|
DÖNEM: 23 CİLT:
3 YASAMA YILI:
2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 15’inci
Birleşim 1 Kasım 2007 Perşembe İ Ç İ N D E K İ L
E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III.
- YOKLAMA IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- İstanbul
Milletvekili Bayram Ali Meral’in, sürmekte olan Telekom grevine ilişkin gündem
dışı konuşması 2.- Malatya
Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, ülkemizin kara yollarının genel durumu ve bunun
Malatya iline yansımasına ilişkin gündem dışı konuşması V.
- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman ve 29 milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı ile
diğer bitkisel yağların üretimindeki sorunların araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/27) 2.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23 milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin
karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi
(10/28) 3.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 34 milletvekilinin, ders kitaplarındaki ve
yardımcı kitaplardaki cinsiyete dayalı ayrımcılık ögelerinin araştırılması
amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/29) B)
GENEL GÖRÜŞME ÖNERGELERİ 1.- Bilecik
Milletvekili Fahrettin Poyraz ve 20 milletvekilinin, ülkemizin uluslararası
alanda karşılaştığı sözde Ermeni iddiaları konusunda genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/3) C)
TEZKERELER 1.- Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül’ün Fransa’ya yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen
milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/208) VI.
- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 16) VII.
- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1.- Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın,
konuşmasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması VIII.
- OYLAMALAR 1.- İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısının oylaması IX.
- SORULAR VE CEVAPLAR A)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Gaziantep
Milletvekili Akif Ekici’nin, teşvik sistemine ilişkin sorusu ve Sanayi ve
Ticaret Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/211) 2.- İzmir
Milletvekili Kemal Anadol’un, ilköğretim ve ortaöğretim tabelalarının farklı
renklere boyanacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin
Çelik’in cevabı (7/312) 3.- Bursa
Milletvekili Abdullah Özer’in, öğretmenlere sevkli olduğu halde ek ders ücreti
verilmesine ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in cevabı
(7/319) 4.- Konya
Milletvekili Atilla Kart’ın, Hatay ve Mardin güzergâhında mayından temizlenen
araziye ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın cevabı (7/345) I.
- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 15.05’te açılarak iki oturum yaptı. Eski Dışişleri
Bakanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün vefatı nedeniyle
bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil, eski Dışişleri Bakanı, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün vefatı nedeniyle merhuma Allah’tan rahmet,
ailesine ve milletimize başsağlığı dileyen bir konuşma yaptı. Erdal İnönü’nün
vefatı nedeniyle: İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol, Ankara
Milletvekili Mehmet Emrehan Halıcı, İzmir
Milletvekili Oktay Vural, Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu, Muş Milletvekili
Sırrı Sakık, Malatya
Milletvekili Öznur Çalık, Kültür ve Turizm
Bakanı Ertuğrul Günay, Tunceli
Milletvekili Kamer Genç, Samsun
Milletvekili Osman Çakır, Giresun
Milletvekili Nurettin Canikli, Birer konuşma
yaptılar. Adıyaman
Milletvekili Mehmet Erdoğan, Türk Kızılayının faaliyetlerine ilişkin gündem
dışı bir konuşma yaptı. Antalya
Milletvekili Tayfur Süner’in, yaş sebze meyve ihracatında yaşanan sorunlara
ilişkin gündem dışı konuşmasına, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Adana
Milletvekili Yılmaz Tankut’un, hazine arazileri üzerinde ecri misil ödeyerek
tarım yapan çiftçilerin sıkıntılarına ilişkin gündem dışı konuşmasına, Maliye
Bakanı Kemal Unakıtan, Cevap verdiler. Romanya
Parlamentosu Başkanı Bogdan Oltenau ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret
etmesine, Avrupa Konseyi
Parlamenter Meclisi, Batı Avrupa Birliği Geçici Avrupa Güvenlik ve Savunma
Asamblesi, NATO Parlamenter Asamblesi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı
Parlamenter Asamb-lesi, Asya Parlamenter Asamblesi ve Avrupa-Akdeniz
Parlamenter Asamblesinde Türkiye Büyük Millet Meclisini temsil edecek grupları
oluşturacak üyelerin isimlerine, İlişkin Başkanlık
Tezkereleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu. Ankara
Milletvekili Yılmaz Ateş ve 20 milletvekilinin, demir yolu ulaşım sistemindeki
sorunların araştırılarak altyapı ve işletmeciliğinin geliştirilmesi için
(10/25), Yalova
Milletvekili Muharrem İnce ve 21 milletvekilinin, Balkan göçmenlerinin
sorunlarının araştırılarak (10/26), Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini
alacağı ve ön görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı. Bayındırlık ve
İskân Bakanı Faruk Nafız Özak’ın Hindistan’a, Sağlık Bakanı
Recep Akdağ’ın Belarus’a ve İngiltere’ye, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi Başkanlığının resmî davetine icabetle TBMM
Dışişleri Komisyonu heyetinin Kuzey Kıbrıs’a, Yapacakları resmî
ziyaretlere katılacak milletvekillerine ilişkin Başkanlık tezkereleri kabul
edildi. Genel Kurulun 31/10/2007 Çarşamba günkü birleşiminde sözlü soruların
görüşülmemesine ve 1/11/2007 Perşembe günkü birleşiminde gündemin “Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının 1’inci sırasındaki
16 sıra sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın
görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışma süresinin uzatılmasına ilişkin
Danışma Kurulu önerisi kabul edildi. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının: 1’inci sırasında
bulunan, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın
(1/350) (S. Sayısı: 16) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı, 1’inci maddesi
üzerinde bir süre görüşüldü. 1 Kasım 2007
Perşembe günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 19.02’de son verildi. Nevzat PAKDİL Başkan Vekili Murat
ÖZKAN Fatoş
GÜRKAN Giresun
Adana Kâtip Üye
Kâtip
Üye Yaşar TÜZÜN Bilecik Kâtip Üye No.: 21 II. - GELEN KÂĞITLAR 1 Kasım 2007 Perşembe Teklifler 1.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/30) (Milli Savunma ile Plan ve
Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2007) 2.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Devlet Memurları Kanunu ile Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/31) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.10.2007) 3.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Muhtar Ödenek ve Sosyal Güvenlik Yasasında
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/32) (İçişleri ile Plan ve Bütçe
Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2007) 4.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Harçlar Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/33) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.10.2007) 5.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/34) (Plan ve Bütçe Komisyonuna)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2007) 6.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Devlet Memurları Kanunu ile Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Teklifi (2/35) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.10.2007) 7.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; 357 Sayılı Askeri Hakimler
Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (2/36) (Milli Savunma;
Plan ve Bütçe ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2007) 8.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/37) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23.10.2007) 9.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; 3194 Sayılı İmar Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/38) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm
ile Adalet Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2007) 10.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Orman Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında
Kanun Teklifi (2/39) (Çevre ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonlarına)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23.10.2007) 11.- İzmir
Milletvekili Bülent Baratalı’nın; Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda ve
Sosyal Güvenlikle İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Temsil
Tazminatı Ödenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
(2/40) (Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23.10.2007) Genel Görüşme Önergesi 1.- Bilecik
Milletvekili Fahrettin Poyraz ve 20 Milletvekilinin, ülkemizin uluslararası
alanda karşılaştığı sözde Ermeni iddiaları konusunda Anayasanın 98 inci,
İçtüzüğün 102 ve 203 üncü maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına
ilişkin önergesi (8/3) (Başkanlığa geliş tarihi: 1/11/2007) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Bursa
Milletvekili İsmet Büyükataman ve 28 Milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı ile
diğer bitkisel yağların üretimindeki sorunların araştırılarak altyapı ve
işletmeciliğinin geliştirilmesi için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/27) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31/10/2007) 2.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23 Milletvekilinin, Adana’daki lagünlerin
karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin araştırılarak alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci
maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/28)
(Başkanlığa geliş tarihi: 31/10/2007) 3.- Adana
Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 34 Milletvekilinin, ders kitaplarındaki ve
yardımcı kitaplardaki cinsiyete dayalı ayrımcılık öğelerinin araştırılması
amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/29) (Başkanlığa geliş
tarihi: 31/10/2007) 1 Kasım 2007 Perşembe BİRİNCİ OTURUM Açılma Saati: 15.00 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER : Yaşar TÜZÜN (Bilecik),
Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN – Saygıdeğer
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşimini
açıyorum. III.- YOKLAMA BAŞKAN – Elektronik
cihazla yoklama yapacağım. Yoklama için
iki dakikalık süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum. (Elektronik cihazla
yoklama yapıldı) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce iki sayın milletvekilimize gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, sürmekte olan Telekom grevi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili
Bayram Ali Meral’a aittir. Buyurun Sayın
Meral. Süreniz beş dakika. IV. - GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.-
İstanbul Milletvekili Bayram Ali Meral’in, sürmekte olan Telekom grevine
ilişkin gündem dışı konuşması BAYRAM ALİ MERAL
(İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sözlerime
başlarken yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan da
müsaade ederse, asıl konuya geçmeden, elçiye zeval olmaz, iki konuyu
yüce Genel Kurulun bilgisine sunmak istiyorum. Bunun birisi:
Yıllardır, emekli olmuş, Hükûmetimizin, bakanlarımızın her sahada
söz verdiği, emeklilerin bir türlü alamadığı TÜFE alacakları. Lütfen,
emekliler bunları bekliyor, bir an önce sözünüzü yerine getirin. İkincisi de: Değerli
arkadaşlarım, her konuda destek veren, bugün de çalışanlara destek
veren, Hatay’dan telefon eden seksen altı yaşındaki Nimet Teyze’nin
de huzurunuzda ellerinden öpüyorum. Değerli arkadaşlarım,
bugün 17’nci gününe girdi Telekom’da çalışanların grevi. Kamuoyunda
çok farklı görüşler ifade edilmektedir. Bunun içerisinde, sanki sendika
yüksek bir ücret istemiş, bundan dolayı toplu sözleşme bitirilememiş.
Sendika, toplu sözleşmenin bitmesi için, iki ay süreyle sorunu çözmeye
çalıştı değerli arkadaşlarım. Telekom’u çok
iyi biliyorsunuz. Beş yıl taksitle 6,5 trilyona eski Lübnan Başbakanının
oğluna, yani Hariri’nin oğluna sattınız. Bu müessesenin
kârı 2005 yılında, değerli arkadaşlarım, 3.473 milyon dolar. 2006 yılında
4.412 milyon dolar. Yani, bu müessese, kârlarıyla, azami üç buçuk yıl
içerisinde alıcıya bedava kalmaktadır değerli arkadaşlarım. Ayrıca, bu kuruluş
altına imza attığı anlaşmada, bu müesseseyi 48 bin işçiyle yöneteceğinin
sözünü vermiştir; maalesef, 11 bin işçinin tekrar işine son vermiştir,
başka müesseselere aktarılmıştır. Bunun maliyeti de, değerli arkadaşlarım,
Hükûmetimize, devletimize 3.200 milyon dolardır. Değerli arkadaşlarım,
bu grev bilinçli bir şekilde yürütülmektedir. Ben, Sayın Başbakan
Yardımcımız Çiçek’ten rica ettim, Sayın Çalışma Bakanımızdan rica
ettim, grevler uzadıkça sorunlar daha da zorlaşır. Hani hep meydanlarda
gezersiniz, şimdi de konuşuyorsunuz “İki vatandaştan birisi bize
oy verdi.” diyorsunuz, iki vatandaşın birisi orada greve gitmiş. Neymiş efendim?
Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri grevdeki işçileri ziyaret
etmiş, Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekilleri de gitmiş
ziyaret etmiş, acaba, buraya siyaset mi bulaştı? Ee, siz de gidin de
bulaşmasın! Niye gitmiyorsunuz değerli arkadaşlarım? Burada çalışan
insanlar sizin vatandaşınız değil mi? Hükûmetlerin görevi nedir?
Sen getireceksin, Türkiye’nin en büyük verimli bir müessesesini,
matbaa gibi para kesen bir müessesesini birisine vereceksin,
trilyonları kazandıracaksın ve resen de değil, kapalı kapılar arkasında
satacaksın, trilyonları kazanacak, ondan sonra oradaki işçiyi
greve zorlayacak… Peki, sorun çözülmeyecek mi değerli arkadaşlarım?
Ondan sonra da, ne olmuş efendim? Acaba, kablolarda kopma olmuş, kablolar
çürümüş… Bu bahaneler… Hiçbir Türk işçisi, değerli arkadaşlarım,
ekmek teknesine ihanet etmemiştir, etmez. Bunu söyleyenleri kınıyorum,
iftira atanları kınıyorum. Ayıptır! Grevin bir kuralı vardır. Siz,
grevi biliyor musunuz? (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Meral, bir dakika ek süre veriyorum. Konuşmanızı tamamlayınız
lütfen. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkanım. İki de geçenden alacağım
vardı. BAŞKAN – Yok, o
geçen dönemde kaldı, müruruzamana uğradı. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, meydanlarda gezdiniz, siyasetin
her türlü yapılması gerekenini yaptınız, kurallarını yaptınız,
seçim kazandınız. Grev de bunun bir benzeridir. Sonuç almak için, değerli
arkadaşlarım, demokratik yollar neyi gerektiriyorsa o yapılır.
Kablo da çürür, kablo da kopar. Onun için yapmanız gereken bir konu
var –Hükûmetsiniz, devleti yönetiyorsunuz- vatandaşınızın sorununa
sahip çıkın değerli arkadaşlarım. Sorun… Bekliyor vatandaş orada.
Ne güzel! İş yerinde
yatsın, ücret ödemesin, işler de tıkırında gitsin. Böyle bir grev nerede
görülmüş değerli arkadaşlar? Böyle bir grev olur mu? Grev dediğin,
grevin anlamı şudur: İşin aksaması, iş sahibinin işçiye gelip, hakkını
vermesi, sorunun çözülmesidir, grev budur. Yoksa sen evinde yat… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Meral, teşekkür ediyorum. BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – İki dakika ne çabuk geçti. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın milletvekilleri… BAYRAM ALİ MERAL
(Devamla) – Hemen bitiriyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Yok, teşekkür
ederim Sayın Meral. Prensiplerime riayet edeceğim bu dönem. Lütfen,
istirham ediyorum. Gündem dışı
ikinci söz, Malatya ilinin kara yolu ulaşımındaki sorunları hakkında
söz isteyen Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’e aittir. Sayın Öz, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar) 2.- Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz’ün, ülkemizin
kara yollarının genel durumu ve bunun Malatya iline yansımasına
ilişkin gündem dışı konuşması ÖMER FARUK ÖZ
(Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. Öncelikle, sözlerime
başlamadan önce, dün kaybetmiş olduğumuz hemşehrimiz, ilim ve devlet
adamı Erdal İnönü’yü rahmetle anıyorum. Ülkemizin kara
yollarının genel durumu ve bunun Malatya’ya yansımalarıyla ilgili
gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Sayın Başbakanımızın direktifleriyle,
kara yollarının iyileştirilmesi noktasında, gerek mali tablonun
gerek insan gücünün etkin kullanılması neticesinde, 2002 ile 2007
yılları arasında kara yollarında anlatılmayacak ölçüde büyük mesafeler
katedilmiştir. Bunun en bariz
örneğini Malatya’ya yansıttığımızda şu görülmektedir: 2002 yılına
kadar Malatya genelinde toplam 32 kilometre bölünmüş, yani duble yol mevcut iken, bizim dönemimizde 98 kilometre
duble yol bitirilmiş, bunun haricinde yaklaşık 100 kilometrelik
duble yol bitim aşamasına getirilmiştir. Bununla beraber,
yine aynı şekilde, 1999-2002 yılları arasında
Malatya ili genelinde asfaltlanmış yol miktarı 540 kilometre iken,
2007 yılı çalışmaları da tamamlandığında bunun yaklaşık 2 bin kilometreye
kadar ulaştığını görmekteyiz. Malatya-Elâzığ duble yol çalışması bitirilmiştir bu dönem içerisinde.
Yıllardır yapılmayan, Malatya’mızın Battalgazi yolu az bir miktarda,
yaklaşık 1,2 kilometre kalmıştır, diğeri tamamlanarak halkımızın
hizmetine sunulmuştur. Gölbaşı yolu başlanılmıştır. Yıllardır devam
eden Beylerderesi Viyadüğü’nün çalışmalarına başlanmıştır. 18
kilometrelik havaalanı yolunun 5 kilometrelik kısmı tamamen bitirilmiş,
geriye kalan 13 kilometrelik kısmı tek şeritli olarak hizmete sunulmuştur.
Önümüzdeki yıllar
itibarıyla özellikle belirtmek istediğim Kayseri-Malatya yolu
-Buna Kayseri-Malatya olarak da bakmıyorum, Ankara’dan Van’a kadar
giden, doğuyu batıya bağlayan yol olarak addediyorum- Malatya-Darende
kısmına kadar büyük oranda tamamlanmıştır. Geriye kalan, bu doğuyu
batıya bağlayan Kayseri-Malatya yolunun bitirilmesi noktasında,
bizzat Sayın Başbakanımızın destekleriyle, önümüzdeki günlerde
inşallah Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yatırım programına
alınacaktır ve önümüzdeki günlerde de yapımına başlanacaktır. Ayrıca, daha
önce başlamış olan Gölbaşı yolumuzun bir an önce bitirilmesi noktasında
gerekli girişimlerimiz devam etmektedir. Beylerderesi
Viyadüğü’nün bir an önce bitirilmesi noktasında, ödeneğin artırılması
noktasındaki çalışmalarımız devam ediyor. İnşallah, önümüzdeki
yıllarda Beylerderesi Viyadüğü de Malatya halkının hizmetine sunulmuş
olacaktır. Ayrıca, ihalesi
yapılan Malatya çevre yolunda, sanayi köprülü kavşağında, firmayla
gerekli sözleşmeler yapılmış, önümüzdeki günlerde yer teslimi yapılarak
çalışmalarına başlanacaktır. Bunun da ödeneğinin artırılarak,
bir an önce halkın hizmetine sunulmasını beklemekteyiz. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ülkemizin kaynaklarını en efektif biçimde
kullanmaya devam ederek, bu dönemde daha sağlam, daha konforlu ve
daha güvenli yollar bütün vatandaşlarımızın ve Malatyalı hemşehrilerimizin
hizmetine sunulacaktır. Beni sabırla
dinlediğiniz için hepinize saygılar sunuyorum. Hükûmetimizin kara
yollarında olduğu gibi diğer konulardaki çalışmalarını takdirle
izlemekteyiz. Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, bir bilgilendirme yapmak istiyorum, aynı zamanda
kendisini tebrik edeceğim. Ankara Milletvekili
Hakkı Suha Okay Bey, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekilliğine
seçilmiştir. Kendisini tebrik
ediyorum, çalışmalarında başarılar diliyorum. (Alkışlar) HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Teşekkür ederim. BAŞKAN – Gündeme
geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Meclis araştırması
açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum: V.
- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI A) MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman ve 29
milletvekilinin, zeytin ve zeytinyağı ile diğer bitkisel yağların üretimindeki
sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/27) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Zeytin ve Zeytinyağı
ile Diğer Bitkisel Yağların Üretimindeki Sorunlar ve Çözüm Yollarını
belirlemek amacıy 1) İsmet Büyükataman (Bursa) 2) Mustafa Kemal Cengiz (Çanakkale) 3) Ertuğrul Kumcuoğlu (Aydın) 4) Recai Yıldırım (Adana) 5) Kürşat Atılgan (Adana) 6) Ahmet Kenan Tanrıkulu (İzmir) 7) Mustafa Enöz (Manisa) 8) Necati Özensoy (Bursa)
9) Ali Uzunırmak (Aydın) 10) H. Hamit Homriş (Bursa) 11) Behiç Çelik (Mersin) 12) Metin Ergun (Muğla) 13) Mehmet Akif Paksoy (Kahramanmaraş) 14) Alim Işık (Kütahya) 15) Kamil Erdal Sipahi (İzmir) 16) Hüseyin Yıldız (Antalya) 17) Cemaleddin Uslu (Edirne) 18) Hakan Coşkun (Osmaniye) 19) Kemalettin Nalcı (Tekirdağ) 20) Ahmet Bukan (Çankırı) 21) İzzettin Yılmaz (Hatay) 22) Yılmaz Tankut (Adana) 23) Kadir Ural (Mersin) 24) Cumali Durmuş (Kocaeli) 25) Şenol Bal (İzmir) 26) Recep Taner (Aydın) 27) Muharrem Varlı (Adana) 28) Ahmet Orhan (Manisa) 29) Oktay Vural (İzmir) 30) Ahmet Duran Bulut (Balıkesir) Gerekçe: Zeytin ve zeytinyağı
ile diğer bitkisel yağların üretiminin, ülkemiz ekonomisi, toplumsal
yapısı, toplum sağlığı ve çevre açılarından stratejik önemi bulunmaktadır.
Ülkemiz, 1 milyon
260 bin ton civarındaki zeytin üretimiyle dünya zeytin üretiminin
yüzde 7,9’unu, 100 bin ton civarındaki zeytinyağı üretimiyle dünya
zeytinyağı üretiminin yüzde 5’ini gerçekleştirmektedir. Ülkemizde
109 milyon zeytin ağacı, 196 bin zeytin üreticisi, 800 bin ton zeytini
işleyen 1 100 zeytinyağı üretim işletmesi bulunmaktadır. Ülkemiz
zeytinyağı üretiminin yaklaşık yarısı ihraç edilmektedir. Yağlı tohumlu
bitkiler ve bitkisel yağlar üretimi alanında ise, ülkemizde ayçiçeği
ve pamuk üretimi ile bunlardan üretilen bitkisel yağların üretimi
önem taşımaktadır. Ülkemizde yıllık ortalama 800 bin ton yağlık ayçiçeği
tohumu üretilmektedir. 800 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu üretimimizin
yurtiçi talebimizi karşılamaması nedeniyle 2006 yılında ihracat
rakamları düşüldükten sonra net 360 bin ton ayçiçeği tohumu, net
300 bin ton da ham ayçiçeği yağı ithal edilmiştir. Pamuk yağı üretiminde
ise, yurtiçi talep büyük ölçüde yurtiçi üretimi tarafından karşılanmakta
olup, ülkemizde 1 milyon 300 bin ton pamuk çiğidi ve 200 bin ton civarında
pamuk yağı üretimi gerçekleştirilmektedir. Ayçiçeği ve pamuk
yanında soya, yerfıstığı, susam, kanola ve aspir gibi bitkilerden
de yağ üretimi yapılmakta, ülkemizde 402 kuruluş yağlı tohumlu bitkilerden
bitkisel yağ üretiminde bulunmaktadır. 2006 yılında,
ayçiçeği ve pamuk tohumu ile ayçiçeği yağı, pamuk yağı, soya yağı,
mısıryağı, margarin olarak 361 milyon dolar değerinde ihracat, 1
milyar 350 milyon dolar değerinde ithalat (net 989 milyon dolarlık
ithalat) yapılmıştır. 100 binlerce
zeytin ve yağlı tohumlar üreticisi ve binlerce yağ üreticisi yanında
ülke ekonomisini, dış ticaretini, üretim planlaması ve üretim teknolojilerini,
çevre problemlerini ve toplum sağlığını yakından ilgilendiren bu
alanda önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunları
tespit ve çözümlerini bulmak amacıyla 22. dönem parlamentosunda,
Zeytin ve Zeytinyağı ile Diğer Bitkisel Yağların Üretimindeki Sorunların
Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla
bir Meclis Araştırma komisyonu kurulmuş ve bu komisyon çalışmalarını
bir rapor haline getirmiştir. Fakat Araştırma Komisyonunun raporu
Meclis Genel Kurulunda görüşülememiştir. Meclis Genel Kurulunda
görüşülemeyen söz konusu Meclis Araştırma Komisyonu Raporu incelendiğinde,
bu raporun kapsamlı görüşme ve çalışma sunucunda hazırlanmış olmasına
ve birçok soruna çözüm önerilerinde bulunmasına rağmen, konuya
stratejik bir anlayışla yaklaşmadığı düşünülmektedir. Eski dönemlerde
uygulanan ve tavsiyeler içeren politika belirlemekle işlerin yürümemesi
nedeniyle çağımızda artık stratejik düşünme ve stratejiler üzerine
iş yapma çağı başladığı göz önüne alındığında, Zeytin ve Zeytinyağı
ile Diğer Bitkisel Yağların Üretimindeki Sorunlara Çözüm Önerilerinin
de stratejik bir anlayışla ele alınması gereği ortaya çıkmaktadır. Zeytinyağı ve
diğer bitkisel yağların üretimi konusunda ülkemizin temel hedeflerinin
belirlenmesi, bu hedeflere ulaşmak üzere fidan ve tohum seçiminden
ve bunun yönetiminden, üretim teknolojilerinin geliştirilmesi,
bu alanlarda milli rekabet gücümüzün artırılması ve bu alanda Türk
markası yaratılması için gerekli adımların ve işin sahiplerinin
safha safha belirlenmesi gerekmektedir. Aksi halde yüce Meclisimizin
tavsiyeleri birçok alanda olduğu gibi kurumsal çok başlılık içinde
kaybolup gidecek veya bazı kesimlere bazı avantajlar sağlanması
için bir dayanaktan öteye bir anlam taşımayacaktır. Açıklanan bu nedenlerle: 22. dönem parlamentosunda
kurulan ancak hazırladığı rapor genel kurulda görüşülemeyen,
“Zeytin ve Zeytinyağı ile Diğer Bitkisel Yağların Üretimindeki Sorunların
Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi amacıyla
kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” Raporunun stratejik bir anlayışla
yeniden ele alınması, Bu alanda belirlenen
hedeflerin hangi kurum ve kuruşlar tarafından nasıl yerine getirileceğinin
ve bunun için yapılacak yasal düzenlemeler dâhil alınacak önlemlerin
tespiti, İçin Anayasanın
98 inci, İç Tüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması gerekmektedir. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. İkinci önergeyi
okutuyorum: 2.-
Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 23 milletvekilinin, Adana’daki
lagünlerin karşı karşıya bulunduğu çevresel risklerin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergesi (10/28) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Lagün veya deniz kulağı, koylarda veya körfez ağızlarının kıyı
okları ile kapanması sonucu kıyı gerisinde oluşan göllerdir. Denizle
yer altından veya yer üstünden bir su yoluyla
bağlantısı bulunan, denizden çoğunlukla da dar bir karayla ayrılmış
olan göllerdir. Lagünler, ekolojik ve ekonomik
yönden önemli ekosistemlerdir. Adana’da Akyatan,
Tuzla, Çamlık, Yelkoma, Hurmaboğazı olmak üzere beş adet lagün bulunmaktadır.
Bu lagünler Adana için doğal birer zenginlik kaynağı olmasının yanında
birçok canlının da üreme, beslenme, korunma ve yaşama ortamı olması
açısından da büyük önem taşımaktadır. Ancak, günümüzde
kirlilik ve diğer çevresel etkilerle Adana’da ismi sayılan lagünler
hızlı bir yok olma sürecine girmiştir. Nehirlere yapılan barajlar
ve diğer müdahalelerle deltalarda geriye doğru aşınmalar başlamıştır. Adana’nın doğal
zenginlik kaynakları olan ve ekolojik denge
açısından da büyük öneme sahip olan lagünlerin karşı karşıya kaldığı
tehlikeleri tespit etmek ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi
amacıyla, TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. maddeleri, Anayasanın 98. maddesi
gereğince meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 1- Nevin Gaye Erbatur (Adana) 2- Hulusi Güvel (Adana) 3- Tayfur Süner (Antalya) 4- Osman Kaptan (Antalya) 5- Şevket Köse (Adıyaman) 6- Rahmi Güner (Ordu) 7- Muharrem İnce (Yalova) 8- Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri) 9- Vahap Seçer (Mersin) 10- Çetin Soysal (İstanbul)
11- Mehmet Ali Özpolat (İstanbul)
12- Ahmet Ersin (İzmir) 13- Sacid Yıldız (İstanbul)
14- İsa Gök (Mersin) 15- Mustafa Özyürek (İstanbul)
16- Turgut Dibek (Kırklareli) 17- Rasim Çakır (Edirne) 18- Bilgin Paçarız (Edirne) 19- Erol Tınastepe (Erzincan) 20- Selçuk Ayhan (İzmir) 21- Mehmet Ali Susam (İzmir) 22- Suat Binici (Samsun) 23- Ramazan Kerim Özkan (Burdur) 24- Tekin Bingöl (Ankara) Gerekçe: Adana’da Akyatan,
Tuzla, Çamlık, Yelkoma, Hurmaboğazı olmak üzere beş adet lagün bulunmaktadır.
Bu lagünler Adana için doğal birer zenginlik kaynağı olmasının yanında
birçok canlının da üreme, beslenme, korunma ve yaşama ortamı olması
açısından da büyük önem taşımaktadır. Ancak, tatlı,
deniz ve taşkın suları rüzgar nedeniyle lagünlerde
sığılaşmaya yol açmaktadır. Ayrıca lagünlerin yakın çevrelerindeki
kum tepelerinde de tarımsal faaliyetlerin yapılması lagünlerin
ve lagünleri doğal yaşam alanı olarak kabul eden canlıların habitatlarına
zarar vermektedir. Tarlalardaki kimyasal ilaçlar ve sanayi ile evsel
atıklar bu sahaları kirletmektedir. İskenderun körfezinde,
mevcut sanayi tesisleri, boru hattı, tankerler, tersaneler ve rafineriler
ile Sugözü Termik Santrali lagünler için önemli bir kirlilik risk ve
kaynağını oluşturmaktadır. Bölgedeki hızlı nüfus artışı da bu süreci
hızlandırıcı bir etki yapmaktadır. Ayrıca, bölgede
uzun yıllardır stok tespit çalışması da yapılmadığı için lagünlerde
yaşayan canlı sayısına ilişkin net bir veriye ulaşılamamaktadır. Örneğin Türkiye’nin
en büyük lagünü olan Akyatan’da mevcut balık miktarında önemli bir
azalma olduğu konunun uzmanı kişilerce dile getirilmektedir. Adana’daki lagünler
dünyada nesli tükenmekte olan Caretta Caretta (Sini Kaplumbağası)
ile Yeşil Kaplumbağaları’nın (Chelonia Mydas) yaşam alanları olmaları
açısından da büyük önem taşımaktadır. Ayrıca bölgede
38 önemli kuş türü de varlığını sürdürmektedir. Ancak, DSİ tarafından
sulama ve kurutma sistemlerinin geliştirilmesi ve çiftçilerin
kendi imkanlarıyla derin kuyu pompaları kullanmaları
lagünlere büyük zararlar vermektedir. Türkiye gibi
önemli doğal zenginlikleri olan bir ülkede Adana’da bulunan lagünlerin
doğa dışı etmenlerle yok olmaya yüz tutmasına izin verilmemelidir.
İsmi sayılan 5 adet lagünün doğal zenginliklerinin sürdürülebilmesi
için gerekli önlemleri almak, lagünlerin karşı karşıya olduğu sorunları
araştırmak, bu sorunlara yönelik çözüm üretmek için bu araştırmanın
açılmasının uygun olacağı düşünülmektedir. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Üçüncü önergeyi
okutuyorum: 3.- Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur ve 34
Milletvekilinin, ders kitaplarındaki ve yardımcı kitaplardaki
cinsiyete dayalı ayrımcılık ögelerinin araştırılması amacıy Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Her türlü ayrımcılıkla
mücadele, insan hakları konusunda, hem ulusal düzenlemeler hem de
uluslararası/bölgesel düzenlemeler açısından dikkatle ele alınan
ve alınması gereken bir konudur. Ancak, her ne kadar resmî metinlerde
her türlü ayrımcılıkla mücadele edileceği devletler ya da ulusal/uluslararası
kuruluşlarca kabul edilmiş olsa da, bu hedef başka kavram ve politikalarla
bağlantılı olarak kimi zaman açık kimi zaman da örtülü olarak göz ardı
edilmiş, hatta çoğu zaman da ayrımcılık neredeyse meşrulaştırılmıştır.
Bu ayrımcılıklardan,
mücadele edilmesi gereken önemli bir tanesi de toplumsal cinsiyete dayalı
ayrımcılıktır. Ve bu ayrımcılık biçimi çok çeşitli biçimlerde gözlemlenebilir.
Ancak, özellikle okul öncesi dönemde ve ilköğretim çağında genç beyinlere
aşılanması gereken insan hakları, eşitlik, adalet gibi kavramlar
ders kitaplarında hâkim olan cinsiyetçi bakış açısı sebebiyle gerektiği
gibi aktarılamamaktadır. Oysaki yapılması gereken müfredat dahilindeki ders kitaplarının ve yardımcı kitapların
incelenmesi, taranması ve içerdikleri her tür ayrımcılığın yanında
özellikle de cinsiyetçi ayrımcılık içeriklerinin ayıklanmasıdır.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle, ders kitaplarında mevcut olan cinsiyete dayalı ayrımcılık
içeren ögelerin incelenerek tespit edilmesi amacıyla, TBMM İçtüzüğünün
104 ve 105. maddeleri, Anayasanın 98. maddesi gereğince Meclis araştırması
açılmasını arz ederiz. 1 – Nevin Gaye Erbatur (Adana) 2 – Şevket Köse (Adıyaman) 3 – Tekin Bingöl (Ankara) 4 – Birgen Keleş (İstanbul) 5 – Fevzi Topuz (Muğla) 6 – Bihlun Tamaylıgil (İstanbul) 7 – Eşref Karaibrahim (Giresun) 8 – Tayfur Süner (Antalya) 9 – Nesrin Baytok (Ankara) 10 – Özlem Çerçioğlu (Aydın) 11 – Nec 12 – Fatma Nur Serter (İstanbul) 13 – Canan Arıtman (İzmir) 14 – Şükran Güldal Mumcu (İzmir) 15 - Osman Kaptan (Antalya) 16 - Hulusi Güvel (Adana) 17 – Rahmi Güner (Ordu) 18 – Muharrem İnce (Yalova) 19 – Mehmet Şevki Kulkuloğlu (Kayseri) 20 – Vahap Seçer (Mersin)
21 – Çetin Soysal (İstanbul) 22 – Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 23 – Ahmet Ersin (İzmir) 24 – Sacid Yıldız (İstanbul)
25 – İsa Gök (Mersin) 26 – Mustafa Özyürek (İstanbul) 27 – Turgut Dibek (Kırklareli) 28 – Rasim Çakır (Edirne) 29 – Erol Tınastepe (Erzincan) 30 – Bilgin Paçarız (Edirne)
31 – Selçuk Ayhan (İzmir) 32 – Ergün Aydoğan (Balıkesir) 33 – Ali Rıza Öztürk (Mersin) 34 – Tansel Barış (Kırklareli) 35 – Ramazan Kerim Özkan (Burdur) Gerekçe: Basitçe, bir
cinsin diğerine oranla ayrıcalıklara sahip olması, bireysel ve
toplumsal düzlemde daha özerk, daha sorumlu ve daha fazla söz sahibi
olması biçiminde tanımlanabilecek olan cinsiyet ayrımcılığının
mağdurları kadınlardır. Bu ayrımcılık
ise genellikle kadınların fiziksel yapıları ya da doğurganlık nitelikleriyle
doğrulanmaya çalışılmaktadır. Her ne kadar ulusal
mevzuatta ve uluslararası düzenlemelerde insan hakları gibi vazgeçilmez
bir değer olarak kabul edilse de uygulama temelli yaklaşıldığında
toplumsal cinsiyet eşitliğinin halen tam olarak arzu edildiği ölçüde
hayata geçirilemediği açıktır. Özellikle de çocuklar
ve gençler söz konusu olduğunda, eğitim ve öğretim kurumları ve eğitim
öğretim araçları, üzerinde önemle durulması gereken unsurlardır.
Çünkü eğitim öğretimin toplumsallaştırmadaki işlevi dolayısıyla
önemi büyüktür. Eğitim öğretim
kurumları, bahsi geçen ders kitapları aracılığı ile toplumsal cinsiyetin
yeniden üretildiği en önemli aşamalardan birisi olması sebebiyle
üzerinde ciddiyetle durulması gereken kurumlardır. Ders kitapları
da özellikle aktaran kişinin konumu itibariyle alıcı kişi tarafından
yani öğrenci tarafından daima kesin doğru olarak kabul edildiği
için içeriğinin dikkatle incelenmesi gereken materyallerdir. Özetlemek gerekirse, toplumsallaşmada temel ögelerden
biri olan eğitim öğretim ve bu işlevin yerine getirilmesinde yararlanılan
ders kitapları, içerikleri ve söylemleriyle, çocuklara ve gençlere,
sistemli bilgi verdiği için ve bu bilgilerle birlikte ya da onların
yanı sıra, içinde yaşadıkları toplumda meşru kabul edilen ortak değerler,
davranış biçimleri ve zihniyet kalıplarını aktardığı için üzerinde
önemle durulması gereken materyallerdir. Bu nedenle de
ders kitaplarındaki cinsiyete dayalı ayrımcı ögelerin incelenmesi
ve ayıklanması amacıyla bu araştırmanın açılmasının uygun olacağı
düşünülmektedir. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Önergeler gündemde
yerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır. Bir genel görüşme
önergesi vardır, okutuyorum: B)
GENEL GÖRÜŞME ÖNERGELERİ 1.-
Bilecik Milletvekili Fahrettin Poyraz ve 20 milletvekilinin, ülkemizin
uluslararası alanda karşılaştığı sözde Ermeni iddiaları konusunda genel görüşme
açılmasına ilişkin önergesi (8/3) Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Gerçekte asılsız
soykırım iddiasının ermeni diasporasınca,
sıkça ve yalan yanlış bilgi ve belgelerle dile getirilmesi sonucu
ülkemiz, gerek ABD ve gerekse bir kısım AB ülkeleri nezdinde yersiz
ve haksız suçlamalara muhatap olmaktadır. Bu nedenle,
Türklerle Ermeniler arasında tarihsel ilişkilerin, objektif veriler
ve tarafsızlık ölçüleri içerisinde ele alınmasının gerekliliğinin
tüm dünya ülkelerine duyurulmasını temin edecek bir genel görüşmenin
TBMM’de yapılmasını, T.C. Anayasası'nın 98 ve İç Tüzük'ün 101. ve devamı
maddeleri gereğince arz ve talep ederiz. 1- Fahrettin Poyraz (Bilecik) 2- Azize Sibel Gönül (Kocaeli) 3- Fatoş Gürkan (Adana) 4- Osman Aslan (Diyarbakır) 5- Fatih Metin (Bolu) 6- Vahit Erdem (Kırıkkale) 7- İsmail Bilen (Manisa) 8- Mehmet Alp (Burdur) 9- Cemal Kaya (Ağrı) 10- Yaşar Eryılmaz (Ağrı) 11- Emin Nedim Öztürk (Eskişehir) 12- Dilek Yüksel (Tokat) 13- Saadettin Aydın (Erzurum) 14- Salih Kapusuz (Ankara) 15- Bayram Ali Bayramoğlu (Rize) 16- Taner Yıldız (Kayseri) 17- Erdal Kalkan (İzmir) 18- Bayram Özçelik (Burdur) 19- Faruk Koca (Ankara) 20- Ayhan Sefer Üstün (Sakarya) 21- Ramazan Başak (Şanlıurfa) Gerekçe: Son yıllarda,
Ermenistan'ın ve onun desteklediği Ermeni diasporasının
yoğunluğu artarak devam eden çabaları sonucu Osmanlı Devleti ve
Türkler, bazı devletlerin parlamentoları ve çeşitli kişi ve kuruluşlarca,
tarihî ve hukuki geçerliliği olmayan herhangi bir dayanak gösterilmeksizin
Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilere karşı "soykırım"
işlemekle suçlanmaktadırlar. Bugüne kadar
toplam 18 ülkenin ulusal parlamentolarınca bu yönde kararlar alınmıştır.
Bunun son örneği ise 10 Ekim 2007 tarihinde ABD Temsilciler Meclisi
Dış İlişkiler Komitesi’nce alınan karardır. Tasarının önümüzdeki
dönemde Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’nun gündemine getirilmesi
muhtemeldir. Asılsız Ermeni
iddialarını tanıyan bu kararların ötesinde özellikle Fransa, Hollanda
ve Belçika gibi ülkelerde asılsız Ermeni iddialarının inkârını
cezai yaptırıma bağlamaya yönelik kanunlar çıkarılmaya çalışılmaktadır.
Hatta Fransız Ulusal Meclisi 12 Ekim 2006 tarihinde bu yönde bir kanun
teklifini kabul etmiştir. Henüz yasalaşmamış bu kanun teklifi
hâlihazırda Senato aşamasında bekletilmektedir. Öte yandan, ırkçılık,
yabancı düşmanlığı ile mücadele ve soykırıma ilişkin suçların kamuya
açık bir biçimde küçümsenmesi, inkâr edilmesi ve sıradanlaştırılmasına
dair AB Çerçeve Kararı 19 Nisan 2007 tarihinde bazı ülkelerin iç
mevzuatlarından kaynaklanan çekinceleriyle birlikte kabul edilmiştir.
Çerçeve karar üye ülkelerin parlamento çekincelerini kaldırmalarını
müteakiben herhangi bir görüşme yapılmaksızın Adalet ve İçişleri
Bakanları Konseyinin onayına sunulacak, en geç iki yıl içinde Konseyin
onayının ardından AB Resmî Gazetesi'nde yayımlanarak yürürlüğe girecektir.
Ermenistan ve
Ermeni diasporasının son yıllarda yoğunluğu
artarak devam eden mesnetsiz iddialarının tanınmasına yönelik
çabalarının arkasında 3 T (tanıma, tazminat, toprak) olarak ilan
ettiği strateji yatmaktadır. Ermeni tarafı asılsız iddialarının
özellikle Batı kamuoyunda tanınması yönündeki çabalarını sürdürmektedir.
Son yıllarda "New York Life Insurance" ve "AXA" sigorta
şirketleri aleyhine açtıkları ve kazandıkları davalarla, tazminat
konusunda da gayret sarf etmektedirler. Ermenistan Bağımsızlık
Beyannamesinin 11. maddesinde Doğu Anadolu illerimiz "Batı
Ermenistan" olarak nitelendirilmektedir. Aynı maddede
"Ermenistan, 1915 soykırımının tanınması çabasını sürdürmeye
devam edecektir" ifadesi yer almaktadır. Böylelikle Türkiye'ye
yönelik iftira kampanyası resmî bir belgede de teyit edilmiş olmaktadır.
Öte yandan Ermenistan
devlet adamları bugüne kadar hiç olmadığı bir şekilde toprak taleplerini
açıkça ifade etmeye başlamışlardır. Ermenistan Başbakanı Sarkisyan'ın
"Los Angeles Times" gazetesine (19 Ekim 2007) verdiği mülakatta
Doğu Anadolu'dan Batı Ermenistan olarak bahsetmesi, Washington'daki
Ermenistan Büyükelçisinin ise "Washington Post" gazetesinde
24 Ekim 2007 tarihinde yayınlanan okuyucu mektubunda topraklarımızı
"anayurt" olarak tanımlaması esasen Ermenistan ve Ermeni diasporasının izlediği stratejinin en açık ifadesini
oluşturmaktadır. "Ermeni
soykırımı" iddiaları 1915 olaylarından 50 yıl sonra, 1965 yılında
ortaya atılmaya başlanmıştır. Ülkemiz gündemine ise 1973 yılında
iki diplomatımızın Amerika Birleşik Devletleri'nin Los Angeles
şehrinde görevleri başındayken bir Ermeni terörist tarafından
katledilmeleriyle girmiştir. Ermeni tarafının
1965 yılından bu yana izlediği bu stratejiye karşılık Türkiye,
1980'Ii yılların sonlarına kadar bir yandan Ermeni terör örgütleri
ile mücadele etmiş, diğer taraftan da 1915 yılında uygulamaya konan
tehcir kararının savaş şartlarında alınmış bir güvenlik tedbiri olduğunu,
1948 Soykırımın Önlenmesi Sözleşmesi hükümleri çerçevesinde
1915'te yaşananların soykırım olarak kabul edilemeyeceğini dış
dünyaya anlatmaya çalışmış, Ermeni tarafınca siyasi planda yürütülen
çabalara karşılık, iki milletin ortak tarihini ilgilendiren 1915
olaylarının samimi ve açık bir diyalog yoluyla halledilmesini savunmuştur.
İzlediğimiz bu
stratejiyle uyumlu bir şekilde, Türkiye 2005 yılında önemli bir açılım
yapmış, Hükümet ve Ana Muhalefet Partisi ortaklaşa olarak Türkiye
ile Ermenistan arasında bir Ortak Tarih Komisyonu kurulmasını ve
Komisyonun bulgularının dış dünya ile paylaşılmasını önermiştir.
Öneri Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da 13 Nisan 2005 tarihinde
yayımlanan bir bildiriyle desteklenmiştir. Ancak, bu öneri Ermeni
tarafından bugüne kadar olumlu bir karşılık görmemiştir. Bilinen Ermeni
çevrelerince, Yüce Türk Milletinin üzerine yapıştırılmaya çalışılan
bu ağır suçun hiçbir şekilde kabulü mümkün değildir. Türk milleti, tarihte
hiçbir zaman işlemediği bu suçu kabul etmeyecektir. Tarih yazmak
görevi sadece tarihçilere aittir. Parlamentolar başka milletlerin
tarihleri hakkında hüküm verme mercileri olmayıp, halklar arasında
geleceğe dönük yapıcı ilişkilerin tesis edilmesine öncülük etmesi
gereken kurumlardır. Genel görüşme
yapmakla amacımız, tarihî ve hukuki olarak hiçbir dayanağı olmayan
bu iddialara karşı gerçekleri ve ülkemizin bu konudaki tutumunu
dünya kamuoyuna açıklamak ve Türk milletinin yabancı ülkelerin
parlamentolarınca tamamen iç siyasi çıkarlar amacıyla desteklendiğine
inanılan bu asılsız iddiaları hiçbir surette kabul etmeyeceğini
ilan etmektir. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Önerge, gündemde
yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön
görüşme, sırası geldiğinde yapılacaktır. Başbakanlığın,
Anayasa’nın 82’nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır,
okutup oylarınıza sunacağım. C)
TEZKERELER 1.-
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Fransa’ya yaptığı resmî ziyarete iştirak etmesi
uygun görülen milletvekillerine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/208) 30/10/2007 Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Strazburg’da
yapılan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurul Sonbahar
Oturumu nedeniyle 2-4 Ekim 2007 tarihlerinde
Fransa’ya resmî bir ziyarette bulunan Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah
Gül’e refakat eden heyete, ekli listede adları yazılı Milletvekillerinin
de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu
Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir. Anayasanın
82’nci maddesine göre gereğini arz ederim. Recep
Tayip Erdoğan Başbakan Liste Ruhi Açıkgöz Aksaray
Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş Ankara
Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu Antalya
Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu Aydın
Milletvekili Hasan Murat Mercan Eskişehir Milletvekili Lokman Ayva İstanbul
Milletvekili Halide İncekara İstanbul
Milletvekili Birgen Keleş İstanbul
Milletvekili Mesude Nursuna Memecan İstanbul
Milletvekili Özlem Piltanoğlu Türköne İstanbul
Milletvekili Mehmet Sayım Tekelioğlu İzmir
Milletvekili Mustafa Ünal Karabük
Milletvekili Erol Aslan Cebeci Sakarya
Milletvekili Osman Coşkunoğlu Uşak
Milletvekili BAŞKAN – Kabul
edenler… SIRRI SAKIK
(Muş) – Başkan, DTP niye yok burada? BAŞKAN – Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkanım, bu sunuşla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum
efendim. Bu milletvekilleri
hangi kıstaslara göre seçiliyor? BAŞKAN – Efendim,
İç Tüzük’ün amir hükmü gereğince, biz, Başbakanlığın vermiş olduğu
tezkereyi burada okutuyoruz. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Efendim, İç Tüzük’ümüzün böyle bir amir hükmü yok. Öyle, yani, herkes,
istediği kişileri getirip de devletin kesesinden gezdiremez. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Burada size laf söylüyorum Sayın Başkanım, dinlemek zorundasınız
yaa! İç Tüzük’e göre bizi dinlemek zorundasınız. Bir şey konuşulduğu
zaman, siz Meclis Başkan Vekilisiniz, bizi dinlemek zorundasınız. BAŞKAN – Efendim,
İç Tüzük’ün gerekli hükümleri gereğince, konuşacak ve konuşan
bütün arkadaşlarımı dinliyorum ve söz veriyorum. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Bizi dinlemek zorundasınız. Ben, burada buna karşı çıkıyorum. BAŞKAN – Herkes,
her istediğini istediği şekilde konuşursa dinlemek zorunda değilim. Buyurun efendim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Devletin kesesinden birtakım harcamalar yapılıyor. Biz, buna
karşı çıkıyoruz. Sayın Başkanım,
beni dinlemek zorundasınız! BAŞKAN – Hayır,
böyle bir olay yok. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Var efendim, beni dinleyeceksiniz! BAŞKAN – İç Tüzük’ün
gereği şeklindeki konuşmaları dinlemek zorundayım, doğrudur ama… KAMER GENÇ (Tunceli)
– İç Tüzük’te böyle bir hüküm yok. Anayasa’nın 82’nci maddesine göre…
Keyiflerince milletvekillerini dışarıda gezdiriyorlar. Kimin
cebinden gezdiriyorlar? BAŞKAN – Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, bilgi için de arz ediyorum: Sayın Başbakanlık… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Böyle bir şey olur mu yaa! BAŞKAN – Saygıdeğer
arkadaşlarım… SIRRI SAKIK
(Muş) – Sayın Başkan… BAŞKAN - Başbakanlığımız,
Cumhurbaşkanımızın… KAMER GENÇ (Tunceli)
- Böyle bir yetkileri yok! BAŞKAN - …yapacağı
bir görüşme için, bir kısım milletvekillerimizin bu toplantıya katılmasını
öngörmüş, bu tezkereyi, İç Tüzük gereği olarak Meclis Başkanlığına
göndermiş. Ben, bunu okutuyorum ve oylarınıza sunuyorum. Bu sualin
muhatabı, burada biz değiliz. SIRRI SAKIK (Muş)
– Sayın Başkan, burada, ayırımcı bir tavır var. Grubu bulunan DTP burada
yok. Bütün seyahatlerde böyle dışlanan bir mantık var. Bunu doğru
bulmuyoruz, adaplı bulmuyoruz. ERTUĞRUL KUMCUOĞLU
(Aydın) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Buyurun
efendim. ERTUĞRUL KUMCUOĞLU
(Aydın) – Efendim, şimdi, bu müzakereler televizyondan yayınlanıyor.
Dolayısıyla, vatandaş, şu andaki müzakereyi takip ediyor. Bu listede
benim de ismim olduğu için, konuya açıklık getirmekte fayda görüyorum. Sayın Cumhurbaşkanıy Arz ederim. (MHP
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kumcuoğlu. Saygıdeğer milletvekilleri,
gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer
İşler” kısmına geçiyoruz. 1’inci sırada
yer alan, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı
ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz. VI.
- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.-
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim,
Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 16) (x) BAŞKAN – Komisyon?
Yerinde. Hükûmet? Yerinde. 1’inci madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bir milletvekili arkadaşımız
konuşmuştu. Şimdi, söz sırası,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili ve
Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır’a aittir. Sayın Şandır,
buyurun efendim. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz 16 sıra sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında
Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket
Partisinin görüşlerini ifade etmek amacıyla söz almış bulunmaktayım.
Öncelikle, muhterem heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz
bu kanun tasarısı, İstanbul’un Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi
tarafından Avrupa kültür başkenti olarak seçilmesi sonucunda,
İstanbul’un 2010 yılına kadar bu amaca uygun hazırlanması için yapılacak
işleri, bu işleri yapacak bürokratik yapıyı ve bu yapının çalışma
şartlarını belirlemek maksadıyla, anlaşılıyor ki, uzun bir çalışmayla,
ön hazırlıkla hazırlanmış, daha sonra da Hükûmet tarafından tasarı
hâline getirilerek yüce Meclise sunulmuştur. Kanun tasarısının
gerekçesinde bu kanundan beklenen fayda olarak şu hususlar ifade
edilmektedir: Avrupa Birliği vatandaşları ile vatandaşlarımız
arasında kültürel iletişimin artması amaçlanmaktadır. Ülkemiz
için önemli bir tanıtım imkânı verileceği düşünülmektedir. İstanbul’un
kültürel mirasının sürdürülebilir bir biçimde yönetilebilmesi
için, ayrıca, kentsel dönüşüm, şehircilik, çevre ve sosyal anlamda
birtakım kalıcı kazanımlar elde edilmesi ümit edilmektedir. Ayrıca,
kültür turizminin gelişeceği ve paralı turist çekeceği varsayılmaktadır.
Bu beklentilerle bu tasarının hazırlandığı gerekçede ifade edilmektedir.
Kısacası, bu kanunla, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı
kurulmaktadır. Değerli milletvekilleri,
öznesi İstanbul olan her konuda, kanaatimce, daha duyarlı ve dikkatli
olmak mecburiyetindeyiz. Özellikle kültür zemininde İstanbul özne
yapılıyor da, bir organizasyon, bir tartışma, bir tasarı getiriliyorsa
daha da bir duyarlı ve dikkatli olunması gereklidir diye düşünüyorum.
Bu anlamda,
İstanbul için bir hukuk kurmak, bir yasa hazırlamak çok daha konuya
önem kazandırmaktadır. İstanbul… Bana göre, bu duyarlılığın gereği
olarak, İstanbul, Yahya Kemal’in aziz İstanbul’u, Türk İstanbul’u
olarak anılmalıdır. Eğer uluslararası bir organizasyonun merkezine
İstanbul’u koyuyorsak ve bu çalışma özellikle de kültür alanında
ise, buna göre, bu İstanbul, mutlaka Yahya Kemal’in aziz ve Türk İstanbul’u
olarak bu merkeze konulmalıdır. Değerli milletvekilleri,
sizler de bilirsiniz ki, kültür, millî olmak, yerli, yerel olmak karakterinde
bir değerdir. Kültür, ait olduğu toplumun yaşama biçimidir, toplumun
yaşamındaki unsurların tamamıdır. Kültür unsurları özgün, öznel
ve özel olmak durumundadır. Başka toplumlar tarafından paylaşılan
kültürel değerler, artık, uygarlığın, medeniyetin konusu olmak
durumundadır. Günümüz dünyasının küreselleşme olgusu bu gerçeği
ortadan kaldırmaz. Toplumlar, insanlığın ortak uygarlığına, yerel
katkı olarak, kendi kültür değerleriyle katılır ve katkı verirler.
Eğer İstanbul’u kültür çerçevesinde konuşuyor, buna dayalı bir hukuk
geliştiriyorsak, bu tanımı doğru yapmak ve yerli yerine koymak mecburiyetindeyiz. Değerli milletvekilleri,
dikkatinizi çekmek istediğim husus veya Hükûmetin dikkatine sunmak
istediğim husus, bu projeyle, Türkiye, Avrupa kültürüne uyum sağlamaya
veya İstanbul’umuzun Türklükten önceki sahiplerinin kültürel değerlerini
öne çıkartmaya, bu eski eserler etrafında Avrupalılık yapmaya ve
Avrupa Birliğine üyelik konusunda beğenilmeye çalışmak gayretinde
bir kanun tasarısı hazırlandığı izlenimi ortaya çıkmaktadır. Bu kanunda
“Türk” kelimesi bulunmamaktadır, kültür öznesi konulmadan ifade
edilmektedir. Bu projeyle,
İstanbul’un Türk karakterini ve İstanbul’da en güzel örneklerini
verdiğimiz kültür değerlerimizi Avrupa ve tüm dünyanın beğenisine
sunmalıyız. Bu projeyle,
biz, Avrupa’nın mensubiyet duyduğu ve sahiplendiği Türklük öncesi
İstanbul’daki kültür değerlerinin, eski eserlerinin öne çıkartılmasının
gayretinde olmamalıyız. Türk milletinin
İstanbul’da gerçekleştirdiği yaşama biçimi ve bunun gerektirdiği
maddi eserler, mimari, şehircilik, sağlık, sosyal yardım, yönetim,
sistem ve yapıları, bir kültür unsuru olmanın çok ötesinde bir medeniyet
değeri hâline gelmiştir. Biz, İstanbul’dan 20 milyon kilometrekareyi
yöneten bir milletin çocuklarıyız. En azından, Türk milletinin,
İstanbul’da diğer medeniyet değerlerine ve bunların sahipleri
topluluklara gösterdiği hoşgörü, merhamet, sevgi ve adalet anlayışı,
günümüz dünyasının evrensel değerleri olarak olmazsa olmaz şart
hâline getirilmiştir. Avrupa Birliğinin
Kopenhag Kriterleri, bizim milletimizin yüzlerce yıl başarıyla
uyguladığı, yaşadığı bir yaşam biçimidir. İstanbul’da
varlıklarını devam ettiren Roma, Bizans dönemi eserleri, Türk milletinin,
göreceli olarak Avrupalılardan çok daha bu değerler kapsamında
ileri olduğunun ispatıdır, ifadesidir. Ayasofya, surlar, Yerebatan
Sarnıcı, Dikilitaş gibi birçok eski eser özenle korunurken, bir kültür
değeri olarak sahiplenilirken, Osmanlı-Türk devletinin altı yüz
yıl yönettiği Balkanlarda bıraktığı kaç eser bugün yaşamaktadır
veya Müslüman Endülüs Devleti’nin uzun yıllar, yüzyıllar yönettiği
İspanya’da bugün kaç eseri varlığını devam ettirmektedir? Değerli milletvekilleri,
İstanbul beş yüz elli dört yıldan bu yana Türk milletine yurtluk yapmaktadır.
Dört yüz yetmiş yıl dünyanın en büyük devletine başkentlik yapmıştır.
Yahya Kemal’in tanımıyla “İstanbul, Türklüğün, Türk milletinin,
farzımuhal yeryüzünde güzellik namına başka bir eseri olmasaydı,
yalnız İstanbul onun nasıl yaratıcı bir kudrete sahip olduğunu ispat
etmeye kifayet ederdi.” demektedir. İstanbul özne yapılınca, İstanbul’u
bu özellikleriyle sahiplenmemiz gerektiği kanaatindeyim. Endişem odur,
bu proje, bu duyguları içermemektedir, bu karakterde değildir. Bu
proje eğer İstanbul’u Avrupa kültürünün başkenti yapmayı amaçlıyorsa,
bu çok stratejik bir yanlışlık olacaktır. Siz de bilirsiniz,
kanunların lafzı kadar ruhu çok önemlidir. Eğer, kanunun ruhunda,
kurulmasındaki amacında bir yanlışlık varsa, uygulaması o ülkenin
faydasına değil, aleyhine sonuçlar doğuracaktır. Bu kanunla ilgili
1’inci maddede tanımlanan amaç, bu anlamda bu zafiyetleri içermektedir.
Temennim odur ki, uygulamasında bu zafiyetler ortadan kaldırılır. Yine ümit ederim
ki, Sayın Bakan kendilerini, görevini Türk kültürünün geliştirilmesi,
yaşatılmasıyla ilgili sorumlu ve görevli görmektedir. Bir başka
milletin kültürünü, o kültürün değerlerini böyle bir proje kapsamında
İstanbul’umuza giydirmek yanlış olacaktır. Biz Türk milleti olarak
İstanbul’umuzla küresel olguya yerel katkı vermeyi bir zenginlik
olarak görmekteyiz. Bu kanun, bu proje bunu gerçekleştirmeden… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Şandır, bir dakika ek süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. MEHMET ŞANDIR
(Devamla) – Bu proje, bu kanun, maalesef ruhu itibarıyla, hatta lafzı
itibarıyla… Bu kanunda hiç “Türk” kelimesi geçmemektedir. Hâlbuki
kültürün konuşulduğu yerde o kültürün aidiyetinin ifadesi gerekir.
Bu kanunun ruhunda da böyle bir amaç olmadığını gözlemlemekteyim
ve endişe duymaktayım. Bu kanunda Türk kültürünün İstanbul örneğinde
medeniyete ulaşmış değerlerinin insanlıkla, özellikle de Avrupa
kültürleriyle paylaşılması için böyle bir proje geliştirilmeli
ve buna dayalı hukuk kurulmalıydı. Bu kanunda bu eksiklik, çok ciddi,
çok stratejik bir eksikliktir. Düzeltilmesi ne kadar mümkündür bilemiyorum,
ama uygulamasında bu iktidara çok büyük sorumluluk düştüğünü ifade
ediyor, bu duygularla hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır. Hükûmet adına,
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay. Buyurun Sayın
Bakan. Süreniz on dakika.
KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım;
görüşmekte olduğumuz kanunun 1’inci maddesi üzerinde dünden bu yana
konuşan arkadaşlarıma esas itibarıyla teşekkür ederim. Duyarlılıklarını
bir ölçüde paylaşmaya çalışıyorlar. Özellikle bugün konuşan Sayın
Şandır’ın kaygılarının
gerçek olmadığı konusunda kendisini temin etmek isterim. Biz, Avrupa Kültür
Başkenti vurgusuyla, Avrupa kültürünün başkenti olmayan bir vurguyla,
elbette, İstanbul’un sahip olduğu bütün kültür yapısının derinliğini
ve zenginliğini dünyaya duyurmaya çalışıyoruz. İstanbul, elbette
bizim kültürümüz için çok özel bir mekândır. Dün Sayın Birinci de burada
çok güzel bir şiirle İstanbul’un bizim dünyamızda, bizim kültürümüz
için neler ifade ettiğini çok güzel vurguladı. Sayın Şandır’ın dikkatlerini
de aynen paylaşıyorum. Elbette, bizim dünyamız için, bizim kültürümüz
için fevkalade önemli, fevkalade özel bir mekândır, ama bundan daha
fazlasına da sahiptir. Bunu hepimizin bilmesi gerekiyor ve kabul
etmemiz gerekiyor. Beş yüz yıl, altı
yüz yıl içinde Osmanlı-Türk İslam kültürünün İstanbul’a kattıklarının
derininde, birkaç kat derininde başka kültürler de var. Biz, elbette
kendi getirdiklerimizi, kendi kattıklarımızı, kendi güzelliklerimizi
ortaya çıkarmaya çalışarak, ama onun altındaki engin, derin kültür
birikimlerini de hiç inkâr etmeden, bunu kendi insanımıza, Avrupa’ya
ve dünyaya duyurmaya çalışacağız. Bu yasa -dün de
söyledim oturduğum yerden, önceki gün de İstanbul’da bir platformda
söyledim- benim anlayışıma göre bu yasa, Avrupa Kültür Başkenti
vurgusu, İstanbul için ne bir iltifattır ne bir itibardır. Avrupa Kültür
Başkenti vurgusu, İstanbul için sadece 2010 sınırıyla bir takvim belirlendiği
için, İstanbul’un gizli kalmış ya da hor kullanılmış bütün zenginliğini,
derinliğini, enginliği, güzelliğini kendimize yeniden hatırlatmak
ve dünyaya duyurmak için bir fırsattır sadece dedim. Yoksa, bu sıfat İstanbul’un başına takılmış bir taç
değildir. Biz, İstanbul’un başındaki güzellikleri görmesek bile,
o taç İstanbul’un başında insanların elinden alamayacağı bir biçimde
zaten vardır. İstanbul üzerindeki mimari derinlikleri, mimari birikimi
alsanız, çirkin yapılaşmayı da engin güzel tarihsel yapılaşmayı
da alsanız İstanbul gene özel bir coğrafyadır. İki kıtanın buluştuğu
yerde, gerçekten sadece coğrafyasıyla çok özel bir mekândır. Biz bu
coğrafyanın üzerinde Roma’nın, Bizans’ın ve Türk-Osmanlının,
Türk-İslam-Osmanlının getirdiği güzellikleri, bütün çirkinliklerden
elimizden geldiği kadar arındırarak, bu vesileyle, bu takvim vesilesiyle
dünyaya hızla duyurmak konusunda bir gayreti, bir fırsatı sergilemeye
çalışıyoruz. Şahsen benim, İstanbul’un bütün bu Roma ve Bizans geleneğinden
gelen uygarlık birikimlerini katiyen inkâr etmemek ve onların üzerinde
hassasiyetle titremek dikkatimin yanı sıra, Osmanlı-Türk mimarisinin
özgün yapılarının da son yıllarda, son yüzyıllarda, son on yıllarda
karşılaştığı ihmalden, karşılaştığı hoyrat davranışlardan kurtarılması
ve bu güzelliklerin özellikle öne çıkarılması konusunda özel bir
gayretim var. Bunu, bir miktar,
birkaç aydan bu yana görev çizgimizi takip eden arkadaşlar herhâlde
paylaşacaklardır. İstanbul’un bütünüyle çirkin yapılaşmadan
arındırılması bir gün inşallah mümkün olacaktır. Yakın bir gelecekte
çok gözükmüyor, ama bir yerden başlamak gerekirse, bana, İstanbul’un
tarihî yarımadasından başlamak, bana Topkapı Sarayı çevresinden
başlamak, Sur-u Sultani’den başlamak, Sur-u Hümayun’dan başlamak,
Süleymaniye çevresinden başlamak, Yıldız çevresinden başlamak
çok doğru geliyor. Bu saydığım mekânlar herhâlde değerli arkadaşlarımın
dikkatleri içinde özel bir anlam ve önem taşıyan mekânlardır. Burada tekrar
etmek bilmem gerekir mi, komisyonda söylemiştim. Osmanlı İmparatorluğunun, ki Osmanlı İmparatorluğunun bu
özel olarak önemsediği, yerleştiği ve çok özgün eserler ortaya getirdiği
alan aynı zamanda Bizans’ın ve Roma’nın da tarihsel yönetim merkezidir.
Onlar tahrip olduğu gibi Osmanlı mimarisinin özgün, en özgün eserlerinin,
en önemli yerleşim merkezinin de sınırları içinde, Sur-u Sultani denilen
sınırlar içinde bugün idrakimizin kabul etmeyeceği, izanımızın,
aklımızın, vicdanımızın kabul etmeyeceği çirkin yapılaşmalar
vardır. Bir Zührevi Hastalıklar Hastanesinin Gülhane sınırları
içinde olduğunu düşünmek insana şaşkınlık ve üzüntü veriyor. Bir
Matbaa Lisesinin, matbaa merkezinin, bir Telekom barakalarının,
son yıllarda ur gibi bu alanı, bu Sur-u Sultani’yi, bu Sur-u Hümayun’u
sardığını bilmek insana derin üzüntü veriyor ve ilk başladığımız
iş bunların temizlenmesi konusunda, bunların çıkarılması konusunda,
bu mekânın ismine yaraşır bir biçimde ihyası konusunda bir gayrettir.
Sanıyorum ki, arkadaşlarımızın dikkatlerine, arkadaşlarımızın
hassasiyetlerine uygun bir gayreti biz de paylaşıyoruz. Burada Türk kültürü
vurgusu yapılmasa bile, evet, Türkiye’de yaptığımız her şey, arkeolojik
birikimden cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet sonrası mimari eserlere
kadar her şey, sonuçta, bütün bu Türk kültürünün bugün geldiği seviyenin,
bugün geldiği uygarlık anlayışının, uygarlık düzeyinin göstergesi
olacaktır. Bundan kimsenin kaygısı, kuşkusu olmasın. Değerli arkadaşlarım,
ileriki maddelerde arkadaşlarımız, bazı arkadaşlarımız her madde
vesilesiyle… Bunu önce genel olarak, bu noktaları genel olarak
bilginize sunmak istiyorum. Dün bazı arkadaşlarımız yasanın bütünü
üzerinde ve bu madde üzerinde görüşürken, bütün bu yasa görüşülürken
sürekli dinleyeceğimiz bir konuda özel değinmeler yaptılar, ona
da birkaç cümle söylemek istiyorum. İstanbul’daki
Taksim Meydanı’ndaki Atatürk Kültür Merkezi’nin, “AKM” diye kısaltılan
kültür merkezinin, işte, yıkılıp
yıkılmaması, yenisinin yapılıp yapılmaması konusunda bir tartışmayı,
sanıyorum ki, biz ilgili maddede değil, bütün maddeler boyunca bazı
arkadaşlarımızdan dinleyeceğiz. Onun için, bazı gerçeklerin bu vesileyle
baştan söylenmesinde yarar olabilir. Bu “AKM” denilen
yapı 1940’larda tahayyül edilmiş, 1957’de uygulamaya başlamış,
1969’da da bitmiş. Bazı arkadaşlarımızın sandığı gibi kendi ürünleri,
eserleri değil, siyaseten bir miktar o zaman karşı çıktıkları siyaset
çizgilerinin ürünleri ve eserleridir. Ama, kimin
eseri olursa olsun, 40’lı yılların, 30’lu yılların, 50’li -yapıldığı
zamana gelelim- 60’lı yılların proje ve yapım anlayış ve tekniğiyle
sınırlı. Ben komisyonda da söylemeye çalıştım, AKM’yi gezen arkadaşlar
AKM hakkında burada konuşsunlar. AKM’de daha önce bir gösteri izlemiş
olan arkadaşlar, AKM’nin geçmişini ve bugününü bilen arkadaşlar
burada konuşurlarsa bu konu üzerinde, sanıyorum daha çok anlaşabiliriz.
İstanbul’da
bir kültür merkezi düşününüz ki, İstanbul’un en prestijli,
en özel mekânında çok eski yılların tekniğiyle yapılmış, harap olmuş
olmasının yanı sıra 1.500 kişiye varmayan bir büyük salonu barındırıyor
sadece. 15 milyonluk İstanbul’da en büyük salon 1.500 kişiyi almıyor!
Tiyatro salonları, sinema salonları merdiven altlarına sıkıştırılmış,
binanın içindeki ayak seslerini veya -çok özür dileyerek söylüyorum-
sifon seslerini neredeyse duyabiliyorsunuz! Bugünkü imkânlar
içinde çok ilkel kalıyor. Mesela bir tiyatro salonuna, binanın yanından
bir yangın merdiveninden iniyorsunuz ve tiyatro salonuna varıyorsunuz.
İstanbul’un göbeğinde, Türkiye’nin en prestijli
olduğu söylenen bir kültür merkezi bu kadar ilkel koşullarda. Bunun
yeniden yapılmasıyla yenisinin yapılması arasında, abartılı,
birkaç kata çıkan bir farklılık yok, bir kata çıkan bir farklılık yok.
Ben daha önce de söyledim. 2010 projesi eşiğinde bunun daha iyisini
yapamayacaksak, bunu yıkmaya kalkmayız. AKM’yi yıkmak gibi bir
derdimiz yok. İstanbul’u daha iyi, daha güzel, daha çağdaş, daha modern
kültür mekânlarına kavuşturmak gibi bir derdimiz var. Nasıl yapacağımızı
hep beraber oturup konuşuruz. Bunu yapabilecek maddi kaynağı bulursak
hiç kimseden esirgemeyiz. Önce sanatçılar başta olmak üzere, İstanbul’un
nasıl bir mekâna ihtiyacı var, bu alanda biz daha iyisini yapabilir
miyiz buna bakarız. Yanında kocaman
bir alan var birkaç dönümlük, on küsur dönümlük alan; açık otopark olarak
kullanılıyor. Taksim Meydanı’nda bir kültür merkezinin açık otoparkı
var ve Taksim Meydanı’nda bir kültür merkezinin, mekânı iyi kullanmamış
bulunan ve son derece yıpranmış bulunan, teknik aksamları tamamen
çalışmaz hâle gelmiş bulunan ve salon sayısı İstanbul’un bugünkü
niceliğine uymayan bir yapılaşması var. Bunun daha iyisini yapabilir
miyiz konusundaki bir arayışı beraber dillendirmemiz lazım. Koruma Kurulu
kararı var. Koruma Kurulunun kararı elimde. İsteyen arkadaşlara
bunun fotokopisini dağıtırım. Koruma Kurulu diyor ki 2007 yılının
ikinci ayında: “Bu konudaki konsept projeyi görelim,
daha iyisini. Bu, özel bir mekândır, burası bir kültür merkezidir. Bu
alanda ne yapacaksınız, bunu bir konsept olarak
bize projelendirin, getirin, görelim.” Zaten Koruma Kurulunu biz
ikna edersek daha iyisini yapacağımız konusunda, o zaman bu işe girişeceğiz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Bakanım, bir dakikalık süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız.
Buyurun. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Bitiriyorum, bitiriyorum efendim. Son bir nokta,
bunları herhâlde başka maddelerde söyleyeceğiz. MUHARREM İNCE
(Yalova) – Dünkü kararı niye söylemiyorsunuz? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Bir de, dünden kalmış bulunan…
Dünden kalmış bulunan, bir arkadaşımın sözlerine belki cevap vermem
gerekiyor, duymazdan gelirsem kabullenmiş olmam gibi gerekebilir.
Arkadaşlar, kişisel
sataşmaları duymazdan gelebiliriz, hiç önemli değil. Ama, çok talihsiz biçimde dün, burada, şimdi adını
hatırlayamadığım ana muhalefet sözcüsü bir arkadaşımız milletimize
sataştı. Kültür Bakanlığı üzerinde, Kültür Bakanlığının bir projesi,
bir yasası üzerinde konuşuyoruz. Ben, Türkiye Cumhuriyeti devletinin,
Hükûmetinin Kültür ve Turizm Bakanıyım. Türk milletinin kültürüne
sataşıldı dün bu kürsüde. Türk milletinin, oy kullanırken, rüşvet
alarak oy kullandığı söylendi. Bunu şiddetle kınıyorum. Türk milletine
yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Türk kültürüne
saygılı olmadan, Türk milletinin asaletine saygılı olmadan, Türk
milletinin küçük çıkarlarla iradesini satmayacağı noktasında
birleşmeden bu Parlamento… (AK Parti sıralarından alkışlar) (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Bakan, kitabınızda
AKP’nin kömürle oy aldığını yazmışsınız. BAŞKAN – Teşekkür
ediyorum Sayın Bakanım. MUHARREM İNCE
(Yalova) - Çıkıp okuyacağım şimdi birazdan. Dün dündür, bugün bugündür
mü? BAŞKAN - Şahsı
adına, ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar. Sayın Bayraktar,
buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan… BAŞKAN – Buyurunuz. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, efendim, şu anda Komisyon temsil edilmiyor. Komisyon
sırasında bulunan sayın Yüksel Bey Komisyon sözcüsüdür. İç Tüzük’ün
45’inci maddesinde “Komisyonlar, Genel Kurulda başkan veya başkanvekili
veya o konu için seçilmiş özel sözcüler tarafından temsil olunurlar”
diyor. Şimdi, Sayın
Yüksel bu konu için seçilmiş sözcü değil efendim. Lütfen, Komisyon tarafına
bakın. Şimdi, bakın,
sabahtan beri Komisyon orada temsil edilmeden Türkiye Büyük Millet
Meclisini çalıştırıyorsunuz. Bu, sizin göreviniz efendim; yani,
biz, burada daha yeniyiz, kim orada oturuyor bilmiyoruz ki. BAŞKAN – Buyurun
Sayın Bayraktar. Teşekkür ederim.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Böyle olur mu ya! NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde 1’inci
maddesiyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyor, bu vesileyle
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sözlerime başlamadan
önce ramazan ayı, Ramazan Bayramı ve Cumhuriyet Bayramı’nda, hunharca,
teröristler tarafından şehit edilen askerlerimize Allah’tan rahmet
diliyor, ailelerine ve Türk milletine, milletimize başsağlığı
temennisinde bulunuyorum. Ayrıca, dün hayata
veda ederek ebediyete göçmüş olan büyük ilim, siyaset ve devlet adamı Profesör
Doktor Erdal İnönü’ye de Allah’tan rahmet diliyor, ailesine ve sevenlerine
başsağlığı diliyorum. 16 sıra sayılı,
2010 İstanbul Kültür Başkenti ilanıyla ilgili 1’inci maddenin genelinde,
özet olarak, amaçlanan husus… Avrupa Kültür Başkenti olarak kabul
edilmesinin önemli bir fırsat olduğunu her vesileyle arkadaşlar
söylediler. Yıllardır konuştuğumuz, eleştirdiğimiz ve arzuladığımız,
İstanbul’umuzla ilgili neticelere yönelik imkânları ve fırsatları
zaman zaman yakalıyor, ama o fırsatları bazen elimizin tersiyle
itiyoruz. Şimdi, önümüze gelen, yeni
bir fırsat olarak kabul etmiş olduğumuz İstanbul Kültür Başkenti olarak,
hem ekonomik hem siyasi hem kültürel anlamda ülkemizde ve dünyada
ayrı bir saygınlıkla, öncelikle de finansal kaynak bulunmasında
zaman zaman zorlandığımız hususlara da bir imkân kapısı açacağına
inandığım, hem Avrupa Biriliği fonlarından hem bakanlık ve yerel
yönetimler kaynağından hem yasal düzenlemelerle aktarılan fonlarla,
artık, kamuoyunun ve bütün siyasi partilerin müşterek organizasyonunun
tetikleyeceği sinerji ile arzulanan İstanbul’un
kültürel zenginliklerini hayata kazandırabilmesine yönelik
2010 yılına kadar organize edilecek faaliyetleri ve koordine
edilecek faaliyetleri koordine edecek bir ajansın kurulmasına
yönelik bir kanun tasarısı bu. İşin detayına
beş dakikalık süre içerisinde girmenin imkânsız olduğunu, ama bu vesileyle
İstanbul’la ilgili bu kararın alınmasına katkıda bulunanları ve
bundan sonraki faaliyetlerimize katkıda bulunacakları, bir
İstanbul Milletvekili olarak tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.
Ancak, İstanbul denince “Bugüne kadar, 37 tane Avrupa ülkelerinin
başkentleri Avrupa kültür başkenti ilan edildi, İstanbul’un 38’inci
olarak gündeme gelmesini niye o kadar önemsiyorsunuz?” diyenlere,
bunu hafifletici bir şekilde dile getirenlere sormak gerekir.
İstanbul’u bugüne kadar yönetenler sadece AK Partililer miydi?
Yani, bunun sorumlusu ve suçlusu varsa, hep birlikte, geçmiş dönemden
bu yana tarihî sayfaları karıştırmak lazım. Eğer, İstanbul’da bugün,
asayiş, trafik ve ulaşım, kentsel dönüşüm, çarpık yapılaşma ve kültürel
zenginliklerin ortaya çıkması ve kullanılması noktasında eksiklikler
ve zafiyetler varsa bunu da araştırmak lazım. İstanbul, bugün,
12 milyon nüfusa hizmet eden bir İstanbul. 1980’li yıllarda, 3 milyon
İstanbul’a göre bir planlama yapılabilmiş. “Prag, yedi yüz yıllık
tarihî geçmiş var.” dendi; 1,5 milyon nüfusu var, kültürel zenginliğiyle
15 milyon turist çekiyor, doğru. İstanbul, 12 milyon nüfusu var, üç
bin yıllık tarihi var ama, 1,5-2 milyon, işte, zaman
zaman 3 milyon turist çekiyor, bu da doğru. Ama,
siz, bu kültürel zenginlikleri korumaya ve kullanmaya yönelik yasaları
çıkarmanız gerekirken, hep, yasakçı anlayışlarla, olmaz, yapamaz,
yaptıramaz, edemez, satamaz, ihale edemezsiniz gibi ifadelerle
önümüze engeller çıkartılırsa -ki, zamanım olursa diğer maddelerde
söz alacağım, bunların müşahhas delillerini ortaya koyacağım-
siz, kırk yıldan bu yana, maili inhidam kararını almış olduğunuz
birinci derecede sit alanı olan, Beyoğlu gibi, Fatih gibi, Zeyrek
gibi, Sultanahmet gibi bölgelerdeki tarihî ve kültürel eserleri
onaramazsanız, kiralayamazsanız, koruyamazsanız, kullanamazsanız,
yıkamazsanız, bugün, olumsuzlukların yuvası hâline gelir. Ama AK
Parti döneminde, muhalefetle de iş birliği yapmak suretiyle, 5366
sayılı, sit alanları içerisindeki eskiyen ve yıpranan tarihî değerleri
koruma ve kullanmaya yönelik kanun tasarısı, işte, bu işlerin bir
adımıdır. Yine, geçmiş dönemde, elbirliğiyle çıkarmış olduğumuz
yasalarla, emlak vergilerinden yüzde 10 payların il özel idarelerine
aktarılarak… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Bayraktar, bir dakikalık süre içinde konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) – Bitiriyorum. …kültürel mirasın
korunmasına yönelik faaliyetlere imkân sağlayacak tedbiri alırsanız,
bu da ikinci bir adımdır. Üçüncü bir adım,
aslında “dönüşüm kanunu” dediğiniz muhtemel bir deprem ve deprem
öncesi hazırlıklarla ilgili on üç maddelik kanun da çıksaydı, bu
da üçüncü adım olacaktı. Belki bu çok önemli dördüncü adım olacak. Yani,
bunlar, atılması gereken adımlardı; bir bir atılıyor daha fazla zaman
kaybetmeden, 2010 yılına iki yılımız kaldı. Bu, bir fırsattır diyoruz.
Bugüne kadar elimizde olan malzemeleri ve bundan sonra oluşturulabilecek
malzemeleri bir araya getirerek, bu malzemelerle İstanbul’u 2010
Kültür Başkenti olmaya ve 20 milyon turistin bu bölgeye gelmesine,
İstanbul’un bütün Türkiye’ye hizmet etmesine yönelik faaliyetlere
öncülük etsin diye istiyorsak ki genelde bunu istiyoruz. Aşağı yukarı
yüzde 80’inde mutabakat var, iki maddede uyuşamadığımız konu vardır.
Biri, biraz önce Sayın Bakanımızın arz etmiş olduğu Taksim Kültür Merkezi, ki vaktim olsa onunla ilgili detayı ben verirdim,
çünkü o bölgede yirmi beş yıl yaşadım, beş yılda belediye başkanlığı
yaptım. Tabii ki kentsel sit alanı olan bu bölgenin… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) – … ulu orta bir projeyle yıkılması
ve yapılması mümkün değil. Saygılar sunuyorum
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
Bayraktar teşekkür ederim. Şahsı adına ikinci konuşmacı Şanlıurfa Milletvekili
Ramazan Başak. Sayın Başak buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakikadır. RAMAZAN BAŞAK
(Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Başkanım,
saygıdeğer milletvekilleri; Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün
bizlere armağan ettiği cumhuriyetimizin 84’üncü yılını kutlarken,
Kurtuluş Savaşı’mızdan şu saate kadar, bu ülkenin doğusundan batısına,
kuzeyinden güneyine ölüme koşarcasına giden tüm şehitlerimizi
minnetle anıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) Saygıdeğer milletvekilleri,
16 sıra sayılı İstanbul 2010 Kültür Başkenti Kanun Tasarısının 1’inci
maddesi hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Tasarı ile
İstanbul’u 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olarak hazırlamak,
2010 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak ve yönetmek, ilgili
kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları çalışmalarda koordinasyonu
sağlamak amacıyla 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının kurulması
hedeflenmektedir. Yani, tasarıyla amaçlanan, İstanbul’u kültür
başkenti yapmak yolundaki çalışmalarla ilgili çerçeveyi çizmektir.
Saygıdeğer milletvekilleri,
iki bin beş yüz yılı aşan bir tarihe sahip olan İstanbul, deniz ve karaların
kucaklaştığı bölgede, kuruluşunu takiben, bölgenin en önemli ticaret
ve strateji merkezi konumuna gelmiştir. Ayrıca bu güzide şehir, Roma,
Bizans ve Osmanlı İmparatorluklarının da başkenti olmuştur. İşte
bu nedenle, İstanbul, bu imparatorlukların başkenti olarak farklı
ırk, din, kültür ve medeniyetle dolu büyük bir mozaiktir. Ancak,
kentleşmenin bu mozaiği deforme ettiği asla ve asla unutulmamalıdır.
İşte, 2010 İstanbul Kültür Başkenti Projesi, deforme olan bu mozaiği
tamir edecek çok önemli bir projedir. Saygıdeğer milletvekilleri,
İstanbul 2010’un en önemli amaçlarından bir diğeri İstanbul’u sanatsal
ve kültürel açıdan zenginleştirerek geliştirmektir, Avrupa ve dünyada
hak ettiği yeri bulmasını sağlamaktır. Avrupa Birliğine adaylık
sürecinde hepimizin göz bebeği olan İstanbul’umuz Avrupa kültürleriyle
yüzyıllardır karşılıklı bir etkileşim içerisindedir. Bunun sonucu
olarak da bu projeden sonra Avrupa’daki insanlarla bölge insanlarımız
arasında büyük bir kaynaşma sağlanacak ve ülkemiz açısından çok
önemli bir tanıtım gerçekleşmiş olacaktır. Saygıdeğer milletvekilleri, İstanbul çok güzel bir
şehir, gerçekten kelimelerle tarifi olmayan güzellikte bir şehir. Müsaade ederseniz, şöyle bir başınızı ellerinizin arasına
alarak “İstanbul neyle güzel, İstanbul neden güzel?” şöyle bir düşünelim.
Saygıdeğer milletvekilleri, İstanbul neyle güzel biliyor musunuz?
İstanbul, işte şu anda sağımda duran ay yıldızlı bayrağımla güzel.
İstanbul neyle güzel biliyor musunuz saygıdeğer milletvekilleri?
İçinde kardeşçe yaşayan, kapı komşuları olan Diyarbakırlı Şeyhmus
ile Trabzonlu Temel’le güzel. İstanbul neyle güzel saygıdeğer milletvekilleri,
biliyor musunuz? İş ortakları olan, ırkçılığı değil kardeşliği savunan,
ayrıştırmayı değil birleştirmeyi savunan peygamberler diyarının
İbrahim Halil’i ile, İzmirli Tahsin’iyle güzel
saygıdeğer milletvekilleri. İstanbul neyle
güzel biliyor musunuz saygıdeğer milletvekilleri? Semalarında ezan sesinin eksik olmadığı ve Allah’ın izniyle
olamayacağı Türkiye’yle güzel. İstanbul neyle
güzel biliyor musunuz arkadaşlar? Bu ülke için canını feda edecek
Türkiye’nin seksen bir ilindeki 70 milyon insanla güzel. Saygıdeğer milletvekilleri,
son olarak, İstanbul’a sahip çıkmak Türkiye’ye sahip çıkmaktır diyorum.
Bugüne kadar
bu ülkenin birlik ve beraberliği için mücadele eden Hükûmetimiz başta
olmak üzere, bu Parlamento çatısı altında, bu ülkedeki 70 milyon
insanın huzur ve refahı için yemin etmiş olan siz saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarıma, bu tasarının kanunlaşması için gerekli desteğin
verileceğine olan inancımı belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Başak. Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, on dakika süreyle soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz;
beş dakikası soru işlemine ait olacaktır. Evet, dün, Sayın
Kamer Genç sisteme girmişti soru için, bugün de girmiş. Tespitimizi
de yapmıştık. Şu anda başka
bir arkadaşımızın soru talebi yok. Buyurun Sayın
Genç. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Peki, teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
aslında ben, tabii, bu Parlamento çalışmalarında hayretler içinde
kalan bir arkadaşınızım. Bir defa, Başkanlık Divanı
çok dürüst bir davranış içinde değil. Orada Komisyonu temsil
eden bir kimse oturmadığı hâlde, siz Meclis Başkan Vekili olarak, orada
Komisyonu temsil eden bir kişi olmadığı hâlde “Komisyon? Var.” dediğiniz
zaman, biz Başkanlık Divanına nasıl güveneceğiz? Onu evvela bir öğrenmek
istiyorum. Bunlar olmaz Sayın Başkan. Burası Türkiye Büyük Millet
Meclisidir. Burada her şey dürüstlük üzerine yürür. Bir iktidar partisinin
başkan vekili veya yöneticisi olabilirsiniz, ama,
burada her şey kanuna ve nizama uygun yürümek zorundadır. İçtüzük’ün
45’inci maddesinde açıktır, yıllardır bunu da uyguluyoruz. Komisyonlar,
Genel Kurulda başkan veya başkan vekilleri tarafından temsil edilir
veyahut da o işler için seçilmiş sözcüler tarafından temsil edilir.
Demin burada oturan arkadaşımızın, bu olayla ilgili sözcü seçildiğine
dair komisyon raporunda bir açıklık yok. Bu olmadığı zaman, normal
komisyon sözcüsü bunu temsil edemez. Ayrıca, bu kanun,
akçeli işlerle ilgili olduğu halde, Başkanlığın bunu Plan Bütçe
Komisyonuna sevk etmesi gerekirken, Millî Eğitim ve Kültür Komisyonuna
sevk etmiş. Neden acaba böyle keyfî işlemler yapılıyor? Yani, Meclis
Başkanlığı, burada, işte, birtakım kanunları Plan Bütçeye sevk
ederken bunun kıstası ne? Bizim burada yıllardır gördüğümüz olay
şudur: Akçeli işlere, teşkilat işlerine yönelik olarak gelen kanun
tasarı ve teklifleri önce Plan ve Bütçe Komisyonuna gider, öteki
komisyon tali komisyon olur. Ama, maalesef, burada
da öyle yapılmış. Ben, şimdilik,
sırf sizin tutumunuz nedeniyle bu konuşmayı yapmak istedim. Başka sorum
yok. Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, Sayın Genç’in, normal şartlar altında, sorusunun muhatabının
Sayın Bakan olması lazım gelir. Sayın Bakan da cevap verecekti ama
Sayın Bakana bir soru yöneltmedi. Yine, İçtüzük’ün,
Sayın Genç’in söylediği 45’inci maddesine ve 27’nci maddesine bakarsanız,
Başkanlık Divanının yapmış olduğu, sergilemiş olduğu tutumda bir
yanlışlık yoktur. “MADDE 27- Komisyonlar,
başkanlarının yönetiminde çalışır. Başkan bulunmadığı zaman başkanvekili,
o da yoksa sözcü, komisyona başkanlık eder.” Daha önceki uygulamalarda
da, orada “Komisyonlar, Genel Kurulda başkan veya başkanvekili veya
o konu için seçilmiş özel sözcü veya sözcüler tarafından temsil olunurlar.”
ifadesi vardır. Bizim burada
yapmış olduğumuz işlem doğrudur. Çalışmalar aynı şekilde devam etmektedir.
Sayın Başkan Vekilini benim çağırıp -Genel Kurul sıralarında oturuyordu-
buraya davet etmem mümkündü, ama yapılan işlemde bir hata yoktur. Ama, eleştiriyi doğru veya yanlış olarak yapmak, seslendirmek
sayın vekillerin hakkıdır ve yapmış olduğumuz işlemler noktasında
da dürüstlükten ayrılmamız söz konusu değildir. Dikkat ederseniz,
burada bakan veya iktidar sözcüleri veya diğerleri hakkında hiçbir
ayrım yapılmadan İç Tüzük’ün gerekli hükümlerinin hepsi uygulanmaktadır,
ama kendilerine özel İç Tüzük hükümleri uygulanmasını isteyen arkadaşlarımız
varsa, böyle bir şeyi yapmamız mümkün değildir. Bilgilerinize
arz ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Madde üzerindeki
görüşmeler tamamlanmıştır. Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 2’nci maddeyi
okutuyorum: Kapsam MADDE 2- (1) Bu
Kanun, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının kuruluşuna,
görev ve yetkilerinin belirlenmesine, kamu kurum ve kuruluşlarının
İstanbul’un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olarak hazırlanması
hususundaki sorumluluklarına ilişkin hükümleri ve diğer düzenlemeleri
kapsar. BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Mersin Milletvekili İsa Gök. Sayın Gök, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Gök, süreniz
on dakika. CHP GRUBU ADINA
İSA GÖK (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Öncelikle Sayın
Başkan, iki hususa değinmek istiyorum farklı olarak. Devam olacak ama, dün bahsetmiştim, ne hikmetse, biz, muhalefet
vekilleri şahsımız adına söz istemelerde asla üçüncü sıradan ikinci
sıraya terfi edemiyoruz. İkinci sıraya terfi etmeyi talep ettiğimden
değil; en erken, ekip arkadaşlarım talebi kapıya kadar götürmelerine
rağmen, ilk olduğumuzu öğrenmemize rağmen hep üçüncü sıraya düşüyoruz.
Bunu bilginize arz etmek istiyorum. İkincisi de terfi talebi değil,
adillik talebi. İkinci bir husus
Sayın Başkan: Odama, sürekli olarak, Türkiye’de ücretsiz dağıtılan
bazı gazeteler geliyor. Bu gazeteleri Meclis memurları da dağıtıyorlar.
Bu, hem Ticaret Kanunu anlamında bir haksız rekabettir, etik değildir
ki ben o gazeteleri okumuyorum; benim kendi ahlaki durumum, alacaksam,
parasını verir alırım, ama, bu gazeteler çok
net bir ideolojik duruşu olan gazeteler. Zaten bunlar havaalanlarında
ücretsiz dağıtılıyor, sokaklarda dağıtılıyor, kaynağı belli değil
gazetelerin, odama gelmesini, sekreteryama gelmesini istemiyorum.
Bu konuda önemli olan adillik, adalet, eşit tavır. Ben,
Sayın Başkanlığın gereken hassasiyeti göstereceğine olan inancımla,
maneviyen müsterihim. Çok teşekkür ediyorum. Efendim, konuya
geldiğimizde, kanunun kapsamı… Değerli milletvekilleri çok farklı
konulara değindiler, ben de değineceğim zamanı geldiğinde, AKM’nin
yıkılması, denetleme, diğer konular. Fakat bu kanunda gözden kaçan
çok farklı bir husus var arkadaşlar, kanunu dikkatli okuyun. Bir üstadım
-hukukçu değil ama- dediler ki: “Lafzı farklıdır, ruhu farklıdır.”
Biz hukukçular bunu çok kullanırız. Hakikaten de lafız farklıdır,
ruh farklıdır. Bu kanunla bir
ajans kuruluyor, bir ajans… Bu ajans, hepimizin bildiği Associated
Press Ajansı değil; bu ajans, bir özel hukuk tüzel kişisidir. Bu ajansla,
kamu kaynaklarını kamuya ait olmayan özel bir yönetime devrediyorsunuz.
Biraz geçmişe gitmenizi istirham edeceğim ben sizden. Yıl 2006, yine
yüce Meclis, 2006 yılı 25 Ocağında, Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu,
Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun’u kabul etti. Kalkınma
ajansları, son derece siyasi duruş gerektiren, neoliberal mantığın
günümüze çıkardığı, kamu kaynaklarının özel sermayeye aktarıldığı,
o -küreselleşen sermaye diyoruz ya, aslında bunun adı finans oligarşidir,
artık küresel sermaye diyoruz buna- küresel sermayenin yerelde
merkezi idareyi aşarak yerli işbirlikçilerle sermaye üzerinden
iş yapmasına olanak tanıyan son dönemlerin bir icadıdır. Türkiye’de
kalkınma ajansları konusunda, esasen, ciddi bir muhalefet vardır.
İşte, bu 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı kurulması hakkında kanun
da bu Kalkınma Ajansları Kanunu’nun farklı bir versiyonudur.
Aslında, bu, daha önceki dönem iktidar partisi tarafından Türkiye’nin
gündemine getirilen, kamu reformu denen, ama çok büyük eleştiri
üzerine geri çekilen, o kamudaki yapısal değişikliği amaçlayan
mantığın farklı bir ayağıdır. Ben dikkatinizi buna çekmek istiyorum.
Bu bir ajans kuruluşu. Bu ajans kuruluşu hakkında
arkadaşlar, TMMOB Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin Anayasa’ya
bir -Danıştay 10. Dairesi sanıyorum- davası oldu. Danıştay 10. Dairesi,
kalkınma ajanslarıyla alakalı bu yapının, mevcut devlet sistemimize
ve Anayasamıza aykırı olduğu iddiasıy Cumhuriyet
Halk Partisi, güzel kentimiz İstanbul’un 2010 Avrupa başkenti seçilmesini
kıvançla karşılamakta. Cumhuriyet Halk Partisi, 2010 yılında İstanbul’un
tanıtımı, restorasyonu, aklınıza ne gelirse,
yapılacak her eylem ve işlemi destekleme kararında. Ama bu kanun,
aslında, bir bendi aşarak bir su yolu yapmanın
kanunu. Dikkatinizi buraya çekmek istiyorum. Bu kanun hassas bir
kanundur. Bu kanunda, arkadaşlar,
neler yaratıyoruz? Bu kanunla, aslında, bir dev yaratıyoruz. Öyle
bir dev ki, yarın bu devin altında Türkiye kalabilir. Çünkü, bir yürütme kurulu yaratıyoruz bu kanunla,
9 kişilik. Bu yürütme kurulu öyle bir yürütme kurulu ki arkadaşlar,
öyle bir kurul ki, içinden 5 kişiyi ihale komisyonu seçiyor. Bu yürütme
kurulu, ne Devlet İhale Kanunu’na bakacak ne Kamu İhale Kanunu’na
bakacak ne Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu’na bakacak. Peki,
hangi parayı kullanacak? Gelirleri ne? Gelirleri olağanüstü. Kültür
Bakanlığı bütçesinden payı olacak, Kültür Bakanlığı Tanıtma Fonu’ndan
payı olacak, Başbakanlık Tanıtma Fonu’ndan payı olacak, İstanbul
Büyükşehir Belediyesinden payı olacak, İstanbul İl Özel İdaresinden
payı olacak, birkaç tane de özel kuruluş da var. Bu paralara biz ne diyoruz
arkadaşlar? Kamu kaynakları diyoruz. Kamu kaynaklarının benim
halkımın anladığı dille tanımı nedir? 418 milyon lira asgari ücretle
çalışan Ahmet kardeşimin o asgari ücretinden kesilen paralardır,
780 milyon liraya çalışan devlet memuru Ayşe Hanımın maaşından kesilen
paralardır; yaygın deyimle, tüyü bitmemiş öksüzün, yetimin parasıdır.
Kamu kaynakları bunlardır, kamu parası bunlardır. Hele ki Türkiye,
dolaylı vergi cenneti bir ülkedir. Şimdi, siz bu kamu
kaynaklarını, kamuya ait olmayan, kamunun denetleyemediği bir
devasa örgüte veriyorsunuz. Arkadaşlar, burayı denetlemek de mümkün
değil. Neden denetlemek mümkün değil? Hani üç kanunu uygulamıyoruz,
İhale Kanunu’nu falan. Denetlemenin en hassas ve ciddi yeri neresidir?
Sayıştaydır, Millet Meclisi adına Sayıştaydır. Denetimi kime veriyoruz?
Dört tane bakanlığın müfettişine veriyoruz. Arkadaşlar, yapmayın,
zaten bakanlıklar koordinasyon kurulunda, bu bakanlıklar işin
içinde zaten, işin içinde ve biliriz ki, hepimiz idarecilik yaptık,
maiyet-üst vardır, müfettişimiz bakana bağlıdır, bakanımızı tenzih
ediyorum, ama işin özü budur. Bu konularda sizlere ben daha izahat vereceğim,
vaktimi dikkatli kullanmak istiyorum. Hemen, dünkü konuşmalara
gelmek istiyorum, bir genç arkadaşımız AKP’den, dün konuştu, şu anda
da konuşuyor, hep tarihten bahsedildi, kültür mirasından bahsedildi,
hep İstanbul’un geçmişinden. Çok güzel kelime. “Kültür
mirası” deniyor. Bakın, burada bir hassas kelime var: “Miras.” Miras,
tereke. Mirasta yıkmak yoktur, mirasta korumak vardır. AKM’yi yıkmak
üzerine “miras” kelimesinin kullanılması abesle iştigaldir. Yok “soğutucusu çalışmıyor, şu çalışmıyor, bu çalışmıyor.” Arkadaşlar,
Avusturya’daki opera binaları da dört yüz yıllık, kimse yıkmayı düşünmemiş.
Orada da tuvalet sorunu vardır, kimse yıkmamış ama. Miras böyle oluşmaz,
yıkarak miras yaratılmaz. Artı -bir ciddi-
bu konuda hakikaten bir abartı da var, bir abartı var. Bu “38’inci kent” olması. Bir laf vardır: İfrat ve tefrit.
Ne ifrata gidelim ne tefrite kalalım; ortada, mutedil olalım. Hep tarihten,
tarihin o güzelliklerinden bahsedildi. Ama,
arkadaşlar, niyeyse arkadaşlarımızın yakın çağ tarihine karşı
ilgileri yok. AKM bir cumhuriyet kazanımı. Herkes her şeyi konuştu.
Bakın, ben de birkaç şeyi belirteyim AKM hakkında arkadaşlar. Evet, 1946’da temeli
atılıyor 1969’da “perde“ diyor. Mutlaka, özellikle AKP’li vekil arkadaşlarımın
hepsi katılmışlardır bu temsillere, biliyorlardır, buranın ilk temsili Aida Operası. Aida
Operası, yine hepiniz bilirsiniz, Verdi’nin, Giuseppe Verdi’nin.
Verdi’ye siparişle verilen operadır bu. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir dakikalık
sürenizi sunuyorum. Buyurun Sayın
Gök. İSA GÖK (Devamla)
– Bakın, miras, kültür mirası zamanla oluşur. Bu Aida Operası’nı
besteleyen Giuseppe Verdi, Mısır Hidivi’nin siparişi üzerine
bu operayı yapıyor. Bu binadaki ilk opera Aida. Mısır Hidivi neden
dolayı sipariş veriyor? Süveyş Kanalı’nın açılışı
onuruna. 1800’ler… İşte, kültür mirası
bu, AKM bu. Cumhuriyet kazanımlarını atlayarak daha eski tarihlerdeki
mirasa gidip cumhuriyet kazanımlarını “miras” kelimesinin asla
kabul etmediği, “miras” kelimesini eşyanın tabiatına aykırı
olan “yıkmak” kelimesiyle özdeşleştirmeyi benim mantığım almıyor. Diğer maddelerde
hataları, eksikleri, tehlikeleri arz edeceğim. Yüce Meclise saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gök. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Tokat Milletvekili
Reşat Doğru. Sayın Doğru, buyurun.
(MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi
hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Yüce Meclisi şahsım ve grubumuz adına saygıyla selamlıyorum. BAŞKAN – Sayın
Doğru, birkaç saniye rica edeceğim. Sayın Bakanım,
Sayın Öztürk, konuşmalarınız… Arkadaşlar, Bakanlar Kurulu sırasındaki
Sayın Bakanımız; efendim, konuşmalarınız buraya intikal ediyor,
arkadaşlarımızın insicamı bozuluyor, lütfen. Buyurun Sayın
Doğru. REŞAT DOĞRU (Devamla)
– Sözlerime başlarken, vatan savunması için şehit olan askerlerimizi
minnetle, şükranla anıyor, Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin
başı sağ olsun diyorum. Ayrıca, Hakkın rahmetine kavuşan büyük devlet
adamı Erdal İnönü’ye Allah’tan rahmet diliyor, ailesine ve milletimize
başsağlığı diliyorum. Sözlerimi, madde
2 olan, İstanbul’un 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının kuruluşuyla
ilgili olarak devam ettirmek istiyorum. Bu madde 2’de, Ajans kuruluşunun
kapsamı ve beraberinde de kuruluşuyla ilgili sorumluluklar anlatılmaktadır.
İstanbul’da bu Ajans kurulurken, bu Ajansın üzerinde çok önemli sorumluluklar
da beraberinde gelecektir. İstanbul şehri,
tarihî İstanbul şehri, Boğaziçi’yle, Haliç’iyle, adalarıyla bir
bütün hâlinde dünyanın en güzel şehirlerinden bir tanesidir. Dünyanın
hiçbir kıtasında, bölgesinde, tabiat şaheserlerini, geçmişin
şehadetini, insanoğlunun el işlerinin geçmişin bütün güzelliklerine
nasıl yansımış olduğunu bulamazsınız. İstanbul’un tarihi üç yüz
bin yıl öncesine dayanmaktadır. Ancak, Türklerin İstanbul’a yerleşmesi
ve vatan yapmasıyla beraber değeri ve önemi bir kat daha artmıştır.
Türkler bu şehre çok önem vermişler ve başkent yapmışlardır. Bu şehir,
bütün Türk illeri çapında sağlık ve eğitim merkezi olurken, kültür,
sanat ve ekonomide dünyanın en önemli şehirleri arasına girmiştir.
Dünyanın en meşhur üniversiteleri, İstanbul üniversiteleri dâhil
olmak üzere, çok önemli liseler, benim de mezun olduğum lise olan Pertevniyal
Lisesi bu şehirde bulunmaktadır. Dünyanın bu güzel
şehrinde değerli milletvekilleri, güzelliklerinin yanında bir çok da sorun vardır. Bunların en başında gelen,
birçok büyük şehirde olduğu gibi, asayişsizlik sorunudur. Hırsızlık,
yankesicilik, gasp, yaralama ve cinayet gibi olaylarda büyük yükselmeler
vardır. İnsanlar, sadece sokakta değil, evlerinde bile rahat ve güvende
değillerdir. Bugün, İstanbul’un birçok semtinde, başta bölücü terör
örgütü olmak üzere, birçok örgüt yoğun bir faaliyet içerisindedir.
Katillerin resimlerini taşıyarak, insanların, malına, canına,
kastederek eylem yapmaktadırlar. Devletin belediye otobüslerini
yakıyorlar, önlerine ne gelirse saldırıyorlar. Bunları nasıl durduracak
ve de çözeceksiniz? İstanbul, kültür başkenti şehri tabii ki olmalıdır.
Çünkü, İstanbul, Türklerin çok önem verdiği,
Türklerin şehridir. Türklerin tarihî, eserleri ve bütün güzellikleri
burada bulunmaktadır. Ancak, yaşanması zor bir duruma da, maalesef,
bizler getirmiş durumdayız. Önceden “İstanbul”
deyince, aklımıza Hükümdar Fatih, Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet,
Eyüp Sultan gelirdi. Bugün ise, son yıllardaki yönetimlerin -özellikle
son on beş yirmi yıldan beri- getirdiği noktada “İstanbul” deyince,
özel yapılmış yolda virajını alamayan metrobüs,
hasret kaldığımız bir damla yağmur sonrası evleri çamur deryasına
dönmüş vatandaşlarımızın feryadı, 21’inci asırda mesaisine yaya
giden vatandaşımızın trafik çilesi akla gelmektedir. Türkiye’de
bir “İstanbul sorunu” artık olmuştur. Ülkemizin birçok
yerinde, özellikle bölücü terör örgütü tarafından buraya çocuklar,
suçlular getiriliyor. Küçük çocuklara suç örgütleri el atıp onu
elemanları arasına katıyorlar. Son araştırmalar, Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’dan İstanbul’a göç ederek sokakta yaşamaya başlayan çocukların
sayısının çığ gibi büyüdüğünü ve hırsızlık ve gasp olaylarının onlar
arasında yaygınlaştığını ortaya koyuyor. İstanbul’un
ulaşım, konut, çarpık kentleşme, çevre kirliliği ve tarihî ve kültürel
mirasa duyarlılık gibi birçok sorunu vardır. Her şeyden önce İstanbul’a
devleti “devlet” gibi getirmek mecburiyetindeyiz. Bu güzel kenti
talan etmek niyetiyle dağa taşa gecekondu yaparak, ormanları yok
edip siyasi nüfuz kullanıp kaçak villa yaparak, bunlardan rant elde edip hesap vermeyenler; güzelim dünyanın
incisi Boğaz’ı betona dönüştürmek yerine, en önemlisi olarak asayiş
ve güvenliği sağlayan devlet gücünü hâkim kılmak mecburiyetindedir.
İstanbul’un
-kültür başkenti olması için çalışırken- acil bir hasta olup müdahale
edilmeyi beklediğini de, değerli milletvekilleri, unutmamalıyız.
Ancak, İstanbul
zaten, sahip olduğu “kültür başkenti” tabirini hak eden bir ilimizdir.
Bu şehrin her türlü güzelliğini Yahya Kemal’in şiirlerinde, nesirlerinde
çok güzel görmekteyiz. Yahya Kemal,
Türk tarihi çalışmalarında en çok İstanbul’un fethi üzerinde durmuştur.
“Fetih, Batı Türklüğünün şahsında kemale ulaşmasının en mühim sebebidir.”
demiştir. İstanbul alınarak İmparatorluk yekparelenmiş, coğrafi
vahdete ulaşmıştır. Selçuklulardan
Osmanlılara geçen fetih ideali, fethe kadar “kızıl elma” olmaya
devam etmişti. Yahya Kemal “İstanbul’un alınması Tanrı’nın kutlu
işidir.” demiştir. Yazılarında “Türk İstanbul” tabirini kullanmış
ve bu şehre olan sevgisini estetik planda bırakmamış, vatanın manevi
çehresine doğru genişletmiştir. Yahya Kemal’in şiirlerinde İstanbul
çok farklı anlatılır. İstanbul, fethi gören, zamanı
Türkleştirenlerin yaşadığı bir mekân. Eyüp Sultan “ölüm ve ahiret
şehri, mukaddes belde”; Çamlıca, Fenerbahçe ve Kanlıca ise “üç aziz
İstanbul”dur. İstanbul, Yahya Kemal’e göre tarihimizin ve medeniyetimizin
de özü ve gerçek görüntüsüdür. “Biz, kökü mazide olan atiyiz.” sözü
hâlâ da geçerlidir. İstanbul’a sahip çıkmak demek, vatana, toprağa,
bayrağa, tarihe sahip çıkmaktır diye düşünüyoruz. Değerli milletvekilleri,
bu kanunla da kurulacak olan ajansın da bu güzel emanetleri en iyi
şekilde koruyacağına inancımız olması gerekir. İnancım odur ki, kurulacak
olan bu ajans sorumlulukların idrakinde olacak ve İstanbul’u, yine
dünyanın en güzel merkezleri hâline getirecektir diyor, yüce Meclisimizi
ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Doğru. Madde üzerinde şahsı adına, İstanbul Milletvekili Fuat
Bol. Buyurun. FUAT BOL (İstanbul)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak
sözlerime başlamak istiyorum. İstanbul 2010 Avrupa
Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi hakkında, şahsım
adına söz almış bulunmaktayım. İstanbul’un
2010 yılının Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş olması, Avrupa Birliği
ve dünya ile hızlı bir kültürel iletişim süreci yaşayan ve yüzyılların
birikimini barındıran İstanbul ve Türkiye açısından tarihî bir fırsattır.
Bu fırsatı çok iyi bir şekilde değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tasarıyla amaçlanan, İstanbul’u 2010 yılı
Avrupa Kültür Başkenti olarak hazırlamak, 2010 yılında yapılacak
etkinlikleri planlamak ve yönetmek, kamu kurum ve kuruluşlarının
yapacakları çalışmalarda koordinasyonu sağlamak üzere İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının kurulmasıyla görev ve yetkilerinin
düzenlenmesidir. Bu proje, İstanbul’un,
Türkiye’nin ve Türk kültürünün tanıtılmasına hizmet edecek olup,
asıl olan, İstanbul’un ve İstanbullunun kazanmasıdır. Dolayısıyla,
diğer bir ifadeyle Türkiye’mizin, topyekûn Türklük âleminin kazanmasıdır.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; İstanbul’umuz ifade edildiği şekliyle,
yalnızca kıtaları birleştirmekle kalmıyor; aynı zamanda, müşterek
insan ürünü olan medeniyetlerin de kavşak noktasında bulunuyor.
Şairin dediği gibi, gerçekten “…bî misl-ü behadır.” Tarihî mirası ve
kültür dokusuyla gerçekten dünyada emsali olmayan bir şehirdir. Bu
güzide şehrimizin 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak belirlenmesi,
Türk insanının, başta AB olmak üzere, dünya ile kültürel iletişiminin
artmasına sebep teşkil etmesinin yanında, ülkemizin tanıtılmasında
da çok büyük rol oynayacağı kanaatindeyim. Geliniz, böylesine
millî bir projeyi iktidar-muhalefet çekişmelerine konu yapmayalım;
böylesine önemli bir projeyi AKM’ye kurban etmeyelim. Seneler senesi,
İstanbul’u nasıl hoyratça kullandığımız cümle âlemin malumudur.
El ele vererek bu kötü gidişe “dur” demezsek, korkarım, yarın çok geç
kalmış olabiliriz. Zira, bu nadide şehir, bu mübarek
belde, madde ve manasıyla ellerimizin arasından kayarak gitmektedir.
Burada, yeri
gelmişken bir teşekkürü ifade etmeyi vatandaşlık borcu olarak biliyorum.
Şu veya bu parti mensubiyeti tefrik etmeksizin, başta ana kent olmak
üzere İstanbul’un bütün yerel yöneticilerine, özellikle son dönem
-vurgulayarak söylüyorum- Vakıflar Genel Müdürü ve Vakıflar Genel
Müdürlüğü yetkililerine, İstanbul’un tarihî ve kültürel dokusu
konusunda göstermiş oldukları ve göstermekte oldukları gayretli
çalışmalarından dolayı şükranlarımı arz ediyorum. Şimdiden, İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi’nin ülkemiz ve İstanbullular
ve bütün bir insanlık âlemi için hayırlara vesile olmasını temenni
ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bol. Şahsı adına
ikinci konuşmacı, Bursa Milletvekili Mehmet Emin Tutan. Sayın Tutan, buyurun. MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında
Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış
bulunuyorum. Bu kanunun amacı,
bilindiği gibi, Türkiye’nin sembolü olan İstanbul’un Avrupa kültürüyle
yüzyıllardır karşılıklı etkileşim hâlinde olduğu düşünüldüğünde
de, İstanbul’un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak belirlenmesi
Avrupa Birliği vatandaşlarıyla vatandaşlarımız arasındaki kültürel
iletişimin artmasına katkıda bulunacak, ülkemiz adına çok önemli
bir tanıtım vesilesi olacaktır. İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Projesi kapsamında, kültürel miras sürdürülebilir
bir biçimde yönetilecek, kent, çekim noktası hâline gelecek, kentsel
dönüşüm, şehircilik, çevresel ve sosyal anlamda kalıcı kazanımlar
elde edecektir. Ayrıca, bu projeyle kültür turizmi hareketlenecek,
gelişecek ve kültür turizminin hareketlenmesiyle eğitim ve gelir
seviyesi yüksek turistin kente gelmesi sağlanacaktır. Ben, bu kanunun hazırlanmasında
emeği geçenleri kutluyor, İstanbul’a ve ülkemize hayırlı olmasını
diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Oylamadan önce karar yeter sayısını arayınız. BAŞKAN – Oylamadan
önce soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sayın Ağyüz. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
– Sayın Başkan, teşekkür ederim. Özellikle başlığıyla
çok cazibeli bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. İstanbul hepimizin
övündüğü bir kent, doğrudur. Şu andaki değerleriyle de övüneceğimiz
bir kent. Bu özel yasayla önümüze getirilenlerle de kültür başkenti
olmasının, daha ileri noktaya varmasını sağlayacağız. Peki, yaklaşık
on üç yıldır bu kenti yöneten bir zihniyet var, bu ülkeyi yöneten AKP’li
Hükûmet var. Orman alanları talan edilirken, kaçak villalarla belediyeler
ve Hükûmet, bakanlar kavga ederken bu işe müdahale etmeyi düşünmedik
de, cazibe merkezleri elden giderken, Galataport’la, Haydarpaşa
Projesi’yle, yükselen ticari merkezlerle küresel sermaye rant elde ederken hiç ses çıkmadı, ne belediyelerden
ne Hükûmetten hiç ses çıkmadı. Şimdi, konuşan
sözcüler diyorlar ki: “Siz kültür başkenti olmasına karşı mısınız?” BAŞKAN – Sayın
Ağyüz, ben bir dakikaya ayarlamadım, yalnız süre doldu, diğer arkadaşlara
da… Lütfen sorunuzu
sorunuz. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
– Teşekkür ederim, bağlıyorum efendim. Bu kanuna ihtiyaç
yokken, eş güdüm bir bakanlık nezdinde yapılması gerekirken, bu kanuna
niye temel ihtiyaç duyulmuştur? Özünde AKM’yi yıkmak mı yatmaktadır?
Bunu sormak istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ağyüz. Sayın Kılıçdaroğlu. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Bakanlığın bize
dağıtmış olduğu notların 5’inci sayfasında Atatürk Kültür Merkeziyle
ilgili olarak Sakarya Üniversitesinden gelen bilim insanlarının
bir rapor hazırladığı söyleniyor. Atatürk Kültür
Merkezi, bildiğim kadarıyla İstanbul’da. Üniversitelerin
en yoğun olduğu kent yine İstanbul. Acaba, hangi gerekçeyle Sakarya
Üniversitesinin bilgisine başvurulmuştur? Bizim bilmediğimiz,
Sakarya Üniversitesinin özel bir bölümü mü vardır? Bu konuda bilgi
verirseniz, sevinirim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kılıçdaroğlu. Sayın Kaptan. OSMAN KAPTAN
(Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Bakan,
bir yandan İstanbul’u 2010 Avrupa Kültür Başkenti yapmaya çalışırken,
bir yandan da Türkiye’de turizmin başkenti Antalya’da, adını dünyaca
ünlü Konyaaltı Plajı’ndan alan, adıyla ve Konyaaltı halkıyla özleşleşen
Antalya Konyaaltı Belediyesinin elinden bu plajı alarak, Antalya
Büyükşehir Belediyesine verilmek istenmesinin gerekçeleri nelerdir? Antalya Konyaaltı
Belediyesinin, Antalya Defterdarlığıyla yaptığı Konyaaltı Plajı’nın
kullanım hakkı sözleşmesi, süresi daha dolmadan -25 Ekim 2007 tarihinde
tebliğ edilerek- bu sözleşmenin iptali, tebliğ tarihinden bir hafta
önce, 19 Ekim 2007 tarihinde, Antalya Büyükşehir Belediyesinin
defterdarlıktan bu plajın kullanım hakkını talep etmesinden dolayı
mı yapılmıştır? Son sorum: Konyaaltı
Belediyesinin kullanım hakkını aldığı günden beri uluslararası
kriterleri yerine getirerek mavi bayraklar
alan, Turizm Bakanlığı ve Akdeniz Üniversitesinden birincilik
ödülleri alan, günübirlik 40 bin kişinin yararlanmasını sağlayarak,
Antalyalıya ve Türk turizmine büyük hizmet veren bir sahil projesi
olan bu projenin sözleşme süresi sonu olan 2012 yılına kadar Antalya
Konyaaltı Belediyesinin… BAŞKAN – Sayın
Kaptan… OSMAN KAPTAN
(Antalya) - …kullanımında kalmasını sağlayacak mısınız? Teşekkür ederim. BAŞKAN – Ben teşekkür
ediyorum. Yalnız, sorularınızın tasarıyla hiçbir ilişkisi olmadığını
hatırlatıyorum sizlere. Buyurun Sayın
Gök. İSA GÖK (Mersin)
– Teşekkür ediyorum. Efendim, az önce
arz etmeye çalıştım, bu kanunun ciddi olarak Anayasa’ya aykırılık
durumu vardır. İptali durumunda, Hükûmetin bir (B) planı var mı?
2010’a İstanbul’u yetiştiremezlerse, bu kanunun iptali durumunda
Hükûmet ne yapacak? İkinci sorum:
İnşallah olmaz ama bu kanun bu şekilde geçer de ve bir de iptal gündeme
gelirse, ajans yapısından dolayı, bu durumda acaba hedef, 2010’a
İstanbul’un yetiştirilememesinin sebebi, müsebbip hedef yargı
mı olacak, bu kanunu yanlış getiren Hükûmet mi olacak? Çok teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Saygıdeğer arkadaşlarım,
soruları sorarken tabii ki tasarıyla ilgili olmasına özen göstermemiz
gerekiyor. Belki ilimizle ilgili, şehrimizle ilgili, başka konularla
ilgili sorularınız olabilir. O denetimin başka türlü yolları vardır,
ama bugün konuştuğumuz konu, 2010 İstanbul’un kültür başkenti olması
konusudur. Önemsemediğimden değil, ama soruların konuyla ilgili
olarak sorulması Sayın Bakanı da daha rahat cevap vermeye itecektir. Sayın Bakanım,
buyurun efendim. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan, arkadaşlarıma
da teşekkür ederim soruları için. Ben de işaret ettiğiniz
gibi konuyla ilgili olan sorulara bu kısa süre içinde cevap vermeye
çalışacağım. Sayın Ağyüz,
İstanbul’un geçmişten bu yana yönetimiyle ilgili bazı yakınmaları
dile getirdi. İstanbul’un geçmiş halini hepimiz biliyoruz. Şimdiki
halini görmek konusunda biraz gayreti doğrusu öneririm bütün arkadaşlarıma.
Elbette, İstanbul’da her şey mükemmel değildir ama son yıllarda
İstanbul’da çok ciddi iyileşmeler olduğunu, geçmiş yıllarda patlayan
çöp depolarının şu anda son derece çevreci anlayışla birer sosyal
tesise dönüştüğünü İstanbul’un farklı mekânlarında görmek mümkündür.
Kuşkusuz her şey mükemmel değil, ama son derece iyiye giden şeylerin,
hem çevre düzenlemesi açısından hem restorasyon
açısından fevkalade bir gayretin olduğunu ifade etmek isterim. Sayın Kılıçdaroğlu,
Sakarya Üniversitesinin neden tercih edildiğini söyledi. Ben de
bunu araştırdım doğrusu. İstanbul’daki üniversitelerimizin böyle
bir inceleme için çıkardıkları rakamlar ne yazık ki fahiş. Burada
isim zikredersem üniversitelerimize dönük bir incinme söz konusu
olabilir, ama bunu özel olarak aktarabilirim. Ne yazık ki önemli bir
konunun incelenmesi, irdelenmesi hem zamana fazlaca yayılmış
hem de çok ciddi rakamlar talep edilmiş. Çok daha makul bir bedel karşılığında
yakın bir üniversiteden bu talep edilmiş. Bu yakın üniversite neden
Sakarya? Deprem konusunda Sakarya oldukça uzmanlaşmış bir üniversite
olduğu için. Sadece bu. (AK Parti sıralarından alkışlar) MUHARREM İNCE
(Yalova) – Bir de bina kiralaması olayı var, onu neden açıklamıyorsunuz? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Bazı arkadaşlarımız oturdukları
yerden konuşmayı alışkanlık edinmeseler ve belli bir zarafet ve nezaket
içinde konuşsak çok uygun olur diye düşünüyorum. Sayın Gök konuşmasında
ve şimdiki sorusunda bu ajans sorununu dile getirdi, ben de bunu
dikkatle inceledim. Önceki iptalden haberdarım kalkınma ajanslarıyla
ilgili. Değerli arkadaşım, burada sınırlı bir işlem yapıyoruz.
Yani, süre açısından ve mekân açısından adı ajans olmakla birlikte
çok daha farklı tasrih edilmiş; hem çalışma alanı tasrih edilmiş hem
çalışma süresi tasrih edilmiş hem ilgileneceği konu son derece
tasrih edilmiş, dar kapsamlı ve süreyle sınırlı bir şey yapıyoruz.
Bu kanunun gelecekteki maddelerinde göreceksiniz, 31/12/2010’dan itibaren altı ay içinde bu tasfiye ediliyor.
Bu ajans ve ajansın elinde bir mal varlığı, bir meblağ varsa, yine İstanbul’a
sarf edilmek üzere kaynağı oluşturan mekanizmaların içindeki iki
kamu alanına, özel idareye ve belediyeye paylaştırılıyor. Bu esas
itibarıyla özel kaynaklar üretmeyi amaçlayan bir ajanstır. Yani, ileriki
maddelerde yine göreceğiz, bağışlar, sponsorluk
hizmetleri, yapılan etkinliklerden elde edilen gelirler, Avrupa
Fonu’ndan elde edilebilecek olan gelirler burada çok esaslı bir
yekûn teşkil ediyor. Bu özel gelirlerin, yine ilgili bir başka maddede,
ciddi bir kamu denetimine alınması çeşitli bakanlıkların denetimi
burada öngörülerek düzenlenmiştir. Yani, özel olarak gelir elde
etmeye çalışırken bu başıboş bırakılmamış. Elbette, yine ilgili
maddelerde göreceğiz, kamunun aktardığı kaynaklarla ilgili,
alıştığımız kamusal organların, Sayıştayın denetim imkânı ve hakkı
söz konusudur. Ama özel gelirlerle ilgili burada bir başıboşluk yaratılmamış,
özel bir denetleme mekanizması öngörülmüştür. Ben, bu yasanın
herhangi bir iptale uğramayacağını temenni ediyorum. Yapıcı bir
anlayışla bakar, yapıcı bir anlayışla katkı yapmaya çalışırsak,
sanıyorum, İstanbul için ve Türkiye için daha iyi bir şey yapmış oluruz.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım. Madde üzerindeki
görüşmeler ve soru-cevap işlemi tamamlanmıştır. Maddeyi oylarınıza
sunacağım, karar yeter sayısını arayacağım. Sayın Genç, siz
de yıllardır yönetimde bulundunuz, görev yaptınız. Burada oylamaya
geçildiği anda böyle bir talebin olması gerekir, ama ben sizin talebinizi
var kabul ediyorum. Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. 3’üncü maddeyi
okutuyorum: Tanımlar MADDE 3- (1) Bu
Kanunda geçen; a) İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti : Avrupa Birliği Bakanlar
Konseyi tarafından 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti ilan edilen
İstanbul’u, b) Ajans: İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansını, c) Koordinasyon
Kurulu: İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Koordinasyon Kurulunu, ç) Danışma Kurulu:
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Danışma Kurulunu, d) Yürütme Kurulu:
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yürütme Kurulunu, e) Proje: İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesini, ifade eder. BAŞKAN – Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili
Nur Serter; şahısları adına, İstanbul Milletvekili Halide İncekara,
Kahramanmaraş Milletvekili Veysi Kaynak ve Mersin Milletvekili
İsa Gök’ün söz talepleri vardır. Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Nur Serter. Sayın Serter,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz on dakika. CHP GRUBU ADINA
FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
Hakkında Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi konusunda söz almış
bulunuyorum. Öncelikle,
İstanbul’un Avrupa’nın diğer iki kentiyle birlikte kültür başkenti
olarak ilan edilmiş olmasından, Cumhuriyet Halk Partisi olarak büyük
bir mutluluk duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. İstanbul’un Avrupa
kültür başkenti ilan edilmiş olması ve bu konuya Avrupa Birliği tarafından
da fonların ayrılmış olması, hiç kuşkusuz, İstanbul’un sadece kültürel
sorunlarını değil, ama yasanın ana gerekçesinde ifade edildiği gibi,
temel bazı eksikliklerini gidermek açısından da büyük bir fırsat
yaratmaktadır. Yasa tasarısının
genel gerekçesinde projeyle ilgili olarak amaçlananlar sıralanmakta
ve kültürel mirasın sürdürülebilir bir biçimde yönetileceği,
kentin çekim noktası hâline geleceği, kentsel dönüşüm, şehircilik,
çevresel sorunlar ve sosyal anlamda kalıcı kazanımlar elde edileceği
ifadesine yer verilmektedir. Buradaki “Kalıcı kazanımlar.” ifadesinin
altını önemle ve özenle çizmek istiyorum. Gerçekten, İstanbul, sosyal
anlamda, sosyoekonomik sorunlarının en azından bir ölçüde iyileştirilmesi
anlamında, sosyal kazanımlar elde etmeye son derece ihtiyacı bulunan
bir kent görünümündedir. 2010 yılında Avrupa
kültür başkenti olarak ilan edilen İstanbul’la ilgili görüşülmekte
olan yasa tasarısından bahsederken, zannediyorum, bir soruyu sormak
ve bu soruya içtenlikle cevap vermek gerekiyor. Değerli milletvekilleri,
2010 yılında Avrupa kültür başkenti ilan edilen, dünyaya sunacağımız
İstanbul, hangi İstanbul’dur? 15 milyonu aşkın nüfusunun
sadece yüzde 20’sinin barınmakta olduğu, hepimizin sahip olmaktan
övünç duyduğu, büyük bir kültürel mirası barındıran, olağanüstü tarihî
eserlere sahip bulunan, halkının kültür birikimleri itibarıyla
da kültür başkenti olarak nitelendirilecek olan birinci İstanbul
mu; yoksa bütün bu imkânlardan yoksun bulunan, ama yine İstanbul’da
nüfusun yüzde 80’inin barındığı ikinci İstanbul mu? Zannediyorum,
hepimizin üzerinde mutabık olduğu konu, bizim, kültür başkenti
olarak dünyaya sunmakta olduğumuz İstanbul’un birinci İstanbul olduğu
ve bu yasanın da sadece birinci İstanbul’a makyaj yapmayı, restorasyon çalışmalarıyla birinci İstanbul’u
turizm açısından pazarlamayı amaçlayan yasal düzenlemeler getirdiğidir.
Şimdi, ikinci
İstanbul’a da bir bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kültür
başkenti olarak ilan edilen mega kentimiz, hem
bir hem de ikinci İstanbul birlikteliği içerisinde nitelendirilmek
zorundadır. Bu arada, birinci İstanbul’un bugün kültür başkenti
olarak ilan edilmiş olması bizlere mutluluk veriyor, ama doğrusu
çok da gurur vermiyor. Çok önceden İstanbul’un Avrupa kültür başkenti
ilan edilmesi gerekiyordu ve bugün, adının Essen gibi, Pecs gibi
kentlerle birlikte anılıyor olmasından da ayrıca hüzün duyuyoruz
ve ben, bir İstanbul Milletvekili olarak, İstanbul’un bunu hak etmediğini,
birinci İstanbul’un bunu hak etmediğini de düşünüyorum. Şimdi, gelelim
ikinci İstanbul’a: Değerli milletvekilleri, çoğunuz ikinci İstanbul’un
yaşadığı trajediyi haber saatlerinde, haber programlarından izlersiniz.
İkinci İstanbul, aslında bir mega köydür. İkinci
İstanbul’da, hasretle beklenen yağmur yağdığında, evleri, iş yerlerini
su basar, insanlar boğulur; son yağışta 5 insan yitirmiştir ikinci
İstanbul. İkinci İstanbul’da, kar yağdığında, evinize sekiz saatte,
on saatte ulaşamazsınız, araçlarınız içinde mahsur kalır, donma
tehlikesi yaşarsınız. İkinci İstanbul’da, kentin yoksul bölgelerinde,
insanlar, naylon çadırdan yaptıkları evlerde barınırlar. Kentin
ana caddelerinde, meydanlarda, soğuktan donmamak için çuval içinde
uyuyan insanlara rastlarsınız. Sur diplerinde, uyuşturucuda teselli
arayan sokak çocukları yaşar. İkinci İstanbul,
can ve mal güvenliğinden tümüyle yoksundur. Kapkaça uğramadan sokaklarda
yürüyebilmek, hatta, aracınız içinde seyrederken
kapkaçtan korunabilmek, İstanbullu için bir ayrıcalığa dönüşmüştür.
İkinci İstanbul’da, can ve mal güvenliği, sadece kapkaçtan, hırsızlıktan
kaynaklanmaz, aynı zamanda, deprem konusunda hemen hemen hiçbir önlemin
alınmadığı ve yakın geçmişe kadar hiçbir kamu binasının onarılmadığı
bir kenttir ikinci İstanbul. Ama ikinci İstanbul’un da birinci İstanbul’un
da sokaklarına, bulvarlarına, otoyol kenarlarına bakarsınız,
her mevsim, dört defa saksı çiçeklerinin buraya dikildiğini, her
yeşillendirilen metrekarenin reklamının panolarda, Büyükşehir
Belediye Başkanı tarafından yapıldığını, buna milyarlarca lira
harcandığını görürsünüz ama can güvenliği, mal güvenliği, hatta, deprem önlemi konusunda, hiçbir ciddi önlem,
İstanbul kentinde alınmamıştır. Her çalışan
İstanbullu, günde en az üç saatini trafik içerisinde yitirir. Yitirdiği
sadece saatleri değildir, daha, dünkü gazetelerde okumuşsunuzdur,
bir can kaybı oluyordu az kalsın, kalp krizi geçiriyor insanlar trafik
stresi içinde. Trafik stresi içerisinde, insanlar, iş gücü verimliliklerini
kaybederler, yaratıcılıklarını kaybederler, yaşama sevinçlerini
kaybederler ve yıllardır, İstanbul’da bu sorunların hiçbirisine
getirilmiş, ciddi hiçbir çözüm yoktur. Kentin merkezinde, kentin kalbinde, halkın deyimiyle,
maganda kurşunlarıyla canlarını yitiren insanların, emekli aylığını
kapkaççıya kaptırıp üç ay aç gezen yaşlıların, trafikte iş gücü verimliliğini
yitiren çalışanların, sel sularında boğulanların, fuhuş kurbanlarının
ve çevre sorunlarıyla ilgili hiçbir ciddi önlem alınmadığı için zehirli
atıklarda sağlıklarını kaybedenlerin muhatap bulamadıkları,
haklarını arayamadıkları bir kenttir İstanbul ve İstanbul, 1994’ten
bu yana, AKP zihniyetinin temsilcisi belediyeler ve belediye başkanlarınca
yönetilmektedir ve İstanbul kentinin hiçbir sosyoekonomik sorunu,
bir önceki hükûmet zamanında da dâhil olmak üzere, ciddi bir çözüme
kavuşturulamamıştır. Bu saydıklarımın
bir tanesinin İstanbul’da yaşanmadığını iddia eden bir milletvekili
varsa onu saygıyla dinlemeye hazırım. Saydıklarım, İstanbul’un yaşadıklarının
ancak milyonda biridir. İstanbul kentinde
sadece bu sorunlar yaşanmaz. İstanbul, aynı zamanda, yoksulluğun
ve zenginliğin bir arada, iç içe yaşandığı bir kenttir. Çoğu kez, bir
tek duvar ayırır yoksulla zengini, lüks sitelerin duvarı. Lüks sitelerin
içi birinci İstanbul’u, dışı ikinci İstanbul’u yaşar. İstanbul kenti,
dünyada gelirin en çarpık dağıtıldığı 6 mega
kentten biridir. İstanbul’un en zengin yüzde 1’lik kesimiyle en yoksul
yüzde 1’lik kesimi arasındaki gelir farkı 322 kattır. İkinci İstanbul’da
yaşayanlar, çoğu kez, birinci İstanbul’u hiç görmeden yaşam sürerler;
ne İstanbul’un kültürel zenginliklerinden ne güzelliklerinden ne
tarihsel mirasından haberleri vardır, haberleri olsa bile, ona
ulaşacak güçleri bulunmaz zaten. Kentsel Dönüşüm Projesi adı altında,
yeni rant alanları ve yeni zenginler yaratmayı
amaçlayan ve… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Serter, bir dakika süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız. FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Bitiriyorum. …büyük borç altına
sokan projeler AKP İktidarının ürünüdür ve tekrar ediyorum, İstanbul’un
bütün bu sorunlarına 1994’ten beri hiçbir çözüm getirilmemiştir.
Bu yasa, kalıcı çözümler getirmeyi amaçladığını gerekçesinde
ifade etmekle birlikte, bunların hiçbirisi için kalıcı çözüm üretmemekte,
sadece birinci İstanbul’u -tekrar ediyorum- turistik açıdan pazarlamayı
hedefleyen bir nitelik taşımaktadır. Saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Şahsı adına,
İstanbul Milletvekili Halide İncekara. Sayın İncekara,
buyurun. Süreniz beş dakika.
(AK Parti sıralarından alkışlar) HALİDE İNCEKARA
(İstanbul) – Şimdi, bana, bu kürsüde hiçbir zaman yazdığım üzere konuşmak
nasip olmadı. Burada konuşmak gerçekten heyecan verici,
ama İstanbul’u konuşmak ayrıca heyecan verici. Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Ama Nur Hocamı ve daha önceki arkadaşları tebessümle izlemek zorundaydım.
Bir Temel fıkrası
var: Temel acıkır, restorana, lokantaya girer. “Ne yersen ye bedava,
hesabını torun ödesin.” derler. Temel girer, karnını doyurur tıka
basa. Çıkarken önüne bir hesap getirirler. Temel “Hani benimkini
torun ödeyecekti?” deyince, “Bu sizin dedenizin hesabı.” derler.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlar,
bugünkü konuştuğumuz bütün miras bizim ürettiğimiz değil. Tam tersi,
muhalefet masalarında, bir kısmını geçmiş dönemlerde yönetici
olarak yerel yönetimlerde Ankara’da gördüğümüz yöneticilerin
kalıntılarını, miraslarını temizlemeye çalışıyoruz. (AK Parti
sıralarından alkışlar) YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
– On üç sene oldu, on üç sene! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) - “Cumhuriyet değerleri” diyor, “cumhuriyet mirası” diyor.
Bakar mısınız! Cumhuriyet döneminde ürettiğiniz gecekonduları
yıkmayarak bu memleketi gecekondu ülkesine mi dönüştürelim biz?
Biz, tam tersi, İstanbul’un bin yıllık tarihinin bütün mirasını ortaya
çıkarmak… Ama cumhuriyete falan sığınarak yok ettiğiniz, helak
ettiğiniz kültürleri kurtarmaya çalışmamızı… (CHP sıralarından
gürültüler) Allah aşkına,
çıkıyorsunuz kürsüye, diyorsunuz ki: “Vallahi biz de çok istiyoruz.”
Ama “ama” dediğiniz yerde sadece zan var, itham var ve kuşku var. Arkadaşlar,
elinizde daha iyileri varsa bunları sunun. Bu kurulan kuruluşların,
koordinasyonların, merkezlerin daha iyi çalışması için ne öneriyorsanız
bir dinleyelim. Biz de öğrenelim, millet de öğrensin. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Ben, tabii ki,
kanunun maddesinde de, bildiğiniz gibi, bazı ifadeler var, bunları
biraz tanımlamak istiyorum. 2010 yılında İstanbul’un hak ettiği
estetik ve kültür yapıtlarıyla buluşmasının, sadece İstanbulluların
ve Türkiye’nin değil, bütün insanlığın ve dünyanın bir kazanımı
olacağını düşünüyorum. Neden derseniz: 1453, İstanbul’u fethetti
atalarım. 1453’te Amerika kıtası keşfedilmemişti. Amerika kıtasının
keşfedilmediği bir tarihte İstanbul’a giren atalarımın ve ondan
önce birbirinden farklı bir sürü dil, din ve kültürün yaşadığı bir
şehirde yaşamak ve onun adına konuşmak gerçekten çok gurur verici bir
şey. 3’üncü maddedeki
“İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti” tabiri, 2010 yılı Avrupa Kültür
Başkenti ilan edilen göz bebeğimiz İstanbul’u ifade eder. (b) bendindeki
“Ajans” tabiri 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansını, maddenin (c)
bendindeki “Koordinasyon Kurulu” ise Kültür Başkenti Koordinasyon
Kurulunu ifade etmektedir. Maddenin (ç) bendinde
düzenlenen “Danışma Kurulu”, övünçle söyleyebiliriz ki, şehrin güzelleşmesi
ve yeniden keşfedilmesi için, hem kamu hem Bakanlık hem sivil toplum
örgütleri, İl Genel Meclisi üyeleri, Belediye Meclisi üyeleri,
ilçe belediye başkanları, ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile
kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversite temsilcileri
ve sanat ve kültürel alanda yer edinmiş insanlardan oluşan kurulu
ifade etmektedir. Maddenin (d) bendinde düzenlenen “Yürütme Kurulu”
ise Kültür Başkenti Yürütme Kurulunu tanımlamış olup, bu Kurulun,
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği, Büyükşehir Belediye
Başkanlığı temsilcileri, Danışma Kurulu, geçici 2’nci maddede belirtilen
Girişim Grubunda yer alan sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri
arasından seçeceği üç üye ile Danışma Kurulunun diğer üyeleri arasından
seçeceği üç üyeden oluşması öngörülmüştür. Maddenin (e) bendinde
ifade edilen “Proje” ise 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesini tanımlamıştır. Ben, bu koordinasyon
kurullarının ve danışma kurullarının oluşması konusunda arkadaşlarımın
eleştirdiği, zan oluşturduğu konuda bir öneri getirmek istiyorum.
Evet, gerçekten, yıllar boyu böyle kurullar oluşturulur. Lakin zaman
içinde bürokrasi, aksaklık, işlerin ondan ona havale edilmesinden
dolayı da aksar. Ben, yetkililerden rica ediyorum, bu kurullara
atanan kişilerin mutlak mutlak kültür sevdalısı, İstanbul sevdalısı
olmasına dikkat edilmesini özenle rica ediyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekili arkadaşlarım; tabii ki 2010 yılına çok uzun
süre kalmadı, etkin ve verimli bir çalışma için, inşallah, 2010 yılında
bambaşka bir İstanbul’la buluşacaktır. Lakin burada konuşan arkadaşlarımızın
bir ayrıntıyı hep gözden kaçırdığını görüyorum ve çok üzülüyorum.
Biz miras, tarih ve kültür mirası dediğimiz yerde, hep maddi yapıtlardan
söz ediyoruz. Tarih, kültür mirası dediğimiz yerde manevi değerlerimiz
var ve İstanbul bunu çok iyi ifade eden şehirlerden birisi. Mesela, güzel
Türkçe konuşmak dediğiniz zaman, İstanbul Türkçesinden bahsederler,
insanları tarif ederken İstanbul hanımefendisi, İstanbul beyefendisi
derler. Çünkü İstanbul’u yaşamak İstanbul’u teneffüs etmek bir felsefedir,
bir yaşam biçimidir. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
İncekara, bir dakika ek süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Bu rehberliğin içinde sadece maddi miras kalıntılarını
değil, manevi mirasımızı da unutmamak gerektiğini düşünüyorum.
Ama maalesef, bugün İstanbul sokaklarında gezerken ben bir Fransız
sokaklarında mı geziyorum, bir İngiliz sokaklarında mı geziyorum,
bunu fark edebilmiş değilim ve Türkçeden çok uzaklaşan bir İstanbul
görüyorum. Son yüz yılın en
büyük problemlerinin başında şiddet ve suçluluk oranlarının artışı
gelmektedir. Bunun başında da, kültür ve sanat faaliyetleriyle
spor alanlarının çok dar olması, özellikle gençlerin… İstanbul gibi
üniversiteyi ve gençliği, 4 milyona yakın gençliği içinde barındıran
bir İstanbul’un spor alanları, kültürel değerleri… Ama demin, vekilime
cevap vermek istiyorum. Biraz önce 700 milyon asgari ücret alan bir
işçiden bahsederken, ona tarih mirası olarak operayı sunması da
çok ilginçti. Bunu da dikkatlerinize sunmak isterim. Demokrasi, kültür
ve sanat şehri İstanbul’u yeniden keşfetmek ülkenin bir felsefe değişikliğinin
göstergesidir. AK Partinin bugün yöneticileri dün yerel yönetimlerden
gelirken bu felsefe değişikliğini her tarafa nakşederek gelmişlerdir.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
İncekara, teşekkür ediyorum. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) - Üzülerek söyleyeyim ki, bugün muhalefet sandalyelerinde
oturan bazı arkadaşlarımız, partilerin siyasi otoriteleri, bugün
bizim düzeltmeye çalıştığımız yıkıntıları bırakmışlardır. (AK
Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Evet,
teşekkür ederim Sayın İncekara. Şahsı adına
ikinci konuşmacı, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Veysi Kaynak. Sayın Kaynak,
buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) VEYSİ KAYNAK
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; İstanbul
2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın 3’üncü
maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Saygıdeğer milletvekilleri,
dünyanın en önemli kentlerinden biri olan İstanbul birçok medeniyetlere
beşiklik etmiş, üç imparatorluğun başkenti olmuştur. Avrupa Birliği
Bakanlar Konseyi tarafından İstanbul’un 2010 yılı Kültür Başkenti
seçilmesi bizim için, aziz milletimiz için bir sevinç vesilesidir. Bu vesileyle,
görüşülmekte olan kanunun bu maddesinin özellikle ileride uygulayıcılara
açıklık, şeffaflık getireceğini, hem de bir kolaylık sağlayacağını
düşünüyorum. Kanunun ülkemize,
milletimize, İstanbul’a hayırlı olmasını temenni ediyorum. Hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kaynak. Madde üzerinde
soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Şu anda beş arkadaşımızın
söz talebi vardır. O bakımdan kendilerini birer dakikayla sınırlayacağım. Sayın Kılıçdaroğlu,
buyurun efendim. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan. Az önce bir soru
yönelttim, neden Sakarya Üniversitesinden bu hizmet satın alındı
diye. Sayın Bakan benim çok garipsediğim bir yanıt verdi: “Diğer üniversitelerin
rakamlarını açıklarsam veya onların taleplerini söylersem, üniversiteler
rencide olur.” dedi. Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarından da alkış
geldi. AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Sakarya) – Hayır hayır, Sakarya Üniversitesi olarak alkışlandı. BAŞKAN – Sayın
Üstün… KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Şimdi, benim merak ettiğim şu: Üniversiteler birer kamu
kuruluşu. Kamu kuruluşlarının teklifleri ne zamandan beri açıklandığında
üniversiteleri rencide ediyor? Dolayısıy Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu. Sayın Genç, buyurun
efendim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan teşekkür ederim. Benim burada
anlamadığım bir rakam var. Şimdi, “MADDE 1 (1)” denilmiş, “MADDE 2
(1)” denilmiş. Bu (1)’ler neyi anlatıyor? Yani bu redaksiyonla
ilgili. İkincisi, bu
(a) bölümündeki tanımın bence bu maddeden çıkması lazım. Çünkü diyor
ki: “Bu Kanunda geçen; a) İstanbul 2010
Avrupa Kültür Başkenti: Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi tarafından
2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti ilan edilen İstanbul’u.” Sanki, dünyada iki tane İstanbul varmış da, bu İstanbul
başka bir İstanbul! Bence bu tanımı çıkarmak lazım burada.
Yani, dünyada ikinci bir İstanbul olmadığına göre burada İstanbul’u
tanım olarak yazmak bence fuzuli bir şeydir ve İstanbul’un da değerini
küçültür. Sanki dünyada ikinci bir İstanbul varmış gibi bir mana çıkıyor.
Bence o birinci tanımı çıkarmak lazım. Takdir Komisyon ve Hükûmetin. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. Sayın Ağyüz. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan. Biz sorularımızı
açık ve net soruyoruz ama anlamamakta direnen bir zihniyetle de karşı
karşıyayız. Bu 3’üncü maddenin,
demokratik, saydam bir yönetim anlayışını oluşturacağına ben şahsen
inanmıyorum. Katılımcı değildir. Kamu İhale Kanunu kapsamından
kaçışı amaçlayan bir kanun tasarısıdır bu. Biz, İstanbul kentinin
kültür başkenti olmasına karşı değiliz ama şunu soruyoruz: İstanbul’un
sorunlarını “Göç etmeye vize uygulanır” diyerek bu anlayışla çözmeye
çalışanlar, bugüne kadar İstanbul’a sahip çıkmamışlar, bu yasayla
sahip çıkmanın payesini de kendileri kazanamazlar. O nedenle, bu
yasa kadük bir yasadır. Kurumlar arası eş güdüm
sağlanarak çözümlenmesi gerekirken, bu ajansa neden gerek duyulmuştur?
Demokratik değildir, saydam değildir, katılımcı değildir ve Kamu
İhale Kanunu’ndan kaçmayı amaçlayan bir tasarıdır. Bu sorularıma
yanıt istiyorum. Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ağyüz. Sayın Macit. HASAN MACİT
(İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. Dünden bu tarafa
görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı üzerinde görüşlerini ifade
eden grupların temsilcileri ve siyasi partiler, grup olabilmenin
olanağını kullanmaktadırlar. Aynı zamanda, AKP, iktidar partisi,
sayısal çoğunluğunu ifade özgürlüğünü kısma ve baskı altına alma
amacıyla kullanmaktadır. Grubu adına konuşma yapmazken, daha önceden
şahısları adına konuşmaları doldurarak diğer grubu olmayan milletvekillerinin
konuşma hakkını kısmaktadırlar. Bu konuda anlayışlı davranmaları
gerekir diye düşünüyorum. Yoksa demokrasi tarihinde ifade özgürlüğünü
kısan bir siyasi parti olarak geçecektir. (DSP ve CHP sıralarından
alkışlar) Bunu ifade etmek istedim. Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Macit. Sayın Gök. İSA GÖK (Mersin)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. AKP adına konuşan
Sayın Hanımefendi milletvekilimiz
“Daha iyisini getirin, kabul edelim.” dediler. Komisyonlardaki
sayı belli, 25; 16 AKP’li, biz 5 kişiyiz. Direkt Bakana
soruyorum: Bu yanlış kanunu geri çekin. Ben, arkadaşlarımla bir
haftada çok daha güzel kanunu hazırlarım, Sayın Genel Kurula sunarım.
Efendim, kabul ediyor musunuz? Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gök. Soru sorma işlemi
tamamlandı. Şimdi cevap işlemine
geçeceğiz. Ben, izninizle,
kısa bir açıklama yapayım. Sayın Genç, bu
bahsettiğiniz “MADDE 1 (1)” ifadesi, bunlar fıkra hükmünde yeni mevzuat
teknikleri gereği olarak, standartlara uyma bakımından dünyada
kullanılan bir teknik benimsenmiştir. O gerekçeyle böyle ifade
edilmektedir. Mesela 5’inci maddeye bakarsanız orada 1, 2, 3 olarak
ifadelendirilmektedir. Ben bunları ifade etmek istiyorum. Bunlar
fıkra numaralarını ifade etmektedir. Şimdi, Sayın Bakanım
cevap vereceklerdir. Buyurun Sayın
Bakanım. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şimdi, bu inceleme
raporu konusunda tekrar etti Sayın Kılıçdaroğlu. Ben de şu kadarını
söylemekle yetinmek istiyorum: Bu konuda bir rapor alınması için
çeşitli üniversitelerden hem süre ve hem de maddi karşılık olarak
bir teklif alınmıştır. Bunlar arasında Sakarya Üniversitesi, hem daha
kısa süre içinde hem daha uygun bir bedelle rapor verebileceği görüldüğünden
tercih edilmiştir. Bu üniversite de deprem konusunda yaşadığı
mekân itibarıyla uzmanlaşmış üniversite olduğu için de konunun hassasiyeti
bakımından tercih edilmesi bizce de uygun görülmektedir. Sayın Ağyüz’ün
dediklerini anlayamadığımı özür dileyerek ifade etmek istiyorum.
Yani, burada bütünüyle sivil toplumun katıldığı, kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşlarının ve sivil toplumun katıldığı, esas itibarıyla
bir sivil girişim söz konusudur ve bu her bakımdan şeffaf bir düzenlemeyi
içermektedir. Arkadaşlarımız başka hangi şeffaf düzenlemeler öneriyorlarsa
bunları elbette dinlemek isteriz daha önce konuşan arkadaşlarım
gibi. Burada, değerli
arkadaşlarım, yasa bütünüyle okunursa, birkaç noktaya takılmadan
bütünüyle okunursa, esas itibarıyla, tabiatıyla İstanbul’un bir
kültür başkenti, 2010 yılı içinde dünyaya sunulacak etkinliklerle
bir kültür başkenti olarak İstanbul’un tarihen sahip olduğu, medeniyet
olarak sahip olduğu derinliklerin dünyaya duyurulması amaçlanmaktadır.
Burada çeşitli sanat etkinlikleri Türkiye tarafından gerçekleştirilecektir,
İstanbul’daki çeşitli mekânlarda dünya çapındaki önemli sanat kuruluşlarının
etkinlik yapmaları gerçekleştirilmeye çalışılacaktır. Bunlar,
örneğin, satın alınacaktır. Yani, Londra Filarmoni Okestrasının
ya da Avrupa’dan bir başka büyük sanat kurumunun İstanbul’da gelip
bu etkinliği yapması da bunun içinde yer alan satın alınacak hizmetler,
etkinlikler arasında düzenlenmektedir. Bunu, Devlet İhale Kanunu,
Kamu İhale Kanunu çerçevesi içinde yapabileceğimizi düşünüyorsanız
bir daha yeniden bakalım. Yani, kanunun bütününü okuduğumuz zaman,
kanunun bütününün ne demek istediğini, neye yöneldiğini anladığımız
zaman, sanıyorum ki bu tartışmalar boşta kalacaktır. Burada yürütme
kurulu, örneğin, içinde sadece -yürütme kurulu, birazdan görüşeceğiz-
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı temsilcileri dışında -ki belediye başkanlığı
da seçilmiş bir kuruluştur belediyede- tümüyle sivil toplum temsilcilerinden
oluşmaktadır. Sivil toplumun önemli ölçüde devreye sokulduğu, buna
karşılık da kamusal denetim mekanizmalarının yine onunla paralel
olarak devrede tutulduğu bir mekanizma öngörülüyor. Arkadaşlarımızın
maddelere takılmadan bütünü üzerinden bakmalarının çok yararlığı
olduğunu düşünüyorum. Bu kanunu geri
çekmek ve bir arkadaşımıza daha iyisini yazmak konusunda bir yetki,
bu arkadaşımızın Türkiye Büyük Millet Meclisinde şimdiye kadar
yapılmış olan çalışmalara bakış açısını ifade ediyor bir miktar. Teşekkür
ederim kendisine Meclise bakış açısı açısından. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım. Maddeyi oylarınıza… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan. HASAN MACİT
(İstanbul) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı… BAŞKAN – Tamam,
arayacağım. Maddeyi oylarınıza
sunup karar yeter sayısını arayacağım. Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika
ara veriyorum. Kapanma Saati: 17.34 İKİNCİ OTURUM Açılma Saati: 17.51 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER : Fatoş GÜRKAN
(Adana), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşiminin
İkinci Oturumunu açıyorum. 16 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve
Hükûmet yerinde. Tasarının 3’üncü
maddesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi
3’üncü maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını
arayacağım. Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir ve
karar yeter sayısı vardır. 4’üncü maddeyi
okutuyorum: İKİNCİ BÖLÜM Ajans ve Görevleri Avrupa Kültür
Başkenti Ajansı MADDE 4- (1) Bu
Kanunda yer alan düzenlemeler dışında özel hukuk hükümlerine tabi,
tüzel kişiliği haiz ve merkezi İstanbul’da olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür
Başkenti Ajansı kurulmuştur. (2) Ajans, Koordinasyon
Kurulu, Danışma Kurulu, Yürütme Kurulu ve Genel Sekreterlikten
oluşur. BAŞKAN – Madde
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili
Nur Serter; şahısları adına İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar,
İstanbul Milletvekili Özlem Türköne, Mersin Milletvekili İsa Gök
ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in söz talepleri vardır. Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Nur Serter, İstanbul Milletvekili. Sayın Serter,
buyurun. CHP GRUBU ADINA
FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; Avrupa kültür başkenti olmasına ilişkin
-İstanbul’un- yasa tasarısının 4’üncü maddesiyle ilgili Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bir önceki maddedeki
konuşmalarla ilgili olarak yöneltilen eleştirilere kısaca cevap
vermek istiyorum. İstanbul’un sorunlarından söz etmek
hiç kimseyi rahatsız etmemeli, Parlamento çatısı altındaki hiç
kimseyi rahatsız etmemeli. Hele 1994’ten bu yana Büyükşehir Belediye
Başkanlığının Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından
yürütüldüğü ve ondan sonra da AKP zihniyetinin benzeri ve devamı
niteliğindeki büyükşehir belediye başkanlarının görev aldığı,
son dört buçuk yıldır yine AKP’li belediyelerce yönetilen İstanbul
kentinin sorunlarını dinlemekten burada hiç kimsenin rahatsızlık
duymaması, aksine, bilmediklerini öğrenip çözüm üretmesine ihtiyaç
vardır. Değerli milletvekilleri,
biz, burada, İstanbul’un güzelliklerini şiirlerle ifade etmekle
zaman öldürmeyi düşünmüyoruz. Çünkü, İstanbul
halkı şiirleri, yaşadığı acılar, yaşadığı büyük kent trajedisi
içerisinde çoktan unuttu, yaşamını büyük bir zorlukla sürdürmeye
gayret ediyor. İstanbul Avrupa’nın
kültür başkenti ilan ediliyor. Bir kentin kültür başkenti olabilmesi,
hiç kuşkusuz, onun iyi bir eğitim altyapısına sahip olmasını gerekli
ve zorunlu kılar. İstanbul kentinin eğitim altyapısına baktığımızda
da, tıpkı gelir dağılımındaki büyük dengesizliklerde olduğu gibi,
İstanbul kentinin eğitim bakımından çok büyük farklılıkları da kendi
bünyesinde barındıran bir kent olduğunu görüyoruz. Şu anda İstanbul’da
yaşayan insanların ne yazık ki yüzde 7,8’i okuryazar değildir. Bazı
ilçelerde okuryazar olmayanların oranı yüzde 10’ları, hatta 12’leri
aşmaktadır. 1950 yılında İstanbul’da okuryazar olmayanların oranı
yüzde 2,7 iken -tabii ki, hızlı kentleşme ve göçün de bunda etkisi vardır-
bugün bu oran yüzde 7,8’e yükselmiş bulunmaktadır. İstanbul’daki
eğitim kurumlarına baktığınızda, aynı derin farklılıkların bir
arada yaşadığını eğitim kurumları açısından da görürsünüz. Kentin
zengin bölgelerinde çok iyi donanımlı, çok iyi öğretmenler tarafından
eğitim verilen, sınıflarındaki öğrenci sayılarının 30’la, 20’yle,
hatta bazılarında 15’le ifade edildiği okullar vardır. Bunların çoğu
özel eğitim kurumlarıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, geçmiş
dönemde özel eğitim kurumlarına özellikle ayrıcalık tanımış ve destek
vermiştir. Buna karşılık, devletin okullarına baktığınızda birçoğunda
öğrencilerin üst üste eğitim gördüğünü, öğretmen yetersizliklerinin
bulunduğunu görürsünüz. Aynı durum, bir üniversiteler kenti olan
İstanbul’un üniversiteleri için de söz konusudur. MEHMET MÜEZZİNOĞLU
(İstanbul) – Nazi kampları oluşturdunuz, Nazi kampları! FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Efendim… Sayın Başkan, lütfen müdahale eder misiniz. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Yalan konuşuyor, belge yok. BAŞKAN – Sayın
Öksüz… Sayın Öksüz, lütfen... FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Sayın milletvekilleri… Sayın milletvekilleri, hani
o demokrasiden seçim meydanlarında çok söz ettiniz ya… MEHMET MÜEZZİNOĞLU
(İstanbul) – Ne demokrasisi, Nazi kampı! Demokrasiyi ağzına alma.
Üniversiteyi batırdınız. FATMA NUR SERTER
(Devamla) – …hani farklı fikirlere saygı duymaktan çok söz ettiniz
ya… ÖZKAN ÖKSÜZ
(Konya) – Yalan söylüyorsunuz, belge gösterin. BAŞKAN – Sayın
Öksüz, Sayın Öksüz, lütfen… FATMA NUR SERTER
(Devamla) – …Parlamentonun çatısı altında da hoşunuza gitmeyenleri
dinlemek zorundasınız, öğrenmek zorundasınız. (CHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Arkadaşlar,
lütfen… Sayın milletvekilleri… FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Demokrasi kültürünü içinize sindirmek zorundasınız.
Eğer farklı düşünüyorsanız söz alır konuşursunuz. (AK Parti sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen… FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Konuşmacıya müdahale edemezsiniz. Demokrasi anlayışınızın
ne olduğunu şu anda Türk kamuoyu izlemektedir televizyonlarından.
(AK Parti sıralarından gürültüler) Devam edin, devam edin… BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen… FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Sizi daha iyi anlıyor, tanıyor. Türkiye sizi tanıyor,
devam edin. MEHMET MÜEZZİNOĞLU
(İstanbul) – Bir tane bilimsel aktivite yok. RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Başkan, bu arkadaşı öne çağırın da önden konuşsun! FATMA NUR SERTER
(Devamla) – İstanbul bir üniversiteler kentidir, ancak İstanbul üniversitelerinde
de aynı farklılıklar, tıpkı ilk ve ortaöğretim kurumlarında olduğu
gibi devam etmektedir. Devletin üniversiteleri, yetersiz kaynak
ayrıldığı için son derece kötü koşullarda eğitim yapmaya zorlanırken,
özel vakıf üniversitelerine kamu binaları ve kamu arazileri tahsis
edilmektedir. Bununla ilgili, bunun gerçek olmadığını iddia edebilecek
bir tek kişi yoktur, çünkü bu bir gerçektir, bu bir acı gerçektir. Devlet üniversitelerinde
eğitim gören öğrencilerimizin yurt imkânlarının, barınma koşullarının
iyileştirilmesine dönük hangi adım atılmıştır AKP Hükûmeti döneminde?
Atılan hiçbir adım yoktur. MEHMET CEYLAN
(Karabük) – 130 bin derslik yaptık. FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Bir kültür kentinin, Avrupa kültür kentinin temel eğitim
altyapısı bugün çatırdamaktadır. İstanbul, son derece fazla nüfus artış hızına sahip bir
kent. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz ve
yıllık nüfus artış hızı Türkiye ortalamasının 3 katından daha fazla.
Her yıl 400 bin kişi İstanbul’a göç ediyor. Tabii ki, bu, kentin temel
sorunlarını ağırlaştırıyor, ama temel sorunlarının azaltılmasına
ve çözüm üretilmesine dönük hiçbir ciddi politikanın da son dört buçuk
yıldır bu iktidar tarafından ne yazık ki uygulanmadığını, maalesef
üzüntüyle itiraf etmek zorundayız. Bir kültür kentinden söz ediyoruz.
Değerli milletvekilleri,
kültür kenti demek, sadece İstanbul’un da sahip olduğu çok değerli
mimari eserlerin toplamı değildir. İstanbul’un çok önemli camileri,
kiliseleri, sinagogları, surları, yalıları vardır, çok önemli tarihî
mimari eserleri vardır, ama kültür sadece bunların toplamından ibaret
değildir. Bir yasa çıkarırken, sadece bunların onarımını ve restorasyonunu
içeren bir anlayışla kültürü yorumlarsanız, çok büyük yanılgıya
düşersiniz, çünkü, kültür, o kentin soluduğu
havadır. İstanbul, ne yazık ki yüzyıllardır yavaş yavaş çok kültürlü
kimliğini kaybetmiş ve tek kültürlü bir kente dönüşmeye başlamıştır.
Bugün, İstanbul’da belki ancak nüfusunun yüzde 1’i, hatta birçok
yerde -çok daha hassas incelerseniz- yüzde 1’in bile altında olan
bir kısmı bu çok kültürlü kent dokusu içinde yaşar hâldedir. Nedir İstanbul’un
bugünkü durumu? Nasıl bir değişiklik vardır İstanbul’da? Çok kültürlülük
nedir? Çok kültürlülük bir ayrışma, bir bölünme değildir. Çok kültürlülük,
farklı inanç gruplarından olan insanların, farklı kültürlerden olan
insanların bir arada, birlik ve bütünlük içinde yaşamasıyla oluşan
bir anlayıştır ve yüzyıllar boyu İstanbul bunu yaşamıştır. Aynı sokakta,
aynı mahallede, yan yana evlerde farklı inançlardan insanlar komşuluk
yaparak, kendi değerlerini paylaşarak yaşamışlardır, çocuklarını
bir arada büyütmüşlerdir. Farklı ailelerin çocukları okullarda
yan yana sıralarda okumuştur. MURAT YILDIRIM
(Çorum) – İzin vermediniz ki. FATMA NUR SERTER
(Devamla) - Şimdi, bir de bugüne bakalım. Bugün, İstanbul’da çok kültürlülükten
eser kalmadığı gibi, değerli milletvekilleri, çağdaş Türk kültüründen
de eser kalmamaya başlamıştır. AHMET YENİ (Samsun)
– Linç ettiniz öğrencileri, linç. FATMA NUR SERTER
(Devamla) - İstanbul’da çağdaş Türk kültürünün yanından geçmediği
bölgeler, kurtarılmış âdeta kökten dinci gettolar oluşmuştur ve bu
gettoların oluşumunda AKP İktidarının taşıdığı zihniyetin ne kadar
önemli olduğunu, bu baskıların, bu telkinlerin, bu gettoların oluşmasında,
tarikat odaklı gettoların oluşmasında ne kadar etkin olduğunu
İstanbul’da yaşayanlar çok açıklıkla görmektedirler. MURAT YILDIRIM
(Çorum) – İkna odaları oluşturdunuz. FATMA NUR SERTER
(Devamla) - Bazı mahalleler vardır ki sokaklarında yürüyemezsiniz,
sokaklarından geçemezsiniz. (AK Parti sıralarından gürültüler) İstanbul, çok kültürlü bir kent olmaktan,
ne yazık ki kökten dinci gettoların oluştuğu bir kente dönüştürülmüştür.
MEHMET ÇERÇİ
(Manisa) – Atma! Atma! (CHP sıralarından “Otur yerine” sesleri) FATMA NUR SERTER
(Devamla) - Ve bu, AKP’nin uyguladığı kültür politikalarının sonucudur,
AKP’nin topluma sunduğu rol modellerinin sonucudur. Bu gerçeği görmezden gelerek, İstanbul’un
kültür sorunlarına çözüm getiremezsiniz. AHMET YENİ (Samsun) – Burası miting meydanı değil. FATMA NUR SERTER
(Devamla) - İstanbul’u çok kültürlü bir Avrupa kültür başkentine
bu anlayış içerisinde dönüştürmeniz ne yazık ki mümkün değildir. AHMET YENİ (Samsun)
– Eriyerek bitiyorsunuz, eriyerek. FATMA NUR SERTER
(Devamla) - Atatürk Kültür Merkezinin yıkımıyla ilgili bugün İstanbul
halkının düşüncesi nedir biliyor musunuz? Niçin İstanbul’daki aydınlar,
bilim adamları, sivil toplum kuruluşları ve halkın çok önemli bir
kısmı bu yıkıma karşı çıkıyor? Çünkü, diyor ki
insanlar: “Acaba bu yıkımın altında hangi siyaset yatıyor?” (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Serter, konuşmanızı tamamlayınız. AHMET YENİ (Samsun)
– Eridiniz, bittiniz. BAŞKAN - Ek bir
dakikalık süre veriyorum. AHMET YENİ (Samsun)
– Bittiniz, tıkandınız! FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Siz bana müdahale etmeyi istediğiniz kadar sürdürün
arkadaşlar. Ben, burada, bu kürsüde demokratik hakkımı kullanıyorum
ve Cumhuriyet Halk Partisi adına söz alıyorum. Orada yerinizden bağıracağınıza,
benim konuşmamı engelleyeceğinize çıkar, buradan, söz alır, konuşursunuz.
(CHP sıralarından alkışlar) Konuşursunuz… Şu anda sizin nasıl tahammülsüz
olduğunuzu, nasıl gerçeklerin üstünü örtmeye çalıştığınızı
Türk halkı izlemektedir. (AKP sıralarından gürültüler, CHP sıralarından
alkışlar) MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – Burası Meclis. Senin geldiğin yer değil burası! ENİS TÜTÜNCÜ
(Tekirdağ) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, böyle bir şey olur mu? Sayın
Başkan, müdahale ediliyor. Olur mu böyle şey!
Ne kadar ayıp! FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, Atatürk Kültür Merkezinin yıkılmasına
İstanbul’daki aydınlar, İstanbul’daki sanatçılar, İstanbul’daki
bilim insanları, İstanbul’daki sivil toplum kuruluşları karşı çıkıyor
ve her türlü eylemle bu karşı duruşunu sürdürüyor. Buna karşılık,
ortada bir proje yokken, ne yapılacağı belli değilken, bir dayatmayla,
yasanın bir maddesi hâline Atatürk Kültür Merkezinin yıkımı getiriliyor
ve Meclise sunuluyor. Şimdi, ben burada… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Serter, sağ olun. FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Bir dakika, bitiriyorum. RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Başkan, bir dakika daha verin, sözünü çok kestiler. BAŞKAN – Hayır,
hayır… (CHP sıralarından “Müdahale var Sayın Başkan.” sesleri) Arkadaşlar, bakınız
saygıdeğer milletvekilleri, bir dakikalık süreyi verdim ve şu ana
kadar hiçbir milletvekili ve hiçbir bakan için mikrofonu açmadım
ve açmayacağım. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından
“Müdahale var.” sesleri) Sayın Serter,
teşekkür ediyorum. Teşekkür ederim Sayın Serter. FATMA NUR SERTER
(Devamla) – Sayın Başbakanın referandum konusundaki seçimini hatırlatıyorum
size. İstanbul referandumunu
yapmıştır. (AK Parti sıralarından gürültüler, CHP sıralarından alkışlar) MEHMET ÇERÇİ
(Manisa) – Ayıp, ayıp! AHMET YENİ (Samsun)
– Haydi yallah! BAŞKAN – Sayın
Çerçi… Sayın Çerçi… (AK Parti ve CHP sıralarından ayağa kalkmalar,
gürültüler) Sayın milletvekilleri…
Sayın grup başkan vekilleri, lütfen… RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, öyle “yallah mallah” ne demek? BAŞKAN - Şahsı
adına İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar. Sayın Bayraktar,
buyurun efendim. Sayın milletvekilleri,
yerlerinize oturunuz lütfen. MEHMET ÇERÇİ
(Manisa) – Konuşmasını öğrensin önce, konuşmasını! (AK Parti ve
CHP sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen yerlerinize oturunuz. Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, 2010 yılını, İstanbul’u Avrupa’nın kültür başkenti
yapacakken, geçmiş tarihimizde farklı dinlere, farklı inançlara
sahip insanlarla bir arada yaşadığımızı vurgularken, birbirimize
bu kadar tahammülsüzlüğümüz doğrusu uygun olmuyor. Lütfen, iktidar
ve muhalefet sırasındaki arkadaşlarımız konuşurlarken, dinlerken,
birbirlerine itina göstersinler, sükûneti sağlasınlar. Bütün konuşmacı
arkadaşlardan da Genel Kurula hitap etmelerini rica ediyorum. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, eğer lütfedip bu uyarınızı hatip konuşurken
yapsaydınız çok daha makbule geçecekti. Teşekkür ederim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, bu arkadaşımız kaçıncı
defa konuşuyor?
Grup adına mı konuşuyor? Çıksın başkası konuşsun. BAŞKAN – Sayın
Kılıçdaroğlu, bu konudaki dikkatimi sizler de biliyorsunuz. Arkadaşlarıma
her zaman söyledim. Sehven atlanmış şeyler olabilir, ama bu herkes
için geçerlidir. Bakınız, bir tarafta ayağa kalkıp itirazını seslendiren
arkadaşımız yanlış yaparken bir taraftan da onun üzerine doğru yürüyen
arkadaşlar aynı yanlışı yapmaktadır. Sizler, Grup Başkan Vekili
olarak… RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, kelimeleri duymadınız herhâlde “Yallah!”
diyor. Ne demek yallah? ENİS TÜTÜNCÜ
(Tekirdağ) – Niye engel olmadınız? BAŞKAN – Arkadaşlar,
siz sükûnetten yana mısınız yoksa işi alevlendirmekten yana mısınız?
Ne oluyor? ENİS TÜTÜNCÜ
(Tekirdağ) – Yanlış yapıyorsunuz Sayın Başkan. Çok ayıp oldu Sayın
Başkan. Olur mu böyle şey? BAŞKAN – Evet…
Lütfen… ENİS TÜTÜNCÜ
(Tekirdağ) – Müdahale etmediniz. Olur mu böyle
şey? Engel olacaktınız Sayın Başkan. BAŞKAN – Sakin
olalım. Evet, Sayın Bayraktar,
buyurun efendim. Süreniz beş dakika. NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 16 sıra sayılı
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti konusundaki kanun tasarısının
4’üncü maddesi ile ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Maddenin içeriğine girmeden önce, benim de ilgi alanıma
ve kısmen de sataşma olduğu anlamına gelen, 1994 yılı öncesi İstanbul
yöntemine yönelik, bir Değerli Hocamızın değerlendirmelerine
cevap vermeden söze girmek istemiyorum, çünkü biz de İstanbul’da
yaşıyoruz, kısmen yerel yönetimlerde söz sahibi olduğumuz 1994 yılı
ve sonrası, arkasından 58, 59 ve 60’ıncı Cumhuriyet Hükûmeti olarak,
Parlamento olarak yaptıklarımız var. “İstanbul yaşanmaz
bir il.” diyenlere cevap vermek istiyorum. 59, 60 tane Hükûmet kuruldu.
Merkezî hükûmetin 58 tanesi, özellikle de 1970’li yıllardan bu yana,
insanlarımız doğduğu yerde doyamadığı için, Anadolu bölgelerini,
özellikle Güneydoğu, Doğu, İç Anadolu ve Karadeniz Bölgelerindeki
insanlarımıza yatırım, istihdam, iş, aş, eğitim, sosyal güvenlik
ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıldıkları için, taşı toprağı
altın İstanbul’a niçin göç ettiler? Bu göçle yılda 400 bin, 500 bin insan
İstanbul’a gelince yeni bir Eskişehir, yeni bir Kayseri oluştu,
hem yerel yönetim hem merkezî yönetim hem sivil toplum örgütleri
İstanbul’un ihtiyacı olan konutu, altyapı, ulaşım, trafik, sağlık,
sosyal güvenlik, temizlik hizmetlerini yerine getiremediler. Dolayısıyla,
sorumluluğu, suçu hep birlikte düşünelim. 1994 yılı öncesi
-bakın, elimde bir belge var- tam 30 tane belediye başkanı İstanbul’da
görev yapmış. Bunların 19 tanesi atama ile, 11
tanesi ise seçimle göreve gelmiş. Bunların 5 tanesi Cumhuriyet
Halk Partili, 1 tanesi Anavatan Partili, 1 tanesi Adalet Partili
ve diğerleri, AK Parti Genel Başkanımızın 1994 yılında başlayan AK
Parti anlayışı ve arada başka partiler de oldu ama bize mal ediyorlar.
1994 yılı İstanbul’u bir hatırlayalım. Bakın, göçlerle 10 milyon nüfusu
barındırmak zorunda kalan İstanbul’daki insanlarımız, en önemli
ihtiyaç olarak sunduğu ve arzu ettiği susuzluk imtihanıyla karşı
karşıya kaldı. Sular akmıyordu. Akan sular da… Nasıl aktığını herkes
biliyor, bunu daha kimse unutmadı ve sokaklar çöp dağlarından geçilmiyordu.
Hatta Sayın Hocamın bahsettiği yüzde 20 mutlu ve kültürel zenginliklerle
donatılmış olan ilçeler dâhil, yani Sirkeci, Eminönü, Fatih, Beyoğlu,
Kadıköy, Üsküdar, Beşiktaş, Şişli dâhil olmak üzere hava kirliliği
oranları o kadar yükselmiş, o kadar yükselmiş ki her gün gazete ve televizyonlar
hava kirliliği raporu vermek zorunda kalıyorlardı. Metreküp başına
1.150 mikrogram kükürtdioksit içerdiği günleri unutmadık. İngiltere’de
1950-1954’lü yıllarda 750 mikrogram kükürtdioksit içeren hava kirliliği
sonucu 50 kişinin öldüğü o günleri hatırlıyoruz ve toplu ölümlere
vesile olabilecek bu hava kirlilik oranından bugün İstanbul’u dünyanın
en temiz kentleri hâline kim getirdi? ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Kim getirdi? NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - AK Parti anlayışı getirdi. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Yapma Allah aşkına, olur mu öyle şey! NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) – Sonra çöp dağlarını kim kaldırdı? Bakın, ben Beyoğlu’na
belediye başkanı olurken aynı ön yargılarla “Eyvah Beyoğlu karardı,
Beyoğlu gitti, kültür gitti, sanat gitti!” diyenlere hatırlatıyorum.
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Zaten gitmiş, en fazla siz yaptınız! NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - Yürünmeyen sokaklarda yürünür, tertemiz caddeler, sokaklar…
Kültürüyle, sanatıyla, şenliğiyle, sinemasıy ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Bırak şimdi bunları! NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - İstiklal Caddesinde ve ara sokaklarda, arka sokaklarda
nelerin yapılıp yapılmadığını şu anda sıralayacak değilim. Ama
susuzluğa çözüm, kültür ve sanata yönelik yatırımları yapmaya,
Haliç’in kirli olduğu o dönemlerde yaşanmayan, koklanmayan Haliç
ve Marmara denizlerinde yüzülür duruma geliş basit bir olay değil.
ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Siz mi yaptınız? Siz tarihleri karıştırıyorsunuz, zamanı
karıştırıyorsunuz! NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) - Yeşilden mahrum kalan İstanbul, fert başına 3,5-4 metrekare yeşil alan düşen İstanbul’da bugün
fert başına 7 metrekarenin üstünde yeşil alanlar ve ağaçlandırmalarla
zenginleştiriliyor. Elbette, bu arada
fakir ve fukaranın varlığını biz inkâr etmiyoruz ve ciddi sorunlarla
karşı karşıya kaldığımız İstanbul’da eğitimde, sağlıkta, sosyal
güvenlikte hem merkezî yönetim hem de yerel yönetimler ciddi hizmetler
yaptılar ve bu hizmetleri yapan belediye başkanlarımızdan büyük
bir bölümü burada. Üç dönem üst üste belediye başkanlığını nasıl
kazandılar bu arkadaşlar? Halkı mutlu ettikleri için kazandılar,
memnun ettikleri için kazandılar.(AK Parti sıralarından “Bravo”
sesleri, alkışlar) AK Parti anlayışı
neden birinci dönem yüzde 34,5; ikinci dönem yüzde 47 oyla iktidara
geldi? Belediyelerde başlatmış olduğu hizmetleri devam ettirdiği
için iktidara gelmiş oldu. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hâlâ bu
anlayışları eğer siz göz ardı eder de ulu orta iftiralarla, ulu orta
yanlışlarla değerlendirmeler yapacak olursanız, bu muhalefet anlayışıyla
devam edecek olursanız, gelecek dönemde akıbetinizi merak ediyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar) (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Bayraktar, Sayın Bayraktar, bir dakika efendim. HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Sen kendi geleceğine bak! BAŞKAN – Evet,
bir dakikalık sürede konuşmanızı tamamlayınız. NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) – Tabii, maddenin aslına geçme şansı olmuyor. Kültür ve
sanatla ilgili yatırımlara yönelik faaliyetleri yürütürken de
“Yıkma ile kültür ve sanat korunmaz.” diyenlere hatırlatmak gerekir.
Eğer muhtemel bir depremde yıkılmakla karşı karşıya kalan ve bugünkü
ihtiyaçlara, çağın gelişmelerine, teknolojik ve çağdaş anlayışlara
hizmet vermekte yoksun kalan bir tesis, elbette, kültür ve tabiat
varlıkları koruma kurullarının onayı ve proje desteğiyle, yarışmayla
oluşturulacak bir projeyle daha güzelini inşa etmek bizlerin görevi
olacaktır. Bakın, ben, bir
maddede başka şey anlatacağım. Uluslararası turistlerin İstanbul’a
geldiklerinde ve gezdiklerinde, Bizans eserlerini, Osmanlı eserlerini,
Japon ve Alman eserlerini ve cumhuriyet eserlerini mukayese ederken
neleri söylediklerini, ne şekilde cevap vermek zorunda kaldığımı
bir sonraki maddelerde sizlerle paylaşacağım. Bu kanunun hayırlı
olması temennisiyle, güzellikleri tartışalım, daha güzel ortam
oluşturalım, daha güzel konularda yarışalım, bunlarda varız. Hayırlı
olması dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Saygıdeğer
arkadaşlarım, tabii ki 70 civarında İstanbul milletvekilimiz var,
pek çok birikimi olan arkadaşlarımız da ister akademisyen olarak,
ister belediye başkanı olarak, ister başka şekilde görüş ve düşüncelerini
İstanbul’la ilgili olarak anlatacaklar. Ama biraz daha sakin, biraz
daha sükûnetle anlatırlarsa hepimiz hem cümleleri iyi takip ederiz
hem de müstefit oluruz. İstirham ediyorum. Şahsı adına
ikinci konuşmacı, İstanbul Milletvekili Özlem Türköne. Sayın Türköne,
buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakika
Sayın Türköne. ÖZLEM PİLTANOĞLU
TÜRKÖNE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şairin
dediği gibi, umarım bugün İstanbul’u dinleyebiliriz, ama ondan önce
ben bir hususa değinmek istiyorum. Bugün, çok kültürlülükten bahseden,
demokrasiden bahseden, farklılıklara tahammül etmekten, dinî
inanç ve hürriyetlere saygı göstermekten bahsedenlerin bir baş örtüsüne, bir bez parçasına nasıl tahammül edemediğini
biz görüyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından
gürültüler) Biz bunları görüyoruz. OKTAY VURAL (İzmir)
– Bez parçası değil hanımefendi! KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – İstismar ediyorsunuz, istismar! OKTAY VURAL
(İzmir) – Bez parçası değil hanımefendi o! KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Size yakışmıyor, bir bayan olarak size yakışmıyor! HAKKI SUHA OKAY
(Ankara) – Tahrik etme, tahrik etme! ÖZLEM PİLTANOĞLU
TÜRKÖNE (Devamla) – Okuma yazma oranlarından bahseden, kadınların
çağdaş noktalara, çağdaş yerlere gelmesinden bahsedenlerin, üniversite
kapılarında nasıl başörtülü kadınlarımızı mağdur ettiğini de
çok iyi biliyoruz. (AK Parti sıralarından alkışlar) RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Geçen dönem böyle konuşanları Tayyip listeye koymadı kızım! ÖZLEM PİLTANOĞLU
TÜRKÖNE (Devamla) – Evet değerli milletvekilleri, İstanbul demokrasinin
beşiği, İstanbul çok kültürlülüğün beşiğidir. Öncelikle hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bugün, 4’üncü
maddeye ilişkin olarak -kanun tasarıyla ilgili olarak- konuşacağım
ve İstanbul’un bir kültür başkenti ilan edilmiş olması, zengin tarih
ve kültür mirasının sahibi olarak bizler için çok gurur verici. Ama, bir İstanbul Milletvekili olarak duyduğum ilave
mutluluğu sizlerle burada, huzurunuzda da paylaşmak istiyorum. Türkiye, bu fırsatı
İstanbul’un şanına uygun bir şekilde kullanmalıdır. Üzerinde konuştuğumuz
kanun tasarısı da bu fırsatı İstanbul’un renkli ve zengin geçmişine
uygun bir canlılıkla, etkin bir biçimde kullanmak için hazırlanmıştır.
2000 yılından
bu yana gerek yerel yönetimler gerekse merkezî yönetimler, sivil
toplum kuruluşları, toplumun pek çok farklı kesimi ve gönüllüler
başarılı girişimlerde bulundular. Ancak, bugün Meclisimizde görüşmelerini
yaptığımız tasarının yasalaşması durumunda bütün bu girişim ve
çalışmaların koordinasyonunu sağlayacak, bir tüzel kişiliği haiz
olmakla birlikte özel hukuk kurallarına tabi İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Ajansı kurulmaktadır. Bu Ajans, 2010 yılına
dek İstanbul’un bir kültür kenti olarak kendini donatabilmesi, her
türlü altyapı, düzenleme ve çerçeve çalışmalarını tüm eksik ve ihtiyaçları
göz önüne alarak yürütebilmesi ve ilgili birimler arasındaki koordinasyonun
yapılandırılabilmesi için hızlı, etkin, sistematik bir organize
etme işlemini yürütmektedir. Tabii, değerli
milletvekilleri, “İstanbul” ismini zikrederken tam manasıyla biz
neyi kastediyoruz, neden bahsediyoruz ve neyi anlıyoruz? Bunu hatırlamayı
ben çok önemsiyorum. Çağlar boyunca
en uzun ömürlü üç imparatorluğun başkentliğini sahiplenen, yüzyıllar
boyu dünyanın kültür merkezi olma görevini fiilen üstlenen bir şehirden
söz ediyoruz. Sayısızca iç içe geçmiş toplumsal kültürel katmanlardan,
görülmemiş bir evrensel zenginliğin çok canlı izlerinden ve dünyanın
farklı yerlerinden beslenen bir dinamizmden bahsediyoruz. Farklı
kültürlerin barış içinde yaşadığı toplumsal bir mutabakatın adından,
bir mükemmel uyumdan, bir yönetim mucizesinden, Osmanlıdan bahsediyoruz
kısaca. Yalnızca bir
kahramanlıklar destanından ibaret olmayan tarihin renkli yüzlerinden,
yani Selim’in müziğinden, Süleyman’ın şiirinden, Abdülhamit’in
ahşap işlerinden konuşuyoruz. Vivaldi’nin Rossi’nin ve Mozart’ın
ilhamını ödünç aldığı, Ayasofya’y Çok kıymetli
milletvekilleri, lütfen, dikkat buyurunuz. Taşına ve toprağına
simyanın sihri karışmış, altın İstanbul’un şanına yaraşır bir şekilde
dünya başkenti olmasını konuşuyoruz bizler burada. Günümüz dünyasında
onu tanımlarken elbette denklemler değişmiştir. Ancak, İstanbul,
karmaşıklığın, farklılığın ve çeşitliliğin harikulade düzeni
olma sıfatını asla yitirmemiştir. Bugün dünyanın
dört bir yanında ve Avrupa’da yaşanan gerilimler, etnik ve dinsel
topluluklar arasında büyüyen çatlaklar, yükselerek katlanan sosyal
ve ekonomik sorunlar hakkında hepimiz burada kaygılıyız. 21’inci
Asrın tarihe ismini “kentler yüzyılı” adıyla yazdıracak olması,
bu kaygıları ortadan kaldırabilmek için bir fırsattır. Kentler, içlerinde
iştigal eden insan nüfusu belli bir taban sayısının üzerinde seyrettiği
için kent değillerdir. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kesildi) BAŞKAN – Sayın
Türköne, bir dakika ek süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız
efendim. Buyurun. ÖZLEM PİLTANOĞLU TÜRKÖNE (Devamla) – Ben bu vesileyle
2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti sıfatıyla taçlanacak olan ve
bu sıfatı zaten hak eden ve yüzyıllardır taşıyan İstanbul’umuzun
önderliğinde ülkemizin ümit ve istikbali olduğunu düşünüyorum
ve birkaç gün önce İstanbul’da gayet doğal bir coşkuyla ifadesini
bulan Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına da şahit olduğumuzu hatırlatmak
istiyorum. Ankara’dan, Aydın’dan ve
Hakkâri’den izlendiğinde içimizi ısıtarak yüreğimize su serpen,
bizi soğuk stadyumların rutinlerinden çıkarıp dinlemeye çağıran
görüntülerdi bunlar. Onun, İstanbul’un, yüzyıllardır fasılasızca
anlatmayı sürdürdüğü bir hikâyesi var, lütfen kulak verelim. Bir an
olsun şairin lafına uyalım ve İstanbul’u dinleyelim. İstanbul anlatıyor
ve biz, ona, onu yalnızca dinleyerek vereceğimiz tarihî fırsatın
çok keskin virajındayız. Çok teşekkür
ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın milletvekilleri,
madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Evet, Sayın Kılıçdaroğlu,
buyurun efendim. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan,
İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu,
1993’te Atatürk Kültür Merkezini korunması gereken kültür varlığı
olarak tescil etmiş. Bu karar bugün için geçerli mi? Eğer bugün için bu
karar geçerli ise, bir yasa değişikliğiyle, Parlamento, kendisini
nasıl Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun yerine koyup
yıkım kararı alabiliyor? Parlamentonun böyle bir yetkisinin olmadığı
kanısındayım. Bu konuda bilgi lütfederseniz sevinirim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Ağyüz, buyurun. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
– Teşekkür ederim Sayın Başkan. Bu yasayı alelacele
geçirme girişiminde bulunan arkadaşlarımın özellikle 23/11/2005 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe
konulan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Girişim Grubu kararını
gözden geçirmeleri lazım. İki yıl geçmiş bu karar geçeli, şimdi alelacele
demagojiyle kendi yaptıkları hizmetleri anlatarak
ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu da bu yasayı engellemekle suçlayarak,
yangından mal kaçırır gibi uygulanan tavrı kabul etmek mümkün değildir.
Sorum: Bu yasa,
ajans kurmayı öne çıkaran bir yasadır. Bu yasa, Sayın Bakanımızın
dediği gibi, sadece sergi, kültürel etkinlik düzenlemek için değil,
restorasyon yapacak, kentsel dönüşümün önderliğini
yapacak ve rant sağlayacak. Ajansa verilmesini ben demokratik, saydam,
katılımcı bulmuyorum ve bu yasanın da İstanbul’u kültür başkenti
yapmaya önayak olacak bir yasa olmadığı için, bu ajansın neden kurulduğunu,
neden bakanlıklar arası eşgüdümün sağlanmadığını ikinci kez Sayın
Bakana sormak istiyorum. BAŞKAN - Teşekkür
ederim Sayın Ağyüz. Sayın Sipahi… KAMİL ERDAL SİPAHİ
(İzmir) – Efendim, biz, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bir öneride
bulunduk. Ancak ben, Sayın Bakana bu önerinin nedenini sormak istiyorum.
Biraz sonra diğer maddelerde koordinasyon kurulu, danışma kurulu
ve yürütme kurulunu tartışacağız. Biliyorsunuz, bu kültür miraslarının
en önemli ögelerinden bir tanesi millî saraylarımız İstanbul’da.
Bu millî saraylarımız, bütçesi dahil, nereye
bağlı? Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı. Peki, Türkiye Büyük
Millet Meclisi bu komisyonlardan herhangi birisinde var mı? Hayır,
yok. Önerimiz bu doğrultudadır. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Millet
Meclisi de millî sarayların sahibi olarak -ama Kültür Sanat Komisyonu Başkanı,
daha diğer koordinasyon kurulunda, diğer danışma ve yürütme kurullarından
da- gene uygun evsaftaki Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcilerinin
bu komisyona dahil edilmesinin uygun olacağı
inancındayız. Bu konudaki önerimizi de Başkanlık Divanına sunmuş
bulunuyoruz. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Sipahi. Sayın Melen... MİTHAT MELEN
(İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Ben, Sayın Bakana
“ajans” kelimesinin nereden bulunduğunu sormak istiyorum. Çünkü ajans, hakikaten biraz zihinleri karıştıran bir
şey. Çünkü Türkiye’de kalkınma ajansları var, Anadolu Ajansı
gibi bir ajans var. Bu nereden buraya girdi? Bunu merak ediyorum. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Melen. Sayın Bakanım,
buyurun. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Şimdi, “ajans” kelimesinin kullanılması
da, bu çerçevede bir ajans kurulması da sivil toplumu önemli ölçüde
işin içine katma gayretinden kaynaklanıyor. Burada başlangıçtan
beri ifade etmeye çalışıyorum. Avrupa Birliğinin bu kararı alması,
daha önce, Hükûmet dışı sivil bir girişimin gayretiyle, uzun süren
bir gayretiyle oluştu ve bu Bakanlar Kurulu kararı alındığı sırada
da zaten bu Avrupa Birliği kararı oluşmamıştı, ondan sonraki tarihlerde
oluştu. Sivil toplumu işin içine katmadan, eğer biz tamamen
Hükûmet koordinasyonu, resmî örgütlerin koordinasyonu içinde yapsak,
sanıyorum İstanbul’un kültürel renkliliğini ortaya çıkarma konusunda
çok daha resmî bir görüntü verebilecektik ve asıl bunun bence bazı
arkadaşlarımız tarafından eleştirilmesi gerekirdi. Bu yapılanların
eleştirilmesini, sivil toplumun bu hareketin içine bir ajans başlığı
altında, aktif biçimde ve ağırlıklı biçimde katılmış olmasını bazı
arkadaşlarımızın ısrarla eleştirmesini doğrusu ben anlamakta
zorluk çekiyorum. 1 no.lu Koruma
Kurulu kararından ben de başlangıçta söz ettim. Burada biraz daha
ayrıntısını ifade etmek istiyorum. 1993’te böyle bir karar var. 14/2/2007’de Koruma Kurulunun başka bir kararı var
AKM’yle ilgili yapılmış bulunan bir başvuru karşısında. “Mevcut
AKM binası yerine, İstanbul 1 numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kurulunun 6/1/1999 gün ve 10521 sayılı tescil kararında da belirtildiği
üzere, AKM’nin Taksim Cumhuriyet Meydanı’nda olması ve kültür merkezi
işlevi de göz önünde bulundurularak, yapılması düşünülen yeni
Atatürk Kültür Merkezi’ne ilişkin ihtiyaç programı ve programa göre
yapılması düşünülen yapının bir konsept proje
olarak kurulumuza sunulması nihai kararın verilmesi için gereklidir.”
deniliyor. Yani, Koruma Kurulu “Daha önce böyle bir karar var, bu
çerçevede burada herhangi bir şey yapamazsınız, buna dokunamazsınız.”
demiyor, ortaya konulacak olan yeni konsept
projeyi görmek istiyor. Bu da Koruma Kurulunun kararı ve 2007 tarihli
bir karar. Bu karar çerçevesinde biz de bir hazırlık
yapıp Koruma Kurulu önüne götürmek ve bunun maddi altyapısını
oluşturduğumuz zaman, İstanbul’u aynı mekânda, daha geniş bir alanda,
daha mükemmel, daha çağdaş, daha modern, daha teknik donanımı yüksek
bir -tasrihen söylüyorum, altını çizerek söylüyorum- Atatürk Kültür
Merkezine kavuşturmak niyet ve kararını ifade ediyoruz. Bunda
şiddetle itiraz edilecek, her maddede her vesileyle itiraz edilecek
ne vardır, doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. İstemezükçü bir zihniyetin
her vesileyle, her fırsatı kullanmaya çalışarak bu kadar yüksek
sesle ifade edilmesi bana çok çağdaş, çok doğru gelmiyor. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın milletvekilleri,
madde üzerinde iki adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına
göre okutacağım, sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım. İlk önergeyi
okutuyorum: Sayın Başkanlığa Görüşülecek
olan 16 Sıra Sayılı yasa tasarısının 4. maddesindeki “özel hukuk”
ibaresinin “kamu hukuku” biçiminde değiştirilmesini saygılarımla
arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutup işleme alacağım. Buyurun. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte
olan tasarının 4. maddesinin (2). fıkrasında yer alan “yönetim kurulu”
ibaresinden sonra “denetim kurulu” ibaresinin eklenmesini arz ve
teklif ederiz. Çetin Soysal Yaşar Ağyüz Durdu
Özbolat İstanbul Gaziantep Kahramanmaraş Muharrem
İnce Engin
Altay Yalova Sinop BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM KÜLTÜR,
GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ NECAT BİRİNCİ (İstanbul) –
Katılmıyor efendim. BAŞKAN –
Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Katılmıyor. BAŞKAN – Sayın
Soysal, gerekçeyi mi okutayım, yoksa konuşacak mısınız? ÇETİN SOYSAL
(İstanbul) – Konuşacağım. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Önce birinci maddeyle ilgili önergeyi işleme koyun. BAŞKAN – Sizinki
bir sonra gelecek Sayın Genç. Efendim, lütfen iyi takip edelim. Sayın Soysal,
konuşacak mısınız efendim. Buyurun. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Birinci fıkrayla ilgili… BAŞKAN – Hayır,
ikinci önerge bu efendim. Birinci önergeye tekrar geleceğiz Sayın
Genç. Buyurun Sayın
Soysal. Süreniz beş dakika. ÇETİN SOYSAL (İstanbul)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önceki konuşmacı
arkadaşlarım da ben de dünkü konuşmamda ifade etmiştim. Biz İstanbul’un
kültür başkenti olmasından memnuniyet duyduğumuzu ve bununla ilgili
de önerilerimizi ve katkılarımızı sunmaya çalıştık. Ancak, görüyorum
ki burada geçmişe dönük bir tartışma yaratılmaya çalışılıyor ve
bu tartışmaya baktığımız zaman, maalesef, geçmişe ne kadar takıldığınızı
anlamakta zorluk çekiyorum. İstanbul’da, doğrudur, su problemi olmuştur.
Ama, o dönemde İstanbul’da su ile ilgili yatırımların
en büyüğü yapılmıştır. Bunları örnekleriyle vermek mümkündür ve
bakıyorsunuz Istranca. Daha da örnek verebiliriz altyapıyla ilgili. AHMET YENİ (Samsun)
– Istranca’da ne işiniz var? ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – Sizin yaptığınız nedir? Bakın, su ile ilgili
geldiğiniz nokta ortada. Abdest almaya su bulamayacaksınız dedik,
haklı çıktık. Şimdi kalkıyorsunuz, Melen Çayı… Onlar da tartışılır
ve en önemlisi, İstanbul’u yoğunlaştırdınız, İstanbul’u kendinize
dönük rant noktası hâline getirdiniz. BAŞKAN – Sayın
Soysal, yani, maddeler üzerinde görüşürken tamam da şimdi şu önergeniz
üzerindeki görüşleri açıklarsanız daha şık olur. Buyurun. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – İzin verirseniz oraya da geleceğim. 1989-1994 arası 450 tane,
parsel bazında plan tadil olmuş. 1994-2004 arası
850 tane. (AK Parti sıralarından gürültüler) NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) – Önergeyle alakası yok. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) - Üç buçuk yılda 3.800 Sayın Bayraktar. Yani, burada, İstanbul’u
yoğunlaştıran, İstanbul’u rant kenti hâline
dönüştürmeye çalışan, İstanbul’u trafik keşmekeşi hâline getirmeye
çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. 2,1 katrilyon liranın üzerinde
bir para harcadınız ve maalesef kavşakların hiçbiri çözüm olmadı,
yetmiyormuş gibi, tarihî Mimar Sinan Köprüsü’nü yıkmaya kalktınız.
Yani, böyle bir anlayış söz konusu olabilir mi? Süleymaniye
evlerini değiştirmeye kalkıyorsunuz. “İstanbul 2010 Kültür Başkenti
olacak.” diyorsunuz ve orayı yıkarak, oranın tarihsel işlevine sahip
çıkmadan Hollywood dekoratörleri gibi yenilenme olmaz. BAŞKAN – Sayın
Soysal, bakınız, önergenizle ilgili hiçbir şey söylemediniz şu ana
kadar. Lütfen! ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – İzin verirseniz! Değerli arkadaşlarım,
İstanbul’la ilgili, kültür başkenti olmasından biz memnuniyet duyuyoruz;
yalnız, İstanbul’un sorunlarını görüyoruz. İstanbul’un tarihine,
kültürüne sahip çıkmanızı istiyoruz, sahip çıkalım diyoruz. Ama, burada görüyorum ki, türban konusunu gündeme
getiriyorsunuz. İstanbul’da kara çarşaflı bir anlayışın, İstanbul’daki
o anlayışın egemen olduğu bir İstanbul kültür başkenti düşünebiliyor
musunuz, olabilir mi bu, doğru mudur bu? AHMET YENİ (Samsun)
– Vatandaş değil mi o? ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – Ya bırakın, İstanbul’daki getirdiğiniz insan manzaraları,
kara çarşafın içine mi? Elbette ki
örtünmeye karşı değiliz, ama böyle bir anlayışı egemen kılmanın
bir anlamı var mı? NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) – Ama, bu şekilde ifade etmek yanlış. ÇETİN SOYSAL
(Devamla) - 2010 İstanbul Kültür Başkenti, öte yandan, laik demokratik
cumhuriyet diyeceğiz, takiye uygulayacağız. Sahip çıkıyorsanız
sonuna kadar sahip çıkın, tarikatlara sahip çıkıyorsanız sonuna
kadar sahip çıkın, ama kalkıp da buna takiye uygulamayın. Ya laik
demokratik cumhuriyetten yana olun ya tarikatlardan yana olun, bu
tercihinizi koyun kardeşim! (CHP sıralarından alkışlar, AK Parti
sıralarından gürültüler) AHMET YENİ (Samsun)
– Hadi oradan! BAŞKAN – Sayın
Soysal, ne ilişkisi var şimdi bu sözlerin? Lütfen… ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – Bu tercihinizi koyun… Bu tercihinizi koyun… AHMET YENİ (Samsun)
– Hadi be! Hadi oradan! ÇETİN SOYSAL
(Devamla) - 2010 İstanbul Kültür Başkenti. 2010’la ilgili, UNESCO tarafından,
tehlikeli, mirasa sahip çıkmama noktasında olduğumuzu gösteriyor.
UNESCO 2008 yılında bizi, tarihsel, kültürel mirasımıza sahip çıkmamamızdan
ötürü listesinden çıkartıyor ve buna dönük hiçbir çalışma, hiçbir
çaba yok. Şimdi bunları konuşacağımıza, çıkıyorsunuz, baş örtüsünü, türbanı burada gündeme getirmeye
kalkıyorsunuz. AHMET YENİ (Samsun)
– Maddeye gel, maddeye! ÇETİN SOYSAL
(Devamla) – Değerli arkadaşlarım, İstanbul alışveriş ve kongre merkezi
hâline gelmemeli, İstanbul gerçekten kültür merkezi hâline gelmelidir
ve kültürel anlamda da İstanbul’un tarihsel mirasını ortaya çıkartmak
durumundayız. Bugün baktığımızda, maalesef, İstanbul’la ilgili,
müzelerimiz yeterince işlev sağlayamıyor. Yine bunun yanı sıra,
tarihsel birikimimizi yansıtmakta zorluk çekiyoruz. O açıdan, 2010
İstanbul Kültür Başkenti olacaksa, bunun çalışması, bunun çabası
içerisinde olmamız gerektiğini düşünüyorum, hepinize saygılar
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Önergeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge
kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Sayın Başkanlığa Görüşülecek
olan 16 Sıra Sayılı yasa tasarısının 4. maddesindeki “özel hukuk”
ibaresinin “kamu hukuku” biçiminde değiştirilmesini saygılarımla
arz ederim. Kamer
Genç Tunceli BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM,
KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ NECAT BİRİNCİ (İstanbul)
– Katılmıyoruz efendim. BAŞKAN –
Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) -
Hayır efendim. BAŞKAN – Sayın
Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yüksek Seçim Kurulu
dün referandum sonuçlarını açıkladı. Böylece, “Cumhurbaşkanının
halk tarafından seçilmesi” ilkesi kabul edildi. Şu duruma göre, Abdullah
Gül’ün, artık Cumhurbaşkanlığından istifa etmesi lazım. (AK Parti
sıralarından gülüşmeler) Çünkü, Çankaya Köşkü’nde, ancak halkın seçtiği Cumhurbaşkanı
oturur. Bunu herkes bilsin. Bunun mücadelesini yapacağız. AYHAN SEFER ÜSTÜN
(Sakarya) – Aday mısın? KAMER GENÇ (Devamla)
– Biraz önce, burada, çok değerli bir hanımefendi, AKP’li bir hanımefendi,
burada türbandan bahsetti. Şimdi, türban takmak dinî gereklilikse,
hanımefendi, zatıaliniz niye takmıyorlar? Yoksa, siz, dinî gerekliliklere karşı mısınız? Bunu,
evvela öğrenmek istiyorum. (AK Parti sıralarından gürültüler) BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU (Rize) – Size ne?
Özgürlüğü vardır. KAMER GENÇ (Devamla)
– Şimdi, değerli milletvekilleri… BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, sükûneti sağlayalım. Sayın Genç önergesi hakkında konuşacak. KAMER GENÇ (Devamla)
– Benim önergem şu, önergem şu: Açıklayayım, anlayabilirseniz anlarsınız.
Şimdi… AHMET YENİ (Samsun)
– Ayıp ya! Anlarız, anlarız… KAMER GENÇ (Devamla)
– Efendim, ayıbı yapan sizlersiniz. Bir dakika… Beş dakika konuşturuyorsunuz
yahu, onu da konuşalım beyler. Bakın, o kadar art niyetli hareket
ediyorsunuz ki. Bakın, en fazla burada oturan benim. Ama, beni konuşturmamak için her türlü hileye başvuruyorsunuz.
Şimdi, benim
önergem şu: Diyorum ki, beyler, bu kanunla getirilen sistem, yani kurulan
Ajans, kamu hukukuna tabi bir ajanstır. Çünkü,
buraya gelen paraların hepsi kamu malıdır, devlet malıdır. Devlet
malı olduğuna göre, bunun kamu hükmi şahsı olması lazım, özel hüküm
şahıslarına tabi olmaması lazım. Yani, gidip de pazarlarda devleti
pazarlayan zihniyet, buraya gelip de bunu özel hukuk hükümlerine
göre yönettiği zaman, burada kamunun parası özel hukuk hükümlerine
göre yandaşlara peşkeş çektirilir. Şimdi, 17’nci
maddede de diyorsunuz ki: “Burada çalışan personel Türk Ceza Kanunu’na
göre kamu personeli sayılır.” Ee, bu ne biçim şey yahu? Yani, şimdi,
hesabınıza geldiği zaman kamu personeline dokunulmazlık getiriyorsunuz.
Bakın şimdi, beyler, bu gibi kanunlara “çal çırp kanunu” derler. Bakın,
bir devletin bir düzeni vardır. Bir düzendi, bu memleketi yıllarca
yönetince, bir Muhasebe-i Umumiye Kanunu vardı, onun yerine 5018
sayılı Kanun çıktı. Şimdi, eğer sizler
kendinize güveniyorsanız, yani devlet malını usulüne göre harcamak
istiyorsanız, evvela bunu İhale Kanunu’na göre ihale edelim.
“Efendim, niye?” “Efendim, bizim acelemiz var.” Ne acelen var kardeşim?
Acelen var diye devletin parasını getirip de yandaşlarınıza mı
peşkeş çekeceksiniz? Ben şimdi size
söylüyorum, siz şimdi bu kanunu çıkardıktan sonra, işte, efendim,
damatların başında bulunduğu holdinglere getireceksiniz bu ihaleleri
vereceksiniz, ondan sonra… İhaleleri de nasıl vereceksiniz biliyor
musun? Muhammen bedelden 3-5 misli şişireceksiniz.
Ben burada sordum, dedim ki: “Samsun-Ceyhan boru hattını Tayyip Erdoğan’ın
oğlunun genel müdürü olduğu Çalık Restorana verdiniz 1,5 milyar
dolara.” Ben iddia ediyorum, bunun hakiki fiyatı 500 milyon dolardır.
Gelin gidelim, kontrol edelim. Var mısınız? Gelin gidelim. Yani, şimdi bakın,
o kadar, siz öyle milleti yanıltıcı sistemler getiriyorsunuz ki,
şimdi, burada, yani o kadar garip bir kanun getirmişsiniz ki, kanuna
benzemiyor. Bir maddede kurulun görevi önce sayılmış, kurulu sonra
oluşturmuşlar, ondan sonra öteki maddede önce kurul şey edilmiş, görevleri
sonra sayılmış. Şimdi, bakın
beyler, eğer Türkiye’yi ciddi yönetmek istiyorsanız, burada devletin
hakkını korumak zorundayız. Devletin hakkını korumayan bir toplum
her zaman için o devleti yıkmaya -yıkmakla baş başa- götürür. Şimdi, basını
susturmuşsunuz, burada ne söylesek yazmıyor, maalesef yazmıyorlar
işte. Ancak burada çıkıp da bu saatlerde bizi dinleyen vatandaşlar
olursa o insanlar dinliyor. Ama o kadar büyük
suistimaller sizin zamanınızda yapıldı ki, şimdi, şu İstanbul Belediyesi
-ben soruyorum- sizin yakınlarınıza verdiği ihaleleri kimlere
vermiş? Mesela Çalık Restorana kaç tane ihale vermiş? Bu Çalık Restorana
verilen ihalelerin muhammen bedelleri nasıl tespit edilmiş? Bu Çalık
Restoranın başındaki genel müdür yirmi yedi yaşındaki, Tayyip Erdoğan’ın
damadı değil mi? (AK Parti sıralarından gülüşmeler) Ya bunda gülünecek
bir şey yok, aksine utanacak şeyler var. Yani, onun için, bakın değerli
milletvekilleri, şimdi… ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Aklınız restoranda kalmış, restoran dediğiniz ne? KAMER GENÇ (Devamla)
– Efendim, restoran mestoran meselesi değil! Şimdi, AKP sanki
bu İstanbul’u kendisi kurmuş. Ya, İstanbul’u batağa sürükleyen
sizsiniz! Yani, getirdiniz orada bir otobüs yolunu yaptınız. Ben
Tunceli Milletvekiliyim, arada İstanbul’a da gidiyorum. (AK Parti
sıralarından gülüşmeler) Şimdi, her gittiğimde çok berbat manzaralarla
karşılaşıyorum. Yani, bu İstanbul’da o kadar çalınıyor çırpılıyor,
bunun parasıyla biraz da bizim Tunceli’ye yardım edin. Bakın, ben geçen
gün size söyledim. Hâlâ Tunceli’de 510 tane üniversite öğrencisi
var, bir yurt yok ya… Bu Hükûmet sağır bir hükûmet mi? ÜNAL KACIR
(İstanbul) – Sizin yaptığınız yurtlara ne oldu? KAMER GENÇ (Devamla)
- Şimdi bu Bakanlar Kurulu sıralarına bakıyorum, bomboş sıralar.
Bu bakanlar nerede Allah aşkına? (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Genç, konuşmanızı tamamlayınız lütfen. Buyurun. KAMER GENÇ (Devamla)
– 2 tane bakan var burada kardeşim, 2 tane bakan var. Yani, bu Hükûmeti
eğer 2 bakanla temsil ediyorsunuz… Bu bakanlarınız buraya gelip
bizi dinlemek zorundadır. Zaten, bakın
sizlerden rica ediyorum: Yani, şimdi, AKP, bu taktiğini… Yani, bundan
vazgeçsin. Bakın, AKP, biraz önce arkadaşımız da söyledi, grup adına
konuşmuyorlar, kişisel konuşuyorlar. Biz niye kişisel… Bağımsız
milletvekili olarak kişisel konuşma dışında konuşma hakkımız
yok. Biz de burada… Yani, şu Parlamentonun en deneyimli insanlarıyız.
Yani, işte biraz önce Komisyon sıralarına getirdiniz, Komisyonu
temsil etmeyen bir adamı oraya oturttunuz. Böyle bir şey olur mu sayın
milletvekilleri? Bakın, dürüstlük,
doğruluk, güven her şeyin başıdır. Buna inanmak lazım. Yani, şimdi,
Türkiye’de siyasetle uğraşan insanların evvela hakikaten güvenilir
kişi olması lazım. Yani, yüzlerinde bir ar, edep damarı
olması lazım. Utanma duygularının yok olmaması lazım. Bunlar
da ancak belirli ilkelerle geçerli olabilir. Onun için, lütfen, burada
birbirimizi… Doğru olan şeyler peşinde koşuyoruz, biz ihale peşinde
koşmuyoruz. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla)
- Yani, ihale peşinde koşanların da devletin mallarına el koymamaları
için… Benim önergemin amacı, diyorum ki, bu Devlet İhale Kanunu’na
tabi olsun… BAŞKAN – Sayın
Genç, teşekkür ederim. KAMER GENÇ (Devamla)
-… Kamu İhale Kanunu’na tabi olsun. Saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın milletvekilleri,
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Önerge kabul edilmemiştir. Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 5’inci maddeyi
okutuyorum: Koordinasyon
Kurulu MADDE 5 (1) Koordinasyon
Kurulu, Başbakanın görevlendirdiği Bakanın başkanlığında Avrupa
Birliği müzakerelerini yürüten Bakan, Tanıtma Fonundan sorumlu
Bakan, İçişleri Bakanı, Maliye Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı ile
İstanbul Valisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Danışma Kurulu
Başkanı ve Yürütme Kurulu Başkanından oluşur. (2) Koordinasyon
Kurulu, 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olarak İstanbul’da yapılacak
etkinliklerin çerçevesini, mahiyetini ve önceliklerini belirler,
hazırlıkları izler, kamu ve sivil kurum ve kuruluşların
eşgüdüm içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır. (3) Kurul, yılda
en az bir defa olmak üzere ihtiyaç duyulan zamanlarda toplanır. BAŞKAN – Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yalova Milletvekili
Muharrem İnce, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili
ve Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır; şahısları adına, İstanbul
Milletvekili Canan Kalsın, İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş ve
Mersin Milletvekili İsa Gök. Söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Yalova
Milletvekili Muharrem İnce’de. Sayın İnce, buyurun
efendim. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Tabii, Roma’ya,
Bizans’a, Osmanlıya başkentlik etmiş, dünyanın göz bebeği İstanbul’un
Avrupa Kültür Başkenti olmasından sadece mutluluk duyarız, destekleriz.
Fakat, kafamıza takılan birkaç konu var. Bunları
komisyonda Sayın Bakana anlatmamıza rağmen, Sayın Bakan hâlâ gerçekleri
anlatmak yerine, polemik yapmaya devam etti.
Ben de ilerleyen maddelerde o polemiklere cevap
vereceğim. Hatta, Sayın Bakanın geçmişte yazdığı
bir kitaptan da alıntılar yapacağım. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Ben de senin Baykal hakkında söylediğin
laflardan alıntı yaparım, rahat edersin! MUHARREM İNCE
(Devamla) – Ben parti değiştirmedim. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Rahat edersin! MUHARREM İNCE
(Devamla) – Onlara bakacağız. Fakat, şuna bakacağız
önce tabii ki: Bu tasarı neler getiriyor? Önce şunu söyleyelim:
AKM’nin yıkılması. Sayın Grup Başkan vekilimiz sordu, dedi ki: “İstanbul’da
pek çok üniversite varken neden Sakarya Üniversitesi?” Sayın Bakandan
cevap: Diğer üniversiteler çok pahalı teklifler vermişler. Acaba,
Kültür Bakanlığının bir binası Sakarya Üniversitesine kiralanmış
olmasın? Buna bir bakalım. Acaba, Sakarya Üniversitesinden rapor
aldınız da… Rapor elimde Sayın Bakan, sizin Teftiş Kurulunuzun raporları
da elimde, onlara da geleceğiz. Sakarya Üniversitesinin raporunun
sonuç bölümü: “Binada var olan geometrik düzensizliklerin giderilmesi,
temel kolon ve kirişlerden oluşan taşıyıcı sisteminin ilgili yönetmelikte
belirtilen esaslar doğrultusunda takviye edilmesi gerektiği görüş
ve kanaatindeyiz.” Ben bir teknik
adam değilim, ama bu tür raporlara çok yatkın birisiyim. Çünkü, deprem bölgesinde bu raporlardan o kadar çok
okuduk ki. Burada “yıkın” falan demiyor. Bakın bu nasıl gelişiyor
biliyor musunuz değerli arkadaşlarım:
Burası tescilli bir bina. Bu tescilli binanın tescilinin kaldırılması
için Kültür Bakanlığı, Koruma Kuruluna yazı yazıyor. Koruma Kurulu
diyor ki: “Statik rapor olmadan olmaz.” Önce İstanbul Bayındırlık Müdürlüğüne
yazı yazılıyor, statik rapor isteniyor. Statik raporun son cümlesini
okuyorum: “Hazırlanacak güçlendirme projelerine göre takviye
edilmesinin uygun olacağı kanaatine varılmıştır.” Bayındırlık
Müdürlüğü 17 Nisan 2007’de “Takviye edin binayı.” diyor. Yalova’daki,
Ankara’daki, Kocaeli’ndeki, Sakarya’daki binaların hemen hemen
tümü için zaten teknik adamlar böyle görüş bildirirler. Ardından, bu
yetmiyor, değerli arkadaşlarım, Sakarya Üniversitesinden bu rapor
isteniyor. Her ikisinde de “yıkın” diye bir ibare yok. Sonra ne oluyor?
Sayın Bakana göre, büyük salon, konser salonu, oda tiyatrosu, ses
sistemleri iflas etmiş. Böyle bir bilgiyi
söylediğinize göre, sizin elinizde böyle bir rapor olması lazım.
Ben Komisyonda sizden bu raporu istedim. Bakanlığınızda böyle bir
rapor olsaydı, siz vermeseniz de ben alırdım ama,
ben bulurdum ama, siz böyle bir raporu bana henüz vermediniz. O gün
vereceğinizi söylediniz. Eğer böyle bir rapor varsa, ses sistemleri,
soğutma sistemleri iflas etmişse, bu rapordaki teknik heyette kimler
var, bunları öğrenmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım,
tescilli yapılara müdahale etmek suçtur, iki yıldan beş yıla kadar
cezayı gerektirir. Yani, evvelsi gün Koruma Kurulu toplandı. Bilmiyorum
Sayın Bakan takip ediyor mu? Koruma Kurulu evvelsi günkü toplantısında,
burasının koruma grubunu birinci grup olarak değerlendirdi, “AKM
birinci gruptadır, yani korunması önceliklidir.” dedi. Yani, birinci
grup ne demek biliyor musunuz? Tanımlarına da baktım. “Toplumun maddi
tarihini oluşturan kültür verileri içinde tarihsel, simgesel, anı
ve estetik nitelikleriyle korunması zorunlu yapılardır.” diyor
birinci grup. Bu, böyle diyor. Evvelsi gün Koruma Kurulu bunu -raporu
henüz yayınlamadılar ama- birinci grup olarak açıkladılar. Şimdi, bir başka konu. Aslında Meclise bir saygısızlık yapılıyor burada sayın
milletvekilleri, Meclise karşı. Bakın niye, anlatayım. Hepimize.
Biz yasamanın bir üyesiyiz. Şimdi, Devlet
İhale Kanunu, Kamu İhale Kanunu ve Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu
dışında tutulacak. Dolayısıyla, Sayıştay denetimi dışında tutulacak.
Değerli arkadaşlarım,
Sayıştay kim adına denetler? Parlamento adına denetler, bizim adımıza
denetler. Yani, siz, Parlamento adına denetim yapacak bir kurumu
devre dışı bırakarak, Maliye Bakanlığı, Başbakanlık, Kültür Bakanlığı,
İçişleri Bakanlığı müfettişlerine devrederek, kendi yetkinizi,
kendi görevinizi, sizin adınıza denetim yapacak olan Sayıştayı
devre dışı bırakarak yürütmenin emrine vermiş oluyorsunuz. Buna
hakkınız yok. Siz iktidar milletvekili, biz muhalefet milletvekili
olabiliriz, ama hepimiz yasamanın bir üyesiyiz. Nasıl devredersiniz
bu yetkinizi! Bizim adımıza denetim yapacak olan Sayıştayı nasıl
devre dışı bırakırsınız! Değerli arkadaşlarım,
bunu anlayabilmiş değilim. Bakınız, burada, yine Sayın Egemen Bağış
“köhne bir yapı” olduğunu söyledi. Yani, bir taraftan Koruma Kurulu
birinci grupta değerlendiriyor.Ve burada Sayın
Bağış, rahmetli Uğur Mumcu’dan alıntılar yaptı “Bilgi sahibi olmadan
fikir sahibi olmak.” dedi. Acaba, kim bilgi sahibi değil? Bunu takdirlerinize
bırakıyorum. Yine, burada
Sayın Bağış “Bu, bir devlet projesi değildir.” dedi. Peki, tasarıyla
oluşturulan kurulların oluşumuna baktığınızda -bürokratik kurullar
bunlar- Koordinasyon Kurulu 10 üyeli; 6’sı bakan, 1’i vali, 1’i belediye
başkanı, 1’i Danışma Kurulu Başkanı, 1’i Yürütme Kurulu Başkanı.
Danışma Kurulu Başkanını Başbakan atıyor. Yani, 10 kişilik bir kurulda
6 tane bakan, 1 vali, 1 belediye başkanı oluyor, burası bir devlet
projesi olmuyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu, doğru değil. Ayrıca, tasarının
ilk aşamasında Mimarlar Odası yoktu. Bizim önerilerimizle, Cumhuriyet
Halk Partisinin Komisyondaki önerileriyle Mimarlar Odası eklendi,
ama şu anda tasarının genel gerekçesine baktığınızda, kentsel dönüşüm
projelerinden bahsediliyor, ama Şehir Plancıları Odası yok. Böyle
bir şey olamaz! ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Bayındırlık Bakanlığı da yok. MUHARREM İNCE
(Devamla) - Değerli arkadaşlarım, daha ilginci, bu akşam tasarıyı
görüşmeye başlayalı beri, Sayın Bakan sürekli, şeffaflıktan, saydamlıktan
bahsetti. Allah aşkına tek tek şu tasarıyı bir okuyun, tek cümle var mı
şeffaflık? Tek cümle?.. Bizim karşı oy yazımızda
var, o ayrı. Şimdi geleceğiz onlara, burada neler oldu, onlar ayrı
bir kısmı. Şimdi, değerli
arkadaşlarım, Ajansın gelir kaynaklarına baktığımızda, önemli
bir kısmı, kamu parası. Kamu parasının nasıl denetleneceği belli:
Ya Anayasa’nın 160’ıncı maddesi gereği, onun öngördüğüne göre Sayıştay
denetimi ya da 165’inci madde gereği TBMM denetimi. Bu konuda hata
yapıyoruz değerli arkadaşlar. Anayasa Mahkemesi kararları var
geçmişte bu konuyla ilgili, aynı bu şekilde geçmişte yapılmış iki
tane hata var. Sayın Bakan hukuk fakültesi mezunu, Sayın Müsteşarı
hukuk fakültesi mezunu, bunları benden çok daha iyi bildiklerine
inanıyorum. Bunun mahkemeden geri döneceği açık, ortada, ama şu da
var tabii ki… Biliyorsunuz,
bundan önce 2010 Girişim Grubu vardı, Sayın Egemen Bağış da bu grubun
içinde, 2010 Girişim Grubu da karşı çıkıyor buranın yıkılmasına.
Geçmişte, geçen dönem milletvekili olan arkadaşlarım çok iyi hatırlayacaklardır:
Hemen şurada Balgat’ta Ömer Seyfettin Lisesinde fizik dersleri boş
geçiyordu. Ben Ankara’da derslerin boş geçtiğini göstermek için
Meclis Başkanlığına bir dilekçe yazdım, “Oradaki fizik derslerine
ücretsiz girmeye talibim.” dedim. Meclis Başkanlığından bana gelen
yazıda “Sen yasamanın bir üyesisin, derse girersen yürütmenin emrine
girmiş olursun, milletvekilliğiyle bağdaşmayacak bir iş.” dendi.
Sadece ücretsiz yapılacak öğretmenlik için! Peki, Sayın Bağış’ın
bu yeni görevi devam edecek mi? Bunlar milletvekilliğiyle bağdaşan
işlerden mi? Doğrusu merak ediyorum, gelirlerini de merak ediyorum… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
İnce, bir dakikalık süre veriyorum; konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. MUHARREM İNCE
(Devamla) – Yine, sanatta yükselen toplumlardan, AKP’nin kültüre,
sanata verdiği önemden bahsedildi. Kültür Bakanlığını siz kapattınız,
sanatın içine tüküren Belediye Başkanı sizin partide, “Sanatçılar
evlerinde ölsün.” diyen Bakan sizin Bakanınız, Kültür Bakanlığının
organizasyon ihalesini verdiğiniz müteahhit, bir sanatçıyı dövdü!
Karikatür bir sanat değil mi? Karikatüristi mahkemeye veren Başbakan!
Ve bütün bunları, Avrupa 2010 Kültür Başkenti olayını bir dış politika
başarısı gibi gösterdiniz. İnşallah, Kuzey Irak’taki başarıya
benzemez bu! Ve Sayın Egemen
Bağış, Sayın Başbakanına bu çevirileri yaparken sadece sözleri
değil, gözleri de çeviriyor mu acaba diye düşündüm. Çünkü, Sayın Başbakan, Bush’un gözlerinden anlamıştı
PKK karşısındaki kararlılığını! Önümüzdeki maddelerde
Sayın Bakanın açıklamalarına ve Sayın Egemen Bağış’ın çelişkilerine
devam edeceğim. Yüce Meclise
saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Madde üzerinde,
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili ve
Grup Başkan Vekili Sayın Mehmet Şandır. (MHP sıralarından alkışlar) EGEMEN BAĞIŞ
(İstanbul) – Sayın Başkanım, ben şahsımla ilgili olarak bir açıklamada
bulunmak istiyorum. BAŞKAN - Sayın
Şandır’a söz verdim şu anda Sayın Bağış. Sonrasında. MHP GRUBU ADINA
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz 16 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde
Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım.
Şahsım ve grubum adına muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; burada evet-hayır oylarımızla bir kanun
kabul ediyoruz; bir kanun geçiyor, bir hukuk kuruyoruz. İlzam etmek
istemiyorum ama, arkadaşlarımın el kaldırırken
bu kanunu yeterince okuduklarını zannetmiyorum. Ben okudukça
şöyle bir duyguya kapıldım: Devasa bir kuruluş oluşturuyoruz, yeni
bir yapı oluşturuyoruz, adına da “özerk bir tüzel kuruluş” diyoruz.
Özel hukuku olan bir tüzel kuruluş oluşturuyoruz. Tasarının 5’inci
maddesi ve devam eden 6’ncı, 7’nci, 8’inci ve diğer maddeleri, yani yapılanma
maddeleri olarak değerlendireceğimiz 5’ten başlayan beş altı maddeyi
incelediğimizde göreceksiniz ki, bütünüyle siyasi iktidarın
kontrolünde, yani özerk bir tüzel kuruluş değil, siyasi iktidarın
kontrolünde, yeni, devasa bir kuruluş oluşturuyoruz. Tabii şu sorunun
cevabını alabilmiş değiliz: Niye ajans? Koordinasyon Kurulu, Danışma
Kurulu, Yürütme Kurulu; yani, bu kurulların adını niye “ajans” koyuyoruz
da “kurum” koymuyoruz veya hukukumuzda tanımını bulan bir başka
şekilde değerlendirmiyoruz? Bunu, Sayın Bakanım “yadırgıyorum”
diye cevaplandırdı, ama bu sorunun cevabında birtakım endişeler,
belirsizlikler olduğunu ifade ediyorum. Değerli milletvekilleri,
bakınız , Koordinasyon Kurulu Başbakanın
başkanlığında veya atayacağı bir bakanın başkanlığında. Danışma
Kurulunun Başkanını yine Başbakan belirliyor. Yürütme Kurulunun
Başkanını, Koordinasyon Kurulu Başkanı, yani Başbakanın atadığı
Koordinasyon Kurulu Başkanı belirliyor. Oluşturulmaya çalışılan
bu yapıda bir Genel Sekreterlik, bir Genel Koordinatörlük var ve
bunlara bağlı istenildiği kadar da komite kurmasına imkân veriyor
kanun. Hiçbir denetime tabi değil. Biraz sonra ilgili
maddeler geldiğinde, arkadaşlarım -grubum adına- bu denetim,
alım-satım meselesini, yani oluşturulan bu devasa bürokratik yapının,
özerk bu tüzel kişiliğin hukuki yönünü, denetimiyle, alım-satımıyla
sorgulayacaklar, cevaplarını birlikte arayacağız, ama oluşturulan
bu yapı içerisinde gerçekleştirilmeye çalışılan proje, 2010 yılında
İstanbul’umuzu kültür başkenti hâline getirmek -temennimi arz etmiştim
daha önceki konuşmada- Türk kültürünün küresel dünyaya sunulduğu
bir başkent hâline getirmek. Bunu gerçekleştirmek için, maddi
konuları belirleyen kanun maddesinde -tasarıdaki maddede- oranları
konulmayan, miktarları tahmin edilmeyen, ama,
yapılacak işleri sıraladığında, muhtemel, 1 milyar dolara ulaşacak
bir bütçenin kullanımı söz konusu. Şimdi, sizin
adınıza, Türkiye’yi Türk milleti adına yöneten bu Meclis adına soruyorum
veya düşünüyorum: Böyle büyük bir projeyi gerçekleştirmek… Gerçekten
önemli bir proje, İstanbul’umuza yakışır. Muhalefet partisi olarak
bu kanuna “hayır” demek zorluğunu yaşıyoruz, çünkü,
İstanbul her şeyin en güzeline layık. “Bir fırsattır” diye değerlendirdi
arkadaşlar, doğrudur. Bu fırsatın iyi değerlendirilmesi, iyi kullanılması
ve İstanbul’a kalıcılığı olan eserler kazandırılması, kültür başkenti
İstanbul üzerinden Türk kültürünün medeniyet değerine ulaşmış unsurlarının
insanlığın beğenisine sunulması önemli bir hadise. Bunu bir fırsat
olarak görüyorum, değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. 22 madde, 2 geçici
maddeyle, toplasanız dört yapraklık bir kanunla, bu kadar büyük bir
projeyi, belirlenmemiş, netleşmemiş çok ciddi gelir kaynaklarıyla
–ki, bu gelir kaynakları kamu kaynaklarıdır, bu ayrı bir tenkit konusu-
oluşturuyorsunuz, kullanımını 5 kişilik bir heyete devrediyorsunuz.
Bu heyetin sorgulanmasını milletin denetiminden saklıyorsunuz.
Yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi Türk milleti adına idarenin tüm
işlemlerini denetlemek yetkisindeyken, kamu kaynaklarıyla oluşturulan
bu projenin, bu yapının denetimini neden, millet adına, Türkiye Büyük
Millet Meclisi adına Sayıştaya vermiyorsunuz? Sizin adınıza soruyorum.
Ben düşünüyorum: Böyle büyük bir proje, böyle büyük bir kaynağın kullanımında
bu türlü cevapsız sorulara niye muhatap olmayı gerekli görüyorsunuz?
Bunu, gerçekten, okudukça düşünüyorum. Devasa bir kuruluş
oluşturuyoruz bugün burada. İdare hukuku açısından, idarenin bütünlüğü
açısından, Anayasa’mızın 123, 124, 126’ncı maddeleri, sorgulaması
yapıldığı takdirde hukukçularımız tarafından, belki Anayasa Mahkemesi
tarafından, birçok riskleri de beraberinde getiren bir düzenleme
getirmişsiniz ve bu düzenlemede netleşmemiş, tanıma ulaşmamış
bir kaynak kullanımı, kaynak oluşturmayı ve bunun yönetimini de küçük
küçük maddelerle geçiriyorsunuz. “Alım-satım” maddesi diye bir madde
var; 5 kişi oluşturuyorsunuz. Niye 7 kişi değil, 5 kişi? Bir başka soru:
Sayın Bakanım, bu soru sorulacaktır size. Oluşturulan alım-satım
komisyonu, bütçe ve ihale komisyonu, 5 kişi oy birliğiyle mi karar
verecekler, oy çokluğuyla mı karar verecekler? Milyarlık alım yapacak,
milyarlık projeleri uygulayacak. Yani, AKM’nin yerine, böyle, yarışmalı
bir proje tespitinden sonra, üç yıl içerisinde bitirilmek kaydıyla
devasa bir proje uygulayacaksınız ve bunun tamamının yapımını
bu 5 kişi kararlaştıracak. Bu 5 kişinin kişiliklerine, kurumlarına
girmeye zaman yok, ama bu 5 kişi kararını oy birliğiyle mi verecek,
oy çokluğuyla mı verecek? Eğer, oy çokluğuyla verilecekse, sizin
kurduğunuz bütçe ve ihale komisyonunda İstanbul Valiliği, İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı var;
diğer iki sivil toplum kuruluşunun varlığı çok da bir şey ifade etmeyecek.
Yani, denetim yetkisini, denetim meselesini önemsemiyor musunuz?
“Şeffaflık” diyor Sayın Bakan, her defasında kişisel taahhütlerde
bulunuyor ve niyet okunmaması, korkuların kuşatılmaması gibi
umut veriyor ama, yani, şu sorunun cevabını nasıl
karşılayacağız: Diyelim ki, işte, 1 milyara ulaşan üç yıllık bir yatırımı,
bir projeyi, siz, hangi belirlenmiş, tanımlanmış hukuk kurallarına
göre yapacaksınız, kullanacaksınız, gerçekleştireceksiniz ve
hangi denetim mekanizmasıyla millete hesabını vereceksiniz? Bu kanun, belki
uzun çalışmalar sonunda hazırlandı, ama benim, bu kanunun arkasındaki
siyasi iradenin, bu kanunun muhtemel sonuçlarının sorumluluğunu
taşıyamayacağı gibi bir kanaatim var. Zor olacak. Daha iyisini,
daha şeffafını yapabilmek… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Buyurun
Sayın Şandır, konuşmanızı tamamlayınız. MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Siyasi iktidar açısından hiçbir
şaibeye veya hiçbir endişeye mahal vermeyecek şekilde bir kurum kurulabilir,
bu kuruma dayalı hukuk kurulabilir ve muhalefetiyle, iktidarıyla
bu kanun buradan geçer, bu kanunun uygulayıcıları da cesaretle,
millete tarihî bir hizmeti yerine getirebilirler, ama bu kanun böyle
çıktığı takdirde, hukuken, siyaseten birçok soruya cevap verebilme
imkânı vermeyecektir. Bu sebeple,
biz, bu kanunun bütününe belki “evet” diyeceğiz ama,
bu maddelere, birçok bundan sonraki maddelere, bu anlamda, bu endişeler
doğrultusunda “hayır” diyeceğiz. Bu kanun, doğru düzenlenmemiş ve
maalesef, sonuçları itibarıyla da sıkıntıya ulaşacak bir kanundur.
Bu duygularla,
hepinize saygılar sunarım. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. AK Parti Grubu
adına, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış. Sayın Bağış, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Çok değerli milletvekili
arkadaşlarım, İstanbul’un Avrupa kültür başkenti seçilmesiyle
ilgili işlerin yürütülmesini sağlayacak oluşumların hazırlanmasıyla
ilgili kanunumuzda, mensubu olmaktan onur duyduğum Adalet ve Kalkınma
Partisi adına huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Biraz evvel burada
söz alan muhalefet partisi temsilcisi arkadaş, ismimi de kullanarak,
işte “Sayın Bağış’ın bu 2010 projesinde yer alması, yürütmeyle yasama
arasında bir kargaşa yaratmıyor mu? Devam edecek mi? Nasıl böyle bir
şey yapar? Ben, öğretmenlik yapmak istedim, ben yapamadım.” falan gibi,
böyle bir acizlik ifadeleri kullandı. Arkadaşlar… KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan “aciz” ifadesini kullanamaz Sayın Konuşmacı. EGEMEN BAĞIŞ
(Devamla) – Peki “acizlik” ifadesini… Bir ifadeler kullandı diyelim
Sayın Grup Başkan Vekili, gönlünüz rahat olsun, arkadaşınızın ne
kullandığını herkes biliyor. Şunu söyleyeyim:
Ben, İstanbul halkının oylarıyla seçilmiş bir milletvekiliyim. Temsil
ettiğim ilimin her türlü konumda yükselmesi için elimden gelen her
türlü çabayı sarf etmek, benim bir yerde görevim. İstanbul halkı da
bu yüzden bizim oylarımızı artırarak bizi yeniden buraya gönderdi.
Bu yüzden, ikinci dönemdir İstanbul Milletvekili olarak görev yapıyorum.
Ben, gün geldi, sizlerin iktidarda olduğunuz dönemde,
sizlerin belediye başkanlığını üstlendiğiniz dönemde mezbelelik
hâline gelen ve cumhuriyet tarihinde tek bir modern sanat müzesi bile
yapılmayan bu ülkede, ilk defa bir modern sanat müzesi kurulması
için öncüleri arasında yer aldım, kurucuları arasında yer aldım,
bugün de hâlâ mütevelli heyetinde bulunmaktan onur duyduğum, “İstanbul
Modern” gibi, 2 milyondan fazla insanın ziyaret ettiği bir müzenin
kurucuları arasında yer aldım. Gün geldi, yine
partimin, yine hükûmetimin, Başbakanımın verdiği görev çerçevesinde,
seçim bölgemde, yine, boş duran, taa Osmanlı döneminde İstanbul’a
elektrik sağlayan Silahtarağa Elektrik Santralinin, Bilgi Üniversitesiyle
birlikte bir sanayi ve sanat müzesi hâline gelmesi için çalışmalarda
bulundum ve o müzenin de kurucuları arasında yer aldım. İstanbul’un Avrupa
kültür başkenti olma hevesi 2000 yılında başlıyor. 2005 yılına kadar,
bu projeyle ilgili olarak fazla bir yol katedilemiyor. Bu noktada
bu projeyi başlatan arkadaşlar Sayın Başbakanımıza başvurduklarında,
bir İstanbul milletvekilini bu konuyla görevlendirmesini rica ettiklerinde,
ben de, bir İstanbul Milletvekili olarak bu görevi büyük bir memnuniyetle
yapacağımı belirttim ve 3 Ekim 2005 tarihinde, Sayın Başbakanımızın
da görevlendirmesiyle, İstanbul Kültür Başkenti Girişim Grubunun
Danışma Kurulu Başkanlığını üstlendim. Onur duyuyorum.
İstanbul’a “Kültür Başkenti” titrini kazandırmış
olan yüzlerce gönüllüyle birlikte bu konuda omuz omuza mücadele etmiş
olmaktan onur duyuyorum. Bunu burada eleştirecek bir konu hâline
getirmiş olmanızdan dolayı da sizleri ayıplıyorum! İstanbul halkının
da, sandıklarda yaptığı gibi, sizi ayıpladığından da eminim. Arkadaşlar, bu
proje çerçevesinde, biz, dün de söylediğim gibi, yüzlerce gönüllüyle
birlikte… MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sen aldın mı, almadın mı? EGEMEN BAĞIŞ
(Devamla) – Tek kuruş almadım. Tek kuruş almadım. O, Anayasa’mıza
da aykırıdır. Bu yüzden, ben, Yürütme Kurulunda değil, Danışma Kurulunda
görev aldım. MUHARREM İNCE
(Yalova) – Evet, biliyorum. EGEMEN BAĞIŞ
(Devamla) – Tabii, sizin gibi, işte, her şeyin ucunda para ararsanız
böyle olur! (AK Parti sıralarından alkışlar) Arkadaşlar,
ben, paramı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onurlu bir üyesi olarak
maaşımı alıyorum, onun karşılığında da görevimi fazlasıyla yapmaya çalışıyorum.
Burada insanlara iftira atmadan evvel, yanlış laflar kullanmadan
evvel biraz düşünün. Bilmiyorum var mı ama, sahip
olmaya çalışın, vicdan denen bir şey var. Vicdanınızı dinleyin bir
parça. Bu çerçevede,
yüzlerce gönüllü arkadaşımla birlikte… Buradan hepsine bir kez
daha tebriklerimi gönderiyorum, bu onların zaferidir. Bu, İstanbul’daki
kırkın üzerindeki sivil toplum kuruluşunun temsilcilerinin, gönüllülerinin
çabalarıyla elde edilmiş bir zaferdir. İstanbul’u, Sayın Cengiz Aktar’ın
Avrupa kurallarında yapılan bir değişikliği fark etmesiyle gündeme
getirip İstanbul’un adaylığı söz konusu olunca, bu arkadaşlarımız
yıllarca çabaladılar ve sonunda Başbakanımızın Nuri Çolakoğlu’nu
Yürütme Kurulu Başkanlığına, beni Danışma Kurulu Başkanlığına
görevlendirmesiyle yeni bir motivasyon, yeni
bir ivme kazandı bu proje. Bu çerçevede, biz, gittik, Ankara’daki
AB üyesi bütün ülkelerin büyükelçileriyle yemek yedik, onlara
projemizi anlattık. Çok güzel bir İstanbul tanıtım ve proje dosyası
hazırladık. İstanbul’daki başkonsoloslarla bir araya geldik. Bütün bu süreç devam ederken arkadaşlar -nasıl Türkiye’nin
içinden Türkiye’ye zarar vermek isteyen ve Türkiye’yi geriletmek
isteyen böyle geri kalmış zihniyetler varsa, maalesef, yurt dışında
da Türkiye’nin ve Türk değerlerinin eksilmesi için, onlara zarar
vermek için çabalayan zihniyetler var- durup dururken, Avrupa Parlamentosunda
Polonyalı birtakım Avrupa Parlamentosu üyeleri Kiev’i, Ukrayna’nın
Kiev şehrini bize karşı rakip çıkardılar. O süreçte, bir anda, maalesef, bunu bir medeniyet projesi
hâline, işte Müslüman Türkiye’nin bir şehri değil de Hristiyan Ukrayna’nın
bir şehri olsun diye, Kievlilerin haberi bile yokken, bize karşı
rakip gösterildiler. Bununla ilgili mücadele etmek için, bu sefer,
Avrupa Parlamentosunda salonlar tuttuk. Dün anlattım, İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanımızdan rica ettik, jüride olma ihtimali olan, 6
kişilik jüriye girme ihtimali olan 100 tane Avrupa’nın kültür adamına
tek tek kitaplar imzalattırdık, gönderdik. Valimizden rica ettik…
İlk defa cumhuriyet tarihinde İstanbul’dan Valimiz, Belediye Başkanımız,
milletvekili, sivil toplum kuruluşu temsilcileri hep birlikte
Brüksel’e gittik ve İstanbul’un başvuru dosyasını birlikte verdik,
orada basın toplantıları düzenledik. Orada, Joost Lagendijk gibi
Türkiye’ye dostluğunu simgeleyen, eşi de Türk olan bir Avrupalı
parlamenterle birlikte, Avrupa Parlamentosunda, Türkiye’nin ve
İstanbul’un ne kadar önemli bir şehir olduğunu Avrupa Parlamentosunda
ilan ettirdik. Daha sonra bu jüri belirlendi. Jürinin önünde bir sunuş
yapmak için hazırlıklar yaptık. 6 kişilik bir heyet oluşturduk arkadaşlar.
Ben, dün, burada uzun uzun vaktinizi almak istemedim, ama, böyle ithamlarla karşı karşıya kalınca, bunları
bilmenizde ve bunların Meclisimizin kayıtlarına geçmesinde fayda
var. Biz yarım saatlik
bir sunuş hazırladık, ama, karşımızda da bir rakip
var, ülkemizi temsil ediyoruz, oradan kötü bir neticeyle dönmeyelim
diye, daha evvel bu jürilerde çalışmış olan, jüri üyeliği yapmış
olan ve jüride başkanlık yapmış olan yetkilileri danışman olarak
tuttuk, İstanbul’a getirttik, onların önünde yarım saatlik sunuşumuzu
yaptık. İlk defasında dediler ki: “Bu sunuşla pek fazla şansınız olmaz.”
Onların önünde arkadaşlarım defalarca provalar yaptılar, sunuş
metnimizi değiştirdik, İstanbul’un hangi özelliklerini ön plana
çıkaracağımızı belirledik. Üniversite imtihanlarına hazırlanan
öğrenciler gibi hepimiz oturduk saatlerce, günlerce ders çalıştık.
Bunların neticesinde gittik yarım saatlik sunuşumuzu yaptık. Yarım
saatten sonra da soru-cevap olacaktı. Soru-cevabın onuncu dakikasında,
daha doğrusu iki soru geldikten sonra, jüri başkanı “Çıkabilirsiniz.”
dedi. Arkamızdan Kiev heyeti girdi. Onlar girdiler ve bir saatten
fazla kaldılar, çıktılar. Biz de tabii endişelendik acaba bir sıkıntı
mı var diye. Daha sonra öğrendik arkadaşlar, öyle etkileyici bir
sunuş yapmış ki arkadaşlarımız orada -ben de o jüriye giden 6 kişilik
İstanbul heyetinin içerisinde olmaktan onur duyuyorum- öyle iyi
bir sunuş yapmışız ki, jüri soracak soru bulamamış ve ilk defa bir
şehir oy birliğiyle, jürinin oy birliğiyle İstanbul kültür başkentliğine
önerildi. Bu önerilmeden
sonra biz yine bir siyasi oyuna denk geliriz, yine bir siyasi oyunla
karşı karşıya kalırız diye, bu sefer Avrupa Parlamentosu üzerinde,
Avrupa Komisyonu üzerinde ve Avrupa Birliği Bölgeler Komitesi
üzerinde temaslarda bulunduk. Büyükşehir Belediye Başkanımızdan
rica ettik, oraları ziyaret ettik birlikte. Milletvekillerimizden
rica ettik, birlikte ziyaret ettik. Bugün Cumhuriyet
Halk Partisi sıralarında artık olmayan, belki de çalışkanlığı sizleri
rahatsız eden bir bayan milletvekiliniz vardı. Onu da rica ettik. BAŞKAN – Sayın
Bağış, lütfen… EGEMEN BAĞIŞ
(Devamla) – Muhalefetten de birisi olsun, sosyal demokrat Avrupalı
parlamenterleri etkileyelim diye… Sağ olsun, İstanbul Milletvekili
olarak o da kırmadı bizi, o da geldi. BAŞKAN – Sayın
Bağış, partilerin iç hukukuyla ilgili konulara girmeyelim. Lütfen
efendim. EGEMEN BAĞIŞ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum. Peki Başkanım. Sonuçta… RAMAZAN KERİM
ÖZKAN (Burdur) – Sizin de vardı iki çalışkan milletvekili orada. Biz
de onlara üzülüyoruz. EGEMEN BAĞIŞ
(Devamla) – Sonuçta, arkadaşlar, İstanbul hak ettiği bu titre kavuştu. Şimdi, buradaki
muhalefet sözcüsü arkadaşım diyor ki: “İşte, AKM şöyle, AKM böyle…”
Arkadaşlar,
AKM dediğiniz, yapımı otuz yıl sürdükten sonra… Bir sürü aralarda
ödenek sıkıntıları falan çıkarıp, iktidarların kavgaları sonucunda…
Araya darbeler girmiş… Yapıldıktan sonra, altı ay sonra, içinde IV.
Murat’la ilgili bir oyun oynanırken, kim tarafından da olduğu hâlâ
bilinmeyen birileri tarafından yakılıyor ve daha altı aylık bir
kültür-sanat sarayıyken yerle bir ediliyor. Ondan sonra yeniden inşa
ediliyor ve hızlı yapalım diye tamamen çarpık bir şekilde yapılıyor.
Onun için Sakarya Üniversitesinin raporları var, onun için ortalıkta
böyle sıkıntılar var. Yoksa, orası aslında
belki de siyasi utancın anıtı haline geldi. Orayı yakmakla itham
edilip, Ziverbey Köşkü’nde çok sıkıntılar yaşayan insanlar daha
sonra beraat ettiler. Ama, onlar da sizlerin
ve sizin arkadaşlarınızın çıkardığı aflarla, ondan sonra omuz omuza
geçip karşımızda böyle ermiş yatır rolü oynuyorlar. Biz bunları komedi
olarak görüyoruz. Arkadaşlar, yine
tipik bir muhalefet trajedisiyle karşı karşıyayız. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Bağış, bir dakikalık süre veriyorum, konuşmanızı tamamlayınız
efendim. EGEMEN BAĞIŞ
(Devamla) – İstanbul’umuz hak ettiği titri çok
zor bir mücadele sonrası almıştır. Ben, temsil etme onurunu taşıdığım
İstanbul’un bu titri alması için Danışma Kurulunda
bana verilen görevi elimden gelen en iyi şekilde yapmaya çalıştım.
Ümit ediyorum ki, bundan sonraki süreçte sizlerle birlikte çalışırız,
bu titrin hakkını vermek için; nasıl biz bir HABİTAT’ı
hakkını vererek yaptıysak, nasıl bir NATO zirvesini, İKÖ zirvesini
hakkını vererek yaptıysak, İstanbul 2010 projesini de, yine, hep birlikte,
omuz omuza çalışarak, hakkını vererek yaparız ve ülkemizin adını
dünyada bir kez daha gururla duyururuz. Hepinize beni
dinlediğiniz için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Şahsı adına
İstanbul Milletvekili Canan Kalsın. Buyurun Sayın
Kalsın. (AK Parti sıralarından alkışlar) MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkan, yerimden kısa bir açıklama yapabilir miyim? BAŞKAN – Ben Sayın
Bağış’a sataşma gerekçesiyle falan söz vermedim, AK Parti Grubu
adına söz aldı. O şekilde söz verdim. Yani, burada bir sataşma falan
yok. Sadece sizin söylediğiniz ifadelere cevap verdi. RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Efendim, ismini zikrederek… BAŞKAN – Efendim,
bir şey varsa, ben incelettiririm, cevap veririm. Yani, böyle bir
şey… MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkan, siz Başkan Vekilisiniz, yerimden pek kısa bir açıklama yapmama
izin verebilirsiniz pekâlâ. BAŞKAN – Sayın
İnce, müracaatınızı yapın, değerlendirelim. Buyurun Sayın
Kalsın. CANAN KALSIN
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’yla ilgili, 5’inci madde
üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sevgili arkadaşlar,
İstanbul, medeniyetlerin kucaklaştığı, iki ayrı kıtayı birbirine
bağlayan ve kültür başkenti olmayı kelimenin tam anlamıyla hak
eden bir cazibe merkezidir. Birçok medeniyete başkentlik eden İstanbul,
büyük hükümdar Fatih Sultan Mehmet’in fethiyle birlikte Yeni Çağın
da kapısını açmıştır. Çağ değişimine
adını yazdıran, iki ayrı yakasında iki büyük kıtadan topraklar taşıyan
şehrimiz, bugün, camileriyle, saraylarıyla, müzeleriyle, kültür
dokusuyla ve modern yapılarıyla, yalnız ülkemizin değil, dünyanın
da göz bebeğidir. İstanbul, geçmişiyle, üzerinde yaşayanların bıraktıklarıyla
ve coğrafi konumuyla medeniyetlerin başkenti olmayı fazlasıyla
hak etmiştir. Değerli arkadaşlar,
Türkiye’nin büyümesine paralel olarak İstanbul da gücünü, etkinliğini,
tanınırlığını artırmaktadır. İstanbul’un 2010 Avrupa kültür başkenti
seçilmesi, başta turizm olmak üzere, çevreden ulaşıma, hizmet sektörüne
kadar birçok sektörde yeni gelişmeleri tetikleyecektir. İstanbul’un
kültür başkenti olması peki niçin bu kadar önemli? 21’inci yüzyıl artık
dünyada kentler yüzyılı olarak bilinmekte. Kentler kimliklerini,
kültürlerini canlandırarak, ileriye taşıyarak ve birbirine anlatarak
oluşturuyorlar; kültür aracılığıyla daha iyi anlıyor, daha iyi tanınıyorlar.
Böylece kültürün günlük yaşama katılması, toplumun her kesimine
yayılması daha da önem kazanıyor. Avrupa kültür
başkenti seçilen kentlerin dünya kültürüne yaptıkları katkıyla global kültür zenginleşiyor. İstanbul’un 2010’da Avrupa
kültür başkenti olmasıyla birlikte İstanbul da kendi kültürünün
köklerini yeniden keşfedecek ve birbirini anlama yolunda önemli
bir adım atılmış olacaktır. Birbirini anlama konusunda bir utanç vesilesi
olan İstanbul Üniversitesi ikna odalarının mucidi olanlardan farkımız,
bizim, farklılıkları zenginlik olarak görmemiz ve bu vesileyle ifade
etmek istiyorum. Sayın milletvekilleri,
İstanbul’un Avrupa kültür başkenti seçilmesi, ülkemizin tanıtımı
ve kültürel zenginliğinin ön plana çıkarılması açısından büyük
bir kazançtır. Bu itibarla, İstanbul’un adı, layık olduğu şekilde,
artık tüm dünyada kültür ve sanatla birlikte daha fazla anılır olacak,
kültürel mirasın sürdürülebilir bir biçimde yönetilmesine fırsat
yaratılacak, kenti artan bir çekim noktası hâline getirecektir. İstanbul, kentsel
dönüşüm, şehircilik, çevresel ve sosyal anlamda kalıcı kazanımlara
kavuşacaktır. Kültür varlıklarımızın korunacağı ve sergileneceği
yeni müzeler kurulacak, tarihî binalar yenilenecek ve yeni işlev
kazandırılarak halka açılacaktır. İstanbullular
farklı sanat disiplinleriyle kucaklaşacak, genç ve yetenekli insanlar
sanatsal yaratıcılıkla daha yakın bir ilişki kurma olanağına kavuşacaktır.
İletişimden organizasyona, eğitimden tasarıma gelişim sağlanacak
ve pek çok kişi için istihdam sahası yaratılacaktır. Kültür turizmi
hareketlenecek, gelişecektir. Eğitimli ve kültürlü turistin normal
turistin 3 katı daha fazla harcama yaptığını düşünürsek, İstanbul’un,
Avrupa kültür başkenti unvanıyla birlikte büyük bir turizm potansiyelini
de yakalayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Elbette, bu süre
zarfında Avrupa ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gelecek olan kültür
ve sanat insanları da ülkemizi yakından tanıyacak, kültürel varlıklarımızı
ziyaret edecek ve İstanbul bir marka hâline gelecektir. Her bir sokağın
ayrı bir tarihe tanıklık ettiği, çok kültürlülüğün ve zenginliğin
beşiği İstanbul, kendi nüfusunun birkaç katı oranında turistin geleceği
bir cazibe, bir kültür merkezi, açık hava müzesi olacak ve tarihin
izlerinin bugüne taşındığı kültürün odak noktası olacaktır. İstanbul’un Avrupa
kültür başkenti seçilmesi, Avrupa ile kültürel ilişkilerin yanı
sıra, ekonomik ilişkilerin de geliştirilmesine hiç şüphesiz önemli
bir katkıda bulunacaktır. Değerli milletvekilleri,
bu saymış olduğum faktörlerin yapılabilmesi ve uygulanabilirliği
noktasında, çıkaracağımız bu kanunun 5’inci maddesi gereği bir
Koordinasyon Kurulu oluşturulacaktır. Bu kurul da, Avrupa Birliği
müzakerelerini yürüten Bakan, Tanıtma Fonundan sorumlu Bakan,
İçişleri Bakanı, Maliye Bakanı, Kültür ve Turizm Bakanı, İstanbul
Valisi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanından oluşacaktır. Avrupa
kültür başkenti olarak İstanbul’da yapılacak etkinliklere ilişkin
hazırlıkları izleyecekler ve yılda bir kere toplanacaklardır. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Kalsın, konuşmanızı tamamlayınız lütfen. Buyurun. CANAN KALSIN
(Devamla) – Değerli milletvekilleri, yasanın bugünkü hâle gelmesini
sağlayan, başta Başbakanımız olmak üzere, ilgili bakanlarımıza,
komisyon üyelerimize, İstanbul Valisine ve Büyükşehir Belediye
Başkanına teşekkür ederim. Bu kanunun ülkemize
hayırlı olmasını diliyor, sözlerimi, Ulu Önder Atatürk’ün sözüyle
bitiriyorum: “İki büyük dünyanın buluşma noktasında, Türk vatanının
süsü, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin göz bebeği İstanbul,
bütün vatandaşların kalbinde yeri olan şehirdir.” Kalbimizde
olan şehrin milletvekili olarak hepinize teşekkür ediyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kalsın. Şahsı adına,
İstanbul Milletvekili Mustafa Ataş; buyurun. (AK Parti sıralarından
alkışlar) MUSTAFA ATAŞ
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan
önce, bir temennimi sizlerle paylaşmak istiyorum. O da yüce Mecliste
öncelikle saygın ve seviyeli siyaset yapmak hepimizin görevidir
diye düşünüyorum. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Doğrudur. FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Çok doğrudur. MUSTAFA ATAŞ
(Devamla) – Yüce Meclisin saygınlığını muhafaza etmek hepimizin
görevidir diye düşünüyorum. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Bu da doğrudur. MUSTAFA ATAŞ
(Devamla) – Dolayısıyla, milletvekilleri olarak, bizden sonra gelecek
genç nesillere örnek olmak hepimizin görevidir diye düşünüyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Doğru. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Doğru. MUSTAFA ATAŞ
(Devamla) – Siyaseti gençlere sevdirmek ve gençliğimizin siyasetle
ilgili olmasını sağlamak hepimizin görevidir diye düşünüyorum.
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) – Bir şey daha ilave et: Düzgün siyaset yapmak. MUSTAFA ATAŞ
(Devamla) – Dolayısıyla, Türk gençliği giderek siyasetten ilgisini
kesmekte, uzaklaşmakta, bu da Meclisteki birtakım davranışlarımızın
sonucunda gençlerimiz siyasete uzak kalmayı yeğlemektedir. Onun
için böyle bir görevimizin olduğunu da hatırlatmak istiyorum. Yine Tunceli
bağımsız Milletvekili Sayın Kamer Genç’in, herhâlde Tunceli’yle
hiç ilgisi olmadığı için, Büyükşehir Belediyesinin ve AK Partili
belediyelerin, değil sadece Tunceli’ye, Türkiye’nin bütün illerine
yapmış olduğu yardımlardan herhâlde haberi yok. İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Tunceli Belediyesine sıfır Mercedes çöp kamyonu hediye
etmiştir. Bundan herhâlde Sayın Genç’in haberi yok. Burada olmadığı
için yine habersiz kalacak. Ayrıca, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi, bu sene, Tuncelili 2 bin aileye Tunceli’de
gıda yardımı yapmıştır ve bu yardımlar da devam etmektedir. Bundan
da Sayın Kamer Genç’in bilgisi yok. (CHP sıralarından “Seçim dönemi
mi?” sesleri) RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Seçimden önce mi yapıldı? MUSTAFA ATAŞ
(Devamla) – Seçimle alakası yok. RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Seçim esnasında mı yapıldı? BAŞKAN – Sayın
Ataş, Genel Kurula hitap edelim. MUSTAFA ATAŞ
(Devamla) – Arkadaşlar, araştırın, ramazan ayında bu yardımların
yapıldığını göreceksiniz. Lütfen bilgi sahibi olun. Ve AK Partili
belediyeler, sadece Türkiye’deki illere değil, Türk cumhuriyetlerindeki
vatandaşlarımıza ve Balkanlardaki tüm Türk vatandaşlarımıza bu
yardımları yıllardır yapmaktadır. Lütfen bir ilgili olun ve araştırın.
Dünyanın merkezinde
yer alan, çağ açıp çağ kapatan, üzerine duygu dolu sözler yazılan
İstanbul’umuz, tarihî anıtları, abideleri ve göz kamaştırıcı görünümüyle
dünyanın ve ülkemizin gözünün nurudur. İstanbul, Roma, Bizans, Osmanlı
gibi tarihe damgasını vurmuş üç büyük imparatorluğa ev sahipliği
yapmıştır. Bu, dünyada tektir. Bu medeniyetlerin oluşturduğu sentezi
bugünün insanlarına tanıtmak da bizim üzerimize düşen en önemli
görevlerden birisidir. Tasarıyla,
İstanbul’u 2010 yılı Avrupa kültür başkenti olarak hazırlamak,
2010 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak ve yönetmek, kamu
idarelerinin ve kuruluşlarının yapacakları çalışmalarda koordinasyonu
sağlamak amacıyla 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansının kurulması
hedeflenmektedir. Amaç İstanbul’a ve İstanbullulara hizmet etmektir.
Üzerinde konuştuğumuz söz konusu projenin İstanbul’un kültür alanında
hak ettiği değeri almasını sağlayacağı kanaatindeyim. Tarihiyle,
doğasıyla, coğrafi konumuyla her zaman övündüğümüz İstanbul’u tanımayanlar
ya da yanlış tanıyanları aydınlatmamız için bu proje çok önemli bir
fırsattır ve bu kanunla, gerçek anlamda da Avrupa kültür başkenti
olması için gerekli organizasyonun yasal düzenlemeleri yapılacaktır. Söz konusu tasarıda
düzenlenen 5’inci maddeyle bir Koordinasyon Kurulunun kurulması
öngörülmüştür. Bu Kurulun kurulmasıyla 2010 yılında Avrupa kültür
başkenti olarak İstanbul’da yapılacak etkinliklere ilişkin hazırlıkların
izlenmesi, kamu kurum ve kuruluşlarının eş güdüm içinde çalışmasını
sağlayacak tedbirlerin alınması amaçlanmıştır. Böylesine kapsamlı
ve organize bir etkinlikte işleyişi kontrol edip koordinasyonu
sağlayacak bir Koordinasyon Kurulunun kurulmasının zorunluluğu
açıktır. Madde ile Koordinasyon Kurulunun 10 üyeden oluşması öngörülmüştür.
Kuru (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Ataş, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. MUSTAFA ATAŞ
(Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Koordinasyon
Kurulu, etkinliklerle ilgili hazırlıkları izlemek ya da koordinasyonu
sağlamak üzere ihtiyaç duyduğunda toplanabilecektir. Fakat, madde ile kurulun yılda en az bir defa toplanması
öngörülmüştür. Değerli arkadaşlar,
benden önceki konuşmacı arkadaşlarımız da bu kanunla ilgili,
olumlu, olumsuz yönlerini ortaya koymaya çalıştılar. Ancak, konuşmamın
başında ifade ettiğim gibi, muhalefet partimizden, özellikle ana
muhalefet partimizden beklentimiz, kuru kuruya bir eleştiri yerine
olumlu ve yapıcı önerilerini getirselerdi daha faydalı olurlardı
diye düşünüyorum. Bu yasanın ülkemize
ve özellikle İstanbul’umuza hayırlı olmasını diliyor hepinizi
saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Madde üzerinde,
Hükûmet adına Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar) KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım;
zaman hızla ilerliyor ve biz de ağır ağır bir görüşme yapıyoruz. Belki
birkaç hatırlatma yaparsak, bundan sonraki maddelerde birbirimizi
anlama konusunda daha kolaylık sağlarız diye düşünüyorum. Bir ölçüde Sayın
Bağış anlattı. Ben de bu serüveni size kısaca, tekrar, bu yasanın
ortaya çıkış ihtiyacını özetlemek istiyorum. Şimdi, biliyorsunuz,
Avrupa kültür başkenti tartışması önce bizim dışımızda başlamış
bulunan, Avrupa Birliği üyeleri arasında başlamış bulunan bir tartışma.
Daha sonraki yıllarda, bizim de bu statüden yararlanabileceğimiz
ve kısmen Avrupa Birliği fonlarından yararlanabileceğimiz ve
böyle bir tanıtma fırsatı bulabileceğimiz konusunda bir bilgi
edinmiş bazı arkadaşlarımız ve bu arkadaşlarımız bir girişim başlatmışlar.
Bu sıfatı İstanbul’un da alması, bu tanımlama sıfatını ve böylece
bir tanımışlık konusunda bir hamle yapılması konusunda bir girişim
başlatmışlar. Girişimi başlatan arkadaşlarımız, İstanbul Tanıtma
Vakfı, Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği, Türkiye Ekonomik ve
Toplumsal Tarih Vakfı, Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği,
Reklamcılar Derneği, İstanbul Sanat Müzesi
Vakfı, İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı, İnsan Yerleşimleri Derneği (İstanbul), İstanbul Ahşap
Birliği Derneği; İstanbul’dan bir radyo, Açık Radyo. Şimdi, bu arkadaşlarımız,
niteliklerini iyi kötü okuryazar arkadaşlarımızın bildiği arkadaşlar.
Bu arkadaşlar bir girişim başlatmışlar. Bu girişim sürerken, bu,
bir ölçüde, İstanbul’daki duyarlı insanlar eliyle Bakanlar Kuruluna
intikal etmiş ve denilmiş ki: “Bakanlar Kurulu bunlara bir statü verirse,
bu girişim grubunu bir ölçüde desteklerse bizim bu tanımlamayı,
bu ‘İstanbul Kültür Başkenti’ sıfatını almamız konusunda bir hamle
daha yapmış oluruz.” Bu çalışmalar sürerken 2005’te Bakanlar Kurulu
kararı çıkmış. 2006’da, aşağı yukarı, tam bir yıl sonra da, demin Sayın
Bağış’ın anlattığı, işte, sunum
serüveninden sonra biz bu sıfatı almışız. 2006’da bu sıfat alınınca,
o zaman yine bu girişim... Bu, esas itibarıyla, bir sivil
toplum girişimi. Şu da yapılabilirdi: Böyle bir yasa hiç olmazdı,
hatta Bakanlar Kurulu olmazdı, bu başlayan demin saydığım arkadaşlarımız
bu çapı biraz daha geliştirerek, İstanbul’da, kendi aralarında,
sivil toplumun imkânlarıyla böyle bir girişimi sürdürürlerdi, böyle
bir tanıtma çabasını sürdürürlerdi ve belki, çapı daha alt düzeyde
bir İstanbul projesi, bir İstanbul tanıtma projesi, bir kültür başkenti
projesi ortaya çıkabilirdi. Hükûmet bu konuyu dikkate almış,
Hükûmet bu konuyu ciddiyetle ele almış. Önce, bu karar çıksın
diye bir girişim grubunu Bakanlar Kurulu kararıyla desteklemiş,
sonra da bu girişimi bir yasayla bir statüye, bir çerçeveye kavuşturmaya
çalışıyor. Şimdi yapılan
ne? Esas itibarıyla, bu sivil toplum eliyle başlamış olan girişim, bakanların
da katılımıyla, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul Özel İdaresinin
de katılımıyla bir eş güdüm komitesine, yani, “Bu çerçevede neler
yapılabilir”i yılda en az bir kez toplanarak planlamak konusunda
kendisini görevli sayan bir eş güdüm komitesine kavuşturuluyor.
Sonra? Sonraki
maddelerde göreceğiz; esas itibarıyla, sivil toplum temsilcilerinden
oluşan, içinde atanmışların belki 1 kişiyle, belki 2 kişiyle –maddeye
geleceğiz- temsil edildiği, fevkalade azınlıkta kaldığı bir yürütme
komitesi ortaya çıkıyor. Yine bir, esas itibarıyla, sivil toplum
temsilcilerinin, seçilmişlerin ve sivil toplum temsilcilerinin
ağırlık taşıdığı bir danışma kurulu ortaya çıkıyor. Ne yapacak bu
arkadaşlar? Şimdi, bakınız, burada, demin, bir arkadaşım, milyarlık
projelerden -yani milyar dolarlık sanıyorum- söz etti. Böyle bir
şey yok değerli arkadaşlarım. Bütçe olarak, bana -dün akşam istedim-
yürütme kurulunun, girişim kurulunun getirdiği bütçe burada ve
100 milyon doların içinde, 100 milyon YTL’nin içinde. Bu iki yıl içinde
yapılacak olan çalışmalar, ayda 2 trilyon çerçevesinde 24-30 trilyon arasında bir hazırlık çalışmaları
2008 ve 2009 için, ayda 5 trilyon civarında da 2010 yılı içinde yapılacak
olan bütün etkinliklerin, idari harcamalar da dâhil olmak üzere, 100
trilyonun altında bir bütçe. Esas itibarıyla yapılacak olanlar bunlar.
Esas itibarıyla… Nedir yapılacak olanlar esas itibarıyla? Gerekçenin, bakınız, ülkemiz adına çok önemli bir tanıtım
vesilesi olacak, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Projesi kapsamında
sayıldı biraz önce: Kültürel miras sürdürülebilir biçimde yönetilecek,
çekim noktası haline getirilecek kent… Bu bağlamda -esas bu- bakınız,
proje çerçevesinde yer alacak tüm kültürel ve sosyal içerikli sergi,
konser, gösteri, konferans, şehircilik ve turizm çalışmaları planlamak,
iletişim ve tanıtım stratejilerini tespit etmek ve bunlarla ilgili
çalışmaları takip etmek, kentsel dönüşüm projelerinin oluşturulmasına
ilişkin olarak ilgili kurumlara önerilerde bulunmak. Bu
ajans kentsel dönüşüm projesi uygulamayacak. “Şunu yaparsanız,
İstanbul’un tanıtımı için daha yararlı olur” diye buraya katılmış
olan bütün uzmanlar aracılığıyla proje üretecek, öneri üretecek ve
kamunun doğru işler yapması konusunda bir tür kılavuzluk yapacak.
Yasanın gerekçesi burada, açıkça yazıyor. Geçin 12’nci maddeye, geçin
12’nci maddeye: 12’nci maddede, bu yasanın -birazdan konuşacağız-
gelirleri kapsamında, bakın kamu geliri olarak burada İstanbul İl
Özel İdaresi ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesinden kaynak aktaracak
olan kuruluş, ödenek koyacak olan kamu kuruluşu olarak bunlar zikrediliyor.
Gerisi -aşağıya doğru okuyunuz- tamamı sivil toplumdur ve tamamı
özel gelirdir. Şimdi, burada
denetimle ilgili özel bir madde getirilmiş olmasa, 18’inci maddede
özel bir denetim maddesi getirilmiş olmasa, değerli arkadaşlarım,
yurt içi ve yurt dışından sağlanacak yardım ve bağışlar ve sponsorluk
gelirleri, yapılacak etkinliklerden sağlanacak bilet satış ve diğer
gelirler, isim hakkının kullanılmasından kaynaklanacak logo ve isim hakkı gelirleri, Avrupa Birliği Komisyonunun
projeye tahsis edeceği fonlar, böyle bir özel denetim maddesi getirilmese
bizim genel denetim hükümlerimizin dışında kalıyor. Bizim kamudan
doğrudan kaynak aktararak kamu eliyle yaptığımız işler genel denetime
tabi, yani 11’inci madde çerçevesinde. “Burada Sayıştay denetimi
yoktur.” maddesini bana bir arkadaşımızın bulup göstermesini rica
ediyorum. Sayıştay denetimi burada nerede yok? Burada, Sayıştayın
denetleyemeyeceği… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Denetim 18’inci maddede. Onun dışında nerede denetim var? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bitireyim
ben. 18’inci madde
Sayıştayın… Yasanın tamamını okursanız, burada özel kaynaklar,
özel gelirler, bilet gelirleri, bilet satış gelirleri, konser gelirleri,
sponsorluk gelirleri, Avrupa Birliği fonlarından
söz ediliyor. Bu, genel denetimin dışında kalan hususlar için, ayrıca
hiçbir şey denetim dışında kalmasın diye özel bir denetim maddesi
daha getiriliyor. Buraya yapılmış
olan ve üzerinde uzun uzun tartıştığımız mesele nedir? 11’inci maddenin
dâhil edilmiş olması. Burada denilmiş ki, mademki
İstanbul’la ilgili bir takvim koymuşuz önümüze, İstanbul’la ilgili
bir özel proje geliştiriyoruz, İstanbul’un tanıtımıyla ilgili
bir özel gayret gösteriyoruz, o zaman bu Rami Kışlası’nı -gezen var
mı bilmiyorum; o, Osmanlının çok özel kışlası bir mezbele hâlinde şu
anda, yani inanılmaz bir kuşatılmışlık içinde- bu yapıyı bir kültür,
kütüphane merkezi hâline getirmeye çalışalım. Bu, AKM’yi de
yanındaki arsayı da katarak, Belediyenin başka imkânları varsa onları
da katarak -kanunda yazıyor- burayı yeniden yapalım değil, yeni
bir Atatürk Kültür Merkezi yapalım. Tasrihen yazıyor burada, yani
hiçbir başka anlama çekilmeyecek şekilde yazıyor. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Bunu da bu ihale muafiyetlerinden yararlanarak, mümkün
olduğu kadar hızla İstanbul’a bir kütüphane, İstanbul’u gerçekten
‘Atatürk’ ismine yakışır bir kongre, bir kültür merkezine kavuşturabilir
miyiz 2010’a kadar denilmiş. Ama, itiraf ediyorum
ki, evet, ben bu yasayı hazır buldum, yani Bakan olunca hazır buldum.
Bu yasa üzerinde çalıştık biz. Esas itibarıyla yasa, sivil toplumun
yapması gereken çabayı kamunun desteklemesinden ibaret. Kamu buna
güç katmaya, İstanbul’un tanıtımını sadece sivil toplumun imkânlarına,
bildiğimiz kısıtlı imkânlarına terk etmemeye, buraya güç katmaya,
arkasında durmaya, yerel yönlendirmeler yapmaya ve kendisi de yönlendirmelere
açık bir pozisyon almaya hazırlanıyor. Yani, diyor ki, Mimarlar Odası,
Sanayi Odası, Ticaret Odası, İstanbul Tarih Vakfı, İstanbul Kültür
Sanat Vakfı, İstanbul Ahşap Birliği Derneği, İstanbul’un radyoları,
İstanbul’un özel sivil toplum örgütleri, İstanbul’da nerede kentsel
dönüşüm, İstanbul’da nerede restorasyon yapmamızın
bu proje çerçevesinde yararlı olacağı konusunda gelin bize söyleyin,
beraber çalışalım diyor. Yani, bu kadar sivil toplumun katılmaya,
öne çıkarılmaya ve kamu tarafından da yılda bir kez, iki kez bir planlama
çalışmasıyla desteklenmeye çalışıldığı bir projeyi, tarihen
“sosyal demokrat” sıfatı taşımış olan arkadaşlarımızın bu kadar
tepkiyle karşılamış olmalarını, ben, doğrusu çok anlayamıyorum.
Yani, bu hepimizin birlikte, hep beraber sahiplenmemiz gereken… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım. Yani, ben bu yasayı,
bakınız, bu yasayı çok dikkatle yukarıdan aşağıya okudum. Esas itibarıyla,
sivil toplumun yapması gereken bir gayreti ya da başlattığı bir gayreti,
Bakanlar Kurulunun ve şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisinin sahiplenmesi
ve desteklemesi anlamına geliyor. Bu sivil girişimin elde edeceği,
bu proje çerçevesinde elde edeceği, üreteceği kaynakların denetim
dışı tutulmaması konusunda da yeni denetim mekanizmaları getiriyor.
“Hayır, bu denetim dışında kalacaktır, kamunun parası kontrol edilemeyecektir,
kamunun parası çarçur edilecektir.” diye somut bir örnek çıkarabilirseniz
hep beraber düzeltelim. Bunu açıklıkla söylüyorum. Yani, bazı arkadaşlarımız
burada -çok üzüntüyle söylüyorum- incitici terimler kullanıyorlar.
Burada tekrar etmekten rahatsızlık duyacağım incitici, herkes
kendi idrakine uygun kavramlar kullanıyor tabii ve incitici terimler
kullanıyorlar, bunu yapmayalım. Türkiye Büyük
Millet Meclisinde bir cumhuriyet hükûmetinin başlattığı güzel bir
proje var. Onun öncesinde, sivil toplumun sahiplendiği ve “Bizi kamu
desteklesin.” diye ortaya çıkardığı bir büyük İstanbul ve kültür
projesi var. Bundaki eksiklikleri iyi niyetle beraber giderelim,
ama lütfen karalama çalışması yapmayalım. Teşekkür ederim
Sayın Başkanım (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakanım. Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, soru-cevap işlemi var, önergeler var, diğer konuşmalar
var… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkanım, söz istiyorum. BAŞKAN – Efendim?
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkanım, son söz istiyorum. Son söz milletvekilinindir. BAŞKAN – Son söz
milletvekilinindir, doğrudur. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Tabii. Sayın Bakan konuştu, ben ondan sonra söz istedim. BAŞKAN – Ya Sayın
Genç lütfen oturur musunuz! Burada, elimde Mersin Milletvekili İsa
Gök’ün üçüncü sırada söz talebi vardır. Ben sözümü tamamlayayım,
ondan sonra… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Niye o zaman geçiyorsun! (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – … eksik
olursa, siz tekrar konuşursunuz. Lütfen… Allah Allah! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan… BAŞKAN – Oturun!
Hasbinallah! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Ben söz istedim bana vermek zorundasınız. Bana söz vermek zorundasınız.
BAŞKAN – Hayır!
Sizden önce burada söz talebi olan arkadaş var. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Neden doğru dürüst yönetmiyorsun Meclisi? Meclisi niye doğru dürüst
yönetmiyorsun? (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Ben gayet
doğru yönetiyorum. Lütfen oturunuz, istirham ediyorum lütfen. KAMER GENÇ (Tunceli)
– “Ben son söz istedim” dedim sana. Var mı? BAŞKAN – Saygıdeğer
arkadaşlarım, sayın milletvekilleri… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Son söz istiyorum. BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen yerinize oturunuz. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Hayır oturmuyorum, son söz istiyorum. BAŞKAN – Oturmuyorsan,
ayakta dur o zaman! (AK Parti sıralarından alkışlar ve gülüşmeler) Saygıdeğer arkadaşlarım,
bakınız, burada Kâtip Üye arkadaşlarımızla konuştuk ve söyledim:
Soru-cevap işlemi var. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Hayır efendim, son söz milletvekilinindir. BAŞKAN – Allah
Allah! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Bakan konuştu… İç Tüzük’ü aç, oku! BAŞKAN – Grup… Önergeler var ve diğer konuşmalar
var ifadesini ben kullanıyorum ve burada arkadaşlarımız var, İsa
Bey’in de söz talebi var. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Efendim, diğer konuşmalar yok! BAŞKAN – Siz yönetmiyorsunuz
Meclisi! Ben yönetiyorum, lütfen yerinize oturunuz! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Efendim, siz Meclisi doğru dürüst yönetmiyorsunuz! Son söz istiyorum
ben. BAŞKAN – Saat
20.30’da… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, son söz istiyorum ben. BAŞKAN – Ben,
son söz hakkını daha kullandırmadım. Lütfen oturunuz yerinize! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Efendim, son söz istiyorum! BAŞKAN – Efendim,
20.30’da toplanmak üzere birleşime ara veriyorum. Kapanma Saati: 19.44 ÜÇÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 20.32 BAŞKAN: Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER: Fatoş GÜRKAN (Adana), Yaşar TÜZÜN (Bilecik) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 15’inci Birleşimin
Üçüncü Oturumunu açıyorum. 16 sıra sayılı
Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Komisyon ve
Hükûmet yerinde. Sayın Bakanın
konuşmasından sonra, “Son söz milletvekilindir.” gereğince, daha
önceden üçüncü sırada müracaat etmiş olan, başvurusu bulunan Mersin
Milletvekili İsa Gök Bey’e söz vereceğim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, bakın, çok taraflı hareket ediyorsunuz. Tutanakları
getirtelim, okuyalım. BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen yerinize oturunuz. Sayın İsa Gök,
buyurun efendim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Burada kalamazsın sen. Son arkadaşa söz vermeden “Sorulara geçiyorum.”
dediniz. Tutanakları getirtin, okuyun efendim. Ben o sırada son söz
istedim. (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – İsa Bey, bir dakika. Saygıdeğer arkadaşlarım…
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Tutanakları getirtin. Keyfî yönetemezsiniz. BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen oturun yerinize. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Efendim, niye oturacağım? BAŞKAN – Siz yönetmiyorsunuz,
ben yönetiyorum burayı, lütfen oturun yerinize. KAMER GENÇ (Tunceli)
- Beni bu kadar sinirlendirmeye hakkınız var mı? Bu Meclisi dürüst
yöneteceksiniz. Efendim, benim sözümü aldınız, başkasına veriyorsunuz. BAŞKAN – Efendim,
ben tartışma açmak istemiyorum, sadece Genel Kurula bilgi vereceğim. Oturun yerinize! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Size teessüf ederim. Siz, bu Mecliste
bana hakaret ettirip tazminat almak istiyorsunuz. Hakaret etmeyeceğim
size. BAŞKAN – Saygıdeğer
milletvekili arkadaşlarım, sayın grup başkan vekili arkadaşlarım
da dinlesinler, şu hususu bilgilerinize sunuyorum: Burada muhalefet
partisinden olan kâtip üye arkadaşlarımız var, burada daha önceden
not almış olan arkadaşlarımız var. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Tutanağı getir, oku. BAŞKAN – Sayın
konuşan Milletvekilimiz, Sayın Genç, hiçbir zaman burada sözümüzü
dinlemeden, ifadesinde bulunuyor. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Böyle bir şey olur mu ya? BAŞKAN – Oturun
lütfen. Kendi kendinize konuşmayın, oturun yerinize. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Tutanağı getirtin, okuyun. Bu Meclisi… (AK Parti sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen yerinize oturunuz, Meclisi huzursuz etmeyiniz. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Huzursuzluk yapan sensin, Meclisi keyfî yöneten sensin. BAŞKAN – Oturunuz…
Oturunuz yerinize! Ben yönetiyorsam böyle yönetiyorum ve doğru
yönetiyorum. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Meclis Başkan Vekili tarafsız yönetecek Meclisi. BAŞKAN – Daha
Başkan Vekilinin sözü bitmeden yerinden fırlayıp itiraz ediyorsun,
her şeye itiraz ediyorsun. Yakışmıyor yani! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Meclis Başkanı gelsin, bu Meclisin düzenini sağlasın. BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU
(Rize) – Sana mı soracak Meclisi yönetmeyi? BAŞKAN – Sözlerine
dikkat et Sayın Genç! BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU
(Rize) – Otur, otur. Yeter, rahatsız ettin bizi, yeter! Evet, dürüst yönetiyor.
Sen mi yöneteceksin Meclisi? Hayret bir şey ya! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sen otur! Meclis Başkan
Vekili dürüst yönetecek Meclisi. Orada oturup da…(AK Parti sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın
Gök, buyurunuz efendim; buyurun, Genel Kurula hitap ediniz. İSA GÖK (Mersin)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Şimdi, hep tarihlerden
bahsedildi, Avrupa kültür başkenti başlangıcından bahsedildi,
ama bir kişinin adı söylenmedi, sanıyorum unutulmuştur. Avrupa kültür
başkenti fikrinin 1985’te ortaya atıldığı söylendi. O dönemin Yunanistan
Kültür Bakanı tarafından atıldığı söylendi, adı söylenmedi; zabıtlar
için ve nezaketen söylüyorum ben. Dönemin sosyalist PASOK Partisinin
Kültür Bakanı Sayın Melina Mercury tarafından ortaya atılmıştı.
Güzel de fikir. Bugüne kadar geldi. Otuz dokuz kent bu fikirden faydalandı,
bugüne değin gelindi. Zabıtlar için bunu bir antrparantez söylemek
istedim. Şimdi, Sayın Bakanımız
az önce dediler ki, eğer yanlış almadıysam notlarıma, Sayın Bakan
“Sayıştay denetiminin engellenmesi yok. Sayıştay denetleyemez
diye bir şey yok. Kanunda bulursanız böyle bir madde, değiştirelim”
türü, birebir olmayabilir, ama mealen böylesi şeyler söyledi. Değil
mi Sayın Bakanım? Evet, böyle şeyler söylediniz. Şimdi, o konuya
gelmek istiyorum. Arkadaşlar, elimizdeki küçük kitapçığın yirmi
sekizinci sayfasında: “Madde 18.- Bu Kanun kapsamında yapılacak
iş ve işlemler…” Denetlemeyi anlatıyor. Madde 19’a geldiğinizde
“uygulanamayacak hükümler” var. Bakın, bu kanun kapsamına giren
mal ve hizmet alımları ile yapım işleri, satım, kira ve her türlü işlemlerde
falan tarih, falan sayılı Devlet İhale Kanunu… Yine, falan tarih
falan sayılı Kamu İhale Kanunu ve yine falan tarih, falan sayılı,
5018 sayılı -ki, önemli bu- Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümleri
uygulanmaz, diyor. Sayın Bakanımız,
“Burada, Sayıştay denetiminin olmadığına dair bir hüküm yok. Bu
üç kanun uygulanmaz, ama Sayıştay denetimi yine açıktır. Bunu engelleyen
bir şeyi ben kanunda göremedim. Eğer, gören varsa bana göstersin, bunu
düzeltiriz. -bire bir olmayabilir- gerekirse
bunu ekleriz, koyarız.” babında bir cümle söyledi. Şimdi, ben Sayın
Bakanımıza ve sizlere bir şey okumak istiyorum. Hukukçular çok iyi
bilirler, biz kanunu gerekçeleriyle yorumlarız. Yalnızca lafzi yorum bizi hataya götürür. Şerh ederken gerekçe,
bizim öndeki mihrabımızdır. Arkadaşlar,
madde 18’i ve 19’u, bakın, aynen okuyorum size: “Madde ile Kanun kapsamında
yapılacak iş ve işlemleri denetlemekle görevli kişiler belirtilmekte
olup, bu kişilerden oluşan komisyon tarafından denetimin yapılabileceği
düzenlenmektedir.” Beraber okuyalım. Sayfa dokuz, Madde gerekçeleri:18…
Çünkü, 18 ile 19 birbirine çok bağlantılı maddeler.
Kanunun ruhunu buradan yakalamamız lazım. 18 diyor ki: “Madde ile
Kanun kapsamında yapılacak iş ve işlemleri denetlemekle görevli
kişiler belirtilmekte olup, bu kişilerden oluşan komisyon tarafından
denetimin yapılabileceği düzenlemektedir.” Biz bir deyim biliriz:
Mefhumu muhalif. Mefhumu muhaliften yorumladığımızda -Sayın İyimaya
keşke burada olsaydı- başkasının
denetleyemeyeceği bu kanunu yarın çıkardığımızda, hangi yargı
organına, hangi hâkimin önüne gitse, bu yorumu yapar. Madde 19 da bunun
devamı. Dolayısıyla, burada, aslında, madde gerekçeleri denetleme
konusunda sınırlamayı ve bizim o üstünde ısrarla durduğumuz tehlikenin,
hakikaten var olduğunu göstermektedir. Ben bu açıklama
sebebiyle Sayın Bakanımdan -sayfasını, maddesini hepsini arz ettim-
ilgili madde geldiğinde, sözüne mümkünse sadık kalarak değişiklik
önergemizi desteklemesini arz edeceğim. Teşekkür ediyorum.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Gök. Saygıdeğer milletvekili
arkadaşlarım, şu anda soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sayın Kılıçdaroğlu,
buyurun efendim. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Sayın Bakan, ne
hikmetse, benim soruma bir türlü yanıt vermiyor. Sayın Bakanım benim
sorum şu: Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir binanın yıkımı için hangi
gerekçeyle yasa çıkarabilir? Biz, bir binanın, bir sanat eserinin
yıkımı için niye karar alıyoruz? Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kurulu bu binanın yıkılmasına karar veriyorsa amenna, deriz ki
bir gerekçesi vardır. Ama biz bunları atıyoruz bir kenara, “Biz bu binayı
yıkacağız.” Kim diyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi diyor. Cumhuriyet
tarihinde ilk kez bir sanat eserinin parlamento kararıyla yıkılmasına
tanık olunacak. Bu kadar vahim bir olayın altına, bir Kültür Bakanı
olarak nasıl imza atarsınız? Sorum bu. Bu kadar açık, net, seçik bir soru
soruyorum. Hangi gerekçeye dayanıyoruz? Şimdi, diyorsunuz
ki Sayın Bakanım… Size göre, herhâlde, bu bina sıradan, rutin bir bina.
Sıradan, rutin bir binaysa Parlamento niye yıkımına karar veriyor?
Sanat eseri ki… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Sayın
Kılıçdaroğlu, teşekkür ediyorum. Sayın Bakan, soruyu anlamıştır
ümit ediyorum. Sayın Ağyüz, buyurun
efendim. YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
–Sayın Başkan, teşekkür ederim. Biz, bu yasanın
demokratik, saydam ve katılımcı olmadığını söylerken önerilerimizle
de bir açılım getirmeye çalıştık. İktidar partisi üyelerinin, kendi
sayısal çoğunluklarına güvenerek “bu yasayı ben geçiririm” anlayışını
uygun görmüyorum. Bu yasanın 5’inci maddesi katılımcı
değil. Kentsel dönüşümü hedefleyen görevler yükümlenen bu
yasada Bayındırlık Bakanlığı temsilcisi niye yok, Çevre ve Orman
Bakanlığı niye yok? Hâlen, bugün Büyükşehir Belediye Başkanlığında
binlerce imar tadilatı bekliyor. Bunlara müdahale niye yok da AKM’ye
müdahale var? Biz bunların cevabını almak istiyoruz. Ayrıca, katılımcılık
olmadığı gibi, saydamlık da yok. Denetim ortadan kalkıyor, Kamu
İhale Kanunu hükümleri ortadan kalkıyor. Bu yasa, 2009’da
yapılacak belediye seçimleri için, İstanbul’daki AKP’li belediyelerin
elini güçlendirmek için çıkarılan ve yetkilendirilen bir yasadır.
Bu yasa uygulamada başarısız kalacaktır. Bizim Cumhuriyet Halk
Partililer olarak söylediğimiz budur. Bütün bu boşluklar giderilsin.
Ben Sayın Bakanın
yerinde olsam, 4’üncü maddede... (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) YAŞAR AĞYÜZ (Gaziantep)
– Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ağyüz. Sayın Özensoy,
buyurun. NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim. Sayın Bakan, AKM’yle
ilgili Koruma Kurulu kararları doğrultusunda hareket edeceğinizi
söylüyorsunuz. Ara kararlardan da görüldüğü gibi, Koruma Kurulunun
bu projeye karşı çıkma ihtimali yüksek. Eğer bu projeye karşı çıkarsa
bu yıkımdan vazgeçecek misiniz, bu projeden vazgeçecek misiniz? Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Özensoy. Sayın Akcan, buyurun.
ABDÜLKADİR AKCAN
(Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Sayın Bakanıma
şu soruyu yöneltmek istiyorum ama biraz önce MHP Grubundan Sayın Melen’in
“Ajans” kelimesiyle ilgili olarak istediği cevaba verdiği gibi
bir cevap olmasın lütfen: Sayın Bakanım,
AKM’yi hep beraber uygun bir projeyle yıktık, gerçekten, Türk milletinin
ve İstanbul’un lehine olacak bir proje geliştirdik, herkes hemfikir.
Bunun yerine yapılacak binada kamu kaynağı kullanılacak mı, kullanılmayacak
mı? Ben bunu merak ediyorum. Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Akcan. Sayın Gök, buyurun.
İSA GÖK (Mersin)
– Sayın Başkan, eğer mümkünse, ben gerginliği azaltmak anlamında soru
sorma hakkımı Sayın Kamer Genç’e bırakmak istiyorum. Çok teşekkür
ediyorum. BAŞKAN – Ben teşekkür
ederim. Sayın Genç, buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Teşekkür ederim. Efendim, aslında
benim kimseyle gerginlik yarattığım yok. Ben bu Mecliste yirmi beş
seneye yakındır görev yapan bir insanım. Ben, burada hak ve adaletin
peşinde koşuyorum. Bu Meclis çok yüce bir meclistir. Bu Meclis çatısı
altında da en ufak bir haksızlığa tahammülsüzlüğüm vardır. Burada,
dürüstlük her şeyin başıdır. Bizim istediğimiz bu, kimseye de bir
şeyimiz yok. Şimdi, burada,
biraz önce Sayın Bakan konuştuğu zaman, buna, “Sayıştay denetimi
kaldırılmıyor” diyor. Sayın Bakan, tabii, siz herhâlde bilmiyorsunuz,
5018 sayılı Kanun, Muhasebei Umumiye Kanunu’nu kaldırdı, o 5018
sayılı Kanun’un içinde Sayıştay denetimi var. Uygulanmayacak hükümlere
dair 19’uncu maddede, 5018 sayılı Kanun, Mali Kontrol Kanun’u bu kanunun
uygulanmasında uygulanmıyor diyor. Yani, Sayıştay denetimi yok.
Bu böyle olunca, o zaman, yani ne yapacaksınız? Kendi adamları… Yani, kimin ne yapacağı belli değil. İşte, bu Danışma
Kuruluyla ilgili 5’inci maddede 6 tane bakan var, vali var, belediye
başkanı var, Danışma Kurulu Başkanı var, Yürütme Kurulu Başkanı
var. Bir de… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Süre
bitti Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sözümü tamamlasaydım... BAŞKAN – Biraz
önce Sayın Gök süresine kullanmayınca, zaten peşindeki sıra Sayın
Genç’e aitti ve Sayın Genç o hakkını kullandı. Evet Sayın Bakanım,
şimdi size süre vereceğim, buyurun cevaplandırın efendim. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
şimdi, AKM’yi Meclis kararıyla yıkmaya çalışmıyoruz. Defaatle
herkes anlatıyor, ben de bir daha söylemeye çalışıyorum. Avrupa
Kültür Başkenti Projesi var, zamanla sınırlı. Biz bu proje çerçevesi
içinde, İstanbul’un kültürel varlığını mümkün olduğu kadar geliştirmek
ve insanımıza ve dünyaya sunmak istiyoruz. Burada 11’inci maddenin bulunmasının sebebi, bu proje
kapsamında, daha hızlı yöntemlerle, İstanbul’un daha nitelikli
kültür yapılarına kavuşmasını sağlamak. Bir AKM düşmanlığı, bu konuda bir inatlaşma söz konusu değil.
Tashihen de defaatle söyledim, bir Atatürk Kültür Merkezi, daha geniş
bir alanda, daha nitelikli bir Atatürk Kültür Merkezi yapılması iddiası
da burada yer alıyor. Niye maddenin bir kısmını okuyorsunuz da arkasını
okumuyorsunuz? Bunu anlamıyorum. Yani, daha nitelikli bir Atatürk
Kültür Merkezi yapma iddiası, acaba hiç kimsenin ilgisini çekmiyor
mu? Bunun üzerinde daha durmak gerekmiyor mu? ENGİN ALTAY (Sinop)
– Başka yere yapın. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sayın Bakan, başka yer yok mu Türkiye’de? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Yani, orada… 11’inci maddede bunları,
tabii tekrar konuşacağımız için şimdi ne söylesem boş. Onun için, bazı
şeyleri, isterseniz 11’inci maddeye bırakalım. Yani, tekraren,
1’inci maddeden beri, maddenin bütününden beri aynı şeyleri konuşup
duruyoruz. Onun için 11’inci maddeye gelince bu ayrıntıları söylerim.
“Katılımcı değil.”
diyor bir arkadaşımız. Ben de iddia ediyorum ki, Avrupa Kültür Başkenti
Projesi’ni şimdiye kadar geliştiren, yürüten en katılımcı model
budur. Başka ülkelerde ne olup bittiğini inceleyiniz. Hükûmet eliyle,
bakanlık eliyle, belediye eliyle yürütülen proje, şimdi, ciddi biçimde
sivil toplumla yürütülmeye çalışılıyor. Eksiği fazlası var mıdır,
yok mudur? Ama, iddiayla söylüyorum ki, sivil
toplumun başlattığı bir girişim önemseniyor, destekleniyor ve sivil
toplumun öne çıkarılmasıyla bir proje götürülmeye çalışılıyor. “Kamu kaynağı
kullanılacak mı?” dedi bir arkadaşımız? Evet, kamu kaynağı kullanılacak
tabii. Burada, maddede, daha doğrusu 11’inci maddede neler yazıyorsa,
o kaynaklar elbette kullanılacak. Kamu denetimi
olacak burada, ben bu konuda ısrarlıyım. Kamu kaynağı kullanıyorsak,
kamu denetimi mutlaka olacak. İlgili maddelerde konuşuruz, kamu
denetimi olacak. Atladığım bir
soru… NECATİ ÖZENSOY
(Bursa) – Benim soruma cevap vermediniz. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – “Koruma Kurulu kararı.” dedi
bir arkadaşımız. Evet, biz, burada, zaten hukuki süreç içinde davranıyoruz.
Biz, AKM’yi yıkmak için bir şey çıkarmıyoruz. Eğer AKM’nin yıkılması
gerekirse, bunu hızlandırmaya çalışıyoruz. Ama,
bunun, AKM’nin yıkılabilmesi ve yenisinin, daha niteliklisinin
yapılabilmesi için bazı hukuki prosedürler var. İşte, önümüzde,
demin de okudum ve arkadaşlarımıza da örneğini gönderdim; bir yeni
projenin ortaya çıkması hâlinde koruma kurulunun bunu değerlendireceğini
söylüyor. Elbette, biz, bu süreçlere bağlı kalacağız, hukuk devleti
içinde iş görüyoruz. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. HASAN MACİT
(İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyorum. BAŞKAN – Karar
yeter sayısı isteyin, ama oylamaya geçmeyeceğiz; daha önergeler
var, önergeler üzerinde görüşme yapacağız. Madde üzerinde
üç adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına göre okutup
sonra aykırılıklarına göre işleme alacağım. İlk önergeyi
okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte
olan 16 s.sayılı Kanun Tasarısının 5. maddesinin 1. fıkrasının “İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı” ibaresinden sonra TBMM Başkanının
görevlendireceği bir temsilci ibaresinin eklenmesini arz ederiz. Oktay Vural İsmet Büyükataman Mümin İnan İzmir Bursa Niğde Necati Özensoy Şenol Bal Yılmaz Tankut Bursa İzmir Adana K.
Erdal Sipahi İzmir BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
Hakkında Kanun Tasarısında 5. maddenin 3. fıkrasında yer alan Kurul’un
toplantı sayısı hakkında değişiklik önergemizi arz ederiz. Madde 5- (3) Kurul, yılda en az 4 defa olmak üzere ihtiyaç
duyulan zamanlarda toplanır.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, üçüncü okutacağım önerge
en aykırı önergedir ve en son gelen önergedir; okutup işleme alacağım.
Buyurun: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan tasarının 5. maddesinin (3). fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“Kurul, yılda en az iki kez olmak üzere ihtiyaç duyulan zamanlarda
toplanır.” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ
NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Efendim, hangisini soruyorsunuz? BAŞKAN – En son
okuduğum önergeyi efendim, bu kurulun yılda iki defa toplanması. MİLLÎ EĞİTİM,
KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ NECAT BİRİNCİ (İstanbul)
– Katılmıyoruz. BAŞKAN – Katılmıyorsunuz. Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Hayır. BAŞKAN – Katılmıyorsunuz. Sayın İnce, buyurun.
MUHARREM İNCE
(Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla
selamlıyorum. Az önce, Sayın
Egemen Bağış’ı dinlerken doğrusu çok şaşırdım. Burada olmasını isterdim
ama burada mı, bilmiyorum. Tutanaktan okuyorum
Sayın Bağış’ın konuşmasını: “Başbakanımın verdiği görev çerçevesinde,
seçim bölgemde, yine, boş duran, taa Osmanlı döneminde İstanbul’a
elektrik sağlayan…” Devam ediyor: “…kurucuları arasında yer aldım.”
Yine devam ediyor: “Sayın Başbakanımızın da görevlendirmesiyle,
İstanbul Kültür Başkenti Girişim Grubu’nun Danışma Kurulu Başkanlığını
üstlendim.” (AK Parti sıralarından “Ne var?” sesleri) Bak “Ne var?” diyorsun,
bence sus, bir okuyayım, Anayasa’da ne varmış, gör. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen, karşılıklı konuşmayalım. MUHARREM İNCE
(Devamla) – “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, yürütme organının
teklif, inha, atama veya onamasına bağlı resmî veya özel herhangi
bir işle görevlendirilemezler. Bir üyenin belli konuda ve altı ayı
aşmamak üzere Bakanlar Kurulunca verilecek geçici bir görevi kabul
etmesi Meclisin kararına bağlıdır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla
düzenlenir.” Yani, diyor ki:
Sen diyor, milletvekili, yasamanın bir üyesisin, Başbakan da yürütmenin
bir üyesi, Başbakan seni görevlendiremez diyor. Seni görevlendirirse
yasama, yürütmenin emrine girmiş olur diyor. Bizim parlamenter sistemimizde
bakan yardımcılığı diye bir kurum yok. Değerli arkadaşlarım,
siz, bakanların yardımcısı değilsiniz, tıpkı Milliyetçi Hareket
Partisinin milletvekilleri gibi, tıpkı Cumhuriyet Halk Partisinin
milletvekilleri gibi, yasamanın bir üyesisiniz, yürütmeyi denetlemekle
görevlisiniz. Yani, nasıl oluyor da bakanların yardımcısı yerine
kendinizi koyuyorsunuz. Sizi hiçbir bakan ya da hiçbir Başbakan görevlendiremez.
Anayasa’ya aykırı bir görevlendirmedir bu, bununla övünemezsiniz. Değerli arkadaşlarım,
hukukçu olmayabiliriz ama temel mantığı bilmek zorundayız. Yasamayla
yürütmenin ayrılığını, farkını bilemezsek hukuk devletiyle, kanun
devletinin mantığını kavrayamazsak hata işleriz, hata yaparız. Değerli arkadaşlarım,
yani, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bir milletvekili gelip bu
kürsüye “Bana, yürütmenin bir üyesi olan Sayın Başbakan bir görev
verdi, beni bu konuyla görevlendirdi.” diyemez. HASAN FEHMİ KİNAY
(Kütahya) - Kastedilen görev o değil ama. MUHARREM İNCE
(Devamla) – Diyemez, Anayasa’ya aykırıdır bu. Yani, burası İstanbul
Belediye Meclisi değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi, istediğiniz
gibi yönetemezsiniz burayı. Değerli arkadaşlarım,
yani lütfen bunlara dikkat edelim. Bakınız, burada,
Sayın Bağış’a şunu söylemek istiyorum: Türkiye, sizin döneminizde,
dış politikayla ilgili çok ciddi zararlar gördü. Ben, Sayın Başbakana
kızıyordum ama artık kızmayacağım, sorumluyu buldum. Sorumlu, bence,
Sayın Egemen Bağış. Eğer, konuşmaları da çevirileri de böyle yapıyorsa
tabii, Sayın Başbakanı yanlış bilgilendiriyor demek ki! MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Dış politikada prestij kazandı, prestij! MUHARREM İNCE
(Devamla) – Bu kadar, bir temel mantığı bilmeyen bir kişi, teessüf
ederim doğrusu yani Anayasa’nın 82’nci maddesinin ikinci fıkrasını
bir okusun. Ayrıca, yine
tutanakta şöyle bir şey demiş, demiş ki: “Ben, öğretmenlik yapmak istedim,
yapamadım, falan gibi, böyle acizlik ifadeleri kullandı.” Onu, aynen
kendisine iade ediyorum. Bunlar, acizlik ifadeleri değil. Tekrar
edeyim ifademi. BAŞKAN – Sayın
İnce, sonra, Sayın Kılıçdaroğlu’nun ikaz cümlesi üzerine düzeltti
onu. MUHARREM İNCE
(Devamla) – Biliyorum Sayın Başkanım. Şunu… ALİ RIZA ALABOYUN
(Aksaray) – Demagoji yapıyorsun! MUHARREM İNCE
(Devamla) – Demagojiyi yapan, senin arkadaşın! ALİ RIZA ALABOYUN
(Aksaray) – Fiilen demagoji yapıyorsun! MUHARREM İNCE (Devamla) – Burada, acizlik ifadesi değildir
o. Ben, şunu belirtmek istedim: Öğretmen açığını kapattığını söyledi
Sayın Bakan, ben de gittim, dilekçe verdim Meclis Başkanlığına, dedim
ki: “Balgat’ta, şu lisede, yirmi sekiz saat ders boş geçiyor, ücret
almadan bu derslere girmek istiyorum.” dedim. İki amacım vardı burada:
Bir, bu iznin verilmeyeceğini, benim yürütmenin emrine girmiş olabileceğimi
ben de biliyordum ama Ankara’da derslerin boş geçtiğini ispatlamak
istedim ve bu, doğruydu. Sonra, fizik öğretmeni
ataması yapıldı oraya. Bunları söylerken neden aciz olayım. Ben, bu
ülkenin çocuklarına ücretsiz ders anlatmak istedim. İş takipçiliği
yapmak, müteahhitlik yapmak serbesttir milletvekillerine, öğretmenlik
yapmak yasaktır. Bu, doğru değil mi, böyle değil mi?
Bu, böyle. İş takipçiliği serbesttir, müteahhitlik yapmak
serbesttir, öğretmenlik yapmak yasaktır. (CHP sıralarından alkışlar,
AK Parti sıralarından gürültüler) Bunu anlatmaya çalıştım. Sayın Egemen Bağış’a,
lütfen… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU
(Rize) – Egemen Bağış da sizin mantığınızla İstanbul’daki hizmetlere
destek vermiş, aynı mantıkla. BAŞKAN – Buyurun.
MUHARREM İNCE
(Devamla) – Ama, Sayın Egemen Bağış’a birileri
şunu anlatsın: Hiçbir bakanın ya da Başbakanın görevlendirmesini
kabul etmesin, yürütmenin emrine girmesin. Değerli milletvekilleri,
lütfen, bakanları kendi amiriniz gibi görmeyin. Siz onları denetlemekle
görevli kişilersiniz. Saygılar sunuyorum
hepinize. MEHMET NİL HIDIR
(Muğla) – Genel başkanlar hariç. MUHARREM İNCE
(Devamla) – Genel başkanlar hariç tabii ki. Tabii ki hariç genel başkanlar.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
İnce, teşekkür ederim. Sayın milletvekilleri,
Hükûmetin ve Komisyonun katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… HASAN MACİT
(İstanbul) – Karar yeter sayısı… BAŞKAN – Arayacağım
efendim. Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi
okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte
olan İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısında
5. maddenin 3. fıkrasında yer alan Kurul’un toplantı sayısı hakkında
değişiklik önergemizi arz ederiz. Madde 5- (3) Kurul,
yılda en az 4 defa olmak üzere ihtiyaç duyulan zamanlarda toplanır.
İsa Gök (Mersin)
ve arkadaşları BAŞKAN - Komisyon
önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM,
KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ NECAT BİRİNCİ (İstanbul)
– Katılmıyor efendim. BAŞKAN –
Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Hayır. BAŞKAN – Sayın
Gök, buyurun. İSA GÖK (Mersin)
– Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkan,
konuya gireceğim, yalnız, son cümlede. Hiç uyarınıza gerek yok, çok
iyi bağlayacağıma emin olabilirsiniz. Şimdi, Meclise
geldiğimiz günden beri AKP’li milletvekili arkadaşların mütemadiyen
bir cümlesiyle karşılaşıyoruz: “Kaç oy aldınız? Oranınız ne? Nerede,
kaç oy aldınız? Biz doğruymuşuz ki, bu kadar oy almışız.” gibi mantıkla
sürekli olarak cümleler kuruluyor. Arkadaşlar, bu son derece yanlış
bir mantık. Şimdi, bakın,
öncelikle gerçeklik, realite, oy oranına tedavül edilemez. Demokrasilerin
bir çıkmazı vardır. Demokrasiler, bulunamayan bir yöntemle, şu anda
tek bulunan yöntemle, oyla, bir matematik hesabıyla işini yürütüyor.
Ama bir çıkmazdır bu. Bunu felsefeciler gayet iyi bilirler, bir çıkmazdır.
Eğer ki, oy oranıyla veya çoğunluğun dediği her şeyin doğru olduğu
mantığa gidecek olursak, bu bizi son derece tehlikeli bir yapıya
götürür. Birkaç örnek vereyim:
Şimdi, bu mantıktan hareket edecek olursak -ki, buradan hareket ediliyor
ne yazık ki- CHP’nin aldığı oy yüzde... (AK Parti sıralarından gürültüler) Arkadaşlar,
ben çok sakin konuşurum, hariçten gazel demeyeyim ama,
yani, hariçten laf atmalarla benim konuşma insicamım bozulmaz.
Hiç boşuna laf atmayın, konuşma insicamımı asla bozmam ben. Şimdi, CHP’nin
oyu yüzde 21, MHP’li arkadaşların yüzde 14, işte, ÖDP’li var yüzde
sıfır, DSP var -arkadaşlarımız- mesela, oyları yüzde 1-2. MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – DSP girmedi. İSA GÖK (Devamla)
– Yanlışı mı savundular? Yanlış değerlerde mi gittiler? Şimdi, bakın arkadaşlar,
bakın, Almanya’da 1930’ların başında başlayan bir hareket var: Nasyonal
Parti. Hitler bu partinin başı olduğunda, iddialarını ortaya atıyor,
atıyor, seçimlere giriyor ve akabinde, büyük bir çoğunlukla, Almanya’da
Parlamentonun hemen hemen tamamını ele geçiriyor ve Almanya’da
“Reichstag” denen o büyük Parlamentodan çıkardığı yasalarla insanları
katlediyor, Avrupa’yı kana buluyor. Büyük bir oy çoğunluğu var,
hiç kimse hayır diyemiyor. Her yasayı geçiriyor. Tam
bir faşist yönetim. İşte, oy oranına
baliğ edilen, oy oranıyla anlatılan her tür gerçeklik faşizan bir yoruma
götürür insanı, çok tehlikelidir. Lütfen geriye yaslanın, olayı
sindirmeye çalışalım. Bakınız, Büyük
Önder Atatürk -hani, herkes diyor ya, “Mensubu olmaktan büyük onur
duyduğum şu parti.” diyor- benim de mensubu olmaktan onur duyduğum
CHP, hakikaten önder olarak kabul ettiğim ve onur duyduğum Büyük Önder
Atatürk, Mustafa Kemal Atatürk 1919’da o hareketi başlattığında
dört beş arkadaştan müteşekkil. Samsun’a çıktığında, Sivas’a çıktığında,
kongreleri yaparken herhâlde bir oylama yapılsa, Türkiye genelinde
alacağı oy yüzde 1’dir, 2’dir. Pekâlâ, realite olarak yanlış değerleri
mi savundu Büyük Önder? FİKRİ IŞIK (Kocaeli)
– Yapmayın ya, yüzde 99’du, ne 1’i. İSA GÖK (Devamla)
– Savunduğu değerler yanlış mıydı? Hayır. FİKRİ IŞIK (Kocaeli)
– Siz milletten kopuksunuz, bunu nasıl dersiniz ya! İSA GÖK (Devamla)
– Dolayısıyla, arkadaşlar, şu noktaya geliyorum: Demokrasilerde
sakın ha sakın oy oranının, alınan oy çoğunluğunun doğruluk olduğunu,
realitenin, gerçeklik, maddi gerçekliğin o olduğu saplantısına
kapılırsanız, bu demokrasinin kendi kendini bitiren faşizan bir
düşüncedir. Bu, aynı zamanda CHP’ye oy verenlere, MHP’ye oy verenlere,
DSP’sine, ÖDP’sine, Büyük Birlik Partisine, hepsine karşı saygısızlıktır.
BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU
(Rize) – Sayın Başkan, ne alakası var… İSA GÖK (Devamla)
– Geleceğim… O sebeple, bundan
sonraki konuşmalarda, ben istirham edeyim arkadaşlar, lütfen, bu bazda konuşmalar olmasın. Efendim, bağlayacağım
ben, hemen bağlıyorum. Şimdi, işte, demokrasinin
güzelliği bir araya gelmektir, toplantılar yapmaktır, olayları masaya
yatırmaktır. Bunu sıklıkla yapmak son derece olumludur. 5’inci maddenin
3’üncü fıkrası “Koordinasyon Kurulu yılda en az bir defa olmak üzere
ihtiyaç duyulan zamanlarda toplanır.” der. Mademki icra yapacak,
mademki 2010’a İstanbul’u hazırlayacak olan… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Gök, bir dakikalık süre içinde konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. İSA GÖK (Devamla)
– Teşekkür ediyorum Sayın Başkan, sağ olun. Mademki bu Kurul
bu denli önemli işler yapacak -o zaman demokrasinin bir diğer gereği
beraber olma, çalışma, üretme, beraber düşünme- o zaman Kurulun
yılda bir kez toplantı yapmak yerine dört kez toplantı yapmasının
çok daha mantıklığı olduğu inancıyla, sizlere saygılar sunuyorum. Sayın Başkan,
bağladım sanıyorum değil mi konuya! (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte
olan 16 s.sayılı Kanun Tasarısının 5. maddesinin 1. fıkrasının “İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı” ibaresinden sonra “TBMM Başkanının
görevlendireceği bir temsilci” ibaresinin eklenmesini arz ederiz. Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları. BAŞKAN – Komisyon
önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM,
KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ NECAT BİRİNCİ (İstanbul)
– Takdire bırakıyor efendim. BAŞKAN –
Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Hayır efendim. BAŞKAN – Katılmıyorsunuz. Buyurun Sayın
Vural. OKTAY VURAL
(İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım. Bilindiği gibi
Millî Saraylar Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlıdır ve bunun yanında
kasırlar, köşkler de vardır. Böyle bir kültür başkentinde önemli değerlere
sahip Türkiye Büyük Millet Meclisinin o Kurulda temsil edilmesine
Komisyon Başkanının “Hayır.” demesini ve Sayın Bakanın “Hayır.” demesini
doğrusu çok yadırgadım. MİLLÎ EĞİTİM,
KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ NECAT BİRİNCİ (İstanbul)
– Hayır demedim. BAŞKAN – Komisyon
takdire bıraktı Sayın Vural. OKTAY VURAL (Devamla)
– Başka şansı yok, çünkü hayır diyemez. Çoğunluğu yoktur da onun için
takdire bırakıyor. Şimdi, böyle bakıldığı
zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Saraylarının önemli katkısı
olacaktır. Katılmasında fayda vardır. Bir de Sayın Başkanım,
İç Tüzük’ün 77’nci maddesine göre önceki komisyondan yenilenmiş
bir tasarıyı konuşuyoruz. Bakınız, burada çeşitli önergelerimiz
olacaktır. Maalesef, bu usul milletvekillerimizin komisyonda maddelere
katkı yapmasını engellemektedir. Engellenmiş bir egemenliği burada
konuşmakla, önerge vermekle düzeltmeye çalışıyoruz. Maddeler müzakere
edilemiyor. Eğer bir katkı sağlayacaksa milletvekilimiz, bu milletvekilinin
bu katkıyı sağlaması imkânsız hâle getiriliyor. Ya muhalefet edeceksiniz
ya evet diyeceksiniz. Peki, olumlu bir görüşü varsa değiştirebilir
misiniz? Değiştiremezsiniz. Maddeyi müzakere etmeden nasıl değiştireceksiniz?
Dolayısıyla, komisyonlarda katkı yapma imkânı engellendiği için
bu konuda milletvekillerimizin burada katkılarını getirmesi,
bu Meclisin çalışmaları açısından da açıkçası sağlıklı olmadığını
düşünüyorum. Dolayısıyla, bu konuda Meclis Başkanımıza yazı yazdık
“Muhalefet görüşünüzü koyabilirsiniz” dedi. Ama biz katkı sağlamak
istiyoruz.” dedik. Daha önce milletvekilimiz söyledi: “Katkılarınız
varsa getirin.” Komisyonda katkıları yasaklıyorsunuz, mümkün değil.
Burada önergelerle getirildiği zaman, bu önergelerin hepsine Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanının görevlendireceği üst düzey bir bürokratın
bu komisyonda yer almasına “Hayır” diyorsunuz. Neden? Niye? Niye?
Yani, niye? Haklılık yok mu? Varsa o zaman parmaklarımızı hak doğrultusunda
kaldırmak lazım. Hak güçlünün değil, hak haklının olmalıdır. (MHP sıralarından
alkışlar) Bir başka husus
da Sayın Başkanım, özellikle bir parantez olarak söylemek istiyorum.
Tabii, buradan konuşurken, değerli milletvekillerimizin bu konuşmalarını
yaparken, milletimizin değer hükümlerini ifade eden birtakım kavramlarla
konuşurken çok dikkatli üslup kullanılmasını tavsiye ediyorum.
Özellikle bir baş örtüsünü sadece bir bez parçası
olarak tanımlayıp, onu bir inanç değeri hükmünden uzaklaştıran bir
nitelendirmenin yapılmasını çok yadırgadım. Ne bayrağımız bir
bez parçasıdır ne de baş örtüsü bir bez parçasıdır.
(MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Bunu milletimiz
hak etmiyor. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Üstelik,
bu söz yapılırken çoğunluğun alkışlamasını da çok yadırgıyorum.
O bakımdan, milletimizin değer hükümlerini ifade eden bu hususları
bir bez parçası, bir metrelik bilmem ne gibi, kimsenin, açıkçası, bu
konuyu alçatmasına… BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU
(Rize) – Onu kastederek kullanmamıştır. OKTAY VURAL (Devamla)
– Hangi anlam olursa olsun düzeltilmesi gerektiğini ben ifade ediyorum.
Bez parçası değildir, olmamalıdır. BAYRAM ALİ BAYRAMOĞLU
(Rize) – Biz de katılıyoruz, biz de… OKTAY VURAL (Devamla)
–Bu konuda özellikle dikkatli bir üslup kullanılması gerekiyor.
Bunlar hassas değerlerdir. METİN KAŞIKOĞLU
(Düzce) – CHP’ye söyle onu! OKTAY VURAL (Devamla)
– Bu değerleri konuşurken, ne olursa olsun, bunlarla ilgili hepimizin
üslubunun son derece dikkatli olması, eleştirilerimiz varsa da,
bu eleştirilerimizi çok dikkatli bir üslup halinde yapmamız lazım.
Çünkü bir baş örtüsünü giyen bir vatandaşımızın
böyle bir sözü duyması halinde elbette onun rencide olması mümkün
olabilir. Bu bakımdan, bu konudaki, zannederim, bütün milletvekillerimizin
duyduğu hassasiyeti bir milletvekili olarak ifade etmek istedim. Saygılar sunarım
efendim. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. 5’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. 6’ncı maddeyi
okutuyorum: Danışma Kurulu MADDE 6- (1) Danışma
Kurulu; a) Dışişleri
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Avrupa
Birliği Genel Sekreterliği, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel
Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği ile İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı temsilcilerinden, b) İstanbul İl
Genel Meclisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin kendi
üyeleri arasından belirleyecekleri birer üyeden, c) İstanbul ilçe
kaymakamları ve belediye başkanlarının kendi aralarından seçecekleri
beşer temsilciden, ç) İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Türkiye
Seyahat Acentaları Birliği ve İstanbul Mimarlar Odası tarafından
belirlenecek birer temsilci; kültür, sanat veya turizm alanındaki
faaliyetleri ile tanınan ve etkinliklerde katkısı olabilecek
ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları temsilcileri ve İstanbul’un tarihi, kültürü,
mimarisi veya sanatı konusunda çalışmaları ile tanınmış kişilerden
Koordinasyon Kurulu tarafından belirlenecek yirmibeş temsilciden,
d) Merkezi
İstanbul’da bulunan üniversitelerin önerecekleri birer aday arasından
Koordinasyon Kurulunca; üçü Devlet, ikisi vakıf üniversitesi mensubu
öğretim üyelerinden belirlenecek beş temsilciden, oluşur. (2) Danışma Kurulu
başkanı, toplantı gündemi ile ilgili gerekli gördüğü uzmanları
toplantıya davet edebilir. (3) Danışma Kurulu
başkanı Başbakanlık tarafından belirlenir. Birinci fıkranın (a)
bendinde belirtilen kamu kurumu temsilcilerinin asgari Genel Müdür,
Vali Yardımcısı ve Genel Sekreter Yardımcısı seviyesinde olması
ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin kamu hizmetlerinden yasaklı
olmaması gerekir. (4) Temsilciler,
seçim veya görevlendirme yazılarının Yürütme Kuruluna teslimi
ile göreve başlar. (5) Danışma Kurulu,
iki ayda en az bir defa olmak üzere ihtiyaç duyulan zamanlarda toplanır. Toplantı nisabı üye tam sayısının yarıdan
bir fazlası, karar yeter sayısı ise toplantıya katılanların salt
çoğunluğudur. Gerekli görülen hallerde Başkan, Danışma Kurulunu
olağanüstü toplantıya çağırabilir. Birbirini takip eden iki toplantıya
veya bir yıl içinde toplam üç toplantıya mazeretsiz olarak katılmayan
temsilci istifa etmiş sayılır ve temsil ettiği örgütün veya kurumun
Danışma Kurulu üyeliği düşer. BAŞKAN – Madde
üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sinop Milletvekili
Engin Altay, AK Parti Grubu adına Konya Milletvekili Sami Güçlü;
şahısları adına İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar, İstanbul
Milletvekili Halide İncekara ve Mersin Milletvekili İsa Gök’ün
söz talepleri vardır. İlk söz, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Sinop Milletvekili Engin Altay’a aittir.
Sayın Altay buyurun.
(CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Gecenin bu saatinde,
Avrupa Kültür Başkenti Kanun Tasarısı’nı görüşmeye devam ediyoruz.
Herhâlde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu kanun kabul edildiğinde
tarihe şöyle geçecek: Cumhuriyet tarihinde -yani, Meclis değil tabii,
bu 23’üncü Dönem böyle geçecek- bir sanat eserini yıkan bir Meclis
olarak tarihe geçecek. Hem de bunu Kültür Bakanı eliyle yıkan bir
Meclis olarak tarihe geçecek. Sayın milletvekilleri,
içimizde yeni gelen arkadaşlarımız var, tecrübeli arkadaşlarımız
var. Yeni gelen arkadaşlara bir tavsiyem var: İç Tüzük’ün 157’nci
maddesinden 161’inci maddesine kadar olan bölümleri bir okusunlar.
Bunun, Meclisimizin sağlıklı çalışmasına büyük yararı olacaktır. Bu Parlamento
dünyada çok önemli parlamentolardan biridir. Bunu geçen defa da hatırlatmıştım:
Paris Havaalanından bir taksiye binerseniz, taksiciye derseniz
ki: Beni Meclise çek; der ki: Hangi meclise? Belediye meclisi mi, ticaret
meclisi mi, şu mu, bu mu? Ama Ankara’da AŞTİ’den bir taksiye biner
de, Meclise çek, derseniz, buraya gelir. Onun için bu Meclisin saygınlığına
gölge düşürmeyelim. İktidar tahammül
edecek. Sabır iktidara, gerekiyorsa öfke muhalefete yakışır. Bunu
bilin. Bunu bir kere bilin. Meclis Başkanlarımızın da bu anlayışla
hareket ettiğini büyük oranda görüyorum, her ne kadar Sayın Genç’i
tatmin edemese de. Ama bakın bir şey yaşadık, Sayın Genç’le Meclis
Başkanımızın arasında bir tartışma var ve havalanıyorsunuz. Burada
Sayın Başkanın -ki kendisini çok sayar, takdir ederim- partinize
mensup olması size böyle bir havalanma hakkı vermez. Herkes işine
bakacak, herkes oturduğu yerden görevini yapacak. Bunu bir kere
anımsatmak istiyorum. Bu kürsü özgür
bir kürsüdür. SAFFET KAYA (Ardahan)
– Konuya gel. ENGİN ALTAY (Devamla)
– Kişisel sataşma, saldırı, kişi haklarına saldırı olmadığı müddetçe
tahammül size bir görevdir. Konuya gelip
gelmeme meselesine gelince, biz bu kürsülerde kanunun tümü boyunca,
bırak maddeyi, kanunla ilgisiz konuşmalar yapıldıktan sonra çok
kanun geçirdik. Bana bu konuda hatırlatma yapmayın. Gene aldığım
bir not var. Sayın Gök değindi, ama notuma da almışım, sistemimi bozmamak
için değinmek zorundayım. Gerek oturduğunuz yerden gerek zaman zaman
buradan, işte biz İstanbul’dan şu kadar oy aldık da falan filan… Sayın
Gök bunu hukuki olarak size izah etti. Ben bunu siyasi olarak şöyle
tabir ederim: Bu yaptığınıza da siyasi şımarıklık derler. MUSA SIVACIOĞLU
(Kastamonu) – Geçen dönemde de aynı şeyi söylüyordun, şimdi de aynı
şeyi söylüyorsun. ENGİN ALTAY (Devamla)
– Evet evet, öyle derler; bunu yapmayın. Şurada, bak göreceksiniz,
çok meselede müşterek hareket edeceğiz. Ama siz istiyorsanız ki,
kardeşim, biz yüzde 47 oy aldık, bu CHP’nin, bu MHP’nin, bu DTP’nin, o
DSP’lilerin, Kamer Genç’in, şunun bunun burada ne işi var yahu… Biz
kuliste oturalım, siz burada kendiniz çalıp kendiniz oynayın. Bunu
da bir anımsatıyorum. Daha yeni başlıyoruz. Çok bunalacaksınız.
Sabah saat 5’e, 6’ya kadar, burada, bitse de gitsek diyeceksiniz,
göndermeyeceğiz sizi. Bunları bilin. Bunları bilin. MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Buradayız, buradayız. ENGİN ALTAY (Devamla)
– Emin Tutan, bunları sen yaşadın. Bunları bilin. MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) - Sen bilirsin, biz alışığız. ALİ KOYUNCU
(Bursa) – Zevkten sekiz olursun! ENGİN ALTAY (Devamla)
- Şimdi, gene Sayın Başkanın müsamahasına sığınarak, dün Parlamentoyu,
dün Parlamento çalışmalarını izleyemeyip de bugün izleyenler,
bu kanunu görüşmeye başladığımızda, Sayın Bakanı dinlerken vatandaşlarımız,
vay be, kim bu benim kültürüme hakaret eden, kim bu bana saldıran -ismimi
de hatırlayamadı, Engin Altay, Sinop- diyebilir vatandaşlarımız.
Şimdi, dün benim yaptığım konuşmayı izleyenler de, Sayın Bakana
der ki, hadi oradan. Benim dün söylediğim farklı bir şey. Sayın Bakanın
söylediklerini şuradan okuyorum. Ben de burada yoktum, genel merkezdeydim.
Sizin yıllarca içinde mücadele ettiğiniz, genel başkanlık mücadelesi
ettiğiniz genel merkezdeydim. MEHMET EMİN TUTAN
(Bursa) – Hâlâ oradasın! ENGİN ALTAY (Devamla)
- Şimdi bakın: “Ana muhalefet sözcüsü bir arkadaşımız milletimize
sataştı. Kültür Bakanlığı üzerinde, Kültür Bakanlığının bir projesi,
bir yasası üzerinde konuşuyoruz. Ben, Türkiye Cumhuriyeti devletinin,
hükûmetinin Kültür ve Turizm Bakanıyım.” Buna itiraz yok. “Türk milletinin
kültürüne sataşıldı. Dün bu kürsüde, Türk Milletinin, oy kullanırken,
rüşvet alarak oy kullandığı söylendi. Bunu şiddetle kınıyorum.”
Ben de kınıyorum. “Türk milletine yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyorum.”
Bir daha. “Türk kültürüne saygılı olmadan, Türk milletinin asaletine
saygılı olmadan, Türk milletinin küçük çıkarlarla iradesini satmayacağı
noktasında birleşmeden bu Parlamentoda…” derken Başkan sözünü
kesmiş. Şimdi… BAŞKAN – Süresi
bitmiştir yani. ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet, evet, tabii ki, şüphesiz. Şimdi, benim sataşmam,
mensubu olmaktan gurur duyduğum Türk milletinin bir ferdi olarak,
Türk milletinin kültürüne sataşmak olamaz. Bana şöyle bir bakın Sayın
Bakan, bende aptal, deli, ahlas, salak bir hâl
var mı? Ben bu Parlamentoda altıncı yılımda görev yapıyorum. Benim
sataştığım, sizin yozlaştırdığınız, toplumu yozlaştırdığınız,
kültürünü yozlaştırmaya başladığınız bu anlayışınızdır, bu
hükûmet etme anlayışınızdır, bu iktidar etme anlayışınızdır. Dün
benim isyanım bunadır. Değerli arkadaşlar,
biliniz ki, Türk siyasal yaşamımızda, seçimlerde seçim rüşveti
kavramı siyaset terminolojimize girmiştir, bu vardır. Mesela,
rahmetli Özal “Ben seçimden önce zam yapacak kadar aptal mıyım, enayi
miyim.” demişti. Benim yetiştiğim gençlik yıllarında seçim rüşveti
deyince, akla, dozer, greyder ve su borusu gelirdi ve çimento gelirdi.
Dozerler, greyderler köy yolunun girişine koyulurdu. Şimdi, müthiş
bir atağa geçtiniz, bu zift tankerleri var, asfalt malzemesi var içinde,
zift tankerlerini, bir tankeri, bir ilin -aynı günde- beş ilçesinde
gezdiriyorsunuz. İlçe pazarlarında zift tankeri gezdiriyorsunuz.
(AK Parti sıralarından gürültüler) Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar…
Ee ne konuştuk, nasıl anlaştık? Tahammül, iktidar tahammül edecek.
Tadı kaçar buranın tadı. LÜTFİ ÇIRAKOĞLU
(Rize) – 11 transfer, 11 bakan geleneğini siz başlatmadınız mı? ENGİN ALTAY (Devamla)
- Şimdi, bakın, benim dünkü isyanım kadirşinaslığıyla şöhret olmuş
milletimizin kadirşinaslığını istismarınızadır. Benim dünkü
isyanım, milletimizin vefa duygusuna yaptığınız istismara isyandır.
Çok klasik bir
mantık vardır, feodalizm döneminde çok iyi çalışan bir mantıktır:
Aç bırak iane ve iaşeyle kendine bağla. Sizin bu ülkede son beş yılda
yaptığınızın tam karşılığı budur. Bir anne babanın aç çocuğunun
iaşesi için… ABDURRAHMAN DODURGALI
(Sinop) – Yine aynı şeyleri söylüyorsun! ENGİN ALTAY (Devamla)
– …o karnının doyması, o sırtının pekliği için, kapı çalındığında
gelen siyasetçilerin elindeki pakete baktığı günler on yıl önceki
günler değil. Beş yıldır Türkiye’de yaşanan tablodur bu. (AK Parti
sıralarından gürültüler) Bizim partililerimize “Kültür başkenti
yapacağız.” dediğiniz İstanbul’un gecekondu semtlerinde “Siz ne
getirdiniz?” diyor insanlar. “Sizden öncekiler, ampullüler, ampul
partisi erzak getirdi.” diyor. “Bugün kömür gönderdi.” diyor. “Para
verdi.” diyor. “Kaymakama gittim para verdi.” diyor. “Siz ne veriyorsunuz?”
diyor. Toplumu bu hâle biz getirmedik. Sayın Bakan, benim dünkü isyanım
bunadır. FEVZİ ŞANVERDİ
(Hatay) – Konuya gel konuya! ENGİN ALTAY (Devamla)
– Konuya geliyorum merak etme, konunun içindeyim. “İşsizliğin
azalmadığı, ekonominin iyileştiği iddialarına karşın, insanların
günlük yaşamlarına somut yansımaları için; toplumsal adalet, soysal
güvenlik, hukuk devleti ilkelerine bağlılık, kamu yönetiminde
saydamlık ve dürüstlük sağlanamadığı için iktidar yıpranıyor.”
Ben demiyorum Sayın Bakan diyor. Ve dürüstlük sağlanamadığı için… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Altay, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. ENGİN ALTAY (Devamla)
– …yıpranan bu iktidarı, bu partiyi kurtarmak için olsa gerek ki, benim
yaşım kadar siyasi mücadele verdiği bir partiyi terk edip, çok büyük
bir kültür anlayışıyla, siyasi kültür anlayışıyla içinizdedir,
aranızdadır. (AK Parti sıralarından gürültüler) Sizin içinizde…
Sizin içinizde... (AK Parti sıralarından gürültüler) Millet bir çuval
kömüre, altına, erzağa şaşırıp -beşer şaşar- oy vermiş olabilir ama
Sayın Bakan sizin içinize niye geldi, ben onu bilemem. (AK Parti sıralarından
gürültüler) YILMAZ TUNÇ (Bartın)
– Vatandaşa hakaret ediyorsun! ENGİN ALTAY (Devamla)
– Şunu da söyleyeyim: Konuştuğumuz bu 6’ncı maddede Danışma Kurulu
çok devlet egemendir. Kültür işi sis ve pus kaldırmaz. Saygılar sunarım.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. AK Parti Grubu
adına Konya Milletvekili Sayın Sami Güçlü. Sayın Güçlü, buyurun.
(AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA SAMİ GÜÇLÜ (Konya) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Kanun Tasarısı hakkında, 6’ncı
maddesiyle ilgili söz aldım. Sizleri saygıyla selamlıyorum. Konuşmama başlarken,
son iki konuşmacımızın, Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Grup Başkan
Vekili Vural ile Engin Altay’ın konuşmalarına atıf da yaparak,
atıfta bulunarak gireceğim. Sayın Vural “Komisyonlarda
katkı yapma imkânı pek bulunmadığı için Genel Kurulda da çok fazla
bir değişiklik önerisi yapılamıyor, katkı sağlanamıyor. Dolayısıyla,
bu konularda ‘evet’, ‘hayır’ şeklindeki bir oylamayla mevcut tasarı
geldiği şekilde geçiyor.” dediler ve muhalefet partilerinin katkısının
sınırlı olduğunu söylediler. Ben, bu ifadeden hareketle, bu tasarının,
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna gelişi ve orada yaptığımız
çalışmalarla ilgili kısa bir bilgi vermek istiyorum. Bildiğiniz gibi,
2006 yılının sonunda İstanbul, Avrupa kültür başkenti olarak ilan
edildi kasımda. 2007’nin Nisan ayına kadar Kültür Bakanlığı gerekli
kanun tasarısı hazırlığını tamamlayıp Bakanlar Kuruluna, Bakanlar
Kurulu da Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal ettirdi. Arada
geçen zaman kabul edilebilir bir zamandır. Millî Eğitim Komisyonu,
tasarı kendisine intikal ettiği anda, 25 Nisanda, o gün komisyonumuzun üyeleri
olan Sayın Muharrem İnce ve Engin Altay da dâhil olmak üzere, Cumhuriyet
Halk Partisine mensup milletvekillerimizle bu konuyu görüşmeye
başladık. Çok sayıda madde üzerinde görüşleri oldu,
düşünceleri oldu, bir alt komisyon kurulması teklif edildi, biz de
destekledik ve bu alt komisyon, Berhan Şimşek -şu anda aramızda değil-
sanat dünyasından gelen, kültüre çok kuvvetli ilgisi olan bir arkadaşımızdı
Cumhuriyet Halk Partisinden, AK Partiden de Hacı Biner ve Sami Güçlü
olarak seçildik ve bir çalışma yaptık. Bu çalışmalarımız bizim 3 Mayıs
ve 7 Mayısta sürdü, özellikle Sayın Berhan Şimşek’e on bir maddeden
oluşan ve daha başlangıçta ajans kavramından çıkarak, sonuna kadar
kapsadığı itirazlar… Bizim görüşlerimizi birlikte değerlendirdik
ve sekiz maddede tam bir mutabakata vardık, yani böyle olsun dedik
ve bunları birlikte düzelttik, ifadeyi düzelttik, yürütme, danışma
kurullarıyla ilgili konuları görüştük. Bu ara Bakan Bey, o
günkü dönem içerisinde Bakanımız olan Sayın Atil KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – 150 milyar YTL değil. BAŞKAN – Sayın
Bakanım “150 milyar YTL olmaması lazım” diye müdahale ediyor. 150
milyar YTL 150 katrilyon eder. 150 milyon YTL olur herhâlde. SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)
– Tamam, yani şu anda, 150 milyon YTL. 300 milyon YTL’ye
ise yenisinin yapılabileceğini, bu hususta düşüncesinin bu olduğunu
söyledi ve komisyonumuzda kabul edildi bu. Fakat,
seçim dönemi, Meclise intikal etmeden dönem tamamlandı, yeni dönemde
tekrar komisyona geldi. Komisyonda bu defa Cumhuriyet Halk Partisi
ve Milliyetçi Hareket Partisine mensup arkadaşlarımız da katıldılar,
onlar da düşüncelerini söylediler ve bu üç noktada toplandı. Sayın
Bakan o gün komisyonda çok net ifadeler söyledi “kefilim” dedi. “Ben
AKM’nin, başlangıçta, yıkılmasına karşıyım, bunu böyle, baştan
prensip olarak yıkılmasını doğru bulmuyorum. Daha iyisi, yenisi,
kabul edilebilir bir proje geliştirdiğiniz takdirde” dedi. Mali
konuda ise, aldığı bilgiler, gerek Bakanlıktan gerekse arkadaşlarımızdan,
mali denetimle ilgili konularda bilgi sahibi olan arkadaşlarımızdan
aldığı bilgiler, kamu kaynağı kullanıldığında Sayıştay denetiminin
mutlaka söz konusu olduğunu, hariç tutulamayacağını ifade etti
ve sonunda dedi ki: “Biz birbirimize güvenmeliyiz.” Çok değerli arkadaşlarım,
ben, konunun bu kısmında biraz düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Şimdi, Türkiye,
2007 yılında, UNESCO tarafından Mevlânâ’nın
800’üncü doğum yıl dönümünü kutluyoruz. Gelecek yıl, Frankfurt Kitap
Fuarı’nda Türkiye onur konuğu. 2010’da İstanbul Avrupa
Kültür Başkenti. Türkiye, gerek
kendi dünyasında gerekse Batı dünyasına yönelik olarak ağırlığını,
önemini artıran bir ülke ve bu İstanbul Kültür Başkentiyle ilgili
mevzu bize bir imkân veriyor, bir fırsat veriyor. Biz, kendi değerlerimizi
ve bunu en iyi yansıttığımız sanatımızı, mimarimizi, hayat tarzımızı
ve çok kültürlülüğümüzü yaşattığımız İstanbul’da, bir proje geliştirerek,
bunu bir bakıma, üyesi olmak yolunda mesafe aldığımız Avrupa Birliğinin
bir projesi çerçevesinde hayata geçirmek istiyoruz. Ama biz geldik
üç noktaya takıldık: Kültür merkezinin yıkılıp yıkılmaması. Arkadaşlarım,
bir noktaya dikkatinizi özellikle çekmek istiyorum: Biz, bu konuda
kimi muhatap alıyoruz? Kültür Bakanlığını. Yani, Türk kültürünü
geliştirmek, yaşatmak, yaymak, korumak konumunda görevli olan bir
bakanlığa, bir kültür merkezi konusunda “Siz bunu yıkamazsınız.”
diyoruz. Arkadaşlar,
bir doktora biz, “Sen bu hastayı tedavi edemezsin, sen bu hastaya şu
yöntemi uygulayamazsın.” demek, nasıl, biraz meslek dışında olanlar
için zorsa, biz, kültürle ilgili bir konuda bu Bakanlığa güvenmeyeceksek
kime güveneceğiz? (AK Parti sıralarından alkışlar) RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Biz ona bir kere güvendik. SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)
- Bu konuda Kültür Bakanına güvenmeyeceksek kime güveneceğiz? OKTAY VURAL
(İzmir) – Meclise güvenin, Meclise. SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)
- Ayrıca, bütün özverisiyle, genel görüşme kısmında, maddeler kısmında
konuşuyor, samimiyetle söylüyor… KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Önce Meclise güvenin. SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)
- “Benim, Atatürk Kültür Merkezinin yıkılmasıyla ilgili konuda
bir ön yargım yok, yeni bir proje, kabul edilebilir bir proje geliştirirsek…”
diyor. Ee, şimdi biz kendimize güvenmeyeceğiz, Bakanımıza güvenmeyeceğiz,
kültürümüzü korumakla, yaşatmakla, geliştirmekle görevli bir kurumumuzun
bu sorumluluğunu dikkate almayacağız, “AKM’yi yıkamazsınız...”
Arkadaşlar,
teknik bir konu. Bu birim eğer ihtiyacı karşılamıyorsa yıkılır ve
çok daha güzel bir şey yapılabilir. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sayın Bakanım, Meclisle ne ilgisi var? SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)
- Türkiye’nin gücü, ekonomisi vesairesi yeter. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Meclisle ne ilgisi var onun? SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) - Yıkmak da şart değil. Yeni bir şey yapılabilir, yeni bir şey de yapılabilir. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Meclisle ne ilgisi var yıkılmanın? Buraya niye geliyor? SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)
- Şimdi, efendim, yani, işin bu kısmının dışında bir husus daha söyleyeyim
size. İstanbul kültür başkenti. Biz, bir projeyle
bunu tanıtmayı düşünüyoruz. Bizim esas dikkatimiz “ne yapacağımız”da
toplanması gerekirken, biz, “nasıl yapacağımız”la ilgili konularda
ek bir kısım tereddütlerimizi dile getiriyoruz. Arkadaşlarım,
hatırlar mısınız, Türkiye Avrupa Birliğine üyelik için müzakere
tarihi aldığında, o Avrupa’nın çok sembolik ortamlarında imza
törenleri yapıldığında, Fransa Cumhurbaşkanının bir açıklaması
oldu: “Türkiye Avrupa Birliğine kültürel bir reform yaptıktan sonra
girecektir.” dedi. Bunun anlamı şu: Kültürel yönden Avrupa toplumu,
Türkiye’yle uyum konusunda endişeler taşıyor kendi kamuoyu ve
Avrupa ülkelerindeki kamuoyunda, Türkiye’ye yönelik, özellikle
dünyadaki genel gelişmelerden de etkilenerek, bu antipatiye
dönüşüyor. Türk toplumunda da Avrupa Birliğine karşı başlangıçta
olan o olumlu havanın kaybolduğuna ait izler var. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Güçlü, bir dakika ek süre veriyorum. Konuşmanızı tamamlayınız. SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)
– 1959 yılından beri yürüttüğümüz, hep birlikte emek verdiğimiz,
Türkiye’de tam bir millî mutabakat şeklinde cereyan eden Avrupa
Birliği sürecinde, biz, kültürel yönden, o dünya, o toplumun halklarıyla,
kendi milletimizin özellikleriyle, kültürüyle bir buluşmaya zemin
temin edecek bu projeye, hepimiz, dikkatle, özenle katkı sağlamalıyız.
Bu kuruma da güvenmeliyiz. Kültürümüzü korumak, geliştirmek, yüceltmekle
sorumlu olan bir kurumun “İstanbul Kültür Başkenti konusunda sorumluluk
alıyorum, şeffaf davranacağım, her türlü taahhüdü veriyorum” diyen
bir Bakana destek olmak durumundayız. Ben, bunu, bütün samimiyetimle,
bütün kalbimden gelen duygularla söylüyorum. AHMET DURAN BULUT
(Balıkesir) – Efendim, sözlü olmasın, yazılı olsun bunlar. SAMİ GÜÇLÜ (Devamla) – Amin
Maalouf’un bir meşhur kitabı var, Semerkant. Diyor ki Semerkant
için: “Yeryüzünün güneşe bakan en güzel yüzüdür.” Bir Türk şehri için
gerçekten çok iltifatlı bir söz. Türk milletinin dünyaya takdim edebileceği
en güzel eser İstanbul’dur. Biz bu İstanbul’u, dünyaya, olması gereken
gibi, nasılını tartışarak ve destek vererek bunu gerçekleştirmeliyiz. Saygılarımı
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
Bakanım, teşekkür ederim. OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkanım, konuşmacı… Bu, usulle ilgili bir şey, bir
hususu belirtmek istiyorum. Daha önceki dönemde
yapılmış müzakereler bu dönem Meclisini ilgilendirmiyor efendim.
Yeni seçim yapıldı, yeni Meclis oluştu. Burada tümü üzerindeki görüşmelerden
başka, maddeler üzerinde görüşme yapılamamaktadır, bunu kayıt altına
aldım. BAŞKAN – Sayın
Vural, şimdi Sayın Ali Uzunırmak’a grubunuz adına söz vereceğim.
O, düşüncelerinizi ifade eder ümit ediyorum. Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak. Buyurun Sayın
Uzunırmak. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinize
en derin saygılarımı sunarak konuşmama başlamak istiyorum, ama
bu konuşmaya bir üzüntüyle başlıyorum. Sayın Oktay Vural
ve arkadaşları bir önerge verdiler. Bu önergede, Danışma Kurulunda
çeşitli bakanlıklarımızın, İstanbul Valiliğinin, Vakıflar Genel
Müdürlüğünün ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının yanında
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının belirleyeceği bir temsilcinin
bulunmasını teklif ettiler. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Koordinasyon Kurulu, Danışma Kurulu değil. ALİ UZUNIRMAK
(Devamla) – Koordinasyon Kurulunda da tabii ki. Sayın Bakan,
ben inanıyorum ki… Türkçe atasözü vardır: “İnat da bir murattır.”
Ama inatla bir ülkenin idaresinin nereye gideceğini tarih çok kereler
göstermiştir. Sayın Bakanın
da mensubu olduğu bir kurum burası, sayın milletvekillerimizin
–iktidarıyla muhalefetiyle- mensup olduğu bir kurum burası. Sayın
Meclis Başkanını bütün gruplar katılarak ortak seçtik. AKP’nin de
gösterdiği bir adaydı, AKP’nin milletvekiliydi Meclis Başkanı.
(AK Parti sıralarından gürültüler) Ben oy verdim kıymetli arkadaş…
Yani, biz, Meclis Başkanının göstereceği bir temsilciden acaba niçin imtina
ediliyor? Yani, burada çoğunluğa dayalı, dediğim dedik şeklinde,
Meclisi ve ülkeyi idare edebilmenin bir denemesi mi yapılıyor?
Bunlar iyi sonuç vermez kıymetli arkadaşlar. Belki günü idare edebilir,
belki gün böyle geçebilir. Ama, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin mensupları, bir kurum bilinci içerisinde, bir kurum
dayanışması içerisinde, bir kurum şuuru içerisinde hareket ederek
kendilerinden orada bir temsilcinin bulunmasını “bir muhalefet
partisinin önerisi” diye reddederse, bu işlerin sonu gelmez. Her
şeyden önce, bunu sizlerle paylaşmak istedim. Tabii ki, bu, çoğunluğa
dayalı, ezici çoğunluğa dayalı yönetim metodunun yeni getirdiği
birtakım alışkanlıklar var kıymetli arkadaşlar. Bakın, bu tasarıda
“Tasarı Başkanlıkça; Plan ve Bütçe; İçişleri ile Millî Eğitim, Kültür,
Gençlik ve Spor komisyonlarına havale edilmiştir.” deniyor. Geçende
de yine aynı şekilde, yani, Plan ve Bütçe Komisyonunun esas komisyon
olduğu işaret edilen, Meclis Başkanlığınca gönderilen birinci derecede
esas komisyon Plan ve Bütçe Komisyonu. Ama, Plan
ve Bütçe Komisyonu atlanarak, direkt Millî Eğitim, Kültür, Gençlik
ve Spor Komisyonundan bir tasarı Meclise indirildi. Geçende de aynı
şey yapıldı. Şimdi, ben, kıymetli
arkadaşlar, bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum: Sayın Bakan dedi
ki “Kamu kaynağı kullanılacak.” Peki, kamu kaynağının kullanılacağı
bir tasarı, acaba Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmeden nasıl
Meclise indiriliyor? Peki, burada birtakım kurullar oluşuyor. Bu
kurullarda, buralarda görev yapan gerek bürokrat gerek başka nitelikleri
taşıyan arkadaşlar, muhtemeldir ki, huzur hakkı alacaklardır. Peki,
eğer huzur hakkı almazlarsa, Anayasa’mıza aykırı angarya yüklenecektir
bunlara. O da Anayasa’ya aykırıdır. Huzur hakkının alınacağı, kamu
kaynağının kullanılacağı bir tasarıyı hangi yetkiye, hangi anlayışa
dayanarak Plan ve Bütçe Komisyonundan geçirmeden direkt Meclise
indiriyoruz? Acelemiz mi var? Olabilir. Görüşün, anlaşın muhalefet
gruplarıyla; inadım inattan vazgeçin. Maddeler üzerinde, önergeler
üzerinde anlaşılır, en kısa zamanda da kanun geçirilir. Benim buradaki,
iktidar kanadındaki sayın bakanlarımızdan, anlayış olarak üzerinde
durmak istediğim, konuşmamın başında işaret ettiğim, inadım inatla
devlet yönetiminin olmayacağı, demokrasinin yürümeyeceği ve
bunun zararının mutlaka ama mutlaka iktidar hanesine yazılacağını
işaret etmektir. Hepinize saygılarımı
sunuyorum, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uzunırmak. Şahsı adına
İstanbul Milletvekili Nusret Bayraktar. Buyurun Sayın
Bayraktar. (AK Parti sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakika. NUSRET BAYRAKTAR
(İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; söz konusu
kanunun 6’ncı maddesiyle ilgili şahsım adına söz aldım. Tekrar hepinizi
saygıyla selamlıyorum. Önceki konuşmamda
belirterek, bir sonraki sözde değineceğim demiş olduğum, İstanbul’a
gelen turistlerin… Hem de öyle sıradan turistlerden değil; kültür,
sanat, edebiyat ve çağdaş metot ve tekniklerle ilgili seçkin davetlilerden
oluşan; İspanyol, Fransız, İtalyan, Cenevizli, Alman ve İngilizlerden
oluşan bir heyetle İstanbul’u dolaşıyoruz. Önce, tabii olarak, Beyoğlu’nda
Galata Kulesi’ne götürdük. Galata Kulesi’nde kısmi bir sohbet
sonucu, burası Cenevizlilerin ve Cenevizlilerden kalma bir kültür
merkezi… Doğru, Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından onarılarak
hizmetin devamına tekrar imkân sağlandı. Sonra Ayasofya’ya götürdük.
Ayasofya’nın o etkinliklerini izledikten sonra “Bu da Bizans eseri.”
dediler. Arkasından Sultanahmet ve Süleymaniye’ye götürdük. Mimar
Sinan’ın o şaheser Süleymaniye’yi ve Sultanahmet’i gördükten
sonra “Bu da, Osmanlı eseri, çok güzel” Daha sonra Boğaz köprüleriyle
ilgili bir inceleme… “Bu da Japon-Alman konsorsiyumunun
oluşturduğu bir eser.” “Cumhuriyet döneminin eseri yok mu?” Sıra geldi
Taksim Atatürk Kültür Merkezine. Gerçekten, 1969 yılında yapılan,
cumhuriyetin eserlerinden biri. Tamam, kabul ediyoruz, ama kırk yıl
geçti, bugün, yeterli olmadığı, tartışılacağı, tartışıldığı, yıkılıp
yıkılamayacağı… Hele hele güçlendirme söz konusu olduğu zaman
-teknik elemanlar çok iyi bilirler- mevcut binanın konsolları, kolonları
ve dayanışmaları bir o kadar daha büyütülmesi gerekiyor. Öyle
olunca kullanım alanları daha da fonksiyonelliğini kaybedecek.
Dolayısıyla, 140 milyon, 150 milyon YTL harcanacak. Oysa genel teknik
kurallarda, depreme karşı hazırlıklarda harcanacak miktar, yenilenmede
kullanılacak paranın yüzde 40’ına kadar gidiyorsa, eh, onarım ve
güçlendirme mümkün, ama yüzde 40’ını geçiyorsa, bunu yenilemek daha
faydalıdır tabiri ortada. Dolayısıyla, olay illa “yıkıp yıkmama”
terimini kullandıktan sonra, yani kullanırken, bunları iyi değerlendirmek
lazım ve o heyet bana şunu söyledi: “Cumhuriyetin eseri bu mu? Camdan
dört köşe bir bina!” Ben de dedim ki içimden ve kendi arkadaşlarımla,
Mimar Sinan bugün sağ olsa, bugünkü modern teknoloji ile kültürümüzü
yansıtacak ve cumhuriyetin 100’üncü yıl dönümüne girmekte olduğumuz
bu hazırlık döneminde, acaba, cumhuriyetin eseri nasıl olmalı…
İşte bu, bir yarışma ile ortaya çıkacak bir olay olmalı. İşte, ben inanıyorum
ki, Atatürk Kültür Merkezinin yenilenmesi, onun yıkılması diye bir
şeyin söz konusu olmadığı, yani yıkılması değil aslında yeniden
hayata kazandırılmasına yönelik bir çalışmanın altyapıları burada
tartışılıyor. “İstanbul’la
ilgili, varoşlarla ilgili ne yaptınız?” diyenlere, aslında anlatılacak
çok şey var, ama Hekimbaşı çöplüğünün Sözen döneminde vahşi depolama
sonucu patlayarak
28 vatandaşımın öldüğünü hiç unutmadım, ama şimdi orası
kültür merkezi, sanat merkezi, spor merkezi. İstanbul’da -elimde şu
anda altı sayfalık doküman var- 1994 yılından bu yana ilçelerde, ilçe
merkezlerinde ve Büyükşehir Belediyesi hudutlarında yüzlerce
kültür-sanat evi, kütüphane inşa edildi, onarıldı, kullanılıyor.
Yani sadece Taksim, Beyoğlu veyahut Şehzadebaşı bölgelerinde değil,
herkesi Beyoğlu’na muhtaç etmek suretiyle değil, Tuzla’dan Çekmece’ye
kadar, Kartal’dan Ümraniye’ye kadar her yerde kültür-sanat merkezinin
yapılması gerektiğine inananlardan olduğumuzu da tekrarlamak
istiyoruz. İşte elimizde belgeler var. Onun için, İstanbul’la
ilgili, bu göçü bu noktalara getiren unsurlardan biri de, biraz önce
bahsetmiştim, Anadolu’ya siz yatırım yapmadınız, ama biz kırk dokuz
ile teşvikler getirmek suretiyle yatırımı teşvik ettik, üniversiteleri
getirdik, istihdamı geliştirdik, duble yolları
geliştirdik, KÖYDES projelerini destekledik, İstanbul’a göç miktarı
eskiye oranla çok düştü, ama nüfus artışı yine var, yine yeterli olmayan
hizmetler var. Ulaşım ve trafikle ilgili konularda da attığımız
adımlar ortada, bu da yeterli değildir. El birliğiyle bundan sonra
daha hızlı, daha kalıcı, daha süratli, daha çağdaş ve modern, insanlarımızın
mutlu olabileceği imkânları araştırma ve çalışmak için burada tartışıyoruz.
Onun için, birçok
arkadaşımız yanlış terimlerle, ifadelerle gerilim politikasını
sürdürmeye çalışıyor, ama MHP’nin uyguladığı muhalefet metodunu
gerçekten saygıyla karşılıyorum. Getirdikleri öneriler tartışılabiliyor,
konuşulabiliyor, daha faydalı şeyler olup olmayacağı ama önergelerle,
ama önerilerle, ama burada konuşulanların uygulama esnasındaki
şekilleriyle değerlendirilebilmesi mümkündür. Bu maddenin aslında
içeriğinde… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Yani, reddedilerek değerlendirilmesi, değil mi? NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) – Teşekkür ederek, sözlerimi bitirmek… BAŞKAN – Sayın
Bayraktar, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. NUSRET BAYRAKTAR
(Devamla) – Özür dilerim. Dolayısıyla,
maddenin aslına geçme fırsatı bulamıyoruz, anlatılacak çok şey
var. Eğer fırsat bulursam, bir sonraki dönemde Galata ve çevresinde,
Taksim ve çevresinde, kentsel sit alanlarında uygulanacak rehabilitasyon konularını ve özellikle de -hep
gündeme geldi- Süleymaniye ve Zeyrek’le ilgili, Sultanahmet, Ayasofya
ve çevresiyle ilgili çalışmalardan da birkaç paragraf sizlere sunmaya
çalışacağım fırsat bulursam, bulamazsak, hayırlı olsun diyorum. Danışma Kurulunu
tartışıyoruz. Bakın, ilk kez -sivil toplum örgütlerine değer vermiyorsunuz
diyerek tenkit edenlere sormak gerekir- 54 kişiden oluşan Danışma
Kurulunun 41 üyesi sivil, 13 üyesi kamu sektöründen gelen… Ve bu sivil
üyelerin hiçbirisi de sıradan değil. Mesleğinde liyakat ve ehliyet
sahibi olan insanlardan oluşan bir tabloyla bu sistem yürütülecektir.
Böyle bir danışma kurulunun, böyle bir ajansın tabii İstanbul’a ve
ülkemize faydalı hizmetler getireceği umuduyla hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Şahsı adına
ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Halide İncekara. Sayın İncekara,
buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar) HALİDE İNCEKARA
(İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
İstanbul’da yaşayan-yaşamayan, İstanbul’u uçaktan geçerken gören,
televizyondan izleyen, arkadaşından duyan -hiç önemli değil- ama, gönülden burada İstanbul için konuşan bütün arkadaşlarıma
gerçekten çok teşekkür ediyorum. Ama, benim
problemim İstanbul’da yaşamadan İstanbul’u konuşanlar değil. Onlara
teşekkür ederken, ikametgâhı İstanbul’da olup, ama,
İstanbul’un sırça köşklerinden İstanbul’a bakanlarla bir problemim
var. Bir kere şu meseleyi
çözelim. İkide birde bu tarafa bakıp diyorsunuz ya “Sayınıza güvenmeyin.”
falan. Arkadaş, sayı dediğiniz şey milletin iradesidir. İkide birde
bize dönüp dönüp niçin diyorsunuz ki milletin iradesine güvenmeyin?
Çünkü, siz bu söylemi son zamanlarda çok geliştirdiniz.
Ne zaman halkın iradesi konuşulsa, ne zaman seçim konuşulsa, bu oylar
sizlerden bu tarafa doğru geldi mi birden ortalık karışıyor; bu millet
rüşvetçi oluyor, bu millet aklı yetmez oluyor! (AK Parti sıralarından
alkışlar) Şöyle bir bakalım,
yani son yirmi yıla bakalım. Bize oy verenleri biz bir yerden ithal
mi ettik arkadaşlar, komşu ülkelerden mi getirdik? Bu topraklarda
yaşayan sizin ananız babanız, kardeşleriniz, yeğenleriniz, bizlerin
anası babası. Benim anam babam da dün sizlerin partilerinden birilerine
veriyorlar ve siyasi iradeyi sizlere teslim ediyorlardı. Ama, hep düşünürdüm İstanbul’da büyürken: Yahu, bu
millet bunlara bu kadar iltifat eder de bunlar niye millete hizmet
etmezler diye. Haksız değilmişsiniz, millete hizmeti siz rüşvet
olarak kabul etmişsiniz. (AK Parti sıralarından alkışlar) KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, maddeyle ilgili konuşmuyor. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Şimdi, lakin, İstanbul’un sırça
köşklerinde otururken birinci İstanbul’u yaratanlarla… Bir meslektaşım
söyledi, çok teşekkür ediyorum, çok güzel oturdu: Birinci İstanbul,
ikinci İstanbul. İstanbul’un sırça köşkünde oturup yoksulun, mağdurun,
gecekondunun hâlini görmeyip yoksula, mağdura hizmeti rüşvet, ama
sırça köşktekilere hizmeti de iltifat olarak görenlerin yarattığı
bir İstanbul’dan sizlere bahsetmek istiyorum. 94’ten önce, imtiyazlı,
sırça köşktekilerin kullandığı, 94’ten sonra, o asgari ücretli diye
konuştuğunuz fakir fukaranın girdiği sosyal tesisler milletin
hizmetine sunuldu. Birinci İstanbul sizlere, ikinci İstanbul bizlere
aittir. (AK Parti sıralarından alkışlar) KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sayın Başkan, yasa maddesiyle çok uygun değil. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Yine, her yıl 1 milyon ağaç dikilerek kurak, çorak, yollarında
yürünmeyen İstanbul’u, her yıl 1 milyon ağaçla buluşturarak yeşillendiren…
Birinci çorak İstanbul size, ikinci, her yıl 1 milyon ağaçla yeşillenen
İstanbul bize aittir. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkan, esasa ne zaman gelecek? Sabahtan beri esas
dışı konuşuyor. Biz burada seçim propagandası dinliyoruz. Ayıp
oluyor! HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – İstanbul sahillerini hatırlıyor musunuz dostlarım?
İstanbul sahillerini hatırlıyor musunuz? İmtiyazlı grupların eciş
bücüş çay bahçeleriyle doldurdukları, fakir fukaranın, sırça köşklerden
o görmediğiniz, hoş gördüğünüz, hizmet gördüğü için rüşvetli gördüğünüz
insanların Yeşilköy sahillerinde bugün piknik yaparak denize girdiğini
gördünüz mü? O ikinci İstanbul bizim, o bıraktığınız birinci İstanbul
sizindi. (AK Parti sıralarından alkışlar) İstanbul’da,
üniversite adı vermek istemiyorum ama üniversitede görevli olanlar
bilirler, televizyonda açıkladılar, bizim iktidar dönemimizdeki
insanlarda mutluluk oranları yüzde 60-70 artmış
arkadaşlar, dikkatlerinizi çekiyorum. Sizlerden devraldığımız,
birsürü problem hâlâ çözülme aşamasında olduğu hâlde, neden bu insanlar
kendilerini mutlu hissediyorlar anlatayım mı size? Çünkü, sırça köşklerden iner, rüşvetçi gördüğünüz,
o çamurlu sokakları gördüğünüzde, o dün yürüyemediğiniz sokakların,
bugün, koşu pisti, çocuk parkı olduğunu göreceksiniz. O okullara
girdiğinizde, o okulların spor salonlarının bu milletin, sokağın,
halkın hizmetine açıldığını göreceksiniz. Yine üniversiteden
gelen hocalarıma sesleniyorum: O geldiğiniz üniversitelerin
bahçelerine gidin, Büyükşehir, hiçbir vazifesi olmadığı hâlde, o
İstanbul’un üniversitelerinin bahçesi bir cennet bahçesine dönüştürmüştür.
Eskisi, birinci İstanbul sizlere ait, yenisi, ikinci
İstanbul bizlere ait. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yine, Kültür
AŞ’nin ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin gençlik organizasyonlarını,
özellikle üniversitelerdeki gençliği, her hafta sonu belediyenin
otobüsleriyle… Rüşvet değil arkadaşlar, rüşvet değil. “Rüşvet” demekten
kurtulun. Allah aşkına kıskanmayın, sizin de olur, birazcık çalışmanız
gerekiyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama, değerli meslektaşlarım,
tabii ki, biz, burada, bu millet ve İstanbul için yapıyoruz ve sizi anlayışla
karşılıyorum. MUHARREM İNCE
(Yalova) – Siyaset bir meslek değildir. Milletvekilliği bir meslek
değildir. Biz sizin meslektaşınız değiliz. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Şöyle düşünüyorum, sizin yerinize koyduğum zaman, azıcık
bir muziplik yapıyorum ve şöyle diyorum: “Oralarda otursaydım ne düşünürdüm?”
diye bakıyorum ve bu geciktirmeler, önergeler… Niye geciktiriyoruz
arkadaş? Derdimiz nedir ya? Niye erteliyoruz durmadan? Milletin
önüne konacak. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Sorumuza yanıt alamadığımız için. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Yani, gece sabaha kadar çalışmak, hafta sonu çalışmak,
milletin hizmetini… Bu rüşvet değil. Arkadaşlar,
dikkat edin. Bak, bu rüşvet değil, hizmettir. Allah aşkına gelin, şu
işi çabuklaştıralım. (AK Parti sıralarından alkışlar) (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
İncekara, konuşmanızı tamamlayınız lütfen. HALİDE İNCEKARA
(Devamla) – Ama, yine de, sizin yerinizde otururken
şöyle diyorum: “Ya, Allah kahretsin, yine iyi bir şey yapıyorlar ya.
Hep iyi bir iş yapıyorlar, hep bunlar yapıyorlar.” Ama,
kıskanmayın ne olur, çalışın sizin de olur. Çok teşekkür ediyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, madde üzerinde soru-cevap işlemi gerçekleştireceğiz. Sayın Özbolat,
buyurun efendim. DURDU ÖZBOLAT
(Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi
saygıyla selamlıyorum. İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi görüşülürken
Sayın Egemen Bağış’ın söylediği bazı sözlere katılmadığımı belirtmek
istiyorum. Kendisini anlatırken,
herhâlde Sayın Başbakana tercümanlık yapmasının çok önemli bir görev
olmasından dolayı, İstanbul’un bütün kültürel etkinliklerini de
kendisinin yaptığını zannediyor. İstanbul binlerce
insanın emeğiyle bugüne kadar gelmiştir. Hiç kimse kendisini Süpermen
zannetmesin. (AK Parti sıralarından “Soru” sesleri) Sayın Bağış AKM’nin
yapımının otuz yıl sürdüğünü ve yıkılmasının gerekli olduğunu anlatırken… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Özbolat, maalesef süremiz bitti. Sayın Kılıçdaroğlu,
buyurun efendim. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Teşekkürler. Umuyorum Halide
Hanım çıkmamıştır. Eğer beni dinlerse… Sayın Bakana tam 5 kezdir aynı
soruyu soruyorum, yanıt alamıyorum. Halide Hanım acaba cevap verebilir
mi? Bu Parlamento
bir sanat eserini yıkmak için yasa çıkarmak durumunda mıdır? Eğer,
bir bina depreme dayanıksızsa ve yıkılması gerekiyorsa, niye buraya
geliyor? Buraya gelişinin gerekçesi niçin bize açıklanmıyor? Ben
bunu bir parlamenter olarak soruyorum. Defalardır soruyoruz, Bakan
yanıt vermiyor. Halide Hanım kalktı konuştu. Şimdi, ben merak ediyorum.
Halide Hanım, lütfen, bu soruya siz yanıt verin. Siz parlamenter olarak,
biz milletvekilleri olarak, bir binayı yıkmak için Meclisten yasa
çıkarmak zorunda mıyız? Ve niçin yasa çıkarıyoruz? Niçin? Hangi gerekçeyle
çıkarıyoruz? Bunun yanıtını istiyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. HALİDE İNCEKARA
(İstanbul) – Söyleyeyim mi? BAŞKAN – Sayın
İncekara, böyle bir üslup yok, sonradan Sayın Kılıçdaroğlu’yla görüşürsünüz.
Sayın Kıyıklık
burada mı efendim? Yok. Sayın Genç, buyurun
efendim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, biraz önce grup adına konuşan AKP’li milletvekili
arkadaşımız “Bu kanunun garantisi Kültür Bakanlığıdır.” dedi. Hâlbuki, Hükûmetin teklif ettiği metnin 4’üncü maddesinde
“Bu kanun Kültür ve Turizm Bakanlığıyla ilişkilidir.” denilmiş. Ama, komisyon, Bakan değişince, 4’üncü maddedeki
“Kültür ve Turizm Bakanlığı”nı kaldırmış. Kültür ve Turizm Bakanlığının
bu kanunda bir fonksiyonu yok. İkincisi, bu kanun
çok derme çatma hazırlanmış. Bakın, 5’inci maddede Koordinasyon Kurulunun
görevi madde içinde sayılmış. 6’ncı maddedeki Danışma Kurulunun
görevi 7’nci madde olarak getirilmiş. 8’inci maddede, evvela, Yürütme
Kurulunun görevi sayılmış, arkasından teşkilatın sayılmış. Yani,
böyle baştan savma kanun olmaz. Kanun tekniğini bilmiyorlarsa AKP’liler,
bunu, gelsinler, bizden öğrensinler, kendilerine öğretelim. Biraz önce, burada
da… Bakın, bu kanunu engelleyen AKP’liler, biz etmiyoruz. Burada,
biz, muhalefet partisi konuşmuyor, AKP’liler çıkıyor, kendi olmayan
propagandalarını yapıyorlar. İstanbul’daki rantlarda
kimler… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. Sayın Durmuş,
buyurun efendim. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; 14 Şubat 2007 tarihli, Kültür
Turizm Bakanlığı İstanbul 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Bölge Kurulu üyelerinden Büyükşehir Belediyesi temsilcileri
dışında kalan üyelerin atanma tarihleriyle ilgili bir bilgi sizde
var mı? Varsa ne zaman atanmışlar, söyleyebilir misiniz? İlave olarak,
satın alma işlerinde görevlendirilecek -13’üncü maddede- iki sivil
toplum kuruluşu temsilcisi olarak hangi kuruluş tercih edilecek?
Kim, nasıl seçecek? Bu konuda bilgi istiyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş. Sayın Uzunırmak. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum. Sayın Bakanımıza
sormak istediğim şudur: Bildiğim kadarıyla, kendisi bir hukuk adamıdır
ama getirdiği kanunun çeşitli maddelerinde, yürütmede, denetimde,
Mecliste ciddi tartışmalar vardır, hukuk boşluğu tartışmaları vardır
ve bunların karşılığında, Sayın Bakan “Bana güvenin.” demektedir.
Bir hukuk insanının… Acaba, kişiye mi güveneceğiz, hukuka mı güveneceğiz?
Sayın Bakan yarın o makamdan ayrıldığında, hukukla teminat altına
alınmadıysa bazı şeyler, o zaman yeni gelene mi güvenmeye devam edeceğiz bu uygulamalarda?
Sayın Bakanın, bu konuda bir bilgilendirmesini rica ediyorum. Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uzunırmak. Sayın Bakanım,
buyurun efendim. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
elbette, yaptığımız yasa bir hukuk ürünü, burada koyduğumuz müesseselere
güveneceğiz. Ben, bu müesseselerin arkasında bir art niyet aranmaması
gerektiğini, süreci birkaç kez anlatmaya çalışarak uzun uzun izah
etmek için gayret gösterdim ama bazı arkadaşlarımız anlamamak konusunda
ısrarlı davranıyorlar ve sorularını kendi almak istedikleri noktaya
getirene kadar sürdürmek kararlılığını gösteriyorlar. Kendilerine
kolaylıklar dilerim. Sayın Durmuş’un,
atama tarihleriyle ilgili sorusunu yazılı olarak cevaplandırayım,
elimde bir tarih yok. Öteki konu, ilgili
maddede cevaplandırılacak bir konudur. Başka, bu maddeyle
ilgili soru ben dinleyemedim bu akşam, bu madde çerçevesinde. Sadece
bir hususu söylemek istiyorum: Biraz önce, bir önceki maddede, Türkiye
Büyük Millet Meclisinin görevlendireceği bir temsilcinin Koordinasyon
Kurulunda bulunmasına ilişkin bir önerge vardı. Koordinasyon Kurulunun
yapısı gereği o önerge kabul edilmedi ama benim bildiğim kadarıyla,
AK Parti Grup Başkan Vekili arkadaşlarımız, Danışma Kuruluyla ilgili
böyle bir katılımın uygun olduğu görüşündeler. Bu tarzda bir önerge
gelirse bizim de katılacağımızı bu çerçevede ifade etmek isterim. Teşekkür ederim. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Süremiz var, Sayın
Kılıçdaroğlu galiba bir soru yöneltecekler. Buyurun Sayın
Kılıçdaroğlu. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Bir başka soru. Sayın Bakan konuşma
yaparken ifadesi aynen şu: “Bu yasa çalışması çerçevesinde hiç kimsenin
İstanbul’da yeni rant alanları yaratmak gibi
bir gayreti olmayacaktır. Olmaması konusunda, Türkiye Büyük Millet
Meclisi adına, bu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti adına kendimi görevli
sayıyorum.” Merak ettiğim
konu şu Sayın Bakan: Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kendinizi
görevli sayıyorsunuz. Size bu yetkiyi kim verdi acaba? Teşekkür ediyorum. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Kılıçdaroğlu. Sayın Genç, sisteme
girdiğinizi gördüm. Sayın Bakan cevap versin, arta kalan süre olursa
size soru sorma imkânı vereceğim. Buyurun. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet
Meclisinde hepimiz görev yapıyoruz, hepimiz Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyesi olarak sorumluluklar taşıyoruz, hepimiz Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyesi olarak kamu malını korumakla sorumluyuz, hepimiz
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak milletin hakkını, milletin
hukukunu korumakla sorumluyuz. Ben, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin
Bakanıyım elbette, ama dışarıdan atanmış bir bakan değilim, aynı
zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisinin de üyesiyim. Türkiye Büyük
Millet Meclisinin bütün üyeleri gibi, bu konularda soru soran,
ısrarla soru soran arkadaşlarım gibi benim de bu konuda duyarlılığımı
yüksek sesle ifade etme hakkım var. Bu konudaki kararlılığımı söylüyorum.
Ben Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir üyesi olarak, soru soran bütün
arkadaşlarım gibi, ısrarla aynı şeyleri dönüp dönüp tekrar eden arkadaşlarım
gibi ve onlardan fazla, kamu malını koruma konusunda, milletin
hakkını ve hukukunu koruma konusunda kendimi yetkili ve kararlı
sayıyorum. Kendi vicdanımdan yetki alıyorum, kendi vicdanımdan kararlılığı
alıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bu konuda kendimi sorumlu
saydığımı söylüyorum. Bundan herhangi birisinin rahatsız olmaması
gerekir. Bütün Parlamento üyelerinin bu konuda dikkatli olması,
bu konuda bütün Hükûmet üyelerinin, bütün Parlamento üyelerinin
özel bir gayret içinde, dikkat içinde, duyarlılık içinde bulunması gerekir.
Bundan daha tabii bir şey olamaz. Bunu ifade etmekten, bir Parlamento
üyesinin, bir Hükûmet üyesinin bunu yüksek sesle ifade etmesinden daha
tabii bir şey olamaz. Türkiye Cumhuriyet
Hükûmetinin bir bakanı, aynı zamanda bir Parlamento üyesi olarak,
“Bunu bütün vicdanımla hissediyorum, bütün idrakimle hissediyorum,
bütün izanımla hissediyorum, bunu sahipleniyorum, bunun takipçisi
olacağım.” derse bu ancak alkışlanır. Bunun yeniden sorgulanacak
nesi var, onu anlamam mümkün değil. Bu akşam ısrarla,
tekrar tekrar sorulan birçok soruyu anlamamın çok mümkün gözükmediği
gibi. Bunu anlatmaya çalışıyorum. KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Meclisin adına kim yetkili kıldı sizi? KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Belki “Meclisin adına” abartılı
bir vurgulama olabilir ama Meclis üyesi olarak… Bunu düzeltelim:
Meclis üyesi olarak… KEMAL KILIÇDAROĞLU
(İstanbul) – Hah! Tamam, tamam. Teşekkür ederim. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY
(İstanbul) – Yani, Meclis üyesi olarak… Ama, ben
bu Parlamentoda bu kürsüden konuşuyorsam, bu Parlamentoya konuşuyorsam,
bu bir duyarlılığın ifadesidir ve bu hassasiyetimi söylüyorum. Yani, çok rica
ediyorum değerli arkadaşlarım. Demin, biraz önce konuşan bir arkadaşımın
söylediği gibi, bir yasa yapmaya çalışıyoruz. İstanbul için, Türkiye
için iyiliğe, güzelliğe vesile olmasını düşündüğümüz bir yasa
yapmaya çalışıyoruz. Bazı şeyleri ısrarla, döne döne, geneli üzerinde
konuşmaktan itibaren, aynı soruları, aynı yanıtları alacağınız
aynı soruları ısrarla, döne döne söyleyerek bunu gecenin geç saatlerine
kadar uzatmak elbette hakkınız ve özgürlüğünüzdür. Biz de bunu geç
saatlere kadar oturur, çalışır ve bir yasa konusu olması konusunda
gereken kararlılığı gösteririz. Sadece birbirimizi biraz yormuş
oluruz. Bence burada daha dikkatli, daha özenli bir çalışma sürdürmüş
olalım, daha dikkatli, daha gayretli bir çalışma sürdürmüş olalım
ve buradan, birbirimizi yormadan, Türkiye için iyi bir şey yaptığımızı,
birlikte iyi bir şey yaptığımızı vicdanımıza sindirerek çıkmaya
çalışalım. Teşekkür ederim.
(AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim. Sayın Genç, Sayın
Bakan cevap hakkını kullandı, süre de doldu. Bir sonrakinde… RASİM ÇAKIR
(Edirne) – Yine golü attın yani Sayın Başkan. BAŞKAN – Madde
üzerinde dört adet önerge vardır. Önergeleri önce geliş sıralarına
göre okutup sonra aykırılık durumlarına göre işleme alacağım. İlk önergeyi
okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte
olan 16 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın 6 ncı maddesinin (b) bendinde
yer alan “birer” kelimesinin “üçer” olarak değiştirilmesini arz ve
teklif ederim.
BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 16 Sıra Sayılı İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısının “Danışma Kurulu” başlıklı
6. maddesinin 1. fıkrasının c bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz.
“c) İstanbul ilçe kaymakamlarının kendi aralarından seçecekleri
beş temsilci ve iktidar partisine üye belediye başkanlarının kendi
aralarında seçecekleri dört, muhalefet partilerine üye belediye
başkanlarının kendi aralarında seçecekleri bir temsilciden,” BAŞKAN – Diğer
önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte
olan 16 Sıra Sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun
Tasarısının “Danışma Kurulu” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının
b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
“b) İstanbul İl
Genel Meclisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinde siyasi
partilerin temsil oranları dikkate alınarak, siyasi parti gruplarının
bildirecekleri üçer üyeden,” BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum. Kapanma Saati: 22.10 DÖRDÜNCÜ OTURUM Açılma Saati: 22.19 BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL KÂTİP ÜYELER :
Fatoş GÜRKAN (Adana), Yusuf COŞKUN (Bingöl) BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 15’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum. 16 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz. Komisyon ve Hükûmet yerinde. 6’ncı madde üzerinde verilen önergelerin işlemine devam
edeceğiz. Dördüncü önergeyi okutuyorum: TBMM Başkanlığına Görüşülmekte olan, “İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti
Hakkında Kanun Tasarısı”nın 6. maddesi b fıkrasına “İstanbul İli
sınırları içindeki muhtarların kendilerinin seçeceği iki üyeden”
ifadesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz. 01.11.2007 Hasan Erçelebi Hasan Macit Mustafa Vural Denizli İstanbul Adana Hüseyin Pazarcı Ayşe Jale Ağırbaş Emrehan Halıcı Balıkesir İstanbul Ankara BAŞKAN – Bu önerge en aykırı önerge olduğu için, bunu işleme
alıyorum. Komisyon önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ
NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Okunan son önergeye hayır efendim. BAŞKAN – Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Hayır. BAŞKAN – Konuşacak mısınız efendim? HASAN MACİT (İstanbul) – Evet efendim. BAŞKAN – Buyurun. Önerge sahipleri adına Sayın Hasan Macit. Buyurun Sayın Macit. HASAN MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri;
son günlerde gerçekten sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Terör
olaylarının doruk noktasına çıkmış olması ve şehitlerimizin her
gün yüreklerimizi dağlaması ve dün, bilim adamı, devlet adamı Sayın
Erdal İnönü’yü kaybetmemiz bize üzüntü ve acı verdi. Sözlerime başlarken, şehitlerimize ve Erdal İnönü’ye
Allah’tan rahmet, yakınlarına ve Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Sizleri mensubu olduğum Demokratik Sol Parti ve şahsım
adına saygılarımla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, böyle bir süreç içerisinde kültürle
ilgili bir yasa görüşüyoruz ve bu yasayı görüşürken, de, toplumu
gerçekten bazı konularda -bizim kendi aramızda yaptığımız konuşmalarla-
geriyoruz. Bu gerginliği yaratmanın hiç anlamı olmadığını, Türk
milletinin bu gerginliği hak etmediğini düşünüyoruz ve bu yasalar
görüşülür iken iktidarıyla muhalefetiyle Türkiye’ye yararlı,
Türkiye’ye hizmet getirecek yasaların birlikte, uzlaşılarak çıkarılabileceğini
de düşünüyoruz. Gerçekten bu yasa, iki maddesi hariç güzel bir yasadır ve
İstanbul’a ne yaparsan haktır anlayışıyla, bu yasayla getirilecek
hizmetlerin daha fazlasının getirilmesiyle ilgili düşüncelerimizi
de bizim burada ifade etmemiz gerekir. Ne yazık ki bu yasada katılmadığımız
bu iki maddenin çıkarıldığı zaman iktidarıyla muhalefetiyle buradan
oy birliğiyle çıkarabileceğimiz bir yasayı, ne yazık ki gerginlikler
yaratarak görüşmeye devam ediyoruz. Atatürk Kültür Merkezinin yıkılması. Değerli arkadaşlar, bırakın Atatürk Kültür Merkezinin
yıkılmasını, orada 2006 yılında sekiz yüz elli beş eser, etkinlik
sergilenmiştir. Bu sayı, bu rakam dünyanın hiçbir kültür merkezine
kısmet olmamaktadır ve orada gerçekten cumhuriyet tarihinin bir
eseri bulunmaktadır. Bunu yıkacağımıza İstanbul’a bir değil kırk
tane Atatürk Kültür Merkezi yapalım. Niye buna kafayı taktık? Bir diğer konu: Her anlamda olduğu gibi, akçeli işlerin
denetimden kaçırılması hep âdet hâline getirildi ve buradan yasayla
geçiyor. Bunun sonucu olarak da birçok yolsuzluk, birçok usulsüzlük
söylentileri ayyuka çıkıyor. Bunları çıkaran bizler değil miyiz?
Neden harcamaların denetimini kaçırıyoruz, neden denetim dışı
bırakmaya çalışıyoruz, anlamış değiliz. Değerli arkadaşlar, dün Plan ve Bütçe Komisyonunda…
“Gerginlik” dedim sözlerimin başında ve “Türk milletini germeye
hakkımız yok.” dedim. Plan ve Bütçe Komisyonunda dün AKP’li bir milletvekili
şöyle bir konuşma yapıyor. Plan ve Bütçe Komisyonundaki tutanaktan
aynen okuyorum ve bu sözleri sizin takdirinize bırakıyorum: “Alevilik,
Şianın bir parçası…” AHMET YENİ (Samsun) – Maddeyle ne alakası var, konuya
gel! AYHAN YILMAZ (Ordu) – Toplumu geriyorsun! HASAN MACİT (Devamla) –
“…ve yekpare bir din değil, biliyorsunuz Şiiliğin bir kolu. Bu kapsamda
Babilik de söz konusu, İsmailiye mezhebine mensup insanlar da söz
konusu. Dürziler de var, Rafiziler de var, Nusayriler
de var ve Caferiler de var. Acaba bu durumda eğer, işte, Alevilere
herhangi bir tahsisat yapılması düşünülürse bu saymış olduğum Aleviliğin
diğer kolları da yarın bir gün gelir de bize de tahsisatlarda bulunun
derse, Diyanet İşleri ya da Bakanlığınız bu konuda ne düşünüyor?
Bunu doğrusu merak ediyoruz.” diyerek devam ediyor. Daha sonra “Mecûsiler, Bahailer, Satanistler,
Yezidiler de benzer taleplerle gelebilir pekâlâ. Bu durumda Alevilerin
ya da Aleviyim diyen insanların bu taleplerini
nasıl karşılamak gerekiyor? Doğrusu ben bilmiyorum. Herhâlde düşünülüyordur.“
Bu sözler, sayın iktidar partisine mensup bir milletvekilinin. Değerli arkadaşlar, bu sözler Türk toplumunu germektedir,
rahatsızlık yaratmaktadır. Bu sözleri sarf eden sayın milletvekilinin
gelip Meclisin kürsüsünde Alevi yurttaşlarımızdan özür dilemesi
gerekir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın Macit, konuşmanızı tamamlayınız, buyurun
efendim, bir dakika süre verdim. HASAN MACİT (Devamla) – Biz, bin yıldır bu Anadolu coğrafyasında
kültürlerin yoğrularak et tırnak olmuş bir millet olarak yaşaya geldik.
Bu ayrımcılık niye? Hani Mevlânâ’nın hoşgörüsü,
hani Yunus’un sevgisi, hani Hacı Bektaş’ın birlik ve dirliği, hani
Mustafa Kemal Atatürk’ün kararlılığı? Değerli arkadaşlar, bu bağlamda bu sayın milletvekilinin
özür dilemesini bekliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 16 sıra sayılı İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısının “Danışma Kurulu” başlıklı
6. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz. İsa
Gök (Mersin) ve arkadaşları “b) İstanbul İl Genel Meclisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye
Meclisinde siyasi partilerin temsil oranları dikkate alınarak,
siyasi parti gruplarının bildirecekleri üçer üyeden, BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ
NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Katılmıyor. BAŞKAN – Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Hayır. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Gerekçe okunsun. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: İstanbul İl Genel Meclisi ve İstanbul Büyükşehir Belediye
Meclisinden Danışma Kuruluna girecek olan üyelerin siyasi partilerin
seçimlerde aldıkları oy oranına göre belirlenmesi öngörülmüştür.
Böylece değişik siyasi partilerin üyelerinin Danışma Kurulunda
temsilinin sağlanması amaçlanmıştır. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 16 Sıra Sayılı İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Hakkında Kanun Tasarısının “Danışma Kurulu” başlıklı
6. maddesinin 1. fıkrasının c bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini
arz ve teklif ederiz. Kemal Kılıçdaroğlu
(İstanbul) ve arkadaşları “c) İstanbul ilçe kaymakamlarının kendi aralarından seçecekleri
beş temsilci ve iktidar partisine üye belediye başkanlarının kendi
aralarında seçecekleri dört, muhalefet partilerine üye belediye
başkanlarının kendi aralarında seçecekleri bir temsilciden,” BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ
NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Katılmıyor. BAŞKAN – Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Katılıyoruz
efendim. BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum? KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Evet. BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: İstanbul ilindeki muhalefet partisine mensup belediye
başkanlarının da Danışma Kurulunda temsil edilmeleri amaçlanmıştır. BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. Diğer önergeyi okutuyorum: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Görüşülmekte olan 16 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı’nın 6
ncı maddesinin (b) bendinde yer alan “birer” kelimesinin “üçer” olarak
değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Nurettin
Canikli (Giresun) ve arkadaşları BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu? MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ
NECAT BİRİNCİ (İstanbul) – Katılıyor. BAŞKAN – Hükûmet? KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Katılıyor.
KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Komisyon katılamaz. BAŞKAN – Tamam. Doğru, doğru söylüyorsunuz. Evet, Komisyon… Gerekçeyi okutuyorum: Gerekçe: Önerge ile, İstanbul İl Genel Meclisi
ve Belediye Meclisi’nden üyelerin sayısı artırılarak yerel yönetimlerin
seçilmiş temsilcilerinin katılımının artırılması amaçlanmıştır.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. Kabul edilen önergeler istikametinde 6’ncı maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 7’nci maddeyi okutuyorum: Danışma Kurulunun görevleri MADDE 7- (1) Danışma Kurulu, Projenin, Avrupa Birliği’nin
konuyla ilgili kararları doğrultusunda gerçekleştirilmesi amacıyla
çalışmalar yapar, gerekli gördüğü ilke kararlarını alır, Projenin
yıllık programı ile gerekli görülen diğer konularda görüşlerini
bildirir, Yürütme Kurulunun çalışmalarını izler, tavsiyelerde
bulunur. BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Yalova Milletvekili Muharrem İnce; şahısları adına, Bursa
Milletvekili Mehmet Ocakden, Kahramanmaraş Milletvekili Veysi
Kaynak, Mersin Milletvekili İsa Gök. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Muharrem İnce,
buyurun. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. Öncelikle az önceki konuşmacı Sayın İncekara’ya şunu
söylemek istiyorum. Konuşması aynen şöyleydi: “Birinci İstanbul
sizin, ikinci İstanbul bizim.” Bakın, bu tip konuşmalardan vazgeçelim.
Birinci İstanbul da hepimizin, ikinci İstanbul da hepimizin. (CHP ve
AK Parti sıralarından alkışlar) Kentleri, birinci, ikinci İstanbul;
insanları, dindar olanlar, olmayanlar; Cumhurbaşkanı adaylarını,
dindar cumhurbaşkanları, dindar olmayan cumhurbaşkanları diye tanımlamak
hiç doğru değil. (AK Parti sıralarından “Ne alakası var!” sesleri)
Önce, bu tip tanımlamalardan vazgeçelim. Bu Türkiye hepimizin,
İstanbul da hepimizin, hatasıyla, günahıyla, sevabıyla hepimizin.
(CHP sıralarından alkışlar) Lütfen, konuşmaları bu şekilde yapalım. Yine, Sayın Bakana komisyonda sordum, 5’inci maddede
sordum, 7’nci maddede bir daha, 8’de bir daha, her maddede tekrar tekrar
soracağım. Büyük salon, konser salonu, oda tiyatrosu ses sistemleri
iflas etmiş. Bu bir Bakanlık açıklaması, Bakan açıklaması.
Böyle bir rapor var mı? Neden ele geçiremiyorum? Neden ben okuyamıyorum?
Yani, bakın, benim elimde Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu
Başkanlığının “gizli” antetli yazısı da var;
ama, bu rapora ne hikmetse ulaşamıyorum ben. AYHAN YILMAZ (Ordu) – Nasıl aldın o raporu? MUHARREM İNCE (Devamla) - Neden bir Komisyon üyesi olarak
ben bu rapora ulaşamıyorum Sayın Bakan? Ben bu raporu okumak istiyorum;
bu benim en doğal hakkım. Şimdi, bakınız, sizin döneminizde değil ama, sizden önce olmuş bir olayı anlatacağım. Yani,
neyin üstünde oturduğunuzu siz de bilin diye. Teftiş Kurulu raporundan
özetleyeceğim. Diyor ki: “Saat 16.30-17.00 sularında
Genel Müdürümüzün Sekreteri ‘Genel Müdürüm sizi çağırıyor.’ dedi.
Odaya girdiğimde isminin Ahmet Kot olduğunu öğrendiğim bir kişi
Genel Müdürle oturuyordu. Genel Müdürümüz bana ‘Ahmet Bey’in
İlhan Berk adlı bir kitap çalışması var, 2004 yılı içinde bunun basımını
yapacağız. Kitabın bedeli 42 milyar lira. Ahmet Bey daha önce hiçbir
ihaleye katılmamış. Kendisine yardımcı olacağız. Bu konuda Ahmet
Bey’e gerekli hazırlıkları yapın ve fakslayın’ dedi.” Fakslıyorlar.
Faks numarasını kendisine veriyor Ahmet Bey. “Ahmet Bey’in dikkatine.”
diye faks çekiliyor. Sonra tekrar Genel Müdür çağırıyor Genel Müdür
Yardımcısını, “Ahmet Bey bazı konuları anlamamış. Kendisini tekrar
ara bilgi ver ve Ahmet Kot’la görüştür” diyor. Sonra, gönderilen notta
şunlar yazıyor, yol gösteriliyor: “Üç firmadan ayrı ayrı teklif mektubu
alınacak. Teklif mektuplarının içerikleri farklı yazılacak. En düşük
teklifi yapan firmadaki fark 2 veya 3 milyar gibi olacak.” Ve bu ihale
tamamlanıyor. Yani, anlayacağınız şu: İhaleyi kazanan firma, ihalenin
teknik şartnamesini kendisi hazırlıyor. Böyle bir
ihale. Değerli arkadaşlarım, bu demokrasi düzeni, hukuk düzeni
değil ki, bu millet iradesi değil ki. Bu Alidibo düzeni, bu kumpas düzeni,
al takke ver külah düzeni, bu yolsuzluk düzeni, bu hukuksuzluk düzeni.
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Siz Bakana güvenmiyor musunuz?
MUHARREM İNCE (Devamla) - Şimdi, peki, ne oldu? Bu kitap
basımıyla ilgili Sayın Bakan şunu diyecek… Benim de soru önergem
var; kırk beş gün geçti, hâlâ cevap alamadım. Kırk beş gündür bu konudaki
yazılı soru önergeme cevap vermediniz. Şimdi, bu konuda, kitap alımıyla
ilgili konu ayyuka çıkınca mecbur kaldılar, savcılığa suç duyurusunda
bulundular. Şimdi, bakın, buradan bir kere daha konuşayım. Kitap alımıyla,
kitapla ilgili suç duyurusunda bulundunuz da, müzik aletleri alımıyla
ilgili de böyle bir Alidibo düzeni var, biliyor musunuz bilmiyorum
Sayın Bakan. Ben çok yakından biliyorum. Müzik aletleri alımıyla ilgili
bu Alidibo düzeninde ne yaptınız? Bunu öğrenmek istiyorum ben. Hiçbir
şey yapmadığınızı biliyorum. Ben, hiçbir şey yapmadığınızı biliyorum.
Ama, orada da Alidibo düzeni var. Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunlar devam edecek, bunları
açıklayacağız. Fakat, Mecliste belki de ilk ve
son kez yapmayı düşündüğüm bir konuşma yapacağım şimdi. Şimdi, Sayın Bakan, insanlar yaşamlarında parti değiştirebilirler
-başka partilerde görev almış arkadaşlarımız bizim partimize geldi,
bizim partimizden başka insanlar başka partilere gitti- fakat bir
tek sizin, diğer arkadaşlardan, diğer sayın milletvekillerinden
bir farkınız var. Her kürsüye çıktığınızda eski partinize sataşıyorsunuz,
her gazeteci gördüğünüzde eski partinize hakaret ediyorsunuz.
Örnek mi? 11/10/2007 tarihinde CHP’li arkadaşlarımız
“Dün dündür, bugün bugündür.” felsefesine teslim olmuşlar. Öyle mi
acaba? İyi, peki. Ben de okuyacağım: “Sol ile yeniliği, eşitliği, emeğe
dayanan bir haklılığı; sağ ile de eskimişliği, olumsuzluğu, haksızlığı,
adaletsizliği nitelemeyi amaçlıyoruz.” Devam ediyorum: “Cumhuriyetin
temel değerleri ve kurumlarıyla uyuşmazlıklarını, Cumhurbaşkanının
istifasını istemeye kadar vardırmış olan iktidar çevrelerine
karşı haddini bildiren güçlü bir çıkışın, bir haykırışın seslendirildiği
de duyulmadı." CHP’yi eleştiriyor, “Yeterli muhalefet yapmıyorsunuz.”
diyor. “Çocuk yaştaki aile bireylerini kamu yoluyla zenginleştirerek
kayırmacılığın bütün arsızlığıyla yolsuzluk düzenini sürdürenlere
karşı CHP bu kez sessiz, ilgisiz, sanki bir öz güven eksikliği içindeydi.”
Çocuk yaştaki aile bireylerini kamu yoluyla zenginleştirmek… KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Milletvekilliği
adaylığını satanları kastediyorum. MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Bakan, herhâlde benim çocuğum
değil bu. Sizin çocuğunuz da değil. Çok iyi biliyorum. Ama Başbakanın
çocuğunu, bakanların çocuklarını kastediyorsunuz. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Milletvekilliği
adaylığını satanları kastediyorum. [CHP sıralarından “Bravo” sesleri,
alkışlar(!)] Sen onları çok iyi tanırsın. MUHARREM İNCE (Devamla) – Evet, evet. Doğrudur. Bu ülkede, yoksulları kömürle, çocukları
şekerle, büyükleri yeminle, bizim partideki bazı arkadaşları da
bakanlıkla kandırmış olabilirler. Bunlar doğrudur. Bunlar olabilir.
(CHP sıralarından alkışlar) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sizin
partinizde adaylıklar satılıyor. Onu anlatıyorum. MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım,
yine bir başka konu. “Oysa, AKP, ülke yönetimiyle
ilgili birçok konuda hazırlıksız, dış politikada aceleci, kamu
yönetiminde reformcu söylemine karşın, saydamlık ve dürüstlük konularında
ilkesiz.” Şimdi, kim “Dün dündür, bugün bugündür.” felsefesinin ürünüdür,
takdirlerinize sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bakın, değerli arkadaşlarım, merkez sağda görev yapmış
bazı milletvekilleri bugün bizim partimizde. AYHAN YILMAZ (Ordu) – Vatandaşımız nerede? MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben o arkadaşlarımın hiçbirisinden,
o sayın milletvekillerinin hiçbirisinden, geçmişteki partileriyle
ilgili, en ufak, hakaret edici, eleştirel, onları aşağılayıcı, onları
yerin dibine batıran açıklamalar görmedim. Bence “Kol kırılır yen
içinde kalır.” olması lazım. Bence, yıllarca hizmet ettiğiniz bir
kuruma, bir siyasal oluşuma, sonra, oradan ayrıldıktan sonra… Haklı
gerekçeleriniz de olabilir, haksızlığa da uğramış olabilirsiniz,
ama bu işin etik boyutunun böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Sayın Bakan -umarım ki- bundan sonraki dönemde, eski partinize,
bizim mensubu olduğumuz partiye karşı lütfen bu eleştirilerinizden
vazgeçin. Lütfen bunu başkaları yapsın, siz yapmayın lütfen. Çok rica
ediyorum. Umarım, sizin geçmişte yazdığınız bütün makaleleri, yazdığınız
bütün kitapları tek tek okumak zorunda kalmam. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Oku
bence gerisini. MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım,
yine burada bir başka konu var ki, bunu da çok önemsiyorum. Değerli
arkadaşlarım, her şey bir sistem dâhilinde yapılıyor, her şey bilerek,
kasıtlı, bilinçli. Yani siz zannediyor musunuz ki, AKM’nin yıkılması,
sıradan bir binanın yıkılması? Hayır, öyle değil. Bakın,
bunun geçmiş örnekleri var, Millî Eğitim Bakanlığı kent merkezlerindeki
okulları satmak istiyor, satıyor. O okullar… Bakın, herkes şunu çok iyi bilir ki, dünyanın hangi büyük
kentine giderseniz gidin, kent merkezlerinde yüz yıllık, iki yüz yıllık
okullar vardır. Gelenekleri olan okullardır bunlar. Bu okullara niye
dokunuyorsunuz? Yani bunlar cumhuriyetle özdeşleşmiş kurumlardır,
hatta bunların bazıları cumhuriyetten de önce var olan kurumlardır.
Bu kurumlarla niye oynuyorsunuz? Yine, başka bir konu, bakın şurada, Meşrutiyet Caddesi’nde,
Sayın Bakanın da yakından bildiği… (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın İnce, konuşmanızı tamamlayınız. Buyurun. MUHARREM İNCE (Devamla) – … Mustafa Necati, cumhuriyetin
ilk Millî Eğitim Bakanlarından, 1926’da Talim Terbiye’yi kurmuş, laik
eğitimin mimarı, karma eğitimin mimarı, Latin harflerine geçişin
mimarı; evini şu anda bir kuru fasulyeciye veriyorlar. Bu bir unutulmuş
aymazlık falan değil. Bilinçli, kasıtlı, cumhuriyetin temel kurumlarına
karşı bilerek yapılan bir mücadele bu. AKM’nin yıkılması da aynen
böyle işte. Buna itirazımız var bizim, yoksa sıradan bir binanın yıkılması
değil. Sayın Grup Başkan Vekilimiz defalarca söyledi burada,
yani siz, Koruma kurulunun birinci gruba aldığı bir binayı, milletvekilleri
olarak, siz teknik insan mısınız, nasıl böyle bir şeye karar verebilirsiniz?
Bu doğru değil. Tescilli bir bina. Suç işliyoruz,
suç! Buna evet oyu verenler suç işliyor, ama dokunulmazlığınız olduğu
için tabi ki bir şey olmayacak. Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum yüce Meclise.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın
Konuşmacının hakkımda söylediği sözlerle ilgili, sataşma nedeniyle
söz istiyorum. BAŞKAN – Hükûmet adına da konuşabilirsiniz, süreniz daha
geniş. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Olabilir,
peki. BAŞKAN – Hükûmet adına, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul
Günay; buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın
Başkan, değerli arkadaşlarım; bu yasanın görüşülmesine başlandığından
bu yana, mümkün olduğu kadar, yasanın amaçları çerçevesinde kalmak
ve buradan esenlikle, güzellikle, uygar bir tartışmayla yasanın
çıkmasını sağlamaya çalışma konusunda belki birçok arkadaşımın
dikkat ettikleri bir gayret gösteriyorum, bir sükûnet gösteriyorum.
Ama, bazı arkadaşlarımız, galiba bir yerlere
selam göndermek, bir yerlere mesaj göndermek, bir yerlere, artık Ertuğrul
Günay’ın kapısında beklemediklerini, tam tersine ona sataşarak
yeni bir yere, yeni efendilerine bağlı olduklarını ispat etme konusunda
özel bir gayret göstermeye çalışıyorlar. (AK Parti sıralarından alkışlar) ENGİN ALTAY (Sinop) – Söz hakkı doğuyor. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Bunu
söylemek zorunda kaldığım genç arkadaşlarım adına üzgünüm. Siyasette insanlar bir yerlere yaranmak için, geçmişte
kapısında el ovuşturdukları, büyük saygıyla söz ettikleri, büyük
saygıyla karşısında durdukları insanlara, fırsat arayarak, vesile
arayarak sataşmaya kalkmamalıdırlar. Benim Adalet ve Kalkınma Partisine katılışım 29 Mayıs
2007’dir. Ondan önceki süreçte, 27 Nisan sürecinde bu Parlamentoda
ve ondan önceki süreçte bu Parlamentoda Cumhurbaşkanı seçimiyle
ilgili, Anayasa tartışmalarıyla ilgili yapılanların demokratik
olmadığını yüksek sesle ifade ettim. 27 Nisan gecesi İnternet’te
yer alan bildirgeye, demokrasiye bir karşı duruş olarak nitelediğim
için, karşı çıktım ısrarla, demokrasiyi savundum. Adalet ve Kalkınma
Partisiyle bu son süreç içinde, 2007 yılı içinde bir dil beraberliğim
ve bir duruş beraberliğim oluştu… (AK Parti sıralarından alkışlar)
…ve o zaman, Sayın Genel Başkan da
bana, bu demokratik tutumu birlikte ülke düzeyinde sürdürmek konusunda
bir çağrı yaptı. Bütün Türkiye’ye kulaklarımı açarak, telefonumu
açarak, bütün Türkiye’ye iletişim kanallarımı açarak geniş bir danışma
sonucunda, bütün Türkiye’nin çok büyük bir çoğunluğunun desteğiyle
Adalet ve Kalkınma Partisine katıldım. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Bunu yaptığımdan ötürü, şu anda çok haklı bir yerde durduğumu çok daha
iyi anlıyorum, giderek çok daha iyi anlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Ben ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisinden istifa ederek
de bir başka partiye katılmadım. Ben, Cumhuriyet Halk Partisinden,
on yıl süren bir uzun kavgadan, mücadeleden sonra ihraç edildim. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Bir seçimi, Genel Merkezin takdirinin
yanlış, benim takdirimin doğru olduğu, benim partiden ihracımla
sonuçlandırılmaya çalışıldı. Bunu bütün Türkiye biliyor… KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, konuyla ne ilgisi
var? (AK Parti sıralarından “Sana ne oluyor?” sesleri) BAŞKAN – Sayın Bakanım… KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - …ve
ben bağımsız bir konumdayken, demokrasi konusundaki duruşunu, ülke
sorunları karşısındaki duruşunu daha doğru bulduğum bir siyasi
partiye katıldım. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yani, ben, hem
sizin partinizde siyaset yapma hakkı bulamayacağım hem başka bir
yerde siyaset yapma hakkımı kullanmayacağım, öyle mi? Yani, siyaseten
yok etmeye çalışacaksınız Türkiye’de bir siyaset adamını, öyle
mi? Bunu mu bekliyorsunuz? Böyle bir hakkınız yok. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Şimdi bir değerli arkadaşım benim bazı cümlelerimi okudu.
Ben, Türkiye’de hiçbir siyasi partiyi mükemmel saymıyorum. Adalet
ve Kalkınma Partisinin de bir oluşma, bir gelişme süreci içinde olduğunu
ve iyiye doğru evrimleştiğini görüyorum. Ben, öteki siyasi partilerle,
özellikle geçmiş yıllarda emek verdiğim siyasi partiyle ilgili de
sayfalarca, sayfalarca, sayfalarca görüşlerimi yazdım ve söyledim.
Biraz önce buradan alıntılar yapılan kitap 320 sayfadır. 320 sayfanın
içinde 2 tam sayfa AK Partiyi eleştiren yazı bulursanız, tekrar çıkıp
burada okuyunuz, ama, geri kalan 300 sayfayı
da okuyunuz, geri kalan 300 sayfada ne anlattığımı da okuyunuz. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Üç paragraf; benim çeşitli yerlerde konuştuğum, söylediğim
sırada, Türkiye’nin bütün siyasi yapılarını -iktidardakini-muhalefettekini-
genel eleştiri sözlerimin içinden birkaç paragraf seçilerek bu seçim
boyunca kullanılmaya çalışıldı. Birçok yerde okudunuz, ama işte,
ben de nihayet aynı şeyi söylemek zorundayım: Sizin aldığınız oy,
bizim aldığımız oy ortada sonuçta. Sonuçta ortada. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Şimdi, son bir şeye geleceğim. Yani, ben burada tabii…
Böyle cümleler seçerek bir genç arkadaşım, yakın zamana kadar “ağabey”
dediği bir insana sataşmayı kendisine yakıştırdı. Ama, ben, onun daha yakın bir süre içinde, daha bir yıl
içinde, iki yıl içinde, daha bu seçimlerin eşiğinde, fazla insanların
görmediği mekânlarda, benim konuğum olduğu mekânlarda, partisinin
Genel Başkanı hakkında neler söylediğini burada yüksek sesle söylemekten
utanç duyarım. Bunu söylemeyeceğim. Yakıştırmam da. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Yakıştırmam da. Sadece bir şey söyleyeceğim... MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sataşma var, söz istiyorum.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Sadece
bir şey söyleyeceğim: Bu Mustafa Necati Evi… RAHMİ GÜNER (Ordu) – Cumhuriyet Halk Partisi aleyhine çalıştığın
gibi AKP’de de çalıştın mı? KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Mithatpaşa…
RAHMİ GÜNER (Ordu) – AKP’de de çalışsana AKP’nin aleyhine.
KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Mithatpaşa
Caddesi’ndeki Mustafa Necati Evi… RAHMİ GÜNER (Ordu) – Ben senin özünü bilirim, özünü! KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Ben
gelmeden önce, evet, bir anlaşma yapılma sürecindeydi. RAHMİ GÜNER (Ordu) – Cumhuriyet Halk Partisi aleyhine nasıl
çalıştığını biliyorum. AHMET YENİ (Samsun) – Dinle, dinle! KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Yani,
bana küfrederek milletvekili olunduğunun bazı örnekleri orada
oturuyor. RAHMİ GÜNER (Ordu) – Otuz yıl ekmeğini yedin! KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Ya, bana
sataşarak milletvekili olunduğunun… RAHMİ GÜNER (Ordu) - Ondan
sonra da “Oy vermeyin.” diye dolaştın,
köy köy dolaştın. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Ama, bizim aldığımız oy da ortada, sizin aldığınız
oy da ortada. RAHMİ GÜNER (Ordu) – Bunu ben biliyorum, ben, millet bilmiyor! KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Siyasetin
aynası millettir, millet! Siyasetin aynası millettir! (AK Parti sıralarından
alkışlar) Siyasette, genel başkanlara yaranmayacaksınız. Milletin
gözüne gireceksiniz. Milletin gözünün aynasında boyunuzun ölçüsünü
alacaksınız. Başka ölçü yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) RAHMİ GÜNER (Ordu) – İhanet ettin sen, ihanet! KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Mustafa
Necati Evi’ni, sevgili arkadaşlarım, Mustafa Necati Evi’ni,
evet, köfteci dükkânı yapmayacağız. Mustafa Necati Evi’ni, bir kuru
fasulyeci yapmayacağız. Daha önceki süreçlerde başlayan bu gelişmeye
müdahale ettim. Mustafa Necati Evi’ni, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
hizmetine vereceğiz, milletvekillerimizin, eski milletvekillerimizin,
eski Millî Eğitim Bakanımız Mustafa Necati’nin adına yakışır bir
okuma salonu, bir sosyal tesis olarak kullanılmasını sağlayacağız.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Ben komisyonda, daha önceki komisyonda “Arkadaşlar, bu
AKM üzerinden bir istismar yapmayın. Siz cumhuriyet istismarı yapıyorsunuz,
biz onun eserlerine sahip çıkmaya çalışıyoruz.” demiştim ve birkaç
örnek vermiştim. Bir tanesi, Amasya’da yakında açılışını yapacağımız
Amasya Tamimi’nin imzalandığı Saraydüzü Kışlası’ydı, sadece
resmi kalmıştı. Geçen yıl Sayın Başbakan o fotoğrafı görüp kışlanın
olmadığını görünce, aslına uygun biçimde yapılması talimatını
vermişti. Yılbaşından önce, inşallah hep birlikte açılışına gideceğiz.
Mustafa Kemal’in Amasya Tamimi’ni imzaladığı binanın aynısının
açılışına gideceğiz, bir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bir de demiştim ki, Yalova’da, hani bilirsiniz ya, o belgesellere
konu olan, güzel bir Yürüyen Köşk vardır. Bir ağaç dalını kestirmemek
için, sevgili ve rahmetli Mustafa Kemal, o köşkün yerini değiştirmiştir.
O köşk mezbele hâlindeydi. O köşkü de inşa ettik, imar ettik, açtık insanların
bilgisine, beğenisine. O, Mustafa Kemal’in rüyalarını süsleyen
yapıyı, Mustafa Kemal’in güzel anılar yaşadığı yapıyı şimdi milletimizin
hizmetine sunduk demiştik. Yalova Milletvekili arkadaşım “O,
İmren Aykut zamanında oldu.” demişti. MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynen öyle, İmren Aykut yaptı. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Şimdi
burada bütün tarih ve numaralarını Meclis Başkanlığına zatıalinize de vermesi için takdim edeceğim. Kendi
ilinizde yapılan hizmetlerin tarihini öğrenin, ondan sonra çıkıp
millete sataşın. (AK Parti sıralarından alkışlar) Teşekkür ederim sevgili arkadaşlarım. Saygılar sunarım.
(AK Parti sıralarından alkışlar) MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… Sayın
Başkan… BAŞKAN – Efendim? MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, benim bir yerlere
selam verdiğim gibi, beni yaralayan, inciten ifadelerde bulundu.
(AK Parti sıralarından gürültüler) AHMET YENİ (Samsun) – Yok öyle bir şey. Sen incinmezsin! BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen dinleyelim. MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan… Ayrıca, şahitlerin olmadığı, Genel Başkanım hakkında
ileri geri kötü laflar söylediğimi söyledi. (AK Parti sıralarından
gürültüler) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Şahitlerim
de var! Şahitlerim de var! MUHARREM İNCE (Yalova) – Takdir edersiniz ki bu konuda bana
cevap hakkı doğdu. (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun oturunuz, bir şeyler söyleyeyim.
Tamam, ben sizi dinledim. Oturunuz, birkaç cümle söyleyeceğim. HASAN MACİT (İstanbul) – Son sözü istiyorum. BAŞKAN - Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım,
her düzeyde konuşma yapan milletvekili arkadaşlarımız için şunu
hatırlatmak istiyorum: Tabii ki bu karşılıklı olan veya olmayan
şeyler Meclis kürsüsünden bu şekilde ifade edilince karşılıklı olarak
cevap hakları doğuyor ve burada, toplumun büyük çoğunluğunun bilmediği,
belki mahrem olan veya olmayan, onları bilemeyiz, sahipleri ve Cenabıhak
bilir. Şimdi sataşmalara sebebiyet veriyoruz.
Bakınız, şunu ifade etmek isterim ki, bu vesilelerle siyaset kurumu
bu işten yara alıyor. Bunu özellikle hepinizin takdir edeceğini
umuyorum. O bakımdan, birbirimizi eleştirebiliriz, diğer şeyleri
söyleyebiliriz. İnsanların fikirleri, düşünceleri, davranışları
değişebilir, bu tarih boyunca da olmuştur. Ama,
birbirlerinin hukukuna riayet etmeleri gerekir. Mahremleri varsa,
bunu sonuna kadar muhafaza etmeleri gerekir. Ben onları o anlamda
bilmem. Evet, Sayın Bakanın sizinle ilgili olarak, yani sizi kastederek
-açıktı o- öyle bir konuşması oldu. Ben size, çok kısa olarak, bir
açıklama için söz vereceğim, ama bu… (AK Parti sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar, lütfen! İstirham ederim yani! Sataşmaya bu şekilde dönüşerek, tekrar milletvekilimiz
veya diğer bir konumdaki bir arkadaşımız çıkıp cevap verip falan,
böyle bir üslup olursa bu şekilde olmaz. Her insan, baştan, konuşarak
veya alıntı yaparken aldığı, yaptığı şeylere riayet etmelidir. Sayın Bakan da konuşmasında, o yapmış olduğu konuşmaların,
alıntıların bir ifadesinin ürünü olduğunu söylemiş ve sahiplenmiş.
Yani, onları “Yok, söylemedim.” anlamında bir ifadede bulunmamıştır.
Ama, öbür cümle içerisinde geçen, aranızda geçtiği
ifade edilen konuşmayla ilgili kısa bir açıklamayı buyurun yapınız.
(AK Parti sıralarından gürültüler) Arkadaşlar, lütfen! Buyurun Sayın İnce. VII.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA
İLİŞKİN KONUŞMALAR 1.- Yalova Milletvekili Muharrem
İnce’nin, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın, konuşmasında
şahsına sataşması nedeniyle konuşması MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum sayın milletvekilleri:
Sayın Bakana geçmişte “ağabey” dediğim doğrudur. Kendisine hürmet
ettiğim, saygı gösterdiğim doğrudur. Yine derim, yine derim. (AK
Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen! MUHARREM İNCE (Devamla) – Ama “Kapımda bekleyenler.” demesini
çok yadırgadım doğrusu. Bakın, size çok mertçe bir şey söyleyeyim mi, ben o kurultayda
size oy verdim biliyor musunuz? Burada söylüyorum bunu. Bakın, size
oy verdim, destekledim sizi ben. Kapınızda beklemedim, ama bugün
çok pişmanım, bugün çok üzgünüm, çok pişmanım. Sizi partiden ihraç
ettiklerinde de üzülmüştüm, ama bugün Deniz Baykal’ın ne kadar haklı
olduğunu görüyorum. İyi ki ihraç etmişler. (CHP sıralarından alkışlar) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – İyi ki
ihraç edilmişim. MUHARREM İNCE (Devamla) – Kusura bakmayın. Çok üzülmüştüm,
ama bugün “İyi ki ihraç etmişler.” diyorum. Ben görememişim, tecrübesiyle
onlar görmüş. Ne diye kapınızda bekleyeyim sizin? Ben partinin il başkanıydım,
kurultay delegesiydim. Kimsenin kapısında beklemem ben. Genel Başkanın
da kapısında beklemem, sizin de kapınızda beklemem. Aslanlar gibi
siyasetimi yaparım ben. Kimsenin kapısında beklemem. (CHP sıralarından
alkışlar) Bu Meclisin hiçbir üyesi kimsenin kapısında beklemez.
Hepinizin beklemeyeceğine inanıyorum ben. Burası
gazi bir meclis. Bu Meclisin üyeleri kimsenin kapısında beklemez.
Bugün siyasi partilerle ilgili birtakım açmazlar olabilir; Siyasi
Partiler Yasası antidemokratik olabilir; listeler birkaç kişi tarafından
yapılıyor olabilir; ama bu ülkede bunlar değişecek bir gün. Bir gün
değişecek. Bu Meclis… CEMAL KAYA (Ağrı) – Ne zaman? MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen benimle birlikte olduğun
zaman değişecek. Olabilirsen, yüreğin varsa eğer, o zaman olacak. MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Allah korusun. MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım,
seçim öncesinde Sayın Bakan Yalova’ya geldi. Sayın Bakan Yalova’da
kürsüye çıktı Sayın Abdullah Gül’le birlikte, konuşma yaptı. CHP’yi
yerden yere vurdu, AKP’ye oy istedi. Ben orada adayım, seçime girmişim.
“Seçim öncesinde Genel Başkanı hakkında konuştuklarını bir bilseniz.”
diyor. Yani, takdiri size bırakıyorum. Sayın Ertuğrul Günay, İstanbul
Milletvekili adayı olarak Yalova’ya gelip, AKP’ye oy istese,
CHP’yi yerden yere vursa, otobüsün üstüne çıksa, ben böyle yapan bir
kişiye gidip de kendi Genel Başkanımı eleştirir miyim eleştirmez
miyim? Sizin vicdanlarınıza bırakıyorum, sizin vicdanlarınıza
bırakıyorum. BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Senden beklenirdi. MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, “Yürüyen Köşk” dedi. Değerli
arkadaşlarım, İmren Aykut benim partilim değil. 96 yılında ben Atatürkçü
Düşünce Derneği Başkanıyım, zamanın valisine gittim “Yürüyen
Köşk çürüyor.” dedim. İmren Aykut Çevre Bakanıydı, Yalova’ya geldi.
İlk -20 milyar lira para o zamanlar- korudular, boyasını yaptılar.
Allah razı olsun, bir hizmet yaptılar. Şimdi de bir şeyler yapılmış
olabilir, ama orayı ilk kurtaran kişi o zamanki Çevre Bakanıdır. Bu
böyledir Sayın Bakan. Benim dedemin dedesinin mezarı o kentte. Siz
benden iyi mi bileceksiniz o kenti? (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Evet,
tabii ki senden iyi biliyorum. MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz benden iyi mi bileceksiniz?
Alakası yok. BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ederim, sağ olun. MUHARREM İNCE (Devamla) – Sayın Bakan, siz ancak Termal’deki
Meclisin dinlenme tesislerini bilirsiniz benden iyi. Saunayı bilirsiniz
benden iyi, saunayı. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın İnce, teşekkür ediyorum, sağ olun. VI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ
İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam) A) KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ (Devam) 1.- İstanbul 2010 Avrupa Kültür
Başkenti Hakkında Kanun Tasarısı ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik
ve Spor Komisyonu Raporu (1/350) (S. Sayısı: 16) (Devam) BAŞKAN – Saygıdeğer arkadaşlarım, AK Parti Grubu adına,
Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli. Buyurun Sayın Canikli. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür
ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Görüştüğümüz tasarının 7’nci maddesi üzerinde AK Parti Grubu adına
söz almış bulunuyorum. Aslında, mümkün olduğu ölçüde, bir an önce tasarının
yasalaşması ve gecenin bu geç saatinde arkadaşlarımızın -çok daha
fazla zaman kaybetmeden bir an önce geçmesi amacıyla- söz almamak
gibi bir eğilimi vardı, ama özellikle iki konuda muhalefete mensup
arkadaşlarımızın yaptığı haksız ve yanlış değerlendirmelerin yapılması
ve bunda ısrar edilmesi ve hemen hemen her madde görüşülürken gündeme
getirilmesi nedeniyle, bu maddede bu iki konuya değinmek üzere
söz aldım. Bunlardan bir tanesi -biraz önce Sayın Konuşmacı
da değindi- Hükûmetimizin, partimizin sosyal politikaları çerçevesinde,
toplumun alt gelir grubunda bulunan insanlara yapılan katkıları,
aktarmaları ve destekleri siyasi rüşvet olarak değerlendirmeleri
ya da bir arkadaşımızın ifadesiyle “kömürle kandırma” olarak değerlendirmesi
gerçekten üzüntü verici. Bunlar, hem toplumu yaralayan, rahatsız
eden hem bizleri rahatsız eden ifade tarzları. Elbette eleştirilebilir, bir sosyal politika olarak
bunların uygulanmaması, daha değişik yöntemlerin uygulanması
şeklinde öneriler getirilebilir, ona hiçbir itirazımız yok. ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Canikli, dağıtılmadı mı? Onu
söylüyoruz. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, tabii, gerçekten,
AK Parti uzun yıllardan beri bu politikayı çok başarılı bir şekilde
yürütmektedir, milletimiz bundan memnundur ve bu açıdan bakıldığında
bütçeden çok ciddi kaynaklar aktarılmaktadır. 2002 yılında 1 katrilyon
civarında olan sosyal amaçlı harcamaların tutarı bugün itibarıyla
6 katrilyon lirayı aşmıştır. Bu, ciddi anlamda bir reel artıştır. ENGİN ALTAY (Sinop) – Sadaka devleti yarattınız. Kendiniz
itiraf ediyorsunuz. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sonuç itibarıyla vatandaşlarımızın
menfaatine, lehine olan bir durumdur. Bu yapılırken de hiç kuşkusuz
milletimizin rahatsız olmaması, rencide olmaması için gereken
bütün yöntemler de kullanılmaktadır. Şimdi, değerli arkadaşlar, bu tür destekleri, yardımları,
katkıları, tabii, sadece AK Partili örgütler, belediyeler yapmıyor,
diğer partilere mensup belediyeler de bu hizmeti vatandaşlarımıza
aktarıyor. Mesela, bunlardan bir tanesi İzmir Belediyesi,
Cumhuriyet Halk Partisine mensup İzmir Belediyesi. Her yıl yapıyor
bu katkıları. Yani, kömür yardımı, eleştirdiğiniz bu malzeme yardımları,
erzak yardımları… Hatta başka şeyleri de yapıyor İzmir Belediyesi.
Bunları eleştirmek için söylemiyorum ben, destekliyorum, desteklenmesi
gerekir. Sonuçta insanımıza yapılan katkıyı eleştirmek mümkün
mü? Ama, siz, sürekli olarak, yöntem olarak bu
tarz bir katkının yanlış olduğunu ısrarlı bir şekilde söylediğiniz
için bu örneği veriyorum. Ramazanda İzmir Belediyesi her gün 6 bin
kişiye iftar verdi, 100 bin aileye erzak yardımı yaptı, gıda yardımı
yaptı, poşet dağıttı. Yani, sizin ifadenizle söylüyorum. Ayrıca… Bakın, buraya kadar bu yöntemler aşağı yukarı
bizim de uyguladığımız, kullandığımız yöntemler. Bakın, bundan
sonrasına lütfen dikkat edin. 15 bin aileye 200 YTL ramazan çeki verdi.
15 bin aileye, aile başına 200 YTL ramazan çeki verdi, dağıttı. Tekrar
söylüyorum, bunlar çok güzel adımlar gerçekten, işlemler, faaliyetler.
Bunları destekliyoruz. Teşekkür ediyoruz bu arkadaşlarımıza. Ayrıca,
yine bu ailelere 200 YTL’lik de aile başına bayram çeki verdi. ENGİN ALTAY (Sinop) – Siz? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hayır, İzmir Belediyesi.
Üzgünüm, yani sizi hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm. ENGİN ALTAY (Sinop) – Ankara Belediyesi de 300 bin aileye
yemek veriyor. Bununla övünülür mü Allah aşkına! Allah aşkına bununla
övünülür mü ya! Kabile devletine çevirdiniz Türkiye’yi. Bununla övünülür mü! NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın değerli arkadaşlar,
eğer kömür dağıtmak, malzeme dağıtmak seçim rüşveti ise bu verilen
çekler nedir? Bunu nasıl tanımlarsınız? Lütfen söyleyin. Söyleyin,
bunu da rüşvet çeki olarak ifade edebilir misiniz? İzmir Belediyesinin
dağıttığı bu çeklerin rüşvet çeki olduğunu söyleyebilir misiniz?
Biz söylemiyoruz. ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Canikli, Türk milleti için bunlar
utanç vesilesidir, utanç vesilesi. Övünülecek bir yanı yok. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz söylemiyoruz… Biz söylemiyoruz… ENGİN ALTAY (Sinop) – Milleti yoksullaştırıp aç bıraktınız,
ianeye, iaşeye mahkûm ettiniz. Çıkıp bununla övünüyorsunuz, cumhuriyetin
85’inci yılında bir de. BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen… NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, konuşurken,
eleştirirken, bu eleştirilerin nereye varacağını çok iyi değerlendirmek
lazım, çok iyi tahlil etmek lazım. Ümit ediyorum ve bekliyorum ki, bundan
sonraki konuşmalarda anlamsız, içi boş ve herkesi yaralayan haksız
ithamlar, bu anlamdaki haksız ithamlar bir tarafa bırakılır ve daha
ciddi değerlendirmeler yaparız. OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Maaş verelim, maaş. Devlet
versin, partiler istismar etmesin. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - İkinci konu, görüştüğümüz
tasarıda yer alan denetim konusu. Değerli arkadaşlar, bakın, yine,
bekledim ki, Türkiye denetim sisteminde sağlıklı, bilimsel ve reel
bir değerlendirme yaparak, özellikle Cumhuriyet Halk Partisine
mensup arkadaşlarımızın bu konuyu tam olarak açıklığa kavuşturmasını
bekledim, ama olmadı. Hep şu söylendi: “Denetimden kaçıyorsunuz.
Şeffaf değilsiniz.” Özellikle, Sayıştay denetimine tabi olmadığı
gerekçesiyle -5018 sayılı Kanun çerçevesinde- bu ithamlar ortaya
atıldı. Bütün bu konuşmaların anlamı şu: Bu arkadaşlarımız, maalesef,
Türkiye’de uygulanan anayasal denetim sisteminden bihaberler, ama, ben şimdi kendilerine bu sistemin nasıl uygulandığını,
nasıl olduğunu anlatacağım. Değerli arkadaşlar, Anayasa’mızda kamunun denetimiyle
ilgili iki sistem var, iki düzen var: Bir tanesi, Anayasa’nın 160’ıncı
maddesi çerçevesinde Sayıştayın yaptığı denetim diğeri ise, yine,
Anayasa’nın 165’inci maddesi çerçevesinde yapılan ve 160’ıncı maddede
sayılan kurumların dışında kalanların denetimi ki, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin yaptığı denetim ve KİT Komisyonunun yaptığı denetimdir.
Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayıştayın Anayasa’nın
160’ıncı maddesine göre yaptığı denetim, esas itibarıyla ana, temel
bilinen kamu kurumlarını kapsamaktadır. Anayasa’ya baktığınız
zaman Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri
–bunlar, aşağıya doğru bakanlıklar- artı, sosyal güvenlik kurumları...
Bütün gelir – gider hesaplarını bir hesap mahkemesi sıfatıyla yargılar,
denetler, hesap sorar. Esas itibarıy Şu anda tartışmasını yaptığımız bu kuruluşun, bu organizasyonun
bunlarla hiçbir alakası yok. Şunu söyleyebilirsiniz: Daha sonraki
cümlede “Kanunla yetki verilebilir.” diyebilirsiniz. Öyle bir düzenleme
de var, ancak bu, esas olan birinci cümledeki içerikle ilgilidir. Çünkü, esas itibarıyla birinci cümle yönü tayin,
belli etmiştir. Şimdi, gelelim diğer konuya: Hiçbir kamu kurumunun, Anayasa’ya
göre, denetim dışında kalması mümkün değildir. “Kamu”nun tanımı
da şudur: Genel bütçeli kuruluşlar, merkezî bütçeli kuruluşlar, artı,
kamu adına kaynak kullanan kuruluşlar, ama burada bir sınır var, bir
şart var, bütün kamu uygulamaları için geçerli, yüzde 50 sınırı
var. Anayasa’nın 165’inci maddesine baktığınız zaman bunu da görürsünüz.
Burada diyor ki, “Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya
veya dolaylı olarak Devlete ait kamu kuruluş ve ortaklıkları…” Sadece
KİT’ler değil, ismi KİT, ama içeriği KİT’ten farklı, bunun hikâyesi
de uzun. “Türkiye Büyük Millet Meclisi…” adına denetlenir. Şimdi, özü itibarıyla bakıldığında, bu hüküm olmasa dahi,
yani 5018 kapsamında 19’uncu madde çerçevesinde uygulanmayacak
hükümler arasında, 5018 sayılı Kanun olmasa dahi, bu kuruluşu, bugün
ihdas etmeye çalıştığımız bu kuruluşu, bu çerçevede, Sayıştaya
denetletemezsiniz. Yani birinci cümlenin özüne aykırıdır bu. Ya
ne olacak: 165’inci madde çerçevesinde KİT Komisyonu tarafından denetlenecek.
Şu andaki duruma göre, şu andaki yapıya göre, dizayn
edilmek istenen yapıya göre bu kuruluş KİT Komisyonu tarafından
denetlenecektir. Hiçbir engel yok, tam aksine bu zorunludur, Anayasa’nın
gereğidir. Sadece Anayasa’nın 165’inci maddesi değil, aynı zamanda
buna dayanılarak çıkarılan 3346 sayılı Kanun’un da amir hükmüdür,
ama burada bir şart var, kamunun payının doğrudan ya da dolaylı olarak
yüzde 50’nin üzerine çıkması gerekir. Yüzde 50’nin üzerine çıktığı
anda kesinlikle bu kuruluşun denetimi KİT Komisyonu tarafından
yapılacaktır, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yapılacaktır.
Bunun için açıkça yazılmasına gerek yok. Çok net,
165’inci madde çok net, 160’ıncı madde çok net. Hiçbir kamu kurumunun,
kamu adına kaynak kullanan kamu kurumunun bu oran yüzde 50’nin üzerine
çıktığı andan itibaren denetim dışında kalması mümkün değil değerli
arkadaşlar. KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Ajansın sermayesi ne kadar
Sayın Canikli? NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Burada şu da yapılıyor: Bakın,
ilave olarak ek bir denetim sistemi daha getiriliyor. Bununla yetinmiyor,
yani Anayasa’nın 165, yani KİT Komisyonu çerçevesinde yapılacak
olan denetimle yetinmiyor bu düzenleme, aynı zamanda ilave bir denetim
daha getiriyor. O da, dört tane teftiş kurulundan oluşan bir denetim
ekibi tarafından denetlenmesi öngörülüyor. KAMER GENÇ (Tunceli) – 165’le ilgisi yok kardeşim. Bu KİT değil ki. NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bunlar
da bakın kimler: Başbakanlık müfettişi, Maliye müfettişi, İçişleri
Bakanlığı mülkiye müfettişi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettişi.
Şimdi, burada kaçırılan bir nokta var. Bu ekip, bu kurul bakanları denetlemiyor. Yani, adına denetim yaptıkları, talimat aldıkları makamı, merciyi denetlemiyor. Bunlar, tam aksine, esas icraatları yapan aşağıdaki bürokratları denetliyor. Dol |