|
DÖNEM: 23 YASAMA
YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ CİLT : 8 30’uncu Birleşim 5 Aralık 2007 Çarşamba İ Ç İ N D E K İ L E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.- GELEN KÂĞITLAR III.-
OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI 1.- TBMM Başkan
Vekili Meral Akşener’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme
ve seçilme hakkının verilişinin 73’üncü yıl dönümü dolayısıyla konuşması IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
TEZKERELER 1.- Avusturya
Millî Meclisi Başkanlığı tarafından 4 Aralık 2007 tarihinde Viyana’da
düzenlenecek foruma iştirak edecek olan Parlamento heyetini oluşturmak üzere
siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/236) 2.- Makedonya
Cumhuriyeti Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Başkanı Tito
Petkovski ve komisyon üyelerinden oluşan Parlamento
heyetinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak resmî temaslarda
bulunmak üzere ülkemizi ziyaretinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık
tezkeresi (3/237) V.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/426) (S.
Sayısı: 57) 2.- 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Kanunu
Tasarılarına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair
Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/267,
3/191) (S. Sayısı: 58) A)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI 1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı B)
RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU 1.- Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı C)
CUMHURBAŞKANLIĞI 1.-
Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı D)
SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI 1.- Sayıştay
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim
Bütçesi 2.- Sayıştay
Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim
Kesin Hesabı E)
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI 1.- Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi 2.- Anayasa
Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı F)
BAŞBAKANLIK 1.- Başbakanlık
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Başbakanlık
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı G)
MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI 1.- Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2008
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı H)
MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ 1.- Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2008
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı I)
TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI 1.- Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı İ)
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI 1.- Diyanet
İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.- Diyanet
İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR 1.- İstanbul Milletvekili
Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, konuşmasında partisine sataşması nedeniyle
konuşması 2.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili
Halide İncekara’nın, konuşmasında partisine sataşması
nedeniyle konuşması 3.- İstanbul
Milletvekili Reha Çamuroğlu’nun, Tunceli Milletvekili
Şerafettin Halis’in, konuşmasında şahsına sataşması
nedeniyle konuşması VII.-
SORULAR VE CEVAPLAR A)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Şırnak Milletvekili Hasip
Kaplan’ın, Ilısu Barajı Projesi’ne ve Hasankeyf’in korunmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı
(7/58) * Ek cevap 2.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Kaz Dağlarındaki altın
arama çalışmasına ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
(7/533) 3.- Adana
Milletvekili Nevingaye Erbatur’un,
DSİ VI. Bölge Müdürlüğünün projelerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/535) 4.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir hizmet alım ihalesine yönelik soruşturmaya
ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın
cevabı (7/543) 5.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Muğla’da yangın mağduru
köylülerin desteklenmesine ilişkin sorusu ve
Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı
(7/578) 6.- Muğla
Milletvekili Metin Ergun’un, Muğla’nın bazı
köylerinde tarım alanlarının yanmasına ilişkin sorusu ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/579) 7.- Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan'da vergisiz mazot
ithalatına izin verilip verilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen’in
cevabı (7/616) 8.- Bartın
Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, basamak
yükseltmenin aylıklara etkisine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/627) 9.- Sivas
Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Bağ-Kur
emeklileri arasındaki maaş farkına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/628) 10.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, zeytin ihracatının
geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad
Tüzmen’in cevabı (7/752) 11.- İzmir
Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, zabıta memurlarına fiilî hizmet zammı
verilmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/765) 12.- Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş’in, İşsizlik Sigortası Fonuna ilişkin sorusu ve
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk
Çelik’in cevabı (7/766) 13.- Bursa
Milletvekili Kemal Demirel’in, vekâleten görev yapan personelden asaleten atananlara
ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/794) 14.- İstanbul
Milletvekili Süleyman Yağız’ın, kayıt dışı istihdama ilişkin sorusu ve Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in
cevabı (7/888) 15.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, Bağ-Kur sigortalılarının
sağlık hizmetlerinden yararlanma şartlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı
(7/920) I- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 11.00’de açılarak üç oturum yaptı. 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/426) (S. Sayısı:
57), 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki
İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarılarına Ait Genel
Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı
Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58) Tümü Üzerindeki
görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul
edildi ve tasarıların 1’inci maddeleri okundu. Maliye Bakanı
Kemal Unakıtan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, CHP Genel Başkanı
Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, Konuşmalarında
şahıslarına sataştıkları iddiasıyla birer konuşma yaptılar. Adalet Bakanı
Mehmet Ali Şahin, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun
konuşmasında geçen bir ifadeyle ilgili açıklamada bulundu. 5 Aralık 2007
Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere, birleşime
19.08’de son verildi.
No.: 45 II.- GELEN KÂĞITLAR 5 Aralık 2007 Çarşamba Tezkereler 1.- Niğde
Milletvekili Mümin İnan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında
Başbakanlık Tezkeresi (3/234) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden
Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2007) 2.- Diyarbakır
Milletvekili Aysel Tuğluk’un Yasama Dokunulmazlığının
Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/235) (Anayasa ve Adalet
Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi:
30.11.2007) Rapor 1.- Temel Ceza
Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56) (Dağıtma tarihi:
5.12.2007) (GÜNDEME) Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri 1.- Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kuzey Irak ile ticari
ilişkilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/522) 2.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da yayalara
yönelik trafik altyapısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/523) 3.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da yıkım kararı
verilen iki binaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/524) 4.- İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin’in, son günlerdeki terör
olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/527) 5.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, akaryakıt kaçakçılığına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/528) 6.- İstanbul
Milletvekili Çetin Soysal’ın, RTÜK’ün terör
konusundaki bir yayın durdurma kararına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/529) 7.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Çankaya Köşkünün
tadilat ve dekorasyonuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/532) 8.- İstanbul
Milletvekili Hasan Macit’in, bazı deniz araçlarına ÖTV’siz akaryakıt kullandırılmasına ilişkin Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/539) 9.- Kırklareli
Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli İl Özel İdaresinin iş akitlerini fesh ettiği işçilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/541) 10.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, turizmde ölü sezondaki
istihdama ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/542) 11.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Devlet
Tiyatrosunun yeni mekan ihtiyacına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı
soru önergesi (7/544) 12.- Aydın
Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, Çankaya Köşkünün
tadilatına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/545) 13.- Gaziantep
Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Türk Telekom’daki
greve ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/550) 14.- Antalya
Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Batı Çevre yolu
projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/551) 15.- Kocaeli
Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, İzmit-Yalova
bölünmüş yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi
(7/552) 16.- Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’daki kamu
hastanelerinin yeni doğan ünitelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru
önergesi (7/554) 17.- Aydın
Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, kuraklıktan
etkilenen çiftçilerin desteklenmesine ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Şimşek)
yazılı soru önergesi (7/559) 5
Aralık 2007 Çarşamba BİRİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 11.08 BAŞKAN
: Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Murat ÖZKAN (Giresun) BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. III.-
OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI 1.-
TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, 5 Aralık Türk
kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 73’üncü yıl dönümü dolayısıyla
konuşması BAŞKAN – Bugün
Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını almasının 73’üncü yıl dönümünü
kutluyoruz. Bütün
kadınlarımıza tekrar kutlu olsun. Bu konuda emeği
geçen, başta Büyük Atatürk olmak üzere, onunla birlikte ebediyete intikal etmiş
bütün emek sahiplerini saygıyla, minnetle, rahmetle, şükranla anıyorum. Bugün itibarıyla
kadın-erkek eşitliği konusunda üstün çalışmalar yapan bütün siyasetçilere,
bütün üniversite mensuplarına, sivil toplum örgütü mensuplarına, yazarlara
teşekkürlerimi sunuyorum. Sayın
milletvekilleri, gündemimize göre 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu
Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap
Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz. Ancak görüşmelere
başlamadan önce Başkanlığın Genel Kurula iki sunuşu vardır, okutuyorum: IV.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
TEZKERELER 1.-
Avusturya Millî Meclisi Başkanlığı tarafından 4 Aralık 2007 tarihinde Viyana’da
düzenlenecek foruma iştirak edecek olan Parlamento heyetini oluşturmak üzere
siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/236) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kuruluna Avusturya Milli
Meclis Başkanlığı tarafından 4 Aralık 2007 tarihinde Viyana’da “Kitle imha
silahlarının yasaklanması” konulu Uluslararası Parlamenter Foruma iştirak
edilmesi Genel Kurul’un 27 Kasım 2007 tarih ve 25 sayılı Birleşiminde kabul
edilmiştir. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un
ikinci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının
bildirmiş olduğu isimler Genel Kurul’un bilgilerine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı Onur Öymen Bursa
Milletvekili Vahit Erdem Kırıkkale Milletvekili 2.-
Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Başkanı Tito Petkovski ve komisyon
üyelerinden oluşan Parlamento heyetinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu
olarak resmî temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyaretinin uygun bulunduğuna
ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/237) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kuruluna Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 26 Kasım 2007 tarih ve 12 sayılı Kararı
ile, Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Başkanı Tito Petkovski ve Komisyon
Üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin
konuğu olarak resmi temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyareti uygun
bulunmuştur. Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun’un
7. Maddesi gereğince Genel Kurul’un bilgisine sunulur. Köksal
Toptan Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Sayın
milletvekilleri, şimdi bütçe görüşmelerine başlıyoruz. Program uyarınca
bugün iki tur görüşme yapacağız. Birinci turda Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay
Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır. V.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.-
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/426) (S. Sayısı:57) (x) 2.-
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim
Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına
Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191) (S.
Sayısı: 58) (x) A)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI 1.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı B)
RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU 1.-
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı C)
CUMHURBAŞKANLIĞI 1.-
Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi 2.-
Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı D)
SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI 1.-
Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi 2.-
Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı E)
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI 1.-
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN – Komisyon?
Burada. Hükûmet? Burada.
(x) 57, 58
S.Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 4/12/2007
tarihli 29’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir. Sayın
milletvekilleri, 27/11/2007 tarihli 25’inci Birleşimde bütçe görüşmelerinde
soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap
işleminin on beş dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre,
turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin,
görüşmelerin bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra
ekrandaki söz isteme butonuna basmaları
gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan
milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır. Tur üzerindeki
görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını
yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi yedi buçuk dakika içinde
tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de yedi buçuk dakika süre verilecektir.
Cevap işlemi yedi buçuk dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre
için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir. Bilgilerinize
sunulur. Birinci turda,
grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına: Sayın Sırrı Sakık, Muş
Milletvekili; Sayın Selahattin Demirtaş,
Diyarbakır Milletvekili. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına: Sayın Mustafa Özyürek, İstanbul
Milletvekili; Sayın Nesrin Baytok, Ankara
Milletvekili; Sayın Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar Milletvekili. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına: Sayın Hasan Çalış, Karaman Milletvekili; Sayın
Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili; Sayın Yılmaz Tankut,
Adana Milletvekili; Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına: Sayın Hasan Sönmez, Giresun Milletvekili; Sayın
Halide İncekara, İstanbul Milletvekili; Sayın Sadık
Yakut, Kayseri Milletvekili; Sayın Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili;
Sayın Mehmet Daniş, Çanakkale Milletvekili. Şahısları adına:
Lehinde, Sayın Nuri Uslu, Uşak Milletvekili; Sayın Recai Birgün,
İzmir Milletvekili. Aleyhinde Sayın Muharrem İnce, Yalova Milletvekili. Şimdi, Demokratik
Toplum Partisi Grubu adına Sayın Sırrı Sakık, Muş
Milletvekili. Buyurun Sayın Sakık. (DTP sıralarından alkışlar) Yarı yarıya
kullanacaksınız, değil mi? SIRRI SAKIK (Muş)
– Yarı yarıya. BAŞKAN – Süreniz
on yedi buçuk dakika. DTP GRUBU ADINA
SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum. Sayın Divan,
değerli milletvekilleri; 2008 mali yılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)
ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bütçeleri hakkında Demokratik
Toplum Partisi Grubunun görüşlerini ve düşüncelerini sizlerle paylaşmak üzere
buradayım. Bu vesileyle, Yüce Divanı, sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. Öncelikle Radyo
Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) gibi oldukça önemli bir kurumumuzla bu işe
başlamak istiyorum. Tüm hızıyla gelişmekte olan medya ve bilişim teknolojisi,
iletişim çağı olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz yüzyılda insan hayatını
her açıdan etkilemekte ve yönlendirmektedir. İnsanlık tarihi belki de en
olağanüstü aygıtların başında gelen televizyon, uydu, İnternet
teknolojisinin gelişmesiyle ulusal sınırları aşan ve bu kapsamda küreselleşen
bir hâl almıştır. Kuşkusuz bu teknolojik düzey, uygarlığın ilerlemesi ve
çağdaşlaşması anlamında muazzam derecede potansiyeli olan tarihî bir imkândır.
Öyle ki değişik kültürlerin, geleneklerin, dillerin, yaşam tarzlarının
birbirini tanıması, halkların birbirine karşı besledikleri ön yargıların yerini
sempati ve tanışma merakına bırakması, bireylerin bilgi, kültür kapasitelerinin
geliştirilmesi bakımından tarihî bir mucizedir. Fakat, dünya sisteminin ve
muktedirlerinin çıkarları doğrultusunda kullanılarak, insanı ne düzeyde
edilgenleştirdiğini, bütün hâl ve hareketlerini nasıl etkilediğini, popüler
kültür ve tüketim canavarlığını ne derecede doğru tetiklediğini, maalesef,
günlük yaşantımızın içerisinde günbegün deneyimleyerek
tanık oluyoruz. Medya ve
dolayısıyla konuşmamız bağlamında ilgili iki ana öğesi olan televizyonlar ve
radyolar, yayın amaçları, programları, nitelikleri, bağlamında hitap ettiği
yurttaşlarımızın yaşam tarzlarını, tüketim davranışlarını, değerlendirme ve
yaklaşım biçimlerini bir bütün etkilemekte ve yönlendirmektedir. Değerli
milletvekilleri, konuşmam içinde yer alan, bazı zaman dilimi içerisinde, birçok
noktada sizlerle paylaşmak istediğim konular var: Bu medya tarzı, maalesef
kapitalizme bir an önce entegre olmak için, her anı en iyi şekilde
değerlendiren AKP Hükûmetlerinin son altı yılında
ülkemizde iyice kurumsallaştırılmıştır. Özellikle RTÜK ve TRT tarafından -diğer
ulusal ve yerel televizyonlar, radyolar- örnek alınabilinecek
düzeyde yayınlar ve programlar yapılması beklenirken, TRT, ülkenin en eski,
deneyimli kanalı olarak, serbest piyasanın medya yarışmacılığına engel olmamak
üzere dizayn edilmiştir. Sayın
milletvekilleri, özellikle birkaç ayda etnik ötekileştirme ve kimliksel tehlike
konulu haber, dizi, tartışma ve milliyetçi-şovenist
yayınlar, halkları karşı karşıya getirecek düzeyde bir gerginlik ve çatışma
doğurmuştur. Hepimizi derinden üzen ve birçok yurttaşımızın mağdur olmasına
sebebiyet veren milliyetçi ve şovenist ortam,
maalesef, RTÜK’ün gözleri önünde, adım adım gelişerek bu sonuca ulaşmıştır. Kuruluş amacı ve
ilkelerinde belirtildiği üzere, ülkenin birliği, bütünlüğü, huzuru ve kamu
yararını esas alacak şekilde programları denetlemesi ve yeni programlar
oluşturulmasını teşvik etmesi gereken RTÜK, ancak son anda duruma, sansür
koymak suretiyle müdahale etti. Elbette mesele sansür koymakla çözülmez. Basın
özgürlüğü ihlal edilmeden, fakat milliyetçi-şoven yayınlara kamu yararı adına
müdahale ederek sorunların bu raddeye kadar gelmesi engellenebilirdi. Değerli
milletvekilleri, bildiğiniz gibi, üç yıl önce, TRT’de, haftada 1 kere olmak
üzere, yarım saat de olsa Kürtçe yayın yapılmaya başlandı. Bu sürecin yoğun
tartışmalara neden olduğu, ülkeyi böleceği yönündeki değişik feveran, figanlar,
TRT’nin topu RTÜK’e, RTÜK’ün
Hükûmete, Hükûmetin bir
başka alana ittiği komisyonlarla nasıl bir cebelleşme süreci yaşandığına hepimiz
tanıklık ettik. Oysaki, bu yayınlar yapıldığı zaman ne ülke bölündü ne de ülke
parçalandı. 2004 yılında yapılan ve Resmî Gazete’de yayımlanan Türk
Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil
ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkında Yönetmelik’le,
bu yayınları düzenleyen bu gelişmenin sonucunda bu ülke ne bölündü ne de
parçalandı ne de siyasi bir kriz meydana geldi. Ana dili Kürtçe olan
vatandaşlarımızın, ülkenin demokratikleşeceğine ve kültürel, dilsel hakları
önündeki engellerin bir an önce kalkması için buna yönelik umutları arttı.
Fakat aradan geçen onca zamana rağmen yarım saatlik yayın dışında hiçbir
gelişmenin olmayışı Hükûmetin demokrasiyi
içselleştiremediğinin somut ifadesidir. Şimdi, bakınız
değerli milletvekilleri, size trajikomik bir tablo çizmeyi düşünüyorum: Bu
ülkede 15-20 milyon insan yaşamaktadır. Bu insanların ana dili Kürtçedir, bunlar Kürt’türler. Bu insanlar kendi dillerini,
nasıl yarım saat içerisinde ifade edebileceklerdir? Bir miktar empati yapmalıyız, İngilizce adı “empathy”dir,
Türkçe adı “Kendini benim yerime koy.”, Kürtçesi “nefsü kıyas”tır. Düşünelim, Türkçe burada egemen dil değil
Kürtçe egemen dildir. Kürtçe, her gün yüzlerce televizyonda yayınlar
yapılmaktadır, ama Türkçe yapılmamaktadır. Sadece Türkçe, günde yarım saat
yayın yapıldığı zaman, siz bunu nasıl içinize sindirebilirsiniz? (DTP
sıralarından alkışlar) Hiç bu noktada vicdanınıza karşı sanık sandalyesine
oturdunuz mu? Hiç ötekileşmeyi beyninizden geçirdiniz mi? Hiçbir dönem
kendinizi Kürtlerin yerine koydunuz mu? Şu anda burada Türkçe yayın yapan bu
televizyonumuz, acaba Kürtçe de yayın yapmış olsaydı ne olurdu, kıyamet mi
kopardı? Hani birlikte bu
ülkeyi kurduk hani birlikte bu ülkeyi inşa ettik hani Mustafa Kemal bu kürsüde
“Bu ülke Türklerin, Kürtlerin ortak vatanıdır.” dedi. (DTP sıralarından
alkışlar) Niye bunun gereğini yapmıyoruz? Niye buna uygun davranmıyoruz? Niye
birbirimizi ötekileştiriyoruz? Onun için empati
yapmalıyız, onun için demokrasiyi inşa etmeliyiz. Bu Parlamentoda bunları
hepimizin hayata geçirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Eğer kardeşlikse, bir
kardeşin 100 televizyonu, bir kardeşin de günde yarım saat televizyonu
olmamalıdır. Şimdi, hâlen RTÜK bu noktada yasaklayıcı mantığıyla devam ediyor. Hâlen,
radyolar günde yarım saat yayın yaptığı için, Kürtçe yayın yaptığı için veyahut
Kürtçe şarkı, türkü söylediği için RTÜK tarafından yasak uygulanıyor. Bakın, dün Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinden çıkan bir karara bakın: Bir radyoda, sadece, Kürtçe
yayın yapıldı diye RTÜK ceza veriyor durumdan vazife çıkararak. Oysaki, Avrupa
Birliği sürecinde Kürtçenin yasak olmadığını hepimiz
söylüyoruz. Çok yakın bir tarihte Sayın Cumhurbaşkanımız Brüksel’de yaptığı
toplantıda, Kürtçe radyo-televizyonun çok rahatlıkla kendisini ifade ettiğini,
Kürtçe radyo, televizyon, dergilerin, gazetelerin Türkiye’de yayınlandığını
söylüyordu. Oysaki, RTÜK’ün aldığı kararla
Cumhurbaşkanımızın Brüksel’de söylediği şey arasında büyük bir tezat vardır. O vesileyle, bir
an önce bu yasakçı mantıktan kurtulmalıyız. RTÜK’ü
sadece siyasi partilerin denetiminde olan bir kurum olmaktan çıkarmalıyız.
Özgür olmalıdır RTÜK. Yani, siyasi partilere göre kendisini dizayn etmemelidir
RTÜK. Değerli
milletvekilleri, yasakların ve baskının hiçbir şeye çözüm olmadığını tarih
hepimize gösterdi. Eğer yasaklar çözüm olmuş olsaydı, eğer baskılar sonuç almış
olsaydı biz bugün buralarda olmayacaktık. Biz, 1994’lü yıllarda bu
Parlamentodan alınıp cezaevine doğru bir yolculuğa çıktık. Oysaki, bütün
suçumuz, bu ülkede Kürtler var, Kürtler de bir halktır dediğimiz içindi. Ne
silah vardı ne de şiddet vardı. Şimdi, bunu niçin
söylüyorum? HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Vardı vardı. HÜSEYİN GÜLSÜN
(Tokat) – Yalan söyleme, vardı, o zaman da vardı. SIRRI SAKIK (Devamla)
– Bunu niçin söylüyorum? Bugün de Parlamentoda, bu kürsü dokunulmazlığı hiçe
sayılarak, milletvekili arkadaşlarımızın hakkında yasal işlemler devam
etmektedir. Parlamento seyirci, Meclis Başkanımız seyirci, Hükûmet
seyirci. Ama bunu nasıl içinize sindireceksiniz? ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Siz de teröristlere seyircisiniz. (AK Parti sıralarından “Aynen öyle”
sesleri, alkışlar) SIRRI SAKIK
(Devamla) - Biz hiçbir alanda, biz… HÜSEYİN GÜLSÜN
(Tokat) – Terörist örgüte “terörist” diyemediniz. SIRRI SAKIK
(Devamla) - Siz lütfen bir dinler misiniz… Siz lütfen dinler misiniz… Bakınız, size bir
şey söyleyeyim: Eğer biz 1994’lü yıllarda tutuklanıp cezaevine gitmeseydik… O
dönem bizim hakkımızda kapatılma davası açıldı, milletvekilliklerimiz
düşürüldü, biz cezaevindeydik ve dönemin Meclis Başkanı bize elçiler gönderdi
“Milletvekilliğinizin düşürülmemesi için şu dilekçelerin altını imzalayın.”
dedi. Ama biz, “Biz feda kültüründen geliyoruz, dilekçenin milekçenin
altını imzalamayız. Eğer antidemokratik yasalar ve Anayasa varsa bunları
değiştirmek Meclisin görevidir.” dedik ve o gün reddettik (DTP sıralarından
alkışlar) ve biz Parlamentodan cezaevine götürülürken, hem partimiz kapatıldı
hem milletvekilliğimiz düşürüldü. Sonra ne oldu
biliyor musunuz sayın milletvekilleri? Sonra, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinden, o meşhur, 84’üncü yasa, Anayasa’daki milletvekillerinin ve
partilerin kapatılmasıyla ilgili antidemokratik yasa nasıl değişti biliyor
musunuz? Bizden dolayı değişti. Sonra ne oldu? Refah Partisi hakkında kapatılma
davası açıldı. Eğer o yasa değişmemiş olsaydı, Refah Partisinin bütün
milletvekillerinin milletvekilliği düşecekti. Sonra ne olacaktı? Siz burada
olmayacaktınız, AK Parti diye bir parti olmayacaktı. (DTP sıralarından
alkışlar) Başbakan olmayacaktı, hatta Cumhurbaşkanı olmayacaktı. İşte,
demokrasi böyle bedel istiyor ve böyle bir feda kültüründen gelen bir grubuz
biz. Onun için, bizi şiddetle falan susturmaya çalışacaksanız bunda
yanılırsınız. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Kim şiddet uyguluyor? SIRRI SAKIK
(Devamla) – Biz, demokratik alanı kullanmaya sonuna kadar varız. Barışçıl
yollarla, bu yolu, yöntemi kullanmaya… İlk günden beri, geldiğimiz günden
bugüne kadar nasıl adım attıysak barış için, öyle devam edeceğiz. Ama bizim
zora, zulme boyun eğeceğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. ASIM AYKAN
(Trabzon) – PKK’ya karşı mısınız değil misiniz, onu söyleyin. SIRRI SAKIK
(Devamla) - Bizi dost da bilir düşman da bilir. Biz demokrasi mücadelesi için
varız, ne bu koltuklar ne mevki ne makam için değiliz. Biz demokrasi kültürünü
böyle algılıyoruz. Sadece, sizin bizi sahiplenmenizi istemiyoruz. Böyle bir
şeye ihtiyacımız da yok. Biz, demokrasiye sahip çıkılsın diyoruz. Biz diyoruz
ki: Eğer, hâlen, Mecliste milletvekillerinin dokunulmazlıkları Genel Kurula
indirilmeden bazı yargıçlar durumdan vazife çıkarıyorsa, bunun adı hukuk
değildir. Bana söyleyebilir misiniz, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar ve
çok partili sistemde, hangi milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmadan
yargıçlar yargılama süresini devam ettirdiler? Söyleyebilir misiniz? Şeklen de
olsa, 1994’te, şeklen de olsa, hiç olmazsa bu süreç işletildi, bizim
dokunulmazlığımız kaldırıldı. Şu aşamada buna da bir gerek duyulmuyor, bir
ihtiyaç duyulmuyor. Bunu söylerken, başta da söyledim, yani DTP’nin
kimseden merhamet falan beklediği yok. DTP, demokrasiye sahip çıkılmasını
istiyor, eğer demokratsanız, demokrasiye sahip çıkacaksınız. Yok demokrat
değilsek, o zaman mevcut statüyü sürdüreceksiniz. (DTP sıralarından alkışlar) Biz, burada, geldiğimiz günden beri… Sayın
Cumhurbaşkanı seçimlerinden hemen sonra, bu kürsüde Sayın Cumhurbaşkanımız çok
önemli bir şey söyledi. Dedi ki: “Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir.
Bütün düşünceler kendilerini burada
özgürce ifade edebilmelidir.” Ama… AVNİ ERDEMİR
(Amasya) – Düşünceler… HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yemine sadık olmak kaydıyla. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dinleyin, dinleyin! SIRRI SAKIK
(Devamla) – Biz sizden daha fazla sadığız. Hiç bu konuda… Bakınız biz ne
söylüyoruz Sayın Başbakanın dediği şeye: Evet, vatanın bütünlüğüne, bayrağın
tekliğine, üniter yapıya saygılıyız ve sahip
çıkıyoruz. Ama, tek millet olgusuna, asla, asla… (DTP sıralarından alkışlar) AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Tek millet yazıyor orada tek millet. NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Şovenist yaklaşım. SIRRI SAKIK
(Devamla) – Onun için, burada, hamasi nutuklarla, kimsenin, çıkıp, bizi farklı
alanlara itmeye hakkı yoktur. Değerli
arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanımız burada bunu söyledi. BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Tek millete karşı çıkmak ne demek, açıklar mısınız? SIRRI SAKIK
(Devamla) – Pardon?.. BAYRAM ALİ
BAYRAMOĞLU (Rize) – Tek millete karşı çıkmak ne demek? Tek millet değil mi
buradaki insanlar? SIRRI SAKIK
(Devamla) - Dinlerseniz ben açıklayacağım. HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dinlemesini öğren! Dinle! SIRRI SAKIK
(Devamla) - Dinlerseniz açıklayacağım. Şimdi, Sayın
Cumhurbaşkanımız “Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir.” dedi. Sevgili
Meclis Başkanımız da “Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir.” dedi. Bu
farklılıklar elbise, giysi, kravat değil; farklılıklar bir dildir, bir
kültürdür. Evet, işte dilimize, kültürümüze, kimliğimize saygılı olalım
diyoruz. İşte, Cumhurbaşkanının o seslendirdiği o ruhu hayata geçirelim, Meclis
Başkanımızın seslendirdiği o ruhu hayata geçirelim. Sevgili arkadaşlarım,
Siyasi Partiler Yasası’nı, Seçim Kanunu’nu bir an önce değiştirelim, özgür
irademizle burada olalım. Hemen, bu Meclisin dışında farklı şeyler söyleyip,
gelip burada genel başkanlar eğer gözlerinizin içine bakıp da düşüncelerinizi
değiştiriyorsanız bunun adı demokrasi değil. Onun için Siyasi Partiler Yasası
ve Seçim Kanunu, yüzde 10’luk baraj bir an önce değişmelidir. Dünyanın hiçbir
yerinde örneği yoktur yüzde 10’luk barajın ve Siyasi Partiler Kanunu, bu Kanun
dünyanın hiçbir yerinde yoktur, onun için değiştirmeliyiz. Onun için
demokrasiyi burada, eğer bu Parlamentoda inşa edemezsek hayatın hiçbir alanında
demokrasiden, özgürlüklerden bahsedemeyiz. Değerli
arkadaşlarım, Sayın Başbakan uluslararası platformda, gittiği her yerde diyor
ki “Benim 75 tane Kürt milletvekilim var.” Ee,
uçaktayken Kürtlük aklına geliyor, uluslararası platformda Kürtlük aklına
geliyor. GÜROL ERGİN
(Muğla) – Bak bunu doğru söyledin, sağ ol. SIRRI SAKIK
(Devamla) - Ama burada Kürtlerin dili ve Kürtlerin kültürü deyince siz niye
rahatsız oluyorsunuz? Sevgili 75 tane
Kürt milletvekili arkadaşlarım, sizin sesiniz niye çıkmıyor? (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Terörden bahset, terörden. Onlar terörü desteklemiyor. BAŞKAN – Sayın Sakık, bir dakika ekliyorum. Lütfen
tamamlayın. AHMET YENİ
(Samsun) – PKK’dan hiç bahsetmeyecek misiniz? HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hamas’tan da Hizbullah’tan da herkesi de konuşur, bu Meclis hepsini
konuşur. SIRRI SAKIK
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, PKK bu ülkenin bir gerçeği. (AK Parti
sıralarından gürültüler) Evet, bir gerçek. Şimdi, değil mi yani “Hayır” mı
diyelim? Amerika’da tartışıyor. (AK Parti sıralarından gürültüler) AHMET YENİ
(Samsun) – “Hayır” diyeceksiniz. SIRRI SAKIK
(Devamla) – Şimdi, dinleyeceksiniz… Dinleyeceksiniz… AHMET YENİ
(Samsun) – “Hayır” diyeceksiniz! NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Konuşman için önce teröre
karşı çıkacaksın. SIRRI SAKIK
(Devamla) – Bakın, sevgili kardeşlerim, dinleyeceksiniz… (AKP sıralarından
“Karşı mısın değil misin” sesleri) Bakın, dinleyeceksiniz… MEHMET SALİH
ERDOĞAN (Denizli) – Kimin yanındasınız? SIRRI SAKIK
(Devamla) – Ben, bir durum tespiti yapıyorum. Eğer, Amerika’da Bush’la baş başa PKK’yi
konuşuyorsanız, biz de burada konuşmalıyız.(DTP sıralarından alkışlar)
Sorunumuzdur ve onu silahsızlandırmak bizim boynumuzun borcudur. Silahtan,
şiddetten, kandan hayat doğmadığını biliyoruz. Biz silahı, şiddeti
savunmuyoruz. Onun için… Ama silahın, şiddetin de karşısındayız. Onu da bir an
önce silahtan, şiddetten arındırmak da bizim görevimizse konuşarak bunu
çözümlemeliyiz. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sakık. SIRRI SAKIK
(Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika… BAŞKAN – Ben size
bir buçuk dakika fazla süre verdim. SIRRI SAKIK
(Devamla) - Arkadaşımın iki dakikalık süresini kullanmak istiyorum, eğer
müsaade ederse. BAŞKAN – Peki. Buyurun Sayın Sakık. SIRRI SAKIK
(Devamla) – Ve aslında, Meclisin görevleriyle ilgili bir miktar çalışmalarım
vardı, ama sorunu böyle tartışmaya başlayınca onların bir kısmını ihmal ettim.
Ama, özellikle şurada, Mecliste çalışan, 4/C statüsünde olan işçi
kardeşlerimizin ciddi sıkıntıları vardır. O sıkıntıların bir an önce
giderilmesi gerekir. Emekli milletvekili arkadaşlarımızın ciddi sıkıntıları vardır.
Meclis, bir an önce onları da gidermelidir, onlarla ilgili olumlu şeyleri
hayata geçirmelidir. Ben, çatışmanın,
kavganın, şiddetin olmadığı bir Türkiye diliyorum, öyle bir Türkiye özlüyorum.
Ve biz, hiçbir dönem şiddetten, kandan siyasal bir rant elde etmedik, etmeyiz
de. Biz, 2007 seçimlerinde halkın iradesiyle buraya geldik. Zaman zaman bu Hükûmet -Hükûmetin koltuklarından- Sayın Başbakandan bazı bakanlara
kadar bu kürsüye gelip burada bizleri tehdit edercesine, hakarete varırcasına
bize hakaret etme hakkını hiç kimse onlara vermedi. Onları bu Parlamentoya
taşıyan irade ne ise, DTP Grubunu da buraya getiren irade odur. Size nasıl
saygı duyuluyorsa bize de o kadar saygı duymalısınız. Bizim seçilmemizde ne
Dünya Bankasının fonları ne Avrupa Birliği fonları ne KÖYDES ne BELDES ne
devletin imkânları ne de hazineden aldığımız -2007 yılındaki 200 trilyona
yakın, AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin ve diğer partilerin-
bir tek lira yoktur. Sadece, klişesiz, hilesiz bir halk desteği vardır
arkamızda. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Kara para, kara para! BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sakık. (DTP sıralarından alkışlar) SIRRI SAKIK
(Devamla) – Son sözüm, bitiriyorum ve diyorum ki: Demokrasinin, barışın egemen
olduğu bir Parlamento diliyorum. Halkın iradesine saygı duyan herkese saygılar
sunuyorum, teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Sayın Selahattin
Demirtaş, Diyarbakır Milletvekili. Süreniz on beş
buçuk dakika. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA
SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2008 yılı bütçe tasarısında yer alan
Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi ve Sayıştay bütçelerine dair DTP Grubu
adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle şahsım ve grubum adına hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, her biri aslında, demokrasimizin vazgeçilmezi olan söz konusu
kurumlarımıza ait bütçelere dair görüşlerimizi belirtirken, müsaadenizle, bu üç
kuruma dair de genel olarak bakış açımızı, fikirlerimizi, eleştirilerimizi
sizlerle paylaşmak isteriz. Parlamenter
rejimlerde olağan bir şekilde işlemesi gereken Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin,
Türkiye’de hemen her defasında siyasi bir krize dönüşmesinde etkili olan iki
faktörden söz etmek mümkündür. Birbiriyle bağlantılı olan faktörlerden biri
Türk siyasi sisteminin niteliğiyle, diğeri ise Cumhurbaşkanının anayasal
konumuyla ilgilidir. Her şeyden önce,
Türkiye’de siyasi sistem vesayetçi bir özelliğe sahiptir. Bu özellik kendisini
pratikte “devlet iktidarı, siyası iktidar” ayrımı şeklinde göstermektedir.
Demokratik anlayış açısından kabul edilemez olan böyle bir ayrım, temellerini
Osmanlı-Cumhuriyet devlet geleneği ve bu geleneğin şekillendirdiği otoriter
modernleşme projesinde buluyor. Halka ve onun tercihlerine olan güvensizlikten
kaynaklanan seçkinci bir yaklaşımı temsil eden bu proje, nihai hedef olarak
gösterilen muasır medeniyet seviyesine ulaşıncaya kadar, siyasi merkezi elinde
bulunduran devletçi seçkinlerin, bürokratik kurumlar aracılığıyla, demokratik
kurumları vesayet altında tutmasını öngörüyor. Muasır medeniyet seviyesine ne
zaman ulaşılmış olacağına da bürokratik elitler karar vereceğinden, vesayette
süreklilik kaçınılmaz bir olgu olarak ortaya çıkıyor. Bu vesayetçi yapı
ilk kez 61 Anayasası’yla birlikte anayasal teminat altına alındı. Anayasa’yla,
demokratik meşruiyete sahip seçilmiş organların iradesini sınırlayacak, onları
tarassut altında tutacak bir devlet iktidarı alanı yaratıldı. Senato, Anayasa
Mahkemesi, Millî Güvenlik Kurulu, üniversite ve TRT’den oluşan sorumsuz devlet
iktidarı bloku, muhtemel demokratik sapmalara karşı
birer emniyet supapları olarak düşünüldü. Cumhurbaşkanlığı makamının da devlet
iktidarı bloku içinde değerlendirilmesine karşın, bu
makamın anayasal konumunu güçlendirme yoluna gidilmedi. Bunun yerine,
Cumhurbaşkanlığı makamının tarihsel ve sembolik gücünden hareketle, devleti,
rejimi kollama misyonunu yerine getirmesi beklentisi içine girildi. Ancak, bu
dönemde görev yapan cumhurbaşkanları çoğunlukla beklentilere karşılık
veremediler. Bu tutumlarında başka faktörlerin yanı sıra, Cumhurbaşkanlığını
klasik parlamenter sistemin mantığına uygun bir şekilde, yetkisiz ve sorumsuz
bir makam olarak öngören 61 Anayasası’nın yaklaşımı da etkili oldu. 61
Anayasası döneminde Cumhurbaşkanlığı makamının kendinden beklenen misyonu
yerine getirme noktasında yetersiz görülmesi ve yeni anayasal sistem içerisinde
devlet iktidarını tahkim etme arzusu, 82 Anayasası’nda bu makamın anayasal
yetkilerinin artırılması sonucunu doğurdu. Anayasa koyucu, klasik parlamenter
sistemin mantığını zorlayan ölçüde Cumhurbaşkanına yasama, yürütme ve yargı
alanlarına ilişkin geniş yetkiler tanıyarak, onu, âdeta, bir iktidar odağı hâline
getirdi. Böylelikle, Cumhurbaşkanlığı makamı Millî Güvenlik Kurulu,
Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı
organlarının yanı sıra, devlet iktidarının etkin bir parçası kılındı. Millî
Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırma ve ona başkanlık etme, Yükseköğretim
Kurulu ve Anayasa Mahkemesi üyeleri ile bir kısım yüksek yargı organlarının
üyelerini seçme gibi yetkilerle donatıldığı dikkate alındığında,
Cumhurbaşkanının anayasal sistem içerisindeki kilit konumu daha iyi anlaşılmaktadır.
Bu yapı, âdeta, Cumhurbaşkanlığını vesayet kurumlarına vesayet eden bir makam
hâline getirmektedir. Sorunun kalıcı
çözümü için krize yol açan faktörleri tespit edip, bunlardan hareketle bir
arayış içine girilmelidir. Krize yol açan faktörlerden önde geleni olan Türk
siyasi sisteminin vesayetçi niteliği, kimi zaman ve yer yer
pozitif hukuktan güç alsa da, esasen fiilî bir durumu yansıtıyor. Dolayısıyla,
tek başına hukuki tedbirlerle sona erdirilebilecek bir olgu değildir. Vesayet
pratiğinin hukuki yöntemlerle ortadan kaldırılamayacağını sivil-asker
ilişkilerinin demokratikleştirilmesine yönelik gerçekleştirilen reformlar
sonrası yaşanan gelişmelerden de anlamak mümkündür. Kendileri tarafından resmî
ideoloji ekseninde yürütülen vesayeti değil, bunun yerine hukukun üstünlüğünü
ve insan haklarına dayalı bir çoğulcu demokrasinin ilkeleri doğrultusunda
siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve bağımsız yargı marifetiyle
gerçekleştirilecek yaygın ve etkin bir denetim kabul edilmelidir. Çağdaş
demokrasilerde asıl güvencenin bu mekanizmalar olduğu gerçeği yalnızca
vesayetçi güçlerce değil, bütün toplumsal ve siyasi aktörlerce içselleştirilip
ortak bir kabule dönüştürülmelidir. Söz konusu
mekanizmaların güvence işlevi görebilmesi için, başta ifade ve örgütlenme
özgürlüğü olmak üzere, bütün temel hak ve özgürlüklerin yaygın kullanım
olanağına sahip olacağı ve yargının bütün iktidar odakları karşısında
bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacağı bir hukuki zemin hazırlanmalıdır.
Bu konudaki eksiklikleri gidermek siyasi iktidarların birincil hedefi
olmalıdır. Krizi
derinleştirici bir özelliği olan ikinci faktör hükûmet
sistemi tartışmalarıyla ilgilidir. Bunun için 1970’li yılların sonlarında
başlayıp bugüne kadar devam eden hükûmet sistemi
tartışma ve arayışlarına dikkat çekmek gerekiyor. Eğer hükûmet sistemi tercihinde bir değişiklik yapılmayacak ve
parlamenter sistemden yana “devam” kararı alınacaksa, bu durumda
Cumhurbaşkanının yetkileri, mutlaka bu sistemin mantığına uygun bir şekilde
düzenlenmelidir. Yürürlükteki sistem içerisinde tartışmalara yol açan
Cumhurbaşkanının anayasal yetkilerine son verilmeli, Cumhurbaşkanı sembolik
yetkilerle donatılmalıdır. Aksi takdirde, Cumhurbaşkanının siyasi
tarafsızlığını sağlamak güçleşeceğinden, ondan tarafsız bir hakem rolünü,
uzlaştırıcı işlevini yerine getirmesini beklemek de mümkün olmayacaktır. Değerli
milletvekilleri, Anayasa’mıza göre Sayıştay, devletin gelir gider ve mallarını
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen,
sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlayan,
denetim araçlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlamak suretiyle,
devletin mali yapısının sağlıklı, düzenli, hukuki ve verimli işletilmesine
katkıda bulunan yüksek denetim görevini üstlenmiş anayasal bir kurumdur. Kamu mali
yönetiminin en önemli unsurlarından biri, hesap verilebilirliğin ve saydamlığın
sağlanmış olmasıdır. Bunu sağlamanın temel araçlarından biri de elbette ki
denetim anlayışıdır. Her kamu kurumunun birden fazla gelir ve gider niteliğine
sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Son zamanlarda kamu mali sisteminin
derlenip, toparlanmasına yönelik birtakım çalışmalar yapılmış ise de, bu konuda
henüz nihai ve arzu edilen derecede sonuçlar alınmadığı açıktır. Bu çerçevede kamu
mali sisteminin yeniden yapılanmasına yönelik çalışmaların en önemli
boyutlarından birini oluşturan yeni Sayıştay kanunu bir an önce Meclis
gündemine getirilmek zorundadır. Sayıştayın
genişleyen rol ve sorumluluklarına paralel olarak organizasyon yapısını yeniden
şekillendirmek, uluslararası standartlarla uyumlu olarak çağdaş denetim
tekniklerinin daha yaygın olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamak, kamu
fonlarının kullanıldığı tüm alanların Sayıştay denetimine tabi olmasını
sağlamak, Sayıştay yargısını günün koşulları doğrultusunda daha etkin kılmak
amacıyla Sayıştay kanunu bir an önce çıkarılmak zorundadır. Ancak, her yargı
ve denetim organında olduğu gibi Sayıştay için de en önemli unsurlardan biri
bağımsızlıktır. Sayıştay üyelerinin büyük bir kısmının Hükûmet
tarafından doğrudan seçilecek olması, aslında denetim yetkisini Parlamento
adına kullanmak durumunda olan Sayıştayın bağımsız
niteliğini önemli ölçüde zedeleyecektir. Bu durumun, her dönemde Sayıştay için
partizanca yaklaşımların biraz daha güçlenmesine ve Sayıştayın
asıl işlevi olan bağımsız denetim görevinden giderek uzaklaşmasına yol açacağı
görülmelidir. Günümüzde sayıştaylar parlamentoyla daha yakın bir ilişki içerisinde
çalışmakta, parlamentolar denetim işlevini sayıştay
raporları aracılığıyla yerine getirmektedir. Değerli
arkadaşlar, Sayıştay, günümüzde gerçekleştirdiği denetimler ve yargı fonksiyonu
aracılığıyla gerçekte halka ait olan kamu kaynaklarının en yüksek çıktılara
ulaşmasını sağlayacak şekilde kullanılmasını teşvik etmekte, kamu idarelerinin
etkin, hukuka ve etik değerlere uygun biçimde
çalışmasını gözetmekte, kamu mali yönetiminde saydamlığın, hesap verme
sorumluluğunun güçlendirilmesini sağlamakta, kamu kaynaklarının belirlenen amaç
ve hedefler doğrultusunda ve hukukî düzenlemelere uygun olarak elde edilmesi,
saklanması ve kullanılmasını güvence altına almaktadır. Yolsuzluklara ve kötü
yönetime set çekmekte, ödedikleri her kuruş verginin hesabını bilmek isteyen
vatandaşlar için de bir güvence oluşturmaktadır. Kısacası, devlet hazinesinin bekçiliği
görevini üstlenmektedir. Sayıştay
raporları 1923 yılından itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisinde özel bir
komisyonca değerlendirilmiş, 20 kişiden oluşan Sayıştay Komisyonu 1973 yılına
kadar Sayıştay raporlarının görüşüldüğü merci olmuştur. Ne yazık ki, bu tarihte
Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyonların birleştirilmesi çalışmaları
sırasında Plan ve Bütçe Komisyonunun varlığı dikkate alınarak Sayıştay
Komisyonunun kaldırılmasına karar verilmiştir. 1996 yılında ise
Sayıştay Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle Sayıştay raporlarının Türkiye
Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüleceği ve komisyon
önerisiyle birlikte Meclis Genel Kuruluna sunulacağı hükme bağlanmıştır. Ancak,
Meclis İç Tüzüğü’nde gerekli değişikliğin yapılmamış olması ve ilgili
komisyonun yoğun iş hacmi nedeniyle bu hüküm yeterince işlerlik kazanmamıştır. Bu sorununun
çözüme kavuşturulması için bugün yapılması gereken şey, Sayıştay Komisyonunun
yeniden kurulmasıdır. Sayıştay kanunu teklifinin de bir an önce yasalaşması
ise, sadece Sayıştayın iç süreçleri için değil, mali
yönetim sistemimizin sağlıklı bir şekilde yapılandırılmasında ve sağlıklı bir
şekilde işlemesinde hayati bir rol oynayacaktır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yargılama görevini yerine getiren mekanizmaların
varlığı çok eski dönemlere kadar uzanmakla birlikte, yasama organının
işlemlerinin anayasaya uygunluk denetimine tabi tutulması yakın geçmişte ortaya
çıkmıştır. Günümüzde hâkim olan hukuk devleti anlayışı, anayasa yargısının
varlığını gerekli kılmaktadır. Zira hukuk devleti ilkesi, temelde devletin tüm
işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygun olmasını ve bunların yargı
denetimine tabi tutulmasını gerektirir. 61 Anayasası’yla
adli sistemimize dâhil olan Anayasa Mahkemesiyle beraber ilk defa yasama
organının işlemlerini denetleyen bir adli mekanizma oluşturulmuştur. Avrupa
ülkelerindeki bazı modeller esas alınarak oluşturulan Anayasa Mahkemesi
sistemi, diğer birçok mekanizmada olduğu gibi, daha oluşum aşamasında
Avrupa’daki emsallerinden çok farklı bir role ve işleve bürünmüştür. Şüphesiz
ki, millet adına bağımsız ve tarafsız bir şekilde evrensel hukuk, insan hakları
ve özgürlükler çerçevesinde yargı denetimi görevini sürdüren, yasama organının
faaliyetlerini bu ilkeler dâhilinde irdeleyen bir yüksek yargı organı
demokratik işleyişe güç katacak bir mekanizmadır. Ancak, bu mekanizmanın oluşum
amacı, üyelerinin seçim yöntemi ve yetkileri gibi temel hususlarda sıkıntılar
varsa, doğal olarak bu mekanizmanın işleyişi de süreç içerisinde ciddi
sıkıntılara yol açmaktadır ve yol açacaktır. Temelde yasama
organının faaliyetlerini bireyin hak ve özgürlükleri lehine korumakla görevli
olması gereken bu organ, daha kuruluşundan itibaren yapılan müdahalelerle
kendini sadece devletin ali menfaatlerini korumakla mükellef sayan, bunun için
yapılması gereken ne varsa yapmaktan imtina etmeyen, özellikle, 12 Eylülden
sonra da darbenin yarattığı hukuku korumayı neredeyse tek görev olarak
belirleyen bir yapıya dönüştürülmeye çalışılmıştır. Bu vahim durum,
aslında mahkemenin en önemli görevi olan kanunun hukuka uygunluğunu denetleme
faaliyetini yapmanın ötesine geçerek, kanunun
içerdiği siyasi tercihleri geçersiz ya da işlevsiz
kılmak suretiyle doğrudan doğruya kamu siyasetini belirleme hevesiyle ortaya
çıkmıştır. Demokratik düzenlerde aslolan milletin
gerçek ve mutlak egemenliği ise ve temsilî sistemlerde bunun tezahürü
parlamentoysa, o hâlde parlamentoların yasa yapıcı faaliyetlerinin sadece
hukuka uygunluk açısından denetimlerine izin verilmelidir. Aksi takdirde,
seçimle işbaşına gelen ve ülkenin siyasetine yön verme hakkına sahip olan
parlamentolar, atamayla görev almış kamu görevlilerinin siyasal inanışlarıyla
sınırlı bir faaliyetin dışına çıkamazlar. Buna bazılarınız emniyet supabı
diyebilir, hatta bu uygulamanın, özellikle bu dönemde, farz olduğunu da
savunabilir. Bunun savunulması anormal bir yaklaşım değildir. Düşünce ve ifade
özgürlüğü çerçevesinde, elbette ki savunulmasında bir sakınca görmeyiz. Ancak
bunu savunanların, bununla birlikte ve aynı zamanda demokrasiyi ve halkın
egemenliğini savunmasını büyük bir çelişki olarak değerlendiririz. Ya demokrat olursunuz ve her siyasi iklimde, her siyasi
iktidar döneminde aynı ilkesel tutum içerisinde demokrasiyi savunursunuz ya da konjonktüre göre hareket eden bir tutumla devlet
yönetiminde oligarşiyi savunursunuz. Bunun arası, ortası ya
da ikisi birdeni yoktur. Bu nedenle, demokrasilerde
önemli işlevlere sahip olan böylesi kurumları tümüyle siyasi gelişmelerden
bağımsız, tarafsız ve ilkeli birer kuruma dönüştürmek yeni Anayasa’da ele
alınması gereken hayati bir konudur. Değerli
arkadaşlar, özellikle son dönemlerde verdiği bazı kararlar ile hukuk dünyasında
hayal kırıklığı yaratan Anayasa Mahkemesinin, önümüzdeki dönemde hak ettiği
saygınlığı güçlendirmesi için yeni düzenlemeler ile desteklenmeye ihtiyacı
olduğu inancındayız. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi üyelerinin sadece
Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi yerine, diğer yüksek yargı organları ve
Barolar Birliğinin doğrudan seçim yapabilmeleri, ayrıca Parlamentonun da yine
bu kurumlarca ve üniversitelerce gösterilecek adaylar arasından nitelikli
çoğunlukla seçeceği üyelerden oluşması sağlanmalıdır. Yine, başta
yüksek yargı mensupları olmak üzere, tüm yargı çalışanlarının özlük haklarında
hak ettikleri iyileştirmenin gerçekleştirilmesi ve mesleğin saygınlığına uygun
bir hayat standardını sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması
zorunludur. Öyle ki, yeni göreve başlayan bir hâkim dahi kamuda görevli en
yüksek maaş alan kamu görevlisinden çok da geride kalmamalıdır. Ayrıca,
yargıdaki iş yükünün azaltılması için, hâkim ve savcı açığı, bina ve personel
açığı mutlak surette giderilmek durumundadır. Unutulmamalıdır ki, bugün yargıda
yaşanan sorunların da siyasi sorumlusu ve çözmek zorunda olanı öncelikle hükûmetlerdir. Bu kurumlarımızın da halkın vergileriyle
oluşturulan… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) SELAHATİN
DEMİRTAŞ (Devamla) – Birkaç saniyeye ihtiyacım var. BAŞKAN – Sayın Demirtaş, bir dakika ekliyorum, tamamlayın lütfen. SELAHATTİN
DEMİRTAŞ (Devamla) – Bu kurumlarımızın da, halkın vergileriyle oluşturulan
bütçelerini yine halkın menfaatlerine kullanacakları inancıyla, 2008 yılı
bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle
selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Demirtaş. Şimdi, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Özyürek,
İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar) On beş dakika
süreniz var. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi
adına hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı bütçesiyle ilgili bazı konulara değinmek
istiyorum. Kamuoyunun hatırlayacağı gibi, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak,
Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine karşı çıkmıştık. Şöyle bir hatırlarsak,
bu karşı çıkışımızın temel nedenlerinden biri, Sayın Gül’ün geçmişteki
söylemleriyle Atatürk ilkelerine ve laik demokratik cumhuriyete inanmadığını
göstermesi idi. Birkaç sözünü anımsatayım: “Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit
eden, tahrip eden, laiklik ilkesidir.” demişti Sayın Gül. “‘Ne mutlu Türküm
diyene.’ lafını her yere yaza yaza, Türkiye, ilkel
hâle dönüşmüştür.” demişti Sayın Gül. Ve biz, Cumhurbaşkanlığının bir uzlaşma
makamı olduğunu ve uzlaşma ile seçilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Sayın
Başbakan da, seçimlerin yapıldığı günün akşamı yaptığı konuşmada, bu uzlaşma
taleplerimize katılmıştı, ama ne yazık ki, daha sonra, Milliyetçi Hareket
Partisinin oturumlara katılacağını açıklaması sonucu bir uzlaşma arayışı
engellenmiş ve Sayın Gül seçilmiştir. Sayın Gül’ün
seçilmesinden itibaren, bizim tahmin ettiğimiz ve kamuoyuna açıkladığımız gibi,
Türkiye’de yerleşmiş olan pek çok kural, ilke ve gelenek altüst olmaya
başlamıştır. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Özyürek, bütçe konuşuyoruz, bütçe! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - Daha yemin töreninde Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları
yemin törenine katılmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi yemin töreninde hazır
bulunmamıştır. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Neden katılamadıklarını biliyor musun? MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - Yıllardır gelenekselleşen… BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) - Millet iradesine saygılı olun. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - 29 Nisan… MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Saptırıyorsunuz meseleleri, cumhuriyetin en üst makamını rencide
ediyorsunuz. BAŞKAN – Lütfen…
Lütfen… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - Sayın Başkan, ben, bütün arkadaşlarıma cevap verecek yetenekte ve
kabiliyetteyim ama zaman sorunum var. Eğer, zamana ilave ederseniz,
memnuniyetle, arkadaşlarla bir müzakereyi başarıyla yürütürüz. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen, hatibe müdahale etmeyin, lütfen. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yıllardır, 29 Ekimde, köşkte, eşli olarak
protokole bir resepsiyon verilirdi. Bu kez ne oldu? O resepsiyon iptal edildi,
onun yerine, gündüz vakti A protokolüne, eşsiz davet verilmeye başlandı. LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – Gene kışkırtma görevinizi yapıyorsunuz. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - Yani, Abdullah Gül, devletin yerleşmiş geleneklerini tersine
çevirdi, onlara uymak yerine, kuralları kendisine uydurmaya başladı. Değerli
arkadaşlarım, unutmayalım ki devletler, geleneklerine, kurallarına saygı
duydukça büyürler ve geçmiş bütün Cumhurbaşkanları -on Cumhurbaşkanı da- bu
geleneklere, bu kurallara uymuştur. Şimdi, öyle anlaşılıyor ki farklı bir
Cumhurbaşkanıyla karşı karşıyayız ve Türkiye’nin pek çok kuralı, pek çok
geleneği değişecektir. Gene bu
çerçevede, bugüne kadar, bütün Cumhurbaşkanları, yurt dışından gelen devlet
adamlarıyla köşkte görüşmüşlerdir ama Sayın Gül, Başbakanla birlikte, Suudi
Arabistan Kralının ayağına gitmiş, onunla otelinde görüşmüş ve tuhaf görüntüler
oluşturan pozlar, herkese verilmiştir. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Bu bir teamüldür, öğrenin de gelin! MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, bir tek örnek gösteremezsiniz ki… BAŞKAN – Lütfen,
sayın milletvekilleri, hatibe müdahale etmeyin, lütfen. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - …geçmiş on Cumhurbaşkanından herhangi birisi, bir başka
cumhurbaşkanı ile otelde görüşmüştür. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Yalan söylüyor! BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Yalan söylüyor, gözümüze baka baka yalan
söylüyor! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, öyle anlaşılıyor ki Sayın Gül, AKP’nin “tüccar siyaset” anlayışını, Cumhurbaşkanlığı
makamına taşımaktadır. Değerli
arkadaşlarım, Anayasa’mıza göre, Cumhurbaşkanları, cumhuriyetin ve milletin
birliğini temsil etmekle, devletin kurallarına uymakla, devletin itibarını
yükseltmekle görevlidir. Sayın Gül, Cumhurbaşkanı olur olmaz, sanki, köşke bir yasamatik koymuş gibi, yasalar anında geliyor ve bir saat
sonra, o yasamatikten çıkıyor. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Devlet çalışıyor. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım… AHMET ERTÜRK
(Aydın) – Adam işini yapıyor. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – …Cumhurbaşkanlığında çok değerli hukukçular var,
Cumhurbaşkanlığında uzmanlar var. Siz, bunların hiçbirini
değerlendirmeyeceksiniz, bunlara hiçbir şekilde rapor istemeyeceksiniz ve gelen
yasaları, yasamatikten geçirir gibi, bir saat içinde
onaylayacaksınız. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Sayın Baykal’a sormalı bunun cevabını! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Bu, doğru değildir değerli arkadaşlarım. MEHMET NİL HIDIR
(Devamla) – Sayın Baykal… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Gene, atama… Değerli
arkadaşım, başına, Baykal kadar taş düşsün! (CHP sıralarından alkışlar) ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Baykal’la taşı özdeşleştiriyor musunuz? MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Şimdi, gene, atama kararnamelerini anında imzalamıştır ve hiçbirini
incelememiştir. Şimdi, ben, Hükûmete sormak istiyorum çünkü bu kararnameleri sevk eden
makam Hükûmettir: Daha önce, Sayın Necdet Sezer,
hangi gerekçelerle bazı atamaları imzalamamıştır? Şimdi, Sayın Sezer’in sakıncalı bulduğu atamaları, hangi bilgi ve
gerekçelerle Sayın Gül imzalamıştır? Devlette süreklilik esastır. Nedir? Yani,
MİT’in gönderdiği, çeşitli kurumların gönderdiği gerekçeler, Sayın Gül
tarafından yok mu sayılmıştır? Değerli
arkadaşlarım, gene bu çerçevede, AKP Hükûmetinin
KİT’leri tekrar arpalık hâline getirmeye çalıştığı, yani seçilemeyen
milletvekillerinin KİT yönetim kurallarına atanmasına ilişkin kararnameleri de
anında imzalamıştır ve pek çok bürokrat, başka partilerden aday olan pek çok
bürokrat, hakkı olduğu kadrolara döndürülmezken AKP’li
seçilemeyen adaylar, KİT’lere, arpalık şekline dönüştürmek suretiyle
atanmıştır. Sayın
Cumhurbaşkanına bunlar yakışmıyor. Sayın Cumhurbaşkanının, milletin
Cumhurbaşkanı olması gerekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olması
gerekir ama ne yazık ki, Sayın Gül, AKP’nin
Cumhurbaşkanı olmaya devam etmektedir. Değerli
arkadaşlarım, YAŞ kararları… Sayın Cumhurbaşkanı YAŞ kararlarını hiçbir şerh
koymadan imzaladı, pek çok çevre bundan memnun olduğunu ifade etti. Ama, acaba
Sayın Gül Başbakanken o irticaya karışan subayların
ihraç edildiği YAŞ kararlarına niçin şerh koymuştu, şimdi Cumhurbaşkanı olarak niçin o şerhi koyma
gereğini hissetmiyor? MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Oysa, sevineceksiniz. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Yani, değerli arkadaşlarım, Başbakanken mi doğru düşünüyordu,
Cumhurbaşkanıyken mi doğru düşünüyordu? Bunu, kamuoyu olarak, milletvekilleri
olarak öğrenmek bizim hakkımızdır. YAŞAR KARAYEL
(Kayseri) – Her iki hâlde de, her iki hâlde de… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yine Sayın Cumhurbaşkanı YÖK’le ilgili önemli
bir açıklama yaptı, dedi ki: “YÖK’le ilgili atama dosyası bana geldi, içinde üç
isim var ve bir ihbar notu var. Notta deniliyor ki, adaylardan birinin eşi kara
çarşaflıdır.” Bu vahim bir durumdur değerli arkadaşlarım. Ve bu dosyanın
YÖK’ten geldiğini uçağına aldığı gazetecilere söyledi ve onların hepsi de
manşetten bu haberi verdiler. YÖK Başkanı ertesi gün çıktı, net bir şekilde,
YÖK’ün böyle bir not göndermediğini, zaten hiçbir zaman da böyle bir not dosyada
bulunmadığını ifade eder etmez Köşk’ten bir açıklama: “Ben YÖK’ü kastetmedim.” Şimdi, değerli
arkadaşlarım, yanınızda uçağınıza alıp özel seçerek götürdüğünüz bütün
gazeteciler yalan mı yazdılar? O zaman, ben Sayın Cumhurbaşkanına öneriyorum,
bundan sonra uçağına alacağı gazetecileri biraz daha dikkatli seçsin. Demek ki,
onun söylediklerini anlayamamışlar. GÜROL ERGİN
(Muğla) – Ya da dikkatli konuşsun, dikkatli… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı makamı dedikodu
üretme yeri değildir. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, bütçeyi konuşuyoruz, Cumhurbaşkanlığının bütçesini
konuşuyoruz şu anda. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Onun için, Cumhurbaşkanlarının bu dedikodu üretiminden vazgeçip
Türkiye’nin sorunlarına eğilmesi gerekir. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Magazinleştirdik iyice! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Anayasa’nın öngördüğü çerçevede anayasal kurumlar arasında uyumu
sağlayan bir Cumhurbaşkanı hâline bir an önce dönüşmesi gerektiğini
düşünüyorum. Değerli arkadaşlarım,
dediğim gibi, cumhurbaşkanları dedikodu üretmezler, cumhurbaşkanları anayasal
kurumlarla kavga etmezler. Cumhurbaşkanının Anayasa’ya göre görevi, anayasal
kurumlar arasında uyumu ve eş güdümü sağlamaktır. Değerli
arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı bütçesi çok eleştirildi. 2007 yılı ödeneklerine
göre 2008 yılında yüzde 64 ödenek artışı öngörüldü. Faiz dışı harcamaları
dikkate aldığımızda, bütçemizin yüzde 8 oranında artırıldığı, memurlarımıza ve
emeklilerimize yüzde 2+yüzde 2 zam verildiği bir ortamda, Cumhurbaşkanlığı
bütçesinin yüzde 64 gibi yüksek bir oranda artırılması elbette dikkat
çekicidir. Şimdi, bu
eleştiriler üzerine, Sayın Cumhurbaşkanına yakın çevreler rahatsız oldular,
çeşitli açıklamalarda bulundular, eleştiri yazıları yazan yazarları Köşk’e
davet ettiler. Öyle garip ifadeler ortada dolaşıyor ki, deniliyor ki: “Yabancı
devlet başkanlarının kullanabileceği kalitede tuvalet bile yok
Cumhurbaşkanlığında.” MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Dedikodu yapmayın. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Hayır… MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Az önce sen diyordun “dedikodu” diye, şimdi sen söylüyorsun. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Bu… Bu her yerde söylendi. Şimdi, değerli
arkadaşlarım... MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Bu Mecliste dedikoduyla Cumhurbaşkanına hakaret edemezsiniz. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Ve Sayın Cumhurbaşkanımızın eşi hanımefendi daha Cumhurbaşkanlığı
seçimi yapılır yapılmaz Köşk’e gitti, “Bu mobilyalar değişecek, bu binalar
elden geçecek, restore edilecek.” dedi.. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Hâlâ dedikoduya devam ediyorsun. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – …ve onun üzerine bütçe hazırlandı, çok ciddi şekilde ödenek artışı
konuldu. Peki, biz,
Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde tamirat gerekiyorsa, tadilat gerekiyorsa
yapılmasından yanayız, ama, bunların hepsinin bir yılda yapılmasına gerek yok,
bunlar zamana yayılabilirdi ve ayrıca, görüyoruz ki bütçede, 2009’da da çok
ciddi bir artış var, 2010’da da bir… Değerli
arkadaşlarım, cumhurbaşkanları, başbakanlar, millete örnek olması gereken
kişilerdir. Eğer, Cumhurbaşkanı, Başbakan tutumlu davranmazsa, devlet parasını
hesaplı harcamazsa, topluma, millete çok kötü örnek olur. Öyle anlaşılıyor
ki, Sayın Sezer gibi mütevazı, tutumlu, devlet parasını, ayrılan ödeneklerin
neredeyse yarısını tasarruf eden bir Cumhurbaşkanından sonra, Abdullah Gül,
Sayın Abdullah Gül şatafatlı, gösterişli bir Cumhurbaşkanı olmaya niyetlidir. Değerli
arkadaşlarım, bu ülke, fakir insanların, yoksul insanların, Sayın Başbakanın
deyimiyle “garip gureba”nın ülkesidir. Bu ülkede
Cumhurbaşkanlarının devlet parasıyla gösterişe, şatafata kaçması doğru
değildir. Değerli
arkadaşlarım, bir soruyu da burada sormak istiyorum: Sayın Abdullah Gül’ün kızı
evlendi. Saadetler diliyorum ve… MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Magazin ya! BAŞKAN – Sayın Hıdır, lütfen… MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Tamamen magazin! BAŞKAN – Lütfen… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – …400 bin YTL takı takıldığı Hürriyet gazetesinin 16 Ekim tarihli… FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Sana ne! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı, kamuoyunun önündeki kişidir. MEHMET ÇİÇEK
(Yozgat) – Ayıp, ayıp! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Bütün icraatıyla halkın önündedir. MEHMET ÇİÇEK
(Yozgat) – Gerçekten çok ayıp! Sizin gibi tecrübeli bir milletvekiline
yakışmıyor. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Ve, Hürriyet gazetesinde bu haber çıkmıştır. MEHMET ÇİÇEK
(Yozgat) – Bugüne kadar kimseye laf atmadım, ama, çok ayıp! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Ben, şimdi bir soru sormak istiyorum. Şimdi, bir soru sormak… HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Soru soramazsın! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Rahatsız olmayan değerli arkadaşlarım… (AK Parti sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Şimdi, bir soru sormak istiyorum. Soru şudur: Denildi ki… MEHMET ÇİÇEK
(Yozgat) – Ayıp! BAŞKAN – Sayın
Çiçek… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Hükûmete soruyorum… Hükûmete
soruyorum… (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım… MEHMET ÇİÇEK
(Yozgat) – Sayın Başkan, lütfen müdahale edin. Özel hayata müdahale ediliyor. BAŞKAN – Sayın
Çiçek… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – 400 bin YTL… MEHMET ÇİÇEK
(Yozgat) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Sayın
Çiçek… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – 400 bin… (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, burada ne konuşacağımı siz mi
kararlaştıracaksınız, ben mi kararlaştıracağım? BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… Sayın Özyürek… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Bu toplantıyı siz mi idare edeceksiniz, Başkan mı idare edecek? (AK
Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Bana saygı göstermiyorsunuz, Başkana saygı gösterin. Bu ne biçim
iş! (AK Parti sıralarından gürültüler) MEHMET DANİŞ (Çanakkale)
– Senin yaptığın nasıl iş! BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Neye çeviriyorsunuz burayı? MEHMET DANİŞ
(Çanakkale) – Hadi oradan! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Ben görüşlerimi açıklıyorum. Farklı düşünen varsa, gelir burada
açıklar. ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Dedikodu yapıyor, dedikodu… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – 400 bin YTL takı takıldı. Denildi ki: “200 bin YTL’sini
biz şehit ailelerine bağışlayacağız.” NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bunun bütçeyle ne alakası var? Bütçe konuşuyoruz Sayın Başkan. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Soru şu: Bu 200 bin YTL şehit ailelerine bağışlandı mı bağışlanmadı
mı? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Vazgeçtiniz mi geçmediniz mi? Soru bu. AHMET YENİ
(Samsun) – Sana ne! Seni niye ilgilendiriyor? MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı söz veriyorsa sözünün arkasında
durmak zorundadır. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Cumhurbaşkanlığı bütçesini görüşüyoruz, Cumhurbaşkanının bütçesini
değil. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım… Değerli arkadaşlarım… MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Burası magazin yeri de değil! AHMET YENİ
(Samsun) – Magazin yapıyorsun! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Magazin yeri değil. Haberler, doğrular… Rahatsız olmayın değerli
arkadaşlarım. “200 bin YTL'yi şehit ailelerine
bağışlayacağım.” derken Sayın Cumhurbaşkanı düşünmek zorundaydı. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Nereden biliyorsunuz Sayın Özyürek? MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Ya gereğini yapacak ya
gereğini yapacak. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanları için verilen… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Nereden biliyorsunuz bağışlamadığını? Bu ilan edilmez ki! BAŞKAN – Sayın Özyürek, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şimdi, değerli
arkadaşlarım… YAŞAR KARAYEL
(Kayseri) – Sayın Özyürek, size yakışmıyor! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Gelirsiniz burada, 200 bin YTL… OSMAN GAZİ
YAĞMURDERELİ (İstanbul) – Ne alakası var! BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – …şehit ailelerine verilmiştir dersiniz, ben söylediklerimin hepsini
geri alırım. Şimdi, değerli
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesiyle ilgili bir iki şey
söylemek istiyorum. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Nihayet! Nihayet! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – Uzun zamandır gerek Meclis Başkanı gerekse Türkiye Büyük Millet
Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı görevlerini suistimal
etmektedirler. Çünkü 2006 yılının ocak ayında Sayıştayın
belirlediği 28 tane üye adayı Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir ama
aradan geçen neredeyse iki yıla yakın sürede bu seçim yapılmamıştır. Değerli
arkadaşlarım, iki yıl bir seçimi bekletmeye ne Meclis Başkanının ne Plan ve
Bütçe Komisyonu Başkanının hakkı yoktur. Bunun sebebini hepimiz biliyoruz,
bunun sebebi, o adayların içinde… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Özyürek. MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – …AKP'nin kendine uygun insan
bulunmayışıdır. Böylesine partizanlık olmaz. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuşmamı tamamlarken… HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Zamanı çok verimsiz kullandınız! MUSTAFA ÖZYÜREK
(Devamla) – …bütçenin hepimize hayırlı olmasını diliyorum, saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar) AHMET YENİ
(Samsun) – Ne anlattın? Magazin… MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Anlamasını bilenler için çok yararlı oldu. BAŞKAN – Lütfen
sayın milletvekilleri… Teşekkür ederim
Sayın Özyürek. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına Sayın Nesrin Baytok, Ankara
Milletvekili. Buyurun Sayın Baytok. (CHP sıralarından alkışlar) On dakika süreniz
var. CHP GRUBU ADINA
NESRİN BAYTOK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve
Televizyon Üst Kurulunun 2008 yılı bütçesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin
görüşlerini ifade etmek için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, tarihî bir dönemden geçiyoruz.
Burada yüce Meclisin kürsüsünde bu konuşmaları yaparken, içinden geçtiğimiz döneme ilişkin de görevimizi yerine getiriyoruz.
Türkiye’nin temellerini oluşturan bütün değerlerin sorgulandığı, yeni baştan
ele alınıp düzenlenmek istendiği, sil baştan yapılmak istendiği, Anayasa’nın da
sil baştan yeniden yazılmak istendiği, bu sayede ülkenin farklı bir şekle dönüştürülmeye
çalışıldığı bir dönemin uygulamaları hakkında ana muhalefet partisi olarak
görüşlerimizi ve uyarılarımızı söyleyerek vatandaşlarımıza karşı
sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz. Değerli
milletvekilleri, radyo ve televizyon yayınlarının denetlenmesi ve düzenlenmesi
görevini yapması gereken RTÜK’ü konuşuyoruz.
Çalışmalara baktığımızda, bu denetim işinin adil biçimde yürütülmediğini
belirgin olarak görebiliyoruz. Sadece çıplak gözle bile seçim dönemindeki
yayınların ne kadar taraflı olduğunu hepimiz tespit ettik. RTÜK de bu durumu
seyretti. Öyle bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız ki, biat kültüründen
gelen, muhalefetin sesini asla duymak istemeyen bir anlayış. Bu anlayış, zaten
baskıcı ve dayatmacı bir uygulamayla demokrasimizi tehdit eden çeşitli
faaliyetler içinde. Kurumlar da bu baskıcı ve dayatmacı uygulamaları
gerçekleştirmek isteyen iktidarın elini güçlendirirse, ortada demokrasi kalmaz.
Gazetecileri öylesine korkutmuş bir Başbakan var ki, soru bile soramıyorlar. Bu
Mecliste hiç kimse çıkıp şunu iddia edemez: İsteyen gazeteci, Sayın Başbakana
istediği soruyu sorabilir. Soramaz. Bunu gözlerimizle ekranlarda görüyoruz.
Gazeteciler Sayın Başbakanın karşısına geçiyor, en
nazik, en anlayışlı, en hafif, en suya sabuna dokunmayan sorularla durumu idare
ediyor. Bu durum, o gazetecilerin eksikliğinden değil, Sayın Başbakanın anlayış
eksikliğinden doğuyor. HALİDE İNCEKARA
(İstanbul) – Ayıp oluyor! Gerçekten çok ayıp! NESRİN BAYTOK
(Devamla)– Büyük bir sevinçle görüyoruz ki, medyanın içinde onuruyla, başı dik
gazetecilik yapan gazetecilerimiz hâlâ var. Ayrıca çok rahatlıkla ifade
edebilirim ki Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a,
isteyen gazeteci istediği soruyu sorabilir. Şimdiye kadar hiçbir gazeteciyle,
gazetecinin şahsıyla uğraşmamıştır. Hepimiz çok
yakından biliyoruz ki, Sayın Başbakan, kimi gazetecileri işinden eder,
kimilerini ülke dışına sürmek ister. Bu anlayıştaki Başbakanın karşısında ne
mutlu ki medyaya saygılı bir ana muhalefet lideri var. Sayın Başbakanın medyaya
dönük olarak şu sözleri söylediği kayıtlardadır: “Ham meyveyi koparmazsınız,
bekleyin olgunlaşsın, ondan sonra.” Yandaş medya
arayışlarını doruğa çıkarmış bir iktidar uygulamasıyla karşı karşıyayız. Medya
kuruluşlarının el değiştirmesinde RTÜK hiç mi etki sahibi değil? Karar alırken
neye göre alıyor? TGRT birden Fox Televizyonu oluyor.
Bir kere, Türkçe karakter içermeyen bir ismi nasıl onayladınız? İkincisi,
sahibi kim, yabancı ortaklığı ne kadar? Kanalın adına bakarak sahibini tahmin
edin? Hani eleştirmeyelim
diyoruz. Ama, alfabemizin harflerinin bile sorgulandığı, değiştirilmek
istendiği bir dönemden geçmekte olduğumuzu söylemeden
de geçemeyiz. Neymiş? X, W, Q harfleri alfabeye
konulacakmış. Bunları ifade edecek harflerimiz yok mu? “İ-k-s” yazınca “x” olmaz
mı? Bakın, bugün
Sabah-ATV ihalesi yapıldı. Daha doğrusu minareyi çalanın kılıfını hazırladığı
gibi bir şov yapıldı. İhaleye girmeyi düşünebilecek firmalar çeşitli yollarla
ihaleden caydırıldı. Buna rağmen yine gireceğini açıklayan iki firma son anda girmeyeceğini
açıkladı. Neden çekildiler? OSMAN GAZİ
YAĞMURDERELİ (İstanbul) – Siz biliyorsanız söyleyin. NESRİN BAYTOK
(Devamla) – İhale, Başbakanın damadının yönetimindeki şirkete verildi. Neler
oluyor Sayın Başbakan? MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Cumhuriyet savcılığı orada! NESRİN BAYTOK
(Devamla) – Ey Adalet ve Kalkınma Partisi, ilahi siz, artık ihale yapıyoruz
diye ortaya çıkmanıza da gerek yok aslında. Bu kadar masrafa, bu kadar
televizyonların canlı yayınlarına ne gerek vardı? TMSF’nin
bir küçük odasında aldık verdik yapabilirdiniz. FAHRETTİN POYRAZ
(Bilecik) – Siz öyle yaptınız… NESRİN BAYTOK
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu ihale iptal edilmelidir. Bunun neresi
ihale Allah aşkına? İktidar partisine biraz itidal, biraz da sağduyu
öneriyoruz. Nedir bu gidiş? Nereye doğru bir gidiştir? Nasıl bir gidiştir
dörtnala böyle? Öte yandan, bir
RTÜK Yasası hazırlığı var. Buna göre yeni yasada yabancı payının yüzde 25’ten
yüzde 50’ye çıkarılması planlanıyor. Eğer aynı firma ikinci bir kanal sahibi de
olmak isterse yüzde 25 hisse hakkı da orada verilecek. Bir kere biz Cumhuriyet
Halk Partisi olarak medyanın yabancılara satılmasına karşıyız. Bir ülkenin en
nazik, en ince, en yönlendirilebilir olduğu konulardan birisi budur, medya
aracılığıyla yönlendirmedir. Yabancıların bir ülkede yapacakları yatırımlar
vardır, yapamayacakları yatırımlar vardır. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız
geçsinler.” diyemeyiz. Bankalarınızdaki yabancı hisse payı sınırlı olmalıdır.
Medya, yine öyle, sınırlı olmalıdır. İktidar partisi, az önce belirttiğim gibi,
yabancı payını yüzde 50’ye çıkaracak bir düzenleme hazırlıyor. Bir bakıyoruz,
bu düzenleme bekletiliyor. Acaba neyi bekliyor? Sabah-ATV ihalesinin
sonuçlanmasını mı? Değerli
milletvekilleri, iktidar partisinin değerli üyeleri; ülkeyi yönetiyorsunuz. 70
milyon için kararlar alıyorsunuz. Üç beş kişi için karar almayın. Medyayı
susturup yazamaz, söyleyemez hâle getirmek kimseye yaramaz. Türkiye’ye hiç
yaramaz. İktidarın görevi ülkenin yararı penceresinden bakarak ülkeyi
yönetmektir. Ne yazık ki, bu anlayışı göremiyoruz. Bakın, geçenlerde
IMF Türkiye Masası Şefi Giorgianni bir açıklama
yaptı, Türkiye ekonomisini değerlendirdi. O açıklamada cari açık hakkında bir
şey söyledi. Diyor ki: “Cari açık Türkiye ekonomisi için Aşil’in
topuğudur.” Biliyorsunuz, Aşil mitolojide yenilmez,
güçlü bir kahramandır. Tek zayıf yeri Aşil tendonudur ve oradan öldürülür. Demokrasimiz için de Aşil’in topuğu medyadır. Medya özgür olmazsa demokrasi
yürümez. Demokrasi için
hayati önemde bir diğer konu da yargı bağımsızlığıdır. O konuda nasıl karar
aldığınızı geçen hafta gördük. Bir hâkim adayı yazılı sınavdan 100 alsa bile
mülakatta 69 aldığında sınavı geçemeyecek. O mülakatı
da zaten iktidarın atadığı bürokratlar yapacak. Yargı bağımsızlığı da, medya
özgürlüğü gibi, demokrasi için Aşil’in topuğudur.
Demokrasiyi araç olarak görüyorsanız o başka elbette. Ancak, bu dönemde o kadar
çok demokrasiden bahsediliyor ki, bu vesileyle demokrasiyi Aşil
tendonundan vuracak uygulamalar yapıldığını
hatırlatmak istedim. Medyayı denetleyip
düzenlemesi beklenen RTÜK görevini doğru yapmazsa, yandaş medyayı kayırır
diğerinin üzerine giderse bundan kimse yararlanmaz. RTÜK, görevi olan işleri
bırakıyor, görevi olmayan işlere mi yöneliyor? RTÜK Başkanı, televizyonu
olmayan on dokuz ile de televizyon kurulacağını açıklamış. Bunu RTÜK mü
kuracak? RTÜK’ün görevleri arasında televizyon kurmak
var mı? Öte yandan, frekans ve bant ihaleleri ne durumda, neyi bekliyor? Bir reyting işi tutturulmuş gidiyor. Özel radyo ve
televizyonların içerik denetimleri yeterince yapılıyor mu? Eğer yapılıyorsa
eğitim ve sağlık konusunda yayınlara neden rastlamıyoruz? Bir televole kültürü egemen oldu. Bakın, geçen
hafta sonu bir uçak kazası oldu ve 57 vatandaşımızı kaybettik. Ölenlere
Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Medya gereken ilgiyi gösterdi ve
yayınlarla neler olduğunu bütün Türkiye anında izleme fırsatı buldu. Önümüzde
Kurban Bayramı var. Trafik kazaları bütün yıl boyunca can aldığı gibi, hız
kesmeyip artıracak ve ortalama 100 civarında kayıp vereceğiz, her yıl olduğu
gibi. Televizyonların yayın içeriği son derece önemli. Böylesine önemli ve
hayati bir konuda, RTÜK, televizyonlarımıza eğitici, öğretici, trafik bilgileri
içeren kısa filmler yayınlatamaz mı? Bir kanala ceza veriyorsa bu ceza böyle
filmler olamaz mı? Sayın Başbakan
dün konuşmasında muhalefeti öylesine yararsız tarif etmişti ki hiçbir öneri
getirmeden eleştiriyor diye, işte size öneri. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi
olarak her zaman Türkiye’nin yararını gözettik, vatandaşlarımızın yararını
gözettik. Bu anlayışla buradayız. Muhalefet demokrasinin çok önemli bir
ayağıdır. İktidar demokratik duyarlılık gösterirse, en başta kendisi bundan
yararlanır. Medya önemlidir, demokrasi için hayatidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Baytok, bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın. NESRİN BAYTOK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Özgürlüğünü
koruyalım, medya tekeli yaratmayalım. Sabah ve ATV ihalesi iptal edilmelidir. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Baytok. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, şimdi, söz, Sayın Halil Ünlütepe,
Afyonkarahisar Milletvekili. Buyurun Sayın Ünlütepe. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakika. CHP GRUBU ADINA HALİL
ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli
üyeler; Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi Başkanlıkları bütçesi üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubumuz ve şahsım adına Genel
Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli üyeler,
her iki kurum da anayasal kuruluştur. Sayıştay devletin gelir ve giderini
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen,
sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlayan anayasal bir kuruluştur.
Bilindiği gibi, bütçeler, yasama organınca yürütme organına harcamaların
yapılması konusunda yetki veren belgelerdir. Yasama organının yürütme organına
vermiş olduğu bu yetkiyi, verdiği sınırlar çerçevesinde kullanıp kullanmadığını
Sayıştay kanalıyla kontrol eder. Yani Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi
adına denetim yapar. Sayıştay üyeliklerinde çok uzun bir dönemdir eksiklik
bulunmaktadır. 56 üyeli Genel Kurulun hâlen 12 üyesi, kadrosu boş
bulunmaktadır. Kurumun artan iş hacmini karşılayabilmesi için eksik kadroların
tamamlanması gereği tartışılmaz. Buna rağmen, Sayıştayda
boş bulunan üyelerin seçimi Sayıştay Genel Kurulunca yapılır. Her boş bulunan
üyelik için Sayıştay Genel Kurulunca 4 katı aday tespit edilir. Tespit olunan
aday listesi, Sayıştay Başkanlığınca Türkiye Büyük Millet Meclisi kanalıyla
Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına gönderilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulu da Plan ve Bütçe Komisyonunda tespit edilen üyelerin yarısını
seçerek Sayıştay üyeliği seçimi tamamlanmış olur. Sayıştay Genel
Kurulu, biraz önce açıkladığım konulardaki eksiklikleri tamamlamış, eksik
bulunan 7 üye için 28 üyenin seçimini yapmıştır. 6 Ocak 2006 tarihinde,
yaklaşık iki yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirmiştir.
Başkanlık, Komisyona 20 Ocak 2006 tarihinde listeyi göndermiştir. Komisyon, iki
yıla yakın bir zamandır Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunulmak
üzere boş üyelik sayısının 2 katı adayı bugüne kadar belirleyememiştir. Yani,
Plan ve Bütçe Komisyonu iki yıla yakın bir sürede gerekli seçimi yapıp 14
adayın ismini Genel Kurula bildirmediği için seçim tamamlanamamıştır. Anayasal
bir kuruluş, keyfî bir uygulama sonucu görevini yapamaz, eksik yapar bir hâle
dönüştürülmüştür. Hâlbuki, bu, Sayıştayın seçimleriyle ilgili, örneğin 1990 yılında 9 üyelik
boşalmış, seçimi için Plan ve Bütçe Komisyonuna 19 Kasım 1990 tarihinde yazı
gelmiş, iki gün sonra Sayıştay, üyelerini seçmiştir. Gene, keza 1998 tarihinde,
Plan ve Bütçe Komisyonuna Sayıştay Başkanlığı yazısı havale edilmiş, iki buçuk
ay sonra 15 üyenin seçimi yapılmıştır. Şimdi ise, aradan iki yıla yakın süre
geçmiş olmasına rağmen Sayıştay üyeleri seçilememiştir. Her türlü uyarı ve
ikaza rağmen Komisyon gündemine alınmamıştır. Sayıştay üyelerinin seçiminin
yapılmaması için gayret sarf edilmiştir. Eski Meclis Başkanımız bu uygulamayı
yadırgadığını açıkça söylemiştir. Sayıştay Genel Kurulunun seçtiği adaylar
farklı düşünceden oldukları için, yani, Hükûmetin
Sayıştay Genel Kurulu bünyesinde yapılan aday tespitlerinden hoşnut olmaması
nedeniyle seçimin Komisyon gündemine alınmadığı kamuoyunda tartışılmaktadır. Sayıştay yüz elli
yıla yaklaşan mazisiyle, bağımsız statüsüyle ve tarafsız konumuyla hukuk
devletinin temel taşlarından biridir. Bağımsız denetçi kimliği Sayıştayın iktidar tarafından istenmediğini ortaya
koymaktadır. Her türlü denetime karşı olan AKP Sayıştayı
istenmeyen bir kurum hâline dönüştürmüştür. Sayıştay
üyelerinin kim olacağını Sayıştay kurumu belirlesin. Fakat, yeni Sayıştay Yasa
Tasarısı’na göre Sayıştayın bütün üyelerini Türkiye
Büyük Millet Meclisinin seçmesi öneriliyor. Meclisin çoğunluğu Sayıştay
üyelerini seçecek, sonra Sayıştay üyeleri kendilerini atayan iktidarın
hesaplarını denetleyecek. Bunun adı şeffaflık olacak. Bu uygulama, siyasi
iktidarın Sayıştayı kuşatma ve siyasallaştırma
çabalarından birisidir. Kendi düşüncelerinde olmadığı için Sayıştay üyelerinin
seçimi yaptırılmayacak, Sayıştay cezalandırılacaktır. Açıkçası, keyfî ve
partizanca bir uygulama sona ermelidir. Şimdi, Meclis
Başkanlığımız 1 Ekim 2007 tarihinde tekrar Sayıştay üyelerinin seçimi için
yazıyı Plan ve Bütçe Komisyonuna göndermiştir. Dilerim, geçen dönemki aymaz
tutumdan bu dönem kurtuluruz diye düşünüyorum. Adalet bir
ülkenin bağımsızlığının olmazsa olmaz koşullarından biridir. Anayasa’mızda
ifadesini bulan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin tam olarak tesisi
için yargı bağımsızlığının korunması gerekir. Siyasi iktidarın son iki dönemdir
yargıyı kuşatma, yargıda kadrolaşma, yargıyı siyasallaştırma uygulamaları yargı
bağımsızlığını Türkiye’de en çok tartışılan konulardan biri hâline getirmiştir.
Yargının adil ve bağımsız olmaması hâlinde yürütme ve yasamanın işleyişindeki
haksızlıkların önüne geçmek mümkün olamaz. Demokratik
toplumlarda hukukun üstünlüğü ilkesi esastır. Kamusal görev ve yetkilerin kaynağı
Anayasa ve diğer hukuk kurallarıdır. Devlet organlarının görev ve yetkileri
hukukla sınırlandırılmıştır. Parlamenter rejimlerde çoğunluğun iktidarını
sınırlayan en etkin unsurlar Anayasa yargısı, bağımsız yargı ve anayasal rejimi
özümsemiş, güçlü sivil toplum örgütleridir. Siyasi iktidar
yöneticilerinin davranışları, açıklamaları bağımsız yargıyı içine
sindiremediklerini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesinin verdiği bir karar
üzerine Sayın eski Meclis Başkanımızın “Anayasa Mahkemesinin kaldırılabileceği,
üye sayısının değiştirilebileceği, her yasanın Anayasa Mahkemesine gitmesinin
engellenebileceği” türü yaptığı açıklamalar, Sayın Başbakanın bir Anayasa
Mahkemesi kararından sonra “Bu, demokrasiye sıkılmış bir kurşundur. Söz söyleme
hakkı din ulemasınındır. O dinin mensubuna sorarsın.” türü açıklamalar;
ilgililerin bu tür açıklamaları bulundukları sorumlulukla da bağdaşmamaktadır.
Toplumu germeye yönelik, yargıyı hedef göstermeye yönelik açıklamalar meyvesini
vermiş ve ilk defa yüksek mahkeme menfur bir saldırıya uğramıştır. Yüksek yargı
organlarının verdiği kararların yasamaya müdahale veya ulusal iradeye müdahale
olarak yorumlanması, yargı bağımsızlığının ve hukuk devleti ilkelerinin
sindirilemediğinin bir göstergesidir. Sayın Başkan,
değerli üyeler; Anayasa Mahkemesi “Yüce Divan” sıfatıyla yargılar, iptal ve
itiraz davalarına ve ayrıca, siyasi partilerin mali denetimi ile kapatılma
davalarına bakar. İş yükü çok fazladır. Hele hele bu
iktidar döneminde hukuksuzluğu açıkça belli olan, Anayasaya aykırılığı ortada
olan yasaların yoğunlukla çıkartılması da yüksek mahkemenin iş yükünü
artırmıştır. Pek çok yasanın Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle Anayasa
Mahkemesinden geri döndüğü bilinmektedir. Yeni anayasa
çalışmalarıyla ilgili olarak, her ne kadar Anayasa taslağı kamuoyuyla
paylaşılmamışsa da yapılan bazı açıklamalar yargının tamamen kuşatma altına alınacağını ortaya
koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, Danıştay gibi yüksek mahkemeler ile Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçim sistemi endişelerimizi artırmaktadır.
Yargı tamamen siyasallaşır. Belki yapacağınız bu tür değişikliklerle etkinlik
alanınızı genişletebilirsiniz, fakat uzun zamanda topluma yaptığınız zararı
göreceğinizden eminim. Yargıyla oynayanlar hep kaybetmiştir. Bilin ki siz de
kaybedeceksiniz. Yargının sorunları, sadece yargının değil, hukuk devleti
anlayışının ve yargı bağımsızlığının sorunudur. Sayın Başkan,
değerli üyeler; parlamenter sistemin en önemli unsuru kuvvetler ayrılığı
sistemidir, yani yasama, yürütme ve yargı. Geçen dönem, yürütme yasamayı baypas
etmeye çalıştı, çoğunluğuna güvenerek yasama çalışmalarını etkiledi. Şimdi de
yargıyı etkisizleştirerek kuvvetler ayrılığını kuvvetler birliğine dönüştürmeye
çalışıyorsunuz. Her hâlde bunun adı “çoğunluğun diktatörlüğü”dür. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. HALİL ÜNLÜTEPE
(Devamla) – Tamamlamaya çalışacağım Sayın Başkanım. Son çıkartılan
Hâkimler ve Savcılar Kanunu’ndaki değişiklik, yargıyı kuşatmanın ve yargıyı
siyasallaştırmanın bir uzantısıdır. Sayıştay ve
Anayasa Mahkemesinin bütçesindeki ödeneğin yeterli olmadığını görüyoruz.
Bununla ilgili bir örnek de vermek istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanımız, bu dönem
bütçe çalışmaları sırasında ödeneğin yetersizliğinden yakınarak yüzde 65
oranında bütçede bir artışa gitmiştir. Bir şeyi
söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum: Geçen dönemki Sayın Cumhurbaşkanı
Sezer ödenek fazlalıklarını iade ederken yerine seçilen Sayın Cumhurbaşkanının
ödenek azlığından yakınması dikkati çekecek olan bir husustur diyorum ve bu
bütçelerin ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileğiyle saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ünlütepe. Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Sayın Hasan Çalış, Karaman Milletvekili. Buyurun Sayın
Çalış (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakika. MHP GRUBU ADINA
HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığımız bütçesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, bildiğimiz gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1920’de kurulduğu
günden beri Türk milletinin kaderini belirleyen çok önemli işler yapmıştır.
İstiklal Harbi’mizin kazanılması, cumhuriyetimizin kurulması, cumhuriyetimizin
kurumlarının kurulması ve kurumsallaştırılması, milletimizin çağdaş bir toplum
olma yarışında modern ilmi yakalaması konusunda, bilim ve teknolojiyi yakalaması
konularında çok önemli çalışmalar yapmıştır. Değerli
arkadaşlarım, maalesef, zaman zaman, milletten aldığı
yetkileri yeterince kullanamadığı gerekçesiyle bu kutsal çatının çalışmalarına,
cumhuriyeti kollama ve koruma gerekçesiyle müdahaleler yapılmıştır. Ama, yine
milletimizin sağduyusu, demokrasiye ve cumhuriyete sahip çıkması,
cumhuriyetinin değerlerine sahip çıkması neticesinde, bu yüce Meclis
çalışmalarına devam etmektedir, ebediyen de devam edecektir. Değerli
arkadaşlar, hepimizin bildiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul
çalışmaları dışında, çalışmaları televizyon kanalları aracılığıyla naklen
yayınlanan, bir nevi toplumun denetimine açık cumhuriyetimizin başka hiçbir
kurum veya kuruluşu yoktur. Bunun güzel tarafı nedir değerli arkadaşlarım?
Ciddi bir izleyici kitlesi vardır, vatandaşlarımızın değişik konularda
bilgilenmesine imkân sağlıyor, ayrıca milletvekili arkadaşlarımızın mesajlarını
direkt muhataplarına iletmesine de imkân sağlıyor değerli arkadaşlarım. Ama
işin bir de öbür tarafı var ki konuşmalarımıza, oturmamızdan kalkmalarımıza,
polemiklerimize, sataşmalarımıza, bazen üzülerek de olsa izlediğimiz itiş
kakışlarımıza, kavgalarımıza kadar her şey milletimizin gözü önünde devam
etmektedir ve bunlar da bu kutsal çatının
saygınlığına fayda sağlamamaktadır değerli arkadaşlarım. Önemi tartışmaya
yer bırakmayacak kadar açık olan bu kurumu zedelemeye, kamuoyu önünde
tartışılır hâle getirmeye, bu kutsal çatı altında görev yapan hiçbirimizin
hakkı olmadığına inanıyorum değerli arkadaşlarım. Burada görev
yapan arkadaşlarımızın siyaset öncesi yaptıkları işler yönüyle bir inceleme
yaparsak gördüğümüz şudur: Buraya gelen arkadaşlarımızın bir kısmı merkez veya
taşrada bürokrasinin değişik kademelerinde veya özel sektörde tecrübeleriyle, uzmanlıklarıyla
partilerimizin genel merkezleri ve taşraları tarafından ihtiyaç duyulan
arkadaşlarımız. Diğer arkadaşlarımız da genellikle parti teşkilatlarında
kendisini yetiştirmiş arkadaşlarımızdır. Ama hepsinin ortak bir özelliği vardır
değerli arkadaşlarım: Hepsi saygındır, hepsi değerlidir, hepsi kıymetli
insanlardır. Ama değerli arkadaşlarım, bu kadar seçkin insandan oluşan bir
topluluk, ne yazık ki bu kutsal çatının altında toplanır toplanmaz tartışılır
hâle gelebiliyor, kamuoyunda örselenmeye çalışılabiliyor. Değerli
arkadaşlarım, güvenilirlik anketlerinde, kamuoyu yoklamalarında Türkiye Büyük
Millet Meclisinin bir kurum olarak alt sıralara düşmesi hepimizi
düşündürmelidir. Hepimiz bu konuda kendimizi sorumlu hissetmemiz gerekmektedir.
Birkaç olayı
hatırlatmak istiyorum değerli arkadaşlarım: Bir notere gittiğinizi düşünün veya
bir başka daireye gittiğinizi düşünün, sizden ikametgâh ilmühaberi, nüfus
cüzdanı örneği ve kimlik kartınız istensin. Siz de Başkanlığımızın takdim
ettiği kimlik kartımızla ve Özlük İşlerinden aldığınız belgelerle gidiniz.
Muhtemelen sizlere denecektir ki: “Lütfen, muhtardan onaylı belgelerle, nüfus
cüzdanınızı veya ehliyetinizi getirin.” Değerli
arkadaşlar, bu, basit ama önemli bir husustur. Bunun örneklerini
çoğaltabiliriz: Veya Ankara’dan çıktınız seçim bölgenize gidiyorsunuz, yolda
seyrinizden, katıldığınız toplantılardan, bürokratlarla veya sivil toplum
kuruluşlarının yetkilileriyle yaptığınız toplantılardan geriye dönerken
milletvekilinin saygınlığı noktasında “Mutlu muyum?” diye kendinize sorun
değerli arkadaşlarım, genellikle mutlu olmadığınızı göreceksiniz. Bunun da
üzerinde durmak lazım. Değerli
arkadaşlar, dokuz on metrekarelik mütevazı odalarda hizmet vermeye çalışıyoruz,
misafirlerimizi ağırlamaya çalışıyoruz, Genel Kurula, bakanlıklara, sağa sola
koşuyoruz. Bazı misafirlerimiz çalışma ortamımıza bakıyor, lojman gibi, şoför
gibi imkânlarımıza bakıyor ve hayal kırıklığını gizlemiyorlar, çünkü kamuoyunda
sanılıyor ki milletvekilinin bir eli
yağda, bir eli balda değerli arkadaşlar. Değerli
arkadaşlar, Oran Mahallesi’nde milletvekili lojmanlarımız vardı, satıldı.
Satılsın. Milletimin derdine deva olacaksa feda olsun, canımız da feda olsun.
Ama orada, bizim Meclis personelimizin kullandığı lojmanlar dâhil, şu anda
sekiz binin üzerinde lojman duruyor. Keşke, bu başlamışken Türkiye genelindeki
bütün lojman problemini çözebilseydik! O gün, yanlış hatırlamıyorsam, daha
milletvekili olmamıştı Sayın Başbakan, şu salonda bulunan değerli
arkadaşlarımın bir kısmı da daha bu salona girmemişti, Bilkent Otelde bu kararı
ayakta alkışlamışlardı. Keşke bunun devamını da ayakta takip etseydiniz değerli
arkadaşlarım. (MHP sıralarından alkışlar) Değerli
arkadaşlarım, bir diğer husus, dokunulmazlıklar. Değerli
arkadaşlar, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak kürsü dokunulmazlığı
istiyoruz. Değerli
arkadaşlarım, gene sizlere soruyorum: Kürsü dokunulmazlığı dışında şu güzide
Meclisin içerisinde kaç kişinin başka dokunulmazlıklara ihtiyacı var? Şimdi,
açılan dosyalara bakıyoruz. Nedir? Seçim yasaklarına uymamak vesaire, ama bir
kısmı da ciddi. Bir kısmı Anayasa’ya kastediyor, milletimin bölünmez
bütünlüğüne kastediyor. Değerli
arkadaşlarım, gelin, o zaman bu dokunulmazlığı kürsü dokunulmazlığı dışında
kaldıralım, ciddi bir suçu olmayan arkadaşlarımızın aklanmasına fırsat verelim.
Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine kastetmişsek, ciddi suçu olan insanlar
varsa, lütfen, bu insanlar da bu kutsal çatıyı töhmet altında bırakmasın
değerli arkadaşlarım. (MHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar,
Türk milletinin tanımı gayet açıktır. Türk milletinin tanımı etnik bir tanım
değildir. Kendini Türk hissedebilen, bundan gurur duyabilen herkes Türktür bizim gözümüzde. (MHP sıralarından alkışlar) Biz, bu kürsüleri
kullanarak milletvekillerinin etnik yapılarına göre ayrılmasını, tasnif
edilmesini doğru bulmuyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bunu
kınıyoruz değerli arkadaşlarım. Başka bir şeyi daha kınıyoruz: Otuz beş etnik
grup olduğundan söz açarak bugün bu problemi buraya taşıyanları da halkımıza
şikâyet ediyor ve kınıyoruz değerli arkadaşlarım. (MHP sıralarından alkışlar) Değerli
arkadaşlarım, çalışma ortamımız belli. Burada altyapının geliştirilmesi lazım,
ar-ge çalışmalarının geliştirilmesi lazım. Bu konuda
Meclis Başkanlığımızı tedbir almaya davet ediyorum. Yine, Anayasa
çalışmaları izliyoruz aylardır… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Çalış, bir dakika ilave ediyorum, lütfen tamamlayın. HASAN ÇALIŞ
(Devamla) – Tamam Sayın Başkanım. Anayasa
çalışmaları otel lobilerinde, sağda solda devam ediyor değerli arkadaşlar.
Yasada çalışmaların nerede yapılacağı bellidir, kimin çıkaracağı da bellidir.
Bunu ben Türk milletine ve bu yüce Meclise bir saygısızlık olarak addediyorum
değerli arkadaşlar. (MHP sıralarından alkışlar) Değerli
arkadaşlar, basın ve medya kuruluşlarının tutumu belli. Üzülüyoruz, buraya
gelmeden sizleri, bizleri baskı altına almaya çalışıyorlar. Lütfen, hep beraber
tedbir alalım. Yine, bu
Meclisimizde değişik statülerde, değişik kadrolarda çalışan arkadaşlarımız var,
bunların problemlerine el atalım. Türkiye genelinde kanayan yara olan 4/C’yi, 4/C statüsünde çalışanları, buradan başlayarak
problemleri çözelim değerli arkadaşlar. Kendi problemimizi çözemezsek dışarıya
karşı inandırıcılığımız olmaz diyorum değerli arkadaşlarım, lütfen elinizi
vicdanınıza koyun ve düşünün. Bu duygularla
Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum, yüce
heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çalış. Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili. Buyurun Sayın
Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar) Sekiz dakikanız
var. MHP GRUBU ADINA
RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Radyo ve Televizyon
Üst Kurulu bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz
almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla
selamlıyorum. Türk kadınına
seçme ve seçilme hakkı verilmesinin yıl dönümünde Başkanlık kürsüsünde bir
sayın hanımefendinin oturmasını ne güzel bir tesadüf olarak değerlendiriyor,
şahsında bütün Türk kadınlarını tebrik ediyorum. Sayın
milletvekilleri, bildiğiniz üzere Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve
televizyonların içerik, teknik, idari ve mali yönden denetimini yapmakla
görevli olduğu kadar, yayınların yasalarla belirlenen yayın ilkelerine
uygunluğu bakımından da izleme ve denetleme görevlerini yapmak ve mevzuata
uymayan kuruluşlara da yetkisinde kalan müeyyideleri uygulamakla görevlidir.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bu görevini yaparken yayıncıların hukukun
üstünlüğüne, Anayasa’nın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî
güvenliğe ve ahlaka uygun yayın yapmasını denetlerken, Anayasa’da teminat
altına alınmış basın özgürlüğünü de gözetecektir. Ancak,
uygulamada, özellikle seçim dönemlerinde Kurulun yasadan kaynaklanan
yetkilerini kullanmakta zafiyet gösterdiği, kimi yayıncı kuruluşların hükûmete karşı tutumuna göre cezalandırılması gereken
yayınların hoş görüldüğü, toplumsal bilinçlenmeyi amaçlayan yayınlar sebebiyle
de kimi kuruluşların cezaya tabi tutulduğu yaşanabilmektedir. Bir önceki yıl
RTÜK ile TÜBİTAK arasında ortaklaşa bir çalışma yapılarak bütün yayınların
Ankara’dan izleneceği, kayıt edileceği ve denetleneceği belirtilmesine rağmen
öyle anlaşılıyor ki bu çalışma ya tamamlanamamıştır ya da Kurul denetim görevini layıkıyla yerine
getirememektedir. Türkiye
Cumhuriyeti devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılmaması
bir yayın ilkesi olarak belirlenmişken, RTÜK bu ilkenin pervasızca ihlaline göz
yummaktadır. Toplumu şiddete,
teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, din, dil, mezhep ve
bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden yayınlara meydan
verilmemesi ilkesi her gün ihlal edilmekte, terör örgütü ve yandaşlarının
örtülü ya da açık propagandasına ses çıkarılmamakta
iken, şehit cenazelerinin haber yapılmasının istenmeyişi acı bir gerçek olarak
karşımızda durmaktadır. Hükûmetin bu anlayışından
Kurulun da etkilenmesi üzücüdür. “Yayıncılığın,
yayın organı ve sahipleri ile yakınlarının haksız çıkarları doğrultusunda
kullanılmaması” ilkesi yasada yer almakta iken bazı medya patronlarının
devletle ilişkilerinde -açıktan olmasa da- yayın kuruluşlarını hükûmeti bir karar almaya, bir karardan vazgeçirmeye nasıl
zorladıkları ve sonuç aldıkları bütün vatandaşlarımızın malumudur. Ne gariptir ki
yayın kuruluşu hissedarı olmanın koşulları yasayla belirlenmiş olmasına rağmen
ülkemizde hangi kişilere, hangi odaklara, hangi kurumlara ait oldukları
herkesçe bilinen yayın kuruluşlarının kâğıt üzerinde muvazaalı kişilere ait
olduğu gerçeği belli ki bu durumdan yararlanan çevreleri rahatsız etmemektedir.
“Yayınların toplumun
millî ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması” ilkesi de ne
yazık ki en yoğun ihlal edilen ilke olmuştur. Özellikle
çocukların ve ev hanımlarının televizyon izlediği saatlerde birbirlerinin
benzeri niteliksiz, düzeysiz, insanların özel yaşamlarını konu edinen ve birçok
insanın ölümüne ve saldırıya uğramasına neden olan programlara gösterilen
müsamaha hâlen sürmektedir. “Klip” adıyla
Türk aile yapısına aykırı, müstehcen, çocuk ve gençlerimizin gelişimini olumsuz
etkileyecek yayınlar yapılmakta, “magazin” adıyla da çarpık ilişkiler Türk
toplumunun normal ölçüleriymiş gibi takdim edilmekte ve bu programlar hafta
sonları gündüz, akşamları da erken saatlerde yayınlanabilmektedir. Yasada kuralları
bozulmadan konuşulması, millî birliğimizin temel unsurlarından olan Türkçemizin kültür, eğitim ve bilim dili olarak
gelişmesinin sağlanması öngörülürken, bu ilkeye özel ve yerel kanallarda riayet
edilmediği ve hatta dilimizin güzelliğinin bozulmasının moda hâline getirildiği
de üzülerek takip edilmektedir. Yine birçok yayın
kuruluşu yayıncılığı haksız rekabete yol açacak şekilde sürdürmekte, suçluluğu
kesinleşmemiş insanlar suçlu gibi gösterilirken mahkûmiyeti kesinleşmişler
kahraman olarak gösterilebilmektedir. Siyasi partiler
ve demokratik kurumlar arasında fırsat eşitliği sağlanması, tek yönlü, taraf
tutan yayın yapılmaması, seçim dönemlerinde belirlenen seçim yasaklarıyla
ilgili ilkelere aykırı davranılmaması bir yayın ilkesi olarak belirlenmiş
olmasına rağmen kanunun en çok ihlal edilen ilkesi olmuştur. Bunun en somut
örneğini 22 Temmuz seçimlerinde yaşadık. Fırsat eşitliği için televizyonlarda
reklamı yasaklayan Kurul, âdeta örtülü reklam niteliği taşıyan ve iktidar
dışında diğer siyasi partilerin miting gibi haber niteliği tartışılmaz faaliyetlerine
bile yer vermeyen yayıncı kuruluşlara seyirci kalmıştır ve çok ilginçtir, Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu seçim yasaklarını denetlemeyle görevliyken Yüksek
Seçim Kurulu tarafından seçim yasaklarını ihlal ettiği için cumhuriyet
savcılığına hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Özellikle yerel
medyada, iktidar gücü ve menfaat faktörü nedeniyle neredeyse seçim boyunca tek
yanlı yayınlar yapılmıştır. Türk medya hukukunun bu bağlamda en büyük eksiği,
haber niteliği olan politik faaliyetlerin yayın akışında değerlendirilmesinin
toplumun haber alma hakkının bir unsuru olarak düzenlenmemiş oluşudur. Birçok yayın
ilkesinde de hem genel olarak hem de özellikle kadına, güçsüze ve küçüklere
karşı şiddet eğilimini körükleyecek yayınların yapılması yasaklanmışsa da, bu
konuda da ne yazık ki yayın kuruluşları gereken hassasiyeti göstermediği gibi,
Kurul da görevini zaman zaman ciddiyetle
yapamamaktadır. Gelir
dağılımındaki bozukluk, bilinçsiz göç, yasaların sosyal dokumuzla uyuşmaması
gibi sebeplerle artan şiddet olaylarında, sanırım, şiddeti bir kahramanlık gibi
takdim eden ve suç örgütlerini korkutucu, yıldırıcı ve zaman zaman da özendirici boyutuyla ekranlarında gösteren
yayınların da etkisi olduğu unutulmamalıdır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. RIDVAN YALÇIN
(Devamla) – Tamamlıyorum. Üst Kurulun üye
seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşumuna göre üye
seçildiğine göre, Kurulun görev süresi ile Meclisin görev süresi uyumlu hâle
getirilmelidir. Bilindiği gibi,
ülkemizin en büyük ikinci medya grubu uzun süredir TMSF’nin
kontrolündedir. Birçok taliplinin olduğu bir ihale beklenirken, kala kala, Sayın Başbakanımıza yakınlığıyla bilinen bir grup
kalmıştır, diğer taliplilerinse farklı yöntemlerle geri çekilmek durumunda
kaldığı konuşulmaktadır. Bugün yapılan ihalede bu gruba satışın yapıldığını
öğreniyoruz. Tek kişilik bir rekabet nasıl olacak, bunu da kamuoyu dikkatle
takip ediyor. Hükûmetin, bu ihaleye ilginin azlığını bahane göstererek medyada yüzde 25
olan yabancıların sahiplik oranlarını artıracağına ilişkin bir çalışmadan
haberdar oluyoruz. Dilerim, borsamızın, bankalarımızın, sigorta sektörünün,
enerji sektörünün yabancılaştığı bir dönemde, hükûmet
içerisindeki akil insanlar buna fırsat vermezler diyor, yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yalçın. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına şimdi söz sırası Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut’ta. Buyurun Sayın Tankut, dokuz dakika vaktiniz var. (MHP sıralarından
alkışlar) MHP GRUBU ADINA
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 mali yılı
Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz
etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli
arkadaşlarım, hepinizin malumu olduğu üzere, Milliyetçi Hareket Partisi olarak,
seçim sonuçlarının belli olduğu ilk günlerin hemen akabinde, Cumhurbaşkanlığı
seçimindeki tavrımız ve izleyeceğimiz yol bizzat Sayın Genel Başkanımız
tarafından açıklanarak, başından beri AKP’nin
yapmakta olduğu mağduriyet ve mazlumiyet
kumpanyalarını sona erdirmiş ve bu konunun istismarını yapan bütün kesimleri
samimiyete davet etmiştik. 22 Temmuz seçimlerinden önce Cumhurbaşkanlığı
seçimleriyle ilgili ne söylemişsek, seçimlerden sonra da söylediklerimizden hiç
taviz vermeden, ciddi, ilkeli, seviyeli ve kararlı siyaset anlayışımızı bir kez
daha yüce milletimizin takdirlerine sunmuş olduk. Cumhurbaşkanlığı
seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisinde hazır bulunarak, kendi adayımızı
destekleyerek, 22 Temmuz seçimlerinden aylar önce söylediklerimize binaen
dürüst siyaset anlayışımızın bir sonucu olarak, Parlamentomuzun saygınlığını
yitirmeden önünün tıkanmasını isteyen zihniyetleri de bu hamlemiz ile mağlup
etmiş olduk. Bu sayede cumhuriyetimizin temel taşı olan Meclisimizi çalıştırdık
ve mevcut parlamenter sistemimizin zafiyete uğramasının önüne geçerek Türk demokrasisine büyük bir hizmeti
gerçekleştirdik. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini istismar ederek,
Cumhurbaşkanlığı makamını tartışma konusu yaparak kendilerine siyasi rant
sağlama peşinde olan ve gerçek gündemleri saklamak suretiyle milletimizi
aldatan bütün taraflara da izin vermemiş olduk. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bize göre Cumhurbaşkanlığı bir siyasi partinin
iradesinin ve hükûmet olma meselesinin dışında ve
üstünde, bütün Türkiye’yi temsil eden en yüksek ve önemli bir makamdır. Başka
bir ifadeyle, ülkemizin ve milletimizin birliğinin ve bölünmez bütünlüğünün
sembolize edildiği en önemli kurumlarımızdan bir tanesidir. Bu makamın,
partilerin küçük hesaplarının ve siyasi ihtiraslarının değil, demokratik kültür
ve siyaset ahlakının öne çıkmasına neden olacak bir uzlaşmanın zemini olması gerektiğini
düşünüyoruz. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı yüce bir makamdır ve her türlü siyasi
mülahazanın üstündedir. Kati surette, milletimizin aklını karıştıracak, polemik
konusu olacak her türlü suni ve siyasi tartışmanın dışında bırakılması gereken
çok önemli bir makamdır. Bunların sağlanması için hem seçilen Cumhurbaşkanı hem
onu seçenler hem de seçilmesine sıcak bakmayanlar titizlikle bu hususlara
dikkat etmelidirler. Öbür yandan,
Cumhurbaşkanlığı makamı, Hükûmetin sayısal çoğunluğu
ile Meclisten geçirdiği bütün yasaları, daha önce söz konusu Hükûmetin veya partinin üyesi dahi olsa, iktidar partisinin
bir noteri görüntüsü ile anında onaylayan bir makam da değildir. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Öyle olmuyor mu? YILMAZ TANKUT
(Devamla) - Çünkü, Cumhurbaşkanı, hangi siyasi düşünce veya oluşumdan gelirse
gelsin, seçildikten sonra kendisini desteklemeyenlerin de Cumhurbaşkanı
olduğunu unutmamalıdır. Aksi hâlde, birliğimizin temsilcisi konumunda olan bu
makamı da siyasallaştırmış olur ki doğabilecek sıkıntılar ve gelişmeler üniter yapımızı ve cumhuriyetimizi telafisi imkânsız bir
şekilde zedelemiş olur. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye
Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin birliğini temsil etmektedir. Anayasa’nın
uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir ve
göreve başlarken şöyle yemin eder: “Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini
korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için
bütün gücümle çalışacağıma, büyük Türk milleti ve tarih huzurunda, namusum ve
şerefim üzerine ant içerim.” Sayın Cumhurbaşkanımız bu yemini Meclisimizde
yapmış ve görevine başlamıştır. Yemin metninde de belirtildiği gibi, hem yemini
yapan Sayın Cumhurbaşkanımız hem de onun şahsında Cumhurbaşkanlığı makamı
tarafsız olmak mecburiyetindedir. Ama bugün AKP İktidarının çıkardığı bütün
yasaların, muhalefetin haklı gerekçelerle itiraz ettiği ilgili maddelerin dahi
incelenmeden, dikkate alınmadan, jet hızıyla onaylanması ne yazık ki
Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığına gölge düşürmekte ve hissettirilmeden
yavaş yavaş siyasallaşmasına yeşil ışık yakılması
konusunda endişeye sebep olmaktadır. (MHP sıralarından alkışlar) Artık, Sayın
Cumhurbaşkanı, daha önce görev yaptığı partinin değil, bütün milletin ve bütün
partilerimizin Cumhurbaşkanı olduğunu hiç unutmamalıdır. Yani, herkese ve her
kesime eşit mesafede bulunan bir makam olmak zorundadır. Eğer böyle olmaz ise
vereceği bütün kararlar hep tartışılacak ve endişelere neden olacaktır. Öte yandan, Sayın
Cumhurbaşkanı, temsilcisi olduğu Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti
devletinin şan ve şerefini koruyacağına dair de yeminini hiç unutmamalıdır.
Dolar ve petrol zengini devletlerin başkan ve krallarının ülkemizi ziyaretleri
esnasında onların konakladıkları otellerde onları ziyaret ederken devletimizin
ve milletimizin onurunu ve haysiyetini temsil ettiklerini de hiç
unutmamalıdırlar. (MHP sıralarından alkışlar) Ayrıca kendi
devletinin kurum ve yöneticilerini basına şikâyet ederek, sanki bir politikacı
veya siyasi bir akımın sözcüsüymüş gibi davranışlarda bulunması da kesinlikle
doğru değildir. Cumhurbaşkanı olarak görmüş olduğu yanlışlık ve eksiklikleri
bizzat ilgili kurum ve yöneticilere kendileri bildirmeli ve asla basın yoluyla mesaj
iletmemelidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu makam hepimizin bildiği gibi birtakım gerekçelerle
yıpratılmaya çalışılmıştır, ama özellikle de bütçe çalışmalarıyla tamamen
yıpratılmaya açık bir hâle getirilmiştir. 2005 yılından
itibaren Cumhurbaşkanlığı için bütçeden ayrılan ödenekler bir önceki yıllara
göre ortalama yüzde 4 ve 6 arasında artırılmıştır. Ancak 2008 yılı için
bütçeden ayrılan ödenek âdeta bir hidrolik sıçrama yaparak, yüzde 64’e yakın
bir oranda artırılarak 55 milyon 561 bin YTL olarak belirlenmiş ve Plan ve
Bütçede de kabul edilmiştir. Örnek olması gereken, tasarrufu öncelikle
kendisinin yapması gereken bir kurumun ve bu kurumda devletimizi temsil
edenlerin harcamalarının birdenbire bu kadar yüksek oranda artırılması tek kelimeyle
kamu vicdanını yaralamıştır. Ayrıca yüce
dinimizin, israfın haram olduğunu ve inananların gösteriş, debdebe ve
şatafattan da uzak durmaları lazım geldiği konusundaki emirlerini,
herkesin de çok iyi bilmesi
gerekmektedir. Dolayısıyla
Cumhurbaşkanlığı bütçesinin geçen yıla göre böyle bu kadar yüksek olması bizce
hiç de örnek alınacak ve örnek olunacak bir durum değildir. Basında çıkan ve
gerçek olmamasını dilediğimiz bazı haberlerin, bazı yeniliklerin ve
düzenlemelerin yapılacakmış gibi bir intiba verilmesi, bu haberleri bertaraf
edecek ciddi açıklamaların yapılmaması, bu yüce makamı maalesef yıpratmaktadır.
Elbette ki Cumhurbaşkanlığı makamı örnek gösterilen bir makam olmalı ve yoğun
israfın yaşandığı bir makam olmamalıdır. Mütevazılığı elden bırakmadan, yokluk
ve yoksullukla boğuşan aziz milletimizi de incitmemelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
saniye Sayın Tankut. Sayın
milletvekilleri, programa göre saat 13.00’te ara vermem gerekiyor. Ancak,
grubun bütçeler üzerindeki görüşmelerinin bütünlüğü açısından, Sayın Korkmaz’ın konuşmasının bitimine kadar sürenin uzatılması
için kararınızı alacağım. Sayın Korkmaz’ın konuşmasının bitimine kadar sürenin uzatılmasını
kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Sayın Tankut, size bir dakika ek süre vereceğim, lütfen
tamamlayın. YILMAZ TANKUT
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. Bugün, Amerika,
Avrupa ve başka ülkelerde de cumhurbaşkanlarının konutları belli sürelerde
denetleniyor, elden geçiriliyor, varsa eksik gedik gideriliyor ya da ani bir bozulmada hemen onarım yapılıyor. Ama,
hiçbirinde, yeni bir cumhurbaşkanı seçildiğinde konut baştan sona elden geçmiyor, zaten buraya seçilen insanların da aklına
gelmiyor. Çünkü, onlar bilmekteler ki, o köşklerin bakımları sürekli
yapılmaktadır ve sonuçta da bu davranışlar, ne yazık ki, bu makamların
yıpranmasına vesile olmaktadır. 2008 bütçesinde
çok yüksek olan tefrişat giderinin 2009 ve 2010
yıllarında da azalacağı ya da daha da artmasını
anlamakta bizler güçlük çekiyoruz. Bu rakamlara baktığımız zaman, sanki köşk
oturulamaz ve bütün fonksiyonları yetersiz hâle gelmiş gibi bir izlenim
bırakıyor. Sonuç olarak:
Harcama kalemlerine biraz daha dikkat edilmeli ve Cumhurbaşkanlığı makamı
kesinlikle yıpratılmamalıdır diyor, bu duygu ve düşüncelerle 2008 yılı
bütçemizin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize
saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Tankut. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına, Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat
Korkmaz; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) Sayın Korkmaz,
sekiz dakikanız var. MHP GRUBU ADINA
SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Anayasa Mahkemesi ve Sayıştayın 2008 yılı bütçesi
üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere
huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Geçen hafta
içerisinde yaşadığımız elim uçak kazası dolayısıyla hayatını kaybeden tüm hemşehrilerimize, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet
diliyorum, yakınlarına ve milletimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Değerli
milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi anayasal yargı görevini üstlenmiş, son
yıllarda özellikle AKP döneminde yapılan Anayasa’ya aykırı yasaların iptali ya da yürütmenin durdurulması kararlarıyla sıkça gündeme
gelmiş ve her kararında, âdeta, iktidar partisince kamuoyu önünde fütursuzca
eleştirilerek hırpalanmaya çalışılmıştır. Şu sözler, geçen yılki bütçe
görüşmelerinde görevlendirilen bir AKP milletvekiline aittir; Anayasa Mahkemesi
üyelerini kastederek, “Bunlar, eninde sonunda belli sayıda hâkimlerden ibaret.
Bu hâkimler gökten inmiş insanlar değil, mevzuatın, yasanın iptali ve benzeri
konularda çok kere yorum yapıyor. Anayasa’nın tesis ettiği başka yetkili
organlar -Anayasa Mahkemesi gibi kurumları kastediyor- Türkiye Büyük Millet
Meclisinin eşiti değildir.” gibi, parlamenter sistemin en hassas prensibi olan
güçler ayrılığı prensibiyle, hem esasen hem de nezaketen
bağdaşmayan sözler sarf ediyor. Başbakan,
Meclisin toplanma yeter sayısıyla ilgili Anayasa Mahkemesince verilen karardan
sonra feveran ediyor “Demokrasiye kurşun sıkılmıştır.” diye. Anayasal sistemi
korumakla görevli Başbakan, işine gelmeyen bir kararda eşi benzeri görülmemiş
sözlerle Anayasa Mahkemesinin saygınlığına gölge düşürüyor. Trajikomik bir
biçimde, âdeta, millet, Anayasa Mahkemesini Başbakana karşı korumak için
harekete geçiyor. Ya bir önceki Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının sözlerine ne
demeli? “Bu Anayasa Mahkemesini, ben, Meclisin yapabileceği bir Anayasa
değişikliğiyle kaldırabilir miyim?” Cevap veriyor: “Kaldırabilirim.” “Üye
sayısını değiştirebilir miyiz? Değiştirebiliriz. Yüce Divan yetkisini alabilir
miyiz? Alabiliriz. Her yasanın Anayasa Mahkemesine gitmesini engelleyebilir
miyiz? Engelleyebiliriz. Her şeyi yaparım, ben Meclisim.” diyor. ABDULKERİM
AYDEMİR (Ağrı) – Doğru. SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – “Doğru” sözleri geliyor arkadaşlar. Sayın Vekilin bir
hukukçu olduğunu üzüntüyle sizlere hatırlatmak istiyorum -eski Meclis
Başkanımızı- ve “Doğru” diyen arkadaşlarımıza da şunu hatırlatmak istiyorum… AHMET YENİ
(Samsun) – Bak, arkada da yazılı. SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) - Arkadaşlar, bu sözler, iki yüzyıl önceki köhnemiş “Çoğunluk
her şeydir.” düşüncesinin kalıntıları. Zaman değişti. Hepinizi medeniyete davet
ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) AHMET YENİ
(Samsun) – Arkada ne yazıyor, görüyor musun? SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Bu düşünceler, demokrasilerin gelişmesi açısından sağlıklı
düşünceler değildir. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bu sözler… MEHMET DANİŞ
(Çanakkale) – Yalnız, Sayın Başkan… BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri…Sayın milletvekilleri… SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Bu sözler… NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Tetikçi misin sen? Tetikçi misin sen? Senden başka var mı? MEHMET DANİŞ
(Çanakkale) – Siz öyle mi oldunuz? SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Bu süreleri istiyorum Sayın Başkanım müsaadelerinizle. BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, lütfen devam edin siz. SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Bu düşünceler, demokrasilerin gelişmesi açısından sağlıklı
düşünceler değildir. Bu sözler, “Bu memlekette ezilen siyah Türkler var.” diye
istismarlarla iktidara gelmiş AKP’nin çoğunluk
tahakkümüne doğru gittiğinin işaretleridir. Son günlerde, bu zihniyet, Meclis
kürsüsünden “Yüzde 47’yle iktidara geldik, siz de kim oluyorsunuz?” gibi meydan
okuyuşunu sıkça dillendirmektedir. Unutmayalım ki, hiç kimse ama hiç kimse
millet iradesine ipotek koyamaz. Bu millet sizi nasıl yüzde 47’lerle iktidara
getirmişse, bu şımarıklığınızın bedeli olarak barajın altına çekmesini de
bilecektir. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK Parti sıralarından
gürültüler) MEHMET DANİŞ
(Çanakkale) – Sayın Başkan, böyle şey olur mu? BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan… SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Hukuk devletine yatkınlığınız, çoğunlukta olduğunuz
Mecliste çıkardığınız… BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Lütfen
sayın milletvekilleri… Lütfen… BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, konuşmacı ifadelerinde argo kelimeler kullanıyor ve
kürsüye yakışmayan ifadelerde buluyor. Buna, Başkanlık Divanı olarak lütfen
müdahale edin. BAŞKAN – Lütfen,
hatibe müdahil olmayın. Yanlış bir şey söylediyse,
tutanaklara bakar, düzelttiririz. Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri… BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Gayet doğal konuşuyor efendim, devam etsin. SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Hukuk devletine yatkınlığınız, çoğunlukta olduğunuz
Mecliste çıkardığınız birçok kanunun Anayasa Mahkemesinden dönmesinden belli.
Anayasa Mahkemesine takılmanızı, arkadaşlar, hemen şu Meclis sıralarında
bulunmanıza, boşluklarınıza bakarak değerlendirmek istiyorum değerli
arkadaşlar. Yeter sayı yoklamalarında, zorla kulislerden içeri sizleri
çekiyoruz, hakikaten zorlanıyoruz arkadaşlar. Yalnız, milletimizin sizi bu
sıralara ne için gönderdiğini unutmayın lütfen. Milliyetçi Hareket Partisi
sıraları her Genel Kurul toplantılarında dolu. Bunu, bu hususu, yüce
milletimizin takdirine arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) İşte bu tablo,
yani, yasama faaliyetinde gerekli ihtimamı göstermeyişinizdir ki, yasalarınızın
Anayasa Mahkemesinden dönmesinin en büyük sebebi. Bugün de bu özeni
göstermediğinizi görüyorum. Son derece muhalefetin yapıcı önerilerini bile
dikkate almamaktasınız. “Anayasa Mahkemesi kararlarımızı geri gönderiyor.” diye
yüce Mahkemeden rahatsız oluyorsunuz. Bence asıl rahatsızlık duymanız gereken
husus, sizin iradenizi -evet sizler de dâhilsiniz buna değerli milletvekilleri-
hiçe sayan çekirdek bir kadronun önünüze koyduğu metinlere sadece el
kaldırmanızı isteyen irade değil midir? (MHP sıralarından alkışlar) İçinizden
birilerinden “Ne yapıyoruz?”u sorgulamanızı bekliyoruz. Açıkçası, yapılan, adam
gibi kanun yapmak yerine, Anayasa Mahkemesinin üye yapısını değiştirmek için
start verilen kanun teklif ve tasarıları hazırlamak. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Bu Meclis adam gibi kanun yapıyor Sayın Başkan. “Adam gibi” diyerek
hakaret ediyor, hem Meclise hem grubuma hakaret ediyor. (MHP sıralarından
gürültüler) MUHARREM VARLI
(Adana) – Otur! Zıplama! SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Ben Meclisi kastetmiyorum Beyefendi. Lütfen oturun. BAŞKAN – Sayın Canikli… Sayın Korkmaz… SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Ben Meclisi kastetmiyorum. BAŞKAN – Sayın
Korkmaz… HALİDE İNCEKARA
(İstanbul) – Bu mu seviye? Yakışıyor mu! SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Düzeltiyorum Sayın Başkanım. BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, lütfen düzeltin. SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Ben Meclisi kastetmiyorum değerli arkadaşlar. Sadece,
burada bulunan arkadaşların hangi prensiplere uyması gerektiğini söylüyorum. HALİDE İNCEKARA
(İstanbul) – MHP bu mu yaa! MHP’yi bu mu temsil
ediyor? BAŞKAN – Sayın İncekara, lütfen… HALİDE İNCEKARA
(İstanbul) – Bravo! Ben alkışlıyorum sizi! SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) – Hukuk ve hukuk devleti herkese lazım. İşinize geldiğinde
“Yaşasın bağımsız mahkemeler.”, hesap vermenizi istediklerinde
“Siyasallaştırılmış hukuk.” Bugün adalete sırtını çevirmiş yöneticilerin, yarın
hiçbir şekilde sızlanmaya hakkı olamaz. Bu bakımdan, gücü elinde tutan
iktidarı, iktidar partisini Anayasa’ya ve anayasal yargıya saygıya davet
ediyorum. Son günlerde yeni
bir Anayasa tartışması başlatılmış durumda. Ancak, her ne hikmetse, Mecliste
bulunan tüm partiler, sivil, demokratik ve bireyin gelişimini hedefleyen
Anayasa’ya karşı olmadıklarını açıklamasına rağmen, AKP bu çalışmayı Meclis
dışına taşımış, Mecliste uzlaşı aramak yerine
tarafları şimdiden kutuplaştırma gayretleri içine girmiştir. Değerli
milletvekilleri, anlaşılıyor ki niyet üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir.
Yaklaşan yerel seçimler için sanıyorum Anayasa konusunda da istismar trenine
yol verdiniz değerli arkadaşlar. Bu taslağın Anayasa Mahkemesinin üye yapısını
değiştirerek siyasallaştırılması projesini de içerdiğini görüyoruz. Hukukun
siyasallaşması karşısında sonuna kadar direneceğimizi aziz milletimizin
bilmesini istiyoruz. Ayrıca, söz
sırası gelmişken, Genel Kurula, Anayasa Komisyonunun yeteri kadar
çalıştırılmadığını, bir Anayasa Komisyonu üyesi olarak, bugüne kadar sadece iki
toplantı yapılabildiğini, Komisyonun çalıştırılmaması sebebinin de çoğunluk
partisi olan AKP’ye ait olduğunu belirtmek istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Korkmaz, bir dakika ek süreniz var, lütfen tamamlayın sözlerinizi. SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Devamla) - Konuşmamın geri kalan kısmında da Sayıştay üzerinde görüş
ifade edeceğim. Devletin
gelir-gider ve mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve
tarafsız olarak denetleyip sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla
kesin hükme bağlayan Sayıştay, bu geleneksel görevinin yanında, uluslararası
denetim standartlarına uygun mali ve performans denetimleri yapmak ve
sonuçlarını Meclise rapor etmek göreviyle görevlendirilmiştir. Ancak, usulüne
uygun olarak hazırlanmış Sayıştay kanunu Genel Kurula AKP tarafından
getirilmemektedir. Sayıştay tarafından hazırlanması gereken raporlar,
dolayısıyla Genel Kurula indirilememektedir. Görülmektedir ki, AKP,
katrilyonlarca liralık harcamaların, kamu adına denetim yapan Sayıştayca denetlenmesini istememektedir. “Denetimi
çağdaşlaştıracağız ve Avrupa Birliği normlarına uyduracağız.”diye bu iddialarla
denetim reformu paketini açan AKP, bugün ülkeyi denetimsiz bırakmıştır. Merkezî
idare denetlenememektedir, yerel yönetimler denetlenememektedir. Bu
denetimsizlik hukuka ve demokrasiye uygun değildir diyor, hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Korkmaz. Sayın
milletvekilleri, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum. Kapanma
Saasti: 13.14 İKİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 14.07 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Murat ÖZKAN (Giresun) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin İkinci
Oturumunu açıyorum. 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet burada. Şimdi, birinci
turda yer alan bütçeler üzerinde söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına Giresun Milletvekili Sayın Hasan Sönmez’e
aittir. Buyurun Sayın
Sönmez. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz yedi
dakika. HACI HASAN SÖNMEZ
(Giresun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 2008 mali yılı bütçesi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. Sayın
milletvekilleri, Anayasa’yla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen yetki ve
görevlerin ifasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Başkanlık
Divanına, komisyonlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine her türlü
idari desteği vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tesislerini her an
hizmete hazır bulundurmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetiminde bulunan
millî saray, köşk, kasır ve müştemilatının bakım, onarım ve muhafazasıyla
ilgili hizmetleri yapmak, milletvekillerinin veya Genel Sekreterlik teşkilatı
kadrolarında görevli personelin; personel, sağlık ve sosyal hizmet
faaliyetlerini düzenlemek ve yürütmek ve özel kanununda belirtilen diğer
görevleri yapmak üzere, 2919 sayılı Kanun’la Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Sekreterliği Teşkilatı kurulmuştur. Genel
Sekreterlikçe, 475 bin metrekarelik bir arazi üzerinde, 19 bin metrekarelik
kısmı ana bina olmak üzere, toplam 56 bin metrekare kapalı alanda hizmet
verilmektedir. Ayrıca, Orman Bakanlığının bulvar üzerindeki eski taş binası da
ek hizmet binası olarak kullanılmaktadır. Öte yandan, İstanbul’da Türkiye Büyük
Millet Meclisinin yönetiminde bulunan millî saray, köşk ve kasırların bakım,
onarım ve muhafazası da Genel Sekreterliğin görev ve hizmet alanındadır. Genel Sekreterlik
teşkilatında değişik statü ve unvanlarda toplam 4.723 personel çalışmaktadır.
Bu rakama milletvekili danışmanları ve geçici görevli personel dâhildir. Sayın
milletvekilleri, bu kısa açıklamadan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2008
mali yılı bütçesi üzerinde durmak istiyorum. Ancak, karşılaştırma açısından
önce Meclisin 2007 yılı bütçe rakamlarına bir göz atmak istiyorum. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 2007 yılı bütçesi 361 milyon 725 bin yeni Türk lirasıdır. Bu
rakamın yüzde 49,7’si personel giderlerinden, yüzde 16,7’si mal ve hizmet
alımlarından, yüzde 9,6’sı ödenecek sosyal güvenlik primlerinden, yüzde 12,1’i
cari transferlerden, yüzde 11,9’u sermaye giderlerinden oluşmaktadır. Görüldüğü üzere,
Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin yaklaşık yarısı personel gideridir. 30
Kasım 2007 tarihi itibarıyla 2007 yılı bütçesinin yüzde 74’ü harcanmış olup yıl
sonu harcama tahmini yüzde 81 olarak öngörülmektedir. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 2008 mali yılı bütçesi 2007 yılı bütçesine göre yüzde 10,3
artırılarak 420 milyon 17 bin yeni Türk lirası olarak teklif edilmektedir. Bu
rakamın da yüzde 47,4’ü personel giderlerinden, yüzde 5,4’ü ödenecek sosyal
güvenlik primlerinden, yüzde 17,3’ü mal ve hizmet alımlarından, yüzde 12,8’i
cari transferlerden ve yüzde 17’si sermaye giderlerinden oluşmaktadır. Yine, personel
giderleri bütçenin yaklaşık yarısını teşkil etmekte olup, bu kapsamda,
milletvekili ödenekleri ile yollukları, tedavi giderleri, personelin maaş, tedavi,
sosyal güvenlik primi gibi kalemler yer almaktadır. Bütçe
harcamalarında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının tasarrufa azami
ölçüde riayet ettiğini memnuniyetle görmekteyiz. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini daha
etkin, verimli ve ekonomik olarak yerine getirebilmesi için Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığınca yürütülen çalışmalardan da söz etmek istiyorum. 22’nci Dönemde,
dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç
tarafından başlatılan Tutanak Otomasyon Projesi ile Türkiye Büyük Millet
Meclisi Dijital Arşiv Projesi tamamlanmış, bu kapsamda, 23 Nisan 1920’den bu
yana toplam 1 milyon 200 bin sayfa tutanağın tamamı ve yine, Türkiye Büyük
Millet Meclisi arşivinde bulunan 11 milyon 300 bin sayfa arşiv evrakının tamamı
elektronik ortama alınmış olup, devam eden kontrol ve indeksleme işlemlerinin
ardından, İntranet ortamında en kısa sürede milletvekillerinin hizmetine
açılacaktır. Keza,
yürürlükteki tüm kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi kararlarına madde bazında ulaşılmasını sağlayan Mevzuat Bilgi Sistemi
Projesi de tamamlanarak, İntranet ortamında milletvekillerinin hizmetine
sunulmuştur. Önümüzdeki
süreçte, inşaatı bitmek üzere olan ziyaretçi kabul salonu binası hizmete
açılacak, Meclis Enformasyon Telekomünikasyon Sistemleri Projesi’yle, -ki, kısa
adı METSİS Projesi’dir- 1990’lardan beri hizmette bulunan ve ekonomik ömrünü
tamamlamış olan Meclisin kablolama altyapısı
yenilenecek, telefon santrali ve makineleri değiştirilecek, kablosuz İntranet
ağı ile Meclis içinde her alanda İnternete
bağlanılabilecek, Meclis kampüsünün tamamı 191
güvenlik kamerasıyla izlenebilecektir. Türkiye Büyük
Millet Meclisine Anayasa ile verilen yetki ve görevlerin etkin, verimli,
süratli ve ekonomik olarak ifası için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
bir dizi çalışma yapmış ve yapmaktadır. Başkanlık Divanına ve özverili
çalışmalarından dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi personeline teşekkür
ediyorum. Hâlen Anayasa
Komisyonunda bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü Değişiklik
Teklifi’nin görüşülerek kabul edilmesi hâlinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi
çalışmalarına olumlu katkı sağlayacağı da bir gerçektir. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; demokrasimizin kalbi, milletimizin göz bebeği Türkiye
Büyük Millet Meclisinin itibarını ve saygınlığını korumak en önemli
görevimizdir. Şurası unutulmamalıdır ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
saygınlığının korunması, yapılan bu çalışmalar yanında, başta milletvekilleri
olmak üzere, tüm Parlamento personelinin çalışmalarında ve davranışlarında
göstereceği dikkat ve özene bağlıdır. Bilindiği gibi,
her gün yurdun dört bir yanından ortalama 5-6 bin kişi Türkiye Büyük Millet
Meclisini ziyaret etmektedir. Yine bilindiği üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi
çalışmaları televizyondan naklen yayınlanmakta, ulusal ve uluslararası düzeyde
izlenmektedir. Bu nedenle,
Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde ve dışında milletvekili ve Parlamento
çalışanları olarak herkesten daha dikkatli davranılması, böylece milletimiz ve
uluslararası camia önünde Türkiye Büyük Millet Meclisinin… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Sönmez, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. HACI HASAN SÖNMEZ
(Devamla) – …saygınlığına halel getirilmemesi ve bu yüce kurumun saygınlığının
korunması gerektiğine inanıyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; her şeyden önce, göreve başlarken bu kürsüde devletin
varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletinin bölünmez bütünlüğünü
koruyacağımıza bir yemin ettik. Bu kutsal çatı altında görev yapan herkesin,
yaptığı bu yemine sadık kalması gerekmektedir. Devletin ve milletin bölünmez
bütünlüğüne kasteden PKK terör örgütüne karşı herkesin, yemini gereği açıkça
tavır alması gerekir. Aksini yapanları bu millet affetmeyecektir. Yine, yasama
yetkisi, hepimizin bildiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetkiyi
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa ve İç Tüzük’e göre kullanmaktadır. Bu
yetki kullanılırken çıkarılan kanunlara başka bir ad takmak, başka bir adla
bunları isimlendirmek, doğrusu kınanacak bir durumdur. Bu, Yüce Meclise
saygısızlıktır. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sönmez. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz, Sayın Halide İncekara’da,
İstanbul milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın İncekara. Yedi dakika
süreniz var. AK PARTİ GRUBU
ADINA HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; 2008 yılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bütçesi üzerinde söz
almış bulunuyorum. Çok istedim bu
konuda söz almayı. Bugün sizleri dinledikten sonra ne kadar iyi bir şey
yaptığımı daha da bir iyi anlamış bulunuyorum. Çünkü, bu kutsal çatı altında bu
kadar konuşma üslubunun bozuk, hakarete dönüşmüş bir şekilde, hiçbir
anne-babanın çocuğu eğittiğini düşünmüyorum. Öğretmenleriniz de bunları size
öğretmemiştir. Olsa olsa, bu etkilenme, biraz sonra
konuşacağımız televizyon ekranlarından olmuştur diye düşünüyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Halide Hanım, Sayın Başbakanına söyle sen onu! SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Hanımefendi, Sayın Başbakana mı söylüyorsunuz? HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Arkadaşlar, sözlerimizi kesmeyelim. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen… HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – RTÜK’ün önemi, misyonu tartışma kabul
etmez. Çünkü, neredeyse, bir insanı yetiştirirken, şekillendirirken, “Ya, her şeyin başı eğitim.” dediğimiz yerde eğitimi sadece
okul-sınıf çatısı altında öğretmen önünde beklemenin çok haksızlık olduğunu,
sadece, Millî Eğitim Bakanlığı ile Kültür Bakanlığının dışında, neredeyse bir
düğme kadar bize yakın olan radyo ve televizyonların hayatımızın büyük bir
parçasını işgal ettiğini hepimiz biliyoruz. Yapılan
istatistiklerde çocuklarımızın yüzde 64’lük vaktini ders ve okumanın dışında
ekran başında geçirdiğini düşündüğümüzde, yılda 900 saatini okulda, 1.500
saatini ekran başında geçirdiğini düşündüğümüzde, her 5 çocuktan 1’inin odasında
ya televizyon olduğunu ya
da çocuklarımızın televizyon başında uyuyakaldığını düşündüğümüzde, izleme
yaşının, sizleri ve bizleri izleyenlerin de iki buçuk ve üç yaşına kadar
düştüğünü düşündüğümüzde RTÜK’ün sorumluluğunun ne
kadar önemli olduğu sanıyorum dikkatlere değerdir. Aileler ve
çocukların aynı zamanda izlediği ve aynı zamanda eğitim aldığı, zaman zaman eğlence, zaman zaman bilgi
edinme, zaman zaman da siyaseti yakından izleme
fırsatı buldukları ekranlarda çocuklarımız ve ailelerimiz en büyük dezavantajlı
grubu oluşturmaktadır ve çocuklarımızın yüzde 82’si hangi programı izleyeceğine
kendileri karar vermektedir. Büyük şehirlerde
ulaşım zorluğundan, küçük şehirlerdeki imkânsızlıklardan dolayı televizyon ve
radyolar hayatımızın vazgeçilmez birer unsuru olmuştur. Yani toplum hayatını,
yani kınanan davranışı sergileyen sizlerle bizleri şekillendiren maalesef o
radyo ve televizyonlardır. Sokaklarda zaman zaman hepimize “RTÜK nerede?” diye soruyorlar. Ben de RTÜK’e dönüyorum, “Neredesiniz?” diye soruyorum. Onlar da
benim önüme bir sürü evrak çıkarıyorlar. Diyorlar ki: “Ben, sokağın, annenin,
babanın kınadığı programlarla ilgili denetleme görevimi yaptım, cezamı verdim.
Ama, bilirsiniz ki, bütün denetimlerimiz yargı kararlarına açıktır.” Yargıya
gidersiniz. Soruyorum yargıya: “Yargı, siz neredesiniz? Şurada bir şey var RTÜK’ün sorumlulukları içinde: ‘Yayınların toplumun millî
ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması, Türk millî
eğitiminin genel amaçlarının, temel ilkelerinin ve millî kültürün
geliştirilmesi…’ gibi devam eden çok güzel ifadeler var.” Yargı da cevap verir
bana: “Efendim, ben ne yapabilirim ki? Ben döndüm bilirkişi seçtim, bilirkişi
de bu programı…” Bu programdan özellikle kastediyorum, yıllarca hiçbirinizin
tüyünü örçürtmeden seyrettiğiniz, bir köpek rolü
ailenin babasına verilmiştir ve bu, yargıda yıllarca sürmüştür. Televizyon
kanalı, bir kanaldan çıkarmış bu programı ve başka bir kanalda, başka bir
saatte yayınlamaya devam etmiştir. Bilirkişi, nedense, sizinle bana uymayan,
bana göre aile yapıma uymaz dediğim, yargıya uyuyor, RTÜK’e
uyuyor, bilirkişiye uyuyor. Demek ki denetim görevi aslında sadece RTÜK çatısı
altında değil, denetim, yargı, bilirkişi, RTÜK ve reklam verenler arasında
gidip gelmektedir. Onun için, RTÜK’ün yetkilerinin
daha hızlı, daha etkin, programın zararlarının millete ulaşmadan önce verilmesi
üzere yeni düzenlemelerinin yapılmasını, acilen, bir anne olarak izliyorum. Bir anne olarak
derken arkadaşlar, yani hiç konuşmak istemiyorum, sizlere cevap vermek istemiyorum,
ama yani izlerken insan gerçekten üzülüyor. Benim, şu anda, sekiz yaşında kızım
ekran başında beni izliyor. Sanıyorum siz konuşurken sizin çocuklarınız da
sizleri izliyorlardı. Şimdi, bu kürsüye gelip de, bu çatı altında millet adına
vazife yapan insanlara “şımarık” diyenlerin çocuklarının okulda arkadaşlarına
nasıl davranacağını düşünmek bile istemiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) GÖKHAN DURGUN
(Hatay) – Sen Başbakanın üslubuna bak! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Demokrasi diyorsunuz ya! Demokrasi
diyorsunuz, bayılıyorum, ağzınızdan bal akıyor arkadaşlar. Geçen dönemlerde,
hatırlıyor musunuz, Cumhurbaşkanlığına aday olduğu için insanların Meclis
çatısı altında yumruklanıp horlanıp kovalandığını hep birlikte seyretmedik mi?
(AK Parti sıralarından alkışlar) Bir yabancı
lafına takmış gidiyoruz, bayılıyorum; aynı düşünüyorum, ama bugün şikâyet
ettiğiniz o televizyon ekranlarını yönetenlerin adı Hans
mı, Jozef mi? Onların adı Ahmet, Mehmet, sizden,
bizden biri değil mi arkadaşlar? MUHARREM VARLI (Adana)
– Kafalar Jozef! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Haa, insanların dili veya adı yabancı,
yerli olmaz, beyinlerinin yerli olması lazım, beyinlerinin ve yüreklerinin
yerli olması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar) MUHARREM VARLI
(Adana) – Beyinleri yerli değil, problem orada. BAŞKAN – Lütfen,
sayın milletvekilleri… HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Bu arada, sevgili arkadaşlarım, geldiler, burada, ihaleleri… Tabii
ki ben buradaki iktidar partisi… Hani “şımarık” dediğiniz, milletin sevgisinden
şımarmayı onur kabul ettiğim bu kürsüde… İhaleleri… MUHARREM VARLI
(Adana) – Haa, şımarıklığı kabul ediyorsunuz! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – …istiyorum ki, burada, seviyeli, gerçekten, tartışmalar yapsınlar,
ama hatırlıyor musunuz arkadaşlar… GÜROL ERGİN
(Muğla) – Hanımefendi, sizin konuşmada seviye var mı? (AK Parti sıralarından
gürültüler) HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Seçim öncesinde bir partinin… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) GÜROL ERGİN
(Muğla) – Şu konuşmada seviye var mı! (AK Parti sıralarından gürültüler) BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Seviyesiz sensin! GÜROL ERGİN
(Muğla) – Bana bak! Seviyeyi tartışman için önce senin adam olman lazım, adam!
Konuşuyorsun oradan! BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sen adam ol be! Utanmaz herif! GÜROL ERGİN
(Muğla) – Terbiyesiz! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – … kasasından, makbuzla, telif adına televizyonlara para
aktarıldığına sizler şahit değil misiniz? (AK Parti sıralarından alkışlar)
“Türk dilinin hassasiyeti.” dediler. Allah razı olsun. Gerçekten Türk dilinin
korunması için gövdemi basarım… GÜROL ERGİN
(Muğla) – Şurada seviye var mı, şu konuşmada? BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Terbiyesiz! Yakışıyor mu yaptığın! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Dinleyin beni, dinleyin beyler! BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Ama, Atatürk’ün bıraktığı mirası yıllardır Türk Dil ve Tarih
Kurumuna vermeyerek mahkemelerde süründüren sizler değil misiniz Allah aşkına!
(AK Parti sıralarından alkışlar) AHMET ERSİN
(İzmir) - Atatürk’ü ağzına alma! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Sokaklarda, geçenlerde CHP’ye genel başkan olmak isteyen birisi de
söyledi, MHP’li dostlarımız var, onlar da söylediler, dediler ki: “Biz arazide
CHP’yle iş birliği yaptık. CHP’ye oy atılmayan yerlerde oylar MHP’ye
verilecek.” AHMET ERSİN
(İzmir) – Kim yapmış onu! Yapmayın… Yanlış hatırlıyorsunuz. MUHARREM İNCE
(Yalova) – Siz de DTP’yle yaptınız! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Haluk Bey de söyledi, söylediler. Lakin, sokaktaki iş birliğinin
Meclis çatısı altına taşındığını görüyorum. İtham… Metinleri bölüşmüşsünüz
aranızda… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Halide Hanım, çocuğunuz sizi izliyor yalnız, dikkat
edin! MUHARREM İNCE
(Yalova) – Siz, DTP’yle iş birliği yaptıysanız, biz
de MHP’yle yapmışız. OKTAY VURAL
(İzmir) – DTP’yle koalisyon kuracaktınız hani? BAŞKAN – Sayın İncekara, bir dakika ek süre verdim, lütfen tamamlayın. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Efendim, metinleri bölüşmüşler aralarında bütçe çalışması
yapılırken, demişler ki CHP’ye “İtham, iftira, demagoji ve dedikodu sizin
olsun. Hakaret, küfür bizim olsun.” demişler. Ben gerçekten yakıştıramıyorum.
(MHP sıralarından gürültüler) MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Evet, gerçekten bir hanımefendiye yakışmıyor. OKTAY VURAL
(İzmir) – Yakışmıyor size. GÜROL ERGİN
(Muğla) – Hayır, yakışıyor! Çok yakışıyor! MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, böyle bir… BAŞKAN – Sayın
Şandır… HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – İçinizde çok sevdiğim arkadaşlarım var. MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Şu hâlinize bakın! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Bu üslubu hiçbirinize yakıştıramıyorum. MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Bakın Hanımefendi… HALİDE İNCEKARA
(Devamla) - Keşke, bu refleksi demin arkadaşımız arkadaşlarına “Şımarık” derken
kullansaydınız. BAŞKAN – Sayın
Şandır… OKTAY VURAL
(İzmir) – Gruba bakarak konuşmayın, Meclise bakarak konuşun! MEHMEN ŞANDIR
(Mersin) – Bakın Hanımefendi… BAŞKAN – Sayın
Şandır… MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Bakın, bu üslup… BAŞKAN – Sayın
Şandır, sizi dinleyeceğim. MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Sayın
Şandır… HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Keşke, özür dileme şansına sahip olsaydınız. MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hanımefendi, bakın… OKTAY VURAL
(İzmir) – Çukur bile daha seviyeli sizden! BAŞKAN – Sayın İncekara… HALİDE İNCEKARA
(Devamla) - Efendim, ben RTÜK’ün bütçesinin
görüşmesinde, kaynakların, devlet yönetilirken daha etkin kullanılması… GÜROL ERGİN
(Muğla) – Mahalle kavgasına çevirdin Meclisi! Yazık! DEVLET BAKANI
NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Kadın olduğu için mi “Mahalle kavgasına çevirdin!”
dediniz. Ayıp ya! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) - …gelecekte yayıncılık ve yayın yapan kurumların hem oluşumu hem
denetlemesini yapan bu Kurumun, en başta, terör illetinin verdiği zararlar… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İncekara. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. Teşekkür
ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN- Teşekkür
ederim Sayın İncekara. MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkanım… BAŞKAN - Buyurun
Sayın Şandır. MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Milletvekili Hanımefendi, bizim, milletvekili arkadaşımızın
“şımarık” kelimesine alınmış, ama buradaki üslubuyla, yalnız şımarık değil,
terbiyesiz (x) olduğunu da ifade etti! Böyle bir üslup olmaz! (MHP sıralarından
“Bravo” sesleri, alkışlar, AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar) AHMET YENİ
(Samsun) – Hadi be! Utanmaz adam! MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Hanımefendi terbiyesizlik yapmıştır! (AK Parti sıralarından
gürültüler) NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın! AHMET YENİ (Samsun)
- Bağırma, bağırma! BAŞKAN –Sayın
milletvekilleri… Sayın milletvekilleri… MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Bağırırım, otur oturduğun yerde! BAŞKAN - Sayın
Şandır, lütfen. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkanım, hiç kimseye hakaret etme hakkı yoktur, lütfen
sözünü geri alsın ve özür dilesin! MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Bakın, bu zeminde, bu salonda, bugüne kadar, beyler konuştu,
hanımefendiler konuştu, ama bu tartışmaya sebep olan hiçbir milletvekili
olmadı. Kalkıp buraya gelerek, gelip buraya, benim partimi ilzam edici laf
etmeye hiç kimsenin hakkı da yok, haddi de yok! Telin ediyorum, kınıyorum Sayın
İncekara’yı!(MHP sıralarından alkışlar) AHMET YENİ
(Samsun) – Millet seni kınıyor, millet! NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkanım, yapılan hakareti aynen iade ediyoruz kendisine. BAŞKAN - Sayın Canikli, lütfen… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Evet,
buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Türk Dil ve Türk Tarih Kurumuyla ilgili olarak Sayın İncekara yanlış bilgilendirdi Parlamentoyu. Bu parayı
ilgili kuruluşlara aktarmak durumunda olan CHP‘dir,
doğru bilgiyi aktarmak istiyorum. BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sakin olun! MEHMET
ŞANDIR(Mersin) – Ne sakin olması! Siz, önce, kendinize gelin! OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Edep, edep! MEHMET
ŞANDIR(Mersin) – Edebe gelin. Biz size hiçbir şey söylemiyoruz. Buraya gelip…
Lütfen Halide Hanım, bu heyetin huzurunu bozmaya hakkınız yok! BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, yeni bir sataşmaya yol açmamak kaydıyla üç
dakika, size cevap verme hakkı tanıyorum. Buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar) VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR 1.-
İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun,
İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın,
konuşmasında partisine sataşması nedeniyle konuşması KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın İncekara,
Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna CHP’nin para aktarmadığını ve bu nedenle
de CHP’nin yanlış yaptığı gibi bir sonucu değerli milletvekillerine aktardı.
Önce, şunu söyleyeyim: Atatürk’ün mirasında, verdiği vasiyette, paranın, Türk
Dil Derneği ve Türk Tarih Kurumu Derneğine ödenmesini öngörüyor. 1980 askerî
darbesi, Atatürk’ün mirasını çiğneyerek iki kuruluşu devlet dairesi hâline
dönüştürdü. CHP olarak biz şunu söyledik: Bu parayı asla kullanmadık. Bu para,
yine fon olarak tutuldu ve dedik ki: “Anayasa’daki düzenleme bir vasiyete
aykırıdır, bir kanunla bir kişinin vasiyetini değiştiremezsiniz. Türk Dil
Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, Atatürk’ün vasiyetine uygun olarak tekrar dernek
hâline dönüştürülsün, bu para onlara verilecektir.” Ama, yargıya gidildi,
yargıda “Hayır, siz, bu parayı ödeyeceksiniz.” dendi ve son kuruşuna kadar da
para ödendi. 1980 askerî
darbesine AKP’nin bu kadar sahip çıkmasının mantığını
şu ana kadar anlamış değilim… (AK Parti sıralarından gürültüler) MÜJDAT KUŞKU
(Çanakkale) – Kaç lira para alıyorsunuz? ABDULKERİM
AYDEMİR (Ağrı) – Ne kadar süre bekledi? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Gerçekten de anlamış değilim. Siz, bir kişinin
vasiyetini, üstelik, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda en büyük etkinliği
oynayan bir kişinin vasiyetini bir yasa değişikliğiyle ayaklar altına
alacaksınız, bunu Anayasa hükmü hâline getireceksiniz, bu hükmün vasiyete uygun
olmasını isteyen, dileyen bir partiye de gelip burada suçlama yapacaksınız! Bu
doğru değil, bu doğru değil. Bir arkadaşımız
“Kaç lira para alıyorsunuz?” diye bir soru sordu. Onu da burada, bütün milletvekillerimiz gayet iyi bilsin diye söylüyorum,
Atatürk’ün vasiyeti dolayısıyla, İş Bankasında, sadece ve sadece, CHP’nin
temsil yetkisi vardır, hisseler CHP’ye ait değildir. ABDULLAH
ÇETİNKAYA (Konya) – Millete devredin! KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sadece temsil yetkisi vardır. O temsil yetkisi
dolayısıyla da İş Bankasından Cumhuriyet Halk Partisine, şu ana kadar, kuruluşundan
şu ana kadar beş kuruş para dahi gelmiş değildir, zaten alamayız da, böyle bir
şey de mümkün değildir. Eğer, bunun aksini ispat eden varsa, zaten, siz Hükûmettesiniz, bankalar emrinizde, BDDK orada, gidersiniz,
ispat edersiniz, ortaya koyarsınız. (AK Parti sıralarından gürültüler) Efendim “Devredin
millete...” Bakın, arkadaşımız bir soru soruyor. Siz, bir vasiyet dolayısıyla,
millete devredildiğini nereden duydunuz? Vasiyet böyleyse ne diyeceksiniz? Siz,
bir insanın… Hem diyorsunuz ki, insana saygı duyacağız, hukuka saygı duyacağız.
(AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ölen insanın en azından mirasına saygı duymak lazım.
Siz, bir insanın mirasına dahi saygı duymuyorsunuz. Niçin böyle yapıyorsunuz
değerli arkadaşlar? Mirasa saygı duymak en tabii, en doğal hak değil midir? (AK
Parti sıralarından gürültüler) GÜROL ERGİN
(Muğla) – Allah aşkına, kime anlatıyorsun? Bırak ya. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bir değerli arkadaşımız da diyor ki: “12 Eylülde…” (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kılıçdaroğlu. GÜROL ERGİN
(Muğla) – Kendini boşuna yorma Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Çok teşekkürler değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Kürsüye
çıkan hatipler, yerinde oturan arkadaşlar açısından bundan sonra daha dikkatli
bir dil kullanmalarını rica ediyorum. Aksi takdirde ara vereceğim. V.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER (Devam) A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam) 1.-
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/426) (S. Sayısı: 57) (Devam) 2.-
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi
Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait
Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58) (Devam) A)
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı B)
RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam) 1.-
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı C)
CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi 2.-
Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı D)
SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi 2.-
Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı E)
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN - Şimdi,
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Sadık Yakut. Buyurun Sayın
Yakut. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz yedi
dakika. AK PARTİ GRUBU
ADINA SADIK YAKUT (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Mehmet Daniş’in
iki dakikasını da kullanacağım. BAŞKAN – Peki. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, şu Meclis çalışanlarına da bir değinsen iyi
olur. SADIK YAKUT
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 yılı bütçe kanununun
Cumhurbaşkanlığı bütçesiyle ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ve
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle,
yapılan eleştirilere cevap vermek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü
siyasi geçmişi bulunan ana muhalefet partimizin sayın sözcüsünden, bugünkü
Cumhurbaşkanlığının mevcut anayasal sistem içerisindeki yerini irdelemesini,
değişen ve gelişen Türkiye’de yeni yapılacak Anayasa’da Cumhurbaşkanının
konumu, yetkileriyle ilgili projeksiyon tutmalarını ve bu konuda Cumhuriyet
Halk Partisinin görüşlerini belirtmesini beklerdim. Ama, maalesef, dedikodu ve
magazinsel bir konuşma yaptı. Şimdi, soruluyor:
“Sayın Cumhurbaşkanı niye çabuk imzalıyor?” İzah ediyorum: Cumhurbaşkanlığında,
Genel Sekreterlikte ve Kanunlar Kararlarda kendi içerisinde yeni yapılanma
yapıldı. Meclisten gelen bütün kanunlar hukukçular tarafından incelenip rapora
bağlandıktan sonra imzaya sunulur. RIDVAN YALÇIN
(Ordu) – Cumhurbaşkanlığı sözcüsü müsünüz Sayın Yakut? SADIK YAKUT
(Devamla) – Cumhurbaşkanı Kanunlar Kararlar Başkanlığı, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde yasa yapılırken o yasayla ilgili çalışmaları aynı anda
başlatmaktadır. Geçmişten farklı olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi burada
çalışırken, o yasayla ilgili Kanunlar Kararlar Başkanlığı da
Cumhurbaşkanlığında çalışmakta. Hükûmetten gelen bütün üst düzey atamalarla ilgili güvenlik birimlerinden
rapor istenmekte ve gelen teklifler, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından
değerlendirilmektedir. Sayın Sezer, atamalarla ilgili, Anayasa Mahkemesi
üyesiyken altında imzası bulunan 1993 tarihli bir kararında, Cumhurbaşkanının
hukuki denetim yapacağı, yerindelik denetimi
yapamayacağını belirtmişti, ancak, Cumhurbaşkanı olduktan sonra, yerindelik denetimi yaparak imzaları bekletmekte ve
reddetmekteydi. Önceki dönemde maksat, bağcıyı dövmekti ama şimdi çabuk
imzalanmasındaki maksat ise üzüm yemektir, bağcı dövmek değildir. (AK Parti
sıralarından alkışlar) GÜROL ERGİN
(Muğla) – Yiyin, yiyin… Sayın Yakut, yiyin… SADIK YAKUT
(Devamla) – Tabii ki, Sayın Cumhurbaşkanı imza yetkisini hiç kimseye sormadan
kullanacaktır ve yapılan eleştirilerden birisi de, şatafattan bahsedildi. Tabii
ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı görkemli olacak, ihtişamlı olacak.
Onun için, paraların harcanmasında hiçbir beis görmüyorum. Sayın
milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk
devletidir. Anayasa’mızın değişmez hükümleriyle belirlenmiş olan bu nitelikler
bir bütündür ve cumhuriyetin temel değerleridir. Demokrasi egemenliğin millete
ait olduğu bir siyasi rejimdir. Demokrasilerde nihai karar ve uygulama yetkisi,
önceden belirlenmiş hukuk kuralları içinde seçimle oluşturulan organ ve
kurumlarındır. Yetkisini millet iradesinden alan siyasal çoğunluğun, hukuka,
Anayasa’ya, evrensel hak ve özgürlüklere bağlı kalarak sorumluluğunu taşıdığı
kararları alma yetkisi, kullanma yetkisi tartışılamaz, ancak, demokrasi bir
çoğunluk yönetimi olduğu kadar çoğulcu bir yönetimdir. Demokratik
anlamda çoğulculuğun en üst düzeyde realizesinin
olmazsa olmazı da, siyasal kararların olabilecek en geniş danışma ve uzlaşma
zemininde oluşturulmasıdır. Bu uzlaşma ihtiyacı, iktidarlar için katılımcı bir
uygulamanın sürekli geliştirilmesini ve kurumların oluşturulmasını gerekli
kılar. Bu bağlamda, demokrasilerde iktidarlar kadar, eleştiri ve önerileriyle
yönetimi etkilemeye çalışan muhalefet kurumları da önemli ve halka karşı
sorumludurlar. Sayın
milletvekilleri, demokrasi bir hak ve özgürlükler rejimidir. Bütün bu ilke ve
kuralların temeli, hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğünü esas alan bir devlet,
vatandaşlarının hak ve özgürlüklerinin de teminatıdır. Demokratik hukuk
devletinde hukukun evrensel ilkelerine saygı, hak arama yollarının açıklığı,
kanun önünde eşitlik, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması, devletin hukuka
bağlılığının güvence altına alınması vazgeçilmez temel değerlerdir. Anayasa’da
ifadesini bulan bu temel değerler, Adalet ve Kalkınma Partisinin siyaset
anlayışının da temeli ve ana hedefleridir. Bu temel ve ana hedefler, ilkeler
çerçevesinde, iktidarımız demokrasinin güçlendirilmesine öncelik vermiş ve
gerçekleştirdiği hukuk reformlarıyla Türk demokrasisini evrensel standartlar
çizgisine ulaştırmıştır. Bu noktadan
hareketle, geliniz, yakın tarihimizdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hep
birlikte göz atalım. Değerli bir akademisyenimizin tespitinde, bir
siyasetçimizden alıntı yaparak ileri sürdüğü gibi, Cumhuriyetimizin kurucusu
yüce Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı seçimleri de dâhil olmak üzere Türkiye’de
Cumhurbaşkanı seçimi sadece seçmeye yeterli oyun bulunması olayından ibaret
olmamıştır. Bugüne değin Cumhurbaşkanlığı seçimi siyaset kurumunun yanı sıra
Türkiye’ye özgü bir konum teşkil eden askerî bürokrasinin de etkili katılımıyla
belirli aralıklarla alınması zorunlu bir devlet kararı niteliğindeyken, son
Cumhurbaşkanlığı seçimi, değişen ve demokratik anlamda gelişen günün
koşullarına paralel bir şekilde devlet kararının alınması öncesinde erkene
alınan genel seçimler münasebetiyle âdeta bir halk oylamasına dönüşmüş ve
sandığa yansıyan bir millet iradesinin tecellisiyle millet kararına
dönüşmüştür. Takiben en son yapılan Anayasa değişikliğiyle de doğrudan halk
tarafından yapılacak seçimle Cumhurbaşkanının seçilmesi referandum sonucu büyük
bir çoğunlukla kabul edilmiştir. Kişilere ve sembollere yönelik itirazlar,
millet nezdinde itibar görmemiş ve kayıtsız ve
şartsız egemenliğin sahibi olan millet iradesi bu yönde gerçekleşmiştir. 1923'te
cumhuriyetin ilanıyla ilk Cumhurbaşkanlığı seçimi o tarihte birinci adam veya
kurucu lider için yapılan bir tescil işlemi olarak Yüce Atatürk'ün şahsında
gerçekleşmiş ve ölümüne değin yapılan seçimlerde ise ulus adına İstiklal Savaşı
Başkomutanına ve cumhuriyetin kurucusuna yönelik Türk Parlamentosunun şükran
kararı damgasını vurmuştur. İnönü'nün seçimi,
kurucu liderin ölümü sonrası sergilenen muhteşem bir basiretin doğal sonucu
olarak kurultay modelinin devreye girmesiyle seçimidir. 1950 seçimi,
genel seçimden sonra zaferle çıkan bir siyasi liderin devlet başkanlığına seçilmesi türünde bir örnektir. 1961 seçimi, o
günün koşullarında gerçekleştirilen bir baskı seçimidir. 1966 seçimi,
tarihî bir uzlaşıyla baskı seçimini engelleyen,
asker-sivil uzlaşı seçimidir. Aynı zamanda,
1973 seçimi de baskıya karşı iki büyük siyasi partinin birleşen iradeleri ile
oluşturdukları blok galip gelmiş, Anayasal imkânlar dâhilinde mevcut kriz
askerî liderliğin de benimseyeceği bir demokratik formülle aşılarak çözüme
ulaşılmıştır. 1982 seçimi
ordunun fiilî iktidarının Anayasa referandumuna ekledikleri bir maddeyle yeni
dönemin Cumhurbaşkanıyla devamına imkân sağlayan bir geçiş
seçimidir. 1989 ve1993
seçimleri ilk kez devlet kararı alınmasında geniş uzlaşı
ve mutabakatın aranmasından vazgeçilme sürecinin başlatıldığı seçimlerdir.
Muhalefetle uzlaşmadan kendi parti gruplarına ve konjonktür itibarıyla erken
seçim ve koalisyon bozulması dayatmalarına dayalı seçimler olarak tarihte
yerlerini almışlardır. En son 2000
yılında yapılan seçimde ise tıkanıklık büyük uzlaşı
kararıyla aşılmış bugünlere gelinmiştir. Son seçimlerde baskı, muhalefetle
uzlaşamama, Anayasa yargısıyla köşeye sıkıştırma, erken seçim, e-muhtıra gibi… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Yakut, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. SADIK YAKUT
(Devamla) – …birçok argümanın devrede olduğu tıkanıklık, Adalet ve Kalkınma
Partisinin büyük bir medeni cesaretle ve basiretle, dayatmacı bir karar alma
süreci yerine son söz sahibi millete gitme yolunu tercih ederek, cumhuriyet
tarihinde bu anlamda da bir ilki gerçekleştirmenin yolunu açmıştır. O da
Cumhurbaşkanının millet tarafından seçilmesidir. Bundan böyle, Türkiye, 500
dönümden ibaret, 900 rakımlı dar alana hapsedilemeyecektir. Çankaya, artık
ülkenin küresel sıçrama noktalarından birisidir. Millet için hayırlı uğurlu
olsun. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu değişiklik,
sadece AK Partinin kişisel menfaatleri için yapılan bir istekle değil,
cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk’ün hayata geçiremediği çok az sayıda
tarihî ve millî bir vasiyetin de yerine getirilmesidir. Her ne kadar bugüne
değin gerçekleştirilen uygulamada Cumhurbaşkanının Meclis tarafından seçilmesi
Kemalist geleneğin doğal bir sonucu olarak kabul görmekte ise de üçüncü
Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a dayandırılan ve Atatürk’ün Cumhurbaşkanı seçiminin
doğrudan halk tarafından yapılmasını düşündüğüne dair birçok iddia… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yakut. SADIK YAKUT
(Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Adalet
ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili. Yedi dakika
süreniz var. Buyurun Sayın
Poyraz. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008
mali yılı bütçesi görüşmeleri kapsamında anayasal yüksek denetleme ve yargı
organımız olan Sayıştayın bütçesi hakkında grubumun
ve şahsımın görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi
şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum. Saygıdeğer
milletvekilleri, tarihsel açıdan parlamento kurumunun gelişmesiyle başlayan
demokratik yönetim anlayışı, temel olarak, yönetenlerin her türlü eylem ve
işlemlerinin milletin denetimine açık olması ilkesine dayanmaktadır. Millet
adına denetim ilkesi, başlangıçta parlamentoların en kapsamlı etkinliğini
oluşturmuş ise de zamanla parlamentoların icra ettikleri fonksiyonların
genişlemesi ve her alanda olduğu gibi denetim alanında da uzmanlaşmış kurumlara
ihtiyaç duyulmasının bir sonucu olarak sayıştaylar
kurulmuş ve demokratik devlet yapımızın vazgeçilmez unsurları arasında yer
almışlardır. Milletin
egemenliğinin bir unsuru olarak, Parlamento tarafından bütçeyle hükûmete verilen kaynakların, yine milletin egemenliğinin
bir yansıması olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından denetlenmesi ve bu
denetimin Sayıştay tarafından yerine getirilmesi, demokratik devlet yapısının
temel fonksiyonlarından bir tanesidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Türk Sayıştayı, 1862 yılında
kurulmuş ve cumhuriyetin ilanıyla, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere miras
bıraktığı demokratik parlamenter rejimin köklü kuruluşlarından biri olarak,
günümüze kadar, kamu maliyesi alanındaki rolünü etkin bir şekilde yerine
getirmiştir. Şeffaflığın, hesap verilebilirliğin ve saydamlığın sağlanarak kamu
kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılabilmesini gerçekleştirmek,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve adına denetim yapan Sayıştayın
temel işlevlerindendir. Hatırlandığı
üzere, bu işlevlerin tam olarak yerine getirilebilmesi amacıyla, 58’inci ve
59’uncu Hükûmet döneminde, önemli anayasal ve yasal
değişiklikler yapılmış, Sayıştay meslek mensuplarının özlük haklarına ilişkin
olarak da önemli iyileştirmeler gerçekleştirilmişti. 22’nci Dönemde
yaptığımız Anayasa değişikliği ile Sayıştayın denetim
alanını sınırlandıran birtakım engeller kaldırılmış, askerî hesapların ve
malların denetimi Sayıştay denetimine tabi kılınmış ve Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu ile yapılan değişikliklerle de Sayıştayın
görevleri arasına merkezi yönetim bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal
güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını denetlemek de
eklenmiştir. Ayrıca, 30 Temmuz
2003 tarihinde yine Meclis olarak yaptığımız değişiklik ile 832 sayılı Sayıştay
Kanunu’na 12’nci maddeyi ekleyerek bu kanuna Türkiye Büyük Millet Meclisi
çalışmalarında, gerek ihtisas komisyonlarının çalışmalarında ve gerekse
araştırma ve soruşturma komisyonu çalışmalarında bu komisyonların aldığı karar
üzere Sayıştaydan belirlenen hususlarda inceleme ve
denetim yapma ve yaptırma hususu kanuna eklenmiştir ve yine, ayrıca bu
çalışmalarda Sayıştayın uzun yıllardır sahip olduğu
uzman birikiminden de yararlanma imkânı yine Türkiye Büyük Millet Meclisi
komisyonlarına tanınmıştır. Yukarıda az önce
zikrettiğim Sayıştayı kamu mali yönetimi ve denetimi
alanında güçlendiren yasal düzenlemelerin dışında, Sayıştay mensuplarının özlük
haklarında da gerekli olan iyileştirmeler yapılmış ve Sayıştay meslek
mensuplarının artık hâkim ve savcılar gibi mi olacak veya başka bir şekilde
tanımlanacak başka bir statü mü bulunacak tartışmalarına son verilerek, bundan
sonraki tüm özlük düzenlemelerinin hepsinde hâkim ve savcıların özlük haklarına
bire bir eşitleyen düzenlemeler yapılmıştır. Yine, bu dönemde,
Sayıştay denetçilerinin mesleki gelişimlerine katkıda bulunmak üzere Sayıştayımız da ciddi çalışmalar yapmıştır ve bu çalışmalar
çerçevesinde üç yıldır belirlenen bir program çerçevesinde Avrupa Birliği
katılım sürecine uygun paralel olarak Sayıştay meslek mensuplarının yurt
dışında ciddi eğitimler almasına olanak sağlanmış. Ayrıca, Sayıştayın
denetim kapasitesini güçlendirmek anlamında da, gerek hizmet içi ve gerekse
diğer ülke sayıştaylarıyla iş birliği anlamında ciddi
eğitim çalışmalarına başlanılmıştır. Bütün bu imkân ve
düzenlemeler Hükûmetimizin Sayıştaya
ve kamu mali yönetiminde şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkesine verdiğimiz
önemin bir sonucudur. Bu cümleden olmak üzere, geçtiğimiz
dönem yeni Sayıştay kanun teklifinde imzası bulunan bir parlamenter arkadaşınız
olarak belirtmek isterim ki, bir yüksek denetim ve yargı organı olan Sayıştayımızın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu
raporların güvenilir olması ve kamu mali yönetimi iyileştirmesine katkı
sağlayabilmesi, Sayıştayın denetim yetkisinin tüm
kamu yönetimini kapsaması ve uluslararası denetim standartlarına uygun bir
denetimi gerçekleştirmesi ve önümüzdeki dönemde kendisinden beklenen
fonksiyonları yerine getirebilmesi için yine Meclisimize önemli işler
düşmektedir. Bu dönemde yapmamız gereken, şu anda, Sayıştayın,
tabiri caizse, kendisine dar gelen 832 sayılı Sayıştay Kanunu yerine önündeki
denetim engellerini kaldıracak yeni Sayıştay kanununun önümüzdeki dönem Türkiye
Büyük Millet Meclisinden çıkartılması olacaktır. Değerli
arkadaşlar, bu teklifin yasalaşması ne getirecek, ben bir iki cümleyle bundan
bahsetmek istiyorum vaktimin elverdiği müddetçe. Az önce bahsettim; mevcut
hâliyle şeffaflığın sağlanması, saydamlığın sağlanması, hesap verilebilirliğin
sağlanması anlamında şu anda gerek Meclis denetiminin ve gerekse buna bağlı
Sayıştay denetiminin önünde çeşitli
yasal engeller vardır. Bu teklifle birlikte bir taraftan geçtiğimiz dönem yapmış olduğumuz Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu’yla getirilen birtakım düzenlemelere paralellik sağlandığı gibi,
aynı zamanda… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Poyraz, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın sözlerinizi. FAHRETTİN POYRAZ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Makro mali disiplinin
sağlanması, dağıtılan kaynakların verimli ve etkin kullanımı, etkin bir hesap
verme sorumluluğu sisteminin kurulması ve mali yönetimde saydamlık ve hesap
verilebilirlik ilkelerinin tam anlamıyla uygulamaya geçirilebilmesi
sağlanacaktır. Ayrıca, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve Avrupa Birliği
mevzuat uyumunun yanı sıra da INTOSAI, yani, Dünya Sayıştaylar Birliğinin de
kabul ettiği standartların yakalanması mümkün olacaktır. Değerli
arkadaşlar, ben sözümü fazla uzatmayacağım. Ama, sonuç olarak söylemek
istediğim önemli husus, demokratik sistemlerin gelişmesinde ve
geliştirilmesinde en önemli olan husus, hesap verilebilirliğin ve millet adına
görev yapan milletvekillerinin, parlamentoların mali sistemi
denetleyebilmesidir. Bu anlamda Sayıştaylara önemli yükümlülük düşmektedir,
Türk Sayıştayına olduğu gibi bütün Sayıştaylara. Türk
Sayıştayımız yeni dönemde inanıyorum ki kendine
verilen görevleri yerine getirecektir. Ben bu dilek ve
düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum, çalışmalarımızda başarılar diliyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Poyraz. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına şimdi söz, Sayın Mehmet Daniş,
Çanakkale Milletvekilinde. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakika. AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa
Mahkemesi Başkanlığının 2008 malî yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Anayasa özel
koşullar altında meydana gelen, oluşturulan, devletin egemenliğine ve değerler
düzenine ilişkin temel ilkeleri içeren ve devletin vatandaşlarıyla olan
ilişkilerini tek elden düzenleyen, zor koşullar altında değiştirilebilen, en
yüksek dereceli hukuk kuralları olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’nin çok
partili siyasi yaşama geçtiği 1945 sonrası bağımsız
bir anayasa mahkemesi kurulması yolunda artan teklifler, 1961 yılında kabul
edilen cumhuriyet tarihinin ikinci Anayasası’yla hayata aktarılmış ve 1962
tarihinde de resmen Anayasa Mahkemesi kurulmuştur ve bu da Avrupa’da
ilklerdendir. Anayasa Mahkemesi
kanun hükmünde kararnameleri, kanunları denetlediği gibi, Yüce Divan olarak da
görev yapmaktadır hepinizin bildiği gibi. Yaklaşık çeyrek asırlık bir süre
içerisinde ülkemizde pek çok siyasi, hukuki, kurumsal sorunlar yaşanmıştır. 82
Anayasası’nın ilk yürürlüğe girdiği zamanlarda sınırlı siyasete izin verilmesi,
siyasi yasaklar, askerî darbeyi yapan Konseyin Başkanına, yani sonraki
Cumhurbaşkanına tanınan olağan dışı özel yetkiler, yirmi yıldır devam eden
üniversitelerin yönetimlerine dair sorunlar, ekonomik hayatın düzenlenmesinde,
özelleştirme, hükûmetin ve Türkiye Büyük Millet
Meclisinin yetkilerine dair tartışmalar, Millî Güvenlik Kurulunun yetki
alanının ne olduğu, bağımsız özerk kurumlar sorunu, Cumhurbaşkanının yetkileri
ve son olarak da Cumhurbaşkanı seçimine dair yaşanan sorunlar, büyüyüp krize
dönüşen tartışmalar, Anayasa Mahkemesinin yasama organına, Danıştayın
yürütme organına bir demokratik hukuk devletinde olağan karşılanmayacak müdahaleleri,
çeyrek asırlık süreçte yaşanan ciddi tartışmalardan ana başlıklarıdır. Anayasa Mahkemesi
kararlarının herkes için bağlayıcı olduğu, onun üzerinde bir merci bulunmadığı
gerçeğinden yola çıkarak değerlendirdiğimizde, bir yüksek yargı kurulunun problem
hâline gelmesinin ne kadar derin sancı oluşturacağını görmek zor olmaz. Anayasa
Mahkemesi gibi yüksek bir yargı organı derin tartışmaların konusu olmamalıdır,
ama olmuştur, dünden bugüne de zaman zaman
olmaktadır. Öyleyse, yüksek
mahkemeyi böylesine tartışmalardan kurtaracak bir hukuksal yapıya ihtiyaç
vardır. Bu noktada, hem görev kapsamının daha net tayini hem de üye yapısının
daha sağlıklı hâle gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bir de dava yoğunluğunun
altından kalkabilecek bir yapılanma gereği ortaya çıkmıştır. Bu, aslında, daha
önce Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından da gündeme getirilmiştir. Mesela,
teklif edilen çerçeve içinde üye sayısının artırılması ve üyelerin bir kısmının
Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi öngörülmüştür. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; anayasalar insan ürünü metinlerdir. Tüm insan ürünü
gibi tartışmaya ve değişmeye açık olmalıdır. Yaşadığımız olumsuzlukların,
yaşanan görüntülerin kaynağı maalesef 82 Anayasası’nın kendinde, temelinde
yatmaktadır. Türkiye’de münferit krizler yoktur, siyasi, hukuki sorunlar
yoktur, topyekûn bir Anayasa sorunu vardır. 82
Anayasası’nın geçirdiği olumlu değişikliklere rağmen otoriter, vesayetçi ve
devletçi zihniyetinden tümüyle kurtulunamadığı, bu
nedenle yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğu da genel kabul gören bir iddiadır.
Yukarıda
değindiğim konular da TÜSİAD’ın, TOBB’un,
Türkiye Barolar Birliğinin özellikle 2001 ve 2007 taslaklarında mevcut
eleştirilerdir. Dolayısıyla, ülkemiz sivil bir anayasayı fazlasıyla hak
etmektedir. Partimiz, yeni anayasanın devlet, toplum, birey arasındaki
ilişkileri, hak, özgürlük ve sorumluluk temelinde düzenleyen bir toplumsal
sözleşme niteliğinde olmasından yanadır. Yeni anayasa, cumhuriyetimizin
değiştirilmez temel nitelikleri olan demokratik, laik ve sosyal, hukuk devleti
ilkelerini tam olarak hayata geçirmeli, bireylerin haklarını en etkili şekilde
korumalı, temel hak ve özgürlükleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ve
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği ilke ve standartlarda güvence
altına almalıdır. Hazırlanacak yeni anayasa kısa, öz ve açık olmalı, yasama,
yürütme ve yargı erkleri arasında ilişkiler, parlamenter sistem esas alınarak
açık, net ve anlaşılabilir bir şekilde belirlenmelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın. MEHMET DANİŞ
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Bu çerçevede,
Cumhurbaşkanının konumu ve yetkileri yeniden tanımlanmalı, temsilî demokrasiden
katılımcı demokrasiye geçiş sağlanmalı, yeni anayasa
en geniş toplumsal uzlaşmayla hazırlanmalıdır. Yargı, her şeyin
bittiği yerde güven duyulması gereken kurumdur. Orada da sorun başlarsa toplum
nereye gidecektir? Anayasa Mahkemesinin özellikle 1 Mayıs 2007’de açıklanan
kararı sadece Türk kamuoyunda değil, dünya kamuoyunda da Türkiye’nin anayasal
demokrasi olarak tanımlanmasının mümkün olup olmadığını tartıştırmıştır. Türk
anayasa düzeninin devletin üç temel organına ne tür yetkiler sunduğu ve bu
yetkilerin neler olduğu, yargının gerçekten bağımsız bir güç olarak hukukun
sınırları içinde mi hareket ettiği, yoksa siyasal konjonktüre göre mi karar
ürettiği ve nihayet Türkiye’nin bir
hukuk devleti olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı gibi birçok hayati
konu üzerinde soru işaretleri oluşturmuştur. Mahkemede bir kamplaşma vardır,
kararlar o kamplaşma çerçevesinde oluşmaktadır. Bu kanaat doğru mu yanlış mı,
tabii ki tartışılabilir; bu kanaate itiraz edilebilir, ama bir şeyin şüyuu
vukuundan beterdir. Ben, sözlerimi
burada bitirirken, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve bütçenin hayırlı
olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Daniş. Şimdi, şahısları
adına, lehte, Sayın Nuri Uslu, Uşak Milletvekili. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Beş dakika süreniz
var. NURİ USLU (Uşak)
– Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Türkiye Büyük
Millet Meclisi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay
Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile
2006 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerine lehte söz almış bulunuyorum. Değerli
milletvekilleri, milletimizin kalbinin attığı bu yüce Meclis Türk milletiyle
var olmuş ve var olmaya da devam edecektir. Milletimizin özü olan bu Meclis,
milletimizin umutlarını bağladığı, ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacağına
inandığı kahraman ve gazi bir Meclistir. Kuruluşundan bugüne kadar bu yüce çatı
altında görev yapmış olan tüm üyelerinden ahirete irtihal edenlere rahmet, hayatta olanlara da sağlık ve
mutluluk diliyorum. Türkiye Büyük
Millet Meclisi çalışmaları bugüne kadar zaman zaman
maalesef kesintiye uğramışsa da başarılı çalışmalarını sürdürmüş ve milletimiz
için çok önemli olan yasama ve denetim görevlerini yerine getirmiştir. Bu görevleri
de şüphesiz iktidarı ve muhalefetiyle birlikte yapmıştır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; milletimiz 21 Ekim referandumunda vermiş olduğu yeni
kararıyla bir kez daha egemenliğin kesinlikle kendisine ait olduğunu teyit
etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de “Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir.” meşalesini gönüllerde yakmada hiçbir zaman ödün vermediği gibi
bundan sonra da asla vermeyecektir. Hepimizin
bildiği üzere, milletin iradesine saygı duymayanlar hukuku eğip bükerek
yüce Meclisin Cumhurbaşkanını seçmesine mâni olmaya çalışmışlardır. Ancak, 22
Temmuzda milletin iradesi sonucunda oluşan Parlamento Cumhurbaşkanını başarıyla
seçmiştir. Artık, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin
kalbinin attığı, kendi varlığını görebildiği ve sahip olduğu değerlerinin topyekûn kucaklandığını bildiği bir yer olacaktır. Geçmiş
yıllarda yaşadığımız, millete, milletin temsilcilerine ve onların çıkardığı
yasalara muhalefet eden bir Cumhurbaşkanlığı bundan sonra artık olmayacaktır. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Yeni şeyler söyle! NURİ USLU
(Devamla) – Çünkü, bundan sonra milletimiz Cumhurbaşkanını kendi eliyle ve
kendi reyleriyle seçecektir. Bu tarihî gelişim ve değişim milletimize hayırlı,
uğurlu olsun. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Daha yeni mi fark ettin? Yeni mi fark ettin? NURİ USLU
(Devamla) – Sayın milletvekilleri, geçmişten günümüze bu aziz milleti sahip
olduğu değerlere yabancılaştırmaya çalışanlar, milletimizin karakterinde var
olan yüksek değerleri hiçbir zaman değiştirememişlerdir. Şunu artık herkes
bilmelidir ki, milletin değerlerini hor görmeye, yok saymaya ve hafife almaya
hiç kimsenin hakkı ve gücü yoktur. Sayın
milletvekilleri, ülkemizde yasamanın hukuki denetimini yapan tek organ Anayasa
Mahkemesidir. Anayasa Mahkememizin modeli hukuk devletleri normlarına uygundur.
Ancak, içerik ve uygulamalar yönüyle bakıldığında, özellikle insan hak ve
özgürlüklerinin daha ağırlıklı olarak korunması yönünde değerlendirmelerini
yapması ve sahip olduğu saygınlığı mutlaka koruması gerekmektedir. Şunu da
belirtmeliyim ki, egemenlik hakkı, devletleri kuran, kendisine uygun yönetim
şeklini her zaman seçme ve değiştirme hakkına sahip olan milletimize aittir. Bu
gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır. Sayın
milletvekilleri, milletimizin sosyal, kültürel ve ekonomik yönden topyekûn gelişmesinde son derece önemli rol oynadığı
bilinen basılı ve görsel yayınlar, mutlaka milletin sahip olduğu kültürel ve
ahlaki değer yargılarıyla uyumlu, eğitici, geliştirici ve yönlendirici
olmalıdır. Bu bağlamda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, bu gerçeği her zaman göz
önünde bulundurmalı ve Türk milletini yeni ufuklara doğru güvenle taşıyacak
yayınların yapılmasının sorumluluğunu hissettirmelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Yeni genel müdürle olmaz bu, yeni genel müdürle! BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın Sayın Uslu. NURİ USLU
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Aynı şekilde, tüm
kamu kurumlarının mali yapılarının denetlenmesinde en yetkin kurumumuz olan
Sayıştay da kamusal hesap verme sorumluluğunu bağımsız, tarafsız ve objektif
uygulamalarında ortaya koymaya devam etmelidir. Unutulmamalıdır ki,
yolsuzlukların asıl nedeni, gerekli ve yeterli denetimin olmadığı ortamda zuhur
eden bir ahlak bozukluğudur. Ben, tüm
kurumlarımızın sağlanan bu bütçelerle desteklenen mali yapılarıyla etkin ve
verimli çalışacağına gönülden inanıyor, bütçelerinin hayırlı olmasını
diliyorum. Yüce Meclisi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uslu. Aleyhte söz
isteyen Sayın Muharrem İnce, Yalova Milletvekili. Buyurun Sayın
İnce. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakika. MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle
belirtmeliyim ki, Büyük Millet Meclisi bütçesi hakkında konuşurken, bu
Meclisin, Kurtuluş Savaşı’na karargâhlık etmiş, Millî Mücadele’yi yönetmiş gazi
bir meclis olduğunun farkında olarak eleştirilerimi yapacağım. Bu Meclisi
yüceltmek hepimizin görevidir, en başta da tabii ki Büyük Millet Meclisi
Başkanının görevidir. 23’üncü Dönemde, şu ana kadar -dün itibarıyla- 1.029
yazılı soru önergesi verilmiş, bunlardan 233 tanesi zamanında yanıtlanmamış.
Zamanında yanıtlanmayınca ne oluyor? Meclisin İnternet
sitesinde yayınlanmıyor bunlar, dolayısıyla vatandaşlarımızın, halkımızın
bilgilendirilmesini engellemiş oluyoruz. İşte bunu engellemek Meclis Başkanının
görevidir, ama ne yazık ki Sayın Meclis Başkanı, geçen dönemde olduğu gibi bu
dönemde de görevini yapmıyor. Bakanlar soru önergelerine, yazılı soru
önergelerine zamanında cevap vermeyerek görevini kötüye kullanıyorlar, ama ne
yazık ki Meclis Başkanı duyarsız kalıyor. Dün burada, Sayın
Başbakan, muhalefetin sürekli eleştirdiğini, hiçbir öneri getirmediğini
söyledi. Değerli arkadaşlarım, muhalefet, önerilerini bir kanun teklifiyle
getirebilir. Siz, bana, 2002-3 Kasımından bu yana muhalefetten gelmiş bir tane
kanun teklifini kabul ettiğinizi söylerseniz Sayın Başbakanı haklı çıkarırım.
Ama, siz, bir tane dahi kanun teklifini kabul etmeyeceksiniz, sonra
diyeceksiniz ki: ”Muhalefetten hiç öneri gelmiyor.” Bu, samimiyetsizliktir.
Bunu takdirlerinize sunuyorum. 2002 Kasımından
bu yana sürekli olarak muhalefetin sesini kısmak istiyorsunuz. Çok maddeli
yasaları temel yasa olarak görüşmek istiyorsunuz. Danışma Kurulu önerisiyle,
grup önerisiyle Meclis gündemini sürekli değiştiriyorsunuz. Muhalefet yokmuş
gibi davranıyorsunuz. Oysa, iktidar bütün rejimlerde vardır, muhalefet yalnızca
demokrasilerde vardır ve temel hak ve özgürlükler güvence altına alınmıştır
demokrasilerde. Ama ne yazık ki, bunlara duyarsız kalıyorsunuz. Meclisin
saygınlığını artırmanın hepimizin görevi olduğunu söylemiştim. Bu kürsüye çıkan
milletvekillerinin en özgür bir şekilde konuşmalarının önünü açalım,
dilediklerini söylesinler, arkasında duralım. Meclisin saygınlığını bu
artıracaktır. Ama rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kamu
biletlerinde yolsuzluk gibi, cürüm işlemek için organize suç örgütü kurmak gibi
suçlardan yargılananları hâkim karşısına çıkarmak da bu Meclisin saygınlığını
artıracaktır. Geçen dönem
Türkiye Büyük Millet Meclisi kalite belgesi aldı. Meclis kalite belgesini çay
ocaklarıyla, berberleriyle, lokantalarıyla aldı. Yasama faaliyetiyle, denetim
faaliyetiyle kalite belgesini almasını isterdim bu Meclisin ben. Ama, çay
ocaklarıyla alınan kalite belgesini… RECEP KORAL
(İstanbul) – 22 Temmuzda verdi millet… MUHARREM İNCE
(Devamla) – Ayrıca, Meclis sicili temiz personel çalıştırmakla da kalite
belgesi almalıdır. Bakın, Meclis Genel Sekreteri -şu anda- yargılandı, Yargıtay
onadı ve bir ceza aldı, sonra bu ceza paraya dönüştürüldü. Bu cezayı neden
aldığını, bu milletin kürsüsünden benim dilim söylemeye varmıyor. Lütfen, bu
yargı kararını, Yargıtayın onadığı bu kararı okuyunuz.
Meclisin Genel Sekreteri, şu andaki görev başındaki Genel Sekreteri hangi
cezayı almıştır? Ben, bunu bu kürsüden söyleyemem. Takdir sizindir. Meclisin paraları
çarçur edildi. Geçen dönem promosyon olarak İş Bankası turnike sistemleri, kart
sistemleri yaptı. Bizim paramızdı bunlar. Yeni Başkan hepsini kaldırdı. Bence
iyi de etti. Geçen dönem yapılanlar yanlıştı. Beş yıldır bu Meclisteyim,
sürekli inşaat var. Böyle bir şey olamaz. Sanki yeni imara açılan bir yer
burası. Yani, bitmedi mi elli yıldır buranın inşaatı? Doktorluk binasını
yıkacağınızı söylüyorsunuz, 3 kere onarım yapıyorsunuz; çerçevelerini
değiştiriyorsunuz, zeminlerini değiştiriyorsunuz. Bakın, Orman
Bakanlığının binasına 2 trilyon 470 milyon lira masraf ettiniz. Bir yıllığına
kiralanacak burası. Sayın Bülent Arınç’ın yeğeni Burcu Arınç,
hiçbir sınava girmeden peyzaj mimarı olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
Millî Saraylarında çalışıyor. Geçen dönem Başkan Vekili İsmail Alptekin’in oğlu
Türkiye Büyük Millet Meclisi personeli olarak çalışıyor, Adalet Bakanı Mehmet
Ali Şahin’in gelini radyoloji teknisyeni olarak çalışıyor. Bu milletin, fakir
fukaranın çocukları KPSS’ye hazırlanırken, burada
dershanelere giderken… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
İnce, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. MUHARREM İNCE
(Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanına da şunu hatırlatmak istiyorum: Sayın
Cumhurbaşkanı siz başkomutansınız. Şu andaki Koruma Müdür Vekiliniz –emniyet
amiri olduğu için müdür yapamıyor- askerlik yaptı mı yapmadı mı? Koruma Müdürü
askerlik yaptı mı yapmadı mı, başkomutanın Koruma Müdürü? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yapmadı. MUHARREM İNCE
(Devamla) – Ben, YÖK’ü töhmet altında bırakarak… Ben de, Cumhurbaşkanını töhmet
altında bırakmıyorum. Ben bilerek konuşuyorum. Bu bilgiyi öğrenmek istiyorum. Meclis
Başkanımızdan da şunu istiyorum: Geçen dönem, Meclis Başkanının emekli maaşı
iki katına çıktı, ölünce de devlet mezarlığına gömülecek. Dünyayı halletti,
öbür dünyayı da halletti. Şimdi, personelin sorunları var; Sayın Toptan, lütfen
Meclis personelinin sorunlarını çözün. Saygılar
sunuyorum Yüce Meclise. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın İnce. Sayın
milletvekilleri, birinci turdaki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi sorulara geçiyoruz. Yedi buçuk dakikalık süreyi, birer dakika soru
sorma hakkı tanıyarak… Daha fazla milletvekiline imkân tanımak için birer
dakikayla sınırladık. İlk söz, ilk
soru, Sayın Aslanoğlu’nun. Buyurun Sayın Aslanoğlu. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok hızlı geçeceğim.
Mecliste 4/C,
4/B, 4/A değil, aynı işi yapan insanlar “Biz bu Meclisin insanlarıyız -biz 4/A,
4/B, 4C değil- biz bu Meclisin en çalışkan insanlarıyız, bizi ayırmayın.” diyorlar. 2) Meclis
Başkanımız acaba grupları dinledi mi? Çalışanları, her grubu ayrı ayrı… Bunların sorunlarını dinledi mi? 3) Özellikle
geçici personel, kırk beş saat olmasına rağmen, altmış saat çalışıyor. Bunlara
ayrıca hiçbir ödenek verilmiyor. 4) İş Bankasından
alınan promosyon bedelleri bunlara niçin ödenmiyor? 5) Her blokta, üç
bankoya bakan 3 garson var, yetmiyor. 6) Geçici
personel sağlık yardımından yararlanamıyor. Benim sekreterim eğer geçici
personelse veya benim danışmanım gününü -bir gün, iki gün- hastanelerde
çocuklarına baktırmakla geçiriyor ve bu insanlar “Biz artık, çocuklarımızı en
azından bu hastanelerde baktırmak istiyoruz”. diyorlar. Bir dakikaya
ancak bu kadar soruyu sığdırabildim. Bu personel bu
Meclisin temel personelidir. Meclis Başkanının hassaten -yeni başladı- bunların
sorunlarıyla mutlaka ilgilenmesi ve adil olan, objektif olan her şeyi yapmasını
diliyorum. Teşekkür
ediyorum… BAŞKAN – Sayın
Gök… İSA GÖK (Mersin)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Efendim, yargı
bağımsızlığında anlaşamadığımız muhakkak. Anayasa Mahkemesinin bütçesi
görüşülüyor. Yüksek yargının bir ita amirliğine kavuşturulmasını, yüksek
yargının en ufacık harcama için Hükûmetin peşinde,
yürütmenin peşinde koşturmamasını sağlayacak bir formül düşünüyor musunuz? Artı, Anayasa
Mahkemesi spesifik davalara bakıyor, bu konuda yardımcı personel sorununu
çözmeyi düşünüyor musunuz? Diğer taraftan,
Meclis emekçileri için söyleyeceğim: Mecliste servis yok. Yüzlerce insan
çalışıyor, mesai gece yarılarına kadar sürüyor. Lütfen, servis sorununu
çözümleyin. Düşünür müsünüz? Mecliste uzun
yıllardır çalışan insanlar var. Bunlar geçici personel olarak çalışıyorlar.
Farklı kurumlardan geldiler, 92 yılında sınavla giren insanlar. Hâlâ Meclis
personeli değiller bunlar. Bu insanların kadro sorunlarını çözmeyi düşünüyor
musunuz? Yardımcı
hizmetler sınıfında çalışan yüzlerce insan var. Genel idare hizmetleri
sınıfında… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Özensoy. NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben, RTÜK’le ilgili soru sormak istiyorum. Bunu KİT Komisyonunda
da gündeme getirdik, ama bir de Genel Kurulun kayıtlarına geçmesini
de istiyorum. Ekran kirliliği hâlâ devam ediyor. Haberlerden programlara kadar,
şiddet, cinsel tahrip, argo, aile ve çocuk hayatını yanlış yönlendirmeler,
kadının rating amaçlı kullanılması, özel hayatın
kullanımı gibi konular devam ediyor. RTÜK bunun için, bugüne kadar ne yaptı?
Yeni yasayla neyi hedefliyor? Özel TV’ler mi daha çok korunacak yoksa izleyici
mi? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Sayın Akçay… ERKAN AKÇAY
(Manisa) – Teşekkür ediyorum. Türkiye Büyük
Millet Meclisi tarafından seçilecek Sayıştay üyesi adayları, Sayıştay Genel
Kurulu tarafından belirlenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
sunuldu. Ancak, bir türlü komisyonca seçimler yapılarak Genel Kurul gündemine
alınamadı. Sayıştay üyelerinin seçimi ne zaman yapılacak ve bununla, Sayıştay
Kanunu’yla ilgili olarak da yeni Sayıştay Kanunu Tasarısı Meclis gündemine ne
zaman alınacak? Konu hangi safhadadır? Teşekkür ederim. BAŞKAN - Sayın Paksoy… MEHMET AKİF PAKSOY
(Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkanım,
Meclis çalışanlarından unvan alamayan ve en az kadro derecesi 1 - 2 olan
personel için kadro karşılığı sözleşme yapmayı düşünüyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Korkmaz… SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, Meclis tarafından göreve getirilmesinden
günümüze kadar geçen süre içerisinde kendisine bağlı olarak görev yapan,
neredeyse özel sektör dışındaki resmî, yarı resmî tüm kuruluşlar ile STK’ları denetlemeye yetkili olan Devlet Denetleme Kuruluna
Sayın Cumhurbaşkanı tarafından herhangi bir inceleme ya
da denetleme talimatı verilmiş midir? BAŞKAN – Sayın Özdemir… HASAN ÖZDEMİR
(Gaziantep) – Teşekkür ediyorum. Sayın Başkanım,
aracılığınızla Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Başta, terörle ilgili bombalama
olayları sonrası oluşan kötü görüntüler ve Türk kültürünü dejenere eden,
maalesef bu iktidar döneminde daha da artış gösteren televole
kültürüne ne zaman müdahale edeceksiniz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Durmuş… Sayın Taner… RECEP TANER
(Aydın) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum, Radyo
ve Televizyon Üst Kurulu, mevcut yapısı itibarıyla tarafsız ve yansız karar
alabileceğine inanıyor musunuz? İkinci sorum:
Televizyon yayınlarındaki Türkçenin kötü kullanımı
hakkında ne gibi yaptırımlar uygulamaktasınız? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Şafak… ÜMİT ŞAFAK
(İstanbul) – Sayın Başkan, aracılığınızla sormak istiyorum: 22’nci Dönemin
başında Mecliste çalışan kaç personel vardı, kaç personel çıkartıldı, kaç yeni
personel alındı, bunu öğrenmek istiyorum? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Türkeş… YILDIRIM TUĞRUL
TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, Sayıştayla ilgili bir
sorum var. Her gün, basın ve yayın organlarında, çeşitli usulsüz eylem ve
işlemleriyle yer bulan Ankara Büyükşehir Belediyesi hakkında Sayıştay herhangi
bir özel inceleme yapmış mıdır bugüne kadar? Sayıştayın
bu belediye hakkında tespit ettiği herhangi bir usulsüz eylem ve işlem bulunmuş
mudur? BAŞKAN – Sayın
Bulut… AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Sayın Başkanım, radyo ve televizyonlarda yayımlanan yayınların,
Türk örf, âdet ve geleneklerine aykırı olarak yayımlanması televizyonlarda,
radyolarda sunuculuk yapanların, Türk dilini güzel kullanmayarak, bazen
katlederek yaptıkları yayınlar hakkında ne gibi tedbir almayı düşünüyorsunuz? BAŞKAN – Sayın Homriş… Sayın Akkuş… AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Başkan, son günlerde medyada bir kara çarşaf söz konusu.
Cumhurbaşkanına takdim edilen dosyadaki bu ihbarı dosyaya kim koymuştur, nasıl
koymuştur, vatandaşlardan gelen yoğun istek üzerine öğrenmek istiyorum. BAŞKAN – Sayın
Çalış… HASAN ÇALIŞ
(Karaman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Bir medya
kuruluşunun 1,5 katrilyonluk vergi borcunun 250 milyara indirilmesi ve hâlâ
tahsil edilmemiş olması, objektif yayıncılık ve doğru habercilik açısından
doğru mudur? İki: Genel
Kuruldaki telefonların görüşmeye kapatılması doğru ama özellikle AKP
sıralarından sık sık telefonlar çalıyor. Bir özellik
mi var acaba? (AK Parti sıralarından gülüşmeler) BAŞKAN – Evet,
sorulan sorular faslı bitti, şimdi cevap kısmına geçiyoruz. Sayın Bakan
buyurun. DEVLET BAKANI
NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mümkün olduğu
kadar Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üzerindeki sorulara ve diğer konulara
cevap vermeye çalışacağım. Bunun dışında, cevap veremediğim konular varsa, ki
kalacaktır, bunları yazılı olarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,
Cumhurbaşkanlığımız ve Meclis Başkan Vekilimiz cevaplandıracaktır. Öncelikle Radyo
ve Televizyon Üst Kurulunun en çok eleştirildiği, en çok soruya muhatap olduğu
bir gerçek. Özellikle denetim görevinin en iyi şekilde yapılamadığı kaygısı ve
endişesiyle iletiliyor bu sorular. Elbette ki yayınlar ve yayınlardaki… Başta
iyi Türkçe kullanılması olmak üzere, gerçekten aile yapımıza, ülkemizin bazı
değerlerine aykırı yayınlar yapıldığı bir gerçek. Fakat takdir edersiniz ki,
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bağımsız bir üst kurul olmasının yanı sıra, bir
hukuk devletinde olması gerektiği gibi, yasalar çerçevesinde görevini ifa eder.
Anayasa’nın yayınlara ilişkin genel kuralı çerçevesinde hiçbir yayın önceden
denetlenemez ve yayın durdurulamaz. Dolayısıyla bu
çerçeve doğrultusunda temel insan haklarından olan haberleşme özgürlüğü
çerçevesinde dizayn edilen bu kurallar, bugün görüyorum ki Radyo ve Televizyon
Üst Kurulunun bütçesi görüşülürken bir tartışma konusu olmuştur. İrade
Parlamentonundur, bu yasaları yapan Parlamentodur, yeniden değiştirmek de
Parlamentonundur. Daha önceden, uygulamada, televizyon kapatma ve yayınların
durdurulması kararları da verilebiliyordu. Bugün artık, para cezası şeklinde
cereyan eden bir uygulama var. Yüce Meclis eğer iradesini, Radyo ve Televizyon
Üst Kurulunun denetim görevini daha farklı bir şekilde gerçekleştirmesi
konusunda ortaya koyarsa, bu bağımsız Üst Kurul yasalar çerçevesinde de
görevini en iyi şekilde yerine getirecektir. Bugüne kadar yasanın kendilerine
verdiği haklar çerçevesinde çeşitli yayın kuruluşlarına yayın durdurma,
yayından kaldırma, para cezası gibi cezalar verdiği de bilinmektedir. Sorulan
sorulardan bir diğeri: Devlet Denetleme Kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı henüz bir
inceleme ve denetleme talimatı vermemiştir bugüne kadar. Bir sorunun cevabı
olarak… Anayasa
Mahkemesinin ita amiri olduğu ve bütçesinin Hükûmete
bağlı olduğu doğrultusunda yöneltilen bir eleştiri ve soruya yönelik olarak:
5018 sayılı Yasa gereği Anayasa Mahkemesinin ita amiri Mahkeme Genel
Sekreteridir ve Anayasa Mahkemesinin bütçesi merkezî yönetimin bütçesi
içerisinde yer almakla birlikte, Mahkeme kendi bütçesini yönetmektedir. Mahkemenin
faaliyetlerinde ihtiyaç duyduğu personel temini: Anayasa Mahkemesi Yüce Divan
faaliyetini sürdürürken de geçici olarak uzman çalıştırabilmektedir. Yüce Divan
sıfatıyla görevi sırasında da gerekli olan her türlü teknik eleman ve gerekli
ihtiyaçları da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ve Başbakanlık
tarafından karşılanmaktadır. Anayasa
Mahkemesinin yeni hizmet binasının inşaatının da temeli 29 Ekim 2006 tarihinde
atılmış ve 2008 tarihinde Mahkemenin yeni hizmet binası göreve başlayacaktır. Özellikle şehit
cenazeleri ve teröre ilişkin haberlerde… Şehit cenazeleri haberlerine ilişkin
herhangi bir kısıtlama getirilmediği ve böyle bir engellenmenin uygulanmadığı
da ifade edilmekte ve bu yöndeki olumsuz yayınlara kesinlikle müsamaha gösterilmediği
de ifade edilmektedir. Sırrı Sakık’ın, zannediyorum, bir sorusu veya konuşmasında geçen
bir konu: Mart 2006 yılında Diyarbakır Söz TV, Gün TV, Çağrı FM, Medya FM
Şanlıurfa, Özel Radyo ve Televizyon Kuruluşu -Aralık 2007 yılında Muş’ta Muş
FM- kuruluşlara yerel dil ve lehçelerde -Kırmançi, Zazaca- ilgili yönetmelik çerçevesinde yayın izni
verildiği... Söz TV yayına başladıktan bir süre sonra, farklı dil ve lehçede
yayını sürdüremeyeceğini beyan etmiştir ve bugüne kadar bu yayın kuruluşlarına
ait yayınlarından dolayı da farklı dil ve lehçedeki yayınları nedeniyle
herhangi bir müeyyide uygulanmadığı da Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından
bildirilmiştir. BAŞKAN – Sayın
Bakan, Meclis Başkan Vekiline iki dakika süre kaldı, isterseniz diğerlerini … DEVLET BAKANI
NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Pakdil. TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım; öncelikle bütçenin milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.
Saygıdeğer
arkadaşlarım, bu soru önergelerine verilen cevaplarla ilgili olarak şu hususu
belirtmem gerekiyor: Bunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından
ilgili bakanlıklara iletiliyor ve zaman içinde de ikaz ediliyor. Burada, cevap
verip vermeme takdiri Hükûmetin kendisine aittir.
Bazen bu soru önergeleri yazılı olarak da cevaplandırılıyor ve yazılı olarak
cevap veriyor. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bizler, Hükûmetle iletişim konusunda üzerimize düşen görevi sonuna
kadar yerine getirdiğimiz kanaatindeyim. İç Tüzük’ün 99’uncu maddesi gereği
bütün görevler yerine getirilmiştir. Heyetinize arz ediyorum. Burada önemli bir
husus, arkadaşlarımızın sorduğu, bu Sayıştay Başkanlığındaki seçimlerle
ilgilidir. Geçen dönem bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe
Komisyonuna havale edilmiştir. ATİLLA KART
(Konya) – İki yıl oldu Sayın Başkan! TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Devamla) – Orada neticelenmemiş, 23’üncü Yasama Döneminde
de aynı şekilde Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmiştir ve Plan ve Bütçe
Komisyonuyla yaptığımız… Aldığımız bilgiler çerçevesinde en kısa zamanda bu
seçimler neticelendirilecektir. Bunu bilgilerinize arz ediyorum. GÜROL ERGİN
(Muğla) – “En kısa zaman” kaç yıl oluyor Sayın Başkan? TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Efendim? GÜROL ERGİN
(Muğla) – “En kısa zaman” kaç yıl anlamına geliyor, kaç yıl? 2006 yılı başında
geldi bu. O zaman da “En kısa zaman” dendi, şimdi de “En kısa zaman…” TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Evet. Zaman olarak sizler ile bizler
arasında fark yok. Saat, dakika, gün, ay… Hep aynı şeyleri düşünüyoruz, aynı
şeyleri hep biliyoruz. Geçici personel
haftada kırk beş saat olarak çalışmaktadır. Bunun üzerinde çalıştığında ya ilgililere izin verilmektedir yahut da çalışmalarının
karşılığı olarak fazla mesai ödenmektedir. Bunu bilgilerinize sunuyorum. Bu servisler
konusunda: Çalışan ve gece kalan arkadaşlara Türkiye Büyük Millet Meclisi
servis hizmeti sunmaktadır. Bunu da bilgilerinize arz ediyorum. O sağlık
hizmetinden, SSK’ya tabi olduklarından dolayı, SSK mensupları gibi,
arkadaşlarımız faydalanmaktadır. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – O zaman, SSK burada bir dispanser açsın, kolay gitsin
gelsin insanlar. TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Saygıdeğer arkadaşlarım… BAŞKAN – Sayın Pakdil, tamamlayın lütfen. TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, tamamlayacağım. Yalnız, soru
sormanın, cevap vermenin belirli bir usulü vardır. Yani, biz burada sabırla dinliyoruz.
Çok eleştiriler yapılıyor, çok muhatap olmamamız gereken ifadelerle
karşılaşıyoruz ama burası Türkiye Büyük Millet Meclisinin meclisidir, bizim
dinleme sorumluluğumuz olduğu gibi, soru soran arkadaşlarımızın da cevaplarını
dinleme keyfiyetleri vardır yani. Bunu heyetinize arz ediyorum. ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) – Orada bu uyarıyı yapma hakkınız yok, Meclis Başkanı yapar! TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Efendim? ALGAN HACALOĞLU
(İstanbul) – Sizin oradan o uyarıyı yapma hakkınız yok! TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Hacaloğlu,
yeni bir iç tüzük ihdas ediyorsanız kendiniz, ona bir sözüm yok benim. BAŞKAN – Sayın Pakdil, süre doldu, teşekkür ederim. OKTAY VURAL
(İzmir) – Milletvekillerinin suallerine cevap vermek yerine, polemik konusu
yapmanın, diyalog yapmanın hiçbir faydası yok. BAŞKAN – Şimdi
sırasıyla… GÜROL ERGİN
(Muğla) – Sayın Başkan, bir dakika… TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Vural, hiçbir zaman hayatımda
polemik yapmadım. Böyle bir iddiam yok. BAŞKAN – Sayın Pakdil… TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Diğer arkadaşlara da o zaman, Sayın
Başkan, madem ifade ediyorsunuz, yazılı olarak cevap vereyim. Teşekkür ederim. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Pakdil
açıklama yaparken, “Milletvekillerinin soru önergelerine cevap verip vermeme
olayı Hükûmetin takdirindedir.” diye bir ifade
kullandı. Eğer soru önergelerine cevap verme bir takdir olayıysa, Parlamento
denetim işlevini hiçbir zaman yapamaz. Sanıyorum tutanaklara yanlış geçti. TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Kılıçdaroğlu,
benim ifade etmek istediğim husus şudur: Bu sorulara Meclis cevap
vermeyecektir, Hükûmet cevap verecektir şeklindedir.
Bunu ifade ediyorum. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hah, tamam. Hükûmetin
takdir yetkisi yoktur, Hükûmet, bu konuda, soru
önergelerine cevap vermek zorundadır. TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) - Takdir yetkisinden kastımız cevap verme
keyfiyetinin Hükûmete ait olduğudur. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tamam. Teşekkür ederim. TBMM BAŞKAN
VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Şimdi sırasıyla
birinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi
hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup, oylarınıza
sunacağım. Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri
okutuyorum: 02-
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI 1.–
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 419.611.248 BAŞKAN– Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 02 Savunma Hizmetleri 2.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 07 Sağlık Hizmetleri 403.752 BAŞKAN– Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir TOPLAM 420.017.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul
etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.–
Türkiye Büyük Millet Meclisi 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı
: 346.113.223,21 - Toplam Harcama :
268.045.603,69 - İptal Edilen
Ödenek : 75.408.479,77 - Ertesi Yıla
Devreden Ödenek : 4.729.426,15 BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Türkiye Büyük
Millet Meclisi 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul
edilmiştir. Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Bölümleri
okutuyorum: 42.01
– RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU 1.–
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 98.885.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 02 Savunma Hizmetleri 1.097.500 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 08 Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri 50.894.500 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 150.877.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir. (B) cetvelini
okutuyorum: B – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 03 Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri 200.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 05 Diğer Gelirler 150.677.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 150.877.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 3984 sayılı Kanun’un
12’nci maddesine göre Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2008 yılı için merkez
ve taşra teşkilatına ait kadro cetvelleri Plan ve Bütçe Komisyonunda karara
bağlanmıştır. Şimdi, Radyo ve
Televizyon Üst Kurulunun merkez teşkilatında 572, taşra teşkilatında 98 olmak
üzere, toplam 670 kadroyla ilgili kadro cetvellerini oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri ile kadro
cetvelleri kabul edilmiştir. Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.–
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı :100.767.375,00 - Toplam Harcama : 89.959.816,83 - İptal Edilen
Ödenek : 10.807.558,17 BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. (B) cetvelinin genel
toplamını okutuyorum: B
– C E T V E L İ YTL - Bütçe geliri
tahmini : 100.767.375,00 - Yılı tahsilatı : 90.855.512,05 BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Radyo ve
Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul
edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısını istiyorum Sayın Başkan. BAŞKAN –
Arayacağım. …oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Karar yeter sayısı arayacağım. Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. Bölümleri
okutuyorum: 01
- CUMHURBAŞKANLIĞI 1.–
Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 55.561.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 55.561.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.–
Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum: Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 32.396.685,00 - Toplam Harcama : 25.516.928,22 - İptal Edilen
Ödenek : 6.879.756,78 BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Cumhurbaşkanlığı
2006 Mali Yılı Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Sayıştay Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri
okutuyorum: 06- SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI 1.–
Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 11.814.500 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 02 Savunma Hizmetleri 45.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 03 Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 78.172.850 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 09 Eğitim Hizmetleri 170.000 TOPLAM 90.202.350 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayıştay
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Sayıştay
Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.–
Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum: Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 54.431.000,00 - Toplam Harcama : 48.411.023,28 - İptal Edilen
Ödenek : 6.019.976,72 BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Sayıştay
Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri
okutuyorum: 03
- ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI 1.–
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 2.814.400 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 03 Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 14.287.600 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 17.102.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2006 Malî Yılı Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.–
Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN – (A)
cetvelinin genel toplamını okutuyorum: Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı
Merkezi Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 12.227.000,00 - Toplam Harcama : 4.824.033,08 - İptal Edilen
Ödenek : 7.402.966,92 BAŞKAN– (A)
cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul
edilmiştir. Böylece Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu,
Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 2008
yılı bütçeleriyle 2006 yılı kesin hesapları kabul edilmiştir. Hayırlı
olmalarını temenni ediyorum. Sayın
milletvekilleri, birinci tur görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi birleşime
on dakika ara veriyorum. Kapanma
Saati: 15.39 ÜÇÜNCÜ
OTURUM Açılma
Saati: 15.54 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Üçüncü
Oturumunu açıyorum. 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz. Sayın
milletvekilleri, şimdi ikinci tur görüşmelere başlayacağız. İkinci turda
Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyanet
İşleri Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır. V.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER (Devam) A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam) 1.-
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/426) (S. Sayısı: 57) (Devam) 2.-
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim
Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına
Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58) (Devam) F)
BAŞBAKANLIK 1.-
Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı G)
MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI 1.-
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı H)
MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ 1.-
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı I)
TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI 1.-
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı İ)
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI 1.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN –
Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. Sayın
milletvekilleri, 27/11/2007 tarihli 25’inci Birleşimde bütçe görüşmelerinde
soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap
işleminin on beş dakika ile sınırlandırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre,
turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin,
görüşmelerin bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan
sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları
gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan
milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır. Tur üzerindeki
görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını
yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi yedi buçuk dakika içinde
tamamlanacaktır. Cevap verme işlemi için de yedi buçuk dakika süre verilecektir.
Cevap işlemi yedi buçuk dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre
için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir. Bilgilerinize
sunulur. İkinci turda,
grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Sayın Algan Hacaloğlu,
İstanbul Milletvekili; Sayın Atilla Kart, Konya Milletvekili; Sayın Atila Emek, Antalya Milletvekili. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili; Sayın Behiç Çelik, Mersin Milletvekili; Sayın Reşat Doğru, Tokat
Milletvekili; Sayın Recep Taner, Aydın Milletvekili. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına, Sayın Akif Gülle, Amasya Milletvekili; Sayın
İsmail Hakkı Biçer, Kütahya Milletvekili; Sayın Mehmet Yüksel, Denizli
Milletvekili; Sayın Mevlüt Akgün,
Karaman Milletvekili; Sayın Mehmet Çiçek, Yozgat Milletvekili. Demokratik Toplum
Partisi Grubu adına, Sayın Bengi Yıldız, Batman Milletvekili; Sayın Şerafettin Halis, Tunceli Milletvekili. Şahısları adına:
Lehinde, Sayın Ali Kul, Bursa Milletvekili; Sayın Abdurrahman
Dodurgalı, Sinop Milletvekili; Sayın Seracettin Karayağız, Muş
Milletvekili; aleyhte, Sayın Hüseyin Mert, İstanbul Milletvekili. Gruplar adına ilk
söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Algan Hacaloğlu’nun, İstanbul Milletvekili. Buyurun Sayın Hacaloğlu. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on üç
dakika. CHP GRUBU ADINA
ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, son altı yıldır ülkemizde yetersiz, defolu bir ekonomik büyüme
modeli izlenmektedir. AKP İktidarıyla ülkemizin pusulası bozulmuş, rotası
sapmış, vizyonu çarpıtılmıştır. Bu kısır ve çarpık tablonun baş mimarı ve
sorumlusu, doğal olarak, önce Sayın Başbakan, sonra da Türkiye’de bugüne kadar
benzerine hiç rastlamadığımız Sayın Maliye Bakanımızdır. Ekonomide Hükûmetin izlemekte olduğu büyüme modeliyle yeterince
istihdam yaratılamamakta, işsizlik yaygınlaşmaktadır. Bu çarpık büyüme
modeliyle refah artışı toplumun çok dar bir kesimine yansımakta, bu nedenle,
yoksulluk azalacağına daha da yaygınlaşmaktadır. Bu sadece bir avuç kesimi
palazlandıran büyüme modeli ile devletin iç borçları, özel kesimin dış borçları
sürekli tırmanmakta, ülkemizin içine sokulduğu borç batağı sürekli
derinleşmekte, yurttaşlarımızın bireysel borçları patlamaktadır. Resmî rakamlara
göre, en az 1 milyon yurttaşımız yatağa aç girmekte, en az 20 milyon
yurttaşımız yoksulluk koşullarında yaşama tutunmaya çalışmaktadır. İşsizlik
toplumsal afet konumuna ulaşmıştır. Her 5 yurttaşımızdan 1’i, her 3 gencimizden
1’i işsizdir. İşsizlik oranı sizin, AKP’nin iddia
ettiği gibi yüzde 9 veya 10 değildir, bunun 2 katıdır. Rakamların perde
arkasını gizlerseniz, evet, yüzde 9’dur. Ancak, iş aramaktan yorulanları,
bıkanları, mevsimsel çalışanları veya iş gücüne şu veya bu şekilde dâhil
edilmeyenleri dikkate alırsanız gerçek işsizlik rakamının yüzde 20’lere
dayandığını görürsünüz. Değerli
arkadaşlarım, Hükûmet kamunun yatırım gücünü budamış,
kamu yatırımlarını büyük ölçüde askıya almıştır. AKP’nin
IMF’nin dayatması olan bu zihniyeti 2008 yılı
programına da yansımıştır. 2008 yılında 11,8 milyar YTL olarak belirlenen kamu
yatırımlarının 2007 yılına göre sabit fiyatlarla yüzde 3,9 oranında gerilemesi
öngörülmektedir. 2008 yılı faiz
harcamalarının bütçe içindeki payı yüzde 25,2. Yatırımların payı ise onun ancak
beşte 1’idir. Böylesine çarpık önceliklerle ne ülkemizde atılım sağlanabilir ne
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sosyal ve ekonomik olumsuzluklar aşılabilir ne de
toplumsal refah geliştirilebilir. Sayın Başbakan
Erdoğan “Ekonomide artık sağlam ayaklar üzerinde duran, kırılganlığını atmış,
büyüme istikrarını sürdüren bir yapı oluşmuş durumda.” diyor. 2002 yılında dış
ticaret açığı 15,5 milyar dolardı. Dün de bunlar konuşuldu, bazılarını bir daha
vurgulamak istiyorum. 2007 Eylül sonu itibarıyla üçe katlandı, 45,5 milyar
dolara tırmandı. Yıl sonuna kadar 60 milyar doları aşarak, cumhuriyet tarihi
rekoruna tırmanacaktır. Keza, 2002
yılında cari açık 1,5 milyar dolardı. Bu yıl sonunda yaklaşık 25 kat artarak 36
milyar dolara tırmanacak ve bizimle benzer gelişen ülkeler arasında birinci
sıraya oturacaktır ülkemiz. Ülkemize giren,
durduğu yerde ekonomimizin kaymağını yiyen spekülatif yabancı sermaye sıcak
para 2002 yılında 8,2 milyar dolardı. 2007 yılı ekim ayı sonu itibarıyla 13 kat
artarak 108 milyar dolara tırmandı. Keza, Merkez
Bankası faiz oranı yüzde 16,25 ile dünyada en yüksek faiz oranı olma özelliğini
sürdürmekte. Sayın Başbakan,
gerçekten sormak istiyorum size. Kendisi burada değil, ama onun yerine temsil
etmekte olan Sayın Bakana: Bu tablo ile mi kırılganlığı aşacak ülkemiz? Bu ayak
bağlarıyla mı düzlüğe çıkacağız? Bizim
sözlerimizden rahatsızlık duyabilirsiniz. Dünkü bütçe görüşmelerinde
konuşmalarınızdan bunu çok açık olarak gördük. Bari kendi atadığınız Merkez
Bankasının bu konudaki uyarılarını dikkate alın. Değerli
arkadaşlarım, bu uygulamalar sonucu dış etkilere giderek daha çok teslim olmuş
bir ekonomi hâline dönüşmekteyiz. Bu vahim bir tablodur. Hükûmetin
yüksek reel faiz, düşük kur ve sıcak paraya hiç
kontrolsüz teslimiyetçi politikaları eşliğinde sürdürmekte olduğu borçlanma
politikası ekonomideki dengeleri giderek bozmaktadır. Yıllardır bütçede
sürdürülen rekor düzeyde yüksek faiz dışı uygulamalarına, kamu çalışanları ve
emekçilerin göstermiş oldukları bunca özveriye rağmen, devletin iç borçları
sürekli artmaktadır. Toplam kamu iç borcu, 2002 Kasım ayı sonunda 89 milyar
dolardı. 2007 Kasım ayı sonunda ise, 139 milyar dolar artarak -bu dönemde- 228
milyar dolara tırmanmış, yani tam 3 kat katlanmıştır. Kamunun iç borçlarında
olumsuzluk bununla da sınırlı değildir. Zamanımı dikkatli kullanmak için özet geçiyorum. Kamu iç borçlarında hem süre kısalmış, yirmi
altı aya gerilemiş hem faiz oranı yükselmiş, yüzde 10,1’dir temmuz ayı
itibarıyla. Bir yandan “Faiz
haramdır.” diyorsunuz değerli AKP’li milletvekili
arkadaşlarım, değerli Hükûmet. Faize haram diyen İslami bankacılığa ülkemizde geniş olanaklar tanıyorsunuz. Vehhabî bankacılığından feyzalmış
kişileri Cumhurbaşkanlığına, Maliye Bakanlığına, TMSF Başkanlığına diğer kritik
kamu görevlerine taşıyorsunuz. Sonra da ülkemizde faiz ve rant ekonomisine
yelken açıyorsunuz. Dışarıdan gelen
spekülatif sıcak paraya dünyanın en yüksek reel
faizini ödüyorsunuz. 2008 yılında -bu yıl- 56 milyar dolar faiz ödemeyi
programlamış durumdasınız. Son beş yılda ödediğiniz faiz ise, 161 milyar doları
aştı. Devlet bütçesinin dörtte 1’ini faiz kesimlerine aktarıyorsunuz. Üretim
ekonomisine ise, üvey evlat muamelesi yapıyorsunuz. Gerçek sanayicileri, ulusal
sanayicileri, bu sanayilere üretim yapma çabası içinde olan KOBİ’leri
dışlıyorsunuz, cezalandırıyorsunuz. İşte, sizin “adil düzen” dediğiniz bu.
Eğer, böyleyse gerçekten kendi kendinizi kandırmaktasınız. Sayın Unakıtan, “Ülkede dönüşüm yapacağız, yüksek katma değerli
sanayide patlama yapacağız.” diyor. Sayın Maliye Bakanı afaki konuşmaktadır
değerli arkadaşlarım. Türkiye’de artık sanayiye, yani dış rekabete açık
kesimlere yatırım yapmak cazibesini kaybetmiştir. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu yakınıyor, dün gazetelerdeydi: “Türkiye’yi
gezerken iç piyasaya hizmet veren bütün sektörlerin ağladığını görüyorum.”
diyor. İstihdam üzerinde yüzde 42,2 ile dünyada en yüksek vergi yükü olan bir
ülkeyiz. Asgari ücretin sanayiye maliyeti 645 YTL, asgari ücretle çalışanın
eline geçen ise sadece 380 YTL. Bu koşullarda özel sektör dış borcu tırmanıyor.
2002 yılında 29 milyar dolardı, Haziran 2007’de ise 102 milyar dolara tırmandı.
Yani, beş yılda 3 kattan fazla arttı. Değerli
arkadaşlarım, Hükûmet tarımı IMF’ye
mahkûm etmiş, çiftçiyi unutmuştur. Tarım son beş yılda ortalama yüzde 2,94
oranında büyümüştür. Bu yılın sonunda altı yıllık ortalama büyüme rakamının
yüzde 2,7 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Nüfusun her yıl kırsal kesimde yüzde
2’nin üzerinde büyümekte olduğu dikkate alınırsa, bu fiilen çiftçilerimizin,
kırsal kesimde yaşayan yurttaşlarımızın yıllardır yıllardır
refahlarında bir artış olmadığı anlamını, sonucunu çıkarmaktadır. Bu tablo AKP
İktidarının ayıbıdır değerli arkadaşlarım. Değerli
arkadaşlarım, siyasette pişkinliğe yer yoktur. Hele Başbakansanız pişkin olmaya
hiç hakkınız yoktur. Mal varlığınız sorulduğu zaman kuruşuna kadar açıklamak
zorundasınız. Ne zaman ve nasıl kazandığınızı halkımızın önüne koymak
zorundasınız. Hem kendinize ait olanı hem de ailenize ait olanı. Hem görünür
olanları hem de görünmeyenleri, örtülü olanları. “Benim özel ilişkilerime,
çocuklarımın kazançlarına ne karışıyorsunuz?” diyemezsiniz, bunu deme hakkınız
yoktur. Çünkü, siz topluma aitsiniz; çünkü, Başbakan olarak size tüm yetimlerin
hakkı, kamunun kaynakları, devletin hazinesi teslim edilmiş durumdadır. O
nedenle, sizin, ne oğlunuzun veya damadınızın işleriyle ilgili soru sorulduğu
zaman kızmaya hakkınız vardır ne de “İki yıl hapis cezası almış bir sahtekâra
Başbakanlık örtülü ödeneğini nasıl teslim edersiniz?” diye sorulduğu zaman
susmaya hakkınız vardır. Değerli
arkadaşlarım, siyasette kaprise, kine yer yoktur. Hele başbakan iseniz kaprisli
olmaya hiç hakkınız yoktur. Herkese karşı adil ve hoşgörülü olmak zorundasınız.
Siz ve bakanlarınız halkımızın sorunlarını çözmek için, en azından dertlerini
dinlemek, onların ıstırabına kulak vermek için seçildiniz. İşçi olarak gidip
Almanya’da ailesine yeni bir hayat kurmak için ömrünü tüketmiş, ancak, tüm
birikimini, varlığını “Faiz haramdır.” diyerek kendisini dolandıran din
tacirlerine, İslami holding yapısı altında örgütlenen
vurgunculara kaptırmış olan gurbetçilerin şikâyetini de dinlemek zorundasınız.
“Paranızı bana mı sorup da verdiniz?” diye Almanya’da onları terslemeye hiç hakkınız
yoktur. Gurbetçiyi dolandırma suçundan aldığı hapis cezasına rağmen bazı yakın
siyaset arkadaşlarınızla resim çektirdiği, elini kolunu sallayarak dolaştığı
hâlde bir türlü yakalanamayan İslami holding
sahiplerini görmezliğe hiç hakkınız yoktur. Hele bu vurguna perde arkasından
omuz vermiş, millî görüşten feyzalmış siyaset dünyası
ve medyadan arkadaşlarınızı görmezlikten gelmeye hiç ama hiç hakkınız yoktur. Sayın Başbakan 13
Kasım tarihli AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada “Milletimiz daha yeni,
22 Temmuz seçimlerinde Sayın Baykal ve arkadaşlarını siyasi ahlak dersinden
sınıfta bırakmadı mı?” diye sormuş. Kimin siyasi ahlaktan söz etmeye hakkı
olduğunu halkımız çok iyi biliyor. Geçen yasama döneminde 130 milletvekiliyle
beraber verdiğimiz siyasi etik (ahlak) yasasını beş
yıl raflarda çürüttünüz. Bıkmadık, bu dönem tekrar verdik. Türkiye Büyük Millet
Meclisi yasa teklifleri arasında 1’inci sırada şu anda yer almakta. Hedefimiz,
Türkiye siyasetinde etik (ahlak) kurallarını AB
ülkeleri normlarına, düzeylerine çıkarmak. Eğer gerçekten kendinize
güveniyorsanız, eğer gerçekten AB’ye girmek istiyorsanız, bu defa köstek olmaz,
bize destek olursunuz. Genel Başkanımız
Baykal dün yaptığı bütçe konuşmasında “Türkiye, Büyük Orta Doğu Projesi’yle
değil Güneydoğu Anadolu Projesi’yle, BOP ile değil GAP ile kalkınır.” dedi.
Nedense Sayın Başbakan bu sözlerden son derece rahatsız oldu. “Türkiye’nin
derdi GAP değil, CHP’dir. Türkiye’ye hiçbir hayrı olmadı.” diyerek çok talihsiz
bir açıklama yaptı. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin derdi hiçbir siyasi parti
değildir. Programları farklı olsa dahi tüm siyasi partiler, Anayasa’nın temel
niteliklerini ve ulusal çıkarlarımızı korumak için, halka hizmet için
kurulurlar. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. ALGAN HACALOĞLU
(Devamla) – Çok mersi efendim. Türkiye’nin
derdi, bu duyarlılıkları içlerine sindiremeyen siyasi kişilerdir. Türkiye’nin
derdi, işledikleri adi suçlar karşısında dokunulmazlık zırhına sığınan
siyasetçilerdir. Türkiye’nin derdi, çevresinde yer alan, boğazına kadar
yolsuzluğa batmış dostlarına kol kanat geren siyasi liderlerdir. Türkiye’nin
derdi, ulusal bağımsızlığımız yerine, Büyük Orta Doğu Projesi’ni
sahiplenenlerdir. Türkiye’nin derdi, Atatürk cumhuriyetine ılımlı İslam gömleği
giydirmek isteyenlerdir. Partilerin kimisi
daha çocuk yaştadır, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP ise seksen dört
yaşındadır. Sayın Başbakana tavsiye ederim, sakın ha bir daha bu tür sözler söyleme
durumuna düşmeyin; yoksa, laik demokratik cumhuriyetimizin yılmaz bekçilerinin,
ulusalcıların, devrimcilerin, sosyal demokratların, tüm yurtseverlerin
vicdanında boğulursunuz. Bütçenin hayırlı
olması dileğiyle saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Hacaloğlu. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, şimdi söz, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart’ta. Buyurun Sayın
Kart. (CHP sıralarından alkışlar) On üç dakikanız
var. CHP GRUBU ADINA
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık ve bağlı
birimlerle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, dün, Sayın Başbakanı dinlerken, ülkemizin geleceği adına bir kez
daha kaygılandım. Yüzeysel değerlendirmeler yapan, ucuz polemiklere tenezzül
eden ve o anı kurtarmak adına gerçekleri çarpıtan bir Başbakan kimliğiyle karşı
karşıya geldik. Bu gözlem ve değerlendirmelerimi doğrulayan Türkiye fotoğrafını
biraz sonra, geniş bir şekilde ana başlıklarıyla anlatacağım. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; aradan geçen beş yıl, Adalet ve Kalkınma Partisinin
yönetim anlayışında ve hedeflerinde hiçbir değişim ve gelişmenin olmadığını
gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin, bakıyoruz, 2002 yılından evvel, Acil
Eylem Programı’nda, bir yıl içinde kamu görevlilerine yönelik olarak, kamu
yönetimine yönelik olarak, adil, dengeli, kıdem ve liyakati esas alan bir kamu
personel rejimi tasarısını gündeme getireceğini, bu noktada taahhütte
bulunduğunu hatırlıyoruz. 2003 yılında, temmuz ayında bu konu tarafımızdan
ilgili Bakan olan Sayın Mehmet Ali Şahin’e Mecliste yöneltilmiş, Sayın Bakan,
2003 yılı sonuna kadar bu çalışmaların biteceğini ifade etmiştir. 2004 yılı
temmuz ayında aynı soru yine yöneltilmiş, Sayın Bakan, âdeta bir refleksle,
2004 yılı sonunda bu çalışmaların biteceğini tekrarladı. 2006 yılında aynı konu
tarafımızdan takip edildi. Sayın Bakan, kendinden emin bir görüntüyle, emin bir
edayla bu çalışmaların 2006 yılı sonunda biteceğini, konuyla Sayın Başbakanın
bizzat ilgilendiğini, bir iki madde üzerinde değerlendirme yaptığını… Sayın Başkan, Hükûmet sıralarını lütfen uyarır mısınız. Sayın Bakan,
konuşmamı etkiliyorsunuz, bozuyorsunuz. O iş görüşmesini dışarıda yapın. (CHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
Hatip, Genel Kurula… MİLLÎ EĞİTİM
BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Peki efendim. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Uyarma görevi size ait. Konuşmacı ne yapıyor burada! BAŞKAN – Sayın
Hatip, Genel Kurula hitap edin lütfen. Sayın milletvekilleri,
lütfen… ATİLLA KART
(Devamla) – Sayın Başbakanın bizzat ilgilendiğini… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Bunu takip edecek olan Sayın Başkandır. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… ATİLLA KART
(Devamla) – …bir iki noktada değerlendirme yaptığını ifade ediyor. Değerli
arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada, bu konuda hiçbir ciddi çalışmanın olmadığı
ortaya çıkıyor. (Gürültüler) FATİH METİN
(Bolu) – Kimseye talimat veremezsiniz. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen… ATİLLA KART
(Devamla) – Aslında, sözün bittiği yerdeyiz. Hükûmet,
kamuoyunu aldatmıştır, Sayın Şahin, bilerek gerçek dışı beyanda bulunmuştur. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 22 Temmuzda cevabınızı aldınız. ATİLLA KART
(Devamla) – Kabul etmek gerekir ki… Bu dediklerime
cevap veriniz, onları ayrı zeminde konuşuruz ama size, bakın, Başbakanlık
bütçesi üzerinde, kamu personel rejimi üzerinde, somut eleştiriler getiriyorum,
bunlara cevap veriniz. Kabul etmek
gerekir ki… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – 22 Temmuzda da çok kaygılarınız vardı, kaygılarınızın gereksiz
olduğunun cevabını verdi. BAŞKAN – Lütfen
hatibe müdahale etmeyin. ATİLLA KART
(Devamla) – …kamu yönetimindeki haksızlık ve eşitsizlikleri giderecek bir kamu
personel tasarısını… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sizin görevinizi yerine getiriyoruz Sayın Başkanım. BAŞKAN – Lütfen… ATİLLA KART
(Devamla) – …hayata geçirecek olan bir siyasi iktidar, ülkemize yapılacak en
büyük hizmetlerden birisini başarmış olacaktır. Ancak, anlatımını yaptığımız
süreç, AKP Hükûmetlerinin böylesine önemli bir
konuda, son derece gayriciddi ve kamuoyunu aldatan
bir yaklaşım içinde olduklarını gösteriyor. Esasen, kamu
yönetiminde, reformdan öte, gerçek anlamda devrim etkisi yaratacak böyle bir
çalışmayı, bu anlayışa sahip olan -biraz evvel anlatımını yaptığım, biraz sonra
ayrıntılı olarak açıklayacağım- bir kadronun gerçekleştirmesi beklenemezdi.
Zira, bu yöndeki bir çalışma, bu kadronun, bu siyasi yönetimin misyonuyla
bağdaşamazdı. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; bu yapılanma gerçekleştirilmediği gibi, aksine, kararlı
bir şekilde, vekâleten yönetim yoluyla, müsteşar, genel müdür, il müdürü
düzeyinde, tamamen yandaş ve siyasi referanslar içinde, vasıfsız bir
kadrolaşmanın yapıldığını görüyoruz. Artık, kamu yönetiminde, devlet memuru
kamu görevlisi değil, parti memuru kavramı ve uygulaması yerleşmiştir. Parti
memuru için ise kamu hizmeti verimliliği önemli değildir, kurumun işlemesi,
işlevini yerine getirmesi önemli değildir. Önemli olan, kamu yetkisi ve gücü
aracılığıyla, siyasi iktidarı başarılı gösterme gayretkeşliğidir. Bu sürecin
sonunda, doğal olarak kamu kurumları işlevini kaybetmeye başlamıştır.
Türkiye’de, bu süreç, bütün tahribatıyla yaşanmaktadır. Parti devleti
yaratma sürecindeki son engel ise değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı
seçimleriyle aşılmış durumdadır. Cumhurbaşkanlığı makamı, artık, AKP
icraatlarının tamamlayıcı bir mekanizması olarak devreye girmektedir. Sayın
Cumhurbaşkanının, Pakistan ziyareti esnasında YÖK ile ilgili olarak yarattığı
polemiği ve Hâkimler ve Savcılar Kanunu değişikliğini onaylama sürecini, vahim
ve sorumsuz bir gelişme olarak gördüğümüzü ve Cumhurbaşkanlığı makamının
işleviyle bağdaştıramadığımızı üzülerek ifade ediyoruz. Keza, Sayın Başbakanın,
dün yaptığı konuşmada: “On beşinci günün son dakikasına kadar bekletildik,
şimdi de ne kadar süratlenirse o kadar hayrınadır.” diyerek intikam alırcasına
bu olayı sahiplenmesi, toplumsal barış ve geleceğimiz adına kaygı vericidir. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; anlatımını yaptığımız bu yapılanma, doğal olarak
yolsuzlukların ve hukuksuzlukların gizlenmesini ve denetlenemez hâle gelmesini
sağlamaktadır. Tarikat ve cemaat ilişkilerinin, yandaş ve siyasi örgütlenmeyle
birlikte yürümesi sonucunda, toplum yaşamında ekonomik ve sosyal dönüşüm
başlamıştır. İhale süreçlerinde bu ilişki ve referansların etkili ve
belirleyici olduğu, iktidar milletvekillerinin beyanları, açıklamaları, küçük
Dilara’nın ölümündeki ilişkiler, mühendis Gülserenlerin ölümündeki ilişkiler ve
en nihayet, Isparta’daki uçak kazasındaki ilişkilerle, unsurlarla, varlığını
bir kez daha gösterdi. Yeri gelmişken ifade ediyorum, istismar edilmemesi
amacıyla ifade ediyorum: Fikir ve düşünce özgürlüğü kapsamında ve anayasal
sınırlar içinde, birey özgürlüğüyle ilgili olan tarikat anlayışını burada
sorgulamıyorum. Bu kutsal değerleri kullanarak kamu yönetimine egemen olma ve
toplumu ayrıştıran bir anlayışı sorguluyorum, yanlış ve tehlikeli olanın bu
olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye’de, bakın, şöyle bir süreç yaşanıyor: Bu anlattığım
vasıfsız kadrolaşma sebebiyle, bu anlattığım parti memuru yapılanması
sebebiyle, bakıyoruz, bununla bağlantılı olarak teftiş kurullarının ve üst
kurulların yapılanmasına yönelik müdahalelerin başladığını görüyoruz. Sayıştay
seçimlerinin, iki yıldan bu yana, Plan Bütçe Komisyonu tarafından, görevi
kötüye kullanmak pahasına engellendiğini biliyoruz. Üst mali kurul yapılanması
yönünde çalışmalar yapıldığını biliyoruz, “soruşturma izni” kavramının
partizanca yaklaşımlarla kötüye kullanıldığını biliyoruz ve nihayet, YÖK yapılanmasına
yönelik müdahaleler ve provokasyonlar. Yargı
yapılanmasına yönelik müdahaleler ve çalışmalar… Bunların ayrıntılarını burada
anlatmak istemiyorum, ama, bu çalışmalar kamuoyunun gündeminde. Bu çalışmalar hep
birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şu: Parti devleti
yapılanmasının ayakları dediğimiz unsurların ustalıkla gerçekleştirildiğini
görüyoruz. “Devlet eliti ve bürokratik oligarşiyi
kıracağız, yok edeceğiz.” diyenlerin sivil kleptokrasiyi
kurumsallaştırma ve denetlenemez hâle getirme konusunda ciddi bir mesafe
aldıklarını görüyoruz. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Başbakanlığın hukuk dışı uygulamaları kayıt dışı
yapılanmayı kurumsallaştırıyor. Unutmayalım ki, kayıt dışılığın olduğu yerde
haksız kazanç ve yolsuzluk var demektir. Sayın Maliye
Bakanı her ne kadar bu konuda da bir başarı sağlandığı yolunda açıklamalar
yapıyor ise de, Sayın Ali Babacan, kayıt dışıyla mücadelede hiçbir mesafenin
alınmadığını, dört yılın sonunda hiçbir mesafenin alınmadığını açık bir
şekilde, dürüst bir şekilde ifade ve kabul etti. Yolsuzluk
ilişkileri ve iddiaları… Bakıyoruz, bir Kemal Unakıtan
klasiği hâline gelen Maliye Bakanına, Sayın Başbakanın kararlı bir şekilde
sahip çıktığını görüyoruz. Bunu en son Tekel yolsuzluğu olayında gördük değerli
arkadaşlarım. Sayın Başbakan,
siz bir yargı mercisi değilsiniz. Siz Başbakanlık Hazine Başkontrolörlüğü
tarafından hazırlanan raporun idari ve adli gereğini yapmak zorundasınız. 3
Nisan 2007 tarihli raporu, Başbakanlık bünyesinde hazırlanan raporu aradan
geçen yedi sekiz aya rağmen neden sümen altında
tutuyorsunuz? Efendim, “Suç duyurusunda bulunun.” diyerek, bunu
geçiştiremezsiniz. Elbette suç duyurumuzu yapacağız, ama, siz Başbakan olarak,
sizin uhdenizde, sizin bünyenizde hazırlanan bu raporun idari ve adli gereğini
neden yapmıyorsunuz? Bunun hesabını vermek, bunun açıklamasını yapmak
zorundasınız. Aslında, değerli
arkadaşlarım, tabii, bu olayın sadece Maliye Bakanının oğluyla sınırlı
olmadığı, 187 sayfalık raporda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Hükûmet tarafından bu gibi konularda himaye edildiği
bilinen Family Finans Grubu ve Ülker Grubu
bağlantıları sebebiyle de bu raporun sümen altı
edildiği acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor değerli arkadaşlarım. Öyle
anlaşılıyor ki, Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle, mahdumlardan sonra belli
sermaye gruplarının da dokunulmazlığı var değerli arkadaşlarım. Bu rapor, bu
tablo bunu ortaya koyuyor. Bunlar tesadüf olabilir mi? Bakıyorsunuz bu
ilişkilerde özellikle belli banka, belli finans grupları hep merkezî bir rol üstleniyor.
Bunları lütfen sorgulayın artık. Bunları sorgulamak bizim kadar sizin de
göreviniz, sizin de sorumluluğunuz. Bunlara hangi kavramlar adına sahip
çıkıyorsunuz, hangi değerler adına sahip çıkıyorsunuz? Tekrar ifade
ediyorum: Başbakanlık bünyesindeki bir rapordan söz ediyorum, soyut bir
evraktan, soyut bir iddiadan söz etmiyorum değerli arkadaşlarım. Siz
yolsuzluklarla mücadele konusunda, hukuk devleti yapılanması konusunda
samimiyseniz, dürüst iseniz, bunların gereğini yaparsınız. Demagoji yapmadan,
hedef saptırmadan bunların gereğini yaparsınız. RECEP KORAL
(İstanbul) – Sizin yaptığınızı yapmadan yani. ATİLLA KART
(Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlarım, neyi görüyoruz? Örtülü ödeneğin
başında, sahtecilikten mahkûm olan bir kişinin aradan geçen dört yıla rağmen
görev yaptığını görüyoruz. Bu, şeklen belki o bir yıllık, iki yıllık hapis
cezalarının altında kalmış olabilir. Tabii, burada hukukçu arkadaşlarımın
şaşırdığını hissediyorum, ama, gerçek bu değerli arkadaşlarım. Tamamen güven ve
liyakat gerektiren böyle bir ödeneğin başında, sahtecilikten mahkûm olan bir
kişiyi hangi özel gerekçeyle hâlen görevde tutuyorsunuz? Bunları soracağız.
Bunları izninizle soracağız ve sorgulayacağız değerli arkadaşlarım. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Mahkemede ispatlanmamış. ATİLLA KART
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bir güvenden söz ediyorum. Bir liyakatten söz
ediyorum. Bir etikten söz ediyorum. Onu da ifade
ediyorum, ama, kamu yönetimindeki… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Kart, bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın. ATİLLA KART
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan, aslında geldiğimiz aşamada
Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşlarının Başbakanı olduğunun idrakinde
değil. Lise öğrencisi Tevhide’nin türbanı üzerinden
mağduriyet rolünü oynamaya devam eden Sayın Başbakanın, bu politikalarının çok
tehlikeli bir süreci beraberinde getirdiği ve toplumsal bölünmeyi
hızlandırdığını artık görmemiz gerekiyor. 22 Temmuz
seçimlerinden sonra “Herkesin Başbakanı olacağım. Herkesi kucaklayacağım.”
diyen Başbakanın bu söyleminin, her zamanki gibi ve maalesef, samimi ve dürüst
olmadığı, ciddiyetten uzak olduğu ve bir görüntü vermekten ibaret olduğu bir
kez daha ortaya çıkıyor. Anlatılacak çok
şeyler var, ama, şunu özet olarak ifade etmek istiyorum: Kifayetsiz ve muhteris
bir kadronun Goebbels propagandası ve Machiavelli yöntemleriyle Türkiye’yi esenliğe ulaştırması
söz konusu olamaz. Bu kadronun, bu anlayış ve uygulamalarla Türkiye’yi parti
devleti ve müstemleke bir ülke hâline getirmesi kaçınılmazdır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ATİLLA KART
(Devamla) – Bu uyarı ve kaygılarla Hükûmeti bir kez
daha sorumlu olmaya, sağduyulu davranmaya davet ediyor, bütçenin yararlı
olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) ASIM AYKAN
(Trabzon) – “Müstemleke”yi düzeltsen iyi olur. “Müstemleke” hiç yakışmadı! BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kart. Cumhuriyet Halk
Partisi Grubu adına, Sayın Atila Emek, Antalya
Milletvekili. Süreniz dokuz
dakika. Buyurun Sayın
Emek. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri
Başkanlığının 2008 yılı bütçesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun
görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce
Meclisi saygıyla selamlarım. Sayın
milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının temel işlevi, toplumumuzu din
konusunda bilgilendirmek, aydınlatmak ve
din hizmetlerini vermektir. Takdir edileceği gibi bu çok zor ve hassas bir
görevdir. Diyanet İşleri Başkanlığı bu hizmetleri Anayasa'nın 136'ncı maddesine
bağlı kalarak vermek durumundadır. Bu bağlamda, her siyasi görüş sahibi
yurttaşımızın bu hizmetlerden eşit olarak yararlanması gerekir. Hizmet veren
din görevlilerimiz de her türlü siyasi görüş ve düşüncenin dışında bir
anlayışla yansız ve tarafsız bu hizmetleri vermelidir. Değerli
arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığının yayınları bu hizmetlerin
verilmesinde önemli bir etkendir. Özellikle genç kuşaklarımızın bu yayınlardan
daha çok yararlanması için kullanılan dilin daha sade ve günümüz Türkçesine uygun olması gerekmektedir. Bu konuda Diyanet
İşleri Başkanlığımızın gereken duyarlılığı ve özeni göstermesini öneriyoruz. Şu
anda Diyanet İşleri Başkanlığı görevini yürütmekte olan Sayın Ali Bardakoğlu'nun çalışmalarını Cumhuriyet Halk Partisi olarak
takdirde karşılıyoruz. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının alanına giren ve toplumda
sorun olarak gündemi teşkil eden konuların doğru, kalıcı, toplumsal birlik ve
bütünlüğü pekiştirecek çözümlerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak katkı
yapacağımızı ifade eder, bu yönde zaman kaybedilmeksizin çalışmaların yapılıp
Parlamentoda çözüm üretilmesi gerektiğine inanmaktayız. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesinden yapılan
harcamaların neredeyse tamamına yakını toplumun bir inanç kesimine yapılan
hizmetlere ayrılırken, toplumun önemli bir inanç kesimi bu hizmetlerden
gerektiği gibi pay alamamaktadır. Geçmiş yasama dönemlerinde Cumhuriyet Halk
Partisi milletvekilleri, bu eşitsizlik ve haksızlığın giderilmesi yönünde
Türkiye Büyük Millet Meclisinde defalarca cemevlerinin
ibadet yeri olarak kabul edilmesi için konuşma yaptılar, kanun teklifi
verdiler. Bütün bunlara AKP çoğunluğu karşı çıktı ve reddetti. AKP iktidar
olana kadar bütçeden cemevlerine ve Alevi
derneklerine pay ayrılıyordu, bu yardımlar da kesildi. Değerli
arkadaşlarım, toplumumuzun nüfus itibarıyla önemli bir çoğunluğunu teşkil eden
Alevi inancına bağlı yurttaşlarımızın bu ülkenin asli unsurları olarak laik
cumhuriyete, Atatürk düşüncesine, vatanın bölünmez bütünlüğüne, ulus devlet ve üniter yapıya bütün varlıklarıyla bağlı, aydın düşünceli
insanlar olarak inançlarını her yurttaş gibi özgürce yaşamak haklarıdır.
Esasen, büyük bir imparatorluğun içinden çıkmış ve Türkiye Cumhuriyeti ulus
devletini kurmuş bir millet olarak bu ülkede yaşayan her yurttaşımızın inancını
güven içinde, huzur içinde özgürce yaşama hakkı cumhuriyet tarafından teminat
altına alınmıştır. Cumhuriyet Halk
Partisi, laik demokratik cumhuriyetin sağladığı bu hakkın yurttaşlarımız
tarafından kullanılmasının güvencesi olmaya devam edecektir. Bu alan siyasetin
girmeyeceği, taassup ve hurafenin inanca etki etmeyeceği bir alandır. Açık
ifadesiyle, din ve inanç üzerinden siyaset yapılmamalı, hurafenin ve yobazlığın
etkisinden yüce dinimiz her zaman korunmalıdır. Bu bağlamda, inançlara
dışarıdan müdahale edilmemeli, Alevi yurttaşlarımızın kendi inançlarını özgürce
yaşamaları sağlanmalı, onları rencide eden ve istismar eden her türlü beyan ve
açıklama ve siyasi çıkar sağlamaya yönelik girişimler son bulmalıdır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; millet olarak hepimizi üzen Sivas Madımak Otelinde
canların yakılması olayının acıları hepimizin yüreğindedir. Alevi
yurttaşlarımız, bize bu acıyı yaşatan olayın cereyan ettiği Madımak Otelinin
müze yapılmasını istemektedirler. Bu konuda gereken yapılmalıdır. Yasal
düzenleme gerekli ise bunu Parlamentomuz gerçekleştirmelidir. Değerli
arkadaşlarım, son günlerde kamuoyu önünde Alevi inancıyla ilgili kimi bireysel
girişimlerin ve “açılım” adı altında tartışılan konulara da değinmek isterim.
Alevi yurttaşlarımızın bu tür yapay girişimlerle istismar edilmesine, onların
kuşatılmasına yönelik girişimleri yerinde bulmuyoruz. Sorun, Alevi
yurttaşlarımızla iftar açmak değil… İBRAHİM YİĞİT
(İstanbul) – Aleviler adına konuşamazsın! Lütfen! Senin hakkın yok bu
konuşmaya! ATİLA EMEK
(Devamla) - …açmak değil, Alevi yurttaşlarımızın hakları olan çözümleri
üretmektir. İBRAHİM YİĞİT
(İstanbul) – Otur yerine! Aleviler adına konuşamazsın! (CHP sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın
Milletvekili, lütfen hatibe müdahale etmeyin. BİLGİN PAÇARIZ
(Edirne) – Gel sen konuş, sen! İzin al da konuş! GÜROL ERGİN
(Muğla) – Ne oldu? ATİLA EMEK
(Devamla) – Bu da salonlarda yapılacak bir iş değil, Parlamentoda yasal
düzenlemeyle gerçekleştirilmelidir. Bu bağlamda, Alevi yurttaşlarımızın
talepleri arasında bulunan cemevlerinin ibadethane
sayılması için gerekli yasal düzenlemeler ve kararlar alınmalıdır. Cemevleri ibadethane sayılmadığı için kullanılan elektrik
ve suyun parası da Alevi yurttaşlarımız tarafından ödenmektedir. Tüm bu
sorunların çözümü yerine, son günlerde kamuoyuna yansıyan Alevi kesimini
kuşatma girişimleri, AKP’nin toplumun diğer
alanlarında yaptığı ve yarattığı kuşatmaların bir başka örneğini teşkil
etmektedir. Geçmişte yaşanan
acı olayları hatırlayıp üzülmek yerine, günümüzde hepimize ve özellikle AKP
İktidarına düşen görev, bu inanç kesimiyle ilgili çözüm üretmektir. Kelime oyunlarıyla
Alevi yurttaşlarımızın sorunlarının istismarını kabul etmiyoruz. Plan ve Bütçe
Komisyonunda Alevi inancıyla ilgili haklı ve yerinde isteklerin çözümü
önerilirken bir AKP milletvekilinin “Belki Alevilik kapsamı içerisine
alınmayacak ama Mecusiler, Bahailer, satanistler, Yezidiler de benzer taleplerle gelebilir. Bu
durumda Alevilerin ya da ‘Aleviyim’ diyen insanların
bu taleplerini nasıl karşılamak gerekiyor, doğrusu ben bilmiyorum.” şeklindeki
sözleri, Alevi yurttaşlarımızı maksadını aşarak toplumda tartışma yaratacak
biçimde satanistlerle bir tutma değerlendirmesini
yerinde bulmuyor, şiddetle reddediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) NECDET ÜNÜVAR
(Adana) – Ne alakası var? ATİLA EMEK
(Devamla) – Bu konularda herkesin sorumlu ve dikkatli konuşmaları, toplumda
tartışma yaratacak beyanlardan kaçınılması gerekir. Sorunların çözümü,
inançları etkileme, dönüştürme, istismar politikalarıyla değil, gerçeği ve
doğruyu kabul ederek çözüm üretmekten geçer. Değerli
milletvekilleri, Avrupa Birliğinin 17 Aralık 2004 tarihli ilerleme raporunda
Alevi yurttaşlarımızın azınlık olarak gösterilmesi çabalarına bu
yurttaşlarımızın gösterdikleri tepki iyi değerlendirilmelidir. Avrupa Birliğine
“Ben bu milletin ve ülkenin asli unsuruyum.” diyerek ulus devlet yapısına, üniter yapıya ve laik demokratik Atatürk cumhuriyetine
bağlılıkları takdir edilmelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Emek, bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın. ATİLA EMEK
(Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim. Değerli
arkadaşlarım, bakınız, cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında Büyük Atatürk
Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuş ve hemşehrimiz
olan din âlimi Elmalılı Hamdi Yazır’a
–kendisini rahmetle anıyorum- kutsal kitabımız Kur’an-ı
Kerim’in Türkçe mealini hazırlatmıştır. Türklerde bir ilk böyle
gerçekleşmiştir. Dilimiz Türkçesiyle yüce kitabımızın
mealinden öğrenebilme olanağına bu yoldan kavuşmuş bulunmaktayız. Günümüzde bu
konuda Diyanet İşlerinin elinde büyük olanaklar vardır, bunlar
değerlendirilmelidir. Alevi olsun Sünni olsun, tüm inanç sahiplerinin
bilgilendirilmesi konusunda gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; cumhuriyetin kuruluş yıllarında 442 sayılı Köy Kanunu
yapılırken köyde öğretmen ile imam köy ihtiyar meclisinin tabii üyesi
sayılmışlardır. Bu ne kadar anlamlı ve ileri bir öngörüdür. Köyde imam ve
öğretmen iki aydın… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Emek. ATİLA EMEK
(Devamla) – Teşekkür edeyim. BAŞKAN – Öyle bir
usulümüz yok. Teşekkür ederim Sayın Emek. ATİLA EMEK
(Devamla) – Evet, bütçenin hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına… İBRAHİM YİĞİT
(İstanbul) – Sayın Başkan, bir sataşma var, söz istiyorum. FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Ne sataşması? BAŞKAN – Sayın
Yiğit… Sayın Yiğit… KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Asıl sataşan kendisi. GÜROL ERGİN
(Muğla) – Sataştıysan sen sataştın kardeşim. Sana kim sataştı? Hayret bir şey ya! MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekilimiz sataşmayla ilgili bir
müracaatta bulunuyor size. OKTAY VURAL
(İzmir) – Kendisi sataştı. ATİLA EMEK
(Antalya) – Siz oradan laf attınız, benim sözümü kestiniz. BAŞKAN -
Tutanakları getirteceğim, bakacağım. Ondan sonra da kendisine, eğer
gerekiyorsa, söz vereceğim Sayın Grup Başkan Vekili. Sayın
milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Kalaycı,
Konya Milletvekili. On dakika süreniz
var. Buyurun Sayın
Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık
bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak
amacıyla huzurunuzda bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisin değerli üyelerini
saygılarımla selamlıyorum. Öncelikle dün
Sayın Başbakanın ifade ettiği bazı konulara kısaca değinmek istiyorum. Sayın
Genel Başkanım Devlet Bahçeli’nin ayrıntılı
açıklamalarına rağmen, Sayın Başbakan, BDDK raporunda yer alan batık bankaların
57’nci Hükûmet döneminde Fona devredildiği ifadesini
belge diye göstererek en hafif tabirle siyasi etikle
bağdaşmayan saptırmasını ve iftira kampanyasını devam ettirmiştir. Sayın
Başbakan BDDK raporlarını iyi okusaydı hangi dönemde ne yapıldığını daha iyi
görürdü. O dönemde bu bankalarda nasıl bir soygun düzeni kurulduğu ortaya
çıkarılmış, sorumlular hakkında alacak davaları ve şahsi iflas davaları
açılmış, sorumluların malları üzerine ihtiyati tedbir konulmuş ve yurt dışına
çıkmaları da mahkemelerce yasaklanmıştır. Peki siz ne yaptınız? Burada sizlere,
Sayın Başbakanın Bozüyük’te batık banka patronlarıyla yaptığı toplantıyı ve
döneminizde birçok hortumcunun vergi borçlarının vergi barışı kapsamında nasıl
affedildiğini hazin bir ibret vesikası olarak ben de hatırlatmak istiyorum. Sayın Başbakan
kendilerinden önce yapılanları yok sayma anlayışını yine devam ettirmiştir.
Öncelikle şunu belirteyim: Plan Bütçe
Komisyonunda yapılan görüşmelerde ekonomiden sorumlu iki Bakanın, Sayın
Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ve Devlet Bakanı
Mehmet Şimşek’in birlikte bulunduğu toplantıda, kendilerine AKP döneminde hangi
yapısal reformların gerçekleştirildiği sorulmuştur. Sayın Mehmet Şimşek
tarafından verilen cevap -zabıtlar da burada- zabıtlardan okuyorum: “1- Vergi reformu
yapıldı.” Duyanınız var mı bilmiyorum. Öyle bir reform yapıldı mı? “2- Sosyal
güvenlik reformu.” Öyle erteliyoruz, yani 57’nci Hükûmet
döneminde yapılan sosyal güvenlik reformu üzerine henüz bir şey konulmadı. Diğerlerini
sayıyor: “Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Bankacılık
Kanunu, kamu bankaları reformu, Mortgage Kanunu,
yatırım ortamının iyileştirilmesi.” Arkadaşlar, bu
söylenenlerin bir kısmı henüz yapılmadı -inşallah bir an önce de yaparsınız-
bir kısmı da 57’nci Hükûmet döneminde, 2000-2002
yıllarında yapıldı. Gelin, gerçekleri görelim. Sayın Başbakan söyleyince
vatandaşlarımız doğru zannediyor. Geçmişi inkâr etmeyelim, teşekkür etmesini de
bilelim. Bir diğer konu:
Sayın Başbakan 2007 yılında millî gelirin 489 milyar dolara doğru gittiğini,
yetmiş dokuz yılda elde edilen 181 milyar doların üzerine beş yılda 308 milyar
doların ilave edildiğini belirterek, bu millî gelir rakamlarına oranla
hesaplanan bazı göstergelerdeki iyileşmeleri ballandıra ballandıra
ifade etmiştir. Arkadaşlar, vatandaşlar
gelirini ve harcamasını dolarla yapmıyor ki. 2002 yılında 181 milyar dolar olan
millî gelirimiz 2006 yılında 402 milyar dolara yükseldi, doğru. Yani, dört
yılda dolar bazında yüzde 122 oranında artış görülmektedir. Hâlbuki millî
gelirimiz YTL bazında, aynı dönemde, sabit fiyatla 116 milyar YTL’den 154 milyar YTL’ye
yükselmiş olup dört yıllık artış yüzde 32,6 düzeyindedir. Yani, millî gelirimiz
dört yılda, sabit fiyatla, YTL bazında yüzde 32,6 oranında artarken, dolar
bazında yüzde 122 oranında artmış görünmektedir. Aynı şekilde, kişi başına
millî gelirimiz ise sabit fiyatla yüzde 27 oranında artmakla birlikte, dolar
bazında yüzde 111 oranında artmış görünmektedir. Dolayısıyla,
dolar bazındaki millî gelir baz alınarak hesaplanan tüm göstergeler yanıltıcı,
sanal sonuçlar vermektedir. İşte, bizim söylediğimiz bu, Türk lirasındaki aşırı
değerlemenin sonucu bu. Yine, Sayın Başbakan Türk lirasının değerlemesinden
rahatsızlık duyanlara taaccüp ettiğini belirterek, “Milliyetçi kardeşlerimiz
niye rahatsızlık duyuyor?” diye sordu, “Bunu anlamakta zorlanıyorum.” dedi.
Anlayamazsın Sayın Başbakan. Milliyetçiliği anlamanı zaten beklemiyoruz. Azıcık
da olsa millî politikaları uygulayın, biz bunlardan memnun oluruz. Uyguladığınız
yüksek faiz, düşük kur politikası nedeniyle ülkemiz ithal mallar cennetine
döndü. Sanayicimiz, üreticimiz zor durumda, rekabet gücü kalmadı. Sıcak para
yoluyla resmen bir soygun var ülkemizde.
Ülkemize, millî sanayimize, sanayicimize ve üreticimize sahip çıkmak tabii ki
milliyetçiliğin bir gereğidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Başbakanlığın temel görevi, bakanlıklar arası uyum,
koordinasyon ve iş birliğinin sağlanması, devlet teşkilatının düzenli ve etkin
işlemesi için gerekli sistem ve prensiplerin geliştirilmesi ve uygulanmasının
temini ile hazırlanan düzenlemelerin mevzuata, kalkınma, plan ve programına
uygunluğun sağlanmasıdır. Ancak Başbakanlık bu görevlerini yeterli etkinlikte
yerine getirememektedir. Başbakanlık, teşkilat yapısı, bağlı ve ilgili
kuruluşlar ve personel sayısıyla bir hizmet bakanlığı şeklinde yapılanmıştır. AKP’nin parti programı, seçim beyannamesi, Acil Eylem
Planı’nda “Başbakanlık dev bir hizmet bakanlığı görünümünden çıkarılacak.”
denilmiş, hatırlarsanız Sayın Başbakan tarafından da bu konu sıklıkla dile
getirilmiştir. Ancak, şu anda Başbakanlığın bağlı ve ilgili kuruluşlarına
bakarsanız, birkaç kapatılan ve devredilen kurum dışında söylenenlerin lafta
kaldığını görürsünüz. Hâlen her biri değişik alanlarda hizmet veren 40’ın
üzerinde bağlı ve ilgili kuruluş bulunmaktadır. Bugüne kadar kamu yönetimi
alanında yapılanlar, kamu yönetiminde birlik ve bütünlük ilkesinden tamamen
uzak, temel dengeleri tahrip eden, eşitliği zedeleyen, adaletsizliğe yol açan
düzenlemelerdir. Acil Eylem
Planı’nda öncelikli hedeflerden olmasına rağmen, İdari Usul Yasası bugüne kadar
çıkartılmamıştır. Beş yıldır Hükûmet bir yandan kamu yönetimindeki dengesizlik,
verimsizlik ve kalitesizlikten, bürokratik oligarşiden şikâyet etmiş, bir
yandan da bu düzensizlikleri gidermek yerine, kullanmak, bundan siyaseten yararlanmak yolunu tercih etmiştir. Geçen dönem “Kamu
Yönetiminde Yeniden Yapılanma” adı altında hazırlanan, ancak Cumhurbaşkanı
tarafından veto edilen düzenleme, hukuki ve teknik yeterliliğe sahip
bulunmadığı gibi, üniter yapımızın tahribine altyapı
hazırlar nitelik taşımıştır. İdari yapımızdaki
esas problem, devletin temel nitelikleri ya da
idarenin karar alma ve denetim yetkisinden kaynaklanmamaktadır. Oysa, yapılan
düzenlemelere bakıldığında, sorun olarak devletin bu temel dinamiklerinin
görüldüğü anlaşılmaktadır. Birçok düzenlemenin gerekçelerinde ve Acil Eylem
Planı’nda, kamu kuruluşlarının görev ve yetki geçişlerinin
önlenmesi ve bir koordinasyon içinde kurumların işletilmesi öngörülmektedir.
Ancak uygulamada görülmektedir ki aynı konuda yapılan düzenlemeler arasında
bile uyumsuzluk bulunmaktadır. Yapılan
düzenlemeler, kamu yönetiminin iyileştirilmesi ve kaynak israfının önlenmesine
yönelik olmak yerine, “Kamu arazileri ve malları nasıl pazarlanır?”,
“Kadrolaşma nasıl sağlanabilir?”, “İhale mevzuatı ve bütçe dışına nasıl
çıkılabilir?” ve “Devletle kavgalı olanlar nasıl affedilebilir?”e hizmet eden
düzenlemeler olmuştur. Bir yandan bütçe
birliğinden, mali disiplinden söz edilirken, diğer yandan rant dağıtan kurumlar
bütçe dışına çıkarılmaktadır. 2003 yılında çıkarılan Kamu Mali Yönetimi ve
Kontrol Kanunu kapsamında yer alan TOKİ, TMSF, TRT, Millî Piyango Genel
Müdürlüğü gibi kurumlar, 22/12/2005 tarih 5436 sayılı Kanun’la yapılan
değişiklik sonucu bütçe kapsamından çıkarılmıştır. Başbakanlığın
kamu kurumları ve güvenlik birimleri arasında koordinasyon sağlama görevi
olmasına rağmen, kendi güvenliğini temin edememiştir. Bilgi güvenliğinin en üst
düzeyde sağlanması gereken Başbakanlık, bu alanda da zaaf içinde olmuştur.
Eylül ayında Başkanlığın web sitesi bir süre devre dışı kalmış ve siteyi
açanlar karşılarında “İmana gelin hocalar, üç senedir sitenizde açık var diye
yırtınıyorum, ama takan yok.” notlarıyla karşılaşmışlardır. Bu durum başka
ülkelerde skandal olarak nitelendirilecek bir olaydır arkadaşlar. Başbakanlıkta son
beş yıllık dönemde Hükûmetin vücut dilinden anlamayan
personel taciz edilmiş, yıldırma politikası uygulanmıştır. Görevden alınan ve
mahkeme kararıyla dönen birçok kamu görevlisi sudan bahanelerle tekrar tekrar görevlerinden alınmıştır. Kamu
yönetimindeki yolsuzluk ve yozlaşma büyük boyutlara ulaşmış, işler çoğu zaman
meşru zeminde yürür gibi olmuştur. Bugüne kadar yolsuzluk suçunu oluşturan
hâller ile yolsuzlukla mücadelede uygulanacak usul ve esasların belirlendiği
bir düzenleme yapılmamıştır. Uluslararası Şeffaflık Örgütünün bu yıl açıklanan
raporunda yolsuzluğu en az olandan çok olan ülkelere göre yapılan sıralamada,
Türkiye, geçen yıla göre dört sıra gerileyerek 64’üncü olmuştur. Yine, AKP’nin program, seçim beyannamesi, Acil Eylem Planı’nda
“Devlet Personel Rejim Reformu ile bütün kamu kurum, kuruluşlarında norm kadro
uygulamasına geçilecek, göreve alma ve yükselmede
objektif kriterler getirilecek, statüler azaltılacak ve…” (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum Sayın Kalaycı. Lütfen tamamlayın. MUSTAFA KALAYCI
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. “…benzer statüler
arasındaki ekonomik ve sosyal farklar giderilecek, maaş ve ücret sistemi
sadeleştirilecek ve dengesizlik giderilecek.” denilmiştir. Ancak, bu konularda
hiçbir düzenleme getirilmemiştir. Tam aksine, kamu hizmetine girişte liyakati
ve hakkaniyeti temin maksadıyla çıkarılan merkezî sınav ve görevde yükselme
uygulaması, yapılan istisnalarla sübjektif değerlendirmelere açık hâle
getirilmiştir. Ana sistemden uzaklaşılarak, sözleşmeli ve geçici istihdam yöntemleri,
amacı dışında, yandaşları işe yerleştirme aracı olarak kullanılmıştır. Eşit işe
eşit ücret sağlamaktan söz edenler, başta kurumların teşkilat kanunları olmak
üzere birçok kanunda yapılan münferit düzenlemelerle kurumlar ve unvanlar arası
ücret dengesini daha da bozmuşlar, ücret adaletsizliğini artırmışlardır. Bağlı
kuruluşlardan Özelleştirme İdaresi, TOKİ ve TODAİE hizmet bakanlıklarıyla ilgilendirilmiş
olmakla birlikte, TOKİ ve TODAİE daha sonra yeniden Başbakanlığa bağlanmıştır.
Bu bağlantıların günübirlik, kişiye özgü nedenlerle değil, hizmetin gereği
olarak tespiti gerekmektedir. Bütçemizin
hayırlı olması dileğiyle, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kalaycı. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına, şimdi söz Sayın Behiç
Çelik, Mersin Milletvekilinde. Buyurun Sayın
Çelik. (MHP sıralarından alkışlar) Süreniz dokuz
dakika. MHP GRUBU ADINA
BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzda
görüşülmekte olan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı bütçeleri hakkında konuşmak üzere Grubum adına söz almış
bulunuyorum. 2008 mali yılında
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği için öngörülmüş olan ödenek 13 milyon
70 bin YTL olarak teklif edilmiş ve 11 milyon 36 bin YTL olarak benimsenmiştir. Sayın
milletvekilleri, bilindiği üzere, her devlet kendi varlığına yönelik
devamlılığını, bütünlüğünü hedef alan iç ve dış tehditlere karşı varoluşundan
itibaren bir millî güvenlik siyaseti tespit etmek ve bunu uygulamak
durumundadır. Millî güvenlik siyasetinin tespitinde ulusal, bölgesel ve
uluslararası konjonktürdeki değişimler ve gelişmeler dikkate alınırken, önceden
belirlenmiş olan millî menfaat ve millî hedeflerin de dikkate alınması gerekir.
Ancak, bölgesel ve özellikle uluslararası ilişkilerdeki çağdaş değişiklikler ve
gelişmeler de asla ihmal edilmemelidir. Bu nedenle, özünde ülkenin millî
menfaatini zedelemeyen fakat değişikliklere ve gelişmelere açık ve ona göre
şekillendirilmiş bir millî güvenlik siyasetinin belirlenmesi, akılcı bir
yöntemle yapılmalıdır. Millî güvenlik
siyasetinin belirlenmesinde evrensel değerler ve kriterler de göz ardı
edilmemelidir. Çağdaş devlet anlayışının bütünü ile hâkim olacağı bir millî
güvenlik siyaseti ile ülke, uluslararası ilişkilerde saygın ve güvenilir bir
yere sahip olurken, millî varlığın ve bütünlüğün uluslararası alanda siyasi,
sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerin ve ahdî hukukunun her
türlü iç ve dış tehditlere karşı korunmasını da korunmasının dengesini de
sağlamış olacaktır. Millî Güvenlik
Kurulu, yürütme sistemi içerisinde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu alt
sistemlerine yardımcı, danışma organı niteliğinde, anayasal bir kuruluştur. Sayın
milletvekilleri, millî güvenlik kavramı, sadece dıştan gelebilecek saldırı ve
tehlikelerden korunmayı, yani dış güvenliği ifade etmemekte, aynı zamanda
ülkenin içinde çıkabilecek kargaşa ve tehlikelerden korunmayı, yani iç
güvenliği de kapsamaktadır. Ancak, ülkenin içinde ortaya çıkabilecek herhangi
bir kargaşanın millî güvenlik kavramına dâhil edilebilmesi için, bu kargaşanın
ülke ve devletin millî birlik ve bütünlüğüne yönelik olması gerekir. Nitekim,
millî güvenlik, 2945 sayılı Kanun’da dış ve iç güvenliği kapsayacak şekilde
tanımlanmıştır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Millî Güvenlik Kurulu, iktidarca çıkarılan 4963 sayılı
Kanun gereğince, tavsiye kararları alma ve gerekli koordinasyonun sağlanması
için görüş tespit etme, bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna
bildirme ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirme görevleri uhdesine
verilmiştir. Belirtilen Kanun çerçevesinde, Millî Güvenlik Kurulu görevi icrai boyutların tamamen dışına çıkarılarak, istişari alana hapsedilerek daraltılmıştır. Her devlet, kendi
varlığına yönelik devamlılığını ve bütünlüğünü hedef alan iç ve dış tehditlere
karşı bir millî güvenlik siyaseti tespit etmek ve uygulamak durumundadır. Türkiye’de
millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasıyla ilgili tavsiye
kararlarının alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit
etme görevleri Millî Güvenlik Kuruluna verilmiştir. 4709 sayılı Kanun’la
yapılan değişiklik sonucu, Millî Güvenlik Kurulu kararlarının tavsiye
niteliğinde olacağı, alınan kararların Bakanlar Kurulunca değerlendirileceği
belirtilerek, Millî Güvenlik Kurulunun danışma organı olma niteliği özellikle
vurgulanmıştır. Tavsiye niteliğindeki bu kararlar, Bakanlar Kurulunca
benimsendiği ölçüde hukuksal değer kazanacaktır. Millî Güvenlik Kurulu
ülkemizde, 1920 yılından bu yana, çeşitli isimler altında, değişik şekillerde
yer almıştır. Türk devlet örgütü içinde zaman zaman
Millî Güvenlik Kurulunun yapısı, işlevi ve kararlarının hukuki niteliği
konusunda tartışmalar olmuş, günümüzde de bu tartışmalar Avrupa Birliğine uyum
çerçevesinde devam eder hâle gelmiştir. Oysaki Millî Güvenlik Kurulu sadece
ülkemize özgü bir kuruluş değildir. Sonuç olarak,
tarihî süreç incelendiğinde, Millî Güvenlik Kurulu, millî güvenlikle ilgili
kararların alınması ve bu konudaki koordinasyonun sağlanmasında Cumhurbaşkanı
ve Bakanlar Kuruluna yardımcı olmak üzere kurulmuş, devlete yardımcı bir
kuruluştur. Ülkemizin jeopolitiği ve devam eden konjonktürü değişmediği sürece,
Millî Güvenlik Kurulunun işlev ve tanımını geniş tutarak, mevcudiyetini
sürdürmesi gerektiği görüşündeyiz. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; Türkiye’de, Millî Güvenlik Kurulunun işlevini, diğer
devletlerin düşünce kuruluşlarıyla entegre olarak çalışmak üzere, yeniden
şekillenen sivil toplum örgütleri tarafından yerine getirilmesi planlanmakta ve
Türkiye’nin güvenlik, savunma politikalarının küresel hegemonlarla
uyumlu olacak bir biçimde bu yapılar tarafından şekillendirilmesi
öngörülmektedir. Bu yanlış yoldan derhâl dönülmelidir. AKP İktidarının millî
güvenlik konularına duyarsızlığı, haricî psikolojik hareket etkilerine
milletimizi maruz bırakması, halkın maneviyatının aşındırılması asla kabul
edilemez. Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde Millî İstihbarat Teşkilatı ile ilgili
değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Millî İstihbarat Teşkilatımızın talep
etmiş bulunduğu ödenek tamamıyla bütçede karşılanmaktadır, bu şekilde
benimsenmiştir. Saygıdeğer
milletvekilleri, bilindiği üzere, devletlerin varlıklarının devamı ve
insanların ülke sınırları içerisinde huzur ve güven içerisinde yaşayabilmesi,
kendisine yönelik iç ve dış tehditlere karşı gerekli savunma ve caydırıcı
mekanizmaları geliştirmesine bağlıdır. Devletler, dıştan gelebilecek açık
tehditlere karşı silahlı kuvvetleriyle birlikte gerekli tedbirleri alır. Bir
devletin diğer bir hükümdar devleti yıkıp çökerttiği, kendisine tabi kıldığı
tarihte görülmüştür, ancak günümüzde milletlerarası politika, İkinci Dünya
Savaşı sonucu meydana gelmiş bulunan kuvvet dengesi artık bugün diplomasi ve zora başvurma metotlarını pek geçerli olmaktan
uzaklaştırmışsa da yıkıcı faaliyetler yoluyla bir ülkeyi içten yıkma ve bu
faaliyeti gizli faaliyetlerin genel ilkelerine uygun şekilde yürütme, hâlen
dünya sahnesinde oynanmakta olan oyunların temel ilkesi olarak karşımızda
bulunmaktadır. Savaşların topyekûnluk kazandığı ve
“bilgi çağı” denilen, devletlerin birbirine makine ya
da araçtan çok bilgi satarak para kazandığı ve bu bilgilerin kaynağı olan
devletlerin… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Çelik, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız. BEHİÇ ÇELİK
(Devamla) – Teşekkür ederim. …en güçlü
devletler olarak anıldığı günümüzde, oluşan bu yeni şartlar dolayısıyla
istihbarata, özellikle geniş çaplı ve çok yönlü bir istihbarata daha fazla
ihtiyaç duyulduğu muhakkaktır. Sonuç olarak her
devlet, iç ve dış güvenliğini sağlamak, vatandaşlarının mal ve can emniyetini
tesis etmek, gerekli politikaları geliştirmek ve teşkilatlarını kurmak zorunda
olduğu gibi tehdit unsurları hakkında da gerekli istihbari
faaliyetleri organize etmek ve düzenlemek zorundadır. Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; tam bu noktada biz AKP’yi ikaz
etmek istiyoruz. Ülkemizde faaliyette bulunan iş birlikçi tüm organizasyonların
milletimiz üzerinde uyguladığı psikolojik harekât ve propaganda savaşında kitle
iletişim araçlarıyla milletimizin menfi propagandaya maruz kalmasına karşı her
türlü tedbirin alınması gerekiyor. Her iki
teşkilatın bütçesi hayırlı olsun diyorum, saygılar sunuyorum. MİT mensuplarına
başarılar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çelik. Mersin
Milletvekili Sayın Şandır’ın, bir önceki oturumda
sarf ettiği bir sözün kastını aştığı gerekçesiyle bir söz istemi vardır.
Yerinden kendisine söz vereceğim. Buyurun Sayın
Şandır. VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam) 2.-
Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul
Milletvekili Halide İncekara’nın, konuşmasında
partisine sataşması nedeniyle konuşması MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sayın Başkan, tutanakları getirdim, okudum. Gerçekten, biraz önce
kullanmış olduğum söz ağır olmuş. Sayın Halide İncekara’nın
Milliyetçi Hareket Partisini ilzam eden, CHP’yle oturup anlaştığımız, hakaret,
küfür görevini yapmamız yönünde bir kararımız olduğu yönündeki beyanları partim
hakkında bir töhmettir, iftiradır. Buna cevaben verdiğim, konuşmada kullandığım
“terbiyesiz” sözü Meclisimize yakışmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinden
özür diliyorum. (AK Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Bu sözün tutanaklardan
çıkartılmasını istiyorum. Bu Meclis, gerçekten milletin hizmetinde el
birliğiyle görevini yapmalıdır. Ama partilerimizi ilzam edici bu türlü
iftiralardan da, özellikle partim için söylüyorum, Milliyetçi Hareket
Partisinin böyle bir üslubu, böyle bir usulü yoktur. Sayın Konuşmacı,
Sayın İncekara, Milliyetçi Hareket Partisinin CHP ile
oturarak hakaret ve küfür etmek noktasında bir görev üstlendiğini nereden
öğrenmiştir? Kendisi böyle bir toplantıda bulunmuş mudur? Hangi belgeye
dayalıdır? Milliyetçi Hareket Partisine -eski bir ülkücü, muhtemelen de benim
öğrencim olan Hanımefendi- böyle bir töhmetle iftira etmiş olmasını
kabullenmemiz mümkün değil. Ama cevabımın ağır olduğunu kabulleniyorum, sözümü
geri alıyorum. Böyle bir sözün Türkiye Büyük Millet Meclisinde söylenmiş
olmasından üzüntülerimi ifade ediyor, Genel Kuruldan özür diliyorum. (MHP, CHP
ve AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır. V.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER (Devam) A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam) 1.-
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/426) (S.Sayısı: 57) (Devam) 2.-
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim
Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına
Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191) (S.Sayısı: 58) (Devam) F)
BAŞBAKANLIK (Devam) 1.-
Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı G)
MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam) 1.-
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı H)
MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam) 1.-
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı I)
TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı İ)
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN –
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Reşat Doğru, Tokat Milletvekili.
(MHP sıralarından alkışlar) Buyurun Sayın
Doğru, sekiz dakikanız var. MHP GRUBU ADINA
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2008 yılı bütçe tasarısı hakkında Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi grubum ve
şahsım adına saygıyla selamlıyorum. Sovyetler
Birliği’nin 1990’lı yılların başında dağılmasıyla beraber, Türkiye Cumhuriyeti
devleti, buralarla ilişkilerini geliştirmek ve yardım faaliyetlerinde bulunmak
için “TİKA” isimli kuruluşu kurmuştur. Bu kurum kurulduğu günden 2003 yılına
kadar ve sonrasında da çok önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Bu faaliyetlere
baktığımızda, 2002 yılına kadar yapılanların bazıları şunlardır: Moğolistan
Türk Anıtları Projesi, Hoca Ahmet Yesevi Türbesi ve
Külliyesi restorasyonu, Sultan Sencer Türbesi ve
Külliyesi restorasyonu, Kırım Türklerine Konut Edindirme Projesi, Gagauz Yeri İçme Suyu Projesi, Tacikistan’da Şehirlere Su
Getirme Projesi, Azerbaycan’da Haçmaz Bölgesi’ne
Numune Tarım Çiftlikleri ve Yaygın Çiftçi Eğitim Projesi, Kırgızistan Bişkek’te Numune KOBİ Yatırımları Projesi sayılabilir.
Bunların yanında, çeşitli uzmanlık eğitimleri, TÖMER gibi Türkçe eğitim
merkezlerine yardımlar da sayılabilir. O dönemlerde Türk dünyasının her
tarafına ulaşılmaya çalışılmıştır. Ancak, TİKA
faaliyetlerinde AKP İktidarıyla birlikte önemli bir yön değişikliği de
görülmektedir. Şöyle ki: TİKA’nın kuruluş amacı
incelendiğinde, faaliyet alanının, Türk dilinin konuşulduğu cumhuriyetler ve
akraba topluluklara yardım ve
koordinasyon diye görürsünüz. Burada topluluk olarak anlatılan, bağımsız devlet
olmayan Türk toplumlarıdır. Ancak, TİKA,
kuruluş kanununun amacındaki konular aksine, kalkınmakta olan tüm ülke ve
topluluklara yardım şeklinde bir misyona bürünmüş, bu yönlü faaliyet yapar
konuma gelmiştir. Bundan dolayı da TİKA koordinasyon ofisleri, Sudan’dan Senegal’e, Etiyopya’ya, Afganistan’a kadar çeşitli yerlerde açılmıştır. TİKA, Filistin’de
olmalı, ancak Irak’ta, Kerkük’te, Musul’da, Telafer’de,
Suriye’de Halep’te, Lübnan’da Beyrut’ta, Doğu Türkistan’da Sincan bölgesinde de
bulunmalı, o bölgelere yardım yapmalı, ofis de açmalıdır. TİKA tarafından
yürütülen proje çalışmalarına bakıldığında, Kafkasya ve Orta Asya’daki artışın
2006 yılında yüzde 129, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da yüzde 179 artış görülürken,
Orta Doğu ve Afrika’ya açılım planı çerçevesinde proje sayısında yüzde 233
artış görülmektedir. Bu da alenen gösteriyor ki, TİKA, faaliyetlerini yavaş yavaş, Türk dünyasından Afrika ülkelerine kaydırmaktadır. Ancak, bütün
dünya ülkeleri Orta Asya’da üstünlük ve enerji kaynaklarına erişim mücadelesi
verirken biz neden böyle yapıyor, politika değiştiriyoruz, anlamak da çok
zordur. Ayrıca, TİKA
faaliyetlerinin bazılarının sivil toplum örgütleriyle birlikte yürütüldüğü
raporlarında yazılmaktadır. Acaba bu sivil toplum örgütleri hangileridir?
Geçmişte, yakın zamanlarda sivil toplum örgütleri adıyla Soros
gibi bazı kuruluşların Orta Asya’da sarı, turuncu devrimler yaptıkları
unutulmamalıdır. TİKA’nın faaliyetlerinde kastedilenlerin bunlar olmadığını ümit
etmekle birlikte Sayın Bakandan da duymak istiyoruz. TİKA faaliyetleri
içerisinde kalkınma yardımlarından da bahsedilmektedir. 2003 yılında yapılan
kalkınma yardımları, 2000, 2001, 2002 tarihlerindekinden daha düşüktür. 2004
yılından itibaren bazı sivil toplum örgütleri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin
Afganistan, Bosna Hersek, Kosova, Lübnan’da barışı yapılandırma operasyonlarından
dolayı büyüme görülmektedir. En büyük yardım da Afganistan’da görülüyor. 2006
yılındaki raporda görülen 1 milyar 700 milyon dolar kalkınma yardımının 994
milyon dolarının özel sektör tarafından yapılan doğrudan yatırımlar olduğu da
görülmektedir. Ancak, 1990’lı yıllarda Eximbank
kredilerinin bu ülkelere açılmış miktarının AKP İktidarı döneminde yapılanlara
göre ne kadar fazla olduğu, buna bile ulaşılamadığı da görülmektedir. Ancak, bu
dönemde Ermenistan’a 790 bin dolar yardım yapıldığı faaliyet raporlarında yer
almıştır. Bu yardımın neden yapıldığını da anlayamıyoruz, çünkü Azerbaycan’ın, Karabağ dâhil, topraklarının 1/3’ü Ermenistan tarafından
işgal altındadır. İşgal altında kalan topraklardan atılan Azerbaycan Türkleri
çok zor şartlar altında Bakü veya çevresinde
yaşamaktadır. Ermenistan’a yardım yapılırken acaba Azerbaycan Türklerine ne
kadar yardım yapılmıştır? Geçmişte bu konuda çok büyük yardımlar vardır.
Irak’ta Türkmenler, Azerbaycan’da Azeri Türkleri, Doğu Türkistan’daki Uygur
Türkleri bizim kardeşlerimizdir. Buralara da şefkat elimiz uzanmalı ve yardım
yapılmalıdır. Özellikle, yurtlarından Stalin tarafından atılan, şimdi de
Gürcistan devleti tarafından geri dönüşleri kabul edilen Ahıska
Türklerine yardım yapılmalıdır. Ahıska Türklerine de
konut edinme projesi yapılmalı ve de uygulanmalıdır. Sayın
milletvekilleri, Türk dünyası söz konusu olunca karşımıza Türkçe gerçeği
çıkmaktadır. Balkanlardan Çin’e kadar uzanan coğrafyada yaşayan Türkler farklı
lehçelerle konuşmaktadır. Bu konuda da, TİKA marifetiyle, dilde, işte, fikirde
birlik şiarıyla ortak dil ve alfabe oluşturmalıyız. TİKA, ortak edebiyat, ortak
tarih ve ortak dil ve alfabe projelerini başlatmalı ve kültür araştırmalarına
da devam etmelidir. Bu amaçla da, Türk dünyası kültürel miras envanteri
çıkarılarak, ortak kültür mirasları tespit edilmelidir. Türkiye’nin, Türk
dünyasına yönelik geçmişte yaptığı, şu anda da başarılı olan bir projesi de,
Büyük Öğrenci Projesi’dir. Türk dünyasından binlerce çocuk ülkemize gelmekte ve
okumaktadır. Bu çocuklara yönelik de TİKA projeleri geliştirilmelidir. Geçmiş hükûmetler zamanında yapılan Türk dünyası gençlik
kurultayları, o zamanki gibi değişik illerde yapılmalı, Türkiye Türkleri
öğrencileriyle kaynaşmaları sağlanmalıdır. Sayın
milletvekilleri, Türk dünyasıyla ilişkiler, bilimsel görüşlere ve gerçeklere
saygı duyularak bütünlük içerisinde olmalıdır. Türkiye’de birçok kurum ve
kuruluşun bu ülkelerle ilişkisi vardır. Bu ilişkilerden kimsenin haberi
olmamakta ve büyük bir koordinasyonsuzluk yaşanmaktadır, bundan dolayı da Türk
dünyasında istenilen etkinlik sağlanamamaktadır. Bu amaçla, bütün dünyada
benzerlerinin olduğu icracı bir bakanlık kurulmalıdır. Ancak, 58’inci Hükûmetle beraber, Devlet Bakanlığı bünyesinde bulunan Türk
dünyası bakanlığı kapatılmıştır, bu da unutulmamalıdır. Kurulacak olan
bakanlığın adı, Türk dünyası bakanlığı… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Doğru, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. REŞAT DOĞRU
(Devamla) – Teşekkür ediyorum. …Orta Asya
devletleri ile ilişkiler bakanlığı, adıyla da olabilir. Bu durum, keyfî
politikaları kaldırırken, kurumsallaşmış bir kimliği beraberinde getirir. Sayın
milletvekilleri, son zamanlarda baktığımızda, AKP İktidarında çok önemli,
ciddi, büyük projeler bu bölgeler için görülmemektedir. Manas
Üniversitesi, Ahmet Yesevi Üniversitesi gibi büyük
projeler bu coğrafya için yapılabilir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği
buralarda aranmalı, Kazakistan Devlet Başkanının dünyaya duyurduğu Türk
birliğinin kurulması için aktiviyet gösterilmelidir. Türk dünyasının
geleceği olan çocuklara ait projeler de mutlaka yapılmalıdır. Bugün Doğu
Türkistan’da insanlar, nükleer denemelerin o bölgede yapılmasından dolayı sakat
çocuk doğumlarıyla karşı karşıyadır. Bunlar da göz ardı edilmemelidir. Türk
cumhuriyetleri ile ilişkiler, egemenlik, eşitlik, ortak çıkar ve karşılıklı
yarar temelinde her alanda geliştirilmeli ve stratejik derinlik kazanmalıdır. O bölgelere
başkalarının projeleri ile değil, kendi projelerimizle gittiğimiz zaman daha
iyi olur diyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Doğru. Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Sayın Recep Taner, Aydın Milletvekili. Buyurun Sayın
Taner. (MHP sıralarından alkışlar) Sekiz dakika
süreniz var. MHP GRUBU ADINA
RECEP TANER (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlığa bağlı
Diyanet İşleri Başkanlığının 2008 mali yılı bütçesiyle ilgili Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubumuz adına
sizleri saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce, dün Şırnak’ta
şehit verdiğimiz subayımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına
metanet, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk milletine de başsağlığı dileklerimi
iletiyorum. Değerli
milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı çok önemli görevler üstlenmiş bir
Anayasal kuruluşumuzdur. Başkanlığın şu andaki en önemli sorunu, günün
şartlarına uygun bir teşkilat kanununa sahip olmamasıdır. Otuz yıla yakındır
teşkilat kanunundan yoksun bir şekilde faaliyet gösteren Diyanet İşleri
Başkanlığının yapılacak olan yeni teşkilat kanununun düzenlenmesine Milliyetçi
Hareket Partisi olarak katkı sağlamaya, destek vermeye hazır olduğumuzu da
belirtmek isterim. Değerli
milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, yaklaşık 90 bin personeliyle, zor
şartlar altında, yurt içinde ve yurt dışında soydaş ve dindaşlarımıza hizmet
veren bir kuruluştur. Bütçe görüşmeleri sırasında belirtildiğine göre, 80 bin
camide 60 bin imam-hatip ve 10 bin civarında da müezzin kadrosu vardır. Bunun
manası şudur: Camilerimizde verilen hizmetin yüzde 20’sinin Diyanet İşleri
Başkanlığınca görevlendirilen elemanlar tarafından yerine getirilmediği
gerçeğidir. Diyanet İşleri Başkanlığınca doldurulamayan bu boşluk çeşitli
gönüllülerce doldurulmaktadır. Bu gönüllüler, maalesef, bazı yerlerde
cemaatlere ve tarikatlara, bazı yerlerde ise irticai ve bölücü amaçlı gruplara
yakın olmaktadır. Bu gerekçelerle cemaat arasında ayrılıklar oluşmaktadır. Bunun
önlenebilmesi için de Sayın Başkanlığın bir an önce eksik kadrolarını
tamamlaması gerekmektedir. Türkiye
Cumhuriyeti devletinin en ücra köy ve beldelerinde din adamlarımız ve
öğretmenlerimiz temsilcilerimizdir. Taşımalı eğitim gerekçesiyle kapatılan köy okullarından
sonra köylerdeki temsilcimiz hâline gelen imamlarımız, doğumumuzda kulağa
okunan ezanla başlayan vazifeleri vefatla musalla taşında cenaze namazı
kıldırmaya kadar devam eden bir görevdedirler. Din
görevlilerinin, bayram tatili ve mesai mefhumu olmadan, üç yüz altmış beş gün,
yirmi dört saat görev başında oldukları da unutulmamalıdır. Din
görevlilerimiz, seksen yıl önce Türkiye’nin en saygın ve gelir seviyesi en iyi
olan kesim olmasına rağmen, bugün aldıkları maaş ve özlük hakları itibarıyla sıkıntılı
durumdadırlar. Dolayısıyla: 1) Din
görevlileri, mesleğinin itibarına uygun bir maaşı mutlaka olmalıdır. 2) Köylerde
hizmet sunan din görevlilerine “mahrumiyet tazminatı” adı altında ek ödemeler
yapılmalıdır. 3) En temel insan
hakkı olan izin konusu problem olmaktan çıkarılmalıdır. 4) Bayram ve
resmî tatil günlerinde görev başında olan din görevlilerinin fazla çalışma
ücretiyle ilgili düzenleme bir an önce hayata geçirilmelidir. 5) Ödenek yokluğu
bahanesiyle tedavi amaçlı il dışına çıkan personelin alacaklı oldukları tedavi
yolluklarının ödenmesi için harekete geçilerek
mağduriyetleri giderilmelidir. 6) Yirmi beş
yıldır hac organizesi düzenleyen bir kurumda güven sağlayacak kural ve kaideler
olmadığı için görevlilerinin bir kısmı hacca gidemeden emekli oluyorlarsa ve
bundan dolayı kuruma karşı olumsuz tavır alınıyorsa, kurum yöneticileri
kendilerini gözden geçirmelidir. 7) Ek ve kurumsal
ödemeleri olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı personeline ve emeklilerine denge
tazminatları artırılarak ödenmelidir. 8) Diyanet İşleri
Başkanlığınca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/C ve 4/B maddesine göre
atananların kadroları bir an önce verilmelidir. Diye
düşünmekteyiz. Bu arada, yapmış
olduğu başarılı çalışmalarla bu yıl hac kotasını artıran, artırılmasında büyük
payı olan Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Ali Bardakoğlu’na
da huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; beş yıllık AKP Hükûmeti
döneminde Avrupa Birliği sevdasıyla yapılan düzenlemeler neticesinde yeni TCK’yla zina suç olmaktan çıkarılmıştır. Nüfus
cüzdanlarındaki din hanesi şimdilik isteğe bağlı hâle getirilmiştir.
Minarelerimizdeki ezan sesi Avrupa normlarına göre kısılmış, Papa Benedict, Fener Rum Patrikhanesini ekümenik
ilan edebilme cesaretini göstermiştir. İçkili yer açılışlarındaki okullara ve
camiye olan mesafe neredeyse tamamen kaldırılmıştır. Taleplerinin itirazsız
yerine geldiğini gören Avrupa Birliği de cuma hutbelerinde okunan “Allah
katında tek din İslamdır” ayetinin okunmamasını,
ilköğretim din kültürü ve ahlak kitaplarındaki dinî bilgilere müdahale talep
edebilme cesaretini göstermişlerdir. Yine AB sevdası
ile, Dernekler Kanunu’nda yapılan düzenlemelerle misyoner faaliyetlerini
yürüten çok sayıda yabancı derneğin Türkiye’de şube açmasına fırsat tanınmış, Hristiyanlık propagandası yapılması için ortam
yaratılmıştır. Misyoner faaliyetlerinin böylesine arttığı bir dönemde, her
fırsatta meydanlarda gördüğümüz misyonerlerce dağıtılan bedava İncillere
karşılık Diyanet İşleri Başkanlığımızın ne kadar Kur’an-ı
Kerim Türkçe meali dağıttığını da merak etmekteyim. Son yıllarda sık sık duymaya başladığımız “Dinler arası diyalog” adı altında
başka dinlerle aranan diyaloğun önce kendi
vatandaşlarımızla aranması gerektiğine inanıyorum. Yeri geldiğinde nüfusumuzun
yüzde 99’unun Müslüman olmasıyla övünürken, o yüzde 99 Müslümanların içinde
olan Alevilerin sorunlarının ve taleplerinin de değerlendirilmesi gerektiğine
inanmaktayım. İslam din
adamlığını Hristiyan ruhbanlığıyla karıştıran bazı
beyinler, imam-hatip lisesi mezunlarının imamlıktan başka bir mesleğe
giremeyeceklerini söyleyebilmekte. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Taner, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. RECEP TANER
(Devamla) – Ve imam-hatip okulları gerekçesiyle ülkemizde meslek liselerine
karşı olumsuz bir bakış açısı sergilenmektedir. İmam-hatip liselerini arka
bahçe edebiyatı ile siyasete alet edenler de, oy aldıkları için, oy aldıkları
kitleyi kaybetmemek için, maalesef, sorunun düzelmesi için gayret sarf
etmemektedirler. Ama unutulmaması gereken asıl olgu, vatandaşlarımızın
çocuklarını o dinî bilgileri o okullardan alması için imam-hatip okullarına
gönderdiği gerçeğidir. Değerli milletvekillerim, Kıymetli Başkan; bu duygu ve
düşüncelerle, görüşülmekte olan Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin Türk
milletine hayırlı olması dileğiyle, yüce heyetinizi en içten saygılarımla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Taner. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın
Akif Gülle, Amasya Milletvekili. Buyurun Sayın
Gülle. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yedi dakika
süreniz var. AK PARTİ GRUBU
ADINA AKİF GÜLLE (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
Başbakanlık bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Hepinizi saygıyla selamlarım. Bildiğiniz gibi
Başbakanlık, idare yapımızın en üst kurumlarından bir tanesidir. İdari
görevlerden ziyade, koordinasyon işlemleri de işlerinin çok daha fazla alanını
ihtiva etmektedir. Vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmak, hizmet kalitesini
yükseltmek öncelikli görevleri arasındadır. Başbakanlık merkez teşkilatının
ulaşmak istediği amaç, kamu idarelerinin sürekli gelişimini mümkün kılan yapıya
kavuşmalarını sağlamaktır. Değişim, dönüşüm ve yenilenme de bu sürecin
hedefleri arasındadır. Bu anlamdaki gayretlerinden dolayı, Başbakanlık merkez
teşkilatında çalışan bütün arkadaşlarımı tebrik ediyorum. Değerli
milletvekilleri, konuşmalarımız ve tavırlarımız doğru olmalı. Elbette,
dayandığı yerleri de güvenle bilmeliyiz, dayandığı yerler de güvenli olmalı.
“Ben yaptım oldu, ben söyledim dinlendi.” demek yerine, önce kendimiz, duygusal
değil, realist olarak inanmamızın gerektiğinden de asla uzak olmamak
durumundayız. Bakınız, sizinle
bir konuyu paylaşmak istiyorum: Eski İngiltere Başbakanlarından Margaret Thatcher’in başbakanlıktan sonra yazmış olduğu
hatıra kitabında bir bölümü var. Bu bölümde “Beni sevindiren, Başbakanlık
makamına oturduğumda, Başbakanlık hizmetlerini yürütecek 70 civarında elemanın
var olmasıdır.” demiştir. Aynı ölçüde, aynı anlamda, Almanya Başbakanlığında da
400’ün üzerinde elemanın çalıştığı açıkça ifade edilmektedir. Peki, bizde
durum: Başbakanlığımızda 1.600 kadro var. Daha yakın zamana kadar, yani AK
Parti iktidara gelene kadar, 900 civarında da diğer bakanlıklardan geçici
görevlendirmeyle çalışan personel Başbakanlık bünyesinde mevcuttu, bulunuyordu. Değerli
milletvekilleri, geçen beş yılda geçici görevlendirmelerin 700 adedi
bakanlıklarına iade edildi. Ayrıca, kadrolu çalışanlarda da sayı 1.400’e düştü,
200’ün üzerinde azalma da genel kadrolar üzerinde kendisini gösterdi. Yani,
bakanlık sayısının azaldığı gibi, Başbakanlık bünyesinde çalışanların da belli
bir oranda azaldıklarını rahatlıkla görebilme imkânımız var. Bir diğer önemli
konu da Başbakanlık halkla ilişkileridir. Elbette bu konuda en büyük etken,
Sayın Başbakanımızın, yıllara dayalı, aziz milletimizin bütün fertlerine çok
yakın olan ilgi ve alakasıdır, onları dinleme ve dertleşme duygusuyla
kendisinin dopdolu olmasının sebebidir. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER),
değerli arkadaşlar, 2006 yılında 129.461 adet vatandaşımızın talebiyle
karşılaşmıştır. 2007 yılında, yani içinde bulunduğumuz yılda, bugüne kadar aynı
kuruma ulaşan kişi sayısı 168.622’dir. Başbakanlığa ulaşan vatandaşlarımız, ya bir problemlerinin çözümünü istemişlerdir veya ülkemizin
bir konusuyla alakalı önerilerini ifade etmişlerdir. Ama bir diğer gerçek de
şudur ki, Başbakanlığa ulaşan hiçbir vatandaşımız asla yalnız kalmamış ve
kendisine, mutlaka cevap olarak da tekrar ulaşılmıştır. Sayın
milletvekilleri, yine geçen beş yılda devlet arşivleri üzerinde oldukça ciddi
çalışmalar gerçekleştirilmiş, doksan dört ülkeden isteyen herkese, devletimizin
arşivi konusunda bilgi sahibi olmak isteyen herkese, kavuşabilme ve ulaşabilme
kapıları sonuna kadar açılmıştır. Ayrıca, yüce
devletimizin aleyhine kullanılmak istenen, maalesef, sözde Ermeni tasarısı
konusunda yirmi sekiz cilt kitap hazırlanarak, olay bütün açıklığıyla, sadece ülkemize değil bütün
dünyaya duyurulmuş, açıkça ilan edilmiştir. Ayrıca, Güvenlik
İşleri Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması da geçen beş yıllık süre
içerisinde gerçekleştirilmiş olan bir diğer konudur. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu aziz milletimiz, tek devlet, tek bayrak, tek toprak
anlayışı ile aynı keder, aynı tasa, aynı sevinç duygularıyla tarihin
derinliklerinden bugünlere kadar gelmiştir. Elbette, aynı anlayışla aydınlık
yarınlara, aynı güç ve kudretle bu yüce milletimiz gidecektir. Yüce Meclisimizde
bulunan hepimizin görevi de bu gidişe “dur” demek değil, elbette, yolunu açma
konusunda var olan gücümüzü sonuna kadar kullanmak azim ve irademizi bu noktada
perçinleştirmekten ibarettir. Aramızda bulunan
Başbakanlık mensuplarının ve bütün bürokrat arkadaşlarımızın da aynı duyguyla
yüklü, aynı duyguyla dopdolu olduğundan asla şüphemiz de yoktur, bir farklı
düşüncemizin de olamayacağını bu yüce Mecliste ifade etmemiz gerekir. Hepimiz… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Gülle, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. AKİF GÜLLE
(Devamla) – Peki efendim. Hepimiz bir elin
parmakları mantığıyla, hukuk, adalet, sevgi ve saygı anlayışıyla yürümek
zorundayız. Son beş yılda, başta Başbakanlık makamı ve kurumu olmak üzere,
ülkemizde sağlanan her alandaki olumlu gelişmeleri fark etmek zorundayız. Bunu
fark edemeyenler, iftira, dedikodu ve yalan haberlere itibar edenler ise,
yaptıkları yanlışın altında kesinlikle kalacak olan insanlardır. Ama, akıl ve
erdemi olanların çoğunluğuna olan inancım ve güvenimle, Başbakanlık bütçesinin
ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Çok teşekkür ederim, sağ olunuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gülle. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına, şimdi söz Sayın İsmail Hakkı Biçer, Kütahya
Milletvekillinde. Buyurun Sayın
Biçer. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yedi dakika
süreniz var. AK PARTİ GRUBU
ADINA İSMAİL HAKKI BİÇER (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 2008 mali yılı bütçesi üzerinde
Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum.
Hepinizi, şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum. Değerli
milletvekilleri, dünya üzerindeki tüm devletler, ülke güvenliğine yönelik iç ve
dış tehditleri önceden tespit ederek gerekli tedbirleri almak zorunluluğu
içerisindedirler. Osmanlı Devleti’nden, Türkiye Cumhuriyeti devletine uzanan
tarihsel süreçte bu zorunluluk “Teşkilatı Mahsusa, Karakol Cemiyeti, Zabitan, Yavuz, Müsellah Müdafaai Milliye” gibi istihbarat grupları vasıtasıyla
karşılanmaya çalışılmıştır. Temelleri, 1927 yılında Millî Emniyet Hizmetleri
adıyla kurulan teşkilat yoluyla atılan Millî İstihbarat Teşkilatı 6 Temmuz 1965
tarih ve 644 sayılı Kanun ile kurulmuştur. İlerleyen süreçte 644 sayılı
Kanun’da günün değişen koşullarına uyum sağlamak amacıyla, 2937 sayılı Devlet
İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu oluşturulmuş ve
Teşkilatın kuruluşu ve ana görevleri genel hatlarıyla belirtilmiş; birimlerin
sayısı, adları, ayrıntılı görevleri ve iç örgütlenmeyle ilgili diğer hususlar
Başbakanın onaylayacağı gizli yönetmeliklere bırakılmak suretiyle gizlilik
sağlanmış ve doğrudan Başbakana bağlanmıştır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; daha önceki yıllarda Başbakanlık bütçesi içerisinde
yer alan Millî İstihbarat Teşkilatı bütçesinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi
ve Kontrol Kanunu’nun uygulamaya konulmasıyla beraber, ilgili Kanun’un 12’nci
maddesi doğrultusunda, Başbakanlığa bağlı diğer kuruluşlar gibi ayrı bütçelendirilmesi öngörülmüş, Millî İstihbarat Teşkilatı
Müsteşarlığının 2008 yılı bütçe tasarısı da bu doğrultuda hazırlanmıştır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; temel amacı Türkiye Cumhuriyeti devletinin millî
güvenliğine karşı mevcut ve muhtemel tehditlere yönelik gelişmeleri ilgili
makamlara zamanında bildirmek olan Millî İstihbarat Teşkilatının görevleri şu
şekilde özetlenebilir: 1) Türkiye
Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına,
bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücü meydana getiren
bütün unsurlara karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler
hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu
istihbaratı ülke bütünlüğünü sağlayan makam ve kuruluşlara ulaştırmak, 2) Devletin millî
güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreteri ile, ilgili bakanlıkların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını
karşılamak, 3) Kamu kurum ve
kuruluşlarının istihbarat faaliyetlerinin yönlendirilmesi için Millî Güvenlik
Kurulu ve Başbakanlığa teklifte bulunmak. 4) Kamu kurum ve
kuruluşlarının istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine teknik
konularda müşavirlik yapmak ve koordinasyonun sağlanmasına yardımcı olmak, 5) Genelkurmay
Başkanlığınca silahlı kuvvetler için lüzumlu görülecek haber ve istihbaratı,
yapılacak protokole göre Genelkurmay Başkanlığına ulaştırmak, 6) Millî Güvenlik
Kurulunca belirlenecek diğer görevleri yapmak, Olarak
özetlenebilir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı mensuplarına, hizmetlerin
yerine getirilmesi sırasında bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları
gereken her türlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlüdür. Bakanlıklar ile
diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıda belirtilen görev ve
yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyonun sağlanması,
istihbarat çalışmalarının yönlendirilmesi, temel görüşleri oluşturmak üzere Millî
İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı Başkanlığında “Millî İstihbarat Koordinasyon
Kurulu” oluşturulmuştur. Millî İstihbarat
Teşkilatına bu görevlerin dışında görev verilemez ve bu Teşkilat devletin
güvenliğiyle ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine
yöneltilemez. Millî İstihbarat
Teşkilatının görevlerinin gizli bir hüviyet taşıması nedeniyle kamuoyunda bazen
değişik yorumlar yapılmakta, spekülasyonlar oluşturulmaktadır. Devlet
birimlerinin kendi görevleri dışında gayrimeşru,
kanunsuz ve antidemokratik faaliyetlerde bulunması kabul edilemez. Bu şekilde
dedikodulara da meydan vermememiz gerekir. Bu gibi ithamlarla ülkenin güvenliği
ve bölünmez bütünlüğünün teminatı olan kuruluşları ve bu arada Millî İstihbarat
Teşkilatını yıpratmaktan kaçınmak gerekir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı kanunlarda
belirtilen görevlerin yerine getirilmesinden Başbakana karşı sorumlu olup
Başbakanın dışında herhangi bir kişi veya makama karşı sorumlu değildir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yukarıda ifade ettiğim görevleri ve fonksiyonları
yürüten Millî İstihbarat Teşkilatının 2008 yılı bütçe tasarısı şu şekilde
belirlenmiştir: 2008 yılı toplam bütçe ödeneği 423 milyon 557 bin yeni Türk
lirası olup bunun 299 milyonu personel giderlerine, 28 milyonu sosyal güvenlik
kurumlarına prim ödemelerine, 52 milyonu mal ve hizmet alımlarına, 43 milyon
yeni Türk lirası ise sermaye giderleri olarak ayrılmıştır. Millî İstihbarat
Teşkilatımızın bütçemizden aldığı oran, aşağı yukarı son dört beş yılda aynı
olup, binde 2’ler civarındadır. Buradan hareketle, Millî İstihbarat
Teşkilatımızın, kendisine ayrılan bütçe doğrultusunda kendisini yenileme ve
çağın gerektirdiği şartları yerine getirme çabalarını sürdüren Millî İstihbarat
Teşkilatının, halkının hizmetinde ve halkının değerlerine saygı duyan, bu
değerleri korumaya yönelik olarak gayret sarf eden bir anlayışla ülkenin ve
milletin bölünmez bütünlüğünü sağlayacağını temenni ediyorum. Sözlerimi
bitirirken, Millî İstihbarat Teşkilatının 2008 yılı bütçesinin milletimize ve
ülkemize hayırlı olmasını diliyor, bu kurumumuza başarılı çalışmalarının
devamını tekrar temenni ediyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Biçer. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına şimdi söz Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel’de. Buyurun Sayın
Yüksel. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz yedi
dakika. AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Başbakanlık Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2008 mali yılı bütçesi
üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Millî Güvenlik
Kurulu, 1933 yılında millî seferberlik ruhuna göre oluşturulan ve
görevlendirilen Millî Müdafaa Meclisi ve Umumi Kâtipliği; İkinci Dünya
Savaşından sonra da topyekûn savunma anlayışına göre
“millî savunma” kavramı esas alınarak Millî Savunma Yüksek Kurulu ve Genel
Sekreterliği şeklinde düzenlenmiş ve görevlendirilmiştir. Millî Güvenlik
Kurulu yasa dayanağını 1982 Anayasası’nın 118’inci maddesinden ve 2945 sayılı
Kanun’dan almıştır. Bugün anladığımız manada “millî güvenlik” kavramının
evrensel boyut kazanması İkinci Dünya Savaşı’yla başlamıştır. Millî Güvenlik
Kurulu, devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasıyla
ilgili, devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün,
milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik bütün menfaatlerinin
ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması
konularında tavsiye kararları alır ve gerekli koordinasyonun sağlanması için
görüş tespit eder. Hepimizin bildiği
gibi, 1999 Avrupa Birliği Helsinki Zirvesi’nden sonra, ülkemizde de ulusal
güvenlik politikalarını daha demokratik bir çerçeveye oturtabilme anlayışı bir
zorunluluk hâline gelmiştir. Hükûmetimiz, ülkemizin yapısal sorunlarıyla ilgili temel yasaları, Avrupa
Birliği süreciyle ilgili uyum paketlerini çıkarmıştır. Yine Hükûmetimiz,
aynı yapısal reformlar kapsamında, sivil-asker ilişkilerini Avrupa Birliği
üyesi ülkelerdeki uygulamalara yaklaştırabilmek ve demokratik açılımları
sağlayabilmek için Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği Yasası’nda
değişikliklere gitmiştir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bugün gelinen noktada, Millî Güvenlik Kurulunu
doğrudan ilgilendiren 2945 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikleri ve
düzenlemeleri üç kısımda inceleyebiliriz. Bu
değişikliklerin başında, Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan, Genelkurmay
Başkanı, Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kara, Deniz,
Hava ve Jandarma Genel Komutanlarından oluşan Kurula Başbakan Yardımcıları ve
Adalet Bakanı da tabii üye olarak alınmıştır. Diğer bir
düzenleme ise, Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği Kanunu’nun
Anayasa’ya uyumlu hâle getirilebilmesi için yapılan değişikliklerdir. Onlarda,
bu düzenlemelerde, Genel Sekreterin Başbakan tarafından teklifi,
Cumhurbaşkanının onayıyla atanması sağlanmış, personel ve teşkilat
yapılanmasına gidilmiştir. Genel Sekreterliğin yetkileri yeniden
düzenlenmiştir. Bunun yanında, yürütmenin işlevselliğinin sağlanması amacıyla
da Kurul toplantılarının ayda bir yerine iki ayda bir yapılacağı hükme
bağlanmıştır. Yine, Millî Güvenlik Kurulu kararlarının Bakanlar Kurulu tarafından
değerlendirilmesi öngörülmüş ve bu kararların tavsiye niteliği taşıdığı
vurgulanmıştır. Sayın
milletvekilleri, güvenlik, insanların toplu olarak yaşamaya başlamaları ve
devlet kurmalarıyla bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış, kavram olarak ise ancak
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilimsel çalışmalara konu olabilmiştir. Yine,
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra aralarında Amerika Birleşik Devletleri, Fransa
ve İtalya’nın da bulunduğu dünyanın birçok ülkesinde siyasi iktidara
danışmanlık yapmak ve siviller ile askerler arasında eş güdümü sağlamak üzere
yüksek kurullar oluşturulmuştur. Dolayısıyla, hâlen, İngiltere’nin dışında
hemen hemen tüm ülkelerde Millî Güvenlik Kurulu
benzeri oluşumlar bulunmaktadır. Batı ülkelerinde ise bu kurullara, askerler,
kurul üyesi olmaktan daha çok danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Sayın
milletvekilleri, ülkemizin bulunduğu coğrafya ve stratejik konumumuz nedeniyle
Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekası vatandaşlarımızın hür, mutlu, huzurlu ve
adil yaşamasından, milletimizin birlik ve beraberliğinden, ülkemizin
zenginliğinden, devletimizin ve ordumuzun güçlü olmasından geçmektedir.
Bugün geldiğimiz noktada, vatandaşımızın hiçbir ayrıma tabi tutulmaksınız
beraberliğine, milletimizin birliğine, çağdaş ve modern bir devletin gereklerine
uygun olarak insanımızın yeteneklerini ve özelliklerini nasıl ortaya
çıkarabileceğimizi, kamu kaynaklarını en rasyonel şekilde nasıl
değerlendirebileceğimizi, en üretken ve verimli bir yapılanmayı nasıl
gerçekleştirebileceğimizi iyi düşünüp doğru karar vermek her Türk vatandaşının
görevi olmalıdır. İktidara geldiği
günden bugüne kadar Avrupa Birliğine giriş için tarihî adımlar atan Hükûmetimizin bu gayretinin nedenlerinin başında
vatandaşlarımızın hayatını her alanda en yüksek standartlara ulaştırma, ülkemizi
daha özgür daha demokratik bir yapıya kavuşturma hedefleri gelmektedir. Bizim
insanımızın da gelişmiş ülkelerdeki refah seviyesinde yaşayabilmeleri ve yüksek
teknolojinin insanımızın hizmetine sunulması da hepimiz için yerine getirilmesi
zorunlu bir görevdir. Bu değişiklikler,
Avrupa Birliği istediği için değil, bizim insanımızın bu güzelliklere layık
olduğu, bu güzellikler hakkı olduğu için yapılmaktadır. Bu şuurla, bu
değişiklikler özümüzden ve kültürümüzden taviz vermeden yapılmaya devam edilmelidir.
Değerli
milletvekilleri, grubumuz adına söz aldığım Millî Güvenlik Kurulu bütçesi
hakkında da kısaca bilgiler vermek istiyorum. Millî Güvenlik Kurulu Genel
Sekreterliğinin bütçe rakamları 2008 yılı için 11 milyon 36 bin YTL olarak
öngörülmüştür. Tahsis edilen ödeneğin 8 milyon 94 bin YTL’si
personel giderlerine, 1 milyon 997 bin YTL’si mal ve
hizmet alım giderlerine… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Yüksel, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen. MEHMET YÜKSEL (Devamla)
– …570 bin YTL’si sosyal güvenlik kurumlarına devlet
primleri giderleri olarak ve 375 bin YTL’si sermaye
giderleri için ayrılmıştır. 2008 mali yılı bütçesinin geneline bakıldığında,
bütçenin yüzde 73,34’ünün personel giderlerine, yüzde 18’inin mal ve hizmet
alım giderlerine, yüzde 5,16’sının Sosyal Güvenlik Kurumuna devlet primi
giderleri olarak, yüzde 3,40’ının ise sermaye giderlerine ayrıldığı
görülmektedir. Bu duygu ve
düşüncelerle Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2008 mali yılı bütçesinin
ülkemize, milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinize en
derin sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yüksel. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına şimdi söz Karaman Milletvekili Sayın Mevlüt Akgün’de. Buyurun Sayın Akgün.(AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz yedi
dakika. AK PARTİ GRUBU
ADINA MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk
İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz
almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Kıymetli
arkadaşlarım, 1990’lı yılların başında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla
Türkiye tarihî bir fırsat yakalamıştır. Bu gelişme Türk dünyası üzerinde
yüzyıllardır devam eden örtüyü kaldırmış ve Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar 11 milyon metrekare coğrafya üzerinde Türk
dilini konuşan 21 boydan oluşan bir Türk dünyası gerçeğini ortaya çıkarmıştır.
Aynı zamanda, bu gelişmeyle, soğuk savaşın sona ermesiyle artık Türkiye’nin
öneminin kalmadığının düşünülmeye başlandığı bir dönemde Türk dünyasının ortaya
çıkışı, Türkiye’yi dış politikada yalnızlıktan ve hedefsizlikten alıkoymuştur. Kardeş ve dost
Türk dünyasıyla başlangıçta romantizme ve ütopyaya dayalı birtakım görüşler
sergilenmiş, ağıtlar yakılmıştır. Ancak, aradan geçen zaman göstermiştir ki,
artık ağıt düzmenin, hayal kurmanın zamanı değildir. Bu geniş coğrafya
üzerindeki ilişkiler “Çırpınırdı Karadeniz/ Bakıp Türk’ün bayrağına/ Ah ölmeden bir görseydim/ Düşebilsem
toprağına” dizelerindeki büyük özlemle veya “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar büyük Türk dünyası” gibi söylemlerle de tek
başına tanımlanabilecek ilişkiler değildir. Daha Mustafa
Kemal Paşa 1930’lu yıllarda Sovyetler Birliğinin ileride parçalanabileceğini,
bu tür gelişmelere Türkiye’nin hazırlıklı olması gerektiğini ifade ederek, bu
gelişmeye hazırlığın manevi köprüleri olan dil, inanç ve tarih birliğini canlı
tutarak bütünleşmenin gereğinden bahsetmiştir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; işte TİKA, yani Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi
Başkanlığı, Doğu Bloku ve Sovyetlerin dağılması
sonucu Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlarda ortaya çıkan yeni şart ve
ihtiyaçların Türkiye’ye yüklediği yeni görev ve sorumlulukları yerine getirmek
üzere 1992 yılında kurulmuştur. TİKA’nın kuruluş amacı, başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler olmak
üzere, gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelere
ekonomik, ticari, teknik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında iş birliğini
artıran projeler ve programlar geliştirmektir. Türkiye, son
yıllarda sadece gelişmiş ülkelerden yardım alan bir ülke konumundan çıkarak,
gelişmekte olan ülkelere yardım sağlayan bir ülke konumuna gelmiştir. Hükûmetimizin işbaşına gelmesiyle Türk dış politikası
gelişmiş ve çeşitlenmiştir. Dış politikada Avrupa Birliği ağırlıklı merkez
muhafaza edilirken, küresel gelişmelere paralel olarak Orta Asya, Orta Doğu,
Balkanlar ve Afrika’da yeni açılımlar gerçekleştirilerek tüm dünyayı kuşatan
bir yaklaşım benimsenmiştir. TİKA da, dış politikadaki bu gelişmelere paralel
olarak 20 ülkede program koordinatörlüğü bulundurduğu gibi, 100’e yakın ülkeye
yardım elini uzatmıştır. Bu amaçla, tarım ve hayvancılık, çevre ve ormancılık,
altyapıların iyileştirilmesi, sosyal kalkınma ve yaşam standartlarının
iyileştirilmesi, meslek edindirme ve istihdamın sağlanması, ortak tarih ve
kültür varlıklarının korunması, Türkçenin
kullanımının yaygınlaştırılması, kültürel ilişkilerin geliştirilmesi, insani
yardım, enformasyon, tanıtım ve yayın faaliyetleri gibi çalışmalar
yürütülmektedir. Kıymetli
arkadaşlarım, 57’nci Hükûmet döneminde, yani
1992-2003 yılları arasında toplam 2.506 proje ve faaliyet TİKA tarafından
gerçekleştirilmiş iken, 2004 yılında 486, 2005 yılında 562, 2006 yılında ise
1.452 faaliyet ve proje gerçekleştirilmek suretiyle TİKA’nın
çalışmaları Hükûmetimiz döneminde yüzde 172 oranında
artırılmıştır. 2007 yılında bu sayı artmaya devam etmektedir. Bu artışların Hükûmetimizin aktif dış politika çalışmalarına paralel
yürüdüğü görülmektedir. Projelerin yüzde 48’i Kafkaslar ve Orta Asya’da, yüzde
31,3’ü Balkanlar ve Doğu Avrupa’da, yüzde 15,6’sı Afrika ve Orta Doğu’da
gerçekleşmektedir. TİKA bu çalışmalarını 150 civarında çalışanı ve oldukça
mütevazı bütçe kaynaklarıyla yürütmektedir. Huzurunuzda, başta Sayın Bakanımız
olmak üzere bütün TİKA çalışanlarına başarılarından ötürü teşekkür ediyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; TİKA’nın örnek
sayılabilecek projeleri arasında Afganistan imar projeleri, Moldova
içme suyu projesi, Moğolistan kara yolu projesi, Azerbaycan Organize Sanayi
Bölgesi fizibilite çalışması, Azerbaycan Devlet İstatistik Komitesine Destek
Projesi, Kırım Tatarlarına Konut Edindirme Projesi, Etiyopya’da içme suyu
projesi, Tacikistan Devlet Ekim ve Deneme İstasyonu Projesi, Moldova Gagavuz Yeri Radyo ve Televizyonu Projesi,
Türkmenistan Sultan Sancar Türbesi’nin onarılması,
Moğolistan’da Türk Anıtları Projesi ve en önemlisi, Türkoloji Projesi, yani Türkçenin öğretilmesi projesi. Değerli
arkadaşlarım, büyük dava adamı İsmail Gaspıralı, Türk
dünyası için dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik ülküsünü ortaya koyarak,
dil meselesinde, “Birbirimizi anlayabilecek şekilde dildeki iş birliğini
artırmalıyız. Kazak steplerindeki hamalla Galata’daki
hamal birbirini anlar duruma geldiği zaman dilde birlik olmuştur” der.
Gerçekten, Türk dünyasının birliği için yapılması gereken en önemli iş, bütün
Türk soylu halkların ortak alfabeye geçmesi
olmalıdır. Kısa zamanda ortak bir Latin alfabesine geçilmelidir.
Bu amaçla, TİKA birçok üniversitede Türkoloji bölümü açılmasına vesile olmuş,
18 ülke ve 2 özerk cumhuriyette açılan Türkoloji bölümlerine Türk dili ve
edebiyatı bölümünden öğretim üyesi gönderilmiştir. Yeri gelmişken, Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından, 13 Mayıs 1299 yılında Türkçenin devlet dili olarak ilan edilmesi, her yıl,
Karaman’da, 13 Mayıs’ta Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Türk Dil
Bayramı etkinliklerine destek veren TİKA’ya, Karaman
Milletvekili olarak ayrıca teşekkür etmeyi bir borç olarak görüyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; Hükûmetimiz
döneminde Türk kurultaylarının yeniden başlamasının manidar olduğunu
düşünüyorum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Akgün, bir dakika süre veriyorum, lütfen, tamamlayın. MEVLÜT AKGÜN
(Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim. Diğer yandan,
TİKA tarafından, I. Ahıska Türkleri Kurultayı’nın
Azerbaycan’da toplanmasına da öncülük edildiğini ifade etmek istiyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; on beş yıllık tecrübesi ve uyguladığı 5.000’den fazla
proje ve faaliyet ile TİKA’nın vizyonu, Türkiye’nin
tarihsel sorumluluk ve misyonuna uygun olarak uluslararası standartlarda hizmet
veren etkin ve teknik yardım kuruluşu olmaktır. Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresinin 2008 yılı bütçesinin hayırlı olmasını dilerken konuşmamı
Dede Korkut’un sözleriyle tamamlamak isterim:
“Gölgeli ağacımız kesilmesin, ormanlarımız seyrelmesin, çağlak
akan sularımız kurumasın, ümidimiz azalmasın, kanatlarımız kırılmasın, ocağımız
yanar dursun, çanağımız her vakit sönmesin.” Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akgün. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Çiçek, Yozgat Milletvekili. Buyurun Sayın
Çiçek. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz yedi
dakika. AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Diyanet İşleri Başkanlığının 2008 bütçesi hakkında grubum adına
söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. 633 sayılı
Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Teşkilat Kanunu’nda, İslam dininin
inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda
toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek görevi, Anayasa’mızca Diyanet
İşleri Başkanlığına verilmiştir. Diyanet İşleri
Başkanlığı, bugün, her türlü siyasi görüş ve düşüncenin üstünde kalarak millî
birlik ve dayanışmayı temin etmeyi, kardeşlik, yardımlaşma ve fedakârlık başta
olmak üzere, dinimizin yüce prensiplerini vatandaşımıza tanıtmayı, din
konusunda milletimizi doğru bilgilendirmeyi, milletimizin manevi ve ahlaki
değerlerine bağlılığı artırmayı amaç edinmiştir. Diyanet İşleri
Başkanlığı, ülkemizde yaşanan İslam’ın her türlü yorumunun üst şemsiyesidir.
Başkanlık, Sünni’si, Alevi’siyle, Mevlevi’si, Bektaşi’siyle bütün Müslümanların
şemsiye teşkilatıdır. Kimse kendisini bu şemsiyenin dışında görmemelidir. Diyanet İşleri
Başkanlığı, Türk milletinin ve büyük devletimizin asırların imbiğinden süzülen
dinî alandaki tecrübelerini, birikimlerini dünyanın dört bucağındaki insanlara
aktarmakta, İslam dininin doğru anlaşılması ve uygulanmasına rehberlik
etmektedir. Diyanet İşleri
Başkanlığı, İslam ülkeleriyle iş birliği yaparak, dünya Müslümanlarının her
türlü problemlerini çözmek için İslam ülkelerinin ilgili kuruluşlarıyla bir
araya gelmesinin öncülüğünü yapmaktadır. Bundan dolayı,
Diyanet İşleri Başkanlığı yedi yıldır Avrasya İslam Şûrasını toplamaktadır.
Ayrıca, Türk cumhuriyetlerinin her biriyle de ilgilenmekte, bu ülkelerin dinî
müesseselerinin yapılandırılmasında, dinî meselelerinin çözümünde alınan
kararların birlikte uygulanmasında bu ülkelere rehberlik etmektedir. Bu
doğrultuda, Avrasya İslam Şûrası 6 defa toplanmıştır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; eğer dünya coğrafyasında geçmişteki şanlı mazimize
uygun yer edinmek istiyorsak, siyasi, askerî, kültürel, ekonomik, sosyal alanda
layık olduğumuz yeri almak istiyorsak, hiç şüphesiz, bu konuda devletimizin
öncü teşkilatlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığına gerekli ehemmiyeti vermemiz
ve sorumluluğu ona yüklememiz gerekir. Diyanet İşleri
Başkanlığının faaliyetleri ülkemizde, ülkemizin dışında daha güçlü, daha
organizeli, daha bilimsel ve yaygın hâle getirilmelidir. Son zamanlarda,
asırlarca birbirleriyle çatışmış, savaşmış Hristiyan
mezheplerinin dinî liderleri bir araya gelerek aralarındaki asırlık
husumetlerini bir yana bırakıp, dünya üzerinde Müslümanlığın yayılmasını
önlemek için kutsal ittifak oluşturmuşlardır. Hristiyanlığın
ve Yahudiliğin tarih boyu rakibi Müslümanlık olmuştur. Müslümanlığı kabul
ettiğimizden bu yana, Müslümanlığın aslına uygun yaşanmasını ve dünyaya
tanıtılmasını şerefle ve şanla yüce Türk milleti gerçekleştirmiştir. Bunun
için, tarih boyu Haçlı seferlerinin direkt muhatabı hep Türk milleti ve Türk
devletleri olmuştur. Bugün, dinler arasındaki rekabetin dinimiz lehine
sonuçlanması için rakiplerimizden daha organizeli ve daha donanımlı bir Diyanet
teşkilatının kurulması, yönetilmesi ve geliştirilmesi zaruridir. Bu başarı,
bilgili, kabiliyetli, asrın her türlü teknolojik ve bilimsel imkânlarıyla
donatılmış, ehliyetli Diyanet görevlilerinin çatısı altında yönetilen Diyanet
İşleri Başkanlığı teşkilatıyla sağlanabilir. Misyonerlerin
ülkemizde ve Türk cumhuriyetlerinde faaliyet gösteren yüzlerce televizyon ve radyosu,
binlerce legal ve illegal kuruluşu ve yılda tahminen 15 milyar dolar civarında
mali kaynağı vardır. Sayın
milletvekilleri, bazı değerler vardır, bu değerler, toplumun ortak malıdır, bu
değerler üzerinde toplumun her bir bireyi eşit hakka sahiptir. Bu değerlerle
ilgili, bir kişi, bir kuruluş, cemaat, cemiyet, dernek, parti veya şahıs,
diğerinden daha fazla hak sahibi olduğunu iddia edemez. Bu değerler, din,
vatan, bayrak gibi değerlerdir. Din, elbette, bu
değerlerin başında gelmektedir. İslam dini, ülkemizdeki insanların hepsinin
müşterek değeridir. Diyanet teşkilatı da toplumun bütün kesimlerine böyle
bakmalıdır. Camideki imam, arkasındaki cemaatin, ırkına, rengine, milletine,
mezhebine, cemiyetine, kadınlığına, erkekliğine bakmadan “Bana tabi olanlara
imam oldum.” diye niyet eder. O, herkesin imamıdır, örnek kişidir, İslam’ın
yaşayan yüzüdür, herkes, onun şahsında yüce İslam dinini görür. Artık, herkes,
dinî problemlerin çözüm yerinin, ülkemizde, Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu
kesinlikle bilmelidir. Birileri camileri
devlete, millete, cumhuriyetin temel ilkelerine düşman üreten yerler olarak
görme basiretsizliğinden kesinlikle vazgeçmelidir. Devletimiz, yüce İslam
dinini legal olarak kendi kuruluşlarında ve dinin aslına uygun tarzda
öğretemezse ehil olmayan kişi ve kuruluşlar çoğalır; din, asli kaynağından
uzaklaşır; hurafeler, dini boğar, yozlaştırır; bir sürü, madrabaz, din
sahtekârı türer. Cahil, yobaz, bağnaz insan tipleri yüce dinimizi babalarının
tarlaları gibi parselleyerek cennet, cehennem satmaya başlarlar. Diyanet
görevini yapmazsa, yapamazsa meydan bu madrabazlara kalır, sahtekârlara kalır.
Bu sebeple… Diyanet İşleri
Başkanlığımızın teşkilat kanunu hâlâ çıkarılamamıştır. Geçen dönem, Genel
Kurulumuza indirilme çalışmaları vardı, önümüzdeki günlerde, yine, Genel
Kurulumuza gelerek kanun çıkarılacaktır. Parlamentoda grubu bulunan, bulunmayan
bütün partilerin katkısıyla acilen bu kanun çıkarılmalıdır. Yetkisiz sorumluluk
olmaz, Başkanlığa yetki verilmeli, donanımlı hâle getirilmeli, bundan sonra da
ülkemizdeki bütün dinî meselelerin sorumluluğu Diyanet İşleri Başkanlığına
yüklenmelidir. Diyanet İşleri
Başkanlığının yirmi dört saat yayın yapan bir televizyonu olmalıdır. Bilindiği
gibi, neredeyse, nüfusumuzun yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Yukarıda
zikrettiğim bütün faaliyetlerde maddi ve manevi desteğini Diyanet İşleri
Başkanlığından hiç esirgemeyen Diyanet İşleri Vakfıyla yardımlaşarak din
eğitimine önem verilmelidir. Diyanet personelinin mali imkânları, özlük hakları
geliştirilmelidir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Çiçek, bir dakika ekliyorum, lütfen tamamlayın. MEHMET ÇİÇEK
(Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, 81 ilinde, 850
ilçesinde, 3.227 beldesinde ve 3 haneli bir yerleşim biriminde, ayrıca,
dünyanın birçok ülkesinde temsilcisi olan, 79.600 camide ve binlerce mescidinde
ezan okunan, namaz kılınan, bayram namazında 30 milyon, cuma namazlarında 25
milyon Müslüman’ın namaz kıldığı, Hanefi’si, Şafii’si, Hanbeli’si,
Maliki’si, Mevlevi’si, Alevi’si, Nakşi’si, Kadiri’si;
Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’iyle, yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’yiz.
Birbirlerine asırlarca din, kan kardeşliği olmuş, sarsılmaz bir imanın hayatı
hâline gelmiş olan Türkiye’yiz. Dünya coğrafyasının en jeostratejik
ve politik merkezi, doğudan batıya, güneyden kuzeye, dünyanın en can alıcı
ülkesiyiz. Asırlarca, insanlığa, insanca yaşamanın örneklerini sergilemişiz.
Biz, on altı Türk devletinin vârisi, Türkiye Cumhuriyeti’yiz
ve Türkiye’yiz. Bu yüce milleti, bu kutsal vatanı ve yüce İslam dinini kıyamete
kadar yaşatacak nesillere güzel şeyler bırakmalıyız. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çiçek. MEHMET ÇİÇEK
(Devamla) – Bu vesileyle, iktidar-muhalefet bütün siyasi partilerimizin üstüne
titrediği, zarar görmesini istemediği toplumumuzun mozaiği olan Diyanet İşleri
Başkanlığı bütçemizin ülkemize, memleketimize hayırlı olmasını diliyor,
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çiçek. Şimdi, birleşime
on dakika ara veriyorum. Kapanma
Saati : 18.04 DÖRDÜNCÜ
OTURUM Açılma
Saati: 18.18 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Dördüncü
Oturumunu açıyorum. 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu
Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz. Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. Şimdi, söz
sırası, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Bengi
Yıldız’da. Buyurun Sayın
Yıldız. (DTP sıralarından alkışlar) DTP GRUBU ADINA
BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat
Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri konusunda
Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Yüce halkımızın
alın teri ve emeği sonucu yaratılan değerlerle finanse edilen kurumların ne
derece halkın hizmetinde oldukları ve yasalarla ne kadar bağlı oldukları merak
konusudur. Mesela, Millî İstihbarat Teşkilatı yasalarla kurulan ve elemanları,
bütçesi yasalarla belirlenen bir kuruluş. Elde ettiği istihbari
bilgileri Cumhurbaşkanlığına, Başbakana, Genelkurmay Başkanlığına ve Millî
Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile gerekli kuruluşlara ulaştırma görevi
vardır. Bildiğimiz
kadarıyla, MİT dışında Genelkurmay Başkanlığının ve de gayriresmî
de olsa Jandarma Genel Komutanlığının da istihbarat birimleri vardır. Millî İstihbarat
Teşkilatının bilgileri Genelkurmay Başkanlığına ve Jandarma Genel Komutanlığına
verdiği, yasaların amir hükmü gereğidir. Ülkenin Cumhurbaşkanını, Başbakanını
tatmin eden bilgiler, saydığımız kurumları tatmin etmiyor olacak ki ayrı istihbari çalışmalara gidiyorlar. Acaba bu kurumlar da elde
ettikleri bilgileri sivil makamlarla paylaşıyorlar mı, daha doğrusu bu
kurumları sivil yetkililer denetleyebiliyorlar mı? Mesela JİTEM var mıdır, yok
mudur? JİTEM’e bağlı çalışan onlarca insanın
açıklamalarına rağmen bu yapılanma kabul edilmiyor, çünkü, kanun dışı bir
yapılanma. Batman eski
Valisi Salih Şarman, 17/04/2006 tarihli Sabah
gazetesinde şöyle diyor: “JİTEM’le birlikte çok iyi
çalıştık. Neden ‘yok’ dediler, hiç anlayamadım. Vardı ve faydalıydı. Bize göre
model doğruydu, yeniden uygulanabilir.” Yine, Diyarbakır
3. Ağır Ceza Mahkemesi, Diyarbakır, Mardin ve Batman’da öldürme, kundaklama ve
bombalama eylemleri gerçekleştirdikleri ileri sürülen 11 kişiyi JİTEM
elemanları ve asker oldukları için, dosyada görevsizlik kararı vererek, dosyayı
askerî mahkemeye gönderiyor. JİTEM konusu,
Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’na da yansımıştı. Yine, en son
gelişme, 01/12/2007 tarihli Taraf gazetesinin haberine göre, Diyarbakır 7.
Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi, JİTEM’in
varlığını kabul ederek, aralarında devlet övünç madalyası sahibi eski Bölge
Jandarma İstihbarat Grup Komutanı emekli Albay Abdülkerim Kırca ve “Yeşil” kod
adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğu 8 kişiyi müebbet hapis cezası istemiyle
yargılıyor. Jandarma Genel Komutanlığının istihbarat faaliyetlerini, istihbarat
daire başkanlığı gibi kendi içinde jandarma istihbarat timlerince yaptığı resmî
olarak da kabul edilmektedir zaten. Bir demokratik hukuk devletinde bu tür istihbari bilgilerin hukuka ve siyaseten
halka hesap veren hükûmetlerin kontrolünde olması
gerektiği tartışılmazdır. MİT açısından,
tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, bizde de zaman aşımına uğramış ve istihbari bilgi olmaktan çıkmış dosyaların kamuoyuna
açıklanması gerekmektedir. Mesela, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Adnan
Menderes, Deniz Gezmiş ve benzerlerinin dosyalarının tüm kamuoyuyla
paylaşılmasında ne gibi sakınca olabilir ki? Avrupa Birliği
ilerleme raporlarında Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nin Parlamentoda
tartışılmaması eleştiriliyor ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyaset üzerindeki
etkisinin sürdüğüne vurgu yapılıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından
yapılacak açıklamaların ancak askerî, savunma ve güvenlik konularıyla sınırlı
olması gerektiği ve bu açıklamaların da Hükûmetin
bilgisi dâhilinde yapılması gerektiği belirtiliyor. Hâlbuki, askerler, hemen
her gün, her konuda siyasi açıklama yapıyor, hem de Hükûmete
ters düşerek bunu yapıyorlar. Sanal ve sanal olmayan bildiriler yayınlıyorlar;
millî eğitimden türbana, cumhurbaşkanı seçiminden siyasi partilerin
kapatılmasına kadar her konuya müdahil oluyorlar. Millî Güvenlik
Kurulunda asker siyaset yapıyor, hem de en üst derecede bunu yapıyor. Hâlbuki,
Atatürk, İttihat ve Terakki Kongresi’nde siyasete karışmanın orduyu zayıflatacağı
ve politika yapmak isteyenlerin üniformalarını çıkarmalarını dile getirmiştir. Yeni Anayasa’da
Millî Güvenlik Kurulunun mutlaka kaldırılması gerekir. “AB’ye uyum” adı altında
sadece genel sekreterlerin sivil olması gibi MGK Genel Sekreterliği Yasası'nda
değişiklik yapmak yeterli olmaz. MGK kalkmadan, askerin siyasetten kışlaya
dönmesi söz konusu olamaz. Mesela, Askerî Ceza Yasası'nın 148'inci maddesine
göre, siyasi telkinde bulunmak bir suçtur. Bugüne kadar siyasi telkinde
bulunanlar ve siyasi açıklamalar yapanlar hakkında ne tür bir soruşturma
açılmıştır? Diğer ülkelerde de millî güvenlikle ilgili kurullar var ancak onlar
sadece dış güvenlikle ilgili kurullardır. Bizdeki gibi özelleştirmeden millî
eğitime kadar her işe karışmazlar. Bizdeki Millî Güvenlik Kurulu, siyasetin
üretildiği, siyasi çözümlerin tartışıldığı bir yer. Asker burada bir siyasi
parti gibi çalışıyor. Askerin siyasete müdahalesi ittihat ve terakki
geleneğinin bir devamıdır. 1905'ten beri ordu siyasete müdahale ediyor. Mustafa
Kemal, ordunun siyasetin dışına çıkmasını ancak 1960 darbesine kadar
önleyebilmiştir ve Millî Güvenlik Kurulu 61 Anayasası'yla hayatımıza girdi,
71'de güçlendi ve 82 Anayasası'yla siyasetin belirleyeni oldu. Askerin siyasete
karışması nasıl Birinci Dünya Savaşı'nda bir felakete yol açmışsa, cumhuriyet
tarihi boyunca yaptığı müdahalelerle çok partili siyasal yaşamın sekteye
uğramasına ve siyasal yaşamın güdük kalmasına neden olmuştur. Siyasetimizin en
temel çıkmazı, askerî vesayet rejimi görüntüsünden kurtulamamamızdır. Değerli
milletvekilleri, öyküyü bilirsiniz, Konfüçyüs öğrencileriyle birlikte Thai Dağı'nın eteklerinde gezinirken ağlayan bir kadın
görür. Öğrencilerinden biri kadına neden ağladığını sorar. Kadın: "Çok acı
çekiyorum, bu çevrede bir kaplan var. Önce kaynatamı parçalayıp yedi, sonra kocamı, şimdi de oğlumu öldürdü."
der. Konfüçyüs söze karışır ve "Öyleyse, niçin bir başka yere
gitmiyorsun?" diye sorar. Kadın şu ilginç cevabı verir: “Çünkü burada
insanlara baskı yapan bir devlet yok.” der. O zaman, bilge Konfüçyüs,
öğrencilerine şunları söyler: “Kadıncağız haklı çocuklarım, baskı yapan
devletler kaplanlardan daha korkunçtur. Bunu hiç unutmayınız.” Hukuk devleti,
devletin kendisini hukukla sınırladığı, hukukun en üstün değer olduğu, hak ve
özgürlüklerin devletin bir ihsanı değil tanınıp güvence altına alındığı
devletin adıdır. Çağımızda az devlet, çok hukuk diye özetlenebilen hukuk
devletinin hukuk çoğaldıkça devletin meşruluğu ve saygınlığı da artar. Avrupa ilerleme
raporlarında -aşağı yukarı hepsinde- Güvenlik Siyaset Belgesi’nin Parlamentoda
tartışılmaması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyaset üzerindeki etkileri konusu
eleştiriliyor. Avrupa Birliğinin bu konudaki hassasiyeti neden
kaynaklanmaktadır? Bu soruyu ancak gözlerimizi dünyaya çevirerek yanıtlayabiliriz.
Dünya genelinde
yaşanan deneyimler açıkça ortaya koymaktadır ki, ordunun politize
bir niteliğe sahip olduğu ülkelerde demokrasi, gelişme, hatta kimi zaman nefes
alma olanağını bile bulamamıştır. Politize bir orduya
sahip olan Şili’de Pinochet, 1973 yılında
gerçekleştirdiği bir darbeyle Allende'yi devirip
yönetimi ele geçirmiştir. Politize bir ordusu olan
Arjantin, 24 Mart 1976’da yapılan bir darbeyle iktidara taşıyan askerî darbenin
izleri otuz yıl sonra dahi silinememiş durumdadır. Yine, askerî darbe deyince
akla gelen ülkelerden birisi de Yunanistan’a baktığımızda görüyoruz ki, darbe
sırasında bu ülkenin ordusu da politize bir ordu
durumundaydı. Değerli vekiller,
Türkiye, hepimiz biliyoruz ki, bir darbeler ülkesidir; 27 Mayıs darbesi, 12
Mart darbesi, 12 Eylül darbesi. Fakat daha da kötü olanı, Türkiye siyaset
geleneğinin askerî otoritelere hep bir kurtarıcı gözüyle bakmasıdır. Solcular
27 Mayısı olumlu bulurken, sağcılar 12 Martı olumlu bulmaktadırlar.
Türkiye’deki darbeleri ve anayasal süreçleri, oldukça saplantılı bir biçimde,
19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Fransa’daki süreçlere benzetenler bile var.
Bu anlayış, sivil siyaset alanlarının askerî müdahalelere hep açık oluşuna bir
meşruiyet kazandırmaktadır. Artık farkına
varılmalıdır ki darbenin iyisi ve kötüsü olmaz. Bir ülkede darbe olasılığı ve
askerî otoritelerin siyaset alanına örtük ya da açık
müdahaleleri söz konusuysa, o ülkede demokratikleşme ve sivilleşme sürekli
tehdit altındadır. Türkiye’de,
hâlihazırda askerî otoriteye ülkenin temel siyasetini belirlemesinde tayin
edici rolü veren kurumların başında şüphesiz ki Millî Güvenlik Kurulu
gelmektedir. Ordu, Millî Güvenlik Kurulu kanalıyla ülkenin temel siyasetinin
belirlenmesinde etkin bir rol almakta, bu uygulamalara yönelik karar ve
davranışlarda bulunmaktadır. Türkiye’de Millî Güvenlik Kurulu uygulamaları,
devlette hâkim olan siyasi kültürün derin izlerini taşımaktadır. Millî Güvenlik
Kurulu, ilk kez 1961 Anayasası’yla anayasal bir kurum hâline getirilmiştir.
Türkiye’yi bu tür bir kurum arayışına götüren faktörler, sadece iç siyasal
gelişmeler ve dengeler değildir. Bunların yanı sıra dış dinamikler ve
konjonktürün de MGK’nin doğmasında önemli rolleri
olmuştur. Pek çok ülkede esas niteliği “bilgi verme organı olma” özelliğini katbekat aşan MGK, “millî güvenlik” kavramının sınırlarını
zorlayan kararlar aldığı yönünde eleştiriler hep tazeliğini korumuştur. Türkiye tarihine
baktığımızda da 60, 71 ve 80 müdahalelerinin, toplumsal değişimin getirdiği
talep artışının ve kargaşanın, siyasal krizi sistemik
krize soktuğunu görüyoruz. Zaten, Türkiye’de Millî Güvenlik Kurulunun tarihine
baktığımızda, MGK’nin yetki ve işlerlik alanının her
darbede biraz daha genişletilmiş, 12 Eylül darbesi sonucu çıkarılan Anayasa’yla
da neredeyse her şeye müdahale etme erkiyle donatılmış olduğunu görüyoruz. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; günümüzde birçok ülkede ulusal savunma ya da ulusal güvenlik konularında yürütme organına yardımcı
olan ve ona danışmanlık hizmeti sağlayan organlar bulunmaktadır. Kurul tipi
örgütlenen, kurul, konsey veya komite olarak adlandırılan ve işlevleri ülkeden
ülkeye farklılıklar gösteren bu organlar özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan
sonra yaygınlaşmıştır. Savaş sonrasında ABD Ulusal Güvenlik Konseyinin, ulusal
güvenlik kurullarının yaygınlaşmasında öncü rol oynadığı kabul edilmektedir. Türkiye’de 61
Anayasası döneminde önce 30 Mayıs 1949 tarih ve 5399 sayılı Yasa’yla kurulmuş
olan ve MGK’yle arasında kuruluş ve yetkiler
bakımından benzerlik bulunan Millî Savunma Yüksek Kurulu bulunmaktaydı. Bu
kuruluşun kuruluş amacı ilgili kanunun 1’inci maddesinde devlet işlerinin en
başında gelen topyekûn millî savunma görevlerini
yerine getirmek olarak belirlenmiştir. Yerleşmiş bir kadrosu ve uzmanları
olamayan ve yalnız millî savunma işleriyle görevli olan bu kurul 1949 yılından
1961 yılına kadar elli civarında karar almıştır. Kurulun yapısı ve işleviyle
ilgili dört özelliği dikkat çekmektedir. Bunlar: Kurulun anayasal değil yasal
düzeyde oluşu, adının “millî güvenlik” değil “millî savunma” olması, kurula
askerî üye olarak sadece Genelkurmay Başkanının katılması ve bunun yanında çok
sayıda sivil bakanın bulunması. Bugün, fiilî
durum itibarıyla askerlerin sistem üzerindeki vesayetini meşrulaştıran, askerî
vesayeti yasal kisveye büründüren bir aygıt olarak kabul edilebilecek olan MGK’nin geçirdiği evrimde ülkede yaşanan askerî darbeler ve
müdahaleler belirleyici olmuştur. Kurul 60 yılındaki askerî darbeyi izleyen
dönemde çıkarılan 61 Anayasası’yla kurulmuş, 71 askerî müdahalesiyle bazı değişikliklere
uğramıştır. Ancak asıl radikal dönüşüm 1980 darbesini izleyen dönemde çıkarılan
82 Anayasası’yla olmuştur; kapsamına hemen her şeyin girebileceği “millî
güvenlik” olarak değiştirilmiştir. 61 Anayasası, Millî Güvenlik Konseyini yarı
askerî bir devlet konseyi olarak kurumlaştırmış, askerî bürokrasiyi
Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluyla beraber yürütmenin üçüncü başı hâline
getirmiş, bu yapı 1982 Anayasası’yla pekişmiştir. Kurul, silahlı kuvvetlerin
üst kademe komutanları ile yürütmeden sorumlu Cumhurbaşkanı ve bazı bakanları
bir araya getirmekte ve böylece silahlı kuvvetlerin siyasal sürece bir ölçüde
katılmasını kurumlaştırmakta ve meşrulaştırmaktadır. Bu hâliyle, MGK, askerî
bürokrasinin yürütme aygıtı içindeki ayrıcalıklı yerinin veya bir ölçüde devlet
yapısını militarize etmenin bir göstergesidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; “millî güvenlik” kavramıyla ilgili mevzuattaki bir
tanım 2945 sayılı MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu’nda mevcuttur. Buna
göre, millî güvenlik, devletin anayasal düzeninin, millî varlığının,
bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, kültürel ve ekonomik dâhil bütün
menfaatlerinin ve ahdi hukukun her türlü iç ve dış tehditlere karşı korunması
ve kollanmasını ifade etmektedir. Yasa koyucunun millî güvenlik konusunu bu
şekilde tanımlaması karşısında MGK’nin görev alanına
girmeyen konu kalmamış gibidir. Böylece, devletin millî güvenlik siyaseti adı
altında, esasen, devletin her alanı kapsayan devlet siyaseti ortaya
çıkmaktadır. Millî güvenlik kapsamının çok geniş tutulması, MGK’nin
genel oya ve siyasal parti rejimine karşı duyulan güvensizlik sonucu kurulduğu
tezini güçlendirmektedir. Böylece, Meclis, egemenliğini kullanan tek organ
değil, bu organlardan yalnızca bir tanesi konumuna düşürülmüştür. Millî Güvenlik
Kurulu, Hükûmetin ve Parlamentonun üstünde, devletin
kaderinde söz sahibi olan fakat hiçbir siyasal sorumluluk taşımayan bürokratik
bir üst kurum niteliğindedir. Devlet işleri esas olarak bu kurulda
yürütülmektedir. Ülkenin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve askerî her
türlü kararı önce burada alınmakta, Hükûmetin icraatı
bu Kurulda alınan kararlar doğrultusunda sürdürülmektedir. Uygulamada, kırk
yıla yaklaşan pratiğinde Millî Güvenlik Kurulu yalnızca sıkıyönetim, olağanüstü
hâl gibi iç güvenlikle ya da Çekiç Güç gibi dış
güvenlikle ilgili rutinleşmiş konularda tavsiye kararı almakla kalmamıştır.
Bugüne kadarki Bakanlar Kurulu tarafından eksiksiz olarak kabul edilen MGK
tavsiyeleri ekonomi, dış politika, eğitim, insan hakları, üniversite, akademik
çalışmalar gibi bütün konuları kapsamaktadır. İdarenin
bütünlüğü içinde mütalaa edilen Kurul bakanlıkların hiyerarşisine tabi olmadığı
ve istişari organ sayıldığı için, tüzel kişiliği
olmayan bir kuruluştur; hiçbir kurumun denetimine tabi olmadığı için de özerk
nitelikte kabul edilmektedir. Kurulun bu özerkliği ona serbestçe irade
oluşturma hakkı tanımakta, buna karşın tüzel kişiliği olmadığı için herhangi
bir sorumluluğu olmamaktadır. 3 Ekim 2001 tarih
ve 4709 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliği, Anayasa’nın 118’inci
maddesinde yer alan Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili düzenlemeleri de
kapsamaktadır. Son değişiklikle, Başbakan Yardımcıları ve Adalet Bakanı Kurula
dâhil edilmekle, Kurulun sivil toplam üye sayısı artırılmıştır. Millî Güvenlik
Kurulu, millî güvenlik siyasetinin belirleyicisi değil, Bakanlar Kurulunun, Hükûmetin genel siyaseti içinde… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Yıldız, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. BENGİ YILDIZ
(Devamla) – Anayasa’nın 125’nci maddesinin birinci fıkrasında “İdarenin her
türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” hükmü gereği, gizliliği
ortadan kaldıran işlemlerin bağımsız yargı tarafından denetlenmesi de mümkün
olabileceğinden, söz konusu düzenleme olumlu bir gelişme olarak kabul
edilmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; siyasal literatürde egemen “istisnaya karar veren”
biçiminde tanımlanmaktadır. Bu ise kendi hukuk sistemini askıya alabilen, bu
güce sahip olanın egemen olduğu anlamına gelmektedir. Mevcut anayasaları
ayaklar altına alan, üç darbeyle iki buçuk anayasa yapan, bunu da İç Hizmet
Kanunu’na dayandırma rahatlığını kendinde gören gücü sorgulayabildik mi?
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” diyen, cumhuriyeti kuran Gazi
Mustafa Kemal’dir. Yine, “Asker siyasete karışmamalıdır. Siyaset yapmak
isteyenler üniformalarını çıkarıp öyle siyaset yapsınlar.” diyen de Mustafa
Kemal’dir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yıldız. BENGİ YILDIZ
(Devamla) – Mustafa Kemal’in bu isteklerinin egemen olduğu bir Meclis ve
Türkiye dileğiyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN –
Demokratik Toplum Partisi Grubu adına ikinci söz, Sayın Şerafettin
Halis, Tunceli Milletvekili. Buyurun Sayın
Halis. On beş dakika
süreniz var. DTP GRUBU ADINA
ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet
İşleri Başkanlığının 2008 mali yılı bütçesiyle ilgili Demokratik Toplum Partisi
Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İnsanın manevi
dünyasının temel ögelerinin başında din gelir. Bugün
bütçesini görüştüğümüz Diyanet İşleri Başkanlığının görevi, dinle ilgili
sorunları çözmektir. Bir başka görevi de insan için bu kadar önem arz eden
dinler ve inançlar arasında diyaloğu, hoşgörüyü ve
barışı sağlamak olmalıdır. Bu, o inançlara ve inanç sahiplerine duyulan
saygının bir gereğidir. Diyanet İşleri
Başkanlığını tüm inanç gruplarına eşit mesafede durarak çalışmasını
yürütebilecek bir yapıya kavuşturmak da bizlerin görevidir. Bu da demokratik,
laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın gereğidir. Anayasa’nın 2’nci maddesi
“Türkiye Cumhuriyeti… demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” dese
de, cumhuriyetten günümüze laiklik hep bir sorun olarak var olagelmiştir.
Laikliği dinsizlik olarak görenler ile laikliği sadece din ve devlet işlerinin
birbirinden ayrı tutulması olduğunu söyleyenlerin arasındaki kör dövüş, siyaset
ve toplum sahnesinde hiç eksik olmamıştır. Laikliğin din ve
vicdan ve kanaat özgürlüğü olduğunu, bu özgürlüğün devlet tarafından teminat
altına alınarak, farklı din ve inanç gruplarına karşı eşit mesafede durulması
yönü algılanmamış ya da algılanmak istenmemiştir. Ülkemizde var
olan laiklik sorunu, Orta Doğu, İran-İslam coğrafyasının yaklaşık son otuz
yıllık konjonktüründen daha da beslenmiş, özellikle de son Cumhurbaşkanlığı
seçimi ardından daha da ürkütücü bir hâl almıştır. Öyle ki bu ürkütücülük,
siyasal literatürümüze geleceğe, vahamet sayılabilecek “mahalle baskısı”
kavramını kazandırmıştır. AK Partinin
iktidarlaşmasıyla beraber, kendisini sınırlı alanlarda gösteren dinsel motifli
bu hareketlenmeler, Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen akabinde, yaşamın her
alanında daha cesaretli bir şekilde boy vermeye başlamışlardır. Bu gelişmeler,
ister istemez ülkemizde, başta Aleviler olmak üzere farklı inanç gruplarında ve
Türkiye'yi demokratik, aydın yarınlara taşımak isteyenlerde kaygı, hatta
korkuların doğmasına neden olmuştur. Anayasa’nın
10’uncu maddesi “Herkes, dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir.” der. Yine, 17’nci
maddede “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına
sahiptir.” diye yazar. Değerli
milletvekilleri, görevi din işlerini yürütmek olan Diyanet İşleri
Başkanlığının, içinde tüyü bitmemiş yetimin hakkının da bulunduğu milyarlarca YTL’yle telaffuz edilen bütçesinin görüşüldüğü bu oturumda,
bu kurumu Anayasa’nın belirttiği bu ilkeler ışığında irdelemek ve
değerlendirmek durumundayız. Ancak, bu irdeleme ve değerlendirmenin anlaşılır
olabilmesi için çok gerilere değil, tarihin orta ve yakın arka planında biraz
gezinmekte yarar olduğuna inanıyorum. Bilindiği gibi,
Türk ulus devleti, çok dinli, çok uluslu, Osmanlı imparatorluğundan doğar.
Osmanlıların kendi içindeki farklılıklara hoşgörüyle bakıldığı söylense de bu
genel bir doğrudur ancak Aleviler için geçerli değildir. Çoğu tarih
kitaplarının yazdığı kıyımlar bunun açık bir örneğidir. Geçmişte,
Osmanlıdan çok çekmiş olan Aleviler için genç cumhuriyet bir umut olur. Daha
Kurtuluş Savaşı günlerinde Hacı Bektaş Veli Dergâhı
aracılığıyla Alevilerin desteğini almış
olan Mustafa Kemal, Birinci Meclise, ne yazık ki, nüfusun yaklaşık üçte 1’ini
oluşturan Alevilerden çok az sayıda mebus alır. Bu, Alevilerin cumhuriyet
dönemi boyunca nasıl olması gerektiğinin ilk işareti gibidir. 1924 Anayasası’na
“Devletin dini İslamdır.” ibaresi konur. Bu, ister
istemez diğer inanç grupları karşısında Sünni İslam’a bir imtiyaz hakkı
doğurur. Oysaki, demokrasilerde devletin dini olmaz. 3 Mart 1924’te
yani hilafetin kaldırıldığı gün, o gün için laik bir sıfat yüklenmese de
Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur. O günün koşullarında irticai tehlikelere
karşı devlet gücüne dayalı görev yapması bir ihtiyaca cevapmış gibi görünse de
1937 yılında Anayasa’da yapılan düzenlemeyle laiklik ilkesinin benimsenmesinden
sonra da bu kurumun işlevinde bir değişiklik olmamıştır. Din işleri, Osmanlıda
olduğu gibi, yine devletin tekelinde kalır. Böylece, nevi şahsına münhasır bir
laiklik doğar. Genç cumhuriyet Alevilerin umutlarına karşılık vermez, bir
topluluk olarak onlara siyasi ve dinî düzlemde hiçbir ilgi göstermez. Alevilere
ait tanımlanabilecek davranış, imge ve söylem yoktur. Ancak, Osmanlı döneminden
kalma iftira, karalama ve hakaretler hep devam eder. Cumhuriyet edebiyatında bu
karalamalar konu edilir. Yakup Kadri’nin Alevilere ağır hakaretler eden “Nur
Baba” romanı onlarca roman ve benzeri yapıtlardan sadece bir tanesidir ki bu
roman, 12 Eylül sonrası hükûmetler döneminde Millî
Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda okutulması tavsiye edilen kitaplar
listesinde yer almıştır. Tek partili
dönemde, bırakınız Alevilere hak vermeyi, bu inanç topluluğu hep kuşkuyla
bakılan potansiyel bir tehlike olarak görülür. Cumhuriyet Halk Partisinin gizli
tuttuğu, 1949 yılında dönemin Maraş Milletvekili Hasan Reşit Tankut’un kaleme aldığı raporda, Aleviler arasında kök
salamadıkları yazılıdır. Bu, bir itirafname gibidir. Bir yıl sonra, 1950
seçimlerinde Alevilerin Demokrat Partiye yüzünü dönmeleri bu raporu doğrular
durumdadır. Değerli
milletvekilleri, çok partili sisteme geçiş ikinci bir
umut dönemecidir. Çok partili sistemle birlikte, ne hikmetse Aleviler birden
değer kazanır. Buradaki değeri tırnak içinde söylediğimi ayrıca belirtmek
istiyorum. Partiler bu kesim üzerinde yarışa girerler. Burada çok önemli bir
saptamanın altını da çizmek istiyorum: Bu yarış, Türkiye’de farklılıkların
siyasallaşma sürecini de açığa çıkarmıştır. Yarışa giren bu partiler, Sünni bir
söylemle Alevi bir söylemi bir türlü buluşturup sentezleyemezler. Bu zorlanma
üzerine Demokrat Parti ve daha sonra gelen ardılları, sağcı, Sünni bir söylemi
benimserler, tarikatlara göz kırpmaya başlarlar. Bu nedenledir ki yüzünü
Demokrat Partiye dönmüş Aleviler yön değiştirirler, yeniden Cumhuriyet Halk
Partisine gitmekten başka da çareleri yoktur zaten. Bu çaresizlik günlerinde
önlerine üçüncü bir umut dönemeci çıkar. 1960 darbesi. 61 Anayasası’nın konjonktürel mecburiyetten dolayı getirmiş olduğu kısmi
demokratik rahatlama sol siyasal partilerin ve grupların doğmasına yol açar.
Aleviler, tarihten gelen toplumsal kültürlerinden dolayı solu kendisine daha
yakın bulurlar. Sol cephede varlık göstermeye başlarlar. Bu, kırılma,
dökülme, ağır aksak giden süreçten sonra karşılarına çıkan 12 Eylül darbesi
Aleviler için dördüncü dönemeç olur ki, bu, sonu başından belli olan açık bir
yıkım sürecidir. 12 Eylülün iktidar ve iktidarlar üzerinde açık izlerinin
olduğu bir süreçte Alevi köylerine camiler yaptırılır, çocuklar zorla
imam-hatiplere ve benzeri kurslara gönderilir. Bu kitlenin yoğunluklu yaşadığı
alanlara Sünni İslam’ı yaymaya çalışan ikna heyetleri gönderilir. Askerî
talimatlarla bu bölgelere gönderilen bu gruplar Diyanet İşleri Başkanlığı
tarafından organize edilir. Geliyoruz bugüne.
Bazıları Aleviler ile Aleviliği, anlaşılması güç, sınırları zor çizilen bir
topluluk olarak gösterir. Doğruluk payı vardır. Devletin kararlı, tek tipçi
politikaları bu topluluğu istatistiki açıdan görünmez
ve kavranmaz kılmıştır. Örneğin, 1965 yılına kadar yapılan nüfus sayımlarında
beş inanç topluluğu tanımlanırdı: Müslümanlar, Hristiyanlar,
Yahudiler, dinsizler ve diğerleri. Hristiyanlar kendi
içinde Ortodoks, Katolik, Protestan ve Gregoryen
olarak mezheplere ayrılırken, Müslümanlarda böyle bir ayrım yoktur. Burada,
hiçbir kategoride Alevilik görülmediği için bu inanç grubu ya
dinsizler ya da diğerleri içinde algılanmaya
başlamış, yol açmıştır. Hristiyanlara, Yahudilere
verilen kısmi haklar Alevilere verilmemiştir. Neden verilmedi? İktidarlar
vermek istemedi de ondan. Çünkü, Osmanlıdan gelen anlayış buydu, bu anlayışı
kırmaya da hiç kimse yanaşmamıştı, yanaşmak istememişti. Şimdi iktidarda
AK Parti var. AK Parti birdenbire, durup dururken “Bayram değil, seyran değil,
eniştem beni niye öptü?” misali bir Alevi açılımı ortaya attı. Ortaya attı da
ne oldu? Kim inandı? Kimi inandırmaya çalıştılar? Doğrusu kimseyi
inandıramadılar, kimseye güven verici gelmedi. Keşke Aleviler güvenip
inanabilselerdi diyorum. Ancak, milyonlarla ifadesini bulan bu topluluk inanıp
güvenemiyorsa bunun çok açık ve somut gerçeklere dayanan nedenleri vardır. Geçmişi bir yana
bırakalım, AK Partinin içinden kopup geldiği geleneğe ve son on beş yıllık
iktidardaki yaklaşımlarına bakılırsa her şey daha net algılanır ve anlaşılır.
Sivas Madımak Otel, 37 insanın diri diri yakıldığı
olay, hiçbir yanı ve yönü gizli olmayan, cellatları ve kurbanları belli olan
bir vahşettir. Bu 37 sayısı daha çok da olabilirdi. Bu, insanları yakan güruhun
avukatlığına gönüllü talip olan Sayın Şevket Kazan, Refah Partisinin Adalet
Bakanlığı sırasında da bu güruhu cezaevinde ziyaret ederek cesaret ve umut
vermiştir. Celladın da savunma hakkı vardır, buna itirazımız yok ancak, böylesi
bir olayda ülkenin kaderinde rol alan, almak isteyen bir siyasi parti ve
siyaset aktörü varsa, ortada bir vahamet var demektir. Sayın Şevket
Kazan, eleştirilere, savsaklayan alaycı bir üslupla aynen şöyle cevap verir:
“Ben, Adalet Bakanlığı şapkamı çıkardım, vatandaş Şevket şapkamı takarak
cezaevine gittim.” der. Aynı Şevket Kazan bakanlığı döneminde, Alevileri ağır
hakaretlerle itham eder. Bunları Şevket Kazan’a sormak bir yana, Sivas
olaylarını yönlendirişli… Dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, milletvekili yapılarak partisi tarafından
ödüllendirilir. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – On sene geriden geliyorsun arkadaşım! ŞERAFETTİN HALİS
(Devamla) – Dinleyin! Dinleyin! Tarihi bilmek zorundasınız, dinleyin! BAŞKAN – Lütfen… ŞERAFETTİN HALİS
(Devamla) – AK Parti, eski geleneğinden muhalif bir ayrışma iddiasıyla gelmiş
olsa da Alevilere yönelik düşüncelerinde bir değişiklik olmaz. “Aleviler
Müslüman’sa camiye gitsinler, cemevleri cümbüş
evleridir.” diyen bir Başbakan, AİHM kararlarına rağmen ve AB İlerleme
Raporu’nda hiç düşmeyen, din derslerinin herkese zorunlu okutulmasındaki ısrar,
“İnançlarını Aleviler yazsınlar.” istemine karşı, “Biz, Ortodoksluğu Bartholomeos’a yazdırıyor muyuz ki Aleviliği de Alevilere
yazdıralım.” diyen bir Bakan ve Aleviliği satanistlikle
eş değer gören bir milletvekili. Bunlar,
AK Parti için verilmiş sadece birkaç örnek. Alevilerin böyle bir iktidara
güvenmeleri beklenebilir mi? Daha dokuz, on gün öncesine kadar bu partinin
yaklaşımı böyleyken ne oldu da birdenbire bir Alevi açılımıyla ortaya çıktılar?
Böyle bir açılıma doğrusu Türkiye’nin ihtiyacı var ancak, bu açılımın, laik,
sosyal bir hukuk devleti olmanın bir gereği için yapılmış olabileceği konusunda
ciddi kuşkularımız var. Basından
öğreniyoruz. Genel bir doğrudur, yayınlanan bir haberin tersi ilgili kişi ve
kurumlar tarafından söylenmedikçe, o yayın konusu doğru kabul edilir. Buradan
hareketle, AK Parti Genel Merkezinde, Başbakanlık odasının bulunduğu sekizinci
katta, Alevi milletvekili Sayın Reha Çamuroğlu’na,
Alevilikle ilgili çalışmasını yürütmek için bir oda veriliyor. Olabilir, buraya
kadar bir sorun yok. Gerisini Sayın Çamuroğlu’ndan
dinleyelim: “Muharrem ayında, iftara bin Alevi davet edilecek ve davette
Başbakan Sayın Erdoğan da bulunacak. Alevilik tüm yurttaşlarımızın problemidir.
Meseleyi sosyal bir mesele olarak ele alıyoruz, teolojik boyutuyla ele
almıyoruz.” Buraya kadar da her şey normal. Muhtemeldir ki tüm giderlerini AK
Partinin karşılayacağı bu iftar yemeğine çağırılacak bin kişinin kimler olduğu
sorulduğunda Sayın Çamuroğlu aynen şöyle diyor:
“Aleviliği İslam içi görenler davetlidir.” İşte, tam da bu noktada takke
düşüyor, kel görünüyor. Hani, Alevilik tüm yurttaşlarınızın problemiydi? Hani,
mesele, sadece sosyal bir meseleydi? ALAATTİN
BÜYÜKKAYA (İstanbul) – İslam dışı mı? ŞERAFETTİN HALİS
(Devamla) – Hani, sorunu teolojik boyutuyla ele almıyordunuz? Şimdi, bir de
toplumsal ve siyasal ahlak ve sorumluluk açısından soralım: Alevileri İslam içi
ve İslam dışı görme hakkını ve haddini nereden ve kimden alıyorsunuz? (DTP
sıralarından alkışlar) Bunu, bu toplumun barışı için, bu toplumun toplumlar
arası diyaloğu için önemle arz ediyoruz ve bir daha
söylüyoruz: Böyle bir haddi ve hadsizliği hiç kimse kendisinde görmemelidir.
(AK Parti sıralarından gürültüler) Bu, olsa olsa
siyasete tüccar mantığıyla bakan bir zihniyetin, bu inanç topluluğu içinde
pazarlanabilecek insanların da olabileceği üzerine yapılan bir tasniftir.
Söyleyelim: O binanın sekizinci katında yapılan pazarlama hesapları
tutmayacaktır. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Halis, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Rahatsızlık niye, niye rahatsızlık
duyuyorsunuz? AHMET YENİ
(Samsun) – Niye rahatsız oldunuz? ŞERAFETTİN HALİS
(Devamla) – Kısa tutacağım, zamanım olmadığı için, ister istemez size cevap
veremeyeceğim. Doğaldır ki
farklı inanç yapısına sahip böyle bir zihniyetle yaklaşan AK Partinin, yeni
anayasa oluştururken de aynı zihniyetle, bugünkünden daha da farklı olmayacak
bir anayasa yapmada ısrarlı olabileceklerinin doğurduğu kaygı ve kuşkudur. Değerli
milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, nasıl ki etnik, dinsel,
cinsel kimliğine bakılmaksızın yurttaşlardan toplanan vergilerle toplanıyorsa,
bu kurumun işlevini yerine getirirken de inanç kimlikleri ne olursa olsun -buna
dinsizler de dâhildir- her kesime aynı eşitlikte duracak demokratik bir
karakter kazandırmak için yeniden yapılandırılması zorunlu bir hâl almıştır. Bu yapılanmayla
herkesin eşit yurttaş hakları temelinde barış ve geleceğe güven içinde yaşaması
dileklerimle saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Halis. Sataşma nedeniyle
Sayın Reha Çamuroğlu’nun söz talebi vardır.
Kendisine, açıklık getirmek üzere, Sayın Hatibin sözlerine açıklık getirmek
üzere ve yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere üç dakikalık söz hakkı
veriyorum, ek bir süre tanımayacağım. Lütfen, buyurun
Sayın Çamuroğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar) FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Alevilerin hakkını korumak için mi söz aldı? NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Hayır, ismi belirtilerek şahsına sataşıldı. BAŞKAN – Lütfen
Hatibe müdahil olmayın, lütfen. VI.-
SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR 3.-
İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu’nun, Tunceli
Milletvekili Şerafettin Halis’in, konuşmasında şahsına
sataşması nedeniyle konuşması REHA ÇAMUROĞLU
(İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Değerli
milletvekili arkadaşlarım, sataşma nedeniyle söz almış bulunuyorum. Bu
vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Büyük bir
rahatsızlık yarattığımızı görüyoruz ve biz, bu rahatsızlıkları yaratmaya
maalesef devam edeceğiz, çünkü ülkemizin hayrı için çalışıyoruz, milletimizin
hayrı için çalışıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu ülkede hiçbir
arka bahçe bırakmayacağız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bütün bahçelerde
meyve yiyeceğiz, lokma yiyeceğiz, türkü çığıracağız. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Benden önceki
Sayın Konuşmacı Arkadaşımız, ismimi kullanarak, aslında beni açıklamaya davet
etti. Bu nedenle, kendisine teşekkürlerimi arz ederim. Biz, bu yemeği
bir Alevi inisiyatif olarak, bir düzenleme komitesi olarak bu iftar yemeğini,
bu matem yemeğini düzenliyoruz ve Sayın Başbakanımız burada mihmandır,
kendisi mihmanımız olacaktır. Bu yemek, bu iftar
yemeği Adalet ve Kalkınma Partisinin düzenlediği bir iftar yemeği değildir, bir
Alevi inisiyatifin düzenlediği bir yemektir. Bu nedenle, sivil ve özel olan bu
alana davetlerimizi biz istediğimiz kriterde, istediğimiz şekilde yaparız. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Biz, Aleviliğin
İslam içi olduğunu, bizlerin Müslüman olduğunu -bin yıldır olduğu gibi- iddia
eden, inanan insanlar olarak elbette ki davetimizi bu kriterle yaparız, bu
kriterden kalkarak yaparız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Fakat, Alevilikle
ilgili problemleri masaya yatırma, çözme noktasında, tabiidir ki, kendisini
Alevi olarak niteleyen bütün vatandaşlarımız muhatabımızdır. Bu alanı iki
şekilde ayırmak, vurgulamak zorundayız. Biz, bütün
millete hizmet vermek için buradayız, bu alanda ayrım yapmayız, ama özel ve
sivil bir davette, biz, kendi kriterlerimizi uygulama hürriyetine sahibiz. Bu konuya açıklık
getirmek için söz almış bulunuyordum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çamuroğlu. V.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER (Devam) A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam) 1.-
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (1/426) (S. Sayısı: 57) (Devam) 2.-
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim
Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına
Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay
Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58) (Devam) F)
BAŞBAKANLIK (Devam) 1.-
Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı G)
MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam) 1.-
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı H)
MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam) 1.-
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı I)
TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı İ)
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam) 1.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi 2.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN – Şimdi,
tasarının lehinde söz isteyen Sayın Ali Kul, Bursa Milletvekili. Buyurun Sayın
Kul. (AK Parti sıralarından alkışlar) Beş dakika
süreniz var. ALİ KUL (Bursa) –
Sayın Başkan, çok değerli milletvekillerim; 2008 mali
yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerinde lehte görüşlerimi
açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Geçen hafta, elim
bir uçak kazasında 56 kardeşimizi kaybettik. Dün, bu vatan için gözünü
kırpmadan hayatını feda eden bir yüzbaşımızı toprağa gömdük. Bu vesileyle tüm
şehitlerimizi, bugüne kadar bu vatan için hayatlarını feda eden tüm
şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Kadınlara seçme
ve seçilme hakkının verilişinin 73’üncü yıl dönümünü kutluyoruz. Bu vesileyle
bu hakkı lütfeden, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, hizmeti geçen
herkesi huzurunuzda minnet ve şükranla anıyorum. (AK Parti sıralarından “Bravo
Hocam” sesleri, alkışlar) Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri teşkilatı, cumhuriyetimizin ilk kurulan
müesseselerinden birisi. 1920 yılında kurulan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinde Şeriye ve Evkâf
Vekâleti adıyla bakanlık olarak yer almış, 1923’te kurulan cumhuriyet döneminde
de bu statü aynen muhafaza edilmiş, ancak 3 Mart 1924 tarihinde bakanlık vasfı
kaldırılmış, 429 sayılı Kanun’la Diyanet Reisliği olmuş ve akabinde de Diyanet
İşleri Başkanlığı adı altında günümüze kadar gelmiştir. Bugün bu güzide
teşkilatımızın dayandığı kaynak Anayasa maddesi 136… Bu vesileyle, bu güzide
teşkilatımızın başında gecesini gündüzüne katarak hiçbir ayrım yapmadan,
yaratılmışı da Yaradan’dan ötürü hoş görme toleransı içerisinde hareket eden,
başta değerli Başkanımız Profesör Doktor Ali Bardakoğlu
ve ekibine huzurunuzda teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Değerli
milletvekilleri, toplumu din konusunda aydınlatırken, dinin iki temel kaynağı
olan Kur’an-ı Kerim ve sünnete dayalı sağlam bilgiyi
esas almak, Müslümanların on dört asırlık dinî tecrübesini göz önünde
bulundurmak suretiyle, bunun yanında modern hayatı ve insanlığın ortak
birikimini göz ardı etmemek mecburiyetindeyiz. Yine, Diyanetin temel ilke ve
hedefleri doğrultusunda, din konusunda mezhep, anlayış ve uygulama ayrımı
yapmadan, vatandaşlık esasına göre hizmet sunmak, sürekli bilgi üretmek,
bilgiyi toplumla paylaşmak ve güncel sorunlar hakkında yerinde ve zamanında
açıklama yapmak, toplumun yarısını oluşturan kadınları din hizmetlerinin temel
öğesi olarak kabul etmek, kadın hakları, töre ve namus cinayetleri, kız
çocuklarına yönelik ayrımcılık, kız çocuklarının eğitimi, zorla evlendirilmesi
gibi konularda toplumsal bilinci oluşturmak. Adını söylerken şuna da temas
etmeden geçemeyeceğimiz, bakın, bugün Diyanet İşleri
Başkanlığı teşkilatımızda 7 tane il müftü yardımcımız var, bayan olarak, 234
tane bayan vaizemiz var, 62 tane din hizmetleri
uzmanımız var, bayan olarak ve yine 4/B statüsünde 6.286 Kur’an
kursu öğreticisi görev yapmaktadır. 2006 yılında
bayanlara yönelik olarak 5.975 vaaz yapılmış, 842 konferans yapılmış; 2007
yılının ilk altı ayında 3.031 vaaz, 324 konferans, 33 tane panel
düzenlenmiştir. Bu, memleketimizin mukadderatında bu memlekete sahip olacak
yavruları doğuran analara yönelik yapılan en güzel icraat değil de nedir? (AK
Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Sevgili
milletvekilleri, zamanımız kısa, şunu da arz etmek istiyorum: İslam’ın itikadi ve amelî ilkelerini özümsemiş, eğitim ve kültür
seviyeleri yüksek, kendisiyle ve toplumla barışık, beşerî ilişkilerde topluma
öncü, muhatabını anlayan, dinî sorunlarına pratik çözümler üretebilen, dinî ve
ilmî verileri birlikte kullanabilen söz ve davranışlarıyla örnek bir hayat … (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Kul, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın. ALİ KUL (Devamla)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. … sergileyebilen,
yani ruhunda rutubet olmayan, olduğu gibi gözüken ve yurt dışındaki
vatandaşlarımızın asimile olmadan, kendi öz
kimliklerine bağlı kalmalarına ve yaşadıkları topluma uyum içinde olmalarına
katkı sağlamak amacıyla bu teşkilatımız çok büyük gayret göstermektedir. Sevgili
milletvekilleri, bu vatan bizim. Hepimiz daha çok hizmet etmenin mücadelesini
veriyoruz. Ama öyle güzel bir ülkede yaşıyoruz ki, şair diyor ki: “Azıcık kurcala
toprakları, seyret ne çıkar… Dipçik altında
ezilmiş, parçalanmış kafalar! Bereden rengi
hüviyetleri uçmuş yüzler! Bembeyaz saçları
katranlara batmış dedeler! Göğsü baltayla
kırılmış memesiz valideler! İşte bunlar o
felaketzedelerdir ki, düşün, Kurumuş ot gibi
doğrandı bıçaklarla bütün!” Niçin? Bizim
için. Sevgili milletvekillerim, bu bütçenin milletimize, teşkilatımıza
hayırlı olmasını dilerken, diyanet teşkilatımızda görev yapan arkadaşlarımızın
özlük haklarının geliştirilmesi hususunda gayretlerinizi ve teşkilat yasamızın
çıkmasında gereğini umuyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kul. Sayın
milletvekilleri, Hükûmet adına, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Sayın Nazım Ekren ve Devlet
Bakanı Sayın Mustafa Said Yazıcıoğlu
söz istemişlerdir. İlk sözü Sayın
Nazım Ekren’e veriyorum. Buyurun Sayın
Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar) Söz süreniz yirmi
dakika. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Başbakanlık bütçesi ve Başbakanlığa bağlı birimlerle ilgili
bütçe görüşmeleri sırasında gündeme getirilen, ifade edilen bazı hususlarda
açıklama yapmak için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve sizleri en derin
sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Elbette, buradaki
konuşmaların, değerlendirmelerin ve ifadelerin yapıcı eleştiri ve katkı
içermesi özel bir önem taşımakta. Bu çerçevede, bizlere bu açıdan eleştiri ve
katkıda bulunan milletvekillerine de tekrar teşekkür ederim. Değerlendirmelerimi
bana ayrılan süre içinde, özellikle üç konuda yoğunlaştırmak istiyorum. Bir
tanesi ekonomik değerlendirmedir, bir diğeri hukuki değerlendirmedir ve son
olarak da siyasi değerlendirmeler konusunda Hükûmetimizin
kanaatlerini ve yaklaşımlarını sizlerle paylaşmak isterim. Değerlendirmelerimizde,
çatısı altında görüş alışverişinde bulunduğumuz, eleştirilerimizi ve
katkılarımızı sunduğumuz bu yüce Meclisin şahsiyetine ve kimliklerimize uygun
kavram ve ifadeler kullanmak zorunda olduğumuzu da bir kez sizlere ve
vatandaşlarıma hatırlatmak istiyorum. Ekonomik açıdan
yapacağım değerlendirmeler, özellikle CHP’li milletvekillerinin değindiği
ekonomik performans ve Türkiye ekonomisinde yaşanan son beş yıllık gelişmeler
konusunda olacaktır. CHP’li milletvekillerinin analiz ve değerlendirmelerinin
içeriğinin kullandıkları tanımlama ve suçlamalar taşıdığını şimdi sizlere arz
edeceğim. Kendi ifadeleriyle defolu, kifayetsiz ve yüzeysel değerlendirmeleri
aslında kendilerinin yaptığını biraz sonra size bazı rakamlarla da arz etmiş
olacağım. Elbette birçok
rakam söylenebilir, çok değişik detaylar da verilebilir, fakat CHP’li
milletvekillerinin Türk lirası kullanmak gerekir, aşırı değerli döviz
konusundan hareketle, kolay anlaşılmasını sağlamak için, ekonomideki yerleşik
kanaatlerin yanlış olduğunu vurgulamak için üç tane temel göstergeden bahsetmek
istiyorum. Bunlardan bir
tanesi, kişi başına düşen gelirdir. İkincisi, kişi başına düşen toplam borçtur.
Üçüncüsü, kişi başına düşen toplam kamu borcudur ve son olarak da, yine, kişi
başına düşen sabit sermaye yatırımlarıdır. Şimdi ifade
edeceğim bütün rakamları Türk lirası olarak ifade ediyorum, herhangi bir yanlış
değerlendirmeden, iç ve dış konjonktürün ortaya çıkarttığı yine yanlış
yorumlamalardan uzak kalması amacıyla. 2002 yılında
3.950 olan kişi başına düşen gelir, YTL cinsinden, 2006 yılı sonunda 7.890
olmuştur. Aynı dönemde kişi başına toplam kamu borcu 4.016’dan 6.293’e, kişi
başına kamu borcu 3.689’dan 4.996’ya, kişi başına toplam sabit sermaye yatırımı
da 682’den 1.693’e çıkmıştır. Sizlere arz
edeceğim en çarpıcı tablo şu: Kişi başına düşen gelire oranla kişi başına
toplam borç azalmıştır. Azalma seviyesi 1,02’den 0,80’dir. Aynı şekilde, kişi
başına düşen gelire oranla kişi başına kamu borcu da azalmıştır, azalma oranı
0,93’ten, 0,63’e. Benzer şekilde kişi başına düşen gelire oranla, kişi başına
düşen sabit sermaye yatırımı da artış göstermiştir, 0,17’den, 0,22’ye. Değerli
milletvekilleri, “Türkiye’de gelirin artmadığı, kamu borçlarının azalmadığı ve
yatırımın yapılmadığı…” şeklindeki taraflı, yanlı ve haksız ifadelerin Türk
lirası cinsinden sizlere sunduğum bu tablodan sonra bir daha gündeme
getirilmeyeceğini de temenni ediyorum. İkinci önemli
nokta; TMSF ile TMSF’den sonraki bankaların durumuyla
ilgili yapılan değerlendirmedir. Bu konuda da, yine Sayın Başbakanımızın dün,
yani görüşmelerin Meclisteki birinci gününde, Meclise takdim ettiği tabloyu
yanlış okumamak lazım. Orada vurguladığı temel husus; süreçlerin gelişme
aşamasından daha çok, TMSF’ye aktarılma kararının
alındığı tarihteki hükûmet ve o tarihtir. Dolayısıyla,
burada daha önce işlenmiş, daha önce devam eden bazı finansal
olmayan, etkin olmayan karar ve uygulamalarının sonuçlarının bu tarihe gelmiş
olmasını tartışmak ayrı bir konudur. Ama, özellikle şunu belirtmek lazım:
Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde 5020 sayılı Kanun geçmişe dönük olarak
tahsil edilemeyen bu tür bütün alacakların tahsilini eskiye mukayese
edilemeyecek şekilde hızlandırmıştır. Dolayısıyla, TMSF’yi
yorumlarken ya da TMSF’ye
aktarılan bankaları değerlendirirken, geçmişte alınmış kararların da -eğer
siyasi irade istiyor ise, aldığı bir kararla- tahsilatı hızlandırabileceğini de
sizlerle paylaşmak istiyorum. Hukuki açıdan
şunu söylemek lazım: Seçilmiş ve atanmış her bireyin seçilme ve atanma süreci,
görev, yetki ve sorumluluğu, denetimi, yargılanması, mahkûmiyeti ve aklanması
cumhuriyetimizin yürürlükteki yasal çerçevesi içinde başlamakta ve
neticelendirilmektedir. Yine, Sayın
CHP’li milletvekillerinin, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Başbakanımıza, kamu
görevlilerine yönelik ifadelerini bu açıdan haksız, çirkin ifadeler olarak
görüyor, yakıştıramadığımı da özellikle belirtmek istiyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Kaldı ki, bu tür bir yorumlama ve değerlendirmenin,
sadece muhatap aldıkları kişileri değil, bu süreci yöneten ve denetleyen kişi
ve kurumları da töhmet altında tuttuğunu unutmamak ve gözden kaçırmamak
gerekir. Bunu aslında,
demokrasimizi sindiremeyen, demokrasinin halkımızın, toplumumuzun her kesimine
yaygınlaşması ve bunların katılımının sindirilemediği, buna alışık olunamadığı
ve tahammül edilemediğinin de bir işareti olarak gördüğümü sizlerle paylaşmak
isterim. Siyasi olarak da
yapacağım son değerlendirme, yine, özellikle CHP’li milletvekillerinin
kullandığı kavramlarla ilgili olacaktır. Özellikle “parti memuru” -parti
ifadesi- “müstemleke ülke” “menfaat ilişkileri” gibi kavramlar, bunu kullanan
vekillerimizin bireysel ve kurumsal bilgi birikimi, tecrübe ve uygulamalarının
da bir yansıması olarak görüyorum. Siyasi ahlak ve
yetkinliğin ölçüsünden ve bunu kimin belirleyeceğinden bahsederken, tek
kriterin ve belirleyicinin halkımız olduğu açıktır. Özellikle 22 Temmuz
seçimleri ve referandum sonucunun da bu açıdan değerlendirilmesinin önem
kazandığını, yine sizlere arz etmek istiyorum. “Biz aldatan ve aldatılan
olmadık ve olmayacağız.” prensibimizin halkımız tarafından çok açık bir şekilde
onaylandığını da gösteren bir tablodur. Son olarak, Millî
Güvenlik Kuruluyla ilgili ya da Millî İstihbarat
Kuruluyla ilgili genel bir değerlendirmemizi de sizlerle paylaşmak isterim. Her
sektörde olduğu gibi, kamuda da, devlette de karar alma ve uygulamalarda veri
ve bilgi derleme ve toparlama, değerlendirme işlevi, yani istihbarat, son
derece önemli ve hayati bir fonksiyondur. Küreselleşmenin ve lokalleşmenin
farklı boyutlar kazandığı, rekabet ve tamamlayıcılığın önem kazandığı bir
ortamda bu konuda gerekli duyarlılığı göstermek elbette kamunun temel
görevidir. Kamunun yargı, yürütme ve yasama sürecinde bireylerin, firmaların,
toplumun ve devletin her alanda ve her seviyede güvenlik ve savunma konseptini oluşturması ve yerine getirmesi kaçınılmaz bir
görevdir. Her alanda olduğu
gibi, demokratikleşme, hukuksal yapımızı muasır medeniyet seviyesinin üzerine
çıkarma hedefimiz evrensel standartları yakalama ve bunu korumada önemli yol
gösterici hedefimiz olacaktır. Bu vesileyle yüce
Meclisi tekrar saygıyla selamlıyor, bütçemizin hayırlara vesile olmasını
temenni ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Hükûmet adına ikinci söz, Devlet Bakanı Sayın Mustafa Said
Yazıcıoğlu’na aittir. Buyurun Sayın Yazıcıoğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar) DEVLET BAKANI
MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
huzurlarınıza, özellikle bazı değerli milletvekili arkadaşlarıma cevap vermek amacıyla
değil, ilave bilgiler sunmak ve bazı yanlış bilgileri düzeltmek amacıyla gelmiş
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlarım, TİKA’yla ilgili bir dönem mukayesesine
girecek değilim. Çünkü mukayese, benzer, birbirine benzer veyahut da birbirine
yakın iki şey arasında olur. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan, birisi yukarıda
birisi aşağıda iki şey mukayese edilmez. 2002’ye kadar olan dönem içerisinde
bazı maddeler burada sayıldı, yapılan icraatlar sayıldı. Şimdi ben burada,
2003’ten bu yana yapılmış olanları saymaya kalksam birkaç saatinizi alırım.
Onun için, böyle bir saymaya kalkacak değilim. Ancak burada şunu da ifade etmem
gerekir: O dönemlerde birkaç milyon dolar olan TİKA’nın
bütçesi bugün 100 milyon dolarları aşmışsa iki dönem arasında mukayese yapmanın
hiçbir anlamı olmaz. Onun için böyle bir alt alta sıralamaya girmeyelim, bu
konuları burada gündeme getirenler mahcup olur, öyle bir niyetim de yok. Değerli
arkadaşlarım, burada dendi ki: “TİKA’nın hizmetleri
konusunda herhangi bir politika değişikliği mi söz konusu?” Bir politika
değişikliği söz konusu değil. TİKA, imkânlarına paralel genişleyen, faaliyet
alanı bütün dünyaya yayılan bir kuruluşumuz hâline gelmiştir. Türk dünyası ve
akraba topluluklarına yapılan proje ve faaliyetlerde öncelik devam etmektedir,
burada bir değişiklik söz konusu değildir. 2006 yılında en çok yardım alan
ülkeleri sıraladığım zaman şöyle bir tablo çıkar: Azerbaycan, Ukrayna, Kırım,
Afganistan, Kırgızistan, Makedonya, Arnavutluk, Gürcistan, Kazakistan, Kosova,
Özbekistan. 2006 yılında gerçekleştirilen 1.440 proje ve faaliyetin 727’si
Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinde, 550’si Balkanlarda gerçekleştirilmiştir.
Dolayısıyla, TİKA, kuruluş amacına uygun faaliyetlerine bütün hızıyla devam
etmektedir. Azerbaycan’a uygulanan proje sayısı da, bu arada, 132’dir. Burada söz konusu
edilen hususun Afrika’ya açılım olduğunu ben tahmin ediyorum. Bu, TİKA’nın yasası gereği yaptığı bir faaliyettir. TİKA’nın kuruluş yasası, 4668 sayılı kuruluş Yasası’nda,
TİKA, başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak
üzere -biraz önce ifade ettim oralara yapılan hizmetleri- bir de gelişme
yolundaki ülkelerin kalkınmasına yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur diye
kuruluş kanununda ifade edilir. Dolayısıyla, bu Türk ve akraba topluluklarının
dışında, kalkınmakta olan ülkelerin, gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmasına
da yardımcı olmak TİKA’nın yasal görevleri
arasındadır, Afrika’ya bu kapsamda açılınmıştır. Değerli
arkadaşlarım, uluslararası rekabet çok kızışmıştır ve zorlaşmıştır. Türkiye,
bilindiği gibi, 2008 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici
üyeliğine adaydır, bir seçim yapılacaktır. Dolayısıyla, uluslararası rekabetin
kızıştığı bu ortamda, her türlü imkânı deneyerek ve Afrika’daki gerçekten çok
zor şartlar altında yaşayan insanlara da yardım elini uzatmak amacıyla orada üç
ofis açılmıştır. Bu ofisler çerçevesi içerisinde o kıtaya da yardım
yapılmaktadır. Afrika’yla olan ilişkilerimiz son dönemde önemli gelişmeler
kaydetmiştir. Bütün dünya ülkeleri Afrika’yla olan ilişkilerini günden güne
geliştirmektedirler. Dün, İstanbul’da III. Türk-Afrika Uluslararası
Kongresi’nin açılışını yaptık. Yani, artık, Türkiye büyük bir devlet değerli
arkadaşlarım, her kıtada faaliyetleri var, her kıtada yaptığı hizmetler var.
TİKA da buna paralel olarak hizmetlerini elbette geliştiriyor. Bildiğiniz gibi,
Diyanet İşleri Başkanlığımız da 2006 yılında Afrika ülkeleri dinî kurumlar
toplantısı düzenlemiş ve Afrika’daki hizmetlere büyük oranda katkı sağlamıştır.
Ermenistan’a
yardım konusu burada gündeme getirildi. Değerli arkadaşlarım, Ermenistan’dan
Türkiye’ye iltica eden bin civarındaki mülteciye, Türkiye Cumhuriyeti
devletinin ilgili kurumları tarafından, iaşe, ibate ve geri gönderilmelerine
matuf yardımlar yapılmıştır, insani yardım yapılmıştır. Bu, OECD kriterlerine
göre teknik ve insani yardım olarak değerlendirilir, adlandırılır, her ülkenin
bir yükümlülüğüdür. Ermenistan’a doğrudan yapılan bir yardım kesinlikle söz
konusu değildir. Aynı dönemde Azerbaycan’a 37 milyon dolarlık yardım
yapılmıştır ve bu, en çok yardım yapılan ülkeler kapsamına sokmuştur
Azerbaycan’ı. Bunun dışında
Suriye’de, Irak’ta faaliyet gösterilmektedir. Suriye’de, özellikle ve pek çok
ülkede Türkoloji alanında çalışmalar yapılmaktadır. Bugün, Moğolistan’dan
Yemen’e kadar yirmi iki ülkeye Türkoloji konusunda yardım ve destek yapılmıştır
ve yapılmaya da devam edilmektedir. Suriye’de olsun, Irak’ta olsun -bunları
burada sayacak değilim, başta da ifade ettiğim gibi zamanımız buna yetmez-
Türkoloji Projesi olmak üzere diğer pek çok konuda Telafer’de
Kerkük Türklerine imkânlar ölçüsünde tüm yardımlar yapılmaktadır. Sonuçta, bu
yardımlar sonucunda, OECD değerlendirmelerine göre Türkiye, yükselen donörler yani bağışçılar arasında zikredilmektedir, Türkiye’nin
ismi artık yükselen donörler arasında geçmektedir. Bu sonuç, TİKA’nın
çalışmaları sonucu elde edilen bir sonuçtur, büyük oranda TİKA’nın
çalışmaları sonucu elde edilen bir sonuçtur. Ahıska Türkleriyle ilgili geçenlerde yapılan bir konuşmaya, gündem dışı
konuşmaya cevap vermek amacıyla o konuda da biraz bilgi vermiştim, ama tekrar
burada gündeme geldi. Ahıska Türkleriyle ilgili
gereken her türlü yardım ve destek, değerli arkadaşlarım, sağlanmaktadır. Ahıska Türklerine yapılan yardım kolay bir yardım değildir,
zor bir yardımdır, çünkü Ahıska Türkleri dünyanın pek
çok değişik ülkelerine yayılmışlardır. Dolayısıyla, bu kadar yaygın bir
coğrafyada hizmet vermenin zorluğunu takdirlerinize sunuyorum. Ama, bütün buna
rağmen, ana vatanlarına dönüş konusunda çalışmalar hızla yürütülmektedir. Kırım
Tatarları için uygulanan projelere benzer proje ve faaliyetler Ahıska Türkleri için de gündemdedir, yürütülmeye devam
edilmektedir. Diyanet İşleri
Başkanlığıyla ilgili bir iki hususa temas edip huzurlarınızdan ayrılacağım.
Tabii ki, yasa konusu burada gündeme geldi. Elbette, yasa konusu Diyanet İşleri
Başkanlığının en önemli sorunudur. Ama, çalışmalarımız bitmiştir. Bütçeden
sonra, inşallah en kısa sürede, huzurunuza gelecek ve sizlerin tasvipleriyle bu
büyük kuruluşumuz çok daha efektif hizmet verebilecek, çok daha uygun şartlarda
hizmet verebilecek bir yasaya inşallah kavuşacaktır. Eksik kadrolardan
bahsedildi. Tabii, Diyanet İşleri Başkanlığının yıllar boyunca büyük oranda
kadrolarında eksiklik olmuştur. Ayrılan görevlilerin yerine yeni kadro
verilmemiştir. Dolayısıyla, aşağı yukarı 13 bin civarındaki eksiklik bugün 2
binlere düşmüştür; geçen Hükûmet döneminde, 59’uncu Hükûmet döneminde özellikle, 2 binlere kadar düşmüştür. Bu
konuda, o dönemin sorumluluk alan Devlet Bakanı Değerli arkadaşım Mehmet
Aydın’a ve Diyanet yetkililerine burada teşekkür etmek istiyorum. Aşağı yukarı
önemli miktarda boşluk azalmıştır. Önümüzdeki dönemde bu mevcut boşlukların da
giderilmesi konusunda çalışmalarımız devam etmektedir. Kadro konusunda elbette
sıkıntı vardır. Kadro konusundaki sıkıntıyı, inşallah, sizlerin de desteğiyle,
zamanı gelince aşmaya çalışacağız. 4/B ve 4/C’yle ilgili hususlarla ilgili… Değerli arkadaşlarım, 2008
yılında bu iş düzeliyor. 4/C’ler 4/B’ye geçirilmek suretiyle bu hususlar yoluna girmiş olacak.
Bu konuyla ilgili duyurular yapıldı ve işlemler başlatılmıştır. Burada bir kısım
şeyler ifade edildi; ezan sesisin kısılması, işte “Hak din İslam’dır.”
ifadesinin hutbelerden çıkarılması gibi hususlar. Değerli arkadaşlar, bunlar
defalarca dile getirildi ve Diyanet İşleri Başkanımız da defalarca bunları
yalanladı. Bütün bunlara rağmen, yine, belli zamanlarda, belli şekillerde
bunlar gündeme getiriliyor. Seçim ortamında bunları biz çok dinledik. Artık
seçim ortamını geride bıraktık. Ama, artık, lütfen, bu tür aslı olmayan
ifadeleri bırakalım, daha ciddi yaklaşımlarla, daha derli toplu fikirler ortaya
atarsak kurum açısından da ülkemiz açısından da çok daha istifadeli olur. Hristiyanlık, misyonerlik faaliyetleriyle ilgili bir şeyler söylendi. Bu
konuda, burada, konuşmaya vaktimiz müsait değil. Değerli arkadaşlar,
misyonerlik, bunlar, tabii, Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde, ülkemizin
yaptığı bir kısım yasal düzenlemeler sonucu bu noktaya gelindiği kastediliyor
bu ifadelerle. Ancak burada, bunu söylemek durumundayım. Tabii, önemli bir
konudur bu konu, fakat bu konunun, artık, yasaklamalarla, yasal bir kısım
düzenlemelerle, bunların, bu tür eylemlerin önüne geçme
imkânı yoktur. İletişimin akıl almaz bir noktaya geldiği çağımızda, bir şeyleri
yasaklayarak, bir şeylerin üstünü örterek bunlarla mücadele imkânı çok geride
kalmıştır. Bunlarla mücadeledeki anahtar cümle, Diyanet İşleri Başkanlığı
görevlilerinin, mensuplarının eğitim seviyesini en üst düzeye çıkarmaktır,
onları bilgili, donanımlı kılmaktır. Diyanet İşleri Başkanlığının bununla
ilgili faaliyetlerini biliyorsunuz OKTAY VURAL
(İzmir) – Diyanet politikası değil Sayın Bakan, Hükûmet
politikası. DEVLET BAKANI
MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Devamla) – Estağfurullah, ben, herhangi kimseyi
suçluyor değilim. OKTAY VURAL
(İzmir) – Diyaneti tenzih ediyoruz, Hükûmetin, bu
konudaki politikaları… Elbette misyonerlikle ilgili, Diyanetimize atfedilecek
bir kusur yoktur herhâlde. DEVLET BAKANI
MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Devamla) – Hükûmetin bu
konudaki politikalarında bir aksaklık yoktur Sayın Vural. Yani Hükûmetimiz, Avrupa Birliği bağlamında bir kısım yasal
düzenlemeler yapıyor, bunların, bunlara yol açtığını ifade etmek istiyorsunuz
ama değil. Ben, size işin özünü söylüyorum burada. Bakınız, önemli olan, yüce
dinimizin, her şeyden, her inançtan üstün olduğuna inandığımız yüce dinimizin
prensiplerinin, toplumumuza, insanımıza en iyi şekilde verilmesidir, olayın özü
burada yatar. Diyanet İşleri Başkanlığımız da zaten, bunu sağlamak amacıyla
-onu ifade için söyledim- mensuplarının eğitim seviyesini üst düzeylere
çıkarmak için yıllardan beri uyguladığı projeyi başarı ile devam ettiriyor.
Dolayısıyla, önemli olan kalitedir, insanlara sunumdur. Derme çatma bilgileri
insanlarımız almaz, onlara verilen kaliteli bilgileri alır, şayet onları onlara
verirseniz. Dolayısıyla, bu konu uzun boylu tartışılabilecek bir konudur ama bu
kadarla burada iktifa edeyim. Dinler arası diyaloğa atıfta bulunuldu, kendi insanımızla diyalog
kurmanın da önemli olduğu söylendi. Doğrudur, elbette, önemli bir tespittir,
doğru bir tespittir. Burada, tabii, Alevi vatandaşlarımızla ilgili hususlar
dile getirildi bu bağlamda. Ben, Antalya Milletvekilimiz Sayın Atila Emek Bey’in ve DTP sözcüsü Sayın Halis’in dile
getirdiği konularla ilgili bir iki hususa temas etmek istiyorum, fazla uzatmak
niyetinde de değilim. Değerli
arkadaşlarım, Alevi vatandaşlarımızla ilgili, son günlerde, son haftalarda,
“yeni bir açılım” ifadesi etrafında, bir kısım tartışmalar cereyan ediyor. Bir
yerde bir sorun varsa onun çözümüyle ilgili çalışmalar yapmak, hem
milletvekillerinin hem de hükûmetlerin görevidir. Bu
çerçevede, son haftalarda konunun tartışılmasını ben olumlu değerlendiriyorum.
Bu noktada siyaset yapmak, doğru ve uygun bir davranış değildir değerli
arkadaşlar. Kim ne biliyorsa, bu konunun çözümüyle ilgili, kim ne biliyorsa,
onu ortaya koymak durumundadır, çünkü burada bir sorun var, bu sorunun
varlığını hepimiz kabul ediyoruz, bunu çözmek durumundayız. Bunu çözmek için,
herkes, el birliğiyle, olumlu, pozitif katkılarını ortaya koymak durumundadır.
Bu tür inanç konularını, siyasi bir kısım düşüncelere bağlayarak ifade etmek
doğru değil, bunların dışında bu işleri ele almamız lazım. Böyle yaparsak
şayet, çözüm çok daha kolaylaşır. Dolayısıyla, son haftalardaki tartışmaları bu
çerçevede görüp olumlu katkı vermek gereğine inanıyorum. Bir defa daha, Plan
Bütçe Komisyonunda ifade ettiğim hususun altını çizerek burada tekrar ifade
etmek istiyorum. Değerli
arkadaşlarım, bizim, kimseyi etkileme, değiştirme ve dönüştürmeye niyetimiz
yok. Bizim endişesini taşıdığımız şey, ulaşmak istediğimiz nokta, herkesin,
kendi düşüncesi ve inancı içerisinde, bu ülkede mutlu yaşamasını temin
etmektir. Bunun için, gerek Alevi vatandaşlarımızla ilgili olsun gerek diğer,
hangi kesimle ilgili olursa olsun, kendi düşünce yapısı içerisinde, bu ülkede
huzurlu ve mutlu yaşaması temel hedefimizdir. Dolayısıyla, bu konuyla ilgili
yapılabilecek olan bütün katkıları saygıyla karşılarız, takdirle karşılarız,
çözüme katkısı olur düşüncesiyle yaklaşır ve onları değerlendiririz. Diyanet İşleri
Başkanlığımız, zaten, bu konuda -Bütçe Plan Komisyonunda da ifade etmiştim-
gerekli bir kısım çalışmaları başlatmıştır. Alevi vatandaşlarımızın
kendilerinin de onayı alınmak suretiyle, itibar ettikleri temel kaynaklar
basılmak suretiyle onların istifadelerine sunulmuştur. Herkesin istifadesine
sunulmuştur, herkesin yararlanabileceği kaynaklardır; Alevi’si, Sünni’si,
herkesin yararlanabileceği kaynaklardır bunlar. Bunların dışında başka faaliyetleri
de vardır. Bütün bunlardan
hedef, bu vatandaşlarımızın da, ülkemizde, kendi inançları içerisinde mutlu bir
şekilde yaşamalarını sağlamak. Çünkü, ülkemizde mutsuz veyahut da sıkıntılı
insan oldukça hepimiz sıkıntı duyarız, hepimiz sıkıntı çekeriz. Zamanında belki
bu vatandaşlarımıza biz bir elbise biçmeye çalıştık, ama elbise uymadı,
uymadığını gördük. Şimdi, birlikte, hep birlikte yeni bir elbise dikip onların
da huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamalarını sağlamak temel görevimizdir. Taşra
teşkilatıyla ilgili bir kısım sıkıntılar burada dile getirildi. Tedavi
giderleriyle ilgili, elektrik, su ve yakacak giderlerine dair biriken borçlar
yedek ödenek tertibinden karşılanacaktır. Bununla ilgili gerekenler
yapılmıştır. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde bu ödemeler başlayacaktır. Yapılan bir kısım
misyonerlik faaliyetleri karşısında kitap ve Kur’an-ı
Kerim dağıtımı konusu gündeme geldi. Değerli
arkadaşlar, ücretsiz kitap ve Kur’an-ı Kerim dağıtımı
58’inci, 59’uncu ve 60’ıncı Hükûmet döneminde yapılan
bir uygulamadır. Daha önce pek yapılan bir uygulama değildi. Rakam olarak -çok
fazla detaya girmeden-2003 ile 2007 yılları arasında 15 milyon YTL’lik ve sayı olarak da aşağı yukarı 10 milyona yakın
kitap dağıtımı yapılmıştır. Bu hizmet de yapılmaya devam edilmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; her hükûmet kendi döneminin
şartlarına ve imkânlarına göre hizmetler vermiştir. Herkesin bu ülkeye hizmeti
ve katkısı vardır. Hizmet veren herkesten Allah razı olsun. Hizmet aynı zamanda
bir yarıştır. Her dönemin şartları farklıdır, imkânları farklıdır. Biz iddia
ediyoruz, diyoruz ki, geçen dönemlerde yapılan hizmetleri birkaç kat katlayarak
geçen hükûmetler döneminde yaptık ve bu Hükûmet döneminde de yapmaya devam edeceğiz. Bu hizmet
yarışının objektif dökümü herkes tarafından yapılabilir. Devletin kayıtları,
belgeleri herkese açıktır. Herkes müracaat ettiği zaman ne zaman ne yapılmış
onun kesin kaydını alabilir. Nihai değerlendirmeyi zaten tarih yapacaktır. Ben, burada, bu
vesileyle, katkıda bulunan tüm milletvekillerimize
teşekkür ediyorum, olumlu eleştirileri mutlaka dikkate alınacaktır. Bu vesileyle,
hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Tasarı aleyhinde,
Sayın Hüseyin Mert, İstanbul Milletvekili. Buyurun Sayın
Mert. (DSP sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakika. HÜSEYİN MERT
(İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; Başbakanlık ve
bağlı kurumların 2008 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinize,
şahsım ve Demokratik Sol Parti adına saygılar sunuyorum. Değerli
arkadaşlar, dün, Sayın Maliye Bakanını, Sayın Başbakanı ve biraz önce de sayın
bakanlarımızı hep birlikte dinledik. Şüphesiz anlattıklarından anladıklarımız
da oldu, fakat anlayamadıklarımız da oldu. Örneğin ekonomide her şeyin iyi
gittiğini anladık, ancak, her şeyi iyi giden ekonominin neden hâlâ borcunun
yükseldiğini bir türlü anlayamadık. Tüm varlıklarımızı hızla ve başarıyla
sattığımızı anladık, ancak, neden ortada hâlâ bir yatırım olmadığını ve buradan
elde edilen paraların nereye gittiğini anlayamadık, neden hâlâ Türkiye’nin bir
numaralı sorununun işsizlik olduğunu anlayamadık. Bizler
birbirimizi anlayamadık, ancak, Dünya Bankası bazı şeyleri anlamış. Bakın,
yoksul nüfus, adaletsiz gelir dağılımı, çocukların kötü beslenmesi, çocuk
ölümleri, ilkokuldan mezun olma oranları ve doğumda anne kayıpları gibi
istatistiklerde Cezayir, Sri Lanka, Jamaika, İran, Kırgızistan, Malezya, Kenya,
Moldavya, Moğolistan gibi ülkelerin gerisinde kaldığımızı, yani, saydığımız
konularda ülkemizin sınıfta kaldığını ve bu göstergelerin hangi ekonomik
gelişmişlik seviyesinde olduğunu Dünya Bankası anladı, biz anlayamadık. İşte, bu
gerçeklerin ışığında 2008 yılı bütçesini yapıyoruz. Burada Başbakanlığın
bütçesi, genel bütçe artış oranının hemen hemen
aynısı kadar. Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesi yaklaşık 2,5 katı kadar
artmış. Millî İstihbarat Teşkilatımız ve MGK Genel Sekreterliğimizin bütçeleri
ise geçtiğimiz yıla göre bırakın artmayı, geçen yıla
göre daha da düşük kalmış, azalmıştır. Tabii, bu son
derece doğaldır, çünkü, Büyük Orta Doğu Projesi Başkanıyla Büyük Orta Doğu
Projesi Eş Başkanının arasında geçen konuşmalar, Sayın Başbakanımızın kendi
deyimiyle mahrem olan konuşmalar, sanıyoruz ki, MİT ve MGK Genel Sekreterliği
tarafından da tam olarak paylaşılamadı, çünkü, basından izlediğimiz kadarıyla,
bu görüşmelerin kriptoları, yani tutanakları dahi tutulmamış. Tabii, tutanak
altına alınan görüşmelerde, Amerika Birleşik Devletleri, Irak’ın kuzeyi ve
PKK’yla ilgili birtakım istihbarat desteğini Türkiye’ye vereceğini söylemiş.
Bunlar tutanak altında tabii ki. Terörle mücadele
konusunda istihbarat hizmetlerini Amerika Birleşik Devletlerinin istihbaratına
emanet etmiş durumdayız. Zaten, artık sorun, büyükelçilerin, büyükelçiliklerin
kahvaltı ve akşam yemekleri sofralarında tartışılır hâle gelmiştir. Artık, gönül
rahatlığıyla, ülkenin tüm stratejik kurumlarını özelleştirdiğimiz gibi, Millî
İstihbarat Teşkilatını da özelleştirebiliriz. Avrupa Birliğinin isteğiyle
lağvettiğimiz Psikolojik Harekât Dairesi gibi, sivilleştirdiğimiz MGK’yı da
tamamen ortadan kaldırabiliriz. Özelleşen MİT de “Eşi çarşaflıdır.” ihbarı
yapılan yönetici adaylarının gerçekten evli mi, yoksa bekâr mı olduğu
araştırmalarını yapar diye düşünüyorum. Sayın Başkan,
değerli arkadaşlar; Diyanet İşleri Başkanlığı bu sene de genel bütçeden payını
yeterince almış gördüğüm kadarıyla. Genel bütçe artış oranının yaklaşık 2,5
katı kadar bir artışla, 2 milyar YTL’lik bir pay
almakta. Şüphesiz ki,
insanımızın, bütün insanlarımızın ibadet ihtiyaçlarını sonuna kadar karşılamak
durumundayız. Yalnız, konu ibadet olduğunda iki tane tespiti yapmak
durumundayım: Birincisi, bu kuruluşun bütçesinin, kadrosunun büyüklüğü ve
personelinin özel yapısı Hükûmetin bu kurum üzerinde
çeşitli bakanlıklara çok rahat personel aktarmasına olanak sağlamaktadır. AKP hükûmetleri döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı emrinde
çalışmakta iken diğer kurumlara yatay geçiş yapan
personel sayısı 1.978'dir. Aynı dönem içerisinde açıktan atama yöntemiyle 10.004
personel kuruma alınmıştır. Bir yandan açıktan atama yöntemiyle kuruma personel
alacaksınız, diğer yandan yüzde 20'si gibi hiç küçümsenmeyecek bir personelin
başka bir kuruma geçiş yapmasını sağlayacaksınız. Bu,
en hafif deyimiyle devlette kadrolaşabilmek için Diyanet İşleri Başkanlığını
bir geçiş noktası olarak kullanmak demektir. Bir diğer önemli
tespitse bana göre şudur: Bildiğiniz gibi Anayasa'mızın 136'ncı maddesi Diyanet
İşleri Başkanlığına, laiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşüncelerin
dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek görev
yapmak sorumluluğu vermiştir. Diğer yandan, Anayasa'nın 10'uncu maddesi,
herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep
ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin eşit olduğuna hükmetmektedir. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir
dakika ek süre veriyorum Sayın Mert, lütfen tamamlayın. HÜSEYİN MERT
(Devamla) – Hepimiz Türkiye'de bir gerçeği biliyoruz ve zaman zaman da dile getiriyoruz. Alevi yurttaşlarımız bu ülkede
kendi ibadet gereksinimlerini kendi ibadet yöntemleriyle karşılamakta
zorlanmaktadırlar. Son günlerde ortaya atılan -biraz önce Sayın Bakanımız da
bahsetti, projenin sahibi Sayın Milletvekili Arkadaşımız da bahsetti- bir proje
söz konusu. Basından izleyebildiğimiz kadarıyla bu, Hükûmetin
projesiymiş gibi gösterildi, ancak aynı Anayasa taslağında olduğu gibi bir Hükûmet üyesi ya da AKP'li bir yönetici arkadaşımız tarafından sahiplenilmedi. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Bunu o arkadaşla konuşsanız daha iyi olmaz mı? HÜSEYİN MERT
(Devamla) – Eğer Hükûmetin gerçekten böyle bir niyeti
varsa hiç zaman geçirmeden cemevlerinin ibadet ve
kültürel yönlerinden tanımını yapmalı ve Türkiye'deki ibadet yerlerine sağlanan
hakları cemevlerine de sağlamalı diye düşünüyorum.
Böyle bir adım Alevi yurttaşlarımız tarafından sorunun gerçekten ve kalıcı
olarak çözülebileceğine dair bir iyi niyet yaklaşımı olarak algılanacaktır diye
düşünüyorum. Ben bütçenin
hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Mert. Sayın
Milletvekilleri, ikinci turdaki görüşmeler tamamlanmıştır. Şimdi sorulara geçiyoruz. On beş dakika
sürenin yedi buçuk dakikası sorulara, yedi buçuk dakikası cevaplara
ayrılmıştır. Sayın Aslanoğlu… FERİT MEVLÜT
ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, ben, Diyanet İşleriyle ilgili… Sayın Bakanım,
demin konuştunuz. İnanç konularını çözmek siyasetçinin görevi değildir. Bu görev
Diyanet İşleri Başkanlığının görevidir. Yeni bir elbise dikmek hakikaten bize
yakışmıyor. “Yeni elbiseyi dikmek” tabirini, inanın, Alevi Bektaşi vatandaşlar
adına hakikaten kabullenemiyorum. Yeni elbiseyi ancak Alevi Bektaşi vatandaşlarımız
kendileri dikerler. Ülkemizin bölünmez
bütünlüğü, ülkemizde yaşayan tüm vatandaşlarımızın millî birlik beraberliği
için, tüm vatandaşlarımızın inanç özgürlüğü için, geçtiğimiz
beş bütçede burada oturan Sayın Bakan, Diyanet İşleri Başkanlığının temel yasasının,
şu andaki mevcut cemevlerinin ibadet yeri sayılmayacağına
ve Alevi vatandaşlarıma yardım edilemeyeceğini söyledi. Demin bahsettiniz
“Yasayı değiştiriyoruz.” dediniz. Bu yasada cemevleri
ibadet yeri sayılacak mı, Alevi vatandaşlarımız Diyanet İşleri Başkanlığının
bütçesinden yararlanacak mı? Bu soruyu çok açık ve net soruyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Uslu...
CEMALEDDİN USLU
(Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Benim sorum Diyanet
İşleri Başkanlığıyla ilgili olacak. Sayın Bakanım, Ortodoks
Rum Patriğinin ekümenlik iddiaları karşısında ne düşünmektesiniz?
Diğer taraftan, Patrikhane etrafındaki arsaların el değiştirdiği bilinmektedir.
Orada bir Vatikan oluşturma gayreti mi vardır? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?
Ayrıca, Alevi vatandaşlarımızı
azınlık olarak nitelendiren AB raporuna “dengeli ve olumlu” diyen Başbakanın bu
ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Doğru… Yok. Sayın Paksoy… MEHMET AKİF PAKSOY
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. Sayın Bakanım, Sayın
Başbakanımız, hepimizin bildiği gibi, çocuklara oyuncaklar, para, hediye dağıtmakta,
fakir ziyareti adı altında, televizyon kameraları eşliğinde gösterişli bir şekilde
gıda poşetleri dağıtmaktadır. Bunların bedelini kendileri mi karşılıyor, Adalet
ve Kalkınma Partisinden mi karşılanıyor, yoksa devlet bütçesinden mi karşılanıyor?
Eğer devlet bütçesinden karşılanıyorsa hangi kalemden karşılanıyor? 2007 yılında
bugüne kadar yapılan harcama ne kadardır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Vural… OKTAY VURAL (İzmir)
– Sorum: Millî İstihbarat Teşkilatının misyonerlik faaliyetleriyle ilgili herhangi
bir raporu olmuş mudur? Kendisini “muhafazakâr demokrat” adlandıran bir iktidar
beş altı yıldır iktidardadır. Ama, bu dönemde özellikle misyonerliğin artması,
kiliselerin artması ahlaki değerlerin yozlaşması anlamında cinsel istismar ve
müstehcenlik suçlarının artmasını, bu altı yıllık muhafazakâr iktidar dönemiyle
nasıl bağdaştırıyorlar? Bir diğer sorum
da, Sayın Bakan “yüce dinimizin esaslarını öğretmek” dediler. Millî Eğitim Bakanlığı
kitaplarında bazı ayetlerimizin içerisinden bazı hükümlerin çıkartılmasını acaba
nasıl karşılıyorlar? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Orhan… AHMET ORHAN (Manisa)
– Teşekkür ederim. Şahsıma da hediye
edilmiş olan, Diyanet teşkilatının hazırlayıp yayınladığı “Kur’an
Yolu” adlı beş ciltlik tefsir kitabında diğer peygamberler konusunda bugünkü İncil
ve Tevrat’ı kaynak göstereceğini hiçbir Müslüman tahmin edemezdi. Yüce Peygamberimizden
önce gelmiş olan tüm peygamberlerle ilgili bütün ayetlerde “Bakınız Levililer, Matta, Luka, Yuhanna” denilerek dipnot verilmesi tefsir alanında İslam
dünyasında bir ilktir. Bu, Kur’an tefsirini okuyan
Müslüman’ı, Hristiyanlığa yönlendirme veya sempati
gösterme değildir de nedir? Yoksa mevcut İncillerin ve Tevrat’ın hak olduğu mu
düşünülmektedir? Bu tefsiri akademisyenler yazdı. Olabilir. Okuyup inceleyenler
bunu nasıl fark etmezler? Yoksa bu dipnotu koyanlar bahsettiğim kitapları kaynak
göstermeseler yüce kitabımız Kur’an’ın dedikleri, mesajı
yeterince inananlarda etki yaratamaz mı demek istediler? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Çalış... HASAN ÇALIŞ (Karaman)
– Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Aracılığınızla Sayın
Bakanımdan öğrenmek istiyorum. Sayın Başbakanın Özel Kalemine 2006 yılı bütçesinde
27,1 milyon YTL ödenek tahsis edilmiş, daha sonra 250,9 milyon YTL’ye yükseltilmiş, harcama ise 249,5 milyon YTL olmuştur.
Yine 2007 bütçesinde 31,8 milyon YTL ödenek öngörülmüş, Ağustos 2007 itibarıyla
158,9 milyon YTL harcama yapılmıştır. 2008 bütçesinde ise 30,9 milyon YTL ödenek
öngörülmüştür. Görüldüğü üzere,
bütçeyle verilen başlangıç ödeneklerinin 10 katına varan harcama yapılmıştır.
Başbakanlığın mali durum raporunda bu harcamaların görev harcaması olduğu belirtiliyor.
Bahsedilen görev nedir? Bu harcamaların ayrıntıları nelerdir? Niye ödenek ayrılırken
düşük gösterilip sonunda ödenek artırma ihtiyacı hissedilmiş, öğrenmek istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın
Torlak… DURMUŞALİ TORLAK
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan, AKP Hükûmeti iktidar dönemi olan beş yıllık süreçte kaç kişiyi
Başbakanlık müşavirliğine atamıştır? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Sayın Büyükataman… İSMET BÜYÜKATAMAN
(Bursa) – Teşekkür ediyorum. Geçen hafta eski
MİT Müsteşarı Sönmez Köksal bir gazeteye verdiği mülakatta MİT’in kontrespiyonaj çalışmalarının zayıf olduğunu söyledi. Ayrıca,
yabancı istihbarat elemanlarının ülkemizde cirit attığına dair değerlendirmeler
ve haberler medyamızda zaman zaman yer almaktadır. Bu
çok vahim tehlikeyle ilgili Hükûmetimiz bir tedbir almayı
düşünmekte midir? Ayrıca, Irak’ın kuzeyinden kaynaklanan ülkemiz güvenliğine ve
bütünlüğünü bozmaya yönelik bölücü faaliyet ve saldırılarıyla ilgili istihbarat
çalışmaları yetersiz olduğu için mi Amerika Birleşik Devletleri’nden katkı talebinde
bulunulmuştur? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Sayın Enöz… MUSTAFA ENÖZ (Manisa)
– Sayın Başkanım, Diyanette taşra teşkilatı ödenek yokluğu sebebiyle elektrik,
su ve kira bedellerini ödeyememektedir. Bu sebeple, mahkemelerce bu bedeller gecikme
faiziyle birlikte ödenmesi talep edilmektedir. Bu kabil borçlar ne kadardır? Bu
konuda ne gibi tedbirler aldınız? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Zaman doldu. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, daha başlar başlamaz ben söz aldım… Yani, böyle bir şey olur mu
efendim? (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
Genç… KAMER GENÇ (Tunceli)
– …Devleti iflas ettirmişler… BAŞKAN – Sayın
Genç lütfen dinler misiniz. Buradan defalarca Meclisi yönettiniz ve bu cihazla
olduğunu biliyorsunuz. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Milletvekillerini konuşturmamak olmaz. Biz buraya konuşmak için geldik. Millet
açlıktan, sefaletten kırılıyor. BAŞKAN – Anladım
da… Elektronik sisteme girenlerin hepsine çok hızlı hızlı
söz vermeye gayret ettim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Bakın… BAŞKAN – Evet,
şimdi cevapları alalım. DEVLET BAKANI MUSTAFA
SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Kısaca şöyle cevaplayayım:
Sayın Aslanoğlu “İnanç konularını çözmek siyasetçinin
işi değil.” dediler. Elbette, ilgili kurumlar konu üzerinde çalışıyorlar, ama
siyasetçi ülkede sorun olan her şeyin çözümüne katkıda bulunmak için elinden gelen
gayreti de gösterir, düşüncesini de ifade eder; bunda yadırganacak bir husus
yok. Yasa’da, Diyanet
İşleri Başkanlığı Yasası’nda, değerli arkadaşlarım, yasa mezhep ve meşrep üzerine
yapılan bir yasa değil, hazırlıklar o şekilde yapılmıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı
Yasası, ülkemizde yaşayan herkesin dinî vecibelerini, dinî görevlerini, din konusundaki
sıkıntılarını giderebilecek bir üslup içerisinde çalışılıp hazırlanıyor. Biz
mezhep ve meşrep bağlamında bir hazırlık söz konusu değil. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Yalnız, hiçbir şey… DEVLET BAKANI MUSTAFA
SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Uslu… Sayın Uslu… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Bakan, siz devam edin, dikkate almayın onu. BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen… Sayın milletvekilleri… Sayın Bakan, lütfen
devam edin. DEVLET BAKANI MUSTAFA
SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Uslu ekümeniklik konusunda
düşüncelerimi sordu. Ekümeniklik konusu, değerli arkadaşlar,
burada birkaç cümleyle ifade edilebilecek bir husus değil. Dolayısıyla, ilgili
arkadaşımızla her zaman her yerde bunu konuşup tartışabiliriz, yazılı olarak sorarsa
ona da cevap verebiliriz. Ancak şu kadarını ifade edeyim: Yani, dünyadaki Ortodokslar,
altı civarında Ortodoks merkezi, bir iki istisna hariç, İstanbul’daki Ortodoksluk
Patriğini eşitler arasında birinci olarak görürler. Bu onların kendi sorunudur,
ama biz… Zaten, laik bir hükûmet herhangi bir ruhani
paye verme yetkisine de sahip değildir. Kendi aralarındaki tasnifler de bizi
çok fazla ilgilendirmiyor. Alevilikle… Zannediyorum,
Sayın Başbakanla ilgili söylenen husus da din dersleri aleyhine açılan bir davayla
ilgili -çok iyi algılayamadım- sanıyorum ondan bahsetti arkadaşımız. Orada çıkan
karar da, derslerin verilmesiyle değil de, muhtevasıyla, içerikle ilgili, müfredatla
ilgili bir karardı. Onun üzerine, ben de aşağı yukarı benzer ifadeyi kullandım.
Yani, çok önemli bir şey değil. “Muhtevayla ilgili, içerikle ilgili, müfredatla
ilgili düzenlemeler her zaman yapılabilir.” şeklinde bir ifadem olmuştu benim
de. Sanıyorum o kastedildi. Çok da net kavrayamadım. Sayın Vural, bazı
ayetlerden bazı hükümlerin çıkarılması konusunu seçimlerden önce çok dinledik,
çok broşürlerde de yazıldı, ama burada ifade edeyim… OKTAY VURAL (İzmir)
– Millet onaylıyor mu yani? DEVLET BAKANI MUSTAFA
SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Bir dakika… Madem sordunuz, cevap veriyorum şimdi size. Bir: Din Kültürü
ve Ahlak Bilgisi kitabından… ERTUĞRUL KUMCUOĞLU
(Aydın) – Sinirlenme Sayın Bakan. DEVLET BAKANI MUSTAFA
SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sinirlenmiyorum. Din Kültürü ve Ahlak
Bilgisi kitabındaki bir ifade. Orada, kelimeitevhit
ve kelimeişehadeti anlatıyor. Kelimeitevhit
dediğimiz “La ilahe illallah”, kelimeişehadet “La ilahe illallah, Muhammeden
Resulullah.” Şimdi, bir tarafı bırakıyor, öbürünü alıyor,
diyor ki: “Bakın, buradan bu çıkmış.” Hâlbuki, orada bir kavram ifade ediliyor,
bir kavram anlatılıyor. Yani, kelimeitevhit diye bir
kavram var, onu anlatıyor. O da “La ilahe illallah”tır, o kadardır. Kelimeişehadet de arkasından geliyor, fakat o alınmıyor,
öbürü alınıyor, diyor ki: “Bakın, bunun yarısı gitti.” İki: Kur’an’dan dualar. Bir ünitenin başlığı “Kur’an’dan dualar.” Şimdi, Kur’an’da
dua ayetleri vardır, ama onlar çoğu zaman çok uzundur. Uzun bir ayetin içinde
sadece dua kısmını almış, örnek olarak onu oraya koymuş, onun içinde başka unsurlar
da var. Ondan sonra deniyor ki: “Bakın, bu çıkmış.” Değerli arkadaşlar,
bunlar uygun davranışlar değil. Üçüncü husus: Bu
kitaplar, bu hükûmetlerden önceki dönemde çıkarılan
kitaplardır ve biz bu kitapların yanlış olmadığını, savunadurduk seçim esnasında.
Yani, sizlerin veyahut da daha önceki dönemlerde basılan kitaplardaki ifadelerin… OKTAY VURAL (İzmir)
– Ben yeni kitaplardan size örnek göndereyim de… DEVLET BAKANI MUSTAFA
SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – …yanlış olmadığını biz uzun süre anlatmaya çalıştık.
Şimdi de aynı şeyi söylüyorum. OKTAY VURAL (İzmir)
– Ben, size yeni kitaplardan örnek göndereyim de nelerin çıkartıldığını belki
tavzih edersiniz. DEVLET BAKANI MUSTAFA
SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Gönderin, tavzih edilmesi gereken husus varsa, hiç
çekinmem tavzih ederim. Teşekkür ederim. Biraz önce de ifade
edildi. Ben Değerli, Sayın Bakanıma da vakit bırakmak açısından… Elektrik, su
borçları… Biraz önce ifade ettim, dolayısıyla orada da cevaplamış oldum. Teşekkür ediyorum
Sayın Başkan. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
sorulardan dolayı özellikle teşekkür ederim. Gerçekten de bizim için önem arz
eden sorular soruldu. Ben, vakit elverdiği ölçüde cevaplamaya çalışacağım. İlk olarak, benden
sonraki konuşmacının ifade ettiği, BOP Eş Başkanlığı konusuna açıklık getirmemiz
gerekir. Sayın Başbakanımızın böyle bir sıfatı ve böyle bir görevi yok, onu öncelikle
belirtmem lazım. İkinci önemli nokta, konuşmamda hızla geçmiş olmama rağmen… MUHARREM VARLI
(Adana) – Anlaşılmadı Sayın Bakan, orası anlaşılmadı. DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – Sayın Başbakanımızın BOP Eş Başkanlığı
görevi yoktur, onu ifade etmek istiyorum. MUHARREM VARLI
(Adana) – Kendi ifadesi Sayın Başbakanın. OKTAY VURAL (İzmir)
– Görevden aldınız mı? DEVLET BAKANI VE
BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – İkinci önemli husus, yatırımlar ve
istihdam konusundaki yanlış rakamlardır. 2002-2006 dönemini kapsayan süre içinde,
özel sabit sermaye yatırımları yüzde 208 artmış, istihdam ise 21 milyon 354’ten
23 milyon 548’e çıkmıştır. 59’uncu ve 60’ıncı Hükûmet
dönemlerinde, 11 adet Başbakanlık müşaviri atanmıştır. Sayın Başbakanımızın ziyaretlerinde
verdiği hediyeler için Başbakanlık bütçesinde herhangi bir ödenek ayrılmamıştır.
Diğerlerine de yazılı
cevap vereceğim. Tekrar teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Şimdi, sırasıyla
ikinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi
hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza
sunacağım. Başbakanlık 2008
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07
- BAŞBAKANLIK 1.–
Başbakanlık 2008 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 1.589.530.850 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 02 Savunma Hizmetleri 23.207.600 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 03 Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 2.275.750 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 04 Ekonomik İşler ve Hizmetler 48.706.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 07 Sağlık Hizmetleri 620.300 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 08 Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri 1.869.500 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 1.666.210.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Başbakanlık 2008
Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Başbakanlık 2006
Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 2.–
Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin
Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 1.593.355.939,87 - Toplam Harcama : 1.570.697.389,80 - İptal Edilen
Ödenek : 22.658.548,84 - Ertesi Yıla Devreden
Ödenek : 1,23 BAŞKAN– (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Başbakanlık 2006
yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Millî İstihbarat
Teşkilatı Müşteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin
bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07.75-
MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜŞTEŞARLIĞI 1.–
Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2008 Yılı Merkezi
Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 03 Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 423.557.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 423.557.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Millî İstihbarat
Teşkilatı Müşteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin
bölümleri kabul edilmiştir. Millî İstihbarat
Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. 2.–
Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 320.980.229,31 - Toplam Harcama : 308.406.038,28 - İptal Edilen
Ödenek : 12.574.191,03 - Ertesi Yıla Devreden
Ödenek : 579.167,07 BAŞKAN– (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Millî İstibarat Teşkilatı Müşteşarlığı
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07.76-
MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ 1.–
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ KODU Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 11.036.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 11.036.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. 2.–
Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği
2006 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 10.984.000,00 - Toplam Harcama : 9.639.770,99 - Ödenek Dışı Harcama : 1.693,27 - İptal Edilen
Ödenek : 1.345.922,28 BAŞKAN– (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Millî Güvenlik Kurulu
Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul
edilmiştir. Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı
Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 40.32
- TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI 1.–
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ Kodu Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 44.966.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 44.966.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. (B) cetvelini okutuyorum: B – C E T V E L İ KOD Açıklama (YTL) 04 Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler 44.966.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 44.966.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul
edilmiştir. Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. 2.–
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlğı 2006 Yılı
Merkezî Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı
2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 52.252.311,45 - Toplam Harcama : 48.705.819,26 - İptal Edilen
Ödenek : 3.546.492,19 BAŞKAN– (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. (B) cetvelinin genel
toplamını okutuyorum: B
– C E T V E L İ YTL - Bütçe tahmini : 43.025.000,00 - Yılı tahsilatı : 49.043.061,45 BAŞKAN– (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. Türk İşbirliği ve
Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri
kabul edilmiştir. Diyanet İşleri
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Bölümleri okutuyorum: 07.86
- DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI 1.–
Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi A – C E T V E L İ Fonksiyonel Kod Açıklama (YTL) 01 Genel Kamu Hizmetleri 13.453.180 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 02 Savunma Hizmetleri 191.840 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 03 Kamu Düzeni ve Güvenlik
Hizmetleri 700.000 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 07 Sağlık Hizmetleri 286.235 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 08 Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri 1.983.489.840 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 09 Eğitim Hizmetleri 291.500 BAŞKAN– Kabul edenler...
Etmeyenler... Kabul edilmiştir. TOPLAM 1.998.412.595 BAŞKAN– Kabul
edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Diyanet İşleri
Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir. Diyanet İşleri
Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler...
Kabul edilmiştir. 2.-
Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı BAŞKAN– (A) cetvelinin
genel toplamını okutuyorum: Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi
Yönetim Kesin Hesabı A
– C E T V E L İ (YTL) - Genel Ödenek
Toplamı : 1.307.348.693,00 - Toplam Harcama : 1.452.774.315,53 - Ödenek Dışı Harcama : 150.621.534,81 - İptal Edilen
Ödenek : 5.195.912,28 BAŞKAN– (A) cetvelini
kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Diyanet İşleri
Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir. Böylece Başbakanlık,
Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,
Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının
2008 yılı bütçeleri ile 2006 yılı kesin hesapları kabul edilmiştir. Hayırlı olmalarını
temenni ederim. Programa göre, kuruluşların
bütçe ve kesin hesaplarını sırasıyla görüşmek için, 6 Aralık 2007 Perşembe günü
saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma
Saati: 20.09 |
|