizde, bir iş yapalım.” Siz
zannediyorsunuz ki… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayın Sayın Genç. KAMER GENÇ
(Devamla) – Şimdi, millet de zannediyor ki, Parlamento gecenin saat 10’unda
çalışıyor, bu millete bir şey getiriyor. Hiçbir şey getirmiyorsunuz. A
kanunundaki cezayı B kanununa aktarma yapıyorsunuz. Onu aktarsanız ne olacak,
aktarmasınız ne olacak. Sen işsize bir şey getiriyor musun kardeşim?
Yolsuzlukların çaresine bakıyor musun? Yeni bir vergi getiriyor musun? Aç
insanı doyuruyor musun? YILMAZ TUNÇ
(Bartın) – Bakanlar yapıyor onu. KAMER GENÇ
(Devamla) – Şu anda mahrumiyet içinde olan, iş bulmayan insanlara bir şey
getiriyor musun? Soyguna bir çare buluyor musun? Soyguncunun üzerine gidiyor
musun? Sen onu söyle. Böyle bunlar hiç, boş laflar arkadaşlar. Bir de, işte,
gelmişiz burada birbirimizi tatmin ediyoruz. Burada kaybedecek sizsiniz. Ben
muhalefetim, benim nasıl olsa bir sorumluluğum da yok, size istediğimi de
söylerim. Halk da zaten benim bu söylediğimden dolayı bana saygı duyuyor, size
saygı duymuyor. Bunu bileseniz diye… AHMET YENİ
(Samsun) – Bak Salih Kapusuz ne diyor? KAMER GENÇ
(Devamla) – Doğrusunu söylüyorum yani, bak, doğrusunu söylüyorum. Siz
getirdiğiniz bu kanunlarda… Bak, Salih Kapusuz bakanlara bir şey göndermiş,
televizyonda bugün gösterdi, gördünüz mü? Ondan sonra “Şu işi yap.” diyor. İşte
siz bu işlerle uğraşıyorsunuz. Saygılar
sunuyorum, önergemin kabulünü istiyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.
32’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 32’nci madde kabul
edilmiştir. 33’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 33’üncü madde kabul
edilmiştir. 34’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 34’üncü madde kabul
edilmiştir. 35’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 35’inci madde kabul
edilmiştir. 36’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 36’ncı madde kabul
edilmiştir. 37’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 37’nci madde kabul
edilmiştir. 38’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 38’inci madde kabul
edilmiştir. 39’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 39’uncu madde kabul
edilmiştir. 40’ıncı madde
üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum: T.B.M.M.
Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı yasa tasarısının 40. maddesinde geçen (ikiyüzelli) ibaresinin
(bin) olarak değiştirilmesini saygılarımla arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim. BAŞKAN –
Önergeniz hakkında konuşacak mısınız? KAMER GENÇ
(Tunceli) – Konuşacağım Sayın Başkan. BAŞKAN –
Buyurunuz Sayın Genç. Süreniz beş
dakikadır. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; yine, tabii, bir Ceza Kanunu’nu görüşüyoruz. Madde de
şu, 70’inci madde: “Tabipler, diş
tabipleri, dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük
veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatini alırlar.
Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır…” Biz
tabii, cumhuriyet çocuğu olduğumuz için bu Osmanlıcaları pek bilmiyoruz.
“…(Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak
şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında
hareket edenlere iki yüz elli Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu Kanunda yazılı
olan idarî para cezaları mahallî mülkî amir tarafından verilir.” diyor. Şimdi, değerli
milletvekilleri, diyoruz ki, yani çağımıza göre bir yasa getirdiğinize göre ve
bu insan sağlığıyla çok yakından ilgili bir yasama düzenlemesi olduğuna göre,
buna ciddi bir para cezasını getirmek lazım. Yoksa, yani burada caydırıcı bir
ceza getirmediğiniz takdirde, bu kadar küçük cezalarla insanlar, tabii insan
sağlığıyla oynayanlar, icabında gidip de sahte doktorluk yapanlar var, sahte
ameliyat yapanlar var. Bunların caydırıcı bir niteliği olması lazım. Olmadığı
takdirde adam yapacak yani, ne olacak? Zaten, memleketimizde maalesef
tarikatlar çok, üfürükçüler çok. Gidiyor adam üfürükçüye “İşte, ben seni
iyileştireceğim.” diyor ve çok büyük paralarını alıyor. Siz de bunları
biliyorsunuz. Şimdi, o
üfürükçülerle ilgili de bir yasaklama hükmünü getirmemişler. Aslında, niye bu
Hükûmet üfürükçülere engel olmadı ben de anlamıyorum. Yoksa üfürükçüleri
destekliyor mu? Var mı, siz gördünüz mü? Ben görmedim. Tabii, bütün maddeleri
incelemedim. Bana göre o üfürükçüler müfürükçüler, işte, bakın biliyorsunuz,
bazı hocalar mocalar var. Biliyorsunuz, genç çocukları alıyorlar, götürüyorlar,
ailelerinin rızası dışında evlendiriyorlar. Gazetelerde gördünüz yani. Bir
kişiler var işte, getiriyor. Bakıyorsunuz ailesinden çocuğunu koparıyor,
götürüyor rızası dışında evlendiriyor. Ama bu kanunda tabii varsa, burada Hükûmet
temsilcisi veya Komisyon temsilcisi çıksın desin ki “Bunları da
engelleyen, yasaklayan bir kanun
getirdik” desin, ama bunları pek yasaklamak istemezler. Belki hesaplarına
gelmek istemez. MEHMET DOMAÇ
(İstanbul) – Yok, yok… Sen bir önerge ver! KAMER GENÇ
(Devamla) – Benim önerge verebilmem için –İç Tüzük’ü bilmiyorsun, İç Tüzük’ü
öğrenmen lazım- bir defa Komisyon sırasında salt çoğunluk olması lazım ve
Komisyonun da buna katılması lazım. E, kıyamet kopsa senin komisyonun benim
önergeme katılır mı? Katılmaz. Ben “Allah bir.” desem bile inanmazlar yani. HASAN KARA
(Kilis) – Estağfurullah. KAMER GENÇ
(Devamla) – Yahu, öyle kardeşim, öyle maalesef. Sizin iktidarınız böyle, bize
karşı davranışınız böyle. Bakın, ben şu
Parlamentoda 80’den beri görev yapıyorum. Şimdi, ben size değişik vesilelerle
söyledim, benim bundan sonra makama, servete, şana, şöhrete ihtiyacım yok.
Benim görevim, burada, doğru olan şeyleri söylemek. Ha, siz inanırsınız,
inanmazsınız... Bakın,
konuşmalarımızda da… Aslında ben engellemek de istemiyorum, engellemişsem…
Tabii, ben bu önergeleri tek imzayla veriyorum. Bu önergeleri ne zaman
veriyorum? Kanun tasarısı veya teklifi burada daha müzakereye başlamadan önce
veriyorum. Şimdi, ben, burada zaten beş kişi olsam önerge versem zaten sizi burada
tamamen kilitlerim. Çünkü siz dürüst hareket etmiyorsunuz, sizin grubunuz…
Yani, gidiyor, bütün madde ve bölümler üzerinde siz söz alıyorsunuz. Bu olmaz
ki. Ha, bundan sonra ona da çare bulacağız. Değerli DSP’li arkadaşlarımızla iş
birliği yaparız, her maddede yedi önerge vereceğiz. Bakın bakalım altından
çıkacak mısınız? Daha ona başlamadık. Ona başlayacağız yani. Onun için… MEHMET DOMAÇ
(İstanbul) – Sen engellemezsin! Yapmazsın sen, yapmazsın! KAMER GENÇ
(Devamla) – Engelleme yapacağız ama… Ben size burada doğru şeyleri söylüyorum.
Bakın, şurada seksen madde geçti, iki tane önerge vermişim. Çok fazla bir şey
değil ki. Şimdi size sormak
istiyorum. Burada içinizden bir milletvekili kaldırsam, desem ki: Ey
milletvekili, 70’inci maddeye parmak kaldırdın, kabul ettin. 70’inci maddede ne
kabul ettin kardeşim? Ne kabul ettiniz? Yani, bakın, değerli milletvekilleri,
parlamenter olmanın bir sorumluluğu var, bir vicdani sorumluluğu var. Sen,
parmak kaldırdığın bir maddede ne geliyor, ne gidiyor bilmiyorsan niye parmak
kaldırıyorsun kardeşim, niye parmak kaldırıyorsun? O zaman kaldırma. İnceleyin
kanunları arkadaşlar. İnceleyin, gelin ve buna göre şey edelim. Benim önergeme
döneyim. Benim önergem diyor ki: Kardeşim, insan sağlığıyla oynayan kişiye en
azından 250 değil de, bin lira asgari ceza verilsin diyorum. Kabul ederseniz
siz bilirsiniz, vermezseniz siz bilirsiniz. Saygılar
sunuyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç. Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. 40’ıncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 40’ıncı madde kabul
edilmiştir. 41’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 41’inci madde kabul
edilmiştir. 42’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 42’nci madde kabul
edilmiştir. 43’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 43’üncü madde kabul
edilmiştir. 44’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 44’üncü madde kabul
edilmiştir. 45’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 45’inci madde kabul
edilmiştir. 46’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 46’ncı madde kabul
edilmiştir. 47’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 47’nci madde kabul
edilmiştir. 48’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 48’inci madde kabul
edilmiştir. 49’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 49’uncu madde kabul
edilmiştir. 50’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 50’nci madde kabul
edilmiştir. 51’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 51’inci madde kabul
edilmiştir. 52’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 52’nci madde kabul
edilmiştir. 53’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 53’üncü madde kabul
edilmiştir. 54’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 54’üncü madde kabul
edilmiştir. 55’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 55’inci madde kabul
edilmiştir. 56’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 56’ncı madde kabul
edilmiştir. 57’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 57’nci madde kabul
edilmiştir. 58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… 58’inci madde kabul edilmiştir. 59’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 59’uncu madde kabul
edilmiştir. 60’ıncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 60’ıncı madde kabul
edilmiştir. Sayın
milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, üçüncü
bölümün görüşmelerine başlıyoruz. Üçüncü bölüm 61
ila 90’ıncı maddeleri kapsamaktadır. Üçüncü bölüm
üzerinde gruplar adına, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Tokat
Milletvekili Reşat Doğru söz istemiştir. Buyurunuz Sayın
Doğru. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. MHP GRUBU ADINA
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 56 sıra sayılı
Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümünü oluşturan 61’inci ve 90’ıncı maddeleri
arasındaki değişiklikler hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Bu vesile ile geçen hafta Diyarbakır ilimizde meydana gelen
terör eylemini kınıyor, hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Cenabı Allah’tan
rahmet, ailelerine sabır ve başsağlığı dileklerimle yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. Görüşmekte
olduğumuz kanun, üç yıl önce gerçekleştirilmiş olan temel ceza kanunlarına uyum
amacıyla hazırlanmıştır. Ancak, hazırlıkların başladığı tarihten bugüne kadar
yetmişten fazla maddesinin diğer kanunlarla kanunlaşmış olduğu da görüşmüştür.
Öyle ki, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5236 sayılı Kabahatler Kanunu
yürürlüğe girdikten sonra, kanunlaşmış olan kanunların da bugün bazı
maddelerini yürürlükten kaldırıyoruz ya da değiştiriyoruz. Elinizdeki basılı
metinde bunların sayısız örnekleri vardır. Bu, Parlamento çalışmaları açısından
üzücü bir durum olmalıdır. Hani, geçmiş Parlamento çok kanun yapmıştı. Ömrü üç
yıl sürmeyen ya da daha önce çıkarmış olduğu kanunlara aykırı kanunlar yapmak
mı çok kanunlar çıkarmaktır? Bu kanun çok önemli olmasına rağmen, sürekli
olarak içeriğindeki değişiklikler başka kanunlar içerisinde kanunlaşmaktayken
neden Parlamentonun çalışmaya başlamasından bugüne kadar kanunlaşmamıştır?
Niçin on yedi ay komisyonda bekletilen Tütün Mamullerinin Zararlarının
Önlenmesine Dair Kanun yargı sistemimizin acil ihtiyacı olan bu kanundan daha
öncelikli hâle gelmiştir? Türkiye Büyük Millet Meclisini Türkiye’nin öncelikli
gündemine göre çalıştırmakla yükümlü olan iktidar grubunun önceliğinin, hukuk
siteminin öncelikleri olmadığı da herhâlde bu durumda görülmektedir.
Özelleştirmenin önceliği, hukukun önceliğinin önüne geçmiş durumdadır. Tekelin
özelleştirilmesi için fabrikalara görücülerin geldiği ortamda tütün
mamullerinin zararlarının önlenmesine dair tasarının görüşülerek
yasalaştırılmış olmasının da bir manası olsa gerektir, özellikle bazı sigara
fabrikalarında özelleştirmeyle ilgili olarak artık farklı bir yöntem
uygulanması da gerekli olduğu hâlde. Değerli
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin mevcut yapısı 22 Temmuz
seçimleriyle birlikte değişmiştir, artık Mecliste bağımsızlar dışında altı tane
siyasi parti temsil edilmektedir. Kanunların hazırlanmasında âdeta “Meclisin
mutfağı” olarak tabir edilen ihtisas komisyonlarında, demokrasinin vazgeçilmez
bir unsuru olan siyasi partilerin görüşlerinin madde müzakereleri, teklifler ve
önergeler yoluyla ortaya konmasına fırsat verilmeden, yani yeterince
tartışılmadan, tasarıların önceki dönemde komisyonlarda görüşüldüğü
gerekçesiyle Genel Kurula getirilmesi de herhâlde pek doğru değildir. Bu tutum,
yapılmış olan seçimlerde ortaya çıkan millî iradeye de, bir noktada,
saygısızlık gibi değerlendirilebilir. Toplum düzeninin sağlanmasında en önemli
düzenlemeler arasında yer alan kanunların varlığı kadar, uygulanabilir,
ulaşılabilir, anlaşılabilir ve de caydırıcı olması önemlidir. Burada
görüştüğümüz tasarıda, yaklaşık yüz yetmiş kanunun değişik maddeleri hakkında
düzenlemeler yapılıyor. Kanaatimce, herhâlde, öncelikli olarak, burada hazır
değişiklikler yapılırken belki bazı kanunların isimleri de bugün yaygın olarak
kullandığımız Türkçemizle uyumlu hâle getirilip herkes tarafından anlaşılır
hâlde olması sağlanabilirdi. Belki madde sayısı artabilirdi, ancak, herhâlde,
daha da yararlı olabileceğini düşünüyorum. Bu düzenlemeler
içerisinde, bazı maddelerde, cezaların caydırıcılığını azaltacak şekilde eskiye
oranla cezaların hafiflemiş olduğunu da görüyoruz. Burada amacımız cezacı bir
yaklaşım sergilemek değil. Ancak, suçların azalması için caydırıcılık önemli
bir husustur diye de düşünüyorum. Devletimizin
temel sistemi açısından yargıdan idareye yetki devri söz konusudur. Bu, belki
yasal düzenlemelerle yapıldığı için normal karşılanabilir. Ancak, idarenin
uygulayıcısı olan mülki amir ve her derecedeki yöneticiler yargı bağımsızlığı
güvencesinde olmadığı için uygulamada birçok sıkıntı ve keyfî uygulamaların
olacağı kanaatindeyim. Benzer kanunlarda uygulamada bu tür olumsuzluklar
mevcuttur. Zira, partizanlık ve kamu çalışanlarına baskı ve kayırmacılık da
önlenmiş değildir. Değerli
milletvekilleri, 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda çeşitli değişiklikler
yapılmaktadır. Ek madde 3 ile ilgili olarak da bu tasarıda değişiklik teklifi
yoktur. Kanaatimce, uygulama imkânı olmayan ek madde 3 kaldırılmalı ya da yeni
düzenlemeler yapılarak 185, 186 ve 187’nci maddelerde yapılan atıflara göre de
düzenlenmelidir. Ayrıca, bu maddeyle ilgili olarak 183’üncü maddede sayılan
eşyalar artık ithal yoluyla gelmektedir. Gelişmiş bazı ülkelerde imhası pahalı
olan kimyasal atıkların ucuz mamullere dolgu maddesi olarak kullanıldığı
dikkate alındığında, ithalat ile ilgili hükümlerin yasada olması gerekir.
Özellikle Çin’den getirilen oyuncaklar hakkında sağlık yönünden riskler
taşıdığına dair iddialar yer almaktadır. İnsan sağlığının önemi dikkate alındığında,
iş yeri kapatma ya da faaliyetten mene ilişkin düzenlemelerin yer alması
gerekir. 63’üncü madde:
Olumlu, para cezası yok, sadece hapis cezası vardır. 64’üncü madde:
Mahkemece verilen faaliyetten men kararı mülki amir tarafından veriliyor. 65’inci madde:
Ruhsat olmadan yapılan defin işlemlerinde hapis cezası kaldırılıyor, sadece
para cezası veriliyor. 66’ncı madde:
Müsaade olmadan yapılan cenaze nakillerinde hapis cezası kaldırılıyor, sadece
para cezası getiriliyor. 67’nci madde:
Belediyeden iskân izni alınmadan kullanılan konutlara ilişkin olup, kullanan ya
da kiraya verene para cezası veriliyor. Ceza miktarı 100 Türk lirası, günümüz
şartlarına göre çok hafif bir ceza. Eski kanunda bir senelik kira bedelinin 2
katına kadar ceza alınabiliyordu. Burada ceza hafifletmesi vardır. Cezaların
caydırıcı olması gerekir. Burada günümüz şartlarına göre getirilen cezanın
caydırıcılığı yoktur diye düşünüyorum. 68’inci maddede
Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında Kanun’un 1’inci maddesinde
yapılan değişiklik ile getirilen para cezasının, eylemin yapılmaması
karşılığında bedelinin yüzde 20 fazlasıyla belediyece yapılacağına dair hükümde
noksanlık olduğunu düşünüyorum. Burada Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesiyle
getirilen 100 YTL para cezası da vardır. Burada çifte cezalandırma söz
konusudur. Bir suç için iki ceza olmaması gerekir. Burada yapılması gereken
düzenlemenin, yüzde 20’lik farkın, Kabahatler Kanunu’nun 32’nci maddesinde
belirtilen parasal miktarın altında kalması durumunda, aradaki farkın aşması
durumunda ise aşan kısmının alınması gerektiği kanaatindeyim. Değerli
milletvekilleri, ayrıca bu maddeler içerisinde özel hastanelerle ilgili
düzenlemelerin olduğunu da görüyoruz. Özel hastaneler, tıp merkezleriyle
yapılan sözleşmelerde ödemelerin kırk beş günde yapılacağına dair hüküm varken,
uygulamada ciddi aksaklıklar olup aylarca süren gecikmeler mevcut olup iflaslar
yaşanmaktadır. Bununla ilgili de özel polikliniklerin ve sağlık merkezlerinin
durumlarını burada dile getirmek gerekir. Şu anda özel hastanelerin birçoğunun
paralarını almamış olmalarından dolayı çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya
olduğunu, hatta, bazılarının ciddi manada o sıkıntıların neticesinde de iflas
etmekte olduğunu da görüyoruz. Hatta, bunların fatura incelemelerinde -bütçe
talimatları dışında- inceleyenler tarafından keyfî uygulamalarla karşı karşıya
olduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Ayrıca, son
zamanlardaki en önemli konulardan bir tanesi de yatan hastalara verilen
ilaçlarla ilgilidir. Şu anda yatan hastalara verilen ilaçlarla ilgilidir. Şu
anda yatan hastalara verilen ilaçlardan dolayı hastaneler çok zor durumlarda
kalmışlardır. Hatta, bazı hastanelerde ortopedi ameliyatları, kalp ameliyatları
yapılmamaktadır. Bu da, hastaların bir noktada da cezalandırılmakta olduğunu
göstermektedir. Bilhassa üniversite hastaneleri bu durumlarla karşı karşıyadır.
Bazı üniversite hastanelerinin dekanları bu durumlarla ilgili olarak televizyon
kanallarından da, çok zor durumda olduklarını, ameliyatları durdurmakta
olduklarını ifade ediyorlar. İnanıyorum ki, bu durumla ilgili olarak da Sağlık
Bakanlığımız bu konuyu gündeme getirir ve beraberinde de, konunun gündeme
getirilmesiyle beraber, en azından belirli bir
zamana kadar ertelenebilirse ben durumun daha iyi olacağı kanaatindeyim.
Bu, aynı zamanda daha önceki dönemlerdeki hızlı tren meselesine benziyor. Hızlı
trende altyapısı olmadığı için kazayla karşı karşıya kalınmıştı. Şu anda da
aynı şekilde eczanelerin ilaçlarının kesilmesi ve hastanelerin bunları
karşılamasıyla beraber şu an itibarıyla ortopedi ameliyatları, kalp cerrahisi
ameliyatları… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Doğru. REŞAT DOĞRU
(Devamla) - …bu noktalardaki ameliyatların da özellikle durdurulmuş olduğunu da
görüyoruz. Özel hastaneler
zor durumdayken bunların yanında da personelin de çok büyük sıkıntılar
içerisinde olduğunu ifade etmek istiyorum. Mesela şu anda Siirt ilinde Kurtalan
ilçesinde çalışan bir doktorumuz, kaymakamın şahsi kini neticesinde buradan alınmış
ve başka bir yere nakledilmiştir. Yani, orada bir tıp merkezi kuruyor, sağlık
merkezinin çalışması için çalışan bir hekimin bu şekilde Kurtalan ilçesinden
başka bir yere sürülmesinin de personelin ne kadar büyük ve ağır şartlar
içerisinde çalışmakta olduğunu göstermektedir. İnanıyorum ki, bunlarla ilgili
düzenlemeler de beraberinde getirilir. Uyuşturucu
maddelerle ilgili olarak da bu kanunlar içerisinde maddeler vardır.
Uyuşturucuyla ilgili de mücadele edilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Uyuşturucuyla ilgili şu anda Türkiye’mizde bilhassa mücadelede yetersiz
kalındığı da bir gerçektir. Okul kantinlerinde, hatta okul önlerinde bile
uyuşturucu satan insanların bulunduğu ve çocuklarımızın da bu noktalarda
zehirlenmiş olduğu düşünülürse bununla ilgili de cezaların artırılması ve de
beraberinde de o noktalarda da ciddi şekilde çalışmaların yapılması
gerekmektedir. Türkiye’nin
uyuşturucu ve insan ticaretinde transit ülke konumunda olduğu, özellikle insan
kaçakçılığında ancak tekneler batınca yetkililerin haberdar olduğu düşünülürse,
bu konunun da çok ciddi manada değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. İnanıyorum ki, bu
kanun ülkemize, milletimize faydalı olur. Bu düşüncelerle, yüce heyetinizi en
derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Doğru. Gruplar adına,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kırklareli Milletvekili Sayın Tansel Barış
konuşacaktır. Buyurunuz Sayın
Barış. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. CHP GRUBU ADINA
TANSEL BARIŞ (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli
milletvekilleri, 56 sıra sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın üçüncü bölümü adına
söz almış bulunuyorum ve sizleri, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, Türkiye Anayasası “Herkes sağlıklı bir ortamda, sağlıklı bir
çevrede ve sağlıklı bir şekilde yaşama hakkına sahiptir.” diyor ve devletimiz
de bu sağlıklı yaşama hakkını korumakla mükelleftir, Sağlık Bakanlığımız bu şartların
da oluşmasına yardımcı olmak durumundadır. Bizler… Ben de
bir hekimim, otuz yıllık bir hekimim. Fakültede hocalarımız tarafından bize
verilen şu düsturu asla unutmuyoruz: “Hekim hastasına önce zarar
vermeyecektir.”diyordu hocalarımız. Gerçekten de bu şekilde davranarak
hastalarımıza zarar vermemek bizlerin şiarıdır. Faydalı olmak elbette ki, ama
öncelikle zarar vermeyeceğiz. Hekim olarak,
hekimlerin sorunlarını, sağlık personelinin sorunlarını, eczacıların
sorunlarını ve hastanelerin sorunlarını iyi bilen bir arkadaşınızım ve bu
sorunların çözülmesinde Bakanlığımızın çalışmalarını da elbette ki takdir
ediyoruz. Hiçbir hekim veya sağlık personeli, eczacı, diş hekimi veya bir kurum
yasalar karşısında suç işlemek asla
istememektedir. Ama hatasız kul olmaz. Tabii ki bu hatalar karşısında da suç
işleyen, birey olsun veya kurum olsun elbette ki cezasını çekecektir. Örnek
olarak, özel hastaneler bir şekilde şartlara uygun davranmıyorsa veya yatan
hastalardan taahhüt ettiğinin üzerinde fazla ücret alıyorsa elbette ki bunun
bir cezası olacaktır, bir müeyyide muhakkak uygulanacaktır veya ihmale bağlı
birtakım sonuçlar ortaya çıkıyorsa, kim olursa olsun, bu bir hekim de olsa veya
bir avukat da olsa elbette bunun cezasını çekecektir. Bu arada menfaat temini
için bir işlem yapılıyorsa, kim olursa olsun elbette bunun cezası ödenecektir. Değerli
arkadaşlarım, benden önce Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz alan
arkadaşım, geçenlerde Okmeydanı Hastanesinde bir hekime karşı uygulanan şiddeti
dile getirmişti. Elbette Sağlık Bakanlığımız, sanırım ki bu konuda bundan böyle
gerekli tedbirleri, önlemleri alacaktır. Bir hekim kolay yetişmiyor arkadaşlar.
Çok meşakkatli bir yolculuktan sonra hekim mesleğine kavuşabiliyor ve bu
hekimlik mesleğine kavuşurken de ülkemizin gerçekten ciddi bir maliyet ortaya
koyduğu da hepiniz tarafından bilinmektedir. Bu nedenle hekimlerimize sahip
çıkmak durumundayız. Sağlık Bakanlığı da, umarım ki, bundan sonra bu tip
olayların olmaması için gerekli önlemleri alacaktır. Değerli
arkadaşlarım, hastanelerimizde kadrolaşma, elbette, istemediğimiz bir durum.
Ama, görüyoruz ki, yargı kararlarına rağmen, Sağlık Bakanlığımız, maalesef, bu
konuda ısrarını sürdürmektedir. Hekimlik camiası gibi ulvi bir meslek içerisine
sadakati sokmak, gerçekten, bizlere yakışmıyor. Umarım Sağlık Bakanlığımız da
bu konuda gerekli önlemleri almayı düşünecektir. Yani, liyakat dururken
sadakatle hekimlerimizi görevlendirmek, gerçekten, bizlere yakışmıyor. Bu
güzide camiaya ne olur bu işlemleri sokmayalım. Çünkü, bizler, hekimler
sağlıkla ilgileniyoruz. Halkımızın sağlığı bizim için önemlidir. Sağlık Bakanlığı,
2005 yılında yaptığı yasal bir düzenlemeyle, herhangi bir bilimsel seçmeye tabi
tutmaksızın 175 şef ve şef yardımcısının doğrudan atanmasını öngörmüştür.
Gerçi, bu, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Ama, dediğim gibi,
hekimlik camiasına, hastanelerimize sadakat değil, liyakatle önem verelim
değerli arkadaşlar. Evet, önümüzdeki
günlerde Parlamentoya gelecek olan bir yasa tasarısı daha var. Bu da, hekimlerin
tam gün çalışma yasası. Kısaca değinmek istiyorum: Ben hekim olarak ve
inanıyorum ki tüm hekimler tam gün çalışma Yasası’na destek verecektir. Ancak,
bu tam gün çalışma yasasının sözde değil, özde olması gerekiyor. Nasıl olması
lazım değerli arkadaşlarım? Bir kere, sağlık hizmetleri bir kamu hizmeti olarak
tasarlanıp, yürütülmelidir. Sağlık hizmetlerinden yararlananların eşit,
kaliteli, ücretsiz ve rahatlıkla ulaşılabilir hizmet olması gerekmektedir.
Hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın güvenceli sosyal hakları ve özlük
hakları iyileştirilmiş, geçinebilmeleri için ek iş peşinde koşmayan, hastasına
ve hastanesine ve kendi eğitimine yeterli zamanı ayırabilen bir düzenin
oluşturulması lazım. İşte, tam gün yasası böyle olursa, inanın ki, hiçbir hekim
buna karşı gelmeyecektir ve bu yasa bu koşullarda uygulanırsa, halkımızın da
çok yararına olacağını şimdiden belirtmek istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, bu yasa tasarısına, getirilmesi düşünülen tam gün çalışma yasa
tasarısına Türk Tabipler Birliği de bu koşullarda “hayır” deme durumunda
olmayacaktır. Ben bu nedenle Sağlık Bakanlığımızın gazetelere yansıyan tam gün
çalışma yasasını bir kez daha Türk Tabipler Birliği ile değerlendirmesini ve
onların da görüşünü alarak Parlamentoya getirmesini diliyorum. Yoksa, yalnız
Sağlık Bakanlığı bürokratlarının yaptığı ve Parlamentoya taşıyacağı yasa
tasarısı, elbette ki bir geçerlilik haline bizim tarafımızdan getirilmeyecektir
ve değerlendirilmeyecektir. Değerli
arkadaşlarım, bu tam gün yasa tasarısının daha iyi işlemesi için tedavi
hizmetleri zincirinin de mükemmel bir şekilde çalışması lazım, yani, bu
halkanın kopmaması lazım. Bu nedenle, bizler sağlık ocaklarımızın çok daha iyi
çalışması için, bunların, bu bölgelerin, bu yerlerin, personelin yeterli olması
için, Bakanlığımızın bu konuya el atması gerektiğine inanıyorum.
Araç-gereçlerin Sağlık Bakanlığımız tarafından daha iyi duruma getirilmesini
diliyoruz. Ve de sağlık ocaklarının bir albenisinin olması lazım. Araç-gereç
açısından, personel açısından, her açıdan gerekli olmasına inanıyorum ve sağlık
ocakları, yani birinci basamak tedavi hizmetleri ne kadar iyi olursa, bilin ki,
ikinci basamak ve üçüncü basamakta hizmetlerin aksaması asla olmayacaktır. Bu
konuda Sağlık Bakanlığımızın birinci, ikinci ve üçüncü tedavi hizmetlerinin
daha iyi işlemesi için sağlık ocaklarına, yani birinci basamağa daha fazla
önem vermesi gerektiğine inanıyorum. Değerli
arkadaşlarım, son bir konu: 2005 yılında kapatılan SSK’ya ait bir fabrika var… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen,
sözlerinizi tamamlayınız Sayın Barış. TANSEL BARIŞ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. SSK’ya ait bir
ilaç fabrikası 2005 yılında kapatıldı. Halbuki, bildiğimiz kadarıyla, bu
fabrika zarar etmiyordu ve hastanelerdeki eczanelere dışarıdan 10 kat daha
ucuza ilaç temin ediyordu. Sayın Sağlık Bakanım, ne oldu, bu fabrika niye
kapatıldı? Acaba birilerinin bam teline mi dokunuldu? Niye acaba SSK ilaç
fabrikası kapatıldı? Normalde aynı etken maddeyi üreten yabancı ilaç firmaları
10 alırken, aynı etken maddeyle SSK ilaç fabrikası 1’e mal ediyordu. Neden
acaba bu fabrika kapatıldı da, bugün SSK veyahut da diğer hastanelerimiz çok
daha fazla ilaç parası ödeme durumunda kalıyor? Bunu Sayın Bakanımızın tekrar
bir düşünmesini diliyorum ve hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Barış. Üçüncü bölüm
üzerinde şahsı adına söz isteyen Bolu Milletvekili Sayın Fatih Metin. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Buyurunuz Sayın
Metin. Süreniz beş
dakikadır. FATİH METİN
(Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Ceza Kanunlarına Uyum
Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın
üçüncü bölümüyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi sevgi ve
saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, ceza adalet sistemimizi oluşturan
temel ceza kanunları olarak adlandırılan Türk Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu,
Ceza Muhakemesi Kanunu ve Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
Türkiye Büyük Millet Meclisimizce kabul edilerek 1 Haziran 2005 tarihi
itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Türk Ceza Kanunu’yla özel suç tanımlarına yer
veren diğer kanunlar arasındaki ilişki, Anayasa’mızda güvence altına alınan
hukuk devleti, adalet ve eşitlik ilkelerine uygun olarak yeniden
belirlenmiştir. Türk Ceza
Kanunu’nun izlemiş olduğu suç ve ceza siyaseti ilkeleri dikkate alındığında,
kanunun suç ve ceza teorisine ilişkin kabul ettiği normatif hükümler, ceza
hükmü içeren diğer kanunlar bakımından da etkilerini doğurmuştur. Ceza
kanunlarımızda yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olmak üzere iki ana
tasnife tabi tutulmuştur. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlar hapis ve adli
para cezası olarak belirlenmiş, hapis cezaları da, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası, müebbet hapis cezası ve süreli hapis cezası olarak
düzenlenmiştir. Suç ve ceza
siyaseti ilkelerine uygun olarak, ceza hükmü içeren kanunlarda tasarıyla
yapılan değişikliklerde şu ilkeler esas alınmıştır: Bazı ihlallerin ceza
yaptırımına bağlanması çeşitli sakıncalar doğurabilmektedir. Bu ihlallerin suç
olarak kalması yargılama sürecinde iş yükünü artırmakta ve zaman kaybına neden
olmaktadır. Bu ise ceza hukuku yaptırımlarında aranan ceza hukuku
yaptırımlarındaki caydırıcılık gücünü ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Suç
olmaktan çıkarılan, ancak, toplumsal düzeni bozduğuna inanılan, haksızlık
oluşturan davranışlar devlet idaresi tarafından cezalandırılabilir idari bir
yaptırıma bağlanmalıdır. Gelişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşullar
karşısında suç politikalarında da bir değişimin yaşanması kaçınılmaz bir
gerçektir. Tasarıyla ve söz almış bulunduğum üçüncü bölümle, bu değişim ve
ilkelere uygun olarak, haksızlık oluşturan, hareketin niceliği ve bunun
toplumsal ve siyasal yaşamdaki etkileri göz önünde tutularak, bazı fiillerin
yaptırımı idari yaptırım olarak değiştirilmiş, bazıları da kabahat nevinden
olan yaptırım çeşidinden çıkartılarak suç karşılığı bir ceza yaptırımına
dönüştürülmüştür. Bu dönüştürülme sonucunda da özellikle idari yaptırımı
gerektiren kabahatlerde, idari para cezasını gerektiren yaptırım dışındaki
diğer idari yaptırımlar bakımından kanunlarda bazı yaptırım türlerine de yer
verilmiştir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda temel olarak,
suç karşılığı uygulanan soruşturma ve kovuşturma usulüne yer verildiğinden,
tasarıyla, suç karşılığı uygulanan usul hükümleri bakımından bazı hükümler 5271
sayılı Kanun’a uyarlanmış veya 5271 sayılı Kanun’da düzenleme olması sebebiyle kanun
hükümlerinden çıkartılmıştır. Suç karşılığı uygulanacak yaptırımlarda cezaların
alt ve üst hadleri arasındaki makas açık tutularak, hâkime, cezanın
belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi bakımından, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 61’inci maddesi hükümlerine göre temel cezayı belirlemede takdir
yetkisini kullanma olanağı tanınmıştır. Bu hükme paralel olacak şekilde, kural
olarak, kanunlarda yer alan suç konusu değerlerin fahiş olması veya az olması
gibi değişken koşullara bağlı, cezada arttırım veya indirim yapılmasını
gerektirir düzenlemeler ilgili kanun maddelerinden ayıklanmıştır. Bu gibi önemli
faydaları getiren kanunumuzun, yargımıza ve ülkemize hayırlara vesile olmasını
diliyor, saygılarımla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Metin. Şahsı adına,
Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Salih Erdoğan. Buyurunuz Sayın
Erdoğan. (AK Parti sıralarından alkışlar) MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çeşitli kanunlarda
değişiklik yapılmasını öngören kanun tasarısıyla ilgili olarak şahsım adına
görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, Türk Ceza Kanunu, Kabahatler Kanunu ve diğer -biraz önce
çokça, sıkça zikredilen- temel yasalarla Türkiye hakikaten çağdaş bir Ceza
Kanunu’na kavuşmuştur. Tabii, ceza adalet sistemimizi oluşturan sadece Türk
Ceza Kanunu değildir. 22’nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin en verimli,
en iyi, en güzel çalışmaları arasında, bu temel kanunların çıkarılması ve
yürürlüğe konmuş olmasıdır. Tabii, Türkiye Büyük Millet Meclisi, daha önceki
dönemlerde de çok güzel temel kanunları yürürlüğe koymuştur. Özellikle 21’inci
Dönemde Medeni Kanun’umuz temel bir yasa olarak çıkarılmış, yine Anayasa’mızda
büyük uyumlar, uyum değişiklikleri yapılmıştır. Hakikaten bu temel kanunlar
otuz yıldır, kırk yıldır, elli yıldır tartışılan ve değiştirilmesi hususunda
her kesimin ittifak ettiği temel kanunlardı. Bugün, bu dönemde, önümüzde
Borçlar Kanunu gibi, Ticaret Kanunu gibi ve Anayasa gibi temel kanunların
değiştirilmesi ve uygulamaya konulması gelmektedir. İnşallah, bu yüce Meclis,
bu alanda da iyi çalışmalar, verimli çalışmalar yapacaktır. Değerli
milletvekilleri, ceza kanunlarının asıl amacı, kişileri cezalandırmak, hapse atmak
ve suçlulara cezaevinde acı ve ıstırap çektirmek değildir. Hukukun asıl amacı,
toplumda barışı, huzuru ve güveni sağlamaktır, başta fikir ve ifade özgürlüğü
olmak üzere can ve mal emniyetini sağlamaktır, insana saygıyı en üst seviyeye
çıkarmaktır. Bu nedenle, ceza hükmü içeren kanunların suçta ve cezada kanunilik
ilkesi, geçmişe uygulama yasağı, kıyas yasağı gibi temel ilkelere uygun olarak
düzenlenmiş olması yanında, insana saygıyı esas alması, işkence ve eziyet
gösteren uygulamaları etkin biçimde yasaklaması, insan onuruyla bağdaşmayan
cezalar içermemesi, hâkimlerin keyfî ve duygusal hüküm vermelerine yol açacak
kavram ve tanımlara yer vermemesi prensiplerini de içermesi gerekmektedir.
Yani, hukuk devleti olmanın gereği, suç ve adalet sistemimizin temel ilkesi
olmalıdır. Suç işleyen
insanların sosyalleşmesi ve topluma yeniden dönmesi, toplumsal sorumluluğa
sahip birey durumuna getirilmesi de ceza, infaz kanunlarımızın amaçları
arasındadır. Eminim, biraz
önce belirttiğim temel ceza yasaları ve şu an görüşmekte olduğumuz, ceza hükmü
içeren tamamlayıcı kanunlardaki değişiklikler toplumda huzurun, barışın tesisi,
özgürlüklerin güvence altına alınması açısından çok önemli düzenlemedir. Değerli
milletvekilleri, adalet gecikmeyi sevmez. Adaletin gecikmesi toplumu incitir,
hukuk dışı yollardan hak arama özentisi oluşturur. “Geciken adalet, adalet
değildir.” özdeyişiyle güzel bir şekilde ifade edilen bu husus hukuk devletinde
saygıyı azaltır. Başka bir husus,
yargının yıpratılması konusudur. Değerli milletvekilleri, yargı
yıpratılmamalıdır. Yargıya güvenmek zorundayız. Yargıya güven ilkesinin zarar
görmemesi, ülkenin zarar görmemesinin en temel şartıdır. Değerli
milletvekilleri, yargının verdiği kararlar eleştirilir mi, eleştirilmez mi
konusu her zaman gündemde olan bir konudur. Yargının verdiği kararlar elbette
eleştirilebilir. Fakat, bu eleştirilerin sonuçlanmış mahkeme kararlarıyla
sınırlı olması, akılcı ve hukuki olmasını gerektirmektedir. Mahkeme
kararlarının magazinleştirilmesi, özellikle yargıya intikal etmiş ve
yargılaması devam eden olaylarla ilgili yargısız infazlara girişmek son derece
sakıncalıdır. Değerli
milletvekilleri, hukuk sistemimizde köklü reformların yapılması gerektiği her
zaman söylenmiştir, söylenegelmektedir. Hakikaten, böyle bir reform da
gereklidir. Ancak, bugüne kadar yapılanlar da çok önemli adımlar ve
atılımlardır. Pek çok temel yasada değişiklik yapılmıştır. Adliye binalarının
hızlı bir şekilde adalet sarayı hâline dönüştürülmesi çalışmaları,
mahkemelerimizin en son teknolojinin… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Lütfen
sözlerinizi tamamlayınız. MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkanım. Mahkemelerimizin
şu an teknolojinin tüm imkânlarını kullanır hâle getirilmiş olması çok önemli
gelişmelerdir. Eminim şu an görüşmekte olduğumuz kanunun yasalaşması hâlinde,
toplumun özgürlük alanında, gelişme alanında daha büyük adımlar atacağına
inanıyorum. Kanunun hayırlı
uğurlu olmasını temenni ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Erdoğan. Sayın
milletvekilleri, bu bölümde soru cevap işlemi yok. Biliyorsunuz,
alınan karar gereği saat 23.00’te birleşimi tatil etmek durumundayız, ama
üçüncü bölümün bitimine kadar çalışmaya devam edip etmemeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Üçüncü bölüm
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi, üçüncü
bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini
yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım. 61’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 61’inci madde kabul
edilmiştir. 62’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 62’nci madde kabul
edilmiştir. 63’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 63’üncü madde kabul
edilmiştir. 64’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 64’üncü madde kabul
edilmiştir. 65’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 65’inci madde kabul
edilmiştir. 66’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 66’ncı madde kabul
edilmiştir. 67’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 67’nci madde kabul
edilmiştir 68’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... 68’inci madde kabul
edilmiştir. 69’uncu madde
üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı yasa tasarısının 69. maddesinde geçen (ikiyüzelli) ifadesinin
(ikibin) olarak değiştirilmesini saygılarımızla arz ederiz. Kamer Genç Mücahit Pehlivan Recai Birgün Tunceli Ankara İzmir
Ahmet
Tan Hüseyin
Mert İstanbul
İstanbul BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Biz de katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Önerge
üstünde Sayın Genç’in söz talebi var. Sayın Genç,
buyurunuz. Beş dakika
süreniz var. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizim önergemiz 69’uncu
madde üzerinde. “Belediyelerin karar organları ve ilgili komisyonlar tarafından
mevzuata uygun olarak verilen yolcu nakil araçlarına ilişkin ücret tarifesine
uymayan kişi, belediye encümeni tarafından ikiyüzelli Türk Lirasından beşbin
Türk Lirası…” Bu “ikiyüzelli”yi “ikibin”e çıkarmak için önergeyi verdim. Bugün İstanbul
Belediyesinden bir nakliyeciler grubu beni ziyarete geldi ve çok ciddi bir
şikâyette bulundular. Dediler ki… Yani bu önerge de biraz da buna uyuyor, onu
da dile getirmek için… İstanbul Belediyesi bir… (AK Parti sıralarından “Bize
gelmiyorlar.” sesleri) Size gelmez ki!
Siz insanların dertlerinin çarelerine bakmıyorsunuz ki! HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) – Bize gelmedi. KAMER GENÇ (Devamla)
– Siz zaten iktidarsanız. Baksanız, millet size gelir. Bakın, tek bir
milletvekili olmama rağmen dert sahibi insanlar bana geliyor. Demek ki,
insanların duygularını, düşüncelerini en iyi şekilde ben dile getiriyorum. Neyse, Sayın
Başkanımızın fazla zamanını almak da istemiyorum, yani, tam 23.00’te de bitmesi
için. Şimdi, olayın özü
şu: İstanbul Belediyesi demiş ki: “Siz, çalıştırdığınız biletçilerin hepsinin
görevine son vereceksiniz.” Bunlar 7 bin kişi ve 4 bini aktif. Ve “efendim, biz
yeni bir kart sistemi getireceğiz ve bu kart sistemini de hemen…” Yani, on
günlük mü, on beş günlük mü bir süre vermişler. Şimdi, değerli
milletvekilleri, yani, siz 4 bin insanın -sigortalı insanın- halk otobüslerinde
bilet kesen bu insanların nasıl birdenbire görevine son verirsiniz? Bu olmaz.
Yani, bir insana yapılacak en büyük kötülük elindeki ekmeği almaktır. Elinden
ekmeğini aldığınız bir insanı, âdeta, sokakta terör saflarına itmiş olursunuz. Diyorlar ki: “Biz
diyoruz ki, tamam kardeşim, bize belli bir geçiş süresi tanıyın, bu kartları
hemen…” İşte, Akbil’de diyor… Hâlâ, Akbil bile… Bu Akbil de, tabii, mazisi çok
bilinen bir Akbil. Tabii, burada soruşturma önergesi de var. Gidip onu
okuyacağım, o Akbil’le ilgili soruşturma dosyasını Adalet Komisyonuna gidip
okuyacağım, bakalım orada ne var, kimin hakkında ne isteniyor, kaç tane bilet
var? O Akbil meselesini biliyorsunuz. Orada, işte, İstanbul Belediye Başkanlığı
yapan insanların, birdenbire, Akbil’de ne kadar bilet sattıkları, ne kadar
jeton bastırdıkları belli değil. Kalpazanlık meselesi var orada biliyorsunuz.
Nedense, İstanbul Belediyesinde yeni bir sistem getiriyorlar. İşte, bu kart
sistemiyle, bileti şey etmeyelim, otobüste, geçerken adam kartını bassın,
geçsin otursun. Tabii, bu öyle hemen olacak şey değil, ama, bunu yaparken de,
işte, birileri trilyonlar kazansın diye 4 bin tane işçinin de işine son
veriyorlar. Siz iktidar
partisisiniz. Vatandaşlar geldiler, bana dertlerini söylediler. İşte, gecenin
bu saatinde size dile getiriyorum. Gidin, İstanbul Belediye Başkanınıza
söyleyin. Yani, böyle 4 bin kişiyi, hakikaten, birdenbire sokağa atar, işsiz
bırakırsanız… Bırakmayın, buna bir çare bulalım. MEHMET CEYLAN
(Karabük) – Yok… KAMER GENÇ
(Devamla) – Yok deme de, git konuş bakalım kendisiyle. Var mı yok mu, o zaman
göreceksiniz. HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) - Siz konuştunuz mu
Belediye Başkanıyla? KAMER GENÇ
(Devamla) – Ben konuştum efendim, ikna oldum. Adamların bana getirdiği
dertlerinden dolayı üzüntü duydum, vicdanen rahatsız oldum ve onun için,
gecenin bu saatinde, o insanların ıstıraplarına, sıkıntılarına, dertlerine bir
çare vasıtası olarak… HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) - Belediye Başkanıyla
konuştun mu? KAMER GENÇ
(Devamla) – Ya, senin bir defa aklın ermez arkadaşım böyle şeylere! Bırak şimdi
sen! HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) - Belediye Başkanıyla
konuştun mu? KAMER GENÇ
(Devamla) – Ondan sonra, bu saatte, getirdim, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
kürsüsünde söylüyorum. İsterseniz ilgilenirsiniz, isterseniz ilgilenmezsiniz, o
sizin bileceğiniz şey. Bakın, biz çok
uslu muhalefet yapıyoruz. Kaç madde geçiyor, hiç çıkıp konuşmuyoruz. Sizin
Refah Partisi ile Fazilet Partisi ve Saadet Partisi burada olduğu zaman,
yürürlük maddeleri üzerinde, çıkıyorlardı, sonuna kadar konuşuyorlardı, ama,
biz yine diyoruz ki, biz o duruma düşmeyelim, memleket için faydalı bir şeyler
getiriyorlarsa bunlar geçsin. Yani, bizim temel ölçümüz, Türkiye Cumhuriyeti
devleti bizim devletimizdir, bu ülke bizim ülkemizdir, bu ülkede iyi şeyler
yapalım, Parlamento olarak iyi şeyler yapalım, vatandaş olarak iyi şeyler
yapalım ve bu ülkedeki sorunları çözelim. Bu iş böyle burada çoğunlukla,
gülmekle halledilmiyor. Sokaktaki insanların ıstırabı… Sokaktaki insanın
yüzünde gülme mi var, somurtma mı var? Eğer
sokaktaki insanın yüzü gülüyorsa hay- hay, çok güzel memleketi
yönetiyoruz demektir, eğer gülmüyorsa, o zaman bunun sorumlusu Parlamentodur ve
hükûmettir. Ama, gecenin bu saatinde fazla zamanınızı da almak istemiyorum.
Yarına nasıl olsa epey önergem var. Ben altmışa yakın önerge verdim. Benim esas
bunlar konum değil. Ben vergi, seçim, siyasi konular geldiği zaman güzel güzel
sizin iktidarınızla hesaplaşacağım. HALİL AYDOĞAN
(Afyonkarahisar) – Uzmanlık alanın demagoji değil mi? KAMER GENÇ
(Devamla) – Demagoji yaparsam altından kalkamazsınız. Önergem budur,
kabulünü diliyorum, saygılar sunuyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür
ediyoruz Sayın Genç. Sayın Genç'in
önergesini oylatıyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Komisyonun
69'uncu maddeyle ilgili bir düzeltme talebi vardır. ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Sayın Başkanım, 68'inci maddede kanunun
tamamı usulüne uygun ve kanun tekniğine uygun olarak yazıldığı hâlde,
tarihleriyle birlikte; 69'uncu maddede gene aynı şekilde tekrar edilmiştir. Bu
bakımdan, 69'uncu maddedeki yazımın şu şekilde olması gerekir: "1608
sayılı Kanun'un 2'nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir." Bu şekilde
düzeltilmesini talep ediyoruz. BAŞKAN – Evet, bu
notunuzu aldık. 69'uncu maddeyi
bu düzeltmeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: 69'uncu maddeyi kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 70'inci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 71'inci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 72'nci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 73'üncü maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 73'üncü madde
kabul edilmiştir. 74'üncü maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 74'üncü madde kabul edilmiştir. 75’inci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 75’inci madde kabul edilmiştir. 76’ncı maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 76’ncı madde kabul edilmiştir. 77’nci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 77’nci madde kabul edilmiştir. 78’inci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 78’inci madde kabul edilmiştir. 79’uncu maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 79’uncu madde kabul edilmiştir. 80’inci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 80’inci madde kabul edilmiştir. 81’inci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 81’inci madde kabul edilmiştir. 82’nci maddeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… 82’nci madde kabul edilmiştir. 83’üncü madde
üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı Kanun Tasarısının 83’üncü maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını
ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz. Mustafa Elitaş Hakkı Suha Okay Mehmet Şandır Kayseri Ankara Mersin Selahattin
Demirtaş Abdulkerim
Aydemir Diyarbakır Ağrı BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet?
ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Gerekçe… BAŞKAN –
Önergenin gerekçesini okutuyorum. Gerekçe: 2510 sayılı İskan
Kanunu, 19/09/2006 tarihli ve 5543 sayılı İskan Kanununun 48’inci maddesiyle
tamamen yürürlükten kaldırıldığından iş bu önerge verilmiştir. BAŞKAN – Önergeyi
kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. 83’üncü madde
metinden çıkmıştır. 84’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 84’üncü madde kabul
edilmiştir. 85’inci madde
üzerinde bir önerge vardır, okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan
56 sıra sayılı Kanun Tasarısının 85’inci maddesinin tasarı metninden
çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve
teklif ederiz. Mustafa Elitaş Hakkı Suha Okay Mehmet Şandır Kayseri Ankara Mersin Selahattin
Demirtaş Abdulkerim Aydemir Diyarbakır Ağrı BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? ADALET KOMİSYONU
BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ADALET BAKANI
MEHMET ALİ ŞAHİN (Antalya) – Katılıyoruz efendim. BAŞKAN –
Önergenin gerekçesini okutuyorum: Gerekçe: 2767 sayılı Sıtma
ve Frengi İlaçları İçin Kanun, 26/04/2007 tarihli ve 5637 sayılı Uygulama
İmkanı Kalmamış Bazı Kanunların Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanunla tamamen
yürürlükten kaldırıldığından iş bu önerge verilmiştir. BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiş ve
85’inci madde metinden çıkmıştır. 86’ncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 86’ncı madde kabul
edilmiştir. 87’nci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 87’nci madde kabul
edilmiştir. 88’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 88’inci madde kabul
edilmiştir. 89’uncu maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 89’uncu madde kabul
edilmiştir. 90’ıncı maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 90’ıncı madde kabul
edilmiştir. Sayın
milletvekilleri, üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Alınan karar
gereğince, kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 9 Ocak 2008
Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma Saati: 23.02 |
|