2 Haziran 2007 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.07

BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Harun TÜFEKCİ (Konya), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Sayın Başkan, tereddüdünüz yok mu?

ATİLLA KART (Konya) – Tereddüdünüz yok mu?

UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, çoğunluk yoktur.

ATİLLA KART (Konya) – 57’ye göre tereddüdünüz yok mu?

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Yok mu efendim tereddüdünüz?

ATİLLA KART (Konya) – 57’nci maddeyi lütfen değerlendirin!

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır.

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Yani “Ben yaptım, oldu.” öyle mi efendim?

BAŞKAN – Okutup oylarınıza sunacağım.

ALİ TOPUZ(İstanbul) – “Ben yaptım, oldu.” Olur mu böyle şey efendim?

BAŞKAN – Okutuyorum:

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 02.06.2007 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından, İçtüzüğün 19’uncu maddesi gereğince, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                            Salih Kapusuz

                                                                                  Ankara

                                                                  AK Parti Grubu Başkan Vekili

Öneri

Gelen Kağıtlar Listesinde yayınlanan ve bastırılarak dağıtılan 1440 Sıra Sayılı Kanun Teklifi ve 1441 Sıra Sayılı İçtüzük Değişiklik Teklifinin Gündemin Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler Kısmının 5 ve 6. sıralarına alınması, 48 saat geçmeden görüşülmesi ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, grup önerisinin aleyhinde olmak üzere Konya Milletvekili Sayın Atilla Kart. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

 

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından Genel Kurul gündemine sunulan grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Değerli arkadaşlarım, 22’nci Yasama Döneminde yaratılan kaotik ortamı yeni döneme de taşımak isteyen dayatmacı ve kural tanımaz bir anlayışın tezahürü olan yeni bir teklifle, yeni bir grup önerisiyle karşı karşıyayız. Aslında, bu dayatmacı anlayış, bakıyoruz -üzülerek ifade ediyorum- oturumu yöneten Meclis Başkan Vekili’nin uygulamalarında da hemen kendisini gösterdi. Bunu, çok üzüntüyle ifade ediyorum. 57’nci madde gayet açık, tereddüde düşüldüğü taktirde yoklama yapılmasını düzenleyen bir madde. Sayın Başkan, uyarılarımıza rağmen üstüne düşen bu görevi yapmıyor, resen göz önüne alması gereken bu uygulamayı yapmaktan kaçınıyor. Bu aslında, dayatmacı bir anlayışın, bir bakıma siyasi iktidara ait olan dayatmacı anlayışın Meclis Başkanı tarafından da yine bir başka boyutuyla uygulandığını göstermesi bakımından, üzerinde önemle durulması gereken, ibretle durulması gereken bir husus. Sayın Başkan, burada belli ki toplantı yeter sayısı yok. Bu noktada bir tereddüdünüz varsa, siz o zaman yoklama sürecini başlatmak durumundasınız. En  nihayet size beş dakika kaybettirir, ama sizin inandırıcılığınız bakımından, sizin güvenilirliğiniz bakımından bir test anlamına gelir bu. Buna neden tenezzül ediyoruz, buna neden gerek görüyoruz? Bunu ifade etmek gereğini duyuyorum. Tabii, arkadaşlarımın el salladığını görüyorum, yani, siz ne anlatırsanız anlatın, biz bildiğimizi yapmaya devam ederiz diyorsunuz. İşte, bu dayatmacı anlayışı, bu sorumsuz anlayışı bir bakıma itiraf ediyorsunuz. Anlatmaya çalıştığımız bu. Bu fotoğrafı anlatmaya çalışıyoruz, bu kimliği anlatmaya çalışıyoruz, bu kimliği anlatmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, geldiğimiz aşamada, bir taraftan siyasi kaprisi ve fantezileri uğruna on beş gün sonrasını öngöremeyen ve ülkemizi siyaseten kaosa sürükleyen siyasi iktidara alet olan bir siyasi parti grubu, bir muhalefet grubu, diğer taraftan ise, Türkiye’nin gerçek gündemini saptırarak, gerginlik yaratarak, siyasi hırsı uğruna kaotik bir ortam yaratmaktan kaçınmayan basiretsiz bir siyasi iktidar. Bu fotoğraf ve ilişkilerin yol açtığı kaotik ortamı daha da derinleştirecek bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız. Anayasa değişiklikleri gündeme geldiği zaman, bu değişikliğin mutlak çelişkilerini ve anayasal takvim sebebiyle fiilen uygulanamaz bir teklif niteliğinde olduğunu hep anlattık. Bunları Anayasa Komisyonunda anlattığımız zaman, Komisyon Başkanı ve Hükûmet adına görev yapan Sayın Bakan, bu eleştirilerimize, bu değerlendirmelerimize şu mealde cevap verdiler: “Müsaade buyurun, bu değişiklikleri yapmanın zamanı bize ait olsun.” dediler.

Bu sürecin devamında, Anavatan Grubunun yaşadığı sıkıntıyı burada ayrıca anlatmak istemiyorum. Anavatan Grubunun savunmasını yapmak durumunda olmadığımı da biliyorum. Ama ümit ederim ki, şu anda Mecliste temsilcisi bulunmayan Anavatan Grubu, “Bu kadroya devlet emanet edilemez.” diyenler, kendi sorumluluklarını ve tutarlılıklarını, öz eleştiri anlayışı içinde bir kez daha gözden geçirirler.

Bizim Sayın Bakana, Sayın Mehmet Ali Şahin’e, Komisyonda, işte anlatmak istediğimiz buydu sayın milletvekilleri. Dayatmacı ve uzlaşmadan uzak bir anlayışın öngörüsüzlüğünü ve oportünist anlayışını hep anlatmaya çalıştık. Siyaseten samimi ve dürüst olmadıklarını ifade etmeye çalıştık. Öyle ki, söz ve vaatleriyle bir grubun kararını iğfal etme boyutlarına ulaşan bir siyasi oportünizm anlayışına sahip olduklarını ifade ettik. Machiavelli yöntemlerini başarıyla uygulayan bu siyasi iktidara, bu noktada ve bu anlamda hakkını teslim etmek gerekir diye düşünüyorum. Ancak, biz, muhalefet anlayışımız gereği, bu aşamada da uyarılarımızı, önerilerimizi kararlı bir şekilde anlatmaya ve siyasi iktidarın gerçek kimliğini kamuoyuna anlatmaya devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanı seçimi sürecini, geldiğimiz aşamada kısaca özetlemek istiyorum. Öncelikle ifade ediyorum...

AHMET YENİ (Samsun) – Ezberledik!

ATİLLA KART (Devamla) – Ezberlemiş olabilirsiniz söylediklerimizi, ama bunların içeriğini anlamadığınız anlaşılıyor. Onun içindir ki, belki anlarsınız ümidiyle anlatmaya devam edeceğiz. O noktada bir anlama ve değerlendirme yapma sorumluluğunuzun bir nebze de olsa bulunduğu düşüncesiyle, böyle bir iyimser yaklaşımla bunu anlatmak gereğini duyuyorum.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle ifade ediyorum. Anayasa değişikliği teklifinin 1’inci maddesinin 366 oyla kabul edilmesi, bu madde yönünden teklifin reddedildiği anlamına gelmektedir. Meclise iade öncesi 367’yi aşan bir çoğunlukla gerçekleşen bir Meclis iradesi söz konusu olduğundan, Sayın Cumhurbaşkanının bu teklifi iade etmesi geciktirici veto niteliğindedir. Bir başka ifadeyle, bu aşamadan sonra, Anayasa değişikliklerindeki kabul sınırı 330 yerine artık 367’ye ulaşmıştır. Geldiğimiz aşamada, iade sonrası yapılan Anayasa değişikliği düzenlemesinin aynen iade kavramı niteliğinde olmadığını, yeri gelmişken bir kez daha ifade ediyorum. İnanıyorum ki, hukuki kavramları duygusallıktan uzak ve akılcı bir yaklaşımla değerlendiren hukukçu arkadaşlarım, bu kavramın anlam, önem ve sonuçlarını sağlıklı bir şekilde değerlendireceklerdir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; getirilmek istenilen bu yasal düzenlemeyle yürürlüğe girmemiş olan bir Anayasa değişikliği metnine dayanarak, 11’inci Cumhurbaşkanını seçmeye çalışıyoruz.

Anayasa değişikliği tekilfinde 6’ncı maddeye eklenen geçici 18’inci maddede Anayasanın 67’nci maddesi son fıkrası hükmünün, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılabilmesi için çıkarılması gereken kanunlar ile seçim kanunlarında yapılacak değişiklikler bakımından uygulanmayacağı ifade edilmektedir.

Geçici 19’uncu maddenin son paragrafında da Cumhurbaşkanı seçilmesine ilişkin usul ve esasların kanunla düzenlenmesine kadar, bağlantılı olan 2839, 298, 2820 ve 3376 sayılı Kanun ile diğer kanunların bu maddeye aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmektedir.

Grup önerisine konu yaptığımız ve öncelikle görüşülmesini istediğimiz 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halk Oyuna Sunulması Hakkındaki Kanun’un hâlen yürürlükte olduğunu ifade ediyorum. Bu yasada yapılmak istenilen değişiklik ise yürürlük kazanmamıştır. Cumhurbaşkanının inceleme süresi ve prosedürü göz önüne alındığında, bu Yasa’nın, bu değişikliğin şekli anlamda yürürlüğe girme tarihi -yani 3376’da yapılan değişiklikten söz ediyorum- Haziran sonu veya Temmuz başı olacaktır. Bu durumda bile halk oylamasının Ağustos ayı sonuna sarkması söz konusu olacaktır.

Kaldı ki -önemle ifade ediyorum- bu düzenleme seçim kanunlarında yapılan bir düzenleme niteliğinde olduğundan, Anayasa’nın 67 son maddesi gereğince bir yıldan önce yürürlüğe girmesi söz konusu olmayacaktır. Bu sürenin kısaltılmasına dair Anayasa değişikliği teklifinde getirilen geçici maddelerin uygulamaya girmesi ise, yani geçici 18 ve geçici 19’uncu maddenin yürürlüğe girmesi ise, Sayın Cumhurbaşkanının referanduma başvurması hâlinde, yine, en iyimser bir hesaplamayla Kasım 2007 tarihine sarkacaktır değerli arkadaşlarım.

İşte, sayın milletvekilleri, 22’nci Yasama Dönemi veya 22 Temmuz tarihlerinde uygulanma imkânı olmayan bir Anayasa değişikliği teklifi söz konusudur derken, bu anayasal takvimi ifade ediyoruz, bunu anlatmaya çalışıyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, uygulanma imkânı olmayan, mutlak çelişkiler içeren anayasal dengeleri alt üst eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

ATİLLA KART (Devamla) – …birtakım düzenlemelerle ve yapay gündemlerle meşgul edilmemelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, abesle iştigal zemini değildir, birtakım kompleks ve ihtirasların tatmin yeri değildir.

Bu değerlendirme ve düşüncelerle, Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisine karşı çıktığımı, aleyhte oy kullanacağımı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kart.

Lehte olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; AK Parti Grup Önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, değerli arkadaşlar, burada neyi konuşuyoruz, neyi tartışıyoruz, hepsi birbirine karışıyor. Bir yandan, Anayasa değişikliğinin getirdikleri, bu öneriyle ilgili gündeme getiriliyor. Bir yandan, işte, bu teklifteki değişiklikler neler getiriyor, neler götürüyor? Hâlbuki, biz, şu anda gündemi tartışıyoruz. Yani, gündemde şu mu olsun, bu mu olsun? Onları konuşacağız, onları tartışacağız, ilgili maddelerinde tartışacağız. Yani, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasıyla ilgili kanun teklifinde yapılan değişikliği gündeminde konuşacağız, detaylarına da ineceğiz. O konuda söyleyecek çok sözümüz var, ama, sözü uzatmadan şunu söylemek istiyorum: Ne getiriyoruz, ne yapmak istiyoruz?

Değerli arkadaşlar, gündemin 4’üncü sırasında bulunan, Sivas Milletvekili Selami Uzun ve üç milletvekilinin, Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin görüşmelerine dün akşam başladık. Bu görüşmeler şu anda tamamlanmış değil, görüşmeler sürüyor. İşte, bunun arkasından, az önce de bahsettiğim, Anayasa Değişikliklerinin Halk Oyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimizi görüşelim kırk sekiz saat geçmeden, onu görüşelim; onun arkasından da, Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü’nün Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi’ni görüşelim ve böylelikle, çalışmalarımızı tamamlayalım istiyoruz. Getirilen teklif budur. Ancak, az önce sayın konuşmacı, İç Tüzük’ün 57’nci maddesinde atıfta bulunarak, Meclisi yöneten Sayın Başkana, işte “Burada gerekli toplantı yeter sayısı yoktur, siz yoklama yapmalıydınız, illa yoklamayla bunu tespit etmeliydiniz.” diyor.

ERDAL KARADEMİR (İzmir) – Var mıydı?

İSMET ATALAY (İstanbul) – Esasa gel sen.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Meclise bugün gelmedik. Dört buçuk senedir burada birlikte çalışıyoruz, beş seneyi tamamlıyoruz, beşinci yasama dönemini tamamlıyoruz. Beş senedir bu uygulamalar burada farklı yapılmıyor. Nedir olay? İç Tüzük yetki vermiş: “Başkan birleşimi açtıktan sonra tereddüde düşerse yoklama yapar.” ve bu iş hep de öyle oldu. Tereddüde düşülmemiştir, yoklama da dolayısıyla yapılmamıştır.

ATİLLA KART (Konya) – Burada 50 kişi varsa tereddüde düşmek gerekmez mi? Göz var izan var.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Efendim, müsaade buyurun. Göz var nizam var değil. Anayasa var, yasa var, İç Tüzük var. Kalkarsınız 20 kişi, yoklama istersiniz.

ATİLLA KART (Konya) – Takdir yetkisi  sınırsız değil.  Takdir yetkisi var. Takdir yetkisi böyle kullanılmaz. Başkan keyfî ve sorumsuz davranamaz.

BAŞKAN – Sayın Kacır, siz konunuza gelin lütfen. O benim takdirim. Siz lütfen konunuza gelin.

Sayın milletvekilleri, siz de müdahale etmeyin.

ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan yaptığı yanlışlığın farkında.

BAŞKAN – Efendim, Sayın Kart, siz, bu beş sene içerisinde -biz meslektaşız- şu kanaat  sizde var: “Ben her şeyi daha iyi bilirim.”

ATİLLA KART (Konya) – Hayır, hayır, öyle değil. Ben haddimi bilirim. Ben sorumluluğumu bilirim.

BAŞKAN – Sizden daha iyi bilenler var. Lütfen, bu anlayış içerisinde olmayın; çünkü, biz, oturduğumuz yerler dışında hayatımız boyunca dost olacağız, el sıkışacağız.

ATİLLA KART (Konya) – Ben sorumluluğumu biliyorum. Sadece görevinizi hatırlatıyorum.

BAŞKAN –  Lütfen, makamda oturanların kanaat ve takdirlerini değişik yorumlamayın. Buraya siz de oturabilirsiniz. Lütfen, bu konuları daha fazla tartışmaya açmayalım.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, yani, burada sanki yeni bir uygulama yapılıyormuşçasına bunu gündeme getirmenin abesle iştigal olduğunu ifade etmek istiyorum. Elbette ki hakkınız var, yetkiniz var. Oylamaya geçildiğinde 20 kişi ayağa kalkarsınız, yoklama istersiniz. Yoklama varsa oylama yapılır.

BAŞKAN –  Sayın Kacır, bakın, İç Tüzük’ü konuşmuyoruz. Siz konunuzu konuşun, rica ediyorum.

MEHMET KARTAL (Van) – Listede yeriniz sağlam mı?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Efendim, konunun detayına, ilgili kanunları, kanun tekliflerini, İç Tüzük değişikliklerini burada görüşürken detaya gireceğiz. Söylediğiniz bütün sözlerin cevabı var, onları da orada vereceğiz. Vakit kaybetmemek için sözü fazla uzatmıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kacır.

Grup önerisinin aleyhinde olmak üzere, Adana Milletvekili Sayın Uğur Aksöz.

Sayın Aksöz, buyurun efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR AKSÖZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz evvel Sayın AKP temsilcisini hayretle ve ibretle dinledim. Arkadaşımız diyor ki: “Biz burada neyi konuşuyoruz? Nedir bu kargaşa?” diyor. Allah aşkına arkadaşlar, bu kadar milletvekiliyiz, hangimiz sabah kalktığımızda bugün Genel Kurulda ne görüşüleceğini biliyoruz? Vicdanınıza sorun, kendinize sorun, hanginiz biliyorsunuz? Her gün sabahleyin AKP yöneticileri bir Danışma Kurulu topluyorlar, orada akıllarına esen şeyleri getiriyorlar buraya ve biz bunu konuşuyoruz. Böyle mi olmalıydı bu Meclis? Bu Meclis böyle mi olmalıydı?

Bakın “İstanbul İstanbul olalı görmedi böyle keder.” diye bir şarkı var ya, bu Meclis Meclis olalı böyle iktidar görmedi. Görmedi, çünkü hiçbir milletvekilimiz bugün ne görüşüleceğini dünden bilmiyor, siz de bilmiyorsunuz. Sadece, Grup Başkan Vekilleri geliyor, akıllarına ilk eseni… Hani, ilkel kabilelerde olur bu yahu! Sabahleyin Kızılderili Reisi Oturan Boğa kalkar, “Bugün şuraya gideceğiz.” der. O, Kızılderili kabilelerinde olur. Bu Mecliste bu kadar ciddiyetsizlik olur mu arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar) Sabah geliyoruz, “Şunu görüşeceğiz.” Dün geldik, “Bunu görüşeceğiz.”

Hâlbuki, bakın arkadaşlar, bu Meclis yıllardır şöyle çalıştı, Mustafa Kemal’den beri böyle çalıştı: Bir hafta evvelden görüşülecek konular bastırılarak milletvekillerine dağıtılır. Hatta, bu Meclisten maaş alan danışmanlara görev verilir. Milletvekillerine brifing verirler, bilgi verirler; milletvekilleri çalışır, okur, gazeteleri okur, makaleleri okur. Buraya neyin görüşüleceğini bilerek gelir. Onun adı milletvekilliği. Bunun adı ne? Bunun adı ne? Bizim yaptığımızın adı ne?

MEHMET KARTAL (Van) – Kapı kulluğu!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Milletvekilliği.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bu, milletvekilliği değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Milletvekilliği.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Değil Ünal Bey, değil. Çıkmışsın buraya, diyorsun ki Ünal Bey: “Biz burada neyi konuşuyoruz?” Peki, bunu gündeme biz mi getirdik? Siz timsah bilir misiniz, timsah? Timsah gücüne güvenerek gelir, avını yer, ondan sonra “Ya, ne oldu?” diye ağlamaya başlar, buna “timsahın göz yaşları” derler. Siz bunu yapıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Siz buraya, gündeme saçma sapan şeyleri getiriyorsunuz.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Ayıp, ayıp! Öyle deme! Saçma sapan olur mu?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Ondan sonra diyorsunuz ki: “Ya, biz burada neyi konuşuyoruz?” İyi de arkadaşlar, bunu biz mi getirdik, bu kadar karmaşayı biz mi yarattık? Bunu hem yaratıp hem şikâyete hakkınız var mı?

Bakın, değerli arkadaşlarım, ben şimdi size buradan soruyorum: Bakın, AKP çok kötü yönetiliyor. Bana kızıyor musunuz? Kızmıyorsunuz, değil mi?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kale almıyoruz.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Sen kendine bak,

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Söylüyorum, çok kötü yönetiliyor. İtiraz mı ediyorsunuz?

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) – Kendi partine bak!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kale almıyoruz.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Çok kötü yönetiliyor. İtiraz mı ediyorsunuz?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kale almıyoruz.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Peki, peki. Bu kadar bağırdınız ya, şimdi mahcup olacaksınız. Bunu ben söylemiyorum ki. Abdüllatif Şener söylüyor!

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Kime söylüyor?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - Başbakan Yardımcınız söylüyor! Ben söylemiyorum, ben.

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) – Uğur Bey…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Zeynep, sen sus! Sen hemşehrimsin, sen sus!

AYHAN ZEYNEP TEKİN BÖRÜ (Adana) – Niye susayım canım!

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, sizin partinin Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener diyor ki: “Bu parti çok kötü yönetiliyor.” Bundan hiç mi ders almıyorsunuz? Hiç düşünmediniz mi bir Başbakan Yardımcısı niye böyle desin? Hiç düşünmediniz mi?

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Ne alakası var ya!

BAŞKAN – Sayın Aksöz, bir dakikanızı rica edebilir miyim.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Buyurun efendim.

BAŞKAN – Efendim, siz çok tecrübeli bir siyasetçisiniz, kürsüye hâkimsiniz, ama karşılıklı konuşmak diye bir anlayışımız yok. Yalnız, aynı zamanda…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Peki Sayın Başkan, tamam.

BAŞKAN – Müsaade edin, sadece size değil.

Değerli arkadaşlar, böyle bir usul yok. Ne hatip size karşılıklı bir şey söylemeli ne sizin de cevap vermeniz gerekir. Bellidir söz aldığı konu, onu anlatacak Genel Kurula; beğeniriz beğenmeyiz, saygı duyacağız.

Buyurun efendim.

MEHMET EMİN TUTAN (Bursa) – Moğoltay’ı söyle! Onu da söyle!

BAŞKAN – Efendim, lütfen müdahale etmeyin.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, siz istediğiniz kadar bağırın, ortada bir gerçek duruyor. Yani, siz “Dünya dönmüyor” derseniz dünya duracak mı? Dünya dönüyor.

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Konuya gel! Ünal Bey’e kızıyordun. Bunun ne alakası var!

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Siz ne derseniz deyin, Başbakan Yardımcısı “Bu parti kötü yönetiliyor.” demişse…

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Konuya geç!

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bakın, bir Başbakan Yardımcısı “Ben aday bile olmuyorum” demişse, hepinizin üç saat düşünmeniz lazım, düşünmeniz lazım. Neler oluyor?

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Başkanım, konuya geçsin.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bu kadar… Bitirdim.

BAŞKAN – Sayın Aksöz… Sayın Aksöz, ona girmeyelim lütfen. 

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Peki.

BAŞKAN – Her partide aday olmayan olabilir.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Doğru.

Başka bir konuya geliyorum değerli arkadaşlar. Şimdi, burada, bakın, Anavatan Partisi Grubu yok. Bu Anavatan Partisi şu anda kurultay yapıyor. Bu Anavatan Partisi iki gün evvel sizin hayatınızı kurtardı, size destek vermeseydi, o paket geçmeyecekti. Onları hem kandırdınız “referandum getirmeyeceğim” diye hem aldattınız hem de onların kurultayına bile saygı göstermediniz.

AHMET YENİ (Samsun) – DSP’yle anlaştınız mı?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Onlar yokken Genel Kurulu yine topladınız.

AHMET YENİ (Samsun) – DSP’yle anlaştınız mı?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bir toplumsal nezaket vardır. (CHP sıralarından alkışlar) Kurultayı olan parti, o gün kurultayı varsa, Genel Kurul toplanır, o gün karar alır, kapatır ve o arkadaşlara bir saygı gösterir. Onu bile yapmadınız.

Bakın, bugünkü gazeteleri okutunuz mu, hepsinde ne yazıyor biliyor musunuz? “Gel de bu AKP’ye güven” diyor. Manşet: “Gel de bu AKP’ye güven.” Niye, hem Başbakan Yardımcısının beyanından hem Anavatana yaptığınızdan dolayı. Bu beni direkt ilgilendirmez, ama…

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Hangi gazete?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Efendim, Güneş gazetesini alırsınız, manşetinde “Gel de bu AKP’ye güven” diyor.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Güneş gazetesi mi?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Bakınız, siyasette, değerli arkadaşlar, siyasette güven çok önemlidir, verilen söz çok önemlidir, çok önemlidir söz.

FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa) – Kaç kişi girdi ön seçime?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – İnsanı insan yapan sözdür. Söz tutulmamışsa, artık o kişiye ve o partiye güvenilmez. Bunu da geçiyoruz.

Şimdi gelelim konumuza. Değerli arkadaşlar…

AHMET YENİ (Samsun) – Kaç parti değiştirdin bugüne kadar?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) –  Değerli arkadaşlar, bakın, şurada bir gününüz kaldı, yarın listeler ilan edilecek. Bu laf attığınıza da pişman olacaksınız, kuliste bana gelip “Ya Uğur Bey haklıymışsın.” diyeceksiniz. Ben bunları çok yaşadım.

ABDULLAH ERDEM CANTİMUR (Kütahya) – Bu seçimde hangi partiye geçeceksin?

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Geçiniz bunları, bunları geçiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, beni konuya davet ediyordunuz, Sayın Hatibi de konuya davet etseniz.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Şimdi, bakın, bir şey söylüyorum: Değerli arkadaşlar, hukukta bir kural vardır, bir de istisna vardır. Kural şudur: Gelen yasa tasarı ve teklifleri burada, komisyonlarda ve Genel Kurulda kırk sekiz saat geçmeden görüşülmez. O kırk sekiz saat neden konulmuştur? Milletvekilleri iki gün düşünsün taşınsın araştırsın diye. Bu bir kuraldır. Peki, bunun istisnası ne? istisnası ne? İstisnası şudur: Çok acil, memleketi çok yakından ilgilendiren çok derin konular varsa bu kırk sekiz saat kaldırılır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Aynı bunlar gibi.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Evet, şimdi, siz ne yapıyorsunuz? Burhan Kuzu Hocam bunu çok iyi bilir. Bu hukukun ana prensibidir. Bu çok istisnaen kullanılır. Peki, siz ne yaptınız, AKP Grubu? Kırk sekiz saati kaldırmayı kural hâline getirdiniz. Her yasada bunu uyguluyorsunuz, her yasada bunu uyguluyorsunuz. Ülkenin rejimini ilgilendiren Anayasa değişikliğinde de bunu uyguluyorsunuz, şimdi önümüze getirdiğiniz gene bu. Bu ne? Referandum yasası, kırk sekiz saat geçmeden uygulansın.

Peki, bakın, arkadaşlar, demin Ünal Bey dedi ki: “Bu ne kargaşa? Neyi konuşuyoruz?” Yahu bu kargaşayı siz yaratıyorsunuz. Bir yandan Anayasa paketi Cumhurbaşkanında, bir yandan biz bunu Anayasa Mahkemesine götürüyoruz, -her şey ortada- bir yandan siz referandum yasasını getiriyorsunuz, süreleri kısaltıyorsunuz ve bu süreleri kısaltırken bir şeyi unutuyorsunuz: Bu sürelere göre yürürlük tarihi koymanız gerekirken, bu yasa tasarısının sonuna demişsiniz ki: “Bu referandum yasası yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.” Bu yarın yayınlansa, o paket orada, öbürü orada, bu yürürlüğe girdi… Bakın, arkadaşlar, bütün süreler birbirine giriyor. Tam bir kaos, tam bir karmaşa. Bütün bu karmaşalara 4 Hazirandaki listeleri de ekleyin, tam bir karmaşa.

Peki, bir iktidar grubu, şu koca grup böyle karmaşa mı yapmalıydı; yoksa, bizim grupla oturup “Arkadaşlar, memleketin şu şu yasalara ihtiyacı var. Oturalım, şunu şöyle görüşelim, bunu böyle yapalım mı?” demeliydi.

Bakın, bir örnek veriyorum: Değerli arkadaşlarım, bakın, bugüne kadar bu Meclis Cumhurbaşkanını bu yasalarla tıkır tıkır seçti. İlk defa seçemedi, çünkü…

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Sayenizde.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) - …ilk defa 360’a yakın milletvekili olan dev bir grup var, çok güçlü bir grup var. Ama, önceki Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel ne dedi hatırlıyor musunuz? “Büyük grupları yönetmek çok zordur.” dedi.

SONER AKSOY (Kütahya) – Yanılmış… Yanılmış…

UĞUR AKSÖZ (Devamla) – Yönetemediniz… Yönetemediniz… Yönetemediğiniz gibi, ülkeyi de yönetemediniz, krizleri de yönetemediniz, hiçbir şeyi yönetemediniz. Bakın, arkadaşlar, yönetemediniz.

Ben, size, son olarak… Bu son konuşmamız herhâlde yarın Meclis kapanacak diye umuyorum, tabii sizin grup başkan vekilleri yarın sabah uyanıp Meclise devam demezlerse, akıllarına ilk geleni yapıyorlar. Yarın kapanacağını varsayarak size küçücük bir Temel fıkrası söyleyeceğim: Temel ile Dursun yolda gidiyormuş…

AHMET YENİ (Samsun) – Temel’e hakaret yapma.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) –  …Dursun muz kabuğuna basıp düşmüş, kafayı yere vurmuş. Kalkmışlar yola devam etmişler.

AHMET YENİ (Samsun) – Temel’e hakaret etme.

UĞUR AKSÖZ (Devamla) –  İleride bir muz kabuğu daha görmüşler, Dursun demiş ki: “Aa bak orada da muz kabuğu var.” Temel de demiş ki: “Desene biraz sonra yine düşeceğuz.” Gene düşeceksiniz, gene düşeceksiniz.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Aksöz.

Lehte olmak üzere Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa.

Buyurun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

EYÜP FATSA (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Grup önerimizin lehinde söz aldım, bu vesileyle Başkanlık makamını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, önerimiz kısaca, 1440 sayılı Ankara Milletvekili Haluk İpek ve 4 Milletvekili Arkadaşının Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması ve yine 1441 sıra sayılı Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü'nün, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 77’nci maddesinde  bir değişiklik yapılmasını ihtiva ediyor ve bu değişiklileri de kırk sekiz beklemeden Genel Kurul gündemine alınmasını talep ediyor.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle burada konuşan arkadaşlarımızı dinledik. Ben özellikle ve öncelikle bir iki hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada yıllarca parlamenterlik yapmış, gerek Meclis içinde gerek parti yönetimlerinde gerekse hükûmetlerde görev yapmış arkadaşlarımız var. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün çalışmaları saygıdeğerdir. Buradan çıkan kanunların, Anayasa değişikliklerinin, kanun tekliflerinin takip edeceği hukuki yol ve prosedür de vardır. Elbette ki, Sayın Cumhurbaşkanın onayı, şayet onay olmazsa, ikinci görüşmeden sonra Sayın Cumhurbaşkanının bunu Anayasa Mahkemesine götürmesi veya siyasi parti gruplarının, çıkan kanunları veya değişiklikleri Anayasa Mahkemesine götürme hakları vardır. Bütün bu görüşmeler, bu prosedür içerisinde yapılır. Ama, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını abesle iştigal gibi görmek, doğrusunu isterseniz, bu Meclisin yapmış olduğu yasama çalışmalarını hafife almaktır. Daha ağırını söylemek, daha farklı şekilde söylemek istemiyorum, bunu hafife almaktır. Burada yapılan her çalışma önemlidir. Yapılan çalışmalar üzerinde, siyasi parti gruplarının ve sözcülerinin farklı görüşleri olabilir, bu da saygıdeğerdir. Aynı şeyi düşünüyor olsaydık, aynı şeylere inanıyor olsaydık ve dünya görüşlerimiz, siyasi görüşlerimiz aynı olsaydı, zaten, farklı siyasi partilere de gerek olmaz, herkes bir parti çatısı altında olurdu. Dolayısıyla, bugün bizim yapmış olduğumuz çalışmalar ve uygulamalar, geçmişte bu Meclisin uyguladığı, uygulaması var olan ve sık sık da başvurulan bir yöntemdir. “Efendim, böyle lüzumsuz kanunlar” ifadesini de doğrusunu isterseniz çok yadırgadım.

Değerli arkadaşlar, Meclisimizin gündeminde, dün, tümü üzerinde görüşmelerini tamamladık, polis vazife ve salahiyetleriyle alakalı önemli bir düzenleme var. Efendim, bu Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulması…

Arkadaşlar diyorlar ki: “Siz işte bir kaotik ortam yaratıyorsunuz. Siz sistemi bozuyorsunuz. Siz rejimin temelleriyle oynuyorsunuz.”

Değerli arkadaşlar, bakın, bu Meclis, Anayasa’nın bazı maddeleriyle, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimiyle alakalı çok önemli bir Anayasa değişikliği yapmıştır ve iki sefer görüşerek, yeterli çoğunluğu da bularak Türkiye Büyük Millet Meclisinden bunu geçirmiştir. Bu çok önemlidir. Bu, Meclisin kararlılığını, bu Meclisin tutarlılığını, bu Meclisin gündemine olan hâkimiyetinin görülmesi ve bilinmesi açısından çok önemlidir. Bunu hafife almak, doğrusunu isterseniz çok şık değildir, çok doğru değildir.

Efendim, niye buraya geldik? Niye böyle bir Anayasa değişikliği yapmak mecburiyetinde kaldık? Şimdi, bizde, Anadolu’da bir söz vardır: “Hem suçlu hem güçlü.” diye.

Değerli arkadaşlar, buraya biz gelmedik. Yanlış uygulamalar ve yapılan birtakım yanlışların sonucunda biz buraya geldik. Hiç kimse boşuna ve nafile gayretlerin içerisine girmesin. Bak, siyasette ne yaptığın değil, ne söylediğin değil; yaptığının ve söylediğinin kamuoyu tarafından nasıl algılandığı, nasıl okunduğu önemlidir. Ben muhalefetteki arkadaşlara, muhalefet sözcülerine sormak istiyorum: Ya siz Allah aşkına, burada yapılanları, bu yaşadığımız süreci, bu süreçle ilgili kamuoyunun algılamasını hiç zahmet edip bir kamuoyuna, vatandaşlarımıza, insanlarımıza bir soruyor musunuz? Soruyor musunuz? Dolayısıyla, ne sistemle oynayan ne rejimle oynayan ne de Türkiye’de bir kaos ve kaotik ortam meydana getirmeye yönelik bir gayret ortada yoktur. Buraya ne sebeple, hangi şartlarla geldiğimizi aziz milletimiz de çok iyi bilmektedir. Sistem tıkanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, gelinen bu sonuçla, sadece Cumhurbaşkanı değil, aynı zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanını da seçemez hâle gelmiştir. Bunun sorumlusu biz değiliz. Bu sürecin sorumlusu biz değiliz. Bu süreçte onlarca Meclis Başkanı seçildi, üç tane Cumhurbaşkanı seçildi. Biz yeni bir şey icat etmedik, yeni bir yasa, yeni bir düzenleme, yeni bir uygulama meydana getirmedik. Biz, var olan, 82’den beri uygulanan uygulamaları, aynı prosedürü, yasal ve anayasal çerçevede işletmek istedik, ama, gördük ki, anayasal ve yasal çerçevede işleyen prosedür ve sürece itirazı olanlar, bundan rahatsız olanlar var. Sistem tıkanmıştır. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Tıkanan sistemin önünü açmak, bu sürecin önünü açmak ve rahatlatmak, bu kaostan, bundan… Kaostan bahsedeceksek, kaos budur, kaotik ortam budur. Türkiye’nin önünü açmak, bu Meclisin görevidir, Meclis de görevini yapmaktadır, iktidar partisi de sorumluluğunun gereğini yapmaktadır. Burada yanlış anlaşılacak bir şey de yoktur, burada farklı mecralara çekilecek bir anlayış da yoktur. O ki Meclis görevini yapamaz hâle gelmiştir, öyleyse, sıkıntıları, Meclise de bu iradeyi ve yetkiyi veren, meşruiyetin yegâne kaynağı ve temeli olan halka götürmektir, bizim yaptığımız da budur.

Efendim, dün, bugün de söylendi; nasılsa bu süreç işlemeyecek, nasılsa biz yeniden Anayasa Mahkemesine gittik, nasılsa Sayın Cumhurbaşkanımız bunu onaylamayacak veya halkoyuna götürmeyecek gibi ifadeler de, doğrusunu isterseniz, değerli arkadaşlar, Sayın Cumhurbaşkanının da, Anayasa Mahkemesinin de görev ve sorumluluklarına, yetkilerine burada müdahaledir. Kararlarını verirler, görürüz.

“Efendim, getirdiğiniz şey şudur!” Bizim yürürlükteki yasaya göre, eğer referanduma gidecekse bir Anayasa değişikliği, 120 günü takip eden ilk pazar günü yapılır referandum, halkoylaması.” diyor. Biz de diyoruz ki: Bu değiştirilen, değişiklik yapılan Anayasa değişikliğiyle ilgili eğer şayet bir referandum süreci işleyecekse, buradaki 120 günlük süreç 45 güne indirilmek suretiyle, onu takip eden ilk pazar günü yapılır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EYÜP FATSA (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

Efendim, burada yanlış olan ne? Eğer bunu yapmayacak idiysek, yedi sene sonrası için seçilecek bir Cumhurbaşkanıyla alakalı Anayasa değişikliğinin ne anlamı olurdu? Anlamsızlık, anlaşılmaz olan, eğer bu referandum yasasını getirmemiş olsaydık, anlaşılmaz olan bu olurdu, doğru olmayan bu olurdu. Yapılan Anayasa değişikliğine paralel olarak o süreci çalıştıracak bir yasal düzenleme yapıyoruz. Burada rahatsız olacak, bundan yanlış anlaşılacak bir konu, ben, doğrusunu isterseniz, görmüyorum.

Bir diğer konu da, İç Tüzük’ün 77’nci maddesinde bir değişiklik yapıyoruz. Kısaca, İç Tüzük’ün 77’nci maddesindeki uygulamaya baktığımızda -buradan metni okumak istemiyorum- özellikle Meclis seçime gittikten sonra, yani, Parlamento yenilendikten sonra, bir önceki dönemdeki komisyonlarda görüşülmüş, Genel Kurulda basılmış ve sıra almış kanunlar kadük kalıyordu, yani, gündemden düşüyordu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EYÜP FATSA (Devamla) – Şunu ifade etmeme müsaade edin Sayın Başkan.

Tabii, bu kanunlarda büyük emekler var. Bu kanunlarda, gece gündüz harcanmış emek ve mesai var.

Bakın, değerli arkadaşlar, mesela, bizim Türk Ticaret Kanunu’muz 1535 maddedir. Alt komisyonlarda, üst komisyonlarda, iktidarıyla muhalefetiyle anlaşarak, uzlaşarak çıkartılmış bir kanundur. İstiyoruz ki, yeni şekillenen Parlamento ve hükûmet, bu tür büyük kanunları, -yani çok emek harcanmış, çok mesai harcanmış- eğer istiyorsa, kadük kalmadan Genel Kurulda gündemine alıp görüşebilsin. Arzu ediyorsa -burada bir icbar da yok- istiyorsa görüşür. Yani yeniden üç aylık, altı aylık, bir yıllık süreleri kullanmak suretiyle, bunu, komisyonlarda, alt komisyonlarda görüşmesin, üzerinde mutabakata varılmış olan bu yasaları, Ceza Uyum Yasası gibi, Kat Mülkiyeti Kanunu gibi önemli yasalar. Bu çerçevede baktığımızda, madde sayısı itibarıyla da, hem de komisyonlarda görüşmelerinde önemli mesai ve zaman harcanmış kanunlardır. Yeni yönetim, yeni hükûmet, yeni şekillenen Parlamento, istiyoruz ki bunları gündemine alıp görüşebilsin, yeniden baştan başlamasın.

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Buna engel bir şey yok.

EYÜP FATSA (Devamla) - Ben, bu duygu ve düşüncelerle… Bunlar bilinmeyen konular değildir, gizli kapaklı bir şey yoktur. Dün akşam komisyonlarda bu kanunlar görüşülürken, muhalefete mensup arkadaşlarımız da o komisyonda idi, sabah falan getirmedik önüne. Kimsenin önüne, sabah burada, böyle hiç bilmedikleri bir konuyu da getirmedik.  

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Bizim önümüze getirdiniz.

EYÜP FATSA (Devamla) – Ben, Genel Kurulun, Grup önerimizin lehinde oy vereceğini düşünüyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Fatsa.

Sayın milletvekilleri, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İçtüzük’ün 19’uncu maddesine göre vermiş olduğu öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, Başbakanlığın Anayasanın 82’nci maddesine göre verilmiş bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım:

Buyurun.

 

 

 

                                                                              

 

 

                                                                                                  01/06/2007

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 

Devlet Bakanı Prof. Dr. Mehmet Aydın’ın, Rusya Federasyonu Eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in cenaze törenine katılmak üzere bir heyetle birlikte 25 Nisan 2007 tarihinde adı geçen Ülke’ye yaptığı resmi ziyarete, ekli listede adları yazılı milletvekillerinin de iştirak etmesi uygun görülmüş ve bu konudaki Bakanlar Kurulu Kararının sureti ilişikte gönderilmiştir.

Anayasanın 82 nci maddesine göre gereğini arz ederim.

                                                                             Recep Tayyip ERDOĞAN

Başbakan

LİSTE

Mustafa Said YAZICIOĞLU                                             Ankara

Mustafa ÖZYURT                                                           Bursa

Cavit TORUN                                                                Diyarbakır

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı Ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

 

1.      Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere’nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305) (Dağıtma tarihi: 15.12.2003)

 

 

1’inci sırada yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleriyle ilgili komisyon raporu gelmediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

BAŞKAN – 2’nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.      X  Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı İle Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet Komisyonları Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.        Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik’in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3 Milletvekilinin; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4. Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3 Milletvekilinin; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1037) (S. Sayısı: 1437)(x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi 1’inci maddeyi okutuyorum:

 

 

 

 

PO­LİS VA­Zİ­FE VE SALÂHİ­YET KA­NU­NUN­DA  DE­Ğİ­ŞİK­LİK  YA­PIL­MA­SI­NA

DA­İR KA­NUN TEK­Lİ­Fİ

 

MAD­DE 1- 4/7/1934 ta­rih­li ve 2559 sa­yı­lı Po­lis Va­zi­fe ve Salâhi­yet Ka­nu­nu­nun 4 ün­cü mad­de­sin­den son­ra gel­mek üze­re aşa­ğı­da­ki 4/A mad­de­si ek­len­miş­tir.

“Dur­dur­ma ve kim­lik sor­ma

MAD­DE 4/A- Po­lis, ki­şi­le­ri ve araç­la­rı;

a) Bir suç ve­ya ka­ba­ha­tin iş­len­me­si­ni ön­le­mek,

b) Suç iş­len­dik­ten son­ra ka­çan fa­il­le­rin ya­ka­lan­ma­sı­nı sağ­la­mak, iş­le­nen suç ve­ya ka­ba­hat­le­rin fa­il­le­ri­nin kim­lik­le­ri­ni tes­pit et­mek,

c) Hak­kın­da ya­ka­la­ma em­ri ya da zor­la ge­tir­me ka­ra­rı ve­ril­miş olan ki­şi­le­ri tes­pit et­mek,

ç) Ki­şi­le­rin ha­ya­tı, vü­cut bü­tün­lü­ğü ve­ya mal­var­lı­ğı ba­kı­mın­dan ya da top­lu­ma yö­ne­lik mev­cut ve­ya muh­te­mel bir teh­li­ke­yi ön­le­mek,

ama­cıy­la dur­du­ra­bi­lir.

Dur­dur­ma yet­ki­si­nin kul­la­nı­la­bil­me­si için, po­li­sin tec­rü­be­si­ne ve için­de bu­lu­nu­lan du­rum­dan edin­di­ği iz­le­ni­me da­ya­nan ma­kul bir se­be­bin bu­lun­ma­sı ge­re­kir. Sü­rek­li­lik arz ede­cek, fi­ili du­rum ve key­fi­lik oluş­tu­ra­cak şe­kil­de dur­dur­ma iş­le­mi ya­pı­la­maz.

Po­lis, dur­dur­du­ğu ki­şi­ye dur­dur­ma se­be­bi­ni bil­di­rir ve dur­dur­ma se­be­bi­ne iliş­kin so­ru­lar so­ra­bi­lir; kim­li­ği­ni veya bu­lun­du­rul­ma­sı ge­rek­li di­ğer bel­ge­le­rin ib­raz edil­me­si­ni is­te­ye­bi­lir.

Dur­dur­ma sü­re­si, dur­dur­ma se­be­bi­ne esas teş­kil eden iş­le­min ger­çek­leş­ti­ril­me­si için zo­run­lu olan sü­re­den faz­la ola­maz.

Dur­dur­ma se­be­bi­nin or­ta­dan kalk­ma­sı ha­lin­de ki­şi­le­rin ve araç­la­rın ay­rıl­ma­la­rı­na izin ve­ri­lir.

Po­lis, dur­dur­du­ğu ki­şi üze­rin­de ve­ya ara­cın­da si­lah ve­ya teh­li­ke oluş­tu­ran di­ğer bir eş­ya­nın bu­lun­du­ğu hu­su­sun­da ye­ter­li şüp­he­nin var­lı­ğı ha­lin­de, ken­di­si­ne ve­ya baş­ka­la­rı­na za­rar ve­ril­me­si­ni ön­le­mek ama­cı­na yö­ne­lik ge­rek­li ted­bir­le­ri ala­bi­lir. An­cak bu amaç­la ki­şi­nin üze­rin­de­ki el­bi­se­nin çı­ka­rıl­ma­sı ve­ya ara­cın, dı­şa­rı­dan ba­kıl­dı­ğın­da içe­ri­si gö­rün­me­yen bö­lüm­le­ri­nin açıl­ma­sı is­te­ne­mez.

Bu Ka­nun ve di­ğer ka­nun­la­rın ver­di­ği gö­rev­le­rin ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si sı­ra­sın­da, po­lis ta­ra­fın­dan ge­rek­li iş­lem­ler için dur­du­ru­lan ki­şi­ler ve araç­lar­la il­gi­li hü­küm­ler sak­lı­dır.

Po­lis, gö­re­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­rir­ken, ken­di­si­nin po­lis ol­du­ğu­nu be­lir­le­yen bel­ge­yi gös­ter­dik­ten son­ra, ki­şi­le­re kim­li­ği­ni so­ra­bi­lir. Bu ki­şi­le­re kim­li­ği­ni is­pat­la­ma­la­rı hu­su­sun­da ge­rek­li ko­lay­lık gös­te­ri­lir.

Po­lis, kim­lik sor­gu­la­ma­sı sü­re­sin­ce ki­şi­yi ve ara­cı bek­le­te­bi­lir.

Bel­ge­si­nin bu­lun­ma­ma­sı, açık­la­ma­da bu­lun­mak­tan ka­çın­ma­sı ve­ya ger­çe­ğe ay­kı­rı be­yan­da bu­lun­ma­sı do­la­yı­sıy­la ya da sa­ir su­ret­te kim­li­ği be­lir­le­ne­me­yen ki­şi tu­tu­la­rak du­rum­dan der­hal Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı ha­ber­dar edi­lir. Bu ki­şi, kim­li­ği açık bir şe­kil­de an­la­şı­lın­ca­ya ka­dar gö­zal­tı­na alı­nır ve ge­re­kir­se tu­tuk­la­nır. Gö­zal­tı­na ve tu­tuk­la­ma­ya ka­rar ver­me yet­ki­si ve usu­lü ba­kı­mın­dan 5271 sa­yı­lı Ce­za Mu­ha­ke­me­si Ka­nu­nu hü­küm­le­ri uy­gu­la­nır.

Ki­şi­nin kim­li­ği­nin be­lir­len­me­si du­ru­mun­da, bu ne­den­le gö­zal­tı­na alın­ma ve­ya tu­tuk­lan­ma ha­li­ne der­hal son ve­ri­lir.

Nü­fu­sa ka­yıt­lı ol­ma­dı­ğı için kim­li­ği tes­pit edi­le­me­yen ki­şi­le­rin nü­fu­sa ka­yıt­la­rı­nın te­mi­ni için ge­rek­li iş­lem­ler ya­pıl­dık­tan son­ra, 5 in­ci mad­de­ye gö­re fo­toğ­raf ve par­mak izi tes­pit edi­le­rek kay­da alı­nır.

Kim­li­ği tes­pit edi­le­me­yen ki­şi­nin ya­ban­cı ol­du­ğu­nun an­la­şıl­ma­sı ha­lin­de, 5682 sa­yı­lı Pa­sa­port Ka­nu­nu ve 5683 sa­yı­lı Ya­ban­cı­la­rın Tür­ki­ye’de İka­met ve Se­ya­hat­le­ri Hak­kın­da Ka­nun hü­küm­le­ri­ne gö­re iş­lem ya­pı­lır.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına Artvin Milletvekili Sayın Yüksel Çorbacıoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yüce Meclisin değerli üyeleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan yasa teklifinin 1’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına söz aldım.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, ben, size, Avrupa Polis Etiği Yönetmeliği’nin bir bölümünü okumak istiyorum. Hukuk devletinin geçerli olduğu demokratik bir toplumda, polisin ana amaçları beş madde halinde düzenlenmiş:

“1) Toplumda, kamunun huzurunu, kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü sağlamak.

2) Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve saygı göstermek.

3) Suçu önlemek ve suçla mücadele etmek.

4) Suçu ortaya çıkarmak.

5) Halka yardım etmek ve halkın hizmetinde olmak.”

Bu amaçlar, hukuk devletinde görev yapan tüm güvenlik güçlerinin amacı olarak, Avrupa Polis Etiği Yönetmeliği’nde yer almıştır.

Değerli arkadaşlar, bizim amacımız, hukuk devleti olmak, hukuk devleti yolunda eksiklerimizi gidermek ve bu amaca hizmet eden kanunlar yapmak. Genel olarak, 2005 ve 2006 yıllarında düzenlenen ve yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu gibi ceza hukuku alanını düzenleyen tüm düzenlemeler ile kişi hak ve özgürlükleri açısından mevcuttan daha iyi düzenleme yaptık. Başka açıdan eksiklerimiz var, onları tartışmıyorum, o konuya girmiyorum. Ama kişi hak ve özgürlükleri, demokratikleşme ve hukuk devleti yolunda mevcut durumdan daha ileri düzenlemeler yaptık. Gözaltı süreleri, yakalama şartları, suçluların hakları, savunma hakları, bu konuda çok ileri düzenlemeler yaptık. Ancak bu düzenlemeleri yaptıktan sonra -şimdi elimde tarihleri var, ayrıntıya girmeyeceğim- Türk Ceza Kanunu’nda üç kez yeniden düzenleme yaptık, yeniden kanunlar çıkardık, mevcut temel kanun çıktıktan sonra.

Hatta bir tanesini yürürlüğe girmeden önce yaptık.

Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda iki kez değişiklik yaptık. Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da da üç kez düzenleme yaptık. Şimdi, bu düzenlemelerin hepsi elimde, bunlara baktığımızda, ne yazık ki, o atılan, ileri atılan o büyük adımlardan küçük küçük geriye adımlar atılmış oldu. Bu düzenlemeler, hukuk devleti yolunda yapılan temel düzenlemelerden geriye adım atılmak şeklinde sonuç doğurmuştur.

Çok ilginçtir, bu geriye adım atışlarla ilgili, infaz şartlarının ağırlaşması, savunma hakkının kısıtlanması, avukat görüşmeleri, avukatın potansiyel suçlu sayılması gibi bir yığın düzenlemeler var ama arada bir siyasetçimizi kurtaran düzenleme de yaptık. Onun infazının kolaylaştırılması için düzenleme de yaptık.

Yine, Türkiye için bence çok büyük sorun olan ama artık tartışıldığı için geride kalmış olan ama bir kez daha bunu Meclis tutanaklarına geçmesi yönünde önemsediğimden söylüyorum, 5377 sayılı Kanun ile 29/6/2005 tarihinde kabul edilen bu kanun ile Türk Ceza Kanunu’nun 263’üncü maddesinde çok yanlış bir düzenleme yaptık. Eğitim kurumlarıyla ilgili cezaları indirdik, sorumluları da sorumluluktan kurtardık. Bunların faturaları, ne yazık ki, bu yapılan -şu maddeyle ilgili söylüyorum- bu maddeyle ilgili yapılan yanlışın faturası, Türkiye’de, Rahip Santoro cinayeti gibi veya Malatya’daki çok acı olaylar gibi, bir basın kuruluşunun basılarak insanların boğazının kesilmesi gibi ve buna benzer terörist faaliyetlere kaynak olan veya bu tür faaliyetlere destek veren geri bir düzenleme olduğu için, ben, bunu da, yine, Meclis tutanaklarına geçirmek istiyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Meclis Adalet Komisyonunda bu kanunla ilgili görüşme yapılırken benim bir şey dikkatimi çekti.

Aslında, bu getirilen kanundan çok daha fazlası, çok daha fazla yetkiler güvenlik birimleri tarafından talep edildi, bir kısmı verildi. Ama, orada bu bile konuşulurken, değerlendirilirken özellikle Adalet Bakanlığı temsilcilerinin bu taleplere karşı çıktığını gördüm. İçişleri Bakanlığı talep ediyor, Jandarma Genel Komutanlığı talep ediyor, ancak bu düzenlemelerin mevcut temel düzenlemeler olan Ceza Yasası ve Ceza Muhakemesi Yasası gibi düzenlemelere uygun olmadığını bizzat Adalet Bakanlığının bürokratları söyledi. Biz de söyledik, ana muhalefet partisi milletvekilleri olarak biz de bu yapılanın doğru olmadığını söyledik, ancak anlatamadık.

Değerli arkadaşlar, görüşülen kanunun 1’inci maddesi polise durdurma ve kimlik sorma yetkisini veren bir madde. Bu maddeyle ilgili çeşitli kişi ve kuruluşların değerlendirmeleri var. Ben, özellikle İnsan Hakları Derneğinin 1’inci maddeyle ilgili değerlendirmesini sizlerle paylaşmak istiyorum: Tasarının 1’inci maddesinde polisin durdurma ve kimlik sorma yetkisi düzenlenmiştir. Mevcut kanunumuzda düzenlenmemiş olan bir yetki olan durdurma yetkisi ilk kez bu tasarıda gündeme geliyor. Şimdi, durdurma yetkisinin kullanılmasında ve sınırının belirlenmesinde inisiyatif tamamen polise bırakılmakta. Bu durum keyfiyete yol açabilecektir.

Eleştiri olarak ortaya konuyor ve ben de bu eleştiriye katılıyorum.

Şimdi “Durdurma için makul bir sebebin olması gereklidir.” denilmiştir. Ancak, makul sebebin ülkemiz koşullarında ne kadar geniş değerlendirilebileceği unutulmaması gereken bir noktadır. Kaldı ki, makul sebep, yeterli şüphe, gerekli tedbir anlayışının polisten polise değişeceğini de kabul etmek gerektir.

Yine, maddenin gerekçesine -madde gerekçesinde var bu, maddenin metninde yok- bakıldığında; kişilerin ve araçların bilgi amaçlı olarak durdurulabileceği, ancak kişilerin burada bilgi vermede hukuksal sorumluluğu olmadığı, fakat ahlaki yükümlülükten bahsedildiği görülmektedir. Kişilerin önceden ahlaki bir yükümlülük altına sokulması suistimale açık bir alan yaratmaktadır.

Yine, madde gerekçesinde, durdurulan kişinin sorulara tatmin edici cevap vermemesi veya hiç cevap vermemesi durumunda gerekli tedbirlerin alınabileceği belirtilmiştir. Ancak, mevzuatta, kişinin kimlik bilgileri dışında herhangi bir beyanda bulunma zorunluluğu olmadığı da bilinmektedir. Susma hakkı bir temel haktır. Kanuni susma hakkının olduğunu unutmamalıyız. Bu yönüyle teklif mevcut mevzuatla çelişmektedir.

Teklifte ayrıca, durdurma işlemini yapan polisin, aynı zamanda, yeterli şüphe durumunda kişi üzerinde yoklama ve sıvazlama yöntemiyle arama yapabileceği belirtilmiş. Buradan hareketle, aslında, her durdurma işlemi sonucunda “Yeterli şüphe vardır.” denildiğinde arama işlemi yapılacağı ortaya çıkmaktadır. Ayrıca, durdurma işleminde aracın görünmeyen kısımlarının kişinin rızasıyla aranabileceği ve bu rızanın hukuka aykırı olmayacağı dile getirilmiştir. Ancak, ev aramalarında, rızanın hukuka aykırılığı kaldırmadığı gibi, buradaki rızanın da hukuka aykırılığı kaldırmayacağı görüşündeyiz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, çok hassas bir alanı düzenliyoruz. Yani, bu derneğin de görüşüne itibar ettiğimizde, kişi hak ve özgürlükleriyle güvenlik arasındaki bu dengeyi tutturmanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Ancak, eğer, yapacağımız düzenleme kişi hak ve özgürlüklerine müdahale edecekse, bu, sonuçta, hukuk devletine müdahale olarak tezahür edecektir.

Şimdi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119’uncu maddesine baktığımızda; arama yetkisinin, polis tarafından, güvenlik birimleri tarafından hâkim kararı, acil durumlarda savcı kararı veya çok acil durumda, yine, bazı yerlerle ilgili -konut ve özel alan dışında- kolluk amiri tarafından verilen emirle ve bilahare de savcıya bildirilmek suretiyle kullanılabileceği düzenlenmiştir.

Şimdi, burada “önleme” adı altında, yani “polisin önleme görevi” adı altında, tamamen yargısal denetimden uzak bir görev ifa edilmesi fırsatı yaratılmaktadır. Şimdi bunun neden önemli olduğunu, neden Ceza Muhakemesi Yasası’nda hâkim kararına ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha dile getirmekte fayda var.

Bakın, güvenlik birimlerimiz çok zor şartlar altında ve en zor olaylarla mücadele etmek zorunda. Bu görevi yaparken hatalar olabilmektedir. Olabildiğince bu hataların azalması, azaltılması için bizler düzenleme yapmak zorundayız ve polisimizin hata yapma şansını azaltmalıyız. Yani, bu görevi ifa ederken suçla, suçluyla, hatta ölümle karşı karşıya geliyor güvenlik elemanlarımız. Bu kadar kolay bir alan değil bu. Ama, sonuç olarak, yaptığımız düzenlemelerle, biz, aslında, polise bu görevi hangi amaçla veriyoruz? Toplumun huzur ve refahını, insanların hak ve hukukunu korumaları için veriyoruz. Eğer o hak ve hukuku o insanlar kullanamayacaksa, polise bu yetkinin verilmesine gerek de yoktur. Aslında, bu düzenlemelerin yapılmasında, bence, emniyet güçlerimizin sorumluluğunun bir kısmı alınmıştır. Adlî merciler tarafından alınmıştır. Şimdi, polise çok yetki verirsiniz veya herhangi bir kişiye veya kuruma çok yetki verirsiniz. Ama, sorumluluk vermezseniz, o sorumluluğu vermezseniz, yetki çok kolay aşılabilir. Çünkü, sorumlu olmayan kişi hesabını vermeyeceği yetkiyi çok kolay kullanabilir.

Burada, sonuç olarak, yapılan düzenlemeyle -ben komisyonda da bunu dile getirmiştim- ne yazık ki, hukuk devleti, polis devleti anlayışı karşısında, komisyon görüşmelerinde, maçı 1-0 kaybetti demiştim. Umuyorum, Genel Kurul görüşmelerinde, yine hukuk devleti kaybetmez. Çünkü, hukuk devletinin kaybetmesi demek, sonuçta, Türkiye’nin kaybetmesi demektir.

Değerli arkadaşlar, tabii ki, Meclisin, seçim kararı aldıktan sonra, bu kadar yoğun bir şekilde çalışmasının doğru olmadığını sizler de biliyorsunuz. Ama özellikle bugün, Mecliste grubu bulunan bir partinin, Anavatan Partisinin genel kurulu varken, bu Meclisi çalıştırmanın hiç de doğru olmadığını ve hatta ondan daha acısını söyleyeyim: Anayasa değişiklerine, AKP’nin istediği Anayasa değişikliğine destek veren Anavatan Partisinin bu desteğinin “referandum yasasında değişiklik yapılmaması” şartıyla verdiğini bile bile, bugün, Danışma Kurulu kararı ve Grup önerisi olarak referandumla ilgili yasada değişikliği de getirmenizi, doğrusu, Anavatan Partisine yapılmış büyük bir haksızlık olarak, aslında sadece Anavatan Partisine değil, siyasi etiğe yapılmış bir haksızlık olarak addediyorum.

Bir de, Sayın Eyüp Fatsa, biraz önce konuşmasında, Meclisin Cumhurbaşkanını seçememesiyle ilgili problemin sorumlusunun AKP olmadığını söyledi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, sorumlunun kim olduğuna bir karar verelim. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal başta olmak üzere, tüm Türkiye’de akil kişiler, ilgililer Sayın Başbakana şunu söyledi: “Uzlaşarak Cumhurbaşkanlığı seçimini yapın.” dedi. Kiminle uzlaşın? “Sadece benimle uzlaşın” diye değil, “halkla uzlaşın” diye, “Türkiye’yle uzlaşın” diye... Bunun karşısında Sayın Başbakan ne yaptı? “Ben görüşmem. Hiç kimseyle uzlaşmam.” dedi.

SONER AKSOY (Kütahya) – Halkla uzlaştık biz.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Efendim, ben söyleyeyim.

“Meclis milletin iradesinin tecelligâhıdır.” dedi. Öyle mi? AKP sözcüleri de bunu dedi. Meclis milletin iradesinin tecelligâhı olduğuna göre…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Afişler yapıştırdılar! Afişler yapıştırdılar “Meclisin kararı milletin kararıdır.” diye bütün bilboardlara…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – “Anayasa Mahkemesi bizim dediğimizi yapmazsa millet hep dağa çıkar!” dedi.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Teşekkür ediyorum Başkan.

“Meclisin kararı milletin kararıdır.” dedi, bunları söyledi, bildiği yolda yürüdü.

MUSTAFA ERDOĞAN YETENÇ (Manisa) – Bilboardları da doldurdular!

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Şimdi, Sayın Deniz Baykal’ın dediğini yapsa veya diğer kurumların veya diğer kurumların veya sivil toplum temsilcilerinin söylediklerini yapsaydı, makul bir isim üzerinde uzlaşma olsaydı ve bu AKP’li bir arkadaşımız olsaydı -bu konuda hiç itirazımız yok- bu sorunlar yaşanacak mıydı? Yaşanmayacaktı. “İlle de bizim çoğunlumuz…“ Çoğunluğa dayanarak, “Meclisin kararına herkes saygı göstersin.” dediniz, çoğunluğa dayanarak bunu yapmak istediniz. Ancak, ben size, sizin, Adalet ve Kalkınma Partisinin programından bir bölüm okuyacağım, bakalım, orada siz ne diyorsunuz? Okuyorum: “Farklı tercihlerin rekabeti, sağlıklı bir demokratik sistemin vazgeçilmez unsurlarındandır. Bu yarışta çoğunluğun oyunu alanlar iktidara gelir, tüm ülkenin ya da yerel yönetimlerin sorumluluğunu üstlenirler…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, sadece burayı okuyacağım.

 “…ancak, yarışı kazanmak ve iktidara gelmek, çoğunluğun iradesini mutlaklaştırmaz.” Bu, sizin programınızda yazan görüş; demokratikleşme ve sivil toplumla ilgili bölümdeki görüşünüz bu, yani, “çoğunluğu”, “Mutlaklık değildir.” diyorsunuz. Ondan sonra, “Çağdaş demokrasinin en çok önemsenen niteliklerinden birisi, çoğunluğun, hiçbir şart altında temel hak ve hürriyetleri tartışma konusu yapmaması ve azınlıkta bulunanların –Meclis açısından söylüyorum, Cumhuriyet Halk Partisi ve Anavatan Partisi ve diğer Demokrat Parti diyelim- hak ve özgürlüklerine saygılı olmasıdır çağdaş demokrasi. Azınlıkta kalan görüşlerin ve muhalefet hakkının anayasal güvencelerle teminat altına alınması, demokrasinin çoğulcu niteliğini pekiştiren bir unsur olarak kabul edilmektedir.”

Şimdi, değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın Çorbacıoğlu, bitirir misiniz.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Başkanım.

Programınızda, “Demokrasi, çoğunluğun mutlakiyeti değil, azınlığın da haklarının korunduğu bir sistemdir.” diyorsunuz, ondan sonra geliyorsunuz, “Bizim, milletten aldığımız yetki var, oyumuz var, istediğimizi yaparız.” diyorsunuz.

Siz bırakın bize uymayı, şu programınıza uyun; buna bile uymadınız. Sonuçta evet, yüzünüze gözünüze bulaştırdınız. Şimdi de, suçlu arıyorsunuz. Arkadaşlar, tek suçlu sizsiniz; ama, tabii, bu suçun bedelini sadece siz ödemiyorsunuz, bütün Türkiye ödüyor, bütün vatandaşlarımız ödüyor. Umarım, 22 Temmuz, bu tür hataların bir daha yapılamayacağı bir Meclis aritmetiğini yaratır. Türkiye’nin sistemiyle, anlayışıyla sorun yaratmayan bir iktidar gelecektir; buna inancımız tamdır. Bu sorunların bir daha tartışılmayacağı, sadece ülkeye ve halka hizmet eden bir Meclis oluşacağı düşüncesiyle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Çorbacıoğlu.

Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun… (AK Parti sıralarından alkışlar)

SELAMİ UZUN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesi üzerinde konuşuyorum.

Geçtiğimiz süreçte insanların şikâyetlerinin arttığı, suç istatistiklerine baktığımızda gözle görülür bir artış olduğu hepimiz tarafından gözlenmektedir. İnsanlar bazen, gerçek olmasa da, suçlu insanların ellerini, kollarını sallayarak sokaklarda gezdiklerine, polisin de bunları durdurmaya yetkisi olmadığına, âdeta, inandırıldı. Öyleyse, Meclis olarak, hem vatandaşlarımızdan hem güvenlik güçlerimizden aldığımız tüm bu şikâyetler üzerine bunu bir masaya yatırmak zorundaydık. İşte, bu amaçla, emniyet yetkilileriyle, Meclisimizdeki milletvekilleriyle, üniversiteden hocalarla bir araya gelinip Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu üzerinde uzun uzun günlerce çalışıldı. Bunun neticesinde bir taslak çıkmıştı, ama seçimlerin biraz öne alınmasından dolayı bu Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun tamamının yeniden çıkması konusunda tereddüt hasıl olunca, arasından, işte, bu maddeleri çekip, polisin de halkımızın da ihtiyacı olan maddeleri değiştirme konusunda Meclisin takdirine bir yasa teklifi geldi.

Biliyorsunuz, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu 1934 tarihli ve o günden bu tarafa da çok çeşitli değişikliklere uğramıştır.

Polisin amacı, kamu düzenini sağlamak çerçevesinde, devlet otoritesinin ve icrasının etkinliğini artırmak, halkın güven ve itimadını temin etmektir. Suç soruşturma sürecinde polise verilen yetkiler suç önleme çalışmalarını doğrudan etkiler. Polis görevini yaparken, kişi hak ve özgürlükleri ile kamu güvenliği dengesini gerçekten korumak zorundadır. İkisinin arasındaki dengeyi öyle bir korumalıdır ki, hem vatandaşımızın güvenliği, ülkemizin güvenliği tehlikeye girmesin hem de kişi hak ve özgürlüklerinin sınırları aşılmasın.

İşte, polis, böyle bir görev esnasında istiyor ki, elinde çok yetkiler olsun. Ama, ülkemiz de öyle yerden gelmiştir ki, polisin elinde çok yetki olduğu zaman da bazen bu yetkilerin aşıldığı görülmüştür. Onun için, biz de bu dengeyi korumaya çalıştık ve bu dengenin korunmasına hep beraber gayret göstermemiz gerekir.

1’inci madde “durdurma ve kimlik sorma”yı içermektedir. Bu maddede “durdurma ve kimlik sorma” ilk defa kanunlarımızda düzenleniyor. Polisin, Adli Önleme ve Arama Yönetmeliği’nde bu konuyla ilgili maddeler var. Ama, Anayasa’nın 23’üncü maddesinde “insanların durdurulması, ancak kanunla olur” diyor. Yani, seyahat hürriyeti. İnsanlar bir yerden bir yere yaya veya arabayla giderken, insanların durdurulması, ancak kanunla olur. Seyahat hürriyeti, yoksa, engellenemez. İşte, bu amaçla, polisin daha önce yönetmelikler vasıtasıyla kullanmış olduğu yetkiler, ilk defa Polis Vazife ve Salahiyet Kanuna “durdurma ve kimlik sorma” adı altında 4’üncü maddeye 4/a maddesi olarak ekleniyor. Madde, gayet açık, net, tanımlar getiriyor: “Polis, suç işlendikten sonra, bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek için, suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAMİ UZUN (Devamla) – …faillerinin kimliklerini tespit etmek, hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek, kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya mal varlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurma yetkisini kullanır.” Aşağıya doğru da, durdurma yetkisinin nasıl olacağını, ne ölçüde olacağını, nasıl yapacağını… Yani, bu durdurmayı diğer aramalarla karıştırmamak gerekir. Yani, polis, kişiyi, yaya veya arabalı şekilde durduracak. Kimliğini tespit edecek ya da belki de yardım olsun diye durduracak. Yani, bir şahsı soracak, başka birisini soracak. Yani, bunu, illa her durdurduğu kişiyi suçlu zannıyla durduracak diye bir şey yoktur. Onun için, diğer maddelerde zaten sınırlarını belirlemiş. Aşağıya doğru diğer fıkralarından maddenin, sınırlarını durdurmanın belirlemiş. Bizim, tabii ki, esas düşüncemiz, bir suç önlensin, bir suç takibi yaparken de polis yetkili olsun. Ama, polis yetkili olurken de yetkilerini aşmasın ki… o zaman polis yetkilerini aşarsa, tabii, polis kendisi ayrıca bunun karşılığında cezayı görür, ama, önemli olan polise güvenin sarsılmamasıdır. Polis yetkisini aştığı süre içerisinde, bütün ülkede polise güven sarsılır. Onun için polis kendi teşkilatına, eğitimle, çalışmayla, tatbikatla mutlaka bu yetkileri sınırda kullandırmak zorundadır.

Diğer maddelere geçildiğinde, eksik kalan kısımlarda gene konuşmalar yapacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzun.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 1 inci maddesi ile söz konusu Kanuna eklenmesi öngörülen 4/A maddesinin dokuzuncu fıkrasının metinden çıkarılmasını ve onbirinci fıkrasının başına “Kimliğinin tespiti amacıyla tutulan kişiye, kimliği tespit edildikten sonra ve talepte bulunması halinde, bu amaçla tutulduğuna ve tutulma süresine dair bir belge verilir.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  İrfan Gündüz                                    Yahya Akman                                Ayhan Sefer Üstün

                     İstanbul                                           Şanlıurfa                                            Sakarya

                            Ergun Dağcıoğlu                                                            Alaettin Güven

                                     Tokat                                                                           Kütahya

BAŞKAN – Sayın Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz efendim.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddenin onuncu fıkrasında kişinin kimliğinin belirlenmesi amacıyla tutulacağına, gözaltına alınabileceğine ve hatta tutuklanabileceğine dair hüküm bulunmaktadır. Dokuzuncu fıkra hükmü ise, “tutulma”ya öngelen “bekletme”yi öngörmektedir. Kimliğin tespit edilememesi dolayısıyla gözaltına alam, ancak Cumhuriyet savcısının kararıyla mümkündür. Kişinin, kimliğinin tespiti amacıyla bir süre tutulacağı hususunda kuşku bulunmamaktadır. Kimlik tespiti amacına yönelik olarak kişinin durdurulması, bu tespit işlemleri süresince tutulmasını zorunlu kılmaktadır. Tutulma ibaresi, kişinin ve varsa aracının, kimlik tespitine ilişkin işlemler sürecinde bekletilmesini kapsamaktadır. Maddenin onuncu fıkrasında tutulma ibaresine yer verilmiş iken, dokuzuncu fıkrada tutulmadan önce “bekletme”ye ilişkin hükme yer verilmesi, bu bekletmenin ne kadar süre devam edebileceği tartışmasına neden olacaktır. Belirtilen sakıncanın giderilmesinin gerekli olduğu düşünülmektedir. Keza, keyfi bir şekilde kişilerin ve araçlarının durdurularak tutulmasına engel olmak amacıyla, Adalet Komisyonunca kabul edilen maddenin onbirinci fıkrasının başına bir cümle eklenmesi düşünülmüştür. Belirtilen ihtiyaçları karşılamak amacıyla işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 2559 sayılı Kanunun 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Parmak izi ve fotoğrafların kayda alınması

MADDE 5- Polis;

a) Gönüllü,

b) Her çeşit silah ruhsatı, sürücü belgesi, pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuruda bulunan,

c) Başta polis olmak üzere, genel veya özel kolluk görevlisi ya da özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilen,

ç) Türk vatandaşlığına başvuruda bulunan,

d) Sığınma talebinde bulunan veya gerekli görülmesi halinde, ülkeye giriş yapan sair yabancı,

e) Gözaltına alınan,

kişilerin parmak izini alır.

Parmak izi, ait olduğu kişinin kimlik bilgileri ile birlikte, ne zaman ve kim tarafından alındığı belirtilmek suretiyle parmak izini alan genel kolluk birimlerine ait mevcut sisteme kaydedilir. Ancak, parmak izinin hangi sebeple alındığı sisteme kaydedilmez.

Olay yerinden elde edilen ve kime ait olduğu henüz tespit edilemeyen parmak izleri, kime ait olduğu tespit edilinceye kadar, ilgili soruşturma dosya numarası ile birlikte sisteme kaydedilir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 81 inci maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 21 inci maddesi hükümlerine göre alınan parmak izleri de bu sisteme kaydedilir.

 (a) bendi hariç birinci fıkra ile dördüncü fıkra kapsamına giren kişilerin ayrıca fotoğrafları alınarak, ikinci fıkrada belirlenen esaslara uygun olarak parmak izi ile birlikte sisteme kaydedilir.

Bu sistemde yer alan bilgiler, kimlik tespiti, suçun önlenmesi veya yürütülmekte olan soruşturma ve kovuşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla, mahkeme, hâkim, Cumhuriyet savcısı ve kolluk tarafından kullanılabilir.

Kolluk birimleri, kimlik tespiti yapmak ya da olay yerinden alınan parmak izini karşılaştırmak amacıyla doğrudan bu sistemle bağlantı kurabilir.

Sistemde kayıtlı bilgilerin hangi kamu görevlisi tarafından ve ne amaçla kullanıldığının denetlenebilmesine imkân tanıyan bir güvenlik sistemi kurulur.

Sistemde yer alan kayıtlar gizlidir; altıncı ve yedinci fıkralarda belirlenen amaçlar dışında kullanılamaz.

Sisteme kayıtlı olan parmak izi ve fotoğraflar, kişinin ölümünden itibaren on yıl ve her halde kayıt tarihinden itibaren seksen yıl geçtikten sonra sistemden silinir.

Parmak izi ile fotoğrafların sistemde kaydedilmesi ve saklanması ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin diğer esas ve usuller, İçişleri Bakanlığı tarafından Adalet Bakanlığının görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HAKKI ÜLKÜ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1437 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde grubum adına, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce bir hususu hatırlatmak istiyorum. Bu kanun teklifi, Selami Uzun ve 4 arkadaşı tarafından imzalanıp Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı “Başkanlıkça İçişleri ve Adalet Komisyonlarına havale edilmiştir.” diye not düşerek bizlere göndermiş güya! Ancak, İçişleri Komisyonu bu konunun muhatabı olmasına rağmen, İçişleri Komisyonunun hem Başkanına hem başka üyelere hem de orada çalışanlarına sordum, bize böyle bir kanun teklifi gelmediğini ve dolayısıyla da bizim de böylesi bir konuyu görüşmediğimizi belirttiler ve dolayısıyla -zaten tarihinden de belli- alelacele olarak getirilmiş ve Adalet Komisyonunda görüşülerek de Genel Kurula şimdi tartışmak üzere ve yasalaştırılmak üzere getirilmiş bulunmaktadır. Yani, demin arkadaşlarımız “Bazı konularda usulsüzlük yapılıyor, bazı konular düşünülmeden getiriliyor.” derken, yerden göğe kadar haklı olduğunu belirtiyor işte bu tümce.

Şimdi arkadaşlar, Adalet Komisyonunda konu görüşülüp bitirildikten sonra bir arkadaşımız, Sayın Yüksel Çorbacıoğlu’nun -biraz önce de söyledi- yasanın tümü bittikten sonra demiş olduğu cümle çok önemlidir, yani “polis devleti 1, hukuk devleti 0” diye. Bu, her şeyi özetliyor zaten.

Şimdi, hatırlarım, geçmişten kalan, başımdan geçen bir anımı anlatayım ve polis devletine giden bir yolda insanların hangi zorluklarla karşılaşacağını da bilmenizi istiyorum: 12 Eylülden sonra yapılacak olan yerel seçimler esnasında -Türkiye'nin belki başka bazı yerlerinde de olmuştur ama- kendi ilçemde ben belediye başkan adayıyım, yalan ve iftira kampanyası alabildiğine ve yalan-iftira kampanyasının içerisinde

 bir gün polis hem kuyumcu dükkânımı hem de evimi aynı anda bastı. Niçin basıldığını, ne aradıklarını, mahkemeden bir karar olup olmadığını, savcılıktan öyle bir izin alıp almadıklarını sormama rağmen, hiçbir cevap vermediler. Evimi talan ettiler. Kuyumcu dükkanımda da çeşitli yerleri bozdular. Aradıkları… Sivas’ta üzerinde döviz yakalanan bir kişinin benim ismimi vermesinden kaynaklanan bir aramaymış.

Şimdi, kendi ilçem Aliağa rantı oldukça yüksek olan, çetesi bol, mafyası bol bir alan, bir yer. Bunlar, benim belediye başkanı adayı olmamı ya da belediye başkanlığımı engellemek için Sivas’a gönderdikleri bir adama döviz veriyorlar, o da bir yerlere satarken yakalanıyor ve bunu benden aldığını ifade ediyor. Polis sıkıştırınca, yani, böyle bir şeyin olmadığı anlaşılınca, polis sıkıştırınca “Ama, o ilçe başkanı ve aynı zamanda belediye başkanı adayı ve orada da güçlü bir insan, o nedenle onun üzerine alttım bu iftirayı.” diyor.

Şimdi, böyle, demin arkadaşlarımız söylerlerken.. Sanki polisin yetkileri yokmuş, sanki polis arama yapamazmış, sanki polis üst araması yapamazmış gibi yaklaşımların doğru olmadığını, çünkü, yasalarda bunların hepsinin var olduğunu belirtmek için söylüyorum bunları.

Tabii, adam iftirayı attı da ondan sonra küçücük bir ilçede, benim hakkımda kim bilir neler düşünüldü. Mahkemeye çıkmadım, ama, mahkemeye çıkmaktan da beter oldum. Yani, polis devletine giden yol işte böyle oluyor. İnsan hak ve özgürlüklerini yok saymak da işte bu. Yargıçları devreden çıkarmak da işte bu. Hele savcılıkları tümden devreden çıkarmak, arama işlerinin de mülki amirlere bırakıldığını duymak, gerçekten de insanın tüylerini diken diken yapmakta.

Kadrolaşma, AKP’nin kaymakamları, polis akademilerinin içinde bulunduğu durum, orada bir zihniyetin hakim oluşu, birçok polis arkadaşımızın Fethullah’la el ele oluşu, bütün bunlar böylesine bir yasa değişikliğinin gelecek için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu göstermektedir.

İçişleri Bakanlığının önemli iki kurumu var: Birisi polis, birisi jandarma. İkisinin de kriminal laboratuarları var ve şimdi getirilmek istenen de her ikisinin de parmak izi arşivinin oluşturulmasına yönelik. Şimdi, jandarmayı nasıl ayıracaksınız, polise nasıl vereceksiniz? Çünkü, jandarmanın da kendine göre görevleri var, bunlar yasa taslağında da muallakta.

Şimdi, geçmişe ait bir anı da anlatmak istiyorum. İleri yaşlarda olanlar bilirler. Demokrat Parti döneminde polisin çok güçlü olduğu, yansız olmadığı ve tahkikat komisyonlarının kurulduğu ortamda, polislerden birçok isim aklımızdadır, ama, herhâlde Bumin Yamanoğlu ismini kimse unutmaz. Hem o günkü Başbakan Menderes’in korumasıydı hem de İstanbul’un bir nevi efesi gibiydi. Öylesine kendisini yetkili kılmıştı ki, bir gün, İstanbul Üniversitesi Rektörü Profesör Doktor Sıddık Sami Onar’ı, üniversite önünde hem tokatlamış hem de yerlerde süründürmüştür. Polise verilen yetkilerin getirdiği sonucun bu olduğu da unutulmamalıdır. Zaten yeteri kadar yetki olduğunu biliyoruz.

O tartışmalar esnasında da, o günkü muhalefet milletvekillerinden birisi de şunu demiştir: -ta 1950-1960 arası- “İstibdat markalı bir tezgahta demokrasi dokunamaz, karanlığa giden yolu bu şekilde daha çok karartmayın.” Muhalefet partisinin o günkü milletvekilinin söylediğini, eğer, biz, kırk beş yıl sonra tekrar tartışma aşamasına getirmişsek, vay ülkemizin hâline, vay demokrasiyi genişleteceğiz diye Avrupa Birliği uyum yasalarından bile vazgeçen AKP’nin hâline.

Değerli arkadaşlar, şimdi, demokratikleşeceğiz, demokrasinin sınırlarını genişleteceğiz, Avrupa Birliği standartlarına erişeceğiz gibi bol bol burada, kürsüde konuşmalar yapılırken, tam tersi bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Zaten, bundan sonra gelecek olan  düzenlemeler de buna paralel olarak gelişecektir muhtemelen. Mesela, bu Yasayı kabul ettik ve yürürlüğe girdi. Bir süre sonra gelecek olan nedir biliyor musunuz? Orman muhafaza memurları da kendilerine böyle bir yetki isteyecektir. Bir süre sonra, gümrük muhafaza memurları sıraya girecektir. Sonra, kim bilir, belki de, çiftçi mallarını koruma meclislerinin atadığı bekçiler de sıraya girecektir ve hatta en önemlisi, özel güvenlik şirketleri de aynı yetkileri isteyecektir. Çünkü, özel güvenlikçiler, artık, bir iş yerinin gider kalemleri arasına girmiştir. Doğal olarak, onlar da benzer yetkilerle donatılmak istenecektir. Bunlar gelecektir. Bu Yasanın tartışılmadan, sağlıksız bir şekilde kabul edilmesi hâlinde sırada bunlar vardır. İşte, o zaman da, polis devleti gün yüzüne çıkacaktır. Yani “coplama ve sıvazlama işlemleri yapılacaktır, zor kullanılabilecektir” gibi ifadeler yer alıyor Yasa taslağında, teklifinde. Zaman zaman da “giysilerinin herhangi biri çıkarılmaksızın yüzeysel sıvazlama yapılacaktır” deniliyor. “Direnenlere takdir yetkilerini kullanıp doğrudan silah kullanılabilecektir” deniliyor. Hele, maçlarda, bu kafa, bu teklif, bu yasalaşırsa, maçlarda rakip takım maazallah puan almaya çalışsın da, kaymakamlıktan veya valilikten yetki alan polis veya kulüp başkanından yetki alan özel güvenlikçi neler yapar, neler. Demokrasimizin sınırlarını genişletmeye çalışırken, özgürlüklerin, temel insan haklarının sınırlarını genişletmeye çalışırken, polisin yetkilerinin artırılmasını doğrusunu söylemek gerekirse, yeteri kadar var olan yetkilerinin artırılmasını doğru bulmuyorum. Zaten, şu anda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Zaten, şu anda birçok suçla mücadele etmeye yetmektedir polisin yetkileri. İstedikleri olayı da istedikleri zaman aydınlatabilmektedirler. Mesela, benim bir gün -telefon dükkânım var- telefon dükkânımdan dört tane telefon çaldılar, kamerayla görülüyor. Motosiklete binip kaçıyorlar, bir arabaya biniyorlar, Fiat Doblo’nun arkasından arabaya biniyorlar ve arabayla birlikte Çanakkale istikametine gidiyorlar. Ben Ankara’dayım, buradayım, Meclisteyim. İçişleri Bakanına söylüyorum, müdahale etmeye çalışıyor. Ovacık civarında trafik var, Bergama civarında, trafik durdurmuyor arabayı. Ondan sonra -Çanakkale’de kardeşim var- Çanakkale’deki kardeşim, polisle iyi diyalogu olduğundan dolayı durdurup, onlar gemiye arabayla binemedikleri için orada yakalatabiliyorlar. Yani, bu, şu demektir: Polis, “Kardeşim, benim durdurma yetkim yok, sizi, ülkemizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ülkü, sizin şahsı adınıza da var, ama, arada…

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Tamam, onu da söyleyeyim efendim, hepsini bitirelim.

BAŞKAN – Efendim, şimdi, İç Tüzük gereğince, arada konuşmacı olunca… İzin verirseniz onu devam edelim, ama, bir selamlama…

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Yalnız, anlattığımı bitireyim efendim, ondan sonra oturayım.

BAŞKAN – Tamam.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla) – Ve kardeşim vasıtasıyla, o telefon çalan hırsızlar yakalandılar. Yani, amaçları, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kapılarında bekletip, işte, Türkiye’de demokrasi yok, Türkiye’de insan hakları yok demek.

BAŞKAN – Sayın Ülkü, birleştiriyorum, siz devam edin o zaman.

HAKKI ÜLKÜ (Devamla)  - Peki efendim. Teşekkür ediyorum, daha iyi oldu.

Bu da ülkemiz açısından bir ayıptır diye düşünüyorum.

Bakın, Ceza Muhakemesi Kanununun 90’ıncı maddesi, hiçbir zaman bu konuda herhangi bir kısıtlama getirmiyor. Yani, görüştüğümüz bu yasa teklifi konusunda, sanki yeni bir şeymiş gibi, herhangi bir şey yapılmasını gerektirmeyecek kadar açık. “yakalanan kişi hakkında yapılacak işlemler” diyor madde 90. “Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir: Kişiye suç işlerken rastlanması; suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının bulunmaması; kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptir. Soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı olmakla birlikte, çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malûllük veya güçsüzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz bulunanlara karşı işlenen suçüstü hallerinde kişinin yakalanması şikâyete bağlı değildir. Kolluk, yakalanan kişiye kanuni haklarını derhâl bildirir. Birinci fıkraya göre yakalanıp kolluğa teslim edilen veya ikinci fıkra uyarınca görevlilerce yakalanan kişi düzenlenecek soruşturma belgesiyle birlikte hemen cumhuriyet savcılığına gönderilir. Yakalama emrine konu işlemin yerine getirilmesi nedeniyle yakalama emrinin çıkarılma amacının ortadan kalkması durumunda mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından yakalama emrinin derhâl iadesini isteyebilir.” Yani, demek oluyor ki, yasalarımız zaten gerektiği gibi düzenlenmiş. Yine, 12 Eylül yasalarına dönmenin bir anlamı yok ve bu düzenlenme gereğince yapılan yapılıyor.

Buradan şunu söylemek istiyorum sonuç olarak: AKP, iktidar, giderek, tıpkı o Demokrat Partinin son zamanlarındaki gibi faşizanlaşıyor. Yasaklara karşı gelen sözde demokrat bu parti, ülkeyi polis devletine çevirmeye çalışıyor. Çeşitli kamu kurumlarında, vatandaşlar, üye oldukları derneklere ve sendikalara göre fişleniyorlar. Örneğin, Deniz Feneri üyesiyseniz terfi ediyorsunuz, sendika üyesiyseniz ayvayı yiyorsunuz; bu kadar net. Şimdi, 1 Mayıs olaylarında kim olay çıkartıyor? O televizyonlara yansıyan, polisin tokat attığı vatandaşın herhangi bir suçu var mı veya 1 Mayıs gösterilerine gidenlere kim biber gazı atıyor ya da onun biber gazı atmasını engelleyen bir durum mu var ortada bir daha başka bir yetki isteniyor? O biber gazından ben de nasibimi aldığım için biliyorum. Ama, Fatih Camii avlusunda olanların, orada izinsiz bir şekilde şeriat gösterisi yapanların, o “Hizbut Tahrir” adlı dinci terör örgütüne yapılanların, dinci terör örgütünün yapmış olduğu toplantıya müdahalenin bir ipucu var mı, bir izi var mı, müdahale edildi mi?

Değerli arkadaşlar, sözlerimi şöyle bitiriyorum: Yapılacak iş, insanların iş ve aş sorunlarını çözmek, polisin örgütlenme hakkını vermek, onların özlük haklarını düzenlemek, maaşlarını düzeltmek ve tarafsız olmasını sağlamaktır. O zaman polisimiz, tarif edildiği gibi, meşru güç kullanan bir devlet organı hak eder ve o zaman polisimiz yılmadan görev yapar diye düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ülkü.

Süresinde de konuşmanızı tamamladınız, ayrıca teşekkür ediyorum.

Şahsı adına, Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun.

Buyurun efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

 

SELAMİ UZUN (Sivas) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu çerçeve 2’nci madde, Polis Vazife Selahiyet Kanunu’nun 5’inci maddesinde değişiklikler yapıyor. Eski maddede “Polis aşağıda gösterilen kimselerin parmak izlerini ve fotoğraflarını almaya selahiyetlidir.” denilen maddede, hemen hemen polise işi düşmüş kimseler, yani, işte suç veya suç zanlı adı altında ya da işte yabancı memleketten Türkiye’ye kaçanlar, hüviyetlerini ispat edemeyenler veya diğer suçlular hakkında parmak izi alınıyordu. Şimdi, bunda köklü bir değişiklik var, parmak izi alınmasında. Yani, parmak izi dünyada her insanın bir tane, yani, bunun benzeri yoktur. Bir fotoğraf gibi, yani insanın fotoğrafını çekiyorsun, işte, on dört yaşından sonra çocuklar nüfus cüzdanlarını değiştirdikleri zaman fotoğraf konuyor nüfus cüzdanlarına. Bu parmak izi böyle bir anlayışla getiriliyor şu anda. Yani “Parmak izi ve fotoğrafların kayda alınması” maddesinde “Polis; gönüllü, her çeşit silah ruhsatı, sürücü belgesi, pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuranlardan, başta polis olmak üzere, genel veya özel kolluk görevlisi ya da özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilen –yani, polis kendi parmak izini de kayda alıyor- Türk vatandaşlığına başvuruda bulunanlar ve sığınma talebinde bulunanlar ve göz altına alınanlar.” diyor. Yani, parmak izi, bir fotoğraf gibi, resim gibi, şimdiye kadar kullandığımız yerlerde kullanılabilecek şekilde kayda alınacak, polis ve diğer emniyet güçleri kendi depolarında muhafaza edecekler. Parmak izi, tamamen belki de ileride tüm vatandaşların doğuştan itibaren parmak izinin bu teknolojik ortamda alınabileceği bir ortama gelebileceğiz belki.

Bu madde, biraz da CMK’nın 81’inci maddesinden sonra –çünkü, CMK 81’inci maddesi tamamen suçlulara yönelik parmak iziydi; onlar alınıyor, suçlu soruşturmasında delil olarak kullanılıyorlardı- biraz bu maddenin uygulanmasında tereddütler hasıl oldu. Böyle bir değişikliğe gidildi. Bence en faydalı maddelerden birisi de budur Polis Vazife ve Salâhiyat Kanunu’nda.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Uzun.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Madde üzerinde bir önerge var.

Şimdi, önergeyi okutacağım, oylarınıza sunacağım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifi’nin çerçeve 2 nci maddesi ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun değiştirilmesi öngörülen 5 inci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Selami Uzun                                   Mustafa Elitaş                               Muzaffer Baştopçu

                       Sivas                                              Kayseri                                             Kocaeli

                  Soner Aksoy                                     Cevdet Erdöl

                     Kütahya                                            Trabzon

“Birinci fıkraya göre alınan parmak izi, ait olduğu kişinin kimlik bilgileri ile birlikte, ne zaman ve kim tarafından alındığı belirtilmek suretiyle, bu amaca özgü sisteme kaydedilerek saklanır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Teklifin ikinci çerçeve maddesiyle 2559 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde öngörülen değişikliğe göre, alınan parmak izlerinin bu amaca özgü sistemlere kaydedilerek saklanması gerekmektedir. Hâlen Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde parmak izi kayıtlarına ilişkin iki ayrı sistem mevcuttur. Mevcut bu sistemlerden değişik 5 inci maddede öngörülen esaslar çerçevesinde yararlanılabilmesi ve gerekli güvenlik tertibatının alınabilmesi için bir yazılımla bu sistemlerin gerek teknik donanım gerekse yazılım programları bakımından birbiriyle uyumunun ve koordinesinin sağlanması amaçlanmaktadır. Önerge bu amaçla verilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Şimdi, kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- 2559 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Önleme araması

MADDE 9- Polis, tehlikenin veya suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla usulüne göre verilmiş sulh ceza hâkiminin kararı veya bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin vereceği yazılı emirle; kişilerin üstlerini, araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arar; alınması gereken tedbirleri alır, suç delillerini koruma altına alarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemleri yapar.

Arama talep yazısında, arama için makul sebeplerin oluştuğunun gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir.

Arama kararında veya emrinde;

a) Aramanın sebebi,

b) Aramanın konusu ve kapsamı,

c) Aramanın yapılacağı yer,

ç) Aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre,

belirtilir.

Önleme araması aşağıdaki yerlerde yapılabilir:

a) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde.

b) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde.

c) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde.

ç) Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve 20 nci maddenin ikinci fıkrasının (A) bendindeki koşul aranmaksızın yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında.

d) Umumî veya umuma açık yerlerde, yerleşim yerlerinin giriş ve çıkışlarında.

e) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda.

Konutta önleme araması yapılamaz; kamuya açık olmayan işyerleri, eğitim ve öğretim binaları ve diğer kapalı alanlardaki önleme araması ise ancak hâkim kararıyla yapılabilir. Ancak polis, kişilerin hayatı veya vücut bütünlüğüne karşı işlenmesi muhakkak olarak öngörülen ya da bu değerlere karşı işlenmekte olan bir suçun önlenmesi amacıyla, ayrıca bir karar veya emre gerek olmaksızın ve yardım istenmiş olup olmamasına bakılmaksızın kişilerin konutuna ve işyerine girebilir.

Spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu hallerde gecikmesinde sakınca bulunan hâl var sayılır.

Polis, tehlikenin önlenmesi veya bertaraf edilmesi amacıyla güvenliğini sağladığı bina ve tesislere gelenlerin; unvan, sıfat veya görevlerine, diğer özel kanunlarla kendilerine tanınan istisnalara ve herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın, üstünü, aracını ve eşyasını teknik cihazlarla, gerektiğinde el ile kontrol etmeye ve aramaya yetkilidir. Bu yerlere girmek isteyenler kimliklerini sorulmaksızın ibraz etmek zorundadırlar.

Önleme aramasının sonucu, arama kararı veya emri veren merci veya makama bir tutanakla bildirilir.”

 

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Arkadaşlar, yine, artık, herhâlde, bugün Meclisin son günü ve 22’nci Dönemi kapatmak üzereyken, Türkiye’nin en önemli konularından birisi olan terör ve terörün önlenmesi için, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’ndaki değişikliği tartışıyoruz. Tabii, bu değişiklikleri tartışırken hâlâ da tartışma bitmedi ve bizim bildiğimiz, İçişleri Bakanlığı bünyesinde kurulan bir komisyon Türkiye’deki terör olaylarının önlenebilmesi için polis ve jandarmaya hangi yetkilerin verilmesi gerektiğini iki yıldan beri tartışmışlar ve Bu tartışma şu ana kadar hâlâ sonuçlanmamış ki, şu anda dahi Mecliste bu teklif görüşülürken bile yağmur gibi değişiklik önergeleri gelmeye devam ediyor ve bakmaya çalışıyoruz ki, ne yazık ki, polisin vazife ve salahiyetlerinde yetkilerinin artırılması yapılır diye tahmin ediyor idik, tam tersi polisin elindeki yetkileri, özellikle jandarmanın elindeki yetkileri nasıl tırpanlarız diye büyük bir mücadele veriliyor.

Şimdi arkadaşlar, bakınız, ikinci bir sorun bu, Türkiye’de terör en önemli sorunlardan bir tanesi, kapkaç en önemli sorunlardan bir tanesi, insanların can güvenliği ve Türkiye’deki yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık en büyük sorun. Ama, ne yazık ki, AKP Hükûmetinin ve siyasal iktidarın, Türkiye’de iktidarda olduğu dört buçuk yıldan beri bu konularda gerek terör konusunda gerek yolsuzluklar konusunda gerek hırsızlıklar konusunda kafasının karışık olduğu, şimdiye kadar bu konularda herhangi bir önlem almadığı, bilinen suç tanımlarını değiştirerek zamanında yolsuzluk yapan, suça karışmış insanların suçlu olmaktan çıkarılmaya çalışıldığı, bu Mecliste getirilen tasarılarla değişik aflar düzenlenerek mahkemelerde suçlu olduğu tespit edilen kişilerin suçsuz hâle getirilmeye çalışıldığı defalarca tartışıldı. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından ve Adalet Komisyonunda yaptığımız tüm tartışmalarda biz, AKP’nin Türkiye’de hırsızlık yapan, yolsuzluk yapan insanları koruduğunu söylemeye çalıştık. Hep arkadaşlarımız reddetti ve biz dedi ki, siyasal iktidarın bu konuda herhangi bir şekilde kafası net değil.

Bakınız arkadaşlar, burada da net değil, terör konusunda da net değil. Çünkü, iki buçuk yıldan beri, gerçekten de, AKP Hükûmeti Türkiye’de terörü önlemek için önlem almaya kalkarken, bir de baktık ki, bir yasa teklifi -biz tasarı beklerken karşımızda- geldi. Gerekçesi, arkadaşlarımız dedi ki: “Ya o 52 maddelik bir paketti, biz 9’unu getirdik.” Pekâlâ arkadaşım, siz dokuzunu getirdiniz de -Sayın Selami Uzun ve bu teklifi getiren arkadaşlar- bu değişiklik önergeleri niye şimdi? Bana bunu biriniz cevaplayabilir misiniz? Lütfen bunu bir açıkça söyleyiniz. AK Partili Adalet Komisyonu üyeleri, komisyonda yaptığınız konuşmalarda “Biz buna hazırlandık, biz çalıştık.” dediniz. Sayın Recep Özel, bu değişiklik tekliflerinin ne olduğunu bana anlatabilir misiniz? Dün akşam çok net anlattınız. Eğitim kurumlarını niye çıkarıyorsunuz aramaların içerisinden? Ne amacınız var? Sizin yaptığınız tek bir şey var, jandarmayı niye devre dışına çıkarmaya çalışıyorsunuz? Komisyonda reddedilen önergeyi ne yapmaya tekrar getirdiniz arkadaşlar?

hiçbir şey yapmaya çalışmıyorsunuz arkadaşlar. Terör konusunda, polisin, jandarmanın vazife ve salahiyetlerinin artırılması konusunda, hiçbir şey yapmıyorsunuz. Giderayak, var olan sistemi yine tahrip etmeye çalışıyorsunuz, polisin elindeki yetkileri tekrar almaya çalışıyorsunuz. Tıpkı, Ceza Kanunu’ndaki, izinsiz eğitim kurumlarına, nasıl, anlaşmamıza rağmen izin vermediyseniz, kaldırdıysanız, şimdi de Adalet Komisyonundaki uzlaşmaya, emniyet güçlerinin kendi arasındaki, gerek Jandarma Genel Komutanlığı gerek Emniyet Genel Müdürlüğünün kendi arasındaki mutabakata rağmen, yine değişiklik yaparak oradaki uzlaşmayı, hem siyasal partilerin uzlaşmasını hem komisyon üyelerinin uzlaşmasını, yine bertaraf etmeye çalışıyorsunuz. Yeter artık arkadaşlar, gerçekten de yeter!

Bakınız, bu teklifi, Ulus’ta bombalar patlayınca, insanlar ölünce verdiniz, terörden o kadar bihabersiniz ki, verdiniz. Ama, buna rağmen, bunu da tahrif etmeye hakkınız yok. Ne olur, biraz vicdan, izan sahibi olan insanlar dikkatli davransınlar, şu değişiklik önergelerinin ne anlama geldiğine baksınlar. Bakınız, bugün, dünyada ve Türkiye’de, suçluların yakalanmasındaki en önemli parçalardan bir tanesi, avuç izinin alınması. 2’nci maddede, başlığı: “Parmak izi ve fotoğrafların kayda alınması.” Jandarma Genel Komutanlığı yetkilileri dediler ki: “Arkadaşlar, avuç izini alalım.” “Hayır.” dedi, AKP’liler ve komisyon üyeleri “Avuç izinin alınmasına gerek yoktur.” Niye? “Efendim, çok masraflı oluyor.” Ve burada getirilen başka bir öneri daha vardı. Bakınız, 2’nci maddede… Arkadaşlar, 2’nci maddede, şu anda, parmak izleri, hem Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde hem de Jandarma Genel Komutanlığının kendi yaptığı tespitlerde de bünyesinde kalıyordu. Yapılan değişiklikle, ilk önce getirilen teklifte “Birinci fıkraya göre alınan parmak izleri, münhasıran Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan bir sisteme kaydedilerek saklanır.” hükmü getirildi. Yani, Jandarma Genel Komutanlığının tutmuş olduğu parmak izlerini Emniyet Genel Müdürlüğüne verecektiniz. Yani “Beyaz Enerji”, ”Mavi Akım” operasyonlarındaki o parmak izleri kullanılmasın diye, jandarmanın yapmış olduğu kırsaldaki baskınlardan kurtarmak istediniz parmak izlerini. Bu, karşı çıkılınca komisyonda şu şekilde değişti: “Parmak izi, ait olduğu kişinin kimlik bilgileriyle birlikte, ne zaman ve kim tarafından alındığı belirtilmek suretiyle, parmak izini alan genel kolluk birimlerine ait mevcut sisteme kaydedilir.” Bunda hemfikre varıldı. Aa, bir baktık ki, biraz önce, bir önerge geldi. Demek ki, jandarmanın parmak izi, jandarmanın soruşturma yapmasını engellemeye niyetlisiniz. Gelen önerge şu: “Birinci fıkraya göre alınan parmak izi, ait olduğu kişinin kimlik bilgileriyle birlikte, ne zaman ve kim tarafından alındığı belirtilmek suretiyle bu amaca özgü sisteme kaydedilerek saklanır.” Ne istiyorsunuz siz? Bana bunu anlatabilir misiniz? Bu “Özgü sistem.” ne? Neresi burası? Bu değişikliğin amacı ne?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) – Hangisi?

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - İkinci fıkradaki değişiklik...

“Özgü sistem.” ne? Hangi “Özgü sistem.” bu arkadaşlar?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) – Cevap vereyim biraz sonra.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) - Yeni bir şey mi? Yönetmeliklerle mi değiştireceksiniz? Yasaları değiştirerek yönetmeliklere mi yetki vereceksiniz? Yani, şimdiye kadar sıkıntı çektiğiniz kırsaldaki jandarmanın aramasından, jandarmanın yolsuzlukları takip etmesinden bu kadar rahatsızlığınızı belirtmenin ne anlamı var? Siz, yetkileri artırmak için bu teklifi getirdiğinizi söylüyorsunuz.

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) – Gerekçesini okusana.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Gerekçede hiçbir şey yok. Bu gerekçeyi biz geçen hafta da tartıştık.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Sayın Vekil ne alakası var?

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Evet aynen bu. Aynen bunu yapıyorsunuz.

Bakınız…

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Gerekçesine bak ama.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Gerekçesinde bir şey yok. Biz bunu komisyonda tartıştık Sayın Baştopçu. Amaç bu. Avuç içinin alınmasına da o yüzden karşı çıktınız, çünkü, Türkiye’de çok net bir şey var.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Kusura bakmayın, fal bakıyorsunuz

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Sadece sanıkların… Bugün, dünyada ve Türkiye’de, sanıkların yüzde 25’i avuç izlerinin alınmasıyla yakalanabiliyor. Bunu dahi reddettiniz. Masraf pahalı olacakmış! İnsanların güvenliğinden, terörün önlenmesinden daha önemli şey var mı sizler için? Dünyada herhangi bir şey var mı? Hayır yok. Ama, buna “Masraflı oluyor, bunlar pahalı oluyor.” Böyle, pahalılık söz konusu olabilir mi?

Devletin temel üç tane görevi vardır: Güvenlik, sağlık, eğitim. Eğer, siz insanların güvenliğini sağlamak için para harcamaktan kaçınıyorsanız, siz hiçbir şey yapmıyorsunuz demektir.

Gelelim bu fıkraya. Bu fıkrada, polisin hangi hâllerde önleme araması yapabileceği belirtiliyor. Önleme araması yapmak için ne tartışmalar yapıldı. Bakınız, mevcut Yasa’da şu anda yapılan bir değişiklik var. Gizlice bu alındı, cımbızla çıkartıldı. Çıkartılanı söyleyeyim ben: 9’uncu maddenin (e) fıkrasında, umumi veya umuma açık yerlerde veya öğrenci yurtlarında ve eklentilerinde polisin arama yapma yetkisi vardı. Teklif gelirken, birden bire, bir el almış, öğrenci yurtlarındaki ve eklentilerinde polisin arama yapma yetkisini ortadan kaldırtmış, çıkartılmış. Şimdi, ne demek bu? “Öğrenci yurtlarında ve eklentilerinde…” Yani, Türkiye’de kurulmuş olan, yazın kurulacak olan özel yurtlarda ve eğitim yerlerinde herhangi bir şekilde polisin veya güvenlik güçlerinin veya jandarmanın arama yapmasını niye kaldırıyorsunuz arkadaşlar? Niye yasak koyuyorsunuz? Hâkimden izin alınmayacak mı? Hâkim kararıyla burada arama yapılmayacak mı? Siz bunlardan niye rahatsız oluyorsunuz? Amacınız terör değil, amacınız güvenlik falan değil, insanların refahı değil; amacınız, izinsizce açılan o tarikat kursları var mı, yurtlar yok mu, onlara kimse dokunmasın demek, amacınız bu, bu değişikliğin başka hiçbir anlamı yok.

Devam ediyoruz. Yine anlaşma yaptık, komisyonda geldi, bugün yine bir değişiklik. Şimdi, bakıyorsunuz dördüncü fıkraya, (ç) bendi:

“ç) Öğretim ve eğitim özgürlüğünün sağlanması için her derecede öğretim ve eğitim kurumlarının ve 20 nci maddenin ikinci fıkrasının (A) bendindeki koşul aranmaksızın yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında.” arama yapabilirdi polis. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, en yüksek mülkî amirin izniyle, geri kalanları da hâkimin izniyle. Şimdi getiriyorsunuz, bakın, (ç) fıkrasını nasıl değiştiriyorsunuz: “Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle.” Ne demek bu ya? İzinsiz eğitim kurumları kuran, izinsiz kamp kuran adam, arkadaş benim burada huzursuzluk veriyor, dışarıdan bana baskı oluyor, gelin de burada aramı yapın mı diyecek? Bu kadar komedi olur mu? Böyle komedi olur mu? İzinsiz yurt kuran, izinsiz kamp kuran adam, gelip de, arkadaşlar ben sizden izin talep ediyorum, gelin burada arama yapın, burada benim verdiğim eğitime uymayan öğrenciler var, gelin bunları alın, arama yapın mı diyecek? Suç aletleri var mı diyecek size? Arkadaşlar, bu değişikliği niye yapıyorsunuz? Bana bunu biri anlatsın.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ya, izinsiz yurt kuruluyor mu?

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Devamla) – Evet, eğitim kurumları, cezayı kaldırdınız biliyorsunuz Sayın Baştopçu.

Devam ediyoruz yine. Şimdi, gelmiş, hangi hâllerde konutta arama yapılamazdı? Daha önce, yine yaptığınız değişiklikle… “Konutta önleme araması yapılamaz; kamuya açık olmayan işyerleri, eğitim ve öğretim binaları ve diğer kapalı alanlardaki önleme araması ise ancak hâkim kararıyla yapılabilir”di. Şimdi getirdiğiniz değişiklikle aynen şunu diyorsunuz, bir önerge daha var. Beşinci fıkrasının  konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz.” Yani, kamuya açık olmayan, çok özel kişilerin katılabildiği, daha önceki, oradaki beşinci fıkradaki özellik, eğitim ve öğretim kurumları gibi, kamu öğretimi olmayan kurumlar; dershane midir, nedir, ne değildir, bilmiyoruz. Çünkü, böyle muğlak kavramlar kullanılıyor. Yasa metinlerinde muğlak, belirli olmayan kavramlar kullanılmaz da, alışkanlık hâline getirildi. Bu kavramlar, daha önce ancak hâkimin izniyle arama yapılabileceği, bunun haricinde yine çok özel koşullar olması hâlinde, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise güvenlik görevlileri özel izinle arama yapıyordu. Şimdi “Orada arama yapılamaz.” diyorsunuz.

Bakınız arkadaşlar, getirdiğiniz tasarı gerçekten de Türkiye’de akan kanları durdurmaya yönelik değil, Türkiye’de terörü önlemeye yönelik değil. Siz, onları istismar ederek, öyle insanları istismar ederek, kafanızda yapmaya çalıştığınız değişiklikleri getirmeye çalışıyorsunuz. Ne olur bu huyunuzdan vazgeçin. Bakınız, insanlar ölüyor, her gün binlerce şehit veriliyor. Genelkurmay Başkanının bir ay önceki yaptığı konuşmayı hatırlatırım hepinize. Konuşma tekrar yapılıyor. Türkiye’ye terör ve terör örgütü üyeleri ve patlayıcı maddeler Kuzey Irak’tan geliyor mu? Önleme araması yapacak mısınız her yerde? Yapacaksınız. Genelkurmay Başkanı ne dedi? Bizzat şunu söyledi: “Kuzey Irak’a girilmesi gerekir mi? Evet, girilmesi gerekir. Fayda var mıdır? Evet vardır. Ancak, bunun için siyasi irade gerekir.” dedi. Biz sizden o siyasal iradeyi göstermenizi istiyoruz. Türkiye’de gerçekten de eğer terör varsa, Türkiye’de hırsızlık varsa, yolsuzluk varsa, kapkaççılık varsa, arsızlık varsa, bu siyasal iradeyi gösterin. İnsanlara yetki verin, gerçekten yetki verin. Bir siyasal kararınız olsun. Siz, sadece yok etmeye, tahrip etmeye yöneliyorsunuz. Hiçbir şeye hitap etmeye, bir yetki vermeye niyetiniz yok.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Küçükaşık.

Şahsı adına, Sivas Milletvekili Sayın Selami Uzun.

Buyurun.

SELAMİ UZUN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, arkadaşlar, burada Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu yapıyoruz, polis ve jandarmayı tartışmıyoruz. Buradan, kürsüden, polis şöyle, jandarma şöyle… Bunların ikisi de, bizim ülkemizin güvenlik güçleridir. Bunların arasında ayırım yapmak ya da yapılmak, böyle bir kelime, böyle bir şey bu kürsüden konuşulur mu? Konuşmak için önce -o zaman öyleyse- kanunu bilmek lazım. Polis ve Selahiyet Kanunu’nun 25’inci maddesini ben size okuyayım: “Polis teşkilatı bulunmayan yerlerde il, ilçe ve bucak jandarma komutanları ile jandarma karakol komutanları bu kanunda yazılı vazifeleri yapar ve yetkileri kullanırlar.” Nerede jandarmanın yetkisini kaldırıyorsun? Yani, polisin yetkili olduğu her maddede jandarma yetkili, nereden çıkarıyorsunuz bunu? Böyle bir şey olur mu?

Arkadaşlar, lütfen, burada Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nu çıkarırken kime yetki verdiğimizi zaten biz biliyoruz. Onun için dikkatli konuşmakta fayda var diye düşünüyorum.

Onun dışında, bu önleme araması, arkadaşlar, bu madde, zaten diğer eski Kanun, 9’uncu madde, önleme araması tanımını yapıyoruz. Önleme, soruşturma ayırımı yapılıyor yani, soruşturma Ceza Muhakemeleri Kanunu’na göre yapılıyor, önleme araması Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’na göre yapılıyor ve sıkı kayıtlara tabi tutuluyor. Öyle rast gele önlem araması yapılmıyor ve… Bütün maddeyi yukarıdan aşağıya dikkatle okursanız, nasıl aranacak, neresi aranacak, sıkı kayıtlara tabi tutuluyor. Elbette polisin istediği bu idi. Şimdiye kadar polis, “CMK’dan sonra birçok konuda benim yetkim yok.” Diyordu. Niye? Bazı konularda yetkileri tanımlanmamış polisin. Polisin yetkisini yukarıdan aşağıya ayrıntılı olarak tanımlamadığın zaman, polis, eskiye göre ucu açık yetki kullanıyordu. Şimdi yetkiyi kullanmıyor polis. Ne yapıyor? “Ben, bu konuda yetkisizim” diyor. Biz, bunu yapıyoruz şu anda, yani polisin yetkilerini tanımlıyoruz. Yukarıdan aşağıya hangi yetkileri haiz, hangi yetkileri nereye kadar, hangi derecede kullanacak, bunu tanımlıyoruz. Bunu polis, zaten kendisi istiyor. Aynı yetkileri bütün güvenlik güçleri kullanacaklar.

Önergeye gelince: Önergenin, eski Kanunda olan maddesiyle çok değişik bir şeyi yok ki. Değişik olan, sadece Komisyonda değiştirilen kısmı var eğitim-öğretim kurumlarıyla alakalı. Komisyondaki eski metin, komisyonda değiştirildi. Şimdi, tekrar eski metne dönüyoruz. Yani, arkadaşlar, dikkatli olmamız gerekir. Güvenlik meselesi, bizim ülkemizin en önemli sorunlarından birisidir. Onun için, biraz da bu konularda daha dikkatli olmamız lazım.

Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Uzun.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır, bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesi ile söz konusu Kanunun değiştirilmesi öngörülen 9 uncu maddesinin;

a) dördüncü fıkrasının (ç) bendinin, “Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için, her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve 20 nci maddenin ikinci fıkrasının (A) bendindeki koşula uygun olarak girilecek yükseköğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında.” şeklinde değiştirilmesini,

b) dördüncü fıkrasının (d) bendindeki “, yerleşim yerlerinin giriş ve çıkışlarında” ibaresinin metinden çıkarılmasını,

c) beşinci fıkrasının “Konutta, yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan işyerlerinde ve eklentilerinde önleme araması yapılamaz.” şeklinde değiştirilmesini,

ç) yedinci fıkrada yer alan “unvan, sıfat veya görevlerine, diğer özel kanunlarla kendilerine tanınan istisnalara ve “ibaresinin metinden çıkarılmasını ve “Milletlerarası anlaşmalar hükümleri saklıdır.” cümlesinin bu fıkraya son cümle olarak eklenmesini,

arz ve teklif ederiz.

Ahmet Yeni                   Fatih Arıkan             Fazlı Erdoğan             Abdullah Erdem Cantimur

 Samsun                   Kahramanmaraş           Zonguldak                                                   Kütahya

İrfan Gündüz

    İstanbul

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ RECEP ÖZEL (Isparta) – Takdire bırakıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.

Gerekçeyi okutuyorum:

Söz konusu Kanun Teklifiyle değiştirilmesi öngörülen 9 uncu maddenin dördüncü fıkrasının (ç) bendinde, kronolojik sıra ve Anayasamızdaki ibare göz önünde bulundurulmak suretiyle   “eğitim” ve “öğretim” ibarelerinin takdim ve tehir ettirilmesi ve 2559 sayılı Kanunun mevcut 20’nci maddesindeki izin koşulunun aranmasını sağlamak amacıyla değişiklik yapılması; (d) bendinde ise, “umumi ve umuma açık yerler” ibaresinin yerleşim yerlerinin giriş ve çıkışlarını da kapsadığı düşüncesiyle; “yerleşim yerlerinin giriş ve çıkışlarında” ibaresinin metinden çıkarılması yönünde değişiklik yapılması, düşünülmüştür. Keza, söz konusu madde, sadece henüz somut bir suç şüphesi oluşmadan yapılan önleme aramasını düzenlemektedir. Bu itibarla konutun yanı sıra Türk Medeni Kanunundaki yerleşim yerinde ve kamuya açık olmayan iş yerleri ile bunların eklentilerinde önleme araması yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Ayrıca işlenmekte olan bir suçun işlenmesini önlemek amacına yönelik olarak izin alınmasına gerek olmaksızın konuta ve işyerine girilmesini sağlayan bir hükme madde metninde yer verilmesini gerek bulunmamaktadır. Çünkü, kolluk görevlileri bakımından, konut veya işyerinde de olsa işlenmekte olan bir suçun işlenmesini önlemek amacıyla olaya müdahalesinin bir görev olduğu şüphesizdir. Gerektiğinde bu görevin yerine getirilebilmesi için konuta ve işyerine girilmesini engelleyen herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Ayrıca, Anayasa’da düzenlenen milletvekili dokunulmazlığının, milletlerarası sözleşmelerde düzenlenen diploması dokunulmazlığının, hakim ve savcılar ile avukatlara ilişkin yürürlükte olan Kanunlardaki istisna hükümlerinin gereği olarak “unvan, sıfat veya görevlerine, diğer özel kanunlarla kendilerine tanınan istisnalara ve” ibaresi, maddenin yedinci fıkrası metninden çıkarılması düşünülmüştür. Belirtilen bu gerekçelerle işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, gerekçisini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime saat 14.30’a kadar ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 13.14

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.35

BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

1437 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MAD­DE 4- 2559 sa­yı­lı Ka­nu­nun 16 ncı mad­de­si aşa­ğı­da­ki şe­kil­de de­ğiş­ti­ril­miş­tir.

“Zor ve si­lah kul­lan­ma

MAD­DE 16-  Po­lis, gö­re­vi­ni ya­par­ken di­re­niş­le kar­şı­laş­ma­sı ha­lin­de, bu di­re­ni­şi kır­mak ama­cıy­la ve kı­ra­cak öl­çü­de zor kullan­ma­ya yet­ki­li­dir.

Zor kul­lan­ma yet­ki­si kap­sa­mın­da, di­ren­me­nin ma­hi­ye­ti­ne ve de­re­ce­si­ne gö­re ve di­re­nen­le­ri et­ki­siz ha­le ge­ti­re­cek şe­kil­de kade­me­li ola­rak ar­tan nis­pet­te be­de­ni kuv­vet, mad­di güç ve ka­nu­ni şart­la­rı ger­çek­leş­ti­ğin­de si­lah kul­la­nı­la­bi­lir.

İkin­ci fık­ra­da yer alan;

a) Be­de­ni kuv­vet; po­li­sin di­re­nen ki­şi­le­re kar­şı ve­ya eş­ya üze­rin­de doğ­ru­dan doğ­ru­ya kul­lan­dı­ğı be­de­ni gü­cü,

b) Mad­di güç; po­li­sin di­re­nen ki­şi­le­re kar­şı ve­ya eş­ya üze­rin­de be­de­ni kuv­ve­tin dı­şın­da kul­lan­dı­ğı ke­lep­çe, cop, ba­sınç­lı su, göz ya­şar­tı­cı gaz­lar ve­ya toz­lar, fi­zi­ki en­gel­ler, po­lis kö­pek­le­ri ve at­la­rı ile sa­ir hiz­met araç­la­rı­nı,

ifa­de eder.

Zor kul­lan­ma­dan ön­ce, il­gi­li­le­re di­ren­me­ye de­vam et­me­le­ri ha­lin­de doğ­ru­dan doğ­ru­ya zor kul­la­nı­la­ca­ğı ih­ta­rı ya­pı­lır. An­cak, di­ren­me­nin ma­hi­ye­ti ve de­re­ce­si göz önün­de bu­lun­du­ru­la­rak, ih­tar ya­pıl­ma­dan da zor kul­la­nı­la­bi­lir.

Po­lis, zor kul­lan­ma yet­ki­si kap­sa­mın­da di­ren­me­yi et­ki­siz kıl­mak ama­cıy­la kul­la­na­ca­ğı araç ve ge­reç ile kul­la­na­ca­ğı zo­run dere­ce­si­ni ken­di­si tak­dir ve ta­yin eder. An­cak, top­lu kuv­vet ola­rak mü­da­ha­le edi­len du­rum­lar­da, zor kul­lan­ma­nın de­re­ce­si ile kullanılacak araç ve ge­reç­ler mü­da­ha­le eden kuv­ve­tin ami­ri ta­ra­fın­dan ta­yin ve tes­pit edi­lir.

Po­lis, ken­di­si­ne ve­ya baş­ka­sı­na yö­ne­lik bir sal­dı­rı kar­şı­sın­da, zor kul­lan­ma­ya iliş­kin ko­şul­la­ra bağ­lı kal­mak­sı­zın, 5237 sa­yı­lı Türk Ce­za Ka­nu­nu­nun meş­ru sa­vun­ma­ya iliş­kin hü­küm­le­ri çer­çe­ve­sin­de sa­vun­ma­da bu­lu­nur.

Po­lis;

a) Meş­ru sa­vun­ma hak­kı­nın kul­la­nıl­ma­sı kap­sa­mın­da,

b) Be­de­ni kuv­vet ve mad­di güç kul­la­na­rak et­ki­siz ha­le ge­ti­re­me­di­ği di­re­niş kar­şı­sın­da, bu di­re­ni­şi kır­mak ama­cıy­la ve kıracak öl­çü­de,

c) Hak­kın­da tu­tuk­la­ma, gö­zal­tı­na al­ma, zor­la ge­tir­me ka­ra­rı ve­ya ya­ka­la­ma em­ri ve­ril­miş olan ki­şi­le­rin ya da su­çüs­tü ha­lin­de şüp­he­li­nin ya­ka­lan­ma­sı­nı sağ­la­mak ama­cıy­la ve sağ­la­ya­cak öl­çü­de,

si­lah kul­lan­ma­ya yet­ki­li­dir.

Po­lis, ye­din­ci fık­ra­nın (c) ben­di kap­sa­mın­da si­lah kul­lan­ma­dan ön­ce ki­şi­ye du­ya­bi­le­ce­ği şe­kil­de “dur” çağ­rı­sın­da bu­lu­nur. Ki­şi­nin bu çağ­rı­ya uy­ma­ya­rak kaç­ma­ya de­vam et­me­si ha­lin­de, ön­ce uya­rı ama­cıy­la si­lah­la ateş edi­le­bi­lir. Bu­na rağ­men kaç­mak­ta ıs­rar et­me­si do­la­yı­sıy­la ele ge­çi­ril­me­si­nin müm­kün ol­ma­ma­sı ha­lin­de ise, ki­şi­nin ya­ka­lan­ma­sı­nı sağ­la­mak ama­cıy­la ve sağ­la­ya­cak öl­çü­de silah­la ateş edi­le­bi­lir.

Po­lis, di­re­ni­şi kır­mak ya da ya­ka­la­mak ama­cıy­la zor ve­ya si­lah kul­lan­ma yet­ki­si­ni kul­la­nır­ken, ken­di­si­ne kar­şı si­lah­la saldırıya te­şeb­büs edil­me­si ha­lin­de, si­lah­la sal­dı­rı­ya te­şeb­büs eden ki­şi­ye kar­şı sal­dı­rı teh­li­ke­si­ni et­ki­siz kı­la­cak öl­çü­de du­rak­sa­ma­dan si­lah­la ateş ede­bi­lir.”

 

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına Malatya Milletvekili Sayın Muharrem Kılıç.

Sayın Kılıç, sürenizi birleştirdim.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3 Milletvekilinin; Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin 4’üncü maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, AKP iktidara geldikten sonra, ülkemizde var olan huzur ve güven giderek bozulmuştur. Yıllara göre Türkiye’de meydana gelen asayiş olaylarına baktığımızda, yine, terör olaylarına baktığımızda, bunu, açık ve net olarak görmekteyiz.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, bu süreç böyle devam edip giderken, buna, Meclis olarak el koyulması amacıyla 15 Eylül 2005 tarihinde yüce Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdık. Amacımız şuydu: Asayiş ve terörle ilgili konularda yüce Meclis gerekli görüşmelerde bulunsun, bu görüşmelerin sonucunda alınması gereken önlemlerle ilgili, yapılması gerekenlerle ilgili gerekli önerilerde bulunsun ve bununla ilgili de gerekli yasa çalışmalarını hep beraber yapalım.

Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisi, her zaman yaptığı gibi, ben bilirim, ben yaparım anlayışında, benim kimsenin katkısına, kimsenin görüşüne ihtiyacım yok anlayışıyla ne yazık ki bu toplantıyı sabote etti. Öncelikle toplantının, görüşmenin yapılmaması noktasında büyük bir çaba gösterdi, Meclise kadar geldiler, ancak kulisten içeri girmediler. Daha sonra, Cumhuriyet Halk Partisi Meclisin açılması için yeterli çoğunluğu sağlayınca da bu kez Meclisin içine girdiler, ancak bu sefer de genel görüşme talebimizin reddi yönünde oy kullandılar.

Değerli arkadaşlarım, şu anda önümüze bir yasa teklifi geldi. Bu yasa teklifinin geliş tarihi de çok ilginç. Yani, Adalet ve Kalkınma Partisi ülkenin genel asayiş durumuyla veya terörün geldiği boyutu hesaba katarak, derli toplu bir teklifle karşımıza çıkmadı.

Sayın Selami Uzun ve arkadaşları bir kanun teklifi hazırlayıp karşımıza geldiler ve “Biz Parlamentodaki milletvekilleri olarak bu soruna duyarlı davrandık. Ülkemizin sorunlarına duyarlı davranmak her milletvekilinin görevidir. Biz de bu amaçla bu teklifi hazırladık.” dediler komisyondaki görüşmeler sırasında.

Ancak, bu görüşmeler devam ederken hükûmet tarafından başka açıklamalar geldi. Hükûmet kanadı dedi ki: Biz, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’yla ilgili olarak yaklaşık on dört aydır bir çalışma yürütüyorduk, ancak bu çalışmayı henüz sonuçlandıramadık. Bu nedenle, bu arkadaşlarımız da bu çalışmanın içinden bazı maddeleri aldılar, kanun teklifi olarak şu anda sundular.

Değerli arkadaşlarım, bu ülkede, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda değişiklik yapmak, bununla ilgili bir çalışma yürütmek çok mu zor? On dört ayda hangi çalışmaları yürüttünüz veya on dört ay gibi bir süre içinde bunu bir sonuca bağlayamadınız mı? Biz iyi biliyoruz, Adalet ve Kalkınma Partisi istediği konuda çok seri yasa çıkarıyor. Yasaları bırakın, istediği konuda Anayasa’da bile çok seri değişiklikler yapma yoluna gidebiliyor. Düşünebiliyor musunuz, Anayasa değişikliğiyle ilgili bir gün içinde teklif hazırlanıyor, ertesi gün Danışma Kurulu kararıyla kırk sekiz saatlik bekleme süresi kaldırılıyor, Komisyonda bir gün içinde görüşülüyor, daha ertesi gün de Mecliste görüşmeler başlıyor. Yani, istediğiniz zaman, çok rahatlıkla, istediğiniz yasaları çıkartabiliyorsunuz.

Ancak, bu gelen yasa teklifinde, bence, olayın gecikebileceği… Yani, şöyle bir anlayış var: “Bu, teklif değil de tasarı olarak gelseydi diğer bakanlar da, bütün bakanlıklar da bunu inceleyecekti, bakanlar imzalayacaktı, süreç uzayacaktı.” deniliyor. Bence, bu bahane de yerinde bir bahane değil. Asıl amaç, Adalet ve Kalkınma Partisinin, yine, kandırmaca anlayışından kaynaklanıyor. Yani, daha açık bir deyimle, takiye anlayışından kaynaklanıyor. Çünkü, bir zamanlar “Biz reformcu partiyiz, biz kişi hak ve özgürlüklerini en üst noktaya çıkartmak için çaba gösteriyoruz, AB sürecinde, AB‘deki tüm standartları ülkeye getireceğiz.” diye çaba harcadınız. Bu harcadığınız çabalara Cumhuriyet Halk Partisi olarak sonuna kadar destek verdik. Ancak, şu anda, getirilen bu düzenlemeyle kişi hak ve özgürlüklerinden nispeten geriye doğru bir adım söz konusu olduğunda, bir anlamda, “Hükûmet olarak biz bunun arkasında değiliz. Bazı milletvekilleri böyle bir teklif hazırlamış getirmişler, biz de, işte, bunu desteklemek durumunda kaldık. Hatta biz destek vermedik, çünkü yasama görevi yüce Parlamentonundur, Parlamentodaki milletvekilleri böyle bir yasa çıkarttılar.” diyeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, Hükûmet olarak niçin sorumluluk almıyorsunuz? Yani, terör konusunda, asayiş konusunda sorumluluk almayacaksınız da ne zaman sorumluluk alacaksınız? Kaldı ki, bu teklif, derli toplu, gerçekten bu polislerle ilgili yasayı tam anlamıyla düzenleyen bir yapı da oluşturmuyor. Bu sadece terörün geldiği noktada... Türkiye’nin belli bölgelerinden terörün Ankara’nın göbeğine kadar, başkente kadar ulaşmasından sonra, Ulus’taki patlayan bombadan sonra, sadece kamuoyunda oluşan tepkiyi yatıştırmak amacıyla, alelacele hazırlanmış bir teklifle karşı karşıyayız. Teklifin tarihine bakıyoruz: 24/5/2007. Komisyonda beş gün sonra görüşülüyor, 29/5/2007’de görüşülüyor, şimdi de Meclise geliyor. Yani, yine Adalet ve Kalkınma Partisinin, bir anlamda, günü kurtarmaya yönelik bir çabasıyla karşı karşıyayız.

Değerli arkadaşlarım, bu olaylar ciddi olaylar. Ülkemiz hem asayiş anlamında hem terör anlamında çok ciddi sorunlarla karşı karşıya. Bugün için terör ülke bütünlüğünü tehdit eder bir duruma gelmiştir. Ancak, Hükûmete bakıyoruz, bu konularda çok fazla duyarlı davranmıyor.

Terörün, değerli arkadaşlarım, terörün bir iç boyutu vardı, bir de dış boyutu var. Çünkü, Türkiye’deki terörün Türk ordusunun gücü karşısında, Türk emniyet mensuplarının gücü karşısında barınması mümkün değildir dış destek olmadan. Bu dış desteğin de var olduğunu hepimiz biliyoruz. Çünkü, yapılan açıklamalarda deniliyor ki “Ele geçirilen o mayınlar, ele geçirilen A-4’ler, C-4 bombaları, bunlar nerede satılıyor, bunlar nereden temin ediliyor?”

Öyleyse, ciddi, sorumlu bir Hükûmet olarak, bunlarla ilgili gerçekten çok kapsamlı bir yapı oluşturmak, bir değişiklik yapmak zorundayız. Bunu da nasıl yapacağız? İktidarla, muhalefetle bir araya geleceğiz. Çünkü, değerli arkadaşlarım, terörün, anarşinin, asayişin iktidarı muhalefeti olmaz. Bu, hepimizi ilgilendiren bir olay. Bu nedenle, burada birlik oluşturmamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, bu yasanın 4’üncü maddesi, polislerimize, zabıtaya zor ve silah kullanmayı düzenliyor. Zor kullanmanın iki aşaması var: Bedeni kuvvet kullanma, maddi güç kullanma. Bunlarla ilgili, bence, bu yapılan düzenlenmede çok fazla bir sorun yok gibi gözüküyor.

Ancak, değerli arkadaşlarım, polisin silah kullanma noktasında, bence, mevcut yasadaki 16’ncı madde daha kapsamlı ve daha doyurucu. Silah kullanmak çok ciddi bir iştir. Yani, basit suçlarda “Efendim, ben yakaladım elimden kaçtı, ben de o yüzden silah kullandım.” derseniz, suçun vahametiyle silah kullanma olayı birbiriyle örtüşmeyebilir. Bu nedenle, her olayda silah kullanılması, ileride çok büyük sakıncalar yaratabilir.

Yine, mevcut Yasa’da olduğu gibi, buna birtakım kriterler getirmemiz gerekiyor; özellikle, ağır cezayı gerektiren suçlarla ilgili, en azından, bir tabiri kullanırsak, buradaki durumu biraz daha netleştirmiş oluruz.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizdeki huzurun ve güvenin sağlanmasında polis teşkilatımızın, emniyet teşkilatımızın, jandarmamızın çok büyük görev ve sorumluluğu var. Eğer, bizler iş yerlerimizde, evlerimizde huzur ve güven içinde yaşıyorsak, bunu bu güvenlik mensuplarına borçluyuz. Ancak, bu arkadaşlarımıza gereken ilgiyi gösterebiliyor muyuz? Polislerimizin çalışma şartları çok zor değerli arkadaşlarım, mesaileri çok uzun, çalışma koşulları riskli, ancak, buna karşılık, polislerimizin  almış oldukları maaşları, ücretleri, insanca yaşabilecekleri ölçüde değil. Bu kötü çalışma koşulları, ne yazık ki, polislerimizin ruh sağlıklarını bozmakta; zaman zaman duyarsınız, “Bir polis memuru cinnet geçirdi, ailesinden şunları öldürdü.” veya sık sık, polis memurlarından intihar edenleri duyarız. Bunlar boşuna olmuyor değerli arkadaşlarım. Eğer, biz bu insanlardan görev istiyorsak, bu insanlara da insanca çalışma koşullarını sağlamamız gerekiyor. Çünkü, bu ülkenin huzur ve güvenliği, bir anlamda, polislerimizin kendi ruh sağlıklarının, kendi çalışma koşullarının iyileşmesine bağlı.

Bu anlamda, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ülkemize huzurun ve güvenin gelmesi anlamında ne gibi önlemler alınacaksa, bunanla ilgili her türlü görüşmeye, her türlü katkı vermeye hazırız.

Ancak, baştan savma, bu şekilde kişisel tekliflerle değil, ciddi bir Hükûmet olarak karşımıza derli toplu bir paketle gelirsiniz, biz bu paketi değerlendiririz ve ülkemizde huzurun, güvenin sağlanması için hep beraber…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MUHARREM KILIÇ (Devamla) – Ülkemizdeki huzurun ve güvenin sağlanması anlamında hep beraber bu çabayı gösteririz.

Bu düşüncelerle, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kılıç.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

 

MAD­DE 5- 2559 sa­yı­lı Ka­nu­nun ek 6 ncı mad­de­si aşa­ğı­da­ki şe­kil­de de­ğiş­ti­ril­miş­tir.

“Ad­li gö­rev ve yet­ki­ler

EK MAD­DE 6- Po­lis, bu mad­de­de ya­zı­lı gö­rev­le­ri­nin ya­nın­da, Ce­za Mu­ha­ke­me­si Ka­nu­nu ve di­ğer mev­zu­at­ta ya­zı­lı so­ruş­tur­ma iş­lem­le­ri­ne iliş­kin gö­rev­le­ri de ye­ri­ne ge­ti­rir.

Po­lis, bir su­ça iliş­kin ola­rak ken­di­si­ne ya­pı­lan söz­lü ih­bar ve şikâyet­le­ri ve gö­re­vi sı­ra­sın­da öğrendiği su­ça iliş­kin bil­gi­le­ri ya­zı­lı ha­le ge­ti­rir.

Edi­ni­len bil­gi ve­ya alı­nan ih­bar ve­ya şikâyet üze­ri­ne ve­ya ken­di­li­ğin­den bir suç­la kar­şı­la­şan po­lis, olay ye­rin­de ki­şi­le­rin ve top­lu­mun sağ­lı­ğı­na, vü­cut bü­tün­lü­ğü­ne ve­ya mal­var­lı­ğı­na za­rar gel­me­me­si ve su­çun de­lil­le­ri­nin kay­bol­ma­ma­sı ya da bo­zul­ma­ma­sı için derhâl ge­rek­li ted­bir­le­ri alır.

Bir suç iş­len­di­ği ve­ya iş­len­mek­te ol­du­ğu bil­gi­si­ni edi­nen po­lis, bu bil­gi­nin tet­ki­ki­nin ar­dın­dan, gerçek ol­du­ğu­nun an­la­şıl­ma­sı ha­lin­de el koy­du­ğu olay­la­rı, ya­ka­la­nan ki­şi­ler ile uy­gu­la­nan ted­bir­le­ri derhâl Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı­na bil­di­rir ve Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı­nın em­ri doğ­rul­tu­sun­da işin ay­dın­la­tıl­ma­sı için ge­rek­li so­ruş­tur­ma iş­lem­le­ri­ni ya­par. Bu sı­ra­da olay ye­ri­nin ko­run­ma­sı, fa­il­le­rin ele ge­çi­ril­me­si ve delillerin tes­pi­ti ile il­gi­li ola­rak, bu mad­de­de be­lir­ti­len ace­le ted­bir­le­ri al­mak zo­run­da­dır.

Ya­pı­la­cak araş­tır­ma so­nun­da edi­ni­len bil­gi­nin bir ka­ba­ha­te iliş­kin ol­du­ğu hal­ler­de, ko­nu araştırılarak ge­rek­li ya­sal iş­lem ya­pı­lır ve­ya ya­pıl­ma­sı sağ­la­nır.

Olay ye­rin­de gö­re­vi­ne ait iş­lem­le­re baş­la­yan po­lis, bun­la­rın ya­pıl­ma­sı­na en­gel olan ve­ya yet­ki­si için­de al­dı­ğı ted­bir­le­re ay­kı­rı dav­ra­nan ki­şi­le­ri, iş­lem­ler so­nuç­la­nın­ca­ya ka­dar ve ge­rek­ti­ğin­de zor kulla­na­rak bun­dan men eder.

Po­lis, su­çun de­lil­le­ri­ni tes­pit et­mek ama­cıy­la, Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı­nın em­riy­le olay ye­rin­de ge­rek­li in­ce­le­me ve tek­nik araş­tır­ma­la­rı ya­par, de­lil­le­ri tes­pit eder, mu­ha­fa­za al­tı­na alır ve in­ce­len­mek üze­re ilgi­li yer­le­re gön­de­rir.

Olay ye­ri dı­şın­da ka­lan ve o su­ça iliş­kin de­lil el­de edi­le­bi­le­ce­ği yö­nün­de kuv­vet­li şüp­he se­be­bi bulu­nan ko­nut, iş­ye­ri ve ka­mu­ya açık ol­ma­yan ka­pa­lı alan­lar­da ya­pı­la­cak iş­lem­ler için Ce­za Muhakeme­si Ka­nu­nu­nun ara­ma ve el­koy­ma­ya iliş­kin hü­küm­le­ri uy­gu­la­nır.

Po­lis, olay­da­ki fai­lin, gö­zal­tı­na alı­nan şüp­he­li ile ay­nı ki­şi olup ol­ma­dı­ğı­nın be­lir­len­me­si bakımından zo­run­lu ol­ma­sı ha­lin­de, Cum­hu­ri­yet sav­cı­sı­nın ta­li­ma­tıy­la teş­his yap­tı­ra­bi­lir.

Ta­nık­lık­tan çe­ki­ne­bi­le­cek olan­lar, teş­his­te bu­lun­ma­ya zor­la­na­maz.

İş­le­me baş­lan­ma­dan ön­ce, teş­his­te bu­lu­na­cak ki­şi­nin fa­ili ta­rif eden be­yan­la­rı tu­ta­na­ğa bağ­la­nır.

Teş­his iş­le­mi­ne ta­bi tu­tu­lan ki­şi­le­rin bir­den faz­la ve ay­nı cins­ten ol­ma­sı, ara­la­rın­da yaş, boy, ağır­lık, gi­yin­me gi­bi gö­rü­nü­şe iliş­kin hu­sus­lar­da ben­zer­lik bu­lun­ma­sı ge­re­kir. Teş­his için ge­rek­li ol­ma­sı halinde, şüp­he­li­nin gö­rü­nü­şü ile il­gi­li ge­rek­li de­ği­şik­lik­ler ya­pı­la­bi­lir. Teş­his iş­le­mi­ne ta­bi tu­tu­lan kişile­rin her bi­rin­de, teş­his sı­ra­sın­da bir nu­ma­ra bu­lun­du­ru­lur.

Teş­his­te bu­lu­nan ki­şi ile teş­his iş­le­mi­ne ta­bi tu­tu­lan ki­şi­le­rin bir­bi­ri­ni gör­me­me­si ge­re­kir.

Teş­his iş­le­mi en az iki kez tek­rar­la­nır ve teş­his­te bu­lun­ma­sı is­te­nen ki­şi­ye, şüp­he­li­nin teş­his edilecek ki­şi­ler ara­sın­da yer al­mı­yor ola­bi­le­ce­ği ha­tır­la­tı­lır.

Teş­his iş­le­mi­ne ta­bi tu­tu­lan ki­şi­le­rin, bu iş­lem sı­ra­sın­da bir­lik­te fo­toğ­raf­la­rı çe­ki­le­rek ve­ya görüntüle­ri kay­da alı­na­rak, so­ruş­tur­ma dos­ya­sı­na ko­nur.

Şüp­he­li­nin fo­toğ­ra­fı üze­rin­den de teş­his yap­tı­rı­la­bi­lir. An­cak tek bir fo­toğ­raf ve­ya ay­nı ki­şi­nin fark­lı fo­toğ­raf­la­rı üze­rin­den teş­his yap­tı­rı­la­maz. De­ği­şik ki­şi­le­rin fo­toğ­raf­la­rı­nın ay­nı bü­yük­lük ve özel­lik­te ol­ma­la­rı ge­re­kir.

Teş­his iş­le­mi tu­ta­na­ğa bağ­la­nır.”

 

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına, İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin.

Sürenizi birleştirdim efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1437 sıra sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasını içeren Kanun Teklifi’nin 5’inci maddesiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve kendi adıma söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, polis teşkilatı, emniyet teşkilatı, insan hakları ihlalleri iddialarıyla çok sık muhatap olan bir kurum. Dolayısıyla, bu kurumda, bu kurumu ilgilendiren bir değişiklik yapılacaksa, bir kanun tasarısı ya da teklifi gündeme getirilecekse, o zaman, bu kanun teklifi ya da tasarının, Adalet Komisyonu dışında, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunda da ele alınması lazımdı. Çünkü, nitekim, bu kanun teklifi de eğer yasalaşır ve yürürlüğe girerse, önümüzdeki süreçte, hem polisi yıpratacak birtakım iddialarla, şikâyetlerle karşı karşıya kalınacak hem de insan hakları ihlallerinin yoğunlaştığına ilişkin yurt içinde ve yurt dışında bazı şikâyetler ve eleştirilerle karşı karşıya kalacağız.

Değerli arkadaşlarım, polis, halkın huzuru ve güveni için sürekli suçlu peşinde koşan ve bu uğurda çoğu zaman şehit veren bir kurum polis teşkilatı ve bu ağır görevinin yanında, polis teşkilatına ya da polislere verilen bir başka ek görevler de var. Maçlarda örneğin polisler görevlendiriliyor ellerine birer sandviç tutuşturularak, konserlerde görevlendiriliyor, hatta çoğu zaman postacı olarak da kullanılıyor polisler. Yani, kendi asli görevinin dışında, aslında özel şirketlerin yapması gereken görevleri de polisler yerine getiriyor.

Şimdi, polislerin bu ağır çalışma koşullarına baktığımızda, örneğin Avrupa Birliği ülkelerinde günde sekiz saat çalışıyor polis, ama bizde on iki saat çalışıyor ve buna karşılık maaşları ve sosyal hakları da Avrupa Birliği ülkelerindeki meslektaşlarının dörtte 1’i kadar. Dolayısıyla, bu ağır sorunlar, bu ağır çalışma koşulları ve bunun üzerine bazı kadrolaşmalar ve siyasi müdahaleler de eklenince huzursuzluk giderek artıyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın, mart ayı itibarıyla son beş yıl içinde, polis teşkilatında 328 kişi istifa etmiş. 42 polis memuru suç işlediği nedeniyle devlet memurluğundan çıkarılmış ve yine, son beş yıl içinde, mart ayı itibarıyla 1.294 personel meslekten çıkarılmış. Yine, bu süreçte, 869 personel psikolojik tedavi görmüş. 122 intihar var mart ayı itibarıyla ve yine, bu süre içinde 40 polis memuru şehit olmuş.

Şimdi bunları üst üste koyup topladığımızda değerli arkadaşlarım, son beş yıl içinde, mart ayı itibarıyla -polis teşkilatında yaşanan sorunları anlatmaya çalışıyorum- ayda 6’ya yakın memur istifa etmiş, ayda 6’ya yakın memur görevinden istifa etmiş, memurluktan ayrılmış. Ayda 22’den fazlası suç işlediği nedeniyle ihraç edilmiş ve yine, ayda 15’e yakın polis memuru da psikolojik tedavi görmüş ve ilginç olan şudur: Bu süre içinde, ayda ortalama 2’den fazla memur intihar etmiş. Yani, polis teşkilatında çok ciddi sorunlar var.Sadece kendi göreviyle ilgili sorunlar değil, ek görevlerin getirdiği ağır sorunlar var ve hafta sonu tatilleri yok, yıllık izinleri yok; çıksa bile her zaman göreve çağrılma ihtimali yüksek. Dolayısıyla, böylesine ağır sorunlar içinde, ağır çalışma koşulları içinde görev yapmaya çalışan memurların, polis teşkilatının kendi iç huzuru yoksa başkalarının huzurunu sağlayabilmesi mümkün değildir, çünkü mesleğini severek yapması mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, bakın, şimdi bu ağır çalışma koşulları nedeniyle, bazı polis eşleri, il insan hakları kurullarına şikâyette bulundular geçtiğimiz aylarda. Çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle aile düzenlerinin bozulduğundan, eşleriyle görüşemediklerinden ve sosyal ilişki kuramadıklarından şikâyetle il insan hakları kurullarına başvurdular ve il insan hakları kurulları da, çok doğru bir kararla, bu polis eşlerini haklı gördü. Yani, polislerin çalışma koşullarının ve sosyal haklarının insan haklarına aykırı olduğunu tespit etti il insan hakları kurulları. Peki, buna karşılık ne yapıldı? Bu sorunlar görmezden gelindi ve hâlâ, polis teşkilatında yaşanan bu önemli sorunlara, polis teşkilatının içinde bulunduğu ciddi sorunlara ve polislerin birey olarak yaşadığı ciddi sorunlara bir çözüm bulunabilmiş değil.

Değerli arkadaşlarım, böylesine büyük sıkıntıları olan bir teşkilattan da huzur içinde görev yapmasını, halkın can ve mal güvenliğini korumasını beklemek… Gerçi, ellerinden geldiği kadar bu görevleri yapmaya çalışıyorlar bütün olumsuzluklara rağmen. Bu açıdan, polis teşkilatımız gerçekten her türlü takdire değer. Ama, devletin de bu teşkilata gereken önemi göstermesi lazım, devletin de bu önemli teşkilatın sorunlarının çözülmesine katkı vermesi lazım, maalesef, bunları göremiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Şimdi bakın, Türkiye’nin bugün için önemli sorunlarından birisi terör. Dört buçuk yıl önce bu iktidar sıfır terörle devraldığı Türkiye’yi, bugün, herkesin  birbirinden kuşkulanacağı noktaya getirdi. Herkes, yanındaki kişinin canlı bomba olup olamayacağı konusunda kuşkulu. Sokaklarda insanlar ne zaman kapkaça uğrayacağı, evlerinde ne zaman bir hırsızlıkla muhatap olacaklarını bilemiyorlar. Apartmanların dördüncü, beşinci katlarında oturanlar bile kapılarını, pencerelerini demirle kapatıyorlar. Değerli arkadaşlarım, böyle bir şey olabilir mi? Yani, insanlar evinde rahat değilse, insanlar sokakta, caddede rahat değilse, bugün en kalabalık caddeler bile tekin değilse, o zaman, o ülkede huzurun olduğu söylenebilir mi?

Bir yasa çıkardınız: Eve Dönüş Yasası. Ve cezaevindeki, sözüm ona dağdaki teröristleri indirecektiniz, düz ovaya indirecektiniz, ama tersi oldu; cezaevindeki Hizbullahçıları ve PKK’lıları salıverdiniz ve onlar da kaldıkları yerden, üstlerine düşen görevleri, kendilerine uygun gördükleri görevleri yapmaya devam ediyorlar. Keza, bir Terörle Mücadele Yasası çıkardınız, çıkarmak istediniz -daha doğrusu, Terörle Mücadele Yasası’ndaki 6’ncı maddeyi söylemek istiyorum- burada bir kelime oyunuyla, teröristbaşının bir defaya mahsus olmak üzere Pişmanlık Yasası’ndan yararlanabilmesinin önünü açtınız. Bunu Cumhuriyet Halk Partisi gördü ve sizleri uyardı. Neticede bu uyarı sonucunda, bir miktar inat da ettiniz ama, sonuçta Cumhuriyet Halk Partisinin dediği noktaya geldiniz ve Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ncı maddesinin sakıncalı bir madde olduğunu kabul ederek geri adım attınız. Aksi hâlde, Cumhuriyet Halk Partisi bunu gündeme getirmemiş olsaydı, teröristbaşı, belki bugünlerde, belki birkaç yıl sonra, Avrupa’daki sivil toplum örgütleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de devreye girmesiyle belki de cezaevinden çıkacaktı ve aramıza karışacaktı.

Değerli arkadaşlarım, Hrant Dink cinayetini hatırlıyorsunuz; geçtiğimiz ocak ayında, hunharca işlenen bir cinayet ve Türkiye’yi büyük sıkıntılara sokan bir cinayet.

Şimdi, o dönemde, tabii, bu cinayet çok tartışıldı. Sayın Başbakan, hatırlarsanız, o dönemde bir derin devletten söz etti, Türkiye'de bir derin devlet olduğunu söyledi ve bu derin devletle ilgili olarak da “Bana diyorlar ki: ‘Bunu ortaya çıkar.’ O kadar kolaysa siz çıkarsaydınız.” gibi bir mazeret ileri sürdü. Değerli arkadaşlarım, bir demokratik ülkenin Başbakanına yakışmayacak bir laf! Ne demek yani? Derin devlet var ama, ona dokunamıyorum, onu ortaya çıkaramıyorum...

Peki, dört buçuk yıldan beri iktidardasınız, Meclisin üçte 2’sine yakın çoğunluk elinizde, devletin bütün arşivleri elinizde, devletin bütün kurumları emrinizde ve derin devletten söz ediyorsunuz. Peki, neden dört buçuk yıldan beri, bu derin devlet var idiyse ortaya çıkarmadınız, gereğini yapmadınız? Yani, derin devletle ilgili bir girişim yaptınız da sizi engelleyenler mi oldu? Kim size engel oldu? Hiç kimse engel olmadı. O zamana kadar içinden çıkamadığınız bu önemli sorunla ilgili, içinden çıkamadığınız bu cinayetle ilgili dikkatleri başka yönlere çekmek için bir “derin devlet” lafı ortaya attınız, Sayın Başbakan attı ve sonra da bu lafın üstüne yattı.

Değerli arkadaşlarım, emniyet için de öteden beri söylenen bazı iddialar var: Emniyet içinde bir cemaat kadrolaşması olduğuna ilişkin iddialar var ve bu iddiaları çürütecek, bu iddiaların doğru olmadığını kanıtlayacak hiçbir gelişme de olmadı...

YAHYA BAŞ (İstanbul) – Nerede iddia?

AHMET ERSİN (Devamla) – ...ve maalesef, genel olarak şunu söylemek isterim ki: Emniyet içinde gerçekten bir cemaat-tarikat kadrolaşmasının olduğunu, artık, hemen hemen herkes kabul ediyor. (AK Parti sıralarından gürültüler)

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) – Kim kabul ediyor? Hiç öyle bir şey yok.

AHMET RIZA ACAR (Aydın) – Dedikodu...

AHMET ERSİN (Devamla) – Şimdi bakın, bu emniyet içindeki bu kadrolaşma, bu yapılanma... (AK Parti sıralarından gürültüler)

RESUL TOSUN (Tokat) – Hep iddia söylüyorsun, ispat et!

AHMET ERSİN (Devamla) - Ne diyorsunuz? Anlamıyorum söylediklerinizi.

HALUK İPEK (Ankara) – “İspat et.” diyor, ispat.

AHMET ERSİN (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, bu emniyet içinde... (AK Parti sıralarından gürültüler)

Ya, bir sorunu konuşuyoruz, Yani, bu sorunla ilgili bizim kendi bilgilerimizi, iddialarımızı söylüyoruz. Aksini söyleyen varsa gelir, onlar da söylerler.

Şimdi, bakın, gerek Danıştay saldırısında gerekse Atabeyler operasyonunda, Türk Silahlı Kuvvetlerini bu çete iddialarıyla ilişkilendirmeye çalışan birtakım girişimler oldu. Aktif görevli olan ya da emekli olmuş olan muvazzaf ya da emekli subay, astsubaylarla ilgili birtakım fotoğraflar, vesaireler basına sızdırıldı, birtakım krokiler, planlar basına sızdırıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri bu çete iddialarıyla ilişkilendirilmeye çalışıldı. Ve bu olay, bu gelişmeler, Emniyet içindeki işte bu söylediğim örgütlü yapılanmanın eseridir. Öteden beri söylüyorum, kendilerini Adalet ve Kalkınma Partisinin arka bahçesi olarak değerlendiren bir grubun, örgütlü bir grubun Emniyet içine girmiş olması ve Emniyet ile Türk Silahlı Kuvvetlerini karşı karşıya getirme girişimlerinin sonucunda, bir dönem, Silahlı Kuvvetler ile Emniyet arasında ciddi bir soğukluk ve sorun yaşandı değerli arkadaşlarım. (AK Parti sıralarından gürültüler)

MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) – Yok öyle bir şey. Nereden çıkarıyorsun?

MUZZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bu söylediklerini ispat edemezsen sana ne derler biliyor musun?

AHMET ERSİN (Devamla) - Şimdi, bakın, bu konularla ilgili, Emniyet içindeki bu kadrolaşmayla ilgili, örgütlü yapılanmayla ilgili çeşitli soru önergeleri verdim İçişleri Bakanlığına.

MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) - Kardeşim, Emniyet örgütü ne demek ya?

AHMET ERSİN (Devamla) - Ve hiç birisine olumlu ya da olumsuz bir cevap vermediler.

MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) – Ne cevabı verecek?

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Sayın Başkan, yakın bir konumdan bağırsınlar, duyamıyoruz biz.

AHMET ERSİN (Devamla) - Sadece geçiştiren, soruları geçiştiren…

BAŞKAN – Sayın Ersin, siz konu üzerinde, madde üzerinde konuşun efendim.

MEHMET NURİ AKBULUT (Erzurum) – Değerli Başkanım, böyle bir şey olur mu? “Emniyet örgütü.” diyor ya!

AHMET ERSİN (Devamla) – Efendim, kanunla ilgili konuşuyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim, nazariyeler üzerinde durmayın. Son günlerde bunlar çok da hoş bir şey değil.

NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) – Nazariye değil, gerçek. Ne nazariyesi?

AHMET ERSİN (Devamla) – Peki, son cümlelerimi söyleyeyim.

AHMET RIZA ACAR (Aydın) – Bu görüşlerle İzmir’den geri gelemezsin.

AHMET ERSİN (Devamla) - Yine, geçen yıl, tam da bu zamanlarda Sayın Büyükanıt’la ilgili birtakım iddialar ileri sürüldü. Onun Genelkurmay Başkanı olmasını engellemeye dönük birtakım İnternet ve cep telefonlarına mesajlar geldi ve bu mesajları yazanlar, gönderenler hâlâ ortaya çıkarılmış değil. Aradan bir yıl geçti. Sayın Başbakan da İçişleri Bakanı da  “Soruşturma açtık.” diye söylediler, ama aradan bir yıl geçti, hâlâ bir şey yok ortalıkta ve bunlar faili meçhul kalıyor, onu söylemek istiyorum. Yani, eğer böyle bir yapılanma varsa emniyet içinde, bu hepimizi rahatsız etmelidir. Hepimizin can ve mal güvenliğini tehlikeye sokar, Türkiye'yi tehlikeye sokar, onu anlatmaya çalışıyorum. Neden, peki, bu mesajları yazanlar, çekenler, bu örgütlü yapılanma şimdiye kadar ortaya çıkarılmadı?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET ERSİN (Devamla) – Son cümlelerimi söylüyorum Sayın Başkan, bir dakikalık…

BAŞKAN – Buyurun. 

AHMET ERSİN (Devamla) – Yani, Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya dönük kasıtlı olarak yapılan bu girişimler, bu girişimleri yapanlar neden ortaya çıkarılmadı, onu ben merak ediyorum, onu da sorguluyorum, sizlerin de sorgulamasını bekliyorum.

Şimdi, bakın, bir şey daha söyleyeyim, son bir şey daha söyleyip ondan sonra izin isteyeceğim. Birkaç yıl öncesine kadar biz şunu duyuyorduk: “Sınırlarımızdan sivrisinek geçse haberimiz olur.” Ya, koskoca tren geçti, birkaç gün önce ortaya çıktı…

ALİ RIZA ACAR (Aydın) – Senin boyunu aşar o görüşler!

AHMET ERSİN (Devamla) – …üzerinde 1.500’e yakın sandıkta silahların taşındığı bir tren sınırdan geçti…

HARUN AKIN (Zonguldak) – Amerikan uçakları dolaşıyor!

AHMET ERSİN (Devamla) – …ve bir bombalama, demir yolunun bombalanması sonucu ortaya çıktı, böyle bir silahların İran’dan Suriye’ye doğru yola çıktığı. Peki, nasıl geçti bu koca tren buradan? “Sivrisinek geçse haberimiz olur.” anlayışından sonra şimdi nereye geldik? Tren geçiyor, haberimiz olmuyor.

ABD uçakları 80 kilometre Türkiye'ye girdi. Ne oldu peki? Sevgiliye mektup kabilinden, incinmesin kabilinden, elçilik kâtibine verilen bir notayla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, son cümlenizi rica edeyim, tamamlayın.

AHMET ERSİN (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, emniyette ciddi sorunlar var. Emniyet personelinin ciddi sorunları var, ekonomik sorunları var, sosyal sorunları var ve bu sorunlar giderilmedikçe, bu sorunlar ortadan kaldırılmadıkça, bu teşkilatın, gerek vatandaşın can ve mal güvenliğini korumakta gerekse terörle mücadelede zaafa uğratılır diye kuşkulanıyorum, korkuyorum. O nedenle, Hükûmetin, bir an önce, bu polis teşkilatında görev yapan polis memuruna ve üst düzeydeki yöneticisine kadar, bu sorunların, bu polis teşkilatının yaşadığı sorunların, polislerimizin yaşadığı sorunların giderilmesi için acil önlemler almasını bekliyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ersin.

Sayın Gazalcı, bir sorunuz mu var?

Buyurun.

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) – Sayın Bakandan şunun yanıtlanmasını diliyorum. Bu polis ve askerlik mesleğine girerken güvenlik soruşturması yapılıyor doğal olarak ve bu güvenlik soruşturmasında kendinin dışında, kardeşi, babası ve yakınları da bir soruşturmadan geçiriliyor. 12 Eylülden sonra yapılmış bir  düzenleme var. Sivil yaşamda bu düzeltildi ve suçu birey işler düşüncesiyle o kişiye özgü bir araştırma yapıldı. Ama, polislikte ve askerlikte bu düzeltilme yapılmadı. Acaba, böyle bir çalışma olduğunu söylemişti eski bakan. Dönem de bitiyor. Bu güvenlik soruşturması konusu aynen sürüyor mu?

İki; Meclisin son günlerinde getirdiğiniz bu düzenlemeyle özgürlüklerin kısıtlandığına, yargının kararı beklenmeden kişisel özgürlüklerin kısıtlandığına inanıyor musunuz?

Bu iki sorum.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gazalcı.

Sayın Bakan, cevaplandıracak mısınız?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Yazılı olarak cevap vereceğiz.

BAŞKAN – Yazılı cevap vereceksiniz.

Teşekkür ederim.

Madde üzerinde bir önerge var, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 5 inci maddesi ile söz konusu Kanunun değiştirilmesi öngörülen ek 6 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Eyüp Fatsa                                      Cevdet Erdöl                                  Nusret Bayraktar

                        Ordu                                               Trabzon                                            İstanbul

 

          Mehmet Beşir Hamidi                            Afif Demirkıran

                      Mardin                                             Batman

“Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra, el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhâl Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Teklif metnindeki tekrarların önüne geçilmesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun adli kolluk görevine ilişkin hükümleriyle paralellik sağlamak amacıyla işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi, kabul edilen önergeyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 6- 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi, 17 nci maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları ile 20 nci maddesinin birinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına, Antalya Milletvekili Feridun Baloğlu.

Sayın Baloğlu, birleştiriyorum, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle bu yasanın hangi süreç içinde önümüze geldiğine bakmamız gerekiyor. Ulus’ta, Anafartalar Çarşısı’ndaki patlamadan sonra yaşanan toplumsal tepki ve kısmi panik, sanıyorum bu yasanın ateşleyicisi oldu, bu değişikliğin ateşleyicisi oldu. Ben gerekli değildir demiyorum, ama, zamanlamanın sağlıklı karar vermemiz konusunda birtakım engeller yarattığını düşünüyorum.

Hukuk, günlük toplumsal tepkilere, paniklere, bunların getirdiği sürece dayalı olarak gelişmemelidir. Değiştirmeye çalıştığımız yasa, yeni bir yasa da değil; çok uzun bir süreç içinde oluşan, zaman zaman değiştirilen, Avrupa Birliğinin görüşleri ve talepleri doğrultusunda üzerinde çok oynanan bir hukuk bütünlüğü içinde yer alıyor.

Şimdi, toplumsal ihtiyaç, doğal ki, dikkate alınmalıdır; ama, bu noktaya nasıl geldiğimiz konusunda da sağlıklı düşünceler üretmek zorundayız. Bu sürece gelmeden önce, yaşadığımız olaylara kısaca bakmak gerektiğini düşünüyorum. Doğal ki, bu yasa sadece terörle mücadelenin bir aracı olarak değil, adi suçları da kapsayan polisin yetkilerinin artırılmasına yönelik bir çabayı da içinde besliyor; ama, toplum, daha çok, bu yasanın şiddet eylemleri karşısında polise yetki vermek konusunda bir ihtiyaçtan kaynaklandığını düşünüyor. Polisimizin bugün içinde bulunduğu koşulları zaman zaman bu kürsüye gelen arkadaşlarımız anlattılar. Gerçekten, Türkiye’deki bütün kamu görevlileri gibi polislerimiz de son derece güç şartlar altında görev yapıyorlar. Nüfus memurları da güç şartlarda görev yapıyorlar, infaz koruma memurları da, adliyedekiler de, öğretmenler de. Ama, polisin bir özelliği var; polis, suçla göğüs göğse oluyor, göz göze oluyor, bunun getirdiği ciddi sorunları her gün yaşıyor.

Çok yaygın bir söylemi burada yinelemek istiyorum ve bunun doğruluğunu tartışmak istiyorum. Polis örgütü içinde, güvenlik örgütlerimiz içinde şöyle bir söylem yaygındır: “Biz yakalıyoruz, götürüyoruz, adliye serbest bırakıyor.” Dönüp adliyeye bakıyoruz. Onlar da şunu söylüyorlar: “Polis dosyayı oluşturmadan önümüze getiriyor.” Tabii, bütün bir mevzuatı tararsanız iki tarafın da haklılıkları olabilir, ama, iyi işlemeyen bir şey olduğu konusunda herkes hemfikir. İki tarafın da haklı olduğu taraflar varsa, bizim, kanun yapıcılar olarak eksik kaldığımız bir taraf olduğu ortaya çıkıyor.

Bakın arkadaşlar, dört buçuk yıllık bir Meclis dönemini tamamlıyoruz. Ama, 22’nci dönemin bitmesi, Parlamentonun görevlerinin bittiği anlamına gelmiyor. Cumhuriyet sürüyor, kurallar sürüyor. İki ay sonra burada yeni arkadaşlarımız olacak ve bu 23’üncü dönem de birtakım görevler üstlenecek. Şimdi, ben, bu yasanın Meclisin kapanmasına çok belirli saatler kala buraya getirilmesini doğru bulmuyorum. Gerekliliği konusunda ben de fikir birliği içindeyim, çoğumuz da öyle düşünüyoruz; ama bunu bu kadar aceleye getirmemizin anlamı nedir? Yani, şöyle bir şey mi var? Susuz bir köydeyiz, insanlar ölmek üzere, suyu getirmezsek yirmi dört saat sonra herkes ölecek. Şu anda bir yasal düzenleme var. Eksik olabilir. Ama, biz, hiç gerekmeden, bunu bu kadar aceleye getirirsek bunun sorunlar doğuracağı açık. Bunu, bir muhalefet milletvekilinin her zamanki şüpheciliği olarak yorumlamamanızı diliyorum. Bu toplumda şu anda yaygın kanı, terörle ve suçlarla mücadele konusunda polisin yeni yetkilerle donatılması konusundadır. Ama bir şey daha var, bunun aceleye getirilmemesi konusunda da bir şüphe var.

Bakın arkadaşlar, önümde iktidar partisine çok yakın bir gazetenin bugünkü manşeti var. Gazete: “Böyle yetki olmaz.”diye manşet atmış. “AB’ye uyum diye abarttık, polisin yetkilerini budadık. Hatayı anlayınca yine ölçüyü kaçırıp özgürlükleri kısıtlayan, konut dokunulmazlığını zedeleyen düzenlemeler getirdik.” diyor. Bu, iktidara son derece yakın bir gazete. Bu gazetenin köşe yazarları da bu sayıda bile iktidarın icraatlarını destekleyen görüşler bildiriyorlar. Yani, tepki sadece muhalefetin tepkisi değil.

Devam ediyorum: Toplumun başka kesimlerinde de benzer tepkiler var, onlar da kabul ediyorlar. “Evet, polisin suçla mücadelede yeni güçlerle donatılması gerekiyor.” diyorlar. Ama şunu da söylüyorlar: “Böylesine büyük yetkiler, böylesine kısa bir sürede ve tartışılmadan verilmemelidir.” diyorlar.

Onun için arkadaşlar, bunu bir kez daha gözden geçirmek gerekiyor. Ama, ille bir şey yapmak gerekiyorsa, polisin yetkilerini düzenlemeden önce polisin yaşam şartlarını düzenlemek gerekiyor.

Diğer arkadaşlarım da söylediler. Bugün Dışkapı’daki polis merkezine, Çevik Kuvvet merkezine giderseniz ya da bir polis karakoluna giderseniz, ne kadar iyi donatılırsa donatılsın, son derece güç şartlar altında olduklarını göreceksiniz.

Polisin bir kere psikolojisi çok iyi olmalıdır. Polisin donanımı yetmez. Türkiye’de polisin psikolojisinin nasıl bozulduğunu gösteren sayısız olay vardır. Ben, Sayın İçişleri Bakanına bir soru sormuştum bu konuda. O soruma verilen yanıttan anlıyorum ki, polis örgütü içinde intiharlar yaygın biçimde sürmektedir. Bunun, polisin yaşam şartlarından, yaptığı görevin özelliklerinden kaynaklandığı düşünülse bile, burada polise yönelik devlet ilgisinin de çok sınırlı olduğu ve yetersiz olduğu ortaya çıkıyor.

Arkadaşlar, ben size iki olayı anlatmak istiyorum. Bu olaylardan bir tanesi hafızalardan silinmemiş bir olaydır, diğeri de çok rastladığımız bir olaydır. 1996’da, sanıyorum İstanbul’da, bir yasa dışı gösteride yere düşmüş bir polis memuru, etrafında yüzleri maskeli 8-10 kişi polis memuruna insafsızca vuruyorlar. Yani, bir insanın bir insana yapması mümkün olmayan bir şeyi yapıyorlar. Kan revan içinde bir polis memuru, böyle yüreğiniz sızlayarak bakıyorsunuz. O olaydan on iki gün sonra, gene İstanbul’da, yere düşmüş bir kadına polisin hunharca vurduğunu görüyorsunuz. Artık mukavemet gücü kalmamış bir kadını polisler dövüyorlar, alenen. İki olay. Eğer bu iki olayda da mağdura acımıyorsak insan değiliz biz. İki olaydaki mağdur iki farklı taraf gibi gözüküyor, bir tarafta polis var, yere düşmüş, saldırıya uğramış, bir tarafta bir kadın var, mukavemeti kırılmış, ama polis ona vuruyor. Bu, toplumun psikolojisiyle polisin psikolojisinin bozukluğu arasındaki paralelliği de gösteriyor. Her şeyi şöyle izah edemeyiz, yani bir avuç anarşist ya da çok kızgın bir polis. Şiddet toplumun bütün damarlarında geziyorsa o olayın üzerinde daha sağlıklı durmamız gerekiyor. Şimdi, biz bu giderayak yaptığımız bu konuşmayla, bu tartışmalarla bunları çözecek hâlde miyiz arkadaşlar?

Şimdi, buraya getirmedim, oturduğum sırada duruyor. Türkiye Barolar Birliğinin 600 sayfalık bir çalışması, bir raporu var, anarşinin temelleri üzerine, şiddetin temelleri üzerine. Ama, bunları tartışacak zamanımız hiçbir zaman kalmıyor. Bakın, bir şey daha söylemek istiyorum. İstanbul’da geçen gün bir gösteri oldu, İstanbul Taksim Meydanı’nda, yasa dışı bir gösteriydi, o gösteriye polis müdahale etti. Müdahalenin biçimi tartışıldı. Bunun çok şiddetli bir müdahale olduğunu söyleyenler oldu, polisin görevini yaptığını söyleyenler oldu. Ama, o müdahale sırasında oradaki vatandaşlardan birisinin kendisine biber gazı sıkılması üzerine yaptığı şikâyet hâlâ sonuçlandırılamadı, sonuçlanmadı. Vatandaş diyor ki: “Ben olayın tarafı değilim, orada duruyorum, ben yemek yiyorum.” diyor, “Ve benim yüzüme biber gazı sıkıldı.” diyor. Polis de dövüyor bu vatandaşı. Ve resimler, gazetelerde yer alıyor, video kasetleri var, hepsi var. Polis teşkilatı kendi içindeki bu polisi, zor durumda bırakan kişiyi hâlâ bulamadı. Hâlâ bulamadı arkadaşlar. Yani, biz sadece polisi eleştirmek, polisi övmek, şiddet yanlılarını eleştirmek, bununla sınırlı kalmayacak çok büyük bir çerçeveyi tartışmak zorundayız, yani, polis, bırakın sokaktaki şiddet yanlısını, kendi içindeki zanlıyı bulamıyor. Orada kaç görevli olduğunu bilmiyor mu? Yüzü apaçık resimde gözüküyor, bulmuyor, bulamıyor. Böyle bir çerçeve içinde düşünürsek çok sağlıklı sonuçlara varırız ama o sağlıklı sonuçlara varacak kadar zamanımızın kalmadığı da bu yasanın getiriliş biçiminden açıkça ortaya çıkıyor.

Bakın arkadaşlar, demin bir arkadaşım söyledi, söylenince biraz üzülüyorsunuz, kızıyorsunuz ama bunu söylemek gerekiyor. Bu Meclise Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ncı maddesinin değiştirilmesi yönünde bir teklif getirildi. Biz buna karşı çıktığımız zaman, bunun birtakım olumsuz sonuçlara yol açabileceğini, bir terör örgütünün başının tahliye edilebileceğini söylediğimiz zaman kızdınız, ama, sonunda, siz de bunun olabileceğini kabul ettiniz ve bunu geri çektiniz. Ama, toplumda böyle bir şeyin olabileceği konusunda bir endişe uyandı. Bu endişenin nelere mal olduğunu hepimiz biliyoruz. Aynı şeyi Eve Dönüş Yasası’nda yapmadık mı arkadaşlar? Ben bu kürsüden konuştum, çok iyi hatırlıyorum, diğer arkadaşlarım da konuştu. Şunu söylemedik mi? Bu Eve Dönüş Yasası, çözüm getirmeyecek, ülkeyi bölmeye yönelik, ülkenin temelini parçalamaya yönelik bir şiddet eylemcisi grubun afla falan doğru yola gelmesi mümkün değil. Yüz kere affetseniz yüz kere aynı eylemi yapacaklarını bile bile bu Meclisten bu yasanın çıkmasına destek verdiniz. Sonuçta ne oldu? Dağdakiler orada kaldı, cezaevindekiler onların yanına gitti. Eve Dönüş Yasası, sadece cezaevindekilerin şiddet yanlısı örgütlerin yanına dönüş eylemine dönüştü.

Sayın Milletvekilleri, eğer elinizdeki yasaları iyi uygulayan bir yapı oluşturmamışsanız, istediğiniz kadar yasal değişiklik yapın. Üstelik, bu yasal değişiklikleri de böyle ucu ucuna yaptığınız zaman bunların hiçbir sonuç getirmeyeceği de ortaya çıkacak.

Şimdi, bu maddede 2559’un 3’üncü maddesi, 17’nci maddenin iki, üç, dört, beşinci fıkraları, 20’nci maddenin birinci fıkrası kaldırılıyor. Doğru, ona söyleyecek bir şey yok, çünkü, yukarıdaki düzenlemelere paralel bir sonuç bu. Onları düzenlediğimize göre, bu maddeleri de değiştirmek doğru. Ama,

itirazımızın, bu düzenlemeden çok bu düzenlemenin zamanlamasına, bu düzenlemenin oluşturulmadan Meclis gündemine getirilmesine yönelik olduğunu sizlere bildirmek istiyorum.

Bunun ötesinde, bu yasa yapma dönemimizi tamamlarken, bizim, hepimizin, milletvekilleri olarak yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı bir kez daha gözden geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Diliyorum, bugün edindiğimiz deneyimler, bizler tarafından bir dahaki dönem daha iyi kullanılır ya da bizim yerimize gelecek arkadaşlar tarafından daha sağlıklı kullanılır.

Önemli olan ülkemizin birliğidir, halkımızın aydınlık bir ülkede, sağlık içinde, güzel günler görmesidir. Bunu umut ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baloğlu.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Sorular var.

Sayın Ünlütepe, buyurun.

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana şu iki konuyu ulaştırmak istiyorum.

Bu, genellikle, İzmir Eşrefpaşa ilçesindeki karakolumuz ve İstanbul Beyoğlu’ndaki karakollarımız çalışma koşulları açısından çok kötü koşullardadır. Buraları ziyaret ettiğimizde, polis memurlarımızın, daha doğrusu kamu görevlilerinin o ortam içinde çalışmalarını yürütebilmeleri olanaksızdır. Bu tür karakollarda polis memurlarının hizmet alımı için oralarda görevlendirilmeleri bir insan hakkı ihlali değil midir ve buralarda, bu karakollarda hâlâ daha polislere görev yaptırmayı düşünüyor musunuz?

İkinci sorum ise, Parlamentonun görev süresinin bitmek üzere olduğu bir dönemde Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda bir değişikliğe gidiyoruz, bazı alanlarda yetkileri artırıyoruz, ama, asıl sorun, bence, yetkilerin artırılmasından daha ziyade, İstanbul, Ankara gibi il emniyet müdürlerimizle görüştüğümüzde polis memurlarımızın bu illerde görev yapmak istemediklerini, genellikle Anadolu’ya gitmek istediklerini duyuyoruz. Bunun asıl gerekçesi, polis memurlarının ekonomik yönden çok sıkıntı içinde olmasıdır. Bu ekonomik yönden çok sıkıntılı olan polis memurlarımıza, bu yasanın içinde niçin bir düzeltme ihtiyacı duymadık? Aç olan insanlar ne dereceye kadar hizmet verebilirler, onlardan bekleyebilir misiniz bu hizmeti?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Ünlütepe.

Sayın  Çorbacıoğlu buyurun.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bağımsız Sayın İçişleri Bakanıma bir soru yöneltmek istiyorum: 2007 1 Mayıs Taksim olayları sırasında basına ve özellikle televizyon ekranlarına da yansıdığı şekliyle görevli bir polis memuru arkadaşımız  bir vatandaşı herkesin gözü önünde tokatladı. Bugüne kadar yapılan araştırmalar sonucunda bu görevli memurun tespit edilemediği şeklinde kamuoyuna bilgi aktarıldı. Öncelikle, bu memurun tespit edilip edilmediğini Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum.

Bir de, bu tür olaylarla ilgili mutlaka, hata işleyen, hukuka aykırı davranan polis memurları hakkında idari işlemler, cezai işlemler yapılmaktadır, bunları biliyoruz. Ancak, ne yazık ki şunu da görüyoruz,        -hâlen görevde olan polis memurları hakkında- işlem yapılan, yargılama yapılan polis memurlarının yıllarca mahkemeye getirilemediği ve ifadelerinin alınamadığını da biliyoruz.

Şimdi bütün bunları değerlendirdiğimizde ve özellikle toplumsal olaylarda görev ve yetkisini aşan ve efrada suimuamele şeklinde yansıyan hatalı tutum ve davranışları karşısında ve haklarında işlem yapılan, yargılama yapılan memurlarla ilgili olarak siz, Bakanlık olarak ve yönetim olarak ne tür tedbirler alıyorsunuz ve bu konularda hukuka aykırı davranan memurlar hakkında disiplin işlemi veya cezai  işlem yapıyor musunuz? Gerçi bunların tabii toplumla ne kadar paylaşılması doğrudur bilmiyorum, ancak, en azından, bu konuda böyle bir işlem yapıldığı yönünde bir bilgi veya durum varsa bunu da paylaşmaktan memnun olacağımı bildiriyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çorbacıoğlu.

Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Efendim, sorulara yazılı cevap vereceğim. Sadece, bir konuyu şimdiden açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Bu, 1 Mayıs olaylarıyla ilgili olarak başlatılan, Emniyet Genel Müdürlüğümüzün müfettişlerince de hâlen yürütülen soruşturma devam ediyor, sonuçlanmamıştır. O, tokat attığı söylenen, tokat atan polis memurunun tespit edilemediği yolundaki bilgi yanlıştır. Dolayısıyla, bu soruşturma sonuçlandığında, bu sonuç, kamuoyuyla da zaten paylaşılacaktır.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) – Tespit edilmiş midir polis memuru?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Şu anda soruşturma devam ediyor, 2 müfettişimiz devam ediyor soruşturmaya.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, madde üzerinde bir önerge var, okutuyorum:

                      Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      İrfan Gündüz                   Yahya Akman               Ayhan Sefer Üstün

         İstanbul                         Şanlıurfa                         Sakarya

   Ergün Dağcıoğlu                                                    Alaettin Güven

           Tokat                                                                  Kütahya

“MADDE 6- 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi ile 17 nci maddesinin ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Olumlu görüşle takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önleme aramasına ilişkin olarak 9 uncu maddenin beşinci fıkrasının ikinci cümlesinin metinden çıkarılmasının sonucu olarak 2559 sayılı Kanunun ile 20 nci maddesinin birinci fıkrasının yürürlükte kalması gerekmektedir. Belirtilen nedenle, işbu değişiklik önergesi verilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önerge vardı orada.

BAŞKAN – Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, İzmir Milletvekili Sayın Kemal Anadol ve arkadaşları tarafından yeni madde ihdasına ilişkin verilmiş bir önergeleri var. Bu yasanın esasıyla ilgili yönü olmadığından, geldiğimiz yer itibarıyla da tekniğe uygun olmadığından işleme alamıyoruz efendim.

7’nci maddeyi okutuyorum…                   

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önergeyi okuyun efendim. Önergeyi lütfen…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - Kamuoyu ne olduğunu bilsin Sayın Başkan; ne için önerge verilmiş?

BAŞKAN – Efendim, ilgisi olmayan bir şey. Zaten burada açıkladınız siz biraz önce.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – İlgisi olmasa verir miyiz Sayın Başkan?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Olmaz Sayın Başkan!

ATİLA EMEK (Antalya) – Ne alakası var?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Başka konuyla mı ilgili?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Sayın Başkan, yani niye işlem yapmadığınızı söylemeniz lazım.

MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) – Ne reddedildi bilinmesi için…

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Neyi reddettiniz Sayın Başkan?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Okuyun efendim.

BAŞKAN – Efendim talebinizde bir şey yok. Polislere bir zam talebiniz var. Biraz önceki sözcünüz böyle bir talebi burada yaptı.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Başkan neyi reddediyoruz, kamuoyu bilsin.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Niye işleme koymadığınızı sonra…

BAŞKAN – Efendim koyamıyorum. İç Tüzük gereği koyamıyorum işte efendim.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Önergeyi okuyun efendim.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Neyi reddettiğinizi bilsin herkes.

BAŞKAN - Her gelen şeyi… Madde yeri itibarıyla da uygun değil, teknik yönden de uygun değil.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Ama koymadığınız madde değil Sayın Başkan!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Orada usul tartışması olur efendim. Olur mu? Rica ederim…

BAŞKAN – Efendim bilgi olarak okuyorum, ama, işleme koyamıyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Efendim lütfen… Sayın Başkan, işleme alınmayacak şey okunmaz.

BAŞKAN - “Madde 7- Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışmakta olan tüm polis, bekçi ve sivil memurlar ile sözleşmeli personele seyyanen aylık 250 lira ödenmesini teklif ediyoruz.” Olay bu.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Tamam. Siz de işleme koymuyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Olmayacak şeyi vereceksin reklam yapmak için, onu da yutacaklar!

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Kural mı kaldı? Kural mı kaldı? Bu saatte, bu tarihte, böyle çalışan Meclise böyle önerge verilir.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Görevini ağırlaştırın, ama, parasını vermeyin!

BAŞKAN – 7’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 7- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsı adına Çorum Milletvekili Sayın Feridun Ayvazoğlu.

CHP GRUBU ADINA FERİDUN AYVAZOĞLU (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 1437 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 7’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Tutanaklara geçiyor mu? Bakın ne diyor Sayın Anadol?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Böyle çalışan Meclise böyle önerge verilir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yani, bu önerge saçma diyorsunuz.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Saçma değil.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) – Öncelikle, ilimiz Çorum’un Kargı ilçesinde dün öğleden sonra meydana gelen dolu afeti nedeniyle, burada bulunan yetkililerimizi, bulunamayan yetkililerimize iletilmek üzere ve gereğinin acilen yapılması konusunda kısaca bilgilendirmek istiyorum.

Kargı ilçemiz, Çorum ilimizin en uzak ilçelerinden birisi. Maalesef, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da meydana gelen dünkü dolu afetinde, Kargı ilçesinin geçim kaynağı olan çeltik tarlalarının, meyve bahçelerinin, sebze bahçelerinin tamamen harap olduğunu üzüntüyle öğrenmiş bulunduk. Tabii, bizleri sevindiren, böyle bir olayda can kaybının olmamasıdır. Bu konunun, Hükûmet yetkilileri tarafından derhal, acilen üzerine gidilmek suretiyle çözüme kavuşturulmasını, Kargılı hemşehrilerimiz adına, buradan, yüce Mecliste sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bir yasa teklifiyle daha karşı karşıyayız. Hepimizin söylediği, sizlerin de bunu çok çok iyi bildiği gibi, Meclisin son günlerinin normal bir son gün olmadığını görmekteyiz. Meclisimiz, yüksek iradesiyle erken seçim kararı aldı ve bunu beyan etti. Erken seçim kararından sonra şu ana kadar çıkartılmış olan yasaların, Anayasa değişikliklerinin ve hemen hemen, Mecliste görülen, karara bağlanan bütün işlemlerin Anayasa’daki yerinin ve temelinin maalesef geçerli olmadığını biliyoruz, inanıyoruz ve şimdiye kadar da devamlı uyarıda bulunmuş olmamıza rağmen, tarih bunu sizlere soracaktır ve gösterecektir.

Böyle bir yasa teklifiyle daha karşı karşıyayız dedik. Değerli arkadaşlarım, bu yasa teklifinin geliş tarihine baktığımızda, 24 Mayıs 2007. Nedenine bakıldığında… 24 Mayıstan üç gün öncesi, yani, 21 Mayısta Türkiye’mizin başkenti Ankara’nın Ulus Meydanı’nda büyük bir terör olayı oluyor, canlı bombanın patlaması sonucu onlarca insanımız ölüyor, 100’e yakın insanımız da yaralanıyor. Böyle bir terör olayından sonra getirilen böyle bir teklif, ilgili kanunda acaba getirildiği şekliyle bu tür bir teröre çare midir, değil midir? Yoksa, sıradan, her bomba patlayışında veya bir insanımızın yaralanmasında veya ölmesinde eğer “İhtiyaç duyuldu.” diyerek… Şu ana kadar mevzuat gereğince gerek Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gerekse diğer kanunlarımızda polislere verilen yetkinin artırılmasının asayişi ve terörü önleyeceği noktasında eğer gerçekten inanıyor isek, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yasaya ve bu yasaya benzer yasalara her zaman destek vereceğimizin bilinmesini istiyoruz. Bir defa bunun altını çiziyoruz. Ancak, geldik ve gördük ki, sanki, vatandaşımızın, kamuoyunun gözünün boyanmasına dönük olduğu aşikâr bir şekilde belli olan bu Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun beş altı maddesinin değiştirilmesiyle bütün asayiş düzelecek, bütün terör olayları önlenecek gibi bir mesaj vermek istendiği ortadadır, bu açıktır.

Değerli arkadaşlarım, artık, şimdiye kadarki uygulamalarınızda biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ana muhalefet partisi görevini yerine getirirken tüm uyarılarımızda ülkemiz adına, ülkemizin çıkarları adına sizleri samimi bir şekilde uyarmış olmamıza rağmen bu uyarılarımıza ciddi bir şekilde kulak vermediniz. Eğer verilmiş olsa idi, 2005 yılının 15 Eylülünde, biz, sizlere, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanımız olarak imzalayıp yüce Meclise sunmuş olduğumuz -Cumhuriyet Halk Partisi olarak sunmuş olduğumuz- terörün kökünün ne olduğu noktasındaki Meclis araştırmasının genel görüşmesinde, sizlerin buralarda direkler arkasına saklandığını kamuoyu çok çok iyi bilmektedir. Getirilen öyle bir önergenin de maalesef siz AKP’li milletvekilleri tarafından, AKP’nin Sayın Genel Başkanı tarafından almış olduğunuz talimatlar doğrultusunda, reddedildiğini de tarih yazmıştır. Bunu, kamuoyu, elbet zamanı geldiğinde sizlere soracaktır.

Samimiyseniz… Samimi olduğunuzu beş yıldan beri ispat edemediniz. Ama, bizim samimi bir şekilde yapmış olduğumuz uyarıların da gereğini yapmadığınızdaki samimiyetsizlik, şimdiye kadar olduğu gibi bugünden sonra da devam ettiğini ve edeceğini gösteriyor.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir yasayla karşı karşıyayız. Bu yasanın geliş şekline baktığımızda -komisyonda yapılan görüşmelerde de biz bunları söyledik- bir defa, bu yasada “kolluk güçleri” dediğimiz polis ve jandarmanın, görevlerini uyum içerisinde yapmak istediği ve o noktada da bu uyumun nasıl sağlanacağı noktasında sorduğumuz soruların -Adalet Komisyonu Başkanlığımız tarafından- sorulmasını ısrarla söylediğimiz hâlde, polis yetkililerimize, emniyet yetkililerimize ve jandarma yetkililerimize sorulmamıştır. Biz şunu sormuştuk: “Böyle bir yasa teklifinin getirilmesinde polis ve jandarma yetkililerimize bu teklifin getirilmesinin gerçekten katkı sağlayıp sağlamayacağı noktasında yetkililerden bilgi alınmasını istiyoruz.” demiş olmamıza rağmen, Komisyonun Başkanlığını yürüten Sayın Başkanın bunu -ısrarlı bir şekilde- görmezden gelerek, bu soruyu yetkililerimize sormamıştır. Durum şunu gösteriyor: İddia edildi ki, bilgi verildi ki bu teklif, bir buçuk yıldan beri, hükûmet tarafından hazırlanan tasarının belirli maddelerinin içerisinden çekilip emilmek suretiyle, teklif şeklinde, değerli milletvekili arkadaşlarımızın imzalarıyla bize sunulmuş olduğu gerçeğini gösteriyor. Peki, böyle bir yasa değişikliğine şimdiye kadar -acaba- ihtiyaç vardı da, bu ihtiyaca ne şekilde cevap verileceği noktasında sizlerin gerçekten inandırıcılığı var mı? Elbette yok. Çünkü, burada Ceza Muhakemesi Kanunu temel kanundur. Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki önleyici aramadan tutunuz, adli aramaya kadar, onların ne şekilde yapılması gerektiği bütün mevzuat içerisinde hüküm altına alınmıştır. Yine, jandarma teşkilat ve görevleriyle ilgili kanunda da, aynı şekilde, bunun uyumlu bir şekilde yapıldığı da ortadadır.

Peki, değerli arkadaşlarım, ne olursa olsun, arabasıyla giden bir vatandaşın, trafik polislerinden tutunuz, diğer emniyet görevlilerimiz tarafından istendiği takdirde durdurulmasında veya kimlik sorulmasında hiçbir sıkıntı yaşanmış mıdır şimdiye kadar? Hiçbir sıkıntı yaşandığı görülmemiştir. “Peki, ne oldu da böyle bir yasa değişikliğine ihtiyaç duyuldu?” dediğimizde, sizin vereceğiniz cevabın, gerçekten, bizleri ve kamuoyunu inandırıcılığı yoktur.

Değerli arkadaşlarım, demokraside hukuk devleti kuralları işleyecektir. Elbette buna hepimiz inanıyoruz, hepimiz de -tabiri yerindeyse- kalıbımızı basıyoruz. Burada kürsüye çıktığımızda, iktidarın mensubu değerli milletvekili arkadaşlarımız olsun, bütün yetkililer olsun bunu söylüyor. Demokrasi, hukuk kuralı diyoruz. Peki, biz bunları yerine getirirken, insan hak ve özgürlüklerini güvence altına almadan, insan hak ve özgürlüklerini bir tarafa bırakmak suretiyle can ve mal güvenliklerinin… Evinde yatan vatandaşımızın “Acaba hangi saatte polis, jandarma gelecek de kapımızı çalacaktır?” şeklindeki şüphesinde, bu vatandaşlarımıza böyle bir yasa ile huzurun gelebileceğine inanıyor musunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, burada öyle bir şey var mı?

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Yolda geçerken, acaba hangi polis, hangi jandarma durdurup da kimlik soracaktır şeklindeki şüphelere böyle bir yasayla ne şekilde cevap verebileceğimizi sizler inandırıcı bir şekilde söyleyebilecek misiniz? Elbette hayır.

Değerli arkadaşlarım, biz ne insan hak ve özgürlüklerinden vazgeçebiliriz ne de asayişi önlemekten, terörü önlemekten vazgeçebiliriz. Biz, asayişi de önlemek zorundayız, terörü de önlemek zorundayız, ama insan hak ve özgürlüklerini de güvence altına almak zorundayız.

Değerli arkadaşlar, eğer Cumhuriyet Halk Partisinin bununla ilgili müdahalesi olmamış olsaydı, hepimizin bildiği gibi, bizim komisyonumuzdan, Adalet Komisyonundan, üyesi bulunduğum komisyondan geçen Terörle Mücadele Yasası vardı, Terörle Mücadele Yasası’nın 6’ncı maddesinde “Etkin pişmanlık” denen bir pişmanlık getiriliyor idi.

Biz şunu söyledik, getirilen etkin pişmanlık açıkça şu idi değerli arkadaşlarım: Şimdiye kadarki terör eylemlerinin, terör örgütlerinin kurucularına, yöneticilerine af getiriliyor idi. Bizim, dirençli bir şekilde sizlere karşı çıkışımız, bunu her platformda izah edişimiz, anlatmamız sonucu ve bunun sonunda da eğer o etkin pişmanlık, af dediğimiz olay komisyondan ve Meclisten geçseydi, şu anda İmralı’da yatan terörist başından tutunuz, onun yardakçılarına kadar bütün terörist başları şimdi bekli de yargılanacaktı, belki de tahliye olacaktı, belki de az bir cezayla kurtulacaktı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nerede ya!

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Taslak var, taslak! Başbakanın altında imzası var.

RECEP ÖZEL (Isparta) –   Nerede? Hani nerede?

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Getirirsem rezil ederim seni!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Getir, göreyim!

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, biz bunları söyledik, siz eğer inanmamış olsaydınız, 6’ncı maddeyle ilgili olarak etkin pişmanlığı neden çıkartmadınız? Bizim uyarılarımız sonucu siz bu etkin pişmanlığı çıkartmadınız, bunu kabul edelim. Biz, o noktada da bizlerin uyarısına kulak verdiğiniz için size teşekkür ediyoruz, daha ne diyelim biz size.

Değerli arkadaşlarım, elbette, bizler, toplumda huzuru sağlamakla görevli olan millî iradenin temsilcileriyiz. Bizim çıkartmış olduğumuz, Mecliste görüşülen, tartışılan yasaların toplumu ilgilendirdiğini hepimiz biliyoruz. Bunların, Türkiye’mizin Başkenti’nden tutunuz, en ücra yerine kadar, mezrasına kadar, köylerine kadar alınan bir kararın, çıkartılan bir yasanın onları yanında, yanı başında hemen ilgilendirdiğini biliyoruz. O nedenle, biz hiçbir zaman için ülkemizin suçlular cenneti olmasını istemeyiz. Biz hiçbir zaman için suçluların kol gezdiği, elini kolunu sallayarak gezdiği, sade vatandaşlarımızla aynı kefede görülmesini istemeyiz. Bunu hiçbirimizin istemeye hakkı yoktur. Huzur içerisinde yaşamak isteyen sade vatandaşlarımız ile elbette suçluların telaşını yaşayan suçlular gibi aynı kefede olunmaması gerektiğini biliyoruz. O doğrultuda da bizlere düşen büyük görevler vardır.

Bu ve buna benzer yasaların bizlere, Türkiye Büyük Millet Meclisine   -iktidarına, muhalefetine- ne gibi sıkıntılar yaşattığını hepimiz gördük. Ama artık yeter demekten de zamanımız kalmadığı için, yeter desek de demesek de 22 Temmuzda size birileri yeter diyecektir. Yeter diyecek olan da ulusumuzun ta kendisidir, milletimizin ta kendisidir, halkımızın ta kendisidir. Onun için, şimdi bu tür yasalar ve bundan sonra inanıyorum ki akşam 24.00’e kadar çıkartılacak, getirilecek olan yasaların da buna benzer yasalar olduğu artık o kadar kanıksandı ki, o kadar bizler bunun gelebileceğini bakarsanız bir iki saat sonra başka bir yasanın daha getirileceğini, o kadar kanıksadık ki…

Ama biz buradan sizlere bir daha uyarıda bulunuyoruz ve buradan sizleri milletimize, halkımıza şikâyet ediyoruz.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Uyarıları dinlemiyorlar.

FERİDUN AYVAZOĞLU (Devamla) - 22 Temmuzda yapılacak olan seçimlerde halkımıza buradan sizi şikâyet ediyoruz. Artık aldı kaçtı şeklindeki, kaptıkaçtı şeklindeki yasa getirmenize, yasa düzenlemenize halkımız 22 Temmuzda dur diyecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlarım, çıkartılacak olan bu yasanın öncelikle ve öncelikle ulusumuza huzur getirmesini hepimiz dileriz, Cumhuriyet Halk Partisi de diler. Bunun altını çiziyoruz. Bu çarpıtılmasın. Cumhuriyet Halk Partisi, polisimizin, jandarmamızın yetkilerinin kısıtlanmasını istemiyor. Elbette yetkileri olacaktır, ama bunun yanında insan hak ve özgürlüklerinin mutlaka ve mutlaka dengede tutulması gerekir ve bu dengenin bu yasalarla korunamayacağını, tutulamayacağını bir kez daha ifade ediyor, bu duygu ve düşüncelerle de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, şahsım adına yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ayvazoğlu.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştır.

Değerli arkadaşlar, Sayın Ercenk, Sayın Kart, Sayın Işık ve Sayın Kavuştu cihaza girmişler soru sormak için; ancak, bu madde yürürlük maddesi. Buna rağmen soru sormak istiyor musunuz?

ATİLLA KART (Konya) – Evet.

BAŞKAN – Yürürlükle mi ilgili?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Emniyet tedbirleriyle ilgili Sayın Başkan, önemli konu.

BAŞKAN – Şimdi on dakika süremiz var, başlatıyorum; beş dakika soru, beş dakika cevap.

Sayın Ercenk, buyurun.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Bakan, son dönemlerde ciddi oranda artan olaylar, güvenlik sorununa çok ciddi tedbirler almayı gerekli hâle getirmiştir. Böyle tedbirler almayı elbette açıkça desteklemek gerekiyor ve biz de bunu yapıyoruz. Bu tedbirlerden biri de güven timlerinin kurulmasıyla ilgilidir. Sayın Bakan, bugünkü bir gazetemizde yayınlanan “Yakında evimize hırsız girecek…” başlıklı bir makaleden bir bölüm okuyorum Sayın Bekir Coşkun’un:

“Mutlulukla İstanbul polisinin ‘Güven Timleri’ kurduğunu okuyorum.

Ayakkabı boyacısı, çiçekçi, simitçi, piyangocu kılığında polisler medyaya gösterildi, bunlar hırsızları, gaspçıları, kapkaççıları yakalayacaklar.

İnsan tanınmamak-gizlenmek için kılık değiştirmez mi?..

Bunlar tanınsınlar diye medyayı çağırıp poz veriyorlar.

Siz hiç ‘Ben bu kılığa gireceğim’ diyen ‘kılık değiştiren gizli polis’ duydunuz mu?”

Ben de diyorum ki: Bu şekilde açıkça alınan emniyet tedbirleriyle güvenlik sağlanabilir mi? Gasp, kapkaç önlenebilir mi?Bunun dışında başka tedbirler almayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Kart, birer dakika verdiğim için, ona göre sürenizi tamamlayınız.

Buyurun.

ATİLLA KART (Konya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana, Hrant Dink suikastıyla ilgili olarak, bir soru yöneltmek istiyorum.

Türkiye için bir utanç tablosu olan Hrant Dink suikastı öncesinde İstihbarat Daire Başkanlığı, Trabzon ve İstanbul Emniyet Müdürlüklerinin üstlerine düşen önleme görevini yapmadıklarına dair ciddi bulgular ve iddialar söz konusudur, bunlar, kamuoyuna da yansımıştır.

Bu süreç sonunda yapılan idari soruşturmalarda, özellikle, İstihbarat Daire Başkanının –ki, bu, emniyet bünyesindeki kadrolaşmanın temel unsurlarının başında gelmektedir- ve İstanbul Emniyet Müdürünün olaydaki ihmali aşan sorumlulukları ciddi bir şekilde öne çıkmıştır. Hrant Dink…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Konya) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Işık, buyurun.

AHMET IŞIK (Konya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, kapsamlı olarak Kamu Personeli Reform Tasarısı gündemdeydi ama maalesef, gündem sıkışıklığı nedeniyle, kamu personelinin genelini ilgilendiren bu tasarıyı hayata geçiremedik. Orada iki tane önemli kıstas vardı; performans ve risk kriteri.

Tabii, bununla birlikte, 2003 ile 2007 arasında -kümülatif enflasyonu baz alacak olursak- polis arkadaşlarımıza dört yıl içerisinde yapılan maaş zammı ne kadardır? Bunu, enflasyon rakamıyla kıyaslar mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Sayın Kavuştu, buyurun.

ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) – Sayın Bakanım…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın Başkanım, bir şey arz edebilir miyim?

Demin, konuşmada, bazı milletvekillerimiz…

BAŞKAN – Sayın Kavuştu, buyurun.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - …terör başının affedileceğine dair yasa tasarısını vermediklerini söylediler.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Böyle bir usul yok!

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) - Burada Sayın Başbakanın altında imzası var.

BAŞKAN – Bir dakika efendim, onun süresi…

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Peki, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kavuştu.

ALİ YÜKSEL KAVUŞTU (Çorum) – Doğum yerim ve seçim bölgem olan Çorum Kargı ilçemde dün akşam dolu afatı olmuştur. Bu hususta -Hükûmetimizin bilgisi olarak- ne gibi tedbirler alınması hususunda bilgilendiniz mi? Bu hususları sizden öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kavuştu.

Sayın Bakan, cevap verecek misiniz efendim?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Yazılı olarak cevap vereceğiz.

BAŞKAN – Hepsine mi?

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Sadece bu güven timleriyle alakalı bir konu var.

BAŞKAN – Buyurun.

İÇİŞLERİ BAKANI OSMAN GÜNEŞ – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; güven timleri diye kısaca ifade edilen konu, vatandaşımızın özellikle tedirgin olduğu gasp gibi, kapkaç gibi, dolandırıcılık gibi, yankesicilik gibi asayiş suçlarının önlenmesine yönelik geliştirilmiş yeni bir proje, yeni bir tedbirdir.

Burada özetle maksat, polislerimizin gizlenerek, bir kenarlarda bekleyerek suç işlenmesini beklemesi ve suç işlenirken de hemen suçluyu yakalamasından ziyade, bizim güvenlik güçleri olarak bu tür tedbirler aldığımızı, sokakta değişiklik kıyafetlerle de polislerimizin bulunduğunu hem vatandaşımızın hem de bu suçu işlemeye meyilli olan kişilerin bilmesini arzu ettiğimiz içindir. Vatandaşımız bilsin ve bundan rahatlık duysun, bir güven duygusu kazansın amacı güdülmüştür. Bu suçları işlemeye meyilli kişiler de bundan haberdar olsun, bu da bir caydırıcılık getirsin onlar açısından diye değerlendirilmiştir.

Bu çalışmalar devam ettiğinde, ileriki safhalarında bu çalışma, bu yöntem oturulup tekrar ele alınacaktır, eğer birtakım aksaklıklar varsa düzeltilecektir. Ama, bu projeye ilimizin genelinde, tüm illerimizde uygulamaya devam edilecektir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim efendim.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sayın Bakan, poz vererek olmaz bu, haber olarak geçebilirdi.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 8- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sayın Mehmet Nuri Saygun.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MEHMET NURİ SAYGUN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda değişiklik yapan kanun teklifiyle ilgili olarak, dün gecenin geç saatlerinden bu yana görüşmelerimizi sürdürüyoruz ve teklifin son maddelerine kadar da geldik.

Değerli arkadaşlarım, sizlerle birkaç hususu paylaşmak istiyorum. Amacım -başlangıçtan söyleyeyim- kimseyi rencide etmek değil; amacım, sadece var olan gerçekleri sizlerle paylaşmak.

Şimdi, efendim, bakalım: Bir yasa getirdik ve bu yasa -akşam geneli hakkında konuşmuştuk, maddelerini bugün sürdürdük- topu topu 9 madde. 2’si yürütme ve yürürlük maddesi olduğuna göre 7 tane maddemiz var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Toplam 8 madde.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – 7 maddeyle ilgili olarak geldiğimiz noktaya bir bakalım: Dün akşam, kısaca söylemiştim, Adalet Komisyonunda on taneye yakın değişiklik önergesi; bugün, burada, her maddeye bir değişiklik önergesi…

Değerli arkadaşlarım, böyle kanun yapılmaz. Şimdi, bakın, orada bir değişiklik önergesi hazırlanıyor, ondan sonra okunuyor, Komisyona soruluyor, Komisyon olumlu görüşlerle takdire bırakıyor. Hükûmet “Uygun buluyoruz.” diyor ve Parlamentodaki milletvekili arkadaşlarımıza dönülüyor: “Önergeyi kabul edenler… Etmeyenler…”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Usul böyle değil mi?

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Şimdi, bakın değerli arkadaşlarım…

Bakın Recep Bey, az evvel bir şey söyledim, amacım kimseyi yermek, siyaseten zor duruma sokmak da değil, ama amacım gerçekleri paylaşmak.

Şimdi, o zaman, ben size soruyorum: Usul böyle ve sizler de, hepiniz, el kaldırmak suretiyle bu yapılan değişiklik önergesine “evet” dediniz. Değerli arkadaşlarım, ben hemen sözümü keseceğim, içinizden bu yapılan değişiklik önergeleriyle ilgili “Ben bunu biliyorum.” deyip de, çıkıp konuşacak olan varsa ben yerime oturuyorum, gelsin anlatsın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, var.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Var, var.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Ben şunu çok iyi biliyorum: Bakın, buraya önergeler geliyor, oradaki grup başkan vekiline bakılıyor, grup başkan vekili elini kaldırırsa cümbür cemaat kaldırıyoruz.Ondan sonra da diyoruz ki: Bu ülkenin önünü açıyoruz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Siz farklı bir şey mi yapıyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Cümbür cemaat ne demek, cümbür cemaat?

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Hep beraber.

AHMET YENİ (Samsun) – Ayıp ya! Milletvekillerinden bahsediyorsunuz.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Şimdi bakın değerli arkadaşlarım, böyle bir kanun tekniği yok. Bu kanun kuşa döndü. Ne bir buçuk yıllık çalışmayla uzaktan yakından bir alakası kaldı ne komisyondaki çalışmalarla bir alakası kaldı. Yani, Adalet Komisyonu toplandı, Adalet Komisyonu bunu çalıştı, çıkardı, bitirdi. Buraya geldi, bütün maddeler değişti. Peki, Adalet Komisyonu niye toplandı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Değişmedi, teknik düzenlemeler yapıldı.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Hangi teknik düzenlemeler?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Günün şartlarına göre teknik düzenlemeler.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bakın, gelen değişikliklerle ilgili sizinle bir iki şeyi paylaşmak istiyorum. Önce, az evvel Bakanımla konuştum. Bunun şu kürsüden söylenmesini bir kez daha kendisinden istirham ediyorum. Teşekkür konuşması yaparken de umarım söyler.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yapmayacak ki.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Dün akşam ben bir şey söylemiştim. Terörle mücadele asıl, asayiş tedbirlerini sağlamak asıl, ama vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini korumak da asıl. Bu hassas bir çizgidir demiştim. Bununla ilgili de polislere tanınan bireysel yetkide zor kullanma konusunda zorun derecesini polis bizzat kendisi takdir edecektir bireysel olarak. Böyle bir devlet anlayışı olmaz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim takdir edecek?

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bireysel takdir olmaz. Bu konuda mutlaka bir düzenleme gerekir demiştim ve bir yönetmelik hazırlanmasını talep etmiştim. Az evvel Bakanımızla görüştüğümüzde, böyle bir yönetmelik yapılmasının uygun olacağını ifade ettiler -sanıyorum ben yanlış anlamadım- ve bu konuda bir çalışma yapılacağı da söylendi. Eğer böyle bir çalışma yapılacaksa, ben, bu kürsüden, Bakanımızın teşekkür konuşmasında, böyle bir yönetmelik için çalışma yapılacağını ve hazırlanılacağını duymak ve kayıtlara geçmesini bilmek istiyorum. Eğer bu konuda bir çalışma, bir ifade yapılırsa, memnun olurum.

Değerli arkadaşlarım, 3’üncü maddenin son fıkrasıyla ilgili dün akşam bir şeyler söylemiştim. Unvan ve sıfatı ne olursa olsun, hiçbir emre gerek duyulmaksızın, istisna tanımaksızın polisin herkesi araması konusunda 3’üncü maddenin son fıkrasına bir ekleme yapmıştık. O kadar çok önerge gelip gidiyor ki, size soruyorum ya hangisini biliyorsunuz diye, o rüzgârda biz de takip edemiyoruz tabii ki. Zaten çoğu bize ulaşmadığı için göremiyoruz. Bu önerimiz dikkate alınmış ve 3’üncü maddenin son fıkrasındaki bu istisna kaldırılmış. Doğru bir yaklaşım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – İstisna olmuş.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Yalnız, 4’üncü maddenin yedinci fıkrasında bir husus vardır. Bu silah kullanmanın ateş etmenin bir kıstası olması gerekir demiştim. Yani, bir arkadaşına iki tokat atıyor, kaçıyor ve polis arkasından ateş ediyor “Dur” ihtarına uymazsa, vurmak suretiyle yakalıyor. Bu, suç ve asayiş tedbirleri yönünden, hiç de dengeli bir davranış tarzı değil, dengeli bir tedbir değil.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yok öyle bir şey.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) - Bu konuda bir düzenleme yapalım. Eski yasa böyle değildi. Eski yasada iki yıl veya daha üstü hapis veya birtakım vasıfları gerektirir suçlar vardı. Bunu böyle yapın dedim. Bu yapının içinde bununla ilgili bir değişiklik olmadığını gözlemledim. Arada kaçırmışsak, ona da bir şey söylemek mümkün değil. Çünkü, az evvel söyledim, o kadar çok önerge gelip gidiyor ki, bunu takip etmek mümkün değil.

Bakın, değerli arkadaşlarım, şimdi, yasa yapma tekniğiniz açısından son dört buçuk yılda -benim şahsi kanaatim, bir hukukçu gözlemi olarak söylüyorum- sınıfta kaldınız. Yani, bu yasa yapma tekniğiyle, ne yazık ki, becerikli bir İktidar mantalitesini sürdüremediniz. Yani, getirip geri götürdüğünüz, vazgeçtiğiniz, üretmediğiniz o kadar çok yasa var ki. İşte, bir iki örnek vereyim, Türkiye’nin gündemi için çok önemliydi bunlar: Bir Petrol Yasası, bir Vakıflar Yasası. Bunların çıkması için çok ciddi mücadeleler verildi, özellikle komisyonlarda verildi, çok ısrarcı olundu. Bizim hiçbir iddia ve talebimiz dikkate alınmadı. Ama, ondan sonra, yapılan hatalar görüldü. Bu mantaliteyle yasa yapma tekniğinin doğru olmadığı görüldü. Çektiniz kenara, sessiz sedasız dönemi bitirdiniz, yani birtakım hatalarınızı geriye aldınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Onunla ilgili yasa geliyor.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Tabii, herhalde getirirsiniz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım ben sizinle -vaktim kalmıyor- bir şeyi paylaşmak istiyorum. Biz, buraya, bu yasayla, iki hususta önemli tedbir almaya geldik.

1.- Olağan adi suçlarla, olaylarla ilgili gereken tedbirleri almak suretiyle suç oranını azaltmak.

2- Terörle mücadele konusunda kolluk kuvvetlerimizin elini güçlendirmek.

Bunun temel amacı bu. Ben dün gece de söyledim. Polis Vazife ve Salahiyetler Kanununda değil -akademisyenlerin görüşüdür bu, benim salt kendi görüşüm değildir- Terörle Mücadele Yasası’nın içine, polisin elini güçlendirecek, kolluk kuvvetlerinin elini güçlendirecek hükümler koymamızı engelleyen hiçbir şey yok.

Eğer, biz, onu, orada, yerine yerleştirip,terörle ilgili mücadeleyi sağlıklı bir şekilde güçlü hâle getirebilseydik ve bu yasada da bir atıf yaparak, “Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda bulunmayan ama Terörle Mücadele Yasası’nda bulunan hükümler saklıdır.” deseydik, bu sorunu çözerdik; buraya gitmedik.

Şimdi temel amaç terör, yani, genelde söylenen bu. Ama, şöyle bir bakıyorum -Emniyet Genel Müdürlüğünün verileri- 2004 yılında 353 bin asayiş olayı olmuş arkadaşlarım. 2005’te bu rakam 487 bine çıkmış, 2005 yılındaki kapkaç olayı 12.700, 2006 yılının ilk dokuz ayında 12.200. Suç oranı -Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre- yüzde 35 artmış, yankesicilik ve kapkaçta yüzde 55, hırsızlıkta yüzde 50 artmış. Ama, ilginçtir, bu ülkede sokakta yaşayan çocuk sayısı 40 bin.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Yok canım, nereden çıktı?

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Emniyet Genel Müdürlüğünün verileri; oradalar, sorarsınız…

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – “Yaşayan” falan değil… Hayır…

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Oradalar, sorarsınız.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Ben bunu hepinizden iyi biliyorum.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bakın, şu kürsüden hiçbir afaki sözüm olmamıştır.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Tamamen afaki.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – 40 bin, sokakta yaşayan çocuk var. Bu yetmedi…

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Hayır, 6 bin çocuk bile değil bugün.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Ben size rakamlar vereyim, bir rakam daha vereyim: Bunların içinde suça karışma sayısı 123 bin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah!

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Yani, bu 40 bin çocuk, 123 bin kere suça karışmış.

Bakın şimdi, böylesine çarpık bir ekonomik model, böylesine çarpık bir yapılanma varken, siz, buraya getireceğiniz kanunlarla bunları düzeltebileceğinize inanıyorsanız, bunda yanılıyorsunuz.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – 40 bin, sokakta çalışan çocuk sayısı, sokakta yaşayan çocuk sayısı değil.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Sokakta yaşayan çocuk sayısı 40 bin. Emniyet Genel Müdürlüğünün…

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Millete yanlış bilgi vermeyin burada.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Beyefendi, Emniyet Genel Müdürlüğüne sorar, cevabını alırsınız. Orada yetkilileri; sorar, cevabını alırsınız.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Emniyet Genel Müdürlüğünün kayıtlarında biliniyor…

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Eğer yanlışsa, ben de bu kürsüye çıkar, özür dilerim… Yanlışsa, bu kürsüye çıkar, özür dilerim, ama, bilmediğiniz konularda oradan laf atmayın.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Halkı yanlış bilgilendirmeyin!

BAŞKAN – Tartışmayalım efendim.

BAŞKAN - Sayın Saygun, siz Genel Kurula hitap edin.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Sayın Başkanım, kaybettiğim süreyi de lütfen ekleyin.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Halkı yanlış bilgilendirmeye hakkınız yok burada.

BAŞKAN – Siz Genel Kurula hitap edin.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) – Arkadaşımız, sokak çocuklarıyla ilgili komisyonun başkanlığını yaptı.

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Ben bu komisyonun başkanlığını yaptım, iyi biliyorum.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bilmiyorum… Emniyet Genel Müdürüne sorun o zaman.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bir husus daha var: Terörle ilgili birtakım çalışmalar yapıyoruz. Bu yasanın temel amacı bu, değil mi?

Şimdi bakın, terörle mücadelenin dört temel unsuru var. Siz şimdi, terörü bu yasayla düzelteceğinizi zannediyorsunuz. Bakın, terörün şiddet boyutu sona erdirilmeli; bu, birinci unsuru. Bu düzenlemeyle, şiddet boyutunu sona erdirmek için gayret edebiliriz; ama, atladığınız birkaç husus var: Bunlardan bir tanesi, bölgelerdeki sosyoekonomik farklılıkların ortadan kaldırılmasını sağlayarak, bir istikrar temin edecek siyasi ve ekonomik tedbirleri almazsanız terörün bu ayağını kıramazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Bir husus daha var: Terörün uluslararası desteği. Bakın, değerli arkadaşlarım, ülkemizde terörün uluslararası desteğinin ne ölçüde etkili olduğu hepimiz tarafından biliniyor. Yani, böyle bir şey yoktur derseniz, bu, kuyruklu bir yalan olur. Türkiye’nin terör konusunda uluslararası dünyada çok ciddi çekinceleri var, sıkıntıları var. Ne yazık ki, terör bu konuda destek alıyor. Peki, dört buçuk yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi İktidarında, sorarım size: Dış politika anlamında uluslararası arenada teröre yönelik bu uluslararası desteği kesme konusunda neleri ürettiniz, neleri yaptınız? Bakın, size -zamanım bitmek üzere- bir şey söyleyeceğim: 2005 yılındaki Birleşmiş Milletler zirvesinde alınan bir kararla, terörle ilgili olarak güvenli bölgelerin yaratılmayacağına karar verilmiş. Yani, Birleşmiş Milletlere üye hiçbir ülke kendi sahasında, kendi ülkesinde teröre yönelik bir güvenli alan yaratmayacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, son cümleniz için rica ediyorum, ek sürenizi tamamladınız.

MEHMET NURİ SAYGUN (Devamla) – Başkanım, bitirmek üzereyim, tamam.

Sonra ne oldu? Şu anda Danimarka’da da, İsveç’te de televizyon kanalıyla terör, gerekeni yapıyor ve biz, siyasi iktidar olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti olarak ne bunların bu davranışıyla ne ülkemize giren uçakların davranışlarıyla ne orada bizimle ilgili söylenen sözlerle ilgili ciddi bir devlet politikası, ciddi bir uluslararası politika üretemiyoruz. Bunu üretemiyoruz, bunu yaratamıyoruz, uluslararası desteğin terörle olan bağını kesemiyoruz, ondan sonra, temel hak ve özgürlüklere aykırı olabileceğine ihtimal verebildiğimiz bazı düzenlemelerle, terörü bahane ederek bu ülkede yaşayan 73 milyon insanın karşısına temel hak ve özgürlükleri zedeleyecek bir düzenleme getiriyoruz.

Ben bunları sizlerle paylaşmak istedim. Bunların çoğunu muhtemelen sizler de biliyorsunuz. En son söyleyeceğim de şu: Bir önerge verdik az evvel, buna “Siyasi şov.” dediniz. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar siyasi şov yapmadı. Böylesine, güvenlik tedbirlerini alma konusunda gündeme getirmiş olduğumuz bir ekonomik desteğe “Hayır.” dediniz ve dediniz ki: “Polislerin oylarını almak için şov yapıyorsunuz.” Dört senedir hiçbir şey üretmemenize rağmen, birçok kesimin oylarını almak adına burada akıl almaz şovlar yaptınız. Ama, 22 Temmuzda, kimin şovmen, kimin Türkiye’de gerçek bir siyasi iktidar olduğunu Türk halkı sizlere bir ders olarak gösterecektir.

Hepinizi saygılarımla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖNER ERGENÇ (Siirt) – Türk halkı gösterdi, bir daha gösterecek.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Saygun.

Şahsı adına İzmir Milletvekili Sayın Ahmet Ersin.

Buyurun.

AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasını İçeren Kanun Teklifinin son maddesini görüşüyoruz ve görünen o ki, bu kanun teklifi Mecliste kabul edilecek ve eğer Cumhurbaşkanlığınca da onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Ancak, değerli arkadaşlarım, bu kanun teklifi, Emniyet Teşkilatı içinde çalışan, görev yapan personelin sorunlarını gidermeye yönelik bir kanun teklifi değil

Bakın, polis teşkilatında çalışan personel, polislerimiz son derece de ağır çalışma koşullarının altında eziliyorlar. Bunun karşılığında aldıkları ücret verdikleri emeğin karşılığı değil. Biraz önce, Cumhuriyet Halk Partisi, teşkilat içinde çalışan personele seyyanen 250 milyon zam yapılmasını içeren bir önerge verdi, ama bu önerge, maalesef, Başkanlık Divanı tarafından gündeme bile alınmadı.

Dolayısıyla, bu sorunlar altında ezilen teşkilat mensuplarının eğer bu sorunlarını gideremezseniz, eğer onların bu ekonomik ve sosyal sorunlarını gideremezseniz, eğer onların bu çalışma koşullarını iyileştirmezseniz terörle mücadelede istenen sonucu almanız mümkün değildir. Önce mesleği sevdireceksiniz değerli arkadaşlarım. Mesleği sevmeyen, çalıştığı mesleğini sevmeyen insanların isteyerek görev yapabilmelerini beklemek haksızlık olur. Ama, her şeye rağmen, önceki konuşmamda da söyledim, polis teşkilatı, bütün olumsuzluklara karşın, elinden geldiği kadar bu görevini hakkıyla yerine getirmeye çalışıyor. Ama, devletin, artık, bu sorunları da görmesi lazım, bu teşkilatın içinde bulunduğu sorunları görmesi lazım, bunlara çözüm bulması lazım.

Değerli arkadaşlarım, bu polis teşkilatını, emniyet teşkilatını, siyasi müdahalelerden arındırmak lazım. Çünkü, her gelen iktidarda, değişen her İçişleri Bakanlığında, bu teşkilat mensupları “benim durumum ne olacak” diye endişe taşıyorsa, orada huzurlu bir çalışma beklenemez. O nedenle, bu siyasi müdahalelerden arındırıp, teşkilatın içindeki atama ve yükselmeleri, yine teşkilat mensuplarına bırakmak lazım. Örneğin, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki mevcut sistem, şûra, polis teşkilatında da olmalıdır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, polis şûrası var.

AHMET ERSİN (Devamla) – Bir polis şûrası oluşturup, bu şûranın bu atamaları ve yükselmeleri gerçekleştirmesi lazım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, var zaten.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) – Ahmet Bey, polis şûra varmış zaten. 

AHMET ERSİN (Devamla) – Yoksa, gelen İçişleri Bakanlarının insafına bırakarak ya da hükûmetlerin takdirine bırakarak polis teşkilatında yükselmeleri ve atamaları yaparsanız, sorun büyük ölçüde varlığını sürdürmeye devam eder.

Bir terör sorunu var Türkiye’nin değerli arkadaşlarım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Polis şûrası var zaten.

AHMET ERSİN (Devamla) – Var olan şeyleri söylemiyorum.

İNCİ ÖZDEMİR (İstanbul) – Var var.

AHMET ERSİN (Devamla) – Yani, onu etkin hale getirmek gerektiğini söylemeye çalışıyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Etkin halde var zaten.

AHMET ERSİN (Devamla) – Yoksa, göstermelik bir şey de olabilir. Yani, göstermelik bir polis şûrasıyla bu sorunları çözmek mümkün değil. Gerçekten Türk Silahlı Kuvvetlerinde var olan şekilde, tarafsız…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biraz önce “yok” dediniz.

AHMET ERSİN (Devamla) – …ve hakkıyla görev yapacak biçimde şûrayı çalıştırmak lazım. Onu anlatmaya çalışıyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, Türkiye’nin bir numaralı sorunu terör. Bu terörle mücadele etmek için, yasa çıkarmak yetmez. Sadece yasa çıkararak, bu terörle mücadeleyi önlemek, mücadeleyi kazanmak mümkün değil ve bir defa, mevcut iktidarın, Hükûmetin, bu terörle mücadele iradesinin zayıf olduğunu görüyorum. Yani, düşünün ki, Barzani bile Türkiye’ye posta koyuyor. Yani,  Türkiye’nin bölgedeki ağırlığının bu kadar yok edilmesi içimizi sızlatıyor. Eğer, Barzani Türkiye’ye posta koyuyorsa, Türkiye’nin büyüklüğünü göstereceksin ve Barzani’ye hak ettiği cevabı vereceksin, gerekiyorsa şamarı indireceksin. Eğer bunu yapmıyorsan, o zaman Türkiye’nin terörle mücadelesine de büyük bir katkı yapmış olmazsın, Türkiye’nin ağırlığını ve büyüklüğünü de sakınmış, korumuş olmazsın.

Keza, bakın, yine bu terörle mücadelede Amerika Birleşik Devletleri’nin Kuzey Irak’taki tutum ve davranışlarının bu terörü azdırdığı ileri sürülüyor. Doğrudur, gerçekten, Amerika Birleşik Devletleri Irak’a müdahale ettikten sonra, Kuzey Irak’ta oluşan o yapılanma içinde terör örgütü büyük bir harekât serbestisi kazandı ve Türkiye’ye durmadan terör ihraç ediyor. Şimdi, buna engel olmak lazım, ama karşınıza Amerika Birleşik Devletleri çıkıyor ve engel oluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET ERSİN (Devamla) – Yani, Türkiye’yi yönetenler bunu söylüyorlar: “Amerika Birleşik Devletleri bize yardımcı olsun.” Olmuyorsa ne yapacaksınız değerli arkadaşlarım?

Yani, kendi vatandaşına, kendi üreticine, işçine, memuruna, emekline aslanlar gibi kükreyeceksin, ama Amerika Birleşik Devletleri karşına çıktığı zaman miyavlamaya başlayacaksın, bu olmaz. Türkiye’nin ağırlığını, Türkiye’nin büyüklüğünü, dünyanın neresinde olursa olsun, kim olursa olsun göstermek zorundasınız.

Onun için, değerli arkadaşlarım, hem terörle mücadele iradenizi güçlendirmeniz lazım -sadece siz değil, sizden sonra gelecek hükûmetlerin de bunu yapması lazım- hem de terörle mücadele eden kurumlara gereken saygınlığı ve olanakları sağlamanız lazım. Hem terörle mücadele eden iç güvenlik güçlerinin, onların çalışma koşullarını iyileştirmek için, onların ekonomik sorunlarını gidermek için adım atmayacaksın hem de onlardan çok büyük görevler bekleyeceksin. Bu çok büyük haksızlık olur.

Değerli arkadaşlarım, son olarak benim söyleyeceklerim bunlardan ibaret.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Efendim, son cümleniz…

AHMET ERSİN (Devamla) – Umuyorum, Hükûmet, iç güvenlik mensuplarının, emniyet teşkilatının, polis teşkilatının içinde bulunduğu bu büyük sorunları bir an önce gidermek için elinden gelen bütün gayreti gösterir ve onların ekonomik sorunlarını gidermek için, onların çalışma koşullarını iyileştirmek için gayret gösterir ve bu teşkilat mensupları da, bu polis teşkilatı mensupları da huzur içinde ve mesleğini severek bu görevlerini yapmaya devam ederler.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersin.

Madde üzerindeki konuşmalar tamamlandı.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Şimdi, genelinin oylamasından önce, İç Tüzük’ün 86’ncı maddesine göre oyunun rengini açıklamak üzere, aleyhte olmak kaydıyla, söz isteyen Ankara Milletvekili Sayın Bayram Meral. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

 

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yasa üzerinde oyumu belirtmek üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi terördür. İşsizlik, yoksulluk, bunlar her gün önümüzde duran sorunlardır. AK Parti Hükûmeti geldiğinde bakalım manzaraya: Terör arttı mı azaldı mı? Arttı. İşsizlik azaldı mı arttı mı? Arttı. Yolsuzluk azaldı mı arttı mı? Arttı.

Değerli arkadaşlarım, burada, arkadaşlarım konuşurken bir konu kafama takıldı. Elbette ki, polisimizin, askerimizin aldığı her şey helalî hoş olsun, aldıklarının yeterli olmadığını biz de biliyoruz. Yalnız, şunu da biliyoruz ki: Hükûmetimiz, Avrupa Birliğine, Amerika Birleşik Devletleri’ne aşırı derecede bel bağlamıştır Anadolu deyimiyle. Ama şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki, Avrupa Birliği hiçbir zaman Türk Silahlı Kuvvetlerini içine sindirememiştir. Konumum itibarıyla Türk-İş Başkanı iken gezdiğim, yaptığım bütün toplantılarda bunu bizzat yaşamışımdır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, nerede terör? Kuzey Irak’ta. Kim koruyor bunu? Amerika Birleşik Devletleri. Kim koruyor bunu? Irak, sözde devlet kurmuş; Barzani, Talabani. Biz ne yapıyoruz değerli arkadaşlarım bunun karşısında? Yurt dışına gidiyoruz, Talabani’yle kol kola giriyoruz; Barzani bize meydan okuyor, sesimizi çıkaramıyoruz. Ve yasa çıkarıyoruz, Eve Dönüş Yasası çıkarıyoruz, binlerce Mehmetçiği şehit edenlere, binlerce polisi şehit edenlere yasa çıkarıyoruz, Eve Dönüş Yasası çıkarıyoruz; eve dönen yok, cezaevinden çıkıp, tekrar, silahı eline alıp dağlara çıkanlar çok. Yaptığınız bu değerli arkadaşlarım, bir.

İkincisi, Amerika istiyor. Ne diyor? Bakınız, Bakanlar Kurulu              –hepsinin, altında imzası var, Başbakanımızın da imzası var- yüce Meclise yasa tasarısı gönderiyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oku, oku…

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Okuyorum, demin “yok” diyordunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yok canım…

ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Dinle! Dinle!

 

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - “Terör örgütünün kurucusu, yöneticisi…” Madde 6’nın son fıkrasını okuyorum: “Terör örgütünün kurucusu, yöneticisi veya üyesi konumundaki kişi, etkin pişmanlık hükümlerinden ancak bir defaya mahsus olarak yararlanabilir.” Kim terör örgütünün kurucusu? Kim terör örgütü? Soruyorum size beyler! Sayın Başbakanım, altında imzası, göndermiş. Demin reddediyordun, vereyim de oku!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yanlış yorumlamışsın!

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Burada oturuyorsunuz, elinizi kaldırıyorsunuz, neye kaldırdığınızdan haberiniz yok bile! Buyur işte!

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) – Onun hakkında mahkeme kararı var.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Altında da, Bakanlar Kurulunun imzaları… Şimdi, sen bu yasayı göndereceksin, ondan sonra askerden, polisten görev isteyeceksin, ondan sonra da bunun aldığı üç kuruşla, beş kuruşla uğraşacaksın. Olmaz bunlar değerli arkadaşlarım. Böyle bir şey olmaz. Avrupa Birliği istiyor, çıkardınız; Amerika istiyor, çıkardınız...

BAŞKAN – Sayın Meral... Sayın Meral, bir dakikan var. Lütfen, oyunuzun rengini belirtirseniz...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Konuşmamdan oyumun rengi belli olmuyor mu Sayın Başkanım? Konuşmamdan oyumun rengi belli oluyor herhâlde. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Konuştuğunuz konu maddeyle hiç ilgili değil  de...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Terör değil mi Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Efendim, terör ayrı...

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Efendim yapmayın, siz yapmayın bari Allah aşkına! Siz yapmayın!

BAŞKAN – Efendim, bu, polisle ilgili bir yasa. Yani, kürsüye çıktık mı her şey konuşulur diye bir usul de yok.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – 30-35 bin canı katledene yasa tasarısı çıkaracaksınız, ondan sonra bu kürsüye geleceksiniz, “Efendim, siz hangi halkın karşısına çıkacaksınız?”

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Böyle bir şey yok. Böyle bir yasanın çıktığı yok.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) - Bunu getirenler halkın karşısına çıkıyor da Bayram Meral niye çıkmıyor? Soruyorum size.

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Ayıp ediyorsunuz!

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Burada işte, burada. Başbakanın, altında imzası var.

ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Belge burada. Belge burada.

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Başbakanın, altında imzası var; buyurun...

AGÂH KAFKAS (Çorum) – Böyle bir şey yok.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Belge elinde, okuyor.

ŞEVKET ARZ (Trabzon) – Gel bak, oku! Nasıl yok? Kıvırtmayın!

BAYRAM ALİ MERAL (Devamla) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; biz, sonuna kadar ordumuzun yanındayız, polisimizin yanındayız, halkımızın yanındayız, terörün karşısındayız, teröre kucak açanların da karşısındayız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Meral.

Sayın milletvekilleri, teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı olmasını diliyorum.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.31

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.45

BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 120’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Kanun tasarı ve tekliflerini görüşmeye devam edeceğiz.

5’inci sırada yer alan, Ankara Milletvekili Haluk İpek ve 4 Milletvekilinin; Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

- Ankara Milletvekili Haluk İpek ve 4 Milletvekilinin; Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/1043) (S. Sayısı: 1440)                                               ----------(x)

BAŞKAN – Komisyon?.. Burada.

Hükûmet?.. Burada.

Komisyon raporu 1440 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde söz isteği var.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Ziya Yergök. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ZİYA YERGÖK (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisimizi ve yüce milletimizi saygıyla selamlayarak sözlerime başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, söz konusu değişiklikle, Anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulmasındaki yüz yirmi günlük süre kırk beş güne indirilmektedir. Ayrıca, halk oylamasıyla ilgili olarak kanunlarda yer alan bütün süreleri gerektiğinde kısaltarak tespit ve ilana Yüksek Seçim Kurulu yetkili kılınmaktadır.

Teklifin gerekçesinde “22 Temmuz 2007 tarihinde 23’üncü Dönem milletvekili genel seçimlerinin yapılacak olması ve usul ekonomisiyle halk oylamasının bütçeye getireceği mali yük göz önüne alınarak, 3376 sayılı Yasa’daki sürelerin kısaltılmasının yararlı ve gerekli olduğu düşünülmüştür.” denilmektedir.

Ancak, haklılıktan ve inandırıcılıktan yoksun olan bu gerekçeye katılmak mümkün değildir. Ayrıca, biliyoruz ki gerçek amaç da bu değildir, çünkü mevcut yasada bu sürenin yüz yirmi gün olarak belirtilmiş olmasının bir nedeni ve bir anlamı vardır. Bu yasayla ilgili 1987 tarihli Adalet Komisyonu Raporu ve tutanakları incelendiğinde, neden daha kısa bir süre değil de yüz yirmi günlük süre belirlendiği çok açık biçimde görülmektedir, çünkü, referanduma sunulacak konu hakkında halkın doğru ve sağlıklı bir karar oluşturmasını sağlayacak bir tartışma dönemine ihtiyaç görülmüş ve bu nedenle yüz yirmi günlük süre belirlenmiştir.

Yine, Komisyon Raporu’nda “Komisyonumuz, yurdumuzun iklim koşullarını ve Yüksek Seçim Kurulunun hazırlanabilmesini göz önüne alarak, halk oylamasıyla ilgili Anayasa Değişikliği Kanunu’nun Resmî Gazete’de yayımını takip eden yüz yirminci günden sonraki ilk pazar günü yapılmasını uygun görmüştür.” demektedir. Bu gerçekler karşısında, bugün, teklifteki sürenin kısaltılmasının haklı bir gerekçesinin olmadığı ortadadır.

Kaldı ki, referanduma sunulacak konu, ülkenin anayasal rejimini, siyasal sistemini derinden ve temelinden etkileyecek olan bir konudur. Bir tarihî sürecin sonunda oluşan, seksen yıldır uygulamakta olduğumuz parlamenter sistemden sapma anlamına gelen bir Anayasa değişikliğidir söz konusu olan. Ülkemizin parlamenter sistemden kaynaklanan ve sistem değişikliğine giderek çözeceği bir sorunu yoktur. Var olduğu belirtilen sorunların da, yine, parlamenter sistemin kendi bütünlüğü ve tutarlılığı içerisinde çözüme kavuşturulması mümkündür. Bizim anayasal sistemimizin temelinde millî irade kavramı vardır. Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir iddiası vardır. Ayrıca, bizim tarihimizde Parlamentonun çok özel bir yeri vardır. Egemenlik, millî irade Parlamentoya yansır ve milletvekilleri eliyle de kullanılır. Anayasa’mızda da, Türkiye’nin tarihî gerçeklerine ve demokrasiye en uygun olması nedeniyle parlamenter sistem kabul edilmiştir. Kaldı ki, siyasal rejimler, bir toplumda yaşadıkça, süreklilik arz ettikçe değer kazanır, önem kazanır. Kaldı ki, bu süreçte, gerek Komisyon aşamalarında gerekse Genel Kurul çalışmalarında da dile getirdiğimiz gibi halkoyuna sunulacak olan Anayasa değişikliğinin zamanlaması yanlış, içeriği tartışmalı ve sakıncalıdır. Ayrıca, yöntemi de yanlıştır. Meclis, Cumhurbaşkanını seçememiş, seçim kararı alınmış. Bir taraftan, seçim takvimi işliyor, tam bu aşamada Anayasa değişikliklerinin yapılmasının demokratik hukuk devleti kurallarıyla ve siyasi etik kurallarıyla bağdaşmadığı açıktır.

Diğer taraftan, referanduma sunulacak Anayasa değişiklikleri bir bütünlük içinde ele alınmadan, sadece Cumhurbaşkanının halka seçtirilmesi, aday gösterme yöntemi, ikinci beş yıllık bir dönem için seçilme olanağı bu şekilde seçilecek Cumhurbaşkanının tarafsız olmasını, partiler üstü kalmasını imkânsız kılacaktır. Cumhurbaşkanının çok önemli görev ve yetkileri karşısında tarafsız ve partiler üstü olması büyük önem taşımaktadır. Söz konusu Anayasa değişikliği bu anlamda da sakıncalar içermektedir.

İşte, referanduma sunulacak olan Anayasa değişikliğinin konusu, ülkemiz ve ulusumuz açısından, geleceğimiz açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Halkımızın bu kadar önemli bir Anayasa değişikliği konusunda

doğru bir karar oluşturması için yeterli bir tartışma süresine ihtiyaç vardır. Bu süreci dayanaksız ve samimiyetsiz gerekçelerle kısaltmaya kalkmak milletimize haksızlıktır, demokrasiye inançsızlıktır. Kaldı ki, referandum süresini kısaltmanın, milletvekili seçimleriyle referandumu aynı günde yapmak istemenin gerçek nedeni de açıklandığı gibi usul ekonomisi ve bütçeye getireceği malî yük değildir. Halkoylaması ve seçim aynı güne getirilerek, aslında gündem değiştirilmek istenmektedir. Çünkü, böyle bir durumda, halkın gerçek gündemi olan işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk gibi konular ötelenecek, Cumhurbaşkanını halk seçsin seçmesin konusu ön plana taşınacak ve böylece gündem saptırılmış ve AKP beş yıllık icraatının hesabını vermekten kaçmış olacaktır, ancak, korkunun ecele faydası olmadığı görülecektir.

AKP yönetimi ve iktidarı bilmektedir ki, beş yıllık icraatı başarısızlıklarla doludur. Ekonomide, iç politikada, dış politikada sınıfta kalmıştır. “Yoksullukla mücadele edeceğim.” demiş, hiçbir köklü çözüm getirememiş, sadece sadaka kültürünü yerleştirmiş ve bir sadaka toplumu yaratmıştır. “Yolsuzlukla mücadele edeceğim.” demiş, yolsuzluk batağına saplanmış, bu nedenle de yasama dokunulmazlığını sınırlandırma vaadini yerine getirememiştir. İşsizlik sorununu çözemediğini ise itiraf etmiştir.

AKP İktidarının beşinci yılında bulunduğumuz bugün, 1 milyon insan açlık sınırının altında yaşamakta, yani, gece yatağa aç girmektedir. 20 milyon insan yoksulluk sınırının altında yaşamakta, yarı aç yarı tok yatağa girmektedir. Bugün, 5,5 milyon insan işsizdir. 2,5 milyon insan iş bulma umudunu kaybetmiş, cesareti kırılmış, iş aramaktan bile vazgeçmiştir. İşte, AKP referandum süresini kısaltarak ve milletvekili seçimleriyle aynı güne getirerek, gerçek gündemi halkın gözünden kaçırmak istemektedir. Asıl amaç budur.

Diğer taraftan, yine teklifin gerekçesinde, Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda belirtilen yüz yirmi günlük süre,

seçim kanunlarına paralellik sağlamak amacıyla konulmuş olsa da halk oylaması klasik anlamda bir seçim değil denilmekte ise de, yazılanın aksine, yüz yirmi günlük sürenin kısaltılmasına yönelik bir yasa değişikliği Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili olduğundan ve bir seçim kanunu niteliği taşıdığından, Anayasa’mızın 67 son maddesi uyarınca, bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmayacaktır. Ancak, bu açık Anayasa hükmüne rağmen yine aksi ileri sürülmektedir. Fakat, yanıldığınızı bir kez daha göreceksiniz.

Bundan önce de tartışma konusu oluşturulan çeşitli yasa ve Anayasa hükümlerinin yorumlanmasında biz Cumhuriyet Halk Partili hukukçular ile AKP’li hukukçular farklı yorumlarda ve değerlendirmelerde bulundu. Sonuçta haklı çıkan biz olduk. Anayasa ve yasa hükümleri, kuşkusuz, farklı bakış açılarıyla farklı şekilde yorumlanabilir; bu, doğaldır da. Ancak, görüşmekte olduğumuz yasa konusunda olduğu gibi, AKP, iki kere iki dört eder kadar açık ve seçik yasa ve Anayasa hükümlerini bile farklı yorumlayabiliyor. Bu yorum farkının gerçek nedeni şudur: Biz, Anayasa ve yasaları özüne ve sözüne uygun olarak, hukuka uygun olarak yorumluyoruz. Siz ise yasa ve Anayasa hükümlerini kendi ihtiyaçlarınıza ve kendi temennilerinize göre yorumluyorsunuz. Bu sebeple de hep mahcup oluyorsunuz. Görünen o ki, bir kez daha mahcup olacaksınız. Ancak, yazık değil mi? Ülkeyi geriyorsunuz, milleti geriyorsunuz, Meclisi yoruyorsunuz, demokrasiyi zorluyorsunuz, kuralları bozuyorsunuz, seçimlere salimen ve esenlik içinde gidilmesinin yolunu tıkıyorsunuz; bütün bunları yaparken de, verilmiş sözlerinizden dönüyorsunuz, kendi programınızı çiğniyorsunuz, siyasetin ve Parlamentonun saygınlığını zedeliyorsunuz.

Bakınız, ANAVATAN Grup Başkan Vekili dün Genel Kurulda feryat etti, sizden şikâyet etti. “Anayasa değişikliği konusunda destek alırken, bize, referandum süresini kısaltmayacaklarına, bu konuyu gündeme getirmeyeceklerine dair söz vermişlerdi, ama, sözlerini tutmadılar; bunu her yerde söyleyeceğiz, millete şikâyet edeceğiz.” diyor. Haklıdırlar, ancak, AKP’ye güvenmenin bedeli de budur. Milleti kandıranlar, tabii ki, sizi de kandıracaktır. Ancak, bu süreçten, aldatanlar kadar aldananların da sorumlu olduğu açık bir gerçektir.

Ayrıca, AKP programında “Demokrasi hoşgörüye dayanan bir sistemdir. Çoğunluğun oyunu alan iktidara gelir, ancak, yarışı kazanmak ve iktidara gelmek çoğunluğun iradesini mutlaklaştırmaz.” diyor. Ancak, uygulamaya baktığımızda, demokrasiyi, hoşgörüye ve uzlaşmaya dayalı bir sistem olarak görmeyip bir tahakküm rejimi olarak algılamakta ve uygulamakta, böylece, ülkeyi de, milleti de sıkıntıya sokmaktasınız. Demokrasiye inanıyorsanız, demokrasiyi özümsemişseniz, siyasette sözlerin tutulmak için verildiğini, programların uyulmak ve uygulanmak için yazıldığını bileceksiniz. Bu, aynı zamanda bir siyasi etik sorunudur da.

Beş yıllık Parlamento döneminde, İç Tüzük hükümlerini kötüye kullanarak, çoğunluk oylarınızla ve Genel Kurul kararıyla, Genel Kuruldaki ve komisyondaki makul bekleme sürelerini kısalttınız, ortadan kaldırdınız. Yasa tasarılarının ve tekliflerinin milletvekilleri tarafından makul süreler içerisinde incelenmesi ve azami katkı yapılmasına olanak vermediniz. Hiç olmazsa, milletin süresini kısaltmayınız. Millet ne yapmak istediğinizi iyice anlasın ve görsün, ona göre de kararını versin.

Anayasa Değişikliğinin Halkoyuna Sunulması Hakkındaki Kanun, 23 Mayıs 1987’de Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildiğinde, Meclis iradesi, süreyi çok geçerli ve haklı gerekçelerle yüz yirmi gün olarak belirlemişti. Şimdi, kendi ihtiyacınız ve çıkarlarınız için bu süreyi değiştirmeye ve kısaltmaya kalkmayınız.

Değerli milletvekilleri, bu kadar önemli ve esaslı konular bir partinin yararına olsun diye, bir konjonktürel ihtiyacı görsün diye ele alınacak, gündeme getirilecek konular değildir. Hele tepkiyle, kızgınlıkla, intikam duygusuyla ele alınacak ve sonuçlandırılacak konular hiç değildir. Sayısal çoğunluğunuza rağmen, Cumhurbaşkanını seçememiş olmanın sorumluluğunu muhalefete, anayasal kurumlara ve başka yerlere çıkarmayınız. Boşuna suç atmayınız, kimseye haksızlık yapmayınız. Bu sürecin neresinde yanlış yaptık da bu duruma düştük diye oturup aklıselimle ve serinkanlılıkla düşününüz.

Muhalefete kızarak, anayasal kurumlara kızarak, yargı kararlarını sorunların kaynağı olarak göstererek, karar verenleri hedef hâline getirerek bir yere varamayacağınızı artık anlamalısınız.

“Eleştiri” adı altında anayasal kurumları tehdit edemezsiniz, hakaret edemezsiniz, saygısızlık yapamazsınız. Buna hakkınız yok.

Bugüne kadar milletin uyarılarını, muhalefetin uyarılarını, anayasal kurumların ve sivil toplumun uyarılarını dinlemediniz, dikkate almadınız. Şimdi, kendi partililiniz, temiz, dürüst, onurlu siyaset ve devlet adamı Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener’in “milletvekili adayı olmama” kararı da sizin yönetim anlayışınıza dönük bir uyarıdır. Hiç olmazsa onu anlayın! Eminim çok yararlanacaksınız.

Değerli milletvekilleri, yasalarımızda ve özellikle 12 Eylül Anayasası’nda değiştirilecek birçok hükümler vardır. Hiç kuşkusuz bu değişiklikler yapılmalıdır, ancak değişikliğin başlaması gereken yer milletvekili dokunulmazlığıdır, yargı bağımsızlığıdır, Seçim ve Siyasi Partiler Yasalarıyla ilgili düzenlemelerdir, temel hak ve özgürlüklerle, sosyal haklarla ilgili hükümlerdir.

“Siyasal istikrar” sözü vererek iş başına gelen AKP Hükûmeti, aradan dört buçuk yıl geçtikten sonra, tam seçimlere gidilirken Meclisin son çalışma günlerinde alelacele ve çala kalem Anayasa değişikliği yaparak, referandumla ilgili süreyi kısaltarak, devletin ve milletin başını Cumhurbaşkanını güya halkın seçmesini istiyor. Bunu yaparken de öylesine hazırlıksız ve aceleyle hareket ediyor ki çok daha büyük siyasal istikrarsızlıkların ve çatışmaların kapılarını aralıyor. Sayın Başbakanın deyimiyle “demokrasiye kurşun sıkmak” diye işte buna derler. Sizi, bu tarihî yanlıştan, bu büyük yanlıştan dönmeye davet ediyor ve AKP Grubuna bir kez daha sesleniyorum: Referandumun konusunu oluşturacak Anayasa değişiklik paketi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Anayasa’ya aykırı olarak görüşülüp kabul edilmiş olduğundan Anayasa Mahkemesince iptali söz konusu olacaktır. Görüşmekte olduğumuz referandumla ilgili, yüz yirmi günlük sürenin kısaltılmasıyla ilgili değişiklik teklifinin yasalaşması hâlinde de seçim yasası mahiyetinde olması nedeniyle Anayasa’nın 67’ye son maddesi gereğince bir yıl süreyle uygulanmaması söz konusudur. Hâl böyle iken, neden hâlâ inat ve ısrar ediyorsunuz? Artık bu inat ve ısrarınızdan vazgeçiniz.

Değerli milletvekilleri, bu duygu ve düşüncelerle, görüşmekte olduğumuz yasanın tümüne karşı olduğumuzu ve ret oyu vereceğimizi arz ediyor, yüce Meclisimizi ve milletimizi tekrar saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Yergök.

AK Parti Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ünal Kacır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Buyurun.

Şahsi söz hakkınız da var, ikisini birleştiriyorum.

AK PARTİ GRUBU ADINA ÜNAL KACIR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu üzerinde AK Parti Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1982 Anayasası yirmi beş yıldır yürürlükte. Elbette ki, bazı maddelerinde değişiklikler yapıldı bugüne kadar, ama, 102’nci maddesi Cumhurbaşkanının nasıl seçileceğine dair hükümler ifade etmektedir ve bugüne kadar Cumhurbaşkanları seçtik. Her Cumhurbaşkanı seçiminde, burada, aynı ifadelerle Meclis açıldı, aynı ifadelerle çalışıldı. Hiçbirinde yoklama yapılma şartı aranmadı, ama, bu döneme gelince, Anayasa’nın 102’nci maddesine yeni bir yorum getirildi. Toplantı yeter sayısı, Meclis üye tam sayısının üçte 2 çoğunluğu olacak, 367 olacak.

Evet, bu yorumla, seçim esnasında -aday belirlenmiş, seçimlere geçilmiş, birinci tur oylama yapılmış- Cumhuriyet Hak Partisi bu yorumu yaparak konuyu Anayasa Mahkemesine taşıdı ve Anayasa Mahkemesi karar verdi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – İlk kez 99’da söylendi.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde uygulanmakta olan 102’nci madde, 2/3 çoğunluk aranması ve yoklama yapılması gerektiği şeklinde. Yani, bir yorumla, seçimin kuralları seçimin ortasında, orta yerinde değişmiş oldu ve Cumhuriyet Halk Partisi yoklamada bulunmamak için Meclise girmeyerek seçimlerin engellenmesini sağlamaya çalıştı. Tabii, Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi de Meclisten Cumhuriyet Halk Partisi gibi kaçtı, görevi olduğu hâlde Meclise girmediler ve…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan!

ÜNAL KACIR (Devamla) –…Cumhurbaşkanı seçimini bu yeni yoruma göre  engellemiş oldular.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Cumhuriyet Halk Partisi Meclisten kaçmaz Sayın Kacır. Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor. Vatandaş da biliyor, millet de biliyor, halk da biliyor.

ATİLA EMEK (Antalya) – Terör konuşulurken neredeydin?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Terörü konuşurken kaçtın sen buradan. Sütunların arkasına saklandın dışarıda.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Şu sıralarda bu turuncu koltukların renginden başka renk göremedik.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Göremezsiniz, dayatmayla göremezsiniz!

TUNCAY ERCENK (Antalya) – O sizin yüzünüzün rengi!

 ÜNAL KACIR (Devamla) – Birkaç tane demokrasiye inanan arkadaşımızın dışında…

ATİLA EMEK (Antalya) – Vay be! Demokrasi havarisi mi kesildiniz!

ÜNAL KACIR (Devamla) – …bu tarafta turuncu koltukların renginden başka renk göremedik.  (CHP sıralarından gürültüler) Kaçtınız… Kaçtınız…

BAŞKAN – Sayın Kacır, siz Genel Kurula hitap edin efendim.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ne yazıktır ki, kendisine Demokrat Parti ismini yeni alan yeni Demokrat Partililer geçmişlerine ihanet ettiler. Onlar da demokrasiden kaçtılar.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Allah Allah Allah…

ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, halk bunun hesabını verecek…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Hesap verecek mi, soracak mı?

ÜNAL KACIR (Devamla) –  …soracak. Sizden de soracak, onlardan da soracak.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Siz hesap sormayı daha öğrenememişsiniz!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Halktan kaçamazsınız. Halkın verdiği görevden kaçarsanız halk sizi bir daha o göreve getirmez, getirmeyecek de.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Terörden niye kaçtınız, terörden?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, hem böyle yapacaksın, seçimin orta yerinde kuralların değişmesi için olayı Anayasa Mahkemesine taşıyacaksın ve kuralların değişmesiyle birlikte görevini yapmayacaksın, Meclise gelmeyeceksin, kaçacaksın hem de “Süreci yönetemediniz.” diyeceksin.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Sen orayı geç bakalım, sen konuşmaya devam et, anlaşıldı orası.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Millet  bunu biliyor, millet bunu görüyor. Bu hesabı soracak.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Ya, tamam sen devam et.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Listede durum nasıl Ünal Bey?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sistem böylelikle maalesef kilitlendi ve bu Meclisin Cumhurbaşkanı seçme imkânı ortadan kalktı. Çözüm halktadır. Elbette ki halkımız çözümü orta yere koyacaktır,

Ama, inanıyorum ki, 22 Temmuz seçimlerinde, halkımız, AK Partiye, 367 diyorsunuz ya…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Öpecek, öpecek!

ÜNAL KACIR (Devamla) - … 400’ü verecek, gönderecek. O zaman, ne yapacaksınız? (CHP sıralarından “Bravo! Bravo!” sesleri)

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Öpecek, öpecek!

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Aç tavuk, buğday ambarı!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Ne yapacaksınız?

ATİLLA KART (Konya) – Hayal etmeye devam et!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Siz, bu beceriksizlikle, 500 de alsanız bir şey yapamazsınız!

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Aç tavuk, buğday ambarı!

ÜNAL KACIR (Devamla) – “Seçim kararı alan bir Meclis, böyle, köklü Anayasa değişikliklerini yapabilir miymiş?”

AHMET YENİ (Samsun) – Bal gibi yaparız!

ÜNAL KACIR (Devamla) – “Dünyanın neresinde görülmüş?” Öyle diyorlar.

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Dünyanın burasında görülmüş!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Dünyanın neresinde görülmüş, seçim kararı alan bir Meclis, Anayasa değişikliği, köklü Anayasa değişiklikleri yapacak?

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Var mı bir tane örnek?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Soruyorum size, dünyanın neresinde görülmüş?

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Hiçbir yerinde yok!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Yirmi beş yıldır uygulanan, 3 tane Cumhurbaşkanı seçiminde uygulanan bir seçim sisteminin, seçim yapılırken, oyun başlamışken değiştirilmiş olması. (CHP sıralarından gürültüler)

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yaa, haberin yok ne olduğundan be!

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Oyun bitti bitti! Ne oyunu yaa, ne oyunu!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Çarpıtmayalım, yani, seçim ortamı içerisinde kuralların değiştiği bir başka ülke varsa siz bana söyleyin.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Siz yapıyorsunuz onu! Sen yapıyorsun orada!

AHMET YENİ (Samsun) – Hatibi dinleyelim arkadaşlar.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, rahmetli Özal’ı…

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – Çok derin açıklamalar yapılıyor arkadaşlar, Hatibi dinleyelim lütfen!

AHMET YENİ (Samsun) – Hatibi dinleyelim arkadaşlar.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Rahmetli Özal’ı, Anayasa’nın bu maddesi gereğince…

ATİLA EMEK (Antalya) – Giderayak, Anayasa dersi veriyor, Burhan Hoca’nın eksiklerini tamamlıyor!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu maddesi gereğince üçte 2 çoğunluk da aranmadan seçmedi mi bu Meclis?

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Bir tane arkadaşın dahi dinlemiyor seni!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Demirel’i, aynı şekilde, yoklama falan yapılmadan seçmedi mi bu Meclis?

K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Yaa, itiraz edilmedi! Dayatma yoktu!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Sezer’i, aynı şekilde, yoklama falan yapmadan seçmedi mi bu Meclis?

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) – İtiraz etseydiniz!

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Beş parti imza attı, haberin var mı?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Beş parti imza attı, haberin var mı?

ÜNAL KACIR (Devamla) - Ama, şimdi, oyunun kuralları değişince,

seçimin kuralları değişince, elbette ki, bu Meclis buna çözüm aramak durumunda. (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…

ÜNAL KACIR (Devamla) – “Efendim, bundan sonraki Meclise bırakın bu işleri.” Öyle diyorsunuz.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Evet.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Kafayı kaldır.

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Sayın Başkan, sükûneti sağlayın lütfen.

BAŞKAN – Sayın Kacır, bak, sizden rica ediyorum. Şu anda önümüzde olan yasayı tahlil edin.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Söz dinliyor, kafayı kaldırdı.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Ben de oraya, elbette ki, müdahale etmemelerini rica edeceğim.

TUNCAY ERCENK (Antalya) – Kafayı kaldırdı. Ne güzel oldu!

BAŞKAN - Sayın Ercenk, rica ediyorum; yapmayın. Belki, bugün son toplantımızı yapıyoruz. Yapmayın! Sükûnetle dinleyelim.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, deniliyor ki “Bundan sonraki Meclise bırakın. 23’üncü Dönem Meclisine bırakın Anayasa değişikliklerinin yapılmasını, sair değişikliklerin yapılmasını.”

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Doğru.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ilk defa karşılaşılan bir husus var; nedir o? Seçime gideceksiniz, seçim bitecek, yeni Meclis oluşacak…

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Doğrudur.

ÜNAL KACIR (Devamla) – …ve yeni Meclis Başkanlık Divanını oluşturacak ve hemen Cumhurbaşkanlığı seçimi takvimi başlayacak.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Doğrudur.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Ne zaman yapacak değişikliği, soruyorum size?

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Ne değişikliği?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Ne zaman yapacak? Çözümü ne zaman yapacak?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Şimdiye kadar niye yapmadınız Sayın Kacır?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Çözüm, halkımızın 367’den daha fazla milletvekilini AK Partiye vererek, göndermesidir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Ama…

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Bize verecek bize!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Ama…

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Rüya görüyorsun, rüya! Uyan, uyan!

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Arkadaşların bile dalga geçiyor seninle!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şunu istiyorsunuz siz: “Siz kaç milletvekiliyle gelirseniz gelin, bizim dediğimizi yapın, başka bir şey yapmayın.” Yani azınlık çoğunluğa tahakküm etsin. Hayır! Hayır!

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Siz azınlık olacaksınız, ama, bize tahakküm etmeyeceksiniz!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Uzlaşma kültürü var.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sizin dediğiniz olsa, o zaman yine tersi olur. Azınlık olan, bu sefer, yine çoğunluğa tahakküm eder bu yapı ile. Onun için, azınlığın çoğunluğa tahakkümünün ortadan kaldırılması için bir Anayasa değişiklik teklifi gündeme getirildi ve çözüm üreten bu teklif, bu Mecliste 2/3 çoğunluktan daha fazla bir oyla kabul edildi ve Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Cumhurbaşkanımız       -elbette ki Anayasa’nın verdiği yetkiyle gönderebilir- bir daha görüşülmek üzere geri gönderdi, Meclisimiz bir daha görüştü…

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Onları biliyoruz, başka şey anlat.

ÜNAL KACIR (Devamla) – … ve iki gün önce, yine bu Meclis Anayasa değişikliğini 367 oyu aşkın bir oy ile kabul ederek Cumhurbaşkanımıza gönderdi.

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Kacır, ANAP’ı da dağıttın!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Anayasa değişiklik paketinin içeriğinde neler olduğuna pek girmek istemiyorum, ama, şurası kesin ki, 2/3 çoğunluk, yani 367’den fazla bir oyla yeniden kabul edilmiş ve Cumhurbaşkanımıza gönderilmiştir. Şimdi, Cumhurbaşkanımız bir karar verecek.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın Cumhurbaşkanı…

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Başka bir şey anlat ya, bildiğimiz şeyleri anlatma!

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – Sayın Cumhurbaşkanımız…

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız “Cumhurbaşkanı” demiyorum, bakın, “Cumhurbaşkanımız” diyorum, benimseyerek söylüyorum.

BAYRAM ALİ MERAL (Ankara) – “Sayın” de…

ÜNAL KACIR (Devamla) – Kastım yok, elbette ki sayındır.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Zorla söylüyorsun, zorla!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanımız,

1) Bu Anayasa değişikliği kanununu onaylayabilir. Siz hiç ihtimal vermiyorsunuz ama, onaylama yetkisi vardır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Var tabii.

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Ne anlatıyorsun arkadaş?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Siz istemeseniz de vardır.

2) Halkoyuna tamamını sunma yetkisi vardır. Elbette ki anayasal hakkıdır, halkoyuna tamamını sunma yetkisi vardır.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Yeni şeyler söylüyor.

ÜNAL KACIR (Devamla) – 3) Bir kısmını onaylayıp bir kısmını halkoyuna sunma yetkisi de vardır. Siz istemeseniz de vardır bu yetki. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri)

ATİLLA KART (Konya) – Bravo! Bravo!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu, Cumhurbaşkanımızın yetkisindedir.

Sizin telkininize Cumhurbaşkanının ihtiyacı yoktur.

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Bravo, aşk olsun sana!

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Biz telkinde bulunmuyoruz zaten.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, geri göndermede, “Efendim, 367 şartı yine aranır.” dediniz. Gerçi bulundu. Ama yok “Her maddede aranır.” diyorsunuz. Allah Allah!

ALİ TOPUZ (Devamla) – Peki, yani, o zaman ne olacak?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Bu Anayasa hepimizin okuduğu Anayasa değil mi?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) –Tersinden okuyorsun! O yüzden yanlış anlıyorsun.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Sizin elinizdeki farklı Anayasa mı?

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Sana da Anayasa’yı öğrettik ya, yeter bize!

ÜNAL KACIR (Devamla) – Burada şunu söylüyorsunuz: “Efendim, 330’la olmaz artık.” Geri döndü ya! “330’la olmaz artık.” Nerede yazıyor?

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Yazıyor, yazıyor.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Nerede yazıyor?

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Sana da öğrettik ya, yeter!

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – 175’inci maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesini oku Sayın Kacır.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Bakın, Anayasa’nın 175’inci maddesinin birinci paragrafının son cümlesini okuyorum.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Sayın profesör! Sayın profesör!

ÜNAL KACIR (Devamla) – “Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.”

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Devam et.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Devam, devam.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Evet, üçüncü fıkrasını okuyorum; sizin hoşunuza giden ya da istediğiniz doğrultuda yorumlamaya çalıştığınız. “Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilir. Meclis, geri gönderilen Kanunu, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu Kanunu halkoyuna sunabilir.”

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – İşte burası.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Nedir o? Üçte iki ile, yani, 367’yi aşkın oyla kabul ederse, zannetmeyin ki, yayınlamak zorundadır, yine halkoylamasına gönderebilir diyor. Yoksa, 367 illa aranır demiyor. Öyle bir şey yok burada.

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Orada başka bir alternatif yok Sayın Kacır.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Peki, siz diyorsunuz ki: “330 ile 367 arasında oy olursa, o zaman ne olurun cevabı yok” diyorsunuz. Var burada onun cevabı. (CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM KILIÇ (Malatya) – Sayın Kacır, o fıkranın bir de gerekçesini okur musun. 

RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) – Bir kere dinlemeyi öğrensinler.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Sayın Başkan, lütfen, müsaade etsinler.

BAŞKAN – Sayın Kacır, güzel de… Ben, arkadaşlarımıza gerekli ihtarı yapacağım da, Anayasa ile ilgili konuyu tartışmıyoruz.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Konuya dön, konuya. 

BAŞKAN - Bugün, bir halkoylaması yasasını tartışıyoruz. Lütfen, ona gelin. (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, rica ediyorum, hoş olmuyor, gerçekten hoş olmuyor. Dinleyelim.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Müsaade ederseniz, kısa kesmeye çalışacağım.

Efendim, “Meclisce üye tamsayısının beşte üçü ile -yani 330- veya üçte ikisinden az oyla kabul edilen -yani 367’den az oyla kabul edilen- Anayasa değişikliği hakkındaki Kanun, Cumhurbaşkanı tarafından Meclise iade edilmediği takdirde halkoyuna sunulmak üzere Resmî Gazetede yayımlanır.” İade edilebilir mi? Edilir. Kaç kere? Bir kere. Bir kere iade edilmiş, geri gitmiş, bir daha iade edilmeyeceğine göre halkoyuna sunulmasından başka yol yoktur. Ama, siz öyle yorumlamıyorsunuz, siz farklı yorumluyorsunuz. Anlayamıyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) – Seninki doğru, seninki!

ÜNAL KACIR (Devamla) - Ha, şimdi, bu nedir deyince, düşündüm, taşındım, Karadenizli benim zeki hemşehrilerim bir fıkrada bunu açıklıyor. Öyle bir açıklık getirmiş ki, ben bu fıkrayı bir anlatayım.

 ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Anlat bakalım!

ÜNAL KACIR (Devamla) - Benim sevgili hemşehrilerim, zeki.

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Çok!

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) -  Unuttun mu?

ÜNAL KACIR (Devamla) - Temel Dursun’a diyor ki: “Sana bir bilmece soracağım, bil bakalım nedir?” “Hadi, sor bakayım” diyor. Saridur, tavanda asilıdur, bil bakayım bu nedur?”

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) – Ünal Kacır.

ÜNAL KACIR (Devamla) – Diyor ki: “Mısır.” “Hayır, mısır değil, bilemedin.”

ATİLA EMEK (Antalya) – Karıştırma mısırı, mısırdan bahsetme.

ÜNAL KACIR (Devamla) -  “Başka?” “Sarı kavun.” “Hayır, o da değil.” Ya, tamam bilemedim, sen söyle bakayım, nedir?”

MEHMET VEDAT YÜCESAN (Eskişehir) - Sabahtan beri neredeydin ya?

ÜNAL KACIR (Devamla) - Diyor ki: “Hamsidur.”

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Ne hamsisi ya?

ÜNAL KACIR (Devamla) – “Ne alakası var hamsiyle? Sen ‘saridur’ dedin.” “Ee, boyadım oni” diyi. (CHP sıralarından “Aa” sesleri)  “Ee, tavanda asilidur.” “Ee, astim oni.” (CHP sıralarından “Aa” sesleri) Ee, sizin yaptığınız bu. Sizin yaptığınız bu. (AK Parti sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Biz anladık onu.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu yasa ne getiriyor? Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanınca halkoyuna sunulması hâlinde, bu kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakip yüz yirmi gün değil de, kırk beş günü takip eden ilk pazar günü halk oylaması yapılsın. (CHP sıralarından “Bravo[!]” sesleri) Bunu getiriyor. Başka? Gümrükte oy kullanma kırk gün değil de, on gün olsun. Bunu getiriyor. Peki, hiç böyle bir uygulama olmuş mu? Olmuş.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Nerede olmuş?

ÜNAL KACIR (Devamla) – Olmuş, olmuş. Okuyun, okuyun, olmuş.

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) - Ne zaman olmuş?

ÜNAL KACIR (Devamla) - 1988’de, bu uygulama, aynen, benzer bir teklifle yapılmış ve olmuş.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Nasıl olmuş?

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, evet, bu şekilde Anayasa değişiklik paketi…

HALİL ÜNLÜTEPE (Afyonkarahisar) - Yani, biri yanlış yaptıysa biz de yanlış yapalım!

ÜNAL KACIR (Devamla) - …beş gün içinde Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından… Takdir kendilerinindir. Anayasa gereği on beş gün tutma süresi vardır, inceleme süresi vardır, karar vermesi için buna ihtiyaç duyabilir. On beş gün içerisinde karar verecek.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Bak, biz bunu bilmiyorduk.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Diyecek ki, ben bunu onayladım. İşte, o zaman, 22 Temmuzda Cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçimi aynı tarihte yapılabilir.

ATİLA EMEK (Antalya) – Çok güzel izah ettiniz.

ÜNAL KACIR (Devamla) - İhtimal vermiyorsunuz, ama, Sayın Cumhurbaşkanının yetkisindedir, siz istemeseniz de yetkisindedir. Sizin telkininize de ihtiyacı yok.

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Bravo(!)

ÜNAL KACIR (Devamla) - Evet, peki…

ALİ CUMHUR YAKA (Muğla) – İyi fark ettin, çok doğru.

ALİ TOPUZ (İstanbul) – Önümüze gelince konuşuruz seninle.

ÜNAL KACIR (Devamla) - Peki, on beş günün sonunda derse ki, ben bunun halka sorulmasını istiyorum, halk karar versin; kendisi mi seçsin, Meclis mi seçsin…

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Çocuğuna mı seçtirsin!

ÜNAL KACIR (Devamla) - …ve halk bu işe karar versin, diyebilir. Bu hakkıdır ve o zaman, 5 Ağustosa denk geliyor, 5 Ağustosta halk oylaması yapılır, ama bu teklifle Yüksek Seçim Kuruluna yetki veriyoruz “Eğer uygun görürseniz 22 Temmuzla birleştirebilirsiniz.” diyoruz.

Değerli arkadaşlar, efendim, “Bu teklif kaotik ortam oluştururmuş!” Allah, Allah!

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – O nereden çıktı!

ÜNAL KACIR (Devamla) - Komisyonda söyledi arkadaşlarımız.

Nereden oluyor, nereden çıkıyor bu? Yani, halka sormanın ve halka yüz yirmi gün sonra değil de kırk beş gün sonra sormanın ne mahzuru var?

Ha, burada şuna değinmek istiyorum: Anavatan Partisi diyormuş ki: “Bizi kandırdılar…

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) – Niye kandırdınız? Ayıp değil mi!

ÜNAL KACIR (Devamla) - …böyle bir referandum kanunu getirmeyeceklerdi, ama getirdiler.” Öyle bir şey yok. Sayın Fatsa dün burada açıkladı, öyle bir şey yok. Ama şuna hayret ediyorum: “Cumhurbaşkanını halk seçsin.” diyeceksin…

MEHMET KÜÇÜKAŞIK (Bursa) – Hadi sen doğruyu söyle!

ÜNAL KACIR (Devamla) - …ama “Kırk beş gün sonra değil de yüz yirmi gün sonra seçsin.” diyeceksin. Halk yüz yirmi gün sonra mı reşit oluyor? Niye kırk beş gün sonra seçemez mi? On sekiz yaşına yüz yirmi gün sonra mı girecek halk? Halka güvenmiyor musunuz? Güvenmiyor musunuz?

MUHARREM KILIÇ (Malatya) - O zaman on  gün deyin, beş gün deyin.

NURİ ÇİLİNGİR (Manisa) – O zaman bugün seçsin!

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) – Bir hafta sonra olsun. Bir hafta sonra yapalım bu işi!

ÜNAL KACIR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, evet, peki bu kanun çıkmazsa… (Gürültüler) Evet, bitiriyorum, bitireceğim…

ERDOĞAN KAPLAN (Tekirdağ) – Devam, devam!

HÜSEYİN EKMEKCİOĞLU (Antalya) – Konuş! Konuş!

BÜLENT BARATALI (İzmir) – Devam et, altı dakika var!

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan!

ÜNAL KACIR (Devamla) -  Değerli arkadaşlar, bu kanun çıkmazsa ve referandum, yani halk oylaması -ki o yüz yirmi gün sonra yapılacak olursa- toplanan Meclis, azınlığın tahakkümüne uymadığı… Uyarsa sorun çözülecek,onların dediği olursa sorun çözülecek. Uymazsa…

İşte, değerli arkadaşlar, bakın, yeniden seçime gidilir, kasım sonunda seçim olur. Hâlbuki bu arada yüz yirmi gün dolar, takvimi söylüyorum, 15 Ekim gibi referandum olur, seçimden gelmiş olursunuz ki referandum da yapılmış.

Biz niye gittik seçime? Bu ülkenin parasına yazık değil mi? Seçim, seçim, seçim… Tamam işte bir kere gidiyoruz seçime. Halk ne derse belli olacak. Onun için kaos değil, çözüm getiriyor bu teklif.

De