|
DÖNEM: 23 CİLT: 3 YASAMA YILI: 2 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ 11’inci
Birleşim 24 Ekim 2007 Çarşamba İ Ç İ N D E K İ L
E R I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ II. - GELEN KÂĞITLAR III.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, referandum ve sonuçlarına ilişkin gündem dışı konuşması
2.- Mersin Milletvekili
Vahap Seçer’in, 2008 yılının
Vatikan tarafından “Saint Paul Yılı” ilan edilmesinin Mersin turizmine
etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Kültür ve Turizm Bakanı
Ertuğrul Günay’ın cevabı 3.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, hekim ve sağlık personeli ihtiyacı,
dağılımı ve özlük haklarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Sağlık
Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı IV.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1.- Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın,
konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle konuşması 2.- Kırıkkale
Milletvekili Osman Durmuş’un, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURU A)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.- Malatya Milletvekili
Ferit Mevlüt Aslanoğlu
ve 35 milletvekilinin, belediyelere sağlanan mali kaynaklar konusundaki
farklı uygulamaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıy 2.- Ankara Milletvekili
Yılmaz Ateş ve 35 milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının
ve madde bağımlılığı sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi
amacıy B)
GENEL GÖRÜŞME ÖNERGELERİ 1.- Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili
Oktay Vural ve Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın,
ABD Temsilciler Meclisindeki sözde Ermeni soykırımıyla ilgili
karar tasarısı ile Ermeni iddialarını inkârın suç sayılması ve Avrupa’da
faaliyet gösteren Türkler üzerinde baskı kurulma çabaları konusunda
genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/2) C)
TEZKERELER 1.- Türkiye Büyük
Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan’ın, Cezayir
Parlamentosu Dışişleri, İşbirliği ve Göç Komisyonu Başkanının davetine icabetle,
Cezayir’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi
(3/202) VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Bitki Karantina ve
Bitki Koruma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu
(1/305) (S. Sayısı: 10) 2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine
Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/307) (S. Sayısı: 11) 3.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti Arasında Güvenlik,
Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerle Mücadele
Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna
Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/308) (S. Sayısı:
12) VII.-
OYLAMALAR 1.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Bitki Karantina ve
Bitki Koruma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısının oylaması 2.- Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine
Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısının
oylaması VIII.-
SORULAR VE CEVAPLAR A)
YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI 1.- Van Milletvekili
Özdal Üçer’in, Van’da sel ve su baskınlarından
meydana gelen zararlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Bayındırlık ve
İskân Bakanı Faruk Nafız Özak’ın
cevabı (7/63) 2.- Samsun Milletvekili
Osman Çakır’ın, Samsun’daki işsiz sayısına ve geçici işçi alımlarındaki
kriterlere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/124) 3.- Konya Milletvekili
Atil I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ TBMM Genel Kurulu
saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı. Oturum Başkanı
TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, Başkan Vekili
seçilmesi dolayısıyla bir teşekkür konuşması yaptı. Kırklareli
Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam’ın, Bursa
Milletvekili Onur Öymen’in, Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Son günlerde
yaşanan terör olaylarına ilişkin gündem dışı konuşmalarına, Devlet Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek cevap verdi. Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış ve 23 milletvekilinin, Kırklareli ili Vize
ilçesindeki bir araziyle ilgili iddiaların ve bu arazi üzerinde kurulması
planlanan çimento fabrikasının çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin (10/12), İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve 19 milletvekilinin, İzmir ili başta olmak üzere Ege
Bölgesi’nde su kaynakları yönetiminde yaşanan
sorunların (10/13), Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 33 milletvekilinin, İznik Gölü’ndeki çevre
sorunlarının (10/14), İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 32 milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin
(10/15), Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 27 milletvekilinin, Uluabat
Gölü’ndeki çevre sorunlarının (10/16), Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin,
Mavi Tünel Projesi’nin Silifke Ovası ve Göksu Deltası’na muhtemel etkilerinin
(10/17), Araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına
ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki
yerlerini alacağı ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki ön
görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı. Enerji ve Tabiî
Kaynaklar Bakanı Mehmet Hilmi Güler’in İran’a yaptığı
resmî ziyarete Ankara Milletvekili Faruk Koca’nın da iştirak etmesinin uygun
görüldüğüne, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı
resmî ziyarete iştirak etmesi uygun görülen milletvekillerine, İlişkin Başbakanlık
tezkereleri kabul edildi. Genel Kurulun 9 Ekim 2007 tarihli 5’inci Birleşiminde, 23 Ekim
2007 tarihinde görüşülmesi kararlaştırılan küresel ısınma ve su kaynaklarına
ilişkin (10/1), (10/4), (10/5), (10/7), (10/9), (10/10) ve (10/11) esas
numaralı Meclis araştırması önergeleri ile aynı konudaki (10/13), (10/14),
(10/15), (10/16) ve (10/17) esas numaralı Meclis araştırması önergelerinin
birlikte görüşülmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi kabul edildi. Kırklareli
Milletvekili Tansel Barış ve 29 milletvekilinin, Trakya’daki su kaynaklarının
korunması ve su kıtlığına karşı (10/1), Antalya
Milletvekili Tayfur Süner ve 21 milletvekilinin,
küresel ısınmanın ülkemize etkilerinin araştırılarak (10/4), Ardahan
Milletvekili Ensar Öğüt ve 21 milletvekilinin, Çıldır
Gölü’nde meydana gelen kirliliğin sebepleri ve çözümlerinin araştırılarak
(10/5), Mersin
Milletvekili Mehmet Şandır ve 22 milletvekilinin, su kaynaklarının kullanımı ve
korunması ile Ankara’da yaşanan su sorununun araştırılarak (10/7), Konya Milletvekili
Özkan Öksüz ve 21 milletvekilinin, Beyşehir Gölü’nün su seviyesi ve ekolojik dengesiyle ilgili sorunların araştırılarak (10/9), Uşak Milletvekili
Nuri Uslu ve 20 milletvekilinin, küresel ısınma ve iklim değişikliği
sorunlarının araştırılarak (10/10), Kırklareli
Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ve 20 milletvekilinin, küresel ısınma ve
küresel ısınmanın neden olduğu su sorununun araştırılarak (10/11), İzmir
Milletvekili Oktay Vural ve 19 milletvekilinin, İzmir ili başta olmak üzere Ege
Bölgesi’nde su kaynakları yönetiminde yaşanan sorunların araştırılarak (10/13), Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 33 milletvekilinin, İznik Gölü’ndeki çevre
sorunlarının araştırılarak (10/14), İzmir
Milletvekili Ahmet Ersin ve 32 milletvekilinin, Gediz Nehri’ndeki kirliliğin
araştırılarak (10/15), Bursa
Milletvekili Kemal Demirel ve 27 milletvekilinin, Uluabat
Gölü’ndeki çevre sorunlarının araştırılarak (10/16), Mersin
Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve 24 milletvekilinin,
Mavi Tünel Projesi’nin Silifke Ovası ve Göksu Deltası’na muhtemel etkilerinin
araştırılarak (10/17), Alınması gereken
önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin
önergelerinin, birlikte yapılan ön görüşmelerinden sonra, kabul edildiği
açıklandı, Kurulacak
komisyonun: 16 üyeden teşekkül
etmesi, Çalışma
süresinin, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimi tarihinden başlamak
üzere, üç ay olması, Gerektiğinde
Ankara dışında da çalışması, Kabul edildi. 24 Ekim 2007
Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 20.29’da son verildi. Meral AKŞENER Başkan
Vekili Canan
CANDEMİR ÇELİK Harun
TÜFEKCİ Bursa
Konya Kâtip Üye
Kâtip
Üye No.: 17 II. - GELEN KÂĞITLAR 24 Ekim 2007 Çarşamba
Genel Görüşme Önergesi 1.- Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekilleri; İzmir Milletvekili Oktay
VURAL ve Mersin Milletvekili Mehmet ŞANDIR’ın ABD
Temsilciler Meclisindeki sözde Ermeni soykırımıyla ilgili karar tasarısı ile
Ermeni iddialarını inkarın suç sayılması ve Avrupa’da faaliyet gösteren Türkler
üzerinde baskı kurulma çabaları konusunda Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 102 ve 103 üncü
maddeleri uyarınca bir genel görüşme açılmasına ilişkin önergesi (8/2)
(Başkanlığa geliş tarihi: 16/10/2007) Meclis Araştırması Önergeleri 1.- Malatya
Milletvekili Ferit Mevlüt ASLANOĞLU ve 35
Milletvekilinin, belediyelere sağlanan mali kaynaklar konusundaki farklı
uygulamaların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasanın
98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması
açılmasına ilişkin önergesi (10/18) (Başkanlığa geliş tarihi: 18/10/2007) 2.- Ankara
Milletvekili Yılmaz ATEŞ ve 35 Milletvekilinin, okullardaki şiddet olaylarının
ve madde bağımlılığı sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla Anayasanın 98 inci, İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri
uyarınca bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/19) (Başkanlığa
geliş tarihi: 18/10/2007) 24
Ekim 2007 Çarşamba BİRİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 15.00 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Harun TÜFEKCİ (Konya) BAŞKAN – Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşimini açıyorum. Toplantı yeter
sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz. Gündeme geçmeden
önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Gündem dışı ilk
söz, referandum ve sonuçlarıyla ilgili söz isteyen Tunceli Milletvekili
Kamer Genç’e aittir. Buyurun Sayın
Genç. III.
- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR A)
MİLLETVEKİLLERİNİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMALARI 1.-
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, referandum ve sonuçlarına
ilişkin gündem dışı konuşması KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, süremi yeniden başlatın efendim. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın
Başkan Vekilimizi candan, gönülden tebrik ediyorum. Ülkemizde bazı
güçler ve kişiler Türk kadınını kara çarşaf içine sokmaya çalışırken,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin iki tane saygıdeğer muhalefet partisinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekilliğine iki tane güzide
hanımefendiyi aday göstermesi ve bu adayların da Türkiye Büyük Millet
Meclisi tarafından seçilmesi bize gurur vermiştir, onurlandırmıştır.
Diyorum ki, o hanımefendilerin gerek adalet duyguları gerek analık
duyguları gereği kürsüde gösterecekleri adil yönetim, Türkiye
Büyük Millet Meclisine daha kişilikli bir durum kazandıracaktır.
Ben, Türkiye’deki hanımlara da sesleniyorum: İşte bu modern hanımları
kendinize örnek alın. Saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından
alkışlar) Değerli milletvekilleri,
konuşmama başlamadan önce, Hakkâri’de şehit edilen 12 erimize Allah’tan
rahmet diliyorum. Acılarımızı en derin şekilde evlat acımız kadar
içimizde duyuyoruz. Bu acıların artık son bulmasını istiyoruz. Ancak
bu acılar niye meydana geldi? Geçmişi iyi tahlil etmek lazım. 2002 seçimlerinde
daha Tayip Erdoğan milletvekili değilken Washington’a davet ediliyor,
Beyaz Saray’a halılar seriliyor, getiriliyor diyor ki: “Biz kuzeyden
Irak’a gideceğiz.” “Kolay, hemen göndereceğiz sizi.” diyor. Arkasından
Amerikalılar geliyor, kendisine kanıyor, on binlerce Amerikan askeri
geliyor, güney Anadolu’da yerler kiralanıyor, 60 bin Amerikan askeri
geliyor denizlerde bekliyor. Ondan sonra bir tezkere geliyor buraya…
Ben, tezkere kabul edilsin-edilmesin demiyorum. Millî Eğitim Bakanı
tezkereyi Hükûmet adına imzalıyor, geliyor,
Genel Kurul da reddediyor. Şimdi, değerli
milletvekilleri, Amerika gibi büyük bir devlete ikiyüzlülük yaparsanız,
onlar da sizin burnunuzu yere sürer. Gücünüz yok. Güçlü olmanız lazım.
Gücünüz olmadığı zaman, yere sürer. İşte, bakın, bugün şimdi öyle
bir duruma düşmüşsünüz ki, onların bakanları, başbakanları her vesileyle
diyor ki: “Türkiye bizim burnumuzu yere sürdü, biz de onu sürüyoruz.”
ve siz de gitmişsiniz ondan medet bekliyorsunuz. Bana göre, Tayyip Erdoğan ve Hükûmeti
başta kaldığı sürece bu terör olayları bitmez. Çünkü,
Amerika gibi bir devletle siz oyun oynayamazsınız; gücünüz yok arkadaşlar.
Hamas gibi dünya devletleri tarafından terör
örgütü kabul edilmiş bir adamı getirip kabul edemezsiniz. CEVDET ERDÖL
(Trabzon) – Hangi Mecliste konuştuğunu zannediyorsun. Biz güçlü
bir devletiz. KAMER GENÇ (Devamla)
- İşte, buraya getirip kabul ettiğiniz zaman, o zaman bu memleketin
başına da bu belalar gelir ve bunun sorumlusu sizsiniz. Bundan sonra
da bu memlekette meydana gelecek şehitlerin de sorumlusu siz olacaksınız.
Bunu bilesiniz. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Yalnız, şurada
bir şeyi daha vurgulamak istiyorum sevgili halkımız. Bakın, dış güçler,
birtakım insanlar Türkiye’de insanlarımızı birbirine vurdurmak
istiyorlar. Lütfen, bu oyunlara gelmeyiniz. Tabii süremiz de çok az
olduğu için bu konuları da söylemek istemiyorum. Bu acılarımıza
yeni yeni acılar katmayınız. Sayın milletvekilleri,
bir referandum yapıldı. O referandumla ilgili olarak burada bir
Anayasa değişikliğini yaptınız. Bir defa, bu Anayasa değişikliğinde,
halkoyuna sunulan Anayasa değişikliği teklifinizde, 272 milletvekilinin
yaptığı teklifte çerçeve 6’ncı madde yok. AHMET YENİ (Samsun)
– Sonuca bak sen. KAMER GENÇ (Devamla)
– Ya efendim, aklı erenler bilir. Gerçi, sizin içinizde Anayasa’ya
aklı eren anayasa profesörü de yok da… (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)
Ben onlarla zaten konuşacağım. Şimdi, çerçeve 6’ncı madde teklif
edilmediği hâlde bu Anayasa Komisyonu tutuyor bu çerçeve 6’ncı maddeyi
oyluyor. Bu olmaz! AHMET YENİ (Samsun)
– Yüzde 70… KAMER GENÇ (Devamla)
- İkincisi, burada Meclis müzakeresini bilenler bilirler. Şimdi,
bakın, çerçeve 6’ncı maddeyle, geçici 18’inci madde getiriliyor ve
geçici 19’uncu madde getiriliyor. Böyle, İç Tüzük’e göre, bu tip
maddelerin müzakeresi, önce geçici 18’inci madde müzakere edilecek,
arkasından geçici 19’uncu madde müzakere edilecek, arkasından da
çerçeve 6’ncı madde ile beraber 18 ve 19’uncu maddeler birlikte müzakere
edilip oylanacak. Siz bu çerçeve 6’ncı maddenin 18 ve 19’uncu maddeyle
beraber oylamasını yapmadınız, bir eksik oylama yaptınız. Ben,
şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisine müracaat edeceğim, çıksın
bakalım altından. Çünkü, AKP’li Meclis başkan
vekilleri ne tüzük dinliyor ne Anayasa’yı dinliyor ne de milletvekillerini
dinliyor. Bakalım o şeyin içinden nasıl çıkacaklar, bir. AHMET YENİ (Samsun)
– Kabul etti, yüzde 70. Millet dinledi! KAMER GENÇ (Devamla)
– İkincisi, bakınız referanduma sunulan tasarının 7’nci maddesinde
der ki: “Bu kanun tasarısı tüm maddelerle oylanır.” Ve o tüm maddelerle
oylandı sayılır. Ne ise, onu da kabul edelim. Haydi, diyelim ki, o
şekilde. Tabii, bence, çok açık seçik bir referandum hatası vardır,
bunu da kabul edelim. Bunun dışında, farz edelim kabul edildi… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) KAMER GENÇ (Devamla)
– Sayın Başkan, iki dakika söz efendim. İki üç dakikanızı alır. Çünkü, burada ciddi şeyler söylüyoruz. BAŞKAN – Bir dakika
süreniz var. Tamamlayın lütfen. KAMER GENÇ (Devamla)
– Şimdi bakın, sayın milletvekilleri, burada farz edelim ki, sizin
dediğinizi kabul edelim. Şimdi, yürürlüğe giren Anayasa metnine
göre, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gerekmiyor mu?
Gerekiyor değil mi? AHMET YENİ (Samsun)
– Yüzde 70’i söyle, yüzde 70’i. KAMER GENÇ (Devamla)
– Bir dakika efendim, bir dakika. Aklı erenler beni anlarlar. AHMET YENİ (Samsun)
– Yüzde 70’i… KAMER GENÇ (Devamla)
– Şimdi, efendim, halk tarafından seçilmesi Anayasa’da yazılıyken,
Meclisin seçtiği Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanlığı yapamaz. En temel
bir hukuk kuralıdır bu. Bunu yapabilmesi için, Anayasa’ya geçici
bir madde konulması lazım. Konulmadı bu. Geçici madde konulmadığı
için, Abdullah Gül’ün, referandum sonuçları ilan edildikten sonra
istifa etmesi lazım. İstifa etmediği zaman… 19 milletvekili arkadaşım
bana Cumhurbaşkanlığı adayı için imza verirlerse, önce Meclis Başkanına
müracaat edeceğim -altmış gündür biliyorsunuz, yani o geçici 19’uncu
maddeyi de kabul etmezseniz- Cumhurbaşkanlığı makamı Anayasa gereğince
boşalmıştır. Bakın, bunu, Anayasa hukukunu bilenler, tekniğini
bilenler vardır. Etmediği zaman, Yüksek Seçim Kuruluna başvuracağım,
diyeceğim ki… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla)
– Efendim, saygılarımı sunacağım. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla)
– Bir dakika Sayın Başkanım. BAŞKAN – Teşekkür
ederim, sağ olun. Sağ olun, çok teşekkür ederim. Sağ olun. Sağ olun Sayın
Genç. KAMER GENÇ (Devamla)
– Bir dakikanızı rica ediyorum. AHMET YENİ (Samsun)
– Yüzde 70. KAMER GENÇ (Devamla)
– Şimdi, Yüksek Seçim Kurulu bunu yapmak zorundadır. BAŞKAN – Teşekkür
edecektiniz Sayın Genç. KAMER GENÇ (Devamla)
– Efendim, ama bir dakika Sayın Başkanım, bir dakikanızı rica ediyorum.
Şimdi… (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Ama öyle
olmaz, öyle olmaz. KAMER GENÇ (Devamla)
– Efendim, konuşmalarımdan bu kadar korkmayın, size ciddi şeyler öğretiyorum.
MEVLÜT AKGÜN
(Karaman) – Konuşmanın içi boş. KAMER GENÇ (Devamla)
- Ben bu ciddi şeyleri… İyi dinlerseniz, siz de yarın öbür gün Parlamentoda
söz sahibi olursunuz. Yüksek Seçim Kurulu,
benim şeylerimi göz önünde tutmak zorundadır. Abdullah Gül,
referandum sonuçları ilan edildikten sonra Cumhurbaşkanı makamında
oturamaz. Saygılar sunuyorum.
(CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. Türkiye, milletiyle,
devletiyle, tarihiyle çok güçlü bir ülkedir. Herhâlde, dünya devletleri
arasında Türkiye’nin burnunu sürtecek bir devlet olmaması gerektir.
(AK Parti sıralarından alkışlar) Teşekkür ederim.
Hükûmet cevap vermek ister mi? Gündem dışı
ikinci söz, Vatikan tarafından ilan edilen 2008 Saint Paul Yılı’nın
Mersin turizmine katkıları hakkında söz isteyen Mersin Milletvekili
Vahap Seçer’e aittir. Buyurun Sayın
Seçer. (CHP sıralarından alkışlar) Süreniz beş dakika. 2.-
Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in,
2008 yılının Vatikan tarafından “Saint Paul Yılı” ilan edilmesinin
Mersin turizmine etkilerine ilişkin gündem dışı konuşması ve Kültür
ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın cevabı VAHAP SEÇER
(Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Vatikan tarafından
2008 yılının Saint Paul Yılı ilan edilmesinden dolayı bu durumun
Mersin turizmine katkılarıyla ilgili söz almış bulunmaktayım. Öncelikle Sayın
Başkanımın yeni görevini kutluyor, başarılar diliyorum. Ayrıca, son günlerde
artan terör olaylarından dolayı kaybettiğimiz, şehit verdiğimiz
Mehmetçiklerimizi buradan rahmetle anıyorum, kederli ailelerine
ve Türk ulusuna başsağlığı diliyorum. Değerli milletvekilleri,
Mersin ili, Akdeniz’in incisi, 320 kilometre sahil şeridiyle, dağıyla,
ormanıyla bir turizm cenneti, ama maalesef, bugüne kadar hükûmetler Mersin iline yeterli ilgi ve alakayı gösterememişler,
hep Mersin ili atıl vaziyette bırakılmış, bu alan mümbit topraklar
üzerinde olduğu için, hep bir zengin kent, zengin il olarak düşünüldüğü
için, birçok ilimize teşvikler layık görülürken, benim ilim Mersin’e,
maalesef, teşvik layık görülememiştir. 2008 yılının Vatikan
tarafından Saint Paul Yılı ilan edilmesi, benim ilim ve ilçesi Tarsus
için bir fırsattır. Nitekim, Saint Paul 1’inci
yüzyılda Tarsus’ta doğmuş ve orada yaşamış; evi hâlâ orada bulunan
ve kendisinin yaptığı düşünülen kilisenin bulunduğu Tarsus’ta
birçok yabancı ziyaretçiyi ağırlamaktayız; ancak mevcut altyapı,
bu hac ziyaretinde bulunan turistleri orada ağırlamaya ve konuk
etmeye yetersizdir. 2008 yılının Saint
Paul Yılı ilan edilmesi 2007 Temmuz aylarına rastlıyor. Dolayısıyla,
süremiz oldukça kısa. 2008’e şurada altı ay gibi, beş ay gibi bir süremiz
kaldı. Bu anlamda, ilgili bakanlığımız olan Kültür ve Turizm Bakanlığına
çokça iş düşmektedir. Burada çok ivedi çalışmalara ihtiyacımız
var. Çok ivedi bir çalışma grubu oluşturmasını Sayın Kültür ve Turizm
Bakanından, burada, huzurlarınızda hassaten rica ediyorum. Oraya
bir ekip göndermeli, ivedi olarak neler yapılması gerektiği tespit
edilmeli ve bu konuda çalışmalar yapılmalıdır. Değerli milletvekilleri,
Mersin ili, dolayısıy Değerli milletvekilleri,
bölgemizin demografik anlamda çok değişik etnik grupların yaşadığı
bir bölge olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Dolayısıyla, bugün gündemimizde
olan terörü önleme anlamında da… Mersin’de, biliyorsunuz ki, işsizliğin
had safhada olduğu, insanların sokaklarda aç gezdiği ve işsizlik
belasının, işsizlik hastalığının toplumun damarına girip orada
yuvalanıp, maalesef ve maalesef, çok değişik sonuçlara neden olduğu,
bunların başında… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) VAHAP SEÇER (Devamla)
- …sokak terörü, asayiş bozukluğu, genç insanların terör odaklarına
kayması, organize suç örgütlerine kayması ve sokak anarşisi yaratma
anlamında bölgemizdeki işsizliği önemsiyoruz. Bundan dolayı, 2008 yılının inanç turizmi
anlamında ve istihdam kaynağı yaratıcı bir unsur olması anlamında
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından dikkate alınmasını ve gereğinin
yapılmasını huzurlarınızda rica ediyor, hepinize saygılarımı
sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Seçer. Şimdi, gündem
dışı konuşmaya, Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay cevap verecektir. Buyurun Sayın
Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar) KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım;
bu hafta Meclisimizi yöneten Sayın Başkana ben de başarı dileklerimi
ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Bu hafta ve geçen hafta,
hanımefendi arkadaşlarımızın Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi
olarak Meclisimizi yönetmeleri ve bu dönem, bu seçimlerden sonraki
dönemde, bayan üyelerimizin Mecliste sayısının yeterli olmasa
bile önceki dönemlere kıyasla artmış olması, ülkemizdeki demokratik
gelişme açısından, kuşkusuz son derece sevindirici bir adımdır. Arkadaşlarıma
yürekten başarılar dileyerek -onların Meclis Başkanlık Divanında
da ağırlıkla temsil edilmelerini sevinçle karşılıyorum- sözlerime
başlamak istiyorum. Yine, sözlerimin
başında, birkaç gün önce yitirdiğimiz evlatlarımız için sabır dileklerimizi
bütün milletimize, kendilerine rahmet dileklerimizi ifade etmek
istiyorum. Gerçekten, bir
süreden beri Türkiye bir tuzağın içine çekilmeye çalışılıyor. Buna
karşı galiba yapacağımız birinci görev, hepimizin ihtiyacı olan
birinci görev, Türkiye Büyük Millet Meclisinin şahsında, bir millet
olarak, bir devlet olarak, bir vatan olarak birlikte davranmaktır. Terörün aramızdaki birliği, bütünlüğü bozmasına hiçbir
biçimde göz yummayacağımızı, Türkiye Büyük Millet Meclisi zemini
olmak üzere, her alanda, her platformda duyurmaya, dünyaya karşı bu
alanda yekvücut olduğumuzu, bir millet olduğumuzu, bir devlet olduğumuzu,
bir bayrak altında bir vatan üstünde aynı kaderi paylaştığımızı
inançla, kararlılıkla herkese duyurmak konusunda bir duruş içinde
olmamız gerektiğini ifade etmek istiyorum. Bu çerçevede,
biraz önce burada söylenmiş bulunan sözleri de talihsizlikle karşıladığımı
belirtmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti
devleti, adı söylenen devletler tarihte yokken var olan, cihana hükmetmiş
bir geleneğin devamıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti, dünyanın
önemli, saygın -hem kendi coğrafyasında hem bütün dünyada saygın,
önemli- bir devletinin adıdır. (AK Parti sıralarından alkışlar) “Filan devletle
mücadele edemezsiniz.” sözü, bu çatı altında, Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyesi olmanın idrakini taşıyan hiçbir üyeye yakışmaz. (AK
Parti sıralarından alkışlar) Bu çatı altında bunun söylenmesini
bir bahtsızlık olarak niteliyorum. Bu sözleri söyleyen bir arkadaşımızın,
ulusal duyarlılıklarının yüksek olduğuna inandığım bazı arkadaşlarım
tarafından alkışlanmasını da bir talihsizlik olarak, üzüntüyle
karşıladığımı izninizle belirtmek istiyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Sen akıl vermek durumunda değilsin Sayın Bakan. KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, hepimiz
aynı kaderi paylaşıyoruz, hepimiz aynı milletin evlatlarıyız. Dün, Başbakan
Yardımcısı Değerli Arkadaşımız, Hükûmetimizin
de milletimizin de Meclisimizin de bir kararlılık içinde olduğunu
ve bu alanda atılması gereken her türlü adımı konunun uzmanlarının
bilgisi ve talebi çerçevesinde atma konusunda ne Meclisin ne Hükûmetin en küçük bir duraksama içinde olmadığını,
burada herkesin anlayabileceği bir açıklıkla ifade etti. Sözün
gerisi, sözün tamamı, akıllı insanlara ancak bu kadar söylenebilir.
Bunun hepimiz
sorumluluk içinde farkında olmalıyız ve tartışmalarımız katiyen
millet olarak bir zaaf içinde, hele Meclis olarak herhangi bir zaaf
içinde, millet ve Meclis olarak en küçük bir düşünce ayrımı içinde olduğumuz
konusunda bir kanaatin uyanmasına katiyen vesile olmamalıdır. OKTAY VURAL
(İzmir) – Siz oluyorsunuz! KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) – Ben, bütün Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyelerinin, hiçbir ayrım gözetmeden bütün Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyelerinin bu duyarlılığı paylaşacağına inancımı
bu kürsüden yüksek sesle sizinle paylaşmak, hatırlatmak, ifade etmek
istiyorum. MUHARREM VARLI
(Adana) – Meclis zaafı değil, Başbakan zaafı! KÜLTÜR VE TURİZM
BAKANI ERTUĞRUL GÜNAY (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şimdi,
söz almama vesile olan çok değerli kardeşim Sayın Vahap
Seçer’in söylediklerine gelmek istiyorum.
Elbette, turizm
ve kültür konularında konuşurken keşke böyle bir acılı başlangıç
yapma, bir sıkıntılı başlangıç yapma ihtiyacımız olmasaydı. Gerçekten, bu alan, kültür ve turizm alanı, ülkemizin ekonomik
gelişmesi için de, sosyal gelişmesi için de son derece önemli. Bugün
ulaştığımız rakamlar, benden önce görev yapmış bulunan bakan arkadaşlarımızın,
bürokratlarımızın, Meclisimizin, Hükûmetimizin
gayretleriyle bu yılın sonunda ulaştığımız rakamlar gerçekten sevindirici.
Bu yıl Türkiye’yi, bütün bu bizi tuzağa çekme çabalarına rağmen
20 milyonun üzerinde bir ziyaretçi ziyaret ediyor ve Türkiye buradan
çok ciddi bir gelir, 20 milyar doların üzerinde bir gelir inşallah elde
edecek. Bunların Türkiye için yeterli olmadığını düşünüyorum.
Bu sayının, bu Türkiye’nin tamamına gelen sayının İstanbul’a sadece
gelebileceğine, bu sayının tamamının sadece Ege Bölgesi’ne gelebileceğine,
bu sayının tamamının Türkiye’nin herhangi bir başka coğrafyasına
gelebileceğine inanıyorum. Önümüzdeki dönemde
kültür alanında, sağlık alanında, termal alanında, deniz, kum ve güneşe
ilave olarak yeni yatırımlarla, yeni açılımlar Değerli arkadaşımın
söylediği “Saint Paul Yılı” bizim de bilgimiz çerçevesinde ve kuşkusuz,
bizimle ilgili önemli bir gelişme. Saint Paul, biliyorsunuz, Hristiyanlığın Katolik ekolünün teorisyeni, bir
anlamda kurucusu, bizim topraklarımızda doğduğu bilinen bir aziz
ve önceki yıllarda, 2008 yılının 2 bininci doğum yılına geldiği konusunda
bir açıklamay Kuşkusuz, bütün
önerilere açığız. Bu konuda yapılması gereken bütün önerileri,
bütün siyasi partilerden arkadaşlarımız bizlere söylerler, biz
de onları can kulağıyla dinleriz ve gerçekleştirmeye çalışırız.
Bu yıl Türkiye’nin bu tanıtım sürecinden yararlanması konusunda
gereken duyarlılığı göstereceğiz. Tarsus’un dışında,
Silifke’de, şu anda atıl vaziyette duran, özelleştirme kapsamındaki
SEKA arazisinin turizme kazandırılması konusunda bir çabamız
var ayrıca. Ben de kabul ediyorum ki, Akdeniz turizmden -Antalya dışında-
hak ettiği payı henüz almamış durumdadır. Antalya’da önemli bir
yığılma vardır. Artık, Antalya’da kaliteyi yükseltmeye çalışmamız
gerekiyor. Ama öteki yörelerde yatırımı geliştirmeye çalışıyoruz
ve Mersin bunların arasında elbette önceliklidir. Ama,
bu vesileyle söylemem gerekiyor ki, Türkiye’de geçmiş yıllarda
turizmle ismi anılmaya başlanmış bulunan birçok yöre, Ege Bölgesi
özellikle, şu anda geride bir noktada, yani şu anda, hak ettiği potansiyelin
altında bir yerde. Biz Türkiye’de
bilinen bölgelerin dışında yeni alanları ve turizm konusunda, kültür
konusunda, sağlık turizmi konusunda, termal konusunda potansiyel
taşıyan yeni alanları özenle sahiplenmek, bu konuda projeler geliştirmek,
araştırmalar yapmak ve hem kendi insanımızın hem dünyanın ziyaretine
açabilmek için ve Türkiye’nin tanınmasına, olumlu tanınmasına ve
bu olumlu tanınmadan hem saygınlık açısından hem ekonomik gelir açısından
yarar elde etmesine bütün gücümüzle çalışıyoruz. Bunları sizlerle paylaşmak istedim. Turizm, elbette
sadece bir ekonomik gelir kaynağı değil, hepiniz biliyorsunuz, aynı
zamanda sosyal yaşamı önemli biçimde etkiliyor ve değiştiriyor.
Turizm -değerli arkadaşım Sayın Seçer söyledi, çok paylaşıyorum
ve çok teşekkür ediyorum tespitine- istihdam açısından son derece
önemli. Turizm çok yoğun biçimde istihdam yaratılmasına sebep olan
bir sektör ve bugün de Türkiye’de 1,5 milyonun üzerinde insan çalışmalarında
turizm alanında çalışıyor. Eğer, dediğimiz
biçimde yayabilirsek, Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden
güneyine doğal varlıklarını, tarihsel varlıklarını, kültürel
varlıklarını ortaya çıkarabilirsek Türkiye’nin ve on iki aya,
dört mevsime ve bütün Türkiye’ye yayılan bir potansiyeli ayağa
kaldırabilirsek, bu, sadece ekonomik gelir elde etmemize -döviz
açısından- değil, büyük bir istihdam kapasitesi yaratılmasına ve
aynı zamanda turizmle ilgilenen bölgelerde sosyal yaşamın çağdaş
standartlara yükselmesi konusunda önemli bir değişimin gerçekleşmesine
de yol açacaktır. Bütün bunların
bilinci içinde çalışıyoruz. Bunları dile getirmeme fırsat verdiği
için değerli arkadaşımıza çok teşekkür ediyorum. Hepinizi, Sayın
Başkan sizi ve değerli Meclis üyelerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi
üyelerini saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Sayın Başkan, söz istiyorum, bir sataşma var. Yanlış anlama
var, düzeltmek istiyorum. Bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek istiyorum.
Söz istiyorum. BAŞKAN – Hangi
konuda sataşma var? ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Efendim, alkışlanan… Burada Genel Kurula hitap eden bir
sözcü, beş dakika içerisinde çeşitli safahatlarda, çeşitli düşüncelerini
dile getirebilir. Bu çeşitli safahatlardaki çeşitli düşünceler
doğrulardan ve yanlışlardan teşekkül edebilir. Dolayısıyla, bu safahat
içerisinde alkışlanan bir safahat doğru, alkışlanmayan bir safahat
yanlış olabilir. Dolayısıyla, Kamer Bey’in söylediklerinde, AKP Hükûmetini terörden sorumlu tuttuğu ve AKP’nin
gitmeden terör olaylarının bitmeyeceği safahatı doğrudur. BEKİR BOZDAĞ
(Yozgat) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok! ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Genel Kuruldaki arkadaşlar ve ben dâhil olmak üzere burayı
alkışlamışızdır. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uzunırmak. Meramınız anlaşıldı.
Teşekkür ederim. ALİ UZUNIRMAK
(Aydın) – Bir kültür insanının bu şekildeki istismarını kınıyorum.
(MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Uzunırmak. Gündem dışı
üçüncü söz, Türkiye’nin hekim ve sağlık personeli ihtiyacı dağılımı
ve özlük hakları konusunda söz isteyen Kırıkkale Milletvekili Osman
Durmuş’a aittir. Buyurun Sayın
Durmuş. (MHP sıralarından alkışlar) 3.-
Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, hekim ve sağlık personeli
ihtiyacı, dağılımı ve özlük haklarına ilişkin gündem dışı konuşması
ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın cevabı OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkanım,
yeni görevinizde başarılar diliyorum. Değerli milletvekilleri,
Türkiye’nin gerçek gündemi bugün benim konuştuklarım değildir tabii.
Ancak, üç hafta evvel söz aldığım için bu konuyu konuşacağız. Türk milletinin
başı sağ olsun. Dileğim, ulusal duyarlılığı olduğu söylenen Hükûmetimizin, kaçırılan askerlerini Zaho’da, Erbil’de, Süleymaniye’de,
Barzani’nin evinde araması, bulması ve Barzani’yle birlikte derdest
ederek Türkiye’ye getirmesidir. Değerli milletvekilleri,
sağlık sisteminin “koruyucu sistem” altında hizmet veren kurumlarına
baktığımız zaman: 11.000 sağlık evimiz bulunuyor. Çoğu kapalı, ebesi
yoktur. Hükûmetimiz tarafından 2008 yılı için
6.400 sağlık ocağı planlanıyor, şu anki rakamlar 5.800’de. Bunların da çoğu kapalı ama. 230 ana çocuk sağlığı
merkezi. Rakamlar üç aşağı beş yukarı değişebilir, çünkü Hükûmetimizin dileği bu. 1.260 acil yardım istasyonunu
ve birkaç ilde başlatılan pilot aile hekimliğini sayabiliriz. 2008’de öngörülen
kurumların sayılarına bakarsak: 15.000 muayene odası olduğu söyleniyor.
Her odaya 1 hekim versek 15.000 pratisyen hekim eder. “112 acil” sistemde,
1.260 acil yardım istasyonunda 2.500 pratisyen hekim çalıştırsak, iş
yeri hekimliğinde 2.500 pratisyen hekim çalıştırsak, araştırma görevlisi
olarak 7.500 hekimimiz hâlen çalışıyor olsa, toplam 27.500 pratisyen
hekim eder. Değerli milletvekilleri,
tedavi edici hizmetlerde, elli yedi üniversite hastanesinde on
beş dalda -standardı 5 uzman hekimdir ama- 11 uzman hekim çalıştırdığımızı
varsayıyorum, benim hesabıma göre 5.000 öğretim elemanı eder. Yeni üniversitelerde
bu sayı 5’i geçmiyor. Çoğu zaman profesör bulunamıyor. Otuz yedi eğitim
hastanesinde on beş dalda 6’şar uzman hekim çalıştırsak 3.500 öğretim
elemanı eder. Bugün bu standart da 1 şef, 2 şef muavini, 2 başasistandan
ibaret 5 kişidir. İki yüz büyük
hastanede -yok ya- on beş dalın her birinde 4 uzman çalıştırsak
12.000 uzman hekim eder. Orta büyüklükteki beş yüz hastanede on beş
dalda 2 hekim çalıştırsak 15.000 uzman eder. Beş yüz küçük
hastanede -bunların çoğunun standart, devamlı çalışan, tam gün çalışan
hekimi yoktur- 6 uzmanı tam gün çalıştırsak, 3.000 hekim eder. Yukarıda saydıklarımızı
toplarsak, 38.500 uzman hekim, buna muayenehanede çalışan 23 bin
hekimi de ilave edelim, onlar da part-time değil
de tam gün çalışıyor olsun, 61.500 hekim eder. Koruyucu hizmetteki
27.500’ü ilave ettiğimizde değerli milletvekilleri, 89 bin hekim
aktif çalışıyor olacaktır. Yetmedi, buna 1.370 özel poliklinikte,
sekiz dalda tam gün çalışan hekim… Orada çoğu zaman part-time çalışır. 10.960 o eder. 341 özel dal merkezinde,
sekiz dalda da tam gün uzman çalıştırsak, 2.728 eder, 306 dal merkezinde
612 uzman, 1.600 özel laboratuvarda 2.400 uzman
çalıştırsak -ki, bu rakamlar abartılı, benim rakamlarım- 17 bini o
eder. Toplam 89 bin hekime ilave edildiğinde 106.064 hekim eder, bütün
bunları tam gün çalışıyor kabul edersek. Saygıdeğer milletvekilleri,
9.831 kurumun ve 23 bin muayene hekiminin tamamı… Tam gün muayenehanede
çalışmıyor bugün için tabii. Biz, bu rakamları çoğaltarak yuvarladık.
Gerçek ihtiyaç, benim söylediğim norm kadrolar esas alınırsa, 10 bin
daha küçüktür. Saygıdeğer milletvekilleri,
şu anda, Türkiye’de 117 bin hekim var ve 106 bin hekimi ben yerleştirebildim,
burada ilan ettim, norm kadroda. Yani, 11 bin hekim fazlamız var. Bu
sayı 2008’de 16
bin fazla olacak. Sağlıkta gizli
işsizliği sağlayarak geri ödeme kurumlarının yükünü daha fazla
artırırsak, 17 milyar dolar sosyal güvenlik açığı 25 milyar dolara
çıkacaktır. Galiba babalarımızdan biraz etkileniyoruz… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Sayın
Durmuş, bir dakika süre veriyorum. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – İki dakika istirham edebilir miyim? BAŞKAN – Bir dakika
süre veriyorum, tamamlayın lütfen. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – 100 bin yeni hekim, bir zamanların 100 bin tankını hatırlatıyor.
Ülkemizde 667 kişiye 1 hekim düşmektedir saygıdeğer milletvekilleri.
Bu yanlışlıklar devam ediyor. Mecburi Hizmet
Yasası iki yıl ertelenen bir yasaydı değerli milletvekilleri.
2002 yılında uzman hekim atayamaz olduk. Bütün kadrolarımız doldu.
Sadece bu, Türkiye’deki hekim sayısının o gün için bile yeterli
olduğunu gösteriyor ve biz onun için mecburi hizmeti yeniden başlattık.
Bugün, siz 100 bin hekimi nereye alacaksınız? Hemşire açığımız var,
ebe açığımız var; bununla ilgili meslek liseleri ve okullar Sağlık
Bakanlığına bağlıyken, Bakanımız, bunları istemeyen Millî Eğitime
zorla devretti ve hemşire sınıfları açılmadı, ebe sınıfları açılmadı.
Siz, size bağlı olan kurumlarda gerçek sağlık personeli ihtiyacını
gidermiyorsunuz, “YÖK bize kontenjan açmıyor, 100 bin hekime ihtiyacımız
var” diyorsunuz. Bunlar sanal rakamlardır. Bunlar beceriksizliğin
yükünün başkasına atılmasıdır saygıdeğer arkadaşlar. (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - Sayın Başkanım, bir başka gün inşallah tekrar gündemle
ilgili söz alırız. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş, sağ olun. Gündem dışı konuşmaya
Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ cevap verecektir.
Buyurun Sayın
Bakan. (AK Parti sıralarından alkışlar) SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Saygıdeğer Başkanım, yüce Meclisimizin değerli
milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Kırıkkale
Milletvekilimiz Sayın Osman Durmuş’un Türkiye’deki sağlık personelinin
durumu ve ihtiyaçlar üzerine yapmış olduğu gündem dışı konuşmaya
cevap vermek üzere huzurlarınızdayım. Değerli arkadaşlarım,
konuşmamın başında özellikle şunu ifade etmek isterim ki, birtakım
kurumlar üzerinden veya birtakım sağlık kuruluşları üzerinden teorik
hesaplamalar yapmak, sizin de anlamakta çok zorluk çektiğiniz, benim
bile anlamakta zorluk çektiğim, vatandaşınsa hiç anlamadığı rakamları
ortaya koymak, rakamlarla oynamak aslında hiçbir derde derman olmaz.
Çünkü, Türkiye’de hekim ihtiyacını belirleyen
ana ölçü vatandaşımızdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanların
sayısıdır ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşlarımızın
bölgelerdeki ihtiyaçlarıdır. Kuşkusuz ki, gerektiğinde yeni sağlık
kuruluşları da açılır, sağlık kuruluşlarının kapasiteleri de artırılır.
Zaten yaptığımız odur. Bir taraftan Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşlar,
öbür taraftan üniversitelere bağlı kuruluşlar, öbür taraftan özel
sağlık kuruluşları yeni binalar yaparlar, yeni kapasite oluştururlar.
Ama, bütün bunların ötesinde sağlık hizmetini
birinci derecede hekimle vermek zorundasınız. Ben aslında Sayın
Bakanın konuşmasını gerçekten kendisi adına bir talihsizlik olarak
düşünüyorum. Niçin? OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Bravo! SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü, Sayın Bakan bir
Meclis döneminin başlangıcında böyle bir konuşma yapmakla aslında
kendisini bağlamış oluyor. Benim selefim olan Sayın Osman Durmuş
kendisini bu tartışmaların içerisinde şu şekilde bağlamış oluyor.
Ben şöyle anladım, sizler de öyle anladınız anladığım kadarıyla.
Sayın Osman Durmuş Türkiye’de hekim sayısının yeterli olduğunu
söylüyor, hatta fazla olduğunu söylüyor. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Evet. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Şimdi, bu çok büyük bir yanlış. Süreç içerisinde
bu yanlışını, ben inanıyorum ki, Sayın Durmuş kendisi de fark edecek.
Umarım ki, tutanaklara ifadelerinin geçmiş olması dolayısıyla,
yarın yanlışını ifade etmekten, yanlışını söylemekten, itiraf etmekten
kaçınmaz. Çünkü, bunun yanlış olduğu çok açık.
Aslında birtakım rakamlar için Sayın Bakan bize müracaat etseydi,
bana gelseydi, gerçekleri çok daha iyi görür ve böyle bir konuşmayı
yapmazdı. Değerli milletvekilleri,
bakınız, şimdi biraz önce de söyledim, hekim ihtiyacını ve sağlık
personeli ihtiyacını belirleyen ana faktör bu ülkede verilen sağlık
hizmetidir, verilmesi gereken sağlık hizmetidir. Hesap ettiğimiz
zaman, 2006 ve 2007 rakamlarıyla, bir hekimin üzerine düşen iş yükü
Türkiye’de çok ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. Hekimler, daha
önceki yıllara kıyasla, onları çok daha düzgün bir biçimde, ülke
içinde -hükûmetlerimiz döneminde- dağıtmış
olduğumuz hâlde, dengeli dağıtımı büyük ölçüde sağladığımız
hâlde, ülkenin her yöresinde büyük iş yükü altındadırlar. Aslında
Türkiye’de hekim sayısının yetersiz olması, sadece vatandaşlarımızı
değil, hekimlerimizi ve sağlık çalışanlarımızı da zor duruma sokuyor.
Bir hekimin karşısına günde 40 tane, 50 tane, 70 tane
hasta çıktığında, düşünün, bu ihtiyacı ne kadar karşılayabilecektir
bu hekim? Onun için, gerçekten, artık, Türkiye’de bizim kronik muhalifimiz
olan birçok kurumun bile hekim sayılarını tartışmaktan vazgeçtiği
bir dönemde, Sayın Osman Durmuş’un bu konuşmayı yapması kendisi
için büyük bir talihsizlik oldu. Değerli arkadaşlarım,
bakınız, Dünya Sağlık Örgütünün Avrupa bölgesinde 52 ülke var; 53
ülke oldu, Sırbistan’ Bakın, ben size
başka birtakım rakamlar vereyim: İstanbul’umuzun nüfusu 11 milyondur.
İstanbul’un… Hani “İstanbul’da doktor fazlalığı var, Ankara’da
doktor fazlalığı var” diye konuşuluyor, biz doktor sayısının eksikliğinden
bahsettiğimizde “dengesiz dağılım var, bu, bunun için böyledir” deniyor
da, yani “yetersiz kalıyor” deniyor da onun için İstanbul’u örnek veriyorum;
bir de Ankara’yı ve İzmir’i örnek vereceğim. Bakınız, İstanbul’umuzun
nüfusuna yakın nüfuslar, Belçika, Yunanistan, Küba gibi ülkelerin
nüfuslarıdır. Bu ülkelerde hekim sayılarını size söyleyeyim: Mesela,
Belçika’da 46 bin hekim var, Yunanistan’da 47 bin hekim var, Küba’da
66 bin hekim var, İstanbul’umuzda 20 bin hekim var. Peki, İzmir’e bakalım:
Ermenistan ve Uruguay’la nüfus olarak kıyaslamak mümkün İzmir ilimizi.
3 milyon civarında bu ülkelerin nüfusları var. Bu ülkelerdeki hekim
sayıları 10 bin-12 bin iken İzmir’deki hekim sayımız
8 bin civarındadır, Türkiye’de hekimin en çok olduğu şehir olmasına
rağmen. Ankara’yla kıyaslayalım: Gürcistan’da, Türkmenistan’da
-nüfusları Ankara’yla benziyor- 20’şer bin hekim var, Ankara’mızda
14 bin tane hekim var ki, Ankara Türkiye’de doktorun en çok olduğu
şehirdir, yıllar boyunca bürokrasinin burada yerleşmiş olması dolayısıyla,
eş durumu tayinlerinden dolayı gelen değerli meslektaşlarımız
dolayısıyla. Değerli arkadaşlarım,
bütün bu gerçekler ortadayken, hâlâ Türkiye’de kalkıp hekim sayısının
yeterli olduğundan, fazla olduğundan bahsetmek, gerçekten, ülkenin
hakikatlerini bilmemekten kaynaklanıyor. Bunu biraz da tabii
karşılıyorum. Bilgi noksanlığı, bilgi eksikliği olunca, bu kabil
hatalara düşmek mümkün oluyor. Şimdi, eğer, meseleyi
şöyle görürseniz, bundan beş yıl öncenin sağlık hizmetlerini sunma mantığıyla
görürseniz, bu anlayışı tabii karşılayabilirsiniz: Neydi o mantık
değerli arkadaşlarım? Siz, sigortalı işçilerin karşısına duvarlar
örersiniz, vatandaşların karşısına Berlin duvarları gibi duvarlar
örersiniz, onların sağlık hizmetine ulaşmasını engellersiniz. Vatandaş
hastane kapılarında, hastane eşiklerinde geceler, randevu alamaz,
hizmet alamaz. Ezkaza o kadar kalabalığın içinde bir fırsat bulup
da bir şekilde bir reçete almışsa, ilacını almak için bu sefer saatlerce
bekleşir. Böyle bir mantıkla sağlık hizmeti sunarsanız, o zaman size
doktor sayısı da fazla gelir, hemşire sayısı da fazla gelebilir,
sağlık personeli sayısı da fazla gelebilir, hatta hastane sayısı
bile fazla gelebilir, yatak sayısı bile fazla gelebilir! (AK Parti
sıralarından alkışlar) Değerli arkadaşlarım,
bakınız, aslında, Sayın Osman Durmuş Türkiye’nin nereden nereye
geldiğini sağlıkta iyi takip etmeliydi. Bunun için, Türkiye Sağlıkta
Dönüşüm Programı’nın Türkiye’yi nereden nereye getirdiğiyle
ilgili bir kitap yayınladık. Bunu Sayın Osman Durmuş’a da gönderdik.
Şimdi, ben bir tane daha göndereceğim. (AK Parti sıralarından alkışlar) OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Koleradan bahsetmiyorsunuz, tifodan, dizanteriden
bahsetmiyorsunuz; saklıyorsunuz, sansür uyguluyorsunuz Sayın Bakan!
Basına sansür uyguluyorsunuz! SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bu kitabı iyi değerlendirdiğimiz zaman
şunu göreceğiz: Türkiye’de sağlık hizmetlerinin niceliği ve niteliği… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Ankara’da kolera var, sansür uyguluyorsunuz. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bakın Sayın Durmuş, “Ankara’da kolera
var.” dediğiniz zaman… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) - Amipli dizanteri var; hastanede kayıt yaptırmıyorsunuz. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) - …sizin doğru konuşmadığınızı ve aslında… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – 2005’te 500 kişi… SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bakın, aslında, Hıfzıssıhha Kanunu’muza göre de, bir milletvekili olmanıza
rağmen o Kanunu da iyi bilmediğinizi ve böyle açıklamalar yapmanın… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Yani, söylememem lazım, değil mi! SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) - …uluorta böyle açıklamalar yapmanın yakışmadığını
bilmeniz gerekir. (AK Parti sıralarından alkışlar) OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) - Ama, size yalan yakışmıyor ya da
yakışıyor! SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, şimdi, aslında, Sayın
Durmuş’un ruh hâlini ben iyi anlıyorum. Biz 2002’de iktidara geldiğimiz
zaman, Türkiye’de tifo ve dizanteri sayısı -istatistiklerle konuşuyorum-
bildirilmiş tifo ve dizanteri sayısı 52 bindi. Bu sene beklediğimiz
sayı 8 bindir. Ama, biz bu sayıyı çok yüksek buluyoruz.
Bunun için belediyelerimizle çalışıyoruz, il özel idarelerimiz
çalışıyor, köylerimizde hem sağlıklı içme suyu elde etmek için hem
kanalizasyonları mükemmel hâle getirmek için gayret ediyoruz. Çünkü, biz, Türkiye Cumhuriyeti’ne bu 8 bin sayısının
da uygun olmadığını, 8 bin sayısının da yakışmadığını biliyoruz.
Ama, 52 binlerden 8 binlere indirdik. Değerli arkadaşlarım,
biz 2002’de yönetimi devraldığımızda, Sayın Durmuş’tan yönetimi
devraldığımızda Türkiye’de sıtma sayısı 10 bin rakamıyla ifade
ediliyordu. 2006’daki sıtma vakamız 700 küsurdur, 2007’deki sıtma vaka
sayımız muhtemelen 300’ler civarında olacaktır. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Verem ne kadar, verem? Veremi söyle! SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakınız, Türkiye’de,
görevi devraldığımız zaman, 15 binler civarında, yılda, kızamıklı
çocuğumuz vardı, Sayın Osman Durmuş’tan devraldığımız zaman… OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – O bizim projemiz, şimdi sahipleniyorsunuz. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – …ve bu kızamıklı çocuk sayıları, iki-üç yılda
bir 25-30 bine yükselirdi. Geçtiğimiz yıl, Türkiye’de,
kızamıklı çocuk sayısı 34 tane oldu; yanlış anlamayın, 34 bin değil,
34. (AK Parti sıralarından alkışlar) Yıllarca, bu ülkede,
SSK’lı işçisine “Sen, devletin hastanesine gidemezsin, üniversitenin
hastanesine gidemezsin.” diyen, memuruna da -yanında bir SSK hastanesi
olduğu hâlde- “Sen, bu SSK hastanesine gidemezsin.” diyen, zihniyetler
demek istemiyorum, çünkü o günkü zihniyetler de aslında bunu doğru
bulmuyordu, ama Sayın Bakan, yine talihsiz bir kelime kullandı bitirirken
konuşmasını, “beceriksizlik” diye, ama zihniyeti veya arzusu ne
olursa olsun, o günkü beceriksiz yönetimler vatandaşı böylesine
mahkûm etmiş durumdaydı. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Değerli milletvekili
arkadaşlarım, 22 Temmuzda İstanbul’da seçim çalışmaları yaparken
bir vatandaşımız yanıma geldi ve çok enteresan bir örnek verdi, dedi
ki: “Sayın Bakanım, benim babam göğüs hastasıydı -biraz önce veremden
de laf atarak bahsetti orada Sayın Durmuş- benim babam verem hastasıydı
ve biz Yedikule’ye yakın bir yerde oturuyoruz İstanbul’da ve babam
sigortalıydı. Hizmet alabilmek
için bana, Anadolu yakasında, Kartal’da, Süreyyapaşa’ya
gitmem söyleniyordu, her seferinde babamı alıp Süreyyapaşa’ya
götürüyordum. Bizim bir dostumuzun, bir yakınımızın da evi Süreyyapaşa’ya yakındı, Kartal’daydı, ama o da
devlet memuru emeklisiydi, o da hizmet almak için Yedikule’ye gelmek
zorundaydı.” Bakın, bugün,
Türkiye Cumhuriyeti’nin onurlu vatandaşları… Hep bu Meclis kürsüsünden,
onurlu bir ülke olmaktan, onurlu vatandaşlar olmaktan bahsediliyor
ya zaman zaman, işte, onurlu vatandaş böyle
olunur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin
onurlu vatandaşları, Türkiye’deki bütün sağlık kuruluşlarından
rahatça faydalanabiliyorlar. İlaçlarını -bunu hayal bile edememişti
daha önceki iktidarlar- hastaneden reçetesini aldıktan sonra,
hiçbir bürokratik engele takılmadan, arzu ettiği eczaneye giderek
alıp evine dönebiliyorlar. Bunlar kolay olmadı tabii, bunlar beş
yıllık uzun bir çabanın sonucunda gerçekleşti, bunlar bir zihniyet
dönüşümünün sonucunda gerçekleşti değerli arkadaşlarım. Bütün bunlar, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurumlarıyla
kararlı bir biçimde, “ben, bu dönüşümü gerçekleştireceğim, gücüm
buna yeter; benim milletim, böylesine bir zillete mahkûm değildir;
benim milletim, hastane kapılarında sıkıntı çekmeye mahkûm değildir”
şeklinde bir zihniyet dönüşmesiyle bütün bunlar gerçekleşti, ama
ben, daha önce de ifade ettim, şimdi bir kere daha ifade etme ihtiyacını
duyuyorum; ben, bugün, değerli konuşmasıyla burada katkı vermeye
çalışan Sayın Durmuş’a da sağlıkla ilgili olsun olmasın bütün diğer
milletvekili arkadaşlarıma da partimiz dışındaki diğer, grubu
bulunan, Mecliste grubu bulunan partilere de ve diğer milletvekili
arkadaşlarıma da şu hususta bir çağrıda bulunarak yardımlarını
istiyorum: Artık, Türkiye’de doktor sayısı az mıdır, çok mudur, bunu
tartışmanın hakikaten yeri yok. Doktor sayısının az olduğunu
çok çok iyi biliyoruz. O hâlde, bunu nasıl artıracağız,
bunun tartışmasını yapalım; bunu nasıl başarırız, bunun tartışmasını
yapalım. Sayın Durmuş
“Siz, doktor sayısını artırmak istiyorsunuz. Ee,
niye? Çünkü, siz, ucuz iş gücü temin etmek istiyorsunuz.”
dedi. Bu tespit o kadar yanlış ki değerli milletvekili arkadaşlarım.
Bakınız, biz göreve geldiğimiz zaman, yine 2002 yılında bir uzman
hekimin aylık maaşı vardı, kamuda çalışan bir uzman hekimin. Şimdi
de uzman hekimler aylık maaş alıyorlar. Bu maaşların alım gücü itibarıyla
birbirinin aynısı olduğunu söyleyebiliriz, enflasyonla orantılı
biçimde bunlar arttı. O zaman da ek ödeme vardı, şimdi de biz doktorlarımıza
ve diğer sağlık çalışanlarımıza ek ödeme veriyoruz. 2002 yılında uzman
hekimlere verilen ek ödemeleri bugünle kıyasladığımız zaman, bugünün
alım gücüyle aşağı yukarı 650-700 liralık bir
ek ödeme ödendiğini görüyoruz. Bakın, 2007 ortalamalarını söylüyorum:
Uzman hekimlerimizin ek ödeme ortalamaları aylık 4.100 lira olmuştur
bu sene, 2007 yılında. Analarının ak sütü gibi de helal olsun, çünkü
yaptıkları iş önemli bir iştir. Onların emeklerinin karşılığını
kendilerine ödemeliyiz. Gücümüz olursa daha fazlasını da vermek
istiyoruz. Bugün, kamuda
tam gün çalışan bir uzman hekim, maaşı ve ek ödemeleriyle -işte, ortalamasını
söylüyorum- 5.500 lira civarında bir kazanca sahiptir. Oysa bunun 2002’deki
karşılığı -1.400’ün üzerine 700’ü eklerseniz, 650’yi eklerseniz-
2.000 lira, 2.100 lira civarında bir rakamdır. Kim hekimin iş gücünü
ucuz kullanıyormuş, bu rakamlar herhâlde çok belirgin bir biçimde gösteriyor!
(AK Parti sıralarından alkışlar) Ha, ama, o zaman başka bir sistem vardı. O zaman sistem
şuydu: Bakınız, yine rakamlarla konuşuyorum. Göreve başladığımız
zaman hekimlerin yüzde 11’i tam zamanlı çalışıyordu, bugün kamuda
çalışan hekimlerin yüzde 63’ü tam zamanlı çalışıyor. Ne demektir
bu yarı zamanlı çalışma? Hekimin muayenehanesi var demektir. Değerli milletvekillerim,
ben size soruyorum: Bu muayenehanecilik sistemi yıllar boyunca
-bu sadece Sayın Durmuş’un dönemine de münhasır değildi- on yıllar
boyunca, yarım asır boyunca nasıl çalıştı bu ülkede? Bu işle ilgili
trajedileri, hep, biz milletimizle birlikte yaşamadık mı? İster
sektörün içinde olalım ister olmayalım, kendimiz için yaşadık, anamız
için yaşadık, bacımız için yaşadık, kız kardeşimiz için yaşadık, çocuğumuz
için yaşadık. Ne yapılıyordu bize? İşte, biraz önce anlattığım o
eski hastanecilik mantığında, siz hastanenin kapısına gidiyordunuz
ve önemli bir işiniz varsa mutlaka muayenehanelere yönlendiriliyordunuz.
Önemli bir hastalığınız var, hastaneye yatmanız gerekiyorsa, ameliyat
olmanız gerekiyorsa, gideceksiniz, muayenehanede o parayı vereceksiniz
ve ondan sonra hizmet alacaksınız. Sistem böyle çalışıyordu. O zaman
devlet, kamu şöyle bir mantıkla yürüyordu… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Doktorlar muayenehanesine gitmeden ameliyat etmiyorlar Sayın
Bakan. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Sayın Kamer Genç, senin dünyadan haberin
yok! KAMER GENÇ (Tunceli)
– Senin yok dünyadan haberin! SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Tunceli’den hiç haberin yok! (AK Parti sıralarından
alkışlar) Bak, niye yok,
ben sana söyleyeyim… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Benim ilimde, ilçemde kaç doktor var, söyle! SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bak, niye olmadığını ben söyleyeyim sana… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Benim ilçemde doktor yok. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Sen şimdi Tunceli’ye git, Tunceli’de tam
gün çalışan doktorların yüzdesine bir bak, o zaman göreceksin bunu.
KAMER GENÇ (Tunceli)
– Gel gidelim, görüşelim. BAŞKAN – Sayın
Genç, lütfen… SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Bugün Tunceli’de tam gün çalışan doktorların
yüzdesine bakarsan görürsün. Ama, bu seni rahatsız
ediyor, ben biliyorum. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Hayır, ben rahatsız olmuyorum. BAŞKAN – Sayın
Bakan, Genel Kurula hitap edin lütfen. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Çünkü, milletin beş yıl
boyunca sağlık hizmetleri konusunda alabilmeye başladığı hizmetler,
kuşkusuz, muhalefet yapanları rahatsız edebilir. Ama,
ben bunu her zaman söyledim. Değerli milletvekilleri,
bunu her zaman söyledim. Bakın, Sağlıkta Dönüşüm Programı Türkiye
Cumhuriyeti’nin iftihar edeceği bir programdır. (AK Parti sıralarından
alkışlar) OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Üniversite hastaneleri kan ağlıyor. Üniversite hastaneleri
kapanacak. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir dakika
süreniz var Sayın Bakan. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Devamla) – Sayın Başkanım, tamamlıyorum. Bu sadece 58’inci,
59’uncu Cumhuriyet Hükûmetlerinin Sağlık Bakanı
Recep Akdağ’ın veya bu hükûmetlerin
iftihar edeceği bir başarı değildir. Bu başarıya hep birlikte sahip
çıkmamız lazım. Eksiklerimiz yok mu? Var. Yapacak işlerimiz yok mu?
Var. Bugünkü konuya dönüyorum, Sayın Durmuş’un ifadelerine dönüyorum,
bu eksiklerden en önemlisi Türkiye’de hekim sayısıdır. Doğru, hemşire
sayısında da eksiklik var. Bakın, bu eksikliği nasıl hissettik: Yine
göreve geldiğimizde, her gittiğimiz şehirde hemşireler önümüzü
keserdi “Bize iş verin.” diye. Bir önceki iktidar döneminde, 57’nci
Hükûmet döneminde toplamda 39 bin personel istihdam
edilmişken, biz 100 bin personel istihdam ettik. Saygıdeğer milletvekilleri,
öyle ümit ediyorum ki, çeşitli vesilelerle Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı
ve insan kaynaklarıyla ilgili planlamalarımızı yine görüşme
imkânımız olacak. Ben, bu vesileyle
hepinizi saygılarımla selamlıyor, sağlıklar diliyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bakan. Şimdi, gündeme
geçiyoruz… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sataşmadan söz istiyorum, “Senin aklın ermiyor.” dedi bana. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım, kişiliğime sataşma var, bir dakika
süreyle söz istiyorum. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Söz istiyorum Sayın Başkan. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Kişilik haklarıma sataşma var. Ben, Sayın Bakana
isim vererek sataşmadım, Sayın Bakanın ruh hâlini konuşmadım. Ben,
muhalefet olarak, Türkiye gerçeklerini söyledim. Sayın Bakan kişiliğime
saldırıyor, ruh hâlimi konuşuyor, benim söylediklerime cevap vermiyor,
başka şeyler söylüyor ve benim ruh hâlimin ne olduğunu… Kürsüden
söz istiyorum efendim. BAŞKAN – Meramınızı
anlattınız Sayın Durmuş. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Anlatamadım efendim, lütfen… BAŞKAN – Teşekkür
ederim, hepimiz dinledik. (AK Parti sıralarından alkışlar) OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sataşmasına cevap vermek istiyorum. BAŞKAN – Sağ
olun, teşekkür ederim. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, sataşma var. “Senin aklın ermiyor.” dedi. Söz istiyorum. BAŞKAN – Yerinizden,
bir dakikalık bir süre veriyorum. IV.-
AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR 1.-
Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum. Efendim, tabii,
sağlık hizmetlerinde büyük şehirlerde ciddi birtakım iyileştirmeler
var, bunu inkâr etmek mümkün değil. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Tamam, arkadaşlar… Ama, ben, Sayın Sağlık Bakanına
teklif ediyorum. Gelin gidelim Tunceli iline. Bakın, Tunceli ilinde
bir ilçede tek doktor var, bazen olmuyor. Vatandaş tansiyon hapını
alamıyor, tansiyon hapını… Yüksek tansiyonlu, tansiyon hapını
alamıyor. Hastanelerde
mütehassıs doktorlarımız eksik. Birçok ilçedeki
hastanelerde mütehassıs doktor eksik. İlçelerimizde, nahiyelerimizde…
Mesela bir Ovacık’ın bir Yeşilyazı nahiyesi
var, 300 tane bölge yatılı okulu öğrencisi var; nahiye merkezi, bir
doktor yok, bir hemşire yok. Pertek’in Pınarlar Nahiyesi’nde yine
öyle; bir doktor yok, bir hemşire yok. Tunceli’nin birçok nahiyesinde
bir tek doktor ve hemşire yok. Şimdi, tamam,
büyük şehirlerde siz iyi hizmetler yapabilirsiniz. Ben, o sağlık reformu
kanun tasarısına da karşı değilim. Bütün vatandaşların hastanelere
gitmesini ben de gönülden alkışlıyorum, ama,
bütün gücünüzü büyük vilayetlere vermeyin. Ayrıca, Tunceli’nin
konumu itibarıyla her an için çok ciddi yaralanmalar oluyor. Burada
devletin güvenlik görevlileri var. Bu yaralanmalar sonucunda insanlarımızın,
gençlerimizin kan kaybından ölmemesi için o hastanelerimize ciddi
alet edevat ve doktor vermemiz lazım. Bizim söylediğimiz bu. Yoksa
ki biz ezbere konuşmuyoruz. Sayın Bakan,
şimdi yeni 11 tane doktor atadınız, bunun 6’sı gitti, 5’i gitmedi, ama, ilçeler doktorsuz kaldı! Yine, mütehassıs doktorlarımız
yok. Söyleyin kaç tane varsa. İlçelerimizde
sağlık ocaklarını hastane statüsüne çevirdiniz, doktor göndermediniz,
mütehassıs doktor göndermediniz. İlçelerimizin bazılarında zaman
zaman güvenlik nedeniyle -Hozat’ı öyle, Pülümür’ü
öyle, Nazımiye’si öyle, Ovacık’ı öyle- insanlar şehre gelmiyor.
Orada ani hastalara doktor gidemiyor. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Ben de teşekkür ederim efendim. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Tunceli özeliyle ilgili bir cümle, yerimden
ifade etmek istiyorum, sayıyla ilgili… BAŞKAN – Önce
Sayın Bakan cevap versin, sonra Sayın Durmuş’a söz vereceğim. Bir cümle Sayın
Bakan... SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sayın Başkanım, çok kısa konuşacağım. Söz
verdiğiniz için de teşekkür ederim. Şimdi, Sayın Kamer
Genç… BAŞKAN – Sataşmaya
mahal vermeden Sayın Bakan. Bir cümle… SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Hiç sataşmaya mahal vermem efendim. …Tunceli özelinden
bahsetti. Ben de Tunceli özeliyle ilgili bir rakam vereceğim.
2002’de görevi devraldığımızda Tunceli’de bulunan uzman sayısının
3 misli uzman var şu anda Tunceli’de. Zannediyorum bu rakam Sayın
Kamer Genç’e cevap vermek için yeterli. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. SAĞLIK BAKANI
RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Tam 3 misli uzman var. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Olur mu efendim? BAŞKAN – Şimdi,
İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre yerinden Sayın Osman Durmuş’a
söz veriyorum. Buyurun Sayın
Durmuş. 2.-
Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’un, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sayın Başkanım, Bakanlık makamındakiler, muhalefet
adına konuşanların ruh halini kürsüde konuşacaklarsa yazık, Türkiye’ye
yazık. Göreve geldiğinde “Odamda böcek var.” deyip, Bakanlığın tüm
kilitlerini değiştiren adamın -ismini vermeden- bir gün olsun ruh
halini konuşmadım ben. Değerli Başkanım,
Türkiye’de ebe açığı var. Bakan, ebe, hemşire sınıflarını açmadı.
Türkiye’de sağlık ocakları kapalı, kümes olarak kullanılıyor. Kırıkkale’nin
Sulakyurt ilçesinde birçok sağlık ocağım kapalı. Sulakyurt’ta bir
tek uzman hekim var. Keskin’de 8 uzman vardı. BAŞKAN – Teşekkür
ederim. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Burada 2 tane Keskinli Milletvekili var. Şu anda bir
tek uzman hekim var. Türkiye’de yeterli hekim var. BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Hekimler Bakana güvenmiyor. Mecburi hizmeti kaldırdı,
geri getiren Bakan hekim gönderemiyor. Ruh halinizi
size emanet ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş. OSMAN DURMUŞ
(Kırıkkale) – Sağ olun. BAŞKAN – Gündeme
geçiyoruz. Başkanlığın Genel
Kurula sunuşları vardır. Meclis araştırması
açılmasına ilişkin iki önerge vardır, okutuyorum: V.-
BAŞKANLIĞIN GENEL KURU A)
MECLİS ARAŞTIRMASI ÖNERGELERİ 1.-
Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 35 milletvekilinin, belediyelere
sağlanan mali kaynaklar konusundaki farklı uygulamaların araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıy Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Büyükşehir,
il, ilçe ve belde belediyelerimizin hizmet alanları, hizmet götürdüğü
kişi sayısı, alt ve üst yapı ihtiyaçlarının karşılanması yönünde
çok farklı özelliklerle karşı karşıya olduğumuz bir gerçektir. Belediyelerimize
İller Bankası kanalıyla aktarılan ödeneklerde nüfus başına uygulanan
kriter önemli haksızlıklar ve farklılıklar yaratmaktadır.
Mevcut Büyükşehirlerden çok daha fazla kişiye hizmet götüren bazı
il belediyelerimiz mağdur edilmektedir. Yine alt yapı hizmetlerini
tamamlamak için gerekli ödenekleri bulamamaktadırlar. İl, ilçe
ve Belde Belediyeleri bu sorunları mevcut uygulama ile gidermek
olanağından yoksun bırakılmaktadır. Bu nedenle mevcut uygulamaların
gözden geçirilerek hizmette eşitlik sağlanması açısından Anayasanın
98. Maddesi ile İç Tüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis
Araştırması açılmasını arz ederim. 1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu (Malatya) 2) Ensar Öğüt (Ardahan)
3) Gürol Ergin (Muğla) 4) Erol Tınastepe (Erzincan) 5) Bilgin Paçarız
(Edirne) 6) Ali Rıza Öztürk (Mersin) 7) Şevket Köse (Adıyaman)
8) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 9) Yaşar Tüzün (Bilecik) 10) Mevlüt Coşkuner (Isparta) 11) Tayfur Süner (Antalya)
12) İsa Gök (Mersin)
13) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar) 14) Abdulaziz Yazar (Hatay)
15) Ramazan Kerim
Özkan (Burdur) 16) Tekin Bingöl
(Ankara) 17) Bülent Baratalı
(İzmir) 18) Mehmet Şevki
Kulkuloğlu (Kayseri) 19) Bihlun Tamaylıgil (İstanbul) 20) Çetin Soysal (İstanbul)
21) Fuat Çay (Hatay) 22) Hulusi Güvel (Adana) 23) Turgut Dibek (Kırklareli) 24) Ali Arslan (Muğla)
25) Ali İhsan Köktürk (Zonguldak) 26) Ali Koçal (Zonguldak)
27) Nevin Gaye Erbatur (Adana)
28) Vahap Seçer (Mersin)
29) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş) 30) Nesrin Baytok (Ankara)
31) Fehmi Murat
Sönmez (Eskişehir) 32) Fevzi Topuz
(Muğla) 33) Ali Oksal (Mersin)
34) Nec 35) Abdurrezzak Erten
(İzmir) 36) Mehmet Ali
Susam (İzmir) Gerekçe: Ülkemizde mevcut
Büyükşehir Belediyeleri, İl ilçe ve Belde Belediyelerinin gelirleri
ile bu Belediyelerimizin hizmet götürdüğü alanlar ve mevcut ihtiyaçlarının
öncelikleri nedeniyle farklı gelirlere sahip Belediyeler oranında
objektif kıstas olmadığı, mevcut Büyük Şehir Belediyelerinin hizmet
götürdüğü alan ve mevcut nüfus’unun üstünde olan nüfus’a sahip bazı
il Belediyelerinin Büyükşehir Belediyelerinin sağladığı gelirlerden
yoksun bırakılmaktadır. Mevcut Büyükşehir
Belediyelerinden çok daha fazla kişiye hizmet veren İl Belediyelerimiz
adına önemli haksızlıklar yaratılmaktadır. Ayrıca, alt yapı ve üst
yapı hizmetlerini tamamlamış İl, ilçe ve Belde Belediyeleri ile
bu hizmetleri tamamlanmamış Belediyeler arasında önemli sorunlar
oluşmaktadır. Halkımıza hizmet götüren Belediyelerle ilgili,
mevcut uygulamanın gözden geçirilmesi ve hizmetle eşitlik sağlanması
gerekmektedir. 2.-
Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş ve 35 milletvekilinin, okullardaki
şiddet olaylarının ve madde bağımlılığı sorununun araştırılarak
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıy Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Eğitim, çocuklarımızın,
gençlerimizin ve geleceğimizin teminatıdır. Çocuklarımızın ve
gençlerimizin sağlıklı ve güvenli ortamlarda eğitim alması devletin
görevi olduğu kadar, bireylerin de yerine getirmesi gereken bir
sorumluluktur. Okullarımızda yaşanan şiddet olaylarının ve madde
bağımlılığı gibi ciddi tehlikelerin nedenlerinin araştırılması,
bu olayların önlenmesi için gereken önlemlerin alınması, bu konuda
doğru eğitim politikalarının oluşturulması amacıyla, Anayasanın
98. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğün 104. ve 105. maddeleri gereğince
Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz. 1) Yılmaz Ateş (Ankara) 2) Şevket Köse (Adıyaman) 3) Ensar Öğüt (Ardahan) 4) Kemal Demirel
(Bursa) 5) Hulusi Güvel (Adana)
6) Yaşar Tüzün (Bilecik) 7) Mehmet Ali Özpolat (İstanbul) 8) Ali Rıza Öztürk (Mersin
) 9) Tayfur Süner (Antalya
) 10) İsa Gök (Mersin) 11) Halil Ünlütepe (Afyonkarahisar) 12) Bülent Baratalı
(İzmir) 13) Abdulaziz Yazar (Hatay)
14) Ramazan Kerim
Özkan (Burdur) 15) Mevlüt Coşkuner (Isparta) 16) Mehmet Şevki
Kulkuloğlu (Kayseri) 17) Erol Tınastepe (Erzincan) 18) Bihlun Tamaylıgil (İstanbul) 19) Tekin Bingöl
(Ankara) 20) Çetin Soysal
(İstanbul) 21) Fuat Çay (Hatay) 22) Turgut Dibek
(Kırklareli) 23) Bilgin Paçarız (Edirne) 24) Ali İhsan Köktürk
(Zonguldak) 25) Ali Koçal (Zonguldak) 26) Nevin Gaye Erbatur (Adana) 27) Vahap Seçer (Mersin) 28) Durdu Özbolat (Kahramanmaraş) 29) Nesrin Baytok (Ankara)
30) Fehmi Murat
Sönmez (Eskişehir) 31) Gürol Ergin
(Muğla) 32) Fevzi Topuz
(Muğla) 33) Ali Oksal (Mersin) 34) Nec 35) Abdurrezzak Erten (İzmir) 36) Mehmet Ali
Susam (İzmir) Gerekçe Okullarımızda
yaşanan şiddet olayları ve madde bağımlılığı her geçen yıl biraz daha
artmaktadır. Daha küçük yaşta ve daha fazla öğrenci madde bağımlısı
durumuna düşmektedir Okullarda ve
okul önlerinde yaşanan bu olaylar öğretmenleri, velileri ve öğrencileri
derinden etkilemektedir. Bu durum, eğitim ve öğretimin sağlıklı
bir şekilde yürütülmesini engellemekte, gençlerimizi ve ülkemizin
geleceğini tehdit etmektedir. Okullarımızda
meydana gelen şiddet olayları ve madde bağımlılığındaki artışının
pek çok nedeni bulunmaktadır. Gelir dağılımındaki adaletsizlik,
yoksullaşma, göç nedeniyle başta büyük kentler olmak üzere çeşitli
yerleşim birimlerinde oluşan kontrolsüz yapılaşma bunların nedenlerinden
bazılarıdır. Bununla beraber mafya benzeri grupların sayısındaki
artış, işsizlik, gelecek kaygısı, kültürel yozlaşma ve yabancılaşma;
yazılı basının ve görsel medyanın şiddet unsurları içeren programları
diğer sebepler olarak gösterilebilir. Sorunu çözmek,
günü birlik müdahalelerle değil, uzun vadeli eğitim politikalarıyla
mümkündür. Sosyal devletin zayıflatılması, eğitim bir meta haline
getirilmesi, milli gelirden eğitime ayrılan payın yetersizliği
gibi nedenler sorunun giderek yaygınlaşmasına ve içinden çıkılmaz
bir boyuta sürüklenmesine neden olmaktadır. Yeni bir öğretim
yılına girerken okullarımızda ortaya çıkacak şiddet olaylarının
nedenlerinin araştırılması, bu olayların önlenmesi için gereken
önlemlerin alınması, konuyla ilgili olarak doğru eğitim politikaların
oluşturulması ülkemizin geleceği açısından yaşamsal önemdedir. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Önergeler gündemdeki
yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki
ön görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır. Bir genel görüşme
önergesi vardır, okutuyorum: B)
GENEL GÖRÜŞME ÖNERGELERİ 1.- Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup
Başkan Vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Mersin Milletvekili
Mehmet Şandır’ın, ABD Temsilciler Meclisindeki
sözde Ermeni soykırımıyla ilgili karar tasarısı ile Ermeni iddialarını
inkârın suç sayılması ve Avrupa’da faaliyet gösteren Türkler üzerinde
baskı kurulma çabaları konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin
önergesi (8/2) 16/10/2007 TBMM Başkanlığına Tarihimizin 1915-1923 tarihleri arasındaki dönemini ve bu dönemdeki
Osmanlı Yönetimi ile Türkiye Cumhuriyetini ve milletini ağır itham
altında bırakan 30 Ocak 2007 tarihli Ermeni soykırımı konusundaki
106 sayılı karar Tasarısının ABD Temsilciler Meclisi Dış ilişkiler
Komitesinde 10 Ekim 2007 tarihinde kabul edilmesi konusunun ve son
yıllarda sözde Ermeni soykırımını inkârın "suç sayılması"
ve Avrupa'da siyaset, sanat, kültür, ekonomi ve hatta spor alanlarında
faaliyet gösteren Türklerin üzerinde baskı kurulma çabalarının
TBMM Genel Kurulu tarafından değerlendirilmesi amacıy Mehmet
Şandır Oktay
Vural Mersin İzmir
MHP Grup Başkanvekili MHP Grup Başkanvekili Gerekçe: Bilindiği üzere
sözde Ermeni soykırımını tanıyan ülkeler; Almanya, Arjantin, Belçika,
Fransa, Hollanda, İsviçre, İtalya, Kanada, Kıbrıs Rum Kesimi, Litvanya, Lübnan, Polonya, Rusya, Slovakya, Şili,
Uruguay, Vatikan, Venezuela ve Yunanistan'dır.
Ermeni sorunu
sürekli olarak gündemde tutularak Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti
zor duruma düşürülmeye çalışılmaktadır. Ermeni lobileri son yıllarda,
sözde Ermeni soykırımının tanınması yanında sözde Ermeni soykırımını
inkârın "suç sayılması" için uğraş vermektedir. "Ermeni
soykırımı olmamıştır" fikir ve ifade hürriyeti tüm insanlığın
elinden alınmaya çalışılmaktadır. Bu çabalar özellikle son iki yıldır
yoğunluk kazanmıştır. Ermenistan Parlamentosu
4 Ekim 2006 tarihinde çıkardığı bir yasay Fransız Meclisi
2001 yılında kabul ettiği bir kanunla sözde Ermeni soykırımını tanımış
iken 12 Ekim
2006 tarihinde de sözde Ermeni soykırımının inkârını cezalandıracak
olan yasa tasarısını kabul edip senatoya göndermiştir. 21 Aralık 2004
tarihinde Hollanda Meclisi Türkiye'den sözde Ermeni soykırımının
tanınmasını talep eden bir yasa tasarısını kabul etmiş ve 2006 yılı
Haziran ayında da soykırımın inkârının suç sayılmasına yönelik bir
yasa tasarısını Hollanda Meclisi'ne sunmuştur. Avrupa Parlamentosu
18 Haziran 1987 kararıyla sözde Ermeni soykırımını tanımıştı.
AP, AB Dışişleri Komisyonunun 4 Eylül 2006 Pazartesi tarihinde kabul
ettiği raporda Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımını kabul etmesini
yeniden istemiştir. AP'nin Yunan parlamenterlerinin
baskısıyla, Türkiye'nin Süryanilere ve Pontus Rumlarına da soykırım
uyguladığı yönünde ifadeler rapora dahil
edilmiştir. Yasa ve parlamento
kararları yanında, Avrupa'da siyaset, sanat, kültür, ekonomi ve
hatta spor alanlarında faaliyet gösteren Türklerin üzerinde baskı
kurulmaya başlanmıştır. Belçika ve Hollanda'da "Ya Ermeni soykırımını
tanıyın, ya da istifa edin" şeklindeki baskılarda bulunarak
milletvekili adaylarının istifaları sağlanmıştır. Avrupa'da
özellikle Fransa'da sanat dünyasında sivrilmiş Türkler baskı altına
alınma çabaları hız kazanmıştır. ABD'de ise, Temsilciler
Meclisi ve Senato'ya şimdiye kadar birçok kez "Ermeni Soykırımı”nın
tanınması için çeşitli tasarılar sunulmuş, bunun yanı sıra dönemin
ABD Başkanlarından, özellikle 24 Nisan mesajlarında,
"soykırım” sözcüğünü kullanmaları talep edilmiştir. ABD'de
2007 yılından itibaren sözde Ermeni soykırımı çabaları yoğunluk
kazanmıştır. ABD'de bir Yahudi
Sivil Toplum kuruluşu olan ADL (Karalamacılığa Karşı Lig - Anti-Defamation League) Başkanı
Abraham Foxman 22 Ağustos 2007 tarihinde bir
açıklama yaparak 1915 yılında Doğu Anadolu'da meydana gelen olayları
yeniden değerlendirdiklerini ve bu olayları soykırım olarak kabul
ettiklerini buna karşın ABD Kongresindeki Ermeni 'soykırım' iddialarının
tanınmasını desteklemediklerini belirtmiştir. Bu gelişmenin ardından ABD'de Yahudi lobisinin önemli
kuruluşlarından olan Amerika Yahudi Komitesi (American
Jewish Committee) de
1915 olaylarını soykırım olarak kabul ettiklerini açıklamıştır. 30 Ocak 2007 tarihinde
Ermeni soykırımı konusundaki 106 sayılı karar tasarısı ABD Temsilciler
Meclisine verilmiştir. Bu tasarının görüşülmesinde Türkiye’nin
ortaya koyacağı tepkinin geçici olduğunun anlaşıldığı ifade
edilerek, bu konuda zafiyet içinde olmamız bir koz olarak kullanılmıştır.
Bu karar tasarısının kabulünün ardından bir eylem planı harekete
geçirilmiş de değildir. Genel Görüşme
talebimizin gerekçesini de, son yıllarda sözde Ermeni soykırımını
inkârın “suç sayılması” ve Avrupa’da siyaset, sanat, kültür, ekonomi
ve hatta spor alanlarında faaliyet gösteren Türklerin üzerinde baskı
kurulma çabaları ile 30 Ocak 2007 tarihli “Ermeni soykırımı konusundaki
106 sayılı Karar Tasarısı”nın ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler
Komitesinde 10 Ekim 2007 tarihinde kabul edilmesinin ve bu konuda
yapılacak girişimlerin TBMM Genel Kurulu tarafından değerlendirilmesi
oluşturmaktadır. BAŞKAN – Bilgilerinize
sunulmuştur. Önerge gündemdeki
yerini alacak ve genel görüşme açılıp açılmaması konusundaki ön
görüşme sırası geldiğinde yapılacaktır. Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza
sunacağım. C)
TEZKERELER 1.-
Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat
Mercan’ın, Cezayir Parlamentosu Dışişleri, İşbirliği ve Göç Komisyonu Başkanının
davetine icabetle, Cezayir’e resmî ziyarette bulunmasına ilişkin
Başkanlık tezkeresi (3/202) 23.10.2007 Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kuruluna TBMM Dışişleri
Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Cezayir’de gerçekleştirilecek
olan “Parlamenter Diplomasi: Barış-Demokrasi-İşbirliği” konulu
toplantıya Cezayir Parlamentosu Dışişleri, İşbirliği ve Göç Komisyonu
Başkanı tarafından ismen davet edilmiştir. Söz konusu davete
icabet edilmesi hususu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin
Düzenlenmesi Hakkındaki 3620 Sayılı Kanun’un 9’uncu Maddesi uyarınca
Genel Kurulun tasviplerine sunulur. Köksal
TOPTAN Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanı BAŞKAN – Kabul
edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir. Gündemin “Kanun
Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına
geçiyoruz. 1’inci sırada
yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Fas
Krallığı Hükûmeti Arasında Bitki, Karantina
ve Bitki Koruma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine başlayacağız. VI.-
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN
DİĞER İŞLER A)
KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ 1.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında
Bitki Karantina ve Bitki Koruma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı
ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/305) (S. Sayısı: 10) (x) BAŞKAN – Komisyon?
Burada. Hükûmet? Burada. Komisyon raporu
10 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Tasarının tümü
üzerinde söz isteyen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Sayın
Fevzi Şanverdi, Hatay Milletvekili. Buyurun Sayın Şanverdi. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA FEVZİ ŞANVERDİ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
öncelikle Hakkâri Dağlıca bölgesinde hain ve menfur bir saldırı sonucu
şehit düşen askerlerimize Allah’tan rahmet, milletimize ve kederli
ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Bitki Karantina ve
Bitki Koruma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında şahsım ve grubum adına
söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. 1998 yılında hazırlanan
Afrika’ya Açılım Eylem Planı doğrultusunda 2005 yılı “Afrika Yılı”
ilan edilmiştir. Bu çerçevede, Afrika ülkelerine açılım için köprü
vazifesi gördüğüne inanılan Fas ile ticari ve ekonomik ilişkilerin
geliştirilmesine öncelik verilmektedir. Türkiye ile Fas
arasında siyasi bir sorun bulunmamaktadır. İki ülke arasında çeşitli
konularda 32
anlaşma mevcuttur, 10 anlaşmanın müzakeresi de sürmektedir. Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Bitki Koruma ve Karantina
Alanında İşbirliği Anlaşması, Sayın Başbakanımızın Fas’ı ziyaretinde
30 Mart 2005 tarihinde imzalanmıştır. Bu tür iş birliği
çalışmaları kapsamında pek çok ülkeyle ikili ilişkiler kurularak
teknoloji transfer edilebilmekte, deneyimlerin paylaşılmasıyla
teknik sorunların çözüm yolları bulunabilmekte, yeni bilgiler elde
edilmekte, teknik elemanlar başka ülkedeki meslektaşlarının teknik
vizyonlarını anlamakta, kendi teknik vizyonlarını
genişletmekte ve ülkeler arasındaki dostluk ilişkilerini güçlendirmektedir.
Karantina ve
bitki koruma alanındaki iş birliği anlaşmasıyla zararlıların,
hastalıkların ve yabancı tohumların giriş ve yayılışına karşı
her iki ülkenin topraklarında karşılıklı korumanın sağlanması hedeflenmektedir.
Mezkûr anlaşma çerçevesinde karantina ve tarımsal ürünler ve orman
koruması alanındaki ikili iş birliğinin de derinleştirilmesi
amaçlanmıştır. Söz konusu anlaşma
sayesinde, her iki ülke arasında dikim materyalleri, tarımsal bitkiler
ve bitki ürünlerinin mübadelesi ve ticaretinin geliştirilmesinin
yanı sıra da bitki hastalıkları ve yabancı tohumların neden olduğu
hasat kayıplarının azaltılabileceği de öngörülmektedir. Değerli milletvekilleri,
anlaşmanın onaylanmasıy Anlaşmanın memleketimize
hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar) BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Şanverdi. Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Şenol Bal. Buyurun Sayın
Bal. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
ŞENOL BAL (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 30 Mart 2005
tarihli Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Fas
Krallığı Hükümeti Arasında Bitki Karantina ve Bitki Koruma Alanında
İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair
Kanun Tasarısı hakkında görüş sunmak üzere, Milliyetçi Hareket
Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Sayın milletvekilleri,
tarımsal ürün yetiştiriciliği yönünden dünyada kendine yeter birkaç
ülkeden biri olduğumuzla övünürken, bugün, çeşitliliği ve miktarı
giderek artan ithal ürünlerin pazarımızı işgaliyle karşı karşıyayız.
Türk tarımının ana ürünleri sayılan buğday, tütün, şeker pancarı, pamuk
ve zeytinde üretim alarm verirken, ithalatın patlaması sadece çiftçilerin
değil, hepimizin, yani ülkemizin meselesidir. Sadece 2006 yılında
tam olarak 405 bin çiftçi tarımı bırakarak, tarlasına kilit vurmuştur.
Son iki yılda 1,5 milyon kişi tarımı bırakmıştır. Yardım paketlerine
muhtaçlar kervanına katıldıklarını zannediyoruz. BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Fas!.. Fas!.. ŞENOL BAL (Devamla)
- Türkiye, dışarıdan ithal ettiği
ürünlere yılda tam olarak 7,5 milyar dolar ödemekte ve bu ödemenin sadece
1 milyar doları pamuk için gerçekleşmektedir. Bunlar, sizin verileriniz.
Tohum, mazot, tarım ilacı ve gübrenin pahalı olması ürün sahiplerini
zarar ettirmektedir ve son beş yılda tarımın istihdamdaki payı yüzde
34’ten yüzde 27’ye düşmüştür. 2006 yılında tarım ürünleri ithalatı
önceki yıllara göre yüzde 11 artmış, ihracattaki artış ise yüzde
3,2’dir. İstatistiklere göre tarım, 2006 yılında yüzde 1,2 oranında
küçülmüştür. Yani, tarımda destekleme politikaları desteklemeyi
değil, desteklerin ortadan kaldırılmasını hedeflemektedir. İşte,
İzmir’de, ki, tarımın en önde olan bölgelerinden
birisi olan Ege ve İzmir bölgesinde çiftçiler kan ağlamaktadır. Dünya Bankası,
Dünya Ticaret Örgütü, AB ve ABD’nin uluslararası politikalarıyla
biçimlenen tarım politikamız, çiftçilerimizi ve yüzde 30 dolayında
topraksız kırsal nüfusu etkilemekte ve insanlarımızı yoksulluğa,
işsizliğe, kente göçe ve kayıt dışı çalışmaya zorlamaktadır, tabii
bulurlarsa. Sayın milletvekilleri,
son yıllarda yoğun girdi ve teknoloji kullanımının bulunduğu tarımsal
üretimde yaşanan ve sağlığı olumsuz etkileyen sorunlar nedeniyle
gelişmiş ülkeler, çevre, bitki, hayvan ve insan sağlığına zarar vermeyen
bir üretim modeli arayışına girmişlerdir. Bu çerçevede, çevre ve
canlılara dost, güvenli bir şekilde üretilen ürünlere talep artmaya
başlamıştır. Bu talebe uygun olarak tüketicileri korumak, çevre
kirliliğini önlemek, bitki ve havyan sağlığını gözeterek gıda güvenliğini
sağlamak amacıyla mevzuat ve politika çalışmaları yoğunlaşmıştır. BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Sayın Başkan, başka bir şey… ŞENOL BAL (Devamla)
– Konudan bahsediyorum Sayın Milletvekili. BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – Hangi konudan? ŞENOL BAL (Devamla)
– Tarımsal ürün dış ticaretinin en büyük risklerinden birisi, alışveriş
yapan ülkelerin birbirlerine bitki hastalık etmenleri,
ki bunlar mantar, bakteri, virüs ve bitki zararlıları; böcek, akar, nematod ve yabancı ot tohumları bulaştırmasıdır.
Bilindiği üzere, bu tür bitki hastalık ve zararlıları, tüm dünyada
her yıl önemli ürün kayıplarına yol açmaktadır. Bir bilim adamının
söylemiş olduğu gibi “İnsanlar ektiklerini değil, ancak hastalık
ve zararlılardan geri kalanı hasat etmektedirler.” Türkiye, her
olumsuzluğa rağmen bir tarım ülkesidir ve bu sebepten dolayı ülkemize
yeni, bitki hastalık ve zararlılarının bulaşması önemlidir. Geçmiş
yıllarda ülkemize mesela, patates ve narenciye gibi bazı ürünlerde
yeni hastalık ve zararlılar girmiştir. Türkiye her ne kadar coğrafi
ve tarihî konumu itibarıyla daima insan, bitki ve hayvan hareketlerinin
geçiş yeri olmuşsa da dünyada hâlen ülkemize bulaşmamış pek çok hastalık
ve zararlılar bulunmaktadır. Bu sebeple gerek tarımsal üretimimizi
gerek tarım arazilerimizi hem miktar hem de kalite olarak koruyabilmek
ve bu uğurda maruz kalacağımız ekonomik kayıpları en aza indirmek
asıl hedef olmalıdır. Diğer taraftan,
ülkemizden tarım ürünleri satın alan başka ülkeler ise benzer kaygılarla
kendi ülkelerini korumak istemektedir. Geçtiğimiz yıllarda -ki
komşu ülke, hepiniz hatırlayın- Rusya’ya yapılan domates ihracatında
karşılaşılan durumu üzülerek hatırlatmak istiyorum. Türkiye aynı
zamanda önemli bir ticaret ve transit ülkesidir. Her yıl önemli miktarda
tarımsal ürün, ülkemizden transit geçmektedir. Bu itibarla, tarımsal
üretime ve tarım ürünlerine zarar veren hastalık ve zararlıların
olumsuz etkisinin en aza indirilmesi ve hatta mümkünse ortadan kaldırılması
gayesiyle, ülkeler arasında, Uluslararası Bitki Koruma Sözleşmesi
uygulanmaktadır. Ancak buna ek olarak, ülkemiz ile ticaret yapan
bazı ülkeler arasında bitki karantina ve koruma anlaşmalarının
yapılmasını olumlu ve gerekli bir adım olarak görüyoruz ve aynı zamanda,
yakın ve uzak tüm önemli ticaret ortaklarımızla da bu anlaşmanın yapılmasını
gerekli görüyoruz. Bu bağlamda, geçmişte patates örneğinde olduğu
gibi, ülkemize yeni bitki hastalıklarının sokulması ve domates
örneğinde olduğu gibi “Hastalık ve zararlılara konukçuluk ediyor.”
gerekçesiyle, alıcı ülkeler tarafından tarımsal ürünlerimizin
geri gönderilmesi durumlarının tekrarlanmasını da istemiyoruz. Evet, Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; bitki ve bitkisel ürünlerin zararlı organizmalardan
korunması ticareti, nakledilmesi ve transit geçişleriyle ilgili
dış ve iç karantina tedbirlerini, bitki koruma ürünleri ile alet ve
makinelerinin üretimi, imali, ihracı, ruhsatlandırılması, satışı
ve denetimine yönelik olarak yapılan her türlü uygulama ve araştırmaların
düzenlenmesini amaçlayan ve Avrupa Birliği müktesebatına uyum
programları çerçevesinde çıkarılması öngörülen bitki sağlığı
kanunu, maalesef, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
tarafından sürüncemede bırakılmıştır. Ne zaman kanun hâline geleceği de belli değildir. Türkiye,
tohum ve bitki üretme materyalleri, bitki sağlığı, bitki koruması
ve zirai karantina konularındaki yasalarında gerekli düzenlemeleri
de maalesef yapamamıştır. Bitki karantina
ve korumasında dikkat çekmek istediğimiz bir başka konu, yapılan
anlaşma ve sözleşmeleri uygulamaya geçirecek teknik kapasitenin
ve mali desteğin sağlanmasıdır. Bu kabil taahhütlerimizi yerine
getirebilmenin en birinci şartı yeterli altyapı, laboratuvar, sarf malzemesi ve iyi eğitilmiş personelin
gümrük kapılarında, üretim ve depolama alanlarında hazır bulundurulmasıdır.
Bu itibarla, Bakanlığımızın ülkemizdeki bitki karantina ve koruma
çalışmalarını yürütecek kuruluş ve personeli geliştirmek için
gerekli hassasiyeti göstermesi ve personel eğitimine önem vermesi
mutlaka gereklidir. Çok önemli bir
konu üzerinde daha durmak istiyorum. Dünya, genetiği değiştirilmiş
organizmaların etkilerini tartışırken Türkiye’nin ulusal biyogüvenlik yasası olmadığı için GDO’lu ürünlerin ithalat denetimi bile yapılamamaktadır.
Bu denetimsizlik yüzünden uzun yıllardan beri Türkiye’ye genetiği
değiştirilmiş organizmalar ürün olarak girmektedir. Tohumculuk
Yasası da -geçen yıllarda çıkan- bu genetiği değiştirilmiş organizmaların
bu ülkeye girmesini kolaylaştırmıştır. Şimdiden ülkemizde sadece
mısır, soya, koza ve pamukta yılda 2 milyon ton civarında GDO’lu ürün yem, bebek maması, yağ ve tatlılara kadar
800’den fazla çeşit olarak soframıza girmiştir. Bunların GDO’lu olduğu resmî olarak açıklanmasa da ihracatçı
ülkelere bakmak yeterlidir. Türkiye’nin tarımı, biyoçeşitliliği ve sağlığı ciddi bir tehdit altındadır.
Sayın milletvekilleri,
Fas Krallığı gerek üretim gerek ticaret anlamında tarımsal üretime
bağımlı bir ülke konumundadır. Tarım sektörü, özellikle iş gücü anlamında
ekonominin kilit gücü olmaya da devam etmektedir. Fas’ın en büyük
tarımsal ticari partneri Avrupa Birliği ülkeleridir.
Türkiye’nin aksine, Fas tarımsal sektörüne büyük yatırım yapmaktadır.
Tarım gelirleri 2010 yılına dek tüm vergilerden istisna tutulmakta,
ucuz kredi temini, tarım araç ve gereçleri konusunda belli sübvansiyonlar
sağlanmaktadır. 2020 yılını hedefleyen çok geniş kapsamlı bir kırsal
kalkınma stratejisi uygulamaya konulmuştur. Türkiye ile Fas arasında
yapılan dış ticaret, tarımsal ürünlerde değil sanayi ürünleri ve
sanayi yan ürünleri konusundadır. İki ülke arasında
tarımsal ürünlerin ithal ve ihracı bugün için kayda değer olmasa da
gelecekte olabilirlik ihtimali ile Fas Krallığı Hükûmeti
ile Hükûmetimiz arasında yapılması öngörülen
bu anlaşma taslağını destekliyoruz. Sayın milletvekilleri,
bir konuya daha dikkatinizi çekerek sözlerimi bitirmek istiyorum.
Uluslararası anlaşmalarda Türkçemizin doğru kullanılmadığını
görmek de üzüntü verici. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti
adına o dönemin Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın
Sami Güçlü tarafından imzalanan bu Anlaşma’nın 3’üncü maddesi aynen
şöyle: “Âkit Taraflar, tarafların topraklarına/topraklarından
malların ihracatı, reexportu ve transitinin,
ithalatçı ülkenin veya transit ülkenin yasal kanunlarına -altını
çiziyorum, ‘yasal kanunlarına’- uygun olarak yapılmasını sağlayacaktır.”
Bu metin İngilizce ve Arapçaya çevrilirken “yasal kanunları” deyiminin
nasıl çevrildiğini merak ediyor ve takdirlerinize sunuyorum. Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Bal. Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Karar yeter sayısı istiyorum Sayın Başkan . BAŞKAN – Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… KAMER GENÇ (Tunceli)
– Yok Sayın Başkan, yok. MUSTAFA ÖZYÜREK
(İstanbul) – Karar yeter sayısı yok. (AK Parti sıralarından
“Var, var” sesleri) KAMER GENÇ (Tunceli)
– Ben saydım, 98 kişi var. BAŞKAN – Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır. 1’inci maddeyi
okutuyorum: TÜRKİYE
CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE FAS KRALLIĞI HÜKÜMETİ ARASINDA BİTKİ KARANTİNA
VE BİTKİ KORUMA ALANINDA İŞBİRLİĞİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ
UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI MADDE 1.- 30
Mart 2005 tarihinde Rabat’ta imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti
ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Bitki Karantina ve Bitki Koruma
Alanında İşbirliği Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur. BAŞKAN – 1’inci
madde üzerinde söz istemi? Yok. Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 2’nci maddeyi
okutuyorum: MADDE 2.- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN – Söz istemi?
Yok. Oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. 3’üncü maddeyi
okutuyorum: MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN – Söz istemi?
Yok. 3’üncü maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Tasarının tümü
açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. Oylama için üç
dakika süre vereceğim. Bu süre içerisinde sisteme giremeyen üyelerin
teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme
giremeyen üyelerin, oy pusulalarını, oylama için öngörülen üç dakikalık
süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Ayrıca, vekâleten
oy kullanacak sayın bakanlar var ise hangi bakana vekâleten oy kullandığını,
oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan
oy pusulasını, yine, oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde
Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Oylama işlemini
başlatıyorum. (Elektronik cihazla
oylama yapıldı) BAŞKAN – Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Bitki Karantina
ve Bitki Koruma Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu: Kullanılan oy sayısı :
263 Kabul : 260 Ret : 3 (x) Tasarı kabul
edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun. Birleşime on
dakika ara veriyorum. Kapanma
Saati: 16.43 İKİNCİ
OTURUM Açılma
Saati: 16.59 BAŞKAN:
Başkan Vekili Meral AKŞENER KÂTİP
ÜYELER: Canan CANDEMİR ÇELİK (Bursa), Fatoş
GÜRKAN (Adana) BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 11’inci Birleşiminin
İkinci Oturumunu açıyorum. Şimdi, 2’nci sırada
yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti
Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının
Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız. 2.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında
Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/307) (S. Sayısı:
11) (x) BAŞKAN - Komisyon?
Burada. Hükûmet? Burada. Komisyon raporu
11 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Tasarının tümü
üzerinde söz isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mehmet
Çerçi, Manisa Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına
Osman Durmuş, Kırıkkale Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Enis Tütüncü, Tekirdağ Milletvekili. Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına Mehmet Çerçi, Manisa Milletvekili, söz sırası
sizde. Buyurun Sayın
Çerçi. AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET ÇERÇİ (Manisa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili
arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.
Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Sağlık Alanında İşbirliğine
Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı
üzerinde AK Parti Grubu adına düşüncelerimi dile getirmek için söz
aldım. Ben de, her şeyden
önce yakın zamanda yaşadığımız güneydoğuda terör olaylarına maruz
kalan ve şehit olan askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılarımıza,
gazilerimize de acil şifalar diliyorum ve millet olarak birlik ve
bütünlük içerisinde terörün üstesinden geleceğimizi dile getirerek
milletimize geçmiş olsun diyorum. Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; üzerinde konuştuğumuz Anlaşma 30 Mart 2005
tarihinde Fas’ın Başşehri Rabat’ta Fas Hükûmeti
adına yetkili olan Sağlık Bakanı ile Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti adına dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı
Sayın Ali Coşkun tarafından imzalanmış ve geçtiğimiz dönemde komisyonlardan
geçen ancak Genel Kurulda gündeme gelemeyen Anlaşma tekrar bu dönemde
ilgili komisyonlardan geçerek Meclis Genel Kurulunun gündemine
gelmiştir. Tabii, biz, ülke
olarak, sağlık alanında son birkaç yılda çok ciddi ilerlemeler kaydettik
ve bu gelişmeler muvacehesinde, bilgi birikimimiz, tecrübemiz,
sağlık yönetimi, sağlık finansmanı ve diğer teknik konularda Türkiye’nin,
Türkiye’deki uzmanlarımızın, hekimlerimizin, sağlık yöneticilerinin
ve Sağlık Bakanlığının gerçekten önemli birikimleri oldu, önemli
gelişmeler yaşadık. Netice itibarıyla,
sağlık, bugün, günümüzde sınır tanımayan bir olgu. Özellikle globalleşme çağında,
İnternet ve erişim çağında, dünyanın âdeta bir köye döndüğü, uluslararası
trafiğin çok yoğunlaştığı bu ortamda, sağlık alanındaki problemler
de artık sınır tanımıyor ve hiçbir ülke sağlık alanında kendini artık
güvende hissetmiyor. Onun için, bugün, pek çok sektörde, pek çok alanda
olduğu gibi, özellikle de sağlık alanında çok ciddi bir uluslararası
iş birliğine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çerçevede, bizim de Hükûmetimiz, başta yakın komşularımız olmak üzere,
çok çeşitli ülkelerle, dünyanın pek çok ülkesiyle sağlık alanında
iş birliğine gitmekte ve iş birliği anlaşmaları imzalamaktadır.
Bu anlaşma muvacehesinde, özellikle bilgi birikiminin paylaşılması,
deneyimlerin aktarılması, uzmanlık ve uzmanlıkla ilgili çeşitli
alanlarda komisyonların ve eleman değişiminin sağlanması, teknik
iş birliği, bilgi iş birliği gibi konuları ihtiva eden çeşitli anlaşmalar
imzalanmaktadır. Fas’la da bu anlaşmanın imzalanmış olması, tabii
ki bizim adımıza, ülkemiz adına memnuniyet vericidir. Bu Anlaşma, inşallah
Meclis Genel Kurulunun da onayından sonra hayat bulduktan, yürürlüğe
girdikten itibaren, Fas ile Türkiye arasında karşılıklı teati edilerek
yürürlüğe girecek ve faydalı olacak diye düşünüyoruz. Ben, bu Anlaşma’nın
her iki ülkeye de hem teknik açıdan hem bilgi açısından hem de hastalıkların
kontrolü ve önlenmesi açısından faydalı olmasını temenni ediyorum,
faydalı olacağına inanıyorum ve şimdiden hayırlı olsun diyorum. Hepinize saygılar
sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Çerçi. Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Kırıkkale Milletvekili Sayın Osman
Durmuş; buyurun. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
OSMAN DURMUŞ (Kırıkkale) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri;
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket
Partisi Meclis Grubu adına, Türkiye Cumhuriyeti ile Fas Krallığı Hükûmeti Arasında Sağlık İşbirliği Anlaşmasının Türkiye Büyük Millet
Meclisinde onaylanması ile ilgili kanun vesilesiyle söz almış bulunmaktayım.
Bu vesileyle, Hakkâri’de askerimize saldıran bölücü terör örgütünü,
iş birlikçilerini, hamilerini şiddetle ve nefretle kınıyorum.
Yaralılarımıza acil şifa ve Türk milletine başsağlığı diliyorum.
Hükûmetin teröre ve Kuzey Irak’a yönelik atacağı
tutarlı ve cesur adımlarda yanında olacağımızı da bir defa daha
ifade ediyorum. Sayın milletvekilleri,
Türkiye-Fas ilişkileri, Osmanlı-Fas ilişkileri III. Murat döneminde
başlamış. O zaman Fas’ta yaşayan kişiler İspanyol saldırılarından
kendilerini korumak için Osmanlıya müracaat ediyorlar ve o zaman
Cezayir Beylerbeyi Ramazan Paşa’ya görev veriliyor. Oradaki,
İspanyollar, Fransızlar, Portekizliler kovalanarak Osmanlıya,
bir, dolaylı olarak, bir bağlantı temin ediliyor. Bu bağlantı, 1830’a
kadar bir şekilde Cezayir Beylerbeyliği vasıtasıyla yürütülen
bir bağlantıdır. Daha sonra, Fransızlarla daha yakın bir ilişkiye
geçiyorlar. 1906’da tekrar Osmanlıyla ilişkiye giren
bir Kuzey Afrika ülkesi. Değerli milletvekilleri,
Türkiye Cumhuriyeti, uzun bir tarihî geçmişi ve diplomatik geleneğiyle
dünyaya yön veren yüce bir milletin saygın devletidir. Geçmişten gelen
gelenekleri ve görgüsüyle dünyaya örnek olan Türk devletinin de
bir seçiciliği ve tercih sıralaması vardır. Devleti olan her topluluğun
diplomatlarıyla görüşülebilir -aramızda bu konuda birçok uzman
var tabii- ancak her ülkeyle uygulanma kabiliyeti tartışmalı ve
faydası da olmayacak anlaşmalar yaparsanız ciddiyetinizi ve devletin
büyüklüğünü tartışılır hâle getirirsiniz. Saygıdeğer milletvekilleri,
1990’lı yıllarda bazı ülkeler ve Türk cumhuriyetleriyle sağlık iş
birliği anlaşmaları söylendiği hâlde, arşivde belgeleri bulunamamış
veya pelür kâğıdına daktilo edilmiş ikili anlaşma formatında olmayan
raporlara rastlanmıştır. Sağlık Bakanlığı, matbu ikili anlaşma föyleriyle taraf ülkenin dilinde, Türkçe ve İngilizce
ikişer nüsha olarak Dışişleri diplomatlarımızın iş birliğiyle imzalanan
anlaşmalar, tarafımızdan örnek olması için bir kitap hâline getirilmiştir.
O günün Dışişleri Müsteşarı Sayın Loğoğlu’na
da bu redakte ettirilmiştir ve sonra kitap
olarak bastırılmıştır. Günümüze gelince,
AKP hükûmetleri, iki nüshası İngilizce veya
iki nüshası Fransızca olan anlaşmalar imzalıyor. Millî dilleriyle
anlaşma yapamayan topluluklarla anlaşma yapmak Türkiye’ye ne kazandırır
sizin bilgilerinize sunuyorum. Kayıt dışı anlaşmaların sık rastlandığı
bu dönemde, alışılmış dış siyasetimizle tezada düşülmemesi dileğimizdir.
Sayın milletvekilleri,
Kuzey Afrika ülkeleri, çağlar boyu birlikte yaşadığımız, ortak
tarihî beraberliğimiz olan medeniyetlerdir. Fas Krallığı da bu ülkelerden
biridir. Mısır, Tunus, Cezayir’le sağlık işbirliği anlaşmasını
ben imzalamıştım. Fas Krallığı’yla imzalanan bu Anlaşma’yla bir
bütünlük sağlandığını düşünüyorum. Türkiye’nin, Kuzey Afrika
ülkeleriyle, gerek ticari gerekse sağlık alanında yapacağı çok
şey vardır. Sağlık turizmi çerçevesinde ülkemizde tedavi imkânına
kavuşacak, ülkemizin gelişmiş sağlık teknolojisi ve hekim kadrosunun
yüksek becerisiyle ülkelerine sağlıklı ve mutlu döneceklerine
inancım tamdır. Her ne kadar İspanya ve Fransa yakınlarındaysa da, burada,
Türkiye, kendine düşen payı almalıdır. Ülkemizi turist
olarak ziyaret eden kişilerin hastalanması hâlinde, turizm sağlığı
çerçevesinde de sosyal güvenlik kartlarının geçerli kılınmasıyla
verimli hizmet üretilebilir. Değerli milletvekilleri,
parlamenter sistemde, muhalefetin, Meclis kürsüsünden Türkiye
gerçeklerini ya da kendilerine göre gerçeklerini ifade edebilme
hakları vardır. Ama üzülerek ifade edeyim ki, burada çok makul çizgilerde
ifade edilen görüşlere bile tahammül kalmamıştır. Beş dakikalık
bir gündem dışı konuşmada gerçek rakamlar ifade edilmiyor. Özellikle AKP
Grubuna da bir şeyi ifade etmek istiyorum: Sizlere de doğrular söylenmiyor.
Çünkü siz, devleti yöneten bir grupsunuz, Hükûmetsiniz;
sizlerin de doğruyu bilme hakkınız var. Değerli milletvekilleri,
22’nci Dönemde, bir soru önergesiyle, Türkiye’deki hastanelerin
maliyetleri soruluyor. Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesinin maliyet
hesabı 18 trilyondur, KDV’siyle 21 trilyondur. Ancak CHP milletvekiline
verilen cevap 26 trilyondur. Değerli milletvekilleri… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, gündeme dönmesini söyler misiniz. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – Sağlık konuşuyoruz efendim, sağlık konusu bu. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Fas’la ilgili sağlık konuşuyoruz değil mi? Sayın Bakan
da yok burada, cevap veremez. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - Ben bir şey söyleyeyim, burada olması uygundu. Bir dahaki
konuşmada yirmi değil kırk dakika daha cevap veririm. BAŞKAN – Sayın
Durmuş, Genel Kurula hitap edin. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - Ediyorum efendim. Sayın milletvekilleri,
Bağcılar’da bir hastane yolsuzluk var diye
iki yıl erteleniyor. Sayın Kıyıklı buradaydı… MEHMET EMİN EKMEN
(Batman) – Anlaşma’yla ne alakası var bunun? OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – Efendim, burada beş dakika konuşmaya tahammül edemiyorsunuz.
Bizim tüm konuşacağımız yirmi dakikadır, müsaade edin. Müsaade
edin… Yanlış bir şey söylersem çıkın düzeltin. İki yıl, yolsuzluk
var diye erteleniyor. Sonra, burada, devlet zarara uğratılacak,
34 trilyona ihale edilen hastane, doğru ihale edilmiştir, paket hastanedir,
eskalasyon yoktur, fiyat artışı yoktur, bir an
önce bitirilmesi lazım diye… Ben değil, Maliye hukukçuları söylüyor.
Sonunda hastane bitirildi. Değerli milletvekilleri,
seçim zamanı yolsuzluk, diye beyan edilen Bağcılar Hastanesi, bizim
dönüşüm programımızın örnek hastanesidir, diye gösterildi. Bakanlar… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, bunun Fas Krallığıyla ne alakası var? BAŞKAN – Konuya
gelin lütfen Sayın Durmuş. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – Geliyorum efendim, geliyorum. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, eleştirilere bir itirazımız yok, ancak bunu
gündem dışı konuşmalarda söylesin. OSMAN DURMUŞ (Devamla)
- Bakanlar doğruları konuşmalı. BAŞKAN – Sayın
Durmuş… Sayın Durmuş… OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekilleri, muhalefet olarak gündem dışı
beş dakika konuşma hakkımız var. Bu beş dakika konuşma hakkımızın
arkasında verdiğiniz cevaplarda rakamlar sanal ise, doğru değilse
burada konuşma imkânı verirsiniz. Bakın, sizin… MEHMET EMİN EKMEN
(Batman) – Faslıların ne suçu var burada? BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri, lütfen hatibe müdahale etmeyin. Uyarmak gerektiğinde
ben uyarıyorum. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – Sayın milletvekilleri, siz burada konuşma hakkını gasbederseniz ya da yalanları söylerseniz, birileri
konuşma için maddelerde de söz hakkı alır. Ben orada almadım. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan kayıtlardan çıkarılmasını istiyorum. Yalan
söylemekle itham ediyor, hakaret
ediyor Sayın Başkanım. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - İzin verin, izin verin efendim, izin verin. BAŞKAN – Sayın
Durmuş… Sayın Durmuş… OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - Sözümü bitiriyorum,
tahammüllü olun efendim. Basına sansür uyguluyorsunuz, televizyona
sansür uyguluyorsunuz. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Yalan söylüyor diye… Hükûmetimize
hakaret ediyor Sayın Başkanım. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - Radyoya sansür uyguluyorsunuz. Meclis kürsüsüne sansür
uygulayamazsınız. Oturun yerinize! (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Sayın
Durmuş…. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – Biz burada görüşlerimizi ifade edeceğiz, Sayın Başkanım. BAŞKAN – Lütfen
ana konuya gelin. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - Değerli milletvekilleri, görüşümüze göre… (AK Parti
sıralarından gürültüler) Sakin olun, rahat olun. İSMAİL ÖZGÜN
(Balıkesir) – Beyefendi, Grup Başkan Vekili. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) – Öyle mi efendim? İSMAİL ÖZGÜN
(Balıkesir) – Evet. OSMAN DURMUŞ
(Devamla) - Ayakta kalmasın diye söylemiştim, özür diliyorum. Görüşümüze göre,
tıp fakültesi, eczacılık fakültesi, diş hekimliği fakülteleri,
sağlık yüksekokulları alanlarında üniversitelerimizde belli
kontenjanlar dâhilinde, bakın, görüş istiyorlar görüş veriyoruz.
Lisans ve yüksek lisans eğitimi verilebilir. Burada eğitimi alan
Fas Krallığı’nın sağlıkçıları sağlık kurumlarımızın kadrolarını,
gelişme çizgilerini görebilirler ve aynı zamanda tıbbi hastane
ürünleri hakkında fikir sahibi olabilirler. Türkiye ilaç vademakumundaki ilaç listemizi görebilirler ve
kalemleriyle, burada eğitim aldıkları için, bu ilaçları yazabilirler.
Bu gelişmeler iki ülke arasındaki ticari ve her konuda iş birliği
ve gelişmeye öncülük edebilir. O bakımdan, bu Anlaşma’nın, karşılıklılık
prensibinden vazgeçmemek kaydıyla, hep bir adım önde olmamak kaydıyla
her iki ülke ilişkilerinde gelişme sağlamasını temenni ediyorum. Değerli milletvekilleri,
bazı ürünler var ki, Dünya Sağlık Örgütü, FDA, EMEA gibi, ülkelerden
olur almadan, biz ülkemizde kullanmıyorduk, onlara ruhsat vermiyorduk.
Şimdi, bazı ülkeler bu sağlık işbirliği anlaşması vesilesiyle
Türkiye’de kullanılamayacak nitelikteki ürünlerini, sağlık
ürünlerini Türkiye’ye pazarlamak istiyorlar, aşı pazarlamak istiyorlar
ve baskı kuruluyor “anlaşmamız var alın” deniyor. Hâlbuki,
siz standartlarını koyarsanız “FDA’nın, EMEA’nın kabul etmediği standartlarda ürünleri
almayız” derseniz, hep bir adım önde olmazsanız yanlış yapmazsınız
ya da Dışişleri diplomatlarıyla birlikte bu Anlaşma’yı imzalarsanız
iki ülke arasındaki başka konulardaki ilişkileri de bildiği için
yanlış yapmazsınız. O bakımdan, bu Anlaşma konusunda Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu olarak olumlu düşünüyoruz, ama bir, kendi diliyle
anlaşma yapamayan ülkelerle ya da topluluklarla anlaşmanın da
yaygın hâle getirilmemesini diliyoruz. Saygılarımı
sunuyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Durmuş. ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın
Başkan, bir hususu açıklayayım müsaade ederseniz. BAŞKAN – Hükûmet adına Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu söz aldı. ÇEVRE VE ORMAN
BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın
Başkanım, çok değerli milletvekillerim; bu tür anlaşmalar yapılırken,
özellikle zaten Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de bulunuyor,
mutlaka Türkçesi de imzalanıyor. Hatta, bu Anlaşma’ya
bizzat ben de baktım, Türkçe metin de imzalanmış. Onu özellikle vurgulamak
için söyledim, takdirlerinize sunulur. Ancak burada
şunu ifade edeyim: Tabii, bu şekilde, Türkçeyle alakalı hassasiyetten
dolayı da teşekkür ediyorum. Tabii ki, Türkçemizi her yerde doğru
şekilde kullanmamız gerektiği kanaatindeyim. Bundan sonra Dışişleri
Bakanlığı bu konuda daha hassas davranacak. Teşekkür ediyorum
efendim, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Üçüncü
söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tekirdağ Milletvekili
Enis Tütüncü’nün. Buyurun Sayın
Tütüncü. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. Sayın Başkan,
öncelikle, size başarılar diliyorum. Kadınların, hem Parlamentoda
hem tüm toplum kulvarlarında olabildiğince daha
fazla katılmaları, çağdaş Türkiye açısından yaşamsal önemdedir.
Öyle sanıyorum, Türk kadınına yaraşır bir şekilde onurlu ve başarılı
bir performans göstereceksiniz. Ve yine, sözlerime
başlarken, terörün her türlüsünü tekrar şiddetle lanetliyorum, kınıyorum
ve şehitlerimize yüce Tanrı’dan rahmet, yakınlarına ve milletimize
başsağlığı diliyorum. Kayıp evlatlarımızı da bir an önce kucaklamak
düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum. Evet, Türkiye
Cumhuriyet Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Sağlık Alanında
İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında
Kanun Tasarısı üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz
aldım. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; tasarının amacı sağlık alanında Fas Krallığı’yla
iş birliği. Peki, ne öngörülüyor? Nasıl bir iş birliği öngörülüyor?
İnceleyebildiğimiz kadarıyla, bu kanun tasarısı iki yönde, iki
alanda bir düzenleme öngörüyor iş birliği açısından. Birinci kulvar, sağlık ve tıp bilimleri alanında -ki, iki
alanda düzenleme var- bilgi alışverişinde bulunmak ve sağlık ve tıp
bilimleri alanında heyet ve sağlık personeli değişimi yapmak ve
ikinci kulvar ise, sağlık ve tıp bilimleri alanında ortak çalışma komiteleri
oluşturmak. Daha önceki dönemdeki bir anlaşmanın şimdi yasalaştırılma
sürecini noktalamak üzereyiz. Bu iş birliğine
ışık tutması açısından ve Türkiye’nin bu iş birliğine en fazla, en
sağlıklı biçimde katkı yapması açısından, izin verirseniz, Fas’ın
sağlık sorunlarıyla ilgili ve Türkiye’nin sağlık sorunlarıyla
ilgili karşılaştırmalı bir analizi dikkatlerinize sunmak istiyorum
ve bu analiz sonucunda kendiliğinden ortaya çıkacaktır ki, Türkiye
Fas Krallığı’na sağlık açısından, özelleştirme projesindeki deneyimleriyle
çok ciddi katkıda bulunabilir. Bakınız, Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Fas sağlık sisteminde en önemli
sorun, vatandaşlarının büyük bölümünün sağlık hizmetlerine yeterince
erişememesidir. Türkiye’de de benzer bir sorun var. 2005 yılı sonuçlarına
göre, 30 milyon 500 bin nüfusa sahip Fas insanının önemli bölümü yeterli
bir şekilde sağlık hizmetine ulaşamıyor. Ayrıca, sağlık hizmetlerine
az sayıda ulaşanların da eşit ve kaliteli sağlık hizmeti almaları
konusunda çok ciddi darboğazlar yaşanıyor Fas’ta. Anne ve çocuk
ölüm oranları oldukça yüksek seyretmekte Fas’ta. Salgın hastalıklar söz konusu, yılda otuz bin tüberküloz
vakası görülüyor hâlâ şu anda Fas’ta. Anne ve çocuk sağlığı problemleri
özellikle kırsal kesimde ve geri kalmış yörelerde önemini sürdürüyor.
Nüfusun yüzde
30’u, Fas’ta, herhangi bir sağlık merkezine 10 kilometre uzakta ikamet
etmek durumunda. Yani, sağlık altyapısı hem yetersiz hem de yurt düzeyinde
dağılımı son derece dengesiz. Tabii ki, bu arada, biraz sonra sağlık
göstergeleriyle ilgili ifadelerimde de görüleceği gibi, sağlık
insan gücü potansiyeli son derece yetersiz ve ekipmanlarda
da ciddi eksiklikler var. Sağlık sisteminin
finansmanı için Fas’ta bütçeden ayrılan pay yüzde 5. Aslında, gayrisafi
millî hasılaya oranı itibarıyla da sağlık sistemine
baktığımızda, yüzde 5 civarında bir payın ayrıldığı gözüküyor.
Bu, ilk anda küçümsenmeyecek bir oran, ancak son derece yetersiz kalıyor.
Sağlık alanında nüfusun sadece yüzde 15’i sağlık sigortası kapsamında
bulunuyor, yani sağlık sigortasına girmiş. Zorunlu sağlık sigortası
kanunu yeni kabul edilmiş ve bu kanun da çok büyük finansman darboğazıyla
karşı karşıya. Bu kanunla, kamu ve özel sektördeki bütün çalışanlar
sağlık sigortasının, zorunlu sağlık sigortasının kapsamına alınmış.
Şimdi, bu çerçevede
Türkiye’deki sorunlara, sağlık sisteminin sorunlarına kısaca
göz atalım ki, bu sağlık konusundaki iş birliği hangi alanlarda kesişecek
ve hangi alanlarda iki ülke birbirine yardımda bulunacak, kendiliğinden
çıkacak. Son zamanlarda
sağlık alanında iddialı bazı çabalarda bulunulmasına rağmen, henüz
fiziki altyapı, sağlık fiziki altyapısı ve sağlık personelinde
önemli yetersizliklerle karşı karşıyayız Türkiye olarak. Daha da
ötede, hem sağlık altyapısı hem de sağlık personeli, hekim ve yardımcı
sağlık personeli itibarıy Bu arada, üçüncü
olarak, ne yazık ki, Türkiye’de 1963 yılından bu yana çok ciddi bir
şekilde yürütülmeye çalıştırılan sosyalizasyon projesine rağmen,
hâlâ koruyucu sağlık hizmetlerinin yeteri düzeye ulaşmamış olduğunu
üzülerek tespit ediyoruz. Bu çerçevede,
bir başka sorun alanı, tüm çabalara karşın, sağlıktaki dönüşüm projesinin
bütün iddialarına karşın Türkiye’deki sağlık sisteminde etkili
bir sevk zinciri hâlâ oluşturulamamıştır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sağlık personeli sayılarında iyileşme
olmakla birlikte… Katılıyorum Sayın Sağlık Bakanına, keşke burada
olmuş olsaydı, Sayın Sağlık Bakanının gerçekten, bu Anlaşma’da burada
olmasını istiyordum. Öyle sanıyorum ki, bundan sonra, böylesine
önemli konularda Sayın Bakanımız yerinde, koltuğunda bulunacaktır.
Çünkü belirli ölçüde bazı iddiaları da ben burada seslendiriyorum.
Bu çerçevede, Hükûmetin bizim iddialarımıza
doyurucu yanıtları vermesinin de yaşamsal önemde olduğunu takdirlerinize
sunuyorum. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; temel sağlık göstergelerine baktığımızda,
örneğin bebek ölüm hızının 2006 yılında yaklaşık binde 23 olacağı
tahmin edildi, bebek ölüm hızı eskiye oranla düşürüldü. Biraz sonra
Fas’la karşılaştıracağım ve Avrupa Birliğiyle karşılaştıracağım.
Bebek ölüm hızında bölgeler arasında farklılıklar var. Aynı zamanda
kent ve kır kesimleri arasında büyük farklılıklar var. Örneğin, bebek
ölüm hızı kırsal alanda binde 39 -çok yüksek- kentsel alanda 23. Bu,
2004 yılı rakamıdır. Ama, toplamı, az önce ifade
ettiğim gibi, yaklaşık 23 olarak tahmin ediliyor. Bir diğer sıkıntımız,
ülkemizde anne ölüm oranları yüksek, hâlâ yüksek. 100 bin canlı doğumda
yaklaşık 30 anne doğumda vefat ediyor. Bu oran kent merkezlerinde
yaklaşık 21 iken, kırsal alanda 40’ın üzerinde. Bölgeler arasında da
belirgin farklılıklar var anne ölümleri açısından. En düşük oran Batı
Anadolu’da -ki, yine, Avrupa Birliği ülkelerinin 1 katı neredeyse-
7. Ama Doğu Karadeniz ve Kuzeydoğu Anadolu’da yürekler acısı bir
manzarayla karşılaşıyoruz, 68; yani, doğum yapan 100 bin anneden
68’i o yörelerimizde doğumda vefat ediyor. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu genel karşılaştırmadan ya da analizden
sonra, izin verirseniz, burada, temel sağlık göstergelerindeki bazı
gelişmeleri Fas Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından
yapalım. 2005 yılı rakamlarını aldık. Bizde 2006 da var, ama Fas Krallığı’nda
ancak 2005 rakamlarını bulabildiğimiz için karşılaştırıyoruz. Hekim başına
düşen nüfus: Türkiye’de 1 hekime 715 nüfus düşüyor, Fas Krallığı’nda
1.907. Bu hekim sayısına diş hekimlerini de katarsak hekim başına
1.580 nüfus düşüyor. Yani, Türkiye’den çok daha düşük düzeyde bir
hekim potansiyeline sahip olduğu ortaya çıkıyor. Bizde hekim başına
düşen nüfus 715, ama Avrupa Birliğinde 315. 715-315,
demek ki 1 kat daha iyi durumda Avrupa Birliği ortalaması bize göre.
Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; yine 2005 yılı itibarıyla hemşire başına
düşen nüfusa baktığımızda bizde hemşire başına 850 kişi düşüyor,
Fas’ta 1.253 kişi düşüyor, Avrupa Birliğinde 143 kişi. Yani, buradan şu
acı gerçek ortaya çıkıyor: Bizde hemşire başta olmak üzere yardımcı
sağlık personelinde hekimlere göre çok daha fazla bir açık var, çok
daha fazla eksik var. Türkiye’nin bir an önce yardımcı sağlık hizmetlerine
bir seferberlikle yatırım yapması gerekiyor. Bebek ölüm hızlarına
gelince: Az önce bizimkini söyledim -2005’i alıyorum- binde 24, binde
23 küsur. 2005’te Fas’ta 36, ama Avrupa Birliğinde 5. Yani, bizde 24,
Avrupa Birliğinde 5. 4 kat, 5 kat daha kötü bir durumdayız Avrupa
Birliğine göre bebek ölüm oranlarında. Fas daha kötü.
Diğer göstergelere
değinmeyeyim izin verirseniz. Bu çerçevede ne yapılması gerekiyor?
Ne yapılması gerekiyor? Yani, Dışişleri Bakanlığı yetkilerinin
hazırladığı bu İşbirliği Anlaşması’nın yaşama hangi konularda
sağlıklı bir şekilde geçirilebileceği düşüncelerini burada Hükûmetten duymak isterdik. Duyamadığımız için böyle
bir konuşmayı yapma gereğini hissediyoruz. (AK Parti sıralarından
“Yeter… Yeter…” sesleri) Arkadaşlar kusura
bakmasınlar, “Yeter… Yeter…” diyorlar, ama bu yüce kürsüden, bu iş
birliğinin Türkiye açısından avantajını da -izin verirseniz- mademki
Hükûmet ortaya koymadı, biz ortaya koyalım.
Bu çerçevede lütfen sabırlı olunuz. Değerli arkadaşlarım,
bakınız, Fas Krallığı, özellikle, 1978 yılında Alma-Ata Deklarasyonu’yla
birlikte koruyucu sağlık hizmetlerine yöneldi -1978 yılından sonra-
ve temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine, sağlıkla ilgili
sorunların çözülmesine kaydırdı. Bu sebeple, koruyucu sağlık hizmetleri
kamusal öncelik hâline geldi, tedavi edici hizmetler, hastaneler ikinci
planda kaldı. Az önce de sağlık göstergeleriyle ilgili
konuşurken, zorunlu olarak böyle bir ihtiyacın ortada olduğu da
anlaşılmaktadır, ama şöyle bir sıkıntıyla karşılaşılıyor: Hastaneler
ikinci planda kaldığı ve sağlık hizmetlerine erişim yetersiz olduğu
için, kamu sağlık personeli ve sağlığın sosyal ve fiziksel altyapısı
yetersiz olduğu için, Fas’ta özel sağlık hizmetlerine bir talep meydana
geldi. Biz geçmiş dönemde bu filmi bizim ülkemizde gördük: Özel sağlık
yatırımları arttı ve özel sağlık hizmetlerinde bir artış hızla ortaya
çıkıyor. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bakınız, Dünya Sağlık Örgütünün 1978 yılındaki
Alma-Ata Deklarasyonu’ndan sonra, Fas Krallığı’nın uyguladığı
model, bizim 1963 yılında uyguladığımız sosyalleştirme modelinin
gerisinde bir modeldir. Yani, Türkiye, 1963 yılında ulusal sağlık
sistemi modeli olarak sosyalizasyon projesini, sosyalleştirme
projesini kabul etmiştir. Fas’ta şu anda uygulanmaya çalışılan
modelden çok daha ileri bir modeldir Türkiye’de 1963’te uygulamaya
sokulan bu sosyalleştirme modeli. Ama, ne yazık
ki, başlangıçtaki bir iki yıl dışında gelmiş geçmiş bütün cumhuriyet
hükûmetleri bu sosyalleştirme modelinin uygulanmaması
için büyük çaba içinde olmuşlardır ve Türkiye yıllardan bu yana sağlığa
ayırdığı büyük kaynaklara rağmen, hâlâ az önce söylediğim sağlıkla
ilgili sorunlarla karşı karşıya bulunuyor ise, bu sıkıntılar, bu
sosyalleştirme projesinin Türkiye’de engellenmiş olmasından
kaynaklanmaktadır. Yazık olmuştur. Şimdi, yok efendim, sağlıkta, işte,
dönüşüm projesi, yok aile hekimliği, sağlık ocaklarını ortadan
kaldır, birtakım arayışlar… Ne olacağı belli değil. Göreceğiz, alternatif
maliyeti çok ağır bir modeli uyguluyoruz sağlıkta. Buradan şuraya
geliyorum. Toparlıyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri:
Biz, Türkiye olarak sosyalleştirmedeki deneyimlerimizi, birikimlerimizi
ve koruyucu hizmetlerdeki birikimimizi, hünerimizi Fas’a aktarabiliriz,
Fas’a bu çerçevede yardımda bulunabiliriz, bu çerçevede Fas’ın
hekimlerini eğitebiliriz, bu çerçevede koruyucu hekimlik açısından,
koruyucu sağlık hizmetleri açısından, altyapının iyileştirilmesi
açısından Fas’a büyük ölçüde katkıda bulunabiliriz ve bu, bizim
o dünyayla, Kuzey Afrika dünyasıyla da ekonomik, toplumsal ve siyasal… (Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı) BAŞKAN – Bir dakika
ek süreniz var. ENİS TÜTÜNCÜ
(Devamla) - …ilişkilerimizi de daha sonraki dönemde değil, hemen
aynı dönemde çok ileri bir düzeye getirebilir diye düşünüyoruz. Bu nedenle, bu
yasa tasarısına Cumhuriyet Halk Partisinin görüşü olumludur. Hükûmete, böyle bir tasarıyı getirmiş olduğu için
teşekkür ediyorum. Bu yasa tasarısının her iki ülkeye hayırlı uğurlu
olmasını diliyorum. Hepinizi tekrar
sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN –Teşekkür
ederim Sayın Tütüncü. Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Maddelerine
geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…
Kabul edilmiştir. 1’inci maddeyi
okutuyorum: TÜRKİYE
CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE FAS KRALLIĞI HÜKÜMETİ ARASINDA SAĞLIK
ALANINDA İŞBİRLİĞİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞU
HAKKINDA KANUN TASARISI MADDE 1.- 30 Mart 2005 tarihinde Rabat’ta imzalanan
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında
Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun
bulunmuştur. BAŞKAN – 1’inci
madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili
Hüseyin Ünsal söz istemiştir. Buyurun Sayın
Ünsal. (CHP sıralarından alkışlar) Söz süreniz on
dakikadır. CHP GRUBU ADINA
HÜSEYİN ÜNSAL (Amasya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında
Sağlık Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun
Bulunduğu Hakkında Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi hakkında
söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken hepinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. Bu arada Sayın Meclis Başkanımıza da görevinde
hayırlar diliyorum, başarılar diliyorum. Tabii, sağlık
alanında ve sağlık konusunda söz almak çok güzel bir şey ama, affınıza sığınarak, yeni bir milletvekili,
bu Meclise katılan, bu yüce çatıya yeni katılan bir arkadaşınız
olarak, tüm müzakerelerin geçmesinde söz alan arkadaşlarımızın
sözlerine başsağlığı dilekleriyle başlaması bizleri çok çok üzüyor. Bu nedenle, Yüksekova’da katledilen
askerlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, ailelerine sabır, metanet
diliyorum, yüce Türk milletine de başsağlığı diliyorum. Sağlık konusu
çok önemli, ama bu başsağlığı dilekleri çoğaldı değerli arkadaşlarım.
Dolayısıyla, bu başsağlığı konusunda, bu dileklerimizin artık
bundan sonra konuşulmaması konusunda hepimizin bir gayret göstermesi
gerekiyor. Ben, son tezkere görüşmelerinde, çok değerli Adalet ve
Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili arkadaşımızın başsağlığı
dileğinden sonra yapmış olduğu, Türk milletinin tarihinden vermiş
olduğu iki tane kesiti, biraz da beni ilgilendirdiği, duygulandırdığı
için, bu örneği verdiği için, bu konudan da maddeye geçmeden evvel
kısaca söz etmek istiyorum. BAYRAM ÖZÇELİK
(Burdur) – O zaman gündem dışı söz al. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Arkadaşlar, ben konuşayım, siz ondan sonra gelin konuşun. Değerli sözcü
İkinci Viyana Bozgunundan, bir de Sarıkamış Bozgunundan bahsetti
hatırladığım kadarıyla. İkinci Viyana Bozgununun komutanı Merzifonlu
Kara Mustafa Paşa. Ben de Merzifon’un on yıl Belediye Başkanlığını
yaptım, dolayısıyla, bu anlamda bilgilerim biraz fazla. İkincisi
de Sarıkamış Bozgunundan bahsetti. O Sarıkamış’ta, Allahüekber Dağları’nda şehit olan Hafız Ahmet’in
de torunuyum, böyle de bir özelliğim var. Dolayısıyla, özellikle Hükûmet sözcüsünün, Hükûmete
bağlı AKP Grup sözcüsünün bozgunlardan söz ederek tezkere lehinde
konuşması, onların ne derece kararlılık içerisinde olduğunu da
ortaya koydu. İsterdim ki ben, Niğbolu’dan
bahsetsin, Çaldıran’dan bahsetsin, Birinci
İnönü’den, İkinci İnönü’den, Sakarya’dan bahsetsin. (CHP sıralarından
alkışlar) Daha da yakınlaşıyorum, 1974 yılındaki Kıbrıs Harekâtı’ndan
bahsetsin. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan… YAHYA AKMAN
(Şanlıurfa) – Uluslararası anlaşmayla ilgili konuş. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Ama, bu kararlılık… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 66’ncı maddesini çalıştırır
mısınız. BAŞKAN – Sayın
Ünsal, konunuza gelin lütfen. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Sayın Başkanım, yani, bu zaman konuşmayacağız, ne zaman
konuşacağız? BAŞKAN – İşte,
şimdi konunuza gelin lütfen. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Tamam efendim, maddeye geleceğim, izin verin, izin verin.
Değerli arkadaşlarım… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Böyle çalışma olmaz Sayın Başkan. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Ne zaman konuşacağız? YAHYA AKMAN
(Şanlıurfa) – Tamam, konuşun da… BAŞKAN – Hatibe,
hatibe… HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Hep beraber konuşalım. Bu, bizim, hepimizin derdi. BAŞKAN – Sayın
milletvekilleri… HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Bakın, bu, ulusal bir mesele. Biz, bu tezkereye “Evet.” dedik,
bu kadar da hakkımız olmasın mı? Sizin getirdiğiniz tezkereye
“Evet.” dedik biz. BAŞKAN – Sayın
Ünsal, konunuza gelin. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Tamam efendim… Tamam Sayın Başkanım… BAŞKAN – Hatibe
müdahale etmeyin lütfen. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Şimdi, istiyoruz… Tabii ki, değerli arkadaşım, Grup
Başkan Vekilimiz İç Tüzük’ten bahsetti, ben de okuyarak geldim. BAŞKAN – Genel
Kurula, lütfen, hitap edin. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Haklısınız. Hep beraber bu konuyu paylaşmamız gerekiyor.
Şimdi, bu kararlılığı hep beraber göstermemiz lazım. Bakın, Londra’ya
gidildi, Bağdat’a gidildi. Türkiye tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti
tarihinde Londra’ya giden Başbakan da var; rahmetli Ecevit, “Ayşe
tatile çıksın.” dedi, o gün Kıbrıs’a harekât yapıldı. Bunlar çok
önemli detaylar. Bir kararlılık gösterelim. BAŞKAN – Sayın
Ünsal, maddeye geçin lütfen. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Tamam efendim, maddelere geçiyorum. Dolayısıyla,
değerli arkadaşlarım, bir an evvel bu kararlılığı hep beraber gösterelim.
Göstermezsek, Türkiye’de sağlık konusunu, Fas’la yaptığımız bu
Anlaşma’yı, bu metni, müzakere imkânı bile bulamayacağız. Hep beraber
bulamayacağız. Sadece CHP Grubu, MHP Grubu, diğer gruplar değil,
hep beraber bulamayacağız. Dolayısıyla, bunları biz konuşalım,
paylaşalım hep beraber. İkincisi, değerli
arkadaşlarımız, burada, Sayın Sağlık Bakanımız bir konuyu ortaya
koydu. Ben, tabii, sağlık konusuna geleyim derhâl. 5,5 milyar lira,
bugünkü parayla ortalama 5 bin 500 YTL doktorlarımıza maaş verildiğini
-yani, o döner sermaye katkılarıyla birlikte, işte, aldıkları ek
ödeneklerle birlikte- söyledi. Ben, bu bayram nedeniyle Amasya ve
Merzifon devlet hastanelerini ziyaret ettim. Bu ziyaretimde
de doktorlar -tabii biz milletvekili olduğumuz için- davet ettiler,
oturduk, aldıkları ücretleri konuştuk ve şunu söylediler, bakın,
bu Sağlık Bakanımızın atadığı başhekimin yanında söylediler:
“Bizlerin aldığı paralar 5 bin 500 liralardan 6 milyar liralardan
söyleniyor, bu paralar alınmıyor; aldığımız paralar 3 milyar 800
milyon lira, 4 milyar 400 milyon lira.” dediler. Bakın, şimdi
telefonla öğrendim. On iki yıllık dâhiliye mütehassısı… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, Sayın Bakan ortalama rakamlardan bahsetti.
Konuyla alakası yok. K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Efendim, sağlıktan bahsediyor, sağlıkla ilgili konuşuyor.
HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Sayın Başkan… BAŞKAN – Sayın
Hatip… Sayın Ünsal, lütfen… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, konuyla alakası yok. K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sayın Başkan, rahat konuşsun. Lütfen… BAŞKAN – Sayın Anadol, lütfen… K. KEMAL ANADOL
(İzmir) - Sağlıkla ilgili efendim konuştukları. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ortalama rakamlar… HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Ona geleceğim… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, lütfen, 66’ncı maddeyi çalıştırın. BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen… NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Ortalama rakamlardan bahsetti. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) - Ona geleceğim… Bir saniye… BAŞKAN – Sayın Canikli… HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Sayın Başkanım, ona geleceğim… Şimdi, on iki
yıllık, 3 milyar 800 milyon lira alıyor, yirmi üç yıllık genel cerrah
da 4 milyar 300
milyon lira alıyor. O sizin dediğiniz rakamları, Sağlık Bakanının
dediği rakamları almıyor. (AK Parti sıralarından gürültüler) K. KEMAL ANADOL
(İzmir) – Sağlık Bakanı gelsin, almıyor desin. HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Öyle, kuşe kâğıda sağlık programları yazarak o işin sonu
gelmez. (AK Parti sıralarından gürültüler) BAŞKAN – Sayın
Ünsal… HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Ben doktorların ücretinin az olduğunu veya fazla olduğunu
tartışmıyorum. Yalnız, bu kürsüden bu işlerin doğru konuşulması
gerektiğini söylemek için buraya geldim. (AK Parti sıralarından
gürültüler) BAŞKAN – Sayın
Ünsal… HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) – Bu arada, değerli arkadaşlarım… MEHMET ALTAN KARAPAŞAOĞLU
(Bursa) – Ortalama rakamları söyledi… HÜSEYİN ÜNSAL
(Devamla) - Anladım, rahatsızlığınız var. Biz, Fas Krallığı’yla yaptığınız bu 1’inci
maddeye kabul oyu vereceğiz. İnşallah, bu Anlaşma’mız hem sağlık alanında
ülkemize hem de Fas’a, iki tarafa da hayırlı, uğurlu olsun diyorum,
sözlerimi tamamlıyorum. Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ünsal. OKTAY VURAL
(İzmir) – Sayın Başkan, madde üzerinde Sayın Mehmet Şandır Grubumuz
adına görüş bildirecektir. BAŞKAN – 1’inci
madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili
Sayın Şandır söz almıştır. Buyurun Sayın
Şandır. MHP GRUBU ADINA
MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte
olduğumuz 11 sıra sayılı kanunun 1’inci maddesiyle ilgili Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Muhterem heyetinizi
saygılarımla selamlıyorum. Aslında, mutabakatımız
geneli üzerinde kısa görüşmelerle, maddeler üzerinde konuşmamak
şeklindeydi ve bir prosedürü, bir formaliteyi
tamamlamaktı. Hükûmetler arasında imzalanan
bu uluslararası sözleşmelerin geçerlilik kazanabilmesi için,
Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Hükûmet tarafından
getirilen bu tasarının oylanıp kanunlaştırılması gerekiyordu.
Biz, mutabakatımıza sadığız ve iktidar partisinin grup başkan vekilleriyle,
gerek Danışma Kurulunda gerekse Genel Kurulda hatta komisyonlarda,
uyumlu bir şekilde, ülkemizin gündemindeki, bu, özellikle, formaliteyi
ilgilendiren bu türlü kanun tasarılarının hızla geçmesini arzu
ediyoruz, katkı veriyoruz. Ancak, değerli milletvekilleri, yeni
bir dönemin başındayız, milletimiz, kendince haklı birtakım beklentilerin
içerisinde, sorunlara çözüm üretilmesini, öncelikle Hükûmetten ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden yani
seçip gönderdiği siz değerli milletvekillerinden beklemektedir.
Bunu ancak burada, bu Genel Kurulda, bu kutsal çatı altında, birbirine
saygılı, kurallara uygun, birlikte bir çalışmayla gerçekleştirebileceğimiz
gayet tabii, hatta bir zorunlu durumdur. Ancak, çok da kısa bir dönem
oldu, birlikte, zannediyorum birkaç haftadır oturum yapıyoruz ama
her defasında bir şey dikkatimizi çekmeye başladı. Bunu dikkatinize
sunmak için söz aldım, maddeyle ilgili bir şey söylemeyeceğim, kısaca
da arz edip kürsüden ayrılacağım. İç Tüzük önümüzde,
sayın grup sözcümüz, Meclis Başkan Vekilinin inisiyatifinde,
yetkisinde olan bir İç Tüzük maddesine, bana göre aykırı bir davranış
içerisinde, hatibin konuşmasına müdahale edip Meclis Başkan Vekilinin
inisiyatifine müdahale ediyor. Sayın Bakan, buradan, çıkıyor…
Olmaması gerekir, yanlış da söz söylenebilir, hatalı da söz söylenebilir
ama iktidar olmak sorumluluğunda, hoşgörüsünde… Bakınız, gündem
dışı beş dakika konuşuyoruz, Sayın Bakan yirmi dakika cevap veriyor.
Burada, muhalefet partisi milletvekilleri, zaten çok kısıtlı zaman
aralıklarında söyleyebileceklerini söylemeye çalışıyorlar.
Söylerken eksik veya yanlış anlamalara hoşgörüyle bakılması gerekirken,
Sayın Bakan, tahrik eden, söylenmemesi gereken, psikolojiyi, şahsiyeti
dillendiren konuşmalar yapıyor. Bir sayın bakan, kınama uyarısında
bulunuyor. Sayın milletvekillerinin
neyi takdir edip alkışlayacağı, neye itiraz edeceği… Oturduğunuz
yerlerden müdahale etmelerinize saygı duymak gerekir ama bir sayın
milletvekilinin neyi alkışlayacağını, neyi alkışlamayacağını,
bir sayın bakan, buradan, kınama derecesinde teraziye koyup tartıp
ifade ederse bu faydalı değil. Yani ne yapalım? Muhalefet sıralarında
oturan insanların görevi, bu millet adına ülkeyi yönetmek yetki ve
sorumluluğunda olan, bunun için seçilen AKP İktidarını veya siyasi
iktidarı millet adına sorgulamak. Tabii ki iyileri yapacaksınız,
tabii ki güzelleri yapacaksınız. Daha iyisinin yapılmasını istemek,
hem milletin hakkı hem onların sözcüleri durumunda olan muhalefet
partisi milletvekillerinin hakkı. Bu sebeple, sayın
grup sözcülerinin, grup başkan vekillerinin, sayın milletvekillerimizin
hoşgörüyle davranarak, burada, muhalefet partilerine, muhalefet
partilerinin milletvekillerine laf atmalarını, Meclis yönetimine
müdahale etmelerini doğru bulmuyorum, kendileri açısından da
faydalı bulmuyorum. Burayı bir tartışma alanı hâline getirirsek
bundan en çok iktidar partisi zarar görür. Çünkü iktidar,
bu ülkeyi yönetmek sorumlusu, tüm olumsuzlukların sorumlusu olarak
kendini görmek durumunda. Bu sebeple,
ben, bugün, Sayın eski Sağlık Bakanımıza yapılan müdahaleyi, gerçekten,
çok haksız, sevimsiz, doğru bulmadım. Hem Sayın Bakanın hem Sayın
Grup Başkan Vekilinin bu müdahalesini doğru bulmuyorum. İç Tüzük
hepimizin önünde. Hatibe, burada konuşan hatibe, yalnız Meclis
Başkan Vekili müdahale edebilir, sözünü kesebilir, salondan çıkartabilir.
Meclis Başkan Vekiline müdahale etmek doğru olmamıştır. Temennim
şudur, suhuletle, sükûnet içerisinde ama özellikle hoşgörü içerisinde
birbirimize saygılı, eksiğimizi, yanlışımızı tamamlayarak bu
millete hizmet etmek mecburiyetindeyiz. Milliyetçi Hareket Partisi
olarak biz bu kanunların ülkemize hayırlı olduğunu, müspet oy vereceğimizi
her defasında söylüyoruz, ama burada konuşan her Milliyetçi Hareket
Partili milletvekiline eğer iktidar partisi sıralarından laf atılırsa…
Konuşma yirmi dakika, kendi takdiridir, yirmi bir dakika konuşabilir.
Buna müdahale edilirse bu doğru olmaz, bu haklı değil, bu sizin başarınız
açısından, sizin açınızdan faydalı olmaz. Bu temennilerimi
ifade etmek için söz aldım. Ümit ediyorum ki, bundan sonra, her birimiz
açısından… Ben, milletvekillerinin, oturduğu sıralardan hatibe
söz atmalarını çok olağan buluyorum, ölçüsü içerisinde, onu olağan
buluyorum. Ama, tahrik edici, suçlayıcı, kınayıcı…
Bir Sayın Bakanın “Aldığınız oy kadar konuşun.” demesi veya her defasında
22’nci Dönemi ortaya koyarak onunla kendilerini mukayese edip
“Biz bugün sizden daha iyiyiz.” demesi, bunlar doğru şeyler değil,
bunlar haklı değil. Eğer bir mukayese, bir muhasebe, bir karşılaştırma
yapılacaksa biz burayı, bu kürsüyü her defasında gelip AKP İktidarının
sorgulamasına, mahkeme mizanına çeviririz. Bu
doğru değil, bu hoş değil, bu size faydalı değil. Ülkemiz, milletimiz
bizden bunu istemiyor, çözüm istiyor. Çok formalite kanunları görüşüyoruz
burada, İç Tüzük ve Anayasa gereği görüşüyoruz. Yoksa
çok da önemli değil. Bunun için, bu hususları sizin dikkatinize
sunmak üzere söz aldım. Ben hepinize
saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şandır. NURETTİN CANİKLİ
(Giresun) – Sayın Başkan, madde üzerinde AK Parti Grubu adına Nurettin
Canikli olarak söz istiyorum. BAŞKAN – Üçüncü
söz Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. Buyurun Sayın Canikli. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar;
hepinizi saygıyla selamlıyorum. Önce şunu çok
net olarak ifade etmek istiyorum: Biraz önce Sayın Şandır’ın
burada tahrik etmeden, teenniyle ve bir uyum içerisinde bu çalışmaları
yapmamız gerektiği şeklindeki temennisine yüzde yüz katılıyorum.
Aksi bir görüşümüz olamaz zaten. Ancak, yani, burada tahrikler olmadığı
sürece de, biz iktidar partisi olarak, kesinlikle, hatta,
zaman zaman İç Tüzük’ün 66’ncı maddesi ihlal
edilerek dahi, konunun dışına çıkılsa bile, bir tahrik, çok aşırı
bir yanlış yönlendirme olmadığı takdirde kesinlikle müdahale etmiyoruz,
bugüne kadar da etmedik. Ancak, eğer bir konuşmacı -hangi partiye,
kime mensup olursa olsun, ister muhalefete ister iktidara- “Bakanınız
yalan söylüyor.” dediği anda, değerli arkadaşlar, buna müdahale
etmemek mümkün değil ve biz o zaman müdahale ettik. Bakın, biraz önce
Sayın Tütüncü görüştü, konuştu. O da eleştirdi. Doğaldır; muhalefet
eleştirecek, muhalefet bardağın kesinlikle boş tarafını görecek,
dolu tarafını görmesine gerek yok, istemiyoruz. Görevidir, ona
hiçbir itirazımız yok. Eleştirecek, eleştirecek, eleştirecek… Hiçbir
itirazımız yok. Ona saygı duyuyoruz. Ama, tek
beklentimiz, samimi olarak tek beklentimiz, bir anlayış içerisinde,
hakaret etmeden, tahrik etmeden, bir arkadaşımız geliyor, gruba
“Sizin Bakanınız doğruları söylemiyor.” diyor. Sayın Şandır, buna
tepki göstermemek mümkün mü Allah aşkına? Yoksa,
dese ki: “Ya, o rakamlar öyle değil, bu rakamlar böyledir. Siz eksik
yaptınız, yanlış yaptınız. Şundan dolayı…” Buna en ufak bir müdahalemiz
olamaz ama saygı duyarız, öneriniz olursa da müteşekkir oluruz. Bu
ülke hepimizin ve hepimiz de samimiyetle, iyi niyetle çalışıyoruz.
Yöntemlerimiz farklı olabilir, düşüncelerimiz farklı olabilir.
Zaten bu da işin doğasında var. Ama, istiyoruz
ki… OKTAY VURAL
(İzmir) – Sizin bakanınız yapıyor. NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bizden tahrik kesinlikle gelmez. Geldiği zaman da zaten
siz gereğini yapıyorsunuz. Dolayısıyla, bizim burada muhalefetin
ne eleştirisine ne de konuşmasına müdahale etmek ya da hoşgörmemek gibi bir hakkımız olamaz, böyle bir anlayışımız,
böyle bir tavrımız, beklentimiz olamaz. İkinci konu… MEHMET ŞANDIR
(Mersin) – Kendi bakanlarınıza da söyleyin lütfen. NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Bu, tabii, herkes için geçerli, ama konumuzla ilgili olduğu
için, biraz önceki -isim zikretmek istemiyorum- sayın konuşmacının
bu ifadeleri üzerine ben doğal olarak, o müdahaleyi zorunlu olarak
yapmak durumunda kaldım. Yani, çıkacak buradan bir konuşmacı, haksız
olarak ayrıca, Sayın Bakanımıza ya da bir başka arkadaşımıza,
fark etmez, “Siz yalan konuşuyorsunuz.” diyecek… HÜSEYİN ÜNSAL
(Amasya) – “Yalan söylüyor” demedik. NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Sizin için demiyorum efendim, sizin için demiyorum. Sizinle
ilgisi yok. Hayır, hayır, sizinle ilgisi yok. BAŞKAN – Sayın Canikli, lütfen, Genel Kurula hitap edin. HÜSEYİN ÜNSAL
(Amasya) – “Doğruyu söylemiyor” dedik. BAŞKAN – Sayın
Ünsal. NURETTİN CANİKLİ
(Devamla) – Dolayısıyla, ikinci konuya gelince: Bakın, bu komisyon
çalışmalarında -siz de tecrübelisiniz- herkes çok iyi bilir ki grup
başkan vekilleri Sayın Başkana müdahale değil, hatırlatma çerçevesinde
ve o anda özellikle tüzük dışında bir durum söz konusuysa, tüzüğün
ihlali söz konusuysa, öyle bir kanaat varsa, bu tüzüğün ihlalinin
ortadan kaldırılması çerçevesinde, sadece bu çerçevede Sayın
Başkana, tabii ki saygı içerisinde ve makul bir üslup içerisinde bunu
hatırlatmaktır, bizim yaptığımız odur biraz önce. Sayın Başkana, İç Tüzük’ün 66’ncı maddesinin uygulanması,
yani gündeme gelmesi, konuya gelmesi… Çünkü,
çok net olarak burada belirtilmiş, kurallar konulmuş. Bu kurallara zaman zaman ihlallerin
olabileceğini kabul ediyorum, katılıyorum, anlayışla da karşılanması
gerektiğine de samimi olarak inanıyorum, ancak bu teamül hâline
gelirse, tahrik edici şekilde kullanılırsa, kötüye kullanılırsa
o zaman sizin de müdahale hakkınız doğar, bizim de müdahale hakkımız
doğar, daha doğrusu bir hakkın yerine getirilmesini talep etme
hakkımız doğar ve biz de onu yapıyoruz Sayın Şandır, başka bir şey yapmıyoruz.
Ne yetkimizi aşıyoruz ne de Sayın Başkanın buradaki yönetimine
en ufak bir müdahale aklımızın ucundan bile geçmez. Öyle bir hakkımızın
olmadığını biz biliyoruz. Öyle bir şey olamaz. Bütün başkanlarımız
için geçerli. Dolayısıyla, olayları bu şekilde değerlendirmemiz
gerekiyor. Bu 22’nci Dönem
konusunu aslında program görüşmelerinde bahsetmiştim. 22’nci Dönem,
bir dönemin bittiği dönem için değil, dönem olduğu için değil, AK Partinin
iktidara geldiği dönemin başlangıcı olduğu için doğal olarak…
Eğer dinamik bir tahlil, analiz yapıyorsanız, rakamları iki dönem
arasında karşılaştırıyorsanız, doğal olarak bir aralık arasında
bir değerlendirme yapılması gerekiyor. En rasyonel aralık da nedir?
O partinin, o iktidarın iktidar olduğu tarih ile o andaki tarih
arasındaki gelişmeleri rakamlarla değerlendirmektir. Biz 22’nci
Dönem ifadesini bu şekilde kullanıyoruz Sayın Şandır, başka hiçbir
amacımız yok. Gerektiği zaman konuşulur burada, değerlendiririz.
Teknik anlamda, bilimsel anlamda çalışmalar, tartışmalar yapılırken
onları da konuşuruz ama… Yani burada kesinlikle bir art niyet yok.
Doğal olarak yani
ne yapacak bir bakanımız ya da bizler bir değerlendirme yaparken? 21’inci
Dönemi karşılaştıramayız, çünkü biz iktidara 22’nci Dönemden sonra
geldik, yani 22’nci Dönemin bitiminde geldik daha doğrusu… Pardon,
21’inci dönemin sonunda geldik. Doğal olarak o tarihi, 2002 tarihini
alacağız. 2002 tarihi, AK Partinin iktidara geldiği tarih olduğu
için alıyoruz. Tekrar söylüyorum, bir başka partinin bitiş tarihi
olduğu için ya da bir başka iktidarın, bir başka hükûmetin
bitiş tarihi olduğu için almıyorum. Bunlar da samimi, kesin, net düşüncelerimizdir. Biz de, bu Sayın
Şandır’ın söylediği mutabakata uyuyoruz,
kesinlikle maddeler üzerinde konuşmuyoruz ve bundan sonra da bu mutabakata
uyacağız. Hayırlı olmasını
diliyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Canikli. Madde üzerinde
görüşmeler tamamlanmıştır. 1’inci maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. 2’nci maddeyi
okutuyorum: MADDE 2.- Bu Kanun
yayımı tarihinde yürürlüğe girer. BAŞKAN – Madde
üzerinde söz isteyen? Yok. Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir. 3’üncü maddeyi
okutuyorum: MADDE 3.- Bu Kanun
hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür. BAŞKAN – Madde
üzerinde söz isteyen? Yok. Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Tasarının tümü
açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın
elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum:
Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Oylama için 3
dakika süre vereceğim. Oylamayı başlatıyorum. (Elektronik cihazla
oylama yapıldı) BAŞKAN – Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Fas Krallığı Hükümeti Arasında Sağlık
Alanında İşbirliğine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu
Hakkında Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu açıklıyorum: Kullanılan oy
sayısı : 301 Kabul : 301 (x) Tasarı kabul
edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olsun. 3’üncü sırada
yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı
Hükümeti Arasında Güvenlik, Uyuşturucu ve Psikotrop
Maddelerle Mücadele Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun
görüşmelerine başlayacağız. 3.-
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti
Arasında Güvenlik, Uyuşturucu ve Psikotrop
Maddelerle Mücadele Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu
(1/308) (S. Sayısı: 12) (xx) BAŞKAN – Komisyon?
Burada. Hükûmet? Burada. Komisyon raporu
12 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır. Tasarının tümü
üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mehmet Şahin, Malatya
Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Hasan Özdemir,
Gaziantep Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ahmet
Ersin, İzmir Milletvekili, söz istemişlerdir. İlk söz, Adalet
ve Kalkınma Partisi Grubu adına Mehmet Şahin, Malatya Milletvekili. Buyurun Sayın
Şahin. (AK Parti sıralarından alkışlar) AK PARTİ GRUBU
ADINA MEHMET ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Bu vesileyle
70 milyon vatandaşımızın yüreğini yakan menfur terör saldırılarında
şehit olan şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve
milletimize sabırlar diliyor, taziyetlerimi arz ediyorum. 12 sıra sayılı
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti
Arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun
Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında AK Parti Grubu adına görüşlerimizi
arz etmek için huzurunuzdayım. Türkiye, malumları
olduğu üzere, bütün dünyada saygınlığını, vazgeçilmezliğini artıran
bir ülke olarak her geçen gün daha çok önem kazanmaktadır. Bir tarafta Avrupa Birliğine tam üyelik müzakerelerini
yürütmekte, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine geçici üyelik
için aktif bir dış politika sürdürmekte, komşu ülkelerle dostluk temelinde
siyasi ve ekonomik ilişkilerini, millî menfaatlerimizi en üst düzeyde
tutarak derinleştirmekte olan Türkiye, sadece kendi halkı için değil,
barış ve adalete hasret kalan, güvenlik sorunları yaşayan komşularımız
için de büyük bir önem arz etmektedir. AK Parti İktidarımızın
3 Kasım 2003 seçimlerinden bu yana yürüttüğü çok boyutlu, aktif ve
derinlikli dış politikamız, bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi
Orta Doğu, İslam ülkeleri ve Orta Asya Türk cumhuriyetleri tarafından
da çok büyük bir alakayla ve dikkatle izlenmektedir. Başbakanımız
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde
büyük bir dinamizm kazanan siyasi ve ekonomik ilişkilerimiz Türkiye’ye
karşı tarihî ön yargıları kırmakta, rasyonel bir zeminde millî çıkarlarımıza
ve tarihî rolümüze uygun bir diyalog ve iletişim zemini hazırlamaktadır.
Bugün iftiharla söyleyebiliyoruz ki hiçbir dünya ülkesini ihmal
etmeden bütün dünya devletleriyle ilişkilerimiz en saygın bir düzeye
çıkmıştır ve yine gururla ifade edebiliriz ki artık Türkiye’nin
dünyayla ilişkileri eskiden olduğu gibi karşılıklı ön yargılarla,
hamasi sözlerle, dar çerçevedeki diplomatik temaslarla, sembolik
düzeydeki ziyaretlerle yürümüyor. Artık Türkiye sadece kendisi
için değil, bütün dünyanın barışı için, özellikle Orta Doğu’nun barışı
için bir anahtar konumuna yükselmiştir ve dünyadaki itibarı her geçen gün
daha yükselmektedir. Bir yandan Avrupa Birliğine
tam üyelik sürecini yürüten, bir yandan medeniyetler ittifakı projesiyle
dünya barışının öncülüğünü yapan, öte yandan bölgesel güvenlik sorunlarının
barışçı yollarla çözümü için kriz noktalarında aktif rol alan ve bir
yandan ekonomik ilişkilerini sağlam bir zeminde geliştiren ülkemiz
bugüne kadar hiç olmadığı düzeyde dünyanın gündeminde yer almıştır.
Elbette içeride büyümenin, kalkınmanın, siyasi istikrarın
ve güvenin dışarıya yansıması sadece ekonomik kazanımlarda, sadece
dış ticaret hacmindeki gelişmelerde görülmüyor, Türkiye’nin sözünün
ağırlığı bugün Amerika’dan Suudi Arabistan’a, Rusya’dan Avrupa
Birliği ülkelerine kadar artmıştır. Bu, tartışılmayacak kadar
açık ve net bir durumdur. Bu noktada Türkiye, terörle mücadele dahil, bütün uluslararası ilişkilerini aklıselimle,
mantıkla ve öz güvenle derinleştirmek zorundadır. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; küreselleşen dünyada toplumlar birbirinin
kaderiyle doğrudan ilgili hale gelmiştir. Bugün insanlığın en temel
kaygısı güvenlik sorunudur. Şiddetsiz, savaşsız bir dünya için yeniden
karşılıklı güven zemininin oluşması elzemdir bütün dünyada. Bugünün
dünyasında artık, en gelişmiş ülkeler dahil
hiçbir ülke güvenlik konusunda tek başına gayret göstererek nihai
sonuç elde etme imkânına sahip değildir. Ülkelere yönelik dahili ve harici tehditler ne yazık ki artık uluslararası
bir boyut kazanmıştır. Sorunlar hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun ve
hiçbir topluluğun tek başına mücadele ederek çözemeyeceği kadar
girift bir hal almıştır. Şunun altını
çizmek istiyorum: Biz, Türkiye olarak, başta komşularımız olmak
üzere, başta bölgemizdeki dost ve kardeş ülkeler olmak üzere ilişkilerimizi
çok boyutlu ve sağlıklı olarak geliştirmenin, ilerletmenin çabası
içindeyiz. Hiç şüphesiz, bizim, komşularımızla sayılamayacak kadar
çok ortak noktamız ve kopmaz bağlarımız vardır. Bir kere aynı kültürü,
aynı kültürel mirası, müşterek bir tarihi ve müşterek hatıraları
ve ortak manevi değerleri paylaşıyoruz. Ancak, bu ortaklıklarımızı
dünyadaki yeni gelişmeler çerçevesinde artırmak, çeşitlendirmek,
ilerletmek, geliştirmek gibi bir zorunluluğumuz da var. Güvenlik
konusunda dost ve kardeş Suudi Arabistan’la ortak olarak gerçekleştireceğimiz
bu anlaşma son derece önemlidir. Bölgenin iki güçlü ülkesi olarak
çevremizde barışı, huzuru, istikrarı tesis etmek, bölgemizi refaha
kavuşturmak konusunda daha çok iş birliği ve daha çok yardımlaşma
içinde bulunmak zorundayız. Bu noktada, özellikle bugün Batı dünyasında
bir paranoya hâlini almış olan “İslami fobia”
yanlış algısıyla mücadelede ortak olarak yapacağımız çok sayıda
girişimin var olduğunu da kabul etmek zorundayız. Barış, adalet ve
güvenlik için her iki ülkenin yapacağı iş birliği inanıyorum ki mevcut
yanlış anlamaları ortadan kaldıracak, evrensel barışa ve adalet
arayışlarına büyük katkılar sağlayacaktır. Yine, iki ülkenin
güvenlik konusunda atacağı ortak adımlar da bölgemizde cereyan
eden hadiselerin çözümü adına bölge huzuruna önemli katkılar sağlayacaktır.
Terörün her türlüsüne, insan hayatına kasteden her türlü girişime,
ülkelerin istikrarına yönelen her türlü tehdide karşı kararlı ve
birlikte bir duruş sergilemek gibi bir sorumluluğumuz vardır. Zaten
yüce Meclisimizin iktidarıyla ve muhalefetiyle birlikte son tezkereye
verdiği destek de bunu apaçık göstermiştir. Bu vesileyle, katkıda
bulunan herkese teşekkürlerimi bildirmek istiyorum. Küreselleşmenin
küresel terörle birlikte anılır hâle geldiği bir dünyada artık “Bana
dokunmayan yılan bin yaşasın.” tarzı bir yaklaşım içinde olmamız
mümkün değildir. Keza, komşularımızla ilişkilerimizde stratejik
yerimiz ve tarihî rolümüzle övünerek de ilişkilerimizi gerçek ihtiyaçlarımıza
cevap verecek düzeye getirmemiz mümkün değildir. İnanıyorum ki
bölgesel güvenliğimiz için, insani değerleri yok etmek isteyen ve
esasında birbiriyle irtibatlı olan uyuşturucu gibi, terör gibi belalarla
mücadelede ülkemizin Suudi Arabistan’la imzalaması gereken
Güvenlik İşbirliği Anlaşması çok önem arz etmektedir. Değerli Başkan,
değerli milletvekilleri; şuraya dikkatinizi çekmek istiyorum:
Türkiye’nin 2002 yılında toplam dış ticaret hacmi 100 milyar doları
aşmazken, geçen yıl dış ticaret hacmimiz 200 milyar dolar seviyesini
aşmıştır. 2002 yılında sadece 36 milyar dolar olan ihracatımız, bu
yıl on iki aylık dönemde 100 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. Türkiye'nin ihracat
yaptığı, ithalat yaptığı ülkeler içinde Suudi Arabistan da önemli
bir yere sahiptir. Bakınız, sadece 2007’nin Ocak-Ağustos döneminde
Suudi Arabistan’a yaptığımız ihracat, geçen yılın aynı dönemine
göre yüzde 61 oranında artış göstermiştir. Geçen yıl Ocak-Ağustos döneminde
610 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirmişken, bu yıl aynı dönemde
1 milyar dolar seviyesine yaklaşmış bulunmaktadır bu rakam. Suudi
Arabistan’la ortak dış ticaretimiz, özellikle son beş yıl içinde
kayda değer bir artış göstermiş ve 2,5 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.
Her ne kadar dış
ticaretimiz hızlı bir artış eğilimi göstermiş olsa da bu ülkeyle
olan imkân ve potansiyellerimiz olarak bu miktarın 10 milyara, hatta
50 milyar dolara ulaşması mümkündür ve bu hedef en kısa zamanda yakalanmalıdır.
İki ülkenin ticarette
gerçekleştireceği iş birliği bir taraftan bölge ülkelerine örnek
teşkil edecek, bir taraftan da bölgenin istikrarına, huzuruna, güvenine,
insanların maddi ve manevi sağlığına önemli katkılar sağlayacaktır.
Biz, sadece iki
ülke arasındaki ilişkilerin değil, bölgedeki tüm ülkelerin bu tür
iş birliği içine girmelerini arzu ediyoruz. Zira,
bölgemizde barışa, istikrara, huzura giden yol iş birliğinden geçmektedir.
Suudi Arabistan
ile ülkemiz arasındaki Güvenlik İşbirliği Anlaşması’nın kabulünün
gereğini dikkatlerinize arz eder, AK Parti Grubu adına yüce Meclisi
saygıyla selamlarım. (AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Şahin. Şimdi, Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Hasan Özdemir.
Söz sırası sizde,
buyurun Sayın Özdemir. (MHP sıralarından alkışlar) MHP GRUBU ADINA
HASAN ÖZDEMİR (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti
Arasında Güvenlik, Uyuşturucu ve Psikotrop
Maddelerle Mücadele Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının
Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili olarak Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum. Konuşmama başlamadan
önce, bölücü terör örgütünün hunharca eylemleri sonucunda şehit
olan askerlerimize, polislerimize, vatandaşlarımıza, köy korucularımıza
Allah’tan rahmet, yakınlarına ve yüce milletimize başsağlığı,
yaralılara acil şifalar diliyorum ve bu hain saldırıları şiddetle
kınıyorum. Kaçırılan Mehmetçiklerimizin yerleri acilen tespit
edilerek silahlı bir operasyonla mutlaka kurtarılmalıdır. Kaçıran
teröristlere ve Barzani’ye gerekli dersi acilen verilmelidir. Başkenti Riyad olan Suudi Arabistan Krallığı, Arabistan Yarımadası’nın
en büyük ülkesidir. Resmî dili Arapça, para birimi Suudi Arabistan
Riyali olan ülkenin nüfusu 2006 rakamlarına göre 25,3 milyondur.
Ülkenin 2000 yılı verilerine göre millî geliri 349 milyar dolar
olup kişi başına millî geliri ise 13.794 dolardır. En önemli kentleri
Riyad, Cidde, Damman,
Mekke ve Medine’dir. Yeryüzündeki
ispatlanmış petrol rezervlerinin yüzde 26’sına sahip olan ülkenin
ekonomisinin büyük kısmı petrole dayalı ve hac gelirleri de ülke
ekonomisi için önemli bir gelir kaynağıdır. 2005 yılı verilerine
göre 2 milyon hacı hac mevsiminde kutsal şehirleri ziyaret etmiştir.
En büyük petrol ihracatçısı olan ülke, aynı zamanda OPEC’te lider konumunda bulunmaktadır ve Suudi
Arabistan Krallığı ülkemizle dost bir ülkedir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; ben Suudi Arabistan Krallığı ile yapılacak
bu anlaşmayla ilgili uzun müddet Terörle Mücadele Müdürlüğü ve
uzun müddet narkotik büro amirlikleri yapan bir kamu görevlisi olarak
sizlere Türkiye’deki uyuşturucu ve dünyadaki uyuşturucu konusunda
geniş bir bilgi arz etmek istiyorum. Ülkemiz, örgütlü
suç, uyuşturucu maddeler ve kara parayla mücadele konusunda çeşitli
uluslararası anlaşmalara taraf olmakta ve bu konuda uluslararası
kuruluşlarla iş birliği yaparak ulusal boyutlarda ulaştığımız
strateji ve hareket politikalarını evrensel boyutlara ulaştırmaktadır.
Zira, bu konular artık ülke sorunu olmaktan
çıkmış, bölgesel ve uluslararası suç türlerine dönüşmüştür. Uluslararası
bağlantılı olan bu suçlarla mücadelenin de yine uluslararası yapılması
zorunlu olup çeşitli ülkelerdeki farklı mücadelelerin koordinasyonu,
mevzuatın uyumu, karşılıklı bilgi ve teknoloji alışverişi, ortak
veri tabanından faydalanılması, suç örgütlerinin faaliyetleri
hakkında önceden bilgi edinilmesi gibi avantajlar sağlanarak daha
etkin bir mücadele yürütülmelidir. Ülkemizdeki
ve uluslararası tecrübeler, organize suç ve bilhassa terör örgütlerinin
en büyük gelir kaynaklarının uyuşturucu madde ticaretinden elde
edildiği, bu paranın daha sonra çeşitli yöntemlerle aklanarak yasal
sisteme sokulduğu, bu örgütlerin her türlü yasa dışı faaliyetlerinin
finansmanı ve silah temini için kullanıldığı görülmektedir. Bu nedenle,
uyuşturucu madde ticareti ve kara para aklamayla mücadele sadece
sağlık ve mali sistemle ilgili olmayıp ülke güvenliğinin sağlanmasıyla
ilgili de son derece önemlidir. Değerli milletvekilleri,
incelediğimiz zaman görüyoruz ki, son zamanlarda şehirlerdeki
kapkaç, hırsızlık, gasp gibi olayların organize şekilde yapıldığını
görüyoruz ve organize şekilde yapılan bu hareketlerin de büyük bir çapta
PKK terör örgütünün faaliyetleri olduğunu değerlendiriyoruz.
Ve aynı zamanda, yine, ülkemizde son zamanlarda uyuşturucu kullanımı
hızlanmış durumdadır. Uluslararası boyutta birçok, kilolarca
uyuşturucu yakalanmasına rağmen, yurt içindeki küçük tüketimlerin…
Mutlaka bunlarla ilgilenilmesinde yarar vardır diye değerlendiriyorum.
Yine bunlar da terör örgütleri tarafından kullanılmaktadır. Öte yandan, Milliyetçi
Hareket Partisinin terörle mücadele stratejisi, topyekûn mücadele
ve terörü destekleyen kaynakların kurutulmasına dayanmaktadır.
Bu nedenle, terörün en önemli mali kaynaklarından olan uyuşturucu
ticareti ve uyuşturucu kullanımının önlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. Uyuşturucu madde
bağımlılığı diğer suçların da kaynağını oluşturmaktadır. Uyuşturucu
temin etmek için gerekli parayı bulmak zorunda kalan gençlerimiz,
başka suçlara da itilmektedir. Uyuşturucu kullanımından dolayı
Türk toplumunun temeli olan aile kurumu dağılma tehdidi altındadır.
Ahlaki, manevi zaaflara yol açan uyuşturucu madde, millî değerlerimizi
erozyona uğratmaktadır. Uyuşturucuya
başlamanın nedeni, genellikle insanların içinde bulunduğu mutsuzluk
hâli ve sorunlardan kurtulma ihtiyacıdır. Vatandaşımızın, özellikle
gençlerimizin sürekli gelecek kaygısı içinde yaşatıldığı, sosyal
ve toplumsal eşitsizliklerin aşırı boyutta olduğu bu iktidar döneminde,
okullardaki derslerde verilen uyuşturucu karşıtı öğüt ve el ilanlarıyla
meselenin çözülemeyeceği ortadadır. Sağlıklı bir toplumun temeli
mutlu bir aile ve bireylerdir. Vatandaşlarımızın
kömüre ve zahireye muhtaç bırakıldığı günümüz koşullarında, bu
şartlar ortadan kaldırılmadıkça, uyuşturucu ve suç ile mücadelede
başarı sağlanamayacağı ortadadır. Bu nedenle, madde ve suçla mücadelenin
temel şartı, toplumsal refahın, belirli zümrelerin tekelinden alınıp
topluma yaygınlaştırılmasıdır. Değerli milletvekilleri,
günümüzde iktidarın sokaktaki suç ile mücadelesinin çok yetersiz
olduğuna defalarca değindik. Tinercilerle, kapkaççılarla baş
edemeyen, dönemlerinde, başta bölücü terör örgütü olmak üzere,
hırsızlık, gasp ve şiddet olayları dramatik olarak artan iktidarın,
yurt içinde perakende uyuşturucu dağılımında da başarı sağlayamadığı
ortadadır. Geleceğimizin
biricik temeli olan gençlerimizin uyuşturucu belasından uzak tutulması
en acil görevlerimizden biridir. Çağımızda, ulusal
ve uluslararası bağlantılı, özellikle uyuşturucu ve psikotrop maddeler ile mali suçlar ve silah kaçakçılığı
başta olmak üzere, yasa dışı haksız kazanç ve yüksek menfaat sağlayan
ve genelde teşekkül hâline getirmek suretiyle işlenen organize
suçlar, organize suç örgütlerinin en büyük gelir kaynağı olmakla
birlikte, toplumun barış ve huzurunu bozmakta, kamu otoritesini
ciddi şekilde bozmaktadır. Türkiye, güvenlik,
uyuşturucu ve psikotrop maddeler ile mücadelesini,
dört ayrı operasyonel birim olan, polis, jandarma,
sahil güvenlik ve gümrük muhafaza marifetiyle yürütmektedir. Bu
maddelerle çok daha iyi mücadele yapabilmek için, bu operasyonel birimler arasında gerekli koordinasyon,
iş birliği ve bilgi değişiminin daha iyi olması gerekir. Türkiye
ulusal mücadele stratejisi, uyuşturucu kaynaklarının ve talebinin
azaltılması, tedavi ve rehabilitasyon, uyuşturucuyla
ilgili suçlar, ulusal ve uluslararası koordinasyon, uluslararası
iş birliği, bilgi toplama ve değerlendirme, bilimsel araştırma ve
geliştirme, proaktif metotlar gibi unsurları
bünyesinde taşımakta olup, başta Emniyet Genel Müdürlüğü olmak
üzere tüm ulusal kuruluşlarca özenle uygulanmalıdır. Ülkemiz, uyuşturucuyla mücadelede teknolojinin sağlamış
olduğu teknik imkânlar, analiz programları, kontrollü teslimat uygulamaları,
gizli soruşturma yöntemleri gibi polisiye teknik ve taktikleri
sonuna kadar kullanmalı ve yıllardan beri elindeki tüm kaynakları
bu yönde harcamak suretiyle tüm insanlık âleminin başına en büyük
bela olan uyuşturucu madde kaçakçılığına karşı daha kararlı bir
mücadele sürdürmelidir. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; özellikle ülkemiz gençliğini zehirleyen,
uyuşturucu kullanımına yönelen ülke içi uyuşturucu şebekelerine
karşı daha etkin bir mücadele için başta Ankara ve İstanbul illerinde
esrar ve kokain bürosu ile sentetikler ve kontrole tabi kimyasal
bürosu tesis edilme yoluna gidilmiş ise de ülke içindeki iç tüketimle
ilgili mücadele yeterli görülmemektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de uyuşturucu kullanan
gençlerimizin yaşları, maalesef, ilköğretim seviyelerine kadar
düşmüş durumdadır. Uyuşturucunun toplu ticaretinin önlenmesi kadar
ve hatta daha fazla gençlerimizin uyuşturucuya alıştırılarak birer
bağımlı hâline getirilmesinin engellenmesi zorunludur. Değerli Başkan,
sayın milletvekilleri; on yıla yakın narkotikte çalışan bir insan
olarak şunu gördüm: Uyuşturucuya başlayan insanlardan doğru dürüst
tedavi edilen, normal hayata dönen hemen hemen
hiçbirini görmedim. Onun için büyük bir tehdittir, bununla iktidar-muhalefet
hepimiz çok kararlı bir şekilde mücadele etmemiz gerekiyor. Zira
gençlerimizin ve toplumun korunması için, iç piyasa ve perakende
satışlarda, bir gram dahi olsa, sıfır toleransla takip ve mücadele
esas olmalıdır. Meslek hayatımda uzun yıllar sokakta uyuşturucuyla
bilfiil amansız mücadele etmekten masa başında bu operasyonları
planlamaya kadar görev yapmış biri olarak edindiğim tecrübe; uyuşturucuya,
daha doğrusu maddeye başlamamanın önemli olduğu, kullanıp bırakmanın
çok zor ve pahalı bir süreç olduğu, en büyük tahribatı ise beyinde
ve ruh sağlığında meydana getirdiği. Bunun için mücadelenin inanarak
yapılması gerekmektedir. Başta büyük şehirlerimiz
ve sahil şehirlerimiz olmak üzere, extacy ve captagon gibi sentetik uyuşturucular ile diğer
uyuşturucu ve psikotrop maddelerin okul çevrelerinde,
tatil mekânlarında, disko ve bar gibi eğlence yerlerinde perakende
satışlarını önleyici tedbirler daha da artırılarak, uyuşturucu
satıcılarının ve bağımlı oldukları örgütlerin çökertilmesi
için gerektiğinde diğer kurumlarla ve uluslararası iş birliği yapılarak
büyük bir hassasiyetle çalışmalar yoğunlaştırılmalıdır. Değerli milletvekilleri,
dünya yasa dışı afyon üretiminin yüzde 85’lik kısmını karşılayan
Afganistan’da 2005 yılında 104 bin hektar alanda yasa dışı haşhaş
ekimi yapılıp 4.100 ton yasa dışı afyon üretilirken, 2006 yılında
2005 yılına göre yüzde 59’luk bir artımla 165 bin hektar alanda yasa
dışı haşhaş ekimi yapılıp, yüzde 49’luk bir artmayla, 6.100 ton yasa
dışı afyon üretilmiştir. Uluslararası
raporlara baktığımız zaman, Afganistan’dan, afyonun ham madde ve
baz morfin ihracının yerine gittikçe artan
bir şekilde eroin sevkiyatının yapıldığı görülmektedir.
Bu ülkelerde eroin üretimi için gerekli kimyasalların girişinde
bir artış olduğu görülmektedir. Afganistan kaynaklı afyon ve türevi
uyuşturucu maddeler, İran, Türkiye, Balkan ülkeleri üzerinden Tacikistan,
Özbekistan, Kazakistan, Rusya, Doğu Avrupa ana güzergâhı üzerinden
Batı Avrupa’ya ulaşmaktadır. Ayrıca, Pakistan üzerinden deniz yoluy Türkiye'nin bulunduğu
coğrafyada meydana gelen uyuşturucu madde kaçakçılıkları olaylarına
baktığımızda, özellikle Afganistan kaynaklı afyon ve türevi uyuşturucu
maddeler doğudan batıya, Batı ve Doğu Avrupa kaynaklı extacy ve captagon gibi sentetik
uyuşturucu maddelerin ve uyuşturucu üretiminde kullanılan kimyasal
maddelerin ise batıdan doğuya kaçakçılığı yapılmaktadır. Afyon
ve türevi uyuşturucu maddelerin üretildiği Güneybatı Asya’yla
bu uyuşturucu maddelerin tüketildiği Avrupa ülkeleri arasında
kalan ülkemizde yakalanan afyon ve türevi uyuşturucu maddelerin
hemen hemen hepsi Avrupa ülkelerine gitmektedir. Şimdi, burada
Suudi Arabistan Krallığı ile yapılan bu anlaşmanın Suudi Arabistan
yönüyle ilgili şöyle bir önemi var: Genellikle Suudi Arabistan’a
captagon ve extacy gibi
maddeler gitmektedir. Bunlar kimyasal maddelerdir ve sentetik uyuşturuculardır.
Bu sentetik uyuşturucularla ilgili Suudi Arabistan’da büyük bir
talep vardır ve bizim ülkemiz üzerinden de gittiği bilinmektedir.
Bu itibarla, uyuşturucu maddelere karşı talep olduğu sürece uyuşturucu
arzının olacağı da bilinmelidir. Uluslararası
alanda ısrarla üzerinde durulan ve ülke olarak da uyuşturucuyla mücadele
stratejilerimiz arasında yer alan diğer bir unsur da uluslararası
iş birliğidir. Uluslararası iş birliği faaliyetlerimiz, bilgi
paylaşımı, operasyonel iş birliği ve kontrollü
teslimat uygulamaları şeklinde gerçekleşmektedir. Uyuşturucu
trafiğinin tüm unsurlarıyla birlikte deşifre edilerek çökertilmesi
için, bütün ülkelerin ve uluslararası kuruluşların, her türlü siyasi
kaygıdan uzak bir şekilde suç organizasyonlarının üzerine yoğunlaşması
gerekmektedir. Değerli milletvekilleri,
ayrıca, uyuşturucuyla mücadelede bir an evvel yapılması gerekenler
şunlardır diye değerlendirebilirim: Gerek uyuşturucu
ticaretiyle ilgili mücadele gerekse kullanımına karşı mücadelede
toplum sağlığının korunmasını sağlamak. Eğitim ve bilgilendirme
kampanyaları yoluyla farkındalığı artırmak.
Bağımlılık yapan
maddelerin kaçakçılığıyla mücadele için daha etkin bir mücadele
yürütmek. Uyuşturucuyla
ilgili mücadelenin toplumca topyekûn ve yaygın bir şekilde yapılmasını
sağlamak. Uyuşturucuyla
mücadeleye yönelik eylem ve etkinliklerin sonuçlarının değerlendirilerek
gerekli politika değişikliklerini gerçekleştirmek. Mücadele konusunda
uluslararası iş birliği yapmak. Aileleri uyuşturucu
konusunda bilgilendirmek ve sorunlu olan ailelere maddi ve manevi
destek sağlamak. İl bazında uyuşturucuyla
mücadele için eylem planları geliştirerek uygulamalarını sağlamak. Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; bu çerçevede Türkiye, birçok uluslararası
kuruluşa üye olurken dünyada pek çok ülkeyle karşılıklı güvenlik
ve iş birliği anlaşmaları imzalamaktadır. Bu çerçevede
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti
Arasında Güvenlik, Uyuşturucu ve Psikotrop
Maddelerle Mücadele Alanında İşbirliği Anlaşması’nın her ülke
için büyük faydalar sağlayacağı kanaatiyle, Milliyetçi Hareket
Partisi Grubu olarak, insanlığa karşı işlenen bu tür suçlarla ortak
mücadele etme iradesini desteklediğimizi ve olumlu oy vereceğimizi
bildirir, konuşmama son verirken 23’üncü Yasama Döneminin devletimize
ve milletimize hayırlı olması temennisiyle yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (MHP ve AK Parti sıralarından alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Özdemir. Üçüncü söz, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Ahmet Ersin’in, İzmir Milletvekili. Buyurun Sayın
Ersin. (CHP sıralarından alkışlar) CHP GRUBU ADINA
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti ile Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti arasında,
genel olarak güvenlik ve iş birliği anlaşmasının onaylanmasına
ilişkin kanun tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini
sunmak üzere söz aldım, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. Değerli arkadaşlarım,
uyuşturucu, bütün dünyanın olduğu gibi, Türkiye’nin de önemli hem
de çok önemli bir sorunu. Bütün dünya ülkeleri illegal yoldan üretilen
uyuşturuculara karşı mücadele yürütürken, elbette ki Türkiye
de, bu mücadele içinde yerini almakta ve ülkemizde üretilen ya da
ülkemizden transit geçiş yapan bu uyuşturucu kaçakçılığına karşı
gerekli mücadeleyi emniyet güçleri vasıtasıyla yürütmektedir.
Değerli arkadaşlarım,
Birleşmiş Milletler tarafından piyasa fiyatları göz önünde tutularak
yapılan tahminlere göre, dünyada uyuşturucu trafiğinden elde edilen
ciro, üretim aşamasında 13 milyar dolar, toptan satış aşamasında 94
milyar dolar ve perakende satış aşamasında 322 milyar dolar olmak
üzere toplam 429 milyar dolarlık bir seviyeye ulaşmıştır ve bu miktar,
dünyadaki 184 ülkeden 163’ünün millî gelirinden de yüksektir. Üstelik, kara para olarak adlandırılan bu gelirlerin kayıt altına
alınamadığı, vergilendirilemediği ve dolayısıyla, bu kaynağın,
yine uyuşturucu, organize ve terör suçlarında kullanıldığı bilinmektedir. Değerli milletvekilleri,
Türkiye, uyuşturucu trafiğinde, birkaç yıl öncesine kadar sadece
transit bir ülkeydi. Benden önce konuşan değerli milletvekili biraz
bahsetti, dünya afyon üretiminin yüzde 80’den fazlası, hatta yüzde
85 civarında üretimi sadece Afganistan’da vardır ve bir miktar
da, geçtiğimiz günlerde din adamlarının diktatörlüğe karşı yürüyüş
yaptığı, isyan ettiği Myanmar’da da bir miktar
afyon üretimi vardır ve işte eroinin hammaddesi olan afyon yüzde
100’e yakın bölümüyle Afganistan, Myanmar ve
Vietnam gibi Güneydoğu Asya ülkelerinde üretiliyor ve üretilen
bu afyon maddesi, Türkiye üzerinden, özellikle Balkan rotası diye
tanımlanan İran-Türkiye ve Balkanlardan Avrupa’ya ulaşan Balkan
rotası üzerinden geçen bir transit… Bu rota üzerinde bulunan önemli
bir transit ülke olarak Türkiye dünyada tanınıyordu ama birkaç yıldan
beri bu transit ülke olma özelliğinin yanında şimdi artık Türkiye
dünyanın önemli uyuşturucu üreten ülkesi konumundadır. Yani şöyle bakarsak: Bir yandan uyuşturucu kaçakçılığında
hem transit ülke olması hem de dünyanın önemli bir üretici ülkesi olması
nedeniyle Türkiye’deki gençlerimiz, çocuklarımız ve genel olarak
da vatandaşlarımız başka ülkelere göre uyuşturucunun zararlarından
çok daha fazla olumsuz etkileniyor. Nitekim,
2005 yılında polis bölgesinde ve jandarma bölgesinde ve gümrüklerde,
sahil güvenlik alanlarında ele geçirilen uyuşturucu miktarları:
13.750 kilogram esrar, 8.195 kilogram eroin -2005 yılı miktarlarını
veriyorum- 6 milyon 694 bin 923 adet captagon
ve 1 milyon 748 bin 796 adet extacy yakalandı.
Son üç yılda, sadece polis bölgesinde, yani jandarma ve sahil güvenlik
bölgelerini çıkarıyorum, sadece polis bölgesinde, 2003 yılında
2.760 kilogram esrar ele geçirilmişken, 2005 yılında bu miktar 6.100
kilogram olmuştur. Yine, 2003 yılında
3.546 kilogram eroin polis bölgesinde ele geçirilmişken, bu miktar
2005 yılında 6.664 kilograma ulaşmıştır. Keza, 2003 yılında
ele geçirilen captagon miktarı 2 milyon 332
bin 81 adet iken -yani sadece polis bölgesini söylüyorum, sahil güvenlik
ve jandarma bölgesi hariç- 2005 yılında bu miktar 5 milyon 760 bin 819
adet olmuştur. 2003 yılında
ele geçirilen extacy miktarı 447.091 adet iken,
2005 yılında bu miktar 1 milyon 282 bin 751 adede ulaşmıştır. Değerli milletvekilleri,
görüldüğü gibi, 2003 ve 2005 sürecinde sadece polis bölgesinde ele
geçirilen uyuşturucu miktarında, türlerine göre, yüzde 150 ile
yüzde 300 oranında artış var. Şimdi, arz-talep dengesi içinde bunu değerlendirecek
olursak, demek ki, ülkemizde uyuşturucu ticaretinin ve kaçakçılığının
çok geliştiğini, büyüdüğünü ve gençlerimizin ve çocuklarımızın
arasında bu uyuşturucu kullanımının son derecede yaygın olduğunu
ve yaygınlaştığını söylemek mümkündür. Yani, uyuşturucu kullanımı,
uyuşturucu kaçakçılığı ve üretimi -illegal üretimi- bir çığ gibi
büyüyerek üstümüze geliyor ve devletin gözü önünde bir çığ gibi büyüyerek
üstümüze geliyor. Uyuşturucuyu,
toplumu ve geleceği çürüten bir terör olarak ele almak zorundayız
değerli arkadaşlarım. Türkiye için El Kaide neyse, Türkiye için
PKK neyse, uyuşturucu da aynı ölçüde tehlikeli bir gelişme içindedir
ve aynı şekilde değerlendirilmesi lazım. Yani uyuşturucuyla mücadelede
sorumluluğu emniyet güçlerinin üzerine yıkarak, sokak satıcılarını
etkisiz duruma getirerek ve kullanıcıları cezalandırarak uyuşturucuyla
mücadelede başarılı olmak mümkün değildir. Sokak satıcısını,
“torbacı” diye tanımlanan bu sokak satıcılarından kaç tanesini
etkisiz hâle getirirseniz, ertesi günü aynı miktarda sokak satıcısı
o işin başındadır. Dolayısıyla, bu, kısır bir döngüdür ve bu şekilde
uyuşturucuyla mücadele etmek mümkün değildir. Devletin, bu
önemli soruna karşı, tüm kurumlarıyla bir mücadelenin içine girmesi
gerekir. Uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması sorunu, Millî Güvenlik
Kurulu gündeminin ilk sıralarında yer almalıdır değerli arkadaşlarım.
Çünkü uyuşturucu, sadece kullananın bedenine zarar vermekle kalmıyor,
başka suçların da tetikleyicisidir ve toplumu için için çürüten bir maddedir. Dolayısıyla,
toplumun geleceğini güvence altına almak, gençlerimizi, çocuklarımızı
güvence altına almak için devlet tüm kurumlarıyla bu mücadelenin
içine girmelidir derken, işte bunu söylüyorum. PKK nasıl Millî Güvenlik
Kurulunun gündemindeyse, irtica, El Kaide nasıl Millî Güvenlik Kurulunun gündemindiyse,
uyuşturucuyla mücadele de Millî Güvenlik Kurulunun gündeminin ön
sıralarında yer almalıdır. Değerli milletvekilleri,
son dönemlerde Yeşilayın uyuşturucuya başlama
yaşının 12’ye indiğini saptayan raporu ve uyuşturucunun okullardaki
etkinliği konuşuluyor ve tartışılıyor. Şimdi, gerek Birleşmiş
Milletlerin raporları gerekse bizim Emniyetimizin ortaya koyduğu
raporlar, gerçekten uyuşturucu kullanımının ilköğretim sıralarına
kadar indiğini gösteriyor. Yani çocuklarımız ve gençlerimiz,
uyuşturucu tacirlerinin, kaçakçılarının bir numaralı hedefidir.
Esasen, uyuşturucu üreticileri, kaçakçıları, tacirleri, bunların
ilk hedefi gençler ve çocuklar. Yani, uyuşturucuya karşı mücadele
verirken, sözlerimin arasında da söylediğim gibi, sokak satıcılarını
yakalayarak onları etkisiz hâle getirmek ya da kullananları etkisiz
hâle getirmek ki, bunlar, uyuşturucuya karşı verilecek mücadelede
bataklık içindeki sivrisinekler gibidir bu söylediklerim. Çünkü, zaten, uyuşturucuyu satan sokak satıcıları
da, uyuşturucuyu kullananlar da, bunların da her biri uyuşturucu
kurbanıdırlar. Yani, sivrisineklerle uğraşacağımıza bataklıkla
uğraşmamız gerekiyor. Değerli arkadaşlarım,
geçtiğimiz dönemde, tam üç buçuk yıl, bu Mecliste, bu uyuşturucu konusunu
şu yüce Meclisin gündeme alması için, yüce Meclisin gündemine girebilmesi
için, bu uyuşturucu sorununun ve uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının
getireceği tehdit ve tehlikeleri Meclisin gündemine sokabilmek
için, geçtiğimiz 22’nci dönemde tam üç buçuk yıl mücadele verdim. Şu
kürsüden birçok kez konuyu gündeme getirdim. Basın toplantıları
yaptım. Türkiye Büyük Millet Meclisini bu
konuda harekete geçirebilmek için, İzmir’de -seçim bölgem olan-
eşim ve üniversite öğrencisi olan 2 kızımla birlikte imza kampanyası
açtık, Türkiye Büyük Millet Meclisine yönelik bir kampanyaydı. Türkiye
Büyük Millet Meclisinin uyuşturucunun tehdit ve tehlikeleri hakkında
dikkatini çekmeye yönelik bir imza kampanyasıydı. Ve üç günde
49.085 imza topladık. Ve o dönem içinde, bazı uyuşturucu satıcıları
beni buldular, anlattılar, konuştuk. Ve öyle şeyler anlattılar ki,
yani, bir insan olarak, bir anne olarak, bir baba olarak, buna tahammül
etmek mümkün değil. Lise öğrencisi o genç kızların, bir hap için, nasıl
onurlarını ayaklar altına alabildiklerini anlattılar. Ve bir insan
olarak buna tahammül etmek mümkün değil. Ama,
ne yaptımsa, üç buçuk yıl boyunca şu Meclisin dikkatini çekmek mümkün
olmadı. Araştırdım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, geçtiğimiz
yıllarda, Van Gölü canavarını araştırma komisyonu kurulmuş. “Van
Gölü’nde canavar var mı, yok mu? Varsa, bu canavar nasıl bir şeydir?”
diye tartışılmış bu Mecliste ve araştırma komisyonu kurulmuş. Ama, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının nedenleri,
uyuşturucu kaçakçılığının önlenmesiyle ilgili alınması gereken
önlemler, bunları konuşabilmek için, bunları gündeme alabilmek
için Türkiye Büyük Millet Meclisinde üç buçuk yılda verdiğim mücadeleden
hiçbir sonuç alamadım. Keza, 13 Ocak 2004 tarihinde bir araştırma
önergesi verdim, o araştırma önergesi de ele alınmadı. Bu araştırma
önergesi ele alınsın diye gitmediğim kişi kalmadı. O dönemin Meclis
Başkanının iki kez makamına gittim. “Sevgili Başkan, yardımcı ol,
bu araştırma önergesini öncelikli olarak ele alalım.” Hep söz verdi
bana. Sayın Sağlık Bakanıyla görüştüm, Sayın İçişleri Bakanıyla
görüştüm ve Adalet ve Kalkınma Partisinin o dönemdeki grup başkan
vekilleriyle konuştum. Âdeta herkese yalvardım. Herkes “Çok haklısın,
çok önemli bir tehlike.” diye söyledi ama kimse bu araştırma önergesinin
bir an önce ele alınması için yardımcı olmadı ve neticede kadük oldu. Yine verdim. Uyuşturucu kullanımının
yaygınlaşması ve kaçakçılığının önlenmesiyle ilgili yine bir
araştırma önergesi verdim. Bakalım bunun akıbeti ne olacak? Keza, bir şey daha
söyleyeyim: Uyuşturucu kaçakçılarının ve üreticilerinin hedefi
çocuklarımız ve gençlerimiz. Değerli arkadaşlarım,
bu uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasına karşı, kaçakçılığına
karşı -sözlerimin arasında da söyledim- mücadele, polisiye mücadele
yeterli sonucu vermiyor. Emniyet güçlerimiz olağanüstü bir mücadele
gösteriyorlar uyuşturucu kaçakçılığına karşı ama işte sonuç ortada.
Görüyoruz sonucun ne olduğunu. Her gün biraz daha genişliyor, biraz
daha yaygınlaşıyor. O nedenle, uyuşturucu kaçakçılarına ya da
uyuşturucu tacirlerine karşı verilecek en büyük mücadele, en
önemli mücadele pazarın daraltılmasıdır. Uyuşturucu pazarının
daraltılması verilebilecek en büyük mücadeledir ve bu uyuşturucu
tacirlerinin hedefi çocuklarımız ve gençlerimiz olduğuna göre,
işte çocuklarımızı ve gençlerimizi bu uyuşturucu hakkında, uyuşturucunun
kendi bedenlerinde, ailelerinde ve toplumda ne tür sorunlar yarattığına
ilişkin, onların, çocuklarımızın ve gençlerimizin özendirmeden
eğitilmeleri, bilinçlendirilmeleri lazım. Bunu
sağlamak için, yine 22’nci Dönemde kanun teklifi verdim. İlköğretim
okullarının 6, 7 ve 8’inci sınıfları ile lise ve dengi okullarda her
yıl ekim ayının ilk haftasında Millî Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı,
Sağlık Bakanlığı ve kadın ve aileden sorumlu devlet bakanlıklarının
oluşturacakları mevzuat dâhilinde ve bu bakanlıkların uzmanlarınca,
işte bu her yıl ekim ayının ilk haftasında çocukların ve gençlerin,
bu uyuşturucu konusunda onların özendirmeden bilinçlendirilmeleri
için, bunu sağlamak için bir kanun teklifi verdim ve bu kanun teklifini
Meclisin gündemine getirdim ve Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli
milletvekilleri tarafından reddedildi. Neden reddedildi onu da
bilmiyorum. Yani, siyasi hiçbir yanı olmayan, sadece insani
yönüyle ele alınması gereken bir kanun teklifiydi. Hepimizin çocuklarını
ilgilendiren bir kanun teklifiydi. Siz değerli milletvekilleri,
çocuklarınızdan endişe etmiyor musunuz? Yani çocuklarınızın
bir gün bu belayla karşılaşmasını elbette istemem, ama öyle insanların
çocukları bu uyuşturucu nedeniyle yaşamını yitirdi ki -şöyle bir
hafızalarınızı yoklayın- ve o kadar gencimiz, o kadar çocuğumuz
bu uyuşturucu bataklığına saplandı ki, doğal olarak hepimiz “Acaba
bizim de başımıza gelir mi?” diye tedirginlik duyuyoruz, korkuyoruz
ve artık… Devlet diyor ki, bütün suçu anne babalara yüklüyor: “Çocuklarınızı
takip edin, çocuklarınızın arkadaşlarını takip edin, çocuklarınızın
kollarına bakın.” Evet, bunları, elbette, bütün anne babalar
çocuklarını takip etsinler. Ama, devlet olarak
senin yapabileceğin başka bir şey yok mu? Devlet olarak sen sadece
sokakta uyuşturucu satan adamı yakalamakla, onu etkisiz hâle getirmekle
görevinin bittiğini mi sanıyorsun? Peki, neden devlet olarak eğitim
sorununa, eğitim konusuna el atmıyorsun? Bugün, çok duyarlı
bazı okul yöneticileri bireysel bazı girişimler yapıyorlar. İşte,
bazen bu konuyla ilgili etkinlikler, toplantılar yapıyorlar. Ama, bu böyle olmamalı. Edirne’den Hakkâri’ye kadar,
devletin bütün sınırları, bu üniter yapı içindeki
bütün okullar, bütün eğitim kurumları bu konuya el atmalıdır. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Sayın Başkan, süreyi uzatmanız lazım, süremiz doluyor. BAŞKAN – Henüz
dolmadı Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Saat yedi efendim. BAŞKAN – Buradaki
saat yedi değil Sayın Genç. KAMER GENÇ (Tunceli)
– Benim saatim dakik efendim. AHMET ERSİN (Devamla)
– Yani, söylediğim şu: Devletimiz son derecede güçlü, güçlü bir devlet.
Ama, artık uyuşturucu konusunda lütfen topu
taca atmasın. Türkiye’nin bu en önemli sorununu,
70 milyonu ilgilendiren bu önemli sorununu, bütün çocukları, gençleri
ilgilendiren bu önemli sorunu, bütün anne babaları tehdit eden, tedirgin
eden bu önemli sorunu artık devlet ele almalı ve bir yandan polisiye
mücadele, önlem sürdürülürken, diğer yandan da çocukların ve gençlerin,
yani uyuşturucu tacirlerinin hedefi olan çocukların ve gençlerin
bilinçlendirilmeleri ve eğitilmeleri için… BAŞKAN – Sayın
Hatip, bir süre sözünüzü keselim… Süreyi uzatmak
için… Bu kanun tasarısının görüşülmesinin tamamlanması, 1’inci
maddeye geçmeden evvelki süreç içerisinde sürenin uzatılmasını
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir. Evet, sözlerinize
devam edin Sayın Hatip. Bir dakika süre veriyorum, tamamlayın lütfen.
AHMET ERSİN (Devamla)
– Çok teşekkür ederim. Değerli arkadaşlarım,
bu konuda söylenecek çok şey var. Bu konuda saatlerce konuşulsa anlatarak
bitmeyecek bir sorun. Aklıma geldikçe gerçekten bir baba olarak büyük
üzüntü duyduğum bu sorunu ve o uyuşturucu satıcısının o çocukların,
genç kızların, lise öğrencilerinin bir hap için onurlarından ne kadar
büyük fedakârlık yaptıklarını anlatan o sözleri karşısında kendi
çocuklarımın geleceğinden, Türkiye’nin geleceğinden endişe
duymamak mümkün değil, insan olarak mümkün değil. Lütfen, bu Türkiye
Büyük Millet Meclisinin -23’üncü Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi-
Türkiye’nin ve dünyanın en önemli sorunu olan bu uyuşturucu sorununda
daha etkili önlemler alınmasına katkı vermesini diliyorum. Hepinizi saygılarımla
selamlıyorum. (Alkışlar) BAŞKAN – Teşekkür
ederim Sayın Ersin. Tasarının tümü
üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır. Çalışma süremiz
dolmuştur. Kanun tasarı
ve tekliflerini sırasıyla görüşmek üzere, 25 Ekim 2007 Perşembe günü
saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum. Kapanma
Saati: 19.04 |
|