DÖNEM: 23 CÝLT: 1 YASAMA YILI: 1
TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ
TUTANAK DERGÝSÝ
9’uncu Birleþim
3 Eylül 2007 Pazartesi
Ý Ç
Ý N D E K Ý L E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETÝ
II. - GELEN KÂÐITLAR
III. - HÜKÛMET PROGRAMI
1.- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan
Bakanlar Kurulu Programı’nın görüşülmesi
IV.- AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Antalya Milletvekili Deniz Baykal’ın, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
2.- İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, konuşmasında, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat
15.00’te açıldı.
3046 sayılı Bakanlıkların
Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında 174 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
ile 13/12/1983 Gün ve 174 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Kaldırılması
ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında 202 sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Yasa’nın
4’üncü maddesi uyarınca, 9 Devlet Bakanının görevlendirildiğine
ve bunlardan 3’üne Başbakan Yardımcılığı görevinin verildiğine;
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan Bakanlar Kurulunun
atandığına dair Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine
sunuldu; Hükûmet Programı’nın 31 Ağustos 2007 Cuma günü okunacağı
açıklandı.
İçişleri Bakanlığına
bağlı bulunan Darülaceze Müessesesi Müdürlüğünün Başbakanlığa,
Başbakanlığa bağlı bulunan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin
Dışişleri Bakanlığına, Bayındırlık ve İskân Bakanlığına bağlı bulunan
Karayolları Genel Müdürlüğünün Ulaştırma Bakanlığına, Enerji ve
Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı bulunan Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünün Çevre ve Orman Bakanlığına bağlanmasına; İçişleri
Bakanlığı ile ilgili bulunan Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi
Enstitüsü Genel Müdürlüğünün Başbakanlık ile ilgilendirilmesine
ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Bakanlar Kurulu Programı’nın
31 Ağustos 2007 Cuma günü okunması ile Bakanlar Kurulu Programı üzerinde
3 Eylül 2007 Pazartesi günü yapılacak görüşmelerin ve 5 Eylül 2007
Çarşamba günü yapılacak güven oylamasının gündemin “Özel Gündemde
Yer Alacak İşler” kısmında yer almasına ve bu günlerde “Başkanlığın
Genel Kurula Sunuşları” ve işaret oyuyla yapılacak seçimler hariç
başka bir konunun görüşülmemesine; 3 Eylül 2007 Pazartesi günü yapılacak
olan Bakanlar Kurulu Programı üzerindeki görüşmelere saat
15.00’te başlanmasına; Hükûmet ve siyasi parti grupları adına yapılacak
konuşmaların 40’ar dakika (bu süre iki konuşmacı tarafından kullanılabilir)
kişisel konuşmaların 10’ar dakika olmasına, görüşmelerin tamamlanmasına
kadar çalışma süresinin uzatılmasına; Genel Kurulun 4 Eylül 2007
Salı günkü birleşiminde “Başkanlığın Genel Kurula Sunuşları” ile
işaret oyuyla yapılacak seçimler dışında başka bir konunun görüşülmemesine
ilişkin Danışma Kurulu önerisi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul
edildi.
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan tarafından Bakanlar Kurulu Programı okundu.
Bakanlar Kurulu Programı’nı
görüşmek için, alınan karar gereğince, 3 Eylül 2007 Pazartesi günü
saat 15.00’te toplanmak üzere, birleşime 17.23’te son verildi.
Eyyüp Cenap GÜLPINAR
Başkan Vekili
|
|
Fatoş GÜRKAN |
Murat ÖZKAN |
|
|
Adana |
Giresun |
|
|
Kâtip Üye |
Kâtip Üye |
No.: 5
II.- GELEN KÂĞITLAR
3 Eylül 2007 Pazartesi
Sözlü Soru Önergeleri
1.- Antalya
Milletvekili Tayfur SÜNER’in, Gökçeler Barajı yapımının 2008 yılı
programına alınıp alınmayacağına ilişkin Enerji ve Tabiî Kaynaklar
Bakanından sözlü soru önergesi (6/14) (Başkanlığa geliş tarihi:
23/8/2007)
2.- Antalya Milletvekili Tayfur SÜNER’in,
Antalya-Alara Çayından kullanılan içme suyuna ve Alaca Çayının
çevresindeki arıtma tesislerine ilişkin Çevre ve Orman Bakanından
sözlü soru önergesi (6/15) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
3.- Antalya Milletvekili Tayfur SÜNER’in,
Akseki-Cevizli-Beyşehir yoluna ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından
sözlü soru önergesi (6/16) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
4.- Tunceli Milletvekili Kamer GENÇ’in,
Türk Tarih Kurumu Başkanının bazı açıklamalarına ilişkin Başbakandan
sözlü soru önergesi (6/17) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/8/2007)
5.- Tunceli Milletvekili Kamer GENÇ’in,
bir televizyon programında yaptığı konuşmaya ilişkin Başbakandan
sözlü soru önergesi (6/18) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/8/2007)
6.- Antalya Milletvekili Tayfur SÜNER’in,
çiftçilere yapılan “kuraklık yardımı”na ilişkin Tarım ve Köyişleri
Bakanından sözlü soru önergesi (6/19) (Başkanlığa geliş tarihi:
24/8/2007)
7.- Antalya Milletvekili Tayfur SÜNER’in,
Akseki-İbradı arasındaki yol genişletme ve yapım çalışmalarına
ilişkin Bayındırlık ve İskân Bakanından sözlü soru önergesi (6/20)
(Başkanlığa geliş tarihi: 24/8/2007)
Yazılı Soru Önergeleri
1.- Balıkesir Milletvekili Ergün AYDOĞAN’ın,
bir milletvekili ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/29) (Başkanlığa geliş tarihi: 21/8/2007)
2.- Ardahan Milletvekili Ensar ÖĞÜT’ün,
özel bir televizyon kanalında yayınlanan bir diziye ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/30) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
3.- Adana Milletvekili Nevin Gaye ERBATUR’un,
Karayolu Taşıma Yönetmeliğindeki engellilere yönelik ücret düzenlemesinin
seyahat firmalarınca uygulanmadığı iddiasına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/31) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
4.- Adıyaman Milletvekili Şevket KÖSE’nin,
Türk Tarih Kurumu Başkanının açıklamalarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/32) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
5.- İstanbul Milletvekili Ufuk URAS’ın, Türk
Tarih Kurumu Başkanının açıklamalarına ilişkin Başbakandan yazılı
soru önergesi (7/33) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
6.- Manisa Milletvekili Şahin MENGÜ’nün,
Türk Tarih Kurumu Başkanının açıklamalarına ve kurumun yapısına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34) (Başkanlığa geliş
tarihi: 23/8/2007)
7.- Konya Milletvekili
Atilla KART’ın, bir davadaki hazine alacağına ve kanun yollarına
başvurulup başvurulmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru
önergesi (7/35) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
8.- Ankara Milletvekili Yılmaz ATEŞ’in,
Türk Tarih Kurumu Başkanınca yapılan açıklamalara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/36) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
9.- İstanbul Milletvekili Çetin SOYSAL’ın,
bir Iraklı temsilcinin Cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle ilgili
yazdığı makaleye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/37)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
10.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu ÖZBOLAT’ın,
Türk Tarih Kurumu Başkanının açıklamalarına ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/38) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/8/2007)
11.- İstanbul Milletvekili Mustafa ÖZYÜREK’in,
seçilecek yeni Cumhurbaşkanına ve bazı iddialara ilişkin Başbakandan
yazılı soru önergesi (7/39) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/8/2007)
12.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE’nin,
TOKİ tarafından Afyonkarahisar’da yapılacak bir hastanenin inşaatına
ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/40) (Başkanlığa geliş
tarihi: 24/8/2007)
13.- Giresun Milletvekili Murat ÖZKAN’ın,
belediyelerce yapılan sosyal amaçlı yardımlara ilişkin İçişleri
Bakanından yazılı soru önergesi (7/41) (Başkanlığa geliş tarihi:
22/8/2007)
14.- Adana Milletvekili Nevin Gaye ERBATUR’un,
Adana’da su kaynaklarının rasyonel kullanımına yönelik alınacak
tedbirlere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/42) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
15.- Giresun Milletvekili Murat ÖZKAN’ın,
Giresun İlinin içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/43) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
16.- Adana Milletvekili Nevin Gaye ERBATUR’un,
Adana Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesiyle ilgili bazı
iddialara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/44)
(Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
17.- Antalya Milletvekili Tayfur SÜNER’in,
Antalya-Gazipaşa Devlet Hastanesinin bahçesine atılan tıbbi atıklara
ve personel ihtiyacına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi
(7/45) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
18.- Giresun Milletvekili Murat ÖZKAN’ın,
fındık destekleme fiyatına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/46) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
19.- Aydın Milletvekili Özlem ÇERÇİOĞLU’nun,
kuru incir üretimindeki sorunlara ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından
yazılı soru önergesi (7/47) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
20.- Kırklareli Milletvekili
Turgut DİBEK’in, Trakya illerinin kuraklık yardımı kapsamına alınıp
alınmayacağına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru
önergesi (7/48) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/8/2007)
21.- Tekirdağ Milletvekili Enis TÜTÜNCÜ’nün,
Tekirdağ’da kuraklıktan etkilenen tarımsal ürünlere ve zarar gören
çiftçilere ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanından yazılı soru önergesi
(7/49) (Başkanlığa geliş tarihi: 24/8/2007)
22.- Giresun Milletvekili Murat ÖZKAN’ın,
Ordu-Tire-Giresun Havaalanı projesine ilişkin Ulaştırma Bakanından
yazılı soru önergesi (7/50) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
23.- Gaziantep Milletvekili Yaşar AĞYÜZ’ün,
Gaziantep Havaalanına ilişkin Ulaştırma Bakanından yazılı soru
önergesi (7/51) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
24.- Giresun Milletvekili Murat ÖZKAN’ın,
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları tarafından yapılan yardımlara
ilişkin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısından (Hayati YAZICI) yazılı soru önergesi (7/52) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/8/2007)
25.- Konya Milletvekili Atilla KART’ın, Filistin’den
getirilen bazı vatandaşların yol ve konaklama giderlerinin tahsili
için borçlandırıldığı iddiasına ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı
soru önergesi (7/53) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
26.- Kırklareli Milletvekili Turgut DİBEK’in,
Kırklareli-Kofçaz-Yukarıkanara Köyündeki ağaçlandırma çalışmalarına
ilişkin Çevre ve Orman Bakanından yazılı soru önergesi (7/54) (Başkanlığa
geliş tarihi: 24/8/2007)
27.- Yalova Milletvekili Muharrem İNCE’nin,
Millî Eğitim Bakanlığı İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde yapılan
değişikliğe ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi
(7/55) (Başkanlığa geliş tarihi: 23/8/2007)
28.- Adana Milletvekili Nevin Gaye ERBATUR’un,
Ankara Kız Lisesinin bahçesinin kullanımı ile ilgili bir iddiaya
ilişkin Millî Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/56) (Başkanlığa
geliş tarihi: 23/8/2007)
3 Eylül 2007 Pazartesi
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.00
BAŞKAN: Köksal TOPTAN
KÂTİP ÜYELER: Yusuf COŞKUN (Bingöl), Canan Candemir
ÇELİK (Bursa)
BAŞKAN – Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 9’uncu Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı
vardır, gündeme geçiyoruz.
III.- HÜKÛMET PROGRAMI
1.-Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan
Bakanlar Kurulu Programı’nın görüşülmesi
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmında bulunan Başbakan
Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından kurulan Bakanlar Kurulu
Programı üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.
Görüşmelerde, İç Tüzük’ün
72’nci maddesine göre siyasi parti gruplarına, Hükûmete ve şahısları
adına iki sayın üyeye söz verilecektir.
Genel Kurulun
31/08/2007 tarihli 8’inci Birleşiminde alınan karar gereğince, Hükûmet
ve siyasi parti grupları adına yapılacak konuşmalarda süre 40’ar
dakikadır. Bu süre iki konuşmacı tarafından kullanılabilecektir.
Kişisel konuşmalarda ise süre 10’ar dakikadır.
Program üzerinde söz
alan sayın üyelerin isimlerini sırasıyla okuyorum:
Gruplar adına, şu ana
kadar sadece Demokratik Toplum Partisi adına Grup Başkanı Sayın Ahmet
Türk söz istemişlerdir.
Sayın Türk…
Sayın Türk şu anda Genel
Kurulda yok.
Gruplar adına başka
söz isteyen?
OKTAY VURAL (İzmir) –
Sayın Genel Başkanımız Bahçeli Milliyetçi Hareket Partisi Grubu
adına konuşacak efendim.
BAŞKAN – Milliyetçi
Hareket Partisi Grubu adına Genel Başkan ve Grup Başkanı Sayın Devlet
Bahçeli.
Buyurunuz efendim.
(MHP sıralarından ayakta alkışlar)
Sayın Bahçeli, süreniz
kırk dakikadır.
MHP GRUBU ADINA DEVLET
BAHÇELİ (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
değerli üyeleri; 60’ıncı Cumhuriyet Hükûmetinin Programı hakkında
Milliyetçi Hareket Partisinin görüş ve düşüncelerini açıklamak
amacıyla huzurunuzda bulunuyorum.
23’üncü Dönem çalışmalarının
Türkiye’nin huzuru, güvenliği, kardeşliği ve mutluluğunun hayrına
sonuçlar doğurması dileğiyle yüce Meclisi en derin saygılarımla
selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)
Bu duygularla, 22 Temmuz
2007 seçimleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olan değerli
milletvekillerini kutluyorum. Türkiye’nin içinden geçtiği bu
hassas dönemde, Anayasa’da çizilen çerçevede ve milletvekilliği
yeminlerine sadık kalarak icra edecekleri görevlerinde kendilerine
başarılar diliyorum. Bütün siyasi partilerimizin, yüce Meclisi
bekleyen tarihî görev ve sorumlulukların bilinci içinde olduklarını
ve sözleri ve fiilleriyle bunun gereklerini yerine getireceklerini
ümit ve temenni ettiğimizi buradan belirtmek istiyorum.
Türkiye, 22 Temmuz seçimlerine,
demokrasimiz açısından bir olgunluk sınavı sayılamayacak sancılı
bir süreç sonrası gitmiştir. Sandık başında tecelli eden millî irade
ortaya yeni bir siyasi tablo çıkarmıştır. 23’üncü Yasama Dönemi
geniş bir yelpazeye yapılan farklı siyasi görüşlerin Mecliste temsil
edildiği yeni bir açılımla başlamıştır. Katılımın yüksek olduğu
seçimler, geçtiğimiz dönemdeki demokrasi çarpıklığını gidermiş
ve Mecliste temsil oranı yüzde 85’ler düzeyini aşmıştır. Bugün itibarıyla Mecliste
4’ü grup kurma hakkı bulunan 7 siyasi parti temsil edilmektedir. Bunu, Türk demokrasisinin geleceği açısından
çok iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsat olarak gördüğümüzü
belirtmek istiyorum.
22 Temmuz seçimlerinde
aziz milletimiz, Adalet ve Kalkınma Partisine ikinci dönem iktidar
görevi vermiştir. Türk milletinin bu kararını herkes kabul etmek
ve buna saygı göstermek durumundadır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Parlamenter demokrasilerde
egemenliğin yegâne sahibi Türk milletidir. Demokrasiye inanan herkesin
şimdi yapması gereken, bu millî iradeyi sorgulamak veya zafer sarhoşluğuna
kapılmak değil, bunun anlamını çok iyi değerlendirmek ve bundan gerekli
sonuçları çıkarmak olmalıdır.
Milliyetçi Hareket
Partisi, aziz milletimizin bize verdiği muhalefet görevini ve sorumluluğunu
saygıyla karşılamıştır. Önümüzdeki dönemde temel amacımız, bu takdire
uygun olarak, ilkeli, seviyeli, dürüst, sorumlu ve etkili bir muhalefet
anlayışı sergilemektir. Milliyetçi Hareket Partisi, kısır çekişmelerin
ve gerginliklerin tarafı olmayarak, Türkiye’nin sorunlarının
çözümüne, sarsılmaz ve değişmez ilke ve inançları doğrultusunda,
yapıcı katkılarda bulunacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi, bu
konuda, siyaset geleneğimizin gelişmesine hizmet edecek bir örnek
oluşturmaya kararlıdır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; seçim sonrası dönemde iktidar partisinin sergilemesi
beklenen tutum ve anlayışla ilgili olarak unutulmaması gereken
bazı gerçekleri bu vesileyle kısaca hatırlatmak isterim. Bunlardan
birincisi, demokrasinin ruhu ve gerçek anlamıyla ilgilidir. Demokrasi,
Mecliste sandalye sayısına dayanan basit ve çıplak bir aritmetik
denklemi veya işlemi değildir. Dürüst, temiz ve namuslu bir siyaset
anlayışını gerektiren demokrasi, sağlam inançlara ve teminatlara
dayanan bir ahlak, fazilet ve feragat rejimidir. Demokrasinin yaşaması
ve kök salması için şart olan manevi iklimin temel unsurlarının, itidal,
basiret, hoşgörü, karşılıklı anlayış, demokratik uzlaşma kültürü
ve siyasi sorumluluk ahlakı olduğu unutulmamalıdır. Bu gerçekler
karşısında, millî iradeyi bir kılıf olarak kullanarak demokrasiyi
basit bir parmak hesabına dayanan Meclis çoğunluğuna indirgemek,
demokrasinin özüne olan inançsızlığın bir ifadesi sayılacaktır.
Bu bahiste dikkatlerinize
getirmek istediğim diğer bir husus, seçim sonuçlarının ifade ettiği
anlamın, münhasıran, rakamsal sonuçlara bakılarak değerlendirilemeyeceği
gerçeğidir. 22 Temmuz 2007 seçimleri sonuçlarının AKP İktidarı açısından
doğru okunması ve anlaşılması bu bakımdan büyük önem taşımaktadır.
Seçimlerde AKP’nin oylarını önemli ölçüde artırdığı tartışmasız
bir gerçektir, ancak artan bu desteğin ne anlam taşıdığı çok iyi anlaşılmalıdır.
Türkiye, AKP’nin önceki iktidarında büyük bir yıpranma, yozlaşma
ve yıkım dönemi yaşamıştır. Bunun ağır tahribatı ortada durmakta
ve etkileri her alanda ağırlaşarak hissedilmektedir. 22 Temmuz seçimleri,
bu karanlık dönemi aklamamıştır. Seçim sandığı başında tercihini
ortaya koyan Türk milleti, ortak değerlerimiz olan millî kimlik,
millî birlik, cumhuriyetin temelleri ve devletin kuruluş ilkelerinin
tahrip edilmesi sonucunu doğuracak gaflet politikalarının sürdürülmesi
için AKP’ye izin ve icazet vermemiştir. AKP İktidarının bu gerçekleri
çok iyi görmesi ve bu ikinci dönemde geçmişteki hatalardan ders alması
Türkiye’nin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Türkiye çok ağır bir bunalım sürecinden geçmekte,
ülke ve millet olarak içine sürüklendiğimiz kriz ortamı giderek derinleşmektedir.
Önümüzdeki bu nazik dönemde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türkiye’nin
kaderini ilgilendiren hayati görev ve sorumluluklarla karşı karşıyadır.
Bu bunalım sürecinden çıkış yollarının aranacağı tek organ, millî
iradenin tecelli ettiği yegâne yer olan Türkiye Büyük Millet Meclisidir.
Türkiye’nin sorunları, ortak aklın ve sağduyunun rehberliğinde,
bu kutsal çatı altında çözülecektir. Bunun için, ilk önce, sorun
alanları ve dinamikleri hakkında iktidarı ve muhalefetiyle bütün
siyasi partilerin üzerinde buluşabileceği asgari bir müşterek
zemininin oluşturulması hayati önem taşımaktadır. Bu yöndeki ortak
çabalarda hareket noktamız, doğru tespit ve teşhislere dayalı, dürüst
ve objektif bir değerlendirme yapmak olmalıdır. Temel sorun alanları
önem ve öncelik itibarıyla üç ana noktada toplanabilecektir.
Bunlardan birincisi,
Türkiye’nin karşısındaki çok ciddi iç ve dış güvenlik tehlikeleri
ve tehditleridir. Etnik bölünmeyi amaçlayan kanlı terör, siyasi
ayrılıkçılık hevesleri ve etnik tahrikler, önümüzdeki en büyük sorundur.
Bugün, Türkiye’de iç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhu yara almıştır.
Türkiye’nin varlığına ve millî birliğine kastetmeyi amaçlayan
kanlı terör son dönemde tırmanmış, etnik bölünmeye zemin hazırlamaya
yönelik iç ve dış tahrik ve dayatmalar hız kazanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti
devletinin temel harcı olan bütün ilke ve esaslar tartışmaya açılmış,
millî devlet niteliğini ve üniter yapısını tasfiye etmeyi hedef
alan bir kampanya başlatılmıştır. Türkiye, bilinçli, sistemli ve
sinsi tahriklerle bir kavga ve iç çatışma ortamına çekilmek istenmektedir.
İkinci büyük sorun
ise Türkiye’nin çok tehlikeli bir cepheleşme sürecine sürüklenmiş
olmasıdır. Toplumsal huzursuzluk, gerginlik ve çatışma alanları
her geçen gün genişlemekte, kamplaşma ve kutuplaşma sürecinin yıkıcı
tahribatı Türkiye’yi için için kemirmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin
temel nitelikleri, demokratik rejim, millî ve manevi değerlerimiz,
siyasi ve toplumsal çatışma alanı hâline getirilmiştir. Türk milleti
ilerici-gerici, laik-dindar, inançlı-inançsız ayrımına dayalı kamplara
bölünmüş, buna dayalı iki Türkiye tablosu çizilmeye çalışılmıştır.
Türkiye’nin, bu gerginlik denklemini aşmak, bu kısır döngüyü kırmak
zorunda olduğunu herkes kabul etmelidir. Her alana yayılan bu süreci
durdurmak, Türkiye’nin -birlik, bütünlük ve huzur içinde ve demokrasimizi
koruyarak- onurlu ve aydınlık bir geleceğe yürümesini sağlamak
siyaset kurumunun önündeki en öncelikli görev ve sorumluluktur.
Siyasi partiler, varlık nedenlerinin bu olduğunu anlamalıdır.
Üçüncü sorun alanını
siyasi ve sosyal bünyemizle ilgili yapısal hastalıklar oluşturmaktadır.
Siyasi ve ahlaki çürüme devlet ve toplum hayatımızı bir kanser gibi
sarmıştır. Yozlaşma kültürü her alanda kök salmış, Türkiye yolsuzluk,
vurgun, talan ve kanunsuzluklar ülkesi olmuştur. Bunun sonucunda
devlete ve adalete olan güven duygusu zedelenmiştir; siyaset kurumu
kirlenmiş ve toplum nazarında çok ağır bir itibar kaybına uğramıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; çok genel çerçevesiyle çizmeye çalıştığım bu
Türkiye manzarası her yönüyle karanlık bir tablodur. Siyasi partilerin
ülke sorunları hakkında farklı görüş ve yaklaşımlara sahip olmaları
doğaldır. Ancak, Türkiye’nin kaderini ilgilendiren hayati meselelerde
asgari müştereklerde buluşulması bir zarurettir. Burada, hepimizin
aynı geminin yolcusu olduğu unutulmamalı, Türkiye’nin geleceğini
her düşüncenin üstünde tutan millî bir seferberlik ruhu sergilenmelidir.
Yüce Meclis, bu konularda, üzerinde birleşebileceğimiz millî hassasiyetler
paydası oluşturmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi bu hususlardaki
samimi düşüncelerini siyasi partilerin değerlendirmesine sunmak
istemektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
Türkiye’nin önündeki en büyük sorun olan kanlı terör ve etnik bölücülük
son dönemde tehlikeli boyutlar kazanmıştır. Türk milletinin kardeşliğini,
devletin siyasi yapısını ve toprak bütünlüğünü hedef alan etnik
tahrikler pervasızca sürdürülmektedir. Millî kimlik ekseninde sürdürülen
tartışmalar, Türk milletini parçalamayı ve üniter yapıda kurulmuş
millî devlet niteliğini tasfiye etmeyi amaçlayan stratejinin ilk
belirtisi olarak görülmelidir. Etnik köken temelinde bölünmeyi
amaçlayan bu süreçte, Türk vatandaşlarının Türk milletine mensubiyet
şuurunun zayıflamasına ve Türklüğün etnik bir alt kimlik konumuna
itilmesine çalışılmaktadır. Etnik kimliklerin millî azınlık olarak
tanınması, bu etnik özelliklere Anayasa teminatı altında siyasi
ve hukuki statü kazandırılması, Türkiye’nin millî birliğini yıkarak
Türk milletinden ayrı bir millet yaratma arayışlarının temel stratejisidir.
Türkiye üzerinde oynanmak
istenen bu hain oyunun nihai hedefi, “tek millet, tek devlet” esasına
dayanan Türkiye Cumhuriyeti’nin millî birlik, bölünmez bütünlük
ve millî egemenlik anlayışının yeniden tanımlanması ve çok kimlikli,
çok milletli, parçalı bir devlet yapısının devletin yeni kuruluş
esası olarak kabul edilmesidir. Kanlı terörden beslenen etnik bölücülük
sorununun temel hak ve özgürlük sorunu ve meşru bir kimlik talebi
olarak tanımlanmaya çalışılmasının amacı budur. Toplumsal huzur
ve barışın sağlanması için demokratikleşme alanının genişletilerek
siyasi açılım yapılması çağrıları da aynı amaca yöneliktir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; “Türk milleti” ve “millî kimlik” kavramları ile devletin
kuruluş ilkelerinin doğru anlaşılması hayati önem taşımaktadır.
Türkiye’nin uzun tarihî geçmişine bakıldığında şu gerçekleri herkes
teslim edecektir: “Millet”
kavramı, her dönemde, etnik köken, dil, din ve mezhep farklılıklarını
aşan kaynaştırıcı bir kavram olarak görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluşunda “millet” kavramı bu niteliğiyle kabul edilmiştir. Ortak
kültür, tarih bilinci ve paylaşılan ortak değerler esas alınmıştır;
etnik köken, dil ve din gibi farklı özelliklere bakılmamıştır. Türk
milletini oluşturan temel bağ, kan bağı ve soy birliği değil, kültür
ve duygularda ortaklıktır. Ortak bir geçmişi paylaşan, ortak bir
kültürü yaşayan ve ortak bir gelecek idealine inanan Türk vatandaşları,
etnik kökenleri ne olursa olsun, Türk milleti kimliğinde birleşmişler
ve Türk milletine ortaklaşa vücut vermişlerdir.
Bin yıla yakın bir süredir
birlikte yaşayan, ortak bir kaderi paylaşan ve Türkiye Cumhuriyeti’ne
vatandaşlık bağıyla bağlı bütün Türk vatandaşları, Türk milletinin
eşit ve onurlu bireyleri ve evlatlarıdır. Bu sarsılmaz millî bağ,
Türk millî kimliğinin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel harcıdır.
Türk millî kimliğinde bu şekilde birleşilmesi, Türk vatandaşlarının
etnik kökenlerini, dil ve dinlerini inkâr veya yok saymak anlamına
asla gelmemektedir. Büyük Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü,
ne mutlu bu kimliği benimseyene anlamını taşımaktadır. Türkiye
Cumhuriyeti devleti tektir, ülkesi ve milleti birdir. (MHP sıralarından
alkışlar) Şerefli Türk bayrağı ve İstiklal Marşımız, bütün Türk vatandaşlarının
ortak mukaddesatıdır. Millî birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı
temeller, tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür.
Bu tarihî, kültürel, siyasi ve hukuki gerçekler karşısında, Türk
devletine ve Türk milletine mensubiyetin “Türkiyelilik” gibi coğrafi
bir terimle tanımlanması, hukuki bir statü olan vatandaşlık bağının
üst kimlik olarak kabul edilerek kurucu millî kimliğin bir alt kimlik
konumuna itilmesi ve bu sanal kavramlar temelinde Türk milletine
kimlik arayışına girilmesi tek kelimeyle abesle iştigaldir. Türkiye’nin
millî devlet niteliği, üniter yapısı ve millî birliğinin her türlü
tartışmasının üzerinde tutulması Türk milletinin geleceğinin sigortası
olarak görülmelidir.
Bu ilke ve esaslar
Türk milletinin demokratik düzen içinde, bir arada ve kardeşçe yaşamasının
asgari şartlarıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin en öncelikli
görevi Türkiye’nin birliğine, huzuruna ve genç Türk demokrasisine
sahip çıkmak olmalıdır. Ancak, millî kimlik, millî kültür ve paylaşılan
ortak değerler yok sayılarak, etnik kimlikler okşanarak ve etnik
farklılıklar kaşınarak demokrasinin, toplumsal huzur ve dayanışmanın
geliştiği dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Bölücü terörün
siyasi gündemine hizmet edecek olan zorlamaların bir kardeş kavgasına
davetiye çıkarmak olacağı artık idrak edilmelidir. Türkiye’yi
bölme, etnik tahriklerle Türkiye’nin millî birliğini yıkmaya çalışma
ve iç çatışma kışkırtıcılığı yapmanın demokratik hak ve özgürlüklerle
savunulamayacağı ortadadır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin temsil ettiği
Türk milliyetçiliği ülküsü bu esaslara dayanmaktadır. Türkiye
Cumhuriyeti devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü
anlayışımızın temelleri de bunlardır. Milliyetçi Hareket kimsenin
etnik kökeniyle, dili, dini ve mezhebiyle ilgilenmeyen ve bunları
sorgulamayan, Türk milleti kimliğinde birleşerek millet olgusuna
birlikte vücut veren bütün vatandaşlarımızı bir bütün olarak kucaklayan
bir anlayışın sahibidir. Bu millî duruşumuzu, Türkiye’yi otuz altı
etnik gruba bölen ve Milliyetçi Hareket Partisini etnik bölücülerle
aynı denklemin çatışmacı diğer ucu olarak göstermeye çalışan Sayın
Başbakana bu vesileyle bir kere daha hatırlatmak isterim. Bizim
durduğumuz nokta buradır, budur. Bu ilkeler, Milliyetçi Hareket
Partisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 23’üncü Dönem çalışmalarında
değişmeyen rehberi olacaktır. Başta yeni anayasa olmak üzere, terörle
mücadele ve siyasi reform konularındaki yaklaşımımıza bu ilkeler
yön verecektir. Şimdi, başta iktidar partisi olmak üzere, bütün siyasi
partilerden beklenen, bu millî konularda nerede durduklarını,
özetlemeye çalıştığım bu değerler manzumesinin neresinde bulunduklarını
sözleri ve fiilleriyle ortaya koymaktır.
Sayın Başkan, yüce
Meclisin değerli üyeleri; cumhuriyet, demokratik rejim ve Türkiye’nin
millî ve manevi değerleri, millî birliğimizin siyasi, sosyal ve kültürel
temelleridir. Ülke ve millet olarak Türkiye’nin kaderi ve geleceği,
her şeyden önce, bu temellerin sarsılmamasına bağlıdır. Türkiye’nin
onurlu ve aydınlık geleceği ancak bu temeller üzerinde yükselecektir.
Bunların iç siyaset malzemesi olarak kullanılması, Türkiye’nin
millî birliğini zedeleyen bir husumet cepheleşmesinin zeminini
hazırlamaktadır. Son dönemde laiklik ve din ve vicdan özgürlüğü ekseninde
hız kazanan kısır tartışma ve çekişmeler, bu bakımdan endişe vericidir.
Laiklik ilkesi ve din ve inanç konuları, çok yönlü hassasiyetler taşıyan
nazik konulardır. Bu konuları siyasi amaçlarla sürekli kaşıyan
ve kullanan karşıt kutuplar, Türkiye’nin karşısına bir gerginlik
denklemini çıkarmıştır. Bu ayrıştırıcı siyasi istismar politikaları
sonucu, bu değerler, siyasi gerilim hattına dönüştürülmüştür.
Türk milleti, hem cumhuriyeti ve demokrasiyi hem de manevi değerlerini
birlikte yaşatma iradesine ve tecrübesine sahiptir. Burada temel
sorun, bu temel değerler üzerinde nifak ve istismar siyaseti yapan
çarpık zihniyetlerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri
ve manevi değerlerinin, siyasi ve toplumsal çatışma arenası olmaktan
çıkarılması için, ilk önce, bu değerlerin iç siyaset malzemesi ve
siyasi rant kapısı olarak görülmesinden vazgeçilmelidir.
Türk milletinin din
ve inanç temelinde kamplara bölünmesinin çok tehlikeli bir husumet
cepheleşmesi olacağını herkes görmelidir. Dinî inançlar cumhuriyete
ve devlete meydan okuma aracı olarak kullanılmamalı, devlet ve kurumları
da inançlarıyla kavgalı duruma düşmemeye, böyle bir görüntü vermemeye
özen göstermelidir. Hem laiklik ilkesinin hem de Türk milletinin
inanç ve değerlerinin sürekli gerginlik ve çekişme konusu olmaktan
çıkarılması için, siyaset kurumu, üzerine düşen görev ve sorumluluğun
gereklerini iyi niyetle yerine getirebilmelidir.
Kronik gerginlik kaynağı
hâline gelen toplumsal huzursuzluk konuları, toplumumuzu kucaklayacak
bir sağduyu ve hoşgörü ortamı yaratılması yoluyla gündemden çıkarılmalıdır.
Bireysel hak ve özgürlükler, devletin temel ilkeleri, anayasal düzenin
esasları ve hukuk sistemi bu konuda rehber olmalıdır. Herkes, bu
yönde millî bir mutabakata varılması için ortak çaba göstermelidir.
Burada en büyük görev iktidar partisinindir. Bunun için dürüst ve
samimi olmaları yeterlidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; siyasi ve toplumsal bünyemizi zedeleyen kronik
hastalıklarla mücadele Türkiye Büyük Millet Meclisinin önündeki
en önemli konulardan birisidir. Dürüst ve namuslu bir siyaset anlayışının
tesisi, siyasi ve ahlaki kirlilikle topyekûn mücadele ve gerginlikten
beslenen çatışmacı siyaset kültürü yerine siyasi sorumluluk ahlakı
ve demokratik uzlaşma kültürünün siyasi ve toplumsal hayatımıza
hâkim kılınması, parlamenter demokrasinin geleceği bakımından
hayati önem taşımaktadır.
Bu amaçla, öncelikli
olarak ele alınması gereken temel konular şu başlıklar altında toplanabilecektir:
Türkiye’de son dönemde, her alanda kurumsallaşan vurgun, soygun ve
yolsuzluk hanedanlığı kurulmuştur. Bu hanedanlığın çökertilmesi,
yolsuzluk ve kanunsuzlukların kökünün kazınması ve sorumlularından
Türk adaleti önünde hesap sorulmasının sağlanması, iktidarı ve muhalefetiyle
siyaset kurumunun kaçamayacağı siyasi, vicdani ve ahlaki bir sorumluluktur.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi siyasi ve ahlaki yozlaşmayla mücadelede Türk toplumuna
örnek ve öncü olmak zorundadır. Devlet yönetiminde bulunanların,
kamu gücünü, yetkilerini ve imkânlarını kullananların her yönüyle
hesap verecek durumda olmaları, kendileri bakımından ahlaki bir
vecibe olarak görülmelidir. Bu, aynı zamanda demokratik rejimin
de sigortasıdır.
Bu bakımdan, Parlamentonun itibarını
korumak, demokratik rejimin geleceğine, millî irade ve millet egemenliğinin
üstünlüğüne sahip çıkmak için elzemdir. Parlamentonun demokrasiyi
korumak için elindeki en önemli vasıta, sergileyeceği ahlaki duruş,
tasarruf ve davranışlarıyla Türk milletinin vicdanında kazanacağı
itibardır. Demokratik rejimin teminatının aranacağı yegâne yer kamu
vicdanıdır. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi, vicdanları
yaralayan bir kangren hâline gelen milletvekilliği dokunulmazlığı
ayıbı ve özüründen bir an önce kurtulmalıdır. (MHP sıralarından alkışlar)
Türk milletinden aldığı
yetkiyle ikinci dönem iktidar olan AKP, bu konudaki direnişinden
vazgeçmek durumunda olduğunu artık idrak etmelidir. Bugün Türkiye’nin,
IMF ve Avrupa Birliği çıpasından çok daha önemli olan siyasi ve toplumsal
ahlak çıpasına ihtiyacı bulunmaktadır. Bu yolu açacak olan da Türkiye
Büyük Millet Meclisidir. Bu amaçla, milletvekilliği dokunulmazlığı
yasama faaliyetleriyle sınırlı bir çerçevede süratle kaldırılmalı,
yolsuzlukla topyekûn mücadele için millî bir program bu Parlamento
çatısı altında uygulanmaya konulmalıdır. Bunun yanı sıra, siyasi
partilerin ve üst siyasi yönetim kadrolarının her kademedeki faaliyetlerini
etik esaslara bağlayan kapsamlı bir siyasi ahlak yasası çıkarılması
öncelikli bir hedef olarak belirlenmelidir. Bununla bağlantılı
olarak, sosyal ahlak üçgeni olarak tanımlanabilecek siyaset, medya
ve iş dünyası ilişkilerinde hâkim olacak temel ahlak kuralları da
behemehâl hayata geçirilmelidir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hükûmet Programı’nın ağırlıklı merkezini oluşturan
ekonomik ve mali politikalar bölümleri, saptırılmış ve kurgulanmış
rakamlarla pembe tablolar çizmektedir. Bu konular elbette bütçe
görüşmelerinde her yönüyle ele alınacak ve gerçekler bütün çıplaklığıyla
ortaya konulacaktır, ancak bu vesileyle kısa bir hatırlatmada bulunmak
istiyorum: AKP’nin ekonomik performansını, 2002 yılını referans
alarak, cumhuriyet tarihimizin en parlak dönemlerinden biri olarak
nitelendiren Hükûmet Programı, bundan önceki dönemi kayıp yıllar
olarak mahkûm etmiştir. AKP 2002 yılında, krizlere karşı dayanıklılığı
artırılmış, hesapları şeffaflaştırılmış, görev zararları tasfiye
edilmiş, rekabet gücü artırılmış, Merkez Bankası bağımsız ve etkin
bir şekilde görev yapacak hâle getirilmiş, bankacılık sistemi disipline
edilmiş, sosyal güvenlik sisteminde önemli düzenlemeler yapılmış
bir ekonomi devralmıştır. İktidara geldikten sonra yeni bir ekonomik
program ortaya koyacağını söyleyen AKP, bunun yerine, sürekli
eleştirdiği 57’nci Hükûmetin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nı aynen
uygulamıştır. Bunun yanı sıra, AKP Hükûmetinin ortaya koyduğu ekonomik
hedefler de aslında 57’nci Hükûmet döneminde hazırlanan Sekizinci
Beş Yıllık Kalkınma Planının 2023 Vizyonu Belgesi’nde yer alan hedeflerdir.
Bu bakımdan, bugün gelinen
noktada bu alanlarda övünülecek bir başarı varsa “kayıp yıllar” olarak
topyekûn karalanan bu dönemin bunda sahip olduğu pay inkâr edilmez
bir gerçektir. Bu hakkın teslim edilmesi siyasi ve ahlaki bir yükümlülüktür.
Ancak, AKP Hükûmeti bunun icabını yerine getirme erdemini gösterememiştir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; sözlerime son vermeden önce Hükûmet Programı’nın
“Dış Politika” bölümü üzerinde de kısaca durmak istiyorum.
Hükûmet Programı’nın
en büyük zaafı, iç ve dış terör tehditleriyle mücadelede gereken
asgari irade ve kararlılığı ortaya koyamamış olmasıdır. Irak’taki
gelişmeler Türkiye’nin karşısına çok vahim bir güvenlik tehdidi
çıkarmıştır. Türkiye, Kuzey Irak’ta yuvalanan terör örgütünün fiili
saldırısı altındadır. Kuzey Irak’taki gruplar terör kartını Türkiye’ye
karşı bir tehdit silahı olarak kullanmakta ve millî birliğimizi hedef
alan hayâsız tahriklerini sürdürmektedir. Bu gerçeklere rağmen AKP
Hükûmeti, terörle mücadele konusunu yuvarlak ve içi boş sözlerle
geçiştirmiştir, bu konuda asgari güçle desteklenen etkili bir siyasi
caydırıcılık stratejisi uygulama iradesi ve cesareti olmadığını
bir kere daha tescil etmiştir. Öte yandan, Program’da, Kuzey Irak’ta
son aşamaya gelen Türkiye’ye düşmanlık temelindeki etnik siyasi
yapılanmaya ve bu grupların saldırıları altında varlık mücadelesi
veren Türkmen kardeşlerimize hiç yer verilmemesi, AKP Hükûmetinin
temelden sakat Irak politikasını sürdüreceğinin bir itirafı olmuştur.
Hükümet Programı’nın
“Kıbrıs ve Avrupa Birliğiyle ilişkiler” konusundaki bölümleri
de, AKP Hükûmetiyle özdeşleşen teslimiyetçi politikalarda ısrar
edileceğini göstermektedir. Türkiye-Avrupa Birliği-Kıbrıs ilişkilerinin
bir çıkmaza saplandığı, Türkiye’nin sanal Avrupa Birliği sürecinin
Kıbrıs ipoteğine bağlandığı ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün
Avrupa Birliği dayatmalarının boyunduruğu altına sokulduğu
bir gerçektir. AKP Hükûmeti, bugüne kadar bu konuda, hem Rum tarafına
hem de Avrupa Birliğine ümit ve cesaret
vermiştir.
60’ıncı Hükümet Programı,
AKP’nin Türkiye’nin ve Türklüğün Kıbrıs’tan tasfiyesini öngören
sürecin taşeronluğunu yapmaya devam edeceğini ortaya koymuştur.
Program’da, Kıbrıs’ta bulunacak siyasi çözüme ilişkin Türkiye’nin
vazgeçemeyeceği “güvenlik, garantörlük, iki kesimlilik ve siyasi
eşitlik” gibi ilkelere hiç yer verilmemesi, bunun bir göstergesidir.
Bütün bunlar, AKP
Hükûmetinin, Kıbrıs sorununun çözümünü, Rumların istediği bir çerçevede
Avrupa Birliğine havale ettiğini ortaya koymaktadır. AKP Hükûmetinin
sergilediği bu acz ve teslimiyet, Türkiye’nin karşısına, limanların
açılmasından başlayarak Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tanıma sonucunu
doğuracak adımlar atması ve Kıbrıs’ta Rumların istekleri zemininde
yeni bir çözüm süreci başlatması dayatmalarını çıkaracaktır.
Hükûmetin bütün bunları
kabul edecek bir teslimiyet içinde olmasını esefle karşıladığımızı
ifade etmek istiyorum. Avrupa Birliğiyle ilişkiler, bugüne kadar
AKP Hükûmeti tarafından bir meşruiyet sigortası olarak görülmüş ve
Avrupa Birliğinin bu dayatmasının gereğini yerine getirmek, bir
ev ödevi olarak kabul edilmiştir. 22 Temmuz 2007 seçimleri nedeniyle
Avrupa Birliğinden siyasi mola alan AKP’nin, önümüzdeki dönemde
bu çarpık anlayışla, bıraktığı yerden yola devam edeceği anlaşılmaktadır.
Bu zihniyetin Türkiye’nin karşısına çıkaracağı tehlikeler ve
sosyal bünyemiz üzerindeki tahribat, maalesef yaşanarak görülecektir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin önümüzdeki nazik
ve güç dönemde sergileyeceği siyaset anlayışı bu ilke ve inançlardan
feyzalacaktır. Parlamento çalışmalarında rehberimiz olacak bu
ilkeler, Türkiye’yi seven herkesin arkasında duracağı ortak kırmızı
çizgiler olarak görülmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi, iktidarın
bu çerçeve içinde kalacak ve Türkiye’nin hayrına olacak her icraatını
desteklemeyi bir vatanseverlik görevi sayacaktır. Ancak Türkiye’nin
bu kırmızı çizgilerinin çiğnenmesi, “demokratikleşme” ve “modernleşme”
adı altında cumhuriyetin temel ilkeleri ve devletin kuruluş esaslarıyla
oynamaya kalkışması hâlinde bunlara karşı en demokratik zeminde
sonuna kadar direneceğimizi herkes çok iyi bilmelidir.
Hükûmet programları
iktidarların siyasi hedeflerini ortaya koyan yol haritası niteliğinde
siyasi taahhüt belgeleridir. Bunların siyasi iktidarların geçmiş
sicillerinden soyutlanarak anlaşılması ve değerlendirilmesi
doğru ve mümkün değildir. Bu bakımdan 60’ıncı Hükûmet Programı’nın AKP’nin
geçmiş dönemindeki icraat sicilinin ve bunun ağır tahribatının
ışığında değerlendirilmesi kaçınılmaz olacaktır.
Geride bıraktığımız
bu dönemin vicdanlarda namuslu bir muhasebesi yapılmadan, yaşanan
yolsuzlukların ve kanunsuzlukların hesabı yargı önünde görülmeden
ve AKP Hükûmeti geçmişteki hatalarından dönme iradesini somut olarak
ortaya koymadan, Sayın Başbakanın ifadesiyle “yeni ve ak bir sayfa”
açılması düşünülemeyecektir. Geçmişin karanlığını sözde aydınlatmak
mümkün değildir. AKP’nin bugüne kadar yaptıkları bundan sonraki
icraatlarının bir göstergesi ve teminatıdır. En azından bugün itibarıyla,
bu konuda elimizde güvenilir başka bir değerlendirme ölçüsü bulunmamaktadır.
Bu düşüncelerle, MHP Grubu güven oylamasında ret oyu verecektir.
Yüce Meclisi en derin
saygılarımla selamlıyor, hepinize şükranlarımı sunuyorum. (MHP
sıralarından ayakta alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum
Sayın Bahçeli.
Söz sırası Demokratik
Toplum Partisi Grup Başkanı ve Mardin Milletvekili Sayın Ahmet Türk’te.
Sayın Türk, buyurun.
(DTP sıralarından alkışlar)
AHMET TÜRK (Mardin) –
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Sayın
Türk, söz süreniz kırk dakikadır
DTP GRUBU ADINA AHMET
TÜRK (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakan Sayın
Recep Tayyip Erdoğan tarafından sunulan 60’ıncı Hükûmet Programı
üzerinde görüşlerimizi açıklamak üzere Demokratik Toplum Partisi
Grubu adına söz almış bulunuyorum.
Sayın Başkan ve siz değerli
milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. 23’üncü Dönemde
Parlamentonun, barışa, özgürlüklere, demokrasiye ve toplumsal
refaha katkı sağlamasını diliyorum.
2007 milletvekili seçimleri,
Cumhurbaşkanlığı seçimi etrafında yaratılan gerginlik sonucunda
bir erken seçim olarak ülke gündemine oturdu. Tartışmalar, laik-antilaik
ekseninde geliştirilmek istendiyse de bu tartışmanın toplumdaki
yansıması çok farklı oldu. Seçmenler gerginliğin iki tarafı arasında
seçim yapmaya âdeta zorlandı. Toplumsal barış, özgürlükler ve ekonomik
kalkınmada başarısızlığı ortada olan statükoya karşı, seçmen, değişim
ve dönüşüm isteğini sandığa yansıttı. Bunun çok iyi okunması gerekiyor.
Son seçimin bir diğer
temel özelliği de, partimiz Demokratik Toplum Partisinin, tüm yasal
ve fiili engellenmelere rağmen, bağımsız adaylarla da olsa seçimlere
katılmış olmasıdır. DTP’nin seçimlerde Parlamentoda grup kurabilecek
bir düzeyi yakalamasını demokrasi mücadelesinin bir kazanımı
olarak görmek ve değerlendirmek gerekir.
Bizler, seçim meydanlarında,
Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm bulmak ve üretilen çözüm politikalarına
destek vermek üzere Parlamentoda olmak istediğimizi ifade ettik.
Bugüne kadar bu sorumlulukla davrandık. Bundan böyle de sorumluluğumuzun
bilinci ve kararlılığı ile davranacağımızın bilinmesini istiyoruz.
Kimi düşüncelerimiz
şimdiye kadar genel doğru gibi kabul edilen bazı söylemlerle çelişebilir,
sorunlara farklı bir perspektiften bakıp, farklı, şimdiye kadar denenmemiş
çözüm önerileri de olabilir. Bu, demokrasinin bir gereğidir. Düşünce
zenginliği yaratılmadan, gelişim, değişim ve dönüşümün olmayacağı
çok açıktır. Farklılıkların, çeşitliliğin bir arada yaşayabileceği
bir kültürü geliştirmek, sağlıklı bir demokrasi tesis etmenin koşuludur.
Karşılıklı sevgi ve saygı içinde, hoşgörü, tolerans ve empati duygularımızı
geliştirmek zorundayız. Biz buna hazırız.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; 60’ıncı Hükûmetin Programı’nın, bir hükûmet programından
çok, bir faaliyet raporu olduğu; 60’ıncı Hükûmetin yapacakları yerine,
59’uncu Hükûmetin yaptıkları üzerinde kurgulanmış bir metin olduğu
çok açık bir şekilde ortaya çıktı.
Oysaki, 58 ve 59’uncu
Hükûmet Programlarındaki vaatlerin büyük bir bölümü yerine getirilmediği
gibi, uygulamaya konulan politikalar da Türkiye’yi hak ettiği
yere taşımaktan çok uzaktır.
AB üyelik süreci ile
ivme kazanan demokratikleşme yolundaki reformlar askıya alınmıştır.
Türkiye’nin en temel
sorunu olan gelir dağılımındaki adaletin sağlanması konusunda
bir arpa boyu bile yol alınamamıştır.
Ekonomik büyüme iddialarına
rağmen, vatandaşın yaşam koşullarında hiçbir şey değişmediği gibi,
işsizlik ve yoksulluk daha da artmıştır.
Dış borç yükü azalmamış,
ülke IMF’ye bağımlılıktan kurtulamamıştır.
Sivil bir anayasa yapma
sözü tutulmamış, demokratik hak ve özgürlüklerin sınırı genişletilememiştir.
60’ıncı Hükûmet Programı’nda
ise, AK Partinin 58 ve 59’uncu Hükûmet Programlarına kıyasla özellikle
demokratikleşme ve sosyal politikalar alanındaki tespit, öngörü
ve taahhütlerden geri dönüş yaptığı görülmektedir.
59’uncu Hükûmet Programı’nda
Sayın Başbakan “Toplumsal ve kültürel çeşitlilikler, demokratik
çoğulculuğun üreteceği tolerans ve hoşgörü zemininde siyasete
bir renklilik olarak katılmalıdır…” demişti ve devamla “Bireysel
ve kolektif hak ve özgürlükleri hiçe sayan totaliter ve otoriter
anlayışlar, sivil ve demokratik siyasetin en büyük düşmanlarıdır.”
diye ifade etmişti.
Yine, Sayın Gül Hükûmeti
olarak bilinen 58’inci AK Parti Hükûmeti Programı’nda ise, gelir dağılımı
başta olmak üzere sosyal ve bölgesel dengesizlikleri gidermeye yönelik
tedbirlerin alınacağı ifade edilmişti.
AK Partinin 58 ve
59’uncu Hükûmetleri, çağdaş, demokratik, toplumun tüm kesimlerinin
mutabakatıyla bir yeni anayasa hazırlayacağını söylemiş, ancak,
bunu gerçekleştirme konusunda herhangi bir çaba sarf edilmemiştir.
Aynı hükûmet, siyasi partileri halka açmak, halkın partiler üzerindeki
denetim ve etkinliğini artırmak, parti içi demokrasiyi ve şeffaflığı
sağlamak ve istikrarı bozmayacak şekilde temsilde adaleti sağlamak
üzere Siyasi Partiler Kanunu’nu ve seçim kanunlarını değiştireceğini
ifade etmişti. Siyasi Partiler Kanunu’nda herhangi bir değişiklik
yapılmadı. Seçim Kanunu’nda yapılan tek değişiklik ise, hiçbir konuda
uzlaşma sağlayamadığı CHP ile uzlaşarak, üstelik birlikte anayasa
değişikliği de yaparak, DTP’nin Parlamentoda temsilini minimal
düzeye düşürmek amacıyla bağımsız aday listelerinin birleşik oy
pusulalarında yer almasını sağlamak olmuştur. En büyük değişiklik
de budur. (DTP sıralarından alkışlar)
Gelişmiş demokratik
ülkelerde olduğu gibi, demokrasinin beşiği yerel yönetimlerin
güçlendirilmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılacağını
ifade etmişlerdi. Yerel Yönetim Yasası’nda herhangi bir iyileşme
sağlanmadığı gibi, yeni Hükûmet Programı’nda da yerel yönetim reformunun
rafa kaldırıldığı görülmektedir.
Bütün bunlar göstermektedir
ki, AK Parti Hükûmeti, 60’ıncı Hükûmet Programı’nda iddia ettiği gibi
ülkeyi kalkışa geçirmek yerine, yerinde saydırmaya adaydır. Açıklanan
Hükûmet Programı, AK Partiye oy veren seçmenlerde bile hayal kırıklığı
yaratmıştır. Renksiz, heyecansız, iddiasız, ülkenin temel sorunlarını
görmezden gelen bu Program ile ülkenin yönetilmesi kabul edilemez.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Programda Avrupa Birliği üyeliği hedefinden
söz edilirken, özellikle son iki yıldır demokratikleşme alanındaki
reformların askıya alındığı, hatta Polis Vazife ve Selahiyetleri
Kanunu ile terörle mücadele konusundaki değişiklikler nedeniyle
geriye doğru gidildiği gerçeğinden kaçınmamak gerekir. Hükûmetin
sıkça söylediği “işkenceye sıfır tolerans” anlayışı bir türlü yaşama
geçirilmemiş, 59’uncu Hükûmet döneminde de işkence olayları, işkenceyle
ölüm olayları maalesef ki devam etmiştir. Son dört yıl içerisinde
gerçekleşen işkence şikâyetleri
ile bunlara karşı yürütülen ve sonuçlandırılan soruşturma sayılarını
incelediğimizde, rakamsal olarak, oranın yüzde 1’ine ancak tekabül
etmektedir. Elbette ki, 90’lı yıllarla kıyaslandığında, işkence
vakalarında yaygınlığın ve yoğunluğun düşüş gösterdiğini gözlemekteyiz.
Ancak “kötünün iyisini vatandaşa kabul ettirme” gibi bir yaklaşım
ile “sıfır tolerans” yaklaşımı çelişkilidir. İşkence vakalarının
sıfıra yaklaşması, hem insan hem de toplum onuru açısından, aynı zamanda,
devlet-vatandaş bağının güçlenmesi ve adalete olan inancın artması
açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle, işkenceyle mücadele konusunda
daha kararlı ve daha samimi olunmalıdır. Faili meçhul cinayetlerin
aydınlatılması konusunda Hükûmet, tarihî sorumluluğunu yerine
getirmelidir.
Temel bütün hakların
anası ve vazgeçilmezi, düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Ancak, önceki
Hükûmet, bu konuda son derece başarısız bir pratik ortaya koymuştur.
Mevcut Program’da da, başta Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesi
olmak üzere Türk Ceza Kanunu’nda ve diğer yasalardaki düşünce ve
ifade özgürlüğünü engelleyen maddelerin değiştirilmesine yönelik
somut hiçbir öneri yoktur.
Sorunlarımızı demokratik
usuller çerçevesinde konuşarak çözmeyi beceremeyeceksek, farklı
düşüncelere tahammülsüzlüğü yasal güvencelere bağlayacaksak,
demokrasi adına diğer konuları konuşmanın zaten hiçbir anlamı
kalmayacaktır.
Demokratik, laik,
sosyal bir hukuk devleti olmanın en önemli yöntemi özgürlükleri genişletmektir.
Hiçbir vatandaşın dinî inançlarından ya da felsefik görüşlerinden
dolayı ayrımcılığa tabi tutulmadığı, horlanmadığı bir sistemi
yaratmaya dönük anlayış mevcut Hükûmet Programı’nda somut ifadelerle
tarif edilmemiştir.
İnançları gereği başörtüsü
takan vatandaşlarımızın karşılaştığı insan hakları ihlallerinden
tutalım, Alevi yurttaşlarımızın ya da gayrimüslim yurttaşlarımızın
inanç özgürlüklerinin nasıl garanti altına alınacağına değinilmemiş,
bu konuda hiçbir açıklama yapılmamıştır.
F tipi cezaevleri
başta olmak üzere, cezaevlerinde tecrit ve izolasyon uygulamaları
hâlen devam etmektedir. Cezaevlerinde isyanların yaşanmıyor olması
sorunların bittiği anlamına gelmez.
Sivil siyaseti ve sivil
toplumu güçlendirmenin en etkili yolu, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü
eksiksiz sağlamaktan geçer. Düşüncelerinden dolayı aydınların,
yazarların öldürüldüğü, yargılandığı ve cezalandırıldığı ülkemizde,
Avrupalılar istediği diye değil, insanlarımız buna fazlasıyla
layık olduğu için harekete geçilmesi gerekir. Sivil toplumu güçlendirmek
istiyorsak, Meclis çalışmalarına katılıp rapor sunmalarını sağlamak,
en etkin katılımcılık örneğidir. Ne yazık ki, bu konuda Program’da
bir tek kelime dahi yoktur.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bağımsız yargı için yeni adliye binaları elbette
gereklidir. Hanlardan bozma, sağlıksız binalarda hizmet anlayışı
çağ dışıdır. Araç ve gereçlerde teknolojik olanakları kullanmak
doğrudur. Ancak, tüm bunlardan daha önemlisi, bağımsız yargının vazgeçilmez
koşulu olan yargıç teminatını ve bağımsızlığını sağlamaktır. Bunun
için, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun demokratik bir yapıya kavuşturulması
ile yargıç ve savcı alımlarında partizanca davranışlardan kaçınmamız
gerekiyor.
Adalete ayrılan bütçe
artırılmadan, eksik yargıç ve savcı kadroları tamamlatılmadan,
ihtiyaca göre yeni personel alınmadan, adliyelerin iş yükü azaltılmadan
sağlıklı bir adalet hizmeti yaşama geçirilemezse -Program’da bu
konuda bir açılım olmadığı gibi- yargıyı bağımsız bir hâle getirmenin
de imkânı yoktur.
Askerî ve sivil bürokrasinin
yargıya karşı dokunulmazlıkları kaldırılmadan bağımsız yargının
etkili olması da mümkün değildir.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Hükûmet Programı’nda, rakamlarla oynanarak yanıltıcı
bilgilerle ekonomide tozpembe bir tablo çizilmektedir. Kişi başına
düşen millî gelir konusundaki rakamlar, halkın büyük çoğunluğunun
yaşamına olumlu bir şekilde yansımamaktadır. Kişi başına düşen
millî gelirin 5,477 dolara ulaştığından söz edilirken gelir dağılımındaki
adaletsizliğe değinilmemektedir.