DÖNEM: 23                             CİLT: 4                     YASAMA YILI: 2

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

18’inci Birleşim

8 Kasım 2007 Perşembe

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

  II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEMDIŞI KONUŞMALARI

1.- Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’ın, Doğu ve Güneydoğu illerindeki altyapı sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeninin bölge ekonomisine etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı

3.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin ilinin Anamur ve Bozyazı ilçelerinde meydana gelen dolu afeti sonucu oluşan hasara ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 milletvekilinin, uyuşturucu kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin araştırılarak uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/36)

2.- Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37)

3.- Konya Milletvekili Hasan Anğı ve 19 milletvekilinin, Konya Kapalı Havzası’ndaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38)

 

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres ile Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın 13 Kasım 2007 tarihli 19’uncu Birleşimde Genel Kurula hitaben birer konuşma yapma isteklerinin Genel Kurulun onayına sunulması

 

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

 

 

1.- 8.5.2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/26) (S. Sayısı: 45)

 

VII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Başkanın, sataşmadan dolayı milletvekilinin söz talebini yerine getirmemesi nedeniyle tutumu hakkında

 

VIII.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in konuşmasında, partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın konuşmasında, bir muhalefet milletvekiline sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- OYLAMALAR

1.- 8.5.2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresinin oylaması

 

X.- SORULAR VE CEVAPLAR

A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Özyürek’in, Anayasa taslağını hazırlayan bilim kuruluna ücret ödendiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/241)

2.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, İnsan Hakları Danışma Kurulunun çalışmalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in cevabı (7/248)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.05’te açılarak iki oturum yaptı.

Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, muhtarlar ve muhtarların sorunlarına,

Siirt Milletvekili Afif Demirkıran, ülkemizdeki maden potansiyeli ve maden aramalarına,

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, küresel ısınmanın Ege ve Marmara Bölgelerinde zeytin üretimine zarar vermesi sebebiyle zeytin üreticilerinin destek kapsamına alınmasına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanlığının davetine icabet edecek olan Parlamento heyetini oluşturmak üzere siyasi parti gruplarınca bildirilen isimlere ilişkin Başkanlık tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 22 milletvekilinin, Kaz Dağları’ndaki madencilik faaliyetlerinin araştırılarak çevreye olumsuz etkilerinin önlenmesi için (10/33),

Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk ve 20 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak zeytinciliğin geliştirilmesi için (10/34),

Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün ve 20 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılarak Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için (10/35),

Alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanı Dr. Fatma Ekenoğlu’nun davetine icabetle, KKTC’nin 24. Kuruluş Yıl Dönümü Kutlamalarına, TBMM Başkanı Köksal Toptan’ı temsilen bir Parlamento heyeti ile icabet edilmesine,

98 ülke parlamentosu ile TBMM arasında parlamentolararası dostluk grubu kurulmasına,

İlişkin Başkanlık tezkereleri kabul edildi.

Gündemin “Sözlü Sorular” kısmının:

1’inci sırasında bulunan (6/1),

2’nci                           (6/2),

3’üncü                        (6/3),

4’üncü                        (6/4),

5’inci                          (6/5),

Esas numaralı sözlü soruların, üç birleşim içinde cevaplandırılmadığı için yazılı soruya çevrildiği ve gündemden çıkarıldığı açıklandı;

6’ncı sırasında bulunan (6/10),

7’nci                          (6/14),

8’inci                         (6/15),

9’uncu                       (6/17),

10’uncu                     (6/18),

11’inci                       (6/19),

12’nci                        (6/21),

13’üncü                     (6/22),

14’üncü                     (6/23),

52’nci                        (6/85),

53’üncü                     (6/86),

55’inci                       (6/88),

56’ncı                        (6/89),

103’üncü                  (6/136),

104’üncü                  (6/137),

105’inci                    (6/138),

Esas numaralı sorular, ilgili bakanlar Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından, ertelendi;

15 ilâ 51 ve 57 ilâ 102’nci sıralarında bulunan, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, (6/29), (6/30), (6/31), (6/32), (6/33), (6/34), (6/35), (6/36), (6/37), (6/38), (6/39), (6/40), (6/41), (6/42), (6/43), (6/44), (6/45), (6/46), (6/47), (6/48), (6/49), (6/50), (6/51), (6/52), (6/53), (6/54), (6/55), (6/56), (6/57), (6/58), (6/59), (6/60), (6/61), (6/62), (6/63), (6/64), (6/65), (6/90), (6/91), (6/92), (6/93), (6/94), (6/95), (6/96), (6/97), (6/98), (6/99), (6/100), (6/101), (6/102), (6/103), (6/104), (6/105), (6/106), (6/107), (6/108), (6/109), (6/110), (6/111), (6/112), (6/113), (6/114), (6/115), (6/116), (6/117), (6/118), (6/119), (6/120), (6/121), (6/122), (6/123), (6/124), (6/125), (6/126), (6/127), (6/128), (6/129), (6/130), (6/131), (6/132), (6/133), (6/134), (6/135),

54’üncü sırasında bulunan, Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun (6/87),

106’ncı sırasında bulunan, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in (6/139),

Esas numaralı sorularına İçişleri Bakanı Beşir Atalay cevap verdi; Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tunceli Milletvekili Kamer Genç, cevaplara karşı görüşlerini açıkladılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Litvanya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Savunma Sanayii İşbirliği Anlaşmasının (1/278) (S. Sayısı: 19)

2’nci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Savunma Sanayii Alanında İkili İş Birliği Süresince Mübadele Edilen veya Oluşturulan Gizlilik Dereceli Bilgi ve Malzemelerin Karşılıklı Korunması Anlaşmasının (1/283) (S. Sayısı: 21),

Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarıları, Komisyon ve Hükûmet yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından ertelendi.

3’üncü sırasında bulunan ve Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen 8/5/2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un (1/26) (S.Sayısı: 45) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak 2’nci maddesine kadar kabul edildi. 

8 Kasım 2007 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.25’te son verildi.

 

 

 

 

Eyyüp Cenap GÜLPINAR

 

 

 

Başkan Vekili

 

 

 

 

 

 

Murat ÖZKAN

 

Fatma SALMAN KOTAN

 

Giresun

 

Ağrı

 

Kâtip Üye

 

Kâtip Üye

 

No.: 26

II.- GELEN KÂĞITLAR

8 Kasım 2007 Perşembe

 

Raporlar

1.- Artvin İli Yusufeli İlçesinin Merkezinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı ve İçişleri Komisyonu Raporu (1/435) (S. Sayısı: 48) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME)

2.- Türk Silahlı Kuvvetleri Hasta Beslenme Kanunu Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/431) (S. Sayısı: 49) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME)

3.- Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/438) (S. Sayısı: 50) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME)

4.- Askerlik Kanunu ile Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/436) (S. Sayısı: 51) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME)

5.- Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile İstanbul Milletvekili Hasan Kemal Yardımcı’nın; Askerlik Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/441, 2/26) (S. Sayısı: 52) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME)

6.- Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Savunma Komisyonu Raporu (1/430, 1/432) (S. Sayısı: 53) (Dağıtma tarihi: 8.11.2007) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 Milletvekilinin, uyuşturucu kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin araştırılarak uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/36) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/11/2007)

2.- Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 Milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/11/2007)

3.- Konya Milletvekili Hasan Angı ve 19 Milletvekilinin, Konya Kapalı Havzasındaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38) (Başkanlığa geliş tarihi: 6/11/2007)

 

8 Kasım 2007 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap GÜLPINAR

KÂTİP ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre vereceğim.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yetersayımız vardır; görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde altyapı sorunlarıyla ilgili söz isteyen Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’a aittir.

Buyurun Sayın Zeydan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEMDIŞI KONUŞMALARI

1.- Hakkâri Milletvekili Rüstem Zeydan’ın, Doğu ve Güneydoğu illerindeki altyapı sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

RÜSTEM ZEYDAN (Hakkâri) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; Doğu ve Güneydoğu’nun altyapı sorunlarıyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, yılda 1 milyon 400 bin canlı bebeğin doğduğu ülkemizde hızlı bir nüfus artışı bazen söz konusudur. Türkiye’de ortalama nüfus artış hızı yüzde 2’ler civarındayken, anılan bölgede yani Doğu-Güneydoğu Bölgelerinde yüzde 3-3,5, bazı illerde yüzde 4’ler civarındadır.

Bununla birlikte, 84 yılından beri ülkenin o coğrafyasında bir fevkaladelik, bir terör ortamı yaşanmaktadır. Göreceli olarak da zaman zaman azalmasına rağmen bu terör ortamı kırsaldan “kent” diyebileceğimiz alanlara, ilçe ve illere nüfus akışını hızlandırmıştır. Aslında buradaki illere ve ilçelere “şehir” demek son derece zordur. Çünkü, kırsaldan bu bölgelere göç eden ve göç sonucuyla karşı karşıya bırakılan vatandaşlarımızın bu bölgelere gelişleri, birlikte sorunlarını da bu alanlara taşımasını oluşturmuştur. Dolayısıyla da, benim tabirimle, oradaki il ve ilçe merkezlerine “kent” demekten çok -dilim pek varmıyor “köykent” demeye ama- “kırkent” demekte fayda vardır. Mesela, benim ilim Hakkâri’de 80’li yılların başında kırsalda yaşayan, yani, köy ve mezralarda yaşayan nüfusun oranı yüzde 65 iken, 2007 yılları itibarıyla bu tam tersine dönmüş ve bu bölgelere çok sayıda mezralardan ve köylerden insanlar göç etmek zorunda kalmıştır. Gerçi bu göç sadece doğu-güneydoğu illerine değil, aynı zamanda, aynı çizgide belki Gaziantep’e, belki Mersin’e, belki Adana’ya, belki Antalya’ya ve daha doğru bir deyimle, İstanbul’a, İzmir’e, Ankara’ya da oluşmuştur.

Maalesef, özellikle doğu-güneydoğu illerinde sosyal yaşam alanları daralmıştır, altyapı sorunları günbegün artmıştır. Her ne kadar 2000’li yılların başından bugüne Hükûmetimizce realize edilmiş olan KÖYDES ve BELDES programlarıyla mezra ve köylerin altyapıları oldukça ve göreceli olarak iyileştirilmiş ise de, il ve ilçelerdeki yerel yönetimler eliyle gördürülemeyen hizmetler, özellikle, su ve kanalizasyon, sosyal donatı ve toplu yaşam alanları zorluğu beraberinde birtakım sorunlar getirmiştir.

Değerli vekiller, 377 mezrası ve 130 köyüyle 507 tane yerleşim alanı olan benim ilimde, maalesef, 2002 yılında 13 tane şebekeli suyu olan köy ve yerleşim birimi var iken, çok şükür ki bugün, 260’lara varan yerleşim biriminde şebekeli su oluşmuştur. KÖYDES programı, 2007 yılından sonra da, inşallah -ifade edildiği üzere- su ve kanalizasyonla birlikte, sulama göletleri ve enerji altyapıları da gözden geçirilecektir. Bu da bizleri fazlasıyla memnun etmektedir. Ama, benim, yüce Meclisimizden ve Hükûmetimizden arzım ve istirhamlı arzumdur, lütfen, benim tabirimle İLDES programını da başlatalım. Özellikle ilçe ve illerdeki yerel yönetimler eliyle bu altyapı sorunlarına maalesef çözüm getirilememektedir. Dolayısıyla da halkın ciddi anlamda altyapı sorunlarıyla karşı karşıya kalabilme dönemleri ve günleri bizleri beklemektedir.

Değerli dostlar, değerli arkadaşlar; sosyal riski azaltma projeleri, kırsal kalkınma programları, köye dönüş ve rehabilitasyon programlarıyla, belki de şartlı nakit transferleriyle, zaman zaman, hükûmetlerimizin ve son cumhuriyet Hükûmetimizin yardımlarıyla kırsala bir nebze bir yardım ve yeniden yapılanma getirilmiştir, ama özellikle bizim bölgemizdeki illerdeki belediyeler, benim ilimde ve 100 bini aşan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Zeydan, konuşmanızı tamamlar mısınız.

RÜSTEM ZEYDAN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

…nüfusuyla Yüksekova ilçemizin ve 80 bini aşan Hakkâri merkez nüfusumuzun altyapısı çökmüş durumdadır ve ben, yüce Meclisimizden ve güçlü Hükûmetimizden şunu bekliyorum ve ben diyorum ki: Mutlu etmek için yarını bekleme, bugün bile geç, daha dün mutlu olmalıydık.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize en içten sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum efendim.(AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Zeydan.

Gündem dışı ikinci söz, Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeninin bölge ekonomisine etkileri hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Şahin Mengü’ye aittir.

Buyurun Sayın Mengü. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Manisa Milletvekili Şahin Mengü’nün, Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeninin bölge ekonomisine etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in cevabı

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Başkan,değerli milletvekilleri; huzurlarınıza Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeninin bölge ekonomisine katkılarını, getirilerini götürülerini arz etmek üzere gelmiş bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, eski adı Bosphorus Nikel Madencilik olan, şimdiki adı Sardes Nikel Madencilik, Manisa’nın Turgutlu ilçesine 18 kilometre mesafedeki Çal Dağı mevkisinde, nikel madeni çıkartma uğraşlarına devam etmektedir.

Çal Dağı, ülkemizdeki on nikel yatağından en önemli olanlarından bir tanesidir. Bu alanda, Sardes Şirketi, deneme üretimi için aldığı izinle üretime başlamış, daha deneme üretimi aşamasında ormandan çok sayıda ağaç kesilmeye başlanmış; bu ağaç kesiminin getirdiği, çevre köylerde bugüne kadar görülmeyen sel baskınları oluşmaya başlamıştır. Daha deneme üretimi aşamasındadır.

Şirketin yaptırdığı fizibilite raporlarına göre, Çal Dağı’ndaki nikel madeninin rezervi 38 milyon tondur, ancak, şirketin hemen yaptığı sondajlar sonunda bu rakamın 45 milyon tona kadar çıkabileceği düşünülmektedir, öngörülmektedir. Bu çıkarılacak madenin dünya piyasalarındaki değeri 25 milyar dolar civarındadır. Şirketin sermayesinin yüzde 98’inin yabancılara ait olduğu düşünülürse, kurumlar vergisi dışındaki bütün getirisini haklı olarak yurt dışına transfer edeceklerdir. Bir an için bütün gelirin de Türkiye’de kaldığını düşünsek, ancak, buna izin verildiği takdirde, biraz sonra aşağıda arz edeceğim şekilde, sülfürik asit kullanılarak nikel madeni ayrıştırmasından elde edilecek bu gelirin neleri götürdüğünü de bilmemiz gerekmektedir.

Öncelikle, bu nikel madeninin çıkarılmasında kullanılan teknik, sülfürik asitle ayrıştırma, dünyada uygulanan diğer, yani konvansiyonel dediğimiz üretim tarzlarına göre 1/4 daha ucuzdur, basit bir prosestir ve daha ucuz bir yöntemdir. Bu nedenle, şirket, kendi ekonomisi menfaatleri açısından bu yöntemi denemektedir. Ancak, 1 ton cevherin işlenebilmesi için 400 kilogram sülfürik asit gerekmektedir ve bu sülfürik asidin elde edilebilmesi, bugün deneme üretiminde dışarıdan taşınarak getirilmesine rağmen, yarın yeni bir fabrika kurularak, yani bir sülfürik asit fabrikası da kurularak yapılacaktır.

Bir şeye dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Bu sülfürik asit fabrikasının kurulması 2 bin 400 dönümlük bir araziye ihtiyaç gösteriyor. Bu, arazide, şu anda da deneme üretiminin yapıldığı arazide 30 ila 35 yaşları arasında 280 bin çam ağacının kesilmesine neden olacak. Gerek asit fabrikasında gerekse liç alanında yılda 5 milyon metreküp de su kullanılacak. Tarım alanlarında yetersiz su olayı son günlerde, son yıllarda hepimizin çok yakından bildiği ve ülke ekonomisini olumsuz yönde etkileyen bir problem.

Bütün bunlar göz önüne alındığı takdirde, 5 bin çiftçi ailesinin yaşadığı, yani Çal Dağı eteklerinde 17 bin dönüm, Gediz Ovası’nın Turgutlu bölgesinde kalan 200 bin dönüm tarım alanı bu maden ocağının, maden çalışmasının etkisi altında kalacaktır. Bir an için akla şu gelebilir: 25 milyar dolar bir getirisi olacak, niye buna karşı çıkıyorsunuz? Hayır, buna karşı çıkmıyoruz. Yer altı kaynaklarının kullanılmasına karşı değiliz. Ancak, bu yöntemle kullanılmasına karşı çıkmamız gerekiyor. Nitekim, Turgutlu’da kurulan bir platform da, hiçbir parti ayrımı gözetilmeksizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin İlçe Başkanlığından, Belediye Başkanlığından başlayıp bütün diğer partilerin de beraber oluşturdukları bir platform da bu işe karşı çıkıyor. Bütün oradaki partililer hep beraber olmuşlar bir platform oluşturmuşlar, bu işin, bu üretimin yapılmamasını savunuyorlar. Sadece, sülfürik asit fabrikasından, ileride, beş veya on yıl içinde oluşacak asit yağmurlarının çevreye vereceği zararlar, artı yıllardır milyarlarca dolar harcayarak temizlemeye çalıştığımız Gediz Nehri de tekrar bu sülfürik asitten kirlenmeye başlayacaktır. Bu yöredeki çiftçilerin, tarımla uğraşan insanların yani o 5 bin çiftçi ailesinin ekonomiye katkısı yılda 90 milyon yeni Türk lirası civarındadır. Bu katkı, herhangi bir süreyle sınırlı değildir. Eğer, bu sülfürik asit fabrikası…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Mengü, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.

ŞAHİN MENGÜ (Devamla) – Tamamlıyorum.

Bu fabrika, on-on beş yıl çalışacak ama bu tarım alanları elli yıl, yüz yıl belki de daha uzun süre çalışacak. Benim yüce Meclisten istirhamım, lütfen, yeni bir Bergama yaratmayalım; lütfen, yeni bir Kaz Dağı yaratmayalım ve ben, hemen, en kısa zamanda, bir Meclis araştırması için bir önerge de vereceğim. Bu önergeye de desteklerinizi bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Mengü.

Gündem dışı konuşmaya Sayın Enerji Bakanı cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakanım. (AK Parti sıralarındın alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Manisa Turgutlu Çal Dağı’ndaki nikel madeniyle ilgili olarak gündem dışı konuşmaya cevap vereceğim.

Bu bakımdan, o bölgedeki nikel madeni, aslında, dünyada ihtiyaç duyulan metallerden bir tanesidir ve bu madenciliğe de biz önem veriyoruz ve rakam olarak da yaklaşık 50 bin tonun üzerinde bir rezervin olduğunu, biz -orada- düşünüyoruz. Şimdi…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Size herhâlde yeni gelen bir haber bu.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Ve bu bölgede de bu zenginliği, tabii ki çevreye zarar vermeden, en az etki yaptırarak bunu düşünüyoruz. Bu noktada, madenciliğin, zaman zaman, insaf sınırlarını aşan eleştirilere muhatap olduğunu görüyoruz, ancak yer altı…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Beni mi kastediyorsunuz?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Yok, sizi değil, genel olarak söylüyorum.

Bu noktada, yer altı kaynaklarımız da zenginliklerimiz ve madencilik olmasa şu anda, şu salonda bile pek çok aleti kullanamadığımız için, belki de taş devri dönemine dönmüş oluruz, yani mikrofondan tutun, gözlük camına kadar, bütün, inşaatta kullanılan demire varıncaya kadar, buraya gelirken kullandığımız araçlara varıncaya kadar, hiçbirini kullanmamamız gerekir. Yani bir yerde, bir optimizasyon içinde olacağız. Tabii ki çevre, bizim vazgeçemeyeceğimiz değerlerden, yer altı, yer üstü zenginliklerimiz de bir bütün hâlinde ele alınacak ve bunu bir denge içinde yapmamız gerekiyor. Bunun için de zaten maden mühendisliği diye de bir dal var. Bu işin teknolojisini, projelendirilmesini yapan, işin ekonomik boyutuyla birlikte, çevre etki değerlendirmesini de yapan bir birim var.

Onun dışında da Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü gibi, Ulu Önder Atatürk’ün kurduğu ve görevlerinin büyük ölçüde maden ve yer altı zenginliklerinin, bunun içinde jeolojik araştırmalar dâhil olmak üzere yapan bir kuruluşumuz var ve Ulu Önder Atatürk’ün bir sözünü, MTA’nın kuruluş aşamasında söylediği bir sözü de hatırlatmak istiyorum: “Memleketin diğer meçhul servetlerini arayıp bulma görevini MTA’ya verdik, çalışacaklardır. Kendilerine, mesut sürprizler dileriz.” diyor.

Bu mesut sürprizleri, biz, bulmak üzere, yapmak üzere, arkadaşlarımız yıllardır çalışıyorlar ve bunu yaparken kömür de buluyorlar, bor da buluyorlar, nikel de buluyorlar, krom da, bakır, çinko da buluyorlar, jeotermal kaynakları da buluyorlar, yani bunun sayısını artırabiliriz. Bu bakımdan, ülkemiz, maden zenginlikleri bakımından da gayet iyi olan ülkelerden bir tanesi. Şöyle bir değerlendirme yapacak olursak, normal olarak MTA’nın yaptığı, şu ana kadarki yaptığı sondajların bir ortalamasını alırsak, 120 metre civarındadır derinlik. Yani, bir seviye olarak yüzeyi alırsak, 120 metre kadar aşağıya ortalama olarak inmiştir. Ortalamadan bahsediyoruz. Avrupa Birliği rakamları 1.200 metredir. Yani, 10 kat daha derine inen sondajları vardır ortalama olarak. Yani, biz daha bu işin onda 1’indeyiz zenginliklerimizin tespiti bakımından. Yani, eğer Avrupa Birliğiyle mukayese edersek -ki onlar da çevreye duyarlı, onlar da çevreyi bozmadan bunları yapalım diye düşünüyorlar- ama, bizi onlar da ilgilendirmiyor, biz kendi değerlerimize bakalım, çevre değerlerimize, dolayısıyla orman zenginliklerimize de bakalım.

Yalnız, bu “maden” denen şey, bildiğiniz gibi, bizim isteğimize göre yerin altında oluşmuyor. Keşke mümkün olsa da maden zenginliklerimizi, yer altı zenginliklerimizi kendimiz dizayn edip en zararsız yerlerde oluşmasını bekleseydik. Bu, tabii, mümkün değil. Dünyanın oluşumu sırasında bu madenler belli yerlerde oluşuyor. Dolayısıyla, bunu, biz çevre etki değerlendirme raporuyla, herkesin de görüşünü alarak, canlı-cansız bütün değerlendirmeleri yaparak, bu değerlendirmelerin sonucunda eğer mahzuru yoksa veya o değerlendirmede artıları çok fazlaysa ve halk da bunu kabul ediyorsa buna göre bu çalışmayı yapıyor ve genellikle de bu gibi noktalarda ÇED raporunu ele alarak, bu değerlendirmeyi yaparak o işin işletmesinin yapılıp yapılmamasına karar veriyoruz. Tabii, bazen hoşlanmadığımız uygulamalar, zaman zaman istismar edilen uygulamalar da olmuyor değil. Bunlarla da biz mücadele ediyoruz. Bilhassa taş ocaklarında tasvip etmediğimiz uygulamalar var, ama bunların hepsinin sorumlusu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı değil. Çünkü biz arama ruhsatını veriyoruz, işletme ruhsatının yerel yönetimlerden belli şekillerde alındığı uygulamalar da oluyor. Biz bunlarla mücadele ediyoruz. Bunun için, kanunu da ayrıca değiştirmek istiyoruz. Bu değiştirmeyi yaptığımız takdirde daha kontrollü bir hâle gelecek.

Bu hafta sonu tüm madencilerle bir toplantı yapacağım. Yani, bütün taş ocakları da dâhil olmak üzere, onları toplantıya çağırdık.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Bu Çal Dağı’ndaki madencilikle mi ilgili?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – O da dâhil, hepsi gelecekler.

Buna altın da dâhil, krom da dâhil, hepsi gelecekler ve onlarla bu uygulamaları birlikte tartışacağız.

Maden Yasası da, yine, bu sivil toplum örgütleri de dâhil, çevreci kuruluşlar da dâhil olmak üzere, bu Meclisten çıktı, yani, hepsinin görüşünü alarak yaptık. Ama, kanunlar da, bildiğiniz gibi, benim tabirimle, canlıdır. Yani, bu yasaların da uygulamalardaki arızalarını görüp yeniden dizayn etmemiz mümkün. Neticede ülkemiz için yapıyoruz bunları. Bu bakımdan, hataları, eksikleri varsa -ki, kanunlar dogma değil, bunları değiştirmek mümkün- bunu ele alacağız ve düzelteceğiz. Neticede çevre bizim vazgeçemeyeceğimiz değerlerdendir. Hele orman… Bizim bütün büyüklerimizin sözü vardır, yani “Dal kesenin, başını keserim.” diye. Bu derece de bu noktada hassasız. Ama, burada, bir optimizasyon söz konusu.

Belki şöyle yapacağız, yani, bu önerilerimden bazılarını söyleyeyim: Oradaki ağaçların hemen anında yerini değiştirip, özel sökme makineleriyle… O bile aslında beni rahatsız ediyor.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – 200 bin ağaç Sayın Bakanım, nasıl sökülür?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hayır… O bahsettiğiniz bütün proje boyunca, aynı anda değil.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Gayet tabii…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Yani, bir anda 200 bin ağacı, 100 bin ağacı böyle almak mümkün de değil. O biraz abartılı bir rakam.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Hayır, aynı anda demedim zaten.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Ve şöyle ifade edeyim: Bu tip işlerde çevre kirliği kadar bilgi kirliliği var, sizi tenzih ederek söylüyorum. Yani, bu tip şeylerde zaman zaman farklı açılardan bakan kişiler var. Bir yandan borumuzu çıkaralım diyoruz, bir yandan altını çıkartmayalım diyoruz. Bir yandan kömürü çıkaralım, kömür madenlerimizi, yerli kaynaklarımızı kullanalım diyoruz, ama, bir altın olunca iş birden değişiveriyor. Bunu anlamakta bazen zorluk çekiyoruz.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Çevreye zarar vermeden ama.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Nikelde durum biraz daha farklı. Nikel gerçekten dünyada zor bulunan ve dünya zenginlikleri açısından bize de bu zenginlikten pay düşen metallerden bir tanesi. Bu da bir parça Manisa tarafına bu imkân, bu şans gelmiş. Aslında bu bir fırsat iyi kullanılırsa.

Sülfürik asit meselesine gelince… Sülfürik asit eğer iyi kullanılırsa çevreye zarar vermeyecek çok yaygın asitlerden bir tanesidir, ama bunun elimine edilmesi, teknolojik olarak elimine edilmesi zararlarının mümkün ve bu da zaten projeyle oluyor. Yani, bununla ilgili olarak gerek kimya mühendisleri gerek kimya bilimcileri ve aynı zamanda malzeme bilimcileri, madenciler bunu kullanıyorlar yaygın bir şekilde. Biz de bunu, sülfürik asidi çok yaygın olarak kullanıyoruz. Bandırma’da da sülfürik asit fabrikamız var. Yani, bir sorun yok.

Ben hatta daha şeyini söyleyeyim, daha eleştiri kabul edilebilen, o siyanürle ilgili olanını söyleyeyim, ki, Kaz Dağı konusunda bu çok gündeme geldi: Ben yerinde gittim, gördüm. Ayrıca, müfettişlerimizi oraya gönderdim. İki ayrı grup gönderdim. Bir de ayrıca kendi özel danışmanımı oraya gönderdim. Kendim de hem havadan hem karadan gidip gördüm.

Mesela, bir Kaz Dağı çok farklı şekilde ele alındı. Kaz Dağı dediğimiz bölge hakikaten harikulade güzel bir yer. Yani, dünyanın oksijen kaynaklarından bir tanesi, insanın bakmaya doyamadığı güzellikleri olan bir yer. Ancak, burada Cenevizlilerden beri de madencilik yapılıyor. Osmanlı döneminde de yapılmış. Yani, burası maden kaynakları bakımından da zengin ve orada yirmiden fazla maden ve endüstriyel mineral var. Yani, o bölgenin Çanakkale Seramik’inden tutun da bütün fabrikaları bunu kullanıyorlar. Taş ocakları da var, maden ocakları da var ve Cenevizlilerden beri de maden çıkan bir yer. Zaten, Truva bölgesinin adı bu maden zenginlikleriyle olan bir yer ve altın da çıkarılıyor burada, fakat nedense bu altın konusu gündeme gelince borda, kromda, çinkoda, bakırda gösterdiğimiz, kömürde gösterdiğimiz toleransın dışına birden çıkıveriyoruz, “Altına hayır.” şeyi çıkıyor ortaya. Yani, bu ilginç ve biz bunu çıkarırken de -normal olarak 50 ppm’dir, yani, litrede 50 miligramdır Avrupa Birliğinin rakamları, kriteri- bizde çevre hassasiyeti çok daha yüksek olduğu için biz bunu 1 olarak kabul ettik, yani ellide 1 siyanür kullanılıyor işletmede. Ayrıca da orada çalışan şirket 0,5 olarak kullanıyor. Yani, yüzde 1 kadar düşük ve üstelik bu siyanür, sodyum siyanürdür, hidrojen siyanür değil. Hidrojen siyanürdür en zehirli olanı. Sodyum siyanür ondan daha az tehlikeli. Tehlikesiz değil, tehlikeli, ama canlılarla teması olmadığı sürece ve iyi yönetilirse bir sorun olmuyor ve Türkiye’ye 300 bin ton siyanür bileşiği giriyor, madencilikte bunun yüzde 1’i kullanılıyor. Yani, geri kalan yüzde 99’u şu anda gündelik hayatımızda kullanılıyor. Ama bu altın konusu olunca biraz daha hassasiyet ifade ediyor ve burada da iki türlü ruhsat var, biri arama ruhsatı, biri işletme ruhsatı. Arama ruhsatında arama yapılan yerlerde siyanür kullanılmıyor, hiçbir şekilde siyanür kullanılmıyor. Ama bazı basın organlarına bakarsanız, sular kirleniyor, havada siyanür bulutları dolaşıyor, etraf kurumuş, sanki böyle Hiroşima’daki atom bombasından sonraki yerler gibi resimlerle karşılaşıyoruz. Burada bir bilgi kirliliği var. Burada objektif olmak lazım, yani hatayı da söylemek lazım, doğruyu da söylemek lazım ve bunların arasında da ülkemizin çıkarlarını değerlendirmemiz lazım.

Bir misal vereyim: Eğer biz altın rezervlerimizin… Muhtemel rezervler de eğer ispatlanırsa biz dünyada 2’nci oluyoruz. Şu andaki haliyle 8’inci sıradayız, 7 ile 8 arasında oynuyoruz. Altın ithalatında da Hindistan’dan sonra 2’nciyiz. Şimdi böyle bir piyasa var. 5 milyar dolar da bunun ithalatına para ödüyoruz. Gerçi bunun bir kısmını satıyoruz, ihraç da ediyoruz. Yani, cari açık açısından o kadar büyük dengesizlik yok, ama 5 milyar dolarlık alıyoruz. Böyle bir ortamda dünya 2’ncisi olmamız da mümkün, eğer çevreyle iyi bir şekilde uyumlu sistem yaparsak ve yine şunu ifade edeyim: Toplumdaki bu çevre bilinci aslında bizi memnun ediyor, yani Kazdağı’ndaki hassasiyet de bizi memnun ediyor. Tek bizi rahatsız eden şey bilgi kirliliği. Bunu da gidermek üzere gittik, yerinde gördük, çalışmaları yaptık. Bununla ilgili olarak da ÇED raporu olması lazım işletilmesi için, aramadan işletmeye geçmek için. ÇED raporunda da zaten oradaki bütün ahali de oranın sakinleri de dinlenecek. Onlar da evet derlerse bu yapılacak, denmezse yapmayacağız. Bu kadar basit.

Bu arada da Maden Kanunu’nda da düzenlemeler yapmayı düşünüyoruz. Altının devlet payıyla ilgili miktarını, işletilmesiyle ilgili kısımlarını, Türkiye’de bunun endüstrisinin daha yaygın bir şekilde kullanılmasını, millî varlıklarımızın yerinde kullanılması noktasındaki hassasiyetimizi de yeni maden yasasındaki uygulamada göstereceğiz.

Tabii, yasa değişikliği yapmadan şu anda başka bir şey yapmamız mümkün değil, ancak ben, Maden İşleri Genel Müdürlüğündeki henüz verilmeyen ruhsatları da durdurdum ve sıkıntılı olanları da incelemeye aldık. Onların hepsini, şikâyetleri olanları inceliyoruz. Orada da yanlış varsa düzelteceğiz, daha iyi bir hâle getirmeye çalışacağız. Çünkü daha evvelden 4 bin ruhsat yılda veriliyordu, biz bunu hızlandırdık, yeni bürokrasiyi azalttık, bu 18 bine kadar çıktı.

Gerçekten ülkemizde de büyük bir kalkınma hamlesi var. Madencilik şu anda en iyi zamanını yaşıyor. Nikel bile daha evvelden 5 dolar civarında iken şimdi 57 doları gördü. Yani böyle bir durum var. İnşaat sektörü geliştiği için taş ocaklarına büyük bir talep var. Tabii, bu talebin yanında istismar da oluyor. Biz de bununla mücadele edeceğiz, yani biz de bunun için buradayız.

O bakımdan, buradaki dengeyi iyi tutturmak lazım. Madenciliği de öldürmememiz lazım, çünkü 2 milyar dolarlık bizim bir ihracat kalemimiz bu, net. Mesela, otomotivde bakıyorsunuz, arada 20 milyar dolarlık ihracat var ama o kadar da ithalat var. Aradaki net miktar çok çok daha az. Yani, milyar doların altında. Sadece madenciliğinki net olarak 2 milyar doların üstünde. Yani, bu bakımdan bakarsak bu sektörün de -mermercilik de dahil olmak üzere- üzerine titrememiz lazım ve madenler arasında da pozitif ayrımcılık yapmamamız lazım. Yani, bora, kömüre, mermere gösterdiğimiz hassasiyeti altına da göstermemiz lazım. Yani, öyle dünya ikincisi olmak da kolay olmuyor. Dünya ikincisi olmak için de mutlaka çaba sarf edeceğiz, teknik birtakım tedbirleri de alacağız.

Nikel konusunda da Sayın Milletvekilim, Sayın Mengü, müsterih olunuz, yani bu noktada üzerinde çalışıyoruz.

Orman ve…

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Sayın Bakan, Avrupa’da sülfürik asitle nikel ayrıştırılıyor mu? Var mı böyle bir ülke?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Şimdi, madeni olan yerde olur, yoksa yapmazsınız orada.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Yunanistan’da var mesela, ama sülfürik asit kullanmıyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Var, diğer ülkelerde var. Ben size misal vereyim.

BAŞKAN – Sayın Bakan… Lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hayhay Sayın Başkan.

Şöyle söyleyeyim…

İSMAİL BİLEN (Manisa) – Yunanistan’a götürüldüğünü söyleyebilirim. Bizim Turgutlu’dan çıkarılan nikel Yunanistan’da aynı şekilde…

BAŞKAN – Sayın Milletvekilim, siz müdahale etmeyin lütfen.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Şöyle izah edeyim size: Küba dünyada yüzde 40 rezerve sahip. Zaten toplam 140 milyon ton civarında. Küba’nın yüzde 40’ı var, Çin var, Sovyetler Birliğinde var daha çok. Dünyadaki olan yerlerde bu daha çok işlenir, eğer teknolojisi yoksa öbür ülkelere taşınır, yani teknolojisi olan -ekstraktif metalürjiyle bu yapılıyor, liç usulüyle yapılıyor- oraya gider. Türkiye’de de 39,5 milyon ton civarında. Yani, bunun da hemen hemen tamamı Manisa bölgesinde. Onun dışında Bitlis-Pancarlı, Bursa-Yapköydere’de de ayrıca var. Tabii, yeni aramalar yapıyoruz. Bu yeni aramalarla, -bu yok anlamına gelmiyor- olmayan yerlere de bakacağız.

Bu arada Çevre ve Orman Bakanımız da bu konuda çok hassas. O da ayrıca benden eleman istedi, o bölgede inceleme yapıyor. Gerek bunun işletilmesi gerekse sülfürik asit fabrikasının kurulması gene ÇED raporuyla gerçekleşeceği için, eğer bir sorun varsa onu da o ÇED raporu sırasında göreceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

Sayın Mengü, söz istemiştiniz, yerinizden kısa bir cevap verin.

ŞAHİN MENGÜ (Manisa) – Vazgeçtim. Soracağım soruyu zaten Sayın Bakan cevapladı, vazgeçiyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Gündem dışı üçüncü söz, Anamur ve Bozyazı’daki aşırı dolu yağışı afeti sonucu oluşan durum ve hasar konusunda söz isteyen Mersin Milletvekili Behiç Çelik’e aittir.

Buyurun Sayın Çelik. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Mersin Milletvekili Behiç Çelik’in, Mersin ilinin Anamur ve Bozyazı ilçelerinde meydana gelen dolu afeti sonucu oluşan hasara ilişkin gündem dışı konuşması

BEHİÇ ÇELİK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5 Kasım 2007 tarihinde Mersin ili Anamur ve Bozyazı ilçelerinde meydana gelen görülmemiş büyüklükte bir dolu afeti nedeniyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Anamur ve Bozyazı ilçeleri geçimini büyük ölçüde tarımdan sağlayan insanların yaşadığı bir bölgedir. Entansif tarım oldukça gelişmiştir. Seracılık alabildiğine yaygındır. Her türlü sebze, muz ve hatta meyve seralarda üretilerek piyasaya arz edilir. Her iki ilçede tahminen 120 bin civarında insan yaşar.

Arz ettiğim dolu afeti, neredeyse ceviz büyüklüğünde, 5 Kasım 2007 günü saat 14.00 civarında beş-altı dakika kadar sürmüştür. Araçların camlarının dahi kırıldığı, kaportalarının eğildiği bu afetten sonra Anamur’da Bahçe Mahallesi, Çeltikçi, Çarıklar, Bozdoğan en çok zarar gören yerleşim birimleridir. Bozyazı’da ise merkez mahalleleri, Tekmen, Tekeli, Gözce ve Gözsüzce en çok zarar gören yerleşim birimleridir. Plastik örtülerde zarar ziyan oranı yüzde 50, cam seralarda ise cam aksamının yüzde 75’i hasar görmüştür. Sera içi mahsulde hasar oranı tahminen yüzde 80’ler düzeyindedir. Binbir emekle tesis edilen seralar yöre üreticilerinin tek geçim kaynağıdır. Böyle bir afetin vurduğu bu çiftçilerimizin maddi kaybının 20-25 milyon YTL olduğu ifade edilmektedir.

Seraların 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu uyarınca neredeyse yüzde 90’ının sigortalanmadığı aldığımız bilgilerden anlaşılmaktadır. Tüm bunları göz önünde tutarak yöre çiftçisinin elinden tutmak, mağduriyetlerini gidermek, devlet olmamızın en önemli vasfıdır. Bozyazı’da çaresizliğe ve sıkıntıya düşen Mehmet Öztürklerin, Durmuş Ali Akdemirlerin sorunlarına el atmamız fevkalade önemlidir.

Bu cümleden olarak, mevcut mevzuat çerçevesinde;

1) Çiftçilerin hasarlarının telafisi için Mersin İl Özel İdaresi ile Tarım İl Müdürlüğünün kaynak tahsisiyle desteklenmesi gerekmektedir.

2) Çiftçilerin Ziraat Bankasına, kooperatiflere ve diğer kuruluşlara olan borçlarının ertelenerek yeni kredi taleplerinin süratle karşılanması,

3) Elektrik borçları var ise ertelenmesi,

4) Afetten zarar gören çiftçilerin acil ihtiyaçlarında kullanılmak üzere derhal Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonundan uygun görülecek bir kaynağın anılan kaymakamlıklara gönderilerek nakdi ve karşılıksız yardım yapılması,

5) Yörede şu anda fahiş fiyatla cam ve sera naylonu satılmaya çalışıldığı duyumları alınmaktadır. Cam ve naylon temini için organizasyon oluşturulması,

6) Mümkünse yörenin afet bölgesi olarak ilan edilmesi,

7) Mersin Valiliği ile Anamur ve Bozyazı Kaymakamlıklarının Hükûmetçe desteklenerek hasarın bir an önce izalesi için talimatlandırılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun yapmak her zaman mümkündür, ama uygulama en önemli aşamasıdır. Nitekim, 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu da böyledir. Bu Kanun 2005 yılında çıkmasına rağmen tam olarak uygulama aşamasına maalesef geçirilememiştir. Arz ettiğim gibi, seraların neredeyse tamamına yakını sigortalanmamıştır. Bu nedenle, Hükûmetin meseleye çözüm bulması ve tarım sigortalılığının bundan böyle yaygınlaştırılması oldukça önem arz etmektedir.

Son olarak, Hükûmetin konuya el atmasını, afetin ortadan kaldırılması, afetin ortadan izlerinin silinmesini talep ediyoruz. Yöre halkına geçmiş olsun diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ

1.- Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 30 milletvekilinin, uyuşturucu kullanımının başta gençler olmak üzere toplumda yol açtığı olumsuz etkilerin araştırılarak uyuşturucu bağımlılığının ve kaçakçılığının önlenmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/36)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada çağımızın çok önemli sorunlarından biri olarak kabul edilen ve insanların beden ve ruh sağlığını bozarak, geniş toplum kesimlerinin hem bugününü hem de geleceklerini tehdit eden uyuşturucu kullanımı ile birçok devletin dirlik ve düzenini olumsuz yönde etkileyen uyuşturucu ticaretinin, dünya ölçeğinde de dikkate alınarak;

Toplumumuz ve özellikle gençlerimiz üzerindeki olumsuzluklarının tespiti ve bunların engellenmesi amacıyla, Anayasamızın 98'inci, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince bir Araştırma Komisyonu kurularak, anılan konunun etraflıca İncelenmesi hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

1) Ahmet Gökhan Sarıçam             (Kırklareli)

2) Kayhan Türkmenoğlu                (Van)

3) Fehmi Hüsrev Kutlu                  (Adıyaman)

4) Sedat Kızılcıklı                           (Bursa)

5) Fatih Arıkan                               (Kahramanmaraş)

6) Sami Güçlü                                (Konya)

7) Şükrü Ayalan                             (Tokat)

8) Fikri Işık                                    (Kocaeli)

9) Polat Türkmen                            (Zonguldak)

10) Durdu Mehmet Kastal              (Osmaniye)

11) Mehmet Çerçi                           (Manisa)

12) Mehmet Yaşar Öztürk              (Yozgat)

13) Hüseyin Besli                           (İstanbul)

14) Enver Yılmaz                           (Ordu)

15) Metin Yılmaz                           (Bolu)

16) Zeyid Aslan                              (Tokat)

17) Mehmet Daniş                          (Çanakkale)

18) Müjdat Kuşku                          (Çanakkale

19) Metin Kaşıkoğlu                      (Düzce)

20) Mevlüt Akgün                          (Karaman)

21) Ali Osman Sali                         (Balıkesir)

22) Fetani Battal                             (Bayburt)

23) Turan Kıratlı                             (Kırıkkale)

24) Mehmet Beyazıt Denizolgun    (İstanbul)

25) Özlem Piltanoğlu Türköne       (İstanbul)

26) Osman Gazi Yağmurdereli       (İstanbul)

27) Cüneyt Yüksel                         (Mardin)

28) Canan Kalsın                            (İstanbul)

29) Mehmet Hanifi Alır                  (Ağrı)

30) Çağla Aktemur Özyavuz          (Şanlıurfa)

31) Ömer Dinçer                            (İstanbul)

Gerekçe:

Uyuşturucu maddeler; merkezi sinir sistemini etkileyerek kullanan kişinin ruhsal ve fiziksel dengesini bozan; bu kişide fiziksel ve ruhsal bağımlılığa yol açan; kişisel ve toplumsal yönden ekonomik ve sosyal çöküntü oluşturan maddelerdir.

Uyuşturucu maddeleri türlerine göre aşağıdaki sınıflandırmaya tabi tutabiliriz;

A- Afyon ve türevleri

B- Kenevir ve türevleri

C- Uyarıcılar

D- Sentetikler

E- Sakinleştiriciler

Uyuşturucu maddeler kavramı, geniş bir açıdan ele alındığı zaman, insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren uyuşturucu maddelerin keyif verici, ağrı giderici, hastalıkları iyileştirici olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Uyuşturucular, yapımı bakımından, gerek suni, gerekse tabii olsun, bünyelerinde içerdikleri kimyasallar bakımından, kötü amaçlı kullanılması halinde, canlıların organizmasını olumsuz yönde etkilemektedir.

Bilindiği üzere, illegal uyuşturucu maddeler kullanıcıyı, ruhsal ve bedensel bakımdan bağımlı kılmakta, kullanıcının akıl ve muhakeme yeteneğini harap etmektedir. Örneğin, uyuşturucu madde kullanıcısı, önceleri belirli bir ölçekte uyuşturucu madde kullanırken, zamanla miktarını artırmak ihtiyacını hisseder. Çünkü bağımlının vücut hücreleri, faaliyetinin sağlıklı hareket etmesi için anılan maddeye şiddetli bir eğilim duyar.

Uyuşturucular vücutta zehirlenme meydana getirirler. Bağımlı, belirli bir zaman diliminde maddeyi temin edemezse, psikolojik açıdan gerginlik ve sinir sisteminin dumura uğraması, halüsinasyon, gibi aksaklıklar yaşamakla birlikte, yanlış algı yüzünden, ölümcül iş ve trafik kazalarına, sebep olmaktadır.

Bedensel açıdan, vücudun çeşitli yerlerinde kramplar, üşüme, kusma, terleme, eklem ağrıları, halsizlik ve uyku bozukluğu, bulantı, esneme, burun ve gözlerin akması, dikkat ve hafıza eksikliği, tansiyon hareketinin bozulması gibi zaaflar yaşatmaktadır.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ile Mücadele Kurumu'nun hazırladığı 2005 Dünya Uyuşturucu Raporunda; uyuşturucu kullananların sayısının her yıl yüzde sekiz oranında arttığı, bu artışın da büyük oranda esrar tüketiminden kaynaklandığı, sentetik uyuşturucu kullanımında azalma olmakla birlikte, 300 milyar dolardan fazla hacme sahip olan Dünya uyuşturucu ticaretinin birçok ülkenin ekonomisinden daha geniş olduğu vurgulanmıştır.

Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve İlgili Suçlar Dairesi (UNODC) tarafından Cenevre'de açıklanan 27 Haziran 2007 tarihli raporda da, dünyanın en büyük uyuşturucu sağlayıcılarının Afganistan'ın güneyi, Güneybatı Kolombiya ve Doğu Myanmar gibi merkezi otoritenin dışındaki bölgeler olduğuna yer verilirken, Afganistan'dan gelen eroinin, PKK terör örgütü tarafından Yunanistan, İtalya ve Romanya üzerinden Avrupa ülkelerine taşındığı ve örgüt mensupları tarafından satılarak, önemli miktarda finansman sağlandığına dikkat çekilmiştir.

Raporun Türkiye bölümünde yer alan belgelere göre, geçen yıl Türkiye'nin 25 Avrupa ülkesinin yakaladığı eroin miktarına denk gelen oranda eroin ele geçirdiği belirtilerek, 2006 yılında Türkiye'nin yaklaşık 9 bin kilogram eroin yakalayarak, büyük bir başarının altına imza attığına dikkat çekilmiştir.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Mali Eylem Görev Grubu tarafından 7 Mayıs 2007' de yayınlanan 'Uyuşturucu Raporu'nda da, PKK'nın, gelirinin büyük bölümünü uyuşturucu ticareti, insan kaçakçılığı, kara para aklama, haraç gibi organize suç faaliyetlerinden elde ettiği belirtilerek, son dönemde Türkiye'de tırmanan terör eylemleri ile birlikte örgütün Avrupa ülkelerinde organize suç faaliyetlerini de yoğunlaştırdığı vurgulanmıştı.

EUROPOL tarafından Avrupa Birliği ülkelerinin İçişleri Bakanlarına sunulan benzer bir raporda ise, Avrupa için en ciddi tehlikeyi uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, yasa dışı göç ve sahte para basımının oluşturduğu vurgulanarak, PKK'nın en tehlikeli mafya yapılanması olduğuna dikkat çekilmişti.

Yurdumuzdaki uyuşturucu kullanımına yönelik tespitler yapılması amacıyla, değişik zamanlarda çeşitli gönüllü kuruluşlar ve sivil toplum örgütlerinin yaptığı araştırmalara dayanılarak medya organlarında yer alan haberlerde; uyuşturucu, sigara ve alkol kullanımının 10 yaşına kadar düştüğü gibi çarpıcı tespitler bulunmakta, aile bağları sağlam olan gençlerin uyuşturucuya ihtiyaç duymadığı değerlendirmeleri yapılmaktadır.

Bütün bu ön bilgiler dikkate alınarak, öncelikle çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceği olmak üzere toplum sağlığımız için neler yapılması gerektiği hususlarının tespiti ve bu tespitlerin toplum kesimlerinde bilinç uyandırması ve gerekli önlemlerin alınabilmesi için, bununla bağlantılı olarak da uyuşturucu ticaretini elinde tutan odakların Türkiye üzerindeki kirli emellerine ulaşmada sağladıkları finans kaynaklarının çok ciddi bir şekilde araştırılıp, bunların engellenmesi amacıyla her türlü önlemin alınması için, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir "Araştırma Komisyonu" kurulması gerekmektedir.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

2.- Bursa Milletvekili Ali Koyuncu ve 19 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı üretimi ve ticaretinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/37)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde geçen yıllara nazaran daha fazla kuraklık yaşanması sonucunda Zeytin ve Zeytinyağı üreticilerinin karşılaştıkları sorunların araştırılarak tespit edilmesi ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 üncü ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 25.10.2007

1) Ali Koyuncu                              (Bursa)

2) Hayrettin Çakmak                      (Bursa)

3) Mehmet Tunçak                         (Bursa)

4) Halil Aydoğan                            (Afyonkarahisar)

5) İsmail Bilen                                (Manisa)

6) Hamza Yerlikaya                        (Sivas)

7) Hasan Ali Çelik                          (Sakarya)

8) Canan Candemir Çelik               (Bursa)

9) Mehmet Çerçi                             (Manisa)

10) Ali İhsan Merdanoğlu              (Diyarbakır)

11) Metin Kaşıkoğlu                      (Düzce)

12) Ayhan Sefer Üstün                  (Sakarya)

13) Musa Sıvacıoğlu                      (Kastamonu)

14) Ahmet Erdal Feralan                (Nevşehir)

15) Eyüp Fatsa                               (Ordu)

16) Fetani Battal                             (Bayburt)

17) Ertekin Çolak                           (Artvin)

18) Durdu Mehmet Katsal              (Osmaniye)

19) Orhan Erdem                            (Konya)

20) Mustafa Hamarat                      (Ordu)

Gerekçe:

Dünya zeytin üretiminin % 97'si aralarında ülkemizin de bulunduğu Akdeniz ülkelerinde yapılmaktadır. Ülkemiz İspanya, İtalya ve Yunanistan'dan sonra dane zeytin üretimi sıralamasında 4. konumundadır. Zeytinyağı üretiminde 6. sırada, sofralık zeytin üretiminde 2. sırada, siyah sofralık zeytin üretiminde ise 1. sıradadır. Dünya zeytinyağı üretimi 2005-2006 döneminde 2.6 milyon ton iken Türkiye ortalaması 130 bin ton olup Dünya üretiminin % 5'ini karşılamaktadır.

Sofralık zeytin olarak ortalama yıllık 150 bin ton üretilmektedir. Üretilen zeytinin büyük bir miktarını iç tüketime yönlendirilmekte, işleme tekniğindeki farklılıktan dolayı aynı başarı ihracatta gösterilememektedir. Bunun nedeni olarak yüksek tuz konsantrasyonu içeren işleme teknikleri özellikle AB ülkelerindeki tüketicilerin damak zevkine uymamaktadır.

Türkiye'de üretilen sofralık zeytinin % 85'i siyah, % 15'i yeşil ve rengi dönük olarak işlenmektedir. Türkiye sofralık zeytin üretiminin yıllık 35 bin tonluk kısmını ağırlıklı olmak üzere Romanya, Bulgaristan, Rusya ve Almanya'ya satmaktadır.

Tüm bu yönleriyle bakıldığında zeytin ülkemiz ekonomisi açısından önemli bir yere sahiptir. Gerek iç piyasada gerekse dış piyasalarda büyük bir ekonomik girdi teşkil etmesine rağmen 2007 yılında ciddi bir kuraklık yaşanması zeytin ve zeytinyağı sektörümüzü olumsuz yönde etkilemiştir.

Tarım sektörü 2007 yılında kuraklıktan en fazla etkilenen sektör olmuştur. Zeytin üretimin yaygın olarak yapıldığı Marmara ve Ege Bölgesi yağış azalmasının en fazla olduğu bölgelerden olmuştur. Özellikle Marmara Bölgesinde % 34 yağış azalması tarımı ciddi derecede olumsuz olarak etkilemiştir.

Ege ve Marmara bölgesinde yapılan araştırmalar neticesinde iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak yaşanan kuraklık zeytin üretimini de olumsuz yönde etkilemiştir. Bölgede yaşanan kuraklık nedeniyle zeytinde kalibrasyon kaybı, sofralık zeytinde kalite azalması, zeytin tanelerin küçük olması ve bunun neticesinde yağlık zeytinin çok olmasına rağmen yağ veriminin düşük olması gibi sorunları da beraberinde getirmiştir.

Zeytin üretiminde yaşanan kalite kaybı; üreticinin zeytinini pazarlamada sıkıntı yaşamasına, eskiye nazaran daha kötü şartlarda pazarlamasına, Marmarabirlik’in zeytin alımında ve satımında sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Bütün bunların neticesinde üretici başta Ziraat Bankasına olmak üzere kullandığı kredileri geri ödemekte büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır.

Ülkemiz zeytin üreticisinin özellikle Akdeniz sahil şeridindeki diğer ülke üreticileriyle daha uygun şartlarda rekabet edebilmesi için zeytin üretimin daha verimli yapılması, uygun kredi imkânlarının sağlanması, daha rantabl pazarlama yapılması, zeytin ağacı kalitesinin yükseltilmesi, üreticinin ve tüketicin bilinçlendirilmesi, tanıtım ve pazarlama stratejilerin profesyonel olarak yapılması, zeytin menşeinin nihai tüketiciye sunulma aşamasında paketlerde yer alması ve geleceğe yönelik zeytin ve zeytinyağı projeksiyonu yapılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

3.- Konya Milletvekili Hasan Anğı ve 19 milletvekilinin, Konya Kapalı Havzası’ndaki su kaynaklarının karşı karşıya bulunduğu sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/38)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'nin tahıl ambarı olarak bilinen Konya Kapalı Havzasında her geçen gün yer üstü ve yer altı suları azalmaktadır. Ovanın gelecekte karşı karşıya kalabileceği susuzluk herkesi derinden düşündürmektedir. 1 milyon kişinin yaşadığı şehirde insanların içme ve kullanma suyunun, tarımla uğraşan 1 milyon kişinin de arazi sulama suyunun temini her geçen yıl daha da zorlaşmakta ve gelecekle ilgili kaygıları daha da artmaktadır.

Yaklaşık 3.5 milyon hektar büyüklüğündeki ovada, yer altı sularının çekilmesine bağlı olarak sekiz katlı bir apartmanın sığabileceği büyüklükte dev çukurlar oluşmaya başlamış ve sayıları da her geçen gün artmaktadır. Diğer taraftan mevcut göller, barajlar ve göletlerin alanları sürekli küçülmekte ve hatta kuruduğu görülmektedir.

Türkiye'nin en az yağış alan bölgelerinden birisi olan Konya Kapalı Havzasındaki, yer altı ve yer üstü su kaynaklarının; korunması, var olan problemlerin giderilmesi ve yaşanan kuraklığa ve susuzluğa karşı gereken önlemlerin alınması amacıyla, Anayasanın 98. ve içtüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Hasan Anğı                                (Konya)

2) Muharrem Candan                     (Konya)

3) Abdullah Çetinkaya                    (Konya)

4) Mevlüt Akgün                            (Karaman)

5) Kerim Özkul                              (Konya)

6) Özkan Öksüz                             (Konya)

7) Mustafa Kabakcı                        (Konya)

8) Haydar Kemal Kurt                    (Isparta)

9) Hüsnü Tuna                               (Konya)

10) Rıtvan Köybaşı                        (Nevşehir)

11) Orhan Erdem                            (Konya)

12) Mahmut Mücahit Fındıklı        (Malatya)

13) Ali Rıza Alaboyun                   (Aksaray)

14) Harun Tüfekci                          (Konya)

15) Lütfi Elvan                               (Karaman)

16) Ayhan Sefer Üstün                  (Sakarya)

17) İrfan Gündüz                            (İstanbul)

18) Mehmet Yaşar Öztürk              (Yozgat)

19) Metin Kaşıkoğlu                      (Düzce)

20) Ali Öztürk                                (Konya)

Gerekçe:

İç Anadolu Bölgemizde yer alan Konya Kapalı Havzası, Türkiye'nin toplam alanının yaklaşık % 7'sine denk gelen 53850 km²'lik bir alanı kaplamaktadır. İç Anadolu Platosu'nun ana bölümünü oluşturan Havza, 900-1050 m arasında değişen yükseklikteki çoğunlukla ovalık bir morfolojiye sahiptir.

Özellikle kentlerin su ihtiyaçlarının sağlandığı ve kentsel yerleşim alanları içerisinde ve/veya çevresindeki su kaynakları, sürekli kirlenme tehdidi altında bulunmaktadır. En kısa zamanda etkin önlemler alınmadığı takdirde, 21. yüzyılda, birçok akiferimizden ve bazı nehir sularımızdan faydalanma olanağı tamamen kaybolacaktır.

Konya'nın mevcut nüfus artışı, aldığı göç, gelişen ve büyüyen sanayi ve tarım faaliyetleri sonucunda, bugün bile kentin ihtiyacın sadece % 8-10'luk kısmının sağlanabildiği Altınapa Baraj Gölü yetmediğinden ihtiyacın % 90'ından fazlası yeraltı suyundan desteklenmektedir. Bunun sonucu Kentin yeraltısu dengesinde bozulmalar oluşarak, temiz akifer ile nitelik olarak bozuk akifer karışma noktasına gelmiştir.

Konya Kapalı Havzası'nda DSİ verilerine göre 30.000'i ruhsatlı 30.000'e yakını da kaçak olmak üzere 60.000'e yakın yeraltı suyu üretim kuyusu bulunmaktadır. Bunlardan çekilen yer altı suyunun büyük bir çoğunluğu salma sulama (vahşi sulama) yöntemi ile tarımsal sulamada kullanılmaktadır.

Son 15-16 yıldır yağışların uzun yıllar ortalamasına göre azlık göstermesi, gün geçtikçe sayıları artan sondajlar, uygun olmayan hidrojeolojik ortamlarda sürdürülen sondaj çalışmaları, ekonomik olmayan/bilinçsiz sulama teknikleri ve tarımda hatalı bitki deseni seçimi, jeoloji mühendisi müşavirliğinde açılmaması nedeniyle, koruma tedbirleri alınmamasından kullanıma elverişli yer altı suyunun niteliksiz su seviyeleriyle karıştırılması sonucu suyun kirlenmesine, kullanılamaz hale getirilmesine neden olunmuştur.

Konya Kapalı Havzası'nda DSİ verilerine göre yıllık yaklaşık 1.8 milyar m3'lük emniyetli su rezervi bulunmakta, ve yılda yaklaşık 800 milyon m3 su açığı verilmektedir.

Havza içerisinde yer alan sulak alanlar, göl ve sazlıklar yıllar öncesindeki durumunda değildir. Çoğu yapılan yanlış ve bilinçsiz uygulamalar nedeniyle suyunun çoğunu kaybetmiş, bir kısmı da tamamen kurumuştur.

Konya Havzasındaki önemli sulak alanlara genel olarak bakacak olursak; Beyşehir Gölü, zengin su kaynağına rağmen yanlış işletmeler sonucu su seviyesi çok ciddi seviyede düşerek bugünkü durumuna gelmiştir ve kurtarılmayı beklemektedir. Tuz Gölü ise son 35 yıldır kirlenme, besleniminin engellenmesi ve diğer sebeplere bağlı olarak yarı yarıya küçülmüştür. Ereğli Sazlığı'nda ise yer altı suları en alt seviyeye inmiştir. Eşmekaya Sazlığı (Aksaray) tamamen yok olmuş, Eber ve Akşehir Gölleri ise kuruma noktasına gelmişlerdir. Alınacak tedbirlerde biraz daha geç kalınması durumunda bölge gerçek anlamda bir felaketle karşılaşacaktır.

Gelecek nesillerin sağlıklı ve ekonomik içme ve kullanma suyuna sahip olabilmesi; tarımda yeterli ve gerekli suyu kullanabilmek için, kısa zamanda etkin önlemler alınması ve uygulanması gerektiğini düşünmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

B) ÇEŞİTLİ İŞLER

1.- İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres ile Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın 13 Kasım 2007 tarihli 19’uncu Birleşimde Genel Kurula hitaben birer konuşma yapma isteklerinin Genel Kurulun onayına sunulması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün resmî konuğu olarak ülkemizi ziyaret edecek olan İsrail Devlet Başkanı Sayın Şimon Peres ile Filistin Ulusal Yönetimi Başkanı Sayın Mahmut Abbas Genel Kurulun 13 Kasım 2007 günkü 19’uncu Birleşiminde bir konuşma yapmak istemişlerdir.

Bu hususu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

Birinci sırada yer alan, 08.05.2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.

VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ

1.- 8.5.2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/26) (S. Sayısı: 45) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Tanımlar ve kısaltmalar

MADDE 2- (1) Bu Kanunda geçen;

a) Bakanlık: Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığını,

b) EPDK: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,

c) EÜAŞ: Elektrik Üretim Anonim Şirketini,

ç) İÇH: İşletmeden çıkarma hesaplarını,

d) Perakende ve toptan satış lisansı: Elektrik enerjisinin tüketicilere satışını gerçekleştirmek üzere EPDK’dan alınan lisansları,

e) Santral: Elektrik enerjisi üretilen nükleer güç santrallarını,

f) Şirket: Santral kuran ve elektrik enerjisi üreten şirket veya şirketleri,

g) TAEK: Türkiye Atom Enerjisi Kurumunu,

ğ) TEİAŞ : Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketini,

h) TETAŞ: Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketini,

ı) URAH: Ulusal radyoaktif atık hesabını,

ifade eder.

                          

(x) 45 S. Sayılı Basmayazı 7/11/2007 tarihli 17’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

5654 Sayılı Kanun’un ilk görüşmeleri 8/5/2007 tarihli 103’üncü Birleşimde yapılmıştır.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Şevki Kulkuloğlu.

Buyurun Sayın Kulkuloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

CHP GRUBU ADINA MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 2’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu duygularla yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

2’nci maddeyle ilgili konuşmama geçmeden önce, dün Sayın Bakanıma sorduğum bir soruda beni hayal kırıklığına uğratan bir konu vardı. O konuda, elçiye zeval olmaz, bir not iletmek istiyorum. Suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, ihaleye fesat karıştırmak ve kendisine, yakınlarına çıkar sağlamak suçlarından ceza alan bürokratların yeniden atanmasıyla ilgili Sayın Bakana bir soru sormuştum. Kendisi de burada son derece hoşgörülü bir cevap vermişlerdi ve bu cevap, maalesef, beni de, benim gibi dinleyen diğer milletvekili arkadaşlarımı ve televizyonları karşısında bizleri dinleyen, bizlere vekâlet veren halkın kendisini de rahatsız etmiş olmalı ki, Kayseri’den birtakım seçmen arkadaşlarımız beni arayarak “O zaman, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırmak suçundan ne kadar iş arayan arkadaşımız varsa Sayın Bakanın hoşgörüsüne sığınarak kendisine gönderelim, aklasınlar, iş versinler.” dediler. Elçiye zeval olmaz Sayın Bakanım, bunu öncelikle size ileteyim istiyorum.

Bu Kanun, görüşülmekte olan Kanun, nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesiyle ilgili bir kanun olup, bence öncelikli olanın bu olmaması gerektiği ve bu Kanun’un hazırlanmasından önce nükleer enerjiyle ilgili bir kanunun hazırlanması gerektiğini düşünüyorum.

Kanun’un 1’inci maddesinde belirtildiği üzere, bu Kanun sadece nükleer santral kurmak amacı gütmektedir. Bu, bir ülkenin nükleer enerji konusundaki zafiyeti olarak tarihe geçecektir. Ancak bu tasarının kanunlaşmasından sonra nükleer enerji yasasının getirilebilecek olması da Hükûmetin sanki sakladığı bir niyeti olduğunun göstergesinden başka bir şey değilmiş gibi geliyor. Önce nükleer santralin kurulmasına ilişkin bir kanun çıksın da sonra nükleer enerji yasasını da getiririz, merak etmeyin derseniz, o zaman size sorarız: Kime söz verdiniz? Bunun, yarın da çok konuşacağımız bir konu olacağından eminim. Bu, nükleer santral kurmak üzere baskı nereden gelmektedir? Bu, merak konusudur. Bunları bir kenara bıraktığınızda, eğer Hükûmetin bu Kanun’u yapmasındaki asıl niyeti dengeli ve güvenli bir nükleer enerji politikası ise önceliği nükleer enerji yasası olmalıydı. Fakat, ne yazık ki, Hükûmet, burada niyeti her neyse bu niyetine şüphe düşürür şekilde davranmıştır.

Bu konuda diğer önemli bir husus ise nükleer enerji santralinin kurulması için, bir ülkenin yakıt ve atık teknolojilerine sahip olması gerektiği gerçeğidir. Zira, nükleer enerji santrallerinin ana konuları bu iki noktada düğümlenmektedir. Ancak, maalesef, ülkemiz bu iki konuda da tecrübesiz ve bilgisizdir. Bu tecrübesizlik söz konusu Yasa’ya da yansımış, düzenleyici, denetleyici ve uygulayıcı kuruluş TAEK olarak benimsenmiştir. Yani, bu üç ayrı faaliyet üç ayrı kuruluşta olması gerekirken, tek kuruluşta birleştirilerek kilitlenmeye müsait bir sistem inşa edilmektedir. Bunu da dikkatlerinize sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Kanun’la ilgili diğer bir handikap ise, nükleer enerjinin ham maddesi olan uranyumu karşılamakta ülkemizdeki kaynakların yetersizliğidir. Sadece bir nükleer santralin ömrü kadar uranyumumuz varken, bu Kanun ile kurulmasına ve işletilmesine izin verilecek nükleer enerji santrali ancak ithal ham maddeye dayanan bir enerji kaynağı oluşturacaktır. Bu durumun, dışa bağımlı enerji politikası olan ülkemizin daha da dışa bağımlı hâle gelmesine neden olacağı açıktır.

Nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesi söz konusu Kanun’la özel şirketlere verilebilmektedir. Bu durumda devletin, bu özel şirketi seçerken çok hassas, önceden belirlenmiş ve durumun önemi karşısında ağırlaştırılmış kriterler getirmesi gerekmektedir. Ancak Kanun, bu özel şirketlerin uygunluğu konusunda seçim kriterlerini TAEK’e bırakmıştır, fakat olması gereken, bu kriterlerin Kanun’da açıkça belirtilmesidir.

Hükûmetinizin özel şirketlerin seçimindeki hassasiyetine değinmeden de geçemeyeceğim. Sayın Bakan, artık, eski alışkanlıklarını devam ettirmeyeceklerine dair burada bir söz verdi. Ancak, Türk Telekom’un özelleştirilmesinde gösterdiğiniz hassasiyeti hatırladığımda şöyle bir hatırlatma yapmak istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Telekom İdaresi gibi önemli bir kurumu verdiğimiz bir şirketi, Bulgaristan ve Arnavutluk Hükûmetleri, özelleştirme ihalelerine almakta yeterli bulmamışlardır. Bu hassasiyeti de dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Nükleer enerjinin kullanımı konusunda dünya uygulamasına bakıldığında, nükleer enerjiden vazgeçildiği görülmektedir. Örneğin Almanya, nükleer enerji santrallerinin sayısının 2020 yılına kadar azaltılacağını açıklamıştır. Nükleer enerji, çevre açısından olumsuz etkileri olabilecek bir enerji türüdür. Bunu en iyi bizim ülkemiz bilmekte, çünkü Çernobil faciası sonuçları hâlen yaşanmakta olan bir ülkedir.

Ömrünü tüketmiş nükleer enerji santrallerinin durumlarına geldiğimizde bu konunun vahameti ortaya daha da fazlasıyla çıkmaktadır. Bir nükleer enerji santralinin sökümü çok masraflı ve uzun yıllar almaktadır. Nükleer atıkların saklanması, taşınması ve yok edilmesi de keza çok masraflı ve teknik yeterlilik gerektiren bir konudur. Kanun incelendiğinde, nükleer santrallerin sökülmesi ve nükleer atıklarla ilgili maddelerde muallak ifadeler yer almıştır. Ayrıca söküm masraflarıyla ilgili olarak devlete yük getiren düzenlemelere yer verilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı da Yasa’yı bu nedenle geri göndermiş. Kâr ve zarar kısımlarını çeken kişinin bunun en sonundaki maliyetine de katlanması gerektiği son derece açıktır. Bu yük hazineye devredilemez.

Nükleer enerji, yapılacak en küçük hatada dahi yıkıcı sonuçlar doğurabilecek hassas bir konudur. Bu konuda, devletin, özel şirketleri seçerken, hassas kriterler koyması, etkin denetleme mekanizmaları kurması ve konu hakkında yetişmiş bir iş gücünden yararlanması gereklidir. Bu konulardaki eksiklikler henüz giderilmemişken, nükleer santral kurulması için tehlikeli sonuçlar ortaya çıkmaya muktedir bir durum söz konusudur.

Bu Kanun için yapılan çalışmalara dikkati çekmekte yarar görmekteyim. Kanun’un yapıldığı ilk taslaktan bu yana geçen dört ayda iki önemli değişiklik yapılmıştır. Bakınız, Kanun en son Sayın Cumhurbaşkanından döndükten sonra Kanun’un tamamı görüşmeye açılmış ve komisyonda on önergeyle Kanun değiştirilmiştir. Bunun anlamı, Hükûmetin bu kadar hayati ve önemli bir konuda kesin bir politikasının olmamasıdır. Henüz daha nükleer enerji politikası kesin olmayan Hükûmet, dengeli olarak enerji üretimi artırmayı hedeflemektedir. Bu, çok ciddi bir çelişkidir. Hükûmetin derhâl yapması gereken, ayakları yere basan bir enerji politikası edinmesidir. Bu durum, ülkemiz açısından kaygı verici bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, Kanun’un 2’nci maddesi, tanımlara yer vermiştir. Bu tanımlarda iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. İlk husus, şirket tanımıdır. Şirket, santral kuran ve elektrik enerjisi üreten şirket veya şirketleri ifade etmektedir. Amaç maddesinde de, Kanun’un ilerleyen maddelerinde de, söz konusu şirketlerin sadece santralleri kurup üretim yapmadıkları, ayrıca bu enerjiyi sattıkları da belirtilmektedir. Söz konusu maddede bu hususa değinilmemesi, kanun tekniği açısından önemli bir hatadır.

2’nci maddeye, sonradan, önergeyle, TETAŞ (Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ) eklenmiştir. Kanun’un ilerleyen maddelerinde TETAŞ’a bazı yetkiler verilmiştir. Bu konuya, o maddeyle ilgili söz aldığımda değineceğim.

Burada sözlerime son verirken, iki konuyu Sayın Bakanıma hatırlatmak istiyorum: Bu enerji yasalarının Meclisten geçirilmesindeki acelemiz niye?

Komisyon sırasında “Suların Serbest Kullanımı Yasası’nı çıkardık. 1.084 projeyi hazırladık, 980 tanesini ihale ettik.” dediniz. Yeni bir milletvekili olarak ben, Meclis kayıtlarına baktığımda, böyle bir yasanın böyle bir isimle geçmediğini, Enerji Komisyonu dışında başka bir komisyonda başka bir yasa altında geçirildiğini -mayıs ayında geçirildiğini- gördüm.

Ülkede seçimlerin yaşandığı, Cumhurbaşkanlığı seçiminin, burada Başkanlık Divanı seçiminin yaşandığı ve Meclisin ara verdiği bir ortamda, maşallah, 1.084 tane projenin 980 tanesini ihale edebilmişsiniz. Bu başarınızdan dolayı sizi kutluyorum, ama, sanırım bunun sonuçları bu Mecliste, bu kürsüde çok konuşuluyor olacak. Zira, ilk komisyon toplantımızda MHP’li Sayın Tankut, size Bakanlığınızdaki birtakım yolsuzluklarla ilgili bilgiler verdiğinde, hassas davranıp takip edeceğinizi söylemiştiniz. Sanırım bu 26 kişinin tutuklanmasıyla ilgili olay da bu soruşturmanın neticesinde gelişmiştir. Ancak, Sayın Bakanım size soruyorum: Bu 28 kişi bu suçları işlerken acaba Bakanlık koltuğunda kim oturuyordu? Bunun sorumlusu sadece o suçları işleyen midir, yoksa personeline hâkim olmayan mıdır? Bu, lütfen, cevabı verilmesi gereken bir konudur.

Yine, yüce Meclise şunu da hatırlatmak istiyorum: Bu önümüzdeki Yasa’yla Sayın Cumhurbaşkanın da tarafsızlık ilkesi ilk defa test edilmiş olacaktır. Çünkü kamu kaynaklarının israfı konusunda bir önceki Cumhurbaşkanının geri çevirdiği bir maddeyi, aynen, çok ufak değişikliklerle buradan sizin çoğunluğunuzla geçireceğiz. Bakalım Sayın Cumhurbaşkanı tarafsızlık ilkesine dayanarak nasıl bir cevapla bunu cevaplandıracak, merak ediyoruz, onu da test etmiş, görmüş olacağız.

Bu duygularla yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kulkuloğlu.

Sayın milletvekilleri, Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak Başkanlığımızdan bir yazılı talepte bulunmuştur, şöyle: “Gündem dışı konuşması sırasında Hakkâri Milletvekili Sayın Zeydan’ın ‘Doğu ve güneydoğu’ demesi, ‘Anadolu’yu kullanmamasının düzeltilmesini arz ederim.” diye bir yazılı talebi vardır.

Ben burada bir kasıt göremiyorum. Yani Güneydoğu, Doğu, bütün Türkiye, bütün Misakımillî hudutları dâhilinde olan yerler, her şey Türkiye’nin toprak parçasıdır. Burada bir kasıt göremiyorum. Zaten Sayın Zeydan da burada yok, cevap verecek durumda değil. Onun için, konuşacak bir şey yok herhâlde.

Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

Sayın Başkan, bu topraklar Anadolu topraklarıdır. Sayın konuşmacı, konuşmasının müteaddit kerelerinde dört defa, “Güneydoğu ve Doğu illeri” olarak kullanmıştır, Anadolu’yu kullanmaktan ısrarla kaçınmıştır.

BAŞKAN – Yani, siz burada bir kasıt mı arıyorsunuz?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kasıt aramıyorum.

BAŞKAN – Kasıt aramıyorsanız o zaman mesele yok. Yani, kullanabilir, Doğu, Güneydoğuludur, kullanabilir. Ama, bunda bir kasıt yok yani, Türkiye hepimizin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Eğer bu arkadaşımız herhangi bir konuşmasında düzeltirlerse memnun olurum.

BAŞKAN – Kendisi yok zaten burada, cevap verecek durumda da değil.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Herhangi bir konuşmasında düzeltirse memnun olurum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına başka söz isteyen yok.

Şahısları adına, Sakarya Milletvekili Sayın Hasan Ali Çelik.

Buyurun Sayın Ali Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 2’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnanıyorum ki, burada konuşan bütün hatipler, milletvekili arkadaşlarım, ülkemizin ve milletimizin menfaatini esas ölçü kabul ederek eleştirilerini, önerilerini ve görüşlerini ifade etmektedirler.

Görüşmekte olduğumuz Yasa, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından 5, 6 ve 7’nci maddelerinin bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderildiği bir yasadır. Bilinen bir şey var, bu da, enerji -yani, elektrik enerjisi esas olmak üzere- dünyada giderek önemi artan bir ihtiyaçtır ve biz de, ülkemizin enerji ihtiyacını, gelecek projeksiyonunu öngörmek suretiyle, çeşitlendirmek suretiyle ve ihtiyaçları gidermek suretiyle neyi nasıl yaparızı ararken, eksik kalan bölümlerimiz ve enerji çeşitliliği boyutunda tamamlamak üzere bu Kanun’un hazırlığı içerisinde bulunmaktayız. Bunun için, türlü kaynaklar, ihtiyaçların ve imkânların rekabet şartları içerisinde değerlendirilmesiyle önümüze gelerek bu seçenekler kullanılmaktadır.

2’nci maddede esas olan kısaltmalar ve tanımlar vardır, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun kısaltılmış adı, efendim, elektrik piyasası düzenlemesiyle ilgili çeşitli kısaltmalar. Yine bu Yasa’da öngörülen hesaplamalarla ilgili yasaların kısaltmaları.

Ama nükleer enerji santralleriyle ilgili söyleyeceğimiz şeylere baktığımızda, gerçekten bu santraller -bugüne ait değil- 1950’li yıllardan beri dünyada uygulanan, güvenle uygulanan, zaman zaman arızalar her şeyde ve her zaman olduğu gibi görülen çeşitli tesislerdir ve ileri teknoloji tesisleridir.

Dünyada da elektrik üretimine baktığımızda, enerji çeşitliliği yönüyle dünya elektrik üretiminin de yüzde 18’i nükleer enerji tesislerinden elde edilmektedir. Hâlen de 440 reaktör bu konuda elektrik üretimi ile faaldir ve 30 kadarı da inşaat hâlindedir.

Birçok da gelişmiş Batılı ülke, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Japonya, Rusya, Ukrayna, Almanya, İsveç, Güney Kore, Çin, Hindistan, Kanada başta olmak üzere birçok dünya devleti de bu enerji türünden elektrik üretmek üzere ülkelerinin kaynaklarını artırma gayreti içindedirler ve çalışmaktadırlar.

Biz de nükleer enerji santralleriyle ilgili çalışmamızı bu Kanun’da ortaya koyuyoruz ve bu Kanun’un içinde elektrik üretmek amaçlı bir uygulamanın öngörülmesini sağlıyoruz ve ülkemizin çıkarları eğer nükleer enerjiden elektrik üretmemizi gerektiriyorsa ve bu elektriğin uygun şekilde piyasaya arzını öngörüyorsa, günün şartları içerisinde bunların nasıl yapılmasını düşünüyorsak, Türkiye Büyük Millet Meclisi de bunların yapılması için faaliyetlerini düzenleyen, şartlarını ortaya koyan, önünün açılması gereken yasal düzenlemeleri burada hep birlikte yapmaya çalıştığımız yerdir.

Dolayısıyla hep beraber geçen dönemde, 22’nci Dönem Parlamentosu olarak çıkarttığımız yine elektrik üretimindeki ayaklardan birisi olan, enerji çeşitliliğindeki ayaklardan birisi olan Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Üretimine İlişkin Kanun buradan geçti ve ülkemiz için önemli bir adım ortaya atılmış oldu. Ciddi başvurular var. Ama enerji çeşitliliği yönünden baktığımızda, nükleer enerjiden elektrik üretimine ilişkin bir faaliyet henüz yok, yasal olarak bunun çerçevesi de henüz çizilmiş değil. Biz de burada inşallah bu dönem, geçen dönemden geri dönmüş olan bu Yasa’nın eksiklerini de tamamlamak suretiyle… Ki Komisyonda da görüşülürken, birtakım önergelerle, bu eksiklikler, tahmin ederim ki, düzenlendi. Arkadaşlarımızın bu konudaki görüşleri komisyonlarda da yansıdı.

Şimdi, bundan sonra, bu Kanun içerisinde bu düzenlenmiş hâliyle, inşallah, ülkemiz, nükleer enerjiyle, elektrik üretimi yönüyle, gelecekteki ihtiyaçlarımızın karşılanması yönüyle gerekli adımı atmış olacak ve ülkemizin bir ihtiyacı daha karşılanmış olacaktır diyorum.

Bu Kanun’un ülkemize, memleketimize, milletimize hayırlar getirmesini diliyor, herkesi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Komisyon adına, Komisyon Başkanı Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy Bey.

Buyurun Sayın Aksoy.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, muhterem arkadaşlarım; daha önce üzerinde tartıştığımız, 22’nci Dönemde tartıştığımız Yasa’yı şimdi tekrar ele almış bulunuyoruz.

Bu Yasa’nın üzerinde, doğrusu, çok şeyler konuşuldu, zabıtlarda, bütün tutanaklarda mevcut. Bir tekrar mahiyetinde ben konuşmak arzusunda değildim, ama dünkü oturumda, bir arkadaşımız, Komisyonumuzun büyük bir emek mahsulü olarak ortaya çıkardığı Yasa’mızı “Derme çatma bir yasa.” olarak vasıflandırdı. Tabii, bu, çok üzücü bir vasıflandırma, çok yanlış bir değerlendirme. Bu bakımdan, Komisyon Başkanı olarak söz almak lüzumunu hissettim.

Büyük Millet Meclisindeki daimi komisyonlar, bizim, bu Meclisimizin mutfaklarıdır ve bu mutfakların hiçbirisinde, emek sarf eden arkadaşlar derme çatma işler yapmazlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu, arkadaşımız çok iyi olarak bilmelidir. Bizim mutfaklarımızda yapılan hizmetlerde çalışan arkadaşlarımız ihtisas konuları olarak buralara dağılmıştır. Sağlık Komisyonunda doktorlar ağırlıklıdır, Adalet Komisyonunda hukukçular ağırlıklıdır ve bunlar o ihtisasın icap ettiği bilgilerle orada emek sarf ederler. Sanayi, Ticaret, Enerji Komisyonunda çalışan arkadaşlarımız da bu sahada rüştünü ispat etmiş arkadaşlardır ve çalışmalarını burada sürdürürken, arkalarında bir de bürokratik kadroyla, uzmanlarla, Büyük Millet Meclisinin hukukçularıyla beraber âdeta bir ordu vardır. Bu ordunun bütün emeklerine siz “derme çatma” diyemezsiniz. Evet, burada yaptığımızı tenkit edebilirsiniz, tenkit etme hakkınız elbette vardır; çünkü, insanlar hatadan ari değildir, hata yapabilirler, ama bunu “derme çatma” diyerek aşağılamak, dışlamak, bütün emeklerimizi çöpe atmak anlamına gelir. Bu doğru bir husus değildir. Buna katılmadığımı ve bu sözü iade ettiğimi burada belirtmek istiyorum.

Özellikle bu Yasa Türkiye Cumhuriyeti için… Ki, bu “derme çatma” diyen arkadaşımız da bu ifadeleri kullanıyor: “70 yılında Türkiye Cumhuriyeti bu Yasa’yı veya buna benzer bir yasayla veya kararnamelerle nükleer enerji santralini kurmak istemiş, ama başaramamış. 80’li yıllarda başarılamamış. 90’lı yıllarda başarılamamış. Ümit ediyorum ki, bu dönemde başarılır.” diyor zabıtlarda. Yani, bir iyi niyet yaklaşımı içerisinde bunun ümitvar bir Yasa olduğunu da söylüyor. Elbette, çalışmaların, önemli çalışmaların sonunda meydana gelmiş olan bu Yasa, Türkiye’yi sınıf atlatacak olan bir yasadır. Bugüne kadar nükleer teknolojiyi sadece teorik planda ve genellikle sağlık ve bazı sanayi tesislerinde uygulamalar yapmak suretiyle tecrübeler kazanmış, ama asıl icraatın yapılacağı nükleer santrallerden elektrik üretimiyle alakalı bir tecrübeye sahip olmamışız, olamamışız.

Bütün dünyada bu noktada çok ciddi adımlar var, atılmış. Gelişmiş ülkeler bunu hâlletmişler. Bugün dünyanın yüzde 18, yüzde 19’u, elektrik üretiminde, nükleer enerjiden temin ediliyor. Bazı ülkeler var ki, bunların içerisinde, efendim, Fransa gibi ülkeler var, yüzde 76’sını elektrikten üretiyor. Ve orada bir yeni elektrik santrali yapılacağı zaman, oradaki kasabalar “Gelin bizim kasabada kurun.” diyor. Nümayiş yapmıyor. Bakmayın efendim siz birkaç kişinin çıkıp da orada burada bazı şeyler, itirazlar yaptığına. Nükleer teknoloji son derece önemli, bir ülkeyi sınıf atlatacak, ayrıca kimlik kazandıracak bir sahadır.

Dünya İran’ı tanımıyordu. Ama nükleer enerjiyle ilgili çalışmalara başladığı andan itibaren bugün dünyanın en çok tanıdığı ülkelerden biri -Amerika’da en çok konuşulan ülkelerden biri- İran’dır ve İran’da nükleer santral vardır, bu istikamette çalışmalar vardır.

Bir de, bir söz var, bu, 1970’lerden kalmış bir söz: “Artık, insanlar nükleer enerjiyi terk etti efendim.” Yok, böyle bir şey yok. Nükleer enerjiye, bilakis, son dönemde daha büyük rağbet var. Daha büyük, bu istikamette siparişler var, planlamalar var ve kararlar var. Bunun somut bilgilerini dünya enerji ajanslarından ve bununla ilgili kaynaklardan temin etmiş bulunuyorum. Bakın, bunları size arz edeyim: Mesela planlanan, sekiz yıl içinde kurulması beklenen, onayları, finansmanı temin edilmiş yatırımların şu anda 94 adet olduğunu söylesem inanır mısınız?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İnanmayız, çünkü bizim elimizde de belgeler var.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Devamla) - İşte ben kaynak da veriyorum: World Nuclear Association. Dünyada nükleer enerji kaynaklarını inceleyen derneğin yapmış olduğu yayından alınmış olan bir değer. Ve bunun içerisinde kimler bunu yapıyor? Mesela, Arjantin, Belarus ülkelerinde 2 adet, Bulgaristan 2 adet, Kanada 4 adet, Çin 30 adet yapmayı planlamış, karar vermiş, finansmanını ve teknolojisini seçmiş.

Ha, bir de düşünülenler var, önümüzdeki yıllarda düşünülenler var. Onlara bakacak olursanız onların toplamı çok daha fazla. Ama, karar verilmiş olanların adeti 94. Dünya nükleer enerjiden vazgeçmiş değil. Bakın, Amerika Birleşik Devletleri’nde bile bugün -ki, 1970 yılından beri nükleer enerji santralinin hiç yapılmadığı söyleniliyor, ki, 104 tane var- 7 tanesi şu anda planlanmış, finansmanı ayrılmış, teknolojisi tespit edilmiş ve uygulamaya konmuş şu anda, gerekli lisansları almış, çalışmaya başlamış. Nükleer enerji her zaman için çok önemli bir alternatif. Bu alternatifi hiç kimse dışlayamaz.

Dünya Enerji Ajansının bütün dünyaya yapmış olduğu üç tavsiye var. Bunlardan bir tanesi, herkesin yenilenebilir enerjiye önem vermesidir. Bu, çok önemli. Biz, bununla alakalı çok ciddi bir yasa çıkardık ve bununla alakalı özel sektörün önünü açtık. Yenilenebilir enerji konusunda Türkiye’de büyük bir alaka ve büyük bir teveccüh var. Bu, bizim bir enerji politikamız olduğunu, dünyaya paralel bir enerji politikası izlediğimizi göstermektedir.

“Hani, planınız yok, programınız yok.” filan deniliyor burada. Plan ve program olmamış olsaydı, plan ve programın olmadığı dönemlerde her hafta elektriğe nasıl zam yapılıyorsa yine öyle zam yapılırdı. Plan ve program var ki, beş sene oldu elektriğe zam yapılmadı. Bu, alkışlanacak bir olaydır arkadaşlar. Bu, bir plan ve program işidir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yoksa, adamın malını mülkünü sattırır, hani “Hesap bilmeyen kasap ya masat satar ya bıçak.” hesabı. Bu kadar süre içerisinde zam yapmayan bir planlama, sonunda bir yerden patlak verir. Vermediğine göre demek ki bir planı var.

Ayrıca, ikinci husus, son derece önemli olan bir husus, enerjiyi verimli kullanmaktır. Biz enerjiyi verimli kullanmakla alakalı da yasa çıkardık geçen dönem. Bu da bir planın ve uzun vadeli bir vizyonun hesabıdır.

Üçüncüsü de, dünyada yine tavsiye edilen üçüncü nokta da, nükleer enerji santralleridir. Zaten hidrokarbondan kaçma hadisesi var. Yani, eğer “nükleerden kaçıyor” diyorsanız, yanlış, hidrokarbondan kaçma var. Bugün, siz en iyi akışkan yataklı kömür santralini dahi yapsanız, karbondioksidin dışarıya verilmesini, emisyonu artırmasını engelleyemezsiniz, ama, nükleerin böyle bir sorunu yok. Doğal gaz santrali, en temiz çevre santrali. Siz onu da yapsanız, yine aynı şekilde, karbondioksidi engelleyemezsiniz.

Bu bakımdan, muhterem arkadaşlarım…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aksoy, lütfen sözünüzü bitirir misiniz, tamamlar mısınız.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, bitiriyorum.

Bunun için, arkadaşlar, planı ve programı olan, güvenliği tespit edilmiş ve burada Paris Anlaşmasına, Dünya Enerji Ajanslarına ve bütün dünyanın uyguladığı kriterlere uyacak şekilde düzenlemeler yapan, sigortalarını yerine getiren ve bütün hususları düşünülmüş -derme çatma değil- mükemmel- hataları olabilir, itiraz etmiyorum, onları ikaz ederseniz bize, burada düzeltiriz; bundan müteşekkir kalırız- güzel, ve benim 25 arkadaşımın göz nuru, emekleri, alın terinin mahsulü olan bir Yasa’yı görüşüyoruz arkadaşlar.

Desteklerinizi bekler, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aksoy.

Şahısları adına ikinci söz sırası, Yozgat Milletvekili Sayın Osman Coşkun’a aittir.

Buyurun Sayın Coşkun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

OSMAN COŞKUN (Yozgat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesiyle İlgili Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Heyetinize saygılar sunarım.

Özelikle, elektrik-elektronik mühendisliği öğretim üyesi kimliğimle nükleer enerji ve enerji konusunda birkaç bilgi verip, konuşmama o şekilde devam etmek istiyorum: Enerjiyi, kısaca, anlaşılabilecek şekilde tanımlayacak olursak “iş yapabilme kabiliyeti” olarak tanımlarız. Eğer bunu endüstriyel manada ele alacak olursak “üretim” anlamına gelir. Kısacası, şu yaptığımız konuşmanın tüm kamuoyu tarafından izlenebilmesi, ancak enerjiyle mümkün. Yaşamımızın sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi, yine enerjiye bağlı. Kısacası, her hâlükârda enerjiye her şeyden çok ihtiyaç duymaktayız. Hepiniz de biliyorsunuz ki, bugün ve geçmişte -hatta gelecekte- çıkan savaşların birinci nedeni enerji, ikinci nedeni gıda üzerine olmuştur. Bir ülkenin öncelikle enerji problemini, daha sonra gıda problemini çözmesi o ülkenin halkı ve insanlık için son derece önemlidir.

Dolayısıyla, burada problemimiz enerji ve biz bu problemi bir şekilde çözmeliyiz. Bunun çözümü için Bakanlığımız nükleer enerji santrali kurulmasıyla ilgili çalışma yapmış, Komisyonumuz bunu en uygun şekilde değerlendirmiş ve Genel Kurula getirmiştir. Ben de inanıyorum ki, sizlerin desteğiyle en kısa sürede bu, kanunlaşacak ve ülkemiz bu anlamdaki ihtiyacını en güvenli şekilde çözmüş olacak.

Enerjinin öncelikle güvenilir ve sürekli olması esastır. Çevre dostu olması önemlidir. Tabii ki, ucuz da olmalı. Şimdi “nükleer enerji” denince akla ya füze geliyor ya Çernobil vakası geliyor. Hâlbuki, iyilikler ihtimallerle reddedilemez. Bugün, uçak kazası oldu diye uçağa binmemezlik yapmıyoruz veya başka karşılaştığımız problemler nedeniyle o konudaki faaliyetlerimizden vazgeçmiyoruz. Şu anda 1950’li yıllarda değiliz. 2007 yılında bütün dünyada bu teknoloji en üst seviyede, en tedbiri alınmış, en çok önlemi alınmış şekilde uzmanlar tarafından kurulmakta ve şu anda 441 adet santral faaliyetine devam etmektedir. Dolayısıyla, elli yıl önce bunları konuşsak belki gereksiz olarak düşünebilirdik. Ancak, günümüzde, yine ilk kurulan beş atom enerji kurumundan bir tanesi olan bizim Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun olduğunu hatırlatarak yeterli ekipmana, yeterli elemana, yeterli mühendise, yeterli öğretim üyesine sahip olduğumuzu ve bunun için yeterli kaynaklara sahip olduğumuzu hepimiz biliyoruz. İşte bu kadar yeterli neden varken bu teknolojiyi kurmamak -yani bilgimiz var, imkânlarımız var- yapmamamız, açıkçası korkaklık olarak anlaşılır diye düşünüyorum.

Tabii ki, dünya ve ülkemiz açısından da enerji kaynaklarını kısaca değerlendirmek istiyorum.

Teknoloji hızla gelişmekte ve dünya nüfusu da buna bağlı olarak artmaktadır. Bu nedenle, enerjiye her zamankinden çok daha fazla ihtiyacımız var. Klasik enerji kaynaklarının rezervleri maalesef azalmakta, kısa zaman içerisinde insanlığın ihtiyacını karşılayamaz hâle gelmektedir. Bugün bu sorunun iki önemli çözümü var. Birincisi, mevcut enerji kaynaklarımızı daha verimli kullanacağız. İkincisi ise, yeni enerji kaynaklarını ortaya çıkarmak mecburiyetimiz vardır.

Nükleer enerji konusunda ben bir de öz eleştiri yapmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Coşkun.

OSMAN COŞKUN (Devamla) – Evet, bu cümleyle tamamlamak istiyorum.

Nükleer enerji konusunda, maalesef, halkımızın yeterince bilgilendirilmediği kanaatini taşıyorum. Konunun uzmanı olarak, yeterince tanıtıldığı zaman, bütün enerji kaynaklarından daha fazla öncelikle nükleer enerji santralinin kurulması için çok büyük bir kamuoyu oluşacağı kanaatini taşıyorum ve bu anlamda da özellikle basınımızın, Bakanlığımızın ve tüm ilgili kurumların nükleer enerji konusunda yeterince tanıtım yapmasının gereğini ben burada ifade etmek istiyorum.

Daha sonra yine konuşmam olacak. Bu kısımda, yine özellikle nükleer enerjiye neden çok ihtiyacımız olduğunu açıklamaya çalışacağım, şimdi saygılarımı sunmak istiyorum.

Bir sonraki konuşmamda bunları açıklamak üzere hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Coşkun.

Madde üzerinde soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Süremiz on dakikadır.

Buyurun Sayın Öztürk, ilk soru sizin.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakanım, ruhsatı Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğüne ait Manisa Soma’da bulunan kömür sahalarının bir kısmı ihalesiz olarak hangi firmaya, hangi gerekçelerle verilmiştir? Bu konu hakkında bilginiz var mı? Ne yapmayı düşünüyorsunuz?

İkinci sorum: Maden İşleri Genel Müdürlüğünde son zamanda görevden aldığınız kişilerin, Dubai sermayesine İstanbul Kartal’da verilecek arsayla bir ilgisi var mıdır? Mermer ruhsatı verilen saha, kimlere söz verildiği için bu operasyon yapılmıştır?

Üçüncü sorum: Türkiye’de bugüne kadar toplam kaç metre arama amaçlı sondaj yapılmıştır? Bununla ilgili envanter var mıdır? Karot Bankası kurulmuş mudur?

Bir de, Maden Yasası’nda değişiklik yapacağınızı bildirmektesiniz. Bu anlamda, sektörde yapılan işletme projelerinin ilgili meslek odasının denetiminden geçirilmesini Yasa’ya koymayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Söz sırası Sayın Genç’te.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, Almanya’da Willy Brand, Başbakanken, kendi özel kaleminde çalışan bir kişinin bir ajan olması dolayısıyla Başbakanlık gibi bir makamı bırakmıştı. Zatıalinizin, kendi teşkilatınıza atadığı birçok bürokratın büyük bir kısmı şimdi içeridedir; işte, rüşvet, ihalelere fesat karıştırmaktan dolayı. Acaba, siz de istifa etmeyi düşünüyor musunuz? İstifa etmeniz için nasıl bir olayın gerçekleşmesi gerektiğine inanıyorsunuz?

İkinci sorum: Türkiye Kömür İşletmelerinin, vatandaşlara bedava verdiği paradan dolayı alacağı ne kadardır? Türkiye Kömür İşletmeleri iflas ederse bunları nasıl, bu hazine alacaklarını nereden karşılayacaksınız?

Üçüncü sorum: TETAŞ’ın hukuki yapısı nedir? Bu özel şirket olduğuna göre ve bu Kanun’un uygulanmasında en büyük rolü bu aldığına göre, bu personeli kamu personeli statüsüne mi tabi olacak, yoksa özel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Buyurun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun araştırma projeleri kapsamında yer alan ve iki kez ihaleye çıktığı hâlde iptal edilen ve daha sonra yeniden ihalesi yapılan hızlandırıcı tesisi projesinin ihalesi hangi mevzuat ve usule göre yapılmıştır?

2) Bu hızlandırıcı ihalesinden dolayı görevden alınan personel olmuş mudur? Şu anda, herhangi görevde çalışmakta mıdır?

3) Bu tesisin ihalesi kaç YTL’ye, hangi firmaya verilmiştir?

4) İhale edilen bu proje hangi aşamadadır?

5) Herhangi bir ödeme yapılmış mıdır?

6) Ne zaman bitecektir?

7) Bu hızlandırıcının dünyada başka örneği var mıdır?

8) Atom Enerjisi Kurumu tarafından hızlandırıcı konusunda tespit edilmiş ölçütler belki bir firmanın girebileceği şeklinde midir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uzunırmak.

Buyurun Sayın Orhan.

AHMET ORHAN (Manisa) – Sayın Bakana yöneltmek istediğim soru şöyle: 31/5/2004 tarihinden bu yana, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığınca, İstanbul ve Ankara’da görevlendirme veya geçici görevlendirme yapılmış kaç kişi vardır?

Başkanlıkça Kurum dışında görevlendirilen bu personelin görev tanımı, görevlendirildikleri yerlerde bu personelle ilgili yazışma var mıdır? Varsa, görevlendirilmeleriyle ilgili yolluk ve harcırahların toplam bedeli ne kadardır?

Sizin göreve başladığınızdan bu yana, kaç kişi mahkemeye başvurmuş ve Kurum kaç kişiyle idari mahkemelik olmuştur.

Görevden istifa eden Teknoloji Daire Başkanının istifa nedeni nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Orhan.

Buyurun Sayın Akkuş.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Bakan, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu mevzuatı kapsamında, nükleer güç reaktörlerinin yer seçimine yönelik yetki ve sorumluluğu var mıdır?

2) Bu mevzuata göre yer seçimi faaliyetleri hangi kuruluş tarafından yürütülmektedir?

3) Yer seçimi faaliyetlerinde mevzuatta belirtilen esaslara uyulmuş mudur? Sinop’ta sürdürülen faaliyetlerde uyulmakta mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akkuş.

Soru sorma süremiz tamamlanmıştır. Cevap için Sayın Bakana söz veriyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bunların bazıları rakamsal olduğu için -bu atamalarla ilgili- onları yazılı olarak vereceğim.

Ancak, Sayın Öztürk’ün Soma’daki ilk sorusu... Burada özel sektöre verilmiştir. İlk defa, özel sektöre vererek, uygulamayı başlatarak maliyetleri yedide 1 düşürdük, üretim 20 kat arttı. Sadece Soma’da, daha evvelden yapılmayan bir şey yapıldı, 50 bin kişi sigortalı oldu, SSK’lı oldu; çoluğu çocuğu, hepsi, bunlar da ayrıca ondan faydalandılar. Fevkalade iyi bir uygulamadır. Yalnız, bu, bazı kişileri rahatsız etti. Ama, biz bunları yapmaya devam edeceğiz. Çünkü, kömürü hem ucuzlatmak hem de maliyetlerini düşürerek daha fazla üretimi artırmak hedeflerimiz arasındadır, millî servetimizdir. Bunu yapıyoruz ve yapacağız.

İkinci olarak, Kartal’daki meseleyle ilgili olarak… Kartal’da, daha evvel çimento fabrikasına malzeme veren yerde açılan bu kısmı şüpheli bularak araştırma yaptık. Burasının çok ucuza, orada maden olmadığı hâlde veya ekonomik olarak maden çıkarılamayacağı bilinerek başka bir amaçla kullanılacağını düşündük, çukur doldurmak için; çünkü, İstanbul’da bu tip dolgu malzemeleri için yer aranıyor. Böyle, birtakım duyumlar aldık, inceledik ve dolayısıyla, gereğini yaptık; mesele bu. Oraya daha sonra ne yapılacağı, belediyenin, tamamen, şehir imar planıyla ilgili yapacağı bir çalışmadır. Dolayısıyla, bizi ilgilendiren kısım, orada maden olmadığı hâlde çok ucuz bir şeyle ve üstelik madenle iştigal etmeyen birinin bir aldığı çalışmanın incelenmesi sonucunda yaptığımız bir çalışmadır.

Maden Yasası’nı değiştireceğiz, çünkü neticede, bunlar dogma değil, Maden Yasası’nda da… Her kanunun uygulama sırasında aksaklıkları ortaya çıkar. Bu, bir dizayn gibidir, bir otomobilin dizaynı gibidir, o sırada herhangi bir değişiklik yapılırsa uygulamadan bakarak bunları yaparız. Dediğim gibi, model de değiştirirsiniz, ilerletirsiniz de, hatalar varsa düzeltirsiniz, daha iyiye gitmek için de elinizden geleni yaparsınız. Dolayısıyla, bunu yapacağız. Zaten, hafta sonunda da bütün maden şirketlerinin, ilgililerin geniş katılımıyla bir toplantı yapacağız, onların da görüşünü alacağız. Neticede, bu, herkesi dinleyerek yaptığımız, bütün yasaları çıkartırken yaptığımız uygulama. Bu eleştirdiğimiz yasa da bundan üç dört sene evvel, gene, herkesin katılımıyla yapılan bir çalışmaydı. Neticede, yanlışlık varsa, eksiklik varsa düzeltiriz, ancak bunun çok faydasını gördük madende, büyük bir patlama oldu üretimde, ihracatta 2 milyar doları geçtik, yeni yeni madenler bulduk, zenginliklerimize zenginlik katıyoruz bu bakımdan, ama uygulama sırasında çevreyle ilgili şikâyetler var, taş ocaklarıyla ilgili, onu göz ardı edemeyiz, çünkü çevre de bizim değerlerimizden bir tanesi, bunun üzerinde duracağız.

Sayın Genç’in ilk sorusu: Bu tip şeyler şu anda yargıya intikal ettiği için detayına girmek istemiyorum, sonuçlarını bir görelim. Öbür sorularınızı anlayamadım, yani ifadenizden bu TETAŞ’la ilgili kurduğunuz cümleleri belki uygun bir zamanda görüşebiliriz. TKİ’de, biz, bu kömürleri çıkarıyoruz ve aynı zamanda, fakir fukaraya, dar gelirliye dağıtıyoruz. Bu kömür, daha evvelden de vardı, kimse bunu akıl etmemişti. Biz bu kömürleri çıkarttık, dar gelirli vatandaşlarımıza, 1,5 milyon aileye bunu dağıtıyoruz ve dağıttığımız kömür, bu sene sonunda, 6 milyon ton oluyor. Dolayısıyla, dar gelirli vatandaşlarımız, soğuk kış günlerini, evlerinde, sıcacık odalarında geçiriyorlar. Bu, aynı zamanda, sosyal devlet anlayışının da somut bir uygulamasıdır. Biz, laftan ziyade iş yapıyoruz, bu kömürü de çıkarıyoruz. Daha evvelden, bu kömürün üzerinde geziyordu herkes, odalarında da üşüyorlardı. Bunun karşılığı olarak da… Gayet tabii ki bu, parasız değil. Bunun da sosyal…

KAMER GENÇ (Tunceli) - TKİ’nin 750 trilyon alacağı var hazineden.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hayır hayır, alır onu. O, bizim işimiz… O, bizim işimiz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sizin işinizse yapın o zaman!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Biz, bunu… İcrayız biz, onun hesabını, kitabını biz bilen insanlarız. Burada, mühim olan şey, buna üzülmemek lazım. Vatandaşın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biz de biliyoruz da…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Vatandaşın -yerli kaynaklarımızı biz adam gibi çıkarıyoruz, kırıyoruz, yıkıyoruz, paketliyoruz- evlerine götürüp dağıtıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sonradan duvara çarpmayasınız!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Ve bu, aynı zamanda, bundan da dua alıyoruz. Biz, bunu, oy için yapmıyoruz. Bunu yaparken hiçbir ayrım gözetmiyoruz. Bunu, kaymakamlarımız dağıtıyor, Sosyal Dayanışma Yardımlaşma Fonu da parasını veriyor. Burada, yanlış olan nedir? Kömürü çıkartmamız mı yanlış? Fakir fukaraya, dar gelirliye vermemiz mi yanlış? Zenginliklerimizi ekonominin hizmetine sunmamız mı yanlış? Sadece bundan dolayı 14 bin kişi ekmek yiyor şu anda, mesele bu.

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süreniz doldu, lütfen tamamlar mısınız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Diğerlerini yazılı vereceğim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – On tane dairesi olan adamın evine, getirdiniz, kömürü yıktınız Sayın Bakanım.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Doğrudan üzerine gideceğim. Nerede? Hemen arayacağım şimdi.

MEHMET SERDAROĞLU (Kastamonu) – İstanbul Esenler’de yaptınız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hemen adresini verin.

BAŞKAN - Madde üzerinde soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Madde üzerinde bir önerge vardır, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5654 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının d) bendinin: “Perakende ve/veya toptan satış lisansı: Elektrik enerjisinin perakende ve/veya toptan satış faaliyetleri için EPDK’dan alınan lisansları,”, f) bendinin: “Şirket: Santral kuran, elektrik enerjisi üreten ve satan şirket veya şirketleri” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Kemal Kılıçdaroğlu

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

Ali Rıza Öztürk

 

İstanbul

Malatya

Mersin

 

Mehmet Ali Susam

Orhan Ziya Diren

Mustafa Elitaş

 

İzmir

Tokat

Kayseri

BAŞKAN – Komisyon önergeyi katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutalım, yoksa konuşacak mısınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Konuşacağım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Söz alma nedenim: Dün Sayın Bakana bir soru sormuştum. Sayın Bakan “Eski alışkanlıkları tekrar etmek istemiyoruz.” demişti ve Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığıyla ilgili olarak, Genel Müdürün istifası ve benzer bir işte görev alması dolayısıyla, 2531 sayılı Yasa’ya göre avukatları aracılığıyla suç duyurusunda bulunulup bulunulmadığını sormuştum. Sayın Bakan da “Biz o konuyu inceledik, hukuki açıdan bir sakınca yoktur.” yanıtını vermişlerdi.

Şimdi, ben -yüce Meclisin takdirlerine- 2531 sayılı Yasa’nın ilgili bölümünü aynen okuyorum: “Görevlerinden hangi sebeple olursa olsun ayrılanlar, ayrıldıkları tarihten başlayarak üç yıl süreyle o daire, idare, kurum ve kuruluştaki görev ve faaliyet alanlarıyla ilgili konularda doğrudan doğruya veya dolaylı olarak görev ve iş alamazlar, taahhüde giremezler, komisyonculuk ve temsilcilik yapamazlar.” Buna karşılık, eğer bunu yaparlarsa “…altı aydan iki yıla kadar hapis, 10.000 liradan az olmamak üzere ağır para cezasıyla cezalandırılırlar.” deniyor.

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, şu, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının faaliyet alanlarını gösteriyor. Faaliyet alanlarında; petrol arama, sondaj, kuyu tamamlama ve üretim var, doğal gaz depolama var, ham petrol ve doğal gaz boru hattı projeleri var ve petrol arama projeleri var. Zaten adı da üstünde, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı.

Şimdi, Sayın Genel Müdür, istifa ettikten sonra on beş şirketin yönetiminde görev alıyor. Bakın, şimdi, ben on beş şirketi okumayacağım, bir şirketi okuyorum. Sayın Genel Müdür ortak, yönetim kurulu üyesi, (A) grubu imza… Konuyu okuyorum efendim: “Her türlü boru hattı depolama, yükleme ve boşaltma.” Aynı alan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı için de geçerli. Bir başka şirket için gene okuyayım size, yine aynı şahıs, yine ortak: “Her türlü doğal gaz, ham petrolün arama ve üretimi.”

Şimdi, merak ediyorum, Sayın Bakan “Biz bunu hukuki olarak inceledik, bir sakıncası yoktur.” diyor. Az önce kanun maddesini burada okudum. Aynı iş, aynı görev, sadece temel bir nokta var. Bu şirket, Sayın Başbakanın –daha doğrusu, grup diyelim- damadının da üst düzey görev aldığı bir grup. Bu grubun…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, maddeyle ve önergeyle ilgisi yok.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bu grubun bir diğer özelliği var. Bu gruptan birisi AKP MYK üyesi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Maddede TPAO hiç geçmiyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Şimdi Sayın Bakandan istirham ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen, önergeniz üzerinde konuşur musunuz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii efendim, önerge üzerinde…

Sayın Bakandan istirham ediyorum...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önergeyle alakası yok, maddeyle alakası yok.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sizi belki, AKP Grubunu ilgilendirmeyebilir, ama, bizi yakından ilgilendiriyor. Size hangi hukukçular “Burada hukuki bir sorun görmüyoruz.” dedilerse, o hukukçuların, lütfen, bize, lütfedip adını bildirirseniz seviniriz. Bu konuda, CHP olarak biz görevimizi yapacağız. Konya Milletvekilimiz Sayın Atilla Kart Bey cumhuriyet savcılığına gerekli suç duyurusunda bulunacak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı...

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istemiştim efendim.

BAŞKAN – Geç kaldınız Sayın Kamer Genç… Geç kaldınız, geç kaldınız… Daha önce isteseydiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, zamanında istemiştim!

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 2’nci maddeyi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN - …oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istemiştim.

BAŞKAN - Arıyoruz, arıyoruz… Şu anda arıyoruz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kâtip Üyeler anlaşamadılar Sayın Başkan…

BAŞKAN – Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.54

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap GÜLPINAR

KÂTİP ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18'inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, Kanun’un 2’nci maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştır.

Şimdi, kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi yeniden oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır. 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

İKİNCİ BÖLÜM

Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ile Enerji Üretim ve Ticaretine İlişkin Usul ve Esaslar

Santral kuracak şirketin belirlenmesi

MADDE 3- (1) Nükleer güç santrallarının yapılmasına ilişkin seçim süreci Bakanlık tarafından ve bu Kanundaki usuller uygulanmak suretiyle başlatılır.

(2) TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken ölçütleri bir ay içinde yayınlar.

(3) Bu Kanuna göre yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, altyapıya yönelik teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak enerjinin miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra iki ay içerisinde Bakanlık tarafından hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek bir yönetmelikle belirlenir.

(4) Bu Kanuna göre yapımı öngörülen nükleer güç santralları için, üçüncü fıkrada belirtilen yönetmeliğin yayımlanmasından sonra en geç bir ay içerisinde teklif almak üzere TETAŞ tarafından ilana çıkılır.

(5) Alınan tekliflerden, TAEK tarafından belirlenen ölçütleri karşıladığı TAEK tarafından belgelenen şirketlerin teklifleri yarışmaya sokulur, bu ölçütleri karşılamayan şirketlerin teklifleri yarışma dışı bırakılır. Alınan teklifler TETAŞ tarafından bu Kanun ve çıkarılacak yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirildikten sonra en uygun teklif belirlenerek, ilgili şirketle sözleşme imzalanmasına izin alınmak üzere Bakanlar Kurulunun onayına sunulur. TETAŞ tarafından gönderilen teklifin uygun görülmesi halinde, Bakanlar Kurulunca ilgili şirketle TETAŞ arasında sözleşme imzalanması hususunda izin verilir. EPDK tarafından, sözleşme imzalanması uygun görülen şirkete ilgili mevzuat çerçevesinde lisans verilir. EPDK tarafından lisans verilmesini müteakip, ilgili şirketle TETAŞ arasında, santralın işletmeye girmesinden itibaren onbeş yılı aşmayan enerji satışını düzenleyen sözleşme imzalanır.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam.

Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 8.5.2007 Tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Anayasanın 89 uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret Komisyonumuzun Raporu’nun 3’üncü maddesi üzerinde grubum adına görüş belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına huzurunuzu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugüne kadar nükleer santrallerle ilgili bu tasarıyı hem komisyonlarda hem Meclisteki görüşmelerde dikkatle izledim. Bu izlemelerde tek amacım vardı, nükleer santralle ilgili bu Kanun’da gerçekten doğru karar verebilmek. Hepinizin de temel amacı olan, Meclise gelmiş insanların ülke yararına olan kanunları destekleyip onların geçmesi için katkı koyma düşüncesiyle, hem komisyonlarda hem Mecliste bu kanun tasarısıyla ilgili olarak dikkatle her anı izledim.

Hele iş çevresinden gelen bir insan olarak da bu Kanun’un sunuluşunda, özellikle iktidar partisinden bazı arkadaşlarımızın, bu Kanun’un ülkemizde büyümeyi hedef almış, yirmi çeyrektir büyüyen bir ülkede enerji açığını gidermek için kullanılacak bir Kanun olduğu noktasındaki anlatımlarını, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde, bu gelişmiş ülkelerde kurulmuş 439 tane nükleer santral olduğunu, bizim bu konuda geri kaldığımızı ve geç kaldığımızı, bu anlayışla, hızla bu Kanun’un çıkartılıp Türkiye’nin büyümesine uygun enerji gibi bir konunun ihtiyacının giderilmesi gerektiğini hem de bu ihtiyacın ülke ekonomisi için çok önemli olduğu şeklindeki anlatımlarını da dikkatle izledim.

Sayın Bakan, bu konuşmalar sırasında, burada bilgi kirlilikleri olduğunu söyledi. Evet, gerçekten bilgi kirliliği var ama bu bilgi kirliliği bu Yasa’yı doğru anlamamaktan kaynaklanan bir bilgi kirliliği.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye ve dünya, özellikle küresel ısınmayla birlikte enerji kaynakları üzerinde çok dikkatli düşünmek zorunda ve enerji kaynaklarını doğru kullanmak, çeşitlendirmek ve enerji kaynaklarının çeşitleri üzerinden geleceğini inşa etmek noktasında. Bizler de bu anlamıyla nükleer enerjiyi düşünmek durumundayız.

Birinci bilgi kirliliği veya yanlışlığını şöyle düzeltmek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz, yasası düzenlenmiş, çağdaş normlara uygun bir nükleer kanundan yanayız. Bunun karşısında değiliz. Ülkenin enerji ihtiyaçlarının giderilmesinde rüzgârın, hidrojenin, hidroelektriğin, benzeri yenilenebilir enerji kaynaklarıyla birlikte nükleer enerjinin de kullanılmasından yanayız. Ama, bugün önümüze gelen kanun, bu kanun değil. Siz, Türkiye’de şu an nükleer enerjinin kurulması için gerekli olan teknolojik altyapıyı oluşturacak bir kanunu bizim önümüze ve komisyonlarımıza getirmediniz. Sizin getirdiğiniz kanun, nükleer santral yapmak isteyen bir girişimcinin devletle ortaklık kurabilerek yapacağı bir şirket ortaklığının kılıfını hazırlayan bir kanun. Bundan dolayı burada ciddi bir bilgi kirliliği ve eksikliği var. Biz niye karşı çıkalım nükleer enerjiye?

Aslında şunu yapmanız çok güzel olurdu: Küresel ısınmanın getirdiği enerji açığı nedeniyle dünyada enerji ihtiyacı karşılamak için insanların bu konuda çok önemli bir psikolojik ortamı vardı. Birçok insan nükleer enerjiden ve nükleer santrallerden korkuyor ve bu konuda tereddütleri var. Çevrecilerin tereddütleri var, bilim adamlarının tereddütleri var. Bu tereddütler de haksız tereddütler değil. Çünkü, çok yakınımızda Çernobil gibi bir nükleer kaza yaşandı ve Karadeniz Bölgesi dâhil, ülkemiz bundan çok ciddi şekilde etkilendi. Ama, yasal çerçevesi doğru çizilmiş, alt yapısı yapılmış, teknolojisi konmuş, denetim ve yönetimi düzgün bir şekilde kanunla çerçevelendirilmiş bir yasayı getirip buraya koysaydınız, biz buna canı gönülden destek verir ve Türkiye’nin geleceği açısından nükleer santrallerin kurulmasını rahatlıkla kabul ederdik. Ama, bunu yapmadınız. Siz, kafanızda var olan bir olayı gerçekleştirmek için acele ettiniz. Komisyonda da sizin acelenizi çok rahatlıkla gördüm. Nereden mi gördüm? Kendi komisyondaki çok değerli 25 tane arkadaşım objektif tartışma ortamları yaratmaya çalıştık. Hatta, AKP’li arkadaşlarımız da bu Kanun’un benim anlattığım çerçevede çok önemli bir kanun olduğunu, bu Kanun’un üzerinde tartışılması, konuşulması ve ayrıntılarının günlerce konuşulması gerektiği konusunda fikir beyan ettiler. Ama, sizin aceleniz vardı, bu Kanun’u acele çıkarmak istiyordunuz.

Değerli arkadaşlar, nükleer santrallerle ilgili Kanun’u çıkarmaya karşı değiliz. Ama, bu yaptığınız Kanun’da… Bakın, benim konuştuğum gündem maddesinde de şirketlerle ilgili çok ciddi hatalarınız ve açmazlarınız var. Şimdi, burada üçlü bir yapı oluşturuluyor. Bir: Bir grup şirket, özel sektör var ki “Ben bu ülkede nükleer santral kuracağım ve ürettiğim enerjiyi satın almanıza gerek yok, bana izin verin.” diyor. Var böyle müracaatlar değil mi? Var. Ama, siz, bu hukuki durumun yanına bir durum daha çıkartıyorsunuz. Nükleer santralde enerji üretenlerin satın alması garantisi verilerek bir iş yapması var, gene özel sektör tarafından. Bunun ayrı bir hukuku var. Artı, bir de üçüncü hukuk, bir devlet teşekkülüyle bir özel sektörün ortaklık kurarak oluşturacağı şirketin üreteceği enerji var ve bunun satın alması var, bunun da ayrı bir hukuku var. Üç tane farklı hukuk. Bu Yasa’nın içerisinde hepsi bu. Nasıl çözeceksiniz bu Yasa’nın içerisinde bunu? Eğer, güzel bir şey çıkarmak istiyorsanız yapacağınız iki tane şey var:

1) Nükleer enerji gibi bir konuda çoğunlukla kâr güdüsünden daha çok, ülkenin geleceği, enerji gibi bir ihtiyacını karşılayacak anlayışla devlet bu konuda etkin olur. Devlet, denetimini ve bütün düzenlemesini yaparak bu konuda kuruluşlarının da desteğini alıp bir nükleer santrale önderlik yapabilir.

2) Varsa özel sektörün bu konuda ilgisi, girişimciliği; gene çerçevesini çizer, teşvik de eder özel sektörü. Der ki ona: “Sana arazi. Sorunları çözülmüş. Şu şu kolaylıklar -ne kolaylıklar istiyorsa onları da sağlar- ama, denetlemek, insan sağlığını, çevre duyarlılığını ve benzeri denetleme kurulunu sen de kur.” Üçüncü bir şey çıkarmaz.

Devlet ile özel sektör ortaklaşa kuracaklar. Hangi oranda ortak olacaklar? Bu oranı nasıl tayin edeceğiz? Bu şirketin yönetim kurulu başkanı ve profesyonel yöneticilerini devlet mi tayin edecek, özel sektör mü tayin edecek? Bu iki kurulan ortaklık her zaman bir çıkar beklentisi vardır, kâr beklentisi vardır. Bu kâr beklentisinde kimin kârları düşünülecek? Ben, çok açıkça söylüyorum. Devlet ile bir özel sektörün kuracağı bir şirketin işleme şansı yoktur. O girişimciye de yazık edersiniz, koyduğu paraya yazık edersiniz. Öyle bir faaliyet mümkün değil olması.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet Sayın Susam, süreniz bitti, konuşmanızı tamamlar mısınız.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Onun için, yapmanız gerek çok açıktır: Böyle, ihale yapmak için bir kanun çıkarmak yerine, nükleer enerjinin bu ülkede altyapısı hazırlanmış şekilde kanunu çıkartırsınız, buna büyük oranda devlet önderlik eder, çünkü, kiminle konuştuysam sağduyusu olan ve bu konuda bilimsel yeterliliğine inandığım insanların, “Türkiye’ye bugün çantasını kapıp gelmiş, nükleer santral kurmak için ticaret yapmak isteyen insanlara aman bu ülkeyi teslim etmeyin, bu işi Türkiye’de ancak şu an devlet yapabilir” diyen özel sektör girişimci arkadaşlarımız var ya da parası olan özel girişimciye imkân sağlarsınız, onlar yapabilir. Onun için, bu kanun gerçekten büyük eksiklikleri içinde barındırmakta, istediğimiz düzeyde bir nükleer teknoloji kanunu değil, sadece bir ihale kanunudur.

Bu duygularla, bu kanuna ret vereceğiz, ama, nükleer enerjinin getireceği yararların ve çevreye duyarlı bir nükleer enerjinin inşallah ülkemizde gerçekleşeceğine inanıyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Susam.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Adana Milletvekili Sayın Yılmaz Tankut.

Buyurun Sayın Tankut.

MHP GRUBU ADINA YILMAZ TANKUT (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un görüşülmekte olan maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, dünyamızdaki bütün gelişmiş ülkeler, toplumlarına refah düzeyi yüksek bir yaşantı sağlamayı amaç edinmişlerdir. Bu amaç doğrultusunda, söz konusu ülkelerin hemen hepsi enerji ihtiyaçlarını kesintisiz ve uzun yıllar karşılayabilecek şekilde temin etmeyi öncelikli hedefleri olarak belirlemişlerdir. İşte bu çerçevede, ülkemizin enerji ihtiyacının kesintisiz ve yeterli bir şekilde, kaynak çeşitliliği sağlanarak temin edilmesi, toplumumuzun refahı ve Türk milletinin bekası için bir mecburiyet olarak karşımızda durmaktadır. Buna paralel olarak, ihtiyaç duyulan enerjinin düşük maliyetle, güvenli ve çevreye duyarlı bir arz sistemi içinde karşılanarak sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması da esas olmalıdır.

Bu çerçevede, kamu enerji yatırımları planlı ve istikrarlı bir şekilde devam ettirilmeli, yerli ve yabancı sermayenin de bu alandaki yatırımları teşvik edilmelidir. Ancak, özellikle özel sektör tarafından gerçekleşen yatırımlar sonucu faaliyete geçen santral veya enerji tesisleri, arz güvenliğinden verimliliğe, çevre duyarlılığından personele, üretim miktarından millî çıkarlara kadar hemen her konu ve safhada, etkin bir denetim mekanizmasıyla kontrol altında tutulmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3’üncü maddenin ikinci bendinde yer alan “TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken ölçütleri bir ay içerisinde yayınlar.” ifadesiyle, yine, geçici 1’inci maddede “TAEK, nükleer faaliyetlerin düzenlenmesi ve denetlenmesi görevini yerine getirecek yeni bir kurum kurulana kadar, (…) özel bilgi ve ihtisas gerektiren işlerde kadro aranmaksızın uygun nitelikli yerli ve yabancı uyruklu sözleşmeli personel çalıştırabilir. Bunlara ödenecek ücret ve diğer mali haklar Başbakan tarafından belirlenir.” ifadeleri yer almaktadır.

Bu durumda, doğal olarak bu Kanun’un en önemli unsurlarından birisi olmuş olan Türkiye Atom Enerjisi Kurumuyla ilgili olarak, şimdi, buradan, soru-cevap kısmında da zamanımızın sınırlı olacağını hesap ederek, yüksek müsaadelerinizle Sayın Enerji Bakanımıza şu sualleri yöneltmek istiyorum:

1- Şirket seçimi demek, aynı zamanda nükleer teknoloji üreten ülkenin de seçimi değil midir? Dolayısıyla, ölçütlerin belirlenmesinde, şirketlerin güvenlik, maliyet ve tecrübesinin yanında, ülkesinin ülkemizle olan ilişkileri dikkate alınacak mıdır?

Nükleer santrallerin teknolojilerini ve üretimlerini daha sonraki yıllarda ülkemize karşı koz olarak kullanmayacak, ikili ilişkilerimizde veya sorunlarımızda gündeme getirmeyecek bir ülke olmasına, bu ölçütler belirlenirken dikkat edilecek midir?

2- Nükleer Enerji Denetleme ve Düzenleme Kurulu gibi bir kurul oluşuncaya kadar geçecek zaman dilimi içerisinde, nükleer santraller ve nükleer güvenlikle ilgili uluslararası mevzuatlara ve TAEK’in kendi özel kanununa göre, Türkiye’de TAEK’in, daha önceki konuşmacıların da ifade ettiği gibi, hem yapıcı hem uygulayıcı hem de denetleyici bir kurum olması sakıncalı değil midir?

3- Türkiye’de nükleer güç santrallerinin kurulması aşamasına gelinen bu dönemde şahsıyla en ufak bir sıkıntımızın olmadığı Sayın TAEK Başkanıyla ilgili olarak nükleer enerji nosyonuna ve özellikle de deneyimine sahip olmadığı, Türkiye’nin nükleer enerji ve nükleer santraller konusunda uzman olan birçok bilim adamı tarafından kamuoyuna defaatle dile getirilmesi ve bu konuda geçtiğimiz dönem ve aylarda basında yer bulan haber ve röportajlar sizi tedirgin etmiyor mu?

4- 2960 sayılı TAEK Kanunu kuruma nükleer enerjiyle ilgili her türlü denetim, koordinasyon ve genişleme yetkisini vermiş olmasına rağmen, az önce ifade etmeye çalıştığım hususlar çerçevesinde uygulamanın içerisinde bulunarak, santral yapımını üstlenen firmayla zaman içerisinde kendi sorumluluk alanının dışında birtakım şahsi menfaat ilişkilerinin gerçekleşme tehlikesi yok mudur?

5- 2960 Sayılı Kanun’un 3’üncü maddesine göre, Başbakana bağlı olan TAEK, kanun dışı bir tasarrufla -Cumhurbaşkanlığı tezkeresiyle de olsa- Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığına bağlanmış olmuyor mu?

6- Geçici 1’inci maddede belirtilen bilgi ve ihtisas gerektiren personel alımıyla ilgili olarak ödenecek ücretlerin üst sınırı nedir? En yüksek devlet memuru maaşının kaçta kaçı veya kaç katıdır? Bunların açıkça ilgili maddede belirtilmesi icap etmiyor mu?

Ayrıca, az önce ifade ettiğim çelişkilere rağmen, Enerji Bakanlığına bağlı olarak çalışıyor gözüken TAEK’in söz konusu personel istihdamının ücret ve diğer mali haklarının Başbakan tarafından belirlenmesi de başka bir çelişki olmayacak mı?

Sayın milletvekilleri, netice olarak, özellikle bu Kanun çerçevesinde çok önemli işlevler görecek olan TAEK hakkında gerek bilim camiasında gerekse diğer çevrelerde oldukça önemli endişe ve sıkıntıların olduğunu, buradan bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

İşte bu sebeplerden dolayı, hiç zaman kaybetmeden bir an önce TAEK’le ilgili haklı-haksız bu polemik ve iddialara son verecek yasal düzenlemelerin yapılmasında büyük fayda görmekteyiz.

Özellikle Nükleer Enerji Denetleme ve Düzenleme Kurulu veya benzer bir kurum ile ilgili yasanın hiçbir ön yargıya, siyasi polemik ve taassuba konu olmadan, uzmanların, akademisyenlerin ve bilim adamlarının bir olabilmelerini sağlayacak şekilde yüce Meclisimizce çıkartılması icap etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerji sektöründe özel ve kamu kesimi faaliyetlerini düzenleyerek, tüketici haklarını koruyan, rekabete açık, sağlıklı ve etkin işleyen bir piyasanın oluşturulması için gerekli düzenlemelerin sağlıklı yapılması da bir mecburiyettir.

Ayrıca, enerji planlamasında da yapılacak uluslararası anlaşmalarda, özellikle nükleer enerji anlaşmalarında ülke çeşitliliğine gereken önemin verilerek, tek bir kaynağa bağımlı olmanın da önüne geçilmelidir.

Bu manada, 1998 yılında toplanan 1. Enerji Şûrası’nda Nükleer Enerji Komisyonunun Şûra’ya olan tekliflerinde de belirtildiği gibi, nükleer enerji, ülkenin enerji açığını kapatabilecek bir imkândır. Güneş ve rüzgâr enerjisi ya da biyomas gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının hiçbirisi bu büyüklükteki bir enerji açığını 2020 yılına kadar kapatmak için yeterli değildir.

Fosil ve hidrolik kaynakların sınırlılığı ve çevre etkileri de göz önüne alındığında, 2020 yılı için öngörülen enerji açığının nükleer enerjiden faydalanmak suretiyle kapatılması en uygun çözümlerden bir tanesidir.

Türkiye, yüksek bir teknoloji olan nükleer teknolojiye mutlaka hâkim olmalı ve makul bir zaman dilimi içinde kendi reaktörlerinin önemli bir bölümünü kendisi yapabilecek teknolojik düzeye elbette ki ulaşmalıdır.

Nükleer teknolojinin seçim ve stratejisinin son onay mercisi ise, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu olmalı ve hükûmetler, iktidarlar bunların uygulanmasında kararlı ve sürekli bir irade sergilemelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye’de toryum rezervi bakımından Türkiye, dünyanın ikinci ülkesidir. Bu olağanüstü büyük imkânın kaybedilmeden değerlendirilmesi ülkenin geleceği için hayati bir meseledir. Toryumun gelecekte önemli bir yakıt kaynağı olacağı göz önünde bulundurulduğunda, toryumlu yakıtların ve reaktörlerin teknolojisinde mutlaka hâkim olmamız gerekmektedir. Bu bakımdan, bu yönde kesin ve kararlı bir siyasi irade ortaya konulmalıdır. Uranyum, toryum, bor, niyobyum, kadmiyum ve benzeri gibi stratejik öneme sahip cevherlerin ülke genelinde ve yalnızca yüzeyde değil, derinliğine de aranıp bulunması için Türkiye Atom Enerjisi Kurumuna bağlı bir nükleer stratejik maddeleri arama birimi de kurulmalıdır diye düşünüyoruz.

Yine, TEAŞ ve TAEK ve diğer ilgili kurumlar, üniversitelerden, bu konuyla yakından ilgilenmiş ve ilgilenmekte olan kuruluşlardan ve bağımsız uzmanlardan da yoğun bir biçimde faydalanmalıdırlar.

Nükleer enerjinin tanıtımı için Millî Eğitim, Enerji ve Tabiî Kaynaklar, Sağlık ve Çevre Bakanlıkları ile TAEK ve TEAŞ ortak bir kamuoyu bilinçlendirme stratejisini de en kısa zamanda hazırlayıp uygulamaya koymalıdırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi olarak çevreye ve doğaya en ufak bir şekilde ziyan vermeden, her türlü arz güvenliği sağlanarak, bilimin ve teknolojinin bütün kural ve imkânları kullanılarak nükleer enerji üretim teknolojisine sahip olmak öncelikli hedeflerimizden bir tanesidir. Bu manada nükleer santrallerin yapımını, nükleer enerji teknolojisinin bir basamağı olarak kabul ettiğimizi de buradan ifade etmek istiyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu Yasa’nın bütün eksiklikleri giderilerek, yürürlüğe girmesinden sonraki dönemlerde de nükleer santrallerin yapımı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Tankut.

YILMAZ TANKUT (Devamla) - … ve işletilmesiyle ilgili olarak Türk milleti adına her türlü denetim görevimizi sonuna kadar yapacağımızı ve yapılan yanlışlık ve suistimallerin takipçisi olacağımızı da buradan, bu vesileyle hatırlatmak istiyorum.

Ayrıca, enerji ihtiyacının karşılanması için yeni ve yenilenebilir enerji kaynakları, füzyon enerjisi, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermal enerji gibi alternatif enerji kaynaklarından faydalanılması hususunda da araştırma ve geliştirme çalışmalarının, bütün imkânlar zorlanarak da olsa yapılması gerektiğine inanıyoruz ve bunlarla ilgili yasal düzenlemeler konusunda da her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğumuzu hatırlatıyor, bu Kanun’un bütün eksik ve yanlışlıklarının düzeltilerek ülkemizin enerji açığının önemli bir bölümünü karşılamasına vesile olmasını temenni ediyor, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tankut.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Taner Yıldız.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Sayın Susam’ın, CHP adına, net bir şeklinde fikrini belirtmiş olmasından dolayı da teşekkürlerimi sunuyorum. Nükleer enerji santralleri kurulmalıdır ama bunun usul ve esaslarıyla alakalı eleştiriler, tabii ki, Genel Kurulda bunlar değerlendirilecek, bunlar yapılacak. Herhangi bir tereddüt var mı? Yani, nükleer enerji kurulmalıdır, santralleri kurulmalıdır, CHP’nin politikasında bu vardır.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Öyle bir şey demedi efendim.

TANER YILDIZ (Devamla) – Bu, doğru bir şey.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Demedi efendim.

TANER YILDIZ (Devamla) - Bu söylendi. Bunun usul ve esasları, yani… Aynen şu söylendi... Ya bu kötü bir şey değil Sayın Seyhan, bu kötü bir şey değil.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Anladım canım. Yanlış bir şey söylüyorsunuz.

TANER YILDIZ (Devamla) - Bu son derece faydalı bir şey. Yani, şöyle: Nükleer enerji güç santrallerinin kurulma isteminde bir ortak payda oluşturulmuş olması, iktidarıyla muhalefetiyle, hep beraber bir ortak payda oluşturulmuş olması doğru bir şey. Bizim, ülkenin menfaatleri doğrultusunda, bunların her birisini, hep beraber gerçekleştirmemiz lazım.

Tabii, burada “bilgi kirliliği” dendi. Çok doğru. Bilgi kirliliğini mutlaka gidermemiz lazım. Bunların arasında, mesela, nükleer enerji santralini, Avrupa’dan bir yatırımcı gelecek, yurt dışından bir yatırımcı gelecek, buraya kuracak, enerjiyi de ihraç edecek. Değerli arkadaşlar, bu Kanun’da o manada herhangi bir kısıtlama olmasa bile, bir kişi, elini kolunu sallayarak, “Ürettiğim elektriği ben dışarı satıyorum.” diyemez burada. İsterseniz bir deneyin, Enerji Bakanlığına gidin “Ben elektriğimi, şu anda, Tacikistan’a satmak istiyorum.” deyin, karşınıza bir kısım prosedürler gelecek. Bunların arasında üçlü bir mekanizma var.

Nedir bu üçlü mekanizma? Bir tanesi, Enerji Bakanlığının uygun görüşünün olması lazım. Uygun görüşünü belirleyecek bir kısım katmanlar, etmenler var. Bunların arasında, enerji arz güvenliğini tehdit edecek veya tam tersi, arz fazlasını değerlendirebilecek bir yapının değerlendirildiğini görebiliriz. Nedir? Mesela Hindistan’da yapılan yatırımlarda, 3 bin megavatlık fazlası var ve “al ya da öde” şeklinde de yapılmış, mutlaka o enerjiyi, üretilen enerjiyi tüketmese dahi parasını ödüyor. Bizim böyle bir durumumuz olduğu takdirde, ben, tabii ki arz fazlamı ülke menfaatleri doğrultusunda satarım. Hatta, bunu yaparken Dışişleri Bakanlığının görüşü alınır; Dışişleri Bakanlığının görüşü de yine ülke menfaatleri doğrultusunda, eğer bir stratejik önemi varsa, herhangi bir ülkeyle bizim ikili görüşmelerimiz, anlaşmalarımız veya o ülkeyle alakalı tasarruflarımız varsa -ki Kuzey Irak’ta olduğu gibi- bunları, yine ülke menfaatleri doğrultusunda değerlendiririz.

Bir de, EPDK’nın mutlaka uygun görüşünün olması lazım. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, hepinizin bildiği gibi, ülkedeki genişleyen enerji politikalarının mutlaka regüle edilmesi ve düzenlenmesiyle alakalı yönetmelikleri düzenliyor ve ayarlıyor.

Şimdi, bütün bunlar çerçevesinde nükleer güç santrali kuracak herhangi bir özel sektör veya teşebbüsün bunları yaparken, hele hele alım garantisinin olduğu, TETAŞ tarafından alım garantisinin olduğu bir ortamda kalkıp da bunu yurt dışına ihraç etme istemlerinin bu anki Kanun’dan daha olası dışı olduğunu mutlaka göz önünde bulundurmak lazım, bu bilgi kirliliklerini mutlaka gidermemiz lazım.

Tabii ki, nükleer santralin bir kısım mahsurları var. Her şeyin bedelini ödeyerek yapmak zorundasınız. Bugün, enerji sektöründeki her enerji biriminin birbirine olan avantajlarını ve dezavantajlarını beraber zikretmek zorundayız, beraber burada söylemek zorundayız. Mesela, yerli kaynakları hep beraber destekliyoruz. Yerli kaynakların, mutlaka, rezerv ölçüsünde olsa bile, ekonomik olanlarının ülke ekonomisine kazandırılmasıyla alakalı hemfikiriz. Burada, geçtiğimiz dönemde de bir kanun çıkartıldı. Ben, size söyleyeyim: Mesela, büyük rezervuarı olan bir HES’in, yani YEK Kanunu’nu kapsamı dışında bulunan bir HES’in -ki 15 kilometrekarenin dışında biliyorsunuz bunlar, rezervuar alanı- kurulmasının yatırım maliyeti doğal gaz santralleri maliyetinden daha yüksektir. Alın size bir mahsur. Ama, biz, bu mahsuru var diye bunu tercih etmeyecek miyiz? Hayır, tam tersi, tercih edeceğiz, çünkü o da ülke menfaatleri doğrultusunda. Eğer, bugün, sırf yatırım maliyetlerini, işletme maliyetlerini katmadan yatırım maliyetlerini göz önünde bulundurarak bir karar vermek zorunda kalırsanız yerli kaynaklarınızı tercih etmezsiniz. Biz, tam tersini söylüyoruz, yerli kaynaklar mutlaka tercih edilmelidir, velev ki yatırım maliyetleri yüksek olsa bile. Sonunda bunların işletme maliyetleri düşük olacağı için paçal maliyetlerin ülke menfaatleri doğrultusunda olduğunu söyleyebiliriz.

Bu açıdan da nükleer santralin, evet, bir HES gibi, bir yenilenebilir enerji kaynakları gibi, bir jeotermal gibi atık problemi diğerlerinde yok, bunda var. Böyle bir gerçek var, ama böyle bir gerçek var diye de nükleer santrali bir kenara koyamazsınız. Doğru bilgileri doğru raflara koyarsanız, ülkenin iyi idare edilmesiyle alakalı da doğru tercihler yapmış olursunuz.

Bu açıdan da ben, mutlaka, nükleer güç santralleri yapımında, dünkü konuşmamda söylediğim gibi, eğer artı bir katkımız varsa, bu işin usul ve esaslarıyla alakalı daha iyi olmasını istediğimiz bir husus varsa evet bunları tercih edelim, bunları da buraya dercedelim. Zaten, Genel Kurul çalışmaları ve komisyon çalışmaları bunlar için kurulmuştur; doğruyu bulmak adına, hem iktidarıyla hem de muhalefetiyle beraber bulmak adınadır.

Bu işin hukuku nasıl olacak? Evet, üç türlü hukuku var: İsterseniz bir lisans müracaatıyla, şu anda bir özel sektörün yaptığı gibi “Ben nükleer güç santrali kurmak istiyorum.” diye gidip müracaatta bulunabilirsiniz. Bu, sizin gücünüzle alakalıdır ve bu Kanun kapsamı içinde de değerlendirilmeyebilir. O zaman özel hukuk hükümlerine de tabi olabilirsiniz veya olmayabilirsiniz. Ama buradaki temel mantalite şudur: Nükleer güç santrallerinin ülkemize kazandırılmasıyla alakalı hiçbir mazeret ortada bırakılmamalıdır, hiçbir mazeret ortada kalmamalıdır. İster kamu artı özel, ister özel, isterse müstakil özel dediğimiz hukuk hükümlerine tabi olsun, bunların her birinin gerçekleştirilebilir olması adına herhangi bir maninin de yaşanmaması lazım.

Ben özellikle şunu belirtmek isterim ki, buradaki bir önemli konu da şudur: Piyasanın -bizim başından beri söylediğimiz- liberalleşmesiyle, serbestleşmesiyle alakalı dozunun hangi oranda olacağıdır. Ben, muhalefetteki bir arkadaşın yerinde olsam bu konuyu daha çok gündeme getiririm. Niçin? Biz diyoruz ki, öyle bir piyasa yapısı koyalım ki, bu piyasa yapısının içerisinde serbestleşme ön planda bulunsun. Türkiye'nin içinde bulunduğu mali durum, bizim 3 Kasım seçimlerinde devraldığımız bütün rakamlar, kamunun sabit sermaye yatırımlarında küçülmesini öngörüyor; hele hele enerji sektöründe, hele hele ulaştırma sektöründe. Mademki hâl böyle, o zaman, bizim özel sektörü teşvik ettiğimizin dozu hangi oranda olmalı? Nükleer santrallerle alakalı, kuracağımız bu yapılanmanın dozu hangi oranla bırakılmalı?

İşte, o yüzden diyoruz ki bu kanun tasarısında, kanunlaşacak bu kanun tasarısında: Ey ahali, ey yatırımcılar -yurt dışı, yurt içi- eğer siz bir yatırım yapmak isterseniz, gelip bunu tek başınıza kurabilirsiniz. Eğer bu manada, istediğimiz oranla bir teklif bulamaz isek kamu, yatırımı yapacak; kamu, firmasını, şirketini kuruyor. Bu da yine makul oranda. İster, kamu, özel sektörden herhangi bir rağbet görmezse yoluna devam edecek, eğer rağbet görürse hangi oranlarda -şu anda- ortak olacağı belli olmayan bir tasarrufu da önümüzdeki yıllara ve günlere bırakmış oluyoruz. Yani, tamamen bir hareket serbestisi sağlanmış olacak. Yani, nükleer güç santrali kurmak isteyen herhangi bir yatırımcı diyemeyecek ki “Ben şundan dolayı bunu kurmadım, bundan dolayı da kamuyla ortak olmadım; aslında, kamunun garantisi olsaydı şöyle yapardım.” Üç model de burada var. İstediğini rahatlıkla kurabilir.

Bizim, burada, özel sektör ve kamunun, kamunun arz ettiği imkânları özel sektörün makul oranlarda paylaşabilmesi için, bunun hangi oranda, derecede olması lazım geldiğine iktidar kesinlikle karar vermelidir. Bu çok doğru bir istektir. Geçtiğimiz yıllarda, bizden önceki iktidarlarda bu kâr, özel sektörle kamu arasındaki kâr makul oranda paylaşılmadığı için bir kısım sıkıntılar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen Sayın Yıldız.

TANER YILDIZ (Devamla) – Sayın Başkanım, şahsım adına da söz talebim vardı, müsaade ederseniz birleştirebilir miyim?

BAŞKAN – Komisyon konuşacağı için size söz veremiyorum, son söz milletvekilinin olacağı için.

TANER YILDIZ (Devamla) – O zaman ben şahsım adına konuşmada sözlerime devam edeceğim.

Saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Şahsı adına, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan,

Buyurun Sayın Seyhan.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, az önce konuşma yapan değerli Başkanımın Komisyonumuz adına söylediği şeyler çok önemliydi. “Yirmi beş milletvekili çalıştık. Bunu biz birlikte yaptık, Komisyonumuza haksızlık olur” dedi ama zannediyorum ki kendisi de Komisyon üyeleri içerisinden bazı arkadaşlarımıza dolaylı olarak da haksızlık etmiş olur. Adalet ve Kalkınma Partisinin Komisyona üye seçerken hassasiyetinden bahsederek mesleklerine uygun görevlendirmeleri yaptığını ve bu konuda dikkatli davrandığını söyledi. Ancak şu bilinmelidir ki: Benim, Milliyetçi Hareket Partisinde de iyi tanıdığım değerli arkadaşlarım var. Birlikte düşük akımda, bilgisayar teknolojisinde çok uzun süre çalıştığımız bu işi bilen arkadaşlarımız var. Bizim Komisyonumuzda da üniversiteden mezun olduğu dala bakmaksızın yaptığı işin sanayiyle ilgili olduğu on beş-yirmi yıldır sanayinin içerisinde, bu sektörün içerisinde ağırlıklı çalışan arkadaşlarımız var. Bizim Komisyonumuz sadece Enerji Komisyonu değildir. Bizim Komisyonumuzun üyeleri, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî Kaynaklar Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeleridir. Bu alanlarda eğitim görmüş ve uzmanlaşmış her arkadaşa ihtiyacı olduğu için, bu ihtiyaç görüldüğü için gruplarımız bu görevlendirmeyi yapmıştır. Bu konuda yeterli ihtimam gösterilmiştir. Arkadaşlarımızın hakkını tenzih edelim.

Bunun dışında söylenen bir şey var: “E, derme çatma, dedi.” Tahammül edeceksiniz. Bir şey getiriyorsunuz, tahammül edeceksiniz. Sizin istediğiniz üslupta tasarı eleştirilecek diye bir şey yok ki! Bir kanun geliyor, son dakika onun içerisine iki tane 1.000 megavatlık kömür santrali ekliyorsunuz, sonra önergelerle değiştiriyorsunuz, Genel Kurula iniyor, Cumhurbaşkanlığına gidiyor, üç maddesi geri dönüyor, Komisyona alıyorsunuz, on önergeyle değişik maddelerde değişiklik yapıyorsunuz; o da yetmiyor, seçim sonrası bir daha Komisyona alıp on maddeyle değişiklik yapıyorsunuz; o da yetmiyor, Komisyonda görüşülmesi sırasında kendi milletvekillerinizin ısrarlı müdahalesine rağmen, onları dinlemeyerek maddeyi atlıyorsunuz, iki dakika sonra tekriri müzakere yapıp maddede yine değişiklik yapıyorsunuz. Bunun Türkçe’deki adı nedir? Nedir?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Derme çatma.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çatma derme.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Hayır, keşke derme çatma olsa. O kadar eksiklik var ki, siz ne dermeyi becerebildiniz ne çatmayı becerebildiniz. Bu Kanun ne dermedir ne çatmadır. Onu da beceremediler.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Kapkaçtır.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) - Arkadaşım Taner Yıldız çok güzel konuşuyor: “Önerileriniz varsa biriktirelim.” Sayın Yıldız, mutlaka önerilerimiz var. Söylüyoruz, Kanun’un elle tutulur yanı kalmadı. Siz de rahatsızsınız. URAH, İÇH hesaplarının nerede olacağı bile belli değil. Şirket tanımında kimin kimi ikame edeceği belli değil. Lütfen, önergeniz var, önergenizi verin de siz düzeltin bunu. Niye muhalefetten bekliyorsunuz? Eksikliği düzeltmek bizim işimiz mi? Konuşurken gördüğünüz eksikliği burada, gelin düzeltin, ama bu sadece birkaçı. Sizin tatmin olmadığınız bir konuda, sizi tatmin edecek bir yasanın muhalefet tarafından hazırlanıp öne sunulmasını, üstelik ülkedeki dengeler konusunda bunun acil gereksinim olmadığı konusunu da beyan eden bir partiden bunun beklenmesini anlamak mümkün müdür? Bu, doğru değildir değerli arkadaşlar.

Bakın, doğru olan şudur: Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hiç anlaşılmıyor, sürekli burada polemik konusu yapılıyor… Cumhuriyet Halk Partisinin ne dediği bellidir. Arkadaşım birazdan kendi için söylenenlere cevap verecektir ama politika için ben net bir şey söylüyorum: Bu Kanun nükleer enerji veya nükleer teknoloji geliştirme kanunu değildir, bu nükleer santral kanunudur. Eğer yapılacaksa önce nükleer teknolojiye sahip olun, sonra santral yapın diyen arkadaşlarımız var, Milliyetçi Hareket Partisi de bunu diyor. Biz de, buna geçişin buradan olduğunu söylüyoruz, ancak biz, nükleer teknoloji konusunda getireceğiniz her yasaya varız. Denetleme kurulu oluşturacaksanız varız, kanunu oluşturacaksanız varız, siz eğitim kurumu kanunu oluşturacaksanız varız, ar-ge’sine varız, siz uranyum zenginleştirmede bir çalışma yapacaksanız bunu da yapın, buna da varız, ama nükleer teknoloji kanunuyla, nükleer santral, nükleer ihale kanunu farklıdır. Biz de, sizin, Türkiye’yi küçük küçük nükleer mezarlığa dönüştürecek Nükleer İhale Kanunu’na sonuna kadar karşıyız, anlattığımız budur.

Bunun dışında, küçük bir şeyi daha söylemek istiyorum. Burada da bir görev çağrım var değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Seyhan.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Dün bir yazı çıktı ve bugün bir kitap çıktı: “Rüşvetin Deşifresi”, Aykut Küçükkaya. Çok mükemmel bir kitap. Burada, hem geçmişe dönük yolsuzluklar anlatılıyor, ama çok ciddi bir şey anlatılıyor, deniliyor ki: Bir ülkede, 50 milyon dolar… O dönem Akkuyu için yapılacak nükleer santralin ilgili kanununun çıkarılması için ortada rüşvetin döndüğünü anlatıyor. Bunu anlatan sıradan insanlar değil; Aziz Ergen, albay; emekli albay Erdal Sarızeybek ve dönemin kamu görevlileri de var, bunu görmezden gelemezsiniz. O dönem Adalet ve Kalkınma Partisi yoktu ama bu dönem Adalet ve Kalkınma Partisinin bunu soruşturması için bir engel yok. Sayın Bakana, bu kitap için gereğini yapmasını rica ediyorum, yapıp yapmayacağını da görmek istiyorum. Huzurlarınızda bu kitabı Sayın Bakana hediye ediyorum, yıllarca gereğini yapıp yapmadığını takip edeceğimizi de huzurlarınızda ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Seyhan.

Komisyon adına, Komisyon Başkanı, Kütahya Milletvekili Sayın Soner Aksoy.

Buyurun Sayın Aksoy. (AK Parti sıralarından alkışlar)

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Muhterem Başkan, değerli milletvekili kardeşlerim; biraz önce söylediğim açıklama tam olarak anlaşılmadı. Ben, Büyük Millet Meclisinin huzuruna gelmiş, sizlerin, hepinizin onayı için burada size arz edilmiş olan yasanın “derme çatma” olamayacağını söylüyorum. Ama, Komisyonumuzda yasaların her bir maddesi üzerinde onlarca önerge verilebilir, tartışılabilir, ara verilebilir, yeni yeni bilgiler dercedilebilir. Bunlar, o yasanın “derme çatma” olduğu anlamına asla gelmez. Bunlar, bir olgunlaştırmadır; bunlar, yasa üzerinde ciddi çalışmaları ifade eder. Biz yasaları, zaman zaman ara veririz çalışmaların… Brifingler alırız, takıldığı yerde uzmanlar çağırırız. Komisyonlar böyle çalışır. Bunları, “derme çatma”yla hiç kimse vasıflandırmaz, bunlar olgunlaştırmadır.

Bilgilerinize sunulur.

Saygılarımla. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şahısları adına ikinci sırada, Sayın Taner Yıldız, Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; kaldığımız yerden devam edelim istiyorum.

Kamuyla şirketlerin statüsünü burada düzenleyen iki ayrı madde var. Bunları birbirine karıştırmamak lazım. Birincisi, hangi şirketin nasıl teklif vereceğiyle ve bu tekliflerin nasıl değerlendirileceğiyle alakalı şu anda bu madde, üzerinde konuştuğumuz 3’üncü madde. Yani bir şirket tek başına gelebilir, TAEK’in sunduğu o şartlar -tekrar etmek istemiyorum vaktimden aldırmamak için- yani üretim kapasitesi, seçim süreci, yakıt temini, alınacak enerjinin miktarı, süresi vesaire, bütün bunlarla alakalı şartlarını yerine getirmişse normal ihalesine girer, fiyatı uygunsa teklifini TEDAŞ kabul eder, Bakanlar Kuruluna sunar, Bakanlar Kurulu onaylarsa o işi almış olur. Bu ayrı bir şey. Ama kamuyla alakalı, kamunun kuracağı şirketle alakalı statüyü ise 6’ncı madde düzenliyor. 6’ncı maddede de diyor ki: Bakanlık, işte -tekrar üzerinde konuşacağız 6’ncı maddede ama- bir şirket kurar, bu şirketlerini özel sektörün hisselerine açar. Oranını belirtmemiş. Bizim amacımız zaten… Keşke, bu kamunun kuracağı şirket -o safhaya gelmez ama- o safhaya geldiğinde, bütün, yüzde 100’ünü özel şirket alsın. Bizim amacımız zaten kamunun elinde bırakmak değil bunu.

Önemli olan şu değerli arkadaşlar: Makul oranda paylaşıyor muyuz bu kârı, paylaşmıyor muyuz? Yani burada, dün de bir konuşmada geçti, şirketlerin isteklerini mi yapıyoruz yoksa milletin vicdanının tercihlerini mi yapıyoruz? Şimdi, son derece spekülasyona açık bu konuda milletin vicdanının tercihlerini yapıp yapmadığınız buradaki konuşmalarla belli olmaz değerli arkadaşlar. Onlar, ancak 3 Kasım seçimlerinin sonuçlarında belli olur, 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarında belli olur ve en son yaptığımız referandumda belli olur. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) - Hâlâ daha oradasın!

TANER YILDIZ (Devamla) – O açıdan, yani biz burada yaptığımız…

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) - Hâlâ daha oradasın!

TANER YILDIZ (Devamla) – Ama lütfen…

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) - Hâlâ daha oradasın!

TANER YILDIZ (Devamla) – Bak şimdi, yaptığımız tercihlerin…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Sözcü, seçmenle, bilimsel tartışmayı niye karıştırıyorsunuz?

TANER YILDIZ (Devamla) – Şöyle, bakın…(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlarım, müsaade ederseniz, hangi gerekçeyle olduğunu anlatacağım.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, lütfen, Genel Kurula hitap edin.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Bu bilgi halkta var mı?

TANER YILDIZ (Devamla) – Müsaade edin…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Nükleer bilgi halkta var mı da bunu söylüyorsunuz? Halkta nükleer bilgi mi var?

TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, halkın sezgilerine lütfen…

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) – Ne alakası var?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Siz nükleer santral kuruyorsunuz.

TANER YILDIZ (Devamla) – Sayın Bakanım…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Halkta bu bilgi var mı?

TANER YILDIZ (Devamla) – Bakın, size, Sayın Bakanım diye hitap ediyorum.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yapmayın yani, çok gülünç duruma düşüyorsunuz! Halkta nükleer bilgi yok.

TANER YILDIZ (Devamla) – Siz, bakanlık yapmış birisiniz.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz.

TANER YILDIZ (Devamla) – Siz, bakın, lütfen…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yapmayın, ama siz de demagoji yapmayın.

TANER YILDIZ (Devamla) – Bir dakika, bir dakika, yok… Çok açık bir şey söyleyeyim.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yapmayın, çok ayıp oluyor, çok ayıp oluyor!

TANER YILDIZ (Devamla) – Eğer siz, halkın sezgilerine, ferasetine, basiretine güvendiğiniz zaman, bu tür kaygıları çekmenize gerek kalmaz.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Kim kaygı duyuyor ki?

TANER YILDIZ (Devamla) – Evet, şu anda bakın, biz halkımızın ferasetine, basiretine ve öngörüsüne saygı duyuyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunların da sonuçlarını alıyoruz. Aynı şeyi sizin aynı oranda anlamanızı tabii ki beklemek benim hakkım değil.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – O zaman dokunulmazlıkları kaldıralım.

TANER YILDIZ (Devamla) – Ama nükleer santrallerle alakalı…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Dokunulmazlıkları kaldıralım.

BAŞKAN – Sayın Yıldız, lütfen karşılıklı konuşmayalım. Genel Kurula hitap eder misiniz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, gündeme gelsin.

TANER YILDIZ (Devamla) – Allah, Allah!

Değerli arkadaşlar, ben şu kısmını anlayamıyorum…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Gündeme gelsin Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen müdahale etmeyin hatibe.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) - Ama gündeme gelsin.

TANER YILDIZ (Devamla) – Ben, kanunla alakalı konuşurken hiçbir itiraz yok, halktan bahsettiğimde itiraz var. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) – Gündeme gel, gündeme!

BAŞKAN – Hatibe müdahale etmeyin lütfen.

TANER YILDIZ (Devamla) – Niye halkımızdan bahsederken itiraz ediyorsunuz?

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Demogoji yapıyorsun, demogoji!

TANER YILDIZ (Devamla) – Lütfen... Yok...

OKTAY VURAL (İzmir) – Halkı, kişisel menfaatlerinize alet ettirmeyin.

TANER YILDIZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada hepimiz halkın temsilcisiyiz.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Halkı yolsuzluğun arkasına alamazsınız!

TANER YILDIZ (Devamla) – Burada temsilciyiz. O yüzden, şirketin tercihlerini mi, halkın tercihlerini mi yaptığımız konusundaki notu verecek olan burası değil, notu verecek olan halk. Kendisi o notunu veriyor.

Şimdi, bakın, ben teknik konudan bahsederken…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ha, anladım. “Ben istediğime veririm.” diyorsunuz. Bravo!

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Meclisi yok sayıyorsunuz, Muhalefeti, Meclisi yok sayıyorsunuz yani. “Burası değil...”

TANER YILDIZ (Devamla) – Nasıl? Yok! Niye?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Burası yasama organı, nasıl yok sayarsınız! Bu sözünüzü geri alınız! Ayıp ediyorsunuz!

TANER YILDIZ (Devamla) – Hayır, hayır! Hiç, hiç! Kesinlikle olmaz!

BAŞKAN – Sayın hatip…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yasama organını yok sayıyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen, lütfen…

Sayın Bakanım…

TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yasama organını yok sayıyorsunuz!

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) – Sayın Başkan, gündeme ilişkin konuşsunlar.

BAŞKAN – Usulden değildir bu yani karşılıklı konuşmak.

TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, halkımızdan hiçbir şekilde rahatsız olmayalım.

Bakın, rahatsız olmamıza hiç gerek yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Neyse… Kayseri civarındaki elektrikten bahsedelim biraz, ha?

TANER YILDIZ (Devamla) – Yeterince takdir ediliyor, yeterince görülüyor. Hangi çalışmalar yapılıyor, hangi çalışmalar yapılmıyor, bunlar yeterince görülüyor. Bir hükûmetin yaptığı çalışmalar…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Kayseri civarı enerjiyi de konuşalım.

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Başkanım, ne konuşup duruyor bu ya?

TANER YILDIZ (Devamla) – Sayın Bakanım, lütfen, siz, oradan laf atacağınıza, gelin şu kürsüde konuşun. Niye laf atıyorsunuz?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Olur, olur. Arkadaşım konuşacak biraz sonra Kayseri civarını da konuşacak.

TANER YILDIZ (Devamla) – Şimdi, bu tercihlerden, halkımızın yaptığı bu tercihlerden rahatsız olmamak lazım, her zaman saygılı olmak lazım, basiretine ve ferasetine güvenmek lazım. Burada herhangi bir politika anlatılırken… Bunu, tabii ki halkımız değerlendirecek, artı ve eksi sonuçlarını mutlaka değerlendirecek. Bu açıdan herkes müsterih olsun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız, teşekkür ederim, sağ olun. Buyurun Sayın Yıldız.

TANER YILDIZ (Devamla) – Ben de teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Şimdi soru-cevap işlemine başlıyoruz.

İlk soru, Sayın Ağyüz’e ait.

Buyurun Sayın Ağyüz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Efendim, bu Yasa, oldubittiye, aceleye getirilen bir yasadır. Özellikle 3’üncü maddede bu ölçütlerin yasal bağlayıcılık kapsamı nedir, o belli değildir.

Ayrıca, bu ölçütler nasıl ilan edilecek? Devlet yönetimi ve nükleer santral kuruluşu gibi çok ciddi, ülkenin geleceğini ilgilendiren bu konuda devletin hiçbir denetim ve gözetim yetkisinde olmaması büyük bir boşluk değil midir?

Ayrıca, çevre ve doğa ilişkilendirilmesi yapılması gerekirken, sadece Enerji Bakanlığının söz konusu olması bu konuda biraz eksikliktir.

Ayrıca, kurulacak nükleer güç santralleri enerji ihtiyacımızın yüzde kaçını karşılayacak? Bu kadar azını karşılayacak bir nükleer enerji santrali için ülkemizi nükleer enerji çöplüğü haline getirmeye ne gerek var Sayın Bakanım.

Bu Yasa eksiktir, bu Yasa yetmezdir. O nedenle bu Yasa’nın geriye çekilmesini düşünmeniz lazım.

Ayrıca “bilgi kirliliği” diyorsunuz. Bilgi kirliliğini, bu ülkede, enerji piyasasında, maalesef, sizin Bakanlığınız ve bürokratlarınız yaratıyorlar. Çok övdüğünüz BOTAŞ acaba tahsilatlarını yapabiliyor mu? BOTAŞ’ın yapması gereken denetim yetkisini niye milyar dolarlara özel şirketlere veriyorsunuz Sayın Bakan? BOTAŞ’ın altyapısı yeterli, her türlü şeyi yeterli.

Ayrıca, bu Yasada bu üretilen enerjinin dışarıya satılmamasını engelleyecek bir madde yok, hüküm yok. Irak’a nasıl ki Kartet kanalıyla enerji satıyorsanız yarın, öbür gün bunlar da böyle yaparsa ne diyeceğiz Sayın Bakanım?

O bakımdan, ülke yararı yoktur, kamu yararı yoktur ve nükleer santral çöplüğü yapacaksınız ülkeyi.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağyüz.

Sayın Korkmaz, buyurun efendim.

SÜLEYMAN NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, bu suallerimi özellikle Karslı, Iğdırlı ve Trakyalı vatandaşlarımızın kaygıları üzerine Sayın Bakana yöneltmek istiyorum. Biliyorum ki, tehlikenin hemen yanı başında oturan onlar.

Sovyet Rusya zamanında inşa edilmiş, ülkemiz sınırlarının hemen yanı başında yer alan komşu ülkelerdeki -Bulgaristan, Ermenistan gibi- nükleer santrallerin işleyişi ile insan hayatı ve çevrenin korunması açısından, güvenliğinin takibi Dışişleri Bakanlığı üzerinden, Sağlık Bakanlığı ile de istişare edilerek Bakanlığınızca yapılıyor mu?

Bu ülkeler ile kendi insanımızın ve ülke topraklarımızın korunması anlamında, hem diğer devletlerle hem de bakanlıklar arasında uyumlu bir işbirliğinden söz edilebilir mi?

Nükleer enerji politikanızı uygulamaya geçirirken bu uygulamaları dikkate alıyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Korkmaz.

Buyurun Sayın Enöz.

MUSTAFA ENÖZ (Manisa) – Sayın Başkanım, aracılığınızla, mevzuata göre birçok belirsizliğin ve yönetim kaosunun yaşandığı, nükleer güvenliğin ve emniyetin sağlanmasından sorumlu olan ve bunun için lisanslama faaliyetlerini yürütecek olan TAEK, Kanun’da belirtilmiş olan görevlerini nasıl yerine getirecektir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Enöz.

Sayın Öztürk, buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, liberalleşme politikaları uygulayan ülkeler dâhil, nükleer santrallere alım garantisi veren başka bir ülke var mıdır?

İkinci sorum: Mevcut enterkonnekte sistemdeki kayıp ve kaçak oranı nedir? Bakanlığınız döneminde kayıp oranını önlemek ya da en aza indirmek konusunda yapılan yatırım miktarı var mıdır? Kurmayı planladığınız nükleer santral ile toplam enerjinin ne kadarı üretilecektir?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, TAEK’in belirleyeceği ölçütler nelerdir? Bu ölçütler genelge şeklinde mi, yönetmelik şeklinde mi yayımlanacaktır?

Biraz önce Sayın Bakan “Biz kömürleri topladık, vatandaşlara dağıttık, sadaka ekonomisini yarattık.” dedi. Bu arada, özel kömür ocaklarından da yoğun miktarda kömür alınmıştır. Bu özel kömür ocaklarında, kömür aldığınız şirketlerin sahiplerinden size ve Hükûmetinize yakın, bakanlık yapan kişilerin yakın akrabaları var mıdır? Hatta, bir özel kömür ocağı sahibi “Biz iflas ediyorduk, bütün tozları Enerji Bakanlığına sattık.” dedi.

Ayrıca da, bu TKİ’nin 750 trilyon liralık parası nereden karşılanacak? Biz de istiyoruz bütün Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşlarının her birisine trilyonlar ödeyelim, ama bu para nereden gelecek? Sonradan devleti duvara çarptıracak mısın, çarptırmayacak mısınız? 500 milyar doları nasıl ödeyeceksiniz, iç ve dış borcu? Onu bir açıklar mısınız? Yoksa, biz de istiyoruz herkese para dağıtalım. Bu sadaka ekonomisi değil.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Soru sorma süresi tamamlanmıştır.

Cevaplandırma süresine geçiyoruz.

Buyurun, Sayın Bakanım.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Efendim, önce Sayın Ağyüz’ün sorularına cevap vereceğim.

Gayet tabii ki yasal olacak bu. Bu Yasa da çıkınca, TAEK bu ölçütleri açıkladığı zaman yasal bir baza oturmuş olacak. Zaten, onun için bu Yasa’yı çıkarıyoruz. Yani, başka ne yapıyoruz ki burada? Birincisi bu.

İkincisi: Çok ciddi olan bu ölçütlerin ve devletin çalışmaları, gayet tabii, TAEK gibi ciddi bir kuruluş tarafından yapılıyor. 1956 yılında kurulduğunu ifade ettim size. Avrupa Atom Enerjisi ondan bir sene sonra kuruldu. Yani, biz onun kurucuları arasındayız, ortakları arasındayız ve bizim uzmanlarımız devamlı oraya gidip geliyorlar, onlar da bize geliyorlar. Yani, Türkiye’yi niye bu kadar küçümsüyorsunuz, uzmanları niye bu kadar küçümsüyorsunuz? Binlerce adam yetişti Türkiye’de. Türkiye ilk defa nükleer enerjiyle burada karşılaşmıyor. Üç yüzden fazla tesis şu anda çalışıyor Türkiye’de, nükleer tıp dâhil. Bunları dün de anlattım. Aynı soruları ben cevaplandırmaya her zaman hazırım, sabaha kadar da konuşurum. Ama yani, TAEK gibi, hakikaten övündüğümüz millî bir kuruluşumuzu, dünya çapında akredite bir kuruluşumuzu nasıl böyle görmemezlikten gelirsiniz?

Kaldı ki, sekiz tane soru soruldu, bunların içinde “Nükleer enerji çöplüğü ocak.” denildi, birtakım şeyler söylendi. En azından şunu söyleyeyim size: Gayet tabii ki komşuları da yakından takip ediyoruz. Benim bildiğim kadarıyla altmış yedi noktada ölçüm yapılıyor sınırlarımızda ve Ermenistan’da daha geçen hafta 2 tane uzmanımız vardı. Sadece biz orayı kontrol etmiyoruz, herkes birbirini kontrol ediyor. Nükleer enerji öyle kolay bir iş değil. Gayet tabii ki, biz bunu derken bir makarna fabrikası kurmuyoruz. Yani, gayet tabii ki, nükleer enerjinin ciddiyetine uygun olarak da denetimleri yapılıyor, ölçümleri yapılıyor, bunlarla ilgili uzman geliş gidişleri oluyor. Kazmayı vurmadan önce projeler incelenecek. Vurduğumuz andan itibaren de her adım milimetrik olarak kontrol altında olacak, denetim altında olacak. Bu çocuk oyuncağı değil, gayet tabii ki. Aynı ülkede yaşıyoruz. Yani, şimdi, biz bunu yapıyoruz, biz bu ülkede yaşamıyoruz, çoluğumuz çocuğumuz, torunlarımız burada yaşamayacak, böyle bir şeyi kuracağız, sadece güvenliği siz düşüneceksiniz, yolsuzluklar yapılacak, ihale olacak… “İhale yapmayacağız.” diyoruz, “İhale yapılacak.” diyorsunuz. “Önceden belirlenmiş.” deniyor. Yani, böyle bir şey… Yani, Türkçe konuştuğumuz hâlde acaba anlatmakta hatamız mı var? Ben bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

Ayrıca, Karslı, Iğdırlı vatandaşlarımız, Edirne’deki de, hepsi müsterih olsunlar, bütün o komşularımızın da aynı kontrolleri karşılıklı olarak yapılıyor, ölçümler alınıyor. O bakımdan, herhangi bir sorun söz konusu değil.

Ayrıca, nükleer enerjide alım garantisi konusu… Biz, burada bu modeli oluştururken, daha evvelden… Mesela, Amerika’da tamamen özel sektör tarafından kurulur bu. Avrupa’da, Finlandiya’da sektörler tarafından, kâğıt sektörü tarafından ağırlıklı olarak yapılıyor.

Ben, mesela, demir çelikçilere bunu tavsiye ediyorum, fazla miktarda ark ocağı var, elektrik kullanıyorlar, bir araya gelsinler, tekstilciler, onlar. Çünkü, nükleer enerjide voltaj sorunu da olmayacak baz yükü olduğu için. İp koptu, bilmem herhangi bir dokumada sorun olma problemi de olmaz. Kendi, sektörler bir araya gelir bunu yaparlar.

Bir de, biz illa bir yerden kopya mı çekeceğiz? Biz de Türk tipi yatırım modelini koyuyoruz ortaya. Yani, bunu biz kendimiz geliştirdik, tıpkı Bor Araştırma Enstitüsü gibi. O zaman da çok tartışıldı, “Nasıl bir Enstitü bu?” dediler. Biz Enstitümüzü kurduk, fazla adam da çalıştırmıyoruz, dışarıya iş yaptırıyoruz.

Bakın, “Kanunu yok.” deniliyor. Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun bütün yönetmelikleri burada. Denetimle ilgili elli maddelik kanunun taslağı hazır gerekçeleriyle beraber, peşinden de bunu getireceğiz. Bu da “Ulusal Nükleer Teknoloji Politikası” ve on cilt. Bunlar hazırlandı. Bunların hepsi sırayla verilecek. Şimdi bunların hepsini versek, bunları inceleyeyim diye zaman istenecek. Biz bunda gecikmek istemiyoruz, zamana karşı yarış içindeyiz ve ülkemiz, milletimiz bu teknolojiye sahip çıkacak. Biz de düşünüyoruz ülkemizin imkânlarını.

Gelelim Sayın Genç’in sorusuna. Biz, burada öyle sadaka ekonomisi filan yapmıyoruz. Biz, halkımızın sosyal ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve aynı, bunu millî kaynaklarımızla… Bu kömürü ithal etmiyoruz, eskiden ithal ediliyordu, ithalleri kestik.

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) – 45 derece sıcakta kömür dağıttınız!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bu kömürü alıyoruz, çıkarıyoruz. Sosyal devletimizin şeyi bu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Parası?..

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Parası… Onun parasını biz düşünürüz, biz hükûmetiz, biz icrayız. Onu halk bize verdi, bunun hesabını, kitabını siz yapın diye bize verdi. Siz hesabını sorarsınız, biz de cevabını veririz. Ayrıca…

MEHMET FATİH ATAY (Aydın) – 45 derece sıcakta kömür dağıttınız, 45 derece!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hayır, böyle bir şey söz konusu değil. Daha evvelden karne dağıtılıyordu, karnelere yazılıyordu bir zamanlar. Biz bunları kaldırdık, her şey bol şimdi. Üstelik ithalat da yapmıyoruz, dışarı da para vermiyoruz, kendi kömürümüzü çıkarıyoruz. İşçimiz orada çalışıyor. Özel sektörümüz maliyeti yedide 1 düşürdü, üretimi 20 kat artırdı.

Ayrıca da MTA’mız şu anda araştırmalarını yapıyor…

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – BOTAŞ’a gelelim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – 800 milyon ton kömür yeni bulduk, 600 milyon ton da ona ekliyoruz, 1.4 milyar tondur… Ayrıca, kayıp kaçakta da 25’ti, 15’e düşmüştür.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – BOTAŞ’ın ne kadar borcu var?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – BOTAŞ’ın alacağı da var, borcu da var.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Ankara Büyükşehir Belediyesinden ne kadar?..

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Bakan biraz önce konuşmasında muhalefet sıralarına dönerek “Türkiye’yi küçümsüyorsunuz, Türkçe bilmiyorsunuz, Türkçe anlamıyor musunuz!” gibi ithamlarda bulundu. Kendisine yakıştıramadığımı söylemek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler, tamam, oldu.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde üç önerge vardır.

Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

8.5.2007 tarihli ve 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısının 3. Maddesinin (3). fıkrasındaki “şirketin seçimi” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ederim.

 

Muharrem Varlı

Mümin İnan

Şenol Bal

 

Adana

Niğde

İzmir

 

Recep Taner

Akif Akkuş

İsmet Büyükataman

 

Aydın

Mersin

Bursa

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 3. maddesinin (2). fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

D. Ali Torlak

 

İzmir

Mersin

İstanbul

 

Muharrem Varlı

Yılmaz Tankut

Beytullah Asil

 

Adana

Adana

Eskişehir

“TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken nükleer güvenlikle ilgili ölçütleri bir ay içinde kendi internet sitesinde ve Resmî Gazete de yayınlar.”

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutuyorum:

Sayın Başkanlığa

Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı yasa tasarısının 3.maddesinin (5 nolu) bendinin, “bu ölçütleri” ibaresinden sonra “ek olarak verilen 30 gün sürede” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

 

Kamer Genç

Emrehan Halıcı

Recai Birgün

 

Tunceli

Ankara

İzmir

 

Hüseyin Pazarcı

 

Hüseyin Mert

 

Balıkesir

 

İstanbul

BAŞKAN – Okunan bu son önerge, maddeye en aykırı önerge olduğu için işleme alacağım.

Komisyon, önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge sahibi, gerekçeyi mi okutalım, söz mü istiyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, bakıyorum Bakanlar Kurulu sıraları boş, bunu yine hatırlatayım.

Önergemizin özü şu: Şimdi, burada deniyor ki: “Bu ölçütleri karşılamayan şirketlerin teklifleri yarışma dışı bırakılır.” Yani, burada diyoruz ki, bunu hemen yarışma dışı tutmayalım, bu eksik belgesi olan kişiye, ilgili kurum otuz günden aşağı olmamak üzere bir ek süre versin, bu süre içinde de tamamlamazsa bu talepleri reddedilsin. Bu, bence çok makul bir durum.

Ayrıca da, kanun tekniği çok önemli. Şimdi, 3’üncü fıkrada, tabii Komisyon kendisini çok övdü de, bu Kanun’u… Bir defa, Komisyonun İç Tüzük’ün 35’inci maddesini çok dikkatli okumasını istiyorum. Orada 35’in ikinci fıkrasında deniyor ki: “Komisyonlar kanun teklif edemezler.” bir; ”Kendisine havale edilen işler dışında işlerle uğraşmazlar.” İki. Üçüncü fıkrasında da diyor ki: “Cumhurbaşkanlığı tarafından iade edilen kanunların hangi maddeleri iade edilmişse sadece bu maddeler görüşülebilir.” Artık bunu Türkçesi olanlar iyi anlar.

Burada 3’üncü fıkrada, yönetmelikle belirlenmeyen hususları tek tek saymışsınız. Kanun tekniği bakımından burada bir eksiklik var. Orada diyor ki: “…fiyatını oluşturma usul ve esasları… belirlenir.” Burada hepsi sayılmış. Hâlbuki oraya bir “vesaire” veyahut da “diğer hususları” derseniz… Şimdi, bu Kanun’un bu maddesinde şu anda düşünülmeyen hususlar da yönetmelikle belirlenebilir. Ama buraya bir “vesaire” veya “diğer hususları” da eğer yazmazsak o zaman yönetmeliğe bunları dercedemezsiniz, yönetmelik kanuna aykırı olur. Bu, kanun tekniğinin gerektirdiği bir durumdur. Ama tabii, siz bizim söylediklerimizi anlar mısınız anlamaz mısınız, bir şey demiyorum.

Biraz önce Bakan diyor: “Siz Türkiye’yi küçük düşürüyorsunuz.” Yahu sen kimsin, Türkiye kim kardeşim! Türkiye sen değilsin ki, Türkiye hepimizin malı, Türkiye hepimizin devleti. Bu devleti büyüten bu Türk halkıdır, Türk milletidir. Sen çıkmışsın burada, işte Enerji Bakanlığın ortada. Kaç tane personelin bugün içeride, kaçı soruşturma, rüşvetten, ihaleye fesat karıştırmaktan içeride duruyor, bir onu söyle bakalım, sen niye kendini şey ediyorsun? (CHP sıralarından alkışlar)

Sonra Bakanlar Kurulunda konuşuyorlar, diyorlar ki: Efendim, o 8 tane er dışarıya giderken, bilmem o erlerle ilgili şüpheli birtakım konuşmalar yapılıyor ve bir tane bakan çıkıyor diyor ki: “Türk Silahlı Kuvvetlerine bunlar yakışmaz. Bunlar beraber gitmemeliydi.”

BAŞKAN – Sayın Genç, yine gündem dışına çıktınız.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika efendim, bir şey söyleyeceğim. Cümlemi…

BAŞKAN – Bakın, kabul edemem.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, tamam, cümlemi şey edeyim de…

BAŞKAN – Gündem dışına çıktığınız an kabul edemem. Lütfen gündeme gelin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, Sayın Bakan bize “Türkiye’yi küçültüyorsunuz.” dedi. Şimdi de, ondan sonra diyor ki: “Bunların kurtulmasına sevinemedim.”

BAŞKAN – Ne alakası var şimdi konuştuklarımızla?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bu ailelerin acılarıyla bu kadar alay etmek olur mu?

Sonra bu giden erler içinde -8 tane er- var mıdır bir PKK’yla ilişkisi olan? Varsa, sen hükûmetsin, söyle. Yoksa, bunlara böyle bir ithamda bulunulabilir mi? Bu çok büyük bir hatadır, Bakanın istifa etmesi lazım. Böyle bir askerlik görevini yapan bir askere bu kadar yakıştırmada bulunan bakanın istifa etmesi lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önergeyle alakası olmayan şeyler…

BAŞKAN – Sayın Genç, ikinci ikazımı yapıyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam efendim, konuya geleceğim.

BAŞKAN - Bakın, İç Tüzük’ü iyi biliyorsunuz, keserim sözünüzü. Lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, konuya geleceğim.

BAŞKAN – Konuya gelin lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ama, bunlar millî duygularımız.

BAŞKAN – Lütfen konuya gelin, konuşturmam sizi, konuşturmam bakın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Konuya geliyorum.

Lütfen, Türkiye Cumhuriyeti devleti sizinle büyümedi, sizinle daima küçüldü, iflasa götürdünüz.

BAŞKAN – Müsamaha edemem size.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, biraz önce diyorsunuz ki: “Efendim, biz millete kömür dağıtıyoruz.” Yahu dağıt, kendi özel paranla dağıt! Niye devletin parasını getirip dağıtıyorsun? Kendi paranla dağıt!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Türk milletinin malını yine Türk milletine dağıtıyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) - Kendi yandaşlarınızın sahip olduğu iflas eden kömür ocaklarından çıkarılan toz kömürleri getiriyorsunuz vatandaşa dayıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hâlâ verdiği önergenin haricinde konuşuyor Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Devamla) - Buyurun, vicdan kabul eder mi? Bunu hangi vicdan kabul eder, bir söyleyin bakalım. Sayın Bakan, isterseniz onları inceleyelim, bir komisyon kuralım, hangi kömür ocaklarından ne miktarda kömür almışsınız? Bunların ortakları arasında sizin yandaşlarınız, milletvekilleriniz, bakanlarınız var mı, yok mu? Bunları araştıralım. Yoksa, o zaman deriz ki: “Tebrik ederiz ya, siz hakikaten dürüst çalışıyorsunuz.” Ama varsa, bunun da hesabını size sorarız.

Benim önergem, bir ihtiyaca cevap vermek üzere verilmiştir, kabulünü rica ediyorum. Bana önergede destek veren Demokratik Sol Partili arkadaşlara da teşekkür ediyorum, zaten müşterek çalışıyoruz arkadaşlarımızla beraber.

Önergemin kabulünü istiyorum.Yalnız oylamadan önce de karar yeter sayısını istiyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Madde oylanırken karar yeter sayısı istenir, daha kürsüdeyken istenmez; kabul etmiyorum.

Önergeyi kabul edenler… Önergeyi kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 3. maddesinin (2).fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

“TAEK, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken nükleer güvenlikle ilgili ölçütleri bir ay içinde kendi internet sitesinde ve Resmi Gazete’de yayınlar.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge sahibi adına. Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, önergemizin amacı: Bu ölçütler belirlenecek ama bu ölçütleri kim bilecek? Nerede yayımlanacak? Bir şeffaflık içerisinde belirlenmesi gerekmiyor mu? Biz, kamuoyu olarak, buna uyulup uyulmadığına ilişkin denetimimizi nasıl yapacağız? Dolayısıyla, Resmî Gazete’de bu ölçütlerin yayımlanmış olması… Yani, bir şeffaflıktan kaçınmanın anlamını bilebilmiş değiliz. Şirketler bilecek, ama millet bilmeyecek. Herhâlde, AKP’ye oy verenler de bu kadar gizli saklı işlerin yapılması için oy vermiş değil. Herhâlde bunu onaylamıyordur, zannederim. Dolayısıyla, muhakkak, bu konuda, bu ölçütlerin bir kere şeffaflığının sağlanması…

İkincisi de, hangi ölçütleri belirleyecek TAEK? Ne ölçütünü belirleyecek? Nükleer güvenlikle ilgili mi? Teknoloji… Neyle ilgili ölçütleri belirleyecek? Zannederim, bu konuda da madde açık değil. Hem TAEK’i bir uygulayıcı hem de denetleyici yaptığınıza göre, bu ölçüt belirlemenin neyle ilgili olduğunun açığa çıkması gerekiyor. Tabii, önergemiz bununla ilgili. Biraz önce, Sayın Bakan, nükleer enerjiyle ilgili “Biz yeni girmiyoruz, tecrübemiz var.” dedi, gerçekten. Ama, Komisyon Başkanı da “Nükleer enerjiyle ilgili bir tecrübemiz yok.” dedi. Dolayısıyla, Bakan “Bu konuda tecrübemiz var.” Komisyon Başkanı da “Nükleer enerjiyle ilgili herhangi bir tecrübemiz yok.” dedi. Dolayısıyla, bu konunun kendi aranızda da bir zemine oturtulmasında fayda var. Aynen “Nükleer enerjiyle ilgili bir tecrübemiz yok.” denildi.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Ne alakası var? Demagoji yapma.

OKTAY VURAL (Devamla) - Doğrusu, yine, bu konuda bir değerli milletvekilimiz, yönelttiğimiz eleştirileri yapınca “Halka gidilir, halka sorulur…” Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefeti yok sayan, bu eleştirileri yok sayan, yolsuzlukla ilgili endişeler dile getirildiği zaman halkın bu yolsuzlukları tasvip ediyormuş gibi bir yaklaşım tarzını da milletimize yakıştırmıyorum, haksızlık olur milletimize. Yani, yapılan yanlışları dahi milletin onayladığını ifade etmek, milleti başka amaçlar için araç olarak kullanmak demektir. Bu bühtandır bence. Ne demek? Yani, Bakan biraz önce ifade etti, yolsuzluklardan şu kadar kişi cumhuriyet savcılığına başvurmuş filan. Yani, millet bunların yolsuzluk yapmasını da mı onayladı Bakan atadığı için! Böyle bir mantık olabilir mi! Yanlış yanlıştır. Yanlış varsa, siz oy aldınız, o zaman bu bürokratları gidip savcılığa söyleyin: “Kardeşim ben atadım bu bürokratları, siz yapıyorsunuz. Halk beni yine seçti, bu yaptığınız yanlıştır.” Yani, böyle bir şey olabilir mi? Yani, yanlış olan bir şey yanlıştır.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – İktidarın yanlışı doğrudur!

OKTAY VURAL (Devamla) – Yanlışınız varsa ki, “Yanlışlar var, ayıklamaya çalışıyoruz.” diyor. Siz de, toptancı bir yaklaşımla “Seçimde halk bunları onayladı.” diyorsunuz. Neyi onayladı ya? AKENERJİ’yi mi onayladı? Neyi onayladı? KARTET’e, Irak’a enerjiyi…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Citibank…

OKTAY VURAL (Devamla) - Neyi onayladı ya! Bunları halka onaylatmak için kullanmak oyu, doğru değil. Pirincin taşlarını ayıklamak lazım. Millete haksızlık yapmayın! Millet, yanlış olan şeyleri dahi onayladı demek…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Millet yolsuz demektir.

OKTAY VURAL (Devamla) – Yani, bu kadar olmaz!

Millet bunları görüyor ve bunlardan dolayı sıkıntısı var, derdi var. Ha, sizi başka yönlerden beğenmiş olabilir, onun için oy vermiş olabilir, ama yanlışları onaylıyor diyorsanız, bu kadar, milleti dışlayan…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Aşağılayan…

OKTAY VURAL (Devamla) -… bu kadar, milleti kendi amaçları için, her türlü amacı için kullanmayı mübah gören bir yaklaşım tarzını milletimiz kabul etmez “Hop” der orada ya! Yani, Kayseri civarı, elektriğin yüzde 10 Enerji Fonunun yüzde 1’e indirilmesini halk onayladı mı? 20 trilyonun geçmesini… Haberi var mı?

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Yok, gizli çünkü.

OKTAY VURAL (Devamla) – Siz kalkıp derseniz ki “Onayladı, ben oy aldım.” Kimin parasını nereden nereye geçiriyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi? “Oy aldık, yaptığımız her şey doğrudur.” Yanlışlarınızı millete onaylattırmayın. Milleti de yanlışlarınız için araç olarak kullandırmayın. Milletimizi, açıkçası kendi menfaatleri doğrultusundaki amaçlar için oy verdiğini dikkate alın. Yoksa, burada muhalefetin ifade ettiği ihalelerle ilgili ya da endişelerle ilgili her türlü hususu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bir dakika verdiniz mi?

BAŞKAN – Vermedim. Konuşacak mısınız?

Bir dakika veriyorum size, peki.

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ama, siz de muhalefetsiniz canım, size verilmez bir dakika! Muhalefete bir dakika olur mu hiç!

OKTAY VURAL (Devamla) – Efendim, evet, o bakımdan, bu üslubu kullanırken her türlü yanlışın arkasına… Bu yanlışları doğru gösteren oy, işte burada, tablo belli, elbette, o oyu almazsanız burada 340 tane milletvekili çıkartmazdınız yani. Dolayısıyla, oy aldınız ama bu oylar, yanlışlıkları halka onaylatma vesilesi olarak kullanılmamalı. Muhalefet olarak da inadına, bu yanlışlıkları dile getirmeye devam edeceğiz. Bizim görevimiz, aynı zamanda, Hükûmeti yanlışlardan döndürme görevidir, çünkü başka Hükûmet de yok…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Millet bizi onun için gönderdi.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bedelini biz ödüyoruz. Bedelini milletimizin ödediği…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı, Grup Başkan Vekili. Grup adına konuşmasını alır, konuşur. Önergeyle hiç alakası olmayan şeylerden, Sayın Grup Başkan Vekili bahsediyor.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Niye müdahale ediyorsunuz Sayın Grup Başkan Vekili?

BAŞKAN – Konuşmacı, Sayın Bakan yani bunu da Bakana söylemenin… Kendisinin düşünmesi lazım artık, yani ben ne diyeyim.

Yani, maalesef, Mecliste, bu, âdet hâline gelmiş, maalesef…

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – AKP âdet hâline getirdi, çanak tutuyor.

BAŞKAN – Aslında, hiç kimseye müsamaha etmemek lazım

OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Ama, ediyorsunuz. AKP yapınca mübah, MHP yapınca günah!

BAŞKAN – Yani, ben, bundan sonra, kürsüde olduğum sürece, gündem dışına kim çıkarsa sözünü keseceğim onun, bunu belirtmek istiyorum. Benim prensibim bu, bundan sonra, hiç kimseyi gündem dışı konuşturmayacağım, yani söz aldığı konunun dışına çıkartmayacağım.

Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (Devamla) – Sayın Başkan, tabii, siz, bir hatibin sözünü keserek onun süresinden faydalanmak da usulümüzün içerisinde yoktur.

BAŞKAN – Ben, zaten, fazladan verdim size.

Teşekkür ederim, başka zaman konuşursunuz, buyurun.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

8.5.2007 tarihli ve 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısının 3. Maddesinin (3). fıkrasındaki “şirketin seçimi” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ederim.

                                                                                         Muharrem Varlı (Adana) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Söz mü istiyorsunuz?

ŞENOL BAL (İzmir) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Milletvekilim. (MHP sıralarından alkışlar)

ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biliyorsunuz, son dönemde dünyada uluslararası güvenlik ve millî güvenlik konuları hızla değişmektedir. Ülkemizin, stratejik değişimlerin en fazla yaşandığı bölgede olması ve birçok konuda olduğu gibi enerji alanında da dışa bağımlılığının arzu edilmeyen oranda olması, ülkemizi güvenlik açısından tehdit etmektedir.

Evet, Türkiye, nükleer enerji ve teknoloji konusunda çok geç kalmıştır, değerli konuşmacılar bunu ifade ettiler. Bu konuda gerçekten kararlı mıyız? Bir devlet ciddiyeti ve politikası olarak yürütülmesi gereken bu sürecin, millet ve devletimiz açısından yaşamsal bir öneme sahip olduğunun bilincinde olmalıyız hepimiz. Takdir edersiniz ki, sürdürülebilir kalkınma, sosyal, ekonomik ve çevresel boyutlarıyla değerlendirildiğinde, nükleer enerji ve teknoloji, sürdürülebilir kalkınmanın birçok gereğini sağlar.

Evet, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak nükleer enerjiye ve teknolojiye kesinlikle evet diyoruz, ama önümüze gelen ve sadece nükleer santralleri içeren ve çok eksiği olan -konuşmacılar tarafından da belirtildiği gibi- her ne kadar, derme çatma demeyelim ama ısmarlama bir görüntü veren kanun tasarısını da eleştirmek, eksiklerini ortaya koymak, öneriler getirmek de görevimizdir diye bakıyoruz. Sadece, parti taassubuyla hareket edilerek bu Meclis çatısı altında, başlığı bile okunmadan, maddeleri değerlendirilmeden geçirilen veya geçirilmeye çalışılan çok kanun tasarısı olduğunu da görüyoruz.

Günümüzde, Avrupa Birliği, ABD ve çok uluslu şirket baskılarının arttığı bir dönemde, bankalarımızın yüzde 45’inin, borsamızın yüzde 76’sının yabancıların elinde olduğu, sıcak paranın ekonomimizi yönettiği, doğal kaynaklarımızın, maden yataklarımızın pıtrak gibi çoğalan yabancı yatırımcılara “babalar gibi” satıldığı bir ortamda her şeyi sorgulamamızın doğal olduğunu takdir etmelisiniz.

Sayın iktidar milletvekilleri, buradan sizlere bilhassa seslenmek istiyorum: Sizler, bu kanun tasarılarını bizlerden çok daha fazla irdelemelisiniz. Çünkü, büyük bir vebal altındasınız. Elinizi vicdanınıza koymak zorundasınız. Milletimizin geleceğini ilgilendiren her konuda parti mensubiyeti taassubuyla yanlışlara da iştirak etmemelisiniz. Verilen önergelere, önerilere de kulak vermelisiniz.

Bu Kanun’la ilgili Sayın Bakan dün “Bu bir ihale değil, bir yarışma; herkes de sırada” deyip bu konuyu cazip hâle getirmeye çalıştıklarını ifade ettiler minval üzerine. Tabii ki, Sayın Bakanım, bu bir yarışma değil, ama bu bir spor yarışması da değil, müzik yarışması da değil, bir resim yarışması da değil; milletin geleceğini ilgilendiren bir konu.

Evet, bu Yasa’nın üçüncü fıkrasında teknik bilgi yok. Bu konuşuldu daha önce de. Şeffaflıktan uzak olması, şaibelere açık olması bu konunun şaibesini daha da artırmaktadır. Yine, mesela, bu üçüncü fıkrada “farklı reaktör tiplerine göre atıkların yönetimi” konusu hiç geçmemektedir. Yine, işte, bizim önergemize konu olan “şirket seçimi” konusu acaba bir şuuraltı mı diye de düşündüm. Çünkü, Başbakanımız, yerinin Sinop’ta olacağını ifade etmişlerdi zaten. Şirketlerin hangi şirketler olduğu basına zaten intikal etti. Sonra, bu Kanun, yasa tasarısına göre şirket seçimi bir süreç. TAEK’le başlayıp yasa tasarısı, yasa ve yönetmelik, arkasından TETAŞ’ın araştırmaları var. Burada şirket seçimi yerine “nükleer güç santralleri için yarışmaya katılacak şirketlerde aranan şartlar” demek yeterli veya “şirket seçimi” ifadesini çıkarmak da zannediyorum uygun gelecektir.

Ben, önergeye oylarınızı bekliyorum.

Saygılarımla. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bal.

Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Böylece 3’üncü madde kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

Uygulama esasları

MADDE 4- (1) Bu Kanun kapsamında üretilen elektrik enerjisinin satışında aşağıda yer alan esaslar uygulanır:

a) Seçilen şirketin sözleşme gereği üreteceği enerji, şirketle TETAŞ arasında imzalanacak sözleşme çerçevesinde TETAŞ tarafından satın alınır. Bu enerji santralın devreye girmesinden itibaren her yıl, faaliyette bulunan perakende ve toptan satış lisansı sahibi tüzel kişilere yapılacak ikili anlaşmalar çerçevesinde satılır. Perakende ve toptan satış lisansına sahip tüzel kişilerin alacakları enerji miktarı, bu tüzel kişilerin bir önceki yılki Türkiye toplam enerji tüketimindeki payları oranında her yıl belirlenir. Bu Kanun kapsamında toptan ve perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından ikili anlaşmalarla üstlenilecek elektrik enerjisi alımına ilişkin hükümler lisanslarına dercedilir.

b) TETAŞ tarafından toptan ve perakende satış şirketlerine yapılacak enerji satışına ilişkin usul ve esaslar ile tarafların yükümlükleri Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

(2) Ancak TETAŞ’la sözleşme yapmayı talep etmeyen şirketler, elektrik piyasası ve nükleer tesislere ilişkin mevzuata uymak kaydıyla bu Kanunun şirket seçimi ve ikili anlaşmalara ilişkin 3 üncü maddenin birinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile 4 üncü maddenin birinci fıkrası hariç diğer hükümlerine tabi olurlar.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Hüsnü Çöllü.

Buyurun Sayın Çöllü. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan tasarının 4’üncü maddesi üzerinde CHP Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddenin iki temel özelliği var: Birincisi, düzenlemeyle nükleer santral tarafından üretilecek elektriğin tamamı TETAŞ tarafından alınacak. Yani, alım garantisi sağlanıyor bu maddeyle. Bu tasarı ilk yasalaştığında, bu garanti özelleştirilmesi öngörülen dağıtım şirketleri üzerinden verilmekteydi. Yeni düzenlemede ise, nükleer santrali kuracak şirket 21 bölge olarak oluşturulan dağıtım şirketleriyle tek tek uğraşmak yerine, TETAŞ üzerinden toplu bir alım garantisine kavuşturulmaktadır. Böylece, özelleştirilecek olan dağıtım şirketlerinin üzerindeki risk kamunun üzerinde bırakılırken, nükleer santral kuracak şirkete TETAŞ üzerinden garanti verilmektedir. Bu tasarıda TETAŞ’ın alım garantisine yönelik hiçbir fiyat sınırı da öngörülmemiştir.

Sayın Bakan, siz geçen dönem Yenilenebilir Enerji Kanunu’nda fiyata ilişkin bir sınırlama getirdiniz mi? Getirdiniz. Bir önceki yıldaki Türkiye ortalama elektrik toptan satış fiyatı olarak sınır getirdiniz. Arkadaşlar, kendi yerli ve temiz kaynaklarımız için fiyat sınırı var, hem de bunu kanuna yazıyorsunuz, ama, nükleer için sınır yok. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Yani, yenilenebilir enerji kaynaklarından esirgenen destek, nükleer santral için ucu açık bir şekilde verilebiliyor. Yenilenebilirde alım garantisi on yıl, nükleerde on beş yıl. Bu nasıl bir yaklaşım? Bu durum, amacın enerji ihtiyacının karşılanması olmadığının da bence açık bir göstergesidir.

Bizim bu alım garantileri nedeniyle neler yaşadığımızı hepimiz biliyoruz. Bir dönemde yine “Karanlıkta kalacağız. Enerji krizi kapıda.” söylemleriyle alım garantili doğal gaz anlaşmaları ve yine alım garantili doğal gaz santrallerinin nasıl yaygınlaştığını hepimiz biliyoruz. Siz bu anlaşmaları yapanları Yüce Divana göndermiştiniz. Bu anlayışta devam ederseniz siz nereye gidersiniz, bilemiyorum.

Şimdi, arkadaşlar, bu alım garantisi bağlantılı olarak size bir kavramdan da bahsetmek istiyorum: Elektrikte lüks üretim. Bu, elektrikte lüks üretim nedir biliyor musunuz? İşte, bu da AKP’nin enerji politikasıdır. Şu anda elektrik üretiminde kurulu gücün yüzde 55’i kamuda olmasına karşın kamunun üretimdeki payı yüzde 48 düzeyindedir. Yani, kamu daha ucuza elektrik üretmek yerine özel sektörün ürettiği, çok büyük bölümü doğal gaz santrallerinde üretilen alım garantili pahalı elektriği almaktadır. Yani, alım garantili doğal gaz santralini neredeyse tam kapasiteyle çalıştırıp kamunun elindeki termik ve hidroelektrik santrallerini düşük kapasitede çalıştırıyoruz.

Ben bugün Sayın Bakana sormak istiyorum: Son üç yılda kamunun santrallerinin kapasitesini ne kadar kullandı? Doğal gaz santrallerinde bu oran nedir? Şimdi, yine ülkemizin seçkin bilim adamları diyor ki: “Doğal gaz alım kontratı yapılmış anlaşmalara göre 2010 yılında Türkiye’nin yaklaşık 60 milyar metreküp gaz alımı ve dolayısıyla gaz fazlalığı gündemdedir. Doğal gaz fazlalığı gelecekte doğal gazdaki al veya öde anlaşmalarının getirdiği zorluklardan dolayı elektrik üretiminde hidroelektrik santrallerinin ve linyitle çalışan elektrik termik santrallerinin de daha düşük kapasitede çalışmalarına neden olabilecektir.” Yani, elektrikte lüks üretim gelecekte de devam edecektir.

Bir de, şimdi bu tasarıyla kurulacak alım garantili nükleer santral de devreye girdiğinde Türkiye, yerli yenilenebilir ucuz kaynaktan elektrik üretmek yerine, dışa bağımlı, pahalı ve lüks elektrik üretimini sürdürmeye devam edecektir.

Değerli arkadaşlar, şimdi gelelim bu maddenin ikinci fıkrasına. Bu maddeye özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu maddeyle deniliyor ki: TAEK’in belirleyeceği ölçütleri taşıyan özel şirketler de nükleer santral kurabilsin. Ama ölçütleri öğrenmek bir türlü mümkün olmadı. Komisyonda ısrarla sorduk, yanıt verilmedi. TAEK Başkanı: “Biz bu ölçütleri belirledik ama tartışma olmasın diye açıklamıyoruz.” diyor.

Bu ölçüt konusu önemli arkadaşlar. Niye açıklanmıyor ki bu Sayın Bakan? Yani, şirketlerin bu kadar baskı yaptıklarını siz kendiniz açıklıyorsunuz, bir yandan da kapalı kapılar ardında ölçütleri belirlemişsiniz, bunları kamuya açıklamıyorsunuz. Niye korkuyorsunuz? TAEK açıklasın. Bilim adamları, üniversiteler, bu ülkenin mühendisleri baksınlar, incelesinler, tartışsınlar. Bundan niye kaçınılıyor? Yani, bu ölçütlere kimse itiraz edemeyecek mi? Bir itiraz olursa bunlar değişmeyecek mi? Bir eksik varsa bunun düzeltilmesi için neden ortam hazırlanmıyor? Yani, bu maddeyle deniliyor ki, TAEK’in ölçülerine uymak koşuluyla, teşvik istemeden, alım garantisi istemeden özel sektör de nükleer santral kurabilsin.

Peki, bu yönde bir başvuru var mı? Yani, biri çıkıp da “Ya, ben teşvik alım garantisi istemiyorum, bana nükleer santral kurmak için izin verin, lisans verin.” diyen biri var mı? Var. Sayın Bakan açıkladı, bir başvuru var.

Peki, bu yerli yatırımcının tek başına bunu yapması mümkün mü? Sayın Bakan, Komisyon toplantısında dedi ki: “Biz şirketi kuruyoruz, özel sektör gelir mi gelmez mi bilmiyorum? Ama, biz, daha flexible olsun diye kuruyoruz.” Siz, kuracağınız şirkete ve ortak olacak özel girişimciye bir sürü teşvik sağlıyorsunuz; yer tahsisi, irtifak hakkı, altyapı teşvikleri ve en önemlisi de alım garantisi. Siz de bir dizi teşvik vererek “Özel sektör gelir mi gelmez mi bilmem.” diyorsunuz. Bir yandan da bir iş adamı diyor ki:“Ben teşvik istemem, bana izin verin.” Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Madem böyle bir talep var, her şeyi ben kendim yapacağım, elektriğimi de kendim satacağım, o zaman kamu niye teşvik veriyor? Niye alım garantisiyle kamu bir riskin altına giriyor? Biz standartları belirleyelim, serbest piyasa var bu ülkede. Onun için yıllardır kamu elektrik alanında yatırım yapmıyor. Bırakalım, özel sektör yatırımını yapsın, kamu denetlesin. Belki bu alanda yatırım yapmak isteyen başkaları da vardır. Hatta ihaleyle satalım bu lisansları, kamu, teşvikli alım garantisiyle riske gireceğine ihaleden gelir elde etsin.

Ben, Sayın Bakana sormak istiyorum: Biri çıkıp, bu üç beş milyar dolarlık bir yatırım için bu riski göze alıyor. Buna ilişkin bir tahmininiz var mı? Hadi bu yatırımı yaptılar, elektriği kime satacaklar? Çünkü, kamu da yapacak. “Kömürü, yenilenebilir enerjiyi teşvik edeceğiz.” diyorsunuz. “Bunlar kurulunca elektrik sıkıntısı kalmayacak.” diyorsunuz. Bu özel firma, ürettiği elektriği ne yapacak, kime satacak?

Sayın Bakana Komisyonda bu soruyu sorduk. Bu özel firma ürettiği elektriği ihraç edebilir mi, yani başka bir ülkeye satabilir mi diye? Yabancı bir şirket ile ortaklık kurup santrali inşa edip, Türkiye’de ürettiği elektriği yabancı ortağı aracılığıyla o ülkede satabilir mi? Yani, nükleer santralin tüm riskleri bizim topraklarımızda olacak, radyasyon burada olacak, atıklar bu ülkede kalacak, ama elektriği hiçbir risk üstlenmeyen başka bir ülke ya da ülkeler kullanacak.

Bunun önünde bir engel var mı Sayın Bakan? Yabancı yatırım diye ülkeye nükleer santral, hatta santraller mi kurulacak? Bunun önünde bir engel yok.

Sayın Bakan Komisyonda dedi ki: “Bu, o günkü şartlara bağlı. İhracat izni alırsa, EPDK’dan izin alırsa satabilir.” Bu olasılığın önünü kesecek düzenlemeler yok bu Yasa’da. Avrupa’daki bir şirket Türkiye’de nükleer santral kurup ürettiğini yine Avrupa’daki bir ülkeye ya da ülkelere satabilecek ya da bölgemizdeki başka ülkeler için de bu mümkündür.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu nükleer santralin gerekçesi nedir? Biz bir projeksiyon yaptık: 2006 yılında 174 milyar kilovat saat tüketmişiz, 2020 yılında 500 milyar kilovata ihtiyacımız olacak, 350’sini kendi olanaklarımızla karşılarız, 150 milyar kilovat saat açık kalıyor. Bu rakamları ben değil, Sayın Bakan söylüyor. Komisyonun tutanaklarında da aynen var.

İstanbul Teknik Üniversitesi Nisan 2007’de “Türkiye’de Enerji ve Geleceği” başlıklı bir rapor hazırlamış. Ben de bu üniversitenin mezunu bir mühendis olarak gururla söylüyorum bunu: Çok iyi hazırlanmış bir rapor. Sakın nükleer karşıtı bir rapor olduğunu falan da düşünmeyin. Öyle değil. Bu raporda bu talep tahminleri değerlendiriliyor. Deniyor ki: “Tahmin 2005 tüketimine göre 2020’de yüzde 139’luk bir artışa karşı gelmektedir. 2005-2020 yılları arasında dünyada yüzde 38’lik artış, 2005 ve 2030 yılları arasında ise yüzde 62’lik artış öngörülürken Türkiye için 2005-2020 yılları arasında yüzde 139’luk bir artış beklenmesi tartışmaya açıktır.”

Arkadaşlar, şimdi, onlar 2005 yılında yapılan bu çalışmadan alıntı yaparak yüzde 139’luk talep artışını yüksek buluyorlar. Ama, arkadaşlar, siz 174’ten 500’e çıkarıyorsunuz, sizin hesabınıza göre talep artış oranı yüzde 183 civarında. Bir de deniliyor ki raporda: “Türkiye’de yıllık artış 1950-2002 döneminde yüzde 4,8, 1970-2005 döneminde yüzde 4,5 ve 1985-2005 döneminde yüzde 4,4 olarak gerçekleşti.” Sizin bugün talep artış oranınız yıllık yüzde 8 civarında, yani 2 katı. Raporda deniliyor ki: “Hem yüksek senaryo hem düşük senaryo için yapılan bu projeksiyonlarda…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Çöllü.

HÜSNÜ ÇÖLLÜ (Devamla) – Bitmek üzere Sayın Başkan.

“…tüketim tahminlerinin yüksek olduğu anlaşılmaktadır.” Ben de bunu söylüyorum. Sayın Bakan, ülkenin seçkin bilim adamları diyor ki: “Bu tahminler çok yüksek.” Siz de diyorsunuz ki “Arkadaşlar iyi hesap yapıyor, onlara teşekkür ediyorum.” Birileri teşekkürü hak ediyor, ama, sanırım, bu siz değilsiniz Sayın Bakan.

Arkadaşlar, bu yüksek talep tahminleri üzerinden ülkemize nükleer santral dayatılıyor. Bir yandan da, yukarıda bahsettiğim gibi, Türkiye’nin başka ülkelerin elektrik ihtiyacı için nükleer çöplük olarak kullanılması söz konusu.

Oy kullanırken bu konuları dikkate almanızı özellikle diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çöllü.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Sayın Tunca Toskay.

Buyurun Sayın Toskay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA TUNCA TOSKAY (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin 5654 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan evvel Genel Kurula saygılar sunuyorum.

Nükleer santrallerin Türkiye’de kurulması süreci yaklaşık 1950’lerin ortalarından başlayan, hemen hemen yarım asrı tamamlamış bir serüven ve bu serüvende her zaman olduğu gibi olumlu sonuçlarda da, olumsuz sonuçlarda da toplumlar ve o işle ilgili olan kişiler ciddi tecrübe birikimini sağlarlar. Ben de, izin verirseniz, 1960’ların sonundan bu tarafa bu konuyla ilgilenen bir arkadaşınız olarak nükleer santrallerin Türkiye’de kurulmasıyla ilgili bazı düşüncelerimi ve değerlendirmelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir kere, bunun tartışmasını artık Türkiye’nin bitirmesi lazım. Nükleer güç santrallerini kuralım mı kurmayalım mı tartışması artık bugün gündemden çıkarılması gereken bir konu. Biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak öteden beri Türkiye’de nükleer güç santrallerinin kurulmasının şart olduğunu, gerekli olduğunu ve yararlı olduğunu düşünüyoruz.

Tabii, bunu söylerken birkaç noktayı da belirtmek lazım. Enerji güvenliğinin sağlanması ve enerji arzının çeşitlendirilmesi bakımından nükleer güç santrallerinin kurulması ciddi bir fayda sağlayacaktır. Yapılan tahminlere göre, petrolün 2070’lerde, doğal gazın 2090’larda hemen hemen biteceği ifade ediliyor. Tabii ki, bu projeksiyonlar, bugünkü mevcut, bilinen rezervler üzerine yapılan projeksiyonlar. Bunlar, rezervler değiştiği zaman bu rakamlar da değişir, ama bunlar, tükeneceği bilinen kaynaklar. Türkiye’nin bu adımı atması, aynı zamanda Türkiye’nin yüksek bir teknolojiye geçişini de sağlayacaktır. Malzeme, işçilik ve ölçüm olarak en hassas derecede bir teknolojik düzeye ulaşılacaktır. Nükleer santrallerin inşasında kullanılan en basit malzeme olan betonda dahi yüzde 99’luk bir saflık gerekmektedir. Bunları tutturmak, ciddi bir teknolojik birikimi de beraberinde Türkiye’ye kaydıracaktır.

Diğer taraftan, Türkiye’nin eğitim sisteminde, yaklaşık yarım asra yaklaşan süreç içinde ciddi bir beyin gücü yetişmiştir. Ancak, Türkiye’de biz nükleer santrallerin kurulmasında geciktiğimiz için bu beyin gücünün önemli bir miktarını da biz yetiştirip, istemediğimiz halde, yurt dışına gitmelerine sebep oluyoruz. Bin megavatlık bir santral kurulduğunda, değişik düzeylerde olmak kaydıyla, ama tabii ki yine de yüksek teknolojiyle ilişkili olan 2 bin civarında insanın çalışacağını düşünmemiz lazım.

Şimdi, burada izin verirseniz, değerli milletvekilleri, sizlerle bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Özellikle bir nükleer enerji santrali ihalesi yapılırken veya bir firma bu işle görevlendirilirken özellikle dikkat etmemiz gereken noktalar nelerdir, bunları kendime göre değerlendirmek istiyorum.

Bir tanesi, yerli kaynakları, bugün olmasa bile, gelecekte yerli kaynaklarımızı kullanabilecek bir teknolojiyi tercih etmemiz gerekiyor. Nükleer santrallerde, hepinizin bildiği gibi, ana iki teknoloji var: Bir tanesi ağır su santralleri, bir tanesi hafif su santralleri. Hafif su santralleri, yakıtın zenginleştirilerek kullanıldığı santraller. Bunu yapabilen az sayıda ülke var. Böyle bir teknolojiyi seçtiğiniz zaman, yakıtı bu ülkelerden almak mecburiyetindesiniz.

İkincisi, ağır su santralleri. Ağır su santralleri teknolojisini seçtiğiniz zaman, çok az bir çalışmayla, bizim yerli kaynaklarımızı değerlendirme imkânımız var. Türkiye’de uranyum var, ama en bol olan şey toryum. Eğer yakıt teknolojisi üzerinde, bu santrallerde atılan adıma paralel olarak yakıt teknolojisi üzerinde de ciddi bir programla çalışır isek, seçtiğimiz teknolojiye göre ileride nükleer santrallerin yakıt açısından dışa bağımlılığını ortadan kaldırma şansımız var. Hemen bu başlangıçta olmayabilir, ama dediğim gibi, yakıt teknolojisinin geliştirilmesi istikametinde ciddi bir projeyi aynı anda, eş anlı olarak yürürlüğe sokarsak, söylediğimiz avantajı elde etme şansımız var.

Şimdi, toplumda nükleer santrallere karşı en önemli olumsuz yaklaşım, acaba bir radyasyon riski, bir çevre riski olur mu olmaz mı noktasından kaynaklanıyor. İşte orada, ihaleyi yaparken, Batı anlamında güvenlik doktrini dediğimiz kriteri ihalede esaslı şartlardan bir tanesi olarak koymak ve ondan sonra da denetlemek mecburiyetindeyiz. Hepinizin bildiği, 1950-2000 arasında iki tane büyük, birbirinden farklı sonuçları olan nükleer santral kazası söz konusu. Bir tanesi, o, zamanındaki, Sovyetler Birliği’ndeki Çernobil kazası ve ciddi çevre sorunlarına ve ciddi bir felakete yol açtı. İkinci kaza, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Chicago yakınlarında Three Mile Island dediğimiz santralde vuku bulan bir kaza ki, o böyle bir çevre felaketine yol açmadı.

Peki, burada önemli olan nedir? Önemli olan şu: Nükleer santrallerde soğutucu kaybı dediğimiz bir kaza söz konusu oluyor. Eğer soğutucu sistem, reaktörü soğutmaktaki kullandığımız sistemde bir arıza olduğunda, buradaki yüksek hararet santralin kalbi reaktörü eritiyor, erittiğinde de radyasyon felaketi ortaya çıkıyor. Şimdi, siz bu güvenlik tedbirini aldığınız takdirde, Amerika Birleşik Devletleri’nde aynı felaketle karşılaşıldı, santraldeki görevliler “koruma kabuğu” dediğimiz kabuğun kapısını kapattılar, çıktılar ve bir şey olmadı. Bu “koruma kabuğu” dediğimiz kabuk 1 metre veya 1,7 metre kalınlığında özel betondan inşa edilmiş, santralin kendisini ve destek ünitelerini örten bir kabuk. Bunu kapattığınız zaman bir çevre felaketini önlüyorsunuz. Ancak, bu söylediğimiz güvenlik sistemleri yerine getirilen bir ihalede, toplam ihale bedelinin yaklaşık yüzde 40’ı da bu güvenliğe harcanmış oluyor, ama öyle zannediyorum ki bu her şeye değer, bu riski ve bu maliyeti göze almak gerekir.

Şimdi, bir başka nokta, çok değişik teklifler gelecek. Bunların sayısı da çok değil tabii, bu santralleri imal eden düzinelerce güvenilir firma yok.

Burada en önemli noktalardan bir tanesi, teklif veren firmanın ne derece bize teknoloji aktarımını kabul ettiği. Burada, azami teknoloji transferini kabul eden firmanın diğer şartlar da olumlu olduğu takdirde seçilmesi gerekir ki, sözlerimin başında ifade ettiğim ciddi bir yan sanayi, nükleer yan sanayi Türkiye'de gelişebilsin ve yetiştirdiğimiz beyinleri orada istihdam edebilelim.

Tüketilmiş yakıtların, yakıt elemanlarının nasıl saklanacağı meselesi önemli meselelerden bir tanesi, toplumda huzursuzluk kaynağı olan meselelerden bir tanesi de bu.

İki yöntem var: Ya tüketilmiş yakıtları olduğu gibi saklamak mecburiyetindesiniz veya bu tüketilmiş yakıtların içinde yararlı olabilecek, değişik alanlarda kullanılabilecek maddeleri ayrıştırarak tekrar kullanıma sunarsınız. Türkiye'nin bugünkü şartları, bu ikinci söylediğimiz alternatifi gerçekleştirmeye imkân vermiyor. Böyle bir sistem Türkiye bakımından rantabl olacak bir sistem değil, böyle bir sistemi kuramazsınız, bu ayrı bir maliyet.

Bunu yabancı ülkelerde yapmaya kalksanız, Türkiye'nin coğrafi konumu da birtakım riskler taşıdığı için, bunu da yapamıyoruz. O zaman, şartnameye, nükleer santralin teknolojik ömrü boyunca ortaya çıkan atıkların tamamının, biraz evvel söylediğimiz güvenlik normlarına uygun şekilde saklanılmasını sağlayacak tedbirleri ve tesisi kurma şartını da getirmemiz lazım.

Şimdi, başka bir nokta da, teklif veren firmaları da çok iyi incelemek lazım tecrübelerini ve aynı zamanda sicillerini. Ben burada bazı isimler vermek istemiyorum yanlış anlaşılır diye. Ama, bu firmalar bellidir. Hangi ülkelerde hangi ihaleyi almışlar? Nasıl bir başarıyla bu ihale şartlarını yerine getirerek tesisleri kurmuşlar ve yürürlüğe sokmuşlar? Bunlara iyi bakmamız lazım.

Bir başka nokta, bize teklif edilen nükleer enerji santralinin en az bir veya iki yerde kurulup, minimum beş yıl kazasız belasız, kusursuz çalıştığını bilmek çok önemli. Daha proje hâlinde bir santral de teklif edilebilir. Bunun bütün bebeklik hastalıkları dediğimiz hastalıklarının maliyetini, kabul ederseniz, siz çekersiniz. Böyle bir riske girmek, hele böyle bir konuda hiç doğru değil. Tabii, mutlaka Sayın Bakanlık ve değerli bürokratları, kilovat maliyetini -sent olarak- ve finansmanın toplam maliyetini dikkate alacaklardır.

İki nokta daha söyleyerek sözlerime son vermek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Toskay, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

TUNCA TOSKAY (Devamla) – Hayhay.

Bakanlığa, haddim olmayarak bir tavsiyem var. Bu söylediğimiz yarım asra varan tecrübede üniversite içinde, bürokraside çok ciddi birikim sağlamış olan kişilerden şartnamenin hazırlanması ve -şartnamenin- verilen tekliflerin değerlendirilmesinde en azından danışman olarak Sayın Bakanlığın yararlanması, tahmin ediyorum ki çok büyük önem taşıyacak.

Bir başka nokta da şu var: Yeni bir teknoloji devreye giriyor. Küçük santraller, 165 megavatlık küçük santraller -bunların maliyetleri azami 200 milyon dolar civarında- önümüzdeki on senede devreye girecek. Sayın Bakanlığın ve yetkililerinin bu teknolojiyle ilgilenmeleri, bu teknolojiyi üreten ülkelerle şimdiden ilişkiye geçmeleri Türkiye açısından yararlı olur diye düşünüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Toskay.

Şahısları adına ilk söz, Adana Milletvekili Sayın Tacidar Seyhan Bey aittir.

Buyurun Sayın Seyhan.

TACİDAR SEYHAN (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, değerli arkadaşımın serbestleşmenin ön planda bulunmasına yönelik söylemleri vardı, buna bir cevap vermek istiyorum.

Ee, tabii, kamunun bu iktidar döneminde ve bundan önceki Hükûmet döneminde de “kamunun sermaye yapılarının küçültülmesi” diye bir politikası vardı. Bu, bir Hükûmet politikasıdır. Bu, bir tercihtir. Şuna katılırım: Kamunun her alanda faaliyet göstermesi diye bir zorunluluk yoktur. Ancak, öyle durumlar vardır ki, stratejiktir. Özellikle “kamu olmazsa olmaz” denilebilen hadiseler vardır. Bazı konularda siz, “kamu bulunsun-bulunmasın”ı tartışmaktan önce, bu olayın stratejik olup olmadığını konuşmalısınız. Örneğin, nükleere de geleceğim, ama boru hatlarında çok ciddi, Türkiye, hakikaten, bir enerji köprüsü olma yolunda gidiyor. Çok ciddi atılımlar da yapıldı. Bunu inkâr etmiyorum. Çok önemli. Bundan sonrası yapılır yapılmaz, onu da bir kenara koyuyorum. İhmaller vardı, onu da bir kenara koyuyorum. Ama, çok önemli şeyler de yapıldı. Dilerim ki, bu diyalogları gerçeğe dönüştürülsün. Ama, bu, stratejik bir olaydır. İşte, burada, kamu olsun mu olmasın mı diye düşünmeyeceksiniz. Ülkenin hem ulusal menfaatleri ön planda olacak hem güvenlik açısından, çevre ülkeleriyle ilişkisi açısından olumlu değerlendirmesi sağlanacak.

Mesela, önümüzdeki ilk şey şudur: Enerji Bakanlığımızın Mavi Akım, Samsun’dan Ceyhan’a gelen petrolün Hayfa Limanı’na akıtılması diye bir projesi var. Burada dikkatli olmak lazım. Ceyhan’ın o stratejik konumunu kaybetmemek lazım. Orayı bir enerji havzası hâline dönüşmekten çıkarmamak lazım. Eğer, siz, onu Hayfa’ya kadar uzatırsanız, durum değişiyor.

Bir: Buradaki merkezî varlığınızı kaybediyorsunuz. Limanınızı pasif duruma sokuyorsunuz.

İki: İsrail’in de Kızıldeniz’de Eilat Limanı’na uzanan bir projesi var, bunu da yapıyor. Yani, siz Süveyş Kanalı’ndan Mısır’ın bütün gelirlerini baypas edersiniz. Hayfa’ya indirdiniz mi onlar da Eilat Limanı’ndan, Kızıldeniz’den bunu çıkarır. ABD’nin bu işine gelir, onun için stratejiktir; bizim için değil. ABD, Batı Amerika’yı diğer taraftan, Basra Körfezi’nde kendisi için tehdit oluşturduğunu gördüğü için Kızıldeniz’den beslemek istiyor, ama biz ABD’nin bölgede İsrail’i güçlendirme çabasına alet olmamalıyız. ABD’nin Batı Amerika’ya petrol taşıması için Kızıldeniz’i kullanıp Mısır’la bizim aramızı açmasının önlenmesi yolunda çalışma yapmalıyız. Bu stratejiktir. Niye kamu olmasın? Dışişlerini de ilgilendirir, Genelkurmayı da ilgilendirir.

Ee, nükleer teknolojide de öyle. Bir iki tane daha bu taşımacılıkla… Samsun-Ceyhan’da da aynı sıkıntı var. Değerli arkadaşlar, yükleme anlaşması yapılmadan hiçbir boru hattının temeli atılmadı dünyada. Bir tek Samsun-Ceyhan’ın atıldı. Yok, yükleme anlaşması yok. Bu kadar gülünç bir şey olmaz ya. Dünya bize gülüyor. Hadi, tamam tercihinizi yaptınız, Burgaz-Dedeağaç tercihini kullandınız, ama bizim önerimiz Hasırönü-Filyos’tu. Zonguldak’ı baypas geçtiniz, bu da bir siyasi tercihtir, ama oranın yükleme anlaşması yok. Dünyadaki bütün uzmanlar bu olmadan, bu boru hattının inşasının tamamlanmasının bir komedi olduğunu söylüyorlar. Bunu da dikkate almak lazım.

Diğeri, Kerkük’ten Ceyhan’a gelen hattımız. Bunun da baypas edilmesine engel olmamız lazım değerli arkadaşlar.

Irak-Ürdün-İsrail hattı, yeniden revize ediliyor. Eğer bu revize edilirse dolaylı gerekçelerle biz Kerkük-Ceyhan hattındaki petrolümüzü kaybedeceğiz.

İşte, bu nedenle kamunun yapılandırılması başka şey, kamunun alacağı stratejik konum başka şey, getirilen kanunlarda veya kamu desteğinin olmaması gereken serbest piyasa başka şeydir. Nükleerde de kamunun olması lazım. “Sadece denetimi kamudadır.” diyerek bundan nemalanacağımızı söyleyerek stratejik olarak pozisyon almış olmayız. Ulusal menfaat için yapmanız gereken, nükleer teknolojide, kamunun, üretim ve denetim safhasında -eğer bunu yapacaksanız- varlığını korumaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Seyhan.

TACİDAR SEYHAN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Dünyanın birçok ülkesinde böyledir. Üstelik, yakıt teknolojisini kendileri üretiyor. Atık teknolojisi kendinde olan ülkeler dahi kamunun varlığını birçok santralde koruyor. Ee bunu düşünmediniz, yabancı bir firma getirdi, yaptı -defalarca söyledim- ondan sonra da elektriği yurt dışına sattı. Siz hangi teknolojiden yararlanacaksınız? Bu vatandaşa gidip, sen elektrik üretimini yap, ben de bu santralin yakıt teknolojisine bakıp bakıp buradan yeni bir üretim teknolojisi üreteceğim mi diyeceksiniz? Böyle şey olur mu? Yani, bu gülünç. Eğer bunu yapacaksanız, ar-ge merkezlerinizde, teknoloji geliştirme merkezlerinizde santralleri bütünleştirmeniz lazım, ikisini birlikte çalıştırmanız lazım. Bir ithalat, bir know how, teknolojinin transferi değildir, kullanımıdır. Bunu da doğru ayırt etmek lazım.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Seyhan.

Hükûmet adına Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı Sayın Hilmi Güler.

Buyurun Sayın Güler. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biriken birkaç konu var. Hem bu maddeyle ilgili olarak hem de daha evvel söylenen birkaç maddeye cevap vermek istiyorum, çünkü önergeler sırasında bu mümkün olmuyor.

Birincisi, bu tahminlerle ilgili söylenen rakamlar, elektrik tahminleriyle ilgili. İlk defa dört yıl önce yaptığımız tahmin 190 milyar kilovat saatti, 189,5 milyar kilovat saatle bunu tutturmak üzereyiz. Yani, en isabetli çalışmaları yaptık. Dolayısıyla, fazlalık eksiklik söz konusu değil. Yalnız, burada, tabii ki yatırımların zamana karşı bir yarış içinde yetişmesi lazım, çünkü Türkiye’deki talep rakamları başka ülkelerle mukayese edilmeyecek kadar hızlı artıyor. Yani Avrupa’da yüzde 1-1,5 gibi yıllık elektrik üretim ve tüketim oranları bizim ülkede çok daha farklı. Bir kere ortalama olarak 8’in üzerinde oluyor. Bazı bölgelerde de -Antalya gibi yerlerde- yüzde 24-27’ye kadar çıkabiliyor. Geçen dönemde, yazın bu şekilde bir artışla karşılaştık. Yani rakamlar fevkalade yüksek. Bu aslında bizi memnun ediyor, bizim de görevimiz buna yetişmek, buna çare bulmak. Bunun içinde mesela Antalya’yı biz ikinci bir Antalya yaptık, yüzde 109 büyüttük, her şeyiyle, kablolarıyla, yer altına inişiyle. Yani bunu sadece Antalya’da değil, İzmir’inde, İstanbul’unda, Mersin’inde, Adana’sında, Karadeniz’inde, hepsinde yapıyoruz. Yani bunu ifade etmek istiyorum. Bu bakımdan bizim hesaplarımızla diğerlerini karıştırmamak lazım. Üstelik de Avrupa Birliği’ne girmek niyetinde olan bir ülkenin o seviyeye gelmesi için de kişi başına tüketimi en az 3 kat da artırması lazım.

Bu arada -sözümü belki unuturum- Sayın Tunca Toskay’a özellikle teşekkür ediyorum. Fevkalade güzel, derinlikli, tecrübelere dayanan ve devlet adamlığına da yakışan gayet güzel bir sunuşta bulundular. Daha evvelden TRT’den de hep sevdiğimiz, oradaki görevinden dolayı takdir ettiğimiz bir kişiydi. Burada da aynı takdirlerimi kendisine ifade ediyorum ve bilgilerinden de tecrübelerinden de yararlanacağız, çünkü ifade ettiği şeyler tamamen mutabık kaldığımız noktalar. Neticede, biz, hepimiz aynı gemideyiz. Hele nükleer enerji gibi bir konuda, nükleer santral gibi bir konuda, zaten, burada millî davranmamız, hepimizin bilgisinden, tecrübesinden yararlanmamız lazım, onun için teşekkür ediyorum.

Zaten burada da -Oktay Bey de bahsetti- kriterler aşağı yukarı tamam, fakat daha evvelden de bir önerge vermişlerdi, o önergede de zaten “yayınlanır” diyor, yani “yayınlanmaz” değil “TAEK’in hazırladığı kriterler, ölçütler bir ay içinde yayınlanır.” diyor zaten. Yani bunun gizli kapaklı bir tarafı olamaz. Niye olsun ki böyle bir şey? “Yayınlanır…” Zaten nerede yayınlanacak? Ya bu Resmî Gazete’de olur, sitesinde yayınlanır, isterseniz bunu normal gazetelerde yayınlayabiliriz, TRT’de yayınlayabiliriz. Yani bunun yayınlanma usulü açık. Yayınlanan bir şeyin gizli kapaklı olma durumu olabilir mi? Yani, ben bazı şeyleri anlamakta şöyle zorluk çekiyorum: Hep bir şey varmış gibi. Böyle söyleniyor. Bu yanlış, böyle bir şey olamaz. Mesela dün de aynı şey oldu, bir arkadaşımız “Toryum ve uranyumla ilgili şüphelerim var.” deyince, ben biraz da nazik bir ifade kullanarak “telmih” kelimesini kullandım. Yani “kasıt” demedim, “ima” demedim, “telmihle demek istediğiniz” dedim. Onu “ısmarlama soru” şeklinde… Bu kelime, “telmih” kelimesi nasıl “ısmarlama” oldu, nasıl, lafını geri al filan diye böyle bir karıştı ortalık, bunu da anlamış değilim. Sonradan Sayın Oktay, hakikaten bir incelik gösterdiler, anlattılar bana durumu. Ben de bunu tekrar bilmeyenlere, duymamış olanlara ifade ediyorum: Dünkü söylediğim kelime “telmih” kelimesiydi. Bu ne “tembih” kelimesi ne “ısmarlama soru” kelimesi. Ben sadece orada “ima”dan da daha hafif bir kelime olan “telmih”i kullandım. Dolayısıyla, bunu da açıklamış olalım. Yani, lafın geri alınmasını filan gerektirecek herhangi bir şey yok. Üstelik de ben çok ince bir kelime kullandım, “telmih” kelimesini kullandım.

Diğer taraftan, burada, elektrik dışarıya satılır mı satılmaz mı? Fazla olursa satılır. Yani Fransa, nükleerden yüzde 78 elektriğini üretiyor, ihtiyacının fazlasını da bütün komşularına satıyor. Yani fazla olursa… Yani, şimdi siz fazla herhangi bir şey ürettiğiniz zaman bunu denize dökmüyorsunuz, alıyorsunuz, satıyorsunuz. Yani eğer varsa böyle bir talep, ki, zaten Türkiye “UCTE” dediğimiz Avrupa Elektrik Network’üne bağlanmak üzere çalışmalarını yapıyor. Bunun zaten amacı, komşundan alacaksın da vereceksin de. Hatta, burada UCTE olunca, Avrupa’ya da… İsterseniz, eğer maliyeti kurtarıyorsa İspanya’ya kadar satarsınız alan varsa. Yani bu tamamen ticari bir metadır. Biz, Yunanistan’a da verdik, Bulgaristan’a veriyorduk, kestik onu, şimdi Irak’a, Suriye’ye veriyoruz. Yani bu tip şeyin verilemez, edilemez diye böyle bir şeyi yok. İhtiyaç varsa, bunun için ekonomisi, fizibilitesi uygunsa yaparsınız.

Bu arada, tabii bunu yaparken de tek başımıza hareket etmiyoruz. Dışişleri Bakanlığı var, diğer kuruluşlardan görüş alıyorsunuz, diğer ilgili kurum ve kuruluşlar var. İcabında Millî Güvenlik Kurulunda bile bu tip şeyler tartışılabiliyor. Yani, bu tip konuların böyle karmaşık, anlaşılmaz, müphem bir tarafı yok; fiyatı belli, alanı belli, satanı belli; fazlan da varsa satarsın, Fransa nasıl yapıyorsa, diğer ülkeler nasıl yapıyorsa… Biz daha evvelden Bulgaristan’dan nasıl alıyorduysak, kestiysek, tersi de olabilir. İhtiyaçlar bunu ortaya koyar.

Diğer taraftan “EÜAŞ’ın termik santrallerinin kapasite kullanımı oranı. ne?” dendi. 2003 yılında yüzde 35’ti, göreve geldiğimizden hemen sonra; 2004’te, 2005’te bunlar arttı, 2005’te 48,5’a çıktı, 2006’da yüzde 61’e çıktı, şimdi yüzde 72.

Yalnız, bazen şöyle bir yanlış anlama da olabiliyor, mesela deniyor ki: Barajlarımızı biz tam kapasite kullanıyor muyuz? Barajlar ihtiyaca göre kullanılır. Bazen ünitenin bir tanesini kullanırsınız, bazen ikisini kullanırsınız, bazen beşini birden kullanırsınız. Orada, pik saatlere göre ihtiyacınız varsa otomatik olarak o devreye girer, yoksa zaten baraj bu, tutuyor suyu. Yani, su gibi malın olsun. Bunu, isterseniz, istediğiniz zaman kullanırsınız. Bunu az kullanmak, çok kullanmak bir beceriklilik veya beceriksizlik meselesi değil. Ama, arızalı olur, sen ona bakmazsın, ihtiyacın olduğu zaman bu üniteleri devreye alamazsan, o zaman tamam, o bir yetersizliktir. Ama, biz, şu anda ünitelerimizi devreye alabilecek durumdayız. Geçen yaz yetmiş sekiz yılın en sıcak yazıydı. Biz, çok şükür  -başka ülkelerde, bilhassa Balkan ülkelerinde bazı yerler çöktü- buna rağmen gayet iyi yönettik. Antalya’da bir iki gün bir sıkışıklık oldu. O da Oymapınar Barajı’ndaki suyu biraz fazla itinalı kullanalım diye üzerine titredik. Hâlbuki, onu da biraz fazla kullansaydık bununla karşılaşmayacaktık. Çok şükür, bunlarla bir sıkıntımız yok, ama yatırımların hızlı yetişmesi lazım. Pik saatlerde bu aşırı büyümenin, hızlı büyümenin, ekonomik durumdaki gelişmelerin, aynı zamanda da büyüme sancısı gibi kabul edilecek bir tarafıdır. Buna da çare bulmak bizim meselemiz.

Diğer tarafta, hep Çernobil, işte Karadeniz Bölgesi’ndeki kanserlerden filan bahsediliyor. Sağlık Bakanlığının üniversitelerle ve TAEK’in yaptığı araştırmada, 19.500 aile tarandı -70 bin kişi yaklaşık- ve Karadeniz Bölgesi’nin kanser artışı ile bu olaylar arasında herhangi bir bilimsel veri yok elimizde, yani bunu destekleyen bir veri yok. Ben de Karadenizliyim. Ben de psikolojik olarak etkilendim. Fındık vaktiydi, fındıklar toplanmıştı. O Çernobil’in olduğunda radyasyon filan sorunları konuşuldu edildi, çaylar içildi içilmedi, hepimiz bundan psikolojik etkilendik. Ama Sağlık Bakanlığı ile üniversiteler, bilimsel usullerle bu çalışmayı yaptı. Yaptığı çalışmayı söylüyorum. Yani bunlar da şu kalınlıkta kitaplar. İsteyen varsa onları da temin edebiliriz sizlere. Bakın, inceleyin. Yani burada inanmadığımız veya güvenmediğimiz bir nokta varsa yeniden bir daha araştırırız. Yani neticede aynı ülkedeyiz. Yani burada bizim de çocuğumuz, akrabalarımız hep beraber bu ülkedeyiz. Yani bunu, biz, bir şeyi kaçırıyor ediyor filan durumunda değiliz.

Ayrıca şunu da ifade edeyim: Bu, bir ihale filan değil, bir ayarlanma değil. “Bir ısmarlama kanun” filan diyorlar; bu üzüyor bizi. Yani, en azından teknik arkadaşlarımı üzüyor, bürokrat arkadaşlarımızı üzüyor. Yani böyle bir ısmarlama, derme çatma, bilhassa… Derme çatmayı diyebilirsiniz belki. O bile denmez, çünkü o da komisyonda tartışıldı bir sürü, sizlerin de üyelerinizin katıldığı, milletvekillerin güzel katkıları oldu. Ama “ısmarlama” lafını kesinlikle reddediyorum. Hele, bu, Sayın Başbakanımıza yahut birtakım işte şirketlere filan, böyle ima da değil, açık açık söylüyorsunuz. Bu çok çirkin. Böyle bir şeyi reddediyorum, böyle bir şey söz konusu olamaz. Böyle bir şeye tenezzül etme de mümkün değil. Ayrıca bir ihale yok ortada. Buraya girecekler, bilek güreşiyle fiyatlarını ortaya koyacaklar. Burada, biz, başkalarının uygulamadığı bir sistemi uyguluyoruz. Yani ihale edip de bir müteahhidi zengin etme meselesi değil.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Adam, fiyatını verecek, ona göre ödemelerini ortaya koyacak, maliyetini ortaya koyacak, uygunsa biz bunu seçeceğiz. Ortada bir alışveriş olayı yok. İhtiyacımıza göre bunlar ortaya çıkacak. 5 bin megavat… Kim uygun verirse sıralamaya koyacağız, 5 bini aşıyorsa da üstünü çizeceğiz.

Diğer şeyde de bu kriter, ölçütler konusu. Elektrik çıkış gücü var, reaktör tipi var, santral ömrü var, teknolojik sınanmışlık var, yakıt teknolojisi var, işletme deneyimi var, yerli katkı var –Sayın Tunca Toskay’ın da bahsettiği gibi- nükleer güvenlik var ki bunun temeli bunlar zaten. Lisanslama gibi… Bunların hepsi ölçütler. Bu ölçütlerde sınıfı geçenleri biz değerlendirmeye alacağız. Bu da yayınlanacak. Herkesin gözü önünde olan… Yani, böyle bir şey, aslında takdir edilmesi gereken bir şey. Yani, biz böyle ihale şartnamesini birine verelim, o gelsin, bunu yapsın. Böyle bir şeye bizleri lütfen karıştırmayın. Yani, bunu, bilhassa üstünü çizerek söylüyorum. Ayrıca da bütün tanıtımla ilgili çalışmaları TAEK size sağlayabilir.

Samsun-Ceyhan konusunun aşağı doğru indirilmesi sadece petrol, doğal gaz değil…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - … içinde elektrik var, su var, bölgenin istikrarı için önemli.

Saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Başka madde üzerinde de açıklama yaparsınız.

Sağ olun.

Şahsı adına ikinci söz, Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran’a aittir.

Buyurun Sayın Demirkıran. (AK Parti sıralarından alkışlar)

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; biz burada önemli bir Yasa’yı görüşüyoruz. Geçen dönem de görüşmüştük, Sayın Cumhurbaşkanından geri geldi, şimdi biraz daha iyileştirmeler yapılarak tekrar görüşüyoruz.

Sayın Bakanın da biraz önce söylediği gibi, gerçekten Sayın Tunca Toskay’ın buradaki üslubu… Bütün milletvekillerinin üslubunu saygıyla karşılıyoruz, ama Sayın Toskay’ın yapıcı, yönlendirici üslubu için ben de teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

Biz, bu teknik yasaları bu şekilde görüşmemiz gerekir diye düşünüyoruz. Çünkü, nükleer enerji Türkiye’de bir ihtiyaçtan öte, kanaatimce, bir zorunluluktur. Arkadaşlarımız dünden beri ifade ediyorlar. Türkiye 2020 yılına geldiği zaman bütün yerli kaynaklarını -şu anda tespit edilmiş olan kapasitelerden, potansiyelden bahsediyorum- elektriğe dönüştürdüğü zaman yetiyor mu? Yetmiyor. Dışarıdan doğal gaz getirip yeni doğal gaz santralleri kurmamız gerekir. Ama, petrol fiyatının nerelere çıktığını hep beraber görüyoruz. Doğal gaz fiyatları da ona göre artıyor.

İthal kömüre dayalı santral kurabiliriz. Ama, petrol fiyatlarının artışı gibi ithal kömür fiyatları da çok fazlasıyla artıyor. O zaman en ucuz enerji olan ve gerçekten teknolojik olarak ülkemizin ihtiyacı olan nükleere mutlaka ihtiyacımız vardır. Bakın, deniyor ki: “Efendim, bu artış fazla bulunuyor bazı bilim adamları tarafından.”

Değerli arkadaşlar, 2020 yılına geldiğimiz zaman sadece Türkiye 500 milyar kilovat saat elektrik tüketecek yüzde 8’lik artışa göre ve o zaman kişi başına tüketim 5.000 - 5.500 kilovat saat olacak yılda. Peki, OECD ülkelerinin bugünkü tüketimi nedir diye baktığımızda, 7.500 – 8.000 kilovat saat yılda.

Değerli arkadaşlar, yani 2020 yılında, Türk insanının bugün gelişmiş olan ülkelerin insanlarının refah seviyesine çıkması gerekmez mi? Bunu niçin esirgeyelim insanlarımızdan? Onun için biz diyoruz ki: Evet, geçmişte kriz dönemleri, birkaç tane, bir iki kriz dönemi hariç Türkiye’de elektrik tüketimi yüzde 8’in üzerinde olmuştur, istatistiklerle bu sabittir. Dolayısıyla, yüzde 8’e göre yaptığımız dengede 500 milyar kilovat saate ihtiyaç vardır 2020 yılına geldiğimiz takdirde.

Şimdi, onun için, nükleer enerji gereklidir diyoruz ve Milliyetçi Hareket Partisi biraz önce “Biz nükleer enerjiyi istiyoruz.” dedi, Cumhuriyet Halk Partisinin Değerli Sözcüsü biraz önce “Biz de nükleere karşı değiliz.” dedi. Ama değerli arkadaşlarımız, nükleer teknoloji dediğimiz zaman Türkiye 1956 yılından beri nükleere aşinadır. Atom Enerjisi Kurumumuz Uluslararası Atom Enerjisi Kurumundan bir sene önce kurulmuştur. Bin megavatlık Çekmece’deki santralimiz yıllardır faaliyet göstermektedir. Biraz önce arkadaşlarımız ifade etti, Türkiye’de nükleer santral ve teknolojiye geçilmediği için yurt dışına dünya kadar beyin göçü oldu. O zaman, ne zaman biz bu teknolojiye sahip olacağız? Hep laf mı üreteceğiz, hiç mi iş üretmeyeceğiz? Değerli arkadaşlarımız üçüncü yapmış olduğumuz ihale iptal edildiğinde iktidardaydılar. İhaleyi iptal ettiklerinde eğer gerçekten teknolojik olarak bir eksiğimiz, bir mevzuat gerekiyor idiyse niçin mevzuat çıkarmadılar?

Değerli arkadaşlar, bu madde, üzerinde konuştuğumuz bu 4’üncü madde, enerji satın alınmasıyla ilgili bir madde. Esasen, açık ve net söyleyeyim, kendi inancımı -şahsım adına söz almış bulunuyorum- söyleyeyim: Eğer bugün 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu olmamış olsaydı belki bu Kanun’a kesinlikle ihtiyaç olmazdı. Zaten yönetmeliklerle, nükleerle ilgili diğer mevzuatla olay yürüyecekti. “Nasıl bunu söylersin?” derseniz, 1970’lerde Türkiye nükleer santral kurmak için ihale açtı, 80’e geldiğimiz zaman, o günkü şartlarda iptal edilmek mecburiyetinde kalındı. 1980’lerden sonra tekrar ihale açıldı. O zamanki Sayın Cumhurbaşkanı yap-işlet-devrete göre yapılsın diye talimat verdikten sonra, şirketler uzun vadeli kredi temin edemedikleri için o günkü şartlarda devam edemediler, ihale yine iptal oldu. 90’ların sonlarına doğru tekrar yapılan ihale, daha sonra 2000’lerin başında, o günkü koalisyon hükûmetleri tarafından iptal edildi kendilerine göre gerekçelerle. Gerekçenin ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Yani, şunu söylemek istiyorum: 1956’dan bu yana nükleer teknolojiyle biz iç içeyiz. 1970’lerden beri 37 senedir bu santralleri Türkiye’de kurmak için ciddi bir çaba içindeyiz.

Gelin değerli arkadaşlar, daha fazla Türkiye’nin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Demirkıran, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) – Peki efendim.

Değerli arkadaşlar, gelin daha fazla Türk insanını sıkıntıda bırakmayalım. Bakın, Türk insanı ne istiyor biliyor musunuz? Biraz önce konuşuldu: Halkımız şunu istiyor, bunu istiyor. Halkımız sürekli enerji istiyor, halkımız kaliteli enerji istiyor, halkımız ucuz enerji istiyor ve halkımız temiz enerji istiyor. İşte, nükleer santral, bütün bunları karşılayabilecek bir kaynaktır. Bu kaynağı, gelin, hep beraber bu Kanun’u bir an önce… Gece yarılarına kalmaya da gerek yok. Arkadaşlarımızın makul talepleri tabii ki burada dile getirilecektir, ama engellemiş olmak için lütfen engellemeyelim, bir an önce bu kanunu çıkaralım, TAEK kolları sıvasın, bakanlık kolları sıvasın, gerekli yönetmelikler çıkarılsın ve yola devam edelim. İnancım odur ki 5 bin megavat hiçbir şekilde yetmeyecektir, çünkü dünyada şu anda yüzde 17’dir değerli arkadaşlar. 5 bin megavat dediğimiz zaman, 2020’ye geldiğimiz zaman Türkiye’nin kapasitesi 100 bin megavat civarında olacak, o zaman yüzde 5’i civarında olacak. 90 küsur bin megavat olacak 2020’ye geldiğimiz zaman ve yüzde 5 civarında olacak kapasite olarak baktığımız zaman. Dolayısıyla, gelin, bunu bir an önce çıkaralım.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demirkıran.

Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru cevap işlemine başlıyoruz.

Buyurun Sayın Ağyüz.

YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Özellikle bu TETAŞ üzerinden enerji alımına garanti verilen maddede, TETAŞ seçici bir kurum ve özel statüde geçici süreli olarak kurulan bir şirket, Devlet İhale Kanunu ve Sayıştay denetiminden yoksun. Bununla Danıştay denetiminin de önü kesilmek mi isteniyor acaba?

Ayrıca da bugüne kadar Sayın Bakan dedi ki: “Hep şüpheci bakıyorsunuz.” Şüpheci bakmakta haklayız Sayın Başkan. Gaziantep’te bir söz var: Göz gördüğünden korkar. Elimizde listeler var. Elektrik üretim lisansı verilen şirketlere baktığınız zaman da bunların neler olduğunu açık seçik görüyoruz. Halk bize oy verdi diyorsunuz, doğrudur, halk size 1,5 milyar dolarlık Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını bir şirkete ihalesiz verin diye vermedi, BOTAŞ gibi denetim altyapısı kuvvetli olan şirket dururken bir özel şirkete denetimi 27 milyon dolara verin demedi Sayın Bakanım. O nedenle bunlar bizim gözümüzü korkutuyor ve bu yasa içi boş. Nükleer santralların…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ağyüz.

Buyurun Sayın Yunusoğlu.

SÜLEYMAN LATİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakanın cevaplamasını istediğim birkaç sorum olacak.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı olmadan önce Montgomery Watson Harza Mühendislik ve Müşavirlik Limitet Şirketinin Türkiye Genel Müdürlüğünü yaptığınız doğru mudur? Doğruysa, bu Amerikan firması adına çalıştığınızı neden bugüne kadar saklama ihtiyacı duydunuz? Bu firmadaki varsa hisseniz ne kadardır? Bu firma hangi konumda çalışmaktadır? Nükleer ile ilgisi var mıdır veya olacak mıdır? Bu firmanın sahibi ya da temsilcisi olmanız sebebiyle mi bu göreve talip oldunuz? Bu firma Türkiye’de hangi ihalelere girmiştir? Almışsa hangi kuruluştan almıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yunusoğlu.

Buyurun Sayın Doğru.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Bakan, bu Kanun kapsamında üretilen elektrik enerjisinin satışında neden daha önceki iktidarlar döneminde yapılmış olan yap-işlet ve yap-işlet-devret modellerindeki gibi esnek alım garantisi uygulamasına gidilmemektedir. Örneğin, üretilen enerjinin yüzde 85’i oranındaki miktarın alım garantisi kapsamına alınması, kalan üretimin ise kamunun ihtiyacına göre alınması neden düşünülmemiştir? Bu konuda bilgi arz ederim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Buyurun Sayın Paksoy.

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Bakan, TAEK çalışma programında belirtilen Araştırma Reaktörü Tasarım Projesi konusunda faaliyetler hangi birim tarafından yürütülmekte ve spesifik bu konuyla ilgili kaç kişi çalışmakta ve vasıfları nedir? Araştırma Reaktörü Tasarım Projesi’yle ilgili yapılan çalışmaların bir programı var mıdır? Programın hangi aşamasına gelinmiştir? Bu konuda ilgili mercilere bir ilerleme raporu sunulmuş mudur? Araştırma Reaktörü Tasarım Projesi’nin bütçesi ne kadardır? Ne kadar YTL harcanmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paksoy.

Buyurun Sayın Taner.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakan, soruşturma ve denetimlere izin verdiğinizden bahsediyorsunuz. Onaylanmış 51 no.lu Teftiş Kurulu Raporu’yla ilgili soruşturma izni vermediniz. Gerekçesini öğrenebilir miyim?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Hangi rapor? Ezbere nereden bileyim!

RECEP TANER (Aydın) - 51 no.lu Teftiş Kurulu Raporu’yla ilgili, TAEK’le ilgili.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taner.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, demin sorduğum soruların yanıtını alamadım, tekrar soruyorum: Mevcut enterkonnekte sistemdeki kayıp ve kaçak oranı nedir? Sizin Bakanlığınız döneminde kayıp miktarını azaltmak veya önlemek için yatırım yapılmış mıdır, yapılmışsa ne kadardır?

İkinci sorum: Gelişmiş ülkelerde nükleer santrallere alım garantisi veren başka bir ülke var mıdır, varsa hangi ülkedir, yoksa biz neden alım garantisi vermekteyiz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Soru sorma süresi tamamlanmıştır.

AHMET ERSİN (İzmir) – Daha yirmi saniye var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yirmi saniye yok efendim.

AHMET ERSİN (İzmir) – Yirmi saniye var daha, birkaç tane soru sorulabilir.

BAŞKAN - Hayır efendim, saat ayarı burada.

Buyurun Sayın Bakan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bir kere, en baştan hemen şeyi söyleyeyim: Bu, gazetelerde de çıktı. Bize de, böyle, devamlı TAEK’le ilgili bir taraftan fotokopilerle geliyor bazı şeyler. Böyle bir şey, ortaklık filan söz konusu değil. Külliyen yalan. Böyle bir şey yok. Yalnız, çok da güvendiğim bir arkadaşımdır, ben TÜBİTAK’tan getirdim TAEK Başkanını. Kendisine her yönden kefilim. Böyle bir ortaklık filan da söz konusu değil. Diyenler de bunu en azından ispat etmezlerse, onlarla da biz ayrıca yargıda da hesaplaşırız. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bunu bilin diye söylüyorum. Yalnız, çok ayağa bastığı için çok kişi rahatsız. O rahatsızlıkları da biliyorum ben. Bile bile de orada beraber çalışıyoruz bu arkadaşımızla. Bunun altını çizerek söyleyeyim.

İkinci olarak, TETAŞ, tıpkı diğer kurullar gibi denetim açısından bir ayrıcalığı yok. Bir AŞ’dir, yüzde 100’ü kamuya aittir, diğer KİT’lerden farkı yoktur. Yani, TETAŞ’ın geçici bir kuruluş olduğuna dair de herhangi bir düzenleme yok, bunu da ifade edeyim.

Ayrıca, kayıp-kaçakla ilgili yüzde 25’ten biz yüzde 15’e çektik. Bunun için de… Teknik olarak rakamları da size vereyim: Teknik kayıp yaklaşık 2,7-3 civarındadır. Türkiye çok dağlık, engebeli bir yer olduğu için diğer ülkelerle mukayese etmemek lazım. Hatları da eski, bunların hepsini yeniliyoruz. Standartları da bunun 2,5-3’tür. Yani, şu anda, biz, iletimde enterkonnekte sistemde gayet başarılıyız. Yani, bütün zor tabiat şartlarına rağmen gayet başarılı bir hizmet verilmektedir. Ayrıca, kapasitede de 2002-2007 arasında 60 bin MVA’dan 80 bine çıktık. Yani, biz, Türkiye’de daha evvelden yapılanlarla onları katlayarak gidiyoruz. Enerji kullanımında da cumhuriyet tarihindeki seviyenin yüzde 53’üne beş yılda ulaştık, yüzde 53’ünü geçtik. Ayrıca da Çin’den sonra hem doğal gazda hem elektrik tüketim artış oranında dünya ikincisiyiz. Bunu da bu arkadaşlarımızla beraber yapıyoruz ve bu çalışmaları da gayet başarılı bir şekilde arkadaşlarımız sürdürüyor.

Sayın Taner’in 51 no.lu… Benim bu tip rakamları böyle aklımda tutacak bir durumum yok. Yani, 51 no.lunun hangisi olduğuna da bakacağım. Onu da ben size yazılı olarak cevaplandırırım. Yani bizim her şeyimiz açık. Ama, böyle 51 no.lu soruşturma filan denildiği zaman, bunu ben aklımda tutacak kadar da… Başka işlerim var yani, böyle bir şeyi aklımda tutamam.

Diğer taraftan, bahsettiğiniz alım garantisiyle ilgili bu şekilde bir model şu anda yaptığım araştırmalarda yok. Biz bunu özel olarak uyguluyoruz. Ancak, Amerika’da tamamen özel sektör tarafından -biliyorsunuz şirketler zaten orada kamuya ait değil- bu yatırım yapılıyor. Finlandiya’yla ilgili örneği verdim. Sektör tamamıyla bu çalışmanın içine girdi. Fransa’da kamu ağırlıklıdır ama orada da özelleştirme modelleri yürüyor. Eski demirperde ülkelerindekiler de hızla özelleşiyor. Zaten özelleştirmede geri kalan -yani, bilhassa bu elektrikte- ülkelerden bir tanesi durumundayız, ama onu da başarılı bir şekilde tamamlayacağız. Buna rağmen, biz kömürde, su, barajlarda DSİ’nin bazı barajlarını özel sektöre açtık ve oralarda da gayet iyi sonuçlar aldık. Şimdi de dağıtım ve üretim özelleşecek. İletim kamuda kalacak. TETAŞ’ın, dediğim gibi herhangi bir ayrıcalığı yok.

Bilemiyorum başka sorunuz kaldı mı? Yap-işlet-devret ve yap-işletlerle ilgili sorunuzu tam alamadım. Eğer, o noktayı, çıktıktan sonra veya öbür soruda, öbür soru faslında bana iletirseniz şifahen veya yazılı olarak cevaplandırırım.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Madde üzerinde bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 4. maddesinin (b) fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

D. Ali Torlak

 

İzmir

Mersin

İstanbul

 

Beytullah Asil

Ahmet Orhan

Yılmaz Tankut

 

Eskişehir

Manisa

Adana

 

 

Muharrem Varlı

 

 

 

Adana

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - Katılmıyoruz efendim.

“b) TETAŞ tarafından toptan ve perakende satış şirketlerine yapılacak enerji satışına ilişkin usul ve esaslar ile tarafların yükümlülükleri, EPDK’nın uygun görüşü alınmak suretiyle Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge sahibi…

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında sadece gerekçeyi okutacaktım ama, doğrusu, Komisyon Başkanının önergeyi okumadan “Katılmıyoruz.” demesini çok yadırgadım. Bilemiyorum. (MHP ve CHP sıralarından gülüşmeler) Hiç olmazsa, milletvekillerine iradesini belirtirken, milletvekillerinin önergenin ne yönde olduğu konusunda bilgi edinmesini beklemeniz doğru olurdu.

Şimdi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, piyasaya girecek şirketleri, toptan ve perakende şirketlerin piyasaya girişini, bu elektriğin satışıyla ilgili usul ve esasları belirleyen bir kurum. Şimdi, bu kurumun görüşü alınmadan, siz, bunun satışına ilişkin usul ve esasları belirliyorsunuz.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Var, var. İçinde var.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – İçinde var zaten.

OKTAY VURAL (Devamla) – Nerede, kaçıncı maddede? Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu…

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Oku, oku.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Bir önceki önergenizde de vardı, ”yayınlanır” dendiği hâlde yayınlanmıyor gibi bir tavır takındınız. Burada da var aynı şey.

OKTAY VURAL (Devamla) – Nerede var? Maddeyi söyleyin.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Var, içinde zaten. Var zaten.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Oku, oku.

BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Böyle bir usul yok.

OKTAY VURAL (Devamla) – Efendim, usulü Sayın Bakanınızla Komisyonunuz belirliyor Sayın Bozdağ. Eğer çok söz istiyorsanız, AKP Grubu adına gelir, burada konuşursunuz. Değil mi? Yani, konuşacak şeyleriniz varsa, burada konuşacaksınız.

Zannederim, Sayın Başkanım var olduğunu ifade ediyor da, eğer varsa, bu konuda Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun görüşü alınarak düzenlenmesine ilişkin bir hüküm varsa, bu durumda önergenin amacı yerine geliyor, çekeriz. Var mı, yok mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Gerek yok. Var içinde.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ha, gerek yok. Anladım. Demek ki, “var”dan sonra, “gerek yok” a çıktık, yani “gerek yok”a geldik. Doğrusu, yani, bu Kanun’a nasıl muttali olundu, nasıl hazırlandı, takdirlerinize bırakıyorum.

Şimdi, nükleer enerjiyle ilgili enerji üretecek şirketin satın aldığınız enerjinin fiyatıyla ilgili bir düzenleme yok. Ama bu fiyattan TETAŞ aldığı zaman, toptan ve perakende, şirketlere satabiliyorsunuz bunu. Bunu sattığınız zaman, maliyeti o şirketlere yüklüyorsunuz. Şirketlere yüklediğiniz zaman, bu tarifeyi bozucu özellikte olur. Dolayısıyla, bu bakımdan, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun bu konudaki görüşünün alınması doğrudur. Çünkü, piyasayı düzenleyen odur. Anlaşılan o ki, bu düzenleyici kurumların yerine, Bakanlık, kendi istek ve arzularına göre bir piyasa oluşturmak istiyor. Bu da kamu menfaatine aykırıdır. Dolayısıyla, bağımsız düzenleyici bir kuruluşun bu konudaki ihtisasını almalarını biz tavsiye ederiz. Önergemizin amacı budur.

Eğer gerek yok ise böyle bir şeye, anlaşılan o ki, Enerji Piyasası Düzenleme Kuruluna da gerek yok anlaşılıyor.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Zaten var.

OKTAY VURAL (Devamla) – Ha, varsa ayrı. Ama “gerek yok” dendi. Dolayısıyla…

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Var efendim, var. 3’üncü maddede var o.

OKTAY VURAL (Devamla) – Evet, anlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) - Teşekkür ederim, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Bitirdiniz herhâlde.

Komisyonun ve Hûkümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı istiyorum. (AK Parti sıralarından “geçti geçti” sesleri)

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayılsın.

BAŞKAN – Görüyorsunuz, var işte. Allah Allah!.. (Gülüşmeler)

Önerge kabul edilmemiştir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, maddenin oylamasından önce, madde metnindeki bazı yazım hatalarını düzeltmek için Komisyon Başkanının söz talebi vardır.

Buyurun Sayın Başkan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Efendim, 4’üncü maddenin (a) fıkrasının onuncu satırında “yılki” kelimesi yerine “yıla ait” ibaresi kullanılacak ve aynı (a) fıkrasının sonunda “derç edilir” ifadesi birleşik yazılacak. (b) şıkkının üçüncü satırında “yükümlükleri” yerine “yükümlülükleri” olacak ve ikinci fıkrasında…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bent, bent fıkra değil.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – İkinci bendin dördüncü satırında “3 üncü maddesinin” olacak ve aynı bendin sondan bir önceki satırında da “maddenin” yerine “maddesinin” olacak. Bu kadar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, maddenin oylamasından önce karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Düzeltmeler not edilmiştir.

Bu düzeltmelerle birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Maddeyi kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Karar yeter sayısı yok.

BAŞKAN – Meclisi çalıştırmamak mı istiyorsunuz! Kapatalım, tatil edelim gitsin!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ne ilgisi var Sayın Başkan!

BAŞKAN – Var işte. Saysınlar. Yoksa kapatırız ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, burada kimse yok.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir)- Yani, “Var” ne demek, kendi başınıza İç Tüzük mü…

BAŞKAN - Bakın, iki kâtip üye de “var” diyorlar, siz de buyurun sayın, yoksa elektronik cihazla yoklama yapalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz de “yok” diyoruz.

BAŞKAN – Kâtip üyeleriniz burada, kâtip üyeler burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman oylamaya da gerek yok!

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Maddeyi kabul edenler… Madde kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Kabul etmeyenler” demediniz ki.

BAŞKAN - 5’inci maddeyi okutuyorum:

Lisans, izin ve yükümlülükler

MADDE 5- (1) Şirket, bu Kanun ve diğer mevzuatın gerektirdiği her türlü izin, ruhsat ve lisansı almakla yükümlüdür.

(2) Atık yönetimi kapsamında geçici depolama veya nihaî depolama yerinin belirlenmesine, depolama tesisinin inşasına, lisanslanmasına, işletilmesine ve işletmeden çıkarılmasına, geçici depolama yerinde muhafaza edilecek veya nihaî depolama yerinde bertaraf edilecek kullanılmış yakıt ya da yüksek radyoaktif seviyeli atıkların taşınmasına ve işlenmesine, radyoaktif atıkların yönetimini sağlayacak araştırma, geliştirme faaliyetlerinin yürütülmesine ilişkin maliyetleri ve nükleer güç santralının söküm işleminden dolayı oluşacak maliyetleri karşılamak amacıyla, Bakanlık ve Hazine Müsteşarlığı tarafından yapılacak düzenleme ile URAH ve İÇH oluşturulur. URAH ve İÇH’ye ilişkin işlemler tüm vergilerden müstesnadır. Bu hesapların oluşturulması, nemalandırılması ve idaresine ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık ve Hazine Müsteşarlığı tarafından birlikte hazırlanarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Devlet Bakanının onayı ile yürürlüğe girer. Ödenecek payları zamanında yatırmayanlar için 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. URAH ve İÇH adına tahsil edilen gelirler amacı dışında kullanılamaz.

(3) Şirket, TAEK’in yayınlayacağı ölçütler çerçevesinde yakıt temininden ve işletme döneminin sonunda santralın devreden çıkarılması ve sökümünden sorumludur.

(4) Şirket, santralın kurulması aşamasında oluşabilecek herhangi bir zararın tazminine yönelik yatırım sigortası yaptırmak zorundadır. Ayrıca santralın faaliyeti süresince oluşacak atıkların taşınması, depolanması ve/veya bertaraf edilmesi ile ilgili her türlü finansal maliyetlerin ve santralın işletme süresinin sonunda işletmeden çıkarma masraflarının karşılanması için oluşturulacak hesapların her birine 0,15 cent/kWh (ABD Doları cinsinden) katkı payı ödemekle yükümlüdür.

(5) Nükleer yakıt, radyoaktif madde veya radyoaktif atık taşınırken veya santralda bir kaza olması durumunda, nükleer enerji alanında üçüncü kişilere karşı sorumluluğa ilişkin olarak Paris Sözleşmesi ve diğer ulusal ve uluslararası mevzuat hükümleri uygulanır.

(6) Santralı kuran şirket, yıllık gelirinin yüzde birini araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ayırmak zorundadır.

BAŞKAN – Gruplar adına söz isteyen, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Özlem Çerçioğlu.

Buyurun Sayın Çerçioğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÖZLEM ÇERÇİOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa’nın 89 ve 104’üncü maddeleri uyarınca Cumhurbaşkanı tarafından bir kez daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderilen, 5654 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 5’inci maddesi üzerine, Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, ülkelerin kalkınmasında enerji oldukça önemli bir yere sahiptir. Maalesef, görüyoruz ki, AKP Hükûmeti “çok ciddi hazırlık yaptığımız” dediği bu kanunda dilde bile düzeltme yapıyorlar. Bırakın çok ciddi bir hazırlığı “derme çatma” bile demek maalesef imkânsız. Bu bilinç içerisinde olan ülkeler, enerji politikalarını, sürdürülebilir, güvenli, ucuz bir şekilde temin etme yoluna gitmektedirler. Alternatif enerji yolları gündemlerine alınırken, kendilerini dışa bağımlı kılacak enerji türlerinden uzaklaşmaktadırlar. Bugün yatırımına başlanacak bir nükleer santralin faaliyete geçmesi, en iyimser tahminle on yılı bulacak ve ham maddede dışa bağımlılığımız artacaktır. Oysa rüzgâr, güneş, hidro, hidrolik ve jeotermal enerji santrallerinin kurulması daha az bir zamanda olacak ve bu kaynaklar yüzde 100 yerli kaynaklarımızdır.

Tüm dünyanın alternatif enerji kaynaklarına yöneldiği ve nükleer enerji gibi son derece riskli ve pahalı bir teknolojiye sıcak yaklaşmadığı bu süreçte, nükleer güç santrallerinin kurulması, dünya gerçekleriyle ne kadar bağdaşmaktadır?

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Kanun her ne kadar “nükleer teknoloji kanunu” olarak sunulmaya çalışılsa da gerçekte bunun bir “nükleer santral kanunu” olduğu açıktır.

Ülkemizde nükleer teknolojinin araştırılması, geliştirilmesiyle ilgili kanunla ilgili herhangi bir altyapımız maalesef yoktur. Nükleer santral kurulması temelsiz bir bina yapılması gibi bir şeydir. TAEK’in Kanunu ve çalışmaları içerisinde, geleceğimizi güvence altına alan bir nükleer teknoloji kanunu çalışması yapılmadığı hâlde, sanki onu yapıyormuş gibi “nükleer santral kanunu” çıkartmaya çalışmak da kandırmacadan başka bir şey değildir.

Sayın milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz Kanun’un 5’inci maddesi, EPDK’dan, nükleer enerji üretmek amacıyla lisans almış şirketlerin nükleer güç santrallerinin faaliyeti süresince oluşacak atıkların taşınması, depolanması, bertaraf edilmesiyle ilgili her türlü finansal maliyetlerin ve santrallerin işletme süresinin sonunda işletmeden çıkarma, sökülmesi ve taşınmasının çevre kuralları kapsamında kabul edilebilir duruma getirilmesi masraflarının karşılanması için oluşturulacak Ulusal Radyoaktif Atık Hesabı’yla İşlemden Çıkarma Hesapları Fonu’nda, her biri için 0,15 sent kilovat saat katkı payı belirlenmiştir. Bu maliyetlerin karşılanması için belirlenen şirket payı gerçekten çok uzaktadır.

Nükleer santrallerin işletme sonunda işletmeden çıkarma maliyeti, santrallerin kurulma maliyetinin 8-9 katıdır. Bu gerçek göz önüne alınarak, nükleer enerji santrallerinden gelir elde eden şirketlerin, İşletmeden Çıkarma Hesapları Fonu’na katkı payının, santral kurulması maliyeti temel alınarak, santral işletme süresince üretilebilecek elektrik enerjisi mutlaka birim kilovat saat başına belirlenmelidir.

“Bu işlemler için fon kaynaklarının yetersiz kalması durumunda fonda oluşmuş kaynakların yüzde 25’ine kadar maliyetler hazine tarafından karşılanır.” denilmektedir. Bu durum, oluşturulacak fonlardan her biri için şirketten alınacak katkı payının düşük olacağını, maliyetleri karşılamaktan uzak olacağını dolaylı bir şekilde kabul etmektedir.

Yapılan değişiklik, 10’uncu Cumhurbaşkanımızın geri gönderme tezkeresinde belirtilen gerçekleri ortadan maalesef kaldırmamaktadır. Bu masrafların hazine tarafından karşılanması hiçbir şekilde kabul edilemez.

Sayın milletvekilleri, nükleer santrallerin kullanılması, tüm dünya üzerinde, her ne kadar yeni nesil nükleer reaktörler üzerinde yoğunlaşsa da, hâlâ nükleer atıkların durumu netleşmemiştir. Nükleer atıkların yok edilmesi, hem çevreye hem de insan sağlığına olumsuz etkilerinden korunmak için geniş bir çerçevede ele alınması gerekmektedir. Nükleer santral atıklarının geçici ve nihai olarak depolanması, yüksek radyoaktivite barındıran atıkların taşınması, işlenmesi konularının da daha detaylı incelenmesi ve ele alınması gerekmektedir.

Aynı zamanda, tıpkı diğer uluslararası uygulamalarda gerçekleştirildiği gibi ortaya çıkacak nükleer atıkların düşükten yükseğe doğru bir sıralama içerisinde analiz edilmesi ve bu analize göre atık kontrol yönetiminin sağlanması hususu da eksik kalmıştır. Bu hususlar hayati değer taşıdığından çok büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla, nükleer atıkların analizi ve sınıflandırılması ve bu sınıflandırma sonrasında sonuçlara uygun olarak depolanması veya taşınması gibi işlemler konusunda nükleer santrallerin işletmecilerinin sorumlulukları daha detaylı bir şekilde ele alınması gerekmektedir.

Sayın milletvekilleri, nükleer güç santrallerinin özel bir şirkete verilmesinin en kritik tehlikelerinden biri de, bu şirket atıkların durumundan ne kadar ve ne şekilde sorumlu olacaktır? Dünya örneklerine baktığımızda, özel şirketlerin atıkları üzerindeki yetkileri ve yükümlülükleri değişkenlik gösterse de, en önemli nokta, dünya genelinde tesis sahaları ve atıklar devlete aittir. Atıkların işlenmesi ve bu çerçevede şirketin elde ettiği kâr da devlete yansır. Ancak, bugün üzerinde konuştuğumuz Kanun’da şirketin atıklar üzerindeki sorumlulukları netleşmediği gibi, atık kontrol sistemlerinin kurulması yönünde de herhangi bir karar alınmamıştır. Kanun’daki hukuki boşluktan dolayı, özel şirketin Türkiye’de oluşacak nükleer atıkların dışındaki nükleer atıkları, belli kâr karşılığında, kabul etme ihtimalini nasıl ortadan kaldıracaksınız? Ayrıca, atıkların işlenmesi sonucunda elde edilen yüksek kârdan kim veya kimler ne kadar pay alacaktır? Kamu bunun neresindedir?

Diğer önemli bir nokta da, şirket her ne kadar TAEK’in yayımlayacağı ölçütler çerçevesinde yakıt temininden sorumlu olsa da, bu yakıtın nereden, nasıl sağlanacağı Türkiye açısından, özellikle bugünün şartlarında, çok çok önemlidir. Ayrıca, yakıtların nükleer santrallerin atıkları üzerindeki etkisinden dolayı, bu yakıtın kontrol ve denetiminin de ayrı ve özel şekilde gerçekleştirilmesi noktası da eksik kalmıştır.

Yatırım süresi, yatırım maliyeti ve Türkiye’nin nükleer teknolojiye yeterince sahip olmadığı gerçekleri göz önüne alındığında, AKP Hükûmetinin nükleer santral kurma konusundaki ısrarını anlamak mümkün değil.

Ülkemizde enerji sıkıntısı vardır, doğrudur. Ama, çözüm, kesinlikle, ülkemizin ve halkımızın güvenliğini tehdit eden nükleer enerji santrali değildir. Çözüm, yerli, yenilenebilir, temiz ve güvenilir enerji kaynaklarıdır.

Bugün “Su akacak, Türk bakmayacak.” diyorsunuz, Sayın Bakanın bugünkü demeci gazetelerde. Ama, beş yıldır sularımız akıyor, AKP Hükûmeti, maalesef, bakmakta.

Bu Yasa’nın ülkemiz açısından çok büyük ve geri dönüşü imkânsız zararlar doğuracağını bir kez daha ifade ederek, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çerçioğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Çanakkale Milletvekili Sayın Mustafa Kemal Cengiz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Yüce Meclisin Sayın Başkanı, yüce milletin değerli vekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ve şahsım adına yüce Meclisinize saygılar sunuyorum.

Bugün görüşülmekte olan 45 sıra sayılı, 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 5’inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa tasarısı, Cumhurbaşkanlığınca iade edilmiş on bir madde ve iki geçici maddeden oluşan dar kapsamlı bir kanundur. Özellikle bu Kanun’un kapsamı, nükleer teknolojinin zeminini yasal bir çerçeveye oturtmak değil, özellikle nükleer santrallerin kurulması, işletilmesi ve işletilmeden mütevellit üretilen enerjinin satılmasıyla ilgili oluşan bir kanun taslağıdır.

Gönül isterdi ki, bugün bizler, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, nükleer teknolojinin sınırsız sınırlarında, özellikle insanlık için tıpta ve insanlığın mutlu geleceği için nükleer teknolojiden yararlanmayı hedefleyen kanun üzerinde ve bunları düzenleyen mevzuat üzerinde konuşmayı temenni ederdik.

Bizler teknolojiye karşı değiliz. Ancak, bugün dünya temiz enerji peşinde koşarken, yenilenebilir enerji kaynaklarımızın çokluğu ve mevcudiyeti ve dünyanın da buna yöneldiği son günlerde, nükleer santraller belki en son konuşulması gereken konu olmalıdır diye düşünüyorum. Bugün ülkemizde jeotermal kaynaklar açısından baktığımızda, kendi ilim olan Çanakkale’den örnek verdiğimizde, özellikle Çanakkale, dünyanın en önemli, Kestanbol ve Tuzla jeotermal kaynaklarıyla, yirmiye yakın jeotermal kaynakla birlikte, aynı zamanda Türkiye’nin en rantabl rüzgâr enerjisini de o bölgede görmekteyiz. Bunun yanında, güneş enerjisi ve linyit yatakları, aynı zamanda hidroelektrik santrali kurulabilecek su kaynakları da Çanakkale’de mevcut iken, Türkiye genelinde de bu temiz enerjinin oluşabileceği birçok kaynağı da görmekteyiz.

Bugün görüşmekte olduğumuz Kanun’un 5’inci maddesinin (2)’nci ve (4)’üncü fıkralarına özellikle Çevre Komisyonu üyesi olarak baktığımızda, bu maddelerde dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de nükleer atıkların taşınması, geçici depolanması, nihai depolanması, bunların geri dönüşümünün sağlanması, bertaraf edilmesi ve nükleer atıkların bertarafıyla ilgili maddeler geçmektedir.

Özellikle bugün 3.225 belediyeye baktığımızda, katı atıklarını yüzde 2 civarında çöp depone alanı ve geri dönüşüm tesislerini kurmuş olan belediyelerin Türkiye’ye bir de nükleer santrallerin atıklarıyla ilgili ayrı bir problemi beraberinde getirebilecek bir düzenleme eksikliğini de bu Yasa içinde görmekteyiz.

Özellikle nükleer tesislerin atıklarının bir yerden bir yere taşınması, geçici depolanması, nihai depolanması, iş ve işçi güçleriyle ilgili yasa tasarısı içinde açıklayıcı olmaması.

Özellikle Çevre Komisyonu üyesi olarak bu Yasa’nın tali bir komisyon olarak Çevre Komisyonuna gelmeden, çevrecilik açısından değerlendirilmeden Meclise gelmesini de bir eksiklik olarak görüyorum. Özellikle Çevre Komisyonu üyesi arkadaşlarımızın bu Kanun üzerinde mutlaka farklı görüşleri ve mütalaası olacaktı.

İşte, bu açılardan olaya baktığımızda, özellikle nükleer santrallerden oluşacak atıkların tesisleri yapılırken hem geçici hem nihai depolarında mutlaka ÇED aranmalı ve bunlarla ilgili bir yönetmelikle bunların mutlaka düzenlenmesi gerekmektedir. Avrupa’ya baktığımızda, bu zamana kadar, nükleer atıkların tamamen ortadan kaldırıldığı, bertaraf edildiği bir sistem hâlâ ortaya konulamamıştır.

Bu konularla birlikte çok önemli olan nükleer santralin bu kadar aceleci veya çok hızlı bir şekilde Meclis gündeminden geçirilmesi yerine, diğer konularda olduğu gibi, insanların geçmişte, özellikle 6 ve 9 Ağustos 1945 ve Çernobil’de yaşadığı acı hatıraları hatırladığında, ağzı sütten yanan insanların yoğurdu nasıl üfleyerek yediği bir konumda Meclisi de görmekteyim. Gözlemlerim de bu noktada olmaktadır.

Özellikle, insanların bu acılarla birlikte nükleer kalıntıların, nükleer tehlikenin en büyük tehlikesi de, gelecek nesillere bırakabileceğimiz kalıtsal tehlikesi olacaktır. Mutlaka bununla ilgili ciddi bir depolanma, taşınma, katı atıkların bertaraf edilmesiyle ilgili düzenlemeler gerekmektedir.

Özellikle, şu ana kadar, 5’inci maddeye kadar dile getirilmeyen, nükleer santrallerin çalıştırılmasıyla ilgili bir konu var, ilk kez buradan benim de ifade edeceğim. Nükleer santrallerin iki şeye ihtiyacı var. Bir tanesi uranyum, bir tanesi de su. Yani, bugün, belki uranyumdan daha çok, nükleer güç santrallerinin bağlı olduğu ana madde su kaynağıdır. Özellikle bunun bu zamana kadar dile gelmemesi ve küresel ısınmanın dünyayı etkilediği, Türkiye’nin de 2040 yılında bazı bölgelerde çölleşme, kuraklık ve özellikle de susuzluk ihbarları ve bilim adamlarının da bu konudaki önerilerini duyduktan sonra, yarın kuraklık ve küresel ısınmadan dolayı su kaynaklarımızın veya bazı bilim adamlarının da bu konuda saniyede 10 ton veya… İşte, Sinop’ta hesabı yapılan, köylere, beldelere saniyede 584 litre su ayrılmış ve orada yapılacak nükleer güç santraline de saniyede 140 litre su ayrılmıştır. Şimdi, bunları düşündüğümüzde, küresel ısınmanın ve kuraklığın özellikle 2040 yılında ülkemizi de ciddi manada etkileyeceğini düşündüğümüz noktada, acaba yarın sudan dolayı bu santraller çalışmazsa, susuzluktan dolayı ve su kaynaklarının tükenmesinden veya kurulduğu noktadaki su kaynaklarının yetersizliğinden dolayı bu santrallerin çalışmamasından dolayı bunun zararı veya bunun masrafı, bunun çalışmamasının bedeli ne olacaktır? Bunu da hatırlatmak istiyorum. Mutlaka bunlar üzerinde konuşma, düşünme, mütalaa ve mutlaka da su kaynaklarının güç santralleriyle ilişkisini çok iyi kurmak, bu gerçekler üzerinde santralleri reel zemine ve reel mevzuat sistemi üzerine oturtmamız gerektiğine inanıyorum.

Özellikle Avrupa’ya baktığımızda, bugün Avrupa’da güç santralleri veya nükleer santrallerle ilgili ne gibi işlemler yapılmaktadır? Özellikle, 24 Temmuzda Fransa, nehir kıyısında kurulmuş 37 tane nükleer santrale sularını deşarj ettiği için -sıcak bir suyla deşarj ediliyor- tabii, ısınmış ve nükleer santralin soğutma sisteminden geçmiş ısınmış suyun tekrar nehre salınmasıyla nehirde bir ısınma meydana geliyor ve bu nehrin veya o bölgenin ırmaklarında veya denizinde –bilemiyorum- tuzlu suda flora ve faunanın yok olmasına sebebiyet veriyor. İşte, en önemli tehlikelerden bir tanesi budur. Yani, nükleer santralin soğutma sistemine -bilim adamlarınca- saniyede 10 ton suyun verilmesi, akabinde bu suyun da nehirlere tekrar dönmesi sonucunda o nehir suyunun ısındığı ve o nehirde bulunan hem fauna hem floranın da yok olduğu noktasında bilim adamları görüş beyan etmiştir.

Bu çerçevede, küresel ısınmayla birlikte özellikle bazı ülkelerde bununla ilgili tedbirler alınmış ve 24 Temmuzda da Fransa bu santrallere bir ültimatom vermiş ve özellikle de, bazı santrallerde yavaşlatılma, bazılarında da durdurulmasına gidilmiştir. Özellikle örnek verirsek, Avusturya’nın tek reaktörü olan Zwentendorf’da 1978’de ve Amerika’daki daha açılmadan kapatılmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Cengiz, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) –Sovyetler Birliği’nde Çernobil kazasından sonra yapılan hiçbir sistem burada… Birçok ülke kapatılmasına karar vermiş. İtalya’da halk oylamasıyla reaktörler kapatılmış. Özellikle İspanya’da üç reaktör kapatılmış ve birçok Avrupa ülkesi özellikle küresel ısınma ve bununla ilgili de tekrar gözden geçirme ve bu enerjiden uzaklaşma yolunu tercih etmiştir.

Ben sözlerimi bitirirken burada özellikle TAEK’e de değinmek istiyorum. Türkiye Atom Enerjisi Kurumunu iki kez ziyaret etme, tanıma ve yakinen çalışmalarını görme fırsatı buldum hem belediye başkanlığımda hem milletvekilliğimde. Dolayısıyla, özverili çalışan bir ekip de var orada. Özellikle TAEK mutlaka çağdaş teknolojilerle donatılmalı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cengiz, sağ olun.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) – Özellikle yerli ve yabancı bilim adamları noktasında sözleşmeli -kadro karşılığı olmaksızın- yetkisi verilmeli. Ve mutlaka TAEK’in güçlendirilmesi ve desteklenmesi gerektiğine inanıyorum.

Tüm yüce Meclisimize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, saat 20.00’de toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 18.59

 

 

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Eyyüp Cenap GÜLPINAR

KÂTİP ÜYELER: Fatma SALMAN KOTAN (Ağrı), Murat ÖZKAN (Giresun)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 18'inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

45 sıra sayılı Komisyon Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Kanun’un 5’inci maddesi üzerinde şahısları adına söz vereceğim.

İlk söz, Malatya Milletvekili Sayın Mevlüt Aslanoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Başkan, yüce Meclisin çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, ben burada -nükleer enerji ve nükleer santrali çok bilmem ama, bilmediğim konuda da konuşmam ama- biraz sizi geçtiğimiz dönemin ilk bugünlerine götüreceğim. Bir de 1995 yılından sonra Türkiye’de bir enerji darboğazı oluştu. Ondan bugüne kadar neler oldu? Dönüp eskilerden ders alıyor muyuz? O dönemde Türkiye’de bir enerji darboğazı… Biliyorsunuz, herkes korkutuldu, karanlıkta kaldık kalacağız… Hep birileri, yurt dışından bazı şirketler, bazıları “işte, siz karanlıkta kalacaksınız” senaryoları yazıldı ve geçtiğimiz dönemde ilk bu Meclis açıldığında, vay, bu yapılan hidroelektrik santraller, yap-işlet-devret modeliyle veya doğal gaz santralleri, bu ülkenin dibine dinamit konulmuş. Bunu yapanlar -hep bize böyle söylendi- çok yüksek fiyatlarla, yap-işlet-devret modeliyle, çok yüksek fiyatlarla bunları yaptırmışlar.

İşte, bir Keban’dan veya başka hidroelektrik santralden elde edilen elektrik bedeli, elektrik maliyeti bu olmasına rağmen, on beş yıl bu insanlara 1’e 10 kat fazla, 15 kat fazla bedel ödeyeceğiz dediler bu Mecliste ve hep birileri Yüce Divana gönderildi. Birileri ülkeyi sattığı için ve ülkeye çok büyük zarar verdiği için hep bir yerlere… Söylediniz, biz de eğer bu ülkeye kim zarar ettirdiyse gönder kardeşim -biz de söyledik- gönder kardeşim dedik.

Tabii, bakıyorum şimdi, o süreç… Şimdi, soruyorum Sayın Bakanım: O barajlar belli, 1,5 milyar dolar, 1,8 milyar dolar, 2 milyar dolara mal olan barajlar var. Maliyeti bu dediler bu barajın, ben on beş yılda ama yaparım bunu, on beş yıl da elektriği sana bu fiyata satarım dediler. Yani, o 2 milyar dolarını alacak şekliyle, hem de faiziyle beraber.

Şimdi yine soruyorum: Eğer, biz, o barajları -paramız olsa- birilerine on beş yıl yap-işlet-devret modeliyle değil de paramızla yaptırsaydık, ihale etseydiniz, bu barajlar üçte 1 fiyatına yapılır mıydı yapılmaz mıydı?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Paramız varsa…

AYHAN YILMAZ (Ordu) – Bu bir soru…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, geçtiğimiz dönemin senaryosu. Ben dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Yuvacık Barajı’nı da aynı şekilde söylüyor musunuz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hepsi, hepsi, hepsi, hangisi varsa, hangisi varsa, hiç…

Ve bugün o hidroelektrik santralleri veya doğal gaz santralleri bu ülkeye kaç paraya mal olmuş? Bu ülke o santrallerden elektrik alarak kaç para ödüyor? Ülkenin kaç parası gitti? Bunlar hangi maliyetlerle yapılabilirdi? Ben dikkatinize sunuyorum.

Şimdi, dönüyorum, değerli arkadaşlarım, bu bir değişiklik, yeni bir şeye gidiyorsunuz. Uyarıyorum sizi. Burada dikkatinize sunuyorum. Geçen 3’üncü maddede bir ay, iki ay, üç ay sonra… Bak “Bir ay içinde yayınlanır. İki ay içinde şartname Bakanlar Kurulu onayıyla yürürlüğe girer. Ondan sonra, bir ay sonra da teklife açılır...” Üç ayda biz bu ihale konusunun şartnamesini hazırlıyoruz, teklifi açıyoruz ve teklifle alıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, elinizi vicdanınıza koyun, yarın –ve bunları yapacak kurumlar da yüzde 99 hepsi yabancı- diyecek ki sana: “Ben sana kredi veriyorum, bunu yapıyorum ama…” Tabii, burada, bilmiyorum yerli kullanım ne olabilir. Ama, herhâlde hidroelektrik santrallerinde yerli kullanım en az yüzde 50-60 oranındaydı.

Arkadaşlar, o hidroelektrik santrallerinin hepsi… Dedi ki: “Şu müteahhide vereceksin, şu makineyi alacaksın…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen konuşmanızı tamamlar mısınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Toparlıyorum Başkanım.

“…ve şunları kullanacaksın.” dedi. Pazarlık diye bir payın kalmadı, mecbur kıldı. Kendi firmalarını korudular, kolladılar o kredi veren kurumlar. Belli bu firmalar.

Ben bir kez hepinizi uyarıyorum. Eğer üç ay içinde bu ihaleler yapılacaksa, bu firmaların üç ay içinde belli olması… Kimler olacak ve dünün, beş yıl önce konuştuğumuz şeyleri diliyorum ki en kısa sürede konuşmayız. Türkiye tekrar çok büyük bedel ödeyen bir ülke olmasın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Şahısları adına ikinci sıra, Hasan Ali Çelik, Sakarya Milletvekili.

Buyurun Sayın Çelik. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Kanun’un bu maddesi, yani 5’inci maddesi işletme, atık yönetimi ve işletmeden çıkarmayla ilgili hususları düzenlemektedir. Dolayısıyla, bu madde, aynı zamanda geri gönderilme sebeplerinden de bir tanesidir. Komisyonumuz bu maddeyle ilgili ciddi anlamda düzenlemeler getirmiş ve bu maddenin ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden düzenlenmesini gerçekleştirmiş ve huzurlarınıza arz etmiştir.

Bilindiği gibi, radyoaktif atık, nükleer enerji santrallerinin en önemli ve üzerinde dikkatle durulması gereken hususlarından bir tanesidir. Dolayısıyla, bu madde üzerinde de, içeriğine baktığımız zaman, komisyondaki değişikliklerle maddede son derece olumlu, daha önce belki tereddüt veya talep edilen birçok konunun ihtiyaca cevap verir hâle geldiğini görmekteyiz. Tabii, bununla birlikte kullanılmış yakıtların –bu Kanun kapsamındadır diye ifade etmek istiyorum- korunması ve depolanması, hem geçici depolanması hem de sürekli depolanması, ciddi anlamda bir dikkat gerektirmektedir. Dünyada, bunun, bugüne kadar tabii 440 civarında santral işletildiğine göre ve 1950’li yıllardan beri bu işlemler yapıldığına göre, bildiğimiz, çok tehlike arz eden ortada durum yoktur. Ama, dikkatli ve özenle işin usulüne uygun olarak yapıldığı zaman bu güven ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, hem insan sağlığının korunması hem çevrenin korunması hem de yaşam güvenliğinin temini ve sürekliliği daha etkin biçimde ortaya çıkmış olmaktadır. Nükleer santral işletmeciliğinin işletme sonrası durumlarını, yani, işletmeden çıkarılmasının da durumu önemlidir. Dolayısıyla, burada, kanun içerisinde bunlar “işletmeden çıkarma hesabı” ve “ulusal radyoaktif atık hesabı” adı altında iki ayrı hesap içerisinde kanuna belirli bir pay oluşturulmuştur, her satılan elektrik üzerinden kilovat saat başına belli bir pay oluşturularak konulmuştur. Bu da 0,15 sent ABD doları değerindedir. Tabii, bizim Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bu konuda uzman kuruluşlarımızdandır. Dolayısıyla, görüşlerin büyük bölümü oradan da bize intikal eden görüşlerdir. Tahmin ediyoruz ki, dünyada bu maliyeti karşılayacak esnek ve tahmin ederim ki, esnekliğin de ötesinde, maksimal düzeyde karşılayabilecek bir rakam ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, bununla yetinilmedi. İlave olarak, bu madde içerisinde, işletmeci için, nükleer santral işletmecisi için bir ar-ge faaliyeti de öngörülerek, bunun için yine bir pay öngörülerek çalışmaların bu doğrultuda, gerek atık yönetimi gerekse işletme yönetimi gerekse nükleer santrallerin işletilmesi ve nükleer çalışmalarda işletmenin daha verimli hâle getirilmesi ve ülkemize katkısının artırılması için gerekli düzenlemeleri öngörmektedir.

Dolayısıyla, bu düzenlemelerle hem bu kanunun öngördüğü emniyet ortaya konulmuş hem de gerekçesi bu kanunla sağlanmış olmaktadır diyor, hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çelik.

Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Buyurun Sayın Akkuş, ilk soru sizin.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Efendim, ben 3’üncü maddede soracaktım, ancak, geçtiği için vazgeçiyorum.

BAŞKAN – Sormuyor musunuz?

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Hayır.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Süner… Yok.

Sayın Yalçın… Yoklar herhâlde.

Sayın Gök…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Gök dedim, Gök. Siz söz almamışsınız burada Sayın Genç. Söz yok sizin, Gök var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mikrofondaki kırmızı ışık yanıyor. Bu söz müdür, değil midir Sayın Başkan?

BAŞKAN – Yok. Gelip beraber bakın işte.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Herhâlde siz bana söz vermemek için…

BAŞKAN –  Daha isminiz çıkmadı, belki ileride olabilir. Sıra kalırsa size vereceğim söz, merak etmeyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu makine bu kadar arıza yapamaz.

BAŞKAN – Sizin karşınızda her şey arıza yapar maalesef.

Sayın Kılıçdaroğlu, buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakana iki sorum olacak.

Birincisi, bu İÇH ve URAH hesaplarında bir yıllık tahminî birikim ne kadar olacak? Bu konuda Bakanlığınızın bir çalışması oldu mu?

İkincisi de, geçen gün bu doğal gaz santralleriyle ilgili olarak Muhakemat Genel Müdürlüğüne bir yazı yazdığınızı söylemiştiniz. Bu yazı acaba görüş almak için mi, yoksa, alacağın takibi için hazine avukatlarının harekete geçmesi için mi? Bu konuda da ek bilgi sunarsanız sevinirim.

Teşekkür ediyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu.

Sayın Aslanoğlu, buyurun... Yok herhâlde.

Sayın Paksoy.

MEHMET AKİF PAKSOY (Kahramanmaraş) – Sayın Bakanım, beş yıllık iktidar döneminizde, enerji üretimine yönelik herhangi bir termik santral ihalesi yapılmış mıdır, temeli atılmış mıdır? Temeli atılmışsa hangi aşamadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Paksoy.

Sayın Coşkunoğlu, buyurun efendim.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aracılığınızla Sayın Bakana… 5’inci maddenin üçüncü fıkrasında “TAEK’in yayınlayacağı ölçütler çerçevesinde” deniyor. Bu ölçütler şirket belirlendikten önce mi yayınlanacak, sonra mı?

Bir diğer soru: Dördüncü fıkrasında, hesapların her birine -bu, herhalde URAH ve İÇH hesapları- 100 kilovata 15 sent yatırılacağı ifade ediliyor. Bu neye göre hesaplanmıştır? Yani, bu 15 sent, Amerikan senti, 100 kilovat için? 15 rakamının nasıl bulunduğunu sormak istiyorum.

Son olarak da, altıncı fıkrada, yine yıllık gelirinin yüzde 1’ini araştırma ve ar-ge’ye ayırmak zorunda. Bu ar-ge’yi kendi belirleyeceği ar-ge şeklinde mi, yoksa belli bir yönlendirme veya belli bir kılavuz olacak mı? Bu nasıl denetlenecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Coşkunoğlu.

Buyurun Sayın Akcan.

ABDÜLKADİR AKCAN (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Aracılığınızla Sayın Bakana teknik bir soru… “Bir güç reaktörü projesinde, reaktörün işletmeye alınmasına kadar kaç çeşit lisanslama faaliyeti vardır? Bu faaliyetler için gereksinim duyulan iş gücü potansiyeli nedir?” tarzında bir soru aklıma geldi, onu yöneltmek istiyorum.

Yazılı da olabilir Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akcan.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, Karadeniz… Taşkömürleri İşletmesinde daha önce yapılan planlamada beş yıllık plan öngörmüştünüz, ancak daha sonra Devlet Denetleme Kurulunda bunların özelleştirileceği hükmü vardır. Şimdi, plan değişikliği oldu mu burada? Bu neden yapıldı?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Soru sorma süresi dolmuştur.

Sayın Bakan, buyurun efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sondan başa doğru gideyim.

Bu taş kömürüyle ilgili olarak herhangi ilave bir şey yapılmadı, çalışmalarımız devam ediyor. Yalnız, biz, orada özel sektöre de açtık. Maden Kanunu’nda bir değişiklik yaptık, özel sektöre de açtık ve aşağı yukarı rezervlerin yarısını özel sektöre açıp ihale ettik, yarısı hâlâ Taşkömürü İşletmesi tarafından yapılıyor. Ayrıca da irili ufaklı 21 işletme vardı, onları da ihale ettik. Orada, daha evvelden 100 milyon ton kömür üretilirken, özel sektöre verince 800 milyon tona çıktı aynı miktar. Ayrıca da dört saha da, büyük sahalar da ihale edildi.

Onun dışında, aldığımız elemanlarla da üretimde artış meydana geldi. Ama, o bahsettiğiniz planlama, nereden aldığınızı bilmiyorum, ama, böyle yeni bir çalışma yok.

Kaç çeşit? Sayın Akcan’ın sorusu. Üç çeşit lisanslama olacak. Bir tanesi yerle ilgili, ikincisi inşaatla, üçüncüsü de işletmeyle ilgili lisanslama olacak. Onun dışında da işin nükleer yönünü, TAEK’in yerine kurulacak, yani yeni yapılanmayla oluşacak kurum nükleeri denetleyecek. EPDK düzenleyecek. EPDK da elektrik alımı vesaire, o konuyla ilgili, enerjiyle ilgili kısmı da EPDK düzenleyecek.

Sayın Coşkunoğlu’nun sorularına cevabım: Tabii ki, önce olacak. Yani, önce bu kriterler çıkacak, ona göre firmalar belirlenecek. Daha doğrusu, o ölçütlere göre firmaların girip girmeyeceği belli olacak. Mesela, bunların içinde eski teknolojiye sahip olanlar, yerli katkı açısından sorunlu olanlar, uygulamada daha evvelden problemli olanları bu ölçütlerin dışında bırakacağız.

0,15 nasıl hesaplandı? Tabii ki, bu bütün uygulamalar göz önüne alınarak yapıldı. Norm olarak 0,1 civarındadır. Biz, orada bir miktar da pay düşündük ve 0,15 olarak hesap edildi. Tabii, bunların zaman zaman fiyatlarında değişiklik olabilir. Ama, biz onu marj da koyarak yaptık.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Geneli mi, kilovat saati mi 0,15? Ne?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Kilovat saati.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman, yarın bu ihtilaf konusu olduğu zaman…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Ben, aslında, soru sahibine cevap veriyorum, ama, kilovat saati…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yarın bir gün bir şey olursa çözemezsiniz, sorun yaratır. Soru sahibine cevap veriyorsun da…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Eğer Kanun’u okursanız görürsünüz orada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kanunu siz okuyun. Evvela, yazdığını siz anlayın.

BAŞKAN – Sayın Genç, böyle müdahale etmenin usulü var mı bu Mecliste? Herkes o zaman müdahale etsin. Söz vermiyorum size, yine de oradan müdahale ediyorsunuz! Yani, lütfen!.. Allah Allah ya!

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Şimdi, kilovat saat başına 0,15 sent olmak üzere hesaplanıyor. Orada, ar-ge ile bahsettiğiniz maddede, tabii ki, bunun denetlemesi yapılacak. Ancak, o maddeyi komisyon sırasında, görüşme sırasında ilave ettik. Orada bir açıklama ilave olarak belki gerekebilir. Çünkü, uygulamasında güçlük çekilebilir, bunu ben de itiraf ediyorum. O maddeye gelince, onu arkadaşlarımızla bir daha görüşeceğiz. Bir milletvekilimiz, öğretim üyesi, o teklif etmişti, ama, onu biz, bir daha gözden geçireceğiz.

Sayın Paksoy’un sorduğu soru: Şimdi, normal olarak biz, Kanun gereğince, herhangi bir üretim santrali yapmıyoruz, yapamıyoruz. Bundan dolayıdır ki, yeni Kanun’a göre bir yaklaşım değişikliği yaptık, özel sektör yapsın diye. Şu ana kadar bizim dönemimizde başlayıp biten toplam santrallerin, yani, kurulu güç 2.600 megavat civarı bizim dönemimizde başladı, bitirildi, işletmeye alındı. Toplam olarak söylüyoruz, 5.600 megavatlık da, şu anda kazma vurularak, inşaatı devam eden yatırımlar var. Toplam olarak da, ele aldığımız, kazma vurulup, bir de değerlendirme yapılanlar da, bunlar da, değerlendirme yapılıp başlatılacak olanlar da 30.000 megavat civarında. Bunların yarıdan çoğu, ilk 2.650 megavatın yaklaşık yüzde 70’i termik santral, özel sektör tarafından yapılan; diğerleri hidroelektrik ağırlıklı. Son zamanlarda rüzgârda büyük bir artış var. Rüzgârda başlattığımız, çalışanlar 12 katına çıktı, yani 17 megavattı, 12 katına çıktı. Üç buçuk sene içinde de 400 katına çıkacak, 8.000 megavata çıkacak.

Sayın Gök’ün sorusu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakanım, süreniz tamamlanmıştır, lütfen…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Yazılı olarak cevap vereyim.

 BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakanım.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde on iki önerge vardır. Ancak her madde üzerinde milletvekillerince sadece yedi önerge verilebildiğinden önce geliş sırasına göre ilk yedi önergeyi okutacağım, sonra bu önergeleri aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin altıncı fıkrasında geçen “yüzde birini” ibaresinin “yüzde ikisi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                             Mustafa Ataş

                                                                                                                 İstanbul

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin birinci fıkrasında geçen “diğer” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                        Mehmet Emin Tutan

                                                                                                                   Bursa

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı tasarının 5’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ile Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Devlet Bakanı’nın onayı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve resmi gazetede yayımlanması” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Elitaş

Mehmet Erdoğan

Hamza Yerlikaya

 

Kayseri

Gaziantep

Sivas

 

Durdu Mehmet Kastal

 

Yusuf Ziya İrbeç

 

Osmaniye

 

Antalya

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (4) fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

D.Ali Torlak

 

İzmir

Mersin

İstanbul

 

Beytullah Asil

Ahmet Orhan

Yılmaz Tankut

 

Eskişehir

Manisa

Adana

 

 

Muharrem Varlı

 

 

 

Adana

 

“Santralın devreye girmesini takiben ileriki yıllarda yapılan bu kesintinin santralın söküm maliyetini karşılamayacağının görülmesi halinde bu kesinti oranını belirlenecek yıllar ve yüzde dâhilinde yeniden değerlemeye tabi tutarak ve en fazla % 50 artırmaya Enerji Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından karar verilir.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

 

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı Tasarının 5. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

Tacidar Seyhan

Kemal Kılıçdaroğlu

M. Şevki Kulkuloğlu

 

Adana

İstanbul

Kayseri

 

M. Ali Susam

Atila Emek

M. Ali Özpolat

 

İzmir

Antalya

İstanbul

 

 

Tayfur Süner

 

 

 

Antalya

 

“(7) Santralı kuran şirket, İÇH kaynaklarının yetersizliği halinde, ek söküm maliyetlerini karşılayacağını taahhüt etmek zorundadır.”

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (3) fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oktay Vural

Mehmet Şandır

D. Ali Torlak

 

İzmir

Mersin

İstanbul

 

Beytullah Asil

Ahmet Orhan

Yılmaz Tankut

 

Eskişehir

Manisa

Adana

 

 

Muharrem Varlı

 

 

 

Adana

 

“Şirket, TAEK’in yayınlayacağı mevzuat ve ölçütler çerçevesinde yakıt temininden ve yakıt yüklemesi de dahil olmak üzere yer seçiminden işletme döneminin sonunda santralın devreden çıkarılmasına kadarki bütün aşamalardan ve tesis sökülmesinden sorumludur.”

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup, işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5654 sayılı Kanun’un 5 inci maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Elitaş

Veysi Kaynak

Fevzi Şanverdi

 

Kayseri

Kahramanmaraş

Hatay

 

Ahmet Öksüzkaya

 

Abdurrahman Arıcı

 

Kayseri

 

Antalya

“5) Nükleer yakıt, radyoaktif madde veya radyoaktif atık taşınırken veya santralda bir kaza olması durumunda 29/07/1960 tarihli Nükleer Enerji alanında Üçüncü Şahıslara Karşı Kanuni Sorumluluk Hakkındaki Paris Sözleşmesi ve ek değişiklikleri ile diğer ulusal ve uluslar arası mevzuat hükümleri uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşmak isteyen?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Değişiklikle, maddede yer alan Paris Sözleşmesinin adı ve tarihi tam olarak yazılmıştır.

BAŞKAN – Komisyonun…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergenin oylanması sırasında karar yeter sayısı istiyorum.

BAŞKAN – Bu sefer usule uygun istediniz teşekkür ederim.

Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, elektronik cihazla yapın.

BAŞKAN – Acele etmeyin Sayın Genç, sayıyorlar.

Kabul etmeyenler…Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin altıncı fıkrasında geçen “yüzde birini” ibaresinin “yüzde ikisi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Mustafa Ataş (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yıllık gelirin yüzde birlik kısmının araştırma ve geliştirme faaliyetlerine ayrılmasının miktar itibarıyla düşük olması; araştırma ve geliştirme faaliyetlerine yıllık gelirin yüzde ikilik kısmının ayrılmasının yerinde olacağı mütalaa edilerek önerilmiştir.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

45. sıra sayılı kanun tasarısının beşinci maddesinin birinci fıkrasında geçen “diğer” ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                      Mehmet Emin Tutan (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun tekniğine daha uygun olacağı mütalaa edilmiştir.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı tasarının 5’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanı ile Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı olduğu Devlet Bakanı’nın onayı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve resmi gazetede yayımlanması” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Resmî Gazetede ilan şartıyla maddedeki boşluk giderilmiştir.

BAŞKAN – Komisyonun takdire bıraktığı, Hükûmetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (4) fıkrasına aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

“Santralin devreye girmesini takiben ileriki yıllarda yapılan bu kesintinin santralın söküm maliyetini karşılamayacağının görülmesi halinde bu kesinti oranını belirlenecek yıllar ve yüzde dâhilinde yeniden değerlemeye tabi tutarak ve en fazla %50 artırmaya Enerji Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından karar verilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Kanunda belirlenmiş kesintinin esası belli değildir. Bunun maliyeti karışlayıp karşılamayacağı açık değildir. Bu durumda Kanunda belirlenen miktarın belli esaslar dahilinde yerinde değerlendirilmesi ve her hâlükârda belirlenen miktarın yüzde 50’sini aşmayacağını temin etmek amacıyla önerilmiştir.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı Tasarının 5. maddesine aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Tacidar Seyhan (Adana) ve arkadaşları

“(7) Santralı kuran şirket, İÇH kaynaklarının yetersizliği halinde, ek söküm maliyetlerini karşılayacağını taahhüt etmek zorundadır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, siz mi konuşacaksınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kurulan nükleer santral eğer sökülürse, İÇH hesaplarında biriken para söküm maliyetini karşılamıyorsa vergilerle finanse edilecek ve vergilerden söküm masrafı karşılanacak.

Şimdi, yatırımı yapan bir şirket, kârı elde eden şirket, ondan sonra söküm işini yapacak, onu garanti altına almak için bir hesap açıyoruz, oraya parayı yatıran şirket. Ama, para yetmezse diyoruz ki vatandaşa dönüp, senin vergilerinden biz bu söküm maliyetlerini karşılayacağız.

Biz, buna karşı çıkıyoruz. Doğru bir uygulama değildir. Bu ülkede asgari ücretlinin, fakir fukaranın ekmek, peynir, zeytin, süt alırken ödediği vergilerle, ben, niçin, bir firmanın söküm maliyetlerini finanse edeyim? Başlangıçta bunu eğer sözleşmeye veya şartnameye koyarsak firma da buna göre koşullarını belirler, ona göre ihaleye girip girmeyeceğini, daha doğrusu Bakanlığın belirleyeceği koşullara uyup uymayacağını, teklif verip vermeyeceğini belirleyecektir.

Biz, bu belirsizliği gidermek ve bütçeden kaynak aktarmamak amacıyla bu önergeyi verdik. Takdirlerinize sunuyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu.

Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (3) fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                             Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

“Şirket, TAEK’in yayınlayacağı mevzuat ve ölçütler çerçevesinde yakıt temininden ve yakıt yüklemesi de dahil olmak üzere yer seçiminden işletme döneminin sonunda santralın devreden çıkarılmasına kadarki bütün aşamalardan ve tesis sökülmesinden sorumludur. “

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu önerge, aslında, bir sorumluluğu belirlerken burada “TAEK’in yayınlayacağı birtakım ölçütler var” dendi. Bu ölçütlerle şirketin sorumluğu sadece yakıt temini ve işletme döneminin sonunda santralin devreden çıkarılmasıyla ilgilidir. Şimdi, peki, işletme sırasında bu ölçütlere uyup uymayacağı konusunda TAEK’in bu ölçütlere uymayacağına dair, uymaması konusunda açık bir hüküm vardır; bu, bir boşluktur. Muhakkak surette, bu işletme sırasında da TAEK’in belirlediği ölçütlere uygun işletme yapması lazım, ölçüm yapması lazım, test yapması lazım. Bu, çok ciddi bir güvenlik riskidir, yanlıştır, bu yanlıştan dönülmesi gerekmektedir. Düşünün, yakıt temininde sorumlu, bir de sökümünden sorumlu! Peki, yakıtı kullanırken, elektrik üretirken TAEK’in ölçütleri hangi kapsamda belirlenecek ölçüt olduğunu da bilmediğimiz için, kapsamını da bilmediğimiz için, dolayısıyla TAEK’in mevzuatıyla sorumlu olduğunu, burada konulmasında büyük bir fayda olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bir de, Sayın Bakanım belirtti, açıkçası, tabii benim de Genel Kurula borcum… Çünkü, dün yaptıkları bir konuşmada, sayın milletvekilimizin, Sayın Bakanın kullandığı bir kelimeden dolayı bir ısmarlama şeyi çıkmıştı. Daha sonra, baktığımızda, böyle bir sözün olmadığını gördüm ve Sayın Bakana da ilettim. Burada Sayın Bakana ilettiğim, bana ait bir sözü kendileri burada ifade etti, ama benim Meclise karşı olan sorumluluğum gereği böyle bir kelimeyi kullanmamış, kullanmış gibi göstermiş olduğundan dolayı yüce heyetten ben özür dilerim.

Tabii doğru bilgi vermemiz lazım. Bizim, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun usul ve esasları belirlemesi gerekir ile ilgili bir önerge verdiğimiz zaman Sayın Bakan “var” dedi, Komisyon da “var” dedi.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, 3’üncü maddenin son fıkrasında diyor ki: “EPDK tarafından, sözleşme imzalaması uygun görülen şirketle ilgili mevzuat çerçevesinde lisans verilir.”

Değerli arkadaşlarım, bu Meclise doğru bilgi vermek zorundayız. Lisansla, satışıyla ilgili usul ve esaslarda Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun görüşünü almak arasında hiçbir illiyet bağı yoktur ve siz oradan “Var” dediniz.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Lisans onun için veriliyor.

OKTAY VURAL (Devamla) – Doğru değil… Bu doğru değil… Doğru değil.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Onun için veriliyor lisans.

OKTAY VURAL (Devamla) – Olmayan bir hususa “Var” dediniz. Yani, olmayan bir hususa “Var” dediniz. Ben size söylüyorum: Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, toptan ve perakende satış şirketlerinin piyasaya girişini, tarifelerle ilgili düzenlemeleri yapar. Siz dediniz ki: “Var” yok… “Lisans verilir” sadece var.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Niçin verilir?

OKTAY VURAL (Devamla) – Yani…

BAŞKAN – Sayın Vural, devam eder misiniz siz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bilmiyor musunuz, bana soruyorsunuz.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Bilmiyorum.

OKTAY VURAL (Devamla) – Bilmiyorsunuz…

O zaman yanınızda varsa onlara sorun, Müsteşara sorun.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Onlar diyorlar ki…

OKTAY VURAL (Devamla) – Yani, lisans vermek sadece TAEK, TETAŞ’la bu şirket arasındaki sözleşmedir. Bizim söylediğimiz, TETAŞ’ın toptan ve perakende satış şirketlerine satışıyla ilgilidir. Arasında hiçbir ilgi yoktur. Böyle bir kanun olur mu? Olmayan bir şeye “var” diyorsunuz. Burada, gerektiğinde yanlış kullanılan bir sözden dolayı, gerektiğinde Meclise yanlış bilgi verdiğimizden dolayı bunu geri almasını biliriz ama bu Meclise doğru bilgi vermeniz gerekir. Biz kanun yapıyoruz burada. “Derme çatma” dediğimiz zaman… Bunu da bilmiyorsanız ne desin, başka, milletvekilleri? “Derme çatma” yerine “Çatma derme” mi diyelim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biraz hafif konuşuyorsun. Biraz daha ağır konuş! (Gülüşmeler)

OKTAY VURAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın, bir: İşletme sırasında ciddi ölçütlere uyum açısından sıkıntı vardır, bunun doldurulması lazım.

İkincisi de, muhakkak surette Sayın Bakan ve Komisyonun, benim ifade ettiğim “TETAŞ’ın bu elektriği satacağı toptan ve perakende satış şirketleriyle imzalanacak olan usul ve esasları belirleyecek hususlarda EPDK’nın görüşü alınacaktır.” hususunun, “var” dedikleri hususun olmadığını yüce Meclisle paylaşmalarını istiyorum.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkan, küçük bir açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Yerinizden bir açıklama yapabilirsiniz.

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Sayın Başkanım, EPDK’nın TETAŞ’la yapmış olduğu lisans anlaşmasında, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu olduğu için, enerji piyasasındaki fiyatlarla alakalı düzenlemeyi tanzim etmek üzere, satış koşullarıyla tanzim etmek üzere, şartları olumlu olursa lisans veriliyor, yoksa lisans verilmiyor. Lisans verme işleminde bütün bunlar müzakere edildiği için, bu, bunun içerisinde mündemiç. Ayrı bir ifadeye onun için gerek görmedim. Yoksa, arkadaşımızın hassasiyetine biz de aynen katılıyoruz, onun için “var” dedik.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, yine yanlış anlama var. “TETAŞ’la bu şirket arasında lisans verilir.” deniyor. Bizim dediğimiz bu satışla ilgili usul, esaslardır.

BAŞKAN – Efendim, soruyu bana mı soruyorsunuz, Komisyona veya Hükûmete mi soruyorsunuz? Ben mi cevap vereyim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yerimden bir açıklama yaptım efendim belki siz daha iyi bilirsiniz diye.

BAŞKAN – Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Önerge işlemleri tamamlanmıştır.

Şimdi, kabul edilen önergeler doğrultusunda 5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler.. 5’inci madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

Kamu iştiraki ve yatırımı

MADDE 6- (1) Bu Kanundan yararlanmaya hak kazanan şirket ile bir iktisadî devlet teşekkülü, 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde iştirak ilişkisi kurabilir.

(2) Bakanlığın görev vermesi halinde kamu şirketleri bu Kanun kapsamındaki santralları yapabilir, yurt dışında benzer yatırımları yapabilir veya yatırımlara iştirak edebilir. Bu amaçla Bakanlar Kurulunca, yurt içinde veya yurt dışında santral kurmak, kurdurmak, işletmek ve/veya işlettirmek ve üretilen elektriğin satışını yapmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi şirket kurulmasına karar verilebilir. Bu kapsamda kurulacak şirkette özel sektör şirketlerinin hisse sahibi olmasına izin verilebilir. Kurulacak şirketin denetimi 2/4/1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre yapılır.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Şevki Kulkuloğlu.

Buyurun Sayın Kulkuloğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kanun’un 6’ncı maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

6’ncı maddeyle ilgili sözlerime başlamadan önce, Sayın Komisyon Başkanımızın hekimliğimle ilgili söylediği sözlere değinmek istiyorum. Ben, Sanayi Komisyonunda bir milletvekili ve sanayici kimliğimle bulunuyorum. Tabii ki, benim bir hekim kimliğim de var, sanırım Sanayi Komisyonunda başka hekim olan arkadaşımız da yok. Komisyon üyesi arkadaşlarımız ihtiyaç duyarlarsa hekim kimliğime, onu da burada devreye sokabilirim.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Böyle bir şey demedim.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu maddenin ilk fıkrasında, kanundan yararlanmaya hak kazanan şirket ile bir iktisadi devlet teşekkülünün iştirak ilişkisi kurabileceği düzenlenmiştir.

Hemen ikinci fıkrasındaysa, bakanlığın görev vermesi halinde kamu şirketlerinin bu kanun kapsamındaki santralleri yapabileceği ve kamu tarafından yapılan bu santrallerin, sonradan hisselerini özel sektöre devredebileceği düzenlenmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu maddeyle Kanun bütüncül şekilde düşünüldüğünde, nükleer güç santralleri ya bir özel sektör şirketine Kanun’un 3’üncü maddesindeki prosedürle verilecek yahut Kanun’un 6’ncı maddesinde belirtilen kamu sektörü şirketleriyle özel sektör şirketleri arasındaki iştirak ile kurulabilecektir yahut bakanlığın verdiği görev ile bu güç santralleri kamu şirketi tarafından kurulacaktır.

Hemen burada 3’üncü madde hakkındaki bazı hususlara dikkatinizi çekmeyi uygun bulmaktayım. Kanun’un 3’üncü maddesinde “Şirketin ve/veya şirketlerin seçimi bakanlık tarafından kanunda belirtilen usulle yapılacaktır. Şirketlerden istenilen ölçütler, kanun yürürlüğe girdikten sonra bir ay içerisinde TAEK tarafından yayınlanır. Yarışmaya katılacak şirketlerde aranacak şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, altyapıya yönelik teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak enerjinin miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları Kanun yürürlüğe girdikten sonra bir yönetmelikle iki ay içerisinde belirlenecektir” denmektedir.

Bu yönetmelik yayınlandıktan sonra en geç bir ay içerisinde teklif almak üzere TETAŞ tarafından ilana çıkılacaktır.

Bu prosedürün karışıklığı karşısında, muğlaklığı, şirket seçimi hususunda Kanun’un vahim durumda olduğunu göstermektedir.

Bir de dikkatinizi çekmek istediğim diğer bir husus ise bu prosedürde işleyen sürelerdir. Bu süreleri aklıselim şekilde okuyunca, aklıma bir soru gelmektedir: Bu acele neden? Nükleer santral kurma konusunda bizi atlı mı kovalamaktadır? Birilerine söz mü verilmiştir?

Madde incelendiğinde “Tanım” maddesinde de belirttiğimiz bir hususu açmak gerekecektir. Kanun’a son değişikliklerle bir de “TETAŞ” eklenmiştir. Acaba TETAŞ’a verilmiş bu yetkileri kullanabilecek durumda bir kuruluş mudur? Bunun önemle düşünülmesi gerekmektedir.

Değerli arkadaşlar, konuştuğumuz 6’ncı madde hakkında bir önerge verdik. Önergemizde Sayın Cumhurbaşkanının geri gönderme gerekçesine uygun olduğunu düşündüğümüz bir düzenleme teklif ettik. Kanun’un ikinci fıkrasında Bakanlığın görev vermesi hâlinde kamu şirketlerinin santral yapmasına, yurt dışındaki benzer yatırımları yapmasına veya iştirak etmesine imkân sağlanmıştır. Bu konularda Bakanlar Kurulunun özel hukuka tabi şirket kurulmasına karar verebilmesi düzenlenmiştir. Bu şirketlere “özel sektör şirketlerinin hisse sahibi olmasına izin verilebilir” hükmü getirilmiştir.

Sayın Cumhurbaşkanı bu maddeyi uygun bulmama gerekçesinde bu hisse devrinin bir özelleştirme olduğunu ifade etmiş, özelleştirmenin de, Anayasanın 47’nci maddesi uyarınca özelleştirme usulünün Kanun’da açıkça belirtilmesi gerektiğini belirtmiştir. Biz bu hususta arkadaşlarımızla bir önerge verdik. Önergemizde özelleştirme usulünün 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Kanunu’na tabi olması gerektiğini belirttik. Kanun’un bu kısmındaki eksikliğin bu şekilde doldurulabileceği ve Cumhurbaşkanının belirttiği hususun bu konu olduğunu düşünmekteyiz.

Değerli arkadaşlar, Kanun’un 6’ncı maddesinde endişe duyduğum bir diğer kısım ise, güç santrallerinin sökülmesi hususunda toplanacak olan fon ile zararın karşılanamaması durumunda yüzde 25 hazine üzerine bırakılan zarardır. Eğer bu, yüzde 25 ile de karşılanamazsa “Şirket üzerine bırakılacaktır.” hükmüyle 6’ncı maddede belirtilen kamu şirketi-özel şirket iştirakinin bu zarara nasıl katlanacağı hususudur ki, mantıklı olanı, iştirakler oranında bu zarara katlanmalarıdır.

Ancak beni lütfen dikkatle dinlemenizi rica ediyorum. Özel şirket tarafından kurulmuş olan bir santral ömrünü doldurmaya yaklaşırken, hani sizin bugün sahip olduğunuz çoğunlukla her şeyi geçirdiğiniz gibi, böyle bir çoğunluk hükûmeti gelir ise, hükûmetin ve bakanlığın görev vermesi hâlinde, bir kamu şirketinin tamamen ya da çoğunlukla bu nükleer santraldeki şirkete iştirak etmesi durumunda ne olacaktır? O zaman, bakanlığın ya da hükûmetin kararıyla, özel şirketin üzerindeki söküm masrafı alınmış olacak, siyasi amaçlarla kolayca kullanılabilecek, bu gibi aşılabilecek düzenlemelerle ülkeye yük getirilecektir.

Nükleer güç santrallerinin kurulması gibi önemli bir Kanun’da bunun bulunmasını bir talihsizlik olarak nitelemekteyim. Eğer ülkemizin bu kadar rahat kullanılabilecek, israf edilebilecek kaynakları var ise, o zaman sormak istiyorum: Neden 137 bin esnafın defterlerine bir günde bankalarda el koydunuz da hepsini haciz durumuna getirdiniz? Bunu, mutlak ve mutlak cevaplandırılması gereken bir soru olarak görüyorum. Madem kamunun kaynağı bu kadar fazla, o zaman neden bütçenin açığı 15 katrilyona bu yıl, 18 katrilyona yaklaşık gelecek yıl ulaşmakta? Neden dış ticaret açığımız, cari açığımız, ödemeler dengemiz bir zafiyete dönüşerek giderek büyümekte, uygulanan düşük kur, yüksek faiz politikasıyla sanayicimiz, ihracatçımız cezalandırılmakta, istihdamın artırılması düşünülürken her gün binlerce işsiz sokaklara dökülmektedir? Esas, bu sorunun cevabı verilmesi gerekir.

6’ncı madde, değerlendirdiğim söz konusu Kanun, kanun tekniği, içerik açısından eksik ve hatalıdır. Bu eksikliğin nedeni Hükûmetin etkin ve ayakları yere basan bir enerji politikasının olmamasından kaynaklanmaktadır. Taslak metinden bu yana durmadan değiştirilen bu kanun tasarısı, Hükûmetin bu konuda zihninin bulanıklığının en büyük kanıtıdır. Kanun’un en tehlikeli yanı, Hükûmetin bunu alelacele çıkarmaya çalışmasıdır. Bu Kanun’dan önce çıkarılması gereken yasal düzenlemeler yapılmadan, bu düzenleme, alelacele Genel Kurula inmiştir. Bu da, Hükûmetin sanki gizli niyetleri olduğu kanaatini insanda uyandırmaktadır.

Son olarak diyorum ki, amaç konusunda eksikleri olan bu Kanun’un kabul edilmemesi gereği ortadadır. Bu nedenle, söz konusu Kanun geri çekilmelidir. Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kulkuloğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Edirne Milletvekili Sayın Cemalettin Uslu.

Buyurun Sayın Uslu.(MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CEMALETTİN USLU (Edirne) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Kanun’un 6’ncı maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, ilk ticari nükleer reaktör 1950 yılında çalışmaya başlamıştır. 31 ülkede 441 nükleer güç santrali bulunmakta. Baz yük güçte çalışan nu reaktörler dünya elektrik üretiminin yüzde 16’sını, yüzde 17’sini karşılamakta, 284 araştırma reaktörü 56 ülke tarafından kullanılmakta ve yaklaşık 220 reaktör de uçak gemileri ve denizatlılarında kullanılmaktadır.

Farklı ülkelerde bulunan nükleer güç santrallerinin enerji ihtiyacını karşılama yüzdelerine baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri’nin 104 tane nükleer güç santraliyle enerji ihtiyacının yüzde 20’sini, Fransa’nın 59 nükleer güç santraliyle enerji ihtiyacının yüzde 78’ini, Belçika’nın 7 nükleer güç santraliyle enerji ihtiyacının yüzde 55’ini karşıladığını görmekteyiz.

Bildiğimiz gibi, önümüzdeki yirmi yılda dünyada enerji ihtiyacı ve özellikle temiz olarak üretilen elektrik enerjisine olan ihtiyaç artacaktır. Bu açıdan konuya yaklaştığımızda, nükleer güç reaktörlerinin dünya elektrik ihtiyacının yüzde 16’sını, OECD ülkelerinin yüzde 24’ünü ve AB ülkelerinin de yüzde 35’ini karşıladığını görmekteyiz.

Nükleer reaktörler olmaksızın baz gücün hemen hemen hepsi fosil yakıtlardan üretilmek zorunda kalınacaktır. Biliyoruz ki, elektrik kullanımının kişi başına dünya ortalaması 2.500 kilovat iken, Türkiye’de elektrik kullanımı kişi başına 2.100 kilovat, OECD ülkelerinde ise bu ortalama 8.900 kilovattır. Bu ifadeyle, elektrik kullanımımızın dünya ortalamasına yaklaşacağını söyleyebiliriz. Fakat, biliyoruz ki, hidroelektrik santraller baz gücü sağlamak için kullanılmamaktadır.

Nükleer reaktörlerin en önemli avantajı, fosil yakıt kullanan teknolojilere göre elektrik üretim maliyetinin ucuz ve çevresel etkilerinin daha az olmasıdır. Nükleer santrallerin avantajlarından bir diğeri de, birim üretim maliyeti içindeki yakıt maliyeti oranının düşük olmasıdır.

Türkiye enerjide dışa bağımlı ülkeler kategorisinde yer alıyor. Fosil yakıtları bağımlılığın yüzde 70’e çıkması, nüfus artışı yüksek olan Türkiye için büyük risk oluşturuyor.

Bildiğimiz gibi ülkemiz, nükleer enerjinin ham maddesi olan uranyum ve toryum bakımından belirli bir kaynağı sahiptir. Türkiye’de tesadüfen bulunmuş uranyum rezervi 10 bin ton civarında ve görünür toryum rezervi de 380 bin tondur.

Değerli milletvekilleri, nükleer teknoloji günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ve bizim ülkemizde, tıpta, endüstriyel ve askerî alanlarda araştırma geliştirme çalışmalarında kullanılan birçok izotopun üretilmesinde ve dünya elektrik gereksiniminin yüzde 17’sini karşılamasına rağmen ülkemizde elektrik üretiminde kullanılmamaktadır.

Nükleer santraller fosil yakıtlı santrallere oranla göreceli olarak daha yüksek inşaat ve yatırım maliyeti gerektirmektedir. Biliyoruz ki, nükleer enerjinin, enerji programının ilk aşamalarında ihtiyaç duyulan organizasyonların kurulması için ilave yatırımlar ve ekstra maliyetler söz konusu olacaktır. Bununla birlikte, nükleer enerji santralleri uzun vadede elektrik üretim fiyatlarının kararlılığının korunmasında ciddi katkılar sağlayacaktır.

Saygıdeğer milletvekilleri, nükleer teknoloji elektrik enerjisi üretmenin yanı sıra, ısı, hidrojen üretimi, deniz suyundan tatlı su üretimi, radyoizotoplar gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Nükleer teknoloji, bilgi ve deneyim gerektiren, kalite temini ve güvencesi kültürüdür. Bütün bu olumlu ifadelerin değerlendirilmesinde, nükleer güç santrallerinin önemi ve ihtiyacı bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Ancak, özümsenmiş standartlar ve sorunlardan arındırılmış bir teknolojiyi, nükleer mühendislik mezunu, tüm mühendislik disiplinlerinden mezun, yetişmiş insan gücüne olan ihtiyacı, güvenlik, çevre kültürü eksiklikleri, toplumsal duyarsızlık, Çernobil deneyimi, kullanılmış yakıtların depolanması gibi olumsuzlukları da göz ardı etmememiz gerekir.

Diğer taraftan, Tasarı’nın 6’ncı maddesinde belirtilen konularla ilgili olarak, kamu tarafından kurulacak olan şirkete özel sektör şirketlerinin sonradan ortak olmasının kamu hissesi devri anlamına gelebileceği için bir özelleştirme işlemi olduğunu, keyfî uygulamalara açık olan bu düzenlemenin, kamunun çıkarlarını koruyan önlemlerin alınmasını gerekli kıldığını, özel şirketlerle ortaklığın hangi mevzuata göre yapılacağının belirginleştirilmesinin gerekli olduğunu belirtmek isterim.

Ayrıca, Kanun, kamunun kuracağı şirketin faaliyet alanı yurtdışını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ancak, bu kamu şirketine ortak olacak şirketin tespitine ve uygunluğuna dair kriterler belirlenmemiştir. “Sadece bu kapsamda kurulacak şirket ile özel sektör şirketlerinin hisse sahibi olmalarına izin verilebilir.” denmektedir. Yukarıda ifade ettiğim gibi, bu izin uygulaması ne şekilde olacaktır? Bununla beraber, nükleer santrallerin kurulduktan sonra denetimi konusunda da gerekli ve yeterli altyapı çalışmasının yapılmasının da önemli olduğunu ifade etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, nükleer güç santrallerinin kurulması ve işletilmesi konusundaki eleştirilerimi bilgilerinize sunuyor, sizleri saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Uslu.

Şahısları adına ilk söz Kayseri Milletvekili Sayın Taner Yıldız’a ait.

Buyurun Sayın Yıldız. (AK Parti sıralarından alkışlar)

TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tabii, 6’ncı maddede, özellikle kamu ve özel şirketlerin statüsünü netleştiren, belirleyen bir konudan bahsediyoruz. Özellikle, bahsettiğim gibi, bunların temelinde bir model arayışı yatmaktadır. Yani, ister özel sektör özel hukuk hükümleriyle, ister özel artı kamu özel hukuk hükümleriyle veya özel sektör hiç bu Kanun’a tabi olmaksızın böyle bir müracaat yapabiliyor. Bunların da temelinde, aslında bütün bu elektrik işlerinin, yatırımlarının kredilendirilmesiyle alakalı bir usul arayışı yer almaktadır.

Bu, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde de zaman zaman olmuştur ve temel bir modele oturtma arayışı devam etmiştir. Özellikle Sayın Turgut Özal’ın Almanya ziyareti sırasında, 1984’te nükleer santrallerin imalatçı firmalarla oluşturulacak bir ortaklık vasıtasıyla kurulması, on beş yıl süreyle işletilmesi ve tüm borçların enerji satışlarıyla, tarife yoluyla tekrar geri ödenmesinden sonra devredilmesi tarzındaki bir öneri nükleer santral projesine yeni bir boyut kazandırmıştır ve ilgili Alman firması, TEK’le beraber, diğer imalatçı firmaların da iştirakleriyle kurulacak bir ortaklığın tüm teknik sorumluluğunu, tesis ve on beş yıllık işletmenin üstlenilmesini kabul etmiş, fakat tesisin mülkiyetinin TEK’e ait olmasıyla beraber de ortaklığın TEK adına ve hesabına yönetiminin üstlenilmesi ve sağlanacak finansmana devletçe garanti verilmesi hususlarında ısrar etmiştir. O zamanki TEK tarafından, yalnızca üretilecek enerjinin alımı, fiyatı, borç taksitleri ve kâr payının yurt dışına transferi konusunda garanti verilebileceği, bunun dışında ise herhangi bir garanti verilemeyeceği söylenmiştir. Tabii, bu ise tesisin gecikmesi ve arızalanması halinde, ilgili firma tarafından borç taksitlerinin bir bölümünün istenmesi üzerine de 1985 yılında görüşmeler durdurulmuş. Yine bir başka firmayla 1985’den itibaren tekrar görüşmelere davet edilmiş ve ilgili yılın ağustos ayında bir protokol imzalanmış ve bu protokole göre de kurulacak ortaklıkta yüzde 40 ile TEK’in payının, yüzde 60 ile de ilgili firmanın, iç ve dış finans dünyasındaki yatırımcılarla beraber veya enerji yatırımcılarıyla beraber bir ortaklık temin etmeleri sağlanmış ve TEK’çe temin edilecek finansmanın Türkiye ve geri kalan yüzde 60’lık finansmanın da Kanada tarafından temin edilmesiyle alakalı bir öngörü yapılmış.

Ortaklık ana sözleşmesi, uygulama anlaşması ve enerji satış sözleşmesi taslakları hazırlanmış ancak Kanada Hükûmeti, ön protokole bağlanan bu şartlarla beraber finansmanın yüzde 60’ını garanti etmeyi kabul etmemiş, bundan sonra da 1986 yılının sonlarında da tekrar bu model bir nevi suya düşmüş.

Şimdi, bütün bunlar aslında, şu anda Bakanlığımızın yaptığı, sağlam bir model tespit edip onun üzerinde özel sektör iştirakçilerinin herhangi bir mazeretinin kalmayacağı bir ortam oluşturması ve bunu sağlarken de özellikle piyasanın serbestleşmesini engellemeden yapılması lazım.

Tabii, burada bir ithamla karşı karşıya kalma durumu var, o da: “Her isteyenin dediği şekliyle mi bunlar yapılacak yani isteyen firma istediği modeli mi buraya oturtacak?” Bence, her isteyenin istediği değil ama isteklerinin dikkate alındığı bir model olduğu muhakkak. Çünkü, biraz önceki konuşmamda da belirttiğim gibi, bu, devlet imkânlarının, yine aynı şekilde devlet arzını garanti altına almak adına makul şartlarda paylaşılma işidir. O açıdan, ister serbest alım garantisiz olsun -yalnız başına yaptığı- isterse alım garantili olsun -yine yalnızca firmanın gerçekleştirdiği- isterse de alım garantili ama kamu artı özel beraber olduğu bir model arayışına girilmiştir.

Burada tersinden düşünme imkânımız da vardı. Nedir o? Öncelikle, kamu, bu hisseleri, kamu hisselerini özel sektöre açmak yerine, belki de kamu sektörünün, bir nevi limitet veya bir anonim şirketin kendisini belki de yönlendirmek, pazara sokmak imkânı da olabilirdi. Bu da tersinden bir model arayışı demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Yıldız.

TANER YILDIZ (Devamla) – Şunu söylemek mümkündür ki: Her iki halde de normalde enerji sektörü için arz açığını kapatmaya yönelik böyle bir basic yükün, bir temel yükün, bir baz yükünün oluşturulması için nükleer enerji santralinin kurulmasıyla alakalıdır. Bu açıdan, inşallah, başarılı olmasını hep beraber ümit ediyoruz.

Teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yıldız.

Şahısları adına ikinci sırada, Kütahya Milletvekili Sayın Hüsnü Ordu.

Buyurun Sayın Ordu. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HÜSNÜ ORDU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsım adına 6’ncı maddede söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu nükleer enerji tasarısıyla ilgili, yapacağımız bu kanunla ilgili, bu işin arka planında 2001 yılında çıkan ve şu anda Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından 4628 sayılı Kanun’a göre serbest rekabet şartları içerisindeki bir fiyat politikasıyla düzenlenen kanunla beraber ve bu Kanun’dan evvelki duruma baktığımızda, Türkiye şöyle bir ikilem yaşamıştır: Bu Kanun’dan evvel, 2001’den evvel, “yap-işlet, yap-işlet-devret, işletme hakkı devri, 3096, 3996” gibi Türkiye’nin enerji sektöründe, üretiminde birtakım yasalar çıkarılmıştır ve bunlar, dönemin hükûmetlerince uygulanmaya çalışılmıştır. Kusurları olmuştur, artıları olmuştur. Kusurları olanları, zaman zaman Genel Kurulda görüşüyoruz. Avrupa Birliği sürecinde, 4628 sayılı Yasa’yla beraber, artık, hazine garantisi olmayan, bir alım sözleşmesi olmayan, serbest rekabet şartları içerisindeki bir düzenlemeyle yeni yatırım ihtiyacı kanunla belirlendikten sonra, piyasada kamuyla ve özel sektörle, hukukçularla ve yatırımcılarla ilgili bir kafa karışıklığı olmuştur. Bunun ana nedeni şudur: Kanun diyor ki, bu yatırımları özel sektör yapacak, kamu yapmayacak.

Kamunun, değerli arkadaşlar, şu anda, zaten, yıllık 4-5 milyar dolarla enerji arzına katkı yapılması gerektirilen bir durumda -bütçeler ortada, kaynaklarımız ortada, uyguladığımız mali disiplin ortada- bunları yapmasının hiçbir mümkünatı, imkânı yoktur.

Peki, yasa ne diyor? “Özel sektör” diyor. Peki, özel sektör ne yapacak? Acaba, Türkiye’deki özel sektör veya yabancı da gelse buraya, bu boyuttaki bir yatırım ihtiyacını karşılayabilecek bir öz sermaye ve finansmanı nasıl temin edecek? Bu konunun özünde tümüyle yatan, meselenin ana noktası buradadır. Bu sebepten dolayı, bugüne kadar yenilenebilir enerjide veya bugün, bu Genel Kurulda görüştüğümüz Nükleer Enerji Tasarısı’nda, 4628 sayılı Kanun’un yatırımcılar açısından geçirdiğimiz süreçte, öz sermaye eksikliği, finansman teminindeki gösterilen güçlüklerden dolayı, bugün, bu düzenlemeyle rüzgâr enerjisiyle kurulacak bir yenilenebilir enerjide bile yapılamayan yatırımlar, yatırımcılar için bir yasa çıkardık. Orada teşvik modelleri getirdik.

Bu işin özünde, bu taslakta, yapılan ihale sonucunda ihaledeki en uygun fiyatı veren TETAŞ -daha sonra diğer yasal düzenlemelerde yaptığımız gibi- perakende satış ve toptan satış şirketleriyle, burada yaptığı ikili anlaşmalarla bu yatırımın yapılabilecek bir anlaşmayla, yani bir sözleşme çerçevesindeki, bir anlamda hazine garantisinin dışında finansman teminine kolaylık getirebilecek bir modelle bu yatırımın yapılması öngörülüyor.

Ayrıca bu tasarıda, sadece özel sektör değil, tabii yatırımın büyüklüğü de nazarıdikkate alındığında, TAEK diyor ki yazdığı birtakım önerilerde, görüşlerde: “Bir ünitenin 600 megavattan daha düşük olmaması lazım.” Böyle bir ifade var. Kabaca bir hesap yapsak, bir ünite sadece, bugün 1,5-2 milyar dolar. Şimdi, bu kaynağın bulunabilmesi için, buradaki amaç -bu tasarının içerisinde- muhtemelen özel sektörle de kamunun bir modelle bir işbirliği yapılması hesabı yapılıyor.

Sonuçta, bu tasarının haricinde, kanaatimce eksikliğimiz, yerli kaynaklara yönelik de buna benzer usullerle yeni bir teşvik modelinin getirilmesi ihtiyacı var. Burada, bunu ifade edebilirim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlayın.

Evet, buyurun Sayın Ordu.

HÜSNÜ ORDU (Devamla) – İnşallah, önümüzdeki dönemde, özellikle baz yüklü santrallerle ilgili kömür ve büyük hidrolik santrallerinden, yerli kaynaklara yönelik, millî kaynaklarımıza yönelik, ulusal kaynaklarımıza yönelik bir model kurumlarımız ve Bakanlığımız düzenlerse, bu meselede eksik olan yönümüzü de tamamlamış oluruz diyorum inşallah.

Bu Yasa’nın, ülkenin, geliştirilmeye çalışılan bu modelin, inşallah, bu önümüzdeki süreçte bunun yapılmasını öngören bir model olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Ordu.

Madde üzerinde konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru ve cevap işlemine başlıyoruz.

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakanım, Elektrik Mühendisleri Odasının milletvekillerine gönderdiği mektupta, nükleer enerji pazarlığının kimlerle, kimin için yapıldığının açıklanması istenmektedir. Gerçekten, böyle bir pazarlık var mıdır varsa hangi şirketle yapılmıştır?

İkincisi: Güvenlik ve atık sorunu çözümlenememiş bir teknolojinin, ülkemiz yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmeden, yeni hükûmetin kurulmasıyla birlikte, alelacele Meclisin ilk gündemine getirilmesinde acaba uluslararası nükleer lobilerinin ve emperyalist şirketlerin bir dayatması var mıdır?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, o kadar muğlak, uygulamasında uygulamacıların o kadar büyük bir sıkıntı çekeceği bir Kanun getirildi ki. Şimdi, tabii hep böyle aceleyle gidiliyor. Mesela, 5’inci maddede: “Santralı kuran şirketler, yıllık gelirinin yüzde birini araştırma ve geliştirme faaliyeti için ayırmak zorundadır.” Bu parayı nerede muhafaza edecek? Şirket kendi bilançosunda mı muhafaza edecek yoksa bir fondan mı tahsil edilecek? Bunlar, hep ileride problem olacak şeyler.

Şimdi, burada Bakanlar Kurulunun verdiği kamu şirketlerine özel şirketlerin de ortak olması sağlanıyor benim anladığım kadarıyla. Tabii Komisyon ne diyor… Şimdi, bu bir nevi Anayasa’nın 47’nci maddesine göre özelleştirmedir. Bu özelleştirme hangi şartlarda yapılabilir? Bu kamunun kurduğu şirketlere yap-işlet-devret veyahut da yap-işlet metoduyla mı bu özel şirketler ortak olacak? Yarın, öbür gün, yani bir bakan baktı ki bir şirket kuruldu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Genç.

Buyurun Sayın Tütüncü.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz yıllardan beri bir şeyi savunduk kamu girişimciliği konusunda, dedik ki: “Özelleştirme bir amaç değildir, ekonominin daha güçlü kılınması açısından uygulanacak araçlardan, politikalardan biridir.” Yıllardan bu yana AKP olarak buna karşı çıktınız ve kamu girişimciliğine ideolojik bir yaklaşımla baktınız ve tasfiyeye yöneldiniz. Şimdi geldiğimiz nokta, kamu girişimciliği. Hoş geldi.

Şimdi, buradan şuraya gelmek istiyorum: Demek ki, Türkiye’nin gereksinimleri, ihtiyacı kamu girişimciliğini de zorunlu kılar, çünkü 50’li yıllarda öyle oldu. Buraya, şimdi kamu girişimciliğine geldik.

Sorumu soruyorum: Acaba, önümüzdeki dönemde de AKP, yıllardan bu yana sürdürdüğü bu ideolojik tavrını başka konularda da bırakacak mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tütüncü.

Buyurun Sayın Yunusoğlu.

SÜLEYMAN LATİF YUNUSOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında benim sorum 5’inci maddenin lisanslama konusuyla ilgiliydi, vakit elvermediği için soramamıştım, şimdi arz ediyorum: Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, lisanslama faaliyetlerini yürütecek şekilde, kendi iç yapılanmasını mevzuatına uygun şekilde oluşturabilmiş midir? Eğer oluşturamamışsa, bu konuda ne tür çalışmalar yapılmaktadır, öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yunusoğlu.

Buyurun Sayın Taner.

RECEP TANER (Aydın) – Sayın Bakanım, biraz önce sormuştum, 51 no ile bahsettiğim şey: Elimde belgesi var, diyor ki, ihalede usulsüzlük yapan ve yasalara aykırı olarak sözleşmeli çalıştırılan personelle ilgili, kurumdan uzaklaştırılan kişilerin üst görevlere getirilmesiyle ilgili, KPDS sınav sonucu olmayan kişilerin kuruma alınmasıyla ilgili, sendikalı personelin arasında ayrımcılık yapıldığıyla ilgili… Sayın Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanıyla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının istemiş olduğu soruşturma iznini, 24/4/2006 tarihinde soruşturma iznini reddetmişsiniz. Onu sormuştum, herhâlde cevaplarsınız.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Taner.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok efendim, bitti zaten, süre bitti.

BAŞKAN – Süremiz doldu, tamam.

Sayın Bakanım, buyurun, cevap verme süreniz başlıyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Önce Sayın Öztürk’ten başlayayım. Bu, zaman zaman, Elektrik Mühendisleri Odası -başka mühendislik odalarında değil ama- kendi sahasında, kendi lehine olabilecek konularda bile bazen çok farklı, ideolojik diyebileceğim yaklaşımlarda bulunuyor. Bunu ben başkanıyla da üyeleriyle de görüştüm. Ben toplantılarına da katılıyorum, hem demokratik bir ortamda tartışalım, açıklayalım diye. Nedense böyle bir yaklaşımı var ve buna diğer bazı üyeler de katılmıyor. Ama, böyle bir davranışı var, yaklaşımı var ve zaten siyasi yaklaşımlarını da ispatlayabilecek tercihlerini de ortaya koyabiliyorlar bazen. O detaya girmek istemiyorum.

Ancak, şunu söyleyeyim: Nükleer enerji gibi -Türkiye’nin madem bir enerji ihtiyacı varsa- enerji kaynaklarından biri, daha fazla elektrik mühendisinin çalışmasını gerektirecek bir sahaya, meslek mensuplarının lehine olabilecek konularda dahi bazen ideolojik tercihleri öne çıkıyor.

Ben de bir mühendis odası mensubuyum, yani Türkiye Mühendis Mimarlar Odasına mensubum. Mesela bakıyorum, diğer odalar bunu yapmıyor ama Elektrik Mühendisleri Odası bunu yapıyor. Belki de bu muhalefet boşluğunu gördüğü için yapıyor ve bundan dolayı da ben, hatta şunu da söyledim: Keşke bir siyasi parti niteliğinde olsa da biz de onlarla daha iyi, daha sağlıklı tartışmalar yapabilsek diye.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Memlekette iktidar boşluğu var, iktidar boşluğu; muhalefet boşluğu yok.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Şimdi, ikinci olarak güvenlik konusunda… Alelacele diye hep burada, zaman zaman ifade ediliyor. Nükleer enerji konusundaki çalışmalar otuz, kırk senedir devam ediyor. Burada alelacelelik yok. Hatta burada gecikme var. Biz bunu telafi etmek istiyoruz. Aceleyle sürati karıştırmamak lazım. Biz acele hareket etmiyoruz, süratli hareket ediyoruz. Aradaki farkı çok iyi ayırt etmek lazım ve bunu yaparken de bilimsel ve teknolojik olarak da bütün gereklerini yerine getiriyoruz.

Onun dışında, burada, Sayın Genç’in bir sorusu var, “hesap meselesi nasıl olacak” diye. Bunların hepsinin tarifleri ortaya konmuş. Bu, bir özelleştirme değil. Şirketlerin ortak olma usulleri, hem Türk Ticaret Kanunu’nda ifade ediliyor hem de ayrıca KİT’lerin yapısında bunlar netliğe kavuşmuş vaziyette; YPK kararları var, bununla ilgili diğer yönetmelikler var, ona göre hareket ediliyor.

Sayın Tütüncü’ye gelince, burada “kamu girişimciliğine hoş geldiniz” diyorsunuz ama… Biz, bunu yapmak kararında olduğumuz için bir tercih sırasına koyduk. Tercihimiz özel sektördür, olmadığı takdirde kamu özel ortak girişimidir. Onun dışında, eğer o da olmazsa kamunun yapmasıdır. Dikkat ederseniz üçüncü ve sonuncu tercihe onu koyduk. Buradaki tercihimiz özel sektördür ve şu ana kadar da hep özel sektöre yaptıralım diye bekledik. Yoksa biz, öbür türlü hareket etseydik, daha evvelki “yap-işlet”ler gibi, “yap-işlet,devret”ler gibi, altı ay içinde Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacını ihale ederdik, alım garantileriyle verirdik. Ama, çocuklarımız, torunlarımız bundan etkilenirdi. Onun için, şimdi, bilek güreşiyle alıyoruz, hepsini yarıştırıyoruz. En düşük maliyete ve en sürekli yapabileceklere veriyoruz. Bundan dolayı, başarılıyız ki, ayırdığımız paraları da sağlığa, emniyete ve eğitime veriyoruz, alt yapıya veriyoruz; işte, KÖYDES’e veriyoruz, BELDES’e veriyoruz, böyle gidiyoruz. Burada da tutarlı olduğumuz da ortaya çıktı ve dikkat ederseniz, yenilenebilir enerji gibi yatırımlarda, ayrıca, rüzgârın yaygınlaşmasında, bunların, hatta türbinlerinin Türkiye’de yapılması için ortamın oluşturulmasında da iyi gelişmeler var.

Dolayısıyla, burada bir ideolojik yaklaşım söz konusu değil. Burada, tamamen ülkemizin gerçekleri ve aynı zamanda da kaynaklarını başka yönlere, başka ihtiyaçlara çevirme hareketi... Dikkat ederseniz, bu noktada büyük bir yabancı yatırım akımı da var. Aynı zamanda yerli yatırımcılar da buna geliyor.

Burada lisanslamayla ilgili, bana 51’inci maddeden bahsettiniz. Bu noktada Danıştayın meni muhakemat kararı var. Konuyu, hem ben hem hukukçulara incelettim ve aslını da öğrendikten sonra bu kararı verdirmedim. Dolayısıyla, burada, tamamen yasal yine enstrümanları kullanarak bunu yaptık, yasalar çerçevesinde olaya yaklaştık.

Bir de size şunu söyleyeyim: Orada, bir grup arkadaş, devamlı olarak, normal işleri yapacağı yerde dolaşıyor, burada…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan, süreniz doldu.

Madde üzerinde üç önerge vardır. Önergeleri önce geliş sırasına göre okutacağım, sonra aykırılık sırasına göre işleme alacağım.

İlk önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan tasarının 6. maddesinin (2). fıkrasının ikinci cümlesinden sonra cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Tacidar Seyhan

Kemal Kılıçdaroğlu

Hulusi Güvel

 

Adana

İstanbul

Adana

 

Hakkı Suha Okay

Mevlüt Coşkuner

Ali Rıza Öztürk

 

Ankara

Isparta

Mersin

 

 

M. Ali Susam

 

 

 

İzmir

 

“Şirket hisseleri SPK mevzuatı çerçevesinde en geç iki yıl içinde halka arzedilir ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kote edilir. Şirket yönetim kurulu, halka arzdan sonra hisselerini borsa dışında ihale yöntemiyle de satabilir.”

BAŞKAN – İkinci önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunun 6 ıncı maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Hüsnü Çöllü

Özlem Çerçioğlu

Tacidar Seyhan

 

Antalya

Aydın

Adana

 

Mehmet Şevki Kulkuloğlu

M. Ali Susam

Fevzi Topuz

 

Kayseri

İzmir

Muğla

“Bakanlığın görev vermesi halinde kamu şirketleri bu Kanun kapsamındaki santralleri yapabilir, yurt dışında benzer yatırımları yapabilir veya yatırımlara iştirak edebilir. Bu amaçla Bakanlar Kurulunca, yurt içinde veya yurt dışında santral kurmak, kurdurmak, işletmek ve/veya işlettirmek ve üretilen elektriğin satışını yapmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi şirket kurulmasına karar verebilir. Bu kapsamda kurulacak şirketin hisse senetlerinin özel sektöre devri, 27/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kurulacak şirketin denetimi 2/4/1987 tarihli 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır.”

BAŞKAN – Şimdi, maddeye en aykırı önergeyi okutup işleme alacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı yasa tasarısının 6. maddesinin ikinci bendindeki “Bu kapsamda kurulacak şirkette özel sektör şirketlerinin hisse sahibi olmasına izin verilebilir” cümlesinin bent metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                              Kamer Genç

                                                                                                                  Tunceli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Konuşacak mısınız?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Herhâlde konuşacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ses yok. (AK Parti sıralarından “Sesinizi kesmişler.” sesleri)

Siz benim sesimi kesemezsiniz. Ben sizin sesinizi keserim, siz benim sesimi kesemezsiniz.

BAŞKAN – Sesiniz açıkmış.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1980’den beri bu Parlamento çatısı altında siyaset yapıyorum. İlk defa, bu kadar, muhalefet partisi milletvekillerinin sesinin kısıldığı bir Parlamento görüyorum. Geçen dönem, tabii, zaten…

Değerli milletvekilleri, bir iktidar partisi çıkıp da konuşmaz. İktidar partisi muhalefetin sesini dinler ama siz, muhalefetin sesini kısıyorsunuz. Üstelik de bakanlarınız da yetersiz, komisyon başkanlarınız da yetersiz.

Öyle bir kanun tasarısını getirmişsiniz ki. Bakın, ben, on altı sene Danıştay’da hâkimlik, savcılık yaptım, inanmanızı istiyorum. Bakın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunu getirdiniz, Elektrik Piyasası Düzenleme Kurulunu getirdiniz, Petrol Piyasası Düzenleme Kanununu getirdiniz. Gidin, Danıştay’da yüz bin tane dava var yahu.

Kanun yapmasını bilmiyorsunuz. Kanunda yapılan, koyduğunuz maddelerin ne anlama geldiğini bilmiyorsunuz. Ondan sonra, birtakım kurullar oluşturuyorsunuz. O kurullar da öyle bir ceza kesiyorlar ki vatandaşlara, 800 milyar lira, 900 milyar liralık davalar var. Düşünebiliyor musunuz, basit bir petrol bayisi, gitmiş bir tane dağıtıcı firmadan bir petrol almış, 900 milyar liralık bir tanker almış; buna getiriyorsunuz, dağıtıcı firmaya 825 milyar lira… Bakın, işte, burada Enerji Piyasası Kurulu. Bir bayiye de 75-80 milyar lira para kesiliyor. Bu nedir biliyor musunuz? Dayak yemesini öğrenmemişsiniz herhâlde? Şimdi, böyle bir kanun sistemini yaparsanız, bu da onay gibi geliyor.

Şimdi, burada, biraz önce Bakan kendi kendine konuşuyor. Biz birbirimizi tanıyoruz, cemaziyelevvelini de biliyoruz bu insanların. Şimdi, getiriyorsunuz, bugüne kadar, maalesef, Türkiye Cumhuriyeti devletinde serbest piyasa ekonomisi dedik, liberal ekonomi dedik.

Beyler, devleti çalıp da çırpmayan, devlet kesesinden cebine para doldurmayan çok büyük bir işletmeler yok. İlle birileri bir yatırım yaptığı zaman, gidiyor devletin birtakım kaynaklarına el uzatıyor, oradan zengin oluyor. İşte, bu da ona uygun bir şey.

Ben, tabii ki nükleer enerjinin kurulmasına taraftarım. Yani, yıllarca bizi uyuttular. Dünyada 444 tane nükleer enerji var, hâlâ Avrupa’da 70-80 tane nükleer enerji santrali kuruluyor. Biz, tabii, yıllarca birtakım şeylere geldik. Bu, Türkiye için çoktan beri gerekli bir şey ama biz bunları kurarken diyoruz ki hırsızlığa meydan vermeyelim. Şimdi, o zaman, özel teşebbüs yapıyorsa, kardeşim, gitsin yapsın. Ama, sen, Bakanlar Kurulu olarak birisine nükleer enerji santrali kurmak için yetki vereceksin, sonra bakacaksın, belli bir saatten sonra…

Maalesef, Türkiye'deki siyasi iktidarların sicilleri çok bozuk, çok bozuk. Yani, hakikaten dürüst bir yönetim gösterilse, vicdan muhasebesinden olayları geçirseler, biz, zaten, burada, bunları konuşmayız. Yahu, diyeceksiniz ki, zaten, bunlar, bu iktidara mensup insanlar hakikaten dürüst insanlar. Ee, ne olacak, dürüst insanın iktidar ettiği bir dönemde, devletin ve milletin menfaatleri gözetilerek, ciddi, sağlıklı işlemler yapılabilir, uygulamalar yapılabilir. Ama, maalesef, beyler, yani, Türkiye'nin en büyük makamlarına gelenler en büyük suistimallerin içinde, en büyük hırsızlıkların içinde olduklarını gördük yani. Görünce, mecburen, buralarda yapılacak kanunların, devlet kaynaklarının bu kişilerin yandaşları için istismar edilmemesi için, bu kişilerin ceplerine haksız, usulsüz olarak kanalize edilmemesi için, burada kanunlar yapılırken çok ciddi bir düzenleme yapmak zorunda olduğumuzu belirtmek istiyoruz.

Tamam, yani, şimdi, burada, bir kamu şirketine santral kurduruyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki, kardeşim, özel teşebbüs, sen gel buna ortak ol. Ee, nasıl olacak? Bu devlet malı. Özelleştiriyorsunuz. Anayasa’nın 47’nci maddesine göre özelleşecek bir kurum hangi koşullarda özelleşecek, hangi şartlarla devlet malına ortak olur, onu belirtmiyorsunuz. Bunun denetimiyle ilgili, Anayasa’nın 165’inci maddesinde maddesinde kamu iktisadi teşebbüslerini denetleme sistemleri var. Nasıl uygulayacaksınız? Böyle maddelerle bu kanunları getirirseniz, ileride bunlar devletin başına büyük belalar getirebilir. Bakın, bizim işimiz gücümüz ne burada? Burada, devamlı cumartesi de çalışalım, pazar da çalışalım. İşimiz ne? Devamlı bunları enine boyuna tartışalım değerli milletvekilleri.

Arkadaşlar, bu saatten sonra ne beklediğim bir makam var ne bir mevki var ne bir servet var. (AK Parti sıralarından “Cumhurbaşkanlığı” sesleri) Ama, bu memleket bizi sıfırdan, yani, amelelikten bu duruma getirdi. İstiyoruz ki, bizden sonra gelecek nesiller iyi bir hayat yaşasınlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – … iyi bir hayat şartlarını yaşasınlar.

Bakın, işte, memleketimizde her gün terör var, insanlar ölüyor. Bunların büyük bir kesimi işsizlikten oluyor. İşte, Başbakanınız Tayyip gitmiş Amerika’ya seyahat etmiş, şimdi gelmiş İtalya’ya. (AK Parti sıralarından alkışlar)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Tayyip diyemezsin.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başbakan, Sayın Başbakan.

KAMER GENÇ (Devamla) – İtalya’da ne arıyor? Ne arıyor, bir sorayım size. Ne arayayım ya, bir bakayım yani. Şimdi, bu memlekette bu kadar sıkıntı varken, özel uçaklarla böyle gezmenin bir anlamı var mı?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Saygılı olacaksın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben saygıyı senden öğrenecek değilim. Ben, bu memleketi iyi bilen bir insanım. Onun için…

HALİL AYDOĞAN (Ayfonkarahisar) – Benden öğreneceksin. Saygılı olacaksın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani, bakın, şu saatte Bakanlar Kurulu masasında kimse yok. Nerede bu adamlar? Gelsin, burada bizim konuşmalarımızı dinlesinler yahu! Dinlesinler… Bunlar bu devletten para alıyorlar. Bu saatte neredeler? Neredeler? Bir söyleyin bakalım. Nerede, hangi eğlence yerlerindeler? (AK Parti sıralarından gürültüler)

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – İş yapıyorlar, iş.

KAMER GENÇ (Devamla) – Gelsinler buraya yahu. Biz buradayız da bu saatte, biz burada çalışıyoruz, bunlar nerede?

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Saçmalama!

KAMER GENÇ (Devamla) – Gelsinler, burada otursunlar, konuşmalarımızı dinlesinler. Ondan sonra da birtakım insanlar gelecek burada çalışacak, onlar gidecek keyfine bakacak. Ondan sonra da en büyük kaynakları kendi yandaşlarının cebine aktaracak.

İSMAİL ÖZGÜN (Balıkesir) – Saçmalıyorsun ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir devlet görülmemiş. Evvela, bu görev size düşüyor.

Saygılar sunuyorum.

HALİL AYDOĞAN (Afyonkarahisar) – Halikarnas’tan bahset.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, müsaade eder misiniz... Yani, gocunmanıza sebep yok. Kamer Genç’in Başbakana “sayın” dememesiyle Sayın Başbakanımız “sayın” vasfını kaybetmiyor. (AK Parti sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ben diyorum ki, kişilerin nüfus cüzdanındaki…

BAŞKAN – Biz, burada, nezaketen size “Sayın Kamer Genç” diyoruz. Bundan sonra ben de Genç diyerek çağıracağım sizi buraya. Mademki sizin için önemli değil bu “sayın” kelimesi, ben de “sayın” demeden çağıracağım sizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önemli değil.

BAŞKAN – Tamam, kabul etmiyorsunuz “sayın’’ı. Siz “sayın”ı kabul etmiyorsunuz, sizin için önemli değilmiş “sayın.” Tamam, ben de sizi “Genç” diye çağıracağım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önemli değil…

BAŞKAN – Evet, önemli değil, buyurun, buyurun… Görürsünüz, bundan sonra nasıl çağırıyorum sizi. Bundan sonra görürsünüz, nasıl çağıracağım sizi. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Evet, Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 6. maddesinin 2. fıkrasının ikinci cümlesinden sonra cümlenin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                         Tacidar Seyhan (Adana) ve arkadaşları

“Şirket hisseleri SPK mevzuatı çerçevesinde en geç iki yıl içinde halka arz edilir ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kote edilir. Şirket yönetim kurulu, halka arzdan sonra hisselerini borsa dışında ihale yöntemiyle de satabilir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekili, buyurun. (AK Parti sıralarından “Genç, Genç, nereye, eğlenceye mi?” sesleri)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sizin bakanların yanına gidiyorum!..

BAŞKAN – Kötü örnek oluyorsun, kötü, kötü… Yazık! Yenileri ürkütüyorsun, yeni gelen milletvekillerini ürkütüyorsunuz. Yazık!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, süreyi yeniler misiniz.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Sayın Başkan “ürkme” lafınızı düzeltir misiniz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – O kelime çok ağır oldu Sayın Başkan.

KÜRŞAT ATILGAN (Adana) – Efendim “ürkme” lafını düzeltir misiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Susam.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, rica edeyim de, şu saati baştan başlatır mısınız.

BAŞKAN – Tabii, tabii…

Gündeme sadık kalmak kaydıyla, buyurun efendim.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 6’ncı maddeyle ilgili verdiğimiz önergeye ilişkin konuşurken, bir kez daha ortaya çıkan durum şudur ki, bu yasa tasarısının düzeltilmesi için çok mücadele etmeye ihtiyacımız var. Onun için, çok iyi niyetle önergeler veriyoruz. Ama, bu saatte, burada bulunan değerli milletvekili arkadaşlarımı bir kez daha sağduyuya davet ediyorum.

Az önce 5’inci maddeyle ilgili önerge verdik. Neydi önerge? “Eğer bu santralin atıklarıyla ilgili ayrılan pay yetmezse, yetmeyen payı şirket ödesin. Devletin vergisinden, kasasından çıkmasın.” dedik. “Hayır, devlet ödesin.” dediniz. Böyle bir anlayış olabilir mi? Böyle bir anlayışla halkı düşünen bir yasa çıkarma olabilir mi?

Şimdi 6’ncı maddede konuşuyoruz. 6’ncı maddede, kamunun kurduğu şirkete özel sektör ortak olabilir maddesi üzerinde. Acaba, kamu zarar görmeden, ülke zarar görmeden, bu şirket suistimallere uğramadan nasıl idare edilebilir konusunda kafa yoruyoruz, bir sürü önergeler vermeye çalışıyoruz. Bu, bu Yasa’nın ne kadar hazırlıksız, ne kadar teknik bilgi eksikliği içerisinde buraya getirildiğinin göstergelerinden bir tanesi.

Ne önergesi vermişiz? Diyoruz ki: Bu şirket kurulduktan sonra Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olsun, SPK normlarına göre halka arzı yapılsın ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasına kote edilsin. Neden bunu istiyoruz? Çünkü bu şirketin, kamunun kurduğu bu şirketin özel şirketle kuracağı ortaklığın sınırları, ilişkileri, yapacağı ortaklığın niteliği belli değil. Bunu bir denetime almak zorundayız. En azından nasıl bir denetim yapılabilir? İşte, Türkiye'de şirketlerin denetlenmesi açısından Sermaye Piyasası Kanunu ve bu anlamıyla İstanbul Menkul Kıymetler Borsasını kullanmak lazım. Bundan da korkmamak lazım, çünkü bu şirket sizin de anlattığınıza göre, özel sektör için çok cazip şartlarda kurulacak bir şirket: Fiyat garantisi var, alım garantisi var, fiyatta bir üst limit koymamışsınız, diğer yenilenebilir enerjide konulan üst limitler burada yok. SPK bunu borsaya kote eder, halka arz eder ve İstanbul Menkul Kıymetlerde de bu satılır. Özel sektörün bu ortaklıktaki denetlenmesi ve şirket paylarının kamu aleyhine azaltılıp çoğaltılması vasıtasıyla, doğru bir şekilde kontrol edilebilir. Bu olmazsa, bu şirkete ortak olmuş özel sektör ilişkisinin nerede, nasıl duracağını tayin etmekte çok zorlanırız.

Değerli arkadaşlarım, bir konunun daha altını çizmek istiyorum. Bu Yasa’yı çıkartırken polemik yapmak yerine, bu Yasa’nın en iyi şekilde, “katkılar koyarak” çıkmasını istiyoruz. Ancak Sayın Bakanım, az önce, çok hoş olmayan bir polemik yaptı. Eğer polemik yapılacak olursa, polemiğin kralını biz yaparız, ama hiç yapmadık, hiç yapmadık. Elektrik Mühendisleri Odasının eleştirisine “Siyasi eleştiri yapıyorlar, muhalefet boşluğu var, onun için herhâlde yapıyorlar.” dedi. Bir meslek örgütünün, kendisini direkt ilgilendiren bir konuda yapmış olduğu eleştiriye tahammül edemedi. Ben de o zaman derim ki: Sayın Bakan, bu ülkede muhalefet boşluğu değil, bu ülkede Enerji Bakanlığı koltuğu boşluğu var. Onlarca bürokratınız, her gün, toplu olarak tutuklanıp hapse atılıyor, bu boşluk oradan kaynaklanıyor.

 (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Susam, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Evet, burada eğer boşluk varsa, Enerji Bakanlığında boşluk var. Sizin bürokratlarınız, sizin denetiminizdeki Bakanlıkta, her gün onlarca bürokrat toparlanıp, yolsuzluk yaptıkları nedeniyle içeriye atılıyorlar. Onun için, lütfen Sayın Bakan, getirdiğimiz tüm önerileri bu ülkenin menfaati için, vicdanıyla hareket eden insanların önerileri olarak kabul etmek zorundasınız ve biz böyle hareket edeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Susam.

Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunun 6 ıncı maddesinin 2 nci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Hüsnü Çöllü (Antalya) ve arkadaşları

“Bakanlığın görev vermesi halinde kamu şirketleri bu Kanun kapsamındaki santralleri yapabilir, yurt dışında benzer yatırımları yapabilir veya yatırımlara iştirak edebilir. Bu amaçla Bakanla Kurulunca, yurt içinde veya yurt dışında santral kurmak, kurdurmak, işletmek ve/veya işlettirmek ve üretilen elektriğin satışını yapmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi şirket kurulmasına karar verebilir. Bu kapsamda kurulacak şirketin hisse senetlerinin özel sektöre devri, 27/11/1994 tarih ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır. Kurulacak şirketin denetimi 2/4/1987 tarihli 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu ?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kulkuloğlu.

MEHMET ŞEVKİ KULKULOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemizin gerekçesine geçmeden önce, birkaç dakika önce bu yüce Meclis çatısı altında Sayın Kamer Genç’in Başbakana hitap ederken ki yanlışına Sayın Meclis Başkan Vekilimizin de cevap vermiş olması bu çatı altına yeni gelmiş bir milletvekili olarak beni hüsrana uğratmıştır. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Buna cevap veren diğer AKP’li arkadaşların da benimle aynı görüşü taşıdığına, ulvi duygularla buraya geldiğine, memlekete hizmet etmek gibi bir düşünceleri olduğuna ben inanıyorum.

O yüzden, burada “yüce millet, yüce Meclis” dediğimiz bu çatının toplum içerisindeki üyelerine ait saygınlığın cüceleştirilmemesi için bizlerin üzerimize düşeni yapmak en önemli vazifemiz. O yüzden, hepimizi daha dikkatli olmaya çağırıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu değişiklik, Sayın Cumhurbaşkanının bu maddeyi Anayasa’nın 47’nci maddesi kapsamında uygun bulmaması gerekçesini ortadan kaldırmak üzere teklif edilmiştir. Şöyle ki, Cumhurbaşkanı Kanun’un bu maddesi hakkındaki uygun bulmama gerekçesinde şunları ifade etmiştir: Devlete ilişkin bulunan bir kamu iktisadi teşebbüsü niteliği taşıyan bu şirkete sonradan pay devri yoluyla ortak olunmasının şirketin işletme ve varlıklarının özelleştirilmesi niteliğinde olduğu açıktır. Bu durumda, Anayasa’nın 47‘nci maddesi uyarınca, özelleştirme ilke ve yöntemlerinin yasada belirtilmesi gerekmektedir. Oysa, incelenen Yasa’da, yukarıda açıklanan biçimde bir özelleştirme olduğu kuşku bulunmayan işlemin yöntemi gösterilmemiştir.

Teklif ettiğimiz bu değişiklik ile kamu iktisadi teşebbüsü niteliği taşıyan şirkete ait hisse senetlerinin özel sektöre devri hususunda 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun hükümleri uygulanacaktır. Bu Kanun’a göre hisselerin devirlerinin yapılmasında Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yetkili olacaktır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunu niye teklif ediyoruz? Biliyorsunuz, biz özelleştirmeye karşı bir parti değiliz, asla da olmadık; ancak, daha önce yapılan özelleştirmelerde dahi gösterilen eksik ihtimam ya da düzenli tartışılmamış, incelenmemiş, eleştirilmemiş olması, demin 2’nci maddede konuşma yaparken verdiğim örnekte olduğu gibi, Türk Telekom’la bugün karşı karşıya bulunduğumuz kriz gibi krizleri karşımıza çıkarabilmektedir. Bugün yirmi beşinci gününü dolduran Türk Telekom işçilerinin grevinde, maalesef, çok büyük bir acı yaşanmaktadır. Bu ülkeye fedakârca, gece-gündüz, yaz-kış demeden emek veren, hizmet eden 25 bin Türk Telekom işçisi, maalesef, gelinen noktada, bu şirketin beceriksizliği ve duyarsızlığı sonucu vatan haini durumuna gelmişlerdir. O yüzden, bu tür uygulamalarla bir daha karşılaşmamak üzere, bu tür yapılacak özelleştirme, satış, ki özellikle bu tür yüksek teknoloji gerektiren nükleer enerji gibi hassas bir konuda ülkemizde bilgi birikimi olmadığı göz önüne alındığında, yurt dışı kaynaklı şirketlerin burada iştirak ya da tam ortaklık şeklinde yer alacakları göz önüne alındığında, çalışanımıza karşı, ülke insanımıza karşı, kaynaklarımıza karşı hassasiyetle davranmamız ve çok düşünmemiz gerekmektedir.

Bu hassasiyeti göz önünde bulunduracağınıza inancımla, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Milletvekili.

Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

6’ncı madde üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Teşvikler

MADDE 7- (1) Bakanlar Kurulu, kurulacak santrala ilişkin teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar ile işletme personelinin eğitimini teşviklerden yararlandırabilir.

(2) Bu Kanun kapsamında üzerinde santral kurulacak taşınmazların Hazinenin özel mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması halinde, bu taşınmazlar üzerinde şirket lehine Maliye Bakanlığı tarafından, diğer kamu kurum veya kuruluşlarının mülkiyetinde bulunması halinde ise Bakanlar Kurulu kararı ile bedelsiz olarak kullanma izni, irtifak hakkı tesis edilir. Sözleşme sürelerinin sonunda nükleer güç santralının sökülmesi zorunludur. Söküm işinden ve taşınmazın çevre kuralları kapsamında kabul edilebilir hale getirilerek Hazine’ye iadesinden şirket sorumludur. Söküm maliyeti 5 inci maddenin ikinci fıkrası kapsamında oluşturulan İÇH’ den karşılanır. Bu işlemler için İÇH kaynaklarının yetersiz kalması durumunda İÇH’den oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar maliyetler hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde şirket tarafından karşılanır.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Uşak Milletvekili Sayın Osman Coşkunoğlu.

Buyurun Sayın Coşkunoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN COŞKUNOĞLU (Uşak) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 45 sıra sayılı Yasa’nın 7’nci maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini bildirmek için huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla selamlarım.

7’nci maddenin birinci fıkrasında şöyle deniyor: “Bakanlar Kurulu, kurulacak santrala ilişkin teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar ile işletme personelinin eğitimini teşviklerden yararlandırabilir.” “Teknoloji edinmeye yönelik” yerine, “teknolojiyi geliştirmeye yönelik” olmuş olmasını dilerdik.

Türkiye, hemen her konuda dışarıdan teknoloji satın almak, dışarıya, birçok konuda olduğu gibi, teknoloji bakımından da bağımlı olma konusunda bu Hükûmet, bu nükleer enerji konusunda da devam edecek gibi görünüyor. Her ne kadar Sayın Bakanın evvelsi gün Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı konuşma metninde, daha doğrusu dağıttığı konuşma metninde aynen şöyle deniyor: “Nükleer güç programlarının başarıya ulaşmasında temel faktörün yakıt çevrimi dâhil olmak üzere nükleer güç teknolojilerinin özümsenmesi ve yerelleştirilmesi olduğu görülür.” Sayfa 24. Yani teknolojilerin özümsenmesi ve yerelleştirilmesi, edinilmesi ile aynı anlama gelmediğini düşünüyorum.

Yine, Sayın Bakan bu yasa tasarısının görüşülmesinin başında tümü üzerinde yaptığı konuşmada, yerli teknolojisi açısından çeşitli girişimlerde bulunulduğunu da ifade etti, fakat bunların ne olduğunu… Bu konuda, eminiz, TAEK güzel çalışmalar yapıyordur, fakat bir teknoloji politikamız var mı? Bu teknolojiye edinmek yerine geliştirmek veya –yine Sayın Bakanın sözleriyle- özümsemek ve yerelleştirmek üzerine olmuş olmasını dilerdik. Nitekim, 1’inci madde üzerine Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş olduğumuz önergede de, bu Yasa’nın amacının bir santral kurulmaya yönelik olması yerine, nükleer enerji teknolojisine yönelik olmuş olmasını önermiştik, o reddedildi.

Burada iki eksiklik derhal göze çarpıyor. Birincisi, teknoloji politikalarımızdaki eksiklik. İkincisi, enerji politikaları, planı ve vizyonu konusunda eksiklik. Bu konuda Sayın Bakanın, yine, Plan ve Bütçede daha evvelsi gün yaptığı konuşmada, çeşitli ifadeler var, şimdi okuyarak vakit harcamayacağım. Basılmış olan konuşmada, bir enerji planından söz ediliyor. Ama bir vizyondan ve hangi aşamalarla çeşitlendirileceğinden, dışarıya olan bağımlılıktan söz ediliyor, fakat bundan nasıl çıkılacağından, ne gibi politikalarla çıkılacağından söz edilmiyor. Bu, enerji politikasının olmaması, yama şeklinde, işte, 2010 ile 2020 arasında 5 bin megavatlık bir nükleer enerjimiz olsun gibi bir tasarıyla karşı karşıya kalmış oluyoruz.

Bu, genel bir planın parçası olarak, genel bir politikalar dizininin parçası olarak, genel bir vizyonun parçası olarak önümüze konmadığı için, pek de anlamlı gelmiyor o bakımdan. Yoksa, nükleer enerji konusunda Partimizin -şu an veya ileriye dönük- kesinlikle nükleer enerjiye karşıyız diye herhangi bir angaje olma durumu yok. Fakat belli bir projenin, belli bir politikalar dizininin, teknolojiyle de ilgilendirerek bir parçası olarak ele alınmış olmasını dilerdik.

Gelelim 2’nci fıkraya: 2’nci fıkrada, biraz önceki maddelerde de söz konusu edildiği gibi, aynen maddenin 2’nci fıkrasından okuyorum: “Sözleşme sürelerinin sonunda, nükleer güç santralının sökülmesi zorunludur” deniliyor. Tamam, zorunludur. Bu sökme işleminin en az yatırım kadar, hatta bundan daha fazla bir maliyet gerektirdiğini de biliyoruz. Zannedersem bu da reddedilmeyecek bir gerçektir, yani, santrali kurmak için yapılacak yatırımdan daha fazlası bunu sökmek için gerekli olacaktır.

Şimdi, bir şirket bir teklif veriyor. Bu teklifte yatırım var, işletme masrafları var, kârlar var, sonunda ne olacak? Sökme işlemi ne olacak? İşte orada bir belirsizlik var ve bu belirsizlik gerçekten kaygı verici.

Şimdi, iki tane hesap kuruluyor bu Yasa’nın önerdiği, İÇH’ya belli miktar paralar yatırılıyor söküm maliyetini karşılamak için. Fakat İÇH kaynakları yetersiz kalması durumunda ne olacak? Bir fon yaratılıyor, ama bu kaynaklar, İÇH’da biriken fon sökülmesi için yetersiz. Ne olacak? Daha önceki Sayın Cumhurbaşkanımızın vetosundan önce “Bunu hazine karşılar.” denip geçilmişti. Vetodan sonra şöyle deniyor: Bu kaynakların, yani İÇH’da birikmiş fon kaynaklarının yüzde 25’ine kadar maliyetler hazine tarafından, İÇH’daki fon yetersizse bunun yüzde 25’ine kadarını hazine karşılayacak, bu da yetmediği durumda şirket karşılayacak gerisini. Burada çok ciddi sakıncalar var, hele hele bu şirkete kamunun da ortak olma durumunda, bu şirketle kamu arasındaki ortaklık durumunda bu masrafın kamuya bindirilmesi için bütün kapılar açılmış gibi şimdiden görülüyor.

Şimdi, siz kendinizi teklif verecek şirket yerine koyun, bir teklifte bulunacaksınız. Bu fona yatıracağınız para belli, o, daha önceki bir maddede düzenlenmiş durumda. Sökülmesi için bir maliyet altına katlanmayacağınızı mı var sayarsınız, katlanacağınızı mı var sayarsınız? Katlanmayacağını varsayarsınız ve bu maliyetin, o santralin işinin bittiği zaman santralin sökülme maliyetine katlanma masrafı da, maliyeti de, maalesef bu şekilde kamuya yüklenecek durumda bu Yasa’nın bu hâliyle.

Şimdi burada, Sayın Bakan haklı olarak zaman zaman “hep altında böyle bir şeyler varmış gibi aranıyor” dedi. Sayın Bakan, tabii, kişi olarak üstüne alınmasın, fakat Enerji Bakanlığında geçmişte olmuş bitmiş ve hâlâ olmak bitmekte olan olaylar, bizlerin elbette böyle bir kuşku içerisinde -bu hiçbir şekilde Sayın Bakanın kişiliğine yönelik değil- olmamızı da doğal karşılaması gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak, bu maddeyle ilgili yine, enerji konusunda dışa bağımlılığımızın devamını bu santralin gidermediğini de ifade etmek, burada tekrar vurgulamak isterim. Sayın Bakan, bu Yasa’nın tümü üzerinde yaptığı konuşmada aynen şöyle dedi: “Uranyum miktarı ülkemizde yaklaşık 10 bin tondur, yaklaşık bin megavat için otuz yıl yetecek kadar uranyumumuz var.” Şimdi 5 bin megavatlık bir nükleer enerji santralinden, üç tane enerji santralinden söz ediyoruz 5 bin megavatlık, ne oluyor? Altı yıl yetecek gibi oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Coşkunoğlu, konuşmanızı tamamlar mısınız lütfen.

OSMAN COŞKUNOĞLU (Devamla) – Bağlıyorum efendim.

Yaklaşık olarak oranlarsak, bu da, dışa bağımlılığın devam edeceğini gösteriyor.

Son olarak, sözlerimi bitirmeden önce, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun güçlendirilmesi ve bu konudaki yapmamız gereken, özümsemek ve yerelleştirmek için bu teknolojiyi, yapmamız gereken, araştırmalara yönelmesini dilerim.

Bu arada iki gün önce yayınlanan Avrupa Birliği İlerleme Raporu’nda da Türkiye’nin radyoaktif atık konusundaki bazı uluslararası anlaşmaları imzalamadığı da anlaşılıyor. Bu konuda da Sayın Bakanı ve Bakanlığı göreve davet eder, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Coşkunoğlu.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Mithat Melen.

Buyurun Sayın Melen. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MİTHAT MELEN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile ilgili kanun tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere buradayım. Heyeti saygıyla selamlarım.

Efendim, önce, izin verirseniz, bir noktanın altını çizmek istiyorum. Dünyada artık kalkınma bir yerde enerji demek. Enerjiniz yoksa kalkınamıyorsunuz. Her türlü enerjiyi içeriyor bu, ama en ucuz enerji, en ekonomik enerji, en kullanılabilir enerji; işte, onun da elektrik olduğunu zaten görüyoruz. Mühendis olmadığım için o konuda fazla rahatsız etmeyeyim sizi. Şimdi, biz bakıyoruz ki Türkiye, bir kere her şeyden önce bütün girdilerini ele aldığımızda en pahalı girdisi enerji girdisiyle ilgili, üretimindeki en önemli meselesi o. O da, bildiğiniz gibi, Amerika Birleşik Devletleri kilovat saati 2 sente üretirken, Avrupa 4, Türkiye 10; bazen Doğu Anadolu’da 13 sente mal edebiliyor elektrik enerjisini. Bu da girdileri pahalılaştırıyor. Onun için, burada oturup nükleer enerji gerekli mi değil mi diye konuşmak yerine, bence çok geç kalınmış bir şey. Çok geç kalınmış, belki de bize geç bıraktırılmış bir şey. Bunu da oturup iyi düşünmemiz lazım. Çünkü Türkiye’nin bu aşamayı çok önceden yaşaması lazımdı. Türkiye’nin bu aşamaya çok önceden gelmesi lazımdı ama hep aynı hatalar, hep aynı yanlışlarla, maalesef ve maalesef yine aynı yere dönüyoruz. Onun için, ona o konudan bakmaktansa, yine teknik açıdan bakıp, burada o eleştirilerin yerine, bu Yasa’yla ilgili teknik noktalarda oturup hemfikir olmamız lazım. Yine, bu Yasa’da, maalesef… Yasa’nın yapısına karşı değiliz, fakat, böyle geçirdiğimiz zaman yine bu problemler çıkacak, yine sıkıntılar olacak, yine Türkiye aynı sıkıntıları… Belki tekrar bu nükleer enerji konusunda geriye kalacağız, geç kalacağız, pahalıya mal edeceğiz tekrar enerjimizi.

Bakın, mesela, 7’nci maddenin birinci bendinde hoş bir Türkçe var, ben anlamakta zorluk çekiyorum. “Bakanlar Kurulu kurulacak santrala ilişkin teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar ile işletme personelinin eğitimini teşviklerden yararlandırabilir.” Türkçesi bile zor. Burada ne yapmak istiyoruz? Yani, bu yatırımlar teşviklerden yararlansın mı, yararlanmasın mı? Hangi teşviklerden yararlansın? Buna Bakanlar Kurulu nasıl karar versin? Burada teşviklerden anlayan, bu işte çalışan bir sürü arkadaşımız var. Teşvikler konusunda o kadar sıkıntımız oldu ki. İşte, her gün bunları konuşuyoruz, bir ilçe ile öbür ilçe arasında fark olmadan ayrı teşvikler veriyoruz. Burada neye karar vereceğiz? Mesela yakıt üretimi ayrı bir şey. Arkasından teknoloji edinimi ayrı bir şey. Personel eğitimi tamamen ayrı bir şey. Bu üçünü bir maddede, acaba beraber mi yapmak, yoksa kendi kendine bir şeyler oluşturmak veya bir tarafa çekmek için birden bire karar verilmiş bir şey mi bu? Şu maddeyi bir kere daha bir düşünsek olmaz mı acaba? Yani, bu yararlı mı, değil mi? Yarın elli tane sorun çıkacak bu konuda. Biz kendi kendimizi, bir şeyler yapmak isterken yapmamaya yolluyoruz, gene davalar açılacak, sıkıntılar çıkacak. Yani, bu konuda uyarmak istiyorum sadece. Bu maddeye bir dikkatinizi çekmek istiyorum, çünkü, bu maddeyle ilgili… Hükûmetin bile elini bağlar, dikkat edin.

Sonra, devam edelim, bu hep ve ilk defa belki, birçok kerelerde burada siyasi açıdan bir kanunun Cumhurbaşkanlığından geri dönmesi görülmüştür, ama bu sefer, gerçekten, bakarsanız geri dönme gerekçelerine, ekonomik meseleler ön plana çıkarılmıştır ki, doğrudur. Yani, biz sadece enerjiyi ucuza değil, ekonomik, etkin biçimde mal etmemiz ve kullanmamız lazım. Buna nükleer enerji dahil.

Şimdi, nükleer enerjide de öyle. Şimdi, o ekonomik olma fikri bu maddelerle, hatta, Kanun’un tümü içerisinde gerçekten kendini kaybediyor yavaş yavaş ve ekonomiden uzaklaşılıyor, yani, ekonomi fikrinden uzaklaşıyor. Çünkü, bir söküm meselesi var mesela. Doğru, ağır bir şey, dünyanın her tarafında bu söküm meselesi ve yatırımları sigorta etme meselesi çok ciddi bir şey. Onlarda biz yine bu maddelerle atlamışız. Mesela söküm maliyeti 5’inci maddenin ikinci fıkrasında oluşturulan, biraz, yine işletmeden çekme hesabı diye bir hesap, bir de ulusal radyoaktif atık hesabı diye bir hesap. Şimdi, o hesaplara 0,15 sent işletme yatıracak. İkisi yaklaşık 0,30 olacak. Demin söyledik, Amerika Birleşik Devletleri’nde sent cinsinden 2 dolar maliyeti. Şimdi, burada, bir yerde ekonomik açıdan sıkıntıya sokmuyor muyuz herkesi? Ki, o madde geçti, ama düşünmemiz lazım. Bir de bütün bunların yönetimini bir idari birime veriyorsunuz. Çok ciddi yönetimler. Hazineye yük yüklüyor. Bütçede ciddi yükler var ve o bir idari birim tarafından yönetiliyor ve bunun bütçesi de nasıl oluşturulacak çok belli değil.

Şimdi, Cumhurbaşkanımızın ekonomik açıdan ret fikrine bir “yüzde 25’e kadarı hazineden karşılanır” diye bir şey getirilmiş buraya, madde getirilmiş. Peki, yüzde 25’i aşarsa ne olacak? Ki aşacak. Bakın, Devlet Denetleme Kurulu raporunu, dün Sayın Bakana da ben sordum, arz ettim, “o konuda değerlendirme oldu mu” dedim, o sadece muhakematlıkta olduğunu, Maliye Bakanlığı ve Hazine Muhakematta olduğunu söyledi. Ama ondan almamız gereken örnekler var. O raporda sonuna doğru ekonomik gerekçeler çok ön plana çıkarılmıştır. Ve bu Kanun’un, hakikaten, hazırlanmasında o raporun sonundaki ekonomik gerekçeler gerçekten bu tarafa aktarılmamış. Bunu eleştiri açısından da söylemiyorum, ama ileriye doğru kamu üzerine gelecek baskıyı, o her gün Enerji Bakanlığında gördüğümüz yargılanma sıkıntılarını ve bölük pörçük Türkiye’nin enerji politikasını ve maalesef çok pahalıya mal ettiğimiz ve çözemediğimiz o hamleyi geciktiriyoruz.

Ben Türkiye’nin enerji meselesinde gerçekten çok önemli bir yerde olmasını istiyorum ve bunun için de her türlü katkıya hem partim adına hem kendimiz adına hazırız. Ama özellikle 7’nci madde ve ondan önceki beş madde ve bundan sonra göreceksiniz, yaptırımlar konusundaki 9’uncu maddede de sıkıntılar var. Şimdi, diyelim bu şirketlerden biri bu yaptırımları yapmadı. Ee, o zaman, amme usulünde yargılanacak bu şirket, Amme Alacakları Kanunu kapsamında üzerine gideceksiniz, yine günler alacak, o söküm maliyetleriyle ilgili yirmi tane dava olacak, yine sıkıntılara düşeceğiz.

Türkiye’nin önünde kalkınma açısından ciddi ve zor bir dönem var. Bir havalanma döneminde olması lazım Türkiye’nin. Onun için, bu kanun ve bütün kanunların, bu konularda bize sorarsanız -daha üzerine eğilip, daha ciddi çalışma- gece bu son dakikalarda bunları çıkarmamaya çalışmanız ve çok daha iyi tartışmamız lazım. Ve bu Türkiye’nin geleceği açısından da çok önemli. Ama verilen bazı değişiklik önergeleri var. Bu konuda da bir önerge vereceğiz parti olarak, onları da dikkate almanızı sizden istirham ediyorum. Çünkü bu ülkenin yararına bunlar, belki de sizin yararınıza, hepimizin yararına.

Bütün bunları söyledikten sonra, saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Melen.

Şahısları adına ilk söz Yozgat Milletvekili Sayın Osman Coşkun’a ait.

Buyurun Sayın Coşkun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklar.

İkinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Ufuk Uras’a ait.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok.

BAŞKAN – O da yok herhâlde.

Evet, böylece konuşmalar tamamlanmıştır.

Soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Buyurun Sayın Tütüncü.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, bundan önce sormuş olduğum soruya Sayın Bakanlığımızdan beklediğim yanıtı alamamış olduğumu belirtmek istiyorum.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Soruyu tekrar edin.

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – İki sorum var bu maddeyle ilgili.

Bu maddeye göre, teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar teşviklerden yararlandırılabilecektir. Hangi teşviklerden yararlandırılabilir, ne düşünüyorsunuz, ne kadar süreyle? Bu konuda bir açıklama rica ediyorum.

İkinci sorum Sayın Bakandan söküm maliyetiyle ilgili. Bu, işletmeden çıkarma hesabına -5’inci maddeyle ilgili önergemiz de reddedildiği için soruyorum- burada oluşmuş kaynakların yüzde 25’ine kadar maliyetler hazine tarafından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tütüncü.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakana bir soru sormak istiyorum. 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre, bir KİT’in, bir iktisadi devlet teşekkülünün bir yere iştiraki için ne gerekiyor? Kanun mu gerekiyor, yoksa, Bakanlar Kurulu kararı mı gerekiyor? Kanun’da neden “iştirak edebilir” diye bir hüküm yer almıştır eğer kanun hükmünde kararnamede düzenleniyorsa?

Bir de “Üç şey var: Özel sektör, özel artı kamu, bir de kamu” dediniz. Aslında o kamu da kamu artı özel. Yani “iştirak edebilir” diyorsunuz. Sırf kamu değil. Dolayısıyla, zannederim, o kamuya da özel sektörün iştirakini öncelikli olarak görüyorsunuz. O da sırf kamu değildir. Doğru mu diye sadece sormak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakana daha önce sorduğum iki soruya yanıt alamadığım için. İÇH ve URAH hesaplarında birikecek yıllık ne kadar? Böyle bir hesaplamanız var mı?

İkincisi de, Muhakemat Genel Müdürlüğüne gönderdiğiniz yazıda, acaba, alacağın takibi için, dava açılması için mi gönderdiniz, görüş almak için mi gönderdiniz doğal gaz ihaleleriyle ilgili olarak?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu

Buyurun Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, döneminizde, hızlandırılmış tren, TAEK’in kontrol edemediği nükleer atık sızıntıları, İskenderun’da MV Ulla gemisiyle bir dizi kaza, olağan dışı olaylar olağan hâle getirilmiştir.

KİT’lerin durumu ortadadır, içler acısıdır. TKİ personel maaşlarını ödemek için bankadan kredi almaktadır. BOTAŞ, ulusal ve uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmemektedir. TEDAŞ’ın finansman açığı yılda yüzde 120 oranında artarak 6 katrilyona ulaşmıştır. Elektrik Üretim AŞ santrallerin bakımını yapamamaktadır.

Döneminizde EPDK çıkarıldı, akaryakıt kaçakçılığı ve sigara kaçakçılığı önlenemedi, tam cennet hâline getirildi. Sigara ve akaryakıt kaçakçılığını bile önleyemeyen bir ülkede, siz, gerçekten, nükleer atıkların önlenmesi konusunda aktif ve etkin denetim yapılabileceğine inanıyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Bakanım, teşvik vereceksiniz. Muhtemelen bu kurum da enerji teşvikinden yararlanacak teşvik alacaksa. Çünkü, uranyumu parçalamak için enerji kullanacak. Acaba, şunu… Siz kefilsiniz, Teşvik Yasası gereğince TEDAŞ elektrik bedellerinin yüzde 50’sini devlet karşılayacaktı. Bir sürü firmaya teşvik verildi. Devlet söz verdi “elektrik paranızı ödeyeceğim” dedi. Türkiye’de on binlerce firma bir yıldır TEDAŞ’a ödedikleri elektrik parasını geri alamıyor. Ama, buraya da teşvik veriyoruz. Ödeyemezsek…

Onun için, TEDAŞ, firmaların elektrik bedellerini ne zaman iade edecek? Tam bir yıldır Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aslanoğlu.

Buyurun Sayın Akkuş.

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Bakanım, nükleer santral yapımını üstlenen şirket yurt dışında da santral kurabilecektir. Bu şirket, ülke içinde başladığı santrali bitirmeden yurt dışındakine başlayabilir mi? Eğer başlarsa büyük sermayeler gerektirdiği için Türkiye’deki akim kalır. Böyle bir durumda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Akkuş.

Soru sorma işlemi bitmiştir.

Buyurun Sayın Bakanım, cevap verebilirsiniz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gene sondan başa doğru gideyim: Aynı şirket her ikisini birden yapacak diye bir şey yok. Biz oraya bir kolaylık olsun diye… İcabında, yurt dışından da bize “Birlikte santral yapalım.” diye teklifler gelebilir. Bu takdirde, ona da ortak olma imkânını arayalım diye bunu koyduk. Dolayısıyla, aynı anda hem yurt içinde, yurt dışında başlayıp da… Böyle bir tercih söz konusu değil, ikisini de yapabilir, ama, daha çok dışarıda yapma durumu varsa hem orada başlamış olabilir. Bu bir imkân olsun diye koyduk, çeşitlilik olsun diye koyduk.

Sayın Aslanoğlu, bu teşviklerle ilgili kısmı hazineyle konuşacağım. Yani, bu bizle ilgili değil.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Onu siz kendiniz söylediniz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Siz bana bunu Plan Bütçede de sordunuz, ama fırsatım olmadı. Soracağım, böyle bir durum var mı yok mu çek edeceğim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Lütfedersiniz.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Öztürk’e gelince: EÜAŞ yatırımlarını yapmıyor diye bir şey yok. Size bu bilgiyi kim veriyorsa gene bu bilgi kirliliğinin bir sonucu, anladığım kadarıyla.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İdeolojik kaynaklar…

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – EÜAŞ, şu ana kadar 1,5 milyar dolarlık yatırım başlattı ve tıkır tıkır da parasını ödüyor. Ayrıca da yaptığı rehabilitasyonlarla 600 megavat üretim artışı meydana getirdi ve üstelik de kâr eden bir kuruluşumuz.

Bizim enerji KİT’lerimiz içinde –BOTAŞ da dâhil- hiçbirinin zararı yok. Sadece TEDAŞ’ın bu sene böyle bir durumu söz konusu oldu. Hem TKİ’nin hem EÜAŞ’ın hem TETAŞ’ın, TEİAŞ’ın hiçbirinin zararı söz konusu değil. Daha evvel bunların görev zararları vardı, hepsi zarar ediyordu. Biz, onların, eski borçlarını, zararları da ödedik, vergi borçlarını da ödedik, yatırımlarını da kendimiz yapıyoruz, üstelik de zarar etmiyoruz. Burada nakit akışıyla kâr-zarar karıştırılıyor. Sizi tenzih ederim, siz bunu yapmıyorsunuz. Ama, bu hava veriliyor. Alamadığı paralar var belediyeden, aydınlatmayla ilgili, sulamayla ilgili TEDAŞ’ın alamadığı paralar var. Bunları da, EGO gibi kuruluşlardan, onun özelleştirilmesiyle geri alacağız. Yani, nakit akışı ayrı, yani borç-alacak ayrı, kâr-zarar ayrı. Zarar etmiyor bizim kuruluşlarımız. Buna BOTAŞ dâhil. BOTAŞ, yurt dışında da çok başarılı bir kuruluş. Biz, şu ana kadar irili ufaklı altmış bine yakın ihale yaptık. Paranın döndüğü bir yer bu. Hassasiyet de gösteriyoruz ve üzerine gidiyoruz. Bu, aslında, övülmesi gereken bir durum.

Ancak, dediğim gibi, yanlışlıklar da olabilir. Bunun da yargıya gitmiş durumu vardır. Oradan gelecek sonuca göre de hareket edeceğiz. Şu anda hüküm vermemiz doğru değil ve BOTAŞ, hem yurt içinde dokuz vilayetten almıştır, kırk dokuz vilayete ulaştırmıştır doğal gazın yaygınlaştırılmasını. Bakü-Tiflis-Ceyhan’ı bitirmiştir, Şahdeniz’i bitirmiştir, Yunanistan’a ayın 18’inde ilk gazı vereceğiz, o hattı bitirmiştir, yer altı depoları bitmiştir. Türkiye’yi demir ağlar yerine demir borularla örmüşüz. 4 bin kilometre çelik boruyu 10 bin kilometreye çıkartmışız. Bunlar, hep bu BOTAŞ’ta oluyor ve üstelik de zarar etmeden oluyor. Fiyatları düşürdük. Doğal gaz fiyatını düşürdük. Hem Ruslar’la yaptığımız anlaşmada fiyatı düşürdük hem de “al ya da ödede” 40 milyar metreküpü sildirdik. Ondan dolayıdır ki, millet doğal gaza ilgi gösteriyor. Yoksa yaprak kımıldamıyordu daha evvelden. Bunların hepsi bu şekilde oldu.

Bunun dışında, İÇH ve URAH’la ilgili hesapta 24 milyon dolarlık bir yılda birikme olacak miktar olarak. Ayrıca, Muhakemat Genel Müdürlüğüne görüş için gönderdik. Çünkü, orada, üç ayrı denetim kurulunun, yani Cumhurbaşkanlığının, bizim ve Sayıştayın üç ayrı rakamı çıktı. Hangisine göre hareket edeceğimizi biz de orada göremedik, görüş istedik ve o görüşe göre komisyon oluştu, o görüşün neticesinde ne yapacağımızı kararlaştıracağız. Oradan da -bu denetlemeyi onlar da yapamadılar, üç rakamın içinden çıkamadılar- Muhakemat Genel Müdürlüğünden gelen en son rapor da bu şekilde. Şimdi, tekrar bunun üzerinde oturup… Çünkü, üçü de çok karmaşık maalesef ve üç ayrı görüş var. Şimdi, Sayıştay apayrı bir kuruluş, onu çağırıyoruz, görüşünü alıyoruz. Cumhurbaşkanlığının, Devlet Denetlemenin ayrı raporu var, bir de Bakanlığın Teftiş Kurulunun var. Biz, bizden olan sorunları da çözmeye çalışıyoruz bırakın geleceğe dönük çalışmaları.

Bunun dışında, eğer başka türlü hareket edersek, bu şirketlerin tahkime gitmesi durumu var, uluslararası tahkime gitmesi durumu var. Yani, böyle bir karmaşayı da çözmeye çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu Sayın Bakanım.

Teşekkür ederim.

Madde üzerinde bir önerge vardır. Önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 45 sıra sayılı Tasarının 7. maddesinin (2). fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Tacidar Seyhan

Kemal Kılıçdaroğlu

H. Suha Okay

 

Adana

İstanbul

Ankara

 

Hüsnü Çöllü

F. Nur Serter

Şahin Mengü

 

Antalya

İstanbul

Manisa

 

Enis Tütüncü

 

Necla Arat

 

Tekirdağ

 

İstanbul

“Bu işlemler için İÇH kaynaklarının yetersiz kalması durumunda, ek harcamalar şirket ve ortaklarınca karşılanır. Bu harcamalar dolayısıyla şirket ve ortaklarının müteselsil sorumluluğu esastır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SANAYİ, TİCARET, ENERJİ, TABİİ KAYNAKLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ KOMİSYONU BAŞKANI SONER AKSOY (Kütahya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, mevcut Yasa’ya göre şöyle bir olay olduğunu düşünelim: Şirket geldi, Türkiye’de kurdu enerji santralini, İÇH hesaplarına da parasını ödedi, süre doldu ve sökülecek bu. Sökülmek istendiği zaman, hesaptaki paranın yetmediği anlaşıldı. Onun üzerine, hazine, toplanan paranın yüzde 25’ine kadar katkı verebilecek. O da yetmedi, ne olacak? Ortakların üzerine gidemiyorsunuz ve şirket de bunu bildiği için önceden içini boşalttı, bunu siz çok iyi bilirsiniz.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Siz iyi bilirsiniz!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – İçini boşalttı diyelim şirket.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Siz iyi bilirsiniz! Yuvacık’ta nasıl olduğunu siz iyi bilirsiniz!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hayır, bu tür olaylarla çok karşılaştınız da onun için söylüyorum.

Şimdi, düşünün, böyle bir ortamda, siz, o nükleer santralin sökülmesi için yeni bir yasayı Parlamentoya getirmek zorundasınız. Biz, bunun önüne geçmek için dedik ki: “Bu işlemler için -söküm işlemleri için- İÇH kaynaklarının yetersiz kalması durumunda, ek harcamalar şirket ve ortaklarınca karşılanır.” Ortakların da üzerine gidin. Çünkü şirketin ayrı tüzel kişiliği olduğu için ortakların üzerine gidemezsiniz. “Bu harcamalar dolayısıyla şirket ve ortaklarının müteselsil sorumluluğu esastır.” diyoruz. Yani, şirket içi boşaltılırsa, ortaklarının üzerine gidip bu masrafı ortaklardan da isteyebiliriz.

Ben, siz bunu bilirsiniz derken, siz bir şirketin içini boşalttınız anlamında söylemedim. Bu Parlamento geçen yasama döneminde kurmuş olduğu yolsuzluklar komisyonunda, buna benzer çok sayıda örneği gördü, çok sayıda banka gördük biz. Bütün bunlardan ders almıyoruz, kalkmışız buraya bir madde getiriyoruz. Bu maddeye göre söküm işini alıyoruz, diyoruz ki şirkete “Sen bunu karşılamadıysan yarattığın fonlarla, ben cebimden ödeyeceğim.” Hazine ödeyecek. Cumhurbaşkanı veto ediyor. Diyorsunuz ki: “Yüzde 25’ini Hazine ödeyecek.” Yetmedi yüzde 25’i, söküm yarım kalacak. Böyle bir düzenleme olur mu arkadaşlar? Ben ortakları, şirketin ortaklarını niye koruyorum? Hangi gerekçeyle şirketin ortaklarını koruyacağım? Anlamak mümkün değil.

Sayın Bakan, enerji ihalelerindeki yolsuzluklar dolayısıyla ilk yolsuzluğu ortaya çıkaran Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kuruludur. Daha sonra bu konu Sayıştay denetçileri tarafından incelendi, onlar da bir rapor yazdılar.

Sayın Bakanım, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu icrai bir organ değildir, dolayısıyla sadece görüş niteliğindedir raporu. Sayıştayın bu konuda yazmış olduğu raporu sizi bağlamaz ama sizin Teftiş Kurulunun düzenlediği rapor doğrudan sizi bağlar. Siz kendi Teftiş Kurulunuzun raporunun gereğini yapmak zorundasınız. Çünkü Teftiş Kurulu -açar maddesini bakarsanız şöyle yazar- “Bakanın emri ve onayı uyarınca” der. Siz emir ve onayı verdiniz, Teftiş Kurulu harekete geçti, raporunu yazdı verdi. O raporun gereğini yapmak zorundasınız. Raporun gereğini görüş almak üzere Maliye Bakanlığı Muhakemat Genel Müdürlüğüne göndermeniz sadece olayı zaman aşımına uğratmak için yaratılmış bir süre anlamına gelir. Siz o raporu gönderirsiniz, yargı karar verecektir.

Siz niçin raporu gönderiyorsunuz Muhakemat Genel Müdürlüğüne? Ben merak ediyorum, -içinizde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu içinde çok sayıda eski bürokrat var, üstelik denetim kökenli bu arkadaşların çoğu- acaba hangi teftiş kurulunun düzenlediği rapor, Muhakemat Genel Müdürlüğüne, bize görüş verin, daha başka kuruluş da bu raporu şöyle düzenledi diye der. Siz o raporun gereğini yapmazsanız sorumluluk sizde kalır. Muhakemat Genel Müdürlüğüne topu atmakla bundan kurtulmanız mümkün değildir. Size ısrarla bu soruyu sormamın nedeni de budur. O raporun gereğini yapacaksınız, yargıya göndereceksiniz. Yargı gereğini yapar, beraat mı ederler, parayı mı ister… Bunu yapmadığınız sürece bu konuda aklanmış olamazsınız.

Dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kılıçdaroğlu.

HASAN MACİT (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, oturduğum yerden bir iki cümle söyleyebilir miyim konuya ilişkin?

BAŞKAN – Kısa bir açıklama yapabilirsiniz, buyurun.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, Sayın Kılıçdaroğlu’nun bahsettiği konu gerçekten çok önemli. Yani önemine binaen söz ettim.

Şimdi, biz, oraya görüş için gönderdik. Aslında, dediğiniz gibi yapabilirdik. Görüş için göndermemizin sebebi şu: Muhakemat Genel Müdürlüğü, aynı zamanda Türkiye’nin tahkimle ilgili konularında da sorumlu kuruluş, yetkili kuruluş. Dolayısıyla, biz, doğrudan doğruya buna gittiğimiz takdirde, Teftiş Kurulunun raporuna göre hareket ettiğimiz takdirde, tahkimle karşılaşabiliriz, çünkü bu şirketlerin hepsinin uluslararası anlamda mukaveleleri var. Doğrudan doğruya onu yaptığımız takdirde, o da mahkemeye gider ve bunun neticesinde, burada söylemek istemiyorum ama, farklı sonuçlarla karşılaşabiliriz.

Muhakemat Genel Müdürlüğü tahkimden de sorumlu ve Türkiye’nin tahkimle ilgili konularıyla da ilgilendiği için, onun sorumluluk sahası olduğu için görüş için bildirdik. Sebebi bu. Yoksa, ben de biliyorum, kendi Teftiş Kuruluma göre hareket ederdim. Görüşü onun için istedik.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakanım.

Komisyonun ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 7’nci madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

Uygulamaların koordinasyonu

MADDE 8 (1) Bu Kanunun uygulanmasında gerekli koordinasyon Bakanlık tarafından sağlanır.

BAŞKAN – Madde üzerinde, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Ali Rıza Öztürk.

Buyurun Sayın Öztürk. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, konuşmama başlamadan önce bir tespiti söylemek istiyorum. Biz yapılan yanlışlıkları her seferinde söylediğimizde, özellikle AKP’li milletvekili arkadaşlarımız, bize 3 Kasım ve 22 Temmuz seçimlerinin sonuçlarını hatırlatıyorlar. Biz, demokrasiye ve halkın iradesine saygılı olan bir siyasal anlayıştan geliyoruz. Biz, bu ülkede çok partili hayata geçişi ve Cumhurbaşkanlığı makamından inerek muhalefette kalmayı içine sindirebilmiş İsmet Paşa’nın evlatlarıyız. Ancak, gelinen noktada böyle bir anlayış, baskı, psikolojik baskı yaratmaya yönelik bir anlayış, halkın AKP’yi seçmesinde ne kadar hata yaptığının somut göstergesidir. Hem insan yaşamında hem de toplumsal hayatta bu tip hatalar olabilir. Önemli olan, bu hataların düzeltilmesidir. Almanya’da Hitler de, İtalya’da Mussolini de seçimle iş başına gelmiştir, ama onların gelmesi yanlıştır. Lütfen, ben, milletvekili arkadaşlarıma, artık bundan böyle sık sık seçim sonuçlarının tartışılmasının doğru olmadığını, bize hatırlatılmasının doğru olmadığını söylüyorum. Halkımız sizleri, kendisine karşı yasa çıkarsın diye Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermemiştir. Bizim de görevimiz muhalefettir. Sizin halka karşı çıkardığınız yasalara tabii ki biz yanlışları söyleyeceğiz.

MEHMET ÇİÇEK (Yozgat) – Ne alakası var!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz, ulusal temele dayanan, sürdürülebilir bir kalkınma ilkelerine uygun, insan ve çevre odaklı madencilik politikasını ve enerji politikasını savunuyoruz. Madenlerimizin kaynak kaybına neden olmaksızın en etkin ve verimli bir şekilde değerlendirilmesi için havza madenciliğini esas alıyoruz. Bu şekilde tükenen ve yerine bir daha konulma olanağı olmayan madenlerimizden en etkin bir şekilde faydalanabileceğiz. Bu tip yasalar konuşulurken ciddiyet ister, bu yasanın Komisyondan ve Türkiye Büyük Millet Meclisine alelacele getirilmesinden, bizim, muhalefet partisi milletvekilleri olarak çok fazla haberimiz olmadığı gibi, AKP milletvekili arkadaşlarımın da bundan rahatsız olduğunu, yapılan konuşmalarda ben kulağımla duydum.

Değerli arkadaşlarım, inanıyorum ki bir bilim adamı gelip bize bu görüşülmekte olan Yasa’yla çıkarılmaya çalışılan bu nükleer santrallerin kurulmasına ilişkin Yasa hakkında bilgi verse, AKP milletvekili arkadaşlarım da dâhil, hiç kimse bu Yasa’ya olumlu oy vermez.

Şimdi ben bu Yasa’yla ilgili düşüncelerimi söylemek istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi nükleer enerjinin kullanılmasına ilişkin teknolojilere karşı olmadığını ısrarla söyledi. Cumhuriyet Halk Partisinin karşı olduğu şey, nükleer enerjiden elektrik enerjisi üretmeye yönelik nükleer reaktörlerin kurulmasına karşıdır. Çünkü, enerji ulusal olmalıdır, temiz olmalıdır, güvenli olmalıdır ve ucuz bir şekilde üretme olanağına sahip olmalıdır. Biz, burada kendi ulusal kaynaklarımızla yeraltı kaynaklarımızı değerlendirerek yapabileceğimiz çok olay varken tamamen dışa bağımlı bir teknolojiyi buraya getirmeye çalışıyoruz. Komisyon Başkanımız ve Sayın Bakanımız dünyada olan olaylarla ilgili bilgilendirmede bulundu, ancak bunlar benim elimdeki belgelerle örtüşmüyor.

Değerli arkadaşlarım, nükleer enerji, nükleer reaktörler vasıtasıyla elektrik enerjisine çevriliyor. Burada nükleer yakıt olarak hepimizin bildiği gibi uranyum kullanılıyor. Uranyumun dünyada kırk elli yıllık ömrü kaldığı söylenilmekle beraber Türkiye’deki 9.139 ton uranyum rezervi, hem değişik yerlerde, Manisa’da, Köprübaşı’nda ve Yozgat Sorgun civarında bulunmaktadır. Küçük küçük rezervler bulunduğu için ekonomik olarak işletilmesi mümkün değildir değerli arkadaşlarım. O nedenle, buradaki teknoloji tamamen dışarıya bağımlı olmaktadır ve bir yandan küresel ısınmanın tehdit ve tehlikelerinin konuşulduğu bu Mecliste, nükleer santraller daha çok suya ihtiyaç duyacaktır, çünkü bu nükleer santraller oburdur. Nedeni şudur: Nükleer enerji, uranyum yakıtıyla, yüksek ısıyla ısıtıldığı anda bu ısının belli bir düzeyde tutulması gerekiyor. Bunun için de mümkün olduğu kadar su alınması gerekiyor. 2003 yılında Fransa’da kuraklığın yaşandığı bir ortamda on yedi tane nükleer santral geçici olarak kapatıldı, kapasiteleri azaldı. Nükleer santralleri iklimin koruyucusu olarak sunan anlayışı, ben bunu belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu nükleer santrallerin ekonomik, güvenilir olduğunu bir an için varsaysak bile, teknoloji transferinin sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunması için, transfer edilen bu teknolojinin de sürdürülebilir olması gerekiyor ve her ülkenin koşullarına uygun bir teknolojinin transfer edilmesi gerekiyor.

Şimdi, nükleer reaktörler, baktığımızda, artık, üçüncü nesil ileri reaktörler dediğimiz ve 2010 yılında süresi dolacak reaktörler dönemini yaşamaktayız. Dördüncü nesil reaktörler 2030 yılından sonra devreye girecek ve bu reaktörler daha az atık üreten, daha güvenlikli reaktörler olacağı belirtilmektedir.

Şimdi, bir santralin planlandığı tarihten itibaren on yıl gibi bir sürede devreye alındığını varsaysak bile, bugün ihalesi yapılacak ve devreye alınacak bir reaktör, modası geçmiş, eski teknoloji içeren bir reaktör olacaktır.

Bütün bunlar, ülkemiz şartları yönünden nükleer santral teknolojisini seçmemiz için geç kalmadığımızı, tam aksine, zamana ihtiyacımız olduğunu göstermektedir. Yani, bu olayın doğru olduğunu varsaysak bile, bizim zamana ihtiyacımız vardır.

2004 yılında elektrik enerjisi… Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığının yaptığı bir olay, elektrik enerjisi talep projeksiyonu. Baktığımızda, birinci senaryo, yüksek talep olması halinde ve ikinci senaryo da düşük talep halinde bile, bizim 2030-2035 yılına kadar sürecek birinci kaynaklarımız mevcuttur. Dolayısıyla, enerji konusunda geç kalınmışlık falan söz konusu değildir.

Değerli arkadaşlarım, bugün, söylenildiği gibi, bu dünyada gelişmiş ülkeler nükleer enerjiyle gitmemektedirler. Bizim nükleer enerji maceramız yirmi yıldan beri sürüyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız Sayın Öztürk.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – Bu kirli, güvenli olmayan, insanların yaşam hakkına kasteden bu enerjiden vazgeçilmelidir. Ulusal kaynaklarımıza dayalı, termik santrallerimiz, biyokimyasal enerji, hidrolik enerji ve jeotermal enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekmektedir.

Ayrıca, değerli arkadaşlarım, bu, halkı doğrudan ilgilendiren bir konudur. Meclisin 184’le toplanıp toplanmayacağı konusunda referanduma gidildiğine göre bu ülkede, bu ülkede nükleer santrallerin kurulup kurulmaması konusunda da referanduma gidelim, halka soralım. Sayın Bakanımızı, Sayın Hükûmetimizi bu konuda referandum yapmaya davet edelim. Bakalım, bu nükleer enerji politikası doğru mudur, yanlış mıdır?

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Öztürk.

Şahıslar adına ilk söz, Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik’e aittir.

HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Konuşmayacağım efendim.

İkinci söz, Kayseri Milletvekili Taner Yıldız’a aittir.

TANER YILDIZ (Kayseri) – Konuşmayacağım efendim.

BAŞKAN – Başka söz isteyen yok.

Madde üzerinde soru-cevap işlemine başlıyoruz.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın grup başkan vekilim söylediler, vazgeçtim efendim.

BAŞKAN – Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakana, iktisadi devlet teşekküllerinin 233’e göre iştirak olması için ne türlü bir işleme tabi tutulması gerekiyor, eğer Bakanlar Kurulu ya da Yüksek Planlama Kurulu kararı gerekiyorsa, bu Kanun’da “iştirak kurabilir” ifadesi neden konulmuştur, bunu sormak istedim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Vural.

Buyurun Sayın Macit.

HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, Rusya’dan Mavi Akım alımıyla ilgili, doğal gaz bedelindeki formül değişikliği, 109 dolar iken 275 YTL ödendiği doğru mudur? BOTAŞ’ın 7,2 milyar Amerikan Doları borcu olduğu doğru mudur? BOTAŞ’ın vadesi geçmiş alacaklarının 8 milyar dolar olduğu da mı doğrudur? Borçlu olan kuruluşlar hangileridir? Alacaklarını tahsil edemeyen BOTAŞ’ın bankalara son dört yılda ödediği faiz ne kadardır? BOTAŞ’ın ticari alacaklarından ortalama tahsilat oranı 2002’de yüzde 94 iken, 2005 yılında yüzde 44 olduğu gerçek midir? 2006 yılı tahsilat oranı nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Macit.

Soru sorma işlemi tamamlanmıştır.

Cevap verecek misiniz Sayın Bakan?

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Kısa cevap vereyim sadece Sayın Oktay Vural Bey’e.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre teşebbüs veya bağlı ortaklıkların ve anonim şirketin iştiraki Yüksek Planlama Kuruluyla oluyor, biliyorsunuz. Madde 27/1’dir. Dolayısıyla, bundan dolayı oraya koyduk.

Sayın Aslanoğlu’nun…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Ben sormadım efendim.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sizin yoktu, pardon.

Sayın Macit’in. Ona cevap veriyorum.

O Mavi Akım’la ilgili olan bilgi yanlış. Bu formül tekniğine göre yaptığımız hesaplar ve ayrıca bu incelemeden de geçti. O iddia eski bir iddiadır, yanlış bir iddiadır, kafa karıştıran bir iddiadır. Bunun da zaten çalışmaları denetlenmiştir ve böyle bir sorun söz konusu değildir.

Öbür taraftan, BOTAŞ’ın -bütün o detaylı rakamları size yazılı olarak vereyim, ancak şunu ifade edeyim- alacaklarını ve borçlarını bir araya getirdiğiniz takdirde herhangi bir borç durumu yoktur. Alacaklarını da almak üzere çalışmalarını sürdürüyor. Zaten çoğu kamu kuruluşu. Dolayısıyla, bu alacaklarını da temin ettiğimiz takdirde birbirlerini götürmektedir. Zararı söz konusu değildir. BOTAŞ zarar etmeyen bir kuruluştur. Bunda da Ruslarla yaptığımız anlaşmadaki fiyatı düşürmemiz ve “al ya da öde”deki miktarda 40 milyar metreküpü sildirmemizin çok büyük rahatlığı var. Dediğim gibi, bundan dolayı da doğal gaza büyük bir teveccüh var.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: 8’inci maddeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu maddeyi okutuyorum:

Yaptırımlar

MADDE 9- (1) Bu Kanunun hükümlerine aykırı hareket eden toptan ve perakende satış lisansı sahibi tüzel kişiler hakkında EPDK tarafından 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 11 inci maddesi hükümleri çerçevesinde işlem yapılır.

BAŞKAN – Madde üzerinde, gruplar adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay.

Buyurun Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, dün öğlenden beri, öğlen saatlerinden beri çok önemli bir kanunu hep beraber görüşüyoruz. Tabii, bütünüyle karşı olduğumuzu sözcülerimiz müteaddit defalar dile getirdiler. Ancak, gerek Milliyetçi Hareket Partisinin gerekse Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüleri, değerli milletvekilleri “Kanun çok kötü, ama hiç değilse, olabildiğince biraz adam edelim. Yani, yolsuzluk cennetine dönüştürdüğünüz Türkiye’de yeni yolsuzluklar, usulsüzlükler olmasın.” diye çok iyi niyetle, tüyü bitmedik yetimlerin hakkını korumaya yönelik çok ciddi önergeler getirdiler. Ama, anlıyorum ki siz burada daha çok bir denetim görevi değil, icrai denetim görevi değil, icrai tasdik göreviyle görevlendirilmişçesine, çok düz bir mantıkla önergeleri reddettiniz.

Şunu, tarihe not düşmek için söylemek isterim ki: Bu yaptığınız iş Türkiye’de yıllar sonra konuşulacaktır. Bu verdiğiniz oylarla ilgili, tarih ve çocuklarınız, torunlarınız sizi yargılayacaktır. Bunu bilmenizi istiyorum değerli arkadaşlarım.

Yine, biraz önce, çok sevdiğim Taner Yıldız, şimdi göremiyorum…

TANER YILDIZ (Kayseri) – Buradayım.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, Taner Bey bir şey söyledi. Bence çok yanlış değil tabii. Yani, “Biz Türkiye’yi devraldığımızda, kamu sabit sermaye yatırım dozunun azalmasını öngördük, gerekli gördük.” dedi. Ekonominin kuralları içinde bu doğru olabilir.

Şimdi, Sayın Bakan, geçenlerde bir demeciniz vardı “Rüzgârla ilgili müthiş bir talep var, millet kuyruklara girdi.” diye. Yani, hazır, temiz, lekesiz bir enerji, pürüzsüz, şaibesiz, daha kolay olabilecek ve hakikaten Avrupa Birliği ülkelerindeki trendine baktığımızda rüzgâr enerjisinin gerçekten çok hızlı da yol aldığını biliyoruz, ama siz sadece “Bu konuda müthiş bir özel sermaye talebi var.” demekle yetiniyorsunuz. Ee, Taner Bey de “Parti olarak kamu sabit sermaye yatırımlarını durdurmamız lazım.” diyor. Bu ne çelişkidir! Buraya bir yönlenseniz, buraya yönelseniz. Bu ısrarınızı ben hâlen anlayabilmiş değilim.

Şimdi, çağdaş enerji politikaları bilebildiğimiz kadarıyla üç aşamada belirlenir: Birinci aşamasında, temel hedefler belirlenir. Burada çevre güvenliğinden, düşük maliyete kadar enerji arzının ve bunun sürekliliğinin teminat altına alınmasına kadar bir sürü şey vardır. Bunu yaparsınız, sonra bu hedefe ulaşacak politikaları saptarken de ekonomik, çevresel, jeopolitik etkenler arasında denge sağlayacak gelişmeleri baz alırsınız. Sonra da, son aşamada da bu politikalarınızı destekleyecek vergilendirmedir, teşviklerdir, yasal düzenlemelerdir, bunları yaparsınız. Şimdi siz bu işe tersten başladınız, yani en son yapmanız gereken işi en önce getirip milletin Meclisinin önüne koydunuz. Buradaki niyetiniz nedir anlamak falan mümkün değil. Doğru bulmuyoruz.

Bakın, dünkü konuşmamda zaman darlığından bahsedemediğimiz bir olay var ya da yeterince bahsedemediğimiz. Şimdi bir realite var. Doğal gaz çevrim… Geçen sene, Sayın Bakan bilir, bana dedi ki: “Sayın Altay’ın bir sözüne katılıyorum, alım garantili doğal gaz anlaşması yapanlar vatan hainidir.” dedi. Doğru, ben de söylüyorum. E şimdi sen bu alım garantili doğal gazı –madem- bak, Sinop’ta doğal gaz yok, oraya kadar taşı, Sinop halkı doğal gaz kullansın. Doğal gazla elektrik üretmeye mecbur musunuz Sayın Bakan? Ülkenin, yani, hidroelektrik santrallerini, termik santrallerini kapatıp da niye bu doğal gazla elektrik üreteceğim diye uğraşıyorsunuz?

AYHAN YILMAZ (Ordu) – Kapattığımız yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – 200 bin liraya yaklaşık… Şimdi rakamlar değişmiştir, bendeki rakamlar altı aylık falandır. Yani, 200 liraya oradan elektrik elde ediyorsun, HES’den 13 liraya elde ediyorsun. E buna bakın, bununla ilgilenin.

Ve bir şeyin altını burada çizmemiz lazım. Sayın milletvekilleri, bugün -Uluslararası Enerji Ajansı’nın ve Amerika Birleşik Devletleri’nin verilerine göre söylüyorum, yani, Amerika Birleşik Devletleri Enerji Bakanlığının verilerine göre söylüyorum- birincil enerji tüketiminde nükleer enerjinin payı yüzde 7 ve 2030’da bunun yüzde 5’e düşeceğini öngörüyorlar. Siz kafa sallıyorsunuz. Ya siz tek başınıza doğru söylüyorsunuz ya da bu ülkenin elektrik mühendisleri yalan söylüyor. Bunu bir kişi söylemiyor ki. Kim söylüyor? Uluslararası Enerji Ajansı ve Amerika Birleşik Devletleri Enerji Bakanlığı ve aynı veriler, nükleer enerjinin elektrik üretimindeki payının -burası çok önemli değerli milletvekilleri- dünyada bugün itibarıyla yüzde 17 olduğunu söylüyor ve 2030’da da bunun yüzde 12’ye düşeceğini söylüyor. Zaten biz bu işleri bu adamlarla istişare içinde yapacağız. Bunlar bu konuda, nükleer enerjinin elektrik enerjisindeki payının düşeceğini öngörüyorlar, hesaplamalarını, planlamalarını buna göre yapıyorlar, ama biz burada “Hayır, biz bunu yapacağız...” Çok şey bir mantık. Yani, ben yaptım oldu mantığı gibi, inada binmiş gibi. Yani, bizle inatlaşılabilir, önemli değil. Yani, biz, burada görevimizi yapmanın vicdani sorumluluğuyla evimize gider yatarız. Üzülürüz ama vicdanen rahat bir şekilde gideriz, ama değerli arkadaşlar, sayın milletvekilleri, siz gidemezsiniz. İki gündür arkadaşlarımızın söylediği bunca şeyden sonra ben, sizin evinize gidip de, başınızı yastığa koyup da vicdanen rahat olabileceğinize inanmıyorum. (AK Parti sıralarından “Rahatsız, rahatsız” sesleri)

ABDÜLHADİ KAHYA (Hatay) – Bize hakaret etme!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Siyasi geleceğinizi, siyasi geleceğinizi düşünerek bu tekliflere, bizimkilere kafadan “ret”, Hükûmetten gelen her şeye “evet” diyerek siyasi gelecek de garanti altına maalesef alınmıyor. İşte iki örneği var: Benle birlikte geçen dönem Sinop’ta milletvekilliği yapan iktidar partisinin iki çok değerli milletvekili, direkt, yani hiçbir şey yapmadan, bir ön kabulle bu tasarıya büyük, müthiş destek verdiler, ama şimdi onlar yok, yerlerine çok daha değerli arkadaşlarımız var şüphesiz, en az onlar kadar değerli. Bu arkadaşlarımız da buna “kabul” diyecek, ama inanın ki bu bir siyasi gelecek garantisi olmayacaktır. Bunun altını çizmek istiyorum.

HAYDAR KEMAL KURT (Isparta) – Öyle bir kaygımız yok.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben niye bu kadar duyarlıyım derseniz, ben, değerli arkadaşlar, bu nükleer santrali, Başbakan, İstanbul’da Sinopluların bir toplantısında müjde olarak Sinoplulara söyledi de… Yani Sinop benim seçim bölgem.

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Bizim nasıl seçileceğimiz seni ilgilendirmez. Polemik yapmayın!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne diyorsun sen?

HALİL MAZICIOĞLU (Gaziantep) – Maddeyle ilgili konuş.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Otur yerine, konuşma! Gel, buradan konuş! Sen bu kürsünün ne olup olmadığını öğren önce. Zamanımı çalma lütfen. Allah Allah!

Şimdi, benim ilim, doğduğum ve çocukluğumun geçtiği yer, Sinop. Herkese de en az bir kere gitmeyi ve görmeyi tavsiye ederim. Ama Sinop’un elli dokuz kuruluşu -bunun içinde Sinop Barosu var, sendikaların tümü var, esnaf odası var, ziraat odası var, siyasi partiler var, dernekler var, hepsi var- nükleer karşıtı platform oluşturdular, bir mücadele götürüyorlar, istemiyorlar, istenmiyor, doğru bulunmuyor. Ee dün de söyledim, Sayın Öztürk de biraz önce tekraren söyledi. “Referandum” diye bir şey söylüyoruz. Hiç değilse nerede kuracaksanız oranın halkına bir sorun kardeşim, oranın halkına bir sorun, oranın halkına bir sorun ve buna bakalım.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Yapın, daha güzel olur.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, lobiler için bu Kanun geliyor, bunu biliyoruz ve düzenlemeyle ilgili, denetlemeyle ilgili işlere sonra bakacağız mantığı şuna benziyor: Bir binanın su basmanı, temeli falan yapılmamış, siz çatı kanununu buraya getiriyorsunuz ya da çatı katı için belediyeye iskâna gidiyorsunuz. Kardeşim ortada temel yok, kasnak yok, bina yok! Böyle de bir sakatı var bu Yasa’nın. Bunu size anlatmaya çalışıyoruz.

Bir yanlışı şudur: Sayın Hükûmetten Avrupa’nın ve Amerika’nın işsiz kalmış, boşta gezen nükleer fizikçilerine, atom mühendislerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Konuşmanızı lütfen tamamlar mısınız Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Tabii Sayın Başkanım.

…işsiz nükleer fizikçilerine, atom mühendislerine istihdam sağlayacağına Sayın Hükûmet, Türkiye'nin işsiz gezen 200 bine yakın öğretmenine, işsiz gezen 100 bini aşkın mühendisine iş sağlamak için bir gayret gösterseniz de, biz de burada, muhalefette olmakla beraber, sizi takdir edecek bir şeyler söyleyebilsek diye de düşünüyorum.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – 2 bin kişi işe alındı.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yani, çok biliyorsanız gelir burada konuşursunuz, oturduğunuz yerden…

Meclis İç Tüzüğü’ne de çok aykırıdır Sayın Başkan.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Olabilir…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hatibe müdahale etmek İç Tüzük’e aykırıdır.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – O kürsüde millete izahat veriyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şu İç Tüzük’ü bir oku da öyle konuş ya! Üç aydır mebussun, İç Tüzük’ü oku da buraya gel konuş!

BAŞKAN – Sayın milletvekili…

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Sen dört yıllık olmuşsun da ne olmuş?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Oturduğun yerden hatibe laf atılmaz! Laf atılacaksa bak orada Grup Başkan Vekiliniz var, hem de 5 tane!

BAŞKAN – Sayın Hatip, bir dakika müsaade eder misiniz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Çıkarlar, cevap verirler.

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – 2 bin kişiye istihdam yaratılmış.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne diyorsun?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – 2 bin kişiye istihdam yaratılmış.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kim diyor onu sana, kim diyor 2 bin kişi diye?

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Devlet İstatistik Enstitüsü diyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekili…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gelsin, bana söylesin onu!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Gidin araştırın!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hayret bir şey!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Yalan yanlış konuşuyorsun!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Kardeşim, yanlış konuşuyorsam gelir burada düzeltirsin!

BAŞKAN – Tamam…

Teşekkür ederim Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Grup adına konuşmalarınız boş geçiyor. Oturduğun yerden laf atma!

MEHMET NİL HIDIR (Muğla) – Olabilir…

BAŞKAN – Sayın milletvekili, laf atmanıza gerek yok, biraz sonra grup adına…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Dingo’nun ahırı mı burası! (AK Parti sıralarından gürültüler)