DÖNEM: 22 YASAMA YILI: 5
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK
DERGİSİ
CİLT : 160
116
ncı Birleşim
29 Mayıs 2007 Salı
İ Ç İ N D E K İ L
E R
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- İzmir Milletvekili Enver Öktem hakkında tanzim
edilen soruşturma dosyasının geri gönderilmesine ilişkin Başbakanlık
tezkeresi (3/1296)
2.- Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü bünyesinde
Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül 2007 tarihinden itibaren bir yıl
daha UNIFIL Harekâtı'na iştirak etmesine izin verilmesine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi (3/1282)
IV. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, Sakarya
Milletvekili Erol Aslan Cebeci'nin, konuşmasında, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
2.- Sakarya Milletvekili Erol Aslan Cebeci'nin,
Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan ve Samsun Milletvekili Haluk
Koç'un, konuşmalarında, şahsına sataşmaları nedeniyle konuşması
3.- İstanbul Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu'nun,
Sakarya Milletvekili Erol Aslan Cebeci'nin, konuşmasında, partisine
sataşması nedeniyle konuşması
4.- Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, İstanbul
Milletvekili Ali Kemal Kumkumoğlu'nun, konuşmasında, partisine
sataşması nedeniyle konuşması
5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin, İstanbul
Milletvekili Halide İncekara'nın, konuşmasında, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
V. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1.- İstanbul Milletvekili Ömer Zülfü Livaneli
ve 19 Milletvekili, Çorum Milletvekili Muzaffer Külcü ve 19 Milletvekili,
Denizli Milletvekili Mustafa Gazalcı ve 54 Milletvekili ile Anavatan
Partisi Grubu Adına Grup Başkanvekilleri Gaziantep Milletvekili
Ömer Abuşoğlu ve Malatya Milletvekili Süleyman Sarıbaş'ın, çocuklarda
ve gençlerde artan şiddet eğilimi ile okullarda meydana gelen olayların
araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla
Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri ve Meclis Araştırması
Komisyonu Raporu (10/337, 343, 356, 357) (S. Sayısı: 1413)
2.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
3.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
4.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet
Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
5.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil Aydoğan'ın;
Büyükşehir Belediyesi Kanunu, İl Özel İdaresi Kanunu ve Belediye
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve İçişleri
Komisyonu Raporu (2/968) (S.Sayısı: 1416)
VI. - SEÇİMLER
1.- Radyo ve Televizyon Üst Kurulunda boşalacak
üyeliklere seçim
VII. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Enver ÖKTEM'in, TBMM Kreşine
ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili İsmail
ALPTEKİN'in cevabı (7/22944)
2.- İzmir Milletvekili Canan ARITMAN'ın, TBMM Kreşine
ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili İsmail
ALPTEKİN'in cevabı (7/22945)
3.- Afyonkarahisar Milletvekili Halil ÜNLÜTEPE'nin,
TBMM Kreşine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan
Vekili İsmail ALPTEKİN'in cevabı (7/22946)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.14'te açılarak dört oturum
yaptı.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının 439'uncu sırasında bulunan 1432 sıra
sayılı Kanun Teklifi'nin bu kısmın 8'inci, 65'inci sırasında bulunan
201 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 16'ncı, gelen kâğıtlar listesinde
yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 1433 sıra sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun ve Anayasa'nın 89'uncu ve 104'üncü maddeleri gereğince
Cumhurbaşkanınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi
ve 1434 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin kırk sekiz saat geçmeden bu kısmın
sırasıyla 5'inci ve 7'nci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; gelen kâğıtlarda yayımlanan
ve bastırılarak dağıtılan (10/337, 343, 356, 357) esas numaralı Meclis
Araştırması Komisyonunun 1413 sıra sayılı raporunun gündemin
"Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmının 1'inci sırasına
alınmasına ve görüşmelerinin 29 Mayıs 2007 Salı günkü birleşimde
yapılmasına ve sonrasında kanun tasarı ve tekliflerinin görüşülmesine
devam edilmesine; 28 Mayıs 2007 Pazartesi günkü birleşimde çalışma
süresinin 1433 sıra sayılı Anayasa Değişiklik Teklifi'nin 1'inci
tur oylamasının tamamlanmasına kadar, 29 Mayıs 2007 Salı günkü birleşimde
ise, Genel Kurulun saat 15.00'te toplanmasına ilişkin AK Parti Grubu
önerisi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının:
1'inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
2'nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
3'üncü sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair (2/820) (S. Sayısı: 1337),
4'üncü sırasına alınan, -Afyonkarahisar Milletvekili
Halil Aydoğan'ın, Büyükşehir Belediyesi Kanunu, İl Özel İdaresi
Kanunu ve Belediye Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
(2/968) (S. Sayısı: 1416),
Kanun Tasarı ve Teklifleri, ilgili komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından;
Ertelendi.
5'inci sırasına alınan ve Cumhurbaşkanınca bir
kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında
10/5/2007 Tarihli ve 5660 Sayılı Kanun'un (1/1368) (S.Sayısı: 1433) birinci
görüşmesi tamamlandı; ikinci görüşmesine en az kırk sekiz saat geçtikten
sonra başlanabileceği açıklandı.
Denizli Milletvekili Ümmet Kandoğan'a, Cumhurbaşkanıyla
ilgili bazı ifadelerinden dolayı gerekli uyarıyı yapmadığı iddiasıyla
Başkanın tutumu hakkında açılan usul görüşmesinden sonra, Oturum
Başkanınca, yapılan uygulamanın İç Tüzük hükümlerine uygun olduğu
ifade edildi.
Ankara Milletvekili Oya Araslı, Kastamonu Milletvekili
Musa Sıvacıoğlu'nun, konuşmasında, şahsına sataştığı iddiasıyla
bir açıklamada bulundu.
Genel Kurulu ziyaret eden Amerika Birleşik Devletleri
Temsilciler Meclisi Ortak Heyeti Başkanı Edward Withfield ve beraberindeki
heyete Başkanlıkça "Hoş geldiniz" denildi.
29 Mayıs 2007 Salı günü saat 15.00'te toplanmak üzere,
birleşime 22.57'de son verildi.
|
İsmail Alptekin |
|
|
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
|
Ahmet Gökhan Sarıçam |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Kırklareli
|
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
Ahmet Küçük |
|
|
|
Çanakkale |
|
|
|
Kâtip
Üye |
|
|
No.: 156
II. - GELEN KÂĞITLAR
29 Mayıs 2007 Salı
Raporlar
1.-
8.5.2007 Tarihli ve 5464 Sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması
ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun ve Anayasanın 89
uncu ve 104 üncü Maddeleri Gereğince Cumhurbaşkanınca Bir Daha Görüşülmek
Üzere Geri Gönderme Tezkeresi ile Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabiî
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Raporu (1/1365) (S. Sayısı:
1436) (Dağıtma Tarihi: 29.5.2007) (GÜNDEME)
2.-
Sivas Milletvekili Selami Uzun ve 3 Milletvekilinin; Polis Vazife
ve Salahiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1037) (S. Sayısı: 1437) (Dağıtma Tarihi:
29.5.2007) (GÜNDEME)
29 Mayıs 2007 Salı
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 15.14
BAŞKAN : Başkan Vekili İsmail ALPTEKİN
KÂTİP ÜYELER : Ahmet Gökhan SARIÇAM (Kırklareli), Türkân MİÇOOĞULLARI
(İzmir)
BAŞKAN - Türkiye Büyük Millet Meclisinin 116'ncı Birleşimini
açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Sayın milletvekilleri, Başkanlığın Genel Kurula
sunuşları vardır.
Başkanlığın bir tezkeresi var; okutuyorum:
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE
ÖNERGELER
1.- İzmir Milletvekili
Enver Öktem hakkında tanzim edilen soruşturma dosyasının geri gönderilmesine
ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1296)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi
ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun'a aykırılık suçunu
işlediği iddia olunan İzmir Milletvekili Enver Öktem hakkında Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 83'üncü maddesi uyarınca yasama dokunulmazlığının
kaldırılıp kaldırılmaması hususunda ilgi (a) yazımız ile Başkanlığınıza
gönderilen soruşturma dosyasının iadesi ile ilgili Adalet Bakanlığından
alınan ilgi (b) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.
Gereğini arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Anayasa ve Adalet Komisyonları
Üyelerinden Kurulu Karma Komisyonda bulunan dosya Hükûmete geri
verilmiştir.
Başbakanlığın, Anayasa'nın 92'nci maddesine
göre verilmiş bir tezkeresi vardır, önce okutup işleme alacağım
sonra da oylarınıza sunacağım.
Başbakanlık tezkeresini okutuyorum:
2.- Birleşmiş Milletler
Geçici Görev Gücü bünyesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin 5 Eylül
2007 tarihinden itibaren bir yıl daha UNIFIL Harekâtı'na iştirak etmesine
izin verilmesine ilişkin Başbakanlık tezkeresi (3/1282)
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin
11 Ağustos 2006 tarihinde kabul ettiği 1701 (2006) sayılı Karar ve
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5/9/2006 tarihli ve 880 sayılı Kararı
ile bir yıl için verdiği izin çerçevesinde, Türkiye gerek Birleşmiş
Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kara harekatına, gerek UNIFIL-Deniz
Görev Gücü'ne yaptığı katkılarla, barışı koruma harekatının etkin
biçimde icrasında önemli bir işlev üstlenmiş, böylece, gerek BM sistemi
içinde, gerek bölgesel ve küresel ölçekte görünürlüğünün artmasını
ve Dünyanın diğer bölgelerinde bundan önce katıldığı barışı koruma
operasyonlarındaki başarılı performansıyla sahip olduğu konumunun
pekişmesini sağlamıştır. UNIFIL'in görev süresi 31 Ağustos 2007 tarihinde
sona erecek olup, görev süresinin 31 Ağustos 2007 tarihinden sonraki
dönem için yenilenmesi yönünde BM bünyesinde hazırlıklar başlatılmıştır.
Bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra yeni bir BM Güvenlik Konseyi
kararı
Bu çerçevede, BM Güvenlik Konseyi'nin
UNIFIL'in görev süresinin uzatılması yönünde karar alması durumunda;
hudut, şümul ve miktarı Hükümetçe belirlenecek Türk Silahlı Kuvvetleri
unsurlarının, 1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı ve 880 sayılı
TBMM Kararı ile tespit edilen ilkeler kapsamında 5 Eylül 2007 tarihinden
itibaren bir yıl daha UNIFIL Harekatına iştirak etmesi ve bununla
ilgili gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılması
için Anayasa'nın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesini saygılarımla
arz ederim.
Recep
Tayyip Erdoğan
Başbakan
BAŞKAN - Başbakanlık tezkeresi üzerinde,
İç Tüzük'ün 72'nci maddesine göre görüşme açacağım.
Gruplara ve Hükûmete ve şahsı adına iki
üyeye söz vereceğim.
Konuşma süreleri, gruplar ve Hükûmet
için yirmişer dakika, şahıslar içinse on dakikadır.
Şimdi, Tezkere üzerinde söz alan sayın
milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Gruplar adına; Anavatan
Partisi Grubu adına Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş,
Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın
Onur Öymen, AK Parti Grubu adına Sakarya Milletvekili Sayın Erol Aslan
Cebeci. Şahısları adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen
ve yine İstanbul Milletvekili Şükrü Mustafa Elekdağ söz istemişlerdir.
İlk söz, Anavatan Partisi
Grubu adına, Malatya Milletvekili Sayın Süleyman Sarıbaş'a aittir.
Efendim, süreniz yirmi
dakika.
Buyurun.
ANAVATAN PARTİSİ GRUBU ADINA SÜLEYMAN
SARIBAŞ (
Değerli arkadaşlar,
UNIFIL münifil bilmem, Lübnan'a asker gönderme tezkeresinin devamı.
Geçen sene, dokuzuncu ayda, bu Mecliste Lübnan'a asker gönderme tezkeresini
çıkarmış ve bir yıl süreyle Hükûmete yetki vermiştik. Hükûmet gerek
gördü ki, bir yıl daha uzatılması için böyle bir tezkere gönderdi.
Ben, sözlerime başlarken,
yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
O gün de söyledik,
Türk askerini gönderiyoruz çok şükür. Lübnan'a gönderiyoruz, Kosova'da
var, Afganistan'da var, ama gönderemediğimiz yer var. Gönderemediğimiz
yer, esasında, Türkiye'nin kanayan yarası, Kuzey Irak'a gönderemiyoruz.
Gönderemediğimiz gibi, daha dün, Irak'ı işgal etmiş bir
"dost" ve "müttefik" ülke saydığımız Amerika'nın
uçakları Türk hava sahasını ihlal ediyorlar dört dakika. Ne ülkenin
Başbakanından ne ülkenin Dışişleri Bakanından bu konuda hiçbir
açıklama yok, hiçbir tepki yok.
Şimdi, millet Anadolu'da
çıktı "Efendim, bunu Cumhurbaşkanı niye seçmediniz, bu Abdullah
Gül'ü?" İşte, bunun için seçmedik. Amerika uçakları Türk hava sahasını
ihlal ediyor ve ülkenin bu Dışişleri Bakanı tek bir tepki göstermiyor
üç gündür! Bunu mu seçecektik? Bunu mu seçmeliydik? Türk halkı, ey
Türk halkı: Amerika'ya her şeyi teslim etmiş, Kuzey Irak politikalarını
teslim etmiş, Türkiye'nin güvenliğini teslim etmiş bir Dışişleri
Bakanını mı Cumhurbaşkanı seçecektik? Türkiye'nin tamamını mı
teslim ettirseydik başkalarına? Böyle bir şey var mı? Böyle bir şey
var mı?
Lübnan'a giderken söyledim:
"Lübnan'a bu askerleri İsrail'in güvenliği için gönderiyoruz."
O gün söylemiştim, bugün de tekrar ediyorum: "Hayatları boyunca
'Yahudi telin mitingi' düzenleyenler, kırk yaşından sonra Yahudilerin
destekçisi oldular da onun için vicdanım kanıyor." demiştim,
tekrar ediyorum.
Ne yaptı bir yıldır
Lübnan'a gönderdiğimiz askerler? Hizbullah'ın silahlandırılmasını
sağladı, yani, "Hizbullah'ın elinden silahları almadı." diyeceksiniz,
ama, Hizbullah'a dışarıdan gelen destekleri önledi. Kimin adına?
İsrail'in güvenliği adına. Türkiye'ye de bu yakışırdı, bu Hükûmete
de bu yakışırdı. Mübarek olsun! Mübarek olsun!
Yani, değerli arkadaşlar,
denilecek ki: "Askerlerimiz, işte, dışarıda ne yapıyor? Terör
olan ülkelerde Birleşmiş Milletler kararları dahilinde, terörün
yayılmasına engel olmak için, terörle mücadele için, Birleşmiş Milletler
kapsamında iş birliği için gönderiyoruz." Bir taraftan terörle
iş birliği için askerlerimizi dışarı gönderiyoruz, bir tarafta
teröre destek olan El Kadı'ya kefil oluyoruz. Şimdi bunun neresi ne
bunun? Bir tarafta teröre maddi kaynaklar sağladığı açık, net olan
El Kadı'ya Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı kefil, bir taraftan
Afganistan'a, Lübnan'a terör önlensin diye, uluslararası alanda terör
önlensin diye asker gönderiyoruz, esas asker göndermemiz gereken
yer, Başbakanlık. Başbakanlığa asker gönderirsek terörü önleriz.
Terörü önleriz… Çünkü orası üretiyor bunu, El Kadı'ya kefil olan yer
orası.
Değerli arkadaşlar,
ne olacak bu Kuzey Irak'ın durumu? Bak, bugün sabah haberlerde gördüm:
"Daho'nun, Erbil'in, Süleymaniye'nin güvenliği bölgesel güçlere
teslim edildi." Bir müddet sonra herhâlde, referandumdan sonra
Kerkük'ün, Musul'un da güvenliği bölgesel güçlere teslim edilecek. O
bölgede yayın yapan televizyonlar var. Oradaki yönetimin yayın
yaptırdığı 10'a yakın televizyonlar var. Bir dinleyin arkadaşlar,
uydulardan bir açın da o televizyonları dinleyin; Türkiye'ye hangi
hakaretler yağdırılıyor, her gün hangi ihanetler yağdırılıyor bir
dinleyin. Ondan sonra gidin, Bağdat'ta Talabani'yle sarılıyor musunuz,
öpüşüyor musunuz, barışıyor musunuz, kardeşlik mesajları mı veriyorsunuz,
onları dinledikten sonra bir konuşun. Yani yapmak istediğiniz şey
nedir dört buçuk senelik iktidarınızda? Terörle ilgili mücadelenizde
gele gele, gele gele geldiniz, Ankara'nın göbeğinde, terörün bombaları
patlamaya başladı. Bu Mecliste söyledik, geçen de, dün de söyledim.
(19 Eylül 2005, Meclis olağanüstü toplantıya çağırıldı.) Gelin, şu
terörü bir konuşalım, şu Mecliste bir tartışalım, önlemlerini alalım,
Hükûmete tavsiyelerde bulunalım diye. AK Parti Grubu kulisten bu
salona girmedi ve ilk defa Meclisin geleneğinde Meclisten kaçma,
AK Parti Grubunun eylemiyle ortaya çıktı. Şimdi, meydanlarda caka
satarak, "Meclise girmeden milletvekili olmaz." denilenler,
terör konusu bu Mecliste görüşülürken, o kulislerden bu salonlara
kimseyi koymadılar. Bu millet, bu aziz millet, bu büyük millet bunları
görmeyecek, bunları yaşamayacak, ondan sonra dönüp diyecek ki: Kuzey
Irak'ta kırmızı çizgilerimizi sildiren, Avrupa Birliğinde Türkiye'ye
en galiz hakaretleri yaptıran, Kıbrıs'ta Kıbrıslı Rumlara peşkeş
çekme adına protokollerin altına imza atmaktan kendi korktuğu
için başkalarına attıran birini, Cumhurbaşkanı seçmediniz diye...
Kimi seçmediğimizi anlasın bu millet. Kimi seçmediğimizi bu millet
anlasın diye söylüyorum bunları. Biz, Kuzey Kıbrıs'ı protokolle
Rumlara teslim etmeye kalkan ve Rumların Kıbrıs'ın tek temsilcisi
olmasını kabul etmeye doğru adımlar atan bir Dışişleri Bakanını
seçmedik. Biz, Kuzey Irak'ta askerinin başına çuval geçirttiren ve
Kuzey Irak'taki bütün kırmızı çizgilerimizi yok eden bir Dışişleri
Bakanını, evet, Cumhurbaşkanı seçmedik. Biz, Amerika'nın her dediğini
yapan, ama Amerika uçakları Türkiye'nin hava sahasını ihlal ettiği
için üç gündür sesini çıkartmayan bir Dışişleri Bakanını seçmedik.
Çünkü, Türkiye'nin bunlara emanet edilemeyeceğini düşündük ve doğru
düşündük. Ne için seçilir? İyi yönetici seçmektir, bütün milletin
amacı budur, iyi yönetici seçmek. Bizi iyi yönetenler yönetsin diye
seçimler yapılır. Bir Cumhurbaşkanlığı sürecini kötü yönetene,
tekrar prim vereceğiz ve seçeceğiz; yani, yönetememiş, süreci yönetememiş,
kötü yönetmiş, bu krizlere vesile olmuş, ama kötü yönetim bir prim
alacak. Böyle bir şey yok. Kötü yönetenler dünyanın her tarafında giderler,
iyi yönetenler gelirler ve bu millet inşallah bu seçimde kendi geleceğini
iyi yönetecek, kendi geleceğini iyi yerlere taşıyacak, Türkiye'nin
millî çıkarlarını, Türkiye'nin değerlerini, Türkiye'nin tarihten
gelen gücünü bu bölgede kaim kılacakları iktidar edecek.
Döneminizde ne oldu arkadaşlar? Türkiye,
itaat
Ve bu Hükûmet, terörle ilgili, bundan daha
birkaç ay evvel bu Mecliste gizli oturum yaptı. Ne yaptık? O gizli oturumdan
hafızalarınızda kalan veya o gizli oturum sonucunda Hükûmetin terörle
ilgili aldığı bir tedbir, burada 550 milletvekilinin hafızasında
hiçbir şey var mı? Ne konuştuk? Ne konuştuk? O konuşmadan sonra Türkiye'de
neler oldu? Türkiye'de yüzlerce güvenlik görevlimiz şehit oldu, onlarca
sivil vatandaşımız maalesef teröre kurban gitti. Demek ki, bu
Hükûmetin görevi sadece konuşmak.
Şimdi, Genelkurmay
Başkanı, terörle ilgili birimler diyorlar ki: "Kuzey ırak'a müdahale
etmemiz lazım." Hükûmet diyor ki: "Bize bir talepleri gelmedi,
bize bir talepleri gelsin, bize bir tezkere talepleri gelirse,
Hükûmet olarak arkasında dururuz, yerine getiririz." Aynı
Hükûmet, bir başka alanda diyor ki: "Genelkurmay Başkanlığı bana
bağlı, siyasi sorumluluk bana ait."
Şimdi, Genelkurmay
Başkanlığı size bağlı, doğrudur, Başbakanlığa bağlı, siyasi sorumluluk
da size ait. Niye peki, size bağlı bir kurumun sizden bir talep etmesinden
medet umuyorsunuz da, siz, bir siyasi sorumlulukla… Yani, bu ülkenin güvenliğinden,
bu ülkenin terörle mücadelesinden sizin hiçbir sorumluluğunuz
yok mu? Yani, sahada bulunan, terörle mücadele eden Türk Silahlı
Kuvvetleri, polisimiz, güvenlik kuvvetlerimiz, onlar ancak bu konuda
bir şey geliştirirlerse siz ona destek olursunuz, ama, siz, hiçbir şey
geliştirme noktasında, terörle mücadele noktasında adım atmazsınız,
öyle mi? Siyasi sorumluluğunuz bunu gerektiriyor! O zaman niye
Hükûmetsiniz? O zaman Hükûmet olmanızın esbabımucibesi nedir? Ülkenin
güvenliğinden sorumlu olmayacaksınız! ülkenin yokluğundan, fakirliğinden,
açlığından, sefilliğinden sorumlu olmayacaksınız. Siz din işleri hükûmeti
misiniz? Sadece, milletin din işlerinden mi sorumlusunuz?
Değerli arkadaşlar,
bu tezkere fuzuli bir tezkeredir. Benim askerimin, ne Lübnan'da ne
Afganistan'da işi yoktur. Benim askerimin bir yerde işi olması gerekiyorsa,
ülkemin ulusal güvenliğini, ülkemin millî çıkarlarını gerektiren
Kuzey Irak'ta işi vardır ve Türkiye'ye ihanet kusan Kuzey Irak'ta görev
yapmalıdır.
Getirin, öyle bir tezkere
alnınızdan öpelim sizi. Oraya gelince, nedense, kendi ülkemizin
ulusal güvenliğine, millî çıkarlarına gelince tek bir adım atmayacaksınız,
ama, başkalarının elinize sipariş olarak yazıp verdiği tezkereleri,
bir altına imza atarak Meclise göndereceksiniz, ondan sonra da bizden
destek bekleyeceksiniz.
Bu milletin, siz geldikten
sonra teröre kurban verdiği binlerce insanının kanı sizi tutacak
inşallah. Binlerce insanın kanı sizi tutacak, çünkü siz, bu milletin
vicdanını kanattınız, bu milletin irfanını kanattınız, bu milletin
ruhunu kararttınız; terör konusunda hiçbir tedbir almayarak, her
gün kötülediğiniz, her gün çatışma yarattığınız devletin kurumlarını,
bu işlerde sanki sorumlular sadece onlarmış gibi, hiçbir siyasi
sorumluluk almayarak. Bunun vebalini, inşallah bu millet görecek.
İç Anadolu'nun, Doğu Anadolu'nun, Karadeniz'in, Marmara'nın, Ege'nin
insanları, beni dinleyen insanları, eğer bu ülkede terörden kurtulmak
istiyorlarsa, eğer bu ülkede kardeş kavgasından kurtulmak istiyorlarsa,
eğer bu ülkede kamplaşmaktan kurtulmak istiyorlarsa, kurtulmak istedikleri
tek şey, kurtulmaları gereken tek şey bu Hükûmettir. Çünkü, bu Hükûmet,
bizatihi bunların eylemcisi, bunların içinde bulunan, gerçekten
bunlara destek olan, teşvik eden bir Hükûmettir.
CAHİT CAN (Sinop) - Ayıp, ayıp! Ne teşvik
ediyor yahu?
SÜLEYMAN SARIBAŞ (Devamla) - Ben, bu
duygularla, Anavatan Partisi olarak bu tezkereye destek vermediğimizi
ilan ediyorum. Benim askerimin Lübnan'da işi yok. Eğer sizin ihtiyacınız
varsa -siz nasıl olsa 22 Temmuzdan sonra boş kalacaksınız- hepiniz
silahlanır, gidersiniz oraya.
Saygılar sunuyorum.
(Anavatan Partisi sıralarından alkışlar)
İBRAHİM ÖZDOĞAN (Erzurum)
- Kendileri gitsinler, kendileri!
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Sarıbaş.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen.
Şahsı adına da söz isteği
var, bu iki isteği birleştiriyorum.
Buyurun. (CHP sıralarından
alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR
ÖYMEN (İstanbul) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Lübnan'da
görev yapan Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü UNIFIL'in bünyesinde
Türk Silahlı Kuvvetlerinin görev süresinin uzatılmasına ilişkin
Başbakanlık Tezkeresi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubunun
görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle,
yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkan, bu meselenin
özüne girmeden önce bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum: Türkiye
Büyük Millet Meclisi seçim kararı almıştır. Seçim kararı almış meclisler
ve o dönemde görev yapan hükûmetler, uluslararası teamüle göre, ancak
cari işlerle uğraşırlar. Günlük, devletin günlük işleriyle uğraşırlar,
olağanüstü bir durum, bir savaş durumu gibi bir olağanüstü, beklenmedik
bir durum ortaya çıkmadıkça.
Şimdi, bakıyoruz,
Hükûmet, sanki seçim kararı alınmamış gibi, sanki Anayasa'mızın
102'nci maddesine göre Cumhurbaşkanı seçilemediği için derhal seçime
gidilmesi zorunlu olan bir durum ortaya çıkmamış gibi, tutuyor
uzun süre iş başında kalacak bir hükûmetmiş gibi, bir meclismiş gibi
kararlar alıyor ve bu Meclise bu yönde öneriler getiriliyor. Bunların
en önemlisi, bildiğiniz gibi Anayasa değişikliği önerisidir.
Değerli arkadaşlarım,
geçen gün de başka vesileyle söyledim, burada bir kere daha tekrarlayayım.
Biz inceledik ve dünya tarihinde bunun bir örneğini bulamadık. Seçim
kararı almış bir hükûmetin bir anayasa değişikliğine gittiğinin
örneğini göremedik. Seçim kararı almış hükûmetler, yalnız anayasa
değişikliği gibi böyle önemli, özlü konularda değil, başka konularda
da karar almaktan çekiniyorlar, önemli ihaleler yapmamak gibi,
uzun vadeli kararlar almamak gibi, bir sonraki meclisin, bir sonraki
hükûmetin görev sahasına giren konularda karar almamak gibi. Buna
bütün ülkeler özen gösteriyorlar, bizim Hükûmetimiz hariç. Şimdi,
Hükûmetin Meclise bu defa sunduğu Lübnan'la ilgili öneri de tam bu
çerçeveye giriyor.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
Birleşmiş Milletlerin Lübnan'daki askerî birliğinin görev süresi
ne zaman sona eriyor? 31 Ağustos 2007 tarihinde. Türkiye Büyük Millet
Meclisi, Hükûmete orada askerî birlik bulundurmak için hangi tarihe
kadar yetki verdi? 5 Eylül 2007. Peki, sizin şimdi aceleniz ne? Niçin
Meclise bu konuyu şu anda getiriyorsunuz da gelecek hükûmetin, gelecek
meclisin bir değerlendirme yapmasına fırsat bırakmadan Türkiye'nin
elini kolunu bağlıyorsunuz? Buna hakkınız var mı? Buna yetkiniz
var mı? Bırakınız, sizden sonraki meclis karar versin. Bırakınız,
sizden sonraki hükûmet karar versin. Sizden sonraki hükûmet bütün konuları,
bütün gelişmeleri birlikte görsün, birlikte değerlendirsin. Lübnan'da
neler oluyor, Orta Doğu'da neler oluyor, orada askerî birlik bulundurmak
Türkiye'nin lehine midir değil midir, bölgeye katkı sağlar mı sağlamaz
mı, bırakın sizden sonrakiler karar versin. Bu ne telaştır, bu ne
aceledir, yani bunu anlamak kabil değil. Hükûmet, başka konularda
yaptığı gibi, bu konuda da âdeta yangından mal kaçırır gibi, ne kadar
karar mümkünse o kadar karar çıkaralım, Meclisi gece yarılarına
kadar çalıştıralım...
Değerli arkadaşlar,
bu, uluslararası teamüllere hiç uygun olmayan, Parlamento alışkanlıklarına,
Parlamento çalışma usullerine hiç uygun olmayan bir yaklaşımdır.
Değerli arkadaşlar,
bu vesileyle bir iki hususa dikkatinizi çekmek istiyorum Lübnan'la
ilgili olarak. Geçen yıl 12 Temmuzda başlayan ve İsrail'in Lübnan'a
saldırısıyla gelişen olaylarda yüzlerce sivil hayatını kaybetti,
975 bin Lübnanlı ile 500 bin İsrailli evsiz kaldı ve ne yazık ki, Birleşmiş
Milletler, bu büyük insanlık dramı karşısında çok uzun süre sessiz
kaldı, tepki gösteremedi. Orada İsrail uçakları Birleşmiş Milletler
gözlem postalarını vurdular, Birleşmiş Milletler askerlerini öldürdüler,
onu bile kınamaya cesaret edemediler, hiçbir Batılı ülke ciddi
bir tepki ortaya koyamadı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, o zaman
bu saldırıları çok açık biçimde kınadık ve İsrail bombardımanının
hemen durdurulması gerektiğini söyledik. Çatışmalar 14 Ağustos
2006 tarihinde durdu ve o tarihe kadar Lübnan'da tam 3,6 milyar dolarlık
tahribatın olduğu tespit edildi.
Değerli arkadaşlarım,
biz, Sayın Genel Başkanımızla birlikte Lübnan'ı ziyaret ettik, Güney
Lübnan'a gittik, askerlerimizin durumunu yerinde gördük, birliğimizi
ziyaret ettik, oradaki askerlerimizin, subaylarımızın, astsubaylarımızın
görevlerini büyük bir sorumluluk duygusuyla yerine getirdiklerini
iftiharla gördük. Bu, işin bir tarafıdır ama işin bir de başka tarafı
var. Bizim oradaki askerî mevcudiyetimizin dayandığı kuralları
dikkate almak zorundayız. Geçen defa bu konu gündeme geldiğinde,
biz, bu Mecliste bunları size açıklamıştık. Meclise, maalesef,
Hükûmetçe yeterince bilgi verilmemişti, ama biz, Birleşmiş Milletlerin
1701 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı'nın içeriğini burada anlatmıştık,
UNIFIL'in birinci ve ikinci bölümünün hangi koşullar altında görev
yaptığını anlatmıştık.
Şimdi, o tarihten sonra
ne oldu? Durum Lübnan'da sükûnete kavuştu mu? Biz Lübnan'a gittiğimizde
son derece perişan bir manzarayla karşılaştık. Sosyalist Enternasyonal
Başkanı Sayın Papandreu'nun daveti üzerine Sayın Genel Başkanımız
Lübnan'a gitti ve orada Cumhurbaşkanıyla, Başbakanla, Meclis Başkanıyla,
siyasi partilerin başkanlarıyla, önde gelen temsilcileriyle görüşmeler
yaptı ve bu temaslar sırasında Lübnan'daki durumun ne kadar perişan
olduğunu gördük.
Başbakanın davetine
girdik. Başbakanlık binasına dikenli teller arasında, tankların
koruduğu küçücük kapılardan girebiliyorsunuz. Güvenlik yok. Hiçbir
kimse Lübnan'da güvenliğinden emin değil. Biz Başbakanlığa gitmeye
hazırlanırken otelimizde, büyük böyle silah sesleri duyduk, çok
miktarda ateş açan birliklerin seslerini duyduk, kim kime saldırıyor
belli değil.
Şimdi, böyle bir kargaşa
ortamında Türk askerleri görev yapıyor ve Türk Deniz Kuvvetleri görev
yapıyor. Bu arada ne oluyor? Bu arada Lübnan ordusu, ülkenin kuzeyinde
Fetih El İslam örgütünün üslendiği Nahr el Berid mülteci kampını
ablukaya alıyor. Orada yeni bir örgüt çıkıyor ortaya, şiddete başvuran
bir örgüt çıkıyor ortaya ve iki gün içinde 61 kişi öldürülüyor. Fetih
El İslam, El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia edilen bir örgüttür. Yani,
Lübnan'da böyle bir çatışma ortamı var ve Lübnan'ın neresine bu çatışma
ortamının sirayet edeceğini, Hizbullah'ın hangi aşamada ne ölçüde
devreye gireceğini bugünden tespit etmek mümkün değil.
Şimdi, değerli arkadaşlarım,
bunun dışında da Orta Doğu'da gene Filistin ile İsrail arasında aynı
bölgede çok ciddi çatışmalar oluyor. İsrail daha birkaç gün önce
bir Filistinli Bakanı tevkif etti. Orada bir taraftan Hamas örgütü
İsrail'e füze saldırılarında bulunuyor, bir taraftan İsrail uçakları
Filistinlileri bombardıman ediyorlar, yani orada da güvenlik ortamı
hiçbir şekilde sağlanmış değildir ve bu ortam içinde maalesef Türk
askerleri bu sınıra çok yakın bir yerde görev yapmaktadırlar.
Şimdi değerli arkadaşlarım,
gayet tabii ki "barış gücü" insani bir görevdir. Türkiye de
Kore Savaşı'ndan bu yana Birleşmiş Milletler Barış Gücü çerçevesinde
çeşitli ülkelerde görev yapmıştır ve bu konudaki talepleri elinin
tersiyle geri çevirmemiştir. Ama, bütün hükümetler böyle bir taleple
karşı karşıya kaldıkları zaman incelemişlerdir. Bizi davet eden
ülke kimdir? Biz orada ne yapacağız? Kimi kime karşı koruyacağız?
Şimdi, Lübnan'daki durum
hakkında size iki tane bilgi vermek istiyorum: Şimdi, bizim koruma
için, Lübnan ordusuna destek olmak için asker gönderdiğimiz ülke ne
yapmıştır? En son yaptığı işlerden biri, Güney Kıbrıs Rum Yönetimiyle
bir anlaşma imzalamıştır. Ne diyor bu anlaşma? Kıbrıs ile Lübnan arasındaki
deniz sahasının altındaki kıta sahanlığını paylaşıyorlar, oradaki
petrol rezervlerini paylaşıyorlar uluslararası hukuka aykırı
biçimde. Düşünebiliyor musunuz, bir Çin ve bir Norveç firması araştırma
yapıyor ve orada 8 milyar varil değerinde, 450 milyar dolarlık petrol
rezervi bulunduğunu tespit ediyor ve bu petrolü paylaşmak için, gidiyor
Kıbrıslı Rumlar, bir taraftan Mısır'la anlaşma yapıyor, bir taraftan
Lübnan'la anlaşma yapıyor ve Lübnan bu anlaşmanın altına imza atıyor;
elimizde metni var, tarihi var, ayrıntıları var. Hükûmetimiz buna
acaba yeterli tepki gösterdi mi? Bu imzayı iptal ettirdiniz mi? Siz
orada asker bulunduruyorsunuz, siz o ülkeyi koruyorsunuz ve sizin
koruduğunuz ülke, sizin için can alıcı bir konuda, sizi hasım sayan
bir devletçikle -Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle- böyle bir anlaşma imzalıyor.
Şimdi, bunu siz içinize sindirebiliyor musunuz? Şimdi, bu soruyu
bir kenara koyuyoruz.
Madde iki… Başka ne yapıyor?
Lübnan Parlamentosu bir karar alıyor ve bu kararla Ermeni soykırımı
iddiasını kabul ediyor, üstelik "1915 ile 1923 yılları arasındaki
soykırım." diyor. Yani, bizim 19 Mayıs 1919'dan sonraki dönemi
de kapsayan, Cumhuriyetin ilanına kadar olan dönemi kapsayan bir
soykırım iddiasını Lübnan Meclisi kabul ediyor.
Değerli arkadaşlarım,
şunu düşünebilirsiniz: "Efendim, işte Mecliste kararlar çoğunlukla
alınır. Ne yapalım? Orada, bizimle bugün muhatap olan Lübnanlı devlet
adamları herhâlde bunun dışında kalmışlardır, bu kararı benimsemiyorlardır."
diye düşünenler olabilir aranızda. Böyle düşünenleri rahatlatayım,
hemen cevabını vereyim. Bu karar, değerli arkadaşlarım, Lübnan
Parlamentosunda oy birliğiyle alınmıştır, oy birliğiyle. Bugün,
sizin oturduğunuz, el sıkıştığınız, askerî birlik gönderilmesi vesilesiyle
görüşme yaptığınız insanlar, bu soykırım iddiasını imzalayan insanlardır.
Bunu biliyor musunuz? Ve bu ülkede asker bulunduracaksınız! Ne niçin?
Ne niçin? Türkiye'nin hangi çıkarları bunu gerektiriyor? Efendim,
Hükûmet mensupları "Biz oraya asker göndermezsek bölgede itibarımız
kalmaz." diyorlardı.
Değerli arkadaşlar,
yıllardan beri, UNIFIL Lübnan'da görev yapıyor ve bizim askerimiz
yoktu orada, itibarımız mı sarsıldı? Orta Doğu'nun en önemli ülkelerinde
Mısır'ın UNIFIL'de askeri yok. Mısır'ın itibarı mı sarsılıyor? Bu iddialar,
gerçekten, ciddiye alınacak iddialar değildir. Şimdi, askerinizin
bulunması zorunlu olmayan bir yerde, üstelik daha uzun süresi varken
mevcut yetkinizin, siz geliyorsunuz, alelacele, bu Meclisten karar
almaya çalışıyorsunuz. Bunu bizim anlamamız kabil değildir, tasvip
etmemiz kabil değildir, oy vermemiz kabil değildir.
Şimdi, meselenin başka
tarafına geçelim. Değerli arkadaşlarım, siz, asker bulundurmamızın
çeşitli sakıncaları olan, ama faydası olması olmadığı aşikâr olan
bir bölgede asker bulunduracaksınız, ama asker bulundurmamızın
zorunlu olduğu yere asker göndermek için gelip Meclisten yetki istemeyeceksiniz!
İşte bunu anlamak kabil değildir. Kuzey Irak'tan bahsediyorum anlayacağınız
gibi, gayet iyi anlayacağınız gibi.
Kuzey Irak'taki durum,
değerli arkadaşlarım, size çok açıkça söylüyorum, dünya yüzünde
hiçbir örneği olmayan bir durumdur. Dünyanın üzerinde hiçbir yerde,
bir terör örgütü olacak, ama o terör örgütünü etkisiz kılmakla görevli
bir güvenlik gücü olmayacak, böyle bir durum dünyanın hiçbir yerinde
yok. Nerede bir terör örgütü varsa, o ülkede, o terör örgütünü bertaraf
etmek için görevli bir güvenlik gücü var. Tek istisnası Irak'tır. Böyle
bir şey olamaz. Siz bunu içinize sindiremezsiniz. Lübnan meselesini
getireceğinize, bunu getirin Meclise.
Bakınız, daha birkaç
gün önce, Ankara'nın göbeğinde, çok sayıda vatandaşımız, masum insanımız
hayatını kaybetti, birçok vatandaşımız yaralandı. Türkiye'nin
her köşesinde benzeri saldırıları yapmak için hazırlanan canlı
bombalar, patlayıcılarla birlikte yakalanıyor. Allah korusun,
yarın, başka bir yerde benzeri olayların olmayacağını kimse temin
edemez bize.
Peki, bu olayların
kaynağı neresi? Kuzey Irak. Kuzey Irak'taki terör örgütünü etkisiz
kılmak için kim ne yapıyor? Hiç kimse, hiçbir şey yapmıyor, Türk Hükûmeti
dahil. Biz buna isyan ediyoruz. Biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak
buna isyan ediyoruz. Türk devleti, cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman
bu duruma düşürülmemişti. Siz ne yapmak istiyorsunuz? "Efendim,
yabancı ülkeleri ikna edemedik. Irak'la temaslarda bulunduk, gittik
geldik; Irak Başbakanıyla konuştuk, yetkilileriyle konuştuk, Irak
Hükûmetinin o teröristleri etkisiz kılmasını sağlayamadık."
Maşallah! Siz okumuyor musunuz, gazeteleri bilmiyor musunuz? Irak
Hükûmeti şu sırada kendini koruyacak durumda değil, Bağdat'ı koruyacak
durumda değil. Amerikan askerleri geliyor, Amerikan askerlerinin
gücü bile Bağdat'ı korumaya yetmiyor. Böyle bir durumda Irak hangi
güçle, hangi birlikle gelip sizin sınırınızda üç yüz kilometreyi
aşkın bir bölgeyi koruyacak? Mümkün değil. İstese de yapacak durumda
değil.
O zaman kim yapacak? Amerika
yapacak. Orada 150 bin civarında askeri var. Amerika'ya söylüyorsunuz,
Amerika da yapmıyor. Diyor ki: "Benim oraya tahsis edecek askerim
yok." Biz Amerikalılara dedik ki: "Askeriniz yoksa, uçağınız
da mı yok? Yani, bir hava operasyonu dahi mi yapamazsınız sorumlu
olduğunuz bir bölgedeki bir terör örgütüne? Sizin de terörist örgüt
saydığınız bir örgüte karşı bir hava operasyonu dahi mi yapamazsınız?"
"Efendiler, uçaklarımızın başka görevi var." Şimdi anlıyoruz
ne görevi olduğunu. Demek ki Hakkâri bölgesinin üzerinden uçmak görevi
varmış! Teröristlere tahsis edemiyorlar, ama Türkiye'nin üzerinden
uçmaya tahsis ediyorlar uçakları. Eğer oralarda uçuracak uçağınız
varsa, önce terörist hedeflere yönelik kullanacaksınız bu uçakları,
bir müttefik ülkenin topraklarını denetlemek için değil. Efendim,
kaza olmuş! Böyle, bu devirde, bu teknolojinin olduğu devirde, değerli
arkadaşlarım, böyle kazaların olmasını biz hayretle karşılarız.
Çok dikkatli olmamız
gereken günlerden geçiyoruz ve Hükûmetten maalesef tepki göremiyoruz.
Sayın Dışişleri Bakanı demeç veriyor: "Efendim, bu konuda bilgi
alamadık askerlerden." diyor. Asker niye bildirmesin? Böyle
bir olay olduğunda, hepimiz tecrübeyle biliyoruz ki, askerler anında
Hükûmete bilgi verirler, anında Dışişlerine bilgi verirler. "Bakalım,
kaç dakika kalmış?" diyor. Yani, üç dakika kalması ile dört dakika
kalmasının sizin açınızdan, Hükûmet açısından acaba ne gibi bir farkı
var? Bunlar olacak şeyler değil ve siz bunlara karşı hiçbir tepki gösteremiyorsunuz,
asker gönderemiyorsunuz, sizden önceki hükûmetlerin yaptığını yapamıyorsunuz
değerli arkadaşlarım. Bu, olacak iş değil.
Siz, asker göndermek
yerine, efendim, "oturalım, bekleyelim" diyorsunuz,
"özel temsilciler çare bulsun." Bu özel temsilciler yoluyla,
acaba, nerede terörle mücadele ediliyor? Amerika, niçin Irak'taki
terörist faaliyetlerle özel temsilci vasıtasıyla mücadele etmiyor?
Niçin Afganistan'a özel temsilci göndermiyor da, Türkiye'yle özel
temsilci vasıtasıyla, PKK'yı engellemeye çalışıyor? Bunlar olacak
şeyler değil. Yani, gerçekten kendisine saygısı olan hiçbir ülke bunu
kabul edemez.
Şimdi, işin özeti şu:
Aramızda anlaşma var, 1926 Anlaşması. Bu Anlaşma çerçevesinde,
Irak, sınırı korumak durumunda, terörle mücadele etmek zorunda.
Yapamıyor, Amerika da yapmıyor. "Biz yapalım." diyoruz,
"Hayır, siz de yapmayın." diyorlar. Bu ne demektir? Yani, bu, teröristlere
nasıl bir mesajdır? Bu, Türkiye'ye nasıl bir mesajdır?
Değerli arkadaşlarım,
ben, size şunu söyleyeyim: Ben, böyle bir şeyin örneğini hiç görmedim.
Türkiye de Amerika da NATO ülkesidir. NATO'ya, Türkiye 1952 yılından
beri üyedir. Yarım yüzyıldan fazla bir süredir biz NATO ülkesiyiz.
NATO niçin kurulmuş? Devletlerin müşterek güvenlik ihtiyaçlarını,
müşterek savunma ihtiyaçlarını korumak için kurulmuş. Şimdi, Türkiye
ile Amerika, NATO içinde müttefik ülkelerdir, yani birbirlerinin
güvenliğini korumakla mükellef ülkelerdir.
1949 tarihli Washington
Anlaşmasını açıp bakacaksınız. Bu Anlaşma, ülkelerin birbirlerinin
güvenliğini korumak için ne kadar ileri taahhütler üstlendiklerini
ortaya koyuyor. Şimdi, 11 Eylül saldırılarından sonra, Amerika
bir terörist saldırıya uğradıktan sonra, biz bütün NATO ülkeleri
olarak Amerika'ya destek verdik. Birinci sırada hangi ülke vardı?
Ben, o sırada NATO'da daimi temsilciydim, birinci sırada Türkiye
vardı ve Amerikalılar NATO'da dediler ki: Hiçbir ülke bizi Türkiye
kadar desteklemedi" ve ben, burada, çok üzülerek, derin bir üzüntüyle
söylüyorum ki, Kuzey Irak'taki mücadelemizde hiçbir ülke bizi Amerika
kadar yalnız bırakmamıştır. Bunu üzüntüyle karşılıyoruz. Bu nasıl
bir ittifaktır? Bu nasıl bir ittifaktır ki, birbirinin güvenliğini
korumakla, birbirini desteklemekle görevli ülkeler olacak, ama o
ülkelerden biri öbürüne yönelik terörist faaliyetleri engellemek
için hiçbir şey yapmayacak ve terörist saldırıya muhatap olan ülkenin
kendini korumasına engel olacak!
Biz Amerika'ya gittik
geçenlerde, bunu sorduk "Bunun izahı nedir? Yani, bunu, bize nasıl
izah edeceksiniz, nasıl açıklayacaksınız?" dedik. Bulabildikleri
tek izah tarzı şu: "Efendim, biz, Kuzey Irak'ta istikrarın korunmasına
önem veriyoruz. Türkiye oraya bir askerî müdahalede bulunursa Kuzey
Irak'ın istikrarını koruyamayız." Biz dedik ki: "Kuzey
Irak'ın istikrarının bozulmasının bedeli eğer Türkiye'nin istikrarının
bozulması ise, yani Kuzey Irak'ta istikrarın korunmasının bedeli
Türkiye'de istikrarın bozulmasıysa, siz, bunu, kabul edemezsiniz.
Siz, Türkiye'nin müttefiki olarak, bir müttefik ülkenin istikrarının
bozulmasını içinize sindiremezsiniz, böyle bir durum olamaz."
Aman efendim, dokunmayın Irak'a orada istikrar bozulmasın, ama Türkiye'de
bozulsun. Böyle
şey olur mu? Bunu nasıl yaparsınız?
Değerli arkadaşlarım, biz Amerika'nın
düşmanı değiliz. Biz, Amerika'yla, dediğim gibi, yarım yüzyılı aşkın
zamandan beri ittifak ilişkisi içindeyiz; birbirimize büyük katkılarımız
oldu, büyük desteğimiz oldu. Amerika'yla iyi ilişkiler kurmayı biz
de isteriz, ama bu ülkenin masum insanlarının kanını akıtan, bu ülkenin
askerlerinin kanını akıtan bir terör örgütü, Amerika'nın etki alanındaki
bir ülkede serbestçe faaliyet gösteriyorsa buna sessiz kalamayız.
Gerçekten, biz Cumhuriyet Halk Partililer, Türkiye'nin, Türk Hükûmetinin
bu konudaki yetkisiz, aciz, beceriksiz ve cesaretsiz tutumunu kınıyoruz.
Bunu yapamazsınız, bu ülke hepimizin, bu insanlar hepimizin, ölen
insanlar hepimizin kardeşi, yalnız bizim değil, sizin de kardeşiniz,
bu memleketin çocukları.
Değerli arkadaşım biraz önce söyledi,
yani, biz "Bu konuları gelin Mecliste görüşelim." diyoruz,
genel görüşme önergesi veriyoruz, reddediyorsunuz; yani Türkiye
Büyük Millet Meclisi bu konuları görüşemeyecek. Neyi görüşecek?
Lübnan'daki askerî birliğimizin süresinin uzatılmasını görüşecek.
İşte, bunları
Değerli arkadaşlarım, bunları
Şimdi, bir değerli diplomatımız -emekli
olmuş- televizyonlarda açıklıyor: "Efendim, yalnız Türkiye'nin
hava sahasından geçmekle kalmadılar, Türkiye'nin üzerinden geçen
uçaklar, gittiler Irak'ı bombardıman ettiler." diyor. Siz buna
yetki verdiniz mi arkadaşlar? Adalet ve Kalkınma Partisine mensup
milletvekilleri, Türk hava sahasından geçen yabancı uçakların
Irak'a bombardımanda bulunması için yetki verdiler mi acaba? Biz vermedik. Böyle
bir talepte de Hükûmetin bulunduğunu duymadık. Böyle bir bilgi de
vermediler. Ne Mecliste verdiler ne Dışişleri Komisyonunda verdiler
ve şimdi öğreniyoruz ki, böyle bir hava operasyonunda, orada, Kuzey
Irak'ı bombardıman etmiş yabancı uçaklar Türkiye üzerinden. Yani,
onlar bunu yapabiliyor ama siz kendinize yönelik teröristlerin
üslerini kendi topraklarınızdan kalkan Türk uçaklarıyla vuramıyorsunuz.
Buna yetkiniz yok. Daha kötüsü, vurmayacağınıza dair anlaşma imzalıyorsunuz.
22 Eylül 2003 tarihli Dubai Anlaşması'nın metnini ben istedim Sayın
Devlet Bakanı Ali Babacan'dan, bize göndermek zorundalar, göndermedi.
Basına sızdı ve orada diyor ki: "1 milyar dolarlık hibe karşılığında
Türkiye Kuzey Irak'a asker göndermemeyi kabul edecektir, etmiştir."
Biz buna o kadar kuvvetli tepki gösterdik ki Cumhuriyet Halk Partisi
olarak, gelip de Meclise bunun onayını teklif bile edemedi Hükûmet. Teklif
bile edemedi ve ondan sonra anlaşma yürürlüğe giremedi, Mecliste
onaylanmamıştı ama imzalandı. Neyi imzalıyorsunuz? Kuzey Irak'a
asker göndermemeyi imzalıyorsunuz. Şu Türkiye'nin düştüğü duruma
bakın! Lübnan'a asker göndereceksiniz, ama ülkenize yönelik saldırıların
kaynağındaki Irak'a asker göndermemeyi yazılı olarak taahhüt edeceksiniz.
Türkiye'nin geldiği durum, bu durumdur. Bizim bunları anlamamız kabil
değil, makul karşılamamız kabil değil.
Şimdi, biz iktidara
gelince göreceksiniz nelerin değiştiğini. Biz bu ülkeyi sahipsiz
bırakmayacağız. Biz bu ülkenin çocuklarını o terörist saldırılar
karşısında korumasız bırakmayacağız. Sayın Genel Başkanımız
açıkladı, bu ülkeyi böldürmeyeceğiz, bu devleti böldürmeyeceğiz.
Bu devletin bölünmesi için haritalar hazırlayanların heveslerini
kursaklarında bırakacağız. Biz, Cumhuriyet Halk Partililer olarak
böyle bir gelişmeyi, gerçekten, Türkiye'ye o bölgede yapılanları
son derece haksız ve insafsız buluyoruz. Kimden gelirse gelsin. Bu
kadar cesaretsiz politikalar Türkiye'yi gerçekten kendi çıkarlarını
koruyamayan bir ülke hâline getirmiştir.
İşte, değerli arkadaşlarım,
içinde bulunduğumuz durum budur ve bu durumu derin bir üzüntüyle
karşılıyoruz.
Son olarak şunu söyleyeyim:
Yine, o değerli diplomatımızın açıkladığına göre, meğerse, Amerikalılar,
Türkiye üzerinden askerî amaçla kullanılmak üzere, ciplerle, birtakım
muharip unsurları Irak'a geçirmişler. Hangi yetkiyle? Hükûmet bunlara
izin verdiyse kimden aldığı yetkiyle verdi? Eğer yanlış hatırlamıyorsam,
biz, bu yüce Mecliste 1 Mart tezkeresini reddetmiştik. Peki, 1 Mart
tezkeresi reddedilmişken, siz bu topraklar üzerinden bir askerî operasyona
hangi hakla, hangi yetkiyle izin verdiniz? Arkadaşımızın yanlış
bilgi verdiğini tahmin etmiyorum? Lütfen, Hükûmet, gelsin, Meclis burada,
kürsü burada, bize izahat versin. Hangi yetkiyle bunu yaptınız? Değerli
arkadaşlarım, işte, bu durum, gerçekten, bütün bu anlattıklarım,
son derece üzüntü verici bir tabloyu ortaya koyuyor ve ben size şunu
bir kere daha büyük bir üzüntüyle ifade etmek istiyorum ki, biz, cumhuriyet
tarihimizde böyle bir duruma hiç düşmedik. Sınırımızı korumak
için başkasından icazet bekleyen bir ülke durumuna hiç düşmedik. Kendi
sınırımızı biz kendimiz koruruz, kimseden izin alacak hâlimiz yoktur.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
ONUR ÖYMEN (Devamla)
- Bitiriyorum Sayın Başkan, son cümlemi söyleyeceğim.
BAŞKAN - Buyurun efendim,
konuşmanızı lütfen tamamlayınız.
ONUR ÖYMEN (Devamla) - Kendi ülkemize
yönelik terörist saldırılarla kendimiz mücadele ederiz. Ha, Türkiye
teröristle mücadele etmesin diye bize fiziki engel koymak isteyenler
çıkarsa, o zaman, değerli arkadaşlarım, size İsmet Paşa'nın sözünden
cevap vereyim: "O zaman, bu dünya yıkılır, yeni bir dünya kurulur
ve Türkiye de o dünyada yerini bulur."
Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından
alkışlar)