DÖNEM: 22 CİLT: 159 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
113’üncü Birleşim
26 Mayıs 2007 Cumartesi
İ Ç İ N D E K İ L
E R
Sayfa
DÖNEM: 22 CİLT: 159 YASAMA YILI: 5
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
113’üncü Birleşim
26 Mayıs 2007 Cumartesi
İ Ç İ N D E K İ L
E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde
Değişiklik Yapılması Hakkında 10/5/2007 tarihli ve 5660 sayılı Kanun'un
bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi (3/1281)
IV. - ÖNERİLER
A) SİYASİ PARTİ GRUBU ÖNERİLERİ
1.- Gündemdeki sıralama ile 1/1368 esas numaralı
Cumhurbaşkanlığınca bir kez daha görüşülmek üzere geri gönderilen
Kanun'un, Başkanlıkça havale edildiği komisyonlardaki görüşmelerine
kırk sekiz saat geçmeden başlanmasına ilişkin AK Parti Grubu önerisi
V. - USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER
1.- Cumhurbaşkanlığınca bir kez daha görüşülmek
üzere geri gönderme tezkeresinin Genel Kurulun bilgisine sunulmadan,
Başkanlıkça havale edildiği komisyonlardaki görüşmelerine kırk
sekiz saat geçmeden başlanmasının komisyona tavsiye edilmesine
ilişkin AK Parti Grubu önerisinin İç Tüzük'e aykırı olduğu hakkında
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
3.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet
Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
4.- Merkezi Finans ve İhale Biriminin İstihdam
ve Bütçe Esasları Hakkında Kanun Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum
Komisyonu Raporu ile İçtüzüğün 37 nci Maddesine Göre Doğrudan Gündeme
Alınma Önergesi (1/1317) (S. Sayısı: 1428)
5.- Sendikalar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu
Raporu (1/1230) (S. Sayısı: 1250)
VII. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- Samsun Milletvekili Haluk Koç'un, Aksaray Milletvekili
Ali Rıza Alaboyun'un, konuşmasında, partisine sataşması nedeniyle
konuşması
2.- Erzurum Milletvekili İbrahim Özdoğan'ın, Erzurum
Milletvekili Mustafa Nuri Akbulut'un, konuşmasında, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
VIII. - OYLAMALAR
1.- Merkezi Finans ve İhale Biriminin İstihdam
ve Bütçe Esasları Hakkında Kanun Tasarısı'nın oylaması
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 11.03'te açılarak yedi oturum
yaptı.
Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi
ile Enerji Satışına İlişkin 8/5/2007 tarih ve 5654 sayılı Kanun'un bazı
maddelerinin Anayasa'nın 89 ve 104'üncü maddeleri uyarınca bir kez
daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Suriye'ye yaptığı
resmî ziyarete katılması uygun görülen milletvekillerine ilişkin
Başbakanlık tezkeresi kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının:
1'inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
2'nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
3'üncü sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair (2/820) (S. Sayısı: 1337),
6'ncı sırasında bulunan, Sendikalar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair (1/1230) (S. Sayısı: 1250),
7'nci sırasında bulunan, Kayseri Milletvekili
Taner Yıldız'ın, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında
(2/1016) (S. Sayısı: 1412),
8'inci sırasında bulunan, Türkiye Cumhuriyeti
Hükümeti ile Ukrayna Hükümeti Arasında Uzayın Araştırma ve Kullanımı
Konularında İşbirliği Anlaşmasının
Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında (1/491) (S. Sayısı:
1380),
Kanun Tasarı ve Teklifleri, ilgili komisyon yetkilileri
Genel Kurulda hazır bulunmadıklarından;
Ertelendi.
4'üncü
sırasında bulunan, Ankara Milletvekilleri Eyyüp Sanay ve Nur Doğan
Topaloğlu'nun, Doğal Gaz Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Teklifi (2/1018) (S. Sayısı: 1425) görüşmelerini müteakiben,
elektronik cihazla yapılan açık oylamadan sonra,
5'inci
sırasında bulunan, Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Faruk Bayrak'ın,
388 Sayılı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/999) (S. Sayısı: 1424) yapılan
görüşmelerden sonra,
Samsun
Milletvekili Haluk Koç, Ordu Milletvekili Eyüp Fatsa'nın, konuşmasında,
Genel Başkanlarına sataştığı iddiasıyla bir açıklamada bulundu.
Alınan karar gereğince, 26 Mayıs 2007 Cumartesi
günü saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 22.50'de son verildi.
|
Nevzat Pakdil |
|
|
|
|
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
|
|
|
Yaşar Tüzün |
Mehmet Daniş |
Ahmet Küçük |
Ahmet Gökhan Sarıçam |
|
|
Bilecik |
Çanakkale |
Çanakkale |
Kırklareli |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
No.: 153
II. - GELEN KÂĞITLAR
26 Mayıs 2007 Cumartesi
Rapor
1.-
Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü'nün; Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu
(2/1020) (S. Sayısı: 1432) (Dağıtma tarihi: 26.5.2007) (GÜNDEME )
26 Mayıs 2007 Cumartesi
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 11.06
BAŞKAN : Başkan Vekili Nevzat PAKDİL
KÂTİP ÜYELER : Ahmet KÜÇÜK (Çanakkale), Mehmet DANİŞ (Çanakkale)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük
Millet Meclisinin 113'üncü Birleşimini açıyorum.
Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.
Cumhurbaşkanlığının bir tezkeresi vardır; okutup
bilgilerinize sunacağım.
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) TEZKERELER VE ÖNERGELER
1.- Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında 10/5/2007 tarihli ve 5660 sayılı Kanun'un bir kez
daha görüşülmek üzere geri gönderildiğine ilişkin Cumhurbaşkanlığı
tezkeresi (3/1281)
25/05/2007
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığına
İlgi: 11.05.2007 günlü,
A.01.0.GNS.0.10.00.02-32263/71597 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulu'nca 10.05.2007 gününde kabul edilen 5660 sayılı
"Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun" incelenmiştir.
1- Yasa'nın,
-2. maddesinde,
"Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 79 uncu maddesinin ikinci fıkrasında geçen 'seçim tutanaklarını'
ibaresinden sonra gelmek üzere 've Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını'
ibaresi; son fıkrasında geçen 'halkoyuna sunulması' ibaresinden
sonra gelmek üzere, 'Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi'
ibaresi eklenmiştir."
- 4. maddesiyle değişik,
Anayasa'nın 101. maddesinde,
"Cumhurbaşkanı,
kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet
Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine
sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.
Cumhurbaşkanının görev
süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.
Cumhurbaşkanlığına
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından
aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile
mümkündür. Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde
geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi
partiler ortak aday gösterebilir.
Cumhurbaşkanı seçilenin,
varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi
üyeliği sona erer."
- 5. maddesiyle değişik,
Anayasa'nın 102. maddesinde,
"Cumhurbaşkanı
seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış
gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı
takip eden altmış gün içinde tamamlanır.
Genel oyla yapılacak
seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı
seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı
izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk
oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların
çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
İkinci oylamaya katılmaya
hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi
halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya
göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın
kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli
oyların çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilmiş
olur.
Cumhurbaşkanı göreve
başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi
devam eder.
Cumhurbaşkanlığı seçimine
ilişkin usûl ve esaslar kanunla düzenlenir.",
- 6. maddesiyle Anayasa'ya
eklenen,
Geçici 18. maddede,
"Türkiye Cumhuriyeti
Anayasasının 67 nci maddesinin son fıkrası, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin
yapılabilmesi için; çıkarılması gereken kanun hükümleri ile seçim
kanunlarında yapılacak değişiklikler bakımından dikkate alınmaz."
Geçici 19. maddede
de,
"Onbirinci Cumhurbaşkanı
seçiminin ilk tur oylaması, bu Kanunun Resmi Gazetede yayımını
takip eden kırkıncı günden sonraki ilk Pazar günü, ikinci tur oylaması
ise ilk tur oylamayı takip eden ikinci Pazar günü yapılır.
Anayasa'nın 101 inci
maddesi uyarınca gösterilen adaylar, yazılı muvafakatları ve Anayasanın
değişik 101 inci maddesindeki şartları ihtiva eden ve diğer ilgili
belgelerle birlikte ilk tur oylama tarihinden otuz gün önce Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına başvururlar. Adayların başvurularında
eksik bilgi ve belgelerin tespit edilmesi halinde Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı tarafından, eksikliklerin giderilmesi
için üç günlük kesin süre verilir. Bu süre içinde eksikliklerin giderilmemesi
halinde adaylar, kendiliğinden adaylıktan çekilmiş sayılırlar.
Türkiye Büyük Millet
Meclisi Başkanlığınca, Anayasanın 101 inci maddesinde belirtilen
nitelikleri taşıdıkları anlaşılan adaylara ilişkin kesin liste
iki gün içinde ilan edilir ve Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığına bildirilir.
Cumhurbaşkanı adayı
gösterilen kamu görevlisi, aday gösterildiği tarihten itibaren
görevinden ayrılmış sayılır. Görevinden ayrılan kamu görevlisinin
Cumhurbaşkanı seçilememesi halinde görevine geri dönmesi konusunda
ilgili kanun hükümleri uygulanır.
Birinci tur seçim sonuçlarının
kesinleşmesinden ikinci tur oylamanın sonuçlanmasına kadar, ikinci
oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme
yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın
birinci oylamadaki oy sıralaması esas alınarak sıradaki adayla
doldurulması suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması
halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların
çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanının seçilmesine
ilişkin usûl ve esasların kanunla düzenlenmesine kadar, 10/6/1983 tarihli
ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 26/4/1961 tarihli ve 298
sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında
Kanun, 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasî Partiler Kanunu, 23/5/1987
tarihli ve 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması
Hakkında Kanun ile diğer kanunların bu maddeye aykırı olmayan hükümleri
uygulanır."
düzenlemelerine
yer verilmiştir.
Yapılan düzenlemelerdeki
temel değişiklik, Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesinin
öngörülmesidir. Anayasa'nın 101 ve 102. maddelerinde buna ilişkin
düzenlemeler yapılmış; 79. maddesine ek kurallar getirilmiş; geçici
maddeler ile de, değişikliğin ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminde uygulanmasını
sağlamak üzere gerekli düzenlemeler yapılıp, yine ilk seçime ilişkin
yöntemler ve süreler belirlenmiştir.
Anayasa değişiklikleri
Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesiyle sınırlı kalmış, ilgili
diğer maddelerde herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
Cumhurbaşkanı seçiminin
basit bir yöntem sorunu olmaması, tersine Anayasa ile yeğlenen siyasal
sistemle doğrudan ilgili olması değişikliğin, Anayasa'daki siyasal
sistem yönünden incelenmesini gerektirmektedir.
Anayasa'nın 6. maddesinde,
egemenliğin kayıtsız koşulsuz Ulus'un olduğu vurgulanmıştır. Devlet
kudreti ya da egemenlik tek ve bölünmezdir ve Türk Ulusu'nundur.
Anayasa'nın 80. maddesinde,
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin, seçildikleri bölgeyi ya
da kendilerini seçenleri değil, tüm Ulusu temsil edecekleri belirtilmiştir.
Temsili rejimin dayandığı temel ilkeyi koyan bu kural, ulusal istencin
tek temsilcisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu göstermektedir.
Bunun içindir ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri siyasal partiler
aracılığıyla ya da bağımsız olarak halkın seçmesiyle milletvekili
sıfatını kazanmaktadırlar.
Yine Anayasa'nın 6.
maddesinde, Ulus'un, tek ve bölünmez nitelikteki egemenliğini, Anayasa'nın
koyduğu yetkili organları eliyle kullanacağı ve 7, 8, 9. maddelerinde
de yetkili organların yasama, yürütme ve yargı olduğu açıklanmıştır.
Böylece Anayasamızda,
devletin çeşitli işlevlerinin değişik organlarca yerine getirilmesi
biçiminde tanımlanabilecek erkler ayrılığı ilkesi kabul edilmiştir.
Erkler ayrılığını
kabul eden ülkelerde, erklerin sert ayrılığı ya da işbirliği içinde
yürümesine göre, sırasıyla başkanlık rejimi ya da parlamenter rejim
sözkonusu olmaktadır.
Anayasamızın Başlangıç
bölümünde, erkler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük
sıralaması anlamına gelmediği, belli Devlet yetki ve görevlerinin
kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı uygar bir işbölümü ve
işbirliği olduğu belirtilerek, parlamenter rejimin kabul edildiği
anlatılmıştır.
Anayasa'nın 8. maddesinin
gerekçesinde de, yasama ve yürütme erkleri kastedilerek,
"her iki kuvvetin Devlet faaliyetlerinin düzenlenmesinde eşitlik
ve denklik içinde işbirliği yapmalarını öngören parlamenter hükümet
sistemi bütün gerekleriyle uygulamaya konmuştur" anlatımıyla,
anayasamızda parlamenter sistemin kabul edildiği vurgulanmıştır.
Yasama ve yürütmenin
dengeli ve yumuşak ayrılığı olarak tanımlanan parlamenter rejimin
en önemli özelliği, yürütme organının siyasal kanadının yasama
organına karşı siyasal yönden sorumlu olmasıdır. Yasama organı,
hükümetin güvenoyu ile göreve başlamasını sağlamakta, hükümeti
denetlemekte ve gerektiğinde güvensizlik oyu ile düşürmektedir.
Parlamenter rejimin
ikinci özelliği yürütme organının yasamadan doğmasıdır.
Üçüncüsü, siyasal
yönden sorumsuz, yansız, denge ve istikrar öğesi bir devlet başkanının
varlığıdır. Parlamenter sistemin özü yönünden cumhurbaşkanının
rolü yansızlık ve hakemliktir.
Bu nedenle, yasama
organına karşı siyasal yönden sorumsuz kılınan cumhurbaşkanı etkin
siyasal bir organ değil, devletin sürekliliğini sağlayan, devleti
ve ulusu temsil eden yansız bir makamdır ve günlük politikanın dışındadır.
Kuşkusuz, her ülkenin
özel koşulları anayasası ile belirlenen rejimine yansımaktadır.
Ancak, somut rejim soyut modelde varolan temel niteliklere uygun
olmak zorundadır.
Anayasamızda da bu
zorunluluğa uyulmuştur. Anayasa'nın 110. maddesinde, Bakanlar Kurulu'nun
güvenoyu ile göreve başlaması; 111. maddesinde, Başbakan'ın görev
sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden güven istemesi; 112.
maddesinde Bakanlar Kurulu'nun yasama organına karşı siyasal yönden
sorumlu olması; 98, 99 ve 100. maddelerinde de, yasamanın Bakanlar
Kurulu'nu denetim yolları düzenlenmiştir.
Anayasa'da benimsenen
siyasal sistem klasik parlamenter rejimin niteliklerini taşımakla
birlikte, Cumhurbaşkanı'nın yetkileri yönünden bu sistemden uzaklaşıldığı,
Cumhurbaşkanı'na, iktidar gücüne karşı bir denge ve istikrar öğesi
olarak güçlü ve etkili bir konum verildiği görülmektedir.
Anayasa'nın,
- 8. maddesinde, yürütme
organı, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu olmak üzere iki kesimli
olarak öngörülmüş,
- 104. maddesinde,
Cumhurbaşkanı'nın Devlet'in başı olduğu, bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni
ve Türk Ulusu'nun birliğini temsil ettiği, Anayasa'nın uygulanmasını,
Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeteceği belirtilmiş,
- 102. maddesinde,
Cumhurbaşkanı'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce seçilmesi öngörülmüş,
- 109. maddesinde,
Cumhurbaşkanı'na Başbakan'ı ve bakanları atama yetkisi verilmiş,
- 104. maddesinde,
Cumhurbaşkanı'nın gerektiğinde Bakanlar Kurulu'na başkanlık edeceği
vurgulanmış,
- 104 ve 105. maddelerinde,
kararnameleri imzalamakla yetkili ve görevli kılınmış,
- 89, 104 ve 150. maddelerinde,
yasaları bir kez daha görüşülmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne
geri gönderme ve Anayasa Mahkemesi'ne dava açma yetkisi verilmiş,
- 130, 146, 155, 156,
157. maddelerinde de, kimi yüksek yargı organları üyelerini, Yükseköğretim
Kurulu Başkanı ve üyelerini, üniversite rektörlerini seçmek ve
atamakla yetkilendirilmiştir.
Görüldüğü gibi, Anayasa'da,
parlamenter hükümet sisteminin tipik temel niteliklerine yer verilmiş;
yasama ile yürütme arasında, yürütmenin iktidar gücünü dengeleyici
bir düzenek kurulmuş; Cumhurbaşkanı, anayasal düzeni işletmek ve
korumak amacıyla, seçimle işbaşına gelen ve yasama ile yürütmeden
oluşan iktidar gücüne karşı dengeleyici ve istikrarı sağlayıcı
yetkilerle donatılıp güçlendirilmiştir.
Cumhurbaşkanı, bir
denge ve istikrar öğesi olarak öngörüldüğü için, Anayasa'nın 102.
maddesinde, Cumhurbaşkanı seçilirken ilk iki turda üye tamsayısının
üçte iki çoğunluk oyu aranarak, her kesimi temsil edecek bir Cumhurbaşkanı
adayı üzerinde uzlaşılması öngörülmüştür. Seçimin sürüncemede
kalmaması için de son iki turda, Cumhurbaşkanı seçilebilmek için
üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu yeterli görülmüştür.
Anayasa'da güçlü bir
yürütme erki yaratılırken, yürütme organının hem siyasal kanadı
olan Bakanlar Kurulu, hem yansız kanadı olan Cumhurbaşkanı geniş
yetkilerle donatılmıştır.
Ayrıca, yine Anayasa'da
Başbakan, eşitler arasında birinci değil, güçlü bir lider niteliğinde
öngörülmüştür. Anayasa'nın 109. ve 112. maddelerine göre, bakanlar
Başbakan'ca seçilmekte, görevden alınmaları önerilebilmekte, yaptıkları
iş ve işlemlerden Başbakan'a karşı sorumlu bulunmaktadırlar.
İncelenen Yasa'nın
4. maddesi ile Anayasa'nın 101. maddesi değiştirilerek Cumhurbaşkanı'nın
halk tarafından seçilmesine olanak sağlanmaktadır.
Anayasa'nın parlamenter
sistem öngören hiçbir kuralına dokunmadan yalnızca Cumhurbaşkanı'nın
halk tarafından seçilmesinin öngörülmesi, örneği ve uygulaması
duyulmayan yeni bir sistem getirilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü,
bu sistem, bir yandan parlamenter modelden uzaklaşırken, öte yandan
da başkanlık ya da yarı başkanlık modelinin temel özelliklerini taşımamaktadır.
Böylesine, kuramsal
olarak ve uygulaması bilinmeyen bir sistemin ne gibi sorunlar yaratabileceğini
kestirmek güçtür. Ancak, yaratabileceği sorunların rejimi sıkıntıya
sokacağı açıktır.
Yukarıda da belirtildiği
gibi, Anayasamız, güçlü bir yürütme içinde güçlendirilmiş bir Cumhurbaşkanı
modeli öngörmektedir. Anayasa'nın 104. maddesinde, Cumhurbaşkanı'nın
yasama, yürütme ve yargıya ilişkin görev ve yetkilerine bir arada
yer verilmiş; 89, 91, 93, 108, 109, 114, 116, 117, 118, 120, 121, 122, 130,
131, 146, 150, 154, 155, 156, 157, 159 ve 175. maddelerde de bu görev ve
yetkiler ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
Parlamenter sistem
içinde, iktidar gücünü dengelemek için öngörülen bu geniş yetkiler,
halk tarafından seçilmiş bir Cumhurbaşkanı kullanımında çok farklı
ve rejim yönünden sakıncalı sonuçlar doğurabilecektir.
Bir yandan güçlü bir
Başbakan, bir yandan geniş yetkilerle donatılmış ve halk tarafından
seçilmiş bir Cumhurbaşkanı nedeniyle yürütme organı iki siyasal
istençten oluşacak, başka bir deyişle siyasal yönden iki başlı olacak
ve yürütme erki sorunlu duruma gelecektir.
Ayrıca, Anayasa'da
yansız niteliğiyle bir denge ve istikrar öğesi olarak öngörülen
Cumhurbaşkanı'nı halka seçtirmek, böylece yürütme organının her
iki kesimini de siyasallaştırmak Cumhurbaşkanı'nı denge ve istikrar
öğesi olmaktan çıkaracaktır. Başka bir anlatımla, Devlet'i temsil
eden Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesiyle, "dengeleyici"
yetkileri "icrai" niteliğe dönüşebilecektir.
Güçlendirilmiş yetkilere
doğrudan halk istenciyle seçilmiş olmanın vereceği manevi gücün
eklenmesi de, Cumhurbaşkanı'nı kolaylıkla siyasal sistemin egemen
öğesi durumuna getirebilecektir.
Çoğunluğu oluşmayan
bir parlamento ya da Cumhurbaşkanı'nı seçenden daha az bir çoğunluğa
dayanan Hükümet karşısında, halk oyunu doğrudan temsil eden Cumhurbaşkanı'nın,
ulusal istencin kendisinde oluştuğu bir makam durumuna yükseleceği,
çok daha güçlü bir demokratik geçerliliğe sahip olacağı; bu durumun
ise, Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin siyasal yönden kullanımını
kolaylaştıracağı açıktır.
Ayrıca, egemenliği
Ulus adına ancak diğer organlar bağlamında yürütme organı kullanmakta
iken, halkın seçimiyle işbaşına gelen Cumhurbaşkanı, Türk Ulusu'nun
birliğini temsil gücünden yararlanarak "yürütme organı"
dışında ulusal egemenliği kullanan bir makam durumuna gelebilecektir.
Bu arada, halkın seçmesiyle
göreve gelecek bir Cumhurbaşkanı'nın bulunduğu sistemin, Türkiye
Büyük Millet Meclisi karşısında ulusal istenci temsil yönünden sorun
yaratacağı da gözden uzak tutulmamalıdır. Başka bir anlatımla,
halkoyu ile seçilmiş Cumhurbaşkanı, ulusal egemenlik ve ulusu temsil
yönünden de varolan sistemle bağdaşmayacaktır.
Halk tarafından seçilen
Cumhurbaşkanı'nın, yine seçimle işbaşına gelen yasama organı ve
yürütme organının siyasal kanadı ile aynı siyasal düşünce ve görüşte
olması dengelenemez bir iktidar gücü yaratılmasına; tersi durum
ise, çekişmelere ve Devlet otoritesinin zayıflayıp bölünmesine
neden olabilecektir.
Devlet'in ve yürütme
organının başı olan Cumhurbaşkanı ile yasama organı arasında tam
çatışma ya da tam bütünleşme değil, "mesafeli bir uyum" bulunması
gerekmektedir. Cumhurbaşkanı'nın halkoyu ile seçilmesi, tam çatışma
ya da tam bütünleşme sonucunu doğurabilecektir. Bunun, Devlet düzeneğine
zarar vereceği açıktır.
Sistem değişikliği
yapmadan ya da anayasal sistemi tümüyle ele alıp gerekli düzenlemeleri
öngörmeden yalnızca Cumhurbaşkanı'nı halka seçtirmek parlamenter
rejimin özüyle bağdaşmamaktadır.
Anayasa'nın 102. maddesinde,
Cumhurbaşkanı'nın gizli oyla seçileceği; 101. maddesinde de, Cumhurbaşkanı
seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesileceği ve Türkiye Büyük
Millet Meclisi üyeliğinin sona ereceği belirtilmiştir. Böylece,
Cumhurbaşkanı'nın siyasal yönden yansız olması sağlanmıştır.
Nitekim, madde gerekçesinde,
"Parlamenter rejimde Cumhurbaşkanının tarafsızlığı esas teşkilat
hukukumuzda tartışılmaz bir ilkedir." denilerek, Cumhurbaşkanı'nın
yansızlığı açık biçimde vurgulanmıştır.
Cumhurbaşkanı'nın
halkoyu ile seçilmesi durumunda, seçmenin önüne nasıl bir programla
çıkacağı, nasıl bir propaganda ile seçim sürecine katılacağını
da kestirebilmek güçtür.
İncelenen Yasa'nın
4. maddesiyle yeniden düzenlenen Anayasa'nın 101. maddesinde, Cumhurbaşkanı
seçilenin, varsa partisi ile ilişiğinin kesileceğine ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyeliğinin sona ereceğine ilişkin kural aynen
korunmuştur.
Ancak, yapılan düzenlemede,
yirmi milletvekilinin yazılı önerisi ya da son genel seçimlerde
aldıkları toplam oy yüzde 10'u geçen siyasal partilerin Cumhurbaşkanlığı'na
aday gösterebilecekleri belirtilmiştir.
Bu düzenleme, milletvekilleri
ya da siyasal partiler uygun görmeden Cumhurbaşkanı adayı olunamayacağını
göstermektedir. Bu durumu, halkoyu ile seçilmenin özüyle bağdaştırmak
olanaksızdır.
Öte yandan, her iki kural
birlikte düşünüldüğünde, Cumhurbaşkanı adayının seçimi yapacak
halkın önüne siyasal görüntü içinde çıkma olgusu Cumhurbaşkanı'nın
yansızlığına gölge düşürecektir.
Ayrıca, Cumhurbaşkanı
adayını partilerin önermesi de, Cumhurbaşkanı'nın yansızlığı ile
bağdaşmamaktadır. Çünkü, halk genellikle kişiye değil, genel seçimlerde
olduğu gibi siyasal partiye oy verecek, Cumhurbaşkanı da seçimini
sağlayan partiye olan gönülborcu nedeniyle yansız ve bağımsız davranamayacaktır.
Demokrasilerde halktan
yetki almanın yolu, halkın karşısına siyasal programla çıkmayı gerektirmektedir.
Propaganda yapmadan seçilmek, siyasal parti örgütünden yararlanmadan
propaganda yapmak işin doğasına aykırıdır. Böyle bir yöntemle halkın
önüne çıkacak adayın siyasal konulardan uzak durması olanaksızdır.
Bu nedenledir ki, parlamenter sistem, devlet başkanının yansızlığını
sağlayabilmek için halkoyu ile seçimi öngörmemiştir.
Seçim kampanyaları
doğası gereği Ulus'un iki ya da daha çok kampa ayrıldığı bir ortamda
seçilecek Cumhurbaşkanı'nın Ulus'un birliğini temsil etmesi de olanaksız
denilebilecek kadar güç görünmektedir.
Sorumsuzluk durumu,
geniş yetkilere sahip olması, tek başına yaptığı işlemlerin yargı
denetimi dışı bırakılması yanında halk tarafından seçilmesi,
Cumhurbaşkanı'nın anayasal sistem üstü bir konuma gelmesine neden
olabilecektir. Başka bir anlatımla, halk tarafından seçilmesi sonucu
siyasal prestij kazanacak Cumhurbaşkanı'nın, hukuksal yönden kullandığı
yetkileri siyasal alana kaydırması kaçınılmaz olacaktır.
Böylece, yürütme organı
içinde, Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında yönetim krizi çıkabilecektir.
Bu krizi önleme ya da giderme düzeneğinden yoksun bir sistem rejime
zarar verecektir.
Cumhurbaşkanı'nın
halk tarafından seçilmesi bir sistem değişikliğini gerektirmektedir.
Bunun için kapsamlı bir düzenleme yapılması, Anayasa'nın değişmesi
gereken kurallarının birlikte ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir.
Böylesine önemli bir
sistem değişikliğinin, uzman akademisyenler, sivil toplum kuruluşları,
meslek örgütleri, siyasal partiler, ilgili kurum ve kuruluşlar
ile kamuoyunda tartışılıp olgunlaştırıldıktan sonra, Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nde tüm önerilerin özenle değerlendirilerek yapılması
en uygun yol olacaktır.
Değişikliğin, sistem
irdelenmeden yalnızca Cumhurbaşkanı seçimine indirgenmesi, anayasal
düzeni sorunlu duruma getirecektir. Gelecek dönemde, Türkiye Büyük
Millet Meclisi'nin siyasal yapısındaki olası değişme de gözönünde
bulundurulursa, bu sorunların çözümsüz kalacağı, bunun da bir rejim
çıkmazı yaratacağını söylemek yanıltıcı olmayacaktır.
Anayasalar, toplumsal
oydaşmanın sonucu oluşan istikrar belgeleridir. Bu belgelerin arkasında
tarihsel deneyimler ve kamuoyu baskısıyla biçimlenmiş süreçler
vardır.
Yapılmak istenen Anayasa
değişiklikleri ise, rejim krizinin aşılması, temel hak ve özgürlüklerin
geliştirilmesi, toplumsal gönencin artırılması gibi haklı bir gerekçeye,
kamuoyu isteğine ya da toplumsal uzlaşmaya dayanmamaktadır.
Daha açık anlatımla,
getirilmek istenen sistem değişikliğinin haklı ve kabul edilebilir
bir gerekçesi ve gerekliliği yoktur.
Parlamenter rejimden
sapma anlamına gelen, Devlet ve Ulus yaşamında çok önemli sonuçlar
yaratacak bu Anayasa değişikliğinin, temsilde adaletin sağlanamadığı
bir Meclis tarafından ve bu kadar kısa bir süre içinde, tartışılmadan,
olgunlaştırılmadan yapılmasının uzun erimli ve giderilmesi olanaksız
sakıncalar yaratacağı açıktır.
Üstelik bu değişiklik,
Cumhurbaşkanı'nı seçemediği için, Anayasa'nın 102. maddesi uyarınca
"derhal yenilenmesi" gereken bir Meclis tarafından gerçekleştirilmektedir.
Anayasa değişikliğinin gerektiğinde halkoyuna götürülmesi de
gözönünde bulundurulduğunda, hem halkoylamasının, hem bu oylama
sonucuna göre Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçiminin, hem de
genel seçimin neredeyse birlikte ya da üst üste yapılacağı bir gerçektir.
Böylesine önemli bir konunun, bu kadar sıkışık bir süreçte gündeme
getirilmesinin haklı ve kabul edilebilir bir gerekçesi olamaz.
Anayasa'nın 96. maddesinin
değiştirilip, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, yapacağı seçimler
de dahil tüm işlerinde üye tam sayısının en az üçte biri ile toplanacağının
belirtilmesi, Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin kurallarda, bu kadar
sıkışık bir süreçte yapılmak istenen değişikliğin yersizliğini
daha açık biçimde gözler önüne sermektedir.
2- 5660 sayılı Yasa'nın
4. maddesiyle yeniden düzenlenen, Anayasa'nın 101. maddesinin ikinci
fıkrasında,
"Cumhurbaşkanının
görev süresi beş yıldır. Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı
seçilebilir.",
düzenlemesine yer
verilmiştir.
Yapılan düzenleme
ile Cumhurbaşkanı'nın görev süresi 7 yıldan 5 yıla indirilmekte;
ancak, bir kişiye iki kez Cumhurbaşkanı seçilebilme hakkı getirilmektedir.
Anayasa'nın 104. maddesinde,
Cumhurbaşkanı'nın Devlet'in başı olduğu, bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni
ve Türk Ulusu'nun birliğini temsil ettiği, Anayasa'nın uygulanmasını
ve Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözeteceği
belirtilmiştir.
Ayrıca, Anayasa'da,
bu işlevlerini doğru yapabilmesi için Cumhurbaşkanı'nın tarafsız
olması gerektiği vurgulanmıştır.Cumhurbaşkanı'nın tarafsızlığı
yukarıda belirtilen işlevlerinin herhangi bir baskı ve etki altında
kalmadan yürütülmesi yönünden çok önemli görülmüştür.
Anayasa'nın 101. maddesine
göre, bir kişi ancak bir kez Cumhurbaşkanlığı yapabilmektedir. Cumhurbaşkanı'nın
iki dönem Cumhurbaşkanlığı yapamaması yansızlığının ve partilerüstü
konumunun gereğidir.
İkinci kez seçilme
olasılığı, Cumhurbaşkanı'nı, kimi siyasal partileri hoşnut etme,
bir siyasal partiyle, özellikle iktidarla özdeşleştirme yoluna
itebilecektir. Bu durum, Cumhurbaşkanı'nın yansızlığını zedeleyecek,
birleştirici, istikrar ve denge sağlayıcı işlevini anlamsız kılacaktır.
Öte yandan, Cumhurbaşkanı'nın
hiçbir baskı ya da etki altında kalmadan özellikle Anayasa'nın uygulanmasını
sağlama görevini eksiksiz yerine getirebilmesi için ikinci kez
seçilme kaygısı taşımaması gerekmektedir.
İkinci kez seçilebilme
kaygısı, görev ve yetkiler yerine getirilip kullanılırken ödün verilmesi
ve baskılara boyun eğilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bu nedenle,
bir kişiye ikinci kez Cumhurbaşkanı seçilebilme hakkının verilmesinin
uygun olmayacağı değerlendirilmektedir.
Yayımlanması yukarıda
açıklanan gerekçelerle uygun görülmeyen 5660 sayılı "Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun", Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha
görüşülmesi için, Anayasa'nın 104 ve 175. maddeleri uyarınca ilişikte
geri gönderilmiştir.
Ahmet
Necdet Sezer
Cumhurbaşkanı
BAŞKAN - Bilgilerinize
sunulmuştur.