|
DÖNEM: 23 CİLT: 4 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 18’inci
Birleşim 8 Kasım 2007 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L
E R I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II.- GELEN KÂĞITLAR III.-
YOKLAMALAR IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEMDIŞI KONUŞMALARI 1.- Hakkâri
Milletvekili Rüstem Zeydan’ın, Doğu ve Güneydoğu illerindeki altyapı
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması 2.- Manisa
Milletvekili Şahin Mengü’nün, Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeninin
bölge ekonomisine etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı 3.- Mersin
Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin ilinin Anamur ve Bozyazı ilçelerinde
meydana gelen dolu afeti sonucu oluşan hasara ilişkin gündem dışı konuşması V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Kırklareli
Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 milletvekilinin, uyuşturucu
kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin
araştırılarak uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/36) 2.- Bursa
Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve
ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37) 3.- Konya
Milletvekili Hasan Anğı ve 19 milletvekilinin, Konya Kapalı Havzası’ndaki su
kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/38) B)
ÇEŞİTLİ İŞLER 1.- İsrail Devlet
Başkanı Şimon Peres ile Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın 13
Kasım 2007 tarihli 19’uncu Birleşimde Genel Kurula hitaben birer konuşma yapma
isteklerinin Genel Kurulun onayına sunulması VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- 8.5.2007
Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile
Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere
Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji Komisyonu Raporu (1/26) (S. Sayısı: 45) VII.-
USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER 1.- Başkanın,
sataşmadan dolayı milletvekilinin söz talebini yerine getirmemesi nedeniyle
tutumu hakkında VIII.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1.- Kayseri
Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in
konuşmasında, partisine sataşması nedeniyle konuşması 2.- İstanbul
Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın
konuşmasında, bir muhalefet milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması IX.-
OYLAMALAR 1.- 8.5.2007
Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile
Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere
geri gönderme tezkeresinin oylaması X.-
SORULAR VE CEVAPLAR A)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- İstanbul
Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Anayasa taslağını hazırlayan bilim kuruluna
ücret ödendiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/241) 2.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, İnsan Hakları Danışma Kurulunun çalışmalarına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçek’in cevabı (7/248) I.-
GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 14.05’te açılarak iki oturum yaptı. Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, muhtarlar ve muhtarların sorunlarına, Siirt
Milletvekili Afif Demirkıran, ülkemizdeki maden potansiyeli ve maden
aramalarına, Balıkesir
Milletvekili Ahmet Duran Bulut, küresel ısınmanın Ege ve Marmara Bölgelerinde
zeytin üretimine zarar vermesi sebebiyle zeytin üreticilerinin destek kapsamına
alınmasına, İlişkin gündem
dışı birer konuşma yaptılar. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanlığının davetine icabet edecek olan
Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen
isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu. Çanakkale
Milletvekili Ahmet Küçük ve 22 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik
faaliyetlerinin araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için
(10/33), Aydın
Milletvekili Ahmet Ertürk ve 20 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı
üreticilerinin sorunlarının araştırılarak zeytinciliğin geliştirilmesi için
(10/34), Karaman
Milletvekili Mevlüt Akgün ve 20 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın
araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için (10/35), Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Fatma Ekenoğlu’nun davetine
icabetle, KKTC’nin 24. Kuruluş Yıl Dönümü Kutlamalarına, TBMM Başkanı Köksal
Toptan’ı temsilen bir Parlamento heyeti ile icabet edilmesine, 98 ülke
parlamentosu ile TBMM arasında parlamentolararası dostluk grubu kurulmasına, İlişkin Başkanlık
tezkereleri kabul edildi. Gündemin “Sözlü
Sorular” kısmının: 1’inci sırasında bulunan (6/1), 2’nci “ “ (6/2), 3’üncü “ “ (6/3), 4’üncü “ “ (6/4), 5’inci “ “ (6/5), Esas numaralı sözlü soruların, üç birleşim içinde
cevaplandırılmadığı için yazılı soruya çevrildiği ve gündemden çıkarıldığı
açıklandı; 6’ncı sırasında bulunan
(6/10), 7’nci “ “ (6/14), 8’inci “ “ (6/15), 9’uncu “ “ (6/17), 10’uncu “ “ (6/18), 11’inci “ “ (6/19), 12’nci “ “ (6/21), 13’üncü “ “ (6/22), 14’üncü “ “ (6/23), 52’nci “ “ (6/85), 53’üncü “ “ (6/86), 55’inci “ “ (6/88), 56’ncı “ “ (6/89), 103’üncü “ “ (6/136), 104’üncü “ “ (6/137), 105’inci “ “ (6/138), Esas numaralı
sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi; 15 ilâ 51 ve 57
ilâ 102’nci sıralarında bulunan, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, (6/29),
(6/30), (6/31), (6/32), (6/33), (6/34), (6/35), (6/36), (6/37), (6/38), (6/39),
(6/40), (6/41), (6/42), (6/43), (6/44), (6/45), (6/46), (6/47), (6/48), (6/49),
(6/50), (6/51), (6/52), (6/53), (6/54), (6/55), (6/56), (6/57), (6/58), (6/59),
(6/60), (6/61), (6/62), (6/63), (6/64), (6/65), (6/90), (6/91), (6/92), (6/93),
(6/94), (6/95), (6/96), (6/97), (6/98), (6/99), (6/100), (6/101), (6/102),
(6/103), (6/104), (6/105), (6/106), (6/107), (6/108), (6/109), (6/110),
(6/111), (6/112), (6/113), (6/114), (6/115), (6/116), (6/117), (6/118),
(6/119), (6/120), (6/121), (6/122), (6/123), (6/124), (6/125), (6/126),
(6/127), (6/128), (6/129), (6/130), (6/131), (6/132), (6/133), (6/134),
(6/135), 54’üncü sırasında
bulunan, Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/87), 106’ncı sırasında
bulunan, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in (6/139), Esas numaralı
sorularına İçişleri Bakanı Beşir Atalay cevap verdi; Tokat Milletvekili Reşat
Doğru, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, cevaplara karşı görüşlerini
açıkladılar. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında
bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Litvanya Cumhuriyeti Hükümeti
Arasında Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşmasının (1/278) (S. Sayısı: 19) 2’nci sırasında
bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında
Savunma Sanayii Alanında İkili İş Birliği Süresince Mübadele Edilen veya
Oluşturulan Gizlilik Dereceli Bilgi ve Malzemelerin Karşılıklı Korunması
Anlaşmasının (1/283) (S. Sayısı: 21), Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarıları, Komisyon ve Hükûmet yetkilileri Genel
Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi. 3’üncü sırasında
bulunan ve Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen
8/5/2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un (1/26) (S.Sayısı: 45) tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanarak 2’nci maddesine kadar kabul edildi. 8 Kasım 2007
Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime
19.25’te son verildi.
No.: 26 II.-
GELEN KÂĞITLAR 8
Kasım 2007 Perşembe Raporlar 1.- Artvin İli
Yusufeli İlçesinin Merkezinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri
Komisyonu Raporu (1/435) (S. Sayısı: 48) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME) 2.- Türk Silahlı
Kuvvetleri Hasta Beslenme Kanunu Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu
(1/431) (S. Sayısı: 49) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME) 3.- Gülhane
Askerî Tıp Akademisi Kanununda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/438) (S. Sayısı: 50) (Dağıtma tarihi:
8.11.2007) (GÜNDEME) 4.- Askerlik
Kanunu ile Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/436) (S. Sayısı: 51)
(Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME) 5.- Askerlik
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili
Hasan Kemal Yardımcı’nın; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/441, 2/26) (S. Sayısı: 52)
(Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME) 6.- Yedek
Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Yedek Subaylar ve
Yedek Askerî Memurlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/430, 1/432) (S. Sayısı: 53) (Dağıtma tarihi:
8.11.2007) (GÜNDEME) Meclis
Araştırması Önergeleri 1.- Kırklareli
Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 Milletvekilinin, uyuşturucu
kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin
araştırılarak uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün
104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/36) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/11/2007) 2.- Bursa
Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 Milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve
ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37) (Başkanlığa
geliş tarihi: 6/11/2007) 3.- Konya
Milletvekili Hasan Angı ve 19 Milletvekilinin, Konya Kapalı Havzasındaki su
kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38)
(Başkanlığa geliş tarihi: 6/11/2007) 8
Kasım 2007 Perşembe BİRİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 14.03 BAŞKAN:
Başkan Vekili Eyyüp Cenap GÜLPINAR KÂTİP
ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Murat ÖZKAN (Giresun) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşimini açıyorum. III.-
YOKLAMA BAŞKAN –
Elektronik cihazla yoklama yapacağız. Yoklama için beş
dakika süre vereceğim. Yoklama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik
cihazla yoklama yapıldı) BAŞKAN – Toplantı
yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde altyapı sorunlarıyla ilgili söz
isteyen Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’a aittir. Buyurun Sayın
Zeydan. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakikadır. IV.-
GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEMDIŞI KONUŞMALARI 1.-
Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’ın, Doğu ve Güneydoğu illerindeki altyapı
sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması RÜSTEM ZEYDAN
(Hakkâri) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; Doğu ve Güneydoğu’nun
altyapı sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Saygıdeğer
milletvekilleri, yılda 1 milyon 400 bin canlı bebeğin doğduğu ülkemizde hızlı
bir nüfus artışı bazen söz konusudur. Türkiye’de ortalama nüfus artış hızı
yüzde 2’ler civarındayken, anılan bölgede yani Doğu-Güneydoğu Bölgelerinde
yüzde 3-3,5, bazı illerde yüzde 4’ler civarındadır. Bununla birlikte,
84 yılından beri ülkenin o coğrafyasında bir fevkaladelik, bir terör ortamı
yaşanmaktadır. Göreceli olarak da zaman zaman azalmasına rağmen bu terör ortamı
kırsaldan “kent” diyebileceğimiz alanlara, ilçe ve illere nüfus akışını
hızlandırmıştır. Aslında buradaki illere ve ilçelere “şehir” demek son derece
zordur. Çünkü, kırsaldan bu bölgelere göç eden ve göç sonucuyla karşı karşıya
bırakılan vatandaşlarımızın bu bölgelere gelişleri, birlikte sorunlarını da bu
alanlara taşımasını oluşturmuştur. Dolayısıyla da, benim tabirimle, oradaki il
ve ilçe merkezlerine “kent” demekten çok -dilim pek varmıyor “köykent” demeye
ama- “kırkent” demekte fayda vardır. Mesela, benim ilim Hakkâri’de 80’li
yılların başında kırsalda yaşayan, yani, köy ve mezralarda yaşayan nüfusun
oranı yüzde 65 iken, 2007 yılları itibarıyla bu tam tersine dönmüş ve bu
bölgelere çok sayıda mezralardan ve köylerden insanlar göç etmek zorunda
kalmıştır. Gerçi bu göç sadece doğu-güneydoğu illerine değil, aynı zamanda,
aynı çizgide belki Gaziantep’e, belki Mersin’e, belki Adana’ya, belki
Antalya’ya ve daha doğru bir deyimle, İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya da
oluşmuştur. Maalesef,
özellikle doğu-güneydoğu illerinde sosyal yaşam alanları daralmıştır, altyapı
sorunları günbegün artmıştır. Her ne kadar 2000’li yılların başından bugüne
Hükûmetimizce realize edilmiş olan KÖYDES ve BELDES programlarıyla mezra ve
köylerin altyapıları oldukça ve göreceli olarak iyileştirilmiş ise de, il ve
ilçelerdeki yerel yönetimler eliyle gördürülemeyen hizmetler, özellikle, su ve
kanalizasyon, sosyal donatı ve toplu yaşam alanları zorluğu beraberinde
birtakım sorunlar getirmiştir. Değerli vekiller,
377 mezrası ve 130 köyüyle 507 tane yerleşim alanı olan benim ilimde, maalesef,
2002 yılında 13 tane şebekeli suyu olan köy ve yerleşim birimi var iken, çok
şükür ki bugün, 260’lara varan yerleşim biriminde şebekeli su oluşmuştur.
KÖYDES programı, 2007 yılından sonra da, inşallah -ifade edildiği üzere- su ve
kanalizasyonla birlikte, sulama göletleri ve enerji altyapıları da gözden
geçirilecektir. Bu da bizleri fazlasıyla memnun etmektedir. Ama, benim, yüce
Meclisimizden ve Hükûmetimizden arzım ve istirhamlı arzumdur, lütfen, benim
tabirimle İLDES programını da başlatalım. Özellikle ilçe ve illerdeki yerel
yönetimler eliyle bu altyapı sorunlarına maalesef çözüm getirilememektedir.
Dolayısıyla da halkın ciddi anlamda altyapı sorunlarıyla karşı karşıya
kalabilme dönemleri ve günleri bizleri beklemektedir. Değerli dostlar,
değerli arkadaşlar; sosyal riski azaltma projeleri, kırsal kalkınma
programları, köye dönüş ve rehabilitasyon programlarıyla, belki de şartlı nakit
transferleriyle, zaman zaman, hükûmetlerimizin ve son cumhuriyet Hükûmetimizin
yardımlarıyla kırsala bir nebze bir yardım ve yeniden yapılanma getirilmiştir,
ama özellikle bizim bölgemizdeki illerdeki belediyeler, benim ilimde ve 100
bini aşan… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Zeydan, konuşmanızı tamamlar mısınız. RÜSTEM ZEYDAN
(Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. …nüfusuyla
Yüksekova ilçemizin ve 80 bini aşan Hakkâri merkez nüfusumuzun altyapısı çökmüş
durumdadır ve ben, yüce Meclisimizden ve güçlü Hükûmetimizden şunu bekliyorum
ve ben diyorum ki: Mutlu etmek için yarını bekleme, bugün bile geç, daha dün
mutlu olmalıydık. Bu duygu ve
düşüncelerle hepinize en içten sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Teşekkür ediyorum
efendim.(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Zeydan. Gündem dışı ikinci
söz, Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeninin bölge ekonomisine etkileri
hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Şahin Mengü’ye aittir. Buyurun Sayın
Mengü. (CHP sıralarından alkışlar) 2.-
Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel
madeninin bölge ekonomisine etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji
ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sayın Başkan,değerli milletvekilleri; huzurlarınıza Manisa Turgutlu
Çal Dağı’ndaki nikel madeninin bölge ekonomisine katkılarını, getirilerini
götürülerini arz etmek üzere gelmiş bulunuyorum. Değerli
milletvekilleri, eski adı Bosphorus Nikel Madencilik olan, şimdiki adı Sardes
Nikel Madencilik, Manisa’nın Turgutlu ilçesine 18 kilometre mesafedeki Çal Dağı
mevkisinde, nikel madeni çıkartma uğraşlarına devam etmektedir. Çal Dağı,
ülkemizdeki on nikel yatağından en önemli olanlarından bir tanesidir. Bu
alanda, Sardes Şirketi, deneme üretimi için aldığı izinle üretime başlamış,
daha deneme üretimi aşamasında ormandan çok sayıda ağaç kesilmeye başlanmış; bu
ağaç kesiminin getirdiği, çevre köylerde bugüne kadar görülmeyen sel baskınları
oluşmaya başlamıştır. Daha deneme üretimi aşamasındadır. Şirketin
yaptırdığı fizibilite raporlarına göre, Çal Dağı’ndaki nikel madeninin rezervi
38 milyon tondur, ancak, şirketin hemen yaptığı sondajlar sonunda bu rakamın 45
milyon tona kadar çıkabileceği düşünülmektedir, öngörülmektedir. Bu çıkarılacak
madenin dünya piyasalarındaki değeri 25 milyar dolar civarındadır. Şirketin
sermayesinin yüzde 98’inin yabancılara ait olduğu düşünülürse, kurumlar vergisi
dışındaki bütün getirisini haklı olarak yurt dışına transfer edeceklerdir. Bir
an için bütün gelirin de Türkiye’de kaldığını düşünsek, ancak, buna izin verildiği
takdirde, biraz sonra aşağıda arz edeceğim şekilde, sülfürik asit kullanılarak
nikel madeni ayrıştırmasından elde edilecek bu gelirin neleri götürdüğünü de
bilmemiz gerekmektedir. Öncelikle, bu
nikel madeninin çıkarılmasında kullanılan teknik, sülfürik asitle ayrıştırma,
dünyada uygulanan diğer, yani konvansiyonel dediğimiz üretim tarzlarına göre
1/4 daha ucuzdur, basit bir prosestir ve daha ucuz bir yöntemdir. Bu nedenle,
şirket, kendi ekonomisi menfaatleri açısından bu yöntemi denemektedir. Ancak, 1
ton cevherin işlenebilmesi için 400 kilogram sülfürik asit gerekmektedir ve bu
sülfürik asidin elde edilebilmesi, bugün deneme üretiminde dışarıdan taşınarak
getirilmesine rağmen, yarın yeni bir fabrika kurularak, yani bir sülfürik asit
fabrikası da kurularak yapılacaktır. Bir şeye
dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Bu sülfürik asit fabrikasının kurulması 2 bin
400 dönümlük bir araziye ihtiyaç gösteriyor. Bu, arazide, şu anda da deneme
üretiminin yapıldığı arazide 30 ila 35 yaşları arasında 280 bin çam ağacının
kesilmesine neden olacak. Gerek asit fabrikasında gerekse liç alanında yılda 5
milyon metreküp de su kullanılacak. Tarım alanlarında yetersiz su olayı son
günlerde, son yıllarda hepimizin çok yakından bildiği ve ülke ekonomisini
olumsuz yönde etkileyen bir problem. Bütün bunlar göz
önüne alındığı takdirde, 5 bin çiftçi ailesinin yaşadığı, yani Çal Dağı
eteklerinde 17 bin dönüm, Gediz Ovası’nın Turgutlu bölgesinde kalan 200 bin
dönüm tarım alanı bu maden ocağının, maden çalışmasının etkisi altında kalacaktır.
Bir an için akla şu gelebilir: 25 milyar dolar bir getirisi olacak, niye buna
karşı çıkıyorsunuz? Hayır, buna karşı çıkmıyoruz. Yer altı kaynaklarının
kullanılmasına karşı değiliz. Ancak, bu yöntemle kullanılmasına karşı çıkmamız
gerekiyor. Nitekim, Turgutlu’da kurulan bir platform da, hiçbir parti ayrımı
gözetilmeksizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin İlçe Başkanlığından, Belediye
Başkanlığından başlayıp bütün diğer partilerin de beraber oluşturdukları bir
platform da bu işe karşı çıkıyor. Bütün oradaki partililer hep beraber olmuşlar
bir platform oluşturmuşlar, bu işin, bu üretimin yapılmamasını savunuyorlar.
Sadece, sülfürik asit fabrikasından, ileride, beş veya on yıl içinde oluşacak
asit yağmurlarının çevreye vereceği zararlar, artı yıllardır milyarlarca dolar
harcayarak temizlemeye çalıştığımız Gediz Nehri de tekrar bu sülfürik asitten
kirlenmeye başlayacaktır. Bu yöredeki çiftçilerin, tarımla uğraşan insanların
yani o 5 bin çiftçi ailesinin ekonomiye katkısı yılda 90 milyon yeni Türk
lirası civarındadır. Bu katkı, herhangi bir süreyle sınırlı değildir. Eğer, bu
sülfürik asit fabrikası… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Mengü, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen. ŞAHİN MENGÜ
(Devamla) – Tamamlıyorum. Bu fabrika, on-on
beş yıl çalışacak ama bu tarım alanları elli yıl, yüz yıl belki de daha uzun
süre çalışacak. Benim yüce Meclisten istirhamım, lütfen, yeni bir Bergama
yaratmayalım; lütfen, yeni bir Kaz Dağı yaratmayalım ve ben, hemen, en kısa
zamanda, bir Meclis araştırması için bir önerge de vereceğim. Bu önergeye de
desteklerinizi bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Mengü. Gündem dışı
konuşmaya Sayın Enerji Bakanı cevap vereceklerdir. Buyurun Sayın
Bakanım. (AK Parti sıralarındın alkışlar) ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, saygıdeğer
milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki
nikel madeniyle ilgili olarak gündem dışı konuşmaya cevap vereceğim. Bu bakımdan, o
bölgedeki nikel madeni, aslında, dünyada ihtiyaç duyulan metallerden bir
tanesidir ve bu madenciliğe de biz önem veriyoruz ve rakam olarak da yaklaşık
50 bin tonun üzerinde bir rezervin olduğunu, biz -orada- düşünüyoruz. Şimdi… ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Size herhâlde yeni gelen bir haber bu. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Ve bu bölgede de bu zenginliği,
tabii ki çevreye zarar vermeden, en az etki yaptırarak bunu düşünüyoruz. Bu
noktada, madenciliğin, zaman zaman, insaf sınırlarını aşan eleştirilere muhatap
olduğunu görüyoruz, ancak yer altı… ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Beni mi kastediyorsunuz? ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Yok, sizi değil, genel olarak
söylüyorum. Bu noktada, yer
altı kaynaklarımız da zenginliklerimiz ve madencilik olmasa şu anda, şu salonda
bile pek çok aleti kullanamadığımız için, belki de taş devri dönemine dönmüş
oluruz, yani mikrofondan tutun, gözlük camına kadar, bütün, inşaatta kullanılan
demire varıncaya kadar, buraya gelirken kullandığımız araçlara varıncaya kadar,
hiçbirini kullanmamamız gerekir. Yani bir yerde, bir optimizasyon içinde
olacağız. Tabii ki çevre, bizim vazgeçemeyeceğimiz değerlerden, yer altı, yer
üstü zenginliklerimiz de bir bütün hâlinde ele alınacak ve bunu bir denge
içinde yapmamız gerekiyor. Bunun için de zaten maden mühendisliği diye de bir
dal var. Bu işin teknolojisini, projelendirilmesini yapan, işin ekonomik
boyutuyla birlikte, çevre etki değerlendirmesini de yapan bir birim var. Onun dışında da
Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü gibi, Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu ve
görevlerinin büyük ölçüde maden ve yer altı zenginliklerinin, bunun içinde
jeolojik araştırmalar dâhil olmak üzere yapan bir kuruluşumuz var ve Ulu Önder
Atatürk’ün bir sözünü, MTA’nın kuruluş aşamasında söylediği bir sözü de
hatırlatmak istiyorum: “Memleketin diğer meçhul servetlerini arayıp bulma
görevini MTA’ya verdik, çalışacaklardır. Kendilerine, mesut sürprizler
dileriz.” diyor. Bu mesut
sürprizleri, biz, bulmak üzere, yapmak üzere, arkadaşlarımız yıllardır
çalışıyorlar ve bunu yaparken kömür de buluyorlar, bor da buluyorlar, nikel de
buluyorlar, krom da, bakır, çinko da buluyorlar, jeotermal kaynakları da
buluyorlar, yani bunun sayısını artırabiliriz. Bu bakımdan, ülkemiz, maden
zenginlikleri bakımından da gayet iyi olan ülkelerden bir tanesi. Şöyle bir
değerlendirme yapacak olursak, normal olarak MTA’nın yaptığı, şu ana kadarki
yaptığı sondajların bir ortalamasını alırsak, 120 metre civarındadır derinlik.
Yani, bir seviye olarak yüzeyi alırsak, 120 metre kadar aşağıya ortalama olarak
inmiştir. Ortalamadan bahsediyoruz. Avrupa Birliği rakamları 1.200 metredir.
Yani, 10 kat daha derine inen sondajları vardır ortalama olarak. Yani, biz daha
bu işin onda 1’indeyiz zenginliklerimizin tespiti bakımından. Yani, eğer Avrupa
Birliğiyle mukayese edersek -ki onlar da çevreye duyarlı, onlar da çevreyi
bozmadan bunları yapalım diye düşünüyorlar- ama, bizi onlar da ilgilendirmiyor,
biz kendi değerlerimize bakalım, çevre değerlerimize, dolayısıyla orman
zenginliklerimize de bakalım. Yalnız, bu
“maden” denen şey, bildiğiniz gibi, bizim isteğimize göre yerin altında
oluşmuyor. Keşke mümkün olsa da maden zenginliklerimizi, yer altı
zenginliklerimizi kendimiz dizayn edip en zararsız yerlerde oluşmasını
bekleseydik. Bu, tabii, mümkün değil. Dünyanın oluşumu sırasında bu madenler
belli yerlerde oluşuyor. Dolayısıyla, bunu, biz çevre etki değerlendirme
raporuyla, herkesin de görüşünü alarak, canlı-cansız bütün değerlendirmeleri yaparak,
bu değerlendirmelerin sonucunda eğer mahzuru yoksa veya o değerlendirmede
artıları çok fazlaysa ve halk da bunu kabul ediyorsa buna göre bu çalışmayı
yapıyor ve genellikle de bu gibi noktalarda ÇED raporunu ele alarak, bu
değerlendirmeyi yaparak o işin işletmesinin yapılıp yapılmamasına karar
veriyoruz. Tabii, bazen hoşlanmadığımız uygulamalar, zaman zaman istismar
edilen uygulamalar da olmuyor değil. Bunlarla da biz mücadele ediyoruz.
Bilhassa taş ocaklarında tasvip etmediğimiz uygulamalar var, ama bunların
hepsinin sorumlusu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı değil. Çünkü biz arama
ruhsatını veriyoruz, işletme ruhsatının yerel yönetimlerden belli şekillerde
alındığı uygulamalar da oluyor. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Bunun için,
kanunu da ayrıca değiştirmek istiyoruz. Bu değiştirmeyi yaptığımız takdirde
daha kontrollü bir hâle gelecek. Bu hafta sonu tüm
madencilerle bir toplantı yapacağım. Yani, bütün taş ocakları da dâhil olmak
üzere, onları toplantıya çağırdık. ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Bu Çal Dağı’ndaki madencilikle mi ilgili? ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – O da dâhil, hepsi gelecekler. Buna altın da
dâhil, krom da dâhil, hepsi gelecekler ve onlarla bu uygulamaları birlikte
tartışacağız. Maden Yasası da,
yine, bu sivil toplum örgütleri de dâhil, çevreci kuruluşlar da dâhil olmak
üzere, bu Meclisten çıktı, yani, hepsinin görüşünü alarak yaptık. Ama, kanunlar
da, bildiğiniz gibi, benim tabirimle, canlıdır. Yani, bu yasaların da
uygulamalardaki arızalarını görüp yeniden dizayn etmemiz mümkün. Neticede
ülkemiz için yapıyoruz bunları. Bu bakımdan, hataları, eksikleri varsa -ki,
kanunlar dogma değil, bunları değiştirmek mümkün- bunu ele alacağız ve
düzelteceğiz. Neticede çevre bizim vazgeçemeyeceğimiz değerlerdendir. Hele
orman… Bizim bütün büyüklerimizin sözü vardır, yani “Dal kesenin, başını
keserim.” diye. Bu derece de bu noktada hassasız. Ama, burada, bir optimizasyon
söz konusu. Belki şöyle
yapacağız, yani, bu önerilerimden bazılarını söyleyeyim: Oradaki ağaçların hemen
anında yerini değiştirip, özel sökme makineleriyle… O bile aslında beni
rahatsız ediyor. ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – 200 bin ağaç Sayın Bakanım, nasıl sökülür? ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hayır… O bahsettiğiniz bütün
proje boyunca, aynı anda değil. ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Gayet tabii… ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Yani, bir anda 200 bin ağacı,
100 bin ağacı böyle almak mümkün de değil. O biraz abartılı bir rakam. ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Hayır, aynı anda demedim zaten. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Ve şöyle ifade edeyim: Bu tip
işlerde çevre kirliği kadar bilgi kirliliği var, sizi tenzih ederek söylüyorum.
Yani, bu tip şeylerde zaman zaman farklı açılardan bakan kişiler var. Bir
yandan borumuzu çıkaralım diyoruz, bir yandan altını çıkartmayalım diyoruz. Bir
yandan kömürü çıkaralım, kömür madenlerimizi, yerli kaynaklarımızı kullanalım
diyoruz, ama, bir altın olunca iş birden değişiveriyor. Bunu anlamakta bazen zorluk
çekiyoruz. ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Çevreye zarar vermeden ama. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Nikelde durum biraz daha
farklı. Nikel gerçekten dünyada zor bulunan ve dünya zenginlikleri açısından
bize de bu zenginlikten pay düşen metallerden bir tanesi. Bu da bir parça
Manisa tarafına bu imkân, bu şans gelmiş. Aslında bu bir fırsat iyi
kullanılırsa. Sülfürik asit
meselesine gelince… Sülfürik asit eğer iyi kullanılırsa çevreye zarar
vermeyecek çok yaygın asitlerden bir tanesidir, ama bunun elimine edilmesi,
teknolojik olarak elimine edilmesi zararlarının mümkün ve bu da zaten projeyle
oluyor. Yani, bununla ilgili olarak gerek kimya mühendisleri gerek kimya
bilimcileri ve aynı zamanda malzeme bilimcileri, madenciler bunu kullanıyorlar
yaygın bir şekilde. Biz de bunu, sülfürik asidi çok yaygın olarak kullanıyoruz.
Bandırma’da da sülfürik asit fabrikamız var. Yani, bir sorun yok. Ben hatta daha
şeyini söyleyeyim, daha eleştiri kabul edilebilen, o siyanürle ilgili olanını söyleyeyim,
ki, Kaz Dağı konusunda bu çok gündeme geldi: Ben yerinde gittim, gördüm.
Ayrıca, müfettişlerimizi oraya gönderdim. İki ayrı grup gönderdim. Bir de
ayrıca kendi özel danışmanımı oraya gönderdim. Kendim de hem havadan hem
karadan gidip gördüm. Mesela, bir Kaz
Dağı çok farklı şekilde ele alındı. Kaz Dağı dediğimiz bölge hakikaten
harikulade güzel bir yer. Yani, dünyanın oksijen kaynaklarından bir tanesi,
insanın bakmaya doyamadığı güzellikleri olan bir yer. Ancak, burada
Cenevizlilerden beri de madencilik yapılıyor. Osmanlı döneminde de yapılmış.
Yani, burası maden kaynakları bakımından da zengin ve orada yirmiden fazla
maden ve endüstriyel mineral var. Yani, o bölgenin Çanakkale Seramik’inden
tutun da bütün fabrikaları bunu kullanıyorlar. Taş ocakları da var, maden
ocakları da var ve Cenevizlilerden beri de maden çıkan bir yer. Zaten, Truva
bölgesinin adı bu maden zenginlikleriyle olan bir yer ve altın da çıkarılıyor
burada, fakat nedense bu altın konusu gündeme gelince borda, kromda, çinkoda,
bakırda gösterdiğimiz, kömürde gösterdiğimiz toleransın dışına birden
çıkıveriyoruz, “Altına hayır.” şeyi çıkıyor ortaya. Yani, bu ilginç ve biz bunu
çıkarırken de -normal olarak 50 ppm’dir, yani, litrede 50 miligramdır Avrupa
Birliğinin rakamları, kriteri- bizde çevre hassasiyeti çok daha yüksek olduğu
için biz bunu 1 olarak kabul ettik, yani ellide 1 siyanür kullanılıyor
işletmede. Ayrıca da orada çalışan şirket 0,5 olarak kullanıyor. Yani, yüzde 1
kadar düşük ve üstelik bu siyanür, sodyum siyanürdür, hidrojen siyanür değil.
Hidrojen siyanürdür en zehirli olanı. Sodyum siyanür ondan daha az tehlikeli.
Tehlikesiz değil, tehlikeli, ama canlılarla teması olmadığı sürece ve iyi
yönetilirse bir sorun olmuyor ve Türkiye’ye 300 bin ton siyanür bileşiği
giriyor, madencilikte bunun yüzde 1’i kullanılıyor. Yani, geri kalan yüzde 99’u
şu anda gündelik hayatımızda kullanılıyor. Ama bu altın konusu olunca biraz
daha hassasiyet ifade ediyor ve burada da iki türlü ruhsat var, biri arama
ruhsatı, biri işletme ruhsatı. Arama ruhsatında arama yapılan yerlerde siyanür
kullanılmıyor, hiçbir şekilde siyanür kullanılmıyor. Ama bazı basın organlarına
bakarsanız, sular kirleniyor, havada siyanür bulutları dolaşıyor, etraf
kurumuş, sanki böyle Hiroşima’daki atom bombasından sonraki yerler gibi
resimlerle karşılaşıyoruz. Burada bir bilgi kirliliği var. Burada objektif
olmak lazım, yani hatayı da söylemek lazım, doğruyu da söylemek lazım ve
bunların arasında da ülkemizin çıkarlarını değerlendirmemiz lazım. Bir misal
vereyim: Eğer biz altın rezervlerimizin… Muhtemel rezervler de eğer
ispatlanırsa biz dünyada 2’nci oluyoruz. Şu andaki haliyle 8’inci sıradayız, 7
ile 8 arasında oynuyoruz. Altın ithalatında da Hindistan’dan sonra 2’nciyiz.
Şimdi böyle bir piyasa var. 5 milyar dolar da bunun ithalatına para ödüyoruz.
Gerçi bunun bir kısmını satıyoruz, ihraç da ediyoruz. Yani, cari açık açısından
o kadar büyük dengesizlik yok, ama 5 milyar dolarlık alıyoruz. Böyle bir
ortamda dünya 2’ncisi olmamız da mümkün, eğer çevreyle iyi bir şekilde uyumlu sistem
yaparsak ve yine şunu ifade edeyim: Toplumdaki bu çevre bilinci aslında bizi
memnun ediyor, yani Kazdağı’ndaki hassasiyet de bizi memnun ediyor. Tek bizi
rahatsız eden şey bilgi kirliliği. Bunu da gidermek üzere gittik, yerinde
gördük, çalışmaları yaptık. Bununla ilgili olarak da ÇED raporu olması lazım
işletilmesi için, aramadan işletmeye geçmek için. ÇED raporunda da zaten
oradaki bütün ahali de oranın sakinleri de dinlenecek. Onlar da evet derlerse
bu yapılacak, denmezse yapmayacağız. Bu kadar basit. Bu arada da Maden
Kanunu’nda da düzenlemeler yapmayı düşünüyoruz. Altının devlet payıyla ilgili
miktarını, işletilmesiyle ilgili kısımlarını, Türkiye’de bunun endüstrisinin
daha yaygın bir şekilde kullanılmasını, millî varlıklarımızın yerinde
kullanılması noktasındaki hassasiyetimizi de yeni maden yasasındaki uygulamada
göstereceğiz. Tabii, yasa
değişikliği yapmadan şu anda başka bir şey yapmamız mümkün değil, ancak ben,
Maden İşleri Genel Müdürlüğündeki henüz verilmeyen ruhsatları da durdurdum ve
sıkıntılı olanları da incelemeye aldık. Onların hepsini, şikâyetleri olanları
inceliyoruz. Orada da yanlış varsa düzelteceğiz, daha iyi bir hâle getirmeye
çalışacağız. Çünkü daha evvelden 4 bin ruhsat yılda veriliyordu, biz bunu
hızlandırdık, yeni bürokrasiyi azalttık, bu 18 bine kadar çıktı. Gerçekten
ülkemizde de büyük bir kalkınma hamlesi var. Madencilik şu anda en iyi zamanını
yaşıyor. Nikel bile daha evvelden 5 dolar civarında iken şimdi 57 doları gördü.
Yani böyle bir durum var. İnşaat sektörü geliştiği için taş ocaklarına büyük
bir talep var. Tabii, bu talebin yanında istismar da oluyor. Biz de bununla
mücadele edeceğiz, yani biz de bunun için buradayız. O bakımdan,
buradaki dengeyi iyi tutturmak lazım. Madenciliği de öldürmememiz lazım, çünkü
2 milyar dolarlık bizim bir ihracat kalemimiz bu, net. Mesela, otomotivde
bakıyorsunuz, arada 20 milyar dolarlık ihracat var ama o kadar da ithalat var.
Aradaki net miktar çok çok daha az. Yani, milyar doların altında. Sadece
madenciliğinki net olarak 2 milyar doların üstünde. Yani, bu bakımdan bakarsak
bu sektörün de -mermercilik de dahil olmak üzere- üzerine titrememiz lazım ve
madenler arasında da pozitif ayrımcılık yapmamamız lazım. Yani, bora, kömüre,
mermere gösterdiğimiz hassasiyeti altına da göstermemiz lazım. Yani, öyle dünya
ikincisi olmak da kolay olmuyor. Dünya ikincisi olmak için de mutlaka çaba sarf
edeceğiz, teknik birtakım tedbirleri de alacağız. Nikel konusunda
da Sayın Milletvekilim, Sayın Mengü, müsterih olunuz, yani bu noktada üzerinde
çalışıyoruz. Orman ve… ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Sayın Bakan, Avrupa’da sülfürik asitle nikel ayrıştırılıyor mu? Var
mı böyle bir ülke? ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Şimdi, madeni olan yerde olur,
yoksa yapmazsınız orada. ŞAHİN MENGÜ (Manisa)
– Yunanistan’da var mesela, ama sülfürik asit kullanmıyor. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Var, diğer ülkelerde var. Ben
size misal vereyim. BAŞKAN – Sayın
Bakan… Lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz Sayın Bakan. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hayhay Sayın Başkan. Şöyle söyleyeyim… İSMAİL BİLEN
(Manisa) – Yunanistan’a götürüldüğünü söyleyebilirim. Bizim Turgutlu’dan
çıkarılan nikel Yunanistan’da aynı şekilde… BAŞKAN – Sayın
Milletvekilim, siz müdahale etmeyin lütfen. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Şöyle izah edeyim size: Küba
dünyada yüzde 40 rezerve sahip. Zaten toplam 140 milyon ton civarında. Küba’nın
yüzde 40’ı var, Çin var, Sovyetler Birliğinde var daha çok. Dünyadaki olan
yerlerde bu daha çok işlenir, eğer teknolojisi yoksa öbür ülkelere taşınır,
yani teknolojisi olan -ekstraktif metalürjiyle bu yapılıyor, liç usulüyle
yapılıyor- oraya gider. Türkiye’de de 39,5 milyon ton civarında. Yani, bunun da
hemen hemen tamamı Manisa bölgesinde. Onun dışında Bitlis-Pancarlı,
Bursa-Yapköydere’de de ayrıca var. Tabii, yeni aramalar yapıyoruz. Bu yeni
aramalarla, -bu yok anlamına gelmiyor- olmayan yerlere de bakacağız. Bu arada Çevre ve
Orman Bakanımız da bu konuda çok hassas. O da ayrıca benden eleman istedi, o
bölgede inceleme yapıyor. Gerek bunun işletilmesi gerekse sülfürik asit
fabrikasının kurulması gene ÇED raporuyla gerçekleşeceği için, eğer bir sorun
varsa onu da o ÇED raporu sırasında göreceğiz. Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bakanım. Sayın Mengü, söz
istemiştiniz, yerinizden kısa bir cevap verin. ŞAHİN MENGÜ
(Manisa) – Vazgeçtim. Soracağım soruyu zaten Sayın Bakan cevapladı,
vazgeçiyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim, sağ olun. Gündem dışı
üçüncü söz, Anamur ve Bozyazı’daki aşırı dolu yağışı afeti sonucu oluşan durum
ve hasar konusunda söz isteyen Mersin Milletvekili Behiç Çelik’e aittir. Buyurun Sayın
Çelik. (MHP sıralarından alkışlar) 3.-
Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin ilinin Anamur ve Bozyazı ilçelerinde
meydana gelen dolu afeti sonucu oluşan hasara ilişkin gündem dışı konuşması BEHİÇ ÇELİK
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Kasım 2007 tarihinde Mersin
ili Anamur ve Bozyazı ilçelerinde meydana gelen görülmemiş büyüklükte bir dolu
afeti nedeniyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Anamur ve Bozyazı
ilçeleri geçimini büyük ölçüde tarımdan sağlayan insanların yaşadığı bir
bölgedir. Entansif tarım oldukça gelişmiştir. Seracılık alabildiğine yaygındır.
Her türlü sebze, muz ve hatta meyve seralarda üretilerek piyasaya arz edilir.
Her iki ilçede tahminen 120 bin civarında insan yaşar. Arz ettiğim dolu
afeti, neredeyse ceviz büyüklüğünde, 5 Kasım 2007 günü saat 14.00 civarında
beş-altı dakika kadar sürmüştür. Araçların camlarının dahi kırıldığı,
kaportalarının eğildiği bu afetten sonra Anamur’da Bahçe Mahallesi, Çeltikçi,
Çarıklar, Bozdoğan en çok zarar gören yerleşim birimleridir. Bozyazı’da ise
merkez mahalleleri, Tekmen, Tekeli, Gözce ve Gözsüzce en çok zarar gören
yerleşim birimleridir. Plastik örtülerde zarar ziyan oranı yüzde 50, cam
seralarda ise cam aksamının yüzde 75’i hasar görmüştür. Sera içi mahsulde hasar
oranı tahminen yüzde 80’ler düzeyindedir. Binbir emekle tesis edilen seralar
yöre üreticilerinin tek geçim kaynağıdır. Böyle bir afetin vurduğu bu
çiftçilerimizin maddi kaybının 20-25 milyon YTL olduğu ifade edilmektedir. Seraların 5363
sayılı Tarım Sigortaları Kanunu uyarınca neredeyse yüzde 90’ının
sigortalanmadığı aldığımız bilgilerden anlaşılmaktadır. Tüm bunları göz önünde
tutarak yöre çiftçisinin elinden tutmak, mağduriyetlerini gidermek, devlet
olmamızın en önemli vasfıdır. Bozyazı’da çaresizliğe ve sıkıntıya düşen Mehmet
Öztürklerin, Durmuş Ali Akdemirlerin sorunlarına el atmamız fevkalade
önemlidir. Bu cümleden
olarak, mevcut mevzuat çerçevesinde; 1) Çiftçilerin
hasarlarının telafisi için Mersin İl Özel İdaresi ile Tarım İl Müdürlüğünün
kaynak tahsisiyle desteklenmesi gerekmektedir. 2) Çiftçilerin
Ziraat Bankasına, kooperatiflere ve diğer kuruluşlara olan borçlarının
ertelenerek yeni kredi taleplerinin süratle karşılanması, 3) Elektrik
borçları var ise ertelenmesi, 4) Afetten zarar
gören çiftçilerin acil ihtiyaçlarında kullanılmak üzere derhal Sosyal
Yardımlaşma ve Dayanışma Fonundan uygun görülecek bir kaynağın anılan
kaymakamlıklara gönderilerek nakdi ve karşılıksız yardım yapılması, 5) Yörede şu anda
fahiş fiyatla cam ve sera naylonu satılmaya çalışıldığı duyumları alınmaktadır.
Cam ve naylon temini için organizasyon oluşturulması, 6) Mümkünse
yörenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi, 7) Mersin
Valiliği ile Anamur ve Bozyazı Kaymakamlıklarının Hükûmetçe desteklenerek
hasarın bir an önce izalesi için talimatlandırılması gerekmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; kanun yapmak her zaman mümkündür, ama uygulama en
önemli aşamasıdır. Nitekim, 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu da böyledir.
Bu Kanun 2005 yılında çıkmasına rağmen tam olarak uygulama aşamasına maalesef
geçirilememiştir. Arz ettiğim gibi, seraların neredeyse tamamına yakını
sigortalanmamıştır. Bu nedenle, Hükûmetin meseleye çözüm bulması ve tarım
sigortalılığının bundan böyle yaygınlaştırılması oldukça önem arz etmektedir. Son olarak,
Hükûmetin konuya el atmasını, afetin ortadan kaldırılması, afetin ortadan
izlerinin silinmesini talep ediyoruz. Yöre halkına geçmiş olsun diyor, hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Çelik. Sayın
milletvekilleri, gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula Sunuşları vardır. Meclis
araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum: V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.-
Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 milletvekilinin, uyuşturucu
kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin
araştırılarak uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergesi (10/36) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Dünyada çağımızın
çok önemli sorunlarından biri olarak kabul edilen ve insanların beden ve ruh
sağlığını bozarak, geniş toplum kesimlerinin hem bugününü hem de geleceklerini
tehdit eden uyuşturucu kullanımı ile birçok devletin dirlik ve düzenini olumsuz
yönde etkileyen uyuşturucu ticaretinin, dünya ölçeğinde de dikkate alınarak; Toplumumuz ve
özellikle gençlerimiz üzerindeki olumsuzluklarının tespiti ve bunların
engellenmesi amacıyla, Anayasamızın 98'inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci
maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak, anılan konunun etraflıca
İncelenmesi hususunda gereğini saygılarımla arz ederim. 1) Ahmet Gökhan
Sarıçam (Kırklareli) 2) Kayhan
Türkmenoğlu (Van) 3) Fehmi Hüsrev
Kutlu (Adıyaman) 4) Sedat
Kızılcıklı (Bursa)
5) Fatih Arıkan (Kahramanmaraş) 6) Sami Güçlü (Konya) 7) Şükrü Ayalan (Tokat) 8) Fikri Işık (Kocaeli) 9) Polat Türkmen (Zonguldak) 10) Durdu Mehmet
Kastal (Osmaniye) 11) Mehmet Çerçi (Manisa) 12) Mehmet Yaşar
Öztürk (Yozgat) 13) Hüseyin Besli
(İstanbul) 14) Enver Yılmaz (Ordu) 15) Metin Yılmaz (Bolu) 16) Zeyid Aslan (Tokat) 17) Mehmet Daniş (Çanakkale) 18) Müjdat Kuşku (Çanakkale 19) Metin
Kaşıkoğlu (Düzce) 20) Mevlüt Akgün (Karaman) 21) Ali Osman
Sali (Balıkesir) 22) Fetani Battal (Bayburt) 23) Turan Kıratlı
(Kırıkkale) 24) Mehmet
Beyazıt Denizolgun (İstanbul) 25) Özlem
Piltanoğlu Türköne (İstanbul) 26) Osman Gazi
Yağmurdereli (İstanbul) 27) Cüneyt Yüksel
(Mardin) 28) Canan Kalsın (İstanbul) 29) Mehmet Hanifi
Alır (Ağrı) 30) Çağla Aktemur
Özyavuz (Şanlıurfa) 31) Ömer Dinçer (İstanbul) Gerekçe: Uyuşturucu
maddeler; merkezi sinir sistemini etkileyerek kullanan kişinin ruhsal ve
fiziksel dengesini bozan; bu kişide fiziksel ve ruhsal bağımlılığa yol açan;
kişisel ve toplumsal yönden ekonomik ve sosyal çöküntü oluşturan maddelerdir. Uyuşturucu
maddeleri türlerine göre aşağıdaki sınıflandırmaya tabi tutabiliriz; A- Afyon ve
türevleri B- Kenevir ve
türevleri C- Uyarıcılar D- Sentetikler E-
Sakinleştiriciler Uyuşturucu
maddeler kavramı, geniş bir açıdan ele alındığı zaman, insanlık tarihi kadar
eskiye dayanmaktadır. İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren uyuşturucu
maddelerin keyif verici, ağrı giderici, hastalıkları iyileştirici olarak
kullanıldığı bilinmektedir. Uyuşturucular,
yapımı bakımından, gerek suni, gerekse tabii olsun, bünyelerinde içerdikleri
kimyasallar bakımından, kötü amaçlı kullanılması halinde, canlıların
organizmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Bilindiği üzere,
illegal uyuşturucu maddeler kullanıcıyı, ruhsal ve bedensel bakımdan bağımlı
kılmakta, kullanıcının akıl ve muhakeme yeteneğini harap etmektedir. Örneğin,
uyuşturucu madde kullanıcısı, önceleri belirli bir ölçekte uyuşturucu madde
kullanırken, zamanla miktarını artırmak ihtiyacını hisseder. Çünkü bağımlının
vücut hücreleri, faaliyetinin sağlıklı hareket etmesi için anılan maddeye
şiddetli bir eğilim duyar. Uyuşturucular
vücutta zehirlenme meydana getirirler. Bağımlı, belirli bir zaman diliminde
maddeyi temin edemezse, psikolojik açıdan gerginlik ve sinir sisteminin dumura
uğraması, halüsinasyon, gibi aksaklıklar yaşamakla birlikte, yanlış algı
yüzünden, ölümcül iş ve trafik kazalarına, sebep olmaktadır. Bedensel açıdan,
vücudun çeşitli yerlerinde kramplar, üşüme, kusma, terleme, eklem ağrıları,
halsizlik ve uyku bozukluğu, bulantı, esneme, burun ve gözlerin akması, dikkat
ve hafıza eksikliği, tansiyon hareketinin bozulması gibi zaaflar yaşatmaktadır.
Birleşmiş
Milletler Uyuşturucu ile Mücadele Kurumu'nun hazırladığı 2005 Dünya Uyuşturucu
Raporunda; uyuşturucu kullananların sayısının her yıl yüzde sekiz oranında
arttığı, bu artışın da büyük oranda esrar tüketiminden kaynaklandığı, sentetik
uyuşturucu kullanımında azalma olmakla birlikte, 300 milyar dolardan fazla
hacme sahip olan Dünya uyuşturucu ticaretinin birçok ülkenin ekonomisinden daha
geniş olduğu vurgulanmıştır. Birleşmiş
Milletler Uyuşturucu ve İlgili Suçlar Dairesi (UNODC) tarafından Cenevre'de
açıklanan 27 Haziran 2007 tarihli raporda da, dünyanın en büyük uyuşturucu
sağlayıcılarının Afganistan'ın güneyi, Güneybatı Kolombiya ve Doğu Myanmar gibi
merkezi otoritenin dışındaki bölgeler olduğuna yer verilirken, Afganistan'dan
gelen eroinin, PKK terör örgütü tarafından Yunanistan, İtalya ve Romanya
üzerinden Avrupa ülkelerine taşındığı ve örgüt mensupları tarafından satılarak,
önemli miktarda finansman sağlandığına dikkat çekilmiştir. Raporun Türkiye
bölümünde yer alan belgelere göre, geçen yıl Türkiye'nin 25 Avrupa ülkesinin yakaladığı
eroin miktarına denk gelen oranda eroin ele geçirdiği belirtilerek, 2006
yılında Türkiye'nin yaklaşık 9 bin kilogram eroin yakalayarak, büyük bir
başarının altına imza attığına dikkat çekilmiştir. Ekonomik Kalkınma
ve İşbirliği Örgütü (OECD) Mali Eylem Görev Grubu tarafından 7 Mayıs 2007' de
yayınlanan 'Uyuşturucu Raporu'nda da, PKK'nın, gelirinin büyük bölümünü
uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, kara para aklama, haraç gibi organize
suç faaliyetlerinden elde ettiği belirtilerek, son dönemde Türkiye'de tırmanan
terör eylemleri ile birlikte örgütün Avrupa ülkelerinde organize suç
faaliyetlerini de yoğunlaştırdığı vurgulanmıştı. EUROPOL
tarafından Avrupa Birliği ülkelerinin İçişleri Bakanlarına sunulan benzer bir
raporda ise, Avrupa için en ciddi tehlikeyi uyuşturucu kaçakçılığı, insan
ticareti, yasa dışı göç ve sahte para basımının oluşturduğu vurgulanarak,
PKK'nın en tehlikeli mafya yapılanması olduğuna dikkat çekilmişti. Yurdumuzdaki
uyuşturucu kullanımına yönelik tespitler yapılması amacıyla, değişik zamanlarda
çeşitli gönüllü kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin yaptığı araştırmalara
dayanılarak medya organlarında yer alan haberlerde; uyuşturucu, sigara ve alkol
kullanımının 10 yaşına kadar düştüğü gibi çarpıcı tespitler bulunmakta, aile
bağları sağlam olan gençlerin uyuşturucuya ihtiyaç duymadığı değerlendirmeleri
yapılmaktadır. Bütün bu ön
bilgiler dikkate alınarak, öncelikle çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceği
olmak üzere toplum sağlığımız için neler yapılması gerektiği hususlarının
tespiti ve bu tespitlerin toplum kesimlerinde bilinç uyandırması ve gerekli
önlemlerin alınabilmesi için, bununla bağlantılı olarak da uyuşturucu
ticaretini elinde tutan odakların Türkiye üzerindeki kirli emellerine ulaşmada
sağladıkları finans kaynaklarının çok ciddi bir şekilde araştırılıp, bunların
engellenmesi amacıyla her türlü önlemin alınması için, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde bir "Araştırma Komisyonu" kurulması gerekmektedir. BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum: 2.-
Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı
üretimi ve ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/37) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Ülkemizde geçen
yıllara nazaran daha fazla kuraklık yaşanması sonucunda Zeytin ve Zeytinyağı
üreticilerinin karşılaştıkları sorunların araştırılarak tespit edilmesi ve
alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince
Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 25.10.2007 1) Ali Koyuncu (Bursa) 2) Hayrettin
Çakmak (Bursa) 3) Mehmet Tunçak (Bursa) 4) Halil Aydoğan (Afyonkarahisar) 5) İsmail Bilen (Manisa) 6) Hamza
Yerlikaya (Sivas) 7) Hasan Ali
Çelik (Sakarya) 8) Canan Candemir
Çelik (Bursa) 9) Mehmet Çerçi (Manisa) 10) Ali İhsan
Merdanoğlu (Diyarbakır) 11) Metin
Kaşıkoğlu (Düzce) 12) Ayhan Sefer
Üstün (Sakarya) 13) Musa
Sıvacıoğlu (Kastamonu) 14) Ahmet Erdal
Feralan (Nevşehir) 15) Eyüp Fatsa (Ordu) 16) Fetani Battal (Bayburt) 17) Ertekin Çolak (Artvin) 18) Durdu Mehmet
Katsal (Osmaniye) 19) Orhan Erdem (Konya) 20) Mustafa
Hamarat (Ordu) Gerekçe: Dünya zeytin
üretiminin % 97'si aralarında ülkemizin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde
yapılmaktadır. Ülkemiz İspanya, İtalya ve Yunanistan'dan sonra dane zeytin
üretimi sıralamasında 4. konumundadır. Zeytinyağı üretiminde 6. sırada,
sofralık zeytin üretiminde 2. sırada, siyah sofralık zeytin üretiminde ise 1. sıradadır.
Dünya zeytinyağı üretimi 2005-2006 döneminde 2.6 milyon ton iken Türkiye
ortalaması 130 bin ton olup Dünya üretiminin % 5'ini karşılamaktadır. Sofralık zeytin
olarak ortalama yıllık 150 bin ton üretilmektedir. Üretilen zeytinin büyük bir
miktarını iç tüketime yönlendirilmekte, işleme tekniğindeki farklılıktan dolayı
aynı başarı ihracatta gösterilememektedir. Bunun nedeni olarak yüksek tuz
konsantrasyonu içeren işleme teknikleri özellikle AB ülkelerindeki
tüketicilerin damak zevkine uymamaktadır. Türkiye'de
üretilen sofralık zeytinin % 85'i siyah, % 15'i yeşil ve rengi dönük olarak
işlenmektedir. Türkiye sofralık zeytin üretiminin yıllık 35 bin tonluk kısmını
ağırlıklı olmak üzere Romanya, Bulgaristan, Rusya ve Almanya'ya satmaktadır. Tüm bu yönleriyle
bakıldığında zeytin ülkemiz ekonomisi açısından önemli bir yere sahiptir. Gerek
iç piyasada gerekse dış piyasalarda büyük bir ekonomik girdi teşkil etmesine
rağmen 2007 yılında ciddi bir kuraklık yaşanması zeytin ve zeytinyağı
sektörümüzü olumsuz yönde etkilemiştir. Tarım sektörü
2007 yılında kuraklıktan en fazla etkilenen sektör olmuştur. Zeytin üretimin
yaygın olarak yapıldığı Marmara ve Ege Bölgesi yağış azalmasının en fazla
olduğu bölgelerden olmuştur. Özellikle Marmara Bölgesinde % 34 yağış azalması
tarımı ciddi derecede olumsuz olarak etkilemiştir. Ege ve Marmara
bölgesinde yapılan araştırmalar neticesinde iklim değişiklikleri ve buna bağlı
olarak yaşanan kuraklık zeytin üretimini de olumsuz yönde etkilemiştir. Bölgede
yaşanan kuraklık nedeniyle zeytinde kalibrasyon kaybı, sofralık zeytinde kalite
azalması, zeytin tanelerin küçük olması ve bunun neticesinde yağlık zeytinin
çok olmasına rağmen yağ veriminin düşük olması gibi sorunları da beraberinde
getirmiştir. Zeytin üretiminde
yaşanan kalite kaybı; üreticinin zeytinini pazarlamada sıkıntı yaşamasına,
eskiye nazaran daha kötü şartlarda pazarlamasına, Marmarabirlik’in zeytin
alımında ve satımında sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Bütün bunların
neticesinde üretici başta Ziraat Bankasına olmak üzere kullandığı kredileri
geri ödemekte büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır. Ülkemiz zeytin
üreticisinin özellikle Akdeniz sahil şeridindeki diğer ülke üreticileriyle daha
uygun şartlarda rekabet edebilmesi için zeytin üretimin daha verimli yapılması,
uygun kredi imkânlarının sağlanması, daha rantabl pazarlama yapılması, zeytin
ağacı kalitesinin yükseltilmesi, üreticinin ve tüketicin bilinçlendirilmesi,
tanıtım ve pazarlama stratejilerin profesyonel olarak yapılması, zeytin
menşeinin nihai tüketiciye sunulma aşamasında paketlerde yer alması ve geleceğe
yönelik zeytin ve zeytinyağı projeksiyonu yapılması gerekmektedir. BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum: 3.-
Konya Milletvekili Hasan Anğı ve 19 milletvekilinin, Konya Kapalı Havzası’ndaki
su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/38) Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Türkiye'nin tahıl
ambarı olarak bilinen Konya Kapalı Havzasında her geçen gün yer üstü ve yer
altı suları azalmaktadır. Ovanın gelecekte karşı karşıya kalabileceği susuzluk
herkesi derinden düşündürmektedir. 1 milyon kişinin yaşadığı şehirde insanların
içme ve kullanma suyunun, tarımla uğraşan 1 milyon kişinin de arazi sulama
suyunun temini her geçen yıl daha da zorlaşmakta ve gelecekle ilgili kaygıları
daha da artmaktadır. Yaklaşık 3.5
milyon hektar büyüklüğündeki ovada, yer altı sularının çekilmesine bağlı olarak
sekiz katlı bir apartmanın sığabileceği büyüklükte dev çukurlar oluşmaya
başlamış ve sayıları da her geçen gün artmaktadır. Diğer taraftan mevcut
göller, barajlar ve göletlerin alanları sürekli küçülmekte ve hatta kuruduğu
görülmektedir. Türkiye'nin en az
yağış alan bölgelerinden birisi olan Konya Kapalı Havzasındaki, yer altı ve yer
üstü su kaynaklarının; korunması, var olan problemlerin giderilmesi ve yaşanan
kuraklığa ve susuzluğa karşı gereken önlemlerin alınması amacıyla, Anayasanın
98. ve içtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması
açılmasını saygılarımızla arz ederiz. 1) Hasan Anğı (Konya) 2) Muharrem
Candan (Konya) 3) Abdullah
Çetinkaya (Konya) 4) Mevlüt Akgün (Karaman) 5) Kerim Özkul (Konya) 6) Özkan Öksüz (Konya) 7) Mustafa
Kabakcı (Konya) 8) Haydar Kemal
Kurt (Isparta) 9) Hüsnü Tuna (Konya) 10) Rıtvan
Köybaşı (Nevşehir) 11) Orhan Erdem (Konya) 12) Mahmut
Mücahit Fındıklı (Malatya) 13) Ali Rıza
Alaboyun (Aksaray) 14) Harun Tüfekci
(Konya) 15) Lütfi Elvan (Karaman) 16) Ayhan Sefer
Üstün (Sakarya) 17) İrfan Gündüz (İstanbul) 18) Mehmet Yaşar
Öztürk (Yozgat) 19) Metin
Kaşıkoğlu (Düzce) 20) Ali Öztürk (Konya) Gerekçe: İç Anadolu
Bölgemizde yer alan Konya Kapalı Havzası, Türkiye'nin toplam alanının yaklaşık
% 7'sine denk gelen 53850 km²'lik bir alanı kaplamaktadır. İç Anadolu
Platosu'nun ana bölümünü oluşturan Havza, 900-1050 m arasında değişen
yükseklikteki çoğunlukla ovalık bir morfolojiye sahiptir. Özellikle
kentlerin su ihtiyaçlarının sağlandığı ve kentsel yerleşim alanları içerisinde
ve/veya çevresindeki su kaynakları, sürekli kirlenme tehdidi altında
bulunmaktadır. En kısa zamanda etkin önlemler alınmadığı takdirde, 21.
yüzyılda, birçok akiferimizden ve bazı nehir sularımızdan faydalanma olanağı
tamamen kaybolacaktır. Konya'nın mevcut
nüfus artışı, aldığı göç, gelişen ve büyüyen sanayi ve tarım faaliyetleri
sonucunda, bugün bile kentin ihtiyacın sadece % 8-10'luk kısmının
sağlanabildiği Altınapa Baraj Gölü yetmediğinden ihtiyacın % 90'ından fazlası
yeraltı suyundan desteklenmektedir. Bunun sonucu Kentin yeraltısu dengesinde
bozulmalar oluşarak, temiz akifer ile nitelik olarak bozuk akifer karışma
noktasına gelmiştir. Konya Kapalı
Havzası'nda DSİ verilerine göre 30.000'i ruhsatlı 30.000'e yakını da kaçak
olmak üzere 60.000'e yakın yeraltı suyu üretim kuyusu bulunmaktadır. Bunlardan
çekilen yer altı suyunun büyük bir çoğunluğu salma sulama (vahşi sulama)
yöntemi ile tarımsal sulamada kullanılmaktadır. Son 15-16 yıldır
yağışların uzun yıllar ortalamasına göre azlık göstermesi, gün geçtikçe
sayıları artan sondajlar, uygun olmayan hidrojeolojik ortamlarda sürdürülen
sondaj çalışmaları, ekonomik olmayan/bilinçsiz sulama teknikleri ve tarımda
hatalı bitki deseni seçimi, jeoloji mühendisi müşavirliğinde açılmaması
nedeniyle, koruma tedbirleri alınmamasından kullanıma elverişli yer altı
suyunun niteliksiz su seviyeleriyle karıştırılması sonucu suyun kirlenmesine,
kullanılamaz hale getirilmesine neden olunmuştur. Konya Kapalı
Havzası'nda DSİ verilerine göre yıllık yaklaşık 1.8 milyar m3'lük emniyetli su
rezervi bulunmakta, ve yılda yaklaşık 800 milyon m3 su açığı verilmektedir. Havza içerisinde
yer alan sulak alanlar, göl ve sazlıklar yıllar öncesindeki durumunda değildir.
Çoğu yapılan yanlış ve bilinçsiz uygulamalar nedeniyle suyunun çoğunu kaybetmiş,
bir kısmı da tamamen kurumuştur. Konya
Havzasındaki önemli sulak alanlara genel olarak bakacak olursak; Beyşehir Gölü,
zengin su kaynağına rağmen yanlış işletmeler sonucu su seviyesi çok ciddi
seviyede düşerek bugünkü durumuna gelmiştir ve kurtarılmayı beklemektedir. Tuz
Gölü ise son 35 yıldır kirlenme, besleniminin engellenmesi ve diğer sebeplere
bağlı olarak yarı yarıya küçülmüştür. Ereğli Sazlığı'nda ise yer altı suları en
alt seviyeye inmiştir. Eşmekaya Sazlığı (Aksaray) tamamen yok olmuş, Eber ve
Akşehir Gölleri ise kuruma noktasına gelmişlerdir. Alınacak tedbirlerde biraz
daha geç kalınması durumunda bölge gerçek anlamda bir felaketle
karşılaşacaktır. Gelecek
nesillerin sağlıklı ve ekonomik içme ve kullanma suyuna sahip olabilmesi;
tarımda yeterli ve gerekli suyu kullanabilmek için, kısa zamanda etkin önlemler
alınması ve uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz. BAŞKAN –
Bilgilerinize sunulmuştur. Önergeler
gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön
görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır. B)
ÇEŞİTLİ İŞLER 1.-
İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres ile Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Mahmut
Abbas’ın 13 Kasım 2007 tarihli 19’uncu Birleşimde Genel Kurula hitaben birer
konuşma yapma isteklerinin Genel Kurulun onayına sunulması BAŞKAN - Sayın
milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmî konuğu
olarak ülkemizi ziyaret edecek olan İsrail Devlet Başkanı Sayın Şimon Peres ile
Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Sayın Mahmut Abbas Genel Kurulun 13 Kasım 2007
günkü 19’uncu Birleşiminde bir konuşma yapmak istemişlerdir. Bu hususu
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz. Birinci sırada
yer alan, 08.05.2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Anayasanın 89
uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere
Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve
Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.-
8.5.2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha
Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/26) (S. Sayısı: 45) (x) BAŞKAN –
Komisyon? Burada. Hükûmet? Burada. 2’nci maddeyi
okutuyorum: Tanımlar ve
kısaltmalar MADDE 2- (1) Bu
Kanunda geçen; a) Bakanlık:
Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığını, b) EPDK: Enerji
Piyasası Düzenleme Kurumunu, c) EÜAŞ: Elektrik
Üretim Anonim Şirketini, ç) İÇH:
İşletmeden çıkarma hesaplarını, d) Perakende ve
toptan satış lisansı: Elektrik enerjisinin tüketicilere satışını
gerçekleştirmek üzere EPDK’dan alınan lisansları, e) Santral:
Elektrik enerjisi üretilen nükleer güç santrallarını, f) Şirket:
Santral kuran ve elektrik enerjisi üreten şirket veya şirketleri, g) TAEK: Türkiye
Atom Enerjisi Kurumunu, ğ) TEİAŞ :
Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketini, h) TETAŞ: Türkiye
Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketini, ı) URAH: Ulusal
radyoaktif atık hesabını, ifade eder.
(x) 45 S. Sayılı
Basmayazı 7/11/2007 tarihli 17’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir. 5654 Sayılı
Kanun’un ilk görüşmeleri 8/5/2007 tarihli 103’üncü Birleşimde yapılmıştır. BAŞKAN –
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Şevki
Kulkuloğlu. Buyurun Sayın
Kulkuloğlu. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on
dakikadır. CHP GRUBU ADINA
MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer
Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin
Kanun’un 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım. Bu duygularla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. 2’nci maddeyle
ilgili konuşmama geçmeden önce, dün Sayın Bakanıma sorduğum bir soruda beni
hayal kırıklığına uğratan bir konu vardı. O konuda, elçiye zeval olmaz, bir not
iletmek istiyorum. Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, ihaleye fesat
karıştırmak ve kendisine, yakınlarına çıkar sağlamak suçlarından ceza alan
bürokratların yeniden atanmasıyla ilgili Sayın Bakana bir soru sormuştum.
Kendisi de burada son derece hoşgörülü bir cevap vermişlerdi ve bu cevap,
maalesef, beni de, benim gibi dinleyen diğer milletvekili arkadaşlarımı ve
televizyonları karşısında bizleri dinleyen, bizlere vekâlet veren halkın
kendisini de rahatsız etmiş olmalı ki, Kayseri’den birtakım seçmen
arkadaşlarımız beni arayarak “O zaman, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat
karıştırmak suçundan ne kadar iş arayan arkadaşımız varsa Sayın Bakanın
hoşgörüsüne sığınarak kendisine gönderelim, aklasınlar, iş versinler.” dediler.
Elçiye zeval olmaz Sayın Bakanım, bunu öncelikle size ileteyim istiyorum. Bu Kanun,
görüşülmekte olan Kanun, nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesiyle
ilgili bir kanun olup, bence öncelikli olanın bu olmaması gerektiği ve bu
Kanun’un hazırlanmasından önce nükleer enerjiyle ilgili bir kanunun
hazırlanması gerektiğini düşünüyorum. Kanun’un 1’inci
maddesinde belirtildiği üzere, bu Kanun sadece nükleer santral kurmak amacı
gütmektedir. Bu, bir ülkenin nükleer enerji konusundaki zafiyeti olarak tarihe
geçecektir. Ancak bu tasarının kanunlaşmasından sonra nükleer enerji yasasının
getirilebilecek olması da Hükûmetin sanki sakladığı bir niyeti olduğunun
göstergesinden başka bir şey değilmiş gibi geliyor. Önce nükleer santralin
kurulmasına ilişkin bir kanun çıksın da sonra nükleer enerji yasasını da
getiririz, merak etmeyin derseniz, o zaman size sorarız: Kime söz verdiniz?
Bunun, yarın da çok konuşacağımız bir konu olacağından eminim. Bu, nükleer
santral kurmak üzere baskı nereden gelmektedir? Bu, merak konusudur. Bunları
bir kenara bıraktığınızda, eğer Hükûmetin bu Kanun’u yapmasındaki asıl niyeti
dengeli ve güvenli bir nükleer enerji politikası ise önceliği nükleer enerji
yasası olmalıydı. Fakat, ne yazık ki, Hükûmet, burada niyeti her neyse bu
niyetine şüphe düşürür şekilde davranmıştır. Bu konuda diğer
önemli bir husus ise nükleer enerji santralinin kurulması için, bir ülkenin
yakıt ve atık teknolojilerine sahip olması gerektiği gerçeğidir. Zira, nükleer
enerji santrallerinin ana konuları bu iki noktada düğümlenmektedir. Ancak,
maalesef, ülkemiz bu iki konuda da tecrübesiz ve bilgisizdir. Bu tecrübesizlik
söz konusu Yasa’ya da yansımış, düzenleyici, denetleyici ve uygulayıcı kuruluş
TAEK olarak benimsenmiştir. Yani, bu üç ayrı faaliyet üç ayrı kuruluşta olması
gerekirken, tek kuruluşta birleştirilerek kilitlenmeye müsait bir sistem inşa
edilmektedir. Bunu da dikkatlerinize sunuyorum. Değerli milletvekilleri,
Kanun’la ilgili diğer bir handikap ise, nükleer enerjinin ham maddesi olan
uranyumu karşılamakta ülkemizdeki kaynakların yetersizliğidir. Sadece bir
nükleer santralin ömrü kadar uranyumumuz varken, bu Kanun ile kurulmasına ve
işletilmesine izin verilecek nükleer enerji santrali ancak ithal ham maddeye
dayanan bir enerji kaynağı oluşturacaktır. Bu durumun, dışa bağımlı enerji
politikası olan ülkemizin daha da dışa bağımlı hâle gelmesine neden olacağı
açıktır. Nükleer
santrallerin kurulması ve işletilmesi söz konusu Kanun’la özel şirketlere
verilebilmektedir. Bu durumda devletin, bu özel şirketi seçerken çok hassas,
önceden belirlenmiş ve durumun önemi karşısında ağırlaştırılmış kriterler
getirmesi gerekmektedir. Ancak Kanun, bu özel şirketlerin uygunluğu konusunda
seçim kriterlerini TAEK’e bırakmıştır, fakat olması gereken, bu kriterlerin
Kanun’da açıkça belirtilmesidir. Hükûmetinizin
özel şirketlerin seçimindeki hassasiyetine değinmeden de geçemeyeceğim. Sayın
Bakan, artık, eski alışkanlıklarını devam ettirmeyeceklerine dair burada bir
söz verdi. Ancak, Türk Telekom’un özelleştirilmesinde gösterdiğiniz hassasiyeti
hatırladığımda şöyle bir hatırlatma yapmak istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti
devletinin, Telekom İdaresi gibi önemli bir kurumu verdiğimiz bir şirketi,
Bulgaristan ve Arnavutluk Hükûmetleri, özelleştirme ihalelerine almakta yeterli
bulmamışlardır. Bu hassasiyeti de dikkatlerinize sunmak istiyorum. Nükleer enerjinin
kullanımı konusunda dünya uygulamasına bakıldığında, nükleer enerjiden vazgeçildiği
görülmektedir. Örneğin Almanya, nükleer enerji santrallerinin sayısının 2020
yılına kadar azaltılacağını açıklamıştır. Nükleer enerji, çevre açısından
olumsuz etkileri olabilecek bir enerji türüdür. Bunu en iyi bizim ülkemiz
bilmekte, çünkü Çernobil faciası sonuçları hâlen yaşanmakta olan bir ülkedir. Ömrünü tüketmiş
nükleer enerji santrallerinin durumlarına geldiğimizde bu konunun vahameti
ortaya daha da fazlasıyla çıkmaktadır. Bir nükleer enerji santralinin sökümü
çok masraflı ve uzun yıllar almaktadır. Nükleer atıkların saklanması, taşınması
ve yok edilmesi de keza çok masraflı ve teknik yeterlilik gerektiren bir
konudur. Kanun incelendiğinde, nükleer santrallerin sökülmesi ve nükleer
atıklarla ilgili maddelerde muallak ifadeler yer almıştır. Ayrıca söküm
masraflarıyla ilgili olarak devlete yük getiren düzenlemelere yer verilmiştir.
Sayın Cumhurbaşkanı da Yasa’yı bu nedenle geri göndermiş. Kâr ve zarar
kısımlarını çeken kişinin bunun en sonundaki maliyetine de katlanması gerektiği
son derece açıktır. Bu yük hazineye devredilemez. Nükleer enerji,
yapılacak en küçük hatada dahi yıkıcı sonuçlar doğurabilecek hassas bir
konudur. Bu konuda, devletin, özel şirketleri seçerken, hassas kriterler
koyması, etkin denetleme mekanizmaları kurması ve konu hakkında yetişmiş bir iş
gücünden yararlanması gereklidir. Bu konulardaki eksiklikler henüz
giderilmemişken, nükleer santral kurulması için tehlikeli sonuçlar ortaya
çıkmaya muktedir bir durum söz konusudur. Bu Kanun için
yapılan çalışmalara dikkati çekmekte yarar görmekteyim. Kanun’un yapıldığı ilk
taslaktan bu yana geçen dört ayda iki önemli değişiklik yapılmıştır. Bakınız,
Kanun en son Sayın Cumhurbaşkanından döndükten sonra Kanun’un tamamı görüşmeye
açılmış ve komisyonda on önergeyle Kanun değiştirilmiştir. Bunun anlamı,
Hükûmetin bu kadar hayati ve önemli bir konuda kesin bir politikasının
olmamasıdır. Henüz daha nükleer enerji politikası kesin olmayan Hükûmet,
dengeli olarak enerji üretimi artırmayı hedeflemektedir. Bu, çok ciddi bir
çelişkidir. Hükûmetin derhâl yapması gereken, ayakları yere basan bir enerji
politikası edinmesidir. Bu durum, ülkemiz açısından kaygı verici bir durumdur. Değerli
milletvekilleri, Kanun’un 2’nci maddesi, tanımlara yer vermiştir. Bu tanımlarda
iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. İlk husus, şirket tanımıdır. Şirket,
santral kuran ve elektrik enerjisi üreten şirket veya şirketleri ifade
etmektedir. Amaç maddesinde de, Kanun’un ilerleyen maddelerinde de, söz konusu
şirketlerin sadece santralleri kurup üretim yapmadıkları, ayrıca bu enerjiyi
sattıkları da belirtilmektedir. Söz konusu maddede bu hususa değinilmemesi,
kanun tekniği açısından önemli bir hatadır. 2’nci maddeye,
sonradan, önergeyle, TETAŞ (Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ)
eklenmiştir. Kanun’un ilerleyen maddelerinde TETAŞ’a bazı yetkiler verilmiştir.
Bu konuya, o maddeyle ilgili söz aldığımda değineceğim. Burada sözlerime
son verirken, iki konuyu Sayın Bakanıma hatırlatmak istiyorum: Bu enerji
yasalarının Meclisten geçirilmesindeki acelemiz niye? Komisyon sırasında
“Suların Serbest Kullanımı Yasası’nı çıkardık. 1.084 projeyi hazırladık, 980
tanesini ihale ettik.” dediniz. Yeni bir milletvekili olarak ben, Meclis
kayıtlarına baktığımda, böyle bir yasanın böyle bir isimle geçmediğini, Enerji
Komisyonu dışında başka bir komisyonda başka bir yasa altında geçirildiğini
-mayıs ayında geçirildiğini- gördüm. Ülkede seçimlerin
yaşandığı, Cumhurbaşkanlığı seçiminin, burada Başkanlık Divanı seçiminin
yaşandığı ve Meclisin ara verdiği bir ortamda, maşallah, 1.084 tane projenin
980 tanesini ihale edebilmişsiniz. Bu başarınızdan dolayı sizi kutluyorum, ama,
sanırım bunun sonuçları bu Mecliste, bu kürsüde çok konuşuluyor olacak. Zira,
ilk komisyon toplantımızda MHP’li Sayın Tankut, size Bakanlığınızdaki birtakım
yolsuzluklarla ilgili bilgiler verdiğinde, hassas davranıp takip edeceğinizi
söylemiştiniz. Sanırım bu 26 kişinin tutuklanmasıyla ilgili olay da bu
soruşturmanın neticesinde gelişmiştir. Ancak, Sayın Bakanım size soruyorum: Bu
28 kişi bu suçları işlerken acaba Bakanlık koltuğunda kim oturuyordu? Bunun
sorumlusu sadece o suçları işleyen midir, yoksa personeline hâkim olmayan
mıdır? Bu, lütfen, cevabı verilmesi gereken bir konudur. Yine, yüce
Meclise şunu da hatırlatmak istiyorum: Bu önümüzdeki Yasa’yla Sayın Cumhurbaşkanın
da tarafsızlık ilkesi ilk defa test edilmiş olacaktır. Çünkü kamu kaynaklarının
israfı konusunda bir önceki Cumhurbaşkanının geri çevirdiği bir maddeyi, aynen,
çok ufak değişikliklerle buradan sizin çoğunluğunuzla geçireceğiz. Bakalım
Sayın Cumhurbaşkanı tarafsızlık ilkesine dayanarak nasıl bir cevapla bunu
cevaplandıracak, merak ediyoruz, onu da test etmiş, görmüş olacağız. Bu duygularla
yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Kulkuloğlu. Sayın milletvekilleri,
Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak Başkanlığımızdan bir yazılı talepte
bulunmuştur, şöyle: “Gündem dışı konuşması sırasında Hakkâri Milletvekili Sayın
Zeydan’ın ‘Doğu ve güneydoğu’ demesi, ‘Anadolu’yu kullanmamasının
düzeltilmesini arz ederim.” diye bir yazılı talebi vardır. Ben burada bir
kasıt göremiyorum. Yani Güneydoğu, Doğu, bütün Türkiye, bütün Misakımillî
hudutları dâhilinde olan yerler, her şey Türkiye’nin toprak parçasıdır. Burada
bir kasıt göremiyorum. Zaten Sayın Zeydan da burada yok, cevap verecek durumda
değil. Onun için, konuşacak bir şey yok herhâlde. Teşekkür ederim. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Sayın Başkan, söz istiyorum. Sayın Başkan, bu
topraklar Anadolu topraklarıdır. Sayın konuşmacı, konuşmasının müteaddit
kerelerinde dört defa, “Güneydoğu ve Doğu illeri” olarak kullanmıştır,
Anadolu’yu kullanmaktan ısrarla kaçınmıştır. BAŞKAN – Yani,
siz burada bir kasıt mı arıyorsunuz? ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Kasıt aramıyorum. BAŞKAN – Kasıt
aramıyorsanız o zaman mesele yok. Yani, kullanabilir, Doğu, Güneydoğuludur,
kullanabilir. Ama, bunda bir kasıt yok yani, Türkiye hepimizin. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Eğer bu arkadaşımız herhangi bir konuşmasında düzeltirlerse memnun
olurum. BAŞKAN – Kendisi
yok zaten burada, cevap verecek durumda da değil. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Herhangi bir konuşmasında düzeltirse memnun olurum. Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Madde
üzerinde gruplar adına başka söz isteyen yok. Şahısları adına,
Sakarya Milletvekili Sayın Hasan Ali Çelik. Buyurun Sayın Ali
Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar) HASAN ALİ ÇELİK
(Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5654 Sayılı Nükleer Güç
Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un
2’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla
selamlıyorum. İnanıyorum ki,
burada konuşan bütün hatipler, milletvekili arkadaşlarım, ülkemizin ve
milletimizin menfaatini esas ölçü kabul ederek eleştirilerini, önerilerini ve
görüşlerini ifade etmektedirler. Görüşmekte
olduğumuz Yasa, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 5, 6 ve 7’nci maddelerinin
bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderildiği bir
yasadır. Bilinen bir şey var, bu da, enerji -yani, elektrik enerjisi esas olmak
üzere- dünyada giderek önemi artan bir ihtiyaçtır ve biz de, ülkemizin enerji
ihtiyacını, gelecek projeksiyonunu öngörmek suretiyle, çeşitlendirmek suretiyle
ve ihtiyaçları gidermek suretiyle neyi nasıl yaparızı ararken, eksik kalan
bölümlerimiz ve enerji çeşitliliği boyutunda tamamlamak üzere bu Kanun’un
hazırlığı içerisinde bulunmaktayız. Bunun için, türlü kaynaklar, ihtiyaçların
ve imkânların rekabet şartları içerisinde değerlendirilmesiyle önümüze gelerek
bu seçenekler kullanılmaktadır. 2’nci maddede
esas olan kısaltmalar ve tanımlar vardır, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun
kısaltılmış adı, efendim, elektrik piyasası düzenlemesiyle ilgili çeşitli
kısaltmalar. Yine bu Yasa’da öngörülen hesaplamalarla ilgili yasaların
kısaltmaları. Ama nükleer
enerji santralleriyle ilgili söyleyeceğimiz şeylere baktığımızda, gerçekten bu
santraller -bugüne ait değil- 1950’li yıllardan beri dünyada uygulanan, güvenle
uygulanan, zaman zaman arızalar her şeyde ve her zaman olduğu gibi görülen
çeşitli tesislerdir ve ileri teknoloji tesisleridir. Dünyada da
elektrik üretimine baktığımızda, enerji çeşitliliği yönüyle dünya elektrik
üretiminin de yüzde 18’i nükleer enerji tesislerinden elde edilmektedir. Hâlen
de 440 reaktör bu konuda elektrik üretimi ile faaldir ve 30 kadarı da inşaat
hâlindedir. Birçok da
gelişmiş Batılı ülke, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Japonya,
Rusya, Ukrayna, Almanya, İsveç, Güney Kore, Çin, Hindistan, Kanada başta olmak
üzere birçok dünya devleti de bu enerji türünden elektrik üretmek üzere
ülkelerinin kaynaklarını artırma gayreti içindedirler ve çalışmaktadırlar. Biz de nükleer
enerji santralleriyle ilgili çalışmamızı bu Kanun’da ortaya koyuyoruz ve bu
Kanun’un içinde elektrik üretmek amaçlı bir uygulamanın öngörülmesini
sağlıyoruz ve ülkemizin çıkarları eğer nükleer enerjiden elektrik üretmemizi
gerektiriyorsa ve bu elektriğin uygun şekilde piyasaya arzını öngörüyorsa,
günün şartları içerisinde bunların nasıl yapılmasını düşünüyorsak, Türkiye
Büyük Millet Meclisi de bunların yapılması için faaliyetlerini düzenleyen,
şartlarını ortaya koyan, önünün açılması gereken yasal düzenlemeleri burada hep
birlikte yapmaya çalıştığımız yerdir. Dolayısıyla hep
beraber geçen dönemde, 22’nci Dönem Parlamentosu olarak çıkarttığımız yine
elektrik üretimindeki ayaklardan birisi olan, enerji çeşitliliğindeki
ayaklardan birisi olan Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Üretimine
İlişkin Kanun buradan geçti ve ülkemiz için önemli bir adım ortaya atılmış
oldu. Ciddi başvurular var. Ama enerji çeşitliliği yönünden baktığımızda,
nükleer enerjiden elektrik üretimine ilişkin bir faaliyet henüz yok, yasal
olarak bunun çerçevesi de henüz çizilmiş değil. Biz de burada inşallah bu
dönem, geçen dönemden geri dönmüş olan bu Yasa’nın eksiklerini de tamamlamak
suretiyle… Ki Komisyonda da görüşülürken, birtakım önergelerle, bu eksiklikler,
tahmin ederim ki, düzenlendi. Arkadaşlarımızın bu konudaki görüşleri
komisyonlarda da yansıdı. Şimdi, bundan
sonra, bu Kanun içerisinde bu düzenlenmiş hâliyle, inşallah, ülkemiz, nükleer
enerjiyle, elektrik üretimi yönüyle, gelecekteki ihtiyaçlarımızın karşılanması
yönüyle gerekli adımı atmış olacak ve ülkemizin bir ihtiyacı daha karşılanmış
olacaktır diyorum. Bu Kanun’un
ülkemize, memleketimize, milletimize hayırlar getirmesini diliyor, herkesi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çelik. Komisyon adına,
Komisyon Başkanı Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy Bey. Buyurun Sayın
Aksoy. SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya)
– Sayın Başkan, muhterem arkadaşlarım; daha önce üzerinde tartıştığımız, 22’nci
Dönemde tartıştığımız Yasa’yı şimdi tekrar ele almış bulunuyoruz. Bu Yasa’nın
üzerinde, doğrusu, çok şeyler konuşuldu, zabıtlarda, bütün tutanaklarda mevcut.
Bir tekrar mahiyetinde ben konuşmak arzusunda değildim, ama dünkü oturumda, bir
arkadaşımız, Komisyonumuzun büyük bir emek mahsulü olarak ortaya çıkardığı
Yasa’mızı “Derme çatma bir yasa.” olarak vasıflandırdı. Tabii, bu, çok üzücü
bir vasıflandırma, çok yanlış bir değerlendirme. Bu bakımdan, Komisyon Başkanı
olarak söz almak lüzumunu hissettim. Büyük Millet
Meclisindeki daimi komisyonlar, bizim, bu Meclisimizin mutfaklarıdır ve bu
mutfakların hiçbirisinde, emek sarf eden arkadaşlar derme çatma işler
yapmazlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu, arkadaşımız çok iyi olarak
bilmelidir. Bizim mutfaklarımızda yapılan hizmetlerde çalışan arkadaşlarımız
ihtisas konuları olarak buralara dağılmıştır. Sağlık Komisyonunda doktorlar
ağırlıklıdır, Adalet Komisyonunda hukukçular ağırlıklıdır ve bunlar o ihtisasın
icap ettiği bilgilerle orada emek sarf ederler. Sanayi, Ticaret, Enerji
Komisyonunda çalışan arkadaşlarımız da bu sahada rüştünü ispat etmiş
arkadaşlardır ve çalışmalarını burada sürdürürken, arkalarında bir de bürokratik
kadroyla, uzmanlarla, Büyük Millet Meclisinin hukukçularıyla beraber âdeta bir
ordu vardır. Bu ordunun bütün emeklerine siz “derme çatma” diyemezsiniz. Evet,
burada yaptığımızı tenkit edebilirsiniz, tenkit etme hakkınız elbette vardır;
çünkü, insanlar hatadan ari değildir, hata yapabilirler, ama bunu “derme çatma”
diyerek aşağılamak, dışlamak, bütün emeklerimizi çöpe atmak anlamına gelir. Bu
doğru bir husus değildir. Buna katılmadığımı ve bu sözü iade ettiğimi burada
belirtmek istiyorum. Özellikle bu Yasa
Türkiye Cumhuriyeti için… Ki, bu “derme çatma” diyen arkadaşımız da bu
ifadeleri kullanıyor: “70 yılında Türkiye Cumhuriyeti bu Yasa’yı veya buna
benzer bir yasayla veya kararnamelerle nükleer enerji santralini kurmak
istemiş, ama başaramamış. 80’li yıllarda başarılamamış. 90’lı yıllarda
başarılamamış. Ümit ediyorum ki, bu dönemde başarılır.” diyor zabıtlarda. Yani,
bir iyi niyet yaklaşımı içerisinde bunun ümitvar bir Yasa olduğunu da söylüyor.
Elbette, çalışmaların, önemli çalışmaların sonunda meydana gelmiş olan bu Yasa,
Türkiye’yi sınıf atlatacak olan bir yasadır. Bugüne kadar nükleer teknolojiyi
sadece teorik planda ve genellikle sağlık ve bazı sanayi tesislerinde
uygulamalar yapmak suretiyle tecrübeler kazanmış, ama asıl icraatın yapılacağı
nükleer santrallerden elektrik üretimiyle alakalı bir tecrübeye sahip
olmamışız, olamamışız. Bütün dünyada bu
noktada çok ciddi adımlar var, atılmış. Gelişmiş ülkeler bunu hâlletmişler.
Bugün dünyanın yüzde 18, yüzde 19’u, elektrik üretiminde, nükleer enerjiden temin
ediliyor. Bazı ülkeler var ki, bunların içerisinde, efendim, Fransa gibi
ülkeler var, yüzde 76’sını elektrikten üretiyor. Ve orada bir yeni elektrik
santrali yapılacağı zaman, oradaki kasabalar “Gelin bizim kasabada kurun.”
diyor. Nümayiş yapmıyor. Bakmayın efendim siz birkaç kişinin çıkıp da orada
burada bazı şeyler, itirazlar yaptığına. Nükleer teknoloji son derece önemli,
bir ülkeyi sınıf atlatacak, ayrıca kimlik kazandıracak bir sahadır. Dünya İran’ı
tanımıyordu. Ama nükleer enerjiyle ilgili çalışmalara başladığı andan itibaren
bugün dünyanın en çok tanıdığı ülkelerden biri -Amerika’da en çok konuşulan
ülkelerden biri- İran’dır ve İran’da nükleer santral vardır, bu istikamette
çalışmalar vardır. Bir de, bir söz
var, bu, 1970’lerden kalmış bir söz: “Artık, insanlar nükleer enerjiyi terk
etti efendim.” Yok, böyle bir şey yok. Nükleer enerjiye, bilakis, son dönemde
daha büyük rağbet var. Daha büyük, bu istikamette siparişler var, planlamalar
var ve kararlar var. Bunun somut bilgilerini dünya enerji ajanslarından ve
bununla ilgili kaynaklardan temin etmiş bulunuyorum. Bakın, bunları size arz
edeyim: Mesela planlanan, sekiz yıl içinde kurulması beklenen, onayları,
finansmanı temin edilmiş yatırımların şu anda 94 adet olduğunu söylesem inanır
mısınız? ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – İnanmayız, çünkü bizim elimizde de belgeler var. SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Devamla) - İşte ben kaynak da veriyorum: World Nuclear Association. Dünyada
nükleer enerji kaynaklarını inceleyen derneğin yapmış olduğu yayından alınmış
olan bir değer. Ve bunun içerisinde kimler bunu yapıyor? Mesela, Arjantin,
Belarus ülkelerinde 2 adet, Bulgaristan 2 adet, Kanada 4 adet, Çin 30 adet
yapmayı planlamış, karar vermiş, finansmanını ve teknolojisini seçmiş. Ha, bir de
düşünülenler var, önümüzdeki yıllarda düşünülenler var. Onlara bakacak
olursanız onların toplamı çok daha fazla. Ama, karar verilmiş olanların adeti
94. Dünya nükleer enerjiden vazgeçmiş değil. Bakın, Amerika Birleşik
Devletleri’nde bile bugün -ki, 1970 yılından beri nükleer enerji santralinin
hiç yapılmadığı söyleniliyor, ki, 104 tane var- 7 tanesi şu anda planlanmış,
finansmanı ayrılmış, teknolojisi tespit edilmiş ve uygulamaya konmuş şu anda,
gerekli lisansları almış, çalışmaya başlamış. Nükleer enerji her zaman için çok
önemli bir alternatif. Bu alternatifi hiç kimse dışlayamaz. Dünya Enerji
Ajansının bütün dünyaya yapmış olduğu üç tavsiye var. Bunlardan bir tanesi,
herkesin yenilenebilir enerjiye önem vermesidir. Bu, çok önemli. Biz, bununla
alakalı çok ciddi bir yasa çıkardık ve bununla alakalı özel sektörün önünü
açtık. Yenilenebilir enerji konusunda Türkiye’de büyük bir alaka ve büyük bir
teveccüh var. Bu, bizim bir enerji politikamız olduğunu, dünyaya paralel bir
enerji politikası izlediğimizi göstermektedir. “Hani, planınız
yok, programınız yok.” filan deniliyor burada. Plan ve program olmamış olsaydı,
plan ve programın olmadığı dönemlerde her hafta elektriğe nasıl zam yapılıyorsa
yine öyle zam yapılırdı. Plan ve program var ki, beş sene oldu elektriğe zam
yapılmadı. Bu, alkışlanacak bir olaydır arkadaşlar. Bu, bir plan ve program
işidir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yoksa, adamın malını mülkünü sattırır,
hani “Hesap bilmeyen kasap ya masat satar ya bıçak.” hesabı. Bu kadar süre
içerisinde zam yapmayan bir planlama, sonunda bir yerden patlak verir.
Vermediğine göre demek ki bir planı var. Ayrıca, ikinci
husus, son derece önemli olan bir husus, enerjiyi verimli kullanmaktır. Biz
enerjiyi verimli kullanmakla alakalı da yasa çıkardık geçen dönem. Bu da bir
planın ve uzun vadeli bir vizyonun hesabıdır. Üçüncüsü de,
dünyada yine tavsiye edilen üçüncü nokta da, nükleer enerji santralleridir.
Zaten hidrokarbondan kaçma hadisesi var. Yani, eğer “nükleerden kaçıyor”
diyorsanız, yanlış, hidrokarbondan kaçma var. Bugün, siz en iyi akışkan yataklı
kömür santralini dahi yapsanız, karbondioksidin dışarıya verilmesini, emisyonu
artırmasını engelleyemezsiniz, ama, nükleerin böyle bir sorunu yok. Doğal gaz
santrali, en temiz çevre santrali. Siz onu da yapsanız, yine aynı şekilde,
karbondioksidi engelleyemezsiniz. Bu bakımdan,
muhterem arkadaşlarım… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Aksoy, lütfen sözünüzü bitirir misiniz, tamamlar mısınız. SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, bitiriyorum. Bunun için,
arkadaşlar, planı ve programı olan, güvenliği tespit edilmiş ve burada Paris
Anlaşmasına, Dünya Enerji Ajanslarına ve bütün dünyanın uyguladığı kriterlere
uyacak şekilde düzenlemeler yapan, sigortalarını yerine getiren ve bütün
hususları düşünülmüş -derme çatma değil- mükemmel- hataları olabilir, itiraz
etmiyorum, onları ikaz ederseniz bize, burada düzeltiriz; bundan müteşekkir
kalırız- güzel, ve benim 25 arkadaşımın göz nuru, emekleri, alın terinin
mahsulü olan bir Yasa’yı görüşüyoruz arkadaşlar. Desteklerinizi
bekler, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Aksoy. Şahısları adına
ikinci söz sırası, Yozgat Milletvekili Sayın Osman Coşkun’a aittir. Buyurun Sayın
Coşkun. (AK Parti sıralarından alkışlar) OSMAN COŞKUN
(Yozgat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallerinin
Kurulması ve İşletilmesiyle İlgili Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 2’nci
maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Heyetinize saygılar
sunarım. Özelikle,
elektrik-elektronik mühendisliği öğretim üyesi kimliğimle nükleer enerji ve
enerji konusunda birkaç bilgi verip, konuşmama o şekilde devam etmek istiyorum:
Enerjiyi, kısaca, anlaşılabilecek şekilde tanımlayacak olursak “iş yapabilme
kabiliyeti” olarak tanımlarız. Eğer bunu endüstriyel manada ele alacak olursak
“üretim” anlamına gelir. Kısacası, şu yaptığımız konuşmanın tüm kamuoyu
tarafından izlenebilmesi, ancak enerjiyle mümkün. Yaşamımızın sağlıklı bir
şekilde sürdürülmesi, yine enerjiye bağlı. Kısacası, her hâlükârda enerjiye her
şeyden çok ihtiyaç duymaktayız. Hepiniz de biliyorsunuz ki, bugün ve geçmişte
-hatta gelecekte- çıkan savaşların birinci nedeni enerji, ikinci nedeni gıda
üzerine olmuştur. Bir ülkenin öncelikle enerji problemini, daha sonra gıda
problemini çözmesi o ülkenin halkı ve insanlık için son derece önemlidir. Dolayısıyla,
burada problemimiz enerji ve biz bu problemi bir şekilde çözmeliyiz. Bunun
çözümü için Bakanlığımız nükleer enerji santrali kurulmasıyla ilgili çalışma
yapmış, Komisyonumuz bunu en uygun şekilde değerlendirmiş ve Genel Kurula
getirmiştir. Ben de inanıyorum ki, sizlerin desteğiyle en kısa sürede bu,
kanunlaşacak ve ülkemiz bu anlamdaki ihtiyacını en güvenli şekilde çözmüş
olacak. Enerjinin
öncelikle güvenilir ve sürekli olması esastır. Çevre dostu olması önemlidir.
Tabii ki, ucuz da olmalı. Şimdi “nükleer enerji” denince akla ya füze geliyor
ya Çernobil vakası geliyor. Hâlbuki, iyilikler ihtimallerle reddedilemez.
Bugün, uçak kazası oldu diye uçağa binmemezlik yapmıyoruz veya başka
karşılaştığımız problemler nedeniyle o konudaki faaliyetlerimizden
vazgeçmiyoruz. Şu anda 1950’li yıllarda değiliz. 2007 yılında bütün dünyada bu
teknoloji en üst seviyede, en tedbiri alınmış, en çok önlemi alınmış şekilde
uzmanlar tarafından kurulmakta ve şu anda 441 adet santral faaliyetine devam
etmektedir. Dolayısıyla, elli yıl önce bunları konuşsak belki gereksiz olarak
düşünebilirdik. Ancak, günümüzde, yine ilk kurulan beş atom enerji kurumundan
bir tanesi olan bizim Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun olduğunu hatırlatarak
yeterli ekipmana, yeterli elemana, yeterli mühendise, yeterli öğretim üyesine
sahip olduğumuzu ve bunun için yeterli kaynaklara sahip olduğumuzu hepimiz
biliyoruz. İşte bu kadar yeterli neden varken bu teknolojiyi kurmamak -yani
bilgimiz var, imkânlarımız var- yapmamamız, açıkçası korkaklık olarak anlaşılır
diye düşünüyorum. Tabii ki, dünya
ve ülkemiz açısından da enerji kaynaklarını kısaca değerlendirmek istiyorum. Teknoloji hızla
gelişmekte ve dünya nüfusu da buna bağlı olarak artmaktadır. Bu nedenle,
enerjiye her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Klasik enerji
kaynaklarının rezervleri maalesef azalmakta, kısa zaman içerisinde insanlığın
ihtiyacını karşılayamaz hâle gelmektedir. Bugün bu sorunun iki önemli çözümü
var. Birincisi, mevcut enerji kaynaklarımızı daha verimli kullanacağız.
İkincisi ise, yeni enerji kaynaklarını ortaya çıkarmak mecburiyetimiz vardır. Nükleer enerji
konusunda ben bir de öz eleştiri yapmak istiyorum. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN –
Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Coşkun. OSMAN COŞKUN
(Devamla) – Evet, bu cümleyle tamamlamak istiyorum. Nükleer enerji
konusunda, maalesef, halkımızın yeterince bilgilendirilmediği kanaatini
taşıyorum. Konunun uzmanı olarak, yeterince tanıtıldığı zaman, bütün enerji
kaynaklarından daha fazla öncelikle nükleer enerji santralinin kurulması için
çok büyük bir kamuoyu oluşacağı kanaatini taşıyorum ve bu anlamda da özellikle
basınımızın, Bakanlığımızın ve tüm ilgili kurumların nükleer enerji konusunda
yeterince tanıtım yapmasının gereğini ben burada ifade etmek istiyorum. Daha sonra yine
konuşmam olacak. Bu kısımda, yine özellikle nükleer enerjiye neden çok
ihtiyacımız olduğunu açıklamaya çalışacağım, şimdi saygılarımı sunmak
istiyorum. Bir sonraki
konuşmamda bunları açıklamak üzere hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Coşkun. Madde üzerinde
soru-cevap işlemine başlıyoruz. Süremiz on
dakikadır. Buyurun Sayın
Öztürk, ilk soru sizin. ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Bakanım, ruhsatı Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğüne
ait Manisa Soma’da bulunan kömür sahalarının bir kısmı ihalesiz olarak hangi
firmaya, hangi gerekçelerle verilmiştir? Bu konu hakkında bilginiz var mı? Ne
yapmayı düşünüyorsunuz? İkinci sorum:
Maden İşleri Genel Müdürlüğünde son zamanda görevden aldığınız kişilerin, Dubai
sermayesine İstanbul Kartal’da verilecek arsayla bir ilgisi var mıdır? Mermer
ruhsatı verilen saha, kimlere söz verildiği için bu operasyon yapılmıştır? Üçüncü sorum:
Türkiye’de bugüne kadar toplam kaç metre arama amaçlı sondaj yapılmıştır?
Bununla ilgili envanter var mıdır? Karot Bankası kurulmuş mudur? Bir de, Maden
Yasası’nda değişiklik yapacağınızı bildirmektesiniz. Bu anlamda, sektörde
yapılan işletme projelerinin ilgili meslek odasının denetiminden geçirilmesini
Yasa’ya koymayı düşünüyor musunuz? BAŞKAN – Teşekkürler
Sayın Öztürk. Söz sırası Sayın
Genç’te. Buyurun Sayın
Genç. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan,
biliyorsunuz, Almanya’da Willy Brand, Başbakanken, kendi özel kaleminde çalışan
bir kişinin bir ajan olması dolayısıyla Başbakanlık gibi bir makamı bırakmıştı.
Zatıalinizin, kendi teşkilatınıza atadığı birçok bürokratın büyük bir kısmı
şimdi içeridedir; işte, rüşvet, ihalelere fesat karıştırmaktan dolayı. Acaba,
siz de istifa etmeyi düşünüyor musunuz? İstifa etmeniz için nasıl bir olayın
gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorsunuz? İkinci sorum:
Türkiye Kömür İşletmelerinin, vatandaşlara bedava verdiği paradan dolayı
alacağı ne kadardır? Türkiye Kömür İşletmeleri iflas ederse bunları nasıl, bu
hazine alacaklarını nereden karşılayacaksınız? Üçüncü sorum:
TETAŞ’ın hukuki yapısı nedir? Bu özel şirket olduğuna göre ve bu Kanun’un
uygulanmasında en büyük rolü bu aldığına göre, bu personeli kamu personeli
statüsüne mi tabi olacak, yoksa özel… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Genç. Buyurun Sayın
Uzunırmak. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Sayın Bakan, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun araştırma projeleri
kapsamında yer alan ve iki kez ihaleye çıktığı hâlde iptal edilen ve daha sonra
yeniden ihalesi yapılan hızlandırıcı tesisi projesinin ihalesi hangi mevzuat ve
usule göre yapılmıştır? 2) Bu
hızlandırıcı ihalesinden dolayı görevden alınan personel olmuş mudur? Şu anda,
herhangi görevde çalışmakta mıdır? 3) Bu tesisin
ihalesi kaç YTL’ye, hangi firmaya verilmiştir? 4) İhale edilen
bu proje hangi aşamadadır? 5) Herhangi bir
ödeme yapılmış mıdır? 6) Ne zaman
bitecektir? 7) Bu
hızlandırıcının dünyada başka örneği var mıdır? 8) Atom Enerjisi
Kurumu tarafından hızlandırıcı konusunda tespit edilmiş ölçütler belki bir firmanın
girebileceği şeklinde midir? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Uzunırmak. Buyurun Sayın
Orhan. AHMET ORHAN
(Manisa) – Sayın Bakana yöneltmek istediğim soru şöyle: 31/5/2004 tarihinden bu
yana, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığınca, İstanbul ve Ankara’da
görevlendirme veya geçici görevlendirme yapılmış kaç kişi vardır? Başkanlıkça Kurum
dışında görevlendirilen bu personelin görev tanımı, görevlendirildikleri
yerlerde bu personelle ilgili yazışma var mıdır? Varsa, görevlendirilmeleriyle
ilgili yolluk ve harcırahların toplam bedeli ne kadardır? Sizin göreve
başladığınızdan bu yana, kaç kişi mahkemeye başvurmuş ve Kurum kaç kişiyle
idari mahkemelik olmuştur. Görevden istifa
eden Teknoloji Daire Başkanının istifa nedeni nedir? Teşekkür ederim. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Orhan. Buyurun Sayın
Akkuş. AKİF AKKUŞ
(Mersin) – Sayın Bakan, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu mevzuatı kapsamında,
nükleer güç reaktörlerinin yer seçimine yönelik yetki ve sorumluluğu var mıdır? 2) Bu mevzuata
göre yer seçimi faaliyetleri hangi kuruluş tarafından yürütülmektedir? 3) Yer seçimi
faaliyetlerinde mevzuatta belirtilen esaslara uyulmuş mudur? Sinop’ta
sürdürülen faaliyetlerde uyulmakta mıdır? Teşekkür ederim. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Akkuş. Soru sorma süremiz
tamamlanmıştır. Cevap için Sayın Bakana söz veriyorum. Buyurun Sayın
Bakan. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bunların bazıları rakamsal olduğu
için -bu atamalarla ilgili- onları yazılı olarak vereceğim. Ancak, Sayın
Öztürk’ün Soma’daki ilk sorusu... Burada özel sektöre verilmiştir. İlk defa,
özel sektöre vererek, uygulamayı başlatarak maliyetleri yedide 1 düşürdük,
üretim 20 kat arttı. Sadece Soma’da, daha evvelden yapılmayan bir şey yapıldı,
50 bin kişi sigortalı oldu, SSK’lı oldu; çoluğu çocuğu, hepsi, bunlar da ayrıca
ondan faydalandılar. Fevkalade iyi bir uygulamadır. Yalnız, bu, bazı kişileri
rahatsız etti. Ama, biz bunları yapmaya devam edeceğiz. Çünkü, kömürü hem
ucuzlatmak hem de maliyetlerini düşürerek daha fazla üretimi artırmak
hedeflerimiz arasındadır, millî servetimizdir. Bunu yapıyoruz ve yapacağız. İkinci olarak,
Kartal’daki meseleyle ilgili olarak… Kartal’da, daha evvel çimento fabrikasına
malzeme veren yerde açılan bu kısmı şüpheli bularak araştırma yaptık. Burasının
çok ucuza, orada maden olmadığı hâlde veya ekonomik olarak maden
çıkarılamayacağı bilinerek başka bir amaçla kullanılacağını düşündük, çukur
doldurmak için; çünkü, İstanbul’da bu tip dolgu malzemeleri için yer aranıyor.
Böyle, birtakım duyumlar aldık, inceledik ve dolayısıyla, gereğini yaptık;
mesele bu. Oraya daha sonra ne yapılacağı, belediyenin, tamamen, şehir imar
planıyla ilgili yapacağı bir çalışmadır. Dolayısıyla, bizi ilgilendiren kısım,
orada maden olmadığı hâlde çok ucuz bir şeyle ve üstelik madenle iştigal
etmeyen birinin bir aldığı çalışmanın incelenmesi sonucunda yaptığımız bir
çalışmadır. Maden Yasası’nı
değiştireceğiz, çünkü neticede, bunlar dogma değil, Maden Yasası’nda da… Her
kanunun uygulama sırasında aksaklıkları ortaya çıkar. Bu, bir dizayn gibidir,
bir otomobilin dizaynı gibidir, o sırada herhangi bir değişiklik yapılırsa
uygulamadan bakarak bunları yaparız. Dediğim gibi, model de değiştirirsiniz,
ilerletirsiniz de, hatalar varsa düzeltirsiniz, daha iyiye gitmek için de
elinizden geleni yaparsınız. Dolayısıyla, bunu yapacağız. Zaten, hafta sonunda
da bütün maden şirketlerinin, ilgililerin geniş katılımıyla bir toplantı
yapacağız, onların da görüşünü alacağız. Neticede, bu, herkesi dinleyerek
yaptığımız, bütün yasaları çıkartırken yaptığımız uygulama. Bu eleştirdiğimiz
yasa da bundan üç dört sene evvel, gene, herkesin katılımıyla yapılan bir
çalışmaydı. Neticede, yanlışlık varsa, eksiklik varsa düzeltiriz, ancak bunun
çok faydasını gördük madende, büyük bir patlama oldu üretimde, ihracatta 2
milyar doları geçtik, yeni yeni madenler bulduk, zenginliklerimize zenginlik
katıyoruz bu bakımdan, ama uygulama sırasında çevreyle ilgili şikâyetler var,
taş ocaklarıyla ilgili, onu göz ardı edemeyiz, çünkü çevre de bizim
değerlerimizden bir tanesi, bunun üzerinde duracağız. Sayın Genç’in ilk
sorusu: Bu tip şeyler şu anda yargıya intikal ettiği için detayına girmek
istemiyorum, sonuçlarını bir görelim. Öbür sorularınızı anlayamadım, yani
ifadenizden bu TETAŞ’la ilgili kurduğunuz cümleleri belki uygun bir zamanda
görüşebiliriz. TKİ’de, biz, bu kömürleri çıkarıyoruz ve aynı zamanda, fakir
fukaraya, dar gelirliye dağıtıyoruz. Bu kömür, daha evvelden de vardı, kimse
bunu akıl etmemişti. Biz bu kömürleri çıkarttık, dar gelirli vatandaşlarımıza,
1,5 milyon aileye bunu dağıtıyoruz ve dağıttığımız kömür, bu sene sonunda, 6
milyon ton oluyor. Dolayısıyla, dar gelirli vatandaşlarımız, soğuk kış
günlerini, evlerinde, sıcacık odalarında geçiriyorlar. Bu, aynı zamanda, sosyal
devlet anlayışının da somut bir uygulamasıdır. Biz, laftan ziyade iş yapıyoruz,
bu kömürü de çıkarıyoruz. Daha evvelden, bu kömürün üzerinde geziyordu herkes,
odalarında da üşüyorlardı. Bunun karşılığı olarak da… Gayet tabii ki bu,
parasız değil. Bunun da sosyal… KAMER GENÇ
(Tunceli) - TKİ’nin 750 trilyon alacağı var hazineden. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hayır hayır, alır onu. O, bizim
işimiz… O, bizim işimiz… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sizin işinizse yapın o zaman! ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Biz, bunu… İcrayız biz, onun
hesabını, kitabını biz bilen insanlarız. Burada, mühim olan şey, buna üzülmemek
lazım. Vatandaşın… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Biz de biliyoruz da… ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Vatandaşın -yerli kaynaklarımızı
biz adam gibi çıkarıyoruz, kırıyoruz, yıkıyoruz, paketliyoruz- evlerine götürüp
dağıtıyoruz. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Sonradan duvara çarpmayasınız! ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Ve bu, aynı zamanda, bundan da dua
alıyoruz. Biz, bunu, oy için yapmıyoruz. Bunu yaparken hiçbir ayrım
gözetmiyoruz. Bunu, kaymakamlarımız dağıtıyor, Sosyal Dayanışma Yardımlaşma
Fonu da parasını veriyor. Burada, yanlış olan nedir? Kömürü çıkartmamız mı
yanlış? Fakir fukaraya, dar gelirliye vermemiz mi yanlış? Zenginliklerimizi
ekonominin hizmetine sunmamız mı yanlış? Sadece bundan dolayı 14 bin kişi ekmek
yiyor şu anda, mesele bu. BAŞKAN – Sayın
Bakanım, süreniz doldu, lütfen tamamlar mısınız. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Diğerlerini yazılı vereceğim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. MEHMET SERDAROĞLU
(Kastamonu) – On tane dairesi olan adamın evine, getirdiniz, kömürü yıktınız
Sayın Bakanım. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Doğrudan üzerine gideceğim.
Nerede? Hemen arayacağım şimdi. MEHMET SERDAROĞLU
(Kastamonu) – İstanbul Esenler’de yaptınız. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hemen adresini verin. BAŞKAN - Madde
üzerinde soru-cevap işlemi tamamlanmıştır. Madde üzerinde
bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına Görüşülmekte olan
5654 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının d) bendinin: “Perakende
ve/veya toptan satış lisansı: Elektrik enerjisinin perakende ve/veya toptan
satış faaliyetleri için EPDK’dan alınan lisansları,”, f) bendinin: “Şirket:
Santral kuran, elektrik enerjisi üreten ve satan şirket veya şirketleri”
şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon
önergeyi katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılıyoruz. BAŞKAN –
Gerekçeyi mi okutalım, yoksa konuşacak mısınız? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Konuşacağım Sayın Başkan. BAŞKAN - Buyurun
Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz beş
dakika. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Söz alma nedenim:
Dün Sayın Bakana bir soru sormuştum. Sayın Bakan “Eski alışkanlıkları tekrar etmek
istemiyoruz.” demişti ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığıyla ilgili olarak,
Genel Müdürün istifası ve benzer bir işte görev alması dolayısıyla, 2531 sayılı
Yasa’ya göre avukatları aracılığıyla suç duyurusunda bulunulup bulunulmadığını
sormuştum. Sayın Bakan da “Biz o konuyu inceledik, hukuki açıdan bir sakınca
yoktur.” yanıtını vermişlerdi. Şimdi, ben -yüce
Meclisin takdirlerine- 2531 sayılı Yasa’nın ilgili bölümünü aynen okuyorum:
“Görevlerinden hangi sebeple olursa olsun ayrılanlar, ayrıldıkları tarihten
başlayarak üç yıl süreyle o daire, idare, kurum ve kuruluştaki görev ve
faaliyet alanlarıyla ilgili konularda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak
görev ve iş alamazlar, taahhüde giremezler, komisyonculuk ve temsilcilik
yapamazlar.” Buna karşılık, eğer bunu yaparlarsa “…altı aydan iki yıla kadar
hapis, 10.000 liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.”
deniyor. Şimdi, bakın
değerli arkadaşlar, şu, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının faaliyet
alanlarını gösteriyor. Faaliyet alanlarında; petrol arama, sondaj, kuyu
tamamlama ve üretim var, doğal gaz depolama var, ham petrol ve doğal gaz boru
hattı projeleri var ve petrol arama projeleri var. Zaten adı da üstünde,
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı. Şimdi, Sayın
Genel Müdür, istifa ettikten sonra on beş şirketin yönetiminde görev alıyor.
Bakın, şimdi, ben on beş şirketi okumayacağım, bir şirketi okuyorum. Sayın
Genel Müdür ortak, yönetim kurulu üyesi, (A) grubu imza… Konuyu okuyorum
efendim: “Her türlü boru hattı depolama, yükleme ve boşaltma.” Aynı alan
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı için de geçerli. Bir başka şirket için gene
okuyayım size, yine aynı şahıs, yine ortak: “Her türlü doğal gaz, ham petrolün
arama ve üretimi.” Şimdi, merak
ediyorum, Sayın Bakan “Biz bunu hukuki olarak inceledik, bir sakıncası yoktur.”
diyor. Az önce kanun maddesini burada okudum. Aynı iş, aynı görev, sadece temel
bir nokta var. Bu şirket, Sayın Başbakanın –daha doğrusu, grup diyelim-
damadının da üst düzey görev aldığı bir grup. Bu grubun… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, maddeyle ve önergeyle ilgisi yok. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bu grubun bir diğer özelliği var. Bu gruptan birisi
AKP MYK üyesi. MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Maddede TPAO hiç geçmiyor. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi Sayın Bakandan istirham ediyorum. BAŞKAN – Sayın
Kılıçdaroğlu, lütfen, önergeniz üzerinde konuşur musunuz. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii efendim, önerge üzerinde… Sayın Bakandan
istirham ediyorum... MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Sayın Başkan, önergeyle alakası yok, maddeyle alakası yok. KEMAL
KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sizi belki, AKP Grubunu ilgilendirmeyebilir, ama, bizi
yakından ilgilendiriyor. Size hangi hukukçular “Burada hukuki bir sorun
görmüyoruz.” dedilerse, o hukukçuların, lütfen, bize, lütfedip adını
bildirirseniz seviniriz. Bu konuda, CHP olarak biz görevimizi yapacağız. Konya
Milletvekilimiz Sayın Atilla Kart Bey cumhuriyet savcılığına gerekli suç
duyurusunda bulunacak. Hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler
Sayın Kılıçdaroğlu. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı... BAŞKAN –
Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istemiştim efendim. BAŞKAN – Geç kaldınız
Sayın Kamer Genç… Geç kaldınız, geç kaldınız… Daha önce isteseydiniz. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Hayır efendim, zamanında istemiştim! BAŞKAN – Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. Kabul edilen
önerge doğrultusunda 2’nci maddeyi… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN -
…oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… KAMER GENÇ
(Tunceli) – Karar yeter sayısı istemiştim. BAŞKAN -
Arıyoruz, arıyoruz… Şu anda arıyoruz… MUSTAFA ELİTAŞ
(Kayseri) – Kâtip Üyeler anlaşamadılar Sayın Başkan… BAŞKAN – Kabul
etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur. Birleşime beş
dakika ara veriyorum. Kapanma
Saati: 15.54 İKİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 16.05 BAŞKAN:
Başkan Vekili Eyyüp Cenap GÜLPINAR KÂTİP
ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Murat ÖZKAN (Giresun) BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 18'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum. Komisyon ve
Hükûmet yerinde. Sayın
milletvekilleri, Kanun’un 2’nci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı
bulunamamıştır. Şimdi, kabul
edilen önerge doğrultusunda maddeyi yeniden oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır. 2’nci madde kabul
edilmiştir. 3’üncü maddeyi
okutuyorum: İKİNCİ BÖLÜM Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ile
Enerji Üretim ve Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar Santral kuracak
şirketin belirlenmesi MADDE 3- (1)
Nükleer güç santrallarının yapılmasına ilişkin seçim süreci Bakanlık tarafından
ve bu Kanundaki usuller uygulanmak suretiyle başlatılır. (2) TAEK, Kanunun
yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin
karşılaması gereken ölçütleri bir ay içinde yayınlar. (3) Bu Kanuna
göre yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak
şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, altyapıya yönelik
teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak enerjinin
miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları bu Kanunun
yürürlüğe girmesinden sonra iki ay içerisinde Bakanlık tarafından hazırlanacak
ve Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek bir yönetmelikle belirlenir. (4) Bu Kanuna
göre yapımı öngörülen nükleer güç santralları için, üçüncü fıkrada belirtilen
yönetmeliğin yayımlanmasından sonra en geç bir ay içerisinde teklif almak üzere
TETAŞ tarafından ilana çıkılır. (5) Alınan
tekliflerden, TAEK tarafından belirlenen ölçütleri karşıladığı TAEK tarafından
belgelenen şirketlerin teklifleri yarışmaya sokulur, bu ölçütleri karşılamayan
şirketlerin teklifleri yarışma dışı bırakılır. Alınan teklifler TETAŞ
tarafından bu Kanun ve çıkarılacak yönetmelik hükümleri çerçevesinde
değerlendirildikten sonra en uygun teklif belirlenerek, ilgili şirketle
sözleşme imzalanmasına izin alınmak üzere Bakanlar Kurulunun onayına sunulur.
TETAŞ tarafından gönderilen teklifin uygun görülmesi halinde, Bakanlar
Kurulunca ilgili şirketle TETAŞ arasında sözleşme imzalanması hususunda izin
verilir. EPDK tarafından, sözleşme imzalanması uygun görülen şirkete ilgili
mevzuat çerçevesinde lisans verilir. EPDK tarafından lisans verilmesini
müteakip, ilgili şirketle TETAŞ arasında, santralın işletmeye girmesinden
itibaren onbeş yılı aşmayan enerji satışını düzenleyen sözleşme imzalanır. BAŞKAN – Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mehmet
Ali Susam. Buyurun Sayın
Susam. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8.5.2007
Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile
Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri
Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi
ile Sanayi, Ticaret Komisyonumuzun Raporu’nun 3’üncü maddesi üzerinde grubum
adına görüş belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına
huzurunuzu saygıyla selamlıyorum. Değerli
arkadaşlar, bugüne kadar nükleer santrallerle ilgili bu tasarıyı hem
komisyonlarda hem Meclisteki görüşmelerde dikkatle izledim. Bu izlemelerde tek
amacım vardı, nükleer santralle ilgili bu Kanun’da gerçekten doğru karar verebilmek.
Hepinizin de temel amacı olan, Meclise gelmiş insanların ülke yararına olan
kanunları destekleyip onların geçmesi için katkı koyma düşüncesiyle, hem
komisyonlarda hem Mecliste bu kanun tasarısıyla ilgili olarak dikkatle her anı
izledim. Hele iş çevresinden
gelen bir insan olarak da bu Kanun’un sunuluşunda, özellikle iktidar
partisinden bazı arkadaşlarımızın, bu Kanun’un ülkemizde büyümeyi hedef almış,
yirmi çeyrektir büyüyen bir ülkede enerji açığını gidermek için kullanılacak
bir Kanun olduğu noktasındaki anlatımlarını, dünyanın birçok gelişmiş
ülkesinde, bu gelişmiş ülkelerde kurulmuş 439 tane nükleer santral olduğunu,
bizim bu konuda geri kaldığımızı ve geç kaldığımızı, bu anlayışla, hızla bu
Kanun’un çıkartılıp Türkiye’nin büyümesine uygun enerji gibi bir konunun
ihtiyacının giderilmesi gerektiğini hem de bu ihtiyacın ülke ekonomisi için çok
önemli olduğu şeklindeki anlatımlarını da dikkatle izledim. Sayın Bakan, bu
konuşmalar sırasında, burada bilgi kirlilikleri olduğunu söyledi. Evet,
gerçekten bilgi kirliliği var ama bu bilgi kirliliği bu Yasa’yı doğru
anlamamaktan kaynaklanan bir bilgi kirliliği. Değerli
arkadaşlarım, Türkiye ve dünya, özellikle küresel ısınmayla birlikte enerji
kaynakları üzerinde çok dikkatli düşünmek zorunda ve enerji kaynaklarını doğru
kullanmak, çeşitlendirmek ve enerji kaynaklarının çeşitleri üzerinden
geleceğini inşa etmek noktasında. Bizler de bu anlamıyla nükleer enerjiyi
düşünmek durumundayız. Birinci bilgi
kirliliği veya yanlışlığını şöyle düzeltmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu olarak biz, yasası düzenlenmiş, çağdaş normlara uygun bir nükleer
kanundan yanayız. Bunun karşısında değiliz. Ülkenin enerji ihtiyaçlarının
giderilmesinde rüzgârın, hidrojenin, hidroelektriğin, benzeri yenilenebilir
enerji kaynaklarıyla birlikte nükleer enerjinin de kullanılmasından yanayız.
Ama, bugün önümüze gelen kanun, bu kanun değil. Siz, Türkiye’de şu an nükleer
enerjinin kurulması için gerekli olan teknolojik altyapıyı oluşturacak bir
kanunu bizim önümüze ve komisyonlarımıza getirmediniz. Sizin getirdiğiniz
kanun, nükleer santral yapmak isteyen bir girişimcinin devletle ortaklık
kurabilerek yapacağı bir şirket ortaklığının kılıfını hazırlayan bir kanun.
Bundan dolayı burada ciddi bir bilgi kirliliği ve eksikliği var. Biz niye karşı
çıkalım nükleer enerjiye? Aslında şunu
yapmanız çok güzel olurdu: Küresel ısınmanın getirdiği enerji açığı nedeniyle
dünyada enerji ihtiyacı karşılamak için insanların bu konuda çok önemli bir
psikolojik ortamı vardı. Birçok insan nükleer enerjiden ve nükleer
santrallerden korkuyor ve bu konuda tereddütleri var. Çevrecilerin tereddütleri
var, bilim adamlarının tereddütleri var. Bu tereddütler de haksız tereddütler
değil. Çünkü, çok yakınımızda Çernobil gibi bir nükleer kaza yaşandı ve
Karadeniz Bölgesi dâhil, ülkemiz bundan çok ciddi şekilde etkilendi. Ama, yasal
çerçevesi doğru çizilmiş, alt yapısı yapılmış, teknolojisi konmuş, denetim ve
yönetimi düzgün bir şekilde kanunla çerçevelendirilmiş bir yasayı getirip
buraya koysaydınız, biz buna canı gönülden destek verir ve Türkiye’nin geleceği
açısından nükleer santrallerin kurulmasını rahatlıkla kabul ederdik. Ama, bunu
yapmadınız. Siz, kafanızda var olan bir olayı gerçekleştirmek için acele
ettiniz. Komisyonda da sizin acelenizi çok rahatlıkla gördüm. Nereden mi
gördüm? Kendi komisyondaki çok değerli 25 tane arkadaşım objektif tartışma
ortamları yaratmaya çalıştık. Hatta, AKP’li arkadaşlarımız da bu Kanun’un benim
anlattığım çerçevede çok önemli bir kanun olduğunu, bu Kanun’un üzerinde
tartışılması, konuşulması ve ayrıntılarının günlerce konuşulması gerektiği
konusunda fikir beyan ettiler. Ama, sizin aceleniz vardı, bu Kanun’u acele
çıkarmak istiyordunuz. Değerli
arkadaşlar, nükleer santrallerle ilgili Kanun’u çıkarmaya karşı değiliz. Ama,
bu yaptığınız Kanun’da… Bakın, benim konuştuğum gündem maddesinde de
şirketlerle ilgili çok ciddi hatalarınız ve açmazlarınız var. Şimdi, burada
üçlü bir yapı oluşturuluyor. Bir: Bir grup şirket, özel sektör var ki “Ben bu
ülkede nükleer santral kuracağım ve ürettiğim enerjiyi satın almanıza gerek
yok, bana izin verin.” diyor. Var böyle müracaatlar değil mi? Var. Ama, siz, bu
hukuki durumun yanına bir durum daha çıkartıyorsunuz. Nükleer santralde enerji
üretenlerin satın alması garantisi verilerek bir iş yapması var, gene özel
sektör tarafından. Bunun ayrı bir hukuku var. Artı, bir de üçüncü hukuk, bir
devlet teşekkülüyle bir özel sektörün ortaklık kurarak oluşturacağı şirketin
üreteceği enerji var ve bunun satın alması var, bunun da ayrı bir hukuku var.
Üç tane farklı hukuk. Bu Yasa’nın içerisinde hepsi bu. Nasıl çözeceksiniz bu
Yasa’nın içerisinde bunu? Eğer, güzel bir şey çıkarmak istiyorsanız yapacağınız
iki tane şey var: 1) Nükleer enerji
gibi bir konuda çoğunlukla kâr güdüsünden daha çok, ülkenin geleceği, enerji
gibi bir ihtiyacını karşılayacak anlayışla devlet bu konuda etkin olur. Devlet,
denetimini ve bütün düzenlemesini yaparak bu konuda kuruluşlarının da desteğini
alıp bir nükleer santrale önderlik yapabilir. 2) Varsa özel
sektörün bu konuda ilgisi, girişimciliği; gene çerçevesini çizer, teşvik de
eder özel sektörü. Der ki ona: “Sana arazi. Sorunları çözülmüş. Şu şu
kolaylıklar -ne kolaylıklar istiyorsa onları da sağlar- ama, denetlemek, insan
sağlığını, çevre duyarlılığını ve benzeri denetleme kurulunu sen de kur.”
Üçüncü bir şey çıkarmaz. Devlet ile özel
sektör ortaklaşa kuracaklar. Hangi oranda ortak olacaklar? Bu oranı nasıl tayin
edeceğiz? Bu şirketin yönetim kurulu başkanı ve profesyonel yöneticilerini
devlet mi tayin edecek, özel sektör mü tayin edecek? Bu iki kurulan ortaklık
her zaman bir çıkar beklentisi vardır, kâr beklentisi vardır. Bu kâr
beklentisinde kimin kârları düşünülecek? Ben, çok açıkça söylüyorum. Devlet ile
bir özel sektörün kuracağı bir şirketin işleme şansı yoktur. O girişimciye de
yazık edersiniz, koyduğu paraya yazık edersiniz. Öyle bir faaliyet mümkün değil
olması. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Evet
Sayın Susam, süreniz bitti, konuşmanızı tamamlar mısınız. MEHMET ALİ SUSAM
(Devamla) – Onun için, yapmanız gerek çok açıktır: Böyle, ihale yapmak için bir
kanun çıkarmak yerine, nükleer enerjinin bu ülkede altyapısı hazırlanmış
şekilde kanunu çıkartırsınız, buna büyük oranda devlet önderlik eder, çünkü,
kiminle konuştuysam sağduyusu olan ve bu konuda bilimsel yeterliliğine
inandığım insanların, “Türkiye’ye bugün çantasını kapıp gelmiş, nükleer santral
kurmak için ticaret yapmak isteyen insanlara aman bu ülkeyi teslim etmeyin, bu
işi Türkiye’de ancak şu an devlet yapabilir” diyen özel sektör girişimci
arkadaşlarımız var ya da parası olan özel girişimciye imkân sağlarsınız, onlar
yapabilir. Onun için, bu kanun gerçekten büyük eksiklikleri içinde
barındırmakta, istediğimiz düzeyde bir nükleer teknoloji kanunu değil, sadece
bir ihale kanunudur. Bu duygularla, bu
kanuna ret vereceğiz, ama, nükleer enerjinin getireceği yararların ve çevreye
duyarlı bir nükleer enerjinin inşallah ülkemizde gerçekleşeceğine inanıyor,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Susam. Madde üzerinde
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut. Buyurun Sayın
Tankut. MHP GRUBU ADINA
YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer Güç
Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un
görüşülmekte olan maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün,
dünyamızdaki bütün gelişmiş ülkeler, toplumlarına refah düzeyi yüksek bir
yaşantı sağlamayı amaç edinmişlerdir. Bu amaç doğrultusunda, söz konusu
ülkelerin hemen hepsi enerji ihtiyaçlarını kesintisiz ve uzun yıllar
karşılayabilecek şekilde temin etmeyi öncelikli hedefleri olarak
belirlemişlerdir. İşte bu çerçevede, ülkemizin enerji ihtiyacının kesintisiz ve
yeterli bir şekilde, kaynak çeşitliliği sağlanarak temin edilmesi, toplumumuzun
refahı ve Türk milletinin bekası için bir mecburiyet olarak karşımızda
durmaktadır. Buna paralel olarak, ihtiyaç duyulan enerjinin düşük maliyetle,
güvenli ve çevreye duyarlı bir arz sistemi içinde karşılanarak sürdürülebilir
kalkınmanın sağlanması da esas olmalıdır. Bu çerçevede,
kamu enerji yatırımları planlı ve istikrarlı bir şekilde devam ettirilmeli,
yerli ve yabancı sermayenin de bu alandaki yatırımları teşvik edilmelidir.
Ancak, özellikle özel sektör tarafından gerçekleşen yatırımlar sonucu faaliyete
geçen santral veya enerji tesisleri, arz güvenliğinden verimliliğe, çevre
duyarlılığından personele, üretim miktarından millî çıkarlara kadar hemen her
konu ve safhada, etkin bir denetim mekanizmasıyla kontrol altında tutulmalıdır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 3’üncü maddenin ikinci bendinde yer alan “TAEK,
Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek
şirketlerin karşılaması gereken ölçütleri bir ay içerisinde yayınlar.”
ifadesiyle, yine, geçici 1’inci maddede “TAEK, nükleer faaliyetlerin
düzenlenmesi ve denetlenmesi görevini yerine getirecek yeni bir kurum kurulana
kadar, (…) özel bilgi ve ihtisas gerektiren işlerde kadro aranmaksızın uygun
nitelikli yerli ve yabancı uyruklu sözleşmeli personel çalıştırabilir. Bunlara
ödenecek ücret ve diğer mali haklar Başbakan tarafından belirlenir.” ifadeleri
yer almaktadır. Bu durumda, doğal
olarak bu Kanun’un en önemli unsurlarından birisi olmuş olan Türkiye Atom
Enerjisi Kurumuyla ilgili olarak, şimdi, buradan, soru-cevap kısmında da
zamanımızın sınırlı olacağını hesap ederek, yüksek müsaadelerinizle Sayın
Enerji Bakanımıza şu sualleri yöneltmek istiyorum: 1- Şirket seçimi
demek, aynı zamanda nükleer teknoloji üreten ülkenin de seçimi değil midir?
Dolayısıyla, ölçütlerin belirlenmesinde, şirketlerin güvenlik, maliyet ve
tecrübesinin yanında, ülkesinin ülkemizle olan ilişkileri dikkate alınacak
mıdır? Nükleer
santrallerin teknolojilerini ve üretimlerini daha sonraki yıllarda ülkemize
karşı koz olarak kullanmayacak, ikili ilişkilerimizde veya sorunlarımızda
gündeme getirmeyecek bir ülke olmasına, bu ölçütler belirlenirken dikkat
edilecek midir? 2- Nükleer Enerji
Denetleme ve Düzenleme Kurulu gibi bir kurul oluşuncaya kadar geçecek zaman
dilimi içerisinde, nükleer santraller ve nükleer güvenlikle ilgili uluslararası
mevzuatlara ve TAEK’in kendi özel kanununa göre, Türkiye’de TAEK’in, daha
önceki konuşmacıların da ifade ettiği gibi, hem yapıcı hem uygulayıcı hem de
denetleyici bir kurum olması sakıncalı değil midir? 3- Türkiye’de
nükleer güç santrallerinin kurulması aşamasına gelinen bu dönemde şahsıyla en
ufak bir sıkıntımızın olmadığı Sayın TAEK Başkanıyla ilgili olarak nükleer
enerji nosyonuna ve özellikle de deneyimine sahip olmadığı, Türkiye’nin nükleer
enerji ve nükleer santraller konusunda uzman olan birçok bilim adamı tarafından
kamuoyuna defaatle dile getirilmesi ve bu konuda geçtiğimiz dönem ve aylarda
basında yer bulan haber ve röportajlar sizi tedirgin etmiyor mu? 4- 2960 sayılı
TAEK Kanunu kuruma nükleer enerjiyle ilgili her türlü denetim, koordinasyon ve
genişleme yetkisini vermiş olmasına rağmen, az önce ifade etmeye çalıştığım
hususlar çerçevesinde uygulamanın içerisinde bulunarak, santral yapımını
üstlenen firmayla zaman içerisinde kendi sorumluluk alanının dışında birtakım
şahsi menfaat ilişkilerinin gerçekleşme tehlikesi yok mudur? 5- 2960 Sayılı
Kanun’un 3’üncü maddesine göre, Başbakana bağlı olan TAEK, kanun dışı bir
tasarrufla -Cumhurbaşkanlığı tezkeresiyle de olsa- Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığına bağlanmış olmuyor mu? 6- Geçici 1’inci
maddede belirtilen bilgi ve ihtisas gerektiren personel alımıyla ilgili olarak
ödenecek ücretlerin üst sınırı nedir? En yüksek devlet memuru maaşının kaçta
kaçı veya kaç katıdır? Bunların açıkça ilgili maddede belirtilmesi icap etmiyor
mu? Ayrıca, az önce
ifade ettiğim çelişkilere rağmen, Enerji Bakanlığına bağlı olarak çalışıyor
gözüken TAEK’in söz konusu personel istihdamının ücret ve diğer mali haklarının
Başbakan tarafından belirlenmesi de başka bir çelişki olmayacak mı? Sayın
milletvekilleri, netice olarak, özellikle bu Kanun çerçevesinde çok önemli
işlevler görecek olan TAEK hakkında gerek bilim camiasında gerekse diğer
çevrelerde oldukça önemli endişe ve sıkıntıların olduğunu, buradan bu vesileyle
bir kez daha hatırlatmak istiyorum. İşte bu
sebeplerden dolayı, hiç zaman kaybetmeden bir an önce TAEK’le ilgili
haklı-haksız bu polemik ve iddialara son verecek yasal düzenlemelerin
yapılmasında büyük fayda görmekteyiz. Özellikle Nükleer
Enerji Denetleme ve Düzenleme Kurulu veya benzer bir kurum ile ilgili yasanın
hiçbir ön yargıya, siyasi polemik ve taassuba konu olmadan, uzmanların,
akademisyenlerin ve bilim adamlarının bir olabilmelerini sağlayacak şekilde
yüce Meclisimizce çıkartılması icap etmektedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; enerji sektöründe özel ve kamu kesimi faaliyetlerini
düzenleyerek, tüketici haklarını koruyan, rekabete açık, sağlıklı ve etkin
işleyen bir piyasanın oluşturulması için gerekli düzenlemelerin sağlıklı
yapılması da bir mecburiyettir. Ayrıca, enerji
planlamasında da yapılacak uluslararası anlaşmalarda, özellikle nükleer enerji
anlaşmalarında ülke çeşitliliğine gereken önemin verilerek, tek bir kaynağa
bağımlı olmanın da önüne geçilmelidir. Bu manada, 1998
yılında toplanan 1. Enerji Şûrası’nda Nükleer Enerji Komisyonunun Şûra’ya olan
tekliflerinde de belirtildiği gibi, nükleer enerji, ülkenin enerji açığını
kapatabilecek bir imkândır. Güneş ve rüzgâr enerjisi ya da biyomas gibi
yenilenebilir enerji kaynaklarının hiçbirisi bu büyüklükteki bir enerji açığını
2020 yılına kadar kapatmak için yeterli değildir. Fosil ve hidrolik
kaynakların sınırlılığı ve çevre etkileri de göz önüne alındığında, 2020 yılı
için öngörülen enerji açığının nükleer enerjiden faydalanmak suretiyle
kapatılması en uygun çözümlerden bir tanesidir. Türkiye, yüksek
bir teknoloji olan nükleer teknolojiye mutlaka hâkim olmalı ve makul bir zaman
dilimi içinde kendi reaktörlerinin önemli bir bölümünü kendisi yapabilecek
teknolojik düzeye elbette ki ulaşmalıdır. Nükleer
teknolojinin seçim ve stratejisinin son onay mercisi ise, Bilim ve Teknoloji
Yüksek Kurulu olmalı ve hükûmetler, iktidarlar bunların uygulanmasında kararlı
ve sürekli bir irade sergilemelidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri, Türkiye’de toryum rezervi bakımından Türkiye, dünyanın
ikinci ülkesidir. Bu olağanüstü büyük imkânın kaybedilmeden değerlendirilmesi
ülkenin geleceği için hayati bir meseledir. Toryumun gelecekte önemli bir yakıt
kaynağı olacağı göz önünde bulundurulduğunda, toryumlu yakıtların ve
reaktörlerin teknolojisinde mutlaka hâkim olmamız gerekmektedir. Bu bakımdan,
bu yönde kesin ve kararlı bir siyasi irade ortaya konulmalıdır. Uranyum,
toryum, bor, niyobyum, kadmiyum ve benzeri gibi stratejik öneme sahip
cevherlerin ülke genelinde ve yalnızca yüzeyde değil, derinliğine de aranıp
bulunması için Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna bağlı bir nükleer stratejik
maddeleri arama birimi de kurulmalıdır diye düşünüyoruz. Yine, TEAŞ ve
TAEK ve diğer ilgili kurumlar, üniversitelerden, bu konuyla yakından ilgilenmiş
ve ilgilenmekte olan kuruluşlardan ve bağımsız uzmanlardan da yoğun bir biçimde
faydalanmalıdırlar. Nükleer enerjinin
tanıtımı için Millî Eğitim, Enerji ve Tabiî Kaynaklar, Sağlık ve Çevre
Bakanlıkları ile TAEK ve TEAŞ ortak bir kamuoyu bilinçlendirme stratejisini de
en kısa zamanda hazırlayıp uygulamaya koymalıdırlar. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak çevreye ve doğaya en
ufak bir şekilde ziyan vermeden, her türlü arz güvenliği sağlanarak, bilimin ve
teknolojinin bütün kural ve imkânları kullanılarak nükleer enerji üretim
teknolojisine sahip olmak öncelikli hedeflerimizden bir tanesidir. Bu manada
nükleer santrallerin yapımını, nükleer enerji teknolojisinin bir basamağı
olarak kabul ettiğimizi de buradan ifade etmek istiyorum. Milliyetçi
Hareket Partisi olarak bu Yasa’nın bütün eksiklikleri giderilerek, yürürlüğe
girmesinden sonraki dönemlerde de nükleer santrallerin yapımı… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN –
Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Tankut. YILMAZ TANKUT
(Devamla) - … ve işletilmesiyle ilgili olarak Türk milleti adına her türlü
denetim görevimizi sonuna kadar yapacağımızı ve yapılan yanlışlık ve
suistimallerin takipçisi olacağımızı da buradan, bu vesileyle hatırlatmak
istiyorum. Ayrıca, enerji
ihtiyacının karşılanması için yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları, füzyon
enerjisi, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermal enerji gibi alternatif
enerji kaynaklarından faydalanılması hususunda da araştırma ve geliştirme
çalışmalarının, bütün imkânlar zorlanarak da olsa yapılması gerektiğine
inanıyoruz ve bunlarla ilgili yasal düzenlemeler konusunda da her türlü katkıyı
yapmaya hazır olduğumuzu hatırlatıyor, bu Kanun’un bütün eksik ve
yanlışlıklarının düzeltilerek ülkemizin enerji açığının önemli bir bölümünü
karşılamasına vesile olmasını temenni ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Tankut. Adalet ve
Kalkınma Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Taner Yıldız. Buyurun Sayın
Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de
heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, Sayın
Susam’ın, CHP adına, net bir şeklinde fikrini belirtmiş olmasından dolayı da
teşekkürlerimi sunuyorum. Nükleer enerji santralleri kurulmalıdır ama bunun
usul ve esaslarıyla alakalı eleştiriler, tabii ki, Genel Kurulda bunlar
değerlendirilecek, bunlar yapılacak. Herhangi bir tereddüt var mı? Yani,
nükleer enerji kurulmalıdır, santralleri kurulmalıdır, CHP’nin politikasında bu
vardır. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Öyle bir şey demedi efendim. TANER YILDIZ
(Devamla) – Bu, doğru bir şey. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Demedi efendim. TANER YILDIZ
(Devamla) - Bu söylendi. Bunun usul ve esasları, yani… Aynen şu söylendi... Ya
bu kötü bir şey değil Sayın Seyhan, bu kötü bir şey değil. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Anladım canım. Yanlış bir şey söylüyorsunuz. TANER YILDIZ
(Devamla) - Bu son derece faydalı bir şey. Yani, şöyle: Nükleer enerji güç
santrallerinin kurulma isteminde bir ortak payda oluşturulmuş olması,
iktidarıyla muhalefetiyle, hep beraber bir ortak payda oluşturulmuş olması
doğru bir şey. Bizim, ülkenin menfaatleri doğrultusunda, bunların her birisini,
hep beraber gerçekleştirmemiz lazım. Tabii, burada
“bilgi kirliliği” dendi. Çok doğru. Bilgi kirliliğini mutlaka gidermemiz lazım.
Bunların arasında, mesela, nükleer enerji santralini, Avrupa’dan bir yatırımcı
gelecek, yurt dışından bir yatırımcı gelecek, buraya kuracak, enerjiyi de ihraç
edecek. Değerli arkadaşlar, bu Kanun’da o manada herhangi bir kısıtlama olmasa
bile, bir kişi, elini kolunu sallayarak, “Ürettiğim elektriği ben dışarı
satıyorum.” diyemez burada. İsterseniz bir deneyin, Enerji Bakanlığına gidin
“Ben elektriğimi, şu anda, Tacikistan’a satmak istiyorum.” deyin, karşınıza bir
kısım prosedürler gelecek. Bunların arasında üçlü bir mekanizma var. Nedir bu üçlü
mekanizma? Bir tanesi, Enerji Bakanlığının uygun görüşünün olması lazım. Uygun
görüşünü belirleyecek bir kısım katmanlar, etmenler var. Bunların arasında,
enerji arz güvenliğini tehdit edecek veya tam tersi, arz fazlasını
değerlendirebilecek bir yapının değerlendirildiğini görebiliriz. Nedir? Mesela
Hindistan’da yapılan yatırımlarda, 3 bin megavatlık fazlası var ve “al ya da
öde” şeklinde de yapılmış, mutlaka o enerjiyi, üretilen enerjiyi tüketmese dahi
parasını ödüyor. Bizim böyle bir durumumuz olduğu takdirde, ben, tabii ki arz fazlamı
ülke menfaatleri doğrultusunda satarım. Hatta, bunu yaparken Dışişleri
Bakanlığının görüşü alınır; Dışişleri Bakanlığının görüşü de yine ülke
menfaatleri doğrultusunda, eğer bir stratejik önemi varsa, herhangi bir ülkeyle
bizim ikili görüşmelerimiz, anlaşmalarımız veya o ülkeyle alakalı
tasarruflarımız varsa -ki Kuzey Irak’ta olduğu gibi- bunları, yine ülke
menfaatleri doğrultusunda değerlendiririz. Bir de, EPDK’nın
mutlaka uygun görüşünün olması lazım. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu,
hepinizin bildiği gibi, ülkedeki genişleyen enerji politikalarının mutlaka
regüle edilmesi ve düzenlenmesiyle alakalı yönetmelikleri düzenliyor ve
ayarlıyor. Şimdi, bütün
bunlar çerçevesinde nükleer güç santrali kuracak herhangi bir özel sektör veya
teşebbüsün bunları yaparken, hele hele alım garantisinin olduğu, TETAŞ
tarafından alım garantisinin olduğu bir ortamda kalkıp da bunu yurt dışına
ihraç etme istemlerinin bu anki Kanun’dan daha olası dışı olduğunu mutlaka göz
önünde bulundurmak lazım, bu bilgi kirliliklerini mutlaka gidermemiz lazım. Tabii ki, nükleer
santralin bir kısım mahsurları var. Her şeyin bedelini ödeyerek yapmak
zorundasınız. Bugün, enerji sektöründeki her enerji biriminin birbirine olan
avantajlarını ve dezavantajlarını beraber zikretmek zorundayız, beraber burada
söylemek zorundayız. Mesela, yerli kaynakları hep beraber destekliyoruz. Yerli
kaynakların, mutlaka, rezerv ölçüsünde olsa bile, ekonomik olanlarının ülke
ekonomisine kazandırılmasıyla alakalı hemfikiriz. Burada, geçtiğimiz dönemde de
bir kanun çıkartıldı. Ben, size söyleyeyim: Mesela, büyük rezervuarı olan bir
HES’in, yani YEK Kanunu’nu kapsamı dışında bulunan bir HES’in -ki 15
kilometrekarenin dışında biliyorsunuz bunlar, rezervuar alanı- kurulmasının
yatırım maliyeti doğal gaz santralleri maliyetinden daha yüksektir. Alın size
bir mahsur. Ama, biz, bu mahsuru var diye bunu tercih etmeyecek miyiz? Hayır,
tam tersi, tercih edeceğiz, çünkü o da ülke menfaatleri doğrultusunda. Eğer,
bugün, sırf yatırım maliyetlerini, işletme maliyetlerini katmadan yatırım
maliyetlerini göz önünde bulundurarak bir karar vermek zorunda kalırsanız yerli
kaynaklarınızı tercih etmezsiniz. Biz, tam tersini söylüyoruz, yerli kaynaklar
mutlaka tercih edilmelidir, velev ki yatırım maliyetleri yüksek olsa bile.
Sonunda bunların işletme maliyetleri düşük olacağı için paçal maliyetlerin ülke
menfaatleri doğrultusunda olduğunu söyleyebiliriz. Bu açıdan da
nükleer santralin, evet, bir HES gibi, bir yenilenebilir enerji kaynakları
gibi, bir jeotermal gibi atık problemi diğerlerinde yok, bunda var. Böyle bir
gerçek var, ama böyle bir gerçek var diye de nükleer santrali bir kenara
koyamazsınız. Doğru bilgileri doğru raflara koyarsanız, ülkenin iyi idare
edilmesiyle alakalı da doğru tercihler yapmış olursunuz. Bu açıdan da ben,
mutlaka, nükleer güç santralleri yapımında, dünkü konuşmamda söylediğim gibi,
eğer artı bir katkımız varsa, bu işin usul ve esaslarıyla alakalı daha iyi
olmasını istediğimiz bir husus varsa evet bunları tercih edelim, bunları da
buraya dercedelim. Zaten, Genel Kurul çalışmaları ve komisyon çalışmaları
bunlar için kurulmuştur; doğruyu bulmak adına, hem iktidarıyla hem de
muhalefetiyle beraber bulmak adınadır. Bu işin hukuku
nasıl olacak? Evet, üç türlü hukuku var: İsterseniz bir lisans müracaatıyla, şu
anda bir özel sektörün yaptığı gibi “Ben nükleer güç santrali kurmak
istiyorum.” diye gidip müracaatta bulunabilirsiniz. Bu, sizin gücünüzle
alakalıdır ve bu Kanun kapsamı içinde de değerlendirilmeyebilir. O zaman özel
hukuk hükümlerine de tabi olabilirsiniz veya olmayabilirsiniz. Ama buradaki
temel mantalite şudur: Nükleer güç santrallerinin ülkemize kazandırılmasıyla
alakalı hiçbir mazeret ortada bırakılmamalıdır, hiçbir mazeret ortada
kalmamalıdır. İster kamu artı özel, ister özel, isterse müstakil özel dediğimiz
hukuk hükümlerine tabi olsun, bunların her birinin gerçekleştirilebilir olması
adına herhangi bir maninin de yaşanmaması lazım. Ben özellikle
şunu belirtmek isterim ki, buradaki bir önemli konu da şudur: Piyasanın -bizim
başından beri söylediğimiz- liberalleşmesiyle, serbestleşmesiyle alakalı
dozunun hangi oranda olacağıdır. Ben, muhalefetteki bir arkadaşın yerinde olsam
bu konuyu daha çok gündeme getiririm. Niçin? Biz diyoruz ki, öyle bir piyasa
yapısı koyalım ki, bu piyasa yapısının içerisinde serbestleşme ön planda
bulunsun. Türkiye'nin içinde bulunduğu mali durum, bizim 3 Kasım seçimlerinde
devraldığımız bütün rakamlar, kamunun sabit sermaye yatırımlarında küçülmesini
öngörüyor; hele hele enerji sektöründe, hele hele ulaştırma sektöründe. Mademki
hâl böyle, o zaman, bizim özel sektörü teşvik ettiğimizin dozu hangi oranda
olmalı? Nükleer santrallerle alakalı, kuracağımız bu yapılanmanın dozu hangi
oranla bırakılmalı? İşte, o yüzden
diyoruz ki bu kanun tasarısında, kanunlaşacak bu kanun tasarısında: Ey ahali,
ey yatırımcılar -yurt dışı, yurt içi- eğer siz bir yatırım yapmak isterseniz,
gelip bunu tek başınıza kurabilirsiniz. Eğer bu manada, istediğimiz oranla bir
teklif bulamaz isek kamu, yatırımı yapacak; kamu, firmasını, şirketini kuruyor.
Bu da yine makul oranda. İster, kamu, özel sektörden herhangi bir rağbet
görmezse yoluna devam edecek, eğer rağbet görürse hangi oranlarda -şu anda-
ortak olacağı belli olmayan bir tasarrufu da önümüzdeki yıllara ve günlere
bırakmış oluyoruz. Yani, tamamen bir hareket serbestisi sağlanmış olacak. Yani,
nükleer güç santrali kurmak isteyen herhangi bir yatırımcı diyemeyecek ki “Ben
şundan dolayı bunu kurmadım, bundan dolayı da kamuyla ortak olmadım; aslında,
kamunun garantisi olsaydı şöyle yapardım.” Üç model de burada var. İstediğini
rahatlıkla kurabilir. Bizim, burada,
özel sektör ve kamunun, kamunun arz ettiği imkânları özel sektörün makul
oranlarda paylaşabilmesi için, bunun hangi oranda, derecede olması lazım
geldiğine iktidar kesinlikle karar vermelidir. Bu çok doğru bir istektir.
Geçtiğimiz yıllarda, bizden önceki iktidarlarda bu kâr, özel sektörle kamu
arasındaki kâr makul oranda paylaşılmadığı için bir kısım sıkıntılar… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN –
Konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen Sayın Yıldız. TANER YILDIZ
(Devamla) – Sayın Başkanım, şahsım adına da söz talebim vardı, müsaade
ederseniz birleştirebilir miyim? BAŞKAN – Komisyon
konuşacağı için size söz veremiyorum, son söz milletvekilinin olacağı için. TANER YILDIZ
(Devamla) – O zaman ben şahsım adına konuşmada sözlerime devam edeceğim. Saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim, sağ olun. Şahsı adına,
Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan, Buyurun Sayın
Seyhan. TACİDAR SEYHAN
(Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Öncelikle, az
önce konuşma yapan değerli Başkanımın Komisyonumuz adına söylediği şeyler çok
önemliydi. “Yirmi beş milletvekili çalıştık. Bunu biz birlikte yaptık,
Komisyonumuza haksızlık olur” dedi ama zannediyorum ki kendisi de Komisyon
üyeleri içerisinden bazı arkadaşlarımıza dolaylı olarak da haksızlık etmiş
olur. Adalet ve Kalkınma Partisinin Komisyona üye seçerken hassasiyetinden
bahsederek mesleklerine uygun görevlendirmeleri yaptığını ve bu konuda dikkatli
davrandığını söyledi. Ancak şu bilinmelidir ki: Benim, Milliyetçi Hareket
Partisinde de iyi tanıdığım değerli arkadaşlarım var. Birlikte düşük akımda,
bilgisayar teknolojisinde çok uzun süre çalıştığımız bu işi bilen arkadaşlarımız
var. Bizim Komisyonumuzda da üniversiteden mezun olduğu dala bakmaksızın
yaptığı işin sanayiyle ilgili olduğu on beş-yirmi yıldır sanayinin içerisinde,
bu sektörün içerisinde ağırlıklı çalışan arkadaşlarımız var. Bizim Komisyonumuz
sadece Enerji Komisyonu değildir. Bizim Komisyonumuzun üyeleri, Sanayi,
Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeleridir. Bu
alanlarda eğitim görmüş ve uzmanlaşmış her arkadaşa ihtiyacı olduğu için, bu
ihtiyaç görüldüğü için gruplarımız bu görevlendirmeyi yapmıştır. Bu konuda
yeterli ihtimam gösterilmiştir. Arkadaşlarımızın hakkını tenzih edelim. Bunun dışında
söylenen bir şey var: “E, derme çatma, dedi.” Tahammül edeceksiniz. Bir şey
getiriyorsunuz, tahammül edeceksiniz. Sizin istediğiniz üslupta tasarı eleştirilecek
diye bir şey yok ki! Bir kanun geliyor, son dakika onun içerisine iki tane
1.000 megavatlık kömür santrali ekliyorsunuz, sonra önergelerle
değiştiriyorsunuz, Genel Kurula iniyor, Cumhurbaşkanlığına gidiyor, üç maddesi
geri dönüyor, Komisyona alıyorsunuz, on önergeyle değişik maddelerde değişiklik
yapıyorsunuz; o da yetmiyor, seçim sonrası bir daha Komisyona alıp on maddeyle
değişiklik yapıyorsunuz; o da yetmiyor, Komisyonda görüşülmesi sırasında kendi
milletvekillerinizin ısrarlı müdahalesine rağmen, onları dinlemeyerek maddeyi
atlıyorsunuz, iki dakika sonra tekriri müzakere yapıp maddede yine değişiklik
yapıyorsunuz. Bunun Türkçe’deki adı nedir? Nedir? KEMAL
KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Derme çatma. OKTAY VURAL
(İzmir) – Çatma derme. TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Hayır, keşke derme çatma olsa. O kadar eksiklik var ki, siz ne
dermeyi becerebildiniz ne çatmayı becerebildiniz. Bu Kanun ne dermedir ne
çatmadır. Onu da beceremediler. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Kapkaçtır. TACİDAR SEYHAN
(Devamla) - Arkadaşım Taner Yıldız çok güzel konuşuyor: “Önerileriniz varsa
biriktirelim.” Sayın Yıldız, mutlaka önerilerimiz var. Söylüyoruz, Kanun’un
elle tutulur yanı kalmadı. Siz de rahatsızsınız. URAH, İÇH hesaplarının nerede
olacağı bile belli değil. Şirket tanımında kimin kimi ikame edeceği belli
değil. Lütfen, önergeniz var, önergenizi verin de siz düzeltin bunu. Niye
muhalefetten bekliyorsunuz? Eksikliği düzeltmek bizim işimiz mi? Konuşurken
gördüğünüz eksikliği burada, gelin düzeltin, ama bu sadece birkaçı. Sizin tatmin
olmadığınız bir konuda, sizi tatmin edecek bir yasanın muhalefet tarafından
hazırlanıp öne sunulmasını, üstelik ülkedeki dengeler konusunda bunun acil
gereksinim olmadığı konusunu da beyan eden bir partiden bunun beklenmesini
anlamak mümkün müdür? Bu, doğru değildir değerli arkadaşlar. Bakın, doğru olan
şudur: Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hiç anlaşılmıyor, sürekli burada
polemik konusu yapılıyor… Cumhuriyet Halk Partisinin ne dediği bellidir.
Arkadaşım birazdan kendi için söylenenlere cevap verecektir ama politika için
ben net bir şey söylüyorum: Bu Kanun nükleer enerji veya nükleer teknoloji
geliştirme kanunu değildir, bu nükleer santral kanunudur. Eğer yapılacaksa önce
nükleer teknolojiye sahip olun, sonra santral yapın diyen arkadaşlarımız var,
Milliyetçi Hareket Partisi de bunu diyor. Biz de, buna geçişin buradan olduğunu
söylüyoruz, ancak biz, nükleer teknoloji konusunda getireceğiniz her yasaya
varız. Denetleme kurulu oluşturacaksanız varız, kanunu oluşturacaksanız varız,
siz eğitim kurumu kanunu oluşturacaksanız varız, ar-ge’sine varız, siz uranyum
zenginleştirmede bir çalışma yapacaksanız bunu da yapın, buna da varız, ama
nükleer teknoloji kanunuyla, nükleer santral, nükleer ihale kanunu farklıdır.
Biz de, sizin, Türkiye’yi küçük küçük nükleer mezarlığa dönüştürecek Nükleer
İhale Kanunu’na sonuna kadar karşıyız, anlattığımız budur. Bunun dışında,
küçük bir şeyi daha söylemek istiyorum. Burada da bir görev çağrım var değerli
arkadaşlar… (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN –
Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Seyhan. TACİDAR SEYHAN
(Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan. Dün bir yazı
çıktı ve bugün bir kitap çıktı: “Rüşvetin Deşifresi”, Aykut Küçükkaya. Çok
mükemmel bir kitap. Burada, hem geçmişe dönük yolsuzluklar anlatılıyor, ama çok
ciddi bir şey anlatılıyor, deniliyor ki: Bir ülkede, 50 milyon dolar… O dönem
Akkuyu için yapılacak nükleer santralin ilgili kanununun çıkarılması için
ortada rüşvetin döndüğünü anlatıyor. Bunu anlatan sıradan insanlar değil; Aziz
Ergen, albay; emekli albay Erdal Sarızeybek ve dönemin kamu görevlileri de var,
bunu görmezden gelemezsiniz. O dönem Adalet ve Kalkınma Partisi yoktu ama bu
dönem Adalet ve Kalkınma Partisinin bunu soruşturması için bir engel yok. Sayın
Bakana, bu kitap için gereğini yapmasını rica ediyorum, yapıp yapmayacağını da
görmek istiyorum. Huzurlarınızda bu kitabı Sayın Bakana hediye ediyorum,
yıllarca gereğini yapıp yapmadığını takip edeceğimizi de huzurlarınızda ifade
ediyorum. Saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Seyhan. Komisyon adına,
Komisyon Başkanı, Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy. Buyurun Sayın
Aksoy. (AK Parti sıralarından alkışlar) SANAYİ, TİCARET,
ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY
(Kütahya) – Muhterem Başkan, değerli milletvekili kardeşlerim; biraz önce
söylediğim açıklama tam olarak anlaşılmadı. Ben, Büyük Millet Meclisinin
huzuruna gelmiş, sizlerin, hepinizin onayı için burada size arz edilmiş olan
yasanın “derme çatma” olamayacağını söylüyorum. Ama, Komisyonumuzda yasaların
her bir maddesi üzerinde onlarca önerge verilebilir, tartışılabilir, ara
verilebilir, yeni yeni bilgiler dercedilebilir. Bunlar, o yasanın “derme çatma”
olduğu anlamına asla gelmez. Bunlar, bir olgunlaştırmadır; bunlar, yasa
üzerinde ciddi çalışmaları ifade eder. Biz yasaları, zaman zaman ara veririz
çalışmaların… Brifingler alırız, takıldığı yerde uzmanlar çağırırız.
Komisyonlar böyle çalışır. Bunları, “derme çatma”yla hiç kimse vasıflandırmaz,
bunlar olgunlaştırmadır. Bilgilerinize
sunulur. Saygılarımla. (AK
Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Başkan. Şahısları adına
ikinci sırada, Sayın Taner Yıldız, Kayseri Milletvekili. Buyurun Sayın
Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar) TANER YILDIZ
(Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kaldığımız yerden devam edelim
istiyorum. Kamuyla
şirketlerin statüsünü burada düzenleyen iki ayrı madde var. Bunları birbirine
karıştırmamak lazım. Birincisi, hangi şirketin nasıl teklif vereceğiyle ve bu
tekliflerin nasıl değerlendirileceğiyle alakalı şu anda bu madde, üzerinde
konuştuğumuz 3’üncü madde. Yani bir şirket tek başına gelebilir, TAEK’in
sunduğu o şartlar -tekrar etmek istemiyorum vaktimden aldırmamak için- yani
üretim kapasitesi, seçim süreci, yakıt temini, alınacak enerjinin miktarı,
süresi vesaire, bütün bunlarla alakalı şartlarını yerine getirmişse normal
ihalesine girer, fiyatı uygunsa teklifini TEDAŞ kabul eder, Bakanlar Kuruluna
sunar, Bakanlar Kurulu onaylarsa o işi almış olur. Bu ayrı bir şey. Ama kamuyla
alakalı, kamunun kuracağı şirketle alakalı statüyü ise 6’ncı madde düzenliyor.
6’ncı maddede de diyor ki: Bakanlık, işte -tekrar üzerinde konuşacağız 6’ncı
maddede ama- bir şirket kurar, bu şirketlerini özel sektörün hisselerine açar.
Oranını belirtmemiş. Bizim amacımız zaten… Keşke, bu kamunun kuracağı şirket -o
safhaya gelmez ama- o safhaya geldiğinde, bütün, yüzde 100’ünü özel şirket
alsın. Bizim amacımız zaten kamunun elinde bırakmak değil bunu. Önemli olan şu
değerli arkadaşlar: Makul oranda paylaşıyor muyuz bu kârı, paylaşmıyor muyuz?
Yani burada, dün de bir konuşmada geçti, şirketlerin isteklerini mi yapıyoruz
yoksa milletin vicdanının tercihlerini mi yapıyoruz? Şimdi, son derece
spekülasyona açık bu konuda milletin vicdanının tercihlerini yapıp yapmadığınız
buradaki konuşmalarla belli olmaz değerli arkadaşlar. Onlar, ancak 3 Kasım
seçimlerinin sonuçlarında belli olur, 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarında belli
olur ve en son yaptığımız referandumda belli olur. (AK Parti sıralarından
alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) - Hâlâ daha oradasın! TANER YILDIZ
(Devamla) – O açıdan, yani biz burada yaptığımız… MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) - Hâlâ daha oradasın! TANER YILDIZ
(Devamla) – Ama lütfen… MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) - Hâlâ daha oradasın! TANER YILDIZ
(Devamla) – Bak şimdi, yaptığımız tercihlerin… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Sözcü, seçmenle, bilimsel tartışmayı niye
karıştırıyorsunuz? TANER YILDIZ
(Devamla) – Şöyle, bakın…(CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Değerli
arkadaşlarım, müsaade ederseniz, hangi gerekçeyle olduğunu anlatacağım. BAŞKAN – Sayın
Yıldız, lütfen, Genel Kurula hitap edin. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Bu bilgi halkta var mı? TANER YILDIZ
(Devamla) – Müsaade edin… OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)
– Nükleer bilgi halkta var mı da bunu söylüyorsunuz? Halkta nükleer bilgi mi
var? TANER YILDIZ
(Devamla) – Bakın, halkın sezgilerine lütfen… MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) – Ne alakası var? BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Siz nükleer santral kuruyorsunuz. TANER YILDIZ
(Devamla) – Sayın Bakanım… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Halkta bu bilgi var mı? TANER YILDIZ
(Devamla) – Bakın, size, Sayın Bakanım diye hitap ediyorum. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yapmayın yani, çok gülünç duruma düşüyorsunuz! Halkta nükleer
bilgi yok. TANER YILDIZ
(Devamla) – Siz, bakanlık yapmış birisiniz. BAŞKAN – Sayın
Yıldız, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz. TANER YILDIZ
(Devamla) – Siz, bakın, lütfen… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yapmayın, ama siz de demagoji yapmayın. TANER YILDIZ
(Devamla) – Bir dakika, bir dakika, yok… Çok açık bir şey söyleyeyim. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yapmayın, çok ayıp oluyor, çok ayıp oluyor! TANER YILDIZ
(Devamla) – Eğer siz, halkın sezgilerine, ferasetine, basiretine güvendiğiniz
zaman, bu tür kaygıları çekmenize gerek kalmaz. ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Kim kaygı duyuyor ki? TANER YILDIZ
(Devamla) – Evet, şu anda bakın, biz halkımızın ferasetine, basiretine ve
öngörüsüne saygı duyuyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunların da
sonuçlarını alıyoruz. Aynı şeyi sizin aynı oranda anlamanızı tabii ki beklemek
benim hakkım değil. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – O zaman dokunulmazlıkları kaldıralım. TANER YILDIZ
(Devamla) – Ama nükleer santrallerle alakalı… OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale)
– Dokunulmazlıkları kaldıralım. BAŞKAN – Sayın
Yıldız, lütfen karşılıklı konuşmayalım. Genel Kurula hitap eder misiniz. (CHP
ve MHP sıralarından gürültüler) MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) – Sayın Başkan, gündeme gelsin. TANER YILDIZ
(Devamla) – Allah, Allah! Değerli
arkadaşlar, ben şu kısmını anlayamıyorum… YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) - Gündeme gelsin Başkan. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin hatibe. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) - Ama gündeme gelsin. TANER YILDIZ
(Devamla) – Ben, kanunla alakalı konuşurken hiçbir itiraz yok, halktan
bahsettiğimde itiraz var. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) – Gündeme gel, gündeme! BAŞKAN – Hatibe
müdahale etmeyin lütfen. TANER YILDIZ
(Devamla) – Niye halkımızdan bahsederken itiraz ediyorsunuz? YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Demogoji yapıyorsun, demogoji! TANER YILDIZ
(Devamla) – Lütfen... Yok... OKTAY VURAL
(İzmir) – Halkı, kişisel menfaatlerinize alet ettirmeyin. TANER YILDIZ
(Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada hepimiz halkın temsilcisiyiz. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Halkı yolsuzluğun arkasına alamazsınız! TANER YILDIZ
(Devamla) – Burada temsilciyiz. O yüzden, şirketin tercihlerini mi, halkın
tercihlerini mi yaptığımız konusundaki notu verecek olan burası değil, notu
verecek olan halk. Kendisi o notunu veriyor. Şimdi, bakın, ben
teknik konudan bahsederken… OKTAY VURAL
(İzmir) – Ha, anladım. “Ben istediğime veririm.” diyorsunuz. Bravo! OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Meclisi yok sayıyorsunuz, Muhalefeti, Meclisi yok sayıyorsunuz
yani. “Burası değil...” TANER YILDIZ
(Devamla) – Nasıl? Yok! Niye? OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Burası yasama organı, nasıl yok sayarsınız! Bu sözünüzü geri
alınız! Ayıp ediyorsunuz! TANER YILDIZ
(Devamla) – Hayır, hayır! Hiç, hiç! Kesinlikle olmaz! BAŞKAN – Sayın
hatip… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yasama organını yok sayıyorsunuz! BAŞKAN – Sayın
Bakan, lütfen, lütfen… Sayın Bakanım… TANER YILDIZ
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yasama organını yok sayıyorsunuz! MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) – Sayın Başkan, gündeme ilişkin konuşsunlar. BAŞKAN – Usulden
değildir bu yani karşılıklı konuşmak. TANER YILDIZ
(Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, halkımızdan hiçbir şekilde rahatsız
olmayalım. Bakın, rahatsız
olmamıza hiç gerek yok. OKTAY VURAL
(İzmir) – Neyse… Kayseri civarındaki elektrikten bahsedelim biraz, ha? TANER YILDIZ
(Devamla) – Yeterince takdir ediliyor, yeterince görülüyor. Hangi çalışmalar
yapılıyor, hangi çalışmalar yapılmıyor, bunlar yeterince görülüyor. Bir
hükûmetin yaptığı çalışmalar… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Kayseri civarı enerjiyi de konuşalım. ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Başkanım, ne konuşup duruyor bu ya? TANER YILDIZ
(Devamla) – Sayın Bakanım, lütfen, siz, oradan laf atacağınıza, gelin şu
kürsüde konuşun. Niye laf atıyorsunuz? OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Olur, olur. Arkadaşım konuşacak biraz sonra Kayseri civarını da
konuşacak. TANER YILDIZ
(Devamla) – Şimdi, bu tercihlerden, halkımızın yaptığı bu tercihlerden rahatsız
olmamak lazım, her zaman saygılı olmak lazım, basiretine ve ferasetine güvenmek
lazım. Burada herhangi bir politika anlatılırken… Bunu, tabii ki halkımız
değerlendirecek, artı ve eksi sonuçlarını mutlaka değerlendirecek. Bu açıdan
herkes müsterih olsun. (Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Yıldız, teşekkür ederim, sağ olun. Buyurun Sayın Yıldız. TANER YILDIZ
(Devamla) – Ben de teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Madde
üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır. Şimdi soru-cevap
işlemine başlıyoruz. İlk soru, Sayın
Ağyüz’e ait. Buyurun Sayın
Ağyüz. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkanım. Efendim, bu Yasa,
oldubittiye, aceleye getirilen bir yasadır. Özellikle 3’üncü maddede bu
ölçütlerin yasal bağlayıcılık kapsamı nedir, o belli değildir. Ayrıca, bu
ölçütler nasıl ilan edilecek? Devlet yönetimi ve nükleer santral kuruluşu gibi
çok ciddi, ülkenin geleceğini ilgilendiren bu konuda devletin hiçbir denetim ve
gözetim yetkisinde olmaması büyük bir boşluk değil midir? Ayrıca, çevre ve
doğa ilişkilendirilmesi yapılması gerekirken, sadece Enerji Bakanlığının söz
konusu olması bu konuda biraz eksikliktir. Ayrıca, kurulacak
nükleer güç santralleri enerji ihtiyacımızın yüzde kaçını karşılayacak? Bu
kadar azını karşılayacak bir nükleer enerji santrali için ülkemizi nükleer
enerji çöplüğü haline getirmeye ne gerek var Sayın Bakanım. Bu Yasa eksiktir,
bu Yasa yetmezdir. O nedenle bu Yasa’nın geriye çekilmesini düşünmeniz lazım. Ayrıca “bilgi
kirliliği” diyorsunuz. Bilgi kirliliğini, bu ülkede, enerji piyasasında,
maalesef, sizin Bakanlığınız ve bürokratlarınız yaratıyorlar. Çok övdüğünüz
BOTAŞ acaba tahsilatlarını yapabiliyor mu? BOTAŞ’ın yapması gereken denetim
yetkisini niye milyar dolarlara özel şirketlere veriyorsunuz Sayın Bakan?
BOTAŞ’ın altyapısı yeterli, her türlü şeyi yeterli. Ayrıca, bu Yasada
bu üretilen enerjinin dışarıya satılmamasını engelleyecek bir madde yok, hüküm
yok. Irak’a nasıl ki Kartet kanalıyla enerji satıyorsanız yarın, öbür gün
bunlar da böyle yaparsa ne diyeceğiz Sayın Bakanım? O bakımdan, ülke
yararı yoktur, kamu yararı yoktur ve nükleer santral çöplüğü yapacaksınız
ülkeyi. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Ağyüz. Sayın Korkmaz,
buyurun efendim. SÜLEYMAN NEVZAT
KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, bu suallerimi özellikle Karslı, Iğdırlı ve
Trakyalı vatandaşlarımızın kaygıları üzerine Sayın Bakana yöneltmek istiyorum.
Biliyorum ki, tehlikenin hemen yanı başında oturan onlar. Sovyet Rusya
zamanında inşa edilmiş, ülkemiz sınırlarının hemen yanı başında yer alan komşu
ülkelerdeki -Bulgaristan, Ermenistan gibi- nükleer santrallerin işleyişi ile
insan hayatı ve çevrenin korunması açısından, güvenliğinin takibi Dışişleri
Bakanlığı üzerinden, Sağlık Bakanlığı ile de istişare edilerek Bakanlığınızca
yapılıyor mu? Bu ülkeler ile
kendi insanımızın ve ülke topraklarımızın korunması anlamında, hem diğer
devletlerle hem de bakanlıklar arasında uyumlu bir işbirliğinden söz edilebilir
mi? Nükleer enerji
politikanızı uygulamaya geçirirken bu uygulamaları dikkate alıyor musunuz? Teşekkür ederim. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Korkmaz. Buyurun Sayın
Enöz. MUSTAFA ENÖZ
(Manisa) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, mevzuata göre birçok belirsizliğin
ve yönetim kaosunun yaşandığı, nükleer güvenliğin ve emniyetin sağlanmasından
sorumlu olan ve bunun için lisanslama faaliyetlerini yürütecek olan TAEK,
Kanun’da belirtilmiş olan görevlerini nasıl yerine getirecektir? Teşekkür
ediyorum. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Enöz. Sayın Öztürk,
buyurun. ALİ RIZA ÖZTÜRK
(Mersin) – Sayın Bakan, liberalleşme politikaları uygulayan ülkeler dâhil,
nükleer santrallere alım garantisi veren başka bir ülke var mıdır? İkinci sorum:
Mevcut enterkonnekte sistemdeki kayıp ve kaçak oranı nedir? Bakanlığınız
döneminde kayıp oranını önlemek ya da en aza indirmek konusunda yapılan yatırım
miktarı var mıdır? Kurmayı planladığınız nükleer santral ile toplam enerjinin
ne kadarı üretilecektir? BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Öztürk. Buyurun Sayın
Genç. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Efendim, TAEK’in belirleyeceği ölçütler nelerdir? Bu ölçütler
genelge şeklinde mi, yönetmelik şeklinde mi yayımlanacaktır? Biraz önce Sayın
Bakan “Biz kömürleri topladık, vatandaşlara dağıttık, sadaka ekonomisini
yarattık.” dedi. Bu arada, özel kömür ocaklarından da yoğun miktarda kömür
alınmıştır. Bu özel kömür ocaklarında, kömür aldığınız şirketlerin
sahiplerinden size ve Hükûmetinize yakın, bakanlık yapan kişilerin yakın
akrabaları var mıdır? Hatta, bir özel kömür ocağı sahibi “Biz iflas ediyorduk,
bütün tozları Enerji Bakanlığına sattık.” dedi. Ayrıca da, bu TKİ’nin
750 trilyon liralık parası nereden karşılanacak? Biz de istiyoruz bütün Türkiye
Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının her birisine trilyonlar ödeyelim, ama bu
para nereden gelecek? Sonradan devleti duvara çarptıracak mısın, çarptırmayacak
mısınız? 500 milyar doları nasıl ödeyeceksiniz, iç ve dış borcu? Onu bir
açıklar mısınız? Yoksa, biz de istiyoruz herkese para dağıtalım. Bu sadaka
ekonomisi değil. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Genç. Soru sorma süresi
tamamlanmıştır. Cevaplandırma
süresine geçiyoruz. Buyurun, Sayın
Bakanım. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Efendim, önce Sayın Ağyüz’ün
sorularına cevap vereceğim. Gayet tabii ki
yasal olacak bu. Bu Yasa da çıkınca, TAEK bu ölçütleri açıkladığı zaman yasal
bir baza oturmuş olacak. Zaten, onun için bu Yasa’yı çıkarıyoruz. Yani, başka
ne yapıyoruz ki burada? Birincisi bu. İkincisi: Çok
ciddi olan bu ölçütlerin ve devletin çalışmaları, gayet tabii, TAEK gibi ciddi
bir kuruluş tarafından yapılıyor. 1956 yılında kurulduğunu ifade ettim size.
Avrupa Atom Enerjisi ondan bir sene sonra kuruldu. Yani, biz onun kurucuları
arasındayız, ortakları arasındayız ve bizim uzmanlarımız devamlı oraya gidip
geliyorlar, onlar da bize geliyorlar. Yani, Türkiye’yi niye bu kadar
küçümsüyorsunuz, uzmanları niye bu kadar küçümsüyorsunuz? Binlerce adam yetişti
Türkiye’de. Türkiye ilk defa nükleer enerjiyle burada karşılaşmıyor. Üç yüzden
fazla tesis şu anda çalışıyor Türkiye’de, nükleer tıp dâhil. Bunları dün de
anlattım. Aynı soruları ben cevaplandırmaya her zaman hazırım, sabaha kadar da
konuşurum. Ama yani, TAEK gibi, hakikaten övündüğümüz millî bir kuruluşumuzu,
dünya çapında akredite bir kuruluşumuzu nasıl böyle görmemezlikten gelirsiniz? Kaldı ki, sekiz
tane soru soruldu, bunların içinde “Nükleer enerji çöplüğü ocak.” denildi,
birtakım şeyler söylendi. En azından şunu söyleyeyim size: Gayet tabii ki
komşuları da yakından takip ediyoruz. Benim bildiğim kadarıyla altmış yedi
noktada ölçüm yapılıyor sınırlarımızda ve Ermenistan’da daha geçen hafta 2 tane
uzmanımız vardı. Sadece biz orayı kontrol etmiyoruz, herkes birbirini kontrol
ediyor. Nükleer enerji öyle kolay bir iş değil. Gayet tabii ki, biz bunu derken
bir makarna fabrikası kurmuyoruz. Yani, gayet tabii ki, nükleer enerjinin
ciddiyetine uygun olarak da denetimleri yapılıyor, ölçümleri yapılıyor,
bunlarla ilgili uzman geliş gidişleri oluyor. Kazmayı vurmadan önce projeler
incelenecek. Vurduğumuz andan itibaren de her adım milimetrik olarak kontrol
altında olacak, denetim altında olacak. Bu çocuk oyuncağı değil, gayet tabii
ki. Aynı ülkede yaşıyoruz. Yani, şimdi, biz bunu yapıyoruz, biz bu ülkede
yaşamıyoruz, çoluğumuz çocuğumuz, torunlarımız burada yaşamayacak, böyle bir
şeyi kuracağız, sadece güvenliği siz düşüneceksiniz, yolsuzluklar yapılacak, ihale
olacak… “İhale yapmayacağız.” diyoruz, “İhale yapılacak.” diyorsunuz. “Önceden
belirlenmiş.” deniyor. Yani, böyle bir şey… Yani, Türkçe konuştuğumuz hâlde
acaba anlatmakta hatamız mı var? Ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Ayrıca, Karslı,
Iğdırlı vatandaşlarımız, Edirne’deki de, hepsi müsterih olsunlar, bütün o
komşularımızın da aynı kontrolleri karşılıklı olarak yapılıyor, ölçümler
alınıyor. O bakımdan, herhangi bir sorun söz konusu değil. Ayrıca, nükleer
enerjide alım garantisi konusu… Biz, burada bu modeli oluştururken, daha
evvelden… Mesela, Amerika’da tamamen özel sektör tarafından kurulur bu.
Avrupa’da, Finlandiya’da sektörler tarafından, kâğıt sektörü tarafından
ağırlıklı olarak yapılıyor. Ben, mesela,
demir çelikçilere bunu tavsiye ediyorum, fazla miktarda ark ocağı var, elektrik
kullanıyorlar, bir araya gelsinler, tekstilciler, onlar. Çünkü, nükleer
enerjide voltaj sorunu da olmayacak baz yükü olduğu için. İp koptu, bilmem
herhangi bir dokumada sorun olma problemi de olmaz. Kendi, sektörler bir araya
gelir bunu yaparlar. Bir de, biz illa
bir yerden kopya mı çekeceğiz? Biz de Türk tipi yatırım modelini koyuyoruz
ortaya. Yani, bunu biz kendimiz geliştirdik, tıpkı Bor Araştırma Enstitüsü
gibi. O zaman da çok tartışıldı, “Nasıl bir Enstitü bu?” dediler. Biz
Enstitümüzü kurduk, fazla adam da çalıştırmıyoruz, dışarıya iş yaptırıyoruz. Bakın, “Kanunu
yok.” deniliyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun bütün yönetmelikleri burada.
Denetimle ilgili elli maddelik kanunun taslağı hazır gerekçeleriyle beraber,
peşinden de bunu getireceğiz. Bu da “Ulusal Nükleer Teknoloji Politikası” ve on
cilt. Bunlar hazırlandı. Bunların hepsi sırayla verilecek. Şimdi bunların
hepsini versek, bunları inceleyeyim diye zaman istenecek. Biz bunda gecikmek
istemiyoruz, zamana karşı yarış içindeyiz ve ülkemiz, milletimiz bu teknolojiye
sahip çıkacak. Biz de düşünüyoruz ülkemizin imkânlarını. Gelelim Sayın
Genç’in sorusuna. Biz, burada öyle sadaka ekonomisi filan yapmıyoruz. Biz,
halkımızın sosyal ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve aynı, bunu millî
kaynaklarımızla… Bu kömürü ithal etmiyoruz, eskiden ithal ediliyordu, ithalleri
kestik. MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) – 45 derece sıcakta kömür dağıttınız! ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bu kömürü alıyoruz, çıkarıyoruz.
Sosyal devletimizin şeyi bu. KAMER GENÇ
(Tunceli) – Parası?.. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Parası… Onun parasını biz
düşünürüz, biz hükûmetiz, biz icrayız. Onu halk bize verdi, bunun hesabını,
kitabını siz yapın diye bize verdi. Siz hesabını sorarsınız, biz de cevabını
veririz. Ayrıca… MEHMET FATİH ATAY
(Aydın) – 45 derece sıcakta kömür dağıttınız, 45 derece! ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hayır, böyle bir şey söz konusu
değil. Daha evvelden karne dağıtılıyordu, karnelere yazılıyordu bir zamanlar.
Biz bunları kaldırdık, her şey bol şimdi. Üstelik ithalat da yapmıyoruz, dışarı
da para vermiyoruz, kendi kömürümüzü çıkarıyoruz. İşçimiz orada çalışıyor. Özel
sektörümüz maliyeti yedide 1 düşürdü, üretimi 20 kat artırdı. Ayrıca da MTA’mız
şu anda araştırmalarını yapıyor… YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – BOTAŞ’a gelelim. ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – 800 milyon ton kömür yeni bulduk,
600 milyon ton da ona ekliyoruz, 1.4 milyar tondur… Ayrıca, kayıp kaçakta da
25’ti, 15’e düşmüştür. BAŞKAN –
Teşekkürler Sayın Bakanım. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – BOTAŞ’ın ne kadar borcu var? ENERJİ VE TABİİ
KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – BOTAŞ’ın alacağı da var, borcu da
var. YAŞAR AĞYÜZ
(Gaziantep) – Ankara Büyükşehir Belediyesinden ne kadar?.. ENGİN ALTAY
(Sinop) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Buyurun. ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Bakan biraz önce
konuşmasında muhalefet sıralarına dönerek “Türkiye’yi küçümsüyorsunuz, Türkçe
bilmiyorsunuz, Türkçe anlamıyor musunuz!” gibi ithamlarda bulundu. Kendisine
yakıştıramadığımı söylemek istiyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler, tamam, oldu. Sayın milletvekilleri, madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık
sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına 8.5.2007 tarihli ve 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısının 3.
Maddesinin (3). fıkrasındaki “şirketin seçimi” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ederim.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 3. maddesinin (2). fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup
işletecek şirketlerin karşılaması gereken nükleer güvenlikle ilgili ölçütleri
bir ay içinde kendi internet sitesinde ve Resmî Gazete de yayınlar.” BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutuyorum: Sayın Başkanlığa Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı yasa tasarısının 3.maddesinin (5
nolu) bendinin, “bu ölçütleri” ibaresinden sonra “ek olarak verilen 30 gün
sürede” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.
BAŞKAN – Okunan bu son önerge, maddeye en aykırı önerge olduğu
için işleme alacağım. Komisyon, önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU
BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Önerge sahibi, gerekçeyi mi okutalım, söz mü
istiyorsunuz? KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşacağım. BAŞKAN – Buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yine, bakıyorum Bakanlar Kurulu sıraları boş, bunu yine hatırlatayım. Önergemizin özü şu: Şimdi, burada deniyor ki: “Bu ölçütleri
karşılamayan şirketlerin teklifleri yarışma dışı bırakılır.” Yani, burada
diyoruz ki, bunu hemen yarışma dışı tutmayalım, bu eksik belgesi olan kişiye,
ilgili kurum otuz günden aşağı olmamak üzere bir ek süre versin, bu süre içinde
de tamamlamazsa bu talepleri reddedilsin. Bu, bence çok makul bir durum. Ayrıca da, kanun tekniği çok önemli. Şimdi, 3’üncü fıkrada, tabii
Komisyon kendisini çok övdü de, bu Kanun’u… Bir defa, Komisyonun İç Tüzük’ün
35’inci maddesini çok dikkatli okumasını istiyorum. Orada 35’in ikinci
fıkrasında deniyor ki: “Komisyonlar kanun teklif edemezler.” bir; ”Kendisine
havale edilen işler dışında işlerle uğraşmazlar.” İki. Üçüncü fıkrasında da
diyor ki: “Cumhurbaşkanlığı tarafından iade edilen kanunların hangi maddeleri
iade edilmişse sadece bu maddeler görüşülebilir.” Artık bunu Türkçesi olanlar
iyi anlar. Burada 3’üncü fıkrada, yönetmelikle belirlenmeyen hususları tek
tek saymışsınız. Kanun tekniği bakımından burada bir eksiklik var. Orada diyor
ki: “…fiyatını oluşturma usul ve esasları… belirlenir.” Burada hepsi sayılmış.
Hâlbuki oraya bir “vesaire” veyahut da “diğer hususları” derseniz… Şimdi, bu
Kanun’un bu maddesinde şu anda düşünülmeyen hususlar da yönetmelikle
belirlenebilir. Ama buraya bir “vesaire” veya “diğer hususları” da eğer
yazmazsak o zaman yönetmeliğe bunları dercedemezsiniz, yönetmelik kanuna aykırı
olur. Bu, kanun tekniğinin gerektirdiği bir durumdur. Ama tabii, siz bizim
söylediklerimizi anlar mısınız anlamaz mısınız, bir şey demiyorum. Biraz önce Bakan diyor: “Siz Türkiye’yi küçük düşürüyorsunuz.”
Yahu sen kimsin, Türkiye kim kardeşim! Türkiye sen değilsin ki, Türkiye
hepimizin malı, Türkiye hepimizin devleti. Bu devleti büyüten bu Türk halkıdır,
Türk milletidir. Sen çıkmışsın burada, işte Enerji Bakanlığın ortada. Kaç tane
personelin bugün içeride, kaçı soruşturma, rüşvetten, ihaleye fesat
karıştırmaktan içeride duruyor, bir onu söyle bakalım, sen niye kendini şey
ediyorsun? (CHP sıralarından alkışlar) Sonra Bakanlar Kurulunda konuşuyorlar, diyorlar ki: Efendim, o 8
tane er dışarıya giderken, bilmem o erlerle ilgili şüpheli birtakım konuşmalar
yapılıyor ve bir tane bakan çıkıyor diyor ki: “Türk Silahlı Kuvvetlerine bunlar
yakışmaz. Bunlar beraber gitmemeliydi.” BAŞKAN – Sayın Genç, yine gündem dışına çıktınız. KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika efendim, bir şey söyleyeceğim.
Cümlemi… BAŞKAN – Bakın, kabul edemem. KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, tamam, cümlemi şey edeyim de… BAŞKAN – Gündem dışına çıktığınız an kabul edemem. Lütfen gündeme
gelin. KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Sayın Bakan bize “Türkiye’yi küçültüyorsunuz.”
dedi. Şimdi de, ondan sonra diyor ki: “Bunların kurtulmasına sevinemedim.” BAŞKAN – Ne alakası var şimdi konuştuklarımızla? KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bu ailelerin acılarıyla bu kadar alay
etmek olur mu? Sonra bu giden erler içinde -8 tane er- var mıdır bir PKK’yla
ilişkisi olan? Varsa, sen hükûmetsin, söyle. Yoksa, bunlara böyle bir ithamda
bulunulabilir mi? Bu çok büyük bir hatadır, Bakanın istifa etmesi lazım. Böyle
bir askerlik görevini yapan bir askere bu kadar yakıştırmada bulunan bakanın
istifa etmesi lazım. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önergeyle alakası olmayan
şeyler… BAŞKAN – Sayın Genç, ikinci ikazımı yapıyorum. KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam efendim, konuya geleceğim. BAŞKAN - Bakın, İç Tüzük’ü iyi biliyorsunuz, keserim sözünüzü.
Lütfen… KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, konuya geleceğim. BAŞKAN – Konuya gelin lütfen. KAMER GENÇ (Devamla) - Ama, bunlar millî duygularımız. BAŞKAN – Lütfen konuya gelin, konuşturmam sizi, konuşturmam bakın.
KAMER GENÇ (Devamla) – Konuya geliyorum. Lütfen, Türkiye Cumhuriyeti devleti sizinle büyümedi, sizinle
daima küçüldü, iflasa götürdünüz. BAŞKAN – Müsamaha edemem size. KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, biraz önce diyorsunuz ki: “Efendim,
biz millete kömür dağıtıyoruz.” Yahu dağıt, kendi özel paranla dağıt! Niye
devletin parasını getirip dağıtıyorsun? Kendi paranla dağıt! MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türk milletinin malını yine Türk
milletine dağıtıyoruz. KAMER GENÇ (Devamla) - Kendi yandaşlarınızın sahip olduğu iflas
eden kömür ocaklarından çıkarılan toz kömürleri getiriyorsunuz vatandaşa
dayıyorsunuz. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hâlâ verdiği önergenin haricinde
konuşuyor Sayın Başkan. KAMER GENÇ (Devamla) - Buyurun, vicdan kabul eder mi? Bunu hangi
vicdan kabul eder, bir söyleyin bakalım. Sayın Bakan, isterseniz onları
inceleyelim, bir komisyon kuralım, hangi kömür ocaklarından ne miktarda kömür
almışsınız? Bunların ortakları arasında sizin yandaşlarınız,
milletvekilleriniz, bakanlarınız var mı, yok mu? Bunları araştıralım. Yoksa, o
zaman deriz ki: “Tebrik ederiz ya, siz hakikaten dürüst çalışıyorsunuz.” Ama
varsa, bunun da hesabını size sorarız. Benim önergem, bir ihtiyaca cevap vermek üzere verilmiştir,
kabulünü rica ediyorum. Bana önergede destek veren Demokratik Sol Partili arkadaşlara
da teşekkür ediyorum, zaten müşterek çalışıyoruz arkadaşlarımızla beraber. Önergemin kabulünü istiyorum.Yalnız oylamadan önce de karar yeter
sayısını istiyorum. (DSP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç. Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum…
KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Madde oylanırken karar yeter sayısı istenir, daha
kürsüdeyken istenmez; kabul etmiyorum. Önergeyi kabul edenler… Önergeyi kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 3. maddesinin (2).fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Oktay
Vural (İzmir) ve arkadaşları “TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup
işletecek şirketlerin karşılaması gereken nükleer güvenlikle ilgili ölçütleri
bir ay içinde kendi internet sitesinde ve Resmi Gazete’de yayınlar.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Önerge sahibi adına. Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından
alkışlar) OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, önergemizin amacı: Bu ölçütler
belirlenecek ama bu ölçütleri kim bilecek? Nerede yayımlanacak? Bir şeffaflık
içerisinde belirlenmesi gerekmiyor mu? Biz, kamuoyu olarak, buna uyulup
uyulmadığına ilişkin denetimimizi nasıl yapacağız? Dolayısıyla, Resmî Gazete’de
bu ölçütlerin yayımlanmış olması… Yani, bir şeffaflıktan kaçınmanın anlamını
bilebilmiş değiliz. Şirketler bilecek, ama millet bilmeyecek. Herhâlde, AKP’ye
oy verenler de bu kadar gizli saklı işlerin yapılması için oy vermiş değil.
Herhâlde bunu onaylamıyordur, zannederim. Dolayısıyla, muhakkak, bu konuda, bu
ölçütlerin bir kere şeffaflığının sağlanması… İkincisi de, hangi ölçütleri belirleyecek TAEK? Ne ölçütünü
belirleyecek? Nükleer güvenlikle ilgili mi? Teknoloji… Neyle ilgili ölçütleri
belirleyecek? Zannederim, bu konuda da madde açık değil. Hem TAEK’i bir
uygulayıcı hem de denetleyici yaptığınıza göre, bu ölçüt belirlemenin neyle
ilgili olduğunun açığa çıkması gerekiyor. Tabii, önergemiz bununla ilgili.
Biraz önce, Sayın Bakan, nükleer enerjiyle ilgili “Biz yeni girmiyoruz,
tecrübemiz var.” dedi, gerçekten. Ama, Komisyon Başkanı da “Nükleer enerjiyle
ilgili bir tecrübemiz yok.” dedi. Dolayısıyla, Bakan “Bu konuda tecrübemiz
var.” Komisyon Başkanı da “Nükleer enerjiyle ilgili herhangi bir tecrübemiz
yok.” dedi. Dolayısıyla, bu konunun kendi aranızda da bir zemine oturtulmasında
fayda var. Aynen “Nükleer enerjiyle ilgili bir tecrübemiz yok.” denildi. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Ne alakası var? Demagoji yapma. OKTAY VURAL (Devamla) - Doğrusu, yine, bu konuda bir değerli
milletvekilimiz, yönelttiğimiz eleştirileri yapınca “Halka gidilir, halka
sorulur…” Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefeti yok sayan, bu eleştirileri
yok sayan, yolsuzlukla ilgili endişeler dile getirildiği zaman halkın bu
yolsuzlukları tasvip ediyormuş gibi bir yaklaşım tarzını da milletimize
yakıştırmıyorum, haksızlık olur milletimize. Yani, yapılan yanlışları dahi
milletin onayladığını ifade etmek, milleti başka amaçlar için araç olarak
kullanmak demektir. Bu bühtandır bence. Ne demek? Yani, Bakan biraz önce ifade
etti, yolsuzluklardan şu kadar kişi cumhuriyet savcılığına başvurmuş filan.
Yani, millet bunların yolsuzluk yapmasını da mı onayladı Bakan atadığı için!
Böyle bir mantık olabilir mi! Yanlış yanlıştır. Yanlış varsa, siz oy aldınız, o
zaman bu bürokratları gidip savcılığa söyleyin: “Kardeşim ben atadım bu
bürokratları, siz yapıyorsunuz. Halk beni yine seçti, bu yaptığınız yanlıştır.”
Yani, böyle bir şey olabilir mi? Yani, yanlış olan bir şey yanlıştır. OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – İktidarın yanlışı doğrudur! OKTAY VURAL (Devamla) – Yanlışınız varsa ki, “Yanlışlar var,
ayıklamaya çalışıyoruz.” diyor. Siz de, toptancı bir yaklaşımla “Seçimde halk
bunları onayladı.” diyorsunuz. Neyi onayladı ya? AKENERJİ’yi mi onayladı? Neyi
onayladı? KARTET’e, Irak’a enerjiyi… OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Citibank… OKTAY VURAL (Devamla) - Neyi onayladı ya! Bunları halka onaylatmak
için kullanmak oyu, doğru değil. Pirincin taşlarını ayıklamak lazım. Millete
haksızlık yapmayın! Millet, yanlış olan şeyleri dahi onayladı demek… OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Millet yolsuz demektir. OKTAY VURAL (Devamla) – Yani, bu kadar olmaz! Millet bunları görüyor ve bunlardan dolayı sıkıntısı var, derdi
var. Ha, sizi başka yönlerden beğenmiş olabilir, onun için oy vermiş olabilir,
ama yanlışları onaylıyor diyorsanız, bu kadar, milleti dışlayan… OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Aşağılayan… OKTAY VURAL (Devamla) -… bu kadar, milleti kendi amaçları için,
her türlü amacı için kullanmayı mübah gören bir yaklaşım tarzını milletimiz
kabul etmez “Hop” der orada ya! Yani, Kayseri civarı, elektriğin yüzde 10
Enerji Fonunun yüzde 1’e indirilmesini halk onayladı mı? 20 trilyonun
geçmesini… Haberi var mı? OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yok, gizli çünkü. OKTAY VURAL (Devamla) – Siz kalkıp derseniz ki “Onayladı, ben oy
aldım.” Kimin parasını nereden nereye geçiriyorsunuz? Böyle bir şey olabilir
mi? “Oy aldık, yaptığımız her şey doğrudur.” Yanlışlarınızı millete
onaylattırmayın. Milleti de yanlışlarınız için araç olarak kullandırmayın.
Milletimizi, açıkçası kendi menfaatleri doğrultusundaki amaçlar için oy
verdiğini dikkate alın. Yoksa, burada muhalefetin ifade ettiği ihalelerle
ilgili ya da endişelerle ilgili her türlü hususu… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural. OKTAY VURAL (Devamla) – Bir dakika verdiniz mi? BAŞKAN – Vermedim. Konuşacak mısınız? Bir dakika veriyorum size, peki. OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ama, siz de muhalefetsiniz canım, size
verilmez bir dakika! Muhalefete bir dakika olur mu hiç! OKTAY VURAL (Devamla) – Efendim, evet, o bakımdan, bu üslubu
kullanırken her türlü yanlışın arkasına… Bu yanlışları doğru gösteren oy, işte
burada, tablo belli, elbette, o oyu almazsanız burada 340 tane milletvekili
çıkartmazdınız yani. Dolayısıyla, oy aldınız ama bu oylar, yanlışlıkları halka
onaylatma vesilesi olarak kullanılmamalı. Muhalefet olarak da inadına, bu
yanlışlıkları dile getirmeye devam edeceğiz. Bizim görevimiz, aynı zamanda,
Hükûmeti yanlışlardan döndürme görevidir, çünkü başka Hükûmet de yok… OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Millet bizi onun için gönderdi. OKTAY VURAL (Devamla) – Bedelini biz ödüyoruz. Bedelini milletimizin
ödediği… MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı, Grup Başkan
Vekili. Grup adına konuşmasını alır, konuşur. Önergeyle hiç alakası olmayan
şeylerden, Sayın Grup Başkan Vekili bahsediyor. ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Niye müdahale ediyorsunuz
Sayın Grup Başkan Vekili? BAŞKAN – Konuşmacı, Sayın Bakan yani bunu da Bakana söylemenin…
Kendisinin düşünmesi lazım artık, yani ben ne diyeyim. Yani, maalesef, Mecliste, bu, âdet hâline gelmiş, maalesef… OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – AKP âdet hâline getirdi, çanak tutuyor. BAŞKAN – Aslında, hiç kimseye müsamaha etmemek lazım OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ama, ediyorsunuz. AKP yapınca mübah,
MHP yapınca günah! BAŞKAN – Yani, ben, bundan sonra, kürsüde olduğum sürece, gündem
dışına kim çıkarsa sözünü keseceğim onun, bunu belirtmek istiyorum. Benim
prensibim bu, bundan sonra, hiç kimseyi gündem dışı konuşturmayacağım, yani söz
aldığı konunun dışına çıkartmayacağım. Teşekkür ederim. OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, tabii, siz, bir hatibin
sözünü keserek onun süresinden faydalanmak da usulümüzün içerisinde yoktur. BAŞKAN – Ben, zaten, fazladan verdim size. Teşekkür ederim, başka zaman konuşursunuz, buyurun. OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, teşekkür ederim. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına 8.5.2007 tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallerinin
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısının 3.
Maddesinin (3). fıkrasındaki “şirketin seçimi” ibaresinin madde metninden
çıkarılmasını arz ederim. Muharrem
Varlı (Adana) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Söz mü istiyorsunuz? ŞENOL BAL (İzmir) – Evet. BAŞKAN – Buyurun Sayın Milletvekilim. (MHP sıralarından alkışlar) ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
biliyorsunuz, son dönemde dünyada uluslararası güvenlik ve millî güvenlik
konuları hızla değişmektedir. Ülkemizin, stratejik değişimlerin en fazla
yaşandığı bölgede olması ve birçok konuda olduğu gibi enerji alanında da dışa
bağımlılığının arzu edilmeyen oranda olması, ülkemizi güvenlik açısından tehdit
etmektedir. Evet, Türkiye, nükleer enerji ve teknoloji konusunda çok geç
kalmıştır, değerli konuşmacılar bunu ifade ettiler. Bu konuda gerçekten kararlı
mıyız? Bir devlet ciddiyeti ve politikası olarak yürütülmesi gereken bu
sürecin, millet ve devletimiz açısından yaşamsal bir öneme sahip olduğunun
bilincinde olmalıyız hepimiz. Takdir edersiniz ki, sürdürülebilir kalkınma,
sosyal, ekonomik ve çevresel boyutlarıyla değerlendirildiğinde, nükleer enerji
ve teknoloji, sürdürülebilir kalkınmanın birçok gereğini sağlar. Evet, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak nükleer enerjiye ve
teknolojiye kesinlikle evet diyoruz, ama önümüze gelen ve sadece nükleer
santralleri içeren ve çok eksiği olan -konuşmacılar tarafından da belirtildiği
gibi- her ne kadar, derme çatma demeyelim ama ısmarlama bir görüntü veren kanun
tasarısını da eleştirmek, eksiklerini ortaya koymak, öneriler getirmek de
görevimizdir diye bakıyoruz. Sadece, parti taassubuyla hareket edilerek bu
Meclis çatısı altında, başlığı bile okunmadan, maddeleri değerlendirilmeden
geçirilen veya geçirilmeye çalışılan çok kanun tasarısı olduğunu da görüyoruz. Günümüzde, Avrupa Birliği, ABD ve çok uluslu şirket baskılarının
arttığı bir dönemde, bankalarımızın yüzde 45’inin, borsamızın yüzde 76’sının
yabancıların elinde olduğu, sıcak paranın ekonomimizi yönettiği, doğal
kaynaklarımızın, maden yataklarımızın pıtrak gibi çoğalan yabancı yatırımcılara
“babalar gibi” satıldığı bir ortamda her şeyi sorgulamamızın doğal olduğunu
takdir etmelisiniz. Sayın iktidar milletvekilleri, buradan sizlere bilhassa seslenmek
istiyorum: Sizler, bu kanun tasarılarını bizlerden çok daha fazla irdelemelisiniz.
Çünkü, büyük bir vebal altındasınız. Elinizi vicdanınıza koymak zorundasınız.
Milletimizin geleceğini ilgilendiren her konuda parti mensubiyeti taassubuyla
yanlışlara da iştirak etmemelisiniz. Verilen önergelere, önerilere de kulak
vermelisiniz. Bu Kanun’la ilgili Sayın Bakan dün “Bu bir ihale değil, bir
yarışma; herkes de sırada” deyip bu konuyu cazip hâle getirmeye çalıştıklarını
ifade ettiler minval üzerine. Tabii ki, Sayın Bakanım, bu bir yarışma değil,
ama bu bir spor yarışması da değil, müzik yarışması da değil, bir resim
yarışması da değil; milletin geleceğini ilgilendiren bir konu. Evet, bu Yasa’nın üçüncü fıkrasında teknik bilgi yok. Bu konuşuldu
daha önce de. Şeffaflıktan uzak olması, şaibelere açık olması bu konunun
şaibesini daha da artırmaktadır. Yine, mesela, bu üçüncü fıkrada “farklı
reaktör tiplerine göre atıkların yönetimi” konusu hiç geçmemektedir. Yine,
işte, bizim önergemize konu olan “şirket seçimi” konusu acaba bir şuuraltı mı
diye de düşündüm. Çünkü, Başbakanımız, yerinin Sinop’ta olacağını ifade
etmişlerdi zaten. Şirketlerin hangi şirketler olduğu basına zaten intikal etti.
Sonra, bu Kanun, yasa tasarısına göre şirket seçimi bir süreç. TAEK’le başlayıp
yasa tasarısı, yasa ve yönetmelik, arkasından TETAŞ’ın araştırmaları var.
Burada şirket seçimi yerine “nükleer güç santralleri için yarışmaya katılacak
şirketlerde aranan şartlar” demek yeterli veya “şirket seçimi” ifadesini
çıkarmak da zannediyorum uygun gelecektir. Ben, önergeye oylarınızı bekliyorum. Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bal. Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Böylece 3’üncü madde kabul edilmiştir. 4’üncü maddeyi okutuyorum: Uygulama esasları MADDE 4- (1) Bu Kanun kapsamında üretilen elektrik enerjisinin
satışında aşağıda yer alan esaslar uygulanır: a) Seçilen şirketin sözleşme gereği üreteceği enerji, şirketle TETAŞ
arasında imzalanacak sözleşme çerçevesinde TETAŞ tarafından satın alınır. Bu
enerji santralın devreye girmesinden itibaren her yıl, faaliyette bulunan
perakende ve toptan satış lisansı sahibi tüzel kişilere yapılacak ikili
anlaşmalar çerçevesinde satılır. Perakende ve toptan satış lisansına sahip
tüzel kişilerin alacakları enerji miktarı, bu tüzel kişilerin bir önceki yılki
Türkiye toplam enerji tüketimindeki payları oranında her yıl belirlenir. Bu
Kanun kapsamında toptan ve perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler
tarafından ikili anlaşmalarla üstlenilecek elektrik enerjisi alımına ilişkin
hükümler lisanslarına dercedilir. b) TETAŞ tarafından toptan ve perakende satış şirketlerine
yapılacak enerji satışına ilişkin usul ve esaslar ile tarafların yükümlükleri
Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. (2) Ancak TETAŞ’la sözleşme yapmayı talep etmeyen şirketler,
elektrik piyasası ve nükleer tesislere ilişkin mevzuata uymak kaydıyla bu
Kanunun şirket seçimi ve ikili anlaşmalara ilişkin 3 üncü maddenin birinci,
üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile 4 üncü maddenin birinci fıkrası hariç
diğer hükümlerine tabi olurlar. BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Hüsnü Çöllü. Buyurun Sayın Çöllü. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 4’üncü maddesi üzerinde CHP
Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, bu maddenin iki temel özelliği var: Birincisi,
düzenlemeyle nükleer santral tarafından üretilecek elektriğin tamamı TETAŞ
tarafından alınacak. Yani, alım garantisi sağlanıyor bu maddeyle. Bu tasarı ilk
yasalaştığında, bu garanti özelleştirilmesi öngörülen dağıtım şirketleri
üzerinden verilmekteydi. Yeni düzenlemede ise, nükleer santrali kuracak şirket
21 bölge olarak oluşturulan dağıtım şirketleriyle tek tek uğraşmak yerine,
TETAŞ üzerinden toplu bir alım garantisine kavuşturulmaktadır. Böylece,
özelleştirilecek olan dağıtım şirketlerinin üzerindeki risk kamunun üzerinde
bırakılırken, nükleer santral kuracak şirkete TETAŞ üzerinden garanti
verilmektedir. Bu tasarıda TETAŞ’ın alım garantisine yönelik hiçbir fiyat
sınırı da öngörülmemiştir. Sayın Bakan, siz geçen dönem Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda
fiyata ilişkin bir sınırlama getirdiniz mi? Getirdiniz. Bir önceki yıldaki
Türkiye ortalama elektrik toptan satış fiyatı olarak sınır getirdiniz.
Arkadaşlar, kendi yerli ve temiz kaynaklarımız için fiyat sınırı var, hem de
bunu kanuna yazıyorsunuz, ama, nükleer için sınır yok. Bunu kabul etmek mümkün
değildir. Yani, yenilenebilir enerji kaynaklarından esirgenen destek, nükleer
santral için ucu açık bir şekilde verilebiliyor. Yenilenebilirde alım garantisi
on yıl, nükleerde on beş yıl. Bu nasıl bir yaklaşım? Bu durum, amacın enerji
ihtiyacının karşılanması olmadığının da bence açık bir göstergesidir. Bizim bu alım garantileri nedeniyle neler yaşadığımızı hepimiz
biliyoruz. Bir dönemde yine “Karanlıkta kalacağız. Enerji krizi kapıda.”
söylemleriyle alım garantili doğal gaz anlaşmaları ve yine alım garantili doğal
gaz santrallerinin nasıl yaygınlaştığını hepimiz biliyoruz. Siz bu anlaşmaları
yapanları Yüce Divana göndermiştiniz. Bu anlayışta devam ederseniz siz nereye
gidersiniz, bilemiyorum. Şimdi, arkadaşlar, bu alım garantisi bağlantılı olarak size bir
kavramdan da bahsetmek istiyorum: Elektrikte lüks üretim. Bu, elektrikte lüks
üretim nedir biliyor musunuz? İşte, bu da AKP’nin enerji politikasıdır. Şu anda
elektrik üretiminde kurulu gücün yüzde 55’i kamuda olmasına karşın kamunun
üretimdeki payı yüzde 48 düzeyindedir. Yani, kamu daha ucuza elektrik üretmek
yerine özel sektörün ürettiği, çok büyük bölümü doğal gaz santrallerinde üretilen
alım garantili pahalı elektriği almaktadır. Yani, alım garantili doğal gaz
santralini neredeyse tam kapasiteyle çalıştırıp kamunun elindeki termik ve
hidroelektrik santrallerini düşük kapasitede çalıştırıyoruz. Ben bugün Sayın Bakana sormak istiyorum: Son üç yılda kamunun
santrallerinin kapasitesini ne kadar kullandı? Doğal gaz santrallerinde bu oran
nedir? Şimdi, yine ülkemizin seçkin bilim adamları diyor ki: “Doğal gaz alım
kontratı yapılmış anlaşmalara göre 2010 yılında Türkiye’nin yaklaşık 60 milyar
metreküp gaz alımı ve dolayısıyla gaz fazlalığı gündemdedir. Doğal gaz
fazlalığı gelecekte doğal gazdaki al veya öde anlaşmalarının getirdiği
zorluklardan dolayı elektrik üretiminde hidroelektrik santrallerinin ve
linyitle çalışan elektrik termik santrallerinin de daha düşük kapasitede
çalışmalarına neden olabilecektir.” Yani, elektrikte lüks üretim gelecekte de
devam edecektir. Bir de, şimdi bu tasarıyla kurulacak alım garantili nükleer
santral de devreye girdiğinde Türkiye, yerli yenilenebilir ucuz kaynaktan
elektrik üretmek yerine, dışa bağımlı, pahalı ve lüks elektrik üretimini
sürdürmeye devam edecektir. Değerli arkadaşlar, şimdi gelelim bu maddenin ikinci fıkrasına. Bu
maddeye özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu maddeyle deniliyor ki:
TAEK’in belirleyeceği ölçütleri taşıyan özel şirketler de nükleer santral
kurabilsin. Ama ölçütleri öğrenmek bir türlü mümkün olmadı. Komisyonda ısrarla
sorduk, yanıt verilmedi. TAEK Başkanı: “Biz bu ölçütleri belirledik ama
tartışma olmasın diye açıklamıyoruz.” diyor. Bu ölçüt konusu önemli arkadaşlar. Niye açıklanmıyor ki bu Sayın
Bakan? Yani, şirketlerin bu kadar baskı yaptıklarını siz kendiniz
açıklıyorsunuz, bir yandan da kapalı kapılar ardında ölçütleri belirlemişsiniz,
bunları kamuya açıklamıyorsunuz. Niye korkuyorsunuz? TAEK açıklasın. Bilim
adamları, üniversiteler, bu ülkenin mühendisleri baksınlar, incelesinler,
tartışsınlar. Bundan niye kaçınılıyor? Yani, bu ölçütlere kimse itiraz
edemeyecek mi? Bir itiraz olursa bunlar değişmeyecek mi? Bir eksik varsa bunun
düzeltilmesi için neden ortam hazırlanmıyor? Yani, bu maddeyle deniliyor ki,
TAEK’in ölçülerine uymak koşuluyla, teşvik istemeden, alım garantisi istemeden
özel sektör de nükleer santral kurabilsin. Peki, bu yönde bir başvuru var mı? Yani, biri çıkıp da “Ya, ben
teşvik alım garantisi istemiyorum, bana nükleer santral kurmak için izin verin,
lisans verin.” diyen biri var mı? Var. Sayın Bakan açıkladı, bir başvuru var. Peki, bu yerli yatırımcının tek başına bunu yapması mümkün mü?
Sayın Bakan, Komisyon toplantısında dedi ki: “Biz şirketi kuruyoruz, özel
sektör gelir mi gelmez mi bilmiyorum? Ama, biz, daha flexible olsun diye
kuruyoruz.” Siz, kuracağınız şirkete ve ortak olacak özel girişimciye bir sürü
teşvik sağlıyorsunuz; yer tahsisi, irtifak hakkı, altyapı teşvikleri ve en
önemlisi de alım garantisi. Siz de bir dizi teşvik vererek “Özel sektör gelir
mi gelmez mi bilmem.” diyorsunuz. Bir yandan da bir iş adamı diyor ki:“Ben
teşvik istemem, bana izin verin.” Bunu nasıl açıklıyorsunuz? Madem böyle bir talep var, her şeyi ben kendim yapacağım,
elektriğimi de kendim satacağım, o zaman kamu niye teşvik veriyor? Niye alım
garantisiyle kamu bir riskin altına giriyor? Biz standartları belirleyelim,
serbest piyasa var bu ülkede. Onun için yıllardır kamu elektrik alanında
yatırım yapmıyor. Bırakalım, özel sektör yatırımını yapsın, kamu denetlesin.
Belki bu alanda yatırım yapmak isteyen başkaları da vardır. Hatta ihaleyle
satalım bu lisansları, kamu, teşvikli alım garantisiyle riske gireceğine
ihaleden gelir elde etsin. Ben, Sayın Bakana sormak istiyorum: Biri çıkıp, bu üç beş milyar
dolarlık bir yatırım için bu riski göze alıyor. Buna ilişkin bir tahmininiz var
mı? Hadi bu yatırımı yaptılar, elektriği kime satacaklar? Çünkü, kamu da
yapacak. “Kömürü, yenilenebilir enerjiyi teşvik edeceğiz.” diyorsunuz. “Bunlar
kurulunca elektrik sıkıntısı kalmayacak.” diyorsunuz. Bu özel firma, ürettiği
elektriği ne yapacak, kime satacak? Sayın Bakana Komisyonda bu soruyu sorduk. Bu özel firma ürettiği
elektriği ihraç edebilir mi, yani başka bir ülkeye satabilir mi diye? Yabancı
bir şirket ile ortaklık kurup santrali inşa edip, Türkiye’de ürettiği elektriği
yabancı ortağı aracılığıyla o ülkede satabilir mi? Yani, nükleer santralin tüm
riskleri bizim topraklarımızda olacak, radyasyon burada olacak, atıklar bu
ülkede kalacak, ama elektriği hiçbir risk üstlenmeyen başka bir ülke ya da
ülkeler kullanacak. Bunun önünde bir engel var mı Sayın Bakan? Yabancı yatırım diye
ülkeye nükleer santral, hatta santraller mi kurulacak? Bunun önünde bir engel
yok. Sayın Bakan Komisyonda dedi ki: “Bu, o günkü şartlara bağlı.
İhracat izni alırsa, EPDK’dan izin alırsa satabilir.” Bu olasılığın önünü
kesecek düzenlemeler yok bu Yasa’da. Avrupa’daki bir şirket Türkiye’de nükleer
santral kurup ürettiğini yine Avrupa’daki bir ülkeye ya da ülkelere satabilecek
ya da bölgemizdeki başka ülkeler için de bu mümkündür. Değerli arkadaşlar, şimdi, bu nükleer santralin gerekçesi nedir?
Biz bir projeksiyon yaptık: 2006 yılında 174 milyar kilovat saat tüketmişiz, 2020
yılında 500 milyar kilovata ihtiyacımız olacak, 350’sini kendi olanaklarımızla
karşılarız, 150 milyar kilovat saat açık kalıyor. Bu rakamları ben değil, Sayın
Bakan söylüyor. Komisyonun tutanaklarında da aynen var. İstanbul Teknik Üniversitesi Nisan 2007’de “Türkiye’de Enerji ve
Geleceği” başlıklı bir rapor hazırlamış. Ben de bu üniversitenin mezunu bir
mühendis olarak gururla söylüyorum bunu: Çok iyi hazırlanmış bir rapor. Sakın
nükleer karşıtı bir rapor olduğunu falan da düşünmeyin. Öyle değil. Bu raporda
bu talep tahminleri değerlendiriliyor. Deniyor ki: “Tahmin 2005 tüketimine göre
2020’de yüzde 139’luk bir artışa karşı gelmektedir. 2005-2020 yılları arasında
dünyada yüzde 38’lik artış, 2005 ve 2030 yılları arasında ise yüzde 62’lik
artış öngörülürken Türkiye için 2005-2020 yılları arasında yüzde 139’luk bir
artış beklenmesi tartışmaya açıktır.” Arkadaşlar, şimdi, onlar 2005 yılında yapılan bu çalışmadan alıntı
yaparak yüzde 139’luk talep artışını yüksek buluyorlar. Ama, arkadaşlar, siz
174’ten 500’e çıkarıyorsunuz, sizin hesabınıza göre talep artış oranı yüzde 183
civarında. Bir de deniliyor ki raporda: “Türkiye’de yıllık artış 1950-2002
döneminde yüzde 4,8, 1970-2005 döneminde yüzde 4,5 ve 1985-2005 döneminde yüzde
4,4 olarak gerçekleşti.” Sizin bugün talep artış oranınız yıllık yüzde 8
civarında, yani 2 katı. Raporda deniliyor ki: “Hem yüksek senaryo hem düşük
senaryo için yapılan bu projeksiyonlarda…” (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Çöllü. HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Devamla) – Bitmek üzere Sayın Başkan. “…tüketim tahminlerinin yüksek olduğu anlaşılmaktadır.” Ben de
bunu söylüyorum. Sayın Bakan, ülkenin seçkin bilim adamları diyor ki: “Bu
tahminler çok yüksek.” Siz de diyorsunuz ki “Arkadaşlar iyi hesap yapıyor,
onlara teşekkür ediyorum.” Birileri teşekkürü hak ediyor, ama, sanırım, bu siz
değilsiniz Sayın Bakan. Arkadaşlar, bu yüksek talep tahminleri üzerinden ülkemize nükleer
santral dayatılıyor. Bir yandan da, yukarıda bahsettiğim gibi, Türkiye’nin
başka ülkelerin elektrik ihtiyacı için nükleer çöplük olarak kullanılması söz
konusu. Oy kullanırken bu konuları dikkate almanızı özellikle diliyor,
hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çöllü. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın
Tunca Toskay. Buyurun Sayın Toskay. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA TUNCA TOSKAY (Antalya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji
Satışına İlişkin 5654 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan evvel
Genel Kurula saygılar sunuyorum. Nükleer santrallerin Türkiye’de kurulması süreci yaklaşık
1950’lerin ortalarından başlayan, hemen hemen yarım asrı tamamlamış bir serüven
ve bu serüvende her zaman olduğu gibi olumlu sonuçlarda da, olumsuz sonuçlarda
da toplumlar ve o işle ilgili olan kişiler ciddi tecrübe birikimini sağlarlar.
Ben de, izin verirseniz, 1960’ların sonundan bu tarafa bu konuyla ilgilenen bir
arkadaşınız olarak nükleer santrallerin Türkiye’de kurulmasıyla ilgili bazı
düşüncelerimi ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir kere, bunun tartışmasını artık Türkiye’nin bitirmesi lazım. Nükleer
güç santrallerini kuralım mı kurmayalım mı tartışması artık bugün gündemden
çıkarılması gereken bir konu. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak öteden
beri Türkiye’de nükleer güç santrallerinin kurulmasının şart olduğunu, gerekli
olduğunu ve yararlı olduğunu düşünüyoruz. Tabii, bunu söylerken birkaç noktayı da belirtmek lazım. Enerji
güvenliğinin sağlanması ve enerji arzının çeşitlendirilmesi bakımından nükleer
güç santrallerinin kurulması ciddi bir fayda sağlayacaktır. Yapılan tahminlere
göre, petrolün 2070’lerde, doğal gazın 2090’larda hemen hemen biteceği ifade
ediliyor. Tabii ki, bu projeksiyonlar, bugünkü mevcut, bilinen rezervler
üzerine yapılan projeksiyonlar. Bunlar, rezervler değiştiği zaman bu rakamlar
da değişir, ama bunlar, tükeneceği bilinen kaynaklar. Türkiye’nin bu adımı
atması, aynı zamanda Türkiye’nin yüksek bir teknolojiye geçişini de
sağlayacaktır. Malzeme, işçilik ve ölçüm olarak en hassas derecede bir
teknolojik düzeye ulaşılacaktır. Nükleer santrallerin inşasında kullanılan en basit
malzeme olan betonda dahi yüzde 99’luk bir saflık gerekmektedir. Bunları
tutturmak, ciddi bir teknolojik birikimi de beraberinde Türkiye’ye
kaydıracaktır. Diğer taraftan, Türkiye’nin eğitim sisteminde, yaklaşık yarım asra
yaklaşan süreç içinde ciddi bir beyin gücü yetişmiştir. Ancak, Türkiye’de biz
nükleer santrallerin kurulmasında geciktiğimiz için bu beyin gücünün önemli bir
miktarını da biz yetiştirip, istemediğimiz halde, yurt dışına gitmelerine sebep
oluyoruz. Bin megavatlık bir santral kurulduğunda, değişik düzeylerde olmak
kaydıyla, ama tabii ki yine de yüksek teknolojiyle ilişkili olan 2 bin
civarında insanın çalışacağını düşünmemiz lazım. Şimdi, burada izin verirseniz, değerli milletvekilleri, sizlerle
bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Özellikle bir nükleer enerji santrali
ihalesi yapılırken veya bir firma bu işle görevlendirilirken özellikle dikkat
etmemiz gereken noktalar nelerdir, bunları kendime göre değerlendirmek
istiyorum. Bir tanesi, yerli kaynakları, bugün olmasa bile, gelecekte yerli
kaynaklarımızı kullanabilecek bir teknolojiyi tercih etmemiz gerekiyor. Nükleer
santrallerde, hepinizin bildiği gibi, ana iki teknoloji var: Bir tanesi ağır su
santralleri, bir tanesi hafif su santralleri. Hafif su santralleri, yakıtın
zenginleştirilerek kullanıldığı santraller. Bunu yapabilen az sayıda ülke var.
Böyle bir teknolojiyi seçtiğiniz zaman, yakıtı bu ülkelerden almak
mecburiyetindesiniz. İkincisi, ağır su santralleri. Ağır su santralleri teknolojisini
seçtiğiniz zaman, çok az bir çalışmayla, bizim yerli kaynaklarımızı
değerlendirme imkânımız var. Türkiye’de uranyum var, ama en bol olan şey
toryum. Eğer yakıt teknolojisi üzerinde, bu santrallerde atılan adıma paralel
olarak yakıt teknolojisi üzerinde de ciddi bir programla çalışır isek, seçtiğimiz
teknolojiye göre ileride nükleer santrallerin yakıt açısından dışa
bağımlılığını ortadan kaldırma şansımız var. Hemen bu başlangıçta olmayabilir,
ama dediğim gibi, yakıt teknolojisinin geliştirilmesi istikametinde ciddi bir
projeyi aynı anda, eş anlı olarak yürürlüğe sokarsak, söylediğimiz avantajı
elde etme şansımız var. Şimdi, toplumda nükleer santrallere karşı en önemli olumsuz
yaklaşım, acaba bir radyasyon riski, bir çevre riski olur mu olmaz mı
noktasından kaynaklanıyor. İşte orada, ihaleyi yaparken, Batı anlamında
güvenlik doktrini dediğimiz kriteri ihalede esaslı şartlardan bir tanesi olarak
koymak ve ondan sonra da denetlemek mecburiyetindeyiz. Hepinizin bildiği,
1950-2000 arasında iki tane büyük, birbirinden farklı sonuçları olan nükleer santral
kazası söz konusu. Bir tanesi, o, zamanındaki, Sovyetler Birliği’ndeki Çernobil
kazası ve ciddi çevre sorunlarına ve ciddi bir felakete yol açtı. İkinci kaza,
Amerika Birleşik Devletleri’nde, Chicago yakınlarında Three Mile Island
dediğimiz santralde vuku bulan bir kaza ki, o böyle bir çevre felaketine yol
açmadı. Peki, burada önemli olan nedir? Önemli olan şu: Nükleer
santrallerde soğutucu kaybı dediğimiz bir kaza söz konusu oluyor. Eğer soğutucu
sistem, reaktörü soğutmaktaki kullandığımız sistemde bir arıza olduğunda,
buradaki yüksek hararet santralin kalbi reaktörü eritiyor, erittiğinde de
radyasyon felaketi ortaya çıkıyor. Şimdi, siz bu güvenlik tedbirini aldığınız
takdirde, Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı felaketle karşılaşıldı,
santraldeki görevliler “koruma kabuğu” dediğimiz kabuğun kapısını kapattılar,
çıktılar ve bir şey olmadı. Bu “koruma kabuğu” dediğimiz kabuk 1 metre veya 1,7
metre kalınlığında özel betondan inşa edilmiş, santralin kendisini ve destek
ünitelerini örten bir kabuk. Bunu kapattığınız zaman bir çevre felaketini
önlüyorsunuz. Ancak, bu söylediğimiz güvenlik sistemleri yerine getirilen bir
ihalede, toplam ihale bedelinin yaklaşık yüzde 40’ı da bu güvenliğe harcanmış
oluyor, ama öyle zannediyorum ki bu her şeye değer, bu riski ve bu maliyeti
göze almak gerekir. Şimdi, bir başka nokta, çok değişik teklifler gelecek. Bunların
sayısı da çok değil tabii, bu santralleri imal eden düzinelerce güvenilir firma
yok. Burada en önemli noktalardan bir tanesi, teklif veren firmanın ne
derece bize teknoloji aktarımını kabul ettiği. Burada, azami teknoloji
transferini kabul eden firmanın diğer şartlar da olumlu olduğu takdirde
seçilmesi gerekir ki, sözlerimin başında ifade ettiğim ciddi bir yan sanayi,
nükleer yan sanayi Türkiye'de gelişebilsin ve yetiştirdiğimiz beyinleri orada
istihdam edebilelim. Tüketilmiş yakıtların, yakıt elemanlarının nasıl saklanacağı
meselesi önemli meselelerden bir tanesi, toplumda huzursuzluk kaynağı olan
meselelerden bir tanesi de bu. İki yöntem var: Ya tüketilmiş yakıtları olduğu gibi saklamak
mecburiyetindesiniz veya bu tüketilmiş yakıtların içinde yararlı olabilecek,
değişik alanlarda kullanılabilecek maddeleri ayrıştırarak tekrar kullanıma
sunarsınız. Türkiye'nin bugünkü şartları, bu ikinci söylediğimiz alternatifi
gerçekleştirmeye imkân vermiyor. Böyle bir sistem Türkiye bakımından rantabl
olacak bir sistem değil, böyle bir sistemi kuramazsınız, bu ayrı bir maliyet. Bunu yabancı ülkelerde yapmaya kalksanız, Türkiye'nin coğrafi
konumu da birtakım riskler taşıdığı için, bunu da yapamıyoruz. O zaman,
şartnameye, nükleer santralin teknolojik ömrü boyunca ortaya çıkan atıkların
tamamının, biraz evvel söylediğimiz güvenlik normlarına uygun şekilde
saklanılmasını sağlayacak tedbirleri ve tesisi kurma şartını da getirmemiz
lazım. Şimdi, başka bir nokta da, teklif veren firmaları da çok iyi
incelemek lazım tecrübelerini ve aynı zamanda sicillerini. Ben burada bazı
isimler vermek istemiyorum yanlış anlaşılır diye. Ama, bu firmalar bellidir.
Hangi ülkelerde hangi ihaleyi almışlar? Nasıl bir başarıyla bu ihale şartlarını
yerine getirerek tesisleri kurmuşlar ve yürürlüğe sokmuşlar? Bunlara iyi
bakmamız lazım. Bir başka nokta, bize teklif edilen nükleer enerji santralinin en
az bir veya iki yerde kurulup, minimum beş yıl kazasız belasız, kusursuz
çalıştığını bilmek çok önemli. Daha proje hâlinde bir santral de teklif
edilebilir. Bunun bütün bebeklik hastalıkları dediğimiz hastalıklarının
maliyetini, kabul ederseniz, siz çekersiniz. Böyle bir riske girmek, hele böyle
bir konuda hiç doğru değil. Tabii, mutlaka Sayın Bakanlık ve değerli
bürokratları, kilovat maliyetini -sent olarak- ve finansmanın toplam maliyetini
dikkate alacaklardır. İki nokta daha söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Toskay, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız. TUNCA TOSKAY (Devamla) – Hayhay. Bakanlığa, haddim olmayarak bir tavsiyem var. Bu söylediğimiz
yarım asra varan tecrübede üniversite içinde, bürokraside çok ciddi birikim
sağlamış olan kişilerden şartnamenin hazırlanması ve -şartnamenin- verilen
tekliflerin değerlendirilmesinde en azından danışman olarak Sayın Bakanlığın
yararlanması, tahmin ediyorum ki çok büyük önem taşıyacak. Bir başka nokta da şu var: Yeni bir teknoloji devreye giriyor.
Küçük santraller, 165 megavatlık küçük santraller -bunların maliyetleri azami
200 milyon dolar civarında- önümüzdeki on senede devreye girecek. Sayın
Bakanlığın ve yetkililerinin bu teknolojiyle ilgilenmeleri, bu teknolojiyi
üreten ülkelerle şimdiden ilişkiye geçmeleri Türkiye açısından yararlı olur
diye düşünüyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toskay. Şahısları adına ilk söz, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan
Bey aittir. Buyurun Sayın Seyhan. TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle, değerli arkadaşımın serbestleşmenin ön planda
bulunmasına yönelik söylemleri vardı, buna bir cevap vermek istiyorum. Ee, tabii, kamunun bu iktidar döneminde ve bundan önceki Hükûmet
döneminde de “kamunun sermaye yapılarının küçültülmesi” diye bir politikası
vardı. Bu, bir Hükûmet politikasıdır. Bu, bir tercihtir. Şuna katılırım:
Kamunun her alanda faaliyet göstermesi diye bir zorunluluk yoktur. Ancak, öyle
durumlar vardır ki, stratejiktir. Özellikle “kamu olmazsa olmaz” denilebilen
hadiseler vardır. Bazı konularda siz, “kamu bulunsun-bulunmasın”ı tartışmaktan
önce, bu olayın stratejik olup olmadığını konuşmalısınız. Örneğin, nükleere de
geleceğim, ama boru hatlarında çok ciddi, Türkiye, hakikaten, bir enerji
köprüsü olma yolunda gidiyor. Çok ciddi atılımlar da yapıldı. Bunu inkâr
etmiyorum. Çok önemli. Bundan sonrası yapılır yapılmaz, onu da bir kenara
koyuyorum. İhmaller vardı, onu da bir kenara koyuyorum. Ama, çok önemli şeyler
de yapıldı. Dilerim ki, bu diyalogları gerçeğe dönüştürülsün. Ama, bu,
stratejik bir olaydır. İşte, burada, kamu olsun mu olmasın mı diye
düşünmeyeceksiniz. Ülkenin hem ulusal menfaatleri ön planda olacak hem güvenlik
açısından, çevre ülkeleriyle ilişkisi açısından olumlu değerlendirmesi
sağlanacak. Mesela, önümüzdeki ilk şey şudur: Enerji Bakanlığımızın Mavi Akım,
Samsun’dan Ceyhan’a gelen petrolün Hayfa Limanı’na akıtılması diye bir projesi
var. Burada dikkatli olmak lazım. Ceyhan’ın o stratejik konumunu kaybetmemek
lazım. Orayı bir enerji havzası hâline dönüşmekten çıkarmamak lazım. Eğer, siz,
onu Hayfa’ya kadar uzatırsanız, durum değişiyor. Bir: Buradaki merkezî varlığınızı kaybediyorsunuz. Limanınızı
pasif duruma sokuyorsunuz. İki: İsrail’in de Kızıldeniz’de Eilat Limanı’na uzanan bir projesi
var, bunu da yapıyor. Yani, siz Süveyş Kanalı’ndan Mısır’ın bütün gelirlerini
baypas edersiniz. Hayfa’ya indirdiniz mi onlar da Eilat Limanı’ndan,
Kızıldeniz’den bunu çıkarır. ABD’nin bu işine gelir, onun için stratejiktir;
bizim için değil. ABD, Batı Amerika’yı diğer taraftan, Basra Körfezi’nde
kendisi için tehdit oluşturduğunu gördüğü için Kızıldeniz’den beslemek istiyor,
ama biz ABD’nin bölgede İsrail’i güçlendirme çabasına alet olmamalıyız. ABD’nin
Batı Amerika’ya petrol taşıması için Kızıldeniz’i kullanıp Mısır’la bizim
aramızı açmasının önlenmesi yolunda çalışma yapmalıyız. Bu stratejiktir. Niye
kamu olmasın? Dışişlerini de ilgilendirir, Genelkurmayı da ilgilendirir. Ee, nükleer teknolojide de öyle. Bir iki tane daha bu
taşımacılıkla… Samsun-Ceyhan’da da aynı sıkıntı var. Değerli arkadaşlar,
yükleme anlaşması yapılmadan hiçbir boru hattının temeli atılmadı dünyada. Bir
tek Samsun-Ceyhan’ın atıldı. Yok, yükleme anlaşması yok. Bu kadar gülünç bir
şey olmaz ya. Dünya bize gülüyor. Hadi, tamam tercihinizi yaptınız,
Burgaz-Dedeağaç tercihini kullandınız, ama bizim önerimiz Hasırönü-Filyos’tu.
Zonguldak’ı baypas geçtiniz, bu da bir siyasi tercihtir, ama oranın yükleme
anlaşması yok. Dünyadaki bütün uzmanlar bu olmadan, bu boru hattının inşasının
tamamlanmasının bir komedi olduğunu söylüyorlar. Bunu da dikkate almak lazım. Diğeri, Kerkük’ten Ceyhan’a gelen hattımız. Bunun da baypas
edilmesine engel olmamız lazım değerli arkadaşlar. Irak-Ürdün-İsrail hattı, yeniden revize ediliyor. Eğer bu revize
edilirse dolaylı gerekçelerle biz Kerkük-Ceyhan hattındaki petrolümüzü
kaybedeceğiz. İşte, bu nedenle kamunun yapılandırılması başka şey, kamunun
alacağı stratejik konum başka şey, getirilen kanunlarda veya kamu desteğinin
olmaması gereken serbest piyasa başka şeydir. Nükleerde de kamunun olması
lazım. “Sadece denetimi kamudadır.” diyerek bundan nemalanacağımızı söyleyerek
stratejik olarak pozisyon almış olmayız. Ulusal menfaat için yapmanız gereken,
nükleer teknolojide, kamunun, üretim ve denetim safhasında -eğer bunu
yapacaksanız- varlığını korumaktır. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Seyhan. TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan. Dünyanın birçok ülkesinde böyledir. Üstelik, yakıt teknolojisini
kendileri üretiyor. Atık teknolojisi kendinde olan ülkeler dahi kamunun
varlığını birçok santralde koruyor. Ee bunu düşünmediniz, yabancı bir firma
getirdi, yaptı -defalarca söyledim- ondan sonra da elektriği yurt dışına sattı.
Siz hangi teknolojiden yararlanacaksınız? Bu vatandaşa gidip, sen elektrik
üretimini yap, ben de bu santralin yakıt teknolojisine bakıp bakıp buradan yeni
bir üretim teknolojisi üreteceğim mi diyeceksiniz? Böyle şey olur mu? Yani, bu
gülünç. Eğer bunu yapacaksanız, ar-ge merkezlerinizde, teknoloji geliştirme
merkezlerinizde santralleri bütünleştirmeniz lazım, ikisini birlikte
çalıştırmanız lazım. Bir ithalat, bir know how, teknolojinin transferi
değildir, kullanımıdır. Bunu da doğru ayırt etmek lazım. Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Seyhan. Hükûmet adına Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler. Buyurun Sayın Güler. (AK Parti sıralarından alkışlar) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biriken birkaç konu var. Hem bu maddeyle ilgili olarak hem de daha
evvel söylenen birkaç maddeye cevap vermek istiyorum, çünkü önergeler sırasında
bu mümkün olmuyor. Birincisi, bu tahminlerle ilgili söylenen rakamlar, elektrik
tahminleriyle ilgili. İlk defa dört yıl önce yaptığımız tahmin 190 milyar
kilovat saatti, 189,5 milyar kilovat saatle bunu tutturmak üzereyiz. Yani, en
isabetli çalışmaları yaptık. Dolayısıyla, fazlalık eksiklik söz konusu değil.
Yalnız, burada, tabii ki yatırımların zamana karşı bir yarış içinde yetişmesi
lazım, çünkü Türkiye’deki talep rakamları başka ülkelerle mukayese edilmeyecek
kadar hızlı artıyor. Yani Avrupa’da yüzde 1-1,5 gibi yıllık elektrik üretim ve
tüketim oranları bizim ülkede çok daha farklı. Bir kere ortalama olarak 8’in
üzerinde oluyor. Bazı bölgelerde de -Antalya gibi yerlerde- yüzde 24-27’ye
kadar çıkabiliyor. Geçen dönemde, yazın bu şekilde bir artışla karşılaştık.
Yani rakamlar fevkalade yüksek. Bu aslında bizi memnun ediyor, bizim de
görevimiz buna yetişmek, buna çare bulmak. Bunun içinde mesela Antalya’yı biz
ikinci bir Antalya yaptık, yüzde 109 büyüttük, her şeyiyle, kablolarıyla, yer
altına inişiyle. Yani bunu sadece Antalya’da değil, İzmir’inde, İstanbul’unda,
Mersin’inde, Adana’sında, Karadeniz’inde, hepsinde yapıyoruz. Yani bunu ifade
etmek istiyorum. Bu bakımdan bizim hesaplarımızla diğerlerini karıştırmamak
lazım. Üstelik de Avrupa Birliği’ne girmek niyetinde olan bir ülkenin o
seviyeye gelmesi için de kişi başına tüketimi en az 3 kat da artırması lazım. Bu arada -sözümü belki unuturum- Sayın Tunca Toskay’a özellikle
teşekkür ediyorum. Fevkalade güzel, derinlikli, tecrübelere dayanan ve devlet
adamlığına da yakışan gayet güzel bir sunuşta bulundular. Daha evvelden TRT’den
de hep sevdiğimiz, oradaki görevinden dolayı takdir ettiğimiz bir kişiydi.
Burada da aynı takdirlerimi kendisine ifade ediyorum ve bilgilerinden de
tecrübelerinden de yararlanacağız, çünkü ifade ettiği şeyler tamamen mutabık
kaldığımız noktalar. Neticede, biz, hepimiz aynı gemideyiz. Hele nükleer enerji
gibi bir konuda, nükleer santral gibi bir konuda, zaten, burada millî
davranmamız, hepimizin bilgisinden, tecrübesinden yararlanmamız lazım, onun
için teşekkür ediyorum. Zaten burada da -Oktay Bey de bahsetti- kriterler aşağı yukarı
tamam, fakat daha evvelden de bir önerge vermişlerdi, o önergede de zaten
“yayınlanır” diyor, yani “yayınlanmaz” değil “TAEK’in hazırladığı kriterler,
ölçütler bir ay içinde yayınlanır.” diyor zaten. Yani bunun gizli kapaklı bir
tarafı olamaz. Niye olsun ki böyle bir şey? “Yayınlanır…” Zaten nerede
yayınlanacak? Ya bu Resmî Gazete’de olur, sitesinde yayınlanır, isterseniz bunu
normal gazetelerde yayınlayabiliriz, TRT’de yayınlayabiliriz. Yani bunun
yayınlanma usulü açık. Yayınlanan bir şeyin gizli kapaklı olma durumu olabilir
mi? Yani, ben bazı şeyleri anlamakta şöyle zorluk çekiyorum: Hep bir şey varmış
gibi. Böyle söyleniyor. Bu yanlış, böyle bir şey olamaz. Mesela dün de aynı şey
oldu, bir arkadaşımız “Toryum ve uranyumla ilgili şüphelerim var.” deyince, ben
biraz da nazik bir ifade kullanarak “telmih” kelimesini kullandım. Yani “kasıt”
demedim, “ima” demedim, “telmihle demek istediğiniz” dedim. Onu “ısmarlama
soru” şeklinde… Bu kelime, “telmih” kelimesi nasıl “ısmarlama” oldu, nasıl,
lafını geri al filan diye böyle bir karıştı ortalık, bunu da anlamış değilim.
Sonradan Sayın Oktay, hakikaten bir incelik gösterdiler, anlattılar bana
durumu. Ben de bunu tekrar bilmeyenlere, duymamış olanlara ifade ediyorum:
Dünkü söylediğim kelime “telmih” kelimesiydi. Bu ne “tembih” kelimesi ne
“ısmarlama soru” kelimesi. Ben sadece orada “ima”dan da daha hafif bir kelime
olan “telmih”i kullandım. Dolayısıyla, bunu da açıklamış olalım. Yani, lafın
geri alınmasını filan gerektirecek herhangi bir şey yok. Üstelik de ben çok
ince bir kelime kullandım, “telmih” kelimesini kullandım. Diğer taraftan, burada, elektrik dışarıya satılır mı satılmaz mı?
Fazla olursa satılır. Yani Fransa, nükleerden yüzde 78 elektriğini üretiyor,
ihtiyacının fazlasını da bütün komşularına satıyor. Yani fazla olursa… Yani,
şimdi siz fazla herhangi bir şey ürettiğiniz zaman bunu denize dökmüyorsunuz,
alıyorsunuz, satıyorsunuz. Yani eğer varsa böyle bir talep, ki, zaten Türkiye
“UCTE” dediğimiz Avrupa Elektrik Network’üne bağlanmak üzere çalışmalarını
yapıyor. Bunun zaten amacı, komşundan alacaksın da vereceksin de. Hatta, burada
UCTE olunca, Avrupa’ya da… İsterseniz, eğer maliyeti kurtarıyorsa İspanya’ya
kadar satarsınız alan varsa. Yani bu tamamen ticari bir metadır. Biz,
Yunanistan’a da verdik, Bulgaristan’a veriyorduk, kestik onu, şimdi Irak’a,
Suriye’ye veriyoruz. Yani bu tip şeyin verilemez, edilemez diye böyle bir şeyi
yok. İhtiyaç varsa, bunun için ekonomisi, fizibilitesi uygunsa yaparsınız. Bu arada, tabii bunu yaparken de tek başımıza hareket etmiyoruz.
Dışişleri Bakanlığı var, diğer kuruluşlardan görüş alıyorsunuz, diğer ilgili
kurum ve kuruluşlar var. İcabında Millî Güvenlik Kurulunda bile bu tip şeyler
tartışılabiliyor. Yani, bu tip konuların böyle karmaşık, anlaşılmaz, müphem bir
tarafı yok; fiyatı belli, alanı belli, satanı belli; fazlan da varsa satarsın,
Fransa nasıl yapıyorsa, diğer ülkeler nasıl yapıyorsa… Biz daha evvelden Bulgaristan’dan
nasıl alıyorduysak, kestiysek, tersi de olabilir. İhtiyaçlar bunu ortaya koyar.
Diğer taraftan “EÜAŞ’ın termik santrallerinin kapasite kullanımı
oranı. ne?” dendi. 2003 yılında yüzde 35’ti, göreve geldiğimizden hemen sonra;
2004’te, 2005’te bunlar arttı, 2005’te 48,5’a çıktı, 2006’da yüzde 61’e çıktı,
şimdi yüzde 72. Yalnız, bazen şöyle bir yanlış anlama da olabiliyor, mesela
deniyor ki: Barajlarımızı biz tam kapasite kullanıyor muyuz? Barajlar ihtiyaca
göre kullanılır. Bazen ünitenin bir tanesini kullanırsınız, bazen ikisini
kullanırsınız, bazen beşini birden kullanırsınız. Orada, pik saatlere göre
ihtiyacınız varsa otomatik olarak o devreye girer, yoksa zaten baraj bu,
tutuyor suyu. Yani, su gibi malın olsun. Bunu, isterseniz, istediğiniz zaman
kullanırsınız. Bunu az kullanmak, çok kullanmak bir beceriklilik veya
beceriksizlik meselesi değil. Ama, arızalı olur, sen ona bakmazsın, ihtiyacın
olduğu zaman bu üniteleri devreye alamazsan, o zaman tamam, o bir
yetersizliktir. Ama, biz, şu anda ünitelerimizi devreye alabilecek durumdayız.
Geçen yaz yetmiş sekiz yılın en sıcak yazıydı. Biz, çok şükür -başka ülkelerde, bilhassa Balkan ülkelerinde
bazı yerler çöktü- buna rağmen gayet iyi yönettik. Antalya’da bir iki gün bir
sıkışıklık oldu. O da Oymapınar Barajı’ndaki suyu biraz fazla itinalı
kullanalım diye üzerine titredik. Hâlbuki, onu da biraz fazla kullansaydık
bununla karşılaşmayacaktık. Çok şükür, bunlarla bir sıkıntımız yok, ama
yatırımların hızlı yetişmesi lazım. Pik saatlerde bu aşırı büyümenin, hızlı
büyümenin, ekonomik durumdaki gelişmelerin, aynı zamanda da büyüme sancısı gibi
kabul edilecek bir tarafıdır. Buna da çare bulmak bizim meselemiz. Diğer tarafta, hep Çernobil, işte Karadeniz Bölgesi’ndeki
kanserlerden filan bahsediliyor. Sağlık Bakanlığının üniversitelerle ve TAEK’in
yaptığı araştırmada, 19.500 aile tarandı -70 bin kişi yaklaşık- ve Karadeniz
Bölgesi’nin kanser artışı ile bu olaylar arasında herhangi bir bilimsel veri
yok elimizde, yani bunu destekleyen bir veri yok. Ben de Karadenizliyim. Ben de
psikolojik olarak etkilendim. Fındık vaktiydi, fındıklar toplanmıştı. O
Çernobil’in olduğunda radyasyon filan sorunları konuşuldu edildi, çaylar içildi
içilmedi, hepimiz bundan psikolojik etkilendik. Ama Sağlık Bakanlığı ile
üniversiteler, bilimsel usullerle bu çalışmayı yaptı. Yaptığı çalışmayı
söylüyorum. Yani bunlar da şu kalınlıkta kitaplar. İsteyen varsa onları da
temin edebiliriz sizlere. Bakın, inceleyin. Yani burada inanmadığımız veya
güvenmediğimiz bir nokta varsa yeniden bir daha araştırırız. Yani neticede aynı
ülkedeyiz. Yani burada bizim de çocuğumuz, akrabalarımız hep beraber bu
ülkedeyiz. Yani bunu, biz, bir şeyi kaçırıyor ediyor filan durumunda değiliz. Ayrıca şunu da ifade edeyim: Bu, bir ihale filan değil, bir
ayarlanma değil. “Bir ısmarlama kanun” filan diyorlar; bu üzüyor bizi. Yani, en
azından teknik arkadaşlarımı üzüyor, bürokrat arkadaşlarımızı üzüyor. Yani
böyle bir ısmarlama, derme çatma, bilhassa… Derme çatmayı diyebilirsiniz belki.
O bile denmez, çünkü o da komisyonda tartışıldı bir sürü, sizlerin de
üyelerinizin katıldığı, milletvekillerin güzel katkıları oldu. Ama “ısmarlama”
lafını kesinlikle reddediyorum. Hele, bu, Sayın Başbakanımıza yahut birtakım
işte şirketlere filan, böyle ima da değil, açık açık söylüyorsunuz. Bu çok
çirkin. Böyle bir şeyi reddediyorum, böyle bir şey söz konusu olamaz. Böyle bir
şeye tenezzül etme de mümkün değil. Ayrıca bir ihale yok ortada. Buraya
girecekler, bilek güreşiyle fiyatlarını ortaya koyacaklar. Burada, biz,
başkalarının uygulamadığı bir sistemi uyguluyoruz. Yani ihale edip de bir
müteahhidi zengin etme meselesi değil. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) –
Adam, fiyatını verecek, ona göre ödemelerini ortaya koyacak, maliyetini ortaya
koyacak, uygunsa biz bunu seçeceğiz. Ortada bir alışveriş olayı yok.
İhtiyacımıza göre bunlar ortaya çıkacak. 5 bin megavat… Kim uygun verirse
sıralamaya koyacağız, 5 bini aşıyorsa da üstünü çizeceğiz. Diğer şeyde de bu kriter, ölçütler konusu. Elektrik çıkış gücü
var, reaktör tipi var, santral ömrü var, teknolojik sınanmışlık var, yakıt
teknolojisi var, işletme deneyimi var, yerli katkı var –Sayın Tunca Toskay’ın
da bahsettiği gibi- nükleer güvenlik var ki bunun temeli bunlar zaten.
Lisanslama gibi… Bunların hepsi ölçütler. Bu ölçütlerde sınıfı geçenleri biz
değerlendirmeye alacağız. Bu da yayınlanacak. Herkesin gözü önünde olan… Yani,
böyle bir şey, aslında takdir edilmesi gereken bir şey. Yani, biz böyle ihale
şartnamesini birine verelim, o gelsin, bunu yapsın. Böyle bir şeye bizleri
lütfen karıştırmayın. Yani, bunu, bilhassa üstünü çizerek söylüyorum. Ayrıca da
bütün tanıtımla ilgili çalışmaları TAEK size sağlayabilir. Samsun-Ceyhan konusunun aşağı doğru indirilmesi sadece petrol,
doğal gaz değil… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - …
içinde elektrik var, su var, bölgenin istikrarı için önemli. Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan. Başka madde üzerinde de açıklama yaparsınız. Sağ olun. Şahsı adına ikinci söz, Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran’a
aittir. Buyurun Sayın Demirkıran. (AK Parti sıralarından alkışlar) AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; biz burada önemli bir Yasa’yı görüşüyoruz. Geçen dönem de
görüşmüştük, Sayın Cumhurbaşkanından geri geldi, şimdi biraz daha
iyileştirmeler yapılarak tekrar görüşüyoruz. Sayın Bakanın da biraz önce söylediği gibi, gerçekten Sayın Tunca
Toskay’ın buradaki üslubu… Bütün milletvekillerinin üslubunu saygıyla
karşılıyoruz, ama Sayın Toskay’ın yapıcı, yönlendirici üslubu için ben de
teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Biz, bu teknik yasaları bu şekilde görüşmemiz gerekir diye
düşünüyoruz. Çünkü, nükleer enerji Türkiye’de bir ihtiyaçtan öte, kanaatimce,
bir zorunluluktur. Arkadaşlarımız dünden beri ifade ediyorlar. Türkiye 2020
yılına geldiği zaman bütün yerli kaynaklarını -şu anda tespit edilmiş olan
kapasitelerden, potansiyelden bahsediyorum- elektriğe dönüştürdüğü zaman
yetiyor mu? Yetmiyor. Dışarıdan doğal gaz getirip yeni doğal gaz santralleri
kurmamız gerekir. Ama, petrol fiyatının nerelere çıktığını hep beraber görüyoruz.
Doğal gaz fiyatları da ona göre artıyor. İthal kömüre dayalı santral kurabiliriz. Ama, petrol fiyatlarının
artışı gibi ithal kömür fiyatları da çok fazlasıyla artıyor. O zaman en ucuz
enerji olan ve gerçekten teknolojik olarak ülkemizin ihtiyacı olan nükleere
mutlaka ihtiyacımız vardır. Bakın, deniyor ki: “Efendim, bu artış fazla
bulunuyor bazı bilim adamları tarafından.” Değerli arkadaşlar, 2020 yılına geldiğimiz zaman sadece Türkiye
500 milyar kilovat saat elektrik tüketecek yüzde 8’lik artışa göre ve o zaman
kişi başına tüketim 5.000 - 5.500 kilovat saat olacak yılda. Peki, OECD
ülkelerinin bugünkü tüketimi nedir diye baktığımızda, 7.500 – 8.000 kilovat
saat yılda. Değerli arkadaşlar, yani 2020 yılında, Türk insanının bugün
gelişmiş olan ülkelerin insanlarının refah seviyesine çıkması gerekmez mi? Bunu
niçin esirgeyelim insanlarımızdan? Onun için biz diyoruz ki: Evet, geçmişte
kriz dönemleri, birkaç tane, bir iki kriz dönemi hariç Türkiye’de elektrik
tüketimi yüzde 8’in üzerinde olmuştur, istatistiklerle bu sabittir.
Dolayısıyla, yüzde 8’e göre yaptığımız dengede 500 milyar kilovat saate ihtiyaç
vardır 2020 yılına geldiğimiz takdirde. Şimdi, onun için, nükleer enerji gereklidir diyoruz ve Milliyetçi
Hareket Partisi biraz önce “Biz nükleer enerjiyi istiyoruz.” dedi, Cumhuriyet
Halk Partisinin Değerli Sözcüsü biraz önce “Biz de nükleere karşı değiliz.”
dedi. Ama değerli arkadaşlarımız, nükleer teknoloji dediğimiz zaman Türkiye
1956 yılından beri nükleere aşinadır. Atom Enerjisi Kurumumuz Uluslararası Atom
Enerjisi Kurumundan bir sene önce kurulmuştur. Bin megavatlık Çekmece’deki
santralimiz yıllardır faaliyet göstermektedir. Biraz önce arkadaşlarımız ifade
etti, Türkiye’de nükleer santral ve teknolojiye geçilmediği için yurt dışına
dünya kadar beyin göçü oldu. O zaman, ne zaman biz bu teknolojiye sahip
olacağız? Hep laf mı üreteceğiz, hiç mi iş üretmeyeceğiz? Değerli
arkadaşlarımız üçüncü yapmış olduğumuz ihale iptal edildiğinde iktidardaydılar.
İhaleyi iptal ettiklerinde eğer gerçekten teknolojik olarak bir eksiğimiz, bir
mevzuat gerekiyor idiyse niçin mevzuat çıkarmadılar? Değerli arkadaşlar, bu madde, üzerinde konuştuğumuz bu 4’üncü
madde, enerji satın alınmasıyla ilgili bir madde. Esasen, açık ve net
söyleyeyim, kendi inancımı -şahsım adına söz almış bulunuyorum- söyleyeyim:
Eğer bugün 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu olmamış olsaydı belki bu
Kanun’a kesinlikle ihtiyaç olmazdı. Zaten yönetmeliklerle, nükleerle ilgili
diğer mevzuatla olay yürüyecekti. “Nasıl bunu söylersin?” derseniz, 1970’lerde
Türkiye nükleer santral kurmak için ihale açtı, 80’e geldiğimiz zaman, o günkü
şartlarda iptal edilmek mecburiyetinde kalındı. 1980’lerden sonra tekrar ihale
açıldı. O zamanki Sayın Cumhurbaşkanı yap-işlet-devrete göre yapılsın diye
talimat verdikten sonra, şirketler uzun vadeli kredi temin edemedikleri için o
günkü şartlarda devam edemediler, ihale yine iptal oldu. 90’ların sonlarına
doğru tekrar yapılan ihale, daha sonra 2000’lerin başında, o günkü koalisyon
hükûmetleri tarafından iptal edildi kendilerine göre gerekçelerle. Gerekçenin
ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Yani, şunu söylemek istiyorum: 1956’dan bu
yana nükleer teknolojiyle biz iç içeyiz. 1970’lerden beri 37 senedir bu
santralleri Türkiye’de kurmak için ciddi bir çaba içindeyiz. Gelin değerli arkadaşlar, daha fazla Türkiye’nin… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Demirkıran, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen. AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Peki efendim. Değerli arkadaşlar, gelin daha fazla Türk insanını sıkıntıda
bırakmayalım. Bakın, Türk insanı ne istiyor biliyor musunuz? Biraz önce
konuşuldu: Halkımız şunu istiyor, bunu istiyor. Halkımız sürekli enerji
istiyor, halkımız kaliteli enerji istiyor, halkımız ucuz enerji istiyor ve
halkımız temiz enerji istiyor. İşte, nükleer santral, bütün bunları
karşılayabilecek bir kaynaktır. Bu kaynağı, gelin, hep beraber bu Kanun’u bir
an önce… Gece yarılarına kalmaya da gerek yok. Arkadaşlarımızın makul talepleri
tabii ki burada dile getirilecektir, ama engellemiş olmak için lütfen engellemeyelim,
bir an önce bu kanunu çıkaralım, TAEK kolları sıvasın, bakanlık kolları
sıvasın, gerekli yönetmelikler çıkarılsın ve yola devam edelim. İnancım odur ki
5 bin megavat hiçbir şekilde yetmeyecektir, çünkü dünyada şu anda yüzde 17’dir
değerli arkadaşlar. 5 bin megavat dediğimiz zaman, 2020’ye geldiğimiz zaman
Türkiye’nin kapasitesi 100 bin megavat civarında olacak, o zaman yüzde 5’i
civarında olacak. 90 küsur bin megavat olacak 2020’ye geldiğimiz zaman ve yüzde
5 civarında olacak kapasite olarak baktığımız zaman. Dolayısıyla, gelin, bunu
bir an önce çıkaralım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirkıran. Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır. Soru cevap işlemine başlıyoruz. Buyurun Sayın Ağyüz. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Özellikle bu TETAŞ üzerinden enerji alımına garanti verilen
maddede, TETAŞ seçici bir kurum ve özel statüde geçici süreli olarak kurulan
bir şirket, Devlet İhale Kanunu ve Sayıştay denetiminden yoksun. Bununla
Danıştay denetiminin de önü kesilmek mi isteniyor acaba? Ayrıca da bugüne kadar Sayın Bakan dedi ki: “Hep şüpheci
bakıyorsunuz.” Şüpheci bakmakta haklayız Sayın Başkan. Gaziantep’te bir söz
var: Göz gördüğünden korkar. Elimizde listeler var. Elektrik üretim lisansı
verilen şirketlere baktığınız zaman da bunların neler olduğunu açık seçik
görüyoruz. Halk bize oy verdi diyorsunuz, doğrudur, halk size 1,5 milyar
dolarlık Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını bir şirkete ihalesiz verin diye vermedi,
BOTAŞ gibi denetim altyapısı kuvvetli olan şirket dururken bir özel şirkete
denetimi 27 milyon dolara verin demedi Sayın Bakanım. O nedenle bunlar bizim
gözümüzü korkutuyor ve bu yasa içi boş. Nükleer santralların… BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağyüz. Buyurun Sayın Yunusoğlu. SÜLEYMAN LATİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Bakanın cevaplamasını istediğim birkaç sorum olacak. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olmadan önce Montgomery
Watson Harza Mühendislik ve Müşavirlik Limitet Şirketinin Türkiye Genel
Müdürlüğünü yaptığınız doğru mudur? Doğruysa, bu Amerikan firması adına
çalıştığınızı neden bugüne kadar saklama ihtiyacı duydunuz? Bu firmadaki varsa
hisseniz ne kadardır? Bu firma hangi konumda çalışmaktadır? Nükleer ile ilgisi
var mıdır veya olacak mıdır? Bu firmanın sahibi ya da temsilcisi olmanız
sebebiyle mi bu göreve talip oldunuz? Bu firma Türkiye’de hangi ihalelere
girmiştir? Almışsa hangi kuruluştan almıştır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yunusoğlu. Buyurun Sayın Doğru. REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Bakan, bu Kanun kapsamında üretilen
elektrik enerjisinin satışında neden daha önceki iktidarlar döneminde yapılmış
olan yap-işlet ve yap-işlet-devret modellerindeki gibi esnek alım garantisi
uygulamasına gidilmemektedir. Örneğin, üretilen enerjinin yüzde 85’i oranındaki
miktarın alım garantisi kapsamına alınması, kalan üretimin ise kamunun
ihtiyacına göre alınması neden düşünülmemiştir? Bu konuda bilgi arz ederim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru. Buyurun Sayın Paksoy. MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Bakan, TAEK çalışma
programında belirtilen Araştırma Reaktörü Tasarım Projesi konusunda faaliyetler
hangi birim tarafından yürütülmekte ve spesifik bu konuyla ilgili kaç kişi
çalışmakta ve vasıfları nedir? Araştırma Reaktörü Tasarım Projesi’yle ilgili
yapılan çalışmaların bir programı var mıdır? Programın hangi aşamasına
gelinmiştir? Bu konuda ilgili mercilere bir ilerleme raporu sunulmuş mudur?
Araştırma Reaktörü Tasarım Projesi’nin bütçesi ne kadardır? Ne kadar YTL
harcanmıştır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paksoy. Buyurun Sayın Taner. RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, soruşturma ve denetimlere izin
verdiğinizden bahsediyorsunuz. Onaylanmış 51 no.lu Teftiş Kurulu Raporu’yla
ilgili soruşturma izni vermediniz. Gerekçesini öğrenebilir miyim? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hangi
rapor? Ezbere nereden bileyim! RECEP TANER (Aydın) - 51 no.lu Teftiş Kurulu Raporu’yla ilgili,
TAEK’le ilgili. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taner. Buyurun Sayın Öztürk. ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, demin sorduğum soruların
yanıtını alamadım, tekrar soruyorum: Mevcut enterkonnekte sistemdeki kayıp ve
kaçak oranı nedir? Sizin Bakanlığınız döneminde kayıp miktarını azaltmak veya
önlemek için yatırım yapılmış mıdır, yapılmışsa ne kadardır? İkinci sorum: Gelişmiş ülkelerde nükleer santrallere alım
garantisi veren başka bir ülke var mıdır, varsa hangi ülkedir, yoksa biz neden
alım garantisi vermekteyiz? BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk. Soru sorma süresi tamamlanmıştır. AHMET ERSİN (İzmir) – Daha yirmi saniye var Sayın Başkan. BAŞKAN – Yirmi saniye yok efendim. AHMET ERSİN (İzmir) – Yirmi saniye var daha, birkaç tane soru
sorulabilir. BAŞKAN - Hayır efendim, saat ayarı burada. Buyurun Sayın Bakan. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bir
kere, en baştan hemen şeyi söyleyeyim: Bu, gazetelerde de çıktı. Bize de,
böyle, devamlı TAEK’le ilgili bir taraftan fotokopilerle geliyor bazı şeyler.
Böyle bir şey, ortaklık filan söz konusu değil. Külliyen yalan. Böyle bir şey
yok. Yalnız, çok da güvendiğim bir arkadaşımdır, ben TÜBİTAK’tan getirdim TAEK
Başkanını. Kendisine her yönden kefilim. Böyle bir ortaklık filan da söz konusu
değil. Diyenler de bunu en azından ispat etmezlerse, onlarla da biz ayrıca
yargıda da hesaplaşırız. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bunu bilin
diye söylüyorum. Yalnız, çok ayağa bastığı için çok kişi rahatsız. O
rahatsızlıkları da biliyorum ben. Bile bile de orada beraber çalışıyoruz bu
arkadaşımızla. Bunun altını çizerek söyleyeyim. İkinci olarak, TETAŞ, tıpkı diğer kurullar gibi denetim açısından
bir ayrıcalığı yok. Bir AŞ’dir, yüzde 100’ü kamuya aittir, diğer KİT’lerden
farkı yoktur. Yani, TETAŞ’ın geçici bir kuruluş olduğuna dair de herhangi bir
düzenleme yok, bunu da ifade edeyim. Ayrıca, kayıp-kaçakla ilgili yüzde 25’ten biz yüzde 15’e çektik.
Bunun için de… Teknik olarak rakamları da size vereyim: Teknik kayıp yaklaşık
2,7-3 civarındadır. Türkiye çok dağlık, engebeli bir yer olduğu için diğer
ülkelerle mukayese etmemek lazım. Hatları da eski, bunların hepsini
yeniliyoruz. Standartları da bunun 2,5-3’tür. Yani, şu anda, biz, iletimde
enterkonnekte sistemde gayet başarılıyız. Yani, bütün zor tabiat şartlarına
rağmen gayet başarılı bir hizmet verilmektedir. Ayrıca, kapasitede de 2002-2007
arasında 60 bin MVA’dan 80 bine çıktık. Yani, biz, Türkiye’de daha evvelden
yapılanlarla onları katlayarak gidiyoruz. Enerji kullanımında da cumhuriyet
tarihindeki seviyenin yüzde 53’üne beş yılda ulaştık, yüzde 53’ünü geçtik.
Ayrıca da Çin’den sonra hem doğal gazda hem elektrik tüketim artış oranında
dünya ikincisiyiz. Bunu da bu arkadaşlarımızla beraber yapıyoruz ve bu
çalışmaları da gayet başarılı bir şekilde arkadaşlarımız sürdürüyor. Sayın Taner’in 51 no.lu… Benim bu tip rakamları böyle aklımda
tutacak bir durumum yok. Yani, 51 no.lunun hangisi olduğuna da bakacağım. Onu
da ben size yazılı olarak cevaplandırırım. Yani bizim her şeyimiz açık. Ama,
böyle 51 no.lu soruşturma filan denildiği zaman, bunu ben aklımda tutacak kadar
da… Başka işlerim var yani, böyle bir şeyi aklımda tutamam. Diğer taraftan, bahsettiğiniz alım garantisiyle ilgili bu şekilde
bir model şu anda yaptığım araştırmalarda yok. Biz bunu özel olarak
uyguluyoruz. Ancak, Amerika’da tamamen özel sektör tarafından -biliyorsunuz
şirketler zaten orada kamuya ait değil- bu yatırım yapılıyor. Finlandiya’yla
ilgili örneği verdim. Sektör tamamıyla bu çalışmanın içine girdi. Fransa’da
kamu ağırlıklıdır ama orada da özelleştirme modelleri yürüyor. Eski demirperde
ülkelerindekiler de hızla özelleşiyor. Zaten özelleştirmede geri kalan -yani,
bilhassa bu elektrikte- ülkelerden bir tanesi durumundayız, ama onu da başarılı
bir şekilde tamamlayacağız. Buna rağmen, biz kömürde, su, barajlarda DSİ’nin
bazı barajlarını özel sektöre açtık ve oralarda da gayet iyi sonuçlar aldık.
Şimdi de dağıtım ve üretim özelleşecek. İletim kamuda kalacak. TETAŞ’ın,
dediğim gibi herhangi bir ayrıcalığı yok. Bilemiyorum başka sorunuz kaldı mı? Yap-işlet-devret ve yap-işletlerle
ilgili sorunuzu tam alamadım. Eğer, o noktayı, çıktıktan sonra veya öbür
soruda, öbür soru faslında bana iletirseniz şifahen veya yazılı olarak
cevaplandırırım. Teşekkür ederim Sayın Başkan. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan. Madde üzerinde bir önerge vardır. Önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 4. maddesinin (b) fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - Katılmıyoruz efendim. “b) TETAŞ tarafından toptan ve perakende satış şirketlerine
yapılacak enerji satışına ilişkin usul ve esaslar ile tarafların
yükümlülükleri, EPDK’nın uygun görüşü alınmak suretiyle Bakanlık tarafından
çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.
BAŞKAN – Önerge sahibi… Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar) OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan. Aslında sadece gerekçeyi okutacaktım ama, doğrusu, Komisyon
Başkanının önergeyi okumadan “Katılmıyoruz.” demesini çok yadırgadım.
Bilemiyorum. (MHP ve CHP sıralarından gülüşmeler) Hiç olmazsa,
milletvekillerine iradesini belirtirken, milletvekillerinin önergenin ne yönde
olduğu konusunda bilgi edinmesini beklemeniz doğru olurdu. Şimdi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, piyasaya girecek
şirketleri, toptan ve perakende şirketlerin piyasaya girişini, bu elektriğin
satışıyla ilgili usul ve esasları belirleyen bir kurum. Şimdi, bu kurumun
görüşü alınmadan, siz, bunun satışına ilişkin usul ve esasları belirliyorsunuz.
SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Var, var. İçinde var. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
İçinde var zaten. OKTAY VURAL (Devamla) – Nerede, kaçıncı maddede? Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu… SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Oku, oku. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bir
önceki önergenizde de vardı, ”yayınlanır” dendiği hâlde yayınlanmıyor gibi bir
tavır takındınız. Burada da var aynı şey. OKTAY VURAL (Devamla) – Nerede var? Maddeyi söyleyin. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Var,
içinde zaten. Var zaten. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Oku, oku. BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Böyle bir usul yok. OKTAY VURAL (Devamla) – Efendim, usulü Sayın Bakanınızla
Komisyonunuz belirliyor Sayın Bozdağ. Eğer çok söz istiyorsanız, AKP Grubu
adına gelir, burada konuşursunuz. Değil mi? Yani, konuşacak şeyleriniz varsa,
burada konuşacaksınız. Zannederim, Sayın Başkanım var olduğunu ifade ediyor da, eğer
varsa, bu konuda Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun görüşü alınarak
düzenlenmesine ilişkin bir hüküm varsa, bu durumda önergenin amacı yerine
geliyor, çekeriz. Var mı, yok mu? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Gerek
yok. Var içinde. OKTAY VURAL (Devamla) – Ha, gerek yok. Anladım. Demek ki, “var”dan
sonra, “gerek yok” a çıktık, yani “gerek yok”a geldik. Doğrusu, yani, bu
Kanun’a nasıl muttali olundu, nasıl hazırlandı, takdirlerinize bırakıyorum. Şimdi, nükleer enerjiyle ilgili enerji üretecek şirketin satın
aldığınız enerjinin fiyatıyla ilgili bir düzenleme yok. Ama bu fiyattan TETAŞ
aldığı zaman, toptan ve perakende, şirketlere satabiliyorsunuz bunu. Bunu
sattığınız zaman, maliyeti o şirketlere yüklüyorsunuz. Şirketlere yüklediğiniz
zaman, bu tarifeyi bozucu özellikte olur. Dolayısıyla, bu bakımdan, Enerji
Piyasası Düzenleme Kurulunun bu konudaki görüşünün alınması doğrudur. Çünkü,
piyasayı düzenleyen odur. Anlaşılan o ki, bu düzenleyici kurumların yerine,
Bakanlık, kendi istek ve arzularına göre bir piyasa oluşturmak istiyor. Bu da
kamu menfaatine aykırıdır. Dolayısıyla, bağımsız düzenleyici bir kuruluşun bu
konudaki ihtisasını almalarını biz tavsiye ederiz. Önergemizin amacı budur. Eğer gerek yok ise böyle bir şeye, anlaşılan o ki, Enerji Piyasası
Düzenleme Kuruluna da gerek yok anlaşılıyor. AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Zaten var. OKTAY VURAL (Devamla) – Ha, varsa ayrı. Ama “gerek yok” dendi.
Dolayısıyla… SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Var efendim, var. 3’üncü maddede var
o. OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, anlıyorum. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural. OKTAY VURAL (Devamla) - Teşekkür ederim, sağ olun. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Bitirdiniz herhâlde. Komisyonun ve Hûkümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. (AK Parti
sıralarından “geçti geçti” sesleri) BAŞKAN – Kabul etmeyenler… KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayılsın. BAŞKAN – Görüyorsunuz, var işte. Allah Allah!.. (Gülüşmeler) Önerge kabul edilmemiştir. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddenin oylamasından önce, madde
metnindeki bazı yazım hatalarını düzeltmek için Komisyon Başkanının söz talebi
vardır. Buyurun Sayın Başkan. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Efendim, 4’üncü maddenin (a)
fıkrasının onuncu satırında “yılki” kelimesi yerine “yıla ait” ibaresi
kullanılacak ve aynı (a) fıkrasının sonunda “derç edilir” ifadesi birleşik
yazılacak. (b) şıkkının üçüncü satırında “yükümlükleri” yerine “yükümlülükleri”
olacak ve ikinci fıkrasında… KAMER GENÇ (Tunceli) – Bent, bent fıkra değil. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – İkinci bendin dördüncü satırında “3
üncü maddesinin” olacak ve aynı bendin sondan bir önceki satırında da
“maddenin” yerine “maddesinin” olacak. Bu kadar. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan. KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, maddenin oylamasından önce
karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Düzeltmeler not edilmiştir. Bu düzeltmelerle birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Maddeyi
kabul edenler… KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı yok. BAŞKAN – Meclisi çalıştırmamak mı istiyorsunuz! Kapatalım, tatil
edelim gitsin! KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ne ilgisi var Sayın Başkan! BAŞKAN – Var işte. Saysınlar. Yoksa kapatırız ya! KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, burada kimse yok. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan… OKTAY VURAL (İzmir)- Yani, “Var” ne demek, kendi başınıza İç Tüzük
mü… BAŞKAN - Bakın, iki kâtip üye de “var” diyorlar, siz de buyurun
sayın, yoksa elektronik cihazla yoklama yapalım. OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de “yok” diyoruz. BAŞKAN – Kâtip üyeleriniz burada, kâtip üyeler burada. OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman oylamaya da gerek yok! BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Maddeyi kabul edenler… Madde kabul
edilmiştir. KAMER GENÇ (Tunceli) – “Kabul etmeyenler” demediniz ki. BAŞKAN - 5’inci maddeyi okutuyorum: Lisans, izin ve yükümlülükler MADDE 5- (1) Şirket, bu Kanun ve diğer mevzuatın gerektirdiği her
türlü izin, ruhsat ve lisansı almakla yükümlüdür. (2) Atık yönetimi kapsamında geçici depolama veya nihaî depolama
yerinin belirlenmesine, depolama tesisinin inşasına, lisanslanmasına,
işletilmesine ve işletmeden çıkarılmasına, geçici depolama yerinde muhafaza
edilecek veya nihaî depolama yerinde bertaraf edilecek kullanılmış yakıt ya da
yüksek radyoaktif seviyeli atıkların taşınmasına ve işlenmesine, radyoaktif
atıkların yönetimini sağlayacak araştırma, geliştirme faaliyetlerinin
yürütülmesine ilişkin maliyetleri ve nükleer güç santralının söküm işleminden
dolayı oluşacak maliyetleri karşılamak amacıyla, Bakanlık ve Hazine
Müsteşarlığı tarafından yapılacak düzenleme ile URAH ve İÇH oluşturulur. URAH
ve İÇH’ye ilişkin işlemler tüm vergilerden müstesnadır. Bu hesapların
oluşturulması, nemalandırılması ve idaresine ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık
ve Hazine Müsteşarlığı tarafından birlikte hazırlanarak Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanının onayı ile
yürürlüğe girer. Ödenecek payları zamanında yatırmayanlar için 21/7/1953
tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri
uygulanır. URAH ve İÇH adına tahsil edilen gelirler amacı dışında kullanılamaz. (3) Şirket, TAEK’in yayınlayacağı ölçütler çerçevesinde yakıt
temininden ve işletme döneminin sonunda santralın devreden çıkarılması ve
sökümünden sorumludur. (4) Şirket, santralın kurulması aşamasında oluşabilecek herhangi
bir zararın tazminine yönelik yatırım sigortası yaptırmak zorundadır. Ayrıca
santralın faaliyeti süresince oluşacak atıkların taşınması, depolanması ve/veya
bertaraf edilmesi ile ilgili her türlü finansal maliyetlerin ve santralın işletme
süresinin sonunda işletmeden çıkarma masraflarının karşılanması için
oluşturulacak hesapların her birine 0,15 cent/kWh (ABD Doları cinsinden) katkı
payı ödemekle yükümlüdür. (5) Nükleer yakıt, radyoaktif madde veya radyoaktif atık
taşınırken veya santralda bir kaza olması durumunda, nükleer enerji alanında
üçüncü kişilere karşı sorumluluğa ilişkin olarak Paris Sözleşmesi ve diğer
ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uygulanır. (6) Santralı kuran şirket, yıllık gelirinin yüzde birini araştırma
ve geliştirme faaliyetlerine ayırmak zorundadır. BAŞKAN – Gruplar adına söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Aydın Milletvekili Sayın Özlem Çerçioğlu. Buyurun Sayın Çerçioğlu. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; Anayasa’nın 89 ve 104’üncü maddeleri uyarınca Cumhurbaşkanı
tarafından bir kez daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderilen, 5654 Sayılı
Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin
Kanun’un 5’inci maddesi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış
bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. Sayın milletvekilleri, ülkelerin kalkınmasında enerji oldukça
önemli bir yere sahiptir. Maalesef, görüyoruz ki, AKP Hükûmeti “çok ciddi
hazırlık yaptığımız” dediği bu kanunda dilde bile düzeltme yapıyorlar. Bırakın
çok ciddi bir hazırlığı “derme çatma” bile demek maalesef imkânsız. Bu bilinç
içerisinde olan ülkeler, enerji politikalarını, sürdürülebilir, güvenli, ucuz
bir şekilde temin etme yoluna gitmektedirler. Alternatif enerji yolları
gündemlerine alınırken, kendilerini dışa bağımlı kılacak enerji türlerinden
uzaklaşmaktadırlar. Bugün yatırımına başlanacak bir nükleer santralin faaliyete
geçmesi, en iyimser tahminle on yılı bulacak ve ham maddede dışa bağımlılığımız
artacaktır. Oysa rüzgâr, güneş, hidro, hidrolik ve jeotermal enerji
santrallerinin kurulması daha az bir zamanda olacak ve bu kaynaklar yüzde 100
yerli kaynaklarımızdır. Tüm dünyanın alternatif enerji kaynaklarına yöneldiği ve nükleer
enerji gibi son derece riskli ve pahalı bir teknolojiye sıcak yaklaşmadığı bu
süreçte, nükleer güç santrallerinin kurulması, dünya gerçekleriyle ne kadar
bağdaşmaktadır? Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Kanun her ne kadar
“nükleer teknoloji kanunu” olarak sunulmaya çalışılsa da gerçekte bunun bir
“nükleer santral kanunu” olduğu açıktır. Ülkemizde nükleer teknolojinin araştırılması, geliştirilmesiyle
ilgili kanunla ilgili herhangi bir altyapımız maalesef yoktur. Nükleer santral
kurulması temelsiz bir bina yapılması gibi bir şeydir. TAEK’in Kanunu ve
çalışmaları içerisinde, geleceğimizi güvence altına alan bir nükleer teknoloji
kanunu çalışması yapılmadığı hâlde, sanki onu yapıyormuş gibi “nükleer santral
kanunu” çıkartmaya çalışmak da kandırmacadan başka bir şey değildir. Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Kanun’un 5’inci
maddesi, EPDK’dan, nükleer enerji üretmek amacıyla lisans almış şirketlerin
nükleer güç santrallerinin faaliyeti süresince oluşacak atıkların taşınması,
depolanması, bertaraf edilmesiyle ilgili her türlü finansal maliyetlerin ve
santrallerin işletme süresinin sonunda işletmeden çıkarma, sökülmesi ve
taşınmasının çevre kuralları kapsamında kabul edilebilir duruma getirilmesi
masraflarının karşılanması için oluşturulacak Ulusal Radyoaktif Atık Hesabı’yla
İşlemden Çıkarma Hesapları Fonu’nda, her biri için 0,15 sent kilovat saat katkı
payı belirlenmiştir. Bu maliyetlerin karşılanması için belirlenen şirket payı
gerçekten çok uzaktadır. Nükleer santrallerin işletme sonunda işletmeden çıkarma maliyeti,
santrallerin kurulma maliyetinin 8-9 katıdır. Bu gerçek göz önüne alınarak,
nükleer enerji santrallerinden gelir elde eden şirketlerin, İşletmeden Çıkarma
Hesapları Fonu’na katkı payının, santral kurulması maliyeti temel alınarak,
santral işletme süresince üretilebilecek elektrik enerjisi mutlaka birim
kilovat saat başına belirlenmelidir. “Bu işlemler için fon kaynaklarının yetersiz kalması durumunda
fonda oluşmuş kaynakların yüzde 25’ine kadar maliyetler hazine tarafından
karşılanır.” denilmektedir. Bu durum, oluşturulacak fonlardan her biri için
şirketten alınacak katkı payının düşük olacağını, maliyetleri karşılamaktan
uzak olacağını dolaylı bir şekilde kabul etmektedir. Yapılan değişiklik, 10’uncu Cumhurbaşkanımızın geri gönderme
tezkeresinde belirtilen gerçekleri ortadan maalesef kaldırmamaktadır. Bu
masrafların hazine tarafından karşılanması hiçbir şekilde kabul edilemez. Sayın milletvekilleri, nükleer santrallerin kullanılması, tüm
dünya üzerinde, her ne kadar yeni nesil nükleer reaktörler üzerinde yoğunlaşsa
da, hâlâ nükleer atıkların durumu netleşmemiştir. Nükleer atıkların yok
edilmesi, hem çevreye hem de insan sağlığına olumsuz etkilerinden korunmak için
geniş bir çerçevede ele alınması gerekmektedir. Nükleer santral atıklarının
geçici ve nihai olarak depolanması, yüksek radyoaktivite barındıran atıkların
taşınması, işlenmesi konularının da daha detaylı incelenmesi ve ele alınması
gerekmektedir. Aynı zamanda, tıpkı diğer uluslararası uygulamalarda gerçekleştirildiği
gibi ortaya çıkacak nükleer atıkların düşükten yükseğe doğru bir sıralama
içerisinde analiz edilmesi ve bu analize göre atık kontrol yönetiminin
sağlanması hususu da eksik kalmıştır. Bu hususlar hayati değer taşıdığından çok
büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla, nükleer atıkların analizi ve
sınıflandırılması ve bu sınıflandırma sonrasında sonuçlara uygun olarak
depolanması veya taşınması gibi işlemler konusunda nükleer santrallerin
işletmecilerinin sorumlulukları daha detaylı bir şekilde ele alınması
gerekmektedir. Sayın milletvekilleri, nükleer güç santrallerinin özel bir şirkete
verilmesinin en kritik tehlikelerinden biri de, bu şirket atıkların durumundan
ne kadar ve ne şekilde sorumlu olacaktır? Dünya örneklerine baktığımızda, özel
şirketlerin atıkları üzerindeki yetkileri ve yükümlülükleri değişkenlik
gösterse de, en önemli nokta, dünya genelinde tesis sahaları ve atıklar devlete
aittir. Atıkların işlenmesi ve bu çerçevede şirketin elde ettiği kâr da devlete
yansır. Ancak, bugün üzerinde konuştuğumuz Kanun’da şirketin atıklar üzerindeki
sorumlulukları netleşmediği gibi, atık kontrol sistemlerinin kurulması yönünde
de herhangi bir karar alınmamıştır. Kanun’daki hukuki boşluktan dolayı, özel
şirketin Türkiye’de oluşacak nükleer atıkların dışındaki nükleer atıkları,
belli kâr karşılığında, kabul etme ihtimalini nasıl ortadan kaldıracaksınız?
Ayrıca, atıkların işlenmesi sonucunda elde edilen yüksek kârdan kim veya kimler
ne kadar pay alacaktır? Kamu bunun neresindedir? Diğer önemli bir nokta da, şirket her ne kadar TAEK’in
yayımlayacağı ölçütler çerçevesinde yakıt temininden sorumlu olsa da, bu
yakıtın nereden, nasıl sağlanacağı Türkiye açısından, özellikle bugünün
şartlarında, çok çok önemlidir. Ayrıca, yakıtların nükleer santrallerin
atıkları üzerindeki etkisinden dolayı, bu yakıtın kontrol ve denetiminin de
ayrı ve özel şekilde gerçekleştirilmesi noktası da eksik kalmıştır. Yatırım süresi, yatırım maliyeti ve Türkiye’nin nükleer
teknolojiye yeterince sahip olmadığı gerçekleri göz önüne alındığında, AKP
Hükûmetinin nükleer santral kurma konusundaki ısrarını anlamak mümkün değil. Ülkemizde enerji sıkıntısı vardır, doğrudur. Ama, çözüm,
kesinlikle, ülkemizin ve halkımızın güvenliğini tehdit eden nükleer enerji
santrali değildir. Çözüm, yerli, yenilenebilir, temiz ve güvenilir enerji
kaynaklarıdır. Bugün “Su akacak, Türk bakmayacak.” diyorsunuz, Sayın Bakanın
bugünkü demeci gazetelerde. Ama, beş yıldır sularımız akıyor, AKP Hükûmeti,
maalesef, bakmakta. Bu Yasa’nın ülkemiz açısından çok büyük ve geri dönüşü imkânsız
zararlar doğuracağını bir kez daha ifade ederek, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çerçioğlu. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili
Sayın Mustafa Kemal Cengiz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Yüce Meclisin
Sayın Başkanı, yüce milletin değerli vekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi
Grubu adına ve şahsım adına yüce Meclisinize saygılar sunuyorum. Bugün görüşülmekte olan 45 sıra sayılı, 5654 sayılı Nükleer Güç
Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un
5’inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa
tasarısı, Cumhurbaşkanlığınca iade edilmiş on bir madde ve iki geçici maddeden
oluşan dar kapsamlı bir kanundur. Özellikle bu Kanun’un kapsamı, nükleer
teknolojinin zeminini yasal bir çerçeveye oturtmak değil, özellikle nükleer
santrallerin kurulması, işletilmesi ve işletilmeden mütevellit üretilen
enerjinin satılmasıyla ilgili oluşan bir kanun taslağıdır. Gönül isterdi ki, bugün bizler, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi,
nükleer teknolojinin sınırsız sınırlarında, özellikle insanlık için tıpta ve
insanlığın mutlu geleceği için nükleer teknolojiden yararlanmayı hedefleyen
kanun üzerinde ve bunları düzenleyen mevzuat üzerinde konuşmayı temenni
ederdik. Bizler teknolojiye karşı değiliz. Ancak, bugün dünya temiz enerji
peşinde koşarken, yenilenebilir enerji kaynaklarımızın çokluğu ve mevcudiyeti
ve dünyanın da buna yöneldiği son günlerde, nükleer santraller belki en son
konuşulması gereken konu olmalıdır diye düşünüyorum. Bugün ülkemizde jeotermal
kaynaklar açısından baktığımızda, kendi ilim olan Çanakkale’den örnek
verdiğimizde, özellikle Çanakkale, dünyanın en önemli, Kestanbol ve Tuzla
jeotermal kaynaklarıyla, yirmiye yakın jeotermal kaynakla birlikte, aynı
zamanda Türkiye’nin en rantabl rüzgâr enerjisini de o bölgede görmekteyiz.
Bunun yanında, güneş enerjisi ve linyit yatakları, aynı zamanda hidroelektrik
santrali kurulabilecek su kaynakları da Çanakkale’de mevcut iken, Türkiye
genelinde de bu temiz enerjinin oluşabileceği birçok kaynağı da görmekteyiz. Bugün görüşmekte olduğumuz Kanun’un 5’inci maddesinin (2)’nci ve
(4)’üncü fıkralarına özellikle Çevre Komisyonu üyesi olarak baktığımızda, bu
maddelerde dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de nükleer atıkların
taşınması, geçici depolanması, nihai depolanması, bunların geri dönüşümünün
sağlanması, bertaraf edilmesi ve nükleer atıkların bertarafıyla ilgili maddeler
geçmektedir. Özellikle bugün 3.225 belediyeye baktığımızda, katı atıklarını
yüzde 2 civarında çöp depone alanı ve geri dönüşüm tesislerini kurmuş olan
belediyelerin Türkiye’ye bir de nükleer santrallerin atıklarıyla ilgili ayrı
bir problemi beraberinde getirebilecek bir düzenleme eksikliğini de bu Yasa
içinde görmekteyiz. Özellikle nükleer tesislerin atıklarının bir yerden bir yere
taşınması, geçici depolanması, nihai depolanması, iş ve işçi güçleriyle ilgili
yasa tasarısı içinde açıklayıcı olmaması. Özellikle Çevre Komisyonu üyesi olarak bu Yasa’nın tali bir
komisyon olarak Çevre Komisyonuna gelmeden, çevrecilik açısından
değerlendirilmeden Meclise gelmesini de bir eksiklik olarak görüyorum.
Özellikle Çevre Komisyonu üyesi arkadaşlarımızın bu Kanun üzerinde mutlaka
farklı görüşleri ve mütalaası olacaktı. İşte, bu açılardan olaya baktığımızda, özellikle nükleer
santrallerden oluşacak atıkların tesisleri yapılırken hem geçici hem nihai
depolarında mutlaka ÇED aranmalı ve bunlarla ilgili bir yönetmelikle bunların
mutlaka düzenlenmesi gerekmektedir. Avrupa’ya baktığımızda, bu zamana kadar,
nükleer atıkların tamamen ortadan kaldırıldığı, bertaraf edildiği bir sistem
hâlâ ortaya konulamamıştır. Bu konularla birlikte çok önemli olan nükleer santralin bu kadar
aceleci veya çok hızlı bir şekilde Meclis gündeminden geçirilmesi yerine, diğer
konularda olduğu gibi, insanların geçmişte, özellikle 6 ve 9 Ağustos 1945 ve
Çernobil’de yaşadığı acı hatıraları hatırladığında, ağzı sütten yanan
insanların yoğurdu nasıl üfleyerek yediği bir konumda Meclisi de görmekteyim.
Gözlemlerim de bu noktada olmaktadır. Özellikle, insanların bu acılarla birlikte nükleer kalıntıların,
nükleer tehlikenin en büyük tehlikesi de, gelecek nesillere bırakabileceğimiz
kalıtsal tehlikesi olacaktır. Mutlaka bununla ilgili ciddi bir depolanma,
taşınma, katı atıkların bertaraf edilmesiyle ilgili düzenlemeler gerekmektedir. Özellikle, şu ana kadar, 5’inci maddeye kadar dile getirilmeyen,
nükleer santrallerin çalıştırılmasıyla ilgili bir konu var, ilk kez buradan
benim de ifade edeceğim. Nükleer santrallerin iki şeye ihtiyacı var. Bir tanesi
uranyum, bir tanesi de su. Yani, bugün, belki uranyumdan daha çok, nükleer güç
santrallerinin bağlı olduğu ana madde su kaynağıdır. Özellikle bunun bu zamana
kadar dile gelmemesi ve küresel ısınmanın dünyayı etkilediği, Türkiye’nin de
2040 yılında bazı bölgelerde çölleşme, kuraklık ve özellikle de susuzluk
ihbarları ve bilim adamlarının da bu konudaki önerilerini duyduktan sonra,
yarın kuraklık ve küresel ısınmadan dolayı su kaynaklarımızın veya bazı bilim
adamlarının da bu konuda saniyede 10 ton veya… İşte, Sinop’ta hesabı yapılan,
köylere, beldelere saniyede 584 litre su ayrılmış ve orada yapılacak nükleer
güç santraline de saniyede 140 litre su ayrılmıştır. Şimdi, bunları
düşündüğümüzde, küresel ısınmanın ve kuraklığın özellikle 2040 yılında ülkemizi
de ciddi manada etkileyeceğini düşündüğümüz noktada, acaba yarın sudan dolayı
bu santraller çalışmazsa, susuzluktan dolayı ve su kaynaklarının tükenmesinden
veya kurulduğu noktadaki su kaynaklarının yetersizliğinden dolayı bu
santrallerin çalışmamasından dolayı bunun zararı veya bunun masrafı, bunun
çalışmamasının bedeli ne olacaktır? Bunu da hatırlatmak istiyorum. Mutlaka
bunlar üzerinde konuşma, düşünme, mütalaa ve mutlaka da su kaynaklarının güç
santralleriyle ilişkisini çok iyi kurmak, bu gerçekler üzerinde santralleri
reel zemine ve reel mevzuat sistemi üzerine oturtmamız gerektiğine inanıyorum. Özellikle Avrupa’ya baktığımızda, bugün Avrupa’da güç santralleri
veya nükleer santrallerle ilgili ne gibi işlemler yapılmaktadır? Özellikle, 24
Temmuzda Fransa, nehir kıyısında kurulmuş 37 tane nükleer santrale sularını
deşarj ettiği için -sıcak bir suyla deşarj ediliyor- tabii, ısınmış ve nükleer
santralin soğutma sisteminden geçmiş ısınmış suyun tekrar nehre salınmasıyla
nehirde bir ısınma meydana geliyor ve bu nehrin veya o bölgenin ırmaklarında
veya denizinde –bilemiyorum- tuzlu suda flora ve faunanın yok olmasına
sebebiyet veriyor. İşte, en önemli tehlikelerden bir tanesi budur. Yani,
nükleer santralin soğutma sistemine -bilim adamlarınca- saniyede 10 ton suyun
verilmesi, akabinde bu suyun da nehirlere tekrar dönmesi sonucunda o nehir
suyunun ısındığı ve o nehirde bulunan hem fauna hem floranın da yok olduğu
noktasında bilim adamları görüş beyan etmiştir. Bu çerçevede, küresel ısınmayla birlikte özellikle bazı ülkelerde
bununla ilgili tedbirler alınmış ve 24 Temmuzda da Fransa bu santrallere bir
ültimatom vermiş ve özellikle de, bazı santrallerde yavaşlatılma, bazılarında
da durdurulmasına gidilmiştir. Özellikle örnek verirsek, Avusturya’nın tek
reaktörü olan Zwentendorf’da 1978’de ve Amerika’daki daha açılmadan kapatılmış. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Cengiz, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız. MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) –Sovyetler Birliği’nde Çernobil
kazasından sonra yapılan hiçbir sistem burada… Birçok ülke kapatılmasına karar
vermiş. İtalya’da halk oylamasıyla reaktörler kapatılmış. Özellikle İspanya’da
üç reaktör kapatılmış ve birçok Avrupa ülkesi özellikle küresel ısınma ve
bununla ilgili de tekrar gözden geçirme ve bu enerjiden uzaklaşma yolunu tercih
etmiştir. Ben sözlerimi bitirirken burada özellikle TAEK’e de değinmek
istiyorum. Türkiye Atom Enerjisi Kurumunu iki kez ziyaret etme, tanıma ve
yakinen çalışmalarını görme fırsatı buldum hem belediye başkanlığımda hem
milletvekilliğimde. Dolayısıyla, özverili çalışan bir ekip de var orada.
Özellikle TAEK mutlaka çağdaş teknolojilerle donatılmalı. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cengiz, sağ olun. MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) – Özellikle yerli ve yabancı bilim
adamları noktasında sözleşmeli -kadro karşılığı olmaksızın- yetkisi verilmeli.
Ve mutlaka TAEK’in güçlendirilmesi ve desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Tüm yüce Meclisimize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, saat 20.00’de toplanmak üzere
birleşime ara veriyorum. Kapanma Saati: 18.59 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 20.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap
GÜLPINAR KÂTİP ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN
(Ağrı), Murat ÖZKAN (Giresun) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
18'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum. 45 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden
devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. Kanun’un 5’inci maddesi üzerinde şahısları adına söz vereceğim. İlk söz, Malatya Milletvekili Sayın Mevlüt Aslanoğlu’na aittir. Buyurun Sayın Aslanoğlu. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, yüce Meclisin çok
değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum. Değerli milletvekilleri, ben burada -nükleer enerji ve nükleer
santrali çok bilmem ama, bilmediğim konuda da konuşmam ama- biraz sizi
geçtiğimiz dönemin ilk bugünlerine götüreceğim. Bir de 1995 yılından sonra
Türkiye’de bir enerji darboğazı oluştu. Ondan bugüne kadar neler oldu? Dönüp
eskilerden ders alıyor muyuz? O dönemde Türkiye’de bir enerji darboğazı…
Biliyorsunuz, herkes korkutuldu, karanlıkta kaldık kalacağız… Hep birileri,
yurt dışından bazı şirketler, bazıları “işte, siz karanlıkta kalacaksınız”
senaryoları yazıldı ve geçtiğimiz dönemde ilk bu Meclis açıldığında, vay, bu
yapılan hidroelektrik santraller, yap-işlet-devret modeliyle veya doğal gaz
santralleri, bu ülkenin dibine dinamit konulmuş. Bunu yapanlar -hep bize böyle
söylendi- çok yüksek fiyatlarla, yap-işlet-devret modeliyle, çok yüksek
fiyatlarla bunları yaptırmışlar. İşte, bir Keban’dan veya başka hidroelektrik santralden elde
edilen elektrik bedeli, elektrik maliyeti bu olmasına rağmen, on beş yıl bu
insanlara 1’e 10 kat fazla, 15 kat fazla bedel ödeyeceğiz dediler bu Mecliste
ve hep birileri Yüce Divana gönderildi. Birileri ülkeyi sattığı için ve ülkeye
çok büyük zarar verdiği için hep bir yerlere… Söylediniz, biz de eğer bu ülkeye
kim zarar ettirdiyse gönder kardeşim -biz de söyledik- gönder kardeşim dedik. Tabii, bakıyorum şimdi, o süreç… Şimdi, soruyorum Sayın Bakanım: O
barajlar belli, 1,5 milyar dolar, 1,8 milyar dolar, 2 milyar dolara mal olan
barajlar var. Maliyeti bu dediler bu barajın, ben on beş yılda ama yaparım
bunu, on beş yıl da elektriği sana bu fiyata satarım dediler. Yani, o 2 milyar
dolarını alacak şekliyle, hem de faiziyle beraber. Şimdi yine soruyorum: Eğer, biz, o barajları -paramız olsa-
birilerine on beş yıl yap-işlet-devret modeliyle değil de paramızla
yaptırsaydık, ihale etseydiniz, bu barajlar üçte 1 fiyatına yapılır mıydı
yapılmaz mıydı? HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Paramız varsa… AYHAN YILMAZ (Ordu) – Bu bir soru… FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım,
geçtiğimiz dönemin senaryosu. Ben dikkatlerinizi çekmek istiyorum. FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yuvacık Barajı’nı da aynı şekilde söylüyor
musunuz? FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hepsi, hepsi, hepsi, hangisi
varsa, hangisi varsa, hiç… Ve bugün o hidroelektrik santralleri veya doğal gaz santralleri bu
ülkeye kaç paraya mal olmuş? Bu ülke o santrallerden elektrik alarak kaç para
ödüyor? Ülkenin kaç parası gitti? Bunlar hangi maliyetlerle yapılabilirdi? Ben
dikkatinize sunuyorum. Şimdi, dönüyorum, değerli arkadaşlarım, bu bir değişiklik, yeni
bir şeye gidiyorsunuz. Uyarıyorum sizi. Burada dikkatinize sunuyorum. Geçen
3’üncü maddede bir ay, iki ay, üç ay sonra… Bak “Bir ay içinde yayınlanır. İki
ay içinde şartname Bakanlar Kurulu onayıyla yürürlüğe girer. Ondan sonra, bir
ay sonra da teklife açılır...” Üç ayda biz bu ihale konusunun şartnamesini
hazırlıyoruz, teklifi açıyoruz ve teklifle alıyoruz. Değerli arkadaşlarım, elinizi vicdanınıza koyun, yarın –ve bunları
yapacak kurumlar da yüzde 99 hepsi yabancı- diyecek ki sana: “Ben sana kredi
veriyorum, bunu yapıyorum ama…” Tabii, burada, bilmiyorum yerli kullanım ne
olabilir. Ama, herhâlde hidroelektrik santrallerinde yerli kullanım en az yüzde
50-60 oranındaydı. Arkadaşlar, o hidroelektrik santrallerinin hepsi… Dedi ki: “Şu
müteahhide vereceksin, şu makineyi alacaksın…” (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım. “…ve şunları kullanacaksın.” dedi. Pazarlık diye bir payın
kalmadı, mecbur kıldı. Kendi firmalarını korudular, kolladılar o kredi veren
kurumlar. Belli bu firmalar. Ben bir kez hepinizi uyarıyorum. Eğer üç ay içinde bu ihaleler
yapılacaksa, bu firmaların üç ay içinde belli olması… Kimler olacak ve dünün,
beş yıl önce konuştuğumuz şeyleri diliyorum ki en kısa sürede konuşmayız.
Türkiye tekrar çok büyük bedel ödeyen bir ülke olmasın. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu. Şahısları adına ikinci sıra, Hasan Ali Çelik, Sakarya
Milletvekili. Buyurun Sayın Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar) HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
Kanun’un bu maddesi, yani 5’inci maddesi işletme, atık yönetimi ve işletmeden
çıkarmayla ilgili hususları düzenlemektedir. Dolayısıyla, bu madde, aynı
zamanda geri gönderilme sebeplerinden de bir tanesidir. Komisyonumuz bu
maddeyle ilgili ciddi anlamda düzenlemeler getirmiş ve bu maddenin ihtiyaçlar
doğrultusunda yeniden düzenlenmesini gerçekleştirmiş ve huzurlarınıza arz
etmiştir. Bilindiği gibi, radyoaktif atık, nükleer enerji santrallerinin en
önemli ve üzerinde dikkatle durulması gereken hususlarından bir tanesidir.
Dolayısıyla, bu madde üzerinde de, içeriğine baktığımız zaman, komisyondaki
değişikliklerle maddede son derece olumlu, daha önce belki tereddüt veya talep
edilen birçok konunun ihtiyaca cevap verir hâle geldiğini görmekteyiz. Tabii,
bununla birlikte kullanılmış yakıtların –bu Kanun kapsamındadır diye ifade
etmek istiyorum- korunması ve depolanması, hem geçici depolanması hem de
sürekli depolanması, ciddi anlamda bir dikkat gerektirmektedir. Dünyada, bunun,
bugüne kadar tabii 440 civarında santral işletildiğine göre ve 1950’li
yıllardan beri bu işlemler yapıldığına göre, bildiğimiz, çok tehlike arz eden
ortada durum yoktur. Ama, dikkatli ve özenle işin usulüne uygun olarak
yapıldığı zaman bu güven ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, hem insan sağlığının
korunması hem çevrenin korunması hem de yaşam güvenliğinin temini ve
sürekliliği daha etkin biçimde ortaya çıkmış olmaktadır. Nükleer santral
işletmeciliğinin işletme sonrası durumlarını, yani, işletmeden çıkarılmasının
da durumu önemlidir. Dolayısıyla, burada, kanun içerisinde bunlar “işletmeden
çıkarma hesabı” ve “ulusal radyoaktif atık hesabı” adı altında iki ayrı hesap
içerisinde kanuna belirli bir pay oluşturulmuştur, her satılan elektrik
üzerinden kilovat saat başına belli bir pay oluşturularak konulmuştur. Bu da
0,15 sent ABD doları değerindedir. Tabii, bizim Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bu
konuda uzman kuruluşlarımızdandır. Dolayısıyla, görüşlerin büyük bölümü oradan
da bize intikal eden görüşlerdir. Tahmin ediyoruz ki, dünyada bu maliyeti
karşılayacak esnek ve tahmin ederim ki, esnekliğin de ötesinde, maksimal
düzeyde karşılayabilecek bir rakam ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, bununla
yetinilmedi. İlave olarak, bu madde içerisinde, işletmeci için, nükleer santral
işletmecisi için bir ar-ge faaliyeti de öngörülerek, bunun için yine bir pay
öngörülerek çalışmaların bu doğrultuda, gerek atık yönetimi gerekse işletme
yönetimi gerekse nükleer santrallerin işletilmesi ve nükleer çalışmalarda
işletmenin daha verimli hâle getirilmesi ve ülkemize katkısının artırılması
için gerekli düzenlemeleri öngörmektedir. Dolayısıyla, bu düzenlemelerle hem bu kanunun öngördüğü emniyet
ortaya konulmuş hem de gerekçesi bu kanunla sağlanmış olmaktadır diyor,
hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik. Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır. Soru-cevap işlemine başlıyoruz. Buyurun Sayın Akkuş, ilk soru sizin. AKİF AKKUŞ (Mersin) – Efendim, ben 3’üncü maddede soracaktım,
ancak, geçtiği için vazgeçiyorum. BAŞKAN – Sormuyor musunuz? AKİF AKKUŞ (Mersin) – Hayır. BAŞKAN – Buyurun Sayın Süner… Yok. Sayın Yalçın… Yoklar herhâlde. Sayın Gök… KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. BAŞKAN – Gök dedim, Gök.
Siz söz almamışsınız burada Sayın Genç. Söz yok sizin, Gök var. KAMER GENÇ (Tunceli) – Mikrofondaki kırmızı ışık yanıyor. Bu söz
müdür, değil midir Sayın Başkan? BAŞKAN – Yok. Gelip beraber bakın işte. KAMER GENÇ (Tunceli) – Herhâlde siz bana söz vermemek için… BAŞKAN – Daha isminiz
çıkmadı, belki ileride olabilir. Sıra kalırsa size vereceğim söz, merak
etmeyin. KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu makine bu kadar arıza yapamaz. BAŞKAN – Sizin karşınızda her şey arıza yapar maalesef. Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Bakana iki sorum olacak. Birincisi, bu İÇH ve URAH hesaplarında bir yıllık tahminî birikim
ne kadar olacak? Bu konuda Bakanlığınızın bir çalışması oldu mu? İkincisi de, geçen gün bu doğal gaz santralleriyle ilgili olarak Muhakemat
Genel Müdürlüğüne bir yazı yazdığınızı söylemiştiniz. Bu yazı acaba görüş almak
için mi, yoksa, alacağın takibi için hazine avukatlarının harekete geçmesi için
mi? Bu konuda da ek bilgi sunarsanız sevinirim. Teşekkür ediyorum efendim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu. Sayın Aslanoğlu, buyurun... Yok herhâlde. Sayın Paksoy. MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Bakanım, beş yıllık
iktidar döneminizde, enerji üretimine yönelik herhangi bir termik santral
ihalesi yapılmış mıdır, temeli atılmış mıdır? Temeli atılmışsa hangi
aşamadadır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paksoy. Sayın Coşkunoğlu, buyurun efendim. OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aracılığınızla Sayın Bakana… 5’inci maddenin üçüncü fıkrasında “TAEK’in
yayınlayacağı ölçütler çerçevesinde” deniyor. Bu ölçütler şirket belirlendikten
önce mi yayınlanacak, sonra mı? Bir diğer soru: Dördüncü fıkrasında, hesapların her birine -bu,
herhalde URAH ve İÇH hesapları- 100 kilovata 15 sent yatırılacağı ifade ediliyor.
Bu neye göre hesaplanmıştır? Yani, bu 15 sent, Amerikan senti, 100 kilovat
için? 15 rakamının nasıl bulunduğunu sormak istiyorum. Son olarak da, altıncı fıkrada, yine yıllık gelirinin yüzde 1’ini
araştırma ve ar-ge’ye ayırmak zorunda. Bu ar-ge’yi kendi belirleyeceği ar-ge
şeklinde mi, yoksa belli bir yönlendirme veya belli bir kılavuz olacak mı? Bu
nasıl denetlenecek? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Coşkunoğlu. Buyurun Sayın Akcan. ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın
Başkanım. Aracılığınızla Sayın Bakana teknik bir soru… “Bir güç reaktörü
projesinde, reaktörün işletmeye alınmasına kadar kaç çeşit lisanslama faaliyeti
vardır? Bu faaliyetler için gereksinim duyulan iş gücü potansiyeli nedir?”
tarzında bir soru aklıma geldi, onu yöneltmek istiyorum. Yazılı da olabilir Sayın Bakanım. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akcan. Buyurun Sayın Öztürk. ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, Karadeniz… Taşkömürleri
İşletmesinde daha önce yapılan planlamada beş yıllık plan öngörmüştünüz, ancak
daha sonra Devlet Denetleme Kurulunda bunların özelleştirileceği hükmü vardır.
Şimdi, plan değişikliği oldu mu burada? Bu neden yapıldı? BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk. Soru sorma süresi dolmuştur. Sayın Bakan, buyurun efendim. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Sondan başa doğru gideyim. Bu taş kömürüyle ilgili olarak herhangi ilave bir şey yapılmadı,
çalışmalarımız devam ediyor. Yalnız, biz, orada özel sektöre de açtık. Maden
Kanunu’nda bir değişiklik yaptık, özel sektöre de açtık ve aşağı yukarı
rezervlerin yarısını özel sektöre açıp ihale ettik, yarısı hâlâ Taşkömürü
İşletmesi tarafından yapılıyor. Ayrıca da irili ufaklı 21 işletme vardı, onları
da ihale ettik. Orada, daha evvelden 100 milyon ton kömür üretilirken, özel
sektöre verince 800 milyon tona çıktı aynı miktar. Ayrıca da dört saha da,
büyük sahalar da ihale edildi. Onun dışında, aldığımız elemanlarla da üretimde artış meydana
geldi. Ama, o bahsettiğiniz planlama, nereden aldığınızı bilmiyorum, ama, böyle
yeni bir çalışma yok. Kaç çeşit? Sayın Akcan’ın sorusu. Üç çeşit lisanslama olacak. Bir
tanesi yerle ilgili, ikincisi inşaatla, üçüncüsü de işletmeyle ilgili
lisanslama olacak. Onun dışında da işin nükleer yönünü, TAEK’in yerine kurulacak,
yani yeni yapılanmayla oluşacak kurum nükleeri denetleyecek. EPDK düzenleyecek.
EPDK da elektrik alımı vesaire, o konuyla ilgili, enerjiyle ilgili kısmı da
EPDK düzenleyecek. Sayın Coşkunoğlu’nun sorularına cevabım: Tabii ki, önce olacak.
Yani, önce bu kriterler çıkacak, ona göre firmalar belirlenecek. Daha doğrusu,
o ölçütlere göre firmaların girip girmeyeceği belli olacak. Mesela, bunların
içinde eski teknolojiye sahip olanlar, yerli katkı açısından sorunlu olanlar,
uygulamada daha evvelden problemli olanları bu ölçütlerin dışında bırakacağız. 0,15 nasıl hesaplandı? Tabii ki, bu bütün uygulamalar göz önüne
alınarak yapıldı. Norm olarak 0,1 civarındadır. Biz, orada bir miktar da pay
düşündük ve 0,15 olarak hesap edildi. Tabii, bunların zaman zaman fiyatlarında
değişiklik olabilir. Ama, biz onu marj da koyarak yaptık. KAMER GENÇ (Tunceli) – Geneli mi, kilovat saati mi 0,15? Ne? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Kilovat saati. KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman, yarın bu ihtilaf konusu olduğu
zaman… ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Ben,
aslında, soru sahibine cevap veriyorum, ama, kilovat saati… KAMER GENÇ (Tunceli) – Yarın bir gün bir şey olursa çözemezsiniz,
sorun yaratır. Soru sahibine cevap veriyorsun da… ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Eğer
Kanun’u okursanız görürsünüz orada. KAMER GENÇ (Tunceli) – Kanunu siz okuyun. Evvela, yazdığını siz
anlayın. BAŞKAN – Sayın Genç, böyle müdahale etmenin usulü var mı bu Mecliste?
Herkes o zaman müdahale etsin. Söz vermiyorum size, yine de oradan müdahale
ediyorsunuz! Yani, lütfen!.. Allah Allah ya! ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Şimdi, kilovat saat başına 0,15 sent olmak üzere hesaplanıyor. Orada, ar-ge ile
bahsettiğiniz maddede, tabii ki, bunun denetlemesi yapılacak. Ancak, o maddeyi
komisyon sırasında, görüşme sırasında ilave ettik. Orada bir açıklama ilave
olarak belki gerekebilir. Çünkü, uygulamasında güçlük çekilebilir, bunu ben de
itiraf ediyorum. O maddeye gelince, onu arkadaşlarımızla bir daha görüşeceğiz.
Bir milletvekilimiz, öğretim üyesi, o teklif etmişti, ama, onu biz, bir daha
gözden geçireceğiz. Sayın Paksoy’un sorduğu soru: Şimdi, normal olarak biz, Kanun
gereğince, herhangi bir üretim santrali yapmıyoruz, yapamıyoruz. Bundan
dolayıdır ki, yeni Kanun’a göre bir yaklaşım değişikliği yaptık, özel sektör
yapsın diye. Şu ana kadar bizim dönemimizde başlayıp biten toplam santrallerin,
yani, kurulu güç 2.600 megavat civarı bizim dönemimizde başladı, bitirildi,
işletmeye alındı. Toplam olarak söylüyoruz, 5.600 megavatlık da, şu anda kazma
vurularak, inşaatı devam eden yatırımlar var. Toplam olarak da, ele aldığımız,
kazma vurulup, bir de değerlendirme yapılanlar da, bunlar da, değerlendirme
yapılıp başlatılacak olanlar da 30.000 megavat civarında. Bunların yarıdan
çoğu, ilk 2.650 megavatın yaklaşık yüzde 70’i termik santral, özel sektör
tarafından yapılan; diğerleri hidroelektrik ağırlıklı. Son zamanlarda rüzgârda
büyük bir artış var. Rüzgârda başlattığımız, çalışanlar 12 katına çıktı, yani
17 megavattı, 12 katına çıktı. Üç buçuk sene içinde de 400 katına çıkacak,
8.000 megavata çıkacak. Sayın Gök’ün sorusu… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Bakanım, süreniz tamamlanmıştır, lütfen… ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Yazılı olarak cevap vereyim. BAŞKAN – Teşekkür ederim
Sayın Bakanım. Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on iki önerge vardır. Ancak
her madde üzerinde milletvekillerince sadece yedi önerge verilebildiğinden önce
geliş sırasına göre ilk yedi önergeyi okutacağım, sonra bu önergeleri aykırılık
sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin altıncı
fıkrasında geçen “yüzde birini” ibaresinin “yüzde ikisi” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Mustafa
Ataş İstanbul BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin birinci
fıkrasında geçen “diğer” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz. Mehmet
Emin Tutan Bursa BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı tasarının 5’inci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ile Hazine
Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Devlet Bakanı’nın onayı” ibaresinden sonra gelmek
üzere “ve resmi gazetede yayımlanması” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (4) fıkrasına aşağıdaki
cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“Santralın devreye girmesini takiben ileriki yıllarda yapılan bu
kesintinin santralın söküm maliyetini karşılamayacağının görülmesi halinde bu
kesinti oranını belirlenecek yıllar ve yüzde dâhilinde yeniden değerlemeye tabi
tutarak ve en fazla % 50 artırmaya Enerji Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar
Kurulu tarafından karar verilir.” BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı Tasarının 5. maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.
“(7) Santralı kuran şirket, İÇH kaynaklarının yetersizliği
halinde, ek söküm maliyetlerini karşılayacağını taahhüt etmek zorundadır.” BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (3) fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“Şirket, TAEK’in yayınlayacağı mevzuat ve ölçütler çerçevesinde
yakıt temininden ve yakıt yüklemesi de dahil olmak üzere yer seçiminden işletme
döneminin sonunda santralın devreden çıkarılmasına kadarki bütün aşamalardan ve
tesis sökülmesinden sorumludur.” BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme
alacağım. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 5654 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin beşinci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“5) Nükleer yakıt, radyoaktif madde veya radyoaktif atık
taşınırken veya santralda bir kaza olması durumunda 29/07/1960 tarihli Nükleer
Enerji alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Kanuni Sorumluluk Hakkındaki Paris
Sözleşmesi ve ek değişiklikleri ile diğer ulusal ve uluslar arası mevzuat
hükümleri uygulanır.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılıyoruz. BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak isteyen? MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe Sayın Başkan… BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Değişiklikle, maddede yer alan Paris Sözleşmesinin adı ve
tarihi tam olarak yazılmıştır. BAŞKAN – Komisyonun… KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergenin oylanması sırasında karar yeter
sayısı istiyorum. BAŞKAN – Bu sefer usule uygun istediniz teşekkür ederim. Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, elektronik cihazla yapın. BAŞKAN – Acele etmeyin Sayın Genç, sayıyorlar. Kabul etmeyenler…Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul
edilmiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin altıncı
fıkrasında geçen “yüzde birini” ibaresinin “yüzde ikisi” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Mustafa
Ataş (İstanbul) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz efendim. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Yıllık gelirin yüzde birlik kısmının araştırma ve geliştirme
faaliyetlerine ayrılmasının miktar itibarıyla düşük olması; araştırma ve
geliştirme faaliyetlerine yıllık gelirin yüzde ikilik kısmının ayrılmasının
yerinde olacağı mütalaa edilerek önerilmiştir. BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin birinci
fıkrasında geçen “diğer” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif
ederiz. Mehmet
Emin Tutan (Bursa) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe Sayın Başkan… BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Kanun tekniğine daha uygun olacağı mütalaa edilmiştir. BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı tasarının 5’inci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan “Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ile Hazine
Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Devlet Bakanı’nın onayı” ibaresinden sonra gelmek
üzere “ve resmi gazetede yayımlanması” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif
ederiz. Mustafa
Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılıyoruz. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe efendim. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Resmî Gazetede ilan şartıyla maddedeki boşluk giderilmiştir. BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (4) fıkrasına aşağıdaki
cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz. Oktay
Vural (İzmir) ve arkadaşları “Santralin devreye girmesini takiben ileriki yıllarda yapılan bu
kesintinin santralın söküm maliyetini karşılamayacağının görülmesi halinde bu
kesinti oranını belirlenecek yıllar ve yüzde dâhilinde yeniden değerlemeye tabi
tutarak ve en fazla %50 artırmaya Enerji Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar
Kurulu tarafından karar verilir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe Sayın Başkan. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum. Gerekçe: Kanunda belirlenmiş kesintinin esası belli değildir. Bunun
maliyeti karışlayıp karşılamayacağı açık değildir. Bu durumda Kanunda
belirlenen miktarın belli esaslar dahilinde yerinde değerlendirilmesi ve her
hâlükârda belirlenen miktarın yüzde 50’sini aşmayacağını temin etmek amacıyla
önerilmiştir. BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı Tasarının 5. maddesine aşağıdaki
fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz. Tacidar
Seyhan (Adana) ve arkadaşları “(7) Santralı kuran şirket, İÇH kaynaklarının yetersizliği
halinde, ek söküm maliyetlerini karşılayacağını taahhüt etmek zorundadır. BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, siz mi konuşacaksınız? KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet. BAŞKAN – Buyurun. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, kurulan nükleer santral eğer sökülürse,
İÇH hesaplarında biriken para söküm maliyetini karşılamıyorsa vergilerle
finanse edilecek ve vergilerden söküm masrafı karşılanacak. Şimdi, yatırımı yapan bir şirket, kârı elde eden şirket, ondan
sonra söküm işini yapacak, onu garanti altına almak için bir hesap açıyoruz,
oraya parayı yatıran şirket. Ama, para yetmezse diyoruz ki vatandaşa dönüp,
senin vergilerinden biz bu söküm maliyetlerini karşılayacağız. Biz, buna karşı çıkıyoruz. Doğru bir uygulama değildir. Bu ülkede
asgari ücretlinin, fakir fukaranın ekmek, peynir, zeytin, süt alırken ödediği
vergilerle, ben, niçin, bir firmanın söküm maliyetlerini finanse edeyim?
Başlangıçta bunu eğer sözleşmeye veya şartnameye koyarsak firma da buna göre
koşullarını belirler, ona göre ihaleye girip girmeyeceğini, daha doğrusu
Bakanlığın belirleyeceği koşullara uyup uymayacağını, teklif verip
vermeyeceğini belirleyecektir. Biz, bu belirsizliği gidermek ve bütçeden kaynak aktarmamak
amacıyla bu önergeyi verdik. Takdirlerinize sunuyoruz. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu. Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (3) fıkrasının aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Oktay
Vural (İzmir) ve arkadaşları “Şirket, TAEK’in yayınlayacağı mevzuat ve ölçütler çerçevesinde
yakıt temininden ve yakıt yüklemesi de dahil olmak üzere yer seçiminden işletme
döneminin sonunda santralın devreden çıkarılmasına kadarki bütün aşamalardan ve
tesis sökülmesinden sorumludur. “ BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural. OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Bu önerge, aslında, bir sorumluluğu belirlerken burada “TAEK’in
yayınlayacağı birtakım ölçütler var” dendi. Bu ölçütlerle şirketin sorumluğu
sadece yakıt temini ve işletme döneminin sonunda santralin devreden
çıkarılmasıyla ilgilidir. Şimdi, peki, işletme sırasında bu ölçütlere uyup
uymayacağı konusunda TAEK’in bu ölçütlere uymayacağına dair, uymaması konusunda
açık bir hüküm vardır; bu, bir boşluktur. Muhakkak surette, bu işletme
sırasında da TAEK’in belirlediği ölçütlere uygun işletme yapması lazım, ölçüm
yapması lazım, test yapması lazım. Bu, çok ciddi bir güvenlik riskidir,
yanlıştır, bu yanlıştan dönülmesi gerekmektedir. Düşünün, yakıt temininde
sorumlu, bir de sökümünden sorumlu! Peki, yakıtı kullanırken, elektrik
üretirken TAEK’in ölçütleri hangi kapsamda belirlenecek ölçüt olduğunu da
bilmediğimiz için, kapsamını da bilmediğimiz için, dolayısıyla TAEK’in
mevzuatıyla sorumlu olduğunu, burada konulmasında büyük bir fayda olduğunu
ifade etmek istiyorum. Bir de, Sayın Bakanım belirtti, açıkçası, tabii benim de Genel
Kurula borcum… Çünkü, dün yaptıkları bir konuşmada, sayın milletvekilimizin,
Sayın Bakanın kullandığı bir kelimeden dolayı bir ısmarlama şeyi çıkmıştı. Daha
sonra, baktığımızda, böyle bir sözün olmadığını gördüm ve Sayın Bakana da
ilettim. Burada Sayın Bakana ilettiğim, bana ait bir sözü kendileri burada ifade
etti, ama benim Meclise karşı olan sorumluluğum gereği böyle bir kelimeyi
kullanmamış, kullanmış gibi göstermiş olduğundan dolayı yüce heyetten ben özür
dilerim. Tabii doğru bilgi vermemiz lazım. Bizim, Enerji Piyasası Düzenleme
Kurulunun usul ve esasları belirlemesi gerekir ile ilgili bir önerge verdiğimiz
zaman Sayın Bakan “var” dedi, Komisyon da “var” dedi. Değerli arkadaşlarım, bakınız, 3’üncü maddenin son fıkrasında
diyor ki: “EPDK tarafından, sözleşme imzalaması uygun görülen şirketle ilgili
mevzuat çerçevesinde lisans verilir.” Değerli arkadaşlarım, bu Meclise doğru bilgi vermek zorundayız.
Lisansla, satışıyla ilgili usul ve esaslarda Enerji Piyasası Düzenleme
Kurulunun görüşünü almak arasında hiçbir illiyet bağı yoktur ve siz oradan
“Var” dediniz. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Lisans onun için veriliyor. OKTAY VURAL (Devamla) – Doğru değil… Bu doğru değil… Doğru değil. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Onun için veriliyor lisans. OKTAY VURAL (Devamla) – Olmayan bir hususa “Var” dediniz. Yani,
olmayan bir hususa “Var” dediniz. Ben size söylüyorum: Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu, toptan ve perakende satış şirketlerinin piyasaya girişini,
tarifelerle ilgili düzenlemeleri yapar. Siz dediniz ki: “Var” yok… “Lisans
verilir” sadece var. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Niçin verilir? OKTAY VURAL (Devamla) – Yani… BAŞKAN – Sayın Vural, devam eder misiniz siz. OKTAY VURAL (Devamla) – Bilmiyor musunuz, bana soruyorsunuz. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Bilmiyorum. OKTAY VURAL (Devamla) – Bilmiyorsunuz… O zaman yanınızda varsa onlara sorun, Müsteşara sorun. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Onlar diyorlar ki… OKTAY VURAL (Devamla) – Yani, lisans vermek sadece TAEK, TETAŞ’la
bu şirket arasındaki sözleşmedir. Bizim söylediğimiz, TETAŞ’ın toptan ve
perakende satış şirketlerine satışıyla ilgilidir. Arasında hiçbir ilgi yoktur.
Böyle bir kanun olur mu? Olmayan bir şeye “var” diyorsunuz. Burada,
gerektiğinde yanlış kullanılan bir sözden dolayı, gerektiğinde Meclise yanlış
bilgi verdiğimizden dolayı bunu geri almasını biliriz ama bu Meclise doğru
bilgi vermeniz gerekir. Biz kanun yapıyoruz burada. “Derme çatma” dediğimiz
zaman… Bunu da bilmiyorsanız ne desin, başka, milletvekilleri? “Derme çatma”
yerine “Çatma derme” mi diyelim? KAMER GENÇ (Tunceli) – Biraz hafif konuşuyorsun. Biraz daha ağır
konuş! (Gülüşmeler) OKTAY VURAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, bir: İşletme
sırasında ciddi ölçütlere uyum açısından sıkıntı vardır, bunun doldurulması
lazım. İkincisi de, muhakkak surette Sayın Bakan ve Komisyonun, benim
ifade ettiğim “TETAŞ’ın bu elektriği satacağı toptan ve perakende satış
şirketleriyle imzalanacak olan usul ve esasları belirleyecek hususlarda
EPDK’nın görüşü alınacaktır.” hususunun, “var” dedikleri hususun olmadığını
yüce Meclisle paylaşmalarını istiyorum. Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU
BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, küçük bir açıklama yapabilir
miyim? BAŞKAN – Yerinizden bir açıklama yapabilirsiniz. SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkanım, EPDK’nın TETAŞ’la
yapmış olduğu lisans anlaşmasında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu olduğu
için, enerji piyasasındaki fiyatlarla alakalı düzenlemeyi tanzim etmek üzere,
satış koşullarıyla tanzim etmek üzere, şartları olumlu olursa lisans veriliyor,
yoksa lisans verilmiyor. Lisans verme işleminde bütün bunlar müzakere edildiği
için, bu, bunun içerisinde mündemiç. Ayrı bir ifadeye onun için gerek görmedim.
Yoksa, arkadaşımızın hassasiyetine biz de aynen katılıyoruz, onun için “var”
dedik. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan. OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, yine yanlış anlama var.
“TETAŞ’la bu şirket arasında lisans verilir.” deniyor. Bizim dediğimiz bu
satışla ilgili usul, esaslardır. BAŞKAN – Efendim, soruyu bana mı soruyorsunuz, Komisyona veya
Hükûmete mi soruyorsunuz? Ben mi cevap vereyim? OKTAY VURAL (İzmir) – Yerimden bir açıklama yaptım efendim belki
siz daha iyi bilirsiniz diye. BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Önerge işlemleri tamamlanmıştır. Şimdi, kabul edilen önergeler doğrultusunda 5’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. 5’inci madde kabul
edilmiştir. 6’ncı maddeyi okutuyorum: Kamu iştiraki ve yatırımı MADDE 6- (1) Bu Kanundan yararlanmaya hak kazanan şirket ile bir
iktisadî devlet teşekkülü, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi
Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde iştirak ilişkisi
kurabilir. (2) Bakanlığın görev vermesi halinde kamu şirketleri bu Kanun
kapsamındaki santralları yapabilir, yurt dışında benzer yatırımları yapabilir
veya yatırımlara iştirak edebilir. Bu amaçla Bakanlar Kurulunca, yurt içinde
veya yurt dışında santral kurmak, kurdurmak, işletmek ve/veya işlettirmek ve üretilen
elektriğin satışını yapmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi şirket kurulmasına
karar verilebilir. Bu kapsamda kurulacak şirkette özel sektör şirketlerinin
hisse sahibi olmasına izin verilebilir. Kurulacak şirketin denetimi 2/4/1987
tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük
Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre yapılır. BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına
Kayseri Milletvekili Sayın Şevki Kulkuloğlu. Buyurun Sayın Kulkuloğlu. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Değerli
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kanun’un 6’ncı maddesi hakkında Cumhuriyet
Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım,
hepinizi saygıyla selamlıyorum. 6’ncı maddeyle ilgili sözlerime başlamadan önce, Sayın Komisyon
Başkanımızın hekimliğimle ilgili söylediği sözlere değinmek istiyorum. Ben,
Sanayi Komisyonunda bir milletvekili ve sanayici kimliğimle bulunuyorum. Tabii
ki, benim bir hekim kimliğim de var, sanırım Sanayi Komisyonunda başka hekim
olan arkadaşımız da yok. Komisyon üyesi arkadaşlarımız ihtiyaç duyarlarsa hekim
kimliğime, onu da burada devreye sokabilirim. Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Böyle bir şey demedim. MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu
maddenin ilk fıkrasında, kanundan yararlanmaya hak kazanan şirket ile bir
iktisadi devlet teşekkülünün iştirak ilişkisi kurabileceği düzenlenmiştir. Hemen ikinci fıkrasındaysa, bakanlığın görev vermesi halinde kamu
şirketlerinin bu kanun kapsamındaki santralleri yapabileceği ve kamu tarafından
yapılan bu santrallerin, sonradan hisselerini özel sektöre devredebileceği
düzenlenmektedir. Değerli arkadaşlar, bu maddeyle Kanun bütüncül şekilde
düşünüldüğünde, nükleer güç santralleri ya bir özel sektör şirketine Kanun’un
3’üncü maddesindeki prosedürle verilecek yahut Kanun’un 6’ncı maddesinde
belirtilen kamu sektörü şirketleriyle özel sektör şirketleri arasındaki iştirak
ile kurulabilecektir yahut bakanlığın verdiği görev ile bu güç santralleri kamu
şirketi tarafından kurulacaktır. Hemen burada 3’üncü madde hakkındaki bazı hususlara dikkatinizi
çekmeyi uygun bulmaktayım. Kanun’un 3’üncü maddesinde “Şirketin ve/veya
şirketlerin seçimi bakanlık tarafından kanunda belirtilen usulle yapılacaktır.
Şirketlerden istenilen ölçütler, kanun yürürlüğe girdikten sonra bir ay
içerisinde TAEK tarafından yayınlanır. Yarışmaya katılacak şirketlerde aranacak
şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, altyapıya yönelik
teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak enerjinin
miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları Kanun
yürürlüğe girdikten sonra bir yönetmelikle iki ay içerisinde belirlenecektir”
denmektedir. Bu yönetmelik yayınlandıktan sonra en geç bir ay içerisinde teklif
almak üzere TETAŞ tarafından ilana çıkılacaktır. Bu prosedürün karışıklığı karşısında, muğlaklığı, şirket seçimi
hususunda Kanun’un vahim durumda olduğunu göstermektedir. Bir de dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus ise bu
prosedürde işleyen sürelerdir. Bu süreleri aklıselim şekilde okuyunca, aklıma
bir soru gelmektedir: Bu acele neden? Nükleer santral kurma konusunda bizi atlı
mı kovalamaktadır? Birilerine söz mü verilmiştir? Madde incelendiğinde “Tanım” maddesinde de belirttiğimiz bir
hususu açmak gerekecektir. Kanun’a son değişikliklerle bir de “TETAŞ”
eklenmiştir. Acaba TETAŞ’a verilmiş bu yetkileri kullanabilecek durumda bir
kuruluş mudur? Bunun önemle düşünülmesi gerekmektedir. Değerli arkadaşlar, konuştuğumuz 6’ncı madde hakkında bir önerge
verdik. Önergemizde Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesine uygun olduğunu
düşündüğümüz bir düzenleme teklif ettik. Kanun’un ikinci fıkrasında Bakanlığın
görev vermesi hâlinde kamu şirketlerinin santral yapmasına, yurt dışındaki
benzer yatırımları yapmasına veya iştirak etmesine imkân sağlanmıştır. Bu
konularda Bakanlar Kurulunun özel hukuka tabi şirket kurulmasına karar
verebilmesi düzenlenmiştir. Bu şirketlere “özel sektör şirketlerinin hisse
sahibi olmasına izin verilebilir” hükmü getirilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı bu maddeyi uygun bulmama gerekçesinde bu hisse
devrinin bir özelleştirme olduğunu ifade etmiş, özelleştirmenin de, Anayasanın
47’nci maddesi uyarınca özelleştirme usulünün Kanun’da açıkça belirtilmesi
gerektiğini belirtmiştir. Biz bu hususta arkadaşlarımızla bir önerge verdik.
Önergemizde özelleştirme usulünün 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Kanunu’na tabi olması gerektiğini belirttik. Kanun’un bu kısmındaki eksikliğin
bu şekilde doldurulabileceği ve Cumhurbaşkanının belirttiği hususun bu konu
olduğunu düşünmekteyiz. Değerli arkadaşlar, Kanun’un 6’ncı maddesinde endişe duyduğum bir
diğer kısım ise, güç santrallerinin sökülmesi hususunda toplanacak olan fon ile
zararın karşılanamaması durumunda yüzde 25 hazine üzerine bırakılan zarardır.
Eğer bu, yüzde 25 ile de karşılanamazsa “Şirket üzerine bırakılacaktır.”
hükmüyle 6’ncı maddede belirtilen kamu şirketi-özel şirket iştirakinin bu
zarara nasıl katlanacağı hususudur ki, mantıklı olanı, iştirakler oranında bu
zarara katlanmalarıdır. Ancak beni lütfen dikkatle dinlemenizi rica ediyorum. Özel şirket
tarafından kurulmuş olan bir santral ömrünü doldurmaya yaklaşırken, hani sizin
bugün sahip olduğunuz çoğunlukla her şeyi geçirdiğiniz gibi, böyle bir çoğunluk
hükûmeti gelir ise, hükûmetin ve bakanlığın görev vermesi hâlinde, bir kamu
şirketinin tamamen ya da çoğunlukla bu nükleer santraldeki şirkete iştirak
etmesi durumunda ne olacaktır? O zaman, bakanlığın ya da hükûmetin kararıyla,
özel şirketin üzerindeki söküm masrafı alınmış olacak, siyasi amaçlarla kolayca
kullanılabilecek, bu gibi aşılabilecek düzenlemelerle ülkeye yük
getirilecektir. Nükleer güç santrallerinin kurulması gibi önemli bir Kanun’da
bunun bulunmasını bir talihsizlik olarak nitelemekteyim. Eğer ülkemizin bu
kadar rahat kullanılabilecek, israf edilebilecek kaynakları var ise, o zaman
sormak istiyorum: Neden 137 bin esnafın defterlerine bir günde bankalarda el
koydunuz da hepsini haciz durumuna getirdiniz? Bunu, mutlak ve mutlak
cevaplandırılması gereken bir soru olarak görüyorum. Madem kamunun kaynağı bu
kadar fazla, o zaman neden bütçenin açığı 15 katrilyona bu yıl, 18 katrilyona
yaklaşık gelecek yıl ulaşmakta? Neden dış ticaret açığımız, cari açığımız,
ödemeler dengemiz bir zafiyete dönüşerek giderek büyümekte, uygulanan düşük
kur, yüksek faiz politikasıyla sanayicimiz, ihracatçımız cezalandırılmakta,
istihdamın artırılması düşünülürken her gün binlerce işsiz sokaklara
dökülmektedir? Esas, bu sorunun cevabı verilmesi gerekir. 6’ncı madde, değerlendirdiğim söz konusu Kanun, kanun tekniği,
içerik açısından eksik ve hatalıdır. Bu eksikliğin nedeni Hükûmetin etkin ve
ayakları yere basan bir enerji politikasının olmamasından kaynaklanmaktadır.
Taslak metinden bu yana durmadan değiştirilen bu kanun tasarısı, Hükûmetin bu
konuda zihninin bulanıklığının en büyük kanıtıdır. Kanun’un en tehlikeli yanı,
Hükûmetin bunu alelacele çıkarmaya çalışmasıdır. Bu Kanun’dan önce çıkarılması
gereken yasal düzenlemeler yapılmadan, bu düzenleme, alelacele Genel Kurula
inmiştir. Bu da, Hükûmetin sanki gizli niyetleri olduğu kanaatini insanda
uyandırmaktadır. Son olarak diyorum ki, amaç konusunda eksikleri olan bu Kanun’un
kabul edilmemesi gereği ortadadır. Bu nedenle, söz konusu Kanun geri
çekilmelidir. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kulkuloğlu. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın
Cemalettin Uslu. Buyurun Sayın Uslu.(MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA CEMALETTİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kanun’un
6’ncı maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış
bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, ilk ticari
nükleer reaktör 1950 yılında çalışmaya başlamıştır. 31 ülkede 441 nükleer güç
santrali bulunmakta. Baz yük güçte çalışan nu reaktörler dünya elektrik
üretiminin yüzde 16’sını, yüzde 17’sini karşılamakta, 284 araştırma reaktörü 56
ülke tarafından kullanılmakta ve yaklaşık 220 reaktör de uçak gemileri ve
denizatlılarında kullanılmaktadır. Farklı ülkelerde bulunan nükleer güç santrallerinin enerji
ihtiyacını karşılama yüzdelerine baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri’nin
104 tane nükleer güç santraliyle enerji ihtiyacının yüzde 20’sini, Fransa’nın
59 nükleer güç santraliyle enerji ihtiyacının yüzde 78’ini, Belçika’nın 7
nükleer güç santraliyle enerji ihtiyacının yüzde 55’ini karşıladığını
görmekteyiz. Bildiğimiz gibi, önümüzdeki yirmi yılda dünyada enerji ihtiyacı ve
özellikle temiz olarak üretilen elektrik enerjisine olan ihtiyaç artacaktır. Bu
açıdan konuya yaklaştığımızda, nükleer güç reaktörlerinin dünya elektrik
ihtiyacının yüzde 16’sını, OECD ülkelerinin yüzde 24’ünü ve AB ülkelerinin de
yüzde 35’ini karşıladığını görmekteyiz. Nükleer reaktörler olmaksızın baz gücün hemen hemen hepsi fosil
yakıtlardan üretilmek zorunda kalınacaktır. Biliyoruz ki, elektrik kullanımının
kişi başına dünya ortalaması 2.500 kilovat iken, Türkiye’de elektrik kullanımı
kişi başına 2.100 kilovat, OECD ülkelerinde ise bu ortalama 8.900 kilovattır.
Bu ifadeyle, elektrik kullanımımızın dünya ortalamasına yaklaşacağını
söyleyebiliriz. Fakat, biliyoruz ki, hidroelektrik santraller baz gücü sağlamak
için kullanılmamaktadır. Nükleer reaktörlerin en önemli avantajı, fosil yakıt kullanan
teknolojilere göre elektrik üretim maliyetinin ucuz ve çevresel etkilerinin
daha az olmasıdır. Nükleer santrallerin avantajlarından bir diğeri de, birim
üretim maliyeti içindeki yakıt maliyeti oranının düşük olmasıdır. Türkiye enerjide dışa bağımlı ülkeler kategorisinde yer alıyor.
Fosil yakıtları bağımlılığın yüzde 70’e çıkması, nüfus artışı yüksek olan
Türkiye için büyük risk oluşturuyor. Bildiğimiz gibi ülkemiz, nükleer enerjinin ham maddesi olan
uranyum ve toryum bakımından belirli bir kaynağı sahiptir. Türkiye’de tesadüfen
bulunmuş uranyum rezervi 10 bin ton civarında ve görünür toryum rezervi de 380
bin tondur. Değerli milletvekilleri, nükleer teknoloji günümüzde gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelerde ve bizim ülkemizde, tıpta, endüstriyel ve askerî
alanlarda araştırma geliştirme çalışmalarında kullanılan birçok izotopun
üretilmesinde ve dünya elektrik gereksiniminin yüzde 17’sini karşılamasına
rağmen ülkemizde elektrik üretiminde kullanılmamaktadır. Nükleer santraller fosil yakıtlı santrallere oranla göreceli
olarak daha yüksek inşaat ve yatırım maliyeti gerektirmektedir. Biliyoruz ki,
nükleer enerjinin, enerji programının ilk aşamalarında ihtiyaç duyulan
organizasyonların kurulması için ilave yatırımlar ve ekstra maliyetler söz
konusu olacaktır. Bununla birlikte, nükleer enerji santralleri uzun vadede
elektrik üretim fiyatlarının kararlılığının korunmasında ciddi katkılar
sağlayacaktır. Saygıdeğer milletvekilleri, nükleer teknoloji elektrik enerjisi
üretmenin yanı sıra, ısı, hidrojen üretimi, deniz suyundan tatlı su üretimi,
radyoizotoplar gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Nükleer teknoloji, bilgi ve
deneyim gerektiren, kalite temini ve güvencesi kültürüdür. Bütün bu olumlu
ifadelerin değerlendirilmesinde, nükleer güç santrallerinin önemi ve ihtiyacı
bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Ancak, özümsenmiş standartlar ve sorunlardan
arındırılmış bir teknolojiyi, nükleer mühendislik mezunu, tüm mühendislik
disiplinlerinden mezun, yetişmiş insan gücüne olan ihtiyacı, güvenlik, çevre
kültürü eksiklikleri, toplumsal duyarsızlık, Çernobil deneyimi, kullanılmış
yakıtların depolanması gibi olumsuzlukları da göz ardı etmememiz gerekir. Diğer taraftan, Tasarı’nın 6’ncı maddesinde belirtilen konularla
ilgili olarak, kamu tarafından kurulacak olan şirkete özel sektör şirketlerinin
sonradan ortak olmasının kamu hissesi devri anlamına gelebileceği için bir
özelleştirme işlemi olduğunu, keyfî uygulamalara açık olan bu düzenlemenin,
kamunun çıkarlarını koruyan önlemlerin alınmasını gerekli kıldığını, özel
şirketlerle ortaklığın hangi mevzuata göre yapılacağının
belirginleştirilmesinin gerekli olduğunu belirtmek isterim. Ayrıca, Kanun, kamunun kuracağı şirketin faaliyet alanı yurtdışını
da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ancak, bu kamu şirketine ortak olacak
şirketin tespitine ve uygunluğuna dair kriterler belirlenmemiştir. “Sadece bu
kapsamda kurulacak şirket ile özel sektör şirketlerinin hisse sahibi olmalarına
izin verilebilir.” denmektedir. Yukarıda ifade ettiğim gibi, bu izin uygulaması
ne şekilde olacaktır? Bununla beraber, nükleer santrallerin kurulduktan sonra
denetimi konusunda da gerekli ve yeterli altyapı çalışmasının yapılmasının da
önemli olduğunu ifade etmek isterim. Değerli milletvekilleri, nükleer güç santrallerinin kurulması ve
işletilmesi konusundaki eleştirilerimi bilgilerinize sunuyor, sizleri
saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uslu. Şahısları adına ilk söz Kayseri Milletvekili Sayın Taner Yıldız’a
ait. Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar) TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii,
6’ncı maddede, özellikle kamu ve özel şirketlerin statüsünü netleştiren,
belirleyen bir konudan bahsediyoruz. Özellikle, bahsettiğim gibi, bunların
temelinde bir model arayışı yatmaktadır. Yani, ister özel sektör özel hukuk
hükümleriyle, ister özel artı kamu özel hukuk hükümleriyle veya özel sektör hiç
bu Kanun’a tabi olmaksızın böyle bir müracaat yapabiliyor. Bunların da
temelinde, aslında bütün bu elektrik işlerinin, yatırımlarının
kredilendirilmesiyle alakalı bir usul arayışı yer almaktadır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de zaman zaman olmuştur ve temel
bir modele oturtma arayışı devam etmiştir. Özellikle Sayın Turgut Özal’ın
Almanya ziyareti sırasında, 1984’te nükleer santrallerin imalatçı firmalarla
oluşturulacak bir ortaklık vasıtasıyla kurulması, on beş yıl süreyle
işletilmesi ve tüm borçların enerji satışlarıyla, tarife yoluyla tekrar geri
ödenmesinden sonra devredilmesi tarzındaki bir öneri nükleer santral projesine
yeni bir boyut kazandırmıştır ve ilgili Alman firması, TEK’le beraber, diğer
imalatçı firmaların da iştirakleriyle kurulacak bir ortaklığın tüm teknik
sorumluluğunu, tesis ve on beş yıllık işletmenin üstlenilmesini kabul etmiş,
fakat tesisin mülkiyetinin TEK’e ait olmasıyla beraber de ortaklığın TEK adına
ve hesabına yönetiminin üstlenilmesi ve sağlanacak finansmana devletçe garanti
verilmesi hususlarında ısrar etmiştir. O zamanki TEK tarafından, yalnızca
üretilecek enerjinin alımı, fiyatı, borç taksitleri ve kâr payının yurt dışına
transferi konusunda garanti verilebileceği, bunun dışında ise herhangi bir
garanti verilemeyeceği söylenmiştir. Tabii, bu ise tesisin gecikmesi ve
arızalanması halinde, ilgili firma tarafından borç taksitlerinin bir bölümünün
istenmesi üzerine de 1985 yılında görüşmeler durdurulmuş. Yine bir başka
firmayla 1985’den itibaren tekrar görüşmelere davet edilmiş ve ilgili yılın
ağustos ayında bir protokol imzalanmış ve bu protokole göre de kurulacak
ortaklıkta yüzde 40 ile TEK’in payının, yüzde 60 ile de ilgili firmanın, iç ve
dış finans dünyasındaki yatırımcılarla beraber veya enerji yatırımcılarıyla
beraber bir ortaklık temin etmeleri sağlanmış ve TEK’çe temin edilecek
finansmanın Türkiye ve geri kalan yüzde 60’lık finansmanın da Kanada tarafından
temin edilmesiyle alakalı bir öngörü yapılmış. Ortaklık ana sözleşmesi, uygulama anlaşması ve enerji satış
sözleşmesi taslakları hazırlanmış ancak Kanada Hükûmeti, ön protokole bağlanan
bu şartlarla beraber finansmanın yüzde 60’ını garanti etmeyi kabul etmemiş,
bundan sonra da 1986 yılının sonlarında da tekrar bu model bir nevi suya
düşmüş. Şimdi, bütün bunlar aslında, şu anda Bakanlığımızın yaptığı,
sağlam bir model tespit edip onun üzerinde özel sektör iştirakçilerinin
herhangi bir mazeretinin kalmayacağı bir ortam oluşturması ve bunu sağlarken de
özellikle piyasanın serbestleşmesini engellemeden yapılması lazım. Tabii, burada bir ithamla karşı karşıya kalma durumu var, o da:
“Her isteyenin dediği şekliyle mi bunlar yapılacak yani isteyen firma istediği
modeli mi buraya oturtacak?” Bence, her isteyenin istediği değil ama
isteklerinin dikkate alındığı bir model olduğu muhakkak. Çünkü, biraz önceki
konuşmamda da belirttiğim gibi, bu, devlet imkânlarının, yine aynı şekilde
devlet arzını garanti altına almak adına makul şartlarda paylaşılma işidir. O
açıdan, ister serbest alım garantisiz olsun -yalnız başına yaptığı- isterse
alım garantili olsun -yine yalnızca firmanın gerçekleştirdiği- isterse de alım
garantili ama kamu artı özel beraber olduğu bir model arayışına girilmiştir. Burada tersinden düşünme imkânımız da vardı. Nedir o? Öncelikle,
kamu, bu hisseleri, kamu hisselerini özel sektöre açmak yerine, belki de kamu
sektörünün, bir nevi limitet veya bir anonim şirketin kendisini belki de
yönlendirmek, pazara sokmak imkânı da olabilirdi. Bu da tersinden bir model
arayışı demektir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Yıldız. TANER YILDIZ (Devamla) – Şunu söylemek mümkündür ki: Her iki halde
de normalde enerji sektörü için arz açığını kapatmaya yönelik böyle bir basic
yükün, bir temel yükün, bir baz yükünün oluşturulması için nükleer enerji
santralinin kurulmasıyla alakalıdır. Bu açıdan, inşallah, başarılı olmasını hep
beraber ümit ediyoruz. Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldız. Şahısları adına ikinci sırada, Kütahya Milletvekili Sayın Hüsnü
Ordu. Buyurun Sayın Ordu. (AK Parti sıralarından alkışlar) HÜSNÜ ORDU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
şahsım adına 6’ncı maddede söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Bu nükleer enerji tasarısıyla ilgili, yapacağımız bu kanunla
ilgili, bu işin arka planında 2001 yılında çıkan ve şu anda Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu tarafından 4628 sayılı Kanun’a göre serbest rekabet şartları
içerisindeki bir fiyat politikasıyla düzenlenen kanunla beraber ve bu Kanun’dan
evvelki duruma baktığımızda, Türkiye şöyle bir ikilem yaşamıştır: Bu Kanun’dan
evvel, 2001’den evvel, “yap-işlet, yap-işlet-devret, işletme hakkı devri, 3096,
3996” gibi Türkiye’nin enerji sektöründe, üretiminde birtakım yasalar
çıkarılmıştır ve bunlar, dönemin hükûmetlerince uygulanmaya çalışılmıştır.
Kusurları olmuştur, artıları olmuştur. Kusurları olanları, zaman zaman Genel
Kurulda görüşüyoruz. Avrupa Birliği sürecinde, 4628 sayılı Yasa’yla beraber,
artık, hazine garantisi olmayan, bir alım sözleşmesi olmayan, serbest rekabet
şartları içerisindeki bir düzenlemeyle yeni yatırım ihtiyacı kanunla
belirlendikten sonra, piyasada kamuyla ve özel sektörle, hukukçularla ve
yatırımcılarla ilgili bir kafa karışıklığı olmuştur. Bunun ana nedeni şudur:
Kanun diyor ki, bu yatırımları özel sektör yapacak, kamu yapmayacak. Kamunun, değerli arkadaşlar, şu anda, zaten, yıllık 4-5 milyar
dolarla enerji arzına katkı yapılması gerektirilen bir durumda -bütçeler
ortada, kaynaklarımız ortada, uyguladığımız mali disiplin ortada- bunları
yapmasının hiçbir mümkünatı, imkânı yoktur. Peki, yasa ne diyor? “Özel sektör” diyor. Peki, özel sektör ne
yapacak? Acaba, Türkiye’deki özel sektör veya yabancı da gelse buraya, bu
boyuttaki bir yatırım ihtiyacını karşılayabilecek bir öz sermaye ve finansmanı
nasıl temin edecek? Bu konunun özünde tümüyle yatan, meselenin ana noktası
buradadır. Bu sebepten dolayı, bugüne kadar yenilenebilir enerjide veya bugün,
bu Genel Kurulda görüştüğümüz Nükleer Enerji Tasarısı’nda, 4628 sayılı Kanun’un
yatırımcılar açısından geçirdiğimiz süreçte, öz sermaye eksikliği, finansman
teminindeki gösterilen güçlüklerden dolayı, bugün, bu düzenlemeyle rüzgâr
enerjisiyle kurulacak bir yenilenebilir enerjide bile yapılamayan yatırımlar,
yatırımcılar için bir yasa çıkardık. Orada teşvik modelleri getirdik. Bu işin özünde, bu taslakta, yapılan ihale sonucunda ihaledeki en
uygun fiyatı veren TETAŞ -daha sonra diğer yasal düzenlemelerde yaptığımız
gibi- perakende satış ve toptan satış şirketleriyle, burada yaptığı ikili
anlaşmalarla bu yatırımın yapılabilecek bir anlaşmayla, yani bir sözleşme
çerçevesindeki, bir anlamda hazine garantisinin dışında finansman teminine
kolaylık getirebilecek bir modelle bu yatırımın yapılması öngörülüyor. Ayrıca bu tasarıda, sadece özel sektör değil, tabii yatırımın
büyüklüğü de nazarıdikkate alındığında, TAEK diyor ki yazdığı birtakım
önerilerde, görüşlerde: “Bir ünitenin 600 megavattan daha düşük olmaması
lazım.” Böyle bir ifade var. Kabaca bir hesap yapsak, bir ünite sadece, bugün
1,5-2 milyar dolar. Şimdi, bu kaynağın bulunabilmesi için, buradaki amaç -bu
tasarının içerisinde- muhtemelen özel sektörle de kamunun bir modelle bir işbirliği
yapılması hesabı yapılıyor. Sonuçta, bu tasarının haricinde, kanaatimce eksikliğimiz, yerli
kaynaklara yönelik de buna benzer usullerle yeni bir teşvik modelinin
getirilmesi ihtiyacı var. Burada, bunu ifade edebilirim. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlayın. Evet, buyurun Sayın Ordu. HÜSNÜ ORDU (Devamla) – İnşallah, önümüzdeki dönemde, özellikle baz
yüklü santrallerle ilgili kömür ve büyük hidrolik santrallerinden, yerli
kaynaklara yönelik, millî kaynaklarımıza yönelik, ulusal kaynaklarımıza yönelik
bir model kurumlarımız ve Bakanlığımız düzenlerse, bu meselede eksik olan
yönümüzü de tamamlamış oluruz diyorum inşallah. Bu Yasa’nın, ülkenin, geliştirilmeye çalışılan bu modelin,
inşallah, bu önümüzdeki süreçte bunun yapılmasını öngören bir model olmasını
diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ordu. Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır. Soru ve cevap işlemine başlıyoruz. Buyurun Sayın Öztürk. ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakanım, Elektrik Mühendisleri
Odasının milletvekillerine gönderdiği mektupta, nükleer enerji pazarlığının
kimlerle, kimin için yapıldığının açıklanması istenmektedir. Gerçekten, böyle
bir pazarlık var mıdır varsa hangi şirketle yapılmıştır? İkincisi: Güvenlik ve atık sorunu çözümlenememiş bir teknolojinin,
ülkemiz yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin ve verimli bir
şekilde değerlendirilmeden, yeni hükûmetin kurulmasıyla birlikte, alelacele
Meclisin ilk gündemine getirilmesinde acaba uluslararası nükleer lobilerinin ve
emperyalist şirketlerin bir dayatması var mıdır? BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk. Buyurun Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, o kadar muğlak, uygulamasında
uygulamacıların o kadar büyük bir sıkıntı çekeceği bir Kanun getirildi ki.
Şimdi, tabii hep böyle aceleyle gidiliyor. Mesela, 5’inci maddede: “Santralı
kuran şirketler, yıllık gelirinin yüzde birini araştırma ve geliştirme
faaliyeti için ayırmak zorundadır.” Bu parayı nerede muhafaza edecek? Şirket
kendi bilançosunda mı muhafaza edecek yoksa bir fondan mı tahsil edilecek?
Bunlar, hep ileride problem olacak şeyler. Şimdi, burada Bakanlar Kurulunun verdiği kamu şirketlerine özel
şirketlerin de ortak olması sağlanıyor benim anladığım kadarıyla. Tabii
Komisyon ne diyor… Şimdi, bu bir nevi Anayasa’nın 47’nci maddesine göre
özelleştirmedir. Bu özelleştirme hangi şartlarda yapılabilir? Bu kamunun
kurduğu şirketlere yap-işlet-devret veyahut da yap-işlet metoduyla mı bu özel
şirketler ortak olacak? Yarın, öbür gün, yani bir bakan baktı ki bir şirket
kuruldu… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç. Buyurun Sayın Tütüncü. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Aslında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yıllardan beri bir
şeyi savunduk kamu girişimciliği konusunda, dedik ki: “Özelleştirme bir amaç
değildir, ekonominin daha güçlü kılınması açısından uygulanacak araçlardan,
politikalardan biridir.” Yıllardan bu yana AKP olarak buna karşı çıktınız ve
kamu girişimciliğine ideolojik bir yaklaşımla baktınız ve tasfiyeye yöneldiniz.
Şimdi geldiğimiz nokta, kamu girişimciliği. Hoş geldi. Şimdi, buradan şuraya gelmek istiyorum: Demek ki, Türkiye’nin
gereksinimleri, ihtiyacı kamu girişimciliğini de zorunlu kılar, çünkü 50’li
yıllarda öyle oldu. Buraya, şimdi kamu girişimciliğine geldik. Sorumu soruyorum: Acaba, önümüzdeki dönemde de AKP, yıllardan bu
yana sürdürdüğü bu ideolojik tavrını başka konularda da bırakacak mıdır? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tütüncü. Buyurun Sayın Yunusoğlu. SÜLEYMAN LATİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Aslında benim sorum 5’inci maddenin lisanslama konusuyla
ilgiliydi, vakit elvermediği için soramamıştım, şimdi arz ediyorum: Türkiye
Atom Enerjisi Kurumu, lisanslama faaliyetlerini yürütecek şekilde, kendi iç
yapılanmasını mevzuatına uygun şekilde oluşturabilmiş midir? Eğer
oluşturamamışsa, bu konuda ne tür çalışmalar yapılmaktadır, öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yunusoğlu. Buyurun Sayın Taner. RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakanım, biraz önce sormuştum, 51 no
ile bahsettiğim şey: Elimde belgesi var, diyor ki, ihalede usulsüzlük yapan ve
yasalara aykırı olarak sözleşmeli çalıştırılan personelle ilgili, kurumdan
uzaklaştırılan kişilerin üst görevlere getirilmesiyle ilgili, KPDS sınav sonucu
olmayan kişilerin kuruma alınmasıyla ilgili, sendikalı personelin arasında
ayrımcılık yapıldığıyla ilgili… Sayın Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanıyla
ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının istemiş olduğu soruşturma iznini,
24/4/2006 tarihinde soruşturma iznini reddetmişsiniz. Onu sormuştum, herhâlde
cevaplarsınız. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taner. Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok efendim, bitti zaten, süre bitti. BAŞKAN – Süremiz doldu, tamam. Sayın Bakanım, buyurun, cevap verme süreniz başlıyor. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Önce
Sayın Öztürk’ten başlayayım. Bu, zaman zaman, Elektrik Mühendisleri Odası
-başka mühendislik odalarında değil ama- kendi sahasında, kendi lehine
olabilecek konularda bile bazen çok farklı, ideolojik diyebileceğim
yaklaşımlarda bulunuyor. Bunu ben başkanıyla da üyeleriyle de görüştüm. Ben
toplantılarına da katılıyorum, hem demokratik bir ortamda tartışalım,
açıklayalım diye. Nedense böyle bir yaklaşımı var ve buna diğer bazı üyeler de
katılmıyor. Ama, böyle bir davranışı var, yaklaşımı var ve zaten siyasi
yaklaşımlarını da ispatlayabilecek tercihlerini de ortaya koyabiliyorlar bazen.
O detaya girmek istemiyorum. Ancak, şunu söyleyeyim: Nükleer enerji gibi -Türkiye’nin madem bir
enerji ihtiyacı varsa- enerji kaynaklarından biri, daha fazla elektrik
mühendisinin çalışmasını gerektirecek bir sahaya, meslek mensuplarının lehine
olabilecek konularda dahi bazen ideolojik tercihleri öne çıkıyor. Ben de bir mühendis odası mensubuyum, yani Türkiye Mühendis
Mimarlar Odasına mensubum. Mesela bakıyorum, diğer odalar bunu yapmıyor ama
Elektrik Mühendisleri Odası bunu yapıyor. Belki de bu muhalefet boşluğunu
gördüğü için yapıyor ve bundan dolayı da ben, hatta şunu da söyledim: Keşke bir
siyasi parti niteliğinde olsa da biz de onlarla daha iyi, daha sağlıklı
tartışmalar yapabilsek diye. KAMER GENÇ (Tunceli) – Memlekette iktidar boşluğu var, iktidar boşluğu;
muhalefet boşluğu yok. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Şimdi, ikinci olarak güvenlik konusunda… Alelacele diye hep burada, zaman zaman
ifade ediliyor. Nükleer enerji konusundaki çalışmalar otuz, kırk senedir devam
ediyor. Burada alelacelelik yok. Hatta burada gecikme var. Biz bunu telafi
etmek istiyoruz. Aceleyle sürati karıştırmamak lazım. Biz acele hareket
etmiyoruz, süratli hareket ediyoruz. Aradaki farkı çok iyi ayırt etmek lazım ve
bunu yaparken de bilimsel ve teknolojik olarak da bütün gereklerini yerine
getiriyoruz. Onun dışında, burada, Sayın Genç’in bir sorusu var, “hesap
meselesi nasıl olacak” diye. Bunların hepsinin tarifleri ortaya konmuş. Bu, bir
özelleştirme değil. Şirketlerin ortak olma usulleri, hem Türk Ticaret
Kanunu’nda ifade ediliyor hem de ayrıca KİT’lerin yapısında bunlar netliğe
kavuşmuş vaziyette; YPK kararları var, bununla ilgili diğer yönetmelikler var,
ona göre hareket ediliyor. Sayın Tütüncü’ye gelince, burada “kamu girişimciliğine hoş
geldiniz” diyorsunuz ama… Biz, bunu yapmak kararında olduğumuz için bir tercih
sırasına koyduk. Tercihimiz özel sektördür, olmadığı takdirde kamu özel ortak
girişimidir. Onun dışında, eğer o da olmazsa kamunun yapmasıdır. Dikkat
ederseniz üçüncü ve sonuncu tercihe onu koyduk. Buradaki tercihimiz özel
sektördür ve şu ana kadar da hep özel sektöre yaptıralım diye bekledik. Yoksa
biz, öbür türlü hareket etseydik, daha evvelki “yap-işlet”ler gibi,
“yap-işlet,devret”ler gibi, altı ay içinde Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacını
ihale ederdik, alım garantileriyle verirdik. Ama, çocuklarımız, torunlarımız
bundan etkilenirdi. Onun için, şimdi, bilek güreşiyle alıyoruz, hepsini
yarıştırıyoruz. En düşük maliyete ve en sürekli yapabileceklere veriyoruz.
Bundan dolayı, başarılıyız ki, ayırdığımız paraları da sağlığa, emniyete ve
eğitime veriyoruz, alt yapıya veriyoruz; işte, KÖYDES’e veriyoruz, BELDES’e
veriyoruz, böyle gidiyoruz. Burada da tutarlı olduğumuz da ortaya çıktı ve
dikkat ederseniz, yenilenebilir enerji gibi yatırımlarda, ayrıca, rüzgârın
yaygınlaşmasında, bunların, hatta türbinlerinin Türkiye’de yapılması için
ortamın oluşturulmasında da iyi gelişmeler var. Dolayısıyla, burada bir ideolojik yaklaşım söz konusu değil.
Burada, tamamen ülkemizin gerçekleri ve aynı zamanda da kaynaklarını başka
yönlere, başka ihtiyaçlara çevirme hareketi... Dikkat ederseniz, bu noktada
büyük bir yabancı yatırım akımı da var. Aynı zamanda yerli yatırımcılar da buna
geliyor. Burada lisanslamayla ilgili, bana 51’inci maddeden bahsettiniz. Bu
noktada Danıştayın meni muhakemat kararı var. Konuyu, hem ben hem hukukçulara
incelettim ve aslını da öğrendikten sonra bu kararı verdirmedim. Dolayısıyla,
burada, tamamen yasal yine enstrümanları kullanarak bunu yaptık, yasalar
çerçevesinde olaya yaklaştık. Bir de size şunu söyleyeyim: Orada, bir grup arkadaş, devamlı
olarak, normal işleri yapacağı yerde dolaşıyor, burada… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan, süreniz doldu. Madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına
göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım. İlk önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 6. maddesinin (2). fıkrasının ikinci
cümlesinden sonra cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
“Şirket hisseleri SPK mevzuatı çerçevesinde en geç iki yıl içinde
halka arzedilir ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kote edilir. Şirket
yönetim kurulu, halka arzdan sonra hisselerini borsa dışında ihale yöntemiyle
de satabilir.” BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması
ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunun 6 ıncı maddesinin 2 nci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“Bakanlığın görev vermesi halinde kamu şirketleri bu Kanun
kapsamındaki santralleri yapabilir, yurt dışında benzer yatırımları yapabilir
veya yatırımlara iştirak edebilir. Bu amaçla Bakanlar Kurulunca, yurt içinde
veya yurt dışında santral kurmak, kurdurmak, işletmek ve/veya işlettirmek ve
üretilen elektriğin satışını yapmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi şirket
kurulmasına karar verebilir. Bu kapsamda kurulacak şirketin hisse senetlerinin
özel sektöre devri, 27/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kurulacak şirketin denetimi 2/4/1987
tarihli 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük
Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre
yapılır.” BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı yasa tasarısının 6. maddesinin
ikinci bendindeki “Bu kapsamda kurulacak şirkette özel sektör şirketlerinin
hisse sahibi olmasına izin verilebilir” cümlesinin bent metninden çıkarılmasını
saygılarımla arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Konuşacak mısınız? KAMER GENÇ (Tunceli) – Herhâlde konuşacağım. BAŞKAN – Buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli) – Ses yok. (AK Parti sıralarından “Sesinizi
kesmişler.” sesleri) Siz benim sesimi kesemezsiniz. Ben sizin sesinizi keserim, siz
benim sesimi kesemezsiniz. BAŞKAN – Sesiniz açıkmış. KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
1980’den beri bu Parlamento çatısı altında siyaset yapıyorum. İlk defa, bu
kadar, muhalefet partisi milletvekillerinin sesinin kısıldığı bir Parlamento
görüyorum. Geçen dönem, tabii, zaten… Değerli milletvekilleri, bir iktidar partisi çıkıp da konuşmaz.
İktidar partisi muhalefetin sesini dinler ama siz, muhalefetin sesini
kısıyorsunuz. Üstelik de bakanlarınız da yetersiz, komisyon başkanlarınız da yetersiz.
Öyle bir kanun tasarısını getirmişsiniz ki. Bakın, ben, on altı
sene Danıştay’da hâkimlik, savcılık yaptım, inanmanızı istiyorum. Bakın, Enerji
Piyasası Düzenleme Kurulunu getirdiniz, Elektrik Piyasası Düzenleme Kurulunu
getirdiniz, Petrol Piyasası Düzenleme Kanununu getirdiniz. Gidin, Danıştay’da
yüz bin tane dava var yahu. Kanun yapmasını bilmiyorsunuz. Kanunda yapılan, koyduğunuz
maddelerin ne anlama geldiğini bilmiyorsunuz. Ondan sonra, birtakım kurullar
oluşturuyorsunuz. O kurullar da öyle bir ceza kesiyorlar ki vatandaşlara, 800
milyar lira, 900 milyar liralık davalar var. Düşünebiliyor musunuz, basit bir
petrol bayisi, gitmiş bir tane dağıtıcı firmadan bir petrol almış, 900 milyar
liralık bir tanker almış; buna getiriyorsunuz, dağıtıcı firmaya 825 milyar
lira… Bakın, işte, burada Enerji Piyasası Kurulu. Bir bayiye de 75-80 milyar
lira para kesiliyor. Bu nedir biliyor musunuz? Dayak yemesini öğrenmemişsiniz
herhâlde? Şimdi, böyle bir kanun sistemini yaparsanız, bu da onay gibi geliyor.
Şimdi, burada, biraz önce Bakan kendi kendine konuşuyor. Biz
birbirimizi tanıyoruz, cemaziyelevvelini de biliyoruz bu insanların. Şimdi,
getiriyorsunuz, bugüne kadar, maalesef, Türkiye Cumhuriyeti devletinde serbest
piyasa ekonomisi dedik, liberal ekonomi dedik. Beyler, devleti çalıp da çırpmayan, devlet kesesinden cebine para
doldurmayan çok büyük bir işletmeler yok. İlle birileri bir yatırım yaptığı
zaman, gidiyor devletin birtakım kaynaklarına el uzatıyor, oradan zengin
oluyor. İşte, bu da ona uygun bir şey. Ben, tabii ki nükleer enerjinin kurulmasına taraftarım. Yani,
yıllarca bizi uyuttular. Dünyada 444 tane nükleer enerji var, hâlâ Avrupa’da
70-80 tane nükleer enerji santrali kuruluyor. Biz, tabii, yıllarca birtakım
şeylere geldik. Bu, Türkiye için çoktan beri gerekli bir şey ama biz bunları
kurarken diyoruz ki hırsızlığa meydan vermeyelim. Şimdi, o zaman, özel teşebbüs
yapıyorsa, kardeşim, gitsin yapsın. Ama, sen, Bakanlar Kurulu olarak birisine
nükleer enerji santrali kurmak için yetki vereceksin, sonra bakacaksın, belli
bir saatten sonra… Maalesef, Türkiye'deki siyasi iktidarların sicilleri çok bozuk,
çok bozuk. Yani, hakikaten dürüst bir yönetim gösterilse, vicdan muhasebesinden
olayları geçirseler, biz, zaten, burada, bunları konuşmayız. Yahu, diyeceksiniz
ki, zaten, bunlar, bu iktidara mensup insanlar hakikaten dürüst insanlar. Ee,
ne olacak, dürüst insanın iktidar ettiği bir dönemde, devletin ve milletin
menfaatleri gözetilerek, ciddi, sağlıklı işlemler yapılabilir, uygulamalar
yapılabilir. Ama, maalesef, beyler, yani, Türkiye'nin en büyük makamlarına
gelenler en büyük suistimallerin içinde, en büyük hırsızlıkların içinde
olduklarını gördük yani. Görünce, mecburen, buralarda yapılacak kanunların,
devlet kaynaklarının bu kişilerin yandaşları için istismar edilmemesi için, bu
kişilerin ceplerine haksız, usulsüz olarak kanalize edilmemesi için, burada
kanunlar yapılırken çok ciddi bir düzenleme yapmak zorunda olduğumuzu belirtmek
istiyoruz. Tamam, yani, şimdi, burada, bir kamu şirketine santral kurduruyorsunuz,
ondan sonra diyorsunuz ki, kardeşim, özel teşebbüs, sen gel buna ortak ol. Ee,
nasıl olacak? Bu devlet malı. Özelleştiriyorsunuz. Anayasa’nın 47’nci maddesine
göre özelleşecek bir kurum hangi koşullarda özelleşecek, hangi şartlarla devlet
malına ortak olur, onu belirtmiyorsunuz. Bunun denetimiyle ilgili, Anayasa’nın
165’inci maddesinde maddesinde kamu iktisadi teşebbüslerini denetleme
sistemleri var. Nasıl uygulayacaksınız? Böyle maddelerle bu kanunları
getirirseniz, ileride bunlar devletin başına büyük belalar getirebilir. Bakın,
bizim işimiz gücümüz ne burada? Burada, devamlı cumartesi de çalışalım, pazar
da çalışalım. İşimiz ne? Devamlı bunları enine boyuna tartışalım değerli
milletvekilleri. Arkadaşlar, bu saatten sonra ne beklediğim bir makam var ne bir
mevki var ne bir servet var. (AK Parti sıralarından “Cumhurbaşkanlığı” sesleri)
Ama, bu memleket bizi sıfırdan, yani, amelelikten bu duruma getirdi. İstiyoruz
ki, bizden sonra gelecek nesiller iyi bir hayat yaşasınlar. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen. KAMER GENÇ (Devamla) – … iyi bir hayat şartlarını yaşasınlar. Bakın, işte, memleketimizde her gün terör var, insanlar ölüyor.
Bunların büyük bir kesimi işsizlikten oluyor. İşte, Başbakanınız Tayyip gitmiş
Amerika’ya seyahat etmiş, şimdi gelmiş İtalya’ya. (AK Parti sıralarından
alkışlar) HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Tayyip diyemezsin. ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başbakan, Sayın Başbakan. KAMER GENÇ (Devamla) – İtalya’da ne arıyor? Ne arıyor, bir sorayım
size. Ne arayayım ya, bir bakayım yani. Şimdi, bu memlekette bu kadar sıkıntı
varken, özel uçaklarla böyle gezmenin bir anlamı var mı? HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Saygılı olacaksın. KAMER GENÇ (Devamla) – Ben saygıyı senden öğrenecek değilim. Ben,
bu memleketi iyi bilen bir insanım. Onun için… HALİL AYDOĞAN (Ayfonkarahisar) – Benden öğreneceksin. Saygılı
olacaksın. KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bakın, şu saatte Bakanlar Kurulu
masasında kimse yok. Nerede bu adamlar? Gelsin, burada bizim konuşmalarımızı
dinlesinler yahu! Dinlesinler… Bunlar bu devletten para alıyorlar. Bu saatte
neredeler? Neredeler? Bir söyleyin bakalım. Nerede, hangi eğlence
yerlerindeler? (AK Parti sıralarından gürültüler) HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – İş yapıyorlar, iş. KAMER GENÇ (Devamla) – Gelsinler buraya yahu. Biz buradayız da bu
saatte, biz burada çalışıyoruz, bunlar nerede? HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Saçmalama! KAMER GENÇ (Devamla) – Gelsinler, burada otursunlar,
konuşmalarımızı dinlesinler. Ondan sonra da birtakım insanlar gelecek burada
çalışacak, onlar gidecek keyfine bakacak. Ondan sonra da en büyük kaynakları
kendi yandaşlarının cebine aktaracak. İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Saçmalıyorsun ya! KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir devlet görülmemiş. Evvela, bu
görev size düşüyor. Saygılar sunuyorum. HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Halikarnas’tan bahset. BAŞKAN – Teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz... Yani, gocunmanıza
sebep yok. Kamer Genç’in Başbakana “sayın” dememesiyle Sayın Başbakanımız
“sayın” vasfını kaybetmiyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ben diyorum ki, kişilerin nüfus
cüzdanındaki… BAŞKAN – Biz, burada, nezaketen size “Sayın Kamer Genç” diyoruz.
Bundan sonra ben de Genç diyerek çağıracağım sizi buraya. Mademki sizin için
önemli değil bu “sayın” kelimesi, ben de “sayın” demeden çağıracağım sizi. KAMER GENÇ (Tunceli) – Önemli değil. BAŞKAN – Tamam, kabul etmiyorsunuz “sayın’’ı. Siz “sayın”ı kabul
etmiyorsunuz, sizin için önemli değilmiş “sayın.” Tamam, ben de sizi “Genç”
diye çağıracağım. KAMER GENÇ (Tunceli) – Önemli değil… BAŞKAN – Evet, önemli değil, buyurun, buyurun… Görürsünüz, bundan
sonra nasıl çağırıyorum sizi. Bundan sonra görürsünüz, nasıl çağıracağım sizi.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Evet, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan Tasarının 6. maddesinin 2. fıkrasının ikinci
cümlesinden sonra cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz. Tacidar
Seyhan (Adana) ve arkadaşları “Şirket hisseleri SPK mevzuatı çerçevesinde en geç iki yıl içinde
halka arz edilir ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kote edilir. Şirket
yönetim kurulu, halka arzdan sonra hisselerini borsa dışında ihale yöntemiyle
de satabilir.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Sayın milletvekili, buyurun. (AK Parti sıralarından
“Genç, Genç, nereye, eğlenceye mi?” sesleri) KAMER GENÇ (Tunceli) – Sizin bakanların yanına gidiyorum!.. BAŞKAN – Kötü örnek oluyorsun, kötü, kötü… Yazık! Yenileri
ürkütüyorsun, yeni gelen milletvekillerini ürkütüyorsunuz. Yazık! KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, süreyi yeniler
misiniz. KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Sayın Başkan “ürkme” lafınızı düzeltir
misiniz. RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – O kelime çok ağır oldu Sayın
Başkan. KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Efendim “ürkme” lafını düzeltir misiniz. BAŞKAN – Buyurun Sayın Susam. MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, rica edeyim de, şu saati
baştan başlatır mısınız. BAŞKAN – Tabii, tabii… Gündeme sadık kalmak kaydıyla, buyurun efendim. MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; 6’ncı maddeyle ilgili verdiğimiz önergeye ilişkin konuşurken,
bir kez daha ortaya çıkan durum şudur ki, bu yasa tasarısının düzeltilmesi için
çok mücadele etmeye ihtiyacımız var. Onun için, çok iyi niyetle önergeler
veriyoruz. Ama, bu saatte, burada bulunan değerli milletvekili arkadaşlarımı
bir kez daha sağduyuya davet ediyorum. Az önce 5’inci maddeyle ilgili önerge verdik. Neydi önerge? “Eğer
bu santralin atıklarıyla ilgili ayrılan pay yetmezse, yetmeyen payı şirket
ödesin. Devletin vergisinden, kasasından çıkmasın.” dedik. “Hayır, devlet
ödesin.” dediniz. Böyle bir anlayış olabilir mi? Böyle bir anlayışla halkı
düşünen bir yasa çıkarma olabilir mi? Şimdi 6’ncı maddede konuşuyoruz. 6’ncı maddede, kamunun kurduğu
şirkete özel sektör ortak olabilir maddesi üzerinde. Acaba, kamu zarar
görmeden, ülke zarar görmeden, bu şirket suistimallere uğramadan nasıl idare
edilebilir konusunda kafa yoruyoruz, bir sürü önergeler vermeye çalışıyoruz.
Bu, bu Yasa’nın ne kadar hazırlıksız, ne kadar teknik bilgi eksikliği
içerisinde buraya getirildiğinin göstergelerinden bir tanesi. Ne önergesi vermişiz? Diyoruz ki: Bu şirket kurulduktan sonra
Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olsun, SPK normlarına göre halka arzı yapılsın
ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kote edilsin. Neden bunu istiyoruz?
Çünkü bu şirketin, kamunun kurduğu bu şirketin özel şirketle kuracağı
ortaklığın sınırları, ilişkileri, yapacağı ortaklığın niteliği belli değil.
Bunu bir denetime almak zorundayız. En azından nasıl bir denetim yapılabilir?
İşte, Türkiye'de şirketlerin denetlenmesi açısından Sermaye Piyasası Kanunu ve
bu anlamıyla İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını kullanmak lazım. Bundan da
korkmamak lazım, çünkü bu şirket sizin de anlattığınıza göre, özel sektör için
çok cazip şartlarda kurulacak bir şirket: Fiyat garantisi var, alım garantisi
var, fiyatta bir üst limit koymamışsınız, diğer yenilenebilir enerjide konulan
üst limitler burada yok. SPK bunu borsaya kote eder, halka arz eder ve İstanbul
Menkul Kıymetlerde de bu satılır. Özel sektörün bu ortaklıktaki denetlenmesi ve
şirket paylarının kamu aleyhine azaltılıp çoğaltılması vasıtasıyla, doğru bir
şekilde kontrol edilebilir. Bu olmazsa, bu şirkete ortak olmuş özel sektör
ilişkisinin nerede, nasıl duracağını tayin etmekte çok zorlanırız. Değerli arkadaşlarım, bir konunun daha altını çizmek istiyorum. Bu
Yasa’yı çıkartırken polemik yapmak yerine, bu Yasa’nın en iyi şekilde,
“katkılar koyarak” çıkmasını istiyoruz. Ancak Sayın Bakanım, az önce, çok hoş
olmayan bir polemik yaptı. Eğer polemik yapılacak olursa, polemiğin kralını biz
yaparız, ama hiç yapmadık, hiç yapmadık. Elektrik Mühendisleri Odasının
eleştirisine “Siyasi eleştiri yapıyorlar, muhalefet boşluğu var, onun için
herhâlde yapıyorlar.” dedi. Bir meslek örgütünün, kendisini direkt ilgilendiren
bir konuda yapmış olduğu eleştiriye tahammül edemedi. Ben de o zaman derim ki:
Sayın Bakan, bu ülkede muhalefet boşluğu değil, bu ülkede Enerji Bakanlığı
koltuğu boşluğu var. Onlarca bürokratınız, her gün, toplu olarak tutuklanıp
hapse atılıyor, bu boşluk oradan kaynaklanıyor. (Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Susam, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen. MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Evet, burada eğer boşluk varsa,
Enerji Bakanlığında boşluk var. Sizin bürokratlarınız, sizin denetiminizdeki
Bakanlıkta, her gün onlarca bürokrat toparlanıp, yolsuzluk yaptıkları nedeniyle
içeriye atılıyorlar. Onun için, lütfen Sayın Bakan, getirdiğimiz tüm önerileri
bu ülkenin menfaati için, vicdanıyla hareket eden insanların önerileri olarak
kabul etmek zorundasınız ve biz böyle hareket edeceğiz. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Susam. Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması
ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunun 6 ıncı maddesinin 2 nci
fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. Hüsnü
Çöllü (Antalya) ve arkadaşları “Bakanlığın görev vermesi halinde kamu şirketleri bu Kanun
kapsamındaki santralleri yapabilir, yurt dışında benzer yatırımları yapabilir
veya yatırımlara iştirak edebilir. Bu amaçla Bakanla Kurulunca, yurt içinde
veya yurt dışında santral kurmak, kurdurmak, işletmek ve/veya işlettirmek ve
üretilen elektriğin satışını yapmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi şirket
kurulmasına karar verebilir. Bu kapsamda kurulacak şirketin hisse senetlerinin
özel sektöre devri, 27/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kurulacak şirketin denetimi 2/4/1987
tarihli 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük
Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre
yapılır.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu ? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Buyurun Sayın Kulkuloğlu. MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; önergemizin gerekçesine geçmeden önce, birkaç dakika önce bu
yüce Meclis çatısı altında Sayın Kamer Genç’in Başbakana hitap ederken ki
yanlışına Sayın Meclis Başkan Vekilimizin de cevap vermiş olması bu çatı altına
yeni gelmiş bir milletvekili olarak beni hüsrana uğratmıştır. (CHP ve MHP
sıralarından alkışlar) Buna cevap veren diğer AKP’li arkadaşların da benimle
aynı görüşü taşıdığına, ulvi duygularla buraya geldiğine, memlekete hizmet
etmek gibi bir düşünceleri olduğuna ben inanıyorum. O yüzden, burada “yüce millet, yüce Meclis” dediğimiz bu çatının
toplum içerisindeki üyelerine ait saygınlığın cüceleştirilmemesi için bizlerin
üzerimize düşeni yapmak en önemli vazifemiz. O yüzden, hepimizi daha dikkatli
olmaya çağırıyorum. Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar, bu değişiklik, Sayın Cumhurbaşkanının bu
maddeyi Anayasa’nın 47’nci maddesi kapsamında uygun bulmaması gerekçesini
ortadan kaldırmak üzere teklif edilmiştir. Şöyle ki, Cumhurbaşkanı Kanun’un bu
maddesi hakkındaki uygun bulmama gerekçesinde şunları ifade etmiştir: Devlete
ilişkin bulunan bir kamu iktisadi teşebbüsü niteliği taşıyan bu şirkete
sonradan pay devri yoluyla ortak olunmasının şirketin işletme ve varlıklarının
özelleştirilmesi niteliğinde olduğu açıktır. Bu durumda, Anayasa’nın 47‘nci
maddesi uyarınca, özelleştirme ilke ve yöntemlerinin yasada belirtilmesi
gerekmektedir. Oysa, incelenen Yasa’da, yukarıda açıklanan biçimde bir
özelleştirme olduğu kuşku bulunmayan işlemin yöntemi gösterilmemiştir. Teklif ettiğimiz bu değişiklik ile kamu iktisadi teşebbüsü
niteliği taşıyan şirkete ait hisse senetlerinin özel sektöre devri hususunda
4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri uygulanacaktır.
Bu Kanun’a göre hisselerin devirlerinin yapılmasında Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı yetkili olacaktır. Şimdi, değerli arkadaşlar, bunu niye teklif ediyoruz?
Biliyorsunuz, biz özelleştirmeye karşı bir parti değiliz, asla da olmadık;
ancak, daha önce yapılan özelleştirmelerde dahi gösterilen eksik ihtimam ya da
düzenli tartışılmamış, incelenmemiş, eleştirilmemiş olması, demin 2’nci maddede
konuşma yaparken verdiğim örnekte olduğu gibi, Türk Telekom’la bugün karşı
karşıya bulunduğumuz kriz gibi krizleri karşımıza çıkarabilmektedir. Bugün
yirmi beşinci gününü dolduran Türk Telekom işçilerinin grevinde, maalesef, çok
büyük bir acı yaşanmaktadır. Bu ülkeye fedakârca, gece-gündüz, yaz-kış demeden
emek veren, hizmet eden 25 bin Türk Telekom işçisi, maalesef, gelinen noktada,
bu şirketin beceriksizliği ve duyarsızlığı sonucu vatan haini durumuna
gelmişlerdir. O yüzden, bu tür uygulamalarla bir daha karşılaşmamak üzere, bu
tür yapılacak özelleştirme, satış, ki özellikle bu tür yüksek teknoloji
gerektiren nükleer enerji gibi hassas bir konuda ülkemizde bilgi birikimi
olmadığı göz önüne alındığında, yurt dışı kaynaklı şirketlerin burada iştirak
ya da tam ortaklık şeklinde yer alacakları göz önüne alındığında, çalışanımıza
karşı, ülke insanımıza karşı, kaynaklarımıza karşı hassasiyetle davranmamız ve
çok düşünmemiz gerekmektedir. Bu hassasiyeti göz önünde bulunduracağınıza inancımla, saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Milletvekili. Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir. 6’ncı madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır. 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. 7’nci maddeyi okutuyorum: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Çeşitli Hükümler Teşvikler MADDE 7- (1) Bakanlar Kurulu, kurulacak santrala ilişkin teknoloji
edinmeye yönelik yatırımlar ile işletme personelinin eğitimini teşviklerden
yararlandırabilir. (2) Bu Kanun kapsamında üzerinde santral kurulacak taşınmazların
Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması
halinde, bu taşınmazlar üzerinde şirket lehine Maliye Bakanlığı tarafından,
diğer kamu kurum veya kuruluşlarının mülkiyetinde bulunması halinde ise
Bakanlar Kurulu kararı ile bedelsiz olarak kullanma izni, irtifak hakkı tesis
edilir. Sözleşme sürelerinin sonunda nükleer güç santralının sökülmesi zorunludur.
Söküm işinden ve taşınmazın çevre kuralları kapsamında kabul edilebilir hale
getirilerek Hazine’ye iadesinden şirket sorumludur. Söküm maliyeti 5 inci
maddenin ikinci fıkrası kapsamında oluşturulan İÇH’ den karşılanır. Bu işlemler
için İÇH kaynaklarının yetersiz kalması durumunda İÇH’den oluşmuş kaynakların
yüzde yirmibeşine kadar maliyetler hazine tarafından, bunun da yetmemesi
halinde şirket tarafından karşılanır. BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak
Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu. Buyurun Sayın Coşkunoğlu. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 45 sıra
sayılı Yasa’nın 7’nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini
bildirmek için huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlarım. 7’nci maddenin birinci fıkrasında şöyle deniyor: “Bakanlar Kurulu,
kurulacak santrala ilişkin teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar ile işletme
personelinin eğitimini teşviklerden yararlandırabilir.” “Teknoloji edinmeye
yönelik” yerine, “teknolojiyi geliştirmeye yönelik” olmuş olmasını dilerdik. Türkiye, hemen her konuda dışarıdan teknoloji satın almak,
dışarıya, birçok konuda olduğu gibi, teknoloji bakımından da bağımlı olma
konusunda bu Hükûmet, bu nükleer enerji konusunda da devam edecek gibi
görünüyor. Her ne kadar Sayın Bakanın evvelsi gün Plan ve Bütçe Komisyonunda
yaptığı konuşma metninde, daha doğrusu dağıttığı konuşma metninde aynen şöyle
deniyor: “Nükleer güç programlarının başarıya ulaşmasında temel faktörün yakıt
çevrimi dâhil olmak üzere nükleer güç teknolojilerinin özümsenmesi ve
yerelleştirilmesi olduğu görülür.” Sayfa 24. Yani teknolojilerin özümsenmesi ve
yerelleştirilmesi, edinilmesi ile aynı anlama gelmediğini düşünüyorum. Yine, Sayın Bakan bu yasa tasarısının görüşülmesinin başında tümü
üzerinde yaptığı konuşmada, yerli teknolojisi açısından çeşitli girişimlerde
bulunulduğunu da ifade etti, fakat bunların ne olduğunu… Bu konuda, eminiz,
TAEK güzel çalışmalar yapıyordur, fakat bir teknoloji politikamız var mı? Bu
teknolojiye edinmek yerine geliştirmek veya –yine Sayın Bakanın sözleriyle-
özümsemek ve yerelleştirmek üzerine olmuş olmasını dilerdik. Nitekim, 1’inci
madde üzerine Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş olduğumuz önergede de, bu
Yasa’nın amacının bir santral kurulmaya yönelik olması yerine, nükleer enerji
teknolojisine yönelik olmuş olmasını önermiştik, o reddedildi. Burada iki eksiklik derhal göze çarpıyor. Birincisi, teknoloji
politikalarımızdaki eksiklik. İkincisi, enerji politikaları, planı ve vizyonu
konusunda eksiklik. Bu konuda Sayın Bakanın, yine, Plan ve Bütçede daha evvelsi
gün yaptığı konuşmada, çeşitli ifadeler var, şimdi okuyarak vakit
harcamayacağım. Basılmış olan konuşmada, bir enerji planından söz ediliyor. Ama
bir vizyondan ve hangi aşamalarla çeşitlendirileceğinden, dışarıya olan
bağımlılıktan söz ediliyor, fakat bundan nasıl çıkılacağından, ne gibi
politikalarla çıkılacağından söz edilmiyor. Bu, enerji politikasının olmaması,
yama şeklinde, işte, 2010 ile 2020 arasında 5 bin megavatlık bir nükleer
enerjimiz olsun gibi bir tasarıyla karşı karşıya kalmış oluyoruz. Bu, genel bir planın parçası olarak, genel bir politikalar
dizininin parçası olarak, genel bir vizyonun parçası olarak önümüze konmadığı
için, pek de anlamlı gelmiyor o bakımdan. Yoksa, nükleer enerji konusunda
Partimizin -şu an veya ileriye dönük- kesinlikle nükleer enerjiye karşıyız diye
herhangi bir angaje olma durumu yok. Fakat belli bir projenin, belli bir
politikalar dizininin, teknolojiyle de ilgilendirerek bir parçası olarak ele
alınmış olmasını dilerdik. Gelelim 2’nci fıkraya: 2’nci fıkrada, biraz önceki maddelerde de
söz konusu edildiği gibi, aynen maddenin 2’nci fıkrasından okuyorum: “Sözleşme
sürelerinin sonunda, nükleer güç santralının sökülmesi zorunludur” deniliyor.
Tamam, zorunludur. Bu sökme işleminin en az yatırım kadar, hatta bundan daha
fazla bir maliyet gerektirdiğini de biliyoruz. Zannedersem bu da
reddedilmeyecek bir gerçektir, yani, santrali kurmak için yapılacak yatırımdan
daha fazlası bunu sökmek için gerekli olacaktır. Şimdi, bir şirket bir teklif veriyor. Bu teklifte yatırım var,
işletme masrafları var, kârlar var, sonunda ne olacak? Sökme işlemi ne olacak?
İşte orada bir belirsizlik var ve bu belirsizlik gerçekten kaygı verici. Şimdi, iki tane hesap kuruluyor bu Yasa’nın önerdiği, İÇH’ya belli
miktar paralar yatırılıyor söküm maliyetini karşılamak için. Fakat İÇH
kaynakları yetersiz kalması durumunda ne olacak? Bir fon yaratılıyor, ama bu
kaynaklar, İÇH’da biriken fon sökülmesi için yetersiz. Ne olacak? Daha önceki
Sayın Cumhurbaşkanımızın vetosundan önce “Bunu hazine karşılar.” denip
geçilmişti. Vetodan sonra şöyle deniyor: Bu kaynakların, yani İÇH’da birikmiş
fon kaynaklarının yüzde 25’ine kadar maliyetler hazine tarafından, İÇH’daki fon
yetersizse bunun yüzde 25’ine kadarını hazine karşılayacak, bu da yetmediği
durumda şirket karşılayacak gerisini. Burada çok ciddi sakıncalar var, hele
hele bu şirkete kamunun da ortak olma durumunda, bu şirketle kamu arasındaki
ortaklık durumunda bu masrafın kamuya bindirilmesi için bütün kapılar açılmış
gibi şimdiden görülüyor. Şimdi, siz kendinizi teklif verecek şirket yerine koyun, bir
teklifte bulunacaksınız. Bu fona yatıracağınız para belli, o, daha önceki bir
maddede düzenlenmiş durumda. Sökülmesi için bir maliyet altına
katlanmayacağınızı mı var sayarsınız, katlanacağınızı mı var sayarsınız?
Katlanmayacağını varsayarsınız ve bu maliyetin, o santralin işinin bittiği
zaman santralin sökülme maliyetine katlanma masrafı da, maliyeti de, maalesef
bu şekilde kamuya yüklenecek durumda bu Yasa’nın bu hâliyle. Şimdi burada, Sayın Bakan haklı olarak zaman zaman “hep altında
böyle bir şeyler varmış gibi aranıyor” dedi. Sayın Bakan, tabii, kişi olarak
üstüne alınmasın, fakat Enerji Bakanlığında geçmişte olmuş bitmiş ve hâlâ olmak
bitmekte olan olaylar, bizlerin elbette böyle bir kuşku içerisinde -bu hiçbir
şekilde Sayın Bakanın kişiliğine yönelik değil- olmamızı da doğal karşılaması
gerektiğini düşünüyorum. Son olarak, bu maddeyle ilgili yine, enerji konusunda dışa
bağımlılığımızın devamını bu santralin gidermediğini de ifade etmek, burada
tekrar vurgulamak isterim. Sayın Bakan, bu Yasa’nın tümü üzerinde yaptığı
konuşmada aynen şöyle dedi: “Uranyum miktarı ülkemizde yaklaşık 10 bin tondur,
yaklaşık bin megavat için otuz yıl yetecek kadar uranyumumuz var.” Şimdi 5 bin
megavatlık bir nükleer enerji santralinden, üç tane enerji santralinden söz
ediyoruz 5 bin megavatlık, ne oluyor? Altı yıl yetecek gibi oluyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen. OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Bağlıyorum efendim. Yaklaşık olarak oranlarsak, bu da, dışa bağımlılığın devam
edeceğini gösteriyor. Son olarak, sözlerimi bitirmeden önce, Türkiye Atom Enerjisi
Kurumunun güçlendirilmesi ve bu konudaki yapmamız gereken, özümsemek ve
yerelleştirmek için bu teknolojiyi, yapmamız gereken, araştırmalara yönelmesini
dilerim. Bu arada iki gün önce yayınlanan Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda
da Türkiye’nin radyoaktif atık konusundaki bazı uluslararası anlaşmaları
imzalamadığı da anlaşılıyor. Bu konuda da Sayın Bakanı ve Bakanlığı göreve
davet eder, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Coşkunoğlu. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın
Mithat Melen. Buyurun Sayın Melen. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile ilgili
kanun tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek
üzere buradayım. Heyeti saygıyla selamlarım. Efendim, önce, izin verirseniz, bir noktanın altını çizmek
istiyorum. Dünyada artık kalkınma bir yerde enerji demek. Enerjiniz yoksa
kalkınamıyorsunuz. Her türlü enerjiyi içeriyor bu, ama en ucuz enerji, en
ekonomik enerji, en kullanılabilir enerji; işte, onun da elektrik olduğunu
zaten görüyoruz. Mühendis olmadığım için o konuda fazla rahatsız etmeyeyim
sizi. Şimdi, biz bakıyoruz ki Türkiye, bir kere her şeyden önce bütün
girdilerini ele aldığımızda en pahalı girdisi enerji girdisiyle ilgili,
üretimindeki en önemli meselesi o. O da, bildiğiniz gibi, Amerika Birleşik
Devletleri kilovat saati 2 sente üretirken, Avrupa 4, Türkiye 10; bazen Doğu
Anadolu’da 13 sente mal edebiliyor elektrik enerjisini. Bu da girdileri
pahalılaştırıyor. Onun için, burada oturup nükleer enerji gerekli mi değil mi
diye konuşmak yerine, bence çok geç kalınmış bir şey. Çok geç kalınmış, belki
de bize geç bıraktırılmış bir şey. Bunu da oturup iyi düşünmemiz lazım. Çünkü
Türkiye’nin bu aşamayı çok önceden yaşaması lazımdı. Türkiye’nin bu aşamaya çok
önceden gelmesi lazımdı ama hep aynı hatalar, hep aynı yanlışlarla, maalesef ve
maalesef yine aynı yere dönüyoruz. Onun için, ona o konudan bakmaktansa, yine
teknik açıdan bakıp, burada o eleştirilerin yerine, bu Yasa’yla ilgili teknik
noktalarda oturup hemfikir olmamız lazım. Yine, bu Yasa’da, maalesef… Yasa’nın
yapısına karşı değiliz, fakat, böyle geçirdiğimiz zaman yine bu problemler
çıkacak, yine sıkıntılar olacak, yine Türkiye aynı sıkıntıları… Belki tekrar bu
nükleer enerji konusunda geriye kalacağız, geç kalacağız, pahalıya mal edeceğiz
tekrar enerjimizi. Bakın, mesela, 7’nci maddenin birinci bendinde hoş bir Türkçe var,
ben anlamakta zorluk çekiyorum. “Bakanlar Kurulu kurulacak santrala ilişkin
teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar ile işletme personelinin eğitimini
teşviklerden yararlandırabilir.” Türkçesi bile zor. Burada ne yapmak istiyoruz?
Yani, bu yatırımlar teşviklerden yararlansın mı, yararlanmasın mı? Hangi
teşviklerden yararlansın? Buna Bakanlar Kurulu nasıl karar versin? Burada
teşviklerden anlayan, bu işte çalışan bir sürü arkadaşımız var. Teşvikler
konusunda o kadar sıkıntımız oldu ki. İşte, her gün bunları konuşuyoruz, bir
ilçe ile öbür ilçe arasında fark olmadan ayrı teşvikler veriyoruz. Burada neye
karar vereceğiz? Mesela yakıt üretimi ayrı bir şey. Arkasından teknoloji
edinimi ayrı bir şey. Personel eğitimi tamamen ayrı bir şey. Bu üçünü bir
maddede, acaba beraber mi yapmak, yoksa kendi kendine bir şeyler oluşturmak
veya bir tarafa çekmek için birden bire karar verilmiş bir şey mi bu? Şu
maddeyi bir kere daha bir düşünsek olmaz mı acaba? Yani, bu yararlı mı, değil
mi? Yarın elli tane sorun çıkacak bu konuda. Biz kendi kendimizi, bir şeyler
yapmak isterken yapmamaya yolluyoruz, gene davalar açılacak, sıkıntılar
çıkacak. Yani, bu konuda uyarmak istiyorum sadece. Bu maddeye bir dikkatinizi
çekmek istiyorum, çünkü, bu maddeyle ilgili… Hükûmetin bile elini bağlar,
dikkat edin. Sonra, devam edelim, bu hep ve ilk defa belki, birçok kerelerde
burada siyasi açıdan bir kanunun Cumhurbaşkanlığından geri dönmesi görülmüştür,
ama bu sefer, gerçekten, bakarsanız geri dönme gerekçelerine, ekonomik
meseleler ön plana çıkarılmıştır ki, doğrudur. Yani, biz sadece enerjiyi ucuza
değil, ekonomik, etkin biçimde mal etmemiz ve kullanmamız lazım. Buna nükleer
enerji dahil. Şimdi, nükleer enerjide de öyle. Şimdi, o ekonomik olma fikri bu
maddelerle, hatta, Kanun’un tümü içerisinde gerçekten kendini kaybediyor yavaş
yavaş ve ekonomiden uzaklaşılıyor, yani, ekonomi fikrinden uzaklaşıyor. Çünkü,
bir söküm meselesi var mesela. Doğru, ağır bir şey, dünyanın her tarafında bu
söküm meselesi ve yatırımları sigorta etme meselesi çok ciddi bir şey. Onlarda
biz yine bu maddelerle atlamışız. Mesela söküm maliyeti 5’inci maddenin ikinci
fıkrasında oluşturulan, biraz, yine işletmeden çekme hesabı diye bir hesap, bir
de ulusal radyoaktif atık hesabı diye bir hesap. Şimdi, o hesaplara 0,15 sent
işletme yatıracak. İkisi yaklaşık 0,30 olacak. Demin söyledik, Amerika Birleşik
Devletleri’nde sent cinsinden 2 dolar maliyeti. Şimdi, burada, bir yerde
ekonomik açıdan sıkıntıya sokmuyor muyuz herkesi? Ki, o madde geçti, ama düşünmemiz
lazım. Bir de bütün bunların yönetimini bir idari birime veriyorsunuz. Çok
ciddi yönetimler. Hazineye yük yüklüyor. Bütçede ciddi yükler var ve o bir
idari birim tarafından yönetiliyor ve bunun bütçesi de nasıl oluşturulacak çok
belli değil. Şimdi, Cumhurbaşkanımızın ekonomik açıdan ret fikrine bir “yüzde
25’e kadarı hazineden karşılanır” diye bir şey getirilmiş buraya, madde
getirilmiş. Peki, yüzde 25’i aşarsa ne olacak? Ki aşacak. Bakın, Devlet
Denetleme Kurulu raporunu, dün Sayın Bakana da ben sordum, arz ettim, “o konuda
değerlendirme oldu mu” dedim, o sadece muhakematlıkta olduğunu, Maliye
Bakanlığı ve Hazine Muhakematta olduğunu söyledi. Ama ondan almamız gereken
örnekler var. O raporda sonuna doğru ekonomik gerekçeler çok ön plana
çıkarılmıştır. Ve bu Kanun’un, hakikaten, hazırlanmasında o raporun sonundaki
ekonomik gerekçeler gerçekten bu tarafa aktarılmamış. Bunu eleştiri açısından
da söylemiyorum, ama ileriye doğru kamu üzerine gelecek baskıyı, o her gün
Enerji Bakanlığında gördüğümüz yargılanma sıkıntılarını ve bölük pörçük
Türkiye’nin enerji politikasını ve maalesef çok pahalıya mal ettiğimiz ve
çözemediğimiz o hamleyi geciktiriyoruz. Ben Türkiye’nin enerji meselesinde gerçekten çok önemli bir yerde
olmasını istiyorum ve bunun için de her türlü katkıya hem partim adına hem
kendimiz adına hazırız. Ama özellikle 7’nci madde ve ondan önceki beş madde ve
bundan sonra göreceksiniz, yaptırımlar konusundaki 9’uncu maddede de sıkıntılar
var. Şimdi, diyelim bu şirketlerden biri bu yaptırımları yapmadı. Ee, o zaman,
amme usulünde yargılanacak bu şirket, Amme Alacakları Kanunu kapsamında üzerine
gideceksiniz, yine günler alacak, o söküm maliyetleriyle ilgili yirmi tane dava
olacak, yine sıkıntılara düşeceğiz. Türkiye’nin önünde kalkınma açısından ciddi ve zor bir dönem var.
Bir havalanma döneminde olması lazım Türkiye’nin. Onun için, bu kanun ve bütün
kanunların, bu konularda bize sorarsanız -daha üzerine eğilip, daha ciddi
çalışma- gece bu son dakikalarda bunları çıkarmamaya çalışmanız ve çok daha iyi
tartışmamız lazım. Ve bu Türkiye’nin geleceği açısından da çok önemli. Ama
verilen bazı değişiklik önergeleri var. Bu konuda da bir önerge vereceğiz parti
olarak, onları da dikkate almanızı sizden istirham ediyorum. Çünkü bu ülkenin
yararına bunlar, belki de sizin yararınıza, hepimizin yararına. Bütün bunları söyledikten sonra, saygılarımı sunuyorum, teşekkür
ediyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Melen. Şahısları adına ilk söz Yozgat Milletvekili Sayın Osman Coşkun’a
ait. Buyurun Sayın Coşkun. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok Sayın Başkan. BAŞKAN – Yoklar. İkinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Ufuk Uras’a ait. MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok. BAŞKAN – O da yok herhâlde. Evet, böylece konuşmalar tamamlanmıştır. Soru-cevap işlemine başlıyoruz. Buyurun Sayın Tütüncü. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Öncelikle, bundan önce sormuş olduğum soruya Sayın Bakanlığımızdan
beklediğim yanıtı alamamış olduğumu belirtmek istiyorum. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Soruyu tekrar edin. ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – İki sorum var bu maddeyle ilgili. Bu maddeye göre, teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar
teşviklerden yararlandırılabilecektir. Hangi teşviklerden yararlandırılabilir,
ne düşünüyorsunuz, ne kadar süreyle? Bu konuda bir açıklama rica ediyorum. İkinci sorum Sayın Bakandan söküm maliyetiyle ilgili. Bu,
işletmeden çıkarma hesabına -5’inci maddeyle ilgili önergemiz de reddedildiği
için soruyorum- burada oluşmuş kaynakların yüzde 25’ine kadar maliyetler hazine
tarafından… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tütüncü. Buyurun Sayın Vural. OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum. 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’ye göre, bir KİT’in, bir iktisadi devlet teşekkülünün bir yere
iştiraki için ne gerekiyor? Kanun mu gerekiyor, yoksa, Bakanlar Kurulu kararı
mı gerekiyor? Kanun’da neden “iştirak edebilir” diye bir hüküm yer almıştır
eğer kanun hükmünde kararnamede düzenleniyorsa? Bir de “Üç şey var: Özel sektör, özel artı kamu, bir de kamu”
dediniz. Aslında o kamu da kamu artı özel. Yani “iştirak edebilir” diyorsunuz.
Sırf kamu değil. Dolayısıyla, zannederim, o kamuya da özel sektörün iştirakini
öncelikli olarak görüyorsunuz. O da sırf kamu değildir. Doğru mu diye sadece
sormak istedim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural. Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Sayın Bakana daha önce sorduğum iki soruya yanıt alamadığım için.
İÇH ve URAH hesaplarında birikecek yıllık ne kadar? Böyle bir hesaplamanız var
mı? İkincisi de, Muhakemat Genel Müdürlüğüne gönderdiğiniz yazıda,
acaba, alacağın takibi için, dava açılması için mi gönderdiniz, görüş almak
için mi gönderdiniz doğal gaz ihaleleriyle ilgili olarak? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu Buyurun Sayın Öztürk. ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, döneminizde,
hızlandırılmış tren, TAEK’in kontrol edemediği nükleer atık sızıntıları,
İskenderun’da MV Ulla gemisiyle bir dizi kaza, olağan dışı olaylar olağan hâle
getirilmiştir. KİT’lerin durumu ortadadır, içler acısıdır. TKİ personel
maaşlarını ödemek için bankadan kredi almaktadır. BOTAŞ, ulusal ve uluslararası
yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. TEDAŞ’ın finansman açığı yılda yüzde
120 oranında artarak 6 katrilyona ulaşmıştır. Elektrik Üretim AŞ santrallerin
bakımını yapamamaktadır. Döneminizde EPDK çıkarıldı, akaryakıt kaçakçılığı ve sigara
kaçakçılığı önlenemedi, tam cennet hâline getirildi. Sigara ve akaryakıt
kaçakçılığını bile önleyemeyen bir ülkede, siz, gerçekten, nükleer atıkların
önlenmesi konusunda aktif ve etkin denetim yapılabileceğine inanıyor musunuz? BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk. Buyurun Sayın Aslanoğlu. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakanım, teşvik
vereceksiniz. Muhtemelen bu kurum da enerji teşvikinden yararlanacak teşvik
alacaksa. Çünkü, uranyumu parçalamak için enerji kullanacak. Acaba, şunu… Siz
kefilsiniz, Teşvik Yasası gereğince TEDAŞ elektrik bedellerinin yüzde 50’sini
devlet karşılayacaktı. Bir sürü firmaya teşvik verildi. Devlet söz verdi
“elektrik paranızı ödeyeceğim” dedi. Türkiye’de on binlerce firma bir yıldır
TEDAŞ’a ödedikleri elektrik parasını geri alamıyor. Ama, buraya da teşvik
veriyoruz. Ödeyemezsek… Onun için, TEDAŞ, firmaların elektrik bedellerini ne zaman iade
edecek? Tam bir yıldır Sayın Bakanım. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu. Buyurun Sayın Akkuş. AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Bakanım, nükleer santral yapımını
üstlenen şirket yurt dışında da santral kurabilecektir. Bu şirket, ülke içinde
başladığı santrali bitirmeden yurt dışındakine başlayabilir mi? Eğer başlarsa
büyük sermayeler gerektirdiği için Türkiye’deki akim kalır. Böyle bir durumda
ne yapmayı düşünüyorsunuz? BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akkuş. Soru sorma işlemi bitmiştir. Buyurun Sayın Bakanım, cevap verebilirsiniz. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Teşekkür ederim Sayın Başkan. Gene sondan başa doğru gideyim: Aynı şirket her ikisini birden
yapacak diye bir şey yok. Biz oraya bir kolaylık olsun diye… İcabında, yurt
dışından da bize “Birlikte santral yapalım.” diye teklifler gelebilir. Bu
takdirde, ona da ortak olma imkânını arayalım diye bunu koyduk. Dolayısıyla,
aynı anda hem yurt içinde, yurt dışında başlayıp da… Böyle bir tercih söz
konusu değil, ikisini de yapabilir, ama, daha çok dışarıda yapma durumu varsa
hem orada başlamış olabilir. Bu bir imkân olsun diye koyduk, çeşitlilik olsun
diye koyduk. Sayın Aslanoğlu, bu teşviklerle ilgili kısmı hazineyle
konuşacağım. Yani, bu bizle ilgili değil. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Onu siz kendiniz söylediniz. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Siz
bana bunu Plan Bütçede de sordunuz, ama fırsatım olmadı. Soracağım, böyle bir
durum var mı yok mu çek edeceğim. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Lütfedersiniz. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın
Öztürk’e gelince: EÜAŞ yatırımlarını yapmıyor diye bir şey yok. Size bu bilgiyi
kim veriyorsa gene bu bilgi kirliliğinin bir sonucu, anladığım kadarıyla. ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İdeolojik kaynaklar… ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – EÜAŞ,
şu ana kadar 1,5 milyar dolarlık yatırım başlattı ve tıkır tıkır da parasını
ödüyor. Ayrıca da yaptığı rehabilitasyonlarla 600 megavat üretim artışı meydana
getirdi ve üstelik de kâr eden bir kuruluşumuz. Bizim enerji KİT’lerimiz içinde –BOTAŞ da dâhil- hiçbirinin zararı
yok. Sadece TEDAŞ’ın bu sene böyle bir durumu söz konusu oldu. Hem TKİ’nin hem
EÜAŞ’ın hem TETAŞ’ın, TEİAŞ’ın hiçbirinin zararı söz konusu değil. Daha evvel
bunların görev zararları vardı, hepsi zarar ediyordu. Biz, onların, eski
borçlarını, zararları da ödedik, vergi borçlarını da ödedik, yatırımlarını da
kendimiz yapıyoruz, üstelik de zarar etmiyoruz. Burada nakit akışıyla kâr-zarar
karıştırılıyor. Sizi tenzih ederim, siz bunu yapmıyorsunuz. Ama, bu hava
veriliyor. Alamadığı paralar var belediyeden, aydınlatmayla ilgili, sulamayla
ilgili TEDAŞ’ın alamadığı paralar var. Bunları da, EGO gibi kuruluşlardan, onun
özelleştirilmesiyle geri alacağız. Yani, nakit akışı ayrı, yani borç-alacak
ayrı, kâr-zarar ayrı. Zarar etmiyor bizim kuruluşlarımız. Buna BOTAŞ dâhil.
BOTAŞ, yurt dışında da çok başarılı bir kuruluş. Biz, şu ana kadar irili ufaklı
altmış bine yakın ihale yaptık. Paranın döndüğü bir yer bu. Hassasiyet de
gösteriyoruz ve üzerine gidiyoruz. Bu, aslında, övülmesi gereken bir durum. Ancak, dediğim gibi, yanlışlıklar da olabilir. Bunun da yargıya
gitmiş durumu vardır. Oradan gelecek sonuca göre de hareket edeceğiz. Şu anda
hüküm vermemiz doğru değil ve BOTAŞ, hem yurt içinde dokuz vilayetten almıştır,
kırk dokuz vilayete ulaştırmıştır doğal gazın yaygınlaştırılmasını.
Bakü-Tiflis-Ceyhan’ı bitirmiştir, Şahdeniz’i bitirmiştir, Yunanistan’a ayın
18’inde ilk gazı vereceğiz, o hattı bitirmiştir, yer altı depoları bitmiştir.
Türkiye’yi demir ağlar yerine demir borularla örmüşüz. 4 bin kilometre çelik
boruyu 10 bin kilometreye çıkartmışız. Bunlar, hep bu BOTAŞ’ta oluyor ve
üstelik de zarar etmeden oluyor. Fiyatları düşürdük. Doğal gaz fiyatını
düşürdük. Hem Ruslar’la yaptığımız anlaşmada fiyatı düşürdük hem de “al ya da
ödede” 40 milyar metreküpü sildirdik. Ondan dolayıdır ki, millet doğal gaza
ilgi gösteriyor. Yoksa yaprak kımıldamıyordu daha evvelden. Bunların hepsi bu
şekilde oldu. Bunun dışında, İÇH ve URAH’la ilgili hesapta 24 milyon dolarlık
bir yılda birikme olacak miktar olarak. Ayrıca, Muhakemat Genel Müdürlüğüne
görüş için gönderdik. Çünkü, orada, üç ayrı denetim kurulunun, yani
Cumhurbaşkanlığının, bizim ve Sayıştayın üç ayrı rakamı çıktı. Hangisine göre
hareket edeceğimizi biz de orada göremedik, görüş istedik ve o görüşe göre
komisyon oluştu, o görüşün neticesinde ne yapacağımızı kararlaştıracağız. Oradan
da -bu denetlemeyi onlar da yapamadılar, üç rakamın içinden çıkamadılar-
Muhakemat Genel Müdürlüğünden gelen en son rapor da bu şekilde. Şimdi, tekrar
bunun üzerinde oturup… Çünkü, üçü de çok karmaşık maalesef ve üç ayrı görüş
var. Şimdi, Sayıştay apayrı bir kuruluş, onu çağırıyoruz, görüşünü alıyoruz.
Cumhurbaşkanlığının, Devlet Denetlemenin ayrı raporu var, bir de Bakanlığın
Teftiş Kurulunun var. Biz, bizden olan sorunları da çözmeye çalışıyoruz bırakın
geleceğe dönük çalışmaları. Bunun dışında, eğer başka türlü hareket edersek, bu şirketlerin
tahkime gitmesi durumu var, uluslararası tahkime gitmesi durumu var. Yani,
böyle bir karmaşayı da çözmeye çalışıyoruz. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Bakanım. Teşekkür ederim. Madde üzerinde bir önerge vardır. Önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı Tasarının 7. maddesinin (2).
fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
“Bu işlemler için İÇH kaynaklarının yetersiz kalması durumunda, ek
harcamalar şirket ve ortaklarınca karşılanır. Bu harcamalar dolayısıyla şirket
ve ortaklarının müteselsil sorumluluğu esastır.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ
KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz. BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) –
Katılmıyoruz. BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Değerli milletvekilleri, mevcut Yasa’ya göre şöyle bir olay
olduğunu düşünelim: Şirket geldi, Türkiye’de kurdu enerji santralini, İÇH
hesaplarına da parasını ödedi, süre doldu ve sökülecek bu. Sökülmek istendiği
zaman, hesaptaki paranın yetmediği anlaşıldı. Onun üzerine, hazine, toplanan paranın
yüzde 25’ine kadar katkı verebilecek. O da yetmedi, ne olacak? Ortakların
üzerine gidemiyorsunuz ve şirket de bunu bildiği için önceden içini boşalttı,
bunu siz çok iyi bilirsiniz. FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Siz iyi bilirsiniz! KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İçini boşalttı diyelim şirket. FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Siz iyi bilirsiniz! Yuvacık’ta nasıl
olduğunu siz iyi bilirsiniz! KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, bu tür olaylarla çok
karşılaştınız da onun için söylüyorum. Şimdi, düşünün, böyle bir ortamda, siz, o nükleer santralin
sökülmesi için yeni bir yasayı Parlamentoya getirmek zorundasınız. Biz, bunun
önüne geçmek için dedik ki: “Bu işlemler için -söküm işlemleri için- İÇH
kaynaklarının yetersiz kalması durumunda, ek harcamalar şirket ve ortaklarınca
karşılanır.” Ortakların da üzerine gidin. Çünkü şirketin ayrı tüzel kişiliği
olduğu için ortakların üzerine gidemezsiniz. “Bu harcamalar dolayısıyla şirket
ve ortaklarının müteselsil sorumluluğu esastır.” diyoruz. Yani, şirket içi
boşaltılırsa, ortaklarının üzerine gidip bu masrafı ortaklardan da
isteyebiliriz. Ben, siz bunu bilirsiniz derken, siz bir şirketin içini
boşalttınız anlamında söylemedim. Bu Parlamento geçen yasama döneminde kurmuş
olduğu yolsuzluklar komisyonunda, buna benzer çok sayıda örneği gördü, çok
sayıda banka gördük biz. Bütün bunlardan ders almıyoruz, kalkmışız buraya bir
madde getiriyoruz. Bu maddeye göre söküm işini alıyoruz, diyoruz ki şirkete
“Sen bunu karşılamadıysan yarattığın fonlarla, ben cebimden ödeyeceğim.” Hazine
ödeyecek. Cumhurbaşkanı veto ediyor. Diyorsunuz ki: “Yüzde 25’ini Hazine
ödeyecek.” Yetmedi yüzde 25’i, söküm yarım kalacak. Böyle bir düzenleme olur mu
arkadaşlar? Ben ortakları, şirketin ortaklarını niye koruyorum? Hangi
gerekçeyle şirketin ortaklarını koruyacağım? Anlamak mümkün değil. Sayın Bakan, enerji ihalelerindeki yolsuzluklar dolayısıyla ilk
yolsuzluğu ortaya çıkaran Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruludur. Daha
sonra bu konu Sayıştay denetçileri tarafından incelendi, onlar da bir rapor
yazdılar. Sayın Bakanım, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu icrai bir
organ değildir, dolayısıyla sadece görüş niteliğindedir raporu. Sayıştayın bu
konuda yazmış olduğu raporu sizi bağlamaz ama sizin Teftiş Kurulunun
düzenlediği rapor doğrudan sizi bağlar. Siz kendi Teftiş Kurulunuzun raporunun
gereğini yapmak zorundasınız. Çünkü Teftiş Kurulu -açar maddesini bakarsanız
şöyle yazar- “Bakanın emri ve onayı uyarınca” der. Siz emir ve onayı verdiniz,
Teftiş Kurulu harekete geçti, raporunu yazdı verdi. O raporun gereğini yapmak
zorundasınız. Raporun gereğini görüş almak üzere Maliye Bakanlığı Muhakemat
Genel Müdürlüğüne göndermeniz sadece olayı zaman aşımına uğratmak için
yaratılmış bir süre anlamına gelir. Siz o raporu gönderirsiniz, yargı karar
verecektir. Siz niçin raporu gönderiyorsunuz Muhakemat Genel Müdürlüğüne? Ben
merak ediyorum, -içinizde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu içinde çok sayıda
eski bürokrat var, üstelik denetim kökenli bu arkadaşların çoğu- acaba hangi
teftiş kurulunun düzenlediği rapor, Muhakemat Genel Müdürlüğüne, bize görüş
verin, daha başka kuruluş da bu raporu şöyle düzenledi diye der. Siz o raporun
gereğini yapmazsanız sorumluluk sizde kalır. Muhakemat Genel Müdürlüğüne topu
atmakla bundan kurtulmanız mümkün değildir. Size ısrarla bu soruyu sormamın
nedeni de budur. O raporun gereğini yapacaksınız, yargıya göndereceksiniz.
Yargı gereğini yapar, beraat mı ederler, parayı mı ister… Bunu yapmadığınız
sürece bu konuda aklanmış olamazsınız. Dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu. HASAN MACİT (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın
Başkan. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın
Başkan, oturduğum yerden bir iki cümle söyleyebilir miyim konuya ilişkin? BAŞKAN – Kısa bir açıklama yapabilirsiniz, buyurun. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın
Başkan, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği konu gerçekten çok önemli. Yani
önemine binaen söz ettim. Şimdi, biz, oraya görüş için gönderdik. Aslında, dediğiniz gibi
yapabilirdik. Görüş için göndermemizin sebebi şu: Muhakemat Genel Müdürlüğü,
aynı zamanda Türkiye’nin tahkimle ilgili konularında da sorumlu kuruluş,
yetkili kuruluş. Dolayısıyla, biz, doğrudan doğruya buna gittiğimiz takdirde,
Teftiş Kurulunun raporuna göre hareket ettiğimiz takdirde, tahkimle
karşılaşabiliriz, çünkü bu şirketlerin hepsinin uluslararası anlamda
mukaveleleri var. Doğrudan doğruya onu yaptığımız takdirde, o da mahkemeye
gider ve bunun neticesinde, burada söylemek istemiyorum ama, farklı sonuçlarla
karşılaşabiliriz. Muhakemat Genel Müdürlüğü tahkimden de sorumlu ve Türkiye’nin
tahkimle ilgili konularıyla da ilgilendiği için, onun sorumluluk sahası olduğu
için görüş için bildirdik. Sebebi bu. Yoksa, ben de biliyorum, kendi Teftiş
Kuruluma göre hareket ederdim. Görüşü onun için istedik. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım. Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. 7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir. 8’inci maddeyi okutuyorum: Uygulamaların koordinasyonu MADDE 8 (1) Bu Kanunun uygulanmasında gerekli koordinasyon
Bakanlık tarafından sağlanır. BAŞKAN – Madde üzerinde, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk. Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; öncelikle, konuşmama başlamadan önce bir tespiti söylemek
istiyorum. Biz yapılan yanlışlıkları her seferinde söylediğimizde, özellikle
AKP’li milletvekili arkadaşlarımız, bize 3 Kasım ve 22 Temmuz seçimlerinin
sonuçlarını hatırlatıyorlar. Biz, demokrasiye ve halkın iradesine saygılı olan
bir siyasal anlayıştan geliyoruz. Biz, bu ülkede çok partili hayata geçişi ve
Cumhurbaşkanlığı makamından inerek muhalefette kalmayı içine sindirebilmiş
İsmet Paşa’nın evlatlarıyız. Ancak, gelinen noktada böyle bir anlayış, baskı,
psikolojik baskı yaratmaya yönelik bir anlayış, halkın AKP’yi seçmesinde ne
kadar hata yaptığının somut göstergesidir. Hem insan yaşamında hem de toplumsal
hayatta bu tip hatalar olabilir. Önemli olan, bu hataların düzeltilmesidir.
Almanya’da Hitler de, İtalya’da Mussolini de seçimle iş başına gelmiştir, ama
onların gelmesi yanlıştır. Lütfen, ben, milletvekili arkadaşlarıma, artık
bundan böyle sık sık seçim sonuçlarının tartışılmasının doğru olmadığını, bize
hatırlatılmasının doğru olmadığını söylüyorum. Halkımız sizleri, kendisine
karşı yasa çıkarsın diye Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermemiştir. Bizim
de görevimiz muhalefettir. Sizin halka karşı çıkardığınız yasalara tabii ki biz
yanlışları söyleyeceğiz. MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Ne alakası var! ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, ulusal temele dayanan, sürdürülebilir bir
kalkınma ilkelerine uygun, insan ve çevre odaklı madencilik politikasını ve
enerji politikasını savunuyoruz. Madenlerimizin kaynak kaybına neden olmaksızın
en etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi için havza madenciliğini esas
alıyoruz. Bu şekilde tükenen ve yerine bir daha konulma olanağı olmayan
madenlerimizden en etkin bir şekilde faydalanabileceğiz. Bu tip yasalar konuşulurken
ciddiyet ister, bu yasanın Komisyondan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine
alelacele getirilmesinden, bizim, muhalefet partisi milletvekilleri olarak çok
fazla haberimiz olmadığı gibi, AKP milletvekili arkadaşlarımın da bundan
rahatsız olduğunu, yapılan konuşmalarda ben kulağımla duydum. Değerli arkadaşlarım, inanıyorum ki bir bilim adamı gelip bize bu
görüşülmekte olan Yasa’yla çıkarılmaya çalışılan bu nükleer santrallerin
kurulmasına ilişkin Yasa hakkında bilgi verse, AKP milletvekili arkadaşlarım da
dâhil, hiç kimse bu Yasa’ya olumlu oy vermez. Şimdi ben bu Yasa’yla ilgili düşüncelerimi söylemek istiyorum.
Cumhuriyet Halk Partisi nükleer enerjinin kullanılmasına ilişkin teknolojilere
karşı olmadığını ısrarla söyledi. Cumhuriyet Halk Partisinin karşı olduğu şey,
nükleer enerjiden elektrik enerjisi üretmeye yönelik nükleer reaktörlerin
kurulmasına karşıdır. Çünkü, enerji ulusal olmalıdır, temiz olmalıdır, güvenli
olmalıdır ve ucuz bir şekilde üretme olanağına sahip olmalıdır. Biz, burada
kendi ulusal kaynaklarımızla yeraltı kaynaklarımızı değerlendirerek
yapabileceğimiz çok olay varken tamamen dışa bağımlı bir teknolojiyi buraya
getirmeye çalışıyoruz. Komisyon Başkanımız ve Sayın Bakanımız dünyada olan
olaylarla ilgili bilgilendirmede bulundu, ancak bunlar benim elimdeki
belgelerle örtüşmüyor. Değerli arkadaşlarım, nükleer enerji, nükleer reaktörler
vasıtasıyla elektrik enerjisine çevriliyor. Burada nükleer yakıt olarak
hepimizin bildiği gibi uranyum kullanılıyor. Uranyumun dünyada kırk elli yıllık
ömrü kaldığı söylenilmekle beraber Türkiye’deki 9.139 ton uranyum rezervi, hem
değişik yerlerde, Manisa’da, Köprübaşı’nda ve Yozgat Sorgun civarında
bulunmaktadır. Küçük küçük rezervler bulunduğu için ekonomik olarak işletilmesi
mümkün değildir değerli arkadaşlarım. O nedenle, buradaki teknoloji tamamen
dışarıya bağımlı olmaktadır ve bir yandan küresel ısınmanın tehdit ve
tehlikelerinin konuşulduğu bu Mecliste, nükleer santraller daha çok suya
ihtiyaç duyacaktır, çünkü bu nükleer santraller oburdur. Nedeni şudur: Nükleer
enerji, uranyum yakıtıyla, yüksek ısıyla ısıtıldığı anda bu ısının belli bir
düzeyde tutulması gerekiyor. Bunun için de mümkün olduğu kadar su alınması
gerekiyor. 2003 yılında Fransa’da kuraklığın yaşandığı bir ortamda on yedi tane
nükleer santral geçici olarak kapatıldı, kapasiteleri azaldı. Nükleer
santralleri iklimin koruyucusu olarak sunan anlayışı, ben bunu belirtmek
istiyorum. Değerli arkadaşlarım, bu nükleer santrallerin ekonomik, güvenilir
olduğunu bir an için varsaysak bile, teknoloji transferinin sürdürülebilir
kalkınmaya katkıda bulunması için, transfer edilen bu teknolojinin de
sürdürülebilir olması gerekiyor ve her ülkenin koşullarına uygun bir
teknolojinin transfer edilmesi gerekiyor. Şimdi, nükleer reaktörler, baktığımızda, artık, üçüncü nesil ileri
reaktörler dediğimiz ve 2010 yılında süresi dolacak reaktörler dönemini
yaşamaktayız. Dördüncü nesil reaktörler 2030 yılından sonra devreye girecek ve
bu reaktörler daha az atık üreten, daha güvenlikli reaktörler olacağı
belirtilmektedir. Şimdi, bir santralin planlandığı tarihten itibaren on yıl gibi bir
sürede devreye alındığını varsaysak bile, bugün ihalesi yapılacak ve devreye
alınacak bir reaktör, modası geçmiş, eski teknoloji içeren bir reaktör
olacaktır. Bütün bunlar, ülkemiz şartları yönünden nükleer santral
teknolojisini seçmemiz için geç kalmadığımızı, tam aksine, zamana ihtiyacımız
olduğunu göstermektedir. Yani, bu olayın doğru olduğunu varsaysak bile, bizim
zamana ihtiyacımız vardır. 2004 yılında elektrik enerjisi… Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanlığının yaptığı bir olay, elektrik enerjisi talep projeksiyonu.
Baktığımızda, birinci senaryo, yüksek talep olması halinde ve ikinci senaryo da
düşük talep halinde bile, bizim 2030-2035 yılına kadar sürecek birinci
kaynaklarımız mevcuttur. Dolayısıyla, enerji konusunda geç kalınmışlık falan
söz konusu değildir. Değerli arkadaşlarım, bugün, söylenildiği gibi, bu dünyada
gelişmiş ülkeler nükleer enerjiyle gitmemektedirler. Bizim nükleer enerji
maceramız yirmi yıldan beri sürüyor. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Öztürk. ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu kirli, güvenli olmayan, insanların
yaşam hakkına kasteden bu enerjiden vazgeçilmelidir. Ulusal kaynaklarımıza
dayalı, termik santrallerimiz, biyokimyasal enerji, hidrolik enerji ve
jeotermal enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekmektedir. Ayrıca, değerli arkadaşlarım, bu, halkı doğrudan ilgilendiren bir
konudur. Meclisin 184’le toplanıp toplanmayacağı konusunda referanduma
gidildiğine göre bu ülkede, bu ülkede nükleer santrallerin kurulup kurulmaması
konusunda da referanduma gidelim, halka soralım. Sayın Bakanımızı, Sayın
Hükûmetimizi bu konuda referandum yapmaya davet edelim. Bakalım, bu nükleer
enerji politikası doğru mudur, yanlış mıdır? Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk. Şahıslar adına ilk söz, Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik’e
aittir. HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Konuşmayacağım efendim. İkinci söz, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’a aittir. TANER YILDIZ (Kayseri) – Konuşmayacağım efendim. BAŞKAN – Başka söz isteyen yok. Madde üzerinde soru-cevap işlemine başlıyoruz. Buyurun Sayın Aslanoğlu. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın grup başkan vekilim
söylediler, vazgeçtim efendim. BAŞKAN – Sayın Vural. OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakana, iktisadi devlet
teşekküllerinin 233’e göre iştirak olması için ne türlü bir işleme tabi
tutulması gerekiyor, eğer Bakanlar Kurulu ya da Yüksek Planlama Kurulu kararı
gerekiyorsa, bu Kanun’da “iştirak kurabilir” ifadesi neden konulmuştur, bunu
sormak istedim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural. Buyurun Sayın Macit. HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, Rusya’dan Mavi Akım
alımıyla ilgili, doğal gaz bedelindeki formül değişikliği, 109 dolar iken 275
YTL ödendiği doğru mudur? BOTAŞ’ın 7,2 milyar Amerikan Doları borcu olduğu
doğru mudur? BOTAŞ’ın vadesi geçmiş alacaklarının 8 milyar dolar olduğu da mı
doğrudur? Borçlu olan kuruluşlar hangileridir? Alacaklarını tahsil edemeyen
BOTAŞ’ın bankalara son dört yılda ödediği faiz ne kadardır? BOTAŞ’ın ticari
alacaklarından ortalama tahsilat oranı 2002’de yüzde 94 iken, 2005 yılında
yüzde 44 olduğu gerçek midir? 2006 yılı tahsilat oranı nedir? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Macit. Soru sorma işlemi tamamlanmıştır. Cevap verecek misiniz Sayın Bakan? ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Kısa
cevap vereyim sadece Sayın Oktay Vural Bey’e. BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – 233
sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre teşebbüs veya bağlı ortaklıkların ve
anonim şirketin iştiraki Yüksek Planlama Kuruluyla oluyor, biliyorsunuz. Madde
27/1’dir. Dolayısıyla, bundan dolayı oraya koyduk. Sayın Aslanoğlu’nun… FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ben sormadım efendim. ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sizin
yoktu, pardon. Sayın Macit’in. Ona cevap veriyorum. O Mavi Akım’la ilgili olan bilgi yanlış. Bu formül tekniğine göre
yaptığımız hesaplar ve ayrıca bu incelemeden de geçti. O iddia eski bir
iddiadır, yanlış bir iddiadır, kafa karıştıran bir iddiadır. Bunun da zaten
çalışmaları denetlenmiştir ve böyle bir sorun söz konusu değildir. Öbür taraftan, BOTAŞ’ın -bütün o detaylı rakamları size yazılı olarak
vereyim, ancak şunu ifade edeyim- alacaklarını ve borçlarını bir araya
getirdiğiniz takdirde herhangi bir borç durumu yoktur. Alacaklarını da almak
üzere çalışmalarını sürdürüyor. Zaten çoğu kamu kuruluşu. Dolayısıyla, bu
alacaklarını da temin ettiğimiz takdirde birbirlerini götürmektedir. Zararı söz
konusu değildir. BOTAŞ zarar etmeyen bir kuruluştur. Bunda da Ruslarla
yaptığımız anlaşmadaki fiyatı düşürmemiz ve “al ya da öde”deki miktarda 40
milyar metreküpü sildirmemizin çok büyük rahatlığı var. Dediğim gibi, bundan
dolayı da doğal gaza büyük bir teveccüh var. BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan. Maddeyi oylarınıza sunuyorum: 8’inci maddeyi kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Madde kabul edilmiştir. 9’uncu maddeyi okutuyorum: Yaptırımlar MADDE 9- (1) Bu Kanunun hükümlerine aykırı hareket eden toptan ve
perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler hakkında EPDK tarafından 20/2/2001
tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 11 inci maddesi hükümleri
çerçevesinde işlem yapılır. BAŞKAN – Madde üzerinde, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay. Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın
Başkan. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. Sayın Bakan, dün öğlenden beri, öğlen saatlerinden beri çok önemli
bir kanunu hep beraber görüşüyoruz. Tabii, bütünüyle karşı olduğumuzu
sözcülerimiz müteaddit defalar dile getirdiler. Ancak, gerek Milliyetçi Hareket
Partisinin gerekse Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüleri, değerli
milletvekilleri “Kanun çok kötü, ama hiç değilse, olabildiğince biraz adam
edelim. Yani, yolsuzluk cennetine dönüştürdüğünüz Türkiye’de yeni yolsuzluklar,
usulsüzlükler olmasın.” diye çok iyi niyetle, tüyü bitmedik yetimlerin hakkını
korumaya yönelik çok ciddi önergeler getirdiler. Ama, anlıyorum ki siz burada
daha çok bir denetim görevi değil, icrai denetim görevi değil, icrai tasdik
göreviyle görevlendirilmişçesine, çok düz bir mantıkla önergeleri reddettiniz. Şunu, tarihe not düşmek için söylemek isterim ki: Bu yaptığınız iş
Türkiye’de yıllar sonra konuşulacaktır. Bu verdiğiniz oylarla ilgili, tarih ve
çocuklarınız, torunlarınız sizi yargılayacaktır. Bunu bilmenizi istiyorum
değerli arkadaşlarım. Yine, biraz önce, çok sevdiğim Taner Yıldız, şimdi göremiyorum… TANER YILDIZ (Kayseri) – Buradayım. ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, Taner Bey bir şey söyledi. Bence çok
yanlış değil tabii. Yani, “Biz Türkiye’yi devraldığımızda, kamu sabit sermaye
yatırım dozunun azalmasını öngördük, gerekli gördük.” dedi. Ekonominin
kuralları içinde bu doğru olabilir. Şimdi, Sayın Bakan, geçenlerde bir demeciniz vardı “Rüzgârla
ilgili müthiş bir talep var, millet kuyruklara girdi.” diye. Yani, hazır,
temiz, lekesiz bir enerji, pürüzsüz, şaibesiz, daha kolay olabilecek ve
hakikaten Avrupa Birliği ülkelerindeki trendine baktığımızda rüzgâr enerjisinin
gerçekten çok hızlı da yol aldığını biliyoruz, ama siz sadece “Bu konuda müthiş
bir özel sermaye talebi var.” demekle yetiniyorsunuz. Ee, Taner Bey de “Parti
olarak kamu sabit sermaye yatırımlarını durdurmamız lazım.” diyor. Bu ne
çelişkidir! Buraya bir yönlenseniz, buraya yönelseniz. Bu ısrarınızı ben hâlen
anlayabilmiş değilim. Şimdi, çağdaş enerji politikaları bilebildiğimiz kadarıyla üç
aşamada belirlenir: Birinci aşamasında, temel hedefler belirlenir. Burada çevre
güvenliğinden, düşük maliyete kadar enerji arzının ve bunun sürekliliğinin
teminat altına alınmasına kadar bir sürü şey vardır. Bunu yaparsınız, sonra bu
hedefe ulaşacak politikaları saptarken de ekonomik, çevresel, jeopolitik
etkenler arasında denge sağlayacak gelişmeleri baz alırsınız. Sonra da, son
aşamada da bu politikalarınızı destekleyecek vergilendirmedir, teşviklerdir,
yasal düzenlemelerdir, bunları yaparsınız. Şimdi siz bu işe tersten başladınız,
yani en son yapmanız gereken işi en önce getirip milletin Meclisinin önüne
koydunuz. Buradaki niyetiniz nedir anlamak falan mümkün değil. Doğru
bulmuyoruz. Bakın, dünkü konuşmamda zaman darlığından bahsedemediğimiz bir
olay var ya da yeterince bahsedemediğimiz. Şimdi bir realite var. Doğal gaz
çevrim… Geçen sene, Sayın Bakan bilir, bana dedi ki: “Sayın Altay’ın bir sözüne
katılıyorum, alım garantili doğal gaz anlaşması yapanlar vatan hainidir.” dedi.
Doğru, ben de söylüyorum. E şimdi sen bu alım garantili doğal gazı –madem- bak,
Sinop’ta doğal gaz yok, oraya kadar taşı, Sinop halkı doğal gaz kullansın.
Doğal gazla elektrik üretmeye mecbur musunuz Sayın Bakan? Ülkenin, yani,
hidroelektrik santrallerini, termik santrallerini kapatıp da niye bu doğal
gazla elektrik üreteceğim diye uğraşıyorsunuz? AYHAN YILMAZ (Ordu) – Kapattığımız yok. ENGİN ALTAY (Devamla) – 200 bin liraya yaklaşık… Şimdi rakamlar
değişmiştir, bendeki rakamlar altı aylık falandır. Yani, 200 liraya oradan
elektrik elde ediyorsun, HES’den 13 liraya elde ediyorsun. E buna bakın,
bununla ilgilenin. Ve bir şeyin altını burada çizmemiz lazım. Sayın milletvekilleri,
bugün -Uluslararası Enerji Ajansı’nın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin
verilerine göre söylüyorum, yani, Amerika Birleşik Devletleri Enerji
Bakanlığının verilerine göre söylüyorum- birincil enerji tüketiminde nükleer
enerjinin payı yüzde 7 ve 2030’da bunun yüzde 5’e düşeceğini öngörüyorlar. Siz
kafa sallıyorsunuz. Ya siz tek başınıza doğru söylüyorsunuz ya da bu ülkenin
elektrik mühendisleri yalan söylüyor. Bunu bir kişi söylemiyor ki. Kim
söylüyor? Uluslararası Enerji Ajansı ve Amerika Birleşik Devletleri Enerji
Bakanlığı ve aynı veriler, nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payının -burası
çok önemli değerli milletvekilleri- dünyada bugün itibarıyla yüzde 17 olduğunu
söylüyor ve 2030’da da bunun yüzde 12’ye düşeceğini söylüyor. Zaten biz bu
işleri bu adamlarla istişare içinde yapacağız. Bunlar bu konuda, nükleer
enerjinin elektrik enerjisindeki payının düşeceğini öngörüyorlar,
hesaplamalarını, planlamalarını buna göre yapıyorlar, ama biz burada “Hayır,
biz bunu yapacağız...” Çok şey bir mantık. Yani, ben yaptım oldu mantığı gibi,
inada binmiş gibi. Yani, bizle inatlaşılabilir, önemli değil. Yani, biz, burada
görevimizi yapmanın vicdani sorumluluğuyla evimize gider yatarız. Üzülürüz ama
vicdanen rahat bir şekilde gideriz, ama değerli arkadaşlar, sayın
milletvekilleri, siz gidemezsiniz. İki gündür arkadaşlarımızın söylediği bunca
şeyden sonra ben, sizin evinize gidip de, başınızı yastığa koyup da vicdanen
rahat olabileceğinize inanmıyorum. (AK Parti sıralarından “Rahatsız, rahatsız”
sesleri) ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Bize hakaret etme! ENGİN ALTAY (Devamla) – Siyasi geleceğinizi, siyasi geleceğinizi
düşünerek bu tekliflere, bizimkilere kafadan “ret”, Hükûmetten gelen her şeye
“evet” diyerek siyasi gelecek de garanti altına maalesef alınmıyor. İşte iki
örneği var: Benle birlikte geçen dönem Sinop’ta milletvekilliği yapan iktidar
partisinin iki çok değerli milletvekili, direkt, yani hiçbir şey yapmadan, bir
ön kabulle bu tasarıya büyük, müthiş destek verdiler, ama şimdi onlar yok,
yerlerine çok daha değerli arkadaşlarımız var şüphesiz, en az onlar kadar
değerli. Bu arkadaşlarımız da buna “kabul” diyecek, ama inanın ki bu bir siyasi
gelecek garantisi olmayacaktır. Bunun altını çizmek istiyorum. HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Öyle bir kaygımız yok. ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben niye bu kadar duyarlıyım derseniz,
ben, değerli arkadaşlar, bu nükleer santrali, Başbakan, İstanbul’da
Sinopluların bir toplantısında müjde olarak Sinoplulara söyledi de… Yani Sinop
benim seçim bölgem. HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Bizim nasıl seçileceğimiz seni
ilgilendirmez. Polemik yapmayın! ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne diyorsun sen? HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Maddeyle ilgili konuş. ENGİN ALTAY (Devamla) – Otur yerine, konuşma! Gel, buradan konuş!
Sen bu kürsünün ne olup olmadığını öğren önce. Zamanımı çalma lütfen. Allah
Allah! Şimdi, benim ilim, doğduğum ve çocukluğumun geçtiği yer, Sinop.
Herkese de en az bir kere gitmeyi ve görmeyi tavsiye ederim. Ama Sinop’un elli
dokuz kuruluşu -bunun içinde Sinop Barosu var, sendikaların tümü var, esnaf
odası var, ziraat odası var, siyasi partiler var, dernekler var, hepsi var- nükleer
karşıtı platform oluşturdular, bir mücadele götürüyorlar, istemiyorlar,
istenmiyor, doğru bulunmuyor. Ee dün de söyledim, Sayın Öztürk de biraz önce
tekraren söyledi. “Referandum” diye bir şey söylüyoruz. Hiç değilse nerede
kuracaksanız oranın halkına bir sorun kardeşim, oranın halkına bir sorun,
oranın halkına bir sorun ve buna bakalım. MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Yapın, daha güzel olur. ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, lobiler
için bu Kanun geliyor, bunu biliyoruz ve düzenlemeyle ilgili, denetlemeyle
ilgili işlere sonra bakacağız mantığı şuna benziyor: Bir binanın su basmanı,
temeli falan yapılmamış, siz çatı kanununu buraya getiriyorsunuz ya da çatı
katı için belediyeye iskâna gidiyorsunuz. Kardeşim ortada temel yok, kasnak yok,
bina yok! Böyle de bir sakatı var bu Yasa’nın. Bunu size anlatmaya çalışıyoruz.
Bir yanlışı şudur: Sayın Hükûmetten Avrupa’nın ve Amerika’nın
işsiz kalmış, boşta gezen nükleer fizikçilerine, atom mühendislerine… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Altay. ENGİN ALTAY (Devamla) – Tabii Sayın Başkanım. …işsiz nükleer fizikçilerine, atom mühendislerine istihdam
sağlayacağına Sayın Hükûmet, Türkiye'nin işsiz gezen 200 bine yakın
öğretmenine, işsiz gezen 100 bini aşkın mühendisine iş sağlamak için bir gayret
gösterseniz de, biz de burada, muhalefette olmakla beraber, sizi takdir edecek
bir şeyler söyleyebilsek diye de düşünüyorum. MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – 2 bin kişi işe alındı. ENGİN ALTAY (Devamla) – Yani, çok biliyorsanız gelir burada
konuşursunuz, oturduğunuz yerden… Meclis İç Tüzüğü’ne de çok aykırıdır Sayın Başkan. MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Olabilir… ENGİN ALTAY (Devamla) – Hatibe müdahale etmek İç Tüzük’e
aykırıdır. MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – O kürsüde millete izahat veriyorsunuz. ENGİN ALTAY (Devamla) – Şu İç Tüzük’ü bir oku da öyle konuş ya! Üç
aydır mebussun, İç Tüzük’ü oku da buraya gel konuş! BAŞKAN – Sayın milletvekili… MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sen dört yıllık olmuşsun da ne olmuş? ENGİN ALTAY (Devamla) – Oturduğun yerden hatibe laf atılmaz! Laf
atılacaksa bak orada Grup Başkan Vekiliniz var, hem de 5 tane! BAŞKAN – Sayın Hatip, bir dakika müsaade eder misiniz. ENGİN ALTAY (Devamla) – Çıkarlar, cevap verirler. MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – 2 bin kişiye istihdam yaratılmış. ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne diyorsun? MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – 2 bin kişiye istihdam yaratılmış. ENGİN ALTAY (Devamla) – Kim diyor onu sana, kim diyor 2 bin kişi
diye? MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Devlet İstatistik Enstitüsü diyor. BAŞKAN – Sayın milletvekili… ENGİN ALTAY (Devamla) – Gelsin, bana söylesin onu! MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Gidin araştırın! ENGİN ALTAY (Devamla) – Hayret bir şey! (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Yalan yanlış konuşuyorsun! ENGİN ALTAY (Devamla) – Kardeşim, yanlış konuşuyorsam gelir burada
düzeltirsin! BAŞKAN – Tamam… Teşekkür ederim Sayın Altay. ENGİN ALTAY (Sinop) – Grup adına konuşmalarınız boş geçiyor.
Oturduğun yerden laf atma! MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Olabilir… BAŞKAN – Sayın milletvekili, laf atmanıza gerek yok, biraz sonra
grup adına… ENGİN ALTAY (Sinop) – Dingo’nun ahırı mı burası! (AK Parti
sıralarından gürültüler) |