DÖNEM: 23                                                                YASAMA YILI: 2

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 8

30’uncu Birleşim

5 Aralık 2007 Çarşamba

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 73’üncü yıl dönümü dolayısıyla konuşması

 

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

 

1.- Avusturya Millî Meclisi Başkanlığı tarafından 4 Aralık 2007 tarihinde Viyana’da düzenlenecek foruma iştirak edecek olan Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/236)

2.- Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Başkanı Tito Petkovski ve komisyon üyelerinden oluşan Parlamento heyetinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak resmî temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyaretinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/237)

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/426) (S. Sayısı: 57)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarılarına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58)

A) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) CUMHURBAŞKANLIĞI

1.- Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1.- Sayıştay Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sayıştay Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

F) BAŞBAKANLIK

1.- Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, konuşmasında partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, konuşmasında partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu’nun, Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Ilısu Barajı Projesi’ne ve Hasankeyf’in korunmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/58)

* Ek cevap

2.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Kaz Dağlarındaki altın arama çalışmasına ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/533)

3.- Adana Milletvekili Nevingaye Erbatur’un, DSİ VI. Bölge Müdürlüğünün projelerine ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/535)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir hizmet alım ihalesine yönelik soruşturmaya ilişkin sorusu ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı (7/543)

5.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Muğla’da yangın mağduru köylülerin desteklenmesine ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/578)

6.- Muğla Milletvekili Metin Ergun’un, Muğla’nın bazı köylerinde tarım alanlarının yanmasına ilişkin sorusu ve  Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/579)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan'da vergisiz mazot ithalatına izin verilip verilmeyeceğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/616)

8.- Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’nın, basamak yükseltmenin aylıklara etkisine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik’in cevabı (7/627)

9.- Sivas Milletvekili Muhsin Yazıcıoğlu’nun, Bağ-Kur emeklileri arasındaki maaş farkına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik’in cevabı (7/628)

10.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, zeytin ihracatının geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in cevabı (7/752)

11.- İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, zabıta memurlarına fiilî hizmet zammı verilmesine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik’in cevabı (7/765)

12.- Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’in, İşsizlik Sigortası Fonuna ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik’in cevabı (7/766)

13.- Bursa Milletvekili Kemal Demirel’in, vekâleten görev yapan personelden asaleten atananlara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik’in cevabı (7/794)

14.- İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız’ın, kayıt dışı istihdama ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik’in cevabı (7/888)

15.- Gaziantep Milletvekili Akif Ekici’nin, Bağ-Kur sigortalılarının sağlık hizmetlerinden yararlanma şartlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı  Faruk Çelik’in cevabı (7/920)

 

I- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 11.00’de açılarak üç oturum yaptı.

 

2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/426) (S. Sayısı: 57),

2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarılarına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58)

Tümü Üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi ve tasarıların 1’inci maddeleri okundu.

 

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın,

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın,

Konuşmalarında şahıslarına sataştıkları iddiasıyla birer konuşma yaptılar.

 

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun konuşmasında geçen bir ifadeyle ilgili açıklamada bulundu.

 

5 Aralık 2007 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 11.00’de toplanmak üzere, birleşime 19.08’de son verildi.

 

 

 

Köksal TOPTAN

 

 

 

Başkan

 

 

 

 

 

 

Fatoş GÜRKAN

 

Yusuf COŞKUN

 

Adana

 

Bingöl

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

 

 

 

 

 

Murat ÖZKAN

 

 

 

Giresun

 

 

 

Kâtip Üye

 

                                                                                                                                                No.: 45

II.- GELEN KÂĞITLAR

5 Aralık 2007 Çarşamba

Tezkereler

 

1.- Niğde Milletvekili Mümin İnan’ın Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/234) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2007)

2.- Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk’un Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Başbakanlık Tezkeresi (3/235) (Anayasa ve Adalet Komisyonları Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona) (Başkanlığa geliş tarihi: 30.11.2007)

Rapor

1.- Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Adalet Komisyonu Raporu (1/335) (S. Sayısı: 56) (Dağıtma tarihi: 5.12.2007) (GÜNDEME)

Süresi İçinde Cevaplandırılmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kuzey Irak ile ticari ilişkilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/522)

2.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da yayalara yönelik trafik altyapısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/523)

3.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’da yıkım kararı verilen iki binaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/524)

4.- İzmir Milletvekili Ahmet Ersin’in, son günlerdeki terör olaylarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/527)

5.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, akaryakıt kaçakçılığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/528)

6.- İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, RTÜK’ün terör konusundaki bir yayın durdurma kararına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/529)

7.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur’un, Çankaya Köşkünün tadilat ve dekorasyonuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/532)

8.- İstanbul Milletvekili Hasan Macit’in, bazı deniz araçlarına ÖTV’siz akaryakıt kullandırılmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/539)

9.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli İl Özel İdaresinin iş akitlerini fesh ettiği işçilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/541)

10.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, turizmde ölü sezondaki istihdama ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/542)

11.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Devlet Tiyatrosunun yeni mekan ihtiyacına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/544)

12.- Aydın Milletvekili Mehmet Fatih Atay’ın, Çankaya Köşkünün tadilatına ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/545)

13.- Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz’ün, Türk Telekom’daki greve ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/550)

14.- Antalya Milletvekili Hüsnü Çöllü’nün, Antalya Batı Çevre yolu projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/551)

15.- Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya’nın, İzmit-Yalova bölünmüş yol çalışmalarına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru önergesi (7/552)

16.- Antalya Milletvekili Tayfur Süner’in, Antalya’daki kamu hastanelerinin yeni doğan ünitelerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/554)

17.- Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu’nun, kuraklıktan etkilenen çiftçilerin desteklenmesine ilişkin Devlet Bakanından (Mehmet Şimşek) yazılı soru önergesi (7/559)

5 Aralık 2007 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.08

BAŞKAN : Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Murat ÖZKAN (Giresun)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Meral Akşener’in, 5 Aralık Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verilişinin 73’üncü yıl dönümü dolayısıyla konuşması

BAŞKAN – Bugün Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını almasının 73’üncü yıl dönümünü kutluyoruz.

Bütün kadınlarımıza tekrar kutlu olsun.

Bu konuda emeği geçen, başta Büyük Atatürk olmak üzere, onunla birlikte ebediyete intikal etmiş bütün emek sahiplerini saygıyla, minnetle, rahmetle, şükranla anıyorum.

Bugün itibarıyla kadın-erkek eşitliği konusunda üstün çalışmalar yapan bütün siyasetçilere, bütün üniversite mensuplarına, sivil toplum örgütü mensuplarına, yazarlara teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesinhesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Ancak görüşmelere başlamadan önce Başkanlığın Genel Kurula iki sunuşu vardır, okutuyorum:

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) TEZKERELER

1.- Avusturya Millî Meclisi Başkanlığı tarafından 4 Aralık 2007 tarihinde Viyana’da düzenlenecek foruma iştirak edecek olan Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/236)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avusturya Milli Meclis Başkanlığı tarafından 4 Aralık 2007 tarihinde Viyana’da “Kitle imha silahlarının yasaklanması” konulu Uluslararası Parlamenter Foruma iştirak edilmesi Genel Kurul’un 27 Kasım 2007 tarih ve 25 sayılı Birleşiminde kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un ikinci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurul’un bilgilerine sunulur.      

                                                                                                              Köksal Toptan

                                                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                       Başkanı

Onur Öymen   Bursa Milletvekili

Vahit Erdem    Kırıkkale Milletvekili

2.- Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Başkanı Tito Petkovski ve komisyon üyelerinden oluşan Parlamento heyetinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuğu olarak resmî temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyaretinin uygun bulunduğuna ilişkin Başkanlık tezkeresi (3/237)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 26 Kasım 2007 tarih ve 12 sayılı Kararı ile, Makedonya Cumhuriyeti Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu Başkanı Tito Petkovski ve Komisyon Üyelerinden oluşan bir Parlamento Heyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin konuğu olarak resmi temaslarda bulunmak üzere ülkemizi ziyareti uygun bulunmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 Sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul’un bilgisine sunulur.

                                                                                                                Köksal Toptan

                                                                                                    Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                     Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Sayın milletvekilleri, şimdi bütçe görüşmelerine başlıyoruz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız. Birinci turda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S. Sayısı:57) (x)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191) (S. Sayısı: 58) (x)

A) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) CUMHURBAŞKANLIĞI

1.- Cumhurbaşkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1.- Sayıştay Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sayıştay Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

 

                       

(x) 57, 58 S.Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 4/12/2007 tarihli 29’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Sayın milletvekilleri, 27/11/2007 tarihli 25’inci Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin on beş dakikayla sınırlandırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi yedi buçuk dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de yedi buçuk dakika süre verilecektir. Cevap işlemi yedi buçuk dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Birinci turda, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına: Sayın Sırrı Sakık, Muş Milletvekili; Sayın Selahattin Demirtaş, Diyarbakır Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Sayın Mustafa Özyürek, İstanbul Milletvekili; Sayın Nesrin Baytok, Ankara Milletvekili; Sayın Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Sayın Hasan Çalış, Karaman Milletvekili; Sayın Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili; Sayın Yılmaz Tankut, Adana Milletvekili; Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına: Sayın Hasan Sönmez, Giresun Milletvekili; Sayın Halide İncekara, İstanbul Milletvekili; Sayın Sadık Yakut, Kayseri Milletvekili; Sayın Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili; Sayın Mehmet Daniş, Çanakkale Milletvekili.

Şahısları adına: Lehinde, Sayın Nuri Uslu, Uşak Milletvekili; Sayın Recai Birgün, İzmir Milletvekili. Aleyhinde Sayın Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Şimdi, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Sayın Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

Buyurun Sayın Sakık. (DTP sıralarından alkışlar)

Yarı yarıya kullanacaksınız, değil mi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Yarı yarıya.

BAŞKAN – Süreniz on yedi buçuk dakika.

DTP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Divan, değerli milletvekilleri; 2008 mali yılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bütçeleri hakkında Demokratik Toplum Partisi Grubunun görüşlerini ve düşüncelerini sizlerle paylaşmak üzere buradayım. Bu vesileyle, Yüce Divanı, sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) gibi oldukça önemli bir kurumumuzla bu işe başlamak istiyorum. Tüm hızıyla gelişmekte olan medya ve bilişim teknolojisi, iletişim çağı olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz yüzyılda insan hayatını her açıdan etkilemekte ve yönlendirmektedir. İnsanlık tarihi belki de en olağanüstü aygıtların başında gelen televizyon, uydu, İnternet teknolojisinin gelişmesiyle ulusal sınırları aşan ve bu kapsamda küreselleşen bir hâl almıştır. Kuşkusuz bu teknolojik düzey, uygarlığın ilerlemesi ve çağdaşlaşması anlamında muazzam derecede potansiyeli olan tarihî bir imkândır. Öyle ki değişik kültürlerin, geleneklerin, dillerin, yaşam tarzlarının birbirini tanıması, halkların birbirine karşı besledikleri ön yargıların yerini sempati ve tanışma merakına bırakması, bireylerin bilgi, kültür kapasitelerinin geliştirilmesi bakımından tarihî bir mucizedir. Fakat, dünya sisteminin ve muktedirlerinin çıkarları doğrultusunda kullanılarak, insanı ne düzeyde edilgenleştirdiğini, bütün hâl ve hareketlerini nasıl etkilediğini, popüler kültür ve tüketim canavarlığını ne derecede doğru tetiklediğini, maalesef, günlük yaşantımızın içerisinde günbegün deneyimleyerek tanık oluyoruz.

Medya ve dolayısıyla konuşmamız bağlamında ilgili iki ana öğesi olan televizyonlar ve radyolar, yayın amaçları, programları, nitelikleri, bağlamında hitap ettiği yurttaşlarımızın yaşam tarzlarını, tüketim davranışlarını, değerlendirme ve yaklaşım biçimlerini bir bütün etkilemekte ve yönlendirmektedir.

Değerli milletvekilleri, konuşmam içinde yer alan, bazı zaman dilimi içerisinde, birçok noktada sizlerle paylaşmak istediğim konular var: Bu medya tarzı, maalesef kapitalizme bir an önce entegre olmak için, her anı en iyi şekilde değerlendiren AKP Hükûmetlerinin son altı yılında ülkemizde iyice kurumsallaştırılmıştır. Özellikle RTÜK ve TRT tarafından -diğer ulusal ve yerel televizyonlar, radyolar- örnek alınabilinecek düzeyde yayınlar ve programlar yapılması beklenirken, TRT, ülkenin en eski, deneyimli kanalı olarak, serbest piyasanın medya yarışmacılığına engel olmamak üzere dizayn edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, özellikle birkaç ayda etnik ötekileştirme ve kimliksel tehlike konulu haber, dizi, tartışma ve milliyetçi-şovenist yayınlar, halkları karşı karşıya getirecek düzeyde bir gerginlik ve çatışma doğurmuştur. Hepimizi derinden üzen ve birçok yurttaşımızın mağdur olmasına sebebiyet veren milliyetçi ve şovenist ortam, maalesef, RTÜK’ün gözleri önünde, adım adım gelişerek bu sonuca ulaşmıştır. Kuruluş amacı ve ilkelerinde belirtildiği üzere, ülkenin birliği, bütünlüğü, huzuru ve kamu yararını esas alacak şekilde programları denetlemesi ve yeni programlar oluşturulmasını teşvik etmesi gereken RTÜK, ancak son anda duruma, sansür koymak suretiyle müdahale etti. Elbette mesele sansür koymakla çözülmez. Basın özgürlüğü ihlal edilmeden, fakat milliyetçi-şoven yayınlara kamu yararı adına müdahale ederek sorunların bu raddeye kadar gelmesi engellenebilirdi.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi, üç yıl önce, TRT’de, haftada 1 kere olmak üzere, yarım saat de olsa Kürtçe yayın yapılmaya başlandı. Bu sürecin yoğun tartışmalara neden olduğu, ülkeyi böleceği yönündeki değişik feveran, figanlar, TRT’nin topu RTÜK’e, RTÜK’ün Hükûmete, Hükûmetin bir başka alana ittiği komisyonlarla nasıl bir cebelleşme süreci yaşandığına hepimiz tanıklık ettik. Oysaki, bu yayınlar yapıldığı zaman ne ülke bölündü ne de ülke parçalandı. 2004 yılında yapılan ve Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkında Yönetmelik’le, bu yayınları düzenleyen bu gelişmenin sonucunda bu ülke ne bölündü ne de parçalandı ne de siyasi bir kriz meydana geldi. Ana dili Kürtçe olan vatandaşlarımızın, ülkenin demokratikleşeceğine ve kültürel, dilsel hakları önündeki engellerin bir an önce kalkması için buna yönelik umutları arttı. Fakat aradan geçen onca zamana rağmen yarım saatlik yayın dışında hiçbir gelişmenin olmayışı Hükûmetin demokrasiyi içselleştiremediğinin somut ifadesidir.

Şimdi, bakınız değerli milletvekilleri, size trajikomik bir tablo çizmeyi düşünüyorum: Bu ülkede 15-20 milyon insan yaşamaktadır. Bu insanların ana dili Kürtçedir, bunlar Kürt’türler. Bu insanlar kendi dillerini, nasıl yarım saat içerisinde ifade edebileceklerdir? Bir miktar empati yapmalıyız, İngilizce adı “empathy”dir, Türkçe adı “Kendini benim yerime koy.”, Kürtçesinefsü kıyas”tır. Düşünelim, Türkçe burada egemen dil değil Kürtçe egemen dildir. Kürtçe, her gün yüzlerce televizyonda yayınlar yapılmaktadır, ama Türkçe yapılmamaktadır. Sadece Türkçe, günde yarım saat yayın yapıldığı zaman, siz bunu nasıl içinize sindirebilirsiniz? (DTP sıralarından alkışlar) Hiç bu noktada vicdanınıza karşı sanık sandalyesine oturdunuz mu? Hiç ötekileşmeyi beyninizden geçirdiniz mi? Hiçbir dönem kendinizi Kürtlerin yerine koydunuz mu? Şu anda burada Türkçe yayın yapan bu televizyonumuz, acaba Kürtçe de yayın yapmış olsaydı ne olurdu, kıyamet mi kopardı?

Hani birlikte bu ülkeyi kurduk hani birlikte bu ülkeyi inşa ettik hani Mustafa Kemal bu kürsüde “Bu ülke Türklerin, Kürtlerin ortak vatanıdır.” dedi. (DTP sıralarından alkışlar) Niye bunun gereğini yapmıyoruz? Niye buna uygun davranmıyoruz? Niye birbirimizi ötekileştiriyoruz? Onun için empati yapmalıyız, onun için demokrasiyi inşa etmeliyiz. Bu Parlamentoda bunları hepimizin hayata geçirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Eğer kardeşlikse, bir kardeşin 100 televizyonu, bir kardeşin de günde yarım saat televizyonu olmamalıdır. Şimdi, hâlen RTÜK bu noktada yasaklayıcı mantığıyla devam ediyor. Hâlen, radyolar günde yarım saat yayın yaptığı için, Kürtçe yayın yaptığı için veyahut Kürtçe şarkı, türkü söylediği için RTÜK tarafından yasak uygulanıyor.

Bakın, dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden çıkan bir karara bakın: Bir radyoda, sadece, Kürtçe yayın yapıldı diye RTÜK ceza veriyor durumdan vazife çıkararak. Oysaki, Avrupa Birliği sürecinde Kürtçenin yasak olmadığını hepimiz söylüyoruz. Çok yakın bir tarihte Sayın Cumhurbaşkanımız Brüksel’de yaptığı toplantıda, Kürtçe radyo-televizyonun çok rahatlıkla kendisini ifade ettiğini, Kürtçe radyo, televizyon, dergilerin, gazetelerin Türkiye’de yayınlandığını söylüyordu. Oysaki, RTÜK’ün aldığı kararla Cumhurbaşkanımızın Brüksel’de söylediği şey arasında büyük bir tezat vardır.

O vesileyle, bir an önce bu yasakçı mantıktan kurtulmalıyız. RTÜK’ü sadece siyasi partilerin denetiminde olan bir kurum olmaktan çıkarmalıyız. Özgür olmalıdır RTÜK. Yani, siyasi partilere göre kendisini dizayn etmemelidir RTÜK.

Değerli milletvekilleri, yasakların ve baskının hiçbir şeye çözüm olmadığını tarih hepimize gösterdi. Eğer yasaklar çözüm olmuş olsaydı, eğer baskılar sonuç almış olsaydı biz bugün buralarda olmayacaktık. Biz, 1994’lü yıllarda bu Parlamentodan alınıp cezaevine doğru bir yolculuğa çıktık. Oysaki, bütün suçumuz, bu ülkede Kürtler var, Kürtler de bir halktır dediğimiz içindi. Ne silah vardı ne de şiddet vardı.

Şimdi, bunu niçin söylüyorum?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Vardı vardı.

HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Yalan söyleme, vardı, o zaman da vardı.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bunu niçin söylüyorum? Bugün de Parlamentoda, bu kürsü dokunulmazlığı hiçe sayılarak, milletvekili arkadaşlarımızın hakkında yasal işlemler devam etmektedir. Parlamento seyirci, Meclis Başkanımız seyirci, Hükûmet seyirci. Ama bunu nasıl içinize sindireceksiniz?

ALİ KOYUNCU (Bursa) – Siz de teröristlere seyircisiniz. (AK Parti sıralarından “Aynen öyle” sesleri, alkışlar)

SIRRI SAKIK (Devamla) - Biz hiçbir alanda, biz…

HÜSEYİN GÜLSÜN (Tokat) – Terörist örgüte “terörist” diyemediniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Siz lütfen bir dinler misiniz… Siz lütfen dinler misiniz…

Bakınız, size bir şey söyleyeyim: Eğer biz 1994’lü yıllarda tutuklanıp cezaevine gitmeseydik… O dönem bizim hakkımızda kapatılma davası açıldı, milletvekilliklerimiz düşürüldü, biz cezaevindeydik ve dönemin Meclis Başkanı bize elçiler gönderdi “Milletvekilliğinizin düşürülmemesi için şu dilekçelerin altını imzalayın.” dedi. Ama biz, “Biz feda kültüründen geliyoruz, dilekçenin milekçenin altını imzalamayız. Eğer antidemokratik yasalar ve Anayasa varsa bunları değiştirmek Meclisin görevidir.” dedik ve o gün reddettik (DTP sıralarından alkışlar) ve biz Parlamentodan cezaevine götürülürken, hem partimiz kapatıldı hem milletvekilliğimiz düşürüldü.

Sonra ne oldu biliyor musunuz sayın milletvekilleri? Sonra, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden, o meşhur, 84’üncü yasa, Anayasa’daki milletvekillerinin ve partilerin kapatılmasıyla ilgili antidemokratik yasa nasıl değişti biliyor musunuz? Bizden dolayı değişti. Sonra ne oldu? Refah Partisi hakkında kapatılma davası açıldı. Eğer o yasa değişmemiş olsaydı, Refah Partisinin bütün milletvekillerinin milletvekilliği düşecekti. Sonra ne olacaktı? Siz burada olmayacaktınız, AK Parti diye bir parti olmayacaktı. (DTP sıralarından alkışlar) Başbakan olmayacaktı, hatta Cumhurbaşkanı olmayacaktı. İşte, demokrasi böyle bedel istiyor ve böyle bir feda kültüründen gelen bir grubuz biz. Onun için, bizi şiddetle falan susturmaya çalışacaksanız bunda yanılırsınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kim şiddet uyguluyor?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz, demokratik alanı kullanmaya sonuna kadar varız. Barışçıl yollarla, bu yolu, yöntemi kullanmaya… İlk günden beri, geldiğimiz günden bugüne kadar nasıl adım attıysak barış için, öyle devam edeceğiz. Ama bizim zora, zulme boyun eğeceğimizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

ASIM AYKAN (Trabzon) – PKK’ya karşı mısınız değil misiniz, onu söyleyin.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bizi dost da bilir düşman da bilir. Biz demokrasi mücadelesi için varız, ne bu koltuklar ne mevki ne makam için değiliz. Biz demokrasi kültürünü böyle algılıyoruz. Sadece, sizin bizi sahiplenmenizi istemiyoruz. Böyle bir şeye ihtiyacımız da yok. Biz, demokrasiye sahip çıkılsın diyoruz. Biz diyoruz ki: Eğer, hâlen, Mecliste milletvekillerinin dokunulmazlıkları Genel Kurula indirilmeden bazı yargıçlar durumdan vazife çıkarıyorsa, bunun adı hukuk değildir. Bana söyleyebilir misiniz, cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar ve çok partili sistemde, hangi milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılmadan yargıçlar yargılama süresini devam ettirdiler? Söyleyebilir misiniz? Şeklen de olsa, 1994’te, şeklen de olsa, hiç olmazsa bu süreç işletildi, bizim dokunulmazlığımız kaldırıldı. Şu aşamada buna da bir gerek duyulmuyor, bir ihtiyaç duyulmuyor. Bunu söylerken, başta da söyledim, yani DTP’nin kimseden merhamet falan beklediği yok. DTP, demokrasiye sahip çıkılmasını istiyor, eğer demokratsanız, demokrasiye sahip çıkacaksınız. Yok demokrat değilsek, o zaman mevcut statüyü sürdüreceksiniz. (DTP sıralarından alkışlar)

 Biz, burada, geldiğimiz günden beri… Sayın Cumhurbaşkanı seçimlerinden hemen sonra, bu kürsüde Sayın Cumhurbaşkanımız çok önemli bir şey söyledi. Dedi ki: “Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir. Bütün  düşünceler kendilerini burada özgürce ifade edebilmelidir.” Ama…

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Düşünceler…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Yemine sadık olmak kaydıyla.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dinleyin, dinleyin!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz sizden daha fazla sadığız. Hiç bu konuda…

Bakınız biz ne söylüyoruz Sayın Başbakanın dediği şeye: Evet, vatanın bütünlüğüne, bayrağın tekliğine, üniter yapıya saygılıyız ve sahip çıkıyoruz. Ama, tek millet olgusuna, asla, asla… (DTP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Tek millet yazıyor orada tek millet.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Şovenist yaklaşım.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Onun için, burada, hamasi nutuklarla, kimsenin, çıkıp, bizi farklı alanlara itmeye hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanımız burada bunu söyledi.

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Tek millete karşı çıkmak ne demek, açıklar mısınız?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Pardon?..

BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Tek millete karşı çıkmak ne demek? Tek millet değil mi buradaki insanlar?

SIRRI SAKIK (Devamla) - Dinlerseniz ben açıklayacağım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dinlemesini öğren! Dinle!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Dinlerseniz açıklayacağım.

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanımız “Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir.” dedi. Sevgili Meclis Başkanımız da “Farklılıklarımız bizim zenginliğimizdir.” dedi. Bu farklılıklar elbise, giysi, kravat değil; farklılıklar bir dildir, bir kültürdür. Evet, işte dilimize, kültürümüze, kimliğimize saygılı olalım diyoruz. İşte, Cumhurbaşkanının o seslendirdiği o ruhu hayata geçirelim, Meclis Başkanımızın seslendirdiği o ruhu hayata geçirelim.

Sevgili arkadaşlarım, Siyasi Partiler Yasası’nı, Seçim Kanunu’nu bir an önce değiştirelim, özgür irademizle burada olalım. Hemen, bu Meclisin dışında farklı şeyler söyleyip, gelip burada genel başkanlar eğer gözlerinizin içine bakıp da düşüncelerinizi değiştiriyorsanız bunun adı demokrasi değil. Onun için Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu, yüzde 10’luk baraj bir an önce değişmelidir. Dünyanın hiçbir yerinde örneği yoktur yüzde 10’luk barajın ve Siyasi Partiler Kanunu, bu Kanun dünyanın hiçbir yerinde yoktur, onun için değiştirmeliyiz. Onun için demokrasiyi burada, eğer bu Parlamentoda inşa edemezsek hayatın hiçbir alanında demokrasiden, özgürlüklerden bahsedemeyiz.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan uluslararası platformda, gittiği her yerde diyor ki “Benim 75 tane Kürt milletvekilim var.” Ee, uçaktayken Kürtlük aklına geliyor, uluslararası platformda Kürtlük aklına geliyor.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Bak bunu doğru söyledin, sağ ol.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ama burada Kürtlerin dili ve Kürtlerin kültürü deyince siz niye rahatsız oluyorsunuz?

Sevgili 75 tane Kürt milletvekili arkadaşlarım, sizin sesiniz niye çıkmıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Terörden bahset, terörden. Onlar terörü desteklemiyor.

BAŞKAN – Sayın Sakık, bir dakika ekliyorum.

Lütfen tamamlayın.

AHMET YENİ (Samsun) – PKK’dan hiç bahsetmeyecek misiniz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hamas’tan da Hizbullah’tan da herkesi de konuşur, bu Meclis hepsini konuşur.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, PKK bu ülkenin bir gerçeği. (AK Parti sıralarından gürültüler) Evet, bir gerçek. Şimdi, değil mi yani “Hayır” mı diyelim? Amerika’da tartışıyor. (AK Parti sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – “Hayır” diyeceksiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, dinleyeceksiniz… Dinleyeceksiniz…

AHMET YENİ (Samsun) – “Hayır” diyeceksiniz!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –  Konuşman için önce teröre karşı çıkacaksın.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, sevgili kardeşlerim, dinleyeceksiniz… (AKP sıralarından “Karşı mısın değil misin” sesleri) Bakın, dinleyeceksiniz…

MEHMET SALİH ERDOĞAN (Denizli) – Kimin yanındasınız?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben, bir durum tespiti yapıyorum. Eğer, Amerika’da Bush’la baş başa PKK’yi konuşuyorsanız, biz de burada konuşmalıyız.(DTP sıralarından alkışlar) Sorunumuzdur ve onu silahsızlandırmak bizim boynumuzun borcudur. Silahtan, şiddetten, kandan hayat doğmadığını biliyoruz. Biz silahı, şiddeti savunmuyoruz. Onun için… Ama silahın, şiddetin de karşısındayız. Onu da bir an önce silahtan, şiddetten arındırmak da bizim görevimizse konuşarak bunu çözümlemeliyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Ben size bir buçuk dakika fazla süre verdim.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Arkadaşımın iki dakikalık süresini kullanmak istiyorum, eğer müsaade ederse.

BAŞKAN – Peki.

 Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve aslında, Meclisin görevleriyle ilgili bir miktar çalışmalarım vardı, ama sorunu böyle tartışmaya başlayınca onların bir kısmını ihmal ettim. Ama, özellikle şurada, Mecliste çalışan, 4/C statüsünde olan işçi kardeşlerimizin ciddi sıkıntıları vardır. O sıkıntıların bir an önce giderilmesi gerekir. Emekli milletvekili arkadaşlarımızın ciddi sıkıntıları vardır. Meclis, bir an önce onları da gidermelidir, onlarla ilgili olumlu şeyleri hayata geçirmelidir.

Ben, çatışmanın, kavganın, şiddetin olmadığı bir Türkiye diliyorum, öyle bir Türkiye özlüyorum. Ve biz, hiçbir dönem şiddetten, kandan siyasal bir rant elde etmedik, etmeyiz de. Biz, 2007 seçimlerinde halkın iradesiyle buraya geldik. Zaman zaman bu Hükûmet -Hükûmetin koltuklarından- Sayın Başbakandan bazı bakanlara kadar bu kürsüye gelip burada bizleri tehdit edercesine, hakarete varırcasına bize hakaret etme hakkını hiç kimse onlara vermedi. Onları bu Parlamentoya taşıyan irade ne ise, DTP Grubunu da buraya getiren irade odur. Size nasıl saygı duyuluyorsa bize de o kadar saygı duymalısınız. Bizim seçilmemizde ne Dünya Bankasının fonları ne Avrupa Birliği fonları ne KÖYDES ne BELDES ne devletin imkânları ne de hazineden aldığımız -2007 yılındaki 200 trilyona yakın, AKP’nin, CHP’nin, MHP’nin ve diğer partilerin- bir tek lira yoktur. Sadece, klişesiz, hilesiz bir halk desteği vardır arkamızda.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VEYSİ KAYNAK (Kahramanmaraş) – Kara para, kara para!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık. (DTP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Son sözüm, bitiriyorum ve diyorum ki: Demokrasinin, barışın egemen olduğu bir Parlamento diliyorum. Halkın iradesine saygı duyan herkese saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Sayın Selahattin Demirtaş, Diyarbakır Milletvekili.

Süreniz on beş buçuk dakika. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Diyarbakır) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2008 yılı bütçe tasarısında yer alan Cumhurbaşkanlığı, Anayasa Mahkemesi ve Sayıştay bütçelerine dair DTP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Öncelikle şahsım ve grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, her biri aslında, demokrasimizin vazgeçilmezi olan söz konusu kurumlarımıza ait bütçelere dair görüşlerimizi belirtirken, müsaadenizle, bu üç kuruma dair de genel olarak bakış açımızı, fikirlerimizi, eleştirilerimizi sizlerle paylaşmak isteriz.

Parlamenter rejimlerde olağan bir şekilde işlemesi gereken Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin, Türkiye’de hemen her defasında siyasi bir krize dönüşmesinde etkili olan iki faktörden söz etmek mümkündür. Birbiriyle bağlantılı olan faktörlerden biri Türk siyasi sisteminin niteliğiyle, diğeri ise Cumhurbaşkanının anayasal konumuyla ilgilidir.

Her şeyden önce, Türkiye’de siyasi sistem vesayetçi bir özelliğe sahiptir. Bu özellik kendisini pratikte “devlet iktidarı, siyası iktidar” ayrımı şeklinde göstermektedir. Demokratik anlayış açısından kabul edilemez olan böyle bir ayrım, temellerini Osmanlı-Cumhuriyet devlet geleneği ve bu geleneğin şekillendirdiği otoriter modernleşme projesinde buluyor. Halka ve onun tercihlerine olan güvensizlikten kaynaklanan seçkinci bir yaklaşımı temsil eden bu proje, nihai hedef olarak gösterilen muasır medeniyet seviyesine ulaşıncaya kadar, siyasi merkezi elinde bulunduran devletçi seçkinlerin, bürokratik kurumlar aracılığıyla, demokratik kurumları vesayet altında tutmasını öngörüyor. Muasır medeniyet seviyesine ne zaman ulaşılmış olacağına da bürokratik elitler karar vereceğinden, vesayette süreklilik kaçınılmaz bir olgu olarak ortaya çıkıyor.

Bu vesayetçi yapı ilk kez 61 Anayasası’yla birlikte anayasal teminat altına alındı. Anayasa’yla, demokratik meşruiyete sahip seçilmiş organların iradesini sınırlayacak, onları tarassut altında tutacak bir devlet iktidarı alanı yaratıldı. Senato, Anayasa Mahkemesi, Millî Güvenlik Kurulu, üniversite ve TRT’den oluşan sorumsuz devlet iktidarı bloku, muhtemel demokratik sapmalara karşı birer emniyet supapları olarak düşünüldü. Cumhurbaşkanlığı makamının da devlet iktidarı bloku içinde değerlendirilmesine karşın, bu makamın anayasal konumunu güçlendirme yoluna gidilmedi. Bunun yerine, Cumhurbaşkanlığı makamının tarihsel ve sembolik gücünden hareketle, devleti, rejimi kollama misyonunu yerine getirmesi beklentisi içine girildi. Ancak, bu dönemde görev yapan cumhurbaşkanları çoğunlukla beklentilere karşılık veremediler. Bu tutumlarında başka faktörlerin yanı sıra, Cumhurbaşkanlığını klasik parlamenter sistemin mantığına uygun bir şekilde, yetkisiz ve sorumsuz bir makam olarak öngören 61 Anayasası’nın yaklaşımı da etkili oldu. 61 Anayasası döneminde Cumhurbaşkanlığı makamının kendinden beklenen misyonu yerine getirme noktasında yetersiz görülmesi ve yeni anayasal sistem içerisinde devlet iktidarını tahkim etme arzusu, 82 Anayasası’nda bu makamın anayasal yetkilerinin artırılması sonucunu doğurdu. Anayasa koyucu, klasik parlamenter sistemin mantığını zorlayan ölçüde Cumhurbaşkanına yasama, yürütme ve yargı alanlarına ilişkin geniş yetkiler tanıyarak, onu, âdeta, bir iktidar odağı hâline getirdi. Böylelikle, Cumhurbaşkanlığı makamı Millî Güvenlik Kurulu, Yükseköğretim Kurulu, üniversiteler, Anayasa Mahkemesi ve diğer yüksek yargı organlarının yanı sıra, devlet iktidarının etkin bir parçası kılındı. Millî Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırma ve ona başkanlık etme, Yükseköğretim Kurulu ve Anayasa Mahkemesi üyeleri ile bir kısım yüksek yargı organlarının üyelerini seçme gibi yetkilerle donatıldığı dikkate alındığında, Cumhurbaşkanının anayasal sistem içerisindeki kilit konumu daha iyi anlaşılmaktadır. Bu yapı, âdeta, Cumhurbaşkanlığını vesayet kurumlarına vesayet eden bir makam hâline getirmektedir.

Sorunun kalıcı çözümü için krize yol açan faktörleri tespit edip, bunlardan hareketle bir arayış içine girilmelidir. Krize yol açan faktörlerden önde geleni olan Türk siyasi sisteminin vesayetçi niteliği, kimi zaman ve yer yer pozitif hukuktan güç alsa da, esasen fiilî bir durumu yansıtıyor. Dolayısıyla, tek başına hukuki tedbirlerle sona erdirilebilecek bir olgu değildir. Vesayet pratiğinin hukuki yöntemlerle ortadan kaldırılamayacağını sivil-asker ilişkilerinin demokratikleştirilmesine yönelik gerçekleştirilen reformlar sonrası yaşanan gelişmelerden de anlamak mümkündür. Kendileri tarafından resmî ideoloji ekseninde yürütülen vesayeti değil, bunun yerine hukukun üstünlüğünü ve insan haklarına dayalı bir çoğulcu demokrasinin ilkeleri doğrultusunda siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve bağımsız yargı marifetiyle gerçekleştirilecek yaygın ve etkin bir denetim kabul edilmelidir. Çağdaş demokrasilerde asıl güvencenin bu mekanizmalar olduğu gerçeği yalnızca vesayetçi güçlerce değil, bütün toplumsal ve siyasi aktörlerce içselleştirilip ortak bir kabule dönüştürülmelidir.

Söz konusu mekanizmaların güvence işlevi görebilmesi için, başta ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere, bütün temel hak ve özgürlüklerin yaygın kullanım olanağına sahip olacağı ve yargının bütün iktidar odakları karşısında bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacağı bir hukuki zemin hazırlanmalıdır. Bu konudaki eksiklikleri gidermek siyasi iktidarların birincil hedefi olmalıdır.

Krizi derinleştirici bir özelliği olan ikinci faktör hükûmet sistemi tartışmalarıyla ilgilidir. Bunun için 1970’li yılların sonlarında başlayıp bugüne kadar devam eden hükûmet sistemi tartışma ve arayışlarına dikkat çekmek gerekiyor.

Eğer hükûmet sistemi tercihinde bir değişiklik yapılmayacak ve parlamenter sistemden yana “devam” kararı alınacaksa, bu durumda Cumhurbaşkanının yetkileri, mutlaka bu sistemin mantığına uygun bir şekilde düzenlenmelidir. Yürürlükteki sistem içerisinde tartışmalara yol açan Cumhurbaşkanının anayasal yetkilerine son verilmeli, Cumhurbaşkanı sembolik yetkilerle donatılmalıdır. Aksi takdirde, Cumhurbaşkanının siyasi tarafsızlığını sağlamak güçleşeceğinden, ondan tarafsız bir hakem rolünü, uzlaştırıcı işlevini yerine getirmesini beklemek de mümkün olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mıza göre Sayıştay, devletin gelir gider ve mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen, sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlayan, denetim araçlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlamak suretiyle, devletin mali yapısının sağlıklı, düzenli, hukuki ve verimli işletilmesine katkıda bulunan yüksek denetim görevini üstlenmiş anayasal bir kurumdur.

Kamu mali yönetiminin en önemli unsurlarından biri, hesap verilebilirliğin ve saydamlığın sağlanmış olmasıdır. Bunu sağlamanın temel araçlarından biri de elbette ki denetim anlayışıdır. Her kamu kurumunun birden fazla gelir ve gider niteliğine sahip olduğu bilinen bir gerçektir. Son zamanlarda kamu mali sisteminin derlenip, toparlanmasına yönelik birtakım çalışmalar yapılmış ise de, bu konuda henüz nihai ve arzu edilen derecede sonuçlar alınmadığı açıktır.

Bu çerçevede kamu mali sisteminin yeniden yapılanmasına yönelik çalışmaların en önemli boyutlarından birini oluşturan yeni Sayıştay kanunu bir an önce Meclis gündemine getirilmek zorundadır. Sayıştayın genişleyen rol ve sorumluluklarına paralel olarak organizasyon yapısını yeniden şekillendirmek, uluslararası standartlarla uyumlu olarak çağdaş denetim tekniklerinin daha yaygın olarak uygulamaya geçirilmesini sağlamak, kamu fonlarının kullanıldığı tüm alanların Sayıştay denetimine tabi olmasını sağlamak, Sayıştay yargısını günün koşulları doğrultusunda daha etkin kılmak amacıyla Sayıştay kanunu bir an önce çıkarılmak zorundadır.

Ancak, her yargı ve denetim organında olduğu gibi Sayıştay için de en önemli unsurlardan biri bağımsızlıktır. Sayıştay üyelerinin büyük bir kısmının Hükûmet tarafından doğrudan seçilecek olması, aslında denetim yetkisini Parlamento adına kullanmak durumunda olan Sayıştayın bağımsız niteliğini önemli ölçüde zedeleyecektir. Bu durumun, her dönemde Sayıştay için partizanca yaklaşımların biraz daha güçlenmesine ve Sayıştayın asıl işlevi olan bağımsız denetim görevinden giderek uzaklaşmasına yol açacağı görülmelidir.

Günümüzde sayıştaylar parlamentoyla daha yakın bir ilişki içerisinde çalışmakta, parlamentolar denetim işlevini sayıştay raporları aracılığıyla yerine getirmektedir.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay, günümüzde gerçekleştirdiği denetimler ve yargı fonksiyonu aracılığıyla gerçekte halka ait olan kamu kaynaklarının en yüksek çıktılara ulaşmasını sağlayacak şekilde kullanılmasını teşvik etmekte, kamu idarelerinin etkin, hukuka ve etik değerlere uygun biçimde çalışmasını gözetmekte, kamu mali yönetiminde saydamlığın, hesap verme sorumluluğunun güçlendirilmesini sağlamakta, kamu kaynaklarının belirlenen amaç ve hedefler doğrultusunda ve hukukî düzenlemelere uygun olarak elde edilmesi, saklanması ve kullanılmasını güvence altına almaktadır. Yolsuzluklara ve kötü yönetime set çekmekte, ödedikleri her kuruş verginin hesabını bilmek isteyen vatandaşlar için de bir güvence oluşturmaktadır. Kısacası, devlet hazinesinin bekçiliği görevini üstlenmektedir.

Sayıştay raporları 1923 yılından itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisinde özel bir komisyonca değerlendirilmiş, 20 kişiden oluşan Sayıştay Komisyonu 1973 yılına kadar Sayıştay raporlarının görüşüldüğü merci olmuştur. Ne yazık ki, bu tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyonların birleştirilmesi çalışmaları sırasında Plan ve Bütçe Komisyonunun varlığı dikkate alınarak Sayıştay Komisyonunun kaldırılmasına karar verilmiştir.

1996 yılında ise Sayıştay Kanunu’nda yapılan bir değişiklikle Sayıştay raporlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüleceği ve komisyon önerisiyle birlikte Meclis Genel Kuruluna sunulacağı hükme bağlanmıştır. Ancak, Meclis İç Tüzüğü’nde gerekli değişikliğin yapılmamış olması ve ilgili komisyonun yoğun iş hacmi nedeniyle bu hüküm yeterince işlerlik kazanmamıştır.

Bu sorununun çözüme kavuşturulması için bugün yapılması gereken şey, Sayıştay Komisyonunun yeniden kurulmasıdır. Sayıştay kanunu teklifinin de bir an önce yasalaşması ise, sadece Sayıştayın iç süreçleri için değil, mali yönetim sistemimizin sağlıklı bir şekilde yapılandırılmasında ve sağlıklı bir şekilde işlemesinde hayati bir rol oynayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargılama görevini yerine getiren mekanizmaların varlığı çok eski dönemlere kadar uzanmakla birlikte, yasama organının işlemlerinin anayasaya uygunluk denetimine tabi tutulması yakın geçmişte ortaya çıkmıştır. Günümüzde hâkim olan hukuk devleti anlayışı, anayasa yargısının varlığını gerekli kılmaktadır. Zira hukuk devleti ilkesi, temelde devletin tüm işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uygun olmasını ve bunların yargı denetimine tabi tutulmasını gerektirir.

61 Anayasası’yla adli sistemimize dâhil olan Anayasa Mahkemesiyle beraber ilk defa yasama organının işlemlerini denetleyen bir adli mekanizma oluşturulmuştur. Avrupa ülkelerindeki bazı modeller esas alınarak oluşturulan Anayasa Mahkemesi sistemi, diğer birçok mekanizmada olduğu gibi, daha oluşum aşamasında Avrupa’daki emsallerinden çok farklı bir role ve işleve bürünmüştür. Şüphesiz ki, millet adına bağımsız ve tarafsız bir şekilde evrensel hukuk, insan hakları ve özgürlükler çerçevesinde yargı denetimi görevini sürdüren, yasama organının faaliyetlerini bu ilkeler dâhilinde irdeleyen bir yüksek yargı organı demokratik işleyişe güç katacak bir mekanizmadır. Ancak, bu mekanizmanın oluşum amacı, üyelerinin seçim yöntemi ve yetkileri gibi temel hususlarda sıkıntılar varsa, doğal olarak bu mekanizmanın işleyişi de süreç içerisinde ciddi sıkıntılara yol açmaktadır ve yol açacaktır.

Temelde yasama organının faaliyetlerini bireyin hak ve özgürlükleri lehine korumakla görevli olması gereken bu organ, daha kuruluşundan itibaren yapılan müdahalelerle kendini sadece devletin ali menfaatlerini korumakla mükellef sayan, bunun için yapılması gereken ne varsa yapmaktan imtina etmeyen, özellikle, 12 Eylülden sonra da darbenin yarattığı hukuku korumayı neredeyse tek görev olarak belirleyen bir yapıya dönüştürülmeye çalışılmıştır.

Bu vahim durum, aslında mahkemenin en önemli görevi olan kanunun hukuka uygunluğunu denetleme faaliyetini yapmanın ötesine geçerek, kanunun içerdiği siyasi tercihleri geçersiz ya da işlevsiz kılmak suretiyle doğrudan doğruya kamu siyasetini belirleme hevesiyle ortaya çıkmıştır. Demokratik düzenlerde aslolan milletin gerçek ve mutlak egemenliği ise ve temsilî sistemlerde bunun tezahürü parlamentoysa, o hâlde parlamentoların yasa yapıcı faaliyetlerinin sadece hukuka uygunluk açısından denetimlerine izin verilmelidir. Aksi takdirde, seçimle işbaşına gelen ve ülkenin siyasetine yön verme hakkına sahip olan parlamentolar, atamayla görev almış kamu görevlilerinin siyasal inanışlarıyla sınırlı bir faaliyetin dışına çıkamazlar. Buna bazılarınız emniyet supabı diyebilir, hatta bu uygulamanın, özellikle bu dönemde, farz olduğunu da savunabilir. Bunun savunulması anormal bir yaklaşım değildir. Düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde, elbette ki savunulmasında bir sakınca görmeyiz. Ancak bunu savunanların, bununla birlikte ve aynı zamanda demokrasiyi ve halkın egemenliğini savunmasını büyük bir çelişki olarak değerlendiririz. Ya demokrat olursunuz ve her siyasi iklimde, her siyasi iktidar döneminde aynı ilkesel tutum içerisinde demokrasiyi savunursunuz ya da konjonktüre göre hareket eden bir tutumla devlet yönetiminde oligarşiyi savunursunuz. Bunun arası, ortası ya da ikisi birdeni yoktur. Bu nedenle, demokrasilerde önemli işlevlere sahip olan böylesi kurumları tümüyle siyasi gelişmelerden bağımsız, tarafsız ve ilkeli birer kuruma dönüştürmek yeni Anayasa’da ele alınması gereken hayati bir konudur.

Değerli arkadaşlar, özellikle son dönemlerde verdiği bazı kararlar ile hukuk dünyasında hayal kırıklığı yaratan Anayasa Mahkemesinin, önümüzdeki dönemde hak ettiği saygınlığı güçlendirmesi için yeni düzenlemeler ile desteklenmeye ihtiyacı olduğu inancındayız. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi üyelerinin sadece Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi yerine, diğer yüksek yargı organları ve Barolar Birliğinin doğrudan seçim yapabilmeleri, ayrıca Parlamentonun da yine bu kurumlarca ve üniversitelerce gösterilecek adaylar arasından nitelikli çoğunlukla seçeceği üyelerden oluşması sağlanmalıdır.

Yine, başta yüksek yargı mensupları olmak üzere, tüm yargı çalışanlarının özlük haklarında hak ettikleri iyileştirmenin gerçekleştirilmesi ve mesleğin saygınlığına uygun bir hayat standardını sağlayacak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması zorunludur. Öyle ki, yeni göreve başlayan bir hâkim dahi kamuda görevli en yüksek maaş alan kamu görevlisinden çok da geride kalmamalıdır. Ayrıca, yargıdaki iş yükünün azaltılması için, hâkim ve savcı açığı, bina ve personel açığı mutlak surette giderilmek durumundadır. Unutulmamalıdır ki, bugün yargıda yaşanan sorunların da siyasi sorumlusu ve çözmek zorunda olanı öncelikle hükûmetlerdir. Bu kurumlarımızın da halkın vergileriyle oluşturulan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAHATİN DEMİRTAŞ (Devamla) – Birkaç saniyeye ihtiyacım var.

BAŞKAN – Sayın Demirtaş, bir dakika ekliyorum, tamamlayın lütfen.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ (Devamla) – Bu kurumlarımızın da, halkın vergileriyle oluşturulan bütçelerini yine halkın menfaatlerine kullanacakları inancıyla, 2008 yılı bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirtaş.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mustafa Özyürek, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

On beş dakika süreniz var.

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı bütçesiyle ilgili bazı konulara değinmek istiyorum. Kamuoyunun hatırlayacağı gibi, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Sayın Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesine karşı çıkmıştık. Şöyle bir hatırlarsak, bu karşı çıkışımızın temel nedenlerinden biri, Sayın Gül’ün geçmişteki söylemleriyle Atatürk ilkelerine ve laik demokratik cumhuriyete inanmadığını göstermesi idi. Birkaç sözünü anımsatayım: “Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, tahrip eden, laiklik ilkesidir.” demişti Sayın Gül. “‘Ne mutlu Türküm diyene.’ lafını her yere yaza yaza, Türkiye, ilkel hâle dönüşmüştür.” demişti Sayın Gül. Ve biz, Cumhurbaşkanlığının bir uzlaşma makamı olduğunu ve uzlaşma ile seçilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Sayın Başbakan da, seçimlerin yapıldığı günün akşamı yaptığı konuşmada, bu uzlaşma taleplerimize katılmıştı, ama ne yazık ki, daha sonra, Milliyetçi Hareket Partisinin oturumlara katılacağını açıklaması sonucu bir uzlaşma arayışı engellenmiş ve Sayın Gül seçilmiştir.

Sayın Gül’ün seçilmesinden itibaren, bizim tahmin ettiğimiz ve kamuoyuna açıkladığımız gibi, Türkiye’de yerleşmiş olan pek çok kural, ilke ve gelenek altüst olmaya başlamıştır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Özyürek, bütçe konuşuyoruz, bütçe!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Daha yemin töreninde Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları yemin törenine katılmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi yemin töreninde hazır bulunmamıştır.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Neden katılamadıklarını biliyor musun?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Yıllardır gelenekselleşen…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Millet iradesine saygılı olun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - 29 Nisan…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Saptırıyorsunuz meseleleri, cumhuriyetin en üst makamını rencide ediyorsunuz.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Sayın Başkan, ben, bütün arkadaşlarıma cevap verecek yetenekte ve kabiliyetteyim ama zaman sorunum var. Eğer, zamana ilave ederseniz, memnuniyetle, arkadaşlarla bir müzakereyi başarıyla yürütürüz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, hatibe müdahale etmeyin, lütfen.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yıllardır, 29 Ekimde, köşkte, eşli olarak protokole bir resepsiyon verilirdi. Bu kez ne oldu? O resepsiyon iptal edildi, onun yerine, gündüz vakti A protokolüne, eşsiz davet verilmeye başlandı.

LÜTFİ ÇIRAKOĞLU (Rize) – Gene kışkırtma görevinizi yapıyorsunuz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Yani, Abdullah Gül, devletin yerleşmiş geleneklerini tersine çevirdi, onlara uymak yerine, kuralları kendisine uydurmaya başladı.

Değerli arkadaşlarım, unutmayalım ki devletler, geleneklerine, kurallarına saygı duydukça büyürler ve geçmiş bütün Cumhurbaşkanları -on Cumhurbaşkanı da- bu geleneklere, bu kurallara uymuştur. Şimdi, öyle anlaşılıyor ki farklı bir Cumhurbaşkanıyla karşı karşıyayız ve Türkiye’nin pek çok kuralı, pek çok geleneği değişecektir.

Gene bu çerçevede, bugüne kadar, bütün Cumhurbaşkanları, yurt dışından gelen devlet adamlarıyla köşkte görüşmüşlerdir ama Sayın Gül, Başbakanla birlikte, Suudi Arabistan Kralının ayağına gitmiş, onunla otelinde görüşmüş ve tuhaf görüntüler oluşturan pozlar, herkese verilmiştir.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Bu bir teamüldür, öğrenin de gelin!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bir tek örnek gösteremezsiniz ki…

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri, hatibe müdahale etmeyin, lütfen.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - …geçmiş on Cumhurbaşkanından herhangi birisi, bir başka cumhurbaşkanı ile otelde görüşmüştür.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Yalan söylüyor!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Yalan söylüyor, gözümüze baka baka yalan söylüyor!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlarım, öyle anlaşılıyor ki Sayın Gül, AKP’nin “tüccar siyaset” anlayışını, Cumhurbaşkanlığı makamına taşımaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Anayasa’mıza göre, Cumhurbaşkanları, cumhuriyetin ve milletin birliğini temsil etmekle, devletin kurallarına uymakla, devletin itibarını yükseltmekle görevlidir. Sayın Gül, Cumhurbaşkanı olur olmaz, sanki, köşke bir yasamatik koymuş gibi, yasalar anında geliyor ve bir saat sonra, o yasamatikten çıkıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Devlet çalışıyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…

AHMET ERTÜRK (Aydın) – Adam işini yapıyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …Cumhurbaşkanlığında çok değerli hukukçular var, Cumhurbaşkanlığında uzmanlar var. Siz, bunların hiçbirini değerlendirmeyeceksiniz, bunlara hiçbir şekilde rapor istemeyeceksiniz ve gelen yasaları, yasamatikten geçirir gibi, bir saat içinde onaylayacaksınız.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sayın Baykal’a sormalı bunun cevabını!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Bu, doğru değildir değerli arkadaşlarım.

MEHMET NİL HIDIR (Devamla) – Sayın Baykal…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Gene, atama…

Değerli arkadaşım, başına, Baykal kadar taş düşsün! (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Baykal’la taşı özdeşleştiriyor musunuz?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi, gene, atama kararnamelerini anında imzalamıştır ve hiçbirini incelememiştir.

Şimdi, ben, Hükûmete sormak istiyorum çünkü bu kararnameleri sevk eden makam Hükûmettir: Daha önce, Sayın Necdet Sezer, hangi gerekçelerle bazı atamaları imzalamamıştır? Şimdi, Sayın Sezer’in sakıncalı bulduğu atamaları, hangi bilgi ve gerekçelerle Sayın Gül imzalamıştır? Devlette süreklilik esastır. Nedir? Yani, MİT’in gönderdiği, çeşitli kurumların gönderdiği gerekçeler, Sayın Gül tarafından yok mu sayılmıştır?

Değerli arkadaşlarım, gene bu çerçevede, AKP Hükûmetinin KİT’leri tekrar arpalık hâline getirmeye çalıştığı, yani seçilemeyen milletvekillerinin KİT yönetim kurallarına atanmasına ilişkin kararnameleri de anında imzalamıştır ve pek çok bürokrat, başka partilerden aday olan pek çok bürokrat, hakkı olduğu kadrolara döndürülmezken AKP’li seçilemeyen adaylar, KİT’lere, arpalık şekline dönüştürmek suretiyle atanmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanına bunlar yakışmıyor. Sayın Cumhurbaşkanının, milletin Cumhurbaşkanı olması gerekir, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olması gerekir ama ne yazık ki, Sayın Gül, AKP’nin Cumhurbaşkanı olmaya devam etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, YAŞ kararları… Sayın Cumhurbaşkanı YAŞ kararlarını hiçbir şerh koymadan imzaladı, pek çok çevre bundan memnun olduğunu ifade etti. Ama, acaba Sayın Gül Başbakanken o irticaya karışan subayların ihraç edildiği YAŞ kararlarına niçin şerh koymuştu, şimdi  Cumhurbaşkanı olarak niçin o şerhi koyma gereğini hissetmiyor?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Oysa, sevineceksiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Yani, değerli arkadaşlarım, Başbakanken mi doğru düşünüyordu, Cumhurbaşkanıyken mi doğru düşünüyordu? Bunu, kamuoyu olarak, milletvekilleri olarak öğrenmek bizim hakkımızdır.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Her iki hâlde de, her iki hâlde de…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, yine Sayın Cumhurbaşkanı YÖK’le ilgili önemli bir açıklama yaptı, dedi ki: “YÖK’le ilgili atama dosyası bana geldi, içinde üç isim var ve bir ihbar notu var. Notta deniliyor ki, adaylardan birinin eşi kara çarşaflıdır.” Bu vahim bir durumdur değerli arkadaşlarım. Ve bu dosyanın YÖK’ten geldiğini uçağına aldığı gazetecilere söyledi ve onların hepsi de manşetten bu haberi verdiler. YÖK Başkanı ertesi gün çıktı, net bir şekilde, YÖK’ün böyle bir not göndermediğini, zaten hiçbir zaman da böyle bir not dosyada bulunmadığını ifade eder etmez Köşk’ten bir açıklama: “Ben YÖK’ü kastetmedim.”

Şimdi, değerli arkadaşlarım, yanınızda uçağınıza alıp özel seçerek götürdüğünüz bütün gazeteciler yalan mı yazdılar? O zaman, ben Sayın Cumhurbaşkanına öneriyorum, bundan sonra uçağına alacağı gazetecileri biraz daha dikkatli seçsin. Demek ki, onun söylediklerini anlayamamışlar.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Ya da dikkatli konuşsun, dikkatli…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı makamı dedikodu üretme yeri değildir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bütçeyi konuşuyoruz, Cumhurbaşkanlığının bütçesini konuşuyoruz şu anda.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Onun için, Cumhurbaşkanlarının bu dedikodu üretiminden vazgeçip Türkiye’nin sorunlarına eğilmesi gerekir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Magazinleştirdik iyice!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Anayasa’nın öngördüğü çerçevede anayasal kurumlar arasında uyumu sağlayan bir Cumhurbaşkanı hâline bir an önce dönüşmesi gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, dediğim gibi, cumhurbaşkanları dedikodu üretmezler, cumhurbaşkanları anayasal kurumlarla kavga etmezler. Cumhurbaşkanının Anayasa’ya göre görevi, anayasal kurumlar arasında uyumu ve eş güdümü sağlamaktır.

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı bütçesi çok eleştirildi. 2007 yılı ödeneklerine göre 2008 yılında yüzde 64 ödenek artışı öngörüldü. Faiz dışı harcamaları dikkate aldığımızda, bütçemizin yüzde 8 oranında artırıldığı, memurlarımıza ve emeklilerimize yüzde 2+yüzde 2 zam verildiği bir ortamda, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin yüzde 64 gibi yüksek bir oranda artırılması elbette dikkat çekicidir.

Şimdi, bu eleştiriler üzerine, Sayın Cumhurbaşkanına yakın çevreler rahatsız oldular, çeşitli açıklamalarda bulundular, eleştiri yazıları yazan yazarları Köşk’e davet ettiler. Öyle garip ifadeler ortada dolaşıyor ki, deniliyor ki: “Yabancı devlet başkanlarının kullanabileceği kalitede tuvalet bile yok Cumhurbaşkanlığında.”

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Dedikodu yapmayın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Hayır…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Az önce sen diyordun “dedikodu” diye, şimdi sen söylüyorsun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Bu… Bu her yerde söylendi.

Şimdi, değerli arkadaşlarım...

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Bu Mecliste dedikoduyla Cumhurbaşkanına hakaret edemezsiniz.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Ve Sayın Cumhurbaşkanımızın eşi hanımefendi daha Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılır yapılmaz Köşk’e gitti, “Bu mobilyalar değişecek, bu binalar elden geçecek, restore edilecek.” dedi..

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Hâlâ dedikoduya devam ediyorsun.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …ve onun üzerine bütçe hazırlandı, çok ciddi şekilde ödenek artışı konuldu.

Peki, biz, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde tamirat gerekiyorsa, tadilat gerekiyorsa yapılmasından yanayız, ama, bunların hepsinin bir yılda yapılmasına gerek yok, bunlar zamana yayılabilirdi ve ayrıca, görüyoruz ki bütçede, 2009’da da çok ciddi bir artış var, 2010’da da bir…

Değerli arkadaşlarım, cumhurbaşkanları, başbakanlar, millete örnek olması gereken kişilerdir. Eğer, Cumhurbaşkanı, Başbakan tutumlu davranmazsa, devlet parasını hesaplı harcamazsa, topluma, millete çok kötü örnek olur.

Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Sezer gibi mütevazı, tutumlu, devlet parasını, ayrılan ödeneklerin neredeyse yarısını tasarruf eden bir Cumhurbaşkanından sonra, Abdullah Gül, Sayın Abdullah Gül şatafatlı, gösterişli bir Cumhurbaşkanı olmaya niyetlidir.

Değerli arkadaşlarım, bu ülke, fakir insanların, yoksul insanların, Sayın Başbakanın deyimiyle “garip gureba”nın ülkesidir. Bu ülkede Cumhurbaşkanlarının devlet parasıyla gösterişe, şatafata kaçması doğru değildir.

Değerli arkadaşlarım, bir soruyu da burada sormak istiyorum: Sayın Abdullah Gül’ün kızı evlendi. Saadetler diliyorum ve…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Magazin ya!

BAŞKAN – Sayın Hıdır, lütfen…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Tamamen magazin!

BAŞKAN – Lütfen…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …400 bin YTL takı takıldığı Hürriyet gazetesinin 16 Ekim tarihli…

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sana ne!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı, kamuoyunun önündeki kişidir.

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Ayıp, ayıp!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Bütün icraatıyla halkın önündedir.

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Gerçekten çok ayıp! Sizin gibi tecrübeli bir milletvekiline yakışmıyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Ve, Hürriyet gazetesinde bu haber çıkmıştır.

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Bugüne kadar kimseye laf atmadım, ama, çok ayıp!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Ben, şimdi bir soru sormak istiyorum. Şimdi, bir soru sormak…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Soru soramazsın!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Rahatsız olmayan değerli arkadaşlarım… (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi, bir soru sormak istiyorum. Soru şudur: Denildi ki…

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Ayıp!

BAŞKAN – Sayın Çiçek…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Hükûmete soruyorum… Hükûmete soruyorum… (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım…

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Sayın Başkan, lütfen müdahale edin. Özel hayata müdahale ediliyor.

BAŞKAN – Sayın Çiçek…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – 400 bin YTL…

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çiçek…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – 400 bin… (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, burada ne konuşacağımı siz mi kararlaştıracaksınız, ben mi kararlaştıracağım?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın Özyürek

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Bu toplantıyı siz mi idare edeceksiniz, Başkan mı idare edecek? (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Bana saygı göstermiyorsunuz, Başkana saygı gösterin. Bu ne biçim iş! (AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Senin yaptığın nasıl iş!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Neye çeviriyorsunuz burayı?

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Hadi oradan!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Ben görüşlerimi açıklıyorum. Farklı düşünen varsa, gelir burada açıklar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Dedikodu yapıyor, dedikodu…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – 400 bin YTL takı takıldı. Denildi ki: “200 bin YTL’sini biz şehit ailelerine bağışlayacağız.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bunun bütçeyle ne alakası var? Bütçe konuşuyoruz Sayın Başkan.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Soru şu: Bu 200 bin YTL şehit ailelerine bağışlandı mı bağışlanmadı mı? (CHP sıralarından "Bravo" sesleri, alkışlar) Vazgeçtiniz mi geçmediniz mi? Soru bu.

AHMET YENİ (Samsun) – Sana ne! Seni niye ilgilendiriyor?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı söz veriyorsa sözünün arkasında durmak zorundadır.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Cumhurbaşkanlığı bütçesini görüşüyoruz, Cumhurbaşkanının bütçesini değil.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Değerli arkadaşlarım… Değerli arkadaşlarım…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Burası magazin yeri de değil!

AHMET YENİ (Samsun) – Magazin yapıyorsun!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Magazin yeri değil. Haberler, doğrular… Rahatsız olmayın değerli arkadaşlarım. “200 bin YTL'yi şehit ailelerine bağışlayacağım.” derken Sayın Cumhurbaşkanı düşünmek zorundaydı.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nereden biliyorsunuz Sayın Özyürek?

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Ya gereğini yapacak ya gereğini yapacak. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhurbaşkanları için verilen…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Nereden biliyorsunuz bağışlamadığını? Bu ilan edilmez ki!

BAŞKAN – Sayın Özyürek, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlarım…

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Sayın Özyürek, size yakışmıyor!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Gelirsiniz burada, 200 bin YTL…

OSMAN GAZİ YAĞMURDERELİ (İstanbul) – Ne alakası var!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …şehit ailelerine verilmiştir dersiniz, ben söylediklerimin hepsini geri alırım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesiyle ilgili bir iki şey söylemek istiyorum.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Nihayet! Nihayet!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – Uzun zamandır gerek Meclis Başkanı gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı görevlerini suistimal etmektedirler. Çünkü 2006 yılının ocak ayında Sayıştayın belirlediği 28 tane üye adayı Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir ama aradan geçen neredeyse iki yıla yakın sürede bu seçim yapılmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, iki yıl bir seçimi bekletmeye ne Meclis Başkanının ne Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanının hakkı yoktur. Bunun sebebini hepimiz biliyoruz, bunun sebebi, o adayların içinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …AKP'nin kendine uygun insan bulunmayışıdır. Böylesine partizanlık olmaz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuşmamı tamamlarken…

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Zamanı çok verimsiz kullandınız!

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) – …bütçenin hepimize hayırlı olmasını diliyorum, saygılar  sunuyorum.  (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Ne anlattın? Magazin…

MUSTAFA ÖZYÜREK (İstanbul) – Anlamasını bilenler için çok yararlı oldu.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri…

Teşekkür ederim Sayın Özyürek.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Nesrin Baytok, Ankara Milletvekili.

Buyurun Sayın Baytok. (CHP sıralarından alkışlar)

On dakika süreniz var.

CHP GRUBU ADINA NESRİN BAYTOK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2008 yılı bütçesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ifade etmek için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tarihî bir dönemden geçiyoruz. Burada yüce Meclisin kürsüsünde bu konuşmaları yaparken, içinden geçtiğimiz döneme ilişkin de görevimizi yerine getiriyoruz. Türkiye’nin temellerini oluşturan bütün değerlerin sorgulandığı, yeni baştan ele alınıp düzenlenmek istendiği, sil baştan yapılmak istendiği, Anayasa’nın da sil baştan yeniden yazılmak istendiği, bu sayede ülkenin farklı bir şekle dönüştürülmeye çalışıldığı bir dönemin uygulamaları hakkında ana muhalefet partisi olarak görüşlerimizi ve uyarılarımızı söyleyerek vatandaşlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, radyo ve televizyon yayınlarının denetlenmesi ve düzenlenmesi görevini yapması gereken RTÜK’ü konuşuyoruz. Çalışmalara baktığımızda, bu denetim işinin adil biçimde yürütülmediğini belirgin olarak görebiliyoruz. Sadece çıplak gözle bile seçim dönemindeki yayınların ne kadar taraflı olduğunu hepimiz tespit ettik. RTÜK de bu durumu seyretti. Öyle bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız ki, biat kültüründen gelen, muhalefetin sesini asla duymak istemeyen bir anlayış. Bu anlayış, zaten baskıcı ve dayatmacı bir uygulamayla demokrasimizi tehdit eden çeşitli faaliyetler içinde. Kurumlar da bu baskıcı ve dayatmacı uygulamaları gerçekleştirmek isteyen iktidarın elini güçlendirirse, ortada demokrasi kalmaz. Gazetecileri öylesine korkutmuş bir Başbakan var ki, soru bile soramıyorlar. Bu Mecliste hiç kimse çıkıp şunu iddia edemez: İsteyen gazeteci, Sayın Başbakana istediği soruyu sorabilir. Soramaz. Bunu gözlerimizle ekranlarda görüyoruz. Gazeteciler Sayın Başbakanın karşısına geçiyor, en nazik, en anlayışlı, en hafif, en suya sabuna dokunmayan sorularla durumu idare ediyor. Bu durum, o gazetecilerin eksikliğinden değil, Sayın Başbakanın anlayış eksikliğinden doğuyor.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Ayıp oluyor! Gerçekten çok ayıp!

NESRİN BAYTOK (Devamla)– Büyük bir sevinçle görüyoruz ki, medyanın içinde onuruyla, başı dik gazetecilik yapan gazetecilerimiz hâlâ var. Ayrıca çok rahatlıkla ifade edebilirim ki Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a, isteyen gazeteci istediği soruyu sorabilir. Şimdiye kadar hiçbir gazeteciyle, gazetecinin şahsıyla uğraşmamıştır.

Hepimiz çok yakından biliyoruz ki, Sayın Başbakan, kimi gazetecileri işinden eder, kimilerini ülke dışına sürmek ister. Bu anlayıştaki Başbakanın karşısında ne mutlu ki medyaya saygılı bir ana muhalefet lideri var. Sayın Başbakanın medyaya dönük olarak şu sözleri söylediği kayıtlardadır: “Ham meyveyi koparmazsınız, bekleyin olgunlaşsın, ondan sonra.”

Yandaş medya arayışlarını doruğa çıkarmış bir iktidar uygulamasıyla karşı karşıyayız. Medya kuruluşlarının el değiştirmesinde RTÜK hiç mi etki sahibi değil? Karar alırken neye göre alıyor? TGRT birden Fox Televizyonu oluyor. Bir kere, Türkçe karakter içermeyen bir ismi nasıl onayladınız? İkincisi, sahibi kim, yabancı ortaklığı ne kadar? Kanalın adına bakarak sahibini tahmin edin?

Hani eleştirmeyelim diyoruz. Ama, alfabemizin harflerinin bile sorgulandığı, değiştirilmek istendiği bir dönemden geçmekte olduğumuzu söylemeden de geçemeyiz. Neymiş? X, W, Q harfleri alfabeye konulacakmış. Bunları ifade edecek harflerimiz yok mu? “İ-k-s” yazınca “x” olmaz mı?

Bakın, bugün Sabah-ATV ihalesi yapıldı. Daha doğrusu minareyi çalanın kılıfını hazırladığı gibi bir şov yapıldı. İhaleye girmeyi düşünebilecek firmalar çeşitli yollarla ihaleden caydırıldı. Buna rağmen yine gireceğini açıklayan iki firma son anda girmeyeceğini açıkladı. Neden çekildiler?

OSMAN GAZİ YAĞMURDERELİ (İstanbul) – Siz biliyorsanız söyleyin.

NESRİN BAYTOK (Devamla) – İhale, Başbakanın damadının yönetimindeki şirkete verildi. Neler oluyor Sayın Başbakan?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Cumhuriyet savcılığı orada!

NESRİN BAYTOK (Devamla) – Ey Adalet ve Kalkınma Partisi, ilahi siz, artık ihale yapıyoruz diye ortaya çıkmanıza da gerek yok aslında. Bu kadar masrafa, bu kadar televizyonların canlı yayınlarına ne gerek vardı? TMSF’nin bir küçük odasında aldık verdik yapabilirdiniz.

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Siz öyle yaptınız…

NESRİN BAYTOK (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bu ihale iptal edilmelidir. Bunun neresi ihale Allah aşkına? İktidar partisine biraz itidal, biraz da sağduyu öneriyoruz. Nedir bu gidiş? Nereye doğru bir gidiştir? Nasıl bir gidiştir dörtnala böyle?

Öte yandan, bir RTÜK Yasası hazırlığı var. Buna göre yeni yasada yabancı payının yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarılması planlanıyor. Eğer aynı firma ikinci bir kanal sahibi de olmak isterse yüzde 25 hisse hakkı da orada verilecek. Bir kere biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak medyanın yabancılara satılmasına karşıyız. Bir ülkenin en nazik, en ince, en yönlendirilebilir olduğu konulardan birisi budur, medya aracılığıyla yönlendirmedir. Yabancıların bir ülkede yapacakları yatırımlar vardır, yapamayacakları yatırımlar vardır. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” diyemeyiz. Bankalarınızdaki yabancı hisse payı sınırlı olmalıdır. Medya, yine öyle, sınırlı olmalıdır. İktidar partisi, az önce belirttiğim gibi, yabancı payını yüzde 50’ye çıkaracak bir düzenleme hazırlıyor. Bir bakıyoruz, bu düzenleme bekletiliyor. Acaba neyi bekliyor? Sabah-ATV ihalesinin sonuçlanmasını mı?

Değerli milletvekilleri, iktidar partisinin değerli üyeleri; ülkeyi yönetiyorsunuz. 70 milyon için kararlar alıyorsunuz. Üç beş kişi için karar almayın. Medyayı susturup yazamaz, söyleyemez hâle getirmek kimseye yaramaz. Türkiye’ye hiç yaramaz. İktidarın görevi ülkenin yararı penceresinden bakarak ülkeyi yönetmektir. Ne yazık ki, bu anlayışı göremiyoruz.

Bakın, geçenlerde IMF Türkiye Masası Şefi Giorgianni bir açıklama yaptı, Türkiye ekonomisini değerlendirdi. O açıklamada cari açık hakkında bir şey söyledi. Diyor ki: “Cari açık Türkiye ekonomisi için Aşil’in topuğudur.” Biliyorsunuz, Aşil mitolojide yenilmez, güçlü bir kahramandır. Tek zayıf yeri Aşil tendonudur ve oradan öldürülür. Demokrasimiz için de Aşil’in topuğu medyadır. Medya özgür olmazsa demokrasi yürümez.

Demokrasi için hayati önemde bir diğer konu da yargı bağımsızlığıdır. O konuda nasıl karar aldığınızı geçen hafta gördük. Bir hâkim adayı yazılı sınavdan 100 alsa bile mülakatta 69 aldığında sınavı geçemeyecek. O mülakatı da zaten iktidarın atadığı bürokratlar yapacak. Yargı bağımsızlığı da, medya özgürlüğü gibi, demokrasi için Aşil’in topuğudur. Demokrasiyi araç olarak görüyorsanız o başka elbette. Ancak, bu dönemde o kadar çok demokrasiden bahsediliyor ki, bu vesileyle demokrasiyi Aşil tendonundan vuracak uygulamalar yapıldığını hatırlatmak istedim.

Medyayı denetleyip düzenlemesi beklenen RTÜK görevini doğru yapmazsa, yandaş medyayı kayırır diğerinin üzerine giderse bundan kimse yararlanmaz. RTÜK, görevi olan işleri bırakıyor, görevi olmayan işlere mi yöneliyor? RTÜK Başkanı, televizyonu olmayan on dokuz ile de televizyon kurulacağını açıklamış. Bunu RTÜK mü kuracak? RTÜK’ün görevleri arasında televizyon kurmak var mı? Öte yandan, frekans ve bant ihaleleri ne durumda, neyi bekliyor? Bir reyting işi tutturulmuş gidiyor. Özel radyo ve televizyonların içerik denetimleri yeterince yapılıyor mu? Eğer yapılıyorsa eğitim ve sağlık konusunda yayınlara neden rastlamıyoruz? Bir televole kültürü egemen oldu.

Bakın, geçen hafta sonu bir uçak kazası oldu ve 57 vatandaşımızı kaybettik. Ölenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Medya gereken ilgiyi gösterdi ve yayınlarla neler olduğunu bütün Türkiye anında izleme fırsatı buldu. Önümüzde Kurban Bayramı var. Trafik kazaları bütün yıl boyunca can aldığı gibi, hız kesmeyip artıracak ve ortalama 100 civarında kayıp vereceğiz, her yıl olduğu gibi. Televizyonların yayın içeriği son derece önemli. Böylesine önemli ve hayati bir konuda, RTÜK, televizyonlarımıza eğitici, öğretici, trafik bilgileri içeren kısa filmler yayınlatamaz mı? Bir kanala ceza veriyorsa bu ceza böyle filmler olamaz mı?

Sayın Başbakan dün konuşmasında muhalefeti öylesine yararsız tarif etmişti ki hiçbir öneri getirmeden eleştiriyor diye, işte size öneri. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak her zaman Türkiye’nin yararını gözettik, vatandaşlarımızın yararını gözettik. Bu anlayışla buradayız. Muhalefet demokrasinin çok önemli bir ayağıdır. İktidar demokratik duyarlılık gösterirse, en başta kendisi bundan yararlanır. Medya önemlidir, demokrasi için hayatidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baytok, bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın.

NESRİN BAYTOK (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Özgürlüğünü koruyalım, medya tekeli yaratmayalım. Sabah ve ATV ihalesi iptal edilmelidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baytok.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, şimdi, söz, Sayın Halil Ünlütepe, Afyonkarahisar Milletvekili.

Buyurun Sayın Ünlütepe. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

CHP GRUBU ADINA HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Sayıştay ve Anayasa Mahkemesi Başkanlıkları bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Grubumuz ve şahsım adına Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli üyeler, her iki kurum da anayasal kuruluştur. Sayıştay devletin gelir ve giderini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve tarafsız olarak denetleyen, sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlayan anayasal bir kuruluştur. Bilindiği gibi, bütçeler, yasama organınca yürütme organına harcamaların yapılması konusunda yetki veren belgelerdir. Yasama organının yürütme organına vermiş olduğu bu yetkiyi, verdiği sınırlar çerçevesinde kullanıp kullanmadığını Sayıştay kanalıyla kontrol eder. Yani Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapar. Sayıştay üyeliklerinde çok uzun bir dönemdir eksiklik bulunmaktadır. 56 üyeli Genel Kurulun hâlen 12 üyesi, kadrosu boş bulunmaktadır. Kurumun artan iş hacmini karşılayabilmesi için eksik kadroların tamamlanması gereği tartışılmaz. Buna rağmen, Sayıştayda boş bulunan üyelerin seçimi Sayıştay Genel Kurulunca yapılır. Her boş bulunan üyelik için Sayıştay Genel Kurulunca 4 katı aday tespit edilir. Tespit olunan aday listesi, Sayıştay Başkanlığınca Türkiye Büyük Millet Meclisi kanalıyla Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanlığına gönderilir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu da Plan ve Bütçe Komisyonunda tespit edilen üyelerin yarısını seçerek Sayıştay üyeliği seçimi tamamlanmış olur.

Sayıştay Genel Kurulu, biraz önce açıkladığım konulardaki eksiklikleri tamamlamış, eksik bulunan 7 üye için 28 üyenin seçimini yapmıştır. 6 Ocak 2006 tarihinde, yaklaşık iki yıl önce Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bildirmiştir. Başkanlık, Komisyona 20 Ocak 2006 tarihinde listeyi göndermiştir. Komisyon, iki yıla yakın bir zamandır Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna sunulmak üzere boş üyelik sayısının 2 katı adayı bugüne kadar belirleyememiştir. Yani, Plan ve Bütçe Komisyonu iki yıla yakın bir sürede gerekli seçimi yapıp 14 adayın ismini Genel Kurula bildirmediği için seçim tamamlanamamıştır. Anayasal bir kuruluş, keyfî bir uygulama sonucu görevini yapamaz, eksik yapar bir hâle dönüştürülmüştür.

Hâlbuki, bu, Sayıştayın seçimleriyle ilgili, örneğin 1990 yılında 9 üyelik boşalmış, seçimi için Plan ve Bütçe Komisyonuna 19 Kasım 1990 tarihinde yazı gelmiş, iki gün sonra Sayıştay, üyelerini seçmiştir. Gene, keza 1998 tarihinde, Plan ve Bütçe Komisyonuna Sayıştay Başkanlığı yazısı havale edilmiş, iki buçuk ay sonra 15 üyenin seçimi yapılmıştır. Şimdi ise, aradan iki yıla yakın süre geçmiş olmasına rağmen Sayıştay üyeleri seçilememiştir. Her türlü uyarı ve ikaza rağmen Komisyon gündemine alınmamıştır. Sayıştay üyelerinin seçiminin yapılmaması için gayret sarf edilmiştir. Eski Meclis Başkanımız bu uygulamayı yadırgadığını açıkça söylemiştir. Sayıştay Genel Kurulunun seçtiği adaylar farklı düşünceden oldukları için, yani, Hükûmetin Sayıştay Genel Kurulu bünyesinde yapılan aday tespitlerinden hoşnut olmaması nedeniyle seçimin Komisyon gündemine alınmadığı kamuoyunda tartışılmaktadır.

Sayıştay yüz elli yıla yaklaşan mazisiyle, bağımsız statüsüyle ve tarafsız konumuyla hukuk devletinin temel taşlarından biridir. Bağımsız denetçi kimliği Sayıştayın iktidar tarafından istenmediğini ortaya koymaktadır. Her türlü denetime karşı olan AKP Sayıştayı istenmeyen bir kurum hâline dönüştürmüştür.

Sayıştay üyelerinin kim olacağını Sayıştay kurumu belirlesin. Fakat, yeni Sayıştay Yasa Tasarısı’na göre Sayıştayın bütün üyelerini Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçmesi öneriliyor. Meclisin çoğunluğu Sayıştay üyelerini seçecek, sonra Sayıştay üyeleri kendilerini atayan iktidarın hesaplarını denetleyecek. Bunun adı şeffaflık olacak. Bu uygulama, siyasi iktidarın Sayıştayı kuşatma ve siyasallaştırma çabalarından birisidir. Kendi düşüncelerinde olmadığı için Sayıştay üyelerinin seçimi yaptırılmayacak, Sayıştay cezalandırılacaktır. Açıkçası, keyfî ve partizanca bir uygulama sona ermelidir.

Şimdi, Meclis Başkanlığımız 1 Ekim 2007 tarihinde tekrar Sayıştay üyelerinin seçimi için yazıyı Plan ve Bütçe Komisyonuna göndermiştir. Dilerim, geçen dönemki aymaz tutumdan bu dönem kurtuluruz diye düşünüyorum.

Adalet bir ülkenin bağımsızlığının olmazsa olmaz koşullarından biridir. Anayasa’mızda ifadesini bulan demokratik, laik ve sosyal hukuk devletinin tam olarak tesisi için yargı bağımsızlığının korunması gerekir. Siyasi iktidarın son iki dönemdir yargıyı kuşatma, yargıda kadrolaşma, yargıyı siyasallaştırma uygulamaları yargı bağımsızlığını Türkiye’de en çok tartışılan konulardan biri hâline getirmiştir. Yargının adil ve bağımsız olmaması hâlinde yürütme ve yasamanın işleyişindeki haksızlıkların önüne geçmek mümkün olamaz. Demokratik toplumlarda hukukun üstünlüğü ilkesi esastır. Kamusal görev ve yetkilerin kaynağı Anayasa ve diğer hukuk kurallarıdır. Devlet organlarının görev ve yetkileri hukukla sınırlandırılmıştır. Parlamenter rejimlerde çoğunluğun iktidarını sınırlayan en etkin unsurlar Anayasa yargısı, bağımsız yargı ve anayasal rejimi özümsemiş, güçlü sivil toplum örgütleridir.

Siyasi iktidar yöneticilerinin davranışları, açıklamaları bağımsız yargıyı içine sindiremediklerini ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesinin verdiği bir karar üzerine Sayın eski Meclis Başkanımızın “Anayasa Mahkemesinin kaldırılabileceği, üye sayısının değiştirilebileceği, her yasanın Anayasa Mahkemesine gitmesinin engellenebileceği” türü yaptığı açıklamalar, Sayın Başbakanın bir Anayasa Mahkemesi kararından sonra “Bu, demokrasiye sıkılmış bir kurşundur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır. O dinin mensubuna sorarsın.” türü açıklamalar; ilgililerin bu tür açıklamaları bulundukları sorumlulukla da bağdaşmamaktadır. Toplumu germeye yönelik, yargıyı hedef göstermeye yönelik açıklamalar meyvesini vermiş ve ilk defa yüksek mahkeme menfur bir saldırıya uğramıştır.

Yüksek yargı organlarının verdiği kararların yasamaya müdahale veya ulusal iradeye müdahale olarak yorumlanması, yargı bağımsızlığının ve hukuk devleti ilkelerinin sindirilemediğinin bir göstergesidir.

Sayın Başkan, değerli üyeler; Anayasa Mahkemesi “Yüce Divan” sıfatıyla yargılar, iptal ve itiraz davalarına ve ayrıca, siyasi partilerin mali denetimi ile kapatılma davalarına bakar. İş yükü çok fazladır. Hele hele bu iktidar döneminde hukuksuzluğu açıkça belli olan, Anayasaya aykırılığı ortada olan yasaların yoğunlukla çıkartılması da yüksek mahkemenin iş yükünü artırmıştır. Pek çok yasanın Anayasa’ya aykırılık gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinden geri döndüğü bilinmektedir.

Yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili olarak, her ne kadar Anayasa taslağı kamuoyuyla paylaşılmamışsa da yapılan bazı açıklamalar yargının  tamamen kuşatma altına alınacağını ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, Danıştay gibi yüksek mahkemeler ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin seçim sistemi endişelerimizi artırmaktadır. Yargı tamamen siyasallaşır. Belki yapacağınız bu tür değişikliklerle etkinlik alanınızı genişletebilirsiniz, fakat uzun zamanda topluma yaptığınız zararı göreceğinizden eminim. Yargıyla oynayanlar hep kaybetmiştir. Bilin ki siz de kaybedeceksiniz. Yargının sorunları, sadece yargının değil, hukuk devleti anlayışının ve yargı bağımsızlığının sorunudur.

Sayın Başkan, değerli üyeler; parlamenter sistemin en önemli unsuru kuvvetler ayrılığı sistemidir, yani yasama, yürütme ve yargı. Geçen dönem, yürütme yasamayı baypas etmeye çalıştı, çoğunluğuna güvenerek yasama çalışmalarını etkiledi. Şimdi de yargıyı etkisizleştirerek kuvvetler ayrılığını kuvvetler birliğine dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Her hâlde bunun adı “çoğunluğun diktatörlüğü”dür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ünlütepe, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

HALİL ÜNLÜTEPE (Devamla) – Tamamlamaya çalışacağım Sayın Başkanım.

Son çıkartılan Hâkimler ve Savcılar Kanunu’ndaki değişiklik, yargıyı kuşatmanın ve yargıyı siyasallaştırmanın bir uzantısıdır.

Sayıştay ve Anayasa Mahkemesinin bütçesindeki ödeneğin yeterli olmadığını görüyoruz. Bununla ilgili bir örnek de vermek istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanımız, bu dönem bütçe çalışmaları sırasında ödeneğin yetersizliğinden yakınarak yüzde 65 oranında bütçede bir artışa gitmiştir.

Bir şeyi söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum: Geçen dönemki Sayın Cumhurbaşkanı Sezer ödenek fazlalıklarını iade ederken yerine seçilen Sayın Cumhurbaşkanının ödenek azlığından yakınması dikkati çekecek olan bir husustur diyorum ve bu bütçelerin ülkemize ve milletimize hayırlı olması dileğiyle saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünlütepe.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Hasan Çalış, Karaman Milletvekili.

Buyurun Sayın Çalış (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

MHP GRUBU ADINA HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığımız bütçesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bildiğimiz gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1920’de kurulduğu günden beri Türk milletinin kaderini belirleyen çok önemli işler yapmıştır. İstiklal Harbi’mizin kazanılması, cumhuriyetimizin kurulması, cumhuriyetimizin kurumlarının kurulması ve kurumsallaştırılması, milletimizin çağdaş bir toplum olma yarışında modern ilmi yakalaması konusunda, bilim ve teknolojiyi yakalaması konularında çok önemli çalışmalar yapmıştır.

Değerli arkadaşlarım, maalesef, zaman zaman, milletten aldığı yetkileri yeterince kullanamadığı gerekçesiyle bu kutsal çatının çalışmalarına, cumhuriyeti kollama ve koruma gerekçesiyle müdahaleler yapılmıştır. Ama, yine milletimizin sağduyusu, demokrasiye ve cumhuriyete sahip çıkması, cumhuriyetinin değerlerine sahip çıkması neticesinde, bu yüce Meclis çalışmalarına devam etmektedir, ebediyen de devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, hepimizin bildiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul çalışmaları dışında, çalışmaları televizyon kanalları aracılığıyla naklen yayınlanan, bir nevi toplumun denetimine açık cumhuriyetimizin başka hiçbir kurum veya kuruluşu yoktur. Bunun güzel tarafı nedir değerli arkadaşlarım? Ciddi bir izleyici kitlesi vardır, vatandaşlarımızın değişik konularda bilgilenmesine imkân sağlıyor, ayrıca milletvekili arkadaşlarımızın mesajlarını direkt muhataplarına iletmesine de imkân sağlıyor değerli arkadaşlarım. Ama işin bir de öbür tarafı var ki konuşmalarımıza, oturmamızdan kalkmalarımıza, polemiklerimize, sataşmalarımıza, bazen üzülerek de olsa izlediğimiz itiş kakışlarımıza, kavgalarımıza kadar her şey milletimizin gözü önünde devam etmektedir ve bunlar da bu kutsal çatının  saygınlığına fayda sağlamamaktadır değerli arkadaşlarım.

Önemi tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık olan bu kurumu zedelemeye, kamuoyu önünde tartışılır hâle getirmeye, bu kutsal çatı altında görev yapan hiçbirimizin hakkı olmadığına inanıyorum değerli arkadaşlarım.

Burada görev yapan arkadaşlarımızın siyaset öncesi yaptıkları işler yönüyle bir inceleme yaparsak gördüğümüz şudur: Buraya gelen arkadaşlarımızın bir kısmı merkez veya taşrada bürokrasinin değişik kademelerinde veya özel sektörde tecrübeleriyle, uzmanlıklarıyla partilerimizin genel merkezleri ve taşraları tarafından ihtiyaç duyulan arkadaşlarımız. Diğer arkadaşlarımız da genellikle parti teşkilatlarında kendisini yetiştirmiş arkadaşlarımızdır. Ama hepsinin ortak bir özelliği vardır değerli arkadaşlarım: Hepsi saygındır, hepsi değerlidir, hepsi kıymetli insanlardır. Ama değerli arkadaşlarım, bu kadar seçkin insandan oluşan bir topluluk, ne yazık ki bu kutsal çatının altında toplanır toplanmaz tartışılır hâle gelebiliyor, kamuoyunda örselenmeye çalışılabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, güvenilirlik anketlerinde, kamuoyu yoklamalarında Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir kurum olarak alt sıralara düşmesi hepimizi düşündürmelidir. Hepimiz bu konuda kendimizi sorumlu hissetmemiz gerekmektedir.

Birkaç olayı hatırlatmak istiyorum değerli arkadaşlarım: Bir notere gittiğinizi düşünün veya bir başka daireye gittiğinizi düşünün, sizden ikametgâh ilmühaberi, nüfus cüzdanı örneği ve kimlik kartınız istensin. Siz de Başkanlığımızın takdim ettiği kimlik kartımızla ve Özlük İşlerinden aldığınız belgelerle gidiniz. Muhtemelen sizlere denecektir ki: “Lütfen, muhtardan onaylı belgelerle, nüfus cüzdanınızı veya ehliyetinizi getirin.”

Değerli arkadaşlar, bu, basit ama önemli bir husustur. Bunun örneklerini çoğaltabiliriz: Veya Ankara’dan çıktınız seçim bölgenize gidiyorsunuz, yolda seyrinizden, katıldığınız toplantılardan, bürokratlarla veya sivil toplum kuruluşlarının yetkilileriyle yaptığınız toplantılardan geriye dönerken milletvekilinin saygınlığı noktasında “Mutlu muyum?” diye kendinize sorun değerli arkadaşlarım, genellikle mutlu olmadığınızı göreceksiniz. Bunun da üzerinde durmak lazım.

Değerli arkadaşlar, dokuz on metrekarelik mütevazı odalarda hizmet vermeye çalışıyoruz, misafirlerimizi ağırlamaya çalışıyoruz, Genel Kurula, bakanlıklara, sağa sola koşuyoruz. Bazı misafirlerimiz çalışma ortamımıza bakıyor, lojman gibi, şoför gibi imkânlarımıza bakıyor ve hayal kırıklığını gizlemiyorlar, çünkü kamuoyunda sanılıyor ki  milletvekilinin bir eli yağda, bir eli balda değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, Oran Mahallesi’nde milletvekili lojmanlarımız vardı, satıldı. Satılsın. Milletimin derdine deva olacaksa feda olsun, canımız da feda olsun. Ama orada, bizim Meclis personelimizin kullandığı lojmanlar dâhil, şu anda sekiz binin üzerinde lojman duruyor. Keşke, bu başlamışken Türkiye genelindeki bütün lojman problemini çözebilseydik! O gün, yanlış hatırlamıyorsam, daha milletvekili olmamıştı Sayın Başbakan, şu salonda bulunan değerli arkadaşlarımın bir kısmı da daha bu salona girmemişti, Bilkent Otelde bu kararı ayakta alkışlamışlardı. Keşke bunun devamını da ayakta takip etseydiniz değerli arkadaşlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir diğer husus, dokunulmazlıklar.

Değerli arkadaşlar, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak kürsü dokunulmazlığı istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, gene sizlere soruyorum: Kürsü dokunulmazlığı dışında şu güzide Meclisin içerisinde kaç kişinin başka dokunulmazlıklara ihtiyacı var? Şimdi, açılan dosyalara bakıyoruz. Nedir? Seçim yasaklarına uymamak vesaire, ama bir kısmı da ciddi. Bir kısmı Anayasa’ya kastediyor, milletimin bölünmez bütünlüğüne kastediyor.

Değerli arkadaşlarım, gelin, o zaman bu dokunulmazlığı kürsü dokunulmazlığı dışında kaldıralım, ciddi bir suçu olmayan arkadaşlarımızın aklanmasına fırsat verelim. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine kastetmişsek, ciddi suçu olan insanlar varsa, lütfen, bu insanlar da bu kutsal çatıyı töhmet altında bırakmasın değerli arkadaşlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, Türk milletinin tanımı gayet açıktır. Türk milletinin tanımı etnik bir tanım değildir. Kendini Türk hissedebilen, bundan gurur duyabilen herkes Türktür bizim gözümüzde. (MHP sıralarından alkışlar)

Biz, bu kürsüleri kullanarak milletvekillerinin etnik yapılarına göre ayrılmasını, tasnif edilmesini doğru bulmuyoruz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bunu kınıyoruz değerli arkadaşlarım. Başka bir şeyi daha kınıyoruz: Otuz beş etnik grup olduğundan söz açarak bugün bu problemi buraya taşıyanları da halkımıza şikâyet ediyor ve kınıyoruz değerli arkadaşlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, çalışma ortamımız belli. Burada altyapının geliştirilmesi lazım, ar-ge çalışmalarının geliştirilmesi lazım. Bu konuda Meclis Başkanlığımızı tedbir almaya davet ediyorum.

Yine, Anayasa çalışmaları izliyoruz aylardır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çalış, bir dakika ilave ediyorum, lütfen tamamlayın.

HASAN ÇALIŞ (Devamla) – Tamam Sayın Başkanım.

Anayasa çalışmaları otel lobilerinde, sağda solda devam ediyor değerli arkadaşlar. Yasada çalışmaların nerede yapılacağı bellidir, kimin çıkaracağı da bellidir. Bunu ben Türk milletine ve bu yüce Meclise bir saygısızlık olarak addediyorum değerli arkadaşlar. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, basın ve medya kuruluşlarının tutumu belli. Üzülüyoruz, buraya gelmeden sizleri, bizleri baskı altına almaya çalışıyorlar. Lütfen, hep beraber tedbir alalım.

Yine, bu Meclisimizde değişik statülerde, değişik kadrolarda çalışan arkadaşlarımız var, bunların problemlerine el atalım. Türkiye genelinde kanayan yara olan 4/C’yi, 4/C statüsünde çalışanları, buradan başlayarak problemleri çözelim değerli arkadaşlar. Kendi problemimizi çözemezsek dışarıya karşı inandırıcılığımız olmaz diyorum değerli arkadaşlarım, lütfen elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün.

Bu duygularla Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çalış.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Rıdvan Yalçın, Ordu Milletvekili.

Buyurun Sayın Yalçın. (MHP sıralarından alkışlar)

Sekiz dakikanız var.

MHP GRUBU ADINA RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Meclis Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesinin yıl dönümünde Başkanlık kürsüsünde bir sayın hanımefendinin oturmasını ne güzel bir tesadüf olarak değerlendiriyor, şahsında bütün Türk kadınlarını tebrik ediyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz üzere Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyonların içerik, teknik, idari ve mali yönden denetimini yapmakla görevli olduğu kadar, yayınların yasalarla belirlenen yayın ilkelerine uygunluğu bakımından da izleme ve denetleme görevlerini yapmak ve mevzuata uymayan kuruluşlara da yetkisinde kalan müeyyideleri uygulamakla görevlidir. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bu görevini yaparken yayıncıların hukukun üstünlüğüne, Anayasa’nın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve ahlaka uygun yayın yapmasını denetlerken, Anayasa’da teminat altına alınmış basın özgürlüğünü de gözetecektir.

Ancak, uygulamada, özellikle seçim dönemlerinde Kurulun yasadan kaynaklanan yetkilerini kullanmakta zafiyet gösterdiği, kimi yayıncı kuruluşların hükûmete karşı tutumuna göre cezalandırılması gereken yayınların hoş görüldüğü, toplumsal bilinçlenmeyi amaçlayan yayınlar sebebiyle de kimi kuruluşların cezaya tabi tutulduğu yaşanabilmektedir.

Bir önceki yıl RTÜK ile TÜBİTAK arasında ortaklaşa bir çalışma yapılarak bütün yayınların Ankara’dan izleneceği, kayıt edileceği ve denetleneceği belirtilmesine rağmen öyle anlaşılıyor ki bu çalışma ya tamamlanamamıştır ya da Kurul denetim görevini layıkıyla yerine getirememektedir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılaplarına aykırı yayın yapılmaması bir yayın ilkesi olarak belirlenmişken, RTÜK bu ilkenin pervasızca ihlaline göz yummaktadır.

Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, din, dil, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden yayınlara meydan verilmemesi ilkesi her gün ihlal edilmekte, terör örgütü ve yandaşlarının örtülü ya da açık propagandasına ses çıkarılmamakta iken, şehit cenazelerinin haber yapılmasının istenmeyişi acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Hükûmetin bu anlayışından Kurulun da etkilenmesi üzücüdür.

“Yayıncılığın, yayın organı ve sahipleri ile yakınlarının haksız çıkarları doğrultusunda kullanılmaması” ilkesi yasada yer almakta iken bazı medya patronlarının devletle ilişkilerinde -açıktan olmasa da- yayın kuruluşlarını hükûmeti bir karar almaya, bir karardan vazgeçirmeye nasıl zorladıkları ve sonuç aldıkları bütün vatandaşlarımızın malumudur.

Ne gariptir ki yayın kuruluşu hissedarı olmanın koşulları yasayla belirlenmiş olmasına rağmen ülkemizde hangi kişilere, hangi odaklara, hangi kurumlara ait oldukları herkesçe bilinen yayın kuruluşlarının kâğıt üzerinde muvazaalı kişilere ait olduğu gerçeği belli ki bu durumdan yararlanan çevreleri rahatsız etmemektedir.

“Yayınların toplumun millî ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması” ilkesi de ne yazık ki en yoğun ihlal edilen ilke olmuştur.

Özellikle çocukların ve ev hanımlarının televizyon izlediği saatlerde birbirlerinin benzeri niteliksiz, düzeysiz, insanların özel yaşamlarını konu edinen ve birçok insanın ölümüne ve saldırıya uğramasına neden olan programlara gösterilen müsamaha hâlen sürmektedir.

“Klip” adıyla Türk aile yapısına aykırı, müstehcen, çocuk ve gençlerimizin gelişimini olumsuz etkileyecek yayınlar yapılmakta, “magazin” adıyla da çarpık ilişkiler Türk toplumunun normal ölçüleriymiş gibi takdim edilmekte ve bu programlar hafta sonları gündüz, akşamları da erken saatlerde yayınlanabilmektedir.

Yasada kuralları bozulmadan konuşulması, millî birliğimizin temel unsurlarından olan Türkçemizin kültür, eğitim ve bilim dili olarak gelişmesinin sağlanması öngörülürken, bu ilkeye özel ve yerel kanallarda riayet edilmediği ve hatta dilimizin güzelliğinin bozulmasının moda hâline getirildiği de üzülerek takip edilmektedir.

Yine birçok yayın kuruluşu yayıncılığı haksız rekabete yol açacak şekilde sürdürmekte, suçluluğu kesinleşmemiş insanlar suçlu gibi gösterilirken mahkûmiyeti kesinleşmişler kahraman olarak gösterilebilmektedir.

Siyasi partiler ve demokratik kurumlar arasında fırsat eşitliği sağlanması, tek yönlü, taraf tutan yayın yapılmaması, seçim dönemlerinde belirlenen seçim yasaklarıyla ilgili ilkelere aykırı davranılmaması bir yayın ilkesi olarak belirlenmiş olmasına rağmen kanunun en çok ihlal edilen ilkesi olmuştur. Bunun en somut örneğini 22 Temmuz seçimlerinde yaşadık. Fırsat eşitliği için televizyonlarda reklamı yasaklayan Kurul, âdeta örtülü reklam niteliği taşıyan ve iktidar dışında diğer siyasi partilerin miting gibi haber niteliği tartışılmaz faaliyetlerine bile yer vermeyen yayıncı kuruluşlara seyirci kalmıştır ve çok ilginçtir, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu seçim yasaklarını denetlemeyle görevliyken Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçim yasaklarını ihlal ettiği için cumhuriyet savcılığına hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.

Özellikle yerel medyada, iktidar gücü ve menfaat faktörü nedeniyle neredeyse seçim boyunca tek yanlı yayınlar yapılmıştır. Türk medya hukukunun bu bağlamda en büyük eksiği, haber niteliği olan politik faaliyetlerin yayın akışında değerlendirilmesinin toplumun haber alma hakkının bir unsuru olarak düzenlenmemiş oluşudur.

Birçok yayın ilkesinde de hem genel olarak hem de özellikle kadına, güçsüze ve küçüklere karşı şiddet eğilimini körükleyecek yayınların yapılması yasaklanmışsa da, bu konuda da ne yazık ki yayın kuruluşları gereken hassasiyeti göstermediği gibi, Kurul da görevini zaman zaman ciddiyetle yapamamaktadır.

Gelir dağılımındaki bozukluk, bilinçsiz göç, yasaların sosyal dokumuzla uyuşmaması gibi sebeplerle artan şiddet olaylarında, sanırım, şiddeti bir kahramanlık gibi takdim eden ve suç örgütlerini korkutucu, yıldırıcı ve zaman zaman da özendirici boyutuyla ekranlarında gösteren yayınların da etkisi olduğu unutulmamalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

RIDVAN YALÇIN (Devamla) – Tamamlıyorum.

Üst Kurulun üye seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı oluşumuna göre üye seçildiğine göre, Kurulun görev süresi ile Meclisin görev süresi uyumlu hâle getirilmelidir.

Bilindiği gibi, ülkemizin en büyük ikinci medya grubu uzun süredir TMSF’nin kontrolündedir. Birçok taliplinin olduğu bir ihale beklenirken, kala kala, Sayın Başbakanımıza yakınlığıyla bilinen bir grup kalmıştır, diğer taliplilerinse farklı yöntemlerle geri çekilmek durumunda kaldığı konuşulmaktadır. Bugün yapılan ihalede bu gruba satışın yapıldığını öğreniyoruz. Tek kişilik bir rekabet nasıl olacak, bunu da kamuoyu dikkatle takip ediyor.

Hükûmetin, bu ihaleye ilginin azlığını bahane göstererek medyada yüzde 25 olan yabancıların sahiplik oranlarını artıracağına ilişkin bir çalışmadan haberdar oluyoruz. Dilerim, borsamızın, bankalarımızın, sigorta sektörünün, enerji sektörünün yabancılaştığı bir dönemde, hükûmet içerisindeki akil insanlar buna fırsat vermezler diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yalçın.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına şimdi söz sırası Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut’ta.

Buyurun Sayın Tankut, dokuz dakika vaktiniz var. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 mali yılı Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, hepinizin malumu olduğu üzere, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, seçim sonuçlarının belli olduğu ilk günlerin hemen akabinde, Cumhurbaşkanlığı seçimindeki tavrımız ve izleyeceğimiz yol bizzat Sayın Genel Başkanımız tarafından açıklanarak, başından beri AKP’nin yapmakta olduğu mağduriyet ve mazlumiyet kumpanyalarını sona erdirmiş ve bu konunun istismarını yapan bütün kesimleri samimiyete davet etmiştik. 22 Temmuz seçimlerinden önce Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ne söylemişsek, seçimlerden sonra da söylediklerimizden hiç taviz vermeden, ciddi, ilkeli, seviyeli ve kararlı siyaset anlayışımızı bir kez daha yüce milletimizin takdirlerine sunmuş olduk.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde Türkiye Büyük Millet Meclisinde hazır bulunarak, kendi adayımızı destekleyerek, 22 Temmuz seçimlerinden aylar önce söylediklerimize binaen dürüst siyaset anlayışımızın bir sonucu olarak, Parlamentomuzun saygınlığını yitirmeden önünün tıkanmasını isteyen zihniyetleri de bu hamlemiz ile mağlup etmiş olduk. Bu sayede cumhuriyetimizin temel taşı olan Meclisimizi çalıştırdık ve mevcut parlamenter sistemimizin zafiyete uğramasının önüne geçerek Türk demokrasisine büyük bir hizmeti gerçekleştirdik. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini istismar ederek, Cumhurbaşkanlığı makamını tartışma konusu yaparak kendilerine siyasi rant sağlama peşinde olan ve gerçek gündemleri saklamak suretiyle milletimizi aldatan bütün taraflara da izin vermemiş olduk.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bize göre Cumhurbaşkanlığı bir siyasi partinin iradesinin ve hükûmet olma meselesinin dışında ve üstünde, bütün Türkiye’yi temsil eden en yüksek ve önemli bir makamdır. Başka bir ifadeyle, ülkemizin ve milletimizin birliğinin ve bölünmez bütünlüğünün sembolize edildiği en önemli kurumlarımızdan bir tanesidir. Bu makamın, partilerin küçük hesaplarının ve siyasi ihtiraslarının değil, demokratik kültür ve siyaset ahlakının öne çıkmasına neden olacak bir uzlaşmanın zemini olması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü, Cumhurbaşkanlığı yüce bir makamdır ve her türlü siyasi mülahazanın üstündedir. Kati surette, milletimizin aklını karıştıracak, polemik konusu olacak her türlü suni ve siyasi tartışmanın dışında bırakılması gereken çok önemli bir makamdır. Bunların sağlanması için hem seçilen Cumhurbaşkanı hem onu seçenler hem de seçilmesine sıcak bakmayanlar titizlikle bu hususlara dikkat etmelidirler.

Öbür yandan, Cumhurbaşkanlığı makamı, Hükûmetin sayısal çoğunluğu ile Meclisten geçirdiği bütün yasaları, daha önce söz konusu Hükûmetin veya partinin üyesi dahi olsa, iktidar partisinin bir noteri görüntüsü ile anında onaylayan bir makam da değildir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Öyle olmuyor mu?

YILMAZ TANKUT (Devamla) - Çünkü, Cumhurbaşkanı, hangi siyasi düşünce veya oluşumdan gelirse gelsin, seçildikten sonra kendisini desteklemeyenlerin de Cumhurbaşkanı olduğunu unutmamalıdır. Aksi hâlde, birliğimizin temsilcisi konumunda olan bu makamı da siyasallaştırmış olur ki doğabilecek sıkıntılar ve gelişmeler üniter yapımızı ve cumhuriyetimizi telafisi imkânsız bir şekilde zedelemiş olur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanı devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin birliğini temsil etmektedir. Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir ve göreve başlarken şöyle yemin eder: “Türkiye Cumhuriyeti’nin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma, büyük Türk milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine ant içerim.” Sayın Cumhurbaşkanımız bu yemini Meclisimizde yapmış ve görevine başlamıştır. Yemin metninde de belirtildiği gibi, hem yemini yapan Sayın Cumhurbaşkanımız hem de onun şahsında Cumhurbaşkanlığı makamı tarafsız olmak mecburiyetindedir. Ama bugün AKP İktidarının çıkardığı bütün yasaların, muhalefetin haklı gerekçelerle itiraz ettiği ilgili maddelerin dahi incelenmeden, dikkate alınmadan, jet hızıyla onaylanması ne yazık ki Cumhurbaşkanlığı makamının tarafsızlığına gölge düşürmekte ve hissettirilmeden yavaş yavaş siyasallaşmasına yeşil ışık yakılması konusunda endişeye sebep olmaktadır. (MHP sıralarından alkışlar) Artık, Sayın Cumhurbaşkanı, daha önce görev yaptığı partinin değil, bütün milletin ve bütün partilerimizin Cumhurbaşkanı olduğunu hiç unutmamalıdır. Yani, herkese ve her kesime eşit mesafede bulunan bir makam olmak zorundadır. Eğer böyle olmaz ise vereceği bütün kararlar hep tartışılacak ve endişelere neden olacaktır.

Öte yandan, Sayın Cumhurbaşkanı, temsilcisi olduğu Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin şan ve şerefini koruyacağına dair de yeminini hiç unutmamalıdır. Dolar ve petrol zengini devletlerin başkan ve krallarının ülkemizi ziyaretleri esnasında onların konakladıkları otellerde onları ziyaret ederken devletimizin ve milletimizin onurunu ve haysiyetini temsil ettiklerini de hiç unutmamalıdırlar. (MHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca kendi devletinin kurum ve yöneticilerini basına şikâyet ederek, sanki bir politikacı veya siyasi bir akımın sözcüsüymüş gibi davranışlarda bulunması da kesinlikle doğru değildir. Cumhurbaşkanı olarak görmüş olduğu yanlışlık ve eksiklikleri bizzat ilgili kurum ve yöneticilere kendileri bildirmeli ve asla basın yoluyla mesaj iletmemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu makam hepimizin bildiği gibi birtakım gerekçelerle yıpratılmaya çalışılmıştır, ama özellikle de bütçe çalışmalarıyla tamamen yıpratılmaya açık bir hâle getirilmiştir.

2005 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı için bütçeden ayrılan ödenekler bir önceki yıllara göre ortalama yüzde 4 ve 6 arasında artırılmıştır. Ancak 2008 yılı için bütçeden ayrılan ödenek âdeta bir hidrolik sıçrama yaparak, yüzde 64’e yakın bir oranda artırılarak 55 milyon 561 bin YTL olarak belirlenmiş ve Plan ve Bütçede de kabul edilmiştir. Örnek olması gereken, tasarrufu öncelikle kendisinin yapması gereken bir kurumun ve bu kurumda devletimizi temsil edenlerin harcamalarının birdenbire bu kadar yüksek oranda artırılması tek kelimeyle kamu vicdanını yaralamıştır.

Ayrıca yüce dinimizin, israfın haram olduğunu ve inananların gösteriş, debdebe ve şatafattan da uzak durmaları lazım geldiği konusundaki emirlerini, herkesin  de çok iyi bilmesi gerekmektedir.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanlığı bütçesinin geçen yıla göre böyle bu kadar yüksek olması bizce hiç de örnek alınacak ve örnek olunacak bir durum değildir. Basında çıkan ve gerçek olmamasını dilediğimiz bazı haberlerin, bazı yeniliklerin ve düzenlemelerin yapılacakmış gibi bir intiba verilmesi, bu haberleri bertaraf edecek ciddi açıklamaların yapılmaması, bu yüce makamı maalesef yıpratmaktadır. Elbette ki Cumhurbaşkanlığı makamı örnek gösterilen bir makam olmalı ve yoğun israfın yaşandığı bir makam olmamalıdır. Mütevazılığı elden bırakmadan, yokluk ve yoksullukla boğuşan aziz milletimizi de incitmemelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tankut.

Sayın milletvekilleri, programa göre saat 13.00’te ara vermem gerekiyor. Ancak, grubun bütçeler üzerindeki görüşmelerinin bütünlüğü açısından, Sayın Korkmaz’ın konuşmasının bitimine kadar sürenin uzatılması için kararınızı alacağım.

Sayın Korkmaz’ın konuşmasının bitimine kadar sürenin uzatılmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın Tankut, size bir dakika ek süre vereceğim, lütfen tamamlayın.

YILMAZ TANKUT (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bugün, Amerika, Avrupa ve başka ülkelerde de cumhurbaşkanlarının konutları belli sürelerde denetleniyor, elden geçiriliyor, varsa eksik gedik gideriliyor ya da ani bir bozulmada hemen onarım yapılıyor. Ama, hiçbirinde, yeni bir cumhurbaşkanı seçildiğinde konut baştan sona elden geçmiyor, zaten buraya seçilen insanların da aklına gelmiyor. Çünkü, onlar bilmekteler ki, o köşklerin bakımları sürekli yapılmaktadır ve sonuçta da bu davranışlar, ne yazık ki, bu makamların yıpranmasına vesile olmaktadır.

2008 bütçesinde çok yüksek olan tefrişat giderinin 2009 ve 2010 yıllarında da azalacağı ya da daha da artmasını anlamakta bizler güçlük çekiyoruz. Bu rakamlara baktığımız zaman, sanki köşk oturulamaz ve bütün fonksiyonları yetersiz hâle gelmiş gibi bir izlenim bırakıyor.

Sonuç olarak: Harcama kalemlerine biraz daha dikkat edilmeli ve Cumhurbaşkanlığı makamı kesinlikle yıpratılmamalıdır diyor, bu duygu ve düşüncelerle 2008 yılı bütçemizin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tankut.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Sayın Korkmaz, sekiz dakikanız var.

MHP GRUBU ADINA SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi ve Sayıştayın 2008 yılı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Geçen hafta içerisinde yaşadığımız elim uçak kazası dolayısıyla hayatını kaybeden tüm hemşehrilerimize, vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına ve milletimize başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi anayasal yargı görevini üstlenmiş, son yıllarda özellikle AKP döneminde yapılan Anayasa’ya aykırı yasaların iptali ya da yürütmenin durdurulması kararlarıyla sıkça gündeme gelmiş ve her kararında, âdeta, iktidar partisince kamuoyu önünde fütursuzca eleştirilerek hırpalanmaya çalışılmıştır. Şu sözler, geçen yılki bütçe görüşmelerinde görevlendirilen bir AKP milletvekiline aittir; Anayasa Mahkemesi üyelerini kastederek, “Bunlar, eninde sonunda belli sayıda hâkimlerden ibaret. Bu hâkimler gökten inmiş insanlar değil, mevzuatın, yasanın iptali ve benzeri konularda çok kere yorum yapıyor. Anayasa’nın tesis ettiği başka yetkili organlar -Anayasa Mahkemesi gibi kurumları kastediyor- Türkiye Büyük Millet Meclisinin eşiti değildir.” gibi, parlamenter sistemin en hassas prensibi olan güçler ayrılığı prensibiyle, hem esasen hem de nezaketen bağdaşmayan sözler sarf ediyor.

Başbakan, Meclisin toplanma yeter sayısıyla ilgili Anayasa Mahkemesince verilen karardan sonra feveran ediyor “Demokrasiye kurşun sıkılmıştır.” diye. Anayasal sistemi korumakla görevli Başbakan, işine gelmeyen bir kararda eşi benzeri görülmemiş sözlerle Anayasa Mahkemesinin saygınlığına gölge düşürüyor. Trajikomik bir biçimde, âdeta, millet, Anayasa Mahkemesini Başbakana karşı korumak için harekete geçiyor.

Ya bir önceki Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının sözlerine ne demeli? “Bu Anayasa Mahkemesini, ben, Meclisin yapabileceği bir Anayasa değişikliğiyle kaldırabilir miyim?” Cevap veriyor: “Kaldırabilirim.” “Üye sayısını değiştirebilir miyiz? Değiştirebiliriz. Yüce Divan yetkisini alabilir miyiz? Alabiliriz. Her yasanın Anayasa Mahkemesine gitmesini engelleyebilir miyiz? Engelleyebiliriz. Her şeyi yaparım, ben Meclisim.” diyor.

ABDULKERİM AYDEMİR (Ağrı) – Doğru.

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – “Doğru” sözleri geliyor arkadaşlar. Sayın Vekilin bir hukukçu olduğunu üzüntüyle sizlere hatırlatmak istiyorum -eski Meclis Başkanımızı- ve “Doğru” diyen arkadaşlarımıza da şunu hatırlatmak istiyorum…

AHMET YENİ (Samsun) – Bak, arkada da yazılı.

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Arkadaşlar, bu sözler, iki yüzyıl önceki köhnemiş “Çoğunluk her şeydir.” düşüncesinin kalıntıları. Zaman değişti. Hepinizi medeniyete davet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Arkada ne yazıyor, görüyor musun?

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu düşünceler, demokrasilerin gelişmesi açısından sağlıklı düşünceler değildir. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bu sözler…

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Yalnız, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…Sayın milletvekilleri…

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu sözler…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Tetikçi misin sen? Tetikçi misin sen? Senden başka var mı?

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Siz öyle mi oldunuz?

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu süreleri istiyorum Sayın Başkanım müsaadelerinizle.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen devam edin siz.

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu düşünceler, demokrasilerin gelişmesi açısından sağlıklı düşünceler değildir. Bu sözler, “Bu memlekette ezilen siyah Türkler var.” diye istismarlarla iktidara gelmiş AKP’nin çoğunluk tahakkümüne doğru gittiğinin işaretleridir. Son günlerde, bu zihniyet, Meclis kürsüsünden “Yüzde 47’yle iktidara geldik, siz de kim oluyorsunuz?” gibi meydan okuyuşunu sıkça dillendirmektedir. Unutmayalım ki, hiç kimse ama hiç kimse millet iradesine ipotek koyamaz. Bu millet sizi nasıl yüzde 47’lerle iktidara getirmişse, bu şımarıklığınızın bedeli olarak barajın altına çekmesini de bilecektir. (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, böyle şey olur mu?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Hukuk devletine yatkınlığınız, çoğunlukta olduğunuz Mecliste çıkardığınız…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri… Lütfen…

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, konuşmacı ifadelerinde argo kelimeler kullanıyor ve kürsüye yakışmayan ifadelerde buluyor. Buna, Başkanlık Divanı olarak lütfen müdahale edin.

BAŞKAN – Lütfen, hatibe müdahil olmayın. Yanlış bir şey söylediyse, tutanaklara bakar, düzelttiririz. Lütfen… Lütfen sayın milletvekilleri…

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Gayet doğal konuşuyor efendim, devam etsin.

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Hukuk devletine yatkınlığınız, çoğunlukta olduğunuz Mecliste çıkardığınız birçok kanunun Anayasa Mahkemesinden dönmesinden belli. Anayasa Mahkemesine takılmanızı, arkadaşlar, hemen şu Meclis sıralarında bulunmanıza, boşluklarınıza bakarak değerlendirmek istiyorum değerli arkadaşlar. Yeter sayı yoklamalarında, zorla kulislerden içeri sizleri çekiyoruz, hakikaten zorlanıyoruz arkadaşlar. Yalnız, milletimizin sizi bu sıralara ne için gönderdiğini unutmayın lütfen. Milliyetçi Hareket Partisi sıraları her Genel Kurul toplantılarında dolu. Bunu, bu hususu, yüce milletimizin takdirine arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) İşte bu tablo, yani, yasama faaliyetinde gerekli ihtimamı göstermeyişinizdir ki, yasalarınızın Anayasa Mahkemesinden dönmesinin en büyük sebebi. Bugün de bu özeni göstermediğinizi görüyorum. Son derece muhalefetin yapıcı önerilerini bile dikkate almamaktasınız. “Anayasa Mahkemesi kararlarımızı geri gönderiyor.” diye yüce Mahkemeden rahatsız oluyorsunuz. Bence asıl rahatsızlık duymanız gereken husus, sizin iradenizi -evet sizler de dâhilsiniz buna değerli milletvekilleri- hiçe sayan çekirdek bir kadronun önünüze koyduğu metinlere sadece el kaldırmanızı isteyen irade değil midir? (MHP sıralarından alkışlar) İçinizden birilerinden “Ne yapıyoruz?”u sorgulamanızı bekliyoruz. Açıkçası, yapılan, adam gibi kanun yapmak yerine, Anayasa Mahkemesinin üye yapısını değiştirmek için start verilen kanun teklif ve tasarıları hazırlamak.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bu Meclis adam gibi kanun yapıyor Sayın Başkan. “Adam gibi” diyerek hakaret ediyor, hem Meclise hem grubuma hakaret ediyor. (MHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM VARLI (Adana) – Otur! Zıplama!

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Ben Meclisi kastetmiyorum Beyefendi. Lütfen oturun.

BAŞKAN – Sayın Canikli

Sayın Korkmaz…

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Ben Meclisi kastetmiyorum.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Bu mu seviye? Yakışıyor mu!

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Düzeltiyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen düzeltin.

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Ben Meclisi kastetmiyorum değerli arkadaşlar. Sadece, burada bulunan arkadaşların hangi prensiplere uyması gerektiğini söylüyorum.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – MHP bu mu yaa! MHP’yi bu mu temsil ediyor?

BAŞKAN – Sayın İncekara, lütfen…

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Bravo! Ben alkışlıyorum sizi!

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Hukuk ve hukuk devleti herkese lazım. İşinize geldiğinde “Yaşasın bağımsız mahkemeler.”, hesap vermenizi istediklerinde “Siyasallaştırılmış hukuk.” Bugün adalete sırtını çevirmiş yöneticilerin, yarın hiçbir şekilde sızlanmaya hakkı olamaz. Bu bakımdan, gücü elinde tutan iktidarı, iktidar partisini Anayasa’ya ve anayasal yargıya saygıya davet ediyorum.

Son günlerde yeni bir Anayasa tartışması başlatılmış durumda. Ancak, her ne hikmetse, Mecliste bulunan tüm partiler, sivil, demokratik ve bireyin gelişimini hedefleyen Anayasa’ya karşı olmadıklarını açıklamasına rağmen, AKP bu çalışmayı Meclis dışına taşımış, Mecliste uzlaşı aramak yerine tarafları şimdiden kutuplaştırma gayretleri içine girmiştir.

Değerli milletvekilleri, anlaşılıyor ki niyet üzüm yemek değil, bağcıyı dövmektir. Yaklaşan yerel seçimler için sanıyorum Anayasa konusunda da istismar trenine yol verdiniz değerli arkadaşlar. Bu taslağın Anayasa Mahkemesinin üye yapısını değiştirerek siyasallaştırılması projesini de içerdiğini görüyoruz. Hukukun siyasallaşması karşısında sonuna kadar direneceğimizi aziz milletimizin bilmesini istiyoruz.

Ayrıca, söz sırası gelmişken, Genel Kurula, Anayasa Komisyonunun yeteri kadar çalıştırılmadığını, bir Anayasa Komisyonu üyesi olarak, bugüne kadar sadece iki toplantı yapılabildiğini, Komisyonun çalıştırılmaması sebebinin de çoğunluk partisi olan AKP’ye ait olduğunu belirtmek istiyorum.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, bir dakika ek süreniz var, lütfen tamamlayın sözlerinizi.

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Devamla) - Konuşmamın geri kalan kısmında da Sayıştay üzerinde görüş ifade edeceğim.

Devletin gelir-gider ve mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına bağımsız ve tarafsız olarak denetleyip sorumluların hesap ve işlemlerini yargılama yoluyla kesin hükme bağlayan Sayıştay, bu geleneksel görevinin yanında, uluslararası denetim standartlarına uygun mali ve performans denetimleri yapmak ve sonuçlarını Meclise rapor etmek göreviyle görevlendirilmiştir. Ancak, usulüne uygun olarak hazırlanmış Sayıştay kanunu Genel Kurula AKP tarafından getirilmemektedir. Sayıştay tarafından hazırlanması gereken raporlar, dolayısıyla Genel Kurula indirilememektedir. Görülmektedir ki, AKP, katrilyonlarca liralık harcamaların, kamu adına denetim yapan Sayıştayca denetlenmesini istememektedir. “Denetimi çağdaşlaştıracağız ve Avrupa Birliği normlarına uyduracağız.”diye bu iddialarla denetim reformu paketini açan AKP, bugün ülkeyi denetimsiz bırakmıştır. Merkezî idare denetlenememektedir, yerel yönetimler denetlenememektedir. Bu denetimsizlik hukuka ve demokrasiye uygun değildir diyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Sayın milletvekilleri, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saasti: 13.14

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.07

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Yaşar TÜZÜN (Bilecik), Murat ÖZKAN (Giresun)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Şimdi, birinci turda yer alan bütçeler üzerinde söz sırası, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Giresun Milletvekili Sayın Hasan Sönmez’e aittir.

Buyurun Sayın Sönmez. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

HACI HASAN SÖNMEZ (Giresun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2008 mali yılı bütçesi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa’yla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen yetki ve görevlerin ifasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Başkanlık Divanına, komisyonlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine her türlü idari desteği vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin tesislerini her an hizmete hazır bulundurmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi yönetiminde bulunan millî saray, köşk, kasır ve müştemilatının bakım, onarım ve muhafazasıyla ilgili hizmetleri yapmak, milletvekillerinin veya Genel Sekreterlik teşkilatı kadrolarında görevli personelin; personel, sağlık ve sosyal hizmet faaliyetlerini düzenlemek ve yürütmek ve özel kanununda belirtilen diğer görevleri yapmak üzere, 2919 sayılı Kanun’la Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği Teşkilatı kurulmuştur.

Genel Sekreterlikçe, 475 bin metrekarelik bir arazi üzerinde, 19 bin metrekarelik kısmı ana bina olmak üzere, toplam 56 bin metrekare kapalı alanda hizmet verilmektedir. Ayrıca, Orman Bakanlığının bulvar üzerindeki eski taş binası da ek hizmet binası olarak kullanılmaktadır. Öte yandan, İstanbul’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin yönetiminde bulunan millî saray, köşk ve kasırların bakım, onarım ve muhafazası da Genel Sekreterliğin görev ve hizmet alanındadır.

Genel Sekreterlik teşkilatında değişik statü ve unvanlarda toplam 4.723 personel çalışmaktadır. Bu rakama milletvekili danışmanları ve geçici görevli personel dâhildir.

Sayın milletvekilleri, bu kısa açıklamadan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2008 mali yılı bütçesi üzerinde durmak istiyorum. Ancak, karşılaştırma açısından önce Meclisin 2007 yılı bütçe rakamlarına bir göz atmak istiyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2007 yılı bütçesi 361 milyon 725 bin yeni Türk lirasıdır. Bu rakamın yüzde 49,7’si personel giderlerinden, yüzde 16,7’si mal ve hizmet alımlarından, yüzde 9,6’sı ödenecek sosyal güvenlik primlerinden, yüzde 12,1’i cari transferlerden, yüzde 11,9’u sermaye giderlerinden oluşmaktadır.

Görüldüğü üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin yaklaşık yarısı personel gideridir. 30 Kasım 2007 tarihi itibarıyla 2007 yılı bütçesinin yüzde 74’ü harcanmış olup yıl sonu harcama tahmini yüzde 81 olarak öngörülmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2008 mali yılı bütçesi 2007 yılı bütçesine göre yüzde 10,3 artırılarak 420 milyon 17 bin yeni Türk lirası olarak teklif edilmektedir. Bu rakamın da yüzde 47,4’ü personel giderlerinden, yüzde 5,4’ü ödenecek sosyal güvenlik primlerinden, yüzde 17,3’ü mal ve hizmet alımlarından, yüzde 12,8’i cari transferlerden ve yüzde 17’si sermaye giderlerinden oluşmaktadır.

Yine, personel giderleri bütçenin yaklaşık yarısını teşkil etmekte olup, bu kapsamda, milletvekili ödenekleri ile yollukları, tedavi giderleri, personelin maaş, tedavi, sosyal güvenlik primi gibi kalemler yer almaktadır.

Bütçe harcamalarında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının tasarrufa azami ölçüde riayet ettiğini memnuniyetle görmekteyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini daha etkin, verimli ve ekonomik olarak yerine getirebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca yürütülen çalışmalardan da söz etmek istiyorum.

22’nci Dönemde, dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Bülent Arınç tarafından başlatılan Tutanak Otomasyon Projesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Dijital Arşiv Projesi tamamlanmış, bu kapsamda, 23 Nisan 1920’den bu yana toplam 1 milyon 200 bin sayfa tutanağın tamamı ve yine, Türkiye Büyük Millet Meclisi arşivinde bulunan 11 milyon 300 bin sayfa arşiv evrakının tamamı elektronik ortama alınmış olup, devam eden kontrol ve indeksleme işlemlerinin ardından, İntranet ortamında en kısa sürede milletvekillerinin hizmetine açılacaktır.

Keza, yürürlükteki tüm kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kararlarına madde bazında ulaşılmasını sağlayan Mevzuat Bilgi Sistemi Projesi de tamamlanarak, İntranet ortamında milletvekillerinin hizmetine sunulmuştur.

Önümüzdeki süreçte, inşaatı bitmek üzere olan ziyaretçi kabul salonu binası hizmete açılacak, Meclis Enformasyon Telekomünikasyon Sistemleri Projesi’yle, -ki, kısa adı METSİS Projesi’dir- 1990’lardan beri hizmette bulunan ve ekonomik ömrünü tamamlamış olan Meclisin kablolama altyapısı yenilenecek, telefon santrali ve makineleri değiştirilecek, kablosuz İntranet ağı ile Meclis içinde her alanda İnternete bağlanılabilecek, Meclis kampüsünün tamamı 191 güvenlik kamerasıyla izlenebilecektir.

Türkiye Büyük Millet Meclisine Anayasa ile verilen yetki ve görevlerin etkin, verimli, süratli ve ekonomik olarak ifası için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bir dizi çalışma yapmış ve yapmaktadır. Başkanlık Divanına ve özverili çalışmalarından dolayı Türkiye Büyük Millet Meclisi personeline teşekkür ediyorum.

Hâlen Anayasa Komisyonunda bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü Değişiklik Teklifi’nin görüşülerek kabul edilmesi hâlinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına olumlu katkı sağlayacağı da bir gerçektir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; demokrasimizin kalbi, milletimizin göz bebeği Türkiye Büyük Millet Meclisinin itibarını ve saygınlığını korumak en önemli görevimizdir. Şurası unutulmamalıdır ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığının korunması, yapılan bu çalışmalar yanında, başta milletvekilleri olmak üzere, tüm Parlamento personelinin çalışmalarında ve davranışlarında göstereceği dikkat ve özene bağlıdır.

Bilindiği gibi, her gün yurdun dört bir yanından ortalama 5-6 bin kişi Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret etmektedir. Yine bilindiği üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmaları televizyondan naklen yayınlanmakta, ulusal ve uluslararası düzeyde izlenmektedir.

Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi içinde ve dışında milletvekili ve Parlamento çalışanları olarak herkesten daha dikkatli davranılması, böylece milletimiz ve uluslararası camia önünde Türkiye Büyük Millet Meclisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Sönmez, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

HACI HASAN SÖNMEZ (Devamla) – …saygınlığına halel getirilmemesi ve bu yüce kurumun saygınlığının korunması gerektiğine inanıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyden önce, göreve başlarken bu kürsüde devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletinin bölünmez bütünlüğünü koruyacağımıza bir yemin ettik. Bu kutsal çatı altında görev yapan herkesin, yaptığı bu yemine sadık kalması gerekmektedir. Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğüne kasteden PKK terör örgütüne karşı herkesin, yemini gereği açıkça tavır alması gerekir. Aksini yapanları bu millet affetmeyecektir.

Yine, yasama yetkisi, hepimizin bildiği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetkiyi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa ve İç Tüzük’e göre kullanmaktadır. Bu yetki kullanılırken çıkarılan kanunlara başka bir ad takmak, başka bir adla bunları isimlendirmek, doğrusu kınanacak bir durumdur. Bu, Yüce Meclise saygısızlıktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sönmez.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci söz, Sayın Halide İncekara’da, İstanbul milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın İncekara.

Yedi dakika süreniz var.

AK PARTİ GRUBU ADINA HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2008 yılı Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bütçesi üzerinde söz almış bulunuyorum.

Çok istedim bu konuda söz almayı. Bugün sizleri dinledikten sonra ne kadar iyi bir şey yaptığımı daha da bir iyi anlamış bulunuyorum. Çünkü, bu kutsal çatı altında bu kadar konuşma üslubunun bozuk, hakarete dönüşmüş bir şekilde, hiçbir anne-babanın çocuğu eğittiğini düşünmüyorum. Öğretmenleriniz de bunları size öğretmemiştir. Olsa olsa, bu etkilenme, biraz sonra konuşacağımız televizyon ekranlarından olmuştur diye düşünüyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Halide Hanım, Sayın Başbakanına söyle sen onu!

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hanımefendi, Sayın Başbakana mı söylüyorsunuz?

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Arkadaşlar, sözlerimizi kesmeyelim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, lütfen…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – RTÜK’ün önemi, misyonu tartışma kabul etmez. Çünkü, neredeyse, bir insanı yetiştirirken, şekillendirirken, “Ya, her şeyin başı eğitim.” dediğimiz yerde eğitimi sadece okul-sınıf çatısı altında öğretmen önünde beklemenin çok haksızlık olduğunu, sadece, Millî Eğitim Bakanlığı ile Kültür Bakanlığının dışında, neredeyse bir düğme kadar bize yakın olan radyo ve televizyonların hayatımızın büyük bir parçasını işgal ettiğini hepimiz biliyoruz.

Yapılan istatistiklerde çocuklarımızın yüzde 64’lük vaktini ders ve okumanın dışında ekran başında geçirdiğini düşündüğümüzde, yılda 900 saatini okulda, 1.500 saatini ekran başında geçirdiğini düşündüğümüzde, her 5 çocuktan 1’inin odasında ya televizyon olduğunu ya da çocuklarımızın televizyon başında uyuyakaldığını düşündüğümüzde, izleme yaşının, sizleri ve bizleri izleyenlerin de iki buçuk ve üç yaşına kadar düştüğünü düşündüğümüzde RTÜK’ün sorumluluğunun ne kadar önemli olduğu sanıyorum dikkatlere değerdir.

Aileler ve çocukların aynı zamanda izlediği ve aynı zamanda eğitim aldığı, zaman zaman eğlence, zaman zaman bilgi edinme, zaman zaman da siyaseti yakından izleme fırsatı buldukları ekranlarda çocuklarımız ve ailelerimiz en büyük dezavantajlı grubu oluşturmaktadır ve çocuklarımızın yüzde 82’si hangi programı izleyeceğine kendileri karar vermektedir.

Büyük şehirlerde ulaşım zorluğundan, küçük şehirlerdeki imkânsızlıklardan dolayı televizyon ve radyolar hayatımızın vazgeçilmez birer unsuru olmuştur. Yani toplum hayatını, yani kınanan davranışı sergileyen sizlerle bizleri şekillendiren maalesef o radyo ve televizyonlardır.

Sokaklarda zaman zaman hepimize “RTÜK nerede?” diye soruyorlar. Ben de RTÜK’e dönüyorum, “Neredesiniz?” diye soruyorum. Onlar da benim önüme bir sürü evrak çıkarıyorlar. Diyorlar ki: “Ben, sokağın, annenin, babanın kınadığı programlarla ilgili denetleme görevimi yaptım, cezamı verdim. Ama, bilirsiniz ki, bütün denetimlerimiz yargı kararlarına açıktır.” Yargıya gidersiniz. Soruyorum yargıya: “Yargı, siz neredesiniz? Şurada bir şey var RTÜK’ün sorumlulukları içinde: ‘Yayınların toplumun millî ve manevi değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması, Türk millî eğitiminin genel amaçlarının, temel ilkelerinin ve millî kültürün geliştirilmesi…’ gibi devam eden çok güzel ifadeler var.” Yargı da cevap verir bana: “Efendim, ben ne yapabilirim ki? Ben döndüm bilirkişi seçtim, bilirkişi de bu programı…” Bu programdan özellikle kastediyorum, yıllarca hiçbirinizin tüyünü örçürtmeden seyrettiğiniz, bir köpek rolü ailenin babasına verilmiştir ve bu, yargıda yıllarca sürmüştür. Televizyon kanalı, bir kanaldan çıkarmış bu programı ve başka bir kanalda, başka bir saatte yayınlamaya devam etmiştir. Bilirkişi, nedense, sizinle bana uymayan, bana göre aile yapıma uymaz dediğim, yargıya uyuyor, RTÜK’e uyuyor, bilirkişiye uyuyor. Demek ki denetim görevi aslında sadece RTÜK çatısı altında değil, denetim, yargı, bilirkişi, RTÜK ve reklam verenler arasında gidip gelmektedir. Onun için, RTÜK’ün yetkilerinin daha hızlı, daha etkin, programın zararlarının millete ulaşmadan önce verilmesi üzere yeni düzenlemelerinin yapılmasını, acilen, bir anne olarak izliyorum.

Bir anne olarak derken arkadaşlar, yani hiç konuşmak istemiyorum, sizlere cevap vermek istemiyorum, ama yani izlerken insan gerçekten üzülüyor. Benim, şu anda, sekiz yaşında kızım ekran başında beni izliyor. Sanıyorum siz konuşurken sizin çocuklarınız da sizleri izliyorlardı. Şimdi, bu kürsüye gelip de, bu çatı altında millet adına vazife yapan insanlara “şımarık” diyenlerin çocuklarının okulda arkadaşlarına nasıl davranacağını düşünmek bile istemiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

GÖKHAN DURGUN (Hatay) – Sen Başbakanın üslubuna bak!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Demokrasi diyorsunuz ya! Demokrasi diyorsunuz, bayılıyorum, ağzınızdan bal akıyor arkadaşlar. Geçen dönemlerde, hatırlıyor musunuz, Cumhurbaşkanlığına aday olduğu için insanların Meclis çatısı altında yumruklanıp horlanıp kovalandığını hep birlikte seyretmedik mi? (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bir yabancı lafına takmış gidiyoruz, bayılıyorum; aynı düşünüyorum, ama bugün şikâyet ettiğiniz o televizyon ekranlarını yönetenlerin adı Hans mı, Jozef mi? Onların adı Ahmet, Mehmet, sizden, bizden biri değil mi arkadaşlar?

MUHARREM VARLI (Adana) – Kafalar Jozef!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Haa, insanların dili veya adı yabancı, yerli olmaz, beyinlerinin yerli olması lazım, beyinlerinin ve yüreklerinin yerli olması lazım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Beyinleri yerli değil, problem orada.

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bu arada, sevgili arkadaşlarım, geldiler, burada, ihaleleri… Tabii ki ben buradaki iktidar partisi… Hani “şımarık” dediğiniz, milletin sevgisinden şımarmayı onur kabul ettiğim bu kürsüde… İhaleleri…

MUHARREM VARLI (Adana) – Haa, şımarıklığı kabul ediyorsunuz!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – …istiyorum ki, burada, seviyeli, gerçekten, tartışmalar yapsınlar, ama hatırlıyor musunuz arkadaşlar…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Hanımefendi, sizin konuşmada seviye var mı? (AK Parti sıralarından gürültüler)

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Seçim öncesinde bir partinin… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Şu konuşmada seviye var mı! (AK Parti sıralarından gürültüler)

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Seviyesiz sensin!

GÜROL ERGİN (Muğla) – Bana bak! Seviyeyi tartışman için önce senin adam olman lazım, adam! Konuşuyorsun oradan!

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sen adam ol be! Utanmaz herif!

GÜROL ERGİN (Muğla) – Terbiyesiz!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – … kasasından, makbuzla, telif adına televizyonlara para aktarıldığına sizler şahit değil misiniz? (AK Parti sıralarından alkışlar) “Türk dilinin hassasiyeti.” dediler. Allah razı olsun. Gerçekten Türk dilinin korunması için gövdemi basarım…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Şurada seviye var mı, şu konuşmada?

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Terbiyesiz! Yakışıyor mu yaptığın!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Dinleyin beni, dinleyin beyler!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Ama, Atatürk’ün bıraktığı mirası yıllardır Türk Dil ve Tarih Kurumuna vermeyerek mahkemelerde süründüren sizler değil misiniz Allah aşkına! (AK Parti sıralarından alkışlar)

AHMET ERSİN (İzmir) - Atatürk’ü ağzına alma!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Sokaklarda, geçenlerde CHP’ye genel başkan olmak isteyen birisi de söyledi, MHP’li dostlarımız var, onlar da söylediler, dediler ki: “Biz arazide CHP’yle iş birliği yaptık. CHP’ye oy atılmayan yerlerde oylar MHP’ye verilecek.”

AHMET ERSİN (İzmir) – Kim yapmış onu! Yapmayın… Yanlış hatırlıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz de DTP’yle yaptınız!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Haluk Bey de söyledi, söylediler. Lakin, sokaktaki iş birliğinin Meclis çatısı altına taşındığını görüyorum. İtham… Metinleri bölüşmüşsünüz aranızda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Halide Hanım, çocuğunuz sizi izliyor yalnız, dikkat edin!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz, DTP’yle iş birliği yaptıysanız, biz de MHP’yle yapmışız.

OKTAY VURAL (İzmir) – DTP’yle koalisyon kuracaktınız hani?

BAŞKAN – Sayın İncekara, bir dakika ek süre verdim, lütfen tamamlayın.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Efendim, metinleri bölüşmüşler aralarında bütçe çalışması yapılırken, demişler ki CHP’ye “İtham, iftira, demagoji ve dedikodu sizin olsun. Hakaret, küfür bizim olsun.” demişler. Ben gerçekten yakıştıramıyorum. (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Evet, gerçekten bir hanımefendiye yakışmıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yakışmıyor size.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Hayır, yakışıyor! Çok yakışıyor!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, böyle bir…

BAŞKAN – Sayın Şandır…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – İçinizde çok sevdiğim arkadaşlarım var.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Şu hâlinize bakın!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bu üslubu hiçbirinize yakıştıramıyorum.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bakın Hanımefendi…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - Keşke, bu refleksi demin arkadaşımız arkadaşlarına “Şımarık” derken kullansaydınız.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gruba bakarak konuşmayın, Meclise bakarak konuşun!

MEHMEN ŞANDIR (Mersin) – Bakın Hanımefendi…

BAŞKAN – Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bakın, bu üslup…

BAŞKAN – Sayın Şandır, sizi dinleyeceğim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Şandır…

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Keşke, özür dileme şansına sahip olsaydınız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hanımefendi, bakın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çukur bile daha seviyeli sizden!

BAŞKAN – Sayın İncekara

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - Efendim, ben RTÜK’ün bütçesinin görüşmesinde, kaynakların, devlet yönetilirken daha etkin kullanılması…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Mahalle kavgasına çevirdin Meclisi! Yazık!

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Kadın olduğu için mi “Mahalle kavgasına çevirdin!” dediniz. Ayıp ya!

HALİDE İNCEKARA (Devamla) - …gelecekte yayıncılık ve yayın yapan kurumların hem oluşumu hem denetlemesini yapan bu Kurumun, en başta, terör illetinin verdiği zararlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İncekara.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN- Teşekkür ederim Sayın İncekara.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Milletvekili Hanımefendi, bizim, milletvekili arkadaşımızın “şımarık” kelimesine alınmış, ama buradaki üslubuyla, yalnız şımarık değil, terbiyesiz (x) olduğunu da ifade etti! Böyle bir üslup olmaz! (MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar, AK Parti sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi be! Utanmaz adam!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hanımefendi terbiyesizlik yapmıştır! (AK Parti sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, sözünü geri alsın!

AHMET YENİ (Samsun) - Bağırma, bağırma!

BAŞKAN –Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bağırırım, otur oturduğun yerde!

BAŞKAN - Sayın Şandır, lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, hiç kimseye hakaret etme hakkı yoktur, lütfen sözünü geri alsın ve özür dilesin!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bakın, bu zeminde, bu salonda, bugüne kadar, beyler konuştu, hanımefendiler konuştu, ama bu tartışmaya sebep olan hiçbir milletvekili olmadı. Kalkıp buraya gelerek, gelip buraya, benim partimi ilzam edici laf etmeye hiç kimsenin hakkı da yok, haddi de yok! Telin ediyorum, kınıyorum Sayın İncekara’yı!(MHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Millet seni kınıyor, millet!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, yapılan hakareti aynen iade ediyoruz kendisine.

BAŞKAN - Sayın Canikli, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Türk Dil ve Türk Tarih Kurumuyla ilgili olarak Sayın İncekara yanlış bilgilendirdi Parlamentoyu. Bu parayı ilgili kuruluşlara aktarmak durumunda olan CHP‘dir, doğru bilgiyi aktarmak istiyorum.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sakin olun!

MEHMET ŞANDIR(Mersin) – Ne sakin olması! Siz, önce, kendinize gelin!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Edep, edep!

MEHMET ŞANDIR(Mersin) – Edebe gelin. Biz size hiçbir şey söylemiyoruz. Buraya gelip… Lütfen Halide Hanım, bu heyetin huzurunu bozmaya hakkınız yok!

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, yeni bir sataşmaya yol açmamak kaydıyla üç dakika, size cevap verme hakkı tanıyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, konuşmasında partisine sataşması nedeniyle konuşması

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın İncekara, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna CHP’nin para aktarmadığını ve bu nedenle de CHP’nin yanlış yaptığı gibi bir sonucu değerli milletvekillerine aktardı. Önce, şunu söyleyeyim: Atatürk’ün mirasında, verdiği vasiyette, paranın, Türk Dil Derneği ve Türk Tarih Kurumu Derneğine ödenmesini öngörüyor. 1980 askerî darbesi, Atatürk’ün mirasını çiğneyerek iki kuruluşu devlet dairesi hâline dönüştürdü. CHP olarak biz şunu söyledik: Bu parayı asla kullanmadık. Bu para, yine fon olarak tutuldu ve dedik ki: “Anayasa’daki düzenleme bir vasiyete aykırıdır, bir kanunla bir kişinin vasiyetini değiştiremezsiniz. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, Atatürk’ün vasiyetine uygun olarak tekrar dernek hâline dönüştürülsün, bu para onlara verilecektir.” Ama, yargıya gidildi, yargıda “Hayır, siz, bu parayı ödeyeceksiniz.” dendi ve son kuruşuna kadar da para ödendi.

1980 askerî darbesine AKP’nin bu kadar sahip çıkmasının mantığını şu ana kadar anlamış değilim… (AK Parti sıralarından gürültüler)

MÜJDAT KUŞKU (Çanakkale) – Kaç lira para alıyorsunuz?

ABDULKERİM AYDEMİR (Ağrı) – Ne kadar süre bekledi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Gerçekten de anlamış değilim. Siz, bir kişinin vasiyetini, üstelik, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda en büyük etkinliği oynayan bir kişinin vasiyetini bir yasa değişikliğiyle ayaklar altına alacaksınız, bunu Anayasa hükmü hâline getireceksiniz, bu hükmün vasiyete uygun olmasını isteyen, dileyen bir partiye de gelip burada suçlama yapacaksınız! Bu doğru değil, bu doğru değil.

Bir arkadaşımız “Kaç lira para alıyorsunuz?” diye bir soru sordu. Onu da burada, bütün milletvekillerimiz gayet iyi bilsin diye söylüyorum, Atatürk’ün vasiyeti dolayısıyla, İş Bankasında, sadece ve sadece, CHP’nin temsil yetkisi vardır, hisseler CHP’ye ait değildir.

ABDULLAH ÇETİNKAYA (Konya) – Millete devredin!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sadece temsil yetkisi vardır. O temsil yetkisi dolayısıyla da İş Bankasından Cumhuriyet Halk Partisine, şu ana kadar, kuruluşundan şu ana kadar beş kuruş para dahi gelmiş değildir, zaten alamayız da, böyle bir şey de mümkün değildir. Eğer, bunun aksini ispat eden varsa, zaten, siz Hükûmettesiniz, bankalar emrinizde, BDDK orada, gidersiniz, ispat edersiniz, ortaya koyarsınız. (AK Parti sıralarından gürültüler)

Efendim “Devredin millete...” Bakın, arkadaşımız bir soru soruyor. Siz, bir vasiyet dolayısıyla, millete devredildiğini nereden duydunuz? Vasiyet böyleyse ne diyeceksiniz? Siz, bir insanın… Hem diyorsunuz ki, insana saygı duyacağız, hukuka saygı duyacağız. (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ölen insanın en azından mirasına saygı duymak lazım. Siz, bir insanın mirasına dahi saygı duymuyorsunuz. Niçin böyle yapıyorsunuz değerli arkadaşlar? Mirasa saygı duymak en tabii, en doğal hak değil midir? (AK Parti sıralarından gürültüler)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Allah aşkına, kime anlatıyorsun? Bırak ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bir değerli arkadaşımız da diyor ki: “12 Eylülde…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Kendini boşuna yorma Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Çok teşekkürler değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Kürsüye çıkan hatipler, yerinde oturan arkadaşlar açısından bundan sonra daha dikkatli bir dil kullanmalarını rica ediyorum. Aksi takdirde ara vereceğim.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S. Sayısı: 57) (Devam)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191)  (S. Sayısı: 58) (Devam)

A) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

B) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU (Devam)

1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

C) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Cumhurbaşkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Cumhurbaşkanlığı   2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

D) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Sayıştay Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Sayıştay Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

E) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Anayasa Mahkemesi Başkanlığı  2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Sadık Yakut.

Buyurun Sayın Yakut. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA SADIK YAKUT (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Mehmet Daniş’in iki dakikasını da kullanacağım.

BAŞKAN – Peki.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, şu Meclis çalışanlarına da bir değinsen iyi olur.

SADIK YAKUT (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 yılı bütçe kanununun Cumhurbaşkanlığı bütçesiyle ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, yapılan eleştirilere cevap vermek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü siyasi geçmişi bulunan ana muhalefet partimizin sayın sözcüsünden, bugünkü Cumhurbaşkanlığının mevcut anayasal sistem içerisindeki yerini irdelemesini, değişen ve gelişen Türkiye’de yeni yapılacak Anayasa’da Cumhurbaşkanının konumu, yetkileriyle ilgili projeksiyon tutmalarını ve bu konuda Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini belirtmesini beklerdim. Ama, maalesef, dedikodu ve magazinsel bir konuşma yaptı.

Şimdi, soruluyor: “Sayın Cumhurbaşkanı niye çabuk imzalıyor?” İzah ediyorum: Cumhurbaşkanlığında, Genel Sekreterlikte ve Kanunlar Kararlarda kendi içerisinde yeni yapılanma yapıldı. Meclisten gelen bütün kanunlar hukukçular tarafından incelenip rapora bağlandıktan sonra imzaya sunulur.

RIDVAN YALÇIN (Ordu) – Cumhurbaşkanlığı sözcüsü müsünüz Sayın Yakut?

SADIK YAKUT (Devamla) – Cumhurbaşkanı Kanunlar Kararlar Başkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yasa yapılırken o yasayla ilgili çalışmaları aynı anda başlatmaktadır. Geçmişten farklı olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi burada çalışırken, o yasayla ilgili Kanunlar Kararlar Başkanlığı da Cumhurbaşkanlığında çalışmakta.

Hükûmetten gelen bütün üst düzey atamalarla ilgili güvenlik birimlerinden rapor istenmekte ve gelen teklifler, Sayın Cumhurbaşkanı tarafından değerlendirilmektedir. Sayın Sezer, atamalarla ilgili, Anayasa Mahkemesi üyesiyken altında imzası bulunan 1993 tarihli bir kararında, Cumhurbaşkanının hukuki denetim yapacağı, yerindelik denetimi yapamayacağını belirtmişti, ancak, Cumhurbaşkanı olduktan sonra, yerindelik denetimi yaparak imzaları bekletmekte ve reddetmekteydi. Önceki dönemde maksat, bağcıyı dövmekti ama şimdi çabuk imzalanmasındaki maksat ise üzüm yemektir, bağcı dövmek değildir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

GÜROL ERGİN (Muğla) – Yiyin, yiyin… Sayın Yakut, yiyin…

SADIK YAKUT (Devamla) – Tabii ki, Sayın Cumhurbaşkanı imza yetkisini hiç kimseye sormadan kullanacaktır ve yapılan eleştirilerden birisi de, şatafattan bahsedildi. Tabii ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanlığı görkemli olacak, ihtişamlı olacak. Onun için, paraların harcanmasında hiçbir beis görmüyorum.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Anayasa’mızın değişmez hükümleriyle belirlenmiş olan bu nitelikler bir bütündür ve cumhuriyetin temel değerleridir. Demokrasi egemenliğin millete ait olduğu bir siyasi rejimdir. Demokrasilerde nihai karar ve uygulama yetkisi, önceden belirlenmiş hukuk kuralları içinde seçimle oluşturulan organ ve kurumlarındır. Yetkisini millet iradesinden alan siyasal çoğunluğun, hukuka, Anayasa’ya, evrensel hak ve özgürlüklere bağlı kalarak sorumluluğunu taşıdığı kararları alma yetkisi, kullanma yetkisi tartışılamaz, ancak, demokrasi bir çoğunluk yönetimi olduğu kadar çoğulcu bir yönetimdir.

Demokratik anlamda çoğulculuğun en üst düzeyde realizesinin olmazsa olmazı da, siyasal kararların olabilecek en geniş danışma ve uzlaşma zemininde oluşturulmasıdır. Bu uzlaşma ihtiyacı, iktidarlar için katılımcı bir uygulamanın sürekli geliştirilmesini ve kurumların oluşturulmasını gerekli kılar. Bu bağlamda, demokrasilerde iktidarlar kadar, eleştiri ve önerileriyle yönetimi etkilemeye çalışan muhalefet kurumları da önemli ve halka karşı sorumludurlar.

Sayın milletvekilleri, demokrasi bir hak ve özgürlükler rejimidir. Bütün bu ilke ve kuralların temeli, hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğünü esas alan bir devlet, vatandaşlarının hak ve özgürlüklerinin de teminatıdır. Demokratik hukuk devletinde hukukun evrensel ilkelerine saygı, hak arama yollarının açıklığı, kanun önünde eşitlik, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması, devletin hukuka bağlılığının güvence altına alınması vazgeçilmez temel değerlerdir.

Anayasa’da ifadesini bulan bu temel değerler, Adalet ve Kalkınma Partisinin siyaset anlayışının da temeli ve ana hedefleridir. Bu temel ve ana hedefler, ilkeler çerçevesinde, iktidarımız demokrasinin güçlendirilmesine öncelik vermiş ve gerçekleştirdiği hukuk reformlarıyla Türk demokrasisini evrensel standartlar çizgisine ulaştırmıştır.

Bu noktadan hareketle, geliniz, yakın tarihimizdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hep birlikte göz atalım. Değerli bir akademisyenimizin tespitinde, bir siyasetçimizden alıntı yaparak ileri sürdüğü gibi, Cumhuriyetimizin kurucusu yüce Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı seçimleri de dâhil olmak üzere Türkiye’de Cumhurbaşkanı seçimi sadece seçmeye yeterli oyun bulunması olayından ibaret olmamıştır. Bugüne değin Cumhurbaşkanlığı seçimi siyaset kurumunun yanı sıra Türkiye’ye özgü bir konum teşkil eden askerî bürokrasinin de etkili katılımıyla belirli aralıklarla alınması zorunlu bir devlet kararı niteliğindeyken, son Cumhurbaşkanlığı seçimi, değişen ve demokratik anlamda gelişen günün koşullarına paralel bir şekilde devlet kararının alınması öncesinde erkene alınan genel seçimler münasebetiyle âdeta bir halk oylamasına dönüşmüş ve sandığa yansıyan bir millet iradesinin tecellisiyle millet kararına dönüşmüştür. Takiben en son yapılan Anayasa değişikliğiyle de doğrudan halk tarafından yapılacak seçimle Cumhurbaşkanının seçilmesi referandum sonucu büyük bir çoğunlukla kabul edilmiştir. Kişilere ve sembollere yönelik itirazlar, millet nezdinde itibar görmemiş ve kayıtsız ve şartsız egemenliğin sahibi olan millet iradesi bu yönde gerçekleşmiştir.

1923'te cumhuriyetin ilanıyla ilk Cumhurbaşkanlığı seçimi o tarihte birinci adam veya kurucu lider için yapılan bir tescil işlemi olarak Yüce Atatürk'ün şahsında gerçekleşmiş ve ölümüne değin yapılan seçimlerde ise ulus adına İstiklal Savaşı Başkomutanına ve cumhuriyetin kurucusuna yönelik Türk Parlamentosunun şükran kararı damgasını vurmuştur.

İnönü'nün seçimi, kurucu liderin ölümü sonrası sergilenen muhteşem bir basiretin doğal sonucu olarak kurultay modelinin devreye girmesiyle seçimidir.

1950 seçimi, genel seçimden sonra zaferle çıkan bir siyasi liderin devlet  başkanlığına seçilmesi türünde bir örnektir.

1961 seçimi, o günün koşullarında gerçekleştirilen bir baskı seçimidir.

1966 seçimi, tarihî bir uzlaşıyla baskı seçimini engelleyen, asker-sivil uzlaşı seçimidir.

Aynı zamanda, 1973 seçimi de baskıya karşı iki büyük siyasi partinin birleşen iradeleri ile oluşturdukları blok galip gelmiş, Anayasal imkânlar dâhilinde mevcut kriz askerî liderliğin de benimseyeceği bir demokratik formülle aşılarak çözüme ulaşılmıştır.

1982 seçimi ordunun fiilî iktidarının Anayasa referandumuna ekledikleri bir maddeyle yeni dönemin Cumhurbaşkanıyla devamına imkân sağlayan bir geçiş seçimidir.

1989 ve1993 seçimleri ilk kez devlet kararı alınmasında geniş uzlaşı ve mutabakatın aranmasından vazgeçilme sürecinin başlatıldığı seçimlerdir. Muhalefetle uzlaşmadan kendi parti gruplarına ve konjonktür itibarıyla erken seçim ve koalisyon bozulması dayatmalarına dayalı seçimler olarak tarihte yerlerini almışlardır.

En son 2000 yılında yapılan seçimde ise tıkanıklık büyük uzlaşı kararıyla aşılmış bugünlere gelinmiştir. Son seçimlerde baskı, muhalefetle uzlaşamama, Anayasa yargısıyla köşeye sıkıştırma, erken seçim, e-muhtıra gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yakut, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

SADIK YAKUT (Devamla) – …birçok argümanın devrede olduğu tıkanıklık, Adalet ve Kalkınma Partisinin büyük bir medeni cesaretle ve basiretle, dayatmacı bir karar alma süreci yerine son söz sahibi millete gitme yolunu tercih ederek, cumhuriyet tarihinde bu anlamda da bir ilki gerçekleştirmenin yolunu açmıştır. O da Cumhurbaşkanının millet tarafından seçilmesidir. Bundan böyle, Türkiye, 500 dönümden ibaret, 900 rakımlı dar alana hapsedilemeyecektir. Çankaya, artık ülkenin küresel sıçrama noktalarından birisidir. Millet için hayırlı uğurlu olsun. (AK Parti sıralarından alkışlar) 

Bu değişiklik, sadece AK Partinin kişisel menfaatleri için yapılan bir istekle değil, cumhuriyetimizin kurucusu Yüce Atatürk’ün hayata geçiremediği çok az sayıda tarihî ve millî bir vasiyetin de yerine getirilmesidir. Her ne kadar bugüne değin gerçekleştirilen uygulamada Cumhurbaşkanının Meclis tarafından seçilmesi Kemalist geleneğin doğal bir sonucu olarak kabul görmekte ise de üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a dayandırılan ve Atatürk’ün Cumhurbaşkanı seçiminin doğrudan halk tarafından yapılmasını düşündüğüne dair birçok iddia…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yakut.

SADIK YAKUT (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Fahrettin Poyraz, Bilecik Milletvekili.

Yedi dakika süreniz var.

Buyurun Sayın Poyraz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 mali yılı bütçesi görüşmeleri kapsamında anayasal yüksek denetleme ve yargı organımız olan Sayıştayın bütçesi hakkında grubumun ve şahsımın görüşlerini ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, tarihsel açıdan parlamento kurumunun gelişmesiyle başlayan demokratik yönetim anlayışı, temel olarak, yönetenlerin her türlü eylem ve işlemlerinin milletin denetimine açık olması ilkesine dayanmaktadır. Millet adına denetim ilkesi, başlangıçta parlamentoların en kapsamlı etkinliğini oluşturmuş ise de zamanla parlamentoların icra ettikleri fonksiyonların genişlemesi ve her alanda olduğu gibi denetim alanında da uzmanlaşmış kurumlara ihtiyaç duyulmasının bir sonucu olarak sayıştaylar kurulmuş ve demokratik devlet yapımızın vazgeçilmez unsurları arasında yer almışlardır.

Milletin egemenliğinin bir unsuru olarak, Parlamento tarafından bütçeyle hükûmete verilen kaynakların, yine milletin egemenliğinin bir yansıması olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından denetlenmesi ve bu denetimin Sayıştay tarafından yerine getirilmesi, demokratik devlet yapısının temel fonksiyonlarından bir tanesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Sayıştayı, 1862 yılında kurulmuş ve cumhuriyetin ilanıyla, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere miras bıraktığı demokratik parlamenter rejimin köklü kuruluşlarından biri olarak, günümüze kadar, kamu maliyesi alanındaki rolünü etkin bir şekilde yerine getirmiştir. Şeffaflığın, hesap verilebilirliğin ve saydamlığın sağlanarak kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde kullanılabilmesini gerçekleştirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve adına denetim yapan Sayıştayın temel işlevlerindendir.

Hatırlandığı üzere, bu işlevlerin tam olarak yerine getirilebilmesi amacıyla, 58’inci ve 59’uncu Hükûmet döneminde, önemli anayasal ve yasal değişiklikler yapılmış, Sayıştay meslek mensuplarının özlük haklarına ilişkin olarak da önemli iyileştirmeler gerçekleştirilmişti.

22’nci Dönemde yaptığımız Anayasa değişikliği ile Sayıştayın denetim alanını sınırlandıran birtakım engeller kaldırılmış, askerî hesapların ve malların denetimi Sayıştay denetimine tabi kılınmış ve Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile yapılan değişikliklerle de Sayıştayın görevleri arasına merkezi yönetim bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını denetlemek de eklenmiştir.

Ayrıca, 30 Temmuz 2003 tarihinde yine Meclis olarak yaptığımız değişiklik ile 832 sayılı Sayıştay Kanunu’na 12’nci maddeyi ekleyerek bu kanuna Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarında, gerek ihtisas komisyonlarının çalışmalarında ve gerekse araştırma ve soruşturma komisyonu çalışmalarında bu komisyonların aldığı karar üzere Sayıştaydan belirlenen hususlarda inceleme ve denetim yapma ve yaptırma hususu kanuna eklenmiştir ve yine, ayrıca bu çalışmalarda Sayıştayın uzun yıllardır sahip olduğu uzman birikiminden de yararlanma imkânı yine Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarına tanınmıştır.

Yukarıda az önce zikrettiğim Sayıştayı kamu mali yönetimi ve denetimi alanında güçlendiren yasal düzenlemelerin dışında, Sayıştay mensuplarının özlük haklarında da gerekli olan iyileştirmeler yapılmış ve Sayıştay meslek mensuplarının artık hâkim ve savcılar gibi mi olacak veya başka bir şekilde tanımlanacak başka bir statü mü bulunacak tartışmalarına son verilerek, bundan sonraki tüm özlük düzenlemelerinin hepsinde hâkim ve savcıların özlük haklarına bire bir eşitleyen düzenlemeler yapılmıştır.

Yine, bu dönemde, Sayıştay denetçilerinin mesleki gelişimlerine katkıda bulunmak üzere Sayıştayımız da ciddi çalışmalar yapmıştır ve bu çalışmalar çerçevesinde üç yıldır belirlenen bir program çerçevesinde Avrupa Birliği katılım sürecine uygun paralel olarak Sayıştay meslek mensuplarının yurt dışında ciddi eğitimler almasına olanak sağlanmış. Ayrıca, Sayıştayın denetim kapasitesini güçlendirmek anlamında da, gerek hizmet içi ve gerekse diğer ülke sayıştaylarıyla iş birliği anlamında ciddi eğitim çalışmalarına başlanılmıştır.

Bütün bu imkân ve düzenlemeler Hükûmetimizin Sayıştaya ve kamu mali yönetiminde şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkesine verdiğimiz önemin bir sonucudur. Bu cümleden olmak üzere, geçtiğimiz dönem yeni Sayıştay kanun teklifinde imzası bulunan bir parlamenter arkadaşınız olarak belirtmek isterim ki, bir yüksek denetim ve yargı organı olan Sayıştayımızın Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu raporların güvenilir olması ve kamu mali yönetimi iyileştirmesine katkı sağlayabilmesi, Sayıştayın denetim yetkisinin tüm kamu yönetimini kapsaması ve uluslararası denetim standartlarına uygun bir denetimi gerçekleştirmesi ve önümüzdeki dönemde kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getirebilmesi için yine Meclisimize önemli işler düşmektedir. Bu dönemde yapmamız gereken, şu anda, Sayıştayın, tabiri caizse, kendisine dar gelen 832 sayılı Sayıştay Kanunu yerine önündeki denetim engellerini kaldıracak yeni Sayıştay kanununun önümüzdeki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkartılması olacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu teklifin yasalaşması ne getirecek, ben bir iki cümleyle bundan bahsetmek istiyorum vaktimin elverdiği müddetçe. Az önce bahsettim; mevcut hâliyle şeffaflığın sağlanması, saydamlığın sağlanması, hesap verilebilirliğin sağlanması anlamında şu anda gerek Meclis denetiminin ve gerekse buna bağlı Sayıştay denetiminin önünde çeşitli  yasal engeller vardır. Bu teklifle birlikte bir taraftan geçtiğimiz dönem yapmış olduğumuz Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’yla getirilen birtakım düzenlemelere paralellik sağlandığı gibi, aynı zamanda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Poyraz, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın sözlerinizi.

FAHRETTİN POYRAZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Makro mali disiplinin sağlanması, dağıtılan kaynakların verimli ve etkin kullanımı, etkin bir hesap verme sorumluluğu sisteminin kurulması ve mali yönetimde saydamlık ve hesap verilebilirlik ilkelerinin tam anlamıyla uygulamaya geçirilebilmesi sağlanacaktır. Ayrıca, Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve Avrupa Birliği mevzuat uyumunun yanı sıra da INTOSAI, yani, Dünya Sayıştaylar Birliğinin de kabul ettiği standartların yakalanması mümkün olacaktır.

Değerli arkadaşlar, ben sözümü fazla uzatmayacağım. Ama, sonuç olarak söylemek istediğim önemli husus, demokratik sistemlerin gelişmesinde ve geliştirilmesinde en önemli olan husus, hesap verilebilirliğin ve millet adına görev yapan milletvekillerinin, parlamentoların mali sistemi denetleyebilmesidir. Bu anlamda Sayıştaylara önemli yükümlülük düşmektedir, Türk Sayıştayına olduğu gibi bütün Sayıştaylara. Türk Sayıştayımız yeni dönemde inanıyorum ki kendine verilen görevleri yerine getirecektir.

Ben bu dilek ve düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum, çalışmalarımızda başarılar diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Poyraz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına şimdi söz, Sayın Mehmet Daniş, Çanakkale Milletvekilinde. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 2008 malî yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa özel koşullar altında meydana gelen, oluşturulan, devletin egemenliğine ve değerler düzenine ilişkin temel ilkeleri içeren ve devletin vatandaşlarıyla olan ilişkilerini tek elden düzenleyen, zor koşullar altında değiştirilebilen, en yüksek dereceli hukuk kuralları olarak tanımlanmaktadır.

Türkiye’nin çok partili siyasi yaşama geçtiği 1945 sonrası bağımsız bir anayasa mahkemesi kurulması yolunda artan teklifler, 1961 yılında kabul edilen cumhuriyet tarihinin ikinci Anayasası’yla hayata aktarılmış ve 1962 tarihinde de resmen Anayasa Mahkemesi kurulmuştur ve bu da Avrupa’da ilklerdendir.

Anayasa Mahkemesi kanun hükmünde kararnameleri, kanunları denetlediği gibi, Yüce Divan olarak da görev yapmaktadır hepinizin bildiği gibi. Yaklaşık çeyrek asırlık bir süre içerisinde ülkemizde pek çok siyasi, hukuki, kurumsal sorunlar yaşanmıştır. 82 Anayasası’nın ilk yürürlüğe girdiği zamanlarda sınırlı siyasete izin verilmesi, siyasi yasaklar, askerî darbeyi yapan Konseyin Başkanına, yani sonraki Cumhurbaşkanına tanınan olağan dışı özel yetkiler, yirmi yıldır devam eden üniversitelerin yönetimlerine dair sorunlar, ekonomik hayatın düzenlenmesinde, özelleştirme, hükûmetin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerine dair tartışmalar, Millî Güvenlik Kurulunun yetki alanının ne olduğu, bağımsız özerk kurumlar sorunu, Cumhurbaşkanının yetkileri ve son olarak da Cumhurbaşkanı seçimine dair yaşanan sorunlar, büyüyüp krize dönüşen tartışmalar, Anayasa Mahkemesinin yasama organına, Danıştayın yürütme organına bir demokratik hukuk devletinde olağan karşılanmayacak müdahaleleri, çeyrek asırlık süreçte yaşanan ciddi tartışmalardan ana başlıklarıdır.

Anayasa Mahkemesi kararlarının herkes için bağlayıcı olduğu, onun üzerinde bir merci bulunmadığı gerçeğinden yola çıkarak değerlendirdiğimizde, bir yüksek yargı kurulunun problem hâline gelmesinin ne kadar derin sancı oluşturacağını görmek zor olmaz. Anayasa Mahkemesi gibi yüksek bir yargı organı derin tartışmaların konusu olmamalıdır, ama olmuştur, dünden bugüne de zaman zaman olmaktadır.

Öyleyse, yüksek mahkemeyi böylesine tartışmalardan kurtaracak bir hukuksal yapıya ihtiyaç vardır. Bu noktada, hem görev kapsamının daha net tayini hem de üye yapısının daha sağlıklı hâle gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bir de dava yoğunluğunun altından kalkabilecek bir yapılanma gereği ortaya çıkmıştır. Bu, aslında, daha önce Anayasa Mahkemesi üyeleri tarafından da gündeme getirilmiştir. Mesela, teklif edilen çerçeve içinde üye sayısının artırılması ve üyelerin bir kısmının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilmesi öngörülmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; anayasalar insan ürünü metinlerdir. Tüm insan ürünü gibi tartışmaya ve değişmeye açık olmalıdır. Yaşadığımız olumsuzlukların, yaşanan görüntülerin kaynağı maalesef 82 Anayasası’nın kendinde, temelinde yatmaktadır. Türkiye’de münferit krizler yoktur, siyasi, hukuki sorunlar yoktur, topyekûn bir Anayasa sorunu vardır. 82 Anayasası’nın geçirdiği olumlu değişikliklere rağmen otoriter, vesayetçi ve devletçi zihniyetinden tümüyle kurtulunamadığı, bu nedenle yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulduğu da genel kabul gören bir iddiadır.

Yukarıda değindiğim konular da TÜSİAD’ın, TOBB’un, Türkiye Barolar Birliğinin özellikle 2001 ve 2007 taslaklarında mevcut eleştirilerdir. Dolayısıyla, ülkemiz sivil bir anayasayı fazlasıyla hak etmektedir. Partimiz, yeni anayasanın devlet, toplum, birey arasındaki ilişkileri, hak, özgürlük ve sorumluluk temelinde düzenleyen bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmasından yanadır. Yeni anayasa, cumhuriyetimizin değiştirilmez temel nitelikleri olan demokratik, laik ve sosyal, hukuk devleti ilkelerini tam olarak hayata geçirmeli, bireylerin haklarını en etkili şekilde korumalı, temel hak ve özgürlükleri İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin getirdiği ilke ve standartlarda güvence altına almalıdır. Hazırlanacak yeni anayasa kısa, öz ve açık olmalı, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında ilişkiler, parlamenter sistem esas alınarak açık, net ve anlaşılabilir bir şekilde belirlenmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın.

MEHMET DANİŞ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu çerçevede, Cumhurbaşkanının konumu ve yetkileri yeniden tanımlanmalı, temsilî demokrasiden katılımcı demokrasiye geçiş sağlanmalı, yeni anayasa en geniş toplumsal uzlaşmayla hazırlanmalıdır.

Yargı, her şeyin bittiği yerde güven duyulması gereken kurumdur. Orada da sorun başlarsa toplum nereye gidecektir? Anayasa Mahkemesinin özellikle 1 Mayıs 2007’de açıklanan kararı sadece Türk kamuoyunda değil, dünya kamuoyunda da Türkiye’nin anayasal demokrasi olarak tanımlanmasının mümkün olup olmadığını tartıştırmıştır. Türk anayasa düzeninin devletin üç temel organına ne tür yetkiler sunduğu ve bu yetkilerin neler olduğu, yargının gerçekten bağımsız bir güç olarak hukukun sınırları içinde mi hareket ettiği, yoksa siyasal konjonktüre göre mi karar ürettiği ve nihayet Türkiye’nin bir  hukuk devleti olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı gibi birçok hayati konu üzerinde soru işaretleri oluşturmuştur. Mahkemede bir kamplaşma vardır, kararlar o kamplaşma çerçevesinde oluşmaktadır. Bu kanaat doğru mu yanlış mı, tabii ki tartışılabilir; bu kanaate itiraz edilebilir, ama bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir.

Ben, sözlerimi burada bitirirken, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum ve bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Daniş.

Şimdi, şahısları adına, lehte, Sayın Nuri Uslu, Uşak Milletvekili. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Beş dakika süreniz var.

NURİ USLU (Uşak) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerine lehte söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, milletimizin kalbinin attığı bu yüce Meclis Türk milletiyle var olmuş ve var olmaya da devam edecektir. Milletimizin özü olan bu Meclis, milletimizin umutlarını bağladığı, ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacağına inandığı kahraman ve gazi bir Meclistir. Kuruluşundan bugüne kadar bu yüce çatı altında görev yapmış olan tüm üyelerinden ahirete irtihal edenlere rahmet, hayatta olanlara da sağlık ve mutluluk diliyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmaları bugüne kadar zaman zaman maalesef kesintiye uğramışsa da başarılı çalışmalarını sürdürmüş ve milletimiz için çok önemli olan yasama ve denetim görevlerini yerine getirmiştir. Bu görevleri de şüphesiz iktidarı ve muhalefetiyle birlikte yapmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; milletimiz 21 Ekim referandumunda vermiş olduğu yeni kararıyla bir kez daha egemenliğin kesinlikle kendisine ait olduğunu teyit etmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” meşalesini gönüllerde yakmada hiçbir zaman ödün vermediği gibi bundan sonra da asla vermeyecektir. Hepimizin  bildiği üzere, milletin iradesine saygı duymayanlar hukuku eğip bükerek yüce Meclisin Cumhurbaşkanını seçmesine mâni olmaya çalışmışlardır. Ancak, 22 Temmuzda milletin iradesi sonucunda oluşan Parlamento Cumhurbaşkanını başarıyla seçmiştir. Artık, Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin kalbinin attığı, kendi varlığını görebildiği ve sahip olduğu değerlerinin topyekûn kucaklandığını bildiği bir yer olacaktır. Geçmiş yıllarda yaşadığımız, millete, milletin temsilcilerine ve onların çıkardığı yasalara muhalefet eden bir Cumhurbaşkanlığı bundan sonra artık olmayacaktır.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yeni şeyler söyle!

NURİ USLU (Devamla) – Çünkü, bundan sonra milletimiz Cumhurbaşkanını kendi eliyle ve kendi reyleriyle seçecektir. Bu tarihî gelişim ve değişim milletimize hayırlı, uğurlu olsun.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Daha yeni mi fark ettin? Yeni mi fark ettin?

NURİ USLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, geçmişten günümüze bu aziz milleti sahip olduğu değerlere yabancılaştırmaya çalışanlar, milletimizin karakterinde var olan yüksek değerleri hiçbir zaman değiştirememişlerdir. Şunu artık herkes bilmelidir ki, milletin değerlerini hor görmeye, yok saymaya ve hafife almaya hiç kimsenin hakkı ve gücü yoktur.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde yasamanın hukuki denetimini yapan tek organ Anayasa Mahkemesidir. Anayasa Mahkememizin modeli hukuk devletleri normlarına uygundur. Ancak, içerik ve uygulamalar yönüyle bakıldığında, özellikle insan hak ve özgürlüklerinin daha ağırlıklı olarak korunması yönünde değerlendirmelerini yapması ve sahip olduğu saygınlığı mutlaka koruması gerekmektedir. Şunu da belirtmeliyim ki, egemenlik hakkı, devletleri kuran, kendisine uygun yönetim şeklini her zaman seçme ve değiştirme hakkına sahip olan milletimize aittir. Bu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Sayın milletvekilleri, milletimizin sosyal, kültürel ve ekonomik yönden topyekûn gelişmesinde son derece önemli rol oynadığı bilinen basılı ve görsel yayınlar, mutlaka milletin sahip olduğu kültürel ve ahlaki değer yargılarıyla uyumlu, eğitici, geliştirici ve yönlendirici olmalıdır. Bu bağlamda Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, bu gerçeği her zaman göz önünde bulundurmalı ve Türk milletini yeni ufuklara doğru güvenle taşıyacak yayınların yapılmasının sorumluluğunu hissettirmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Yeni genel müdürle olmaz bu, yeni genel müdürle!

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın Sayın Uslu.

NURİ USLU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aynı şekilde, tüm kamu kurumlarının mali yapılarının denetlenmesinde en yetkin kurumumuz olan Sayıştay da kamusal hesap verme sorumluluğunu bağımsız, tarafsız ve objektif uygulamalarında ortaya koymaya devam etmelidir. Unutulmamalıdır ki, yolsuzlukların asıl nedeni, gerekli ve yeterli denetimin olmadığı ortamda zuhur eden bir ahlak bozukluğudur.

Ben, tüm kurumlarımızın sağlanan bu bütçelerle desteklenen mali yapılarıyla etkin ve verimli çalışacağına gönülden inanıyor, bütçelerinin hayırlı olmasını diliyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uslu.

Aleyhte söz isteyen Sayın Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle belirtmeliyim ki, Büyük Millet Meclisi bütçesi hakkında konuşurken, bu Meclisin, Kurtuluş Savaşı’na karargâhlık etmiş, Millî Mücadele’yi yönetmiş gazi bir meclis olduğunun farkında olarak eleştirilerimi yapacağım.

Bu Meclisi yüceltmek hepimizin görevidir, en başta da tabii ki Büyük Millet Meclisi Başkanının görevidir. 23’üncü Dönemde, şu ana kadar -dün itibarıyla- 1.029 yazılı soru önergesi verilmiş, bunlardan 233 tanesi zamanında yanıtlanmamış. Zamanında yanıtlanmayınca ne oluyor? Meclisin İnternet sitesinde yayınlanmıyor bunlar, dolayısıyla vatandaşlarımızın, halkımızın bilgilendirilmesini engellemiş oluyoruz. İşte bunu engellemek Meclis Başkanının görevidir, ama ne yazık ki Sayın Meclis Başkanı, geçen dönemde olduğu gibi bu dönemde de görevini yapmıyor. Bakanlar soru önergelerine, yazılı soru önergelerine zamanında cevap vermeyerek görevini kötüye kullanıyorlar, ama ne yazık ki Meclis Başkanı duyarsız kalıyor.

Dün burada, Sayın Başbakan, muhalefetin sürekli eleştirdiğini, hiçbir öneri getirmediğini söyledi. Değerli arkadaşlarım, muhalefet, önerilerini bir kanun teklifiyle getirebilir. Siz, bana, 2002-3 Kasımından bu yana muhalefetten gelmiş bir tane kanun teklifini kabul ettiğinizi söylerseniz Sayın Başbakanı haklı çıkarırım. Ama, siz, bir tane dahi kanun teklifini kabul etmeyeceksiniz, sonra diyeceksiniz ki: ”Muhalefetten hiç öneri gelmiyor.” Bu, samimiyetsizliktir. Bunu takdirlerinize sunuyorum.

2002 Kasımından bu yana sürekli olarak muhalefetin sesini kısmak istiyorsunuz. Çok maddeli yasaları temel yasa olarak görüşmek istiyorsunuz. Danışma Kurulu önerisiyle, grup önerisiyle Meclis gündemini sürekli değiştiriyorsunuz. Muhalefet yokmuş gibi davranıyorsunuz. Oysa, iktidar bütün rejimlerde vardır, muhalefet yalnızca demokrasilerde vardır ve temel hak ve özgürlükler güvence altına alınmıştır demokrasilerde. Ama ne yazık ki, bunlara duyarsız kalıyorsunuz.

Meclisin saygınlığını artırmanın hepimizin görevi olduğunu söylemiştim. Bu kürsüye çıkan milletvekillerinin en özgür bir şekilde konuşmalarının önünü açalım, dilediklerini söylesinler, arkasında duralım. Meclisin saygınlığını bu artıracaktır. Ama rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kamu biletlerinde yolsuzluk gibi, cürüm işlemek için organize suç örgütü kurmak gibi suçlardan yargılananları hâkim karşısına çıkarmak da bu Meclisin saygınlığını artıracaktır.

Geçen dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi kalite belgesi aldı. Meclis kalite belgesini çay ocaklarıyla, berberleriyle, lokantalarıyla aldı. Yasama faaliyetiyle, denetim faaliyetiyle kalite belgesini almasını isterdim bu Meclisin ben. Ama, çay ocaklarıyla alınan kalite belgesini…

RECEP KORAL (İstanbul) – 22 Temmuzda verdi millet…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ayrıca, Meclis sicili temiz personel çalıştırmakla da kalite belgesi almalıdır. Bakın, Meclis Genel Sekreteri -şu anda- yargılandı, Yargıtay onadı ve bir ceza aldı, sonra bu ceza paraya dönüştürüldü. Bu cezayı neden aldığını, bu milletin kürsüsünden benim dilim söylemeye varmıyor. Lütfen, bu yargı kararını, Yargıtayın onadığı bu kararı okuyunuz. Meclisin Genel Sekreteri, şu andaki görev başındaki Genel Sekreteri hangi cezayı almıştır? Ben, bunu bu kürsüden söyleyemem. Takdir sizindir.

Meclisin paraları çarçur edildi. Geçen dönem promosyon olarak İş Bankası turnike sistemleri, kart sistemleri yaptı. Bizim paramızdı bunlar. Yeni Başkan hepsini kaldırdı. Bence iyi de etti. Geçen dönem yapılanlar yanlıştı. Beş yıldır bu Meclisteyim, sürekli inşaat var. Böyle bir şey olamaz. Sanki yeni imara açılan bir yer burası. Yani, bitmedi mi elli yıldır buranın inşaatı? Doktorluk binasını yıkacağınızı söylüyorsunuz, 3 kere onarım yapıyorsunuz; çerçevelerini değiştiriyorsunuz, zeminlerini değiştiriyorsunuz.

Bakın, Orman Bakanlığının binasına 2 trilyon 470 milyon lira masraf ettiniz. Bir yıllığına kiralanacak burası.

Sayın Bülent Arınç’ın yeğeni Burcu Arınç, hiçbir sınava girmeden peyzaj mimarı olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Millî Saraylarında çalışıyor. Geçen dönem Başkan Vekili İsmail Alptekin’in oğlu Türkiye Büyük Millet Meclisi personeli olarak çalışıyor, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in gelini radyoloji teknisyeni olarak çalışıyor. Bu milletin, fakir fukaranın çocukları KPSS’ye hazırlanırken, burada dershanelere giderken…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İnce, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanına da şunu hatırlatmak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanı siz başkomutansınız. Şu andaki Koruma Müdür Vekiliniz –emniyet amiri olduğu için müdür yapamıyor- askerlik yaptı mı yapmadı mı? Koruma Müdürü askerlik yaptı mı yapmadı mı, başkomutanın Koruma Müdürü?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yapmadı.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben, YÖK’ü töhmet altında bırakarak… Ben de, Cumhurbaşkanını töhmet altında bırakmıyorum. Ben bilerek konuşuyorum. Bu bilgiyi öğrenmek istiyorum.

Meclis Başkanımızdan da şunu istiyorum: Geçen dönem, Meclis Başkanının emekli maaşı iki katına çıktı, ölünce de devlet mezarlığına gömülecek. Dünyayı halletti, öbür dünyayı da halletti. Şimdi, personelin sorunları var; Sayın Toptan, lütfen Meclis personelinin sorunlarını çözün.

Saygılar sunuyorum Yüce Meclise. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

Sayın milletvekilleri, birinci turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi sorulara geçiyoruz. Yedi buçuk dakikalık süreyi, birer dakika soru sorma hakkı tanıyarak… Daha fazla milletvekiline imkân tanımak için birer dakikayla sınırladık. 

İlk söz, ilk soru, Sayın Aslanoğlu’nun.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, çok hızlı geçeceğim.

Mecliste 4/C, 4/B, 4/A değil, aynı işi yapan insanlar “Biz bu Meclisin insanlarıyız -biz 4/A, 4/B, 4C değil- biz bu Meclisin en çalışkan insanlarıyız, bizi ayırmayın.” diyorlar.

2) Meclis Başkanımız acaba grupları dinledi mi? Çalışanları, her grubu ayrı ayrı… Bunların sorunlarını dinledi mi?

3) Özellikle geçici personel, kırk beş saat olmasına rağmen, altmış saat çalışıyor. Bunlara ayrıca hiçbir ödenek verilmiyor.

4) İş Bankasından alınan promosyon bedelleri bunlara niçin ödenmiyor?

5) Her blokta, üç bankoya bakan 3 garson var, yetmiyor.

6) Geçici personel sağlık yardımından yararlanamıyor. Benim sekreterim eğer geçici personelse veya benim danışmanım gününü -bir gün, iki gün- hastanelerde çocuklarına baktırmakla geçiriyor ve bu insanlar “Biz artık, çocuklarımızı en azından bu hastanelerde baktırmak istiyoruz”. diyorlar.

Bir dakikaya ancak bu kadar soruyu sığdırabildim.

Bu personel bu Meclisin temel personelidir. Meclis Başkanının hassaten -yeni başladı- bunların sorunlarıyla mutlaka ilgilenmesi ve adil olan, objektif olan her şeyi yapmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum…

BAŞKAN – Sayın Gök…

İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Efendim, yargı bağımsızlığında anlaşamadığımız muhakkak. Anayasa Mahkemesinin bütçesi görüşülüyor. Yüksek yargının bir ita amirliğine kavuşturulmasını, yüksek yargının en ufacık harcama için Hükûmetin peşinde, yürütmenin peşinde koşturmamasını sağlayacak bir formül düşünüyor musunuz?

Artı, Anayasa Mahkemesi spesifik davalara bakıyor, bu konuda yardımcı personel sorununu çözmeyi düşünüyor musunuz?

Diğer taraftan, Meclis emekçileri için söyleyeceğim: Mecliste servis yok. Yüzlerce insan çalışıyor, mesai gece yarılarına kadar sürüyor. Lütfen, servis sorununu çözümleyin. Düşünür müsünüz?

Mecliste uzun yıllardır çalışan insanlar var. Bunlar geçici personel olarak çalışıyorlar. Farklı kurumlardan geldiler, 92 yılında sınavla giren insanlar. Hâlâ Meclis personeli değiller bunlar. Bu insanların kadro sorunlarını çözmeyi düşünüyor musunuz?

Yardımcı hizmetler sınıfında çalışan yüzlerce insan var. Genel idare hizmetleri sınıfında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özensoy.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, RTÜK’le ilgili soru sormak istiyorum. Bunu KİT Komisyonunda da gündeme getirdik, ama bir de Genel Kurulun kayıtlarına geçmesini de istiyorum. Ekran kirliliği hâlâ devam ediyor. Haberlerden programlara kadar, şiddet, cinsel tahrip, argo, aile ve çocuk hayatını yanlış yönlendirmeler, kadının rating amaçlı kullanılması, özel hayatın kullanımı gibi konular devam ediyor. RTÜK bunun için, bugüne kadar ne yaptı? Yeni yasayla neyi hedefliyor? Özel TV’ler mi daha çok korunacak yoksa izleyici mi?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akçay

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilecek Sayıştay üyesi adayları, Sayıştay Genel Kurulu tarafından belirlenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunuldu. Ancak, bir türlü komisyonca seçimler yapılarak Genel Kurul gündemine alınamadı. Sayıştay üyelerinin seçimi ne zaman yapılacak ve bununla, Sayıştay Kanunu’yla ilgili olarak da yeni Sayıştay Kanunu Tasarısı Meclis gündemine ne zaman alınacak? Konu hangi safhadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Paksoy

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanım, Meclis çalışanlarından unvan alamayan ve en az kadro derecesi 1 - 2 olan personel için kadro karşılığı sözleşme yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, Meclis tarafından göreve getirilmesinden günümüze kadar geçen süre içerisinde kendisine bağlı olarak görev yapan, neredeyse özel sektör dışındaki resmî, yarı resmî tüm kuruluşlar ile STK’ları denetlemeye yetkili olan Devlet Denetleme Kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı tarafından herhangi bir inceleme ya da denetleme talimatı verilmiş midir?

BAŞKAN – Sayın Özdemir

HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Başta, terörle ilgili bombalama olayları sonrası oluşan kötü görüntüler ve Türk kültürünü dejenere eden, maalesef bu iktidar döneminde daha da artış gösteren televole kültürüne ne zaman müdahale edeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Durmuş…

Sayın Taner…

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, mevcut yapısı itibarıyla tarafsız ve yansız karar alabileceğine inanıyor musunuz?

İkinci sorum: Televizyon yayınlarındaki Türkçenin kötü kullanımı hakkında ne gibi yaptırımlar uygulamaktasınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şafak…

ÜMİT ŞAFAK (İstanbul) – Sayın Başkan, aracılığınızla sormak istiyorum: 22’nci Dönemin başında Mecliste çalışan kaç personel vardı, kaç personel çıkartıldı, kaç yeni personel alındı, bunu öğrenmek istiyorum?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkeş…

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, Sayıştayla ilgili bir sorum var. Her gün, basın ve yayın organlarında, çeşitli usulsüz eylem ve işlemleriyle yer bulan Ankara Büyükşehir Belediyesi hakkında Sayıştay herhangi bir özel inceleme yapmış mıdır bugüne kadar? Sayıştayın bu belediye hakkında tespit ettiği herhangi bir usulsüz eylem ve işlem bulunmuş mudur?

BAŞKAN – Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkanım, radyo ve televizyonlarda yayımlanan yayınların, Türk örf, âdet ve geleneklerine aykırı olarak yayımlanması televizyonlarda, radyolarda sunuculuk yapanların, Türk dilini güzel kullanmayarak, bazen katlederek yaptıkları yayınlar hakkında ne gibi tedbir almayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Homriş

Sayın Akkuş

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, son günlerde medyada bir kara çarşaf söz konusu. Cumhurbaşkanına takdim edilen dosyadaki bu ihbarı dosyaya kim koymuştur, nasıl koymuştur, vatandaşlardan gelen yoğun istek üzerine öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Çalış…

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Bir medya kuruluşunun 1,5 katrilyonluk vergi borcunun 250 milyara indirilmesi ve hâlâ tahsil edilmemiş olması, objektif yayıncılık ve doğru habercilik açısından doğru mudur?

İki: Genel Kuruldaki telefonların görüşmeye kapatılması doğru ama özellikle AKP sıralarından sık sık telefonlar çalıyor. Bir özellik mi var acaba? (AK Parti sıralarından gülüşmeler)

BAŞKAN – Evet, sorulan sorular faslı bitti, şimdi cevap kısmına geçiyoruz.

Sayın Bakan buyurun.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mümkün olduğu kadar Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üzerindeki sorulara ve diğer konulara cevap vermeye çalışacağım. Bunun dışında, cevap veremediğim konular varsa, ki kalacaktır, bunları yazılı olarak Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Cumhurbaşkanlığımız ve Meclis Başkan Vekilimiz cevaplandıracaktır.

Öncelikle Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun en çok eleştirildiği, en çok soruya muhatap olduğu bir gerçek. Özellikle denetim görevinin en iyi şekilde yapılamadığı kaygısı ve endişesiyle iletiliyor bu sorular. Elbette ki yayınlar ve yayınlardaki… Başta iyi Türkçe kullanılması olmak üzere, gerçekten aile yapımıza, ülkemizin bazı değerlerine aykırı yayınlar yapıldığı bir gerçek. Fakat takdir edersiniz ki, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu bağımsız bir üst kurul olmasının yanı sıra, bir hukuk devletinde olması gerektiği gibi, yasalar çerçevesinde görevini ifa eder. Anayasa’nın yayınlara ilişkin genel kuralı çerçevesinde hiçbir yayın önceden denetlenemez ve yayın durdurulamaz.

Dolayısıyla bu çerçeve doğrultusunda temel insan haklarından olan haberleşme özgürlüğü çerçevesinde dizayn edilen bu kurallar, bugün görüyorum ki Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun bütçesi görüşülürken bir tartışma konusu olmuştur. İrade Parlamentonundur, bu yasaları yapan Parlamentodur, yeniden değiştirmek de Parlamentonundur. Daha önceden, uygulamada, televizyon kapatma ve yayınların durdurulması kararları da verilebiliyordu. Bugün artık, para cezası şeklinde cereyan eden bir uygulama var. Yüce Meclis eğer iradesini, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun denetim görevini daha farklı bir şekilde gerçekleştirmesi konusunda ortaya koyarsa, bu bağımsız Üst Kurul yasalar çerçevesinde de görevini en iyi şekilde yerine getirecektir. Bugüne kadar yasanın kendilerine verdiği haklar çerçevesinde çeşitli yayın kuruluşlarına yayın durdurma, yayından kaldırma, para cezası gibi cezalar verdiği de bilinmektedir.

Sorulan sorulardan bir diğeri: Devlet Denetleme Kuruluna Sayın Cumhurbaşkanı henüz bir inceleme ve denetleme talimatı vermemiştir bugüne kadar. Bir sorunun cevabı olarak…

Anayasa Mahkemesinin ita amiri olduğu ve bütçesinin Hükûmete bağlı olduğu doğrultusunda yöneltilen bir eleştiri ve soruya yönelik olarak: 5018 sayılı Yasa gereği Anayasa Mahkemesinin ita amiri Mahkeme Genel Sekreteridir ve Anayasa Mahkemesinin bütçesi merkezî yönetimin bütçesi içerisinde yer almakla birlikte, Mahkeme kendi bütçesini yönetmektedir.

Mahkemenin faaliyetlerinde ihtiyaç duyduğu personel temini: Anayasa Mahkemesi Yüce Divan faaliyetini sürdürürken de geçici olarak uzman çalıştırabilmektedir. Yüce Divan sıfatıyla görevi sırasında da gerekli olan her türlü teknik eleman ve gerekli ihtiyaçları da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ve Başbakanlık tarafından karşılanmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin yeni hizmet binasının inşaatının da temeli 29 Ekim 2006 tarihinde atılmış ve 2008 tarihinde Mahkemenin yeni hizmet binası göreve başlayacaktır.

Özellikle şehit cenazeleri ve teröre ilişkin haberlerde… Şehit cenazeleri haberlerine ilişkin herhangi bir kısıtlama getirilmediği ve böyle bir engellenmenin uygulanmadığı da ifade edilmekte ve bu yöndeki olumsuz yayınlara kesinlikle müsamaha gösterilmediği de ifade edilmektedir.

Sırrı Sakık’ın, zannediyorum, bir sorusu veya konuşmasında geçen bir konu: Mart 2006 yılında Diyarbakır Söz TV, Gün TV, Çağrı FM, Medya FM Şanlıurfa, Özel Radyo ve Televizyon Kuruluşu -Aralık 2007 yılında Muş’ta Muş FM- kuruluşlara yerel dil ve lehçelerde -Kırmançi, Zazaca- ilgili yönetmelik çerçevesinde yayın izni verildiği... Söz TV yayına başladıktan bir süre sonra, farklı dil ve lehçede yayını sürdüremeyeceğini beyan etmiştir ve bugüne kadar bu yayın kuruluşlarına ait yayınlarından dolayı da farklı dil ve lehçedeki yayınları nedeniyle herhangi bir müeyyide uygulanmadığı da Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından bildirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın Bakan, Meclis Başkan Vekiline iki dakika süre kaldı, isterseniz diğerlerini …

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Pakdil.

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; öncelikle bütçenin milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Saygıdeğer arkadaşlarım, bu soru önergelerine verilen cevaplarla ilgili olarak şu hususu belirtmem gerekiyor: Bunlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tarafından ilgili bakanlıklara iletiliyor ve zaman içinde de ikaz ediliyor. Burada, cevap verip vermeme takdiri Hükûmetin kendisine aittir. Bazen bu soru önergeleri yazılı olarak da cevaplandırılıyor ve yazılı olarak cevap veriyor. Burada Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bizler, Hükûmetle iletişim konusunda üzerimize düşen görevi sonuna kadar yerine getirdiğimiz kanaatindeyim. İç Tüzük’ün 99’uncu maddesi gereği bütün görevler yerine getirilmiştir. Heyetinize arz ediyorum.

Burada önemli bir husus, arkadaşlarımızın sorduğu, bu Sayıştay Başkanlığındaki seçimlerle ilgilidir. Geçen dönem bu konu Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmiştir.

ATİLLA KART (Konya) – İki yıl oldu Sayın Başkan!

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Devamla) – Orada neticelenmemiş, 23’üncü Yasama Döneminde de aynı şekilde Plan ve Bütçe Komisyonuna havale edilmiştir ve Plan ve Bütçe Komisyonuyla yaptığımız… Aldığımız bilgiler çerçevesinde en kısa zamanda bu seçimler neticelendirilecektir. Bunu bilgilerinize arz ediyorum.

GÜROL ERGİN (Muğla) – “En kısa zaman” kaç yıl oluyor Sayın Başkan?

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Efendim?

GÜROL ERGİN (Muğla) – “En kısa zaman” kaç yıl anlamına geliyor, kaç yıl? 2006 yılı başında geldi bu. O zaman da “En kısa zaman” dendi, şimdi de “En kısa zaman…”

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Evet. Zaman olarak sizler ile bizler arasında fark yok. Saat, dakika, gün, ay… Hep aynı şeyleri düşünüyoruz, aynı şeyleri hep biliyoruz.

Geçici personel haftada kırk beş saat olarak çalışmaktadır. Bunun üzerinde çalıştığında ya ilgililere izin verilmektedir yahut da çalışmalarının karşılığı olarak fazla mesai ödenmektedir. Bunu bilgilerinize sunuyorum.

Bu servisler konusunda: Çalışan ve gece kalan arkadaşlara Türkiye Büyük Millet Meclisi servis hizmeti sunmaktadır. Bunu da bilgilerinize arz ediyorum.

O sağlık hizmetinden, SSK’ya tabi olduklarından dolayı, SSK mensupları gibi, arkadaşlarımız faydalanmaktadır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – O zaman, SSK burada bir dispanser açsın, kolay gitsin gelsin insanlar.

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Saygıdeğer arkadaşlarım…

BAŞKAN – Sayın Pakdil, tamamlayın lütfen.

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, tamamlayacağım.

Yalnız, soru sormanın, cevap vermenin belirli bir usulü vardır. Yani, biz burada sabırla dinliyoruz. Çok eleştiriler yapılıyor, çok muhatap olmamamız gereken ifadelerle karşılaşıyoruz ama burası Türkiye Büyük Millet Meclisinin meclisidir, bizim dinleme sorumluluğumuz olduğu gibi, soru soran arkadaşlarımızın da cevaplarını dinleme keyfiyetleri vardır yani. Bunu heyetinize arz ediyorum.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Orada bu uyarıyı yapma hakkınız yok, Meclis Başkanı yapar!

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Efendim?

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sizin oradan o uyarıyı yapma hakkınız yok!

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Hacaloğlu, yeni bir iç tüzük ihdas ediyorsanız kendiniz, ona bir sözüm yok benim.

BAŞKAN – Sayın Pakdil, süre doldu, teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletvekillerinin suallerine cevap vermek yerine, polemik konusu yapmanın, diyalog yapmanın hiçbir faydası yok.

BAŞKAN – Şimdi sırasıyla…

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sayın Başkan, bir dakika…

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Vural, hiçbir zaman hayatımda polemik yapmadım. Böyle bir iddiam yok.

BAŞKAN – Sayın Pakdil

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Diğer arkadaşlara da o zaman, Sayın Başkan, madem ifade ediyorsunuz, yazılı olarak cevap vereyim.

Teşekkür ederim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Pakdil açıklama yaparken, “Milletvekillerinin soru önergelerine cevap verip vermeme olayı Hükûmetin takdirindedir.” diye bir ifade kullandı. Eğer soru önergelerine cevap verme bir takdir olayıysa, Parlamento denetim işlevini hiçbir zaman yapamaz. Sanıyorum tutanaklara yanlış geçti.

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) – Sayın Kılıçdaroğlu, benim ifade etmek istediğim husus şudur: Bu sorulara Meclis cevap vermeyecektir, Hükûmet cevap verecektir şeklindedir. Bunu ifade ediyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hah, tamam. Hükûmetin takdir yetkisi yoktur, Hükûmet, bu konuda, soru önergelerine cevap vermek zorundadır.

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) - Takdir yetkisinden kastımız cevap verme keyfiyetinin Hükûmete ait olduğudur.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Tamam.

Teşekkür ederim.

TBMM BAŞKAN VEKİLİ NEVZAT PAKDİL (Kahramanmaraş) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi sırasıyla birinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup, oylarınıza sunacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

02- TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1.– Türkiye Büyük Millet Meclisi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU                            Açıklama                                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri                           419.611.248

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                    Savunma Hizmetleri                                2.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07                    Sağlık Hizmetleri                                     403.752

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir

                        TOPLAM                                               420.017.000

 

BAŞKAN– Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türkiye Büyük Millet Meclisi 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı              :                  346.113.223,21

- Toplam Harcama                         :                 268.045.603,69      

- İptal Edilen Ödenek                     :                 75.408.479,77        

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek               :         4.729.426,15         

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

42.01 – RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

1.– Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU            Açıklama                                (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri           98.885.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                    Savunma Hizmetleri                1.097.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08                    Dinlenme, Kültür ve

                        Din Hizmetleri                         50.894.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                               150.877.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B – C E T V E L İ

KODU            Açıklama                                                 (YTL)

03                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri               200.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

05                    Diğer Gelirler                                          150.677.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                                               150.877.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3984 sayılı Kanun’un 12’nci maddesine göre Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun 2008 yılı için merkez ve taşra teşkilatına ait kadro cetvelleri Plan ve Bütçe Komisyonunda karara bağlanmıştır.

Şimdi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun merkez teşkilatında 572, taşra teşkilatında 98 olmak üzere, toplam 670 kadroyla ilgili kadro cetvellerini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri ile kadro cetvelleri kabul edilmiştir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı                                 :100.767.375,00     

- Toplam Harcama                                            :   89.959.816,83   

- İptal Edilen Ödenek                                        :   10.807.558,17   

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. (B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B    C E T V E L İ

                                                        YTL

- Bütçe geliri tahmini       :               100.767.375,00

- Yılı tahsilatı                    :              90.855.512,05

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısını istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arayacağım.

…oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Karar yeter sayısı arayacağım. Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

Bölümleri okutuyorum:

01 - CUMHURBAŞKANLIĞI

1.– Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU                            Açıklama                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri           55.561.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                               55.561.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Cumhurbaşkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               32.396.685,00

- Toplam Harcama           :               25.516.928,22

- İptal Edilen Ödenek       :               6.879.756,78

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı 2006 Mali Yılı Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

06-  SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1.– Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU            Açıklama                                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri           11.814.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                    Savunma Hizmetleri                45.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                    Kamu Düzeni ve Güvenlik

                        Hizmetleri                                78.172.850

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09                    Eğitim Hizmetleri                    170.000

                        TOPLAM                               90.202.350

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               54.431.000,00

- Toplam Harcama           :               48.411.023,28

- İptal Edilen Ödenek       :               6.019.976,72

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sayıştay Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri  kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

03 -  ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1.– Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU            Açıklama                                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri           2.814.400

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                    Kamu Düzeni ve Güvenlik

                        Hizmetleri                                14.287.600

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                               17.102.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Malî Yılı Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               12.227.000,00

- Toplam Harcama           :               4.824.033,08

- İptal Edilen Ödenek       :               7.402.966,92

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Cumhurbaşkanlığı, Sayıştay Başkanlığı ve Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 2008 yılı bütçeleriyle 2006 yılı kesin hesapları kabul edilmiştir. Hayırlı olmalarını temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birinci tur görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.39

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Yaşar TÜZÜN (Bilecik)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Sayın milletvekilleri, şimdi ikinci tur görüşmelere başlayacağız. İkinci turda Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçeleri yer almaktadır.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S. Sayısı: 57) (Devam)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191)  (S. Sayısı: 58) (Devam)

F) BAŞBAKANLIK

1.- Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, 27/11/2007 tarihli 25’inci Birleşimde bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin on beş dakika ile sınırlandırılması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen milletvekillerinin, görüşmelerin bitimine kadar şifrelerini yazıp parmak izlerini tanıttıktan sonra, ekrandaki söz isteme butonuna basmaları gerekmektedir. Mikrofonlarındaki kırmızı ışıkları yanıp sönmeye başlayan milletvekillerinin söz talepleri kabul edilmiş olacaktır.

Tur üzerindeki görüşmeler bittikten sonra, soru sahipleri, ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi yedi buçuk dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap verme işlemi için de yedi buçuk dakika süre verilecektir. Cevap işlemi yedi buçuk dakikadan önce bitirildiği takdirde, geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

İkinci turda, grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Algan Hacaloğlu, İstanbul Milletvekili; Sayın Atilla Kart, Konya Milletvekili; Sayın Atila Emek, Antalya Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili; Sayın Behiç Çelik, Mersin Milletvekili; Sayın Reşat Doğru, Tokat Milletvekili; Sayın Recep Taner, Aydın Milletvekili.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Sayın Akif Gülle, Amasya Milletvekili; Sayın İsmail Hakkı Biçer, Kütahya Milletvekili; Sayın Mehmet Yüksel, Denizli Milletvekili; Sayın Mevlüt Akgün, Karaman Milletvekili; Sayın Mehmet Çiçek, Yozgat Milletvekili.

Demokratik Toplum Partisi Grubu adına, Sayın Bengi Yıldız, Batman Milletvekili; Sayın Şerafettin Halis, Tunceli Milletvekili.

Şahısları adına: Lehinde, Sayın Ali Kul, Bursa Milletvekili; Sayın Abdurrahman Dodurgalı, Sinop Milletvekili; Sayın Seracettin Karayağız, Muş Milletvekili; aleyhte, Sayın Hüseyin Mert, İstanbul Milletvekili.

Gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Algan Hacaloğlu’nun, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Hacaloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on üç dakika.

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, son altı yıldır ülkemizde yetersiz, defolu bir ekonomik büyüme modeli izlenmektedir. AKP İktidarıyla ülkemizin pusulası bozulmuş, rotası sapmış, vizyonu çarpıtılmıştır. Bu kısır ve çarpık tablonun baş mimarı ve sorumlusu, doğal olarak, önce Sayın Başbakan, sonra da Türkiye’de bugüne kadar benzerine hiç rastlamadığımız Sayın Maliye Bakanımızdır.

Ekonomide Hükûmetin izlemekte olduğu büyüme modeliyle yeterince istihdam yaratılamamakta, işsizlik yaygınlaşmaktadır. Bu çarpık büyüme modeliyle refah artışı toplumun çok dar bir kesimine yansımakta, bu nedenle, yoksulluk azalacağına daha da yaygınlaşmaktadır. Bu sadece bir avuç kesimi palazlandıran büyüme modeli ile devletin iç borçları, özel kesimin dış borçları sürekli tırmanmakta, ülkemizin içine sokulduğu borç batağı sürekli derinleşmekte, yurttaşlarımızın bireysel borçları patlamaktadır.

Resmî rakamlara göre, en az 1 milyon yurttaşımız yatağa aç girmekte, en az 20 milyon yurttaşımız yoksulluk koşullarında yaşama tutunmaya çalışmaktadır. İşsizlik toplumsal afet konumuna ulaşmıştır. Her 5 yurttaşımızdan 1’i, her 3 gencimizden 1’i işsizdir. İşsizlik oranı sizin, AKP’nin iddia ettiği gibi yüzde 9 veya 10 değildir, bunun 2 katıdır. Rakamların perde arkasını gizlerseniz, evet, yüzde 9’dur. Ancak, iş aramaktan yorulanları, bıkanları, mevsimsel çalışanları veya iş gücüne şu veya bu şekilde dâhil edilmeyenleri dikkate alırsanız gerçek işsizlik rakamının yüzde 20’lere dayandığını görürsünüz.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmet kamunun yatırım gücünü budamış, kamu yatırımlarını büyük ölçüde askıya almıştır. AKP’nin IMF’nin dayatması olan bu zihniyeti 2008 yılı programına da yansımıştır. 2008 yılında 11,8 milyar YTL olarak belirlenen kamu yatırımlarının 2007 yılına göre sabit fiyatlarla yüzde 3,9 oranında gerilemesi öngörülmektedir.

2008 yılı faiz harcamalarının bütçe içindeki payı yüzde 25,2. Yatırımların payı ise onun ancak beşte 1’idir. Böylesine çarpık önceliklerle ne ülkemizde atılım sağlanabilir ne Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sosyal ve ekonomik olumsuzluklar aşılabilir ne de toplumsal refah geliştirilebilir.

Sayın Başbakan Erdoğan “Ekonomide artık sağlam ayaklar üzerinde duran, kırılganlığını atmış, büyüme istikrarını sürdüren bir yapı oluşmuş durumda.” diyor.

2002 yılında dış ticaret açığı 15,5 milyar dolardı. Dün de bunlar konuşuldu, bazılarını bir daha vurgulamak istiyorum. 2007 Eylül sonu itibarıyla üçe katlandı, 45,5 milyar dolara tırmandı. Yıl sonuna kadar 60 milyar doları aşarak, cumhuriyet tarihi rekoruna tırmanacaktır.

Keza, 2002 yılında cari açık 1,5 milyar dolardı. Bu yıl sonunda yaklaşık 25 kat artarak 36 milyar dolara tırmanacak ve bizimle benzer gelişen ülkeler arasında birinci sıraya oturacaktır ülkemiz.

Ülkemize giren, durduğu yerde ekonomimizin kaymağını yiyen spekülatif yabancı sermaye sıcak para 2002 yılında 8,2 milyar dolardı. 2007 yılı ekim ayı sonu itibarıyla 13 kat artarak 108 milyar dolara tırmandı.

Keza, Merkez Bankası faiz oranı yüzde 16,25 ile dünyada en yüksek faiz oranı olma özelliğini sürdürmekte.

Sayın Başbakan, gerçekten sormak istiyorum size. Kendisi burada değil, ama onun yerine temsil etmekte olan Sayın Bakana: Bu tablo ile mi kırılganlığı aşacak ülkemiz? Bu ayak bağlarıyla mı düzlüğe çıkacağız?

Bizim sözlerimizden rahatsızlık duyabilirsiniz. Dünkü bütçe görüşmelerinde konuşmalarınızdan bunu çok açık olarak gördük. Bari kendi atadığınız Merkez Bankasının bu konudaki uyarılarını dikkate alın.

Değerli arkadaşlarım, bu uygulamalar sonucu dış etkilere giderek daha çok teslim olmuş bir ekonomi hâline dönüşmekteyiz. Bu vahim bir tablodur. Hükûmetin yüksek reel faiz, düşük kur ve sıcak paraya hiç kontrolsüz teslimiyetçi politikaları eşliğinde sürdürmekte olduğu borçlanma politikası ekonomideki dengeleri giderek bozmaktadır.

Yıllardır bütçede sürdürülen rekor düzeyde yüksek faiz dışı uygulamalarına, kamu çalışanları ve emekçilerin göstermiş oldukları bunca özveriye rağmen, devletin iç borçları sürekli artmaktadır. Toplam kamu iç borcu, 2002 Kasım ayı sonunda 89 milyar dolardı. 2007 Kasım ayı sonunda ise, 139 milyar dolar artarak -bu dönemde- 228 milyar dolara tırmanmış, yani tam 3 kat katlanmıştır. Kamunun iç borçlarında olumsuzluk bununla da sınırlı değildir. Zamanımı dikkatli kullanmak için özet geçiyorum. Kamu iç borçlarında hem süre kısalmış, yirmi altı aya gerilemiş hem faiz oranı yükselmiş, yüzde 10,1’dir temmuz ayı itibarıyla.

Bir yandan “Faiz haramdır.” diyorsunuz değerli AKP’li milletvekili arkadaşlarım, değerli Hükûmet. Faize haram diyen İslami bankacılığa ülkemizde geniş olanaklar tanıyorsunuz. Vehhabî bankacılığından feyzalmış kişileri Cumhurbaşkanlığına, Maliye Bakanlığına, TMSF Başkanlığına diğer kritik kamu görevlerine taşıyorsunuz. Sonra da ülkemizde faiz ve rant ekonomisine yelken açıyorsunuz.

Dışarıdan gelen spekülatif sıcak paraya dünyanın en yüksek reel faizini ödüyorsunuz. 2008 yılında -bu yıl- 56 milyar dolar faiz ödemeyi programlamış durumdasınız. Son beş yılda ödediğiniz faiz ise, 161 milyar doları aştı. Devlet bütçesinin dörtte 1’ini faiz kesimlerine aktarıyorsunuz. Üretim ekonomisine ise, üvey evlat muamelesi yapıyorsunuz. Gerçek sanayicileri, ulusal sanayicileri, bu sanayilere üretim yapma çabası içinde olan KOBİ’leri dışlıyorsunuz, cezalandırıyorsunuz. İşte, sizin “adil düzen” dediğiniz bu. Eğer, böyleyse gerçekten kendi kendinizi kandırmaktasınız.

Sayın Unakıtan, “Ülkede dönüşüm yapacağız, yüksek katma değerli sanayide patlama yapacağız.” diyor. Sayın Maliye Bakanı afaki konuşmaktadır değerli arkadaşlarım. Türkiye’de artık sanayiye, yani dış rekabete açık kesimlere yatırım yapmak cazibesini kaybetmiştir. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu yakınıyor, dün gazetelerdeydi: “Türkiye’yi gezerken iç piyasaya hizmet veren bütün sektörlerin ağladığını görüyorum.” diyor. İstihdam üzerinde yüzde 42,2 ile dünyada en yüksek vergi yükü olan bir ülkeyiz. Asgari ücretin sanayiye maliyeti 645 YTL, asgari ücretle çalışanın eline geçen ise sadece 380 YTL. Bu koşullarda özel sektör dış borcu tırmanıyor. 2002 yılında 29 milyar dolardı, Haziran 2007’de ise 102 milyar dolara tırmandı. Yani, beş yılda 3 kattan fazla arttı.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmet tarımı IMF’ye mahkûm etmiş, çiftçiyi unutmuştur. Tarım son beş yılda ortalama yüzde 2,94 oranında büyümüştür. Bu yılın sonunda altı yıllık ortalama büyüme rakamının yüzde 2,7 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Nüfusun her yıl kırsal kesimde yüzde 2’nin üzerinde büyümekte olduğu dikkate alınırsa, bu fiilen çiftçilerimizin, kırsal kesimde yaşayan yurttaşlarımızın yıllardır yıllardır refahlarında bir artış olmadığı anlamını, sonucunu çıkarmaktadır. Bu tablo AKP İktidarının ayıbıdır değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, siyasette pişkinliğe yer yoktur. Hele Başbakansanız pişkin olmaya hiç hakkınız yoktur. Mal varlığınız sorulduğu zaman kuruşuna kadar açıklamak zorundasınız. Ne zaman ve nasıl kazandığınızı halkımızın önüne koymak zorundasınız. Hem kendinize ait olanı hem de ailenize ait olanı. Hem görünür olanları hem de görünmeyenleri, örtülü olanları. “Benim özel ilişkilerime, çocuklarımın kazançlarına ne karışıyorsunuz?” diyemezsiniz, bunu deme hakkınız yoktur. Çünkü, siz topluma aitsiniz; çünkü, Başbakan olarak size tüm yetimlerin hakkı, kamunun kaynakları, devletin hazinesi teslim edilmiş durumdadır. O nedenle, sizin, ne oğlunuzun veya damadınızın işleriyle ilgili soru sorulduğu zaman kızmaya hakkınız vardır ne de “İki yıl hapis cezası almış bir sahtekâra Başbakanlık örtülü ödeneğini nasıl teslim edersiniz?” diye sorulduğu zaman susmaya hakkınız vardır.

Değerli arkadaşlarım, siyasette kaprise, kine yer yoktur. Hele başbakan iseniz kaprisli olmaya hiç hakkınız yoktur. Herkese karşı adil ve hoşgörülü olmak zorundasınız. Siz ve bakanlarınız halkımızın sorunlarını çözmek için, en azından dertlerini dinlemek, onların ıstırabına kulak vermek için seçildiniz. İşçi olarak gidip Almanya’da ailesine yeni bir hayat kurmak için ömrünü tüketmiş, ancak, tüm birikimini, varlığını “Faiz haramdır.” diyerek kendisini dolandıran din tacirlerine, İslami holding yapısı altında örgütlenen vurgunculara kaptırmış olan gurbetçilerin şikâyetini de dinlemek zorundasınız. “Paranızı bana mı sorup da verdiniz?” diye Almanya’da onları terslemeye hiç hakkınız yoktur. Gurbetçiyi dolandırma suçundan aldığı hapis cezasına rağmen bazı yakın siyaset arkadaşlarınızla resim çektirdiği, elini kolunu sallayarak dolaştığı hâlde bir türlü yakalanamayan İslami holding sahiplerini görmezliğe hiç hakkınız yoktur. Hele bu vurguna perde arkasından omuz vermiş, millî görüşten feyzalmış siyaset dünyası ve medyadan arkadaşlarınızı görmezlikten gelmeye hiç ama hiç hakkınız yoktur.

Sayın Başbakan 13 Kasım tarihli AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada “Milletimiz daha yeni, 22 Temmuz seçimlerinde Sayın Baykal ve arkadaşlarını siyasi ahlak dersinden sınıfta bırakmadı mı?” diye sormuş. Kimin siyasi ahlaktan söz etmeye hakkı olduğunu halkımız çok iyi biliyor. Geçen yasama döneminde 130 milletvekiliyle beraber verdiğimiz siyasi etik (ahlak) yasasını beş yıl raflarda çürüttünüz. Bıkmadık, bu dönem tekrar verdik. Türkiye Büyük Millet Meclisi yasa teklifleri arasında 1’inci sırada şu anda yer almakta. Hedefimiz, Türkiye siyasetinde etik (ahlak) kurallarını AB ülkeleri normlarına, düzeylerine çıkarmak. Eğer gerçekten kendinize güveniyorsanız, eğer gerçekten AB’ye girmek istiyorsanız, bu defa köstek olmaz, bize destek olursunuz.

Genel Başkanımız Baykal dün yaptığı bütçe konuşmasında “Türkiye, Büyük Orta Doğu Projesi’yle değil Güneydoğu Anadolu Projesi’yle, BOP ile değil GAP ile kalkınır.” dedi. Nedense Sayın Başbakan bu sözlerden son derece rahatsız oldu. “Türkiye’nin derdi GAP değil, CHP’dir. Türkiye’ye hiçbir hayrı olmadı.” diyerek çok talihsiz bir açıklama yaptı. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin derdi hiçbir siyasi parti değildir. Programları farklı olsa dahi tüm siyasi partiler, Anayasa’nın temel niteliklerini ve ulusal çıkarlarımızı korumak için, halka hizmet için kurulurlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Hacaloğlu, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) – Çok mersi efendim.

Türkiye’nin derdi, bu duyarlılıkları içlerine sindiremeyen siyasi kişilerdir. Türkiye’nin derdi, işledikleri adi suçlar karşısında dokunulmazlık zırhına sığınan siyasetçilerdir. Türkiye’nin derdi, çevresinde yer alan, boğazına kadar yolsuzluğa batmış dostlarına kol kanat geren siyasi liderlerdir. Türkiye’nin derdi, ulusal bağımsızlığımız yerine, Büyük Orta Doğu Projesi’ni sahiplenenlerdir. Türkiye’nin derdi, Atatürk cumhuriyetine ılımlı İslam gömleği giydirmek isteyenlerdir.

Partilerin kimisi daha çocuk yaştadır, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP ise seksen dört yaşındadır. Sayın Başbakana tavsiye ederim, sakın ha bir daha bu tür sözler söyleme durumuna düşmeyin; yoksa, laik demokratik cumhuriyetimizin yılmaz bekçilerinin, ulusalcıların, devrimcilerin, sosyal demokratların, tüm yurtseverlerin vicdanında boğulursunuz.

Bütçenin hayırlı olması dileğiyle saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hacaloğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, şimdi söz, Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart’ta.

Buyurun Sayın Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

On üç dakikanız var.

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık ve bağlı birimlerle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, dün, Sayın Başbakanı dinlerken, ülkemizin geleceği adına bir kez daha kaygılandım. Yüzeysel değerlendirmeler yapan, ucuz polemiklere tenezzül eden ve o anı kurtarmak adına gerçekleri çarpıtan bir Başbakan kimliğiyle karşı karşıya geldik. Bu gözlem ve değerlendirmelerimi doğrulayan Türkiye fotoğrafını biraz sonra, geniş bir şekilde ana başlıklarıyla anlatacağım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aradan geçen beş yıl, Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetim anlayışında ve hedeflerinde hiçbir değişim ve gelişmenin olmadığını gösteriyor. Adalet ve Kalkınma Partisinin, bakıyoruz, 2002 yılından evvel, Acil Eylem Programı’nda, bir yıl içinde kamu görevlilerine yönelik olarak, kamu yönetimine yönelik olarak, adil, dengeli, kıdem ve liyakati esas alan bir kamu personel rejimi tasarısını gündeme getireceğini, bu noktada taahhütte bulunduğunu hatırlıyoruz. 2003 yılında, temmuz ayında bu konu tarafımızdan ilgili Bakan olan Sayın Mehmet Ali Şahin’e Mecliste yöneltilmiş, Sayın Bakan, 2003 yılı sonuna kadar bu çalışmaların biteceğini ifade etmiştir. 2004 yılı temmuz ayında aynı soru yine yöneltilmiş, Sayın Bakan, âdeta bir refleksle, 2004 yılı sonunda bu çalışmaların biteceğini tekrarladı. 2006 yılında aynı konu tarafımızdan takip edildi. Sayın Bakan, kendinden emin bir görüntüyle, emin bir edayla bu çalışmaların 2006 yılı sonunda biteceğini, konuyla Sayın Başbakanın bizzat ilgilendiğini, bir iki madde üzerinde değerlendirme yaptığını…

Sayın Başkan, Hükûmet sıralarını lütfen uyarır mısınız.

Sayın Bakan, konuşmamı etkiliyorsunuz, bozuyorsunuz. O iş görüşmesini dışarıda yapın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Hatip, Genel Kurula…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Van) – Peki efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Uyarma görevi size ait. Konuşmacı ne yapıyor burada!

BAŞKAN – Sayın Hatip, Genel Kurula hitap edin lütfen.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – Sayın Başbakanın bizzat ilgilendiğini…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunu takip edecek olan Sayın Başkandır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ATİLLA KART (Devamla) – …bir iki noktada değerlendirme yaptığını ifade ediyor.

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada, bu konuda hiçbir ciddi çalışmanın olmadığı ortaya çıkıyor. (Gürültüler)

FATİH METİN (Bolu) – Kimseye talimat veremezsiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – Aslında, sözün bittiği yerdeyiz. Hükûmet, kamuoyunu aldatmıştır, Sayın Şahin, bilerek gerçek dışı beyanda bulunmuştur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 22 Temmuzda cevabınızı aldınız.

ATİLLA KART (Devamla) – Kabul etmek gerekir ki…

Bu dediklerime cevap veriniz, onları ayrı zeminde konuşuruz ama size, bakın, Başbakanlık bütçesi üzerinde, kamu personel rejimi üzerinde, somut eleştiriler getiriyorum, bunlara cevap veriniz.

Kabul etmek gerekir ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 22 Temmuzda da çok kaygılarınız vardı, kaygılarınızın gereksiz olduğunun cevabını verdi.

BAŞKAN – Lütfen hatibe müdahale etmeyin.

ATİLLA KART (Devamla) – …kamu yönetimindeki haksızlık ve eşitsizlikleri giderecek bir kamu personel tasarısını…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sizin görevinizi yerine getiriyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Lütfen…

ATİLLA KART (Devamla) – …hayata geçirecek olan bir siyasi iktidar, ülkemize yapılacak en büyük hizmetlerden birisini başarmış olacaktır. Ancak, anlatımını yaptığımız süreç, AKP Hükûmetlerinin böylesine önemli bir konuda, son derece gayriciddi ve kamuoyunu aldatan bir yaklaşım içinde olduklarını gösteriyor.

Esasen, kamu yönetiminde, reformdan öte, gerçek anlamda devrim etkisi yaratacak böyle bir çalışmayı, bu anlayışa sahip olan -biraz evvel anlatımını yaptığım, biraz sonra ayrıntılı olarak açıklayacağım- bir kadronun gerçekleştirmesi beklenemezdi. Zira, bu yöndeki bir çalışma, bu kadronun, bu siyasi yönetimin misyonuyla bağdaşamazdı.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu yapılanma gerçekleştirilmediği gibi, aksine, kararlı bir şekilde, vekâleten yönetim yoluyla, müsteşar, genel müdür, il müdürü düzeyinde, tamamen yandaş ve siyasi referanslar içinde, vasıfsız bir kadrolaşmanın yapıldığını görüyoruz. Artık, kamu yönetiminde, devlet memuru kamu görevlisi değil, parti memuru kavramı ve uygulaması yerleşmiştir. Parti memuru için ise kamu hizmeti verimliliği önemli değildir, kurumun işlemesi, işlevini yerine getirmesi önemli değildir. Önemli olan, kamu yetkisi ve gücü aracılığıyla, siyasi iktidarı başarılı gösterme gayretkeşliğidir. Bu sürecin sonunda, doğal olarak kamu kurumları işlevini kaybetmeye başlamıştır. Türkiye’de, bu süreç, bütün tahribatıyla yaşanmaktadır.

Parti devleti yaratma sürecindeki son engel ise değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle aşılmış durumdadır. Cumhurbaşkanlığı makamı, artık, AKP icraatlarının tamamlayıcı bir mekanizması olarak devreye girmektedir. Sayın Cumhurbaşkanının, Pakistan ziyareti esnasında YÖK ile ilgili olarak yarattığı polemiği ve Hâkimler ve Savcılar Kanunu değişikliğini onaylama sürecini, vahim ve sorumsuz bir gelişme olarak gördüğümüzü ve Cumhurbaşkanlığı makamının işleviyle bağdaştıramadığımızı üzülerek ifade ediyoruz. Keza, Sayın Başbakanın, dün yaptığı konuşmada: “On beşinci günün son dakikasına kadar bekletildik, şimdi de ne kadar süratlenirse o kadar hayrınadır.” diyerek intikam alırcasına bu olayı sahiplenmesi, toplumsal barış ve geleceğimiz adına kaygı vericidir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; anlatımını yaptığımız bu yapılanma, doğal olarak yolsuzlukların ve hukuksuzlukların gizlenmesini ve denetlenemez hâle gelmesini sağlamaktadır. Tarikat ve cemaat ilişkilerinin, yandaş ve siyasi örgütlenmeyle birlikte yürümesi sonucunda, toplum yaşamında ekonomik ve sosyal dönüşüm başlamıştır. İhale süreçlerinde bu ilişki ve referansların etkili ve belirleyici olduğu, iktidar milletvekillerinin beyanları, açıklamaları, küçük Dilara’nın ölümündeki ilişkiler, mühendis Gülserenlerin ölümündeki ilişkiler ve en nihayet, Isparta’daki uçak kazasındaki ilişkilerle, unsurlarla, varlığını bir kez daha gösterdi. Yeri gelmişken ifade ediyorum, istismar edilmemesi amacıyla ifade ediyorum: Fikir ve düşünce özgürlüğü kapsamında ve anayasal sınırlar içinde, birey özgürlüğüyle ilgili olan tarikat anlayışını burada sorgulamıyorum. Bu kutsal değerleri kullanarak kamu yönetimine egemen olma ve toplumu ayrıştıran bir anlayışı sorguluyorum, yanlış ve tehlikeli olanın bu olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de, bakın, şöyle bir süreç yaşanıyor: Bu anlattığım vasıfsız kadrolaşma sebebiyle, bu anlattığım parti memuru yapılanması sebebiyle, bakıyoruz, bununla bağlantılı olarak teftiş kurullarının ve üst kurulların yapılanmasına yönelik müdahalelerin başladığını görüyoruz. Sayıştay seçimlerinin, iki yıldan bu yana, Plan Bütçe Komisyonu tarafından, görevi kötüye kullanmak pahasına engellendiğini biliyoruz. Üst mali kurul yapılanması yönünde çalışmalar yapıldığını biliyoruz, “soruşturma izni” kavramının partizanca yaklaşımlarla kötüye kullanıldığını biliyoruz ve nihayet, YÖK yapılanmasına yönelik müdahaleler ve provokasyonlar.

Yargı yapılanmasına yönelik müdahaleler ve çalışmalar… Bunların ayrıntılarını burada anlatmak istemiyorum, ama, bu çalışmalar kamuoyunun gündeminde.

Bu çalışmalar hep birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo şu: Parti devleti yapılanmasının ayakları dediğimiz unsurların ustalıkla gerçekleştirildiğini görüyoruz. “Devlet eliti ve bürokratik oligarşiyi kıracağız, yok edeceğiz.” diyenlerin sivil kleptokrasiyi kurumsallaştırma ve denetlenemez hâle getirme konusunda ciddi bir mesafe aldıklarını görüyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlığın hukuk dışı uygulamaları kayıt dışı yapılanmayı kurumsallaştırıyor. Unutmayalım ki, kayıt dışılığın olduğu yerde haksız kazanç ve yolsuzluk var demektir.

Sayın Maliye Bakanı her ne kadar bu konuda da bir başarı sağlandığı yolunda açıklamalar yapıyor ise de, Sayın Ali Babacan, kayıt dışıyla mücadelede hiçbir mesafenin alınmadığını, dört yılın sonunda hiçbir mesafenin alınmadığını açık bir şekilde, dürüst bir şekilde ifade ve kabul etti.

Yolsuzluk ilişkileri ve iddiaları… Bakıyoruz, bir Kemal Unakıtan klasiği hâline gelen Maliye Bakanına, Sayın Başbakanın kararlı bir şekilde sahip çıktığını görüyoruz. Bunu en son Tekel yolsuzluğu olayında gördük değerli arkadaşlarım.

Sayın Başbakan, siz bir yargı mercisi değilsiniz. Siz Başbakanlık Hazine Başkontrolörlüğü tarafından hazırlanan raporun idari ve adli gereğini yapmak zorundasınız. 3 Nisan 2007 tarihli raporu, Başbakanlık bünyesinde hazırlanan raporu aradan geçen yedi sekiz aya rağmen neden sümen altında tutuyorsunuz? Efendim, “Suç duyurusunda bulunun.” diyerek, bunu geçiştiremezsiniz. Elbette suç duyurumuzu yapacağız, ama, siz Başbakan olarak, sizin uhdenizde, sizin bünyenizde hazırlanan bu raporun idari ve adli gereğini neden yapmıyorsunuz? Bunun hesabını vermek, bunun açıklamasını yapmak zorundasınız.

Aslında, değerli arkadaşlarım, tabii, bu olayın sadece Maliye Bakanının oğluyla sınırlı olmadığı, 187 sayfalık raporda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Hükûmet tarafından bu gibi konularda himaye edildiği bilinen Family Finans Grubu ve Ülker Grubu bağlantıları sebebiyle de bu raporun sümen altı edildiği acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor değerli arkadaşlarım. Öyle anlaşılıyor ki, Sayın Genel Başkanımızın ifadesiyle, mahdumlardan sonra belli sermaye gruplarının da dokunulmazlığı var değerli arkadaşlarım. Bu rapor, bu tablo bunu ortaya koyuyor. Bunlar tesadüf olabilir mi? Bakıyorsunuz bu ilişkilerde özellikle belli banka, belli finans grupları hep merkezî bir rol üstleniyor. Bunları lütfen sorgulayın artık. Bunları sorgulamak bizim kadar sizin de göreviniz, sizin de sorumluluğunuz. Bunlara hangi kavramlar adına sahip çıkıyorsunuz, hangi değerler adına sahip çıkıyorsunuz?

Tekrar ifade ediyorum: Başbakanlık bünyesindeki bir rapordan söz ediyorum, soyut bir evraktan, soyut bir iddiadan söz etmiyorum değerli arkadaşlarım. Siz yolsuzluklarla mücadele konusunda, hukuk devleti yapılanması konusunda samimiyseniz, dürüst iseniz, bunların gereğini yaparsınız. Demagoji yapmadan, hedef saptırmadan bunların gereğini yaparsınız.

RECEP KORAL (İstanbul) – Sizin yaptığınızı yapmadan yani.

ATİLLA KART (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlarım, neyi görüyoruz? Örtülü ödeneğin başında, sahtecilikten mahkûm olan bir kişinin aradan geçen dört yıla rağmen görev yaptığını görüyoruz. Bu, şeklen belki o bir yıllık, iki yıllık hapis cezalarının altında kalmış olabilir. Tabii, burada hukukçu arkadaşlarımın şaşırdığını hissediyorum, ama, gerçek bu değerli arkadaşlarım.

Tamamen güven ve liyakat gerektiren böyle bir ödeneğin başında, sahtecilikten mahkûm olan bir kişiyi hangi özel gerekçeyle hâlen görevde tutuyorsunuz? Bunları soracağız. Bunları izninizle soracağız ve sorgulayacağız değerli arkadaşlarım.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Mahkemede ispatlanmamış.

ATİLLA KART (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bir güvenden söz ediyorum. Bir liyakatten söz ediyorum. Bir etikten söz ediyorum. Onu da ifade ediyorum, ama, kamu yönetimindeki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kart, bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın.

ATİLLA KART (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Sayın Başbakan, aslında geldiğimiz aşamada Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yurttaşlarının Başbakanı olduğunun idrakinde değil. Lise öğrencisi Tevhide’nin türbanı üzerinden mağduriyet rolünü oynamaya devam eden Sayın Başbakanın, bu politikalarının çok tehlikeli bir süreci beraberinde getirdiği ve toplumsal bölünmeyi hızlandırdığını artık görmemiz gerekiyor.

22 Temmuz seçimlerinden sonra “Herkesin Başbakanı olacağım. Herkesi kucaklayacağım.” diyen Başbakanın bu söyleminin, her zamanki gibi ve maalesef, samimi ve dürüst olmadığı, ciddiyetten uzak olduğu ve bir görüntü vermekten ibaret olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.

Anlatılacak çok şeyler var, ama, şunu özet olarak ifade etmek istiyorum: Kifayetsiz ve muhteris bir kadronun Goebbels propagandası ve Machiavelli yöntemleriyle Türkiye’yi esenliğe ulaştırması söz konusu olamaz. Bu kadronun, bu anlayış ve uygulamalarla Türkiye’yi parti devleti ve müstemleke bir ülke hâline getirmesi kaçınılmazdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) – Bu uyarı ve kaygılarla Hükûmeti bir kez daha sorumlu olmaya, sağduyulu davranmaya davet ediyor, bütçenin yararlı olmasını diliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ASIM AYKAN (Trabzon) – “Müstemleke”yi düzeltsen iyi olur. “Müstemleke” hiç yakışmadı!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kart.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Sayın Atila Emek, Antalya Milletvekili.

Süreniz dokuz dakika.

Buyurun Sayın Emek. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLA EMEK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2008 yılı bütçesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmak üzere söz almış bulunuyorum. Grubum ve şahsım adına yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının temel işlevi, toplumumuzu din konusunda bilgilendirmek, aydınlatmak ve  din hizmetlerini vermektir. Takdir edileceği gibi bu çok zor ve hassas bir görevdir. Diyanet İşleri Başkanlığı bu hizmetleri Anayasa'nın 136'ncı maddesine bağlı kalarak vermek durumundadır. Bu bağlamda, her siyasi görüş sahibi yurttaşımızın bu hizmetlerden eşit olarak yararlanması gerekir. Hizmet veren din görevlilerimiz de her türlü siyasi görüş ve düşüncenin dışında bir anlayışla yansız ve tarafsız bu hizmetleri vermelidir.

Değerli arkadaşlarım, Diyanet İşleri Başkanlığının yayınları bu hizmetlerin verilmesinde önemli bir etkendir. Özellikle genç kuşaklarımızın bu yayınlardan daha çok yararlanması için kullanılan dilin daha sade ve günümüz Türkçesine uygun olması gerekmektedir. Bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığımızın gereken duyarlılığı ve özeni göstermesini öneriyoruz. Şu anda Diyanet İşleri Başkanlığı görevini yürütmekte olan Sayın Ali Bardakoğlu'nun çalışmalarını Cumhuriyet Halk Partisi olarak takdirde karşılıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının alanına giren ve toplumda sorun olarak gündemi teşkil eden konuların doğru, kalıcı, toplumsal birlik ve bütünlüğü pekiştirecek çözümlerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak katkı yapacağımızı ifade eder, bu yönde zaman kaybedilmeksizin çalışmaların yapılıp Parlamentoda çözüm üretilmesi gerektiğine inanmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesinden yapılan harcamaların neredeyse tamamına yakını toplumun bir inanç kesimine yapılan hizmetlere ayrılırken, toplumun önemli bir inanç kesimi bu hizmetlerden gerektiği gibi pay alamamaktadır. Geçmiş yasama dönemlerinde Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, bu eşitsizlik ve haksızlığın giderilmesi yönünde Türkiye Büyük Millet Meclisinde defalarca cemevlerinin ibadet yeri olarak kabul edilmesi için konuşma yaptılar, kanun teklifi verdiler. Bütün bunlara AKP çoğunluğu karşı çıktı ve reddetti. AKP iktidar olana kadar bütçeden cemevlerine ve Alevi derneklerine pay ayrılıyordu, bu yardımlar da kesildi.

Değerli arkadaşlarım, toplumumuzun nüfus itibarıyla önemli bir çoğunluğunu teşkil eden Alevi inancına bağlı yurttaşlarımızın bu ülkenin asli unsurları olarak laik cumhuriyete, Atatürk düşüncesine, vatanın bölünmez bütünlüğüne, ulus devlet ve üniter yapıya bütün varlıklarıyla bağlı, aydın düşünceli insanlar olarak inançlarını her yurttaş gibi özgürce yaşamak haklarıdır. Esasen, büyük bir imparatorluğun içinden çıkmış ve Türkiye Cumhuriyeti ulus devletini kurmuş bir millet olarak bu ülkede yaşayan her yurttaşımızın inancını güven içinde, huzur içinde özgürce yaşama hakkı cumhuriyet tarafından teminat altına alınmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi, laik demokratik cumhuriyetin sağladığı bu hakkın yurttaşlarımız tarafından kullanılmasının güvencesi olmaya devam edecektir. Bu alan siyasetin girmeyeceği, taassup ve hurafenin inanca etki etmeyeceği bir alandır. Açık ifadesiyle, din ve inanç üzerinden siyaset yapılmamalı, hurafenin ve yobazlığın etkisinden yüce dinimiz her zaman korunmalıdır. Bu bağlamda, inançlara dışarıdan müdahale edilmemeli, Alevi yurttaşlarımızın kendi inançlarını özgürce yaşamaları sağlanmalı, onları rencide eden ve istismar eden her türlü beyan ve açıklama ve siyasi çıkar sağlamaya yönelik girişimler son bulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millet olarak hepimizi üzen Sivas Madımak Otelinde canların yakılması olayının acıları hepimizin yüreğindedir. Alevi yurttaşlarımız, bize bu acıyı yaşatan olayın cereyan ettiği Madımak Otelinin müze yapılmasını istemektedirler. Bu konuda gereken yapılmalıdır. Yasal düzenleme gerekli ise bunu Parlamentomuz gerçekleştirmelidir.

Değerli arkadaşlarım, son günlerde kamuoyu önünde Alevi inancıyla ilgili kimi bireysel girişimlerin ve “açılım” adı altında tartışılan konulara da değinmek isterim. Alevi yurttaşlarımızın bu tür yapay girişimlerle istismar edilmesine, onların kuşatılmasına yönelik girişimleri yerinde bulmuyoruz. Sorun, Alevi yurttaşlarımızla iftar açmak değil…

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Aleviler adına konuşamazsın! Lütfen! Senin hakkın yok bu konuşmaya!

ATİLA EMEK (Devamla) - …açmak değil, Alevi yurttaşlarımızın hakları olan çözümleri üretmektir.

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Otur yerine! Aleviler adına konuşamazsın! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen hatibe müdahale etmeyin.

BİLGİN PAÇARIZ (Edirne) – Gel sen konuş, sen! İzin al da konuş!

GÜROL ERGİN (Muğla) – Ne oldu?

ATİLA EMEK (Devamla) – Bu da salonlarda yapılacak bir iş değil, Parlamentoda yasal düzenlemeyle gerçekleştirilmelidir. Bu bağlamda, Alevi yurttaşlarımızın talepleri arasında bulunan cemevlerinin ibadethane sayılması için gerekli yasal düzenlemeler ve kararlar alınmalıdır. Cemevleri ibadethane sayılmadığı için kullanılan elektrik ve suyun parası da Alevi yurttaşlarımız tarafından ödenmektedir. Tüm bu sorunların çözümü yerine, son günlerde kamuoyuna yansıyan Alevi kesimini kuşatma girişimleri, AKP’nin toplumun diğer alanlarında yaptığı ve yarattığı kuşatmaların bir başka örneğini teşkil etmektedir.

Geçmişte yaşanan acı olayları hatırlayıp üzülmek yerine, günümüzde hepimize ve özellikle AKP İktidarına düşen görev, bu inanç kesimiyle ilgili çözüm üretmektir. Kelime oyunlarıyla Alevi yurttaşlarımızın sorunlarının istismarını kabul etmiyoruz.

Plan ve Bütçe Komisyonunda Alevi inancıyla ilgili haklı ve yerinde isteklerin çözümü önerilirken bir AKP milletvekilinin “Belki Alevilik kapsamı içerisine alınmayacak ama Mecusiler, Bahailer, satanistler, Yezidiler de benzer taleplerle gelebilir. Bu durumda Alevilerin ya da ‘Aleviyim’ diyen insanların bu taleplerini nasıl karşılamak gerekiyor, doğrusu ben bilmiyorum.” şeklindeki sözleri, Alevi yurttaşlarımızı maksadını aşarak toplumda tartışma yaratacak biçimde satanistlerle bir tutma değerlendirmesini yerinde bulmuyor, şiddetle reddediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Ne alakası var?

ATİLA EMEK (Devamla) – Bu konularda herkesin sorumlu ve dikkatli konuşmaları, toplumda tartışma yaratacak beyanlardan kaçınılması gerekir. Sorunların çözümü, inançları etkileme, dönüştürme, istismar politikalarıyla değil, gerçeği ve doğruyu kabul ederek çözüm üretmekten geçer.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğinin 17 Aralık 2004 tarihli ilerleme raporunda Alevi yurttaşlarımızın azınlık olarak gösterilmesi çabalarına bu yurttaşlarımızın gösterdikleri tepki iyi değerlendirilmelidir. Avrupa Birliğine “Ben bu milletin ve ülkenin asli unsuruyum.” diyerek ulus devlet yapısına, üniter yapıya ve laik demokratik Atatürk cumhuriyetine bağlılıkları takdir edilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Emek, bir dakika ek süre veriyorum. Lütfen tamamlayın.

ATİLA EMEK (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında Büyük Atatürk Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuş ve hemşehrimiz olan din âlimi Elmalılı Hamdi Yazır’a –kendisini rahmetle anıyorum- kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealini hazırlatmıştır. Türklerde bir ilk böyle gerçekleşmiştir. Dilimiz Türkçesiyle yüce kitabımızın mealinden öğrenebilme olanağına bu yoldan kavuşmuş bulunmaktayız.

Günümüzde bu konuda Diyanet İşlerinin elinde büyük olanaklar vardır, bunlar değerlendirilmelidir. Alevi olsun Sünni olsun, tüm inanç sahiplerinin bilgilendirilmesi konusunda gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetin kuruluş yıllarında 442 sayılı Köy Kanunu yapılırken köyde öğretmen ile imam köy ihtiyar meclisinin tabii üyesi sayılmışlardır. Bu ne kadar anlamlı ve ileri bir öngörüdür. Köyde imam ve öğretmen iki aydın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Emek.

ATİLA EMEK (Devamla) – Teşekkür edeyim.

BAŞKAN – Öyle bir usulümüz yok. Teşekkür ederim Sayın Emek.

ATİLA EMEK (Devamla) – Evet, bütçenin hayırlı olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına…

İBRAHİM YİĞİT (İstanbul) – Sayın Başkan, bir sataşma var, söz istiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ne sataşması?

BAŞKAN – Sayın Yiğit… Sayın Yiğit…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Asıl sataşan kendisi.

GÜROL ERGİN (Muğla) – Sataştıysan sen sataştın kardeşim. Sana kim sataştı? Hayret bir şey ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Milletvekilimiz sataşmayla ilgili bir müracaatta bulunuyor size.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendisi sataştı.

ATİLA EMEK (Antalya) – Siz oradan laf attınız, benim sözümü kestiniz.

BAŞKAN - Tutanakları getirteceğim, bakacağım. Ondan sonra da kendisine, eğer gerekiyorsa, söz vereceğim Sayın Grup Başkan Vekili.

Sayın milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili.

On dakika süreniz var.

Buyurun Sayın Kalaycı. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak amacıyla huzurunuzda bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisin değerli üyelerini saygılarımla selamlıyorum.

Öncelikle dün Sayın Başbakanın ifade ettiği bazı konulara kısaca değinmek istiyorum. Sayın Genel Başkanım Devlet Bahçeli’nin ayrıntılı açıklamalarına rağmen, Sayın Başbakan, BDDK raporunda yer alan batık bankaların 57’nci Hükûmet döneminde Fona devredildiği ifadesini belge diye göstererek en hafif tabirle siyasi etikle bağdaşmayan saptırmasını ve iftira kampanyasını devam ettirmiştir. Sayın Başbakan BDDK raporlarını iyi okusaydı hangi dönemde ne yapıldığını daha iyi görürdü. O dönemde bu bankalarda nasıl bir soygun düzeni kurulduğu ortaya çıkarılmış, sorumlular hakkında alacak davaları ve şahsi iflas davaları açılmış, sorumluların malları üzerine ihtiyati tedbir konulmuş ve yurt dışına çıkmaları da mahkemelerce yasaklanmıştır. Peki siz ne yaptınız? Burada sizlere, Sayın Başbakanın Bozüyük’te batık banka patronlarıyla yaptığı toplantıyı ve döneminizde birçok hortumcunun vergi borçlarının vergi barışı kapsamında nasıl affedildiğini hazin bir ibret vesikası olarak ben de hatırlatmak istiyorum.

Sayın Başbakan kendilerinden önce yapılanları yok sayma anlayışını yine devam ettirmiştir. Öncelikle şunu belirteyim: Plan  Bütçe Komisyonunda yapılan görüşmelerde ekonomiden sorumlu iki Bakanın, Sayın Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’in birlikte bulunduğu toplantıda, kendilerine AKP döneminde hangi yapısal reformların gerçekleştirildiği sorulmuştur. Sayın Mehmet Şimşek tarafından verilen cevap -zabıtlar da burada- zabıtlardan okuyorum:

“1- Vergi reformu yapıldı.” Duyanınız var mı bilmiyorum. Öyle bir reform yapıldı mı?

“2- Sosyal güvenlik reformu.” Öyle erteliyoruz, yani 57’nci Hükûmet döneminde yapılan sosyal güvenlik reformu üzerine henüz bir şey konulmadı.

Diğerlerini sayıyor: “Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Bankacılık Kanunu, kamu bankaları reformu, Mortgage Kanunu, yatırım ortamının iyileştirilmesi.”

Arkadaşlar, bu söylenenlerin bir kısmı henüz yapılmadı -inşallah bir an önce de yaparsınız- bir kısmı da 57’nci Hükûmet döneminde, 2000-2002 yıllarında yapıldı. Gelin, gerçekleri görelim. Sayın Başbakan söyleyince vatandaşlarımız doğru zannediyor. Geçmişi inkâr etmeyelim, teşekkür etmesini de bilelim.

Bir diğer konu: Sayın Başbakan 2007 yılında millî gelirin 489 milyar dolara doğru gittiğini, yetmiş dokuz yılda elde edilen 181 milyar doların üzerine beş yılda 308 milyar doların ilave edildiğini belirterek, bu millî gelir rakamlarına oranla hesaplanan bazı göstergelerdeki iyileşmeleri ballandıra ballandıra ifade etmiştir.

Arkadaşlar, vatandaşlar gelirini ve harcamasını dolarla yapmıyor ki. 2002 yılında 181 milyar dolar olan millî gelirimiz 2006 yılında 402 milyar dolara yükseldi, doğru. Yani, dört yılda dolar bazında yüzde 122 oranında artış görülmektedir. Hâlbuki millî gelirimiz YTL bazında, aynı dönemde, sabit fiyatla 116 milyar YTL’den 154 milyar YTL’ye yükselmiş olup dört yıllık artış yüzde 32,6 düzeyindedir. Yani, millî gelirimiz dört yılda, sabit fiyatla, YTL bazında yüzde 32,6 oranında artarken, dolar bazında yüzde 122 oranında artmış görünmektedir. Aynı şekilde, kişi başına millî gelirimiz ise sabit fiyatla yüzde 27 oranında artmakla birlikte, dolar bazında yüzde 111 oranında artmış görünmektedir.

Dolayısıyla, dolar bazındaki millî gelir baz alınarak hesaplanan tüm göstergeler yanıltıcı, sanal sonuçlar vermektedir. İşte, bizim söylediğimiz bu, Türk lirasındaki aşırı değerlemenin sonucu bu. Yine, Sayın Başbakan Türk lirasının değerlemesinden rahatsızlık duyanlara taaccüp ettiğini belirterek, “Milliyetçi kardeşlerimiz niye rahatsızlık duyuyor?” diye sordu, “Bunu anlamakta zorlanıyorum.” dedi. Anlayamazsın Sayın Başbakan. Milliyetçiliği anlamanı zaten beklemiyoruz. Azıcık da olsa millî politikaları uygulayın, biz bunlardan memnun oluruz.

Uyguladığınız yüksek faiz, düşük kur politikası nedeniyle ülkemiz ithal mallar cennetine döndü. Sanayicimiz, üreticimiz zor durumda, rekabet gücü kalmadı. Sıcak para yoluyla resmen bir  soygun var ülkemizde. Ülkemize, millî sanayimize, sanayicimize ve üreticimize sahip çıkmak tabii ki milliyetçiliğin bir gereğidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlığın temel görevi, bakanlıklar arası uyum, koordinasyon ve iş birliğinin sağlanması, devlet teşkilatının düzenli ve etkin işlemesi için gerekli sistem ve prensiplerin geliştirilmesi ve uygulanmasının temini ile hazırlanan düzenlemelerin mevzuata, kalkınma, plan ve programına uygunluğun sağlanmasıdır. Ancak Başbakanlık bu görevlerini yeterli etkinlikte yerine getirememektedir. Başbakanlık, teşkilat yapısı, bağlı ve ilgili kuruluşlar ve personel sayısıyla bir hizmet bakanlığı şeklinde yapılanmıştır. AKP’nin parti programı, seçim beyannamesi, Acil Eylem Planı’nda “Başbakanlık dev bir hizmet bakanlığı görünümünden çıkarılacak.” denilmiş, hatırlarsanız Sayın Başbakan tarafından da bu konu sıklıkla dile getirilmiştir. Ancak, şu anda Başbakanlığın bağlı ve ilgili kuruluşlarına bakarsanız, birkaç kapatılan ve devredilen kurum dışında söylenenlerin lafta kaldığını görürsünüz. Hâlen her biri değişik alanlarda hizmet veren 40’ın üzerinde bağlı ve ilgili kuruluş bulunmaktadır. Bugüne kadar kamu yönetimi alanında yapılanlar, kamu yönetiminde birlik ve bütünlük ilkesinden tamamen uzak, temel dengeleri tahrip eden, eşitliği zedeleyen, adaletsizliğe yol açan düzenlemelerdir.

Acil Eylem Planı’nda öncelikli hedeflerden olmasına rağmen, İdari Usul Yasası bugüne kadar çıkartılmamıştır.

Beş yıldır Hükûmet bir yandan kamu yönetimindeki dengesizlik, verimsizlik ve kalitesizlikten, bürokratik oligarşiden şikâyet etmiş, bir yandan da bu düzensizlikleri gidermek yerine, kullanmak, bundan siyaseten yararlanmak yolunu tercih etmiştir.

Geçen dönem “Kamu Yönetiminde Yeniden Yapılanma” adı altında hazırlanan, ancak Cumhurbaşkanı tarafından veto edilen düzenleme, hukuki ve teknik yeterliliğe sahip bulunmadığı gibi, üniter yapımızın tahribine altyapı hazırlar nitelik taşımıştır.

İdari yapımızdaki esas problem, devletin temel nitelikleri ya da idarenin karar alma ve denetim yetkisinden kaynaklanmamaktadır. Oysa, yapılan düzenlemelere bakıldığında, sorun olarak devletin bu temel dinamiklerinin görüldüğü anlaşılmaktadır. Birçok düzenlemenin gerekçelerinde ve Acil Eylem Planı’nda, kamu kuruluşlarının görev ve yetki geçişlerinin önlenmesi ve bir koordinasyon içinde kurumların işletilmesi öngörülmektedir. Ancak uygulamada görülmektedir ki aynı konuda yapılan düzenlemeler arasında bile uyumsuzluk bulunmaktadır.

Yapılan düzenlemeler, kamu yönetiminin iyileştirilmesi ve kaynak israfının önlenmesine yönelik olmak yerine, “Kamu arazileri ve malları nasıl pazarlanır?”, “Kadrolaşma nasıl sağlanabilir?”, “İhale mevzuatı ve bütçe dışına nasıl çıkılabilir?” ve “Devletle kavgalı olanlar nasıl affedilebilir?”e hizmet eden düzenlemeler olmuştur.

Bir yandan bütçe birliğinden, mali disiplinden söz edilirken, diğer yandan rant dağıtan kurumlar bütçe dışına çıkarılmaktadır. 2003 yılında çıkarılan Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu kapsamında yer alan TOKİ, TMSF, TRT, Millî Piyango Genel Müdürlüğü gibi kurumlar, 22/12/2005 tarih 5436 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonucu bütçe kapsamından çıkarılmıştır.

Başbakanlığın kamu kurumları ve güvenlik birimleri arasında koordinasyon sağlama görevi olmasına rağmen, kendi güvenliğini temin edememiştir. Bilgi güvenliğinin en üst düzeyde sağlanması gereken Başbakanlık, bu alanda da zaaf içinde olmuştur. Eylül ayında Başkanlığın web sitesi bir süre devre dışı kalmış ve siteyi açanlar karşılarında “İmana gelin hocalar, üç senedir sitenizde açık var diye yırtınıyorum, ama takan yok.” notlarıyla karşılaşmışlardır. Bu durum başka ülkelerde skandal olarak nitelendirilecek bir olaydır arkadaşlar.

Başbakanlıkta son beş yıllık dönemde Hükûmetin vücut dilinden anlamayan personel taciz edilmiş, yıldırma politikası uygulanmıştır. Görevden alınan ve mahkeme kararıyla dönen birçok kamu görevlisi sudan bahanelerle tekrar tekrar görevlerinden alınmıştır.

Kamu yönetimindeki yolsuzluk ve yozlaşma büyük boyutlara ulaşmış, işler çoğu zaman meşru zeminde yürür gibi olmuştur. Bugüne kadar yolsuzluk suçunu oluşturan hâller ile yolsuzlukla mücadelede uygulanacak usul ve esasların belirlendiği bir düzenleme yapılmamıştır. Uluslararası Şeffaflık Örgütünün bu yıl açıklanan raporunda yolsuzluğu en az olandan çok olan ülkelere göre yapılan sıralamada, Türkiye, geçen yıla göre dört sıra gerileyerek 64’üncü olmuştur.

Yine, AKP’nin program, seçim beyannamesi, Acil Eylem Planı’nda “Devlet Personel Rejim Reformu ile bütün kamu kurum, kuruluşlarında norm kadro uygulamasına geçilecek, göreve alma ve yükselmede objektif kriterler getirilecek, statüler azaltılacak ve…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum Sayın Kalaycı. Lütfen tamamlayın.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“…benzer statüler arasındaki ekonomik ve sosyal farklar giderilecek, maaş ve ücret sistemi sadeleştirilecek ve dengesizlik giderilecek.” denilmiştir. Ancak, bu konularda hiçbir düzenleme getirilmemiştir. Tam aksine, kamu hizmetine girişte liyakati ve hakkaniyeti temin maksadıyla çıkarılan merkezî sınav ve görevde yükselme uygulaması, yapılan istisnalarla sübjektif değerlendirmelere açık hâle getirilmiştir.

Ana sistemden uzaklaşılarak, sözleşmeli ve geçici istihdam yöntemleri, amacı dışında, yandaşları işe yerleştirme aracı olarak kullanılmıştır. Eşit işe eşit ücret sağlamaktan söz edenler, başta kurumların teşkilat kanunları olmak üzere birçok kanunda yapılan münferit düzenlemelerle kurumlar ve unvanlar arası ücret dengesini daha da bozmuşlar, ücret adaletsizliğini artırmışlardır.

Bağlı kuruluşlardan Özelleştirme İdaresi, TOKİ ve TODAİE hizmet bakanlıklarıyla ilgilendirilmiş olmakla birlikte, TOKİ ve TODAİE daha sonra yeniden Başbakanlığa bağlanmıştır. Bu bağlantıların günübirlik, kişiye özgü nedenlerle değil, hizmetin gereği olarak tespiti gerekmektedir.

Bütçemizin hayırlı olması dileğiyle, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kalaycı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, şimdi söz Sayın Behiç Çelik, Mersin Milletvekilinde.

Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz dokuz dakika.

MHP GRUBU ADINA BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulumuzda görüşülmekte olan Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ve Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı bütçeleri hakkında konuşmak üzere Grubum adına söz almış bulunuyorum.

2008 mali yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği için öngörülmüş olan ödenek 13 milyon 70 bin YTL olarak teklif edilmiş ve 11 milyon 36 bin YTL olarak benimsenmiştir.

Sayın milletvekilleri, bilindiği üzere, her devlet kendi varlığına yönelik devamlılığını, bütünlüğünü hedef alan iç ve dış tehditlere karşı varoluşundan itibaren bir millî güvenlik siyaseti tespit etmek ve bunu uygulamak durumundadır. Millî güvenlik siyasetinin tespitinde ulusal, bölgesel ve uluslararası konjonktürdeki değişimler ve gelişmeler dikkate alınırken, önceden belirlenmiş olan millî menfaat ve millî hedeflerin de dikkate alınması gerekir. Ancak, bölgesel ve özellikle uluslararası ilişkilerdeki çağdaş değişiklikler ve gelişmeler de asla ihmal edilmemelidir. Bu nedenle, özünde ülkenin millî menfaatini zedelemeyen fakat değişikliklere ve gelişmelere açık ve ona göre şekillendirilmiş bir millî güvenlik siyasetinin belirlenmesi, akılcı bir yöntemle yapılmalıdır.

Millî güvenlik siyasetinin belirlenmesinde evrensel değerler ve kriterler de göz ardı edilmemelidir. Çağdaş devlet anlayışının bütünü ile hâkim olacağı bir millî güvenlik siyaseti ile ülke, uluslararası ilişkilerde saygın ve güvenilir bir yere sahip olurken, millî varlığın ve bütünlüğün uluslararası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerin ve ahdî hukukunun her türlü iç ve dış tehditlere karşı korunmasını da korunmasının dengesini de sağlamış olacaktır.

Millî Güvenlik Kurulu, yürütme sistemi içerisinde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu alt sistemlerine yardımcı, danışma organı niteliğinde, anayasal bir kuruluştur.

Sayın milletvekilleri, millî güvenlik kavramı, sadece dıştan gelebilecek saldırı ve tehlikelerden korunmayı, yani dış güvenliği ifade etmemekte, aynı zamanda ülkenin içinde çıkabilecek kargaşa ve tehlikelerden korunmayı, yani iç güvenliği de kapsamaktadır. Ancak, ülkenin içinde ortaya çıkabilecek herhangi bir kargaşanın millî güvenlik kavramına dâhil edilebilmesi için, bu kargaşanın ülke ve devletin millî birlik ve bütünlüğüne yönelik olması gerekir. Nitekim, millî güvenlik, 2945 sayılı Kanun’da dış ve iç güvenliği kapsayacak şekilde tanımlanmıştır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Millî Güvenlik Kurulu, iktidarca çıkarılan 4963 sayılı Kanun gereğince, tavsiye kararları alma ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit etme, bu tavsiye kararlarını ve görüşlerini Bakanlar Kuruluna bildirme ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirme görevleri uhdesine verilmiştir. Belirtilen Kanun çerçevesinde, Millî Güvenlik Kurulu görevi icrai boyutların tamamen dışına çıkarılarak, istişari alana hapsedilerek daraltılmıştır.

Her devlet, kendi varlığına yönelik devamlılığını ve bütünlüğünü hedef alan iç ve dış tehditlere karşı bir millî güvenlik siyaseti tespit etmek ve uygulamak durumundadır. Türkiye’de millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasıyla ilgili tavsiye kararlarının alınması ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit etme görevleri Millî Güvenlik Kuruluna verilmiştir. 4709 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonucu, Millî Güvenlik Kurulu kararlarının tavsiye niteliğinde olacağı, alınan kararların Bakanlar Kurulunca değerlendirileceği belirtilerek, Millî Güvenlik Kurulunun danışma organı olma niteliği özellikle vurgulanmıştır. Tavsiye niteliğindeki bu kararlar, Bakanlar Kurulunca benimsendiği ölçüde hukuksal değer kazanacaktır. Millî Güvenlik Kurulu ülkemizde, 1920 yılından bu yana, çeşitli isimler altında, değişik şekillerde yer almıştır. Türk devlet örgütü içinde zaman zaman Millî Güvenlik Kurulunun yapısı, işlevi ve kararlarının hukuki niteliği konusunda tartışmalar olmuş, günümüzde de bu tartışmalar Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde devam eder hâle gelmiştir. Oysaki Millî Güvenlik Kurulu sadece ülkemize özgü bir kuruluş değildir.

Sonuç olarak, tarihî süreç incelendiğinde, Millî Güvenlik Kurulu, millî güvenlikle ilgili kararların alınması ve bu konudaki koordinasyonun sağlanmasında Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluna yardımcı olmak üzere kurulmuş, devlete yardımcı bir kuruluştur. Ülkemizin jeopolitiği ve devam eden konjonktürü değişmediği sürece, Millî Güvenlik Kurulunun işlev ve tanımını geniş tutarak, mevcudiyetini sürdürmesi gerektiği görüşündeyiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye’de, Millî Güvenlik Kurulunun işlevini, diğer devletlerin düşünce kuruluşlarıyla entegre olarak çalışmak üzere, yeniden şekillenen sivil toplum örgütleri tarafından yerine getirilmesi planlanmakta ve Türkiye’nin güvenlik, savunma politikalarının küresel hegemonlarla uyumlu olacak bir biçimde bu yapılar tarafından şekillendirilmesi öngörülmektedir. Bu yanlış yoldan derhâl dönülmelidir. AKP İktidarının millî güvenlik konularına duyarsızlığı, haricî psikolojik hareket etkilerine milletimizi maruz bırakması, halkın maneviyatının aşındırılması asla kabul edilemez.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde Millî İstihbarat Teşkilatı ile ilgili değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Millî İstihbarat Teşkilatımızın talep etmiş bulunduğu ödenek tamamıyla bütçede karşılanmaktadır, bu şekilde benimsenmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, bilindiği üzere, devletlerin varlıklarının devamı ve insanların ülke sınırları içerisinde huzur ve güven içerisinde yaşayabilmesi, kendisine yönelik iç ve dış tehditlere karşı gerekli savunma ve caydırıcı mekanizmaları geliştirmesine bağlıdır. Devletler, dıştan gelebilecek açık tehditlere karşı silahlı kuvvetleriyle birlikte gerekli tedbirleri alır. Bir devletin diğer bir hükümdar devleti yıkıp çökerttiği, kendisine tabi kıldığı tarihte görülmüştür, ancak günümüzde milletlerarası politika, İkinci Dünya Savaşı sonucu meydana gelmiş bulunan kuvvet dengesi artık bugün diplomasi ve zora başvurma metotlarını pek geçerli olmaktan uzaklaştırmışsa da yıkıcı faaliyetler yoluyla bir ülkeyi içten yıkma ve bu faaliyeti gizli faaliyetlerin genel ilkelerine uygun şekilde yürütme, hâlen dünya sahnesinde oynanmakta olan oyunların temel ilkesi olarak karşımızda bulunmaktadır. Savaşların topyekûnluk kazandığı ve “bilgi çağı” denilen, devletlerin birbirine makine ya da araçtan çok bilgi satarak para kazandığı ve bu bilgilerin kaynağı olan devletlerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çelik, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayınız.

BEHİÇ ÇELİK (Devamla) – Teşekkür ederim.

…en güçlü devletler olarak anıldığı günümüzde, oluşan bu yeni şartlar dolayısıyla istihbarata, özellikle geniş çaplı ve çok yönlü bir istihbarata daha fazla ihtiyaç duyulduğu muhakkaktır.

Sonuç olarak her devlet, iç ve dış güvenliğini sağlamak, vatandaşlarının mal ve can emniyetini tesis etmek, gerekli politikaları geliştirmek ve teşkilatlarını kurmak zorunda olduğu gibi tehdit unsurları hakkında da gerekli istihbari faaliyetleri organize etmek ve düzenlemek zorundadır.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tam bu noktada biz AKP’yi ikaz etmek istiyoruz. Ülkemizde faaliyette bulunan iş birlikçi tüm organizasyonların milletimiz üzerinde uyguladığı psikolojik harekât ve propaganda savaşında kitle iletişim araçlarıyla milletimizin menfi propagandaya maruz kalmasına karşı her türlü tedbirin alınması gerekiyor.

Her iki teşkilatın bütçesi hayırlı olsun diyorum, saygılar sunuyorum. MİT mensuplarına başarılar diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Mersin Milletvekili Sayın Şandır’ın, bir önceki oturumda sarf ettiği bir sözün kastını aştığı gerekçesiyle bir söz istemi vardır. Yerinden kendisine söz vereceğim.

Buyurun Sayın Şandır.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, konuşmasında partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, tutanakları getirdim, okudum. Gerçekten, biraz önce kullanmış olduğum söz ağır olmuş. Sayın Halide İncekara’nın Milliyetçi Hareket Partisini ilzam eden, CHP’yle oturup anlaştığımız, hakaret, küfür görevini yapmamız yönünde bir kararımız olduğu yönündeki beyanları partim hakkında bir töhmettir, iftiradır. Buna cevaben verdiğim, konuşmada kullandığım “terbiyesiz” sözü Meclisimize yakışmamıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinden özür diliyorum. (AK Parti ve CHP sıralarından alkışlar) Bu sözün tutanaklardan çıkartılmasını istiyorum. Bu Meclis, gerçekten milletin hizmetinde el birliğiyle görevini yapmalıdır. Ama partilerimizi ilzam edici bu türlü iftiralardan da, özellikle partim için söylüyorum, Milliyetçi Hareket Partisinin böyle bir üslubu, böyle bir usulü yoktur.

Sayın Konuşmacı, Sayın İncekara, Milliyetçi Hareket Partisinin CHP ile oturarak hakaret ve küfür etmek noktasında bir görev üstlendiğini nereden öğrenmiştir? Kendisi böyle bir toplantıda bulunmuş mudur? Hangi belgeye dayalıdır? Milliyetçi Hareket Partisine -eski bir ülkücü, muhtemelen de benim öğrencim olan Hanımefendi- böyle bir töhmetle iftira etmiş olmasını kabullenmemiz mümkün değil. Ama cevabımın ağır olduğunu kabulleniyorum, sözümü geri alıyorum. Böyle bir sözün Türkiye Büyük Millet Meclisinde söylenmiş olmasından üzüntülerimi ifade ediyor, Genel Kuruldan özür diliyorum. (MHP, CHP ve AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şandır.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S.Sayısı: 57) (Devam)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191)  (S.Sayısı: 58) (Devam)

F) BAŞBAKANLIK (Devam)

1.- Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Doğru, sekiz dakikanız var.

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2008 yılı bütçe tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum.

Sovyetler Birliği’nin 1990’lı yılların başında dağılmasıyla beraber, Türkiye Cumhuriyeti devleti, buralarla ilişkilerini geliştirmek ve yardım faaliyetlerinde bulunmak için “TİKA” isimli kuruluşu kurmuştur. Bu kurum kurulduğu günden 2003 yılına kadar ve sonrasında da çok önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Bu faaliyetlere baktığımızda, 2002 yılına kadar yapılanların bazıları şunlardır: Moğolistan Türk Anıtları Projesi, Hoca Ahmet Yesevi Türbesi ve Külliyesi restorasyonu, Sultan Sencer Türbesi ve Külliyesi restorasyonu, Kırım Türklerine Konut Edindirme Projesi, Gagauz Yeri İçme Suyu Projesi, Tacikistan’da Şehirlere Su Getirme Projesi, Azerbaycan’da Haçmaz Bölgesi’ne Numune Tarım Çiftlikleri ve Yaygın Çiftçi Eğitim Projesi, Kırgızistan Bişkek’te Numune KOBİ Yatırımları Projesi sayılabilir. Bunların yanında, çeşitli uzmanlık eğitimleri, TÖMER gibi Türkçe eğitim merkezlerine yardımlar da sayılabilir. O dönemlerde Türk dünyasının her tarafına ulaşılmaya çalışılmıştır.

Ancak, TİKA faaliyetlerinde AKP İktidarıyla birlikte önemli bir yön değişikliği de görülmektedir. Şöyle ki: TİKA’nın kuruluş amacı incelendiğinde, faaliyet alanının, Türk dilinin konuşulduğu cumhuriyetler ve akraba topluluklara  yardım ve koordinasyon diye görürsünüz. Burada topluluk olarak anlatılan, bağımsız devlet olmayan Türk toplumlarıdır.

Ancak, TİKA, kuruluş kanununun amacındaki konular aksine, kalkınmakta olan tüm ülke ve topluluklara yardım şeklinde bir misyona bürünmüş, bu yönlü faaliyet yapar konuma gelmiştir. Bundan dolayı da TİKA koordinasyon ofisleri, Sudan’dan Senegal’e, Etiyopya’ya, Afganistan’a  kadar çeşitli yerlerde açılmıştır.

TİKA, Filistin’de olmalı, ancak Irak’ta, Kerkük’te, Musul’da, Telafer’de, Suriye’de Halep’te, Lübnan’da Beyrut’ta, Doğu Türkistan’da Sincan bölgesinde de bulunmalı, o bölgelere yardım yapmalı, ofis de açmalıdır.

TİKA tarafından yürütülen proje çalışmalarına bakıldığında, Kafkasya ve Orta Asya’daki artışın 2006 yılında yüzde 129, Balkanlar ve Doğu Avrupa’da yüzde 179 artış görülürken, Orta Doğu ve Afrika’ya açılım planı çerçevesinde proje sayısında yüzde 233 artış görülmektedir. Bu da alenen gösteriyor ki, TİKA, faaliyetlerini yavaş yavaş, Türk dünyasından Afrika ülkelerine kaydırmaktadır.

Ancak, bütün dünya ülkeleri Orta Asya’da üstünlük ve enerji kaynaklarına erişim mücadelesi verirken biz neden böyle yapıyor, politika değiştiriyoruz, anlamak da çok zordur.

Ayrıca, TİKA faaliyetlerinin bazılarının sivil toplum örgütleriyle birlikte yürütüldüğü raporlarında yazılmaktadır. Acaba bu sivil toplum örgütleri hangileridir? Geçmişte, yakın zamanlarda sivil toplum örgütleri adıyla Soros gibi bazı kuruluşların Orta Asya’da sarı, turuncu devrimler yaptıkları unutulmamalıdır. TİKA’nın faaliyetlerinde  kastedilenlerin bunlar olmadığını ümit etmekle birlikte Sayın Bakandan da duymak istiyoruz.

TİKA faaliyetleri içerisinde kalkınma yardımlarından da bahsedilmektedir. 2003 yılında yapılan kalkınma yardımları, 2000, 2001, 2002 tarihlerindekinden daha düşüktür. 2004 yılından itibaren bazı sivil toplum örgütleri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afganistan, Bosna Hersek, Kosova, Lübnan’da barışı yapılandırma operasyonlarından dolayı büyüme görülmektedir. En büyük yardım da Afganistan’da görülüyor. 2006 yılındaki raporda görülen 1 milyar 700 milyon dolar kalkınma yardımının 994 milyon dolarının özel sektör tarafından yapılan doğrudan yatırımlar olduğu da görülmektedir. Ancak, 1990’lı yıllarda Eximbank kredilerinin bu ülkelere açılmış miktarının AKP İktidarı döneminde yapılanlara göre ne kadar fazla olduğu, buna bile ulaşılamadığı da görülmektedir. Ancak, bu dönemde Ermenistan’a 790 bin dolar yardım yapıldığı faaliyet raporlarında yer almıştır. Bu yardımın neden yapıldığını da anlayamıyoruz, çünkü Azerbaycan’ın, Karabağ dâhil, topraklarının 1/3’ü Ermenistan tarafından işgal altındadır. İşgal altında kalan topraklardan atılan Azerbaycan Türkleri çok zor şartlar altında Bakü veya çevresinde yaşamaktadır. Ermenistan’a yardım yapılırken acaba Azerbaycan Türklerine ne kadar yardım yapılmıştır? Geçmişte bu konuda çok büyük yardımlar vardır. Irak’ta Türkmenler, Azerbaycan’da Azeri Türkleri, Doğu Türkistan’daki Uygur Türkleri bizim kardeşlerimizdir. Buralara da şefkat elimiz uzanmalı ve yardım yapılmalıdır. Özellikle, yurtlarından Stalin tarafından atılan, şimdi de Gürcistan devleti tarafından geri dönüşleri kabul edilen Ahıska Türklerine yardım yapılmalıdır. Ahıska Türklerine de konut edinme projesi yapılmalı ve de uygulanmalıdır.

Sayın milletvekilleri, Türk dünyası söz konusu olunca karşımıza Türkçe gerçeği çıkmaktadır. Balkanlardan Çin’e kadar uzanan coğrafyada yaşayan Türkler farklı lehçelerle konuşmaktadır. Bu konuda da, TİKA marifetiyle, dilde, işte, fikirde birlik şiarıyla ortak dil ve alfabe oluşturmalıyız. TİKA, ortak edebiyat, ortak tarih ve ortak dil ve alfabe projelerini başlatmalı ve kültür araştırmalarına da devam etmelidir. Bu amaçla da, Türk dünyası kültürel miras envanteri çıkarılarak, ortak kültür mirasları tespit edilmelidir.

Türkiye’nin, Türk dünyasına yönelik geçmişte yaptığı, şu anda da başarılı olan bir projesi de, Büyük Öğrenci Projesi’dir. Türk dünyasından binlerce çocuk ülkemize gelmekte ve okumaktadır. Bu çocuklara yönelik de TİKA projeleri geliştirilmelidir. Geçmiş hükûmetler zamanında yapılan Türk dünyası gençlik kurultayları, o zamanki gibi değişik illerde yapılmalı, Türkiye Türkleri öğrencileriyle kaynaşmaları sağlanmalıdır.

Sayın milletvekilleri, Türk dünyasıyla ilişkiler, bilimsel görüşlere ve gerçeklere saygı duyularak bütünlük içerisinde olmalıdır. Türkiye’de birçok kurum ve kuruluşun bu ülkelerle ilişkisi vardır. Bu ilişkilerden kimsenin haberi olmamakta ve büyük bir koordinasyonsuzluk yaşanmaktadır, bundan dolayı da Türk dünyasında istenilen etkinlik sağlanamamaktadır. Bu amaçla, bütün dünyada benzerlerinin olduğu icracı bir bakanlık kurulmalıdır. Ancak, 58’inci Hükûmetle beraber, Devlet Bakanlığı bünyesinde bulunan Türk dünyası bakanlığı kapatılmıştır, bu da unutulmamalıdır. Kurulacak olan bakanlığın adı, Türk dünyası bakanlığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Doğru, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

REŞAT DOĞRU (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

…Orta Asya devletleri ile ilişkiler bakanlığı, adıyla da olabilir. Bu durum, keyfî politikaları kaldırırken, kurumsallaşmış bir kimliği beraberinde getirir.

Sayın milletvekilleri, son zamanlarda baktığımızda, AKP İktidarında çok önemli, ciddi, büyük projeler bu bölgeler için görülmemektedir.

Manas Üniversitesi, Ahmet Yesevi Üniversitesi gibi büyük projeler bu coğrafya için yapılabilir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği buralarda aranmalı, Kazakistan Devlet Başkanının dünyaya duyurduğu Türk birliğinin kurulması için aktiviyet gösterilmelidir.

Türk dünyasının geleceği olan çocuklara ait projeler de mutlaka yapılmalıdır. Bugün Doğu Türkistan’da insanlar, nükleer denemelerin o bölgede yapılmasından dolayı sakat çocuk doğumlarıyla karşı karşıyadır. Bunlar da göz ardı edilmemelidir.

Türk cumhuriyetleri ile ilişkiler, egemenlik, eşitlik, ortak çıkar ve karşılıklı yarar temelinde her alanda geliştirilmeli ve stratejik derinlik kazanmalıdır.

O bölgelere başkalarının projeleri ile değil, kendi projelerimizle gittiğimiz zaman daha iyi olur diyor, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Doğru.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Sayın Recep Taner, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Taner. (MHP sıralarından alkışlar)

Sekiz dakika süreniz var.

MHP GRUBU ADINA RECEP TANER (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığının 2008 mali yılı bütçesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubumuz adına sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce, dün Şırnak’ta şehit verdiğimiz subayımıza Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve yakınlarına metanet, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Türk milletine de başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı çok önemli görevler üstlenmiş bir Anayasal kuruluşumuzdur. Başkanlığın şu andaki en önemli sorunu, günün şartlarına uygun bir teşkilat kanununa sahip olmamasıdır. Otuz yıla yakındır teşkilat kanunundan yoksun bir şekilde faaliyet gösteren Diyanet İşleri Başkanlığının yapılacak olan yeni teşkilat kanununun düzenlenmesine Milliyetçi Hareket Partisi olarak katkı sağlamaya, destek vermeye hazır olduğumuzu da belirtmek isterim.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığı, yaklaşık 90 bin personeliyle, zor şartlar altında, yurt içinde ve yurt dışında soydaş ve dindaşlarımıza hizmet veren bir kuruluştur. Bütçe görüşmeleri sırasında belirtildiğine göre, 80 bin camide 60 bin imam-hatip ve 10 bin civarında da müezzin kadrosu vardır. Bunun manası şudur: Camilerimizde verilen hizmetin yüzde 20’sinin Diyanet İşleri Başkanlığınca görevlendirilen elemanlar tarafından yerine getirilmediği gerçeğidir. Diyanet İşleri Başkanlığınca doldurulamayan bu boşluk çeşitli gönüllülerce doldurulmaktadır. Bu gönüllüler, maalesef, bazı yerlerde cemaatlere ve tarikatlara, bazı yerlerde ise irticai ve bölücü amaçlı gruplara yakın olmaktadır. Bu gerekçelerle cemaat arasında ayrılıklar oluşmaktadır. Bunun önlenebilmesi için de Sayın Başkanlığın bir an önce eksik kadrolarını tamamlaması gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin en ücra köy ve beldelerinde din adamlarımız ve öğretmenlerimiz temsilcilerimizdir. Taşımalı eğitim gerekçesiyle kapatılan köy okullarından sonra köylerdeki temsilcimiz hâline gelen imamlarımız, doğumumuzda kulağa okunan ezanla başlayan vazifeleri vefatla musalla taşında cenaze namazı kıldırmaya kadar devam eden bir görevdedirler.

Din görevlilerinin, bayram tatili ve mesai mefhumu olmadan, üç yüz altmış beş gün, yirmi dört saat görev başında oldukları da unutulmamalıdır.

Din görevlilerimiz, seksen yıl önce Türkiye’nin en saygın ve gelir seviyesi en iyi olan kesim olmasına rağmen, bugün aldıkları maaş ve özlük hakları itibarıyla sıkıntılı durumdadırlar. Dolayısıyla:

1) Din görevlileri, mesleğinin itibarına uygun bir maaşı mutlaka olmalıdır.

2) Köylerde hizmet sunan din görevlilerine “mahrumiyet tazminatı” adı altında ek ödemeler yapılmalıdır.

3) En temel insan hakkı olan izin konusu problem olmaktan çıkarılmalıdır.

4) Bayram ve resmî tatil günlerinde görev başında olan din görevlilerinin fazla çalışma ücretiyle ilgili düzenleme bir an önce hayata geçirilmelidir.

5) Ödenek yokluğu bahanesiyle tedavi amaçlı il dışına çıkan personelin alacaklı oldukları tedavi yolluklarının ödenmesi için harekete geçilerek mağduriyetleri giderilmelidir.

6) Yirmi beş yıldır hac organizesi düzenleyen bir kurumda güven sağlayacak kural ve kaideler olmadığı için görevlilerinin bir kısmı hacca gidemeden emekli oluyorlarsa ve bundan dolayı kuruma karşı olumsuz tavır alınıyorsa, kurum yöneticileri kendilerini gözden geçirmelidir.

7) Ek ve kurumsal ödemeleri olmayan Diyanet İşleri Başkanlığı personeline ve emeklilerine denge tazminatları artırılarak ödenmelidir.

8) Diyanet İşleri Başkanlığınca 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/C ve 4/B maddesine göre atananların kadroları bir an önce verilmelidir.

Diye düşünmekteyiz.

Bu arada, yapmış olduğu başarılı çalışmalarla bu yıl hac kotasını artıran, artırılmasında büyük payı olan Diyanet İşleri Başkanımız Sayın Ali Bardakoğlu’na da huzurlarınızda teşekkürü bir borç biliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; beş yıllık AKP Hükûmeti döneminde Avrupa Birliği sevdasıyla yapılan düzenlemeler neticesinde yeni TCK’yla zina suç olmaktan çıkarılmıştır. Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi şimdilik isteğe bağlı hâle getirilmiştir. Minarelerimizdeki ezan sesi Avrupa normlarına göre kısılmış, Papa Benedict, Fener Rum Patrikhanesini ekümenik ilan edebilme cesaretini göstermiştir. İçkili yer açılışlarındaki okullara ve camiye olan mesafe neredeyse tamamen kaldırılmıştır. Taleplerinin itirazsız yerine geldiğini gören Avrupa Birliği de cuma hutbelerinde okunan “Allah katında tek din İslamdır” ayetinin okunmamasını, ilköğretim din kültürü ve ahlak kitaplarındaki dinî bilgilere müdahale talep edebilme cesaretini göstermişlerdir.

Yine AB sevdası ile, Dernekler Kanunu’nda yapılan düzenlemelerle misyoner faaliyetlerini yürüten çok sayıda yabancı derneğin Türkiye’de şube açmasına fırsat tanınmış, Hristiyanlık propagandası yapılması için ortam yaratılmıştır. Misyoner faaliyetlerinin böylesine arttığı bir dönemde, her fırsatta meydanlarda gördüğümüz misyonerlerce dağıtılan bedava İncillere karşılık Diyanet İşleri Başkanlığımızın ne kadar Kur’an-ı Kerim Türkçe meali dağıttığını da merak etmekteyim.

Son yıllarda sık sık duymaya başladığımız “Dinler arası diyalog” adı altında başka dinlerle aranan diyaloğun önce kendi vatandaşlarımızla aranması gerektiğine inanıyorum. Yeri geldiğinde nüfusumuzun yüzde 99’unun Müslüman olmasıyla övünürken, o yüzde 99 Müslümanların içinde olan Alevilerin sorunlarının ve taleplerinin de değerlendirilmesi gerektiğine inanmaktayım.

İslam din adamlığını Hristiyan ruhbanlığıyla karıştıran bazı beyinler, imam-hatip lisesi mezunlarının imamlıktan başka bir mesleğe giremeyeceklerini söyleyebilmekte.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Taner, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

RECEP TANER (Devamla) – Ve imam-hatip okulları gerekçesiyle ülkemizde meslek liselerine karşı olumsuz bir bakış açısı sergilenmektedir. İmam-hatip liselerini arka bahçe edebiyatı ile siyasete alet edenler de, oy aldıkları için, oy aldıkları kitleyi kaybetmemek için, maalesef, sorunun düzelmesi için gayret sarf etmemektedirler. Ama unutulmaması gereken asıl olgu, vatandaşlarımızın çocuklarını o dinî bilgileri o okullardan alması için imam-hatip okullarına gönderdiği gerçeğidir.

Değerli milletvekillerim, Kıymetli Başkan; bu duygu ve düşüncelerle, görüşülmekte olan Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin Türk milletine hayırlı olması dileğiyle, yüce heyetinizi en içten saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Taner.

 Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Akif Gülle, Amasya Milletvekili.

Buyurun Sayın Gülle. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yedi dakika süreniz var.

AK PARTİ GRUBU ADINA AKİF GÜLLE (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Başbakanlık bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Bildiğiniz gibi Başbakanlık, idare yapımızın en üst kurumlarından bir tanesidir. İdari görevlerden ziyade, koordinasyon işlemleri de işlerinin çok daha fazla alanını ihtiva etmektedir. Vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmak, hizmet kalitesini yükseltmek öncelikli görevleri arasındadır. Başbakanlık merkez teşkilatının ulaşmak istediği amaç, kamu idarelerinin sürekli gelişimini mümkün kılan yapıya kavuşmalarını sağlamaktır. Değişim, dönüşüm ve yenilenme de bu sürecin hedefleri arasındadır. Bu anlamdaki gayretlerinden dolayı, Başbakanlık merkez teşkilatında çalışan bütün arkadaşlarımı tebrik ediyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmalarımız ve tavırlarımız doğru olmalı. Elbette, dayandığı yerleri de güvenle bilmeliyiz, dayandığı yerler de güvenli olmalı. “Ben yaptım oldu, ben söyledim dinlendi.” demek yerine, önce kendimiz, duygusal değil, realist olarak inanmamızın gerektiğinden de asla uzak olmamak durumundayız.

Bakınız, sizinle bir konuyu paylaşmak istiyorum: Eski İngiltere Başbakanlarından Margaret Thatcher’in başbakanlıktan sonra yazmış olduğu hatıra kitabında bir bölümü var. Bu bölümde “Beni sevindiren, Başbakanlık makamına oturduğumda, Başbakanlık hizmetlerini yürütecek 70 civarında elemanın var olmasıdır.” demiştir. Aynı ölçüde, aynı anlamda, Almanya Başbakanlığında da 400’ün üzerinde elemanın çalıştığı açıkça ifade edilmektedir. Peki, bizde durum: Başbakanlığımızda 1.600 kadro var. Daha yakın zamana kadar, yani AK Parti iktidara gelene kadar, 900 civarında da diğer bakanlıklardan geçici görevlendirmeyle çalışan personel Başbakanlık bünyesinde mevcuttu, bulunuyordu.

Değerli milletvekilleri, geçen beş yılda geçici görevlendirmelerin 700 adedi bakanlıklarına iade edildi. Ayrıca, kadrolu çalışanlarda da sayı 1.400’e düştü, 200’ün üzerinde azalma da genel kadrolar üzerinde kendisini gösterdi. Yani, bakanlık sayısının azaldığı gibi, Başbakanlık bünyesinde çalışanların da belli bir oranda azaldıklarını rahatlıkla görebilme imkânımız var.

Bir diğer önemli konu da Başbakanlık halkla ilişkileridir. Elbette bu konuda en büyük etken, Sayın Başbakanımızın, yıllara dayalı, aziz milletimizin bütün fertlerine çok yakın olan ilgi ve alakasıdır, onları dinleme ve dertleşme duygusuyla kendisinin dopdolu olmasının sebebidir. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER), değerli arkadaşlar, 2006 yılında 129.461 adet vatandaşımızın talebiyle karşılaşmıştır. 2007 yılında, yani içinde bulunduğumuz yılda, bugüne kadar aynı kuruma ulaşan kişi sayısı 168.622’dir. Başbakanlığa ulaşan vatandaşlarımız, ya bir problemlerinin çözümünü istemişlerdir veya ülkemizin bir konusuyla alakalı önerilerini ifade etmişlerdir. Ama bir diğer gerçek de şudur ki, Başbakanlığa ulaşan hiçbir vatandaşımız asla yalnız kalmamış ve kendisine, mutlaka cevap olarak da tekrar ulaşılmıştır.

Sayın milletvekilleri, yine geçen beş yılda devlet arşivleri üzerinde oldukça ciddi çalışmalar gerçekleştirilmiş, doksan dört ülkeden isteyen herkese, devletimizin arşivi konusunda bilgi sahibi olmak isteyen herkese, kavuşabilme ve ulaşabilme kapıları sonuna kadar açılmıştır.

Ayrıca, yüce devletimizin aleyhine kullanılmak istenen, maalesef, sözde Ermeni tasarısı konusunda yirmi sekiz cilt kitap hazırlanarak, olay bütün  açıklığıyla, sadece ülkemize değil bütün dünyaya duyurulmuş, açıkça ilan edilmiştir.

Ayrıca, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğünün yeniden yapılandırılması da geçen beş yıllık süre içerisinde gerçekleştirilmiş olan bir diğer konudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu aziz milletimiz, tek devlet, tek bayrak, tek toprak anlayışı ile aynı keder, aynı tasa, aynı sevinç duygularıyla tarihin derinliklerinden bugünlere kadar gelmiştir. Elbette, aynı anlayışla aydınlık yarınlara, aynı güç ve kudretle bu yüce milletimiz gidecektir.

Yüce Meclisimizde bulunan hepimizin görevi de bu gidişe “dur” demek değil, elbette, yolunu açma konusunda var olan gücümüzü sonuna kadar kullanmak azim ve irademizi bu noktada perçinleştirmekten ibarettir.

Aramızda bulunan Başbakanlık mensuplarının ve bütün bürokrat arkadaşlarımızın da aynı duyguyla yüklü, aynı duyguyla dopdolu olduğundan asla şüphemiz de yoktur, bir farklı düşüncemizin de olamayacağını bu yüce Mecliste ifade etmemiz gerekir. Hepimiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Gülle, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

AKİF GÜLLE (Devamla) – Peki efendim.

Hepimiz bir elin parmakları mantığıyla, hukuk, adalet, sevgi ve saygı anlayışıyla yürümek zorundayız. Son beş yılda, başta Başbakanlık makamı ve kurumu olmak üzere, ülkemizde sağlanan her alandaki olumlu gelişmeleri fark etmek zorundayız. Bunu fark edemeyenler, iftira, dedikodu ve yalan haberlere itibar edenler ise, yaptıkları yanlışın altında kesinlikle kalacak olan insanlardır. Ama, akıl ve erdemi olanların çoğunluğuna olan inancım ve güvenimle, Başbakanlık bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Çok teşekkür ederim, sağ olunuz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gülle.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, şimdi söz Sayın İsmail Hakkı Biçer, Kütahya Milletvekillinde.

Buyurun Sayın Biçer. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Yedi dakika süreniz var.

AK PARTİ GRUBU ADINA İSMAİL HAKKI BİÇER (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 2008 mali yılı bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi, şahsım ve grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünya üzerindeki tüm devletler, ülke güvenliğine yönelik iç ve dış tehditleri önceden tespit ederek gerekli tedbirleri almak zorunluluğu içerisindedirler. Osmanlı Devleti’nden, Türkiye Cumhuriyeti devletine uzanan tarihsel süreçte bu zorunluluk “Teşkilatı Mahsusa, Karakol Cemiyeti, Zabitan, Yavuz, Müsellah Müdafaai Milliye” gibi istihbarat grupları vasıtasıyla karşılanmaya çalışılmıştır. Temelleri, 1927 yılında Millî Emniyet Hizmetleri adıyla kurulan teşkilat yoluyla atılan Millî İstihbarat Teşkilatı 6 Temmuz 1965 tarih ve 644 sayılı Kanun ile kurulmuştur. İlerleyen süreçte 644 sayılı Kanun’da günün değişen koşullarına uyum sağlamak amacıyla, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Millî İstihbarat Teşkilatı Kanunu oluşturulmuş ve Teşkilatın kuruluşu ve ana görevleri genel hatlarıyla belirtilmiş; birimlerin sayısı, adları, ayrıntılı görevleri ve iç örgütlenmeyle ilgili diğer hususlar Başbakanın onaylayacağı gizli yönetmeliklere bırakılmak suretiyle gizlilik sağlanmış ve doğrudan Başbakana bağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önceki yıllarda Başbakanlık bütçesi içerisinde yer alan Millî İstihbarat Teşkilatı bütçesinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun uygulamaya konulmasıyla beraber, ilgili Kanun’un 12’nci maddesi doğrultusunda, Başbakanlığa bağlı diğer kuruluşlar gibi ayrı bütçelendirilmesi öngörülmüş, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının 2008 yılı bütçe tasarısı da bu doğrultuda hazırlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temel amacı Türkiye Cumhuriyeti devletinin millî güvenliğine karşı mevcut ve muhtemel tehditlere yönelik gelişmeleri ilgili makamlara zamanında bildirmek olan Millî İstihbarat Teşkilatının görevleri şu şekilde özetlenebilir:

1) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücü meydana getiren bütün unsurlara karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı ülke bütünlüğünü sağlayan makam ve kuruluşlara ulaştırmak,

2) Devletin millî güvenlik siyasetiyle ilgili planların hazırlanması ve yürütülmesinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile, ilgili bakanlıkların istihbarat istek ve ihtiyaçlarını karşılamak,

3) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat faaliyetlerinin yönlendirilmesi için Millî Güvenlik Kurulu ve Başbakanlığa teklifte bulunmak.

4) Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat ve istihbarata karşı koyma faaliyetlerine teknik konularda müşavirlik yapmak ve koordinasyonun sağlanmasına yardımcı olmak,

5) Genelkurmay Başkanlığınca silahlı kuvvetler için lüzumlu görülecek haber ve istihbaratı, yapılacak protokole göre Genelkurmay Başkanlığına ulaştırmak,

6) Millî Güvenlik Kurulunca belirlenecek diğer görevleri yapmak,

Olarak özetlenebilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı mensuplarına, hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları gereken her türlü yardım ve kolaylığı göstermekle yükümlüdür. Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıda belirtilen görev ve yükümlülüklerinin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyonun sağlanması, istihbarat çalışmalarının yönlendirilmesi, temel görüşleri oluşturmak üzere Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı Başkanlığında “Millî İstihbarat Koordinasyon Kurulu” oluşturulmuştur.

Millî İstihbarat Teşkilatına bu görevlerin dışında görev verilemez ve bu Teşkilat devletin güvenliğiyle ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez.

Millî İstihbarat Teşkilatının görevlerinin gizli bir hüviyet taşıması nedeniyle kamuoyunda bazen değişik yorumlar yapılmakta, spekülasyonlar oluşturulmaktadır. Devlet birimlerinin kendi görevleri dışında gayrimeşru, kanunsuz ve antidemokratik faaliyetlerde bulunması kabul edilemez. Bu şekilde dedikodulara da meydan vermememiz gerekir. Bu gibi ithamlarla ülkenin güvenliği ve bölünmez bütünlüğünün teminatı olan kuruluşları ve bu arada Millî İstihbarat Teşkilatını yıpratmaktan kaçınmak gerekir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı kanunlarda belirtilen görevlerin yerine getirilmesinden Başbakana karşı sorumlu olup Başbakanın dışında herhangi bir kişi veya makama karşı sorumlu değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yukarıda ifade ettiğim görevleri ve fonksiyonları yürüten Millî İstihbarat Teşkilatının 2008 yılı bütçe tasarısı şu şekilde belirlenmiştir: 2008 yılı toplam bütçe ödeneği 423 milyon 557 bin yeni Türk lirası olup bunun 299 milyonu personel giderlerine, 28 milyonu sosyal güvenlik kurumlarına prim ödemelerine, 52 milyonu mal ve hizmet alımlarına, 43 milyon yeni Türk lirası ise sermaye giderleri olarak ayrılmıştır. Millî İstihbarat Teşkilatımızın bütçemizden aldığı oran, aşağı yukarı son dört beş yılda aynı olup, binde 2’ler civarındadır. Buradan hareketle, Millî İstihbarat Teşkilatımızın, kendisine ayrılan bütçe doğrultusunda kendisini yenileme ve çağın gerektirdiği şartları yerine getirme çabalarını sürdüren Millî İstihbarat Teşkilatının, halkının hizmetinde ve halkının değerlerine saygı duyan, bu değerleri korumaya yönelik olarak gayret sarf eden bir anlayışla ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğünü sağlayacağını temenni ediyorum.

Sözlerimi bitirirken, Millî İstihbarat Teşkilatının 2008 yılı bütçesinin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, bu kurumumuza başarılı çalışmalarının devamını tekrar temenni ediyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Biçer.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına şimdi söz Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Yüksel’de.

Buyurun Sayın Yüksel. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakanlık Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2008 mali yılı bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Güvenlik Kurulu, 1933 yılında millî seferberlik ruhuna göre oluşturulan ve görevlendirilen Millî Müdafaa Meclisi ve Umumi Kâtipliği; İkinci Dünya Savaşından sonra da topyekûn savunma anlayışına göre “millî savunma” kavramı esas alınarak Millî Savunma Yüksek Kurulu ve Genel Sekreterliği şeklinde düzenlenmiş ve görevlendirilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu yasa dayanağını 1982 Anayasası’nın 118’inci maddesinden ve 2945 sayılı Kanun’dan almıştır. Bugün anladığımız manada “millî güvenlik” kavramının evrensel boyut kazanması İkinci Dünya Savaşı’yla başlamıştır.

Millî Güvenlik Kurulu, devletin millî güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanmasıyla ilgili, devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması konularında tavsiye kararları alır ve gerekli koordinasyonun sağlanması için görüş tespit eder.

Hepimizin bildiği gibi, 1999 Avrupa Birliği Helsinki Zirvesi’nden sonra, ülkemizde de ulusal güvenlik politikalarını daha demokratik bir çerçeveye oturtabilme anlayışı bir zorunluluk hâline gelmiştir.

Hükûmetimiz, ülkemizin yapısal sorunlarıyla ilgili temel yasaları, Avrupa Birliği süreciyle ilgili uyum paketlerini çıkarmıştır. Yine Hükûmetimiz, aynı yapısal reformlar kapsamında, sivil-asker ilişkilerini Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki uygulamalara yaklaştırabilmek ve demokratik açılımları sağlayabilmek için Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği Yasası’nda değişikliklere gitmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün gelinen noktada, Millî Güvenlik Kurulunu doğrudan ilgilendiren 2945 sayılı Yasa’da yapılan değişiklikleri ve düzenlemeleri üç kısımda inceleyebiliriz.

Bu değişikliklerin başında, Cumhurbaşkanının başkanlığında, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Kara, Deniz, Hava ve Jandarma Genel Komutanlarından oluşan Kurula Başbakan Yardımcıları ve Adalet Bakanı da tabii üye olarak alınmıştır.

Diğer bir düzenleme ise, Millî Güvenlik Kurulu ve Genel Sekreterliği Kanunu’nun Anayasa’ya uyumlu hâle getirilebilmesi için yapılan değişikliklerdir. Onlarda, bu düzenlemelerde, Genel Sekreterin Başbakan tarafından teklifi, Cumhurbaşkanının onayıyla atanması sağlanmış, personel ve teşkilat yapılanmasına gidilmiştir. Genel Sekreterliğin yetkileri yeniden düzenlenmiştir. Bunun yanında, yürütmenin işlevselliğinin sağlanması amacıyla da Kurul toplantılarının ayda bir yerine iki ayda bir yapılacağı hükme bağlanmıştır. Yine, Millî Güvenlik Kurulu kararlarının Bakanlar Kurulu tarafından değerlendirilmesi öngörülmüş ve bu kararların tavsiye niteliği taşıdığı vurgulanmıştır.

Sayın milletvekilleri, güvenlik, insanların toplu olarak yaşamaya başlamaları ve devlet kurmalarıyla bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış, kavram olarak ise ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilimsel çalışmalara konu olabilmiştir. Yine, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra aralarında Amerika Birleşik Devletleri, Fransa ve İtalya’nın da bulunduğu dünyanın birçok ülkesinde siyasi iktidara danışmanlık yapmak ve siviller ile askerler arasında eş güdümü sağlamak üzere yüksek kurullar oluşturulmuştur. Dolayısıyla, hâlen, İngiltere’nin dışında hemen hemen tüm ülkelerde Millî Güvenlik Kurulu benzeri oluşumlar bulunmaktadır. Batı ülkelerinde ise bu kurullara, askerler, kurul üyesi olmaktan daha çok danışmanlık hizmeti sunmaktadır.

Sayın milletvekilleri, ülkemizin bulunduğu coğrafya ve stratejik konumumuz nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekası vatandaşlarımızın hür, mutlu, huzurlu ve adil yaşamasından, milletimizin birlik ve beraberliğinden, ülkemizin zenginliğinden, devletimizin ve ordumuzun güçlü olmasından geçmektedir. Bugün geldiğimiz noktada, vatandaşımızın hiçbir ayrıma tabi tutulmaksınız beraberliğine, milletimizin birliğine, çağdaş ve modern bir devletin gereklerine uygun olarak insanımızın yeteneklerini ve özelliklerini nasıl ortaya çıkarabileceğimizi, kamu kaynaklarını en rasyonel şekilde nasıl değerlendirebileceğimizi, en üretken ve verimli bir yapılanmayı nasıl gerçekleştirebileceğimizi iyi düşünüp doğru karar vermek her Türk vatandaşının görevi olmalıdır.

İktidara geldiği günden bugüne kadar Avrupa Birliğine giriş için tarihî adımlar atan Hükûmetimizin bu gayretinin nedenlerinin başında vatandaşlarımızın hayatını her alanda en yüksek standartlara ulaştırma, ülkemizi daha özgür daha demokratik bir yapıya kavuşturma hedefleri gelmektedir. Bizim insanımızın da gelişmiş ülkelerdeki refah seviyesinde yaşayabilmeleri ve yüksek teknolojinin insanımızın hizmetine sunulması da hepimiz için yerine getirilmesi zorunlu bir görevdir.

Bu değişiklikler, Avrupa Birliği istediği için değil, bizim insanımızın bu güzelliklere layık olduğu, bu güzellikler hakkı olduğu için yapılmaktadır. Bu şuurla, bu değişiklikler özümüzden ve kültürümüzden taviz vermeden yapılmaya devam edilmelidir.

Değerli milletvekilleri, grubumuz adına söz aldığım Millî Güvenlik Kurulu bütçesi hakkında da kısaca bilgiler vermek istiyorum. Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin bütçe rakamları 2008 yılı için 11 milyon 36 bin YTL olarak öngörülmüştür. Tahsis edilen ödeneğin 8 milyon 94 bin YTL’si personel giderlerine, 1 milyon 997 bin YTL’si mal ve hizmet alım giderlerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yüksel, bir dakika ek süre veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET YÜKSEL (Devamla) – …570 bin YTL’si sosyal güvenlik kurumlarına devlet primleri giderleri olarak ve 375 bin YTL’si sermaye giderleri için ayrılmıştır. 2008 mali yılı bütçesinin geneline bakıldığında, bütçenin yüzde 73,34’ünün personel giderlerine, yüzde 18’inin mal ve hizmet alım giderlerine, yüzde 5,16’sının Sosyal Güvenlik Kurumuna devlet primi giderleri olarak, yüzde 3,40’ının ise sermaye giderlerine ayrıldığı görülmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin 2008 mali yılı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinize en derin sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüksel.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına şimdi söz Karaman Milletvekili Sayın Mevlüt Akgün’de.

Buyurun Sayın Akgün.(AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEVLÜT AKGÜN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Bütçesi hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlarım, 1990’lı yılların başında Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla Türkiye tarihî bir fırsat yakalamıştır. Bu gelişme Türk dünyası üzerinde yüzyıllardır devam eden örtüyü kaldırmış ve Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar 11 milyon metrekare coğrafya üzerinde Türk dilini konuşan 21 boydan oluşan bir Türk dünyası gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda, bu gelişmeyle, soğuk savaşın sona ermesiyle artık Türkiye’nin öneminin kalmadığının düşünülmeye başlandığı bir dönemde Türk dünyasının ortaya çıkışı, Türkiye’yi dış politikada yalnızlıktan ve hedefsizlikten alıkoymuştur.

Kardeş ve dost Türk dünyasıyla başlangıçta romantizme ve ütopyaya dayalı birtakım görüşler sergilenmiş, ağıtlar yakılmıştır. Ancak, aradan geçen zaman göstermiştir ki, artık ağıt düzmenin, hayal kurmanın zamanı değildir. Bu geniş coğrafya üzerindeki ilişkiler “Çırpınırdı Karadeniz/ Bakıp Türk’ün  bayrağına/ Ah ölmeden bir görseydim/ Düşebilsem toprağına” dizelerindeki büyük özlemle veya “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar büyük Türk dünyası” gibi söylemlerle de tek başına tanımlanabilecek ilişkiler değildir.

Daha Mustafa Kemal Paşa 1930’lu yıllarda Sovyetler Birliğinin ileride parçalanabileceğini, bu tür gelişmelere Türkiye’nin hazırlıklı olması gerektiğini ifade ederek, bu gelişmeye hazırlığın manevi köprüleri olan dil, inanç ve tarih birliğini canlı tutarak bütünleşmenin gereğinden bahsetmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işte TİKA, yani Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Bloku ve Sovyetlerin dağılması sonucu Orta Asya, Kafkaslar ve Balkanlarda ortaya çıkan yeni şart ve ihtiyaçların Türkiye’ye yüklediği yeni görev ve sorumlulukları yerine getirmek üzere 1992 yılında kurulmuştur.

TİKA’nın kuruluş amacı, başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler olmak üzere, gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmalarına yardımcı olmak, bu ülkelere ekonomik, ticari, teknik, sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında iş birliğini artıran projeler ve programlar geliştirmektir.

Türkiye, son yıllarda sadece gelişmiş ülkelerden yardım alan bir ülke konumundan çıkarak, gelişmekte olan ülkelere yardım sağlayan bir ülke konumuna gelmiştir. Hükûmetimizin işbaşına gelmesiyle Türk dış politikası gelişmiş ve çeşitlenmiştir. Dış politikada Avrupa Birliği ağırlıklı merkez muhafaza edilirken, küresel gelişmelere paralel olarak Orta Asya, Orta Doğu, Balkanlar ve Afrika’da yeni açılımlar gerçekleştirilerek tüm dünyayı kuşatan bir yaklaşım benimsenmiştir. TİKA da, dış politikadaki bu gelişmelere paralel olarak 20 ülkede program koordinatörlüğü bulundurduğu gibi, 100’e yakın ülkeye yardım elini uzatmıştır. Bu amaçla, tarım ve hayvancılık, çevre ve ormancılık, altyapıların iyileştirilmesi, sosyal kalkınma ve yaşam standartlarının iyileştirilmesi, meslek edindirme ve istihdamın sağlanması, ortak tarih ve kültür varlıklarının korunması, Türkçenin kullanımının yaygınlaştırılması, kültürel ilişkilerin geliştirilmesi, insani yardım, enformasyon, tanıtım ve yayın faaliyetleri gibi çalışmalar yürütülmektedir.

Kıymetli arkadaşlarım, 57’nci Hükûmet döneminde, yani 1992-2003 yılları arasında toplam 2.506 proje ve faaliyet TİKA tarafından gerçekleştirilmiş iken, 2004 yılında 486, 2005 yılında 562, 2006 yılında ise 1.452 faaliyet ve proje gerçekleştirilmek suretiyle TİKA’nın çalışmaları Hükûmetimiz döneminde yüzde 172 oranında artırılmıştır. 2007 yılında bu sayı artmaya devam etmektedir. Bu artışların Hükûmetimizin aktif dış politika çalışmalarına paralel yürüdüğü görülmektedir. Projelerin yüzde 48’i Kafkaslar ve Orta Asya’da, yüzde 31,3’ü Balkanlar ve Doğu Avrupa’da, yüzde 15,6’sı Afrika ve Orta Doğu’da gerçekleşmektedir. TİKA bu çalışmalarını 150 civarında çalışanı ve oldukça mütevazı bütçe kaynaklarıyla yürütmektedir. Huzurunuzda, başta Sayın Bakanımız olmak üzere bütün TİKA çalışanlarına başarılarından ötürü teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; TİKA’nın örnek sayılabilecek projeleri arasında Afganistan imar projeleri, Moldova içme suyu projesi, Moğolistan kara yolu projesi, Azerbaycan Organize Sanayi Bölgesi fizibilite çalışması, Azerbaycan Devlet İstatistik Komitesine Destek Projesi, Kırım Tatarlarına Konut Edindirme Projesi, Etiyopya’da içme suyu projesi, Tacikistan Devlet Ekim ve Deneme İstasyonu Projesi, Moldova Gagavuz Yeri Radyo ve Televizyonu Projesi, Türkmenistan Sultan Sancar Türbesi’nin onarılması, Moğolistan’da Türk Anıtları Projesi ve en önemlisi, Türkoloji Projesi, yani Türkçenin öğretilmesi projesi.

Değerli arkadaşlarım, büyük dava adamı İsmail Gaspıralı, Türk dünyası için dilde birlik, işte birlik, fikirde birlik ülküsünü ortaya koyarak, dil meselesinde, “Birbirimizi anlayabilecek şekilde dildeki iş birliğini artırmalıyız. Kazak steplerindeki hamalla Galata’daki hamal birbirini anlar duruma geldiği zaman dilde birlik olmuştur” der. Gerçekten, Türk dünyasının birliği için yapılması gereken en önemli iş, bütün Türk soylu halkların ortak alfabeye geçmesi olmalıdır. Kısa zamanda ortak bir Latin alfabesine geçilmelidir. Bu amaçla, TİKA birçok üniversitede Türkoloji bölümü açılmasına vesile olmuş, 18 ülke ve 2 özerk cumhuriyette açılan Türkoloji bölümlerine Türk dili ve edebiyatı bölümünden öğretim üyesi gönderilmiştir.

Yeri gelmişken, Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından, 13 Mayıs 1299 yılında Türkçenin devlet dili olarak ilan edilmesi, her yıl, Karaman’da, 13 Mayıs’ta Türk Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Türk Dil Bayramı etkinliklerine destek veren TİKA’ya, Karaman Milletvekili olarak ayrıca teşekkür etmeyi bir borç olarak görüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Hükûmetimiz döneminde Türk kurultaylarının yeniden başlamasının manidar olduğunu düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akgün, bir dakika süre veriyorum, lütfen, tamamlayın.

MEVLÜT AKGÜN (Devamla) – Teşekkür ediyorum efendim.

Diğer yandan, TİKA tarafından, I. Ahıska Türkleri Kurultayı’nın Azerbaycan’da toplanmasına da öncülük edildiğini ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on beş yıllık tecrübesi ve uyguladığı 5.000’den fazla proje ve faaliyet ile TİKA’nın vizyonu, Türkiye’nin tarihsel sorumluluk ve misyonuna uygun olarak uluslararası standartlarda hizmet veren etkin ve teknik yardım kuruluşu olmaktır.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresinin 2008 yılı bütçesinin hayırlı olmasını dilerken konuşmamı Dede Korkut’un sözleriyle tamamlamak isterim: “Gölgeli ağacımız kesilmesin, ormanlarımız seyrelmesin, çağlak akan sularımız kurumasın, ümidimiz azalmasın, kanatlarımız kırılmasın, ocağımız yanar dursun, çanağımız her vakit sönmesin.”

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akgün.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Çiçek, Yozgat Milletvekili.

Buyurun Sayın Çiçek. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; Diyanet İşleri Başkanlığının 2008 bütçesi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Teşkilat Kanunu’nda, İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek görevi, Anayasa’mızca Diyanet İşleri Başkanlığına verilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün, her türlü siyasi görüş ve düşüncenin üstünde kalarak millî birlik ve dayanışmayı temin etmeyi, kardeşlik, yardımlaşma ve fedakârlık başta olmak üzere, dinimizin yüce prensiplerini vatandaşımıza tanıtmayı, din konusunda milletimizi doğru bilgilendirmeyi, milletimizin manevi ve ahlaki değerlerine bağlılığı artırmayı amaç edinmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, ülkemizde yaşanan İslam’ın her türlü yorumunun üst şemsiyesidir. Başkanlık, Sünni’si, Alevi’siyle, Mevlevi’si, Bektaşi’siyle bütün Müslümanların şemsiye teşkilatıdır. Kimse kendisini bu şemsiyenin dışında görmemelidir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Türk milletinin ve büyük devletimizin asırların imbiğinden süzülen dinî alandaki tecrübelerini, birikimlerini  dünyanın dört bucağındaki insanlara aktarmakta, İslam dininin doğru anlaşılması ve uygulanmasına rehberlik etmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam ülkeleriyle iş birliği yaparak, dünya Müslümanlarının her türlü problemlerini çözmek için İslam ülkelerinin ilgili kuruluşlarıyla bir araya gelmesinin öncülüğünü yapmaktadır.

Bundan dolayı, Diyanet İşleri Başkanlığı yedi yıldır Avrasya İslam Şûrasını toplamaktadır. Ayrıca, Türk cumhuriyetlerinin her biriyle de ilgilenmekte, bu ülkelerin dinî müesseselerinin yapılandırılmasında, dinî meselelerinin çözümünde alınan kararların birlikte uygulanmasında bu ülkelere rehberlik etmektedir. Bu doğrultuda, Avrasya İslam Şûrası 6 defa toplanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer dünya coğrafyasında geçmişteki şanlı mazimize uygun yer edinmek istiyorsak, siyasi, askerî, kültürel, ekonomik, sosyal alanda layık olduğumuz yeri almak istiyorsak, hiç şüphesiz, bu konuda devletimizin öncü teşkilatlarından biri olan Diyanet İşleri Başkanlığına gerekli ehemmiyeti vermemiz ve sorumluluğu ona yüklememiz gerekir.

Diyanet İşleri Başkanlığının faaliyetleri ülkemizde, ülkemizin dışında daha güçlü, daha organizeli, daha bilimsel ve yaygın hâle getirilmelidir. Son zamanlarda, asırlarca birbirleriyle çatışmış, savaşmış Hristiyan mezheplerinin dinî liderleri bir araya gelerek aralarındaki asırlık husumetlerini bir yana bırakıp, dünya üzerinde Müslümanlığın yayılmasını önlemek için kutsal ittifak oluşturmuşlardır. Hristiyanlığın ve Yahudiliğin tarih boyu rakibi Müslümanlık olmuştur. Müslümanlığı kabul ettiğimizden bu yana, Müslümanlığın aslına uygun yaşanmasını ve dünyaya tanıtılmasını şerefle ve şanla yüce Türk milleti gerçekleştirmiştir. Bunun için, tarih boyu Haçlı seferlerinin direkt muhatabı hep Türk milleti ve Türk devletleri olmuştur. Bugün, dinler arasındaki rekabetin dinimiz lehine sonuçlanması için rakiplerimizden daha organizeli ve daha donanımlı bir Diyanet teşkilatının kurulması, yönetilmesi ve geliştirilmesi zaruridir. Bu başarı, bilgili, kabiliyetli, asrın her türlü teknolojik ve bilimsel imkânlarıyla donatılmış, ehliyetli Diyanet görevlilerinin çatısı altında yönetilen Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatıyla sağlanabilir.

Misyonerlerin ülkemizde ve Türk cumhuriyetlerinde faaliyet gösteren yüzlerce televizyon ve radyosu, binlerce legal ve illegal kuruluşu ve yılda tahminen 15 milyar dolar civarında mali kaynağı vardır.

Sayın milletvekilleri, bazı değerler vardır, bu değerler, toplumun ortak malıdır, bu değerler üzerinde toplumun her bir bireyi eşit hakka sahiptir. Bu değerlerle ilgili, bir kişi, bir kuruluş, cemaat, cemiyet, dernek, parti veya şahıs, diğerinden daha fazla hak sahibi olduğunu iddia edemez. Bu değerler, din, vatan, bayrak gibi değerlerdir.

Din, elbette, bu değerlerin başında gelmektedir. İslam dini, ülkemizdeki insanların hepsinin müşterek değeridir. Diyanet teşkilatı da toplumun bütün kesimlerine böyle bakmalıdır. Camideki imam, arkasındaki cemaatin, ırkına, rengine, milletine, mezhebine, cemiyetine, kadınlığına, erkekliğine bakmadan “Bana tabi olanlara imam oldum.” diye niyet eder. O, herkesin imamıdır, örnek kişidir, İslam’ın yaşayan yüzüdür, herkes, onun şahsında yüce İslam dinini görür. Artık, herkes, dinî problemlerin çözüm yerinin, ülkemizde, Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu kesinlikle bilmelidir.

Birileri camileri devlete, millete, cumhuriyetin temel ilkelerine düşman üreten yerler olarak görme basiretsizliğinden kesinlikle vazgeçmelidir. Devletimiz, yüce İslam dinini legal olarak kendi kuruluşlarında ve dinin aslına uygun tarzda öğretemezse ehil olmayan kişi ve kuruluşlar çoğalır; din, asli kaynağından uzaklaşır; hurafeler, dini boğar, yozlaştırır; bir sürü, madrabaz, din sahtekârı türer. Cahil, yobaz, bağnaz insan tipleri yüce dinimizi babalarının tarlaları gibi parselleyerek cennet, cehennem satmaya başlarlar. Diyanet görevini yapmazsa, yapamazsa meydan bu madrabazlara kalır, sahtekârlara kalır. Bu sebeple…

Diyanet İşleri Başkanlığımızın teşkilat kanunu hâlâ çıkarılamamıştır. Geçen dönem, Genel Kurulumuza indirilme çalışmaları vardı, önümüzdeki günlerde, yine, Genel Kurulumuza gelerek kanun çıkarılacaktır. Parlamentoda grubu bulunan, bulunmayan bütün partilerin katkısıyla acilen bu kanun çıkarılmalıdır. Yetkisiz sorumluluk olmaz, Başkanlığa yetki verilmeli, donanımlı hâle getirilmeli, bundan sonra da ülkemizdeki bütün dinî meselelerin sorumluluğu Diyanet İşleri Başkanlığına yüklenmelidir.

Diyanet İşleri Başkanlığının yirmi dört saat yayın yapan bir televizyonu olmalıdır. Bilindiği gibi, neredeyse, nüfusumuzun yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Yukarıda zikrettiğim bütün faaliyetlerde maddi ve manevi desteğini Diyanet İşleri Başkanlığından hiç esirgemeyen Diyanet İşleri Vakfıyla yardımlaşarak din eğitimine önem verilmelidir. Diyanet personelinin mali imkânları, özlük hakları geliştirilmelidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Çiçek, bir dakika ekliyorum, lütfen tamamlayın.

MEHMET ÇİÇEK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, 81 ilinde, 850 ilçesinde, 3.227 beldesinde ve 3 haneli bir yerleşim biriminde, ayrıca, dünyanın birçok ülkesinde temsilcisi olan, 79.600 camide ve binlerce mescidinde ezan okunan, namaz kılınan, bayram namazında 30 milyon, cuma namazlarında 25 milyon Müslüman’ın namaz kıldığı, Hanefi’si, Şafii’si, Hanbeli’si, Maliki’si, Mevlevi’si, Alevi’si, Nakşi’si, Kadiri’si; Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’iyle, yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’yiz. Birbirlerine asırlarca din, kan kardeşliği olmuş, sarsılmaz bir imanın hayatı hâline gelmiş olan Türkiye’yiz. Dünya coğrafyasının en jeostratejik ve politik merkezi, doğudan batıya, güneyden kuzeye, dünyanın en can alıcı ülkesiyiz. Asırlarca, insanlığa, insanca yaşamanın örneklerini sergilemişiz. Biz, on altı Türk devletinin vârisi, Türkiye Cumhuriyeti’yiz ve Türkiye’yiz. Bu yüce milleti, bu kutsal vatanı ve yüce İslam dinini kıyamete kadar yaşatacak nesillere güzel şeyler bırakmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çiçek.

MEHMET ÇİÇEK (Devamla) – Bu vesileyle, iktidar-muhalefet bütün siyasi partilerimizin üstüne titrediği, zarar görmesini istemediği toplumumuzun mozaiği olan Diyanet İşleri Başkanlığı bütçemizin ülkemize, memleketimize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çiçek.

Şimdi, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.04

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Harun TÜFEKCİ (Konya)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 30’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, söz sırası, Demokratik Toplum Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Bengi Yıldız’da.

Buyurun Sayın Yıldız. (DTP sıralarından alkışlar)

DTP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçeleri konusunda Demokratik Toplum Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yüce halkımızın alın teri ve emeği sonucu yaratılan değerlerle finanse edilen kurumların ne derece halkın hizmetinde oldukları ve yasalarla ne kadar bağlı oldukları merak konusudur. Mesela, Millî İstihbarat Teşkilatı yasalarla kurulan ve elemanları, bütçesi yasalarla belirlenen bir kuruluş. Elde ettiği istihbari bilgileri Cumhurbaşkanlığına, Başbakana, Genelkurmay Başkanlığına ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği ile gerekli kuruluşlara ulaştırma görevi vardır.

Bildiğimiz kadarıyla, MİT dışında Genelkurmay Başkanlığının ve de gayriresmî de olsa Jandarma Genel Komutanlığının da istihbarat birimleri vardır. Millî İstihbarat Teşkilatının bilgileri Genelkurmay Başkanlığına ve Jandarma Genel Komutanlığına verdiği, yasaların amir hükmü gereğidir. Ülkenin Cumhurbaşkanını, Başbakanını tatmin eden bilgiler, saydığımız kurumları tatmin etmiyor olacak ki ayrı istihbari çalışmalara gidiyorlar. Acaba bu kurumlar da elde ettikleri bilgileri sivil makamlarla paylaşıyorlar mı, daha doğrusu bu kurumları sivil yetkililer denetleyebiliyorlar mı? Mesela JİTEM var mıdır, yok mudur? JİTEM’e bağlı çalışan onlarca insanın açıklamalarına rağmen bu yapılanma kabul edilmiyor, çünkü, kanun dışı bir yapılanma.

Batman eski Valisi Salih Şarman, 17/04/2006 tarihli Sabah gazetesinde şöyle diyor: “JİTEM’le birlikte çok iyi çalıştık. Neden ‘yok’ dediler, hiç anlayamadım. Vardı ve faydalıydı. Bize göre model doğruydu, yeniden uygulanabilir.”

Yine, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi, Diyarbakır, Mardin ve Batman’da öldürme, kundaklama ve bombalama eylemleri gerçekleştirdikleri ileri sürülen 11 kişiyi JİTEM elemanları ve asker oldukları için, dosyada görevsizlik kararı vererek, dosyayı askerî mahkemeye gönderiyor.

JİTEM konusu, Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk Raporu’na da yansımıştı.

Yine, en son gelişme, 01/12/2007 tarihli Taraf gazetesinin haberine göre, Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi, JİTEM’in varlığını kabul ederek, aralarında devlet övünç madalyası sahibi eski Bölge Jandarma İstihbarat Grup Komutanı emekli Albay Abdülkerim Kırca ve “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bulunduğu 8 kişiyi müebbet hapis cezası istemiyle yargılıyor. Jandarma Genel Komutanlığının istihbarat faaliyetlerini, istihbarat daire başkanlığı gibi kendi içinde jandarma istihbarat timlerince yaptığı resmî olarak da kabul edilmektedir zaten. Bir demokratik hukuk devletinde bu tür istihbari bilgilerin hukuka ve siyaseten halka hesap veren hükûmetlerin kontrolünde olması gerektiği tartışılmazdır.

MİT açısından, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, bizde de zaman aşımına uğramış ve istihbari bilgi olmaktan çıkmış dosyaların kamuoyuna açıklanması gerekmektedir. Mesela, Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Adnan Menderes, Deniz Gezmiş ve benzerlerinin dosyalarının tüm kamuoyuyla paylaşılmasında ne gibi sakınca olabilir ki?

Avrupa Birliği ilerleme raporlarında Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’nin Parlamentoda tartışılmaması eleştiriliyor ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyaset üzerindeki etkisinin sürdüğüne vurgu yapılıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yapılacak açıklamaların ancak askerî, savunma ve güvenlik konularıyla sınırlı olması gerektiği ve bu açıklamaların da Hükûmetin bilgisi dâhilinde yapılması gerektiği belirtiliyor. Hâlbuki, askerler, hemen her gün, her konuda siyasi açıklama yapıyor, hem de Hükûmete ters düşerek bunu yapıyorlar. Sanal ve sanal olmayan bildiriler yayınlıyorlar; millî eğitimden türbana, cumhurbaşkanı seçiminden siyasi partilerin kapatılmasına kadar her konuya müdahil oluyorlar.

Millî Güvenlik Kurulunda asker siyaset yapıyor, hem de en üst derecede bunu yapıyor. Hâlbuki, Atatürk, İttihat ve Terakki Kongresi’nde siyasete karışmanın orduyu zayıflatacağı ve politika yapmak isteyenlerin üniformalarını çıkarmalarını dile getirmiştir.

Yeni Anayasa’da Millî Güvenlik Kurulunun mutlaka kaldırılması gerekir. “AB’ye uyum” adı altında sadece genel sekreterlerin sivil olması gibi MGK Genel Sekreterliği Yasası'nda değişiklik yapmak yeterli olmaz. MGK kalkmadan, askerin siyasetten kışlaya dönmesi söz konusu olamaz. Mesela, Askerî Ceza Yasası'nın 148'inci maddesine göre, siyasi telkinde bulunmak bir suçtur. Bugüne kadar siyasi telkinde bulunanlar ve siyasi açıklamalar yapanlar hakkında ne tür bir soruşturma açılmıştır? Diğer ülkelerde de millî güvenlikle ilgili kurullar var ancak onlar sadece dış güvenlikle ilgili kurullardır. Bizdeki gibi özelleştirmeden millî eğitime kadar her işe karışmazlar. Bizdeki Millî Güvenlik Kurulu, siyasetin üretildiği, siyasi çözümlerin tartışıldığı bir yer. Asker burada bir siyasi parti gibi çalışıyor. Askerin siyasete müdahalesi ittihat ve terakki geleneğinin bir devamıdır. 1905'ten beri ordu siyasete müdahale ediyor. Mustafa Kemal, ordunun siyasetin dışına çıkmasını ancak 1960 darbesine kadar önleyebilmiştir ve Millî Güvenlik Kurulu 61 Anayasası'yla hayatımıza girdi, 71'de güçlendi ve 82 Anayasası'yla siyasetin belirleyeni oldu. Askerin siyasete karışması nasıl Birinci Dünya Savaşı'nda bir felakete yol açmışsa, cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı müdahalelerle çok partili siyasal yaşamın sekteye uğramasına ve siyasal yaşamın güdük kalmasına neden olmuştur. Siyasetimizin en temel çıkmazı, askerî vesayet rejimi görüntüsünden kurtulamamamızdır.

Değerli milletvekilleri, öyküyü bilirsiniz, Konfüçyüs öğrencileriyle birlikte Thai Dağı'nın eteklerinde gezinirken ağlayan bir kadın görür. Öğrencilerinden biri kadına neden ağladığını sorar. Kadın: "Çok acı çekiyorum, bu çevrede bir kaplan var. Önce kaynatamı parçalayıp yedi,  sonra kocamı, şimdi de oğlumu öldürdü." der. Konfüçyüs söze karışır ve "Öyleyse, niçin bir başka yere gitmiyorsun?" diye sorar. Kadın şu ilginç cevabı verir: “Çünkü burada insanlara baskı yapan bir devlet yok.” der. O zaman, bilge Konfüçyüs, öğrencilerine şunları söyler: “Kadıncağız haklı çocuklarım, baskı yapan devletler kaplanlardan daha korkunçtur. Bunu hiç unutmayınız.”

Hukuk devleti, devletin kendisini hukukla sınırladığı, hukukun en üstün değer olduğu, hak ve özgürlüklerin devletin bir ihsanı değil tanınıp güvence altına alındığı devletin adıdır. Çağımızda az devlet, çok hukuk diye özetlenebilen hukuk devletinin hukuk çoğaldıkça devletin meşruluğu ve saygınlığı da artar.

Avrupa ilerleme raporlarında -aşağı yukarı hepsinde- Güvenlik Siyaset Belgesi’nin Parlamentoda tartışılmaması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyaset üzerindeki etkileri konusu eleştiriliyor. Avrupa Birliğinin bu konudaki hassasiyeti neden kaynaklanmaktadır? Bu soruyu ancak gözlerimizi dünyaya çevirerek yanıtlayabiliriz.

Dünya genelinde yaşanan deneyimler açıkça ortaya koymaktadır ki, ordunun politize bir niteliğe sahip olduğu ülkelerde demokrasi, gelişme, hatta kimi zaman nefes alma olanağını bile bulamamıştır. Politize bir orduya sahip olan Şili’de Pinochet, 1973 yılında gerçekleştirdiği bir darbeyle Allende'yi devirip yönetimi ele geçirmiştir. Politize bir ordusu olan Arjantin, 24 Mart 1976’da yapılan bir darbeyle iktidara taşıyan askerî darbenin izleri otuz yıl sonra dahi silinememiş durumdadır. Yine, askerî darbe deyince akla gelen ülkelerden birisi de Yunanistan’a baktığımızda görüyoruz ki, darbe sırasında bu ülkenin ordusu da politize bir ordu durumundaydı.

Değerli vekiller, Türkiye, hepimiz biliyoruz ki, bir darbeler ülkesidir; 27 Mayıs darbesi, 12 Mart darbesi, 12 Eylül darbesi. Fakat daha da kötü olanı, Türkiye siyaset geleneğinin askerî otoritelere hep bir kurtarıcı gözüyle bakmasıdır. Solcular 27 Mayısı olumlu bulurken, sağcılar 12 Martı olumlu bulmaktadırlar. Türkiye’deki darbeleri ve anayasal süreçleri, oldukça saplantılı bir biçimde, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Fransa’daki süreçlere benzetenler bile var. Bu anlayış, sivil siyaset alanlarının askerî müdahalelere hep açık oluşuna bir meşruiyet kazandırmaktadır.

Artık farkına varılmalıdır ki darbenin iyisi ve kötüsü olmaz. Bir ülkede darbe olasılığı ve askerî otoritelerin siyaset alanına örtük ya da açık müdahaleleri söz konusuysa, o ülkede demokratikleşme ve sivilleşme sürekli tehdit altındadır.

Türkiye’de, hâlihazırda askerî otoriteye ülkenin temel siyasetini belirlemesinde tayin edici rolü veren kurumların başında şüphesiz ki Millî Güvenlik Kurulu gelmektedir. Ordu, Millî Güvenlik Kurulu kanalıyla ülkenin temel siyasetinin belirlenmesinde etkin bir rol almakta, bu uygulamalara yönelik karar ve davranışlarda bulunmaktadır. Türkiye’de Millî Güvenlik Kurulu uygulamaları, devlette hâkim olan siyasi kültürün derin izlerini taşımaktadır.

Millî Güvenlik Kurulu, ilk kez 1961 Anayasası’yla anayasal bir kurum hâline getirilmiştir. Türkiye’yi bu tür bir kurum arayışına götüren faktörler, sadece iç siyasal gelişmeler ve dengeler değildir. Bunların yanı sıra dış dinamikler ve konjonktürün de MGK’nin doğmasında önemli rolleri olmuştur. Pek çok ülkede esas niteliği “bilgi verme organı olma” özelliğini katbekat aşan MGK, “millî güvenlik” kavramının sınırlarını zorlayan kararlar aldığı yönünde eleştiriler hep tazeliğini korumuştur.

Türkiye tarihine baktığımızda da 60, 71 ve 80 müdahalelerinin, toplumsal değişimin getirdiği talep artışının ve kargaşanın, siyasal krizi sistemik krize soktuğunu görüyoruz. Zaten, Türkiye’de Millî Güvenlik Kurulunun tarihine baktığımızda, MGK’nin yetki ve işlerlik alanının her darbede biraz daha genişletilmiş, 12 Eylül darbesi sonucu çıkarılan Anayasa’yla da neredeyse her şeye müdahale etme erkiyle donatılmış olduğunu görüyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde birçok ülkede ulusal savunma ya da ulusal güvenlik konularında yürütme organına yardımcı olan ve ona danışmanlık hizmeti sağlayan organlar bulunmaktadır. Kurul tipi örgütlenen, kurul, konsey veya komite olarak adlandırılan ve işlevleri ülkeden ülkeye farklılıklar gösteren bu organlar özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yaygınlaşmıştır. Savaş sonrasında ABD Ulusal Güvenlik Konseyinin, ulusal güvenlik kurullarının yaygınlaşmasında öncü rol oynadığı kabul edilmektedir.

Türkiye’de 61 Anayasası döneminde önce 30 Mayıs 1949 tarih ve 5399 sayılı Yasa’yla kurulmuş olan ve MGK’yle arasında kuruluş ve yetkiler bakımından benzerlik bulunan Millî Savunma Yüksek Kurulu bulunmaktaydı. Bu kuruluşun kuruluş amacı ilgili kanunun 1’inci maddesinde devlet işlerinin en başında gelen topyekûn millî savunma görevlerini yerine getirmek olarak belirlenmiştir. Yerleşmiş bir kadrosu ve uzmanları olamayan ve yalnız millî savunma işleriyle görevli olan bu kurul 1949 yılından 1961 yılına kadar elli civarında karar almıştır. Kurulun yapısı ve işleviyle ilgili dört özelliği dikkat çekmektedir. Bunlar: Kurulun anayasal değil yasal düzeyde oluşu, adının “millî güvenlik” değil “millî savunma” olması, kurula askerî üye olarak sadece Genelkurmay Başkanının katılması ve bunun yanında çok sayıda sivil bakanın bulunması.

Bugün, fiilî durum itibarıyla askerlerin sistem üzerindeki vesayetini meşrulaştıran, askerî vesayeti yasal kisveye büründüren bir aygıt olarak kabul edilebilecek olan MGK’nin geçirdiği evrimde ülkede yaşanan askerî darbeler ve müdahaleler belirleyici olmuştur. Kurul 60 yılındaki askerî darbeyi izleyen dönemde çıkarılan 61 Anayasası’yla kurulmuş, 71 askerî müdahalesiyle bazı değişikliklere uğramıştır. Ancak asıl radikal dönüşüm 1980 darbesini izleyen dönemde çıkarılan 82 Anayasası’yla olmuştur; kapsamına hemen her şeyin girebileceği “millî güvenlik” olarak değiştirilmiştir. 61 Anayasası, Millî Güvenlik Konseyini yarı askerî bir devlet konseyi olarak kurumlaştırmış, askerî bürokrasiyi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kuruluyla beraber yürütmenin üçüncü başı hâline getirmiş, bu yapı 1982 Anayasası’yla pekişmiştir. Kurul, silahlı kuvvetlerin üst kademe komutanları ile yürütmeden sorumlu Cumhurbaşkanı ve bazı bakanları bir araya getirmekte ve böylece silahlı kuvvetlerin siyasal sürece bir ölçüde katılmasını kurumlaştırmakta ve meşrulaştırmaktadır. Bu hâliyle, MGK, askerî bürokrasinin yürütme aygıtı içindeki ayrıcalıklı yerinin veya bir ölçüde devlet yapısını militarize etmenin bir göstergesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “millî güvenlik” kavramıyla ilgili mevzuattaki bir tanım 2945 sayılı MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu’nda mevcuttur. Buna göre, millî güvenlik, devletin anayasal düzeninin, millî varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukun her türlü iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanmasını ifade etmektedir. Yasa koyucunun millî güvenlik konusunu bu şekilde tanımlaması karşısında MGK’nin görev alanına girmeyen konu kalmamış gibidir. Böylece, devletin millî güvenlik siyaseti adı altında, esasen, devletin her alanı kapsayan devlet siyaseti ortaya çıkmaktadır. Millî güvenlik kapsamının çok geniş tutulması, MGK’nin genel oya ve siyasal parti rejimine karşı duyulan güvensizlik sonucu kurulduğu tezini güçlendirmektedir. Böylece, Meclis, egemenliğini kullanan tek organ değil, bu organlardan yalnızca bir tanesi konumuna düşürülmüştür.

Millî Güvenlik Kurulu, Hükûmetin ve Parlamentonun üstünde, devletin kaderinde söz sahibi olan fakat hiçbir siyasal sorumluluk taşımayan bürokratik bir üst kurum niteliğindedir. Devlet işleri esas olarak bu kurulda yürütülmektedir. Ülkenin ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve askerî her türlü kararı önce burada alınmakta, Hükûmetin icraatı bu Kurulda alınan kararlar doğrultusunda sürdürülmektedir. Uygulamada, kırk yıla yaklaşan pratiğinde Millî Güvenlik Kurulu yalnızca sıkıyönetim, olağanüstü hâl gibi iç güvenlikle ya da Çekiç Güç gibi dış güvenlikle ilgili rutinleşmiş konularda tavsiye kararı almakla kalmamıştır. Bugüne kadarki Bakanlar Kurulu tarafından eksiksiz olarak kabul edilen MGK tavsiyeleri ekonomi, dış politika, eğitim, insan hakları, üniversite, akademik çalışmalar gibi bütün konuları kapsamaktadır.

İdarenin bütünlüğü içinde mütalaa edilen Kurul bakanlıkların hiyerarşisine tabi olmadığı ve istişari organ sayıldığı için, tüzel kişiliği olmayan bir kuruluştur; hiçbir kurumun denetimine tabi olmadığı için de özerk nitelikte kabul edilmektedir. Kurulun bu özerkliği ona serbestçe irade oluşturma hakkı tanımakta, buna karşın tüzel kişiliği olmadığı için herhangi bir sorumluluğu olmamaktadır.

3 Ekim 2001 tarih ve 4709 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa değişikliği, Anayasa’nın 118’inci maddesinde yer alan Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili düzenlemeleri de kapsamaktadır. Son değişiklikle, Başbakan Yardımcıları ve Adalet Bakanı Kurula dâhil edilmekle, Kurulun sivil toplam üye sayısı artırılmıştır. Millî Güvenlik Kurulu, millî güvenlik siyasetinin belirleyicisi değil, Bakanlar Kurulunun, Hükûmetin genel siyaseti içinde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Yıldız, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

BENGİ YILDIZ (Devamla) – Anayasa’nın 125’nci maddesinin birinci fıkrasında “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” hükmü gereği, gizliliği ortadan kaldıran işlemlerin bağımsız yargı tarafından denetlenmesi de mümkün olabileceğinden, söz konusu düzenleme olumlu bir gelişme olarak kabul edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasal literatürde egemen “istisnaya karar veren” biçiminde tanımlanmaktadır. Bu ise kendi hukuk sistemini askıya alabilen, bu güce sahip olanın egemen olduğu anlamına gelmektedir. Mevcut anayasaları ayaklar altına alan, üç darbeyle iki buçuk anayasa yapan, bunu da İç Hizmet Kanunu’na dayandırma rahatlığını kendinde gören gücü sorgulayabildik mi? “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” diyen, cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal’dir. Yine, “Asker siyasete karışmamalıdır. Siyaset yapmak isteyenler üniformalarını çıkarıp öyle siyaset yapsınlar.” diyen de Mustafa Kemal’dir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

BENGİ YILDIZ (Devamla) – Mustafa Kemal’in bu isteklerinin egemen olduğu bir Meclis ve Türkiye dileğiyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Demokratik Toplum Partisi Grubu adına ikinci söz, Sayın Şerafettin Halis, Tunceli Milletvekili.

Buyurun Sayın Halis.

On beş dakika süreniz var.

DTP GRUBU ADINA ŞERAFETTİN HALİS (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri Başkanlığının 2008 mali yılı bütçesiyle ilgili Demokratik Toplum Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanın manevi dünyasının temel ögelerinin başında din gelir. Bugün bütçesini görüştüğümüz Diyanet İşleri Başkanlığının görevi, dinle ilgili sorunları çözmektir. Bir başka görevi de insan için bu kadar önem arz eden dinler ve inançlar arasında diyaloğu, hoşgörüyü ve barışı sağlamak olmalıdır. Bu, o inançlara ve inanç sahiplerine duyulan saygının bir gereğidir.

Diyanet İşleri Başkanlığını tüm inanç gruplarına eşit mesafede durarak çalışmasını yürütebilecek bir yapıya kavuşturmak da bizlerin görevidir. Bu da demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olmanın gereğidir. Anayasa’nın 2’nci maddesi “Türkiye Cumhuriyeti… demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” dese de, cumhuriyetten günümüze laiklik hep bir sorun olarak var olagelmiştir. Laikliği dinsizlik olarak görenler ile laikliği sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması olduğunu söyleyenlerin arasındaki kör dövüş, siyaset ve toplum sahnesinde hiç eksik olmamıştır.

Laikliğin din ve vicdan ve kanaat özgürlüğü olduğunu, bu özgürlüğün devlet tarafından teminat altına alınarak, farklı din ve inanç gruplarına karşı eşit mesafede durulması yönü algılanmamış ya da algılanmak istenmemiştir.

Ülkemizde var olan laiklik sorunu, Orta Doğu, İran-İslam coğrafyasının yaklaşık son otuz yıllık konjonktüründen daha da beslenmiş, özellikle de son Cumhurbaşkanlığı seçimi ardından daha da ürkütücü bir hâl almıştır. Öyle ki bu ürkütücülük, siyasal literatürümüze geleceğe, vahamet sayılabilecek “mahalle baskısı” kavramını kazandırmıştır.

AK Partinin iktidarlaşmasıyla beraber, kendisini sınırlı alanlarda gösteren dinsel motifli bu hareketlenmeler, Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen akabinde, yaşamın her alanında daha cesaretli bir şekilde boy vermeye başlamışlardır. Bu gelişmeler, ister istemez ülkemizde, başta Aleviler olmak üzere farklı inanç gruplarında ve Türkiye'yi demokratik, aydın yarınlara taşımak isteyenlerde kaygı, hatta korkuların doğmasına neden olmuştur.

Anayasa’nın 10’uncu maddesi “Herkes, dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” der.

Yine, 17’nci maddede “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” diye yazar.

Değerli milletvekilleri, görevi din işlerini yürütmek olan Diyanet İşleri Başkanlığının, içinde tüyü bitmemiş yetimin hakkının da bulunduğu milyarlarca YTL’yle telaffuz edilen bütçesinin görüşüldüğü bu oturumda, bu kurumu Anayasa’nın belirttiği bu ilkeler ışığında irdelemek ve değerlendirmek durumundayız. Ancak, bu irdeleme ve değerlendirmenin anlaşılır olabilmesi için çok gerilere değil, tarihin orta ve yakın arka planında biraz gezinmekte yarar olduğuna inanıyorum.

Bilindiği gibi, Türk ulus devleti, çok dinli, çok uluslu, Osmanlı imparatorluğundan doğar. Osmanlıların kendi içindeki farklılıklara hoşgörüyle bakıldığı söylense de bu genel bir doğrudur ancak Aleviler için geçerli değildir. Çoğu tarih kitaplarının yazdığı kıyımlar bunun açık bir örneğidir.

Geçmişte, Osmanlıdan çok çekmiş olan Aleviler için genç cumhuriyet bir umut olur. Daha Kurtuluş Savaşı günlerinde Hacı Bektaş Veli Dergâhı aracılığıyla Alevilerin  desteğini almış olan Mustafa Kemal, Birinci Meclise, ne yazık ki, nüfusun yaklaşık üçte 1’ini oluşturan Alevilerden çok az sayıda mebus alır. Bu, Alevilerin cumhuriyet dönemi boyunca nasıl olması gerektiğinin ilk işareti gibidir.

1924 Anayasası’na “Devletin dini İslamdır.” ibaresi konur. Bu, ister istemez diğer inanç grupları karşısında Sünni İslam’a bir imtiyaz hakkı doğurur. Oysaki, demokrasilerde devletin dini olmaz.

3 Mart 1924’te yani hilafetin kaldırıldığı gün, o gün için laik bir sıfat yüklenmese de Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur. O günün koşullarında irticai tehlikelere karşı devlet gücüne dayalı görev yapması bir ihtiyaca cevapmış gibi görünse de 1937 yılında Anayasa’da yapılan düzenlemeyle laiklik ilkesinin benimsenmesinden sonra da bu kurumun işlevinde bir değişiklik olmamıştır. Din işleri, Osmanlıda olduğu gibi, yine devletin tekelinde kalır. Böylece, nevi şahsına münhasır bir laiklik doğar. Genç cumhuriyet Alevilerin umutlarına karşılık vermez, bir topluluk olarak onlara siyasi ve dinî düzlemde hiçbir ilgi göstermez. Alevilere ait tanımlanabilecek davranış, imge ve söylem yoktur. Ancak, Osmanlı döneminden kalma iftira, karalama ve hakaretler hep devam eder. Cumhuriyet edebiyatında bu karalamalar konu edilir. Yakup Kadri’nin Alevilere ağır hakaretler eden “Nur Baba” romanı onlarca roman ve benzeri yapıtlardan sadece bir tanesidir ki bu roman, 12 Eylül sonrası hükûmetler döneminde Millî Eğitim Bakanlığı tarafından okullarda okutulması tavsiye edilen kitaplar listesinde yer almıştır.

Tek partili dönemde, bırakınız Alevilere hak vermeyi, bu inanç topluluğu hep kuşkuyla bakılan potansiyel bir tehlike olarak görülür. Cumhuriyet Halk Partisinin gizli tuttuğu, 1949 yılında dönemin Maraş Milletvekili Hasan Reşit Tankut’un kaleme aldığı raporda, Aleviler arasında kök salamadıkları yazılıdır. Bu, bir itirafname gibidir. Bir yıl sonra, 1950 seçimlerinde Alevilerin Demokrat Partiye yüzünü dönmeleri bu raporu doğrular durumdadır.

Değerli milletvekilleri, çok partili sisteme geçiş ikinci bir umut dönemecidir. Çok partili sistemle birlikte, ne hikmetse Aleviler birden değer kazanır. Buradaki değeri tırnak içinde söylediğimi ayrıca belirtmek istiyorum. Partiler bu kesim üzerinde yarışa girerler. Burada çok önemli bir saptamanın altını da çizmek istiyorum: Bu yarış, Türkiye’de farklılıkların siyasallaşma sürecini de açığa çıkarmıştır. Yarışa giren bu partiler, Sünni bir söylemle Alevi bir söylemi bir türlü buluşturup sentezleyemezler. Bu zorlanma üzerine Demokrat Parti ve daha sonra gelen ardılları, sağcı, Sünni bir söylemi benimserler, tarikatlara göz kırpmaya başlarlar. Bu nedenledir ki yüzünü Demokrat Partiye dönmüş Aleviler yön değiştirirler, yeniden Cumhuriyet Halk Partisine gitmekten başka da çareleri yoktur zaten. Bu çaresizlik günlerinde önlerine üçüncü bir umut dönemeci çıkar. 1960 darbesi. 61 Anayasası’nın konjonktürel mecburiyetten dolayı getirmiş olduğu kısmi demokratik rahatlama sol siyasal partilerin ve grupların doğmasına yol açar. Aleviler, tarihten gelen toplumsal kültürlerinden dolayı solu kendisine daha yakın bulurlar. Sol cephede varlık göstermeye başlarlar.

Bu, kırılma, dökülme, ağır aksak giden süreçten sonra karşılarına çıkan 12 Eylül darbesi Aleviler için dördüncü dönemeç olur ki, bu, sonu başından belli olan açık bir yıkım sürecidir. 12 Eylülün iktidar ve iktidarlar üzerinde açık izlerinin olduğu bir süreçte Alevi köylerine camiler yaptırılır, çocuklar zorla imam-hatiplere ve benzeri kurslara gönderilir. Bu kitlenin yoğunluklu yaşadığı alanlara Sünni İslam’ı yaymaya çalışan ikna heyetleri gönderilir. Askerî talimatlarla bu bölgelere gönderilen bu gruplar Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından organize edilir.

Geliyoruz bugüne. Bazıları Aleviler ile Aleviliği, anlaşılması güç, sınırları zor çizilen bir topluluk olarak gösterir. Doğruluk payı vardır. Devletin kararlı, tek tipçi politikaları bu topluluğu istatistiki açıdan görünmez ve kavranmaz kılmıştır. Örneğin, 1965 yılına kadar yapılan nüfus sayımlarında beş inanç topluluğu tanımlanırdı: Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler, dinsizler ve diğerleri. Hristiyanlar kendi içinde Ortodoks, Katolik, Protestan ve Gregoryen olarak mezheplere ayrılırken, Müslümanlarda böyle bir ayrım yoktur. Burada, hiçbir kategoride Alevilik görülmediği için bu inanç grubu ya dinsizler ya da diğerleri içinde algılanmaya başlamış, yol açmıştır. Hristiyanlara, Yahudilere verilen kısmi haklar Alevilere verilmemiştir. Neden verilmedi? İktidarlar vermek istemedi de ondan. Çünkü, Osmanlıdan gelen anlayış buydu, bu anlayışı kırmaya da hiç kimse yanaşmamıştı, yanaşmak istememişti.

Şimdi iktidarda AK Parti var. AK Parti birdenbire, durup dururken “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?” misali bir Alevi açılımı ortaya attı. Ortaya attı da ne oldu? Kim inandı? Kimi inandırmaya çalıştılar? Doğrusu kimseyi inandıramadılar, kimseye güven verici gelmedi. Keşke Aleviler güvenip inanabilselerdi diyorum. Ancak, milyonlarla ifadesini bulan bu topluluk inanıp güvenemiyorsa bunun çok açık ve somut gerçeklere dayanan nedenleri vardır.

Geçmişi bir yana bırakalım, AK Partinin içinden kopup geldiği geleneğe ve son on beş yıllık iktidardaki yaklaşımlarına bakılırsa her şey daha net algılanır ve anlaşılır. Sivas Madımak Otel, 37 insanın diri diri yakıldığı olay, hiçbir yanı ve yönü gizli olmayan, cellatları ve kurbanları belli olan bir vahşettir. Bu 37 sayısı daha çok da olabilirdi. Bu, insanları yakan güruhun avukatlığına gönüllü talip olan Sayın Şevket Kazan, Refah Partisinin Adalet Bakanlığı sırasında da bu güruhu cezaevinde ziyaret ederek cesaret ve umut vermiştir. Celladın da savunma hakkı vardır, buna itirazımız yok ancak, böylesi bir olayda ülkenin kaderinde rol alan, almak isteyen bir siyasi parti ve siyaset aktörü varsa, ortada bir vahamet var demektir.

Sayın Şevket Kazan, eleştirilere, savsaklayan alaycı bir üslupla aynen şöyle cevap verir: “Ben, Adalet Bakanlığı şapkamı çıkardım, vatandaş Şevket şapkamı takarak cezaevine gittim.” der. Aynı Şevket Kazan bakanlığı döneminde, Alevileri ağır hakaretlerle itham eder. Bunları Şevket Kazan’a sormak bir yana, Sivas olaylarını yönlendirişli… Dönemin Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu, milletvekili yapılarak partisi tarafından ödüllendirilir.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – On sene geriden geliyorsun arkadaşım!

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Dinleyin! Dinleyin! Tarihi bilmek zorundasınız, dinleyin!

BAŞKAN – Lütfen…

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – AK Parti, eski geleneğinden muhalif bir ayrışma iddiasıyla gelmiş olsa da Alevilere yönelik düşüncelerinde bir değişiklik olmaz. “Aleviler Müslüman’sa camiye gitsinler, cemevleri cümbüş evleridir.” diyen bir Başbakan, AİHM kararlarına rağmen ve AB İlerleme Raporu’nda hiç düşmeyen, din derslerinin herkese zorunlu okutulmasındaki ısrar, “İnançlarını Aleviler yazsınlar.” istemine karşı, “Biz, Ortodoksluğu Bartholomeos’a yazdırıyor muyuz ki Aleviliği de Alevilere yazdıralım.” diyen bir Bakan ve Aleviliği satanistlikle eş değer gören  bir milletvekili. Bunlar, AK Parti için verilmiş sadece birkaç örnek. Alevilerin böyle bir iktidara güvenmeleri beklenebilir mi?

 Daha dokuz, on gün öncesine kadar bu partinin yaklaşımı böyleyken ne oldu da birdenbire bir Alevi açılımıyla ortaya çıktılar? Böyle bir açılıma doğrusu Türkiye’nin ihtiyacı var ancak, bu açılımın, laik, sosyal bir hukuk devleti olmanın bir gereği için yapılmış olabileceği konusunda ciddi kuşkularımız var.

Basından öğreniyoruz. Genel bir doğrudur, yayınlanan bir haberin tersi ilgili kişi ve kurumlar tarafından söylenmedikçe, o yayın konusu doğru kabul edilir. Buradan hareketle, AK Parti Genel Merkezinde, Başbakanlık odasının bulunduğu sekizinci katta, Alevi milletvekili Sayın Reha Çamuroğlu’na, Alevilikle ilgili çalışmasını yürütmek için bir oda veriliyor. Olabilir, buraya kadar bir sorun yok. Gerisini Sayın Çamuroğlu’ndan dinleyelim: “Muharrem ayında, iftara bin Alevi davet edilecek ve davette Başbakan Sayın Erdoğan da bulunacak. Alevilik tüm yurttaşlarımızın problemidir. Meseleyi sosyal bir mesele olarak ele alıyoruz, teolojik boyutuyla ele almıyoruz.” Buraya kadar da her şey normal. Muhtemeldir ki tüm giderlerini AK Partinin karşılayacağı bu iftar yemeğine çağırılacak bin kişinin kimler olduğu sorulduğunda Sayın Çamuroğlu aynen şöyle diyor: “Aleviliği İslam içi görenler davetlidir.” İşte, tam da bu noktada takke düşüyor, kel görünüyor. Hani, Alevilik tüm yurttaşlarınızın problemiydi? Hani, mesele, sadece sosyal bir meseleydi?

ALAATTİN BÜYÜKKAYA (İstanbul) – İslam dışı mı?

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Hani, sorunu teolojik boyutuyla ele almıyordunuz? Şimdi, bir de toplumsal ve siyasal ahlak ve sorumluluk açısından soralım: Alevileri İslam içi ve İslam dışı görme hakkını ve haddini nereden ve kimden alıyorsunuz? (DTP sıralarından alkışlar) Bunu, bu toplumun barışı için, bu toplumun toplumlar arası diyaloğu için önemle arz ediyoruz ve bir daha söylüyoruz: Böyle bir haddi ve hadsizliği hiç kimse kendisinde görmemelidir. (AK Parti sıralarından gürültüler) Bu, olsa olsa siyasete tüccar mantığıyla bakan bir zihniyetin, bu inanç topluluğu içinde pazarlanabilecek insanların da olabileceği üzerine yapılan bir tasniftir. Söyleyelim: O binanın sekizinci katında yapılan pazarlama hesapları tutmayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Halis, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) - Rahatsızlık niye, niye rahatsızlık duyuyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Niye rahatsız oldunuz?

ŞERAFETTİN HALİS (Devamla) – Kısa tutacağım, zamanım olmadığı için, ister istemez size cevap veremeyeceğim.

Doğaldır ki farklı inanç yapısına sahip böyle bir zihniyetle yaklaşan AK Partinin, yeni anayasa oluştururken de aynı zihniyetle, bugünkünden daha da farklı olmayacak bir anayasa yapmada ısrarlı olabileceklerinin doğurduğu kaygı ve kuşkudur.

Değerli milletvekilleri, Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi, nasıl ki etnik, dinsel, cinsel kimliğine bakılmaksızın yurttaşlardan toplanan vergilerle toplanıyorsa, bu kurumun işlevini yerine getirirken de inanç kimlikleri ne olursa olsun -buna dinsizler de dâhildir- her kesime aynı eşitlikte duracak demokratik bir karakter kazandırmak için yeniden yapılandırılması zorunlu bir hâl almıştır.

Bu yapılanmayla herkesin eşit yurttaş hakları temelinde barış ve geleceğe güven içinde yaşaması dileklerimle saygılar sunuyorum. (DTP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halis.

Sataşma nedeniyle Sayın Reha Çamuroğlu’nun söz talebi vardır. Kendisine, açıklık getirmek üzere, Sayın Hatibin sözlerine açıklık getirmek üzere ve yeni bir sataşmaya meydan vermemek üzere üç dakikalık söz hakkı veriyorum, ek bir süre tanımayacağım.

Lütfen, buyurun Sayın Çamuroğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Alevilerin hakkını korumak için mi söz aldı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, ismi belirtilerek şahsına sataşıldı.

BAŞKAN – Lütfen Hatibe müdahil olmayın, lütfen.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR VE AÇIKLAMALAR

3.- İstanbul Milletvekili Reha Çamuroğlu’nun, Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis’in, konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

REHA ÇAMUROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, sataşma nedeniyle söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Büyük bir rahatsızlık yarattığımızı görüyoruz ve biz, bu rahatsızlıkları yaratmaya maalesef devam edeceğiz, çünkü ülkemizin hayrı için çalışıyoruz, milletimizin hayrı için çalışıyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu ülkede hiçbir arka bahçe bırakmayacağız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bütün bahçelerde meyve yiyeceğiz, lokma yiyeceğiz, türkü çığıracağız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Benden önceki Sayın Konuşmacı Arkadaşımız, ismimi kullanarak, aslında beni açıklamaya davet etti. Bu nedenle, kendisine teşekkürlerimi arz ederim.

Biz, bu yemeği bir Alevi inisiyatif olarak, bir düzenleme komitesi olarak bu iftar yemeğini, bu matem yemeğini düzenliyoruz ve Sayın Başbakanımız burada mihmandır, kendisi mihmanımız olacaktır. Bu yemek, bu iftar yemeği Adalet ve Kalkınma Partisinin düzenlediği bir iftar yemeği değildir, bir Alevi inisiyatifin düzenlediği bir yemektir. Bu nedenle, sivil ve özel olan bu alana davetlerimizi biz istediğimiz kriterde, istediğimiz şekilde yaparız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Biz, Aleviliğin İslam içi olduğunu, bizlerin Müslüman olduğunu -bin yıldır olduğu gibi- iddia eden, inanan insanlar olarak elbette ki davetimizi bu kriterle yaparız, bu kriterden kalkarak yaparız. (AK Parti sıralarından alkışlar) Fakat, Alevilikle ilgili problemleri masaya yatırma, çözme noktasında, tabiidir ki, kendisini Alevi olarak niteleyen bütün vatandaşlarımız muhatabımızdır.

Bu alanı iki şekilde ayırmak, vurgulamak zorundayız. Biz, bütün millete hizmet vermek için buradayız, bu alanda ayrım yapmayız, ama özel ve sivil bir davette, biz, kendi kriterlerimizi uygulama hürriyetine sahibiz.

Bu konuya açıklık getirmek için söz almış bulunuyordum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çamuroğlu.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam)

1.- 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/426) (S. Sayısı: 57) (Devam)

2.- 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçesi Kapsamındaki İdare ve Kurumların 2006 Bütçe Yılı Kesin Hesap Tasarısına Ait Genel Uygunluk Bildirimi ve Eki Raporlarının Sunulduğuna Dair Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/267, 3/191)  (S. Sayısı: 58) (Devam)

F) BAŞBAKANLIK (Devam)

1.- Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

G) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

I) TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

İ) DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Şimdi, tasarının lehinde söz isteyen Sayın Ali Kul, Bursa Milletvekili.

Buyurun Sayın Kul. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Beş dakika süreniz var.

ALİ KUL (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekillerim; 2008 mali yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerinde lehte görüşlerimi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Geçen hafta, elim bir uçak kazasında 56 kardeşimizi kaybettik. Dün, bu vatan için gözünü kırpmadan hayatını feda eden bir yüzbaşımızı toprağa gömdük. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi, bugüne kadar bu vatan için hayatlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilişinin 73’üncü yıl dönümünü kutluyoruz. Bu vesileyle bu hakkı lütfeden, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, hizmeti geçen herkesi huzurunuzda minnet ve şükranla anıyorum. (AK Parti sıralarından “Bravo Hocam” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Diyanet İşleri teşkilatı, cumhuriyetimizin ilk kurulan müesseselerinden birisi. 1920 yılında kurulan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinde Şeriye ve Evkâf Vekâleti adıyla bakanlık olarak yer almış, 1923’te kurulan cumhuriyet döneminde de bu statü aynen muhafaza edilmiş, ancak 3 Mart 1924 tarihinde bakanlık vasfı kaldırılmış, 429 sayılı Kanun’la Diyanet Reisliği olmuş ve akabinde de Diyanet İşleri Başkanlığı adı altında günümüze kadar gelmiştir. Bugün bu güzide teşkilatımızın dayandığı kaynak Anayasa maddesi 136… Bu vesileyle, bu güzide teşkilatımızın başında gecesini gündüzüne katarak hiçbir ayrım yapmadan, yaratılmışı da Yaradan’dan ötürü hoş görme toleransı içerisinde hareket eden, başta değerli Başkanımız Profesör Doktor Ali Bardakoğlu ve ekibine huzurunuzda teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, toplumu din konusunda aydınlatırken, dinin iki temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve sünnete dayalı sağlam bilgiyi esas almak, Müslümanların on dört asırlık dinî tecrübesini göz önünde bulundurmak suretiyle, bunun yanında modern hayatı ve insanlığın ortak birikimini göz ardı etmemek mecburiyetindeyiz. Yine, Diyanetin temel ilke ve hedefleri doğrultusunda, din konusunda mezhep, anlayış ve uygulama ayrımı yapmadan, vatandaşlık esasına göre hizmet sunmak, sürekli bilgi üretmek, bilgiyi toplumla paylaşmak ve güncel sorunlar hakkında yerinde ve zamanında açıklama yapmak, toplumun yarısını oluşturan kadınları din hizmetlerinin temel öğesi olarak kabul etmek, kadın hakları, töre ve namus cinayetleri, kız çocuklarına yönelik ayrımcılık, kız çocuklarının eğitimi, zorla evlendirilmesi gibi konularda toplumsal bilinci oluşturmak. Adını söylerken şuna da temas etmeden geçemeyeceğimiz, bakın, bugün Diyanet İşleri Başkanlığı teşkilatımızda 7 tane il müftü yardımcımız var, bayan olarak, 234 tane bayan vaizemiz var, 62 tane din hizmetleri uzmanımız var, bayan olarak ve yine 4/B statüsünde 6.286 Kur’an kursu öğreticisi görev yapmaktadır.

2006 yılında bayanlara yönelik olarak 5.975 vaaz yapılmış, 842 konferans yapılmış; 2007 yılının ilk altı ayında 3.031 vaaz, 324 konferans, 33 tane panel düzenlenmiştir. Bu, memleketimizin mukadderatında bu memlekete sahip olacak yavruları doğuran analara yönelik yapılan en güzel icraat değil de nedir? (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Sevgili milletvekilleri, zamanımız kısa, şunu da arz etmek istiyorum: İslam’ın itikadi ve amelî ilkelerini özümsemiş, eğitim ve kültür seviyeleri yüksek, kendisiyle ve toplumla barışık, beşerî ilişkilerde topluma öncü, muhatabını anlayan, dinî sorunlarına pratik çözümler üretebilen, dinî ve ilmî verileri birlikte kullanabilen söz ve davranışlarıyla örnek bir hayat …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kul, bir dakika ek süre veriyorum, lütfen tamamlayın.

ALİ KUL (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

… sergileyebilen, yani ruhunda rutubet olmayan, olduğu gibi gözüken ve yurt dışındaki vatandaşlarımızın asimile olmadan, kendi öz kimliklerine bağlı kalmalarına ve yaşadıkları topluma uyum içinde olmalarına katkı sağlamak amacıyla bu teşkilatımız çok büyük gayret göstermektedir.

Sevgili milletvekilleri, bu vatan bizim. Hepimiz daha çok hizmet etmenin mücadelesini veriyoruz. Ama öyle güzel bir ülkede yaşıyoruz ki, şair diyor ki:

“Azıcık kurcala toprakları, seyret ne çıkar…

Dipçik altında ezilmiş, parçalanmış kafalar!

Bereden rengi hüviyetleri uçmuş yüzler!

Bembeyaz saçları katranlara batmış dedeler!

Göğsü baltayla kırılmış memesiz valideler!

İşte bunlar o felaketzedelerdir ki, düşün,

Kurumuş ot gibi doğrandı bıçaklarla bütün!”

Niçin? Bizim için.

Sevgili milletvekillerim, bu bütçenin milletimize, teşkilatımıza hayırlı olmasını dilerken, diyanet teşkilatımızda görev yapan arkadaşlarımızın özlük haklarının geliştirilmesi hususunda gayretlerinizi ve teşkilat yasamızın çıkmasında gereğini umuyor, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kul.

Sayın milletvekilleri, Hükûmet adına, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Nazım Ekren ve Devlet Bakanı Sayın Mustafa Said Yazıcıoğlu söz istemişlerdir.

İlk sözü Sayın Nazım Ekren’e veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Söz süreniz yirmi dakika.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Başbakanlık bütçesi ve Başbakanlığa bağlı birimlerle ilgili bütçe görüşmeleri sırasında gündeme getirilen, ifade edilen bazı hususlarda açıklama yapmak için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve sizleri en derin sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Elbette, buradaki konuşmaların, değerlendirmelerin ve ifadelerin yapıcı eleştiri ve katkı içermesi özel bir önem taşımakta. Bu çerçevede, bizlere bu açıdan eleştiri ve katkıda bulunan milletvekillerine de tekrar teşekkür ederim.

Değerlendirmelerimi bana ayrılan süre içinde, özellikle üç konuda yoğunlaştırmak istiyorum. Bir tanesi ekonomik değerlendirmedir, bir diğeri hukuki değerlendirmedir ve son olarak da siyasi değerlendirmeler konusunda Hükûmetimizin kanaatlerini ve yaklaşımlarını sizlerle paylaşmak isterim.

Değerlendirmelerimizde, çatısı altında görüş alışverişinde bulunduğumuz, eleştirilerimizi ve katkılarımızı sunduğumuz bu yüce Meclisin şahsiyetine ve kimliklerimize uygun kavram ve ifadeler kullanmak zorunda olduğumuzu da bir kez sizlere ve vatandaşlarıma hatırlatmak istiyorum.

Ekonomik açıdan yapacağım değerlendirmeler, özellikle CHP’li milletvekillerinin değindiği ekonomik performans ve Türkiye ekonomisinde yaşanan son beş yıllık gelişmeler konusunda olacaktır. CHP’li milletvekillerinin analiz ve değerlendirmelerinin içeriğinin kullandıkları tanımlama ve suçlamalar taşıdığını şimdi sizlere arz edeceğim. Kendi ifadeleriyle defolu, kifayetsiz ve yüzeysel değerlendirmeleri aslında kendilerinin yaptığını biraz sonra size bazı rakamlarla da arz etmiş olacağım.

Elbette birçok rakam söylenebilir, çok değişik detaylar da verilebilir, fakat CHP’li milletvekillerinin Türk lirası kullanmak gerekir, aşırı değerli döviz konusundan hareketle, kolay anlaşılmasını sağlamak için, ekonomideki yerleşik kanaatlerin yanlış olduğunu vurgulamak için üç tane temel göstergeden bahsetmek istiyorum.

Bunlardan bir tanesi, kişi başına düşen gelirdir. İkincisi, kişi başına düşen toplam borçtur. Üçüncüsü, kişi başına düşen toplam kamu borcudur ve son olarak da, yine, kişi başına düşen sabit sermaye yatırımlarıdır.

Şimdi ifade edeceğim bütün rakamları Türk lirası olarak ifade ediyorum, herhangi bir yanlış değerlendirmeden, iç ve dış konjonktürün ortaya çıkarttığı yine yanlış yorumlamalardan uzak kalması amacıyla.

2002 yılında 3.950 olan kişi başına düşen gelir, YTL cinsinden, 2006 yılı sonunda 7.890 olmuştur. Aynı dönemde kişi başına toplam kamu borcu 4.016’dan 6.293’e, kişi başına kamu borcu 3.689’dan 4.996’ya, kişi başına toplam sabit sermaye yatırımı da 682’den 1.693’e çıkmıştır.

Sizlere arz edeceğim en çarpıcı tablo şu: Kişi başına düşen gelire oranla kişi başına toplam borç azalmıştır. Azalma seviyesi 1,02’den 0,80’dir. Aynı şekilde, kişi başına düşen gelire oranla kişi başına kamu borcu da azalmıştır, azalma oranı 0,93’ten, 0,63’e. Benzer şekilde kişi başına düşen gelire oranla, kişi başına düşen sabit sermaye yatırımı da artış göstermiştir, 0,17’den, 0,22’ye.

Değerli milletvekilleri, “Türkiye’de gelirin artmadığı, kamu borçlarının azalmadığı ve yatırımın yapılmadığı…” şeklindeki taraflı, yanlı ve haksız ifadelerin Türk lirası cinsinden sizlere sunduğum bu tablodan sonra bir daha gündeme getirilmeyeceğini de temenni ediyorum.

İkinci önemli nokta; TMSF ile TMSF’den sonraki bankaların durumuyla ilgili yapılan değerlendirmedir. Bu konuda da, yine Sayın Başbakanımızın dün, yani görüşmelerin Meclisteki birinci gününde, Meclise takdim ettiği tabloyu yanlış okumamak lazım. Orada vurguladığı temel husus; süreçlerin gelişme aşamasından daha çok, TMSF’ye aktarılma kararının alındığı tarihteki hükûmet ve o tarihtir.

Dolayısıyla, burada daha önce işlenmiş, daha önce devam eden bazı finansal olmayan, etkin olmayan karar ve uygulamalarının sonuçlarının bu tarihe gelmiş olmasını tartışmak ayrı bir konudur. Ama, özellikle şunu belirtmek lazım: Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde 5020 sayılı Kanun geçmişe dönük olarak tahsil edilemeyen bu tür bütün alacakların tahsilini eskiye mukayese edilemeyecek şekilde hızlandırmıştır. Dolayısıyla, TMSF’yi yorumlarken ya da TMSF’ye aktarılan bankaları değerlendirirken, geçmişte alınmış kararların da -eğer siyasi irade istiyor ise, aldığı bir kararla- tahsilatı hızlandırabileceğini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hukuki açıdan şunu söylemek lazım: Seçilmiş ve atanmış her bireyin seçilme ve atanma süreci, görev, yetki ve sorumluluğu, denetimi, yargılanması, mahkûmiyeti ve aklanması cumhuriyetimizin yürürlükteki yasal çerçevesi içinde başlamakta ve neticelendirilmektedir.

Yine, Sayın CHP’li milletvekillerinin, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Başbakanımıza, kamu görevlilerine yönelik ifadelerini bu açıdan haksız, çirkin ifadeler olarak görüyor, yakıştıramadığımı da özellikle belirtmek istiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Kaldı ki, bu tür bir yorumlama ve değerlendirmenin, sadece muhatap aldıkları kişileri değil, bu süreci yöneten ve denetleyen kişi ve kurumları da töhmet altında tuttuğunu unutmamak ve gözden kaçırmamak gerekir.

Bunu aslında, demokrasimizi sindiremeyen, demokrasinin halkımızın, toplumumuzun her kesimine yaygınlaşması ve bunların katılımının sindirilemediği, buna alışık olunamadığı ve tahammül edilemediğinin de bir işareti olarak gördüğümü sizlerle paylaşmak isterim.

Siyasi olarak da yapacağım son değerlendirme, yine, özellikle CHP’li milletvekillerinin kullandığı kavramlarla ilgili olacaktır. Özellikle “parti memuru” -parti ifadesi- “müstemleke ülke” “menfaat ilişkileri” gibi kavramlar, bunu kullanan vekillerimizin bireysel ve kurumsal bilgi birikimi, tecrübe ve uygulamalarının da bir yansıması olarak görüyorum.

Siyasi ahlak ve yetkinliğin ölçüsünden ve bunu kimin belirleyeceğinden bahsederken, tek kriterin ve belirleyicinin halkımız olduğu açıktır. Özellikle 22 Temmuz seçimleri ve referandum sonucunun da bu açıdan değerlendirilmesinin önem kazandığını, yine sizlere arz etmek istiyorum. “Biz aldatan ve aldatılan olmadık ve olmayacağız.” prensibimizin halkımız tarafından çok açık bir şekilde onaylandığını da gösteren bir tablodur.

Son olarak, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili ya da Millî İstihbarat Kuruluyla ilgili genel bir değerlendirmemizi de sizlerle paylaşmak isterim. Her sektörde olduğu gibi, kamuda da, devlette de karar alma ve uygulamalarda veri ve bilgi derleme ve toparlama, değerlendirme işlevi, yani istihbarat, son derece önemli ve hayati bir fonksiyondur. Küreselleşmenin ve lokalleşmenin farklı boyutlar kazandığı, rekabet ve tamamlayıcılığın önem kazandığı bir ortamda bu konuda gerekli duyarlılığı göstermek elbette kamunun temel görevidir. Kamunun yargı, yürütme ve yasama sürecinde bireylerin, firmaların, toplumun ve devletin her alanda ve her seviyede güvenlik ve savunma konseptini oluşturması ve yerine getirmesi kaçınılmaz bir görevdir.

Her alanda olduğu gibi, demokratikleşme, hukuksal yapımızı muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarma hedefimiz evrensel standartları yakalama ve bunu korumada önemli yol gösterici hedefimiz olacaktır.

Bu vesileyle yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyor, bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Hükûmet adına ikinci söz, Devlet Bakanı Sayın Mustafa Said Yazıcıoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Yazıcıoğlu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurlarınıza, özellikle bazı değerli milletvekili arkadaşlarıma cevap vermek amacıyla değil, ilave bilgiler sunmak ve bazı yanlış bilgileri düzeltmek amacıyla gelmiş bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, TİKA’yla ilgili bir dönem mukayesesine girecek değilim. Çünkü mukayese, benzer, birbirine benzer veyahut da birbirine yakın iki şey arasında olur. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan, birisi yukarıda birisi aşağıda iki şey mukayese edilmez. 2002’ye kadar olan dönem içerisinde bazı maddeler burada sayıldı, yapılan icraatlar sayıldı. Şimdi ben burada, 2003’ten bu yana yapılmış olanları saymaya kalksam birkaç saatinizi alırım. Onun için, böyle bir saymaya kalkacak değilim. Ancak burada şunu da ifade etmem gerekir: O dönemlerde birkaç milyon dolar olan TİKA’nın bütçesi bugün 100 milyon dolarları aşmışsa iki dönem arasında mukayese yapmanın hiçbir anlamı olmaz. Onun için böyle bir alt alta sıralamaya girmeyelim, bu konuları burada gündeme getirenler mahcup olur, öyle bir niyetim de yok.

Değerli arkadaşlarım, burada dendi ki: “TİKA’nın hizmetleri konusunda herhangi bir politika değişikliği mi söz konusu?” Bir politika değişikliği söz konusu değil. TİKA, imkânlarına paralel genişleyen, faaliyet alanı bütün dünyaya yayılan bir kuruluşumuz hâline gelmiştir. Türk dünyası ve akraba topluluklarına yapılan proje ve faaliyetlerde öncelik devam etmektedir, burada bir değişiklik söz konusu değildir. 2006 yılında en çok yardım alan ülkeleri sıraladığım zaman şöyle bir tablo çıkar: Azerbaycan, Ukrayna, Kırım, Afganistan, Kırgızistan, Makedonya, Arnavutluk, Gürcistan, Kazakistan, Kosova, Özbekistan. 2006 yılında gerçekleştirilen 1.440 proje ve faaliyetin 727’si Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinde, 550’si Balkanlarda gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla, TİKA, kuruluş amacına uygun faaliyetlerine bütün hızıyla devam etmektedir. Azerbaycan’a uygulanan proje sayısı da, bu arada, 132’dir.

Burada söz konusu edilen hususun Afrika’ya açılım olduğunu ben tahmin ediyorum. Bu, TİKA’nın yasası gereği yaptığı bir faaliyettir. TİKA’nın kuruluş yasası, 4668 sayılı kuruluş Yasası’nda, TİKA, başta Türk dilinin konuşulduğu ülkeler ve Türkiye’ye komşu ülkeler olmak üzere -biraz önce ifade ettim oralara yapılan hizmetleri- bir de gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmasına yardımcı olmak amacıyla kurulmuştur diye kuruluş kanununda ifade edilir. Dolayısıyla, bu Türk ve akraba topluluklarının dışında, kalkınmakta olan ülkelerin, gelişme yolundaki ülkelerin kalkınmasına da yardımcı olmak TİKA’nın yasal görevleri arasındadır, Afrika’ya bu kapsamda açılınmıştır.

Değerli arkadaşlarım, uluslararası rekabet çok kızışmıştır ve zorlaşmıştır. Türkiye, bilindiği gibi, 2008 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine adaydır, bir seçim yapılacaktır. Dolayısıyla, uluslararası rekabetin kızıştığı bu ortamda, her türlü imkânı deneyerek ve Afrika’daki gerçekten çok zor şartlar altında yaşayan insanlara da yardım elini uzatmak amacıyla orada üç ofis açılmıştır. Bu ofisler çerçevesi içerisinde o kıtaya da yardım yapılmaktadır. Afrika’yla olan ilişkilerimiz son dönemde önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bütün dünya ülkeleri Afrika’yla olan ilişkilerini günden güne geliştirmektedirler. Dün, İstanbul’da III. Türk-Afrika Uluslararası Kongresi’nin açılışını yaptık. Yani, artık, Türkiye büyük bir devlet değerli arkadaşlarım, her kıtada faaliyetleri var, her kıtada yaptığı hizmetler var. TİKA da buna paralel olarak hizmetlerini elbette geliştiriyor. Bildiğiniz gibi, Diyanet İşleri Başkanlığımız da 2006 yılında Afrika ülkeleri dinî kurumlar toplantısı düzenlemiş ve Afrika’daki hizmetlere büyük oranda katkı sağlamıştır.

Ermenistan’a yardım konusu burada gündeme getirildi. Değerli arkadaşlarım, Ermenistan’dan Türkiye’ye iltica eden bin civarındaki mülteciye, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilgili kurumları tarafından, iaşe, ibate ve geri gönderilmelerine matuf yardımlar yapılmıştır, insani yardım yapılmıştır. Bu, OECD kriterlerine göre teknik ve insani yardım olarak değerlendirilir, adlandırılır, her ülkenin bir yükümlülüğüdür. Ermenistan’a doğrudan yapılan bir yardım kesinlikle söz konusu değildir. Aynı dönemde Azerbaycan’a 37 milyon dolarlık yardım yapılmıştır ve bu, en çok yardım yapılan ülkeler kapsamına sokmuştur Azerbaycan’ı.

Bunun dışında Suriye’de, Irak’ta faaliyet gösterilmektedir. Suriye’de, özellikle ve pek çok ülkede Türkoloji alanında çalışmalar yapılmaktadır. Bugün, Moğolistan’dan Yemen’e kadar yirmi iki ülkeye Türkoloji konusunda yardım ve destek yapılmıştır ve yapılmaya da devam edilmektedir. Suriye’de olsun, Irak’ta olsun -bunları burada sayacak değilim, başta da ifade ettiğim gibi zamanımız buna yetmez- Türkoloji Projesi olmak üzere diğer pek çok konuda Telafer’de Kerkük Türklerine imkânlar ölçüsünde tüm yardımlar yapılmaktadır. Sonuçta, bu yardımlar sonucunda, OECD değerlendirmelerine göre Türkiye, yükselen donörler yani bağışçılar arasında zikredilmektedir, Türkiye’nin ismi artık yükselen donörler arasında geçmektedir. Bu sonuç, TİKA’nın çalışmaları sonucu elde edilen bir sonuçtur, büyük oranda TİKA’nın çalışmaları sonucu elde edilen bir sonuçtur.

Ahıska Türkleriyle ilgili geçenlerde yapılan bir konuşmaya, gündem dışı konuşmaya cevap vermek amacıyla o konuda da biraz bilgi vermiştim, ama tekrar burada gündeme geldi. Ahıska Türkleriyle ilgili gereken her türlü yardım ve destek, değerli arkadaşlarım, sağlanmaktadır. Ahıska Türklerine yapılan yardım kolay bir yardım değildir, zor bir yardımdır, çünkü Ahıska Türkleri dünyanın pek çok değişik ülkelerine yayılmışlardır. Dolayısıyla, bu kadar yaygın bir coğrafyada hizmet vermenin zorluğunu takdirlerinize sunuyorum. Ama, bütün buna rağmen, ana vatanlarına dönüş konusunda çalışmalar hızla yürütülmektedir. Kırım Tatarları için uygulanan projelere benzer proje ve faaliyetler Ahıska Türkleri için de gündemdedir, yürütülmeye devam edilmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili bir iki hususa temas edip huzurlarınızdan ayrılacağım. Tabii ki, yasa konusu burada gündeme geldi. Elbette, yasa konusu Diyanet İşleri Başkanlığının en önemli sorunudur. Ama, çalışmalarımız bitmiştir. Bütçeden sonra, inşallah en kısa sürede, huzurunuza gelecek ve sizlerin tasvipleriyle bu büyük kuruluşumuz çok daha efektif hizmet verebilecek, çok daha uygun şartlarda hizmet verebilecek bir yasaya inşallah kavuşacaktır.

Eksik kadrolardan bahsedildi. Tabii, Diyanet İşleri Başkanlığının yıllar boyunca büyük oranda kadrolarında eksiklik olmuştur. Ayrılan görevlilerin yerine yeni kadro verilmemiştir. Dolayısıyla, aşağı yukarı 13 bin civarındaki eksiklik bugün 2 binlere düşmüştür; geçen Hükûmet döneminde, 59’uncu Hükûmet döneminde özellikle, 2 binlere kadar düşmüştür. Bu konuda, o dönemin sorumluluk alan Devlet Bakanı Değerli arkadaşım Mehmet Aydın’a ve Diyanet yetkililerine burada teşekkür etmek istiyorum. Aşağı yukarı önemli miktarda boşluk azalmıştır. Önümüzdeki dönemde bu mevcut boşlukların da giderilmesi konusunda çalışmalarımız devam etmektedir. Kadro konusunda elbette sıkıntı vardır. Kadro konusundaki sıkıntıyı, inşallah, sizlerin de desteğiyle, zamanı gelince aşmaya çalışacağız.

4/B ve 4/C’yle ilgili hususlarla ilgili… Değerli arkadaşlarım, 2008 yılında bu iş düzeliyor. 4/C’ler 4/B’ye geçirilmek suretiyle bu hususlar yoluna girmiş olacak. Bu konuyla ilgili duyurular yapıldı ve işlemler başlatılmıştır.

Burada bir kısım şeyler ifade edildi; ezan sesisin kısılması, işte “Hak din İslam’dır.” ifadesinin hutbelerden çıkarılması gibi hususlar. Değerli arkadaşlar, bunlar defalarca dile getirildi ve Diyanet İşleri Başkanımız da defalarca bunları yalanladı. Bütün bunlara rağmen, yine, belli zamanlarda, belli şekillerde bunlar gündeme getiriliyor. Seçim ortamında bunları biz çok dinledik. Artık seçim ortamını geride bıraktık. Ama, artık, lütfen, bu tür aslı olmayan ifadeleri bırakalım, daha ciddi yaklaşımlarla, daha derli toplu fikirler ortaya atarsak kurum açısından da ülkemiz açısından da çok daha istifadeli olur.

Hristiyanlık, misyonerlik faaliyetleriyle ilgili bir şeyler söylendi. Bu konuda, burada, konuşmaya vaktimiz müsait değil. Değerli arkadaşlar, misyonerlik, bunlar, tabii, Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde, ülkemizin yaptığı bir kısım yasal düzenlemeler sonucu bu noktaya gelindiği kastediliyor bu ifadelerle. Ancak burada, bunu söylemek durumundayım. Tabii, önemli bir konudur bu konu, fakat bu konunun, artık, yasaklamalarla, yasal bir kısım düzenlemelerle, bunların, bu tür eylemlerin önüne geçme imkânı yoktur. İletişimin akıl almaz bir noktaya geldiği çağımızda, bir şeyleri yasaklayarak, bir şeylerin üstünü örterek bunlarla mücadele imkânı çok geride kalmıştır. Bunlarla mücadeledeki anahtar cümle, Diyanet İşleri Başkanlığı görevlilerinin, mensuplarının eğitim seviyesini en üst düzeye çıkarmaktır, onları bilgili, donanımlı kılmaktır. Diyanet İşleri Başkanlığının bununla ilgili faaliyetlerini biliyorsunuz

OKTAY VURAL (İzmir) – Diyanet politikası değil Sayın Bakan, Hükûmet politikası.

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Devamla) – Estağfurullah, ben, herhangi kimseyi suçluyor değilim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Diyaneti tenzih ediyoruz, Hükûmetin, bu konudaki politikaları… Elbette misyonerlikle ilgili, Diyanetimize atfedilecek bir kusur yoktur herhâlde.

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Devamla) – Hükûmetin bu konudaki politikalarında bir aksaklık yoktur Sayın Vural. Yani Hükûmetimiz, Avrupa Birliği bağlamında bir kısım yasal düzenlemeler yapıyor, bunların, bunlara yol açtığını ifade etmek istiyorsunuz ama değil. Ben, size işin özünü söylüyorum burada. Bakınız, önemli olan, yüce dinimizin, her şeyden, her inançtan üstün olduğuna inandığımız yüce dinimizin prensiplerinin, toplumumuza, insanımıza en iyi şekilde verilmesidir, olayın özü burada yatar. Diyanet İşleri Başkanlığımız da zaten, bunu sağlamak amacıyla -onu ifade için söyledim- mensuplarının eğitim seviyesini üst düzeylere çıkarmak için yıllardan beri uyguladığı projeyi başarı ile devam ettiriyor. Dolayısıyla, önemli olan kalitedir, insanlara sunumdur. Derme çatma bilgileri insanlarımız almaz, onlara verilen kaliteli bilgileri alır, şayet onları onlara verirseniz. Dolayısıyla, bu konu uzun boylu tartışılabilecek bir konudur ama bu kadarla burada iktifa edeyim.

Dinler arası diyaloğa atıfta bulunuldu, kendi insanımızla diyalog kurmanın da önemli olduğu söylendi. Doğrudur, elbette, önemli bir tespittir, doğru bir tespittir. Burada, tabii, Alevi vatandaşlarımızla ilgili hususlar dile getirildi bu bağlamda. Ben, Antalya Milletvekilimiz Sayın Atila Emek Bey’in ve DTP sözcüsü Sayın Halis’in dile getirdiği konularla ilgili bir iki hususa temas etmek istiyorum, fazla uzatmak niyetinde de değilim.

Değerli arkadaşlarım, Alevi vatandaşlarımızla ilgili, son günlerde, son haftalarda, “yeni bir açılım” ifadesi etrafında, bir kısım tartışmalar cereyan ediyor. Bir yerde bir sorun varsa onun çözümüyle ilgili çalışmalar yapmak, hem milletvekillerinin hem de hükûmetlerin görevidir. Bu çerçevede, son haftalarda konunun tartışılmasını ben olumlu değerlendiriyorum. Bu noktada siyaset yapmak, doğru ve uygun bir davranış değildir değerli arkadaşlar. Kim ne biliyorsa, bu konunun çözümüyle ilgili, kim ne biliyorsa, onu ortaya koymak durumundadır, çünkü burada bir sorun var, bu sorunun varlığını hepimiz kabul ediyoruz, bunu çözmek durumundayız. Bunu çözmek için, herkes, el birliğiyle, olumlu, pozitif katkılarını ortaya koymak durumundadır. Bu tür inanç konularını, siyasi bir kısım düşüncelere bağlayarak ifade etmek doğru değil, bunların dışında bu işleri ele almamız lazım. Böyle yaparsak şayet, çözüm çok daha kolaylaşır. Dolayısıyla, son haftalardaki tartışmaları bu çerçevede görüp olumlu katkı vermek gereğine inanıyorum. Bir defa daha, Plan Bütçe Komisyonunda ifade ettiğim hususun altını çizerek burada tekrar ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bizim, kimseyi etkileme, değiştirme ve dönüştürmeye niyetimiz yok. Bizim endişesini taşıdığımız şey, ulaşmak istediğimiz nokta, herkesin, kendi düşüncesi ve inancı içerisinde, bu ülkede mutlu yaşamasını temin etmektir. Bunun için, gerek Alevi vatandaşlarımızla ilgili olsun gerek diğer, hangi kesimle ilgili olursa olsun, kendi düşünce yapısı içerisinde, bu ülkede huzurlu ve mutlu yaşaması temel hedefimizdir. Dolayısıyla, bu konuyla ilgili yapılabilecek olan bütün katkıları saygıyla karşılarız, takdirle karşılarız, çözüme katkısı olur düşüncesiyle yaklaşır ve onları değerlendiririz.

Diyanet İşleri Başkanlığımız, zaten, bu konuda -Bütçe Plan Komisyonunda da ifade etmiştim- gerekli bir kısım çalışmaları başlatmıştır. Alevi vatandaşlarımızın kendilerinin de onayı alınmak suretiyle, itibar ettikleri temel kaynaklar basılmak suretiyle onların istifadelerine sunulmuştur. Herkesin istifadesine sunulmuştur, herkesin yararlanabileceği kaynaklardır; Alevi’si, Sünni’si, herkesin yararlanabileceği kaynaklardır bunlar. Bunların dışında başka faaliyetleri de vardır.

Bütün bunlardan hedef, bu vatandaşlarımızın da, ülkemizde, kendi inançları içerisinde mutlu bir şekilde yaşamalarını sağlamak. Çünkü, ülkemizde mutsuz veyahut da sıkıntılı insan oldukça hepimiz sıkıntı duyarız, hepimiz sıkıntı çekeriz. Zamanında belki bu vatandaşlarımıza biz bir elbise biçmeye çalıştık, ama elbise uymadı, uymadığını gördük. Şimdi, birlikte, hep birlikte yeni bir elbise dikip onların da huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamalarını sağlamak temel görevimizdir.

Taşra teşkilatıyla ilgili bir kısım sıkıntılar burada dile getirildi. Tedavi giderleriyle ilgili, elektrik, su ve yakacak giderlerine dair biriken borçlar yedek ödenek tertibinden karşılanacaktır. Bununla ilgili gerekenler yapılmıştır. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde bu ödemeler başlayacaktır.

Yapılan bir kısım misyonerlik faaliyetleri karşısında kitap ve Kur’an-ı Kerim dağıtımı konusu gündeme geldi.

Değerli arkadaşlar, ücretsiz kitap ve Kur’an-ı Kerim dağıtımı 58’inci, 59’uncu ve 60’ıncı Hükûmet döneminde yapılan bir uygulamadır. Daha önce pek yapılan bir uygulama değildi. Rakam olarak -çok fazla detaya girmeden-2003 ile 2007 yılları arasında 15 milyon YTL’lik ve sayı olarak da aşağı yukarı 10 milyona yakın kitap dağıtımı yapılmıştır. Bu hizmet de yapılmaya devam edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her hükûmet kendi döneminin şartlarına ve imkânlarına göre hizmetler vermiştir. Herkesin bu ülkeye hizmeti ve katkısı vardır. Hizmet veren herkesten Allah razı olsun. Hizmet aynı zamanda bir yarıştır. Her dönemin şartları farklıdır, imkânları farklıdır. Biz iddia ediyoruz, diyoruz ki, geçen dönemlerde yapılan hizmetleri birkaç kat katlayarak geçen hükûmetler döneminde yaptık ve bu Hükûmet döneminde de yapmaya devam edeceğiz.

Bu hizmet yarışının objektif dökümü herkes tarafından yapılabilir. Devletin kayıtları, belgeleri herkese açıktır. Herkes müracaat ettiği zaman ne zaman ne yapılmış onun kesin kaydını alabilir. Nihai değerlendirmeyi zaten tarih yapacaktır.

Ben, burada, bu vesileyle, katkıda bulunan tüm milletvekillerimize teşekkür ediyorum, olumlu eleştirileri mutlaka dikkate alınacaktır.

Bu vesileyle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Tasarı aleyhinde, Sayın Hüseyin Mert, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Mert. (DSP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

HÜSEYİN MERT (İstanbul) – Sayın Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; Başbakanlık ve bağlı kurumların 2008 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunmaktayım. Hepinize, şahsım ve Demokratik Sol Parti adına saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, dün, Sayın Maliye Bakanını, Sayın Başbakanı ve biraz önce de sayın bakanlarımızı hep birlikte dinledik. Şüphesiz anlattıklarından anladıklarımız da oldu, fakat anlayamadıklarımız da oldu. Örneğin ekonomide her şeyin iyi gittiğini anladık, ancak, her şeyi iyi giden ekonominin neden hâlâ borcunun yükseldiğini bir türlü anlayamadık. Tüm varlıklarımızı hızla ve başarıyla sattığımızı anladık, ancak, neden ortada hâlâ bir yatırım olmadığını ve buradan elde edilen paraların nereye gittiğini anlayamadık, neden hâlâ Türkiye’nin bir numaralı sorununun işsizlik olduğunu anlayamadık.

Bizler birbirimizi anlayamadık, ancak, Dünya Bankası bazı şeyleri anlamış. Bakın, yoksul nüfus, adaletsiz gelir dağılımı, çocukların kötü beslenmesi, çocuk ölümleri, ilkokuldan mezun olma oranları ve doğumda anne kayıpları gibi istatistiklerde Cezayir, Sri Lanka, Jamaika, İran, Kırgızistan, Malezya, Kenya, Moldavya, Moğolistan gibi ülkelerin gerisinde kaldığımızı, yani, saydığımız konularda ülkemizin sınıfta kaldığını ve bu göstergelerin hangi ekonomik gelişmişlik seviyesinde olduğunu Dünya Bankası anladı, biz anlayamadık.

İşte, bu gerçeklerin ışığında 2008 yılı bütçesini yapıyoruz. Burada Başbakanlığın bütçesi, genel bütçe artış oranının hemen hemen aynısı kadar. Diyanet İşleri Başkanlığımızın bütçesi yaklaşık 2,5 katı kadar artmış. Millî İstihbarat Teşkilatımız ve MGK Genel Sekreterliğimizin bütçeleri ise geçtiğimiz yıla göre bırakın artmayı, geçen yıla göre daha da düşük kalmış, azalmıştır.

Tabii, bu son derece doğaldır, çünkü, Büyük Orta Doğu Projesi Başkanıyla Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanının arasında geçen konuşmalar, Sayın Başbakanımızın kendi deyimiyle mahrem olan konuşmalar, sanıyoruz ki, MİT ve MGK Genel Sekreterliği tarafından da tam olarak paylaşılamadı, çünkü, basından izlediğimiz kadarıyla, bu görüşmelerin kriptoları, yani tutanakları dahi tutulmamış. Tabii, tutanak altına alınan görüşmelerde, Amerika Birleşik Devletleri, Irak’ın kuzeyi ve PKK’yla ilgili birtakım istihbarat desteğini Türkiye’ye vereceğini söylemiş. Bunlar tutanak altında tabii ki.

Terörle mücadele konusunda istihbarat hizmetlerini Amerika Birleşik Devletlerinin istihbaratına emanet etmiş durumdayız. Zaten, artık sorun, büyükelçilerin, büyükelçiliklerin kahvaltı ve akşam yemekleri sofralarında tartışılır hâle gelmiştir.

Artık, gönül rahatlığıyla, ülkenin tüm stratejik kurumlarını özelleştirdiğimiz gibi, Millî İstihbarat Teşkilatını da özelleştirebiliriz. Avrupa Birliğinin isteğiyle lağvettiğimiz Psikolojik Harekât Dairesi gibi, sivilleştirdiğimiz MGK’yı da tamamen ortadan kaldırabiliriz. Özelleşen MİT de “Eşi çarşaflıdır.” ihbarı yapılan yönetici adaylarının gerçekten evli mi, yoksa bekâr mı olduğu araştırmalarını yapar diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Diyanet İşleri Başkanlığı bu sene de genel bütçeden payını yeterince almış gördüğüm kadarıyla. Genel bütçe artış oranının yaklaşık 2,5 katı kadar bir artışla, 2 milyar YTL’lik bir pay almakta.

Şüphesiz ki, insanımızın, bütün insanlarımızın ibadet ihtiyaçlarını sonuna kadar karşılamak durumundayız. Yalnız, konu ibadet olduğunda iki tane tespiti yapmak durumundayım: Birincisi, bu kuruluşun bütçesinin, kadrosunun büyüklüğü ve personelinin özel yapısı Hükûmetin bu kurum üzerinde çeşitli bakanlıklara çok rahat personel aktarmasına olanak sağlamaktadır. AKP hükûmetleri döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı emrinde çalışmakta iken diğer kurumlara yatay geçiş yapan personel sayısı 1.978'dir. Aynı dönem içerisinde açıktan atama yöntemiyle 10.004 personel kuruma alınmıştır. Bir yandan açıktan atama yöntemiyle kuruma personel alacaksınız, diğer yandan yüzde 20'si gibi hiç küçümsenmeyecek bir personelin başka bir kuruma geçiş yapmasını sağlayacaksınız. Bu, en hafif deyimiyle devlette kadrolaşabilmek için Diyanet İşleri Başkanlığını bir geçiş noktası olarak kullanmak demektir.

Bir diğer önemli tespitse bana göre şudur: Bildiğiniz gibi Anayasa'mızın 136'ncı maddesi Diyanet İşleri Başkanlığına, laiklik ilkesi doğrultusunda bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek görev yapmak sorumluluğu vermiştir. Diğer yandan, Anayasa'nın 10'uncu maddesi, herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin eşit olduğuna hükmetmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ek süre veriyorum Sayın Mert, lütfen tamamlayın.

HÜSEYİN MERT (Devamla) – Hepimiz Türkiye'de bir gerçeği biliyoruz ve zaman zaman da dile getiriyoruz. Alevi yurttaşlarımız bu ülkede kendi ibadet gereksinimlerini kendi ibadet yöntemleriyle karşılamakta zorlanmaktadırlar. Son günlerde ortaya atılan -biraz önce Sayın Bakanımız da bahsetti, projenin sahibi Sayın Milletvekili Arkadaşımız da bahsetti- bir proje söz konusu. Basından izleyebildiğimiz kadarıyla bu, Hükûmetin projesiymiş gibi gösterildi, ancak aynı Anayasa taslağında olduğu gibi bir Hükûmet üyesi ya da AKP'li bir yönetici arkadaşımız tarafından sahiplenilmedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bunu o arkadaşla konuşsanız daha iyi olmaz mı?

HÜSEYİN MERT (Devamla) – Eğer Hükûmetin gerçekten böyle bir niyeti varsa hiç zaman geçirmeden cemevlerinin ibadet ve kültürel yönlerinden tanımını yapmalı ve Türkiye'deki ibadet yerlerine sağlanan hakları cemevlerine de sağlamalı diye düşünüyorum. Böyle bir adım Alevi yurttaşlarımız tarafından sorunun gerçekten ve kalıcı olarak çözülebileceğine dair bir iyi niyet yaklaşımı olarak algılanacaktır diye düşünüyorum.

Ben bütçenin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (DSP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Mert.

Sayın Milletvekilleri, ikinci turdaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi sorulara geçiyoruz.

On beş dakika sürenin yedi buçuk dakikası sorulara, yedi buçuk dakikası cevaplara ayrılmıştır.

Sayın Aslanoğlu

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Efendim, ben, Diyanet İşleriyle ilgili…

Sayın Bakanım, demin konuştunuz. İnanç konularını çözmek siyasetçinin görevi değildir. Bu görev Diyanet İşleri Başkanlığının görevidir. Yeni bir elbise dikmek hakikaten bize yakışmıyor. “Yeni elbiseyi dikmek” tabirini, inanın, Alevi Bektaşi vatandaşlar adına hakikaten kabullenemiyorum. Yeni elbiseyi ancak Alevi Bektaşi vatandaşlarımız kendileri dikerler.

Ülkemizin bölünmez bütünlüğü, ülkemizde yaşayan tüm vatandaşlarımızın millî birlik beraberliği için, tüm vatandaşlarımızın inanç özgürlüğü için, geçtiğimiz beş bütçede burada oturan Sayın Bakan, Diyanet İşleri Başkanlığının temel yasasının, şu andaki mevcut cemevlerinin ibadet yeri sayılmayacağına ve Alevi vatandaşlarıma yardım edilemeyeceğini söyledi.

Demin bahsettiniz “Yasayı değiştiriyoruz.” dediniz. Bu yasada cemevleri ibadet yeri sayılacak mı, Alevi vatandaşlarımız Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesinden yararlanacak mı? Bu soruyu çok açık ve net soruyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Uslu...

CEMALEDDİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Benim sorum Diyanet İşleri Başkanlığıyla ilgili olacak.

Sayın Bakanım, Ortodoks Rum Patriğinin ekümenlik iddiaları karşısında ne düşünmektesiniz? Diğer taraftan, Patrikhane etrafındaki arsaların el değiştirdiği bilinmektedir. Orada bir Vatikan oluşturma gayreti mi vardır? Bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Ayrıca, Alevi vatandaşlarımızı azınlık olarak nitelendiren AB raporuna “dengeli ve olumlu” diyen Başbakanın bu ifadesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Doğru… Yok.

Sayın Paksoy

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, Sayın Başbakanımız, hepimizin bildiği gibi, çocuklara oyuncaklar, para, hediye dağıtmakta, fakir ziyareti adı altında, televizyon kameraları eşliğinde gösterişli bir şekilde gıda poşetleri dağıtmaktadır. Bunların bedelini kendileri mi karşılıyor, Adalet ve Kalkınma Partisinden mi karşılanıyor, yoksa devlet bütçesinden mi karşılanıyor? Eğer devlet bütçesinden karşılanıyorsa hangi kalemden karşılanıyor? 2007 yılında bugüne kadar yapılan harcama ne kadardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sorum: Millî İstihbarat Teşkilatının misyonerlik faaliyetleriyle ilgili herhangi bir raporu olmuş mudur? Kendisini “muhafazakâr demokrat” adlandıran bir iktidar beş altı yıldır iktidardadır. Ama, bu dönemde özellikle misyonerliğin artması, kiliselerin artması ahlaki değerlerin yozlaşması anlamında cinsel istismar ve müstehcenlik suçlarının artmasını, bu altı yıllık muhafazakâr iktidar dönemiyle nasıl bağdaştırıyorlar?

Bir diğer sorum da, Sayın Bakan “yüce dinimizin esaslarını öğretmek” dediler. Millî Eğitim Bakanlığı kitaplarında bazı ayetlerimizin içerisinden bazı hükümlerin çıkartılmasını acaba nasıl karşılıyorlar?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Orhan…

AHMET ORHAN (Manisa) – Teşekkür ederim.

Şahsıma da hediye edilmiş olan, Diyanet teşkilatının hazırlayıp yayınladığı “Kur’an Yolu” adlı beş ciltlik tefsir kitabında diğer peygamberler konusunda bugünkü İncil ve Tevrat’ı kaynak göstereceğini hiçbir Müslüman tahmin edemezdi. Yüce Peygamberimizden önce gelmiş olan tüm peygamberlerle ilgili bütün ayetlerde “Bakınız Levililer, Matta, Luka, Yuhanna” denilerek dipnot verilmesi tefsir alanında İslam dünyasında bir ilktir. Bu, Kur’an tefsirini okuyan Müslüman’ı, Hristiyanlığa yönlendirme veya sempati gösterme değildir de nedir? Yoksa mevcut İncillerin ve Tevrat’ın hak olduğu mu düşünülmektedir? Bu tefsiri akademisyenler yazdı. Olabilir. Okuyup inceleyenler bunu nasıl fark etmezler? Yoksa bu dipnotu koyanlar bahsettiğim kitapları kaynak göstermeseler yüce kitabımız Kur’an’ın dedikleri, mesajı yeterince inananlarda etki yaratamaz mı demek istediler?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çalış...

HASAN ÇALIŞ (Karaman) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Aracılığınızla Sayın Bakanımdan öğrenmek istiyorum. Sayın Başbakanın Özel Kalemine 2006 yılı bütçesinde 27,1 milyon YTL ödenek tahsis edilmiş, daha sonra 250,9 milyon YTL’ye yükseltilmiş, harcama ise 249,5 milyon YTL olmuştur. Yine 2007 bütçesinde 31,8 milyon YTL ödenek öngörülmüş, Ağustos 2007 itibarıyla 158,9 milyon YTL harcama yapılmıştır. 2008 bütçesinde ise 30,9 milyon YTL ödenek öngörülmüştür.

Görüldüğü üzere, bütçeyle verilen başlangıç ödeneklerinin 10 katına varan harcama yapılmıştır. Başbakanlığın mali durum raporunda bu harcamaların görev harcaması olduğu belirtiliyor. Bahsedilen görev nedir? Bu harcamaların ayrıntıları nelerdir? Niye ödenek ayrılırken düşük gösterilip sonunda ödenek artırma ihtiyacı hissedilmiş, öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Torlak…

DURMUŞALİ TORLAK (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, AKP Hükûmeti iktidar dönemi olan beş yıllık süreçte kaç kişiyi Başbakanlık müşavirliğine atamıştır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Büyükataman

İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Teşekkür ediyorum.

Geçen hafta eski MİT Müsteşarı Sönmez Köksal bir gazeteye verdiği mülakatta MİT’in kontrespiyonaj çalışmalarının zayıf olduğunu söyledi. Ayrıca, yabancı istihbarat elemanlarının ülkemizde cirit attığına dair değerlendirmeler ve haberler medyamızda zaman zaman yer almaktadır. Bu çok vahim tehlikeyle ilgili Hükûmetimiz bir tedbir almayı düşünmekte midir? Ayrıca, Irak’ın kuzeyinden kaynaklanan ülkemiz güvenliğine ve bütünlüğünü bozmaya yönelik bölücü faaliyet ve saldırılarıyla ilgili istihbarat çalışmaları yetersiz olduğu için mi Amerika Birleşik Devletleri’nden katkı talebinde bulunulmuştur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Enöz

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkanım, Diyanette taşra teşkilatı ödenek yokluğu sebebiyle elektrik, su ve kira bedellerini ödeyememektedir. Bu sebeple, mahkemelerce bu bedeller gecikme faiziyle birlikte ödenmesi talep edilmektedir. Bu kabil borçlar ne kadardır? Bu konuda ne gibi tedbirler aldınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Zaman doldu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, daha başlar başlamaz ben söz aldım… Yani, böyle bir şey olur mu efendim? (AK Parti sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – …Devleti iflas ettirmişler…

BAŞKAN – Sayın Genç lütfen dinler misiniz. Buradan defalarca Meclisi yönettiniz ve bu cihazla olduğunu biliyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Milletvekillerini konuşturmamak olmaz. Biz buraya konuşmak için geldik. Millet açlıktan, sefaletten kırılıyor.

BAŞKAN – Anladım da… Elektronik sisteme girenlerin hepsine çok hızlı hızlı söz vermeye gayret ettim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın…

BAŞKAN – Evet, şimdi cevapları alalım.

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Kısaca şöyle cevaplayayım: Sayın Aslanoğlu “İnanç konularını çözmek siyasetçinin işi değil.” dediler. Elbette, ilgili kurumlar konu üzerinde çalışıyorlar, ama siyasetçi ülkede sorun olan her şeyin çözümüne katkıda bulunmak için elinden gelen gayreti de gösterir, düşüncesini de ifade eder; bunda yadırganacak bir husus yok.

Yasa’da, Diyanet İşleri Başkanlığı Yasası’nda, değerli arkadaşlarım, yasa mezhep ve meşrep üzerine yapılan bir yasa değil, hazırlıklar o şekilde yapılmıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı Yasası, ülkemizde yaşayan herkesin dinî vecibelerini, dinî görevlerini, din konusundaki sıkıntılarını giderebilecek bir üslup içerisinde çalışılıp hazırlanıyor. Biz mezhep ve meşrep bağlamında bir hazırlık söz konusu değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yalnız, hiçbir şey…

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Uslu… Sayın Uslu…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Bakan, siz devam edin, dikkate almayın onu.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… Sayın milletvekilleri…

Sayın Bakan, lütfen devam edin.

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sayın Uslu ekümeniklik konusunda düşüncelerimi sordu. Ekümeniklik konusu, değerli arkadaşlar, burada birkaç cümleyle ifade edilebilecek bir husus değil. Dolayısıyla, ilgili arkadaşımızla her zaman her yerde bunu konuşup tartışabiliriz, yazılı olarak sorarsa ona da cevap verebiliriz. Ancak şu kadarını ifade edeyim: Yani, dünyadaki Ortodokslar, altı civarında Ortodoks merkezi, bir iki istisna hariç, İstanbul’daki Ortodoksluk Patriğini eşitler arasında birinci olarak görürler. Bu onların kendi sorunudur, ama biz… Zaten, laik bir hükûmet herhangi bir ruhani paye verme yetkisine de sahip değildir. Kendi aralarındaki tasnifler de bizi çok fazla ilgilendirmiyor.

Alevilikle… Zannediyorum, Sayın Başbakanla ilgili söylenen husus da din dersleri aleyhine açılan bir davayla ilgili -çok iyi algılayamadım- sanıyorum ondan bahsetti arkadaşımız. Orada çıkan karar da, derslerin verilmesiyle değil de, muhtevasıyla, içerikle ilgili, müfredatla ilgili bir karardı. Onun üzerine, ben de aşağı yukarı benzer ifadeyi kullandım. Yani, çok önemli bir şey değil. “Muhtevayla ilgili, içerikle ilgili, müfredatla ilgili düzenlemeler her zaman yapılabilir.” şeklinde bir ifadem olmuştu benim de. Sanıyorum o kastedildi. Çok da net kavrayamadım.

Sayın Vural, bazı ayetlerden bazı hükümlerin çıkarılması konusunu seçimlerden önce çok dinledik, çok broşürlerde de yazıldı, ama burada ifade edeyim…

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet onaylıyor mu yani?

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Bir dakika… Madem sordunuz, cevap veriyorum şimdi size.

Bir: Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabından…

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sinirlenme Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Sinirlenmiyorum.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabındaki bir ifade. Orada, kelimeitevhit ve kelimeişehadeti anlatıyor. Kelimeitevhit dediğimiz “La ilahe illallah”,  kelimeişehadet “La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah.” Şimdi, bir tarafı bırakıyor, öbürünü alıyor, diyor ki: “Bakın, buradan bu çıkmış.” Hâlbuki, orada bir kavram ifade ediliyor, bir kavram anlatılıyor. Yani, kelimeitevhit diye bir kavram var, onu anlatıyor. O da “La ilahe illallah”tır, o kadardır. Kelimeişehadet de arkasından geliyor, fakat o alınmıyor, öbürü alınıyor, diyor ki: “Bakın, bunun yarısı gitti.”

İki: Kur’an’dan dualar. Bir ünitenin başlığı “Kur’an’dan dualar.” Şimdi, Kur’an’da dua ayetleri vardır, ama onlar çoğu zaman çok uzundur. Uzun bir ayetin içinde sadece dua kısmını almış, örnek olarak onu oraya koymuş, onun içinde başka unsurlar da var. Ondan sonra deniyor ki: “Bakın, bu çıkmış.”

Değerli arkadaşlar, bunlar uygun davranışlar değil.

Üçüncü husus: Bu kitaplar, bu hükûmetlerden önceki dönemde çıkarılan kitaplardır ve biz bu kitapların yanlış olmadığını, savunadurduk seçim esnasında. Yani, sizlerin veyahut da daha önceki dönemlerde basılan kitaplardaki ifadelerin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben yeni kitaplardan size örnek göndereyim de…

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – …yanlış olmadığını biz uzun süre anlatmaya çalıştık. Şimdi de aynı şeyi söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben, size yeni kitaplardan örnek göndereyim de nelerin çıkartıldığını belki tavzih edersiniz.

DEVLET BAKANI MUSTAFA SAİD YAZICIOĞLU (Ankara) – Gönderin, tavzih edilmesi gereken husus varsa, hiç çekinmem tavzih ederim. Teşekkür ederim.

Biraz önce de ifade edildi. Ben Değerli, Sayın Bakanıma da vakit bırakmak açısından… Elektrik, su borçları… Biraz önce ifade ettim, dolayısıyla orada da cevaplamış oldum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sorulardan dolayı özellikle teşekkür ederim. Gerçekten de bizim için önem arz eden sorular soruldu. Ben, vakit elverdiği ölçüde cevaplamaya çalışacağım.

İlk olarak, benden sonraki konuşmacının ifade ettiği, BOP Eş Başkanlığı konusuna açıklık getirmemiz gerekir. Sayın Başbakanımızın böyle bir sıfatı ve böyle bir görevi yok, onu öncelikle belirtmem lazım. İkinci önemli nokta, konuşmamda hızla geçmiş olmama rağmen…

MUHARREM VARLI (Adana) – Anlaşılmadı Sayın Bakan, orası anlaşılmadı.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – Sayın Başbakanımızın BOP Eş Başkanlığı görevi yoktur, onu ifade etmek istiyorum.

MUHARREM VARLI (Adana) – Kendi ifadesi Sayın Başbakanın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Görevden aldınız mı?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI NAZIM EKREN (İstanbul) – İkinci önemli husus, yatırımlar ve istihdam konusundaki yanlış rakamlardır. 2002-2006 dönemini kapsayan süre içinde, özel sabit sermaye yatırımları yüzde 208 artmış, istihdam ise 21 milyon 354’ten 23 milyon 548’e çıkmıştır. 59’uncu ve 60’ıncı Hükûmet dönemlerinde, 11 adet Başbakanlık müşaviri atanmıştır. Sayın Başbakanımızın ziyaretlerinde verdiği hediyeler için Başbakanlık bütçesinde herhangi bir ödenek ayrılmamıştır.

Diğerlerine de yazılı cevap vereceğim.

Tekrar teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, sırasıyla ikinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07 -  BAŞBAKANLIK

1.– Başbakanlık 2008 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU            Açıklama                                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri           1.589.530.850

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                    Savunma Hizmetleri                23.207.600

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                    Kamu Düzeni ve Güvenlik

                        Hizmetleri                                2.275.750

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

04                    Ekonomik İşler ve Hizmetler   48.706.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07                    Sağlık Hizmetleri                     620.300

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08                    Dinlenme, Kültür ve

                        Din Hizmetleri                         1.869.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                               1.666.210.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Başbakanlık 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               1.593.355.939,87

- Toplam Harcama           :               1.570.697.389,80

- İptal Edilen Ödenek       :               22.658.548,84

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek        :               1,23

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Başbakanlık 2006 yılı merkezi yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.75- MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜŞTEŞARLIĞI

1.– Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU            Açıklama                                               (YTL)

03                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri    423.557.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                                               423.557.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Millî İstihbarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               320.980.229,31

- Toplam Harcama           :               308.406.038,28

- İptal Edilen Ödenek       :               12.574.191,03

- Ertesi Yıla Devreden Ödenek        :               579.167,07

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî İstibarat Teşkilatı Müşteşarlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.76- MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1.– Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

KODU                            Açıklama                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri           11.036.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                               11.036.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri  kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               10.984.000,00

- Toplam Harcama           :               9.639.770,99

- Ödenek Dışı Harcama   :               1.693,27

- İptal Edilen Ödenek       :               1.345.922,28

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı  2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.32 - TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Kodu                               Açıklama                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri           44.966.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                               44.966.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

B – C E T V E L İ

KOD                               Açıklama                 (YTL)

04                    Alınan Bağış ve Yardımlar

                        ile Özel Gelirler                       44.966.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                               44.966.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.– Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlğı 2006 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               52.252.311,45

- Toplam Harcama           :               48.705.819,26

- İptal Edilen Ödenek       :               3.546.492,19

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

B    C E T V E L İ

                                                        YTL

- Bütçe tahmini                :               43.025.000,00

- Yılı tahsilatı                   :               49.043.061,45

BAŞKAN–  (B) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

07.86 - DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

1.– Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi

A – C E T V E L İ

Fonksiyonel

Kod                 Açıklama                                                 (YTL)

01                    Genel Kamu Hizmetleri                           13.453.180

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

02                    Savunma Hizmetleri                                191.840

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

03                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri    700.000

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

07                    Sağlık Hizmetleri                                     286.235

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

08    Dinlenme, Kültür ve Din Hizmetleri                       1.983.489.840

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

09                    Eğitim Hizmetleri                                    291.500

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                        TOPLAM                                               1.998.412.595

BAŞKAN– Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2008 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN– (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı

A    C E T V E L İ

                                                        (YTL)

- Genel Ödenek Toplamı :               1.307.348.693,00

- Toplam Harcama           :               1.452.774.315,53

- Ödenek Dışı Harcama   :               150.621.534,81

- İptal Edilen Ödenek       :               5.195.912,28

BAŞKAN– (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı 2006 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Böylece Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığının 2008 yılı bütçeleri ile 2006 yılı kesin hesapları kabul edilmiştir. Hayırlı olmalarını temenni ederim.

Programa göre, kuruluşların bütçe ve kesin hesaplarını sırasıyla görüşmek için, 6 Aralık 2007 Perşembe günü saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.09

Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi internet Sitesi
© 2009 T.B.M.M.