DÖNEM: 22 CİLT: 157 YASAMA
YILI: 5
TÜRKİYE
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
TUTANAK DERGİSİ
107’nci Birleşim
16 Mayıs 2007 Çarşamba
İ Ç İ N D E K İ L
E R
Sayfa
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
II. - GELEN KÂĞITLAR
III. - BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili Bülent H. Tanla'nın, seçimlerin
temsilde adaleti, yönetimde istikrarı sağlayabilmesi için seçmen
kütüklerinin doğru tespit edilmesinin önemine ilişkin gündem dışı
konuşması
2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, desteklenmemeleri
nedeniyle şehirlere göç eden veya köylerinde kalan çiftçilerin
düştükleri duruma ilişkin gündem dışı konuşması
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER
İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212)
(S. Sayısı: 305)
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
3.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet
Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu
ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının
Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1343, 1/1291) (S. Sayısı:
1414)
V. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, konuşmasında, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
2.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik'in, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
3.- İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz'ün, İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol'un, konuşmasında, Başbakana sataşması
nedeniyle konuşması
4.- Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, Niğde
Milletvekili Orhan Eraslan'ın, konuşmasında, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
5.- Muş Milletvekili Sabahattin Yıldız'ın, Muş'a
Alparslan Üniversitesinin kurulması ve Alpaslan II Barajı'nın devreye
girmesi nedeniyle açıklaması
VI. - SORULAR VE CEVAPLAR
A) YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI
1.- İzmir Milletvekili Erdal KARADEMİR'in, Marmara
depremi sonrasında açılan davaların zaman aşımına uğramasına
ilişkin Başbakandan sorusu ve Adalet
Bakanı Fahri KASIRGA'nın cevabı (7/20916)
2.- Adıyaman Milletvekili Mahmut GÖKSU'nun, Yargıçlar
ve Savcılar Birliği'nin Danıştay'a dava açıp açmadığına ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Fahri KASIRGA'nın
cevabı (7/20999)
3.- Denizli Milletvekili Ümmet KANDOĞAN'ın,
vekâleten yürütülen idari görevlere ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Fahri KASIRGA'nın cevabı
(7/21501)
4.- İzmir Milletvekili Ahmet ERSİN'in, cezaevlerindeki
şartlara ve infaz koruma memurlarının sorunlarına ilişkin sorusu
ve Adalet Bakanı Fahri KASIRGA'nın
cevabı (7/21794)
5.- Adana Milletvekili N. Gaye ERBATUR'un, Ankara
Kız Lisesindeki bazı sorunlara ilişkin Başbakandan sorusu ve
Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/22006)
6.- Ordu Milletvekili İdris Sami TANDOĞDU'nun,
Ordu Aybastı İmam Hatip Lisesi binasının kullanımına ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/22037)
7.- İstanbul Milletvekili Berhan ŞİMŞEK'in, Bakanlık
merkez binasındaki tadilata ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/22042)
8.- Adana Milletvekili Atilla BAŞOĞLU'nun, Yüksek
Öğretim Kredi ve Yurtlar Kurumunda barınan öğrencilere ilişkin sorusu
ve Millî Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/22153)
9.- Bursa Milletvekili Kemal DEMİREL'in, ek ders
saatleriyle ilgili bir genelgeye ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK'in cevabı (7/22200)
I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ
TBMM Genel Kurulu saat 15.00'te açılarak altı oturum
yaptı.
Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Yılmaz Ateş, yeniden
Başkan Vekili seçilmesi dolayısıyla bir konuşma yaptı.
TBMM Başkanlığınca esas komisyon olarak Plan ve
Bütçe Komisyonuna havale edilmiş olan Bursa Milletvekilleri Mehmet
Emin Tutan ve Zafer Hıdıroğlu'nun (2/1014) esas numaralı Mera Kanununda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi'nin tarımla ilgili
olması nedeniyle esas komisyon olarak kendi komisyonlarına havale
edilmesine ilişkin Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanlığı
tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu; tezkerede belirtilen
istem, Plan ve Bütçe Komisyonunca da uygun bulunduğundan, gereğinin
yerine getirildiği açıklandı.
Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafız Özak başkanlığında
Almanya Federal Cumhuriyeti'ne yapılacak resmî ziyarete TBMM üyelerinden
oluşan bir heyetin katılmasına ilişkin Başkanlık tezkeresi;
Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker'in,
İran'a,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah
Gül'ün, Makedonya'ya,
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un, Rusya Federasyonu'na,
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç'un, Fas'a,
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in, Ukrayna'ya,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu'nun,
Bulgaristan'a,
Yaptığı resmî ziyarete katılacak milletvekillerine
ilişkin Başbakanlık tezkereleri;
Kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının 44'üncü sırasında bulunan 970 ve
970'e 1'inci ek sıra sayılı Kanun Teklifi'nin bu kısmın 6'ncı, 436'ncı
sırasında bulunan 1412 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin 10'uncu,
420'nci sırasında bulunan 1380 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 11'inci,
435'inci sırasında bulunan 1406 sıra sayılı Kanun Teklifi'nin
12'nci sırasına alınmasına; 14/05/2007 Salı günkü gelen kâğıtlarda
yayımlanan ve bastırılarak dağıtılan 1414, 1417 ve 1416 sıra sayılı
Kanun Tasarı ve Tekliflerinin kırk sekiz saat geçmeden, bu kısmın
5'inci, 9'uncu ve 13'üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin
sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin AK Parti Grubu
önerisi, yapılan görüşmelerden sonra, kabul edildi.
İzmir Milletvekili Yılmaz Kaya'nın, 5271 Sayılı
Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi'nin (2/819) İç Tüzük'ün 37'nci maddesine göre doğrudan gündeme
alınmasına ilişkin önergesi, yapılan görüşmelerden sonra kabul
edilmedi.
Muğla Milletvekili Hasan Özyer'in, Belediyelere
ve İl Özel İdarelerine Genel Bütçe Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında
Kanuna Bir Ek Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/265) İç Tüzük'ün
37'nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi,
yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.
Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan
Gelen Diğer İşler" kısmının:
1'inci sırasında bulunan, Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi'nin (2/212) (S. Sayısı:
305) görüşmeleri, daha önce geri alınan maddelere ilişkin komisyon
raporu henüz gelmediğinden;
2'nci sırasında bulunan, Bazı Kamu Alacaklarının
Tahsil ve Terkinine İlişkin (1/1030) (S. Sayısı: 904),
3'üncü sırasında bulunan, Adalet ve Kalkınma Partisi
Grup Başkanvekili Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair (2/820) (S. Sayısı: 1337),
6'ncı sırasına alınan, Bursa Milletvekili Şevket
Orhan ile Balıkesir Milletvekili Ali Osman Sali'nin; 2863 Sayılı
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi
ve Geçici Madde Eklenmesi Hakkında (2/461) (S. Sayısı: 970 ve 970'e
1'inci ek),
7'nci sırasına alınan, Konut Edindirme Yardımı
Hak Sahiplerine Ödeme Yapılmasına Dair (1/1195) (S. Sayısı: 1216),
Kanun Tasarı ve Tekliflerinin görüşmeleri;
5'inci sırasına alınan, Yükseköğretim Kurumları
Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim
Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye
Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın
(1/1343, 1/1291) (S. Sayısı: 1414) görüşmelerine başlanılarak 4'üncü
maddesine kadar kabul edildi. Verilen aradan sonra,
İlgili komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır
bulunmadığından;
Ertelendi.
4'üncü sırasında bulunan, Adana Milletvekili
Vahit Kirişci ve Tokat Milletvekili Zeyid Aslan'ın, T.C. Ziraat Bankası
A.Ş. ve Tarım Kredi Kooperatifleri Tarafından Kullandırılan Grup
Kredilerinden Doğan Kefaletin Sona Erdirilmesi Hakkında Kanun
Teklifi'nin (2/975) (S. Sayısı: 1411) görüşmelerine devam olunarak,
elektronik cihazla yapılan açık oylamadan sonra kabul edildi.
İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz, İzmir Milletvekili
K. Kemal Anadol'un,
İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol, Niğde Milletvekili
Erdoğan Özegen'in,
Konuşmalarında, partilerine sataştıkları iddiasıyla
birer açıklamada bulundular.
16 Mayıs 2007 Çarşamba günü, alınan karar gereğince
saat 11.00'de toplanmak üzere, birleşime 23.15'te son verildi.
|
Yılmaz Ateş |
|
|
|
Başkan
Vekili |
|
|
|
|
Bayram Özçelik |
Türkân Miçooğulları |
|
|
Burdur
|
İzmir |
|
|
Kâtip
Üye |
Kâtip
Üye |
|
Harun Tüfekci |
|
|
|
|
|
|
|
Kâtip
Üye |
|
|
No.: 145
II. - GELEN KÂĞITLAR
16 Mayıs 2007 Çarşamba
Tasarı
1.-
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilât ve Görevleri Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı (1/1360)
(Plan ve Bütçe ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:
10.5.2007)
Teklif
1.-
Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam'ın; Yükseköğretim
Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1023)
(Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonuna) (Başkanlığa geliş
tarihi: 10.5.2007)
Raporlar
1.-
Ağrı Milletvekili Mehmet Kerim Yıldız ve 11 Milletvekilinin; Sağlık
Bakanlığının Teşkilât ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma
ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (2/1013) (S. Sayısı: 1418) (Dağıtma
tarihi: 16.5.2007) (GÜNDEME)
2.-
Mersin Milletvekili Ömer İnan ve Karaman Milletvekili Yüksel Çavuşoğlu'nun;
Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi
ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1022) (S.
Sayısı: 1419) (Dağıtma tarihi: 16.5.2007) (GÜNDEME)
16 Mayıs 2007 Çarşamba
BİRİNCİ OTURUM
Açılma Saati:
11.14
BAŞKAN : Başkan
Vekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Bayram
ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ
(Konya)
BAŞKAN
- Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107'nci
Birleşimini açıyorum.
Toplantı
yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.
Gündeme
geçmeden önce, gündem dışı söz isteyen sayın milletvekillerine
söz vereceğim.
Gündem
dışı ilk söz, seçmen kütükleri hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili
Sayın Bülent Tanla'ya aittir.
Buyurun
Sayın Tanla.
III. - BAŞKANLIĞIN
GENEL KURULA SUNUŞLARI
A) GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR
1.- İstanbul Milletvekili
Bülent H. Tanla'nın, seçimlerin temsilde adaleti, yönetimde istikrarı
sağlayabilmesi için seçmen kütüklerinin doğru tespit edilmesinin
önemine ilişkin gündem dışı konuşması
BÜLENT H. TANLA (İstanbul) - Sayın Başkan,
değerli arkadaşlarım; çok teşekkür ediyorum.
Sözlerime başlarken, 22 Temmuzda yapacağımız
seçmen kütükleri ve nüfus sayımıyla ilgili bazı sayılar üzerinde…
BAŞKAN - Sayın Tanla, bir saniye.
Sayın milletvekilleri, Sayın Konuşmacıyı
duyamıyoruz. Lütfen, kendi aramızdaki konuşmaya bir son verelim.
Buyurun Sayın Tanla.
BÜLENT H. TANLA (Devamla) - Değerli arkadaşlar,
çok kritik bir dönemde gerçekleştireceğimiz 2007 22 Temmuz seçimleriyle
ilgili seçmen kütüklerinde ve nüfusumuzla ilgili nüfus sayımı
sonuçlarında çok önemli bazı bilgileri sizlerle paylaşmak üzere
gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bildiğiniz üzere, geçen hafta tartışmaları
başlayan ve resmî açıklama yapılmamasına rağmen tarafımdan kamuoyuna
ve sizlere açıklanmış bulunan bazı rakamlarla sözlerime başlamak
istiyorum.
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz,
2002 genel seçimleri 41 milyon 400 bin civarında seçmen ile yapıldı.
Bunu, Yüksek Seçim Kurulu, hem Türkiye'ye hem dünyaya açıkladı. Yani,
2002 seçimleri, 41 milyon 400 bin seçmen ile yapıldı ve bu, 32 milyon
seçmenin sandığa giderek oy kullanması biçiminde gerçekleşerek
kamuoyuna açıklandı ve bugünkü Meclisimiz oluştu.
Geldik 2004 yılına. Yine, 2004 yılında
43 milyon 600 bin seçmen ile bugünkü yerel seçimler yapıldı…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın
Konuşmacıyı duymakta zorluk çekiyoruz. Şu salondaki uğultuyu bir
kesebilirsek, Sayın Konuşmacı sözlerini sürdürecek.
Buyurun Sayın Tanla.
BÜLENT H. TANLA (Devamla) - Teşekkür
ederim Sayın Başkan.
2004 yerel seçimleri de, yine, Yüksek
Seçim Kurulunun bütün Türkiye'ye ve dünyaya yaptığı açıklamayla,
43 milyon 600 bin seçmen ile yapıldı. Şimdi, 2007 22 Temmuz seçimleri
ise, Yüksek Seçim Kurulu tarafından, nüfus sayımı verilerine göre,
45 milyon, 46 milyon seçmen üzerinden yapılması gerekirken, Yüksek
Seçim Kurulunun bir açıklamasıyla -gayriresmî bir açıklamasıyla,
geçen akşam televizyonda açıkladı, hâlâ
resmen açıklamış değil, durumu biz tespit ettik- "Şu anda
41 milyon 200 bin seçmenimiz var." diyor Yüksek Seçim Kurulu. Yani,
4-4,5 milyon seçmen ne oldu? Evet, mükerrer. Demek ki, biz, 2002 seçimlerini
yanlış bir seçmen kütüğüyle, 4,5 milyon mükerrer yazılmış olan seçmenlerle
yapmışız. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'ne yakışmıyor; gerçekten, Atatürk,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurmuş olduğu bu modern
cumhuriyete yakışmıyor.
Bakın, üç gün evvel, bizim TÜİK Başkanı
-Sayın Atalay'ın samimiyetine yüzde 100 katılıyorum ama- bir açıklama
yaptı, aynen şöyle, diyor ki: "Bugüne kadar adrese bağlı olarak
yapılan sayımlara göre 73 milyon 875 bin olan Türkiye nüfusunun 68
milyona düşmesi bekleniyor." Yani, burası Türkiye Cumhuriyeti
beyefendi! Beş dakikada 5 milyon seçmenin, bu yaptığınız nüfus sayımlarına
göre düşürülmesi mümkün mü? Dikkatinizi çekmek istiyorum. Yani,
önümüzdeki seçimlerin demokratik, doğru, güvenilir, anlaşılır
ve üzerinde kara bulutlar olmaması için… Sonra başka neden aramayalım
sayın, değerli arkadaşlar. Sonra, bu seçimlerin üzerindeki kara bulutlar üzerinde, antidemokratik
bazı davranışların veyahut da antidemokratik bazı nedenlerin olduğunu
anlamayalım. Esas demokratlık ve demokrasi, başkasının fikirlerine,
siz katılsanız da katılmasanız da, doğru ve dürüst, gerçek diyebilme
sanatıdır. Yani, demokrasiyi, "illaki benim dediğim doğru"
veya "benim dediğim haklıdır" şeklinde anlamamak lazım.
Önümüzdeki seçimlerin gerçekten temsilde adalet ve yönetimde istikrar
sağlayabilmesi için, bizim seçmen kütüklerimizin çok doğru tespit
edilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bugüne kadar, bu
kürsüden, Sayın Başbakan ve diğer parti liderlerimiz ve birçok milletvekili
arkadaşımız, meydanlarda birçok arkadaşımız ve üniversitelerde
birçok profesör, bilim adamı ve öğretim üyeleri, öğrencilerine,
Türkiye'nin nüfusunun 73 milyon olduğuna dair beyanlarda bulundular.
Biz, şu anda, daha nüfusumuzu sayamayan ve nüfusumuzu bilmeyen
bir ülke konumundayız. Bu, ayrıca, bizim uluslararası alandaki
hem modern Türkiye imajına…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tanla,
bir saniye.
Konuşmanızı tamamlar
mısınız.
Buyurun.
BÜLENT H. TANLA (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Şimdi, 2007 seçimleriyle
ilgili küçük bir değerlendirme yaptıktan sonra, 22 Temmuz seçimlerine
gelmek istiyorum.
Arkadaşlar, bu, hepimizin
ve Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik ortamının ve parlamenter
sisteminin devamı için çok dikkat edilmesi gereken bir konudur. Ben
hukukçu değilim ama hukukçu arkadaşlarımız gayet iyi bilir, 2007
seçimleri, 2004 yerel seçimleri ve belediye seçimleri mutlak butlandır,
yani tam hukuksuzluk hâli vardır. 2004 yerel seçimlerinin, bu mükerrer
oy, seçmen kütükleriyle yapılmış olan seçimlerin mutlak butlanla
sonu demokrasilerde nasıl gerçekleşmesi gerekir, artık, ben -burası
bir tiyatro sahnesi olmadığına göre- sizin değerlendirmelerinize
sunuyorum.
Şimdi 22 Temmuz seçimlerine gelirsek…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Tanla,
ek bir dakika süre verdim, ama doldu.
BÜLENT H. TANLA (Devamla)
- Çok önemli bir kısımdayım.
BAŞKAN - Sözlerinizi
tamamlar mısınız.
Buyurun.
BÜLENT H. TANLA (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, bakın,198 sayılı Yasa'da, kimlik dediğimiz
zaman, ismi, soyadı, ana adı, baba adı, doğum tarihi, doğum yeri ve
adresi bulunmaktadır. Şu anda Yüksek Seçim Kurulu, 1 milyon 600 bin
seçmenimizin vatandaşlık numarasını MERNİS ile üst üste çakıştıramamaktadır.
Beyler, 1 milyon 600 bin kişi seçmen olarak Türkiye Cumhuriyeti'nde
eğer adreslerinde var ise, bunların başvurmaları yerine, Yüksek Seçim
Kurulunun, yani, Hükûmetin veya bakanlığın, bunlara başvurarak,
böyle isimler var mı, yok muyu tespit etmesi gerekir. Yani, ismi var
cismi yok durumla karşı karşıyayız. 1 milyon 600 bin kişi eğer yok
ise, ama listelerde var, nasıl başvurup da kendilerini sildirsinler
veya kimlik numarası bulsunlar? Bu düşünce sisteminin tamamen değiştirilmesi
lazımdır.
Ben, buradan, bana verilen
süreye saygılı olarak kalmak için, Hükûmeti, Parlamentoyu ve yetkilileri
22 Temmuz seçimleriyle ilgili seçmen kütüklerine yönelik göreve
davet ediyorum. Bu seçmen kütüklerimiz eksiktir, bu seçmen kütüklerimiz
yanlıştır, bu seçmen kütüklerimiz hatalıdır. Eğer ki bu kütüklerle
yapılacak seçim sonuçlarına razı olacaksak, daha sonraki çıkacak
tartışmaları da şimdiden içimize sindirmemiz gerekir.
Teşekkür ederim Sayın
Başkan ve hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Tanla.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı size bunun doğru olduğunu ve nasıl oy
kullanacaklarını…
BÜLENT H. TANLA (İstanbul)
- Saygı duyuyorum herkese ama, biz uyarıyoruz. Daha sonra görüşürüz
efendim.
BAŞKAN - Gündem dışı
ikinci söz, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt'e aittir.
Buyurun Sayın Öğüt.
(CHP sıralarından alkışlar)
2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, desteklenmemeleri nedeniyle
şehirlere göç eden veya köylerinde kalan çiftçilerin düştükleri
duruma ilişkin gündem dışı konuşması
ENSAR ÖĞÜT (Ardahan)
- Sayın Başkan, değerli arkadaşlar…
Sayın Başkan, salondaki
konuşmalar durursa konuşmama devam ederim.
BAŞKAN - Siz buyurun.
Sayın Tanla, siz yerinize
geçer misiniz.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Tarım ve göçle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla
selamlarım.
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'nin haritasına baktığınız zaman, korkunç bir göç yaşamış,
bölgeler boşalmış, büyük şehirlerde insanlar gecekondularda yaşamaya
mahkum edilmiş, ama köyde kalanlar daha da bir perişan duruma gelmiştir.
Şimdi, burada, tarımla
uğraşan insanların desteklenmemesi, tarımla uğraşan insanlara
yüzde 18 KDV uygulanması, tarımla uğraşan insanların mazotuna ÖTV
uygulanması maliyetleri fazlalaştırdığı için, insanlar kazanamadığı
için kendi köylerini, yurtlarını terk edip, büyük şehirlere yerleşip,
büyük şehirlerde varoşlar oluşturmuşlardır.
Ancak doğu ve güneydoğu
illerinde ağırlıklı olarak yüzde 95'i, insanlarımızın, hayvancılıkla
geçiniyor. Hayvancılık şu anda ölmüş durumdadır. İran sınırından,
maalesef, çok sayıda hâlen daha kaçak hayvanın gelmesi, yerli köylü
üreticinin hayvanının para etmemesi, insanları daha da perişan
duruma soktu.
Onun ötesinde, yem bitkilerinin
zamanında ödenmemesinden dolayı, 150 bin liralık samanı 600 bin liraya
alıp -yem bitkilerinde yüksek maliyet olarak çıktığı için de maalesef-
hayvanına yedirmiş olduğu yemin parasını, hayvanını sattığı zaman
sağlayamıyor, yani hayvan, yemden daha ucuza gidiyor.
Bu çerçevede baktığınız
zaman arkadaşlar, niçin bu insanlar göç ediyor? Yüz yıl önce, yüz elli
yıl önce toprak evlerin altında, ilkel koşullarda yaşayan köylülerimiz,
ahırlarıyla, inekleriyle birlikte yaşayan köylülerimiz, hâlen,
21'inci yüzyılda, toprak evin altında, ineğiyle ahırda birlikte yaşıyorsa,
bu, 21'inci yüzyılda Türkiye'yi yönetenlerin ayıbıdır.
Değerli arkadaşlar,
biz bir araştırma yaptık. Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal'ın talimatıyla,
Doğu Anadolu'da 16 ilde bir araştırma yaptık. Devlet İstatistiğin
vermiş olduğu rakamları da söyleyeceğim. Doğu Anadolu'da on altı
ilde 6,5 milyon insan yaşıyor. Bu 6,5 milyon insanın 2,5 milyonunun
banyosu ve tuvaleti yok. Tekrar ediyorum: 6,5 milyon insan yaşıyor,
2,5 milyon insanın banyosu ve tuvaleti yok. Şimdi, böyle bir ortam,
21'inci yüzyılda Avrupa Birliğine giren Türkiye'nin ayıbı değil
mi? İşte, dört buçuk yıldır yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi, bunu
mutlak surette çözmesi gerekiyordu. Şimdi, siz çözmediğinize göre,
inşallah, Cumhuriyet Halk Partisi gelecek ve bunları mutlak surette
çözecektir değerli arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Köylerde yaşayan insanların
insan onuruna yakışacak şekilde çağdaş, modern bir şekilde yaşaması,
Cumhuriyet Halk Partisinin en büyük hedefidir. İşte, projemiz burada.
Bu proje köylerde uygulandı, camilere abdesthane yaptık, okullara
banyo, tuvalet yaptık ve dört tane numune yaptık, bu sene de devamını
sağlayacağız. Temizlik imandan gelir değil mi? Siz, insanı temiz
yapmadan camiye gönderiyorsunuz, ondan sonra da, temizlik imandan
geliyor! Böyle bir şey olmaz arkadaşlar! Temizlik imandan geliyorsa,
önce, insanını sağlıklı, temiz yapacaksın kardeşim; sağlıklı olacak,
temiz olacak. Su hayattır.
İşte bizim projemiz.
Sayın Genel Başkanımızın önsözünü okuyorum, lütfen, herkes dinlesin:
"Milletin efendisi köylümüzün, çağdaş toplumlar gibi, insan
onuruna yakışacak bir yaşam sürmesi, Cumhuriyet Halk Partisi olarak
en büyük hedefimizdir. Deniz Baykal." İşte, burada, Deniz Baykal
geldiği zaman, köylünün, tarımın, hayvancının, memurun, emeklinin,
işçinin, esnafın, sanayicinin bütün dertleri bitecek ve köylerde
yaşayan 25 milyon insanın, insan gibi, insan onuruna yakışacak şekilde
yaşaması bizim en büyük hedefimiz olacaktır, bunu bilin. KÖYDES
projeleri, KÖYDES'le ilgili yollar, işte, gidin, görün…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öğüt,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
Buyurun.
FARUK ANBARCIOĞLU
(Bursa) - Projede banyo ve tuvaletler nerede gözüküyor?
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Burada var.
Şimdi, KÖYDES projeleri
yapıldı. Benim kendi ilimden örnek vereyim, 19 trilyon lira Ardahan'a
para gitti; maalesef, köy yollarının yüzde 80'i yine bozuldu. Yani,
yapılan yollar -yanlış anlamayın- ehline verilmediği için, yandaşlarına
verildiği için o yollar şu anda bozuk, köyler çamur içerisinden kurtulmuyor.
Şimdi, beni biraz önce
Ardahan'dan aradı arkadaşlarım. Şimdi, değerli arkadaşlar, doğrudan
gelir destek parasına Hükûmet bloke koyduğu için köylü parasını alamıyor.
Daha doğrusu şehirdeki esnaf da parasını alamıyor. Ardahan Esnaf
Odaları Birlik Başkanı Sayın Yaşar Taşdemir beni aradı, "Lütfen,
Hükûmete söyleyin, doğrudan gelir destek parasına bloke koymasın,
köylü zaten zor geçiniyor. Hiç olmazsa ona da bloke koymasın." dediler.
Ben, rica ediyorum.
İkincisi, yine, Posof
Tarım Kredi Kooperatifi Başkanı Sayın Mehmet Doğruyol aradı beni
"720 tane üyemiz var, Ziraat Bankasından kredi alamıyoruz…"
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Öğüt,
bir saniye.
Genel Kurulu selamlar
mısınız.
Buyurun.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- "720 tane kooperatif üyemiz var, Ziraat Bankası kredi vermediği
için kooperatifimizi kapatacağız" diyorlar.
Göle Samanbeyli köyü
Muhtarı Muzaffer Avşar aradı "Valilik bir karar almış, yaylaya
çıkarken altı hayvandan fazla götürmeyeceksiniz diyor."
Böyle bir karar olabilir
mi? Yüzde 95'i hayvancılıkla geçinen insanlara kısıtlama getirilmesi
olabilir mi? Ben daha Sayın Valiyle konuşmadım, ama buradan uyarıyorum:
Lütfen, insanların yaylaya çıkarken götürdüğü hayvan sayısını
siz niçin belirliyorsunuz? Yaylaya kaç hayvan götürecekse götürsün,
adamın geçimi o. "Efendim, altı hayvandan fazla götüremezsiniz…"
Böyle saçma bir şey olabilir mi?
Şimdi, değerli arkadaşlar
-ben fazla zamanınızı almak istemiyorum- burada önemli olan şudur:
Biz, geldik gideceğiz, gelmeyebiliriz, seçilmeyebiliriz, hiç
önemli değil, ama vicdanen bir şeyde rahat olmamız lazım. "Temizlik
imandan gelir" deyip de, insanları susuz, pislik içerisinde, ilkel
koşullar içerisinde yaşamaya bırakırsak, bu bizim ayıbımızdır. Bu
ayıbı Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Türkiye Cumhuriyeti
hükûmetinin mutlak surette düzeltmesi gerekiyor, buna inanıyorum.
Ben, Cumhuriyet Halk
Partisinin iktidarında, inşallah, köylüyle, bütün kesimlerle, bütün
kurumlarla en iyi şekilde Türkiye'yi mutluluğa taşıyacağımıza
inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Öğüt.
Sayın milletvekilleri,
gündeme geçiyoruz.
Alınan karar gereğince
sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı
ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER
1.- Çanakkale Milletvekilleri Mehmet Daniş ve
İbrahim Köşdere'nin, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanununa
Geçici Bir Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi (Kamu İhale Kanununa
Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun Teklifi) ile Plan ve Bütçe Komisyonu
Raporu (2/212) (S. Sayısı: 305)
BAŞKAN - 1'inci sırada
yer alan kanun teklifinin geri alınan maddeleri ile ilgili komisyon
raporu gelmediğinden teklifin görüşmelerini erteliyoruz.
2'nci sırada yer alan,
Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine İlişkin Kanun Tasarısı
ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız
yerden devam edeceğiz.
2.- Bazı Kamu Alacaklarının Tahsil ve Terkinine
İlişkin Kanun Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/1030)
(S. Sayısı: 904)
BAŞKAN - İlgili komisyon?
Yok.
Erteliyoruz.
3'üncü sırada yer
alan, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Bursa Milletvekili
Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet Komisyonları
Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
3.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili
Bursa Milletvekili Faruk Çelik'in, İmar Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Teklifi ve Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Adalet
Komisyonları Raporları (2/820) (S. Sayısı: 1337)
BAŞKAN - İlgili komisyon? Yok.
Erteliyoruz.
4'üncü sırada yer alan, Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim
Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde
Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye
Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve
Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporlarının
görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.
4.-
Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı
ile Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun
Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan
ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1343, 1/1291) (S. Sayısı: 1414)
(x)
BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.
Hükûmet? Yerinde.
4'üncü maddeyi okutmadan önce, yeni
bir madde ihdasına ve bu maddenin de 4'üncü madde olarak yer almasına
ilişkin bir önerge vardır.
Malumları olduğu üzere, görüşülmekte
olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan,
ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin
değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı
önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılacağı İç Tüzük'ün
87'nci maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu nedenle, önergeyi
okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla, yani
21 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme
açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi
işlemden kaldıracağım.
Şimdi önergeyi okutuyorum:
Türkiye
Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan Yükseköğretim Kurumları
Teşkilâtı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısına
bir madde eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül
ettirilmesini teklif ederim.
Madde 4- 2809 sayılı Kanunun ek 63 üncü
maddesinin (a) bendinin ..sonuna "ile yeni kurulan Tıp Fakültesinden,"
ibaresi, (d) bendine "Sağlık Bilimleri Enstitüsü" ibaresi
eklenmiştir.
|
Tevhit Karakaya |
Musa Uzunkaya |
Ahmet Yeni |
|
|
|
Erzincan |
Samsun |
Samsun |
|
|
Talip Kaban |
Binali Yıldırım |
|
|
|
Erzincan |
İstanbul |
|
BAŞKAN - Sayın Komisyon,
salt çoğunlukla katılıyor musunuz?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
BAŞKANI SAİT AÇBA (Afyonkarahisar) - Katılıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
(x) 1414 S. Sayılı Basmayazı 15/5/2007 tarihli 106'ncı
Birleşim Tutanağı'na eklidir.
Komisyon önergeye
salt çoğunlukla katılmış olduğundan, önerge üzerinde, yeni bir madde
olarak, görüşme açıyorum.
Gruplar ve şahısları
adına söz talebi var mı? Yok.
Okuduğumuz önergeyi
4'üncü madde olarak oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Teşekkür
ederim. Kabul etmeyenler...Teşekkür ederim. 4'üncü madde olarak kabul
edilmiştir, hayırlı olmasını diliyoruz. (AK Parti sıralarından
alkışlar)
Sayın milletvekilleri,
eski 4'üncü maddeyi yeni 5'inci madde olarak okutuyorum:
MADDE 5- 2809 sayılı
Kanunun ek 65 inci maddesinin (a) bendinin başına "Rektörlüğe
bağlı olarak yeni kurulan Tıp Fakültesi ile" ibaresi eklenmiş,
(d) bendi "Rektörlüğe bağlı olarak yeni kurulan Sosyal Bilimler
Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü ve Sağlık Bilimleri Enstitüsünden,"
şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay.
Buyurun Sayın Altay.
(CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ENGİN
ALTAY (Sinop) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; on yedi yeni üniversitemizi kanunlaştırdığımız
bugünde ve eski 4, yeni 5'inci madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi
Grubu adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Biraz önce, Erzincan
ilimize, Meclisimizin tam ittifakıyla, bir tıp fakültesi kavuşturduk.
Erzincan ilimize tıp fakültesi hayırlı olsun, uğurlu olsun.
Bu vesileyle, konu
tıp fakültesine gelmişken, gene malumunuz olduğu üzere, 12-18 Mayıs
tarihleri, bir şefkat mesleği olan Hemşirelik Haftası'nı da bu süreçte
kutluyoruz. Yüce Meclisten, bu çatıdan, bu kürsüden, Türkiye'nin
her noktasında -en ücra noktasından en merkezî noktasına- görev yapan,
elleri öpülesi, saygıdeğer hemşirelerimizin haftalarını kutluyorum.
Onların içinde bulundukları özlük sorunlarının ve diğer sorunların,
yeni Parlamentoda, yeni iktidar tarafından en kısa zamanda çözüleceğini
de Cumhuriyet Halk Partisi adına taahhüt ediyorum.
Sayın Başkan, sayın
milletvekilleri; on yedi üniversite kurduğumuz bugünlerde, dün
yapılan müzakerelerde, bazı AKP'li sözcülerin, burada demagoji
ve belagat sanatlarını güzel konuşturduklarına tanık olduk. Bunlardan
bir tanesi şu idi -ve çok enteresandır- "Birilerine rağmen, burada,
bu kanunu geçiriyoruz." dedi AKP'li sözcü bir arkadaşımız.
Biz size müteaddit
defalar söylüyoruz "Bu itişmeyi, bu didişmeyi bırakın."
diye, ama, anlaşılıyor ki, siz itişmekte ve didişmekte kararlı görünüyorsunuz.
Şimdi, bu kürsüden,
bu çatıdan daha güçlü bir müessese Türkiye'de var mı? Yok. Bu çatıda
şu anda görev yapan üç siyasi parti grubu da bu konuda ittifak mı? İttifak.
Buranın dışında kime rağmen bu kanun çıkıyor, bunu ben anlamış değilim.
Eğer, Türkiye'de, buradan çıkacak kararlara saygısı olmayacak bir
kurum, kuruluş vesair güç odakları varsa ve -ben de oy veriyorum- onlara
karşı bir kanun çıkarıyorsak, o sayın milletvekilinden rica ediyorum,
gelsin, bana da o birilerinin kim olduğunu söylesin. İtişe, didişe,
kakışa gerek yoktur.
Ama, bakıyoruz, Millî
Eğitim Bakanlığımızın, çok şükür, bir tane yönetmeliği, yönergesi,
kanunu yok ki yargıya toslamasın. Bunu da anlamak mümkün değil.
Eğer Millî Eğitim Bakanlığının hukuk müşavirleri gerekli donanıma
sahip değilse… Gerçi artık zaman doldu ama, keşke, Sayın Bakan, hukuk
konusunda daha donanımlı, tecrübeli müşavirlerle çalışsaydı. Hukukla bir kavga devam
etti, dört buçuk yıl devam etti. Millî Eğitim Bakanlığı ile Yükseköğretim
Kurulunun tam bir uyum ve iş birliği içinde olması kaçınılmaz bir zorunluluktur.
Eğer, bir ülkede, orta yerde bu Anayasa varken, Yükseköğretim Kurulu
ile Millî Eğitim Bakanlığı didişiyorsa, itişiyorsa, kakışıyorsa,
bu ülkenin eğitiminden, hem de hiçbir aşamasından, okul öncesinden,
ilköğretiminden, ortaöğretiminden, yükseköğretiminden hayır
çıkmaz.
Şimdi, dün, maalesef,
bir teğmenimizi, bir uzman onbaşımızı döşenen mayınlara gene şehit
verdik. Mekânları cennet olsun, bütün milletimize sabır diliyorum.
Türkiye'nin bir tarafında devletin üniter yapısına yönelik mayınlar
döşüyor eşkıya, dış ve iç güçlerle birlikte, bir tarafta da Millî Eğitim
Bakanlığı eğitim sistemimize mayınlar döşüyor. Bu da, kabul edilemez.
Ben bu Parlamentoya
elimden tebeşiri bırakıp gelmiş bir siyasetçiyim. Okuldan geliyorum,
alandan geliyorum. Gün geçmiyor ki, gazetelerde, okullarımızla ilgili
bir skandal habere rastlamayalım. Şiddet, küfür, hurafe, argo, bunları
geçtiğimiz dönem konuştuk. Şimdi, okullarımızda yeni ve daha tehlikeli
bir süreç yaşanıyor. Her gün, her gün bir okulda laik eğitim sistemini
dinamitleyecek faaliyetlere rastlıyoruz. Bu da kabul edilemez.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Neymiş onlar?
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Bu da kabul edilemez. Okullarda tarikat odalarından tutun da, davetlere
kadar çeşitli etkinlikler… El sallayacağınıza gazetelere bakın.
Bunları da kabul etmek mümkün değildir.
Neyse ki, 365 kişiyle,
bir yılın günlerinin sayısı kadar geldiğiniz şu Parlamentodan,
işi krize sokarak, Cumhurbaşkanı seçemeyen bir Parlamentoya burayı
dönüştürdünüz. Şimdi millete gidiyoruz da, millet bu işi bir şekilde
çözecek, bu Parlamento yenilenecek hiç kuşkum yok ve şüphesiz iktidar
da el değiştirecek ve bu işleri kökünden çözeceğiz.
Değerli arkadaşlarım,
30/12/2005'te gene bu Parlamentoda hep beraber on beş ilde üniversite
kurduk. Çok eski değil, bir buçuk yıl geçti. Bir buçuk yıl önce kurduğu
üniversitelere rektör atamayı beceremeyen bir Hükûmet buradadır.
Bir buçuk yıl önce kurduğu üniversitelere rektör atamayı beceremeyen
bir Hükûmetle muhatabız. Şimdi, o iş orta yerde dururken, on yedi tane
daha üniversite kuruyoruz. Kuralım. Dün gene bazı arkadaşlarınız,
"E, siz bunlara karşısınız falan" diye demagoji yapıyor. Ayıp ediyor. Biz üniversite
kurulsun, hem de her ile kurulsun diyoruz. Biz biliyoruz ki, Orta Doğu
Teknik Üniversitesi, Türkiye'nin gururu, iki barakayla kurulmuştur.
Bugün geldiği noktada dünyanın sayılı üniversitelerindendir.
Sayın Başbakan, her
vesileyle YÖK'e ve üniversitelere çatmayı pek sever, ama, istatistiklere
bir baksa, aslında üniversitelerimizin Sayın Başbakanın ve Hükûmetin
iddia ettiği kadar, dünya standartlarında, kötü bir noktada olmadığını
da görecektir; ama bir takıntı olmuş, bir itiş-kakış var, bu sürecek
belli.
Şimdi, bizim üniversitelerin
fiziki kapasite, ekipman, donanım bakımından bir şekilde hâle, yola
gireceği konusunda kuşkumuz yok. Eğitim, hayatın her alanında yapılır.
Bunda bir endişemiz yok. Bizim endişemiz şudur değerli arkadaşlarım:
Üniversite demek, ne demek?.. Ne demek?.. Üniversite demek, olmazsa olmazı, önceliği
akademik kadro demektir. Akademik kadron yok, tabelayı as. Neye yarar?
Ona, öyle üniversiteye "yüksek lise" bile diyemezsiniz.
Enteresan bir durumdur, kabul edilemez bir durumdur. Bir genç, lisans
tamamlıyor, yani, dört yıllık bir fakülteyi bitiriyor, bir ay sonra,
değerli arkadaşlar, dört yıllık bir fakültede hocalık yapmaya başlıyor.
Tablo budur. "Şunu yaptık, bunu yaptık, bilmem, şu, bu…" Akademik
kadro nasıl yetişir? Bunun yolu yöntemi bellidir. Akademik kadroyu
artırmadan, akademik kadro sayısını çoğaltmadan üniversitelerimizden
başarı beklenebilir mi, mümkün müdür? Adamın eline tüfek vermemişsin
"Şu bıldırcını vur." diyorsun. Taşla mı vuracak bıldırcını?
ABDULLAH ERDEM CANTİMUR
(Kütahya) - Yakalasın.
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Şimdi, akademik kadro konusunda da dört buçuk yıldır süren bir inat
var. Akademik kadro yetişmesi için kaynak lazım. Kaynak var mı? Dün de
tartışıldı, bir buçuk yıl önce kurulan on beş üniversiteye ne kadar
bütçe ayırdık? Hadi onu geçtik, şimdi, şurada, on yedi tane üniversite
açıyoruz, 2007 yılının Mayıs ayındayız, 2007 bütçesinde bu on yedi
üniversite için kaç kuruş var? Böyle bir gayriciddiyet olabilir mi?
Bu işe bu kadar gayriciddi bakılabilir mi sayın milletvekilleri?
Olacak iş midir, doğru mudur, caiz midir, kabulü mümkün müdür? Ama,
hoş değil.
Dün de Komisyonda söyledim,
eğitimle ilgili bir konuda Parlamentonun ve Hükûmetin böyle bir didişmeye
girmesi, inatlaşmaya girmesi geleceğimiz olan çocuklarımız için
hiç hoş değil, hiç şık değil, doğru değil. Çok bilinen bir söz: "Biz
bu dünyayı atalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan ödünç aldık."
diyoruz, hep söylenir. "Her şey çocuklar için." diyoruz. Gençliğe
cumhuriyeti emanet etmişiz, ama onlar için de biraz doğru şeyler yapalım,
mantıklı şeyler yapalım "Evet." desin. Vatandaşlar, gençler,
çocuklar "Evet, işte doğrusu bu." desin. Kamuoyu mutabakatı
lazım.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Altay.
Konuşmanızı tamamlar
mısınız.
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkanım.
Biraz sonra gelecek,
seçim bölgem olan Sinop üniversitemizle ilgili de düşünce ve görüşlerimi
açıklayacağım.
Ne kadar güzel bir iş
yapıyoruz. En çok hak eden illerimizden bir tanesiydi Sinop. Çok geç kalınmıştı,
inşallah şimdi gerçekleştireceğiz değerli oylarınızla, hepimizin
oylarıyla.
ALİ TEMÜR (Giresun) -
Kadro yoktu…
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Ama, bir çelişki görüyorum. Dün, daha önce de söyledim, Hükûmetin
bir sayın bakanı "Ben bir yer keşfettim, bir keşif yaptım" diyor.
Bunu, Almanya'da söylüyor, bunu Fransa'da söylüyor. E, Sayın Bakan
ne keşfettin? Turizm Bakanı "Sinop'u keşfettim" diyor.
"Olağanüstü, doğa harikası bir yer" diyor. Bir taraftan, bu
Parlamento, giderayak, Sinop'a hem bir üniversite hem bir nükleer
santral yapıyor. Olacak iş midir? Doğru mudur? Mantıklı mıdır? Bunları,
anlıyorum ki… Allah aşkına, daha önce de söyledim, bu koalisyon
hükûmeti mi ya? Böyle bir şey olabilir mi? İki bakanı arasında bu kadar
tezat olabilir mi? Sinop'a, Sinop Üniversitesiyle ilgili maddede
döneceğim.
Değerli arkadaşlar,
sayın milletvekilleri; üniversiteler, bulunduğu bölgenin ekonomisine
ve sosyal hayatına bir katkı sağlamıyorsa, o üniversitenin orada,
o tabelasının bir anlamı yoktur. Bu yönüyle eğitim sistemimizde
çok köklü reforma ihtiyaç vardır. Üniversite-piyasa ilişkisini
derhal tanzim etmek gerekirdi yıllar önce, edilmemiş, olmamış. E,
siz düşünseydiniz, dört buçuk yılı geçirdiniz şurada. Yani, üniversite,
bulunduğu bölgenin sosyoekonomik yaşamına bir şey katmayacaksa,
bütün üniversiteleri başkente kurun, olsun bitsin. Böyle bakmak lazım
olaya. Bunları yapacağız, bunları gerçekleştireceğiz. Bunda bir
şüphe duymuyorum ve üniversitelerin, kesinlikle, bilimsel olarak,
akademik olarak, yönetsel olarak, özerk olması zarureti vardır. Özerk…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Altay,
Genel Kurulu selamlar mısınız.
Buyurun.
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Teşekkür ederim Sayın Başkan. Şu süreyi bir türlü ayarlayamadık. Yeni
Parlamentoda, bu süreyi biraz uzatalım hep beraber.
TEVFİK AKBAK (Çankırı)
- Çok zor gelirsiniz buralara!
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Kimin gelip gelmeyeceğini 23 Temmuz günü göreceğiz. İddiaya giriyor
musun benimle sen? Neyse, şimdi milletin önünde şey yapmayalım.
TEVFİK AKBAK (Çankırı)
- Vallahi giriyorum.
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Seninle, ayrıca, Akbak tesislerinde konuşuruz.
BAŞKAN - Karşılıklı
konuşmayalım.
Buyurun.
ENGİN ALTAY (Devamla)
- Evet, sayın milletvekilleri, biraz sonra, Sinop Üniversitesi ve
Çankırı Üniversitesi kuruluş kanunlarında söz alarak görüşlerimizi
açıklamaya devam edeceğiz. Ancak, bilinmesini isteriz ki, bugün
burada kurduğumuz on yedi üniversite, Cumhuriyet Halk Partisi,
Anavatan Partisi ve AKP'nin müşterek kararıdır. Bu on yedi üniversite,
bu Parlamentonun kararıdır, bu Parlamentonun ülkeye hizmetidir.
Yüce milletimize, ülkemize, bilim camiamıza hayırlı uğurlu olsun.
Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Altay.
Şahsı adına, Giresun
Milletvekili Sayın Ali Temür.
Buyurun Sayın Temür.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ TEMÜR (Giresun) -
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1414 sıra sayılı, on yedi
ile yeni üniversite kurulmasıyla alakalı kanunun 5'inci maddesiyle
ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
büyük bir mutluluk yaşıyoruz. Geçen yıl on beş tane ilimize yeni üniversite kurulmuştu.
On beş ilimizin halkı ve milletvekilleri büyük bir sevinç yaşamıştı.
Bugün de on yedi ilimize yeni üniversite kuruyoruz. Biz, geçen yıl
bu sevinci yaşadığımız için, gerçekten bu on yedi ilin halkını ve
milletvekillerini tebrik ediyorum. Kendilerine yeni kurulacak
üniversitelerimizin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.
Geçen yıl on beş tane
üniversite kurulurken, bazı illerimize tıp fakültesi de kurulmuştu,
fakat, Giresun ilimize kurulamamıştı. Bu noktada halkımızdan gelen
büyük talepleri karşılamak için hem Millî Eğitim Komisyonunda hem
de Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekli önergeleri vermiştik. Kurulacak
on beş üniversitenin içerisinde, nüfusu belli seviyenin üzerindeki
illerimize tıp fakültesi kurulması için, Adıyaman, Yozgat ili milletvekillerimizle
beraber Millî Eğitim Bakanımızı ziyaret etmiştik. Kendileri, ileriki
aşamada, bizlere, tıp fakültesi kurulmasıyla alakalı yardımcı
olacağı konusunda söz vermişti.
Ben, burada, sizlerin
huzurunda Sayın Millî Eğitim Bakanımıza teşekkürlerimi arz ediyorum.
Çok teşekkür ediyorum Sayın Bakanım. Gerçekten, Giresun halkı olarak,
Giresun milletvekilleri olarak çok büyük bir mutluluk yaşadık. Bugün,
bu gelen kanun tasarısında 4'üncü ve değişen şekliyle 5'inci maddenin
içerisinde Giresun Üniversitemize ilave olarak bir tıp fakültesi
ve sağlık bilimleri enstitüsü kuruluyor.
Ben, bu kuruluş aşamasında
emeği geçen Hükûmetimize, Plan Bütçe Komisyonumuza, Sayın Millî Eğitim
Bakanımıza ve diğer bakanlarımıza çok çok teşekkür ediyorum ve biraz
sonra oylayacağınız ve kabul edeceğiniz, kanunlaştıracağımız
bu tıp fakültemizin Giresun'umuza, bölgemize, halkımıza ve eğitim
camiasına hayırlı uğurlu olmasını diliyor, yüce Meclisi saygı ve
hürmetle selamlıyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Temür.
Şimdi, Hükûmet adına
Millî Eğitim Bakanı Sayın Hüseyin Çelik.
Buyurun Sayın Çelik.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım;
ülkemizde on yedi yeni devlet üniversitesi kurulmasıyla ilgili
bir tasarıyı görüşüyoruz.
Değerli muhalefet
sözcüleri buraya gelerek "Bu, AK Parti ile CHP'nin ortak kararıdır,
biz bunlara taraftarız, ama bunların parası yoktur, personeli yoktur,
bunlar tabela üniversitesidir." gibi sözler sarf ediyorlar.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Boş sözler Sayın Bakan.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Asıl bunlar boş sözler!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Arkadaşlar, bu samimiyetten uzak bir tavırdır.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Niye samimiyetsiz Sayın Bakan?
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)
- Niye uzak?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Önce şunu söyleyeyim: On yedi üniversitenin
getirilmesi tamamen Hükûmetin iradesiyle olmuştur.
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Kaç yıldır Hükûmettesiniz Sayın Bakan?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şüphesiz ki, muhalefet, Parlamentonun
önemli bir unsurudur ve muhalefetin Meclisteki müzakerelere katılması,
bazı kanunlara destek olması veya karşı olmasından daha tabii bir
şey yoktur. Ben, bundan sonraki müzakerelerde de aynı mesnetsiz iddiaların
tekrarlanmaması için, arkadaşlarıma bazı rakamlar vereceğim. Konuştuğumuz
zaman verilere dayalı konuşmalıyız, bilimsel konuşmalıyız, söz
olsun torba dolsun, Mecliste kürsüye çıkıp konuşmuş olayım diye konuşmak,
milletvekilliğine ve Parlamentoya kesinlikle uymaz, yakışmaz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Konuşmayın!
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Niye konuşuyorsun o zaman?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, 2006 yılında… Değerli arkadaşlarım,
31 Aralık 2005 yılında on beş üniversite kurduk. Efendim, bunlarla ilgili
olarak "Para yok, pul yok, hiç bir şey yapılmadı." deniyor ya…
Sevgili arkadaşlarım, kurduğumuz on beş üniversite için 2007 yılı
bütçesinden ayrılan para ne kadar biliyor musunuz? 225 trilyon Türk
lirasıdır. 225 trilyon, küsuratı 127 milyar Türk lirası para ayrılmıştır.
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)
- On daire parası.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Efendim "Yok… Personel yok."
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Boş laflar!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, AK Parti iktidara geldiğinden beri
sevgili arkadaşlarım, 2003 yılıyla 2007 yılı arasında akademik personelde
olan artışları size arz ediyorum. Her madde üzerinde çıkan muhalefet
sözcüleri, tekrar, aynı hatalara düşmesin diye bu açıklamaları
yapmayı gerekli görüyorum. Bakın, profesör sayısında 2.586 artış
olmuş, doçent sayısında 749 artış olmuş, yardımcı doçent sayısında
3.223 artış olmuş -bugünün rakamlarını veriyorum- öğretim görevlisi
sayısında 2.257 artış olmuş -bunlar kayıtlara geçsin- efendim, okutman
kadrosunda 781 artış olmuş, uzman kadrosunda, bakın değerli arkadaşlarım,
5.049 artış meydana gelmiş, araştırma görevlisi sayısında 371 artış
meydana gelmiş. Yalnız, şunun özellikle altını çizmek isterim -akademisyen
arkadaşlarım bunu çok iyi bilirler- 2003 yılında araştırma görevlisi
olan insan kıyamete kadar araştırma görevlisi kalmıyor. Araştırma
görevlileri, öğretim üyesi olmak üzere yetiştirilen arkadaşlarımızdır.
Dolayısıyla, bizim verdiğimiz, 3.071 değil verdiğimiz araştırma
görevlisi, bu sayı -dediğim gibi daha önce bu Meclisin huzurunda-
14 bin küsur toplam kadro verilmiştir, profesör, doçent, yardımcı doçent
kadrosu hariç olmak üzere.
Şimdi, buraya çıkıp
sevgili arkadaşlarım "Efendim, kesinlikle kadro yoktur, öğretim
üyesi nereden getireceksiniz?" şeklinde insanların kafasını
bulandıran laflar etmenin bir anlamı yok.
Bir başka şey söyleyeyim.
Bakın sevgili arkadaşlarım, şu anda üniversitelerimizde bulunan
mevcut araştırma görevlisi sayısını söylüyorum: Türk üniversitelerinde
30.495 araştırma görevlisi vardır. Bu araştırma görevlileri, öğretim
üyesi olmak üzere yetişmiyorlar mı sevgili arkadaşlarım?
İki: TÜBİTAK, Öğretim
Üyesi Yetiştirme Programı'nda -bilim adamı, bilim insanı yetiştirme
programı çerçevesinde- şu anda 5 bin gencimize burs veriyor. Verdiği
burs ne kadar, biliyor musunuz? TÜBİTAK'ın, Hükûmetin sağladığı kaynaklarla
yüksek lisans öğrencisine verdiği burs 1.250 YTL'dir, araştırma görevlisinin
maaşından daha fazladır; doktora öğrencisine verdiği burs 1.500
YTL'dir, yani 1,5 milyar Türk lirasıdır. Bunlar, bilim adamı olarak yetişiyorlar.
Buraya, dün yine bir
CHP sözcüsü geldi, dedi ki: "Efendim, şu yılda şu kadar, 40 kişi,
50 kişi yurt dışına gönderilmiş." İyi de bakın, bizim Hükûmetimiz
büyük bir fedakârlığa ve büyük bir projeye imza attı: 50 trilyon Türk
lirası her yıl bu işe para ayrıldı. Her yıl master ve doktora yapmak
üzere dünyanın on dokuz kalkınmış ülkesine, Japonya, Çin, Hindistan,
Yeni Zelanda, Avustralya, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere,
Fransa, Almanya başta olmak üzere dünyanın on dokuz kalkınmış ülkesine,
üniversite eğitimi, master ve doktora eğitimi yapmak için her yıl
bin öğrenci gönderme kararı aldı ve ilk postayı 2006 yılında gönderdik.
Bunun engellenmesi için de birileri elinden geleni yaptı sevgili
arkadaşlarım.
Şimdi, burada, tutup
da "Efendim, siz kurumlarla çatışıyorsunuz, siz kurumlarla sürekli
kavga hâlindesiniz." ifadeleri kullanılıyor. Ben size bir şey
söyleyeyim. Hani, yine, dün bir arkadaşımız burada çıktı, dedi ki:
"Yükseköğretim Kurulunun görüşü sorulmadı." Biz, şu anda
kurmakta olduğumuz üniversiteler için Yükseköğretim Kuruluna yazıyı
ne zaman yazmışız biliyor musunuz, görüş bildirmeleri için? 2005 yılında
yazmışız arkadaşlar, 2005 yılında.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Hangisi için yazmışsınız Sayın Bakan?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Burada, bütün belgeleri burada.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- On yedi üniversite için de mi 2005 yılında?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - On yedi üniversite için de 2007 yılında
yazmışız. O zaman on üniversiteydi...
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- 2007 yılında yazmışsınız...
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade edin.
On üniversite vardı
hesapta. Sonra, yedi üniversiteyle ilgili de tekrar yazdık. Teyit
yazdık, tekit yazdık. Bize gelen cevap şu…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Yani, bu doğru değil Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Arkadaşlar, ben…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Doğru değil. Bakın, taşıdığınız sıfatla kullandığınız şeyler
doğru değil.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade edin.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
yerimizden müdahale etmeyelim.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Lütfen…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Doğru değil. Ayıp ediyorsunuz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bir dakika, müsaade edin.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Mahcup olursunuz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Belgeler konuşuyor. Oturduğunuz yerden,
lütfen, söylemeyin.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bak, oraya yazmış bak. Gösteriyor.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Ben, şimdi belgeyi getireceğim size.
Sevgili arkadaşlarım,
bakın, 2005 yılında on üniversite kurulması için yazılan yazının
cevabı gelmedi.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Millî Eğitim Bakanısınız. Doğru konuşmuyorsunuz. Millî Eğitim Bakanı
olarak doğru konuşmuyorsunuz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sonra, 2007 yılında tekrar teyit yazmışız,
tekit yazmışız. Gelen cevap şu…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Yakışmaz bir bakana.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi, ben bu cevapları size okuyacağım
teker teker.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Bir bakana yakışmaz doğru konuşmamak.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Çok ayıp! Çok ağır konuşuyorsunuz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, sizi mahcup ederim oturduğunuz yerde.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
lütfen, yerinizden müdahale etmeyin.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sizi mahcup ederim oturduğunuz yerde.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Evet, mahcup edin. Gösterin ve mahcup edin.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi, sevgili arkadaşlarım, bakın…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Doğru değil söyledikleriniz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, bunlara cevap gelmemiş.
Gelen son cevap şu, bakın
gelen cevap şu: Efendim, komisyonlarımızda inceleme yapılmaktadır.
Bakın, sevgili arkadaşlar,
14 Kasım…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Hangi tarih Sayın Bakan?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, okuyorum ben size arkadaşlar.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- On yedi üniversite için…
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Dinleyin.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Müsaade edin. Bakın, müsaade edin.
14 Kasım 2005 tarihinde
yazdığımız 25.601 sayılı yazı ve bu yazıda, bakın, sevgili arkadaşlarım,
Karaman, Ağrı, Sinop, Siirt, Nevşehir, Karabük, Kilis, Çankırı, Artvin
ve Bilecik üniversiteleri var.
Arkasından, 2007 yılında
bu yedi ilaveyle ilgili olarak tekrar bir teyit, tekit yazısı yazmışız.
Gelen cevap şu… Bak, ona da zaten tarih, sayı düşürmüşler.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- O değil, bakın. O değil. Karıştırıyorsunuz. Ayrı şeyler.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Dinle… Dinle…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Arkadaşlar, gelen yazıyı size okuyorum,
gelen cevabı okuyorum size…
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Çok ayıp! İşte orada yazılar var.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Biz de biliyoruz ne olduğunu canım. Parlamentoya yeni girmiş acemi
bir milletvekili değil ki, bakan olmuş.
BAŞKAN - Sayın Eraslan…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Diyor ki: "İlgide kayıtlı yazılarınızda
bahsi geçen hususlar…"
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Doğru bilgilendirsin kamuoyunu.
ÖNER ERGENÇ (Siirt) -
Dinlemesini öğrenin bir defa.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Ben öğrendim, siz de öğrenin.
NECATİ UZDİL (Osmaniye)
- Ayıp! Bakan konuşuyor. Niye müdahale ediyorsun? Sus bari. Senin
bakanın.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Başkan, sükûneti sağlayacak mısınız,
lütfen.
BAŞKAN - Siz kürsüye
hâkimsiniz Sayın Bakan.
Buyurun siz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - "İlgide kayıtlı yazılarınızda bahsi
geçen hususlar ilgili komisyonlarımızda incelenmekte olup, inceleme
sonuçlandığında tarafınıza bilgi verilecektir."
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Evet, tamam.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bu ne zaman sonuçlanacak?
Sevgili arkadaşlarım,
bakın, bizim gönderdiğimiz teyit ve tekit yazıları, bu yedi üniversiteyi
de içine alan -bunları da okuyorum- sonra, bakın, diyoruz ki, Karaman,
Ağrı, Sinop, Siirt, Nevşehir, Karabük, Kilis, Çankırı, Artvin, Bilecik
illerinden ayrı olarak…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Sayın Bakan, tekit yazısı eski yazıya tekit edilir, yeni olan değişik,
o incelemeyi gerektirir.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Efendim, Bitlis…
BAŞKAN - Sayın Eraslan…
Sayın Eraslan…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sayın Eraslan, sizin hukukçu diplomanızın
iptal edilmesi lazım.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
müsaade eder misiniz.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Siz nasıl hukukçusunuz ya! (AK Parti sıralarından
alkışlar)
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Öyle mi? Siz mi verdiniz?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, buna ilave…
BAŞKAN - Sayın Bakan,
bir saniye…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Size hukuk dersi veririm!
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
bir saniye, oturur musunuz.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Sayın Başkan, sataşma var, söz istiyorum.
BAŞKAN - Bir saniye,
oturur musunuz. Bir oturur musunuz.
Şimdi, sayın milletvekilleri,
bakın, böyle yaparsak sağlıklı bir çalışma yapamayız, sağlıklı bir
görüşme de yapamayız. Daha çok görüşülecek madde var. Elinizde belge
varsa, siz de çıkar o belgeleri Genel Kurula sunarsınız.
Teşekkür ederim.
MİLLÎ EĞİTİM
BAKANI HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, sevgili arkadaşlarım,
14 Şubat…
MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri)
- Ama, Sayın Başkan, böyle bir usul yok yani!
NECATİ UZDİL (Osmaniye)
- Büyüğün konuşurken konuşma kardeşim! Görmedin mi Anadolu'da?
BAŞKAN - Sayın Uzdil…Sayın
Uzdil…
Sayın milletvekilleri,
Meclis Genel Kurulunda olduğumuzu lütfen unutmayalım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, 14 Şubat 2007 tarihinde…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Bir saniye
Sayın Bakan.
Buyurun, konuşmanızı
tamamlar mısınız.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - …4260 sayılı yazıyla -şimdi ben arkadaşlarıma
bunun da fotokopilerini göndereceğim- demişiz ki: "Bu üniversitelerin
dışında, on üniversitenin dışında, Bitlis, Kırklareli, Osmaniye,
Bingöl, Muş, Mardin ve Batman illerinde de üniversite kurulması düşünülmektedir."
Ve gerekli kanun maddelerini sıralayarak demişiz ki: "Bunlara
göre otuz gün içinde cevap verilmesini, bildirilmesini rica ederiz."
Şimdi, sevgili arkadaşlarım,
bakın, bunun öncesinde, 25 Ocak 2007 tarihinde yine aynı mahiyette
bir yazı yazmışız. Bu üç yazımız, 2005 tarihli yazımız, 25 Ocak 2007
tarihli yazımız… Bakın, 2005'teki yazımıza zaten cevap gelmemiş,
ama 25 Ocak 2007 tarihli yazımız, 14 Şubat 2007 tarihli iki yazımıza
gelen cevap "Komisyonlarımızda incelenmektedir. İnceleme
bittiği zaman size bilgi vereceğiz." şeklinde bir yaklaşım.
Şimdi, biz, burada,
hepimiz şunu söylemiyor muyuz: "1 milyon 600 bin öğrenci üniversite
kapılarında yükseköğretim imkânı aramaktadır ve bu öğrencilerimizin
maalesef 200 bine yakını bir lisans programına devam edebilmektedir.
Türkiye'nin üniversite potansiyelini geliştirmemiz lazım, kontenjanları
artırmamız lazım, yeni üniversiteler kurmamız lazım." demiyor
muyuz sevgili arkadaşlarım?
Şimdi, bak, biraz önce,
Sinop Milletvekili arkadaşımız da burada yaptığı konuşmada dedi
ki: "Biz biliyoruz, üniversiteler kurulduktan sonra… ODTÜ iki
barakayla kuruldu, ama bugün ODTÜ Türkiye'nin medarıiftiharı bir
üniversite haline geldi." dedi. Şimdi, bunu söyleyeceksin.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- Ama, hocaları vardı.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, mademki bunu söylüyorsunuz sevgili
arkadaşlarım, o zaman, biz bu üniversiteleri kurduğumuza göre… Bakın,
bu devlet… Hükûmet etme ciddi iştir. Bugüne kadar Türkiye'de, bana
bir okul gösterin, okul öncesi eğitimden, ilköğretimden, liseden,
genel lise, akademik lise, meslek lisesine kadar, devlet okulu kurmuş,
ama donanımı yok, devlet okulu kurmuş, ama öğretmeni yok. Böyle bir
şey olamaz.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Bir saniye
Sayın Bakan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun, Genel
Kurulu selamlar mısınız.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Dolayısıyla, şimdi, Yükseköğretim Kurumunun
zaten asli görevlerinden birisi -Anayasa'ya bakın sevgili arkadaşlarım-
üniversiteleri yurt sathına dengeli bir şekilde yaymaktır. Benim
Bitlisli vatandaşım, benim Muşlu vatandaşım, benim Siirtli, Batmanlı,
Mardinli vatandaşım, benim Karabüklü, Karamanlı arkadaşım, dostum,
çocuğunu kendi ilindeki bir üniversiteye göndermek istiyorsa,
ilin sosyoekonomik, sosyokültürel kalkınmasına ciddi katkısı olacak
bir yükseköğretim kurumu talebindeyse ve milletin iradesiyle buraya
gelmiş olan insanların, milletin arzularına, isteklerine uyarak
böyle bir üniversite getirmesi isteniyorsa ve bir anayasal kurum
buna direniyorsa ne denir buna, ne denir? Soruyorum size. Şimdi,
eğer siz buna "itişme, didişme, kakışma" derseniz arkadaşlar…
Ben, bizimle sizin aranızdaki temel bir farkı ifade etmek istiyorum:
Biz kimseyle kavgalı değiliz arkadaşlar. Bizim kimseyle kan, kin davamız
yoktur.
NAİL KAMACI (Antalya)-
Allah'tan değilsiniz yani!
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)
- Ya bir de kavgalı olsaydınız!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Sevgili arkadaşlar, bakın, biz demokratik
cumhuriyetten yanayız, siz bürokratik cumhuriyetten yanasınız. Bütün
problem budur işte. (AK Parti sıralarından alkışlar, CHP sıralarından
gürültüler)
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- Yok canım!
Sayın Başkan, sataşma
var.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Ne biçim konuşuyorsun sen ya, ayıp ya!
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)-
Ayıp, ayıp!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri….
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Ne bu ya! Her çıkışında kavga çıkarıyor.
İ. SAMİ TANDOĞDU (Ordu)
- Ayıp ya! Terbiyeye davet ediyorum sizi. Almışsın mikrofonu eline,
konuşuyorsun orada.
NAİL KAMACI (Antalya)
- Hukukla kavgalısın sen.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Arkadaşlar, sevgili milletvekilleri,
bir arkadaşımız… Bakın, terör faaliyetleriyle, hepimizin lanetlediği
ve bu ülkenin kâbusu hâline gelmiş terör faaliyetleri ile Millî Eğitim
Bakanlığının faaliyetleri arasında benzerlik kurmak, eğitim kökenli
bir milletvekiline yakışır mı?
NURİ ÇİLİNGİR (Manisa)
- Ufacık çocukların kafasını sarmak Millî Eğitim Bakanına yakışıyor
mu?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Teröristler yola mayın döşüyormuş, Millî
Eğitim Bakanlığı da Türk millî eğitim sistemine mayın döşüyormuş! Arkadaşlar,
bizim döşediğimiz, Türk millî eğitim sistemine döşediğimiz mayın
100 bin küsur derslik yapmak mıdır?
ENGİN ALTAY (Sinop) -
Yanlış. Resmî Gazetede 85 bin diyor. Yanlış.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - 550 bin bilgisayarı okullara göndermek
midir? Bu ülkenin çocuklarının okuması için 411 milyon ücretsiz
ders kitabı dağıtmak mıdır? 250 bin kız çocuğumuzu okula getirip onlara
eğitim imkânı hazırlamak mıdır, kızlarımızı okula getirmek midir?
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Siz mi yapıyorsunuz onu?
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - 253 bin insana Millî Eğitim Bakanlığı içerisinde
çeşitli kademelerde istihdam sağlamak mıdır? Öğretmen ataması
yapmak mıdır ve 56 yeni Anadolu öğretmen lisesi açmak mıdır? Bilim-sanat
merkezlerini yurt sathına yayarak özellikle bilime ve sanata yatkın
olan çocuklarımızın ekstra eğitim almasını sağlamak mıdır? Kırk
yıllık müfredatı çocuklarımıza, ülkemize, çağdaşlığa yakışır
şekilde düzeltmek midir, yeniden düzenlemek midir?
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- Geriye dönüş.
NAİL KAMACI (Antalya)
- Seksen yıllık müfredatı değiştirdin.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Şimdi, 39 üniversite kurulmuş olacak, bu
üniversiteler geçtikten sonra. 7 vakıf üniversitesi, 32 devlet üniversitesini
açmak mıdır Türk millî eğitimine mayın döşemek?
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sen önce liseleri çalıştır. Yıkılmış binaları yap. Ayıp
be!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bu üslubu yadırgıyorum sevgili arkadaşlarım.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Biz seni yadırgıyoruz asıl.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bakın, 60 bin okul var Türkiye'de. Eğer bir
öğretmen, bir öğrenci, bir personel bir yanlış yaparsa bu memleketin
denetim mekanizmaları var. Bir yerdeki spesifik olayı alarak
"Laik eğitim örseleniyor, laik eğitim elden gidiyor." şeklinde,
aslında, beyanda bulunmak son derece yakışıksızdır.
Bir başka hususun altını
çizmek istiyorum.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
sözlerinizi tamamlar mısınız.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Bitiriyorum Sevgili Başkanım.
Aslında bizi kurumlarla
kavga etmekle suçlayanlar… Anlayış farklılıkları çatışabilir
sevgili arkadaşlarım. Biz, milletin temsilcisiyiz. Millet bizim
müvekkilimizdir. Milletin sesi ve milletin vicdanı bizim için belirleyici
olandır, ama milletle kavga edenler, milletle sıkıntısı olanlar esas
burada gelip hesap vermelidir.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Millet meydanlarda konuştu, millet!
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından
alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Millet meydanlarda konuştu. Sokağa çıkamadın o yüzden,
evinden çıkamadın o yüzden! Sen evinden çıkamıyorsun korkudan. 20
korumayla geziyorsun sen. Halkın arasına giremiyorsun sen!
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
bir saniye, Sayın Grup Başkan Vekili konuşuyor.
Buyurun Sayın Anadol.
(CHP sıralarından gürültüler)
BAŞKAN - Bir saniye…
Sayın milletvekilleri, Sayın Grup Başkan Vekilini duyamıyorum.
Buyurun Sayın Anadol.
K .KEMAL ANADOL (İzmir)
- Sayın Başkan, Sayın Bakan "Biz demokratik cumhuriyetten yanayız,
siz bürokratik cumhuriyetten yanasınız." diyerek partinin… (AK
Parti sıralarından "Doğru, doğru" sesleri)
Doğruysa yanıt vermek
istiyorum.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Doğruysa meydanlara gelin.
NAİL KAMACI (Antalya)
- Nerede olduğunuz belli değil yani. Geçmişte oradaydınız, bugün
buradasınız yahu! Yönünüzü bir belirleyin kardeşim ya!
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- …Cumhuriyet Halk Partisinin tüzel kişiliğine sataşmıştır ve Cumhuriyet
Halk Partisinin görüşlerinin dışında görüş ifade etmiştir.
BAŞKAN - Peki, teşekkür
ederim.
Buyurun Sayın Anadol.
İç Tüzük'ümüzün 69'uncu
maddesine göre size söz veriyorum. Yeni bir sataşmaya yol açmamanızı
da diliyorum.
Buyurun.
V. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR
1.- İzmir Milletvekili K. Kemal Anadol'un, Millî
Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, konuşmasında, partisine sataşması
nedeniyle konuşması
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- Sayın Başkanım, söz verdiğiniz için teşekkür ederim.
Ülkemizin beklediği
üniversite kuruluşlarıyla ilgili yasanın müzakeresi sırasında
yüce Meclisin vaktini almak istemiyorum. Onun için, çok kısa cevap
vermek istiyorum Sayın Bakana.
Şimdi, Sayın Bakan burada
çok uzun tartışmalara yol açacak bir görüş ve beyanda bulundu.
HALİL ÖZYOLCU (Ağrı)
- Tespit.
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Bu, tespit mi? Yani, Bakan diyor ki: "Biz demokratik cumhuriyetten
yanayız, siz de bürokratik cumhuriyetten yanasınız." Saatlerce
tartışırız. İstediği televizyon kanalında Sayın Bakanın davetine
icabet etmekten onur duyarım. Bu fırsatı da birlikte yaratalım isterse.
O ayrı, ama yüce Meclisin vaktini işgal etmeyelim.
Ben sadece şunu söylüyorum,
tartışmanın özüne girip uzatmadan: Dinime küfreden bari Müslüman
olsa.
CAHİT CAN (Sinop) - Ne
alaka şimdi bu ya?
NAİL KAMACI (Antalya)
- Sen dinle, dinle!
K. KEMAL ANADOL (Devamla)
- Alakası şu: "Demokrasi bizim için amaç değil, araçtır" diyen
bir Genel Başkanın, Başbakanın Bakanının bu konuşması sadece komiktir,
gülünecek bir ifadedir.
Teşekkür ederim. (CHP
sıralarından alkışlar)
CAHİT CAN (Sinop) - Ne
alaka!
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Anadol.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Sayın Başkan…
BAŞKAN - Sayın Eraslan,
bir saniye, size söz vereceğim. Ancak, şahısları adına bir konuşmacımız
kaldı, ona söz verdikten sonra da size söz vereceğim.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu
ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının
Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1343, 1/1291) (S. Sayısı:
1414) (Devam)
BAŞKAN - Şahsı adına
ikinci konuşmacı Batman Milletvekili Sayın Nezir Nasıroğlu.
Buyurun Sayın Nasıroğlu.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET NEZİR NASIROĞLU
(Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yükseköğretim
Kurumları Teşkilatı Kanunu ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin
Değiştirilmesine Dair Tasarı'nın 4'üncü maddesi üzerinde söz almış
bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada bize bu
gururu yaşatan Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'a, Hükûmetimizin
üyelerine, Millî Eğitim Bakanımıza ve Meclisimizin değerli üyelerine,
Batman halkı adına teşekkürlerimi arz ediyorum. 22'nci Dönem, 2005
yılında on beş ilde, bugün de on yedi ilde üniversite kurma kararını,
mutluluğunu yaşıyoruz. Batman ilimizin yegâne beklentisi olan üniversite
müjdesi, tüm Batman kamuoyumuzu ziyadesiyle memnun etmiştir. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Bravo! Helal olsun!
MEHMET NEZİR NASIROĞLU
(Devamla) - Çok iyi bilinmektedir ki, en kıymetli yatırım insana ve
eğitime olan yatırımdır. Batman'da kurulacak olan Batman Üniversitesine
bağlı Fen-Edebiyat Fakültesi, Mühendislik, Mimarlık Fakültesi,
Teknik Eğitim Fakültesi, Meslek Yüksekokulu, Batman Sağlık Hizmetleri
Meslek Yüksekokulu, Sosyal Bilimler Enstitüsü ve Fen Bilimleri
Enstitüsünden oluşmaktadır. Batman Üniversitesiyle beraber çehresi
değişecek, ekonomisi canlılık kazanacak, farklı şehirlerden gelecek
öğrencilerle Batman kültür yapısına katkı sağlayacaktır. Sosyal
ve iktisadi alanda Hükûmetimizin Batman'a olan desteği, Batman Üniversitesi
kazandırılmasıyla bir kere daha kamuoyumuzdan takdir görmüştür.
Bu güzel duygularla
konuşmamı tamamlarken, Batman'ın il oluşunun 18'inci yılına üniversite
müjdesinin damgasını vurması bizleri ziyadesiyle memnun etmiştir.
Yüce heyetinizi saygıyla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul)
- Sayın Başkanım…
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Nasıroğlu.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Fevkalade bir konuşma oldu, ağzına sağlık, ihya olduk!
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul)
- Sayın Başkanım, demin Sayın Anadol'un sözlerinde yanlış anlamaya
meydan veren, Sayın Genel Başkanımızın ve onun şahsında AK Parti Grubunu
ilzam eden sözlerine cevap hakkımı kullanmak istiyorum.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(İstanbul) - Demedi mi öyle bir şey? Ne diyeceksin? Demedi mi diyeceksin?
BAŞKAN - Bir saniye…
Sayın Başkan, buyurun
siz, bir saniye oturur musunuz.
Sayın Eraslan da İç Tüzük'ümüzün
69'uncu maddesine göre bir söz talebinde bulundu.
Sayın Eraslan, buyurun.
Yeni bir tartışmaya da yol açmamanızı diliyorum.
V. - AÇIKLAMALAR VE SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)
2.- Niğde Milletvekili Orhan Eraslan'ın, Millî Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik'in, konuşmasında, şahsına sataşması nedeniyle
konuşması
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Sayın Bakan, konuşması sırasında,
kürsüden, adımdan da bahsederek "Sizin hukukçu diplomanızı almak
gerekir." biçiminde bir açıklamada bulundu. Kusura bakmasınlar,
bizim diplomamız parayla satın alınmış diploma değildir. O hak edilerek,
alın teriyle, göz nuruyla ve hukuku yaşamımızın her alanına, sindire
sindire, özel yaşantımızda da meslek hayatımızda da her şeyde, hayatımızın
her alanında, hodri meydan, hukuka uyarak, hakka riayet ederek… Hukuk,
arkadaşlarım, hakkın çoğuludur, hakkın çoğuludur. Hukuk, hakkın
çoğuludur.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Acaba?
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Acaba değil. Bilirseniz, hakkın çoğuludur hukuk.
Şimdi, hakka riayet
etmeyen, hukuka riayet etmeyen insandan hiçbir şey olmaz. Bakınız
şimdi, Sayın Bakan bizim diplomamızı almaya kalkıyor, ama kendisinin
hukuk karnesi ne durumda? Bir icraatı yok ki yargıya toslamasın!
Bir icraatı yok ki yargıya toslamasın Sayın Bakanın!
İSMAİL BİLEN (Manisa)
- Sizinki gibi!
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Şimdi, düşünün ki, kendisinin en yüksek görevlisi, kamu görevlisi,
müsteşarı, yargı kararlarına uymamaktan, yani hakka riayet etmemekten,
hakkı yemekten mahkûmiyetleri var seri seri, dizi dizi. Kendisi de
dokunulmazlığın arkasına saklanıyor. Yani, neyi, burada… Bu ülkede
Sayın Bakan, yani zor koşullarda yaşayan öğretmenleri dama taşı
gibi oradan oraya, oradan oraya oynamış, yaptığı her şey yargıdan
dönmüş, benim hukukçu diplomamı iptal edecek. Vay canına!
Şimdi, bakınız, millî
eğitime Sayın Bakanın bir hizmeti olabilir, o hizmetini söylemek
istiyorum altını çizerek: İstifa edin Sayın Bakan. Millî eğitime
yapacağınız en büyük hizmettir, en büyük hizmettir.
İSMAİL BİLEN (Manisa)
- Siz istifa edin!
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Sizin o makamı boşaltmanız Türk
millî eğitimine yapabileceğiniz en büyük hizmettir, ondan daha büyük
bir hizmet yapamazsınız.
İSMAİL BİLEN (Manisa)
- Emrin olur!
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Siz hangi haktan bahsediyorsunuz?
AFİF DEMİRKIRAN (Batman)
- Üniversiteleri kim kuracak?
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Bakınız, daha dün sınav kazanmamış
insanları kadrolaşmak amacıyla idareci olarak atadınız, atamaya
kalkıştınız, Danıştaydan döndü.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Üniversiteleri kim kuracak istifa ederse?
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Hâlen… Hâlen… Öğretmenlerin ek ders ücretleriyle ilgili bir düzenleme
yaptınız. Bir Allah'ın kulu gidip görüştü mü bu öğretmenlerle? Bir
hafta raporlu olan, izinli olan öğretmen
bir aylık ek ders ücretini kaybediyor. Böyle bir adalet olur mu? Böyle
bir hak anlayışı olur mu? Çalışılan kısmın üzerine oturulur mu? Bu
nasıl hukuk anlayışı, bu nasıl hak anlayışı da Sayın Bakan bizim hukuk
diplomamızı iptal etmeye kalkıyor!
Şimdi, millî eğitim
programını altüst ettiniz, keşmekeş içine soktunuz. Program keşmekeşe
dönüştü, öğretmenler ne yapacağını bilemez hâle geldi. İdareciler,
tecrübeli yöneticiler oradan oraya, oradan oraya sürüldü. Millî
eğitim sizin döneminizde nitelik olarak elli yıl geriye gitti, elli
yıl geriye gitti.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Çağ atladı, çağ atladı.
CAHİT CAN (Sinop) - Ne
alakası var?
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Siz öyle zannedin. Anayasal kurumlarla
kavga etmeyi marifet biliyorsunuz.
CAHİT CAN (Sinop) -
Bunlar cevap değil, senin demin söylediğin…
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Şimdi, cevabını söylüyorum.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Millî eğitim çağ atladı, çağ.
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Burada, siz bir Millî Eğitim Bakanısınız, çıkıyorsunuz, 2005 yılında
yazılan bir yazıyı -2005 yılındaki yazılan bir yazı, o on beş üniversiteye
ilişkin- kalkıyorsunuz, bununla ilgiliymiş de buna cevap verilmemiş
gibi -hâlbuki, 2007'de yazılan başka- bunu anlatıyorsunuz.
Daha vahimi: Bir yazının
tekit edilmesi demek, önce yapılan isteğin yinelenmesi, tekrar
edilmesi demek. Değiştirilerek tekit yazısı yazılmaz, o yeni bir
yazı olur. Değiştirdiğiniz zaman eski isteği yinelemiş olmazsınız,
o yeni bir yazı olur. Siz bir Bakansınız, bunu bile bile buradan kamuoyunu
yanıltıyorsunuz.
CAHİT CAN (Sinop) - Ne
yazdığını bilmiyor musun yani?
ORHAN ERASLAN (Devamla)
- Şimdi, Sayın Bakan, bana, hukuk fakültesi diplomasını Jet Fadıl
vermedi, bu Parlamentoya da Jet Fadıl kontenjanından gelmedim. Sizin,
ne hakkınızdır ne haddinizdir benim hukuk fakültesi diplomamı iptal
etmek.
Hepinize saygılar
sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Eraslan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, bana sataşma var, buna cevap vermem
lazım.
BAŞKAN - Sayın Bakan,
bir saniye…
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Hayır, bu çok aleni bir şey Sayın Başkan.
BAŞKAN - Bir saniye…
Aleni değil demedim Sayın Bakanım. Ama, Grup Başkan Vekilimizin bir
söz talebi var, Sayın Gündüz'ün.
Buyurun Sayın Gündüz.
Ama, yeni bir sataşmaya yol açmamanızı diliyorum, çünkü, yoksa Genel
Kurul böyle sataşmayla geçecek. (AK Parti sıralarından alkışlar)
3.- İstanbul Milletvekili İrfan Gündüz'ün, İzmir
Milletvekili K. Kemal Anadol'un, konuşmasında, Başbakana sataşması
nedeniyle konuşması
İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul)
- Sayın Başkanım, söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum ve değerli
arkadaşlar, hepinize saygılar sunuyorum.
Tabii, burada, Sayın
Anadol'un, Sayın Başbakanımızın söylediği sözle ilgili kullandığı
ifadeye katılmadığımı ve bunu açıklamak istediğimi özellikle de
beyan etmek istiyorum.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- Söylememiş mi yani Sayın Başkan?
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- Söylememiş diyebilir misiniz?
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla)
- Şimdi, evet, öyle söylemiştir, ama, Sayın Başkanım, şunu arz etmek
istiyorum… (CHP sıralarından gürültüler)
YILMAZ KAYA (İzmir) -
Söyledi, ama, beyana katılmıyorsun yani!
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla)
- Bizde, aslında bizde… Bakın, bizim inancımızda, AK Partinin bütün
çözümleri, insanımızın refahı ve mutluluğu içindir.
TUNCAY ERCENK (Antalya)
- Allah Allah! Allah Allah!
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- Hakikaten, herkes refah içerisinde yaşıyor!
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla)
- Ekonomiden siyasete, sosyal devletten ekonomi politikalarına
varıncaya kadar, insanın huzur ve mutluluğu her şeyin üzerindedir.
Eğer, baktığımız zaman, laiklik de demokrasi de sosyal devlet de hukuk
devleti de aslında bu ülkede yaşayan insanımızın geleceğini daha
aydınlık bir geleceğe taşımak için konulmuş değişmez prensipler ve
ilkelerimizdir. O yüzden, burada, demokrasiyi ya da diğer meseleleri,
kavramları eğer gaye olarak koyarsanız, yanlış olur. Bir tek gaye
var. O da insanımızın teker teker, milletimizin toptan geleceğe
güvenle bakmasına yönelik, huzurlu ve mutlu bir Türkiye'ye götürmesi
için araçtır. (AK Parti sıralarından alkışlar)
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- Ama, demokratik bir rejim içerisinde.
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla)
- Hepimiz bir aracız.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- Demokratik bir rejim içerisinde.
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla)
- Cumhuriyet Halk Partisi bir araçtır, AK Parti bir araçtır, siyasi
kurumlar bir araçtır.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- Demokratik bir rejim içerisinde.
İRFAN GÜNDÜZ (Devamla)
- O yüzden, esas mesele, bütün bunların toplumumuzun geleceğine
ve mutluluğuna gidecek şekilde akort edilmesidir. Burada "Demokrasi
bir araçtır." anlamında söylenmiş sözün esas anlamı budur.
Bunu arz ediyor, hepinize
saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından "Bravo" sesleri,
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gündüz.
Sayın milletvekilleri,
Sayın Bakan kendisine sataşıldığı gerekçisiyle söz talebinde bulunuyor.
İç Tüzük'ümüzün 60'ıncı maddesine göre kısa bir söz hakkı kullanacak
yerinden.
Buyurun Sayın Bakanım.
4.- Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, Niğde
Milletvekili Orhan Eraslan'ın, konuşmasında, şahsına sataşması
nedeniyle konuşması
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben
iki dönemdir Türkiye Büyük Millet Meclisinde onurla ve şerefle Van
halkını temsil ediyorum.
Bakın, ben size bir
şey söyleyeyim: Buraya nasıl geldiğimi, burada neler yaptığımı
bütün kamuoyu biliyor. Ben Sayın Orhan Aslan'ın bu çirkin iftirasıyla
ilgili olarak kendisini mahkemeye vereceğim.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- İftira etmem. Mahkemeye verin, hesaplaşalım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Bundan önce, bu yakışıksız yakıştırmayı ve
yaftayı yapan insanların bazı… Özellikle, medya kuruluşları bunu
iddia ettiler. Bu, defalarca tekzip edilmiştir ve Sayın Aslan, bakın,
ben…
FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU
(Malatya) - Eraslan, Eraslan.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Bakın, Sayın Eraslan, 2004 yılında son seçim yapıldı.
Benim ne olduğum ve ne olmadığıma benim seçmenim olan Van halkı karar
verir. 2004 yılında…
AFİF DEMİRKIRAN (Batman)
- O kadar.
MAHFUZ GÜLER (Bingöl)
- Tüm Türkiye biliyor sizi Sayın Bakanım.
MİLLÎ EĞİTİM BAKANI
HÜSEYİN ÇELİK (Van) - Bakın, değerli arkadaşlarım, bir hususu belirtmek
istiyorum: Sayın Eraslan'ın temsil ettiği siyasi parti ve siyasi
düşünce, 2004 yılında yapılan son seçimde, 400 bin seçmeni olan Van
halkından sadece 2.600 oy almıştır. Buna başka cevap ister misiniz?
Teşekkür ederim efendim.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Sayın Başkan, haksız bir ithamla karşı karşıyayım, söz istiyorum.
(AK Parti sıralarından "Oo" sesleri, gürültüler)
Bir dakika efendim.
SERACETTİN KARAYAĞIZ
(Muş) - Allah Allah! Akşama kadar böyle mi devam edecek?
ORHAN ERASLAN (Niğde)-
Bir yanlış anlama var, yerimden düzelteyim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Bir saniye…
Bir saniye…
Sayın milletvekilleri,
müsaade eder misiniz.
Bir saniye Sayın Eraslan,
bir saniye.
Sayın milletvekilleri,
lütfen, kendinize yapılmasını istemediğiniz bir eylemi, söylemi
bir başka milletvekiline de yapmayalım. Şimdi ben dikkat ediyorum,
kürsüye hangi kesimden gelmişse diğer kesim itiraz ediyor. Bunu değiştirelim,
hakkaniyet ölçüleri içerisinde bu görüşmeleri tamamlayalım.
Şimdi sizi dinliyorum
Sayın Eraslan, buyurun.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- İftira ettiğimi söyledi Sayın Bakan. Ben iftira etmedim. O konuda
açıklama yapmak istiyorum. (AK Parti sıralarından "Hayda"
sesleri, gürültüler)
BAŞKAN - Ya, bir saniye…
Bir saniye… Bir saniye arkadaşlar.
Evet.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Şimdi, Sayın Bakana ben hiçbir şekilde iftira etmedim. Ben, bana diplomayı
Jet Fadıl vermedi, beni buraya da Jet Fadıl göndermedi, onun kotasından
gelmedim, dedim. Burada Sayın Bakanın adını kullanmadım. (AK Parti
sıralarından "Hayda" sesleri) Sayın Bakan oradan matufiyet
yoluyla bir şey çıkartıyorsa, o kendisinin kendisine yakıştırmasıdır.
(AK Parti sıralarından "Mahkemeye, mahkemeye" sesleri)
Kendisinin kendisine yakıştırmasıdır.
BAŞKAN - Sizin öyle
bir kastınız yok.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Ben iftirayı kabul etmiyorum. "İftira" sözcüğünü Sayın
Bakanın kendisine iade ediyorum. Yargıda da hesaplaşmaya bekliyorum
kendisini.
BAŞKAN - Peki, kayıtlara
geçti Sayın Eraslan, buyurun.
IV. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
4.- Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu
ile 78 ve 190 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı ile Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının
Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Genel Kadro ve Usulü
Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli Cetvellerde Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve
Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonları Raporları (1/1343, 1/1291) (S. Sayısı:
1414) (Devam)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
5'inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Teşekkür ederim.
Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.
6'ncı maddeyi okutuyorum:
MADDE 6- 2809 sayılı
Kanunun ek 67 nci maddesinin (a) bendinin başına "Rektörlüğe
bağlı olarak yeni kurulan Tıp Fakültesi ile" ibaresi eklenmiş, (d) bendi "Rektörlüğe bağlı olarak
yeni kurulan Sosyal Bilimler Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü
ve Sağlık Bilimleri Enstitüsünden," şeklinde değiştirilmiştir.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Kemal Kumkumoğlu.
Buyurun Sayın Kumkumoğlu.
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL
KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlarım,
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
On yedi yeni üniversitenin
kuruluşuyla ilgili kanunun 6'ncı maddesi üzerinde Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi tekrar saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım,
AKP İktidarının son dönemlerine geldik. Görülen o ki, bundan sonra
pek fazla geleceği de görülmüyor.
CAHİT CAN (Sinop) - Muhalefetin
de sonuna gelindi yani. Muhalefetin sonu geldi gibi gözüküyor.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Muhalefet her hâlükârda olur. Biz oluruz, başkaları olur,
ama muhalefet olur. Sizin iktidar olmayacağınız kesin.
CAHİT CAN (Sinop) -
Yok, öyle zannet sen.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Şimdi on yedi yeni üniversite açıyoruz. On beş yeni üniversite
daha açıldı. Sayın Bakanımız üniversitelerin açılmasıyla ve üniversite
camiasıyla en ilgili olması gereken, yasalarımıza göre en ilgili
olan kurumları hiçe sayarak, cumhuriyet tarihi boyunca açılmış elli
üç üniversiteye otuz iki üniversite daha ekledi. Bunun mantığının
altında ne var? Yarın televizyonlara çıkıp denilecek ki: "Cumhuriyet
tarihi boyunca bu ülkede elli üç üniversite açılmıştır. Biz buna
otuz iki üniversite daha ekledik." (AK Parti sıralarından
"Doğru" sesleri) Müsaade edin efendim, müsaade edin.
Değerli arkadaşlarım,
bu üniversitelerin hepsini toplasanız… Şurada kim hoca varsa bir
lütfen elini vicdanına koyarak konuşsun. Sayın Bakan, size soruyorum:
Bu açtığınız otuz iki üniversitenin hepsini toplasanız bir Hacettepe
Üniversitesi yapar mı? Yapar mı arkadaşlar?
AHMET YENİ (Samsun) -
Karşı mısınız üniversitelere?
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Bakın, müsaade edin. Şimdi oraya geleceğim de…
Şimdi, böyle palyatif
işlerle, böyle bakkal hesabıyla… Sizin "Bürokratik cumhuriyet"
dediğiniz, o karşı çıktığınız şeyin alternatifi olarak kendi öneriniz,
bakkal hesabı! Bakkal hesabı! Değerli arkadaşlar, bakın, bakkal hesabıyla
bu işler olmaz. Sizin hesabınızın tamamı bakkal hesabına dayanıyor.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- O bile değil ya!
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - 360'tan fazla milletvekiliyle dört buçuk yıldır iktidardasınız,
Türk millî eğitiminin hangi temel problemini çözdünüz? Üniversitelerin
kapısında biriken 1,5 milyon öğrenciyi, onların ailelerini rahatlatabilecek
bir çözüm önerisi Türkiye'nin gündemine taşıyabildiniz mi? Meslek
eğitimine dönük, hepimizin yapılması gerektiğine inandığımız,
Türkiye'deki ara eleman ihtiyacını karşılamak noktasında, artık
kaçınılmaz bir gerçek olarak hepimizin karşısında duran bu dönüşümü
sağlayabilmek için, 360'dan fazla milletvekili ile bir tek girişimde
bulunabildiniz mi? 360 milletvekiliniz var, yapamadığınız işler
için muhalefeti suçluyorsunuz. Siz
ne istiyorsunuz arkadaş? Nasıl bir şey istiyorsunuz, yani nasıl
bir güç vereceğiz size? Siz, 550 milletvekili de olsa, "Sokaktaki
vatandaş, bilmem ne diyor." deyip korkup, burada istediğiniz,
o doğru olduğuna inandığınız o değişikliklerin yapılmasını sağlayamazsınız.
O zaman niye iktidar oluyorsunuz? Niye iktidar oluyorsunuz değerli
arkadaşlar?
Şimdi, on yedi yeni
üniversite açıyorsunuz. Daha önce on beş üniversite açtınız. Şimdi,
bu on beş üniversiteyle ilgili, Sayın Bakan mesela -ben, Plan ve Bütçe
Komisyonunun bir üyesiyim- Plan ve Bütçe Komisyonunda tanık olduğum
konularla ilgili, buradan, açıktan, hem Meclise hem kamuoyuna yanıltıcı,
yanlış bilgiler veriyor. Daha ilerisini söylemek istemiyorum,
çünkü bu bile bile yapılıyor. Nedir bu değerli arkadaşlarım? Millî
Eğitim Bakanlığı, on beş üniversiteyle ilgili YÖK'e başvuruda bulunmuş.
YÖK'ün belli ölçüleri var, belli standartları var. Siz, niye YÖK'e başvuruyorsunuz?
Yani, YÖK'e başvurma gerekçeniz nedir? Madem, YÖK ne söylerse söylesin,
siz bildiğinizi yapacaksınız, niye YÖK'e başvuruyorsunuz? YÖK'e
başvurmanın bir anlamı var. "Bu konuyla siz daha ilgili bir kurumsunuz,
gidin, bakın, bu üniversitelerin altyapılarını, tesislerini, öğretim
elemanı durumunu, şehrin, kentin konumunu vesairesini inceleyin.
Sizin ölçülerinize göre burada bir üniversite açılabilir mi, açılamaz
mı, bize bilgi verin. Biz, bu illerde üniversite açmak istiyoruz."
diye ona başvuruyorsun, onun bilgisine başvuruyorsun. YÖK geriye
dönüp diyor ki: "Bu üniversite açmayı düşündüğünüz illerin
dördü, Tekirdağ, Düzce, Uşak, Ordu illerindeki mevcut altyapı, buralarda
üniversite açmaya elverişlidir, buralarda üniversite açabilirsiniz.
Erzincan, Kırşehir, Burdur, Kastamonu, Çorum, Rize, Aksaray, Amasya
illerinde birtakım iyileştirmeler yapılabilirse, buralarda da
üniversite açılabilir."
Sayın Bakan, şimdi
siz buradan, Yükseköğretim Kurumu gibi bir kurumu "Biz yazdık,
onlar bize cevap vermediler." diye suçlarken hiç sıkılmadınız
mı? Yani, bunlar, sadece sizin bildiğiniz şeyler mi? Yani, bu gerçekleri
siz neyle gizleyeceksiniz, neyle saklayacaksınız? Bunları birlikte
tartışmadık mı?
Şimdi, devamında on
yedi üniversite için Yükseköğretim Kurumuna 23/1/2007, 4/2/2007 tarihlerinde
iki yazı yazmışsınız. On yedi üniversite kuracaksınız, aradan iki
ay geçmiş, iki buçuk ay geçmiş, siz düzenlemeyi Meclise getirmişsiniz,
yani, siz diyorsunuz ki -bunun, hani, bir ayını da hazırlık süreci
falan diye saysan- YÖK'e "Gidin, bakın, bir ay içerisinde, buralarda
üniversite kurulur mu kurulmaz mı, bana…" O bakkal hesabı var
ya, uymak zorunda olduğunuz kurallar var ya… "Efendim, biz oraya
yazı yazdık." Böyle bir mecburiyetiniz olduğu için yazı yazıyorsunuz.
Yoksa, sizin, bu kurumları tanıdığınız, bu kurumların düşüncelerine
değer verdiğiniz, bunları gerçekten size yardımcı olabilecek kurumlar
olarak gördüğünüz için değil; çünkü, onlar ne derlerse desinler, siz
bildiğinizi yapıyorsunuz. Niye? Çünkü, yarın seçim var, seçimlerde
gidip o illere diyeceksiniz ki: "Efendim, biz sizin ilinize üniversite
açtık."
Sayın Bakanım, burada
çiftçi olan arkadaşlarımız vardır, çiftçiliği bilen arkadaşlarımız
vardır. Sulu bir tarlada bir önceki sene arpa ektiysen, bir dahaki sene
"Hanım, bahar geldi, şu arpa ektiğimiz geçen seneki yer var ya,
şuraya bu sene bostan ekelim." dediğiniz zaman bile hanım der
ki: "Yahu bey, tamam da, bizim bununla ilgili hiçbir hazırlığımız
yok. Yani, arpa ekilen bir yeri bostan tarlasına dönüştürmek için bile
bir hazırlık gerekir. Hiç olmazsa, fidemizin olması gerekir."
Yani, siz, bir yüksekokulu üniversiteye çeviriyorsunuz, ne hazırlık
yaptınız bunun için? Bu üniversiteye çevirmeyi düşündüğünüz illerde…
Şimdi, ben buradan o illerde yaşayan vatandaşlarımıza soruyorum:
İlinizde, bizim ilimizdeki yüksekokul üniversite olacak anlayışıyla,
son iki yılda, üç yılda Millî Eğitim Bakanlığı tarafından sizin illerinize
hangi yatırımlar yapıldı, hangi binalar yapıldı? Siz, "Biz elli
üç üniversitenin üzerine otuz iki üniversite daha ekleyeceğiz."
diye düşündüğünüzde, iktidara geldiğiniz dönemden başlayarak,
bu üniversitelerde öğretim elemanı, doçent, profesör olarak görev
yapmak üzere, mevcut üniversitelere sırf bu amaçla ne kadar yeni kadro
verdiniz? Öyle ya, eğer elli üç üniversiteye otuz iki üniversite ekliyorsan,
sen, mevcut öğretim elemanı kadrosunu yüzde 80 oranında, sadece eskilerin
mevcutlarını korusa bile, artırmak durumundasın. Ne yaptın? Bu
amaçla yaptığın ne var? Hiçbir şey yok.
Hedefi ne? Arkadaşlarım,
aslında, hedefi, buraya gelip kendi illerine üniversite açılması
nedeniyle mutluluklarını ifade eden bütün arkadaşlarım açıkladılar:
"Üniversite açılması, illerimizdeki sosyoekonomik hayatı
renklendirecek, değiştirecek, geliştirecektir." Yani, üniversite
açma işi, esas itibarıyla, ülkemizde bir ekonomik olay olarak değerlendirilmektedir.
Bir kentin ekonomisine biraz canlılık, biraz hareketlilik, öğrenciler
üzerinden, öğrenci aileleri üzerinden, o öğrenci orada eğitim alsın,
doğru eğitim alsın, sağlıklı eğitim alsın, dünyanın her yerinde geçerliliği
olan bir mesleği olsun, bir meslek sahibi olsun diye değil, oraya göndereceğimiz
öğrenciler nedeniyle, öğrenciler sayesinde o kentin ekonomik yaşamına
bir canlılık gelsin diye üniversite açıyorsunuz. Buraya çıkan her
arkadaşım da, bu sayede, kendi illerinde ekonomik yaşamın gelişeceğine
dönük olarak birçok ifadelerde bulundular. Doğrudur, Hükûmetin anlayışı
da budur. Gerçektir, elbette bir üniversitenin bir kente açılmış olması,
o kentin ekonomik yaşamına bir canlılık kazandırır.
Peki, değerli arkadaşlarım,
o zaman şu soru akla geliyor: Madem biz, üniversiteleri bir kentin
ekonomik yaşamını canlandırmak için bir araç olarak kullanıyoruz. Bunun,
ekonomik olarak en zayıf olan illerden başlaması gerekmez mi?
Şimdi, nerede Bayburt'un
milletvekilleri? Her
gün buralardaydılar. Nerede bu Bayburt? Sahipsiz mi Bayburt? Nerede Gümüşhane'nin
milletvekilleri? Öyle bir şey yok. Ardahan, Tunceli, Bartın, Şırnak,
Iğdır, nerede bunlar? Hani o milletvekilleri? Niye bir tanesi kürsüye
çıkamıyor? Niye Sayın Bakan, bu illere niye üniversite açılmadığıyla
ilgili buradan bir tek şey söylemiyor? Siz buraları sahipsiz mi zannettiniz?
Yani, buradan şu anlaşılıyor: Bu illerin milletvekilleri, beceriksiz,
hiçbir şekilde…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu,
konuşmanızı tamamlar mısınız.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - …Hükûmet üzerinde, iktidar partisine mensup milletvekilleri
olmalarına rağmen, kendi illerine, sadece ekonomik bir amaca dönük
olarak oluşturulan üniversitelerle ilgili olarak, kendi illeri,
ülkenin ekonomik açısından en zorluklar içerisinde olan illeri olmasına
rağmen, kendi illerine bir üniversite götürmeyi başaramamış, becerememiş,
beceriksiz, kendi ilini sahipsiz, kimsesiz bırakmış, kendi ilini
çaresizlikle, yoksullukla kaderine terk etmiş milletvekilleri
olarak kendi illerine dönecekler.
Buradan dün bir arkadaşım
bir ilden bahsederek diyordu ki: "Artık benim ilimin insanları,
başı dik, onurlu yurttaşlar olarak gezecekler, dolaşacaklar." Ne
oldu peki, o, üniversite açmadıklarınız, başı önlerine eğik, sizin
ifadenizle onursuz insanlar, kişiler durumuna mı düştüler? O milletvekillerinin
durumu nedir? Bu ifadeyi kullanan arkadaşlarım, kendi partisinden
seçilmiş milletvekillerine, üstelik kendilerine haksızlık yapılmış,
kendi seçildikleri illere haksızlık yapılmış milletvekillerine,
bu ifadeyi, daha doğrusu bu hakareti kullanırken, bu hakaretamiz
ifadeleri kullanırken hiç sıkılmıyorlar mı, hiç utanmıyorlar mı? Bunu
benim mi söylemem lazım?
Sayın Bakan, eğer bunu
yapıyorsanız, önergelerle çoğunluğu sağlatarak burada birtakım
düzenlemeler ekliyorsunuz, o zaman, bu illerimizin de bu haktan
yararlanmasını sağlamalıyız.
Ben, bir ay önce Bayburt'ta
ve Gümüşhane'deydim; iddia ediyorum, hiçbir il, Bayburt ve Gümüşhane
kadar, bütün sivil toplum örgütleriyle, bütün siyasi partileriyle
ve orada yaşayan bütün hemşehrileriyle, yurttaşlarıyla, her ilden
daha fazla, kendisini, kendi illerinde kurulacak bir üniversiteye
hazır, böyle bir üniversiteyi talep eden bir noktadaydı. Ben,bu illerde
yaşayan yurttaşlarımızın, herhangi bir şeyi bugüne kadar, kendi
illerinde bir üniversite açılması kadar talep ettiklerini zannetmiyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Kumkumoğlu,
selamlar mısınız Genel Kurulu.
ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU
(Devamla) - Teşekkür ederim.
Şimdi, bu insanları,
sadece ekonomiyi düzeltme adına kurulan bu üniversiteler mantığı
içerisinde böyle bir üniversite anlayışından, bu illerde bir üniversite
açılmasından mahrum etmek, bence sizin için gerçek anlamda vicdani
bir sorumluluktur. Ben, vicdanlarınıza sesleniyorum: Sadece ticari
bir kurum hâline dönüştürdüğünüz bu üniversitelerin hiç olmazsa
ekonomik olarak en zor durumda olan bu illerimizin ekonomisine de
katkı yapabilmek adına bu illerimizde sağlanmasını sağlayın.
Teşekkür ediyorum,
saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kumkumoğlu.
Adalet ve Kalkınma
Partisi Grubu adına Ordu Milletvekili Sayın Eyüp Fatsa.
Buyurun Sayın Fatsa.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
AK PARTİ GRUBU ADINA
EYÜP FATSA (Ordu) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım;
on yedi ilimizde üniversite kurulmasıyla alakalı kanun tasarısının
6'ncı maddesi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle,
Başkanlık makamını ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kurulacak bu on yedi
devlet üniversitesinin öncelikle ve özellikle Türk bilim ve eğitim
hayatına hayırlı olmasını, ardından da kurulacak illerimize hayırlı
olmasını temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar,
belki sizlerle paylaşacağım görüşlerimi değişik vesilelerle bu
kürsüde yine gündeme getirdim, ama üniversitelerle ilgili bazı
şeylerin hâlâ politik demagojilerle veya söylemlerle ifade ediliyor,
anlatılıyor veya algılanıyor olması, üniversite gibi önemli kurumların
fonksiyonlarını, sorumluluklarını anlamamak veya küçültmek anlamına
gelir.
Şimdi, dünden beri burada
arkadaşlarımız konuşuyorlar. Diyorlar ki: Hangi altyapıyla bunları kuruyorsunuz,
hangi imkânlarla bunları kuruyorsunuz, hangi kaynaklarla bunları
kuruyorsunuz?
Değerli arkadaşlar,
Türkiye'nin bugün en büyük üniversiteleri içinde, bir asrı aşan, önceden
altyapısı oluşmuş, bugüne kadar hâlâ belki eksikliklerini giderememiş
büyük üniversitelerimiz var. Her birisinin kuruluş döneminde, ne
zaman üniversite gündeme gelse, aynı gerekçelerle, tutanaklara,
kayıtlara baktığımız zaman, itirazların yapıldığına şahit oluyoruz.
Değerli arkadaşlar,
üniversite, devasa bir kurumdur, büyük bir müessesedir; altyapısıyla,
teknik kadrosuyla, teknik elemanlarıyla, yönetici, idareci, bilim
kadrolarıyla, bir senede, beş senede, on senede, yirmi senede kurumsallaşmasını
tamamlayamayacak kadar büyük, devasa kurumlardır.
Ben, Karadeniz Teknik
Üniversitesinin -bölgemizde olduğu için- Ondokuz Mayıs Üniversitesinin
kuruluş günlerini ve sonra da yaşadığı süreci, kuruluşundaki yaşadığı
tartışmaları hatırlıyorum. O zaman da, Samsun'da Ondokuz Mayıs Üniversitesi
kurulurken aynı gerekçeler ileri sürülüyordu. Karadeniz Teknik
Üniversitesiyle ilgili aynı şeyler söyleniyordu. Dün burada ifade
edildi, Orta Doğu Teknik Üniversitesiyle alakalı da aynı iddialar
ve gerekçelerle itiraz edildiğini, kayıtlardan, arkadaşlarımız
ifade etti.
Elbette ki, bunlar,
bir gecekondu yapar gibi bir gecede yapılıp hayata geçirilebilecek
kurumlar değildir. Teknoloji değişiyor, imkânlar değişiyor, ülkenin
şartları değişiyor, dünyanın şartları değişiyor. Değişen teknoloji
ve gelişen şartlar karşısında, bilim ve eğitim kurumlarının yeni
pozisyonlar, yeni duruş ortaya koyması ve kendini buna göre yeniden
sorgulayıp geliştirmesi, elbette ki, en tabii bir netice ve sonuçtur.
Bunların yapılıyor olması, bir nakisa, bir eksiklik değildir.
Değerli arkadaşlar,
dolayısıyla, her geçen gün kayıptır. Bir gün önce başlarsan, bir gün
önce varmak istediğin hedefe ulaşırsın. Eğer bunları ertelersek,
ertelediğimiz zaman, sadece bu iller için değil, -bakın, bunlar
ikinci plandadır- bu ülke için kayıptır.
Ben, Ordu'da lisede
okurken bir üniversite görmemiştim hiç. Üniversite imtihanına gireceğiz
dediğimiz zaman, hafızamızda, kafamızda bir üniversite şablonu
oluşturmaya çalışıyor, bir yere sıkıştıramıyorduk, sığdıramıyorduk.
Nasıl bir şey bu üniversite? Bu üniversite nasıl bir şeydir? Ne vardır?
Görüntüsü nedir? İçinde ne vardır? Dershaneleri, teknolojileri,
laboratuvarları, öğretim görevlileri, profesörler nasıl insanlardır?
Doğrusunu isterseniz, ben, lisede okurken, bunları hafızama sığdıramıyordum.
O günden bugüne kadar, 70'li yılların ortasından bugüne kadar benim
ilimin bir üniversite sevdası vardı, bununla ilgili altyapısı da
vardı. Diğer illerimizle alakalı, hiçbir bir yere, hiçbir altyapısı
olmayan bir yere bir üniversite kurulması falan, böyle bir şey, kamuoyunun
önüne de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine de getirilmemiştir.
Üniversite kurulacak yerlerle alakalı belli kıstaslar, ölçüler
konulmuş, belli sayıda fakülte, enstitü, yüksekokul şartı konulmuştur.
Bu şartları taşıyanlarda da bu adımlar atılmıştır.
Üniversiteleri ekonomik
katma değer üreten kurumlar olarak görmek, üniversitelere, bilim
yuvalarına saygısızlıktır, haksızlıktır, üniversiteleri anlamamaktır,
üniversite kavramını kavrayamamaktır, içeriğini anlamamaktır.
Elbette ki, üniversitelerin, kuruldukları bölgelere, illere
ekonomik katkıları, katma değeri olacaktır. Ama, üniversitelerin,
esas kurulduğu ülkelerde ve illerdeki katma değeri ekonomik olarak
ölçülmez. O ilin, o bölgenin ilim, kültür, sosyal hayatına, eğitim hayatına,
bilim hayatına, sanat hayatına ve topyekûn sosyal hayata sağlayabileceği
katkılarla ölçülür, sağladığı imkânlarla ölçülür. Üniversiteleri
eğer biz böyle anlamazsak, o zaman, fikri hür, vicdanı hür, irfanı
hür, ülkeyi geleceğe taşıyacak nesilleri sadece ekonomik kaygılarla
yetiştirme imkânımız olabilir mi? Böyle bir mantığa üniversite olgusunu
sığdırmamız mümkün mü?
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- Böyle de üniversite olur mu yani?
EYÜP FATSA (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, bakın, herkesin konuşmasını milletimiz kare
kare takip ediyor. Biz, üniversitelerle ilgili, bir seçim sathı mailine
girildiği için böyle bir meseleyi gündeme getirmedik. AK Parti iktidar
olduğu günden beri, biz, hedef olarak dedik ki: Türkiye'nin üniversitesi
olmayan bütün illerinde üniversite açmak bizim hedefimizdir;
ikinci üniversiteye ihtiyaç varsa, üçüncüye, aynı il içerisinde,
Ankara, İstanbul gibi metropol şehirlerde daha fazla üniversiteye
ihtiyaç varsa onları da açmak bizim hedefimizdir; vakıf üniversitelerinin
önünü açmak bizim hedefimizdir.
ALİ RIZA BODUR (İzmir)
- Lafla üniversite açılır mı Başkan ya?
EYÜP FATSA (Devamla)
- Daha fazla ülke insanının -ki, üniversite yaşında, üniversitede
okuyacak yaşta yaklaşık 5,5 milyon gencimiz var- bunların bir yüksek
tahsil talebi var. Bu talepleri siyasetçilerin, bu talebi bu millet
adına, bu gençler adına konuşanların, düşünenlerin, üretenlerin
görmemesi, görmezlikten gelmesi söz konusu değildir.
Bakın, bir konu daha
yanlış anlaşılıyor. Lütfen, üniversiteleri sadece iş ve aş kapısı
olarak da görmek, üniversite gerçeğini kavramamaktır. Değerli arkadaşlar,
her üniversitede okuyan kamuda bir görev alacak diye, böyle bir icbar,
böyle bir zorunluluk dünyanın hiçbir yerinde yok. Gelişmiş ülkelerde
görüyorsunuz, Amerika misal veriliyor, Almanya misal veriliyor,
üniversiteleriyle maruf, büyük ve köklü üniversitelerin olduğu
ülkelerden misaller veriliyor. Ben de uzun yıllar yurt dışında yaşadım.
Yurt dışında yaşayan arkadaşlarımız vardır, oraları bilenler vardır.
Hiçbir öğrenci, hiçbir genç kamuda iş bulma kaygısıyla, beklentisiyle
üniversiteye gitmiyor. Ülkesine daha bilimle teçhiz edilmiş, donanımlı,
daha eğitimli, daha vasıflı bir genç olarak, insan olarak, birey olarak,
yurttaş olarak ülkenin sosyal hayatında -özel sektörde olsun, kamuda
olsun- sorumluluk almak, milletine ve ülkesine vasıflı bir insan
olarak hizmet etmek endişesiyle, düşüncesiyle bunlar oluyor.
Değerli arkadaşlar,
bakın, bu ülke hepimizin ülkesidir, Edirne'den Hakkâri'ye kadar. Edirne'deki
gencimizin kendi ilinde bir üniversitede okuma hakkı olduğu kadar,
Hakkâri'deki bir gencimizin de, bir diğer ildeki gencimizin de kendi
bölgesinde, kendi ilinde bir üniversitede okuma hakkı vardır. Üniversitelerin
bu illere, bu bölgelere sağlamış olduğu eğitim, kültür, bilim, teknoloji,
sanat ve diğer sosyal hayatın bütün renklerini ve canlılıklarını
bünyesinde barındıran özelliklerden her ilin istifade etme hakkı
vardır. Bunu lütfen yanlış anlamayalım. Böyle bir şey olabilir mi
ya! İşte, şurada olsun, şurada olmasın... Orta Doğu Teknik Üniversitesiyle
alakalı kuruluştaki tutanaklar, söylemler dün burada ifade edildi.
Aynı şeyler tekrar edildi.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- ODTÜ'yle ilgili söylenenler doğru değil.
EYÜP FATSA (Devamla)
- Aynı şeyler tekrar ediyor Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Fatsa,
bir saniye.
Buyurun, konuşmanızı
tamamlar mısınız.
EYÜP FATSA (Devamla)
- "Efendim, üniversitelerin kaynakları yok, üniversiteleri
kuruyorsunuz, kaynak aktarmıyorsunuz…" Dün Sayın Bakan söyledi.
Kurulan üniversitelerle alakalı, ek bütçede 2 katrilyon ödenek olduğunu
herhâlde burada duymayan, bilmeyen yoktur.
"Efendim, üniversiteleri
kuruyorsunuz, bilim adamları yok, ilim adamları yok…" Değerli
arkadaşlar, ilim adamlarını, bilim adamlarını siyaset kurumları
yetiştirmez. İlim adamlarını, bilim adamlarını yetiştirecek kurum
herkes tarafından bilinmektedir. Siyasetçilerin, parti teşkilatlarında
bilim adamı, ilim adamı yetiştirecek hâli yok. Eğer bu ülkenin ilim
adamına ihtiyacı varsa -ki, vardır- bilim adamına ihtiyacı varsa
-ki, vardır- bunların nerede yetişeceği bellidir.
"Efendim, üniversiteleri
kuruyorsunuz, işte rektörlerini atayamıyorsunuz ve bunu bir gerginlik
hâline getiriyorsunuz..." Değerli arkadaşlar, bakın, bazı şeyleri
söylerken herkes elini vicdanına koyarak konuşmalıdır. Bu ülkede
ilk defa üniversite kuruluyor değil. Daha önce kurulan yeni üniversitelerin
rektörlerinin nasıl atandığı, 90'lı yıllarda yirmi iki-yirmi üç üniversitenin,
arkasından Galatasaray Üniversitesinin, İzzet Baysal Üniversitesinin
ve diğer kurulan üniversitelerin rektörlerinin nasıl atandığı hepimiz
tarafından biliniyor. Biz farklı bir yol izlemedik AK Parti olarak.
Geçmişte hangi uygulama yapılmışsa, biz de onu yaptık. Tıpkı Cumhurbaşkanlığı
seçiminde yaptığımız gibi. Daha öncekiler kabul gördü, ayakta alkışlandı,
ama AK Parti böyle bir hakkı kullanmaya kalkınca herkes itiraz etti.
Tabii, bunu aziz milletimiz anlıyor, bunu milletimiz biliyor.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Millet meydanlarda!
EYÜP FATSA (Devamla)
- Yapılanın ne manaya geldiğini, ne yapılmak istendiğini bu millet
biliyor.
Dolayısıyla, değerli
arkadaşlar, bakın, üniversite gibi çok önemli meseleleri konuşuyoruz.
Türkiye'nin geleceğini aydınlatacak, insanımızın geleceğini
hazırlayacak, gençlerimize gelecekte bir ufuk sağlayacak, donanımlı,
vasıflı, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerin yetişeceği
üniversiteler konusunda bu kadar karamsar tablo çizmenin, doğrusunu
isterseniz, ben, bir siyasetçi, ülkeye hizmet etme gibi bir aşkı,
sevdası olan, bu noktada sorumluluk almış, siyasetçi sorumluluğu
taşıyan insanların ifade edebileceği, bu sorumluluğu taşıyan insanların
itiraz edebileceği, ifade edebileceği, sahipleneceği bir olgu
olmadığını düşünüyorum.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Fatsa...
EYÜP FATSA (Devamla)
- Bitiriyorum. Son cümlem Sayın Başkan.
Eğer böyle düşünülüyorsa,
gerçekten, ilim, bilim, teknoloji, gelecek, gençlik, nesil, ülke,
menfaat... Yani, bunlar, doğru dürüst, yerli yerinde algılanmamış,
anlaşılmamış olur ki, bu sorumluluğu taşıyan insanların böyle bir
yanlış noktada durabileceği, doğrusunu isterseniz, benim çok kafamın
aldığı bir nokta değil.
Ben, bu duygu ve düşüncelerle,
burada konuşan arkadaşlarımızın, hem bilim kurumlarımızın, ilim
kurumlarımızın yanlış anlaşılmasına hem de ülkemizin aydınlık
geleceğini hazırlayacak üniversitelerimizle ilgili bu yersiz
endişeleri ifade etmek suretiyle toplumda karamsarlık oluşturmaya
hakları olmadığını düşünüyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Fatsa.
Şahsı adına, Ağrı Milletvekili
Sayın Mehmet Kerim Yıldız.
Buyurun Sayın Yıldız.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
MEHMET KERİM YILDIZ
(Ağrı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan
kanun tasarısının 6'ncı maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım.
Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Üniversiteler, bulundukları
kentlerde, aydınlanmanın, kalkınmanın, özgür düşüncenin, dünyayla
iletişim kurmanın en önemli unsurlarıdır. Her ilde bir üniversite
kurmanın, kuşkusuz, ülkemiz açısından çok büyük yararlar sağlayacağı
açıktır. Üniversiteler, aynı zamanda, çağdaş uygarlığı aşmanın da
vazgeçilmez kurumlarıdır. Üniversiteler, kalkınma ve aydınlanmayı
sağladığı gibi, bulundukları kentlerde sosyal yaşamı da olumlu etkilemekte,
ilin ekonomisine dinamizm kazandırmaktadır.
AK Parti Hükûmeti, ülkemizdeki
sıkıntıların temel çözümünün ancak eğitim alanında atılacak adımlarla
mümkün olabileceğini düşünerek, devlet-millet iş birliğinin, duygu
ve gönül beraberliğinin oluşmasını sağladı.
Sayın Başbakanımızın
öncülüğünde ve Sayın Millî Eğitim Bakanımızın koordinasyonunda
devlet-vatandaş iş birliğini sağlamak amacıyla başlatılan Eğitime
Yüzde Yüz Destek Kampanyası kapsamında, bir kısmı devlet yatırımı,
bir kısmı da hayırsever iş adamlarımızın katkıları sonucu, ilimiz
Ağrı'da binin üzerinde derslik yapılmıştır.
2002 yılına kadar,
cumhuriyet tarihi boyunca ilimiz Ağrı'da yaklaşık 2 bin derslik yapılmışken,
dört yıllık AK Parti İktidarı döneminde 1.157 derslik yapılmıştır. Bu
dönemde 8 anaokulu, 54 ilköğretim okulu, 6 genel lise, 4 Anadolu lisesi,
1 Anadolu öğretmen lisesi, 1 fen lisesi, yaklaşık 3 bin öğrencilik
pansiyon yapılmış, YİBO sayısı 10'dan 17'ye, pansiyon sayısı 7'den
11'e, bilgi teknoloji sınıfı 24'ten 79'a çıkarılmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; üniversite kurulacak on yedi ildeki yükseköğretime
olan ve her yıl artan talepler, ortaöğretimde okullaşma oranlarının
yükseltilmesi, bu illerde üniversite kurulmasını zorunlu hâle getirmiştir.
Ülkemizin eğitimi
ve dolayısıyla kalkınması açısından çok önem arz eden üniversitelerimizin
ülke genelinde yaygınlaştırılarak dengeli bir şekilde dağılımının
sağlanması zorunludur. Gençlerimize bulundukları yerde eğitim
fırsatının tanınması hepimizin haklı talepleridir.
Ağrı gibi az gelişmiş
bir ilin gençleri açısından bunun önemi açık ve büyüktür. Ağrı ilimiz
AK Parti İktidarı döneminde birçok alanda olduğu gibi tarihî değişime
tanıklık etmiştir. 530 bin Ağrılının hayali ve rüyası olan Ağrı Dağı
Üniversitesinin kuruluşu ile eğitim ve öğretim alanında yapılan
en büyük dönüşümü bu kanun tasarısı ile gerçekleştiriyoruz. Üniversitemiz,
bölgelerarası, illerarası ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıkları
gidermeye yardımcı olacaktır.
Ağrı Dağı Üniversitesinin
kampüsünün yapımını üstlenen iş adamımız, hemşehrimiz Sayın İbrahim
Çeçen'e tüm Ağrılılar adına buradan teşekkür etmek istiyorum.
Bu kanun tasarısının,
on yedi ilmize ve Ağrılı hemşehrilerimize, Ağrı Dağı Üniversitesinin
hayırlı olmasını diliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Yıldız.
Şahısları adına ikinci
söz, Bitlis Milletvekili Sayın Vahit Kiler'e ait.
Buyurun Sayın Kiler.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
VAHİT KİLER (Bitlis)
- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygılarımla
selamlıyorum.
Dün akşamdan beri on
yedi ile üniversite kurulmasıyla ilgili görüşüyoruz. Açıkçası,
ben biraz hayretle de izliyorum. Çünkü, dünden beri telefonlarımız
susmuyor, mesajlar hiç durmuyor. Özellikle, Bitlis'te ve on yedi ilde
de ben tahmin ediyorum ki, daha fazla bir yoğun ilgi vardır. Bütün vatandaşlarımız,
bütün hemşehrilerimiz büyük heyecanla bizi izliyor. Hatta, izlemiyor
-ben bazı duyumlar da alıyorum- davul-zurnayla bunu orada kutlayanlar
bile var.
Şimdi, on yedi ilin
ben gündemine bakıyorum, Mecliste bizim gündemimize bakıyorum,
bazı arkadaşların söylemlerine bakıyorum: Tamamen gündemden kopuk.
Vatandaşın heyecanına katılmaktan uzak, vatandaşın o heyecanını
paylaşmaktan uzak, bu bayramı hep beraber bayram havası olarak geçirecek
yerde burada Meclisi germek, Mecliste ortamı germekten başka, bazı
arkadaşlarımız bir şey yapmıyor.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bakan da dahil.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Gerçi, bu ilk defa değil, bu bayramları sürekli germek, ben görüyorum
ki, CHP'nin artık sürekli yaptığı bir iş oldu. 23 Nisan Bayramı'nda dahi
bu Meclis gerildi. Yani, buradan vatandaştan hiçbir zaman prim alamıyorsunuz.
Ben şöyle bir bakıyorum: Ülkeyi sevmek, vatanı çok sevmek, Allah aşkına,
neyle ölçülür? Vatanını çok seven, en çok hizmet eden; ülkesini çok
seven, ülkesine en çok hizmet eden olması lazım.
Şimdi, Millî Eğitimin
yaptıkları eleştiriliyor, Millî Eğitimin yaptıklarıyla ilgili burada
konuşmalar yapılıyor. Ben yaşıyorum bunu, ilimde yaşıyorlar ve mesaj
gönderiyorlar. Dünden beri burada bazı arkadaşlarımız "şöyle
hesap yapalım" diyor, "bakkal hesabı yapalım" diyor. "2002
ile 2006'yı hesaplarla bir toplayalım, neler yapılmış?" Toplayalım.
Allah'a şükür bizim hesabımız kuvvetli.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Kiler hesabı, değil mi?
VAHİT KİLER (Devamla)
- Kiler hesabı da kuvvetli, AK Partinin hesabı da kuvvetli.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Ama, Kiler hesabı biraz daha kuvvetli.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Toplaması da kuvvetli, çarpması da kuvvetli…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Çarpılması da kuvvetli.
VAHİT KİLER (Devamla)
- …bölmesi de kuvvetli.
Benim ilimde, Bitlis'te
2002'de iktidara geldiğimiz zaman 1.630 derslik vardı. Bunlar konuşarak
olmuyor, bu işleri konuşarak yapamazsınız. Bugün 2.600 derslik
var. Yüzde 55 bir iyileşme var. Vatanını sevmek, ülkesini sevmek bu
işte. İktidara geldiğimiz zaman benim ilimde bütün okullarda 700
adet bilgisayar vardı, bugün 3.100 adet bilgisayar var. Bunlar konuşarak
olmuyor. Ben, Sayın Bakanıma… Bütün illere yaptığı da aynı şekilde.
Sadece ben kendi ilimden örnek veriyorum. Bugün 81 vilayette aynı
hizmetin olduğunu, Millî Eğitimde, özellikle, sağlıkta AK Parti İktidarının
ne yaptığını herkes çok iyi biliyor. Bunu bazılarının aklı hafızası
almayabilir. Biz iktidara geldiğimiz gün Bitlis Devlet Hastanesinde
4 tane uzman hekim vardı. Bakınız, Bitlis Devlet Hastanesinde 4 tane
uzman hekim vardı. Bugün Bitlis Devlet Hastanesinde 36 tane uzman
hekim var. Bu aradaki farkı bazılarının belki hafızası almayabilir.
Ama, bu, çalışarak, koşturarak, dört buçuk senedir, bu ülkeye, aşkla,
şevkle hizmet etme yarışı içinde olan bütün bakanlarımızın yaptığı
hizmetlerle oldu.
Şimdi üniversitelere
geliyoruz. Bitlis'te doksan yıldır bir özlem bu, doksan yıldır. İşte,
hep "Atatürk" dersiniz, "Atatürk" diyoruz. Doksan
bir yıl önce, 1916'da Atatürk Bitlis'e geliyor ve bugün üniversite alanı
olarak yeni ayırdığımız Rahva Ovası'na geliyor "Burada bir üniversite
kurulmalı." diyor. Ben, Hükûmetimize, Sayın Bakanımıza teşekkür
ediyorum, bu vasiyeti bu şekilde bugün yerine getiriyoruz, ama
doksan yıl sonra getiriyoruz.
"Üniversiteye
sadece ekonomik olarak bakıyorsunuz." diyorlar. Hayır, üniversiteye
hiç kimse sadece ekonomik olarak bakmıyor. Üniversiteyi hem sosyal
hem kültürel hem sportif kalkınma olarak herkes görüyor. Biz, üniversiteyi…
Bütün illeri bu alanda kalkındıracağına inanıyoruz.
Biz iktidara geldiğimiz
zaman, 2002 senesinde, Türkiye'de 41 ilde üniversite yoktu. Bunu da
kullananlar var şimdi. Ee, şimdi 9 ilde üniversite yok. Yani, bu 9
ili gelip burada AK Parti aleyhine kışkırtmaya çalışanlar… Ben inanıyorum
ki, o 9 il çok iyi biliyor ki, yine onlara üniversiteyi AK Parti İktidarı
getirecek. (AK Parti sıralarından alkışlar)
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - İktidarınızın ömrü yetmez, yolcusunuz, siz.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Hiç boşuna bu anlamda yorulmayın. İnşallah, önümüzdeki dönemde
de, AK Parti İktidarı döneminde bu 9 ilimize üniversite gelecek
ve bunu o 9 ilimizdeki vatandaşlarımız çok iyi biliyor.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Biz kuracağız o 9 ile üniversiteyi.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Peki, siz kuracaksınız. O zaman ben size soruyorum: Bugünkü bu tasarıyla
beraber, Türkiye'de üniversite sayısı…
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, bana soruyor, lütfen mikrofonunu açın da
konuşsun.
BAŞKAN - Bir saniye
Sayın Kiler.
Buyurun, konuşmanızı
tamamlayınız.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Size ve CHP'ye soruyorum.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Bana sorun.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Size soruyorum: Biz, iktidara, bugün… Bugünle beraber, bugünkü
17 üniversiteyle beraber Türkiye'de 117 üniversite var. Allah aşkına,
bunun kaçını CHP kurdu? Kaçında CHP'nin imzası var, bana söyler misiniz.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Söyleyeceğim.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Bu, konuşarak olmuyor. Bu işler, konuşarak olmaz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, soruyor,
cevap vermemi dinlemiyor.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Bu işler konuşarak olmaz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - 84'üncü maddede konuşacağım, ayrılmayın, dinleyin beni.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Eğer, çok…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Ve yanıtını alacaksınız benden. Sorunuza cevap vereceğim.
BAŞKAN - Sayın Baloğlu…
VAHİT KİLER (Devamla)
- Bizim, inşallah bu yaptıklarımız…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - 84'üncü maddede konuşacağım.
BAŞKAN - Sayın Baloğlu,
lütfen müdahale etmeyin.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Bizim yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatı olacak. Bundan
sonraki dönemde de AK Parti İktidarında, kalan diğer dokuz ilimize
biz üniversiteyi babalar gibi kuracağız inşallah. Bunu herkes biliyor.
K. KEMAL ANADOL (İzmir)
- Babalar gibi satıyorsunuz.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Bunu herkes biliyor. Ben bu anlamda…
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sen ancak Kilerin yeni şubelerini kurarsın, üniversite
kuramazsın.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Neyse, siz çıkacağınız zaman cevap verirsiniz. Ben size doğruları
anlatıyorum, ben size doğruları anlatıyorum.
BAŞKAN - Siz Genel Kurula
hitap edin.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Türkiye'de, biliyorsunuz, Sayın Bakanım çok iyi bilir, çok vız vızlayanlar
bal yapmaz.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - O sizsiniz işte… Kiler balı…
VAHİT KİLER (Devamla)
- Hiç bal yapmayan, vız vız yapanlar vardır, hiç bal yapmazlar.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sizin yaptıklarınız Kilerle sınırlı.
VAHİT KİLER (Devamla)
- Sadece vız vızlayıp insanların canını yakarlar. Ama, bir de var
ki, az vız vızlayıp çok bal yapanlar var. O da işte bizim iktidarımızdır.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Biz bu halkla cumhuriyeti kurduk, vız vızlama dediğiniz
bu mu? Demir yolları, limanları kurduk. Vız vızlama o mu? Ne vız vızlaması
ya! Ne biçim konuşuyorsun!
VAHİT KİLER (Devamla)
- Ben, Bitlis'imize, Bitlis Eren Üniversitesinin hayırlı olmasını
diliyorum. Bitlis'te bu üniversiteyi doksan yıldır bekleyen gençlerimize,
sivil toplum örgütlerimize, bütün Bitlisli vatandaşlarımıza bu
konunun takipçisi oldukları için teşekkür ediyorum. Tabii ki, Sayın
Başbakanımıza, Sayın Millî Eğitim Bakanımıza, Hükûmetimizin üyelerine,
Meclise ve komisyonlarımıza, bu işte emeği geçen herkese çok teşekkür
ediyorum. Kurulacak olan on yedi üniversitenin de Türkiye'mize hayırlar
getirmesin diliyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK
Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Kiler.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Sayın Başkan, konuşmacı beni birisiyle karıştırarak
vız vız gibi şeyler söyledi.
BAŞKAN - Efendim?
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - İzin verirseniz, vız vızla ilgim olmadığını kendisine
anlatmak istiyorum. Bu vız vız lafı nereden çıktı? Soyadımın Baloğlu
olmasını bir arıyla bağdaştırarak böyle bir benzetme yaptıysa itiraz
etmiyorum; ama, başka siyasi bir benzetmeyse reddediyorum.
BAŞKAN - Peki, kayıtlara
geçti Sayın Baloğlu.
Madde üzerindeki konuşmalar
tamamlanmıştır.
Maddeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler… Kabul
edilmiştir.
Sayın milletvekilleri,
saat 14.15'te toplanmak üzere birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 13.08
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 14.21
BAŞKAN : Başkan Vekili Yılmaz ATEŞ
KÂTİP ÜYELER : Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Harun TÜFEKCİ (Konya)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri,
Türkiye Büyük Millet Meclisinin 107'nci Birleşiminin İkinci Oturumunu
açıyorum.
1414 sıra sayılı Kanun
Tasarısı'nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Komisyon ve Hükûmet yerinde.
7'nci maddeye bağlı
ek madde 72'yi okutuyorum:
MADDE 7- 2809 sayılı
Kanuna aşağıdaki ek maddeler eklenmiştir.
"Karamanoğlu
Mehmetbey Üniversitesi
EK MADDE 72- Karaman'da Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi
adıyla bir üniversite kurulmuştur. Bu üniversite;
a) Selçuk Üniversitesi
Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan
ve rektörlüğe bağlanan Edebiyat Fakültesi, Kamil Özdağ Fen Fakültesi,
İktisadî ve İdarî Bilimler Fakültesinden,
b) Selçuk Üniversitesi
Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan
ve rektörlüğe bağlanan Sağlık Yüksekokulu, Beden Eğitimi ve Spor
Yüksekokulundan,
c) Selçuk Üniversitesi
Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan
ve rektörlüğe bağlanan Meslek Yüksekokulu, Ermenek Meslek Yüksekokulu,
Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu ile Kazım Karabekir Meslek
Yüksekokulundan,
ç) Rektörlüğe bağlı
olarak kurulan Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Fen Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Sayın Fikret Ünlü.
Buyurun Sayın Ünlü.
(Alkışlar)
CHP GRUBU ADINA FİKRET
ÜNLÜ (Karaman) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım;
hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkana da yeni
görevinde üstün başarılar diliyorum, Sayın Ateş'e.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Bakan.
FİKRET ÜNLÜ (Devamla)
- Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz, yaklaşık yirmi yıldır Karaman'da
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi adıyla bir üniversite kurdurabilmek
için uğraşıyoruz, büyük mücadeleler verdik ve bu tarihî güne geldik.
Şimdi, bu noktada, tabii katkısı olan, başta Hükûmet ve Sayın Bakan olmak
üzere tüm arkadaşlarıma, tüm milletvekillerine, komisyon üyelerine,
partimizin çok değerli grup başkan vekilleri Ali Topuz, Haluk Koç ve
Kemal Anadol'a, komisyondaki değerli arkadaşlarıma çok teşekkür
ediyorum.
Ayrıca, tabii biliyorsunuz,
bunlar, tamamen yerel sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla da çok
canlı tutuldu. O nedenle, izninizle, bugüne kadar Karaman'da görev
yapan valilerimize, belediye başkanlarımıza -hatırlayabildiğim
kadarıyla- Halil Nimetoğlu, Hakkı Teke, Ali Akan, İsmet Metin ve şimdi,
Fatih Şahin, Hasan Basri Güzeloğlu valilerimize, yine, Yaşar Evcen'den,
Ali Kantürk Belediye Başkanımıza, bugün, onlara ve bütün Karamanlı
dernek ve vakıf başkanlarımıza, hepsine teşekkür ediyorum. Gerçekten,
yirmi yıldır, Ankara'yı yol ettiler. Biz YÖK'le çok yakın çalıştık Karamanlılar
olarak, çünkü, bu Üniversitenin kurulmasında YÖK'ün desteğinin ve
katkısının, katılımının olmasına çok duyarlılık gösterdik. O nedenle,
değerli milletvekili arkadaşlarım da bilirler, geçmişte rahmetli
Alparslan Türkeş'ten bu yana Osman Sevimli, yine aynı partiden Hasan
Çalış, Zeki Ünal ve Abdullah Özbey, bugün de tabii Yüksel Çavuşoğlu
ve Mevlüt Akgün arkadaşlarımızın büyük çabalarıyla ve kanun teklifleriyle…
Benim de bir kanun teklifim olmuştu 20'nci Dönemde... Ama bugün, tabii,
çok tarihî bir gün, eminim bütün Karamanlı hemşehrilerimiz de televizyonları
başında, bu tarihî günde, güzel bir sonuç alınmasını bekliyorlar. Ben,
izninizle -siyasi bir konuşma değil tabii- hepsine şükranlarımı,
teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Özellikle, bugün Adalet ve Kalkınma
Partisinin değerli milletvekili Mevlüt Akgün ve Sayın Yüksel Çavuşoğlu'na
ayrıca teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım,
izninizle Karaman'la ilgili biraz bilgi vermek istiyorum, kısa
bir bilgi vermek istiyorum. Gerçi, hepimizin, hepinizin mazisinde, sülalesinde,
atalarında, tahmin ediyorum, Karaman'la ilgili bir bağlantı vardır.
Ben bunu çok duyuyorum, hepiniz duyuyorsunuzdur. Balkanlara, Avrupa
ülkelerine varıncaya kadar, hatta dünyanın her yerinde, Karamanoğlu
Beyliği'nden bu yana böyle göç olayları yaşanmış, yerleşim yeri değişiklikleri
olmuş; o nedenle hepiniz biliyorsunuz. Şimdi, Karaman'da -il olduktan
sonra özellikle- nüfus hızla arttı. Bugün merkez nüfusu 160 bine yaklaştı,
hatta geçiyor. 300 binin üzerinde bir nüfusu ve muazzam bir sanayi
kuruluşu potansiyeliyle, tarım ürünleri, orman ürünleri, su ürünleriyle,
o zenginlikle öyle bir noktaya gelindi ki, bugün Türkiye'de tüketilen
gofret, çikolata ve bisküvinin yarıya yakını Karaman'da üretiliyor.
Tarım ürünleri yine öyle, bulgurun beşte 1'i Karaman'da üretiliyor.
Meyvecilik ve buna bağlı olarak, tarıma bağlı olarak gıda sanayi
çok gelişti, hayvancılık o oranda çok gelişti. Tabii, şimdi, tarihî
değerleri, kültür değerleri, o birikimleri bir yana, bu zenginliğiyle
Karaman, zaten Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesini çoktan hak
etmişti ve gerekiyordu, çok zorunluluk hâline gelmişti.
Bugün, bizim ilimizde
orta, büyük ve küçük ölçekli 100'ün üzerinde işletme var, büyük sanayi
kuruluşları var. Buralarda, tabii, üniversite açıldığı zaman, öğrencilerin
uygulama ve staj imkânları da çok artacak. 2.500 dönümlük tapulu arazisiyle
şehrin göbeğinde bir üniversite düşünün, öğrenci, okulundan, yurdundan
veya evinden çıktığı zaman, Karaman'ın en uç köşesine yürüyerek gidebilir.
Böyle düzenli ve planlı bir şehirleşmemiz de var. Belediye başkanlarımız
da bu konuda çok gayretliler, çok duyarlılar. Gecekondu yok Karaman'da
hiç. Yani, gelip geçmiş bütün belediye başkanlarını, hepsini bu
yönden kutlamak istiyorum.
100'e yakın sit alanı
var Karaman'da. Aşağı yukarı sekiz bin yıllık bir yerleşim yeri. Kazı
bilimlerden öğreniyoruz ki, bugün, elde edilen bilgilere göre,
dört bin beş yüzüncü yılını kutlamaya hazırlanıyoruz Karaman'ın. Hititlerden
bu yana, Likyalılardan, Perslerden bu yana, bütün uygarlıkların izleri
taşınıyor, kalıntıları var.
Daha önceden, aslında,
Karaman'da otuza yakın medrese çalışmış. Bugünkü adıyla üniversite
olan otuz medrese, bugün tespit edilmiş olanlar. Tabii, Karaman beylikleri
içerisinde, Sivas'tan Kayseri'ye kadar alırsanız, bu sayı daha da
yüksek. Buralarda büyük din alimleri yetişmiş, filozoflar yetişmiş.
Bugün, Ermenek'te hâlâ ayakta Tol Medrese'miz, yalnız gök bilimleri
üzerinde tahsil yapıyor. Yani, 12'nci-17'nci yüzyıllar arasında otuz
medrese aktif olarak çalışmış. Böyle bir tarih zenginliği var, kültür
birikimi var.
Tabii, üniversiteler
için bunlar büyük zenginlik. O açıdan, Karaman'da kurulacak olan üniversitemiz,
ben inanıyorum, çok kısa bir sürede Türkiye'nin sayılı, aktif ve etkili
üniversitelerinden biri olacaktır. Hem konumu açısından hem öğrencilerin
sosyal faaliyetler içerisinde bulunma imkânlarına sahip olabilmeleri,
Karaman'ın kendi sıcaklığı, kendi doğallığı… Bugün 9.300 kilometrekarelik
coğrafyası var, ama bunun yüzde 25'i ormanlarla kaplı. Yani, öğrenciler,
üniversiteden çıkıp, Sertavul yolunda, Ayrancı yolunda, Kâzımkarabekir'de,
işte, Karadağ'da, o dağlarda bile piknik yapabilme, gezebilme, yürüyüş
yapabilme, spor olanaklarına kavuşabilme şansına sahipler. Her
yönüyle çok güzel oldu. Hepinize ayrı ayrı, gerçekten çok teşekkür
ediyorum.
Tabii, burada, gönül
isterdi ki, bu, diğer on yedi üniversiteyle de beraber, bunu, ülkenin
bu konuda en etkili, en yetkili kurumu olan Yükseköğretim Kuruluyla
da daha sıcak bağlantılar kurarak yapılabilmiş olsaydı, çünkü
eninde sonunda bu kurumlar birbiri içerisinde, birlikte çalışacaklar.
Hükûmetle aralarında böyle bir çelişki yaşanmamış olsaydı, polemikler
yaşanmasaydı çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum, ama bu söylediklerim
Karaman için geçerli değil. Değerli milletvekili arkadaşlarım da
biliyor. Valilerimiz, belediye başkanlarımız, milletvekillerimiz
kendileri, YÖK'ü yol ettik hep, yani sürekli ziyaretlerle, onların
da izniyle, onların da katılımıyla
-çok geldiler, gittiler Karaman'a, uygun raporlar verdiler,
düzenlediler ve- bu noktaya gelindi.
Ben de çok heyecanlıyım,
çok gururluyum gerçekten. Karaman Üniversitesinde okuyacak olan
öğrencilerimiz, kendilerini bir aile yuvasında hissedeceklerdir.
Bundan hiç şüphem yok. Söylediğim gibi, tarihî zenginlikler içerisinde
kendilerini çok daha mutlu, çok daha rahat hissedecekler. Bunları
da söylemeden geçemiyorum.
Yine, izninizle, bir
spor adamı olarak, bugün -dün, Sayın Genel Başkanımız da çok güzel kutladı,
sizler de kutladınız- Beşiktaşımızın ve Fenerbahçenin şampiyonluklarını
da candan kutluyoruz, ama, gönül ister ki, tabii, bu şampiyonluklara
gelinirken, hepimizin arzu ettiği gibi, Türkiye'de spor etik değerlerine
uygun olarak yapılsın. Gerçekten, bu şike söylentilerinden, tatsız
tezahüratlardan, şiddetten arınmış olarak, bizim vatandaşlarımıza,
bizim insanımıza yaraşır şekilde bu mücadeleler sürdürülsün. Yani,
dedikoduları az olan bir süreç yaşansın istiyoruz spor alanında. Geçmişte,
biliyorsunuz, çok büyük başarılar kazanıldı, yine de kazanılıyor,
daha da iyi olacağız diye düşünüyorum. Türkiye'nin geleceğini ben
her zaman çok parlak görüyorum. Hepimizin katkılarıyla, hepimizin
gayretiyle, uyum içerisinde, her konuda uzlaşarak, birbirimizi
severek, sayarak Türkiye'yi kalkındırmanın yolları herkes tarafından
biliniyor, ama o yoldan çıkmadan yürürsek, sanıyorum, memleketimize
daha çok hizmetimiz olacak diye düşünüyorum.
Hepinizi saygıyla,
sevgiyle selamlıyorum. Karaman'la beraber, bütün diğer üniversitelerin
bulunduğu illerdeki halkımıza da saygılar sunuyorum, hayırlı olsun
diyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler
Sayın Ünlü.
Şahsı adına, Karaman
Milletvekili Sayın Mevlüt Akgün.
Buyurun Sayın Akgün.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
MEVLÜT AKGÜN (Karaman)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkçenin başkenti,
tarih, kültür ve sanayi şehri Karaman'a Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi
kurulmasına karar veren başta Başbakanımız olmak üzere, tüm
Hükûmet üyelerine, Sayın Millî Eğitim Bakanımıza özellikle ve tasarıya
destek veren Meclisimizin tüm milletvekillerine teşekkür ediyorum.
Üniversite hayali,
Karaman'ımızın yıllardan beri hasretle beklediği, neredeyse millî
meselesi hâline gelmiş bir özlemdi. Bu amaçla tüm Karaman halkı, kamu
yöneticileri, sivil toplum örgütleri, sanayicilerimiz, hayırseverlerimiz
ve siyasilerimiz, milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız birbirine kenetlenmek
suretiyle üniversite altyapısını kurmak için bugüne kadar mücadele
ettiler. Huzurlarınızda, üniversitenin Karaman'ımıza kazandırılması
için çaba gösteren tüm Karamanlı hemşehrilerimize ayrıca teşekkür
ediyorum.
İlimizde Selçuk Üniversitesine
bağlı üç fakülte, iki tane yüksekokul ve üç adet meslek yüksekokulu
bulunmak suretiyle, toplam 5.400 civarında öğrenci öğrenim görmektedir.
Yani, üniversite altyapısı zaten hazır durumdadır. Üniversite kanunu
çıktıktan sonra, inanıyorum ki, tüm Karamanlı hemşehrilerimiz seferber
olmak suretiyle, üniversitemizi büyütmek, geliştirmek, bölgemizi
bir ilim yuvası haline getirmek için maddi ve manevi bütün güçlerini
ortaya koyacaklardır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; üniversiteler çağdaş bilim yuvalarıdır. Dünyada,
gelişmiş ülkelerde her yarım milyon nüfusa bir üniversite düşmesi
gerektiği gibi, nüfusun yüzde 30'u da yükseköğretim görmelidir. Hâlbuki,
ülkemizde yükseköğrenim görme oranı yüzde 19'dur. Nüfusumuzun 70
milyon olduğu düşünülecek olursa, ülkemizde en az 140 üniversite
bulunması gerekmektedir. Genç nüfus oranının yüksekliğine rağmen,
yükseköğretimdeki okullaşma oranı çok düşük kalmaktadır. Yeni üniversitelerin
kurulmasına ihtiyaç duyulmasına rağmen, YÖK, bugüne kadar üzerine
düşen görevi yapmamış, yeni üniversitelerin kurulması için altyapı
oluşturmamıştır. İşte, AK Parti Hükûmeti, bütün alanlarda olduğu gibi,
Türkiye'nin ihtiyaçlarını düşünerek, on beş üniversiteden sonra
on yedi yeni üniversite daha kurmak suretiyle, siyasetin bir çözüm
aracı olduğu gerçeğini bir daha gözler önüne sermektedir.
YÖK, bırakın yeni üniversite
kurulmasını, Selçuk Üniversitesi Senatosu tarafından Karaman'a
kurulması için kararı alınan fen ve edebiyat fakültelerinin kuruluşunu
bile iki yıl geciktirmek suretiyle, işin bir anlamda gecikmesine
yol açmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Karaman ili, 4.500'üncü kuruluş yıldönümünü kutlayan,
Türk tarihinin ve kültürünün önemli merkezlerinden birisidir. Bağrında
Karamanoğlu Mehmet Beylerin, Mevlânâların, Yunus Emrelerin, Pirî Reislerin,
Kâzım Karabekir Paşaların yaşadığı bir vatan toprağıdır. Karamanoğlu
Mehmet Bey 1277 yılında yayınladığı fermanla Türkçeyi resmî devlet
dili ilan etmek suretiyle, dil birliğinin, millî birliğin sağlanmasında
en önemli unsur olduğunu vurgulamıştır. 730'uncu Türk Dil Bayramı
törenlerini geçtiğimiz pazar günü Karaman'da kutladık.
Ağzımızda anamızın
ak sütü kadar helal olan Türkçe, bizim ses bayrağımızdır. Türkçeyi
ilk defa devlet dili olarak ilan eden Karamanoğlu Mehmet Bey adının
üniversitemize verilmesi hem yıllardan beri süregelen bir çabayı
ödüllendirecek hem de Türkçeye sahip çıktığımızı güçlü bir biçimde
vurgulayacaktır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; yeni kurulacak üniversitelerimiz, kurulduğu
şehirlerin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına çok büyük katkılarda
bulunacaktır. Öyle ki, Anadolu'da pek çok şehir, önceleri barakalarda
kurulan üniversiteleriyle bugün anılır hâle gelmiştir. Van Yüzüncü
Yıl Üniversitesi, Konya Selçuk Üniversitesi, Eskişehir Anadolu
Üniversitesi gibi pek çok üniversite zamanla büyümüş ve bölgesinin
ve ülkemizin önemli ilim merkezleri hâline gelmiştir. Yeni kurulacak
olan üniversitelerimizin de illerimizin mevcut potansiyellerini
harekete geçireceğine yürekten inanıyorum.
İllerimizin yıllardan
beri süregelen ama hiçbir iktidarın gerçekleştiremediği üniversite
hayalini hayata geçiren AK Parti Hükûmetine Karaman halkını temsilen
teşekkür ediyor, emeği geçenlere tekrar teşekkürü bir borç biliyor
ve hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Akgün.
Şahısları adına ikinci
söz, Karaman Milletvekili Sayın Yüksel Çavuşoğlu'nun.
Buyurun Sayın Çavuşoğlu.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Karaman)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; on yedi yeni
üniversite açılmasıyla ilgili söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle
yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
1950'li yıllardan bu
yana süregelen ve Karaman'ın toplumsal bir özlemi olan üniversitenin
kurulmasının mutluluğu içerisinde olduğumu belirterek konuşmama
başlamak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım,
her şeyden önce, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde binlerce üniversite
bulunmaktadır. Hızla kalkınan Türkiye'de üniversitelerin sayısının
artırılması, bu gelişmeye uygun ve doğru bir politikadır. Bir öğretim
elemanı olarak, tarihin ve medeniyetlerin merkezi olan ülkemizde
her veçhesiyle sosyoekonomik ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi
için her ilimizde bir üniversitenin açılması temel felsefemiz olmalıdır
diye düşünürüm. Üniversitelerimiz, Atatürk'ün dediği gibi, muasır
medeniyet seviyesine ulaşmak, modern ve gelişmiş üniversitelerin
eğitim seviyesini yakalamak ve aşmak gibi ulusal ve uluslararası
bilimsel rekabeti artırmak, bilim ve teknoloji atılımına hız kazandırmak,
özgür düşünmek ve düşünceyi ifade etmek, özgün bilim yapmak suretiyle
ülkemizin kalkınmasını sağlamak için kurulmalıdır. Bunun için,
tüm üniversiteler bilimsel ve kreatif güce sahip olmalıdır ve buna
sahip akademik personelle takviye edilerek bilgi ve vizyon ile donatılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
Anayasa'mızın 42'nci maddesi "Kimse eğitim ve öğrenim hakkından
yoksun bırakılamaz." demektedir. Bu günümüzde üniversite kapılarına
yığılmış, üniversiteyi kazanmış, ama çeşitli nedenlerle anayasal
eğitim ve öğretim haklarından mahrum bırakılan ve her yıl sayıları
çığ gibi büyüyen öğrenci kitlesine yükseköğrenim imkânı tanımak
devletin temel görevleri arasında olmalıdır. Adaletsizliğin ortadan
kaldırılması için ilgili kurumlar gerekli tedbirleri süratle ve
behemehâl almalıdır derim. Bu vesileyle, şunu da özellikle vurgulamak
isterim ki, öğrenim hakkı bir talebe için en önemli insan haklarındandır.
Hangi sebeple, hangi niyetle, hangi gayeyle, hangi vesaireyle olursa
olsun ferdin eğitim hakkı engellenmemelidir. Hele hele, okumak arzusuyla
üniversitelerin kapılarına kadar gelmiş bir evladımızın,
"imkân yok, yer yok, şu yok, bu yok" gibi sebeplerle geri çevirmenin,
en azından Anayasa ve insan hakları ihlali olduğunu düşünüyorum.
Aynı zamanda, okullaşma
oranı bakımından, dünya ülkeleri arasında en son sıralarda yer
alan ülkemizi bu açmazdan kurtarmak için, ülke sathına dengeli bir
şekilde yayılan yeni yükseköğretim kurumlarının açılmasına ihtiyaç
vardır. Bu nedenle, her ile mutlaka, en az bir üniversite açılması gerekir,
demek gerekmektedir.
Değerli milletvekili
arkadaşlarım, Karaman'ımızda üniversite açılması bir hayal değil,
aksine tarihsel ve kültürel birikimiyle bir hakkın gereği idi. Bu
üniversiteye toplumsal bir mutabakatla "Karamanoğlu Mehmetbey
Üniversitesi" adının verilmesi, tarih, dil, kültür alanında
uluslararası düzeyde ve kalitede bir bilim platformunun Karaman'da
hasıl olmasına da imkân sağlamaktadır.
Karaman'da mevcut yükseköğretim
kurumlarının fiziki durumları, gelişme kapasiteleri, bölgenin
tarihî, coğrafi, ekonomik ve sosyal durumu, bu yolla bölgedeki sanayi
sektörüne kazandırılacak teknolojik dinamizmin bünyesinde üniversite
kurulmasını gerektirmekteydi. İlimizde üniversite kurabilmek
için belirlenen asgari şartların çok üzerinde fiziki şartlar mevcut
olup, millet-devlet bütünleşmesi ve Hükûmetimizin gayretleriyle bu
imkânlar sağlanmıştır.
Üniversite, Karaman
ilinin sosyokültürel ve ekonomik kalkınmasında çok önemli katkılar
sağlayacaktır. Üniversite, Türkiye'mize, Türk dünyasına, Türkçemize,
sanayimize ve tarımımıza, asgari on binlerce öğrencisiyle, büyük
bir aktivite getirecek; ayrıca geniş boyutlu perspektifte araştırma,
geliştirme potansiyeli sağlayacaktır.
Karamanoğlu Mehmetbey
Üniversitesi, Karaman'a sosyal ve kültürel değişim ve gelişim yönüyle
büyük bir ivme kazandıracaktır.
Sonuç olarak, Karaman'da
kurulacak olan Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, muasır medeniyetler
düzeyine ulaşılmasına müspet katkı sağlayacaktır.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Bir saniye.
Buyurun, konuşmanızı
tamamlar mısınız Sayın Çavuşoğlu.
YÜKSEL ÇAVUŞOĞLU (Devamla)
- Değerli milletvekili arkadaşlarım ve Sayın Başkanım, izin verirseniz,
değerli öğrencilerim için de birkaç kelime söylemek istiyorum sözlerime
son vermeden önce.
Bir öğretim üyesi olarak,
gerek kurulacak olan yeni üniversitelerde gerekse diğer üniversitelerimizde
okuyacak öğrenci kardeşlerime diyorum ki, bu milletin evlatları
olarak, bu milletin geleceğini kuracak ve geliştirecek olan gençleri
olarak birbirinizi sevmeye, birbirinizle dayanışma içinde olmaya
her zamankinden daha fazla mecbur olduğunuzu hatırlatmak isterim.
Sizlerin, yüksek ahlak ve erdem, yüksek muhakeme gücü, derin ve kaliteli
bilgiyle donatılmaları, tevazu yüklü, alçak gönüllü, yüksek adalet
sahibi, yüksek şahsiyete ve onura sahip olmanızın, geleceğimiz
için çok büyük önem arz ettiğini açıkça söylemek isterim. Her zaman,
bu noktada, demokrasi, bizi muasır medeniyet seviyesine ulaştıran
en önemli araç olmalı. Öyleyse, bu hedefe götüren demokrasi için de
elimizden geleni yapmalıyız.
Biliyorum ki, basit
ve kolay problemleri çözmekten ziyade, müşküllerin çözümüne katkıda
bulunmayı, ülkemiz ve milletimizin geleceğine katma değerleri
sunmayı amaçlamaktasınız, çalışmalarınızı bu paralelde sürdürmektesiniz.
Sizler geleceksiniz, geleceğimiz de sizlersiniz.
Bu duygu ve düşüncelerimle,
başta Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi olmak üzere, bütün illerimizdeki
açılacak olan üniversitelerimizin ülkemize, milletimize hayırlı
olmasını, hayırlı çalışmalara, hayırlı gelişmelere vesile olmasını
temenni eder ve üniversitelerimizin kurulmasında emeği geçen herkese,
başta Sayın Başbakanımızın şahsında Hükûmetimize, bürokratlarımıza
ve Parlamentomuzun siz değerli üyelerine teşekkür ediyorum.
Yüce Meclisi saygılarla
selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Çavuşoğlu.
Sayın milletvekilleri,
madde üzerinde bir önerge var, okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
1414 sıra sayılı Kanun
Tasarısı'nın çerçeve 7'nci maddesine bağlı ek madde 72'de ve madde
başlığında geçen "Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi" ibaresinin
"Karaman Üniversitesi" olarak değiştirilmesini dilerim.
Saygılarımla.
Mustafa
Gazalcı
Denizli
BAŞKAN - Komisyon katılıyor
mu?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Hükûmet?
ÇEVRE VE ORMAN BAKANI
OSMAN PEPE (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Peki, teşekkür
ederim.
Gerekçe mi, söz mü istiyorsunuz
Sayın Gazalcı?
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın
Gazalcı.
MUSTAFA GAZALCI (Denizli)
- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu altı tane
önergenin birinde ben konuşacağım.
Yalnızca Karaman
için vermedim bu önergeyi, her ilin üniversite adı o ilin adıyla olsun
diyorum özetle.
Şimdi, daha önce on
beş yeni üniversite konusunda da, komisyonlarda illerin adları
çıkarılarak kimi isimler verildi. Bu kez de, Hükûmetten gelen tasarı,
komisyonlarda değiştirilerek illerimizin kimilerinin adları
çıkarılıp başka isimler verildi. Tabii, ilki Karaman'a denk geldiği
için buradan başlanıyor. Aslında Karamanoğlu Mehmet Bey'e, Türkçeye
tutkun, Türkçenin özleşmesini isteyen bir kişi olarak ben sonsuz
saygı duyuyorum. "Divanda, dergâhta, bargâhta Türkçeden başka dil
kullanılmayacaktır." diyen bir kişiyi gerçekten saygıyla anıyorum,
onun için ne yapılsa azdır diyorum; ama, ben bir ilkeden söz etmek istiyorum:
Bir iş yaparken güzel yapalım, doğru yapalım, ilkeyi bozmayalım diyorum.
Bakın, elinizdeki tasarıda,
43'üncü sayfada Hükûmetten gelen tasarı biçimleri var, sonra komisyonda
bunlar değiştirilmiş: İşte, Karaman Üniversitesinin adı Karamanoğlu
Mehmetbey Üniversitesi olmuş, Ağrı Üniversitesinin adı Ağrı Dağı
Üniversitesi olarak değiştirilmiş, Çankırı Üniversitesi Çankırı
Karatekin Üniversitesi olmuş, Bitlis Üniversitesinin adı Eren Üniversitesi
olmuş, Muş Üniversitesinin adı Alparslan Üniversitesi olmuş, Mardin
Üniversitesinin adı da Artuklu Üniversitesi olmuş. Tabii, bu adların
her birinin anlamı var, yani bir Alparslan'ın Türk tarihi için önemini
kabul ediyorum, Artuklu'nun Mardin için taşıdığı bir değeri kabul
ediyorum. Yüz yıllardan, bin yıllardan gelip bir kültürü bugün yaşatmak
güzel, ama o ilin kendisi çok önemlidir değerli arkadaşlar. Şimdi,
özellikle üç tanesi var ki dinlemenizi istiyorum: Eren Üniversitesi
nerede diye sorsam, biraz önce okumuş olmama karşın, birçoklarınız
bilmeyecek. Sizin çocuğunuz Eren Üniversitesini kazandı, "neresi
bu?" diye soracaksınız.
Değerli arkadaşlar,
yani Eren ne yaptı bilmiyorum, belki, birtakım katkılarda bulunmuştur.
Şimdi, moda oldu bu, yani biraz katkı verildi mi, okulun adını kendi
adı olarak yazdırıyor. Üniversite kuruyoruz değerli arkadaşlar,
üniversite. Belki, bir fakülteye, bir laboratuvara, bir dersliğe
adı verilir, ama koskoca üniversiteye bir kişinin adı… Arkasından,
geçiyorum, şimdi, burada, Bitlis adı yok, yani, hiç olmazsa Bitlis
Eren Üniversitesi olmalı.
Muş Üniversitesinin
adı, Alparslan. Değerli arkadaşlar, bunu, Muşlular bilebilir ama,
hiç olmazsa -benim önerim, Muş Üniversitesi olmasıdır ama- Muş Alparslan
Üniversitesi olmalıdır. Bir daha söz almamak için bu önergede hepsini
açıklamaya çalışıyorum. Mardin için de öyle, Mardin kalkmış ortadan,
yalnız Artuklu Üniversitesi var, hiç olmazsa Mardin Artuklu olabilir.
Benim önerim, ilkeyi hiç bozmadan, Hükûmet tasarısında olduğu gibi
hiç olmazsa, yalnızca illerin adları verilmelidir. Geçen kez de burada,
Burdur Üniversitesinin adı değiştirildi, kimi üniversitelerin
adları değiştirildi, ben, gene bir konuşma yapmıştım. Tekrar ediyorum,
ne Alparslan'a ne Karamanoğlu Mehmetbey'e ne Artuklu'ya karşı değilim;
karşı olduğum, bir ilkedir, o ilin adı, üniversitenin adı olmalıdır.
Bakın, geçmişte, 21 yerde köy enstitüsü kuruldu, hiçbirinde kişi
adı yoktur, bey adı yoktur, paşa adı yoktur; yalnızca o yerin, o köyün
adı var.
(Mikrofon otomatik
cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Bir saniye
Sayın Gazalcı.
Buyurun, konuşmanızı
tamamlar mısınız.
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)
- Onun için, bir şey yapılırken güzel yapılsın diyorum. Komisyonlarda,
bir önergeyle, birinin aklına bir şey geldi, ya şu olsun, Eren Üniversitesi
olsun, Artuklu olsun… Hayır arkadaşlar, illerin adları olsun, illerin
adları olsun, belli olsun. Bakın, bu ilke bozulduğu zaman, ileride
de olur, geçmişte yapılmışsa…
MEVLÜT AKGÜN (Karaman)
- Pamukkale Üniversitesi…
MUSTAFA GAZALCI (Devamla)
- O hata değildir.
Kimi arkadaşlar diyor
ki: "Biz rektörü şimdi kendimiz tayin edeceğiz, 1992'de de böyle
olmuştu." Kötü örnek, örnek değildir. Bakın, geçmişte yapılmışsa,
o örnek örnek değildir. Onun için, yer olarak o ilin adı üniversitede
olmalı diyorum.
Burada kimi talihsiz
sözler edildi. Savunmasız Yükseköğretim Kurumu… İşte, her şey
Hükûmete mal edildi. Yükseköğretim Kurumu sanki üniversite kurmayı
istemiyor, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz yeni üniversite
açılmasını istemiyormuşuz gibi, kimi konuşmalarda izlenimler
yaratılıyor. Bu son derece yanlıştır. Biz, gerçek anlamda altyapısı
olan, elemanı olan, fiziki koşulları olan, bilim ortamına uygun
olan bir üniversite istiyoruz, çağdaş bir üniversite istiyoruz.
O yüzden, ben yaptım
oldu demeyelim. Hiç olmazsa adından başlayarak, gelin, bir oldubittiye
getirmeyelim, tasarıda olduğu gibi, o illerin adları üniversite
adı olarak kalsın. Bunu kabul etmeyecekseniz, hiç olmazsa, bu eklediğiniz
adların önünde il adları olsun diyorum.
Önergelerimizin
-bundan sonraki, gelecek maddelerde de var, altı tanedir, onlarda
konuşmayacağım, gerekçesi okunacak- kabul edilmesini diliyor,
hepinize saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Gazalcı.
Önergeyi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler…Teşekkür
ederim. Önerge kabul edilmemiştir.
Ek madde 72'yi oylarınıza
sunuyorum: Kabul edenler… Teşekkür ederim. Kabul etmeyenler…Teşekkür
ederim. Kabul edilmiştir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
Ek madde 73'ü okutuyorum:
Ağrı Dağı Üniversitesi
EK MADDE 73- Ağrı'da
Ağrı Dağı Üniversitesi adıyla bir üniversite kurulmuştur. Bu üniversite;
a) Rektörlüğe bağlı
olarak kurulan Fen-Edebiyat Fakültesi, İktisadî ve İdarî Bilimler
Fakültesi ile Atatürk Üniversitesi Rektörlüğüne bağlı iken adı ve
bağlantısı değiştirilerek oluşturulan ve rektörlüğe bağlanan
Eğitim Fakültesinden,
b) Atatürk Üniversitesi
Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan
ve rektörlüğe bağlanan Sağlık Yüksekokulundan,
c) Atatürk Üniversitesi
Rektörlüğüne bağlı iken adı ve bağlantısı değiştirilerek oluşturulan
ve rektörlüğe bağlanan Meslek Yüksekokulu ile Sağlık Hizmetleri
Meslek Yüksekokulundan,
ç) Rektörlüğe bağlı
olarak kurulan Sosyal Bilimler Enstitüsü ile Fen Bilimleri Enstitüsünden,
oluşur.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet
Halk Partisi Grubu adına, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt.
Buyurun Sayın Öğüt.
CHP GRUBU ADINA ENSAR
ÖĞÜT (Ardahan) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte
olan on yedi ilde üniversite kurulmasıyla ilgili kanun tasarısı
üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum.
Ağrı ilinde Ağrı Dağı
Üniversitesinin kurulması, bizim için onurdur, gururdur, Ağrılı
tüm hemşehrilerimize hayırlı olsun. Ben Ağrı'ya gittim, yirmi gün
önce Ağrı'daydım. Hakikaten, Ağrı her şeye layıktır. Ağrılı insanların
duyarlı tarafları, vatanına, milletine, devletine bağlı, çağdaş,
demokratik düşüncelerine layık bir şekilde çok güzel bir üniversite
kurulacağına inanıyorum ve buradan da Cumhuriyet Halk Partisi
olarak Ağrı'ya üniversite kurulmasını canıgönülden istiyor ve
destekliyoruz. Ancak, Ağrı'ya ve on yedi ilimize kurulan üniversiteler
çok güzel, çok iyi, ama, niçin dokuz tane il daha dışarıda bırakıldı?
Bu iller çok mu kalkınmış acaba Sayın Bakanım?
PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU
SÖZCÜSÜ SABAHATTİN YILDIZ (Muş) - Sırayla.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Bu illerin içerisinde sınır ili olan Ardahan var, Hakkâri var, Yalova
var, Şırnak var, Iğdır var, Gümüşhane var, Tunceli var, Bartın var, Bayburt
var. Bu dokuz tane ili niçin dışarıda bıraktık?
ALİ ÖĞÜTEN (Karabük)
- Daha sonra.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Bakın, şimdi, dünyanın coğrafyasına baktığınızda, nereye bakarsanız
bakın arkadaşlar, kalkınmamış bölgelere üniversiteler kurarak o
bölgelerin kalkınması sağlanır. Ama, bizde tam tersi oluyor. Tabii
ki diğer illerimizde de olsun. İstanbul, Ankara, İzmir'de -vakıf
üniversiteleri dahil- yığılmış. Devletin yapacağı sadece bir şey
var: "Kardeşim, ben sana her türlü kolaylığı yaparım. Vakıf üniversitesini,
gideceksin kalkınmamış illere kuracaksın..."
Şimdi, bakın, Ardahan'da
veya Hakkâri'de veya Şırnak'ta veya Iğdır'da, o bölgede insanlar parasız
askerlik yapıyor; yaz-kış demeden, ağır koşullar altında, sekiz ay
karların altında mücadele veriyor; vatanına bağlı, devletine
bağlı, asker veriyor, şehit oluyor. Peki, o bölgenin kalkınması
için üniversitelerin kurulmasını niye engelliyoruz? O bölgelere
niye üniversite kurulmuyor?
AHMET YENİ (Samsun) -
Kuracağız, kuracağız.
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Şimdi, burada, inşallah o bölgelere de üniversite kurulması Cumhuriyet
Halk Partisinin iktidarına nasip olacak. Ben ona inanıyorum.
AHMET YENİ (Samsun) -
Ebedi kurulmaz o zaman!
AYHAN SEFER ÜSTÜN (Sakarya)
- Ensar Bey, bunu engelliyorsunuz!
ENSAR ÖĞÜT (Devamla)
- Değerli arkadaşlar, burada şunu söyleyeyim: Dört buçuk yıldır
bekletiliyor, bekletiliyor da, bu Meclis seçim kararı aldıktan
sonra seçim malzemesi için mi bu illere üniversite kurulması için
kanun teklifi getirildi? Bunu niye önceden getirmediniz? Bu daha
önce getirilseydi bakın, Ağrı'da üniversite kurulmuş olsaydı Kars
Kafkas Üniversitesi diğer illere daha çok hizmet vermiş olacaktı. Ama,
hayırlı olsun. Geç de olsa destekliyoruz.
Değerli arkadaşlar,
burada bir şey anlatayım: Üniversitenin Ardahan'a kurulması gerekir.
Niçin biliyor musunuz? Ardahan kırk üç yıl Rus işgali altında kalmış.
3 Ocak 1919'da, Atatürk daha Samsun'a çıkmadan önce Ardahan'da Millî
Şûra Hükûmeti kurulmuş, 23 Temmuzda, Erzurum Kongresinde Ardahan
halkı Kâzım Karabekir Paşa'yla birlikte Erzurum'a gelerek cumhuriyetin
kurulmasına büyük destek vermiş, katkı sunmuştur. Böyle bir yeri
üniversite kurulmasından mahrum etmek Büyük Millet Meclisine yakışmıyor.
Büyük Millet Meclisine ben şu öneriyi veriyorum: Rica ediyorum, 17
ilin içerisine 9 ili ve Ardahan'ı ekleyin. Bakın, bu kalkınmamış bölgelerde
sınır illerinin kalkınmasını istiyorsanız, mutlak surette bunu
sağlamamız gerektiğine inanıyorum.
Değerli arkadaşlar,
benim, Kasım 2003 yılında Ardahan'a, Ardahan Üniversitesi kurulsun
diye bir teklifim oldu. Bu Meclise geldi, ne yazık ki, Adalet ve Kalkınma
Partisinin oylarıyla reddedildi, gündeme dahi alınmadı. Bunun hesabını
soracak Ardahanlılar tabii ki. Ama, şunu söyleyeyim: Hiç olmazsa,
şimdi Ardahan'a üniversite kurulmasa bile, İnsani Bilimler ve Edebiyat
Fakültesi Bakanlar Kurulunda bekliyor, o imzadan çıksın, İnsani
Bilimler ve Edebiyat Fakültesi Ardahan'a kurulsun. Ama, Ardahan'ın
İlçelerine -Göle'ye, Posof'a, Damal'a, Hanak ve Çıldır'a da- hiç olmazsa,
birer yüksekokul kurulsun ki, o bölge göç etmesin, bölge boşalmasın
değerli arkadaşlar.
Bölgemizi biliyorsunuz,
çok hassas, çok yoksulluk, işsizlik var. Yoksulluğun ve işsizliğin
had safhada olduğu bölgede, inanın, kızlarımız, o bölgede oturan
gençlere gitmiyorlar. "Eğer İstanbul'da, Ankara'da işiniz varsa,
İstanbul'daki, Ankara'daki gençlere varırız" diyorlar. Yani,
bölgede oturan genç çocuklarımıza, o bölgede oturan kızlar bile
gitmiyor. O bölgelerin kalkınması için sanayi gitmiyor, iş adamı
gitmiyor, ya hiç olmazsa devlet gitsin, devletin üniversitesi, fakültesi
gitsin. Şu anda Ardahan esnafı, inanın, yemin ediyorum, çok sıkıntılı
günler yaşıyor. Sadece Ardahan mı? Iğdır da öyle, Kars da öyle, Ağrı
da öyle, Şırnak da öyle, Ordu da öyle Sayın Başkanım. İnsanlarımız
aç, siftah yapmadan dükkân kapatıyorlar arkadaşlar. Gidin, işte sorun,
kış aylarında beş ay, altı ay -bakın, günlük demiyorum- siftah yapmayan
esnaf var. Gidin, tüm bölgeyi bir tarayalım, bakalım. Peki, şimdi,
siftah yapmayan esnafın gelişmesi, kalkınması için ne yapmak lazım?
Nüfusun olması lazım. Nüfusun olması için… Devlet oraya yatırım
yapmıyor, "Ben özel sektöre bıraktım" diyor. Özel sektör de
gitmiyor, fabrika kurmuyor. Ne yapmak lazım? İşte, devlet, vakıf üniversitelerine
her türlü kolaylığı sağlayarak, sınır illerine, kalkınmamış illere
üniversiteler veya fakülteler kurdurursa o zaman oraya nüfus gider,
kalabalık olur, esnafın yüzü güler, alışveriş olur arkadaşlar. Şimdi,
burada bunu yapmak lazım, bize düşen görev bu, devlet düşen görev
bu. Ama, bunu, AK Parti yapmıyorsa Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında
mutlak surette yapacağız. Yani, Doğu ve Güneydoğu'yu kalkındırmamış,
Türkiye'yi kalkındıramayız değerli arkadaşlar; bu böyledir, bu
doğrudur. Sabahleyin konuşmamda da söyledim, bakın, şunu söyleyeyim:
On altı ilde araştırma yaptık 6,5 milyon insan yaşıyor, 2,5 milyon insanın
banyosu, tuvaleti yok. 21'inci yüzyılda ayıp bu. Bize yakışır mı,
devlete yakışır mı, böyle bir şey olabilir mi? "Temizlik imandan
gelir" diye din sömürüsü yaparız; arkasından, insanların köyüne
su vermeyiz, böyle bir şey olabilir mi?
Değerli arkadaşlar,
şimdi, zamanım yok ama, şunu söyleyeyim: Kars Kafkas Üniversitesinde
tıp fakültesi var, 2002 yılında kuruldu. 2002 yılında tıp fakültesi
kuruldu ama, adı var kendisi yok. Bakın, Kars Kafkas Üniversitesi Tıp
Fakültesinin doktoru yok, yardımcı sağlık personeli yok, alet edavatı
yok. İnsanlarımız, Erzurum'a veya Ankara'ya gitmek mecburiyetinde
kalıyor veya hastalarımız yolda ölüyor. Bizim bir halk ozanımız var
Mürsel Sinan, bir dörtlüğünü okuyacağım, diyor ki: "Öğretmenim
sürgün geldi/ Doktorum ilaçsız kaldı/ Hastamız kızakta öldü/ Ben köyümden
göçer miydim?" Şimdi, bizim hastamız kızakta ölmese, yolda ölmese
arkadaş, biz niye bu kadar feryat edelim? Yani, Ardahan vatan toprağı
değil mi, Hakkâri vatan toprağı değil mi, Şırnak vatan toprağı değil
mi, Iğdır vatan toprağı değil mi? Niye bunları ayırıyor, diğer illere
üniversite kuruyorsunuz da bunlara üniversite kurdurmuyorsunuz?
İşte, burada, bakın, -muhalefet yapmanın da bir edebi vardır- ben
gerçekleri konuşuyorum, karalamak için bir şey konuşmuyorum arkadaşlar.
Doğu Anadolu'da yedi sekiz ay karlar altında, toprak evin altında,
ahırda ineğiyle, hayvanıyla baş başa yaşam mücadelesi veren insanlarımıza
hizmet etmek, en büyük ibadet değil mi arkadaşlar? O zaman, niçin üniversiteleri
kurarken Ardahan'ı veya diğer illeri ayırıyorsunuz da, diğer illere,
hiç alakası olmayan illere üniversite kuruluyor? İşte, burada
çok düşündürücü bir stratejik durum var arkadaşlar.
Ardahan'ı, biliyorsunuz,
Ermenistan kendi sınırlarında gösteriyor. Peki, devlet de orayı
boşaltmak için elinden geleni yapıyor, devleti yönetenler. Yani,
oradaki insanlar insan değil mi? Parasız askerlik yapıyorsa, yaz,
kış, zemheri demeden orada mücadele verip vatan toprağını bekliyorsa,
oradaki insanlara bir üniversite kurulmasını çok görmemek lazım,
ama üniversite kurulmuyorsa, derhâl Bakanlar Kurulundan fakültenin
onaylanmasını, Ardahan'ın bütün ilçelerine birer yüksekokul kurulmasını
talep ediyor, yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından
alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim
Sayın Öğüt.
Şahsı adına Ağrı Milletvekili
Sayın Naci Aslan.
Buyurun Sayın Aslan.
(AK Parti sıralarından alkışlar)
NACİ ASLAN (Ağrı) -
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1414 sıra sayılı on yedi ilde
üniversite kurulmasıyla alakalı kanun tasarısı üzerinde şahsım
adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri,
bir baba, çocuğu doğduğu gün sevinir, evlendirdiği gün sevinir.
Ben de bir baba olarak, üç çocuk babası olarak şunu diyorum ki: Ben hayatımın
en sevinçli gününü yaşıyorum ve bütün Ağrılılarla beraber bu sevincimizi,
bu özlemimizi Türkiye'nin mimarı, Türkiye ve dünyaya yön veren gerçek
lider, halkın bağrında sevgisiyle, mutluluğuyla, sevdasıyla oturmuş
Başbakanımız, AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve
onunla birlikte Türkiye'yi gelecek ufuklara hızlı adımlarla taşıyan
Hükûmeti ve Parlamento grubu…
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Vay be!
NECATİ UZDİL (Osmaniye)
- Helal olsun sana!
NACİ ASLAN (Devamla)
- On yedi ille beraber, Ağrı ili halkı da, sizlere, şükranlarını,
saygılarını ve minnettarlıklarını ifade ediyor.
Değerli arkadaşlarım,
Ağrı Dağı Üniversitesinin kuruluşunda en büyük emeği de… Birkaç
gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onur ödülüne layık
görülen büyük iş adamımız, IC Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın
İbrahim Çeçen'in, Başbakanımıza, Ağrı Dağı Üniversitesinin kampüsünü
kendisi parasıyla yapacağını taahhüt etmesiyle gerçekleşmiştir.
Değerli arkadaşlar,
şimdi, ben, bazı politikacı arkadaşlarımın, milletvekili arkadaşlarımın
düşüncelerini anlayamıyorum, kavrayamıyorum. Elbette ki, her
partinin kendisine göre bir siyasal görüşü vardır, bir programı
vardır ve bir tüzüğü vardır ve bir de dünyaya bakış açısı vardır, ekonomik
sisteme bakış açısı vardır, ama doğrular birdir. Yani, artı artı artı,
artı eder, eksi artı bazen yanlış yollara da gidebilir. Şimdi bir
önerme ya doğrudur ya yanlıştır, bir önerme hem doğru hem yanlış olamaz.
Şimdi, siz, güzelden hoşlanmıyor musunuz? Şimdi, bir Başbakan düşünün
ki, Türkiye'yi baştan başa duble yollarla donatmış.
FERİDUN FİKRET BALOĞLU
(Antalya) - Niye CHP'den aday oldun?
NACİ ASLAN (Devamla)
- Gayrisafi millî hasılayı 180 milyar dolardan 400 milyar dolara taşımış,
Merkez Bankasındaki rezervimizi 26 milyar dolardan 64 milyar dolara
çıkarmış, enflasyonu 40'lardan 9'lara indirmiş, faizleri 70'lerden
17,5'lara indirmiş ve Türkiye'nin itibarını dünyada sayılır bir konuma
taşımış, ülkesinin bütün topraklarını adım adım gezmiş, Türkiye'yi
dünyayla barıştırmış, kucaklaştırmış, 63'lerden beri kapısına bile
uğrayamadığımız, bizi adam yerine koymayan Avrupa Birliğinde
söz sahibi olmuş, müzakereleri başlatmış ve bu Başbakanın kurduğu
Hükûmette de Millî Eğitim Bakanlığını yapan Sayın Hüseyin Çelik, elbette
ki beğenemezsiniz, çünkü gün geçtikçe üretkenliği artıyor ve Türkiye'nin
eğitim politikasını dünya standartlarına taşıyor.
ORHAN ERASLAN (Niğde)
- Aynı senin gibi!
NACİ ASLAN (Devamla)
- Örnek mi vereyim sana? İşte, örnek: Bizim, Türkiye'de 550 bin tane
bilgisayar dağıtarak, benim örneğin, Doğubeyazıt'taki Telçeker
köyündeki çocuğum Amerika'yla iletişim kurabiliyor.