1 Mart 2007
Perşembe
BİRİNCİ
OTURUM
Açılma
Saati: 14.06
BAŞKAN :
Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP
ÜYELER : Türkân MİÇOOĞULLARI (İzmir), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
-----0-----
BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet
Meclisinin 70’inci Birleşimi’ni açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır,
görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın
milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
Gündem dışı ilk söz, tarım sektöründe
gelinen nokta konusunda olmak üzere, Batman Milletvekili Sayın Mehmet Ali
Suçin’e aittir.
Buyurun Sayın Suçin. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
Süreniz beş dakika.
MEHMET ALİ SUÇİN (Batman) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; tarım sektöründe geldiğimiz nokta üzerinde şahsım adına gündem
dışı söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
İnsanlığın ilk yaptığı ve belki de son yapacağı faaliyet
olan tarım, insanlık var oldukça konuşulacak ve gündemde kalacaktır. Tarım,
dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ekonomik ve sosyal açıdan lokomotif bir
sektör olma niteliğini devam ettirmektedir. Zenginlik üreten bir sektör olan
tarım, ülkelerin sanayileşmesinde büyük rol oynamakta, gelişmiş ülkelerin
günümüzde ulaştıkları sosyal ve ekonomik refahın da temelini oluşturmaktadır.
Küreselleşme yolunda büyük adımlar atan ülkemiz son on dokuz çeyrekte aralıksız
büyüme göstermiş ve Türkiye 2006 yılı itibariyle 85,7 milyar dolar ihracat ile
yeni bir rekor kırmıştır. 2007 yılı hedefi ise 100 milyar dolardır. Bu olumlu
gelişmeler tabii ki tarım sektörüne de yansımıştır. 2002 yılında 22 milyar
dolar olan tarımsal üretim değeri 2006 yılında yüzde 82 oranında artarak 40
milyar dolara ulaşmıştır. Yine 2002 yılında 4 milyar dolar olan tarım ürünleri
ihracatı 2006 yılında 10 milyar dolara ulaşmış. 2013 yılında ise 20 milyar
dolarlık tarımsal ürün ihracatı hedeflenmektedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz
iktidara geldikten sonra öncelikle tarımda yapısal sorunları çözmeye
başlamıştır. Alınması gereken tedbirler önceliklerine göre uygulamaya
konmuştur. Bu bağlamda çiftçi borçları yeniden yapılandırılmıştır. 765 bin
üreticimize 2,7 milyar YTL’yi borcunun 1,5 milyar YTL’si silinmiştir. Geri
kalan borçlar da üç yılda ödenecek şekilde yapılandırılmıştır. Tarımsal kredi
faizleri düşürüldü, 2002 yılında yüzde 59 olan tarımsal kredi faiz oranları
2006 yılında yüzde 17,5’e indirilmiştir. Ayrıca, çiftçiye sübvansiyonlu kredi
kullanımı imkânı getirilmiştir. Uygulanan projelere göre yüzde 60 ile yüzde 25
arasında faiz indirimi sağlanmıştır.
2002 yılında 550 bin çiftçiye 529 milyon YTL tarımsal
kredi kullandırılmış iken, 2006 yılında toplam 1 milyon 92 bin çiftçiye 5
milyar 171 milyon YTL kredi kullandırılmıştır. Bu miktarın yüzde 92’si
sübvansiyonlu kredi olarak kullandırılmış ve 120 milyon YTL kredi sübvansiyonu
sağlanmıştır. Bu dönemde kullandırılan krediler 2002 yılına göre on kattan daha
fazla artmıştır.
Toplam tarımsal destekler içerisinde alan bazlı (doğrudan
gelir desteği, mazot, gübre) desteklerin payı yüzde 85,8’den yüzde 45’e
düşürülerek, ürün bazlı desteklerin oranı artırılmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2002 yılında 2,188
milyar YTL olan tarımsal destekleme miktarı 2006 yılında 4,744 milyar YTL’ye
çıkartılmıştır.
1999-2002 döneminde 287 kooperatif projesine 87 milyon
YTL kredi kullandırılmış, 2003-2006 döneminde genel bütçe ve Kırsal Alanda
Sosyal Destek Projesi kapsamında 895 kooperatife 591 milyon YTL kredi
verilmiştir. Bu projelerde 128 bin kişiye istihdam sağlanmıştır.
Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Projesiyle
kırsal alanda altyapı yatırımları ve ekonomik yatırım konuları
desteklenmektedir. Proje kapsamında toplam 1.256 projeye 151,4 milyon YTL hibe
desteği sağlanmıştır.
Tarım Sigortaları Kanunuyla doğal afetlere karşı sigorta
uygulaması başlatılmış, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Sözleşmeli Besicilik
Projesi bölgedeki 28 ilde uygulamaya konulmuştur.
Toprak Mahmulleri Ofisi alımları 2003 yılında 544 bin ton
iken, 2005 yılında alınan hububat miktarı 5 milyon tonu aşmıştır. Toprak
Mahsulleri Ofisi, 2005 yılında hedef fiyat ile müdahale fiyatı arasındaki fark
olarak üreticilere 367 milyon YTL hububat primi ödemesi yapmıştır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tarımsal yapıdaki
dönüşümü gerçekleştirebilmek amacıyla Hükûmetimiz döneminde dokuz adet kanun
çıkarılmıştır:
1-
Tarım Kanunu.
2-
Tarımsal Üretici
Birlikleri Kanunu.
3-
Gıda Kanunu.
4-
Tarım Sigortaları
Kanunu.
5-
Yeni Bitki
Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin
Kanun.
6-
Organik Tarım
Kanunu.
7-
Toprak Koruma ve
Arazi Kullanımı Kanunu.
8-
Tohumculuk Kanunu.
9-
Lisanslı Depoculuk
Kanunu.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
tarım sektöründe, verim, kalite ve gelir düşüklüğü, sanayi ve pazarla entegre
olmama gibi sorunların temelinde, düşük teknoloji ve eğitim düzeyi, sermaye
yetersizliği, hastalık, zararlı ve doğal afet kayıpları, doğal kaynaklara aşırı
baskı, yanlış ürün deseni, yetersiz örgütlenme gibi faktörler bulunmaktadır.
Tarım sektörünün geliştirilmesi bu
olumsuz yapıya neden olan faktörlerin giderilmesi suretiyle sağlanacaktır.
Tarım politikalarımız, orta vadede tarım strateji belgesi, uzun vadede ise
Tarım Kanunu ile kurumsal bir yapıya kavuşturulmuş bulunmaktadır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
iktidarımız döneminde tarımda yapısal değişim zihniyet değişimiyle
gerçekleştirilmiştir. Tarım sektöründe temel amacımız olarak, üretimi işleme ve
pazarlamayı birlikte geliştirmektir. Bu bakış açısı, sektörü bir sistem
bütünlüğü içerisinde ele alarak, kamu-özel tüm paydaşlarla birlikte çalışmayı
ve katılımcılığı öne çıkaran stratejileri gerektirmektedir. Bu şekilde tüm
kesimlerin ortak hareket etmesi mümkün olacak ve sürdürülebilir gelişme içinde
rekabet gücü yüksek bir tarım sektörü oluşturulacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama son
verirken, bu geçen süre içerisinde görev yapan Sayın Tarım Bakanlarımıza,
bürokratlarına ve emeği geçen tüm çalışanlara teşekkür ediyorum ve bu güzel
çalışmaların Türk çiftçisine faydalı olacağına inanıyorum.
Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK Parti
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Suçin.
Gündem dışı ikinci söz, mobilya sektörü ve Siteler
esnafının sorunları ve alınması gereken tedbirlerle ilgili olmak üzere, Ankara
Milletvekili Sayın Zekeriya Akıncı’ya aittir.
Sayın Akıncı, buyurun.
ZEKERİYA AKINCI (Ankara) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Ankara Mobilyacılar Sitesi’nin ve mobilyacı esnafının
sorunları üzerine yapacağım gündem dışı konuşmaya başlarken, bundan tam dört
yıl önce, 1 Mart 2003’te, ne zaman çıkacaklarını Başbakanımızın bile bilmediği,
65 bin Amerikan askerinin tankıyla, topuyla, helikopteriyle, uçağıyla,
silahıyla, bayrağıyla birlikte Türkiye’nin en sıkıntılı bölgesine yerleşmesine
imkân verecek, bugüne kadar Müslüman’ın Müslüman’ı boğazlayarak 650 bin insanın
ölümüne, milyonlarcasının perişan olmasına yol açmış bu haksız ve anlamsız
savaşın bir cephesi ve karargâhı hâline gelmemize neden olacak, sonuçta
ülkemizi Orta Doğu terör ve savaş bataklığının bir parçası yapacak o ünlü 1
Mart tezkeresini tüm baskı, propaganda ve yönlendirme çabalarına karşın
Cumhuriyet Halk Partisinin önderliğinde sürdürülen mücadeleyle reddederek
tarihine yakışan, ulusal yararları gözeten, hepimizin bugün de, yarın da
iftihar edeceği bir karar alan yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Ankara Mobilyacılar Sitesi, 1960’lı
yıllarda Marangozlar Odasının önderliğinde kurulmuş, uzun yıllar Türk
mobilyacılığının kalbi olmuş, bugün de el yapımı mobilya üretimimizde hâlâ
önemli bir yeri olan, yüz binlerce insanımızın ekmek kapısı olmaya devam eden,
ama hâlâ sınırları bile bir türlü çizilememiş, belirlenememiş, nasıl bir sanayi
bölgesi olduğu tespit edilemediği için de kimliği bile tanımlanamamış, ama
önemli bir ticaret merkezimizdir.
Ben, daha önce de bir gündem dışı konuşma yapmış,
Meclisimizin ve Hükûmetimizin Siteler’in sorunlarına ilgisini çekmeye
çalışmıştım. Ne yazık ki, yıllardır, biraz sonra değineceğim göstermelik
toplantı dışında, Siteler’e ciddî bir ilgi gösterilememiş, sorunlar çoğalarak
büyümüş, Siteler esnafını, her alanda yaşanan durgunlukla beraber, tam
anlamıyla bir umutsuzluk sarmıştır.
Değerli milletvekilleri, biz, Siteler esnafının
sorunlarının Türkiye’nin genel sorunlarından kopuk olmadığını biliyoruz. Esas
yapılması gerekenin yeni bir sanayileşme hamlesiyle üretimi artırmak, ihracatı
artırmak olduğunu biliyoruz. Ekonomi dünyasının döviz-faiz-borsa sarmalından
ibaret piyasa olmadığını, o dünyanın esas unsurunun reel sektör ve çalışanlar
olduğunu da biliyoruz.
İşte, Siteler bu dünyanın bir parçasıdır ve öyle de bir
özelliği vardır ki, orada yaşanan ekonomik durgunluk tüm çevreyi, Ankara’yı
hatta diğer illerimizdeki birçok esnafı da etkiler düzeydedir. O nedenle,
Siteler’in sorunlarına zaman yitirmeden çözümler aranmalı ve uygulamaya
konulmalıdır.
Bir rakam vererek, yaşanan sıkıntının önemine dikkatinizi
çekmek isterim. Son dört yılda Siteler’de açılan işyeri sayısı 690, kapanan ise
2.480’dir ve her alanda görülen Çin malları istilası ne yazık ki, mobilyada da
kendini ciddî bir şekilde göstermeye başlamıştır. Lütfen, bunun sonuçlarını ve
yansımalarını da iyi düşününüz.
Değerli arkadaşlarım, Siteler’de üreticimizin ucuz
hammadde temini, kredi yetersizliği ve kredi faiz oranlarının yüksekliği,
pahalı elektrik enerjisi kullanma, sigorta prim ve vergilerinin yüksekliği,
özellikle, KDV oranındaki yükseklik, üretim ve istihdamdaki kayıt dışılık,
markalaşma zorluğu, altyapı ve çevre sorunları, ara eleman yetişmesindeki
güçlükler, eğitim eksikliği, zehirli ürünler içermeyen malzeme üretimi ve
kullanımı, ambalaj ve ulaşımdaki eksiklikler yanında iç ve dış tanıtım ve
pazarlamada yaşanan sorunlar yıllardır var olmaya devam ediyor ve ne yazık,
dediğim gibi, çözüme dönük ciddî adımlar da atılamıyor.
Bu sorunların zamanla kısmî çözümler üretilerek
azaltılması elbette mümkündür; ama, eğer, köklü çözüm arıyorsak, bugünkü
koşullarda aklın yolu birdir, çare ihracatı artırmaktır.
AKP İktidarı döneminde halkımızın alım gücü büyük ölçüde
azalmış, işsizlik, yokluk ve yoksulluk artmış, milyonlarca insanımız evine
ekmek götürme derdine düşmüşken bir parça eli dönen yurttaşlarımız ise son
imkânlarını da kullanarak, on, on beş yıllık gelirlerini ipotek altına sokma
pahasına ev ve otomobil pazarına yönelmiştir. İşte, bu tablonun sergilendiği
koşullarda iç pazarımızda artık fazla bir umut görülmemektedir.
Değerli arkadaşlarım, Siteler için çare ihracatı artırmaktır.
En büyük şansımız, dünyanın bir numarası İtalya ile bile yarışacak el ürünü
mobilyalarımızdır. Esnafımız, Hükûmetimizden, bu sektörde ciddi teşvik
beklemektedir. Örneğin “Halk Bankasını satmayı bırakın da onu bir ciddi esnaf
ve KOBİ bankası yapın” demektedir. “Esnaf örgütlerinin üzerinde oynanan
oyunlara son verin” demektedir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – KOSGEB’ten meslek odalarına,
ihracat teşvik birimlerinden Türkiye’yi tanıtan kurumlara kadar, esnafımız, dış
pazarlara açılmasını sağlayacak yolun gösterilmesini beklemektedir.
Kimi esnaflarımızın sadece kendi olanakları ve
becerileriyle dış pazarlara açılma çabalarının yetmeyeceğini biliyoruz. Kaldı
ki, bu konuda bazen küçücük destekleri bile sağlamakta da zorlanıyoruz. Daha
dün konuştuğum mobilyacı arkadaşlarımdan birinin İsviçre’de mağaza açıp Türk
mobilyası pazarlamakta olduğunu mutlulukla öğrendim. Ama, mütevazı bir kira
desteği için yaptığı başvurunun da sekiz aydır ilgili mercilerde beklediğini ve
hâlâ sonuç alamadığını görünce de gerçekten üzüldüm. İnsanımızın çabası ve
emeği böyle bir karşılık görmemelidir diye düşünüyorum.
Sevgili arkadaşlarım, biliniz ki, baştan beri anlatmaya
çalıştığım bu zorlukları aşabilirsek, eksiklerimizi giderebilirsek hem her
alanda patlayan ithalatın mobilya alanını da işgal etmesini önler hem de dış
pazarların kapısını açarak Siteler’in sorunlarını ve mobilya sektörünün
sorunlarını kökten çözebiliriz. Aksi halde, bir süre önce, Sayın Beşir
Atalay’ın, Sayın Kapusuz’un, Sayın Gökçek’in de katıldığı, bazı oda başkanı ve
tanıdık birkaç esnafın çağrıldığı, ama Siteler’in ruhunu, özünü bilen
insanların dışlandığı, davet edilmediği göstermelik toplantılarla, sözde
reçetelerle mobilya sektörünün göz bebeği Siteler’in sorunlarına çözüm
bulamazsınız.
Sevgili arkadaşlarım, basında çıktığı biçimiyle “Siteler
kurtuluyor, işte 13 maddelik reçete” diyerek “bir fikrim geldi” türünden
çıkışlar yaparak, Siteler’in yaşadığı sorunların altında yatan gerçekleri
görmeden, çözümü sadece çevre düzenlemesinden ibaret sanarak, yani işi aspirin
tedavisiyle halletmeye çalışarak sonuç alamazsınız. Kaldı ki, bunları yapın,
iyi de olur, Siteler esnafı bu hizmetlerin hepsine fazlasıyla layıktır,
teşekkür ederiz. Ama, Siteler insanından dünya kadar, deyim yerindeyse çuvalla
oy alan ve on üç yıldır Ankara’yı yönetmesi söz konusu olan Sayın Gökçek’in,
aklına tam da yine…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ZEKERİYA AKINCI (Devamla) – Bitiriyorum Başkan.
Ama, Siteler insanından dünya kadar oy alan ve on üç
yıldır Ankara’yı yöneten Sayın Gökçek’in aklına, tam da seçimlerin yaklaşmakta
olduğu bugünlerde, Sitelerin asfaltı, kaldırımı, parkları ve çevre düzenlemesi
gelmişse, bundan da üzüntü duyarız. Hizmetler gelsin, ama, yapılan işe
gülümsemeyle bakarız ve korkarız ki, bu toplantılar Siteler’i kurtarmak için
değil, AKP İktidarından ve Melih Gökçek’ten umudunu kesen Siteler esnafının,
bir kez daha gözünü boyamak için yapılan sırt sıvazlama işleridir. Ama,
inancımız odur ki, esnafımızın, artık, bu tür aldatmacalara karnı toktur ve
köklü çözüm beklemektedir. O, sorunlarına gerçekten ilgi gösterecek ve çözüm
bulacak yöneticilerin arayışı içerisindedir.
Konuşmamı tamamlarken, hem sizleri hem de
televizyonlarından bizi izleyen, başta Siteler esnafı yurttaşlarımız olmak
üzere, tümünüzü saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
(CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Akıncı.
Gündem dışı üçüncü söz isteği, Srebrenica soykırımıyla
ilgili olmak üzere, Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz’e aittir.
Buyurun Sayın Gündüz. (AK Parti sıralarından alkışlar)
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; bundan üç gün önce 26 Şubat 2007 tarihinde, Hollanda’nın Den
Haag kentinde, Birleşmiş Milletler Lahey Uluslararası Adalet Divanının,
Bosna-Hersek’in Srebrenica kentinde, Sırp Çetnik saldırganların
gerçekleştirdiği soykırımla ilgili kararı üzerine gündem dışı söz almış
bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;
4 Nisan 1992’de savaşın başladığı andan itibaren bugüne kadar Bosna-Hersek’te
olup bitenlere tanıklık eden bir arkadaşınızım.
Lahey Uluslararası Adalet Divanı, 1948
Birleşmiş Milletler Soykırım Konvansiyonu’nun ışığında Srebrenica’da 10 binden
fazla Boşnak’ın hunharca soykırıma maruz kalmasıyla ilgili kararı üzerine ne
söyleyebilirim?
Huzurlarınıza çıkarken, nasıl bir sunuş
yapmalıyım diye çok düşündüm. Hissiyatımı dile getirmeye karar verdim.
Soykırım, nasıl uygar dünyanın gözleri
önünde yapılmışsa, karar da uygar dünyanın gözleri önünde açıklandı.
Başyargıç Rosalyn Higgins ”Mahkemenin
Srebrenica’da yapılanların, Soykırım Sözleşmesi uyarınca soykırıma girdiği
sonucuna vardığını”, “Bosnalılar, dönemin Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç
liderliğindeki Belgrad yönetiminin, Bosna Savaşı sırasında Bosnalı Sırpları
‘Büyük Sırbistan’ yaratma çabasıyla soykırım olan etnik temizlik kampanyası
yürütmesi için cesaretlendirdiğini, silahlandırdığını ve finanse ettiğini”
Başyargıç Rosalyn Higgins devamla…
“Sırbistan’ın, Bosna’da etnik gruplar
arasında çatışmanın olduğu savaşta Sırp paramiliter grupların eylemlerinden
sorumlu olmadığını, Birleşmiş Milletlerin 1948’deki Soykırım Konvansiyonunda
tanımladığı şekilde, Bosna’daki Boşnak nüfusun tamamını ya da bir bölümünü yok
etme amacı güdülmediğini” açıkladı. Yani, soykırım var, ama suçlusu yok.
Sırplar, savaş boyunca bütün dünyayı
aldatmışlardı. Belki de şöyle düşünmek gerekir: Onlar mı dünyayı aldatmayı
becerdiler, yoksa dünya mı aldatılmak istedi?
On bir yıl sonra değişenin olmadığını
görüyoruz. Tarihin küllerinden sözde soykırım yaratmaya çalışan uygar dünyanın
insan hakları savunucusu ülkeleri, gözleri önünde gerçekleşen soykırıma sessiz
kalırken, şimdi de karara karşı duyarsız davranmaktadırlar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bosna’da, Sırp
saldırıları sonucu 312 bin insan öldürüldü, 10 binlerce insan yaralandı ve
sakat kaldı, 1 milyondan fazla insan göç etmek zorunda kaldı, 800 cami yıkıldı,
40 bine yakın kadına tecavüz edildi.
Geçen yıl 11 Temmuz 2006’da Srebrenica’da toplu mezarlardan
çıkartılmış 504 Bosnalı Müslüman’ın cenaze merasimlerine katıldım. Merasim
alanına vardığımda, önce defin edilecek 504 tabutun bulunduğu alana gittim.
Ardından, daha önce gömülen mezarların yanına varıp oturdum. Yeni mezar yerleri
açılmış yeni definler için, gelecek yıl yenileri, bir sonraki yıl yenileri
açılacak. Bu mezarlara gömülen insanları öylesine yakın buluyordum ki kendime,
bunlar benim insanlarımdı, Anadolu’nun herhangi bir kasabasının insanlarıyla
birlikteydim sanki. Orada babam mezarda son düzeltmeleri yapıyordu sanki,
annemse kardeşimin tabutu başında Kur'an’dan sureler okuyordu:
“Güneş karanlığa gömüldüğünde
Yıldızlar döküldüğünde
Dağlar kaybolup gittiğinde
(Ve suçsuz yere) Diri diri toprağa gömülen kız,
Hangi suçundan dolayı öldürüldüğünü sorduğunda…”
Komşularımız, onlar da kendi babalarının ve çocuklarının
telaşında. Ya bulunamayan akrabalarımız? Bir anne, geçen yıl gömülen çocuğunun
mezarı başında çocuğunun saçlarını okşar gibi büyüyen otları okşamaktaydı.
Lanetledim medeniyeti. Yeniden mezarlık alanına baktım, mahşer anını
anlatmaktaydı. Bütün şu mezarlara gömülen insanlar benim akrabalarım. Bu
insanların da bir zamanlar benim duygularımın aynısıyla dolu olduklarını
düşündüm.
Bu merasim, her yıl toplu mezarlardan yeni çıkartılmış ve
DNA testleriyle kimlik tespitleri yapılmış yüzlerce cenazenin defin ve
soykırıma uğrayanların anma merasimiydi. Bu yıl ve önümüzdeki yıl ve daha
sonraki yıllar… Kolay değil, bilinen 8 bin, kayıplarla birlikte 10 bin insan…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN GÜNDÜZ (Devamla) – İnsanlık var oldukça, burada,
yeryüzünde yapılan tüm zulümleri kınamaya devam edeceğiz. Ta ki hak ve adalet
galip gelinceye kadar.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İkinci Dünya
Savaşından sonra yaşanan en büyük sivil katliam Bosnalı Müslümanlara
yapılandır. Srebrenica ile ilgili alınan karar, uygar dünyanın vicdanını
rahatlatmayacaktır. Bu günahın karanlık gölgesi, zaman ve mekânda, kıyamet
gününe kadar yayılacak.
Sözlerimi Bosna-Hersek Devleti’nin kurucusu büyük
mütefekkir ve devlet adamı merhum Aliya İzzetbegoviç’in sözleriyle bitiriyorum.
“Er ya da geç, adalet suçluları bulacaktır.” İnanıyorum ki bu aziz millet
tarihteki yerini tekrar aldığında, hak ve adalet galip gelecek.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Gündüz.
Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi
var, okutup, bilgilerinize sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın 22 Ocak
2007 tarih ve 124 sayılı Kararı ile Danimarka Parlamentosu Başkanı Sayın
Christian Mejdahl ve beraberindeki heyetin ülkemizi ziyaret etmesi uygun
bulunmuştur.
Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un
7. Maddesi gereğince Genel Kurul’un bilgilerine sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi
daha vardır, onu da okutacağım ve oylarınıza sunacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kuruluna
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç’ın,
Portekiz Meclis Başkanı Jaime Gama’nın davetine icabet etmek üzere, beraberinde
Parlamento heyetiyle, Portekiz’e resmi ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un
6. Maddesi uyarınca Genel Kurul’un tasviplerine sunulur.
Bülent
Arınç
Türkiye
Büyük Millet Meclisi
Başkanı
BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul
edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.
BAŞKAN – Türkçedeki bozulma ve
yabancılaşmanın araştırılması, Türkçenin korunması ve etkin kullanımı için
alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Genel Kurulun 13/2/2007
tarihli 62’nci Birleşimi’nde kurulan (10/365) esas numaralı Meclis Araştırması
Komisyonu üyeliklerine siyasi parti gruplarınca gösterilen adayların listesi
bastırılıp, sayın üyelere dağıtılmıştır.
Şimdi, listeyi okutup oylarınıza
sunacağım.
Türkçe’deki
Bozulma ve Yabancılaşmanın Araştırılması, Türkçe’nin Korunması ve Etkin
Kullanımı İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis
Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday Listesi (10/365)
Adı Soyadı Seçim
Çevresi
AK Parti (9)
Recep Garip Adana
Eyyüp Sanay Ankara
Hikmet Özdemir Çankırı
Ekrem Erdem İstanbul
Avni Doğan Kahramanmaraş
Mevlüt Akgün Karaman
Alaettin Güven Kütahya
Mehmet Atilla Maraş Şanlıurfa
Mehmet Çiçek Yozgat
CHP (4)
Mustafa Gazalcı Denizli
Ali Cumhur Yaka Muğla
Engin Altay Sinop
Muharrem İnce Yalova
ANAVATAN
(1)
Reyhan Balandı Afyonkarahisar
BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler...
Kabul edilmiştir.
Meclis
araştırması komisyonuna seçilmiş bulunan sayın üyelerin, 1/3/2007 Perşembe günü
(bugün) saat 16.00'da, Halkla İlişkiler Binası B Blok 2’nci Kat 4’üncü Banko
Meclis Araştırması Komisyonları Toplantı Salonunda toplanarak, başkan, başkan
vekili, sözcü ve kâtip seçimini yapmalarını rica ediyorum.
BAŞKAN
- Komisyonun toplantı yer ve saati, ayrıca plazma ekranda ilan edilecektir.
Küresel
ısınmanın neden olduğu sorunların ve oluşturduğu riskin araştırılarak alınması
gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Genel Kurulun 13/2/2007 tarihli ve
62’nci Birleşimi’nde kurulan (10/351 ve 399, 417) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonu üyeliklerine, siyasi parti gruplarınca gösterilen
adayların listesi bastırılıp, sayın üyelere dağıtılmıştır.
Şimdi listeyi okutup oylarınıza sunacağım:
Küresel Isınmanın Neden Olduğu
Sorunların ve Oluşturduğu Riskin Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin
Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Üyelikleri Aday
Listesi
(10/351, 399, 417)
Adı Soyadı Seçim
Çevresi
AK Parti (9)
Abdullah Çalışkan Adana
Fatma Şahin Gaziantep
Yahya Baş İstanbul
Gürsoy Erol İstanbul
Fatih Arıkan Kahramanmaraş
Adem Baştürk Kayseri
Muharrem Candan Konya
Hakan Taşcı Manisa
Mehmet Sarı Osmaniye
CHP (4)
Yakup Kepenek Ankara
Mehmet Boztaş Aydın
Rasim Çakır Edirne
Mehmet Nuri Saygun Tekirdağ
ANAVATAN (1)
Züheyir Amber Hatay
BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Meclis Araştırması Komisyonuna seçilmiş bulunan sayın
üyelerin 1/3/2007 Perşembe günü, yani bugün, saat 17.30’da Halkla İlişkiler
Binası B Blok 2’nci Kat 4’üncü Banko Meclis Araştırması Komisyonları Toplantı
Salonunda toplanarak, Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimini
yapmalarını rica ediyorum.
Komisyon toplantısı yer ve saati ayrıca plazma ekranda
ilan edilecektir.
Sayın milletvekilleri, gündemin “Kanun Tasarı ve
Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.
1.
Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve İbrahim Köşdere’nin; Gelibolu
Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun
Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN
– 1’inci sırada yer alan
Kanun Teklifi’nin geri alınan maddeleriyle ilgili Komisyon Raporu gelmediğinden
teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2’nci sırada yer alan, Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve
Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı İle Plan ve Bütçe Komisyonu Raporunun
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
2- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun
Tasarısı İle Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030) (S. Sayısı: 904)
BAŞKAN – Komisyon?.. Yok.
Ertelenmiştir.
BAŞKAN – 3’üncü sırada yer alan, Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı;
Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur ve 6 Milletvekilinin; Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Gaziantep Milletvekili
Fatma Şahin’in; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi; İstanbul Milletvekili Mehmet Mustafa Açıkalın’ın; Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporunun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3. X Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı; Kütahya Milletvekili Abdullah Erdem Cantimur ve 6
Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi;
Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin’in; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; İstanbul Milletvekili Mehmet Mustafa
Açıkalın’ın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile
Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1266, 2/926, 2/933, 2/934) (S. Sayısı: 1346)
------ (X)
BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
20’nci maddede kalmıştık.
Şimdi, 20’nci maddeyi okutuyorum:
MADDE 20- 213 sayılı Kanunun
120 nci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra, 353 üncü maddesinin (3)
numaralı bendinin ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki
cümle eklenmiş; 367 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “defterdarlığın
veya gelirler bölge müdürlüğünün” ibaresi “vergi dairesi başkanlığının
veya defterdarlığın” şeklinde, 377 nci maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Bu Kanunun 4 üncü maddesinde
yazılı vergi dairesinin görev ve yetkilerini haiz olarak faaliyete
geçen vergi dairesi başkanlıklarında düzeltme yetkisi vergi dairesi
başkanına ait olup, başkan bu yetkisini ilgili grup müdürlerine
ve/veya müdürlere devredebilir.”
“Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi
Başkanlığı, söz konusu tespiti vergi incelemesine yetkili olmayanlara
da yaptırmaya yetkilidir.”
“Vergi dairesi başkanlıkları
ile vergi daireleri, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığınca
belirlenen tutarları aşan davalarda Gelir İdaresi Başkanlığının
(İl özel idareleri ile belediyeler, valilerin) muvafakatını almadan
vergi mahkemesi kararları aleyhine temyiz yoluna gidemezler.
Gelir İdaresi Başkanlığı,
tespit edeceği hadlerle sınırlı olmak şartıyla, muvafakat verme
yetkisini vergi dairesi müdürlüklerinin taraf bulunduğu davalar
için vergi dairesi başkanlıklarına ve/veya defterdarlıklara devredebilir.”
BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu
adına Trabzon Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi.
Sayın Hamzaçebi, şahsi söz talebinizi de birleştiriyorum.
Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Trabzon) – Sayın
Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 20’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz aldım. sözlerime başlarken hepinizi saygıyla
selamlıyorum.
Gelir İdaresi Başkanlığı Teşkilat Kanunu, Mayıs 2005
tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmiş ve 5345
sayısını alarak yasalaşmıştır. O tarihten bu yana yürürlükte olan bu yasanın
uygulanması sırasında ortaya çıkan ve Gelir İdaresi Başkanlığının yetkileri
konusunda tereddüde yol açan bazı düzenlemeleri bu madde biraz daha açık hâle
getiriyor ve Gelir İdaresi Başkanlığının yetkilerini, Vergi Usul Kanunu’nun
uygulanması çerçevesindeki yetkilerini tereddüde yer vermeyecek şekilde
düzenliyor.
Değerli milletvekilleri, gelir idareleri bütün ülkelerde
önemlidir. Vergi idaresi, diğer adıyla, daha geniş kapsamlı olarak ifade edecek
olursak, gelir idaresi, sadece kamu finansmanı, yani bütçe için ihtiyaç duyulan
gelirin sağlanması açısından değil, toplanan vergiler aracılığıyla ekonomide ve
mükellefler üzerinde yaratılan etkiler bakımından da son derece önemlidir.
Gelir idaresi, kâğıt üzerinde, yani mevzuatta yer alan vergi sistemiyle, kurallarla,
uygulamada yer alan vergi uygulamalarının arasındaki farkın en büyük
belirleyicisidir. Hep söylediğimiz “bir vergi sistemi ne kadar iyi olursa olsun
önemli olan uygulamadır” cümlesinin ardında yatan gerçek, ülkelerin güçlü bir
gelir idaresine sahip olmaları gerektiğidir. Gelir İdaresinin gücü, bu
uygulamanın, gelir idaresi uygulamalarının niteliği ve kalitesi en az vergi
kuralları, vergi kanunlarının niteliği ve kalitesi kadar önemlidir. Uygulamanın
kalitesi ve niteliği arttıkça kurallara o kadar yaklaşılmış demektir. Bu
nitelik azaldıkça kurallardan o kadar uzaklaşılmış demektir. Aradaki farkın
büyüklüğü, o gelir idaresinin gücünü, kalitesini gösteren en önemli ölçüdür.
Bir ülkede toplanması gereken vergilerin, idealde toplanması gereken verginin
miktarı ile toplanan vergi geliri arasındaki fark, şüphesiz, gelir idaresinin
performansını ölçmek için tek ölçüt değildir, yeterli de değildir, ama, bu
farkın azlığı, şüphesiz, vergi sisteminin kalitesini gündeme getirir. Bu fark
ne kadar azsa, vergi sisteminde kurallar o kadar iyi demektir ve uygulama o
kadar iyi demektir ve bu çerçevede, mükellefin vergiye uyumu, uyum seviyesi de
o kadar yüksek demektir.
Bunları neden söylüyorum? Bunları söylememin gerekçesi,
gelir idaresinin, son dönemlerde, son şu bir ay, bir buçuk ay içerisinde,
kamuoyunda haksız bir şekilde, bizzat Maliye Bakanlığı ve Maliye Bakanı
tarafından bir saldırıya tabi tutulmuş olmasıdır. Sözlerim belki biraz
çelişkili gelecektir size. Hem Maliye Bakanı tarafından, Maliye Bakanlığına
bağlı olan bir kurumdan söz ediyorum hem de Maliye Bakanının eleştirilerine,
Maliye Bakanının kamuoyu tarafından yapılan eleştiriler karşısında gelir
idaresine sahip çıkmamak suretiyle, gelir idaresine yapılan haksız saldırılara
göz yummasından söz ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bu son derece önemli bir durumdur,
üzerinde durmamız gereken, çok önemli bir sorundur. Bir gün, Maliye Bakanlığı
tarafından, Anadolu Ajansı aracılığıyla kamuoyuna yapılan açıklamada, Maliye
Bakanlığında, VEDOP soruşturması sırasında usulsüz sorgulamalar yapıldığı,
Sayın Cumhurbaşkanının, Sayın Başbakanın, Sayın Deniz Baykal’ın kişisel
bilgileri, hesapları başta olmak üzere, kamuoyunda bilinen birçok ünlünün
kişisel bilgilerine, gizli kalması gereken bilgilerine, Maliyedeki birtakım
görevlilerin girdiği, ulaştığı, bu açıklamayla kamuoyuna duyuruldu ve o günden
itibaren basında bir maliye çetesinden söz edilmeye başlandı. Sanki, Maliye
Bakanlığında birtakım görevliler gizli kalması gereken birtakım bilgileri
almışlar, usulsüz bir şekilde bu bilgileri edinmişler ve üçüncü kişilere servis
etmişler veya kamuoyuna servis etmişler; kamuoyundaki izlenim budur. Güçlü
gelir idaresinin, güçlü olduğuna inanıyorum, hiç tereddüdüm yok, güçlü olması
gerekir, ama, güçlü gelir idaresinin, bizzat Maliye Bakanlığı tarafından
yapılan bir açıklamayla, mükelleflerin gizli bilgilerinin herkesin elinde
dolaştığı, Maliye Bakanlığının içinde bir çetenin olduğu yönündeki bir
açıklamayla kamuoyuna teşhir edilmeye çalışılması gerçeğe aykırı bir şekilde,
beni son derece üzmüştür, hem o idarenin eski bir mensubu olarak hem bu ülkenin
vatandaşı olarak hem de bu Parlamentonun mensubu bir milletvekili olarak.
Değerli arkadaşlar, VEDOP dediğimiz proje iki aşamada
gerçekleşmiştir. Birinci aşaması, Sayın Zekeriya Temizel’in Bakanlığı döneminde
gerçekleşmiştir. Yaklaşık 65 milyon dolarlık bir maliyeti olmuştur. İkinci
aşaması, bu Hükûmet döneminde gerçekleşmiştir. Hazırlığı benim genel müdürlüğüm
döneminde, Sayın Sümer Oral’ın Maliye Bakanlığı döneminde gerçekleşmiş, ama,
ihalesi çeşitli nedenlerle o zaman yapılamamış, bu Hükûmet döneminde yapılmış
başarılı bir projedir. İki projeyi topladığımızda yaklaşık 150 milyon dolarlık
bir projeden söz ediyoruz demektir. Bu projenin ayaklar altına alınması, Maliye
Bakanlığının açıklamasıyla bu projenin hiçbir güvenilirliğinin olmadığının
kamuoyuna açıklanması, herkesin istediği gibi bu sisteme girip, bilgileri elde
edip başka kişilere taşıdığı yönlü bir açıklamayla bu sistemin yerden yere
vurulmasını kabul etmek mümkün değildir. O zaman sormak gerekir, 150 milyon
doları harcayan bu ülkenin sorumluları… Bunun 80 milyon doları bu Sayın Bakanın
döneminde harcanmıştır. Çöpe mi atılmıştır? Yani, bu kadar güvenlikten yoksun
bir proje mi Türk kamu yönetimine kazandırılmıştır? Sorunun cevabını ben vereyim.
Sayın Bakan vermeli, Maliye Bakanı vermeli.
Bu projenin güvenilmez hiçbir yanı yoktur değerli
milletvekilleri. Projede herkesin, gelir idaresi personeli olan, sorgulama
yapma yetkisi olan herkesin bir şifresi vardır. Sayısını Sayın Bakan açıklarsa
öğreniriz, ama, yaklaşık 35 bin, 40 bin kişi arasında personelde şifre vardır.
Her şifrenin erişim alanı farklıdır. Herkes her bilgiye erişemez. Bu şifre
piyasada görev yapmakta olan yeminli mali müşavirlerde de vardır. Neden vardır?
Onlar da belli bilgilere ulaşabilirler. “Naylon fatura” olarak
isimlendirdiğimiz sahte faturaya ulaşma imkânı yeminli müşavirlere de
verilmiştir ki, kısmen belli açılardan kamu görevi yapan bu arkadaşlarımız da
kendi düzenleyecekleri raporlarda Maliye Bakanlığının bu veri ambarından
yararlansınlar.
Bu sistemde hangi bilgiler vardır? Mükellefiyet bilgileri
vardır: Adı, soyadı, kimlik bilgileri. Hangi vergilerden mükellef olduğuna
ilişkin bilgiler vardır. Tahakkuk eden vergi vardır ve bu ödenmemişse ödenmeyen
kısmı vardır o verginin. Vergi borcu bilgileri vardır. Başka ne vardır? Motorlu
taşıt vergisine ilişkin bilgiler, yine VEDOP bağlantılı bir başka bilgi
sisteminde, gelir idaresinde vardır. 98 Mayıs ayından bu yana da alınıp satılan
taşınmazlara ilişkin olarak bilgiler vardır. Benim bildiğim bu bilgiler vardır.
Eğer bunun dışında bir bilgi varsa, Sayın Maliye Bakanının açıklamasını
bekliyorum.
Değerli arkadaşlar, ulaşılabilecek olan bilgiler
bunlardır. Eğer mükelleflerin banka hesaplarına ilişkin bir bilgi varsa VEDOP
sisteminde veya Maliye Bakanlığının herhangi bir biriminde, bunun açıklamasını
Sayın Maliye Bakanı yapmalıdır. Var mıdır, yok mudur, ben bilmiyorum. olmaması
gerekir. Neden? Türkiye’de eğer servet beyanı yoksa, nereden buldun anlamına
gelecek bir yasa yoksa, Maliye Bakanlığının hiçbir birimi, hiçbir vergi
inceleme elemanı, banka sisteminden bir kişinin mevduatına ilişkin bilgiyi
alamaz. Dolayısıyla, Maliye Bakanlığında böyle bir bilginin olmaması gerekir.
Ben, esasen, bu yönüyle, Sayın Maliye Bakanına bir soru
önergesi vermiştim 29 Ocakta. Bu bilgi var mıdır Maliye Bakanlığında? Tasarıyı
görüşüyoruz, bugün 1 Mart, henüz soru önergeme cevap alabilmiş değilim. Dün
ilgili arkadaşlarımı aradım, henüz cevabın daha bana yazılmadığını ifade
ettiler. Bunu bana vermelerini rica ettim, Genel Kurulda bir konuşma yapacağım,
o saate kadar verirseniz ona göre konuşmamı şekillendiririm dedim, ama, şu ana
kadar alabilmiş değilim. Olabilir, gecikmiş olabilir, ama, bu bilgiyi, ben,
Sayın Maliye Bakanından bekliyorum.
Şimdi, ulaşılabilecek bilgiler bunlarsa, bunların acaba
bir şifre sahibi kişi tarafından öğrenilmesi hangi anlama gelir, yani, ne işe
yarar bu bilgiler, onu merak ediyorum. Şüphesiz, görevli olmayan kişilerin,
merak saikiyle dahi olsa, bu bilgileri öğrenmemesi gerekir. Vergi mahremiyeti,
vergi gizliliği bunu gerektirir, ama, öğrenmiş olsa dahi bu sıradan dediğimiz
bilgileri üçüncü kişilerle paylaşmaması gerekir. Bunda hiç tereddüt yok. Eğer
Maliye Bakanlığının elinde böyle bir bilgi var ise, soruşturmalarda böyle bir
bilgi edinilmiş ise, bu konuda bu bilgileri üçüncü kişilerle paylaşan
görevlileri mutlaka cezalandırması gerekir. Burada hiçbir şekilde hoşgörü
olmaması gerekir. Eğer hukuk devleti isek, bu olmalı, ama, bütün bunlar bir
rapora, bir tespite dayanmalıdır değerli arkadaşlar.
Ve yine o soru önergemde Sayın Maliye Bakanına sordum,
ben de merak ettim, Akif Hamzaçebi’nin VEDOP sistemindeki bilgilerine hangi
tarihde, kimin tarafından girilmiştir? Eğer bir talimat varsa, bu talimatı
veren kimdir? Ben de merak ettim, benim bilgilerime girilmiş midir diye.
Gerçekte böyle bir merakım yoktu, benim bilgilerime isteyen herkes, Gelir
İdaresi girebilir, bakabilir, öğrenebilir. Hiçbir şekilde böyle bir şüphe
aklımda yer almamıştır, yani, acaba baktılar mı bakmadılar mı… İsteyen bakabilir,
hiç önemli değil, ama, mademki kamuoyuna böyle bir açıklama yapıldı, ben de
merak ediyorum ve soru önergemde sordum, benim bilgilerime acaba giren var
mıdır, hangi tarihte, Gelir İdaresinin hangi biriminden veya Maliye
Bakanlığının hangi biriminden, kim tarafından girilmiştir. Bu sorumu da, Sayın
Maliye Bakanı yanıtlarsa mutlu olurum.
Değerli arkadaşlar, gerçek olmayan bilgiler üzerine,
vehim üzerine bir açıklama yapılmıştır ve bu açıklamada, Gelir İdaresinin
saygınlığı Maliye Bakanı tarafından göz ardı edilmiştir, hiçe sayılmıştır.
Gelir İdaresinin saygınlığını korumak sadece Gelir İdaresi Başkanının görevi
değildir. Başkan, şüphesiz, kendine düşen görevini burada yerine getiriyor, o
konuda herhangi bir olumsuz değerlendirmem yok, ama, Sayın Maliye Bakanı,
basının “Maliye çetesi” olarak isimlendirdiği bir oluşuma -o şekilde bir oluşum
olduğunu ifade ediyor basın veya bazı gazeteler- buna karşı tepkisiz kalmıştır,
tepkisiz kalmak suretiyle bu iddiayı sahiplenmiştir, Gelir İdaresini olmayacak
şekilde bir kötü duruma düşürmüştür.
Benim konuşmam Gelir İdaresinin personelini korumak
kaygısından kaynaklanmıyor değerli milletvekilleri, ama, Türkiye’nin güçlü
Gelir İdaresi etrafında vatandaşın tereddüdü olursa, mükellefin tereddüdü
olursa, hiç kimse vergisini isteyerek ödemez. Eğer “bizim bilgilerimiz herkesin
elinde dolaşıyorsa” diye bir düşünceye kapılırsa mükellef, o mükellefin vergi
yasalarına uyumundan söz etmek artık mümkün değildir.
Değerli milletvekilleri, konuşacağım başka konular da var
yine bu çerçevede, ama, zamanın bu konuda yeterli olmadığına inanıyorum, ancak,
şunu son cümle olarak söylemek istiyorum: Sayın Maliye Bakanını, ben Gelir
İdaresinin saygınlığını korumaya davet ediyorum, bu konuda görevli olduğunu
kendisine hatırlatıyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve Anavatan Partisi
sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi.
Anavatan Partisi Grubu adına, Mersin Milletvekili Sayın
Hüseyin Özcan. (Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÖZCAN (Mersin) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili; 1346 sıra sayılı Gelir Vergisi Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesi üzerine Anavatan
Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu madde, bir, Maliye Bakanlığı Gelir
İdaresi Başkanlığınca, söz konusu tespiti, vergi incelemesine yetkili
olmayanlara da yetkilerin verilmesi ve dağıtılması konusuyla ilgili; diğeri
ise, Gelir İdaresi Başkanlığı, tespit edeceği hadlerle sınırlı olmak şartıyla,
muvafakat verebileceği yetkileri defterdarlıklara ve vergi dairesi
başkanlıklarına bırakabilirdir.
Değerli arkadaşlar, elbette ki, vergi, bu ülkenin
gerçekten üzerinde titizlikle durabileceği ve bu ülkedeki kurumların işlerlik
içerisinde çalışması için gerekli olan ve zorunlu olan bir gelirdir. Bu
tasarının gerekçesinde, vergi sisteminin yeniden yapılandırılması, vergi
güvenini güçlendirmek suretiyle ekonominin kayıt düzeyinin artırılması ve
tabana yayılması amacıyla vergi yasalarında her zaman değişiklik yapılmıştır…
Bugün, eğer vergilerimizin neredeyse yüzde 50’ye yakını
kayıt dışındaysa, gerçekten bu ülkenin geleceği konusunda endişeler, yönetimler
konusunda sıkıntılar olacağı görülüyor. Eğer, gelirlerimizi tabana yaydığımızda
ve özellikle tabandaki yoksul kesimin ve kayıt içerisinde olan insanların
üzerine vergi yüklediğinizde, bu insanlar elbette ki bir noktaya geldi ki
vergilerini ödeyemez duruma gelmişlerdir, ama, çıkarılan yasalarla, tabandaki
ve orta direkteki yoksul kesim, memur, işçi, emekli değil; gerçekten, bu
ülkenin kanını sömürenlerden, bu ülkenin balını, pekmezini yiyenlerden kurumlar
vergisini de düşürmekle görüldü ki, pekmezini, balını yiyenler korunuyor,
tabandaki insanlar ise her geçen gün daha yoksulluğa terk ediliyor.
Değerli arkadaşlar, evet, vergi toplanmalı, ama, verginin
de bir ölçüsü olmalı. Bugün, insanların, milyonlarca esnafımızın sıkıntılarını
görüyoruz. Sokaklara indiğimiz de bakıyoruz ki, çok esnaf kapıda gelecek
müşterisini bekliyor, alıcı yok dükkânların önünde. Herkes birbirine dert
yanıyor, adamlar “siftahsız dükkân kapatıyoruz” diyorlar. Bir tarafta da,
karşıdan elinde çantayla gelen bir vatandaşa “acaba vergi dairesinin memuru mu,
teftişe mi geliyor” diye birbirlerinin gözlerine bakıyorlar, bir korku içerisindeler.
Vergi daireleri tarafından, esnaf üzerinde özellikle baskı kurarak, zorla,
kazamadığı halde, siftah yapmadığı halde vergi ödetmeye zorlandıklarını, çok
esnaf arkadaşımız -biz de esnaflıktan geldiğimiz için- dertlerini bize
döküyorlar.
Değerli arkadaşlar, vergiyi baskıyla alamazsınız. Eğer
vergi ortamını, vergi verebilecek ortamı ve piyasayı yaratmadıysanız bu
insanlar nereden versin? Stopaj vergisini mi versin, muhtasarını mı versin,
Sosyal Sigorta primlerini mi ödesin, Bağ-Kurlarını mı ödesinler? Maalesef, bir
tarafta da bankalara olan borçlarını mı ödesinler? Haliyle, özellikle bu
vergiyi ödeyemedikleri için, yüz binlerce esnafımız kepenklerini kapattı, iflas
etti ve çoğunun malzemesi de icra depolarında duruyor. Sayın milletvekilleri,
hükûmetin yetkilileri, icra depolarının önünden hiç geçtiniz mi, hiç baktınız
mı? O icra depolarının önü tıklım tıklım, vatandaşların -ödeyemedikleri için-
mallarıyla dolu. Adliye paralarını ödeyemiyorlar ki mallarını alsınlar, eğer
borçlarını kısmen de olsa sağdan soldan topladılarsa. Milyonlarca esnaf bu
sıkıntı içerisinde.
Bu sıkıntı yetmiyor değerli arkadaşlar, bir de can
güvenliği var. “Acaba, dükkânımın önüne biri gelip beni tehdit edecek mi?”
diye, neredeyse, her gelen müşteriye, “acaba bir kapkaççı, bir vurguncu mu
gelecek?” diye… Can güvenliği yok, işte dün bir kuyumcunun İstanbul’da
öldürüldüğü gibi.
Biz, devlet olarak, insanımızın sosyal güvenliğini
sağlamak zorundayız, insanların can güvenliğini sağlamak zorundayız, esnaflara
sahip çıkmak zorundayız. Eğer, icra depolarında o mallar duruyorsa, bu ülkenin
kötü yönetildiğinin bir ifadesidir. Her ne kadar “güzel yönetiyoruz” da
deseniz, maalesef kötü yönetiliyor ki, milyonlarca esnaf, kepengini kapatmış,
aç kalmış, borcunu ödeyemiyor ve işsizler ordusuna katılıyor. Bunu görmezlikten
gelemeyiz, Parlamento olarak görmezlikten gelemeyiz. Bu insanların çığlıklarına
ses vermek zorundayız değerli milletvekilleri. Adam borcunu ödemedi diye,
devletin kurumlarından değil, artık, mafyaya sığınan bir sürü esnaf da var,
“Acaba, benim hakkımı bunlar mı alır?” diye. Esnafı bu gayrimeşru yollarla baş
başa bırakmamak için bu esnafın da sağlık güvencesini, yaşam güvencesini, daha
tedbirli davranarak gözlem altına almak zorundayız. İşte, şoförler, taksiciler
her gün bir gaspla karşı karşıya. Milyonlarca insanın… Kazançlarıyla, alın
terleriyle, yirmi dört saat uyumayan taksi şoförleri, bir taraftan vergi
kıskacı, bir taraftan terörün ve kapkaççının kurbanı oluyor. bunlar neden?
Demek ki, Türkiye’de işsizlik had safhaya varmış. Sokakta insanlar, artık, aş
ve iş peşinde koşuyor. Milyonlarca insan eğer bugün açsa, 21 milyona yakın
insan yoksulluk sınırına dayandıysa, sokakta terör de olur, anarşi de olur,
gasp da olur. Hâliyle, vergide adaletsizlik sağlandığında, vergi adaletsizliği
bu kadar boyutlara yükseldiğinde, insanların devlete olan güvenlerini de
sarsıyor. Vergi alınacaksa kaçakçılardan, bu ülkede rant peşinde koşanlardan,
spekülatörlerden ve hiç terlemeden devlet kademeleriyle ve kurumlarıyla iş
birliği yaparak, bazı kurumlarda ve devleti yönetenlerle iş birliği yaparak,
ihaleler alıp da devlete vergi ödemeyenlerin üzerine gitmediğiniz sürece
gelirimizi artıramayız.
Değerli milletvekilleri, emeklilerin durumu ha keza…
Bugün aldık gazetelere baktık, benzin 2 milyon 700… Yani, 2 milyon 780’e
çıkmış, çimentonun torbası 7 milyon 500’e çıkmış. Hani zam yapılmıyordu? Yüzde
7,5 zam geldi. Memura ne verdik yıllık? -Soruyorum- emekliye ne verdik, işçiye
ne verdik? Yüzde 7,5 bir kalemde yaptığında hâlâ bugün daha… 2’nci ay yeni bitti
3’üncü aya giriyoruz, yılın 3’üncü ayına giriyoruz. O zaman demek ki, bu
insanların gerçekten satın alma gücü, artık, tıkandı. Ev yapma gücü tıkandı,
çocuk okutma güçleri tıkandı. Sen bunların vergilerini, eğer, çoğaltır,
vergilerinin üzerine gitmeye kalkarsan, yarın bu insanlar da işsizler ordusuna
katılır, devlete karşı kin ve husumet besler. Bunların önüne geçmenin tek yolu,
istihdamı çoğaltmanın yollarını, istihdam alanları yaratmanın yollarını aramak
lazım. Eğer bugün emekli açsa… Duysun emekliler “açız” diyorlar. Bir emekli
eğer 500 bin lira alıyorsa nasıl geçinecek? Soruyorum değerli milletvekilleri,
biz çarşıya 500 lirayla çıktığımızda 500 bin lira bize yetiyor mu? Yetmiyor.
Ama, bir ay dört nüfusunu besleyecek bir emekli bu şartlarda nasıl geçinecek?
Ama, emekliden peşin kesiyorsunuz vergisini.
“Asgari ücretten vergi düşürdük.” diyorsunuz. Ee, asgari
ücretten vergi almayın, zaten bu asgari ücret geçindiremiyor ki! Bu insanlar
aç. 500 bin liraya, 600 bin liraya, 700 bin liraya çalışan insanlar aç ve
perişan, kira paralarını ödeyemiyorlar, sen bunun vergisini alsan ne
yapacaksın! Katrilyonlarca, milyarlarca para kaçıranların üzerine gitmediğiniz
sürece…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.
BAŞKAN – Buyurun.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Eğer, bu vergi kaçakçılarının
üzerine gitmediğiniz sürece, kaçakçıların üzerine gitmediğiniz sürece yoksul
kesimin, gerçekten namusuyla vergi ödeyen insanların üzerlerine, eğer, biz
Maliye Bakanlığı memurlarını gönderdiğimizde, bu insanlar, inan edin bir kâbus
içerisinde, bir sıkıntı içerisinde. Alınacaksa, vergi alınacak yerler belli,
onların üzerine gidin. Vergi tabana yaygınlaştırılacaksa özellikle oralardan
başlanmalı, kim vergi vermiyorsa üzerine gidilmeli, ama, bir emeklinin, bir
dulun, bir yetimin üzerine giderek, bir yoksulun, bir şoförün, bir nakliyecinin
üzerine giderek, baskı kurarak, onlara çeşitli metotlarla “yok, senin bu karnen
olacak” diye, nakliyeci üzerine gittiğinizde inan edin çoğu kamyonunu satmıştır,
taksisini satmıştır. Hâliyle sıkıntı içerisinde olan bu halkımıza kulak vermek
zorundayız. Eğer siz, Türkiye’yi tozpembe olarak görüyorsanız, hiç kimsenin
şikâyeti yok diyorsanız…
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından
kapatıldı)
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bitiriyorum.
BAŞKAN – Sayın Özcan, ek sürenizi verdim, selamlamak için
mikrofonu açıyorum.
HÜSEYİN ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, çok teşekkür
ediyorum.
Elbette ki dert büyük, bu insanların sesini duyurmak
zorundayız. Bizi Meclise gönderdiler ki, onların, emeklilerin, dulun, yetimin,
işçinin ve esnafın durumlarını göz önüne sererek bu duygularını paylaşmak
zorundayız. Elbette ki, süremiz sınırlıdır, ama, bu insanların sabırları da
sınırlıdır, artık bu insanların sabırlarını zorlamaya gerek yok. Bir an önce
tedbir almakta yarar vardır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Anavatan
Partisi sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özcan.
Şahsı adına Cemal Uysal.
CEMAL UYSAL (Ordu) – Vazgeçtim.
BAŞKAN – Şahsı adına, Denizli Milletvekili Sayın Ümmet
Kandoğan.
ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) – Vazgeçtim.
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.
Madde üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul
etmeyenler… Kabul edilmiştir.
21’inci maddeyi okutuyorum:
MADDE 21- 21/7/1953 tarihli
ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 17
nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “vergi dairesi müdürünün
yazılı isteği üzerine defterdar,” ibaresi, “vergi dairesi müdürünün
(5345 sayılı Kanun uyarınca vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan
ve faaliyete geçen vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili grup müdürünün
ve/veya müdürün) yazılı talebi üzerine defterdar ve/veya vergi dairesi
başkanı,” şeklinde değiştirilmiş, ikinci fıkrasında yer alan “müdürü”
ibaresinden sonra gelmek üzere fıkraya “(5345 sayılı Kanun uyarınca
vergi dairesi yetkisini haiz olarak kurulan ve faaliyete geçen
vergi dairesi başkanlıklarında, ilgili grup müdürü ve/veya müdür)”
ibaresi eklenmiş, 90 ıncı maddesinde yer alan “gayrimenkulün bulunduğu
yer tapu sicil muhafızından teşekkül eder.” ibaresi, “gayrimenkulün
bulunduğu yer tapu sicil muhafızı veya tevkil edeceği zattan teşekkül
eder” şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN – Madde üzerinde, Anavatan Partisi Grubu adına
Erzurum Milletvekili Sayın İbrahim Özdoğan; buyurun efendim.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum) –
Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 1346 sıra sayılı vergi kanunu
tasarısında Anavatan Partisi Grubu adına görüşlerimi açıklamak üzere
huzurunuzda bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, vergi denince akla gelen en önemli
dilimlerden birisi esnafımızdır. Acaba esnafımızın durumu nedir? Bunu öncelikle
bir irdelememiz lazım.
AK Parti Hükûmeti ve Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan, Türk
halkına kendilerinin diğer siyasi partilere göre açık ara önde çıktığı anket
propagandası yapmakta ve oy verecek halkımızı tek seçeneğinin hâlâ kendileri
olduğu yönünde baskılamaya çalışmaktadır. AK Partinin anketlerinin doğru
olmadığının çok fazla kanıtı mevcuttur. Esnaf bunun en büyük örneklerinden,
kanıtlarından birisidir.
Sayın Başbakanın kendini açık ara önde çıkarttığı
anketlere esnafların katılmış olması asla düşünülemez. Çünkü, Hükûmet, iktidarı
döneminde esnafı silindir gibi ezmiş ve üstüne de bir bardak şerbet içmiştir.
Yaşadığı haksızlık ve problemler konusunda sesini duyuramayan, kıt kanaat ve
mütevazı bir şekilde var olmaya çalışan, sırtında her geçen gün daha da
ağırlaşan yüklerin altında ezilen esnaf, AK Parti tarafından kırılan orta
direğin ta kendisidir.
Esnaf ve sanatkâr, piyasadaki durgunluğun yanı sıra ağır
vergilendirme yükü altında daha da ezilmekte ve nefes alamamaktadır. Esnaf para
kazanamamakta, ama para kazanmasa da ödemek zorunda olduğu yüksek vergiler
nedeniyle varını yoğunu satma noktasına gelmiştir.
Esnaf arasında artık intiharlar da başlamıştır. Daha
geçtiğimiz haftalarda bana gelen bir haberde bir beyaz eşya bayi sahibi genç
bir esnafın vergi yükü nedeniyle intihar ettiği bildirilmiştir.
Değerli arkadaşlar, mobilyacısından berberine,
kuyumcusundan terzisine kadar her alanda hizmet veren esnaf ve sanatkâr altında
ezilmekte olduğu ekonomik yük ve risklerden dolayı bitap düşmüştür. Aile
facialarına da yol açan bu tabloyu, Maliye Bakanı, gevrek bir gülüşle
geçiştirmektedir. AK Parti Hükûmeti ve onun Maliye Bakanı, düzenlemeyi
beceremedikleri ekonominin bedelini esnaf ve sanatkârın sırtına yüklemiş,
esnafın belini bükmüştür.
Değerli arkadaşlar, esnaf öyle bir haldedir ki, 20
liralık bir işimiz olsa, alışverişimiz olsa, 50 lira versek, bunun üstünü
verecek parası yoktur, siftahsız dükkân kapatmaktadır. Hâl böyleyken, vergi
daireleri, 2007 senesinde esnafı daha da dar bir cenderede sıkıştırmanın
hazırlıklarını yapmaktadırlar. Buna göre, basit usule tabi esnaf ve
sanatkârlar, en az asgari ücretlilerin vergisi kadar vergi beyan etmek
durumundadırlar. Hükûmet tarafından, bu seviyenin altında beyanda bulunan
esnafların vergi daireleri tarafından özel bir incelemeye tabi tutulacağı
korkusu yayılmaktadır ve buna da başlanmıştır. Hâlbuki, 2006 yılında, 390 bin
YTL’ye kadar hazine bonosu geliri elde edenler, tek kuruş vergi vermek zorunda
değillerdir ve bankalardaki hisselerini milyonlarca YTL’lik kârla
satmaktadırlar. Yani, devlete esas vergi vermesi gerekenler, sömürücüler,
devlete borç vermektedirler. Bu, hazin bir tablodur.
AK Parti Hükûmeti iktidara geldiğinde köprüden geçiş
ücreti 1,5 YTL iken, bu ücret şu anda 4 milyon liradır. Benzin fiyatındaki
azami artış köprü ücretlerine yapılan bu çok yüksek oranlı zamla birleşince,
taksiciyi vergi yükü nedeniyle, berberi kredi faizi cenderesiyle, mobilyacıyı,
beyaz eşya satıcısını, artık, esnaflık yapamayacak hâle getiren bu Hükûmetin
Sayın Başbakanı, kendisine İsviçre’den yabancı yatırım otoritesi denilen bir
danışman ithal etmiştir.
Hükûmetin planı bellidir arkadaşlar. Türkiye’ye, artık,
esnaf lazım değildir, yabancı yatırımcı her şeyi Halledecektir. Hükûmetin üç
kuruşa muhtaç gözüyle baktığı Türk esnafı, AK Parti Hükûmetine, artık, bu
nedenlerden dolayı hiç mi hiç lazım değildir.
Bu Hükûmetin kendi halkına karşı sevgisiz, ilgisiz ve
yabancı olduğu her vesileyle belli olmaktadır. Hükûmetin, esnafı vergilendirme
politikası bunun en bariz örneklerinden birisidir. Türk esnafının sorunlarını
çok yakından takip ettiğimizi Türk kamuoyu çok iyi bilmektedir.
Değerli milletvekili arkadaşlarım, tabii ki, vergi
toplamak, bir devletin en temel hak ve ödevlerinden bir tanesidir ve vergi
vermek vatandaşlık görevlerinin en kutsallarından da birisidir. Vergi toplama
sistemi, vergi toplamanın şekli ve tüm bu sürecin ardında yatan siyasi zihniyet
ise, hem vergi toplamaktaki efektiviteyi hem de toplum içerisindeki adalet ve
devlete duyulan güveni etkileyen en temel faktörlerdendir.
AK Parti Hükûmeti ve onun Maliye Bakanının vergi
politikaları, iktidara geldikleri dönemden beri Türk toplumunda hiç tasvip ve
destek bulamamıştır. Hükûmetin vergi politikaları insanımızın adalet duygusunu
zedelemekte ve çaresizlik duygusunu körüklemektedir. Kendisine karşı çok
liberal ve yumuşak bir vergi politikası olan Maliye Bakanı, halkımızın cep
telefonundan, alacağı küçük bir aile arabasına kadar her şeyinde gırtlağına
basmaktadır.
AK Parti Hükûmeti zamanında dolaylı vergiler yüzde 73
oranına fırlamıştır. Kursağındaki her lokmanın vergisini veren halkımız ise,
bir hükûmetin topladığı vergilerle sunması gereken hizmetler konusunda çıplak
ve yoksul durumdadır, yoksun durumdadır.
Ülkemizde vergi adaletsizliğinin ve vergi oranlarının
yüksek olmasının en büyük nedeni kayıt dışı ekonominin kontrol altına
alınamamasıdır. Çünkü, Hükûmet, ancak, aciz ve çaresiz mükelleflerin üstüne
gitmektedir.
AK Parti Hükûmeti geldi ve neredeyse bitecek beş altı ay
sonra, vakit o kadar da yaklaştı ve bu sürede vergi sistemini düzeltme ve
adaletli kılma yönünde hiçbir proje ortaya koyamadı.
Günümüzde dünyadaki kayıt dışı sektörün büyüklüğü 3
trilyon dolar olarak tahmin edilmektedir. Gelişmiş ülkelerde kayıt dışı ekonomi
gayrisafi millî hasılanın yüzde 10-15’i civarındadır. Türkiye ise, kayıtdışı
ekonomide en kötü ülkeler olan Nijerya, Mısır ve Tunus'un -Ki, bunlarda yüzde
68-76 oranındadır kayıt dışı ekonomi.- hemen ardından gelmektedir. Bu, ne vahim
ve kötü bir tablodur!
Batı ülkelerinde kayıt dışı ekonomi denildiğinde daha çok
uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi yasa dışı sektörler akla gelmektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde ise, bunlar da dâhil olmak üzere, kayıt dışı ekonomi
daha çok eşya ve hizmet akımlarının belgelendirilmemesi şeklinde ortaya
çıkmaktadır.
Ülkemizde art arda yaşanan ekonomik krizler kayıt dışı
faaliyetlerin artmasına zemin hazırlamıştır. Ekonomik kriz dönemlerinde, işsiz
kitleler, kayıtlı ekonomide bulamadıkları istihdam imkânlarını kayıt dışı
faaliyetlerde aramaktadırlar. İşletmeler de, krizin olumsuz etkilerini azaltmak
için üretimlerini kayıt dışı faaliyetlere yönelterek, istihdam ve üretim
maliyetlerini düşürmeye çalışmaktadırlar.
Özellikle sanayi sektöründe, teknolojik gelişmelerden
dolayı emeğe dayalı üretim yerini makineye dayalı üretime bırakmıştır. Bu
durum, niteliksiz iş gücünün işsiz kalmasına neden olmuştur. İşsiz kalan bu iş
gücü de, geçim kaygısıyla kayıt dışı faaliyetlere yönelmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun.
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın
Başkanım.