1 Mart 2007 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.06

BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN

KÂTİP ÜYELER : Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 70’inci Birleşimi’ni açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, tarım sektöründe gelinen nokta konusunda olmak üzere, Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ali Suçin’e aittir.

Buyurun Sayın Suçin. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika.

 

 

MEHMET ALİ SUÇİN (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sektöründe geldiğimiz nokta üzerinde şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

İnsanlığın ilk yaptığı ve belki de son yapacağı faaliyet olan tarım, insanlık var oldukça konuşulacak ve gündemde kalacaktır. Tarım, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik ve sosyal açıdan lokomotif bir sektör olma niteliğini devam ettirmektedir. Zenginlik üreten bir sektör olan tarım, ülkelerin sanayileşmesinde büyük rol oynamakta, gelişmiş ülkelerin günümüzde ulaştıkları sosyal ve ekonomik refahın da temelini oluşturmaktadır. Küreselleşme yolunda büyük adımlar atan ülkemiz son on dokuz çeyrekte aralıksız büyüme göstermiş ve Türkiye 2006 yılı itibariyle 85,7 milyar dolar ihracat ile yeni bir rekor kırmıştır. 2007 yılı hedefi ise 100 milyar dolardır. Bu olumlu gelişmeler tabii ki tarım sektörüne de yansımıştır. 2002 yılında 22 milyar dolar olan tarımsal üretim değeri 2006 yılında yüzde 82 oranında artarak 40 milyar dolara ulaşmıştır. Yine 2002 yılında 4 milyar dolar olan tarım ürünleri ihracatı 2006 yılında 10 milyar dolara ulaşmış. 2013 yılında ise 20 milyar dolarlık tarımsal ürün ihracatı hedeflenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz iktidara geldikten sonra öncelikle tarımda yapısal sorunları çözmeye başlamıştır. Alınması gereken tedbirler önceliklerine göre uygulamaya konmuştur. Bu bağlamda çiftçi borçları yeniden yapılandırılmıştır. 765 bin üreticimize 2,7 milyar YTL’yi borcunun 1,5 milyar YTL’si silinmiştir. Geri kalan borçlar da üç yılda ödenecek şekilde yapılandırılmıştır. Tarımsal kredi faizleri düşürüldü, 2002 yılında yüzde 59 olan tarımsal kredi faiz oranları 2006 yılında yüzde 17,5’e indirilmiştir. Ayrıca, çiftçiye sübvansiyonlu kredi kullanımı imkânı getirilmiştir. Uygulanan projelere göre yüzde 60 ile yüzde 25 arasında faiz indirimi sağlanmıştır.

2002 yılında 550 bin çiftçiye 529 milyon YTL tarımsal kredi kullandırılmış iken, 2006 yılında toplam 1 milyon 92 bin çiftçiye 5 milyar 171 milyon YTL kredi kullandırılmıştır. Bu miktarın yüzde 92’si sübvansiyonlu kredi olarak kullandırılmış ve 120 milyon YTL kredi sübvansiyonu sağlanmıştır. Bu dönemde kullandırılan krediler 2002 yılına göre on kattan daha fazla artmıştır.

Toplam tarımsal destekler içerisinde alan bazlı (doğrudan gelir desteği, mazot, gübre) desteklerin payı yüzde 85,8’den yüzde 45’e düşürülerek, ürün bazlı desteklerin oranı artırılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında 2,188 milyar YTL olan tarımsal destekleme miktarı 2006 yılında 4,744 milyar YTL’ye çıkartılmıştır.

1999-2002 döneminde 287 kooperatif projesine 87 milyon YTL kredi kullandırılmış, 2003-2006 döneminde genel bütçe ve Kırsal Alanda Sosyal Destek Projesi kapsamında 895 kooperatife 591 milyon YTL kredi verilmiştir. Bu projelerde 128 bin kişiye istihdam sağlanmıştır.

Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesiyle kırsal alanda altyapı yatırımları ve ekonomik yatırım konuları desteklenmektedir. Proje kapsamında toplam 1.256 projeye 151,4 milyon YTL hibe desteği sağlanmıştır.

Tarım Sigortaları Kanunuyla doğal afetlere karşı sigorta uygulaması başlatılmış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Sözleşmeli Besicilik Projesi bölgedeki 28 ilde uygulamaya konulmuştur.

Toprak Mahmulleri Ofisi alımları 2003 yılında 544 bin ton iken, 2005 yılında alınan hububat miktarı 5 milyon tonu aşmıştır. Toprak Mahsulleri Ofisi, 2005 yılında hedef fiyat ile müdahale fiyatı arasındaki fark olarak üreticilere 367 milyon YTL hububat primi ödemesi yapmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal yapıdaki dönüşümü gerçekleştirebilmek amacıyla Hükûmetimiz döneminde dokuz adet kanun çıkarılmıştır:

1-   Tarım Kanunu.

2-   Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu.

3-   Gıda Kanunu.

4-   Tarım Sigortaları Kanunu.

5-   Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin

Kanun.

6-   Organik Tarım Kanunu.

7-   Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu.

8-   Tohumculuk Kanunu.

9-   Lisanslı Depoculuk Kanunu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarım sektöründe, verim, kalite ve gelir düşüklüğü, sanayi ve pazarla entegre olmama gibi sorunların temelinde, düşük teknoloji ve eğitim düzeyi, sermaye yetersizliği, hastalık, zararlı ve doğal afet kayıpları, doğal kaynaklara aşırı baskı, yanlış ürün deseni, yetersiz örgütlenme gibi faktörler bulunmaktadır.

Tarım sektörünün geliştirilmesi bu olumsuz yapıya neden olan faktörlerin giderilmesi suretiyle sağlanacaktır. Tarım politikalarımız, orta vadede tarım strateji belgesi, uzun vadede ise Tarım Kanunu ile kurumsal bir yapıya kavuşturulmuş bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarımız döneminde tarımda yapısal değişim zihniyet değişimiyle gerçekleştirilmiştir. Tarım sektöründe temel amacımız olarak, üretimi işleme ve pazarlamayı birlikte geliştirmektir. Bu bakış açısı, sektörü bir sistem bütünlüğü içerisinde ele alarak, kamu-özel tüm paydaşlarla birlikte çalışmayı ve katılımcılığı öne çıkaran stratejileri gerektirmektedir. Bu şekilde tüm kesimlerin ortak hareket etmesi mümkün olacak ve sürdürülebilir gelişme içinde rekabet gücü yüksek bir tarım sektörü oluşturulacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama son verirken, bu geçen süre içerisinde görev yapan Sayın Tarım Bakanlarımıza, bürokratlarına ve emeği geçen tüm çalışanlara teşekkür ediyorum ve bu güzel çalışmaların Türk çiftçisine faydalı olacağına inanıyorum.

Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Suçin.

Gündem dışı ikinci söz, mobilya sektörü ve Siteler esnafının sorunları ve alınması gereken tedbirlerle ilgili olmak üzere, Ankara Milletvekili Sayın Zekeriya Akıncı’ya aittir.

Sayın Akıncı, buyurun.

 

 

 

 

ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Mobilyacılar Sitesi’nin ve mobilyacı esnafının sorunları üzerine yapacağım gündem dışı konuşmaya­ başlarken, bundan tam dört yıl önce, 1 Mart 2003’te, ne zaman çıkacaklarını Başbakanımızın bile bilmediği, 65 bin Amerikan askerinin tankıyla, topuyla, helikopteriyle, uçağıyla, silahıyla, bayrağıyla birlikte Türkiye’nin en sıkıntılı bölgesine yerleşmesine imkân verecek, bugüne kadar Müslüman’ın Müslüman’ı boğazlayarak 650 bin insanın ölümüne, milyonlarcasının perişan olmasına yol açmış bu haksız ve anlamsız savaşın bir cephesi ve karargâhı hâline gelmemize neden olacak, sonuçta ülkemizi Orta Doğu terör ve savaş bataklığının bir parçası yapacak o ünlü 1 Mart tezkeresini tüm baskı, propaganda ve yönlendirme çabalarına karşın Cumhuriyet Halk Partisinin önderliğinde sürdürülen mücadeleyle reddederek tarihine yakışan, ulusal yararları gözeten, hepimizin bugün de, yarın da iftihar edeceği bir karar alan yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Ankara Mobilyacılar Sitesi, 1960’lı yıllarda Marangozlar Odasının önderliğinde kurulmuş, uzun yıllar Türk mobilyacılığının kalbi olmuş, bugün de el yapımı mobilya üretimimizde hâlâ önemli bir yeri olan, yüz binlerce insanımızın ekmek kapısı olmaya devam eden, ama hâlâ sınırları bile bir türlü çizilememiş, belirlenememiş, nasıl bir sanayi bölgesi olduğu tespit edilemediği için de kimliği bile tanımlanamamış, ama önemli bir ticaret merkezimizdir.

Ben, daha önce de bir gündem dışı konuşma yapmış, Meclisimizin ve Hükûmetimizin Siteler’in sorunlarına ilgisini çekmeye çalışmıştım. Ne yazık ki, yıllardır, biraz sonra değineceğim göstermelik toplantı dışında, Siteler’e ciddî bir ilgi gösterilememiş, sorunlar çoğalarak büyümüş, Siteler esnafını, her alanda yaşanan durgunlukla beraber, tam anlamıyla bir umutsuzluk sarmıştır.

Değerli milletvekilleri, biz, Siteler esnafının sorunlarının Türkiye’nin genel sorunlarından kopuk olmadığını biliyoruz. Esas yapılması gerekenin yeni bir sanayileşme hamlesiyle üretimi artırmak, ihracatı artırmak olduğunu biliyoruz. Ekonomi dünyasının döviz-faiz-borsa sarmalından ibaret piyasa olmadığını, o dünyanın esas unsurunun reel sektör ve çalışanlar olduğunu da biliyoruz.

İşte, Siteler bu dünyanın bir parçasıdır ve öyle de bir özelliği vardır ki, orada yaşanan ekonomik durgunluk tüm çevreyi, Ankara’yı hatta diğer illerimizdeki birçok esnafı da etkiler düzeydedir. O nedenle, Siteler’in sorunlarına zaman yitirmeden çözümler aranmalı ve uygulamaya konulmalıdır.

Bir rakam vererek, yaşanan sıkıntının önemine dikkatinizi çekmek isterim. Son dört yılda Siteler’de açılan işyeri sayısı 690, kapanan ise 2.480’dir ve her alanda görülen Çin malları istilası ne yazık ki, mobilyada da kendini ciddî bir şekilde göstermeye başlamıştır. Lütfen, bunun sonuçlarını ve yansımalarını da iyi düşününüz.

Değerli arkadaşlarım, Siteler’de üreticimizin ucuz hammadde temini, kredi yetersizliği ve kredi faiz oranlarının yüksekliği, pahalı elektrik enerjisi kullanma, sigorta prim ve vergilerinin yüksekliği, özellikle, KDV oranındaki yükseklik, üretim ve istihdamdaki kayıt dışılık, markalaşma zorluğu, altyapı ve çevre sorunları, ara eleman yetişmesindeki güçlükler, eğitim eksikliği, zehirli ürünler içermeyen malzeme üretimi ve kullanımı, ambalaj ve ulaşımdaki eksiklikler yanında iç ve dış tanıtım ve pazarlamada yaşanan sorunlar yıllardır var olmaya devam ediyor ve ne yazık, dediğim gibi, çözüme dönük ciddî adımlar da atılamıyor.

Bu sorunların zamanla kısmî çözümler üretilerek azaltılması elbette mümkündür; ama, eğer, köklü çözüm arıyorsak, bugünkü koşullarda aklın yolu birdir, çare ihracatı artırmaktır.

AKP İktidarı döneminde halkımızın alım gücü büyük ölçüde azalmış, işsizlik, yokluk ve yoksulluk artmış, milyonlarca insanımız evine ekmek götürme derdine düşmüşken bir parça eli dönen yurttaşlarımız ise son imkânlarını da kullanarak, on, on beş yıllık gelirlerini ipotek altına sokma pahasına ev ve otomobil pazarına yönelmiştir. İşte, bu tablonun sergilendiği koşullarda iç pazarımızda artık fazla bir umut görülmemektedir.

Değerli arkadaşlarım, Siteler için çare ihracatı artırmaktır. En büyük şansımız, dünyanın bir numarası İtalya ile bile yarışacak el ürünü mobilyalarımızdır. Esnafımız, Hükûmetimizden, bu sektörde ciddi teşvik beklemektedir. Örneğin “Halk Bankasını satmayı bırakın da onu bir ciddi esnaf ve KOBİ bankası yapın” demektedir. “Esnaf örgütlerinin üzerinde oynanan oyunlara son verin” demektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – KOSGEB’ten meslek odalarına, ihracat teşvik birimlerinden Türkiye’yi tanıtan kurumlara kadar, esnafımız, dış pazarlara açılmasını sağlayacak yolun gösterilmesini beklemektedir.

Kimi esnaflarımızın sadece kendi olanakları ve becerileriyle dış pazarlara açılma çabalarının yetmeyeceğini biliyoruz. Kaldı ki, bu konuda bazen küçücük destekleri bile sağlamakta da zorlanıyoruz. Daha dün konuştuğum mobilyacı arkadaşlarımdan birinin İsviçre’de mağaza açıp Türk mobilyası pazarlamakta olduğunu mutlulukla öğrendim. Ama, mütevazı bir kira desteği için yaptığı başvurunun da sekiz aydır ilgili mercilerde beklediğini ve hâlâ sonuç alamadığını görünce de gerçekten üzüldüm. İnsanımızın çabası ve emeği böyle bir karşılık görmemelidir diye düşünüyorum.

Sevgili arkadaşlarım, biliniz ki, baştan beri anlatmaya çalıştığım bu zorlukları aşabilirsek, eksiklerimizi giderebilirsek hem her alanda patlayan ithalatın mobilya alanını da işgal etmesini önler hem de dış pazarların kapısını açarak Siteler’in sorunlarını ve mobilya sektörünün sorunlarını kökten çözebiliriz. Aksi halde, bir süre önce, Sayın Beşir Atalay’ın, Sayın Kapusuz’un, Sayın Gökçek’in de katıldığı, bazı oda başkanı ve tanıdık birkaç esnafın çağrıldığı, ama Siteler’in ruhunu, özünü bilen insanların dışlandığı, davet edilmediği göstermelik toplantılarla, sözde reçetelerle mobilya sektörünün göz bebeği Siteler’in sorunlarına çözüm bulamazsınız.

Sevgili arkadaşlarım, basında çıktığı biçimiyle “Siteler kurtuluyor, işte 13 maddelik reçete” diyerek “bir fikrim geldi” türünden çıkışlar yaparak, Siteler’in yaşadığı sorunların altında yatan gerçekleri görmeden, çözümü sadece çevre düzenlemesinden ibaret sanarak, yani işi aspirin tedavisiyle halletmeye çalışarak sonuç alamazsınız. Kaldı ki, bunları yapın, iyi de olur, Siteler esnafı bu hizmetlerin hepsine fazlasıyla layıktır, teşekkür ederiz. Ama, Siteler insanından dünya kadar, deyim yerindeyse çuvalla oy alan ve on üç yıldır Ankara’yı yönetmesi söz konusu olan Sayın Gökçek’in, aklına tam da yine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.

Ama, Siteler insanından dünya kadar oy alan ve on üç yıldır Ankara’yı yöneten Sayın Gökçek’in aklına, tam da seçimlerin yaklaşmakta olduğu bugünlerde, Sitelerin asfaltı, kaldırımı, parkları ve çevre düzenlemesi gelmişse, bundan da üzüntü duyarız. Hizmetler gelsin, ama, yapılan işe gülümsemeyle bakarız ve korkarız ki, bu toplantılar Siteler’i kurtarmak için değil, AKP İktidarından ve Melih Gökçek’ten umudunu kesen Siteler esnafının, bir kez daha gözünü boyamak için yapılan sırt sıvazlama işleridir. Ama, inancımız odur ki, esnafımızın, artık, bu tür aldatmacalara karnı toktur ve köklü çözüm beklemektedir. O, sorunlarına gerçekten ilgi gösterecek ve çözüm bulacak yöneticilerin arayışı içerisindedir.

Konuşmamı tamamlarken, hem sizleri hem de televizyonlarından bizi izleyen, başta Siteler esnafı yurttaşlarımız olmak üzere, tümünüzü saygı ve sevgiyle selamlıyorum.  (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akıncı.

Gündem dışı üçüncü söz isteği, Srebrenica soykırımıyla ilgili olmak üzere, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz’e aittir.

Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bundan üç gün önce 26 Şubat 2007 tarihinde, Hollanda’nın Den Haag kentinde, Birleşmiş Milletler Lahey Uluslararası Adalet Divanının, Bosna-Hersek’in Srebrenica kentinde, Sırp Çetnik saldırganların gerçekleştirdiği soykırımla ilgili kararı üzerine gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Nisan 1992’de savaşın başladığı andan itibaren bugüne kadar Bosna-Hersek’te olup bitenlere tanıklık eden bir arkadaşınızım.

Lahey Uluslararası Adalet Divanı, 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Konvansiyonu’nun ışığında Srebrenica’da 10 binden fazla Boşnak’ın hunharca soykırıma maruz kalmasıyla ilgili kararı üzerine ne söyleyebilirim?

Huzurlarınıza çıkarken, nasıl bir sunuş yapmalıyım diye çok düşündüm. Hissiyatımı dile getirmeye karar verdim.

Soykırım, nasıl uygar dünyanın gözleri önünde yapılmışsa, karar da uygar dünyanın gözleri önünde açıklandı.

Başyargıç Rosalyn Higgins ”Mahkemenin Srebrenica’da yapılanların, Soykırım Sözleşmesi uyarınca soykırıma girdiği sonucuna vardığını”, “Bosnalılar, dönemin Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç liderliğindeki Belgrad yönetiminin, Bosna Savaşı sırasında Bosnalı Sırpları ‘Büyük Sırbistan’ yaratma çabasıyla soykırım olan etnik temizlik kampanyası yürütmesi için cesaretlendirdiğini, silahlandırdığını ve finanse ettiğini”

Başyargıç Rosalyn Higgins devamla…

“Sırbistan’ın, Bosna’da etnik gruplar arasında çatışmanın olduğu savaşta Sırp paramiliter grupların eylemlerinden sorumlu olmadığını, Birleşmiş Milletlerin 1948’deki Soykırım Konvansiyonunda tanımladığı şekilde, Bosna’daki Boşnak nüfusun tamamını ya da bir bölümünü yok etme amacı güdülmediğini” açıkladı. Yani, soykırım var, ama suçlusu yok.

Sırplar, savaş boyunca bütün dünyayı aldatmışlardı. Belki de şöyle düşünmek gerekir: Onlar mı dünyayı aldatmayı becerdiler, yoksa dünya mı aldatılmak istedi?

On bir yıl sonra değişenin olmadığını görüyoruz. Tarihin küllerinden sözde soykırım yaratmaya çalışan uygar dünyanın insan hakları savunucusu ülkeleri, gözleri önünde gerçekleşen soykırıma sessiz kalırken, şimdi de karara karşı duyarsız davranmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bosna’da, Sırp saldırıları sonucu 312 bin insan öldürüldü, 10 binlerce insan yaralandı ve sakat kaldı, 1 milyondan fazla insan göç etmek zorunda kaldı, 800 cami yıkıldı, 40 bine yakın kadına tecavüz edildi.

Geçen yıl 11 Temmuz 2006’da Srebrenica’da toplu mezarlardan çıkartılmış 504 Bosnalı Müslüman’ın cenaze merasimlerine katıldım. Merasim alanına vardığımda, önce defin edilecek 504 tabutun bulunduğu alana gittim. Ardından, daha önce gömülen mezarların yanına varıp oturdum. Yeni mezar yerleri açılmış yeni definler için, gelecek yıl yenileri, bir sonraki yıl yenileri açılacak. Bu mezarlara gömülen insanları öylesine yakın buluyordum ki kendime, bunlar benim insanlarımdı, Anadolu’nun herhangi bir kasabasının insanlarıyla birlikteydim sanki. Orada babam mezarda son düzeltmeleri yapıyordu sanki, annemse kardeşimin tabutu başında Kur'an’dan sureler okuyordu:

“Güneş karanlığa gömüldüğünde

Yıldızlar döküldüğünde

Dağlar kaybolup gittiğinde

(Ve suçsuz yere) Diri diri toprağa gömülen kız,

Hangi suçundan dolayı öldürüldüğünü sorduğunda…”

Komşularımız, onlar da kendi babalarının ve çocuklarının telaşında. Ya bulunamayan akrabalarımız? Bir anne, geçen yıl gömülen çocuğunun mezarı başında çocuğunun saçlarını okşar gibi büyüyen otları okşamaktaydı. Lanetledim medeniyeti. Yeniden mezarlık alanına baktım, mahşer anını anlatmaktaydı. Bütün şu mezarlara gömülen insanlar benim akrabalarım. Bu insanların da bir zamanlar benim duygularımın aynısıyla dolu olduklarını düşündüm.

Bu merasim, her yıl toplu mezarlardan yeni çıkartılmış ve DNA testleriyle kimlik tespitleri yapılmış yüzlerce cenazenin defin ve soykırıma uğrayanların anma merasimiydi. Bu yıl ve önümüzdeki yıl ve daha sonraki yıllar… Kolay değil, bilinen 8 bin, kayıplarla birlikte 10 bin insan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) – İnsanlık var oldukça, burada, yeryüzünde yapılan tüm zulümleri kınamaya devam edeceğiz. Ta ki hak ve adalet galip gelinceye kadar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İkinci Dünya Savaşından sonra yaşanan en büyük sivil katliam Bosnalı Müslümanlara yapılandır. Srebrenica ile ilgili alınan karar, uygar dünyanın vicdanını rahatlatmayacaktır. Bu günahın karanlık gölgesi, zaman ve mekânda, kıyamet gününe kadar yayılacak.

Sözlerimi Bosna-Hersek Devleti’nin kurucusu büyük mütefekkir ve devlet adamı merhum Aliya İzzetbegoviç’in sözleriyle bitiriyorum. “Er ya da geç, adalet suçluları bulacaktır.” İnanıyorum ki bu aziz millet tarihteki yerini tekrar aldığında, hak ve adalet galip gelecek.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gündüz.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi var, okutup, bilgilerinize sunacağım:

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 22 Ocak 2007 tarih ve 124 sayılı Kararı ile Danimarka Parlamentosu Başkanı Sayın Christian Mejdahl ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7. Maddesi gereğince Genel Kurul’un bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Bülent Arınç

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır, onu da okutacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın, Portekiz Meclis Başkanı Jaime Gama’nın davetine icabet etmek üzere, beraberinde Parlamento heyetiyle, Portekiz’e resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 6. Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                    Bülent Arınç

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

 

 

BAŞKAN – Türkçedeki bozulma ve yabancılaşmanın araştırılması, Türkçenin korunması ve etkin kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Genel Kurulun 13/2/2007 tarihli 62’nci Birleşimi’nde kurulan (10/365) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesi bastırılıp, sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi, listeyi okutup oylarınıza sunacağım.

Türkçe’deki Bozulma ve Yabancılaşmanın Araştırılması, Türkçe’nin Korunması ve Etkin Kullanımı İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi (10/365)

Adı Soyadı                                                                                  Seçim Çevresi                                

                                           AK Parti (9)

Recep Garip                                                                               Adana

Eyyüp Sanay                                                                               Ankara

Hikmet Özdemir                                                                         Çankırı                

Ekrem Erdem                                                                             İstanbul

Avni Doğan                                                                                 Kahramanmaraş

Mevlüt Akgün                                                                              Karaman

Alaettin Güven                                                                            Kütahya

Mehmet Atilla Maraş                                      Şanlıurfa

Mehmet Çiçek                                                                            Yozgat

 

CHP (4)

Mustafa Gazalcı                                                                          Denizli

Ali Cumhur Yaka                                                                        Muğla

Engin Altay                                                                                 Sinop

Muharrem İnce                                                                           Yalova

 

ANAVATAN (1)

Reyhan Balandı                                                                          Afyonkarahisar

 

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Meclis araştırması komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, 1/3/2007 Perşembe günü (bugün) saat 16.00'da, Halkla İlişkiler Binası B Blok 2’nci Kat 4’üncü Banko Meclis Araştırması Komisyonları Toplantı Salonunda toplanarak, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.

 

 

 

BAŞKAN - Komisyonun toplantı yer ve saati, ayrıca plazma ekranda ilan edilecektir.

Küresel ısınmanın neden olduğu sorunların ve oluşturduğu riskin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Genel Kurulun 13/2/2007 tarihli ve 62’nci Birleşimi’nde kurulan (10/351 ve 399, 417) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu üyeliklerine, siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesi bastırılıp, sayın üyelere dağıtılmıştır.

 

Şimdi listeyi okutup oylarınıza sunacağım:

Küresel Isınmanın Neden Olduğu Sorunların ve Oluşturduğu Riskin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi

(10/351, 399, 417)

Adı Soyadı                                                                Seçim Çevresi

AK Parti (9)

Abdullah Çalışkan                                                    Adana

Fatma Şahin                                                             Gaziantep

Yahya Baş                                                                İstanbul

Gürsoy Erol                                                              İstanbul

Fatih Arıkan                                                             Kahramanmaraş

Adem Baştürk                                                           Kayseri

Muharrem Candan                                                    Konya

Hakan Taşcı                                                             Manisa

Mehmet Sarı                                                             Osmaniye

CHP (4)

Yakup Kepenek                                                         Ankara

Mehmet Boztaş                                                         Aydın

Rasim Çakır                                                             Edirne

Mehmet Nuri Saygun                          Tekirdağ

ANAVATAN (1)

Züheyir Amber                                                          Hatay

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin 1/3/2007 Perşembe günü, yani bugün, saat 17.30’da Halkla İlişkiler Binası B Blok 2’nci Kat 4’üncü Banko Meclis Araştırması Komisyonları Toplantı Salonunda toplanarak, Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.

Komisyon toplantısı yer ve saati ayrıca plazma ekranda ilan edilecektir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz. 

 

 

 

1. Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere’nin; Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)

BAŞKAN – 1’inci sırada yer alan Kanun Teklifi’nin geri alınan maddeleriyle ilgili Komisyon Raporu gelmediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.

2’nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı İle Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı İle Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)

BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.

Ertelenmiştir.

BAŞKAN – 3’üncü sırada yer alan, Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur ve 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin’in; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Mehmet Mustafa Açıkalın’ın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3. X Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı; Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur ve 6 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin’in; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Mehmet Mustafa Açıkalın’ın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1266, 2/926, 2/933, 2/934) (S. Sayısı: 1346) ------ (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

20’nci maddede kalmıştık.

Şimdi, 20’nci maddeyi okutuyorum:

 

MAD­DE 20- 213 sa­yı­lı Ka­nu­nun 120 nci mad­de­si­nin so­nu­na aşa­ğı­da­ki fık­ra, 353 ün­cü mad­de­si­nin (3) nu­ma­ra­lı ben­di­nin ikin­ci cüm­le­sin­den son­ra gel­mek üze­re aşa­ğı­da­ki cüm­le ek­len­miş; 367 nci mad­de­si­nin bi­rin­ci fık­ra­sın­da yer alan “def­ter­dar­lı­ğın ve­ya ge­lir­ler böl­ge mü­dür­lü­ğü­nün” iba­re­si “ver­gi da­ire­si baş­kan­lı­ğı­nın ve­ya def­ter­dar­lı­ğın” şek­lin­de, 377 nci mad­de­si­nin dör­dün­cü ve be­şin­ci fık­ra­la­rı ise aşa­ğı­da­ki şe­kil­de de­ğiş­ti­ril­miş­tir.

“Bu Ka­nu­nun 4 ün­cü mad­de­sin­de ya­zı­lı ver­gi da­ire­si­nin gö­rev ve yet­ki­le­ri­ni ha­iz ola­rak fa­ali­ye­te ge­çen ver­gi da­ire­si baş­kan­lık­la­rın­da dü­zelt­me yet­ki­si ver­gi da­ire­si baş­ka­nı­na ait olup, baş­kan bu yet­ki­si­ni il­gi­li grup mü­dür­le­ri­ne ve/ve­ya mü­dür­le­re dev­re­de­bi­lir.”

“Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı Ge­lir İda­re­si Baş­kan­lı­ğı, söz ko­nu­su tes­pi­ti ver­gi in­ce­le­me­si­ne yet­ki­li ol­ma­yan­la­ra da yap­tır­ma­ya yet­ki­li­dir.”  

“Ver­gi da­ire­si baş­kan­lık­la­rı ile ver­gi da­ire­le­ri, Ma­li­ye Ba­kan­lı­ğı Ge­lir İda­re­si Baş­kan­lı­ğın­ca be­lir­le­nen tu­tar­la­rı aşan da­va­lar­da Ge­lir İda­re­si Baş­kan­lı­ğı­nın (İl özel ida­re­le­ri ile be­le­di­ye­ler, va­li­le­rin) mu­va­fa­ka­tı­nı al­ma­dan ver­gi mah­ke­me­si ka­rar­la­rı aley­hi­ne tem­yiz yo­lu­na gi­de­mez­ler.

Ge­lir İda­re­si Baş­kan­lı­ğı, tes­pit ede­ce­ği had­ler­le sı­nır­lı ol­mak şar­tıy­la, mu­va­fa­kat ver­me yet­ki­si­ni ver­gi da­ire­si mü­dür­lük­le­ri­nin ta­raf bu­lun­du­ğu da­va­lar için ver­gi da­ire­si baş­kan­lık­la­rı­na ve/ve­ya def­ter­dar­lık­la­ra dev­re­de­bi­lir.”

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.

Sayın Hamzaçebi, şahsi söz talebinizi de birleştiriyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 20’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. sözlerime başlarken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gelir İdaresi Başkanlığı Teşkilat Kanunu, Mayıs 2005 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş ve 5345 sayısını alarak yasalaşmıştır. O tarihten bu yana yürürlükte olan bu yasanın uygulanması sırasında ortaya çıkan ve Gelir İdaresi Başkanlığının yetkileri konusunda tereddüde yol açan bazı düzenlemeleri bu madde biraz daha açık hâle getiriyor ve Gelir İdaresi Başkanlığının yetkilerini, Vergi Usul Kanunu’nun uygulanması çerçevesindeki yetkilerini tereddüde yer vermeyecek şekilde düzenliyor.

Değerli milletvekilleri, gelir idareleri bütün ülkelerde önemlidir. Vergi idaresi, diğer adıyla, daha geniş kapsamlı olarak ifade edecek olursak, gelir idaresi, sadece kamu finansmanı, yani bütçe için ihtiyaç duyulan gelirin sağlanması açısından değil, toplanan vergiler aracılığıyla ekonomide ve mükellefler üzerinde yaratılan etkiler bakımından da son derece önemlidir. Gelir idaresi, kâğıt üzerinde, yani mevzuatta yer alan vergi sistemiyle, kurallarla, uygulamada yer alan vergi uygulamalarının arasındaki farkın en büyük belirleyicisidir. Hep söylediğimiz “bir vergi sistemi ne kadar iyi olursa olsun önemli olan uygulamadır” cümlesinin ardında yatan gerçek, ülkelerin güçlü bir gelir idaresine sahip olmaları gerektiğidir. Gelir İdaresinin gücü, bu uygulamanın, gelir idaresi uygulamalarının niteliği ve kalitesi en az vergi kuralları, vergi kanunlarının niteliği ve kalitesi kadar önemlidir. Uygulamanın kalitesi ve niteliği arttıkça kurallara o kadar yaklaşılmış demektir. Bu nitelik azaldıkça kurallardan o kadar uzaklaşılmış demektir. Aradaki farkın büyüklüğü, o gelir idaresinin gücünü, kalitesini gösteren en önemli ölçüdür. Bir ülkede toplanması gereken vergilerin, idealde toplanması gereken verginin miktarı ile toplanan vergi geliri arasındaki fark, şüphesiz, gelir idaresinin performansını ölçmek için tek ölçüt değildir, yeterli de değildir, ama, bu farkın azlığı, şüphesiz, vergi sisteminin kalitesini gündeme getirir. Bu fark ne kadar azsa, vergi sisteminde kurallar o kadar iyi demektir ve uygulama o kadar iyi demektir ve bu çerçevede, mükellefin vergiye uyumu, uyum seviyesi de o kadar yüksek demektir.

Bunları neden söylüyorum? Bunları söylememin gerekçesi, gelir idaresinin, son dönemlerde, son şu bir ay, bir buçuk ay içerisinde, kamuoyunda haksız bir şekilde, bizzat Maliye Bakanlığı ve Maliye Bakanı tarafından bir saldırıya tabi tutulmuş olmasıdır. Sözlerim belki biraz çelişkili gelecektir size. Hem Maliye Bakanı tarafından, Maliye Bakanlığına bağlı olan bir kurumdan söz ediyorum hem de Maliye Bakanının eleştirilerine, Maliye Bakanının kamuoyu tarafından yapılan eleştiriler karşısında gelir idaresine sahip çıkmamak suretiyle, gelir idaresine yapılan haksız saldırılara göz yummasından söz ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu son derece önemli bir durumdur, üzerinde durmamız gereken, çok önemli bir sorundur. Bir gün, Maliye Bakanlığı tarafından, Anadolu Ajansı aracılığıyla kamuoyuna yapılan açıklamada, Maliye Bakanlığında, VEDOP soruşturması sırasında usulsüz sorgulamalar yapıldığı, Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Başbakanın, Sayın Deniz Baykal’ın kişisel bilgileri, hesapları başta olmak üzere, kamuoyunda bilinen birçok ünlünün kişisel bilgilerine, gizli kalması gereken bilgilerine, Maliyedeki birtakım görevlilerin girdiği, ulaştığı, bu açıklamayla kamuoyuna duyuruldu ve o günden itibaren basında bir maliye çetesinden söz edilmeye başlandı. Sanki, Maliye Bakanlığında birtakım görevliler gizli kalması gereken birtakım bilgileri almışlar, usulsüz bir şekilde bu bilgileri edinmişler ve üçüncü kişilere servis etmişler veya kamuoyuna servis etmişler; kamuoyundaki izlenim budur. Güçlü gelir idaresinin, güçlü olduğuna inanıyorum, hiç tereddüdüm yok, güçlü olması gerekir, ama, güçlü gelir idaresinin, bizzat Maliye Bakanlığı tarafından yapılan bir açıklamayla, mükelleflerin gizli bilgilerinin herkesin elinde dolaştığı, Maliye Bakanlığının içinde bir çetenin olduğu yönündeki bir açıklamayla kamuoyuna teşhir edilmeye çalışılması gerçeğe aykırı bir şekilde, beni son derece üzmüştür, hem o idarenin eski bir mensubu olarak hem bu ülkenin vatandaşı olarak hem de bu Parlamentonun mensubu bir milletvekili olarak.

Değerli arkadaşlar, VEDOP dediğimiz proje iki aşamada gerçekleşmiştir. Birinci aşaması, Sayın Zekeriya Temizel’in Bakanlığı döneminde gerçekleşmiştir. Yaklaşık 65 milyon dolarlık bir maliyeti olmuştur. İkinci aşaması, bu Hükûmet döneminde gerçekleşmiştir. Hazırlığı benim genel müdürlüğüm döneminde, Sayın Sümer Oral’ın Maliye Bakanlığı döneminde gerçekleşmiş, ama, ihalesi çeşitli nedenlerle o zaman yapılamamış, bu Hükûmet döneminde yapılmış başarılı bir projedir. İki projeyi topladığımızda yaklaşık 150 milyon dolarlık bir projeden söz ediyoruz demektir. Bu projenin ayaklar altına alınması, Maliye Bakanlığının açıklamasıyla bu projenin hiçbir güvenilirliğinin olmadığının kamuoyuna açıklanması, herkesin istediği gibi bu sisteme girip, bilgileri elde edip başka kişilere taşıdığı yönlü bir açıklamayla bu sistemin yerden yere vurulmasını kabul etmek mümkün değildir. O zaman sormak gerekir, 150 milyon doları harcayan bu ülkenin sorumluları… Bunun 80 milyon doları bu Sayın Bakanın döneminde harcanmıştır. Çöpe mi atılmıştır? Yani, bu kadar güvenlikten yoksun bir proje mi Türk kamu yönetimine kazandırılmıştır? Sorunun cevabını ben vereyim. Sayın Bakan vermeli, Maliye Bakanı vermeli.

Bu projenin güvenilmez hiçbir yanı yoktur değerli milletvekilleri. Projede herkesin, gelir idaresi personeli olan, sorgulama yapma yetkisi olan herkesin bir şifresi vardır. Sayısını Sayın Bakan açıklarsa öğreniriz, ama, yaklaşık 35 bin, 40 bin kişi arasında personelde şifre vardır. Her şifrenin erişim alanı farklıdır. Herkes her bilgiye erişemez. Bu şifre piyasada görev yapmakta olan yeminli mali müşavirlerde de vardır. Neden vardır? Onlar da belli bilgilere ulaşabilirler. “Naylon fatura” olarak isimlendirdiğimiz sahte faturaya ulaşma imkânı yeminli müşavirlere de verilmiştir ki, kısmen belli açılardan kamu görevi yapan bu arkadaşlarımız da kendi düzenleyecekleri raporlarda Maliye Bakanlığının bu veri ambarından yararlansınlar.

Bu sistemde hangi bilgiler vardır? Mükellefiyet bilgileri vardır: Adı, soyadı, kimlik bilgileri. Hangi vergilerden mükellef olduğuna ilişkin bilgiler vardır. Tahakkuk eden vergi vardır ve bu ödenmemişse ödenmeyen kısmı vardır o verginin. Vergi borcu bilgileri vardır. Başka ne vardır? Motorlu taşıt vergisine ilişkin bilgiler, yine VEDOP bağlantılı bir başka bilgi sisteminde, gelir idaresinde vardır. 98 Mayıs ayından bu yana da alınıp satılan taşınmazlara ilişkin olarak bilgiler vardır. Benim bildiğim bu bilgiler vardır. Eğer bunun dışında bir bilgi varsa, Sayın Maliye Bakanının açıklamasını bekliyorum.

Değerli arkadaşlar, ulaşılabilecek olan bilgiler bunlardır. Eğer mükelleflerin banka hesaplarına ilişkin bir bilgi varsa VEDOP sisteminde veya Maliye Bakanlığının herhangi bir biriminde, bunun açıklamasını Sayın Maliye Bakanı yapmalıdır. Var mıdır, yok mudur, ben bilmiyorum. olmaması gerekir. Neden? Türkiye’de eğer servet beyanı yoksa, nereden buldun anlamına gelecek bir yasa yoksa, Maliye Bakanlığının hiçbir birimi, hiçbir vergi inceleme elemanı, banka sisteminden bir kişinin mevduatına ilişkin bilgiyi alamaz. Dolayısıyla, Maliye Bakanlığında böyle bir bilginin olmaması gerekir.

Ben, esasen, bu yönüyle, Sayın Maliye Bakanına bir soru önergesi vermiştim 29 Ocakta. Bu bilgi var mıdır Maliye Bakanlığında? Tasarıyı görüşüyoruz, bugün 1 Mart, henüz soru önergeme cevap alabilmiş değilim. Dün ilgili arkadaşlarımı aradım, henüz cevabın daha bana yazılmadığını ifade ettiler. Bunu bana vermelerini rica ettim, Genel Kurulda bir konuşma yapacağım, o saate kadar verirseniz ona göre konuşmamı şekillendiririm dedim, ama, şu ana kadar alabilmiş değilim. Olabilir, gecikmiş olabilir, ama, bu bilgiyi, ben, Sayın Maliye Bakanından bekliyorum.

Şimdi, ulaşılabilecek bilgiler bunlarsa, bunların acaba bir şifre sahibi kişi tarafından öğrenilmesi hangi anlama gelir, yani, ne işe yarar bu bilgiler, onu merak ediyorum. Şüphesiz, görevli olmayan kişilerin, merak saikiyle dahi olsa, bu bilgileri öğrenmemesi gerekir. Vergi mahremiyeti, vergi gizliliği bunu gerektirir, ama, öğrenmiş olsa dahi bu sıradan dediğimiz bilgileri üçüncü kişilerle paylaşmaması gerekir. Bunda hiç tereddüt yok. Eğer Maliye Bakanlığının elinde böyle bir bilgi var ise, soruşturmalarda böyle bir bilgi edinilmiş ise, bu konuda bu bilgileri üçüncü kişilerle paylaşan görevlileri mutlaka cezalandırması gerekir. Burada hiçbir şekilde hoşgörü olmaması gerekir. Eğer hukuk devleti isek, bu olmalı, ama, bütün bunlar bir rapora, bir tespite dayanmalıdır değerli arkadaşlar.

Ve yine o soru önergemde Sayın Maliye Bakanına sordum, ben de merak ettim, Akif Hamzaçebi’nin VEDOP sistemindeki bilgilerine hangi tarihde, kimin tarafından girilmiştir? Eğer bir talimat varsa, bu talimatı veren kimdir? Ben de merak ettim, benim bilgilerime girilmiş midir diye. Gerçekte böyle bir merakım yoktu, benim bilgilerime isteyen herkes, Gelir İdaresi girebilir, bakabilir, öğrenebilir. Hiçbir şekilde böyle bir şüphe aklımda yer almamıştır, yani, acaba baktılar mı bakmadılar mı… İsteyen bakabilir, hiç önemli değil, ama, mademki kamuoyuna böyle bir açıklama yapıldı, ben de merak ediyorum ve soru önergemde sordum, benim bilgilerime acaba giren var mıdır, hangi tarihte, Gelir İdaresinin hangi biriminden veya Maliye Bakanlığının hangi biriminden, kim tarafından girilmiştir. Bu sorumu da, Sayın Maliye Bakanı yanıtlarsa mutlu olurum.

Değerli arkadaşlar, gerçek olmayan bilgiler üzerine, vehim üzerine bir açıklama yapılmıştır ve bu açıklamada, Gelir İdaresinin saygınlığı Maliye Bakanı tarafından göz ardı edilmiştir, hiçe sayılmıştır. Gelir İdaresinin saygınlığını korumak sadece Gelir İdaresi Başkanının görevi değildir. Başkan, şüphesiz, kendine düşen görevini burada yerine getiriyor, o konuda herhangi bir olumsuz değerlendirmem yok, ama, Sayın Maliye Bakanı, basının “Maliye çetesi” olarak isimlendirdiği bir oluşuma -o şekilde bir oluşum olduğunu ifade ediyor basın veya bazı gazeteler- buna karşı tepkisiz kalmıştır, tepkisiz kalmak suretiyle bu iddiayı sahiplenmiştir, Gelir İdaresini olmayacak şekilde bir kötü duruma düşürmüştür.

Benim konuşmam Gelir İdaresinin personelini korumak kaygısından kaynaklanmıyor değerli milletvekilleri, ama, Türkiye’nin güçlü Gelir İdaresi etrafında vatandaşın tereddüdü olursa, mükellefin tereddüdü olursa, hiç kimse vergisini isteyerek ödemez. Eğer “bizim bilgilerimiz herkesin elinde dolaşıyorsa” diye bir düşünceye kapılırsa mükellef, o mükellefin vergi yasalarına uyumundan söz etmek artık mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, konuşacağım başka konular da var yine bu çerçevede, ama, zamanın bu konuda yeterli olmadığına inanıyorum, ancak, şunu son cümle olarak söylemek istiyorum: Sayın Maliye Bakanını, ben Gelir İdaresinin saygınlığını korumaya davet ediyorum, bu konuda görevli olduğunu kendisine hatırlatıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.

Anavatan Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın Hüseyin Özcan. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekili; 1346 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesi üzerine Anavatan Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu madde, bir, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığınca, söz konusu tespiti, vergi incelemesine yetkili olmayanlara da yetkilerin verilmesi ve dağıtılması konusuyla ilgili; diğeri ise, Gelir İdaresi Başkanlığı, tespit edeceği hadlerle sınırlı olmak şartıyla, muvafakat verebileceği yetkileri defterdarlıklara ve vergi dairesi başkanlıklarına bırakabilirdir.

Değerli arkadaşlar, elbette ki, vergi, bu ülkenin gerçekten üzerinde titizlikle durabileceği ve bu ülkedeki kurumların işlerlik içerisinde çalışması için gerekli olan ve zorunlu olan bir gelirdir. Bu tasarının gerekçesinde, vergi sisteminin yeniden yapılandırılması, vergi güvenini güçlendirmek suretiyle ekonominin kayıt düzeyinin artırılması ve tabana yayılması amacıyla vergi yasalarında her zaman değişiklik yapılmıştır…

Bugün, eğer vergilerimizin neredeyse yüzde 50’ye yakını kayıt dışındaysa, gerçekten bu ülkenin geleceği konusunda endişeler, yönetimler konusunda sıkıntılar olacağı görülüyor. Eğer, gelirlerimizi tabana yaydığımızda ve özellikle tabandaki yoksul kesimin ve kayıt içerisinde olan insanların üzerine vergi yüklediğinizde, bu insanlar elbette ki bir noktaya geldi ki vergilerini ödeyemez duruma gelmişlerdir, ama, çıkarılan yasalarla, tabandaki ve orta direkteki yoksul kesim, memur, işçi, emekli değil; gerçekten, bu ülkenin kanını sömürenlerden, bu ülkenin balını, pekmezini yiyenlerden kurumlar vergisini de düşürmekle görüldü ki, pekmezini, balını yiyenler korunuyor, tabandaki insanlar ise her geçen gün daha yoksulluğa terk ediliyor.

Değerli arkadaşlar, evet, vergi toplanmalı, ama, verginin de bir ölçüsü olmalı. Bugün, insanların, milyonlarca esnafımızın sıkıntılarını görüyoruz. Sokaklara indiğimiz de bakıyoruz ki, çok esnaf kapıda gelecek müşterisini bekliyor, alıcı yok dükkânların önünde. Herkes birbirine dert yanıyor, adamlar “siftahsız dükkân kapatıyoruz” diyorlar. Bir tarafta da, karşıdan elinde çantayla gelen bir vatandaşa “acaba vergi dairesinin memuru mu, teftişe mi geliyor” diye birbirlerinin gözlerine bakıyorlar, bir korku içerisindeler. Vergi daireleri tarafından, esnaf üzerinde özellikle baskı kurarak, zorla, kazamadığı halde, siftah yapmadığı halde vergi ödetmeye zorlandıklarını, çok esnaf arkadaşımız -biz de esnaflıktan geldiğimiz için- dertlerini bize döküyorlar.

Değerli arkadaşlar, vergiyi baskıyla alamazsınız. Eğer vergi ortamını, vergi verebilecek ortamı ve piyasayı yaratmadıysanız bu insanlar nereden versin? Stopaj vergisini mi versin, muhtasarını mı versin, Sosyal Sigorta primlerini mi ödesin, Bağ-Kurlarını mı ödesinler? Maalesef, bir tarafta da bankalara olan borçlarını mı ödesinler? Haliyle, özellikle bu vergiyi ödeyemedikleri için, yüz binlerce esnafımız kepenklerini kapattı, iflas etti ve çoğunun malzemesi de icra depolarında duruyor. Sayın milletvekilleri, hükûmetin yetkilileri, icra depolarının önünden hiç geçtiniz mi, hiç baktınız mı? O icra depolarının önü tıklım tıklım, vatandaşların -ödeyemedikleri için- mallarıyla dolu. Adliye paralarını ödeyemiyorlar ki mallarını alsınlar, eğer borçlarını kısmen de olsa sağdan soldan topladılarsa. Milyonlarca esnaf bu sıkıntı içerisinde.

Bu sıkıntı yetmiyor değerli arkadaşlar, bir de can güvenliği var. “Acaba, dükkânımın önüne biri gelip beni tehdit edecek mi?” diye, neredeyse, her gelen müşteriye, “acaba bir kapkaççı, bir vurguncu mu gelecek?” diye… Can güvenliği yok, işte dün bir kuyumcunun İstanbul’da öldürüldüğü gibi.

Biz, devlet olarak, insanımızın sosyal güvenliğini sağlamak zorundayız, insanların can güvenliğini sağlamak zorundayız, esnaflara sahip çıkmak zorundayız. Eğer, icra depolarında o mallar duruyorsa, bu ülkenin kötü yönetildiğinin bir ifadesidir. Her ne kadar “güzel yönetiyoruz” da deseniz, maalesef kötü yönetiliyor ki, milyonlarca esnaf, kepengini kapatmış, aç kalmış, borcunu ödeyemiyor ve işsizler ordusuna katılıyor. Bunu görmezlikten gelemeyiz, Parlamento olarak görmezlikten gelemeyiz. Bu insanların çığlıklarına ses vermek zorundayız değerli milletvekilleri. Adam borcunu ödemedi diye, devletin kurumlarından değil, artık, mafyaya sığınan bir sürü esnaf da var, “Acaba, benim hakkımı bunlar mı alır?” diye. Esnafı bu gayrimeşru yollarla baş başa bırakmamak için bu esnafın da sağlık güvencesini, yaşam güvencesini, daha tedbirli davranarak gözlem altına almak zorundayız. İşte, şoförler, taksiciler her gün bir gaspla karşı karşıya. Milyonlarca insanın… Kazançlarıyla, alın terleriyle, yirmi dört saat uyumayan taksi şoförleri, bir taraftan vergi kıskacı, bir taraftan terörün ve kapkaççının kurbanı oluyor. bunlar neden? Demek ki, Türkiye’de işsizlik had safhaya varmış. Sokakta insanlar, artık, aş ve iş peşinde koşuyor. Milyonlarca insan eğer bugün açsa, 21 milyona yakın insan yoksulluk sınırına dayandıysa, sokakta terör de olur, anarşi de olur, gasp da olur. Hâliyle, vergide adaletsizlik sağlandığında, vergi adaletsizliği bu kadar boyutlara yükseldiğinde, insanların devlete olan güvenlerini de sarsıyor. Vergi alınacaksa kaçakçılardan, bu ülkede rant peşinde koşanlardan, spekülatörlerden ve hiç terlemeden devlet kademeleriyle ve kurumlarıyla iş birliği yaparak, bazı kurumlarda ve devleti yönetenlerle iş birliği yaparak, ihaleler alıp da devlete vergi ödemeyenlerin üzerine gitmediğiniz sürece gelirimizi artıramayız.

Değerli milletvekilleri, emeklilerin durumu ha keza… Bugün aldık gazetelere baktık, benzin 2 milyon 700… Yani, 2 milyon 780’e çıkmış, çimentonun torbası 7 milyon 500’e çıkmış. Hani zam yapılmıyordu? Yüzde 7,5 zam geldi. Memura ne verdik yıllık? -Soruyorum- emekliye ne verdik, işçiye ne verdik? Yüzde 7,5 bir kalemde yaptığında hâlâ bugün daha… 2’nci ay yeni bitti 3’üncü aya giriyoruz, yılın 3’üncü ayına giriyoruz. O zaman demek ki, bu insanların gerçekten satın alma gücü, artık, tıkandı. Ev yapma gücü tıkandı, çocuk okutma güçleri tıkandı. Sen bunların vergilerini, eğer, çoğaltır, vergilerinin üzerine gitmeye kalkarsan, yarın bu insanlar da işsizler ordusuna katılır, devlete karşı kin ve husumet besler. Bunların önüne geçmenin tek yolu, istihdamı çoğaltmanın yollarını, istihdam alanları yaratmanın yollarını aramak lazım. Eğer bugün emekli açsa… Duysun emekliler “açız” diyorlar. Bir emekli eğer 500 bin lira alıyorsa nasıl geçinecek? Soruyorum değerli milletvekilleri, biz çarşıya 500 lirayla çıktığımızda 500 bin lira bize yetiyor mu? Yetmiyor. Ama, bir ay dört nüfusunu besleyecek bir emekli bu şartlarda nasıl geçinecek? Ama, emekliden peşin kesiyorsunuz vergisini.

“Asgari ücretten vergi düşürdük.” diyorsunuz. Ee, asgari ücretten vergi almayın, zaten bu asgari ücret geçindiremiyor ki! Bu insanlar aç. 500 bin liraya, 600 bin liraya, 700 bin liraya çalışan insanlar aç ve perişan, kira paralarını ödeyemiyorlar, sen bunun vergisini alsan ne yapacaksın! Katrilyonlarca, milyarlarca para kaçıranların üzerine gitmediğiniz sürece…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Eğer, bu vergi kaçakçılarının üzerine gitmediğiniz sürece, kaçakçıların üzerine gitmediğiniz sürece yoksul kesimin, gerçekten namusuyla vergi ödeyen insanların üzerlerine, eğer, biz Maliye Bakanlığı memurlarını gönderdiğimizde, bu insanlar, inan edin bir kâbus içerisinde, bir sıkıntı içerisinde. Alınacaksa, vergi alınacak yerler belli, onların üzerine gidin. Vergi tabana yaygınlaştırılacaksa özellikle oralardan başlanmalı, kim vergi vermiyorsa üzerine gidilmeli, ama, bir emeklinin, bir dulun, bir yetimin üzerine giderek, bir yoksulun, bir şoförün, bir nakliyecinin üzerine giderek, baskı kurarak, onlara çeşitli metotlarla “yok, senin bu karnen olacak” diye, nakliyeci üzerine gittiğinizde inan edin çoğu kamyonunu satmıştır, taksisini satmıştır. Hâliyle sıkıntı içerisinde olan bu halkımıza kulak vermek zorundayız. Eğer siz, Türkiye’yi tozpembe olarak görüyorsanız, hiç kimsenin şikâyeti yok diyorsanız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN – Sayın Özcan, ek sürenizi verdim, selamlamak için mikrofonu açıyorum.

HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Elbette ki dert büyük, bu insanların sesini duyurmak zorundayız. Bizi Meclise gönderdiler ki, onların, emeklilerin, dulun, yetimin, işçinin ve esnafın durumlarını göz önüne sererek bu duygularını paylaşmak zorundayız. Elbette ki, süremiz sınırlıdır, ama, bu insanların sabırları da sınırlıdır, artık bu insanların sabırlarını zorlamaya gerek yok. Bir an önce tedbir almakta yarar vardır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.

Şahsı adına Cemal Uysal.

CEMAL UYSAL (Ordu) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet Kandoğan.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci maddeyi okutuyorum:

 

MAD­DE 21- 21/7/1953 ta­rih­li ve 6183 sa­yı­lı Am­me Ala­cak­la­rı­nın Tah­sil Usu­lü Hak­kın­da Ka­nu­nun 17 nci mad­de­si­nin bi­rin­ci fık­ra­sın­da yer alan “ver­gi da­ire­si mü­dü­rü­nün ya­zı­lı is­te­ği üze­ri­ne def­ter­dar,” iba­re­si, “ver­gi da­ire­si mü­dü­rü­nün (5345 sa­yı­lı Ka­nun uya­rın­ca ver­gi da­ire­si yet­ki­si­ni ha­iz ola­rak ku­ru­lan ve fa­ali­ye­te ge­çen ver­gi da­ire­si baş­kan­lık­la­rın­da, il­gi­li grup mü­dü­rü­nün ve/ve­ya mü­dü­rün) ya­zı­lı ta­le­bi üze­ri­ne def­ter­dar ve/ve­ya ver­gi da­ire­si baş­ka­nı,” şek­lin­de de­ğiş­ti­ril­miş, ikin­ci fık­ra­sın­da yer alan “mü­dü­rü” iba­re­sin­den son­ra gel­mek üze­re fık­ra­ya “(5345 sa­yı­lı Ka­nun uya­rın­ca ver­gi da­ire­si yet­ki­si­ni ha­iz ola­rak ku­ru­lan ve fa­ali­ye­te ge­çen ver­gi da­ire­si baş­kan­lık­la­rın­da, il­gi­li grup mü­dü­rü ve/ve­ya mü­dür)” iba­re­si ek­len­miş, 90 ın­cı mad­de­sin­de yer alan “gay­ri­men­ku­lün bu­lun­du­ğu yer ta­pu si­cil mu­ha­fı­zın­dan te­şek­kül eder.” iba­re­si, “gay­ri­men­ku­lün bu­lun­du­ğu yer ta­pu si­cil mu­ha­fı­zı ve­ya tev­kil ede­ce­ği zat­tan te­şek­kül eder” şek­lin­de de­ğiş­ti­ril­miş­tir.

 

BAŞKAN – Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan; buyurun efendim.

ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1346 sıra sayılı vergi kanunu tasarısında Anavatan Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere huzurunuzda bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, vergi denince akla gelen en önemli dilimlerden birisi esnafımızdır. Acaba esnafımızın durumu nedir? Bunu öncelikle bir irdelememiz lazım.

AK Parti Hükûmeti ve Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk halkına kendilerinin diğer siyasi partilere göre açık ara önde çıktığı anket propagandası yapmakta ve oy verecek halkımızı tek seçeneğinin hâlâ kendileri olduğu yönünde baskılamaya çalışmaktadır. AK Partinin anketlerinin doğru olmadığının çok fazla kanıtı mevcuttur. Esnaf bunun en büyük örneklerinden, kanıtlarından birisidir.

Sayın Başbakanın kendini açık ara önde çıkarttığı anketlere esnafların katılmış olması asla düşünülemez. Çünkü, Hükûmet, iktidarı döneminde esnafı silindir gibi ezmiş ve üstüne de bir bardak şerbet içmiştir. Yaşadığı haksızlık ve problemler konusunda sesini duyuramayan, kıt kanaat ve mütevazı bir şekilde var olmaya çalışan, sırtında her geçen gün daha da ağırlaşan yüklerin altında ezilen esnaf, AK Parti tarafından kırılan orta direğin ta kendisidir.

Esnaf ve sanatkâr, piyasadaki durgunluğun yanı sıra ağır vergilendirme yükü altında daha da ezilmekte ve nefes alamamaktadır. Esnaf para kazanamamakta, ama para kazanmasa da ödemek zorunda olduğu yüksek vergiler nedeniyle varını yoğunu satma noktasına gelmiştir.

Esnaf arasında artık intiharlar da başlamıştır. Daha geçtiğimiz haftalarda bana gelen bir haberde bir beyaz eşya bayi sahibi genç bir esnafın vergi yükü nedeniyle intihar ettiği bildirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, mobilyacısından berberine, kuyumcusundan terzisine kadar her alanda hizmet veren esnaf ve sanatkâr altında ezilmekte olduğu ekonomik yük ve risklerden dolayı bitap düşmüştür. Aile facialarına da yol açan bu tabloyu, Maliye Bakanı, gevrek bir gülüşle geçiştirmektedir. AK Parti Hükûmeti ve onun Maliye Bakanı, düzenlemeyi beceremedikleri ekonominin bedelini esnaf ve sanatkârın sırtına yüklemiş, esnafın belini bükmüştür.

Değerli arkadaşlar, esnaf öyle bir haldedir ki, 20 liralık bir işimiz olsa, alışverişimiz olsa, 50 lira versek, bunun üstünü verecek parası yoktur, siftahsız dükkân kapatmaktadır. Hâl böyleyken, vergi daireleri, 2007 senesinde esnafı daha da dar bir cenderede sıkıştırmanın hazırlıklarını yapmaktadırlar. Buna göre, basit usule tabi esnaf ve sanatkârlar, en az asgari ücretlilerin vergisi kadar vergi beyan etmek durumundadırlar. Hükûmet tarafından, bu seviyenin altında beyanda bulunan esnafların vergi daireleri tarafından özel bir incelemeye tabi tutulacağı korkusu yayılmaktadır ve buna da başlanmıştır. Hâlbuki, 2006 yılında, 390 bin YTL’ye kadar hazine bonosu geliri elde edenler, tek kuruş vergi vermek zorunda değillerdir ve bankalardaki hisselerini milyonlarca YTL’lik kârla satmaktadırlar. Yani, devlete esas vergi vermesi gerekenler, sömürücüler, devlete borç vermektedirler. Bu, hazin bir tablodur.

AK Parti Hükûmeti iktidara geldiğinde köprüden geçiş ücreti 1,5 YTL iken, bu ücret şu anda 4 milyon liradır. Benzin fiyatındaki azami artış köprü ücretlerine yapılan bu çok yüksek oranlı zamla birleşince, taksiciyi vergi yükü nedeniyle, berberi kredi faizi cenderesiyle, mobilyacıyı, beyaz eşya satıcısını, artık, esnaflık yapamayacak hâle getiren bu Hükûmetin Sayın Başbakanı, kendisine İsviçre’den yabancı yatırım otoritesi denilen bir danışman ithal etmiştir.

Hükûmetin planı bellidir arkadaşlar. Türkiye’ye, artık, esnaf lazım değildir, yabancı yatırımcı her şeyi Halledecektir. Hükûmetin üç kuruşa muhtaç gözüyle baktığı Türk esnafı, AK Parti Hükûmetine, artık, bu nedenlerden dolayı hiç mi hiç lazım değildir.

Bu Hükûmetin kendi halkına karşı sevgisiz, ilgisiz ve yabancı olduğu her vesileyle belli olmaktadır. Hükûmetin, esnafı vergilendirme politikası bunun en bariz örneklerinden birisidir. Türk esnafının sorunlarını çok yakından takip ettiğimizi Türk kamuoyu çok iyi bilmektedir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, tabii ki, vergi toplamak, bir devletin en temel hak ve ödevlerinden bir tanesidir ve vergi vermek vatandaşlık görevlerinin en kutsallarından da birisidir. Vergi toplama sistemi, vergi toplamanın şekli ve tüm bu sürecin ardında yatan siyasi zihniyet ise, hem vergi toplamaktaki efektiviteyi hem de toplum içerisindeki adalet ve devlete duyulan güveni etkileyen en temel faktörlerdendir.

AK Parti Hükûmeti ve onun Maliye Bakanının vergi politikaları, iktidara geldikleri dönemden beri Türk toplumunda hiç tasvip ve destek bulamamıştır. Hükûmetin vergi politikaları insanımızın adalet duygusunu zedelemekte ve çaresizlik duygusunu körüklemektedir. Kendisine karşı çok liberal ve yumuşak bir vergi politikası olan Maliye Bakanı, halkımızın cep telefonundan, alacağı küçük bir aile arabasına kadar her şeyinde gırtlağına basmaktadır.

AK Parti Hükûmeti zamanında dolaylı vergiler yüzde 73 oranına fırlamıştır. Kursağındaki her lokmanın vergisini veren halkımız ise, bir hükûmetin topladığı vergilerle sunması gereken hizmetler konusunda çıplak ve yoksul durumdadır, yoksun durumdadır.

Ülkemizde vergi adaletsizliğinin ve vergi oranlarının yüksek olmasının en büyük nedeni kayıt dışı ekonominin kontrol altına alınamamasıdır. Çünkü, Hükûmet, ancak, aciz ve çaresiz mükelleflerin üstüne gitmektedir.

AK Parti Hükûmeti geldi ve neredeyse bitecek beş altı ay sonra, vakit o kadar da yaklaştı ve bu sürede vergi sistemini düzeltme ve adaletli kılma yönünde hiçbir proje ortaya koyamadı.

Günümüzde dünyadaki kayıt dışı sektörün büyüklüğü 3 trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde kayıt dışı ekonomi gayrisafi millî hasılanın yüzde 10-15’i civarındadır. Türkiye ise, kayıtdışı ekonomide en kötü ülkeler olan Nijerya, Mısır ve Tunus'un -Ki, bunlarda yüzde 68-76 oranındadır kayıt dışı ekonomi.- hemen ardından gelmektedir. Bu, ne vahim ve kötü bir tablodur!

Batı ülkelerinde kayıt dışı ekonomi denildiğinde daha çok uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi yasa dışı sektörler akla gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde ise, bunlar da dâhil olmak üzere, kayıt dışı ekonomi daha çok eşya ve hizmet akımlarının belgelendirilmemesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Ülkemizde art arda yaşanan ekonomik krizler kayıt dışı faaliyetlerin artmasına zemin hazırlamıştır. Ekonomik kriz dönemlerinde, işsiz kitleler, kayıtlı ekonomide bulamadıkları istihdam imkânlarını kayıt dışı faaliyetlerde aramaktadırlar. İşletmeler de, krizin olumsuz etkilerini azaltmak için üretimlerini kayıt dışı faaliyetlere yönelterek, istihdam ve üretim maliyetlerini düşürmeye çalışmaktadırlar.

Özellikle sanayi sektöründe, teknolojik gelişmelerden dolayı emeğe dayalı üretim yerini makineye dayalı üretime bırakmıştır. Bu durum, niteliksiz iş gücünün işsiz kalmasına neden olmuştur. İşsiz kalan bu iş gücü de, geçim kaygısıyla kayıt dışı faaliyetlere yönelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun.

İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.