2 Haziran 2007 Cumartesi
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.07
BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Harun TÜFEKCİ (Konya),
Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
----- 0 -----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci
Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter
sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
ALİ TOPUZ
(İstanbul) – Sayın Başkan, tereddüdünüz yok mu?
ATİLLA KART (Konya) – Tereddüdünüz yok
mu?
UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan,
çoğunluk yoktur.
ATİLLA KART (Konya) – 57’ye göre
tereddüdünüz yok mu?
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Yok mu efendim
tereddüdünüz?
ATİLLA KART (Konya) – 57’nci maddeyi
lütfen değerlendirin!
BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Yani “Ben
yaptım, oldu.” öyle mi efendim?
BAŞKAN – Okutup oylarınıza sunacağım.
ALİ TOPUZ(İstanbul) – “Ben yaptım,
oldu.” Olur mu böyle şey efendim?
BAŞKAN – Okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Danışma Kurulu 02.06.2007 Cumartesi
günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince, Grubumuzun
aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.
Salih
Kapusuz
Ankara
AK
Parti Grubu Başkan Vekili
Öneri
Gelen
Kağıtlar Listesinde yayınlanan ve bastırılarak dağıtılan 1440 Sıra Sayılı Kanun
Teklifi ve 1441 Sıra Sayılı İçtüzük Değişiklik Teklifinin Gündemin Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 5 ve 6. sıralarına
alınması, 48 saat geçmeden görüşülmesi ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül
ettirilmesi;
Önerilmiştir.
BAŞKAN
– Sayın milletvekilleri, grup önerisinin aleyhinde olmak üzere Konya
Milletvekili Sayın Atilla Kart. (CHP sıralarından alkışlar)
Buyurun.
ATİLLA
KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi
tarafından Genel Kurul gündemine sunulan grup önerisinin aleyhinde söz almış
bulunmaktayım.
Değerli
arkadaşlarım, 22’nci Yasama Döneminde yaratılan kaotik ortamı yeni döneme de
taşımak isteyen dayatmacı ve kural tanımaz bir anlayışın tezahürü olan yeni bir
teklifle, yeni bir grup önerisiyle karşı karşıyayız. Aslında, bu dayatmacı
anlayış, bakıyoruz -üzülerek ifade ediyorum- oturumu yöneten Meclis Başkan
Vekili’nin uygulamalarında da hemen kendisini gösterdi. Bunu, çok üzüntüyle
ifade ediyorum. 57’nci madde gayet açık, tereddüde düşüldüğü taktirde yoklama
yapılmasını düzenleyen bir madde. Sayın Başkan, uyarılarımıza rağmen üstüne
düşen bu görevi yapmıyor, resen göz önüne alması gereken bu uygulamayı
yapmaktan kaçınıyor. Bu aslında, dayatmacı bir anlayışın, bir bakıma siyasi
iktidara ait olan dayatmacı anlayışın Meclis Başkanı tarafından da yine bir
başka boyutuyla uygulandığını göstermesi bakımından, üzerinde önemle durulması
gereken, ibretle durulması gereken bir husus. Sayın Başkan, burada belli ki toplantı
yeter sayısı yok. Bu noktada bir tereddüdünüz varsa, siz o zaman yoklama
sürecini başlatmak durumundasınız. En
nihayet size beş dakika kaybettirir, ama sizin inandırıcılığınız
bakımından, sizin güvenilirliğiniz bakımından bir test anlamına gelir bu. Buna
neden tenezzül ediyoruz, buna neden gerek görüyoruz? Bunu ifade etmek gereğini
duyuyorum. Tabii, arkadaşlarımın el salladığını görüyorum, yani, siz ne
anlatırsanız anlatın, biz bildiğimizi yapmaya devam ederiz diyorsunuz. İşte, bu
dayatmacı anlayışı, bu sorumsuz anlayışı bir bakıma itiraf ediyorsunuz.
Anlatmaya çalıştığımız bu. Bu fotoğrafı anlatmaya çalışıyoruz, bu kimliği
anlatmaya çalışıyoruz, bu kimliği anlatmaya devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada, bir taraftan
siyasi kaprisi ve fantezileri uğruna on beş gün sonrasını öngöremeyen ve
ülkemizi siyaseten kaosa sürükleyen siyasi iktidara alet olan bir siyasi parti
grubu, bir muhalefet grubu, diğer taraftan ise, Türkiye’nin gerçek gündemini
saptırarak, gerginlik yaratarak, siyasi hırsı uğruna kaotik bir ortam
yaratmaktan kaçınmayan basiretsiz bir siyasi iktidar. Bu fotoğraf ve
ilişkilerin yol açtığı kaotik ortamı daha da derinleştirecek bir yasa
teklifiyle karşı karşıyayız. Anayasa değişiklikleri gündeme geldiği zaman, bu
değişikliğin mutlak çelişkilerini ve anayasal takvim sebebiyle fiilen
uygulanamaz bir teklif niteliğinde olduğunu hep anlattık. Bunları Anayasa
Komisyonunda anlattığımız zaman, Komisyon Başkanı ve Hükûmet adına görev yapan
Sayın Bakan, bu eleştirilerimize, bu değerlendirmelerimize şu mealde cevap
verdiler: “Müsaade buyurun, bu değişiklikleri yapmanın zamanı bize ait olsun.”
dediler.
Bu sürecin devamında, Anavatan Grubunun yaşadığı
sıkıntıyı burada ayrıca anlatmak istemiyorum. Anavatan Grubunun savunmasını
yapmak durumunda olmadığımı da biliyorum. Ama ümit ederim ki, şu anda Mecliste
temsilcisi bulunmayan Anavatan Grubu, “Bu kadroya devlet emanet edilemez.”
diyenler, kendi sorumluluklarını ve tutarlılıklarını, öz eleştiri anlayışı
içinde bir kez daha gözden geçirirler.
Bizim Sayın Bakana, Sayın Mehmet Ali Şahin’e, Komisyonda,
işte anlatmak istediğimiz buydu sayın milletvekilleri. Dayatmacı ve uzlaşmadan
uzak bir anlayışın öngörüsüzlüğünü ve oportünist anlayışını hep anlatmaya
çalıştık. Siyaseten samimi ve dürüst olmadıklarını ifade etmeye çalıştık. Öyle
ki, söz ve vaatleriyle bir grubun kararını iğfal etme boyutlarına ulaşan bir
siyasi oportünizm anlayışına sahip olduklarını ifade ettik. Machiavelli
yöntemlerini başarıyla uygulayan bu siyasi iktidara, bu noktada ve bu anlamda
hakkını teslim etmek gerekir diye düşünüyorum. Ancak, biz, muhalefet
anlayışımız gereği, bu aşamada da uyarılarımızı, önerilerimizi kararlı bir
şekilde anlatmaya ve siyasi iktidarın gerçek kimliğini kamuoyuna anlatmaya
devam edeceğiz.
Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı seçimi sürecini,
geldiğimiz aşamada kısaca özetlemek istiyorum. Öncelikle ifade ediyorum...
AHMET YENİ (Samsun) – Ezberledik!
ATİLLA KART (Devamla) – Ezberlemiş olabilirsiniz
söylediklerimizi, ama bunların içeriğini anlamadığınız anlaşılıyor. Onun
içindir ki, belki anlarsınız ümidiyle anlatmaya devam edeceğiz. O noktada bir
anlama ve değerlendirme yapma sorumluluğunuzun bir nebze de olsa bulunduğu
düşüncesiyle, böyle bir iyimser yaklaşımla bunu anlatmak gereğini duyuyorum.
Değerli arkadaşlarım, öncelikle ifade ediyorum. Anayasa
değişikliği teklifinin 1’inci maddesinin 366 oyla kabul edilmesi, bu madde
yönünden teklifin reddedildiği anlamına gelmektedir. Meclise iade öncesi 367’yi
aşan bir çoğunlukla gerçekleşen bir Meclis iradesi söz konusu olduğundan, Sayın
Cumhurbaşkanının bu teklifi iade etmesi geciktirici veto niteliğindedir. Bir
başka ifadeyle, bu aşamadan sonra, Anayasa değişikliklerindeki kabul sınırı 330
yerine artık 367’ye ulaşmıştır. Geldiğimiz aşamada, iade sonrası yapılan
Anayasa değişikliği düzenlemesinin aynen iade kavramı niteliğinde olmadığını,
yeri gelmişken bir kez daha ifade ediyorum. İnanıyorum ki, hukuki kavramları
duygusallıktan uzak ve akılcı bir yaklaşımla değerlendiren hukukçu
arkadaşlarım, bu kavramın anlam, önem ve sonuçlarını sağlıklı bir şekilde
değerlendireceklerdir.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; getirilmek istenilen
bu yasal düzenlemeyle yürürlüğe girmemiş olan bir Anayasa değişikliği metnine
dayanarak, 11’inci Cumhurbaşkanını seçmeye çalışıyoruz.
Anayasa değişikliği tekilfinde 6’ncı maddeye eklenen
geçici 18’inci maddede Anayasanın 67’nci maddesi son fıkrası hükmünün,
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılabilmesi için çıkarılması gereken kanunlar
ile seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler bakımından uygulanmayacağı ifade
edilmektedir.
Geçici 19’uncu maddenin son paragrafında da Cumhurbaşkanı
seçilmesine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesine kadar, bağlantılı
olan 2839, 298, 2820 ve 3376 sayılı Kanun ile diğer kanunların bu maddeye aykırı
olmayan hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmektedir.
Grup önerisine konu yaptığımız ve öncelikle görüşülmesini
istediğimiz 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halk Oyuna Sunulması
Hakkındaki Kanun’un hâlen yürürlükte olduğunu ifade ediyorum. Bu yasada
yapılmak istenilen değişiklik ise yürürlük kazanmamıştır. Cumhurbaşkanının
inceleme süresi ve prosedürü göz önüne alındığında, bu Yasa’nın, bu
değişikliğin şekli anlamda yürürlüğe girme tarihi -yani 3376’da yapılan
değişiklikten söz ediyorum- Haziran sonu veya Temmuz başı olacaktır. Bu durumda
bile halk oylamasının Ağustos ayı sonuna sarkması söz konusu olacaktır.
Kaldı ki -önemle ifade ediyorum- bu düzenleme seçim
kanunlarında yapılan bir düzenleme niteliğinde olduğundan, Anayasa’nın 67 son
maddesi gereğince bir yıldan önce yürürlüğe girmesi söz konusu olmayacaktır. Bu
sürenin kısaltılmasına dair Anayasa değişikliği teklifinde getirilen geçici
maddelerin uygulamaya girmesi ise, yani geçici 18 ve geçici 19’uncu maddenin
yürürlüğe girmesi ise, Sayın Cumhurbaşkanının referanduma başvurması hâlinde,
yine, en iyimser bir hesaplamayla Kasım 2007 tarihine sarkacaktır değerli
arkadaşlarım.
İşte, sayın milletvekilleri, 22’nci Yasama Dönemi veya 22
Temmuz tarihlerinde uygulanma imkânı olmayan bir Anayasa değişikliği teklifi
söz konusudur derken, bu anayasal takvimi ifade ediyoruz, bunu anlatmaya
çalışıyoruz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, uygulanma imkânı olmayan,
mutlak çelişkiler içeren anayasal dengeleri alt üst eden…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
ATİLLA KART (Devamla) – …birtakım düzenlemelerle ve yapay
gündemlerle meşgul edilmemelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, abesle iştigal
zemini değildir, birtakım kompleks ve ihtirasların tatmin yeri değildir.
Bu değerlendirme ve düşüncelerle, Adalet ve Kalkınma
Partisinin grup önerisine karşı çıktığımı, aleyhte oy kullanacağımı ifade
ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kart.
Lehte olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Ünal
Kacır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Buyurun.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; AK Parti Grup Önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce
heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Tabii, değerli arkadaşlar, burada neyi konuşuyoruz, neyi
tartışıyoruz, hepsi birbirine karışıyor. Bir yandan, Anayasa değişikliğinin
getirdikleri, bu öneriyle ilgili gündeme getiriliyor. Bir yandan, işte, bu
teklifteki değişiklikler neler getiriyor, neler götürüyor? Hâlbuki, biz, şu
anda gündemi tartışıyoruz. Yani, gündemde şu mu olsun, bu mu olsun? Onları
konuşacağız, onları tartışacağız, ilgili maddelerinde tartışacağız. Yani,
Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasıyla ilgili kanun teklifinde
yapılan değişikliği gündeminde konuşacağız, detaylarına da ineceğiz. O konuda
söyleyecek çok sözümüz var, ama, sözü uzatmadan şunu söylemek istiyorum: Ne
getiriyoruz, ne yapmak istiyoruz?
Değerli
arkadaşlar, gündemin 4’üncü sırasında bulunan, Sivas Milletvekili Selami Uzun
ve üç milletvekilinin, Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin görüşmelerine dün akşam başladık. Bu
görüşmeler şu anda tamamlanmış değil, görüşmeler sürüyor. İşte, bunun
arkasından, az önce de bahsettiğim, Anayasa Değişikliklerinin Halk Oyuna
Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimizi
görüşelim kırk sekiz saat geçmeden, onu görüşelim; onun arkasından da,
Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü’nün Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde
Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi’ni görüşelim ve böylelikle,
çalışmalarımızı tamamlayalım istiyoruz. Getirilen teklif budur. Ancak, az önce
sayın konuşmacı, İç Tüzük’ün 57’nci maddesinde atıfta bulunarak, Meclisi
yöneten Sayın Başkana, işte “Burada gerekli toplantı yeter sayısı yoktur, siz
yoklama yapmalıydınız, illa yoklamayla bunu tespit etmeliydiniz.” diyor.
ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Var mıydı?
İSMET ATALAY (İstanbul) – Esasa gel sen.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Meclise bugün
gelmedik. Dört buçuk senedir burada birlikte çalışıyoruz, beş seneyi
tamamlıyoruz, beşinci yasama dönemini tamamlıyoruz. Beş senedir bu uygulamalar
burada farklı yapılmıyor. Nedir olay? İç Tüzük yetki vermiş: “Başkan birleşimi
açtıktan sonra tereddüde düşerse yoklama yapar.” ve bu iş hep de öyle oldu.
Tereddüde düşülmemiştir, yoklama da dolayısıyla yapılmamıştır.
ATİLLA KART (Konya) – Burada 50 kişi varsa tereddüde
düşmek gerekmez mi? Göz var izan var.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Efendim, müsaade buyurun. Göz var
nizam var değil. Anayasa var, yasa var, İç Tüzük var. Kalkarsınız 20 kişi,
yoklama istersiniz.
ATİLLA KART (Konya) – Takdir yetkisi sınırsız değil. Takdir yetkisi var. Takdir yetkisi böyle
kullanılmaz. Başkan keyfî ve sorumsuz davranamaz.
BAŞKAN – Sayın Kacır, siz konunuza gelin lütfen. O benim
takdirim. Siz lütfen konunuza gelin.
Sayın milletvekilleri, siz de müdahale etmeyin.
ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan yaptığı yanlışlığın
farkında.
BAŞKAN – Efendim, Sayın Kart, siz, bu beş sene içerisinde
-biz meslektaşız- şu kanaat sizde var:
“Ben her şeyi daha iyi bilirim.”
ATİLLA KART (Konya) – Hayır, hayır, öyle değil. Ben
haddimi bilirim. Ben sorumluluğumu bilirim.
BAŞKAN – Sizden daha iyi bilenler var. Lütfen, bu anlayış
içerisinde olmayın; çünkü, biz, oturduğumuz yerler dışında hayatımız boyunca
dost olacağız, el sıkışacağız.
ATİLLA KART (Konya) – Ben sorumluluğumu biliyorum. Sadece
görevinizi hatırlatıyorum.
BAŞKAN – Lütfen,
makamda oturanların kanaat ve takdirlerini değişik yorumlamayın. Buraya siz de
oturabilirsiniz. Lütfen, bu konuları daha fazla tartışmaya açmayalım.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar,
yani, burada sanki yeni bir uygulama yapılıyormuşçasına bunu gündeme getirmenin
abesle iştigal olduğunu ifade etmek istiyorum. Elbette ki hakkınız var,
yetkiniz var. Oylamaya geçildiğinde 20 kişi ayağa kalkarsınız, yoklama
istersiniz. Yoklama varsa oylama yapılır.
BAŞKAN – Sayın
Kacır, bakın, İç Tüzük’ü konuşmuyoruz. Siz konunuzu konuşun, rica ediyorum.
MEHMET KARTAL (Van) – Listede yeriniz sağlam mı?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Efendim, konunun detayına, ilgili
kanunları, kanun tekliflerini, İç Tüzük değişikliklerini burada görüşürken
detaya gireceğiz. Söylediğiniz bütün sözlerin cevabı var, onları da orada
vereceğiz. Vakit kaybetmemek için sözü fazla uzatmıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi
saygıyla selamlıyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.
Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere, Adana Milletvekili
Sayın Uğur Aksöz.
Sayın Aksöz, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)
UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; biraz evvel Sayın AKP temsilcisini hayretle ve ibretle
dinledim. Arkadaşımız diyor ki: “Biz burada neyi konuşuyoruz? Nedir bu
kargaşa?” diyor. Allah aşkına arkadaşlar, bu kadar milletvekiliyiz, hangimiz
sabah kalktığımızda bugün Genel Kurulda ne görüşüleceğini biliyoruz?
Vicdanınıza sorun, kendinize sorun, hanginiz biliyorsunuz? Her gün sabahleyin
AKP yöneticileri bir Danışma Kurulu topluyorlar, orada akıllarına esen şeyleri
getiriyorlar buraya ve biz bunu konuşuyoruz. Böyle mi olmalıydı bu Meclis? Bu
Meclis böyle mi olmalıydı?
Bakın “İstanbul İstanbul olalı görmedi böyle keder.” diye
bir şarkı var ya, bu Meclis Meclis olalı böyle iktidar görmedi. Görmedi, çünkü
hiçbir milletvekilimiz bugün ne görüşüleceğini dünden bilmiyor, siz de
bilmiyorsunuz. Sadece, Grup Başkan Vekilleri geliyor, akıllarına ilk eseni…
Hani, ilkel kabilelerde olur bu yahu! Sabahleyin Kızılderili Reisi Oturan Boğa
kalkar, “Bugün şuraya gideceğiz.” der. O, Kızılderili kabilelerinde olur. Bu
Mecliste bu kadar ciddiyetsizlik olur mu arkadaşlar? (CHP sıralarından
alkışlar) Sabah geliyoruz, “Şunu görüşeceğiz.” Dün geldik, “Bunu görüşeceğiz.”
Hâlbuki, bakın arkadaşlar, bu Meclis yıllardır şöyle
çalıştı, Mustafa Kemal’den beri böyle çalıştı: Bir hafta evvelden görüşülecek
konular bastırılarak milletvekillerine dağıtılır. Hatta, bu Meclisten maaş alan
danışmanlara görev verilir. Milletvekillerine brifing verirler, bilgi verirler;
milletvekilleri çalışır, okur, gazeteleri okur, makaleleri okur. Buraya neyin
görüşüleceğini bilerek gelir. Onun adı milletvekilliği. Bunun adı ne? Bunun adı
ne? Bizim yaptığımızın adı ne?
MEHMET KARTAL (Van) – Kapı kulluğu!
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Milletvekilliği.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bu, milletvekilliği değil.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Milletvekilliği.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Değil Ünal Bey, değil. Çıkmışsın
buraya, diyorsun ki Ünal Bey: “Biz burada neyi konuşuyoruz?” Peki, bunu gündeme
biz mi getirdik? Siz timsah bilir misiniz, timsah? Timsah gücüne güvenerek
gelir, avını yer, ondan sonra “Ya, ne oldu?” diye ağlamaya başlar, buna
“timsahın göz yaşları” derler. Siz bunu yapıyorsunuz. (CHP sıralarından
alkışlar) Siz buraya, gündeme saçma sapan şeyleri getiriyorsunuz.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Ayıp, ayıp! Öyle deme! Saçma
sapan olur mu?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Ondan sonra diyorsunuz ki: “Ya,
biz burada neyi konuşuyoruz?” İyi de arkadaşlar, bunu biz mi getirdik, bu kadar
karmaşayı biz mi yarattık? Bunu hem yaratıp hem şikâyete hakkınız var mı?
Bakın, değerli arkadaşlarım, ben şimdi size buradan
soruyorum: Bakın, AKP çok kötü yönetiliyor. Bana kızıyor musunuz?
Kızmıyorsunuz, değil mi?
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kale almıyoruz.
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Sen kendine bak,
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Söylüyorum, çok kötü yönetiliyor.
İtiraz mı ediyorsunuz?
ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Kendi partine bak!
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kale almıyoruz.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Çok kötü yönetiliyor. İtiraz mı
ediyorsunuz?
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kale almıyoruz.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Peki, peki. Bu kadar bağırdınız
ya, şimdi mahcup olacaksınız. Bunu ben söylemiyorum ki. Abdüllatif Şener
söylüyor!
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Kime söylüyor?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Başbakan Yardımcınız söylüyor! Ben
söylemiyorum, ben.
AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) – Uğur Bey…
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Zeynep, sen sus! Sen hemşehrimsin,
sen sus!
AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) – Niye susayım canım!
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, sizin
partinin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener diyor ki: “Bu parti çok kötü
yönetiliyor.” Bundan hiç mi ders almıyorsunuz? Hiç düşünmediniz mi bir Başbakan
Yardımcısı niye böyle desin? Hiç düşünmediniz mi?
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Ne alakası var ya!
BAŞKAN – Sayın Aksöz, bir dakikanızı rica edebilir miyim.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Buyurun efendim.
BAŞKAN – Efendim, siz çok tecrübeli bir siyasetçisiniz,
kürsüye hâkimsiniz, ama karşılıklı konuşmak diye bir anlayışımız yok. Yalnız,
aynı zamanda…
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Peki Sayın Başkan, tamam.
BAŞKAN – Müsaade edin, sadece size değil.
Değerli arkadaşlar, böyle bir usul yok. Ne hatip size
karşılıklı bir şey söylemeli ne sizin de cevap vermeniz gerekir. Bellidir söz
aldığı konu, onu anlatacak Genel Kurula; beğeniriz beğenmeyiz, saygı duyacağız.
Buyurun efendim.
MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Moğoltay’ı söyle! Onu da
söyle!
BAŞKAN – Efendim, lütfen müdahale etmeyin.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, siz
istediğiniz kadar bağırın, ortada bir gerçek duruyor. Yani, siz “Dünya
dönmüyor” derseniz dünya duracak mı? Dünya dönüyor.
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Konuya gel! Ünal Bey’e
kızıyordun. Bunun ne alakası var!
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Siz ne derseniz deyin, Başbakan
Yardımcısı “Bu parti kötü yönetiliyor.” demişse…
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Konuya geç!
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bakın, bir Başbakan Yardımcısı
“Ben aday bile olmuyorum” demişse, hepinizin üç saat düşünmeniz lazım,
düşünmeniz lazım. Neler oluyor?
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Başkanım, konuya
geçsin.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bu kadar… Bitirdim.
BAŞKAN – Sayın Aksöz… Sayın Aksöz, ona girmeyelim
lütfen.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Peki.
BAŞKAN – Her partide aday olmayan olabilir.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Doğru.
Başka bir konuya geliyorum değerli arkadaşlar. Şimdi,
burada, bakın, Anavatan Partisi Grubu yok. Bu Anavatan Partisi şu anda kurultay
yapıyor. Bu Anavatan Partisi iki gün evvel sizin hayatınızı kurtardı, size
destek vermeseydi, o paket geçmeyecekti. Onları hem kandırdınız “referandum
getirmeyeceğim” diye hem aldattınız hem de onların kurultayına bile saygı
göstermediniz.
AHMET YENİ (Samsun) – DSP’yle anlaştınız mı?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Onlar yokken Genel Kurulu yine
topladınız.
AHMET YENİ (Samsun) – DSP’yle anlaştınız mı?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bir toplumsal nezaket vardır. (CHP
sıralarından alkışlar) Kurultayı olan parti, o gün kurultayı varsa, Genel Kurul
toplanır, o gün karar alır, kapatır ve o arkadaşlara bir saygı gösterir. Onu
bile yapmadınız.
Bakın, bugünkü gazeteleri okutunuz mu, hepsinde ne
yazıyor biliyor musunuz? “Gel de bu AKP’ye güven” diyor. Manşet: “Gel de bu
AKP’ye güven.” Niye, hem Başbakan Yardımcısının beyanından hem Anavatana
yaptığınızdan dolayı. Bu beni direkt ilgilendirmez, ama…
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Hangi gazete?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Efendim, Güneş gazetesini
alırsınız, manşetinde “Gel de bu AKP’ye güven” diyor.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Güneş gazetesi mi?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bakınız, siyasette, değerli
arkadaşlar, siyasette güven çok önemlidir, verilen söz çok önemlidir, çok
önemlidir söz.
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) – Kaç kişi girdi ön seçime?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – İnsanı insan yapan sözdür. Söz
tutulmamışsa, artık o kişiye ve o partiye güvenilmez. Bunu da geçiyoruz.
Şimdi gelelim konumuza. Değerli arkadaşlar…
AHMET YENİ (Samsun) – Kaç parti değiştirdin bugüne kadar?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) –
Değerli arkadaşlar, bakın, şurada bir gününüz kaldı, yarın listeler ilan
edilecek. Bu laf attığınıza da pişman olacaksınız, kuliste bana gelip “Ya Uğur
Bey haklıymışsın.” diyeceksiniz. Ben bunları çok yaşadım.
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Bu seçimde hangi
partiye geçeceksin?
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Geçiniz bunları, bunları geçiniz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, beni konuya davet
ediyordunuz, Sayın Hatibi de konuya davet etseniz.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Şimdi, bakın, bir şey söylüyorum:
Değerli arkadaşlar, hukukta bir kural vardır, bir de istisna vardır. Kural
şudur: Gelen yasa tasarı ve teklifleri burada, komisyonlarda ve Genel Kurulda
kırk sekiz saat geçmeden görüşülmez. O kırk sekiz saat neden konulmuştur?
Milletvekilleri iki gün düşünsün taşınsın araştırsın diye. Bu bir kuraldır.
Peki, bunun istisnası ne? istisnası ne? İstisnası şudur: Çok acil, memleketi
çok yakından ilgilendiren çok derin konular varsa bu kırk sekiz saat kaldırılır.
ÜNAL KACIR (İstanbul) - Aynı bunlar gibi.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Evet, şimdi, siz ne yapıyorsunuz?
Burhan Kuzu Hocam bunu çok iyi bilir. Bu hukukun ana prensibidir. Bu çok
istisnaen kullanılır. Peki, siz ne yaptınız, AKP Grubu? Kırk sekiz saati kaldırmayı
kural hâline getirdiniz. Her yasada bunu uyguluyorsunuz, her yasada bunu
uyguluyorsunuz. Ülkenin rejimini ilgilendiren Anayasa değişikliğinde de bunu
uyguluyorsunuz, şimdi önümüze getirdiğiniz gene bu. Bu ne? Referandum yasası,
kırk sekiz saat geçmeden uygulansın.
Peki, bakın, arkadaşlar, demin Ünal Bey dedi ki: “Bu ne
kargaşa? Neyi konuşuyoruz?” Yahu bu kargaşayı siz yaratıyorsunuz. Bir yandan
Anayasa paketi Cumhurbaşkanında, bir yandan biz bunu Anayasa Mahkemesine
götürüyoruz, -her şey ortada- bir yandan siz referandum yasasını
getiriyorsunuz, süreleri kısaltıyorsunuz ve bu süreleri kısaltırken bir şeyi
unutuyorsunuz: Bu sürelere göre yürürlük tarihi koymanız gerekirken, bu yasa
tasarısının sonuna demişsiniz ki: “Bu referandum yasası yayınlandığı tarihte
yürürlüğe girer.” Bu yarın yayınlansa, o paket orada, öbürü orada, bu yürürlüğe
girdi… Bakın, arkadaşlar, bütün süreler birbirine giriyor. Tam bir kaos, tam
bir karmaşa. Bütün bu karmaşalara 4 Hazirandaki listeleri de ekleyin, tam bir
karmaşa.
Peki, bir iktidar grubu, şu koca grup böyle karmaşa mı
yapmalıydı; yoksa, bizim grupla oturup “Arkadaşlar, memleketin şu şu yasalara
ihtiyacı var. Oturalım, şunu şöyle görüşelim, bunu böyle yapalım mı?”
demeliydi.
Bakın, bir örnek veriyorum: Değerli arkadaşlarım, bakın,
bugüne kadar bu Meclis Cumhurbaşkanını bu yasalarla tıkır tıkır seçti. İlk defa
seçemedi, çünkü…
ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Sayenizde.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) - …ilk defa 360’a yakın milletvekili
olan dev bir grup var, çok güçlü bir grup var. Ama, önceki Cumhurbaşkanımız
Süleyman Demirel ne dedi hatırlıyor musunuz? “Büyük grupları yönetmek çok
zordur.” dedi.
SONER AKSOY (Kütahya) – Yanılmış… Yanılmış…
UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Yönetemediniz… Yönetemediniz…
Yönetemediğiniz gibi, ülkeyi de yönetemediniz, krizleri de yönetemediniz,
hiçbir şeyi yönetemediniz. Bakın, arkadaşlar, yönetemediniz.
Ben, size, son olarak… Bu son konuşmamız herhâlde yarın
Meclis kapanacak diye umuyorum, tabii sizin grup başkan vekilleri yarın sabah
uyanıp Meclise devam demezlerse, akıllarına ilk geleni yapıyorlar. Yarın
kapanacağını varsayarak size küçücük bir Temel fıkrası söyleyeceğim: Temel ile
Dursun yolda gidiyormuş…
AHMET YENİ (Samsun) – Temel’e hakaret yapma.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) –
…Dursun muz kabuğuna basıp düşmüş, kafayı yere vurmuş. Kalkmışlar yola
devam etmişler.
AHMET YENİ (Samsun) – Temel’e hakaret etme.
UĞUR AKSÖZ (Devamla) –
İleride bir muz kabuğu daha görmüşler, Dursun demiş ki: “Aa bak orada da
muz kabuğu var.” Temel de demiş ki: “Desene biraz sonra yine düşeceğuz.” Gene
düşeceksiniz, gene düşeceksiniz.
Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aksöz.
Lehte olmak üzere Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa.
Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili
arkadaşlarım; Grup önerimizin lehinde söz aldım, bu vesileyle Başkanlık
makamını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, önerimiz kısaca, 1440 sayılı Ankara
Milletvekili Haluk İpek ve 4 Milletvekili Arkadaşının Anayasa Değişikliklerinin
Halkoyuna Sunulması ve yine 1441 sıra sayılı Kastamonu Milletvekili Hakkı
Köylü'nün, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 77’nci maddesinde bir değişiklik yapılmasını ihtiva ediyor ve
bu değişiklileri de kırk sekiz beklemeden Genel Kurul gündemine alınmasını
talep ediyor.
Değerli arkadaşlar, bu vesileyle burada konuşan
arkadaşlarımızı dinledik. Ben özellikle ve öncelikle bir iki hususu sizlerle
paylaşmak istiyorum. Burada yıllarca parlamenterlik yapmış, gerek Meclis içinde
gerek parti yönetimlerinde gerekse hükûmetlerde görev yapmış arkadaşlarımız
var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün çalışmaları saygıdeğerdir. Buradan
çıkan kanunların, Anayasa değişikliklerinin, kanun tekliflerinin takip edeceği
hukuki yol ve prosedür de vardır. Elbette ki, Sayın Cumhurbaşkanın onayı, şayet
onay olmazsa, ikinci görüşmeden sonra Sayın Cumhurbaşkanının bunu Anayasa
Mahkemesine götürmesi veya siyasi parti gruplarının, çıkan kanunları veya
değişiklikleri Anayasa Mahkemesine götürme hakları vardır. Bütün bu görüşmeler,
bu prosedür içerisinde yapılır. Ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin
çalışmalarını abesle iştigal gibi görmek, doğrusunu isterseniz, bu Meclisin
yapmış olduğu yasama çalışmalarını hafife almaktır. Daha ağırını söylemek, daha
farklı şekilde söylemek istemiyorum, bunu hafife almaktır. Burada yapılan her
çalışma önemlidir. Yapılan çalışmalar üzerinde, siyasi parti gruplarının ve
sözcülerinin farklı görüşleri olabilir, bu da saygıdeğerdir. Aynı şeyi
düşünüyor olsaydık, aynı şeylere inanıyor olsaydık ve dünya görüşlerimiz,
siyasi görüşlerimiz aynı olsaydı, zaten, farklı siyasi partilere de gerek
olmaz, herkes bir parti çatısı altında olurdu. Dolayısıyla, bugün bizim yapmış
olduğumuz çalışmalar ve uygulamalar, geçmişte bu Meclisin uyguladığı,
uygulaması var olan ve sık sık da başvurulan bir yöntemdir. “Efendim, böyle
lüzumsuz kanunlar” ifadesini de doğrusunu isterseniz çok yadırgadım.
Değerli arkadaşlar, Meclisimizin gündeminde, dün, tümü
üzerinde görüşmelerini tamamladık, polis vazife ve salahiyetleriyle alakalı
önemli bir düzenleme var. Efendim, bu Anayasa değişikliğinin halkoyuna
sunulması…
Arkadaşlar diyorlar ki: “Siz işte bir
kaotik ortam yaratıyorsunuz. Siz sistemi bozuyorsunuz. Siz rejimin temelleriyle
oynuyorsunuz.”
Değerli arkadaşlar, bakın, bu Meclis, Anayasa’nın bazı
maddeleriyle, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimiyle alakalı çok önemli bir
Anayasa değişikliği yapmıştır ve iki sefer görüşerek, yeterli çoğunluğu da
bularak Türkiye Büyük Millet Meclisinden bunu geçirmiştir. Bu çok önemlidir.
Bu, Meclisin kararlılığını, bu Meclisin tutarlılığını, bu Meclisin gündemine
olan hâkimiyetinin görülmesi ve bilinmesi açısından çok önemlidir. Bunu hafife
almak, doğrusunu isterseniz çok şık değildir, çok doğru değildir.
Efendim, niye buraya geldik? Niye böyle bir Anayasa
değişikliği yapmak mecburiyetinde kaldık? Şimdi, bizde, Anadolu’da bir söz
vardır: “Hem suçlu hem güçlü.” diye.
Değerli arkadaşlar, buraya biz gelmedik. Yanlış
uygulamalar ve yapılan birtakım yanlışların sonucunda biz buraya geldik. Hiç
kimse boşuna ve nafile gayretlerin içerisine girmesin. Bak, siyasette ne
yaptığın değil, ne söylediğin değil; yaptığının ve söylediğinin kamuoyu
tarafından nasıl algılandığı, nasıl okunduğu önemlidir. Ben muhalefetteki
arkadaşlara, muhalefet sözcülerine sormak istiyorum: Ya siz Allah aşkına,
burada yapılanları, bu yaşadığımız süreci, bu süreçle ilgili kamuoyunun
algılamasını hiç zahmet edip bir kamuoyuna, vatandaşlarımıza, insanlarımıza bir
soruyor musunuz? Soruyor musunuz? Dolayısıyla, ne sistemle oynayan ne rejimle
oynayan ne de Türkiye’de bir kaos ve kaotik ortam meydana getirmeye yönelik bir
gayret ortada yoktur. Buraya ne sebeple, hangi şartlarla geldiğimizi aziz
milletimiz de çok iyi bilmektedir. Sistem tıkanmıştır. Türkiye Büyük Millet
Meclisi, gelinen bu sonuçla, sadece Cumhurbaşkanı değil, aynı zamanda Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanını da seçemez hâle gelmiştir. Bunun sorumlusu biz
değiliz. Bu sürecin sorumlusu biz değiliz. Bu süreçte onlarca Meclis Başkanı
seçildi, üç tane Cumhurbaşkanı seçildi. Biz yeni bir şey icat etmedik, yeni bir
yasa, yeni bir düzenleme, yeni bir uygulama meydana getirmedik. Biz, var olan,
82’den beri uygulanan uygulamaları, aynı prosedürü, yasal ve anayasal çerçevede
işletmek istedik, ama, gördük ki, anayasal ve yasal çerçevede işleyen prosedür
ve sürece itirazı olanlar, bundan rahatsız olanlar var. Sistem tıkanmıştır.
Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Tıkanan sistemin önünü açmak, bu
sürecin önünü açmak ve rahatlatmak, bu kaostan, bundan… Kaostan bahsedeceksek,
kaos budur, kaotik ortam budur. Türkiye’nin önünü açmak, bu Meclisin görevidir,
Meclis de görevini yapmaktadır, iktidar partisi de sorumluluğunun gereğini
yapmaktadır. Burada yanlış anlaşılacak bir şey de yoktur, burada farklı
mecralara çekilecek bir anlayış da yoktur. O ki Meclis görevini yapamaz hâle
gelmiştir, öyleyse, sıkıntıları, Meclise de bu iradeyi ve yetkiyi veren,
meşruiyetin yegâne kaynağı ve temeli olan halka götürmektir, bizim yaptığımız
da budur.
Efendim, dün, bugün de söylendi; nasılsa bu süreç
işlemeyecek, nasılsa biz yeniden Anayasa Mahkemesine gittik, nasılsa Sayın
Cumhurbaşkanımız bunu onaylamayacak veya halkoyuna götürmeyecek gibi ifadeler
de, doğrusunu isterseniz, değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanının da,
Anayasa Mahkemesinin de görev ve sorumluluklarına, yetkilerine burada
müdahaledir. Kararlarını verirler, görürüz.
“Efendim, getirdiğiniz şey şudur!” Bizim yürürlükteki
yasaya göre, eğer referanduma gidecekse bir Anayasa değişikliği, 120 günü takip
eden ilk pazar günü yapılır referandum, halkoylaması.” diyor. Biz de diyoruz
ki: Bu değiştirilen, değişiklik yapılan Anayasa değişikliğiyle ilgili eğer
şayet bir referandum süreci işleyecekse, buradaki 120 günlük süreç 45 güne
indirilmek suretiyle, onu takip eden ilk pazar günü yapılır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
EYÜP FATSA (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.
Efendim, burada yanlış olan ne? Eğer bunu yapmayacak
idiysek, yedi sene sonrası için seçilecek bir Cumhurbaşkanıyla alakalı Anayasa
değişikliğinin ne anlamı olurdu? Anlamsızlık, anlaşılmaz olan, eğer bu
referandum yasasını getirmemiş olsaydık, anlaşılmaz olan bu olurdu, doğru
olmayan bu olurdu. Yapılan Anayasa değişikliğine paralel olarak o süreci
çalıştıracak bir yasal düzenleme yapıyoruz. Burada rahatsız olacak, bundan
yanlış anlaşılacak bir konu, ben, doğrusunu isterseniz, görmüyorum.
Bir diğer konu da, İç Tüzük’ün 77’nci maddesinde bir
değişiklik yapıyoruz. Kısaca, İç Tüzük’ün 77’nci maddesindeki uygulamaya
baktığımızda -buradan metni okumak istemiyorum- özellikle Meclis seçime
gittikten sonra, yani, Parlamento yenilendikten sonra, bir önceki dönemdeki
komisyonlarda görüşülmüş, Genel Kurulda basılmış ve sıra almış kanunlar kadük
kalıyordu, yani, gündemden düşüyordu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
EYÜP FATSA (Devamla) – Şunu ifade etmeme müsaade edin
Sayın Başkan.
Tabii, bu kanunlarda büyük emekler var. Bu kanunlarda,
gece gündüz harcanmış emek ve mesai var.
Bakın, değerli arkadaşlar, mesela, bizim Türk Ticaret
Kanunu’muz 1535 maddedir. Alt komisyonlarda, üst komisyonlarda, iktidarıyla
muhalefetiyle anlaşarak, uzlaşarak çıkartılmış bir kanundur. İstiyoruz ki, yeni
şekillenen Parlamento ve hükûmet, bu tür büyük kanunları, -yani çok emek
harcanmış, çok mesai harcanmış- eğer istiyorsa, kadük kalmadan Genel Kurulda
gündemine alıp görüşebilsin. Arzu ediyorsa -burada bir icbar da yok- istiyorsa
görüşür. Yani yeniden üç aylık, altı aylık, bir yıllık süreleri kullanmak
suretiyle, bunu, komisyonlarda, alt komisyonlarda görüşmesin, üzerinde mutabakata
varılmış olan bu yasaları, Ceza Uyum Yasası gibi, Kat Mülkiyeti Kanunu gibi
önemli yasalar. Bu çerçevede baktığımızda, madde sayısı itibarıyla da, hem de
komisyonlarda görüşmelerinde önemli mesai ve zaman harcanmış kanunlardır. Yeni
yönetim, yeni hükûmet, yeni şekillenen Parlamento, istiyoruz ki bunları
gündemine alıp görüşebilsin, yeniden baştan başlamasın.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Buna engel bir şey yok.
EYÜP FATSA (Devamla) - Ben, bu duygu ve düşüncelerle…
Bunlar bilinmeyen konular değildir, gizli kapaklı bir şey yoktur. Dün akşam
komisyonlarda bu kanunlar görüşülürken, muhalefete mensup arkadaşlarımız da o
komisyonda idi, sabah falan getirmedik önüne. Kimsenin önüne, sabah burada,
böyle hiç bilmedikleri bir konuyu da getirmedik.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Bizim önümüze getirdiniz.
EYÜP FATSA (Devamla) – Ben, Genel Kurulun, Grup
önerimizin lehinde oy vereceğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Fatsa.
Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grubunun İçtüzük’ün 19’uncu maddesine göre vermiş olduğu öneriyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Şimdi, Başbakanlığın Anayasanın 82’nci maddesine göre
verilmiş bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:
Buyurun.
01/06/2007
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın, Rusya
Federasyonu Eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in cenaze törenine katılmak üzere
bir heyetle birlikte 25 Nisan 2007 tarihinde adı geçen Ülke’ye yaptığı resmi
ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun
görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte
gönderilmiştir.
Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip ERDOĞAN
Başbakan
LİSTE
Mustafa Said YAZICIOĞLU Ankara
Mustafa ÖZYURT Bursa
Cavit TORUN Diyarbakır
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı Ve
Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1.
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş
ve İbrahim Köşdere’nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici
Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/212) (S. Sayısı: 305) (Dağıtma tarihi: 15.12.2003)
1’inci sırada yer alan kanun teklifinin
geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden teklifin
görüşmelerini erteliyoruz.
BAŞKAN – 2’nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2.
X Bazı Kamu
Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı İle Plan ve Bütçe
Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
3’üncü sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup
Başkan Vekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, İmar Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile
Adalet Komisyonları Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam
edeceğiz.
3.
Adalet ve
Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, İmar
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar,
Ulaştırma ve Turizm ile Adalet Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
BAŞKAN – Komisyon? Yok.
Ertelenmiştir.
4’üncü
sırada yer alan, Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3 Milletvekilinin; Polis
Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve
Adalet Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4. Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3
Milletvekilinin; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1037) (S. Sayısı: 1437)(x)
BAŞKAN
– Komisyon ve Hükûmet yerinde.
Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:
POLİS
VAZİFE VE SALÂHİYET KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA
DAİR
KANUN TEKLİFİ
MADDE 1-
4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun
4 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 4/A maddesi eklenmiştir.
“Durdurma ve kimlik sorma
MADDE 4/A- Polis, kişileri ve araçları;
a) Bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,
b) Suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını
sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini
tespit etmek,
c) Hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı
verilmiş olan kişileri tespit etmek,
ç) Kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı
bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi
önlemek,
amacıyla durdurabilir.
Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, polisin
tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan
makul bir sebebin bulunması gerekir. Süreklilik arz edecek, fiili
durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz.
Polis, durdurduğu kişiye durdurma sebebini bildirir
ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir; kimliğini veya bulundurulması
gerekli diğer belgelerin ibraz edilmesini isteyebilir.
Durdurma süresi, durdurma sebebine esas teşkil
eden işlemin gerçekleştirilmesi için zorunlu olan süreden fazla
olamaz.
Durdurma sebebinin ortadan kalkması halinde kişilerin
ve araçların ayrılmalarına izin verilir.
Polis, durdurduğu kişi üzerinde veya aracında
silah veya tehlike oluşturan diğer bir eşyanın bulunduğu hususunda
yeterli şüphenin varlığı halinde, kendisine veya başkalarına zarar
verilmesini önlemek amacına yönelik gerekli tedbirleri alabilir.
Ancak bu amaçla kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması veya
aracın, dışarıdan bakıldığında içerisi görünmeyen bölümlerinin
açılması istenemez.
Bu Kanun ve diğer kanunların verdiği görevlerin
yerine getirilmesi sırasında, polis tarafından gerekli işlemler
için durdurulan kişiler ve araçlarla ilgili hükümler saklıdır.
Polis, görevini yerine getirirken, kendisinin
polis olduğunu belirleyen belgeyi gösterdikten sonra, kişilere
kimliğini sorabilir. Bu kişilere kimliğini ispatlamaları hususunda
gerekli kolaylık gösterilir.
Polis, kimlik sorgulaması süresince kişiyi ve
aracı bekletebilir.
Belgesinin bulunmaması, açıklamada bulunmaktan
kaçınması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunması dolayısıyla ya
da sair surette kimliği belirlenemeyen kişi tutularak durumdan
derhal Cumhuriyet savcısı haberdar edilir. Bu kişi, kimliği açık
bir şekilde anlaşılıncaya kadar gözaltına alınır ve gerekirse tutuklanır.
Gözaltına ve tutuklamaya karar verme yetkisi ve usulü bakımından
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.
Kişinin kimliğinin belirlenmesi durumunda, bu
nedenle gözaltına alınma veya tutuklanma haline derhal son verilir.
Nüfusa kayıtlı olmadığı için kimliği tespit edilemeyen
kişilerin nüfusa kayıtlarının temini için gerekli işlemler yapıldıktan
sonra, 5 inci maddeye göre fotoğraf ve parmak izi tespit edilerek
kayda alınır.
Kimliği tespit edilemeyen kişinin yabancı olduğunun
anlaşılması halinde, 5682 sayılı Pasaport Kanunu ve 5683 sayılı
Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun hükümlerine
göre işlem yapılır.”
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsı adına Artvin Milletvekili Sayın Yüksel Çorbacıoğlu. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Yüce Meclisin değerli üyeleri, hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Görüşülmekte olan yasa teklifinin 1’nci maddesi üzerinde
Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına söz aldım.
Değerli arkadaşlar, öncelikle, ben, size, Avrupa Polis
Etiği Yönetmeliği’nin bir bölümünü okumak istiyorum. Hukuk devletinin geçerli
olduğu demokratik bir toplumda, polisin ana amaçları beş madde halinde
düzenlenmiş:
“1) Toplumda, kamunun huzurunu, kamu düzenini ve hukukun
üstünlüğünü sağlamak.
2) Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan
kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve saygı göstermek.
3) Suçu önlemek ve suçla mücadele etmek.
4) Suçu ortaya çıkarmak.
5) Halka yardım etmek ve halkın hizmetinde olmak.”
Bu amaçlar, hukuk devletinde görev yapan tüm güvenlik
güçlerinin amacı olarak, Avrupa Polis Etiği Yönetmeliği’nde yer almıştır.
Değerli arkadaşlar, bizim amacımız, hukuk devleti olmak,
hukuk devleti yolunda eksiklerimizi gidermek ve bu amaca hizmet eden kanunlar
yapmak. Genel olarak, 2005 ve 2006 yıllarında düzenlenen ve yürürlüğe giren
Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu gibi ceza hukuku
alanını düzenleyen tüm düzenlemeler ile kişi hak ve özgürlükleri açısından
mevcuttan daha iyi düzenleme yaptık. Başka açıdan eksiklerimiz var, onları
tartışmıyorum, o konuya girmiyorum. Ama kişi hak ve özgürlükleri,
demokratikleşme ve hukuk devleti yolunda mevcut durumdan daha ileri düzenlemeler
yaptık. Gözaltı süreleri, yakalama şartları, suçluların hakları, savunma
hakları, bu konuda çok ileri düzenlemeler yaptık. Ancak bu düzenlemeleri
yaptıktan sonra -şimdi elimde tarihleri var, ayrıntıya girmeyeceğim- Türk Ceza
Kanunu’nda üç kez yeniden düzenleme yaptık, yeniden kanunlar çıkardık, mevcut
temel kanun çıktıktan sonra.
Hatta bir tanesini yürürlüğe girmeden
önce yaptık.
Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda iki kez değişiklik yaptık.
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da da üç kez düzenleme
yaptık. Şimdi, bu düzenlemelerin hepsi elimde, bunlara baktığımızda, ne yazık
ki, o atılan, ileri atılan o büyük adımlardan küçük küçük geriye adımlar
atılmış oldu. Bu düzenlemeler, hukuk devleti yolunda yapılan temel
düzenlemelerden geriye adım atılmak şeklinde sonuç doğurmuştur.
Çok ilginçtir, bu geriye adım atışlarla ilgili, infaz
şartlarının ağırlaşması, savunma hakkının kısıtlanması, avukat görüşmeleri,
avukatın potansiyel suçlu sayılması gibi bir yığın düzenlemeler var ama arada
bir siyasetçimizi kurtaran düzenleme de yaptık. Onun infazının
kolaylaştırılması için düzenleme de yaptık.
Yine, Türkiye için bence çok büyük sorun olan ama artık
tartışıldığı için geride kalmış olan ama bir kez daha bunu Meclis tutanaklarına
geçmesi yönünde önemsediğimden söylüyorum, 5377 sayılı Kanun ile 29/6/2005
tarihinde kabul edilen bu kanun ile Türk Ceza Kanunu’nun 263’üncü maddesinde
çok yanlış bir düzenleme yaptık. Eğitim kurumlarıyla ilgili cezaları indirdik,
sorumluları da sorumluluktan kurtardık. Bunların faturaları, ne yazık ki, bu
yapılan -şu maddeyle ilgili söylüyorum- bu maddeyle ilgili yapılan yanlışın
faturası, Türkiye’de, Rahip Santoro cinayeti gibi veya Malatya’daki çok acı
olaylar gibi, bir basın kuruluşunun basılarak insanların boğazının kesilmesi gibi
ve buna benzer terörist faaliyetlere kaynak olan veya bu tür faaliyetlere
destek veren geri bir düzenleme olduğu için, ben, bunu da, yine, Meclis
tutanaklarına geçirmek istiyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, Meclis Adalet Komisyonunda bu
kanunla ilgili görüşme yapılırken benim bir şey dikkatimi çekti.
Aslında, bu getirilen kanundan çok daha fazlası, çok daha
fazla yetkiler güvenlik birimleri tarafından talep edildi, bir kısmı verildi.
Ama, orada bu bile konuşulurken, değerlendirilirken özellikle Adalet Bakanlığı
temsilcilerinin bu taleplere karşı çıktığını gördüm. İçişleri Bakanlığı talep
ediyor, Jandarma Genel Komutanlığı talep ediyor, ancak bu düzenlemelerin mevcut
temel düzenlemeler olan Ceza Yasası ve Ceza Muhakemesi Yasası gibi
düzenlemelere uygun olmadığını bizzat Adalet Bakanlığının bürokratları söyledi.
Biz de söyledik, ana muhalefet partisi milletvekilleri olarak biz de bu
yapılanın doğru olmadığını söyledik, ancak anlatamadık.
Değerli arkadaşlar, görüşülen kanunun 1’inci maddesi
polise durdurma ve kimlik sorma yetkisini veren bir madde. Bu maddeyle ilgili
çeşitli kişi ve kuruluşların değerlendirmeleri var. Ben, özellikle İnsan
Hakları Derneğinin 1’inci maddeyle ilgili değerlendirmesini sizlerle paylaşmak
istiyorum: Tasarının 1’inci maddesinde polisin durdurma ve kimlik sorma yetkisi
düzenlenmiştir. Mevcut kanunumuzda düzenlenmemiş olan bir yetki olan durdurma
yetkisi ilk kez bu tasarıda gündeme geliyor. Şimdi, durdurma yetkisinin
kullanılmasında ve sınırının belirlenmesinde inisiyatif tamamen polise
bırakılmakta. Bu durum keyfiyete yol açabilecektir.
Eleştiri olarak ortaya konuyor ve ben de bu eleştiriye
katılıyorum.
Şimdi “Durdurma için makul bir sebebin olması
gereklidir.” denilmiştir. Ancak, makul sebebin ülkemiz koşullarında ne kadar
geniş değerlendirilebileceği unutulmaması gereken bir noktadır. Kaldı ki, makul
sebep, yeterli şüphe, gerekli tedbir anlayışının polisten polise değişeceğini
de kabul etmek gerektir.
Yine, maddenin gerekçesine -madde gerekçesinde var bu,
maddenin metninde yok- bakıldığında; kişilerin ve araçların bilgi amaçlı olarak
durdurulabileceği, ancak kişilerin burada bilgi vermede hukuksal sorumluluğu
olmadığı, fakat ahlaki yükümlülükten bahsedildiği görülmektedir. Kişilerin
önceden ahlaki bir yükümlülük altına sokulması suistimale açık bir alan
yaratmaktadır.
Yine, madde gerekçesinde, durdurulan kişinin sorulara
tatmin edici cevap vermemesi veya hiç cevap vermemesi durumunda gerekli
tedbirlerin alınabileceği belirtilmiştir. Ancak, mevzuatta, kişinin kimlik
bilgileri dışında herhangi bir beyanda bulunma zorunluluğu olmadığı da
bilinmektedir. Susma hakkı bir temel haktır. Kanuni susma hakkının olduğunu
unutmamalıyız. Bu yönüyle teklif mevcut mevzuatla çelişmektedir.
Teklifte ayrıca, durdurma işlemini yapan polisin, aynı
zamanda, yeterli şüphe durumunda kişi üzerinde yoklama ve sıvazlama yöntemiyle
arama yapabileceği belirtilmiş. Buradan hareketle, aslında, her durdurma işlemi
sonucunda “Yeterli şüphe vardır.” denildiğinde arama işlemi yapılacağı ortaya
çıkmaktadır. Ayrıca, durdurma işleminde aracın görünmeyen kısımlarının kişinin
rızasıyla aranabileceği ve bu rızanın hukuka aykırı olmayacağı dile
getirilmiştir. Ancak, ev aramalarında, rızanın hukuka aykırılığı kaldırmadığı
gibi, buradaki rızanın da hukuka aykırılığı kaldırmayacağı görüşündeyiz.
Şimdi, değerli arkadaşlar, çok hassas bir alanı
düzenliyoruz. Yani, bu derneğin de görüşüne itibar ettiğimizde, kişi hak ve
özgürlükleriyle güvenlik arasındaki bu dengeyi tutturmanın ne kadar zor
olduğunu biliyoruz. Ancak, eğer, yapacağımız düzenleme kişi hak ve
özgürlüklerine müdahale edecekse, bu, sonuçta, hukuk devletine müdahale olarak
tezahür edecektir.
Şimdi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119’uncu maddesine
baktığımızda; arama yetkisinin, polis tarafından, güvenlik birimleri tarafından
hâkim kararı, acil durumlarda savcı kararı veya çok acil durumda, yine, bazı
yerlerle ilgili -konut ve özel alan dışında- kolluk amiri tarafından verilen
emirle ve bilahare de savcıya bildirilmek suretiyle kullanılabileceği
düzenlenmiştir.
Şimdi, burada “önleme” adı altında, yani “polisin önleme
görevi” adı altında, tamamen yargısal denetimden uzak bir görev ifa edilmesi
fırsatı yaratılmaktadır. Şimdi bunun neden önemli olduğunu, neden Ceza
Muhakemesi Yasası’nda hâkim kararına ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha dile
getirmekte fayda var.
Bakın, güvenlik birimlerimiz çok zor şartlar altında ve
en zor olaylarla mücadele etmek zorunda. Bu görevi yaparken hatalar
olabilmektedir. Olabildiğince bu hataların azalması, azaltılması için bizler
düzenleme yapmak zorundayız ve polisimizin hata yapma şansını azaltmalıyız.
Yani, bu görevi ifa ederken suçla, suçluyla, hatta ölümle karşı karşıya geliyor
güvenlik elemanlarımız. Bu kadar kolay bir alan değil bu. Ama, sonuç olarak,
yaptığımız düzenlemelerle, biz, aslında, polise bu görevi hangi amaçla
veriyoruz? Toplumun huzur ve refahını, insanların hak ve hukukunu korumaları
için veriyoruz. Eğer o hak ve hukuku o insanlar kullanamayacaksa, polise bu
yetkinin verilmesine gerek de yoktur. Aslında, bu düzenlemelerin yapılmasında,
bence, emniyet güçlerimizin sorumluluğunun bir kısmı alınmıştır. Adlî merciler
tarafından alınmıştır. Şimdi, polise çok yetki verirsiniz veya herhangi bir
kişiye veya kuruma çok yetki verirsiniz. Ama, sorumluluk vermezseniz, o
sorumluluğu vermezseniz, yetki çok kolay aşılabilir. Çünkü, sorumlu olmayan
kişi hesabını vermeyeceği yetkiyi çok kolay kullanabilir.
Burada, sonuç olarak, yapılan düzenlemeyle -ben
komisyonda da bunu dile getirmiştim- ne yazık ki, hukuk devleti, polis devleti
anlayışı karşısında, komisyon görüşmelerinde, maçı 1-0 kaybetti demiştim.
Umuyorum, Genel Kurul görüşmelerinde, yine hukuk devleti kaybetmez. Çünkü,
hukuk devletinin kaybetmesi demek, sonuçta, Türkiye’nin kaybetmesi demektir.
Değerli arkadaşlar, tabii ki, Meclisin, seçim kararı
aldıktan sonra, bu kadar yoğun bir şekilde çalışmasının doğru olmadığını sizler
de biliyorsunuz. Ama özellikle bugün, Mecliste grubu bulunan bir partinin,
Anavatan Partisinin genel kurulu varken, bu Meclisi çalıştırmanın hiç de doğru
olmadığını ve hatta ondan daha acısını söyleyeyim: Anayasa değişiklerine,
AKP’nin istediği Anayasa değişikliğine destek veren Anavatan Partisinin bu
desteğinin “referandum yasasında değişiklik yapılmaması” şartıyla verdiğini
bile bile, bugün, Danışma Kurulu kararı ve Grup önerisi olarak referandumla
ilgili yasada değişikliği de getirmenizi, doğrusu, Anavatan Partisine yapılmış
büyük bir haksızlık olarak, aslında sadece Anavatan Partisine değil, siyasi
etiğe yapılmış bir haksızlık olarak addediyorum.
Bir de, Sayın Eyüp Fatsa, biraz önce konuşmasında,
Meclisin Cumhurbaşkanını seçememesiyle ilgili problemin sorumlusunun AKP
olmadığını söyledi.
Şimdi, değerli arkadaşlar, sorumlunun kim olduğuna bir
karar verelim. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal başta
olmak üzere, tüm Türkiye’de akil kişiler, ilgililer Sayın Başbakana şunu
söyledi: “Uzlaşarak Cumhurbaşkanlığı seçimini yapın.” dedi. Kiminle uzlaşın?
“Sadece benimle uzlaşın” diye değil, “halkla uzlaşın” diye, “Türkiye’yle
uzlaşın” diye... Bunun karşısında Sayın Başbakan ne yaptı? “Ben görüşmem. Hiç
kimseyle uzlaşmam.” dedi.
SONER AKSOY (Kütahya) – Halkla uzlaştık biz.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Efendim, ben söyleyeyim.
“Meclis milletin iradesinin tecelligâhıdır.” dedi. Öyle
mi? AKP sözcüleri de bunu dedi. Meclis milletin iradesinin tecelligâhı olduğuna
göre…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Afişler yapıştırdılar!
Afişler yapıştırdılar “Meclisin kararı milletin kararıdır.” diye bütün
bilboardlara…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – “Anayasa Mahkemesi bizim
dediğimizi yapmazsa millet hep dağa çıkar!” dedi.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.
“Meclisin kararı milletin kararıdır.” dedi, bunları
söyledi, bildiği yolda yürüdü.
MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Bilboardları da
doldurdular!
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Şimdi, Sayın Deniz
Baykal’ın dediğini yapsa veya diğer kurumların veya diğer kurumların veya sivil
toplum temsilcilerinin söylediklerini yapsaydı, makul bir isim üzerinde uzlaşma
olsaydı ve bu AKP’li bir arkadaşımız olsaydı -bu konuda hiç itirazımız yok- bu
sorunlar yaşanacak mıydı? Yaşanmayacaktı. “İlle de bizim çoğunlumuz…“ Çoğunluğa
dayanarak, “Meclisin kararına herkes saygı göstersin.” dediniz, çoğunluğa
dayanarak bunu yapmak istediniz. Ancak, ben size, sizin, Adalet ve Kalkınma
Partisinin programından bir bölüm okuyacağım, bakalım, orada siz ne diyorsunuz?
Okuyorum: “Farklı tercihlerin rekabeti, sağlıklı bir demokratik sistemin
vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu yarışta çoğunluğun oyunu alanlar iktidara
gelir, tüm ülkenin ya da yerel yönetimlerin sorumluluğunu üstlenirler…”
(Mikrofon
otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YÜKSEL
ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, sadece burayı okuyacağım.
“…ancak, yarışı kazanmak ve iktidara gelmek, çoğunluğun
iradesini mutlaklaştırmaz.” Bu, sizin programınızda yazan görüş;
demokratikleşme ve sivil toplumla ilgili bölümdeki görüşünüz bu, yani,
“çoğunluğu”, “Mutlaklık değildir.” diyorsunuz. Ondan sonra, “Çağdaş
demokrasinin en çok önemsenen niteliklerinden birisi, çoğunluğun, hiçbir şart
altında temel hak ve hürriyetleri tartışma konusu yapmaması ve azınlıkta
bulunanların –Meclis açısından söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi ve Anavatan
Partisi ve diğer Demokrat Parti diyelim- hak ve özgürlüklerine saygılı
olmasıdır çağdaş demokrasi. Azınlıkta kalan görüşlerin ve muhalefet hakkının
anayasal güvencelerle teminat altına alınması, demokrasinin çoğulcu niteliğini
pekiştiren bir unsur olarak kabul edilmektedir.”
Şimdi,
değerli arkadaşlar…
BAŞKAN –
Sayın Çorbacıoğlu, bitirir misiniz.
YÜKSEL
ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.
Programınızda,
“Demokrasi, çoğunluğun mutlakiyeti değil, azınlığın da haklarının korunduğu bir
sistemdir.” diyorsunuz, ondan sonra geliyorsunuz, “Bizim, milletten aldığımız
yetki var, oyumuz var, istediğimizi yaparız.” diyorsunuz.
Siz bırakın
bize uymayı, şu programınıza uyun; buna bile uymadınız. Sonuçta evet, yüzünüze
gözünüze bulaştırdınız. Şimdi de, suçlu arıyorsunuz. Arkadaşlar, tek suçlu
sizsiniz; ama, tabii, bu suçun bedelini sadece siz ödemiyorsunuz, bütün Türkiye
ödüyor, bütün vatandaşlarımız ödüyor. Umarım, 22 Temmuz, bu tür hataların bir
daha yapılamayacağı bir Meclis aritmetiğini yaratır. Türkiye’nin sistemiyle,
anlayışıyla sorun yaratmayan bir iktidar gelecektir; buna inancımız tamdır. Bu
sorunların bir daha tartışılmayacağı, sadece ülkeye ve halka hizmet eden bir
Meclis oluşacağı düşüncesiyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çorbacıoğlu.
Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun… (AK Parti
sıralarından alkışlar)
SELAMİ UZUN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde konuşuyorum.
Geçtiğimiz süreçte insanların şikâyetlerinin arttığı, suç
istatistiklerine baktığımızda gözle görülür bir artış olduğu hepimiz tarafından
gözlenmektedir. İnsanlar bazen, gerçek olmasa da, suçlu insanların ellerini,
kollarını sallayarak sokaklarda gezdiklerine, polisin de bunları durdurmaya
yetkisi olmadığına, âdeta, inandırıldı. Öyleyse, Meclis olarak, hem
vatandaşlarımızdan hem güvenlik güçlerimizden aldığımız tüm bu şikâyetler
üzerine bunu bir masaya yatırmak zorundaydık. İşte, bu amaçla, emniyet
yetkilileriyle, Meclisimizdeki milletvekilleriyle, üniversiteden hocalarla bir
araya gelinip Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu üzerinde uzun uzun günlerce
çalışıldı. Bunun neticesinde bir taslak çıkmıştı, ama seçimlerin biraz öne
alınmasından dolayı bu Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun tamamının yeniden
çıkması konusunda tereddüt hasıl olunca, arasından, işte, bu maddeleri çekip,
polisin de halkımızın da ihtiyacı olan maddeleri değiştirme konusunda Meclisin
takdirine bir yasa teklifi geldi.
Biliyorsunuz, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 1934
tarihli ve o günden bu tarafa da çok çeşitli değişikliklere uğramıştır.
Polisin amacı, kamu düzenini sağlamak çerçevesinde,
devlet otoritesinin ve icrasının etkinliğini artırmak, halkın güven ve
itimadını temin etmektir. Suç soruşturma sürecinde polise verilen yetkiler suç
önleme çalışmalarını doğrudan etkiler. Polis görevini yaparken, kişi hak ve
özgürlükleri ile kamu güvenliği dengesini gerçekten korumak zorundadır.
İkisinin arasındaki dengeyi öyle bir korumalıdır ki, hem vatandaşımızın güvenliği,
ülkemizin güvenliği tehlikeye girmesin hem de kişi hak ve özgürlüklerinin
sınırları aşılmasın.
İşte, polis, böyle bir görev esnasında istiyor ki, elinde
çok yetkiler olsun. Ama, ülkemiz de öyle yerden gelmiştir ki, polisin elinde
çok yetki olduğu zaman da bazen bu yetkilerin aşıldığı görülmüştür. Onun için,
biz de bu dengeyi korumaya çalıştık ve bu dengenin korunmasına hep beraber
gayret göstermemiz gerekir.
1’inci madde “durdurma ve kimlik sorma”yı içermektedir.
Bu maddede “durdurma ve kimlik sorma” ilk defa kanunlarımızda düzenleniyor.
Polisin, Adli Önleme ve Arama Yönetmeliği’nde bu konuyla ilgili maddeler var.
Ama, Anayasa’nın 23’üncü maddesinde “insanların durdurulması, ancak kanunla
olur” diyor. Yani, seyahat hürriyeti. İnsanlar bir yerden bir yere yaya veya
arabayla giderken, insanların durdurulması, ancak kanunla olur. Seyahat
hürriyeti, yoksa, engellenemez. İşte, bu amaçla, polisin daha önce
yönetmelikler vasıtasıyla kullanmış olduğu yetkiler, ilk defa Polis Vazife ve
Salahiyet Kanuna “durdurma ve kimlik sorma” adı altında 4’üncü maddeye 4/a
maddesi olarak ekleniyor. Madde, gayet açık, net, tanımlar getiriyor: “Polis,
suç işlendikten sonra, bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek için, suç
işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya
kabahatlerin…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SELAMİ UZUN (Devamla) – …faillerinin kimliklerini tespit
etmek, hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri
tespit etmek, kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya mal varlığı bakımından ya
da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurma
yetkisini kullanır.” Aşağıya doğru da, durdurma yetkisinin nasıl olacağını, ne
ölçüde olacağını, nasıl yapacağını… Yani, bu durdurmayı diğer aramalarla
karıştırmamak gerekir. Yani, polis, kişiyi, yaya veya arabalı şekilde
durduracak. Kimliğini tespit edecek ya da belki de yardım olsun diye
durduracak. Yani, bir şahsı soracak, başka birisini soracak. Yani, bunu, illa
her durdurduğu kişiyi suçlu zannıyla durduracak diye bir şey yoktur. Onun için,
diğer maddelerde zaten sınırlarını belirlemiş. Aşağıya doğru diğer
fıkralarından maddenin, sınırlarını durdurmanın belirlemiş. Bizim, tabii ki,
esas düşüncemiz, bir suç önlensin, bir suç takibi yaparken de polis yetkili
olsun. Ama, polis yetkili olurken de yetkilerini aşmasın ki… o zaman polis yetkilerini aşarsa,
tabii, polis kendisi ayrıca bunun karşılığında cezayı görür, ama, önemli olan
polise güvenin sarsılmamasıdır. Polis yetkisini aştığı süre içerisinde, bütün
ülkede polise güven sarsılır. Onun için polis kendi teşkilatına, eğitimle,
çalışmayla, tatbikatla mutlaka bu yetkileri sınırda kullandırmak zorundadır.
Diğer maddelere geçildiğinde, eksik
kalan kısımlarda gene konuşmalar yapacağız.
Hepinize saygılar sunuyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın
Uzun.
Madde üzerindeki konuşmalar
tamamlanmıştır.
Bir önerge vardır, okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Polis Vazife ve
Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 1 inci
maddesi ile söz konusu Kanuna eklenmesi öngörülen 4/A maddesinin dokuzuncu
fıkrasının metinden çıkarılmasını ve onbirinci fıkrasının başına “Kimliğinin
tespiti amacıyla tutulan kişiye, kimliği tespit edildikten sonra ve talepte
bulunması halinde, bu amaçla tutulduğuna ve tutulma süresine dair bir belge
verilir.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.
İrfan
Gündüz Yahya
Akman Ayhan
Sefer Üstün
İstanbul Şanlıurfa Sakarya
Ergun
Dağcıoğlu Alaettin
Güven
Tokat Kütahya
BAŞKAN – Sayın
Komisyon önergeye katılıyor mu?
ADALET
KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) – Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın
Hükûmet katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN
GÜNEŞ – Katılıyoruz efendim.
BAŞKAN – Gerekçeyi
okutuyorum:
Gerekçe:
Maddenin onuncu fıkrasında kişinin
kimliğinin belirlenmesi amacıyla tutulacağına, gözaltına alınabileceğine ve
hatta tutuklanabileceğine dair hüküm bulunmaktadır. Dokuzuncu fıkra hükmü ise,
“tutulma”ya öngelen “bekletme”yi öngörmektedir. Kimliğin tespit edilememesi
dolayısıyla gözaltına alam, ancak Cumhuriyet savcısının kararıyla mümkündür.
Kişinin, kimliğinin tespiti amacıyla bir süre tutulacağı hususunda kuşku
bulunmamaktadır. Kimlik tespiti amacına yönelik olarak kişinin durdurulması, bu
tespit işlemleri süresince tutulmasını zorunlu kılmaktadır. Tutulma ibaresi,
kişinin ve varsa aracının, kimlik tespitine ilişkin işlemler sürecinde
bekletilmesini kapsamaktadır. Maddenin onuncu fıkrasında tutulma ibaresine yer
verilmiş iken, dokuzuncu fıkrada tutulmadan önce “bekletme”ye ilişkin hükme yer
verilmesi, bu bekletmenin ne kadar süre devam edebileceği tartışmasına neden
olacaktır. Belirtilen sakıncanın giderilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir.
Keza, keyfi bir şekilde kişilerin ve araçlarının durdurularak tutulmasına engel
olmak amacıyla, Adalet Komisyonunca kabul edilen maddenin onbirinci fıkrasının
başına bir cümle eklenmesi düşünülmüştür. Belirtilen ihtiyaçları karşılamak
amacıyla işbu değişiklik önergesi verilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,
gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Maddeyi kabul edilen önerge
doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul
edilmiştir.
2’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 2- 2559 sayılı Kanunun 5 inci
maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Parmak izi ve fotoğrafların kayda
alınması
MADDE 5- Polis;
a) Gönüllü,
b) Her çeşit silah ruhsatı, sürücü
belgesi, pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuruda
bulunan,
c) Başta polis olmak üzere, genel veya
özel kolluk görevlisi ya da özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilen,
ç) Türk vatandaşlığına başvuruda
bulunan,
d) Sığınma talebinde bulunan veya
gerekli görülmesi halinde, ülkeye giriş yapan sair yabancı,
e) Gözaltına alınan,
kişilerin parmak izini alır.
Parmak izi, ait olduğu kişinin kimlik
bilgileri ile birlikte, ne zaman ve kim tarafından alındığı belirtilmek
suretiyle parmak izini alan genel kolluk birimlerine ait mevcut sisteme
kaydedilir. Ancak, parmak izinin hangi sebeple alındığı sisteme kaydedilmez.
Olay yerinden elde edilen ve kime ait
olduğu henüz tespit edilemeyen parmak izleri, kime ait olduğu tespit edilinceye
kadar, ilgili soruşturma dosya numarası ile birlikte sisteme kaydedilir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun
81 inci maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında
Kanunun 21 inci maddesi hükümlerine göre alınan parmak izleri de bu sisteme
kaydedilir.
(a) bendi hariç birinci fıkra ile dördüncü
fıkra kapsamına giren kişilerin ayrıca fotoğrafları alınarak, ikinci fıkrada
belirlenen esaslara uygun olarak parmak izi ile birlikte sisteme kaydedilir.
Bu sistemde yer alan bilgiler, kimlik
tespiti, suçun önlenmesi veya yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma
kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla, mahkeme, hâkim,
Cumhuriyet savcısı ve kolluk tarafından kullanılabilir.
Kolluk birimleri, kimlik tespiti yapmak
ya da olay yerinden alınan parmak izini karşılaştırmak amacıyla doğrudan bu
sistemle bağlantı kurabilir.
Sistemde kayıtlı bilgilerin hangi kamu
görevlisi tarafından ve ne amaçla kullanıldığının denetlenebilmesine imkân
tanıyan bir güvenlik sistemi kurulur.
Sistemde yer alan kayıtlar gizlidir;
altıncı ve yedinci fıkralarda belirlenen amaçlar dışında kullanılamaz.
Sisteme kayıtlı olan parmak izi ve
fotoğraflar, kişinin ölümünden itibaren on yıl ve her halde kayıt tarihinden
itibaren seksen yıl geçtikten sonra sistemden silinir.
Parmak izi ile fotoğrafların sistemde
kaydedilmesi ve saklanması ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin diğer esas
ve usuller, İçişleri Bakanlığı tarafından Adalet Bakanlığının görüşü alınarak
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 1437 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde grubum
adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi
saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce bir hususu hatırlatmak
istiyorum. Bu kanun teklifi, Selami Uzun ve 4 arkadaşı tarafından imzalanıp Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verildikten sonra, Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığı “Başkanlıkça İçişleri ve Adalet Komisyonlarına havale
edilmiştir.” diye not düşerek bizlere göndermiş güya! Ancak, İçişleri Komisyonu
bu konunun muhatabı olmasına rağmen, İçişleri Komisyonunun hem Başkanına hem
başka üyelere hem de orada çalışanlarına sordum, bize böyle bir kanun teklifi
gelmediğini ve dolayısıyla da bizim de böylesi bir konuyu görüşmediğimizi
belirttiler ve dolayısıyla -zaten tarihinden de belli- alelacele olarak
getirilmiş ve Adalet Komisyonunda görüşülerek de Genel Kurula şimdi tartışmak
üzere ve yasalaştırılmak üzere getirilmiş bulunmaktadır. Yani, demin
arkadaşlarımız “Bazı konularda usulsüzlük yapılıyor, bazı konular düşünülmeden
getiriliyor.” derken, yerden göğe kadar haklı olduğunu belirtiyor işte bu
tümce.
Şimdi arkadaşlar, Adalet Komisyonunda konu görüşülüp
bitirildikten sonra bir arkadaşımız, Sayın Yüksel Çorbacıoğlu’nun -biraz önce
de söyledi- yasanın tümü bittikten sonra demiş olduğu cümle çok önemlidir, yani
“polis devleti 1, hukuk devleti 0” diye. Bu, her şeyi özetliyor zaten.
Şimdi, hatırlarım, geçmişten kalan, başımdan geçen bir
anımı anlatayım ve polis devletine giden bir yolda insanların hangi zorluklarla
karşılaşacağını da bilmenizi istiyorum: 12 Eylülden sonra yapılacak olan yerel
seçimler esnasında -Türkiye'nin belki başka bazı yerlerinde de olmuştur ama-
kendi ilçemde ben belediye başkan adayıyım, yalan ve iftira kampanyası
alabildiğine ve yalan-iftira kampanyasının içerisinde
bir gün polis hem
kuyumcu dükkânımı hem de evimi aynı anda bastı. Niçin basıldığını, ne
aradıklarını, mahkemeden bir karar olup olmadığını, savcılıktan öyle bir izin
alıp almadıklarını sormama rağmen, hiçbir cevap vermediler. Evimi talan
ettiler. Kuyumcu dükkanımda da çeşitli yerleri bozdular. Aradıkları… Sivas’ta
üzerinde döviz yakalanan bir kişinin benim ismimi vermesinden kaynaklanan bir
aramaymış.
Şimdi, kendi ilçem Aliağa rantı oldukça yüksek olan,
çetesi bol, mafyası bol bir alan, bir yer. Bunlar, benim belediye başkanı adayı
olmamı ya da belediye başkanlığımı engellemek için Sivas’a gönderdikleri bir
adama döviz veriyorlar, o da bir yerlere satarken yakalanıyor ve bunu benden
aldığını ifade ediyor. Polis sıkıştırınca, yani, böyle bir şeyin olmadığı
anlaşılınca, polis sıkıştırınca “Ama, o ilçe başkanı ve aynı zamanda belediye
başkanı adayı ve orada da güçlü bir insan, o nedenle onun üzerine alttım bu
iftirayı.” diyor.
Şimdi, böyle, demin arkadaşlarımız söylerlerken.. Sanki
polisin yetkileri yokmuş, sanki polis arama yapamazmış, sanki polis üst araması
yapamazmış gibi yaklaşımların doğru olmadığını, çünkü, yasalarda bunların
hepsinin var olduğunu belirtmek için söylüyorum bunları.
Tabii, adam iftirayı attı da ondan sonra küçücük bir
ilçede, benim hakkımda kim bilir neler düşünüldü. Mahkemeye çıkmadım, ama,
mahkemeye çıkmaktan da beter oldum. Yani, polis devletine giden yol işte böyle
oluyor. İnsan hak ve özgürlüklerini yok saymak da işte bu. Yargıçları devreden
çıkarmak da işte bu. Hele savcılıkları tümden devreden çıkarmak, arama
işlerinin de mülki amirlere bırakıldığını duymak, gerçekten de insanın
tüylerini diken diken yapmakta.
Kadrolaşma, AKP’nin kaymakamları, polis akademilerinin
içinde bulunduğu durum, orada bir zihniyetin hakim oluşu, birçok polis
arkadaşımızın Fethullah’la el ele oluşu, bütün bunlar böylesine bir yasa
değişikliğinin gelecek için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu göstermektedir.
İçişleri Bakanlığının önemli iki kurumu var: Birisi
polis, birisi jandarma. İkisinin de kriminal laboratuarları var ve şimdi
getirilmek istenen de her ikisinin de parmak izi arşivinin oluşturulmasına
yönelik. Şimdi, jandarmayı nasıl ayıracaksınız, polise nasıl vereceksiniz?
Çünkü, jandarmanın da kendine göre görevleri var, bunlar yasa taslağında da
muallakta.
Şimdi, geçmişe ait bir anı da anlatmak istiyorum. İleri
yaşlarda olanlar bilirler. Demokrat Parti döneminde polisin çok güçlü olduğu,
yansız olmadığı ve tahkikat komisyonlarının kurulduğu ortamda, polislerden
birçok isim aklımızdadır, ama, herhâlde Bumin Yamanoğlu ismini kimse unutmaz.
Hem o günkü Başbakan Menderes’in korumasıydı hem de İstanbul’un bir nevi efesi
gibiydi. Öylesine kendisini yetkili kılmıştı ki, bir gün, İstanbul Üniversitesi
Rektörü Profesör Doktor Sıddık Sami Onar’ı, üniversite önünde hem tokatlamış
hem de yerlerde süründürmüştür. Polise verilen yetkilerin getirdiği sonucun bu
olduğu da unutulmamalıdır. Zaten yeteri kadar yetki olduğunu biliyoruz.
O tartışmalar esnasında da, o günkü muhalefet
milletvekillerinden birisi de şunu demiştir: -ta 1950-1960 arası- “İstibdat
markalı bir tezgahta demokrasi dokunamaz, karanlığa giden yolu bu şekilde daha
çok karartmayın.” Muhalefet partisinin o günkü milletvekilinin söylediğini,
eğer, biz, kırk beş yıl sonra tekrar tartışma aşamasına getirmişsek, vay
ülkemizin hâline, vay demokrasiyi genişleteceğiz diye Avrupa Birliği uyum
yasalarından bile vazgeçen AKP’nin hâline.
Değerli arkadaşlar, şimdi, demokratikleşeceğiz,
demokrasinin sınırlarını genişleteceğiz, Avrupa Birliği standartlarına erişeceğiz
gibi bol bol burada, kürsüde konuşmalar yapılırken, tam tersi bir düzenlemeyle
karşı karşıyayız. Zaten, bundan sonra gelecek olan düzenlemeler de buna paralel olarak
gelişecektir muhtemelen. Mesela, bu Yasayı kabul ettik ve yürürlüğe girdi. Bir
süre sonra gelecek olan nedir biliyor musunuz? Orman muhafaza memurları da
kendilerine böyle bir yetki isteyecektir. Bir süre sonra, gümrük muhafaza
memurları sıraya girecektir. Sonra, kim bilir, belki de, çiftçi mallarını
koruma meclislerinin atadığı bekçiler de sıraya girecektir ve hatta en
önemlisi, özel güvenlik şirketleri de aynı yetkileri isteyecektir. Çünkü, özel
güvenlikçiler, artık, bir iş yerinin gider kalemleri arasına girmiştir. Doğal
olarak, onlar da benzer yetkilerle donatılmak istenecektir. Bunlar gelecektir.
Bu Yasanın tartışılmadan, sağlıksız bir şekilde kabul edilmesi hâlinde sırada
bunlar vardır. İşte, o zaman da, polis devleti gün yüzüne çıkacaktır. Yani
“coplama ve sıvazlama işlemleri yapılacaktır, zor kullanılabilecektir” gibi
ifadeler yer alıyor Yasa taslağında, teklifinde. Zaman zaman da “giysilerinin
herhangi biri çıkarılmaksızın yüzeysel sıvazlama yapılacaktır” deniliyor.
“Direnenlere takdir yetkilerini kullanıp doğrudan silah kullanılabilecektir”
deniliyor. Hele, maçlarda, bu kafa, bu teklif, bu yasalaşırsa, maçlarda rakip
takım maazallah puan almaya çalışsın da, kaymakamlıktan veya valilikten yetki
alan polis veya kulüp başkanından yetki alan özel güvenlikçi neler yapar,
neler. Demokrasimizin sınırlarını genişletmeye çalışırken, özgürlüklerin, temel
insan haklarının sınırlarını genişletmeye çalışırken, polisin yetkilerinin
artırılmasını doğrusunu söylemek gerekirse, yeteri kadar var olan yetkilerinin
artırılmasını doğru bulmuyorum. Zaten, şu anda…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Zaten, şu anda birçok suçla
mücadele etmeye yetmektedir polisin yetkileri. İstedikleri olayı da istedikleri
zaman aydınlatabilmektedirler. Mesela, benim bir gün -telefon dükkânım var-
telefon dükkânımdan dört tane telefon çaldılar, kamerayla görülüyor.
Motosiklete binip kaçıyorlar, bir arabaya biniyorlar, Fiat Doblo’nun arkasından
arabaya biniyorlar ve arabayla birlikte Çanakkale istikametine gidiyorlar. Ben
Ankara’dayım, buradayım, Meclisteyim. İçişleri Bakanına söylüyorum, müdahale
etmeye çalışıyor. Ovacık civarında trafik var, Bergama civarında, trafik
durdurmuyor arabayı. Ondan sonra -Çanakkale’de kardeşim var- Çanakkale’deki
kardeşim, polisle iyi diyalogu olduğundan dolayı durdurup, onlar gemiye
arabayla binemedikleri için orada yakalatabiliyorlar. Yani, bu, şu demektir:
Polis, “Kardeşim, benim durdurma yetkim yok, sizi, ülkemizi Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin…”
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Ülkü, sizin şahsı adınıza da var, ama,
arada…
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Tamam, onu da söyleyeyim efendim,
hepsini bitirelim.
BAŞKAN – Efendim, şimdi, İç Tüzük gereğince, arada
konuşmacı olunca… İzin verirseniz onu devam edelim, ama, bir selamlama…
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Yalnız, anlattığımı bitireyim
efendim, ondan sonra oturayım.
BAŞKAN – Tamam.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Ve kardeşim vasıtasıyla, o telefon
çalan hırsızlar yakalandılar. Yani, amaçları, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesinin kapılarında bekletip, işte, Türkiye’de demokrasi yok, Türkiye’de
insan hakları yok demek.
BAŞKAN – Sayın Ülkü, birleştiriyorum, siz devam edin o
zaman.
HAKKI ÜLKÜ (Devamla)
- Peki efendim. Teşekkür ediyorum, daha iyi oldu.
Bu da ülkemiz açısından bir ayıptır diye düşünüyorum.
Bakın, Ceza Muhakemesi Kanununun 90’ıncı maddesi, hiçbir
zaman bu konuda herhangi bir kısıtlama getirmiyor. Yani, görüştüğümüz bu yasa
teklifi konusunda, sanki yeni bir şeymiş gibi, herhangi bir şey yapılmasını
gerektirmeyecek kadar açık. “yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler” diyor
madde 90. “Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak
yakalama yapılabilir: Kişiye suç işlerken rastlanması; suçüstü bir fiilden
dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini
belirleme olanağının bulunmaması; kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya
yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan
hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı
bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptir. Soruşturma ve kovuşturması
şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük
veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı
işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir. Kolluk,
yakalanan kişiye kanuni haklarını derhâl bildirir. Birinci fıkraya göre
yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce
yakalanan kişi düzenlenecek soruşturma belgesiyle birlikte hemen cumhuriyet
savcılığına gönderilir. Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi
nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda
mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl
iadesini isteyebilir.” Yani, demek oluyor ki, yasalarımız zaten gerektiği gibi
düzenlenmiş. Yine, 12 Eylül yasalarına dönmenin bir anlamı yok ve bu düzenlenme
gereğince yapılan yapılıyor.
Buradan şunu söylemek istiyorum sonuç olarak: AKP,
iktidar, giderek, tıpkı o Demokrat Partinin son zamanlarındaki gibi
faşizanlaşıyor. Yasaklara karşı gelen sözde demokrat bu parti, ülkeyi polis
devletine çevirmeye çalışıyor. Çeşitli kamu kurumlarında, vatandaşlar, üye
oldukları derneklere ve sendikalara göre fişleniyorlar. Örneğin, Deniz Feneri
üyesiyseniz terfi ediyorsunuz, sendika üyesiyseniz ayvayı yiyorsunuz; bu kadar
net. Şimdi, 1 Mayıs olaylarında kim olay çıkartıyor? O televizyonlara yansıyan,
polisin tokat attığı vatandaşın herhangi bir suçu var mı veya 1 Mayıs
gösterilerine gidenlere kim biber gazı atıyor ya da onun biber gazı atmasını
engelleyen bir durum mu var ortada bir daha başka bir yetki isteniyor? O biber
gazından ben de nasibimi aldığım için biliyorum. Ama, Fatih Camii avlusunda
olanların, orada izinsiz bir şekilde şeriat gösterisi yapanların, o “Hizbut
Tahrir” adlı dinci terör örgütüne yapılanların, dinci terör örgütünün yapmış
olduğu toplantıya müdahalenin bir ipucu var mı, bir izi var mı, müdahale edildi
mi?
Değerli arkadaşlar, sözlerimi şöyle bitiriyorum:
Yapılacak iş, insanların iş ve aş sorunlarını çözmek, polisin örgütlenme
hakkını vermek, onların özlük haklarını düzenlemek, maaşlarını düzeltmek ve
tarafsız olmasını sağlamaktır. O zaman polisimiz, tarif edildiği gibi, meşru
güç kullanan bir devlet organı hak eder ve o zaman polisimiz yılmadan görev
yapar diye düşünüyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.
Süresinde de konuşmanızı tamamladınız, ayrıca teşekkür
ediyorum.
Şahsı adına, Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun.
Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SELAMİ UZUN (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, bu çerçeve 2’nci madde, Polis
Vazife Selahiyet Kanunu’nun 5’inci maddesinde değişiklikler yapıyor. Eski
maddede “Polis aşağıda gösterilen kimselerin parmak izlerini ve fotoğraflarını
almaya selahiyetlidir.” denilen maddede, hemen hemen polise işi düşmüş
kimseler, yani, işte suç veya suç zanlı adı altında ya da işte yabancı
memleketten Türkiye’ye kaçanlar, hüviyetlerini ispat edemeyenler veya diğer
suçlular hakkında parmak izi alınıyordu. Şimdi, bunda köklü bir değişiklik var,
parmak izi alınmasında. Yani, parmak izi dünyada her insanın bir tane, yani,
bunun benzeri yoktur. Bir fotoğraf gibi, yani insanın fotoğrafını çekiyorsun,
işte, on dört yaşından sonra çocuklar nüfus cüzdanlarını
değiştirdikleri zaman fotoğraf konuyor nüfus cüzdanlarına. Bu parmak izi böyle
bir anlayışla getiriliyor şu anda. Yani “Parmak izi ve fotoğrafların kayda
alınması” maddesinde “Polis; gönüllü, her çeşit silah ruhsatı, sürücü belgesi,
pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuranlardan, başta
polis olmak üzere, genel veya özel kolluk görevlisi ya da özel güvenlik
görevlisi olarak istihdam edilen –yani, polis kendi parmak izini de kayda
alıyor- Türk vatandaşlığına başvuruda bulunanlar ve sığınma talebinde
bulunanlar ve göz altına alınanlar.” diyor. Yani, parmak izi, bir fotoğraf
gibi, resim gibi, şimdiye kadar kullandığımız yerlerde kullanılabilecek şekilde
kayda alınacak, polis ve diğer emniyet güçleri kendi depolarında muhafaza
edecekler. Parmak izi, tamamen belki de ileride tüm vatandaşların doğuştan
itibaren parmak izinin bu teknolojik ortamda alınabileceği bir ortama
gelebileceğiz belki.
Bu
madde, biraz da CMK’nın 81’inci maddesinden sonra –çünkü, CMK 81’inci maddesi
tamamen suçlulara yönelik parmak iziydi; onlar alınıyor, suçlu soruşturmasında
delil olarak kullanılıyorlardı- biraz bu maddenin uygulanmasında tereddütler
hasıl oldu. Böyle bir değişikliğe gidildi. Bence en faydalı maddelerden birisi
de budur Polis Vazife ve Salâhiyat Kanunu’nda.
Hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN
– Teşekkür ediyorum Sayın Uzun.
Madde
üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Madde
üzerinde bir önerge var.
Şimdi,
önergeyi okutacağım, oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte
olan Kanun Teklifi’nin çerçeve 2 nci maddesi ile 2559 sayılı Polis Vazife ve
Salahiyet Kanunu’nun değiştirilmesi öngörülen 5 inci maddesinin ikinci
fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif
ederiz.
Selami
Uzun Mustafa
Elitaş Muzaffer
Baştopçu
Sivas
Kayseri
Kocaeli
Soner
Aksoy Cevdet
Erdöl
Kütahya
Trabzon
“Birinci
fıkraya göre alınan parmak izi, ait olduğu kişinin kimlik bilgileri ile
birlikte, ne zaman ve kim tarafından alındığı belirtilmek suretiyle, bu amaca
özgü sisteme kaydedilerek saklanır.”
BAŞKAN
– Sayın Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) –
Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Teklifin ikinci çerçeve maddesiyle 2559 sayılı Kanunun 5
inci maddesinde öngörülen değişikliğe göre, alınan parmak izlerinin bu amaca
özgü sistemlere kaydedilerek saklanması gerekmektedir. Hâlen Emniyet Genel
Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde parmak izi kayıtlarına
ilişkin iki ayrı sistem mevcuttur. Mevcut bu sistemlerden değişik 5 inci
maddede öngörülen esaslar çerçevesinde yararlanılabilmesi ve gerekli güvenlik
tertibatının alınabilmesi için bir yazılımla bu sistemlerin gerek teknik
donanım gerekse yazılım programları bakımından birbiriyle uyumunun ve
koordinesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Önerge bu amaçla verilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmiştir.
Şimdi, kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
3’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 3- 2559 sayılı
Kanunun 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Önleme araması
MADDE 9- Polis,
tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh
ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca
bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini,
araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri
alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar.
Arama talep yazısında,
arama için makul sebeplerin oluştuğunun gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi
gerekir.
Arama kararında veya
emrinde;
a) Aramanın sebebi,
b) Aramanın konusu ve kapsamı,
c) Aramanın yapılacağı yer,
ç) Aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre,
belirtilir.
Önleme araması aşağıdaki yerlerde yapılabilir:
a) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren
toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde.
b) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları
veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde.
c) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde.
ç) Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve
eğitim kurumlarının ve 20 nci maddenin ikinci fıkrasının (A) bendindeki koşul
aranmaksızın yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile
giriş ve çıkışlarında.
d) Umumî veya umuma açık yerlerde, yerleşim yerlerinin giriş ve
çıkışlarında.
e) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda.
Konutta önleme araması yapılamaz; kamuya açık olmayan işyerleri, eğitim ve
öğretim binaları ve diğer kapalı alanlardaki önleme araması ise ancak hâkim
kararıyla yapılabilir. Ancak polis, kişilerin hayatı veya vücut bütünlüğüne
karşı işlenmesi muhakkak olarak öngörülen ya da bu değerlere karşı işlenmekte
olan bir suçun önlenmesi amacıyla, ayrıca bir karar veya emre gerek olmaksızın
ve yardım istenmiş olup olmamasına bakılmaksızın kişilerin konutuna ve işyerine
girebilir.
Spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri
yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu hallerde
gecikmesinde sakınca bulunan hâl var sayılır.
Polis, tehlikenin önlenmesi veya bertaraf edilmesi amacıyla güvenliğini
sağladığı bina ve tesislere gelenlerin; unvan, sıfat veya görevlerine, diğer
özel kanunlarla kendilerine tanınan istisnalara ve herhangi bir emir veya karar
olmasına bakılmaksızın, üstünü, aracını ve eşyasını teknik cihazlarla,
gerektiğinde el ile kontrol etmeye ve aramaya yetkilidir. Bu yerlere girmek
isteyenler kimliklerini sorulmaksızın ibraz etmek zorundadırlar.
Önleme aramasının sonucu, arama kararı veya emri veren merci veya makama
bir tutanakla bildirilir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsı adına Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Arkadaşlar, yine, artık, herhâlde, bugün Meclisin son
günü ve 22’nci Dönemi kapatmak üzereyken, Türkiye’nin en önemli konularından
birisi olan terör ve terörün önlenmesi için, Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu’ndaki değişikliği tartışıyoruz. Tabii, bu değişiklikleri tartışırken
hâlâ da tartışma bitmedi ve bizim bildiğimiz, İçişleri Bakanlığı bünyesinde
kurulan bir komisyon Türkiye’deki terör olaylarının önlenebilmesi için polis ve
jandarmaya hangi yetkilerin verilmesi gerektiğini iki yıldan beri tartışmışlar
ve Bu tartışma şu ana kadar hâlâ sonuçlanmamış ki, şu anda dahi Mecliste bu
teklif görüşülürken bile yağmur gibi değişiklik önergeleri gelmeye devam ediyor
ve bakmaya çalışıyoruz ki, ne yazık ki, polisin vazife ve salahiyetlerinde
yetkilerinin artırılması yapılır diye tahmin ediyor idik, tam tersi polisin
elindeki yetkileri, özellikle jandarmanın elindeki yetkileri nasıl tırpanlarız
diye büyük bir mücadele veriliyor.
Şimdi arkadaşlar, bakınız, ikinci bir sorun bu,
Türkiye’de terör en önemli sorunlardan bir tanesi, kapkaç en önemli sorunlardan
bir tanesi, insanların can güvenliği ve Türkiye’deki yolsuzluk, hırsızlık,
arsızlık en büyük sorun. Ama, ne yazık ki, AKP Hükûmetinin ve siyasal
iktidarın, Türkiye’de iktidarda olduğu dört buçuk yıldan beri bu konularda
gerek terör konusunda gerek yolsuzluklar konusunda gerek hırsızlıklar konusunda
kafasının karışık olduğu, şimdiye kadar bu konularda herhangi bir önlem
almadığı, bilinen suç tanımlarını değiştirerek zamanında yolsuzluk yapan, suça
karışmış insanların suçlu olmaktan çıkarılmaya çalışıldığı, bu Mecliste
getirilen tasarılarla değişik aflar düzenlenerek mahkemelerde suçlu olduğu
tespit edilen kişilerin suçsuz hâle getirilmeye çalışıldığı defalarca
tartışıldı. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından ve Adalet
Komisyonunda yaptığımız tüm tartışmalarda biz, AKP’nin Türkiye’de hırsızlık
yapan, yolsuzluk yapan insanları koruduğunu söylemeye çalıştık. Hep
arkadaşlarımız reddetti ve biz dedi ki, siyasal iktidarın bu konuda herhangi
bir şekilde kafası net değil.
Bakınız arkadaşlar, burada da net değil, terör konusunda
da net değil. Çünkü, iki buçuk yıldan beri, gerçekten de, AKP Hükûmeti
Türkiye’de terörü önlemek için önlem almaya kalkarken, bir de baktık ki, bir
yasa teklifi -biz tasarı beklerken karşımızda- geldi. Gerekçesi, arkadaşlarımız
dedi ki: “Ya o 52 maddelik bir paketti, biz 9’unu getirdik.” Pekâlâ arkadaşım,
siz dokuzunu getirdiniz de -Sayın Selami Uzun ve bu teklifi getiren arkadaşlar-
bu değişiklik önergeleri niye şimdi? Bana bunu biriniz cevaplayabilir misiniz?
Lütfen bunu bir açıkça söyleyiniz. AK Partili Adalet Komisyonu üyeleri,
komisyonda yaptığınız konuşmalarda “Biz buna hazırlandık, biz çalıştık.”
dediniz. Sayın Recep Özel, bu değişiklik tekliflerinin ne olduğunu bana
anlatabilir misiniz? Dün akşam çok net anlattınız. Eğitim kurumlarını niye
çıkarıyorsunuz aramaların içerisinden? Ne amacınız var? Sizin yaptığınız tek
bir şey var, jandarmayı niye devre dışına çıkarmaya çalışıyorsunuz? Komisyonda
reddedilen önergeyi ne yapmaya tekrar getirdiniz arkadaşlar?
hiçbir şey yapmaya çalışmıyorsunuz arkadaşlar. Terör
konusunda, polisin, jandarmanın vazife ve salahiyetlerinin artırılması
konusunda, hiçbir şey yapmıyorsunuz. Giderayak, var olan sistemi yine tahrip
etmeye çalışıyorsunuz, polisin elindeki yetkileri tekrar almaya çalışıyorsunuz.
Tıpkı, Ceza Kanunu’ndaki, izinsiz eğitim kurumlarına, nasıl, anlaşmamıza rağmen
izin vermediyseniz, kaldırdıysanız, şimdi de Adalet Komisyonundaki uzlaşmaya,
emniyet güçlerinin kendi arasındaki, gerek Jandarma Genel Komutanlığı gerek
Emniyet Genel Müdürlüğünün kendi arasındaki mutabakata rağmen, yine değişiklik
yaparak oradaki uzlaşmayı, hem siyasal partilerin uzlaşmasını hem komisyon
üyelerinin uzlaşmasını, yine bertaraf etmeye çalışıyorsunuz. Yeter artık
arkadaşlar, gerçekten de yeter!
Bakınız, bu teklifi, Ulus’ta bombalar patlayınca,
insanlar ölünce verdiniz, terörden o kadar bihabersiniz ki, verdiniz. Ama, buna
rağmen, bunu da tahrif etmeye hakkınız yok. Ne olur, biraz vicdan, izan sahibi
olan insanlar dikkatli davransınlar, şu değişiklik önergelerinin ne anlama
geldiğine baksınlar. Bakınız, bugün, dünyada ve Türkiye’de, suçluların
yakalanmasındaki en önemli parçalardan bir tanesi, avuç izinin alınması. 2’nci
maddede, başlığı: “Parmak izi ve fotoğrafların kayda alınması.” Jandarma Genel
Komutanlığı yetkilileri dediler ki: “Arkadaşlar, avuç izini alalım.” “Hayır.”
dedi, AKP’liler ve komisyon üyeleri “Avuç izinin alınmasına gerek yoktur.”
Niye? “Efendim, çok masraflı oluyor.” Ve burada getirilen başka bir öneri daha
vardı. Bakınız, 2’nci maddede… Arkadaşlar, 2’nci maddede, şu anda, parmak
izleri, hem Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde hem de Jandarma Genel
Komutanlığının kendi yaptığı tespitlerde de bünyesinde kalıyordu. Yapılan
değişiklikle, ilk önce getirilen teklifte “Birinci fıkraya göre alınan parmak
izleri, münhasıran Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan bir sisteme
kaydedilerek saklanır.” hükmü getirildi. Yani, Jandarma Genel Komutanlığının
tutmuş olduğu parmak izlerini Emniyet Genel Müdürlüğüne verecektiniz. Yani
“Beyaz Enerji”, ”Mavi Akım” operasyonlarındaki o parmak izleri kullanılmasın
diye, jandarmanın yapmış olduğu kırsaldaki baskınlardan kurtarmak istediniz
parmak izlerini. Bu, karşı çıkılınca komisyonda şu şekilde değişti: “Parmak
izi, ait olduğu kişinin kimlik bilgileriyle birlikte, ne zaman ve kim
tarafından alındığı belirtilmek suretiyle, parmak izini alan genel kolluk
birimlerine ait mevcut sisteme kaydedilir.” Bunda hemfikre varıldı. Aa, bir
baktık ki, biraz önce, bir önerge geldi. Demek ki, jandarmanın parmak izi,
jandarmanın soruşturma yapmasını engellemeye niyetlisiniz. Gelen önerge şu:
“Birinci fıkraya göre alınan parmak izi, ait olduğu kişinin kimlik bilgileriyle
birlikte, ne zaman ve kim tarafından alındığı belirtilmek suretiyle bu amaca
özgü sisteme kaydedilerek saklanır.” Ne istiyorsunuz siz? Bana bunu anlatabilir
misiniz? Bu “Özgü sistem.” ne? Neresi burası? Bu değişikliğin amacı ne?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) –
Hangisi?
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - İkinci fıkradaki
değişiklik...
“Özgü sistem.” ne? Hangi “Özgü sistem.” bu arkadaşlar?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) –
Cevap vereyim biraz sonra.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - Yeni bir şey mi?
Yönetmeliklerle mi değiştireceksiniz? Yasaları değiştirerek yönetmeliklere mi
yetki vereceksiniz? Yani, şimdiye kadar sıkıntı çektiğiniz kırsaldaki
jandarmanın aramasından, jandarmanın yolsuzlukları takip etmesinden bu kadar
rahatsızlığınızı belirtmenin ne anlamı var? Siz, yetkileri artırmak için bu
teklifi getirdiğinizi söylüyorsunuz.
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) –
Gerekçesini okusana.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Gerekçede hiçbir şey yok. Bu
gerekçeyi biz geçen hafta da tartıştık.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Sayın Vekil ne alakası var?
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Evet aynen bu. Aynen bunu
yapıyorsunuz.
Bakınız…
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Gerekçesine bak ama.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Gerekçesinde bir şey yok.
Biz bunu komisyonda tartıştık Sayın Baştopçu. Amaç bu. Avuç içinin alınmasına
da o yüzden karşı çıktınız, çünkü, Türkiye’de çok net bir şey var.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Kusura bakmayın, fal
bakıyorsunuz
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Sadece sanıkların… Bugün,
dünyada ve Türkiye’de, sanıkların yüzde 25’i avuç izlerinin alınmasıyla
yakalanabiliyor. Bunu dahi reddettiniz. Masraf pahalı olacakmış! İnsanların
güvenliğinden, terörün önlenmesinden daha önemli şey var mı sizler için?
Dünyada herhangi bir şey var mı? Hayır yok. Ama, buna “Masraflı oluyor, bunlar
pahalı oluyor.” Böyle, pahalılık söz konusu olabilir mi?
Devletin temel üç tane görevi vardır: Güvenlik, sağlık,
eğitim. Eğer, siz insanların güvenliğini sağlamak için para harcamaktan
kaçınıyorsanız, siz hiçbir şey yapmıyorsunuz demektir.
Gelelim bu fıkraya. Bu fıkrada, polisin hangi hâllerde
önleme araması yapabileceği belirtiliyor. Önleme araması yapmak için ne
tartışmalar yapıldı. Bakınız, mevcut Yasa’da şu anda yapılan bir değişiklik
var. Gizlice bu alındı, cımbızla çıkartıldı. Çıkartılanı söyleyeyim ben: 9’uncu
maddenin (e) fıkrasında, umumi veya umuma açık yerlerde veya öğrenci
yurtlarında ve eklentilerinde polisin arama yapma yetkisi vardı. Teklif
gelirken, birden bire, bir el almış, öğrenci yurtlarındaki ve eklentilerinde
polisin arama yapma yetkisini ortadan kaldırtmış, çıkartılmış. Şimdi, ne demek
bu? “Öğrenci yurtlarında ve eklentilerinde…” Yani, Türkiye’de kurulmuş olan,
yazın kurulacak olan özel yurtlarda ve eğitim yerlerinde herhangi bir şekilde
polisin veya güvenlik güçlerinin veya jandarmanın arama yapmasını niye
kaldırıyorsunuz arkadaşlar? Niye yasak koyuyorsunuz? Hâkimden izin alınmayacak
mı? Hâkim kararıyla burada arama yapılmayacak mı? Siz bunlardan niye rahatsız
oluyorsunuz? Amacınız terör değil, amacınız güvenlik falan değil, insanların
refahı değil; amacınız, izinsizce açılan o tarikat kursları var mı, yurtlar yok
mu, onlara kimse dokunmasın demek, amacınız bu, bu değişikliğin başka hiçbir
anlamı yok.
Devam ediyoruz. Yine anlaşma yaptık, komisyonda geldi,
bugün yine bir değişiklik. Şimdi, bakıyorsunuz dördüncü fıkraya, (ç) bendi:
“ç) Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her
derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve 20 nci maddenin ikinci fıkrasının
(A) bendindeki koşul aranmaksızın yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların
yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında.” arama yapabilirdi polis.
Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, en yüksek mülkî amirin izniyle, geri
kalanları da hâkimin izniyle. Şimdi getiriyorsunuz, bakın, (ç) fıkrasını nasıl
değiştiriyorsunuz: “Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede
eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle.” Ne demek bu ya?
İzinsiz eğitim kurumları kuran, izinsiz kamp kuran adam, arkadaş benim burada
huzursuzluk veriyor, dışarıdan bana baskı oluyor, gelin de burada aramı yapın
mı diyecek? Bu kadar komedi olur mu? Böyle komedi olur mu? İzinsiz yurt kuran,
izinsiz kamp kuran adam, gelip de, arkadaşlar ben sizden izin talep ediyorum,
gelin burada arama yapın, burada benim verdiğim eğitime uymayan öğrenciler var,
gelin bunları alın, arama yapın mı diyecek? Suç aletleri var mı diyecek size?
Arkadaşlar, bu değişikliği niye yapıyorsunuz? Bana bunu biri anlatsın.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ya, izinsiz yurt kuruluyor
mu?
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Evet, eğitim kurumları,
cezayı kaldırdınız biliyorsunuz Sayın Baştopçu.
Devam ediyoruz yine. Şimdi, gelmiş, hangi hâllerde
konutta arama yapılamazdı? Daha önce, yine yaptığınız değişiklikle… “Konutta
önleme araması yapılamaz; kamuya açık olmayan işyerleri, eğitim ve öğretim
binaları ve diğer kapalı alanlardaki önleme araması ise ancak hâkim kararıyla
yapılabilir”di. Şimdi getirdiğiniz değişiklikle aynen şunu diyorsunuz, bir
önerge daha var. Beşinci fıkrasının
konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde
önleme araması yapılamaz.” Yani, kamuya açık olmayan, çok özel kişilerin
katılabildiği, daha önceki, oradaki beşinci fıkradaki özellik, eğitim ve
öğretim kurumları gibi, kamu öğretimi olmayan kurumlar; dershane midir, nedir,
ne değildir, bilmiyoruz. Çünkü, böyle muğlak kavramlar kullanılıyor. Yasa
metinlerinde muğlak, belirli olmayan kavramlar kullanılmaz da, alışkanlık
hâline getirildi. Bu kavramlar, daha önce ancak hâkimin izniyle arama
yapılabileceği, bunun haricinde yine çok özel koşullar olması hâlinde,
gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise güvenlik görevlileri özel izinle
arama yapıyordu. Şimdi “Orada arama yapılamaz.” diyorsunuz.
Bakınız arkadaşlar, getirdiğiniz tasarı gerçekten de
Türkiye’de akan kanları durdurmaya yönelik değil, Türkiye’de terörü önlemeye
yönelik değil. Siz, onları istismar ederek, öyle insanları istismar ederek,
kafanızda yapmaya çalıştığınız değişiklikleri getirmeye çalışıyorsunuz. Ne olur
bu huyunuzdan vazgeçin. Bakınız, insanlar ölüyor, her gün binlerce şehit
veriliyor. Genelkurmay Başkanının bir ay önceki yaptığı konuşmayı hatırlatırım
hepinize. Konuşma tekrar yapılıyor. Türkiye’ye terör ve terör örgütü üyeleri ve
patlayıcı maddeler Kuzey Irak’tan geliyor mu? Önleme araması yapacak mısınız
her yerde? Yapacaksınız. Genelkurmay Başkanı ne dedi? Bizzat şunu söyledi:
“Kuzey Irak’a girilmesi gerekir mi? Evet, girilmesi gerekir. Fayda var mıdır?
Evet vardır. Ancak, bunun için siyasi irade gerekir.” dedi. Biz sizden o
siyasal iradeyi göstermenizi istiyoruz. Türkiye’de gerçekten de eğer terör
varsa, Türkiye’de hırsızlık varsa, yolsuzluk varsa, kapkaççılık varsa, arsızlık
varsa, bu siyasal iradeyi gösterin. İnsanlara yetki verin, gerçekten yetki
verin. Bir siyasal kararınız olsun. Siz, sadece yok etmeye, tahrip etmeye
yöneliyorsunuz. Hiçbir şeye hitap etmeye, bir yetki vermeye niyetiniz yok.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Küçükaşık.
Şahsı adına, Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun.
Buyurun.
SELAMİ UZUN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi, arkadaşlar, burada Polis Vazife ve Selahiyet
Kanunu yapıyoruz, polis ve jandarmayı tartışmıyoruz. Buradan, kürsüden, polis
şöyle, jandarma şöyle… Bunların ikisi de, bizim ülkemizin güvenlik güçleridir.
Bunların arasında ayırım yapmak ya da yapılmak, böyle bir kelime, böyle bir şey
bu kürsüden konuşulur mu? Konuşmak için önce -o zaman öyleyse- kanunu bilmek
lazım. Polis ve Selahiyet Kanunu’nun 25’inci maddesini ben size okuyayım:
“Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile
jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri
kullanırlar.” Nerede jandarmanın yetkisini kaldırıyorsun? Yani, polisin yetkili
olduğu her maddede jandarma yetkili, nereden çıkarıyorsunuz bunu? Böyle bir şey
olur mu?
Arkadaşlar, lütfen, burada Polis Vazife ve Selahiyet
Kanunu’nu çıkarırken kime yetki verdiğimizi zaten biz biliyoruz. Onun için
dikkatli konuşmakta fayda var diye düşünüyorum.
Onun dışında, bu önleme araması, arkadaşlar, bu madde,
zaten diğer eski Kanun, 9’uncu madde, önleme araması tanımını yapıyoruz.
Önleme, soruşturma ayırımı yapılıyor yani, soruşturma Ceza Muhakemeleri
Kanunu’na göre yapılıyor, önleme araması Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na
göre yapılıyor ve sıkı kayıtlara tabi tutuluyor. Öyle rast gele önlem araması
yapılmıyor ve… Bütün maddeyi yukarıdan aşağıya dikkatle okursanız, nasıl
aranacak, neresi aranacak, sıkı kayıtlara tabi tutuluyor. Elbette polisin
istediği bu idi. Şimdiye kadar polis, “CMK’dan sonra birçok konuda benim yetkim
yok.” Diyordu. Niye? Bazı konularda yetkileri tanımlanmamış polisin. Polisin
yetkisini yukarıdan aşağıya ayrıntılı olarak tanımlamadığın zaman, polis,
eskiye göre ucu açık yetki kullanıyordu. Şimdi yetkiyi kullanmıyor polis. Ne
yapıyor? “Ben, bu konuda yetkisizim” diyor. Biz, bunu yapıyoruz şu anda, yani
polisin yetkilerini tanımlıyoruz. Yukarıdan aşağıya hangi yetkileri haiz, hangi
yetkileri nereye kadar, hangi derecede kullanacak, bunu tanımlıyoruz. Bunu
polis, zaten kendisi istiyor. Aynı yetkileri bütün güvenlik güçleri
kullanacaklar.
Önergeye gelince: Önergenin, eski Kanunda olan maddesiyle
çok değişik bir şeyi yok ki. Değişik olan, sadece Komisyonda değiştirilen kısmı
var eğitim-öğretim kurumlarıyla alakalı. Komisyondaki eski metin, komisyonda
değiştirildi. Şimdi, tekrar eski metne dönüyoruz. Yani, arkadaşlar, dikkatli
olmamız gerekir. Güvenlik meselesi, bizim ülkemizin en önemli sorunlarından
birisidir. Onun için, biraz da bu konularda daha dikkatli olmamız lazım.
Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzun.
Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır, bir önerge
vardır, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesi ile söz
konusu Kanunun değiştirilmesi öngörülen 9 uncu maddesinin;
a) dördüncü fıkrasının (ç) bendinin, “Eğitim ve öğretim
özgürlüğünün sağlanması için, her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının
idarecilerinin talebiyle ve 20 nci maddenin ikinci fıkrasının (A) bendindeki
koşula uygun olarak girilecek yükseköğretim kurumlarının içinde, bunların yakın
çevreleri ile giriş ve çıkışlarında.” şeklinde değiştirilmesini,
b) dördüncü fıkrasının (d) bendindeki “, yerleşim
yerlerinin giriş ve çıkışlarında” ibaresinin metinden çıkarılmasını,
c) beşinci fıkrasının “Konutta, yerleşim yerinde ve
kamuya açık olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz.”
şeklinde değiştirilmesini,
ç) yedinci fıkrada yer alan “unvan, sıfat veya
görevlerine, diğer özel kanunlarla kendilerine tanınan istisnalara ve
“ibaresinin metinden çıkarılmasını ve “Milletlerarası anlaşmalar hükümleri
saklıdır.” cümlesinin bu fıkraya son cümle olarak eklenmesini,
arz ve teklif ederiz.
Ahmet
Yeni Fatih Arıkan Fazlı Erdoğan Abdullah Erdem Cantimur
Samsun Kahramanmaraş Zonguldak Kütahya
İrfan
Gündüz
İstanbul
BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) –
Takdire bırakıyoruz efendim.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.
Gerekçeyi okutuyorum:
Söz konusu Kanun
Teklifiyle değiştirilmesi öngörülen 9 uncu maddenin dördüncü fıkrasının (ç)
bendinde, kronolojik sıra ve Anayasamızdaki ibare göz önünde bulundurulmak
suretiyle “eğitim” ve “öğretim”
ibarelerinin takdim ve tehir ettirilmesi ve 2559 sayılı Kanunun mevcut 20’nci
maddesindeki izin koşulunun aranmasını sağlamak amacıyla değişiklik yapılması;
(d) bendinde ise, “umumi ve umuma açık yerler” ibaresinin yerleşim yerlerinin
giriş ve çıkışlarını da kapsadığı düşüncesiyle; “yerleşim yerlerinin giriş ve
çıkışlarında” ibaresinin metinden çıkarılması yönünde değişiklik yapılması,
düşünülmüştür. Keza, söz konusu madde, sadece henüz somut bir suç şüphesi oluşmadan
yapılan önleme aramasını düzenlemektedir. Bu itibarla konutun yanı sıra Türk
Medeni Kanunundaki yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan iş yerleri ile
bunların eklentilerinde önleme araması yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
Ayrıca işlenmekte olan bir suçun işlenmesini önlemek amacına yönelik olarak
izin alınmasına gerek olmaksızın konuta ve işyerine girilmesini sağlayan bir
hükme madde metninde yer verilmesini gerek bulunmamaktadır. Çünkü, kolluk
görevlileri bakımından, konut veya işyerinde de olsa işlenmekte olan bir suçun
işlenmesini önlemek amacıyla olaya müdahalesinin bir görev olduğu şüphesizdir.
Gerektiğinde bu görevin yerine getirilebilmesi için konuta ve işyerine
girilmesini engelleyen herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Ayrıca,
Anayasa’da düzenlenen milletvekili dokunulmazlığının, milletlerarası
sözleşmelerde düzenlenen diploması dokunulmazlığının, hakim ve savcılar ile
avukatlara ilişkin yürürlükte olan Kanunlardaki istisna hükümlerinin gereği olarak
“unvan, sıfat veya görevlerine, diğer özel kanunlarla kendilerine tanınan
istisnalara ve” ibaresi, maddenin yedinci fıkrası metninden çıkarılması
düşünülmüştür. Belirtilen bu gerekçelerle işbu değişiklik önergesi verilmiştir.
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerekçisini dinlediğiniz
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmiştir.
3’üncü maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, birleşime saat 14.30’a kadar ara
veriyorum.
Kapanma
Saati: 13.14
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.35
BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)
----- 0 -----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 120’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
1437 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine
kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
4’üncü maddeyi okutuyorum:
MADDE 4- 2559 sayılı Kanunun 16
ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Zor ve silah kullanma
MADDE 16- Polis, görevini yaparken direnişle
karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde
zor kullanmaya yetkilidir.
Zor kullanma yetkisi kapsamında,
direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz
hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet,
maddi güç ve kanuni şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.
İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedeni kuvvet; polisin direnen
kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedeni
gücü,
b) Maddi güç; polisin direnen kişilere
karşı veya eşya üzerinde bedeni kuvvetin dışında kullandığı kelepçe,
cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller,
polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
Zor kullanmadan önce, ilgililere
direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı
ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde
bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında
direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile
kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak,
toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi
ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından
tayin ve tespit edilir.
Polis, kendisine veya başkasına
yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara
bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya
ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.
Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılması
kapsamında,
b) Bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak
etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak
amacıyla ve kıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına
alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin
ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla
ve sağlayacak ölçüde,
silah kullanmaya yetkilidir.
Polis, yedinci fıkranın (c) bendi
kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde
“dur” çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam
etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna
rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün
olmaması halinde ise, kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla
ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak
amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine
karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya
teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak
ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve
şahsı adına Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç.
Sayın Kılıç, sürenizi birleştirdim.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3
Milletvekilinin; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, AKP iktidara geldikten sonra,
ülkemizde var olan huzur ve güven giderek bozulmuştur. Yıllara göre Türkiye’de
meydana gelen asayiş olaylarına baktığımızda, yine, terör olaylarına baktığımızda,
bunu, açık ve net olarak görmekteyiz.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu süreç böyle devam
edip giderken, buna, Meclis olarak el koyulması amacıyla 15 Eylül 2005
tarihinde yüce Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık. Amacımız şuydu: Asayiş ve
terörle ilgili konularda yüce Meclis gerekli görüşmelerde bulunsun, bu
görüşmelerin sonucunda alınması gereken önlemlerle ilgili, yapılması
gerekenlerle ilgili gerekli önerilerde bulunsun ve bununla ilgili de gerekli
yasa çalışmalarını hep beraber yapalım.
Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi, her zaman yaptığı
gibi, ben bilirim, ben yaparım anlayışında, benim kimsenin katkısına, kimsenin
görüşüne ihtiyacım yok anlayışıyla ne yazık ki bu toplantıyı sabote etti.
Öncelikle toplantının, görüşmenin yapılmaması noktasında büyük bir çaba
gösterdi, Meclise kadar geldiler, ancak kulisten içeri girmediler. Daha sonra,
Cumhuriyet Halk Partisi Meclisin açılması için yeterli çoğunluğu sağlayınca da
bu kez Meclisin içine girdiler, ancak bu sefer de genel görüşme talebimizin
reddi yönünde oy kullandılar.
Değerli arkadaşlarım, şu anda önümüze bir yasa teklifi
geldi. Bu yasa teklifinin geliş tarihi de çok ilginç. Yani, Adalet ve Kalkınma
Partisi ülkenin genel asayiş durumuyla veya terörün geldiği boyutu hesaba
katarak, derli toplu bir teklifle karşımıza çıkmadı.
Sayın Selami Uzun ve arkadaşları bir kanun teklifi
hazırlayıp karşımıza geldiler ve “Biz Parlamentodaki milletvekilleri olarak bu
soruna duyarlı davrandık. Ülkemizin sorunlarına duyarlı davranmak her
milletvekilinin görevidir. Biz de bu amaçla bu teklifi hazırladık.” dediler
komisyondaki görüşmeler sırasında.
Ancak, bu görüşmeler devam ederken hükûmet tarafından
başka açıklamalar geldi. Hükûmet kanadı dedi ki: Biz, Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu’yla ilgili olarak yaklaşık on dört aydır bir çalışma yürütüyorduk, ancak
bu çalışmayı henüz sonuçlandıramadık. Bu nedenle, bu arkadaşlarımız da bu
çalışmanın içinden bazı maddeleri aldılar, kanun teklifi olarak şu anda
sundular.
Değerli arkadaşlarım, bu ülkede, Polis Vazife ve
Salahiyet Kanunu’nda değişiklik yapmak, bununla ilgili bir çalışma yürütmek çok
mu zor? On dört ayda hangi çalışmaları yürüttünüz veya on dört ay gibi bir süre
içinde bunu bir sonuca bağlayamadınız mı? Biz iyi biliyoruz, Adalet ve Kalkınma
Partisi istediği konuda çok seri yasa çıkarıyor. Yasaları bırakın, istediği
konuda Anayasa’da bile çok seri değişiklikler yapma yoluna gidebiliyor.
Düşünebiliyor musunuz, Anayasa değişikliğiyle ilgili bir gün içinde teklif
hazırlanıyor, ertesi gün Danışma Kurulu kararıyla kırk sekiz saatlik bekleme
süresi kaldırılıyor, Komisyonda bir gün içinde görüşülüyor, daha ertesi gün de
Mecliste görüşmeler başlıyor. Yani, istediğiniz zaman, çok rahatlıkla,
istediğiniz yasaları çıkartabiliyorsunuz.
Ancak, bu gelen yasa teklifinde, bence, olayın
gecikebileceği… Yani, şöyle bir anlayış var: “Bu, teklif değil de tasarı olarak
gelseydi diğer bakanlar da, bütün bakanlıklar da bunu inceleyecekti, bakanlar
imzalayacaktı, süreç uzayacaktı.” deniliyor. Bence, bu bahane de yerinde bir bahane
değil. Asıl amaç, Adalet ve Kalkınma Partisinin, yine, kandırmaca anlayışından
kaynaklanıyor. Yani, daha açık bir deyimle, takiye anlayışından kaynaklanıyor.
Çünkü, bir zamanlar “Biz reformcu partiyiz, biz kişi hak ve özgürlüklerini en
üst noktaya çıkartmak için çaba gösteriyoruz, AB sürecinde, AB‘deki tüm
standartları ülkeye getireceğiz.” diye çaba harcadınız. Bu harcadığınız
çabalara Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar destek verdik. Ancak, şu
anda, getirilen bu düzenlemeyle kişi hak ve özgürlüklerinden nispeten geriye
doğru bir adım söz konusu olduğunda, bir anlamda, “Hükûmet olarak biz bunun
arkasında değiliz. Bazı milletvekilleri böyle bir teklif hazırlamış
getirmişler, biz de, işte, bunu desteklemek durumunda kaldık. Hatta biz destek
vermedik, çünkü yasama görevi yüce Parlamentonundur, Parlamentodaki
milletvekilleri böyle bir yasa çıkarttılar.” diyeceksiniz.
Değerli arkadaşlarım, Hükûmet olarak niçin sorumluluk
almıyorsunuz? Yani, terör konusunda, asayiş konusunda sorumluluk almayacaksınız
da ne zaman sorumluluk alacaksınız? Kaldı ki, bu teklif, derli toplu, gerçekten
bu polislerle ilgili yasayı tam anlamıyla düzenleyen bir yapı da oluşturmuyor.
Bu sadece terörün geldiği noktada... Türkiye’nin belli bölgelerinden terörün
Ankara’nın göbeğine kadar, başkente kadar ulaşmasından sonra, Ulus’taki
patlayan bombadan sonra, sadece kamuoyunda oluşan tepkiyi yatıştırmak amacıyla,
alelacele hazırlanmış bir teklifle karşı karşıyayız. Teklifin tarihine
bakıyoruz: 24/5/2007. Komisyonda beş gün sonra görüşülüyor, 29/5/2007’de
görüşülüyor, şimdi de Meclise geliyor. Yani, yine Adalet ve Kalkınma
Partisinin, bir anlamda, günü kurtarmaya yönelik bir çabasıyla karşı
karşıyayız.
Değerli arkadaşlarım, bu olaylar ciddi olaylar. Ülkemiz
hem asayiş anlamında hem terör anlamında çok ciddi sorunlarla karşı karşıya.
Bugün için terör ülke bütünlüğünü tehdit eder bir duruma gelmiştir. Ancak,
Hükûmete bakıyoruz, bu konularda çok fazla duyarlı davranmıyor.
Terörün, değerli arkadaşlarım, terörün bir iç boyutu
vardı, bir de dış boyutu var. Çünkü, Türkiye’deki terörün Türk ordusunun gücü
karşısında, Türk emniyet mensuplarının gücü karşısında barınması mümkün
değildir dış destek olmadan. Bu dış desteğin de var olduğunu hepimiz biliyoruz.
Çünkü, yapılan açıklamalarda deniliyor ki “Ele geçirilen o mayınlar, ele
geçirilen A-4’ler, C-4 bombaları, bunlar nerede satılıyor, bunlar nereden temin
ediliyor?”
Öyleyse, ciddi, sorumlu bir Hükûmet olarak, bunlarla
ilgili gerçekten çok kapsamlı bir yapı oluşturmak, bir değişiklik yapmak
zorundayız. Bunu da nasıl yapacağız? İktidarla, muhalefetle bir araya
geleceğiz. Çünkü, değerli arkadaşlarım, terörün, anarşinin, asayişin iktidarı
muhalefeti olmaz. Bu, hepimizi ilgilendiren bir olay. Bu nedenle, burada birlik
oluşturmamız gerekiyor.
Değerli arkadaşlarım, bu yasanın 4’üncü maddesi,
polislerimize, zabıtaya zor ve silah kullanmayı düzenliyor. Zor kullanmanın iki
aşaması var: Bedeni kuvvet kullanma, maddi güç kullanma. Bunlarla ilgili,
bence, bu yapılan düzenlenmede çok fazla bir sorun yok gibi gözüküyor.
Ancak, değerli arkadaşlarım, polisin silah kullanma
noktasında, bence, mevcut yasadaki 16’ncı madde daha kapsamlı ve daha doyurucu.
Silah kullanmak çok ciddi bir iştir. Yani, basit suçlarda “Efendim, ben
yakaladım elimden kaçtı, ben de o yüzden silah kullandım.” derseniz, suçun
vahametiyle silah kullanma olayı birbiriyle örtüşmeyebilir. Bu nedenle, her
olayda silah kullanılması, ileride çok büyük sakıncalar yaratabilir.
Yine, mevcut
Yasa’da olduğu gibi, buna birtakım kriterler getirmemiz gerekiyor; özellikle,
ağır cezayı gerektiren suçlarla ilgili, en azından, bir tabiri kullanırsak,
buradaki durumu biraz daha netleştirmiş oluruz.
Değerli
arkadaşlarım, ülkemizdeki huzurun ve güvenin sağlanmasında polis
teşkilatımızın, emniyet teşkilatımızın, jandarmamızın çok büyük görev ve
sorumluluğu var. Eğer, bizler iş yerlerimizde, evlerimizde huzur ve güven
içinde yaşıyorsak, bunu bu güvenlik mensuplarına borçluyuz. Ancak, bu
arkadaşlarımıza gereken ilgiyi gösterebiliyor muyuz? Polislerimizin çalışma
şartları çok zor değerli arkadaşlarım, mesaileri çok uzun, çalışma koşulları
riskli, ancak, buna karşılık, polislerimizin
almış oldukları maaşları, ücretleri, insanca yaşabilecekleri ölçüde
değil. Bu kötü çalışma koşulları, ne yazık ki, polislerimizin ruh sağlıklarını
bozmakta; zaman zaman duyarsınız, “Bir polis memuru cinnet geçirdi, ailesinden
şunları öldürdü.” veya sık sık, polis memurlarından intihar edenleri duyarız.
Bunlar boşuna olmuyor değerli arkadaşlarım. Eğer, biz bu insanlardan görev
istiyorsak, bu insanlara da insanca çalışma koşullarını sağlamamız gerekiyor.
Çünkü, bu ülkenin huzur ve güvenliği, bir anlamda, polislerimizin kendi ruh
sağlıklarının, kendi çalışma koşullarının iyileşmesine bağlı.
Bu anlamda,
biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkemize huzurun ve güvenin gelmesi
anlamında ne gibi önlemler alınacaksa, bunanla ilgili her türlü görüşmeye, her
türlü katkı vermeye hazırız.
Ancak, baştan savma, bu şekilde kişisel tekliflerle
değil, ciddi bir Hükûmet olarak karşımıza derli toplu bir paketle gelirsiniz,
biz bu paketi değerlendiririz ve ülkemizde huzurun, güvenin sağlanması için hep
beraber…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
MUHARREM KILIÇ (Devamla) – Ülkemizdeki huzurun ve güvenin
sağlanması anlamında hep beraber bu çabayı gösteririz.
Bu düşüncelerle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
5’inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 5- 2559 sayılı Kanunun ek 6
ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Adli görev ve yetkiler
EK MADDE 6- Polis, bu maddede yazılı
görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta
yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getirir.
Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine
yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça
ilişkin bilgileri yazılı hale getirir.
Edinilen bilgi veya alınan ihbar
veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis,
olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne
veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması
ya da bozulmaması için derhâl gerekli tedbirleri alır.
Bir suç işlendiği veya işlenmekte
olduğu bilgisini edinen polis, bu bilginin tetkikinin ardından,
gerçek olduğunun anlaşılması halinde el koyduğu olayları, yakalanan
kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir
ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması
için gerekli soruşturma işlemlerini yapar. Bu sırada olay
yerinin korunması, faillerin ele geçirilmesi ve delillerin tespiti
ile ilgili olarak, bu maddede belirtilen acele tedbirleri almak zorundadır.
Yapılacak
araştırma sonunda edinilen bilginin bir kabahate ilişkin olduğu
hallerde, konu araştırılarak gerekli yasal işlem yapılır veya yapılması
sağlanır.
Olay yerinde
görevine ait işlemlere başlayan polis, bunların yapılmasına engel
olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere aykırı davranan kişileri,
işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak bundan
men eder.
Polis, suçun
delillerini tespit etmek amacıyla, Cumhuriyet savcısının emriyle
olay yerinde gerekli inceleme ve teknik araştırmaları yapar, delilleri
tespit eder, muhafaza altına alır ve incelenmek üzere ilgili yerlere
gönderir.
Olay yeri
dışında kalan ve o suça ilişkin delil elde edilebileceği yönünde
kuvvetli şüphe sebebi bulunan konut, işyeri ve kamuya açık olmayan
kapalı alanlarda yapılacak işlemler için Ceza Muhakemesi Kanununun
arama ve elkoymaya ilişkin hükümleri uygulanır.
Polis, olaydaki
failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi
bakımından zorunlu olması halinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla
teşhis yaptırabilir.
Tanıklıktan
çekinebilecek olanlar, teşhiste bulunmaya zorlanamaz.
İşleme başlanmadan
önce, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa
bağlanır.
Teşhis işlemine
tabi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında
yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik
bulunması gerekir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin
görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis
işlemine tabi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir
numara bulundurulur.
Teşhiste
bulunan kişi ile teşhis işlemine tabi tutulan kişilerin birbirini
görmemesi gerekir.
Teşhis işlemi
en az iki kez tekrarlanır ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin
teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır.
Teşhis işlemine
tabi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları
çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına
konur.
Şüphelinin
fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf
veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz.
Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları
gerekir.
Teşhis işlemi
tutanağa bağlanır.”
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin.
Sürenizi birleştirdim efendim. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; 1437 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda
Değişiklik Yapılmasını içeren Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kendi adıma söz aldım. Hepinizi
saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, polis teşkilatı, emniyet teşkilatı,
insan hakları ihlalleri iddialarıyla çok sık muhatap olan bir kurum.
Dolayısıyla, bu kurumda, bu kurumu ilgilendiren bir değişiklik yapılacaksa, bir
kanun tasarısı ya da teklifi gündeme getirilecekse, o zaman, bu kanun teklifi
ya da tasarının, Adalet Komisyonu dışında, Meclis İnsan Haklarını İnceleme
Komisyonunda da ele alınması lazımdı. Çünkü, nitekim, bu kanun teklifi de eğer
yasalaşır ve yürürlüğe girerse, önümüzdeki süreçte, hem polisi yıpratacak
birtakım iddialarla, şikâyetlerle karşı karşıya kalınacak hem de insan hakları
ihlallerinin yoğunlaştığına ilişkin yurt içinde ve yurt dışında bazı şikâyetler
ve eleştirilerle karşı karşıya kalacağız.
Değerli arkadaşlarım, polis, halkın huzuru ve güveni için
sürekli suçlu peşinde koşan ve bu uğurda çoğu zaman şehit veren bir kurum polis
teşkilatı ve bu ağır görevinin yanında, polis teşkilatına ya da polislere
verilen bir başka ek görevler de var. Maçlarda örneğin polisler
görevlendiriliyor ellerine birer sandviç tutuşturularak, konserlerde
görevlendiriliyor, hatta çoğu zaman postacı olarak da kullanılıyor polisler. Yani, kendi asli
görevinin dışında, aslında özel şirketlerin yapması gereken görevleri de
polisler yerine getiriyor.
Şimdi, polislerin bu ağır çalışma
koşullarına baktığımızda, örneğin Avrupa Birliği ülkelerinde günde sekiz saat
çalışıyor polis, ama bizde on iki saat çalışıyor ve buna karşılık maaşları ve
sosyal hakları da Avrupa Birliği ülkelerindeki meslektaşlarının dörtte 1’i
kadar. Dolayısıyla, bu ağır sorunlar, bu ağır çalışma koşulları ve bunun
üzerine bazı kadrolaşmalar ve siyasi müdahaleler de eklenince huzursuzluk
giderek artıyor.
Değerli arkadaşlarım, bakın, mart ayı
itibarıyla son beş yıl içinde, polis teşkilatında 328 kişi istifa etmiş. 42
polis memuru suç işlediği nedeniyle devlet memurluğundan çıkarılmış ve yine,
son beş yıl içinde, mart ayı itibarıyla 1.294 personel meslekten çıkarılmış.
Yine, bu süreçte, 869 personel psikolojik tedavi görmüş. 122 intihar var mart
ayı itibarıyla ve yine, bu süre içinde 40 polis memuru şehit olmuş.
Şimdi bunları üst üste koyup
topladığımızda değerli arkadaşlarım, son beş yıl içinde, mart ayı itibarıyla
-polis teşkilatında yaşanan sorunları anlatmaya çalışıyorum- ayda 6’ya yakın
memur istifa etmiş, ayda 6’ya yakın memur görevinden istifa etmiş, memurluktan
ayrılmış. Ayda 22’den fazlası suç işlediği nedeniyle ihraç edilmiş ve yine,
ayda 15’e yakın polis memuru da psikolojik tedavi görmüş ve ilginç olan şudur:
Bu süre içinde, ayda ortalama 2’den fazla memur intihar etmiş. Yani, polis
teşkilatında çok ciddi sorunlar var.Sadece
kendi göreviyle ilgili sorunlar değil, ek görevlerin getirdiği ağır sorunlar
var ve hafta sonu tatilleri yok, yıllık izinleri yok; çıksa bile her zaman
göreve çağrılma ihtimali yüksek. Dolayısıyla, böylesine ağır sorunlar içinde,
ağır çalışma koşulları içinde görev yapmaya çalışan memurların, polis teşkilatının
kendi iç huzuru yoksa başkalarının huzurunu sağlayabilmesi mümkün değildir,
çünkü mesleğini severek yapması mümkün değildir.
Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi bu
ağır çalışma koşulları nedeniyle, bazı polis eşleri, il insan hakları
kurullarına şikâyette bulundular geçtiğimiz aylarda. Çalışma koşullarının
ağırlığı nedeniyle aile düzenlerinin bozulduğundan, eşleriyle
görüşemediklerinden ve sosyal ilişki kuramadıklarından şikâyetle il insan
hakları kurullarına başvurdular ve il insan hakları kurulları da, çok doğru bir
kararla, bu polis eşlerini haklı gördü. Yani, polislerin çalışma koşullarının
ve sosyal haklarının insan haklarına aykırı olduğunu tespit etti il insan
hakları kurulları. Peki, buna karşılık ne yapıldı? Bu sorunlar görmezden
gelindi ve hâlâ, polis teşkilatında yaşanan bu önemli sorunlara, polis
teşkilatının içinde bulunduğu ciddi sorunlara ve polislerin birey olarak
yaşadığı ciddi sorunlara bir çözüm bulunabilmiş değil.
Değerli arkadaşlarım, böylesine büyük
sıkıntıları olan bir teşkilattan da huzur içinde görev yapmasını, halkın can ve
mal güvenliğini korumasını beklemek… Gerçi, ellerinden geldiği kadar bu
görevleri yapmaya çalışıyorlar bütün olumsuzluklara rağmen. Bu açıdan, polis
teşkilatımız gerçekten her türlü takdire değer. Ama, devletin de bu teşkilata
gereken önemi göstermesi lazım, devletin de bu önemli teşkilatın sorunlarının
çözülmesine katkı vermesi lazım, maalesef, bunları göremiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Şimdi bakın,
Türkiye’nin bugün için önemli sorunlarından birisi terör. Dört buçuk yıl önce
bu iktidar sıfır terörle devraldığı Türkiye’yi, bugün, herkesin birbirinden kuşkulanacağı noktaya getirdi.
Herkes, yanındaki kişinin canlı bomba olup olamayacağı konusunda kuşkulu.
Sokaklarda insanlar ne zaman kapkaça uğrayacağı, evlerinde ne zaman bir
hırsızlıkla muhatap olacaklarını bilemiyorlar. Apartmanların dördüncü, beşinci
katlarında oturanlar bile kapılarını, pencerelerini demirle kapatıyorlar.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi? Yani, insanlar evinde rahat
değilse, insanlar sokakta, caddede rahat değilse, bugün en kalabalık caddeler
bile tekin değilse, o zaman, o ülkede huzurun olduğu söylenebilir mi?
Bir yasa çıkardınız: Eve Dönüş Yasası. Ve cezaevindeki,
sözüm ona dağdaki teröristleri indirecektiniz, düz ovaya indirecektiniz, ama
tersi oldu; cezaevindeki Hizbullahçıları ve PKK’lıları salıverdiniz ve onlar da
kaldıkları yerden, üstlerine düşen görevleri, kendilerine uygun gördükleri
görevleri yapmaya devam ediyorlar. Keza, bir Terörle Mücadele Yasası çıkardınız,
çıkarmak istediniz -daha doğrusu, Terörle Mücadele Yasası’ndaki 6’ncı maddeyi
söylemek istiyorum- burada bir kelime oyunuyla, teröristbaşının bir defaya
mahsus olmak üzere Pişmanlık Yasası’ndan yararlanabilmesinin önünü açtınız.
Bunu Cumhuriyet Halk Partisi gördü ve sizleri uyardı. Neticede bu uyarı
sonucunda, bir miktar inat da ettiniz ama, sonuçta Cumhuriyet Halk Partisinin
dediği noktaya geldiniz ve Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ncı maddesinin
sakıncalı bir madde olduğunu kabul ederek geri adım attınız. Aksi hâlde,
Cumhuriyet Halk Partisi bunu gündeme getirmemiş olsaydı, teröristbaşı, belki
bugünlerde, belki birkaç yıl sonra, Avrupa’daki sivil toplum örgütleri, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesinin de devreye girmesiyle belki de cezaevinden çıkacaktı
ve aramıza karışacaktı.
Değerli arkadaşlarım, Hrant Dink cinayetini
hatırlıyorsunuz; geçtiğimiz ocak ayında, hunharca işlenen bir cinayet ve
Türkiye’yi büyük sıkıntılara sokan bir cinayet.
Şimdi, o dönemde, tabii, bu cinayet çok tartışıldı. Sayın
Başbakan, hatırlarsanız, o dönemde bir derin devletten söz etti, Türkiye'de bir
derin devlet olduğunu söyledi ve bu derin devletle ilgili olarak da “Bana
diyorlar ki: ‘Bunu ortaya çıkar.’ O kadar kolaysa siz çıkarsaydınız.” gibi bir
mazeret ileri sürdü. Değerli arkadaşlarım, bir demokratik ülkenin Başbakanına
yakışmayacak bir laf! Ne demek yani? Derin devlet var ama, ona dokunamıyorum,
onu ortaya çıkaramıyorum...
Peki, dört buçuk yıldan beri iktidardasınız, Meclisin
üçte 2’sine yakın çoğunluk elinizde, devletin bütün arşivleri elinizde,
devletin bütün kurumları emrinizde ve derin devletten söz ediyorsunuz. Peki,
neden dört buçuk yıldan beri, bu derin devlet var idiyse ortaya çıkarmadınız,
gereğini yapmadınız? Yani, derin devletle ilgili bir girişim yaptınız da sizi
engelleyenler mi oldu? Kim size engel oldu? Hiç kimse engel olmadı. O zamana
kadar içinden çıkamadığınız bu önemli sorunla ilgili, içinden çıkamadığınız bu
cinayetle ilgili dikkatleri başka yönlere çekmek için bir “derin devlet” lafı
ortaya attınız, Sayın Başbakan attı ve sonra da bu lafın üstüne yattı.
Değerli arkadaşlarım, emniyet için de öteden beri
söylenen bazı iddialar var: Emniyet içinde bir cemaat kadrolaşması olduğuna
ilişkin iddialar var ve bu iddiaları çürütecek, bu iddiaların doğru olmadığını
kanıtlayacak hiçbir gelişme de olmadı...
YAHYA BAŞ (İstanbul) – Nerede iddia?
AHMET ERSİN (Devamla) – ...ve maalesef, genel olarak şunu
söylemek isterim ki: Emniyet içinde gerçekten bir cemaat-tarikat
kadrolaşmasının olduğunu, artık, hemen hemen herkes kabul ediyor. (AK Parti
sıralarından gürültüler)
MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Kim kabul ediyor? Hiç öyle bir
şey yok.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) – Dedikodu...
AHMET ERSİN (Devamla) – Şimdi bakın, bu emniyet içindeki
bu kadrolaşma, bu yapılanma... (AK Parti sıralarından gürültüler)
RESUL TOSUN (Tokat) – Hep iddia söylüyorsun, ispat et!
AHMET ERSİN (Devamla) - Ne diyorsunuz? Anlamıyorum
söylediklerinizi.
HALUK İPEK (Ankara) – “İspat et.” diyor, ispat.
AHMET ERSİN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım,
bakın, bu emniyet içinde... (AK Parti sıralarından gürültüler)
Ya, bir sorunu konuşuyoruz, Yani, bu sorunla ilgili bizim
kendi bilgilerimizi, iddialarımızı söylüyoruz. Aksini söyleyen varsa gelir,
onlar da söylerler.
Şimdi, bakın, gerek Danıştay saldırısında gerekse
Atabeyler operasyonunda, Türk Silahlı Kuvvetlerini bu çete iddialarıyla
ilişkilendirmeye çalışan birtakım girişimler oldu. Aktif görevli olan ya da
emekli olmuş olan muvazzaf ya da emekli subay, astsubaylarla ilgili birtakım
fotoğraflar, vesaireler basına sızdırıldı, birtakım krokiler, planlar basına
sızdırıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri bu çete iddialarıyla ilişkilendirilmeye
çalışıldı. Ve bu olay, bu gelişmeler, Emniyet içindeki işte bu söylediğim
örgütlü yapılanmanın eseridir. Öteden beri söylüyorum, kendilerini Adalet ve
Kalkınma Partisinin arka bahçesi olarak değerlendiren bir grubun, örgütlü bir
grubun Emniyet içine girmiş olması ve Emniyet ile Türk Silahlı Kuvvetlerini
karşı karşıya getirme girişimlerinin sonucunda, bir dönem, Silahlı Kuvvetler
ile Emniyet arasında ciddi bir soğukluk ve sorun yaşandı değerli arkadaşlarım.
(AK Parti sıralarından gürültüler)
MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) – Yok öyle bir şey. Nereden
çıkarıyorsun?
MUZZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bu söylediklerini ispat
edemezsen sana ne derler biliyor musun?
AHMET ERSİN (Devamla) - Şimdi, bakın, bu konularla
ilgili, Emniyet içindeki bu kadrolaşmayla ilgili, örgütlü yapılanmayla ilgili
çeşitli soru önergeleri verdim İçişleri Bakanlığına.
MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kardeşim, Emniyet örgütü
ne demek ya?
AHMET ERSİN (Devamla) - Ve hiç birisine olumlu ya da
olumsuz bir cevap vermediler.
MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) – Ne cevabı verecek?
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Sayın Başkan, yakın
bir konumdan bağırsınlar, duyamıyoruz biz.
AHMET ERSİN (Devamla) - Sadece geçiştiren, soruları
geçiştiren…
BAŞKAN – Sayın Ersin, siz konu üzerinde, madde üzerinde
konuşun efendim.
MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) – Değerli Başkanım, böyle
bir şey olur mu? “Emniyet örgütü.” diyor ya!
AHMET ERSİN (Devamla) – Efendim, kanunla ilgili
konuşuyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Efendim, nazariyeler üzerinde durmayın. Son
günlerde bunlar çok da hoş bir şey değil.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) – Nazariye değil, gerçek. Ne
nazariyesi?
AHMET ERSİN (Devamla) – Peki, son cümlelerimi söyleyeyim.
AHMET RIZA ACAR (Aydın) – Bu görüşlerle İzmir’den geri
gelemezsin.
AHMET ERSİN (Devamla) - Yine, geçen yıl, tam da bu
zamanlarda Sayın Büyükanıt’la ilgili birtakım iddialar ileri sürüldü. Onun
Genelkurmay Başkanı olmasını engellemeye dönük birtakım İnternet ve cep
telefonlarına mesajlar geldi ve bu mesajları yazanlar, gönderenler hâlâ ortaya
çıkarılmış değil. Aradan bir yıl geçti. Sayın Başbakan da İçişleri Bakanı
da “Soruşturma açtık.” diye söylediler,
ama aradan bir yıl geçti, hâlâ bir şey yok ortalıkta ve bunlar faili meçhul
kalıyor, onu söylemek istiyorum. Yani, eğer böyle bir yapılanma varsa emniyet
içinde, bu hepimizi rahatsız etmelidir. Hepimizin can ve mal güvenliğini
tehlikeye sokar, Türkiye'yi tehlikeye sokar, onu anlatmaya çalışıyorum. Neden,
peki, bu mesajları yazanlar, çekenler, bu örgütlü yapılanma şimdiye kadar
ortaya çıkarılmadı?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET ERSİN (Devamla) – Son cümlelerimi söylüyorum Sayın
Başkan, bir dakikalık…
BAŞKAN – Buyurun.
AHMET ERSİN (Devamla) – Yani, Türk Silahlı Kuvvetlerini
yıpratmaya dönük kasıtlı olarak yapılan bu girişimler, bu girişimleri yapanlar
neden ortaya çıkarılmadı, onu ben merak ediyorum, onu da sorguluyorum, sizlerin
de sorgulamasını bekliyorum.
Şimdi, bakın, bir şey daha söyleyeyim, son bir şey daha
söyleyip ondan sonra izin isteyeceğim. Birkaç yıl öncesine kadar biz şunu
duyuyorduk: “Sınırlarımızdan sivrisinek geçse haberimiz olur.” Ya, koskoca tren
geçti, birkaç gün önce ortaya çıktı…
ALİ RIZA ACAR (Aydın) – Senin boyunu aşar o görüşler!
AHMET ERSİN (Devamla) – …üzerinde 1.500’e yakın sandıkta
silahların taşındığı bir tren sınırdan geçti…
HARUN AKIN (Zonguldak) – Amerikan uçakları dolaşıyor!
AHMET ERSİN (Devamla) – …ve bir bombalama, demir yolunun
bombalanması sonucu ortaya çıktı, böyle bir silahların İran’dan Suriye’ye doğru
yola çıktığı. Peki, nasıl geçti bu koca tren buradan? “Sivrisinek geçse
haberimiz olur.” anlayışından sonra şimdi nereye geldik? Tren geçiyor,
haberimiz olmuyor.
ABD uçakları 80 kilometre Türkiye'ye girdi. Ne oldu peki?
Sevgiliye mektup kabilinden, incinmesin kabilinden, elçilik kâtibine verilen
bir notayla…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, son cümlenizi rica edeyim, tamamlayın.
AHMET ERSİN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, emniyette ciddi
sorunlar var. Emniyet personelinin ciddi sorunları var, ekonomik sorunları var,
sosyal sorunları var ve bu sorunlar giderilmedikçe, bu sorunlar ortadan
kaldırılmadıkça, bu teşkilatın, gerek vatandaşın can ve mal güvenliğini
korumakta gerekse terörle mücadelede zaafa uğratılır diye kuşkulanıyorum,
korkuyorum. O nedenle, Hükûmetin, bir an önce, bu polis teşkilatında görev
yapan polis memuruna ve üst düzeydeki yöneticisine kadar, bu sorunların, bu
polis teşkilatının yaşadığı sorunların, polislerimizin yaşadığı sorunların
giderilmesi için acil önlemler almasını bekliyorum.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ersin.
Sayın Gazalcı, bir sorunuz mu var?
Buyurun.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Sayın Bakandan şunun
yanıtlanmasını diliyorum. Bu polis ve askerlik mesleğine girerken güvenlik
soruşturması yapılıyor doğal olarak ve bu güvenlik soruşturmasında kendinin
dışında, kardeşi, babası ve yakınları da bir soruşturmadan geçiriliyor. 12
Eylülden sonra yapılmış bir düzenleme
var. Sivil yaşamda bu düzeltildi ve suçu birey işler düşüncesiyle o kişiye özgü
bir araştırma yapıldı. Ama, polislikte ve askerlikte bu düzeltilme yapılmadı.
Acaba, böyle bir çalışma olduğunu söylemişti eski bakan. Dönem de bitiyor. Bu
güvenlik soruşturması konusu aynen sürüyor mu?
İki; Meclisin son günlerinde getirdiğiniz bu düzenlemeyle
özgürlüklerin kısıtlandığına, yargının kararı beklenmeden kişisel özgürlüklerin
kısıtlandığına inanıyor musunuz?
Bu iki sorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gazalcı.
Sayın Bakan, cevaplandıracak mısınız?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Yazılı olarak cevap
vereceğiz.
BAŞKAN – Yazılı cevap vereceksiniz.
Teşekkür ederim.
Madde üzerinde bir önerge var, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığına
Görüşülmekte olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 5 inci maddesi ile söz
konusu Kanunun değiştirilmesi öngörülen ek 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının
aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Eyüp Fatsa Cevdet
Erdöl Nusret
Bayraktar
Ordu Trabzon İstanbul
Mehmet Beşir Hamidi Afif Demirkıran
Mardin Batman
“Bir
suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin
korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele
tedbirleri aldıktan sonra, el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan
tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri
doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Olumlu
görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Sayın Hükûmet?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.
Gerekçe:
Teklif metnindeki tekrarların önüne geçilmesi ve 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun adli kolluk görevine ilişkin hükümleriyle
paralellik sağlamak amacıyla işbu değişiklik önergesi verilmiştir.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz
önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul
edilmiştir.
5’inci maddeyi, kabul edilen önergeyle birlikte
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
6’ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6- 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesi, 17 nci maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile 20
nci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsı adına, Antalya Milletvekili Feridun Baloğlu.
Sayın Baloğlu, birleştiriyorum, buyurun. (CHP
sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Sayın
Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle bu yasanın
hangi süreç içinde önümüze geldiğine bakmamız gerekiyor. Ulus’ta, Anafartalar
Çarşısı’ndaki patlamadan sonra yaşanan toplumsal tepki ve kısmi panik, sanıyorum
bu yasanın ateşleyicisi oldu, bu değişikliğin ateşleyicisi oldu. Ben gerekli
değildir demiyorum, ama, zamanlamanın sağlıklı karar vermemiz konusunda
birtakım engeller yarattığını düşünüyorum.
Hukuk, günlük toplumsal tepkilere, paniklere, bunların
getirdiği sürece dayalı olarak gelişmemelidir. Değiştirmeye çalıştığımız yasa,
yeni bir yasa da değil; çok uzun bir süreç içinde oluşan, zaman zaman
değiştirilen, Avrupa Birliğinin görüşleri ve talepleri doğrultusunda üzerinde
çok oynanan bir hukuk bütünlüğü içinde yer alıyor.
Şimdi, toplumsal ihtiyaç, doğal ki, dikkate alınmalıdır;
ama, bu noktaya nasıl geldiğimiz konusunda da sağlıklı düşünceler üretmek
zorundayız. Bu sürece gelmeden önce, yaşadığımız olaylara kısaca bakmak
gerektiğini düşünüyorum. Doğal ki, bu yasa sadece terörle mücadelenin bir aracı
olarak değil, adi suçları da kapsayan polisin yetkilerinin artırılmasına
yönelik bir çabayı da içinde besliyor; ama, toplum, daha çok, bu yasanın şiddet
eylemleri karşısında polise yetki vermek konusunda bir ihtiyaçtan
kaynaklandığını düşünüyor. Polisimizin bugün içinde bulunduğu koşulları zaman
zaman bu kürsüye gelen arkadaşlarımız anlattılar. Gerçekten, Türkiye’deki bütün
kamu görevlileri gibi polislerimiz de son derece güç şartlar altında görev
yapıyorlar. Nüfus memurları da güç şartlarda görev yapıyorlar, infaz koruma
memurları da, adliyedekiler de, öğretmenler de. Ama, polisin bir özelliği var;
polis, suçla göğüs göğse oluyor, göz göze oluyor, bunun getirdiği ciddi
sorunları her gün yaşıyor.
Çok yaygın bir söylemi burada yinelemek istiyorum ve
bunun doğruluğunu tartışmak istiyorum. Polis örgütü içinde, güvenlik
örgütlerimiz içinde şöyle bir söylem yaygındır: “Biz yakalıyoruz, götürüyoruz,
adliye serbest bırakıyor.” Dönüp adliyeye bakıyoruz. Onlar da şunu söylüyorlar:
“Polis dosyayı oluşturmadan önümüze getiriyor.” Tabii, bütün bir mevzuatı
tararsanız iki tarafın da haklılıkları olabilir, ama, iyi işlemeyen bir şey
olduğu konusunda herkes hemfikir. İki tarafın da haklı olduğu taraflar varsa,
bizim, kanun yapıcılar olarak eksik kaldığımız bir taraf olduğu ortaya çıkıyor.
Bakın arkadaşlar, dört buçuk yıllık bir Meclis dönemini
tamamlıyoruz. Ama, 22’nci dönemin bitmesi, Parlamentonun görevlerinin bittiği
anlamına gelmiyor. Cumhuriyet sürüyor, kurallar sürüyor. İki ay sonra burada
yeni arkadaşlarımız olacak ve bu 23’üncü dönem de birtakım görevler üstlenecek.
Şimdi, ben, bu yasanın Meclisin kapanmasına çok belirli saatler kala buraya
getirilmesini doğru bulmuyorum. Gerekliliği konusunda ben de fikir birliği
içindeyim, çoğumuz da öyle düşünüyoruz; ama bunu bu kadar aceleye getirmemizin
anlamı nedir? Yani, şöyle bir şey mi var? Susuz bir köydeyiz, insanlar ölmek
üzere, suyu getirmezsek yirmi dört saat sonra herkes ölecek. Şu anda bir yasal
düzenleme var. Eksik olabilir. Ama, biz, hiç gerekmeden, bunu bu kadar aceleye
getirirsek bunun sorunlar doğuracağı açık. Bunu, bir muhalefet milletvekilinin
her zamanki şüpheciliği olarak yorumlamamanızı diliyorum. Bu toplumda şu anda
yaygın kanı, terörle ve suçlarla mücadele konusunda polisin yeni yetkilerle
donatılması konusundadır. Ama bir şey daha var, bunun aceleye getirilmemesi
konusunda da bir şüphe var.
Bakın arkadaşlar, önümde iktidar partisine çok yakın bir
gazetenin bugünkü manşeti var. Gazete: “Böyle yetki olmaz.”diye manşet atmış.
“AB’ye uyum diye abarttık, polisin yetkilerini budadık. Hatayı anlayınca yine
ölçüyü kaçırıp özgürlükleri kısıtlayan, konut dokunulmazlığını zedeleyen
düzenlemeler getirdik.” diyor. Bu, iktidara son derece yakın bir gazete. Bu
gazetenin köşe yazarları da bu sayıda bile iktidarın icraatlarını destekleyen
görüşler bildiriyorlar. Yani, tepki sadece muhalefetin tepkisi değil.
Devam ediyorum: Toplumun başka kesimlerinde de benzer
tepkiler var, onlar da kabul ediyorlar. “Evet, polisin suçla mücadelede yeni
güçlerle donatılması gerekiyor.” diyorlar. Ama şunu da söylüyorlar: “Böylesine
büyük yetkiler, böylesine kısa bir sürede ve tartışılmadan verilmemelidir.”
diyorlar.
Onun için arkadaşlar, bunu bir kez daha gözden geçirmek
gerekiyor. Ama, ille bir şey yapmak gerekiyorsa, polisin yetkilerini
düzenlemeden önce polisin yaşam şartlarını düzenlemek gerekiyor.
Diğer arkadaşlarım da söylediler. Bugün Dışkapı’daki
polis merkezine, Çevik Kuvvet merkezine giderseniz ya da bir polis karakoluna
giderseniz, ne kadar iyi donatılırsa donatılsın, son derece güç şartlar altında
olduklarını göreceksiniz.
Polisin bir kere psikolojisi çok iyi olmalıdır. Polisin
donanımı yetmez. Türkiye’de polisin psikolojisinin nasıl bozulduğunu gösteren
sayısız olay vardır. Ben, Sayın İçişleri Bakanına bir soru sormuştum bu konuda.
O soruma verilen yanıttan anlıyorum ki, polis örgütü içinde intiharlar yaygın
biçimde sürmektedir. Bunun, polisin yaşam şartlarından, yaptığı görevin
özelliklerinden kaynaklandığı düşünülse bile, burada polise yönelik devlet
ilgisinin de çok sınırlı olduğu ve yetersiz olduğu ortaya çıkıyor.
Arkadaşlar, ben size iki olayı anlatmak istiyorum. Bu olaylardan bir tanesi
hafızalardan silinmemiş bir olaydır, diğeri de çok rastladığımız bir olaydır.
1996’da, sanıyorum İstanbul’da, bir yasa dışı gösteride yere düşmüş bir polis
memuru, etrafında yüzleri maskeli 8-10 kişi polis memuruna insafsızca
vuruyorlar. Yani, bir insanın bir insana yapması mümkün olmayan bir şeyi
yapıyorlar. Kan revan içinde bir polis memuru, böyle yüreğiniz sızlayarak
bakıyorsunuz. O olaydan on iki gün sonra, gene İstanbul’da, yere düşmüş bir
kadına polisin hunharca vurduğunu görüyorsunuz. Artık mukavemet gücü kalmamış
bir kadını polisler dövüyorlar, alenen. İki olay. Eğer bu iki olayda da mağdura
acımıyorsak insan değiliz biz. İki olaydaki mağdur iki farklı taraf gibi
gözüküyor, bir tarafta polis var, yere düşmüş, saldırıya uğramış, bir tarafta
bir kadın var, mukavemeti kırılmış, ama polis ona vuruyor. Bu, toplumun
psikolojisiyle polisin psikolojisinin bozukluğu arasındaki paralelliği de
gösteriyor. Her şeyi şöyle izah edemeyiz, yani bir avuç anarşist ya da çok
kızgın bir polis. Şiddet toplumun bütün damarlarında geziyorsa o olayın
üzerinde daha sağlıklı durmamız gerekiyor. Şimdi, biz bu giderayak yaptığımız
bu konuşmayla, bu tartışmalarla bunları çözecek hâlde miyiz arkadaşlar?
Şimdi, buraya getirmedim, oturduğum
sırada duruyor. Türkiye Barolar Birliğinin 600 sayfalık bir çalışması, bir
raporu var, anarşinin temelleri üzerine, şiddetin temelleri üzerine. Ama,
bunları tartışacak zamanımız hiçbir zaman kalmıyor. Bakın, bir şey daha
söylemek istiyorum. İstanbul’da geçen gün bir gösteri oldu, İstanbul Taksim
Meydanı’nda, yasa dışı bir gösteriydi, o gösteriye polis müdahale etti.
Müdahalenin biçimi tartışıldı. Bunun çok şiddetli bir müdahale olduğunu
söyleyenler oldu, polisin görevini yaptığını söyleyenler oldu. Ama, o müdahale
sırasında oradaki vatandaşlardan birisinin kendisine biber gazı sıkılması
üzerine yaptığı şikâyet hâlâ sonuçlandırılamadı, sonuçlanmadı. Vatandaş diyor
ki: “Ben olayın tarafı değilim, orada duruyorum, ben yemek yiyorum.” diyor, “Ve
benim yüzüme biber gazı sıkıldı.” diyor. Polis de dövüyor bu vatandaşı. Ve
resimler, gazetelerde yer alıyor, video kasetleri var, hepsi var. Polis teşkilatı
kendi içindeki bu polisi, zor durumda bırakan kişiyi hâlâ bulamadı. Hâlâ
bulamadı arkadaşlar. Yani, biz sadece polisi eleştirmek, polisi övmek, şiddet
yanlılarını eleştirmek, bununla sınırlı
kalmayacak çok büyük bir çerçeveyi tartışmak zorundayız, yani, polis, bırakın
sokaktaki şiddet yanlısını, kendi içindeki zanlıyı bulamıyor. Orada kaç görevli
olduğunu bilmiyor mu? Yüzü apaçık resimde gözüküyor, bulmuyor, bulamıyor. Böyle
bir çerçeve içinde düşünürsek çok sağlıklı sonuçlara varırız ama o sağlıklı
sonuçlara varacak kadar zamanımızın kalmadığı da bu yasanın getiriliş
biçiminden açıkça ortaya çıkıyor.
Bakın arkadaşlar, demin bir arkadaşım söyledi, söylenince
biraz üzülüyorsunuz, kızıyorsunuz ama bunu söylemek gerekiyor. Bu Meclise
Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ncı maddesinin değiştirilmesi yönünde bir teklif
getirildi. Biz buna karşı çıktığımız zaman, bunun birtakım olumsuz sonuçlara
yol açabileceğini, bir terör örgütünün başının tahliye edilebileceğini
söylediğimiz zaman kızdınız, ama, sonunda, siz de bunun olabileceğini kabul
ettiniz ve bunu geri çektiniz. Ama, toplumda böyle bir şeyin olabileceği
konusunda bir endişe uyandı. Bu endişenin nelere mal olduğunu hepimiz
biliyoruz. Aynı şeyi Eve Dönüş Yasası’nda yapmadık mı arkadaşlar? Ben bu
kürsüden konuştum, çok iyi hatırlıyorum, diğer arkadaşlarım da konuştu. Şunu
söylemedik mi? Bu Eve Dönüş Yasası, çözüm getirmeyecek, ülkeyi bölmeye yönelik,
ülkenin temelini parçalamaya yönelik bir şiddet eylemcisi grubun afla falan
doğru yola gelmesi mümkün değil. Yüz kere affetseniz yüz kere aynı eylemi
yapacaklarını bile bile bu Meclisten bu yasanın çıkmasına destek verdiniz.
Sonuçta ne oldu? Dağdakiler orada kaldı, cezaevindekiler onların yanına gitti.
Eve Dönüş Yasası, sadece cezaevindekilerin şiddet yanlısı örgütlerin yanına
dönüş eylemine dönüştü.
Sayın Milletvekilleri, eğer elinizdeki yasaları iyi
uygulayan bir yapı oluşturmamışsanız, istediğiniz kadar yasal değişiklik yapın.
Üstelik, bu yasal değişiklikleri de böyle ucu ucuna yaptığınız zaman bunların
hiçbir sonuç getirmeyeceği de ortaya çıkacak.
Şimdi, bu maddede 2559’un 3’üncü maddesi, 17’nci maddenin
iki, üç, dört, beşinci fıkraları, 20’nci maddenin birinci fıkrası kaldırılıyor.
Doğru, ona söyleyecek bir şey yok, çünkü, yukarıdaki düzenlemelere paralel bir
sonuç bu. Onları düzenlediğimize göre, bu maddeleri de değiştirmek doğru. Ama,
itirazımızın, bu düzenlemeden çok bu düzenlemenin
zamanlamasına, bu düzenlemenin oluşturulmadan Meclis gündemine getirilmesine
yönelik olduğunu sizlere bildirmek istiyorum.
Bunun ötesinde, bu yasa yapma dönemimizi tamamlarken,
bizim, hepimizin, milletvekilleri olarak yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı bir
kez daha gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Diliyorum, bugün
edindiğimiz deneyimler, bizler tarafından bir dahaki dönem daha iyi kullanılır
ya da bizim yerimize gelecek arkadaşlar tarafından daha sağlıklı kullanılır.
Önemli olan ülkemizin birliğidir, halkımızın aydınlık bir
ülkede, sağlık içinde, güzel günler görmesidir. Bunu umut ediyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baloğlu.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Sorular var.
Sayın Ünlütepe, buyurun.
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan,
aracılığınızla, Sayın Bakana şu iki konuyu ulaştırmak istiyorum.
Bu, genellikle, İzmir Eşrefpaşa ilçesindeki karakolumuz
ve İstanbul Beyoğlu’ndaki karakollarımız çalışma koşulları açısından çok kötü
koşullardadır. Buraları ziyaret ettiğimizde, polis memurlarımızın, daha doğrusu
kamu görevlilerinin o ortam içinde çalışmalarını yürütebilmeleri olanaksızdır.
Bu tür karakollarda polis memurlarının hizmet alımı için oralarda
görevlendirilmeleri bir insan hakkı ihlali değil midir ve buralarda, bu
karakollarda hâlâ daha polislere görev yaptırmayı düşünüyor musunuz?
İkinci sorum ise, Parlamentonun görev süresinin bitmek
üzere olduğu bir dönemde Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda bir değişikliğe
gidiyoruz, bazı alanlarda yetkileri artırıyoruz, ama, asıl sorun, bence,
yetkilerin artırılmasından daha ziyade, İstanbul, Ankara gibi il emniyet
müdürlerimizle görüştüğümüzde polis memurlarımızın bu illerde görev yapmak
istemediklerini, genellikle Anadolu’ya gitmek istediklerini duyuyoruz. Bunun
asıl gerekçesi, polis memurlarının ekonomik yönden çok sıkıntı içinde
olmasıdır. Bu ekonomik yönden çok sıkıntılı olan polis memurlarımıza, bu
yasanın içinde niçin bir düzeltme ihtiyacı duymadık? Aç olan insanlar ne
dereceye kadar hizmet verebilirler, onlardan bekleyebilir misiniz bu hizmeti?
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünlütepe.
Sayın Çorbacıoğlu
buyurun.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkan.
Bağımsız Sayın İçişleri Bakanıma bir soru yöneltmek
istiyorum: 2007 1 Mayıs Taksim olayları sırasında basına ve özellikle
televizyon ekranlarına da yansıdığı şekliyle görevli bir polis memuru
arkadaşımız bir vatandaşı herkesin gözü
önünde tokatladı. Bugüne kadar yapılan araştırmalar sonucunda bu görevli
memurun tespit edilemediği şeklinde kamuoyuna bilgi aktarıldı. Öncelikle, bu
memurun tespit edilip edilmediğini Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum.
Bir de, bu tür olaylarla ilgili mutlaka, hata işleyen,
hukuka aykırı davranan polis memurları hakkında idari işlemler, cezai işlemler
yapılmaktadır, bunları biliyoruz. Ancak, ne yazık ki şunu da görüyoruz, -hâlen görevde olan polis memurları
hakkında- işlem yapılan, yargılama yapılan polis memurlarının yıllarca
mahkemeye getirilemediği ve ifadelerinin alınamadığını da biliyoruz.
Şimdi bütün bunları değerlendirdiğimizde ve özellikle
toplumsal olaylarda görev ve yetkisini aşan ve efrada suimuamele şeklinde
yansıyan hatalı tutum ve davranışları karşısında ve haklarında işlem yapılan,
yargılama yapılan memurlarla ilgili olarak siz, Bakanlık olarak ve yönetim
olarak ne tür tedbirler alıyorsunuz ve bu konularda hukuka aykırı davranan
memurlar hakkında disiplin işlemi veya cezai
işlem yapıyor musunuz? Gerçi bunların tabii toplumla ne kadar
paylaşılması doğrudur bilmiyorum, ancak, en azından, bu konuda böyle bir işlem
yapıldığı yönünde bir bilgi veya durum varsa bunu da paylaşmaktan memnun
olacağımı bildiriyorum.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çorbacıoğlu.
Sayın Bakan.
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Efendim, sorulara yazılı
cevap vereceğim. Sadece, bir konuyu şimdiden açıklamak istiyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Bu, 1 Mayıs olaylarıyla
ilgili olarak başlatılan, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün müfettişlerince de hâlen
yürütülen soruşturma devam ediyor, sonuçlanmamıştır. O, tokat attığı söylenen,
tokat atan polis memurunun tespit edilemediği yolundaki bilgi yanlıştır.
Dolayısıyla, bu soruşturma sonuçlandığında, bu sonuç, kamuoyuyla da zaten
paylaşılacaktır.
YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Tespit edilmiş midir polis
memuru?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Şu anda soruşturma devam
ediyor, 2 müfettişimiz devam ediyor soruşturmaya.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.
Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge var,
okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 6 ncı maddesinin aşağıdaki
şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
İrfan Gündüz Yahya Akman Ayhan Sefer Üstün
İstanbul Şanlıurfa Sakarya
Ergün Dağcıoğlu Alaettin Güven
Tokat Kütahya
“MADDE 6- 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Kanunun 3 üncü
maddesi ile 17 nci maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları
yürürlükten kaldırılmıştır.”
BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?
ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Olumlu
görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.
BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.
BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:
Gerekçe:
Önleme aramasına ilişkin olarak 9 uncu maddenin beşinci
fıkrasının ikinci cümlesinin metinden çıkarılmasının sonucu olarak 2559 sayılı
Kanunun ile 20 nci maddesinin birinci fıkrasının yürürlükte kalması
gerekmektedir. Belirtilen nedenle, işbu değişiklik önergesi verilmiştir.
BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önerge vardı orada.
BAŞKAN – Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi
oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, İzmir Milletvekili Sayın Kemal
Anadol ve arkadaşları tarafından yeni madde ihdasına ilişkin verilmiş bir
önergeleri var. Bu yasanın esasıyla ilgili yönü olmadığından, geldiğimiz yer
itibarıyla da tekniğe uygun olmadığından işleme alamıyoruz efendim.
7’nci maddeyi okutuyorum…
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önergeyi okuyun efendim.
Önergeyi lütfen…
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Kamuoyu ne olduğunu bilsin
Sayın Başkan; ne için önerge verilmiş?
BAŞKAN – Efendim, ilgisi olmayan bir şey. Zaten burada
açıkladınız siz biraz önce.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – İlgisi olmasa verir miyiz
Sayın Başkan?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Olmaz Sayın Başkan!
ATİLA EMEK (Antalya) – Ne alakası var?
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Başka konuyla mı ilgili?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yani niye işlem
yapmadığınızı söylemeniz lazım.
MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) – Ne reddedildi bilinmesi
için…
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Neyi reddettiniz Sayın Başkan?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Okuyun efendim.
BAŞKAN – Efendim talebinizde bir şey yok. Polislere bir
zam talebiniz var. Biraz önceki sözcünüz böyle bir talebi burada yaptı.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Başkan neyi
reddediyoruz, kamuoyu bilsin.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye işleme koymadığınızı
sonra…
BAŞKAN – Efendim koyamıyorum. İç Tüzük gereği koyamıyorum
işte efendim.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önergeyi okuyun efendim.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Neyi reddettiğinizi bilsin
herkes.
BAŞKAN - Her gelen şeyi… Madde yeri itibarıyla da uygun
değil, teknik yönden de uygun değil.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Ama koymadığınız madde değil
Sayın Başkan!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Orada usul tartışması olur
efendim. Olur mu? Rica ederim…
BAŞKAN – Efendim bilgi olarak okuyorum, ama, işleme
koyamıyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Efendim lütfen… Sayın Başkan,
işleme alınmayacak şey okunmaz.
BAŞKAN - “Madde 7- Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde
çalışmakta olan tüm polis, bekçi ve sivil memurlar ile sözleşmeli personele
seyyanen aylık 250 lira ödenmesini teklif ediyoruz.” Olay bu.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tamam. Siz de işleme
koymuyorsunuz.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Olmayacak şeyi vereceksin reklam
yapmak için, onu da yutacaklar!
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kural mı kaldı? Kural mı kaldı?
Bu saatte, bu tarihte, böyle çalışan Meclise böyle önerge verilir.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Görevini ağırlaştırın, ama,
parasını vermeyin!
BAŞKAN – 7’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 7- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına ve şahsı adına Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu.
CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan,
değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1437 sayılı Polis Vazife ve
Salahiyet Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 7’nci maddesi
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum.
Bu nedenle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Tutanaklara geçiyor mu? Bakın ne
diyor Sayın Anadol?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Böyle çalışan Meclise böyle
önerge verilir.
ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yani, bu önerge saçma diyorsunuz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Saçma değil.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) – Öncelikle, ilimiz Çorum’un
Kargı ilçesinde dün öğleden sonra meydana gelen dolu afeti nedeniyle, burada
bulunan yetkililerimizi, bulunamayan yetkililerimize iletilmek üzere ve
gereğinin acilen yapılması konusunda kısaca bilgilendirmek istiyorum.
Kargı ilçemiz, Çorum ilimizin en uzak ilçelerinden
birisi. Maalesef, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da meydana gelen dünkü dolu
afetinde, Kargı ilçesinin geçim kaynağı olan çeltik tarlalarının, meyve
bahçelerinin, sebze bahçelerinin tamamen harap olduğunu üzüntüyle öğrenmiş
bulunduk. Tabii, bizleri sevindiren, böyle bir olayda can kaybının olmamasıdır.
Bu konunun, Hükûmet yetkilileri tarafından derhal, acilen üzerine gidilmek
suretiyle çözüme kavuşturulmasını, Kargılı hemşehrilerimiz adına, buradan, yüce
Mecliste sizlerle paylaşmak istiyorum.
Değerli milletvekilleri, bir yasa teklifiyle daha karşı
karşıyayız. Hepimizin söylediği, sizlerin de bunu çok çok iyi bildiği gibi,
Meclisin son günlerinin normal bir son gün olmadığını görmekteyiz. Meclisimiz,
yüksek iradesiyle erken seçim kararı aldı ve bunu beyan etti. Erken seçim
kararından sonra şu ana kadar çıkartılmış olan yasaların, Anayasa
değişikliklerinin ve hemen hemen, Mecliste görülen, karara bağlanan bütün
işlemlerin Anayasa’daki yerinin ve temelinin maalesef geçerli olmadığını
biliyoruz, inanıyoruz ve şimdiye kadar da devamlı uyarıda bulunmuş olmamıza
rağmen, tarih bunu sizlere soracaktır ve gösterecektir.
Böyle bir yasa teklifiyle daha karşı karşıyayız dedik.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa teklifinin geliş tarihine baktığımızda, 24 Mayıs
2007. Nedenine bakıldığında… 24 Mayıstan üç gün öncesi, yani, 21 Mayısta
Türkiye’mizin başkenti Ankara’nın Ulus Meydanı’nda büyük bir terör olayı
oluyor, canlı bombanın patlaması sonucu onlarca insanımız ölüyor, 100’e yakın
insanımız da yaralanıyor. Böyle bir terör olayından sonra getirilen böyle bir
teklif, ilgili kanunda acaba getirildiği şekliyle bu tür bir teröre çare midir,
değil midir? Yoksa, sıradan, her bomba patlayışında veya bir insanımızın
yaralanmasında veya ölmesinde eğer “İhtiyaç duyuldu.” diyerek… Şu ana kadar
mevzuat gereğince gerek Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gerekse diğer kanunlarımızda
polislere verilen yetkinin artırılmasının asayişi ve terörü önleyeceği
noktasında eğer gerçekten inanıyor isek, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu
yasaya ve bu yasaya benzer yasalara her zaman destek vereceğimizin bilinmesini
istiyoruz. Bir defa bunun altını çiziyoruz. Ancak, geldik ve gördük ki, sanki,
vatandaşımızın, kamuoyunun gözünün boyanmasına dönük olduğu aşikâr bir şekilde
belli olan bu Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun beş altı maddesinin
değiştirilmesiyle bütün asayiş düzelecek, bütün terör olayları önlenecek gibi
bir mesaj vermek istendiği ortadadır, bu açıktır.
Değerli arkadaşlarım, artık, şimdiye kadarki
uygulamalarınızda biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ana muhalefet partisi
görevini yerine getirirken tüm uyarılarımızda ülkemiz adına, ülkemizin
çıkarları adına sizleri samimi bir şekilde uyarmış olmamıza rağmen bu
uyarılarımıza ciddi bir şekilde kulak vermediniz. Eğer verilmiş olsa idi, 2005
yılının 15 Eylülünde, biz, sizlere, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız
olarak imzalayıp yüce Meclise sunmuş olduğumuz -Cumhuriyet Halk Partisi olarak
sunmuş olduğumuz- terörün kökünün ne olduğu noktasındaki Meclis araştırmasının
genel görüşmesinde, sizlerin buralarda direkler arkasına saklandığını kamuoyu
çok çok iyi bilmektedir. Getirilen öyle bir önergenin de maalesef siz AKP’li
milletvekilleri tarafından, AKP’nin Sayın Genel Başkanı tarafından almış
olduğunuz talimatlar doğrultusunda, reddedildiğini de tarih yazmıştır. Bunu,
kamuoyu, elbet zamanı geldiğinde sizlere soracaktır.
Samimiyseniz… Samimi olduğunuzu beş yıldan beri ispat
edemediniz. Ama, bizim samimi bir şekilde yapmış olduğumuz uyarıların da
gereğini yapmadığınızdaki samimiyetsizlik, şimdiye kadar olduğu gibi bugünden
sonra da devam ettiğini ve edeceğini gösteriyor.
Değerli arkadaşlarım, böyle bir yasayla karşı karşıyayız.
Bu yasanın geliş şekline baktığımızda -komisyonda yapılan görüşmelerde de biz
bunları söyledik- bir defa, bu yasada “kolluk güçleri” dediğimiz polis ve
jandarmanın, görevlerini uyum içerisinde yapmak istediği ve o noktada da bu
uyumun nasıl sağlanacağı noktasında sorduğumuz soruların -Adalet Komisyonu
Başkanlığımız tarafından- sorulmasını ısrarla söylediğimiz hâlde, polis
yetkililerimize, emniyet yetkililerimize ve jandarma yetkililerimize
sorulmamıştır. Biz şunu sormuştuk: “Böyle bir yasa teklifinin getirilmesinde
polis ve jandarma yetkililerimize bu teklifin getirilmesinin gerçekten katkı
sağlayıp sağlamayacağı noktasında yetkililerden bilgi alınmasını istiyoruz.”
demiş olmamıza rağmen, Komisyonun Başkanlığını yürüten Sayın Başkanın bunu
-ısrarlı bir şekilde- görmezden gelerek, bu soruyu yetkililerimize sormamıştır.
Durum şunu gösteriyor: İddia edildi ki, bilgi verildi ki bu teklif, bir buçuk
yıldan beri, hükûmet tarafından hazırlanan tasarının belirli maddelerinin
içerisinden çekilip emilmek suretiyle, teklif şeklinde, değerli milletvekili
arkadaşlarımızın imzalarıyla bize sunulmuş olduğu gerçeğini gösteriyor. Peki,
böyle bir yasa değişikliğine şimdiye kadar -acaba- ihtiyaç vardı da, bu
ihtiyaca ne şekilde cevap verileceği noktasında sizlerin gerçekten
inandırıcılığı var mı? Elbette yok. Çünkü, burada Ceza Muhakemesi Kanunu temel
kanundur. Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki önleyici aramadan tutunuz, adli aramaya
kadar, onların ne şekilde yapılması gerektiği bütün mevzuat içerisinde hüküm
altına alınmıştır. Yine, jandarma teşkilat ve görevleriyle ilgili kanunda da,
aynı şekilde, bunun uyumlu bir şekilde yapıldığı da ortadadır.
Peki, değerli arkadaşlarım, ne olursa olsun, arabasıyla
giden bir vatandaşın, trafik polislerinden tutunuz, diğer emniyet
görevlilerimiz tarafından istendiği takdirde durdurulmasında veya kimlik
sorulmasında hiçbir sıkıntı yaşanmış mıdır şimdiye kadar? Hiçbir sıkıntı
yaşandığı görülmemiştir. “Peki, ne oldu da böyle bir yasa değişikliğine ihtiyaç
duyuldu?” dediğimizde, sizin vereceğiniz cevabın, gerçekten, bizleri ve
kamuoyunu inandırıcılığı yoktur.
Değerli arkadaşlarım, demokraside hukuk devleti kuralları
işleyecektir. Elbette buna hepimiz inanıyoruz, hepimiz de -tabiri yerindeyse-
kalıbımızı basıyoruz. Burada kürsüye çıktığımızda, iktidarın mensubu değerli
milletvekili arkadaşlarımız olsun, bütün yetkililer olsun bunu söylüyor.
Demokrasi, hukuk kuralı diyoruz. Peki, biz bunları yerine getirirken, insan hak
ve özgürlüklerini güvence altına almadan, insan hak ve özgürlüklerini bir
tarafa bırakmak suretiyle can ve mal güvenliklerinin… Evinde yatan
vatandaşımızın “Acaba hangi saatte polis, jandarma gelecek de kapımızı
çalacaktır?” şeklindeki şüphesinde, bu vatandaşlarımıza böyle bir yasa ile
huzurun gelebileceğine inanıyor musunuz?
RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, burada öyle bir şey var mı?
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Yolda geçerken, acaba hangi
polis, hangi jandarma durdurup da kimlik soracaktır şeklindeki şüphelere böyle
bir yasayla ne şekilde cevap verebileceğimizi sizler inandırıcı bir şekilde
söyleyebilecek misiniz? Elbette hayır.
Değerli arkadaşlarım, biz ne insan hak ve
özgürlüklerinden vazgeçebiliriz ne de asayişi önlemekten, terörü önlemekten
vazgeçebiliriz. Biz, asayişi de önlemek zorundayız, terörü de önlemek
zorundayız, ama insan hak ve özgürlüklerini de güvence altına almak zorundayız.
Değerli arkadaşlar, eğer Cumhuriyet Halk Partisinin
bununla ilgili müdahalesi olmamış olsaydı, hepimizin bildiği gibi, bizim
komisyonumuzdan, Adalet Komisyonundan, üyesi bulunduğum komisyondan geçen
Terörle Mücadele Yasası vardı, Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ncı maddesinde
“Etkin pişmanlık” denen bir pişmanlık getiriliyor idi.
Biz şunu söyledik, getirilen etkin pişmanlık açıkça şu
idi değerli arkadaşlarım: Şimdiye kadarki terör eylemlerinin, terör
örgütlerinin kurucularına, yöneticilerine af getiriliyor idi. Bizim, dirençli
bir şekilde sizlere karşı çıkışımız, bunu her platformda izah edişimiz,
anlatmamız sonucu ve bunun sonunda da eğer o etkin pişmanlık, af dediğimiz olay
komisyondan ve Meclisten geçseydi, şu anda İmralı’da yatan terörist başından
tutunuz, onun yardakçılarına kadar bütün terörist başları şimdi bekli de
yargılanacaktı, belki de tahliye olacaktı, belki de az bir cezayla
kurtulacaktı.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Nerede ya!
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Taslak var, taslak!
Başbakanın altında imzası var.
RECEP ÖZEL (Isparta) –
Nerede? Hani nerede?
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Getirirsem rezil ederim seni!
RECEP ÖZEL (Isparta) – Getir, göreyim!
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biz
bunları söyledik, siz eğer inanmamış olsaydınız, 6’ncı maddeyle ilgili olarak
etkin pişmanlığı neden çıkartmadınız? Bizim uyarılarımız sonucu siz bu etkin
pişmanlığı çıkartmadınız, bunu kabul edelim. Biz, o noktada da bizlerin
uyarısına kulak verdiğiniz için size teşekkür ediyoruz, daha ne diyelim biz
size.
Değerli arkadaşlarım, elbette, bizler, toplumda huzuru
sağlamakla görevli olan millî iradenin temsilcileriyiz. Bizim çıkartmış
olduğumuz, Mecliste görüşülen, tartışılan yasaların toplumu ilgilendirdiğini
hepimiz biliyoruz. Bunların, Türkiye’mizin Başkenti’nden tutunuz, en ücra
yerine kadar, mezrasına kadar, köylerine kadar alınan bir kararın, çıkartılan
bir yasanın onları yanında, yanı başında hemen ilgilendirdiğini biliyoruz. O
nedenle, biz hiçbir zaman için ülkemizin suçlular cenneti olmasını istemeyiz.
Biz hiçbir zaman için suçluların kol gezdiği, elini kolunu sallayarak gezdiği,
sade vatandaşlarımızla aynı kefede görülmesini istemeyiz. Bunu hiçbirimizin
istemeye hakkı yoktur. Huzur içerisinde yaşamak isteyen sade vatandaşlarımız
ile elbette suçluların telaşını yaşayan suçlular gibi aynı kefede olunmaması
gerektiğini biliyoruz. O doğrultuda da bizlere düşen büyük görevler vardır.
Bu ve buna benzer yasaların bizlere, Türkiye Büyük Millet
Meclisine -iktidarına, muhalefetine- ne
gibi sıkıntılar yaşattığını hepimiz gördük. Ama artık yeter demekten de
zamanımız kalmadığı için, yeter desek de demesek de 22 Temmuzda size birileri
yeter diyecektir. Yeter diyecek olan da ulusumuzun ta kendisidir, milletimizin
ta kendisidir, halkımızın ta kendisidir. Onun için, şimdi bu tür yasalar ve
bundan sonra inanıyorum ki akşam 24.00’e kadar çıkartılacak, getirilecek olan
yasaların da buna benzer yasalar olduğu artık o kadar kanıksandı ki, o kadar
bizler bunun gelebileceğini bakarsanız bir iki saat sonra başka bir yasanın
daha getirileceğini, o kadar kanıksadık ki…
Ama biz buradan sizlere bir daha uyarıda bulunuyoruz ve
buradan sizleri milletimize, halkımıza şikâyet ediyoruz.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Uyarıları dinlemiyorlar.
FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - 22 Temmuzda yapılacak olan
seçimlerde halkımıza buradan sizi şikâyet ediyoruz. Artık aldı kaçtı
şeklindeki, kaptıkaçtı şeklindeki yasa getirmenize, yasa düzenlemenize halkımız
22 Temmuzda dur diyecektir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, çıkartılacak olan bu
yasanın öncelikle ve öncelikle ulusumuza huzur getirmesini hepimiz dileriz,
Cumhuriyet Halk Partisi de diler. Bunun altını çiziyoruz. Bu çarpıtılmasın.
Cumhuriyet Halk Partisi, polisimizin, jandarmamızın yetkilerinin kısıtlanmasını
istemiyor. Elbette yetkileri olacaktır, ama bunun yanında insan hak ve
özgürlüklerinin mutlaka ve mutlaka dengede tutulması gerekir ve bu dengenin bu
yasalarla korunamayacağını, tutulamayacağını bir kez daha ifade ediyor, bu
duygu ve düşüncelerle de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, şahsım adına yüce
Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayvazoğlu.
Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.
Değerli arkadaşlar, Sayın Ercenk, Sayın Kart, Sayın Işık
ve Sayın Kavuştu cihaza girmişler soru sormak için; ancak, bu madde yürürlük
maddesi. Buna rağmen soru sormak istiyor musunuz?
ATİLLA KART (Konya) – Evet.
BAŞKAN – Yürürlükle mi ilgili?
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Emniyet tedbirleriyle ilgili
Sayın Başkan, önemli konu.
BAŞKAN – Şimdi on dakika süremiz var, başlatıyorum; beş
dakika soru, beş dakika cevap.
Sayın Ercenk, buyurun.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Bakan, son dönemlerde ciddi
oranda artan olaylar, güvenlik sorununa çok ciddi tedbirler almayı gerekli hâle
getirmiştir. Böyle tedbirler almayı elbette açıkça desteklemek gerekiyor ve biz
de bunu yapıyoruz. Bu tedbirlerden biri de güven timlerinin kurulmasıyla
ilgilidir. Sayın Bakan, bugünkü bir gazetemizde yayınlanan “Yakında evimize
hırsız girecek…” başlıklı bir makaleden bir bölüm okuyorum Sayın Bekir
Coşkun’un:
“Mutlulukla İstanbul polisinin ‘Güven Timleri’ kurduğunu
okuyorum.
Ayakkabı boyacısı, çiçekçi, simitçi, piyangocu kılığında
polisler medyaya gösterildi, bunlar hırsızları, gaspçıları, kapkaççıları
yakalayacaklar.
İnsan tanınmamak-gizlenmek için kılık değiştirmez mi?..
Bunlar tanınsınlar diye medyayı çağırıp poz veriyorlar.
Siz hiç ‘Ben bu kılığa gireceğim’ diyen ‘kılık değiştiren
gizli polis’ duydunuz mu?”
Ben de diyorum ki: Bu şekilde açıkça alınan emniyet
tedbirleriyle güvenlik sağlanabilir mi? Gasp, kapkaç önlenebilir mi?Bunun
dışında başka tedbirler almayı düşünüyor musunuz?
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Kart, birer dakika verdiğim için, ona göre sürenizi
tamamlayınız.
Buyurun.
ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Bakana, Hrant Dink suikastıyla ilgili olarak, bir
soru yöneltmek istiyorum.
Türkiye için bir utanç tablosu olan Hrant Dink suikastı
öncesinde İstihbarat Daire Başkanlığı, Trabzon ve İstanbul Emniyet
Müdürlüklerinin üstlerine düşen önleme görevini yapmadıklarına dair ciddi
bulgular ve iddialar söz konusudur, bunlar, kamuoyuna da yansımıştır.
Bu süreç sonunda yapılan idari soruşturmalarda,
özellikle, İstihbarat Daire Başkanının –ki, bu, emniyet bünyesindeki
kadrolaşmanın temel unsurlarının başında gelmektedir- ve İstanbul Emniyet
Müdürünün olaydaki ihmali aşan sorumlulukları ciddi bir şekilde öne çıkmıştır.
Hrant Dink…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ATİLLA KART (Konya) – Bitiriyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Sayın Işık, buyurun.
AHMET IŞIK (Konya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.
Sayın Bakanım, kapsamlı olarak Kamu Personeli Reform
Tasarısı gündemdeydi ama maalesef, gündem sıkışıklığı nedeniyle, kamu
personelinin genelini ilgilendiren bu tasarıyı hayata geçiremedik. Orada iki
tane önemli kıstas vardı; performans ve risk kriteri.
Tabii, bununla birlikte, 2003 ile 2007 arasında
-kümülatif enflasyonu baz alacak olursak- polis arkadaşlarımıza dört yıl
içerisinde yapılan maaş zammı ne kadardır? Bunu, enflasyon rakamıyla kıyaslar
mısınız?
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.
Sayın Kavuştu, buyurun.
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) – Sayın Bakanım…
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın Başkanım, bir şey arz
edebilir miyim?
Demin, konuşmada, bazı milletvekillerimiz…
BAŞKAN – Sayın Kavuştu, buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - …terör başının affedileceğine
dair yasa tasarısını vermediklerini söylediler.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir usul yok!
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Burada Sayın Başbakanın
altında imzası var.
BAŞKAN – Bir dakika efendim, onun süresi…
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Peki, teşekkür ediyorum.
BAŞKAN – Buyurun Sayın Kavuştu.
ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) – Doğum yerim ve seçim bölgem
olan Çorum Kargı ilçemde dün akşam dolu afatı olmuştur. Bu hususta
-Hükûmetimizin bilgisi olarak- ne gibi tedbirler alınması hususunda
bilgilendiniz mi? Bu hususları sizden öğrenmek istiyorum.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kavuştu.
Sayın Bakan, cevap verecek misiniz efendim?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Yazılı olarak cevap
vereceğiz.
BAŞKAN – Hepsine mi?
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Sadece bu güven timleriyle
alakalı bir konu var.
BAŞKAN – Buyurun.
İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Sayın Başkanım, saygıdeğer
milletvekilleri; güven timleri diye kısaca ifade edilen konu, vatandaşımızın
özellikle tedirgin olduğu gasp gibi, kapkaç gibi, dolandırıcılık gibi,
yankesicilik gibi asayiş suçlarının önlenmesine yönelik geliştirilmiş yeni bir
proje, yeni bir tedbirdir.
Burada özetle maksat, polislerimizin gizlenerek, bir
kenarlarda bekleyerek suç işlenmesini beklemesi ve suç işlenirken de hemen
suçluyu yakalamasından ziyade, bizim güvenlik güçleri olarak bu tür tedbirler
aldığımızı, sokakta değişiklik kıyafetlerle de polislerimizin bulunduğunu hem
vatandaşımızın hem de bu suçu işlemeye meyilli olan kişilerin bilmesini arzu
ettiğimiz içindir. Vatandaşımız bilsin ve bundan rahatlık duysun, bir güven duygusu
kazansın amacı güdülmüştür. Bu suçları işlemeye meyilli kişiler de bundan
haberdar olsun, bu da bir caydırıcılık getirsin onlar açısından diye
değerlendirilmiştir.
Bu çalışmalar devam ettiğinde, ileriki safhalarında bu
çalışma, bu yöntem oturulup tekrar ele alınacaktır, eğer birtakım aksaklıklar
varsa düzeltilecektir. Ama, bu projeye ilimizin genelinde, tüm illerimizde
uygulamaya devam edilecektir.
Teşekkür ederim.
BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Bakan, poz vererek olmaz
bu, haber olarak geçebilirdi.
BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…
Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
8’inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Sayın Mehmet Nuri Saygun.
Buyurun.
CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) – Sayın
Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda
değişiklik yapan kanun teklifiyle ilgili olarak, dün gecenin geç saatlerinden
bu yana görüşmelerimizi sürdürüyoruz ve teklifin son maddelerine kadar da
geldik.
Değerli arkadaşlarım, sizlerle birkaç hususu paylaşmak
istiyorum. Amacım -başlangıçtan söyleyeyim- kimseyi rencide etmek değil;
amacım, sadece var olan gerçekleri sizlerle paylaşmak.
Şimdi, efendim, bakalım: Bir yasa getirdik ve bu yasa
-akşam geneli hakkında konuşmuştuk, maddelerini bugün sürdürdük- topu topu 9
madde. 2’si yürütme ve yürürlük maddesi olduğuna göre 7 tane maddemiz var.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Toplam 8 madde.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – 7 maddeyle ilgili olarak
geldiğimiz noktaya bir bakalım: Dün akşam, kısaca söylemiştim, Adalet
Komisyonunda on taneye yakın değişiklik önergesi; bugün, burada, her maddeye
bir değişiklik önergesi…
Değerli arkadaşlarım, böyle kanun yapılmaz. Şimdi, bakın,
orada bir değişiklik önergesi hazırlanıyor, ondan sonra okunuyor, Komisyona
soruluyor, Komisyon olumlu görüşlerle takdire bırakıyor. Hükûmet “Uygun
buluyoruz.” diyor ve Parlamentodaki milletvekili arkadaşlarımıza dönülüyor:
“Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler…”
RECEP ÖZEL (Isparta) – Usul böyle değil mi?
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Şimdi, bakın değerli
arkadaşlarım…
Bakın Recep Bey, az evvel bir şey söyledim, amacım
kimseyi yermek, siyaseten zor duruma sokmak da değil, ama amacım gerçekleri
paylaşmak.
Şimdi, o zaman, ben size soruyorum: Usul böyle ve sizler
de, hepiniz, el kaldırmak suretiyle bu yapılan değişiklik önergesine “evet”
dediniz. Değerli arkadaşlarım, ben hemen sözümü keseceğim, içinizden bu yapılan
değişiklik önergeleriyle ilgili “Ben bunu biliyorum.” deyip de, çıkıp konuşacak
olan varsa ben yerime oturuyorum, gelsin anlatsın.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, var.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Var, var.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Ben şunu çok iyi biliyorum:
Bakın, buraya önergeler geliyor, oradaki grup başkan vekiline bakılıyor, grup
başkan vekili elini kaldırırsa cümbür cemaat kaldırıyoruz.Ondan sonra da
diyoruz ki: Bu ülkenin önünü açıyoruz.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Siz farklı bir şey mi
yapıyorsunuz?
AHMET YENİ (Samsun) – Cümbür cemaat ne demek, cümbür
cemaat?
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Hep beraber.
AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp ya! Milletvekillerinden
bahsediyorsunuz.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Şimdi bakın değerli
arkadaşlarım, böyle bir kanun tekniği yok. Bu kanun kuşa döndü. Ne bir buçuk
yıllık çalışmayla uzaktan yakından bir alakası kaldı ne komisyondaki
çalışmalarla bir alakası kaldı. Yani, Adalet Komisyonu toplandı, Adalet
Komisyonu bunu çalıştı, çıkardı, bitirdi. Buraya geldi, bütün maddeler değişti.
Peki, Adalet Komisyonu niye toplandı?
RECEP ÖZEL (Isparta) – Değişmedi, teknik düzenlemeler
yapıldı.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Hangi teknik düzenlemeler?
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Günün şartlarına göre teknik
düzenlemeler.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bakın, gelen
değişikliklerle ilgili sizinle bir iki şeyi paylaşmak istiyorum. Önce, az evvel
Bakanımla konuştum. Bunun şu kürsüden söylenmesini bir kez daha kendisinden
istirham ediyorum. Teşekkür konuşması yaparken de umarım söyler.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Yapmayacak ki.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Dün akşam ben bir şey
söylemiştim. Terörle mücadele asıl, asayiş tedbirlerini sağlamak asıl, ama
vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini korumak da asıl. Bu hassas bir
çizgidir demiştim. Bununla ilgili de polislere tanınan bireysel yetkide zor
kullanma konusunda zorun derecesini polis bizzat kendisi takdir edecektir
bireysel olarak. Böyle bir devlet anlayışı olmaz.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim takdir edecek?
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bireysel takdir olmaz. Bu
konuda mutlaka bir düzenleme gerekir demiştim ve bir yönetmelik hazırlanmasını
talep etmiştim. Az evvel Bakanımızla görüştüğümüzde, böyle bir yönetmelik
yapılmasının uygun olacağını ifade ettiler -sanıyorum ben yanlış anlamadım- ve bu
konuda bir çalışma yapılacağı da söylendi. Eğer böyle bir çalışma yapılacaksa,
ben, bu kürsüden, Bakanımızın teşekkür konuşmasında, böyle bir yönetmelik için
çalışma yapılacağını ve hazırlanılacağını duymak ve kayıtlara geçmesini bilmek
istiyorum. Eğer bu konuda bir çalışma, bir ifade yapılırsa, memnun olurum.
Değerli arkadaşlarım, 3’üncü maddenin son fıkrasıyla
ilgili dün akşam bir şeyler söylemiştim. Unvan ve sıfatı ne olursa olsun,
hiçbir emre gerek duyulmaksızın, istisna tanımaksızın polisin herkesi araması
konusunda 3’üncü maddenin son fıkrasına bir ekleme yapmıştık. O kadar çok
önerge gelip gidiyor ki, size soruyorum ya hangisini biliyorsunuz diye, o
rüzgârda biz de takip edemiyoruz tabii ki. Zaten çoğu bize ulaşmadığı için
göremiyoruz. Bu önerimiz dikkate alınmış ve 3’üncü maddenin son fıkrasındaki bu
istisna kaldırılmış. Doğru bir yaklaşım.
RECEP ÖZEL (Isparta) – İstisna olmuş.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Yalnız, 4’üncü maddenin
yedinci fıkrasında bir husus vardır. Bu silah kullanmanın ateş etmenin bir
kıstası olması gerekir demiştim. Yani, bir arkadaşına iki tokat atıyor, kaçıyor
ve polis arkasından ateş ediyor “Dur” ihtarına uymazsa, vurmak suretiyle
yakalıyor. Bu, suç ve asayiş tedbirleri yönünden, hiç de dengeli bir davranış
tarzı değil, dengeli bir tedbir değil.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Yok öyle bir şey.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Bu konuda bir düzenleme
yapalım. Eski yasa böyle değildi. Eski yasada iki yıl veya daha üstü hapis veya
birtakım vasıfları gerektirir suçlar vardı. Bunu böyle yapın dedim. Bu yapının
içinde bununla ilgili bir değişiklik olmadığını gözlemledim. Arada kaçırmışsak,
ona da bir şey söylemek mümkün değil. Çünkü, az evvel söyledim, o kadar çok
önerge gelip gidiyor ki, bunu takip etmek mümkün değil.
Bakın, değerli arkadaşlarım, şimdi, yasa yapma tekniğiniz
açısından son dört buçuk yılda -benim şahsi kanaatim, bir hukukçu gözlemi
olarak söylüyorum- sınıfta kaldınız. Yani, bu yasa yapma tekniğiyle, ne yazık
ki, becerikli bir İktidar mantalitesini sürdüremediniz. Yani, getirip geri
götürdüğünüz, vazgeçtiğiniz, üretmediğiniz o kadar çok yasa var ki. İşte, bir
iki örnek vereyim, Türkiye’nin gündemi için çok önemliydi bunlar: Bir Petrol
Yasası, bir Vakıflar Yasası. Bunların çıkması için çok ciddi mücadeleler
verildi, özellikle komisyonlarda verildi, çok ısrarcı olundu. Bizim hiçbir
iddia ve talebimiz dikkate alınmadı. Ama, ondan sonra, yapılan hatalar görüldü.
Bu mantaliteyle yasa yapma tekniğinin doğru olmadığı görüldü. Çektiniz kenara,
sessiz sedasız dönemi bitirdiniz, yani birtakım hatalarınızı geriye aldınız.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Onunla ilgili yasa geliyor.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Tabii, herhalde
getirirsiniz.
Şimdi, değerli arkadaşlarım ben sizinle -vaktim kalmıyor-
bir şeyi paylaşmak istiyorum. Biz, buraya, bu yasayla, iki hususta önemli
tedbir almaya geldik.
1.- Olağan adi suçlarla, olaylarla ilgili gereken
tedbirleri almak suretiyle suç oranını azaltmak.
2- Terörle mücadele konusunda kolluk kuvvetlerimizin
elini güçlendirmek.
Bunun temel amacı bu. Ben dün gece de söyledim. Polis
Vazife ve Salahiyetler Kanununda değil -akademisyenlerin görüşüdür bu, benim
salt kendi görüşüm değildir- Terörle Mücadele Yasası’nın içine, polisin elini
güçlendirecek, kolluk kuvvetlerinin elini güçlendirecek hükümler koymamızı
engelleyen hiçbir şey yok.
Eğer, biz, onu, orada, yerine yerleştirip,terörle ilgili
mücadeleyi sağlıklı bir şekilde güçlü hâle getirebilseydik ve bu yasada da bir
atıf yaparak, “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda bulunmayan ama Terörle
Mücadele Yasası’nda bulunan hükümler saklıdır.” deseydik, bu sorunu çözerdik;
buraya gitmedik.
Şimdi temel
amaç terör, yani, genelde söylenen bu. Ama, şöyle bir bakıyorum -Emniyet Genel
Müdürlüğünün verileri- 2004 yılında 353 bin asayiş olayı olmuş arkadaşlarım.
2005’te bu rakam 487 bine çıkmış, 2005 yılındaki kapkaç olayı 12.700, 2006
yılının ilk dokuz ayında 12.200. Suç oranı -Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine
göre- yüzde 35 artmış, yankesicilik ve kapkaçta yüzde 55, hırsızlıkta yüzde 50
artmış. Ama, ilginçtir, bu ülkede sokakta yaşayan çocuk sayısı 40 bin.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Yok canım, nereden çıktı?
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Emniyet Genel Müdürlüğünün verileri; oradalar, sorarsınız…
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – “Yaşayan” falan değil… Hayır…
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Oradalar, sorarsınız.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Ben bunu hepinizden iyi biliyorum.
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Bakın, şu kürsüden hiçbir afaki sözüm olmamıştır.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Tamamen afaki.
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – 40 bin, sokakta yaşayan çocuk var. Bu yetmedi…
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Hayır, 6 bin çocuk bile değil bugün.
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Ben size rakamlar vereyim, bir rakam daha vereyim: Bunların
içinde suça karışma sayısı 123 bin.
RECEP ÖZEL
(Isparta) – Allah, Allah!
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Yani, bu 40 bin çocuk, 123 bin kere suça karışmış.
Bakın şimdi,
böylesine çarpık bir ekonomik model, böylesine çarpık bir yapılanma varken,
siz, buraya getireceğiniz kanunlarla bunları düzeltebileceğinize inanıyorsanız,
bunda yanılıyorsunuz.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – 40 bin, sokakta çalışan çocuk sayısı, sokakta yaşayan çocuk sayısı
değil.
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Sokakta yaşayan çocuk sayısı 40 bin. Emniyet Genel
Müdürlüğünün…
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Millete yanlış bilgi vermeyin burada.
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Beyefendi, Emniyet Genel Müdürlüğüne sorar, cevabını
alırsınız. Orada yetkilileri; sorar, cevabını alırsınız.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Emniyet Genel Müdürlüğünün kayıtlarında biliniyor…
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Eğer yanlışsa, ben de bu kürsüye çıkar, özür dilerim…
Yanlışsa, bu kürsüye çıkar, özür dilerim, ama, bilmediğiniz konularda oradan
laf atmayın.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Halkı yanlış bilgilendirmeyin!
BAŞKAN –
Tartışmayalım efendim.
BAŞKAN -
Sayın Saygun, siz Genel Kurula hitap edin.
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Sayın Başkanım, kaybettiğim süreyi de lütfen ekleyin.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Halkı yanlış bilgilendirmeye hakkınız yok burada.
BAŞKAN – Siz
Genel Kurula hitap edin.
İNCİ ÖZDEMİR
(İstanbul) – Arkadaşımız, sokak çocuklarıyla ilgili komisyonun başkanlığını
yaptı.
ÖNER ERGENÇ
(Siirt) – Ben bu komisyonun başkanlığını yaptım, iyi biliyorum.
MEHMET NURİ
SAYGUN (Devamla) – Bilmiyorum… Emniyet Genel Müdürüne sorun o zaman.
Şimdi,
değerli arkadaşlarım, bir husus daha var: Terörle ilgili birtakım çalışmalar
yapıyoruz. Bu yasanın temel amacı bu, değil mi?
Şimdi bakın,
terörle mücadelenin dört temel unsuru var. Siz şimdi, terörü bu yasayla
düzelteceğinizi zannediyorsunuz. Bakın, terörün şiddet boyutu sona erdirilmeli;
bu, birinci unsuru. Bu düzenlemeyle, şiddet boyutunu sona erdirmek için gayret
edebiliriz; ama, atladığınız birkaç husus var: Bunlardan bir tanesi,
bölgelerdeki sosyoekonomik farklılıkların ortadan kaldırılmasını sağlayarak,
bir istikrar temin edecek siyasi ve ekonomik tedbirleri almazsanız terörün bu
ayağını kıramazsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bir husus daha var:
Terörün uluslararası desteği. Bakın, değerli arkadaşlarım, ülkemizde terörün
uluslararası desteğinin ne ölçüde etkili olduğu hepimiz tarafından biliniyor.
Yani, böyle bir şey yoktur derseniz, bu, kuyruklu bir yalan olur. Türkiye’nin
terör konusunda uluslararası dünyada çok ciddi çekinceleri var, sıkıntıları
var. Ne yazık ki, terör bu konuda destek alıyor. Peki, dört buçuk yıllık Adalet
ve Kalkınma Partisi İktidarında, sorarım size: Dış politika anlamında
uluslararası arenada teröre yönelik bu uluslararası desteği kesme konusunda
neleri ürettiniz, neleri yaptınız? Bakın, size -zamanım bitmek üzere- bir şey
söyleyeceğim: 2005 yılındaki Birleşmiş Milletler zirvesinde alınan bir kararla,
terörle ilgili olarak güvenli bölgelerin yaratılmayacağına karar verilmiş.
Yani, Birleşmiş Milletlere üye hiçbir ülke kendi sahasında, kendi ülkesinde teröre
yönelik bir güvenli alan yaratmayacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, son cümleniz için rica ediyorum, ek
sürenizi tamamladınız.
MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Başkanım, bitirmek
üzereyim, tamam.
Sonra ne oldu? Şu anda Danimarka’da da, İsveç’te de
televizyon kanalıyla terör, gerekeni yapıyor ve biz, siyasi iktidar olarak,
Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti olarak ne bunların bu davranışıyla ne
ülkemize giren uçakların davranışlarıyla ne orada bizimle ilgili söylenen
sözlerle ilgili ciddi bir devlet politikası, ciddi bir uluslararası politika
üretemiyoruz. Bunu üretemiyoruz, bunu yaratamıyoruz, uluslararası desteğin
terörle olan bağını kesemiyoruz, ondan sonra, temel hak ve özgürlüklere aykırı
olabileceğine ihtimal verebildiğimiz bazı düzenlemelerle, terörü bahane ederek
bu ülkede yaşayan 73 milyon insanın karşısına temel hak ve özgürlükleri
zedeleyecek bir düzenleme getiriyoruz.
Ben bunları sizlerle paylaşmak istedim. Bunların çoğunu
muhtemelen sizler de biliyorsunuz. En son söyleyeceğim de şu: Bir önerge verdik
az evvel, buna “Siyasi şov.” dediniz. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar
siyasi şov yapmadı. Böylesine, güvenlik tedbirlerini alma konusunda gündeme
getirmiş olduğumuz bir ekonomik desteğe “Hayır.” dediniz ve dediniz ki:
“Polislerin oylarını almak için şov yapıyorsunuz.” Dört senedir hiçbir şey
üretmemenize rağmen, birçok kesimin oylarını almak adına burada akıl almaz
şovlar yaptınız. Ama, 22 Temmuzda, kimin şovmen, kimin Türkiye’de gerçek bir
siyasi iktidar olduğunu Türk halkı sizlere bir ders olarak gösterecektir.
Hepinizi saygılarımla selamlarım. (CHP sıralarından
alkışlar)
ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Türk halkı gösterdi, bir daha
gösterecek.
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Saygun.
Şahsı adına İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin.
Buyurun.
AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Polis Vazife ve Salahiyet
Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasını İçeren Kanun Teklifinin son maddesini görüşüyoruz
ve görünen o ki, bu kanun teklifi Mecliste kabul edilecek ve eğer
Cumhurbaşkanlığınca da onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Ancak, değerli
arkadaşlarım, bu kanun teklifi, Emniyet Teşkilatı içinde çalışan, görev yapan
personelin sorunlarını gidermeye yönelik bir kanun teklifi değil
Bakın, polis teşkilatında çalışan personel, polislerimiz
son derece de ağır çalışma koşullarının altında eziliyorlar. Bunun karşılığında
aldıkları ücret verdikleri emeğin karşılığı değil. Biraz önce, Cumhuriyet Halk
Partisi, teşkilat içinde çalışan personele seyyanen 250 milyon zam yapılmasını
içeren bir önerge verdi, ama bu önerge, maalesef, Başkanlık Divanı tarafından
gündeme bile alınmadı.
Dolayısıyla, bu sorunlar altında ezilen teşkilat
mensuplarının eğer bu sorunlarını gideremezseniz, eğer onların bu ekonomik ve
sosyal sorunlarını gideremezseniz, eğer onların bu çalışma koşullarını
iyileştirmezseniz terörle mücadelede istenen sonucu almanız mümkün değildir.
Önce mesleği sevdireceksiniz değerli arkadaşlarım. Mesleği sevmeyen, çalıştığı
mesleğini sevmeyen insanların isteyerek görev yapabilmelerini beklemek
haksızlık olur. Ama, her şeye rağmen, önceki konuşmamda da söyledim, polis
teşkilatı, bütün olumsuzluklara karşın, elinden geldiği kadar bu görevini
hakkıyla yerine getirmeye çalışıyor. Ama, devletin, artık, bu sorunları da
görmesi lazım, bu teşkilatın içinde bulunduğu sorunları görmesi lazım, bunlara
çözüm bulması lazım.
Değerli arkadaşlarım, bu polis teşkilatını, emniyet
teşkilatını, siyasi müdahalelerden arındırmak lazım. Çünkü, her gelen
iktidarda, değişen her İçişleri Bakanlığında, bu teşkilat mensupları “benim
durumum ne olacak” diye endişe taşıyorsa, orada huzurlu bir çalışma beklenemez.
O nedenle, bu siyasi müdahalelerden arındırıp, teşkilatın içindeki atama ve yükselmeleri,
yine teşkilat mensuplarına bırakmak lazım. Örneğin, Türk Silahlı
Kuvvetlerindeki mevcut sistem, şûra, polis teşkilatında da olmalıdır.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, polis şûrası var.
AHMET ERSİN (Devamla) – Bir polis şûrası oluşturup, bu
şûranın bu atamaları ve yükselmeleri gerçekleştirmesi lazım.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, var zaten.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) – Ahmet Bey, polis şûra varmış
zaten.
AHMET ERSİN (Devamla) – Yoksa, gelen İçişleri
Bakanlarının insafına bırakarak ya da hükûmetlerin takdirine bırakarak polis
teşkilatında yükselmeleri ve atamaları yaparsanız, sorun büyük ölçüde varlığını
sürdürmeye devam eder.
Bir terör sorunu var Türkiye’nin değerli arkadaşlarım.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Polis şûrası var zaten.
AHMET ERSİN (Devamla) – Var olan şeyleri söylemiyorum.
İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) – Var var.
AHMET ERSİN (Devamla) – Yani, onu etkin hale getirmek
gerektiğini söylemeye çalışıyorum.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Etkin halde var zaten.
AHMET ERSİN (Devamla) – Yoksa, göstermelik bir şey de
olabilir. Yani, göstermelik bir polis şûrasıyla bu sorunları çözmek mümkün
değil. Gerçekten Türk Silahlı Kuvvetlerinde var olan şekilde, tarafsız…
RECEP ÖZEL (Isparta) – Biraz önce “yok” dediniz.
AHMET ERSİN (Devamla) – …ve hakkıyla görev yapacak biçimde
şûrayı çalıştırmak lazım. Onu anlatmaya çalışıyorum.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, Türkiye’nin bir numaralı
sorunu terör. Bu terörle mücadele etmek için, yasa çıkarmak yetmez. Sadece yasa
çıkararak, bu terörle mücadeleyi önlemek, mücadeleyi kazanmak mümkün değil ve
bir defa, mevcut iktidarın, Hükûmetin, bu terörle mücadele iradesinin zayıf
olduğunu görüyorum. Yani,
düşünün ki, Barzani bile Türkiye’ye posta koyuyor. Yani, Türkiye’nin bölgedeki ağırlığının bu kadar
yok edilmesi içimizi sızlatıyor. Eğer, Barzani Türkiye’ye posta koyuyorsa,
Türkiye’nin büyüklüğünü göstereceksin ve Barzani’ye hak ettiği cevabı
vereceksin, gerekiyorsa şamarı indireceksin. Eğer bunu yapmıyorsan, o zaman
Türkiye’nin terörle mücadelesine de büyük bir katkı yapmış olmazsın, Türkiye’nin
ağırlığını ve büyüklüğünü de sakınmış, korumuş olmazsın.
Keza, bakın, yine bu terörle
mücadelede Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Irak’taki tutum ve
davranışlarının bu terörü azdırdığı ileri sürülüyor. Doğrudur, gerçekten,
Amerika Birleşik Devletleri Irak’a müdahale ettikten sonra, Kuzey Irak’ta
oluşan o yapılanma içinde terör örgütü büyük bir harekât serbestisi kazandı ve
Türkiye’ye durmadan terör ihraç ediyor. Şimdi, buna engel olmak lazım, ama
karşınıza Amerika Birleşik Devletleri çıkıyor ve engel oluyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
AHMET ERSİN (Devamla) – Yani,
Türkiye’yi yönetenler bunu söylüyorlar: “Amerika Birleşik Devletleri bize
yardımcı olsun.” Olmuyorsa ne yapacaksınız değerli arkadaşlarım?
Yani, kendi vatandaşına, kendi
üreticine, işçine, memuruna, emekline aslanlar gibi kükreyeceksin, ama Amerika
Birleşik Devletleri karşına çıktığı zaman miyavlamaya başlayacaksın, bu olmaz.
Türkiye’nin ağırlığını, Türkiye’nin büyüklüğünü, dünyanın neresinde olursa
olsun, kim olursa olsun göstermek zorundasınız.
Onun için, değerli arkadaşlarım, hem
terörle mücadele iradenizi güçlendirmeniz lazım -sadece siz değil, sizden sonra
gelecek hükûmetlerin de bunu yapması lazım- hem de terörle mücadele eden
kurumlara gereken saygınlığı ve olanakları sağlamanız lazım. Hem terörle
mücadele eden iç güvenlik güçlerinin, onların çalışma koşullarını iyileştirmek
için, onların ekonomik sorunlarını gidermek için adım atmayacaksın hem de
onlardan çok büyük görevler bekleyeceksin. Bu çok büyük haksızlık olur.
Değerli arkadaşlarım, son olarak
benim söyleyeceklerim bunlardan ibaret.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
BAŞKAN – Efendim, son cümleniz…
AHMET ERSİN (Devamla) – Umuyorum,
Hükûmet, iç güvenlik mensuplarının, emniyet teşkilatının, polis teşkilatının
içinde bulunduğu bu büyük sorunları bir an önce gidermek için elinden gelen bütün gayreti gösterir ve onların ekonomik
sorunlarını gidermek için, onların çalışma koşullarını iyileştirmek için gayret
gösterir ve bu teşkilat mensupları da, bu polis teşkilatı mensupları da huzur
içinde ve mesleğini severek bu görevlerini yapmaya devam ederler.
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.(CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersin.
Madde üzerindeki konuşmalar tamamlandı.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.
Şimdi, genelinin oylamasından önce, İç
Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre oyunun rengini açıklamak üzere, aleyhte olmak
kaydıyla, söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Bayram Meral. (CHP sıralarından
alkışlar)
Buyurun.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın
Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yasa üzerinde oyumu belirtmek üzere söz
almış bulunmaktayım. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin en
önemli sorunlarından birisi terördür. İşsizlik, yoksulluk, bunlar her gün
önümüzde duran sorunlardır. AK Parti Hükûmeti geldiğinde bakalım manzaraya:
Terör arttı mı azaldı mı? Arttı. İşsizlik azaldı mı arttı mı? Arttı. Yolsuzluk
azaldı mı arttı mı? Arttı.
Değerli arkadaşlarım, burada,
arkadaşlarım konuşurken bir konu kafama takıldı. Elbette ki, polisimizin,
askerimizin aldığı her şey helalî hoş olsun, aldıklarının yeterli olmadığını
biz de biliyoruz. Yalnız, şunu da biliyoruz ki: Hükûmetimiz, Avrupa Birliğine,
Amerika Birleşik Devletleri’ne aşırı derecede bel bağlamıştır Anadolu
deyimiyle. Ama şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki, Avrupa Birliği hiçbir
zaman Türk Silahlı Kuvvetlerini içine sindirememiştir. Konumum itibarıyla
Türk-İş Başkanı iken gezdiğim, yaptığım bütün toplantılarda bunu bizzat
yaşamışımdır değerli arkadaşlarım.
Şimdi, nerede terör? Kuzey Irak’ta. Kim koruyor bunu?
Amerika Birleşik Devletleri. Kim koruyor bunu? Irak, sözde devlet kurmuş;
Barzani, Talabani. Biz ne yapıyoruz değerli arkadaşlarım bunun karşısında? Yurt
dışına gidiyoruz, Talabani’yle kol kola giriyoruz; Barzani bize meydan okuyor,
sesimizi çıkaramıyoruz. Ve yasa çıkarıyoruz, Eve Dönüş Yasası çıkarıyoruz,
binlerce Mehmetçiği şehit edenlere, binlerce polisi şehit edenlere yasa çıkarıyoruz,
Eve Dönüş Yasası çıkarıyoruz; eve dönen yok, cezaevinden çıkıp, tekrar, silahı
eline alıp dağlara çıkanlar çok. Yaptığınız bu değerli arkadaşlarım, bir.
İkincisi, Amerika istiyor. Ne diyor? Bakınız, Bakanlar
Kurulu –hepsinin, altında
imzası var, Başbakanımızın da imzası var- yüce Meclise yasa tasarısı
gönderiyor.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Oku, oku…
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Okuyorum, demin “yok”
diyordunuz.
RECEP ÖZEL (Isparta) – Yok canım…
ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Dinle! Dinle!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - “Terör örgütünün kurucusu,
yöneticisi…” Madde 6’nın son fıkrasını okuyorum: “Terör örgütünün kurucusu,
yöneticisi veya üyesi konumundaki kişi, etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir
defaya mahsus olarak yararlanabilir.” Kim terör örgütünün kurucusu? Kim terör
örgütü? Soruyorum size beyler! Sayın Başbakanım, altında imzası, göndermiş.
Demin reddediyordun, vereyim de oku!
RECEP ÖZEL (Isparta) – Yanlış yorumlamışsın!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Burada oturuyorsunuz,
elinizi kaldırıyorsunuz, neye kaldırdığınızdan haberiniz yok bile! Buyur işte!
MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Onun hakkında mahkeme kararı
var.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Altında da, Bakanlar
Kurulunun imzaları… Şimdi, sen bu yasayı göndereceksin, ondan sonra askerden,
polisten görev isteyeceksin, ondan sonra da bunun aldığı üç kuruşla, beş
kuruşla uğraşacaksın. Olmaz bunlar değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey olmaz.
Avrupa Birliği istiyor, çıkardınız; Amerika istiyor, çıkardınız...
BAŞKAN – Sayın Meral... Sayın Meral, bir dakikan var.
Lütfen, oyunuzun rengini belirtirseniz...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Konuşmamdan oyumun rengi
belli olmuyor mu Sayın Başkanım? Konuşmamdan oyumun rengi belli oluyor
herhâlde. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Konuştuğunuz konu maddeyle hiç ilgili değil de...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Terör değil mi Sayın
Başkanım?
BAŞKAN – Efendim, terör ayrı...
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Efendim yapmayın, siz
yapmayın bari Allah aşkına! Siz yapmayın!
BAŞKAN – Efendim, bu, polisle ilgili bir yasa. Yani, kürsüye
çıktık mı her şey konuşulur diye bir usul de yok.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – 30-35 bin canı katledene
yasa tasarısı çıkaracaksınız, ondan sonra bu kürsüye geleceksiniz, “Efendim,
siz hangi halkın karşısına çıkacaksınız?”
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Böyle bir şey yok. Böyle bir
yasanın çıktığı yok.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Bunu getirenler halkın
karşısına çıkıyor da Bayram Meral niye çıkmıyor? Soruyorum size.
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ayıp ediyorsunuz!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Burada işte, burada. Başbakanın,
altında imzası var.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Belge burada. Belge burada.
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Başbakanın, altında imzası
var; buyurun...
AGÂH KAFKAS (Çorum) – Böyle bir şey yok.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Belge elinde, okuyor.
ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Gel bak, oku! Nasıl yok?
Kıvırtmayın!
BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli
arkadaşlarım; biz, sonuna kadar ordumuzun yanındayız, polisimizin yanındayız,
halkımızın yanındayız, terörün karşısındayız, teröre kucak açanların da karşısındayız.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Meral.
Sayın milletvekilleri, teklifin tümünü oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Teklif kabul edilmiş ve
kanunlaşmıştır, hayırlı olmasını diliyorum.
Birleşime on dakika ara veriyorum.
Kapanma Saati: 16.31
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 16.45
BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Ahmet Gökhan SARIÇAM
(Kırklareli), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)
----- 0 -----
BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 120’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmeye devam edeceğiz.
5’inci sırada yer alan, Ankara Milletvekili Haluk İpek ve
4 Milletvekilinin; Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu
Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.
-
Ankara Milletvekili Haluk İpek ve 4 Milletvekilinin; Anayasa Değişikliklerinin
Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1043) (S. Sayısı: 1440) ----------(x)
BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.
Hükûmet?.. Burada.
Komisyon raporu 1440 sıra sayısıyla bastırılıp
dağıtılmıştır.
Teklifin tümü üzerinde söz isteği var.
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili
Sayın Ziya Yergök. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve yüce
milletimizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.
Değerli milletvekilleri, söz konusu değişiklikle, Anayasa
değişikliğinin halkoyuna sunulmasındaki yüz yirmi günlük süre kırk beş güne
indirilmektedir. Ayrıca, halk oylamasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan
bütün süreleri gerektiğinde kısaltarak tespit ve ilana Yüksek Seçim Kurulu
yetkili kılınmaktadır.
Teklifin gerekçesinde “22 Temmuz 2007 tarihinde 23’üncü
Dönem milletvekili genel seçimlerinin yapılacak olması ve usul ekonomisiyle
halk oylamasının bütçeye getireceği mali yük göz önüne alınarak, 3376 sayılı
Yasa’daki sürelerin kısaltılmasının yararlı ve gerekli olduğu düşünülmüştür.”
denilmektedir.
Ancak, haklılıktan ve inandırıcılıktan yoksun olan bu
gerekçeye katılmak mümkün değildir. Ayrıca, biliyoruz ki gerçek amaç da bu
değildir, çünkü mevcut yasada bu sürenin yüz yirmi gün olarak belirtilmiş
olmasının bir nedeni ve bir anlamı vardır. Bu yasayla ilgili 1987 tarihli
Adalet Komisyonu Raporu ve tutanakları incelendiğinde, neden daha kısa bir süre
değil de yüz yirmi günlük süre belirlendiği çok açık biçimde görülmektedir,
çünkü, referanduma sunulacak konu hakkında halkın doğru ve sağlıklı bir karar
oluşturmasını sağlayacak bir tartışma dönemine ihtiyaç görülmüş ve bu nedenle
yüz yirmi günlük süre belirlenmiştir.
Yine, Komisyon Raporu’nda “Komisyonumuz, yurdumuzun iklim
koşullarını ve Yüksek Seçim Kurulunun hazırlanabilmesini göz önüne alarak, halk
oylamasıyla ilgili Anayasa Değişikliği Kanunu’nun Resmî Gazete’de yayımını
takip eden yüz yirminci günden sonraki ilk pazar günü yapılmasını uygun
görmüştür.” demektedir. Bu gerçekler karşısında, bugün, teklifteki sürenin
kısaltılmasının haklı bir gerekçesinin olmadığı ortadadır.
Kaldı ki, referanduma sunulacak konu, ülkenin anayasal
rejimini, siyasal sistemini derinden ve temelinden etkileyecek olan bir
konudur. Bir tarihî sürecin sonunda oluşan, seksen yıldır uygulamakta olduğumuz
parlamenter sistemden sapma anlamına gelen bir Anayasa değişikliğidir söz
konusu olan. Ülkemizin parlamenter sistemden kaynaklanan ve sistem
değişikliğine giderek çözeceği bir sorunu yoktur. Var olduğu belirtilen
sorunların da, yine, parlamenter sistemin kendi bütünlüğü ve tutarlılığı
içerisinde çözüme kavuşturulması mümkündür. Bizim anayasal sistemimizin
temelinde millî irade kavramı vardır. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir
iddiası vardır. Ayrıca, bizim tarihimizde Parlamentonun çok özel bir yeri
vardır. Egemenlik, millî irade Parlamentoya yansır ve milletvekilleri eliyle de
kullanılır. Anayasa’mızda da, Türkiye’nin tarihî gerçeklerine ve demokrasiye en
uygun olması nedeniyle parlamenter sistem kabul edilmiştir. Kaldı ki, siyasal
rejimler, bir toplumda yaşadıkça, süreklilik arz ettikçe değer kazanır, önem
kazanır. Kaldı ki, bu süreçte, gerek Komisyon aşamalarında gerekse Genel Kurul
çalışmalarında da dile getirdiğimiz gibi halkoyuna sunulacak olan Anayasa
değişikliğinin zamanlaması yanlış, içeriği tartışmalı ve sakıncalıdır. Ayrıca,
yöntemi de yanlıştır. Meclis, Cumhurbaşkanını seçememiş, seçim kararı alınmış.
Bir taraftan, seçim takvimi işliyor, tam bu aşamada Anayasa değişikliklerinin
yapılmasının demokratik hukuk devleti kurallarıyla ve siyasi etik kurallarıyla
bağdaşmadığı açıktır.
Diğer taraftan, referanduma sunulacak Anayasa
değişiklikleri bir bütünlük içinde ele alınmadan, sadece Cumhurbaşkanının halka
seçtirilmesi, aday gösterme yöntemi, ikinci beş yıllık bir dönem için seçilme olanağı
bu şekilde seçilecek Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını, partiler üstü
kalmasını imkânsız kılacaktır. Cumhurbaşkanının çok önemli görev ve yetkileri
karşısında tarafsız ve partiler üstü olması büyük önem taşımaktadır. Söz konusu
Anayasa değişikliği bu anlamda da sakıncalar içermektedir.
İşte, referanduma sunulacak olan Anayasa değişikliğinin
konusu, ülkemiz ve ulusumuz açısından, geleceğimiz açısından yaşamsal önem
taşımaktadır. Halkımızın bu kadar önemli bir Anayasa değişikliği konusunda
doğru bir karar oluşturması için yeterli bir tartışma
süresine ihtiyaç vardır. Bu süreci dayanaksız ve samimiyetsiz gerekçelerle
kısaltmaya kalkmak milletimize haksızlıktır, demokrasiye inançsızlıktır. Kaldı
ki, referandum süresini kısaltmanın, milletvekili seçimleriyle referandumu aynı
günde yapmak istemenin gerçek nedeni de açıklandığı gibi usul ekonomisi ve
bütçeye getireceği malî yük değildir. Halkoylaması ve seçim aynı güne
getirilerek, aslında gündem değiştirilmek istenmektedir. Çünkü, böyle bir
durumda, halkın gerçek gündemi olan işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk gibi konular
ötelenecek, Cumhurbaşkanını halk seçsin seçmesin konusu ön plana taşınacak ve
böylece gündem saptırılmış ve AKP beş yıllık icraatının hesabını vermekten
kaçmış olacaktır, ancak, korkunun ecele faydası olmadığı görülecektir.
AKP yönetimi ve iktidarı bilmektedir ki, beş yıllık
icraatı başarısızlıklarla doludur. Ekonomide, iç politikada, dış politikada
sınıfta kalmıştır. “Yoksullukla mücadele edeceğim.” demiş, hiçbir köklü çözüm
getirememiş, sadece sadaka kültürünü yerleştirmiş ve bir sadaka toplumu
yaratmıştır. “Yolsuzlukla mücadele edeceğim.” demiş, yolsuzluk batağına
saplanmış, bu nedenle de yasama dokunulmazlığını sınırlandırma vaadini yerine
getirememiştir. İşsizlik sorununu çözemediğini ise itiraf etmiştir.
AKP İktidarının beşinci yılında bulunduğumuz bugün, 1
milyon insan açlık sınırının altında yaşamakta, yani, gece yatağa aç
girmektedir. 20 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşamakta, yarı aç
yarı tok yatağa girmektedir. Bugün, 5,5 milyon insan işsizdir. 2,5 milyon insan
iş bulma umudunu kaybetmiş, cesareti kırılmış, iş aramaktan bile vazgeçmiştir.
İşte, AKP referandum süresini kısaltarak ve milletvekili seçimleriyle aynı güne
getirerek, gerçek gündemi halkın gözünden kaçırmak istemektedir. Asıl amaç
budur.
Diğer taraftan, yine teklifin gerekçesinde, Anayasa
Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda belirtilen yüz yirmi
günlük süre,
seçim kanunlarına paralellik sağlamak amacıyla konulmuş
olsa da halk oylaması klasik anlamda bir seçim değil denilmekte ise de,
yazılanın aksine, yüz yirmi günlük sürenin kısaltılmasına yönelik bir yasa
değişikliği Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olduğundan ve bir seçim kanunu
niteliği taşıdığından, Anayasa’mızın 67 son maddesi uyarınca, bir yıl içinde
yapılacak seçimlerde uygulanmayacaktır. Ancak, bu açık Anayasa hükmüne rağmen
yine aksi ileri sürülmektedir. Fakat, yanıldığınızı bir kez daha göreceksiniz.
Bundan önce de tartışma konusu oluşturulan çeşitli yasa
ve Anayasa hükümlerinin yorumlanmasında biz Cumhuriyet Halk Partili hukukçular
ile AKP’li hukukçular farklı yorumlarda ve değerlendirmelerde bulundu. Sonuçta
haklı çıkan biz olduk. Anayasa ve yasa hükümleri, kuşkusuz, farklı bakış
açılarıyla farklı şekilde yorumlanabilir; bu, doğaldır da. Ancak, görüşmekte
olduğumuz yasa konusunda olduğu gibi, AKP, iki kere iki dört eder kadar açık ve
seçik yasa ve Anayasa hükümlerini bile farklı yorumlayabiliyor. Bu yorum
farkının gerçek nedeni şudur: Biz, Anayasa ve yasaları özüne ve sözüne uygun
olarak, hukuka uygun olarak yorumluyoruz. Siz ise yasa ve Anayasa hükümlerini
kendi ihtiyaçlarınıza ve kendi temennilerinize göre yorumluyorsunuz. Bu sebeple
de hep mahcup oluyorsunuz. Görünen o ki, bir kez daha mahcup olacaksınız.
Ancak, yazık değil mi? Ülkeyi geriyorsunuz, milleti geriyorsunuz, Meclisi
yoruyorsunuz, demokrasiyi zorluyorsunuz, kuralları bozuyorsunuz, seçimlere
salimen ve esenlik içinde gidilmesinin yolunu tıkıyorsunuz; bütün bunları
yaparken de, verilmiş sözlerinizden dönüyorsunuz, kendi programınızı
çiğniyorsunuz, siyasetin ve Parlamentonun saygınlığını zedeliyorsunuz.
Bakınız, ANAVATAN Grup Başkan Vekili dün Genel Kurulda
feryat etti, sizden şikâyet etti. “Anayasa değişikliği konusunda destek
alırken, bize, referandum süresini kısaltmayacaklarına, bu konuyu gündeme
getirmeyeceklerine dair söz vermişlerdi, ama, sözlerini tutmadılar; bunu her
yerde söyleyeceğiz, millete şikâyet edeceğiz.” diyor. Haklıdırlar, ancak,
AKP’ye güvenmenin bedeli de budur. Milleti kandıranlar, tabii ki, sizi de kandıracaktır.
Ancak, bu süreçten, aldatanlar kadar aldananların da sorumlu olduğu açık bir
gerçektir.
Ayrıca, AKP programında “Demokrasi hoşgörüye dayanan bir
sistemdir. Çoğunluğun oyunu alan iktidara gelir, ancak, yarışı kazanmak ve
iktidara gelmek çoğunluğun iradesini mutlaklaştırmaz.” diyor. Ancak, uygulamaya
baktığımızda, demokrasiyi, hoşgörüye ve uzlaşmaya dayalı bir sistem olarak
görmeyip bir tahakküm rejimi olarak algılamakta ve uygulamakta, böylece, ülkeyi
de, milleti de sıkıntıya sokmaktasınız. Demokrasiye inanıyorsanız, demokrasiyi
özümsemişseniz, siyasette sözlerin tutulmak için verildiğini, programların
uyulmak ve uygulanmak için yazıldığını bileceksiniz. Bu, aynı zamanda bir
siyasi etik sorunudur da.
Beş yıllık Parlamento döneminde, İç Tüzük hükümlerini
kötüye kullanarak, çoğunluk oylarınızla ve Genel Kurul kararıyla, Genel
Kuruldaki ve komisyondaki makul bekleme sürelerini kısalttınız, ortadan
kaldırdınız. Yasa tasarılarının ve tekliflerinin milletvekilleri tarafından
makul süreler içerisinde incelenmesi ve azami katkı yapılmasına olanak
vermediniz. Hiç olmazsa, milletin süresini kısaltmayınız. Millet ne yapmak
istediğinizi iyice anlasın ve görsün, ona göre de kararını versin.
Anayasa Değişikliğinin Halkoyuna Sunulması Hakkındaki
Kanun, 23 Mayıs 1987’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiğinde,
Meclis iradesi, süreyi çok geçerli ve haklı gerekçelerle yüz yirmi gün olarak
belirlemişti. Şimdi, kendi ihtiyacınız ve çıkarlarınız için bu süreyi
değiştirmeye ve kısaltmaya kalkmayınız.
Değerli milletvekilleri, bu kadar önemli ve esaslı
konular bir partinin yararına olsun diye, bir konjonktürel ihtiyacı görsün diye
ele alınacak, gündeme getirilecek konular değildir. Hele tepkiyle, kızgınlıkla,
intikam duygusuyla ele alınacak ve sonuçlandırılacak konular hiç değildir.
Sayısal çoğunluğunuza rağmen, Cumhurbaşkanını seçememiş olmanın sorumluluğunu
muhalefete, anayasal kurumlara ve başka yerlere çıkarmayınız. Boşuna suç atmayınız, kimseye haksızlık
yapmayınız. Bu sürecin neresinde yanlış yaptık da bu duruma düştük diye oturup
aklıselimle ve serinkanlılıkla düşününüz.
Muhalefete kızarak, anayasal
kurumlara kızarak, yargı kararlarını sorunların kaynağı olarak göstererek,
karar verenleri hedef hâline getirerek bir yere varamayacağınızı artık
anlamalısınız.
“Eleştiri” adı altında anayasal
kurumları tehdit edemezsiniz, hakaret edemezsiniz, saygısızlık yapamazsınız.
Buna hakkınız yok.
Bugüne kadar milletin uyarılarını,
muhalefetin uyarılarını, anayasal kurumların ve sivil toplumun uyarılarını
dinlemediniz, dikkate almadınız. Şimdi, kendi partililiniz, temiz, dürüst,
onurlu siyaset ve devlet adamı Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener’in
“milletvekili adayı olmama” kararı da sizin yönetim anlayışınıza dönük bir
uyarıdır. Hiç olmazsa onu anlayın! Eminim çok yararlanacaksınız.
Değerli milletvekilleri,
yasalarımızda ve özellikle 12 Eylül Anayasası’nda değiştirilecek birçok
hükümler vardır. Hiç kuşkusuz bu değişiklikler yapılmalıdır, ancak değişikliğin
başlaması gereken yer milletvekili dokunulmazlığıdır, yargı bağımsızlığıdır,
Seçim ve Siyasi Partiler Yasalarıyla ilgili düzenlemelerdir, temel hak ve
özgürlüklerle, sosyal haklarla ilgili hükümlerdir.
“Siyasal istikrar” sözü vererek iş
başına gelen AKP Hükûmeti, aradan dört buçuk yıl geçtikten sonra, tam seçimlere
gidilirken Meclisin son çalışma günlerinde alelacele ve çala kalem Anayasa
değişikliği yaparak, referandumla ilgili süreyi kısaltarak, devletin ve
milletin başını Cumhurbaşkanını güya halkın seçmesini istiyor. Bunu yaparken de
öylesine hazırlıksız ve aceleyle hareket ediyor ki çok daha büyük siyasal
istikrarsızlıkların ve çatışmaların kapılarını aralıyor. Sayın Başbakanın
deyimiyle “demokrasiye kurşun sıkmak” diye işte buna derler. Sizi, bu tarihî
yanlıştan, bu büyük yanlıştan dönmeye davet ediyor ve AKP Grubuna bir kez daha
sesleniyorum: Referandumun konusunu oluşturacak Anayasa değişiklik paketi,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Anayasa’ya aykırı olarak görüşülüp kabul edilmiş olduğundan Anayasa
Mahkemesince iptali söz konusu olacaktır. Görüşmekte olduğumuz referandumla
ilgili, yüz yirmi günlük sürenin kısaltılmasıyla ilgili değişiklik teklifinin
yasalaşması hâlinde de seçim yasası mahiyetinde olması nedeniyle Anayasa’nın
67’ye son maddesi gereğince bir yıl süreyle uygulanmaması söz konusudur. Hâl
böyle iken, neden hâlâ inat ve ısrar ediyorsunuz? Artık bu inat ve ısrarınızdan
vazgeçiniz.
Değerli milletvekilleri, bu duygu ve düşüncelerle,
görüşmekte olduğumuz yasanın tümüne karşı olduğumuzu ve ret oyu vereceğimizi
arz ediyor, yüce Meclisimizi ve milletimizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yergök.
AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ünal
Kacır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Buyurun.
Şahsi söz hakkınız da var, ikisini birleştiriyorum.
AK PARTİ GRUBU ADINA ÜNAL KACIR (İstanbul) – Teşekkür
ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa
Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu üzerinde AK Parti Grubu adına ve
şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1982 Anayasası yirmi
beş yıldır yürürlükte. Elbette ki, bazı maddelerinde değişiklikler yapıldı
bugüne kadar, ama, 102’nci maddesi Cumhurbaşkanının nasıl seçileceğine dair
hükümler ifade etmektedir ve bugüne kadar Cumhurbaşkanları seçtik. Her
Cumhurbaşkanı seçiminde, burada, aynı ifadelerle Meclis açıldı, aynı ifadelerle
çalışıldı. Hiçbirinde yoklama yapılma şartı aranmadı, ama, bu döneme gelince,
Anayasa’nın 102’nci maddesine yeni bir yorum getirildi. Toplantı yeter sayısı,
Meclis üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğu olacak, 367 olacak.
Evet, bu yorumla, seçim esnasında -aday
belirlenmiş, seçimlere geçilmiş, birinci tur oylama yapılmış- Cumhuriyet Hak
Partisi bu yorumu yaparak konuyu Anayasa Mahkemesine taşıdı ve Anayasa
Mahkemesi karar verdi.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İlk kez
99’da söylendi.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde uygulanmakta olan 102’nci madde, 2/3 çoğunluk aranması ve yoklama
yapılması gerektiği şeklinde. Yani, bir yorumla, seçimin kuralları seçimin
ortasında, orta yerinde değişmiş oldu ve Cumhuriyet Halk Partisi yoklamada
bulunmamak için Meclise girmeyerek seçimlerin engellenmesini sağlamaya çalıştı.
Tabii, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi de Meclisten Cumhuriyet Halk
Partisi gibi kaçtı, görevi olduğu hâlde Meclise girmediler ve…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın
Başkan!
ÜNAL KACIR (Devamla) –…Cumhurbaşkanı seçimini
bu yeni yoruma göre engellemiş oldular.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Cumhuriyet Halk Partisi
Meclisten kaçmaz Sayın Kacır. Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor.
Vatandaş da biliyor, millet de biliyor, halk da biliyor.
ATİLA EMEK (Antalya) – Terör konuşulurken neredeydin?
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Terörü konuşurken kaçtın sen
buradan. Sütunların arkasına saklandın dışarıda.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Şu sıralarda bu turuncu
koltukların renginden başka renk göremedik.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Göremezsiniz, dayatmayla
göremezsiniz!
TUNCAY ERCENK (Antalya) – O sizin yüzünüzün rengi!
ÜNAL KACIR
(Devamla) – Birkaç tane demokrasiye inanan arkadaşımızın dışında…
ATİLA EMEK (Antalya) – Vay be! Demokrasi havarisi mi
kesildiniz!
ÜNAL KACIR (Devamla) – …bu tarafta turuncu koltukların
renginden başka renk göremedik. (CHP
sıralarından gürültüler) Kaçtınız… Kaçtınız…
BAŞKAN – Sayın Kacır, siz Genel Kurula hitap edin
efendim.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ne yazıktır
ki, kendisine Demokrat Parti ismini yeni alan yeni Demokrat Partililer
geçmişlerine ihanet ettiler. Onlar da demokrasiden kaçtılar.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Allah Allah Allah…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, halk bunun hesabını verecek…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hesap verecek mi, soracak
mı?
ÜNAL KACIR (Devamla) –
…soracak. Sizden de soracak, onlardan da soracak.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Siz hesap sormayı daha
öğrenememişsiniz!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Halktan kaçamazsınız. Halkın
verdiği görevden kaçarsanız halk sizi bir daha o göreve getirmez, getirmeyecek
de.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Terörden niye kaçtınız,
terörden?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, hem böyle yapacaksın,
seçimin orta yerinde kuralların değişmesi için olayı Anayasa Mahkemesine
taşıyacaksın ve kuralların değişmesiyle birlikte görevini yapmayacaksın,
Meclise gelmeyeceksin, kaçacaksın hem de “Süreci yönetemediniz.” diyeceksin.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sen orayı geç bakalım, sen
konuşmaya devam et, anlaşıldı orası.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Millet bunu biliyor, millet bunu görüyor. Bu hesabı
soracak.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Ya, tamam sen devam et.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Listede durum nasıl Ünal Bey?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sistem
böylelikle maalesef kilitlendi ve bu Meclisin Cumhurbaşkanı seçme imkânı
ortadan kalktı. Çözüm halktadır. Elbette ki halkımız çözümü orta yere
koyacaktır,
Ama, inanıyorum ki, 22 Temmuz
seçimlerinde, halkımız, AK Partiye, 367 diyorsunuz ya…
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Öpecek, öpecek!
ÜNAL KACIR (Devamla) - … 400’ü verecek, gönderecek. O
zaman, ne yapacaksınız? (CHP sıralarından “Bravo! Bravo!” sesleri)
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Öpecek, öpecek!
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Aç tavuk, buğday ambarı!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Ne yapacaksınız?
ATİLLA KART (Konya) – Hayal etmeye devam et!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Siz, bu
beceriksizlikle, 500 de alsanız bir şey yapamazsınız!
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Aç tavuk, buğday ambarı!
ÜNAL KACIR (Devamla) – “Seçim kararı alan bir Meclis,
böyle, köklü Anayasa değişikliklerini yapabilir miymiş?”
AHMET YENİ (Samsun) – Bal gibi yaparız!
ÜNAL KACIR (Devamla) – “Dünyanın neresinde görülmüş?”
Öyle diyorlar.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Dünyanın burasında görülmüş!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Dünyanın neresinde görülmüş, seçim
kararı alan bir Meclis, Anayasa değişikliği, köklü Anayasa değişiklikleri
yapacak?
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Var mı bir tane örnek?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Soruyorum size, dünyanın neresinde
görülmüş?
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Hiçbir yerinde yok!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Yirmi beş yıldır uygulanan, 3 tane
Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanan bir seçim sisteminin, seçim yapılırken, oyun
başlamışken değiştirilmiş olması. (CHP sıralarından gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yaa, haberin yok ne olduğundan
be!
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Oyun bitti bitti! Ne oyunu
yaa, ne oyunu!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Çarpıtmayalım, yani, seçim ortamı
içerisinde kuralların değiştiği bir başka ülke varsa siz bana söyleyin.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Siz yapıyorsunuz onu! Sen
yapıyorsun orada!
AHMET YENİ (Samsun) – Hatibi dinleyelim arkadaşlar.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, rahmetli
Özal’ı…
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Çok derin açıklamalar
yapılıyor arkadaşlar, Hatibi dinleyelim lütfen!
AHMET YENİ (Samsun) – Hatibi dinleyelim arkadaşlar.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Rahmetli Özal’ı, Anayasa’nın bu
maddesi gereğince…
ATİLA EMEK (Antalya) – Giderayak, Anayasa dersi veriyor,
Burhan Hoca’nın eksiklerini tamamlıyor!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu maddesi gereğince üçte 2
çoğunluk da aranmadan seçmedi mi bu Meclis?
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Bir tane arkadaşın
dahi dinlemiyor seni!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Demirel’i, aynı şekilde,
yoklama falan yapılmadan seçmedi mi bu Meclis?
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yaa, itiraz edilmedi! Dayatma
yoktu!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Sezer’i, aynı şekilde,
yoklama falan yapmadan seçmedi mi bu Meclis?
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İtiraz etseydiniz!
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Beş parti imza attı, haberin
var mı?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Beş parti imza attı, haberin
var mı?
ÜNAL KACIR (Devamla) - Ama, şimdi, oyunun kuralları
değişince,
seçimin kuralları değişince, elbette ki, bu Meclis buna
çözüm aramak durumunda. (CHP sıralarından gürültüler)
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…
ÜNAL KACIR (Devamla) – “Efendim, bundan sonraki Meclise
bırakın bu işleri.” Öyle diyorsunuz.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Evet.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Kafayı kaldır.
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkan, sükûneti
sağlayın lütfen.
BAŞKAN – Sayın Kacır, bak, sizden rica ediyorum. Şu anda
önümüzde olan yasayı tahlil edin.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Söz dinliyor, kafayı kaldırdı.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Başkan…
BAŞKAN - Ben de oraya, elbette ki, müdahale etmemelerini
rica edeceğim.
TUNCAY ERCENK (Antalya) – Kafayı kaldırdı. Ne güzel oldu!
BAŞKAN - Sayın Ercenk, rica ediyorum; yapmayın. Belki,
bugün son toplantımızı yapıyoruz. Yapmayın! Sükûnetle dinleyelim.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, deniliyor ki
“Bundan sonraki Meclise bırakın. 23’üncü Dönem Meclisine bırakın Anayasa
değişikliklerinin yapılmasını, sair değişikliklerin yapılmasını.”
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Doğru.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ilk defa
karşılaşılan bir husus var; nedir o? Seçime gideceksiniz, seçim bitecek, yeni
Meclis oluşacak…
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Doğrudur.
ÜNAL KACIR (Devamla) – …ve yeni Meclis Başkanlık Divanını
oluşturacak ve hemen Cumhurbaşkanlığı seçimi takvimi başlayacak.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Doğrudur.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Ne zaman yapacak değişikliği,
soruyorum size?
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Ne değişikliği?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Ne zaman yapacak? Çözümü ne zaman
yapacak?
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Şimdiye kadar niye yapmadınız
Sayın Kacır?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Çözüm, halkımızın 367’den daha
fazla milletvekilini AK Partiye vererek, göndermesidir. (AK Parti sıralarından
alkışlar) Ama…
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Bize verecek bize!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Ama…
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Rüya görüyorsun, rüya! Uyan,
uyan!
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Arkadaşların bile
dalga geçiyor seninle!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şunu istiyorsunuz
siz: “Siz kaç milletvekiliyle gelirseniz gelin, bizim dediğimizi yapın, başka
bir şey yapmayın.” Yani azınlık çoğunluğa tahakküm etsin. Hayır! Hayır!
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Siz azınlık olacaksınız, ama, bize
tahakküm etmeyeceksiniz!
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Uzlaşma kültürü var.
ÜNAL
KACIR (Devamla) – Sizin dediğiniz olsa, o zaman yine tersi olur. Azınlık olan,
bu sefer, yine çoğunluğa tahakküm eder bu yapı ile. Onun için, azınlığın
çoğunluğa tahakkümünün ortadan kaldırılması için bir Anayasa değişiklik teklifi
gündeme getirildi ve çözüm üreten bu
teklif, bu Mecliste 2/3 çoğunluktan daha fazla bir oyla kabul edildi ve
Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Cumhurbaşkanımız -elbette ki Anayasa’nın verdiği yetkiyle
gönderebilir- bir daha görüşülmek üzere geri gönderdi, Meclisimiz bir daha
görüştü…
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Onları biliyoruz, başka şey
anlat.
ÜNAL KACIR (Devamla) – … ve iki gün önce, yine bu Meclis
Anayasa değişikliğini 367 oyu aşkın bir oy ile kabul ederek Cumhurbaşkanımıza
gönderdi.
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Kacır, ANAP’ı da
dağıttın!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa
değişiklik paketinin içeriğinde neler olduğuna pek girmek istemiyorum, ama,
şurası kesin ki, 2/3 çoğunluk, yani 367’den fazla bir oyla yeniden kabul
edilmiş ve Cumhurbaşkanımıza gönderilmiştir. Şimdi, Cumhurbaşkanımız bir karar
verecek.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın Cumhurbaşkanı…
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Başka bir şey anlat ya,
bildiğimiz şeyleri anlatma!
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın Cumhurbaşkanımız…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız
“Cumhurbaşkanı” demiyorum, bakın, “Cumhurbaşkanımız” diyorum, benimseyerek
söylüyorum.
BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – “Sayın” de…
ÜNAL KACIR (Devamla) – Kastım yok, elbette ki sayındır.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Zorla söylüyorsun, zorla!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız,
1) Bu Anayasa değişikliği kanununu onaylayabilir. Siz hiç
ihtimal vermiyorsunuz ama, onaylama yetkisi vardır.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Var tabii.
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Ne anlatıyorsun arkadaş?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Siz istemeseniz de vardır.
2) Halkoyuna tamamını sunma yetkisi vardır. Elbette ki
anayasal hakkıdır, halkoyuna tamamını sunma yetkisi vardır.
KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yeni şeyler söylüyor.
ÜNAL KACIR (Devamla) – 3) Bir kısmını onaylayıp bir
kısmını halkoyuna sunma yetkisi de vardır. Siz istemeseniz de vardır bu yetki.
(CHP sıralarından “Bravo” sesleri)
ATİLLA KART (Konya) – Bravo! Bravo!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu, Cumhurbaşkanımızın
yetkisindedir.
Sizin telkininize Cumhurbaşkanının ihtiyacı yoktur.
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Bravo, aşk olsun sana!
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Biz telkinde bulunmuyoruz zaten.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, geri göndermede, “Efendim,
367 şartı yine aranır.” dediniz. Gerçi bulundu. Ama yok “Her maddede aranır.”
diyorsunuz. Allah Allah!
ALİ TOPUZ (Devamla) – Peki, yani, o zaman ne olacak?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu Anayasa hepimizin okuduğu
Anayasa değil mi?
MUHARREM KILIÇ (Malatya) –Tersinden okuyorsun! O yüzden
yanlış anlıyorsun.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Sizin elinizdeki farklı Anayasa
mı?
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Sana da Anayasa’yı öğrettik
ya, yeter bize!
ÜNAL KACIR (Devamla) – Burada şunu söylüyorsunuz:
“Efendim, 330’la olmaz artık.” Geri döndü ya! “330’la olmaz artık.” Nerede
yazıyor?
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Yazıyor, yazıyor.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Nerede yazıyor?
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Sana da öğrettik ya, yeter!
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – 175’inci maddenin üçüncü
fıkrasının son cümlesini oku Sayın Kacır.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Bakın, Anayasa’nın 175’inci
maddesinin birinci paragrafının son cümlesini okuyorum.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Sayın profesör! Sayın
profesör!
ÜNAL KACIR (Devamla) – “Değiştirme teklifinin kabulü
Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.”
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Devam et.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Devam, devam.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, üçüncü fıkrasını okuyorum;
sizin hoşunuza giden ya da istediğiniz doğrultuda yorumlamaya çalıştığınız.
“Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek
üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilir. Meclis, geri gönderilen
Kanunu, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse
Cumhurbaşkanı bu Kanunu halkoyuna sunabilir.”
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – İşte burası.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Nedir o? Üçte iki ile, yani,
367’yi aşkın oyla kabul ederse, zannetmeyin ki, yayınlamak zorundadır, yine
halkoylamasına gönderebilir diyor. Yoksa, 367 illa aranır demiyor. Öyle bir şey
yok burada.
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Orada başka bir alternatif yok
Sayın Kacır.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Peki, siz diyorsunuz ki: “330 ile
367 arasında oy olursa, o zaman ne olurun cevabı yok” diyorsunuz. Var burada
onun cevabı. (CHP sıralarından gürültüler)
MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Kacır, o fıkranın bir de
gerekçesini okur musun.
RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Bir kere dinlemeyi
öğrensinler.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen, müsaade
etsinler.
BAŞKAN – Sayın Kacır, güzel de… Ben, arkadaşlarımıza
gerekli ihtarı yapacağım da, Anayasa ile ilgili konuyu tartışmıyoruz.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Konuya dön, konuya.
BAŞKAN - Bugün, bir halkoylaması yasasını tartışıyoruz.
Lütfen, ona gelin. (CHP sıralarından gürültüler)
Arkadaşlar, rica ediyorum, hoş olmuyor, gerçekten hoş
olmuyor. Dinleyelim.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Müsaade ederseniz, kısa kesmeye
çalışacağım.
Efendim, “Meclisce üye tamsayısının beşte üçü ile -yani
330- veya üçte ikisinden az oyla kabul edilen -yani 367’den az oyla kabul
edilen- Anayasa değişikliği hakkındaki Kanun, Cumhurbaşkanı tarafından Meclise
iade edilmediği takdirde halkoyuna sunulmak üzere Resmî Gazetede yayımlanır.”
İade edilebilir mi? Edilir. Kaç kere? Bir kere. Bir kere iade edilmiş, geri gitmiş,
bir daha iade edilmeyeceğine göre halkoyuna sunulmasından başka yol yoktur.
Ama, siz öyle yorumlamıyorsunuz, siz farklı yorumluyorsunuz. Anlayamıyorum.
(CHP sıralarından gürültüler)
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) – Seninki doğru, seninki!
ÜNAL KACIR (Devamla) - Ha, şimdi, bu nedir deyince,
düşündüm, taşındım, Karadenizli benim zeki hemşehrilerim bir fıkrada bunu
açıklıyor. Öyle bir açıklık getirmiş ki, ben bu fıkrayı bir anlatayım.
ERDOĞAN KAPLAN
(Tekirdağ) – Anlat bakalım!
ÜNAL KACIR (Devamla) - Benim sevgili hemşehrilerim, zeki.
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Çok!
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) - Unuttun mu?
ÜNAL KACIR (Devamla) - Temel Dursun’a diyor ki: “Sana bir
bilmece soracağım, bil bakalım nedir?” “Hadi, sor bakayım” diyor. Saridur,
tavanda asilıdur, bil bakayım bu nedur?”
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Ünal Kacır.
ÜNAL KACIR (Devamla) – Diyor ki: “Mısır.” “Hayır, mısır
değil, bilemedin.”
ATİLA EMEK (Antalya) – Karıştırma mısırı, mısırdan
bahsetme.
ÜNAL KACIR (Devamla) -
“Başka?” “Sarı kavun.” “Hayır, o da değil.” Ya, tamam bilemedim, sen
söyle bakayım, nedir?”
MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Sabahtan beri
neredeydin ya?
ÜNAL KACIR (Devamla) - Diyor ki: “Hamsidur.”
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Ne hamsisi ya?
ÜNAL KACIR (Devamla) – “Ne alakası var hamsiyle? Sen
‘saridur’ dedin.” “Ee, boyadım oni” diyi. (CHP sıralarından “Aa” sesleri) “Ee, tavanda asilidur.” “Ee, astim oni.” (CHP
sıralarından “Aa” sesleri) Ee, sizin yaptığınız bu. Sizin yaptığınız bu. (AK
Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)
AHMET YENİ (Samsun) – Biz anladık onu.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Tencere yuvarlanmış, kapağını
bulmuş.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; bu yasa ne getiriyor? Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanınca
halkoyuna sunulması hâlinde, bu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip
yüz yirmi gün değil de, kırk beş günü takip eden ilk pazar günü halk oylaması
yapılsın. (CHP sıralarından “Bravo[!]” sesleri) Bunu getiriyor. Başka? Gümrükte
oy kullanma kırk gün değil de, on gün olsun. Bunu getiriyor. Peki, hiç böyle
bir uygulama olmuş mu? Olmuş.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Nerede olmuş?
ÜNAL KACIR (Devamla) – Olmuş, olmuş. Okuyun, okuyun,
olmuş.
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Ne zaman olmuş?
ÜNAL KACIR (Devamla) - 1988’de, bu uygulama, aynen,
benzer bir teklifle yapılmış ve olmuş.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Nasıl olmuş?
ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, evet, bu
şekilde Anayasa değişiklik paketi…
HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Yani, biri yanlış
yaptıysa biz de yanlış yapalım!
ÜNAL KACIR (Devamla) - …beş gün içinde Sayın
Cumhurbaşkanımız tarafından… Takdir kendilerinindir. Anayasa gereği on beş gün
tutma süresi vardır, inceleme süresi vardır, karar vermesi için buna ihtiyaç
duyabilir. On beş gün içerisinde karar verecek.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Bak, biz bunu
bilmiyorduk.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Diyecek ki, ben bunu onayladım.
İşte, o zaman, 22 Temmuzda Cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçimi aynı
tarihte yapılabilir.
ATİLA EMEK (Antalya) – Çok güzel izah ettiniz.
ÜNAL KACIR (Devamla) - İhtimal vermiyorsunuz, ama, Sayın
Cumhurbaşkanının yetkisindedir, siz istemeseniz de yetkisindedir. Sizin
telkininize de ihtiyacı yok.
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Bravo(!)
ÜNAL KACIR (Devamla) - Evet, peki…
ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) – İyi fark ettin, çok doğru.
ALİ TOPUZ (İstanbul) – Önümüze gelince konuşuruz seninle.
ÜNAL KACIR (Devamla) - Peki, on beş günün sonunda derse
ki, ben bunun halka sorulmasını istiyorum, halk karar versin; kendisi mi
seçsin, Meclis mi seçsin…
MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Çocuğuna mı seçtirsin!
ÜNAL KACIR (Devamla) - …ve halk bu işe karar versin,
diyebilir. Bu hakkıdır ve o zaman, 5 Ağustosa denk geliyor, 5 Ağustosta halk
oylaması yapılır, ama bu teklifle Yüksek Seçim Kuruluna yetki veriyoruz “Eğer
uygun görürseniz 22 Temmuzla birleştirebilirsiniz.” diyoruz.
Değerli arkadaşlar, efendim, “Bu teklif kaotik ortam
oluştururmuş!” Allah, Allah!
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – O nereden çıktı!
ÜNAL KACIR (Devamla) - Komisyonda söyledi arkadaşlarımız.
Nereden oluyor, nereden çıkıyor bu? Yani, halka sormanın
ve halka yüz yirmi gün sonra değil de kırk beş gün sonra sormanın ne mahzuru
var?
Ha, burada şuna değinmek istiyorum: Anavatan Partisi
diyormuş ki: “Bizi kandırdılar…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Niye kandırdınız? Ayıp
değil mi!
ÜNAL KACIR (Devamla) - …böyle bir referandum kanunu
getirmeyeceklerdi, ama getirdiler.” Öyle bir şey yok. Sayın Fatsa dün burada
açıkladı, öyle bir şey yok. Ama şuna hayret ediyorum: “Cumhurbaşkanını halk
seçsin.” diyeceksin…
MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Hadi sen doğruyu söyle!
ÜNAL KACIR (Devamla) - …ama “Kırk beş gün sonra değil de
yüz yirmi gün sonra seçsin.” diyeceksin. Halk yüz yirmi gün sonra mı reşit
oluyor? Niye kırk beş gün sonra seçemez mi? On sekiz yaşına yüz yirmi gün sonra
mı girecek halk? Halka güvenmiyor musunuz? Güvenmiyor musunuz?
MUHARREM KILIÇ (Malatya) - O zaman on gün deyin, beş gün deyin.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) – O zaman bugün seçsin!
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) – Bir hafta sonra olsun.
Bir hafta sonra yapalım bu işi!
ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, evet, peki bu
kanun çıkmazsa… (Gürültüler) Evet, bitiriyorum, bitireceğim…
ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Devam, devam!
HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) – Konuş! Konuş!
BÜLENT BARATALI (İzmir) – Devam et, altı dakika var!
AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan!
ÜNAL KACIR (Devamla) -
Değerli arkadaşlar, bu kanun çıkmazsa ve referandum, yani halk oylaması
-ki o yüz yirmi gün sonra yapılacak olursa- toplanan Meclis, azınlığın
tahakkümüne uymadığı… Uyarsa sorun çözülecek,onların dediği olursa sorun
çözülecek. Uymazsa…
İşte, değerli arkadaşlar, bakın, yeniden seçime gidilir,
kasım sonunda seçim olur. Hâlbuki bu arada yüz yirmi gün dolar, takvimi
söylüyorum, 15 Ekim gibi referandum olur, seçimden gelmiş olursunuz ki referandum
da yapılmış.
Biz niye gittik seçime? Bu ülkenin parasına yazık değil
mi? Seçim, seçim, seçim… Tamam işte bir kere gidiyoruz seçime. Halk ne derse
belli olacak. Onun için kaos değil, çözüm getiriyor bu teklif.
De